Papadopulos rest çekti: Anlaşmayı desteklememi beklemeyin!


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, adayı son ziyareti sırasında görüştüğü BM Genel Sekreter Yardımcısı Krean Prendergast'a, "Bugünkü şekliyle anlaşma metnini referandumda desteklememi beklemeyin" dediği bildirildi.
Rum Politis gazetesi, Prendergast'ın bu ayın ilk haftasında Kıbrıs'a yaptığı ziyaret sırasında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a, anlaşma metnini
referandumlarda desteklemeleri çağrısını ilettiğini hatırlattı.
Gazete, "güvenilir bir diplomatik kaynağa" dayanarak, Papadopulos'un Prendergast'a, "açıkça ve tane tane, bugünkü olgularla Annan planını desteklemenin elinde olmadığını" belirterek, "Yapamam
, elimde değil" dediğini yazdı.
Papadopulos'un, Prendergast ile Rum Başkanlık Köşkü'ndeki görüşmesi sırasında, "Rum anayasasının böyle bir şey öngörmemesine rağmen referandumların yapılacağı" vaadinde bulunduğu, ancak referandumda Annan planını destekleme
konusunda, "Olduğu şekliyle, anlaşma metnini desteklememi beklemeyin" dediği bildirildi.
MILLIYET 14/03/2004

Karamanlis: Müzakerelerin olumlu sonuçlanması gerekli!


Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs müzakerelerinin mevcut güçlüklere rağmen olumlu sonuçlanması gerektiğini söyledi.
Karamanlis, çalışma ziyareti için Atina'ya gelen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinden sonra gazetecilere açıklama yaptı.
Atina'nın Rum yönetimini ve Papadopulos'u "yürekten" desteklediğini b
elirten Karamanlis, Annan planı temelinde, BM kararları çerçevesinde, AB müktesebatına uygun, 1 Mayıs'tan önce ulaşılacak ve tüm Kıbrıs halkının AB üyeliğinden yararlanmasını sağlayacak adil ve kalıcı bir çözüm istediğini bildirdi.
Kıbrıs'ta müzakerelerin
sürdüğünü kaydeden Karamanlis, mevcut güçlüklere rağmen olumlu bir sonuca ulaşılmasının gerektiğini de vurguladı.
Karamanlis, "Lefkoşa karar alır, Atina destekler" yaklaşımının halen geçerli olup olmadığı sorusuna ise Atina'nın "Papadopulos ve Rum liderliğ
ini desteklediğini ve sonuna kadar desteğini sürdüreceği" yanıtını verdi.
Gazetecilerin, Rum tarafının müzakere sonucunun referandumlardan önce TBMM'de onaylanması talebine ilişkin soruyu da yanıtlayan Karamanlis, "Biz bu talebin yanıtlanması gereken nokta
lardan birisi olduğu kanısındayız. Ama bu konu şu anın meselesi değil" dedi.
MILLIYET 14/03/2004

Kıbrıs müzakerelerinde 15. randevu yarın


Lefkoşa - Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunması amacıyla 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlatılan müzakerelere hafta sonu verilen aranın ardından yarın devam edilecek.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri müzakereler çerçevesinde yarın 15'inci kez bir araya gelecek.
Müzak
ere takvimi uyarınca, geçen hafta başlaması beklenen al-ver süreci, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesi ve hazırlıkların tamamlanmamış olması nedeniyle başlamamıştı. Cuma günü yapılan 14. görüşmede taraflar, kurucu devlet anayasa taslağını da BM'ye teslim etmemişti.
Müzakere çerçevesinde 19 Şubat'ta başlayan görüşmelerde yarından itibaren en kritik haftaya giriliyor. Türk ve Rum tarafının BM gözetiminde yaptığı görüşmelerin son haftasına geçiliyor.

GERGİN SÜREÇ

Bu hafta al-ver sürecine geçilecek ve bu sürecin oldukça gergin geçmesi bekleniyor. 22 Mart'a kadar sürecek görüşmelerde tarafların anlaşamadığı konular, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansta halledilemeye çalışılacak. Burada da üzerinde anlaşılamayan konuları BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayacak ve ortaya çıkacak metin 20 Nisan'da Türk ve Rum tarafında eşzamanlı olarak referanduma sunulacak.
Taraflar, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun talebi üzerine, Annan planınd
a yapılmasını istediği değişikleri liste haline getirerek en geç yarına kadar BM'ye ilecek.
De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla yarında itibaren ayrı ayrı da bir araya gelerek, al-ver sürecini başlatmaya çalışacak. Ancak yarın al-ver sürecine geçilmesi
beklenmiyor.
Yarın yapılacak görüşmeden sonra, De Soto, taraflara ayrı ayrı yapacağı görüşmelere başlayacak. Bu nedenle Salı günü toplu görüşmenin yapılmayabileceğine işaret ediliyor.
Yarın yapılacak görüşmede, Türk ve Rum tarafının, bazı konularda görüşl
erini içerecek belge sunuşu da yapacak. Yarınki görüşme saat 10.00'da başlayacak.
MILLIYET 14/03/2004

Barışın sesi!


Hasan Cemal Kuzey Kıbrıs'ta nabız tutuyor - 5 / GİRNE

Bellapais'te, Haçlı seferleri döneminde inşa edilmiş manastırın duvarları arasından Akdeniz'i seyrediyorum. Burada hep klasik müzik çalar. Bu kez Vivaldi'nin Dört Mevsimi kulağımı okşuyor.
Patlayan baharın yeşilliğiyle Akdeniz mavisi iç içe. Bu coğrafyanın ölümsüz servi ağaçları ise etrafa bir başka güzellik katıyor.
Doyamadığım bir manz
ara!
Kıbrıs'a her gelişimde uğradığım bir yer. On ikinci yüzyıldan kalma bu duvarın dibindeki masada kim bilir kaç kez dalıp kendi iç yolculuğuma çıktım. Özellikle gün batıp mehtap doğarken...
Restoran yerli yerinde. Çevrede tek değişiklik, Rumca yazı ve d
uyurular. İki masada Rumlar var, öğle vakti keyifle beyaz şaraplarını yudumluyorlar. Yaşlıca bir kadın, masadaki genç kızlara Girne'yi işaret edip bir şeylBenim kulağımda, Yakın Doğu Üniversitesi'nde geçen gün rastladığım genç kızın o sözleri var:
"Bu çağd
a düşmanlıkla yaşanmaz. Olan olmuş geçmişte. Artık geçmişte yaşayamayız. Geçmiş geçmişte kalsın."
Bu seste barış çağrısı var. Bu seste çözüm çağrısı var. Öyle inanıyorum ki, 20 Nisan'da referandum günü en çok bu ses duyulacak.
Beş gün boyunca Kuzey Kıbrıs'
ta dolaştım. Annan planına karşı olanla, olmayanla konuştum.

'İyimserim, evet çıkacak'
Çözüm yakın, barış yakın.
İçimdeki ses de öyle diyor.
Lefkoşa'nın CTP'li, - Başbakan Mehmet Ali Talat'ın partisinden - Belediye Başkanı Kutlay Erk şöyle dedi:
"İyimserim, evet çıkacak. Öylesine acılar yaşadı ki bu halk, geçen yıllar içinde barışa olan ihtiyacının büyüklüğünü iliklerine kadar hissetti. Çözümsüzlükle sadece fakirleşiriz, dünyadan daha çok izole oluruz. Avrupa vatandaşlığının ne anlama geldiğinin bilincinde
olmayanlar, bence referandum günü iyice azınlığa düşecekler."
Buna ben de inanıyorum.
Ancak çözüm için, 20 Nisan'da sandıktan yüksek oranda evet çıkması için iki konunun altını bir kez daha çizmek elbette gerekiyor: (1) Ankara'da hükümetin sağlam durması.
.. Bir başka deyişle, referandum öncesi 'evet'e ilişkin olumlu mesajını Kuzey Kıbrıs'a göndermesi... (2) Otuz yıldır yaşadığı evini barkını, malını mülkünü çözümle birlikte Rum'a geri vermek durumunda olanların geleceğe dönük kaygılarının giderilmesi, yani sağlam güvenceler sağlanması...
Ankara'dan mesaj ve mal mülk konusu herkesin ağzında...
"Hükümet sağlam mı?" diye soranlar arasında Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı da vardı. Hükümetin vereceği sesin özellikle Türkiyeli göçmenleri etkiley
eceğini, referandumda çözümü garantileyeceğini söyledi.
Ya hükümetten mesaj gelmezse.
Bu soruya Kıbrıslı bir meslektaşımın yanıtı şöyleydi:
"Sandıktan yine evet çıkabilir. Az farkla da olsa evetler kazanır, statüko yenilir. Ama bu az fark ve Denktaş'ın kam
panyası toplumu ikiye böler, toplumun dokusunda derin bir yara açılabilir. Anlaşma imzalanır ama barış baştan sakat doğabilir. Bu nedenle, Türk hükümetinin olumlu mesajıyla evet oranının yükselişe geçmesi lazım."
Mal mülk konusuna gelince...
Daha önce de y
azdım. Türkiyeli göçmenler için şu noktaların referandum öncesi sağlam kazıklara bağlanması sürekli yineleniyor: (1) Evini Rum'a bırakıp gidecek olanların yeni evlerinin bedelinin devlet tarafından karşılanması... (2) Oturduğu evin Rum tarafından kendisine kiralanması halinde, 20 yıllık kira bedelinin devlet tarafından ödenmesi... (3) Yeni evine barkına, işine kavuşana kadarki geçiş döneminde geçim derdinin devlet tarafından çözülmesi... (4) Ya da örneğin Güzelyurt'u bırakacak 22 bin Kıbrıslı Türk göçmen için inşa edilecek yeni Güzelyurt'u gösteren maketlerin, kaynaklarının inandırıcı biçimde sergilenmesi...
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la sohbet ederken bu konuda aynen şöyle dedi:
"Rumlarla iyi gitmiyor görüşmeler... Bir şey çıkmıyor. Anlaşılan hemen her
şey sonunda hakeme kalacak. Şunu açıkça vurgulamak istiyorum: Malk mülk konusu böyle giderse, ben referandumda hayır isterim. Çünkü böyle bir anlaşmadan kalıcı barış çıkmaz, yine geçmiş yaşanabilir."

'Barış, imzayla olmaz'

Evet, mal mülk konusu...
Yani kesenin ağzını açmak...
AB'nin, ABD'nin, Türkiye'nin bu noktaya gereken önemi vermeleri şart, eğer Güney'le Kuzey arasında duvar kalıcı biçimde inecekse... Yoksa, referandumdan evet çıksa bile, 1 Mayıs sonrası barışı yönetmek zorlaşabilir. Lefkoşa'nın göbeğ
inde, asırlık Ermeni konağındaki Boğcaciyan Restoran'da veya Türkçe adıyla Konak'ta ağızda dağılan Fırın Katmeri tatlısını yerken, Kıbrıslı bir meslektaşımın dediği gibi:
"Barış imzayla değil, insanların barışmasıyla mümkündür."
Beş günlük gezi sonrası içi
mdeki ses, Kıbrıs'ta çözümle barışın çok yakın olduğunu söylüyor. Ama tabii bunun bir koşulu var: AKP hükümetinin Kıbrıs'ta sağlam durması, olumlu mesaj vermesi...
Bu da şimdilik yakın ihtimal görünüyor.
İyi pazarlar!
HASAN CEMAL MILLIYET 14/03/2004

Kıbrıs'ta ilk uzlaşma: Bayrak

14/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Kıbrıs müzakerelerinde ilk anlaşma bayrak için sağlandı. Rumlardan ve Türklerden oluşan heyet, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı için prensip mutabakatına vardı. Rum basınına göre, Türklerle Rumların dört renkli bir bayrakta uzlaşmasıyla, yeni bayrağın mavi, beyaz, kırmızı ve turuncu renklerden oluşması benimsendi. Öneri Rum Yönetimi ile KKTC'nin onayını alırsa, BM tarafından açıklanacak. BM, Denktaş ile Papadopulos arasında hiçbir ilerleme sağlanmadığı bir ortamda, böylesi mutabakatların moral verdiğine inanıyor. Annan Planı gereğince, merkezi yönetimin yanı sıra, iki kurucu devletin de kendi bayrakları olacak. Güney Kıbrıs'taki ana muhalefet partisi Demokratik Birlik (DİSİ), Rum kurucu devletinin bayrağının Yunanistan bayrağı olmasını önermişti. Bu konudaki kararı Rum lider Tasos Papadopulos verecek.

Rauf Denktaş'ın eli anayasaya varmadı

Kurucu devlet anayasasını BM'ye sunmayan Denktaş, 'KKTC'yi ortadan kaldıran taslağı verirsem, anayasal suç işleyebilirim' dedi

14/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - New York mutabakatı uyarınca 19 Şubat'ta başlayan Kıbrıs müzakelerinde garantör ülkelerin katılımıyla dörtlü görüşmelere geçilmesine 10 gün kala, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yeni çekinceler öne sürüyor. Önceki günkü görüşmelerde, Annan Planı uyarınca birleşik Kıbrıs devletini oluşturacak iki kurucu devletten biri olan Kıbrıs Türk kurucu devletinin anayasa taslağını BM yetkililerine vermeyen Denktaş, dün KKTC'yi ortadan kaldıracak nitelikteki taslağı BM'ye sunma konusunda
'ikilem' içinde olduğunu belirtti. Rauf Denktaş, başsavcının 'devleti ortadan kaldıran, meclisin feshedilmesini öngören' taslağın hukuki olarak meclisin onayına sunulamayacağı yönünde görüş verdiğini aktardı. Taslak, meclis
bünyesinde oluşturulan özel bir komite tarafından hazırlanmıştı.

'Bende bu yetki yok'
Anayasa taslağının referanduma ek olarak verileceğini ve referandumda kabul çıkarsa geleceğin anayasası olacağını anlatan Denktaş, "Bana, Kıbrıs Türkü'nün eşit egemenliğini ortadan kaldırma, garanti anlaşmasını etkisizleştirecek bir anlaşmaya imza atma, halkımızın yarısını göçmen yapacak ve Rumların gelip bizi sokağa atacağı bir anlaşmayı kabul etme yetkisi verilmedi. Halkın süzgecinden geçirmeden bu taslağı verirsem, de
vletin ortadan kalkmasını, meclisin toz olmasını kabul ederiz. Bende bu yetki yok" dedi.
"Meclisin devleti ortadan kaldırma yetkisini ve kurucu devlet adı altında egemenliği olmayan bir kuruluşa dönüşmemizi kabul edip etmediğini bana söylemesi gerekir" gö
rüşünü dile getiren Denktaş, parti liderleriyle görüştükten sonra kararını vereceğini belirtti. KKTC lideri, hukukçuların da taslağı BM'ye verme yetkisi olmadığı yönünde görüş belirttiklerini, taslağı vererek 'anayasal suç' işleyebileceğini aktardı.

22 Mart'ta halkın arasında
Dün Göçmenler Derneği'nin Annan Planı'nı protesto ettiği 'Geleceğine Sahip Çık' mitingine telefonla katılan Denktaş, 22 Mart'tan itibaren halkın arasına katılarak gerçekleri aktaracağını da söyledi.

Bahçeli yine Kıbrıs'tan vurdu

14/03/2004 RADIKAL

DHA - ANTALYA - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AKP hükümetinin Kıbrıs politikalarıyla Enosis'e hizmet ettiğini söyledi. Bahçeli'nin dün Antalya'daki mitingine yaklaşık 3 bin kişi katıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a seslenen Bahçeli, şöyle konuştu: "Sen elinden geldiği kadar direndin. Ama sana baskı yapıyorlar. 22 Mart'tan sonra İsviçre'de görüşme yapılacak. Gel müzakereden çekil, Erdoğan Kıbrıs'ı nasıl satacakmış görelim. Hadi Erdoğan, tüccar zihniyetiyle Kıbrıs'ı bir sat da görelim. Ancak, AKP , Brüksel uğruna, AB'ye müzakere tarihi almak uğruna, ver kurtulcu bir zihniyetle, bilerek veya bilmeyerek Rumların Enosis'ine hizmet etmektedir."

Kıbrıs da Ege de çözülecek

Son haftalardaki diplomatik trafik, Kıbrıs sorununun mayıs, Ege anlaşmazlıklarının da aralık ayına kadar çözüleceğini gösteriyor

14/03/2004 RADIKAL

ALEKSANDROS TARKAS
Güneydoğu Avrupa'da, ani bir gelişme nedeniyle bütün öngörülerin değişmesine sık sık rastlanır. Ancak son haftalardaki diplomatik trafik Kıbrıs sorununun mayıs, Ege anlaşmazlıklarının da aralık ayına kadar çözümü için yolun açılmış olduğu belli oluyor.
Son dönemde Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yanı sıra, Yunan ve yabancı diplomatik kaynaklarca kaydedilen en önemli husus, Ankara'nın AB'ye çok ö
nemli bir mesajı. Mesajın anafikri, "Ege konuları için Yunanistan ile Türkiye arasında, yıl sonundan önce ortak bir anlayış sağlanması olasılığının var olduğu" yönündeki bir değerlendirmeye dayanıyor. Avrupa Komisyonu'na yönelik bu Türk mesajı, "olumlu ortamın ve yakın işbirliğinin (ikili anlaşmalar, AB ile ilgili konular için ortak heyetler) altının çizilmesiyle başlıyor ve bu diplomatik düzeyde pek nadir rastlanan net bir siyasi açıklamayla; 'Papandreu'nun çok olumlu bir yaklaşım gösterdiğinin ve Karamanlis'in aynı yönde devam edeceği hakkında Türkiye'ye güvenceler vermiş olduğunun" vurgulanmasıyla devam ediyor.
Ankara'nın AB ile bu teması, Ege'ye ilişkin istikşafi görüşmelerin Londra'da yapılan 23'üncü turunun olumlu değerlendirilmesi ve Türk tarafının b
u konular için ortak bir anlayışın yıl sonundan önce sağlanması olasılığına ilişkin izlenimle pekiştiriliyor. 2004 yılının sonlarına kadar ortak bir zemin bulunacağı yönündeki öngörü, AB'nin aralık ayı gündeminde Ege konularının artık yer almamasının gerekli olduğu yönünde bir değerlendirmeyle tamamlanıyor. Böylece, Ankara bu konuyu belki de AB ile üyelik müzakereleri için tarih verilmesiyle ilgili kriterler dışında bırakmaya çalışıyor.
Erdoğan, niyetlerinin samimi olduğu yönünde Atina'yı ikna etmek ve ülk
e içindeki hareketlerini kolaylaştıracak Yunan girişimlerinin gerekli olduğunu ortaya koymak için, son aylarda 'diplomasi dışı kanalları' defalarca kullandı. Erdoğan'ın Atina ile özel ilişkilerinin tarihi 2002 yılının kasım ayında; seçimleri kazandıktan sonra Yunan başkentini ziyareti sırasında, Annan Planı'nın Türkiye tarafından kabul edileceği yönünde güvenceler vermesiyle başladı. Simitis ile Papandreu Erdoğan'ın güvencelerine inandı; ancak birkaç ay sonra, Denktaş Ankara'ya kendi görüşlerini kabul ettirince, hayal kırıklığına uğradılar.
Simitis kendini Erdoğan'ın ihanetine uğramış hissetti ve 2003 yılının mart ayında Belgrad'daki görüşmeleri sırasında, Erdoğan'ın Kıbrıs meselesine ilişkin dörtlü zirve önerisini reddetti. Kıbrıs meselesinin bir işgal sor
unu olarak uluslararası niteliklerini kaybetmesine yol açması, olası dörtlü zirveye karşı sabit Yunan itirazlarının yanı sıra, Simitis ile Yunan dışişlerinin değerlendirmesine göre, Erdoğan ya söylediklerini uygulamayı istemiyor ya da uygulayamıyordu. Erdoğan, Yunan tarafının kuşkularını hemen anladı ve 2003 yılının ağustos-eylül aylarında, Atina ile temaslarını yenilemek için 'diplomasi dışı kanalı' kullandı. Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözülmesini gerçekten istediği yönünde güvenceler verdi; Yunan tarafının daha esnek olması halinde, daha rahat hareket edebileceği yönündeki değerlendirmesini tekrarladı. Niyetlerinin ve gönderdiği mesajların güvenilir olduğunu vurgulamak için Erdoğan, aynı kanallar aracılığıyla, İstanbul'daki Ekümenik Patrikhane'nin bazı sorunlarını çözmeye hazır olduğunu da belirtirken, Trakya'daki Müslüman azınlığın bazı
taleplerini de ortaya koydu.
Aralık başında; sözde devletteki seçimlerin arifesinde Erdoğan, Yunan hükümetine yeni bir mesaj gönderdi: "Sonuç ne olursa olsun biz Kıbrıs so
rununun en kısa zamanda çözülmesi için çaba sarf etmeye kararlıyız." Erdoğan'ın taahhütlerini vurgulamak için Gül, Papandreu'ya cesur bir öneride bulundu: Bir 'Dayanışma Anlaşması' imzalayalım, ancak Papandreu, ikili ilişkilerin iyi niyet bildirileri yerine, esaslı anlaşmalara ihtiyacı olduğunu vurgulayarak öneriyi reddetti. 14 Aralık seçimlerinin neticeleri; aslında Denktaş'ı destekleyenler ile muhalefeti destekleyenler arasındaki beraberlik, her şeyin işgal altındaki Lefkoşa'da değil de, Ankara'da kararlaştırılacağı yönündeki öngörüyü doğruladı.
Aralık ayının sonunda ve 2004 yılının ocak ayı başında, Atina ile Lefkoşa rahatsız edici bir sürpriz ile karşılaştı; ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Weston, Papadopulos ve Papandreu'dan, Yunan
tarafının bir iyi niyet jestinde bulunmasını talep etti. Weston'a göre, Annan'ın girişimde bulunması yönünde ikna edilmesi, aynı zamanda da Kıbrıs Türk tarafının Annan Planı'nı incelemeye teşvik edilmesi amacıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayıcı bir ön referandum gerçekleşmesini önerdi.
19 Ocak'ta, Atina ile Lefkoşa'nın liderleri arasında, Yunan başkentinde yapılan zirvede, Annan Planı'nın metni üzerinde müzakerelerin yapılmasından önce referanduma gidilmesi yönündeki Amerikan fikrinin reddedilmesi kararı
alındı. Papandreu'nun bu konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamanın yapılmamasından yana olmasına rağmen, Papadopulos ile Simitis, daha genel bir mesaj göndermek amacıyla, daha sert bir çizgide hareket etmeyi kararlaştırdı: Atina ile Lefkoşa bağlayıcı ön referandumu reddediyor; çünkü, bu referandumun gerçekleşmesi, öteki tarafın diyaloğa olası geri dönüşü dışında herhangi bir harekette bulunmamış olduğuna göre, Rum tarafının müzakerelere daha olumsuz bir konumdan başlamasına neden olacak. Bu açıklamayla birlikte, ABD ile AB'ye sert taktiğin uzun zaman sürmeyeceği yönünde mesaj gönderildi. Bu sert tavır, Ankara'nın belirlenmeye başlayan olumlu yöndeki değişikliğinin ne kadar gerçek olduğunun ortaya çıkmasına, özellikle de Türk başkentindeki bütün iktidar faktörleri tarafından sonuna kadar kabul edilip edilmeyeceğinin netleşmesine kadar sürecekti. Çünkü, Erdoğan'ın mesajları bazı ümitler yaratmış olabilirdi, ancak Atina ile Lefkoşa'nın sadece bununla yetinmesi ve Ankara'nın iki dilliliğine katlanması mümkün değildi.
Erdoğan'a 23 Ocak'ta; Annan'a (Davos'tan iki gün sonra) ve Bush'a (beş gün sonra Washington'da) Ankara tarafından uygulanan taktiği gerçekten değiştirme kararının alınmış olduğunu bildirme yetkisini veren MGK toplantılarının ardından, bu iki dil
lilik yavaş yavaş ortadan kalktı. Güvenilir kaynaklara göre, Bush ile Erdoğan arasındaki görüşmenin içeriği, Kıbrıs sorununun uzun yıllar süren tarihinin 'en önemlilerinden' biriydi. Önce, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ziyal, Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice ile Yardımcısı Blackwill'e, Ankara'nın yeni tezlerinin bir çerçevesini sundu. Daha sonra, Erdoğan'ın Bush'a dediği gibi bu çerçeve, Türkiye'nin Kıbrıs meselesini Annan Planı temelinde görüşmeye hazır olduğunu ortaya koyuyordu. Erdoğan'ın açıklamaları netti; Ankara ile 'Kuzey Kıbrıs' arasında bu konuda tam bir mutabakat sağlanmıştı. Kaynakların bu konuda, doğal olarak, daha ayrıntılı bilgi vermemiş olmasına rağmen, Erdoğan'ın Ankara'daki iç dengelerden söz ettiği ve tek sorununun bu mutabakatı resmen açıklayamamasının olduğunu söyledi. Ülkesinin tezlerini değiştirmiş olduğunu ve bütün çabaları desteklemeye hazır olduğunu söyleyen Gül'ün açıklamaları da kesindi. ABD-Türkiye görüşmelerinde Irak'ın geleceği ile Kürtlerin statüsü de görüşüldü ve Ankara'ya, askıda tutulan diğer diplomatik konularda daha esnek bir tavır takınmadığı sürece, herkesten önce kendisi için önemli olan bu konularda güvencelerin verilemeyeceği mesajı verildi.
Görüşmelerin ertesi günü, Amerikan diplomasisi yeni koşulları inceledi v
e Atina'ya, Lefkoşa'ya, aynı zamanda da Londra gibi, konuyla doğrudan ilgilenen Avrupa'nın bazı başkentlerine şu önemli mesajları gönderdi:
1 - Erdoğan hükümeti öne geçti ve gelişmeleri yönlendiriyor, artık Denktaş'ın tezlerinin ardından gitmiyor ve ülke
içindeki dengelerle ilgili siyasi hesaplamalar yapmıyor.
2 - Türkiye, Annan tarafından konulan önşartları yerine getirmeye yakın.
3 - Ankara tezlerinin 'minimum'u konusunda taahhüt altına girmiş bulunuyor, bu da o zamana kadarki tezlerine nazaran olumlu
bir gelişme.
4 - Denktaş'ın hareketleri sınırlandırıldı, engel oluşturmayacak.
5 - ABD arabulucu rolünü üstlenmeyecek, fakat sürecin tümünde yardımcı rol oynayarak müdahil olacak.
Birkaç gün sonra yukarıda yer alan beş mesajın doğru olduğu görüldü. Öte
yandan, Washington'da elde edilen başarı Türk tarafının hemen taktik değiştirmesi anlamına gelmediğinden, Atina ile Lefkoşa, ocak ayı sonlarından şubat ayı başlarına kadar BM ve Avrupa'daki hükümet yetkilileriyle yeni tur görüşmeler yapmak zorunda kaldı, ardından da 11 Şubat New York görüşmeleri yapıldı.
10 ile 11 Şubat tarihlerinde Annan, planın kapsamlı bir şekilde ele alınmasını kabul ettiğini ve AB yetkililerinin toplumlararası müzakerelerde yer almaları konusunu 'inceleyeceğini' söylüyor, ancak hakeml
ik rolünün sınırlandırılması ve referandumların yapılacağı tarihlerin yeniden ele alınmasını kabul etmediğini belirtiyordu.
Bu arada, Denktaş Annan'a dörtlü görüşmelerin yapılması önerisini getirdi. Denktaş'ın bu önerisi ortalığın karışmasına yol açtı. Çü
nkü bu öneri
Erdoğan'ın Simitis'e yapmış olduğu önerinin aynısıydı ve Denktaş'ın girişimiyle bu eski öneri yeniden gündeme gelmişti. Bunun üzerine
Atina, Annan ve Washington'a, AB'nin görüşmelere hangi şekilde katılırsa katılsın, Kıbrıs meselesinin AB çe
rvevesi içinde kalacağını bildirdi.
New York'ta varılan uzlaşma sonucunda, bir ay devam etmek üzere, 16 Şubat tarihinde toplumlararası görüşmeler başladı. Bir ay sonra, dörtlü görüşmeler yapılacak ve ardından referandumlar gündeme gelecekti.
Daha sonra N
ew York'ta Denktaş tarafından ortaya atılan önerilerin, Erdoğan tarafından ve Ankara'daki diğer politika belirleyici merkezler aşılarak hazırlanan öneriler olduğu ortaya çıktı.
Ancak Türk tarafının toplumlararası görüşmelerde talepleri aşırı olduğundan, y
ukarıdaki satırların ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecek. Son olarak, AB'nin görüşmelere katılmasının, Türk tarafının aşırı taleplerinin kabul görmemesine yol açacağı da rahatlıkla söylenebilir. (AMİNA&DİPLOMATİA: Yunanistan'da aylık olarak yayımlanan dergi, Mart 2004)

RADIKAL 14/03/2004

İşte BM'nin Kıbrıs bayrağı

Uğur ERGAN/ANKARA, Ömer BİLGE LEFKOŞA

Yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı BM tarafından Türk ve Rum taraflarına sunuldu. Bayrak Helen rengi mavi, eski Kıbrıs bayrağı rengi sarı ve Türk bayrağı rengi kırmızıdan oluşuyor.

BİRLEŞMİŞ Milletler, yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağını belirledi ve tarafların onayına sundu. Rum ve Türk teknik heyetleri, kurucu devletlerin anayasalarını da hazırladı ancak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'yi ortadan kaldıran anayasayı BM'ye sunma konusunda ‘‘Suç işliyorum’’ diyerek tereddüt içine girdi.

BM, Helen rengi mavi, eski Kıbrıs bayrağı rengi sarı ve Türk bayrağı rengi kırmızıdan oluşan bayrağın onaylanması için tarafların cevabını bekliyor. BM bayrak ve ulusal marş komitesi başkanı
Peter Schmitz, yeni bayrak için 1500, ulusal marş için de 111 öneri geldiğini açıkladı. Schmitz, ‘‘44 ülkeden başvuru geldi. En küçük tasarımcı 4 yaşındaydı, en yaşlı tasarımcı ise 100 yaşındaydı’’ dedi.

DENKTAŞ’IN İKİLEMİ

Kurucu devletlerin anayasaları ise KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ikilem içinde bıraktı. Denktaş, başsavcılıktan görüş istediğini ve yeni anayasanın BM'ye sunulması halinde ‘suç işleyeceğini’ belirterek, ‘‘İkilem içindeyim. KKTC'yi ortadan kaldıran bu anayasayı sunma yetkim yok. Meclis de bu yetkiyi veremiyor. Parti liderleriyle görüşeceğim’’ dedi.

Kurucu devletlerin anayasaları Annan Planı'na eklenecek ve referandumda Annan Planı'yla birlikte kabul ya da reddedilecek.

İlk hayır gösterisi


GÖÇMENLER Derneği dün Gazimagosa'da Annan Planı'na ‘hayır’ mitingi düzenledi. Yüzlerce kişi ellerinde Türkiye ve KKTC bayraklarıyla Namık Kemal Meydanı'nda, ‘KKTC sonsuza kadar yaşayacak, Annan Planı’na hayır, Türkiye'siz AB istemiyoruz' sloganları atıp, balonlar uçurdu. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, telefon ile mitinge katılanlara destek konuşması yaptı.

4’lü görüşme 22 yerine 24 Mart’ta başlasın


HÜKÜMET, Kıbrıs'ta 4'lü görüşmelere hazırlanıyor. Ada'daki müzakerelerde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum lider Tasos Papadopulos'un uzlaşmalarının mümkün olmadığının ortaya çıkması üzerine, Ankara kolları sıvadı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı bir dizi öneri listesi hazırladı. Buna göre Ankara, Türkiye'de 28 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerle 7 Mart'ta Yunanistan'da yapılan genel seçim sonrası hükümetin değişmesini dikkate alarak, 4'lü görüşmenin 24 Mart'ta başlamasından yana. Buna göre Annan Planı'ndaki 4'lü görüşme iki gün sarkmış olacak. Annan, 22 Mart'ı önermişti. İki günlük sarkmaya rağmen Türkiye, 1 Mayıs'tan önce çözüme varılması görüşünden vazgeçmedi. Görüşmelere önce Kıbrıslı iki liderle birlikte Türk ve Yunanistan Dışişleri bakanları katılacak. Belli aşamadan sonra başbakanlar devreye girecek.

HURRIYET 14/03/2004

Karamanlis: Kıbrıs'ta sonuca ulaşılmalı

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs müzakerelerinin mevcut güçlüklere rağmen olumlu sonuçlanması gerektiğini söyledi.

Karamanlis, çalışma ziyareti için Atina'ya gelen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinden sonra gazetecilere açıklama yaptı. Atina'nın Rum yönetimini ve Papadopulos'u "yürekten" desteklediğini belirten Karamanlis, Annan planı temelinde, BM kararları çerçevesinde, AB müktesebatına uygun, 1 Mayıs'tan önce ulaşılacak ve tüm Kıbrıs halkının AB üyeliğinden yararlanmasını sağlayacak adil ve kalıcı bir çözüm istediğini belirtti.

ATİNA RUMLARIN ARKASINDA

Kıbrıs'ta müzakerelerin sürdüğünü kaydeden Karamanlis, mevcut güçlüklere rağmen olumlu bir sonuca ulaşılmasının gerektiğini de vurguladı.

Karamanlis, "Lefkoşa karar alır, Atina destekler" yaklaşımının halen geçerli olup olmadığı sorusuna ise Atina'nın "Papadopulos ve Rum liderliğini desteklediğini ve sonuna kadar desteğini sürdüreceği" yanıtını verdi.

Gazetecilerin, Rum tarafının müzakere sonucunun referandumlardan önce TBMM'de onaylanması talebine ilişkin soruyu da yanıtlayan Karamanlis, "Biz bu talebin yanıtlanması gereken noktalardan birisi olduğu kanısındayız. Ama bu konu şu anın meselesi değil" dedi.

Atina'nın güvenlik konularına da büyük önem verdiğini kaydeden Karama
nlis, sorular üzerine, 4'lü toplantının hangi düzeyde yapılacağının henüz belirlenmediğini söyledi.

Karamanlis, uluslararası toplumun KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "uzlaşmaz tutumunun" farkında olup olmadığına ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

"Sayın Papadopulos'un ılımlı tavrı ortadadır ve bu tavrın daha da güçlendirilmesi gerekir. Umarım, diğer taraf da aynı şekilde karşılık verir."

PAPADOPULOS DESTEKTEN MEMNUN

Papadopulos ise Atina'nın Rum kesiminin, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'tan önce BM kararları ve AB müktesebatına uygun bir çözüm bulunması mücadelesine yürekten destek verdiğini söyledi. Papadopulos, "Tüm güçlüklere rağmen son 5 dakikaya kadar ılımlı tavrımıza Türk tarafının aynı şekilde karşılık vermesi umudumuzu koruyacağız" dedi.

Papadopulos, siyasi parti liderleriyle yapacağı görüşmelerden sonra Atina'dan ayrılarak, bu akşam Rum kesimine dönecek.

HURRIYET 14/03/2004

'Papadopulos anlaşmaya karşı' iddiası

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, adayı son ziyareti sırasında görüştüğü BM Genel Sekreter Yardımcısı Krean Prendergast'a, "Bugünkü şekliyle anlaşma metnini referandumda desteklememi beklemeyin" dediği öne sürüldü.

Rum Politis gazetesi, Prendergast'ın bu ayın ilk haftasında Kıbrıs'a yaptığı ziyaret sırasında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a, anlaşma metnini referandumlarda desteklemeleri çağrısını ilettiğini hatırlattı.

"ELİMDE DEĞİL"

Gazete, "güvenilir bir diplomatik kaynağa" dayanarak, Papadopulos'un Prendergast'a, "açıkça ve tane tane, bugünkü olgularla Annan planını desteklemenin elinde olmadığını" belirterek, "Yapamam, elimde değil" dediğini yazdı.

Papadopulos'un, Prendergast ile Rum Başkanlık Köşkü'ndeki görüşmesi sırasında, "Rum anayasasının
böyle bir şey öngörmemesine rağmen referandumların yapılacağı" vaadinde bulunduğu, ancak referandumda Annan planını destekleme konusunda, "Olduğu şekliyle, anlaşma metnini desteklememi beklemeyin" dediği bildirildi.

"CUMAYA KADAR ANLAŞIN" MESAJI

Politis gazetesi, Prendergast'ın 16 Mart Salı günü adaya geri döneceğini ve müzakerelerin birinci aşamasının sonuna kadar adada kalacağını, beraberinde, Genel Sekreter'in, cuma gününe kadar iki lider arasında anlaşma olması gerektiğine ilişkin yeni mesajlarını getireceğini yazdı.

Fileleftheros gazetesi ise Papadopulos'un, Rum yönetiminin eski liderlerinden merhum "Spiros Kiprianu'nun gösterdiği milli yolun ve kişisel itibarın, Kıbrıs sorunundaki tek yol" olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre, Papadopulos bu sözleri Demokratik Parti (DİKO) kurucularından olan Kiprianu için önceki gece Limasol'da düzenlenen anma etkinliğinde DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus tarafından okunan konuşmasında söyledi.

Papadopulos, yeni Yunan hükümetiyle istişareler yapmak ve Kıbrıs konusunda ortak politika belirlemek amacıyla Atina'da temaslarda bulunuyor. Papadopulos bu gece Rum tarafına dönecek.

(aa)

HURRIYET 14/03/2004

Talat: Zor da olsa süreç başarıya ulaşacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözerek birleşik Kıbrıs’ın AB’ye üye olması yönündeki çabaların sürdüğünü belirterek, “Süreç zor olsa da sonuçta başarıya ulaşılacak” dedi.

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, dün Almanya Büyükelçisi Jochan Trebesch ve Rusya Büyükelçisi Andrey Nostrenko’yu CTP Genel Merkezi’nde ayrı ayrı kabul etti..

Başbakan Talat kabullerde yaptığı konuşmalarda, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının devam ettiğine işaret ederek, ümitsizliğe kapılacak bir durum olmadığını kaydetti.

Müzakerelerde detayların önemine işaret ederek, belirli bir takvim içerisinde çabaların devam ettiğini belirten Talat, Kıbrıs’ta insanların kendi gelecekleri hakkında karar verecekleri noktaya doğru ilerlenildiğini kaydetti.

Hem Kıbrıslı Türklerin, hem de Rumların kabul edebilecekleri bir anlaşmaya varılmasının önemine işaret eden Başbakan Talat, “Zor olsa da başaracağız. Ümitsiz bir durum sözkonusu değil. Bu adayı paylaşacaksak bunun adil bir paylaşım olması gerekir” dedi.

Müzakerelerin ay sonuna kadar devam edeceğini, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla bir zirve gerçekleştirileceğini anımsatan Talat, hedefin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a bir şey bırakmadan sorunları aşmak olduğunu vurguladı.

Değişen dünya koşullarında Kıbrıs’taki mevcut durumun kalıcı olmayacağının bilincinde olduklarını ve sorunu çözme kararının verildiğini vurgulayan Talat, “Türk tarafı olarak çabalarımız sürecek ve sorunu çözmek için ortak bir noktaya ulaşmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Almanya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Jochan Trebesch de, Kıbrıs müzakereleriyle yakından ilgilendiklerini belirterek, başarılı bir sonuca gidilmesini desteklediklerini vurguladı.

Sonuca ulaşılmasının politik isteğe de bağlı olduğunu belirten Trebesch, yüzyüze görüşmeler için tarafların New York’ta mutabık kaldığını anımsattı.

Trebecsh, Kıbrıs’ın tümünün AB’ye girmesini beklediklerini ifade etti.

Rusya Federasyonu’nun Kıbrıs Büyükelçisi Andrey Nestrenko da, adaya aralık ayında geldiğine ve ilk kez Başbakan Talat ile görüştüğüne işaret ederek, Rusya’nın müzakere sürecine desteğini ifade etti.

Nestrenko, süreç hakkında Başbakan Talat’tan bilgi alacağını da ekledi.

HALKIN SESI 14/03/2004

Denktaş, taslak anayasayı BM’ye sunmakta kararsız

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracak nitelikteki kurucu devlet anayasa taslağını BM Genel Sekreterliği’ne sunma konusunda ikilem içinde olduğunu söyledi.

Başsavcı’nın, taslağın hukuki olarak meclisin onayına sunulamayacağına ilişkin görüş verdiğini belirten Denktaş, parti liderleriyle görüştükten sonra konuyla ilgili kararını vereceğini bildirdi.

Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde, Annan Planı uyarınca Birleşik Kıbrıs devletini oluşturacak iki kurucu devletten biri olan Kıbrıs Türk kurucu devletinin anayasa taslağı, Cumhuriyet Meclisi bünyesinde oluşturulan özel komite tarafından hazırlanmıştı. Cumhurbaşkanı Denktaş, dün yapılan müzakerelerde, konuyla ilgili kaygıları nedeniyle taslağı BM yetkililerine vermemişti.

“İKİLEM İÇİNDEYİM...ANAYASA ANLAMINA GELMEZ”

Müzakerelerin ardından dün konuyla ilgili kaygılarını dile getiren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bugün TAK muhabirinin sorularına karşılık, konuyla ilgili yasal zorluklar olduğunu ve taslağı BM’ye verme konusunda ikilem içinde olduğunu söyledi.

Kurucu devlet anayasa taslağının BM’ye verilmesinin, Annan planının ve New-York’ta mutabakata varılan takvim gereği olduğuna ilişkin açıklamalarla ilgili olarak Denktaş, özetle şunları söyledi:

“Annan planı bizden gelecekte kurulacak ve adına kurucu veya oluşturucu devlet denilen, ancak gerçekte devlet olmayan bir kuruluş için bir anayasa hazırlamamızı istemiştir. Bu taslak bir anayasa anlamına gelmez. Çünkü bu, referanduma ek olarak verilecek ve referandumda kabul çıkarsa geleceğin anayasası olacaktır.”

Annan planı üzerindeki müzakerelerin devam ettiğini, olmazsa olmazlar esasında bazı değişiklikler yapmaya çalıştıklarını ve bunu başarıp başaramayacaklarının ancak müzakereler sonunda ortaya çıkacağını söyleyen Denktaş, özetle şunları kaydetti:

“ ‘Annan planı üzerindeki görüşmeler sürerken, planda öngörülen herşeyi yapmakta serbestsin’ diyorlar. Bu bir dereceye kadar doğrudur. Bana Annan planını devleti, egemenliğimizi, Türkiye’nin garantisinin devamını korumak ve bizi perişan edecek bir göç sorununu engellemek, mal-mülk meselesini hak ve adalet çerçevesinde halletmek üzere yetki verilmiştir. Kıbrıs Türkü’nün eşit egemenliğini ortadan kaldır, garanti anlaşmasını bir süre sonra etkisiz hale getiren bir anlaşmaya imza at, halkımızın yarısını göçmen yapacak ve Rumlara mal-mülk konusunda gelip bizi yeniden sokağa atacağı bir anlaşmayı kabul etme yetkisi verilmedi...."

MECLİS’TE ONAYLANAMAZ...BENDE DE YETKİ YOK

Başsavcı’nın “devleti ortadan kaldıran, meclisin feshedilmesini öngören” taslağın hukuki olarak meclisin onayına sunulamayacağı yönünde görüş verdiğini belirten Denktaş, “Halkın süzgecinden geçirmeden bu taslağı verdiğim takdirde devletin ortadan kalkmasını, meclisin toz olmasını kabul ediyoruz demek olur. Bende bu yetki yok. Bu nedenle meclis anayasa taslağını yasal açıdan görüşmese bile, devleti ortadan kaldırma yetkisini ve kurucu devlet adı altında egemenliği olmayan bir kuruluşa dönüşmemizi kabul edip etmediğini bana söylemesi gerekir” diye konuştu.

Hukukçuların da taslağı BM Genel Sekreterliği’ne verme yetkisi olmadığı yönünde görüş belirttiklerini, taslağı vererek “anayasal suç” işleyebileceğine ilişkin yaklaşımlar olduğunu söyleyen Denktaş, “İkilem içindeyim. Parti liderleriyle görüşüp karara varmamız gerekir” dedi. (GÜR/MG)

DENKTAŞ AB’NİN TUTUMUNDAN RAHATSIZ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği’nin muhtemel bir anlaşmada ekonomik olarak daha fazla katkıya ihtiyaç duyan Türk tarafına ayrı katkı sözünden vazgeçtiğini söyledi.

Denktaş, , AB yetkililerinin, iki ekonomi arasındaki farkı kapatmak için Türk tarafına ayrı yardım yapılacağına ilişkin geçmişte taahhütte bulunduklarını anımsatarak, şunları söyledi:

“Derogasyonlar konusunda verdikleri sözleri unuttukları gibi, bu konuyu da unuttuklarını görüyoruz. Kıbrıs’ı tek bir bölge olarak kabul ediyorlar. Bu, kuzeydeki idareye ekonomisini kalkındırma için direkt yardım yapmama anlamına gelmektedir. Yardım merkeze yapılacak ve merkez çoğunluk kararıyla bizimle oynamaya, oyalamaya başlayacaktır. AB’ın bu yaklaşımı aynı zamanda iki halka, iki ayrı ekonomiye, iki kesimli bir ortaklığa dayalı bir ülkeyi tek bir ülke halinde görme temayülünü gösteren Rumların elde ettikleri siyasi bir kazançtır.”

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk tarafının bu yaklaşımı kabul etmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Bu konu üzerinde ısrarla durmamız gerekir” dedi.

HALKIN SESI 14/03/2004

“Hayır çıkarsa yandık!”

Kıbrıs konusunda kimsenin ''teslim olalım'' demediğini ifade eden Başbakan Talat, Annan planı konusunda ''hayır'' kampanyası başlatanları, planın değiştirilebilmesi yönünde kendilerine destek olmaya çağırdı

''Denktaş'ın doğrultusunda yürümeye başladı demek biraz haksızlık. Şu anda aynı müzakere ekibindeyiz. Farklılıklarımızı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tabii ki farklılıklarımız var. Denktaş Bey, 'Annan planı ölümdür, felakettir, asla görüşmem, bu iş bitmiştir' diyordu. Bugün ise Annan planını görüşüyor. Yani eğer bir yakınlaşma varsa bu yakınlaşma bir taraftan olmadı.''

Talat, müzakerelerde, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir konuda somut talepte bulunmadığını, ancak işlevsel bazı taleplerle avantaj elde etmeye çalıştığını belirterek, görüşmelerde toprak konusunun

görüşülmediğini ve harita sunulmadığını söyledi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki bugünkü durumun sürdürülemeyeceğini belirterek, ''(referandumda), 'hayır' çıkarsa yandığımızın resmidir'' dedi.

Annan planına karşı çıkanları eleştirerek, ''Bu planı kabul etmeyin demek intihar edin demektir'' diyen Başbakan Talat, bugünkü durumun sürdürülebilir olmadığını ifade ederek, ''Türkiye Avrupa

Birliği'nden (AB) tarih alırken, AB yolunda ilerlerken Kıbrıs'ı ayağında veya boynunda bir taş gibi nasıl taşıyacak. Taşıyamaz, mümkün değil'' diye konuştu.

Başbakan Talat, Kıbrıs Genç TV'de canlı yayımlanan Cenk Mutluyakalı ile Sami Özuslu’nun hazırlayıp-sunduğu ''Televizyon Gazetesi'' programında yaptığı açıklamada, Türk hükümetinin açık ve net olarak, ''bu sorun çözümlenmelidir, bu sorun bizim bakımımızdan da sürdürülebilir değildir'' dediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

''Bizim bazı örgütlerimiz aldılar ele çıktılar yola. Sizin güvendiğiniz, üzerine basacağınız, boynuna asılacağınız güç size, 'ben bunu taşıyamam' diyor. Siz hala daha 'hayır' diyeceğiz diyorsunuz. Peki 'hayır' çıkarsa ne olacak? Yandığımızın resmidir işte, ne olacak. Başka ne diyebilirim.''

Kıbrıs konusunda kimsenin ''teslim olalım'' demediğini ifade eden Başbakan Talat, Annan planı konusunda ''hayır'' kampanyası başlatanları, planın değiştirilebilmesi yönünde kendilerine destek olmaya çağırdı.

Kıbrıs müzakerelerinin ilk günlerde soğuk geçtiğini, şimdi ortamın ilk günlere oranla daha normal olduğunu anlatan Talat, soğuk olan ortamın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı esprilerle yumuşadığını

kaydetti. Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da Cumhurbaşkanı Denktaş kadar yetenekli olmasa da zaman zaman fıkra anlattığını belirten Talat, Denktaş'ın çok geniş fıkra birikimi olduğuna işaret etti.

Başbakan Talat, Rum lider Papadopulos'un, geçmişte, parti başkanıyken, ara bölge Ledra Palace'da Türk ve Rum siyasi parti yetkilileri arasında yapılan görüşmelere, ''Türk siyasilerin ellerini sıkmamak için katılmadığı'' yönünde Rum basınında haberler çıktığını anımsatarak, Papadopulos'un söz konusu toplantılara bir kez katıldığını ve ondan sonraki hafta yapılan seçimi kazanarak, Rum yönetimi lideri seçildiğini söyledi. Talat, Papadopulos'un, görüşmelerin başında oldukça gergin olduğuna değinerek, Papadopulos'un yavaş yavaş ortama ısındığını söyledi.

''DENKTAŞ'LA FARKLILIĞIMIZ VAR''

Bir izleyicinin, ''seçim öncesinde farklı konuştuğu, şimdi ise Cumhurbaşkanı Denktaş'ın doğrultusunda yürüdüğü'' sözlerine tepki gösteren Talat, ''Denktaş'ın doğrultusunda yürümeye başladı demek

biraz haksızlık'' dedi. Talat, şöyle devam etti:

''Şu anda aynı müzakere ekibindeyiz. Farklılıklarımızı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tabii ki farklılıklarımız var. Denktaş Bey, 'Annan planı ölümdür, felakettir, asla görüşmem, bu iş bitmiştir' diyordu. Bugün ise Annan planını görüşüyor. Yani eğer bir yakınlaşma varsa bu yakınlaşma bir taraftan olmadı.''

Başbakan Talat, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde oluşturulan komitelerde 100'den fazla insan çalıştığını ve bunların gönüllü iş yaptığını ve ücret ödenmediğini kaydetti.

Talat, müzakerelerde, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir konuda somut talepte bulunmadığını, ancak işlevsel bazı taleplerle avantaj elde etmeye çalıştığını belirterek, görüşmelerde toprak konusunun

görüşülmediğini ve harita sunulmadığını söyledi.

Geçmiş hükümet dönemimde ''hesapsız kitapsız, hiçbir kritere bağlı olmadan dağıtılan vatandaşlıklardan'' utanç duyduğunu dile getiren Talat, görüşmelerde en çok zorlandıkları konunun bu olduğunu ve yanıt vermekte zorlandıklarını anlattı. Talat, Bakanlar Kurulu'nun iptal ettiği 1500 kişinin üstündeki listeyi görünce utandığını, bu şekilde vatandaşlık verilmemesi gerektiğini ifade ederek, ''Mecbur oldum iptal ettim, bu ayıptan kurtulmak için'' dedi.

YENIDUZEN 14/03/2004

Bugün devam...

Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde 1 Mayıs’a kadar çözüm bulunması amacıyla 19 Şubat’ta Lefkoşa’da başlatılan müzakerelere hafta sonu verilen aranın ardından bugün devam edilecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri müzakereler çerçevesinde yarın 15’inci kez bir araya gelecek.

Müzakere takvimi uyarınca, geçen hafta başlaması beklenen al-ver süreci, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesi ve hazırlıkların tamamlanmamış olması nedeniyle başlamamıştı. Cuma günü yapılan 14. görüşmede taraflar, kurucu devlet anayasa taslağını da BM’ye teslim etmemişti.

Müzakere çerçevesinde 19 Şubat’ta başlayan görüşmelerde yarından itibaren en kritik haftaya giriliyor. Türk ve Rum tarafının BM gözetiminde yaptığı görüşmelerin son haftasına geçiliyor.

Bu hafta al-ver sürecine geçilecek ve bu sürecin oldukça gergin geçmesi bekleniyor. 22 Mart’a kadar sürecek görüşmelerde tarafların anlaşamadığı konular, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı dörtlü konferansta halledilemeye çalışılacak. Burada da üzerinde anlaşılamayan konuları BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayacak ve ortaya çıkacak metin 20 Nisan’da Türk ve Rum tarafında eş zamanlı olarak referanduma sunulacak.

DEĞİŞİKLİK LİSTESİ

Taraflar, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun talebi üzerine, Annan planında yapılmasını istediği değişikleri liste haline getirerek en geç yarına kadar BM’ye iletecek.

AA’nın haberine göre De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla yarında itibaren ayrı ayrı da bir araya gelerek, al-ver sürecini başlatmaya çalışacak. Ancak yarın al-ver sürecine geçilmesi beklenmiyor.

Bufünn yapılacak görüşmeden sonra, De Soto, taraflara ayrı ayrı yapacağı görüşmelere başlayacak. Bu nedenle Salı günü toplu görüşmenin yapılmayabileceğine işaret ediliyor.

Bugün yapılacak görüşmede, Türk ve Rum tarafının, bazı konularda görüşlerini içerecek belge sunuşu da yapacak. Bugünkü görüşme saat 10.00’da başlayacak.

YENIDUZEN 14/03/2004

De Soto Al-Ver’e girişiyor

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’nun, iki tarafın ortaya koyduğu öncelikleri saptadığı ve al-ver’e girişeceği bildirildi.

Haberi “De Soto’nun Sepeti Değişikliklerle Yarı Dolu –De Soto’nun Sepetinde Büyük Pazarlık İçin İki Kesimlilik, Mülkler, Toprak ve İşleyebilirlik –BM, Plana Dair Değişiklikleri Kesinleştirmeye Hazır” başlığıyla yansıtan FİLELEFTHEROS, De Soto başkanlığındaki BM grubunun, Annan planındaki boşlukları doldurmak ve değişiklikleri ileri götürmeye çalışacağı hareket çerçevesini şekillendirdiğini yazdı.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, BM grubunun, iki tarafın söylediklerinden kaydettikleri ve sunduğu belge aracılığıyla nihai planı kesinleştirmeye çalıştığını, bu planı dörtlü konferanstan sonra Annan’ın hakemlik rolü oynaması gerekmesi halinde sunacağını belirtti.

Gazeteye göre Alvaro De Soto iki tarafın ortaya koyduğu öncelikleri saptadı ve al-ver’e girişecek. De Soto kamuoyuna; Türk tarafının iki kesimliliğin güçlendirilmesi ve Rum tarafının da işleyebilirlik konusunu önerdiğini söylemişti. Yani önünde duran sepette sadece; güvenlik ve toprakla ilgili olan güçlendirilmiş iki kesimlilik, mülkler ve işleyebilirlik var.

Siyasi haklarda değişiklik

Gazete, şekillendirilen formüllerde; Türk idaresi altında geri dönecek Rum sayısının aynı kalabileceğini (veya %15 veya 17’ye düşürülebileceğini) ancak bu kişilerin siyasi haklarında değişiklikler olacağını yazdı ve özetle şöyle devam etti:

“Var olan düşüncelerde, Rumların Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinin seçim organında temsil edileceği bir oranın peşinen belirlenmesi benimseniyor. Yani, geri dönecek Rumlar oy kullanacaklarsa bunun, oyların tamamı içinde temsil edileceği bir tavan sınırı olacak.

Edindiğimiz bilgilere göre mülkler konusu da al-ver oyununa dahil oluyor. Bu başlık toprak ve çözümün maliyetinden etkileniyor. Bu konuda çeşitli senaryolar var. Mesela, Rumların Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinde ve Kıbrıslı Türklerin Rum oluşturucu devletçiğinde ikinci konut hakkı inceleniyor.

Müzakereler De Soto’nun iki tarafla sistemli ve yoğun ayrı görüşmeleri başlatma kararı ile yarından itibaren yeni bir şamaya giriyor. De Soto dolaylı görüşmeler aracılığıyla nihai metni yazma hedefine ulaşabileceğini düşünüyor. Yine, Denktaş’ın kahramanca ayrılışına ilişkin senaryo yeniden gündeme geliyor. Bu, perde gerisinde çeşitli düzeylerde tartışılıyordu. Arabulucular bu olasılıktan endişe belirttiler ve prosedür sürecini tersine çevireceğini düşünüyorlar.”

Harita konusunda plan tatbikatları

Annan haritasındaki çizginin düzleştirilmesi olasılığının incelenmesine yönelik senaryolar şekillendirilmekte olduğu bildirildi.

FİLELEFTHEROS, “Çizginin Düzleştirilmesi İçin Plan Tatbikatları” başlıklı haberinde, bu senaryolardan birinde, Lefkoşa’dan Mağusa’ya kadar olan hattın 1974’ten önce inşa edilen yeni yolla bağlanmasının muhtemel olduğunun belirtildiğini yazdı.

Gazeteye göre Güzelyurt’tan Mağusa’ya çizilecek düz bir hat Rum tarafına verilecek toprak oranını ciddi şekilde etkileyecek. Olabilecek gibi görünen senaryolardan biri şu şekildedir: “Hat, Lefkoşa’dan Mağusa’ya kadar, 1974 öncesinde yapılan yeni yolla bağlansın. Bu çözümle hat düzleştiriliyor ve düzenlemelerden, bir dizi köy ve/veya meskun bölge yanındaki toprağın Rum tarafına verileceği Mesarya bölgesi etkileniyor.

Lefkoşa-Güzelyurt hattı konusu kalıyor. Annan planındaki son harita, geri verilecek bölgeler Maronit köylerini de içine aldı. Düzleştirme yapılması, buları etkileyebilir, yani, bu köylerin iade edilmemesi. Böyle bir durumda harita Karpaz yarımadasında da değiştirilecek. Senaryonun, Karpaz’ın özel statüye sahip olmak yerine Rum tarafına verilmesini benimsemesi. Güzelyurt’un Vadili’deki gibi ikiye bölünmesine ilişkin bir senaryo tartışmaya bile açılamaz, peşinen Rum tarafınca reddedilir.” (rum basını)

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’nun, iki tarafın ortaya koyduğu öncelikleri saptadığı ve al-ver’e girişeceği bildirildi.

De Soto Al-Ver’e girişiyor


BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’nun, iki tarafın ortaya koyduğu öncelikleri saptadığı ve al-ver’e girişeceği bildirildi.

Haberi “De Soto’nun Sepeti Değişikliklerle Yarı Dolu –De Soto’nun Sepetinde Büyük Pazarlık İçin İki Kesimlilik, Mülkler, Toprak ve İşleyebilirlik –BM, Plana Dair Değişiklikleri Kesinleştirmeye Hazır” başlığıyla yansıtan FİLELEFTHEROS, De Soto başkanlığındaki BM grubunun, Annan planındaki boşlukları doldurmak ve değişiklikleri ileri götürmeye çalışacağı hareket çerçevesini şekillendirdiğini yazdı.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, BM grubunun, iki tarafın söylediklerinden kaydettikleri ve sunduğu belge aracılığıyla nihai planı kesinleştirmeye çalıştığını, bu planı dörtlü konferanstan sonra Annan’ın hakemlik rolü oynaması gerekmesi halinde sunacağını belirtti.

Gazeteye göre Alvaro De Soto iki tarafın ortaya koyduğu öncelikleri saptadı ve al-ver’e girişecek. De Soto kamuoyuna; Türk tarafının iki kesimliliğin güçlendirilmesi ve Rum tarafının da işleyebilirlik konusunu önerdiğini söylemişti. Yani önünde duran sepette sadece; güvenlik ve toprakla ilgili olan güçlendirilmiş iki kesimlilik, mülkler ve işleyebilirlik var.

Siyasi haklarda değişiklik

Gazete, şekillendirilen formüllerde; Türk idaresi altında geri dönecek Rum sayısının aynı kalabileceğini (veya %15 veya 17’ye düşürülebileceğini) ancak bu kişilerin siyasi haklarında değişiklikler olacağını yazdı ve özetle şöyle devam etti:

“Var olan düşüncelerde, Rumların Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinin seçim organında temsil edileceği bir oranın peşinen belirlenmesi benimseniyor. Yani, geri dönecek Rumlar oy kullanacaklarsa bunun, oyların tamamı içinde temsil edileceği bir tavan sınırı olacak.

Edindiğimiz bilgilere göre mülkler konusu da al-ver oyununa dahil oluyor. Bu başlık toprak ve çözümün maliyetinden etkileniyor. Bu konuda çeşitli senaryolar var. Mesela, Rumların Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinde ve Kıbrıslı Türklerin Rum oluşturucu devletçiğinde ikinci konut hakkı inceleniyor.

Müzakereler De Soto’nun iki tarafla sistemli ve yoğun ayrı görüşmeleri başlatma kararı ile yarından itibaren yeni bir şamaya giriyor. De Soto dolaylı görüşmeler aracılığıyla nihai metni yazma hedefine ulaşabileceğini düşünüyor. Yine, Denktaş’ın kahramanca ayrılışına ilişkin senaryo yeniden gündeme geliyor. Bu, perde gerisinde çeşitli düzeylerde tartışılıyordu. Arabulucular bu olasılıktan endişe belirttiler ve prosedür sürecini tersine çevireceğini düşünüyorlar.”

Harita konusunda plan tatbikatları

Annan haritasındaki çizginin düzleştirilmesi olasılığının incelenmesine yönelik senaryolar şekillendirilmekte olduğu bildirildi.

FİLELEFTHEROS, “Çizginin Düzleştirilmesi İçin Plan Tatbikatları” başlıklı haberinde, bu senaryolardan birinde, Lefkoşa’dan Mağusa’ya kadar olan hattın 1974’ten önce inşa edilen yeni yolla bağlanmasının muhtemel olduğunun belirtildiğini yazdı.

Gazeteye göre Güzelyurt’tan Mağusa’ya çizilecek düz bir hat Rum tarafına verilecek toprak oranını ciddi şekilde etkileyecek. Olabilecek gibi görünen senaryolardan biri şu şekildedir: “Hat, Lefkoşa’dan Mağusa’ya kadar, 1974 öncesinde yapılan yeni yolla bağlansın. Bu çözümle hat düzleştiriliyor ve düzenlemelerden, bir dizi köy ve/veya meskun bölge yanındaki toprağın Rum tarafına verileceği Mesarya bölgesi etkileniyor.

Lefkoşa-Güzelyurt hattı konusu kalıyor. Annan planındaki son harita, geri verilecek bölgeler Maronit köylerini de içine aldı. Düzleştirme yapılması, buları etkileyebilir, yani, bu köylerin iade edilmemesi. Böyle bir durumda harita Karpaz yarımadasında da değiştirilecek. Senaryonun, Karpaz’ın özel statüye sahip olmak yerine Rum tarafına verilmesini benimsemesi. Güzelyurt’un Vadili’deki gibi ikiye bölünmesine ilişkin bir senaryo tartışmaya bile açılamaz, peşinen Rum tarafınca reddedilir.” (rum basını)

YENIDUZEN 14/03/2004

İkilem içerisindeyim

Cumhurbaşkanı Denktaş, "KKTC'yi ortadan kaldıracak", kurucu devlet anayasa taslağının BM'ye sunulması konusunda karar veremediği için parti liderleriyle görüşecek

İkilem içerisindeyim

YASAL ZORLUKLAR VAR... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kurucu devlet anayasası taslağıyla ilgili yasal zorluklar bulunduğunu ve taslağı BM'ye verme konusunda ikilem içinde olduğunu söyledi.

ANAYASAL SUÇ İŞLEYEBİLİRİM... Denktaş: Hukukçular taslağı BM Genel Sekreterliği'ne verme yetkisi olmadığı yönünde görüş belirtiyor. Taslağı vererek 'anayasal suç' işleyebileceğime ilişkin yaklaşımlar var. Parti liderleriyle görüşüp karara varmamız gerekir

ANAYASA ANLAMINA GELMEZ... "Annan Planı bizden gelecekte kurulacak ve adına kurucu veya oluşturucu devlet denilen, ancak gerçekte devlet olmayan bir kuruluş için bir anayasa hazırlamamızı istemiştir. Bu taslak bir anayasa anlamına gelmez. Çünkü bu, referanduma ek olarak verilecek ve referandumda kabul çıkarsa geleceğin anayasası olacaktır"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ortadan kaldıracak nitelikteki kurucu devlet anayasa taslağını BM Genel Sekreterliği'ne sunma konusunda ikilem içinde olduğunu söyledi.

Başsavcının, taslağın hukuki olarak meclisin onayına sunulamayacağına ilişkin görüş verdiğini belirten Denktaş, parti liderleriyle görüştükten sonra konuyla ilgili kararını vereceğini bildirdi.

Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde, Annan Planı uyarınca birleşik Kıbrıs devletini oluşturacak iki kurucu devletten biri olan Kıbrıs Türk kurucu devletinin anayasa taslağı, Cumhuriyet Meclisi bünyesinde oluşturulan özel komite tarafından hazırlanmıştı. Cumhurbaşkanı Denktaş, geçtiğimiz gün yapılan müzakerelerde, konuyla ilgili kaygıları nedeniyle taslağı BM yetkililerine vermemişti.

"İkilem içindeyim... Anayasa anlamına gelmez"

Müzakerelerin ardından geçtiğimiz gün konuyla ilgili kaygılarını dile getiren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün TAK muhabirinin sorularına karşılık, konuyla ilgili yasal zorluklar olduğunu ve taslağı BM'ye verme konusunda ikilem içinde olduğunu söyledi.

Kurucu devlet anayasa taslağının BM'ye verilmesinin, Annan Planı'nın ve New York'ta mutabakata varılan takvim gereği olduğuna ilişkin açıklamalarla ilgili olarak Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Annan Planı bizden gelecekte kurulacak ve adına kurucu veya oluşturucu devlet denilen, ancak gerçekte devlet olmayan bir kuruluş için bir anayasa hazırlamamızı istemiştir. Bu taslak bir anayasa anlamına gelmez. Çünkü bu, referanduma ek olarak verilecek ve referandumda kabul çıkarsa geleceğin anayasası olacaktır."

Annan Planı üzerindeki müzakerelerin devam ettiğini, olmazsa olmazlar esasında bazı değişiklikler yapmaya çalıştıklarını ve bunu başarıp başaramayacaklarının ancak müzakereler sonunda ortaya çıkacağını söyleyen Denktaş, özetle şunları kaydetti:

" 'Annan Planı üzerindeki görüşmeler sürerken, planda öngörülen her şeyi yapmakta serbestsin' diyorlar. Bu bir dereceye kadar doğrudur. Bana Annan Planı'nı devleti, egemenliğimizi, Türkiye'nin garantisinin devamını korumak ve bizi perişan edecek bir göç sorununu engellemek, mal-mülk meselesini hak ve adalet çerçevesinde halletmek üzere yetki verilmiştir. Kıbrıs Türkü'nün eşit egemenliğini ortadan kaldır, garanti anlaşmasını bir süre sonra etkisiz hale getiren bir anlaşmaya imza at, halkımızın yarısını göçmen yapacak ve Rumlara mal-mülk konusunda gelip bizi yeniden sokağa atacağı bir anlaşmayı kabul etme yetkisi verilmedi..."

"Mecliste onaylanamaz... Bende de yetki yok"

Başsavcının "devleti ortadan kaldıran, meclisin feshedilmesini öngören" taslağın hukuki olarak meclisin onayına sunulamayacağı yönünde görüş verdiğini belirten Denktaş, "Halkın süzgecinden geçirmeden bu taslağı verdiğim takdirde devletin ortadan kalkmasını, meclisin toz olmasını kabul ediyoruz demek olur. Bende bu yetki yok. Bu nedenle meclis anayasa taslağını yasal açıdan görüşmese bile, devleti ortadan kaldırma yetkisini ve kurucu devlet adı altında egemenliği olmayan bir kuruluşa dönüşmemizi kabul edip etmediğini bana söylemesi gerekir" diye konuştu.

Hukukçuların da taslağı BM Genel Sekreterliği'ne verme yetkisi olmadığı yönünde görüş belirttiklerini, taslağı vererek "anayasal suç" işleyebileceğine ilişkin yaklaşımlar olduğunu söyleyen Denktaş, "İkilem içindeyim. Parti liderleriyle görüşüp karara varmamız gerekir" dedi.

KIBRIS 14/02/2004

Bayrak tamam

TEKNİK KOMİTELER BİLGİ VERDİ... BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun özel danışmanı Robert Dunn'un başkanlığında, teknik komiteler dün Ledra Palace Hotel'de bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantda, teknik komiteler çalışmaları hakkında basına bilgi verdi

BAYRAK İÇİN 1506 KİŞİ YARIŞTI... Bayrak ve Marş Komitesi Başkanı Peter Schmitz, komitenin 1506 bayrak tasarımı arasından birini seçerek, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin değerlendirilmesine sunmak üzere teslim edildiğini açıkladı

41 ÜLKEDEN TASARIMCI KATILDI... Schmitz, Kıbrıs'tan başka, 41 ülkeden daha bayrak için tasarımlar gönderiliğini, tasarımcılar arasında 4 ve 100 yaşlarında kişiler de olduğunu belirtti. Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı; lacivert, sıcak sarı, kırmızı renklerden ve iki beyaz çizgiden oluşuyor

MARŞ SALI GÜNÜ BELİRLENECEK... Peter Schmitz'ın verdiği bilgiye göre, marş için de 111 beste yarıştı. Marş ile ilgili değerlendirmeler devam ediyor. Yeni cumhuriyetin marşı, 16 Mart Salı günü belirlenecek

MAL VE YER DEĞİŞTİRME ALT KOMİTESİ KURULDU... Ekonomi ve Finansal Konuları Uygulama Komitesi görevlilerinden Lisa Jones, mal ve yer değiştirme konusunda bir alt komisyonun oluşturulduğunu ve bunun toprak düzenlemeleri nedeniyle yer değiştirecek insanların durumu ile ilgili çalışmalar yaptığını belirtti

KUZEYDEKİ BANKALARIN YAPILANDIRILMASI... Alt komitelerin üstlendiği görevler arasında, KKTC'deki banka yapılandırılması ile çalışmalar bulunuyor. Örneğin, Kıbrıs Merkez Bankası'nın parasal politikası ile Kuzey Kıbrıs bankalarındaki borçlanma tahvillerinin düzenlemesinin belirlenmesi ve bazı durumların pratiğe uygulanması yolunda, politik öneriler değerlendiriliyor

50'Yİ AŞKIN YASA TAMAMLANDI... Yasa ve Anlaşmalar Teknik Komitesi Başkanı Satya Tripathi, her gün yüzlerce uzmanın, BM uzmanlarıyla birlikte çalıştığını ve 50'nin üzerinde yasanın tamamlandığını açıkladı. Komite çalışmalarında , 118 yasanın ve 3 ortak anlaşmanın ajandalarında bulunduğunu kaydeden Tripathi, BM' den 20 uzmanın teknik komitelerin çalışmalarına katıldığını vurguladı

Emine DAVUT YİTMEN

BM yetkilileri, Bayrak ve Marş Teknik Komitesi'nin görüş birliğine vararak seçtiği Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının, onay için Kıbrıs Türk ve Rum taraflara iletildiğini açıkladı.

Bayrak ve Marş Komitesi Başkanı Peter Schmitz, marş için değerlendirmelerin devam ettiğini ve 16 Mart Salı günü, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin marşının belirleneceğini belirtti.

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun özel danışmanı Robert Dunn'un başkanlığında, dün Ledra Palace Hotel'de bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda, teknik komitelerin çalışmaları hakkında basına bilgi verildi. Basın toplantısını, Kıbrıs Türk basınından sadece KIBRIS Medya Grubu izledi.

Toplantıda, Yasa ve Anlaşmalar Teknik Komitesi Başkanı Satya Tripathi, Ekonomi ve Finansal Konuları Uygulama Komitesi görevlilerinden Lisa Jones ile Bayrak ve Marş Komitesi Başkanı Peter Schmitz komitelerin yapmış olduğu çalışmaları anlatarak, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Bayrak ve Marş Komitesi Başkanı Peter Schmitz, komitenin 1506 bayrak tasarımı arasından birini seçerek, söz konusu tasarımın, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin değerlendirilmesine sunmak üzere teslim edildiğini aktardı.

Rum Basını tarafından dün yayınlanan bayrağın, Kıbrıs Cumhuriyeti Bayrağı olup olmadığı yolundaki sorulara Schmitz, yanıt vermekten çekinerek, herhangi bir teyitte bulunmadı.

Toplantının ardından, kendisini sorularıyla sıkıştıran bansın mensuplarına Schmitz, bayrağın rengi, şekli veya kimin tasarımı olduğu yolunda bilgi vermezken, 1506 bayrak tasarımı arasında, 4 ve 100 yaşında bulunan iki kişinin tasarımının yer aldığını ifade etti.

4 yaşındaki tasarımcıdan "kebap şişli" bayrak

Schmitz, 4 yaşındaki minik bir tasarımcının zemin üzerine çapraz şekilde kebap şişlerini yerleştirerek, çok sevimli bir bayrak oluşturduğunu söyledi.

Komitede, esprilere neden olan ve sempatiyle karşılanan kebap şişli bayrağı değerlendiren Schmitz; bayrağın; şiş kebabına, mangal keyfine, yemeye- içmeye düşkün Kıbrıslıların, bu özelliğinin çocuğun belleğinde yer etmesine bağladı.

Schmitz, Bayrak ve Marş Komitesi'nin 8 ve 9 Mart 2004 tarihleri arasında gerçekleştirdiği yoğun toplantılar sonucu, en uygun bayrak ve marşı seçmeye çalıştığını söyledi.

Schmitz, Kıbrıs yanında, 41 ülkeden bayrak için tasarımlar gönderiliğini ve marş için de 111 bestenin yarıştığını anlattı. Yeni cumhuriyetin marşı ise 16 Mart 2004 tarihinde belirlenecek.

KIBRIS, bayrağı ele geçirdi

Basın toplantısında BM yetkilileri bayrağın şekli ve renkleri konusunda bilgi vermekten kaçınırken, KIBRIS, seçilen bayrağı güvenilir kaynaklardan elde etti.

Buna göre bayrak; lacivert, sıcak sarı, kırmızı ve beyaz renklerden oluşuyor. Bayrak; üst kısmı lacivert, onun ardından beyaz bir çizgi, orta alanda sıcak sarı, daha sonra yine bir beyaz çizgi ve alt kısımda da kırmızı renkten oluşuyor.

Güvenilir kaynaklardan alınan bilgiye göre, eserler, herhangi bir tartışmaya sebebiyet verilmemesi için numaralandırıldı. Seçici kurul, bayrağın kim tarafından çizildiğini isim olarak bilmeden, numaralarla değerlendirdi.

KKTC Bankalarının borçlanma tahvillerinin düzenlenmesi görüşülüyor

Ekonomi ve Finansal Konuları Uygulama Komitesi görevlilerinden Lisa Jones, mal ve yer değiştirme konusunda bir alt komisyonun oluşturulduğunu ve bunun toprak düzenlemeleri nedeniyle yer değiştirecek insanların durumu ile ilgili çalışmalar yaptığını belirtti. Jones, konuyla ilgili geniş bilgi vermekten kaçındı.

Lisa Jones, alt komitelerin üstlendiği görevlerden birinin de KKTC'deki banka yapılandırılması ile çalışmalar olduğuna dikkat çekti.

Jones, buna örnek olarak, Kıbrıs Merkez Bankası'nın parasal politikası ile Kuzey Kıbrıs bankalarındaki borçlanma tahvillerinin düzenlemesinin belirlenmesi ve bazı durumların pratiğe uygulanması yolunda, politik önerilerin verilmesini gösterdi.

Bankalarla ilgili çalışmanın, Kıbrıs Türk tarafının bankalar konusundaki bir isteği olduğu belirtili

50'nin üzerinde yasa tamamlandı

Yasa ve Anlaşmalar Teknik Komitesi Başkanı Satya Tripathi, her gün yüzlerce uzmanın, BM uzmanlarıyla birlikte çalıştığını ve 50'nin üzerinde yasanın tamamlandığını açıkladı.

Komite çalışmalarında , 118 yasanın ve 3 ortak anlaşmanın ajandalarında bulunduğunu kaydeden Tripathi, BM' den 20 uzmanın teknik komitelerin çalışmalarına katıldığını vurguladı.

Annan Planı, artık www.annanplan.org'da

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun özel danışmanı Robert Dunn, BM'nin iki tarafta oluşturulan teknik komitelere başkanlık yaptığını anlatarak, komitelerin çalışmalarıyla ilgili genel bilgi verdi.

Dunn, BM'nin Annan Planı'nın yer aldığını web sitesinin güncelleştirildiğini ve yeni isim verildiğini söyledi.

Web sitesinin www.cyprus-un-plan-org olan ismi, www.annanplan.org olarak değiştirildi.

KIBRIS 14/02/2004

CTP Genel Başkanı Talat: Zor da olsa süreç başarıya ulaşacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözerek birleşik Kıbrıs'ın AB'a üye olması yönündeki çabaların sürdüğünü belirterek, "Süreç zor olsa da sonuçta başarıya ulaşılacak" dedi.

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, dün Almanya Büyükelçisi Jochan Trebesch ve Rusya Büyükelçisi Andrey Nostrenko'yu CTP Genel Merkezi'nde ayrı ayrı kabul etti..

Başbakan Talat kabullerde yaptığı konuşmalarda, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının devam ettiğine işaret ederek, ümitsizliğe kapılacak bir durum olmadığını kaydetti.

Müzakerelerde detayların önemine işaret ederek, belirli bir takvim içerisinde çabaların devam ettiğini belirten Talat, Kıbrıs'ta insanların kendi gelecekleri hakkında karar verecekleri noktaya doğru ilerlenildiğini kaydetti.

Hem Kıbrıslı Türklerin, hem de Rumların kabul edebilecekleri bir anlaşmaya varılmasının önemine işaret eden Başbakan Talat, "Zor olsa da başaracağız. Ümitsiz bir durum sözkonusu değil. Bu adayı paylaşacaksak bunun adil bir paylaşım olması gerekir" dedi.

Müzakerelerin ay sonuna kadar devam edeceğini, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla bir zirve gerçekleştirileceğini anımsatan Talat, hedefin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir şey bırakmadan sorunları aşmak olduğunu vurguladı.

Değişen dünya koşullarında Kıbrıs'taki mevcut durumun kalıcı olmayacağının bilincinde olduklarını ve sorunu çözme kararının verildiğini vurgulayan Talat, "Türk tarafı olarak çabalarımız sürecek ve sorunu çözmek için ortak bir noktaya ulaşmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz" dedi.

Almanya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Jochan Trebesch de, Kıbrıs müzakereleriyle yakından ilgilendiklerini belirterek, başarılı bir sonuca gidilmesini desteklediklerini vurguladı.

Sonuca ulaşılmasının politik isteğe de bağlı olduğunu belirten Trebesch, yüzyüze görüşmeler için tarafların New York'ta mutabık kaldığını anımsattı.

Trebecsh, Kıbrıs'ın tümünün AB'ne girmesini beklediklerini ifade etti.

Rusya Federasyonu'nun Kıbrıs Büyükelçisi Andrey Nestrenko da, adaya aralık ayında geldiğine ve ilk kez Başbakan Talat ile görüştüğüne işaret ederek, Rusya'nın müzakere sürecine desteğini ifade etti.

Nestrenko, süreç hakkında Başbakan Talat'tan bilgi alacağını da ekledi

KIBRIS 14/02/2004

Kıbrıs müzakerelerinde dörtlü konferans bilmecesi...


Kıbrıs müzakereleri adada sürerken, Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansın nerede ve hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor.
Ankara, konferansın siyasi düzeyde yapılmasını ve bu çerçevede ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılımını isterken, Atina'nın buna sıcak bakmadığı belirtiliyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağın
a en son BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın karar vereceği bildiriliyor.
Konferansın nerede yapılacağına ilişkin belirsizlik de sürüyor.
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü konferansa gitmeyebileceği yönünde Ankara'ya gelen bir bilgi bulunmuy
or.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, dün yaptığı açıklamada, dörtlü toplantının hangi düzeyde yapılacağının henüz belirlenmediğini söylemişti.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da bugün ''Kıbrıs konusundaki dörtlü konferansa Karamanlis katılacak
mı?'' sorusu üzerine, ''Bu tartışılan bir konudur. Henüz kesinleştirilmedi, olumlu bir gelişme perspektifinin olup olmadığı değerlendirmesine bağlı olacak'' demişti.
MILLIYET 15/03/2004

Kıbrıs'ta bugün toplu görüşme yok

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs sorununu 1 Mayıs'a kadar Annan planı temelinde çözmek amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde, prosedür değişikliğine giderek, bugünden itibaren taraflarla ayrı ayrı görüşmeye başlıyor. Bu nedenle bugün toplu görüşme olmayacak.

De Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u telefonla arayarak, taraflarla ayrı ayrı görüşmek istediğini bildirdi. Bugün saat 10.00'da yapılması beklenen toplu görüşme yerine, De Soto taraflarla ayrı ayrı görüşecek.

De Soto, saat 17.30'da KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir araya gelecek. De Soto, geçen Cuma 14'üncüsü yapılan görüşmede, taraflardan, Annan planında yapılmasını istedikleri değişikleri liste halinde kendisine vermelerini istemişti.

De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla ayrı ayrı görüşerek, al- ver safhasını başlatmaya ve süreçte ilerlemeye çalışacak. De Soto, taraflarla ayrı ayrı görüşürken, her gün toplu görüşme yapılması gerekmeyecek.

Lefkoşa'daki görüşmeler 22 Mart'a kadar sürecek. Görüşmelerde tarafların anlaşamadığı konular, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansta çözülmeye çalışılacak.

Burada da üzerinde anlaşılamayan konuları BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayacak ve ortaya çıkacak metin 20 Nisan'da Türk ve Rum tarafında eşzamanlı olarak referanduma sunulacak.

HRİSOSTOMİDİS: DENKTAŞ TANINMA VE AYRI EGEMENLİK İSTİYOR

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''sürekli olarak tanınma ve ayrı egemenlik isteyerek görüşmelerin çerçevesinin dışına çıktığını'' savundu.

Hrisostomidis, yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ''zamanı tükettiğini'' iddia ederek, ''Denktaş, her durumda ve sürekli olarak tanınma ve ayrı egemenlik isteyerek çerçevenin dışına çıkmaktadır. Elbette BM, erken bir zamanda, yani görüşmelerin birinci turu tamamlanmadan Sayın Denktaş'a çerçeve dışında bulunduğunu hatırlatmalıdır'' diye konuştu.

Türkiye'nin bugüne kadarki süreçte Rum kesiminin AB'ye katılım anlaşmasının iptaline ve üyeliğin tüm AB üyeleri tarafından yeniden onaylanmasıyla tekrarına çalıştığını söyleyen Hrisostomidis, Rum yönetiminin ''Türkiye'nin bu isteğinin olası görüşülmesinin, AB'de karışıklık yaratacağını ve bu tür bir isteğin dikkate alınmasının imkansız olduğunu varsaydığını'' kaydetti.

Bunun, Rum tarafının ''imkansız'' saydığı iki şeyi önkoşul olarak gördüğünü ifade eden Hrisostomidis, bu koşulları, ''Denktaş ile bu talep üzerinde anlaşmaya varmamız ve bunun 15 üye ülke parlamentoları tarafından onaylanması'' diye açıkladı.

HURRIYET 15/03/2004

Müzakerelerin olumlu sonuçlanması gerek

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs müzakerelerinin mevcut güçlüklere rağmen olumlu sonuçlanması gerektiğini söyledi.

Karamanlis, çalışma ziyareti için Atina'ya giden Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinden sonra gazetecilere açıklama yaptı.

Atina'nın Rum yönetimini ve Papadopulos'u ''yürekten'' desteklediğini belirten Karamanlis, Annan planı temelinde, BM kararları çerçevesinde, AB müktesebatına uygun, 1 Mayıs'tan önce ulaşılacak ve tüm Kıbrıs halkının AB üyeliğinden yararlanmasını sağlayacak adil ve kalıcı bir çözüm istediğini bildirdi.

Kıbrıs'ta müzakerelerin sürdüğünü kaydeden Karamanlis, mevcut güçlüklere rağmen olumlu bir sonuca ulaşılmasının gerektiğini de vurguladı.

Karamanlis, ''Lefkoşa karar alır, Atina destekler'' yaklaşımının halen geçerli olup olmadığı sorusuna ise Atina'nın ''Papadopulos ve Rum liderliğini desteklediğini ve sonuna kadar desteğini sürdüreceği'' yanıtını verdi.

Gazetecilerin, Rum tarafının müzakere sonucunun referandumlardan önce TBMM'de onaylanması talebine ilişkin soruyu da yanıtlayan Karamanlis, ''Biz bu talebin yanıtlanması gereken noktalardan birisi

olduğu kanısındayız. Ama bu konu şu anın meselesi değil'' dedi.

Atina'nın güvenlik konularına da büyük önem verdiğini kaydeden Karamanlis, sorular üzerine, 4'lü toplantının hangi düzeyde yapılacağının henüz belirlenmediğini söyledi.

Karamanlis, uluslararası toplumun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''uzlaşmaz tutumunun'' farkında olup olmadığına ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

''Sayın Papadopulos'un ılımlı tavrı ortadadır ve bu tavrın daha da güçlendirilmesi gerekir. Umarım, diğer taraf da aynı şekilde karşılık verir.''

PAPADOPULOS'UN AÇIKLAMASI

Papadopulos ise Atina'nın “Lefkoşa'nın”, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'tan önce BM kararları ve AB müktesebatına uygun bir çözüm bulunması mücadelesine yürekten destek verdiğini söyledi.

Papadopulos, ''Tüm güçlüklere rağmen son 5 dakikaya kadar ılımlı tavrımıza Türk tarafının aynı şekilde karşılık vermesi umudumuzu koruyacağız'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıslı Türklere müzakerelere ilişkin bilgi vermesini konu alan bir soruya karşılık Papadopulos, ''Denktaş'ın belki kendi nedenleri var. Ben bu aşamada müzakerelerin gerektirdiği ciddiyet içinde davranıyorum. Kıbrıs (Rum) halkına gerektiği zaman bilgi vereceğim'' diye konuştu.

HALKIN SESI 15/03/2004

Kritik hafta

Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde 1 Mayıs’a kadar çözüm bulunması amacıyla 19 Şubat’ta Lefkoşa’da başlatılan müzakerelere hafta sonu verilen aranın ardından bugün devam edilecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri müzakereler çerçevesinde bugün 15’inci kez bir araya gelecek.

Müzakere takvimine göre heyetler, bu hafta birbirleriyle yaptıkları görüşmeleri tamamlayarak sürece gelecek hafya Türkiye ve Yunanistan’da dahil olacak.

Müzakere takvimi uyarınca, geçen hafta başlaması beklenen al-ver süreci, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesi ve hazırlıkların tamamlanmamış olması nedeniyle başlamamıştı. Cuma günü yapılan 14. görüşmede taraflar, kurucu devlet anayasa taslağını da BM’ye teslim etmemişti.

Müzakere çerçevesinde 19 Şubat’ta başlayan görüşmelerde bugünden itibaren en kritik haftaya giriliyor. Türk ve Rum tarafının BM gözetiminde yaptığı görüşmelerin son haftasına geçiliyor.

Bu hafta al-ver sürecine geçilecek ve bu sürecin oldukça gergin geçmesi bekleniyor. 22 Mart’a kadar sürecek görüşmelerde tarafların anlaşamadığı konular, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı dörtlü konferansta halledilemeye çalışılacak. Burada da üzerinde anlaşılamayan konuları BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayacak ve ortaya çıkacak metin 20 Nisan’da Türk ve Rum tarafında eş zamanlı olarak referanduma sunulacak.

DEĞİŞİKLİK LİSTESİ

Taraflar, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun talebi üzerine, Annan planında yapılmasını istediği değişikleri liste haline getirerek en geç bugüne kadar BM’ye iletecek.

AA’nın haberine göre De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla bugünden itibaren ayrı ayrı da bir araya gelerek, al-ver sürecini başlatmaya çalışacak. Ancak bugün al-ver sürecine geçilmesi beklenmiyor.

Bugün yapılacak görüşmeden sonra, De Soto, taraflara ayrı ayrı yapacağı görüşmelere başlayacak. Bu nedenle Salı günü toplu görüşmenin yapılmayabileceğine işaret ediliyor.

Bugün yapılacak görüşmede, Türk ve Rum tarafının, bazı konularda görüşlerini içerecek belge sunuşu da yapacak. Görüşme saat 10.00’da başlayacak.

HALKIN SESI 15/03/2004

Annan Planı'nda toprak ayarlaması

Gazeteniz KIBRIS, ülkemizde yıllardan sonra taşları yerinden oynatan Annan Planı'yla ilgili önemli bir yazı dizisi başlatıyor. Annan Planı'nın bilinen, bilinmeyen yönlerini bu yazı dizisinde bulacaksınız. Merakla ve ilgiyle okuyacağınız bu yazı dizisinin ilk bölümünde, toplumda en çok konuşulan ve tartışılan toprak ayarlamasıyla ilgili düzenlemeler yer alıyor

Annan Planı'nda toprak ayarlaması

KIBRIS VATANDAŞLARININ SEÇENEKLERİ: "O bölgede kalmak ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek, kendisine ait olan etkilenen malın haklarının iadesini talep etmek, veya diğer kurucu devlete yeniden yerleştirilmek ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek"

KIBRIS VATANDAŞI OLMAYANLARIN SEÇENEKLERİ: "Sürekli ikamet ettiği kurucu devletten sosyal konut veya başka tür bir konut yardımı ya da mali destek talep etmek veya Kıbrıs'ta en az beş yıldır yaşıyor ise kendi ülkesine yeniden yerleşmek üzere parasal yardım için başvuru yapmak (4 kişilik bir hane halkı için en az 10.000 euro)"

Kıbrıs sorununun Annan Planı temelinde 1 Mayıs 2004'ten önce çözülmesi hedefiyle başlatılan müzakereler sürerken, gazeteniz KIBRIS, bu tarihsel süreçte önemli bir görevi daha yerine getiriyor.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ismiyle anılan ve ortaya atıldığı günden itibaren Kıbrıs'ta taşları yerinden oynatan Annan Planı'yla ilgili önemli bir yazı dizisi başlatıyoruz.

Kıbrıs Türk ve Rum tarafının 19 Şubat'tan beri üzerinde çetin müzakereler yaptığı Annan Planı'nın bilinen, bilinmeyen, kafalarda soru işareti yaratan tüm yönlerini bulabileceğiniz bu yazı dizisinin ilk bölümünde, toplumda en çok konuşulan ve tartışılan toprak ayarlamasıyla ilgili düzenlemeler var.

Cyprus Decides ekibi tarafından hazırlanan ve referandum sürecine ışık tutabilecek bu yazı dizisini büyük bir merak ve ilgiyle okuyacaksınız.

(Cyprus Decides'la ilgili daha fazla bilgi için www.cyprusdecides.org adresine başvurabilirsiniz)

Annan Planı'nda toprak ayarlaması düzenlemeleri

Şimdiki durum

Kıbrıs Türk tarafının denetimindeki alan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının %36'sından biraz fazlasına karşılık gelmekte ve sahillerin yaklaşık %57'sini içermektedir.

Annan Planı'nda önerilen toprak ayarlaması

Toprak ayarlamasına tabi alan Kıbrıs'ın yüzölçümünün %7'sine yakındır. Oluşacak olan Kıbrıs Türk devletinin idaresine verilecek alan, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının %29.2'sini ve sahillerin %50'sinden biraz fazlasını içermektedir.

Egemen üsler bölgesinin bir kısım toprağının Birleşik Krallık tarafından devrinden sonra bu oranlar yaklaşık %1 azalacaktır.

İdarenin devri ve bölgeler

Toprak ayarlamasına tabi olan bölgeler Annan Planı'ndaki kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle kanunen Kıbrıs Rum devletinin parçası olacak, ancak üç yılı aşmayacak geçici bir süre için Kıbrıs Türk devleti tarafından yönetilecektir.

Bu bölgelerin idaresinin Kıbrıs Rum devletine devredilmesi Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde ve kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle başlayan süreler içinde gerçekleştirilecek altı aşama tablo 1'deki gibidir.

TABLO 1

Bölgeler

İdarenin devri için öngörülen süre

Aşama1: Ara Bölge, Maraş ve Erenköy bölgeleri

104 gün

Aşama 2: Düzce, Taşköy ve Madenliköy bölgeleri

6 ay

Aşama 3: Bademliköy, Ömerli, Gaziköy ve Kırklar bölgeleri

12 ay

Aşama 4: Güney Maraş (Mağusa), Çayönü, Güvercinlik, İncirli, Akdoğan, Türkmenköy, Gayretköy, Kurutepe, Süleymaniye, Günebakan ve Yeşilırmak bölgeleri

2 yıl

Aşama 5: Maraş (Mağusa), Haspolat, Alayköy ve Bostancı bölgeleri

2.5 yıl

Aşama 6: Korkuteli, Dörtyol, Pirhan, Vadili, Paşaköy, Türkeli, Yılmazköy, Şirineveler, Akçiçek, Kozan, Kılıçarslan, Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Çamlıbel, Mevlevi, Serhatköy, Zümrütköy, Çamlıköy, Kalkanlı, Akçay, Güzelyurt, Güneşköy, Aydınköy, Yeşilyurt, Koruçam, Gemikonağı ve Yedidalga bölgeleri

3 yıl

Toprak ayarlamasından sonra Kıbrıs Rum devleti idaresine girecek olan belli köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin hakları Dillirga bölgesindeki Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy, ve Mesarya bölgesindeki Pile, Yılmazköy ve Türkeli köylerinde yaşayan Kıbrıslı Türkler:

Kendi kültürel, dinsel ve eğitim işlerini yönetme hakkına sahip olacak;

Kurucu devletlerin yasama organlarında temsil edilebilecek; ve köylerini ilgilendiren planlama ve kadastro konularında danışılacaktır.

Toprak ayarlaması bölgelerindeki mallar ve şimdiki sakinleri

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerde bulunan mallarının tasarrufunu 1974'te kaybeden Kıbrıslı Rum mal sahipleri veya onların varisleri (BM tahminlerine göre 120.000 kişi), bu mallara Kıbrıs Rum devleti idaresi altında geri dönebilecektir.

Kıbrıslı Rum tasarrufu kaybeden mal sahiplerine iade edilecek olan bu malların şimdiki kullanıcısı olan Kıbrıslı Türklerin yeniden yerleştirilmesi gerekecektir. BM'nin 1996 KKTC nüfus sayımı verilerine dayanarak yaptığı tahminlerine göre, bu durumdaki kişilerin sayısı 47.000'e yakındır

Yine BM'nin tahminlerine göre, yukarıda sözü geçen 47.000 Kıbrıslı Türk'ün 23.000'i geçmişte kendi mallarının tasarrufunu kaybeden kişilerdir. Dolayısıyla, bu kişilerin kendi mallarına ilişkin olarak haklarının iadesini veya tazminat talep etme hakkı olacaktır.

Toprak ayarlaması bölgelerindeki şimdiki sakinlerin yeniden yerleştirilmesi

Şimdiki sakinlerin yeniden yerleştirilmeye ilişkin seçenekleri Tablo 2'de yer almaktadır.

TABLO 2

Şimdiki kullanıcı

Seçenekleri

Kıbrıs vatandaşı ise:

(Kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı sayılacak olan - 45.000 kişilik listedekilerin de dahil olduğu - kişiler kast ediliyor.)

O bölgede kalmak ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek;

Kendisine ait olan etkilenen malın haklarının iadesini talep etmek; veya

Diğer kurucu devlete yeniden yerleştirilmek, ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek;

Kıbrıs vatandaşı değilse:

Sürekli ikamet ettiği kurucu devletten sosyal konut veya başka tür bir konut yardımı ya da mali destek talep etmek; veya

Kıbrıs'ta en az beş yıldır yaşıyor ise, kendi ülkesine yeniden yerleşmek üzere parasal yardım için başvuru yapmak (4 kişilik bir hane halkı için en az 10.000 euro)

Yeniden yerleştirme ile ilgili şimdiki kullanıcıların lehine tedbirler

Yeterli mali olanağı1 bulunmayan Kıbrıs vatandaşı bir şimdiki kullanıcı:

Aşağıdakiler için mülkiyet kuruluna başvurabilir:

Alternatif konut satın almak veya kiralamak için tercihli borç almak; acil insani ihtiyaçlar halinde veya tercihli borç için durum uygun olmadığında, düşük maliyete veya mülkiyet kurulunun elindeki mallar arasından ücretsiz alternatif konut almak.

Yeterli mali olanağı1 bulunmayan Kıbrıs vatandaşı bir şimdiki kullanıcı:

Malı kendi amaçları için kullanmakta ise, kendisine alternatif konut sağlanana, veya kendisi alternatif konut standartlarına uygun bir konutu piyasadan satın alma veya kiralama imkanına sahip oluncaya dek, malı boşaltması istenmeyecektir. Ancak bu, kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesini izleyen üç yıl içinde gerçekleşmelidir.

Yeterli mali olanağı1 bulunmayan ve Kıbrıs vatandaşı olmayan bir şimdiki kullanıcı:

Başka bir konut veya mali destek buluncaya kadar malı boşaltması istenmeyecektir. Ancak bu, malın iadeye uygun olduğu kararından itibaren en çok iki yıllık bir süre içinde gerçekleşmelidir.

Yeniden yerleştirme ile ilgili düzenlemeler

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerin şimdiki sakinlerinin haklarını ve menfaatlerini korumak için özel düzenlemeler bulunacaktır. Bu düzenlemeler şimdiki sakinlerin yeterince geçinebilmeye uygun yerlerdeki alternatif konutlara intizamlı bir şeklide yeniden yerleştirilmelerini sağlamayı amaçlayacaktır. Söz konusu düzenlemeler şunları içermektedir:

Yeniden yerleştirilecek olan kişilerin hane halkı olarak kaydı yapılacaktır.

