‘Kıbrıs’ı tanımaktan başka çareleri yok’

Nur BATUR / ATİNA

Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’yle müzakerelere başlamasının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaktan başka çaresi olmadığını savundu.

AB zirvesi öncesinde izleyeceği politikayı Elefterotopia gazetesine verdiği demeçte açıklayan Papadopulos, Türkiye’nin AB üyeliğinin kesin olmadığını ancak müzakerelerin başlamasıyla birlikte Kıbrıs’ta da çözüme zorlanacağını bildirdi. Papadopulos, Türkiye’nin KKTC’yi tanımadığını açıklamasına da şu aşamada gerek olmadığını, zaten Türkiye’den başka KKTC’yi tanıyan hiçbir devlet bulunmadığını söyledi.

HURRIYET 15/11/2004

Papadopulos'un vetosuna Karamanlis'ten oxi

Güney Kıbrıs'a 25 saatlik ziyaret yapan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis "vetoya karşı olduğu" mesajı verdi ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması Avrupa Birliği'nin çıkarınadır" dedi

Rum parti başkanlarıyla görüşen ve Rum Meclisi'nde konuşma yapan Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik yoluna engel olmayacağını söyledi

Rum basını, "Vetodan vazgeçiyoruz", "17 Aralık sonrası hareketlilik bekleniyor", "Papadopulos Türkiye ile görüşmeye çalışacak ama veto yok" şeklinde yayın yaptı

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, 25 saatlik Kıbrıs ziyaretinde, Rum yönetimine Türkiye'ye karşı veto seçeneği konusunda çıtayı fazla yükseltmemeleri mesajı gönderdi ve "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması Yunanistan'ın çıkarınadır" dedi.

Karamanlis Atina'nın, Türkiye'nin Avrupa'ya üyelik yoluna engel olmayacağını vurguladı.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Rum siyasi parti liderleriyle görüşmesinde, "Türkiye'nin AB'ye giden yolunu, Kıbrıs ve Yunanistan'ın engellemesini temenni etmiyorum" şeklinde konuştu.

Karamanlis ayrıca, Atina'nın, Türkiye'nin Avrupa'ya üyelik yoluna engel olmayacağını vurguladı. Rum siyasi parti liderlerine AB'de ısrarcı görüşlere yer bulunmadığını söyleyen Karamanlis, AB'nin meselelerin uzlaşma ile halledilmesi platformu olduğunu hatırlattı. Karamanlis'in ziyaretinde Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, veto konusunu gündeme getirmemesi de dikkat çekti.

Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmeli

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, "Atina ve Lefkoşa'nın, Ankara'nın AB üyelik sürecini desteklediklerini, ancak Türkiye'nin bir aday ülke olarak, AB ve Kıbrıs'a karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini" söylediler.

Karamanlis ve Papadopulos, önceki akşam Rum Başkanlık Sarayı'nda yapılan heyetler arasındaki görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Kostas Karamanlis, toplantıda "Ortak amaç Kıbrıs sorununu, BM çerçevesinde ve AB üyesi olarak çözmektir" dedi.

Rum lider Papadopulos da Türkiye'ye verilecek tarihle ilgili olarak 17 Aralık'ta Güney Kıbrıs'ın takınacağı tavır hakkında ip ucu vermezken, son ana kadar meydana gelecek gelişmeler değerlendirildikten sonra karar verileceğini açıkladı.

Papadopulos, 17 Aralık tarihinin bir dönüm noktası olmasına rağmen, çabaların orda sona ereceği anlamını taşımadığını söyledi.

Rum haber ajansına göre, görüşme sırasında iki ülkeyi ilgilendiren konular üzerinde duruldu, taraflar arasında ikili ilişkilerin fevkalade iyi düzeyde olduğu, çabaları koordine edecekleri ve AB içinde işbirliğini sürdürecekleri kaydedildi.

Papadopulos ve Karamanlis, kayıp kişiler ve Dipkarpaz -Rum Ortaokulu konusunu da ele aldı.

Türkiye'nin üyeliği Ankara'nın tavrına bağlı

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinin, diğer konuların yanı sıra "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne karşı takınacağı tutuma bağlı olduğunu iddia etti.

Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Karamanlis, Rum Meclisi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyelik sürecine değinerek, ülkesinin bu süreci desteklediğini, ancak üyeliğin her şeyden önce Ankara'ya bağlı olduğunu savundu.

Rum radyosuna göre Karamanlis, "Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, kriterlere uymasına, ülkedeki duruma, dış siyasette atacağı adımlara ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı takınacağı tutuma bağlı olduğunu" öne sürdü.

Karamanlis, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesinin, önceliklerinin en üst sırasında bulunduğunu söyledi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının BM çerçevesinde sürdürüleceğini ifade eden Karamanlis, AB üyeliğinin ise işlevsel ve yaşayabilir bir çözüm için katalizör olabileceğini ve olması gerektiğini kaydetti.

Atina ve Güney Kıbrıs'ın, Annan Planı çerçevesinde, iki toplumlu federasyon temelinde çözüm bulunmasına bağlı kaldığını belirten Karamanlis, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye eşit üye olduğunu, çözümde bu gerçeğin de dikkate alınması gerektiğini" iddia etti.

Rum basını: Vetodan vazgeçtik

Başbakan sıfatıyla ilk kez Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden Kostas Karamanlis'in temaslarına Rum basınında geniş yer verildi.

Çoğu gazeteler, Yunan Başbakanı Karamanlis ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un konuşmalarından Rum yönetiminin 17 Aralık'ta Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini veto etmekten vazgeçtiği yorumunda da bulundu.

Simerini gazetesi, "Vetodan Vazgeçiyorlar... Ankara'da Hareket Bekleniyor... 17 Aralık Sonrası Dönemden Bahsettiler" başlık ve spotlarıyla verdiği haberinde, şunları yazdı:

"Karamanlis ve Papadopulos tarafından özellikle müzakere amaçlı olarak, aleni şekilde bırakılan pencerelere rağmen şu ana kadar hakim olan görüşe göre Atina ve Lefkoşa Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini veto etme niyetinde değiller. Liderler (Karamanlis ve Papadopulos) aksi ihtimali hiç tartışmadı. Planlamalar ise artık Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı 17 Aralık'tan sonra başlayacak dönemi ilgilendiriyor."

Gazete, iç sayfasında "Veto Rafa Kaldırıldı... Yunanistan ve Kıbrıs, Baskıları 17 Aralık Sonrasına Taşıyor" başlığıyla yayımladığı haberinde, Karamanlis ve Papadopulos'un açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre, her iki lider özellikle de Papadopulos veto konusunda niyetlerini açıklamaktan ısrarla kaçındı. Fakat her ikisi de 17 Aralık'a kadar ve ondan sonra başarı elde etmek için mücadelelerden söz etti. Karamanlis ve Papadopulos ilke olarak Türkiye'nin AB perspektifini desteklediklerini de belirtti.

Papadopulos gazetecilerin ısrarlı sorularına karşın veto koşullarıyla ilgili Güney Kıbrıs'ın önceliklerini açıklamaktan kaçındı ve bunu yaparsa bazı koşulları geride bırakmak zorunda kalacağına dikkat çekti. Papadopulos sadece aday bir ülke olarak Türkiye'nin sorumluluklarına anlayış göstermesini, Avrupa Birliği ve "Kıbrıs"a karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediğini söyledi.

Karamanlis'in onuruna önceki akşam Başkanlık Köşkü'nde verdiği yemekte konuşan Papadopulos, şöyle dedi:

"Kıbrıs'ın Türkiye'ye karşı ilke olarak olumlu tutumu; Türkiye'nin de sorumluluklarını; yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması, işgal orduları ve yerleşiklerin geri çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası kuruluşlar ve sözleşmelere katılmasında engel çıkarmayacağı ve bunları yerine getireceği düşüncesiyle gösterilmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin imkan ve kabiliyetlerini de iyi bilmek gerekmektedir. Maksimalist görüşler desteklenmemelidir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB içerisindeki varlığıyla ilgili temel konuları da terk etmeyeceğiz."

Karamanlis ise konuşmasında, "17 Aralık'ın -ki bu tarihte Türkiye'ye müzakere tarihi verilip verilmeyeceği kararlaştırılacak- bir dönüm noktası olduğunu, ancak yolun sonu olmadığını" söyledi.

Karamanlis, uluslararası hukuka ve AB müktesebatına saygıdan da söz etti. Bunların Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesi için kaçınılmaz koşullar olduğunu vurguladı. Karamanlis bunların müzakerelere başlayabilmesi için Türkiye için koşul olup olmadığına ise açıklık getirmedi.

Gazeteye göre, veto uygulanmaması 17 Aralık'a kadar Türkiye'den bir "iyi niyet gösterme ihtimalinden" de kaynaklanmaktadır. Gazete edindiği bilgilere dayanarak, böyle bir hareket olarak Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni "Kıbrıs"ı da kapsayacak şekilde genişletmesinin veya "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasının beklendiğini, bunun ise birliğe girecek bir ülkenin sorumluluğunu teşkil ettiğini de savundu.

Haberde, Papadopulos'un Türkiye'ye tarih verilmesi ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınmasının birbiriyle bağlantılı iki konu olduğunu vurguladığı da belirtildi.

Gazeteye göre, Papadopulos dün akşamki yemekte yaptığı konuşmada, Türkiye'yi diyaloğa davet ettiğini açıkladı.

Papadopulos, "Sayın başbakan siz biliyorsunuz; ancak komşu ülke Türkiye hükümetine, görüşlerimizi anlatmak, 17 Aralık öncesi ve sonrasında Kıbrıs'ın Türkiye'yle ilişkilerini nasıl gördüğümüzü belirtmek, ayrıca AB içerisinde arzu edilen ortak barışçıl bir geleceğe nasıl baktığımızı izah etmek için diyaloğa hazır olduğumuz yönünde çağrıda bulunduğumuzu ifşa etmek isterim" diye konuştu.

Gazeteye göre, Papadopulos ilgili davetini Roma'da yeni AB Anayasası'nın imzalanması sırasında doğrudan TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a yaptı.

Papadopulos konuşmasında, "daveti kabul edip etmemenin Türkiye'ye kalmış bir mesele olduğunu" kaydetti.

Karamanlis ise konuşmasında, "Türkiye'nin AB perspektifinin kendi tutumuna bağlı olduğunu, AB üyeliğine kabul edilmesi için ise kaçınılmaz koşulların, uluslararası hukuk kuralları ve AB müktesebatına saygı olduğunu" vurguladı.

Karamanlis, "Yunanistan'ın Kıbrıs halkı ve liderliğinin her zaman yanında olduğu" güvencesini de verdi ve "Yeni olgular ışığında sağduyu, derin düşünme, açık zihin ve özellikle birlik beraberlik gerekmektedir" diye konuştu.

Gazete, Karamanlis'e eşlik edenler arasında dışişleri bakanı Petros Moliviatis, hükümet sözcüsü Theodors Rusopulos, dışişleri müsteşarı Yoannis Valinakis, genel sekreterler, büyükelçiler ve başka yetkililer de bulunuyor.

Karamanlis heyeti, güvenlik mensuplarıyla birlikte 19 kişidir. Kendisine ayrıca 70 kadar gazeteci de eşlik ediyor. Başkanlık köşkünde Yunan heyeti onuruna verilen akşam yemeğine ise toplam 72 kişi katıldı.

Haravgi gazetesi haberi manşetten, "Diyaloğa Davet... Cumhurbaşkanı Papadopulos 17 Aralık Kararı Işığında Türkiye'ye Davette Bulundu" başlığıyla yansıttı.

Gazeteye göre, Papadopulos yemekte yaptığı konuşmada şunları da söyledi:

"İstisnasız tüm Kıbrıslıların insan haklarını güvence altına alan bir çözüm arıyoruz. Hukuk üstünlüğüne saygılı, demokrasiyi bünyesine almış tek devlet... Ancak devletin fonksiyonelliği ve kalıcılığına gölge düşüren, halkın, toplumun, kurumların ve ekonominin bölünmesine neden olacak unsurlarından arındıktan ve gerekli değişiklik yapıldıktan sonra Annan Planı felsefesinde iki kurucu devletten oluşan iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon arzuluyoruz. Etkin şekilde çalışabilecek ve egemen, toprağı bütün ve gerçekten bağımsız... AB'ye eşit ve yapıcı bir üye olarak katılabilen bir devlete dönüşmeyi istiyoruz.

Esarete, yabancı güçlerin çağdışı bağımlılığına artık son veren, Türk işgal askeri ve savaş malzemesi bulunmayan bir devlet istiyoruz.

Halkın 24 Nisan'daki iradesine ise saygılı olunmalıdır. Hiç kimse çözümü bizden fazla isteyemez."

Gazeteye göre, dün öğleden sonra başkanlık köşkünde heyetler arasında yapılan görüşmede ikili ilişkiler, kayıplar konusu, "mahsurlar" konusu ve Dipkarpaz'daki -Rum Ortaokulu konusu da ele alındı.

Görüşmede, ikili ilişkiler, koordinasyon ve AB'de işbirliğinin mükemmel olduğu da vurgulandı.

Diğer gazeteler, haberi şu başlıklarla yansıttı:

Politis gazetesi: " 'Vetoyu Unutunuz...' Karamanlis'ten Hükümet ve Siyasi Liderliğe Net Mesaj... 'Türkiye'nin AB Perspektifini Elenizmin Kesmesini Arzu Etmiyoruz....' Ankara'dan Kapılar Kapalı... Cumhurbaşkanı Türk Hükümetinden Diyalog Talep Ettiğini İfşa Etti... Vetodan Söz Bile Edilmiyor... Lefkoşa ve Atina'nın Talepleri Minimumda... Vetoyu Unutun! Karamanlis: 'Türkiye'nin Önünü Kesmeyi Arzulamıyoruz.' "

Alithia gazetesi: "Kostas Karamanlis... Vetoyu Unutun..."

Gazeteye göre, Karamanlis'in Rum yönetimine mesajı "Net Olarak Vetoyu Unutun"dur... Rum taleplerinin kısmen tatmin edilmesi için formül aranıyor.

Gazete, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin 17 Aralık öncesinde değil, Türkiye'nin AB perspektifi içerisinde tanınacağının kesin olduğuna da işaret etti.

Gazetenin bir diğer haber başlığı ise şöyle:

"Lefkoşa-Atina; İlke Olarak Türkiye'ye Evet... Papadopulos Ankara'ya Diyalog Önerdi..."

Mahi gazetesi: "Tasos Ankara'da Diyalog İstiyor... Türkiye'ye 17 Aralık Öncesinde ve Sonrasında Hareketler Belirlediler... Tasos Erdoğan'la Görüşme Talep Etti..."

Gazeteye göre, önceki günkü görüşmelerde her iki taraf nihai tutumlarını çok gizli bir şekilde muhafaza etmeyi kararlaştırdı.

Gazete, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne karşı sorumluluklarını yerini getirmesi için Yunanistan ve Rum yönetiminin yoğun şekilde hareket edeceğini, aksi durumda AB zirvesi öncesinde son bir değerlendirme yapacaklarını da yazdı.