Topluluk halinde yaşayan kişiler topluluk olarak yeniden yerleştirilmeyi talep edebilecektir.

Yeterli maddi imkana sahip olan kişiler kullanmakta olduğu malı, ilgili bölgenin idari olarak devri için belirlenmiş tarihten en çok bir ay öncesinde boşaltacaktır.

Yeterli maddi imkana sahip olmayan kişilere, yerleşeceği alternatif konut belirlendikten sonra, yeniden yerleştirme için üç aydan az olmayan bir ihbar süresi verilecektir.

Küçük çocukları, yaşlı veya sakat bireyleri olan aileler için özel tedbirler alınacaktır.

Toprak ayarlaması bölgelerindeki şimdiki sakinlerin diğer hak ve menfaatleri

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerde mal sahibi olup oradan ayrılmak isteyen Kıbrıslı Türkler:

Kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra toprak ayarlamasına tabi bölgedeki malını boşaltmayı tercih eden kişi, bu mala 1974 öncesinde sahip olduğuna veya malı 1974'teki sahibinden iyi niyetle (bona fide) devraldığına dair kanıt göstermek şartıyla, malının tapusuna karşılık şimdiki değer (current value)2 üzerinden tazminat talep edebilecektir.

Etkilenmiş malda geliştirme yapmış şimdiki kullanıcılar:

Geliştirmenin piyasa değeri malın tasarrufunun kaybedildiği andaki şimdiki değerinin (current value)2 %10'undan fazla ise, geliştirmenin piyasa değeri karşılığında tazminat talep edebilecek ve alacaktır.

Geliştirmenin piyasa değeri malın tasarrufunun kaybedildiği andaki şimdiki değerinden (current value)2 fazla ise, malın tapusunu talep etmek için başvuruda bulunabilecektir. Böyle bir durumda:

Tasarrufu kaybeden mal sahibi geliştirmenin piyasa değerini ödemek istemezse, şimdiki kullanıcı malın geliştirmeden önceki şimdiki değerini (current value)2 ödemek karşılığında tapuyu alacaktır.

Tasarrufu kaybeden mal sahibi ile maldaki geliştirmenin sahibinin her ikisi birden malın tapusu için talepte bulunmuşsa, mülkiyet kurulu söz konusu kişiler arasında dostane bir çözüm bulunmasına yardımcı olmaya çalışacaktır. Bu mümkün olmazsa mülkiyet kurulu, ya tasarrufu kaybeden mal sahibine malın haklarının iadesine, ya da geliştirmenin sahibine malın 1-20 yıllık bir süre için kiralanmasına karar verecektir. Yapılan esaslı geliştirme gelir kaynağı olarak kullanılıyor ise, bu durum böyle bir kararda önemli bir etken olarak dikkate alınacaktır.

Toprak ayarlaması bölgelerindeki abide ve anıt alanları

Toprak ayarlaması bölgelerinde bulunan ve 1963-74 arası dönemdeki olaylar ile bağlantılı olarak Kıbrıslı Türkler tarafından yapılmış herhangi bir abide veya anıt, bölgenin devri ile birlikte Uzlaşım Komisyonu'nun idaresine verilecektir. Uzlaşım Komisyonu bunların nihai statüsünü ve yönetim düzenlemelerini belirleyecek ve söz konusu alanda veya çevredeki mülkte menfaati bulunan kurum ve şahıslar bu kararlara saygı gösterecektir.

Yeniden yerleştirmenin idaresi - yeniden yerleştirme kurulu

Yeniden yerleştirme kurulu beş üyeden oluşacaktır: kurucu devletlerin her birinden birer temsilci ve BM genel sekreterinin atayacağı Kıbrıslı olmayan (ve garantör ülkelerin vatandaşı olmayan) üç üye. Kıbrıslı olmayan üyelerden biri BM temsilcisi olacak ve kurulun başkanlığını yapacaktır.

Yeniden yerleştirme kurulu ile işbirliği yapmak ve irtibat kurmak üzere her bir kurucu devlet, iskan ve mülkiyet konularında yetkili makamı, istihdam/ekonomi ile ilgili konularda yetkili makamı, kurucu devlet polisi ve toprak ayarlaması bölgelerindeki yerel yönetimlerin her biri için birer temsilci atanacaktır.

Kurul, yeniden yerleştirme için tarih tespit etmeden önce, alternatif konutun içinde yaşanmaya hazır durumda olduğunu teyit edecek ve oraya yerleştirilecek olan kişilere geçimlerini temin konusunda yardım ve destek verilmesini güvenceye almak için yeni ikamet yerindeki belediyelerin yetkilileri ile çalışma başlatacaktır.

Yeniden yerleştirme kurulu, toprak ayarlamasına tabi bölgelerde hakların iadesi hakkındaki kararlar ve alternatif konut bulunması ile ilgili olarak mülkiyet kurulu ile de yakın bir çalışma içinde olacaktır. Alternatif konutun inşası planlanırken, toplu halde yeniden yerleştirilme arzusunda olan grupların talepleri ile özel olarak ilgilenilecektir.

Kurucu devletler yeniden yerleştirme kurulunun kararlarına tam saygı gösterecek, kurulun kararlarını zamanında uygulayacak, ve kararların yürütülebilmesi için gerekli yasal mevzuatı ve düzenlemeleri yapacaktır.

Yeniden yerleştirmenin finansmanı

BM, toprak ayarlamasına tabi bölgelerdeki sakinlerin yeniden yerleştirilmesinin masrafını karşılamak için önemli ölçüde uluslararası finansman gerekeceğini öngörmektedir. Bunun AB Komisyonu'nun düzenlemeyi vaat ettiği bir uluslararası bağış konferansında sağlanacak finansmandan karşılanması tasarlanmaktadır.

Toprak ayarlamaları süresi içinde güvenlik işbirliği: Geçici komite

Toprak ayarlamaları sırasında görev yapmak üzere bir geçici komite oluşturulacaktır:

Geçici komite beş üyeden oluşacaktır: her bir kurucu devletten ikişer kişi (en az bir polis görevlisi olacak şekilde) ve komitenin başkanlığını da yapacak olan bir BM temsilcisi.

Komitenin değerlendireceği konular: toprak ayarlamalarına veya herhangi bir kurucu devlette diğer kurucu devletin iç vatandaşlığına sahip kişilerin mevcudiyetine ilişkin kamu düzeni ve güvenlikle alakalı olup herhangi bir üyesi tarafından dikkatine getirilen tüm konular.

1 Yeterli mali olanak: X'ten (ipotek ödemelerini karşılamak için gerekli meblağ) fazla olan gelir (vergilendirilebilen ya da diğer gelir) ya da Y'den (halen kullanılmakta olan malı veya alternatif konutu satın almak için gerekli olan miktar) fazla olan servettir. Servetin hesaplanması maksatları için, ekilenmiş maldaki haklar ve menfaatler göz önünde bulundurulur. Mülkiyet Kurulu X ve Y değerlerini belirleyecek ve piyasa değerlerine ve bilirkişi görüşüne dayanarak bu bedelleri yıllık olarak gözden geçirecektir.

2 Şimdiki değer (current value): Malların, tasarrufun kaybedildiği zamanki değerine, Kıbrıs'ta benzer konumlardaki malların ortalama satış fiyatlarındaki artışa dayalı bir değerlendirmeyi yansıtacak ayarlama eklenerek hesaplanan bir değerdir. Hesaplamalar aşağıdakilere göre olacaktır:

- Artış hesapları, 1963 ile 1974 yılları arasındaki olaylar olmamış varsayımına dayandırılarak yapılacaktır; yani olaylar nedeniyle oluşan değer kaybı hesaplara dahil edilmeyecektir. Hesaplar mümkünse mülk fiyatlarının bu tür olaylardan olumsuz olarak etkilenmediği kıyaslanabilir yerlere dayandırılarak yapılacaktır;

- Malın şimdiki değerinin takdiri Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girdiği tarih için yapılacaktır. Bu değere tazminat, bonolarına Anlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihten bonoların çıkmasına dek uygulanacak faiz oranı aynen uygulanacaktır.

- Değer saptaması ile ilgili hükümlerin nihai düzenlemesi hakkında emlak değerlendirme uzmanları, iktisatçı ve/veya emlak değerlendirme uzmanlarından görüş istenecektir.

KIBRIS 15/03/2004

Yandığımızın resmidir

Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planı'na karşı çıkanları eleştirdi ve "Bu planı 'kabul etmeyin' demek, 'intihar edin' demektir" dedi. Talat, 20 Nisan'da yapılacak referandumda "hayır" çıkarsa olacaklara işaret etti:

Yandığımızın resmidir

"ALDILAR ELE, ÇIKTILAR YOLA": "Bizim bazı örgütlerimiz, aldılar ele çıktılar yola. Sizin güvendiğiniz, üzerine basacağınız, boynuna asılacağınız güç size, 'Ben bunu taşıyamam' diyor. Siz hâlâ daha 'hayır' diyeceğiz diyorsunuz. Peki 'hayır' çıkarsa ne olacak? Yandığımızın resmidir işte, ne olacak. Başka ne diyebilirim"

l "TÜRKİYE, KIBRIS'I TAŞIYAMAZ": "Türkiye, Avrupa Birliği'nden (AB) tarih alırken, AB yolunda ilerlerken, Kıbrıs'ı ayağında veya boynunda bir taş gibi nasıl taşıyacak? Taşıyamaz, mümkün değil"

l "KİMSE TESLİM OLALIM DEMİYOR": Kıbrıs konusunda kimsenin "teslim olalım" demediğini ifade eden Başbakan Talat, Annan Planı konusunda "hayır" kampanyası başlatanları, planın değiştirilebilmesi yönünde kendilerine destek olmaya çağırdı

l "DENKTAŞ'LA FARKLILIĞIMIZ VAR": "Seçim öncesinde farklı konuştuğu, şimdi ise Cumhurbaşkanı Denktaş'ın doğrultusunda yürüdüğü" sözlerine tepki gösteren Talat, "Bu haksızlıktır" dedi; şöyle devam etti: "Şu anda aynı müzakere ekibindeyiz. Farklılıklarımızı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tabii ki farklılıklarımız var. Denktaş Bey, 'Annan Planı ölümdür, felakettir, asla görüşmem, bu iş bitmiştir' diyordu. Bugün ise Annan Planı'nı görüşüyor. Yani eğer bir yakınlaşma varsa bu yakınlaşma bir taraftan olmadı"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki bugünkü durumun sürdürülemeyeceğini belirterek, "Referandumda, 'hayır' çıkarsa yandığımızın resmidir" dedi.

Annan Planı'na karşı çıkanları eleştirerek, "Bu planı kabul etmeyin demek intihar edin demektir" diyen Başbakan Talat, bugünkü durumun sürdürülebilir olmadığını ifade ederek, "Türkiye Avrupa Birliği'nden (AB) tarih alırken, AB yolunda ilerlerken Kıbrıs'ı ayağında veya boynunda bir taş gibi nasıl taşıyacak. Taşıyamaz, mümkün değil" diye konuştu.

Başbakan Talat, Kıbrıs Genç TV'de canlı yayımlanan "Televizyon Gazetesi" programında yaptığı açıklamada, Türk hükümetinin açık ve net olarak, "bu sorun çözümlenmelidir, bu sorun bizim bakımımızdan da sürdürülebilir değildir" dediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Bizim bazı örgütlerimiz aldılar ele çıktılar yola. Sizin güvendiğiniz, üzerine basacağınız, boynuna asılacağınız güç size, 'ben bunu taşıyamam' diyor. Siz hala daha 'hayır' diyeceğiz diyorsunuz. Peki 'hayır' çıkarsa ne olacak? Yandığımızın resmidir işte, ne olacak. Başka ne diyebilirim."

Teslim olalım diyen yok

Kıbrıs konusunda kimsenin "teslim olalım" demediğini ifade eden Başbakan Talat, Annan Planı konusunda "hayır" kampanyası başlatanları, planın değiştirilebilmesi yönünde kendilerine destek olmaya çağırdı.

Kıbrıs müzakerelerinin ilk günlerde soğuk geçtiğini, şimdi ortamın ilk günlere oranla daha normal olduğunu anlatan Talat, soğuk olan ortamın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı esprilerle yumuşadığını kaydetti. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da Cumhurbaşkanı Denktaş kadar yetenekli olmasa da zaman zaman fıkra anlattığını belirten Talat, Denktaş'ın çok geniş fıkra birikimi olduğuna işaret etti.

Başbakan Talat, Rum lider Papadopulos'un, geçmişte, parti başkanıyken, ara bölge Ledra Palace'da Türk ve Rum siyasi parti yetkilileri arasında yapılan görüşmelere, "Türk siyasilerin ellerini sıkmamak için katılmadığı" yönünde Rum basınında haberler çıktığını anımsatarak, Papadopulos'un söz konusu toplantılara bir kez katıldığını ve ondan sonraki hafta yapılan seçimi kazanarak, Rum yönetimi lideri seçildiğini söyledi. Talat, Papadopulos'un, görüşmelerin başında oldukça gergin olduğuna değinerek, Papadopulos'un yavaş yavaş ortama ısındığını söyledi.

"Denktaş'la farklılığımız var"

Bir izleyicinin, "seçim öncesinde farklı konuştuğu, şimdi ise Cumhurbaşkanı Denktaş'ın doğrultusunda yürüdüğü" sözlerine tepki gösteren Talat, "Denktaş'ın doğrultusunda yürümeye başladı demek biraz haksızlık" dedi. Talat, şöyle devam etti:

"Şu anda aynı müzakere ekibindeyiz. Farklılıklarımızı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tabii ki farklılıklarımız var. Denktaş Bey, 'Annan Planı ölümdür, felakettir, asla görüşmem, bu iş bitmiştir' diyordu. Bugün ise Annan Planı'nı görüşüyor. Yani eğer bir yakınlaşma varsa bu yakınlaşma bir taraftan olmadı."

Başbakan Talat, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde oluşturulan komitelerde 100'den fazla insan çalıştığını ve bunların gönüllü iş yaptığını ve ücret ödenmediğini kaydetti.

Harita sunmadık

Talat, müzakerelerde, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir konuda somut talepte bulunmadığını, ancak işlevsel bazı taleplerle avantaj elde etmeye çalıştığını belirterek, görüşmelerde toprak konusunun görüşülmediğini ve harita sunulmadığını söyledi.

Vatandaşlıklar nelere yol açtı?

Geçmiş hükümet dönemimde "hesapsız kitapsız, hiçbir kritere bağlı olmadan dağıtılan vatandaşlıklardan" utanç duyduğunu dile getiren Talat, görüşmelerde en çok zorlandıkları konunun bu olduğunu ve yanıt vermekte zorlandıklarını anlattı. Talat, Bakanlar Kurulu'nun iptal ettiği 1500 kişinin üstündeki listeyi görünce utandığını, bu şekilde vatandaşlık verilmemesi gerektiğini ifade ederek, "Mecbur oldum iptal ettim, bu ayıptan kurtulmak için" dedi.

KIBRIS 15/03/2004

15. randevu bugün

19 Şubat'ta başlayan görüşmelerde bugünden itibaren en kritik haftaya giriliyor. Türk ve Rum tarafının BM gözetiminde yaptığı görüşmelerin de son haftası...

15. randevu bugün

Taraflar, Alvaro de Soto'nun talebi üzerine, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikleri liste haline getirerek en geç bugüne kadar BM'ye iletecek. De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla bugünden itibaren ayrı ayrı da bir araya gelerek, al-ver sürecini başlatmaya çalışacak. Ancak bugün al-ver sürecine geçilmesi beklenmiyor. Bugün yapılacak görüşmeden sonra De Soto, taraflarla ayrı ayrı yapacağı görüşmelere başlayacak. Bu nedenle salı günü toplu görüşmenin yapılmayabileceğine işaret ediliyor

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunması amacıyla 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlatılan müzakerelere hafta sonu verilen aranın ardından bugün devam edilecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri müzakereler çerçevesinde bugün 15'inci kez bir araya gelecek.

Müzakere takvimi uyarınca, geçen hafta başlaması beklenen al-ver süreci, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının giderilememesi ve hazırlıkların tamamlanmamış olması nedeniyle başlamamıştı. Cuma günü yapılan 14. görüşmede taraflar, kurucu devlet anayasa taslağını da BM'ye teslim etmemişti.

Müzakere çerçevesinde 19 Şubat'ta başlayan görüşmelerde bugünden itibaren en kritik haftaya giriliyor. Türk ve Rum tarafının BM gözetiminde yaptığı görüşmelerin son haftasına geçiliyor.

Bu hafta al-ver sürecine geçilecek ve bu sürecin oldukça gergin geçmesi bekleniyor. 22 Mart'a kadar sürecek görüşmelerde tarafların anlaşamadığı konular, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansta halledilemeye çalışılacak. Burada da üzerinde anlaşılamayan konuları BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayacak ve ortaya çıkacak metin 20 Nisan'da Türk ve Rum tarafında eşzamanlı olarak referanduma sunulacak.

Değişiklik listesi

Taraflar, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun talebi üzerine, Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikleri liste haline getirerek en geç bugüne kadar BM'ye ilecek.

De Soto, bu liste üzerinden, taraflarla bugünden itibaren ayrı ayrı da bir araya gelerek, al-ver sürecini başlatmaya çalışacak. Ancak bugün al-ver sürecine geçilmesi beklenmiyor.

Bugün yapılacak görüşmeden sonra, De Soto, taraflarla ayrı ayrı yapacağı görüşmelere başlayacak. Bu nedenle salı günü toplu görüşmenin yapılmayabileceğine işaret ediliyor.

Bugün yapılacak görüşmede, Türk ve Rum tarafının, bazı konularda görüşlerini içerecek belge sunuşu da yapacak. Bugünkü görüşme saat 10.00'da başlayacak.

Teknik komiteler

Öte yandan New York'ta varılan mutabakat çerçevesinde 19 Şubat'tan itibaren çalışmalarını sürdüren teknik komiteler çalışmalarına dün de devam etti.

Teknik Komiteler Koordinasyon Merkezi'nden verilen bilgiye göre "Yönetim ve Kurumsal Konular, Dış İlişkiler ve Ceza Hukuku ile İlgili Yasalar Komitesi" dün saat 09:00'dan itibaren toplanarak, "dış ilişkiler konusundaki federal yasa" üzerindeki çalışmalarına devam etti.

KIBRIS 15/03/2004

Kıbrıs'ta geçerli olacak 50 yasaya son şekli verildi

Kıbrıs Türk ve Rum teknik komitelerinin görüşmelerinde hazır bulunan BM yetkililerinin önceki gün Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde bir çözüm bulunması durumunda Kıbrıs'ta geçerli olacak olan 118 yasadan 50 tanesinin son şekli konusunda büyük oranda anlaşmaya varıldığını açıkladı.

Fileleftheros ve diğer gazeteler, BM genel sekreteri Kıbrıs özel temsilcisinin çalışma arkadaşı Robert Dan, "bütün komitelerin yapıcı, dostane bir havada ve önceden belirlenmiş zaman dilimine göre çalıştıklarını ve böylece işlerini zamanında tamamlayabileceklerini" belirtti.

Haberde ayrıca, Uluslararası Anlaşmalar ve Federal Yasalar Rum komitelerinin başkanı Satya Tripathi'nin ise yaptığı açıklamada, komitelerin tamamlaması gereken işlerinin çok fazla olduğunu ve 118 yasanın tamamlanması ile 3 işbirliği anlaşmasının yanı sıra 2 bin sözleşmenin de gözden geçirilmesi gerektiğini belirttiği ifade edildi.

KIBRIS 15/03/2004

Rumlar için kötü haber

İngiltere, Rumlara, garanti ve ittifak anlaşmalarının referandumdan önce Türk ve Yunan meclislerinde onaylanmasının gerekmediğini iletti

Rumlar için kötü haber

Papadopulos'un şimdi, alternatif bir öneri ortaya koyarak referanduma gideceğini, ancak bundan önce, "Annan Planı'nda, anlaşmanın, garanti ve ittifak anlaşmasının parlamentolarda onaylanmasından sonra hayata geçirilmesini sağlayacak değişikliklerin yapılması gerektiğini" söylediğini belirtti. Bu durumda "Kıbrıs Cumhuriyeti" var olmaya devam edecek ve referandumların sonuçlarının onaylanmasından 24 saat sonra lağvedilmeyecek

İngiltere'nin Kıbrıs Rum Yönetimi'ne, garanti ve ittifak anlaşmalarının, 20 Nisan'da yapılacak referandumlardan önce Türk ve Yunan parlamentolarında onaylanmasının gerekmediği görüşünü ilettiği bildirildi.

Rum kesiminde yayımlanan Simerini gazetesi "İngiliz çelmesi" başlığıyla verdiği haberinde, İngiltere'nin bu tutumuyla, "Kıbrıs sorununa yeni bir diplomatik çelme attığı" yorumunu yaptı.

İngiltere'nin, "(Kıbrıs)ın uluslararası statüsünü havada bırakmaya çalıştığını" savunan gazete, İngilizlerin, herhangi bir onayın referandumlardan önce değil, sonra olması gerektiği şeklindeki Türkiye'nin tezini savunduğunu yazdı.

Gazeteye göre, İngilizler Rum tarafına, 1960 Zürih Anlaşması'nda bile anavatanların parlamentolarının garanti ve ittifak anlaşmalarını onaylamadıklarını belirterek, TBMM'nin onay için en az 3 aya ihtiyacı olduğunu ilettiler ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasının yeterli olacağını söylediler.

Ancak Londra tarafından kabul edilen görüş, kuruluş anlaşmasının İngiltere parlamentosu tarafından onaylanması gerektiği yönünde. Çünkü çözüm bulunması halinde İngilizler, Kıbrıs'taki üslerinden bir bölümünü Kıbrıslı Türklere ve Rumlara iade edecek ve toprak kaybedecek.

Rum yönetiminin İngilizlere yanıtı ise üç nokta üzerinde odaklandı. Kuruluş anlaşmasının BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Lahey'de istendiği gibi referandumdan önce onaylanması gerektiğini, Başbakan Erdoğan'ın imzasının yeterli olmadığını savunan Rum Yönetimi, TBMM'nin onayı olmazsa Türk askerinin, üzerinde uzlaşılan takvim temelinde Kıbrıs'tan çekilmeyeceğine inanıyor.

Rumların korkusu

Rum tarafı, garanti ve ittifak anlaşmasının TBMM tarafından onaylanmazsa referandumlardan olumlu yanıt çıkması halinde, "(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin uluslararası statüsünün havada kalmasından"korkuyor.

Rum yönetimi, referandum sonuçlarının resmileşeceği gece yarısından itibaren, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin mevcut statüsünün sona ereceğini ve buna geri dönülemeyeceğini belirtiyor.

Gazete, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un daha önce yaptığı açıklamada, sözleşmelerin Nisan ayına kadar onaylanmaması halinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni korumak için, referanduma gitme zorunluluğu olmadığını söylediğini hatırlattı.

Papadopulos'un şimdi, alternatif bir öneri ortaya koyarak, referanduma gideceğini, ancak bundan önce, "Annan Planı'nda, anlaşmanın, garanti ve ittifak anlaşmasının parlamentolarda onaylanmasından sonra hayata geçirilmesini sağlayacak değişikliklerin yapılması gerektiğini" söylediğini belirtti. Bu durumda "Kıbrıs Cumhuriyeti" var olmaya devam edecek ve referandumların sonuçlarının onaylanmasından 24 saat sonra lağvedilmeyecek

KIBRIS 15/03/2004

Hristu: Çözümsüzlük, Kıbrıs'ın yarısından ödün vermektir

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, "çözümsüzlüğün bedelinin çözümün bedelinden daha ağır olacağını ve Kıbrıs'ın yarısından ödün vermek anlamına geleceğini" vurguladı.

Alithia gazetesi, "Bir çözüme ulaşılmaması durumunda Kıbrıslı Türklerin, kendilerine 1960 Anayasası'yla tanınan ve de 1 Mayıs'tan sonra AB'ye dayanarak Güney Kıbrıs'taki mallarını isteyebilecekleri ve her şeyin olduğu gibi kalmasını savunanların bir dayanağının olmadığı" şeklindeki bir soruya karşın Hristu, "1 Mayıs'tan sonra, çözüme ulaşılmaması halinde, yeni bir durumla karşı karşıya kalacaklarını, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs'ın AB'ye henüz üye olmamasına rağmen, Güney Kıbrıs'ın resmi yollarını ve avukatlar aracılığıyla mallarını talep ettiklerini, bu tür vakaların çok olmamasına rağmen mevcut olduğunu" söyleyerek "1 Mayıs'tan sonra Kıbrıslı Türkler AB vatandaşı olduklarında, çözüm olmaması halinde, durumun nasıl değişebileceği " sorusunu yöneltti ve "çözümsüzlüğün bedelinin çözümün bedeliyle kıyaslanamayacağını" ifade etti.

Hristu, Rum lider Papadopulos'un bazı önemli konularda sunduğu önerilerinin BM tarafından kabul edilmesi durumunda Rum partilerinin Papadopulos'a destek çıkacaklarını, bunun sonucunda da Rum halkının siyasetçilerin sesini dinleyerek öneriyi kabul edeceklerine inandığını ifade etti.

Hristu, "Rum İçişleri Bakanlığı'nda her hafta onlarca Kıbrıslı Türk'le karşılaştığını" belirterek "Bazı şeylerin Kıbrıslı Türkleri çok yorduğunu, bundan dolayı da Rum lider Papadopulos'un istediklerinden dolayı endişeli olmadıklarını, kendisiyle konuşan Kıbrıslı Türklerin barış ve çözüm istediklerini kendisine açıkça ifade ettiklerini" de iddia etti.

KIBRIS 15/03/2004

Harita konusunda yeni planlar

Annan haritasındaki çizginin düzleştirilmesi olasılığının incelenmesine yönelik senaryolar şekillendirilmekte olduğu bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, "Çizginin Düzleştirilmesi İçin Plan Tatbikatları" başlıklı haberinde, bu senaryolardan birinde, Lefkoşa'dan Mağusa'ya kadar olan hattın 1974'ten önce inşa edilen yeni yolla bağlanmasının muhtemel olduğunun belirtildiğini yazdı.

Gazeteye göre Güzelyurt'tan Mağusa'ya çizilecek düz bir hat Rum tarafına verilecek toprak oranını ciddi şekilde etkileyecek. Olabilecek gibi görünen senaryolardan biri şu şekildedir: "Hat, Lefkoşa'dan Mağusa'ya kadar, 1974 öncesinde yapılan yeni yolla bağlansın. Bu çözümle hat düzleştiriliyor ve düzenlemelerden, bir dizi köy ve/veya meskun bölge yanındaki toprağın Rum tarafına verileceği Mesarya bölgesi etkileniyor.

Lefkoşa-Güzelyurt hattı konusu kalıyor. Annan Planı'ndaki son harita, geri verilecek bölgeler Maronit köylerini de içine aldı. Düzleştirme yapılması, buları etkileyebilir, yani, bu köylerin iade edilmemesi. Böyle bir durumda harita Karpaz yarımadasında da değiştirilecek. Senaryonun, Karpaz'ın özel statüye sahip olmak yerine Rum tarafına verilmesini benimsemesi. Güzelyurt'un Vadili'deki gibi ikiye bölünmesine ilişkin bir senaryo tartışmaya bile açılamaz, peşinen Rum tarafınca reddedilir."

KIBRIS 15/03/2004

Talat: Denktaş'ın çekilmesi tehlikeli olur, buna hakkı yok!


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık bir aydan beri devam eden Kıbrıs müzakere sürecinin BM Genel Sekreterliği aracılığıyla dolaylı görüşme şeklinde format değiştirmesinin çok daha yararlı olduğunu söyledi.
Talat, ''Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler, karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde
ortaya konacak'' dedi.
Bir aylık müzakere sürecinde ciddi ilerleme olmamasına karşın, ilerleme olacağı konusunda inançlı olduğunu belirten Talat, süreçle ilgili en büyük olumsuzluğun ise takvime rağmen ''Kıbrıs Türk Kurucu Devlet Anayasa Taslağı''nın Cumh
urbaşkanı Denktaş tarafından sunulmaması olduğunu kaydetti.
Denktaş'ın müzakerelerden çekilebileceğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek, ''Bu çok tehlikeli olur, buna hakkı yok'' diyen Talat, referanduma yönelik kampanyalardan da rahatsızlık duyduğunu
belirtti ve ''Pazarlıklar sürerken ne evet, ne de hayır kampanyalarının yararı yok. Ben sadece çözümün gerekliliğini savunuyorum'' ifadesini kullandı.

RUMLAR 200, TÜRKLER 100 SAYFA METİN SUNDU

Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, tarafların bir aylık süreçte istedikleri değişiklikleri parça parça ortaya koyduğunu ifade ederek, bu süreçte tarafların harita hariç, planla ilgili düşünce ve değişiklik önerilerini izahatlarıyla birlikte masaya koyduğunu söyledi.
Rum tarafının bu çerçevede 200
, Türk tarafının ise 100 sayfaya yakın metin ortaya koyduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:
''BM, şimdi bölümler halinde tarafların önem verdikleri hususlarda uzlaşmaya varıp varamayacaklarının çalışmasını yapıyor. De Soto, dün notlar halinde bunları topl
ayarak verdi ve dün ilk tepkileri aldı. Bu süreç böyle sürecek. Bu şekilde uzlaşma sağlamaya, tarafların hangi noktaya kadar yaklaşabileceği konusunda malzeme toplamaya çalışıyorlar.''

DÖRTLÜ KONFERANSIN BAŞARISI KATILIMA BAĞLI


Lefkoşa'daki görüşmelerin a
rdından Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü toplantılarda başarı sağlanmasının ise katılım düzeyine bağlı olduğunu söyleyen Talat, ''Dışişleri bakanları ve başbakanların katılımıyla üst düzeyde katılım olursa ilerleme olabilir. Ancak toplantı teknisyenler-bürokratlar düzeyinde yapılırsa, değişiklikler BM Genel Sekreteri'ne kalır'' dedi.
Talat, ''Toplantılar üst düzeyde olmayacaksa İsviçre'nin bir kasabasına gitmeye gerek yok. O zaman daha yakın bir yerde de yapılabilir'' diye konuştu.

DENKTAŞ ÇEKİLİRSE

Talat, Denktaş'ın müzakere sürecinden ''çekilebileceğine'' ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine de özetle şunları söyledi:
''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın süreç devam ederken çekilmesi, çok zararlı ve tehlikeli olur. Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından çok kötü olur ve sürecin akamete uğraması sorumluluğu Türk tarafına kalır. Bunu başlangıçta yapsaydı sorun olmayabilirdi, ama bu aşamada çok zararlı olur. Son ana kadar süreç içinde olma zorunluluğu var. Denktaş'ın süreci akamete uğ
ratma hakkı yok.'' Talat, koalisyon ortağı ve müzakere heyetinde yer alan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la ilgili olarak da, ''Şimdilik bir sorunumuz yok. Bütün olarak hareket etmek zorundayız. Hem hükümet, hem heyet olarak bütün olmak zorundayız. Zaman zaman çelişkiler olsa da gidermeye çalışıyoruz'' dedi.
Talat, ''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın çekilmesi halinde bu tutum Serdar Denktaş'ı da etkiler mi'' sorusuna ise, ''Serdar Bey, ortaya çıkabilecek pürüzlerin nasıl giderilebileceği üze
rinde yapıcı ve olumlu bir tutum izliyor. Bu anlamda zaten yükümlülüğü de var'' ifadesini kullandı.
Müzakere sürecinde planda köklü değişiklik beklemediğini, bu nedenle referandum sonucunun başa baş çıkacağını kaydeden Talat, bir soruya karşılık, Türkiye'n
in tavrının referandumun sonucunda çok etkili olacağına işaret etti.

"DENKTAŞ'IN YANINDA ETKİSİZ KALDIĞI'' YORUMU

Mehmet Ali Talat, ''müzakere sürecinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yanında etkisiz kaldığına'' ilişkin yorumlarla ilgili olarak da özetle şunları söyledi:
''Süreç başlarken zorluklar olacağını biliyorduk. Nitekim zor bir süreç. Ama benim için önemli olan bu sürecin başarıya ulaşmasıdır. Vizyonumu muhafaza ediyorsam, bu vizyona ulaşmak için ortaya çıkabilecek engelleri kaldırmak için gerçeklere et
ki yaparak ilerleme sağlayabiliyorsam esas olan budur. Denktaş, bir gerçek olarak oradadır. Cumhurbaşkanı ve görüşmecidir. Bunun kararını ben vermedim ve elimde olsa vermezdim. Bu gerçeği bilerek bu sürecin içine girdim ve oldukça olumlu bir rol oynadığıma inanıyorum. Bu, müzakere süreci sonunda daha açık olarak ortaya çıkacaktır. Şu anda plandaki muhtemel değişiklikler bilinmediği için muhtelif yorumlar yapılabiliyor.'' Talat, dörtlü toplantı öncesinde pazartesi günü Denktaş ile kendisinin de katılımıyla Ankara'da zirve yapılacağına ilişkin basın haberleriyle ilgili olarak ise, ''Ne bana, ne de Sayın Denktaş'a böyle bir davet gelmedi. Henüz bizim elimizde böyle bir bilgi yok'' dedi.
MILLIYET 16/03/2004

Denktaş: Dörtlü konferans kararımı verdim, açıklayacağım


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü konferansa katılıp katılmama yönündeki kararını verdiğini belirterek, günü geldiğinde bu kararı açıklayacağını bildirdi.
Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun dün kendisi ve Rum lider Tasos Papadopulos ile yaptığı dolaylı görüşmelerde sunduğu belge konusunda Rum basınında çıkan haberlerin doğru olduğunu, ancak harita sunulmadığını söyledi.
Yunani
stan dörtlü konferanstan başarı çıkacağına inanmadığı için, Başbakan Kostas Karamanlis'in dörtlü konferansa katılmadığını belirten Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bu konuda girişimleri olduğunu açıkladı.
Denktaş, Türk Kalp Vakfı yetkilisi İmren U
tku'yu kabulü sırasında yaptığı açıklamada, halkın baş koyduğu, hayatını kaybettiği dava uğruna görevini yaptığını ifade ederek, varılacak bir anlaşmada, eşit egemenlik, iki kesimlilik, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini istediklerini kaydetti.
Denktaş
, mal-mülk konusunun, halkları yeniden kavgaya tutuşturacak şekilde halledilmek, bunun için 7 bin BM askerinin adaya getirilmek istendiğini belirtti. Müzakerelerde şimdiye kadar sundukları önerilerin hiçbirini Rumların kabul etmediğine işaret eden Denktaş, ''işin Annan'a bırakılmaya çalışıldığını'' söyledi.
''Bir yere vardığımızı söyleyemem'' diyen Denktaş, ''dün dolaylı görüşmelerin başlamasının henüz bir şey olmadığını, her şeyin dörtlü konferansı beklediğini'' bildirdi.
Zorlukların ve Rumların Avrupa Bir
liği yoluyla tüm Kıbrıs'a sahip çıkma oyununun devam ettiğini kaydeden Denktaş, kararı referandumda halkın vereceğini, halka güvendiklerini vurguladı. ''Benli veya bensiz bu yol kat edilerek referanduma gidilecektir'' diyen Denktaş, Anadolu'dan her gün yüzlerce destek mesajı aldığını, Türkiye ile Yunanistan'ın dostluğuna inandıklarını ifade etti.

DE SOTO GÜNDEM MADDESİ SUNDU
Denktaş, Rum basınında, dünkü görüşmede de Soto'nun sunduğu belgenin detaylarının yayımlandığı hatırlatılarak, bunların doğru olup olmadığının sorulması üzerine, Rum basınında çıkanların doğru olduğunu belitti ve de Soto'nun belge değil, gündem maddesi sunduğunu kaydetti. Denktaş, de Soto'nun harita sunmadığını bildirdi.
Denktaş, derogasyonlar konusuna önem verdiklerini, ancak Avrupa Bi
rliği'nden şimdiye kadar bu konuda iç açıcı haber almadıklarını söyledi.
Toprak ayarlaması nedeniyle yer değiştirecek Kıbrıs Türklerinin rehabilitasyonunun önemli olduğunu ve mutlaka rehabilitasyon programı olması gerektiğini belirten Denktaş, senatoda 24/
24 Türk-Rum oranının korunması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra da Türk askerinin adada kalmasını istediklerinin altını çizen Denktaş, KKTC'nin Türkiye ile özel ilişkilerinin de korunması gerektiğini söyledi.
Rumların önerisine de değinen Denktaş, Rumların, diğer şeyler yanında iade edilecek toprağın denetiminin derhal BM'nin kontrolüne verilmesini istediğini kaydetti.

DÖRTLÜ KONFERANS
Denktaş, Karamanlis'in dörtlü konferansa katılmamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:
''Söyledikleri şu: 'Başarıyla neticelenecek bir toplantı olmayacağı aşikardır. Yeni başbakanı başarısız bir toplantıda harcamak istemiyoruz. Dolayısıyla müsteşarlar seviyesinde olsunmuş.' Türkiye buna karşı çıkmıştır. Zannedersem Genel Sekreter, 'Hiç o
lmazsa siyasi bir makam iştirak etsin' girişimi yaptı veya yapacaktır. Bu da dışişleri bakanları seviyesinde olsun demektir. Eğer işler iyi giderse ve bir başarı şansı olursa, galiba son bir gün veya iki gün başbakanlar da katılacakmış. Bunlar etrafında görüşmeler devam ediyor.'' Yunanistan'ın, ''bugüne kadar başarı sağlanamayan müzakerelerde, dörtlü konferansta da pek başarı sağlanamayacağı'' kanısında olduğunu ve başbakanını göndermediğini kaydeden Denktaş, ''Halbuki Türkiye Başbakanı 'Ben buraya giderim' demekteydi. Durum budur'' dedi.
Denktaş, Rumların, 40 yıldır uyguladığı siyasetin rahatlığı içinde olduğunu ve dörtlü konferansta bunun değişeceğine inanmadığını belirterek, Rumlara Kıbrıs Türklerinin hükümeti olmadığı söylenmediği sürece, Rumların değişm
eyeceğini belirtti.
Denktaş, Annan planına ilk günden itibaren direnmemiş olsalardı, Kıbrıs Türklerinin şimdi perişan bir hale düşürülmüş olacağını ifade ederek, ''Direnişimiz halkımız içindir, hürriyet içindir, adalet içindir, eşitlik ve egemenlik içindir
'' diye konuştu.
MILLIYET 16/03/2004

Rumlar De Soto'nun belgesinden rahatsız

Alvaro de Soto'nun dün Kıbrıs'ta taraflarla ayrı ayrı yaptığı görüşmede al-ver sürecini başlatmak amacıyla sunduğu yeni belgeden, Rum tarafının rahatsız olduğu bildirildi.

Rum basınına göre, de Soto'nun belgesini ''Türk görüşlerine daha fazla ağırlık verildiği'' gerekçesiyle ''dengesiz'' olarak niteleyen Rum tarafı, belgeden rahatsızlık duydu. Rum tarafı, de Soto'nun yeni belgesinin, ağırlıklı olarak Rumların daha az alıp, daha çok vermesine dayandığı kanısında.

Fileleftheros gazetesi, ''derogasyonlar ve güçlendirilmiş iki bölgeliliğin masada olduğunu'' belirttiği haberinde, de Soto ve ekibinin konuları iki kategoriye ayırdığını yazdı.

Buna göre, en önemli konular birinci kategoride toplandı ve 12 maddeden oluşuyor. Daha az önemli ikinci kategorinin 7 maddesi var.

''De Soto'nun ekibinin yürüttüğü mantıkla Kıbrıs Rum tarafının daha çok verip, daha az alması gerekmektedir'' görüşünü savunan gazete, yeniden şekillendirilen görüşler içerisinde, Türk tarafının talebi olan AB müktesebatında sürekli derogasyonlar (ayrıcalıklar) ve iki bölgeliliğin güçlendirilmesi konuları bulunduğunu kaydetti.

Gazeteye göre, De Soto'nun yeni belgesi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ortaya attığı ve başkanlık konseyi üyelerinin sayısınınartırılması, asliye mahkemesi kurulması ve iade edilecek bölgelerin BMdenetimine verilmesi gibi konuları da içeriyor. Toprak konusunda, de Soto belgesinde sadece harita yer aldı, detay ise yok.

TÜRK VE RUM TARAFININ TALEPLERİ

Politis gazetesi ise ''25 noktada al-ver olacağını'' yazdı. Gazeteye göre, de Soto belgesi Türk tarafının talep ettiği şu ciddi konuları da içeriyor:

1. AB müktesebatından sürekli sapmalar (derogasyon)
2. Toprak ayarlaması nedeniyle yer değiştirecek Kıbrıs Türklerinin rehabilite yöntemi
3. Senatoda 24/24 oranının korunması
4. Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra da adada Türk askerinin kalması
5. KKTC'nin Türkiye ile özel ilişkilerinin korunması

De Soto belgesi, Rum tarafı için ise diğerleri yanında şu konularıda içeriyor:

1. İade edilecek toprağın denetiminin BM'ye verilmesi
2. Başkanlık Konseyinin 4 Rum, 2 Türk yerine, 6 Rum, 3 Türk üyeden oluşması
3. Başkanlık süresinin 40 ay Rum tarafı, 20 ay Türk tarafı için olması
4. Asliye Mahkemesi kurulması
5. Türkiye kökenlilerin sayısı ve referandumda kimlerin oy kullanacağı
6. Güvenlik
7. Geçici dönem ve çözümle federal organların derhal çalışmaya başlama gerekliliği.

DÖRTLÜ KONFERANS

Bu arada, Rum basını, Kıbrıs konusundaki dörtlü konferansın büyük ihtimalle 24 Mart'ta İsviçre'nin Lüzern kasabasında başlayacağını ve BM'nin üç otelde rezervasyon yaptırdığını yazdı.

Rumlar ile Türklerin aynı otelde, farklı katlarda kalmasının düşünüldüğü belirtilen haberlerde, Kıbrıs Rum heyeti ve Yunan heyeti aynı katta, Kıbrıs Türk heyeti ile Türkiye'den gelen heyet ise başka bir katta kalacak ve bu süreç 31 Mart'a kadar devam edecek.

Haberlerde, dörtlü konferansın Bourgenstock Otel'de olacağı da yeraldı.

HURRIYET 16/03/2004

Talat: Dolaylı görüşme süreci çok daha yararlı

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık bir aydan beri devam eden Kıbrıs müzakere sürecinin BM Genel Sekreterliği aracılığıyla dolaylı görüşme şeklinde format değiştirmesinin çok daha yararlı olduğunu söyledi.

Talat, ''Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler, karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde ortaya konacak'' dedi.

Bir aylık müzakere sürecinde ciddi ilerleme olmamasına karşın, ilerleme olacağı konusunda inançlı olduğunu belirten Talat, süreçle ilgili en büyük olumsuzluğun ise takvime rağmen ''Kıbrıs Türk Kurucu Devlet Anayasa Taslağı''nın Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından sunulmaması olduğunu kaydetti.

Denktaş'ın müzakerelerden çekilebileceğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek, ''Bu çok tehlikeli olur, buna hakkı yok'' diyen Talat,referanduma yönelik kampanyalardan da rahatsızlık duyduğunu belirtti ve ''Pazarlıklar sürerken ne evet, ne de hayır kampanyalarının yararı yok. Ben sadece çözümün gerekliliğini savunuyorum'' ifadesini kullandı.

''RUM TARAFI 200, TÜRK TARAFI 100 SAYFA METİN SUNDU''

Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, tarafların bir aylık süreçte istedikleri değişiklikleri parça parça ortaya koyduğunu ifade ederek, bu süreçte tarafların harita hariç, planla ilgili düşünce ve değişiklik önerilerini izahatlarıyla birlikte masayakoyduğunu söyledi.

Rum tarafının bu çerçevede 200, Türk tarafının ise 100 sayfaya yakın metin ortaya koyduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:

''BM, şimdi bölümler halinde tarafların önem verdikleri hususlardauzlaşmaya varıp varamayacaklarının çalışmaını yapıyor. De Soto, dün notlar halinde bunları toplayarak verdi ve dün ilk tepkileri aldı. Bu süreç böyle sürecek. Bu şekilde uzlaşma sağlamaya, tarafların hangi noktaya kadar yaklaşabileceği konusunda malzeme toplamaya çalışıyorlar.''

''DÖRTLÜ KONFERANSIN BAŞARISI KATILIM DÜZEYİNE BAĞLI''

Lefkoşa'daki görüşmelerin ardından Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü toplantılarda başarı sağlanmasının ise katılım düzeyine bağlı olduğunu söyleyen Talat, ''Dışişleri bakanları ve başbakanların katılımıyla üst düzeyde katılım olursa ilerleme olabilir. Ancak toplantı teknisyenler-bürokratlar düzeyinde yapılırsa,değişiklikler BM Genel Sekreteri'ne kalır'' dedi.

Talat, ''Toplantılar üst düzeyde olmayacaksa İsviçre'nin bir kasabasına gitmeye gerek yok. O zaman daha yakın bir yerde de yapılabilir'' diye konuştu.

''DENKTAŞ'IN ÇEKİLMESİ ÇOK TEHLİKELİ''

Talat, Denktaş'ın müzakere sürecinden ''çekilebileceğine'' ilişkinaçıklamalarının anımsatılması üzerine de özetle şunları söyledi:

''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın süreç devam ederken çekilmesi, çok zararlı ve tehlikeli olur. Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından çok kötü olur ve sürecin akamete uğraması sorumluluğu Türk tarafına kalır.Bunu başlangıçta yapsaydı sorun olmayabilirdi, ama bu aşamada çok zararlı olur. Son ana kadar süreç içinde olma zorunluluğu var. Denktaş'ın süreci akamete uğratma hakkı yok.''

Talat, koalisyon ortağı ve müzakere heyetinde yer alan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la ilgili olarak da, ''Şimdilik bir sorunumuz yok. Bütün olarak hareket etmek zorundayız. Hem hükümet, hem heyet olarak bütün olmak zorundayız. Zaman zaman çelişkiler olsa da gidermeye çalışıyoruz'' dedi.

Talat, ''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın çekilmesi halinde bu tutum Serdar Denktaş'ı da etkiler mi'' sorusuna ise, ''Serdar Bey, ortaya çıkabilecek pürüzlerin nasıl giderilebileceği üzerinde yapıcı ve olumlu bir tutum izliyor. Bu anlamda zaten yükümlülüğü de var'' ifadesini kullandı.

Müzakere sürecinde planda köklü değişiklik beklemediğini, bu nedenle referandum sonucunun başa baş çıkacağını kaydeden Talat, bir soruya karşılık, Türkiye'nin tavrının referandumun sonucunda çok etkili olacağına işaret etti.

''DENKTAŞ'IN YANINDA ETKİSİZ KALDIĞI'' YORUMU

Mehmet Ali Talat, ''müzakere sürecinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yanında etkisiz kaldığına'' ilişkin yorumlarla ilgili olarak da özetleşunları söyledi:

''Süreç başlarken zorluklar olacağını biliyorduk. Nitekim zor bir süreç. Ama benim için önemli olan bu sürecin başarıya ulaşmasıdır. Vizyonumu muhafaza ediyorsam, bu vizyona ulaşmak için ortaya çıkabilecek engelleri kaldırmak için gerçeklere etki yaparak ilerleme sağlayabiliyorsam esas olan budur. Denktaş, bir gerçek olarak oradadır. Cumhurbaşkanı ve görüşmecidir. Bunun kararını ben vermedim ve elimde olsa vermezdim. Bu gerçeği bilerek bu sürecin içine girdim ve oldukça olumlu bir rol oynadığıma inanıyorum. Bu, müzakere süreci sonunda daha açık olarak ortaya çıkacaktır. Şu anda plandaki muhtemel değişiklikler bilinmediği için muhtelif yorumlar yapılabiliyor.''

Talat, dörtlü toplantı öncesinde pazartesi günü Denktaş ile kendisinin de katılımıyla Ankara'da zirve yapılacağına ilişkin basın haberleriyle ilgili olarak ise, ''Ne bana, ne de Sayın Denktaş'a böylebir davet gelmedi. Henüz bizim elimizde böyle bir bilgi yok'' dedi.

(aa)

HURRIYET 16/03/2004

Denktaş: Kararımı Cuma günü açıklayacağım

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü konferansa katılıp katılmama yönündeki kararını verdiğini belirterek, günü geldiğinde bu kararı açıklayacağını bildirdi.

Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun dün kendisi ve Rum lider Tasos Papadopulos ile yaptığı dolaylı görüşmelerde sunduğu belge konusunda Rum basınında çıkan haberlerin doğru olduğunu, ancak harita sunulmadığını söyledi.

Yunanistan dörtlü konferanstan başarı çıkacağına inanmadığı için, Başbakan Kostas Karamanlis'in dörtlü konferansa katılmadığını belirtenDenktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bu konuda girişimleri olduğunu açıkladı.

Denktaş, Türk Kalp Vakfı yetkilisi İmren Utku'yu kabulü sırasında yaptığı açıklamada, halkın baş koyduğu, hayatını kaybettiği dava uğruna görevini yaptığını ifade ederek, varılacak bir anlaşmada, eşit egemenlik, iki kesimlilik, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini istediklerini kaydetti.

Denktaş, mal-mülk konusunun, halkları yeniden kavgaya tutuşturacakşekilde halledilmek, bunun için 7 bin BM askerinin adaya getirilmek istendiğini belirtti. Müzakerelerde şimdiye kadar sundukları önerilerin hiçbirini Rumların kabul etmediğine işaret eden Denktaş, ''işin Annan'a bırakılmaya çalışıldığını'' söyledi.

''Bir yere vardığımızı söyleyemem'' diyen Denktaş, ''dün dolaylı görüşmelerin başlamasının henüz bir şey olmadığını, her şeyin dörtlü konferansı beklediğini'' bildirdi.

Zorlukların ve Rumların Avrupa Birliği yoluyla tüm Kıbrıs'a sahip çıkma oyununun devam ettiğini kaydeden Denktaş, kararı referandumda halkın vereceğini, halka güvendiklerini vurguladı. ''Benli veya bensizbu yol kat edilerek referanduma gidilecektir'' diyen Denktaş, Anadolu'dan her gün yüzlerce destek mesajı aldığını, Türkiye ile Yunanistan'ın dostluğuna inandıklarını ifade etti.

''DE SOTO GÜNDEM MADDESİ SUNDU''

Denktaş, Rum basınında, dünkü görüşmede de Soto'nun sunduğu belgenin detaylarının yayımlandığı hatırlatılarak, bunların doğru olupolmadığının sorulması üzerine, Rum basınında çıkanların doğru olduğunubelitti ve de Soto'nun belge değil, gündem maddesi sunduğunu kaydetti.Denktaş, de Soto'nun harita sunmadığını bildirdi.

Denktaş, derogasyonlar konusuna önem verdiklerini, ancak Avrupa Birliği'nden şimdiye kadar bu konuda iç açıcı haber almadıklarını söyledi.

Toprak ayarlaması nedeniyle yer değiştirecek Kıbrıs Türklerinin rehabilitasyonunun önemli olduğunu ve mutlaka rehabilitasyon programı olması gerektiğini belirten Denktaş, senatoda 24/24 Türk-Rum oranının korunması gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra da Türk askerinin adada kalmasınıistediklerinin altını çizen Denktaş, KKTC'nin Türkiye ile özel ilişkilerinin de korunması gerektiğini söyledi.

Rumların önerisine de değinen Denktaş, Rumların, diğer şeyler yanında iade edilecek toprağın denetiminin derhal BM'nin kontrolüne verilmesini istediğini kaydetti.

DÖRTLÜ KONFERANS

Denktaş, Karamanlis'in dörtlü konferansa katılmamasıyla ilgili birsoruyu yanıtlarken şunları söyledi:

''Söyledikleri şu: 'Başarıyla neticelenecek bir toplantı olmayacağı aşikardır. Yeni başbakanı başarısız bir toplantıda harcamakistemiyoruz. Dolayısıyla müsteşarlar seviyesinde olsunmuş.' Türkiye buna karşı çıkmıştır. Zannedersem Genel Sekreter, 'Hiç olmazsa siyasi bir makam iştirak etsin' girişimi yaptı veya yapacaktır. Bu da dışişleri bakanları seviyesinde olsun demektir. Eğer işler iyi giderseve bir başarı şansı olursa, galiba son bir gün veya iki gün başbakanlar da katılacakmış. Bunlar etrafında görüşmeler devam ediyor.''

Yunanistan'ın, ''bugüne kadar başarı sağlanamayan müzakerelerde, dörtlü konferansta da pek başarı sağlanamayacağı'' kanısında olduğunu ve başbakanını göndermediğini kaydeden Denktaş, ''Halbuki Türkiye Başbakanı 'Ben buraya giderim' demekteydi. Durum budur'' dedi.

Denktaş, Rumların, 40 yıldır uyguladığı siyasetin rahatlığı içindeolduğunu ve dörtlü konferansta bunun değişeceğine inanmadığını belirterek, Rumlara Kıbrıs Türklerinin hükümeti olmadığı söylenmediği sürece, Rumların değişmeyeceğini belirtti.

Denktaş, Annan planına ilk günden itibaren direnmemiş olsalardı, Kıbrıs Türklerinin şimdi perişan bir hale düşürülmüş olacağını ifade ederek, ''Direnişimiz halkımız içindir, hürriyet içindir, adalet içindir, eşitlik ve egemenlik içindir'' diye konuştu.

HURRIYET 16/03/2004


Atina Kıbrıs'ta 3 bin asker istiyor

Yunan basını, Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Rum Kesimi'nin yapacakları 4'lü görüşmelere, Başbakan Kostas Karamanlis'in katılabileceğini yazdı. Atina'nın Kıbrıs'ta 2500-3000 asker kalmasını istediği de ileri sürüldü.

Atina'da yayımlanan hükümet yanlısı Apoyevmatini gazetesi, hükümetin, 4'lü toplantının gidişatının gerektirmesi halinde, Karamanlis'in katılımı üzerinde durduğunu yazdı.

Apoyevmatini, Atina'nın halen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a toplantının hangi düzeyde yapılacağına ilişkin tercihi konusunda resmen yanıt vermediğini kaydetti.

Sol eğilimli Ethnos gazetesi ise Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto taraflarla 4'lü toplantıya ilişkin temaslarını sürdürürken, Atina'nın 23 veya 24 Mart'ta başlaması beklenen görüşmelerin başlangıcına Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve yardımcısı Yannis Volinakis'i göndermeyi planladığını belirtti.

Gazete, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Türk basınında çıkan ve ''Atina'nın yüksek düzeyde katılımı reddettiğini'' savunan haberlere de değinerek, ''Görüşmelerin verimli olması halinde, Yunan hükümeti temsil düzeyine ilişkin tüm olasılıkları değerlendirecek'' diye yazdı.

GÜVENLİK GÖRÜŞMELERİ

Bu arada, yarın Atina'da yapılacak Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelere de değinen Ethnos, Atina'nın Kıbrıs'ta kalacak asker sayısının 2500-3000 ile sınırlanmasını istediğini yazdı.

Türkiye'nin bu rakamın 2 katından söz ettiğini öne süren Ethnos, Ankara'nın ayrıca askerlerinin tamamının ancak Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra çekilmesinin söz konusu olabileceğini vurguladığını savundu.

Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak görüşmelerde Yunan heyetine Bakanlık Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin başkanlık edecekler.

HURRIYET 16/03/2004

Dörtlü zirvede düzey tartışması

16/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Kıbrıs için yapılacak dörtlü görüşmelere Türkiye ile Yunanistan'ın başbakan düzeyinde katılma önerisine Atina'dan 'ret' yanıtı geldi. Atina bu tür bir görüşmenin sakıncalarını Türk hükümetine aktardı ve toplantının dışişleri bakanları düzeyinde olmasını istedi. Türkiye, rahatsız olsa da isteği kabul etti.

'Ya başbakanlar başarısız olursa'
Ankara, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın belirlediği yol haritasına göre, 24 Mart'ta İsviçre'nin Zürih kenti yakınındaki Lucerne kasabasında yapılacağını duyurduğu dörtlü görüşmelere 'siyasi kimlik'le katılımda
ısrar etmişti. BM'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Atina temaslarında bu öneriyi gündeme getirdi. Ancak De Soto'ya Yunan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in 'başarısızlıkla sonuçlanabilecek' bir toplantıya katılmasının doğru olmadığı' mesajı iletildi. Konferansın dışişleri müsteşarları düzeyinde başlaması, daha sonra dışişleri bakanları düzeyinde tamamlanmasını isteyen Atina'nın De Soto'ya "Planı tamamlamak BM Genel Sekreteri'nin işi. Onun için şimdi başbakanların devreye girmesi yanlış" görüşünü iletti.
Geçen cuma bu görüş Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Michael Kristides tarafından Başbakan Erdoğan'a, Yunan Dışişleri tarafında
n da Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan'a aktarıldı. Atina'nın "Başbakan düzeyinde başarısız olunursa, iki ülke ilişkileri de olumsuz etkilenir" mesajının verildiğini belirtti. Ankara'nın Atina'nın bu tavrını 'taktik' olarak algılayıp ısrar etmediği de vurgulandı. Görüşmelere Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Müsteşar Uğur Ziyal katılacak.

Denktaş gelecek
Bu arada pazar günü Ankara'ya gelecek olan KKTC lideri Rauf Denktaş'ın 22 Mart'ta da, dana önce Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in sinyalini verdiği Kıbrıs zirvesine katılacağı belirtildi.

Kilit, 22 Mart’tan sonra çözülebilir

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla Lefkoşa Uluslar arası Havaalanı yakınlarındaki Konferans Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında yapılmakta olan görüşmeler dün dolaylı olarak yapıldı.

Görüşmelere başkanlık eden BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, liderler arasındaki saat 10.00 randevusuna yarım saat kala tarafları arayarak ortak görüşmeyi iptal etti.

Liderlerle ayrı ayrı görüşen De Soto, önce Papadopulos, öğleden sonra da Cumhurbaşkanı Denktaş ile biraraya geldi.

Sabahki görüşmenin iptal edilmesiyle, Cumhurbaşkanlığı’nda biraraya gelen Cumhurbaşkanı Denktaş başkanlığındaki Kıbrıs Türk görüşmeci heyeti ortak bir değerlendirme toplantısı yaptı.

DENKTAŞ-DE SOTO GÖRÜŞMESİNDEN AÇIKLAMA YOK

Kıbrıs müzakerelerinde yeni bir safha olarak BM tarafından bugün başlatılan dolaylı görüşmeler çerçevesinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto arasında gerçekleşen görüşmeye ilişkin açıklama yapılmayacağı bildirildi.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 17.35’te başlayan ve Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın da katıldığı görüşme sürerken, Cumhurbaşkanlığı yetkilileri görüşme sonrasında açıklama yapılmayacağını belirttiler.

DE SOTO

Rum radyosunun haberine gore, Papadopulos-De Soto görüşmesinde Rum müzakere grubu ile De Soto’nun ekibi de bulundu.

Alvaro De Soto, Papadopulos ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmeyi “faydalı” olarak değerlendirdi ve “ BM’nin belirlediği yeni süreçteki ilk görüşmeydi” dedi.

De Soto ise, doğrudan görüşmelerde al-ver sürecinin başlamadığını belirterek tarafların önlerinde bulunan sorunların çözülmesinde, bir sonraki müzakere aşamasına geçilmeden önce, tatmin edici bir ilerleme sağlanacağını umduğunu ifade etti.

Habere gore, De Soto, “Şu anki aşamada yeterli ilerleme sağlandığını ancak belirli konuların 22 Mart’ta başlayacak olan bir sonraki aşamada ele alınmasının kaçınılmaz olduğunu” sözlerine ekledi.

PRENDERGAST, BUGÜN KIBRIS’A GELİYOR

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast, Ada’daki iki tarafla istişarelerde bulunmak ve Kıbrıs müzakerelerinde arabuluculuk yapan BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’dan son durumla ilgili bilgi almak amacıyla bugün öğleden sonra Kıbrıs'a geliyor.

Prendergast’ın iki hafta aradan sonra Kıbrıs’a gerçekleştireceği söz konusu ikinci ziyareti sırasında da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’la ayrı ayrı görüşmelerde bulunması bekleniyor.

Sir Kieran Prendergast’ın çalışma programının henüz netleşmediğini belirten Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Kelly, BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast’ın New York’a ne zaman döneceğinin ise, Ada’ya gelişi sonrasında belli olacağını söyledi.

TÜRK VE AB HUKUKÇULARI TOPLANDI

Türk ve AB hukukçularının, Kıbrıs müzakerelerinde önemli bir sorun teşkil eden ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusunu ele almak üzere bugün yaptığı toplantıdan, Türk tarafını tatmin edici bir sonuç çıkmadı.

A.A muhabirinin diplomatik kaynaklardan edindiği bilgiye göre, AB hukukçuları bugünkü toplantıda bu sorunu aşabilmek için herhangi bir yeni çözüm önerisi getirmedi.

Toplantıda, AB hukukçularının, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in daha önceden Türk tarafına yaptığı, “sorunu AB Konseyi kararıyla aşmak” teklifini yineledikleri öğrenildi.

DÖRTLÜ KONFERANS

Kıbrıs müzakereleri adada sürerken, Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansın hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor.

Ankara, konferansın siyasi düzeyde yapılmasını ve bu çerçevede ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılımını isterken, Atina’nın buna sıcak bakmadığı belirtiliyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağına en son Annan’ın karar vereceği bildiriliyor.

Papadopulos, “Kıbrıs konusundaki dörtlü konferansa Karamanlis katılacak mı?” sorusu üzerine, “Bu tartışılan bir konudur. Henüz kesinleştirilmedi, olumlu bir gelişme perspektifinin olup olmadığı değerlendirmesine bağlı olacak” demişti.

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs’ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin yarın Atina’da yapılacağı bildirildi.

HALKIN SESI 16/03/2004

Erdoğan: Görüşmelerde ilerleme var

TC Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununda somut bir ilerleme sağlandığını ve belirli bir noktaya gelindiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, yıllardır süre gelen Kıbrıs sorununda çok somut bir ilerleme sağlandığını ve belirli bir noktaya gelindiğini belirterek, “Kıbrıs sorununun tarafların iyi niyetleriyle bir mutabakata varılarak çözüleceğine inancım tamdır” dedi.

GÜL: KIBRIS’TAKİ KONULAR DÖRTLÜ TOPLANTI İLE ÇÖZÜLEBİLİR

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs’taki konuların “dörtlü toplantı” ile çözülebileceğini söyledi.

TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs’taki konuların “dörtlü toplantı” ile çözülebileceğini belirterek, şöyle dedi:

“Kıbrıs konusu önce Dışişleri Bakanları, sonra başbakanlar seviyesinde neticelendirilmeli. BM de öyle istiyor. Yunanistan, başbakanlar seviyesi katılımında biraz tereddüt ediyor. Ama bu henüz kesinleşmedi. Bizim de tezimiz şu; ‘Herkes elini taşın altına koyarsa siyasi iradeler ortaya çıkar, sorunlar böyle çözülür’.”

“SORUNUN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ TÜRKLERE BİRŞEY KAZANDIRMAZ”

TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunun kalıcı, adil, hak ve hukuka uygun çözülmesi gerektiğini belirterek, “Kıbrıs’la ilgili kalıcı çözüm diye uğraşmamak, problemi kapının arkasına saklamaktır” dedi.

Abdullah Gül, Kıbrıs’ta problemlerin devam etmesinin, ne Türkiye’ye ne de Kıbrıs Türklerine bir şey kazandırmayacağını söyledi.

Kıbrıs’ta hamasi laflarla bir yere varılamayacağını belirten Gül, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle başta İngiltere’de yaşayan Kıbrıslılar ve Türkler olmak üzere çok sayıda yatırımcının adada yatırım yapmaya başlayacağını kaydetti. Kıbrıs’ta yaşayabilir, kalıcı bir çözümün bulunması gerektiğini belirten Gül, şöyle devam etti:

“Kıbrıs’ta Türk ve Rum tarafları arasındaki görüşmeler devam etmektedir. Türkiye bu görüşmelerin başlaması için çok çaba göstermiştir. Hükümetimiz büyük çaba göstermiştir. Bu çabamızı herkes görmüştür. Ümit ederiz ki Türk ve Rum tarafı arasında uzlaşma olsun.

Her iki taraf arasındaki görüşmelerde çözüm olmazsa, o zaman Türkiye ve Yunanistan devreye girecek. Önce dışişleri bakanları, sonra da başbakanlar görüşecekler. Ardından da BM Genel Sekreteri Annan’a iş düşecek. Kıbrıs’la ilgili (kalıcı çözüm diye uğraşmamak), problemi kapının arkasına saklamaktır.”

HALKIN SESI 16/03/2004

İşte tutanaklar!

** Hüseyin Özgürgün: Oluşturduğumuz bu Meclisteki Anayasa Komitesi bir değişiklik komitesi değildir. Yani Anayasayı değiştirmek üzere birşey yapmıyoruz şimdi. Yeni bir anayasa yapıyoruz

** İrsen Küçük: “UBP Komitelere üye vermek istemiyor bunlar tamamen gerçek dışıdır, bunları tutanaklara geçirmek için söylüyorum. Şimdi yaptığımız yeni bir Anayasa, fark var. Bu tutanaklara geçsin diye söylüyorum. Bunların tutanağa geçirsinler

** Akın Sait: Yapabilir mi yapamaz mı? Anayasa kurallarına bağlı kalırsanız bunu yapamayız, bu iki kere iki dört. Ama içinde bulunduğumuz ortam da böyle bir ortam değil, bu ortamdan çıkıldı artık, görüşmeler yapılıyor, birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin hazırladığı bir şey var, Türkiye’nin desteklediği bir şey var ve bu görüşler doğrultusunda bir hazırlık yapılıyor. Ha bu karar sonunda referanduma sunulacak, halk oylamasından geçecek

** - Ferdi Sabit Soyer: Gönül rahatlığımızın olması lazım

- İrsen Küçük: Bizce uygundur.

- Ergün Serdaroğlu: Yetkiyi verdik.

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi’nde, Ulusal Birlik Partisi de dahil tüm partilerin ‘oy birliği’ ile alınan kararı sonrasında kurulan “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin Anayasa Taslağı Hazırlama Komitesi”ne ait görüşme tutanakları, bir gerçeği göz önüne seriyor.

Kıbrıs sorununun çözümünü engellemek amacıyla kampanya başlatan ve hâlâ alternatif çözüm modelini açıklamayan Ulusal Birlik Partisi’nin, ‘Anayasa Komitesi’nin ilk toplantısında ortaya koyduğu tavır, bugün konuştuğunun tam tersi!..

“Kıbrıs Türk Devleti Anayasası” aleyhinde dava açan Ulusal Birlik Partisi’nden temsilcilerin de katıldığı, ayrıca Başsavcı Akın Sait’in de yer aldığı ‘Anayasa Komisyonu’nun ilk toplantısında neler konuşulduğunu, tutanakları ile YeniDÜZEN ele geçirdi.
‘Anayasa Komisyonu’nun oluşumuna önce onay, ardından temsilci veren, daha sonra ‘veryansın’ ederek ‘dava açtığını’ açıklayan Ulusal Birlik Partisi’nin “iki yüzlülüğ
ünün’ belgesi toplantı tutanaklarında ortaya çıkıyor...

26 Şubat 2004 tarihinde Ferdi Sabit Soyer başkanlığında yer alan toplantıya DP’den Mustafa Arabacıoğlu; CTP’den Ahmet Barçın, Bayram Karaman, Mehmet Çağlar; BDH’dan İzzet İzcan ve UBP’den İrsen Küçük, Hüseyin
Özgürgün ile Esat Ergün Serdaroğlu katıldı.
Toplantıda ayrıca KKTC Başsavcısı Akın Sait, Barolar Birliği Başkanı Süleyman Dolmacı ile Turgut Turhan, Behiç Öztürk, Pembe Tilki ve Nazen Şansel de yer aldı

İşte tutanaklardan ilginç diyaloglar

Hüseyin Özgürgün: Sayın Başkan; şimdi Sayın Başsavcı buradayken bir sıkıntıyı dile getirmek isterim ben müsaadenizle. Şimdi Yüksek Mahkemeden gelen cevabı da şey olarak göstereceğim. Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Sayın Salih Dayıoğlu ile ben görüştüm ve onun da bu konuda bazı tereddütleri var ve Yüksek Mahkemeden gelen cevap da sanki öyle algılandı. Dolayısıyle Sayın Başsavcının da burda o konuda bilgisine başvurmak gerekiyor diye düşünüyorum. Oluşturduğumuz bu Meclisteki Anayasa Komitesi bir değişiklik komitesi değildir. Yani Anayasayı değiştirmek üzere birşey yapmıyoruz şimdi. Yeni bir anayasa yapıyoruz. Dolayısıyla şimdiki 1985 Anayasası da yürürlükte iken. Yüksek Mahkeme yargıçlarından da bu konuda sıkıntısı olanlar olduğunu bildiğim için... Bu çalışmanın anayasal bir sıkıntı yaratabilir mi bize, Meclis’te böyle bir çalışma yapmamız? Çünkü bu konuda ciddi tereddütler var. Ve biz tabii Ulusal Birlik Partisi olarak da bu konuda epey sıkıntı yaşadık, bunu söyleyeyim. Ancak bunu bir açıklığa kavuşturabilirsek veya sizin bu konda işte Yüksek Mahkeme’nin de bu konuda bazı tereddütleri olduğunu biliyorum bu konuda bize o şeyi yapabilirseniz, nasıl bir metotla çıkabiliriz olaydan, o zaman çok daha rahat bir çalışma ortamı olabilir diye düşünüyorum ben. Çünkü gördüğüm kadarı ile çalışmanın başlangıcında da sanki şu andaki 1985 Anayasasını ortadan kaldırma noktasında bir anayasal sıkıntı yaşayabiliriz gibi dıştan da epey şey var. Ama bu Yüksek Mahkemeden de gelen böyle birşley var sanki ve katılmak da istememelerini ona yorumladım ben üç aşağı beş yukarı. Acaba böyle birşey var mı sizde de?

Akın Sait: “... Aksi halde başlamadan biter”

Akın Sait: Sayın Bakan, değerli konukla; bu yapılan çalışma anayasal kurallar nazarı itibara alınarak yapılan bir çalışma değil. Bir kere bu Anayasanın dışında başlatılmış bir çalışmadır.

Yani Bunu peşinen bu şekilde kabul edip bu çalışmaya girmek lazım. Şimdi toplumlararası görüşmeler, bizim komitelerin yaptığı çalışmalar, yani bütün bunlar Anayasal kuralları nazarı itibare alırsanız bunları yapmamamız lazım. Ama belli ki bir sürece girildi ve bu sürec dahilinde bir şeyler yapılıyor. Şimdi Anayasa kuralları nasarı itibare alalım ki bu Anayasanın öyle maddeleri var değiştirilemez, öneri de yapılamaz. E, ona girersem zaten ben bir şey yapmamam lazım. Ama içinde bulunduğum otam bu ortam değil. Sayın Yüksek Mahkeme yargıçlarından gelen yazıda Anayasa bu der, mahkemeler yasası bu der ben o görüşe katılmıyorum. Şimdi burada bir hazırlık yapılıyor, yeni bir anayasa oluşturuluyor. Bu Anayasal kuralları oluşturulurken onların fikirlerinden niçin yararlanılmasın, ben ordaki şeyi anlayamıyorum, zaman süreci içerisinde herhalde onların da katkı koyması gerekiyor.

İrsen Küçük: Soru tam o değil Hüseyn Bey’in sorduğu soru o değil.

Akın Sait: Yapabilir mi yapamaz mı? Anayasa kurallarına bağlı kalırsanız bunu yapamayız, bu iki kere iki dört. Ama içinde bulunduğumuz ortam da böyle bir ortam değil, bu ortamdan çıkıldı artık, görüşmeler yapılıyor, birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin hazırladığı bir şey var, Türkiye’nin desteklediği bir şey var ve bu görüşler doğrultusunda bir hazırlık yapılıyor. Ha bu karar sonunda referanduma sunulacak, halk oylamasından geçecek. Ha benim yasalarla ilgili orda başka şeyim var. Biz orta yaptığımız bazı çalışmalar var, yasalar hazırlanır, işte komiteler, düzenlemeler gelir, o yasalar orada yapılması yetki var mı yok mu onun tartışmasını dahi yapmıyor. Yani Meclis yapmıyor, biz bir komite oluşturduk ama bu komite nasıl oluşturuldu, yani yetkisi var mı yok mu? O tartışmaya girilmez diye düşünüyorum. Girildiği anda zaten yasal engeller, duvara vuracaksınız ona hiç girmemek lazım. Diyor böyle düşünmek lazım ve bu çalışmaları o şekilde yapmak lazım. Aksi takdirde bence bunlara sıkı sıkıya bağlı kaldığınız anda biz bir yere varamayız o zaman görüşmeler başlamadan biter, o görüşmelerden çekilmek gerekir.

‘Tutanaklara geçsin diye söylüyorum’

İrsen Küçük: Sayın Başkan Komisyonun rahat çalışması bakımından konunun üzerine girmek isterim yanlış anlaşılmasın, basına da yanlış aktarıldı. UBP Komitelere üye vermek istemiyor bunlar tamamen gerçek dışıdır, bunları tutanaklara geçirmek için söylüyorum. Ama bu tartışmalar vardı parti içerisinde ve ben yüzde yüz katılırım aynı görüşlere. Ben de buna benzer görüşleri ortaya koydum grupta. Şimdi 85 Anayasasında Anayasanın belli maddeleri değiştirilmez diye hüküm vardır. Ama biz bu Anayasa yürürlükte olduğu müddetce Anayasada bir değişiklik yapacaksak şayet, bana göre geçerlidir ama şimdi yaptığımız yeni bir Anayasa, fark var. Bu tutanaklara geçsin diye söylüyorum. Bunların tutanağa geçirsinler, kaçırmasınlar çünkü bu tutanakları da isteyeceğiz özellikle bu görüşmeleri.

Pembe Dirençay: Sayın Başkan müsaade ederseniz bir şey aktarmak istiyorum. Aynı yöntem Federe Anayasamızda da vardı. Anayasa değişiklikleri 5 milletvekilinin önerisi ile ve genel kurulun salt çoğunluğu ile değiştirilebilir diye bu kurala rağmen bir değişiklik düşünülmedi. KKTC Anayasası ve yeni bir Kurucu Meclis oluşturuldu ve bir alt komite oluşturuldu. O komite hazırladı bu taslağı. Yani bu şu anda uygulanan yöntemde o zamanki yönteme benziyor. Hukuksal olarak bir değişiklik Anayasa hazırlanmayacağı için şu anda ben de Başsavcının görüşlerine katılıyorum hukuksal bir sorun olacağını zannetmiyorum.

İrsen Küçük: Tamam. Aynı şeyi söylüyorum. Bu hususa katılırız çünkü 85 Anayasasında ben çalıştım dediğiniz gibi benzer bir konu. Bayağı kalabalık bir komiteydi o komitede çalışmalar yapıldı.

Süleyman Dolmacı: Sırf bir ufak katkı koymak için söyleyeyim. Şimdi içinde bulunduğumuz süreç, bizim bir araya gelip de işe aksayan bir anayasayı veyahutta yetersiz bir anayasayı değiştirme veya tamir etme doğrultusunda değil bu süreç, yeni bir devlet kurma, yeni bir anayasa yapma ve yeni bir oluşum gerçekleştirmek için vardır. Yani burda amaç odur.

......................
Sayın İrsen Küçük şöyle söyleyeyim. Yani biz başka bir anayasa yapıyoruz.

İrsen Küçük: -Tamam, ona katılırım.

Akın SAİT:- Yeni birşey kuruyoruz, yeni bir anlaşma var, belli çalışmalar var. O çalışmalara göre bir hareket var. Sonunda referanduma gidecek. Referandumda halk ne derse o olacak.

......................

Akın SAİT – Evet Sayın Başkan, be şey olarak, biraz önce nasıl bir çalışma... Ben şunu, tabii bu benim kişisel görüşüm. Bu anayasa işi bir uzmanlık işidir. Yani kim ne derse desin. Ben Anayasayı alırım, yaparım, ederim. Ben bu görüşe katılmam. Anayasa işi her hukukçu anayasayı yapamaz. Bence bir anayasa hukuken profesöründen bu konuda yardım almak gerekir. Yani yapılır, ondan sonra bu komiteye gelinir ve orda tartışılır. Bence o Anayasa hukukunu ‘A’sından ‘Z’sine kadar bilen kişilerden yararlanmak lazım. Çünkü bu anayasayı yapacağız. İki oluşturucu devletin anayasasına ters olmayacak. Annan Planına ters olmayacak. İki toplumun da haklarını koruyacak. Yani benim tarafımda benim hakkımı da koruyacak. Onun için böyle bir imkan varsa bundan yararlanılmasında ben fayda görüyorum.
......................
Şimdi iki oluşturucu devlet. Ben kendi devletimde yürürlükte olmasını istediğim bir anayasa yaparım. Yani onun anayasası ile aynı olması gerekmez...
Onun anayasası da federal anayasya aykırı hükümler içeremez, anlaşmalara aykırı hükümler içeremez, benimki de... Yani bizi bağlayan federal çatıdaki anayasadır ve anlaşmalardır. Onun dışındakileri ben istediğim gibi koyarım.

........................

Ferdi Sabit Soyer: Annan’ın öne sürdüğü takvimde 12 Mart’a kadar diyor, taslaklar sunulacak. Biz hedef alalım onu diyorum. 7’si veya 8’ine kadar çalışalım. Ve örneğin bunun görüşmesini biz komitede alalım 9’una ya da 10’una ki arada bir gün kalsın. Bir gün de biz kendi partilerimizle istişare edeceğiz kendi aramızda ve partilerimizle istişare edebileceğimiz bir gün kazanalım. Ondan sonra komitede bunu görüşelim, benim aklımda periyod buydu.

İrsen Küçük: Bizce uygundur.

Ferdi Sabit Soyer: Gönül rahatlığımızın olması lazım yani ben bunu söylüyorum. Gönül rahatlığımızın olması lazım. Herkeste gidebilir, bir milletvekili heyeti de ama bunların hepsini böyle bir temastan sonra şekillenebilecek onun çin biz alalım yetkiyi Mustafa Bey’le beraber bunu yapalım ve bu çerçevede pozisyon ne çıkarsa size süratle iletelim yani telefoniyen olarakta iletelim, kendi kanaatimizi de söyleyelim iletelim hemen uygulamaya girelim bilmem ne dersiniz.

Ergün Serdaroğlu: Yetkiyi verdik.

BAŞKAN: Tamam peki.

YENIDUZEN 16/03/2004

De Soto’dan mekik diplomasisi!..

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin yeni bir safhası olarak BM tarafından dün başlatılan dolaylı görüşmeler çerçevesinde BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’yu kabul etti.

19 Şubat’ta başlayan Kıbrıs müzakerelerinin, format değişikliği yapılarak doğrudan görüşmelerden dolaylı çerçeveye taşındığı BM tarafından geçen cuma açıklanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 17.35’te başlayan Denktaş-De Soto görüşmesine Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da katıldı.

Görüşme öncesinde herhangi bir açıklama yapılmadı, sadece basının görüntü almasına olanak sağlandı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özle Temsilcisi Alvaro De Soto, BM’nin yeni düzenlemesiyle başlayan dolaylı görüşmeler çerçevesinde Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile de bir araya geldi.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos-De Soto görüşmesinde Rum müzakere grubu ile De Soto’nun ekibi de bulundu.

Alvaro De Soto, Papadopulos ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmeyi “faydalı” olarak değerlendirdi ve “ BM’nin belirlediği yeni süreçteki ilk görüşmeydi” dedi.

De Soto ise, doğrudan görüşmelerde al-ver sürecinin başlamadığını belirterek tarafların önlerinde bulunan sorunların çözülmesinde, bir sonraki müzakere aşamasına geçilmeden önce, tatmin edici bir ilerleme sağlanacağını umduğunu ifade etti.

Habere göre De Soto, “Şu anki aşamada yeterli ilerleme sağlandığını ancak belirli konuların 22 Mart’ta başlayacak olan bir sonraki aşamada ele alınmasının kaçınılmaz olduğunu” sözlerine ekledi.

Teknik komiteler çalışmalarını sürdürüyor

Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde yeni devletin ve kurucu devletlerin ekonomik ve yasal alt yapısını hazırlamak amacıyla oluşturulan teknik komiteler, BM Genel Sekreterliği gözetiminde çalışmalarını sürdürüyorlar.

Türk ve Rum kamu görevlileri ile uzmanlardan oluşan teknik komiteler, spesifik konularda yoğun çalışma yapıyorlar. Ortak toplantılar dışında da komitelerin Türk üyeleri, Ticaret Bankası eski binasında haftanın 7 günü gruplar halinde çalışmalarını sürdürüyorlar.

Teknik Komiteler Koordinasyon Basın Merkezi’nden alınan bilgiye göre, bugün denizcilik ve su kaynakları, sivil havacılık, dış ilişkiler ve ceza hukuku, muhaceret ve iltica konularıyla ilgili yasal düzenlemeler konusunda ayrı ayrı ortak toplantılar yapıldı.

BM gözetiminde Türk ve Rum heyetlerin katılımıyla bugün ayrıca ekonomi ve finans komitesi, KDV yasasıyla ilgili muhtemel düzenlemeler üzerinde çalıştı.

Geçici federal kurumların çalışması için gerekli bina ve yer tespiti ile federal kurumlarda çalışacak personel sayısının belirlenmesi konusunda da dün ayrı ayrı toplantılar yapıldı.

Prendergast, bugün Kıbrıs’a geliyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast, Ada’daki iki tarafla istişarelerde bulunmak ve Kıbrıs müzakerelerinde arabuluculuk yapan BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’dan son durumla ilgili bilgi almak amacıyla bugün öğleden sonra Kıbrıs'a geliyor.

Prendergast’ın iki hafta aradan sonra Kıbrıs’a gerçekleştireceği söz konusu ikinci ziyareti sırasında da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’la ayrı ayrı görüşmelerde bulunması bekleniyor.

Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly’den alınan bilgiye göre, Prendergast adada yapacağı temaslar sırasında Kıbrıs müzakereleriyle ilgili olarak durum değerlendirmesinde bulunacak ve ardından New York’a geri dönerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı müzakereler hakkında bilgilendirecek.

Sir Kieran Prendergast’ın çalışma programının henüz netleşmediğini belirten Kelly, BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast’ın New York’a ne zaman döneceğinin ise, Ada’ya gelişi sonrasında belli olacağını söyledi.

Prendergast, 2 Mart’ta Ada’ya gelerek Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’la ayrı ayrı görüşmüş ve ardından New York’a dönerek, BM Genel Sekreteri’ne bir rapor sunmuştu.

YENIDUZEN 16/03/2004

Dörtlü konferans bilmecesi!..


BELİRSİZLİK SÜRÜYOR...Kıbrıs müzakereleri adada sürerken, Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansın nerede ve hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor

SON KARAR ANNAN’IN...Yunanistan 24 Mart’ta başlayacak 4’lü müzakerelerin başbakan düzeyinde yapılması önerisini reddetti. Konferansın hangi düzeyde yapılacağına dair en son kararı BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın vereceği bildiriliyor...

DENKTAŞ ANKARA YOLCUSU...Cuma günü TC Başbakanı Tayyip Erdoğan ile görüşen Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi “4’lü müzakerelerin müsteşar düzeyinde başlayıp, dışişleri bakanı düzeyinde bitirilmesini istiyoruz” dedi. Bu arada Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın 21 Mart Pazar günü Ankara’ya gideceği, Pazartesi günü de Çankaya Köşkü’nde zirve toplanacağı öğrenildi. Öte yandan, Yunanistan ile Türkiye arasındaki güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin 17 Mart Çarşamba günü Atina’da yapılacağı belirtildi

GÜVENLİK VE GARANTİ GÖRÜŞMELERİ ATİNA’DA ...Öte yandan, Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs’ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin 17 Mart Çarşamba günü Atina’da yapılacağı bildirildi.

Kıbrıs müzakereleri adada sürerken, Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansın nerede ve hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor.
Ankara, konferansın siyasi düzeyde yapılmasını ve bu çerçevede ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılımını isterken, Atina'nın buna sıcak bakmadığı belirtiliyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağına en son BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın karar vereceği bildiriliyor.
Konferan
sın nerede yapılacağına ilişkin belirsizlik de sürüyor.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü konferansa gitmeyebileceği yönünde Ankara'ya gelen bir bilgi bulunmuyor.

Yunanistan Türkiye’nin önerisini reddetti!..

Türkiye 4’lü müzakerelerin dışişleri bakanı düzeyinde başlayıp başbakan düzeyinde bitirilmesini önermişti. Ancak Yunanistan bu öneriyi reddetti.

Yeni işbaşına gelen Yunan Başbakanı Karamanlis’in yıpranmasını istemeyen Yunan Hükümeti, müzakerelerin müsteşar düzeyinde başlayıp dışişleri bakanı düzeyinde sonuçlandırılmasını istiyor. Bu mesaj Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi aracılığıyla TC Başbakanı Erdoğan’a iletildi.

Denktaş’lı Ankara zirveleri

Bu arada Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın 21 Mart Pazar günü Ankara’ya gideceği, 22 Mart Pazartesi günü de Çankaya Köşkü’nde değerlendirme toplantılarının yapılacağı öğrenildi. Denktaş’ın 4’lü müzakerelere katılıp katılmayacağı bu toplantıların ardından netleşecek.

Güvenlik ve Garanti görüşmeleri Atina’da
Öte yandan, Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs’ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin 17 Mart Çarşamba günü Atina’da yapılacağı bildirildi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, görüşmelerde, Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin’in başkanlık edeceğini açıkladı. Kumuçakos, Dışişleri Bakanlığı’nda yapılacak görüşmelere, iki ülke genelkurmay başkanlıkları ve BM’den temsilcilerin de katılacağını kaydetti.(ajanslar)

YENIDUZEN 16/03/2004

Denktaş: Gerekirse istifa ederim!..

. Denktaş, kendine destek veren bir grup küçük örgütün “istifa edip halkın arasına dönün” çağrısına “Gerekirse onu da yapacağımı biliyorsunuz, bunun gerekip gerekmeyeceğini göreceğiz” dedi.
Denktaş, 22 Mart’ta görüşmelerin sona ermesinin ardından Türkiye ve Yunanistan’ın devreye gireceğini hatırlatarak, halkın ortaya çıkan belgeye göre karar verecek dedi. Dörtlü konferansa kendisinin de katılmasının “harikalar yaratmayacağını” anlatan Denktaş, orta
ya çıkacak belgenin bugünkünden farklı olmaması halinde halkın bunu kabul etmeyeceği görüşünde olduğunu kaydetti.

’Denktaş’ın çekilmesi çelişki arz eder’

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın dörtlü konferanstan çekileceği iddialarıyla ilgili olarak “Görüşmelerin üç safhası da tamamlanmadan çekilmesi çelişki arz eder” dedi. Papadopulos, Denktaş’ı uzlaşmaz davranmakla suçladı.
Papadopulos, Rum gazetecilerin “Dörtlü konferansa Karamanlis katılacak mı?”sorusuna, “Bu tartışılan bir konudur. Henüz kesinleştirilmedi, olumlu bir gelişme perspektifinin olup olmadığı değerlendirmesine bağlı olacak” yanıtını verdi.

YENIDUZEN 16/03/2004

Kritik günler

Müzakerelerin en kritik haftasına girildi. Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı 4'lü konferans öncesinde Cumhurbaşkanı Denktaş ve Başbakan Talat, 21 Mart Pazar günü Ankara'ya gidecek ve pazartesi Çankaya Köşkü'nde toplanacak Kıbrıs zirvesine katılacak

Kritik günler

DENKTAŞ, 4'LÜ KONFERANSA KATILACAK MI?: New York'ta başlayan takvime onay vererek Kıbrıs'ta 19 Şubat'ta start alan müzakerelere katılmasına rağmen Annan Planı'yla ilgili ağır eleştirilerini sürdüren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, 4'lü konferansa katılıp katılmayacağının Çankaya zirvesinin ardından netleşmesi bekleniyor

4'LÜ KONFERANS HANGİ DÜZEYDE OLACAK?: 24 Mart'ta başlayacak 4'lü konferansın hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor. Atina, konferansa ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılması yönündeki Ankara'nın önerisini reddetti. Atina, 4'lü müzakerelerin müsteşar düzeyinde başlayıp dışişleri bakanı düzeyinde tamamlanmasını istiyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağına dair son kararı BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın vereceği bildiriliyor

GÜVENLİK VE GARANTİ GÖRÜŞMELERİ ATİNA'DA: Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin 17 Mart Çarşamba günü Atina'da yapılacağı bildirildi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgos Kumuçakos, görüşmelerde, Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık edeceğini açıkladı. Kumuçakos, Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak görüşmelere, iki ülke genelkurmay başkanlıkları ve BM'den temsilcilerin de katılacağını kaydetti

PAPADOPULOS: DENKTAŞ'IN ÇEKİLMESİ ÇELİŞKİ ARZ EDER: Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Denktaş'ın 4'lü konferanstan çekileceği iddiasıyla ilgili olarak şöyle dedi: Görüşmelerin üç safhası da tamamlanmadan çekilmesi çelişki arz eder. Ancak ilk kez çelişkili davranmıyor ki; o, sürekli uzlaşmazdır ve Annan Planı'na karşı tutumunu aleni şekilde ortaya koymaktadır. Tek ilginç nokta şu; kimse Türk tarafı ve Denktaş'ın bu tutumunu eleştirmiyor. Bizim demeçlerimiz ise mercek altına alınıyor

Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'ten önce çözülmesi amacıyla 19 Şubat'ta başlayan müzakerelerde en kritik haftaya girildi.

Bir yandan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, taraflar arasında al-ver sürecini başlatabilmek için taraflar arasında ayrı ayrı görüşmeleri başlatırken, diğer yandan da Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı 4'lü konferansın hazırlıkları sürüyor.

Bu çerçevede Ankara'da yeni bir Kıbrıs zirvesi yapılması gündeme geldi. 22 Mart Pazartesi günü Çankaya Köşkü'nde yapılacak Kıbrıs zirvesine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Başbakan Mehmet Ali Talat da katılacak.

Cumhurbaşkanı Denktaş ve Başbakan Talat, bu amaçla 21 Mart Pazar günü Ankara'ya gidecek. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, 24 Mart'ta başlayacak 4'lü konferansa katılıp katılmayacağının Çankaya zirvesinin ardından netleşmesi bekleniyor.

New York'ta başlayan takvime onay vererek Kıbrıs'ta 19 Şubat'ta start alan müzakerelere katılmasına rağmen Annan Planı'na karşı eleştirilerini sürdüren Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşmelerden çekileceği ve 4'lü konferansa katılmayacağı yönünde iddialar bulunuyor.

Bu yöndeki iddiaları değerlendiren Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise Denktaş'ı, "istikrarlı bir şekilde uzlaşmazlığını sürdürmekle" suçladı ve Denktaş'ın görüşmelerin üç safhası da tamamlanmadan çekilmesinin çelişki arz edeceğini" söyledi.

Öte yandan 24 Mart'ta başlayacak 4'lü konferansın hangi düzeyde yapılacağı belirsizliğini koruyor. Atina, konferansa ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılması yönündeki Ankara'nın önerisini reddetti. Atina, 4'lü müzakerelerin müsteşar düzeyinde başlayıp dışişleri bakanı düzeyinde tamamlanmasını istiyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağına dair son ararı BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın vereceği bildiriliyor.

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin ise 17 Mart Çarşamba günü Atina'da yapılacağı bildirildi.

Dörtlü konferansta belirsizlik

Kıbrıs müzakereleri adada sürerken, Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla yapılacak dörtlü konferansın hangi düzeyde yapılacağı henüz belirsizliğini koruyor.

Ankara, konferansın siyasi düzeyde yapılmasını ve bu çerçevede ilk olarak dışişleri bakanları, daha sonra da başbakanların katılımını isterken, Atina'nın buna sıcak bakmadığı belirtiliyor. Ancak konferansın hangi düzeyde yapılacağına en son BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın karar vereceği bildiriliyor.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü konferansa gitmeyebileceği yönünde Ankara'ya gelen bir bilgi bulunmuyor.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, önceki gün yaptığı açıklamada, dörtlü toplantının hangi düzeyde yapılacağının henüz belirlenmediğini söylemişti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos da dün "Kıbrıs konusundaki dörtlü konferansa Karamanlis katılacak mı?" sorusu üzerine, "Bu tartışılan bir konudur. Henüz kesinleştirilmedi, olumlu bir gelişme perspektifinin olup olmadığı değerlendirmesine bağlı olacak" demişti.

Güvenlik ve garantiler

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmelerin 17 Mart Çarşamba günü Atina'da yapılacağı bildirildi.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yorgos Kumuçakos, görüşmelerde, Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık edeceğini açıkladı.

Kumuçakos, Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak görüşmelere, iki ülke genelkurmay başkanlıkları ve BM'den temsilcilerin de katılacağını kaydetti.

Papadopulos'tan Denktaş'a: İstikrarlı şekilde uzlaşmaz

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "görüşmelerin üç safhası da tamamlanmadan görüşmelerden çekilmesinin çelişki arz edeceğini" ifade ederek, "Ancak ilk kez çelişkili davranmıyor ki, o sürekli uzlaşmazdır ve Annan Planı'na karşı tutumunu aleni şekilde ortaya koymaktadır" dedi.

Papadopulos, "Kıbrıs Rum tarafının 1 Mayıs'a kadar özlü görüşmelerle devletin çalışabilirliği ve yaşayabilirliliğini güvence altına alan bir çözüm bulunması arzusunda olduğunu" belirterek, "Yunanistan da önümüzdeki gün ve haftalarda karşı karşıya kalacağı zorluklarda Kıbrıs Rumlarının yanında olacaktır" diye konuştu.

Papadopulos, önceki akşam Atina'dan dönüşünde yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı, "istikrarlı şekilde uzlaşmazlığını sürdürmekle" suçladı.

Rum gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Papadopulos, "Kıbrıs konusundaki dörtlü konferansa Karamanlis katılacak mı?"sorusu üzerine, "Bu tartışılan bir konudur. Henüz kesinleştirilmedi, olumlu bir gelişme perspektifinin olup olmadığı değerlendirmesine bağlı olacak" dedi.

Türkiye, görüntüyü iyileştirme çabasında

Papadopulos, "Kıbrıs Rum tarafı Türkiye'den toprak konusunda herhangi bir hareket bekliyor mu?" sorusu üzerine, şöyle konuştu:

"Türkiye'nin uluslararası görüntüsünü iyileştirme çabası sürdürdüğünü herkesin anlamasını umarım. Bu çaba uzun zaman önce başladı. Bu yeni politika birçok alıcı buluyor. Bu ortak bir çaba olunca veya ikna olmaya hazır olanlar bulununca alıcı bulmak zor değildir."

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın dörtlü konferanstan çekileceği iddialarıyla ilgili soruya karşılık da "Görüşmelerin üç safhası da tamamlanmadan çekilmesi çelişki arz eder. Ancak ilk kez çelişkili davranmıyor ki, o sürekli uzlaşmazdır ve Annan Planı'na karşı tutumunu aleni şekilde ortaya koymaktadır. Tek ilginç nokta şu, kimse Kıbrıs Türk tarafı ve Sayın Denktaş'ın bu tutumunu eleştirmiyor. Bizim demeçlerimiz ise mercek altına alınıyor" diye konuştu.

"Referandum öncesinde TBMM'de anlaşmanın onaylanmasına gerek olmadığı" mesajını ileten İngiltere'nin tutumuna da değinen Papadopulos, "Bu konunun yasal düzenlemeyle çözülebileceğini" söyledi.

Papadopulos, "(Kıbrıs)'ın Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili yeni protokol sözleşmesine ilişkin Türk önerisine İngiltere'nin destek verdiği" yönündeki haberlere ilişkin olarak, şunları söyledi:

"Bu yönde hareketler var. Bu hareketlerin arkasında kimlerin olduğunu söylemeyeceğim. Fakat herkes bu talebin başarılması için iki önkoşulu unutuyor. İlk olarak bizimle Kıbrıs Türk tarafı arasında bir anlaşmaya varmamız gerekir. Ben bunu herkese net şekilde izah ettim. Böyle bir süreç için bizim onay vermemiz imkansızdır. İkinci olarak da herhangi bir hareket için 15'lerin oybirliğiyle alacağı bir karara

ihtiyacı vardır. Bildiğim kadarıyla da bu oybirliği kararı temin edilemez. Dolayısıyla böyle bir süreç başlayamaz."

KIBRIS 16/03/2004

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: Kıbrıs sorununda somut ilerleme sağlandı, belirli bir noktaya gelindi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununda somut bir ilerleme sağlandığını ve belirli bir noktaya gelindiğini belirtti.

Erdoğan, Yatırım Danışma Konseyi toplantısının açılışındaki konuşmasında Kıbrıs sorununa da değindi.

Başbakan Erdoğan, yıllardır süre gelen Kıbrıs sorununda çok somut bir ilerleme sağlandığını ve belirli bir noktaya gelindiğini belirterek, "Kıbrıs sorununun tarafların iyi niyetleriyle bir mutabakata varılarak çözüleceğine inancım tamdır" dedi.