Gazeteye göre Rum yönetimi, 17 Aralık'ta tarih alırsa, Türkiye'nin müzakerelerde yerine getirmesi gereken koşulları belirlemiş bulunuyor.

KIBRIS 15/11/2004

Dünyanın tersine gitmeyeceğiz

KIBRIS'TA HAREKETLENME İSTEMİYORLAR... "17'sine kadar bütün dünyanın gündemi, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB tarihini veto etmemesine, bu bağlamda Kıbrıs'ta herhangi bir hareketlenme yaşanmamasına odaklanmıştır. Konjonktür budur. Biz, bu konjonktüre aykırı hareket etmeye davet ediliyoruz. Yani bunun anlamı 'terörist harekette" bulunmaktır, başka bir şey değil, bir anlamda, mecazi anlamda, tırnak içerisinde 'terörist harekette' bulunmaktır. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması 17 Aralık'a odaklandı, o tarihe kadar Kıbrıs'ta hareketlendirme istemiyor hiçbir uluslararası kuruluş"

SARAY OTEL'İN BURNUNDAN ATLA AŞAĞIYA, DİYORLAR... "Kendisini çözüm yanlısı olarak tanımlayan bazı çevreler ve 'dost çevreler' dediğimiz çevreler, bu kez yine bizim dünyanın tersine bir politika gütmemizi istiyor. 17 Aralık'a kadar Kıbrıs'ta hareketlenme istemiyor hiçbir uluslar arası kuruluş... Bizim arkadaşlarımız da işte Saray Otel'in burnundan atla aşağıya diyor. Altınıza branda bezi de açmazlar. Bunu yapmak isteyen varsa buyursun yapsın. Dünyanın akışına ters politikalarla başımıza gelen geldi, aynı şeyi bu kez diğer grup öneriyor. Dünyanın akışına ters politika. Bunu yapamayız"

PAPADOPULOS'LA GÖRÜŞÜRÜM... "Papadopulos önce ne istediğini belirlemelidir. Bütün dünya bunu bekliyor zaten ben beklemiyorum. Belirlesin, bunu bir takdim etsin. Bütünlüklü bir çözüm için görüşlerini belirlesin. Yoksa, Larnaka Limanı'nda bir rıhtım verecekmiş veyahut Maraş'ı verirseymişiz razı olacakmış Mağusa Limanı'nı ortak çalıştırmaya filan gibi öneriler değil, bütünlüklü bir çözüm için önerilerini hazırlasın, iletsin, inceleyelim, elbette ki görüşeceğiz"

SÜRENİN DOLMASINI BEKLEMEYECEĞİM... "Sürenin dolmasını bekleyecek değilim... Arkadaşlarla istişare ediyorum. Tabii sayın cumhurbaşkanı ile de. Herhalde bayram tatilinden sonra tam anlamıyla kararımızı vermiş olacağız. Belki ondan önce de olur, belki ondan önce de veririz ama sürenin sonuna kadar kalalım diye bir durum yok"

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP/BG) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dünyanın 17 Aralık'a kadar Kıbrıs'ta herhangi bir hareketlenme istemediğini belirterek, konjonktüre aykırı davranmanın "terörist hareket" olacağını söyledi.

Başbakan Talat, hükümetin "bekle-gör" politikası izlemediğini ifade ederek kendilerine yönelik eleştirilere sert yanıt verdi.

Özellikle çözüm yanlısı "dost" çevrelerin hükümetten dünyanın akışına ters politika izlemesini istediğine dikkat çeken Başbakan Talat, "Bizim arkadaşlarımız da işte Saray Otel'in burnundan atla aşağıya diyor. Altınıza branda bezi de açmazlar. Bunu yapmak isteyen varsa buyursun yapsın. Dünyanın akışına ters politikalarla başımıza gelen geldi, aynı şeyi bu kez diğer grup öneriyor. Dünyanın akışına ters politika. Bunu yapamayız" dedi.

Talat, 17 Aralık'a kadar dünyanın gündeminde Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'nin AB tarihini veto etmemesinin olduğuna işaret ederek, "17'sine kadar bütün dünyanın gündemi, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB tarihini veto etmemesine, bu bağlamda Kıbrıs'ta herhangi bir hareketlenme yaşanmamasına odaklanmıştır. Konjonktür budur. Biz bu konjonktüre aykırı hareket etmeye davet ediliyoruz. Yani bunun anlamı 'terörist harekette" bulunmaktır, başka bir şey değil, bir anlamda, mecazi anlamda, tırnak içerisinde 'terörist harekette' bulunmaktır. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması 17 Aralık'a odaklandı, o tarihe kadar Kıbrıs'ta hareketlendirme istemiyor hiçbir uluslar arası kuruluş" diye konuştu.

Başbakan Talat, KIBRIS'a verdiği özel mülakatta, gündemdeki iç ve dış konuları değerlendirdi.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un önce ne istediğini belirlemesi gerektiğini anlatan Başbakan Mehmet Ali Talat, "Bütünlüklü bir çözüm için önerilerini hazırlasın, iletsin, inceleyelim, elbette ki görüşeceğiz" dedi.

Talat, ayrıca hükümeti kurma görevini sürenin dolmasını beklemeden iade edeceğini de ifade ederek, sürüklene sürüklene seçime gidildiğini yineledi; sürecin şubat ortalarında erken seçimi gerektirdiğini kaydetti.

Muhalefetin seçime hazır olmadığı için erken seçim istemediğini anlatan Talat, seçimden partisinin iyi bir sonuç alacağını söyledi.

UBP'nin yeni vizyonu için "biraz şekere bulanmış acı biber" benzetmesi yapan Başbakan Talat, UBP'nin vizyonunda hiçbir değişiklik olmadığını ve bu partinin Kıbrıs Türkü'ne vereceği hiçbir şeyi olmadığını belirtti.

Talat, CTP/BG'nin cumhurbaşkanlığına kimi aday göstereceğini 17 Kasım'da yapılacak kurultayda belirleneceğini de kaydetti.

Soru ve yanıtlar

Başbakan Mehmet Ali Talat'a yöneltilen soru ve yanıtlar aynen şöyle:

Soru: Direkt uçuşlar konusu gündemde. İstanbul-Ercan-New York seferleri için ABD ile hükümetin gizli çalışmalar yaptığı belirtiliyor. Bu konuda somut adımlar mı atılıyor?

Yanıt: Gizli çalışma açıklanmaz zaten ama gizli çalışma yok. Sadece doğrudan uçuşların mümkün olup olmadığı, hangi yollarla bunu sağlayabileceğimiz bütün bunlar konuşuluyor ama somut olarak bir adım atılmış değil.

Soru: Peki sıkıntı nerede?

Yanıt: Sıkıntı, her ülkenin kendi mevzuatında. Hukuki olarak sağlam zemine basmaya çalışıyorlar. Uluslar arası hukuk var, uluslar arası sivil havacılık kurulu var. Bunların süzgecinden geçmesi gereken bir iş. Bu yüzden de zaman alıyor.

Soru: Bu somut adımların ne zaman atılacağına yönelik bir tahminde bulunabilir misiniz?

Yanıt: Tahminde bulunmak fazla anlam ifade etmez. Bir anlam ifade etmez. Olur, olmaz, ne zaman olur birçok koşula bağlı. Uçuşlar her bir ülkenin kendi yetkisindedir. Bu konuda çalışma yapan Amerika'dır, İngilizlerdir sadece. Bu konuda çalışmalar yapılıyor, çalışmalara da devam edilecek.

Soru: 17 Aralık'a gidiyoruz, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması bekleniyor ama Kıbrıs Türkü için hükümet bir şey yapmıyor, uyuyor, bekleyelim görelim politikası izliyor diye eleştiriler var. Hükümet gerçekten uyuyor mu bu süreçte?

Yanıt: Hükümet dimdik ayaktadır, uyuma, muyuma yok. Bunca yıldır Kıbrıs tabiriyle dünyanın dikine giden bir politika izlendi. Dünyaya meydan okundu, dünya ile kavga etti. Sonuçta bir anlamda dünyanın dışına düşüldü ve en son anda Kıbrıs Türk halkı gerçekleri görüp kavrayıp büyük bir dönüşüm gerçekleştirip yepyeni bir politika belirlemiş olduğu halde ve BM'nin çözüm planına evet dediği halde Kıbrıs sorunu çözülemedi; Kıbrıs bir bütün olarak AB'ye giremedi ve dışarıda kalan, çözüme hayır diyen Rum tarafı değil, Türk tarafı oldu.

Bunun nedeni yıllar boyunca dünyanın tersine bir politika gütmemizdir. Şimdi geçmişte bu politikayı eleştiren ve kendisini çözüm yanlısı olarak tanımlayan bazı çevreler ve 'dost çevreler' dediğimiz çevreler, bu kez yine bizim dünyanın tersine bir politika gütmemizi istiyor.

Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'in, dünyanın tek tek ülkelerinin, büyük ülkelerin 17 Aralık sonrasına planladığı ve 17 Aralık'a kadar herhangi bir sorun yaratarak Rumların Türkiye'yi veto etmesini engellemeye çalıştıkları şartlarda, dünyanın bu tutumuna karşı çıkmamızı, buna karşı marjinal faaliyetler ortaya koymamızı önerebiliyorlar.

Bunu nasıl bir mantıkla bağdaştırıyorlar anlamakta zorlanıyorum.

Soru: Bekle-gör politikası var diye eleştiriliyorsunuz...

Yanıt: Bekle gör değil, 17'sine kadar bütün dünyanın gündemi, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB tarihini veto etmemesine, bu bağlamda Kıbrıs'ta herhangi bir hareketlenme yaşanmamasına odaklanmıştır. Konjonktür budur. Biz bu konjonktüre aykırı hareket etmeye davet ediliyoruz.

Yani bunun anlamı "terörist harekette" bulunmaktır, başka bir şey değil, bir anlamda, mecazi anlamda, tırnak içerisinde 'terörist harekette' bulunmaktır, başka bir şey değil. Bekle görle ilgisi yok, ne olacağı belli. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması 17 Aralık'a odaklandı, o tarihe kadar Kıbrıs'ta hareketlendirme istemiyor hiçbir uluslar arası kuruluş.

Siz bunun tersine davranma iddiasındaysanız buyurun davranın. Davrandığınızda sonuç almazsınız. Ben Papadopulos'a görüşelim dedim. Görüşmüyor. Dünyanın da böyle bir arzusu yok. Onlar da zorlamıyor. Hepimiz yaşıyoruz işte, hükümet neyi bekliyor yani. Bekleyip görmek diye bir şey yok. Yapılacak bir şey yok.

Ha ne yapıyor hükümet? Dünyaya Kıbrıs Türkü'nü anlatıyor. İzolasyonun ne kadar haksız olduğunu anlatıyor. Aslında zemin hazırlıyor. Çünkü 17 Aralık'a kadar öyle görülüyor ki izolasyonların kalkacak unsurları yok. Amerika Birleşik Devletleri bile ki Avrupa Birliği'nin dışında bir ülkedir, Avrupa Birliği'ni etkileyen ama dışında olan bir ülkedir, Amerika Birleşik Devletleri dahi Rum tarafını öfkelendirip intikam alırcasına Türkiye'ye engel çıkarmasını ortadan kaldırmak için, o dahi adım atmaktan çekinir.

Bizim arkadaşlarımız da işte Saray Otel'in burnundan atla aşağıya diyor. Altınıza branda bezi de açmazlar. Bunu yapmak isteyen varsa buyursun yapsın.

Dünyanın akışına ters politikalarla başımıza gelen geldi, aynı şeyi bu kez diğer grup öneriyor. Dünyanın akışına ters politika. Bunu yapamayız. Yapsak dahi bir anlamı yok.

Dediğim gibi branda bezi bile germezler altımıza.

Soru: Anlaşılan o ki Kıbrıs konusunda bir hareketliliğin yaşanması için 17 Aralık'ın geçmesi gerekiyor. Bu yönde temaslar var mı?

Yanıt: Bizim temaslarımız sürüyor.

Soru: Ne bekliyorsunuz 17 Aralık'tan sonra Kıbrıs konusunda? Kıbrıs Türkü ne olacak. 40 yıl bekledi, bir 40 yıl daha mı bekleyecek?

Yanıt: Benim beklediğim bir şey yok. Kıbrıs Türkü bu doğru politikayı izleyen bizi desteklemeye devam edecek, devam etmeli

Soru: Sabırlı olmalarını mı istiyorsunuz?

Yanıt: Tabii ki sabırlı olmalı.

Soru: Ama daha ne kadar sabır?

Yanıt: Bilmiyorum. Müneccimliği bıraktım. 40 yıl, hiç bilemediniz 74'ten sonra 30 yıl Kıbrıs Türk halkı yanlış bir politikayı güden bir yönetimi başında çekti. Sadece 1 yıl bile olmayan bir süredir doğru, çağdaş, dünyayla uyumlu politik bir çizgiyi izleyen bir hükümetle yönetilmektedir.

Dolayısıyla bu politikayı bir süre daha yürütmek zorundayız. Bu politikayı yürütürsek, hep ifade ettiğim gibi kaybedilmiş davayı yeni baştan oluşturduğumuz şekliyle kurtarabiliriz, ileriye götürebiliriz.

Kıbrıs Türkü zaten epeyce ilerleme sağladı. Ekonomik anlamda. Somut olarak görmüyor mu? Ekonomik iyileşme bunlar hep Kıbrıs Türkü'nün kazanımları.

Eğer Kıbrıs sorunu çözülseydi, şu anda yakaladığımız ekonomik büyümenin çok çok ötesinde bir ekonomik büyüme yakalayacak değildik.

Soru: Ama sorun çözülmedi, temel hedef çözüm değil mi?

Yanıt: Elbette ki ama ekonomik büyüme olarak ilk etapta elde ettiğimiz ekonomik büyüme oldukça iyidir. Üstelik ekonomik büyüme ile de yetinmeyin, dünyada ilk defa Kıbrıs Türkü olumlu gözle görülmeye başlandı. İlk defa çözüm isteyen taraf olarak görülmeye başlandı. Dünya barışçı bir toplum olarak gördü Kıbrıs'ı ve turizmin artmasının nedeni de budur en basiti.

Soru: Sayın Serdar Denktaş, Rum tarafını bir 40 yıl daha bekleme niyetleri olmadığını, önümüzdeki yılın ortalarına kadar Rum tarafından olumlu adım gelmemesi halinde KKTC'nin tanınma politikasının ileri götürülmesinden yana olduklarını söyledi. Sizce gelinen aşamada KKTC'nin tanınmasını istemek doğru olur mu?

Yanıt: Kendileri parti olarak düşünebilirler. Konjonktür ona imkan verir mi onu onlar değerlendirsinler. Benim o konuda söyleyecek bir şeyim yok. Bugüne kadar yürütülen politikadan farklı bir politika olmaz herhalde. Ne getirir onu ben bilemem. Ama öyle bir politikanın sonuç vermeyeceği ortada.