KIBRIS 16/03/2004

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: Kıbrıs'ta çözüm için uğraşmamak, problemi kapının arkasına saklamaktır

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunun kalıcı, adil, hak ve hukuka uygun çözülmesi gerektiğini belirterek, "Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için uğraşmamak, problemi kapının arkasına saklamaktır" dedi.

Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası'nın ortaklaşa düzenlediği yemekli toplantıda konuşan Abdullah Gül, Kıbrıs'ta problemlerin devam etmesinin, ne Türkiye'ye ne de Kıbrıs Türklerine bir şey kazandırmayacağını söyledi.

Kıbrıs'ta hamasi laflarla bir yere varılamayacağını belirten Gül, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle başta İngiltere'de yaşayan Kıbrıslılar ve Türkler olmak üzere çok sayıda yatırımcının adada yatırım yapmaya başlayacağını kaydetti. Kıbrıs'ta yaşayabilir, kalıcı bir çözümün bulunması gerektiğini belirten Gül, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafları arasındaki görüşmeler devam etmektedir. Türkiye bu görüşmelerin başlaması için çok çaba göstermiştir. Hükümetimiz büyük çaba göstermiştir. Bu çabamızı herkes görmüştür. Ümit ederiz ki Türk ve Rum tarafı arasında uzlaşma olsun.

Her iki taraf arasındaki görüşmelerde çözüm olmazsa, o zaman Türkiye ve Yunanistan devreye girecek. Önce dışişleri bakanları, sonra da başbakanlar görüşecekler. Ardından da BM Genel Sekreteri Annan'a iş düşecek. Kıbrıs'la ilgili (kalıcı çözüm diye uğraşmamak), problemi kapının arkasına saklamaktır."

KIBRIS 16/03/2004

Annan Planı'nda devlet ve yönetim

Yeni düzen

Annan Planı'ndaki Kuruluş Anlaşması Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında yeni bir düzen kuracaktır. Kuruluş Anlaşması yeni düzende hukuki ve idari tüm konuların meşruluk kaynağını oluşturacaktır. Yeni düzendeki yasal durum Kuruluş Anlaşması'nda yer alan şu düzenlemelere tabi olacaktır:

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, anayasal kanunlar ve federal yasalar;

Geçmiş işlemlerin geçerliliği hakkında hüküm;

Kıbrıs üzerinde bağlayıcı uluslararası antlaşmalar

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti:

Bir federal hükümet ile biri Kıbrıs Rum Devleti diğeri Kıbrıs Türk Devleti olmak üzere iki eşit kurucu devletin meydan getirdiği feshedilemez bir ortaklıktan oluşan bağımsız bir devlettir;

Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) üyesidir; tek bir uluslararası kişiliğe ve egemenliğe sahiptir.

Hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, iki bölgelilik ve kurucu devletlerin eşit statüsü temel ilkelerine göre, Anayasası altında düzenlenecek ve laik olacaktır.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenine herkes tarafından saygı gösterilecek ve bunlar herkes tarafından korunacaktır.

Kıbrıs'ın tamamının veya bir kısmının bir başka ülke ile birleşmesi, herhangi bir şekilde bölünme veya ayrılma, ve Kuruluş Anlaşması ve anayasa ile kurulan yeni düzende herhangi bir tek taraflı değişiklik yapılması yasaklanmıştır.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası

Ülkenin en üstün kanunudur ve tüm federal otoriteler ve kurucu devletler üzerinde bağlayıcıdır.

Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ayrı ayrı ifade edilmiş ortak iradeleri ile demokratik olarak kabul edilecektir.

Yalnızca Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti seçmenlerinin çoğunluğunun ayrı referandumlar aracılığıyla onayı üzerine değiştirilebilir (Anayasanın iki temel maddesi [Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ve iki kurucu devleti tarif eden] değiştirilemez)

.

Kurucu devletler

Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti eşit statüye sahiptirler. Buna göre:

Her bir kurucu devlet özdeş yetkilere ve işlevlere sahip olacak ve yetkilerini Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları ve kendi bölgesi içerisinde egemence kullanacaktır.

Kıbrıs Rum Devleti halkı ile Kıbrıs Türk Devleti halkı tüm federal kurumlarda etkin temsiliyete sahip olacak ve federal düzeydeki karar alma süreçlerine etkin olarak katılacaktır.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda yapılacak herhangi bir değişiklik için Kıbrıs Rum Devleti halkının ve Kıbrıs Türk Devleti halkının ayrı referandumlar yolu ile onayı gerekecektir.

İki kurucu devlet kendilerini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları içerisinde ve hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, ve temsili hükümet temel ilkelerine göre, kendi Anayasaları altında özgürce düzenleyecektir.

Her bir kurucu devletin kimliği, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenine herkes tarafından saygı gösterilecek ve bunlar herkes tarafından korunacaktır.

Federal hükümetin ve kurucu devletlerin yetkileri

Federal hükümet, anayasada açıkça belirtilmiş yetki ve işlevlerini egemence kullanacaktır. Bu yetkiler Kıbrıs'ın uluslararası alanda ve AB'de tek bir sesle konuşabilmesini ve hareket edebilmesini, AB üyeliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirebilmesini, ve bütünlüğünü, sınırlarını, kaynaklarını ve tarihi mirasını korumasını sağlayacaktır.

Kurucu devletler, anayasada federal hükümete açıkça verilmemiş olan tüm yetkileri kendi bölgesinde egemence kullanacaklardır. Bu yetkiler özellikle vatandaşların günlük yaşamı ile ilgili olan veya büyük bütçe harcaması gerektiren konuları içermektedir.

Federal hükümet ve kurucu devletlerin ilişkileri

Federal hükümet ve kurucu devletler birbirlerinin yetki ve işlevlerine tam saygı gösterecek ve buna aykırı bir davranışta bulunmayacaktır.

Federal ve kurucu devlet yasaları arasında herhangi bir hiyerarşi olmayacaktır.

Kurucu devletler kendi aralarında ve federal hükümet ile işbirliği ve koordinasyon içerisinde olacaktır.

Dış ilişkiler

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağları sürdürecek, Kuruluş Anlaşması'nda yer alan antlaşmalarla kurulan dengeye saygı gösterecek, ve bu ülkelere, AB üyeliği ve 1960 Kuruluş Antlaşması altında yükümlülükleri ile uyumlu olduğu oranda, en çok istenen ülke statüsü uygulayacaktır.

Federal hükümet uluslararası antlaşmalar yapma ve dış ilişkilerde yasama ve yürütme yetkilerini egemence kullanacak; bunu yaparken kurucu devletlerin yetkilerini etkileyen dış ilişkilerle alakalı federal kararlarda kurucu devletlerle istişare içinde olacaktır.

Kurucu devletler, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkisi olan devletlerle ticari ve kültürel konularda anlaşmalar yapabilecekler ve bu konularda Kıbrıs diplomatik misyonunun bir parçası olarak akredite edilecek olan temsilciler atayabileceklerdir.

Kıbrıs'ın New York'taki BM, Cenevre'deki BM, AB, Yunanistan, Türkiye, Rusya, ABD, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık nezdindeki diplomatik misyon başkanları her bir kurucu devletten eşit sayıda olacaktır. Bu misyonların başkan yardımcıları ise diğer kurucu devletten olacaktır.

Avrupa Birliği üyesi olarak Kıbrıs

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olacaktır. Federal hükümet AB ile ilişkilerde yasama ve yürütme yetkilerini egemence kullanacaktır. Kurucu devletlerin hükümetleri Kıbrıs'ın AB içindeki politikasının belirlenmesinde yer alacaktır.

Kıbrıs'ı AB'de, tümüyle veya ağırlıklı olarak federal hükümetin yetki alanındaki konularda federal hükümet; ağırlıklı olarak veya yalnızca kurucu devletlerin yetki alanındaki konularda, ya bir federal hükümet temsilcisi, ya da bir kurucu devlet temsilcisi temsil edecektir.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olmaktan kaynaklanan yükümlülükleri, ilgili konuda yasama yetkisi bulunan federal ya da kurucu devlet otoritesi tarafından yerine getirilecektir.

Federal hükümetin kurumları

Yasama

Federal Parlamento

İki meclisten oluşacaktır: Senato ve Temsilciler Meclisi. Her meclisin 48 üyesi bulunacaktır.

Senato

Her kurucu devletten eşit sayıda senatörden oluşacaktır: 24 Kıbrıs Rum Devleti senatörü ve 24 Kıbrıs Türk Devleti senatörü.

Temsilciler Meclisi

Her kurucu devletin iç kurucu devlet vatandaşlık statüsüne sahip kişilerin sayısı ile orantılı olarak oluşacaktır. Ancak, her kurucu devletin meclisteki koltukların en az %25'ine sahip olması şarttır. Buna göre, Temsilciler Meclisi'nde en çok 36 Kıbrıs Rum Devleti temsilcisi ve en az 12 Kıbrıs Türk Devleti temsilcisi bulunacaktır.

Maronit, Latin and Ermeni azınlıkların her biri en az birer milletvekili ile temsil edilecektir. Bu milletvekilleri, ilgili azınlık üyelerinin çoğunluğunun ikamet ettiği kurucu devletin kontenjanından sayılacaktır.

Federal Parlamento'nun yetkileri

Yasa yapmak ve yetkisindeki konularda kararlar almak.

Federal bütçeyi kabul etmek;.

Uluslararası antlaşmaların onaylanmasını kabul etmek.

Başkanlık Konseyi'ni seçmek ve denetlemek.

Başkanlık Konseyi'nin ve bağımsız kurumların organlarının üyeleriyle ve bağımsız yetkililerle ilgili görevi ciddi şekilde ihmal etme veya ciddi suç işleme iddialarını özel çoğunluk kararıyla Yüksek Mahkeme'ye havale etmek.

Karar alma yöntemi

Olağan konularda karar için her ki meclisin basit çoğunluğunun onayı gerekecektir. Ancak senatodaki basit çoğunluk her kurucu devletten hazır bulunup oy kullanan senatörlerin dörtte birini içermelidir.

Anayasada belirtilmiş belirli konularda karar için Temsilciler Meclisi'nin basit çoğunluğunun, senatonun ise özel çoğunluğunun onayı gerekecek: Senatodaki özel çoğunluk her kurucu devlet senatörlerinin en az beşte ikisini (10) içermelidir.

İki meclis arasında bir uzlaşım mekanizması için gerekli düzenleme yasada yer alacaktır.

Parlamento üyelerinin seçimi

Kıbrıs Rum Devleti'ni senatoda ve Temsilciler Meclisi'nde temsil edecek üyeler Kıbrıs Rum Devleti iç vatandaşlığına sahip olmalıdır. Bu üyelerin seçiminde 18 yaşın üzerinde olan Kıbrıs Rum Devleti iç vatandaşlığına sahip kişiler oy verir.

Kıbrıs Türk Devleti'ni senatoda ve Temsilciler Meclisi'nde temsil edecek üyeler Kıbrıs Türk Devleti iç vatandaşlığına sahip olmalıdır. Bu üyelerin seçiminde 18 yaşın üzerinde olan Kıbrıs Türk Devleti iç vatandaşlığına sahip kişiler oy verir.

Yürütme

Başkanlık Konseyi

Başkanlık Konseyi yürütme yetkisini kullanacaktır. Devlet Başkanlığı görevi Başkanlık Konseyi'nin ortak yetkisinde olacaktır. Konseyin başkanı, Başkanlık Konseyi'ni devlet başkanı olarak temsil edecektir.

Konsey altı üyeden oluşacaktır. Üyelerin kurucu devletlere göre dağılımı, her kurucu devletten en az iki üye olması şartıyla adadaki nüfus dağılımını yansıtacaktır. Şu andaki nüfusa göre, dört üye Kıbrıs Rum Devleti'nden ve iki üye de Kıbrıs Türk Devleti'nden olacaktır.

Konseyin üyeleri federal parlamento tarafından tek bir liste halinde beş yıllık sabit bir süre için seçilecektir. Bu seçim Federal Parlamento'nun özel çoğunluk kararı (her kurucu devletten en az 10 senatörün onayını içeren çoğunlukla alınan karar) ile gerçekleşecektir.

Başkan ve başkan yardımcısı

Konsey Başkanlığı ve Başkan Yardımcılığı görevleri her on ayda bir üyeler arasında değişerek dönüşümlü olarak yürütecektir.

Konseyin başkanı ikiden fazla ardışık dönem için aynı kurucu devletten olmayacaktır.

Konseyin başkanı ve başkan yardımcısı aynı kurucu devletten olmayacaktır.

Konseyin altı üyesi (Başkan ve başkan yardımcısı da dahil)

Üyeler eşit olacaktır. Her üye bir bakanlığın başında bulunacaktır. Bakanlıkların dağılımı konseyin kararıyla olacaktır. Dışişleri bakanı ve AB işleri bakanı aynı kurucu devletten olmayacaktır.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası temsiliyeti:

Konseyin başkanı, Avrupa Konseyi (AB'nin) toplantılarında Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hükümet başkanı olarak temsil edecektir

AB işleri bakanı, Başkanlık Konseyi'ni (hükümet başkanı sıfatıyla) Avrupa Konseyi (AB'nin) toplantılarında temsil edecek ve Dışişleri Bakanı kendisine yardımcı olacaktır.

İlgili bakanlar Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni hükümetler arası bakanlar toplantılarında temsil edecektir.

Uluslararası bir toplantıda bir kurucu devletin hayati menfaatlerinin ele alınması ihtimali varsa, ve o toplantıda konseyi temsil eden üye diğer kurucu devletten ise, konsey ilgili kurucu devletten bir üyeyi konsey temsilcisine eşlik etmek üzere atayabilecektir.

Karar alma yöntemi

Başkanlık Konseyi konsensus ile karar almaya gayret edecektir. Bunun sağlanamadığı durumlarda konsey, oy veren üyelerin basit çoğunluğu ile karar alacaktır. Karar çoğunluğunun her kurucu devletten en az bir üye içermesi şarttır. Başkanın ve başkan yardımcısının belirleyici oy hakkı bulunmayacaktır.

Federal yönetim

Federal kamu hizmetinin oluşumu kurucu devletlerin nüfuslarına orantılı olacak, ancak her düzeydeki kamu görevlilerinin en az üçte biri her bir kurucu devletten gelecektir. Federal kamu görevlilerini atama ve terfi ettirme yetkisi, her bir kurucu devletten eşit sayıda üye ile oluşturulacak bir Kamu Hizmeti Komisyonu'nda olacaktır.

Yargı

Kıbrıs Yüksek Mahkemesi

Yüksek Mahkeme her bir kurucu devletten eşit sayıda yargıç ile üç Kıbrıslı olmayan yargıçtan oluşacaktır. Yüksek Mahkeme yargıçlarının tümü Başkanlık Konseyi tarafından atanacaktır.

Yüksek Mahkeme Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın uygulanmasını ve anayasaya saygı gösterilmesini sağlayacaktır.

Yüksek mahkemenin yargı yetkisi dahilinde bulunan alanlar

Kurucu devletler arasındaki, kurucu devletlerden biri veya her ikisi ile federal hükümet arasındaki, ve federal hükümetin organları arasındaki uyuşmazlıkları çözmek.

Herhangi bir federal veya kurucu devlet yasasının anayasaya uygunluğunu veya anayasal kanunların önceliğine ilişkin olarak ortaya çıkabilecek herhangi bir hususu karara bağlamak.

Kuruluş Anlaşması'nın, anayasanın, federal yasaların ve idari kararların veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayan antlaşmaların yorumunu veya ihlali iddiasını içeren konular hakkındaki bütün diğer uyuşmazlıklara temyiz mahkemesi olarak bakmak.

Yüksek mahkemede karar alma yöntemi

Kararlar konsensus ile, bunun başarılamadığı durumda ise Kıbrıslı yargıçların basit çoğunluğu ile alınacaktır. Kıbrıslı yargıçlar arasında çoğunluk sağlanamazsa, Kıbrıslı olmayan yargıçlar tek sesle hareket ederek mahkeme kararına katılacaktır.

Bağımsız görevliler ve kuruluşlar

Kıbrıs Merkez Bankası

Üç üyeli Yönetim Kurulu her kurucu devletten en az bir üye olacak şekilde Başkanlık Konseyi tarafından atanacaktır. Üçüncü üye Kıbrıs dışından olabilir.

Merkez Bankası bağımsız olacak ve AB kurallarına uygun olarak çalışacaktır.

Merkez Bankası Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin parasal konularda yetkili makamı olarak para politikalarını belirleyip uygulayacak ve kredi kurumlarının denetim ve gözetimini yapacaktır.

Başsavcı

Başsavcı ve başsavcı yardımcısı, Federal Hukuk Dairesi'nin başkanı ve başkan yardımcısı olacak; ve aynı kurucu devletten olmayacak şekilde Başkanlık Konseyi tarafından atanacaktır. Federal Hukuk Dairesi bağımsız olacaktır.

Sayıştay başkanı

Sayıştay başkanı ve Sayıştay başkan yardımcısı Federal Sayıştay Başkanlığı'nın başkan ve başkan yardımcısı olacak ve aynı kurucu devletten olmayacak şekilde Başkanlık Konseyi tarafından atanacaktır. Federal Sayıştay Başkanlığı bağımsız olacaktır.

Sayıştay başkanı ve başsavcı aynı kurucu devletten olmayacaktır.

KIBRIS 16/03/2004

Türk ve AB hukukçuları, derogasyonlar için bir araya geldi

Türk ve AB hukukçuları, Kıbrıs müzakerelerinde önemli bir sorun teşkil eden ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusu için Ankara'da bir araya geldi.

AB Komisyonu adına dün gece Ankara'ya gelen hukukçular Pierre Mirel, Jörn Sack ve Leopold Maurer; müzakereleri Ankara adına başından beri takip eden Büyükelçi Deniz Bölükbaşı, Büyükelçi Ertuğrul Apakan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın anayasa danışmanı Mümtaz Soysal ve İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile görüştüler. Toplantının bir günlük olacağı belirtiliyor.

Hukukçular toplantısının yapılması, AB Troykası'nın geçen haftaki Ankara ziyaretinde kararlaştırılmıştı. Türkiye'nin AB sürecine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı Türkiye-AB Troykası toplantısında, Avrupalı yetkililer, derogasyonlar konusunda Türk tarafını tatmin edici bir formül ortaya koyamamıştı.

Annan Planı'nda Kıbrıslı Türkleri korumaya yönelik oluşturulan ayrıcalıkların (derogasyonlar) AB temel hukukunun bir parçası olarak nasıl kabul edileceği konusu, Türk tarafı açısından önemli bir sorun oluşturuyor.

Türk tarafı Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın AB temel hukukunun bir parçası olmasını isteyerek, derogasyonları güvence altına almaya ve Rumların ileride Avrupa mahkemelerine kişisel başvurular yoluyla bu derogasyonları ortadan kaldırmalarına engel olmaya çalışıyor.

Derogasyonlar çerçevesinde, kuzeye geçecek Rumlara konulan tavan, Rumlara iade edilecek emlakin belli yüzdelerle sınırlanması, Türk oluşturucu devletine yerleşecek Rumların federal seçimlere güneyden girmeleri gibi maddeler bulunuyor.

Rum kesimi ise Annan Planı'nın Avrupa müktesebatına uygun olması gerektiğini savunarak, kuzeye geçecek Rumların sayısının sınırlanmaması, bunların mal ve mülklerinin tümüne sahip olabilmeleri gibi Türklerin aleyhine uygulamaları garanti altına almaya çalışıyor.

AB'nin Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmayı üye ülkelerin parlamentolarından geçirme konusunda zaman darlığı nedeniyle isteksiz davrandığı gözlenirken, bu sorunun AB Konseyi'nin onayıyla giderilmeye çalışılması da Türk tarafını tatmin etmiyor. Türk tarafı, Kıbrıs'ta varılacak olası anlaşmanın AB Konseyi'nde onaylanmasının yeterli olmadığı, üye ülkelerin parlamentolarına da sunulması gerektiğini düşünüyor.

KIBRIS 16/03/2004

Anastasiadis: Annan Planı'na hayır demenin bedeli ağır

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Annan Planı'na "hayır" demenin bedelinin ağır olacağını söyledi.Alithia gazetesi, Anastasiadis'in, Yunanistan'ın "Eleftherotipia" gazetesi ile gerçekleştirdiği söyleşisine yer verdi.

Gazeteye göre Anastasiadis röportajında genel olarak, "Annan Planı'nın reddedilmesi durumunda bedelinin ağır olacağı" görüşünü belirtti. Anastasiades şöyle dedi:

"Annan Planı, Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilmiş, AB Komisyonu'nun hukuk komitesinden geçmiş, ABD, AB ve BM'nin desteğini almıştır. Eğer bazıları, bir başarısızlığın ardından yakın gelecekte benzer girişimlerin olabileceğine inanıyorlarsa, acı bir hataya düşerler.

Annan Planı, BM'nin şimdiye kadar üstlendiği girişimler içerisinde en tamamlanmış ve hırslı olanıdır. (Plan), Siyasi liderlik olarak vardığımız iki toplumlu federasyonun kabulü şeklindeki acı verici anlaşmanın ardından ortaya koyduğumuz temel şartları, sağlamaktadır.

Anastasiadis, Rum lider Papadopulos'un "Annan Planı'nın tam bir destekçisi olmadığı" şeklindeki soruya karşılık, şunları kaydetti:

"Aldığımız bilgilere göre Papadopulos görüşmelerde yapıcı davranıyor. Ancak yakın çevresi görüntüyü mahvediyor ve sonuçta önerileri hakkında, Türkiye tarafından kullanılan, olumsuz bir izlenim yaratılmasına sebep oluyor. Bu da 'hayır' dememiz gerekirse bizim aleyhimizde olacak."

KIBRIS 16/03/2004

Denktaş 4’lü görüşmeye katılmıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, katıldığı bir televizyon programında İsviçre’de yapılacak 4’lü görüşmelere katılmayacağını açıkladı.

Selim Sayarı/Lefkoşa
NTV-MSNBC

17 Mart 2004— Cumhurbaşkanı Denktaş bunun, görüşmecilikten çekildiği anlamına gelmediğini vurguladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre’de 24 Mart’ta başlayacak 4’lü görüşmelere katılmayacağını açıkladı. Denktaş, Ada’da yapılan görüşmelerde esasta anlaşma sağlanamaması nedeniyle görüşmelere katılmama kararı aldığını açıkladı. Anlaşma sağlanamaması halinde 4’lü görüşmelere katılmasının halka yanlış mesaj vereceğini belirten Denktaş, görüşmeleri hükümetin yürüteceğini söyledi.
Yunanistan’ın da 4’lü konferansta sonuç çıkmayacağı düşüncesiyle görüşmelerin Başbakanlık düzeyinde yapılmasını istemediğini söyleyen Denktaş, görüşmenin düzeyi nedeniyle de İsviçre’ye gitmek istemediğini ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı, görüşmeye katılmama nedenlerinden biri olarak da komitelerin gündemine getirilen konuları gösterdi. Komitelerin üzerinde çalıştığı bazı konuların liderler görüşmesinde hiç gündeme gelmediğini kaydeden Denktaş, emri vaki yapıldığını savundu.
Rauf Denktaş, New York’taki anlaşmayı Lefkoşa’ya taşıyarak verdiği sözü tuttuğunu söyledi.

Lefkoşa
Rauf Denktaş’ın açıklaması


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş: Efendim sizi böyle geç vakit rahatsız ettik, özür dilerim. Sonradan açıklanması gereken bir hususu yani benim Cenevre’ye gidip gitmeyeceğim yahut İsviçre’ye daha doğrusu gidip gitmeyeceğim konusu öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de devamlı suretle tartışma konusu olmuştur. Dolayısıyla bu tartışmayı önlemek için ve artık buna son vermek için sorulan sorulara doğruyu söyleyerek cevap verdim.
Doğrusu burada yapmış olduğumuz görüşmeleri dikkate alarak esas temelde herhangi bir anlaşma olmadığını ve olması ihtimali de olmadığını gördüğüm için benim İsviçre’ye gitmem halkıma y
anlış bir intiba verecekti. Görüşmelere devam ettiğim sürece bana güvenen insanlar demek ki bir şeyler olabilecek ki Denktaş devam ediyor diye bir beklenti içerisindedir. Beni uzlaşmacı diye tanımlamış olan bazı arkadaşlar da Denktaş var olduğu sürece bu iş olmaz demektedirler.
Dolayısıyla biz Türkiye’de verdiğimiz sözü yerine getirdik. New York anlaşmalarını Lefkoşa’ya taşıdık, Lefkoşa’da iyi niyetle ve Türkiye’yle tam bir işbirliği içerisinde kendimizden bir şey yapmış değiliz. Türkiye’yle anlaşarak, Türk
iye’yle tam bir işbirliği içerisinde taleplerimizi ileri sürdük. Bunlar makul taleplerdi. Olmazsa olmazlarımızı hafifleterek ileri sürdük. Gereken her türlü anlaşmaya açık olmayacaktık. Ama anlaşma içinde her şeyi görüşmeye hazırdık. Bütün bunlara rağmen Rum tarafının herhangi bir açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördük.
Bugün komitelerde yapılan çalışmaları inceledik ve gördük ki büyük bir çıkmaz içerisine sokulmaktayız. Komitelerde ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir. Komite ü
yelerimizle Rum üyeler arasında esas konularda anlaşmazlıklar vardır. Ama bunlar yukarıya, bize siyasi makama getirilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki bunlar da Annan’ın önüne taşınacaktır. Ve o da tabi böyle olsun şöyle olsun diye büyük bir emrivakiyle karşı karşıya bırakılacağız.
Bir milletin iradesi, geleceği bu şekilde bu kadar acele ve bu kadar dağınık bir şekilde yürütülemez, insaflı olmalarını istiyoruz. İyi niyet görevini insaflı bir formasyona sokmalarını istiyoruz. Diğer yandan Avrupa Birliği’nden ist
ediğimiz delegasyonları da biliyorsunuz. Onlardan gelen devamlı haberler evvela aldatıcı mahiyette olabilir, bakabiliriz iken şimdi artık iş karar merciine gelince olamayacağı anlaşılmaktadır. Hatta bize Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımı tamamlanmıştır diyorlar, Kıbrıs’ın, bütün Kıbrıs’ın. Dolayısıyla yapılacak fazla bir şey yoktur.
Bu gerçekler karşısında tekrar ediyorum, benim Cenevre’ye yahut İsviçre’ye gitmem doğru olmazdı, halkıma gerçekleri söylemeye devam etmek için daha serbest kalmam lazımdır. A
rkadaşlarımızın, hükümetin yani İsviçre’de ne yapacağını göreceğiz. Bildiğiniz gibi Yunanistan kendi başbakanlarını göndermiyor, bir şey çıkmaz bu toplantıdan ve biz de yeni bir Başbakanımızı harcamayız diyordu.
Belki sonradan değişirler bilmiyorum. Ama bu
safhada görüşmelerin seviyesi düşürülmüştür. Bu nedenle de benim gitmem gerekmiyor diyorum. Bu şekilde bu açıklamayı yapmış bulunuyoruz. Şimdi bir çağrım olmuştur. Halkımızın böyle ikiye bölünmesi efendim referanduma gidelim mi gitmeyelim mi, evet mi diyelim hayır mı diyelim... Çok yanlıştır. Çünkü bu halk bir bütün olarak kaderini tayin edecektir. Ve bu halk bu devleti meydana getirmiş olan kahraman, güvenilir, aklı başında bir halktır, buna güveniyoruz. Ama gerçekleri bilmesi lazımdır.
Dolayısıyla Türkiy
e’yle birlikte olmazsa olmazlarımız konusunda zaten anlaşmış bulunuyoruz. Ama buradaki hükümetimizle olmazsa olmazları kabul etmiş bulunmaktadır. Bunları halkımıza birlikte biz bu görüşmelere devam ediyoruz ve edeceğiz ama olmazsa olmazlar olmazsa hiçbir şey olmaz, artık dünyaya da ne istediğimizi açıkça söyleyelim. Ve böyle bizi aldatmalarına, efendim böyle kedi fareyle oynar gibi oynamalarına müsaade etmeyelim.
Çünkü vaziyet budur, bu merkezdedir. Rum sahte bir Kıbrıs hükümeti ünvanı altında Avrupa Birliğ
i yoluyla Kıbrıs’a sahip çıkma oyununu tamamlamak üzere yoluna devam ediyor. Biz de sanki bunlarla bu çerçevede anlaşma olabilirmiş gibi efendim şurasını değiştirsek, burasına baksak diye vakit zayi ediyoruz ve bunu da Rumlar lehlerine kullanmaktadırlar. Halkımızı biz geleceğini gördüğümüz felaketten fecahattan kurtarmak istiyoruz.
Bunu Türkiye’yle birlikte yapabiliriz ve yapacağız diye inanıyorum. Dolayısıyla tekrar ediyorum. Halkımızın birliği için ve bu milli davada milli birlik ve beraberlikle hareket e
debilmemiz için olmazsa olmazlarımız; ne istiyoruz biz; açıklıkla Türkiye’yle birlikle ortaya koyalım, bunları verirlerse verirler vermezlerse vermezler.
Vermezlerse dünyanın sonu gelmez. KKTC Türkiye’yle birlikte yine Avrupa Birliği’nin yolunu muhakkak aç
acaktır. Neden? Çünkü Avrupa Birliği Kıbrıs’ın tümünü istemektedir. Ama bize gelir de Kıbrıs’ın tümü Avrupa Birliği’ne girmiştir, yapacak başka iş yoktur derlerse o da kendilerinin bileceği iştir. Ve Türkiye’nin değerlendireceği bir sonuçtur. Teşekkür ederim.

Sonu felaket olan yola girmeyiz’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs görüşmelerindeki son gelişmelere ilişkin olarak, “Sonu felaket olacak olan bir yola Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti girmez” dedi.

Ankara
AA

17 Mart 2004— Erdoğan, gazetecilerin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın son açıklamalarıyla ilgili sorularını yanıtladı.

 


Tayyip Erdoğan, açıklamaları bugün yolda gelirken öğrendiğini belirterek, “Bence önemsenecek bir konu değil. Biz bunları aramızda görüşürüz, konuşuruz. Bunları aramızda hallederiz” şeklinde konuştu

Bir gazetecinin “Sayın Denktaş’ın ‘Sonu felaket olacak bir girişimde olmayacağız’ şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Sonu felaket olacak olan bir yola Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti girmez” karşılığını verdi.

Erdoğan’dan Annan’a mektup

Ankara, Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmanın AB’de Rum tarafından açılacak davalarla delinmemesi için önlem alınması talebinde ısrarlı. Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan’a bir mektup yazarak bu konuda ağırlığını koymasını istedi.

Ankara
NTV-MSNBC

17 Mart 2004— Başbakan Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Ananan’a hafta başında gönderdiği iki sayfalık mektubunda “Rum tarafından açılacak davalarla anlaşmanın delinmesini istemiyoruz” dedi.

Anlaşmanın AB mevzuatına girmesi için Annan’dan ağırlığını koymasını isteyen Erdoğan planın ek bölümünde yer alan ilgili maddeyi de hatırlattı. Söz konusu madde birleşik Kıbrıs’ın kuruluş anlaşmasının, AB’ye katılım protokolüne eklenmesini öngörüyor.

Diplomatik kaynaklar Erdoğan’ın mektubunda bu maddeyi hatırlatarak bir anlamda Annan’a “Kıbrıs’ta varılan anlaşmanın kalıcı olmasını sağlayacak mekanizmayı plana koydunuz. Şimdi bunu AB’ye kabul etirmeniz gerekiyor” mesajını verdiğini belirtiyorlar.

AB NEZDİNDE DE GİRİŞİM
Erdoğan’ın 25 Mart’ta AB zirvesi için gideceği Brüksel’de AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen’le görüşeceği, aynı kaygıları ona da ileteceği ifade ediliyor.

Bu arada Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmanın kalıcı olmasını sağlamak için Hükümet’in ABD nezdinde girişimde bulunacağı da ifade ediliyor.
Bu çerçevede Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush ile 24 Mart’tan önce bir telefon görüşmesi yapması planlanıyor.

Kıbrıs’ta dolaylı müzakere süreci

BM Özel Temsilcisi, Türk ve Rum tarafının değişiklik önerilerini tek bir belgede topladı. De Soto, taraflarla dolaylı görüşmeler yaparak 4’lü zirveye kadar, taleplerden taviz ve uzlaşma isteyerek ilerleme sağlamaya çalışacak.

NTV

17 Mart 2004— De Soto belgesi tarafların Annan Planı’nda yapmak istedikleri değişiklik talepleri 2 başlık altında toplanıyor

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun hazırladığı belgenin birinci bölümünde Annan Planı’nın dengesini bozacak değişiklik önerileri sıralanıyor. Bu maddeler arasında, mülkiyet, toprak, planda öngörülenden daha az sayıda Rum göçmenin kuzeye dönüşü, Türkiye’den gelen nüfusun Ada’da kalışı ve Kıbrıs’ta kalacak Türk ve Yunan askerlerinin sayısıyla ilgili talepler yer alıyor.

DEROGASYON TALEBİ DE YERALIYOR
İkinci bölümde ise, Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu plandaki geçiş süreleri ve derogasyonların güvence altına alınması ve bunların AB mahkemeleri yoluyla delinememesi konusundaki taleplere yer veriliyor. Buna karşılık Rumların, Türk tarafından alınacak toprakların BM’ye devredilmesi ve anlaşmanın referandumdan önce TBMM tarafından onaylanması yönündeki talepleri dikkat çekiyor.
Bu bölümde Denktaş’ın ısrarla üzerinde durduğu, Türk tarafında yer değiştireceklerin rehabilitasyonu ve bu kişilere yerleşecekleri yerlerin garanti edilmesi talebi de yer alıyor.
Türk tarafının siyasi eşitlikle ilgili kaygılarına da yer verilen bu bölümde
, kurucu devletlerin ihtiyacı olan yeterli polis sayısının sağlanması konusuna da değiniliyor. Rumların başkanlık konseyinin 6 Rum ve 3 Türk üyeden oluşması önerisine atıfta bulunulan belgede, bir asliye mahkemesi kurulması talebi de bulunuyor.
Belgeye ken
disi için de bir madde ekleyen BM, barış gücünde görevli askerlerin sayısının 7 bin’e çıkarılmasını ve birtakım olağanüstü yetkilerle donatılmasını talep ediyor.

RUMLAR BELGEYE KARŞI
Rum tarafı, Alvaro de Soto’nun sunduğu belgeye kendi taleplerinden daha çok KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın değişiklik önerilerini içerdiği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Denktaş’ın taleplerinin Annan Planı’nın felsefesine aykırı olduğunu öne süren Rumların itirazları derogasyonlar konusunda yoğunlaşıyor. Rum tarafı derogasyonları
n AB üyeliğinden sonra da güvence altına alınmasının hukuka aykırı olduğunu savunuyor.

TÜRK TARAFININ İTİRAZLARI
Türk tarafı da başta anayasa, toprak, mülkiyet ve harita olmak üzere belgedeki bazı değişiklik taleplerine itiraz ediyor. Yöntemi değiştirerek dolaylı bir yönteme geçtiğini belirten de Soto ise söz konusu belgenin tarafların ortak taleplerinden yola çıkılarak oluşturulduğunu ifade ediyor. De Soto, taraflarla ayrı ayrı değerlendirmeler yaparak, 22 Mart’taki 4’lü zirveye kadar, bu yeni yöntemle i
lerleme sağlamayı umut ediyor.

Denktaş görüşmecilikte isteksiz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dörtlü görüşmelere katılmama eğiliminin ağır bastığı belirtiliyor.

17 Mart 2004— Denktaş, görüşmelere katılıp katılmama konusundaki son kararını hafta sonunda Ankara’da yapılacak zirvelerin ardından kesinleştirecek.

Denktaş’a yakın kaynaklar, Cumhurbaşkanı’nın İsviçre’de yapılacak 4’lü görüşmelere gitmeme eğiliminde olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede Denktaş’ın, toplantılar öncesinde görüşmecilikten çekildiğini açıklayabileceği kaydediliyor. Ancak, Denktaş’ın son kararında, Ankara ile yapacağı görüşmelerin etkili olacağı da ifade ediliyor.
“Kararımı verdim, zamanı gelince açıklayacağım” diyen KKTC Cumhurbaşkanı’nın görüşlerini, Ankara’nın zirvede kendisine vereceği mesajlar etkileyecek.

BÖYLE BİR BİLDİRİM YOK
Dışişleri Bakanlığı ise, Denktaş’ın, görüşmelerden çekileceği yönünde Türkiye’ye herhangi bir bildirimde bulunmadığını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı dörtlü görüşmelerin 24 Mart’ta başlayacağının anlaşıldığını ifade ederek, yer konusunda Lüzern ve Cenevre seçenekleri üzerinde durulduğunu, ancak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kararının bekl
endiğini belirtti.


Bu arada, KKTC Başbakanı Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve Ada’da bulunan Türk diplomatların, Denktaş’a görüşmelerden çekilmemesi gerektiği yönünde sürekli telkinde bulunduğu belirtildi.

Denktaş, dörtlü zirveye katılmayacağını açıkladı


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ta çözüm için İsviçre'de yapılacak dörtlü görüşmelere katılmayacağını açıkladı.
Bu durumda Mart ayının 24'ünde Zürih'te Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü zirvede Cumhurbaşkanı Denktaş yeralmayacak.
Denktaş bundan önceki açıklamalarında Rumların anlaşma yanlısı olmadığını ve oraya gitmesinin bir mucize yaratmayacağını söylüyordu.
Denktaş bugün İsviçre'deki dörtlü zirveye katılmayacağını resmen açıklamış oldu.
Bugün kulislerde Denktaş'ın çekile
ceği konuşulurken Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüşmelerden çekileceği yönünde Ankara'ya herhangi bir bildirimde bulunmadığını söylemişti.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da bugün gazetecilerin sorularını yanıt
larken ''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görevden istifa edebileceğinin söylendiğinin'' hatırlatılması üzerine şöyle konuştu:
''Cumhurbaşkanı söylüyor ama görüşmelerin bu aşamasında böyle bir hareket çok yanlış olur. Çok yanlış bir şeyi yapabileceğini düşünmek is
temiyorum. Ben olmaması gerektiğine inanıyorum ve yapamaz diye düşünüyorum"
MILLIYET 17/03/2004

KKTC Bakanlar Kurulu, ortak devletin bayrağını onayladı...

Züleyha Karaman

KKTC Bakanlar Kurulu, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından sunulan ve Annan planının iki tarafça da onaylanmasıyla yürürlüğe girecek ''Birleşik Kıbrıs Devleti''nin taslak bayrağını onayladı.
A.A muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin
Celal, taslak bayrağın, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş tarafından kurulun gündemine getirildiğini belirtti.
Bir soru üzerine, Bakanlar Kurulu, ''ortak devletin'' bayrağını onaylayabilir diye bir yasanı
n olmadığını, ancak aksi durum da bulunmadığını ifade eden Celal, yasal açıdan bir sorun bulunmadığını söyledi. Celal, ''Gelecekte kurulacak bir devletin bayrağı'' dedi.
Daha önce basında çıkan bayrak üzerinde bazı değişiklikler olduğunu belirten Celal, ba
yrağın renginin, kırmızı, sarı ve mavi olduğunu kaydetti.
Celal, ''Fakat kırmızı Türk bayrağındaki kırmızı değil, mavi de Yunan bayrağındaki mavi değil'' diye konuştu. Celal, taslak bayrağın ortasındaki sarı rengin ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' bayrağındaki sarı
renge atıfta bulunduğunu belirtti.
Hüseyin Celal, taslak bayrağın kabul edildiğinin en geç yarına kadar BM'ye iletileceğini söyledi.
MILLIYET 17/03/2004

KKTC'de "Halkoylaması Yasa Tasarısı" hazır...


Kıbrıs sorunu için BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planı temelinde sürdürülen görüşmeler süreci sonunda 20 Nisan Salı günü yapılacak referandum için KKTC Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan yasa tasarısı, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine sunula
n tasarı, 20 Nisan'da yapılacak referandumla ilgili kuralları düzenliyor.
Tasarıyla ilgili görüş ve önerilerin 20 gün içinde yazılı olarak Meclis Başkanlığı'na iletilmesi gerekiyor.
Tasarının genel gerekçesinde, özel bir durum içeren halkoylamasının özel k
urallar içeren ayrı bir yasayla düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtildi.
Başbakan ve tüm bakanların imzasını taşıyan tasarının amacı şöyle ifade ediliyor:
''BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaş
ma temelini oluşturan, ekleriyle birlikte kuruluş anlaşmasının ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımının halkoylamasına sunulmasını sağlamak.'' Halkoylamasında uygulanacak kuralların belirlendiği tasarıya göre, halkoylamasında son milletvekilliği seçmen kütüklerinde seçmen olarak kayıtlı KKTC vatandaşları oy kullanabilecek.
Ancak kütükler, son milletvekilliği seçiminden sonraki süreçte vatandaşlık hakkını kaybeden kişilerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğine haiz
yeni kazanılan yurttaşlar ile 18 yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliği kazananların kütüklere eklenmesiyle güncelleştirilecek.
Seçim Kurulları'nın Seçim ve Halkoylaması Yasası kapsamında oy verebilecek kişileri belirleme yetkisi ise saklı kalacak.

OY PUSULALARI NASIL OLACAK?
Halkoylamasında her seçmene bir oy pusulası verilecek. Oy pusulasında beyaz zemin üzerinde siyah yazıyla bir ''EVET', bir de siyah zemin üzerine beyaz yazıyla ''HAYIR'' yazıları bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler, Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla belirlenecek. Bu kelimeler seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarda olacak.
Halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyları
n yarısından bir fazlası ''EVET'' çıkması halinde, ekleriyle birlikte kuruluş anlaşması ve yeni oluşacak ''Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti''nin AB'ye katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılacak.
MILLIYET 17/03/2004

Talat: BM'nin Rum tarafı ile başı derde girdi, ara verildi!


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ''dolaylı görüşmelere ilk toplantının ardından anlaşılamayan bir şekilde ara verilmesinin nedeninin, konuşma konuları üzerinde Rumların duyduğu rahatsızlığın olabileceğini' söyledi.
Başbakan Talat, ''Herhalde BM'nin Rum tarafıyla başı derde girdi. Onu çözmeye çalıştıklarını tahmin ediyorum'' dedi.
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün görüşme olmaması üzerine, KKTC Bakanlar Kurulu, Başbakan Talat başkanlığında toplandı Toplantıya girmeden önce basın m
ensuplarının sorularını yanıtlayan Talat, normal bir çalışma yapacaklarını, gündemlerinde olağanüstü bir konu olmadığını söyledi.
Müzakereler çerçevesinde bugün için herhangi bir temasın söz konusu olmadığını, ne Cumhurbaşkanlığına ne de kendilerine bu kon
uda bir düşünce iletilmediğini ifade eden Talat, ''Ancak ben temas olacağını sanıyorum'' dedi.
Talat, bir soru üzerine, bu aşamada aracılı görüşmelere geçildiğinin söylenebileceğini, ancak biraz farklılık içerdiğini ifade ederek, ''Yüz yüze görüşmeler deği
şik bir formatta yeniden başladı. Aracılı denebilir, al-ver denebilir. Yakınlaşma sağlama çalışması denebilir. Bazıları mekik diyor. 'Alvaro süreci' deniyor'' diye konuştu.
Bu yöntemin iyi götürülürse verimli olacağına inandığını söyleyen Talat, şu an itib
ariyle bir şey söylemenin mümkün olmadığını kaydetti.
''İlk toplantının ardından nedenini anlamadığımız bir şekilde bir ara verildi'' diyen Talat, ''Bunun Rum tarafından mı kaynaklandığını, yoksa Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın anayasayı vermekteki isteksizl
iğinden mi kaynaklandığını bilemediğini'' ifade etti.
''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görevden istifa edebileceğinin söylendiğinin'' hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu:
''Cumhurbaşkanı söylüyor ama görüşmelerin bu aşamasında böyle bir hareket çok ya
nlış olur. Çok yanlış bir şeyi yapabileceğini düşünmek istemiyorum. Ben olmaması gerektiğine inanıyorum ve yapamaz diye düşünüyorum.''
MILLIYET 17/03/2004

Türkiye-Yunanistan Kıbrıs'ta güvenlik görüşmeleri başladı


Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmeler bugün Atina'da başladı.
Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık ettiği görüşmelere iliş
kin basına açıklama yapılmayacağı kaydedildi.
Bu arada, Yunan basını, Atina'nın bu görüşmelerde Ankara'nın takınacağı tavra özel bir önem atfettiğini yazdı.
Görüşmelerin birkaç gün devam edebileceğini belirten gazeteler, 24 Mart'ta başlayacak dörtlü görüşm
elere kadar kesin sonuç alınması olasılığının küçük olduğunu savundular.
Gazeteler, Türk heyetine başkanlık eden Büyükelçi İlkin'in Atina'da ''sert tavrıyla'' tanınmış olmasının da bugünkü görüşmelerden sonuç alınması olasılığını azalttığını öne sürdüler.
Ankara'nın ''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskısı nedeniyle'' Türkiye'nin AB üyeliği sonrasında da Kıbrıs'ta çok sayıda asker bulundurmak istediğini öne süren Yunan basını, Atina'nın ise Annan planındaki 6 bin askerlik tavan bir yana, mümkün olsa adanın tamamen silahtan arındırılmasını arzu ettiğini kaydetti.
MILLIYET 17/03/2004

Denktaş: Dörtlü görüşmelere katılmayacağım

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş sürpriz bir açıklama yaparak, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cenevre'de yapılacak dörtlü görüşmelere katılmayacağını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde adada yapılan görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, düzenlediği basın toplantısında, bir milletin geleceğinin bu kadar aceleye getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, emrivakilerle karşı karşıya getirilmek istendiklerini kaydetti.

Görüşmelerde Rumların açılım yapmadığını, Yunanistan'ın da dörtlü görüşmelerden başarı çıkacağına inanmadığı için Başbakan Kostas Karamanlis'i İsviçre'ye göndermediğini belirten Denktaş, bu gelişmelerkarşısında İsviçre'ye gitmesinin doğru olmayacağını söyledi.

KKTC hükümetinin İsviçre'ye gideceğini bildiren Denktaş, ''Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz'' dedi.

Denktaş, olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonunun gelmeyeceğini dile getirerek, ''KKTC, Türkiye ile birlikte yine AvrupaBirliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama bize gelirde 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur'' diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir ilerleme olmadığını belirterek, bu durumda İsviçre'ye gitmesinin, halkta yanlış intiba uyandıracağını söyledi.

Dörtlü konferans için İsviçre'ye gidip gitmeyeği konusunun Türkiye'de tartışma konusu olduğunu ifade eden Denktaş, ''Dolayısıyla bu tartışmayı önlemek için ve artık buna son vermek için, sorulan sorulara doğruyu söyleyerek cevap verdim'' dedi.

Denktaş, ''Doğrusu, burada yapmış olduğumuz görüşmeleri dikkate alarak esas temelde herhangi bir anlaşma olmadığını ve olması ihtimalide olmadığını gördüğüm için, benim İsviçre'ye gitmem, halkıma yanlış bir intiba verecekti. Görüşmelere devam ettiğim sürece bana güvenen insanlar, 'demek ki, bir şeyler olabilecek ki Denktaş devam ediyor' diye bir beklenti içerisindedir'' diye konuştu.

''OLMAZSA OLMAZLARIMIZI HAFİFLETEREK İLERİ SÜRDÜK''


Kendisini ''uzlaşmacı'' olarak niteleyen bazılarının, ''Denktaş, olduğu sürece bu iş olmaz'' dediğine işaret eden Denktaş, şöyle devam etti:

''Dolayısıyla biz Türkiye'de verdiğimiz sözü yerine getirdik. New York anlaşmalarını Lefkoşa'ya taşıdık. Lefkoşa'da iyi niyetle ve Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde, kendimizden bir şey yapmış değiliz, Türkiye ile anlaşarak, Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde taleplerimizi ileri sürdük. Bunlar makul taleplerdi. Olmazsa olmazlarımızı hafifleterek ileri sürdük. Gereken her türlü anlaşmaya açık olmayacaktık ama anlaşma için de her şeyi görüşmeye hazırdık.''

Bütün bunlara rağmen Rumların herhangi bir açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördüklerini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

''Bugün komitelerde yapılan çalışmaları inceledik ve gördük ki, büyük bir çıkmaz içerisine sokulmaktayız. Komiterde, ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir, komite üyelerimizle Rum üyeler arasında esas konularda anlaşmazlıklar vardır. Ama bunlar bize, siyasimakama getirilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar da Annan'ın önüne taşınacaktır. O da tabii 'böyle olsun şöyle olsun' diye büyük bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılacağız.''

(aa)

HURRIYET 17/03/2004

KKTC Bakanlar Kurulu BM bayrağını kabul etti

KKTC Bakanlar Kurulu, BM'nin önerdiği mavi, sarı ve kırmızıdan oluşan yeni bayrağı kabul etti. Cumhurbaşkanı Denktaş, bayrakta kırmızı rengin altta kalmasına itiraz etmişti.

Yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı olarak BM tarafından Türk ve Rum taraflarına sunulan Helen rengi mavi, eski Kıbrıs bayrağı rengi sarı ve Türk bayrağı rengi kırmızıdan oluşan öneri KKTC Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı. Rum tarafı öneriyi daha önce onaylamıştı.

BM bayrak ve ulusal marş komitesi başkanı Peter Schmitz, yeni bayrak için 1500, ulusal marş için de 111 öneri geldiğini açıklayarak "44 ülkeden başvuru geldi. En küçük tasarımcı 4 yaşındaydı, en yaşlı tasarımcı ise 100 yaşındaydı" diye konuşmuştu

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ise önceki gün yaptığı açıklamada "Birçok yerden itiraz geliyor. Türk bayrağının kırmızısı neden aşağıda oluyor diye. Renk şeritleri yatay değil dikey olsun" dedi.

HURRIYET 17/03/2004

İkili Kıbrıs görüşmeleri Atina'da başladı

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmeler bugün Atina'da başladı.

Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık ettiği görüşmelere ilişkin basına açıklama yapılmayacağı kaydedildi.

Bu arada, Yunan basını, Atina'nın bu görüşmelerde Ankara'nın takınacağı tavra özel bir önem atfettiğini yazdı.

Görüşmelerin birkaç gün devam edebileceğini belirten gazeteler, 24Mart'ta başlayacak dörtlü görüşmelere kadar kesin sonuç alınması olasılığının küçük olduğunu savundular.

Gazeteler, Türk heyetine başkanlık eden Büyükelçi İlkin'in Atina'da ''sert tavrıyla'' tanınmış olmasının da bugünkü görüşmelerdensonuç alınması olasılığını azalttığını öne sürdüler.

Ankara'nın ''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskısı nedeniyle'' Türkiye'nin AB üyeliği sonrasında da Kıbrıs'ta çok sayıda asker bulundurmak istediğini öne süren Yunan basını, Atina'nın ise Annan planındaki 6 bin askerlik tavan bir yana, mümkün olsa adanın tamamen silahtan arındırılmasını arzu ettiğini kaydetti.

HURRIYET 17/03/2004

Talat: BM'nin başı Rumlarla dertte

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "dolaylı görüşmelere ilk toplantının ardından anlaşılamayan bir şekilde ara verilmesinin nedeninin, konuşma konuları üzerinde Rumların duyduğu rahatsızlığın olabileceğini" söyledi.

Başbakan Talat, ''Herhalde BM'nin Rum tarafıyla başı derde girdi. Onu çözmeye çalıştıklarını tahmin ediyorum'' dedi.

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün görüşme olmaması üzerine, KKTC Bakanlar Kurulu, Başbakan Talat başkanlığında toplandı

Toplantıya girmeden önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Talat, normal bir çalışma yapacaklarını, gündemlerinde olağanüstü bir konu olmadığını söyledi.

Müzakereler çerçevesinde bugün için herhangi bir temasın söz konusu olmadığını, ne Cumhurbaşkanlığına ne de kendilerine bu konuda bir düşünce iletilmediğini ifade eden Talat, ''Ancak ben temas olacağını sanıyorum'' dedi.

Talat, bir soru üzerine, bu aşamada aracılı görüşmelere geçildiğinin söylenebileceğini, ancak biraz farklılık içerdiğini ifadeederek, ''Yüz yüze görüşmeler değişik bir formatta yeniden başladı. Aracılı denebilir, al-ver denebilir. Yakınlaşma sağlama çalışması denebilir. Bazıları mekik diyor. 'Alvaro süreci' deniyor'' diye konuştu.

Bu yöntemin iyi götürülürse verimli olacağına inandığını söyleyen Talat, şu an itibariyle bir şey söylemenin mümkün olmadığını kaydetti.

''İlk toplantının ardından nedenini anlamadığımız bir şekilde bir ara verildi'' diyen Talat, ''Bunun Rum tarafından mı kaynaklandığını, yoksa Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın anayasayı vermekteki isteksizliğinden mi kaynaklandığını bilemediğini'' ifade etti.

''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görevden istifa edebileceğinin söylendiğinin'' hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu:

''Cumhurbaşkanı söylüyor ama görüşmelerin bu aşamasında böyle bihareket çok yanlış olur. Çok yanlış bir şeyi yapabileceğini düşünmek istemiyorum. Ben olmaması gerektiğine inanıyorum ve yapamaz diye düşünüyorum.''

(aa)

HURRIYET 17/03/2004

İşte al-ver belgesi

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

BM temsilcisi Alvaro de Soto, Annan planında yapılabilecek değişikliklerin listesini Denktaş ve Papadopulos'a sundu. Taraflar sadece bu maddeler üzerinde pazarlık yapabilecek. Listede Türk tarafının istediği, iki kesimliliği güçlendirecek değişiklik önerileri de yer aldı.

KIBRIS'ta önceki gün başlayan dolaylı görüşmelerde tarafların BM'ye sunduğu Annan planındaki değişiklik taleplerine karşılık, BM temsilcisi Alvaro de Soto, al-ver sürecinde ele alınacak gündem maddelerini içeren bir belgeyi Denktaş ve Papadopulos'a verdi. De Soto, Rumların Annan planına aykırı diye reddettiği Türk taleplerini de pazarlık listesine aldı. 4 sayfalık belgede, Annan planında yapılabilecek değişiklikler şöyle sıralandı:

TÜRKLER’İN İSTEDİKLERİ

İki kesimlilik: Türk tarafı senatodaki 24’e 24 eşitliğinin bozulmaması için ya Türk- Rum etnik ayrımı ya da dönecek Rumların oy kullanmamasını istiyor.

Harita: Türkiye, haritada iki kesimi ayıran sınırların düz olmasını talep ediyor.

Türk tarafına geçecek Rumlar: Annan planı Türk tarafının
nüfusunun yüzde 21 kadar Rum'un Türk tarafına geçmesini öngörüyor. Türk tarafı bu sayının azaltılmasını savunuyor.

Türk askeri: Türk tarafı, Türk askerinin daha uzun süre kalmasını istiyor.

Derogasyonlar: AB standartlarına uymayan maddelerin, Avrupa mahk
emelerinde iptal edilmemesi için, anlaşmanın AB temel yasası kabul edilmesi isteniyor.

Rehabilitasyon: Türk tarafı, yeni ev ve iş bulunmadan mülkiyetin terkedilmesine karşı çıkıyor.

RUMLAR’IN İSTEDİKLERİ

Başkanlık Konseyi: Rumlar, 6 üyeden (2 Türk, 4 Rum) oluşan konseyin 9’a (6 Rum, 3 Türk) çıkmasını istiyor.

TBMM onayı: Referandumlardan önce TBMM'den onay isteniyor.

Toprak: Rumlar daha çok toprak istiyor.

Hemen iade: Devredilecek toprakların kısa sürede iade edilmesini ve bu süre içinde BM denetimi
nde olması talep ediliyor.

TC kökenlilerin sayısı: Rumlar, Türkiye kökenli vatandaşların ve oturma izin bulunanların kesin sayısını istiyor. Kalacakların sayısının azaltılması da isteniyor.

Federal bakanlıklarda temsil: Her bakanlıkta, başkan Rum ise, ya
rdımcısının Türk olması ya da tam tersi öngörülüyor. Rumlar bu bakanlıkların belirlenmesini istiyor.

Federal yasalar: Rumlar’a göre, 114 federal yasa onaylanmalı.

Denktaş çekilecek

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü konferansa katılıp katılmama yönündeki kararını verdiğini belirtirken, bu kararın olumsuz yönde olduğu öğrenildi. Kesin kararını açıklamayan Denktaş’ın, 24 Mart görüşmelerinde yer almayacağı ifade edil
iyor. Denktaş, dün, dolaylı görüşmeler hakkında Rum basınında çıkan haberlerin doğru olduğunu, ama harita sunulmadığını da açıkladı.

Zürih yerine Brüksel

TÜRKİYE'nin, İsviçre'nin Zürih kenti yakınlarındaki Lüzern’de 24 Mart'ta yapılması planlanan Kıbrıs konferansının Brüksel'de yapılmasını istediği öğrenildi. Ankara 1960 Kıbrıs anlaşmalarının Zürih'te imzalanması nedeniyle, Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı konferansın ‘‘İkinci Zürih’’ olarak tarihe geçmesine sıcak bakmıyor. 26 Mart'ta Brüksel'de AB
liderlerinin de toplanacak olmasını göz önünde bulunduran Ankara, konferansın Brüksel'de yapılmasını istiyor.

HURRIYET 17/03/2004

KKTC 20 Nisan'da referanduma hazır

Kıbrıs sorunu için BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planı temelinde sürdürülen görüşmeler süreci sonunda 20 Nisan Salı günü yapılacak referandum için KKTC Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan yasa tasarısı, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine sunulan tasarı, 20 Nisan'da yapılacak referandumla ilgili kuralları düzenliyor.

Tasarıyla ilgili görüş ve önerilerin 20 gün içinde yazılı olarak Meclis Başkanlığı'na iletilmesi gerekiyor.

Tasarının genel gerekçesinde, özel bir durum içeren halkoylamasının özel kurallar içeren ayrı bir yasayla düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtildi.

Başbakan ve tüm bakanların imzasını taşıyan tasarının amacı şöyle ifade ediliyor:

''BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaşma temelini oluşturan, ekleriyle birlikte kuruluş anlaşmasının ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımının halkoylamasına sunulmasını sağlamak.''

Halkoylamasında uygulanacak kuralların belirlendiği tasarıya göre,halkoylamasında son milletvekilliği seçmen kütüklerinde seçmen olarak kayıtlı KKTC vatandaşları oy kullanabilecek.

Ancak kütükler, son milletvekilliği seçiminden sonraki süreçte vatandaşlık hakkını kaybeden kişilerin kütüklerden silinmesi ve seçmenniteliğine haiz yeni kazanılan yurttaşlar ile 18 yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliği kazananların kütüklere eklenmesiyle güncelleştirilecek.

Seçim Kurulları'nın Seçim ve Halkoylaması Yasası kapsamında oy verebilecek kişileri belirleme yetkisi ise saklı kalacak.

OY PUSULALARI NASIL OLACAK?

Halkoylamasında her seçmene bir oy pusulası verilecek. Oy pusulasında beyaz zemin üzerinde siyah yazıyla bir ''EVET', bir de siyah zemin üzerine beyaz yazıyla ''HAYIR'' yazıları bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler, Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla belirlenecek. Bu kelimeler seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarda olacak.

Halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyların yarısından bir fazlası ''EVET'' çıkması halinde, ekleriyle birlikte kuruluş anlaşmasıve yeni oluşacak ''Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti''nin AB'ye katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılacak.

HURRIYET 17/03/2004

Denktaş, İsviçre'ye gitmiyor

17/03/2004 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde adada yapılan görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini açıkladı.
Denktaş düzenlediği basın toplantısında bir milletin geleceğinin bu kadar aceleye getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, emrivakilerle karşı karşıya getirilmek istendiklerini kaydetti. Görüşmelerde Rumlar'ın açılım yapmadığını, Yunanistan'ın da dörtlü görüşmelerden başarı çıkacağına inanmadığı için Başbakan Kostas Karamanlis'i İsviçre'ye göndermediğini bel
irten Denktaş, bu gelişmeler karşısında İsviçre'ye gitmesinin doğru olmayacağını söyledi. KKTC hükümetinin İsviçre'ye gideceğini bildiren Denktaş, "Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz" dedi. Denktaş, olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonunun gelmeyeceğini dile getirerek, "KKTC, Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama bize gelirde 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur" diye konuştu.

Annan'dan destek istedi

Murat Yetkin

Erdoğan Annan'a Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın AB yasası olması gerektiğini söyledi

17/03/2004 RADIKAL

Başbakan Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir mektup yazarak, Kıbrıs'ta varılabilecek bir anlaşmanın Avrupa Birliği mevzuatına tam uyumunun sağlanması konusunda devreye girmesini istedi.
15 Mart Pazartesi günü Annan'a iletilen iki sayfalık mektupta, Erdoğan AB ile Kıbrıs anlaşmasının temel hukuka uygunluğu konusunda yaşanan soruna işaret ederek Türkiye'ye bu konuda verilen sözleri hatırlatıyor ve Genel Sekreter'in ağırlığını koymasını talep ediyor.
Erdoğan mek
tubunda, Kıbrıs'ta varılacak anlaşmanın AB mevzuatına tam uyumunun sağlanması, temel yasa yerine geçmesi ve Rum tarafından açılabilecek davalarla delinmemesi konusunun Türkiye için hayati
önem taşıdığını da vurguluyor.
Ankara'yı bu mektubu yazmaya zorlay
an nedenler diplomatik kaynaklar tarafından şöyle sıralanıyor:
- Türkiye'nin New York görüşmelerinde müzakerelere devam konusunda mutabık kalmasının en büyük nedeni, varılacak anlaşmanın kalıcı olmasıydı. Anlaşma, AB'nin birincil, temel hukuku sayılmalı i
di.
- Böylece Kıbrıs Rumlarının daha sonra Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Lüksemburg'daki Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) nezdinde açacakları davalarla delinmesi önlenebilirdi. Aksi halde nüfus ve malvarlığı dengesinin bozulm
ası dolayımıyla, iki kesimlilik ilkesi zarar görebilirdi.
- Bu durum, New York'ta ABD'nin şahitliğinde BM ve AB yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde ele alındı. AB, BM'ye varılacak anlaşmayı kendi mevzuatı ile uyumlu hale getirme sözü verdi. Bu durum
BM Genel Sekreteri'nin 13 Şubat'ta New York'ta yaptığı açıklamayla teyit edildi.
- Ancak Kıbrıs'ta müzakere sürecinin başlamasıyla, Rum tarafı her öneriyi
reddetmeye başladı. Bunu AB yetkililerinin mevcut mevzuatın buna izin vermediği, yeni bir yol bulu
nması yönündeki itirazları izledi. Son olarak AB Troykası'nın 8 Mart'ta Ankara'da yaptığı görüşmelerde de tablo değişmedi.
Buna ek olarak, Türkiye'nin bu toplantılarda Parlamento onayı talebini yazılı olarak sunması Brüksel'deki sıkıntıyı artırdı.
- AB G
enişleme Sorumlusu Günther Verheugen'in de söz ettiği üzere, Brüksel'de bir Komisyon bünyesinde bir hukuk çalışması başlatıldı. Ancak AB hukukçularının parlamento onayı, ya da başka bir düzenlemeye gerek olmadığı ve Hükümetler Arası Konsey (IGC) onayının yeterli olacağı görüşü Ankara'ya ulaşınca hayal kırıklığı yaşandı. Yunanistan ve Türkiye'nin de katılacağı Dörtlü Konferansı'n 22 Mart'ta başlayacağı ve zamanın daraldığı
göz önüne alınarak BM Genel Sekreteri'nden destek istenmesine karar verildi.
Bu arad
a AB hukukçularıyla Türk hukukçuları arasındaki ilk toplantıdan da sonuç alınamadı. Pazartesi günü Ankara'da yapılan toplantıya AB Komisyonu Genişleme Direktörü Pierre Mirrel, Kıbrıs Masası Şefi Leopold Maurer
ve hukuk uzmanı Jörn Sack katıldılar.
Dışişl
eri Hukuk Müşaviri Büyükelçi Deniz Bölükbaşı'nın başkanlığındaki Türk heyetinin AB heyeti ile yaptığı toplantıların ikincisinin yapılması konusu bile ortada kaldı.
Hukuk cephesinde yaşanan bu tıkanıklık siyasi cephede aşılmaya çalışılıyor. Dışişleri Müste
şar Yardımcısı Büyükelçi Volkan Bozkır ve AB Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Acet'in de yer aldığı üst düzey bir heyet, pazartesiden bu yana Brüksel'de AB mevzuatı da dahil siyasi konular üzerinde görüşmeler yürütüyor. Radikal'e bilgi veren AB diplomatları, anlaşmanın AB hukukuna uyumlulaştırılacağı konusunda BM'ye söz verdiklerinin doğru olduğunu kabul ederek, eninde sonunda bir çözüm bulunacağına inandıklarını söylüyorlar.
Müzakere sürecinin başında AB Komisyonu tarafından fazla önemsenmeyen me
vzuat uyumu konusunun şu anda en büyük sorun olduğunu da kabul eden diplomatlar, bu soruna çözüm bulunamaması nedeniyle Kıbrıs'ta çözümün engellenmesine izin vermeyeceklerini vurguluyorlar.
Yine de durum oldukça ciddi görünüyor ve çözüm için gözler Brükse
l'e çevrilmiş bulunuyor.

Talat: Denktaş’ ın çekilme hakkı yok

Başbakan Mehmet Ali Talat, yaklaşık bir aydan beri masada devam eden Kıbrıs müzakere sürecinin BM Genel Sekreterliği aracılığıyla dolaylı görüşme şeklinde format değiştirmesinin çok daha yararlı olduğunu belirterek, “Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde ortaya konacak” dedi.

Bir aylık müzakere sürecinde ciddi ilerleme olmamasına karşın, ilerleme olacağı konusunda inançlı olduğunu belirten Talat, süreçle ilgili en büyük olumsuzluğun ise takvime rağmen Kıbrıs Türk Kurucu Devlet Anayasa Taslağı’nın Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından sunulmaması olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakerelerden çekilebileceğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek, “Bu çok tehlikeli olur, buna hakkı yok” diyen Talat, referanduma yönelik kampanyalardan da rahatsızlık belirtti ve “Pazarlıklar sürerken ne evet, ne de hayır kampanyalarının yararı yok. Ben sadece çözümün gerekliliğini savunuyorum” ifadelerini kullandı.

HARİTA HARİÇ RUM TARAFI 200, TÜRK TARAFI 100 SAYFA

Dün sabah Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la yaklaşık bir saatlik değerlendirme toplantısının ardından müzakereler ve dünden itibaren mekik diplomasisi şeklinde dolaylıya dönüşen pazarlık süreciyle ilgili soruları yanıtlayan Başbakan Talat, yorumların aksine yeni formatın daha yararlı olduğunu söyledi. Talat, özetle şunları kaydetti:

“Taraflar bir aylık süreçte istedikleri değişiklikleri parça parça ortaya koydular. Bu süreçte harita hariç taraflar planla ilgili düşünce ve değişiklik önerilerini izahatlarıyla birlikte ortaya koydular. Rum tarafı bu çerçevede 200, Türk tarafı ise 100 sayfaya yakın metin ortaya koydu. BM şimdi bölümler halinde tarafların önem verdikleri hususlarda uzlaşmaya varıp varamayacaklarının çalışmasını yapıyor. De Soto önceki gün notlar halinde bunları toplayarak verdi ve ilk tepkileri aldı. Bu süreç böyle sürecek. Bu şekilde uzlaşma sağlamaya, tarafların hangi noktaya kadar yaklaşabileceği konusunda malzeme toplamaya çalışıyorlar. Bu aynı zamanda boşluk doldurmanın Genel Sekreterliğe kalması halinde elde malzeme için de bir yöntem...”

BM Genel Sekreterliği’nin, masada uzlaşma sağlanamayacağına ilişkin tespitle birlikte görüşme formatında değişikliğe gittiğini söyleyen Talat, bu sürecin çok daha yararlı olabileceğini vurguladı.

Talat, yaklaşık bir aylık süreçte yakınlaşma olmamasına karşın bu konuda umutlu olduğunu söyledi ve yeni süreçte “karartma” uygulanacağını sözlerine ekledi.

Başbakan Talat, süreçte yaşanan en büyük olumsuzluğun sorulması üzerine ise, “Kurucu devlet anayasalarının sunulmaması” dedi.

New-York’ta hazırlanan takvim gereği olmasına karşın Cumhurbaşkanı Denktaş’ın anayasa taslağını sunmamadaki ısrarını sürdürdüğünü söyleyen Talat, Rumların da bu konuda isteksiz davrandıklarını ve durumun belirsizliğini koruduğunu vurguladı.

4’LÜ KONFERANSIN BAŞARISI KATILIM DÜZEYİNE BAĞLI

Lefkoşa’daki görüşmelerin ardından 24 Mart’ta Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla yapılacak 4’lü toplantılarda başarı sağlanmasının ise katılım düzeyine bağlı olduğunu söyleyen Talat, “Dışişleri bakanları ve başbakanların katılımıyla üst düzeyde katılım olursa ilerleme olabilir. Ancak toplantı teknisyenler-bürokratlar düzeyinde yapılırsa, değişiklikler BM Genel Sekreteri’ne kalır” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakere sürecinden “çekilebileceğine” ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine; “Denktaş’ın süreç devam ederken çekilmesi çok zararlı ve tehlikeli olur. Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından çok kötü olur ve sürecin akamete uğraması sorumluluğu Türk tarafına kalır. Bunu başlangıçta yapsaydı sorun olmayabilirdi, ama bu aşamada çok zararlı olur. Son ana kadar süreç içinde olma zorunluluğu var. Denktaş’ın süreci akamete uğratma hakkı yok. ”

FİNANSMAN ŞART

Başbakan Talat, anlaşmayla birlikte 50 bin civarında Kıbrıs Türkü’nün yer değiştireceğinin ve bunun yaklaşık yarısının eşdeğerden hak sahibi olduğunun anımsatılarak, bu konuda bazı projeler hazırlandığını, yeni kurulacak yerlerle ilgili çalışmalar olduğunu söyledi.Talat, bu konuda saptanmış bir rakam olup olmadığı konusunda ise, yaklaşık yarısı konut olmak üzere 4 milyar dolar gibi bir rakama ihtiyaç olduğunun tahmin edildiğini kaydetti.

Talat, “Cumhurbaşkanı Denktaş ve bazı çevreler ‘hayır kampanyası’ başlatırken, siz ve CTP de ‘evet kampanyası’ başlatmakla eleştiriliyorsunuz” şeklindeki sorulara şu karşılığı verdi:

“Müzakere masasında siyasi eşitliğimizin tam olarak güvenceye alınması, insanımızın mağdur edilmemesi gibi birçok konuda ciddi bir çalışma yapıyoruz. Rumlar karşı çıkabilir ama dünya sağır ve dilsiz değil. Gerekçelerimizle taleplerimizi almak için zorlu bir çalışma yapıyoruz.. Dünya önünde sınav veriyoruz. Bu süreçte kampanyanın anlamı ne! Neye evet, neye hayır diyeceksiniz.... Cumhurbaşkanı Denktaş dahil karşı olanlara ‘müzakereler sürerken kampanya açmayın’ diye uyarıda bulundum. ‘Bunu yaparsanız çözüm konusundaki samimiyetiniz sorgulanacak ve karşı kampanyaya neden olacaksınız’ dedim.... Ama ‘hayır’ kampanyalarını başlattılar ve kaçınılmaz olarak bazı hareketlenmeler oldu. Birileri ‘hayır’ derse, birileri de buna karşı kampanya yapacak. Bu durum son derece zararlı bir noktaya geldi. Ve ben istesem de engelleyemem. Ben ‘evet kampanyası’ yürütmüyorum, çözümün zorunluluğunu vurguluyorum ve bu konuda hiçbir kuşkum da yok....”

Talat, kampanyaların müzakere sürecinde zorluk yarattığına ve Türk tarafının elinin güçsüzleşmesine yol açtığını da ifade etti.

HALKIN SESI 17/03/2004

Denktaş: Referanduma giden yol açıktır

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referanduma giden yolun açık olduğunu kaydederek, “Referanduma gidilecektir. Benli veya bensiz” dedi.

Denktaş, önümüzdeki hafta başlayacak dörtlü toplantıya gidip gitmemekle ilgili kararını verdiğini ifade ederek, bunu zamanı geldiğinde açıklayacağını söyledi.

Denktaş, Kıbrıs’ta halkın baş koyduğu, hayatını feda ettiği bir dava bulunduğunu ve kendilerinin de verilen yetki dahilinde görevlerini yaptıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı, bu yetkinin uzlaşma yetkisi olduğunu, ancak bunun her ne pahasına olursa olsun bir uzlaşma olmadığını belirtti. Denktaş, bu uzlaşmanın kazanımları ortadan kaldırmamak kaydıyla olabileceğini ifade ederek, bu kazanımların eşit egemenlik, iki kesimlilik, iki kesimliliğin sulandırılmaması ve Türkiye’nin garantörlüğünün devamı olduğunu vurguladı.

İki taraf arasında güvensizlik varken, bir de mal-mülk kavgası sokarak, bunları insaflı halletmeksizin Rumlarla bir araya getirerek, “Çarpışma da olabilir, olay da olabilir” denilerek, 6-7 bin BM askeri getirerek, Türk askerini adadan çıkararak bir neticeye varılmak istendiğini söyleyen Denktaş, bugüne kadar yaptıkları önerilerin hemen tümünü Rumların reddettiğini kaydetti.

Halka biraz da sahte ümit verecek propaganda yapıldığını, komitelerin çalıştığını, anlaşılmayan hususların siyasi seviyede görüşülmek üzere havale edildiğini ancak siyasi seviyeye bir şey getirilmediğini kaydeden Denktaş, bunların da Annan’ın hakemliğine bırakılacağını tahmin ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı, arada bu kadar uçurum varsa başkalarının orta yol diye gördüğü şeyleri uygulayarak, mal-mülk konusunda sokaklara dökülecek olan insanları birbirinin boğazına saldırtmayı doğru bulmadıklarını söyledi.

Halkın layık olduğu kalıcı bir barış istediklerini bunun da ancak Türkiye’nin garantörlüğüyle, halkın çok azının göç etmesini sağlayacak formüllerle mümkün olabileceğini belirten cumhurbaşkanı, bunlar için uğraştıklarını ancak bir yere varamadıklarını, bu nedenle dolaylı görüşmelerin başladığını ifade etti.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto ile önceki günkü görüşmede niye anlaşamadıklarına baktıklarını ve görüşlerini söylediklerini, görüşmede başka bir şey olmadığını kaydeden Denktaş, her şeyin dörtlü konferansa hazırlandığını, 22 Mart’a kadar zaman bulunduğunu, söz konusu tarihte halk önünde bir değerlendirme yapacaklarını ve bunun neticesinde gerçekleri söyleyeceklerini ifade etti.

“REFERANDUMA GİDİLECEK. BENLİ VEYA BENSİZ…”

Kararı halkın vereceğini ve halka güvendiğini ifade eden Denktaş şöyle dedi:

“Referanduma giden yol açıktır. Referanduma gidilecektir. Benli veya bensiz. Bu yol kat edilecektir. Halk iyi düşünecek. Soğukkanlılıkla düşünecek. Bireyler yakın çıkarlarını düşünerek, toplumun gelecekteki varoluş çıkarlarını herhalde heba etmeyecektir. Çok dikkatli olmamız lazımdır. Anavatandan gelen yüzlerce destek mesajı alıyorum. Anadolu’da büyük bir heyecan vardır… Anadolu Girit faciasını tekrar yaşamak istememektedir.”

Yunanistan ile Türkiye’nin dostluğuna inandıklarını ancak dostluğun gerçek dostluk olması gerektiğini söyleyen Denktaş, bunca yıl yapılanlarla Kıbrıs’ı elde edemeyen Yunanistan’ın dost görünerek AB yoluyla Kıbrıs’a sahip çıkma eylemini dostça bir gelişme olarak görmediklerini söyledi.

SORULAR

Denktaş, Yunanistan Başbakanı’nın önümüzdeki hafta başlayacak görüşmelere katılmamasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, Yunanlıların toplantının başarıyla tamamlanamayacağını aşikar gördüklerini belirterek, “Yeni başbakanı başarısız bir toplantıda harcamak istemiyoruz” dediklerini, toplantıya Karamanlis’in katılmamasının nedeninin bu olduğunu söyledi.

Denktaş, anayasa taslağıyla ilgili bir soru üzerine ise, henüz ortada kurucu parça devlet diye bir şey bulunmadığını, bunun olması için önce temellerde anlaşılması gerektiğini, bu devletçiğin anayasasını yapmanın kendisinin veya bir komitesinin yetkisinde olmadığını, meclisin komitesinde hazırlanan bir taslağın meclisten geçmese bile mecliste görüşülüp tartışılması gerektiğini ancak böyle bir şey olmadığını, bunun tarihi bir sorumluluk olduğunu, bu taslağın hazırlanması için anayasal usullere uyulması gerektiğini, bu yapılmazsa gözü kapalı bir taslağı alıp Rum tarafına vermesini istemenin doğru olmadığını bunları De Soto ile de görüştüğünü, bu konuda herkesin sabırlı olması gerektiğini söyledi.

Denktaş, derogasyonlar istediklerini bunun doğru olduğunu, bunlar olmazsa anlaşma olamayacağını, rehabilitasyonun sözle olmaması ve parasının mutlaka bulunması gerektiğini kaydettiklerini, rehabilite edilinceye kadar insanların yer değiştirmemesi, senatoda 24-24 “Rum-Türk” oranın korunması gerektiğini, kurucu devletlerin “Türk-Rum” devleti olmasını ve Türk devletinin siyasi açıdan karma devlet haline getirilmemesini, Türk askerinin Türkiye’nin AB üyeliğinden sonra da adada kalmasını, TC-KKTC özel ilişkilerinin korunmasını istediklerini vurguladı.

Denktaş, üniter bir devlet kurulmadığına işaret ederek, bunun ortaklık devleti olacağını, bu ortaklığın her yönde görülmesi gerektiğini belirtti. Denktaş 1960 cumhuriyetinin de ortaklık devleti olmasına rağmen Türk bakanların burada yaşadıkları güçlükleri anlattı. Denktaş bir soru üzerine, kendilerine taslak harita verilmediğini açıkladı.

HALKIN SESI 17/03/2004

‘De Soto Belgesi’ne itirazlar!..

PAPADOPULOS ÖFKELENMİŞ...Rum gazeteleri dün manşetten verdikleri haberlerinde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun 15 Mart Pazartesi günü başlattığı dolaylı görüşmelerin ilk gününde taraflara, al-ver sürecine zemin hazırlamak amacıyla sunduğu belgenin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’u öfkelendirdiğini yazdı.

ÜRKİYE TALEPLERİNİ İLETTİ...TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tan :“Kağıtta bizim açımızdan bazı eksiklikler bulunduğu bir vakadır” diyerek buna ilişkin görüşlerinin de Soto’ya iletildiğini belirtti.

Rum Gazeteler, “BM belgesinin, müzakereler sürecindeki durgun suları bulandırdığını ve De Soto’nun metninde istediği önemli değişikliklerin gözardı edildiğine dikkat çeken Rum tarafının tepkisine neden olduğu” bildirildiler.

Fileleftheros :"Tasos’un Belge Nedeniyle Öfkesi"

Güney Kıbrıs’ta en büyük tiraja sahip Fileleftheros gazetesi, “Tasos’un Belge Nedeniyle Öfkesi” başlıklı haberinde, iyi bilgili kaynaklara dayanarak; BM’nin, önemli ölçüde yatırım yapmakta olduğu dörtlü konferans için ortam hazırlamaya çalıştığının anlaşılmakta ve niyetlerini de göstermekte olduğunu yazdı, özetle şöyle devam etti:

“Müzakereler çerçevesindeki görüşme dün gerçekleşmedi. İki taraf De Soto’nun önceki gün bir al-ver’e zemin olarak sunduğu belgeyi değerlendirdi. De Soto konuları iki kategoride topladı: birinci kategori 7, ikinci de 12 konudan oluşuyor.

Edindiğimiz bilgilere göre, De Soto’nun maddeleri arasında, diğerleri yanında şunlar da yer alıyor: Harita (bu başlıkta başka hiçbirşey belirtilmiyor), mülkler, Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönecek Rum sayısı, vatandaşlık, adada yerleşebilecek Türk ve Yunan kökenliler konusu (oluşturucu devletçiklerin nüfusunun %5’inden fazla olmayacak şekilde), karar alma yöntemleri, ordular.

Anlaşmanın hayata geçirilmesinden hemen sonra yürürlüğe girecek yasa ve sözleşmeler (hazır iseler meclis tarafından oylanacak), referandumlarda onaylanacak anlaşmanın önce Türkiye ve Yunanistan parlamentolarında onaylanması ve sonra yürürlüğe girmesi. Devlet organları, asliye mahkemesi, başkanlık konseyi üye sayısının artırılması, Avrupa normlarından sapmalar, UNFICYP’in yetkileri, polis gücü ve kimlerin oy kullanacağı ve organ oluşumları.”

Alithia :"BM, Arabulucusuna Tam Destek Veriyor"

Alithia gazetesi ise, “BM, Arabulucusuna Tam Destek Veriyor – Kieran Prendergast De Soto’ya Karşı Yorumlara Dolaylı Yanıt Verdi – Rum Tarafı 25 Noktadaki Yanıtlarını Bugün Veriyor” başlıklı manşet haberinde, Rum Yönetimi’nin, De Soto’nun verdiği belgenin “Rum tarafı için haksızlık olduğu” mesajını vermeye çalıştığını ve BM’nin, iki tarafa “adil oynamadığı” imasında bulunduğunu yazdı.

Gazete, De Soto’nun belgesinin, iki tarafın doğrudan müzakereler sırasında ortaya koyduklarından başka birşey olmadığı, De Soto’nun iki taraftan da görüş istemesi nedeniyle, metnin bağlayıcı olmadığının ortaya çıktığını yazdı ve metinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın taleplerinin de yer alıyor olması nedeniyle, ilk andan itibaren, (Rum tarafınca) metnin dengesiz olduğu görüntüsü verilmeye çalışıldığını yazdı.

TC Dışişleri : “Bizim açımızdan bazı eksiklikler bulunuyor”

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs müzakerelerinde bir sonraki aşama olan dörtlü konferansın 24 Mart’ta başlayacağını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görüşmelerden çekileceğine yönelik kendilerine gelen bir bildirim bulunmadığını belirtti.

Sözcü Tan, haftalık basın toplantısında sorular üzerine, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktayı değerlendirerek, son gelişmelere ilişkin bilgi verdi.

Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmelere hafta sonuna kadar devam edileceğini söyleyen Tan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görüşmelerden çekileceği yönünde kendilerine herhangi bir bildirimde bulunmadığını kaydetti.

Tan, Kıbrıs’a ilişkin dörtlü konferansın 24 Mart’ta başlayacağının anlaşıldığını da ifade ederek, yer konusunda BM kararının beklendiğini, ancak İsviçre’deki Lüzern veya Cenevre seçenekleri üzerinde durulduğunu bildirdi.

Sözcü Tan, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Ankara’ya gelişi konusunda “kararlaştırılmış herhangi bir şey bulunmadığı” yanıtını verdi. Tan, dörtlü konferansın seviyesine ilişkin şu aşamada yeni bir gelişme bulunmadığını da ifade etti.

Kolaylaştırıcı bir rol üstlenen ABD ile herhangi bir temas olup olmadığının sorulması üzerine Tan, ilgili tüm taraflarla temas içinde olduklarını kaydetti.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun al-ver sürecini başlatmak üzere ilk zemin yoklamasını yaptığını hatırlatan Tan, bu sürecin nasıl devam ettirileceğinin de Soto’ya bağlı olduğunu belirtti.

Sözcü Tan, de Soto’nun tarafların talepleri arasında al-ver imkanını tespit edebilmek amacıyla bir liste hazırlayarak, bunu iki tarafla da paylaştığını belirterek, bu kağıdı “tarafların şimdiye kadar sundukları önerileri bir araya getiren veya tarafların değişiklik taleplerini derleyen bir çalışma” olarak görmek gerektiğini bildirdi.

“Kağıtta bizim açımızdan bazı eksiklikler bulunduğu bir vakadır” diyen Tan, buna ilişkin görüşlerinin de Soto’ya iletildiğini belirtti. Sözcü Tan, kağıdın içeriğine ilişkin basında bugün çıkan haberlerin bir fikir verdiğini de sözlerine ekledi.

Türk ve Rum basınında çıkan haberlere göre, de Soto’nun listesinde Türk tarafının talep ettiği şu konular yer alıyor:

“1.AB müktesebatında kalıcı ayrıcalıklar (derogasyon)

2.Toprak ayarlaması nedeniyle yer değiştirecek Kıbrıs Türklerinin rehabilite yöntemi

3.Senatoda 24/24 oranının korunması

4.Türkiye’nin AB üyeliğinden sonra da adada Türk askerinin kalması

5.KKTC’nin Türkiye ile özel ilişkilerinin korunması.”

De Soto belgesi, Rum tarafı için ise diğerleri yanında şu konularıda içeriyor:

“1.İade edilecek toprağın denetiminin BM’ye verilmesi

2.Başkanlık Konseyinin 4 Rum, 2 Türk yerine, 6 Rum, 3 Türk üyeden oluşması

3.Başkanlık süresinin 40 ay Rum tarafı, 20 ay Türk tarafı için olması

4.Asliye Mahkemesi kurulması

5.Türkiye kökenlilerin sayısı ve referandumda kimlerin oy kullanacağı

6.Güvenlik

7.Geçici dönem ve çözümle federal organların derhal çalışmaya başlama gerekliliği.” (ajanslar)

YENIDUZEN17/03/2004

Dün dündür!..

Ferdi Sabit Soyer, “Kıbrıs Türk Devleti Anayasası’ aleyhinde Ulusal Birlik Partisi adına dava açan Fuat Veziroğlu’nun, 1983’teki Meclis konuşmalarını ortaya çıkardı

Dün dündür!..

YIL 1983, VEZİROĞLU... “Meclis kurmak gibi olaylar fevkalade olaylardır. Anayasa’nın üstünde kalan, dışında kalan, Anayasalarla, klasik hukuk kurallarıyle ilgisi bulunmayan, onları aşan, karşılarına çıkılırsa onları patlatan büyük olaylardır, fevkalade olaylardır. Bu olaylara Anayasa gözlüğüyle, klasik hukuk kuralları gözlüğü ile bakamazsınız”

YIL 2004, VEZİROĞLU... “Tamamen hukuk dışıdır. Anayasayı toptan ortadan kaldırmak bir yana bir tek virgülünü değiştirmek için bile en az 10 milletvekilinin öneri yapması gerekir. Anayasanın virgülüne bile dokunamazsınız. Kim bunlar, hadlerine mi düşmüş!..”

Ferdi Sabit SOYER

Anayasa ile ilgili tartışmalarda çok ilginç bir durum vardır. Bir kesim insan bu çalışmanın KKTC Anayasası’na aykırı olduğunu iddia ediyor. Aynı zamanda böyle bir çalışma içinde Meclis’te üçte iki çoğunluk olması gerektiğini ileri sürüyor.

Şimdi gelin birlikte politik hafızamızı yoklayalım.15 Kasım1983’te KTFD Meclisi oybirliği ile KKTC’yi ilan etti. Bundan sonra da bir başka adım, o günkü Meclis çoğunluğu tarafından yani UBP tarafından gündeme getirilmişti. Bu da Meclis’in yerine Kurucu Meclis oluşturulması ve Anayasa’nın toptan değiştirilmesi idi. Bu konu üzerinde Meclis’te yoğun tartışmalar yaşanmıştı.

O günkü TKP ve CTP muhalefet partileri olarak Anayasa’nın ve Meclis’in iptaline yola açacak bu karar için üçte iki çoğunluk aranması gerektiğini, bunun yürülükteki Anayasa’nın amir hükmü olduğunu iddia ediyorlardı.

Bu iddialar, o günün Meclis çoğunluğu için yanlıştı. Şimdi gelin 2 Aralık 1983’te Kurucu Meclis kurulması ile ilgili tartışmaların yapıldığı o oturumun tutanaklarına bir bakalım.

Muhalefet adına konuşan Sayın İsmail Bozkurt’a, Naci Talat’a, Alpay Durduran’a ve Özker Özgür’e cevap veren Fuat Veziroğlu iktidar adına ne söylemişti ?

“..Doğrudur. Kurucu Meclis kurmak Anayasaya aykırıdır. Anayasa gözlüğünü takarsanız, yasa gözlüğünü takar ve Kurucu Meclis kurulmasına bakarsanız elbetteki Anayasa’ya aykırıdır, yasalara da aykırıdır... Cumhuriyet ilan etmek, Kurucu Meclis kurmak

gibi olaylar fevkalade olaylardır. Anayasa’nın üstünde kalan, dışında kalan, Anayasalarla, klasik hukuk kurallarıyle ilgisi bulunmayan, onları aşan, karşılarına çıkılırsa onları patlatan büyük olaylardır,fevkalade olaylardır. Bu olaylara Anayasa gözlüğüyle, klasik hukuk kuralları gözlüğü ile bakamazsınız. Bakarsanız haklısınız, o gözlükle bakarsanız,aykırıdır. Ama ilgisi yok bakamazsınız”...KKTC Meclis Tutanakları 1. Olağanüstü Birleşim. 2 Aralık 1983.

Evet, bugün “KKTC Anayasası var, dolayısı ile Annan Planına dayalı bir çözüm için Meclis’in yetkisi yoktur veya üçte iki çoğunluk ister” diyenler, dün böyle diyorlardı. Bu olaylara “Anayasa gözlüğü ile yasa gözlüğü ile bakamazsınız”.

İşte bu noktada Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayınları arasında yer alan Erdoğan Teziç’in Anayasa Hukuku kitabının 8. baskısında sayfa 69’da Anayasa Teamülleri başlığı altında bakın ne yazıyor?

“Anayasa hukukunda, teamülün oluşabilmesi için şu koşulların varlığı gereklidir.

..2- Bu davranış, ya da yorumun sürekli olması gerekir. Geçmiş örnekler birbirinden farklı,yada ayni Anayasa hükmü değişik yorumlara yol açmışsa, bu takdirde bir teamülden söz edilemez.”...

İşte bu aşamada bizde bu konuda yeni bir oluşuma giderken, Anayasa ile ilgili oluşan teamül her halde Fuat Veziroğlu’nun 2 Aralık 1983’te söyledikleri ve bu konu ile ilgili olarak bu gerekçelerle alınan Meclis kararı ile şöyle şekillenmiştir..

”BU OLAYLARA ANAYASA GÖZLÜĞÜYLE KLASİK HUKUK KURALLARI GÖZLÜĞÜ İLE BAKAMAZSINIZ... İLGİSİ YOK BAKAMAZSINIZ"....

YENIDUZEN17/03/2004

Süreçteki en büyük olumsuzluk anayasanın BM'ye sunulmamasıdır

DENKTAŞ, ISRARINI SÜRDÜRÜYOR... Başbakan Talat: Devam eden süreçte yaşanan en büyük olumsuzluk; kurucu devlet anayasalarının BM'ye sunulmamasıdır. New York'ta hazırlanan takvim gereği olmasına karşın Cumhurbaşkanı Denktaş, anayasa taslağını sunmamaktaki ısrarını sürdürüyor. Rumlar da bu konuda isteksiz davranıyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, müzakerelerle ilgili açıklamalarda bulundu:

Süreçteki en büyük olumsuzluk anayasanın BM'ye sunulmamasıdır

DENKTAŞ, ISRARINI SÜRDÜRÜYOR... Başbakan Talat: Devam eden süreçte yaşanan en büyük olumsuzluk; kurucu devlet anayasalarının BM'ye sunulmamasıdır. New York'ta hazırlanan takvim gereği olmasına karşın Cumhurbaşkanı Denktaş, anayasa taslağını sunmamaktaki ısrarını sürdürüyor. Rumlar da bu konuda isteksiz davranıyor

DENKTAŞ'I UYARMIŞTIM... "Cumhurbaşkanı Denktaş dahil karşı olanlara 'müzakereler sürerken kampanya açmayın' diye uyarıda bulundum. 'Bunu yaparsanız çözüm konusundaki samimiyetiniz sorgulanacak ve karşı kampanyaya neden olacaksınız' dedim... Ama 'hayır' kampanyalarını başlattılar ve kaçınılmaz olarak bazı hareketlenmeler oldu. Birileri 'hayır' derse, tabiatıyla birileri de buna karşı kampanya yapacak"

l DOLAYLI GÖRÜŞMELER DAHA YARARLI... "Yaklaşık bir aydan beri masada devam eden Kıbrıs müzakere sürecinin BM Genel Sekreterliği aracılığıyla dolaylı görüşme şeklinde format değiştirmesi çok daha yararlıdır. Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde ortaya konacak"

l DENKTAŞ'IN ÇEKİLMESİ ZARARLI OLUR... "Cumhurbaşkanı Denktaş'ın müzakerelerden çekilmesi çok tehlikeli olur, buna hakkı yok. Sürecin akamete uğraması sorumluluğu Türk tarafına kalır. Bunu başlangıçta yapsaydı sorun olmayabilirdi ama bu aşamada çok zararlı olur. Son ana kadar süreç içinde olma zorunluluğu var. Denktaş'ın süreci akamete uğratma hakkı yok"

Başbakan Mehmet Ali Talat, devam eden süreçte yaşanan en büyük olumsuzluğun; "kurucu devlet anayasalarının BM'ye sunulmaması" olduğunu söyledi.

Talat, New York'ta hazırlanan takvim gereği olmasına karşın Cumhurbaşkanı Denktaş'ın anayasa taslağını sunmamadaki ısrarını sürdürmesini eleştirdi.

Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş dahil karşı olanlara 'müzakereler sürerken kampanya açmayın' diye uyarıda bulunduğunu kaydederek, " 'Bunu yaparsanız çözüm konusundaki samimiyetiniz sorgulanacak ve karşı kampanyaya neden olacaksınız' dedim... Ama 'hayır' kampanyalarını başlattılar ve kaçınılmaz olarak bazı hareketlenmeler oldu. Birileri 'hayır' derse, birileri de buna karşı kampanya yapacak" dedi.

Talat, yaklaşık bir aydan beri masada devam eden Kıbrıs müzakere sürecinin BM Genel Sekreterliği aracılığıyla dolaylı görüşme şeklinde format değiştirmesinin çok daha yararlı olduğunu belirterek, "Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde ortaya konacak" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın müzakerelerden çekilebileceğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek, "Bu çok tehlikeli olur, buna hakkı yok" diyen Talat, referanduma yönelik kampanyalardan da rahatsızlık belirtti ve "Pazarlıklar sürerken ne evet, ne de hayır kampanyalarının yararı yok. Ben sadece çözümün gerekliliğini savunuyorum" ifadelerini kullandı.

Harita hariç Rum tarafı 200, Türk tarafı 100 sayfa

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la birlikte müzakere heyetinde yer alan Başbakan Mehmet Ali Talat, TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Dün sabah Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la yaklaşık bir saatlik değerlendirme toplantısının ardından müzakereler ve dünden itibaren mekik diplomasisi şeklinde dolaylıya dönüşen pazarlık süreciyle ilgili soruları yanıtlayan Başbakan Talat, yorumların aksine yeni formatın daha yararlı olduğunu söyledi.

Talat, özetle şunları kaydetti:

"Taraflar bir aylık süreçte istedikleri değişiklikleri parça parça ortaya koydular. Bu süreçte harita hariç taraflar planla ilgili düşünce ve değişiklik önerilerini izahatlarıyla birlikte ortaya koydular. Rum tarafı bu çerçevede 200, Türk tarafı ise 100 sayfaya yakın metin ortaya koydu. BM şimdi bölümler halinde tarafların önem verdikleri hususlarda uzlaşmaya varıp varamayacaklarının çalışmasını yapıyor. De Soto dün notlar halinde bunları toplayarak verdi ve dün ilk tepkileri aldı. Bu süreç böyle sürecek. Bu şekilde uzlaşma sağlamaya, tarafların hangi noktaya kadar yaklaşabileceği konusunda malzeme toplamaya çalışıyorlar. Bu aynı zamanda boşluk doldurmanın genel sekreterliğe kalması halinde elde malzeme için de bir yöntem..."

Dolaylı çok daha yararlı

BM Genel Sekreterliği'nin, masada uzlaşma sağlanamayacağına ilişkin tespitle birlikte görüşme formatında değişikliğe gittiğini söyleyen Talat, bu sürecin çok daha yararlı olabileceğini vurguladı.

Yaklaşık bir aylık süreçte yakınlaşma olmamasına karşın bu konuda umutlu olduğunu söyleyen Talat, şunları söyledi:

"Yakınlaşma olmadı ama olma ihtimali hâlâ var. Yüz yüze görüşmelerde ilerleme sağlanamadı, çünkü taraflar görüşlerinde ısrarcı oldu. Çok önem verdiğimiz konularda Rumlardan yanıt alamadık. BM de doğal olarak tutum ortaya koymuyor, taraflar BM'yi etkilemeye çalışıyor. Bundan dolayı yöntem değişikliği iyi oldu. Bu süreçte endişeler, görüş ve öneriler karşı taraf olmadığı için çok daha samimi bir şekilde ortaya konacak. Bu açıdan çok daha kolay olacak."

Talat, yeni süreçte "karartma" uygulanacağını da tekrarladı.

Anayasanın sunulmaması olumsuzluk

Başbakan Talat, süreçte yaşanan en büyük olumsuzluğun sorulması üzerine ise, "Kurucu devlet anayasalarının sunulmaması" dedi.