Soru: Türkiye ile ilişkiler nasıl? Bu yönde sıkıntı var mı?

Yanıt: Türkiye'nin Kıbrıs'a yönelik politikası birçok önceliğinin arkasından gelir. Bu doğaldır. Yani demek istiyorum ki Türkiye'nin birçok başka önceliği var. Ama benim önceliğim Kıbrıs sorunudur. Benim önceliğim Kıbrıs'tır yani.

Bu yüzden doğaldır ki ben daha ileri bazı görüşleri değerlendirmek, bazı politikaları ileriye götürmek durumundayım. Ben Papadopulos'un görüşlerini bir an önce billurlaştırmasını, onları toplu bir hale getirmesini ve ortaya koymasını istiyorum. Ama örneğin tarih bekleyen, ama örneğin AB'den görüşme tarihi bekleyen Türkiye için bu öncelikli bir durum değil ve olmayabilir. Ama benim için son derece önceliklidir. Bu bakımdan Türkiye ile benim önceliklerimin aynı olmasını beklemek doğru değil. Ama önemli olan şudur ki Türkiye ile bizim Kıbrıs politikalarımızın birbiriyle uyumlu olup olmadığıdır. Bu açıdan olaya bakacak olursak ortada bir sorun görmüyorum. Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının politikaları son derece uyumludur. Birbirine yakındır ve zaten bu politikalar, görüşülerek, değerlendirilerek, ayarları yapılarak, ince ayarları da yapılarak yürütülüyor.

Bu bağlamda Türkiye ile Kıbrıs politikası konusunda bir görüş farklılığı söz konusu değil.

Soru: "Türkiye talimatı veriyor, hükümet yapıyor" modeli terk mi ediliyor?

Yanıt: Öyle bir durum söz konusu değil, olamaz da. Az önce söylediğim gibi bizim önceliğimiz Kıbrıs sorunudur ve Kıbrıs sorunuyla en yakından biz ilgileniriz. O yüzden elbette ki bizim söylediklerimiz, bizim değerlendirmelerimiz, bizim gerçekliklerimiz Kıbrıs'a ilişkin konularda önceliklidir ve öncelikli olmak durumundadır.

Biz Türkiye'den talimatla değil, Türkiye ile görüşerek, tartışarak, koordine ederek uyumlu bir politika izlemeye çalışıyoruz.

Soru: Papadopulos'un önerilerini beklediğinizi söylüyorsunuz. Böyle bir durumda Papadopulos'la görüşür müsünüz?

Yanıt: Dediğim gibi Papadopulos önce ne istediğini belirlemelidir. Bütün dünya bunu bekliyor zaten ben beklemiyorum. Belirlesin, bunu bir takdim etsin. Bütünlüklü bir çözüm için görüşlerini belirlesin. Yoksa Larnaka Limanı'nda bir rıhtım verecekmiş de veyahut da Maraş'ı verirseymişiz razı olacakmış Mağusa Limanı'nı ortak çalıştırmaya filan gibi öneriler değil, bütünlüklü bir çözüm için önerilerini hazırlasın, iletsin, inceleyelim, elbette ki görüşeceğiz.

Soru: Erken seçim ama tarih yok. Anayasal süreç de çalışıyor. Hükümeti kurmakla görevlendirildiniz ama gördüğümüz kadarıyla çalışma da yapılmıyor. Öyle görülüyor ki görevi de iade edeceksiniz...

Yanıt: Sürenin dolmasını bekleyecek değilim. Ama istişare ediyorum arkadaşlarla. Onların da yakacağı ışık çerçevesinde görevi iade edip etmemeye veya ne zaman görevi iade etmeye karar vereceğiz. Sonuçta bir koalisyon kurulacak, bizim milletvekili sayımız yetmediğine göre hükümete hem koalisyon ortağı arkadaşlarımızla, hem partili arkadaşlarımızla değerlendirme yapmak zorundayız.

Tabii sayın cumhurbaşkanı ile de. Sonuçta gerek erken seçim kararını verecek olan, gerekse görevlendirmeleri yapacak olan sayın cumhurbaşkanıdır. Hafta sonuna geldik ve bayram tatili de başladı. Herhalde bayram tatilinden sonra tam anlamıyla kararımızı vermiş olacağız. Belki ondan önce de olur, belki ondan önce de veririz ama sürenin sonuna kadar kalalım diye bir durumumuz yok.

Fakat bir şey daha var. Bu meclisten bir hükümetin çıkmayacağı da ayan beyan ortada. Böyle bir hükümet varsayın ki çıktı, çıkabildi, o da bizim dışımızda bir hükümet olmayacak, o da belli. Dolayısıyla başka bir başbakan adayı vardır da ona bir an önce verelim diye bir durum yok. Varsa biri ve derse sıramı kesiyorsunuz ben hemen yarından veririm. Ama öyle bir durum söz konusu değil. Hem düşünmek, hem zaman kazanmak hem de herkesin düşünmesini sağlamak için şimdilik elimde tutuyorum ama bu ille de 15 günü dolduracak şekilde olacaktır gibi bir iddiam yok.

Soru: Anlaşılan o ki meclis de erken seçim kararı alamayacak , çünkü bir içtüzük engeli çıktı....

Yanıt: Meclis içtüzüğü engeli yoktur. O uydurmadır.

Soru: 90 gün geçmeden meclis erken seçim kararı alabilir mi?

Yanıt: Meclis içtüzüğünü meclis değiştirir bir anda

Soru: Var mı partilerde bu irade?

Yanıt: Yok işte. Yani o uydurmadır diyorum yani karar verilecek olsa meclis içtüzüğü yarım saatte değiştirilir.

Soru: Yani bir umut var mı bu yönde?

Yanıt: Kabul edilmedi. Bütün çaba ne kadar uzatabilirsek seçim sürecini o kadar iyi olur üzerine odaklandı muhalefet partileri.

Soru: Peki bu tutum CTP'nin yıpranması için mi sürdürülüyor?

Yanıt: Hayır. CTP yıpranmaz. Niye yıpranacak ki CTP. CTP ve DP çok güzel icraat yapıyorlar onun için hiçbir sorun yoktur. Bu hükümet kadar doyurucu icraat yapan başka bir hükümet geçmişte olmadı. O yüzden bundan benim endişem yoktur. Ha bizim eksimiz yok mu, var. Bir yanlışımız yok mu var. Var da geçmiş hükümetlerle kıyasladığınızda son derece daha iyi bir noktadayız. O yüzden ondan korkmuyorum. Bir azınlık hükümeti olmasına rağmen icraat da yapıyor, karar alıyor ve uyguluyor.

Soru: O zaman muhalefet mi hazır değil seçime?

Yanıt: Muhalefet hazır değil. Biz hemen seçim diyoruz. UBP erteledikçe erteliyor. Gelin şubat ayında bir tarih saptayalım diyorlar. Zaten bu gidiş şubatta seçime götürüyor. Yani ben niye anlaşacağım ki seninle o zaman. Sebebi ne. Yasa değiştireceğim de bilmem ne yapacağım. Bu zor bir iş. Meclis içtüzüğünün değiştirilmesi gerekiyor veya bir yasa değişikliği yapmak gerekiyor. Yasa değişikliği yapmak zor mu, değil. Meclis içtüzüğünü değiştirmek zor mu o da değil. Ama sonuç olarak eğer gönülsüzse diğer taraf, bu olmaz ve üstelik de bütün bu zahmetlere girmeye hiç gerek yoktur. Zaten şubat ortalarında seçim kendiliğinden gelecektir.

Soru: Yani şu anda meclisin feshedilmesine doğru mu gidiyoruz?

Yanıt: Meclisin feshi söz konusu değil bizim sistemimizde

Soru: Cumhurbaşkanının yok mu yetkisi?

Yanıt: Erken seçimi ilan eder, meclisi feshetmez. Meclis devam eder, meclis yenisi seçilinceye kadar görevdedir.

Soru: Fakat herhalde çalışma yapamaz?

Yanıt: Yapar, yasa da yapar, her şeyi yapar

Soru: Bu süreç mi beklenecek?

Yanıt: Öyle görünüyor. Maalesef öyle görünüyor. Muhalefet, özellikle UBP kanadı muhalefetin bu konuda hiç gönüllü değil

Soru: DP de istemiyor sanıyorum

Yanıt: DP de değil. DP bir ara yaklaştıydı o duruma. Sonra... Şubat zaten sürüklenerek gideceğimiz tarihtir.

Soru: Seçimden nasıl bir sonuç çıkar, CTP ne yapar?

Yanıt: Valla iyi bir sonuç çıkar. Kıbrıs Türk halkının referandumda ortaya çıkan, sandığa yansıyan iradesi, bir şekilde meclise de yansır diye düşünüyorum. Bu da iyi bir sonuç olur. Sonuçta bu çözüm sürecinin öncüsü CTP olduğuna göre, bunun yansımasını CTP de alır.

Soru: CTP yeni bir vizyondan söz ediyor, kurultaya kadar vizyonun belirleneceği söyleniyor. Gerçekten CTP'nin vizyon değişikliğine mi ihtiyacı var?

Yanıt: Yeni bir şey değil. Bundan sonraki dönemde görevlerimizi yeniden saptıyoruz.

Soru: Yani vizyon değişikliği söz konusu değil.

Yanıt: Hayır, hayır. Zaten doğru vizyonumuz vardı, doğru vizyonu doğru bir şekilde götürdük ve bu noktaya getirdik Kıbrıs Türk halkını. Bence CTP tarihi misyonunu yerine getirdi ama görevi bitmedi. Misyonu çözümdü, sonradan buna Avrupa Birliği de eklendi, yani 90'larda, 70'lerde çözümdü, 90'larda Avrupa Birliği de eklendi. Tabi bütün bunları sağlayabilmenin yolu bir anlaşmaya varmaktı ve bu anlaşmayı da iki referandumdan geçirmekti, olumlu sonuç almaktı. Bunun bir tanesini yapabildi sonuçta CTP, diğer tarafını da yapamazdı zaten.

Türk tarafından olumlu sonucu çıkartmayı başardı. Önemli bir başarıdır bu diye düşünüyorum bu başarıyı. Daha ileriye götürmek ya da sürdürmek ki bunun sonucunu bütünüyle olumlu olarak almak gerekiyor.

Soru: Belli ki seçimden sonra CTP her halukarda hükümet ortağı olacak....

Yanıt: Öyle..

Soru: Peki böyle bir durumda UBP'ye kapınız hala kapalı olur mu?

Yanıt: Ha işte o zaman UBP nedir işte ona bakmak lazım

Soru: Kısa bir süre önce baktınız, vizyon değişikliğine rağmen kapınızı açmadınız

Yanıt: Baktık. Hiçbir şey yok. Hiçbir değişiklik yok UBP'de. UBP bugüne kadarki bütün yıkıntıların, bütün Kıbrıs Türkü'nün açmazlarının nedeni, müsebbibi. Dolayısıyla UBP'nin, hele UBP liderliğinin ortaya koymaya çalıştığı ama aslında daha doğru tabiriyle hiç kimse bunu bir aşağılama diye almasın ama gevelediği yeni vizyon aslında yeni değil.

Biraz şekere bulanmış acı biber. O yüzden UBP'nin Kıbrıs Türkü'ne verebileceği hiçbir şey yok. Ha çözüm yanlısı, dünya dili konuşan bir sağ parti haline gelseydi UBP o zaman elbette ki bizim hükümet kurabileceğimiz bir ortak, bir partner olabilirdi

Soru: Yani UBP'yi partner olarak görmüyorsunuz. Bu acı biberi biz yiyemeyiz diyorsunuz...

Yanıt: Öyle öyle. Toz şekere bulanmış acı biber

Soru: Nisandaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığınız netleşiyor mu?

Yanıt: Sanıyorum ki böyle bir karar kurultayda alınacak gibi görülüyor. Aday gösterip göstermeme veya kimin aday gösterileceği, o yüzden bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün değil

Soru: Son sözlerinizi ve bayram mesajınızı alabilir miyiz?

Yanıt: Bayramda geleneksel olarak özellikle Şeker Bayramı'nın, Ramazan Bayramı'nın anlamı, bu yaşadığımız şartlarda ihtiyaç duyduğumuz anlayışı içeriyor. Barış, dostluk, kardeşlik. Küslerin barışması, kavgalıların diyalog kurabilmesi, yakınlık, işbirliği. Dolayısıyla bu bayramın bu anlamına uygun bir ülke, bir toplum yaratmak sadece bizim değil ama en başta hükümetle işbirliği içinde çalışacak tüm toplum kesimlerinin görevi. Bütün siyasi partilerimizin görevi, tüm sivil toplum örgütlerinin görevi.

Dolayısıyla bu bayram günlerinde yeniden muhasebe yapmak, yeniden durum değerlendirmesi yapmak ve Kıbrıs Türklerinin bugün yaşadığı sorunlardan nasıl çıkacağını birlikte belirlemek ve adım atmak görevimiz olmalı diye düşünüyorum.

Halkımız geçmiş bayramlardan daha iyidir. Gelecek ile karşı karşıyadır. Geçmişte daha karamsar olmak için var olan nedenler bugün artık ortadan kalkmıştır.

Kıbrıs Türkü dünya ile uyumlu, dünya ile konuşan bir halk olarak, bir toplum olarak ortaya çıkmıştır. Bunu değerlendirmek ve bu doğrultuda izolasyonları ortadan kaldırmak mücadelesini ileriye götürmek, bunun için toplumsal uzlaşmayı ve birliği ileri götürmek görevdir ve Şeker Bayramı'nın da anlamıyla uyumludur.

Benim dileğim mutlu, güzel günler, barış içinde, din, dil, ırk, cins ayrımı olmayan bir dünya ile bütünleşen bir Kıbrıs Türk halkı, benim arzum bu.

KIBRIS 15/11/2004

İşte turizm anlayışımız

TURİSTLER HAYRETTEN DONAKALDI... Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın kararıyla eski eserleri ziyarette ve müzelere girişte bilet parasının dövizle ödenmesi yasaklandı. Bu yerlere artık sadece Türk Lirası ödenerek girilebiliyor. TL'si olmayan turistler ise kapılardan geri çevriliyor. Özellikle Güney Kıbrıs'tan günübirlik KKTC'yi ziyarete gelen ve gün geçtikçe artan yabancı turistler ve Rumlar, uygulamayı hayretle karşıladı. "Nasıl turizm ama..."

Ali CANSU

Ekonominin itici sektörü olan, gelişmesi için milyonlarca dolarlık teşvikler verilip tanıtım çalışmaları yapılan turizmde akıl almaz bir uygulama başlatıldı.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın kararıyla eski eserleri ziyarette ve müzelere girişte bilet parası olarak turistlerin döviz ödemesi yasaklandı. Bu yerlere artık sadece Türk Lirası ödenerek girilebiliyor. TL'si olmayan turistler ise kapılardan geri çevriliyor.

Bakanlığın, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi'ne gönderdiği yazıda, söz konusu yasağa uymayanların cezalandırılması emri de verildiği öğrenildi.