New York'ta hazırlanan takvim gereği olmasına karşın Cumhurbaşkanı Denktaş'ın anayasa taslağını sunmamadaki ısrarını sürdürdüğünü söyleyen Talat, Rumların da bu konuda isteksiz davrandıklarını ve durumun belirsizliğini koruduğunu vurguladı.

Talat, şöyle dedi:

"Yeni bir devlet kuruluyor ve buna göre bir anayasa hazırlandı. Meclisin onayına gerek yok. Bu anayasa taslağıyla ilgili görüş ve eleştiriler olabilir -zaten var da-, bunlar değiştirilebilir. Ama taslağı sunmama tutumu yanlış. Çünkü en büyük irade halkındır ve halk bu anayasayı referandumda onaylayacak veya onaylamayacak. Üstelik bu takvimin gereğidir."

4'lü konferansın başarısı katılım düzeyine bağlı

Lefkoşa'daki görüşmelerin ardından 24 Mart'ta Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak 4'lü toplantılarda başarı sağlanmasının ise katılım düzeyine bağlı olduğunu söyleyen Talat, "Dışişleri bakanları ve başbakanların katılımıyla üst düzeyde katılım olursa ilerleme olabilir. Ancak toplantı teknisyenler-bürokratlar düzeyinde yapılırsa, değişiklikler BM genel sekreterine kalır" dedi.

Yunanistan'ın üst düzey katılıma resmi olarak karşı çıktığına dikkat çeken Talat, katılım düzeyinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çağrısıyla netleşeceğini ve toplantı yerinin de buna göre belirleneceğini kaydetti. Talat, "Toplantılar üst düzeyde olmayacaksa İsviçre'nin bir kasabasına gitmeye gerek yok. O zaman daha yakın bir yerde de yapılabilir" dedi.

Denktaş'ın çekilmesi çok tehlikeli

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın müzakere sürecinden "çekilebileceğine" ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine de, özetle şunları söyledi:

"Cumhurbaşkanı Denktaş'ın süreç devam ederken çekilmesi çok zararlı ve tehlikeli olur. Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından çok kötü olur ve sürecin akamete uğraması sorumluluğu Türk tarafına kalır. Bunu başlangıçta yapsaydı sorun olmayabilirdi, ama bu aşamada çok zararlı olur. Son ana kadar süreç içinde olma zorunluluğu var. Denktaş'ın süreci akamete uğratma hakkı yok. "

Serdar Denktaş'ı etkiler mi?

Başbakan Talat, koalisyon ortağı ve müzakere heyetinde yer alan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la ilgili olarak da, "Şimdilik bir sorunumuz yok. Bütün olarak hareket etmek zorundayız. Hem hükümet, hem heyet olarak bütün olmak zorundayız. Zaman zaman çelişkiler olsa da gidermeye çalışıyoruz" dedi.

Talat, "Cumhurbaşkanı Denktaş'ın çekilmesi halinde bu tutum Serdar Denktaş'ı da etkiler mi" sorusuna ise, "Serdar Bey ortaya çıkabilecek pürüzlerin nasıl giderilebileceği üzerinde yapıcı ve olumlu bir tutum izliyor. Bu anlamda zaten yükümlülüğü de var" ifadelerini kullandı.

Finansman şart... Kıbrıs Türkü tekrar çadırlara çıkamaz

Başbakan Talat, anlaşmayla birlikte 50 bin civarında Kıbrıs Türkü'nün yer değiştireceğinin ve bunun yaklaşık yarısının eşdeğerden hak sahibi olduğunun anımsatılarak, rehabilitasyonla ilgili çalışma olup olmadığına ilişkin soruları da yanıtladı.

Bu konuda bazı projeler hazırlandığını, yeni kurulacak yerlerle ilgili çalışmalar olduğunu söyleyen ancak ayrıntıya girmeyen Talat, "Önemli olan finansman. Finansman sağlanması halinde işimiz zor olmaz. Çünkü anlaşmadan sonra üç yıl gibi süremiz var. Ama finansman sağlayamazsak anlaşmayı uygulamamız çok zor. Bu maliyetin Kıbrıs Türkü tarafından karşılanması imkansız. Kıbrıs Türkü'nü tekrar çadırlara çıkaramayız. Bunun için uluslararası bağış konferansının toplanması şart" diye konuştu.

Talat, bu konuda saptanmış bir rakam olup olmadığı konusunda ise, yaklaşık yarısı konut olmak üzere 4 milyar dolar gibi bir rakama ihtiyaç olduğunun tahmin edildiğini kaydetti.

Referanduma yönelik kampanyalar

Müzakere süreci devam ederken referandum ve Annan Planı için kampanyaların başladığına dikkat çekilmesi üzerine de Talat, "Bu aşamada ne 'evet', ne de 'hayır' kampanyalarının yararı olur. Neye 'evet', neye 'hayır' diyeceksiniz" ifadelerini kullandı.

Talat, "Cumhurbaşkanı Denktaş ve bazı çevreler 'hayır kampanyası' başlatırken, siz ve CTP de 'evet kampanyası' başlatmakla eleştiriliyorsunuz" şeklindeki sorulara şu karşılığı verdi:

"Müzakere masasında siyasi eşitliğimizin tam olarak güvenceye alınması, insanımızın mağdur edilmemesi gibi birçok konuda ciddi bir çalışma yapıyoruz. Rumlar karşı çıkabilir ama dünya sağır ve dilsiz değil. Gerekçelerimizle taleplerimizi almak için zorlu bir çalışma yapıyoruz. Dünya önünde sınav veriyoruz. Bu süreçte kampanyanın anlamı ne! Neye evet, neye hayır diyeceksiniz... Cumhurbaşkanı Denktaş dahil karşı olanlara 'müzakereler sürerken kampanya açmayın' diye uyarıda bulundum. 'Bunu yaparsanız çözüm konusundaki samimiyetiniz sorgulanacak ve karşı kampanyaya neden olacaksınız' dedim... Ama 'hayır' kampanyalarını başlattılar ve kaçınılmaz olarak bazı hareketlenmeler oldu. Birileri 'hayır' derse, birileri de buna karşı kampanya yapacak. Bu durum son derece zararlı bir noktaya geldi. Ve ben istesem de engelleyemem. Ben 'evet kampanyası' yürütmüyorum, çözümün zorunluluğunu vurguluyorum ve bu konuda hiçbir kuşkum da yok...."

Talat, kampanyaların müzakere sürecinde zorluk yarattığına ve Türk tarafının elinin güçsüzleşmesine yol açtığını da ifade etti.

Referandum başa baş... Türkiye çok etkili

Müzakere sürecinde planda köklü değişiklik beklemediğini, bu nedenle referandum sonucunun başa baş çıkacağını da söyleyen Talat, bir soruya karşılık, Türkiye'nin tavrının referandumun sonucunda çok etkili olacağına da işaret etti.

Denktaş'la nasıl oluyor?

Başbakan Mehmet Ali Talat, "müzakere sürecinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yanında etkisiz kaldığına" ilişkin yorumlarla ilgili olarak da özetle şunları söyledi:

"Süreç başlarken zorluklar olacağını biliyorduk. Nitekim zor bir süreç. Ama benim için önemli olan bu sürecin başarıya ulaşmasıdır. Vizyonumu muhafaza ediyorsam, bu vizyona ulaşmak için ortaya çıkabilecek engelleri kaldırmak için gerçeklere etki yaparak ilerleme sağlayabiliyorsam esas olan budur. Denktaş bir gerçek olarak oradadır. Cumhurbaşkanı ve görüşmecidir. Bunun kararını ben vermedim ve elimde olsa vermezdim. Bu gerçeği bilerek bu sürecin içine girdim ve oldukça olumlu bir rol oynadığıma inanıyorum. Bu, müzakere süreci sonunda daha açık olarak ortaya çıkacaktır. Şu anda plandaki muhtemel değişiklikler bilinmediği için muhtelif yorumlar yapılabiliyor..."

Ankara zirvesi kesin değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, 4'lü toplantı öncesinde pazartesi günü Cumhurbaşkanı Denktaş ile kendisinin de katılımıyla Ankara'da zirve yapılacağına ilişkin basın haberleriyle ilgili olarak ise, "Ne bana, ne de Sayın Denktaş'a böyle bir davet gelmedi. Henüz bizim elimizde böyle bir bilgi yok" dedi.

KIBRIS 17/03/2004

Referandum yasası mecliste

Yaklaşık 1.5 yıldır çözüm ve AB hedefine kilitlenen Kıbrıs Türk halkının kaderini belirlemek için 20 Nisan 2004'te sandık başına gitmesinin yolunu açacak çalışmalar son sürat devam ediyor

Yaklaşık 1.5 yıldır çözüm ve AB hedefine kilitlenen Kıbrıs Türk halkının kaderini belirlemek için 20 Nisan 2004'te sandık başına gitmesinin yolunu açacak çalışmalar son sürat devam ediyor

Referandum yasası mecliste

ÖNCE İVEDİLİK, SONRA KOMİTE: 12 Şubat Cuma akşamı Bakanlar Kurulu'ndan geçen ve referandum yasası olarak da anılan "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı", haftaya Cumhuriyet Meclisi'nde ele alınıyor. Hükümet, tasarı için mecliste önce ivedilik talep edecek. Referandum yasa tasarısı, hemen ardından da Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde ele alınacak ve daha sonra yasalaşması için genel kurulun onayına sunulacak

l "EVET" OYLARI, YARIDAN BİR FAZLA OLMALI: Toplam 10 maddeden oluşan "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı"na göre, 20 Nisan Salı günü yapılacak referandumda, geçerli oyların yarıdan bir fazlasının "EVET" olması halinde referanduma sunulan husus, halk tarafından kabul edilmiş sayılacak. Yani 40 yıldır beklediğimiz çözüm ve AB hayalimiz gerçekleşmiş olacak

l REFERANDUMDA "GELECEĞİMİZİ" OYLAYACAĞIZ: Referandumda, ekleriyle birlikte Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin kuruluş anlaşmasını ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımını, bir başka deyişle geleceğimizi oylayacağız. Yasa tasarısında, halkoyuna sunulacak bu husus, yasanın amacı olarak belirtiliyor

l KİMLER OY KULLANACAK?: Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine getirilen yasa tasarısına göre, referandumda, 14 Aralık milletvekilliği seçiminde oy kullananlar ve bu tarihten sonra seçmen niteliği kazananlarla 18 yaşını dolduran tüm KKTC yurttaşları, sandık başına gidip kaderi için oy verebilecek. Ancak son milletvekilliği seçimlerinden sonraki süreçte yurttaşlık hakkını kaybeden kişiler, kütüklerden silinecek ve oy veremeyecek

Dilek ÇETEREİSİ

Kıbrıs Türk halkını çözüm ve Avrupa Birliği'ne (AB) taşıyacak 1 Mayıs 2004 sürecine geri sayım sürerken, referandum yolundaki yasal çalışmalar da hızla sürüyor.

Yaklaşık 1.5 yıldır Annan Planı'yla yatıp Annan Planı'yla kalkan halkımız, son sözü söylemek için 20 Nisan 2004 Salı günü sandık başına gidecek ve kaderi için oy kullanacak. İşte Kıbrıs Türkü'nün geleceğini belirleyeceği referandum için kolları sıvayan hükümet, bu yönde hazırladığı yasa tasarısını haftaya Cumhuriyet Meclisi'nin gündemine taşıyor.

12 Şubat Cuma akşamı Bakanlar Kurulu'ndan geçen ve referandum yasası olarak da anılan "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı" için mecliste önce ivedilik talep edilecek. Referandum yasa tasarısı, hemen ardından da Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde ele alınacak ve daha sonra yasalaşması için genel kurulun onayına sunulacak.

Meclis, tarih yazacak

Mecliste ateşli tartışmalara yol açması beklenen referandum yasa tasarısının yasallaşması için 26 evet oyu gerekiyor.

Bu kritik yasanın meclisten geçmesi için parlamento aritmetiğine bakılacak olursa, koalisyon ortakları Cumhuriyetçi Türk Partisi(CTP)-Birleşik Güçler(BG) ile Demokrat Parti'nin(DP) oyları yeterli görülüyor. Mecliste CTP-BG'nin 19, DP'nin de 7 sandalyesi bulunuyor. Çözüm ve AB mücadelesi veren muhalefet partilerinden Barış ve Demokrasi'nin (BDH) 5, Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin(TKP) de 1 milletvekili olduğu dikkate alınacak olursa, referandum yasasına 32 olumlu oy çıkması bekleniyor.

Öte yandan ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi'nin(UBP) Annan Planı'na karşı yürüttüğü "hayır" kampanyası nedeniyle referandum yasasına kesinlikle olumsuz oy vereceği dikkatlerden kaçmıyor. 18 milletvekili ile mecliste temsil edilen UBP'nin, referandum yasa tasarısı parlamentoda görüşülürken büyük bir muhalefet sergilemesi bekleniyor.

Bu arada siyasi gözlemciler, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın önümüzdeki günlerde görüşmelerle ilgili takınacağı tavrın, koalisyon ortağı DP'nin de bu süreçteki adımlarında belirleyici olabileceği yorumunu yapıyor. Siyasi gözlemciler, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tavrına bağlı olarak referandum yasası konusunda da olası bir hükümet krizinin alternatifler dahilinde olabileceği değerlendirmesini de göz ardı etmiyor.

Referandum yasasında önemli ayrıntılar

15 Mart 2004 tarih ve 32 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine getirilen "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı", toplam 10 maddeden oluşuyor.

Tasarıya göre, 20 Nisan Salı günü yapılacak referandumda, geçerli oyların yarıdan bir fazlasının "EVET" olması halinde referanduma sunulan husus, halk tarafından kabul edilmiş sayılacak.

Referandumda, ekleriyle birlikte Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin kuruluş anlaşmasını ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımını, bir başka deyişle geleceğimizi oylayacağız. Yasa tasarısında, halkoyuna sunulacak bu husus, yasanın amacı olarak belirtiliyor.

Hemen herkesin merak ettiği bir diğer husus olan referandumda kimlerin oy kullanacağı da tasarıda açıkça belirtiliyor. Referandumda, 14 Aralık milletvekilliği seçiminde oy kullananlar ve bu tarihten sonra seçmen niteliği kazananlarla 18 yaşını dolduran tüm KKTC yurttaşları sandık başına gidip kaderi için oy verebilecek. Ancak son milletvekilliği seçimlerinden sonraki süreçte yurttaşlık hakkını kaybeden kişiler, kütüklerden silinecek ve oy veremeyecek.

Halkoylamasında seçmenlere bir oy pusulası verilecek. Oy pusulasında, beyaz zemin üzerinde siyah yazı ile bir "EVET" ve bir de siyah zemin üzerinde beyaz yazı ile "HAYIR" kelimeleri bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler, Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla belirlenecek. Bu kelimeler, seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarda olacak.

İşte referandum yasası

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi aşağıdaki yasayı yapar:

Kısa isim: 1) Bu yasa, Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası olarak isimlendirilir.

Yasanın amacı: 2) Bu yasanın amacı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaşma temelini oluşturan, ekleri ile birlikte Kuruluş Anlaşması'nın ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımının halkoylamasına sunulmasını sağlamaktır.

Halkoylamasında oy verme günü: 3) Halkoylaması, Seçim ve Halkoylaması Yasası'nın 11'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasının oy verme gününe ilişkin kuralları ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Adına Yabancı Devletlerle Veya Uluslar arası Kuruluşlarla Yapılacak Antlaşmaların Halkoylamasına Sunulması (Geçici Hükümler) Yasası kurallarına bakılmaksızın 20 Nisan 2004 tarihinde salı günü yapılır.

Halkoylamasında uygulanacak kurallar: 4) Bu yasa, amaçları doğrultusunda yapılacak halkoylaması, bu yasada öngörülen özel kurallara bağlı olarak yapılır ve Seçim ve Halkoylaması Yasası'nın, halkoylamasına ilişkin 94'üncü maddesinin (1)'inci fıkra kuralları dışındaki kuralları, 99'uncu, 111'inci, 131'inci, 133'üncü, 134'üncü, 140'ıncı ve 141'inci maddelerinin bu yasada öngörülen kurallarla çelişmeyen kuralları ile adı geçen yasanın seçimlerle ilişkin genel kuralları, seçmen kütükleri, propaganda gibi seçim öncesi işlere, seçim gününe, sandık başı işlere, oy vermeye, oyların sayım ve dökümüne ve seçim sonrası işlere ilişkin tüm kuralları da uygulanır.

Halkoylamasına katılabilecekler: 5) Bu yasa uyarınca yapılacak halkoylamasında, son milletvekilliği seçmen kütüklerinde seçmen olarak kayıtlı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları oy kullanabilirler.

Ancak kütükler, son milletvekilliği seçiminden sonraki süreç içerisinde yurttaşlık hakkını kaybeden kişilerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğine haiz yeni kazanılan yurttaşlar ile on sekiz yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliğini kazananların kütüklere eklenmesi ile güncelleştirilir.

Seçim kurullarının, Seçim ve Halkoylaması Yasası kapsamında oy verebilecek kişileri belirleme yetkisi saklıdır.

Oy pusulasının düzenlenmesi: 6) (1) Seçim ve Halkoylaması Yasası'nın, halkoylamasında kullanılacak oy pusulalarına ilişkin 94'üncü maddesinin (1)'inci fıkra kuralları, bu yasa kapsamında yapılacak halkoylamasında uygulanmaz ve pusulalar, aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenir. Ayrıca adı geçen yasanın pusulalara ilişkin maddeleri ile 94'üncü madde ile ilişkilendirilmiş diğer maddeleri de bu maddeye uygun şekilde yorumlanır ve uygulanır.

(2) Halkoylamasında, her seçmene bir oy pusulası verilir. Oy pusulasında beyaz zemin üzerinde siyah yazı ile bir "EVET" ve bir de siyah zemin üzerinde beyaz yazı ile "HAYIR" kelimeleri bulunur.

Pusulada yer alacak diğer ifadeler, Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla belirlenir.

Bu kelimeler, seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarda olur.

Sürelerin kısaltılması: 7) Yüksek Seçim Kurulu, Seçim ve Halkoylaması Yasası'nda seçmen kartlarının düzenlenmesi için öngörülen süreler ile diğer işlemler için öngörülen süreleri, halkoylamasının, bu yasada belirlenen tarihte yapılabilmesi yönünde kısaltmaya yetkilidir.

Halkoylamasının sonucu: 8) Seçim ve Halkoylaması Yasası'na uygun olarak Yüksek Seçim Kurulu'nca saptanan ve ilan edilen halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyların yarısından bir fazlasının "EVET" oyu kullanmış olması halinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ekleri ile birlikte Kuruluş Anlaşması ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılır.

Yürütme yetkisi: 9) Bu yasa, Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

Yürürlüğe giriş: Bu yasa, Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak yürürlüğe girer.

KIBRIS 17/03/2004

Cumhurbaşkanı Denktaş, referanduma giden yolda kendisinin olmayabileceği mesajını verdi: "Referanduma giden yol açıktır, benli veya bensiz bu yol kat edilecektir"

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün bir kabulü sırasında yine referandum konusuna değinerek, referanduma giden yolun açık olduğunu, bu yolun kendisiyle veya kendisi olmadan kat edileceğini söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referanduma giden yolun açık olduğunu belirterek, "Referanduma gidilecektir. Benli veya bensiz" dedi.

Denktaş, önümüzdeki hafta başlayacak dörtlü toplantıya gidip gitmemekle ilgili kararını verdiğini ifade ederek, bunu zamanı geldiğinde açıklayacağını söyledi.

KKTC'de temaslarda bulunan Türk Kalp Vakfı yetkilileri dün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı kabul etti.

Kalp Vakfı yetkilileri, Cumhurbaşkanı Denktaş'a vakıf başkanının gönderdiği bir teşekkür mesajını okudu. Mesajda cumhurbaşkanının Türklük dünyasına yaptığı hizmetler vurgulanarak, tam destek belirtildi. Açıklamada, Denktaş'ın ATO toplantısında yaptığı konuşmanın da tarihteki yerini alacağı kaydedildi. Vakıf yetkilileri, cumhurbaşkanı Denktaş'a sağlığına dikkat etmesi tavsiyesinde bulunarak, yürüyüş yapması için üzerinde vakfın amblemi bulunan eşofman armağan etti.

Denktaş da, görüşmenin başında Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulundu. Denktaş, Kıbrıs'ta halkın baş koyduğu, hayatını feda ettiği bir dava bulunduğunu ve kendilerinin de verilen yetki dahilinde görevlerini yaptıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı, bu yetkinin uzlaşma yetkisi olduğunu, ancak bunun her ne pahasına olursa olsun bir uzlaşma olmadığını belirtti. Denktaş, bu uzlaşmanın kazanımları ortadan kaldırmamak kaydıyla olabileceğini ifade ederek, bu kazanımların eşit egemenlik, iki kesimlilik, iki kesimliliğin sulandırılmaması ve Türkiye'nin garantörlüğünün devamı olduğunu vurguladı.

İki taraf arasında güvensizlik varken bir de mal-mülk kavgası sokarak, bunları insaflı halletmeksizin Rumlarla bir araya getirerek "Çarpışma da olabilir, olay da olabilir" denilerek, 6-7 bin BM askeri getirerek, Türk askerini adadan çıkararak bir neticeye varılmak istendiğini söyleyen Denktaş, bugüne kadar yaptıkları önerilerin hemen tümünü Rumların reddettiğini kaydetti.

Halka biraz da sahte ümit verecek propaganda yapıldığını, komitelerin çalıştığını, anlaşılmayan hususların siyasi seviyede görüşülmek üzere havale edildiğini ancak siyasi seviyeye bir şey getirilmediğini kaydeden Denktaş, bunların da Annan'ın hakemliğine bırakılacağını tahmin ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı, arada bu kadar uçurum varsa başkalarının orta yol diye gördüğü şeyleri uygulayarak, mal-mülk konusunda sokaklara dökülecek olan insanları birbirinin boğazına saldırtmayı doğru bulmadıklarını söyledi.

Halkın layık olduğu kalıcı bir barış istediklerini bunun da ancak Türkiye'nin garantörlüğüyle, halkın çok azının göç etmesini sağlayacak formüllerle mümkün olabileceğini belirten cumhurbaşkanı, bunlar için uğraştıklarını ancak bir yere varamadıklarını, bu nedenle dolaylı görüşmelerin başladığını ifade etti.

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto ile önceki günkü görüşmede niye anlaşamadıklarına baktıklarını ve görüşlerini söylediklerini, görüşmede başka bir şey olmadığını kaydeden Denktaş, her şeyin dörtlü konferansa hazırlandığını, 22 Mart'a kadar zaman bulunduğunu, söz konusu tarihte halk önünde bir değerlendirme yapacaklarını ve bunun neticesinde gerçekleri söyleyeceklerini ifade etti.

Rumların AB yoluyla tüm Kıbrıs'a sahip çıkma eyleminin devam ettiğini belirten Denktaş, "Bizim de bunu engelleyip yeni kalıcı güçlü bir ortaklık kurma eylemimiz devam etmektedir" dedi.

"Referanduma gidilecek. Benli veya bensiz"

Kararı halkın vereceğini ve halka güvendiğini ifade eden Denktaş şöyle dedi:

"Referanduma giden yol açıktır. Referanduma gidilecektir. Benli veya bensiz. Bu yol kat edilecektir. Halk iyi düşünecek. Soğukkanlılıkla düşünecek. Bireyler yakın çıkarlarını düşünerek, toplumun gelecekteki varoluş çıkarlarını herhalde heba etmeyecektir. Çok dikkatli olmamız lazımdır. Anavatandan gelen yüzlerce destek mesajı alıyorum. Anadolu'da büyük bir heyecan vardır... Anadolu Girit faciasını tekrar yaşamak istememektedir."

Yunanistan ile Türkiye'nin dostluğuna inandıklarını ancak dostluğun gerçek dostluk olması gerektiğini söyleyen Denktaş, bunca yıl yapılanlarla Kıbrıs'ı elde edemeyen Yunanistan'ın dost görünerek AB yoluyla Kıbrıs'a sahip çıkma eylemini dostça bir gelişme olarak görmediklerini söyledi.

Meseleyi, Kıbrıs'ta Türkiye ve Yunanistan'ın yeniden ortaklaşa garantör olacağı ve iki halkı da yeni bir ortaklıkla destekleyeceği bir ortamda halletmeyi yeğlediklerini ifade eden Denktaş, böylece Kıbrıs'ta sağlam bir ortaklık kurulmuş olacağını söyledi.

Sorular

Denktaş, Yunanistan Başbakanı'nın önümüzdeki hafta başlayacak görüşmelere katılmamasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, Yunanlıların toplantının başarıyla tamamlanamayacağını aşikar gördüklerini belirterek, "Yeni başbakanı başarısız bir toplantıda harcamak istemiyoruz" dediklerini, toplantıya Karamanlis'in katılmamasının nedeninin bu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin de toplantının müsteşarlar seviyesinde olmasına karşı çıktığını, BM genel sekreterinin ise en azından siyasi bir makamın dahil olmasını istediğini ve en azından dışişleri bakanlarının katılmasını sağlamak için girişim yapacağını kaydetti.

Başarı sağlanamayacağını Yunanistan kestirdi

İşler iyi giderse son bir veya iki gün başbakanların da katılması ihtimali bulunduğunu söyleyen Denktaş, düne kadar başarı sağlanamayan müzakerelerde, dörtlü görüşmelerde de başarı sağlanamayacağını Yunanistan'ın kestirdiğini ve başbakanını göndermek istemediğini, halbuki Türkiye Başbakanı'nın "Ben buraya giderim" dediğini ifade etti.

Denktaş, değerlendirmenin sağlıklı olduğunu, Rum tarafının içinde bulunduğu rahatlık nedeniyle, sahte Kıbrıs adı altında, Kıbrıs'ın tümünü almak dışında bir siyaseti ve istemi olmadığını, bunun dörtlü konferansta da değişeceğini sanmadıklarını belirtti.

Denktaş, Kıbrıs meselesinin 40 yıldır halledilmesini önleyen ülkelerin, Rumlara "Kıbrıs hükümeti değilsiniz" dese, meselenin halli için yarı yolun kat edileceğini, bu söylenmediği sürece Rumların yerinde kim olursa olsun farklı davranmayacağını belirtti.

Rumları suçlamıyoruz... Yanlış da olsa milli davaları bu

Denktaş şöyle dedi:

"Biz Rumları suçlamıyoruz. Onların milli davası yanlış olmasına rağmen bu olmuştur. Rumlara bu fırsatı vermiş olanları, hukuk üstünlüğünü hiçe sayanları gönülden suçlamaktayız. Ümit ederiz tarih de bunları gönülden suçlayacaktır. Çünkü 40 yıldır Kıbrıs Türkü'ne büyük haksızlık yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Annan Planı ile başlatılan baskıya direnmemiş olsaydık bugüne kadar Kıbrıs Türkü'nün perişan bir vaziyete düşürüldüğünü görmüş olacaktık. Direnişimiz halkımız içindir, hürriyet, adalet, eşitlik ve egemenlik içindir. Halkımız bunu bilsin. Yoksa kapı kulu olmak için, AB'de tabak yıkamak için değildir. Cebimize bir pasaport alarak ondan sonra ne yapacağımızı bilmez halde kişiliksiz kalmak için değildir... AB üyeliği kaçmaz. AB üyeliği Kıbrıs'ın tümünü istiyor, yarısını alabiliyor. Bizim de AB'ye girmek için şartlarımız vardır. Şartlarımızı biliyorlar; eşit egemenliğimizin kabul edilmesidir, topraklarımızın bize kalmasıdır ve Rumlarla anlaştığımız şekilde mal-mülk meselesinin halli, Türkiye'nin garantörlüğünün devamıdır. Dolayısıyla bunlar olmaz şeyler değildir. Olabilir yeter ki Rum'u başımıza buyruk yapmak isteyenler gerçekleri görsünler ve gerçeklere, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına saygılı olsunlar."

Cumhurbaşkanı, bir soru üzerine, dörtlü toplantıya gidip gitmeme kararını verdiğini, günü geldiğinde kararını açıklayacağını ifade etti.

Denktaş, anayasa taslağıyla ilgili bir soru üzerine ise, henüz ortada kurucu parça devlet diye bir şey bulunmadığını, bunun olması için önce temellerde anlaşılması gerektiğini, bu devletçiğin anayasasını yapmanın kendisinin veya bir komitesinin yetkisinde olmadığını, meclisin komitesinde hazırlanan bir taslağın meclisten geçmese bile mecliste görüşülüp tartışılması gerektiğini ancak böyle bir şey olmadığını, bunun tarihi bir sorumluluk olduğunu, bu taslağın hazırlanması için anayasal usullere uyulması gerektiğini, bu yapılmazsa gözü kapalı bir taslağı alıp Rum tarafına vermesini istemenin doğru olmadığını bunları De Soto ile de görüştüğünü, bu konuda herkesin sabırlı olması gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rum basınında çıkan haberlerle ilgili bir soruya karşılık ise, Fileleftheros'da çıkan haberin doğru olduğunu, kendilerine belge getirilmediğini ancak gündem maddeleri gibi şeyler bulunduğunu kaydetti. Denktaş, gazetede çıkan habere değinerek, derogasyonlar istediklerini bunun doğru olduğunu, bunlar olmazsa anlaşma olamayacağını, rehabilitasyonun sözle olmaması ve parasının mutlaka bulunması gerektiğini kaydettiklerini, rehabilite edilinceye kadar insanların yer değiştirmemesi, senatoda 24-24 "Rum-Türk" oranın korunması gerektiğini, kurucu devletlerin "Türk-Rum" devleti olmasını ve Türk devletinin siyasi açıdan karma devlet haline getirilmemesini, Türk askerinin Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra da adada kalmasını, TC-KKTC özel ilişkilerinin korunmasını istediklerini vurguladı.

Denktaş, üniter bir devlet kurulmadığına işaret ederek, bunun ortaklık devleti olacağını, bu ortaklığın her yönde görülmesi gerektiğini belirtti. Denktaş 1960 cumhuriyetinin de ortaklık devleti olmasına rağmen Türk bakanların burada yaşadıkları güçlükleri anlattı. Denktaş bir soru üzerine, kendilerine taslak harita verilmediğini açıkladı.

KIBRIS 17/03/2004

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, KIBRIS'a komitelerin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi:Treni kaçırmamak lazım

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, komiteler tarafından yürütülen AB uyum çalışmalarının esas amacına, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasıyla ulaşacağını ifade ederek, çözümsüzlüğün devam etmesi durumunda da, bu çalışmalarının Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını yükseltmesi açısından faydalı olacağını vurguladı

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, KIBRIS'a komitelerin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi:Treni kaçırmamak lazım

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, komiteler tarafından yürütülen AB uyum çalışmalarının esas amacına, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasıyla ulaşacağını ifade ederek, çözümsüzlüğün devam etmesi durumunda da, bu çalışmalarının Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını yükseltmesi açısından faydalı olacağını vurguladı

l Erçin, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'a kadar siyasi bir çözüm bulunması halinde bile AB müktesebatının kuzeyde uygulanmaya başlanmayacağına işaret ederek, AB müktesebatının aşamalı olarak üç yıllık bir geçiş döneminde uygulanmasının öngörüldüğünü belitti. Bu geçiş döneminde kuzeyin, AB normlarına rahat rahat uyum sağlayabileceğini, adım adım ilerleneceğini söyleyen Erçin, nüfusun az olmasının bir avantaj olduğunu kaydetti

l Koordinatör Erhan Erçin, AB'ye katılım süreçlerinde bugüne kadar başarısızlığa uğramış bir örnek bulunmadığına dikkat çekerek, "Bir tarafta barış ve AB, diğer tarafta çözümsüzlük var... İnsanlar, getiriler ne olacak, götürüler ne olacak bunu hesaplamalılar. Treni kaçırmamak lazım" diye konuştu

Anıl IŞIK

Kıbrıs'ta 1 Mayıs öncesi Annan Planı temelinde çözüme varılması amacıyla başlatılan görüşmeler çerçevesinde Kıbrıs'ın kuzeyini Avrupa Birliği (AB) üyeliğine hazırlamak için başlatılan Avrupa Birliği (AB) uyum çalışmaları hızla devam ediyor.

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, KIBRIS'a komitelerin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Erhan Erçin, komitelerin çalışmalarının "tarama" sürecinde olduğuna işaret ederek, bu süreçte AB mevzuatı ile KKTC mevzuatı arasındaki yasal boşlukları tespit ederek, mevzuatı, AB müktesebatı ile uyumlu hale getirebilmek için yasal tasarılar hazırlama çalışması içerisinde olduklarını kaydetti.

AB uyum çalışmaları çerçevesinde bugüne kadar bölgesel politikalar, iç pazar, bütçe, KOBİ'ler, sanayi politikası, çevre ve istatistik konularının ele alındığını ifade eden Erçin, bu hafta ise tarım politikası konusunda maratona başlayacak olan komitelerin ardından adalet ve içişleri, sağlık ve tüketicilerin korunması, balıkçılık, enerji ve ulaştırma, vergilendirme, çalışma ve sosyal güvenlik ile enformasyon başlıkları altında AB'ye uyum politikalarını görüşeceklerini belirtti.

Çalışmalarının esas amacına Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasıyla ulaşılacağını kaydeden Erçin, çözümsüzlük olması halinde de, bu çalışmalarının Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını yükseltmesi açısından faydalı olacağını söyledi.

AB uyum çalışmaları çerçevesinde, Avrupa'da başarılı olmuş bir modeli kendi ülkemizde uygulayacağımızı belirten Erçin, "Bir sistem ithal ediyoruz" dedi.

Siyasi bir anlaşmaya varılması halinde AB'den 2004-2006 yılları için toplam 259 milyon euro mali yardım alınacağına işaret eden Erhan Erçin, bu mali yardımın etkin kullanımı için bir mekanizma yaratılması gerektiğini, aksi takdirde bu yardımların doğru alanlarda kullanımının sağlanamayacağını vurguladı.

Erhan Erçin, siyasi bir çözüm bulunması halinde bile AB müktesebatının 1 Mayıs'ta Kıbrıs'ın kuzeyinde uygulanmasına başlanmayacağını belirterek, AB müktesebatının aşamalı olarak, üç yıllık bir geçiş döneminde uygulanmasının öngörüldüğünü ifade etti. Bu geçiş döneminde kuzeyin, AB normlarına rahat rahat uyum sağlayabileceğini, adım adım ilerleneceğini söyleyen Erçin, nüfusun az olmasının bir avantaj olduğunu kaydetti.

Erçin, 1Mayıs'ı beklemeden uyum çalışmalarına başlanmasının önemine dikkat çekerek, "Ne kadar erken AB'ye uyum sağlarsak, iki taraf arasındaki gelir dengesizliğinden dolayı çıkan sosyal ve ekonomik sıkıntıları o kadar aza indirmiş oluruz. Bizim çalışmalarımızın esas amacı bu." diye konuştu.

Erçin, 29 Mart tarihi itibariyle AB müktesebatının yarısından fazlasını taramış olacaklarını kaydetti.

Erhan Erçin, AB ile görüşmelere ilk başladığı zaman Polonya'nın kişi başına düşen gelirinin 500 dolar olduğunu anımsatarak, Polonya'da kişi başına düşen gelirinin 5 bin 500 dolara yükseldiğini kaydetti.

AB'ye katılım süreçlerinde bugüne kadar başarısızlığa uğramış bir örnek bulunmadığına dikkat çeken Erçin, "Bir tarafta barış ve AB, diğer tarafta çözümsüzlük var... İnsanlar, getiriler ne olacak, götürüler ne olacak bunu hesaplamalılar. Treni kaçırmamak lazım" diye konuştu.

Çalışmalar, hızlı bir

şekilde devam ediyor

Erhan Erçin AB uyum çalışmaları çerçevesindeki toplantıların, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında

1 Mart 2004 tarihinde başlandığını ifade ederek, toplantıda AB'ye uyum sürecinde yapılacak çalışmaların esasların ele alındığını kaydetti.

Komitelerin 3 Mart tarihinde yaptıkları toplantıda Kıbrıslı Türkler açısından en önemli konulardan AB Bölgesel Politikaları'nın görüşüldüğünü belirten Erçin, AB yapısal fonlarından gelecek mali yardımın bölgesel politikalar kapsamında verileceğini ve bu fonların kullanımı için yasal düzenlemeler gerektiğini ifade etti.

Bu konuda hem yasal hem de idari sıkıntılar bulunduğuna işaret eden Erçin, yasal açıdan AB tarafından gelecek mali yardımların daha etkin ve verimli bir şekilde halkın çıkarları doğrultusunda kullanılabilmesi için çok acil olarak "Kamu İhale Yasası"nda düzenleme yapılması gerektiğini kaydetti. Erçin, kurumsal açıdan ise, bölgesel politika planlama çalışma kapsamı altında bu işi üstlenecek Devlet Planlama Örgütü'nün yeniden oluşturulması gerektiğini ifade ederek, komitelerde bu konuyla ilgili çalışma yapıldığını da belirtti.

"Bugüne kadar bir çalışma

yapılmaması sıkıntı yaratıyor"

Komitelerin, geçtiğimiz hafta AB tek pazarı, bütçe, sanayi politikası, KOBİ'ler, çevre ve istatistik konuları hakkında görüşmeler yaptığını belirten Erhan, bu hafta tarım konusunda bir haftalık görüşme maratonu başlayacağını kaydetti.

Bugüne kadar AB'ye uyum için hiçbir hazırlık yapılmadığından dolayı komitelerin çalışma sürecinde birçok sıkıntıyla karşı karşıya kaldığını belirten Erçin, bu sıkıntıların giderilmesi için birtakım girişimlerde bulunduklarını kaydetti.

Erçin, AB mevzuatıyla KKTC mevzuatı arasındaki boşlukların ortaya çıkarılmasında çalışma yapabilecek insan kaynağı sıkıntısı çektiklerine işaret ederek, bu sorunu aşmak için kamu kurumlarındaki çalışanları, AB'nin ilgili politikaları hakkında bilgilendirme yoluna gideceklerini söyledi.

İnsan kaynağı sıkıntısının yanı sıra kurumsal sorunların da bulunduğuna işaret eden Erçin, KKTC'nin çevre konusunda iyi bir yasal mevzuata sahip olmasına rağmen, bunu uygulayacak kurumların bulunmadığını ifade etti. Erçin, "Kurumların sorumlulukları belirlenmiş değil, bundan sonraki süreçte AB ile mevzuatımızı uyumlaştırıp, çevre konusunda daha etkin bir yapıyı oluşturmak için gerekli çalışmaları yapıyoruz" diye konuştu.

"Kıbrıs Türk halkının, yaşam

standartları yükseltilecek"

AB uyum çalışmaları çerçevesinde yürütülen çalışmaların, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasıyla esas amacına ulaşacağını kaydeden Erhan Erçin, çözümsüzlük olması halinde bile bu çalışmalarının Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını yükseltmesi açısından faydalı olacağını söyledi. Erhan Erçin şöyle konuştu:

"Tabii ki çalışmalarımızın başarıya ulaşması Kıbrıs sorununun çözümüyle doğru orantılı. Siyasi seviyede yürütülen görüşmeler olumlu bir sonuca ulaşmazsa, bizim yaptığımız çalışmaların esas amacı ortadan kalkacak. Ancak, bu yaptığımız çalışmalar hiç mi işe yaramayacak? Hayır, tam tersine... Bizim, bu noktada hep söylediğimiz bir konu var, Kıbrıs Türk halkı Avrupa standardında yaşamayı hak ediyor. Bizim yaptığımız çalışmalarla ki, hükümet de bu konuda bizimle hem fikir, tarımdan tutun da çevreye kadar ihale sistemini AB standartlarına göre yeniden düzenliyor."

Erçin, Kıbrıs Türk tarafının kendi standartlarını AB seviyesine getirmesi halinde, dış yardımları çekme şansının daha yüksek olacağını ifade ederek, "Kendi sistemimizi AB sistemi ile uyumlu hale getirirsek ve barışı isteyip de barışa ulaşamazsak, o zaman bölgesel politikalar altında yapısal fonların bize aktarılması gündeme gelir." dedi.

"Avrupa'daki başarılı

sistemi ithal ediyoruz"

Kuzey Kıbrıs'ta sistemsizlikten dolayı sürekli bir yakınma olduğuna işaret eden Erçin, AB uyum çalışmalarıyla, Avrupa'da başarılı olmuş bir modeli kendi ülkemize uygulayacağımızı, "bir sistem ithal edeceğimizi" söyledi.

Siyasi bir anlaşmaya varılması halinde AB'den 2004, 2005 ve 2006 yılları için toplam 259 milyon euro mali yardım alınacağını da anımsatan Erçin, bu mali yardımın etkin kullanımı için bir mekanizma yaratılması gerektiğini, aksi takdirde bu yardımların doğru alanlarda kullanımının sağlanamayacağını vurguladı.

Bu mali yardımların, KOBİ'lerin ve üretimin geliştirilmesi, daha rekabet edebilir düzeye ulaştırılması, yeni istihdam olanaklarının yaratılması, barış sonrası süreçte oluşacak yeni ihtiyaçlara göre yeni iş gücünün oluşturulması ve eğitim seminerleri düzenlenmesi, tarımsal ürünlerin desteklenerek, ihracatının ve pazarlamasının geliştirtmesi, balıkçılık sektörün geliştirilmesi ve teknik yardım için kullanılacağını söyledi.

AB, teknik yardım sağlayacak

AB tarafından sağlanacak teknik yardımın, mali yardımların kullanılabilmesi açısından hayati bir önem taşıdığını ifade eden Erçin, AB tarafından sağlanan mali yardımların kullanılabilmesi için "işlevsel" (operational) projeler hazırlanması gerektiğini ve bu projelerin hazırlanması içinde teknik yardım gerektiğini kaydetti.

Erhan Erçin, A'dan Z'ye kadar yukarıda sayılan alanlarda uygulamaya konabilecek projeler yapılacağını ifade ederek, "AB hiç bir zaman boş çek vermez. Hangi konulardan yardım alacağımızı belirler ve o konularda teknik yardım sağlar. Biz bugüne kadar her hangi bir programlama ve planlama yapmadık ki, bu AB tarafından sağlanan mali yardımların kullanılmasında ilk aşamayı oluşturuyor" dedi.

İkinci aşamanın, projelerin hazırlanması ve yönetilmesinden oluştuğunu ifade eden Erçin, projelerin hazırlanması için AB'den teknik yardım istediklerini ve bu hafta içerisinde AB'nin bu yardımı sağlayacağını söyledi. Erçin, teknik yardımlarla kamu personeline yönelik projelerin hazırlanması ile ve mali yardımların kullanımı ile ilgili seminerler düzenleyeceğini ifade etti.

Erçin, projelerin, Kıbrıs Türk halkının öncelikli ihtiyaçlarına göre yapılacağını belirterek, "Ekonomik kalkınma bu öncelikler arasındadır. Ekonomik kalkınmaya ivme kazandıracak konular üzerinde çalışma yapıyoruz. Yaptığımız çok önemli bir çalışma da şudur; bakanlıklar bünyesinde tüm bakanlıklara anketler göndereceğiz ve kendi alanlarında ihtiyacı bulunan konuları saptayarak, bu konularda proje üretmek için bir çalışma başlatacağız"

"Tarama sürecinden geçiyoruz"

Erçin, komitelerin şu an "tarama" sürecinde olduklarını ifade ederek, Kuzey Kıbrıs'ta yasal mevzuattaki sıkıntıları tespit etmeye ve AB müktesebatı ile uyumlu hale getirebilmek için yasal tasarılar hazırlama çalışması içerisinde olduklarını kaydetti. Erçin "Bu tarama sürecinde AB bizi tanıyor, biz onları tanıyoruz" dedi.

AB uyum sürecini tam olarak tamamlamayan adanın kuzeyinde, siyasi bir anlaşmaya ulaşılmasıyla

1 Mayıs'tan itibaren AB müktesbatının uygulanmaya başlamasıyla ilgili olarak görüş bildiren Erçin, AB'nin böyle bir durumla ilk kez karşı karşıya kaldığını, AB'nin daha önceki genişleme sürecinde, aday üye ülkelerle, 6-7 yıl müzakere yaptığını ifade etti.

Erçin, "Biz bugüne kadar ısrarla hiç bir hazırlık yapmadığımız için çok kısa bir süre içerisinde hazırlanmak zorundayız. Bu çalışmaların en önemli noktası şuradan kaynaklanıyor; diyelim ki, biz gıda sanayi konusunda AB müktesebatına 2 ay sonra, yani 1 Mayıs'a kadar uyum sağladık. Ne kadar erken uyum sağlarsak, o kadar erken gıda ürünlerimizi AB ülkelerine ihraç etme şansımız doğar. Bu da bize ekonomik rahatlamayı sağlayacak unsurlardan bir tanesidir. Gıda Sağlığı Sertifikası'nı ne kadar erken yerleştirebilirsek, patatesimizi, portakalımızı, uygun liman standartlarından AB ülkelerine ihraç etme şansımız olur. Böylece, erken zamanda ekonomik rahatlamaya kavuşuruz" dedi.

Bunun kısa bir sürede başarılabilecek bir şey olmadığını söyleyen Erçin, "Sıkıntılı süreci, çok çalışarak atlatmak zorundayız. İki taraf arasındaki gelir dağılımındaki dengesizlik, bizim çok süratli şekilde hazırlanarak ve önceliklerimizi çok iyi belirleyerek, ekonomik kalkınma modelini uygulamamızla açılabilir" dedi.

Kıbrıs'ın kuzeyinin AB uyum sürecini tamamlamadan AB'ye girmesinin hem kuzey hem de güney açısından bir takım sorunlar yaratabileceğini ifade eden Erçin, AB'nin bunun için önlem aldığını açıkladı.

Erhan Erçin, siyasi bir çözüm bulunması halinde bile AB müktesebatı'nın 1 Mayıs'ta Kıbrıs'ın kuzeyinde uygulanmasına başlanmayacağını belirterek, AB müktesebatının aşamalı olarak, üç yıllık bir geçiş döneminde uygulanmasının öngörüldüğünü ifade etti. 3 yıllık geçiş döneminde kuzeyin AB normlarına rahat rahat uyum sağlayabileceğini, adım adım ilerleneceğini söyleyen Erçin, nüfusun az olmasının bir avantaj olduğunu kaydetti.

Erçin, "Örneğin, tarım konusunda uyum sağladık, AB Komisyonu'nun önerisi üzerine Kıbrıs'ın kuzeyinde tarım politikasının uygulanmasını engelleyen 'askıya alma' kararı kaldırılacak" dedi.

Kuzey-güney arasındaki ekonomik farklıktan dolayı güneyi fakirleştireceği yönünde bir endişe bulunduğuna işaret eden Erçin, kuzeyin ekonomik durumunun güneyi direkt orak etkilemesinin söz konusu olmadığını belirtti.

"Çalışmalar, geçiş sürecinin

ilk ayağını oluşturuyor"

Teknik komitelerin şu anki çalışmalarının geçiş sürecinin ilk ayağını oluşturduğunu belirten Erhan Erçin,AB ile aday ülkeler arasındaki katılım müzakerelerinin 'tarama süreci' ile başladığını, bu süreçte aday ülkenin mevzuatındaki yasal boşlukların tamamlanarak, ardından her iki tarafın bir 'ortak tutum' belgesi (common position) hazırladığını kaydetti. Ortak Tutum belgesinde, hem Kuzey Kıbrıs hem de AB için önemli olan konuların ele alınacağını kaydeden Erçin, bu konuların uygulanmaya konulacağını belirtti. Erçin, Teknecik elektrik santralının, AB standartları seviyesine getirilmesi için 2010 yılına kadar bir geçiş süresi talep edilebileceğini ifade ederek, geçiş döneminde Kıbrıslı Rumların da bir takım sıkıntılar yaşadıklarını anımsattı.

Erçin, "Biz genel anlamda AB'ye uyum sürecini başlattık ve bu çalışmaları bu bünyede yürüteceğiz. Bu bir başarıdır. Bu çalışmaları başlatmak için 1 Mayıs ya da sonrasında AB Bakanlığı'nın altında bir kurumun oluşmasını da bekleyebilirdik. Ancak, biz bir anlamda zaman kazandık. Bu zamanı çok iyi kullanıp, sistemi iyi bir şekilde ithal edersek, bu, bize ekonomik kazanım olarak geri gelir. Ne kadar erken AB'ye uyum sağlarsak, iki taraf arasındaki gelir dengesizliğinden dolayı çıkan sosyal ve ekonomik sıkıntıları o kadar aza indirmiş oluruz. Bizim çalışmalarımızın esas amacı bu" diye konuştu.

Bunun kolay olmayacağını da ifade eden Erçin, "Eski komünist ve merkezi Doğu Avrupa ülkelerinin, 10 yılda yaptıklarını, biz 3 yıl gibi çok kısa bir sürede yapacağız. Bu imkansız değil" dedi.

29 Mart tarihi itibarıyla AB müktesebatının yarısından fazlasını taramış olacaklarını kaydeden Erhan Erçin, öncelikli konuları ela aldıklarını ve çok yoğun bir şekilde çalıştıklarını söyledi.

Esas çalışmaların bundan sonra başlayacağını belirten Erçin, çalışmalarını Kıbrıs Rum tarafıyla birlikte yürüttüklerini ve faydalı görüşmeler yaptıklarını ifade etti.

Erhan Erçin, Polonya'nın AB ile görüşmelere başladığı zaman Polonya'da kişi başına düşen gelirin 500 dolar olduğunu anımsatarak, Polonya'nın 1 Mayıs'ta AB'ye gireceğini ve kişi başına düşen gelirinin 5500 dolara yükseldiğini kaydetti.

Polonya'nın kırk milyonluk nüfusa sahip olduğunu ve bunu çok kısa bir süre içerisinde başardığına dikkat çeken Erçin, "Bizim çok küçük ölçekli bir ülke olarak, bunu başarmamamız için hiç bir sebep yok."dedi.

AB'ye katılım süreçlerinde bugüne kadar başarısızlığa uğramış bir örnek bulunmadığına dikkat çeken Erçin, referandum öncesi insanların bir kar maliyet hesabı yapmaları gerektiğini söyledi. Erçin "Bir tarafta barış ve AB, diğer tarafta çözümsüzlük var... İnsanlar, getiriler ne olacak, götürüler ne olacak bunu hesaplamalar. Treni kaçırmamak lazım" diye konuştu.

KIBRIS 17/03/2004

Yeni cumhuriyetin marşı, yarın açıklanıyor

BAYRAK TAMAM, SIRA MARŞTA... Bayrağı belirlenen Birleşik Kıbrıs'ın marşı da Marş Komitesi'nin yarın yapacağı son toplantıda açıklanacak. Yarışmaya 111 beste katıldı. İlk etapta bu besteler 36'ya indirildi, daha sonra ise dört eser üzerinde seçime gidildi. Besteler arasında "lokal" ezgiler içerenler yanında, Avrupa normlarına uygun müzik anlayışıyla bestelenmiş eserler de bulunduğu bildirildi

BAYRAK TAMAM, SIRA MARŞTA... Bayrağı belirlenen Birleşik Kıbrıs'ın marşı da Marş Komitesi'nin yarın yapacağı son toplantıda açıklanacak. Yarışmaya 111 beste katıldı. İlk etapta bu besteler 36'ya indirildi, daha sonra ise dört eser üzerinde seçime gidildi. Besteler arasında "lokal" ezgiler içerenler yanında, Avrupa normlarına uygun müzik anlayışıyla bestelenmiş eserler de bulunduğu bildirildi

Bayrağı belirlenen Birleşik Kıbrıs'ın marşı da yarın yapılacak Marş Komitesi toplantısında açıklanacak.

Marş Komitesi, dün üçüncü toplantısını yaptı ve yeni cumhuriyetin marşını yarınki toplantıda belirleme kararı aldı. Daha önce yapılan açıklamada marşın dünkü günde belirleneceği açıklanmıştı, ancak Marş Komitesi, bir toplantı daha yapıp, ona göre karar vermeyi uygun buldu.

Verilen bilgiye göre, yarışmaya 111 beste katıldı. İlk etapta bu besteler 36'ya indirildi, daha sonra ise 4 eser üzerinde seçime gidildi.

Besteler arasında "lokal" ezgiler içerenler yanında, Avrupa normlarına uygun müzik anlayışıyla bestelenmiş eserler de bulunduğu bildirildi.

Yarışma şartlarına göre, eserler, toplam 30 saniye ile 1 dakikalık süreler içerisinde yer almak zorundaydı.

Marş Komitesi'nde Kuzey Kıbrıs'tan Yılmaz Taner, Eralp Adanır ve Oskay Hoca; Güney Kıbrıs'tan ise George Christophides, Michalis Christodoulides ve Savvas Savva yer alıyor.

Komite ilk toplantını 2 Mart'ta, ikinci toplantısını 9 Mart'ta, üçüncü toplantısını ise dün yaptı.

Marş için besteler sözsüz yarıştı. Seçilen bestenin sözleri için daha sonra başka bir yarışma yapılması bekleniyor.

KIBRIS 17/03/2004

Gül: Denktaş'ın açıklamalarını biz de televizyondan izledik


Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerine katılmama kararına ilişkin olarak, "Bu konu hamasi nutuklarla bir yere gitmez" derken Denktaş'ın kararından kendilerinin de canlı yayında haberleri olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türk Alaman İşbirliği Konseyi 10'uncu Dönem toplantısına katıldı. Gül, toplantı öncesinde gazetecilerin Denktaş'ın açıklamaları ve Kıbrıs müzakerelerine ilişkin sorularını yanıtladı.
Gül, Denktaş'ın İsviç
re'deki görüşmelere katılmayacağı yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak, "Dün, ben de canlı yayından izledim, bir gün önce telefonla konuşmuştuk. Bana hiç bir şey söylememişti. Arkadaşlarımız da doğrusu oradakilerin de böyle bir şeyden haberleri yoktu.
G
örüşeceğiz. Bizim konuyla ilgili bilgimiz yoktu. Hükümetin de bilgisi yoktu, canlı yayından izledik. Orada arkadaşlarımız vardı. Onların bize gelen telgraflarında da böyle bir şey yoktu. Görüşeceğiz, konuşacağız. Bunlar konuşarak, istişare ederek görülecek işler" dedi.
Gül şöyle devam etti:
"Şimdi önemli olan nokta şu; Kıbrıs Türklerinin geleceğini düşünerek onların hakkını en iyi şekilde korumak için hepimizin gece gündüz çalışması gerekir. Benim tek söyleyeceğim şey, bu konular eğer hamasi duygularla, dah
a doğrusu nutuklarla bir yere gitmez. Bunu ben meydanlarda konuşanlar için ve herkes için söylüyorum. Bu konu çok ciddi olarak, uzun vadeli olarak düşünülmeli. Böyle bir safhadayız. Koparabileceğimiz herşeyi koparıp hakkımızı, KKTC'deki Türklerin gelleceğini en iyi şekilde koruyabilmek, Türkiye'nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyabilmek için hepimizin gayret sarfetmesi lazım. Bunun için yoğun bir çalışma yapılması lazım. Zaten bu yoğun çalışma yapılıyor, sürekli istişare içinde götürülmesi gerekli." Gül, görüşmelere KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın mı katılacağına ilişkin bir soruya ise, "Bakalım daha konuşacağız" yanıtını verdi.
MILLIYET 18/03/2004

Kıbrıs'ta milli marş yarın belirleniyor...


Kıbrıs müzakereleri süreciyle birlikte, oluşturulması hedeflenen yeni devletin altyapısını hazırlamak amacıyla BM gözetiminde oluşturulan iki toplumlu teknik komiteler çalışmalarını sürdürüyor.
Teknik komitelerde, federal devletin bayrağının ardından yarın da marşı belirlenecek.
Finale kalan eserler arasından federa
l devletin marşını belirlemek için bugün toplanması beklenen marş komitesi, bir üyenin rahatsızlığı nedeniyle toplantıyı yarına erteledi. Komitenin yarın saat 10.00'da yapılacak toplantısında, finale kalan 4 eser arasından yeni devletin marşı belirlenecek.
Finale kalan eserlerin tamamının enstrümantal olduğu öğrenildi.
Marş komitesinde Türk tarafını, Yılmaz Taner, Eralp Adanır ile Özkay Hoca temsil ediyor.
Rum ve Türk taraflarınca onaylanan federal devlet bayrağını belirleyen komitede ise Türk tarafını, Gön
en Atakol, Nilgün Güney ve Ayer Kaşif temsil etti.

TEKNİK KOMİTELER
Bu arada, federal devlet ile kurucu devletlerin yasal ve mali altyapısını hazırlamak için çalışan teknik komiteler, bugünkü ortak toplantılarında denizcilikle ilgili yasalar, kamu hizmeti tüzükleri, terörizmle mücadele ve federal devletin kamu personeli ihtiyacını belirlemeye yönelik çalışmaları ele alıyorlar.
Lefkoşa ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde konulara göre ayrı ayrı toplanan komiteler, bir takvim çerçevesinde spesifik konuları ele alıyor.
MILLIYET 18/03/2004

Yunan basını: Denktaş müzakereleri sabote etti


Yunan basını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklayarak ''müzakere sürecini sabote ettiğini'' yazdı.
Denktaş'ın ''yaşlanmış olmasına rağmen mucize yaratmaya devam ettiği'' yorumunu yapan gazeteler, KKTC Cumhurbaşkanı'nın, ''sözünün eri olduğunu gösterdiğini ve birkaç gündür söylediği gibi kendi müzakere sürecini bitirdiğini'' belirtti.
Siyasi gözlemcilerin, Denktaş'ın dörtlü görüşmeler öncesi k
endi tezlerinin benimsenmesi için ''Ankara ve BM'ye şantaj yapıyor olabileceği'' değerlendirmesini yaptıklarını da kaydeden Yunan basını, Denktaş'ın müzakerelerden çekileceğine Ankara'nın bile ihtimal vermemiş olduğunu savundu.
Diplomatik kaynakların, ''De
nktaş'ın, müzakere sürecinden 'yara almadan' çekilerek, sonuca göre tavır alma imkanına kavuştuğu'' yorumunu yaptıklarını da yazan gazeteler, ''Denktaş'ın bu kararı, prosedür açısından sorun yaratıyor. Çünkü Denktaş, Kıbrıslı Türklerin sahte parlamentosu tarafından müzakereci olarak seçilmiş bulunuyor. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın hangi sıfatla görüşmelere katılacağı bilinmiyor. Denktaş, Kıbrıs Türk toplumunun tarihi lideri olduğu gibi, Kıbrıslı Rumlar tarafından da müzakereci olarak kabul görüyor'' ifadesine yer verdi.
MILLIYET 18/03/2004

Rumlar, Denktaş'ın kararını nasıl yorumladı?


Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararının, ''ciddi ve derinliğine incelenmesi gereken bir gelişme'' olduğunu söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Hrisostomidis, Denktaş'ın açıklamasıyla ''oluşan soru işaretlerinin'', Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Rum siyasi parti liderlerince inceleneceğini kaydetti.
Hrisostomidis, konunun gelecek günlerde Ulu
sal Konsey'de ele alınacağını belirtti.
Öte yandan Denktaş'ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, adada bulunan Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast tarafından dün sunulan, İsviçre'nin Lüzern kentinde genişletilmiş Kıbrıs görüşmeleri için resmi da
vetini incelediği öğrenildi.
Annan'ın, 23 Mart'ta tarafları yetkili bir düzeyde genişletilmiş Kıbrıs müzakereleri için İsviçre'ye beklediği kaydedildi.
Annan, iki sayfadan oluşan davetinde ayrıca, İsviçre'deki toplantıya Mart sonunda kendisinin de katılacağını bildirdi.

GAZETELER: DENKTAŞ'TAN ÇELME

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yapılacak dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklaması, yarın toplanacak Rum Ulusal Konseyi'nde de değerlendirilecek.
Rum basını, Denktaş'ın gitmeme kararının ardından, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da kararını gözden geçirebileceğini bildirdi.
Denktaş'ın istifa etmediğini, ancak dörtlü konferansa da gitmediğini yazan Rum basını, ''Denktaş'ın gitmemekle sürecin değerini
düşürdüğünü'' yazdı.
''Denktaş'tan çelme'' başlığını kullanan Fileleftheros gazetesi, ''Denktaş'ın açıklamasının çok yönlü olarak yorumlandığını ve tek boyutlu olarak göğüslenemeyeceğinin göründüğünü'' kaydetti.
Gazete, Denktaş'ın gitmeme kararını şöyle yo
rumladı:
''1- Herkes, dörtlü konferansta olası bir nihai pazarlık olacağını düşünürken, o sorumluluğunu reddediyor.
2- Lüzern'de çözümün nihai metni şekillendirilecek. Denktaş orada olmak istemiyor.
3- Denktaş'ın yokluğu, plan aleyhine açıkça seferber olma
sı için onu serbest bırakıyor.
4- Prosedürün değerini Mehmet Ali Talat-Serdar Denktaş'la azaltırken, kendisi Kıbrıs Türk tarafının lideri olarak kalacak.
5- Pazartesi günü Ankara'da yapılacak zirve öncesinde, tezlerinin tatmin edilmesini isteyerek, bu hare
ketiyle (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan'a şantaj yapıyor.''
Arabulucuların bazılarının bu gelişmeyi daha önceden bildiğine işaret eden gazete, arabulucuların, bu gelişmenin, ''Denktaş'ın uzaklaştırılması için ilk adım olabileceğini'' düşündüklerini savundu
.

ŞOKE EDEN DUŞ

Simerini gazetesi, ''Denktaş'tan şoke eden duş'' başlığıyla verdiği haberinde, Denktaş'ın bu hareketinin ilk bakışta, siyasi sahneyi altüst etmiş göründüğünü yazdı.
Gazete, Rum tarafını düşündüren konuları şöyle aktardı:
''Denktaş, şu ana kadar Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak görüldü. Dörtlü konferansa gitmemesi halinde iki toplum liderleri görüşmeyecek. Papadopulos, artık Denktaş'la, yani Kıbrıs Türk toplumu lideriyle değil, temsilcisiyle görüşecek. Bu bağlamda, başkanın kendisi mi g
örüşmelere katılacak, yoksa o da mı temsilci atayacak? Annan planına dair nihai anlaşmaya, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş lideri olarak görülen Denktaş atmazsa, kim imza atacak?'' Alithia gazetesi, ''Denktaş kaçıyor. Şimdi ilk söz Talat'ta'' başlığını kullanarak, gelişmenin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a ''başrol'' verdiğini yazdı.
Gazete, Denktaş'ın gitmeme kararının öğrenilmesinden önce, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kiren Prendergast'ın,
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüşmesi sırasında, ''Denktaş'ın uzaklaşmasının prosedür için bir hediye olacağına'' değinildiğini iddia etti.
Mahi, ''Denktaş'ın şantajcı manevrası'', Politis, ''Son dakika provokasyon'', Haravgi gazetesi de ''Den
ktaş Türkiye'den destek istiyor'' başlıklarını kullandı.

KKTC BASINI

Kıbrıs Türk gazeteleri de Denktaş'ın dörtlü konferans katılmama kararını birinci sayfalarından okurlarına duyurdu.
Yeni Düzen gazetesi, ''Gitmiyor''; Kıbrıs gazetesi, ''Denktaş İsviçre'ye gitmiyor''; Halkın Sesi, ''Denktaş İsviçre zirvesine gitmiyor''; Afrika, ''Son bombasını patlattı''; Volkan, ''Denktaş Cenevre'de yok''; Birlik, ''Denktaş'tan tarihi karar''; Vatan, ''Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz'', Ortam gazetesi, ''(G
itmem) dedi'' başlıklarını kullandı.
MILLIYET 18/03/2004

Erdoğan, dörtlü müzakareleri daveti kabul etti


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''dörtlü Kıbrıs müzakereleri''ne katılmak üzere 28 Mart Pazar günü İsviçre'ye gideceği bildirildi.
Alınan bilgiye göre, Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın müzakerelere katılmasına ilişkin davetini kabul etti.
Erdoğan'ın, müzakerelere katılmak üzere, 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceği ifade edildi.

KARAMANLİS DE GİDİYOR

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceği açıklandı.
Başbakanlık Basın Merkezi, Karamanlis'in BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın müzakerelere davetini kabul ettiğini duyurdu.
MILLIYET 18/03/2004

Erdoğan: ''Artık o saati öğreniriz, oyumuzu kullanırız gideriz''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsviçre'de 28 martta katılacağı ''Dörtlü Kıbrıs müzakereleri''yle ilgili olarak, ''Artık o saati öğreniriz, oyumuzu kullanır gideriz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Çanakkale Deniz Zaferi'nin 89. yıldönümü kutlamaları kapsamında, Gelibolu Yarımadası'nda düzenlenen törene katıldıktan sonra, helikopterle Çanakkale'ye döndü.
Çanakkale Havaalanı'ndan ayrılışı sırasında, gazetecilerin Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ısrarlı sorularıyla karşılaşa
n Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bildiğiniz gibi, daha önce sayın Karamanlis'in (yeni seçilmiş başbakanlar düzeyinde bu zirvede bulunmak istemiyoruz. Bunu dışişleri bakanlığı düzeyinde yapalım) gibi bize bir talepleri oldu.
Ve tabi, bu talepten sonra sayın Anna
n'ın da bize bir teklifi oldu. Biz de, kendilerine biz başbakanlar düzeyinde bu zirvede bulunmayı arzu ediyoruz. Ancak, Yunanistan'ın buna bu şekilde yaklaşmayıp dışişleri seviyesinde yapılmasını uygun bulması sebebiyle, biz de, bu konuda başbakandan sonra en yetkili olabilecek ismi belirleyip, bu zirveye göndermeyi düşündük.
Onlara (bu kararı verdik) dedik. Ve bunu dün belirleyip, cevabı da zannediyorum bu sabah geçmiş olmaları lazımdır. Sanıyorum, o cevaptan sonra sayın Karamanlis'in, başbakan düzeyinde k
atılacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Başbakan düzeyinde Yunanistan katıldıktan sonra, biz de tabiki buna katılırız.'' .
Başbakan Erdoğan, İsviçre'deki zirveye 28 martta katılacağını ve bu tarihte yerel seçimlerin yapılacağını hatırlatan gazetecinin, ''Nasıl y
etişeceksiniz iki yere. Seçim günü burada olmak istemez misiniz?'' yönündeki sorusuna, ''Artık o saati öğreniriz, oyumuzu kullanır, gideriz'' yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''İsviçre'deki müzakerelere katılmayacağına'' ilişkin açıklama
larını nasıl değerlendirdiğine ilişkin soru üzerine de Erdoğan, ''Bu konuyu daha sonra aramızda konuşur, hallederiz'' dedi.
MILLIYET 18/03/2004

TÜSİAD'dan Kıbrıs yorumu: Herkes sorumluluktan hissesini alacak


Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Kıbrıs müzakerelerinde gelinen aşamayla ilgili olarak, ''Süreç, siyasal-toplumsal uzlaşma ile başlatıldığı için ortada kolektif bir sorumluluk bulunmaktadır. Bu nedenle, tarih önünde sürece olumlu-olumsuz katkısı olan herkes sorumluluktan hissesini alacaktır'' dedi.
TÜSİAD'dan yapılan yazılı açıklamada, 13 Şubat 2004'de New York'ta taraflar arasında varılan mutabakat sonucunda Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde müzakerelerin başlaması kararı alınmasının, Türk tarafının hiçbir unsuru dışarıda bırakmayan, k
apsamlı bir siyasal-toplumsal uzlaşması sonucu ortaya konan inisiyatif sayesinde mümkün olduğu belirtildi.
Açıklamada, bu kararın, müzakerelerin Birleşmiş Kıbrıs'ın AB'ye girme tarihi olan 1 Mayıs'tan önce başarıya ulaşması, Kıbrıs Türk halkına egemenlik,
refah ve mutluluk yolunu açması ve Türkiye'nin AB üyeliği pozisyonunu güçlendirmesi açısından tarihi bir fırsat sunduğu kaydedildi.

SORUMLULUK UYARISI

Türkiye ile KKTC'nin New York öncesinde belirlenen tutumunda, görüşmelerde meydana gelebilecek tıkanıkların öngörüldüğü ve buna uygun bir yol haritası üzerine mutabakata varıldığı belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
''Bugün gelinen noktada, bu yol haritası geçerliliğini korumaktadır. Müzakerelerin kesintiye uğramadan sürdürülmesi ilkesi, KKTC h
alkının egemenlik, refah ve mutluluğu, Türkiye'nin AB perspektifi, bu yol haritasının belirleyici unsurlarıdır. Bu belirleyici unsurlar ile Annan Planı temelinde gerçekleşecek çözüm arasındaki bağlantı göz ardı edilmemeli ve KKTC Hükümeti, AB ile üyelik müzakereleri sürecine destek olmalıdır.
Süreç, siyasal-toplumsal uzlaşma ile başlatıldığı için, ortada kolektif bir sorumluluk bulunmaktadır. Bu nedenle, tarih önünde, sürece olumlu-olumsuz katkısı olan herkes sorumluluktan hissesini alacaktır.''
MILLIYET 18
/03/2004

Talat: Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesi sürpriz değil!


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklamasının kendisi için sürpriz bir söylem olmadığını, ancak sürpriz bir karar olduğunu söyledi.
Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın kararını yeniden gözden geçireceğini ve olumlu bir karar alacağını umduğunu belirtti.
Talat, düzenlediği basın toplantısında, zor bir süreç yaşadıklarını, Kıbrıs müzakerelerinin sonuna gelindikçe
zorluğun daha da artacağını ifade ederek, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın dörtlü müzakereler için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklamasının yeni bir durum yarattığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklamasının kendisi için sürpriz bir söylem olmadığını, her n
e kadar böyle bir şey beklese de olacağına ihtimal vermediği için kararın sürpriz olduğunu kayadeden Talat, ilgili komite tarafından hazırlanan ''Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti''nin taslak anayasasının BM'ye teslim edilmemesinin de süreçte zorluk oluşturduğunu belirtti.
Sürecin bir kesintiye uğramış gibi göründüğünü ve her şeyin İsviçre'ye kaldığını ifade eden Başbakan Talat, teknik komitelerin çalışmalarının sürdüğünü, sürecin 31 Mart'ta İsviçre'de tamamlanacağını, o tarihten sonra da teknik komitelerin ça
lışmasının devam edeceğini söyledi.
Referandumun 20 Nisan'da yapılmasını umduklarını dile getiren Talat, tarih konusunda BM'ye bazı itirazların iletildiğini, 20 Nisan tarihinde bir oynama olabileceğini bildirdi.
Başbakan Talat, bir soru üzerine, Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in, dörtlü konserans için 28 Mart'ta İsviçre'ye gidecek olmasını ''çok doğru ve yerinde bir karar'' olarak gördüğünü ifade ederek, Türk tarafı olarak sürecin başından beri görüşmelerin seviyesinin yüksek olmasını ve zirveye tam yetkili kişilerin katılmasını istediklerini söyledi.

ÇÖZÜM KONUSUNDA İYİMSERİM

Çözüm konusunda iyimser olduğunu, halkın çözüme yüzde 100 destek verdiğini dile getiren Talat, müzakerelerde, toprak ayarlaması için hiçbir taraftan harita sunulmadığını belirtti. Talat, ortada, üzerinde anlaşılmış somut bir harita olmadığını kaydetti.
Başbakan Talat, Ankara'da pazartesi günü yapılması öngörülen Kıbrıs zirvesi için henüz resmi bir davet almadıklarını söyledi. ''Ankara ile temasların üç öğün devam ettiğini'' be
lirteren Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini açıklamasını kendisinin de televizyondan duyduğunu söyledi. Talat, Denktaş'ın kararının bir rahatsızlığın ifadesi olduğunu belirtti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Denktaş'ın kararı için ''
Bence önemsenecek bir konu değil. Biz bunları aramızda görüşürüz, konuşuruz. Bunları aramızda hallederiz'' sözlerinin anımsatılması üzerine Talat, Başbakan Erdoğan'ın, ''Sorunu başka türlü aşarız'' demek istemiş olabileceğini kaydetti.
Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'ye gideceğinin hatırlatılması üzerine Talat, bunu beklediğini belirterek, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının birlikte olmasının iyi olacağını kaydetti.
Talat, Annan planındaki yanlışları, ilk kez müzakere sürecinde dile getirdiklerini ifade eder
ek, 1 Mayıs'ın gerçek bir tarih olduğunun ve 31 Mart'a kadar birlikte hareket etmek durumunda olduklarını söyledi.

BAŞBAKANLARIN GELMESİ ÇÖZME İSTEĞİNİ GÖSTERİR

KKTC Başbakanı Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in dörtlü konferans için İsviçre'de bulunacak olmasının, Kıbrıs sorununu çözme isteğini göstereceğini söyledi.
Talat, düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'ye gitme kararından mutlu olduğunu belirterek, ''Ciddi iş yapılacaksa üst d
üzeyde bir katılım gerekli'' dedi.
Talat, bir gazetecinin, ''Erdoğan ve Karamanlis'in İsviçre'ye gitme kararını açıklamasında, (KKTC) Cumhurbaşkanı (Rauf) Denktaş'ın gitmeme kararı etkili olabilir mi'' yönündeki sorusuna, ''Olabilir. Ama niye olsun da diyo
rum. Sonuçta iki ülke başbakanının orada bulunması, bu sorunu çözme isteğinin göstergesidir. Her iki başbakanın da orada olmasından ben mutlu olurum'' karşılığını verdi.
''Denktaş'ın, fikrini değiştirmesini talep edecek misiniz'' sorusuna, ''Ediyorum'' kar
şılığını veren Talat, sürecin 31 Mart'a kadar olduğunu, o tarihten sonra herkesin değerlendirmesinin farklı olabileceğini, 31 Mart'a kadar birlikte hareket edilmesinin toplumsal uzlaşı için çok önemli olduğunu kaydetti.
Başbakan Talat, bir soru üzerine, Ba
şbakanlık binasında BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean Prendergast ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ile yaptığı görüşmenin, randevusunun önceden alınmış olmasına rağmen, dörtlü konferansa hazırlık niteliği de taşıyabileceğini söyledi. Talat, görüşmede kendileri için çok önemli konuları gündeme getirdiklerini kaydetti.
Sürecin sonunda Kıbrıs Türk tarafının isteklerinin tümünü elde edemeyeceğini, ama hayati olan önemli kısımlarda değişiklik beklediğini ifade eden Talat, bir
ekip çalışması yaptıklarını, Denktaş'ın tutumunu yeniden gözden geçireceğine inandığını belirtti.

HÜKÜMET TAM YETKİLİ

Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesi halinde, ''hükümetin cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle mi, yoksa hükümet olarak mı İsviçre'ye gideceği'' yönündeki bir soru üzerine Talat, bu durumun KKTC ve uluslararası toplum açısından farklı olduğunu, hükümetin yasal açıdan tam yetkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:
''Bizim açımızdan yetkili hükümettir. Fakat uluslararası toplum açısından, toplum
liderleri görüştüğü için, liderlik seviyesinde bir görüşme söz konusudur. Oraya gidecek olan ekibin veya kişinin tam yetkiyle gitmesi gerekmektedir. Hükümetin Kıbrıs Türk halkını tam yetkili olarak temsil etmesi, elbette ki yasal açıdan da, bizim bakımımızdan uygundur ve doğrudur.'' Annan planının İsviçre'de son şeklini alacağını kaydeden Talat, süreç tamamlanmadan ''evet'' ya da ''hayır'' kampanyası yürütmenin doğru olmadığını söyledi.
De Soto'nun taraflara sunduğu belgeye tarafların görüşlerine az yer ver
ildiği gerekçesiyle itiraz ettiğini, ancak belgede taraflar için çok önemli konuların da yer aldığını ifade ederek, de Soto'nun konuları kategorilendirdiği belgenin İsviçre'ye de taşınmasının üzerinde tartışılacağını söyledi.
MILLIYET 18/03/2004

Sabrı nereye kadar?

4'lü müzakerelere katılmayacağını açıklayan KKTC lideri Rauf Denktaş, cumhurbaşkanlığı koltuğunda dayanabildiği kadar dayanacağını vurguluyor, sonra "Ama" diye devam ediyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dörtlü görüşmelere katılmayacağını açıkladı. Denktaş'ın bu kararı Kıbrıs görüşmelerinin son tarihi olan 22 Mart'tan sonra görüşmeci sıfatını da bırakacağının işareti sayılabilir.
KKTC Cumhurbaşkanı'nın bu sonuca varmasının nedeni kuşku yok ki, Annan Planı'nda Türk tarafı lehine bir değişiklik s
ağlanamamış olması ve bundan sonra sağlanacağına ilişkin bir izlenim almaması. Rum tarafının, Denktaş'ın bütün isteklerini geri çevirmesi...
Peki Denktaş, Cumhurbaşkanlığı görevinden de çekilecek mi?
Denktaş'ın bu soruya yanıtı, "Cumhurbaşkanlığı görevimde
dayanabildiğim kadar dayanırım. Eğer dayanılamayacak hale gelirse o aşamada düşünürüm." biçiminde...
Peki dörtlü görüşmeler kimler arasında yapılacak?
Denktaş'a Rum tarafından gelen yanıt şöyle:
"Yunanistan Başbakanı Karamanlis katılmaya sıcak bakmıyor. R
um tarafı Karamanlis'in başbakanlığa yeni geldiğini ve yıpranmasını istemiyor. Bu nedenle dörtlü görüşmelerin önce müsteşarlar düzeyinde sonra dışişleri bakanları düzeyinde yapılması daha uygun olur."
Bu durumda Denktaş, Rum tarafının dörtlü görüşmeleri mü
mkün olduğunca teknik heyetler düzeyinde yürütmeyi planladıklarını söylüyor ve ekliyor:
"Zaten bizi devlet olarak tanımıyorlar. Türk halkını kabul etmiyorlar. İki cemaatten oluşan tek halk var diyorlar. İki kesimliliği sulandırıyorlar. Türkiye'nin garantis
ini kabul etmiyorlar."
"Bu koşullarda" diyor Denktaş, "önemli olan şudur: Türkiye yolu böyle yürümeye devam edecek mi? Yoksa zaman isteyecek mi? Zamana ihtiyacımız var."
Denktaş'ın görüşmecilikten çekilmesinin nedeni ise Annan Planı'na Türk tarafının olmaz
sa olmazlarının geçirilmemiş olması. Denktaş, dörtlü aşamadan da umutlu değil. Rum tarafının planı hakkındaki değerlendirmesi ise şöyle:

'İş Annan'a kalacak'

"Rum tarafı bize açıkça diyor ki, Kıbrıs görüşmelerinden de dörtlü görüşmelerden de bir netice çıkmaz. İş Annan'a havale edilir."
De Soto'nun Denktaş'a verdiği şu takvim de işin Annan'a kalacağının işareti:
"22 Mart: Kıbrıs görüşmelerinin bitmesi. 23 Mart: Seyahat günü. 24-25 Mart: Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla dörtlü görüşmeler. (Rum tarafı İs
viçre'nin sessiz bir kasabasını isterken Türk tarafı Cenevre veya Kıbrıs'ı istiyor) 28-29 Mart: Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının katılımı (29 Mart için BM Genel Sekreteri Annan'ın da katılması planlanıyor) Annan'ın görüşmeleri devraldıktan sonra 31 Mart'ta metne son şeklini vermesi ve tarafları sunması. 9 Nisan'da Türkiye ve Yunanistan hükümetlerinden planı onaylayacaklarına ilişkin resmi taahhüt alınması, 9-19 Nisan: Referandum kampanyası. 20 Nisan: Referandumun yapılması. 20-25 Nisan: Garantör ülkelerin onaylaması ve Kıbrıs'ta tarafların onay vermesi ve imzalaması."
Denktaş bu takvimde en çok 9 Nisan üzerinde duruyor.
Bu tarihte Türk hükümetinin, üzerinde anlaşma sağlanamamış, olmazsa olmazların geçirilmediği bir plana onay taahhüdü vermesinin riskli
olacağını vurguluyor. Diplomasi tarihimizde ilk kez uzlaşma sağlanmadan bir metnin, TBMM'nin kararı olmaksızın hükümetçe kabul edilmesinin nasıl mümkün olacağını soruyor. 9 Nisan'da eğer Annan Planı Türk tarafının görüşleri doğrultusunda düzeltilmemişse, hükümetin "evet" demesinin, Kıbrıs Türkü'ne de referandumda "evet" oyu verin çağrısı anlamına geleceğine işaret ediyor.
Bu görüş ve değerlendirmeler gösteriyor ki, Denktaş, 22 Mart'a kadar, Türk tarafının olmazsa olmazlarını kabul ettirmek için uğraşmaya de
vam edecek, masadan kalkmayacak. Ancak bu gerçekleşmezse, görüşmecilikten çekilip, dörtlü toplantılara katılmayacak ve Annan planı önemli bir değişikliğe uğramazsa da KKTC halkına gidip planın kabul edilmemesini isteyecek...
Plan referandumdan kabul edilmi
ş biçimde resmen önüne gelinceye kadar da Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmeye çalışacak. Bu görevi sürdürmesi de imkansız hale gelirse ya o aşamada ya da imza aşamasında bu görevden ayrılmayı da değerlendirecek...
Denktaş'a göre Türk tarafının görüşleri A
nnan planına geçirilmezse, süreç sonucunda adil ve kalıcı bir çözüme dayanan çağdaş, ortak bir devlet değil, bir "ucube" doğacak...
FIKRET BILA MILLIYET 18/03/2004

Dörtlü görüşmeler 23 Mart'ta

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis, dörtlü müzakerelere katılmak üzere 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceklerini açıkladı.

Annan'ın, dörtlü toplantı için tarafları İsviçre'ye davet ettiği Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceği açıklandı. Yunanistan Başbakanlık Basın Merkezi, Karamanlis'in BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın müzakerelere davetini kabul ettiğini duyurdu.

Karamanlis'in ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceği açıklaması gel
di. Böylece iki ülke başbakanı aynı gün Luzern'e giderek 23 Mart'ta başlaması beklenen görüşmelerin sonunda üzerinde uzlaşılan ve 4. Annan Planı olarak adlandırılan anlaşmaya imza atmaları bekleniyor.

Annan, davet mektubunda, New York'ta üzerinde anlaşıla
n biçimde, tarafların üst düzey yetki sahibi temsilcilerini İsviçre'ye davet etti.

GÖRÜŞMELER 23 MART'TA LUZERN'DE YAPILACAK

Kıbrıs Rum haber ajansı, görüşmelerin 23 Mart'ta Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Rum yönetiminin katılımıyla Luzern kenti yakınlarında yapılacağını bildirdi.

New York'taki kaynaklara dayanarak verilen haberde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da ay sonunda görüşmelere iştirak edeceği kaydedildi.

BUSH, KARAMANLİS İLE GÖRÜŞTÜ

ABD Başkanı George Bush'un, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile telefon görüşmesi yaptığı açıklandı.

Yunan devlet televizyonu NET, Bush'un Karamanlis'i seçim zaferinden ötürü kutladığı görüşmede, ağırlıklı olarak Kıbrıs konusunun ele alındığını duyurdu.

Bush'un Karamanlis'e, ABD'nin Kıbrıs sorununun çözülmesini istediği ve bu yönde gösterilen çabalara katkıda bulunmaya hazır olduğunu söylediğini kaydeden NET, Karamanlis'in ise Atina'nın Kıbrıs'ta adil, kalıcı, BM kararlarına ve AB müktesebatına uygun bir çözüm bulunması arzusunu taşıdığını vurguladığını belirtti.

Bu arada, Atina Haber Ajansı (ANA), Karamanlis'in bu görüşmede Bush'tan, Kıbrıs Türk tarafının ikna edilmesi için girişimde bulunmasını istediğini duyurdu.

DENKTAŞ, ANNAN'IN DAVETİNİ İNCELİYOR

Öte yandan Denktaş'ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, adada bulunan Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast tarafından dün sunulan, İsviçre'nin Lüzern kentinde genişletilmiş Kıbrıs görüşmeleri için resmi davetini incelediği öğrenildi.

Annan'ın, 23 Mart'ta tarafları yetkili bir düzeyde genişletilmiş Kıbrıs müzakereleri için İsviçre'ye beklediği kaydedildi. Annan, iki sayfadan oluşan davetinde ayrıca, İsviçre'deki toplantıya Mart sonunda kendisinin de katılacağını bildirdi.

PRENDERGAST, TALAT'LA GÖRÜŞTÜ

BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean Prendergast, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile görüştü. Başbakanlık binasında yapılan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsicisi Alvaro de Soto da katıldı.

Prendergast, görüşmeye girerken, ziyaretin amacını soran gezetecilere, sadece ''Talat'ı görmeye geldim'' demekle yetindi.

Bu arada, de Soto'nun gün içinde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la da görüşmesi bekleniyor.

DE SOTO PAPADOPULOS'LA GÖRÜŞTÜ

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştü. İki taraftan yetkililerin de katıldığı görüşmeyle ilgili açıklama yapılmadı.

(aa)

HURRIYET 18/03/2004

Talat: Denktaş'ın kararı sürpriz değil

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklamasının kendisi için sürpriz bir söylem olmadığını, ancak sürpriz bir karar olduğunu söyledi.

Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın kararını yeniden gözden geçireceğini ve olumlu bir karar alacağını umduğunu belirtti.

Talat, düzenlediği basın toplantısında, zor bir süreç yaşadıklarını, Kıbrıs müzakerelerinin sonuna gelindikçe zorluğun daha da artacağını ifade ederek, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın dörtlü müzakereler için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklamasının yeni bir durum yarattığını kaydetti.

"SÖYLEM SÜRPRİZ DEĞİL, KARAR SÜRPRİZ"

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklamasının kendisi için sürpriz bir söylem olmadığını, her ne kadar böyle bir şey beklese de olacağına ihtimal vermediği için kararın sürpriz olduğunu kaydeden Talat, ilgili komite tarafından hazırlanan ''Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti''nin taslak anayasasının BM'ye teslim edilmemesinin de süreçte zorluk oluşturduğunu belirtti.

SÜREÇ KESİNTİYE UĞRADI

Sürecin bir kesintiye uğramış gibi göründüğünü ve her şeyin İsviçre'ye kaldığını ifade eden Başbakan Talat, teknik komitelerin çalışmalarının sürdüğünü, sürecin 31 Mart'ta İsviçre'de tamamlanacağını, o tarihten sonra da teknik komitelerin çalışmasının devam edeceğini söyledi.

REFERANDUM TARİHİNDE OYNAMA OLABİLİR

Referandumun 20 Nisan'da yapılmasını umduklarını dile getiren Talat, tarih konusunda BM'ye bazı itirazların iletildiğini, 20 Nisan tarihinde bir oynama olabileceğini bildirdi.

Başbakan Talat, bir soru üzerine, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, dörtlü konserans için 28 Mart'ta İsviçre'ye gidecek olmasını ''çok doğru ve yerinde bir karar'' olarak gördüğünü ifade ederek, Türk tarafı olarak sürecin başından beri görüşmelerin seviyesinin yüksek olmasını ve zirveye tam yetkili kişilerin katılmasını istediklerini söyledi.

''ÇÖZÜM KONUSUNDA İYİMSERİM''

Çözüm konusunda iyimser olduğunu, halkın çözüme yüzde 100 destek verdiğini dile getiren Talat, müzakerelerde, toprak ayarlaması için hiçbir taraftan harita sunulmadığını belirtti. Talat, ortada, üzerindeanlaşılmış somut bir harita olmadığını kaydetti.

"ANKARA'DAN HENÜZ DAVET YOK"

Başbakan Talat, Ankara'da pazartesi günü yapılması öngörülen Kıbrıs zirvesi için henüz resmi bir davet almadıklarını söyledi. ''Ankara ile temasların üç öğün devam ettiğini'' belirteren Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini açıklamasını kendisinin de televizyondan duyduğunu söyledi. Talat, Denktaş'ın kararının bir rahatsızlığın ifadesi olduğunu belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Denktaş'ın kararı için ''Bence önemsenecek bir konu değil. Biz bunları aramızda görüşürüz, konuşuruz.Bunları aramızda hallederiz'' sözlerinin anımsatılması üzerine Talat, Başbakan Erdoğan'ın, ''Sorunu başka türlü aşarız'' demek istemiş olabileceğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'ye gideceğinin hatırlatılması üzerine Talat, bunu beklediğini belirterek, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının birlikte olmasının iyi olacağını kaydetti.

Talat, Annan planındaki yanlışları, ilk kez müzakere sürecinde dile getirdiklerini ifade ederek, 1 Mayıs'ın gerçek bir tarih olduğunun ve 31 Mart'a kadar birlikte hareket etmek durumunda olduklarını söyledi.

"CİDDİ İŞ YAPILACAKSA ÜST DÜZEY KATILIM GEREKLİ"

Talat, Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'ye gitme kararından mutlu olduğunu belirterek, ''Ciddi iş yapılacaksa üst düzeyde bir katılım gerekli'' dedi.

Talat, bir gazetecinin, ''Erdoğan ve Karamanlis'in İsviçre'ye gitme kararını açıklamasında, (KKTC) Cumhurbaşkanı (Rauf) Denktaş'ın gitmeme kararı etkili olabilir mi'' yönündeki sorusuna, ''Olabilir. Ama niye olsun da diyorum. Sonuçta iki ülke başbakanının orada bulunması, bu sorunu çözme isteğinin göstergesidir. Her iki başbakanında orada olmasından ben mutlu olurum'' karşılığını verdi.

''Denktaş'ın, fikrini değiştirmesini talep edecek misiniz'' sorusuna, ''Ediyorum'' karşılığını veren Talat, sürecin 31 Mart'a kadar olduğunu, o tarihten sonra herkesin değerlendirmesinin farklı olabileceğini, 31 Mart'a kadar birlikte hareket edilmesinin toplumsal uzlaşı için çok önemli olduğunu kaydetti.

Başbakan Talat, bir soru üzerine, Başbakanlık binasında BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean Prendergast ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ile yaptığı görüşmenin, randevusunun önceden alınmış olmasına rağmen, dörtlü konferansa hazırlık niteliği de taşıyabileceğini söyledi. Talat, görüşmede kendileri için çok önemli konuları gündeme getirdiklerini kaydetti.

Sürecin sonunda Kıbrıs Türk tarafının isteklerinin tümünü elde edemeyeceğini, ama hayati olan önemli kısımlarda değişiklik beklediğini ifade eden Talat, bir ekip çalışması yaptıklarını, Denktaş'ın tutumunu yeniden gözden geçireceğine inandığını belirtti.

''HÜKÜMET TAM YETKİLİ''

Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesi halinde, ''hükümetin cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle mi, yoksa hükümet olarak mı İsviçre'ye gideceği'' yönündeki bir soru üzerine Talat, bu durumun KKTC ve uluslararası toplum açısından farklı olduğunu, hükümetin yasalaçıdan tam yetkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:

''Bizim açımızdan yetkili hükümettir. Fakat uluslararası toplum açısından, toplum liderleri görüştüğü için, liderlik seviyesinde bir görüşme söz konusudur. Oraya gidecek olan ekibin veya kişinin tam yetkiyle gitmesi gerekmektedir. Hükümetin Kıbrıs Türk halkını tam yetkili olarak temsil etmesi, elbette ki yasal açıdan da, bizim bakımımızdan uygundur ve doğrudur.''

Annan planının İsviçre'de son şeklini alacağını kaydeden Talat, süreç tamamlanmadan ''evet'' ya da ''hayır'' kampanyası yürütmenin doğru olmadığını söyledi.

De Soto'nun taraflara sunduğu belgeye tarafların görüşlerine az yer verildiği gerekçesiyle itiraz ettiğini, ancak belgede taraflar için çok önemli konuların da yer aldığını ifade ederek, de Soto'nun konuları kategorilendirdiği belgenin İsviçre'ye de taşınmasının üzerinde tartışılacağını söyledi.

HURRIYET 18/03/2004

Gül: Kıbrıs, hamasetle çözülmez

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelere katılmama kararından televizyonda izlerken haberleri olduğunu söyledi. Gül, "bu konu, hamasi nutuklarla bir yere gitmez" dedi.

Gül, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nde (TOBB) yapılan Türk-Alman İşbirliği Konseyi 10. dönem toplantısına gelirken gazetecilerin Denktaş'ın dünkü açıklamaları ve Kıbrıs müzakerelerine ilişkin sorularını yanıtladı.

Gül, Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelere katılmayacağı yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak şöyle dedi:

"Dün, ben de canlı yayından izledim, bir gün önce telefonla konuşmuştuk. Bana hiç bir şey söylememişti. Arkadaşlarımız da doğrusu oradakilerin de böyle bir şeyden haberleri yoktu. Görüşeceğiz. Bizim konuyla ilgili bilgimiz yoktu. Hükümetin de bilgisi yoktu, canlı yayından izledik. Orada arkadaşlarımız vardı. Onların bize gelen telgraflarında da böyle bir şey yoktu. Görüşeceğiz, konuşacağız. Bunlar konuşarak, istişare ederek görülecek işler."

HERKESE MESAJ

Gül şöyle devam etti:

"Şimdi önemli olan nokta şu; Kıbrıs Türklerinin geleceğini düşünerek onların hakkını en iyi şekilde korumak için hepimizin gece gündüz çalışması gerekir. Benim tek söyleyeceğim şey, bu konular eğer hamasi duygularla, daha doğrusu nutuklarla bir yere gitmez.

Bunu ben meydanlarda konuşanlar için ve herkes için söylüyorum. Bu konu çok ciddi olarak, uzun vadeli olarak düşünülmeli. Böyle bir safhadayız. Koparabileceğimiz herşeyi koparıp hakkımızı, KKTC'deki Türklerin gelleceğini en iyi şekilde koruyabilmek, Türkiye'nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyabilmek için hepimizin gayret sarfetmesi lazım. Bunun için yoğun bir çalışma yapılması lazım. Zaten bu yoğun çalışma yapılıyor, sürekli istişare içinde götürülmesi gerekli."

(Hürriyetim)

HURRIYET 18/03/2004

Yunan basını: Denktaş müzakereleri sabote etti

Yunan basını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklayarak "müzakere sürecini sabote ettiğini" yazdı.

Denktaş'ın ''yaşlanmış olmasına rağmen mucize yaratmaya devam ettiği'' yorumunu yapan gazeteler, KKTC Cumhurbaşkanı'nın, ''sözünün eri olduğunu gösterdiğini ve birkaç gündür söylediği gibi kendi müzakere sürecini bitirdiğini'' belirtti.

Siyasi gözlemcilerin, Denktaş'ın dörtlü görüşmeler öncesi kendi tezlerinin benimsenmesi için ''Ankara ve BM'ye şantaj yapıyor olabileceği'' değerlendirmesini yaptıklarını da kaydeden Yunan basını,Denktaş'ın müzakerelerden çekileceğine Ankara'nın bile ihtimal vermemiş olduğunu savundu.

Diplomatik kay
nakların, ''Denktaş'ın, müzakere sürecinden 'yara almadan' çekilerek, sonuca göre tavır alma imkanına kavuştuğu'' yorumunu yaptıklarını da yazan gazeteler, ''Denktaş'ın bu kararı, prosedür açısından sorun yaratıyor. Çünkü Denktaş, Kıbrıslı Türklerin sahte parlamentosu tarafından müzakereci olarak seçilmiş bulunuyor. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın hangi sıfatla görüşmelere katılacağı bilinmiyor. Denktaş, Kıbrıs Türk toplumunun tarihi lideri olduğu gibi,Kıbrıslı Rumlar tarafından da müzakereci olarak kabul görüyor'' ifadesine yer verdi.

DENKTAŞ'IN KARARI RUM ULUSAL KONSEYİ'NDE GÖRÜŞÜLECEK

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yapılacak dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklaması, yarın toplanacak Rum Ulusal Konseyi'nde de değerlendirilecek.

Rum basını, Denktaş'ın gitmeme kararının ardından, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da kararını gözden geçirebileceğini bildirdi.

RUM BASINI: İSTİFA ETMİYOR, DÖRTLÜ KONFERANSA DA GİTMİYOR

Denktaş'ın istifa etmediğini, ancak dörtlü konferansa da gitmediğini yazan Rum basını, ''Denktaş'ın gitmemekle sürecin değerinidüşürdüğünü'' yazdı.

''Denktaş'tan çelme'' başlığını kullanan Fileleftheros gazetesi, ''Denktaş'ın açıklamasının çok yönlü olarak yorumlandığını ve tek boyutlu olarak göğüslenemeyeceğinin göründüğünü'' kaydetti.

Gazete, Denktaş'ın gitmeme kararını şöyle yorumladı:

1- Herkes, dörtlü konferansta olası bir nihai pazarlık olacağınıdüşünürken, o sorumluluğunu reddediyor.
2- Lüzern'de çözümün nihai metni şekillendirilecek. Denktaş orada olmak istemiyor.
3- Denktaş'ın yokluğu, plan aleyhine açıkça seferber olması için onu serbest bırakıyor.
4- Prosedürün değerini Mehmet Ali Talat-Serdar Denktaş'la azaltırken, kendisi Kıbrıs Türk tarafının lideri olarak kalacak.
5- P
azartesi günü Ankara'da yapılacak zirve öncesinde, tezlerinin tatmin edilmesini isteyerek, bu hareketiyle (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan'a şantaj yapıyor.

Arabulucuların bazılarının bu gelişmeyi daha önceden bildiğine işaret eden gazete, arabulucuların, bu gelişmenin, ''Denktaş'ın uzaklaştırılması için ilk adım olabileceğini'' düşündüklerini savundu.

''ŞOKE EDEN DUŞ''

Simerini gazetesi, ''Denktaş'tan şoke eden duş'' başlığıyla verdiği haberinde, Denktaş'ın bu hareketinin ilk bakışta, siyasi sahneyi altüst etmiş göründüğünü yazdı.