Müzelere girişte ve eski eserleri ziyarette ödenen bilet ücretlerinde istismar yapılmasını önlemek amacıyla başlatıldığı belirtilen uygulama, turizmciler tarafından doğru bulunmaz ve tepkiyle karşılanırken, turistler söz konusu karar karşısında hayretten donakaldı.

Özellikle Güney Kıbrıs'tan günübirlik KKTC'yi ziyarete gelen ve gün geçtikçe artan yabancı turistler ve Rumlar, uygulamadan olumsuz etkilendi. Çok sayıda yabancı ve Rum turist, ziyaret için gittikleri eski

eserler ve müzelerden "Böyle bir şey olamaz... Bu tatsız bir şaka olmalı" diyerek ayrılıyor. Ceplerinde Türk Lirası olmayan turistlerin müzelere girişine ve eski eserleri ziyaretine kesinlikle izin verilmiyor.

Bu konuda görüşünü aldığımız turizmciler, ülkemize gelen turistlerin en iyi şekilde ağırlanması, kendilerine her türlü kolaylığın gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, cebinde TL olmadığı için bir turistin müzeye girememesinin KKTC turizmi için bir utanç ve çok olumsuz bir tanıtım olduğunu vurguladı. Uygulamanın kabul edilemez olduğunu ifade eden turizmciler, bilet kesmede istismarı önlemek için, turistleri etkilemeyecek, aksine onları memnun edecek düzenlemelerin yapılabileceğini; örneğin Kıbrıs Lirası, sterlin ve dolar olarak da giriş biletleri bastırılabileceğini ifade etti.

Müze ve eski eserlere girişte başlatılan döviz yasağının derhal kaldırılmasını isteyen turizmciler, bu uygulamanın turistleri üzmekten ve bin bir zorlukla geliştirilmeye çalışılan ülke turizmini darbelemekten başka anlamı olmadığını kaydetti.

Dünyanın her yerinde bu böyledir

Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Salih Egemen, tüm dünyada eski eserler ve müzelere girişte o ülkenin parasının kullanıldığını söyledi.

Müze ve eski eserlere girişin fiyatlarını ve hangi para biriminin kullanılacağını sadece Bakanlar Kurulu'nun belirlediğini kaydeden Egemen, daha önce bu gibi yerlerde kalan bekçilerin giriş biletlerinin üzerinde TL yazmasına rağmen dövizle bilet kestiğini ve bunun da su istimale açık olduğunu belirtti. Bekçinin içeriye girişte Türk Lirası alması gerekirken dolar, sterlin veya Kıbrıs Lirası olarak döviz bürosu gibi para bozduğunu bunun da çok yanlış olduğunu ifade eden Egemen, "Daha önce bekçiler bu uygulamayı yapıyordu. Ancak, bu hiç bir zaman yapılmaması gerekiyordu. Çünkü, yapılan iş su istimale açıktır. Dünyanın her yerinde eski yerlere girişte o ülkenin parası kullanılır. KKTC'de de bu yapılıyor. Bekçilerin daha önce dövizle bilet kesmesini önlemek için tüm eski eserler ve müzelere bir yazı yollayarak, giriş biletlerinin Türk Lirası'ndan başka bir parayla kesilmemesini istedik" diye konuştu.

Egemen, Bakanlar Kurulunun kendilerine girişlerde alınacak para miktarını 2 Kıbrıs Lirası, 4 Amerikan Doları veya 3 euro olarak belirlemesi durumunda bu uygulamanın uygulanabileceğini de belirtti.

Tek kartla bütün yerlere giriş yapılabilir

Kıbrıs Türk Turizm ve Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı dünyanın her ülkesinde eski eserler ve müzelere girişin o ülkenin parasıyla yapıldığını kaydederek, istendiği taktirde bakanlar kurulunun yetkisiyle turistlere kolaylık sağlamak amacıyla döviz cinsi biletlerin bastırılabileceğini söyledi.

Daha önce eski eserler ve müzelere girişte Kıbrıs Lirası, sterlin, euro veya dolar alındığını ancak kurların her gün değiştiği için karmaşa olmasın diye Turizm Bakanlığı'nın girişlerde Türk Lirası uygulamasını getirdiğini anlatan Beydağlı, "Aslında, ülkeye girişlerde Lefkoşa, Gazimağusa, Girne veya Güzelyurt bölgelerini gezecek olan turistlere gerek tek ilçede gerekse tüm ilçelerdeki eserleri gezmesi için bir kart satılması uygun olabilir. Turist, elindeki bu kart ile istediği yere girebilir. Karışıklık da ortadan kalkar. Tur operatörleri veya turizm acenteleri ülkeye gelecek olan turiste bu kartı da satar ve girişlerde hiç bir sorun yaşanmaz" dedi.

KIBRIS 15/11/2004

Denktaş’tan veda!

Cumhurbaşkanı Denktaş KKTC’nin yıldönümünde halka seslendi. makamında son kez konuştuğunu belirten denktaş devlete sahip çıkılması gerektiğini vurguladı

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bize ‘aferin’ deyip, sırtımızı okşasınlar diye biz haklarımızı, yani devletimizi, egemenliğimizi, bağımsızlığımızı korumaktan, Rumlar’ın hiçbir zaman hükümetimiz olmayacağını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz, vazgeçemeyiz. Daha iyi günler, dünyaya açılma diyerek bağımsızlıktan vazgeçmeye kimsenin hakkı yoktur” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC’nin 21’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla halka seslendi. Cumhurbaşkanı olarak son kez KKTC’nin kuruluş yıldönümünde konuştuğunu belirten Denktaş, konuşmasında, daha çok devlete sahip çıkılması gereğini vurguladı.

KKTC’yi tanımayan ve 30 yıldır bu yanlıştan dönmeyen ülkelerden hak ve adalet bekleyerek vakit geçirmenin boşuna olduğunu ifade eden Denktaş, vaktin devleti daha mamur, daha zengin, daha güzel bir yurt haline getirmeye harcanması gerektiğini belirtti ve “Bağımsızlığımızı, devletimizi feda etmeden barış.. Feda etmeden uzlaşma.. Kıbrıs Rumu’nu meşru Kıbrıs Hükümeti olarak kabul etmeden yeni bir ortaklık. Bunlara hepimiz razıyız ama Rum’a yamalanmak, Türkiye’nin gölgesinden, garantisinden arındırılarak Rum’un yaması olmak hayır” şeklinde konuştu.

Yıllarca kendisine “uzlaşmaz” damgası vurulduğunu kaydeden Denktaş, bunun, kendisini “dize getirmek” için yapıldığını, Rum’u meşru hükümet olarak kabul etmesi için yapıldığını belirtti ve “her defasında Rum önümüze konulmuş olan belgeleri reddettiği halde sanki ilk defa refarandumda reddetmiş gibi bir öfkeye kapılmışlardır. Neden? Çünkü Annan Planı ile Türk halkına son darbeyi vuracaklar, Türkiye’yi adadan çıkaracaklar ve bizi er-geç kendilerinin kabul ettiği meşru Kıbrıs Hükümeti’ne yamalama yoluna gideceklerdi" dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Burada Annan planının neleri alıp götürdüğüne bakılmaksızın, kendi çıkarları için konuşanların Rum hegomanyası altında bir Kıbrıs’ta ne kadar dayanabileceklerini de düşünmeleri gerekir. Barış, uzlaşma, körü-körüne ‘barış isteriz, uzlaşma isteriz’ çağrıları ile elde edilemez. Uzlaşma karşılıklı anlayış ister. Aynı vizyonu paylaşmak gerekir. Karşılıklı güvene ve saygıya ihtiyaç vardır. Burada bunlar yoktur. Rum’un vizyonu, Kıbrıs’ın meşru hükümeti oldu, bizim azınlık olduğumuz, kendilerinin olan Kıbrıs’ın kuzeyinin işgal altında olduğu ve Kıbrıs meselesinin 1974’te bir işgal meselesi olarak başladığıdır. Bunu kabul ediyor musunuz? Etmiyorsanız, oturup yeni bir değerlendirme yapmamız gerekir."