Gazete, Rum tarafını düşündüren konuları şöyle aktardı:

''Denktaş, şu ana kadar Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak görüldü. Dörtlü konferansa gitmemesi halinde iki toplum liderleri görüşmeyecek. Papadopulos, artık Denktaş'la, yani Kıbrıs Türk toplumu lideriyle değil, temsilcisiyle görüşecek. Bu bağlamda, başkanın kendisi mi görüşmelere katılacak, yoksa o da mı temsilci atayacak, Annan planına dair nihai anlaşmaya, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş lideri olarak görülen Denktaş atmazsa, kim imza atacak?''

Alithia gazetesi, ''Denktaş kaçıyor. Şimdi ilk söz Talat'ta'' başlığını kullanarak, gelişmenin

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a ''başrol'' verdiğini yazdı.

Gazete, Denktaş'ın gitmeme kararının öğrenilmesinden önce, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kiren Prendergast'ın, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüşmesi sırasında, ''Denktaş'ın uzaklaşmasının prosedür için bir hediye olacağına'' değinildiğini iddia etti.

Mahi, ''Denktaş'ın şantajcı manevrası'', Politis, ''Son dakika provokasyon'', Haravgi gazetesi de ''Denktaş Türkiye'den destek istiyor'' başlıklarını kullandı.

KKTC BASINI

Kıbrıs Türk gazeteleri de Denktaş'ın dörtlü konferans katılmama kararını birinci sayfalarından okurlarına duyurdu.

Yeni Düzen gazetesi, ''Gitmiyor''; Kıbrıs gazetesi, ''Denktaş İsviçre'ye gitmiyor''; Halkın Sesi, ''Denktaş İsviçre zirvesine gitmiyor''; Afrika, ''Son bombasını patlattı''; Volkan, ''Denktaş Cenevre'de yok''; Birlik, ''Denktaş'tan tarihi karar''; Vatan, ''Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz'', Ortam gazetesi, ''(Gitmem) dedi'' başlıklarını kullandı.

(aa)

HURRIYET 18/03/2004

Denktaş gitmiyor, şimdi ne olacak?

İsmet Berkan

18/03/2004 RADIKAL

Son günlerde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş sık sık 'Çekilmek'ten, 'Hayır kampanyasına katılmak'tan söz ediyordu. Son birkaç gündür Denktaş'ın önümüzdeki hafta İsviçre'de yapılması beklenen dörtlü görüşmelere katılmayacağı yönünde de açık işaretler geliyordu. Nihayet beklenen
'kısmen' oldu ve Denktaş dün İsviçre'ye gitmeyeceğini açıkladı.
Önce 'müzakere'lerden başlayalım. 'Müzakere' kelimesini boşuna tırnak içine almadım, çünkü esasen ortada gerçek bir müzakere falan yokt
u; herhalde bundan sonra da olmayacak.
Yalnız bu sefer roller bir ölçüde değişmişti. Benim edindiğim izlenim bu kez masada daha yapıcı olmaya çalışan tarafın Türk tarafı, yani Rauf Denktaş olduğu yönündeydi. Buna karşılık Rum tarafı son derece sert bir tu
tumla masaya oturdu ve bugüne kadar herhangi bir müzakere yapılmamasını da onlar sağladı; çünkü tutumlarını milim değiştirmedi Rumlar.
Adada bir türlü al-ver sürecine de geçilemedi, çünkü Rum lider Papadopulos,
"Bir şey almayacağım ki, vereyim" dedi. Oys
a haksızlık yapıyordu, Türk tarafı toprak konusu dahil her şeyi konuşmaya açıktı. (Türk tarafının
'vazgeçilmezler' olarak sınıfladığı konulardan biri iki kesimlilik. Kuzeye geçecek Rum nüfusu yüzde 21'den daha aşağı çekmek için toprak tavizine hazırdı Den
ktaş, en azından bunu konuşmaya hazırdı ama şu ana kadar bu konuşma yapılamadı.)
Bu ortamda Denktaş müzakere masasında hiçbir şey elde edilmemesinden hareketle, 20 Nisan'da yapılacak referandumda Türk tarafından hayır oyu çıkması için mücadeleye başlamakt
an söz etmeye başladı. Bunun gerçek mi, yoksa Denktaş'ın müzakere pozisyonu mu olduğunu kestirmek o kadar da zor değil. Bu müzakere pozisyonu değil, çünkü masada bunu duymaktan en çok hoşlanacak kişi Rum lider Papadopulos olacaktır. O yüzden Denktaş aslında Ankara'yı tehdit ediyor, 'Çekilirim' silahı Ankara'ya karşı kullanılan bir silah.
Aslında Ankara, Kıbrıs konusunda Kofi Annan'a verilen taahhütleri yerine getirme kararlılığını sergilediği sürece Denktaş'ın görüşmecilikten çekilmesi ve 'Hayır' bayrağını
açması bence çok da büyük bir fark yaratmaz.
Çünkü Kıbrıslı seçmenlerin Türkiyeli seçmenlere göre bir temel farkı var: Neye göre oy vereceklerini çok iyi biliyorlar. Kıbrıs'ta oyların rengi ancak Kofi Annan'ın planının son halinin açıklanacağı 9-10 Nisan
günleri belli olur.
Dolayısıyla Denktaş da eğer hayır kampanyası açacaksa 10 Nisan'dan sonra, referanduma 9 gün kala açacaktır, daha önce değil.
Ancak öte yandan Denktaş'ın da bir politikacı olduğunu unutmamak gerekir. Eğer referandumdan evet oyu çıkacağı ayan beyan açıksa, Denktaş'ın buna rağmen hayır kampanyası yürütmesi pek de akıllıca olmayabilir.
Rum tarafından referandumda hayır, Türk tarafından evet çıkarsa Kıbrıs'ta yeni bir sayfa açılacak, yeni bir uluslararası oyun başlayacak. Bu yeni oyunda,
halkının çoğunluğuyla birlikte hareket etmiş bir KKTC Cumhurbaşkanı'nın gücü, halkının çoğunluğuyla ters düşmüş bir cumhurbaşkanına göre kuşkusuz daha yüksek olacaktır. Ve böyle bir sonuç doğması halinde Denktaş'ın o güce gerçekten ihtiyacı olacaktır.
Çün
kü anlaşmaya Türk tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi halinde KKTC'nin uluslararası alanda tanınması dahil pek çok şey söz konusu olabilecek. Rumların adanın tamamını değil sadece kendilerine ait bölümünü temsilen referandumda oy verdikleri tescillenmiş olacak

Denktaş gitmiyor

KKTC lideri Denktaş, Ankara'ya bilgi vermeden İsviçre'deki dörtlü zirveye gitmesinin bir anlamı olmadığını açıkladı. Türk tarafını Talat temsil edecek

18/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümü için adadaki görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla 24 Mart'ta İsviçre'nin Zürih kenti yakınındaki Lucerne kasabasında başlaması beklenen dörtlü görüşmelere gitmeyeceğini açıkladı. Görüşmelere KKTC hükümetinin katılacağını duyuran Denktaş, "Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz" dedi. KKTC lideri, "Anlaşma sağlanması ihtimali olmadığını da gördüğüm için İsviçre'ye
gitmem halkıma yanlış intiba verecektir" ifadelerini kul
landı.

AB bizi aldatıyor
Türkiye'ye verdikleri sözü yerine getirdikleri, New York'ta varılan mutabakata uyduklarını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, "Türkiye ile işbirliği içinde olmazsa olmazlarımızı hafifleterek dile getirdik. Bunlar makul taleplerdi. Buna rağmen Rum tarafının açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördük" diye konuştu. Dün alt komitelerde yürütülen çalışmaları incelediklerinde Türk tarafının büyük çıkmaza sokulmak istendiğini gördüklerini söyleyen Denktaş, şöyle dedi: "Komitede,
ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir, esas konularda anlaşmazlıklar
vardır. Ama bunlar bize, siyasi makama getirilmemiştir. Bunlar da Annan'ın önüne taşınacaktır. O da tabii 'böyle olsun şöyle olsun' diye büyük bir emrivaki ile karşı karşıya bırakacaktır."
AB'yi de Türk tarafına tanıması gereken derogasyonlar (istisnalar) konusunda eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı şu ifadeleri kullandı: "Evvela aldatıcı idiler, şimdi karar merciine gelince derogasyonların olamayacağını
anlatmaktadırlar. Bize bütü
n Kıbrıs'ın AB'ye katılımı tamamlanmıştır diyorlar. Bu gerçekler karşısında benim İsviçre'ye gitmem doğru olmaz. Gerçekleri söylemeye devam etmem için daha serbest kalmam lazım" Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Karamanlis'i göndermeyerek seviyeyi düşürdüğünü hatırlan Denktaş "Bu nedenle benim gitmem gerekmiyor" diye konuştu.

Olmazsa olmazlar...
Türkiye ile olmazsa olmazlar konusunda anlaştıklarını belirten Denktaş,
"Bunları görüşmeye devam ediyoruz ama olmazsa olmazlar olmazsa hiçbir şey olmaz diye halkımıza açıkça söylüyoruz. Bizi aldatmalarına, kedi-fare gibi oynamalarına müsaade etmeyelim" ifadelerini kullandı. Türkiye ile birlikte açıkça ortaya koyduklarını söyleyen Denktaş, "Olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonu gelmez. KKTC, Türkiye ile birlikte y
ine ABnin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama bize gelip 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir, yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur" diye konuştu.

'Çekilmiyorum'
Denktaş, açıklamasının 'görüşmelerden çekiliyor' anlamına gelmediğini sözlerine ekledi.

Kıbrıs örnek alınamaz mı?

Arap liderler Ortadoğu sorununun çözümü için tıpkı Kıbrıs'ta olduğu gibi BM'nin hakemliğine gidilmesini istemeli. Çünkü Ortadoğu'da da çözüm için uluslararası irade lazım

18/03/2004 (312 defa okundu)

HAYRULLAH HAYRULLAH
1974 yılından bu yana bölünmüş vaziyetteki Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için yapılan görüşmeler çıkmaza girdi. Tarihi 20 Nisan olarak belirlenen adanın iki yakasındaki referandumların görüşmelerin karşılaştığı engellerin aşılmasına yol açacağı, Rum ve Türk taraflarının adanın yeniden birleştirilmesine onay vereceği tahmin ediliyor. Kıbrıslı Türkler adanın yeniden birleştirilmesine 'Evet' deme fırsatını kesinlikle kaçırmazlar. Zira aksi takdirde sadece Rum tarafı 1 Mayıs'tan itibaren AB'ye katılacak. Türkiye de kendisini adanın birleştirilmesini engelleyenleri desteklemekle suçlayacak AB ile müzakerelerde zorluklarla mücadele edecek.
Peki tüm bunların a
nlamı ne? Şu: Ortada etkin uluslararası bir irade varsa BM'nin koyduğu esaslar üzerinden bölgesel çekişmeleri çözme imkânı var.
Türkiye, hükümetini görüşmelerindeki tutumu dolayısıyla eleştirmek için Ankara'ya gitmişti, ancak hamlesi yeterli dinleyici bul
amadı. Türk hükümeti Kıbrıslı Türklerin birleşme yönünde oy kullanmasının kendi çıkarına olacağını anlamış bulunuyor. Kıbrıslı Türklerin ekseriyetinin, dünyaya açılan tek kapılarının Türkiye olduğu 30 yıllık tecrit sonrası kendilerini Rumlardan ayıran engellerin kalkmasını istediği biliniyor.
Şayet bir sürpriz yaşanmaz ve Denktaş Kuzey Kıbrıs'ta referandumu iptal ettirmek için bir vesile bulmazsa 20 Nisan günü adada ulusal bayram olacak. Böylesi bir sürprizin yaşanması Kıbrıs'ta çözümün kolaylaşmasının Ank
ara'nın çıkarına olacağı yönündeki eğiliminin gölgesinde uzak bir ihtimal.
O halde tarihi Kıbrıs sorununun iki katı olan Ortadoğu sorununa çözüm bulmak isteniyorsa niçin mesela Kıbrıs örnek olarak alınmıyor? Daha açık bir ifadeyle Filistinliler ile İsrail
liler arasında barışı gerçekleştirme ve İsrail'in Suriye topraklarını işgalini bitirme yönünde uluslararası bir irade olduğu takdirde hiçbir taraf çözümün kazanımlarından kaçamaz kesinlikle. Son yılların deneyimi, Filistinlilerin ve İsraillilerin çözüm için destek alınabilecek bir formülün varlığına rağmen barışı gerçekleştirmeye kadir olmadıklarını gösterdi. Bu barışı, 1993'teki Oslo anlaşmasının imzalanmasıyla başlayan ve 2001 yılı ocak ayındaki Taba zirvesinde son bulan doğal süreç içerisinde yer almış 'Cenevre Sözleşmesi' geçerli kılmakta. 2000 yılı temmuzunda Clinton, Arafat ve Barak arasında gerçekleştirilen Camp David zirvesinin tamamlayıcısı olan Taba'daki görüşmeler askıdaki sorunların yüzde 90'ını çözmüştü. Cenevre Sözleşmesi uluslararası eğilimin varlığını şart koşan nihai çözüme ulaşma imkânı olduğunu ispatlamak için devreye sokuldu. Bu sözleşme, Şaron'u, '3.5 milyon Filistinliyi işgal altında tutma' düşüncesinin İsrail, Filistinliler ve İsrail ekonomisi için kötü bir düşünce olduğunun ve 3.5 milyon Filistinli üzerinde kontrol kurmanın sonsuza kadar süremeyeceğinin anlaşılmasının sonucuydu.
Oysa şimdi Şaron, Filistin tarafıyla irtibatı koparacağının müjdesini veriyor. Bu durum, Arapların çözüme ulaşmak amacıyla tüm dünyaya çağrı yapması için yarar
lı olabilir.
Bu çözüm, BM'nin uluslararası meşruiyet şartıyla bağlantılı olarak gelse dahi...
Arapların talebi, uluslararası hukuka bağlılık olduğu müddetçe buna şart da denemez. Belki de Arap Birliği, bu bağlamda cesur bir adım atmak için imkân sağlayab
ilir.
Arap liderlerin atmaları gerekli cesur adımı çok iyi araştırmaları kaçınılmaz. Mücadele ettikleri sorunlar özellikle de yeni muhafazakârların bölgeyle ilgili planlarını uygulamak için Şaron'un yerine Netanyahu'yu getirmeyi vazife bildiği ABD yönetim
inin gölgesinde hayli çok ve çeşitli. Netanyahu'nun aklı 'Büyük Ortadoğu Projesi'yle Şaron'un aklından daha fazla uyum içinde. Sonuncusunun Amerikalı yetkililerle fazla alışverişi yok. Onun Amerikalılardan
bütün istediği, ABD'nin bölgedeki projelerini göz
ardı edip Batı Şeria ve Golan'daki Arap topraklarını işgalini derinleştirmeyi hedefleyen adımlarını desteklemesi.
İnsanın Şaron'un Netanyahu'dan daha tehlikeli olup olmadığını belirleme noktasında kafası karışıyor doğrusu. Fakat kafa karışıklığının da be
lirli bir sınırda durması ve İsrail politikasının bütün suçlamaları Araplara yöneltmek ve dünya kamuoyunu onlara karşı kışkırtmasının önüne geçilmesi gerekmekte. Arap tarafı, işaretleri belirmeye başlayan Kıbrıs'taki çözümün, uluslararası irade sağlandığı zaman sorun olmaktan çıktığını ifade edebilir. Ayrıca istedikleri tek şeyin uluslararası meşruiyetteki hakemlik olduğunu ve adı BM olan bağımsız bir hükmü kabul etmeye hazır olduklarını belirtebilirler. (Lübnan gazetesi El Müstakbel, 15 Mart 2004)

RADIKAL 18/03/2004

Denktaş İsviçre’ye gitmiyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde adada yapılan görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, düzenlediği basın toplantısında, bir milletin geleceğinin bu kadar aceleye getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, emrivakilerle karşı karşıya getirilmek istendiklerini kaydetti.

Görüşmelerde Rumların açılım yapmadığını, Yunanistan'ın da dörtlü görüşmelerden başarı çıkacağına inanmadığı için Başbakan Kostas Karamanlis'i İsviçre'ye göndermediğini belirten Denktaş, bu gelişmeler karşısında İsviçre'ye gitmesinin doğru olmayacağını söyledi.

KKTC hükümetinin İsviçre'ye gideceğini bildiren Denktaş, ''Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz'' dedi.

Denktaş, olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonunun gelmeyeceğini dile getirerek, ''KKTC, Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama bize gelirde 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur'' diye konuştu.

''İSVİÇRE'YE GİTMEM, HALKIMA YANLIŞ BİR İNTİBA VERECEKTİ''

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir ilerleme olmadığını belirterek, bu durumda İsviçre'ye gitmesinin, halkta yanlış

intiba uyandıracağını söyledi.

Düzenlediği basın toplantısında, dörtlü konferans için İsviçre'ye gidip gitmeyeği konusunun Türkiye'de tartışma konusu olduğunu ifade eden Denktaş, ''Dolayısıyla bu tartışmayı önlemek için ve artık buna son vermek için, sorulan sorulara doğruyu söyleyerek cevap verdim'' dedi.

Bütün bunlara rağmen Rumların herhangi bir açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördüklerini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

''Bugün komitelerde yapılan çalışmaları inceledik ve gördük ki, büyük bir çıkmaz içerisine sokulmaktayız. Komiterde, ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir, komite üyelerimizle Rum üyeler arasında esas konularda anlaşmazlıklar vardır. Ama bunlar bize, siyasi makama getirilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar da Annan'ın önüne taşınacaktır. O da tabii 'böyle olsun şöyle olsun' diye büyük bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılacağız.''

''EMRİVAKİ İLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILMAK İSTENİYORUZ''

Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yapılan görüşmelerde bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılmak istendiklerini belirterek, ''Bir milletin iradesi, geleceği bu şekilde, bu kadar acele ve bu kadar dağınık bir şekilde yürütülemez. İnsaflı olmalarını istiyoruz'' dedi.

Denktaş, düzenlediği basın toplantısında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerini bir emrivaki ile karşı karşıya getirmek istediğinin altının çizerek, ''İyi niyet görevini insaflı bir formasyona sokmalarını istiyoruz'' diye konuştu.

Avrupa Birliği'nden (AB) derogasyonlar (ayrıcalıklar) konusunda daha önce, ''olabilir, bakabiliriz'' yönünde sözler duyduklarını, şimdi ise konu karar merciine geldiğinde bunun olamayacağının anlaşıldığını kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

''Hatta bize, 'Kıbrıs'ın AB'ye katılımı tamamlanmıştır' diyorlar. Kıbrıs'ın, bütün Kıbrıs'ın. Dolayısıyla yapılacak fazla bir şey yoktur. Bu gerçekler karşısında Cenevre'ye veyahut İsviçre'ye gitmem doğru olmazdı. Halkıma gerçekleri söylemeye devam etmek için daha serbest kalmam lazımdır.''

Hükümetin İsviçre'de ne yapacağını göreceklerini ifade eden Denktaş, Yunanistan'ın, konferanstan bir sonuç çıkmayacağı kanısıyla Başbakan Kostas Karamanlis'i dörtlü konferansa göndermediğini ve bu safhada görüşmelerin seviyesinin düşürüldüğüne işaret ederek, ''Bu nedenle de benim gitmem gerekmiyor diyorum'' dedi.

“HALK BÜTÜN OLARAK KADERİNİ TAYİN EDECEK''

Halkın ikiye bölünmesinin, ''referanduma gidelim mi gitmeyelim mi, evet mi diyelim hayır mı diyelim'' tartışmalarının çok yanlış olduğunu belirten Denktaş, şöyle konuştu:

''Çünkü bu halk bir bütün olarak kaderini tayin edecektir. Ve bu halk, bu devleti meydana getirmiş olan kahraman, güvenilir, aklı başında bir halktır. Buna güveniyoruz. Ama gerçekleri bilmesi lazımdır. Dolayısıyla Türkiye ile birlikte olmazsa olmazlarımız konusunda zaten anlaşmış bulunuyoruz. Buradaki hükümetimiz de olmazsa olmazları kabul etmiş bulunmaktadır. Bunları halkımıza birlikte açıkça söyleyelim, biz bu görüşmelere devam ediyoruz ama olmazsa olmazlar olmazsa hiçbir şey olmaz. Artık dünyaya da ne istediğimizi açıkça söyleyelim. Bizi aldatmalarına, kedi fareyle oynar gibi oynamalarına müsaade etmeyelim. Çünkü vaziyet budur. Rum sahte bir Kıbrıs hükümeti unvanı altında AB yoluyla Kıbrıs'a sahip çıkma oyununu tamamlamak

üzere yoluna devam ediyor. Biz de sanki bunlarla bu çerçeve anlaşma olabilirmiş gibi, 'şurasını değiştirsek burasına baksak' diye vakit harcıyoruz. Bunu da Rumlar lehlerine kullanmaktadırlar.''

HALKIN SESI 18/03/2004

Denktaş, Prendergast ve De Soto ile

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’yu birlikte kabul etti.

Saat 19:30’da başlayan görüşmeye Başbakan Mehmet Ali Talat da katıldı. Dışişleri Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise görüşmenin başına katılamadı.

Önceki gün açıklanan programa göre Denktaş 19:30’da De Soto’yu kabul edecek, 20:00’de de Prendergast’la yemekte bir araya gelecekti. Ancak saat 19:30’da sadece De Soto beklenirken, görüşmeye Kieran Prendergast’la birlikte geldikleri görüldü.

Kieran Prendergast, arabasından inerken gazetecilerin “Denktaş 4’lü görüşmeye katılmayacağını açıkladı” şeklindeki sorusu üzerine, “Görüşeceğiz” diyerek yanıtladı. Toplantıdan sonra yemeğe geçilirken, Cumhurbaşkanı Denktaş basına açıklama yapılmayacağı belirtildi.

PAPADOPULOS RUM MEDYASINI ELEŞTİRDİ

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos dün saat 11.30’da, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto eşliğindeki BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast’la bir araya geldi. Yaklaşık 50 dakika süren görüşmede De Soto’nun pazartesi günü Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’a verdiği belgenin görüşüldüğü bildirildi.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos, Rum Başkanlık Köşkü’nden çıkarken Rum gazetecilerin Prendergast’la görüşmesi sırasında De Soto’nun belgesine yanıt verilip verilmediği sorusuna karşılık “hangi cevap?” sorusuyla karşılık verdi ve müzakerelerin devam etmekte olduğunu söyledi.

Papadopulos, BM temsilcileriyle bundan sonraki görüşmesinin yarın olacağını açıkladı.

Prendergast ise görüşmeyle ilgili açıklama yapmaktan kaçındı ve yarın adadan ayrılışı sırasında Larnaka Havaalanı’nda açıklama yapacağını söyledi.

"SADECE BASINDA SORUN VAR"

Rum radyosu, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un bu görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, De Soto’nun belgesinin dengesiz olduğuna ilişkin söylenenlerin temelsiz ve faydasız olduğunu söyledi. De Soto’nun iki tarafa verdiği şeyin, belge veya öneri olmadığını, gündemi teşkil ettiğini söyleyen Papadopulos, De Soto’yla daha önceden, Rum tarafının istemesi halinde başka konular da gündeme getirebileceği konusunda uzlaştıklarını açıkladı. Papadopulos, “Sadece basında sorun var” diyerek Rum medyasını eleştirdi.

Rum radyosu ayrıca Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun bu sabah yaptığı açıklamada, De Soto’nun belgesini inceleyen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un yanıt vermeye hazır olduğunu belirttiğini haber verdi. .

“PAPADOPULOSUN YANITI AYRINTILI VE İKNA EDİCİ”

“De Soto’nun belgesinin dengesiz olması nedeniyle Papadopulos’un katı olup olmayacağının” sorulması üzerine “Çok ayrıntılı ve çok ikna edici olacak” yanıtını veren Yakovu, “Başkan, De Soto’nun belgesinde yer alan her noktayla ilgili Rum tarafının tezlerini ayrıntılı şekilde ortaya koyacak” dedi.

Yakovu, De Soto’nun belgesi nedeniyle Rum tarafında yoğun bir hoşnutsuzluk bulunduğuna ilişkin haberleri benimsemekten kaçındı, ancak belgenin üslubunun haklı soru işaretleri yarattığını söyledi. Yorgo Yakovu; De Soto’nun belgesinin başlıklar altında, ayrıntılara yer verilmeyen çeşitli maddeler içeriyor olmasının soru işaretleri yarattığını, Rum Yönetimi Başkanının da bunlarla ilgili izahatlar isteyeceğini anlattı.

HALKIN SESI 18/03/2004

Halkoylaması Yasa Tasarısı hazır

Kıbrıs sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planı temelinde sürdürülen görüşmeler süreci sonunda 20 Nisan Salı günü yapılacak referandum için hazırlanan yasa tasarısı Resmi Gazete’de yayımlandı ve halkın bilgisine sunuldu.

Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı, 5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın halkoylamasına ilişkin kuralları düzenlemesine karşın, gerek halkoylamasının yapılacağı tarihin belirlenmesi, gerek diğer süreler açısından uygulanırlığı zor kıldığı için hazırlandı.

Tasarıyla ilgili görüş ve önerilerin 20 gün içinde yazılı olarak Meclis Başkanlığı’na iletilmesi gerekiyor.

Tasarının genel gerekçesinde, özel bir durum içeren halkoylamasının özel kurallar içeren ayrı bir yasada düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtildi.

OY PUSULALARI NASIL OLACAK?

Halkoylamasında her seçmene bir oy pusulası verilecek. Oy pusulasında beyaz semin üzerinde siyah yazıyla bir “EVET” bir de siyah zemin üzerine beyaz yazıyla “HAYIR” yazıları bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler Bakanlar Kurulu’nun alacağı bir kararla belirlenecek.

İşte yasa tasarısının orjinal şekli

Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar:

Kısa İsim Bu Yasa, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin halk oylaması (özel ve geçici kurallar) Yasası olarak isimlendirilir.

Yasanın Amacı 2. Bu Yasanın amacı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaşma temelini oluşturan, ekleri ile birlikte Kuruluş Anlaşmasının ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne katılımının halk oylamasına sunulmasını sağlamaktadır.

Halk oylamasında

Oy verme günü

3. Halk oylaması, Seçim ve Halk Oylaması Yasası’nın 11’inci maddesinin 4’üncü fıkrasının oy verme gününe ilişkin kuralları ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Adına Yabancı Devletlerle Veya Uluslar Arası Kurluşlarla Yapılacak Antlaşmaların Halk Oylamasına Sunulması (Geçici Hükümler) Yasası kurallarına bakılmaksızın 20 Nisan 2004 tarihinde Salı günü yapılır.

Halkoylamasında uygulanacak kurallar

4. Bu yasa amaçları doğrultusunda yapılacak halkoylaması, bu yasada öngörülen özel kurallara bağlı olarak yapılır ve Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın halkoylamasına ilişkin 94’üncü maddesinni (1)’inci fıkra kuralları dışındaki kuralları , 99’uncu, 111’inci, 131’ibnci, 133’üncü, 134’üncü, 140’ıncı, ve 141’inci maddelerinin bu yasada öngörülen kurallarla çelişmeyen kuralları ile adı geçen yasanın seçimlere ilişkin genel kuralları, seçmen kütükleri, propaganda gibi seçim öncesi işlere seçim gününe, sandık başı işlere, oy vermeye, oyların sayım ve dükümüne ve seçim sonrası işlere ilişkin tüm kuralları da uygulanır.

Halkoylamasına katılabilecekler

5. Bu yasa uyarınca yapılacak halkoylamasında son milletvekilliği seçmen kütüklerinde seçmen olarak kayıtlı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları oy kullanabilirler.

Ancak kütükler, son milletvekilliği seçiminden sonraki süreç içersinde yurttaşlık hakkını kaybeden kişilerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğine haiz yeni kazanılan yurttaşlar ile 18 yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliğini kazananların kütüklere eklenmesiyle güncelleştirilir.

Seçim kurallarının Seçim ve Halkoylaması Yasası kapsamında oy verebilecekkişileriş belirleme yetkisi saklıdır.

Oy pusulasının düzenlenmesi

6. (1)Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın halkoylamasında kullanılacak oy pusulalarına ilişkin 94’üncü maddesinin (1)’inci fıkra kuralları, bu yasa kapsamında yapılacak halkoylamasında uygulanmaz ve pusulalar aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenir. Ayrıca adı geçen yasanın pusulalara ilişkin maddeleri ile 94’üncü madde ile ilişkilendirilmiş diğer maddeleri de bu maddeye uygun şekilde yorumlanır ve uygulanır.

(1) Halkoylamasında her seçmene bir oy pusulası verilir. Oy pusulasında beyaz zemin üzerinde siyah yazı ile bir EVET, ve bir de siyah zemin üzerinde beyaz yazı ile HAYIR kelimeleri bulunur.

Pusulada yer alacak diğer ifadeler Bakanlar Kurulu’nun alacağı bir kararla belirlenir.

Bu kelimeler seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarla olur.

Sürelerin kısaltılması

7. Yüksek Seçim, Kurulu Seçim ve Halkoylaması Yasası’nda, seçmen kartlarının düzenlenmesi için öngörülen süreler ile diğer işlemler için öngörülen süreleri, halkoylamasının, bu yasada belirlenen tarihte yapılabilmesi yönünde kısaltmaya yetkilidir.

Halkoylaması sonucu

8. Seçim ve Halkoylaması Yasası’na uygun olarak Yüksek Seçim Kurulu’nca saptanan ve ilan edilen halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyların yarısından bir fazlasının EVET oyu kullanmış olması halinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ekleri ile birlikte kuruluş anlaşması ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılır.

Yürütme yetkisi

9. Bu yasa Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

Yürürlüğe giriş

10. Bu yasa Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten başlayarak yürürlüğe girer.

HALKIN SESI 18/03/2004

Verheugen ‘endişeniz olmasın’ dedi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmada Kıbrıs Türk halkının haklarını korumak için istenen ayrıklıkların (derogasyon) Avrupa Birliği tarafından birincil hukuk olarak kabul edileceği konusunda AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’den teyit aldığını açıkladı.

Başbakan Talat, Verheugen’in önceki gün kendisini telefonla aradığını ve istenen ayrıklıkların fazla olmaması koşuluyla özellikle Kıbrıs Türk halkının kimliğini korumak için istenenleri kabul edeceklerinden endişe duyulmamasını söylediğini bildirdi.

Talat, Kıbrıs Türk halkının gönül rahatlığıyla “evet” diyeceği bir anlaşma için çalıştıklarını belirterek, bu süreçte Kıbrıs Türkü’nün geleceğine, güvenlik, siyasal eşitlik ve rehabilitasyonuna önem verdiklerini söyledi.

Başbakan Talat önceki akşam BRT televizyonunda canlı yayımlanan Akis programının konuğu oldu ve Mete Tümerkan’ın sorularını yanıtladı.

“YENİ YÖNTEM DAHA İYİ VE YARARLI”

“Görüşmelerde neler oluyor” sorusuna sadece yöntem değişikliği olduğunu, zamanın daraldığını gören BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’nun al-ver sürecine geçmek istediğini ve taraflarla ayrı görüşmeler başlattığını kaydeden Talat, bu yöntemin daha iyi ve yararlı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Talat, Rum tarafında bir öfke ve sorun olduğunu algıladıklarını, De Soto’nun dün bu yüzden görüşme yapmamış olabileceğini belirterek, Türk tarafındaki sorunun ise hazırlanan kurucu devlet anayasası taslağının cumhurbaşkanınca sunulmaması olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanını şu ana kadar ikna edemediklerini belirten Talat, ancak dün görüşme olmamasının bundan kaynaklanmadığını bildirdi.

BM’nin ciddi hazırlıklar ve temaslar yaptığını belirten Talat, yüzyüze görüşmeler sırasında ekibe kağıtlar hazırlayan bir ekip olduğunu, bu ekibin çok yoğun çalıştığını ama artık kağıt hazırlama değil, al-ver sürecinin başlayacağını anlattı.

Başbakan Talat, bugüne dek zaman zaman yaşanan uyumsuzlukların aşıldığını ve bugünlere gelindiğini, zaman zaman kendisinin, zaman zaman cumhurbaşkanının çok duyarlı olduğu konuların masaya getirildiğini, aslında bugüne dek görüşmelerin fena gitmediğini söyledi.

Türk tarafının anayasa taslağını vermemesi üzerine Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un da taslağı vermediğini hatırlatan Talat, BM tutumunda esnemeze taslak anayasa konulacağını, eğer bu istenmiyorsa Türk tarafının hazırladığı taslağın verilmesi gerektiğini, cumhurbaşkanının kaygılarına katılmadığını ifade etti.

“POZİYONLAR TEKRARLANDI”

Başbakan Mehmet Ali Talat, bugüne kadarki görüşme sürecine yukarıdan baktığında “tarafların pozisyonlarını tekrarlamasından başka birşey görmediğini, bunun doğal olduğunu, tarafların bunu yapmasından sonra adım atılabileceğini” söyledi. Tarafların karşı karşıya oturduğu masada fazla bir ilerleme olmadığını ama BM’yle arka planda yapılan yüzlerce görüşme olduğunu, hem kendisinin, hem Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın hem de Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ile Washington Temsilcisi Osman Ertuğ’un temaslar yaptığını, komisyonların çalıştığını, bunun yüzyüze görüşmeden daha etkili olduğunu anlattı.

Talat, Yunanistan’ın “Kıbrıs Rum tarafı karar versin biz destekleriz” politikasıyla elini taşın altına koymak istemediğini belirtti ve bunun çok eski bir politika olduğunu hatırlattı.

Ankara’dan resmi bir ziyaret daveti almadıklarını ancak dörtlü zirve öncesi bir değerlendirmenin çok yararlı olacağını belirten Başbakan Talat, Türkiye’yle şu anda bir sıkıntı olmadığını ama son günlere geldikçe sorun yaşanabileceğini ifade etti.

Bulunacak bir çözümü fiilen yaşayacak olanların Kıbrıs Türkleri ve Rumları olduğunu kaydeden Başbakan Mehmet Ali Talat, politikacıların hassasiyetlerinin de bundan dolayı farklı olduğunu söyledi.

“EN ÖNEM VERDİĞİM ŞEY”

Kıbrıs Türk halkının gönül rahatlığıyla evet diyeceği bir anlaşma ortaya çıkarmak için uğraştıklarını belirten ve “Benim için en önemli şey Kıbrıs Türkü’nün uzun geleceğidir. Yakın, günlük sıkıntıları tolere etmek daha kolaydır” diyen Talat, en çok önem verdiği konuların “güvenlik, siyasal eşitlik ve rehabilitasyon” olduğunu açıkladı.

Görüşmeci ekipte AB’yle yıllardır teması olan kişinin sadece kendisi olduğuna işaret eden Talat, bugüne dek 100’e yakın AB yetkilisiyle görüştüğünü ve “siz nasıl anlaşırsanız anlaşın, biz öyle kabul edeceğiz” dediklerini belirterek, ancak son zamanlarda AB yetkililerinin “sürekli ayrıklık olmaz” diyerek ayrıklıklar (derogasyon) konusundaki tutum değişikliğinin kendisine hayal kırıklığı yaşattığını, bunu De Soto’yla da konuştuğunu anlattı.

“CUMHURBAŞKANI AŞIRI FAZLA KONUŞUYOR”

Cumhurbaşkanının onaylamadığı şekilde aşırı fazla konuştuğunu belirten Talat, bu konuşmaların ret cephesini etkilediğini belirtti. Cumhurbaşkanının görüşmelerden çekilmesinin Rumların 1 Mayıs’ı çözümsüz yakalaması anlamına geleceğini kaydeden Talat, “illa ki her çözümü kabul edeceğiz, Annan Planı kötüleşirse de kabul ederiz” demediğini ama bugünkü şartların 1 Mayıs’tan sonra olmayacağını anlattı.

“PAPADOPULOS’A KOZ VERİR”

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un masaya iyi niyetle gelmediğini gördüğünü, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın çekilmesinin Papadopulos’a büyük koz vereceğini ve “cumhurbaşkanının böyle bir sorumsuzluk göstermeyeceğine” inandığını söyledi.

Metin bitmeden referandum konusunda tavır konulamayacağını belirten Talat, mal-mülk konularında çok kapsamlı bir önerileri olduğunu, bu kabul edilirse belirsizliklerden kurtulunacağını, bugüne dek Rumlarla birkaç konu hariç anlaşmaya varamadıklarını ama BM yetkililerine haklı gerekçelerini anlatmalarının önemli olduğunu, belki de Rumların buna öfke duyduğunu kaydetti.

"1 MAYIS’TAN SONRA BU NOKTADA OLUNMAZ"

Başbakan Talat, 1 Mayıs’tan sonra bir müzakere süreci başlatılırsa bugünkü noktada olunamayacağını belirtti.

Talat, referandumda oy kullanacaklar konusunda Rumlarla tartışma yapmayacaklarını, seçmen listesindeki seçmenlerin oy kullanacağını belirtti.

HALKIN SESI 18/03/2004

Gitmiyor!..

DÜN SABAH... Başbakan Talat: “Cumhurbaşkanı söylüyor ama, görüşmelerin bu aşamasında böyle bir hareket çok yanlış olur. Çok yanlış bir şeyi yapabileceğini düşünmek istemiyorum. Onun için şu an itibarıyle söyledikleri ordadır ama ben olmaması gerektiğine inanıyorum ve yapamaz diye düşünüyorum.”

DÜN ÖĞLE... TC Dışişleri: “Kıbrıs müzakerelerinde bir sonraki aşama olan dörtlü konferans 24 Mart’ta başlayacak.. Rauf Denktaş’ın görüşmelerden çekileceğine yönelik bizde bir bildirim yok”

DÜN AKŞAM... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla İsviçre'de yapılması beklenen dörtlü koferansa katılmayacağını ilk olarak TRT2 televizyonuna canlı yayında yaptı.

DÜN GECE... Cumhurbaşkanı Denktaş ikinci açıklamayı Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında yaptı... Denktaş, “Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz” dedi.

İlk açıklama TRT 2’ye!..

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla İsviçre'de yapılması beklenen dörtlü koferansa katılmayacağını ilk olarak TRT2 televizyonuna canlı yayında yaptı. Cumhurbaşkanı Denktaş, TRT2 televizyonuna canlı yayında yaptığı açıklamada, İsviçre'ye kendisinin gitmeyeceğini, hükümetin gideceğini söyledi. Dörtlü konferansta Rumların tutumu nedeniyle bir şeyin değişeceğine inanmadığını belirten Denktaş, hükümetin değişiklik olması için çalışacağını kaydetti. Olumlu değişiklik olursa hükümetle birlikte halka iyi şeyler olduğunu söyleyeceğini ifade eden Denktaş, ''Hiçbir şey değişmemişse de bunu yine söyleyeceğim. Ama ben değişeceğini tahmin etmiyorum. Dolayısıyla ben İsviçre'ye gitmeyeceğim'' dedi.

Denktaş’tan ikinci açıklama Saray’da!..

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde adada yapılan görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için İsviçre’ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, bir milletin geleceğinin bu kadar aceleye getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, emrivakilerle karşı karşıya getirilmek istendiklerini kaydetti.

Görüşmelerde Rumların açılım yapmadığını, Yunanistan’ın da dörtlü görüşmelerden başarı çıkacağına inanmadığı için Başbakan Kostas Karamanlis’i İsviçre’ye göndermediğini belirten Denktaş, bu gelişmeler karşısında İsviçre’ye gitmesinin doğru olmayacağını söyledi.

Hükümetinin İsviçre’ye gideceğini bildiren Denktaş, “Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz” dedi.

Denktaş, olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonunun gelmeyeceğini dile getirerek, “KKTC, Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği’nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs’ın tümünü istemektedir. Ama bize gelirde ‘Kıbrıs’ın tümü AB’ye girmiştir yapacak başka iş yoktur’ derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye’nin değerlendireceği bir sonuçtur” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir ilerleme olmadığını belirterek, bu durumda İsviçre’ye gitmesinin, halkta yanlış intiba uyandıracağını söyledi.

Düzenlediği basın toplantısında, dörtlü konferans için İsviçre’ye gidip gitmeyeği konusunun Türkiye’de tartışma konusu olduğunu ifade eden Denktaş, “Dolayısıyla bu tartışmayı önlemek için ve artık buna son vermek için, sorulan sorulara doğruyu söyleyerek cevap verdim” dedi.

Denktaş, “Doğrusu, burada yapmış olduğumuz görüşmeleri dikkate alarak esas temelde herhangi bir anlaşma olmadığını ve olması ihtimali de olmadığını gördüğüm için, benim İsviçre’ye gitmem, halkıma yanlış bir intiba verecekti. Görüşmelere devam ettiğim sürece bana güvenen insanlar, ‘demek ki, bir şeyler olabilecek ki Denktaş devam ediyor’ diye bir beklenti içerisindedir” diye konuştu.

Kendisini “uzlaşmacı” olarak niteleyen bazılarının, “Denktaş, olduğu sürece bu iş olmaz” dediğine işaret eden Denktaş, şöyle devam etti:

“Dolayısıyla biz Türkiye’de verdiğimiz sözü yerine getirdik. New York anlaşmalarını Lefkoşa’ya taşıdık. Lefkoşa’da iyi niyetle ve Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde, kendimizden bir şey yapmış değiliz, Türkiye ile anlaşarak, Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde taleplerimizi ileri sürdük. Bunlar makul taleplerdi. Olmazsa olmazlarımızı hafifleterek ileri sürdük. Gereken her türlü anlaşmaya açık olmayacaktık ama anlaşma için de her şeyi görüşmeye hazırdık.”

Bütün bunlara rağmen Rumların herhangi bir açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördüklerini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

“Bugün komitelerde yapılan çalışmaları inceledik ve gördük ki, büyük bir çıkmaz içerisine sokulmaktayız. Komitelerde, ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir, komite üyelerimizle Rum üyeler arasında esas konularda anlaşmazlıklar vardır. Ama bunlar bize, siyasi makama getirilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar da Annan’ın önüne taşınacaktır. O da tabii ‘böyle olsun şöyle olsun’ diye büyük bir

emrivaki ile karşı karşıya bırakılacağız.”

Talat: “Düşünmek istemiyorum"

Başbakan Mehmet Ali Talat dün Bakanlar Kurulu toplantısı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı’nın görevden istifa edebileceğinin söylendiğinin hatırlatılması üzerine

“Cumhurbaşkanı söylüyor ama, görüşmelerin bu aşamasında böyle bir hareket çok yanlış olur. Çok yanlış bir şeyi yapabileceğini düşünmek istemiyorum. Onun için şu an itibarıyle söyledikleri ordadır ama ben olmaması gerektiğine inanıyorum ve yapamaz diye düşünüyorum.”diye konuştu.

TC Dışişleri: “Bizde bir bilgi yok"

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Kıbrıs müzakerelerinde bir sonraki aşama olan dörtlü konferansın 24 Mart’ta başlayacağını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görüşmelerden çekileceğine yönelik kendilerine gelen bir bildirim bulunmadığını belirtti.

Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki görüşmelere hafta sonuna kadar devam edileceğini söyleyen Tan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görüşmelerden çekileceği yönünde kendilerine herhangi bir bildirimde bulunmadığını kaydetti. (ajanslar)

YENIDUZEN 18/03/2004

BM tüm ağırlığıyla Kıbrıs’ta!..

SABAH PAPADOPULOS, AKŞAM DENKTAŞ...BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto dün sabah Rum Lider Papadopulos’la akşam da Denktaş’la görüştü...

“GÖRÜŞECEĞİZ”...Kieran Prendergast, arabasından inerken gazetecilerin “Denktaş 4’lü görüşmeye katılmayacağını açıkladı” şeklindeki sorusu üzerine, “Görüşeceğiz” diyerek yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’yu birlikte kabul etti.

Saat 19:30’da başlayan görüşmeye Başbakan Mehmet Ali Talat da katıldı. Dışişleri Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise görüşmenin başına katılamadı.

Dün açıklanan programa göre Denktaş 19:30’da De Soto’yu kabul edecek, 20:00’de de Prendergast’la yemekte bir araya gelecekti. Ancak saat 19:30’da sadece De Soto beklenirken, görüşmeye Kieran Prendergast’la birlikte geldikleri görüldü.

Kieran Prendergast, arabasından inerken gazetecilerin “Denktaş 4’lü görüşmeye katılmayacağını açıkladı” şeklindeki sorusu üzerine, “Görüşeceğiz” diyerek yanıtladı.

Papadopulos De Soto, Prendergast’la bir araya geldi

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos dün sabah saat 11.30’da, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto eşliğindeki BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast’la bir araya geldi. Yaklaşık 50 dakika süren görüşmede De Soto’nun pazartesi günü Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’a verdiği belgenin görüşüldüğü bildirildi.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos, Rum Başkanlık Köşkü’nden çıkarken Rum gazetecilerin Prendergast’la görüşmesi sırasında De Soto’nun belgesine yanıt verilip verilmediği sorusuna karşılık “hangi cevap?” sorusuyla karşılık verdi ve müzakerelerin devam etmekte olduğunu söyledi.

Papadopulos, BM temsilcileriyle bundan sonraki görüşmesinin yarın olacağını açıkladı.

Prendergast ise görüşmeyle ilgili açıklama yapmaktan kaçındı ve yarın adadan ayrılışı sırasında Larnaka Havaalanı’nda açıklama yapacağını söyledi.

“Sadece basında sorun var”

Rum radyosu, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un bu görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, De Soto’nun belgesinin dengesiz olduğuna ilişkin söylenenlerin temelsiz ve faydasız olduğunu söyledi. De Soto’nun iki tarafa verdiği şeyin, belge veya öneri olmadığını, gündemi teşkil ettiğini söyleyen Papadopulos, De Soto’yla daha önceden, Rum tarafının istemesi halinde başka konular da gündeme getirebileceği konusunda uzlaştıklarını açıkladı. Papadopulos, “Sadece basında sorun var” diyerek Rum medyasını eleştirdi.

Rum radyosu ayrıca Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun bu sabah yaptığı açıklamada, De Soto’nun belgesini inceleyen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un yanıt vermeye hazır olduğunu belirttiğini haber verdi. .

“Papadopulosun yanıtı ayrıntılı ve ikna edici”

“De Soto’nun belgesinin dengesiz olması nedeniyle Papadopulos’un katı olup olmayacağının” sorulması üzerine “Çok ayrıntılı ve çok ikna edici olacak” yanıtını veren Yakovu, “Başkan, De Soto’nun belgesinde yer alan her noktayla ilgili Rum tarafının tezlerini ayrıntılı şekilde ortaya koyacak” dedi.

Yakovu, De Soto’nun belgesi nedeniyle Rum tarafında yoğun bir hoşnutsuzluk bulunduğuna ilişkin haberleri benimsemekten kaçındı, ancak belgenin üslubunun haklı soru işaretleri yarattığını söyledi. Yorgo Yakovu; De Soto’nun belgesinin başlıklar altında, ayrıntılara yer verilmeyen çeşitli maddeler içeriyor olmasının soru işaretleri yarattığını, Rum Yönetimi Başkanının da bunlarla ilgili izahatlar isteyeceğini anlattı.

YENIDUZEN 18/03/2004

Denktaş, İsviçre'ye gitmiyor

Cumhurbaşkanı Denktaş, "görüşmelerde temelde ilerleme olmadığını" gerekçe göstererek dörtlü zirveye katılmayacağını açıkladı. Denktaş'a göre bu görüşmelerden çekildiği anlamına gelmiyor

Denktaş, İsviçre'ye gitmiyor

"HİÇBİR ŞEY OLMAZ"... Görüşmecilikten çekilmediğini, ancak kendisinin Cenevre'ye gitmesi ihtiyacının kalmadığını belirten Denktaş, "Arkadaşlar gidecek... Onların alacakları neticeyi birlikte değerlendireceğiz" dedi. Denktaş, Türk tarafının 'olmazsa olmazları'nın olmaması halinde hiçbir şey olmayacağını, dünyanın sonunun gelmeyeceğini ifade ederek, "KKTC, Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir" diye konuştu

YOĞUN DİPLOMASİ TRAFİĞİ... Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdiği basın toplantısının ardından, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işler yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'yla bir araya geldi. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın da bulunduğu görüşmeye daha sonra Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, BM Barış Gücü Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz, BM'nin teknik komiteler arasındaki görüşmelerini yürüten yetkililer, Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyeti ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de katıldı

KAPALI KAPILAR ARDINDA NELER OLDU BİLİNMİYOR... Yaklaşık 2.5 saat süren toplantıdan, önce BM yetkilileri ayrıldı. Prendergast, KKTC yetkilileri tarafından görüşmeden uğurlandıktan sonra, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto ve diğer BM yetkilileriyle araçlarının yanında yaklaşık 3-4 dakika ayaküstü görüştü. BM yetkililerinin ayrılmasının ardından önce Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyeti, son olarak da Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ayrıldı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde adada yapılan görüşmelerde temelde ilerleme olmadığı için İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanlığı ikametgahında düzenlediği basın toplantısında, bir milletin geleceğinin bu kadar aceleye getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, emrivakilerle karşı karşıya getirilmek istendiklerini kaydetti.

Görüşmelerde Rumların açılım yapmadığını, Yunanistan'ın da dörtlü görüşmelerden başarı çıkacağına inanmadığı için Başbakan Kostas Karamanlis'i İsviçre'ye göndermediğini belirten Denktaş, bu gelişmeler karşısında İsviçre'ye gitmesinin doğru olmayacağını söyledi.

KKTC hükümetinin İsviçre'ye gideceğini bildiren Denktaş, "Olmazsa olmazlarımız olmazsa hiçbir şey olmaz" dedi.

Denktaş, olmazsa olmazlar verilmezse dünyanın sonunun gelmeyeceğini dile getirerek, "KKTC, Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden? Çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama bize gelir de 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur" diye konuştu.

Denktaş, Perendergast ile

De Soto'yu birlikte kabul etti

İsviçre'ye gitmekten vazgeçtiğini bildirdiği basın toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'la birlikte BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işler yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'yu kabul etti.

Görüşmenin başlamasıyla Cumhurbaşkanlığı'nda yoğun bir diplomasi trafiği yaşandı. Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin başına katılmayan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da ilerleyen dakikalarda görüşmeye katıldı. Ayrıca sırasıyla UNFICYP (BM Barış Gücü) Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz ile BM'nin teknik komiteler arasındaki görüşmelerini yürüten yetkilileri, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın KKTC'de bulunan heyeti, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de yemekli çalışma toplantısına katıldılar.

Denktaş, görüşme

sırasında açıklama yaptı

Sir Kieran Prendergast ile yaptığı görüşme sırasında dışarıya çıkarak açıklama yapan Denktaş, Cenevre'ye gitmemesinin görüşmecilikten çekildiği anlamına gelmediğini açıkladı.

Denktaş, olmazsa olmazları halkın iyice bilmesini ve Türkiye'nin de bunları desteklediğini açıklamasını böylece herkesin rahat etmesini isteyerek, görüşmecilikten çekilme diye bir olay bulunmadığını kaydetti.

İsviçre'ye gitmem, halkıma

yanlış bir intiba verecekti

Denktaş, Kıbrıs'ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir ilerleme olmadığını belirterek, bu durumda İsviçre'ye gitmesinin, halkta yanlış intiba uyandıracağını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında dörtlü konferans için İsviçre'ye gidip gitmeyeceği konusunun Türkiye'de tartışma konusu olduğunu ifade eden Denktaş, "Dolayısıyla bu tartışmayı önlemek için ve artık buna son vermek için, sorulan sorulara doğruyu söyleyerek cevap verdim" dedi.

Denktaş, "Doğrusu, burada yapmış olduğumuz görüşmeleri dikkate alarak esas temelde herhangi bir anlaşma olmadığını ve olması ihtimali de olmadığını gördüğüm için, benim İsviçre'ye gitmem, halkıma yanlış bir intiba verecekti. Görüşmelere devam ettiğim sürece bana güvenen insanlar, 'demek ki, bir şeyler olabilecek ki Denktaş devam ediyor' diye bir beklenti içerisindedir" diye konuştu.

"Olmazsa olmazlarımızı

hafifleterek ileri sürdük"

Kendisini "uzlaşmacı" olarak niteleyen bazılarının, "Denktaş, olduğu sürece bu iş olmaz" dediğine işaret eden Denktaş, şöyle devam etti:

"Dolayısıyla biz Türkiye'de verdiğimiz sözü yerine getirdik. New York anlaşmalarını Lefkoşa'ya taşıdık. Lefkoşa'da iyi niyetle ve Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde, kendimizden bir şey yapmış değiliz, Türkiye ile anlaşarak, Türkiye ile tam bir işbirliği içerisinde taleplerimizi ileri sürdük. Bunlar makul taleplerdi.

Olmazsa olmazlarımızı hafifleterek ileri sürdük. Gereken her türlü anlaşmaya açık olmayacaktık ama anlaşma için de her şeyi görüşmeye hazırdık."

Bütün bunlara rağmen Rumların herhangi bir açılım yapmadığını ve yapmak niyetinde olmadığını gördüklerini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

"Bugün komitelerde yapılan çalışmaları inceledik ve gördük ki, büyük bir çıkmaz içerisine sokulmaktayız. Komitelerde, ki bunlar memleketin yasaları haline gelecektir, komite üyelerimizle Rum üyeler arasında esas konularda anlaşmazlıklar vardır. Ama bunlar bize, siyasi makama getirilmemiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar da Annan'ın önüne taşınacaktır. O da tabii 'böyle olsun şöyle olsun' diye büyük bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılacağız."

"Emrivaki ile karşı karşıya

bırakılmak isteniyoruz"

Denktaş, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yapılan görüşmelerde bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılmak istendiklerini belirterek, "Bir milletin iradesi, geleceği bu şekilde, bu kadar acele ve bu kadar dağınık bir şekilde yürütülemez. İnsaflı olmalarını istiyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerini bir emrivaki ile karşı karşıya getirmek istediğinin altının çizerek, "İyi niyet görevini insaflı bir formasyona sokmalarını istiyoruz" diye konuştu.

Avrupa Birliği'nden (AB) derogasyonlar (ayrıcalıklar) konusunda daha önce, "olabilir, bakabiliriz" yönünde sözler duyduklarını, şimdi ise konu karar merciine geldiğinde bunun olamayacağının anlaşıldığını kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

"Hatta bize, 'Kıbrıs'ın AB'ye katılımı tamamlanmıştır' diyorlar. Kıbrıs'ın, bütün Kıbrıs'ın. Dolayısıyla yapılacak fazla bir şey yoktur. Bu gerçekler karşısında Cenevre'ye veyahut İsviçre'ye gitmem doğru olmazdı. Halkıma gerçekleri söylemeye devam etmek için daha serbest kalmam lazımdır."

Hükümetin İsviçre'de ne yapacağını göreceklerini ifade eden Denktaş, Yunanistan'ın, konferanstan bir sonuç çıkmayacağı kanısıyla Başbakan Kostas Karamanlis'i dörtlü konferansa göndermediğini ve bu safhada görüşmelerin seviyesinin düşürüldüğüne işaret ederek, "Bu nedenle de benim gitmem gerekmiyor diyorum" dedi.

"Halk bütün olarak

kaderini tayin edecek"

Halkın ikiye bölünmesinin, "referanduma gidelim mi gitmeyelim mi, evet mi diyelim hayır mı diyelim" tartışmalarının çok yanlış olduğunu belirten Denktaş, şöyle konuştu:

"Çünkü bu halk bir bütün olarak kaderini tayin edecektir. Ve bu halk, bu devleti meydana getirmiş olan kahraman, güvenilir, aklı başında bir halktır. Buna güveniyoruz. Ama gerçekleri bilmesi lazımdır.

Dolayısıyla Türkiye ile birlikte olmazsa olmazlarımız konusunda zaten anlaşmış bulunuyoruz. Buradaki hükümetimiz de olmazsa olmazları kabul etmiş bulunmaktadır. Bunları halkımıza birlikte açıkça

söyleyelim, biz bu görüşmelere devam ediyoruz ama olmazsa olmazlar olmazsa hiçbir şey olmaz. Artık dünyaya da ne istediğimizi açıkça söyleyelim. Bizi aldatmalarına, kedi fareyle oynar gibi oynamalarına

müsaade etmeyelim. Çünkü vaziyet budur. Rum sahte bir Kıbrıs hükümeti unvanı altında AB yoluyla Kıbrıs'a sahip çıkma oyununu tamamlamak üzere yoluna devam ediyor. Biz de sanki bunlarla bu çerçeve anlaşma olabilirmiş gibi, 'şurasını değiştirsek burasına baksak' diye vakit harcıyoruz. Bunu da Rumlar lehlerine kullanmaktadırlar."

Halkı, ön geleceğini gördükleri bir felaketten kurtarmak istediklerini ve Türkiye ile birlikte yapabileceklerine inandıklarını kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Halkımızın birliği için ve bu milli davada birlik ve beraberlikle hareket edebilmemiz için olmazsa olmazlarımızı, ne istiyoruz biz açıklıkla Türkiye ile birlikte ortaya koyalım. Bunları verirlerse verirler, vermezlerle vermezler. Vermezlerse dünyanın sonu gelmez. KKTC Türkiye ile birlikte yine Avrupa Birliği'nin yolunu muhakkak açacaktır. Neden, çünkü AB Kıbrıs'ın tümünü istemektedir. Ama

bize gelir de 'Kıbrıs'ın tümü AB'ye girmiştir yapacak başka iş yoktur' derlerse o da kendilerinin bileceği iştir ve Türkiye'nin değerlendireceği bir sonuçtur."

Denktaş Prendergast ve De

Soto'yu birlikte kabul etti

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işler yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'yu birlikte kabul etti.

Saat 19:30'da başlayan görüşmeye Başbakan Mehmet Ali Talat da katıldı. Dışişleri Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise görüşmenin başına katılamadı.

Dün açıklanan programa göre Denktaş 19:30'da De Soto'yu kabul edecek, 20:00'de de Prendergast'la yemekte bir araya gelecekti. Ancak saat 19:30'da sadece De Soto beklenirken, görüşmeye Kieran Prendergast'la birlikte geldikleri görüldü.

Kieran Prendergast, arabasından inerken gazetecilerin "Denktaş 4'lü görüşmeye katılmayacağını açıkladı" şeklindeki sorusu üzerine, "Görüşeceğiz" diyerek yanıtladı.

Denktaş: Görüşmecilikten

çekilme diye bir şey yok

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cenevre'ye gitmemesinin görüşmecilikten çekildiği anlamına gelmediğini açıkladı. Denktaş, olmazsa olmazları halkın iyice bilmesini ve Türkiye'nin de bunları desteklediğini açıklamasını böylece herkesin rahat etmesini isteyerek, görüşmecilikten çekilme diye bir olay bulunmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreterinin Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast ile yaptığı görüşme sırasında dışarıya çıkarak açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı, içeride biraz önce yaptığı açıklamanın nasıl yazıldığına baktığını belirterek, şöyle devam etti:

"Önemle üzerinde durduğum bir husus nakletmediğinizi gördüm. Olmazsa olmazlar hakkında Türkiye ile birlikte çalışılmaktadır. Benim istediğim halkımızın 'Oldu mu, oluyor mu, olacak mı' diye bölünmesini önlemektir. Bu nedenle mümkünse burada hepimiz, muhalefet, biz, hükümet ve ben, Türkiye de olmazsa olmazlar konusunda mutabık kalalım. Halka ve dünyaya bunu duyuralım. İstediğimiz budur."

Denktaş, ortaklıktan ve işbirliğinden yana olduklarını ancak güvenlik ve Türkiye'nin güvenliği için, kalıcı bir anlaşmaya sahip olmak için, halkın bilmesi için "şunlar şunlar elzemdir" demek gerektiğini, kaydetti.

"Ne olursa olsun gidelim", ya da "şu olursa gitmeyelim" şeklinde karşılıklı gösteriler, yürüyüşlerin lüzumu olmadığını söyledi.

Denktaş şunları söyledi:

"Ne zaman olur o; artık her şey meydana çıktığında bunlar olabilir. Bu bizim için çok önemlidir. Toplumsal barış için istiyoruz. Halkımızın birbirine girmemesi için istiyoruz. Olmazsa olmazlarımızı halkımız iyice bilsin, Türkiye de bunları desteklediğini açıklasın ve böylelikle herkes rahat etsin."

Denktaş, Ankara'nın "olmazsa olmazlar olmadan uygun bir anlaşmaya varılamaz" demesi halinde İsviçre'ye gidip gitmeyeceğinin sorulması üzerine şöyle devam etti:

Halkımı beklenti

içine sokmak istemiyorum

"Onları, o konuları bırakın. Tabiatıyla biz Türkiye'yle temas halindeyiz. Değişik bir durum hasıl olur. Tekrar ediyorum, Benim gidip gitmemem önemli değildir, çünkü İsviçre'de burada yapılmış işlerin üzerinden geçilecektir. Burada yapılan işleri ben biliyorum. Nerelerde takıldığını herkes biliyor; ben de biliyorum. Bu konularda Rumların ne kadar gerileyeceğini de biliyorum. Onun için benim boşuna oralara taşınıp burada halkımı bir beklenti içerisine sokmak istemiyorum. Halkımın her şeye hazır olmasını istiyorum. Güzel bir anlaşmaya evet. Bu güzel anlaşmayı elde etmek için de herkes uğraşmaya devam edecektir."

Görüşmecilikten çekilmedim...

Cenevre'ye gitmiyorum

Denktaş, "Bu açıklama çekildiğiniz anlamını mı taşıyor" sorusu üzerine, "Çekilmediğimi söylüyorum. Bu açıklamam da bellidir. Benim Cenevre'ye 'gitmek ihtiyacım kalmadı' diyorum. Görüşmecilikten çekilme diye bir şey yok. Arkadaşlar gidecek... Onların alacakları neticeyi birlikte değerlendireceğiz. Birlikte temas halinde olacağız. Dolayısıyla halkımın güvenliği için, selameti için, rahatlığı için gitmiyorum. Bu çok lazımdır. Öyle hissediyorum ki çok lazımdır" dedi.

2.5 saat süren toplantıdan

sonra açıklama yapılmadı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kieran Prendergast arasındaki yemekli çalışma toplantısı sona erdi.

Görüşmeden sonra herhangi bir açıklama yapılmadı.

Yaklaşık 2.5 saat süren toplantıdan, önce BM yetkilileri ayrıldı. Prendergast, KKTC yetkilileri tarafından görüşmeden uğurlandıktan sonra, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto ve diğer BM yetkilileriyle araçlarının yanında yaklaşık 3-4 dakika ayak üstü görüştü.

BM yetkililerinin ayrılmasının ardından önce Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyeti, son olarak da Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ayrıldı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da başbakan ve başbakan yardımcısının hemen ardından anayasa danışmanı Mümtaz Soysal ile aracına binerek Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

KIBRIS 18/03/2004

TC Başbakanı Erdoğan Denktaş'ın kararını değerlendirdi: Önemsenecek bir konu değil

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'de yapılacak dörtlü zirveye gitmeme kararının önemli olmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, seçim gezilerinden Ankara'ya döndükten sonra Esenboğa Havalimanı'ndaki VİP salonunda gazetecilerin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın son açıklamalarıyla ilgili sorularını yanıtladı.

Tayyip Erdoğan, açıklamaları yolda gelirken öğrendiğini belirterek, "Bence önemsenecek bir konu değil. Biz bunları aramızda görüşürüz, konuşuruz. Bunları aramızda hallederiz" dedi.

Bir gazetecinin "Sayın Denktaş'ın 'Sonu felaket olacak bir girişimde olmayacağız' şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Sonu felaket olacak olan bir yola Türkiye Cumhuriyeti hükümeti girmez" karşılığını verdi.

KIBRIS 18/03/2004

TC Dışişleri Bakanı Gül, bakanlık yetkilileriyle durum değerlendirmesi yaptı : Ankara rahatsız

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, dörtlü zirveye katılmayacağını açıklaması, Ankara'da rahatsızlık yarattı.Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Denktaş'ın açıklamasının Ankara'ya ulaşmasının hemen ardından bakanlık yetkilileriyle bir durum değerlendirmesi yaptı.

Başbakanlık dış politika başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ve bakanlık yetkilileriyle bir araya gelen Gül , Denktaş'ın kararını değiştirerek, Cenevre'de yapılacak olan dörtlü konferansa katılabileceği görüşünde.

Ankara'ya göre, cumhurbaşkanının tereddütleri var, fakat kararını kesin olarak vermiş değil.

Yetkililer, Denktaş'ın yaptığı iki açıklamanın tonunda farklılık olduğuna dikkat çekerek "Cumhurbaşkanı çok negatiften pozitife dönüş yaptı" değerlendirmesinde bulundular. Denktaş'la temasların devam edeceğinin de altı çizildi.

Halen adada Dışişleri Bakanlığı genel müdürlerinden Ertuğrul Apakan başkanlığında bir heyet bulunuyor.

KIBRIS 18/03/2004

Alvaro de Soto'nun belgesi Papadopulos'u öfkelendirdi

Rum gazeteleri dün manşetten verdikleri haberlerinde, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun 15 Mart pazartesi günü başlattığı dolaylı görüşmelerin ilk gününde taraflara, al-ver sürecine zemin hazırlamak amacıyla sunduğu belgenin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u öfkelendirdiğini yazdı.

Gazeteler, "BM belgesinin, müzakereler sürecindeki durgun suları bulandırdığını ve De Soto'nun metninde istediği önemli değişikliklerin göz ardı edildiğine dikkat çeken Rum tarafının tepkisine neden olduğu" bildirildiler.

Güney Kıbrıs'ta en büyük tiraja sahip Fileleftheros gazetesi, "Tasos'un Belge Nedeniyle Öfkesi" başlıklı haberinde, iyi bilgili kaynaklara dayanarak; BM'nin, önemli ölçüde yatırım yapmakta olduğu dörtlü konferans için ortam hazırlamaya çalıştığının anlaşılmakta ve niyetlerini de göstermekte olduğunu yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Müzakereler çerçevesindeki görüşme önceki gün gerçekleşmedi. İki taraf De Soto'nun geçtiğimiz gün bir al-vere zemin olarak sunduğu belgeyi değerlendirdi. De Soto konuları iki kategoride topladı: birinci kategori 7, ikinci de 12 konudan oluşuyor.

Edindiğimiz bilgilere göre, De Soto'nun maddeleri arasında, diğerleri yanında şunlar da yer alıyor: Harita (bu başlıkta başka hiçbir şey belirtilmiyor), mülkler, Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönecek Rum sayısı, vatandaşlık, adada yerleşebilecek Türk ve Yunan kökenliler konusu (oluşturucu devletçiklerin nüfusunun %5'inden fazla olmayacak şekilde), karar alma yöntemleri, ordular.

Anlaşmanın hayata geçirilmesinden hemen sonra yürürlüğe girecek yasa ve sözleşmeler (hazır iseler meclis tarafından oylanacak), referandumlarda onaylanacak anlaşmanın önce Türkiye ve Yunanistan parlamentolarında onaylanması ve sonra yürürlüğe girmesi. Devlet organları, asliye mahkemesi, başkanlık konseyi üye sayısının artırılması, Avrupa normlarından sapmalar, UNFICYP'in yetkileri, polis gücü ve kimlerin oy kullanacağı ve organ oluşumları."

Alithia gazetesi ise, "BM, Arabulucusuna Tam Destek Veriyor - Kieran Prendergast De Soto'ya Karşı Yorumlara Dolaylı Yanıt Verdi - Rum Tarafı 25 Noktadaki Yanıtlarını Bugün (dün) Veriyor" başlıklı manşet haberinde, Rum Yönetimi'nin, De Soto'nun verdiği belgenin "Rum tarafı için haksızlık olduğu" mesajını vermeye çalıştığını ve BM'nin, iki tarafa "adil oynamadığı" imasında bulunduğunu yazdı.

Gazete, De Soto'nun belgesinin, iki tarafın doğrudan müzakereler sırasında ortaya koyduklarından başka bir şey olmadığı, De Soto'nun iki taraftan da görüş istemesi nedeniyle, metnin bağlayıcı olmadığının ortaya çıktığını yazdı ve metinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın taleplerinin de yer alıyor olması nedeniyle, ilk andan itibaren, (Rum tarafınca) metnin dengesiz olduğu görüntüsü verilmeye çalışıldığını yazdı.

"Annan'ın hakemliğinin yapısını

De Soto belgesi mi oluşturacak?"

"De Soto'nun belgesinin Rum tarafında büyük endişeye neden olmasının nedeni; acaba Genel Sekreter'in, Rum tarafının destekledikleri ile Rauf Denktaş'ın müzakerelerde ortaya koydukları arasında bir orta çözüm bulması beklenen hakemliğinin yapısını De Soto'nın belgesi oluşturabilir mi kuşkusudur..."

Simerini gazetesi de, Alvaro De Soto'nun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a pazartesi günü verdiği belgede, Rum tarafının talep ettiği değişikliklerin tamamının yer almamasının Rum tarafında hoşnutsuzluk yarattığını, Tasos Papadopulos'u öfkelendirdiğini ve önceki akşam Rum Başkanlık Köşkü'nde Rum müzakere grubunun katıldığı bir toplantıda De Soto'nun belgesine Rum tarafının yanıtının hazırlandığını bildirdi.

Haberi, "De Soto Bizi Duvara Dayadı - Tasos'un, Geçiş Dönemi ve İki Aylık Eşbaşkanlıkla İlgili Önerisini Gündemden Çıkardı - BM Belgeden Kayıpları, Güvenliği ve Federal Hükümetin Ekonomik Konularını Çıkardı-Başkan Dün (önceki) Gece Yanıt Belgesi Hazırladı" başlığıyla manşete çıkaran gazete, BM'nin De Soto tarafından pazartesi günü taraflara verdiği belgeden, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un müzakerelerde istediği temel değişiklikleri geçrersiz kıldığının ortaya çıktığını yazdı.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, BM'nin 7 başlık ve 12 yan başlıktan oluşan belgesinde yer almayan 5 noktayı şöyle sıraladı:

"1-Başkan Papadopulos'un sunduğu belgede belirtilen güvenlik konularının çoğu. Rum tarafının, adada kalacak Türk ve Yunan kontenjanlarındaki asker sayısının 6 binden 2 bin 500'e düşürülmesini önerdiği askeri yön dışında şunlar yer alıyordu:

a-Başkan, geçiş döneminde yabancı ülkelerin ve (Türkiye) komşu ülkelerin haklarına karşı çıkıyor,

b-Karasuları ve doğal zenginliğin güvenliği (FIR v.b.) hava sahasının denetimi.

2-Federal hükümetin işleyiş şeklinin ekonomik yönü. Yani, kamu personelinin kim tarafından ve nasıl ödeneceği, görüş ayrılığı durumunda bunların sayısının nasıl belirleneceği.

3-Başkanlık Konseyi'nin 13 Haziran'da seçimi. Bu, Avrupa seçimlerinin de yapılmasıyla birlikte geçiş döneminin ve Denktaş-Papadopulos eşbaşkanlık döneminin de sona ereceği anlamına geliyor. Yani geçiş dönemi 26 aydan 2 aya indiriliyor.

4-Bir kez daha gündeme getirilen kayıplar konusu.

5-Gerek sembolizm gerek egemenlik konularıyla ilgisi bulunan, federal hükümet binalarının düzenlenmesi. Rum tarafı, binaların biri bir devlette diğeri öbür devlette değil, belirli bir yerde ve mümkün olduğunca toplu şekilde olmasını talep ediyor."

Simerini, De Soto'nun esasen, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, aralarında Avrupa normlarından daimi sapmaların da yer aldığı ve TC kökenli KKTC vatandaşları ile Kıbrıslı Türklerin Rum idaresine geçecek bölgelerden nakledilmeleri konusundaki taleplerinden rahatsız olmadığını belirtti.

Öte yandan Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da önceki günkü açıklamasında, De Soto'nun belgesinin dörtlü konferansın gündemini belirleyemeyeceğini söyledi.

"İşleyebilirliğe karşılık iki kesimlilik..."

Politis, "Alvaro De Soto'nun Maddelerini Açıklıyoruz - Belge Bürgenstock'a (İsviçre'nin Lüzern kenti yakınlarındaki bir sayfiye yeri) Gidiyor" başlıklı manşet haberinde, al-ver prosedürünün, Alvaro De Soto'nun Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a pazartesi günü verdiği belge temelinde ve BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast'ın gözetiminde ümitsiz şekilde başlayacağını yazdı.

Gazete, Tasos Papadopulos'un De Soto'nun belgesinin -Rum yönetimi kaynaklarına göre- dengesiz oluşundan rahatsız göründüğünü yazdı.

Gazeteye göre, Kıbrıs müzakerelerinin birinci aşamasının tamamlanacağı bu hafta içinde gerçek bir al-ver yapılması olanaklarının yok denecek kadar sınırlı olduğunu BM de fark etti ve prosedürü, büyük pazarlığın yapılacağı dörtlü konferansa kadar sadece idame ettirmeye çalışıyor.

Gazete, De Soto'nun belgesinden açıkça ortaya çıkan şeyin, BM'ye göre al-ver ikizinin, "Tasos Papadopulos'un istediği işleyebilirliğe karşılık Rauf Denktaş'ın istediği iki kesimlilik" olacağını ve BM

Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hakemlik rolünü hem buna, hem de doğrudan görüşmeler sırasında görüşülenler temelinde bina edeceğini belirtti.

"Toprakla ilgili Türk

önerisi damgasını vuracak"

Bu mantıkla De Soto belgesinin, Genel Sekreter'in hakemlik gündemini ve dörtlü konferans çerçevesinde yapılacak olan gerçek al-ver'in ruhunu ortaya koymakta olduğunu belirten Politis, yabancı diplomatların bu gazeteye söylediklerine dayanarak; dörtlü konferansa, toprakla ilgili Türk önerisinin damgasını vurmasının beklendiğini yazdı ve yabancıların, "Erdoğan, Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından halihazırda hazırlanmış olan harita ile şaşırtacak" şeklindeki değerlendirmelerinin bu nokta üzerinde odaklandığını yazdı.

Gazeteye göre yabancı arabulucular, Türk tarafının bu konudaki hareketinin kendisine, iki kesimlilik ve Avrupa normlarından sapmalarla ilgili düzenlemeler konusunda karşılık talep etme hakkı sağlayacağına inanıyorlar.

Bu arada NTV televizyonu da, Kıbrıs müzakerelerinde al-ver sürecini sessiz sedasız başlatan Birleşmiş Milletler (BM) belgesinin ayrıntılarına ilişkin olarak bugün verdiği haberde, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto tarafından geçen gün liderlere sunulan belgede, tarafların Annan Planı'nda yapmak istedikleri değişiklik taleplerinin iki ana başlık altında toplandığını duyurdu.

NTV'ye göre, De Soto'nun taraflara sunduğu belgenin birinci bölümünde; Annan Planı'nın dengesini bozacak değişiklik önerileri sıralanıyor.

Bu maddeler arasında mülkiyet, toprak, planda öngörülenden daha az sayıda Rum göçmenin Kuzey'e dönüşü, Türkiye'den gelen nüfusun adada kalışı ve Kıbrıs'ta kalacak Türk ve Yunan askerlerinin sayısıyla ilgili talepler yer alıyor.

İkinci bölümde ise; Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu plandaki geçiş süreleri, derogasyonların güvence altına alınması ve bunların Avrupa Birliği mahkemeleri yoluyla delinememesi konusunda taleplere yer veriliyor.

Buna karşılık Rumların, Türk tarafından alınacak toprakların BM'ye devredilmesi ve anlaşmanın referandumdan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanması yönündeki talepleri de dikkat çekiyor.

Bu bölümde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ısrarla üzerinde durduğu Türk tarafında yer değiştireceklerin rehabilitasyonu ve bu kişilere yerleşecekleri yerlerin garanti edilmesi talebi de yer alıyor.

Türk tarafının siyasi eşitlikle ilgili kaygılarına da yer verilen bu bölümde, kurucu devletlerin ihtiyacı olan yeterli polis sayısının sağlanması konusuna da deyiniliyor.

Rumların, Başkanlık Konseyi'nin 6 Rum ve 3 Türk üyeden oluşması önerisine atıfta bulunulan belgede bir asliye mahkemesi kurulması talebine de yer veriliyor.

Belgeye kendisi için de bir madde ekleyen Birleşmiş Milletler, barış gücünde görevli askerlerin sayısının yedi bine çıkarılmasını ve bir takım olağanüstü yetkilerle donatılmasını talep ediyor.

Rum tarafı, Alvaro De Soto'nun sunduğu belgeye, kendi taleplerinden daha çok Cumhurbaşkanı Denktaş'ın değişiklik önerilerini içerdiği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Denktaş'ın taleplerinin, Annan Planı'nın felsefesine aykırı olduğunu öne süren Rumların itirazları deregasyonlar konusunda yoğunlaşıyor.

Rum tarafı, deregasyonların Avrupa Birliği üyeliğinden sonra da güvence altına alınmasının hukuka aykırı olduğunu savunuyor.

Türk tarafı da, başta anayasa, toprak, mülkiyet ve harita olmak üzere belgedeki bazı değişiklik taleplerine itiraz ediyor.

Kıbrıs müzakerelerindeki görüşme yöntemini değiştirerek, dolaylı bir yönteme geçen De Soto ise, söz konusu belgenin tarafların ortak taleplerinden yola çıkarak oluşturulduğunu ifade ediyor.

Alvaro De Soto, taraflarla ayrı ayrı değerlendirmeler yaparak, 24 Mart'taki dörtlü zirveye kadar bu yeni yöntemle ilerleme sağlamayı ümit ediyor.

KIBRIS 18/03/2004

Anavatanlar devrede

Türkiye ve Yunanistan, "Kıbrıs'ta güvenlik ve garantileri" görüşüyor

Anavatanlar devrede

GÖRÜŞMELER ATİNA'DA... Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmeler, dün Atina'da başladı. Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık ettiği görüşmelere ilişkin basına açıklama yapılmayacağı kaydedildi

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konulu görüşmeler dün Atina'da başladı.

Yunan heyetine Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Büyükelçi İlias Klis, Türk heyetine ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in başkanlık ettiği görüşmelere ilişkin basına açıklama yapılmayacağı kaydedildi.

Bu arada, Yunan basını, Atina'nın bu görüşmelerde Ankara'nın takınacağı tavra özel bir önem atfettiğini yazdı.

Görüşmelerin birkaç gün devam edebileceğini belirten gazeteler, 24 Mart'ta başlayacak dörtlü görüşmelere kadar kesin sonuç alınması olasılığının küçük olduğunu savundular.

Gazeteler, Türk heyetine başkanlık eden Büyükelçi İlkin'in Atina'da "sert tavrıyla" tanınmış olmasının da bugünkü görüşmelerden sonuç alınması olasılığını azalttığını öne sürdüler.

Ankara'nın "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskısı nedeniyle" Türkiye'nin AB üyeliği sonrasında da Kıbrıs'ta çok sayıda asker bulundurmak istediğini öne süren Yunan basını, Atina'nın ise Annan Planı'ndaki 6 bin askerlik tavan bir yana, mümkün olsa adanın tamamen silahtan arındırılmasını arzu ettiğini kaydetti.

KIBRIS 18/03/2004

"Halkoylaması Yasa Tasarısı" hazır

Resmi Gazete'de yayımlanarak halkın bilgisine sunulan Halkoylaması Yasa Tasarısı, 20 Nisan'da yapılacak referandumla ilgili kuralları düzenliyor

"Halkoylaması Yasa Tasarısı" hazır

Kıbrıs sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planı temelinde sürdürülen görüşmeler süreci sonunda 20 Nisan Salı günü yapılacak referandum için hazırlanan yasa tasarısı Resmi Gazete'de yayımlandı ve halkın bilgisine sunuldu.

Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı, 5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası'nın halkoylamasına ilişkin kuralları düzenlemesine karşın, gerek halkoylamasının yapılacağı tarihin belirlenmesi, gerek diğer süreler açısından uygulanırlığı zor kıldığı için hazırlandı.

Tasarıyla ilgili görüş ve önerilerin 20 gün içinde yazılı olarak meclis başkanlığına iletilmesi gerekiyor.

Tasarının genel gerekçesinde, özel bir durum içeren halkoylamasının özel kurallar içeren ayrı bir yasada düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtildi.

Başbakan ve tüm bakanların imzasını taşıyan tasarının amacı şöyle ifade ediliyor:

"BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaşma temelini oluşturan, ekleriyle birlikte kuruluş anlaşmasının ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımının halkoylamasına sunulmasını sağlamak."

Halkoylamasında uygulanacak kuralların belirlendiği tasarıya göre, halkoylamasında son milletvekilliği seçmen kütüklerinde seçmen olarak kayıtlı KKTC yurttaşları oy kullanabilecek.

Ancak kütükler, son milletvekilliği seçiminden sonraki süreçte yurttaşlık hakkını kaybeden kişilerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğine haiz yeni kazanılan yurttaşlar ile 18 yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliği kazananların kütüklere eklenmesiyle güncelleştirilecek. Seçim Kurulları'nın Seçim ve Halkoylaması Yasası kapsamında oy verebilecek kişileri belirleme yetkisi ise saklı kalacak.

Oy pusulaları nasıl olacak?

Halkoylamasında her seçmene bir oy pusulası verilecek. Oy pusulasında beyaz zemin üzerinde siyah yazıyla bir "EVET" bir de siyah zemin üzerine beyaz yazıyla "HAYIR" yazıları bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla belirlenecek. Bu kelimeler seçmen tarafından kolaylıkla okunabilecek, oy vermede sıkıntı yaratmayacak ve oy pusulasının zemin rengini bozmayacak büyüklük ve puntolarda olacak.

Yüksek Seçim Kurulu, Seçim ve Halkoylaması Yasası'nda seçmen kartlarının düzenlenmesi için öngörülen sürelerle diğer işlemler için öngörülen süreleri halkoylamasının 20 Nisan'da yapılabilmesi yönünde kısıtlamaya yetkili kılındı.

Seçim ve Halkoylaması Yasası'na uygun olarak YSK'ca saptanan ve ilan edilen halkoylaması kesin sonucunda geçerli oyların yarısından bir fazlası EVET oyu kullanmış olması halinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ekleriyle birlikte kuruluş anlaşması ve yeni oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılacak.

KIBRIS 18/03/2004

Annan Planı'nda güvenlik

Annan Planı'ndaki kuruluş anlaşmasına göre kurulacak yeni düzende, herhangi bir tek taraflı değişiklik yapılması, herhangi bir şekilde bölünme veya ayrılma, özellikle Kıbrıs'ın tamamının veya bir kısmının diğer bir ülke ile birleşmesi yasaktır.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağları sürdürecek, bu çerçevede Garanti Antlaşması, İttifak Antlaşması ve Kuruluş Anlaşması'nda kurulan dengeye saygı gösterecektir.

Kurulacak yeni düzende geçerli olacak olan güvenlik düzenlemeleri:

Askersizleştirme

ş Tüm Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk askeri güçler, yedek birlikler de dahil olmak üzere feshedilecektir.

ş Hiçbir paramiliter veya ihtiyat birlik bulunmayacak, vatandaşlara paramiliter veya askeri eğitim verilmeyecektir.

ş Sportif amaçlı ruhsatlı silahlar haricindeki tüm silahlar yasaklanacaktır. Kıbrıs'a silah tedarik edilmesi, hem ithalatçıları hem de ihracatçıları hukuken bağlayıcı olacak şekilde Güvenlik Konseyi kararı ile yasaklanacaktır.

ş Kurucu devletler; Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, federal hükümetine, kurucu devletlere veya garantör güçlere karşı şiddeti veya şiddete teşvikte bulunmayı yasaklayacaktır.

ş Askersizleştirme ile ilgili bu hükümler 1960 kuruluş, garanti ve ittifak antlaşmaları hükümlerine, BM barış gücü faaliyetinin yetki kapsamına ve anayasanın federal polis, kurucu devlet polisi ve ortak soruşturma bürosuna ilişkin hükümlerine halel getirmez.

Garanti Antlaşması

ş 1960 Garanti Antlaşması yürürlükte kalacak ve kurulacak yeni düzende gerekli uyarlamalar yapılarak (mutatis mutandis) geçerli olacaktır.

ş Garanti antlaşması, yeni düzene uyarlanmış durumda:

_ Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenini ve buna ek olarak, kurucu devletlerinin toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal düzenini kapsayacaktır.

_ Garanti antlaşmasında sözü geçen 'anayasal düzen,' Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ve duruma göre, kurucu devletlerin her birinin anayasası anlamına gelecek ve bu anayasalardan herhangi birinde ilgili anayasada belirtilen tadilat hükümleri uyarınca yapılmış tadilatları da kapsayacaktır.

İttifak Antlaşması

ş 1960 İttifak Antlaşması yürürlükte kalacak ve kurulacak yeni düzende gerekli uyarlamalar yapılarak (mutatis mutandis) geçerli olacaktır.

ş Buna göre Kıbrıs'ın askerden arındırılacağı göz önüne alınarak:

_ Tüm rütbeler dahil olmak üzere, 6,000'i aşmayan bir Yunan birliğinin Kıbrıs Rum devletinde ve 6,000'i aşmayan bir Türk birliğinin Kıbrıs Türk devletinde konuşlandırılmasına müsaade edilecektir.

_ Yunan ve Türk askeri kuvvetleri ve silah ve teçhizatları, mutabık kalınan bölgelere yeniden konuşlandırılacak ve mutabık kalınan seviyeye ayarlanacaktır.

_ Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye arasında aksine bir mutabakat bulunmadığı takdirde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasıyla tüm Yunan ve Türk birlikleri Kıbrıs'tan çekilecektir. Bu, İttifak Antlaşması'na ve ek protokollerine, ve bu yolla gelen hak ve sorumluluklara hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.

BM Barış Gücü operasyonu

ş BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta bir barış gücü faaliyeti sürdürmek konusunda karar alacaktır. Bu güç, federal hükümetin her iki kurucu devletin de onaylayacağı aksine kararına kadar adada kalacaktır.

ş Federal hükümet ve kurucu devletler BM operasyonları ile işbirliği yapacaktır. BM operasyonlarının maliyeti Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından karşılanacaktır.

ş Bu barış gücü faaliyeti, Kuruluş Anlaşması'na uyulmasını teşvik etmek için mümkün olan her çabayı göstermek ve güvenli bir ortamın sürdürülmesine katkıda bulunmak kapsamında tüm Kıbrıs'ta serbestçe konuşlanmaya ve hareket etmeye yetkili olacaktır. Barış gücü, bu doğrultuda özellikle:

_ Anlaşmadaki güvenlik hükümlerine uyulduğunu izleyecek ve teyit edecektir. (Söz konusu hükümler, ihtiyat birlikleri de dahil olmak üzere tüm Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk kuvvetlerinin feshedilmesini ve silahlarının adadan çıkarılmasını; ve Yunan ve Türk kuvvetlerinin ve silah ve teçhizatlarının mutabık kalınan seviyeye göre düzenlenmesini içermektedir.)

_ Anlaşmanın federal hükümet ve kurucu devletler polisi ile ilgili hükümlerine uyulduğunu izleyecek ve teyit edecektir.

_ Bir kurucu devlete ait kişilerin diğer kurucu devlet yetkili makamları tarafından kanuna göre adil ve eşit muamele görmesini sağlamak üzere elinden gelen en iyi çabayı gösterecektir.

Uluslararası askeri konular

ş Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, her iki kurucu devletin onayı ve, Türkiye AB'ye girinceye dek, Yunanistan ve Türkiye'nin rızası olmadan toprağını uluslararası askeri operasyonlara açmayacaktır.

ş Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na katılımı, kuruluş anlaşması hükümlerine ve garanti ve ittifak antlaşmaları ile bunların ek protokolleri hükümlerine tam saygı kapsamında olacak ve hiçbir şekilde bu hükümlere halel getirmeyecektir.

İzleme Komitesi

ş Kıbrıs; Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık arasında Kıbrıs'taki yani düzen ile ilgili konular hakkında imzalanacak antlaşma uyarınca bir İzleme Komitesi kurulacaktır.

ş Komite, her garantör devletten bir temsilci, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti federal hükümetinden iki temsilci (her kurucu devlet mensubu bir kişi olmak üzere), her kurucu devletten bir temsilci, ve BM'den bir temsilciden oluşacaktır. BM temsilcisi komiteye başkanlık yapacaktır.

ş İzleme Komitesi, Kuruluş Anlaşması'nın uygulanmasını izleyecek ve anlaşmanın uygulanmasını tehlikeye atacak herhangi bir gelişmeyle ilgili önerilerde bulunabilecektir.

Polis konuları

Federal hükümet ve kurucu devletler polis konularında işbirliği yapacaklardır. Bu taraflar arasında yapılacak bir işbirliği anlaşması ile düzenlenecektir.

Federal polis

Federal polis, her bir kurucu devletten eşit sayıda personelden oluşacak; Kıbrıs'ın sınırlarını denetleyecek, federal görevlileri, binaları ve gayri menkulü ve yabancı yetkililer ile diplomatik misyonları koruyacaktır.

Kurucu devlet polisi

Her bir kurucu devlet kendi polis gücüne sahip olacaktır. Bir kurucu devlet polisi yalnızca o kurucu devlette bulunup çalışacaktır.

Kurucu devletin polis sayısı 700 polis memuru artı kurucu devlette yaşayan her 1000 kişiye altı polis memuru ile sınırlı olacaktır. Kurucu devlet polisi sadece normal sivil görevlere uygun silahlar taşıyabilecektir

Kurucu devlet polisi asayişin korunması ve sağlanması ile kamu güvenliğinden sorumlu olacak; federal polis ve ortak soruşturma bürosunun işlevlerine halel gelmeyecek şekilde, federal yasalara aykırı davranışlarla ilgili önlem alacaktır.

Ortak soruşturma bürosu

Federal ve kurucu devlet polis görevlilerinden oluşacak ortak soruşturma bürosunda her kurucu devletten eşit sayıda görevli bulunacaktır. Büro federal başsavcıya karşı sorumlu olacaktır. Ortak soruşturma bürosunun görevleri şunları içerecektir:

- Terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama ve organize suçla mücadele etme;

- Silahları yasaklayan yasaların ihlal edilmesine ilişkin iddiaları soruşturma ve

- Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, kurucu devletlere ve garantör ülkelere karşı şiddet kullanmayı veya şiddeti teşvik etmeyi yasaklayan yasaların ihlal edilmesine ilişkin iddiaları soruşturma.

KIBRIS 18/03/2004

Kıbrıs için kritik toplantı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yarın Kıbrıs konusunda önemli bir toplantının yapılacağını açıkladı.

AA

19 Mart 2004— Gül, devletin ilgili bütün kurumlarının katılacağı toplantıda Kuzey Kıbrıslı yetkililerin bulunmayacağını bildirdi

Diplomatik kaynaklar İsviçre’de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Çankaya Köşkü’nde bir Kıbrıs zirvesinin yapılmasının söz konusu olabileceğini belirtiyorlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la bugün yaptığı telefon görüşmesinde Kıbrıs’la ilgili görüşmeleri değerlendirdiklerini söyledi.

‘ZORLA İKNA EDEMEYİZ’

Gül, Denktaş’ın dörtlü konferansa katılmaya ikna olacağını düşünüp düşünmediği sorusuna “Kendisinin verdiği bir karar var. Zorla ikna edecek halimiz yok” yanıtını verdi.
Dörtlü konferansta Türkiye’nin siyasi kararlılığını sonuna kadar göstereceğini ifade ede
n Dışişleri Bakanı, buna karşın sonuç alınacağından umutlu olmadığı mesajını verdi. Gül “Görünen odur ki, konu genel sekretere kalacak” dedi.
Türkiye’nin ve KKTC’nin ayrı öncelikleri bulunduğu gibi bir hava yaratılmaması gerektiğini de kaydeden Gül “Slogan
larla konuşmanın bizi istediğimiz noktaya götürüp götürmeyeceği belli olmaz” dedi.

Denktaş: Kararım kesin

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisini arayan Dışişleri Bakanı Gül’e “İsviçre’deki görüşmelere katılmama yönündeki kararında değişiklik yapmayacağını söylediğini” belirtti. NTV

19 Mart 2004— İsviçre’ye gitmemesinin görüşmeleri etkilemeyeceğini söyleyen Denktaş, “Görüşmelerden benim alamadıklarımı alırlarsa bundan en fazla ben sevinç duyacağım” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kararına ilişkin detaylı bir mektup yazdığını bu konuda Dışişleri Bakanı Gül’ü de bilgilendirdiğini bildirdi.

Denktaş, “Başbakan Gül’e 4’lü görüşmelere katılmama yönünde verdiği kararda değişiklik yapmayacağını açıkladığını” belirtti. Rum tarafı ve Genel Sekter’in tutumunu değerlendirerek bu karara vardığını ifade eden Denktaş, 4’lü konferansa katılmamasının görüşme sürecini etkilemeyeceğini savundu.

İsviçre’deki 4’lü görüşmelerde istenilen değişikliklerin yapılması halinde buna en çok kendisini sevineceğini söyleyen Denktaş, “Orada da başaramazlarsa kimse gelip bize zafer çığlıkları atmasın, halkımıza gerçekleri söylesin, Umarım gerçekleri Anavatanla birlikte söyleriz” diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı, son ka
rarı halkın vereceğini söyledi ve anlaşmanın mevcut şekliyle referandumda “evet” oyu alması halinde ise istifa edeceğini belirtti.

KKTC hükümeti: Denktaş gelmeli

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a, İsviçre’ye gitmeme kararını gözden geçirmesi çağrısında bulundular.

Lefkoşa
NTV

19 Mart 2004 — Mehmet Ali Talat, Türkiye ve Yunanistan’ın 4’lü zirveye Başbakan düzeyinde katılma kararının ardından, Cnbc-e’ye konuşarak, “Ben bu gözden geçirme sonucunda Cumhurbaşkanının kararının değişeceğini düşünüyorum” dedi.

KKTC Başbakanı Talat, Türkiye’nin AB vizyonunu sürdürebilmesi ve bölgesel güç olabilmesi için Kıbrıs sorununun mutlaka çözülmesi gerektiğini de kaydetti. Talat, Türk hükümetinin yeni vizyonuyla doğruyu yaptığını da dile getirdi.

Kıbrıs sorununun çözümünde geç bile kalındığını ifade eden Talat, Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gelmesi gerektiğini belirterek, “Toplumsal bütünlüğü sağlamak ve koprumak için ekibin dağılmaması gerekirdi. dedi.

SERDAR DENKTAŞ: BİZ DE GİTMEYİZ
Serdar Denktaş da, Kıbrıs müzakerelerindeki gelişmelerle ilgili basına bilgi verdi. Serdar Denktaş, Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme gerekçelerinin haklı olduğunu savundu. Serdar Denktaş, İsviçre’de başlayacak 4’lü zirve öncesinde Ankara ve Türk tarafının kırmızı çizgiler konusunda ortak bir tavır belirmesi gerektiğini, belirlenmemesi ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ikna edilememesi halinde ise başkanı olduğu DP’nin de İsviçre görüşmelerine katılmayabileceğini belirtt
i. Denktaş, DP ‘nin görüşmelerine katılmaması halinde hükümetin dağılmayacağını da dile sözlerine ekledi.

’22 MART’A KADAR ÇÖZÜM OLMAZ’
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın kararını tekrar gözden geçirmesini talep eden Serdar Denktaş, “Cumhurbaşkanı ile gidersek orada ağırlığımız artar” dedi.
22 Mart’a kadar çözüm olmasının mümkün olmadığını belirten Denktaş, al-ver sürecinin başladığı ancak Rumlara verilen verilen tekliflere yanıt alınamadığından, bir gelişme sağlanamadığını söyledi.

RUM ULUSAL MECLİSİ TOPLANIY
OR
Öte yandan Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hristomidis, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, İsviçre’ye gitmeyeceği yönündeki açıklamasının, bugün olağanüstü toplanacak olan Rum Ulusal Konseyi’nde değerlendirileceğini söyledi. Sözcü, Denktaş’ın kararının, “ciddi ve derinliğine” ele alınması gereken bir hamle olduğunu söyledi.
Konsey’in toplantısında Papadopulos da, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen nokta hakkında bilgi verecek ve konsey üyelerinin İsviçre’ye gidip gitmemesi karara bağlanacak.

Papadopulos İsviçre’ye gidiyor

Kıbrıs Rum yönetimi Ulusal Konseyi, akşam saatlerinde yaptığı olağanüstü toplantıda, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, dörtlü konferansın yapılacağı İsviçre’ye gitmesi yönünde karar aldı. Lefkoşa
AA

19 Mart 2004 — Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in, Rum Ulusal Konseyi’nin bugünkü toplantısını beklemeden, İsviçre’ye gideceğini dün açıklaması Rum tarafında rahatsızlık yarattı.

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, yaklaşık 3.5 saat süren toplantının ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum tarafının New York’ta taahhüt ettiği sorumlulukları yerine getireceğini açıkladı

Hrisostomidis, “aynı yaklaşımı Kıbrıs Türk tarafının da ortaya koymasını beklediklerini” kaydetti.

RUMLARDAN KARAMANLİS’E TEPKİ

Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in, Rum Ulusal Konseyi’nin bugünkü toplantısını beklemeden, İsviçre’ye gideceğini dün açıklaması Rum tarafında rahatsızlık yarattı. Rum Politis gazetesi, Yunanistan Başbakanı Karamanlis’in dün 4’lü konferansa katılacağını açıklamasının, “Rum tarafını zorunlu istikamete soktuğu” yorumunda bulundu.
Gazeteye göre, Karamanlis’in, Annan’ın İsviçre davetini kabul ettiğini ve daha önce de ABD Başkanı George Bush ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladığı yolundaki haber, Rum tarafına
bomba gibi düştü. Rum yönetimi yetkilileri, Atina’nın bu kararı almadan önce Papadopulos ile görüş birliği sağlamadığına dikkat çekti.
Bazı Rum siyasi parti yetkilileri de Karamanlis’in İsviçre’ye gitme kararını, Ulusal Konsey toplantısından önce açıklaması
na tepki gösterdi.

Gül, Denktaş ile görüştü


Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile telefon görüşmesi yaptığı öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre Gül, Denktaş'a İsviçre'de yapılacak dörtlü konferansa katılmasının iyi olacağı yönünde mesaj verirken, Denktaş, İsviçre'ye gitmeyeceğine yönelik kararını Ankara'ya haber vermeden açıklaması nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.
MILLIYET 19/03/2004

Papadopulos da İsviçre'ye gitmemeyi düşünüyor


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın gitmemesi halinde, kendisinin de İsviçre'de yapılacak dörtlü konferansa gitmeme olasılığını düşündüğü bildirildi.
Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum yönetimi, KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunu temsil edemeyeceğini düşünüyor ve bu nedenle Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmesini tercih ediyor.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, müzakerelerin düzeyinin değiştirilmemesi ve liderler düzeyinde kalması
gerektiğini belirterek, ''İki liderden biri müzakerelere gitmeyecek ve planı peşinen reddediyorsa o zaman olgular değişir ve müzakerelerin karakterine ilişkin sorunlar meydana gelir'' diye konuştu.
Rum Ulusal Konseyi'nin bugün saat 16.00'da yapılacak topla
ntısında, Papadopulos'un İsviçre'ye gidip gitmemesi de karara bağlanacak.

KARAMANLİS'E TEPKİ
Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, Rum Ulusal Konseyi'nin bugünkü toplantısını beklemeden, İsviçre'ye gideceğini dün açıklaması Rum tarafında rahatsızlık yarattı.
Rum Politis gazetesi, Karamanlis'in dün dörtlü konferansa katılacağını açıklamasının, ''Rum tarafını zorunlu istikamete soktuğu'' yorumunda bulundu.
Gazeteye göre, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in, BM Genel Sekreteri'nin, 28 Mart'ta
dörtlü konferansa katılmak üzere, İsviçre'ye davetini kabul ettiğini ve daha önce de ABD Başkanı George Bush ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladığı yolundaki haber, Rum tarafına bomba gibi düştü.
Rum yönetimi yetkilileri, Atina'nın bu kararı almadan ön
ce Papadopulos ile görüş birliği sağlamadığına dikkat çekti.
Rum meclis başkanı ve komünist AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da Rum televizyonuna (RİK) yaptığı açıklamada, Karamanlis'in kararından üzüntü duyduğunu söyledi. Hristofyas, ''Yun
an hükümeti, Denktaş'ın tavrı ve Ulusal Konsey'in toplanacak olması nedeniyle bir gün daha beklese daha iyi olurdu'' diye konuştu.
Bazı Rum siyasi parti yetkilileri de Karamanlis'in İsviçre'ye gitme kararını, Ulusal Konsey toplantısından önce açıklamasına
tepki gösterdi.
MILLIYET 19/03/2004

KKTC'de işçiler Meclis'in camlarını kırdı, Denktaş'a yürüdü

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planının değiştirilmeden kabul edilmesi halinde ülkede binlerce işsiz olacağını söyledi.
KKTC'de 14 Aralık genel seçimleri öncesinde kamu kuruluşlarında işe alınan ve seçimlerden sonra kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) hükümetinin istihdamları ''yasadışı'' olduğu gerekçesiyle işten çıkardığı 1660 kişiden bir grup, Lefkoşa'da hükümeti protesto eyle
mi yaptı.
KKTC Kamu-İş Sendikası tarafından düzenlenen eyleme katılanlar, Cumhuriyet Meclisi binasına yürüdü. Yürüyüş sırasında eylemciler, ellerindeki pet şişeleri, yol üzerinde bulunan Demokrat Parti Genel Merkezi'ne fırlattı.
Meclis binası dışında topla
nan kalabalığın, Meclis bahçesine girmesi polis tarafından engellendi. İşten çıkarılanların eylemine, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu da destek verdi.
Meclis binasından CTP'li bir milletvekilinin kendilerine el kol
hareketi ve sözlü saldırıda bulunduğunu iddia eden bir grup, zorla Meclis'e girmeye çalıştı. Polis, yaklaşık 500 kişiden oluşan kalabalığı dağıtmak için biber gazı kullandı. Çıkan arbedede meclis binasının bir bölümünün camları kırıldı.

EYLEMCİLER CUMHURBAŞKANLIĞI'NDA

Meclis binasından Cumhurbaşkanlığı'na yürüyen işçiler, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a destek verirken, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bina dışına çıkarak yaptığı konuşmada, ''herkesin akıllı olması'' gerektiğini belirtti ve birlik-beraberlik içinde olunmasını istedi.
''Kıbrıs meselesinde 40 yıldır sabreden insanların çocuklarısınız'' diyen Denktaş, ''Sabırla bu işleri halledeceğiz, merak etmeyin. Ama şunu söyleyeyim size, eğer bu
Annan planı değişmezse sizin on misliniz insan işsiz kalacak. Onun için aklımızı başımıza toplayalım'' dedi.
Annan planında istenilen değişikliklerin yapılıp yapılmayacağını görmek için bekleyeceklerini ifade eden Denktaş, ''Hep birlikte yürüyeceğiz. Şimd
i sizin sıkıntınızı biliyorum. Bunları hükümetle konuştuk. Mahkemeye gitmiş bir mesele var'' dedi.
''Eğer sizleri çıkartıp yerinize başkalarını almışlarsa ayıp etmişler'' ifadesini kullanan Denktaş, bu konuları bugün hükümetle yeniden konuşacağını ve birka
ç gün sonra da sendika başkanına kesin durumu söyleyeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, eylemcilerin kanunsuz davranmamasını isteyerek, şöyle devam etti:
''Bugünlerde hepimizin soğukkanlılığı lazımdır. Aklımız başımızda hareket edeceğiz, birlikte hare
ket edeceğiz, birbirimizi dinleyerek hareket edeceğiz. Hepimizin aldığı bir yara var, bizi kızdıran bir şeyler var ve oluyor. Dahası da olacak, ama doğru yolu yürüyecek olanlar bunlara sakın kulak vermesin. Doğru yoldan ayrılmasın.'' Cumhurbaşkanı Denktaş'ın konuşmasının ardından, eylemciler, ''Denktaş nerede, biz oradayız'' diyerek dağıldı.
MILLIYET 19/03/2004

Gül: ''Kıbrıs'ın çözümsüzlüğü lehimize değil''


Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğe bırakılmasının, Türkiye ve KKTC'nin lehine olmadığını söyledi.
Gül, İş Hayatı Dayanışma Derneği'nce (İŞHAD), Polat Renaissance Oteli'nde düzenlenen ''Dış Politikada Yeni Açılımlar ve İş Dünyasına Yansımaları'' konulu yemekli toplantıya konuşmacı olarak katıldı.
Kıbrıs
konusunun Türkiye'nin gündeminde olduğunu belirten Gül, hatta bazen diğer konulardan çok daha fazla önem verilen bir mesele olduğunu dile getirdi.
''Bu meselenin çözümsüzlüğe bırakılması, Türkiye'nin de KKTC'nin de lehine değildir'' diyen Gül, ''Geçen 30
yıl boyunca gördüğümüz şudur ki bütün uğraşlarımıza rağmen ne bir Türk Cumhuriyeti, ne bir Müslüman ülke KKTC'yi tanımamıştır'' şeklinde konuştu.
Bunun, bu ülkeler KKTC'yi tanımıyor diye Türkiye'nin haklarından vazgeçeceği anlamına gelmediğine işaret eden
Gül, diğer taraftan Rum kesiminin AB'ye tam üyelik aşamasında olduğunu hatırlattı.
Hükümet olarak harekete geçtiklerini ve Rum kesiminin AB'ye tek başına girmesinin haksızlık olduğunu söylediklerini kaydeden Gül, bunun üzerine müzakerelerin başladığını vur
guladı.
Gül, Türkiye'nin KKTC ile birlikte bir çözüm bulmak için elinden geleni yaptığını, ancak amaçlarının, kalıcı, yaşanabilir, adanın gerçeklerini dikkate alacak bir çözüm olduğunu ifade etti.

''GERÇEKLERE BAKMAMIZ GEREKİR''


Ada'daki iki kesimin görüş
meye başladığını, bu görüşmelerden netice alınmazsa Yunanistan ve Türkiye'nin de katılımıyla bir çözüm bulunmaya çalışılacağını vurgulayan Gül, sözlerine şöyle devam etti:
''Nihayetinde ortaya çıkacak metin Ada'da yaşanabilir bir barışı sağlayacak mı, Ada
'nın gerçeklerini dikkate almakta mıdır ve Ada'daki Türklerin varlığını garanti altına almakta mıdır. Yine çok önem verdiğimiz bir başka konu da şudur: Ada'da eğer bir mutabakata varılırsa, bu mutabakatın yarın, öbürgün, yani AB'ye girildikten sonra AB hukuku vasıtasıyla değiştirilmemesi gerekir. Bize düşen şey, bu konularda hamasetle bir yere varılmayacağını görmektir. Titiz çalışmamız, gerçeklere bakmamız gerekir. Ama hiçbir zaman da kendi kendimizi aldatacak, bile bile bir şeye lades diyecek bir duruma düşmememiz gerekir. Bu konuda hükümetimiz kesin kararlıdır. Bir çözüm bulmak için gerçekçi bir şekilde çalışırken, diğer taraftan da yaşayacağına inanmadığımız bir şeye de kesinlikle (evet) demek zorunda değiliz.''

''KARŞILIKLI KONUŞUYORUZ''

Bu arada, toplantıya gelişinde bir basın mensubunun, ''Karamanlis görüşmelere katılma kararı aldıktan sonra Denktaş'ın açıklaması sürece zarar verecek mi, bu konuda Denktaş'ı Ankara'ya davet etmeyi düşünüyor musunuz?'' şeklindeki sorusuna da Gül, şöyle yanıt verdi:
''H
ayır. Zaten istişare ediyoruz. Karşılıklı konuşuyoruz. Dolayısıyla her şey istişarelerin neticesinde ortaya çıkar. Zaten (Denktaş) görüşmelerden de çekilmedi.'' Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, bu yılın sonunda AB'ye tam üyelik için müzakere tarihi alınacağına inandıklarını, çünkü siyasi kriterleri yerine getirmekte kararlı olduklarını söyledi.
Gül, İŞHAD'ın toplantısında yaptığı konuşmada, 3 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye'de çok şeyin değiştiğini, yapısal reformların gerçekleştirild
iğini, ekonomide ciddi düzelme sağlandığını vurguladı.
Hükümet olacaklarını önceden gördükleri için parti programlarını çok ciddi şekilde hazırladıklarını, tek parti hükümeti olmanın avantajını da kullandıklarını ifade eden Gül, bunun sonucunda Türkiye'de
15 aylık süreçte çok hızlı bir gelişme yaşandığını bildirdi.
Gül, yapılan tüm çalışmaların ve gelişmenin sonucu olarak en önemli şeyin, Türkiye'nin özgüvenini yeniden kazanması olduğunu vurgulayarak, halkın güveni kazanılmadığı, ''evin içi öncelikle düzene
konulmadığı'' müddetçe dış politikada zaten yapılacak bir şey bulunmadığını dile getirdi.
Abdullah Gül, ''Biz, onun için önce evimizi düzene koyma zarureti hissettik. Demokratik hayatta, ekonomide köklü reformlar yaptık'' dedi.

''BU SEFER TÜRKİYE YÜKSELİŞE GEÇECEKTİR''

Ekonomide öncelikle enflasyondan kurtulmayı hedeflediklerini ve bu hedefi yakalayarak, beklentilerinin de üstünde bir düşüş sağladıklarını dile getiren Gül, ''Onun için kesinlikle bu sefer Türkiye yükselişe geçecektir. Ekonomik tabirle take off'u gerçekleştirecektir ve yükseklerden uçacaktır. Bugün (bu benim iç meselem) deme lüksümüz olmadığı bir dünyada kesinlikle sadece ekonomik büyümeyle irtifa alamazsınız. Bu yüzden demokratikleşmek, demokrasiyi şeffaflaştırmak, eşitliği temin etmek ger
eklidir'' şeklinde konuştu.
Demokrasiyi sadece siyasi organizasyonlardaki özgürleşme olarak görmemek gerektiğini de vurgulayan Gül, geçen yıl içinde Türkiye'de yapılamayan birçok şeyin bugün serbest olduğunu ve bunların Türkiye'ye bir şey kaybettirmenin te
rsine, birliği, bütünleşmeyi sağladığının görüldüğünü söyledi.
Gül, Kamu Reformu Yasa Tasarısı'na da değinerek, bu tasarının merkezi yönetimin hantal yapısından kurtarılmasını amaçladığını vurgulayarak, ''Kesinlikle bunu çıkaracağız ve arkasından belediyel
erle ilgili yasa da gelecek. Yasa, ideolojik saplantılar içinde başka yerlere çekilmek isteniyor, ama hiç kulak asmayacağız'' dedi.
Türkiye'nin dış politikasında da olumlu gelişmeler olduğunu, eskiden bazı nedenlerle neredeyse savaş ilan etme noktasına gel
inen komşularla iyi ilişkiler geliştirildiğini vurgulayan Gül, ''Yunanistan ile sadece karşılıklı düşmanlıklar konuşulur, körüklenirdi. Bugün geldiğimiz noktada tam tersi Yunanistan seçimlerinde siyasi partiler Türkiye ile dost olmanın avantajını seçim propagandası olarak kullandı. Göreceksiniz, bu sene Yunanistan ile Türkiye arasındaki siyaset de inanılmaz artacak'' diye konuştu.
Irak'ın geçen yıl büyük olaylara gebe olduğunu, ancak Türkiye'nin bu meseleden sorunsuz sıyrıldığını da vurgulayan Gül, ''Bugün
geldiğimiz noktada müttefikimiz ABD ile ilişkilerimiz düzelmiş, belki çok daha sıhhatli bir zemine oturmuş, diğer taraftan Türkiye olmayacak işlere girmeden kurtulmuştur. Irak savaşı şunu gösterdi; AB'nin dünyada sözü geçecekse Türkiye AB'ye ne kazandırır, bunu gördüler'' şeklinde konuştu.

AB ÜYELİĞİ

Abdullah Gül, bu yıl Türkiye'yi ilgilendiren en önemli olayın AB olduğunu da vurgulayarak, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamak için hızla çalıştığını, Anayasa değişiklikleri yaptığını, kanunlar çıkardığını, uygulamalarda da büyük mesafeler aldığını belirtti.
Bunun tüm dünyayı ve Avrupa'yı şok ettiğini vurgulayan Gül, ancak demokratikleşmeye yönelik çalışmalar yapılırken hükümetin öncelikli motivasyonunun AB'ye girişten önce vatandaşlarına bu hakları verme
k olduğunu, arkasından AB üyeliğinin geleceğini bildirdi.
Gül, şöyle devam etti:
''Şüphesiz ki bunları yaptıktan sonra Türkiye ile müzakereler vakit geçirilmeden 2004 yılı sonunda başlayacak. Biz, 2004 yılı sonunda müzakereleri alacağımıza inanıyoruz. Çünk
ü siyasi kriterleri yerine getirmekte kararlıyız. Seçimlerden sonra yapacağımız birkaç Anayasa değişikliği, birkaç kanun daha var. Ve ondan sonra da uygulamaya ağırlık vereceğiz. Şüphesiz ki müzakerelere başladığımızda Türkiye çok daha farklı bir ülke olacak. İnanıyoruz ki müzakereler bu yıl sonunda başladığında Türkiye'ye yabancı sermaye akını da başlayacak.'' Yapılması gereken birkaç şey daha olduğunu vurgulayan ve buna bazı kurullarda askeri üyelerin varlığını örnek gösteren Gül, ''Hiçbir Avrupa ülkesinde askeri üyeler bu tür kurullarda söz konusu değil. Bunları değiştirmeye söz vermişsiniz. Dolayısıyla tüm bunları yaptıktan sonra ben, müzakereci olacağımıza inanıyorum'' diye konuştu.
MILLIYET 19/03/2004

Denktaş'ın Türkiye sevgisi


TÜRKİYE'NİN önünde bir yığın belalı sorun var...
Kürt meselesi Irak'ta, ardından Suriye ve İran'da adeta bir yanardağ gibi lav püskürtmeye başlamıştır! Mustafa Kemal'in 1923'teki korkusu şimdi yine önümüze geliyor, hem de daha 'karmaşık' olarak!
Kafkasya ve Balkanlar'da yine k
arışıklıklar çıkmaya başladı.
Türkiye'nin siyasi istikrarı koruması, ameliyattan çıkmış ekonomiyi özenle götürmesi, ekonomik ve sosyal entegrasyonu güçlendirmesi, iş alanları açması, bunun için de yabancı sermaye çekmesi lazım.
Dışarıda Türkiye siyasi ve e
konomik ilişkilerle güç kazanmak zorunda: AB ve ABD ile ilişkiler siyasi bakımdan olduğu gibi ekonomik bakımdan da fevkalade önemli.
Ankara Kıbrıs meselesine, bütün bu sorunların birbirlerini etkilemesi açısından bakıyor. Kıbrıs'ta öyle bir gelişme olmalı
ki, bundan hem Türk toplumu bir açılım kazanmalı, hem Türkiye'nin öteki hayati sorunlarını olumlu yönde etkilemeli...
***
ONUN için Ankara AB'yi, ABD'yi, BM'yi önemsiyor. Otuz yıldır Denktaş'ın liderliğindeki KKTC'de Türk toplumunda ayrışmalar başladığını
da Ankara görüyor ve bunun devam etmesinin daha kötü sonuçlar vereceğini hesap ederek çözüm arıyor.
Denktaş ise Kıbrıs meselesine KKTC'- deki kurulu düzen açısından bakıyor.
Bunun somutlaşmasını son 48 saatte yaşadık.
Denktaş, hem Milliyet'te arkadaşımız F
ikret Bila'ya söylediklerinde, hem çarşamba akşamı medyaya yaptığı açıklamada diyor ki:
"Dörtlü görüşmelere Yunan Başbakanı katılmayacak... Görüşmelerden bir sonuç çıkmayacak... Ben de katılmayacağım."
Ama dün Yunan Başbakanı Karamanlis'in dörtlü görüşmele
re katılacağı açıklandı!
Evet Karamanlis katılmayacaktı ama Kofi Annan'ın davet mektubu gelince, "katılacağım" diye açıklama yaptı. Yunan lideri ülkesinin bu meselede "çözümsüzlük yanlısı" olarak gözükmesini istemiyor.
Uluslararası ilişkiler Türkiye için n
e kadar önemliyse onun için de önemli çünkü.
***
SAYIN Denktaş, Rum ve Yunan liderlerinin ne yapacağını beklemeden, Ankara'ya da haber verip görüş almadan "ben katılmıyorum" diye açıklama yaptı.
Annan'ın mektubu çarşamba günü öğle saatlerinde Ankara'ya gel
mişti.
Denktaş, "ben katılmayacağım" açıklamasından önce lütfedip Ankara'yı arasaydı bunu öğrenirdi. Aslında aynı mektup aynı saatlerde muhtemelen kendisine de ulaşmıştı. Hatta Alvaro de Soto, Annan'ın böyle bir mektup göndereceğini Denktaş'a da söylemişti
zaten.
Bütün bunlara rağmen Denktaş, Rum ve Yunan liderlerinin ne yapacağını beklemeden alelacele "ben katılmayacağım" diye açıklamakla, Yunanistan'ın sakındığı "çözümsüzlük yanlısı" görüntüsünü maalesef kendisi üstlendi! KKTC'yi de, Türkiye'yi de zora so
ktu.
Görüşmelere Karamanlis ve Papadopulos "katılacak", Denktaş "katılmayacak!"
Bakın, bu sakıncalı tabloyu gören oğlu Serdar Denktaş da onun görüşmelere katılmasını istiyor.
Görüşmelerden gerçekten bir sonuç çıkmayabilir. Ama bunun sorumluluğu Rum-Yunan t
arafına yüklenebilecekken, Denktaş'ın bu acelesi niye?
Denktaş sadece KKTC'deki kurulu düzen açısından baktığı için...
Elbette Denktaş Türkiye'yi çok seviyor. Ama sevdiği kadar da 'düşünmesi' gerekiyor. Türkiye "anavatan"dır.
TAHA AKYOL MILLIYET 19/03/2004

'Dörtlü görüşme değil, cenaze!..'

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre'ye gitmeme kararının gerekçesini şöyle özetliyor: "Büyük bir oyun oynanıyor. Pazarlık marjımız kalmadı. Ben de cenazeye gitmek istemedim!"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre'de yapılacak

dörtlü görüşmeleri KKTC ve Kıbrıs Türkü için bir "cenaze töreni" olarak görüyor ve ekliyor: "Bugüne kadar elimizden geleni yaptık. Ancak karşıdan en küçük bir iyi niyet, bir adım görmedik. Bundan sonra göreceğimizi sanmıyorum. Ben bu plan bu şekilde görüşülmez dediğimde, yok görüşülür dediler, sizi oturttular. Ama sonuç ne oldu? Hiçbir ilerleme yok. Yaklaşımları değişecek gibi değil. Şimdi görelim bakalım İsviçre'de Türkiye devreye girince bir ilerleme sağlayabilecek mi? Pek umutlu değilim. Ama inşallah sağlanır, inşallah Türk tarafının olmazsa olmazları orada kabul edilir. Benim tercihim elbette bu olur."

'Neyi müzakere edeceğiz ki?'
Denktaş, bu karara varmasındaki en önemli etkenlerden birini de şöyle açıklıyor:
"AB ve Avrupa Konseyi temsilcileriyle burada yürüttüğümüz temasların sonuçları dün bize iletildi. Kabul edilebilecek gibi değil. Bize dedikleri şu: Biz 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'yle anlaşma yaptık. O zaman kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye giriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti de bu görüşme
lere göre yasalarını düzenledi. Onlar AB'ye uyumludur. Siz de bu devlete katılmak istiyorsanız, eklenebilirsiniz.
Yani mevcut Güney Kıbrıs Devleti'ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul ediyorlar ve bize de o devletin bir dairesi gibi onların izin verdiği ölç
üde gelin girin diyorlar. Bu bizi yıkmaktır. Başka anlamı yoktur. Diyorlar ki, biz size derogasyonlar konusunda söz vermedik, bundan sonra da veremeyiz. Oysa bu bizim olmazsa olmazlarımızın başında. Ne iki devlet, ne iki halk kabul ediyorlar. 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti siz eklenirseniz isim değişikliğiyle AB üyeliğine devam eder, girmezseniz böyle devam ederler. Bize söylenen bu. Artık neyi müzakere edeceksiniz?"
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ayrıca, Türk tarafına bir anayasa yapma olanağı da tanınmadığını, Annan'ın üç kişiyle bir anayasa taslağı hazırlayıp, anlaşmayla birlikte referanduma sokmak istediğini de vurguluyor ve böyle bir uygulamanın dünyanın hiçbir yerinde olmadığına işaret ediyor.

'Türkiye başarırsa sevinirim'
KKTC Cumhurbaşkanı, 23 Mart'ta İsviçre'de başlayacak dörtlü görüşmelerde Türkiye'nin ne yapacağını da görmek istiyor. "Eğer Türkiye, bu süreçte olmazsa olmazları Annan Planı'na geçirmeyi başarırsa tavrınız ne olur?" diye sorduğumuzda da Denktaş, şunları söylüyor:
"Türkiye'nin nasıl
bir tutum göstereceği çok önemli. Eğer olmazsa olmazlarımızı plana taşıyabilirlerse memnun olurum. KKTC halkına durumu anlatırım. Plana evet deyin derim. Ama karşı taraf hiç umut vermiyor. Dörtlü görüşmelerde de bir şey değişmezse o zaman halkıma destek vermeyin, derim."
Denktaş, "Türkiye olmazsa olmazları İsviçre'de kabul ettirirse, 28 - 29 Mart'ta Annan'ın ve başbakanların katılacağı zirveye gider misiniz?" diye sorduğumuzda ise şu karşılığı veriyor:
"Olmazsa olmazlar plana girer ve davet ederlerse tabi
i giderim. Ama hiçbir ışık vermediler. Keşke dediğiniz gibi olsa..."

Gül: TV'den izledim
Denktaş'ın kararı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü rahatsız etti. Gül, "Canlı yayından izledim. Bir gün önce telefonda bana bir şey söylememişti. Oradaki heyetimizin gönderdiği telgraflarda da böyle bir şey yer almamıştı. Bu konu ciddi ve uzun vadeli düşünülmesi gereken bir konu. Böyle hamasi nutuklarla hiçbir yere gitmez" dedi.

'Başbakan tahmin etmiş olmalı'

Erdoğan'a mektup yazdı

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Erdoğan'a gönderilmek üzere İsviçre'ye gitmeme kararının nedenlerini içeren bir mektup da hazırladı. Denktaş kararını açıkladıktan sonra Erdoğan veya Dışişleri Bakanı Gül'le bir görüşme olmamış. Kararının bu yönde olacağını Erdoğan'ın da bildiği kanaatinde...
Denktaş, İsviçre'de Türkiye'nin neler yapabileceğini görmek istiyor. Nihai kararını 23 Mart'ta başlayacak görüşmelerin alacağı seyre göre verecek. Denktaş'ın bu tavrı, Türkiye'nin olmazsa olmazlarda daha fazla ısrar etmesi ve Türk tarafını tatmin ede
cek bir adım atılması için Türkiye'nin elini güçlendirebilir.
Buna karşın, dörtlü görüşmelerde Türk tarafı lehine bir ilerleme olmaz ve Denktaş'a bildirilen sonuç İsviçre'de Türkiye'ye de kabul ettirilirse, o zaman, Denktaş'ın, referandum için hayır kampa
nyasına yönelebileceğini söyleyebiliriz.
FIKRET BILA MILLIYET 19/03/2004

Gene 'gitme veya gitmeme' sorunu...

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmeleri sürecinin ikinci aşamasını oluşturacak olan İsviçre'deki dörtlü zirveye "gitmeme" kararından vazgeçecek mi?
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ve Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'in dün zirveye "gitme" kararını vermesi, Kıbrıs Türk liderinin tutumunu bir daha gözden geçireceği umudunu yaratmış bulunuyor.
Denktaş'ın önceki akşam aniden TV kameralarının kar
şısına çıkıp öfkeli bir ifade ile İsviçre'ye gitmeyeceğini ilan etmesi, doğrusu herkesi şaşırttı. Bu karar eğer Türk tarafının ağırlığını hissettirmeye yönelik bir "taktik" değilse, "bir hata" sayılmalıdır...
***
BU kararda bazı çelişkiler ve gariplikler v
ar:
1) Denktaş, İsviçre'deki müzakerelere katılmayacağını bildirdi, ama ardından müzakereci görevinden çekilmeyeceğini belirtti. Eğer Denktaş umudunu tamamen yitirdi ise, bu sıfatını neden sürdürüyor?
2) Denktaş, Ankara ile ve Lefkoşa'da çalışan Türk Dışiş
leri heyeti ile uyum içinde olduğunu her vesile ile tekrarlarken, birdenbire bu kararını TV aracılığı ile ilan ediyor. Ankara'da, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Lefkoşa'da da Başbakan Talat haberi TV'den öğreniyor!..
3) Denktaş, Türk tarafının "ol
mazsa olmaz" saydığı konularda karşı taraftan olumlu herhangi bir işaretin gelmediğini öne sürerek bu şartlar kabul edilmezse "hiçbir şey olmaz" diyor. Oysa müzakereler devam ediyor. Bu süreç devam ederken, ikinci aşamasına katılmamak doğru mu (veya ters sonuç vermez mi?)...
***
BU arada KKTC liderinin açıkladığı gerekçelerin göz ardı edilmeyeceğini ve haklı noktalar içerdiğini de belirtmek lazım. Rum tarafı, kendinden ve elindeki kozlarından gayet emin şekilde hareket ediyor ve Türk tarafının önerilerini e
linin tersi ile itiyor. AB özellikle "derogasyon" (ayrıcalıklar) konusunda "ikili" oynuyor. BM ise, nasıl olsa Annan kendi planı doğrultusunda son sözü söyleyecek havası içinde...
Eğer AB ve BM gerçekten 1 Mayıs'a kadar bir uzlaşma sağlanmasını istiyorsa,
bu tavrını değiştirmeli ve Türk tarafının kaygılarını, önerilerini daha ciddi biçimde dikkate almalıdır. Bu bakımdan Denktaş'ın çıkışını da bir uyarı olarak görmeli, Türk tarafını tatmin edecek ilerlemeler olmadığı takdirde, bu kez Ankara'nın ve Talat hükümetinin de bu süreçten umudunu kesebileceğini anlamalıdır...
***
ŞU anda Denktaş'ın tutumu ile Ankara'nın politikası hissedilir derecede birbirinden ayrı çizgide.
Dün İstanbul'da, Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenen Kıbrıs ile ilgili sempozyuma katılması
beklenen, ama gelemeyen Denktaş'ın ve Dışişleri Bakanı Gül'ün gönderdikleri mesajlar, bu görüş ve tavır farkını (veya çelişkiyi) açıkça gözlerin önüne serdi.
Açıkçası temeldeki görüş ayrılıkları, Denktaş ile bugünkü Türk hükümetini farklı yönlere sevk edi
yor.
Denktaş önceki günkü açıklaması sırasında, Türk tarafının kendi içinde bölünmemesi gerektiğini söyledi. Ama nedeni ne olursa olsun, tek yanlı kararının bu ayrılıkları gidermeye hiç hizmet etmediği de bir gerçek...
SAMI KOHEN 19/03/2004

Denktaş Ankara'yı sıkıntıya soktu

KKTC Cumhurbaşkanının bir süredir beklenen, ancak Ankara'da süpriz yaratan açıklaması farklı şekillerde yorumlanabilir.
New York'ta varılan anlaşmadan bu yana, KKTC Cumhurbaşkanı hükümet ile aynı düşünmediğinin tüm sinyallerini veriyordu. Denktaş'ın yaklaşımı farklı, Ankara'nın yaklaşımı ise bambaşkaydı.
Bu farkın temelinde "olmaz olmazlar" diye sloganlaştırılan bir yaklaşım vardı.
Denktaş'ın "olmaz olmazları" çok netti. 5-6 noktada özetlenen bu "olmaz olmazları" Papadopulos ile görüşmel
erde kesinleştirilmeliydi. Rum lider ise, bunlara yanaşmadı. BM yetkilileri de –Denktaş'a göre- bu noktaların dikkate alındığına dair yeterli işeretleri vermediler. Bu süreç sürdürüldüğü taktirde, 4'lü toplantıdan da sonuç alınamayacak ve Kofi Annan'dan çıkacak final çözümde Türkiye'nin "olmaz olmazlarını" tatmin etmeyecek.
Denktaş bu varsayımla hareket edip iki yönlü bir yaklaşımı benimsemiş gibi görülüyor.

1. Ankara'ya baskı yapıp, olmazsa olmaz çizgilerini netleştirmesini sağlamak
2. BM'ye baskı yapıp,
çözümü zorlaştıracağının mesajını vermek.

Ankara'nın pazarlık yaklaşımı ise Denktaş'tan farklıydı.
Dışişleri Bakanlığı ve hükümet, Washington'dan ve AB'den, Türkiye'nin "olmazsa olmazları" konularında ayrıntıya inilmemesine rağmen, genel destek elde etmiş
ve pazarlık masasından kalkmadan sonuna kadar yürümeyi, en son kararı referandum öncesinde vermeyi planlamıştı. Ankara, ne olursa olsun Kıbrıs'ta "ver kurtul" yaklaşımını hiçbir zaman benimsemedi. Olayı, aşamalı şekilde değerlendirmeyi istedi.
Denktaş bu
çıkışıyla, Ankara'nın planlarını bozmuş oldu.

HEMEN HAREKETE GEÇMEK GEREKİYOR
Şimdi soğukkanlı davranmak ve dağılma tehlikesi gösteren oyun planını en kısa sürede yeniden rayına oturtmak gerekiyor.
Her kafadan farklı sesler çıkmaya başlarsa, Türk tarafı elindeki kartların tümünü de kaybedebilir. Veya Denktaş'ın bu çıkışını iyi değerlendirip elini daha da güçlendirebilir.
Eğer Türk yetkililer bu gelişmeyi "Denktaş'ın ince bir politika yaptığı, sırf çözümsüzlük yaratmak amacıyla bu tutumu aldığı" sonucuna va
rıp sinirlenirlerse, hata ederler.
Denktaş bu çıkışını, AKP hükümetini zora sokup, Annan planı karşıtlarını cepheleştirip çözümü engellemek için yapmış olsa dahi, Türkiye soğukkanlılığını kaybetmemelidir.
Yapılması gereken, hemen bu hafta Başbakan Erdoğan
veya Cumhurbaşkanı Sezer'in Denktaş'ı Ankara'ya davet etmeleridir. Ancak aynı zamanda da, kendi aralarında (Cumhurbaşkanlığı-Hümüket-TSK) olmazsa olmazlarını yeniden gözden geçirmeli, oyun planını mümkün olduğu kadar netleştirmeli ve ardından da KKTC Cumhurbaşkanına şu temel soruyu, belki de son defa sormalıdırlar:
"Biz şöyle bir yaklaşımı benimsedik, sizde bizimle bu planın uygulanmasında var mısınız, yok musunuz"
Alacakları yanıta göre de yola devam edilmeli.
Kıbrıs'ta varılacak sonucun faturası siyasi ik
tidara çıkarılacaktır. Sorumluluk onların omuzunda olacaktır. Bundan dolayı, kararı iktidar verecektir.
Eğer Denktaş beğenmezse, geriye yapılacak birşey kalmaz. Ancak 4'lü toplantıya böylesi ne dağınık bir manzada gidilmemesi gerekir.
MEHMET ALI BIRAND MIL
LIYET 19/03/2004

Denktaş: Kararım değişmedi

KKTC lideri Denktaş, İsviçre'ye gitmeme kararının değişmediğini, bunu yazılı olarak Ankara'ya ve BM'ye ilettiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında gazetecilerin sorusu üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile yaptığı telefon konuşmasına değinerek, kararında bir değişiklik yapamayacağını, Rumların ve BM Genel Sekreterliği'nin durumunu iyice değerlendirdiğini, bu durumda İsviçre'ye gidemeyeceğini Gül'e ilettiğini söyledi.

İsviçre'ye gitmeme kararının sürpriz olmadığını ifade eden Denktaş, 22 Mart'tan sonra sürece devam etmeyeceğinin, Ankara'ya daha önce resmi kanallardan iki kez iletildiğini bildirdi.

Derogasyonlar (ayrıcalıklar) kusuna büyük önem verdiklerini yineleyen Denktaş, yapılan anlaşmanın, Avrupa Birliği'nin birincil yasası olmaması halinde Türklere verilen hakların kağıt üzerinde kalacağını kaydetti. Denktaş, istedikleri bu ayrıcalıkların verilmeyeceğinin, AB yetkilileri tarafından birkaç gün önce söylendiğini belirtti.

Hükümetin tam yetkiyle İsviçre'ye gideceğini belirten Denktaş, görüşmeleri gitmemeyi, görüşmeleri sabote etmek için yapmadığını söyledi.

Görüşmelerin devamını istediğini de belirten Denktaş, İsviçre'ye gitmesinin, görüşmelere hiçbir etkisinin olmayacağını dile getirdi. Rauf Denktaş, ''Benim burada başaramadığımı inşallah arkadaşlarım orada başarırlar'' dedi.

Denktaş, bir soru üzerine, ''anlaşmanın imzalanması aşamasına gelindiğinde, eğer bu aşama referandumdan önce ise ve belgede istedikleri yer almamışsa, bunu kimsenin imzalamayacağını'' söyledi. Denktaş, ''eğer imza aşaması referandumdan sonra olursa ve referandumdan da 'Evet' sonucu çıkmışsa ve yine anlaşmanın içerisinde istediği noktalar yoksa, bu kez de istifa etmesi gerekeceğini'' belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum tarafından bugün aldıkları bir belgede, Rumların Beşparmak Dağları'nda bulunan dev KKTC bayrağının üzerini anlaşmanın imzalandığı ilk günden kapatılmasını istediğini de açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakerelerine 22 Mart'tan sonra devam etmeyeceğinin daha önce iki kez resmi yollardan Ankara'ya bildirildiğini belirtti.

Denktaş, varılan bir anlaşma referandumdan sonra imza aşamasına geldiğinde, ve bu kabul edemeyeceği bir durumda ise görevinden i
stifa edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında, gazetecilerin,Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile bugün yaptığıtelefon görüşmesinin içeriğini sorması üzerine, şöyle konuştu:

''Sayın Gül'e bu kararımın (İsviçre'ye gitmeme kararı) sürpriz olmaması gerekirdi. Kendisine daha önce resmi olarak iki kez, benim, 22'sinden sonra devam etmeyeceğim duyurulmuştu Türkiye'ye. Sürpriz değildi.''

Gül'ün kendisini telefonla aradığı saatte Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sez
er ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektupları imzaladığını ifade eden Denktaş, mektubunda detaylı değerlendirmesininyer aldığını, bunu Gül'e de aktardığını söyledi.

Denktaş, ''kararında bir değişiklik yapamayacağını, çünkü görüşmelerde Rumları
n tutumlarını, Genel Sekreterliğin tutumunu iyice değerlendirmiş olduğunu söylediğini'' ifade etti ve ''Bizi kendi istedikleri doğrultuda bir sonuca götürmek için bir uğraş vardır. Bizim söylediklerimizi kaale alan taraf yoktur'' dedi.

Türkiye ile birlik
te derogasyonlar (ayrıcalıklar) üzerinde ısrarladurduklarını anlatan Denktaş, ''Çünkü bunları AB garanti etmezse, birincil yasası kısmına almazsa, bize verilen haklar kağıt üzerinde kalmaya mahkum haklardı. Bunların verilmeyeceğini en nihayet bize son iki üç gün içerisinde söylediler. Dolayısıyla ben bu ikinci safhaya dagirersem, halkıma yanlış bir haber vermiş olacağım, yanlış ümit vermişolacağım'' diye konuştu.

''HÜKÜMET TAM YETKİLİ''

Hükümetin tam yetkiyle İsviçre'ye gideceğini belirten Denktaş, ''Benin görüşmelerde alamadıklarımı alırlarsa Türkiye'nin de yardımı ile, bundan en başta sevinç duyacak olan ve alkışlayacak olan benim. Bulamadıkları takdirde, hiç olmazsa halkıma, şimdiden zorlukların haberini vermiş oluyorum'' dedi.

''Artık kimsenin kendi
lerini, 'şöyle yaptınız böyle yaptınız' diyesuçlayamayacağını, çünkü işin alka kaldığını'' kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

''Halkımıza biz güveniyoruz. Kendilerine gerçekleri söyledikten sonra kararı kendiler verecek. Neticeyi kendileri hep birlikte çek
eceklerdir. Onun için benim geride kalmam gayet doğaldır. Görüşmeleri sabote etmek için yaptığım bir şey değildir. Ama gidişatı iyice gördükten sonra, yapay bir anlaşma, yapay bir sonuç ve ondan sonra 'başınıza gelenleri çekin' dercesine bir yaklaşımı var yabancıların. Bunları gördükten sonra böyle netice vermeyecek görüşmelere devam etmemin hiçbir manası olamazdı. Bunları kendisine (Gül'e) anlattım. Zaten yazılısını da gönderdik.''

İstenilen derogasyonların alınamayacağına göre herkesin düşünmesi gerektiğinin altını çizen Denktaş, ''Yapılacak bir anlaşmanın hükmü, üzerine yazıldığı kağıt kadar olacaksa bunun kıymeti yoktur'' dedi.

BİR RUM'UN SÖYLEDİKLERİ

Cumhurbaşkanı Denktaş, yaklaşık bir hafta önce görüştüğü bir Rum arkadaşının kendisine söylediklerinden de alıntı yaptı.

Rum arkadaşının, ''Denktaş, 1960 Anlaşması bize zorla empoze edilmişti. Üç yıl yaşayabildi ve kanla neticelendi. Şimdi bize daha daağır bir baskıyla, çok daha vahim ve çok daha karmaşık bir anlaşma empoze edilmektedir. Aramızda topr
ak kavgaları da olacaktır. Mal-mülk kavgaları olacaktır. Ben gelecekten çok korkuyorum'' dediğini aktaranDenktaş, mal-mülk konularının, mal-mülk kavgalarını ortadan kaldıracakşekilde halledilmesini istediklerini, ama kimsenin buna yaklaşmadığınısöyledi.

Denktaş, görüşmelerin devamını istediğini ve İsviçre'ye gitmemesinin görüşmelere hiçbir etkisinin olmayacağını belirtti.

Hükümetin, adada başarılamayanı İsviçre'de başarmasını dileyen Denktaş, ''Burada başaramadığımızı orada da başaramazlarsa kimse gelip
bize zafer çığlıkları atmasın. Halkımıza gerçekleri söylesin. Ümit ederim ki gerçekleri birlikte söyleyeceğiz, Anavatanımızla birlikte'' dedi.

Denktaş, bir soru üzerine Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin'in adaya gelmesinde anormal bir du
rum olmadığını ifade etti.

İsviçre'ye gitmeyeceğinin BM'ye de iletildiğini açıklayan Denktaş,Ankara'da zirve yapılacağı konusunda bir program olmadığını söyledi.

HÜKÜMETİN STATÜSÜ

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, dörtlü konferansa katılacak hükümetin statüsü konusunda bir sıkıntı çıkmaması gerektiğini ifade ederek, ''Eğer kötü niyetleri yoksa'' dedi.

Hükümetin de kendisi ile birlikte görüşmelere katıldığını ifade eden Denktaş, ''Bir kaçamak arıyorlarsa bunu yapabilirler, ama yapmamaları lazım
. Çünkü ben kimin adına bulundum orada, Kıbrıs Türk toplumu adına bulundum. Hükümet de Kıbrıs Türk toplumu adına bulanacaktır'' diye konuştu.

Denktaş, anlaşmanın imza aşamasına gelindiğinde pozisyonunun ne olacağına ilişkin bir soruya ise şu karşılığı ve
rdi:

''İmzalama aşamasına ne zaman geleceğiz, referandumdan evvel ise ve bizim istediklerimiz bunun içinde yoksa tabiatıyla kimse imzalamaz bunu. Referandumdan sonra ise halk referanduma 'evet' demişse ve bu hala kabul edilemez bir durumda ise, benim zat
en bu görevden istifa etmem lazım. Yani bile bile, iki üç yılda bu halkı tamamen harap edecek bir anlaşmaya bu halk göz göre göre 'evet' dedirtilmişse, aldatılarak veya öyle düşündüğü için halkın kararına saygımız olacaktır. Ama benim bu sorumluluğu devam ettirmem mümkün olmayacaktır. Bu da benin şahsi hakkımdır, herhalde teslim ederler. Onun için her şey bulunacak anlaşmaya bağlıdır. Anlaşma nasıl gelirse bunun hakkında hepimiz tekrar değerlendirme yapacağız.''

HURRIYET 19/03/2004

Rum Basını: Papadopulos da İsviçre'ye gitmeyebilir

Rum basını, Denktaş'ın gitmemesi halinde Papadopulos'un da İsviçre'deki dörtlü konferansa katılmaktan vazgeçebileceğini yazdı.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum yönetimi, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk toplumunu temsil edemeyeceğini düşünüyor ve bu nedenle Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmesini tercih ediyor.

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, müzakerelerin düzeyinindeğiştirilmemesi ve liderler düzeyinde kalması gerektiğini belirterek,''İki liderden biri müzakerelere gitmeyecek ve planı peşinen reddediyorsa o zaman olgular değişir ve müzakerelerin karakterine ilişkin sorunlar meydana gelir'' diye konuştu.

Rum Ulusal Konseyi'nin bugün saat 16.00'da yapılacak toplantısında, Papadopulos'un İsviçre'ye gidip gitmemesi de karara bağlanacak.

KARAMANLİS'E TEPKİ

Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, Rum Ulusal Konseyi'nin bugünkü toplantısını beklemeden, İsviçre'ye gideceğini dün açıklaması Rum tarafında rahatsızlık yarattı.

Rum Politis gazetesi, Karamanlis'in dün dörtlü konferansa katılacağını açıklamasının, ''Rum tarafını zorunlu istikamete soktuğu'' yorumunda bulundu.

Gazeteye göre, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in, BM Genel Sekreteri'nin, 28 Mart'ta dörtlü konferansa katılmak üzere, İsviçre'yedavetini kabul ettiğini ve daha önce de ABD Başkanı George Bush ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladığı yolundaki haber, Rum tarafına bomba gibi düştü.

Rum yönetimi yetkilileri, Atina'nın bu kararı almadan önce Papadopulos ile görüş birliği sağlamadığına dikkat çekti.

Rum meclis başkanı ve komünist AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da Rum televizyonuna (RİK) yaptığı açıklamada, Karamanlis'in kararından üzüntü duyduğunu söyledi. Hristofyas, ''Yunan hükümeti, Denktaş'ın tavrı ve Ulusal Konsey'in toplanacak olması nedeniyle bir gün daha beklese daha iyi olurdu'' diye konuştu.

Bazı Rum siyasi parti yetkilileri de Karamanlis'in İsviçre'ye gitme kararını, Ulusal Konsey toplantısından önce açıklamasına tepki gösterdi.

HURRIYET 19/03/2004

Serdar Denktaş'tan Türkiye'ye zirve çağrısı

KKTC Hükümeti Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, İsviçre'de yapılacak dörtlü görüşmeler öncesinde Ankara ile kırmızı çizgilerin önceliği konusunda ortak bir tavır belirlenmesi gerektiğini söyledi. Denktaş, Cumhurbaşkanı'nın İsviçre'ye gitmeme kararını da gözden geçirmesini istedi.

KKTC Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş, sabah saatlerinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'ye çağrı yaparak, İsviçre'deki görüşmeler öncesinde Ankara ile daha önce belirlenen kırmızı çizgilerin öncelikleri konusunda mutabakata varılması gerektiğini, aksi halde Demokrat Parti olarak İsviçre'ye gitme kararını gözden geçireceklerini söyledi.

Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'de birşey değişmeyeceğine inandığını ve sonunda da haklı çıkabileceğini belirterek, yine de planda kapsamlı bir değişiklik yapılması için ellerinden gelen çabanın gösterilmesi gerektiğini kaydetti.

Denktaş, adada BM gözeteminde Rumlarla yaptıkları müzakerelerde yazılı olarak verdikleri belgelere herhangi bir cevap alamadıklarını belirterek şöyle konuştu:

"Söylenen, biz bu görüşlere cevap veremeyiz, parametrelerin dışındadır, gibi kısa içeriği olmayan cevaplar aldık. Diyalog kurulamadı, diyalog kurulamayınca müzakere yapılamadı. Ortadaki kutunun içi 380 sayfa belgeyle doldu. Bu belgelere cevap verilebilecek mi, görüşmeleri yürüten BM heyeti bunları Genel Sekretere iletecek mi şüphemiz var. Pazartesi al-ver süreci başladı ama De Soto ile en fazla 2 saat biraraya geldik. Alver süreci yaşanmadı. Daha çok ver ver oldu.

DENKTAŞ İSVİÇRE'YE GİTMELİ

Çarşamba günü itibariyle Çumhurbaşkanı İsviçre'deki sürece katılmayacağını söyledi. Kendi gerekçeleri var ve kendi açısından haklı olabilir. Ancak bizim ümidimiz, Karamanlis ve Başbakan Erdoğan'ın katılımıyla ortaya çıkacak yeni durumda kendi tutumunu yeniden gözden geçirmesi ve görüşmelere katılması. Katılmasını isteme nedenimiz, İsviçre'de inisiyatif bizden ziyade Türkiye ve Yunanistan ile BM Genel Sekreterinin elinde olacaktır. Eğer günün sonunda bir çözüme ulaşacaksa bu çözümle yaşayacak olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardır."

KIRMIZI ÇİZGİLERİN ÖNCELİĞİ BELİRLENMELİ

Denktaş, Türkiye ve Yunanistan'ın bulunduğu ortamda Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bulunması gerektiğini belirterek "Onun olmaması pozisyonumuzu zayıflatır. Kırmızı çizgilerin ne olduğunun belli olmaması ve cumhurbaşkanının olmaması bizi çok güç bir durumda bırakır." dedi.

Türkiye ile belirlenen kırmızı çizgilerin önceliklerinin neler olduğu konusunda Ankara hükümeti ile mutlak bir anlaşmaya varılması gerektiğini kaydeden Denktaş, "Bu konuda hemfikir olmazsak İsviçre'ye gitme ve gitmeme konusunu Demokrat Parti olarak gözden geçirmek zorunda kalırız." dedi. Denktaş, böyle bir durumda İsviçre'deki müzakere masasında figüran olarak varolacaklarını vurguladı.

HÜKÜMETİN DAĞILMASINA NEDEN YOK

Denktaş, şimdilik kaolisyon hükümetinin dağılması için bir sebep olmadığını ve bu konunun gündemde olmadığını belirterek, hükümet oluşturulurken üzerinde uzlaşılan hassasiyetlerin iki ortak arasında korunduğunu ve bunlara uygun davranıldığını söyledi.

Serdar Denktaş, "Cumhurbaşkanı İsviçre'de birşeylerin değişeceğine inanmamaktadır, büyük ihtimalle haklı çıkacaktır. Ama biz bu girişimleri sonuna kadar sürdürme arzusundayız" diyerek çözümün BM genel sekreterinin vicdanına kalabileceğini işaret etti.

HURRIYET 19/03/2004

Karamanlis dörtlü görüşmeden kaçamadı

Nur BATUR ATİNA

İsviçre'deki dörtlü Kıbrıs zirvesine katılmayacağını açıklayan Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Başbakan Erdoğan'ın manevrası karşısında köşeye sıkıştı.

Erdoğan'ın zirveye hazır olduğunu BM Genel Sekreteri Annan'a bildirmesi üzerine, Erdoğan'la birlikte davet mektubu alan Karamanlis dün İsviçre'ye gideceğini açıkladı.

YUNANİSTAN Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs için yapılacak dörtlü zirveden kaçamadı. Geçen hafta dörtlü zirveye katılmayacağını Ankara'ya bildiren Karamanlis'i Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın manevrası sıkıştırdı. Erdoğan BM Genel Sekreter Kofi Annan'a zirveye hazır olduğunu bildirince, Annan da Türk ve Yunan başb
akanlarına birer mektup yazarak dörtlü zirveye davet etti. Baskı altında kalan Karamanlis Annan'ın davetini reddedemedi.

BUSH’LA KONUŞTU

Bu arada Karamanlis dün ABD Başkanı George W.Bush ile 15 dakika süren bir telefon görüşmesi yaptı. Atina Haber Ajansı (ANA), Karamanlis'in Bush'tan, Kıbrıs Türk tarafının ikna edilmesi için girişimde bulunmasını istediğini duyurdu.

Karamanlis'in İsviçre davetini kabul etmesiyle sonuçlanan süreç şöyle gelişti: Yunanistan'ın Ankara'daki Büyükelçisi Türk Dışişleri Bakanlığı'na giderek, Ada'daki görüşmelerde ilerleme sağlanamadığını, bu koşullarda müzakerelerin başbakanlar düzeyinde yapılamayacağını bildirdi. Bu ziyaretten iki gün sonra Başbakan Erdoğan, Annan'a mektup yazıp dörtlü zirveye hazır olduğunu bildirince tablo değişti. Kofi Annan, Erdoğan'la Karamanlis'e birer mektup göndererek 23 Mart'ta başlayacak zirveye davet etti. Bu gelişme karşısında, Karamanlis'in Annan'ı reddetme şansı kalmadı. Masadan kaçan taraf olmaktan korktuğu için 28 Mart'ta zirveye katılacağını açı
klamak zorunda kaldı.

Kıbrıs'ın kaderini çizecek son pazarlık 23 Mart'ta muhtemelen dışişleri müsteşarları düzeyinde başlayacak. Karamanlis, 25-26 Mart'ta Brüksel'deki AB zirvesine katıldıktan sonra İsviçre'ye geçecek ve 28 Mart'ta BM Kofi Annan'ın başkan
lık edeceği zirveye katılacak.

HURRIYET 19/03/2004

Talat: Masaya dön Denktaş

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararıyla ilgili olarak, ‘‘Sürpriz oldu, kararını tekrar gözden geçirmesi çağrısı yapıyorum’’ dedi.

Talat, İsviçre'deki konferansta BM'nin de boşlukları dolduracağını ve konferans biter bitmez 31 Mart'ta da planın son halinin ilan edileceğini açıkladı. Denktaş'ın kararıyla görüşme sürecinin kesintiye uğradığını da belirten Talat, ‘‘Herşey Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı İsviçre'deki görüşmeye kalmış gibi görülüyor. Mart'ın 24'ünde başlayıp 30'unda sona erecek. Ve 4'üncü Annan planı da bir ertesi günü 31 Mart'ta ilan edilecek’’ diye konuştu.

Referandumun tarihi konusund
a itiraz olduğuna da dikkat çeken Talat, BM Genel Sekreteri'nin boşlukları doldurma sürecini geriye aldığını ve bu nedenle tarihin de değişebileceğini söyledi.

Talat, Denktaş'ın ‘‘olmazsa olmaz’’ diye tanımladıkları Annan planında istedikleri değişiklikle
rin gerçekleşmemesi endişesini dile getirdiğine de dikkat çekti ve ‘‘Bir çok kez, ‘siz devam ettirin' demiştir. Ama ben görüşmelerin son aşamasına gitmeyeceğini beklemiyordum. Medyadan öğrendim. KKTC'de toplumsal uzlaşmayı tehdit eden bir gelişme, umarım fikrini değiştirir’’ dedi.

Sürecin sonunda talep ettikleri iki kesimlilik, siyasal eşitlik, AB’nin anlaşmayı temel hukuk sayması gibi konuların plana girmesinden umutlu olduğunu da vurgulayan Talat, bunlar olmazsa referandumda kendisinin de halka olduğu gi
bi gerçekleri anlatacağını ve sonuca göre oy kullanmalarını isteyeceğini belirtti.

HURRIYET 19/03/2004

Gül: Denktaş haber vermedi

Uğur ERGAN / ANKARA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki dörtlü konferansa katılmama kararını Ankara'ya danışmadan aldığı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından da doğrulandı. Gül, Denktaş'la salı günü görüştüklerini, ancak kendisine böyle birşeyden bahsetmediğini söyledi. Açıklamayı TV'den canlı yayında izlediğini belirten Gül, şöyle dedi: ‘‘Bunlar, konuşarak, istişare edilerek yürütülen şeyler. Kıbrıs Türklerinin geleceğini düşünerek, onların haklarını en iyi şekilde korumak için hepimizin gece gündüz çalışmamız gerekir.’’

Gül, Denktaş'ın müzakerelerle ilgili açıklama yapmasından duyduğu rahatsızlığı da, ‘‘Bu k
onularda böyle hamasi nutuklarla hiçbir yere gidilemez. Bunu meydanlarda konuşanlar ve herkes için söylüyorum’ dedi.

HURRIYET 19/03/2004

Erdoğan: Denktaş 'çekiliyorum' dememeli

Erdoğan, Denktaş'ın görüşmelerden çekileceğine inanmadığını belirterek, ''Biz buradan çekiliyoruz dememeliyiz, diyemeyiz'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'de başlayacak Kıbrıs görüşmelerinden gazetelerde yer aldığı şekilde çekileceğine inanmadığını belirterek, ''Biz buradan çekiliyoruz dememeliyiz, diyemeyiz'' dedi.

Erdoğan, Başbakanlık Resmi Konutu'ndan katıldığı STV'deki ''Haluk Örgün ile Haber Kritik'' programında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Erdoğan, ''KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gelişmelerden anladığımız kadarıyla Ankara'ya haber vermeden, Kıbrıs görüşmelerinden çekildiğini açıkladı. İsviçre'ye sanırım Denktaş'sız gidiyorsunuz. Bu çözümü nasıl etkiler?'' sorusunu yanıtlarken, Denktaş'ın bu müzakere süreçlerini başından beri götürdüğünü anımsattı.

Son dönemdeki m
üzakereler başlarken bunu başından sonuna kadar Denktaş'la götürmekte kararlı olduklarını her yerde ifade ettiklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bu son noktada aslında Sayın Denktaş'ın ifadelerinden müzakereden çekilmek gibi bir şey anlamıyorum, böyle bir şeyi anlamak da istemiyorum.

Bu arada şöyle bir şey oldu. Yunanistan seçimleri yeni yapılmıştı. Seçimlerin ardından da Sayın Kostas Karamanlis'in, 'bu başbakanlar düzeyinde değil de dışişleri bakanları düzeyinde yapılsın' şeklinde açıklaması o
ldu. Denktaş belki bundan dolayı 'bunu uzaktan izleyeceğim' gibi bir yaklaşım göstermiş olabilir. Kaldı ki bize bugüne kadar resmi olarak intikal etmiş bir şey yok.

Karamanlis'in katılacağına yönelik bir haber geldi. Biz zaten Sayın Annan'a da 'bunun baş
bakanlar düzeyinde yürümesini istiyoruz, ama en üst düzeyde dışişleri bakanımızın katılabileceğini' söylemiştik. Karamanlis böyle bir karar verirse biz ona katılırız. Bu müzakerelerde KKTC için ortak olmazsa olmazlarımızı göz ardı etmeden, ama her iki tarafın çıkarına olacak şekilde bu sorunu çözelim istiyoruz.''

''KIBRIS'A HAMASETLE YAKLAŞANLAR VAR''

Erdoğan, onlarca yıl süren bu sorunun sadece KKTC'deki vatandaşı rahatsız etmediğini, Türkiye'dekileri de rahatsız ettiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Bunun çözülmesi lazım. Siyaset çözüm sanatıdır. Siyaset sorun üretme sanatı değildir. Ama ülkemizde ne yazık ki Kıbrıs sorununa yaklaşırken sorun üretmeyi hedef alanlar var. Hamasetle yaklaşanlar var.

Bizim Kıbrıs ile ilgili hassasiyetlerimiz bellidir. Ama ne yazık ki Türkiye'nin 1974'teki barış harekatına o zamanlar karşı çıkanlar, o zamanlar TSK'yı işgalci görenler, şu anda arşivimde var, şu anda bakıyorum, Kıbrıs'a sahip çıkanlarla aynı fotoğraf karesinin içinde yer alıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Neyi ne için yaptığımızı çok iyi bilmemiz lazım.

Burada olmazsa olmazlarımız vardır ve attığımız her adımda en geniş manada müzakeresini yaparak, ondan sonra da hükümet olmanın getirdiği siyasi riski göze alarak, bu adımı atarız.

Bunun Lozan'da da örneklerini yaşadık. Bugün bazı adımlar atılırken zaman zaman usul noktasında farklı yaklaşımlar ortaya çıkabilir, ama bu farklı yaklaşımlar hiçbir zaman KKTC'deki vatandaşlarımızın aleyhine olacak şekilde neticelendirmek mümkün değildir. Biz ne kadar iyi niyet gösteriyorsak, karşı taraftan da aynı iyi niyeti bekleriz. Karşı tarafda aynı iyi niyeti gösterirse, bu sorunu çözme imkanımız olur.''

''ÇÖZÜMDEN YANAYIZ''

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs görüşmeleri sürecinde hükümetin aldığı kararların ''devlet politikası değil de siyasi bir karar'' şeklinde gösterildiğinin ifade edilmesi üzerine, ''Bunların hiçbirini samimi olarak görmüyorum. Samimi görmemiz mümkün değildir'' dedi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında konuyla ilgili bir zirve yapıldığını, MG
K'da konunun enine boyuna görüşüldüğünü, Bakanlar Kurulu'nda tartışıldığını anlatan Erdoğan, konunun Davos'ta, ABD'de Bush'la, Prodi'yle, devlet başkanlarıyla aynı ayrı ele alındığını belirtti.

''Burada bir çözümsüzlük ortaya çıkarsa bu Güney'den olsun,
bizden olmasın'' dediklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama bizim olmazsa olmazlarımıza iş gelirse, orada biz de kalkar tavrımızı koyarız. Olay bu kadar basittir. Ama çözmek istiyoruz, iyi niyetimiz bu istikamette. 1 Mayıs'tan önce b
u işin çözülmesinden yanayız.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğacak. Aynı bayrak, aynı marş ortaya çıkacak. Sizi şu anda devlet olarak kimse tanımıyor, o andan itibaren devlet olarak tanıyacaklar. Bunda samimiler mi onu görürüz? Biz samimi olarak adımımızı
atacağız. Şu anda ben devlet olmanın bedelini tayin edemiyorum. Bunu yakalamak, dünyada devlet olarak tanınmak, Türkçe'nin AB'de resmi dil olarak kullanılması çok önemli şeyler.''

ÜÇ ÖNEMLİ HASSASİYET

Buradaki üç önemli hassasiyetin, iki kesimliliğin kuvvetlendirilmesi, garantörlüğün kuvvetlendirilmesi ve haritanın daha dürüst hale getirilmesi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

''TSK'nın orada varlığının devamını belli bir miktarda da olsa istiyoruz. Mal mübadelesi konusundaki hassasiyetle
rimiz karşılıklı olarak görüşülüyor. Bunlar görüşülür, mutabakat sağlanırsa bir çözüme varılır. Ama 'biz buradan çekiliyoruz' dememeliyiz, diyemeyiz.

Ben inanıyorum ki, Sayın Denktaş'ın da gazetelerde yer aldığı şekilde bir çekilmesi söz konusu değildir.
Son ortaya çıkan tablo sebebiyle dışardan izleme, Sayın Başbakan Talat'ın ve Sayın Serdar Denktaş'ın gitmesi şeklinde değerlendirmiş olabilir.''

Erdoğan, ''Sayın Denktaş'ın katılacağını düşünüyor musunuz?'' sorusu üzerine, ''Henüz böyle bir görüşmemiz ol
madı ama, görüşürüz'' dedi.

"SANKİ REJİMİ KORUMA GÖREVİ CHP'YE VERİLDİ"

Başbakan Erdoğan, ''Rejim tehlikesi Türkiye'de rahat kullanılan bir cümle... Rejim tehlikesi o kadar kolay mı?'' sorusu üzerine, şu yanıtı verdi:

''Bu tür bir yaklaşım çok çirkin. Bir rejim var, bir de sistem var. Türkiye'de rejim ve sistem karıştırılıyor. Kendi saltanatlarının yıkılmasından endişe edenler, şu anda bunu üstlenmiş olan CHP'dir. Sanki rejimi koruma görevi CHP'ye verilmiştir. Yok böyle bir şey.

Türkiye'deki siyasi p
artilerin hepsinin de rejimimiz hakkında hassasiyetleri vardır, ama sistem noktasında eleştirisini yapar o farklı bir olaydır. Boşluk vardır yapar, statükoyu eleştirir yapar, ama Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi hassasiyetlerini korumada kimse taviz vermez, onlar da bu hassasiyeti görür. Nedense Türkiye'deki bizim parlamento içi muhalefette böyle bir sıkıntı var. Bu devamlı hepyapılıyor. Bundan devamlı nemalanmak isteniyor. Ama bunu yaptıkça görüyorsunuz geri tepiyor.''

HURRIYET 19/03/2004

Gül: Son karar Annan'a kalacak

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin de KKTC'nin de Annan planı üzerinde yapmak istedikleri değişiklikler olduğunu belirterek, bunlarla ilgili kararın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a kalacak gibi göründüğünü söyledi.

Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile düzenlediği ortak basın toplantısında, gazetecilerin Kıbrıs'a ilişkin sorularını yanıtlayan Gül, Türkiye'nin de KKTC'nin de önem verdiği konular olduğunu ve yapmak istedikleri değişiklikler bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Bunlar Genel Sekreter'e kalacak gibidir, o zaman müzakere ederek, Annan'ın ortaya çıkaracağı planda, almak istediğimiz konuları almaktır hedefimiz."

Gül, Türkiye ve KKTC'nin ayrı ayrı öncelikleri olduğuna dair bir havanın ortaya çıkm
aması gerektiğini de kaydederek, dış politikada sloganlarla konuşmanın yanlış olduğunu ifade etti.
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak yarın çok önemli bir toplantı yapılacağını da açıklayan Gül, "Toplantı dışişleri bakanlığı bünyesinde mi olacak, yoksa devlet
in tüm kurumları bir araya gelip fikir jimnastiği mi yapacaklar?" şeklindeki bir soru üzerine, "İkincisi" diye yanıt verdi. Gül konuya ilişkin ayrıntılı bilgi vermedi.

Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bugün yaptığı telefon görüşmesinde, kendisini İsviçre'ye gelmesi için ikna edip etmediğine ilişkin bir soru üzerine de, "Kendisinin bir kararı var, zorla kişileri ikna edecek halimiz yok tabii ki" dedi.
HURRIYET 19/03/2004

Yeni Kıbrıs devletinin marşı belli oldu

Kıbrıs'ta Annan planı temelinde 20 Nisan'da yapılacak referandumun ardından kurulması öngörülen federal devletin bayrağının ardından, marşı da belirlendi.

BM gözetiminde bir süreden beri çalışmalarını sürdüren marş komitesi, bugün yaklaşık 2 saat süren toplantıda çalışmalarını tamamladı ve yeni marşı kabul etti. Türk ve Rum üyeler tarafından oybirliğiyle onaylanan marş, Türk ve Rum liderliklerinin onayına sunulacak.

Toplam 111 eser arasından seçilen, enstrümantal yeni Kıbrıs marşı, Kıbrıs ezgilerine yakın ritimlerden oluşuyor.

Komite üyelerinin başvuru sahibini bilmeden değerlendirmeye aldığı ezgilerin sahiplerinin, marşın resmi onayından sonra açıklanması bekleniyor.

Marş komitesinde Türk tarafını Yılmaz Taner, Eralp Adanır ve Özkay Hoca temsil etti.

Federal cumhuriyetin bayrağı da geçen hafta bayrak komitesindeyüzlerce başvuru arasından belirlenmiş ve siyasi liderliklerin onayınasunulmuştu. KKTC Bakanlar Kurulu çarşamba günü bayrağı onaylamıştı.

Türk ve Rum liderlikleri tarafından onaylanan federal bayrak, anlaşmayla birlikte federal cumhuriyetin bayrağı olacak.

HURRIYET 19/03/2004

Kıbrıs'ta çözüm için son durak İsviçre

Atina ve Ankara, Annan Planı'na son şeklinin verileceği İsviçre'deki konferansa başbakan düzeyinde katılmayı kabul ettiklerini açıkladı

19/03/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ, HİLAL KÖYLÜ
ATİNA/ANKARA - Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir aşamaya giriliyor. 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayan müzakerelerde önemli ilerleme kaydedilemezken,
sıra garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın katılacağı dörtlü konferansa geldi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın sürpriz biçimde 'Gitmeyeceğim' dediği dörtlü konferans için Türkiye ve Yunanistan başbakanlarına bir mektup yazdı. Mektupta Başbakan Tayyip Erdoğan ile Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, 23 Mart S
alı Günü İsviçre'nin Luzern kenti yakınlarındaki Bürgenstock kasabasında başlayacak dörtlü konferansa davet edildi. İki lider de daveti kabul ederken, Papadopulos'tan henüz ses yok, Denktaş'ın ise fikir değiştirebileceği öne sürülüyor.

Önce bakanlar başlayacak
Annan iki sayfalık mektubunda, dörtlü konferansın 'yüksek düzeyde katılım'la yapılmasını istedi. Mektupta, "Çalışmaların sürmesini istiyoruz.
Dörtlü konferansa katılımın yüksek seviyede olmasına sevinirim. Dörtlü konferansın olumlu sonuçlanmasını elbette isteriz, ancak sonuç alınamazsa New York'ta kararlaştırılan süreç işleyecektir" denildi. İki lider de daveti kabul edip 28 Mart'ta buluşmaya gideceklerini iletti. Konferansta 23-28 Mart tarihlerinde iki tarafı da dışişleri bakanları temsil edecek. B
akanlar 25 Mart'ta Brüksel'de yapılacak AB zirvesine katılıp Bürgenstock'a
dönecek ve başbakanlarla buluşacak. Başbakanlara Annan da katılacak ve boşlukları doldurarak referanduma götürülecek olan anlaşmaya İsviçre'de son noktayı koyacak.

Atina çark etti
BM Genel Sekreteri'nin Türkiye'nin konferansa üst düzeyde katılım tezine destek vermesi Ankara'yı memnun ederken, katılım düzeyini düşürme çabasıyla
konferansın müsteşarlar düzeyinde başlayıp dışişleri bakanları düzeyinde tamamlanmasını Ankara'ya öneren
Yunan yönetimi çark etti. BM'yi ikna edemeyen Atina, Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'in daveti kabul ederek 28 Mart'ta İsviçre'de hazır bulunacağını açıkladı. Karamanlis'in tavır değiştirmesinin bir nedeni de ABD Başkanı George W. Bush oldu. Bush, Annan'ın davet mektubunun Atina'ya ulaşmasından hemen sonra Karamanlis'i telefonla arayıp çözüm için ABD'nin kararlılığını hatırlattı ve yardıma hazır olduğunu belirtti. Karamanlis ise Türk tarafına baskı yapılmasını istedi.

Bush etkili oldu
Karamanlis'in yanıtını öğrenen Ankara da kısa süre içinde Erdoğan'ın yanıt mektubunu BM'ye iletti. Mektupta, "Dörtlü görüşmelere en üst düzeyde katılmaya hazırız" ifadeleri kullanıldı. Başbakanlık kaynakları, Erdoğan'ın Karamanlis'le 28 Mart'ta İsviçre'de buluşmak için hazırlıklara başladığını kaydetti. Karamanlis'in, çark etmesi Ankara'da "Yunanistan da bu işin ciddiyetini görmeye başladı" yorumlarına neden oldu.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un İsviçre'ye gidip gitmeyeceği ise büyük ölçüde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın nihai kararına bağlı. Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Denktaş'ın toplantıya katılmayacağına ilişkin açıklamasından sonra ortaya çıkan yeni durumu bugün Rum Milli Konseyi toplatısında değerlendireceklerini söyledi. BM kaynakları da Denktaş'ın 'Gitmeyeceğim' açıklamasını 'nihai' kararı saymadıklarını söyledi. BM'nin bu görüşü hem Rum Yönetimi, hem de Yunan Büyükelçiliği'ne ilettiği belirtildi. Yunan Dışişleri'ne yakın kaynaklar ise "Denktaş İsviçre'ye gitmenin karşılığında hem BM'den hem Ankara'dan bir şeyler kopartma çabasında" yorumunu yaptı.

Eller taşın altına sokuldu

İsmet Berkan

19/03/2004 RADIKAL

Kıbrıs'la ilgili teknik konular herhalde ilgi çekmediğinden ötürü olsa gerek Kıbrıs'ta çözüm karşıtı kalemşorlar tarafından pek bilinmiyor. Oysa bu ayrıntılar çok önemli.
Gündüz Aktan defalarca yazdı, bir kez de ben tekrar edeyim: Annan Planı çerçevesinde yürütülen müzakerelerin sonunda, müzakere yürüten adadaki iki taraf, her konuda an
laşsalar bile herhangi bir kâğıdın üstüne imza atmayacaklar. Kıbrıs için Kofi Annan tarafından oluşturulacak çözüm anlaşmasına Türkiye, Yunanistan ve İngiltere imza atacaklar sadece.
Üç garantör ülkenin imzaları, Annan tarafından oluşturulan metnin refera
nduma sunulmasının 'uygun bulunduğu' anlamına gelecek. Anlaşmayı esas olarak referandumda ada halkları onaylayacak ya da reddedecek.
Dolayısıyla Rauf Denktaş'ın masadan kalkması bu saatten sonra bir anlam taşımıyor. (Kaldı ki, Denktaş hâlâ İsviçre'ye de g
idebilir.)
Ancak buna karşılık Türkiye ve Yunanistan'ın son tur görüşmelerde en üst düzeyde temsil edilmesi çok ama çok büyük önem taşıyor. Çünkü bu, Ankara ile Atina'nın ellerini taşın altına sokmayı kabul ettikleri anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs çözüm planına son şeklini Türk ve Yunan Başbakanlarının İsviçre'nin Luzern kenti yakınlarındaki Bürgenstock köyündeyken verecek. Yani, aslında 9-10 Nisan tarihlerinde beklenen garantör ülkelerin taahhütleri belki de 31 Mart'ta İsviçre'de verilecek.
Düne kadar Yunanistan, İsviçre'deki görüşmelere Başbakan düzeyinde değil de Dışişleri Bakanı düzeyinde katılmaktan, hatta görüşmeleri bakanlık müsteşarlarının yürütüp nihai aşamada bakanların devreye girmesinden söz ediyordu.

Kim bilir, belki de Rauf Denktaş isteyerek ya da istemeyerek İsviçre'deki son tura katılımın başbakanlar düzeyinde olmasına yardımcı oldu. Belki de Kostas Karamanlis, Denktaş'ın gelmeyeceğini duydu diye İsviçre'ye gitmeye karar verdi.
Rauf Denktaş'ın önc
eki yıl Kopenhag'dan ve geçen yıl Lahey'den beri Annan Planı'na pek gönlü olmadığını bilmeyen yok. Denktaş, Lahey sonrası, "Artık
Annan Planı masada değildir" demeye bile başlamış, bu planın felsefesine karşı olduğunu kim bilir kaç defa söylemişti.
Ama D
enktaş, Ankara'nın bastırmasıyla New York'ta BM Genel Sekreteri'ne görüşmelerin başlaması için gereken taahhütleri verdi. Rum tarafı Denktaş'ı izlemeye mecbur kaldı.
Ancak Denktaş bunu gönülsüz yaptığını defalarca açıkladı. O yüzden KKTC Cumhurbaşkanı her
aşamada sorumluluğu Ankara'nın üstüne yıkmaya çalışıyordu. Kendi mantığı içinde haksız da değildi belki.
Önceki akşam İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklarken de amacı Ankara'yı zorlamak, sonunda ortaya çıkacak metin için de, "Bu benim değil Ankara'nın metni"
demekti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önceki akşam Denktaş'ın bu kararını öğrendikten sonra durumu fazla ciddiye almadığını ima ederken bütün bunları biliyordu kuşkusuz.
Nitekim dün İsviçre'ye başbakan düzeyinde katılma kararı önce Ankara'dan geldi. Ya
ni Ankara üstüne düşen sorumluluğu almaktan kaçmayacaktı.
Şimdi, sadece meraklısı için, gözler bir kez daha Rauf Denktaş'ta. Bakalım Kıbrıs Türklerinin efsanevi lideri kendi trajedisi içinde tarih sahnesinden silinip gidecek mi, yoksa hayatının mücadelesi
ni bir zaferle mi taçlandıracak

Bir bardak suda fırtına

Murat Yetkin

Ankara'da Denktaş İsviçre'ye gitmese bile süreci devam ettirecek siyasi irade sergileniyor

19/03/2004 RADIKAL

Önce Kıbrıs konusunda önümüzdeki günlere ilişkin en muhtemel senaryoyu aktarmakta yarar var: 23 Mart'ta Kıbrıs'taki iki tarafla birlikte Türk ve Yunan dışişleri bakanları İsviçre'de (muhtemelen Bürgenstock kasabasında) bir araya geliyorlar. Diplomatların ve hukuk uzmanlarının katılımıyla, BM gözetiminde görüşmeler başlıyor. 25-26 Mart tarihlerinde dışişleri bakanları, Avrupa Birliği zirve toplantısı nedeniyle Brüksel'e geçiyorlar ama, İsviçre'deki görüşmelere dışişleri müsteşarları düzeyinde devam ediyorlar. Bakanların da İsviçre'ye dönmesinden iki gün sonra, 28 Mart'ta başbakan/cumhurbaşkanlarının da İsviçre'ye gelerek görüşmelerin düzeyini yükseltmesi öngörülüyor. Bu aşamada BM Genel Sekreteri Kofi Annan da müzakerelere katılıyor. Bu şekilde en üst düzeye yükseltilmiş olan Kıbrıs görüşmelerinin 31 Mart'a dek sonuç alacak şekilde sürmesi planlanıyor.
Evdeki hesap çarşıya uyar mı göreceğiz, ama diplomatların üzerinde çalıştığı takvim bu.
Bu takvim, dün BM Genel Sekreteri Annan'ın tarafları, üst siyasi düzeyde
İsviçre'ye davet etmesiy
le önemli bir aşama kaydetti. Başbakan Tayyip Erdoğan ve onu izleyen Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, davete
icabet edeceklerini açıkladılar.
Ancak Kıbrıs'tan beklenen hızda açıklamalar gelmedi.
Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos 1 Mayıs'tan önc
e böyle bir müzakere masasına oturmuş olmanın er ya da geç uzlaşma getireceğini bilerek ayak sürüyordu. Öte yandan Türk Cumhurbaşkan Rauf Denktaş'ın bir gün önce,
17 Mart'ta söylediği gibi İsviçre'ye gitmemesi, Papadopulos'a eşsiz bir propaganda ve oyun b
ozma fırsatı verecekti. Papadopulos, böyle bir durumda İsviçre'ye zevkle giderek Denktaş'ı oyun-bozan ilan edebilirdi. Annan Planı'nın ve 21 Nisan'daki referandum şartının geçersiz olması gerektiğini de söyleyebilirdi. Bu durumda Rum Cumhuriyeti'nin, Türkleri de temsilen AB üyesi olması gerektiği propagandasını sürdürebilirdi.
Oysa adanın kuzeyinden değişik sesler yükseliyordu. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Denktaş'ın görüşmelerden çekilmediğini söylediğini ısrarla vurguluyor, Denktaş'ın kararını gözden
geçirmesi için elinden geleni yaptığını söylüyordu. Çünkü Denktaş bu kararı açıkladığında henüz Karamanlis ve Erdoğan'ın İsviçre'ye gideceği belli olmamıştı ve şimdi yeni bir durum değerlendirmesi gerekebilirdi. Talat diğer yandan, Denktaş'ın alacağı olumsal kararın toplumsal bütünlüğe zarar verebileceği uyarısını yapıyordu. Mevcut takvimin işlemesi durumunda Dışişleri Bakanı sıfatıyla
İsviçre müzakerelerini başlatacak olan Serdar Denktaş, Rumların uzlaşmaz tutumu bırakması gerektiğini söyleyerek babasını
yumuşatmaya çalışıyordu.
Ankara'da hükümet ve Dışişleri cephesi ise Denktaş'ın bu çıkışına içerlemiş görünüyordu.
Sabah saatlerinde TOBB'daki Türk-Alman İş Konseyi toplantısına katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Ben de canlı yayından izledim. Bir g
ün önce bana böyle bir şey söylememişti" diyordu. 16 Mart akşamı Denktaş'la yaptığı telefon konuşmasında Gül herhangi bir sorun sezmemiş miydi de, 17 Mart'taki açıklamasından hayal kırıklığına kapılmıştı? (Acaba Lefkoşa'daki Türk büyükelçisi Hayati Güven de bakanlığı önceden uyarmamış mıydı?) Yarım gün içinde ne değişmişti? Denktaş bu çıkışı müzakere pozisyonunu güçlendirip Yunan ve Rum tarafını masaya çekmek için mi yapmıştı? Yoksa, dün Ankara'daki Batılı elçiliklerce dile getirilen "Ankara mutabakatı dağıldı mı?" endişesi haklı mıydı? Denktaş, 8 Ocak ve 23 Ocak toplantılarıyla Ankara'da Cumhurbaşkanlığı-Genelkurmay-Hükümet-KKTC dörtgeninde varılan mutabakattan çekilme uyarısında mı bulunuyordu? Ancak hükümet çevreleri hal böyle olsa bile, Kıbrıs sürecini devam ettirmeye kararlı görünüyor.
Bir yetkili bu durumu, "Denktaş henüz İsviçre'ye gelmeyeceğini Ankara'ya resmen bildirmedi. Gelip müzakerelere katkı sağlamayı sürdürürse daha iyi olur. Ancak gelmezse Talat var, hükümet var. Görüşmeler devam eder" diyere
k açıklıyor. Zaten bu noktadan sonra Ankara için geri dönüş, ancak Rumların masada, BM'nin de onaylayacağı bir uzlaşmazlık sergilemeleri halinde muhtemel olur.
Yani bir bardak suda kopan fırtınaya karşın sürecin devamı için siyasi irade mevcut görünüyor.

Anavatanların başbakanları görüşecek

BM Genel Sekreteri Kofi Annan; Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Rum yönetimini 23 Mart’ta 4’lü Kıbrıs görüşmeleri için İsviçre’nin Luzern kentine davet etti. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise, sürecin sekteye uğradığını ve işin ağırlıklı kısmının İsviçre’ye bırakıldığını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart’ta İsviçre’ye gidecek. BM Genel Sekreteri Annan’ın davet mektubunu Yunanistan Başbakanı Karamanlis’in de kabul ettiği ve 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği açıklandı.
Takvime göre, öncelikle Kıbrıs’taki tarafların görüşmesi, daha sonra ise başbakanların devreye girmesi sözkonusu olacak.
ÖNCE OY KULLANACAK
28 Mart’ta Türkiye’de yerel seçimlerin yapılması nedeniyle, Er
doğan’ın oyunu kullandıktan sonra İsviçre’ye hareket etmesi bekleniyor.
Yunanistan da, Başbakan Karamanlis’in Annan’ın müzakerelere davetini kabul ettiğini duyurdu. Karamanlis’in dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği a
çıklandı.

Önceki gün dörtlü görüşmeye katılmayacağını açıklayan Denktaş’ın da, Annan’ın, resmi davetini incelediği öğrenildi. Annan’ın davetiyle ilgili Rum Yönetimi’nin tutumu da henüz netlik kazanmadı.
BUSH KARAMANLİS’İ ARADI
Öte yandan Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararının, “ciddi ve derinliğine incelenmesi gereken bir gelişme” olduğunu söyledi. Rum radyosunun haberine göre, Hrisostomidis, Denktaş’ın açıklamasıyla “oluşan soru işaretlerinin”, Papadopu
los ve Rum siyasi parti liderlerince inceleneceğini kaydetti.
ABD Başkanı George Bush’un, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile telefon görüşmesi yaptığı da açıklandı. Bush’un Karamanlis’i seçim zaferinden ötürü kutladığı görüşmede, ağırlıklı olarak Kıbrıs konusunun ele alındığını duyurdu. Bush’un Karamanlis’e, ABD’nin Kıbrıs sorununun çözülmesini istediği ve bu yönde gösterilen çabalara katkıda bulunmaya hazır olduğunu söylediği, Karamanlis’in ise Atina’nın Kıbrıs’ta adil, kalıcı, BM kararlarına ve AB
müktesebatına uygun bir çözüm bulunması arzusunu taşıdığını vurguladığını belirtti.

HALKIN SESI 19/03/2004

Herşey İsviçre’ye bırakıldı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde zor bir süreç yaşanmakta olduğunu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararının yeni bir durum yarattığını söyleyerek, “Şimdi her şey İsviçre’ye bırakıldı gibi bir durum var” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün saat 14.00’te düzenlediği basın toplantısında, İsviçre’de yapılacak 4’lü toplantıların sonunda 31 Mart’ta Annan Planı’nın dördüncü versiyonun ortaya çıkmış olacağını belirterek, son müzakereler sürecinde Kıbrıs Türk halkının hayati konu ve isteklerini, Kıbrıs Türk halkına zarar verecek noktaları ilk defa BM’ye anlatabildiklerini, bu nedenle bunun sonuç vereceğine ve Kıbrıs Türk halkının hayati konularının planda yer alacağına inandığını kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la 31 Mart’a kadarki süreçte birlikte olmalarının toplumsal uzlaşı açısından çok önemli olduğunu belirtti ve 1 Mayıs’a kadar çözümlenmesi gereken Kıbrıs sorunundaki süreçte en iyiyi elde etmenin yolunun birlikte hareket etmekten geçtiğini söyledi.

Halka referandum öncesinde gelinecek noktanın ve gerçek neyse anlatılacağını, referandum için o zaman kampanya düzenlemek gerektiğini belirten Talat, referandum için hükümetin ortak kampanya yürütmesi, Cumhurbaşkanı’nın da buna katılması umudunu dile getirdi.

Çözüm için hala ümitli olduğunu, çok büyük olasılıkla çözümün olacağına inandığını ifade eden Başbakan Talat, bunun gerekçesini de “Çünkü bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak ortaya koyduğumu, son derece önem verdiğimiz ve hayati bulduğumuz hususlara planın dördüncü versiyonunun olumlu yaklaşacağına inanıyorum” sözleriyle açıkladı.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in İsviçre’ye gideceğini açıklamasını nasıl değerlendirdiğini ve bunun Cumhurbaşkanı’nın kararını değiştirmesine neden olup olamayacağını soran bir gazeteciyi yanıtlayan Başbakan Talat, “Çok iyi, doğru ve yararlı buluyorum. Biz Türk tarafı olarak en üst düzeyde temsiliyeti hep istiyorduk. Ciddi bir iş yapılacaksa en üst düzeyde bir katılım gerekliydi” dedi.

“Hükümetin Kıbrıs Türk halkını tam yetkili olarak temsil etmesi elbette ki yasal açıdan da uygundur ve doğrudur” diyen Talat, Cumhurbaşkanı’nın görüşmecilikten çekilmediğini duyurduğunu, dolayısıyla görevlerin devam ettiğini kaydetti.

“OLMAZSA OLMAZLARDAN VAZGEÇMEDİK”

Mehmet Ali Talat, Türk tarafının olmazsa olmazlarından vazgeçmediğini belirterek, “Sonuçta bir taahhüt altına girdik. Bu taahhüde göre biz varılacak sonucu halkımızın oyuna sunacağız, kararı halk verecek” diye konuştu.

Plan ortaya çıkmadan kampanya yapmanın son derece yanlış olduğunu vurgulayan Başbakan Talat, toplumsal barışa ihtiyaç olduğunu, tahriklere kapılmamak gerektiğini, bilinmeyen bir plan için hayır veya evet kampanyası yapmanın gerginliklere yol açacağını, son derece dikkatli olmak gerektiğini anlattı.

ORTAK KAMPANYA UMUDU

Şu andaki 10 günlük sürede Rumlara ve dünyaya birşeyler anlatmak gerektiğini; halka ise 1 Nisan ile referandumun yapılacağı güne kadarki sürede birşeyler anlatılacağını kaydeden Başbakan Talat, hükümetin ortak kampanya yürütmesi, Cumhurbaşkanı’nın da buna katılması umudunu dile getirdi.

Talat, “Ama bu olmazsa sonuçta 1 Nisan’da yollar ayrılırsa da ayrılır. Herkes gerekçelerini ortaya koyar, kampanya yürür, halk anlar ve ona göre oyunu kullanır. Biz elbette ki hükümet olarak eğer aynı ortak noktaya ulaşabilirsek, gerçek neyse geldiğimiz noktada o gerçeği anlatacağız. AB ve başka kurumlar güvencelerini vermemişse, vermiyorsa, vermemekte ısrar ediyorsa bunu da halkımıza anlatacağız. Bütün bunlara rağmen referandumdan kaçmamız söz konusu değil” dedi.

Başbakan Talat bir soru üzerine “toplumda çözüme yüzde yüz destek olduğuna inandığını” belirtti.

“HALA ÇOK ÜMİTLİYİM”

Çözüm için hala ümitli olduğunu, çok büyük olasılıkla çözümün olacağına inandığını ifade eden Başbakan Talat, bunun gerekçesini de “Çünkü bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak ortaya koyduğumu, son derece önem verdiğimiz ve hayati bulduğumuz hususlara planın dördüncü versiyonunun olumlu yaklaşacağına inanıyorum” sözleriyle açıkladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Papadopulos’un da görüşmelere katılmaması halinde sonucun ne olacağı sorusuna karşılık, İsviçre’ye tam yetkili bir kişinin gitmesi gerektiğini, Papadopulos tam yetkili bir başkasını yollarsa belki daha iyi bile olabileceğini söyledi.

“TOPLUMSAL BİRLİĞİ ZEDELEME İHTİMALİ RAHATSIZ EDİCİ”

“Önemli olan süreci toplumsal bütünlüğü sağlayarak götürmektir. Beni Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki kararı o bakımdan rahatsız etmiştir. Yani toplumsal birliği zedeleyebilme ihtimali olduğu için rahatsız etmiştir yoksa görüşmeci olarak görüşme sürecinden çekilmediğini duyurmuştur zaten” diyen Başbakan Talat, Annan Planı’nın Kıbrıslı Türklere zarar verebilecek noktalarını ilk kez BM’ye anlatabildiklerini, bunun ilk kez olduğunu, çünkü böylesine yoğun olarak ilk kez görüştüklerini, her şeyi ayrıntılarıyla görüştüklerini söyledi.

"SONUÇ VERECEK"

Talat, “Sonuçta Genel Sekreter’e madem ki taktir yetki verilmiştir, bunların sonuç vereceğini de hep beraber göreceğiz. Buna inanıyorum. Çok umutlu olmak istemiyorum şimdiden ama en azından bizim için hayati olan kısımlarında bazı değişiklikleri umuyorum, bekliyorum bu sürecin sonunda” dedi.

Başbakan Talat, İsviçre’de Kıbrıs Türk tarafının tüm isteklerini elde edemeyeceğini ama planın dengesini bozmayacak hususlarda isteklerin elde edilebileceğini düşündüğünü bildirdi. Talat, buna örnek olarak “siyasal eşitliğin sürekli güvencede olmasını, varılan anlaşmanın Avrupa müktesebatının parçası haline getirilmesi” gibi konuları verdi.

TOPLUMSAL UZLAŞI İÇİN

Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı’nın İsviçre’ye gitmeme kararını değiştirmesini istediğini belirterek, çünkü 31 Mart’a kadar birlikte gitmenin toplumsal uzlaşı için çok önemli olduğunu vurguladı. 1 Mayıs’ın gerçek bir tarih olduğunu ve o güne dek bu sorunun çözülmesi gerektiğini kaydeden Talat, süreçte en iyiyi elde etmenin yolunun birlikte hareket etmek olduğunu söyledi.

Bir soru üzerine KKTC’deki Türkiye kökenlilerin Kıbrıslı eşi olanlar hariç 45 bininin adada kalacağını, kimsenin itile kakıla adadan çıkarılmayacağını belirten Başbakan Talat, “kimsenin referandumda oy kullanacak ama vatandaş olamayacak” konumunda olmayacağını kaydetti. Bu bilgilerin İçişleri Bakanlığı’nda var olduğunu belirten Talat, nüfus yapısının her zaman kontrol altında olması gerektiğini, Annan Planı’nın Kıbrıs’ta ikamet edenlerin vatandaş yapılmasını öngördüğünü ifade etti.

"ONAYLAMIYORUM"

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın söz konusu kararını onaylamadığını da ifade eden Başbakan Talat, “Sayın Denktaş’ın bu kararını onaylamıyorum. Daha önce de söylediğim gibi, bizler çözüm için kararlılıkla çalışmak zorundayız, çünkü zaman tükeniyor” şeklinde konuştu.

Başbakan Talat, öngörülen 12 Mart tarihine karşın BM’ye henüz sunulmayan Türk parça devletinin anayasa taslağının, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bu konuya ilişkin tavrı ve dün verdiği karar göz önüne alındığında, Birleşmiş Milletler’e kendisi tarafından sunulup sunulmayacağına ilişkin bir soruya karşılık da, “Bu konuda şu anda bazı zorluklarımız var. Konuyu hala daha değerlendiriyoruz. Bu konuda bir şey yapmak durumunda olduğumuzun da farkındayız, değerlendiriyoruz. Şimdilik bunu söylemekle yetinmek istiyorum” şeklinde konuştu.

HALKIN SESI 19/03/2004

Denktaş ile görüşeceğiz

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dörtlü konferansa katılmama kararıyla ilgili olarak, “Sayın Denktaş müzakerelerden çekilmiş değil ki, bunları oturup konuşuyoruz” dedi.

Gül, gazetecilerin, “Denktaş’ın görüşmelere katılmaması müzakere sonucunu olumsuz etkiler mi?” şeklindeki sorusuna, “Sayın Denktaş müzakerelerden çekilmiş değil ki, bunları oturup konuşuyoruz. İstişare ediyoruz” yanıtını verdi.

Gazetecilerin, “Denktaş’ın kararını gözden geçirmesi için girişiminiz oldu mu?” şeklindeki sorusuna karşılık da Gül, “Zaten devamlı görüşüyoruz. Orada arkadaşlarımız var. Her şey beraber” diye konuştu.

Abdullah Gül, daha sonra partisinin seçim çalışmalarına katılmak üzere Avcılar’a gitti.

GÜL: BEN DE CANLI YAYINDAN İZLEDİM

rkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeyeği yönündeki açıklamasını canlı yayından izlediğini, Denktaş’la bir gün önce telefonda konuştuklarını, ancak kendisine böyle bir şey söylemediğini belirtti.

Gül, Denktaş’ın konuya ilişkin açıklamaları üzerine, “Ben de canlı yayından izledim, bir gün önce bana böyle bir şey söylememişti” dedi. Gül, şöyle devam etti:

“Oradaki arkadaşlarımızın da böyle bir şeyden haberleri yoktu. Oradan gelen telgraflarda da böyle bir şey yoktu. Görüşeceğiz, konuşacağız. Bunlar, konuşarak, istişare edilerek yürütülen şeyler. Kıbrıs Türklerinin geleceğini düşünerek, onların haklarını en iyi şekilde korumak için hepimizin gece gündüz çalışmamız gerekir.”

Bu konularda böyle hamasi nutuklarla hiçbir yere gidilemeyeceğini, bunu meydanlarda konuşanlar ve herkes için söylediğini belirten Gül, bu konunun çok ciddi ve uzun vadeli olarak düşünülmesi gerektiğini, böyle bir safhada bulunulduğunu kaydetti.

“Yapabileceğimiz her şeyi yaparız” diyen Gül, Kıbrıs Türklerinin geleceğini, Türkiye’nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyabilmek için yoğun bir çalışma yapılması ve konunun sürekli istişare edilmesi gerektiğini belirtti.

HALKIN SESI 19/03/2004

BM yetkilileri Başbakanlık’ta

Prendergast, başbakanlığa girerken görüşmeyle ilgili sorular üzerine bir açıklama yapmadı ve sadece Talat ile görüşeceklerini söyledi.

Bu arada görüşmeye az bir süre kalıncaya kadar, görüşmenin CTP Genel Merkezi’nde mi yoksa başbakanlıkta mı yapılacağı ve BM yetkililerinin basın isteyip istemediği konusu netlik kazanmadı. Ancak önce başbakan, ardından da BM yetkilileri başbakanlığa geldi. Bu arada, görüşme önceden açıklandığı gibi saat 11.30’da değil 12.00’de gerçekleşti.

Başbakanlık Şeref Salonu’nda gerçekleşen görüşmede basına görüntü alma olanağı verildi, ancak açıklama yapılmadı. Başbakan ve BM yetkilileri basın görüntü alırken müzakereler sürecine basının gösterdiği yoğun ilgi üzerine sohbet ettiler ve Talat, BM yetkililerine, Kıbrıs Türk medyasının yanı sıra Türkiye basınının da olaya çok büyük ilgi gösterdiğini ve süreci sürekli canlı yayınla izleyicilerine aktardığını anlattı.

BM yetkilileri geçmişte sadece cumhurbaşkanlığına gidiyor, başbakan ve diğer yetkililerle de cumhurbaşkanlığında veya parti merkezlerinde bir araya geliyordu.

PAPADOPULOS İLE GÖRÜŞTÜLER

Öte yandan, BM yetkilileri bu sabah Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile de bir araya geldi. BM yetkilileri dün gece de cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyetindeki yetkililer ve üst düzey KKTC yetkilileriyle bir araya gelerek uzun süren yemekli çalışma toplantısı gerçekleştirmişti.

HALKIN SESI 19/03/2004

Herkes orada olacak!...

KARAMANLİS GİDİYOR...Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği açıklandı.Başbakanlık Basın Merkezi, Karamanlis’in BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın müzakerelere davetini kabul ettiğini duyurdu.

ERDOĞAN DA GİDİYOR...Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “dörtlü Kıbrıs müzakereleri”ne katılmak üzere 28 Mart Pazar günü İsviçre’ye gideceği açıklandı!.. Alınan bilgiye göre, Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın müzakerelere katılmasına ilişkin davetini kabul etti.

Erdoğan’ın, müzakerelere katılmak üzere, 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği ifade edildi.

TALAT: “TABİKİ ORADA OLACAĞIZ”...Başbakan Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önceki gün birer davet mektubu göndererek, Kuzey Kıbrıs, Türkiye, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı dörtlü görüşmeler için davet ettiği İsviçre’ye heyet olarak gideceklerini ve bu heyetin karar alma yetkisine sahip olacağını açıkladı. Talat, “Biz, tabii ki bir heyet olarak orada olacağız ve heyetimiz karar alma yetkisinde olacaktır” dedi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Türkiye, Kıbrıs Türk, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı, İsviçre’nin Lüzern kentinde yer alacak genişletilmiş Kıbrıs görüşmeleri için yaptığı resmi davet taraflarca kabul edildi.

4’lü konferansa Kıbrıs Türk Görüşmecisi Cumhurbaşkanı Denktaş dışında Kıbrıs sorunuyla alakalı herkes katılıyor.

Annan’dan taraflara davet!...

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Türkiye, Kıbrıs Türk, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı, İsviçre’nin Lüzern kentinde yer alacak genişletilmiş Kıbrıs görüşmeleri için resmen davet ettiği açıklandı.

Edinilen bilgiye göre Annan’ın daveti, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına Ada’da bulunan BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşler Yardımcısı Sir Kieran Prendergast tarafından önceki gün sunuldu.

Ankara ile Atina hükümetlerine de aynı davetin yapıldığı belirtilirken, davette Genel Sekreter’in New York’ta varılan anlaşma temelinde 23 Mart’ta tarafları yetkili bir düzeyde genişletilmiş Kıbrıs müzakereleri için İsviçre’ye beklediği kaydedildi.

Annan davetinde ayrıca, İsviçre’deki toplantıya Mart sonunda kendisinin de katılacağını bildirdi.

Talat: “Tabiki orada olacağız”

Başbakan Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önceki gün birer davet mektubu göndererek, Kuzey Kıbrıs, Türkiye, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı dörtlü görüşmeler için davet ettiği İsviçre’ye heyet olarak gideceklerini ve bu heyetin karar alma yetkisine sahip olacağını açıkladı. Talat, “Biz, tabii ki bir heyet olarak orada olacağız ve heyetimiz karar alma yetkisinde olacaktır” dedi. Talat bir başka soru üzerine de, kendilerinin Isviçre’deki görüşmelere heyet olarak gideceklerini ve bu heyetin karar alma yetkisine sahip olacağını belirterek, şöyle dedi:

"Biz, tabii ki bir heyet olarak orada olacağız ve heyetimiz karar alma yetkisine sahip olacaktır. Sayın Denktaş, Isviçre’ye gelmezse ki tercihimiz gelmesidir, tabii onunla ve diğer birçoklarıyla da danışma halinde olacağız. Bizim yasal yapımıza göre yürütme organı hükümettir. Dolayısıyla yetki, hükümet olarak bizdedir.”

Annan’dan Erdoğan’a davet ...

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakerelerinin ikinci safhası çerçevesinde yapılması öngörülen dörtlü toplantı için tarafları İsviçre’ye davet etti ve bu çerçevedeki davet mektubunu Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdi.

AA’ya göre, Annan davet mektubunda, New York’ta üzerinde anlaşılan biçimde, tarafların üst düzey yetki sahibi temsilcilerini İsviçre’ye davet etti.

Annan, tarafları 23 Mart Salı günü İsviçre’nin Lüzhern kenti yakınlarındaki Burgenstock kasabasına davet ettiği mektubunda, kendisinin de görüşmelere mart ayı sonunda dahil olacağını bildirdi.

Erdoğan’dan cevap: “Geliyorum...”

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “dörtlü Kıbrıs müzakereleri”ne katılmak üzere 28 Mart Pazar günü İsviçre’ye gideceği bildirildi.

Alınan bilgiye göre, Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın müzakerelere katılmasına ilişkin davetini kabul etti.

Erdoğan’ın, müzakerelere katılmak üzere, 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği ifade edildi.

Yunanasitan’a davet!..

Rum ve Yunan tarafları, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, dörtlü konferansa katılmaları davetinde bulunduğu mektubunu aldı.

Rum radyosuna göre BM Genel Sekreteri Kofi Annan Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum tarafı temsilcilerine mektup göndererek, 23 Mart’ta Bürgenstock’ta başlayacak dörtlü konferansa katılmaya davet etti. Taraflardan, davetine mümkün olduğunca çabuk yanıt vermelerini isteyen Annan, tarafların dörtlü konferansa, karar alınabilmesine olanak sağlayacak düzeyde temsilciler göndermelerini istedi ve kendisinin de mart sonunda konferansa katılacağını açıkladı.

Rum radyosunun haberine göre, dörtlü müzakerelerin dışişleri bakanları düzeyinde, Genel Sekreter’in Siyasi Konular Yardımcısı Sir Kieran Prendergast’ın huzurunda başlaması ve toplantının gelişmesine bağlı olarak daha sonra başbakanların ve Genel Sekreter Annan’ın katılması en olası senaryo olarak görülüyor.

BM merkezindeki diplomatik çevreler, dörtlü konferansın 31 Mart’a kadar süreceğini ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın katılıp katılmamasından bağımsız olarak gerçekleştirileceğini söyledi. Aynı kaynaklar, New York uzlaşısının sonuna kadar uygulanacağını, yani eş zamanlı referandumların 20 Nisan’da yapılacağını belirtti.

Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, Genel Sekreter’in dörtlü konferansa davet mektubunu dün gece aldığını doğruladı. Rum Sözcü Hrisostomidis, Rum Yönetimi’nin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dörtlü konferansa katılmak üzere

İsviçre’ye gitmeme kararının, müzakerelerde ciddi bir esas ve prosedür sorunu yarattığı görüşünde olduğunu belirtti. New York uzlaşısının sözkonusu olduğunu ifade eden Hrisostomidis, müzakerelerin temel ve esasını değiştirip değiştirmediğinin incelenmesi gerektiğini ve Rum Ulusal Konseyi’nin yarınki birleşiminde bu konuyu ele alacağını söyledi..

Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Hristos Panagopulos da, Atina’nın da Genel Sekreter’in davet mektubunu aldığını doğruladı. Panagopulos, bunun, Kofi Annan’ın beklenmekte olan ve prosedürel karaktere sahip bir hareketi olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararı konusunda görüşü sorulan Panagopulos, bu kararın kaygı ve endişeye neden olduğunu söyledi ve Atina’nın durumu yakından takip etmekte olduğunu, Rum Yönetimi’yle sürekli uzlaşı içinde bulunduğunu söyledi.

Karamanlis’ten cavap: "Geliyorum..."

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere 28 Mart’ta İsviçre’ye gideceği açıklandı.Başbakanlık Basın Merkezi, Karamanlis’in BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın müzakerelere davetini kabul ettiğini duyurdu. (Ajanslar)

YENIDUZEN 19/03/2004

Prendergast ve De Soto Talat’ı makamında ziyaret etti

BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kieran Prendergast ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, dün saat 12.00’de başbakanlığa giderek Başbakan Mehmet Ali Talat’ı ziyaret etti. Böylece, tarihte ilk kez üst düzey BM yetkilileri başbakanlığa gelmiş oldu...

Prendergast, başbakanlığa girerken görüşmeyle ilgili sorular üzerine bir açıklama yapmadı ve sadece Talat ile görüşeceklerini söyledi.

Son ana kadar belirsizlik!..

Bu arada görüşmeye az bir süre kalıncaya kadar, görüşmenin CTP Genel Merkezi’nde mi yoksa başbakanlıkta mı yapılacağı ve BM yetkililerinin basın isteyip istemediği konusu netlik kazanmadı. Ancak önce başbakan, ardından da BM yetkilileri başbakanlığa geldi. Bu arada, görüşme önceden açıklandığı gibi saat 11.30’da değil 12.00’de gerçekleşti.

Başbakanlık Şeref Salonu’nda gerçekleşen görüşmede basına görüntü alma olanağı verildi, ancak açıklama yapılmadı. Başbakan ve BM yetkilileri basın görüntü alırken müzakereler sürecine basının gösterdiği yoğun ilgi üzerine sohbet ettiler ve Talat, BM yetkililerine, Kıbrıs Türk medyasının yanı sıra Türkiye basınının da olaya çok büyük ilgi gösterdiğini ve süreci sürekli canlı yayınla izleyicilerine aktardığını anlattı.

BM yetkilileri geçmişte sadece cumhurbaşkanlığına gidiyor, başbakan ve diğer yetkililerle de cumhurbaşkanlığında veya parti merkezlerinde bir araya geliyordu.

Papadopulos ile görüştüler

Öte yandan, BM yetkilileri dün sabah Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile de bir araya geldi. BM yetkilileri önceki gece de cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyetindeki yetkililer ve üst düzey yetkililerle bir araya gelerek uzun süren yemekli çalışma toplantısı gerçekleştirmişti. (tak)

YENIDUZEN 19/03/2004

AB için inanılmaz çalışma’

İNSAN GÜCÜNÜ ZORLAYAN HAZIRLIK...Kronik hale gelen Kıbrıs sorununun hızlı bir takvimle çözüm sürecine girmesiyle yeni oluşuma hazırlanmak için yoğun bir çalışma içine giren Kuzey Kıbrıs Türk Yönetimi, anlaşmaya endeksli Avrupa Birliği üyeliği için de insan gücünü zorlayan bir hazırlık yapıyor.

ÇÖZÜM VE AB GÜÇLÜ MOTİVASYON...Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin: “Birçok sıkıntı var, insan üstü bir efor harcanıyor ama motivasyon var. Çözüm ve AB hedefi güçlü bir motivasyon yaratıyor. Tüm arkadaşlar, gönüllüler inanılmaz bir çalışma yapıyor” diye konuştu.

Yıllardan beri AB mevzuatına uyum için herhangi bir çalışma yapmayan Kuzey Kıbrıs , sürecin başlamasıyla bir yandan AB mevzuatına uyum, bir yandan da kendi sektörlerini ve insan gücünü eğitmek için çalışma başlattı.

Avrupa Birliği’ne hazırlık ve uyum çalışmaları, Başbakanlık bünyesindeki AB Koordinasyon Merkezi’nin aktif hale getirilmesiyle yaklaşık bir ay önce start aldı. Uzun süre önce, geçmiş hükümetler döneminde kurulmasına karşın aktif olmayan bu birimin faaliyete geçmesiyle hem Kuzey Kıbrıs içinde hazırlık çalışmaları, hem de AB ile uyum çalışmaları aynı merkezden koordine edilmeye başlandı.

İstanbul Kalkınma Vakfı (İKV)’de yaklaşık 4 yıllık profesyonel deneyiminin ardından Başbakanlığın girişimiyle Kuzey Kıbrıs’a gelerek AB Koordinasyon Merkezi’nin başına geçen Kıbrıslı Türk akademisyen Erhan Erçin, bu zorlu süreçle ilgili olarak, “Birçok sıkıntı var, insan üstü bir efor harcanıyor ama motivasyon var. Çözüm ve AB hedefi güçlü bir motivasyon yaratıyor. Tüm arkadaşlar, gönüllüler inanılmaz bir çalışma yapıyor” dedi.

Gazetecilere açıklamalarda bulunan Erçin, birçok ülkenin yıllar süren çalışmalar sonucu attığı adımları, kısa sürede ve kısıtlı bir kadroyla yapmaya çalıştıklarını belirtti.

Kamu reformu şart

Erçin’in verdiği bilgiye göre uyum çalışmaları, AB mevzuatı ile “KKTC” mevzuatını tarama çalışmasıyla başlatıldı. Bu süreçte, yasal ve kurumsal eksikliklerin tespitinin ardından, bunların tamamlanması için hızlı bir süreç başlatılacak. Bu aynı zamanda kamu reformunu da beraberinde getirecek.

AB yardımlarından yararlanmak ve projeler sunabilmek için yasal düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Erçin, kamu ihale yasasının çıkarılmasının ve Devlet Planlama Örgütü’nün yeniden organize edilmesinin bu sürecin en önemli unsurları olduğunu anlattı. Mali yardımların etkin ve verimli kullanılması, ayrıca şeffaflık için bu düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyleyen Erçin, kamu ihale yasası için çalışmaların başladığını, DP֒nün yeniden organizasyonu çerçevesinde de önümüzdeki günlerde AB uzmanlarının DPÖ çalışanlarına seminer vereceğini kaydetti.

Mali yardım almak için reform şart

Erçin, şunları söyledi:

“Avrupa Birliği’nin 2004-2006 yılları için bize ayırdığı 250 milyon euro’luk mali yardım var. Bu yardımdan yararlanabilmemiz için bu yasal düzenlemeleri mutlaka yapmak durumundayız. Acil olarak yapmazsak o para orada beklemez, geri döner ve yararlanamayız. Çünkü AB açık çek vermez ve bütçeye değil ekonominin gelişmesine, projelere para verir.”

Tarım ve çevre en zor konular

Müzakere sürecinde en çok zorluk yaşanan konuların tarım ve çevre olduğunu da söyleyen Erçin, bu konularda ciddi çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Erçin, özellikle gıda sağlığı konusunda alınması gereken çok önlem olduğunu kaydetti.

Birey refahı üzerine kurulu Avrupa Birliği’nde sivil toplumun ve sivil toplum örgütlerinin önemine dikkat çekerek, Kuzey Kıbrıs’ın bu bakımdan da yeniden yapılanmasının önemini vurgulayan Koordinatör Erhan Erçin, ticaret ve sanayi odaları, öğretmen ve kamu sendikaları ile diğer örgütlerden oluşan sivil toplum örgütlerini sürece dahil etmek için çalışma başlattıklarını anlattı.

Erçin, "Sivil toplum örgütlerinin katkısı önemli. Bu hem uyum çalışmalarına katkı yapacak ve herkes kendi alanına göre katkıda bulunacak, hem de örgütlerin yeniden yapılanmasına ve esas görevlerine dönmelerine yardımcı olacak” diye konuştu. (tak)

YENIDUZEN 19/03/2004

Hükümet, tam yetkili

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'nin Luzern kasabasına bağlı Burgenstock Tatil Köyü'nde yapılacak dörtlü konferansa katılmayacak olmasının süreci kesintiye uğratmasına rağmen, sorunun tamamının çözümünün burada yapılacak zirveye bırakıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tavrının kendisi için sürpriz olmadığının altını çizen Talat, "Sürpriz bir söylem değildi belki ama, sürpriz bir karar oldu. 31 Mart'a kadar toplumsal uzlaşıyı sağlamak adına hep birlikte hareket edilmeliydi" dedi.

Talat, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının İsviçre'deki zirveye katılacak olmasının "sonuç alınabilmesi" açısından çok önemli bir gelişme olarak niteledi. Talat ayrıca, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da zirveye katılmasını beklediğini belirterek, "Ancak katılmamakta ısrarını sürdürürse hükümet bir heyetle katılacak. Öte yandan Denktaş'ın fikrini değiştirmesini talep ediyorum. Bunun toplumsal uzlaşı için önemli olduğuna inanıyorum" diye konuştu.

Bazı gazetelerde yayınlanan ve "masadaki harita" diye lanse edilen haritanın gerçeklerle bağdaşmadığını söyleyen Talat, "Ne bize sunulmuş ne de benimsenmiş bir harita vardır. Üzerinde çalışılmış çok sayıda harita var. Türkiye'nin hazırladığı harita var. Ama harita yayınlanırda, halkı yanıtmış oluruz" ifadesini kullandı.

Hazırlanan Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nın BM'ye sunulmaması konusunda yaşanan krizin de aşılması yönünde çalışıldığını söyleyen Talat, "Bu sorunu hep birlikte çözmek zorun dayız ve çözeceğiz" demekle yetindi.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un dörtlü zirveye katılıp katılmamasının zirve sonucunu nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine Başbakan Talat, her halükarda İsviçre'ye gidecek Rum heyetin de yetkili olacağını hatırlattı.

Süreç, 31 Mart'ta tamamlanacak

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklamasının kendisi için sürpriz bir söylem olmadığını, her ne kadar böyle bir şey beklese de olacağına ihtimal vermediği için kararın sürpriz olduğunu kaydeden Talat, ilgili komite tarafından hazırlanan "Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti"nin taslak anayasasının BM'ye teslim edilmemesinin de süreçte zorluk oluşturduğunu belirtti.

Sürecin bir kesintiye uğramış gibi göründüğünü ve her şeyin İsviçre'ye kaldığını ifade eden Başbakan Talat, teknik komitelerin çalışmalarının sürdüğünü, sürecin 31 Mart'ta İsviçre'de tamamlanacağını, o tarihten sonra da teknik komitelerin çalışmasının devam edeceğini söyledi.

Başbakanların katılımı önemli

Başbakan Talat, bir soru üzerine, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, dörtlü konferans için 28 Mart'ta İsviçre'ye gidecek olmasını "çok doğru ve yerinde bir karar" olarak gördüğünü ifade ederek, Türk tarafı olarak sürecin başından beri görüşmelerin seviyesinin yüksek olmasını ve zirveye tam yetkili kişilerin katılmasını istediklerini söyledi.

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın da katılımı kabul ettiğini basın toplantısı sırasında öğrenen Talat, "Bu sürpriz değil. Zaten bu talep sayın Erdoğan'dan gelmişti yorumunu yaptı.

Başbakan Talat, Ankara'da pazartesi günü yapılması öngörülen Kıbrıs zirvesi için henüz resmi bir davet almadıklarını söyledi.

"Ankara ile temasların üç öğün devam ettiğini" belirterek Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini açıklamasını kendisinin de televizyondan duyduğunu söyledi. Talat, Denktaş'ın kararının bir rahatsızlığın ifadesi olduğunu belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Denktaş'ın kararı için "Bence önemsenecek bir konu değil. Biz bunları aramızda görüşürüz, konuşuruz. Bunları aramızda hallederiz" sözlerinin anımsatılması üzerine Talat, Başbakan Erdoğan'ın, "Sorunu başka türlü aşarız" demek istemiş olabileceğini kaydetti.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in dörtlü konferans için İsviçre'de bulunacak olmasının, Kıbrıs sorununu çözme isteğini göstereceğini söyledi.

Talat, düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'ye gitme kararından mutlu olduğunu belirterek, "Ciddi iş yapılacaksa üst düzeyde bir katılım gerekli" dedi. Talat, bir gazetecinin, "Erdoğan ve Karamanlis'in İsviçre'ye gitme kararını açıklamasında, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın gitmeme kararı etkili olabilir mi" yönündeki sorusuna, "Olabilir. Ama niye olsun da diyorum. Sonuçta iki ülke başbakanının orada bulunması, bu sorunu çözme isteğinin göstergesidir. Her iki başbakanında orada olmasından ben mutlu olurum" karşılığını verdi.

4'üncü Annan Planı, görüşmelerde ortaya çıkacak

31 Mart'ta sürece son noktanın konacağını ve "4'üncü Annan Planı"nın ortaya çıkacağını söyleyen başbakan, 1 Nisan'dan itibaren görüşmeci heyetin yollarının ayrılabileceğini ama arzusunun hükümetin bir bütün halinde halka ulaşması olduğunu vurguladı. Ortaya çıkan sonucun 1 Nisan'dan itibaren halka anlatılacağını belirten Talat, çözüme desteğin uluslararası alanda yüzde 100 olduğunun altını çizdi.

Komitelerin çalışmalarını sürdürdüğünü, İsviçre zirvesinden sonra da çalışmalarına devam edeceğini açıklayan Talat, referandum konusuna da değindi. Referandum için 20 Nisan tarihinin belirlenmesine rağmen, bu tarihin 20 Nisan- 1 Mayıs arası gerçekleşebilme ihtimali olduğuna dikkat çekti.

Mutlaka referandumun yapılacağını ifade eden Talat, "Bir taahhüt altına girdik ve varılacak sonucu halka soracağız. Ancak plan ortaya çıkmadan 'evet ya da hayır' kampanyası yapmak yanlıştır. Çok dikkatli davranmak zorundayız" dedi.

Hükümet, tam yetkili

Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesi halinde, "hükümetin cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle mi, yoksa hükümet olarak mı İsviçre'ye gideceği" yönündeki bir soru üzerine Talat, bu durumun KKTC ve uluslararası toplum açısından farklı olduğunu, hükümetin yasal açıdan tam yetkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"Bizim açımızdan yetkili hükümettir. Fakat uluslararası toplum açısından, toplum liderleri görüştüğü için, liderlik seviyesinde bir görüşme söz konusudur. Oraya gidecek olan ekibin veya kişinin tam yetkiyle gitmesi gerekmektedir. Hükümetin Kıbrıs Türk halkını tam yetkili olarak temsil etmesi, elbette ki yasal açıdan da, bizim bakımımızdan uygundur ve doğrudur."

De Soto'nun taraflara sunduğu belgeye tarafların görüşlerine az yer verildiği gerekçesiyle itiraz ettiğini, ancak belgede taraflar için çok önemli konuların da yer aldığını ifade ederek, De Soto'nun konuları kategorilendirdiği belgenin İsviçre'ye de taşınmasının üzerinde tartışılacağını söyledi.

"BM baskı yapmaz"

BM'nin cumhurbaşkanının Luzern'e gitmesi için bir baskı yapıp yapmayacağının sorulması üzerine Talat, "BM buna karışmaz. Önemli olan orada yetkili konumunda bir heyetin olması. Ama BM de buna çok şaşırdı. Görüşmelerde problem yaratacağının farkındadırlar ama yine de Denktaş'a baskı yapmaları söz konusu olamaz" dedi. Talat iç hukuka göre hükümetin yetkili olmasına rağmen, uluslararası arenada toplum liderlerinin tanındığını hatırlatarak, "Hükümet yetkilidir. Gitmesi uygundur ve doğrudur. İç yasal düzenlemelerimiz de buna uygundur" ifadesini kullandı.

Başbakan Talat, İsviçre'deki görüşmelerde siyasal eşitlik ve varılan anlaşmanın AB müktesebatına uygun hale getirilmesinin elde edileceğine inandığını belirtti.

"Müzakerelerde bu güne kadar hiçbir şey yapılmadığı" intibasının yanlış olduğunun altını çizen Talat, "İlk kez bu kadar yoğun bir şekilde plandaki sakıncaları BM'yle görüştük" dedi.

"Cumhurbaşkanı Denktaş'ın kendi içinde devrim yaptığını" söylediğinin hatırlatılması üzerine Talat şunları söyledi:

"Bunca yıldır sürdürülen politika şimdi iflas etmiştir. Bu bir rahatsızlık yaratıyor olabilir. Yoksa sayın cumhurbaşkanının rahatsızlığı sürecin nereye gideceğinden değil. Sadece değişimden duyduğu rahatsızlık var.

Devrimler ve karşı devrimler aynı anda yapılır. O günün koşullarında sayın cumhurbaşkanının tutum değiştirmesi büyük bir yenilikti. O günün koşullarında bunu söyledim ve halen aynı fikirdeyim."

KIBRIS 19/03/2004

Başbakanlıkta ilk kez...

BM genel sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Kieran Prendergast ve BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, dün saat 12.00'de Başbakanlık'a giderek Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Böylece, KKTC tarihinde ilk kez üst düzey BM yetkilileri Başbakanlık'a gelmiş oldu.

Prendergast, Başbakanlık'a girerken görüşmeyle ilgili sorular üzerine bir açıklama yapmadı ve sadece Talat ile görüşeceklerini söyledi.

Başbakan ise girişte, görüşmeyle ilgili açıklama yapılmayacağını, ancak saat 14.30'da düzenleyeceği haftalık basın toplantısında sorulara yanıt vereceğini belirtti.

Son ana kadar belirsizlik

Bu arada görüşmeye az bir süre kalıncaya kadar, görüşmenin CTP Genel Merkezi'nde mi yoksa Başbakanlık'ta mı yapılacağı ve BM yetkililerinin basın isteyip istemediği konusu netlik kazanmadı. Ancak önce başbakan, ardından da BM yetkilileri Başbakanlık'a geldi. Bu arada, görüşme önceden açıklandığı gibi saat 11.30'da değil 12.00'de gerçekleşti.

Başbakanlık Şeref Salonu'nda gerçekleşen görüşmede, basına görüntü alma olanağı verildi, ancak açıklama yapılmadı. Başbakan ve BM yetkilileri, basın görüntü alırken müzakereler sürecine basının gösterdiği yoğun ilgi üzerine sohbet ettiler ve Talat, BM yetkililerine, Kıbrıs Türk medyasının yanı sıra Türkiye basınının da olaya çok büyük ilgi gösterdiğini ve süreci sürekli canlı yayınla izleyicilerine aktardığını anlattı.

BM yetkilileri, geçmişte sadece Cumhurbaşkanlığı'na gidiyor, başbakan ve diğer yetkililerle de Cumhurbaşkanlığı'nda veya parti merkezlerinde bir araya geliyordu.

Papadopulos ile görüştüler

Öte yandan, BM yetkilileri dün sabah Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile de bir araya geldi. BM yetkilileri önceki gece de Cumhurbaşkanlığı'nda Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Türkiye Dışişleri Bakanlığı heyetindeki yetkililer ve üst düzey KKTC yetkilileriyle bir araya gelerek uzun süren yemekli çalışma toplantısı gerçekleştirmişti.

FOTOĞRAFLI

Fotoğraf alt yazısı:

KKTC tarihinde ilk kez, Birleşmiş Milletler'in (BM) üst düzeyde iki yetkilisi, Başbakanlık'ı ziyaret etti.

BM genel sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Kieran Prendergast ve BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelerek Başbakanlık'ta Başbakan Mehmet Ali Talat ile görüştü. Başbakanlık Şeref Salonu'nda gerçekleşen tarihi görüşmede basına görüntü alma olanağı verildi, herhangi bir açıklama yapılmadı. BM yetkilileri geçmişte

sadece Cumhurbaşkanlığı'na gidiyor, başbakan ve diğer yetkililerle Cumhurbaşkanlığı'nda veya parti merkezlerinde bir araya geliyordu

KIBRIS 19/03/2004

Başbakanlar gidiyor

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye ve Yunanistan başbakanları ile Kıbrıs Türk ve Rum tarafı temsilcilerini 23 Mart'ta İsviçre'de başlayacak Kıbrıs görüşmelerine davet etti. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Annan'ın davetine olumlu yanıt verdi ve İsviçre'ye gideceklerini açıkladı.

BM Genel Sekreter Yardımcısı Kiran Prendargast tarafından Türk ve Rum liderlere sunulan davet mektubunda zirvenin başlama tarihi olarak 23 Mart, yer olarak da İsviçre'nin Luzern kasabası gösterildi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelere katılmayacağı için, Kıbrıslı Türkleri Başbakan Mehmet Ali Talat temsil edecek. Güney Kıbrıs'tan görüşmelere kimin katılacağı, Rum Ulusal Konseyi'nin bugün yapacağı toplantıda belirlenecek.

Başbakan Erdoğan, görüşmelere katılacağını BM'ye bildirirken, daha önce 4'lü müzakerelere katılmayacağını söyleyen Karamanlis de Annan'ın davetine 'evet' dedi. Türk ve Yunan başbakanları İsviçre'ye 28 Mart'ta gidecek.

Kofi Annan, taraflardan İsviçre'de

gereğini yerine getirmelerini istedi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakerelerine katılan taraflardan, İsviçre'de yapılacak görüşmelerde nihai taahhütlerini ortaya koymaya ve son sözlerini söylemeye hazır olmalarını istedi.

BM sözcüsü Fred Eckhard, yaptığı açıklamada, "genel sekreter, Kıbrıs'taki taraflardan ve Türkiye ile Yunanistan'dan, 13 Şubat'ta New York'ta varılan anlaşma kapsamında verdikleri taahhütleri yerine getirmelerini bekliyor" dedi.

Eckhard, Kıbrıs müzakerelerinin bundan sonraki aşamasının 24 Mart'tan itibaren Luzern gölü kıyısında bulunan Burgenstock kasabasında yapılacağını da doğruladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan'ın yeni başbakanı Costas Karamanlis'in 28 Mart'ta İsviçre'ye gelerek görüşmelere bizzat katılacakları daha önce açıklanmıştı. Annan'ın da görüşmelere katılması bekleniyor.

İki başbakanın katılmasından sonra nihai anlaşma metninin ortaya çıkması öngörülüyor. Bu metinde hâlâ boşluklar olması durumunda Annan bunları bizzat dolduracak. Nihai metin ise 20 Nisan'da hem KKTC'de, hem de Rum kesiminde halk oyuna sunulacak.

Erdoğan: Hep beraber orada olacağız

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsviçre'de gerçekleştirilecek dörtlü Kıbrıs görüşmelerine KKTC

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın katılıp katılmamasıyla ilgili olarak, "Herhangi bir problem olmaz, hep beraber orada bulunacağız" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, "Bu işin başından sonuna kadar Sayın Denktaş da işin içinde, bunu ortasında bırakmak olmaz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Çanakkale'deki programının ardından Esenboğa Havalimanı'nda, bir gazetecinin, İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerine KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da katılması yönünde bir girişiminin olup olmayacağı sorusuna, şu yanıtı verdi:

"Şu anda arkadaşlarımız onu görüşüyor. Herhangi bir problem olmaz, hep beraber orada bulunacağız. Bu işin başından sonuna kadar Sayın Denktaş da işin içinde, bunu ortasında bırakmak olmaz. Nasıl müşterek olarak müzakerelerimizi, istişarelerimizi yapıyorsak, gene bu müzakerelerimizi, istişarelerimizi yapmak üzere en olumlu neticeyi alabilecek şekilde bu sorunu çözme yolunda gayret edeceğiz."

Denktaş ile görüşüp, görüşmeyecekleri sorusuna ise Erdoğan, 'Zaten görüşüyoruz" karşılığını verdi.

Başbakan Erdoğan, dörtlü görüşmelerde mesafe alınmadan bir görüş bildirmeyeceğini de yineledi.

İsviçre, teknik destek sağlayacak

İsviçre yönetiminin, 23 Mart'ta Luzern yakınlarında başlayacak Kıbrıs görüşmelerine teknik destek sağlayacağı bildirildi.

İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy Rey, Cenevre'de basına yaptığı açıklamada, Bern yönetiminin görüşmeler için bir diplomat ve iki uzmanı BM'nin hizmetine vereceğini söyledi.

İsviçreli uzmanların, adanın birleşmesiyle ilgili yasaların uyumluluğu konusunda tarafların hukukçularına yol göstereceği kaydedildi. İsviçreli iki uzmandan biri olan Didier Pfirter'in BM'nin eski hukuk danışmanı olduğu ve BM'nin Kıbrıs için önerdiği anayasanın hazırlanmasına katkıda bulunduğu belirtiliyor.

Görüşmelerin yapılacağı Luzern yakınlarındaki Buergenstock, iki yıl önce Sudan'daki iç savaşa son verilmesi için yapılan görüşmelere de ev sahipliği yapmıştı. Bu görüşmelerde, hükümet ile isyancı gerillalar arasında ateşkese varılması konusunda anlaşma imzalanmıştı.

KIBRIS 19/03/2004

Annan Planı'nda uygulamaya geçiş

Kuruluş Anlaşması'nın uygulanması, takvimlenmiş ve bağlayıcı olan programlara göre gerçekleşecek, öngörülen federal kurumlar tedrici olarak oluşturulacaktır.

Kurucu devlet kurumlarının oluşturulması

Her kurucu devlet, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra en geç 40 gün içinde, referandumda onaylanan kurucu devlet anayasası ve kanunlarına göre kendi yasama organını ve halk oyuyla belirlenen diğer yetkililerini seçecektir.

Kurucu devlet kurumlarına yeni seçilmiş üyeler, seçilmelerini izleyen on gün içinde göreve başlayacaktır.

Federal yasama ve yürütmenin oluşturulması

Federal Parlamento

Geçiş dönemi: 1 yıl

Federal Parlamento, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinin ardından önce tek meclisli olarak oluşacak ve birinci yılın sonunda anlaşmada öngörülen iki meclisli yapıya dönüşecektir. Bu süreç şöyle olacaktır:

Kurucu devletlerin kendi yasama organlarının seçiminin hemen ardından, her kurucu devlet parlamentosunun yeni seçilmiş üyeleri kendi aralarından 24 delegeyi federal parlamentoya atayacaktır. Bu geçici parlamento, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesini izleyen birinci yılın sonuna dek ve anayasada senato için belirlenen usullere göre, Federal Parlamento'nun anayasal fonksiyonlarını ve imtiyazlarını yürütecektir.

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden en geç 10 ay sonra, her kurucu devletin halkı Kuruluş Anlaşması'ndaki hükümlere göre o kurucu devletten senato üyelerini (Kıbrıs Rum Devleti'nden 24 senatör, Kıbrıs Türk Devleti'nden 24 senatör) ve temsilciler meclisi üyelerini (Kıbrıs Rum Devleti'nden 36 milletvekili ve Kıbrıs Türk Devleti'nden 12 milletvekili) seçecektir.

Yeni seçilmiş Federal Parlamento, seçimden iki ay sonra, yani anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, görevine başlayacaktır.

Geçici devlet başkanlığı

Geçiş dönemi: 30 ay

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinin ardından, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk liderler Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eş başkanları olacaktır. Her kurucu devlet yasama organı, oluştuktan hemen sonra, kendi kurucu devletinin eş başkanını ya onaylayacak ya da bu göreve başka birini seçecektir.

Devlet başkanı makamı otuz aylık geçiş dönemi için eş başkanlığın uhdesinde olacaktır. Eş başkanlar, her ay değişerek sıra ile devlet başkanı olarak görev yapacaktır.

Federal yürütme

Geçici federal yürütme-1. aşama geçiş dönemi: 1 yıl

Eş başkanlar, geçiş süresinin ilk yılı boyunca yürütme yetkisini anayasadaki Başkanlık Konseyi ile ilgili hükümler uyarınca kullanacaktır. Eş başkanlar konsensus ile karar verecek ve hareket edecektir.

Eş başkanlar ilk yılda altı Kıbrıs vatandaşını federal hükümetin bakanlıklarına tayin edecektir. Bakanlar kendilerine eş başkanlar tarafından havale edilen yürütme işlevlerini anayasada Başkanlık Konseyi için belirlenen usullere göre yerine getirecektir.

Geçici federal yürütme-2. aşama geçiş dönemi: 1.5 yıl

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, yeni göreve başlayan seçilmiş Federal Parlamento, anlaşmada Başkanlık Konseyi için öngörülen işlev ve yetkilere (Devlet Başkanı işlevleri hariç) sahip altı üyeli bir Bakanlar Kurulu seçecektir. Devlet başkanlığı bu 1.5 yıl boyunca da eş başkanlık tarafından yürütülecektir.

Federal yürütme-Başkanlık Konseyi

2.5 yıllık geçiş döneminin sonunda Bakanlar Kurulu, anayasada belirtilen tüm yetki ve sorumlulukları ile Başkanlık Konseyi'ne dönüşecek ve geri kalan 3.5 yıl boyunca devlet başkanlığı görevini de üstlenecektir.

Bu süre içinde konsey başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevleri, sırayla yedi ayda bir dönüşümlü olarak altı Konsey üyesi arasında değişecektir.

Federal yasama ve yürütmenin oluşturulması sürecini özetleyen zaman çizelgesi

KURUCU DEVLET KURUMLARI

40 GÜN İÇİNDE OLUŞTURULUR.

GEÇİCİ FEDERAL PARLAMENTO

1. YIL SONUNDA GÖREVİ BİTER.

İKİ MECLİSLİ FEDERAL PARLAMENTO

1. YIL SONUNDA GÖREVE BAŞLAR.

EŞ BAŞKANLIK

YETKİ: YÜRÜTME VE DEVLET BAŞKANLIĞI

YETKİ: DEVLET BAŞKANLIĞI

30. AY SONUNDA GÖREVİ BİTER.

BAŞKANLIK KONSEYİ

YETKİ: YÜRÜTME

1. YIL SONUNDA GÖREVE BAŞLAR.

YETKİ: DEVLET BAŞKANLIĞI VE YÜRÜTME

ZAMAN: 0 40.gün 10.ay 1.yıl 30.AY

(Kuruluş Anlaşması'ndan itibaren)

Uygulama için takvimlenmiş programlara tabi olan diğer konular:

Diplomatik misyonlar

Kıbrıs'ın New York'taki BM, Cenevre'deki BM, AB, Yunanistan, Türkiye, Rusya, ABD, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık nezdindeki diplomatik misyon başkanları her bir kurucu devletten eşit sayıda olacaktır. Bu misyonların başkan yardımcıları ise diğer kurucu devletten olacaktır. Bu hüküm Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden en geç üç yıl sonra tam olarak uygulanmış olacaktır.

Federal kamu hizmeti

Kamu Hizmeti'ne ilişkin yasa üç yıl içinde tam olarak uygulanacaktır. Anayasa hükümlerinin uygulamasına ilişkin usul ve zamanlama yasada belirtilecektir. Bu yasa üç yıl içinde tam olarak uygulanacaktır

Geçici Yüksek Mahkeme yargıçları

Geçici Yüksek Mahkeme yargıçları, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden hemen sonra görevlerini üstlenecekler ve 15 ay için görevde kalacaklardır; bu süre sonunda anayasanın hükümleri uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından atanan yargıçları ile değiştirileceklerdir.

Pasaportlar

İlk altı ay boyunca, vatandaşlara Anlaşma öncesinde verilen seyahat belgeleri, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından belgenin tanındığının kanıtı olarak mühürlenecektir.

Geçici Merkez Bankası Kurulu

Merkez Bankası Kurulu geçici üyeleri, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden hemen sonra 15 ay için görev üstleneceklerdir; bu süre sonunda anayasanın hükümleri uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından atanan bir kurul ile değiştirileceklerdir.

Resmi dillerin öğretilmesi

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi dillerinin (Yunanca ve Türkçe) ortaokul öğrencilerine zorunlu olarak öğretilmesi, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesini izleyen üç yıl içerisinde başlatılacaktır.

İkamet hakları üzerindeki geçici kısıtlamalar

Türkiye AB'ye girene kadar, bir kurucu devletin kendi kurucu devlet iç vatandaşlığını taşımayan Kıbrıs vatandaşlarının o kurucu devlette sürekli ikamet tesisini ayrım gözetmeyecek şekilde kısıtlamasına izin verilecektir. Müsaade edilebilir kısıtlamaların seviyeleri Kuruluş Anlaşması'na dahil olan kurucu devlet iç vatandaşlığı ve kurucu devlet ikamet hakları hakkında Anayasal Kanun'da belirtilmiştir.

Toprak ayarlaması

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerdeki meskun kasabalar ve köylerin idaresinin Kıbrıs Rum Devleti'ne devri Kuruluş Anlaşması'nı izleyen üç yıl içerisinde tamamlanacaktır.

Kuruluş Anlaşması yürürlüğe girmezden önce yapılmış uluslararası antlaşmalar

Kurucu devletler ilk iki yıl boyunca, belli bir antlaşmanın Kuruluş Antlaşması'nın ekindeki Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayan uluslararası antlaşmalar listesinde yer almasına Kuruluş Anlaşması'na aykırılık temelinde itirazda bulunabilir veya çekince koyabilirler.

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesini izleyen altı ay içinde kurucu devletlerden birinin talebi üzerine eş başkanlar, müsait hallerde, bir antlaşmanın kurucu devletlerden birinde uygulanmaya konması için bir geçiş dönemi verebilir.

Bir kurucu devlet, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesini izleyen ilk iki yıl içinde, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi öncesinde akdedilen bir antlaşmanın o kurucu devlete uygulanmayacak şekilde değiştirilmesi yönünde talepte bulunabilir. Böyle bir talep, söz konusu antlaşmanın kapsamı yalnızca kurucu devletlerin yetkisi dahilinde ve yapısı sadece bir kurucu devlette uygulanabilir nitelikte ise, Eş Başkanlar veya Bakanlar Kurulu'nca olumlu yönde değerlendirilecektir.

Askersizleştirme

Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden beş ay sonra, tüm Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk askeri kuvvetlerinin feshedilmesine başlanacak, ve bu süreç iki yıl içerisinde tamamlanacaktır. Aynı zaman süreleri Yunan ve Türk kuvvetlerinin konuşlandırılıp ayarlanması için de geçerli olacaktır.

Uluslararası askeri operasyonlar

Türkiye AB'ye girinceye dek, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti her iki kurucu devletin onayına ek olarak Yunanistan ve Türkiye'nin rızası olmadan toprağını uluslararası askeri operasyonlara açmayacaktır.

Ekonomik konularda uyumlaştırma ve geçiş

Uyumlaştırma

Federal ekonomik politikada kurucu devletlerin ekonomilerinin uyumlaştırılmasına özel önem verilecektir. Amaç, iki kurucu devlet arasındaki ekonomik farklılıkları ortadan kaldırmak olacaktır. Bu politikalar, her kurucu devlete dolaylı vergiden (AB'ye gitmeyen dolaylı vergi gelirinin en az üçte biri oranında) pay veren bir sistemi de içerecektir. Bu sistem, iki kurucu devlet arasındaki ekonomik eşitsizlik yok oluncaya kadar Kıbrıs Rum Devleti'nden Kıbrıs Türk Devleti'ne net bir kaynak aktarımı olmasını sağlayacaktır. Ekonomik uyumlaştırmaya ayrıca Avrupa Birliği yapısal fonları ve programları, ve aynı zamanda Kıbrıs Türk Devleti'ne yönelik 259 milyon euro değerindeki özel fon da yardımcı olacaktır.

İthalat ve/veya dağıtım izinleri

Anlaşma, iş adamlarının ithalat ve/veya dağıtım izinleri altında kullanmakta oldukları hakları değiştirmeyecektir. Bu izinler mümkün olduğu oranda iş adamlarının kendi işlerini kendi kurucu devletleri içinde sürdürebilmelerine olanak veren izinler olarak yorumlanacaktır.

Para

Kıbrıs lirası Kıbrıs'ın resmi para birimi olacaktır. Kıbrıs'ta bankada döviz hesabı bulunan kişilerin, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra Merkez Bankası kuralları ve düzenlemelerine uygun olarak bu hesaplarını korumasına izin verilecektir.

Federal makamlar özel kişilerin ve tüzel kişilerin muhasebe defterlerini euro para birimi üzerinden tutmalarını kabul edecektir.

Geçmiş borçların sorumluluğu

1964 ile anlaşmanın yürürlüğe girmesi arasında geçen sürede oluşan borçların sorumluluğu, nüfusu ilgili krediden yararlanan kurucu devlete aittir. Eğer alınan bir kredi anlaşmadan sonra tüm Kıbrıs'a yararı olacak kamu hizmetleri ve altyapı için kullanılmış ise, ilgili borçtan federal hükümet sorumlu olacaktır. Aynı şey 1964 öncesindeki borçlar ve bu borçların geri ödenmesi için de geçerli olacaktır. İlgili kurucu devletin sorumluluğunda olan ve Yunanistan'dan veya Türkiye'den alınmış veya silah alımında kullanılmış olanlar hariç, tüm dış borçların sorumluluğunu federal hükümet yüklenecektir.

Mülkiyet ile ilgili işlemler

Aralık 1963 ile Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi arasındaki olaylardan etkilenen mallar Kuruluş Anlaşması'nda öngörülen geçici bir mülkiyet rejimi çerçevesinde ele alınacaktır (bunlar dışındaki diğer mallarla ilgili tüm işlemler kurucu devlet kanunuyla düzenlenecektir). Genel sekreterin 1 Nisan 2003 tarihli raporuna göre, Kuruluş Anlaşması'nda önerilen düzenleme mülkiyet sorununa büyük oranda kendi kendini finanse eden bir çözüm getirmektedir. Bununla beraber, raporda yüklü miktarda uluslararası fon desteğine ihtiyaç olacağı da belirtilmektedir.

KIBRIS 19/03/2004

KKTC, Annan Planı’nda değişiklik istiyor

KKTC’de yapılan bir anket, Annan Planı’nın mevcut haliyle referanduma sunulması halinde “hayır” yanıtı çıkacağını ortaya koydu.

AA

20 Mart 2004— ABD’li bir araştırma grubunun yaptığı anket sonuçlarına göre, planda Türk tarafının endişelerine yönelik bazı kilit konularda değişiklik yapılması halinde referanduma “evet” diyeceklerin oranı yüzde 52.3’e yükseliyor. Bu arada, Rum kesiminde yapılan bir ankette, Annan planına yüzde 75.8 oranında “hayır” sonucu çıktı.

Amerikan yatırım kuruluşu Raymond James’in GfK’ya bağlı araştırma grubu Strateji GfK’ya yaptırdığı bir anket, KKTC’de Annan planının mevcut haliyle referanduma sunulması durumunda, halkın yüzde 40.8’inin “evet”, yüzde 46.3’ünün ise “hayır” yönünde oy kullanacağını ortaya çıkardı.
Strateji GfK kuruluşunun, KKTC’de 13-17 Mart arasında yaptığı ve 917 kişinin görüşlerini aldığı anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türkleri
n yüzde 10.5’i ise referandumda ne yanıt vereği konusunda kararsız.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planda birkaç kritik değişiklik yapması halinde, referandumda plana “evet” diyeceklerin oranı ise yüzde 52.3’e yükseliyor. Bu durumda “hayır” diyeceklerin
oranı ise yüzde 27.

EN BÜYÜK ENDİŞE İKİ KESİMLİLİK
Ankete katılanlar, en büyük endişelerinin “siyasi haklarının etnik temele dayalı olarak düzenlenmesi” oluşturuyor. Bunu “derogasyonlar” ve “mal-mülk sorunları” konularındaki endişeler izliyor.
Kuruluş, anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, sonuçların, Türk tarafının en önemli endişelerini kapsayan kilit alanlara BM’nin müdahalesiyle, oyların yönünün “evet”e çevrilmesine ihtiyaç olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Bu arada, Kıbrıs Rum kesiminde d
üzenlenen bir ankette, Annan planına yüzde 75.8 oranında “hayır” sonucu çıktı.

‘İKİNCİ BİR REFERANDUM YAPILABİLİR’
Öte yandan, Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde çözüm bulmak için her iki tarafta da yapılacak referandumdan “hayır” sonucu çıkması halinde, ikinci bir referandumun yapılacağı, bundan da “hayır” çıkması durumunda KKTC’nin AB dışındaki ülkeler tarafından tanınmasının beklendiği iddia edildi.

’KKTC AB DIŞINDA TANINABİLİR’ İDDİASI

Rum Alithia gazetesine göre, Economist Intelligence Unit (EIU) araştırma kuruluşunun Mart ayında yayınladığı raporda, Kıbrıslı Rumların Annan planıyla ilgili referandumda “hayır” demeleri halinde ikinci bir referandum yapılacağı ve buna “evet” diyecekleri belirtildi.
Habere göre, EIU analistleri 20 Nisan’daki refe
randumda “hayır” cevabı çıkması durumunda ikinci bir referandum yapılacağını, bundan da “hayır” çıkması durumunda ise, Avrupa Birliği dışındaki bazı devletlerin KKTC’yi tanıyabileceği tahmininde bulundu.

KKTC'de Annan planına karşı çıkanlar yüzde 46,3...


Amerikan yatırım kuruluşu Raymond James'in GfK'ya bağlı araştırma grubu Strateji GfK'ya yaptırdığı bir anket, KKTC'de Annan planının mevcut haliyle referanduma sunulması durumunda, halkın yüzde 40,8'inin ''evet'', yüzde 46,3'ünün ise ''hayır'' yönünde oy kullanacağını ortaya çıkardı.
Stratejik pazarlama araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla tanınan Strateji GfK kuruluşunun, KKTC'de 13-17 Mart arasında yaptığı ve 917 kişinin görüşlerini aldığı anketin sonuçları yayımlandı.
Ankete katılanların yüzde 46,3
'ü, Annan planına mevcut haliyle karşı çıkacağını belirtirken, yüzde 40,8'i planı kabul etme eğilimini taşıdığını, yüzde 10,5'i ise bu konuda kararsız olduğunu kaydetti.
Anket sonuçlarına göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planda birkaç kritik değişikl
ik yapması halinde, referandumda plana ''evet'' diyeceklerin oranı yüzde 52,3'e yükselirken, ''hayır'' diyeceklerin oranı ise yüzde 27'ye düşüyor, kararsızların oranı da yüzde 16,3'e çıkıyor.
Ankete katılanlar, en büyük endişelerinin ''siyasi haklarının et
nik temele dayalı olarak düzenlenmesi'' olduğunu belirtirken, bunu ''derogasyonlar'' ve ''mal-mülk sorunları'' konularındaki endişeler izliyor.
Başlangıçta ''evet'' oyu kullanmayı düşünenlerin yüzde 9,6'sı, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan planına
karşı çıkan bir kampanya başlatması halinde oylarının olumsuza doğru kayabileceğini ifade etti.

RAYMOND JAMES'İN DEĞERLENDİRMESİ

Kuruluş, anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, sonuçların, Türk tarafının en önemli endişelerini kapsayan kilit alanlara BM'nin müdahalesiyle, oyların yönünün ''evet''e çevrilmesine ihtiyaç olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
İMKB'de de faaliyet gösteren yatırım kuruluşu, bu türden bir müdahalenin muhtemelen olacağını tahmin etmekle birlikte, ''içeriğin'' çok önem taşıya
cağı görüşünü savunuyor.
Değerlendirmede, Denktaş'ın Annan planına karşı bir kampanya başlatma olasılığı ve ''çok büyük oranda olmamasına rağmen, evet oylarına yönelik etkisi'' dikkate alındığında, plana müdahalenin gerekliliğinin özellikle ortaya çıktığı
belirtiliyor.
Değerlendirmede, ''Kıbrıs'a ilişkin olarak olumlu tutumumuzu sürdürsek de, anket sonuçları, KKTC'deki oyların 'çantada keklik' görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor'' denildi.
KKTC'de 22 Ocak 2003 tarihinde, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nu
n yine Strateji GfK kuruluşuna yaptırdığı bir anket, Annan planını mevcut haliyle kabul etmeyenlerin oranının yüzde 62, kabul edenlerin oranının ise yüzde 32 olduğunu ortaya koymuştu.
MILLIYET 20/03/2004

Papadopulos İsviçre'ye şartlı gidiyor...


Rum Ulusal Konseyi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs müzakerelerinin, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak ikinci ayağı olan dörtlü konferansa, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın veya Denktaş'ın yazılı yetki vereceği başka birinin gitmesi şartıyla İsviçre'ye gitmesi kararı aldı.
Rum basınına göre, Papadopulos başkanlığında dün akşam saatlerinde toplanan Rum Ulusal Konseyi, dörtlü konferansa şartlı gitme kararı aldı.
Ulusal Konseyin kararında, ''Kıbrıs Rum tarafı sadece Rauf Denktaş'la m
üzakere eder. Denktaş Lüzern'e gitmezse, kim olursa olsun, halefinin Kıbrıslı Türk liderinden, karar alabileceğine ilişkin yazılı yetki alması gerekir'' ifadesine yer verildi.
Ulusal Konsey'de benimsenen bu kararı, eski Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides
önerdi. Klerides, önceki Kopenhag örneğini hatırlatarak, Rum tarafının, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisi olarak görünecek kişiden, Denktaş'ın yazılı yetki istemesi gerektiğini savundu.
Ulusal Konsey üyeleri Vasos Lissaridis ve Yorgos Perdikis, Papadopulo
s'un Lüzern'e gitmemesi gerektiğini savundu. Sonuçta, Kıbrıs Rum tarafının, Genel Sekreter'in davetine olumlu yanıt vermesi ve Denktaş'ın Lüzern'de olmaması halinde, Kıbrıslı Türklerin temsilcisinden, Türk tarafını bağlayıcı kararlar alabileceği konusunda yazılı yetkiye sahip olmasını istemesine karar verildi.
Böyle bir yetkinin olmaması durumunda Rum tarafı, dörtlü konferansa hangi düzeyde katılacağına İsviçre'de karar verecek.
Rum Ulusal Konseyi de İsviçre'ye gidecek. Rum heyeti Lüzern'e gitmek üzere Salı
günü saat 07.30'da Rum kesiminden ayrılacak.
MILLIYET 20/03/2004

Denktaş: "Türkiye'de partiler Kıbrıs meselesinde bölünmemeli"


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun Türkiye'de partiler üstü bir konu olarak bugüne kadar geldiğini ifade ederek, partilerin bu konuda bölünmemesi gerektiğini söyledi. Denktaş, ''partiler Kıbrıs meselesi hakkında parçalanırsa, bundan Kıbrıs'ın zarar, Kıbrıs'ın düşmanlarının yarar göreceğini'' vurguladı.
Denktaş, İsviçre Ülkücü Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyo
nu Başkanı İrfan Okutan ve beraberindeki heyeti kabul etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ı desteklemek amacıyla topladıkları imzaları sunan Okutan, ''İmzalarımızla bir kez daha yanınızda olduğumuzu belirtiyoruz. Annan planı doğrultusunda İsviçre'de yapılacak
toplantılara katılmama kararınızı da kalpten destekliyoruz'' dedi.
Heyete teşekkür eden Denktaş, bu tür etkinliklerin kendilerini yüreklendirdiğini kaydetti.
Türkiye'deki siyasi partilerin Kıbrıs konusunda bölünmemesi gerektiğini, bundan Kıbrıs'ın düşmanl
arının yarar göreceğini ifade eden Denktaş şunları söyledi:
''Onun için ABD'nin, AB'nin Kıbrıs üzerinde kendilerine öz, kendi çıkarları için görüşleri ve talepleri vardır. Zannedersem Annan planıyla onların çıkarlarına hizmet edilmektedir. Bu nedenledir ki
Türkiye'nin garantörlüğü yavaşça ve sinsice ortadan kaldırılmakta, Türk askeri yine yavaşça ve sinsice Kıbrıs'tan çıkarılmaktadır.'' Makarios'un 1960'larda, ''Bütün zorluğumuz Garanti Anlaşması'dır. Garanti Anlaşması'ndan kurtulursak, Türk askerini adadan çıkarırsak, artık Enosis'in tahakkuk ettiğini ilan edebiliriz'' dediğini anımsatan Denktaş, Rumların AB'ye müracaatının amacının, silah yoluyla yapamadığını AB yoluyla yapmak olduğunu söyledi.

''TÜRKLÜK SÖKÜLÜR''

Dünyanın Kıbrıs'ta oynanan oyunu görmek istemediğini ifade eden Denktaş, Annan planını, Kıbrıs Türklerinin haklarını koruyacak bir şekle sokmak için çok uğraştıklarını, ancak bunu başaramadıklarını belirtti. İsviçre'de yapılacak görüşmelere Türkiye'nin de katılacağını kaydeden Denktaş, şöyle dev
am etti:
''İnşallah, temenni ederiz, bizim yapamadığımızı yapsınlar, yapabilsinler. Yoksa bazı rötuşlarla 'İşte buralarını da değiştirdik, çok güzeldir' diyerek, bunu referanduma yollarlarsa ve halkımız da buna kanarsa, esas değişiklikler olmadan 'evet' de
rse, çok kısa bir süre içerisinde buradan Türklük sökülür gider.'' Türk askerinin adadan ayrılmasının ardından adada neler olacağını kimsenin bilemeyeceğini kaydeden Denktaş, büyük bir oyun karşısında olduklarını vurguladı. Denktaş, şöyle konuştu:
''Temenn
imiz, 'Olmazsa olmazlarda biz ısrarlıyız'' diyen Türkiye'mizin bu konuda kararlı tutumu karşı tarafa bir şeyi anlatsın; Türkiye Kıbrıs'tan vazgeçmez ve vazgeçmeyecektir. Kıbrıs Türk halkı da Türkiye'sinden vazgeçmez ve vazgeçmeyecektir. Çünkü bizim varlığımız, burada yaşayabilirliğimiz, geçmiş olayların da gösterdiği gibi, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamına bağlıdır. Bastığımız yerin bizim olmasına bağlıdır. Rumların bize tahakküm edememesine bağlıdır. Bütün bunlar Annan planında değişik şekilde ortaya konmuştur.'' İsviçre'deki görüşmelerde sağlam bir anlaşma ortaya çıkarsa sevineceğini belirten Denktaş, ''Halkımıza da 'İyi oldu artık, kabul edin' deriz. Ama başaramazlarsa, ümit ederiz ki Türkiye ile birlikte 'Başaramadık olmadı ve buna evet denmez' diye halkımızı uyarırız'' ifadesini kullandı.

OLMAZSA OLMAZLAR

Denktaş, Kıbrıs konusunda Ankara'da yapılacak toplantıdan, olmazsa olmazlar konusunda kararlı bir sonuç çıkmasını ümit ettiğini belirtti.
Denktaş, bir kabulü sırasında, Ankara'daki toplantıdan ne sonuç çıkmasını beklediği sorusu üzerine, Türkiye'nin, İsviçre'deki toplantılara katılmak için kendi parametrelerini konuştuğunu kaydetti.
Denktaş, ''Ümit ederim ki, olmazsa olmazlar dedikleri konular üzerinde gayet kararlı bir sonuçla ortaya çı
karlar ve bunlar alınmadıkça Annan planının kabul edilemeyeceğini halkımıza da Türk milletine de gösterirler. Bu çünkü lazım, kaçınılmazdır'' diye konuştu.

ULUSLARARASI TANINMA KONUSU

''Annan planına imza atılırsa, kurucu devlet olan, ancak egemen olmayan devletin uluslararası tanınma göreceği'' yönünde görüşler bulunduğuna işaret eden Denktaş, bunun gerçeği yansıtmadığını ifade ederek şöyle konuştu:
''Bunu söyleyenler yanıltılmaktadır. Yoktur böyle bir şey. Amerika da bir federasyondur ve eyaletleri vardır. Eyaletlerin bayrakları, marşları vardır. Ama dünyada Amerika tanınır. Rusya federasyondur, ama Rusya tanınır. Parça devletler tanınmış olmaz. 'Uluslararası tanınma alıyoruz, marşımız var, bayrağımız var' demek, kendi kendimizi aldatmaktır, başka bir şe
y değildir. Bu oluyor diye de egemenlikten vazgeçmek, Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkmasına razı olmak, Rumların halkımızın yarısını sokağa dökmesine göz yummak akıl alacak iş değildir. Kendi kendimizi kandırmak istemiyorsak, doğruları söylemek mecburiyetindeyiz. Annan planı bu konularda değişmediği sürece işimiz çok zordur.''
MILLIYET 20/03/2004

Denktaş: ''Benim İsviçre'de olmamam durumu değiştirmez''


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümetin İsviçre'ye tam yetkili olarak, halkı temsilen gideceğini belirtti ve bu konuda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini söyledi.
Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında, Rum Ulusal Konseyi'nde, ''Denktaş'ın gitmemesi veya yazılı birini yetkilendirmemesi halinde'' Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da gitmemesi yönün
de karar aldığının anımsatılması üzerine, ''Bizim hükümetimiz tam yetkili olarak gidiyor, halkımızı temsilen gidiyor, ne yapacağını biliyor. Onun için o konuda hiç kimsenin kuşkusu olmasın'' dedi.
Türk ve Rum heyetlerinin pazartesi günü bir araya gelmesi i
çin BM'den toplantı daveti aldıklarını açıklayan Denktaş, İsviçre'ye gidilmeden önce son rötuşların yapılacağını kaydetti. Toplantıda Papadopulos'a da aynı şeyleri söyleyeceğini belirten Denktaş, şöyle konuştu:
''Kıbrıs Türkü görüşmelerde vardır. Benim olm
amam bir durum değişikliği getirmez. Ben sadece halkıma gereken mesajı verebilmek için gitmiyorum. O mesaj da, 'Tehlikeli bir durumdayız. Bugüne güne kadar hakkımız olan ve alamadığımız şeyleri alamadığımız takdirde, halkımızın dikkatli hareket etmesi' mesajıdır. Bunu yapmak mecburiyetindeydim. Aksi takdirde, 'Denktaş da gitti, Denktaş da vardı, Denktaş da kabul etti' diye New York'ta olduğu gibi, benim önüme yığarak, halkımızın kabul edemeyeceği şeyleri kabul ettirmek için oyunlara tevessül edilebilir. Ben buna gelmem.''
MILLIYET 20/03/2004

Papadopulos İsviçre'ye şartlı gidiyor...


Rum Ulusal Konseyi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs müzakerelerinin, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak ikinci ayağı olan dörtlü konferansa, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın veya Denktaş'ın yazılı yetki vereceği başka birinin gitmesi şartıyla İsviçre'ye gitmesi kararı aldı.
Rum basınına göre, Papadopulos başkanlığında dün akşam saatlerinde toplanan Rum Ulusal Konseyi, dörtlü konferansa şartlı gi
tme kararı aldı.
Ulusal Konseyin kararında, ''Kıbrıs Rum tarafı sadece Rauf Denktaş'la müzakere eder. Denktaş Lüzern'e gitmezse, kim olursa olsun, halefinin Kıbrıslı Türk liderinden, karar alabileceğine ilişkin yazılı yetki alması gerekir'' ifadesine yer v
erildi.
Ulusal Konsey'de benimsenen bu kararı, eski Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides önerdi. Klerides, önceki Kopenhag örneğini hatırlatarak, Rum tarafının, Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisi olarak görünecek kişiden, Denktaş'ın yazılı yetki istemesi ge
rektiğini savundu.
Ulusal Konsey üyeleri Vasos Lissaridis ve Yorgos Perdikis, Papadopulos'un Lüzern'e gitmemesi gerektiğini savundu. Sonuçta, Kıbrıs Rum tarafının, Genel Sekreter'in davetine olumlu yanıt vermesi ve Denktaş'ın Lüzern'de olmaması halinde, Kı
brıslı Türklerin temsilcisinden, Türk tarafını bağlayıcı kararlar alabileceği konusunda yazılı yetkiye sahip olmasını istemesine karar verildi.
Böyle bir yetkinin olmaması durumunda Rum tarafı, dörtlü konferansa hangi düzeyde katılacağına İsviçre'de karar
verecek.
Rum Ulusal Konseyi de İsviçre'ye gidecek. Rum heyeti Lüzern'e gitmek üzere Salı günü saat 07.30'da Rum kesiminden ayrılacak.
MILLIYET 20/03/2004

'Bayrağı silin' talebi kızdırdı

Rumlar, Beşparmak Dağları'ndaki KKTC bayrağının silinmesini isteyince Denktaş'ın sabrı taştı: Anlaşmadan anladıkları işte bu!


Beşparmak Dağları'nın Kıbrıs'ın içine, Lefkoşa'ya bakan yüzünde dev bir KKTC bayrağı vardır. Nereden baksanız bu dev bayrak görülür. Doruğa yakın bir yükseklikte dağa kazınmıştır. Rum tarafından da görünür. Kıbrıs Türkü'nün gururudur. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda en çetin çatışmaların yaşandığı Beşparmak Dağları'nda şehitlere saygı, Kıbrıs Türkü'ne güven sunan bir duruşu vardır...
Kıbrıs Rum Yönetimi, dün bir talepte bulundu. KKTC Cumhurbaşkanı Rau
f Denktaş'a iletilen talep şuydu: "Anlaşma imzalanmadan bu bayrağı silin."

Umutsuzluğu perçinlendi
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu talebin şoku ve üzüntüsü içindeydi. Şöyle dedi: "İşte geldiğimiz nokta bu! Bayrağı silin diyorlar! Ne bayrağımızı, ne halkımızı, ne devletimizi kabul ediyorlar. Bizi yok sayıyorlar. Rumların anlaşmadan anladıkları budur."
Bu son talep Denktaş'ın, iki kesimliliğin korunması ve güçlendirilmesi, iki eşit egemen toplumun kabul edilmesi ve güvence altına alınması, güvenilir bir
sınır oluşturulması, Türkiye'nin garantisi gibi konularda Türk tarafının taleplerinin kabul edileceğine ilişkin umutsuzluğunu daha da perçinlemiş oldu.
Bayrağın silinmesi talebini KKTC Cumhurbaşkanı, böyle değerlendiriyor.

Gül'ün ricasını reddetti
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün telefonla konuştular.
Dışişleri Bakanı Gül, Denktaş'a, İsviçre'ye gelmesi ve dörtlü görüşmelere katılması için ricada bulundu. Katılması halinde Türk tarafının kendini daha güçlü hissedeceğini
belirtti ve kararını değiştirmesi için ısrar etti.
Denktaş'ın Gül'e verdiği yanıt ise şu oldu:
"İlginize ve davetinize teşekkür ederim. Ben görüşmeleri buraya kadar getirdim. Olmazsa olmazlarımız konusunda en küçük bir ilerleme sağlanamadı. Rumların yaklaşımı ortadadır. Bir pazarlık marjı bırakmadılar. Bize 'Gelin Rum devletine eklenin' diyorlar. AB'nin yaklaşımı da budur. Ben, İsviçre'ye gitmeme kararını bu nedenle aldım. Ümidim kalmadı. Türkiye ve Kıbrıs Türkü harcanmamalıdır. Ama, KKTC hükümeti katılmış
olacak. Başbakan, Dışişleri Bakanı, İsviçre'ye gidecek, heyet tam yetkili olacak. Eğer siz Türk tarafının olmazsa olmazlarını İsviçre'de plana geçirebilirseniz bundan çok mutlu olurum ve sizi alkışlarım."

'AB, Rumları destekliyor'
Denktaş, Kıbrıs'ta yapılan müzakerelerin vardığı noktayı ve İsviçre'ye gitmeme kararının gerekçelerini içeren mektubunu da Başbakan Erdoğan'a gönderdi.
Denktaş, mektubunda, Rumların ve AB'nin yaklaşımının, Türk tarafının, mevcut Rum devletine eklenmesi biçiminde olduğunu, mevcut
devletin bir dairesi olarak yer verildiğini, AB müktesebatı açısından bir güvence verilmediğini, bu haliyle planın kabul edilmesinin Kıbrıs Türkü'nün sonu anlamına geleceğini belirtti. Ayrıca Türk tarafına Anayasa hazırlama olanağı sunulmadığını, Türk tarafının bütün taleplerinin müzakere bile edilmeden geri çevrildiğini, AB'nin de Rum tarafını desteklediğini vurguladı. Dörtlü görüşmelerden de umutlu olmadığını, bu gerekçelerle İsviçre'ye gitmeme kararı aldığını, bu aşamadaki görüşmelere KKTC hükümetinin katılacağını bildirdi.
FIKRET BILA 20/03/2004 MILLIYET

Denktaş, yemekten kalkıp bombayı patlatmış

Önce, Ankara'da gelişmeleri en yakından izleyen dışişlerinin tepesindeki isimlerle konuştum. Ardından BM yetkililerini aradım. Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararının hem Ankara, hem de BM çevrelerinde nasıl yankılandığını, bugüne kadar ne kadar mesafe alındığını araştırdım,
Hem Ankara, hem de BM yetkilileri son derece ilginç bir gelişmeye dikkat çektiler. Rauf Denktaş KKTC için hazırlanması gereken Anayasayı ha
la BM'ye teslim ettirmemiş. Bu konuda da Mümtaz Soysal son derece önemli bir rol oynamış.
BM çevrelerindeki hava şu:
"Şu ana kadar doğru dürüst bir pazarlık yapılamadı. Türk tarafı hala 1 Mayıs tarihinin aşılabileceğini düşünüyor. Uzun bir pazarlık süreci
varmış gibi davranıyor. Daha da önemlisi, ellerindeki kartların gerçek değerlerinden çok yüksek olduğuna inanıyorlar. Resmen yavaştan alıyorlar."
BM yetkililerine "Siz Türk tarafının kırmızı çizgilerini kesin şekilde biliyor musunuz ve bunları tatmin edebi
lecek misiniz" diye sorduğum zaman, şu yanıtı aldım:
"... Genel hatlarıyla biliyoruz. Denktaş bize çok uzun bir liste verdi. Olmazsa olmazlar bu kadar çok olmamalı. Kırmızı çizgilerin ayrıntısı henüz net değil"
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı hem Anka
ra'yı hem de BM'yi çok şaşırtmış.
Çarşamba akşamı BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın özel temsilcisi Kieran Prendegast'ın onuruna verdiği yemeğin sonunda, BM temsilcisinin hayret bakışları altında dışarı çıkıp ünlü açıklamasını yapıvermiş(!)
Ankara'da "Birli
kte götüreceğimiz oyun planını bozdu. Masadan kalkmaması gerekirken, yine bizi kaçan taraf durumuna düşürdü" diyor.
Dışişleri yetkilileri, sonuna kadar Denktaş'ı içerde tutmayı planlıyorlar. Ancak, Denktaş "olmazsa olmaz" değil. "Biz yolumuza devam ederiz"
diyorlar.

***
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 20/03/2004

Ankara'da KKTC'siz Kıbrıs toplantısı

Ankara'da Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanı Özkök ve bürokratların katıldığı Kıbrıs konulu toplantı, saat 21.10'da başladı.

Kıbrıs'a ilişkin son gelişmeleri ele almak üzere devletin üst kademesini biraraya getiren değerlendirme toplantısı başladı.

Başbakanlık merkez binada saat 21.10'da başlayan toplantıya Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanlığı müsteşarı büyükelçi Uğur Ziyal ve diğer üst düzey yetkililer katılıyor.

Toplantıda, İsviçre'de 24 Mart'ta başlaması öngörülen dörtlü konferans öncesinde Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktanın ele alınması bekleniyor.

HURRIYET 20/03/2004

İkinci bir referandum yapılacak iddiası

Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde çözüm bulmak için yapılacak referandumdan "hayır" sonucu çıkması halinde, ikinci bir referandumun yapılacağı, bundan da "hayır" çıkması durumunda KKTC'nin AB dışındaki ülkeler tarafından tanınmasının beklendiği iddia edildi.

Rum Alithia gazetesine göre, Economist Intelligence Unit (EIU) araştırma kuruluşunun Mart ayında yayınladığı raporda, Kıbrıslı Rumların Annan planıyla ilgili referandumda ''hayır'' demeleri halindeikinci bir referandum yapılacağı ve buna ''evet'' diyecekleri belirtildi.

Habere göre, EIU analistleri Jan Friedrich ve Robert O'daly, 20 Nisan'daki referandumda ''hayır'' cevabı çıkması durumunda ikinci bir referandum yapılacağını, bundan da ''hayır'' çıkması durumunda ise Avrupa Birliği dışındaki bazı devletlerin KKTC'yi tanıyabileceği tahmininde bulundu.

EIU analistleri, İrlanda'da 1992 yılında Maastricht anlaşmasının önce reddedildiğini, daha sonraki referandumda kabul edildiğini hatırlatarak, benzer bir olayın 2001 yılında da Danimarka'da yaşandığına değindi.

RUM KESİMİNDE YENİ BİR REFERANDUM ANKETİ

Bu arada, Kıbrıs Rum kesiminde düzenlenen bir ankette, Annan planına yüzde 75.8 oranında ''hayır'' sonucu çıktı.

Mahi gazetesine göre, Ekonomik ve İstatistik Araştırma Dairesi'nintelefonla 582 kişi arasında yaptığı ankette, ''Annan planı üzerinde bugün bir referandum yapılsa oyunuz nasıl olurdu?'' sorusu yöneltildi.

Ankete katılanların yüzde 75.8'i ''Hayır'' derken, yüzde ''10.7''si de ''Evet'' yanıtını verdi.

Ankete katılanlar, partilerinin plana karşı tavrından etkileneceklerini belirttiler.

Ankete katılanların yüzde 66'sı tam üyelikten birkaç hafta önce İsviçre müzakerelerini gereksiz buluyor ve Rum göçmenlerin yüzde 70'i plana ''hayır'' diyecek.

Ankette, ''güçsüz taraf olduğumuz için planı kabul etmekten başka seçeneğimiz yoktur görüşüne katılıyor musunuz?'' sorusuna yüzde 80 ''hayır katılmıyoruz'' yanıtını verdi.

(aa)

HURRIYET 20/03/2004

KKTC'de Annan Planı'na yüzde 46 'hayır'

Amerikan yatırım kuruluşu Raymond James'in GfK'ya bağlı araştırma grubu Strateji GfK'ya yaptırdığı bir anket, KKTC'de Annan planının mevcut haliyle referanduma sunulması durumunda, halkın yüzde 40,8'inin "evet", yüzde 46,3'ünün ise "hayır" yönünde oy kullanacağını ortaya çıkardı.

Stratejik pazarlama araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla tanınan Strateji GfK kuruluşunun, KKTC'de 13-17 Mart arasında yaptığı ve 917 kişinin görüşlerini aldığı anketin sonuçları yayımlandı.

Ankete katılanların yüzde 46,3'ü, Annan planına mevcut haliyle karşı çıkacağını belirtirken, yüzde 40,8'i planı kabul etme eğilimini taşıdığını, yüzde 10,5'i ise bu konuda kararsız olduğunu kaydetti.

Anket sonuçlarına göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planda birkaç kritik değişiklik yapması halinde, referandumda plana ''evet'' diyeceklerin oranı yüzde 52,3'e yükselirken, ''hayır'' diyeceklerin oranı ise yüzde 27'ye düşüyor, kararsızların oranı da yüzde 16,3'e çıkıyor.

Ankete katılanlar, en büyük endişelerinin ''siyasi haklarının etnik temele dayalı olarak düzenlenmesi'' olduğunu belirtirken, bunu ''derogasyonlar'' ve ''mal-mülk sorunları'' konularındaki endişeler izliyor.

Başlangıçta ''evet'' oyu kullanmayı düşünenlerin yüzde 9,6'sı, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan planına karşı çıkan bir kampanya başlatması halinde oylarının olumsuza doğru kayabileceğini ifade etti.

RAYMOND JAMES'İN DEĞERLENDİRMESİ

Kuruluş, anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, sonuçların,Türk tarafının en önemli endişelerini kapsayan kilit alanlara BM'nin müdahalesiyle, oyların yönünün ''evet''e çevrilmesine ihtiyaç olduğunuortaya koyduğunu belirtti.

İMKB'de de faaliyet gösteren yatırım kuruluşu, bu türden bir müdahalenin muhtemelen olacağını tahmin etmekle birlikte, ''içeriğin''çok önem taşıyacağı görüşünü savunuyor.

Değerlendirmede, Denktaş'ın Annan planına karşı bir kampanya başlatma olasılığı ve ''çok büyük oranda olmamasına rağmen, evet oylarına yönelik etkisi'' dikkate alındığında, plana müdahalenin gerekliliğinin özellikle ortaya çıktığı belirtiliyor.

Değerlendirmede, ''Kıbrıs'a ilişkin olarak olumlu tutumumuzu sürdürsek de, anket sonuçları, KKTC'deki oyların 'çantada keklik' görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor'' denildi.

KKTC'de 22 Ocak 2003 tarihinde, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nunyine Strateji GfK kuruluşuna yaptırdığı bir anket, Annan planını mevcut haliyle kabul etmeyenlerin oranının yüzde 62, kabul edenlerin oranının ise yüzde 32 olduğunu ortaya koymuştu.

(aa)

HURRIYET 20/03/2004

Denktaş'ı zorla ikna edecek halimiz yok

İsviçre'deki dörtlü konferansa KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı katılmaya bir türlü ikna edemeyen AKP Hükümeti, bugün Kıbrıs'la ilgili bir zirve yapma kararı aldı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklayan Denktaş ile bir telefon konuşması yaptı. Gül, Denktaş'tan İsviçre'ye gitmemesi konusunda verdiği kararı bir kez daha gözden geçirmesini ve Türkiye olarak dörtlü konferansa katılmasını istediklerini bildirdi. Ancak Gül, Denktaş'ı ikna edemedi.

Bakan Gül, dün Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile düzenlediği ortak basın toplantısında bugün Ankara'da Kıbrıs'la ilgili bir toplantı yapılacağını açıkladı. Gül, Denktaş'a sert çıkarak, ‘‘Biz beraber başladık, beraber bitirmek isteriz. Ke
ndi verdiği bir karar var. Kişileri zorla ikna edecek halimiz yok. Ancak, ‘ben gelmeyeceğim, yetkilerimi Başbakan Talat'a devrettim' demesi halinde bunu da saygı ile karşılarız’’ diye konuştu.

Zirvenin Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında Bakan Gül, Gene
lkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve diğer ilgili bürokratların katılımıyla yapılacağı belirtildi.

HURRIYET 20/03/2004

Kesinlikle gitmiyorum

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre'deki dörtlü konferansa kesinlikle gitmeyeceğini söyledi. Denktaş, ‘‘Anlaşma olmadan referanduma gidilir, Türk tarafı da evet derse hemen istifa edeceğim’’ dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre'de başlayacak Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü Kıbrıs konferansına kesinlikle gitmeyeceğini ilan etti. Bu kararının gerekçelerini, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Tayyip Erdoğan'a da yazılı olarak ilettiğini açıkladı. Denktaş, istedikleri olmadan anlaşma referanduma giderse ve Türk tarafı da evet derse hemen istifa edeceğini belirtti.

Denktaş dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le telefonda konuştuğunu belirterek, ‘‘Kendi yüzüne de söyledim. Neden benim kararıma şaşırdıklarını anlamadım. İki defa ben kendilerine söyledim Zürih'e gitmeyeceğimi, daha önce de buradaki görüşmelere katılacağımı Zürih'e gitmeyeceğimi onlara söylemiştim. Neden diye sordu, ben de ‘şimdi size yazılı olarak yazıyorum hem Sezer'e hem hükümete' dedim’’ diye konuştu.

Denktaş,
Avrupa Birliği’nin önceki gün kendilerine kesin bir dille, Annan Planı'nda da yer alan ve AB müktesebatına aykırı olan anlaşma maddelerinin ‘kalıcı olmayacağını’ söylediğine de dikkat çekerek, ‘‘AB'nin temel hukuku olamayacağını söylediler. Yani belirli bir süre bize tanınan haklar AB tarafından geçersiz ilan edilecek. Bile bile devleti yok edemem'' dedi. Denktaş, istedikleri değişiklikler olmadan ortaya çıkan belgenin referanduma sunulması ve Türk tarafının da buna evet demesi halinde ise hemen cumhurbaşkanlığından istifa edeceğini sözlerine ekledi. Denktaş, ‘‘Herhalde bu tercihime karışmazlar’’ diye konuştu.

Denktaş,
Rumların dün kendilerine bir belge göndererek Beşparmak Dağları'nda yamaca kazınmış Türk bayrağının anlaşmadan sonra ortadan kaldırılması talebi ilettiğini de kaydetti

Annan Planı işsiz bırakacak


KKTC'de dün işten çıkarmaları protesto eden memurların gösterisi bir anda Annan Planı'na hayır mitingine döndü. Protestocular, Cumhurbaşkanlığı önünde de gösteri düzenledi ve Rauf Denktaş'ı aralarına aldı. Denktaş, ‘Annan Planı kabul edilirse, 10 misli daha insan işinden olacak’ dedi. Kamudaki işten çıkarmaları protesto eden yüzlerce memur, meclis önünde ‘‘Hükümet istifa’’ sloganları attı, binayı yumurta ve pet şişe yağmuruna tuttu. Polis, meclise girmeye çalışan kalabalığı güçlükle engelledi. Memurlar ardından Cumhurbaşkanlığı binasına yürüdü. Cumhurbaşkanlığı önünde Denktaş'ı aralarına çağıran kalabalık bir anda eylemi Annan Planı'na hayır gösterisine çevirdi. İşçilerin arasına giren ve konuşma yapan Denktaş, Annan Planı'nın değişmemesi durumunda seçimler öncesinde istihdamlardan sonra işlerine son verilenlerin sayılarının 10 misli insanın işsiz kalacağını söyledi. Denktaş, ‘‘Bu sorunu cam kırarak ve kanunsuzlukla halledemeyiz, birbirimize güvenerek halledeceğiz’’ dedi. Eylemcilerin, kendilerinin işten çıkarılıp başkalarının alındığını söylemesi üzerine Denktaş, ‘‘Sizleri çıkarıp başkalarını aldılarsa ayıp ettiler’’ diye konuştu.

HURRIYET 20/03/2004

Papadopulos zirveye katılıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Zürih'te yapılacak dörtlü zirveye kesin olarak katılmayacağını açıklamasının ardından, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, konferansa katılma kararı aldı.

Dün akşam saatlerinde Kıbrıs Rum yönetimi Ulusal Konseyi'nin yaptığı olağanüstü toplantıda, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, dörtlü konferansın yapılacağı İsviçre'ye gitmesi yönünde karar aldı.

Yaklaşık 3.5 saat süren toplantının ardından yapılan açıklamada, Kıbrıs Rum tarafının New York'ta taahhüt ettiği sorumlulukları yerine getireceği açıklandı ve ‘‘aynı yaklaşımı Kıbrıs Türk tarafının da ortaya koym
asını bekliyoruz’’ görüşüne yer verildi.

HURRIYET 20/03/2004

Yeni Kıbrıs’ın marşı da tamam

Kıbrıs'ta görüşmelerini sürdüren teknik komiteler, kurulacak federal devletin bayrağından sonra, dün de ulusal marşını belirledi. 111 eser arasından Türk ve Rumların oy birliğiyle kabul edilen yeni marş, İstiklal Marşı gibi keskin iniş çıkışlara sahip ve Kıbrıs Türk ezgilerini içeriyor. 3 Rum ve 3 Türk'ten oluşan teknik heyet, eser sahibinin kimliğini bilmeden seçimini yaptı. Eser sahibinin kimliği, liderlerin onayından sonra BM tarafından açıklanacak. Aynı teknik heyet daha önce Kıbrıs bayrağını belirlemişti

HURRIYET 20/03/2004

Ankara güven tazelesin

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Ankara'nın Annan Planı'nda istenilen ‘olmazsa olmaz’ değişiklikleri ilan ederek yeni güvenceler vermesi halinde İsviçre'ye gideceği bildirildi. Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Türk tarafının şartlarının plana girmeyeceğinin anlaşılması halinde kendilerinin de İsviçre'ye gitmeyeceğini açıkladı. Serdar Denktaşnkü basın toplantısında, Türkiye ve KKTC hükümetinin, Cumhurbaşkanı Denktaş ile birlikte ‘olmazsa olmaz’ şartlardaki öncelikleri net olarak belirlemesi gerektiğine dikkat çekerek, ‘‘Cumhurbaşkanı Denktaş, bu konu halledildiği zaman Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının da gideceklerini açıkladığı İsviçre'ye gitmeme kararını yeniden değerlendirecektir’’ dedi. Serdar Denktaş, KKTC hükümeti olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile İsviçre'ye gitmek istediklerini de kaydetti. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, Rumların bugüne kadar tüm Türk isteklerini geri çevirmesi nedeniyle İsviçre'de de bir gelişme beklemediğini belirten Serdar Denktaş, bu nedenle Ankara ile ‘olmazsa olmazların’ kesin olarak belirlenmesini istediklerini de sözlerine ekledi.

HURRIYET 20/03/2004

Kıbrıs'ta başarının ölçüsü ne?

İsmet Berkan

20/03/2004 RADIKAL

Yunanistan'ın tersine, Türkiye'nin bugüne kadar tutarlı bir Kıbrıs politikası ve Kıbrıs'ta bir 'amacı' olmadı. Bugün milletçe yaşadığımız kafa karışıklığının temel nedeni bu amaçsızlık ve dolayısıyla bizi o amaca ulaştıracak tutarlı politikalardan yoksun oluşumuzdan başka bir şey değil. Yani, 'Kıbrıs milli davadır' lafı boş bir hamasetten ibaret. 'Milli' davalar, herkesin amaç birliği içinde olduğu davalardır.
Osmanlı ve ardından da Türkiye Cumhuriyeti belki 100 yıla yakın süre Kıbrıs'la hiç ilgilenmedi. Ada İngilizlere hediye edilmiş, ardından da Birleşik Krallık adaya el koymuştu. 50'li yıllarda devlet değil ama kamuoyu Kıbrıs'la ilgilenmeye başladı, ardından devlet de telaş içinde politikalar geliştirmeye koyuldu. Adadaki Rumlar Yunanistan'la birleşmek (Enosis) istiyordu, Türkiye'de kamuoyunun bir bölümü de 'Ya taksim ya ölüm' diye slogan atıyordu, yani istek adayı ikiye bölmekti.
Ama ne enosis ge
rçekleşti ne de taksim.
50'lerin sonlarında uluslararası zorlamayla vesayet altında bir Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Adadaki cumhuriyetin 'vasi'leri, garantör güçler, yani Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ydi.
1963'te Rumlar tek taraflı olarak devlete el
koymaya kalkışıp anayasayı değiştirince Türk temsilciler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün organlarını boykot etmeye başladı.
Türkiye en vahim hatasını bu boykotun ardından yaptı, Kıbrıs'taki olayları gerekçe göstererek Birleşmiş Milletler'e başvurdu. BM Güven
lik Konseyi adaya 'Barış Gücü' göndermeyi kabul eden kararında bizim 'Rum kesimi' dediğimiz insanları 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin meşru yöneticileri' olarak gördü.
İşte Kıbrıs'ta hatalar zinciri, Türkiye'nin o zamanki Başbakanı İsmet
İnönü'nün bu vahim hatasıyla başladı. Dediğim gibi, esas sorun Kıbrıs'la ilgili nihai amacın ortada olmamasından kaynaklanıyordu.
1974'e varana kadar Türk temsilcilerin Kıbrıs'taki boykotu devam etti. Aradan geçen 10 yılda Rumlar, Kıbrıs'ın meşru yöneticileri olduklarını bütün d
ünyaya fiilen gösterdiler. Türk tarafı zemin kaybediyordu.
Tam o noktada Rumlar vahim bir hata yaptılar, adada bir hükümet darbesi oldu ve darbeciler adayı Yunanistan'a bağlamayı amaçladıklarını gizlemiyordu. İşte o zaman Türkiye'nin eline 10 yıllık hatayı düzeltme şansı geçti. Kıbrıs 'Barış Harekâtı' bu şansın kullanılmasıydı aslında. Şimdi ada fiilen ikiye bölünmüş, iki ayrı yönetim oluşmuştu.
Tam bu noktada amaçsızlık yeniden baş ağrıtmaya başladı. Türkiye'nin ilk tezi federasyondu. Ada yine siyasi bir
liğe sahip olmalı ama Türkler ve Rumlar birer federatif yapıya sahip olabilmeliydi.
Eğer amaç, adayı yeniden birleştirmektiyse, aslında bu Barış Harekâtı'nın hemen ardından, Rum-Yunan tarafının görece en zayıf olduğu anda başarılmalıydı. Ama hayır, görüşm
eler kesildi ve yıllarca bir daha başlayamadı.
Türkiye'de kafalar karışıktı, adayı taksim etmek isteyen görüşler de vardı. Esasen belki bu amaçla masaya oturup adayı sonunda bölmek de mümkün olabilir, oluşan fiili duruma hukukilik kazandırılabilirdi ama b
u hiç denenmedi.
Federasyon tezi yıllarca savunuldu ama bir gün ansızın 'konfederasyon' lafı ortaya çıktı. Kuşkusuz bunun gerekçeleri vardı ve belki de haklı gerekçelerdi bunlar ama neden en başta bu söylenmemiş, yol ortasında müzakere pozisyonu değiştiri
lmişti? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanı konfederasyon tezini savunmanın bir yoluydu ama ortalığı daha
da karıştırmaktan başka işe yaramadı.
KKTC ilan edilip Rauf Denktaş da 'Cumhurbaşkanı' olunca, eskiden beri her görüşme öncesine damgasını vuran
statü sorunu daha da belirginleşti. Denktaş'ın 'Cumhurbaşkanı' olmasını başta Rumlar olmak üzere kimse kabul etmiyordu. Yani masaya o sıfatla oturmak mümkün değildi. Peki sıfat neydi ve ne olmalıydı? Alt alta toplasanız neredeyse müzakerelere harcanan sürenin belki yarıya yakını bu sıfat konusuna da harcanmış çıkacak.
Denktaş'ın bir dönem mücadelesi 'devlet' olarak tanınmaktı ama bu olmadı. Olmayınca karşı tarafın statüsü düşürüldü. Denktaş, 'toplum lideri' olmak da istemiyordu, bunu kabul ederse devletin
den vazgeçmiş olacağını düşünüyordu. Oysa bu da bir hataydı, bugün Denktaş'ın 'Bizi Türk toplumu olarak bile görmüyorlar' demesinin nedeni bu.
Sonunda adadaki iki taraf, 'parties' yani 'taraflar' olmayı kabul ettiler ve hâlâ öyleler.
Şimdi bu sıfat Denkt
aş'ı zorluyor. Oysa başta kendisi 'taraf' olmayı kabul etti.
Bugün adadaki sorun şu veya bu yolla sona ermeye çok yakın. İşte bu aşamada, son 40 yılın hatalarının tamamı bugünkü hükümetin üstüne yıkılmak isteniyor. Oysa Kıbrıs çorbasında neredeyse herkesi
n bir miktar tuzu var. Denktaş'ın da hataları var. (Bugün şikâyet ettiği derogasyon konusu, Denktaş Kopenhag'da gelip imzayı atsaydı bir mesele bile olmayacaktı.)
İstisnasız 1950'lerden beri gelen bütün Türk hükümetlerinin de hataları var.
Yunanistan, 50
yıldır kendi içinde tutarlı bir Kıbrıs politikası izliyor; çünkü amacı belli. Bu politikada bazen çok başarılı oldular, bazen olamadılar. Bugün Annan Planı'yla varılacak bir anlaşma, onları aynı anda hem başarılı hem başarısız yapacak. Başarılılar çünkü Avrupa Birliği'ne Kıbrıs'ı sokmayı başardılar; başarısızlar çünkü adada yönetimi Türklerle paylaşmak zorunda kalacaklar.
Peki Türkiye ve Türk tarafı başarılı olacak mı bir anlaşmaya varılması halinde? Bu soruya cevap bile veremiyoruz, çünkü Kıbrıs'ta amacı
mızın ne olduğu konusunda kendi içimizde bir anlaşmaya hâlâ varmış değiliz. Eğer amacımız taksim değildiyse, başarılı olacağız. Yok amacımız adayı bölmek ve kuzeyini Türkiye'ye eklemektiyse, Türkiye AB'ye tam üye olana kadar başarılı olmuş sayılmayacağız.

Gül: Sloganla olmaz

Denktaş, dörtlü görüşmeler için ikna edilemedi. Gül: Zorlayacak halimiz yok. Dış politikada sloganların bizi nereye kadar götüreceği belli olmaz

20/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Hükümet, 23 Mart'ta başlayacak dörtlü görüşmeler için İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklayan KKTC lideri Rauf Denktaş'ı kararından döndüremeyince Kıbrıs politikası konusunda devletin zirvesinde güven tazelemeye yöneldi. Dün telefonla Denktaş'ı arayan Gül, "Sizinle başladık, sizinle bitirmek isteriz" dese de ikna edemedi. Denktaş'ın dörtlü görüşmede
mutabakata varılacak bir anlaşmanın, 20 Nisan'daki referandumda onaylanması
durumunda cumhurbaşkanlığından istifa edeceğini öğrenen Gül, Ankara'da Kıbrıs trafiğini hızlandırdı. Günboyu yapılan görüşmelerin ardınd
an
İsviçre'ye gitmeden önce Başbakanlık'ta Kıbrıs zirvesinin yapılması benimsendi. Bugün yapılacak zirveye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül katılacak.

'Sürpriz yapmadım...'
Denktaş dün ayrıca Gül'le telefon görüşmesinde İsviçre'ye gitmeme kararının
değişmediğini ilettiğini, bunu ayrıca yazılı olarak Ankara ve BM'ye de bildirdiğini söyledi. Denktaş, Ankar'ya bildirmiş olması nedeniyle kararının sürpriz olmadığını savundu. Denktaş, 'anlaşmanın imzalanması
aşaması referandumdan önce ise ve belgede istedikleri yer almamışsa, bunu kimsenin imzalamayacağını; eğer imzalar referandumdan sonraya bırakılmış, referandumdan da 'Evet' sonucu çıkmışsa ve yine anlaşmanın içerisinde istediği noktalar yoksa, bu kez de istifa etmesi gerekeceğini' belirtti.
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise Rauf Denktaş'ın görüşmelere katılmasını isterken, "Aksi halde bu pozisyonumuzu zayıflatır. Hele 'olmazsa olmazlar' burada belirlenmeden gitmemiz halinde güç durumda kalırız" dedi
. Türkiye ile kırmızı çizgilerde kesinlikle anlaşmaya varılması gerektiğini söyleyen Denktaş, "Hemfikir olamayacaksak DP
olarak İsviçre'ye gidip gitmemeyi yeniden değerlendireceğiz" dedi.

'Zorlayacak halimiz yok'
Gül, gazetecilerin soruları üzerine Denktaş'ın "İsviçre'ye gitmem. Gerektiğinde de istifa ederim" açıklamalarını değerlendirirken,
"Gelmeyeceği yönünde bir kararı var. Bunu saygıyla karşılarız. Kendisini zorlayacak halimiz yok. Herkes sloganlarla konuşuyor. Dış politikada sloganların bizi isted
iğimiz yerlere ne kadar götüreceği belli olmaz" ifadelerini kullandı. Gül, "New York'ta masaya ayrı ayrı mektuplar koymadık. KKTC ile Türkiye ayrı ayrı yollardan gitmiyor. Önceliklerimiz ayrı değil. İstediklerimizi almak için pazarlık yapmalıyız. Görünen o ki, anlaşmanın tamamlanması Annan'a kalacak. Annan'ın sonuçlandıracağı kâğıtta istediklerimizin olmasına çalışıyoruz. İstediklerimizi alamazsak çıkıp halka söyleriz. Nedir istediklerimiz: İki kesimliliği güçlendirmek, daha az Rumun daha uzun vadede kuzeye yerleşmesini sağlamak, harita ve garantiler" dedi. Taraflar İsviçre'de görüşmelere 24 Mart'ta dışişleri bakanları seviyesinde başlayacak. Gül 25-26 Mart'taki AB zirvesine katıldığı sürede dörtlü konferansı müsteşarlar yürütecek. 28 Mart'ta Türkiye ve Yunanistan'ın başbakanları ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan görüşmelere dahil olacak

Papadopulos artık mecburen gidecek

20/03/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - KKTC lideri Rauf Denktaş'ın katılmayacağını açıklaması üzerine
İsviçre'deki dörtlü toplantıyı hiç taviz vermeden geçiştirme hesapları yapan Rum Yönetimi, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in özellikle ABD Başkanı George W. Bush'un müdahalesi üzerine tavrını değiştirip
"Toplatıya katılacağım" demesinden rahatsız oldu.
Tasos Papadopulos'un ya
kın çevresine göre, Rum lider, Karamanlis'in tavır değişikliği için haberdar edilmedi. Karamanlis'in dörtlü toplantıya katılacağını söylemesi Rum tarafının, Denktaş'ın katılmayacağını açıklamasıyla elde ettiği kozu yitirmesi olarak yorumlandı. Aynı çevreler
"Artık Papadopulos'un da gitmekten başka çaresi kalmadı" dedi. Bu gelişmelerin ardından Kıbrıs Rum yönetimi Ulusal Konseyi de dün Papadopulos'un, İsviçre'ye gitmesi yönünde karar aldı. Rum Parlamento Başkanı Dimitrios Hristofyas, Karamanlis'in gideceğin
i aniden açıklamasından rahatsız olduğunu belirterek, "Rum Milli Konseyi'nin toplanmasını bekleyebilirdi" dedi.

'28 Mart'ta hep birlikte'
Rum kaynakları, Rum yönetimi lideri Papadopulos'un İsviçre'deki dörtlü görüşmelere en geç Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Başbakan Tayyip Erdoğan gibi 28 Mart'ta İsviçre'ye gideceğini belirtti. Rum basını da Rum tarafının KKCT Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Türk toplumunu temsil edemeyeceğini düşündüğünü yazdı.
Atina'da ise Karamanlis'in 'evet' cevabı hükümet
çevrelerinde "PASOK hükümetinden devraldığımız Kıbrıs sürecinde değiştirebileceğimiz pek bir şey yok", muhalefette ise "İsviçre'de Kıbrıs'ın geleceği için imzaları Karamanlis ve Erdoğan atacaklar" şeklinde değerlendirildi.

Kıbrıs'ta marş da tamam

20/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta Annan planı temelinde 20 Nisan'da yapılacak referandumun ardından kurulması öngörülen federal devletin bayrağının ardından, marşı da belirlendi. BM gözetimindeki Türk ve Rum üyelerden oluşan marş komitesi dün 111 eser arasından yeni devletin marşını seçti. Enstrümantal olan yeni Kıbrıs marşı Kıbrıs ezgilerine yakın ritimlerden oluşuyor. Komite üyelerinin başvuru sahibini bilmeden değerlendirmeye aldığı ezgilerin sahiplerinin, marşın resmi onayından sonra açıklanması bekleniyor. KKTC Bakanlar Kurulu geçen hafta yeni bayrağı onaylamıştı. Marşın da siyasi liderlerin onayına sunulması bekleniyor.

Başbakan temkinli

Başbakan, Denktaş'ın dörtlü zirveye gitmeme kararını temkinli karşılayıp, 'Bu müzakerelerden çekildiği anlamına gelmiyor' dedi

20/03/2004 RADIKAL

AA - ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki dörtlü konferansa gitmeyeceğini açıklaması karşısında temkinli bir tavır takınan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam STV'deki bir programda KKTC Cumhurbaşkanı'na mesajlar gönderdi:
Müzakereler başlarken bunu başından sonuna kadar Denktaş'la götürmekte kararlı olduğumuzu her yerde ifade ettik. Bu son noktada aslında sayın Denktaş'ın ifadelerinden müzakereden çekilmek gibi bir şey anlamıyorum, böyle bir ş
eyi anlamak da istemiyorum.
Buradaki üç önemli hassasiyet, iki kesimliliğin ve garantörlüğün güçlendirilmesi ve haritanın daha dürüst hale getirilmesidir. TSK'nın orada varlığının devamını belli bir miktarda da olsa istiyoruz. Mal mübadelesi konusundaki h
assasiyetlerimiz karşılıklı görüşülüyor. Bunlar görüşülür, mutabakat sağlanırsa çözüme varılır. Ama 'Biz buradan çekiliyoruz' dememeliyiz, diyemeyiz.
İş olmazsa olmazlarımıza gelirse, biz de kalkar tavrımızı koyarız. Olay bu kadar basittir. Ama biz iyi ni
yetle 1 Mayıs'tan önce bu işin çözülmesinden yanayız.
Ben inanıyorum ki, Sayın Denktaş'ın çekilmesi söz konusu değildir. Son ortaya çıkan tablo sebebiyle dışardan izleme, sayın Başbakan Talat'ın ve sayın Serdar Denktaş'ın gitmesi şeklinde değerlendirmiş o
labilir.
Onlarca yıl süren bu sorun sadece KKTC vatandaşını değil, Türkiye'dekileri de rahatsız etti. Çözülmesi lazım. Siyaset çözüm sanatıdır. Ne yazık ki Kıbrıs konusunda sorun üretmeyi hedef alanlar var. Türkiye'nin 1974'teki barış harekâtına o zamanla
r karşı çıkanlar, TSK'yı işgalci görenler, şu anda arşivimde var, Kıbrıs'a sahip çıkanlarla aynı fotoğraf karesinde yer alıyor.

'Kıbrıs devlet olarak tanınacak'

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğacak. Aynı bayrak, aynı marş ortaya çıkacak. Sizi şu anda devlet olarak kimse tanımıyor, o andan itibaren devlet olarak tanıyacaklar. Bunda samimiler mi onu görürüz? Biz samimi olarak adımımızı atacağız. Şu anda ben devlet olmanın bedelini tayin edemiyorum. Bunu yakalamak, dünyada devlet olarak tanınmak, Türkçenin AB'de resmi dil olarak kullanılması çok önemli şeyler.

Denktaş işin tadını kaçırdı

Hakkı Devrim

20/03/2004 RADIKAL

Rauf Denktaş'ın Kıbrıs konusunda bir çözüme hizmet etmesini bekleyen yoktu herhalde. Geçmiş hizmetlerine duyulan saygı sebebiyle cumhurbaşkanlığı görevi devam etmektedir. Bundan sonra da hadiseler nasıl gelişirse gelişsin, umalım, ona saygıda kusur edilmeyecektir.
KKTC tam anlamıyla Ğnev'i şahsına münhasırğ bir devlet. Generallerinden birinin Na
polyon'a:
– Biz bu muharebeyi kazanamayız, dediğini anlatırlar.
– Sebep?
– Üç sebeple. Birincisi barutumuz yok... deyince Napolyon sözünü keser generalin:
– Gerisini anlatma!
Şimdi söylemenin sırası değil belki, ama hiç hatırlamamanın da sakıncaları o
luyor. KKTC ekonomisi olmayan bir ülkedir. Hiçbir devletçe tanınmamış filan, bunlar Napolyon'un gerisi lazım değil dediği ayrıntılar.
Avrupa'sı ve Amerika'sıyla Batı dünyası, Türkiye ile Yunanistan'dan, Kıbrıs düğümünün çözülmesini istiyor. Bu iki ülkenin
menfaati de bu çözümü gerektirmekte. Yunanistan'da 80 yıllık geçmişin kompleksinden hâlâ kurtulamayan çözüm aleyhtarları yok mu? Var! Türkiye'de de Nuh deyip peygamber demeyenler olduğu gibi. Uluslararası ilişkilerde pürüzsüz çözüm diye bir kavramdan söz eden de yoktur herhalde.
Denktaş'ın, kendi Başbakanı M. Ali Talat'a, Ankara'ya, hatta Kıbrıs'taki koalisyon ortağı partinin Başkanı ve Dışişleri Bakanı olan oğlu Serdar Denktaş'a olsun önceden haber verme ihtiyacı duymadan (bizde yaratılan izlenim bu), İs
viçre'deki toplantıya katılmama kararını açıklamış olması, belki protokol dışı saygısız bir tavırdır, ama öyle sanıldığı kadar çok önemli bir mesele de değil doğrusu...
Denktaş, özellikle başa baş sonuç veren son seçimlerden bu yana, devlet adamlığından ç
ok siyasetçi yanı ağır basan bir yönetici konumundadır.
Ama dikkate alınması gereken taraftarları var, diyeceksiniz. Evet, var. Bu son yanlışı örtbas etmek için Türkiye'deki Denktaş'çıların da seslerini yükselttiklerini göreceksiniz.
Sorarım size Ğmiadı
dolmuşğ hangi siyasetçinin, son güne kadar ayak direyen taraftarı olmadı. Canlı örnekler verme zorunda bırakmayın lütfen beni! Ve Denktaş'ı gözünüzde fazla da büyütmeyin!

Değerlendirme toplantısı yapılacak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ilgili teknisyen ve bürokratların katılımıyla yarın Ankara'da Kıbrıs konusunda istişare ve değerlendirme toplantısı yapılacak.

Diplomatik kaynaklar, toplantıya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in katılmayacağını ve toplantının ''zirve'' olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ettiler.

Kaynaklar, toplantıya Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, Kıbrıs ile ilgili teknisyen ve bürokratların katılacağını belirttiler.

Toplantının akşam saatlerinde düzenlenmesi planlanıyor. Dışişleri Bakanı Gül de, Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, bugün Kıbrıs konusunda önemli bir toplantı yapılacağını duyurmuştu.

GÜL: OLMAZSA OLMAZLARDA AYRILIK YOK

Kıbrıs sürecinde önemli bir döneme daha girilirken, İsviçre’de yapılacak dörtlü konferans öncesi Ankara ve KKTC’de hazırlıklar devam ediyor.

İsviçre’de gelecek hafta başlaması planlanan görüşmelerin Camp David modeli olmayacağını ifade eden diplomatik kaynaklar, dörtlü konferansın 24 Mart’ta dışişleri bakanları düzeyinde başlamasının öngörüldüğünü belirttiler.

Bu çerçevede Ankara’nın, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis’ten görüşmelerin ilk bölümüne katılacağı yönünde sinyal aldığı belirtildi. Buna göre Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanlarının, görüşmeleri başlattıktan sonra 25-26 Mart’ta Brüksel’de yapılacak AB zirvesine gitmeleri, ardından tekrar dörtlü konferansa katılmaları bekleniyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararının ardından, Ankara ile KKTC arasında diplomasi trafiğinin artması bekleniyor.

Ankara’nın temaslar çerçevesinde vereceği mesajın, Denktaş’ın İsviçre’deki dörtlü konferansa katılmasının süreç açısından yarar sağlayacağı yönünde olacağı kaydedildi.

Bu arada, Kıbrıs konusunda olmazsa olmazların (kırmızı çizgilerin) tek olduğunu kaydeden kaynaklar, konuya ilişkin olarak Ankara ile KKTC arasında ayrılık bulunmadığını da belirttiler.

HALKIN SESI 20/03/2004

Kırmızı çizgilerdeki öncelikler

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişler Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre’de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’yle mutabık olduğu kırmızı çizgilerdeki önceliklerin ortaklaşa tespit edilmesinde ısrarlı olduklarını söyledi.

Serdar Denktaş, bu yapılmadan İsviçre’ye gitmenin anlamı olmayacağını belirterek, adadan ayrılmadan öncelikler konusunda hemfikir olamayacaklarsa DP olarak İsviçre’ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacaklarını açıkladı.

Serdar Denktaş, Yunanistan ve Türkiye’nin bulunduğu bir ortamda Cumhurbaşkanı Denktaş’ın da bulunmasının Kıbrıs Türk tarafının ağırlığını artıracağına işaret ederek, Cumhurbaşkanı’nın İsviçre’ye gitmeme kararını gözden geçirmesini istedi.

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişler Bakanı Serdar Denktaş, düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili görüşlerini açıkladı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Serdar Denktaş, “13 Şubat’tan beridir devam eden müzakere sürecinde Genel Sekreter’in beklediği, önemle üstünde durduğumuz konuları ortaya koymaktı ve biz bunu yaptık. Yazılı olarak verdiğimiz görüşlere herhangi bir karşılık alamadık. Gerekçeleriyle birlikte reddetmek de bir karşılıktır ama ne yazık ki bunu da göremedik” dedi.

Kıbrıs Rum tarafının süreç boyunca “biz bu görüşlere cevap vermeyiz çünkü parametreler dışındadır ve bunlar hiçbir zaman kabul edeceğimiz şeyler değildir” dediğini kaydeden Denktaş, süreç boyunca kısa ve içeriği olmayan cevaplar aldıklarını açıkladı.

Denktaş bunlardan dolayı Rum tarafıyla bir diyalog kurulamadığını ve bunun için de müzakere yapılamadığını ve sadece karşılıklı belge sunumunun yapıldığını belirtti.

Genel Sekreter’in tarafların sunduğu 380 sayfalık belgeyi okuyup karar vereceği konusunda süphe duyduklarını belirten Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının hassasiyetlerinin neler olduğunu, neyi neden istediğini Kıbrıs’ta müzakereleri sürdüren BM heyetinin tam olarak kavrayıp Genel Sekreter’e iletmesi konusunda da çok büyük soru işaretleri taşıdıklarını ifade etti.

“CUMHURBAŞKANI UMARIZ TUTUMUNU YENİDEN DEĞERLENDİRİR”

Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme gerekçelerinin kendisi açısından son derece geçerli olduğunu ifade etti. Serdar Denktaş, Yunaistan Başbakanı Kostas Karamalis ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da İsviçre’de bulunacağının ortaya çıkmasıyla birlikte Rauf Denktaş’ın da tutumunu yeniden değerlendirerek İsviçre’deki toplantıya katılmasını umduklarını ifade etti.

Denktaş, Yunanistan ve Türkiye’nin bulunduğu bir ortamda Cumhurbaşkanı Denktaş’ın da bulunmasının Kıbrıs Türk tarafının ağırlığını artıracağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Denktaş “Aksi halde bizim sadece orada hükümet olarak bulunmamız Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs’ta kalması pozisyonumuzu zayıflatır inancındayım” diye konuştu.

KIRMIZI ÇİZGLER KONUSUNDAKİ ÖNCELİKLER

Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının kırmızı çizgileri arasında önceliklerin ne olduğu belirlenmeden İsviçre’ye gidilmesi ve Cumhurbaşkanı’nın da yanlarında olmaması halinde kendilerini İsviçre’de çok daha güç bir konumda bulacaklarını kaydetti

Denktaş, Türkiye ile birlikte oluşturdukları kırmızı çizgilerin önceliklerinin ne olduğu konusunda adadan ayrılmadan Cumhurbaşkanı’nın, KKTC hükümetinin ve Ankara hükümetinin mutlak surette bir anlaşmaya varmasını talep edeceklerini ve bu öncelikler esasında İsviçre’de gündemin devamını sağlamaları gerektiğini belirtti.

“DP YENİDEN DEĞERLENDİREBİLİR”

Öncelikler konusunda adadan ayrılmadan önce hemfikir olamayacaklarsa DP olarak İsviçre’ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacaklarını kaydeden Denktaş bunu yapmadan İsviçre’ye gitmeleri halinde orada fügüran olarak oturma noktasından öteye geçemeyeceklerini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Denktaş, böyle bir durumda Kıbrıs Türk halkının geleceğine yönelik önceliklerini koruma konusunda gerekli hassasiyeti gösteremeyebileceklerini vurgulayarak bunun büyük bir yanlış olacağını dile getirdi.

"TALAT SON DERECE UYUMLU"

Denktaş devamla şöyle konuştu:

“Şu anda hükümetle ilgili bir konu gündemimizde yoktur, ta başından anlaştığımız gibi, koalisyon görüşmelerinde ortaya koyduğumuz hassasiyetlerin müzakeresinde ve savunulmasında Başbakan Mehmet Ali Talat son derece uyumlu bir şekilde hareket etmektedir, Kıbrıs Türkü’nün her kesiminin hassasiyetini gayet iyi bir şekilde bizlerle birlikte savunmaktadır. Daha önce de mutabaklarımızda da var olduğu gibi bu 31 Mart’a kadar devam edecektir. 31 Mart’ta ortaya çıkacak belgeyi hep birlikte inceledikten sonra her parti evet mi hayır mı noktasında kendi kararını verebilecektir ve bu da mümkün olabildiğince hükümetin varlığına gölge düşürmeden devam ettirilebilecektir.”

3 GÜN İÇİNDE

Önlerindeki üç günlük süreç içerisinde kırmızı çizgiler konusunda mutabık oldukları Türkiye ve Cumhurbaşkanı ile hükümet olarak biraraya gelip kırmızı çizgilerdeki öncelikleri müştereken tespit etmekteki ısrarlarını dile getiren Denktaş “Bunu yapmadan İsviçre’ye giderek Kıbrıs Türk tarafını müzakerelerde temsil etmenin bir anlamı olmaz" dedi.

Kırmızı çizgiler konusundaki öncelikler müştereken tespit edilirse Cumhurbaşkanı Denktaş’ın da Karamanlis ve Erdoğan’ın da İsviçre’deki toplantıya katılması için güçlü bir şekilde çağrı yapabileceklerini belirtti ve “Onun katılmasının bize vereceği katkı ve güç büyüktür” dedi.

Bazı çevrelerin Cumhurbaşkanı’na çekilmesi, İsviçre’ye gitmemesi yönünde baskılar yaptığına işaret eden Serdar Denktaş, bunların hem Cumhurbaşkanı’nın sıhhatine zarar verdiğini hem de Kıbrıs Türkü’ne siyasi açıdan kötülük olduğunu ifade etti.

"MESAJIM HER TARAFA"

Serdar Denktaş, “Mesajım ilgili her tarafadır. Türkiye’yedir de, kendi içimizdeki muhalife ve münafığadır da, ortağımıza da mesaj vardır ve Sayın Cumhurbaşkanı’na da mesaj vardır. İlgili her kesime DP olarak mesajımızı kamuoyu vasıtasıyla iletmek ihtiyacındaydık, onu yaptık” diye konuştu.

Kırmızı çizgiler konusunda mutabakat bulunduğunu, şimdi bahsettiğinin “kırmızı çizgiler içindeki öncelikler” olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, çözüm isteniyorsa talep edilenlerin, kırmızı çizgilerin yüzde yüzüne kavuşulacağını düşünmenin yanlış olacağına işaret etti.

Konuyu Ankara’yla görüşmeye çalıştıklarını, bunu yaparlarsa işlerin daha kolaylaşacağını ve Cumhurbaşkanı’nın da, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının da İsviçre’ye gidecek olmasından dolayı kararını değerlendirebileceğini belirten Serdar Denktaş, “Ümit ederim bu değerlendirmeyi yapar ve bizlerle birlikte İsviçre’de olur. Bu en büyük isteğimizdir. Ama ‘hayır ben gitmiyorum’ der ve bunun yanında öncelikler konusunda bir mutabakat varsa Sayın Cumhurbaşkanı’yla mutabakat içinde devam edecek bir süreç için hükümet olarak Kıbrıs Türk halkını temsilen oraya gitmekten ve elimizi taşın altına koymaktan da çekinmeyiz ama işe yarayacak ise” ifadelerini kullandı.

“VERİLEBİLECEK TAVİZ TOPRAKTIR”

Denktaş, “bir karış toprak, bir çakıl taşı verilmez” söylemlerine işaret ederek, şöyle konuştu

“Eğer yaşayabilir bir çözüme ulaşacaksak toprak tavizi olacaktır. Hiç birbirimizi kandırmayalım. Anayasada toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılamayacağına dair maddeler vardır, doğrudur. Ancak Kıbrıs adası üzerinde hem Türkiye’yi hem bölgeyi rahatsız eden bir sorun vardır. Bu sorun insanımızın günlük yaşamını ve geleceğini de etkilemektedir. Geleceğimizi güvence altına alacak bir çözüm noktasına ulaşacaksak hiç kaçınılmazdır, Türk tarafının verebileceği taviz, topraktır. Nutuklarla, köy köy gezerek ‘bu hainler toprağımızı da veriyor’ diyerek bir yere varılması mümkün değildir. Meclisteki çalışmaları boykot ederek bir yere varılması mümkün değil.

"KEŞKE MİLLİYETÇİ ARKADAŞ TERCÜME ETTİRSEYDİ”

İki ay önce devraldığım Dışişleri Bakanlığı’nda keşke bu bir yıllık sürede birçok alternatif çalışma yapılsaydı da bugün iki ayağımız bir pabuca girmemiş olsaydı. Keşke o dönemde bakanlığımızı yürüten milliyetçi arkadaşımız KKTC yasalarını İngilizce’ye tercüme ettirseydi de, bugün bir taraftan görüşme süreci devam ederken, bir taraftan alternatif öneriler ortaya çıkarılırken, bir de kendi yasalarımızın tercümeleriyle uğraşmasaydık…

“BAYRAK İSTİSMAR EDİLİYOR”

Denktaş, bayrak konusuna da değindi ve Bakanlar Kurulu’nun onayladığı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının “sözde muhalefet yapanlarca yanlış ve istismar edilerek kullanıldığını” belirtti. Serdar Denktaş, 2 bin öneri arasında üç Türk, 3 de Rum üye tarafından tespit edilen bu bayrağın referandumdan evet çıkarsa ve 3 garantör devlet bunu onaylarsa, iki eşbaşkanın anlaşmayı imzalamasından 10-15 dakika sonra BM ve Avrupa Birliği önündeki “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayraklarının törenle indirilerek yerine bu yeni bayrağın çekileceğini anlattı.

KUZEY KIBRIS TÜRK DEVLETİ

Denktaş, adını “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” olarak önerdikleri Türk devletinin bayrağının KKTC bayrağı; marşının İstiklal Marşı olduğunu, Türk bayrağının ise resmi daireler haricinde her yerde kullanılabileceğini, aynı şeyin Rum tarafı için de geçerli olduğunu kaydetti.

İnsanların kandırılarak, korkutularak değil, plandaki gerçekleri anlatarak yönlendirmek gerektiğini belirten Denktaş, “Bu gerçekleri okuduğumuzda belki biz çıkıp diyeceğiz ki ‘bakın uğraştık, olmadı, bunun şu şu olumlu yönleri var ama olumsuz yönleri çok daha fazladır onun için tavsiyemiz referandumda hayır oyu kullanmanızdır.’ Tavsiyemize halkımızın uyup uymayacağı bambaşka bir olaydır. Çünkü inanıyorum ki halkımız kişisel kızgınlıklarına, partisel sempatilerine göre değil, kendilerinin, ailelerinin, köylerinin, bir bütün olarak Kıbrıs Türk halkının geleceğini düşünerek özgür iradesini kullanacaktır” dedi.

HALKIN SESI 20/03/2004

Ankara’da Kıbrıs için kritik toplantı

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bugün Kıbrıs konusunda önemli bir toplantının yapılacağını açıkladı.

Gül, devletin ilgili bütün kurumlarının katılacağı toplantıda Kuzey Kıbrıslı yetkililerin bulunmayacağını bildirdi

Diplomatik kaynaklar İsviçre’de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Çankaya Köşkü’nde bir Kıbrıs zirvesinin yapılmasının söz konusu olabileceğini belirtiyorlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la dün yaptığı telefon görüşmesinde Kıbrıs’la ilgili görüşmeleri değerlendirdiklerini söyledi.
Gül, De
nktaş’ın dörtlü konferansa katılmaya ikna olacağını düşünüp düşünmediği sorusuna “Kendisinin verdiği bir karar var. Zorla ikna edecek halimiz yok” yanıtını verdi.
Dörtlü konferansta Türkiye’nin siyasi kararlılığını sonuna kadar göstereceğini ifade eden Dış
işleri Bakanı, buna karşın sonuç alınacağından umutlu olmadığı mesajını verdi. Gül “Görünen odur ki, konu genel sekretere kalacak” dedi.
Türkiye’nin ve KKTC’nin ayrı öncelikleri bulunduğu gibi bir hava yaratılmaması gerektiğini de kaydeden Gül “Sloganlarla
konuşmanın bizi istediğimiz noktaya götürüp götürmeyeceği belli olmaz” dedi.(ntv)

YENIDUZEN 20/03/2004

Papadopulos gidiyor, Denktaş kalıyor

PAPADOPULOS GİDİGOR...Kıbrıs Rum yönetimi Ulusal Konseyi, dün akşam saatlerinde yaptığı olağanüstü toplantıda, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, dörtlü konferansın yapılacağı İsviçre’ye gitmesi yönünde karar aldı

DENKTAŞ’IN İNADI İNAT!...Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisini arayan Dışişleri Bakanı Gül’e “İsviçre’deki görüşmelere katılmama yönündeki kararında değişiklik yapmayacağını söylediğini” belirtti

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, yaklaşık 3.5 saat süren toplantının ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum tarafının New York’ta taahhüt ettiği sorumlulukları yerine getireceğini açıkladı.

Hrisostomidis, “aynı yaklaşımı Kıbrıs Türk tarafının da ortaya koymasını beklediklerini” kaydetti.

Denktaş’ın inadı inat!..

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisini arayan Dışişleri Bakanı Gül’e “İsviçre’deki görüşmelere katılmama yönündeki kararında değişiklik yapmayacağını söylediğini” belirtti

İsviçre’ye gitmemesinin görüşmeleri etkilemeyeceğini söyleyen Denktaş, “Görüşmelerden benim alamadıklarımı alırlarsa bundan en fazla ben sevinç duyacağım” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kararına ilişkin detaylı bir mektup yazdığını bu konuda Dışişleri Bakanı Gül’ü de bilgilendirdiğini bildirdi.

Denktaş, “Başbakan Gül’e 4’lü görüşmelere katılmama yönünde verdiği kararda değişiklik yapmayacağını açıkladığını” belirtti. Rum tarafı ve Genel Sekter’in tutumunu değerlendirerek bu karara vardığını ifade eden Denktaş, 4’lü konferansa katılmamasının görüşme sürecini etkilemeyeceğini savundu.

Cumhurbaşkanı, son kararı halkın vereceğini söyledi ve anlaşmanın mevcut şekliyle referandumda “evet” oyu alması halinde ise istifa edeceğini belirtti.

İsviçre’den, Kıbrıs görüşmelerine teknik destek

İsviçre yönetiminin, 23 Mart’ta Luzern yakınlarında başlayacak Kıbrıs görüşmelerine teknik destek sağlayacağı bildirildi.

İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy Rey, Cenevre’de basına yaptığı açıklamada, Bern yönetiminin görüşmeler için bir diplomat ve 2 uzmanı BM’nin hizmetine vereceğini söyledi.

İsviçreli uzmanların, Ada’nın birleşmesiyle ilgili yasaların uyumluluğu konusunda tarafların hukukçularına yol göstereceği kaydedildi. İsviçreli iki uzmandan biri olan Didier Pfirter’in BM’nin eski Hukuk Danışmanı olduğu ve BM’nin Kıbrıs için önerdiği anayasanın hazırlanmasına katkıda bulunduğu belirtiliyor.

Görüşmelerin yapılacağı Luzern yakınlarındaki Buergenstock, iki yıl önce Sudan’daki iç savaşa son verilmesi için yapılan görüşmelere de ev sahipliği yapmıştı. Bu görüşmelerde, hükümet ile isyancı gerillalar arasında ateşkese varılması konusunda anlaşma imzalanmıştı.

Kofi Annan taraflara çağrı!..

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakerelerine katılan taraflardan, İsviçre’de yapılacak görüşmelerde nihai taahhütlerini ortaya koymaya ve son sözlerini söylemeye hazır olmalarını istedi.

BM sözcüsü Fred Eckhard, yaptığı açıklamada, “Senel Sekreter Kıbrıs’taki taraflardan ve Türkiye ile Yunanistan’dan, 13 Şubat’ta New York’ta varılan anlaşma kapsamında verdikleri taahhütleri yerine getirmelerini bekliyor” dedi.

Eckhard, Kıbrıs müzakerelerinin bundan sonraki aşamasının 24 Mart’tan itibaren Luzern gölü kıyısında bulunan Prendergast kasabasında yapılacağını da doğruladı.

ABD: “Herşey yolunda”

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ta çözüm sürecinde işlerin “genel olarak yolunda gittiği” yorumunda bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, gazetecilere açıklamasında, “İsviçre görüşmelerinde bütün tarafların, 13 Şubat’ta New York’ta üstlendikleri yükümlülükleri tamamen yerine getirmelerini bekliyoruz. Anladığımız kadarıyla BM, Kıbrıs Türk tarafından görüşmelere kimin katılacağının bildirilmesini bekliyor. Genel olarak, BM gözetimindeki Kıbrıs sürecinin yolunda gittiğini söyleyebilirim” dedi. (AA)

YENIDUZEN 20/03/2004

Annan Planı'nda değişiklikler olması halinde

% 52 EVET

Yapılan kamuoyu yoklamasında, Annan Planı'nda değişikliğe gidilmesi halinde, referandumda açık farkla "EVET" çıkacağı saptandı. Plan olduğu gibi kalır ve hiçbir değişiklik olmazsa oylar başabaş gidiyor...

Annan Planı'nda değişiklik yapılması halinde, Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak referandumda "EVET" oylarının yüzde 52, "HAYIR" oylarının ise yüzde 27 civarında çıkacağı belirlendi. Değişikliğe uğramış Annan planına nasıl oy vereceğini henüz kararlaştırmamış olanların oranının da yüzde 17 olduğu kaydedildi.

Raymond James Securities /Strategy adlı uluslararası kamuoyu şirketi tarafından 13-17 Mart 2004 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs'ta yapılan kamuoyu yoklamasının sonuçlarını YENİDÜZEN ele geçirdi. 917 seçmen üzerinde yapılan araştırmada, Annan Planı'nın şimdiki haliyle ve değiştirilmesi halinde referanduma gidilmesi durumunda seçmenlerin nasıl oy kullanacağı ortaya çıkarıldı. "Annan Planı'nın mevcut hali"yle yapılacak bir referandumda ankete katılanların yüzde 40.8'i "EVET" derken, yüzde 46.3'lük kesim de "HAYIR"da kaldı. Kararsızların oranı ise yaklaşık yüzde 12 olarak belirlendi.

DEĞİŞİRSE?

Kamuoyu yoklaması, "Annan Planı'nda Türk tarafı lehinde değişiklikler olması durumunda" sonucun büyük oranda değişeceğini gösteriyor. Bu durumda referandumda "EVET" diyenlerin oranının yüzde 52.3'e fırlayacağı, "HAYIR" oylarının ise ciddi biçimde düşerek yüzde 27.0 olacağı görülüyor. Nasıl oy vereceğini henüz saptamamış kararsız kesim ise yüzde 18'e yükseliyor.

KİM ETKİLEYECEK?

Araştırmada Kuzey Kıbrıs'taki referandum sonucunu en fazla kimlerin etkileyeceği de var. Araştırma kapsamındaki seçmenler, "Oyunuzun yönünü en fazla kim etkileyecek?" sorusuna yüzde 21.5 "Denktaş", yüzde 19.0 "Erdoğan ve TC hükümeti", yüzde 7 "Talat" yanıtı verdi. Yüzde 5.6'lık kesim "Türkiye Ordusu"ndan etkileneceğini söylerken, yüzde 42.7'lik kitle de "hiç kimseden etkilenmeyeceğini" bildirdi. Aynı soru karşısında Eroğlu'ndan etkilenenlerin oranı yüzde 0.3, Kofi Annan'dan etkilenenlerin oranı yüzde 0.8 ve Serdar Denktaş'tan etkilenenlerin oranı yüzde 0.3 oldu.

“Oyunuzu en fazla kim etkiyelecek” sorusuna verilen yanıt: % 42.7 ‘Hiç kimseden etkilenmeyeceğim’.. Denktaş % 21 ile ‘etki’ oranında ikinci. ‘Erdoğan ve TC Hükümeti’nden etkilenecek olanların oranı % 19

"Annan Planı'nın mevcut hali"yle yapılacak bir referandumda ankete katılanların yüzde 40.8'i "EVET" oyu kullanacağını

belirtirken, yüzde 46.3'lük kesim de "HAYIR" diyeceğini beyan etti. Kararsızların oranı ise yaklaşık yüzde 12 olarak belirlendi.

YENIDUZEN 20/03/2004

Denktaş gitmemekte ısrarlı

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cenevre'de yapılacak dörtlü konferansa katılmayacağı yönündeki kararında değişiklik olmadığını açıkladı

Denktaş gitmemekte ısrarlı

ANKARA'YA VE BM'YE BİLDİRDİ.... Cumhurbaşkanı Denktaş, dün kendisini arayan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e kararında değişiklik yapamayacağını söylediğini belirterek, bununla ilgili detaylı değerlendirmesini birer mektupla Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan'a da bildirdiğini kaydetti. Denktaş, İsviçre'ye gitmeyeceğinin BM'ye de bildirildiğini açıkladı

İSTİFA ETMEM GEREKECEK... Denktaş: Görüşmelerde Rumlar ve BM, kendi istekleri doğrultusunda bir sonuca ulaştırma gayreti içindedir. Türk tarafının üzerinde ısrarla durduğu derogasyonlar konusunda ise AB'nin garanti etmesi istenilen hakların verilemeyeceği de en nihayet bize bildirildi. Referandumda, kabul edilemez durumdaki bir anlaşmaya halkın "evet" demesi halinde benim bu görevden istifa etmem gerekecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 24 Mart'ta Cenevre'de başlayacak dörtlü konferansa katılmayacağı yönündeki kararında değişiklik olmadığını açıkladı. Dün kendisini arayan TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e kararında değişiklik yapamayacağını söylediğini belirten Denktaş, bununla ilgili detaylı değerlendirmesini birer mektupla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da bildirdiğini kaydetti. Denktaş, İsviçre'ye gitmeyeceğinin BM'ye de bildirildiğini açıkladı.

Görüşmelerde Rumların ve BM'nin kendi istekleri doğrultusunda bir sonuca ulaştırma gayreti içinde olduklarını belirten Denktaş, Türk tarafının üzerinde ısrarla durduğu derogasyonlar konusunda ise Avrupa Birliği'nin garanti etmesi istenilen hakların verilemeyeceğinin de en nihayet kendilerine bildirildiğini açıkladı.

Denktaş, referandumda, kabul edilemez durumdaki bir anlaşmaya halkın "evet" demesi halinde kendisinin bu görevden istifa etmesi gerekeceğini de bildirdi.

Denktaş, "Yani bile bile 2-3 yılda bu halkı tamamen harap edecek bir anlaşmaya bu halk, göz göre göre evet dedirtilmişse- aldatılarak veyahut öyle düşündüğü için- halkın kararına saygımız olacaktır. Ama benim bu sorumluluğu devam ettirmem mümkün olmayacaktır. Bu da benim şahsi hakkımdır. Herhalde teslim ederler. Onun için her şey bulunacak anlaşmaya bağlıdır. Anlaşma nasıl gelirse, bunun hakkında hepimiz tekrar konuşacağız, değerlendirme yapacağız" dedi.

Denktaş, dün Rum tarafından bir de belge aldıklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş dün akşam saatlerinde bir kabulü sırasında gazetecilerin sorularına karşılık gündemdeki son gelişmelerle ilgili açıklamalarda bulundu.

"Gül lütfetti beni aradı"

Denktaş, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile telefon görüşmesi ve İsviçre'ye gitmeme kararında değişiklik olup olmadığı yönündeki soruya karşılık şunları kaydetti:

"Sayın Gül'e, bu kararımın sürpriz olmaması gerekirdi. Kendisine, daha önce resmi olarak iki kez benim 22'sinden (Mart) sonra devam etmeyeceğim duyurulmuştu Türkiye'ye. Sürpriz değildi. Kendisi lütfetti beni aradı. Ben de o saat sayın başbakana ve cumhurbaşkanına yazdığım mektupları imzalamakla meşguldüm; onu söyledim kendisine. 'Detaylı bir şekilde değerlendirmemi size gönderiyorum. Acele gelecektir' dedim; ve kararımda bir değişiklik yapamayacağımı; çünkü görüşmelerde Rumların tutumlarını, genel sekreterlerin tutumunu iyice değerlendirmiş olduğumu; bizi kendi istedikleri doğrultuda bir sonuca götürmek için bir uğraş vardır. Bizim söylediklerimizi kaale alan taraf yoktur."

Derogasyonların verilemeyeceği bildirildi

Denktaş, Türk tarafının üzerinde ısrarla durduğu derogasyonlar konusunda ise Avrupa Birliği'nin garanti etmesi istenilen hakların verilemeyeceğinin en nihayet kendilerine bildirildiğini açıkladı. Denktaş şöyle konuştu:

"Üzerinde bizim 'derogasyon' diye, 'ayrıcalık' diye durduğumuz konular var. Türkiye de ısrarla bunun üzerinde duruyordu çünkü bunları Avrupa Birliği garanti etmezse, birincil yasası 'primary law' denilen kısma almazsa, bize verilen haklar kağıt üzerinde kalmaya mahkum haklardır. Bunların verilmeyeceğini en nihayet bize son 2-3 gün içerisinde söylediler; 'Bunlar verilemez' diye."

Hükümetimizi tam yetkiyle gönderiyoruz

Dörtlü konferansa tam yetkiyle gönderilecek hükümetin, orada Türkiye'nin de yardımlarıyla, kendisinin alamadıklarını almasının en fazla kendisini sevindireceğini kaydeden Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla ben bu ikinci safhaya da girersem halkıma yanlış bir haber; yanlış bir ümit vermiş olacağım. Hükümetimizi tam yetkiyle gönderiyoruz. Yanlarında yetişmiş insanlarımız olacaktır. Benim görüşmelerde alamadıklarımı alırlarsa, -Türkiye'nin de yardımıyla- bundan en başta sevinç duyacak olan ve alkışlayacak olan benim. Bulamadıkları takdirde, hiç olmazsa halkıma, şimdiden zorlukların haberini vermiş oluyorum. Artık kimse bizi suçlayamaz. Çünkü iş halka kalmıştır. Halkımıza biz güveniyoruz. Kendilerine gerçekleri söyledikten sonra kararı kendiler verecek. Neticeyi kendiler hep birlikte çekeceklerdir.

Görüşmeleri sabote değil

Onun için benim geride kalmam gayet doğaldır. Görüşmeleri sabote etmek için yaptığım bir şey değildir. Ama gidişatı iyice gördükten sonra yapay bir anlaşma, yapay bir sonuç ve ondan sonra 'başınıza gelenleri çekin' dercesine bir yaklaşımı var yabancıların. Bunları gördükten sonra böyle netice vermeyecek görüşmelere devam etmemin hiçbir manası olamazdı. Bunları kendisine anlattım. Zaten yazılısını da gönderdik."

Anlaşmanın hükmü kağıt kadar olacaksa

Özellikle istenilen derogasyonlar alınamayacağına göre herkesin iyice düşünmesi gerektiğini de söyleyen Denktaş "Yapılacak bir anlaşmanın hükmü, üzerine yazıldığı kağıt kadar olacaksa bunun kıymeti harbiyesi yoktur" dedi.

Mal-mülk meseleleri

Cumhurbaşkanı Denktaş, mal-mülk konusunda Rumların dahi geleceğe yönelik endişeleri bulunduğunu belirtirken, hiç olmazsa bu mal-mülk konularının, olası kavgayı ortadan kaldıracak şeklide, insafla halledilmesini arzuladıklarını, ancak kimsenin buna yaklaşmadığını söyledi.

Görüşmelerin devamını istiyorum

"Dolayısıyla ben görüşmelerin devamını istiyorum" diyen Denktaş, görüşmelerin devam edeceğini ve bunda kendisinin İsviçre'ye gitmemesinin hiçbir etkisi olmayacağını ifade etti. Denktaş, kendisinin başaramadığının orada başarılmasının herkesi memnun edeceğini yinelerken "burada başaramadığımızı orada da başaramazlarsa kimse gelip bize zafer çığlıkları atmasın. Halkımıza gerçekleri söylesin. Ümit ederim ki gerçekleri birlikte söyleyeceğiz-Anavatanımızla birlikte" şeklinde konuştu.

Denktaş, TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin'in KKTC'ye geleceği yolundaki haberlerin hatırlatılması üzerine ise, "Baki Bey sık sık geliyor. Yine gelebilir. Anormal bir şey yok orada. Sık sık gelip durumu takip ediyor" açıklamasında bulundu.

Rum tarafından bayrakla ilgili belge

Denktaş, dün Rum tarafından bir de belge aldıklarını açıkladı. Belgede, Beşparmak Dağlarındaki bayrağın anlaşma imzalanır imzalanmaz ya ortadan kaldırılması ya da Rumların görmemesi için üzerinin örtülmesi şeklinde bir talepte bulunulduğunu ifade eden Denktaş, bunu "tuhaf ve ilginç" bulduğunu söyledi.

BM'ye de iletildi

Denktaş, bir başka soru üzerine, İsviçre'ye kendisinin gitmeyeceği, hükümetin gideceği yönündeki kararın BM'ye de iletildiğini kaydetti.

Hafta sonu Türkiye'ye ziyareti olup olmayacağının sorulması üzerine ise Denktaş, bunun gazete haberi olduğunu, böyle bir ziyaret planlanmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı, "dörtlü konferansta, hükümetin statüsü konusunda bir sıkıntı çıkar mı? BM nezdinde sizin yetkilendirme yapmanız gerekir mi" sorusuna ise, "Çıkmaması gerekir. Eğer kötü niyetleri yoksa, bunu bahane bilerek kendileri de bir yerden kaçmak istemiyorlarsa çıkmaması lazım. Çünkü hükümet de benimle birlikte bu görüşmelere devam etti. Benim kadar ehildirler ve ehliyetlidirler" yanıtını verdi.

O zaman istifa etmem lazım

Denktaş, Rum tarafının kendisinin olmayacağı bir anlaşmada sistemin yürüyemeyeceğine dair iddialarının hatırlatılıp anlaşma aşamasında bunun sorun oluşturup oluşturamayacağının sorulması üzerine de şunları kaydetti:

"İmzalama aşamasına geldiğimizde. Ne zaman geleceğiz. Referandumdan sonra mı? Referandumdan evvel ise ve bizim istediklerimiz bunun içinde yoksa, tabiatıyla bunu kimse imzalamaz. Referandumdan sonraysa; halk referanduma 'evet' demişse ve bu kabul edilemez bir durumdaysa hala, benim zaten bu görevden istifa etmem lazım. Yani bile bile 2-3 yılda bu halkı tamamen harap edecek bir anlaşmaya bu halk, göz göre göre evet dedirtilmişse - aldatılarak veyahut öyle düşündüğü için- halkın kararına saygımız olacaktır. Ama benim bu sorumluluğu devam ettirmem mümkün olmayacaktır. Bu da benim şahsi hakkımdır. Herhalde teslim ederler. Onun için her şey bulunacak anlaşmaya bağlıdır. Anlaşma nasıl gelirse, bunun hakkında hepimiz tekrar konuşacağız, değerlendirme yapacağız."

KIBRIS 20/03/2004

Birleşik Kıbrıs ve tanınma

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs görüşmelerinden çekileceğine inanmadığını belirterek, "Biz buradan çekiliyoruz dememeliyiz, diyemeyiz" dedi ve 1 Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs sorununun çözülmesinden yana olduklarını yineledi. Erdoğan, çözümden sonraki sürece işaret etti

Birleşik Kıbrıs ve tanınma

ANLAMAK İSTEMİYORUM: TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemdeki müzakereler başlarken bunu başından sonuna kadar Cumhurbaşkanı Denktaş'la götürmekte kararlı olduklarını her yerde ifade ettiklerini belirterek, "Bu son noktada aslında Sayın Denktaş'ın ifadelerinden müzakereden çekilmek gibi bir şey anlamıyorum, böyle bir şeyi anlamak da istemiyorum" diye konuştu

GÜL'DEN DENKTAŞ'A "İSVİÇRE'YE GİT": TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile telefon görüşmesi yaptığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Gül, Denktaş'a İsviçre'de yapılacak dörtlü konferansa katılmasının iyi olacağı yönünde mesaj verirken, Denktaş, İsviçre'ye gitmeyeceğine yönelik kararını Ankara'ya haber vermeden açıklaması nedeniyle üzüntülerini dile getirdi

ŞİMDİ TANIMIYORLAR, ÇÖZÜMDEN SONRA TANIYACAKLAR: Erdoğan: "1 Mayıs'tan önce bu işin çözülmesinden yanayız. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğacak. Ayrı bayrak, ayrı marş ortaya çıkacak. Sizi şu anda devlet olarak kimse tanımıyor, o andan itibaren devlet olarak tanıyacaklar. Bunda samimiler mi onu görürüz? Biz samimi olarak adımımızı atacağız. Şu anda ben devlet olmanın bedelini tayin edemiyorum. Bunu yakalamak, dünyada devlet olarak tanınmak, Türkçe'nin AB'de resmi dil olarak kullanılması çok önemli şeyler"

KKTC'DEKİ VATANDAŞLARIN ALEYHİNE OLMAZ: "Burada olmazsa olmazlarımız vardır ve attığımız her adımda en geniş manada müzakeresini yaparak, ondan sonra da hükümet olmanın getirdiği siyasi riski göze alarak, bu adımı atarız. Bunun Lozan'da da örneklerini yaşadık. Bugün bazı adımlar atılırken zaman zaman usul noktasında farklı yaklaşımlar ortaya çıkabilir, ama bu farklı yaklaşımlar hiçbir zaman KKTC'deki vatandaşlarımızın aleyhine olacak şekilde neticelendirmek mümkün değildir"

ÜÇ ÖNEMLİ HASSASİYET: Buradaki üç önemli hassasiyetin, iki kesimlilikle garantörlüğün kuvvetlendirilmesi ve haritanın daha dürüst hale getirilmesi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "TSK'nın orada varlığının devamını belli bir miktarda da olsa istiyoruz. Mal mübadelesi konusundaki hassasiyetlerimiz karşılıklı olarak görüşülüyor. Bunlar görüşülür, mutabakat sağlanırsa bir çözüme varılır. Ama (biz buradan çekiliyoruz) dememeliyiz, diyemeyiz" ifadelerini kullandı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'deki Kıbrıs müzakerelerine katılmayacağının yankıları sürerken, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Denktaş'ın, Kıbrıs görüşmelerinden çekileceğine inanmadığını belirtti ve "Biz buradan çekiliyoruz dememeliyiz, diyemeyiz" şeklinde konuştu.

Bu arada TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile telefon görüşmesi yaptığı öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre Gül, Denktaş'a İsviçre'de yapılacak dörtlü konferansa katılmasının iyi olacağı yönünde mesaj verirken, Denktaş, İsviçre'ye gitmeyeceğine yönelik kararını Ankara'ya haber vermeden açıklaması nedeniyle üzüntülerini dile getirdi.

Denktaş'ın konuya ilişkin rahatsızlığının net olmadığını ifade eden diplomatik kaynaklar, adadaki Dışişleri Bakanlığı heyetinin de KKTC hükümetiyle temas halinde olduğunu belirttiler. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin'in de KKTC'ye gitmesinin gündemde olduğu, ancak ziyaretin netlik kazanmadığı bildirildi.

Kıbrıs konusunda olmazsa olmazların (kırmızı çizgilerin) tek olduğunu kaydeden kaynaklar, konuya ilişkin olarak Ankara ile KKTC arasında ayrılık bulunmadığını da belirttiler.

Öte yandan Kıbrıs sürecinde önemli bir döneme daha girilirken, İsviçre'de yapılacak dörtlü konferans öncesi Ankara ve KKTC'de hazırlıklar da devam ediyor.

İsviçre'de gelecek hafta başlaması planlanan görüşmelerin Camp David modeli olmayacağını ifade eden diplomatik kaynaklar, dörtlü konferansın 24 Mart'ta dışişleri bakanları düzeyinde başlamasının öngörüldüğünü belirttiler.

Bu çerçevede Ankara'nın, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'ten görüşmelerin ilk bölümüne katılacağı yönünde sinyal aldığı belirtildi. Buna göre dışişleri bakanlarının, görüşmeleri başlattıktan sonra 25-26 Mart'ta Brüksel'de yapılacak AB zirvesine gitmeleri, ardından tekrar dörtlü konferansa katılmaları bekleniyor.

Çözüm ve Birleşik Kıbrıs

Başbakan Erdoğan, dün Başbakanlık Resmi Konutu'ndan katıldığı STV'deki "Haluk Örgün ile Haber Kritik" programında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

1 Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs sorununun çözülmesinden yana olduklarını yineleyen Erdoğan, çözümle birlikte Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğacağına, ayrı bir bayrak, ayrı bir marşın ortaya çıkacağına dikkat çekti. Erdoğan, en önemlisi de çözümle birlikte devletin tanınacağını vurguladı.

Kıbrıs müzakerelerinin KKTC vatandaşlarının aleyhine olacak şekilde neticelendirmenin mümkün olmadığını ifade eden Başbakan Erdoğan, Türk tarafı olarak üzerinde durdukları üç önemli hassasiyetin, iki kesimlilikle garantörlüğün kuvvetlendirilmesi ve haritanın daha dürüst hale getirilmesi olduğunu bildirdi.

Sonuna kadar Denktaş'la...

Erdoğan, "KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gelişmelerden anladığımız kadarıyla Ankara'ya haber vermeden, Kıbrıs görüşmelerinden çekildiğini açıkladı. İsviçre'ye sanırım Denktaş'sız gidiyorsunuz. Bu çözümü nasıl etkiler?" sorusunu yanıtlarken, Denktaş'ın bu müzakere süreçlerini başından beri götürdüğünü anımsattı.

Son dönemdeki müzakereler başlarken bunu başından sonuna kadar Denktaş'la götürmekte kararlı olduklarını her yerde ifade ettiklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu son noktada aslında Sayın Denktaş'ın ifadelerinden müzakereden çekilmek gibi bir şey anlamıyorum, böyle bir şeyi anlamak da istemiyorum.

Bu arada şöyle bir şey oldu. Yunanistan seçimleri yeni yapılmıştı. Seçimlerin ardından da Sayın Kostas Karamanlis'in, (bu başbakanlar düzeyinde değil de dışişleri bakanları düzeyinde yapılsın) şeklinde açıklaması oldu. Denktaş belki bundan dolayı (bunu uzaktan izleyeceğim) gibi bir yaklaşım göstermiş olabilir. Kaldı ki bize bugüne kadar resmi olarak intikal etmiş bir şey yok.

Karamanlis'in katılacağına yönelik bir haber geldi. Biz zaten Sayın Annan'a da (bunun başbakanlar düzeyinde yürümesini istiyoruz, ama en üst düzeyde dışişleri bakanımızın katılabileceğini) söylemiştik. Karamanlis böyle bir karar verirse biz ona katılırız. Bu müzakerelerde KKTC için ortak olmazsa olmazlarımızı göz ardı etmeden, ama her iki tarafın çıkarına olacak şekilde bu sorunu çözelim istiyoruz."

"Aynı fotoğraf karesi"

Erdoğan, onlarca yıl süren bu sorunun sadece KKTC'deki vatandaşı rahatsız etmediğini, Türkiye'dekileri de rahatsız ettiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bunun çözülmesi lazım. Siyaset çözüm sanatıdır. Siyaset sorun üretme sanatı değildir. Ama ülkemizde ne yazık ki Kıbrıs sorununa yaklaşırken sorun üretmeyi hedef alanlar var. Hamasetle yaklaşanlar var. Bizim Kıbrıs ile ilgili hassasiyetlerimiz bellidir. Ama ne yazık ki Türkiye'nin 1974'teki barış harekatına o zamanlar karşı çıkanlar, o zamanlar TSK'yı işgalci görenler, şu anda arşivimde var, şu anda bakıyorum, Kıbrıs'a sahip çıkanlarla aynı fotoğraf karesinin içinde yer alıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Neyi ne için yaptığımızı çok iyi bilmemiz lazım.

Burada olmazsa olmazlarımız vardır ve attığımız her adımda en geniş manada müzakeresini yaparak, ondan sonra da hükümet olmanın getirdiği siyasi riski göze alarak, bu adımı atarız. Bunun Lozan'da da örneklerini yaşadık. Bugün bazı adımlar atılırken zaman zaman usul noktasında farklı yaklaşımlar ortaya çıkabilir, ama bu farklı yaklaşımlar hiçbir zaman KKTC'deki vatandaşlarımızın aleyhine olacak şekilde neticelendirmek mümkün değildir. Biz ne kadar iyi niyet gösteriyorsak, karşı taraftan da aynı iyi niyeti bekleriz. Karşı taraf da aynı iyi niyeti gösterirse, bu sorunu çözme imkanımız olur."

"Çözümden yanayız"

TC Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs görüşmeleri sürecinde hükümetin aldığı kararların "devlet politikası değil de siyasi bir karar" şeklinde gösterildiğinin ifade edilmesi üzerine, "Bunların hiçbirini samimi olarak görmüyorum. Samimi görmemiz mümkün değildir" dedi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında konuyla ilgili bir zirve yapıldığını, MGK'da konunun enine boyuna görüşüldüğünü, Bakanlar Kurulu'nda tartışıldığını anlatan Erdoğan, konunun Davos'ta, ABD'de Bush'la, Prodi'yle, devlet başkanlarıyla aynı ayrı ele alındığını belirtti.

"Burada bir çözümsüzlük ortaya çıkarsa bu güneyden olsun, bizden olmasın" dediklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama bizim olmazsa olmazlarımıza iş gelirse, orada biz de kalkar tavrımızı koyarız. Olay bu kadar basittir. Ama çözmek istiyoruz, iyi niyetimiz bu istikamette. 1 Mayıs'tan önce bu işin çözülmesinden yanayız. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğacak. Aynı bayrak, aynı marş ortaya çıkacak. Sizi şu anda devlet olarak kimse tanımıyor, o andan itibaren devlet olarak tanıyacaklar. Bunda samimiler mi onu görürüz? Biz samimi olarak adımımızı atacağız. Şu anda ben devlet olmanın bedelini tayin edemiyorum. Bunu yakalamak, dünyada devlet olarak tanınmak, Türkçe'nin AB'de resmi dil olarak kullanılması çok önemli şeyler."

"Çekiliyoruz diyemeyiz"

Buradaki üç önemli hassasiyetin, iki kesimliliğin kuvvetlendirilmesi, garantörlüğün kuvvetlendirilmesi ve haritanın daha dürüst hale getirilmesi olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

"TSK'nın orada varlığının devamını belli bir miktarda da olsa istiyoruz. Mal mübadelesi konusundaki hassasiyetlerimiz karşılıklı olarak görüşülüyor. Bunlar görüşülür, mutabakat sağlanırsa bir çözüme varılır. Ama (biz buradan çekiliyoruz) dememeliyiz, diyemeyiz.

Ben inanıyorum ki, Sayın Denktaş'ın da gazetelerde yer aldığı şekilde bir çekilmesi söz konusu değildir. Son ortaya çıkan tablo sebebiyle dışarıdan izleme, Sayın Başbakan Talat'ın ve Sayın Serdar Denktaş'ın gitmesi şeklinde değerlendirmiş olabilir."

Erdoğan, "Sayın Denktaş'ın katılacağını düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine, "Henüz böyle bir görüşmemiz olmadı ama, görüşürüz" dedi.

KIBRIS 20/03/2004

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, basın toplantısı düzenledi: Cumhurbaşkanı, İsviçre'ye gitmeme kararını gözden geçirsin

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, basın toplantısı düzenledi: Cumhurbaşkanı, İsviçre'ye gitmeme kararını gözden geçirsin

TÜRK TARAFININ AĞIRLIĞI İÇİN DENKTAŞ OLMALI... Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının İsviçre'deki görüşmelerde ağırlığının olabilmesi için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da orada bulunması gerektiğini belirterek, cumhurbaşkanından İsviçre'ye gitmeme kararını gözden geçirmesini istedi

KIRMIZI ÇİZGİLERDEKİ ÖNCELİKLER... Serdar Denktaş, İsviçre'de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Türkiye'yle birlikte oluşturulan kırmızı çizgilerdeki önceliklerin, neler olduğu konusunda cumhurbaşkanı, hükümet ve Türkiye'nin anlaşmaya varması gerektiğini söyledi. Denktaş, eğer bunda hemfikir olamayacaklarsa DP olarak İsviçre'ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacaklarını açıkladı

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre'de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Türkiye'yle birlikte oluşturulan kırmızı çizgilerdeki önceliklerin neler olduğu konusunda cumhurbaşkanı, hükümet ve Türkiye'nin anlaşmaya varması gerektiğini söyledi.

Denktaş, eğer bunda hemfikir olamayacaklarsa DP olarak İsviçre'ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacaklarını açıkladı.

Hükümetin dağılması için şu anda bir neden olmadığını belirten Serdar Denktaş, "Ama eğer bu konuda farklı bir siyaset gelişirse elbette o da gündeme gelebilir ancak şu an için hükümetle ilgili bir konu gündemimizde yoktur" dedi.

Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının İsviçre'deki görüşmelerde ağırlığının olabilmesi için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da orada bulunması gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı'ndan İsviçre'ye gitmeme kararını gözden geçirmesini istedi.

Kıbrıs'ta yaşayabilir bir çözüm için Kıbrıs Türk tarafının toprak tavizinin olması gerektiğini kaydeden Denktaş, nutukla milliyetçilik olamayacağını ifade etti. Referandumdan hem evet hem hayır çıkması halinde Kıbrıs Türk halkını sancılı yıllar bekleyeceğini kaydeden Serdar Denktaş, müzakerelere katılan Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un hissiyatının, Kıbrıs Rum halkının hissiyatını yansıtıyor olmaması dileğinde bulundu; "Eğer yansıtıyorsa yandık" dedi.

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dün sabah Saray Otel'de düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili görüşlerini açıkladı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs'tan gazetecilerin büyük ilgi gösterdiği ve bazı televizyon kanallarının canlı yayımladığı basın toplantısında DP'li bakanlar, bazı milletvekilleri ve DP Genel Sekreteri Kemal Havalı da hazır bulundu.

Serdar Denktaş, müzakere sürecinin başından beri DP olarak yapmaya çalıştıklarını zaman zaman halka tam anlatamadıklarını, halkın DP'nin ne noktada durduğunu çeşitli nedenlerle göremediğini belirterek, Annan Planı'nı DP olarak ne ellerinin tersiyle ittiklerini ne de her şeyiyle kabullenilebilecek bir plan olduğunu söyleye geldiklerini belirtti.

"Karşılık alamadık"

Serdar Denktaş, "13 Şubat'tan beridir devam eden müzakere sürecinde genel sekreterin beklediği, önemle üstünde durduğumuz konuları ortaya koymaktı ve biz bunu yaptık. Yazılı olarak verdiğimiz görüşlere herhangi bir karşılık alamadık. Gerekçeleriyle birlikte reddetmek de bir karşılıktır ama ne yazık ki bunu da göremedik" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının süreç boyunca "biz bu görüşlere cevap vermeyiz çünkü parametreler dışındadır ve bunlar hiçbir zaman kabul edeceğimiz şeyler değildir " dediğini kaydeden Denktaş, süreç boyunca kısa ve içeriği olmayan cevaplar aldıklarını açıkladı.

Denktaş bunlardan dolayı Rum tarafıyla bir diyalog kurulamadığını ve bunun için de müzakere yapılamadığını ve sadece karşılıklı belge sunumunun yapıldığını belirtti.

Genel sekreterin tarafların sunduğu 380 sayfalık belgeyi okuyup karar vereceği konusunda şüphe duyduklarını belirten Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının hassasiyetlerinin neler olduğunu, neyi neden istediğini Kıbrıs'ta müzakereleri sürdüren BM heyetinin tam olarak kavrayıp genel sekretere iletmesi konusunda da çok büyük soru işaretleri taşıdıklarını ifade etti.

Serdar Denktaş, pazartesi gününden beridir başlayan al-ver süreci boyunca BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto ile sadece iki kez bir saati aşmayan şekilde bir araya geldiklerini, herhangi bir al- ver de yaşanmadığını ve kendilerini daha fazla "ver-ver süreci" içine girme durumunda bulduklarını, dolayısıyla bir yol kat edemediklerini kaydetti.

"Cumhurbaşkanı umarız

tutumunu yeniden değerlendirir"

De Soto'nun yöntem değişikliğine giderek tarafları bir araya getirmek yerine, ayrı ayrı görüşerek bir yerlere varmaya çalışma yöntemini seçmesiyle bugüne gelindiğini söyleyen Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme gerekçelerinin kendisi açısından son derece geçerli olduğunu ifade etti. Serdar Denktaş, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamalis ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da İsviçre'de bulunacağının ortaya çıkmasıyla birlikte Rauf Denktaş'ın da tutumunu yeniden değerlendirerek İsviçre'deki toplantıya katılmasını umduklarını ifade etti.

"Ağırlığımızı artırır"

İsviçre'deki toplantılarda inisiyatifin Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından ziyade Türkiye, Yunanistan ve genel sekreterin elinde olacağına işaret eden Denktaş, Yunanistan ve Türkiye'nin bulunduğu bir ortamda Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da bulunmasının Kıbrıs Türk tarafının ağırlığını artıracağını söyledi.

Dışişleri bakanı Denktaş "Aksi halde bizim sadece orada hükümet olarak bulunmamız cumhurbaşkanının Kıbrıs'ta kalması pozisyonumuzu zayıflatır inancındayım" diye konuştu.

22 Mart'a kadar olan süreçte sorunu Kıbrıs'ta büyük oranda çözmüş olmayı umduklarını kaydeden Denktaş "Bu mümkün olmadı ve pazartesine kadar da mümkün olmayacakmış gibi görünüyor. Böyle bir iklimin oluştuğunu maalesef göremiyoruz" dedi.

Kırmızı çizgiler

konusundaki öncelikler

Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının kırmızı çizgileri arasında önceliklerin ne olduğu belirlenmeden İsviçre'ye gidilmesi ve cumhurbaşkanının da yanlarında olmaması halinde kendilerini İsviçre'de çok daha güç bir konumda bulacaklarını kaydetti

Denktaş, Türkiye ile birlikte oluşturdukları kırmızı çizgilerin önceliklerinin ne olduğu konusunda adadan ayrılmadan cumhurbaşkanının, KKTC hükümetinin ve Ankara hükümetinin mutlak surette bir anlaşmaya varmasını talep edeceklerini ve bu öncelikler esasında İsviçre'de gündemin devamını sağlamaları gerektiğini belirtti.

"DP yeniden değerlendirebilir"

Öncelikler konusunda adadan ayrılmadan önce hemfikir olamayacaklarsa DP olarak İsviçre'ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacaklarını kaydeden Denktaş bunu yapmadan İsviçre'ye gitmeleri halinde orada figüran olarak oturma noktasından öteye geçemeyeceklerini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Denktaş, böyle bir durumda Kıbrıs Türk halkının geleceğine yönelik önceliklerini koruma konusunda gerekli hassasiyeti gösteremeyebileceklerini vurgulayarak bunun büyük bir yanlış olacağını dile getirdi.

Serdar Denktaş bunun hükümetin dağılmasına neden olabileceğine şu an inanmadıklarını kaydederek bu konuda farklı bir siyaset gelişirse hükümetin dağılmasının da gündeme gelebileceğini ifade etti.

"Talat son derece uyumlu"

Denktaş devamla şöyle konuştu:

"Şu anda hükümetle ilgili bir konu gündemimizde yoktur, ta başından anlaştığımız gibi, koalisyon görüşmelerinde ortaya koyduğumuz hassasiyetlerin müzakeresinde ve savunulmasında Başbakan Mehmet Ali Talat son derece uyumlu bir şekilde hareket etmektedir, Kıbrıs Türkünün her kesiminin hassasiyetini gayet iyi bir şekilde bizlerle birlikte savunmaktadır. Daha önce de mutabaklarımızda da var olduğu gibi bu 31 Mart'a kadar devam edecektir. 31 Mart'ta ortaya çıkacak belgeyi hep birlikte inceledikten sonra her parti evet mi hayır mı noktasında kendi kararını verebilecektir ve bu da mümkün olabildiğince hükümetin varlığına gölge düşürmeden devam ettirilebilecektir."

Halka kötülük ve yanlış

Görüşmelerin başladığı günlerden beridir halka büyük bir kötülük ve yanlış yapılmakta olduğunun altını çizen Denktaş, kategorik olarak "evet" diyelim diyenlerle kategorik olarak "hayır" diyelim diyenlerin, daha ortaya çıkacak metni görmeden halkı kamplara bölmeye çalışanların hata yaptığını ifade etti.

Denktaş, "plandaki kapsamlı değişikliklerin yapılabilmesi, insanların günlük yaşamını etkileyen konulara çözüm aramak ve siyasi eşitlik gibi geleceğe yönelik garantörlük ve Kıbrıs Türk halkı olarak yaşayabilme yönündeki güvenceler" gibi konuları sonuna kadar birlikte savunmak gerektiğini belirtti.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, Annan Planı'nda istedikleri değişiklikleri yapabilir; yaşayabilecek, halkı tehlikeye atmayacak, ileriye güvenle bakmayı belli oranda sağlayabilecek bir belgeyi ortaya çıkarabilirlerse bunu onaylayacaklarını açıkladı.

Rum tarafının tutumu nedeniyle bunun sağlanamayacağını düşündüğünü belirten Serdar Denktaş, zorlukları aşacak yöntemler geliştirilemezse her şeye rağmen bu plana hayır demek durumunda olacaklarını kaydetti.

3 gün içinde

Önlerindeki üç günlük süreç içerisinde kırmızı çizgiler konusunda mutabık oldukları Türkiye ve cumhurbaşkanı ile hükümet olarak bir araya gelip kırmızı çizgilerdeki öncelikleri müştereken tespit etmekteki ısrarlarını dile getiren Denktaş "Bunu yapmadan İsviçre'ye giderek Kıbrıs Türk tarafını müzakerelerde temsil etmenin bir anlamı olmaz" dedi.

Kırmızı çizgiler konusundaki öncelikler müştereken tespit edilirse Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da Karamanlis ve Erdoğan'ın da İsviçre'deki toplantıya katılması için güçlü bir şekilde çağrı yapabileceklerini belirtti ve "Onun katılmasının bize vereceği katkı ve güç büyüktür" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıs Türk tarihinin canlı bir ispatı olduğunu ve canlı tarihin Kıbrıs Türk halkının geleceğini daha güvenle kurabilmesi için önemli olduğunu anlatan Denktaş, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın birçok diplomat tarafından sevilmese de saygınlığının son derece büyük olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanının İsviçre'de bir şeyin değişmeyeceğine inandığını belirten Serdar Denktaş, bir şeyler değiştirmek için sonuna kadar uğraş vermek düşüncesinde olduklarını kaydetti ve "Çok büyük bir ihtimalle cumhurbaşkanının dediği gibi bir şey değişmeyecek ama bu hakkımızı sonuna kadar kullanalım" diye konuştu.

"Hem cumhurbaşkanının

sıhhatine, hem halka kötülük"

Bazı çevrelerin cumhurbaşkanına çekilmesi, İsviçre'ye gitmemesi yönünde baskılar yaptığına işaret eden Serdar Denktaş, bunların hem cumhurbaşkanının sıhhatine zarar verdiğini hem de Kıbrıs Türkü'ne siyasi açıdan kötülük olduğunu ifade etti.

Böylesi hassas bir dönemde iç siyasi emellerle cumhurbaşkanına baskı yapılmasının insafsızlık olduğunu belirten Denktaş, başlatılan sürecin 31 Mart'a kadar birlikte götürülmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydetti ve cumhurbaşkanına kararını bir kez daha gözden geçirmesi için kamuoyu önünde çağrıda bulundu.

Serdar Denktaş, birlikte gidilecek sürecin sonunda İsviçre'de 31 Mart'ta metnin ortaya çıkacağını ve bu belgeyi hükümet, cumhurbaşkanı ve Türkiye ile birlikte irdeleyerek, parti yetkili kurumları ve halk ile paylaşarak kısa bir süre içerisinde ne cevap vermeleri gerektiği konusunda kararlarını alarak 20 günlük kampanya süresince bu kararlarını halka duyurmaya çalışacaklarını belirtti.

İsviçre'deki toplantıların "talep edilenler metnin içine katılabilir mi" çalışması olduğunu belirten Serdar Denktaş, bu noktada cumhurbaşkanına ihtiyaçları olacağını belirtti.

Denktaş, İsviçre'de neticelenecek metnin kabul edilip edilmeyeceği günün 20 Nisan olduğunu ve kabul edilip edilmeyeceği iradesini de Kıbrıs Türk halkının ortaya koyacağını vurguladı.

"Kırmızı çizgilerde mutabakat olmazsa

DP yeni bir değerlendirme yapar"

Demokrat Parti Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre'ye zafer kazanmaya değil, uzlaşmaya gideceklerini belirterek, kırmızı çizgilerdeki öncelikler konusunda bir mutabakat oluşmazsa hükümetin DP kanadı olarak İsviçre'ye gidip gitmemeyi değerlendirip yeni bir karar almaları gerekebileceğini söyledi.

Kıbrıs'ta yaşayabilir bir çözüme ulaşabilmek için Türk tarafının toprak tavizi vermesi gerektiğini belirten Denktaş, "Geleceğimizi güvence altına alacak bir çözüm noktasına ulaşacaksak hiç kaçınılmazdır, Türk tarafının verebileceği taviz, topraktır. Nutuklarla, köy köy gezerek 'bu hainler toprağımızı da veriyor' diyerek bir yere varılması mümkün değildir. Meclisteki çalışmaları boykot ederek bir yere varılması mümkün değil" diye konuştu.

Serdar Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un masadaki hissiyatının Rum halkının hissiyatını yansıtıyor olmaması ümidini dile getirerek, "Eğer yansıtıyorsa yandık" dedi ve Papadopulos'un tavırlarında, gözlerinde samimiyet göremediğini, 20 gündür ilk defa diyalog kuramadığı, üç beş kelime konuşamadığı bir ortamda olduğunu, Rum heyetindekilerin neredeyse el sıkma bile istemediğini anlattı.

Serdar Denktaş, Saray Otel'deki basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kırmızı çizgilerle ilgili bir soru üzerine, İsviçre öncesi ellerindeki bütün kartları açmış olmamak için ayrıntıya girmek istemediğini söyledi.

Denktaş, "Kırmızı noktalardaki önceliklerin belirlenmesi talebinizi Türkiye'ye bir çağrı olarak mı algılamalıyız? Sayın Başbakan dün Türkiye'den henüz bir davet gelmediğini açıklamıştı, yeni bir gelişme var mı?" sorularına karşılık, üç dört gündür hafta sonu Ankara'da bir zirve yapılacağı haberi dolaştığını ama bir davet almadıklarını, dolayısıyla öyle bir olasılık olmadığını kaydetti.

"Mesajım her tarafa"

Serdar Denktaş, "Mesajım ilgili her tarafadır. Türkiye'yedir de, kendi içimizdeki muhalife ve münafığadır da, ortağımıza da mesaj vardır ve sayın cumhurbaşkanına da mesaj vardır. İlgili her kesime DP olarak mesajımızı kamuoyu vasıtasıyla iletmek ihtiyacındaydık, onu yaptık" diye konuştu.

BM genel sekreterinin Türk tarafının görüşlerini incelemesindeki tereddütleriyle ilgili soruya karşılık Serdar Denktaş, Rum tarafının taleplerinin ara yolunu bularak, karşı, yapıcı, planın dışına çıkmadan yeni ve kapsamlı önerler de sundukların belirtti. Ancak bunlara rağmen basında "Türk tarafının çıkardığı zorluklar" gibi ifadeler yer aldığına işaret eden Denktaş, yabacı misyon şefleriyle konuştuğunda Rum tarafının pozisyonunu koruyarak son derece zekice müzakere sürdürdüğünü söylediklerini aynı şeyi yapan Türk tarafı için uzlaşmaz dediklerini anlattı ve "masadaki iki aynı taktiğin birinin nasıl zekice, ötekininse uzlaşmaz olduğunu" sordu.

Denktaş, bunlardan masaya koyduklarının dinlenmediği anlamı çıkardığını belirterek, "Ümit ederim yanılırız ama şu ana kadar gördüğümüz, bu sıkıntının var olduğudur" dedi.

Kırmızı çizgiler konusunda mutabakat bulunduğunu, şimdi bahsettiğinin "kırmızı çizgiler içindeki öncelikler" olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, çözüm isteniyorsa talep edilenlerin, kırmızı çizgilerin yüzde yüzüne kavuşulacağını düşünmenin yanlış olacağına işaret etti. Ortaya iki tarafı eşit derecede tatmin eden, eşit derecede şikayetçi olacağı sonucunun çıkacağını belirten Denktaş, şöyle devam etti:

"DP'nin değerlendirmesi gerekebilir"

"Bir zafer kazanmaya gitmiyoruz. Rum tarafı da bir zafer kazanmaya gitmemeli. Uzlaşmaya gidiyoruz. Eğer uzlaşabilirsek. Her şeyi elde etmemiz mümkün değildir. Elde edemeyeceğimiz önemli konuların kendi iç düzenimizle etkisini nasıl azaltabiliriz. Onu başarmak bizim üstümüze düşen bir görevdir, hükümet olarak, cumhurbaşkanı olarak, Türkiye'nin katkısıyla... Ama öncelikli olarak neleri değiştirmeliyiz ki insanımız birbirine düşmesin, kendi içimizdeki toplumsal barış bozulmasın ki ileriye daha bir güvenle bakabilelim. Bunu yapmaya çalışacağız. Kırmızı çizgilerde öncelikli olanlar hangileridir? Bunlarda bir mutabakat oluşmazsa -ki şu anda yoktur- o zaman İsviçre'de yapabileceğimiz çok bir şey de yoktur. Eğer bu inanca kapılırsak o zaman oraya gidip gitmeme konusunu hükümetin DP kanadı olarak düşünmemiz, değerlendirmemiz ve gerekirse yeni bir karar üretmemiz de gerekecektir."

Serdar Denktaş, "Kırmızı çizgilerdeki önceliklerin belirlenmesinde geç kalınmadı mı?" sorusuna karşılık "Doğrudur, geç kalınmıştır da, kalınmamıştır da. Bugüne kadar yaptığımız her şeyi ortaya koymak durumundaydık ama şimdi daha daraltılmış bir konseptle gideceğiz İsviçre'ye. Dolayısıyla şimdi öncelikler çok daha bir önem kazanıyor" diye konuştu.

Konuyu Ankara'yla görüşmeye çalıştıklarını, bunu yaparlarsa işlerin daha kolaylaşacağını ve cumhurbaşkanının da, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının da İsviçre'ye gidecek olmasından dolayı kararını değerlendirebileceğini belirten Serdar Denktaş, "Ümit ederim bu değerlendirmeyi yapar ve bizlerle birlikte İsviçre'de olur. Bu en büyük isteğimizdir. Ama 'hayır ben gitmiyorum' der ve bunun yanında öncelikler konusunda bir mutabakat varsa sayın cumhurbaşkanıyla mutabakat içinde devam edecek bir süreç için hükümet olarak Kıbrıs Türk halkını temsilen oraya gitmekten ve elimizi taşın altına koymaktan da çekinmeyiz ama işe yarayacak ise" ifadelerini kullandı.

Serdar Denktaş, bugün için planlanmış bir görüşme olup olmadığı sorusuna "Son birkaç gündür planlanmış olmuyor biraz anında çıkıyor toplantılar, şu an için planlanmış bir şey yok" yanıtını verdi.

Müzakerelerin "ver-ver sürecine dönüştürülmesi istendiği" için ver-ver olmadığını belirten Denktaş, Rum tarafının 348, Türk tarafının 88 sayfalık talep ve görüşler sunduğunu, bunlar içinden alınabileceklerin ve verilebileceklerin belirlenmeye çalışıldığını anlattı.

"Verilebilecek taviz topraktır"

Denktaş, "bir karış toprak, bir çakıl taşı verilmez" söylemlerine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Eğer yaşayabilir bir çözüme ulaşacaksak toprak tavizi olacaktır. Hiç birbirimizi kandırmayalım. Anayasada toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılamayacağına dair maddeler vardır, doğrudur. Ancak Kıbrıs adası üzerinde hem Türkiye'yi hem bölgeyi rahatsız eden bir sorun vardır. Bu sorun insanımızın günlük yaşamını ve geleceğini de etkilemektedir. Geleceğimizi güvence altına alacak bir çözüm noktasına ulaşacaksak hiç kaçınılmazdır, Türk tarafının verebileceği taviz, topraktır. Nutuklarla, köy köy gezerek 'bu hainler toprağımızı da veriyor' diyerek bir yere varılması mümkün değildir. Meclisteki çalışmaları boykot ederek bir yere varılması mümkün değil.

"Keşke milliyetçi arkadaş tercüme ettirseydi"

İki ay önce devraldığım Dışişleri Bakanlığı'nda keşke bu bir yıllık sürede birçok alternatif çalışma yapılsaydı da bugün iki ayağımız bir pabuca girmemiş olsaydı. Keşke o dönemde bakanlığımızı yürüten milliyetçi arkadaşımız KKTC yasalarını İngilizce'ye tercüme ettirseydi de, bugün bir taraftan görüşme süreci devam ederken, bir taraftan alternatif öneriler ortaya çıkarılırken, bir de kendi yasalarımızın tercümeleriyle uğraşmasaydık. Hazırlanmadık ve bunun zorluklarını bugün yaşamaktayız. Milliyetçilik sadece nutukla olmaz. Milliyetçilik şekilcilik değildir. Milliyetçilik bu memleketin insanını, toprağını sevmektir, çocukların geleceğini düşünmektir.

"Anavatan verdi, dağıttık"

Bugüne kadar yapılan, verdi anavatan dağıttık kendi aramızda, bölüştük anavatandan aldığımız parayı... 30 yılda ekonomimizi maalesef Rum ekonomisinin yakınlarına çekemedik. Çekebilmiş olsaydık bugün çok farklı bir güçle masada olacaktık. Bunu başaramadık. Başaramadığımız bu çok önemli konunun suçluları da gelmiş geçmiş KKTC ve Türkiye hükümetleridir."

Anayasa

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, kurucu devlet anayasasıyla ilgili süreçte hükümetin konuyu meclise sunmakla hata yaptığını çünkü anayasal açıdan böyle bir belge hazırlanmasının mümkün olmadığını ancak Kıbrıs'ta yeni bir düzen oluşturulmaya çalışıldığını ve New York'ta varılan anlaşmada bu düzeni oluşturmak için bir federal anayasa ve iki kurucu devletin anayasasının hazırlanması gerektiğini söyledi.

"Bizim yapmamız gereken siyasi parti temsilcilerini, baroyu, sivil toplum örgütlerini çağırmak suretiyle daha geniş bir komite oluşturmaktı" diyen Serdar Denktaş, yaşanan sıkıntıların aşılması için BM'yle istişare ettiklerini, bir yol bulup sorunu aşacaklarını, anayasanın BM'ye sunulması için konulan tarihin aşılmasının dünyanın sonu olmadığını bildirdi.

"Bayrak istismar ediliyor"

Denktaş, bayrak konusuna da değindi ve Bakanlar Kurulu'nun onayladığı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının "sözde muhalefet yapanlarca yanlış ve istismar edilerek kullanıldığını" belirtti. Serdar Denktaş, 2 bin öneri arasında üç Türk, 3 de Rum üye tarafından tespit edilen bu bayrağın referandumdan evet çıkarsa ve 3 garantör devlet bunu onaylarsa, iki eşbaşkanın anlaşmayı imzalamasından 10-15 dakika sonra BM ve Avrupa Birliği önündeki "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayraklarının törenle indirilerek yerine bu yeni bayrağın çekileceğini anlattı.

Kuzey Kıbrıs Türk Devleti

Denktaş, adını "Kuzey Kıbrıs Türk Devleti" olarak önerdikleri Türk devletinin bayrağının KKTC bayrağı; marşının İstiklal Marşı olduğunu, Türk bayrağının ise resmi daireler haricinde her yerde kullanılabileceğini, aynı şeyin Rum tarafı için de geçerli olduğunu kaydetti.

İnsanların kandırılarak, korkutularak değil, plandaki gerçekleri anlatarak yönlendirmek gerektiğini belirten Denktaş, "Bu gerçekleri okuduğumuzda belki biz çıkıp diyeceğiz ki 'bakın uğraştık, olmadı, bunun şu şu olumlu yönleri var ama olumsuz yönleri çok daha fazladır onun için tavsiyemiz referandumda hayır oyu kullanmanızdır.' Tavsiyemize halkımızın uyup uymayacağı bambaşka bir olaydır. Çünkü inanıyorum ki halkımız kişisel kızgınlıklarına, partisel sempatilerine göre değil, kendilerinin, ailelerinin, köylerinin, bir bütün olarak Kıbrıs Türk halkının geleceğini düşünerek özgür iradesini kullanacaktır" dedi.

BM'nin referandumun self determinasyon olacağı söyleminin yanlış olduğunu çünkü seçenek sunulmadığını sadece "evet" veya "hayır" denileceğini belirten Denktaş, evet cevabına saygı göstereceğini söyleyen BM'nin "hayır" cevabına da aynı şekilde saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.

"Çok sancılı olacak"

Serdar Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın "referandumdan hayır çıkarsa yandığımızın resmidir" sözüyle ilgili görüşünün sorulması üzerine de referandumda en iyi anlaşma yapıldığı için evet çıksa da, hayır çıksa da her ikisinin de çok sancılı olacağını söyledi.

Olası bir çözümden sonra ekonomide bir anda düşüş olacağını ve sonra yeniden toparlanacağını kaydeden Denktaş, "En azından önümüzdeki beş yıl çekeceğimiz büyük sorunlar vardır eğer başka büyük siyasi sorunlar çıkmazsa" dedi.

Denktaş, çözüm olmaması halinde yine ekonomik zorluklar yaşanacağını çünkü Türkiye'nin büyük baskı altına alınacağını, şu anda yaptığı yardımlar konusunda sıkışacağını ve 30 yıldır alışılan kolay hayatın devam ettirilemeyeceğini belirtti.

"Fark nedir? Orada da sıkıntı varsa, burada da sıkıntı varsa niye bu tarafa gitmeyelim? Bir tanesinde hiç olmazsa can güvenliği açısından sıkıntı yaşamayız ama diğerinde o tehdit var" diyen Serdar Denktaş, Rum tarafının masada samimiyetle oturmadığını kaydetti.

"Papadopulos'la diyalog kuramıyorum"

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un masadaki hissiyatının Rum halkının hissiyatını yansıtıyor olmaması ümidini dile getirerek, "Eğer yansıtıyorsa yandık" dedi ve Papadopulos'un tavırlarında, gözlerinde samimiyet göremediğini, 20 gündür, ilk defa diyalog kuramadığı, üç beş kelime konuşamadığı bir ortamda olduğunu, Rum heyetindekilerin neredeyse el sıkma bile istemediğini anlattı.

Bugüne kadar sessiz kalmayı, tıkanıklıkları aşmak için orta yol yaratmayı tercih ettiğini ve halka böyle yardımcı olduğunu düşündüğünü belirten Denktaş, ama artık üç gün sonra farklı bir yeni süreç başlayacağını, partisinin görüşlerini açıklamayı bunun için uygun gördüğünü ifade etti.

"Kıbrıs Türklerinin

öncelikleri esas alınmalı"

Serdar Denktaş, önceliklerin Kıbrıs Türkleri ve Türkiye açısından farklı olduğunu, çözüme giderken Kıbrıs Türkü'nün önceliklerinin esas alınması gerektiğini belirterek, çünkü çözümü yaşayacak olanların Kıbrıs Türk halkı olacağını belirtti.

31 Mart'ta ortaya çıkacak belgede vatandaşların konumlarını, günlük yaşamlarını etkileyecek her şeyi bileceğini ve kararını vereceğini ifade eden Denktaş, Referandum Yasa Tasarısı için bugün meclise ivedilik isteneceğini ve 20 Nisan'da referandum yapılacağını söyledi. Denktaş, hükümetin bugüne dek olduğu gibi referandumda da ortak hareket etmesi dileğinde bulundu ancak olmazsa CTP ve DP'nin ayrı ayrı hareket edeceğini kaydetti.

Serdar Denktaş Rum gazetecilerin sorularını İngilizce yanıtlarken de Cumhurbaşkanı'nın İsviçre'ye gitmemesinin süreci etkileyeceğini, Karamanlis ve Erdoğan da gideceğine göre cumhurbaşkanının da gitmesi için çağrıda bulunduklarını söyledi. Denktaş, Cumhurbaşkanı'nın tavrının hükümetten çekilmelerini mi getireceği sorusuna karşılık da bunun hükümeti etkilemediğini ve öyle bir şeyin söz konusu olmadığını dile getirdi.

KIBRIS 20/03/2004

İsviçre'deki dörtlü zirvede, Rum tarafını Papadopulos temsil edecek

Rum Ulusal Konseyi dün yaptığı olağanüstü toplantıda Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un İsviçre'de yapılacak dörtlü zirveye katılmasını kararlaştırdı.

Rum Radyosuna göre, Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, saat 16.00'da başlayıp 3 saat süren toplantının ardından yaptığı kısa açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığında toplanan Ulusal Konseyi'nin Rum tarafının New York'ta üstlendiği sorumlulukları yerine getirme kararı aldığını söyledi.

Rum sözcü, "Kıbrıs Türk toplumunun da uygun şekilde davranıp genel sekreterin talep ettiği şekilde orada, şimdi taahhüt altına girmeye hazır durumda olacağını umduklarını" belirtti.

Rum sözcü "Papadopulos Kıbrıs Türk toplumunun bu sorumluluğunu üstleneceğini nasıl bekleyebilir?" sorusuna "Yapacağım başka açıklama yok; gelişmeleri bekleyip görmemiz gerekir" yanıtını verdi.

KIBRIS 20/03/2004

Kıbrıs için kritik toplantı

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bugün Kıbrıs konusunda önemli bir toplantının yapılacağını açıkladı. Toplantıya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ilgili teknisyen ve bürokratlar katılacak. Toplantıda Kuzey Kıbrıslı yetkililer ile Cumhurbaşkanı Sezer'in katılmayacağı ifade ediliyor

Gül: Şu anda Sayın Denktaş'ın verdiği bir karar var. Zorla kişileri ikna edecek halimiz yok tabii ki. Karşılıklı konuşuyoruz, karşılıklı değerlendiriyoruz, müzakereler devam ediyor. Tabii ki biz beraber başladık beraber bitirmeyi isteriz, bunun için de gayret sarf ederiz. Sayın Denktaş, 'gelmeyeceğim' açıklamasını yapana kadar Yunanlılar pek katılmak istemiyorlardı. Sonra fikirlerini değiştirdiler, gelmelerinden büyük memnuniyet duyuyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bugün Kıbrıs konusunda önemli bir toplantının yapılacağını açıkladı.

l, devletin ilgili bütün kurumlarının katılacağı toplantıda Kuzey Kıbrıslı yetkililerin bulunmayacağını bildirdi. Toplantıya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in katılmayacağı ifade ediliyor.

Diplomatik kaynaklar İsviçre'de yapılacak dörtlü zirve öncesinde Çankaya Köşkü'nde bir Kıbrıs zirvesinin yapılmasının söz konusu olabileceğini belirtiyorlar.

Toplantıya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ilgili teknisyen ve bürokratlar katılacak.

Kıbrıs konulu toplantıya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in katılmayacağını ve toplantının "zirve" olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ettiler. Toplantının akşam saatlerinde düzenlenmesi planlanıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la dün yaptığı telefon görüşmesinde Kıbrıs'la ilgili görüşmeleri değerlendirdiklerini söyledi.

'Zorla ikna edemeyiz'

Gül, Denktaş'ın dörtlü konferansa katılmaya ikna olacağını düşünüp düşünmediği sorusuna "Kendisinin verdiği bir karar var. Zorla ikna edecek halimiz yok" yanıtını verdi.

Dörtlü konferansta Türkiye'nin siyasi kararlılığını sonuna kadar göstereceğini ifade eden dışişleri bakanı, buna karşın sonuç alınacağından umutlu olmadığı mesajını verdi. Gül "Görünen odur ki, konu genel sekretere kalacak" dedi.

Türkiye'nin ve KKTC'nin ayrı öncelikleri bulunduğu gibi bir hava yaratılmaması gerektiğini de kaydeden Gül, "Sloganlarla konuşmanın bizi istediğimiz noktaya götürüp götürmeyeceği belli olmaz" dedi.

"Denktaş'ın verdiği bir karar var,

zorla kişileri ikna edecek halimiz yok"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dün yaptığı telefon görüşmesinde Kıbrıs ile ilgili gelişmeleri değerlendirdiklerini kaydetti.

Gül, Ankara'da bulunan Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında gazetecilerin Kıbrıs'a ilişkin sorularını yanıtladı.

"Denktaş'ı İsviçre'ye gelmesi için ikna edebildiniz mi?" şeklindeki bir soru üzerine Gül, "Şu anda kendisinin verdiği bir karar var. Zorla kişileri ikna edecek halimiz yok tabii ki. Karşılıklı konuşuyoruz, karşılıklı değerlendiriyoruz, müzakereler devam ediyor" diye konuştu.

"Tabii ki biz beraber başladık beraber bitirmeyi isteriz, bunun için de gayret sarf ederiz" ifadesini kullanan Gül, "Ama nihayetinde kendisi (hayır ben gelemeyeceğim, yetkilerimi başbakana, dışişleri bakanına veriyorum, onlar temsil edecek) diyecekse neticede onu da saygıyla karşılarız. Bu hepimizin meselesidir" dedi.

Gül, Türkiye'nin dörtlü görüşmelerde siyasi kararlılığını sonuna kadar göstereceğini, ancak Yunanistan'ın da aynı kararlılığı gösterip göstermeyeceğini bilmediklerini belirtti.

Bakan Gül, "Sayın Denktaş (gelmeyeceğim) açıklamasını yapana kadar Yunanlılar pek katılmak istemiyorlardı. Sonra fikirlerini değiştirdiler, gelmelerinden büyük memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.

Ayrı öncelikler varmış havası yaratılmamalı

Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs konusunda ayrı ayrı öncelikleri varmış gibi bir hava yaratılmaması gerektiğini de kaydetti.

Müzakere sürecinde KKTC yetkilileriyle sürekli istişare içinde olunduğunu, Annan Planı'nda yapılması istenen değişiklikler ve önem verilen konuları iki tarafın müşterek olarak belirlediğini, ayrı ayrı fikirlerin söz konusu olmadığını vurgulayan Gül, "Dolayısıyla bizim ayrı KKTC'nin ayrı önceliği varmış gibi bir havanın ortaya çıkmaması gerekir" diye konuştu.

Gül, bazı şeyleri sloganlaştırmanın yanlışlığına da değinerek, "Dış politikada sloganlarla konuşmanın bizi istediğimiz noktaya götürüp götürmeyeceği belli olmaz" dedi.

Konu genel sekretere kalacak gibi

Bakan Gül, planda yapılması istenen değişikliklere ilişkin kararın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a kalacak gibi göründüğünü söyledi.

Gül şöyle konuştu:

"Hepimizin bu planda yapmak istediği değişiklikler vardır. Bunlar Türkiye ve KKTC olarak bir araya gelip oturup konuştuğumuz ve kararlaştırdığımız konulardır. Bu konular, müzakere edilerek sağlanmaya çalışılacaktır. Görünen odur ki bunlar genel sekretere kalacak gibidir. O zaman müzakere ederek genel sekreterin ortaya çıkaracağı nihai planda bizim almak istediğimiz konuları almaktır hedefimiz. Bunun için uğraşıyoruz, görüşme bunun için, yoksa görüşmeden konuşmadan bunları temin edemeyiz ki. Tüm uğraşmamıza rağmen netice ortaya çıkar, çıkan kağıda bakarız. O kağıt bizim önceliklerimizi, bizim önem verdiğimiz, (şunlar olmalı) dediğimiz şeyleri temin ediyor mu etmiyor mu? Bunları temin etmek için çalışırız sonuna kadar, sonra bakarız, bunlar temin edilmiyorsa o zaman halka söyleriz."

KKTC ve Türkiye, ayrı yoldan gitmiyor

KKTC ve Türkiye'nin ayrı bir yoldan gitmediğine, New York'ta "masanın üstüne kağıdın birlikte koyulduğuna", birlikte istişare edildiğine dikkati çeken Gül, burada iki hususa değindi.

Gül, "(Bu hususlardan) birincisi, hepimiz kalıcı, yaşayabilir, gerçekçi bir çözüm için uğraşıyoruz, vakit kazanmak için veya bu işi öldürmek için değil, birinci mesele bu. İkincisi, karşımıza çıkacak olan çözüm bizim arzu ettiğimiz önceliklerimizi içermesi gerekir, bu da görüşmelerle, müzakereyle, pazarlıkla olur, durduğumuz yerde olmaz" diye konuştu.

Referandumun kaçınılmaz olduğunu ifade eden Gül, önemli olanın Annan Planı'nın Türk tarafının önceliklerini içerecek şekilde referanduma sunulması ve halkın da "evet" demesi olduğunu belirtti.

"Bizim önceliklerimizi içermeyen bir kağıt çıksın da biz de onu reddettirelim, bu öncelik olamaz" diyen Gül, bu öncelikleri elde etmek için tüm iyi niyeti göstererek uğraşacaklarını, bunların temin edilmesi halinde halkın da zaten bunu görüp ona göre oy vereceğini ifade etti.

Gül, "Ama hiç uğraşmaz konuşmayız, referandumu reddederiz, böyle olmaz. Bunun için konuşuyoruz... Biz inandığımız şeyleri yaparız inanmadığımız şeylere açıkça hayır deriz" dedi.

Gül, İsviçre'de yapılacak dörtlü görüşmelerle ilgili olarak da, bir mutabakatın ortaya çıkmasını ve Kıbrıs'ta tamamlanamayan sürecin orada tamamlanmasını ümit ettiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, bu olmazsa Annan'ın vereceği nihai şekle hep beraber bakacaklarını, arzularının, adada gerçekleri dikkate alan, kalıcı, her iki tarafın varlığını kabul eden ve her iki tarafı da tatmin eden bir nihai planın ortaya çıkması olduğunu belirtti.

Gül, "Sonuçta şüphesiz ki her iki taraf, halk karar verecektir" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin de KKTC'nin de Annan planı üzerinde yapmak istedikleri değişiklikler olduğunu belirterek, bunlarla ilgili kararın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a kalacak gibi göründüğünü söyledi.

Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile düzenlediği ortak basın toplantısında, gazetecilerin Kıbrıs'a ilişkin sorularını yanıtlayan Gül, Türkiye'nin de KKTC'nin de önem verdiği konular olduğunu ve yapmak istedikleri değişiklikler bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Bunlar genel sekretere kalacak gibidir, o zaman müzakere ederek, Annan'ın ortaya çıkaracağı planda, almak istediğimiz konuları almaktır hedefimiz."

Gül, Türkiye ve KKTC'nin ayrı ayrı öncelikleri olduğuna dair bir havanın ortaya çıkmaması gerektiğini de kaydederek, dış politikada sloganlarla konuşmanın yanlış olduğunu ifade etti. Kıbrıs konusuyla ilgili olarak bugün çok önemli bir toplantı yapılacağını da açıklayan Gül, "Toplantı dışişleri bakanlığı bünyesinde mi olacak, yoksa devletin tüm kurumları bir araya gelip fikir jimnastiği mi yapacaklar?" şeklindeki bir soru üzerine, "İkincisi" diye yanıt verdi. Gül konuya ilişkin ayrıntılı bilgi vermedi.

Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dün yaptığı telefon görüşmesinde, kendisini İsviçre'ye gelmesi için ikna edip etmediğine ilişkin bir soru üzerine de, "Kendisinin bir kararı var, zorla kişileri ikna edecek halimiz yok tabii ki" dedi.

KIBRIS 20/03/2004

Denktaş: BM'ye mevcut anayasayı sunacağız

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto arasında akşam saatlerinde başlayan görüşme sona erdi.

Denktaş, 1 saat 45 dakika süren görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, BM'nin, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde taraflardan istediği taslak anayasa yerine, KKTC'nin mevcut anayasasını vereceklerini söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, böylece devleti ortadan kaldıracak bir faaliyet içine girilmeyeceğini belirtti.

Denktaş, de Soto'nun, pazartesi günü görüşülecek konularla ilgili bilgi verdiğini kaydetti.

BM'nin kendilerinden, kurucu devletin anayasa taslağını istediğini belirten Denktaş, pazartesi günü KKTC'nin mevcut anayasasını sunacaklarını, üzerinde bazı değişiklikler yapılabileceğini belirteceklerini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM'ye, KKTC'nin mevcut anayasasını sunacaklarını belirterek, ''Böylelikle devletimizi ortadan kaldıran yeni bir anayasa yapmıyoruz,anayasamızı veriyoruz. Anlaşma olursa olur. Olduktan sonra onun şekline bakarak bir değişiklik yapılması düşünülür'' dedi.

Bu konuda daha önce BM'ye yazı verdiklerini dile getiren Denktaş, ''Eğer anlaşma olursa ve referandumda halkımız 'evet' derse, o zaman bunu o anlaşma çerçevesinde değiştirmek için harekete geçeriz. Zaten bu konuda kendilerine yazı vermiştik. Şimdi anayasayı da verelim diyoruz. Herhalde kabul edecekler'' diye konuştu.

Anlaşma referandumdan geçmezse anayasanın olduğu gibi kalacağını kaydeden Denktaş, ''Kimse bize, 'siz devleti ortadan kaldırmaya zaten razı olmuştunuz' diyemez'' dedi.

De Soto ile pazartesi günü yapılacak görüşmede konuşulacak konularla ilgili ön görüşme yaptıklarını kaydeden Denktaş, teknik komitelerin, ortak devletin marşı konusunda bir sonuca vardığını anlattı. Marş ve bayrağın anlaşma olması halinde geçerli olacağını, bukonuda fazla bir hassasiyet göstermenin gerekmediğini dile getiren Denktaş, ''Esas olan, bizim kendi bayrağımızı kendi bayraklarımızı muhafaza edeceğimizi herkesin bilmesidir'' diye konuştu.

Denktaş, ortak devletin kanunlarıyla ilgili ve Türk ve Rum tarafının yabancı ülkelerle yaptığı anlaşmalar konusunda çalışmaların devam ettiğini, bunlarla ilgili bilgi aldıklarını söyledi.

Çözümün maliyeti konusunda pazartesi günü kapsamlı bir rapor beklediklerini ifade eden Denktaş, ortak hükümette çalışacak insanların seçimi ve ortak hükümetin binalarının nerede olacağı konuları üzerinde de durduklarını belirtti.

Kurucu devletlerin mal-mülk haklarının da konuşulacak konular arasında bulunduğunu anlatan Denktaş, her devletin tabii ve doğal kaynaklarına sahip olması yönünde bir talepleri olduğunu açıkladı. Yüksek mahkemeye 36 aylık süre için tayin edilecek olan yabancı üç hakimin isminin verildiğini ve buna pazartesi günü yanıt vereceklerinikaydeden Denktaş, kendilerinden Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının listesinin istendiğini söyledi.

''MAL-MÜLK KONUSU SAATLİ BOMBA GİBİ''

Harita konusundaki düşüncelerinin istendiğini ve bu konuda henüz fazla bir şey düşünmediklerini dile getiren Denktaş, ''mal-mülk konusundaki büyük hatayı yeniden anlattıklarını'' belirtti.

Mal-mülk konusunun Türk ve Rum halklarını birbirine düşürecek saatli bir bomba gibi olduğunun altını çizen Denktaş, ''Kıbrıs'ta hakikaten kalıcı barış isteniyorsa, insanları birbiriyle yıllardır mahkemelerde, komitelerde, 'mal senin miydi, benim miydi' diye çekiştirmenin hiçbir anlamı yoktur. İnşallah buna da insaflı bir bakışaçısı gelir. Geleceğini zannetmiyorum ama en zor durum budur'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bazı milletvekillerinin, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç ve KKTC New York Temsilcisi Osman Ertuğ'u, ''hükümetin bilgisi dışında faaliyette bulundukları'' iddiasıyla eleştirmesine de değinerek şunları söyledi:

''Büyükelçiler hükümete bağlıdırlar ama devleti temsil ederler. Devlet bildiğiniz gibi Annan planı konusunda 'olduğu şekliyle kabul edilmez' görüşündedir. Tadil edilmesi için görüşmeler devam ediyor. Dolayısıyla bir büyükelçinin, Annan planının çürüklerini, eksiklerini,aksaklıklarını anlatması, benim adıma anlatması görevi tam yapması anlamına gelir.''

''Devlet olduğumuzu artık bilelim'' diyen Denktaş, devletin canla başla çalışan insanlarının maneviyatının bozulmamasını istedi.

SERDAR DENKTAŞ: MAL-MÜLK KONUSUNA ÇÖZÜM GETİRİLMEZSE REFERANDUMDAN HAYIR ÇIKAR

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, ''Türk tarafının olmazsa olmazları içinde yer alan mal-mülk konusuna çözüm getirilmemesi halinde referandumdan 'hayır' çıkacağına inandığını'' söyledi.

Serdar Denktaş, Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Haselin de la Toudupin'i Demokrat Parti (DP) Genel Merkezi'nde kabul ederek görüştü.

DP'den verilen bilgiye göre Serdar Denktaş kabulde yaptığı konuşmada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son bir kez daha planı revize edeceğini ve bunu ''olmazsa olmazları'' dikkate alarak yapacağını ümit ettiğini söyledi.

Olmazsa olmazların içinde yer alan mal-mülk konusuna çözüm getirilmediği taktirde referandumdan ''hayır'' çıkacağına inandığını belirten Denktaş, Kıbrıs Türk halkının referandumla ilgili olumsuz fikirlerini ortadan kaldırmanın tek yolunu, olmazsa olmazların kabulü olarak gördüğünü kaydetti.

Mal-mülk konusunun sadece Kıbrıslıları değil, adaya gelerek yerleşen tüm yabancıları da ilgilendirdiğini dile getiren Denktaş, Annan planında bu konuya açıklık getirilmediğini, ama Annan'ın bu sefer bu konuyu aydınlığa kavuşturmasını beklediklerini söyledi.

Fransız büyükelçi Haselin de la Toudupin da, Serdar Denktaş'la Kıbrıs'ın içinde bulunduğu durumla ilgili görüş alışverişinde bulunmakiçin geldiğini ifade etti.

Toudupin, uzun vadeli ayrıcalıkların, Avrupa Birliği'nin felsefesine aykırı olduğunu, ancak geçici ayrıcalıkların olabileceğini söyledi.

HURRIYET 20/03/2004