YENIDUZEN 14/11/04

KKTC’nin 21. kuruluş yıldönümü

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 21. kuruluş yıldönümü, bugün resmi törenler ve etkinliklerle kutlanacak.

Ramazan Bayramı’nın ikinci gününe denk gelen kutlamalar çerçevesinde Başkent Lefkoşa’da ve ilçelerde resmi geçit törenleri yapılacak. Törenlerde Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nı temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM’yi temsilen TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut ve hükümeti temsilen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener yer alacak. Genelkurmay Başkanlığı temsilcisi de etkinliklerine katılacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC’nin 21’inci kuruluş yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanlığı’nda 08.30’da halkın tebriklerini kabul edecek. Denktaş, saat 15.30-16.30 arasında ise Girne Dome Otel’de halka açık “Cumhuriyet Resepsiyonu” verecek.

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Lefkoşa’da dört tören düzenlenecek. İlk tören saat 09.00’da Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’nda yer alacak. Saygı duruşu ve saygı atışının ardından İstiklal Marşı’yla bayraklar göndere çekilecek. Tören, anıt özel defterinin imzalanmasıyla tamamlanacak.

Yine saat 09.00’da Lefkoşa Şehitler Anıtı’nda da bir tören yer alacak. Bu törende çelenkler anıta sunulacak; saygı duruşunda bulunulacak ve saygı atışı yapılacak.

Kıbrıs Türk halkının mücadele lideri Dr. Fazıl Küçük’ün Anıttepe’deki kabrinde yer alacak tören saat 09.30’da başlayacak. Çelenklerin sunulmasını saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla bayrakların göndere çekilişi izleyecek. Törende daha sonra Cumhurbaşkanı, TC Cumhurbaşkanı adına, TBMM adına, TC Hükümeti adına ve Genelkurmay Başkanlığı adına törene katılanlar anıt özel defterini imzalayacak.

Başkentteki resmi geçit töreni ise saat 10.00’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda İstiklal Marşı’yla başlayacak.

TÜRK YILDIZLARININ GÖSTERİSİ

Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı Akrobasi Timi “Türk Yıldızları”, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü kutlama törenlerinde gösteri yapacak. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, “Türk Yıldızları”, 15 Kasım Pazartesi günü ilk olarak Lefkoşa’daki resmi törenlere pasaj geçişiyle katılacak. Akrobasi timi, daha sonra Girne üzerinde 15.30-16.00 saatleri arasında halka açık olarak hava gösterileri gerçekleştirecek.

YENIDUZEN 14/11/04

Papadopulos’un gözyaşları riyakardı! Hristofiyas, Pinokyo gibi”

Güney’de yayımlanan ALİTHİA gazetesi, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’le kısa soru-cevap şeklinde yaptığı söyleşiye yer verdi. Gazeteye göre soru ve yanıtları şöyle:

Soru: Tasos Papadopulos’un mu, yoksa Klerides’in mi gözyaşları sizi rahatsız etti?

Nikos Anastasiadis: Klerides’in gözyaşları hakikiydi Papadopulos’un ise riyakardı.

Soru: En son ne zaman ağladınız?

Yanıt: Karpaz’a gittiğim zaman.

Soru: Tekrar ne zaman gideceksiniz?

Yanıt: En kısa zamanda.

Soru: Tekrar gidişinizde Karpaz özgür olacak mı?

Yanıt: Kafamda kurduklarımla, endişeleniyorum.

Soru: Ben Annan planının olduğu şeklinden yanayım.

Yanıt: Ben de olduğu gibi şeklinden yanaydım ve “evet’i” destekledim. Fakat bugün planı reddedenlerin endişelerini giderecek düzenlemelerin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Soru: Ne ölçüde veto uygulayacağımızı biliyor musunuz?

Yanıt: Başkan Papadopulos’a sor.

Soru: Yaşayabilir ve çalışabilir bir çözümün tarifini yapabilir misiniz?

Yanıt: Çözümsüzlük.

Soru: Pinokyo’nun ete kemiğe bürünmüş hali kimdir?

Yanıt: Hristofyas.

Soru: 17 Aralık için heyecan duyuyor musunuz?

Yanıt: Evet, bir çeşit heyecan duyuyorum, ayrıca soğukkanlı olmamızı diliyorum.”

YENIDUZEN 14/11/04

“Veto”yu sözlükten çıkardılar!

Rum ve Yunan hükümetlerinin, yeni bir değerlendirmeye kadar, veto kelimesini sözlüklerinden çıkardıkları, AB zirvesinin yapılacağı 17 Aralık’a kadarki dönemi, Avrupalı ortaklarıyla temas için değerlendirmeye karar verdikleri bildirildi.

FİLELEFTHEROS Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Lefkoşa’nın Rum kesiminde gerçekleşen görüşmelerinde; Türkiye’ye tarih vermek için ortaya konulan önşartlar konusunda Avrupalı ortaklarından destek sağlamak için ziyaretler gerçekleştirilmesi gerektiği saptamasında bulunduklarını haber verdi.

Gazete “Müttefik Arayışı – Atina ve Lefkoşa’dan, Aralık Arifesinde Tezlerine Destek Bulmak İçin Geziler – Veto Kelimesi, Nihai Değerlendirmeye Kadar Bir Kenara Bırakıldı” başlık ve spotlarıyla manşetten verdiği haberinde herşeyin, Aralık ayındaki zirve kararlarında benimsenecek olan ifadelerde belirlenecek gibi göründüğünü yazdı, haberini şöyle sürdürdü:

“Edindiğimiz bilgilere göre Atina bu dönemde, Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Valinakis tarafından Paris, Lahey ve Viyana’ya ziyaretler gerçekleştirilmesini planlıyor. Başka ziyaretler gerçekleştirilmesi olasılığı da açıktır. Başkan Papadopulos, bu haftaki planlı Roma ziyaretinin ötesinde, başka AB üyesi ülkeleri de ziyaret edecek. Halen, en az bir ziyaret ayarlanmaya çalışılıyor.

Karamanlis ve Papadopulos’un açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla; Aralık olguları üzerinde yeni bir değerlendirme yapılana kadar veto kelimesi, her iki hükümetin de sözlüğünden çıkarıldı. Bu aşamada, diplomatik çabalara ağırlık veriliyor. Başbakan Karamanlis dünkü özel birleşimde meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada; Türkiye’nin Avrupa sürecinin, daha çok kendisine (Türkiye’ye) bağlı olduğunu söyleyerek, olumsuz olmaya devam eden Türkiye’ye de açaık bir mesaj gönderdi.

Lefkoşa’nın, Ankara’yla diyalog çabasında Türkiye’nin olumsuz tutumu kırmızı ışık yaktı. Ankara’nın; biri AB üye ülkesinden biri de Avrupalı olmayan bir ülkeden iki arabulucunun önerisini reddetmesine rağmen bu talep sürdürülecek.

Hollanda dönem başkanlığı, AB’taki diğer büyük konularda da olduğu üzere, Türkiye’yle ilgili açıklamaların, farklı yaklaşımları ifade edecek bir ifade ortaya konulması için çeşitli görüşlerin sentezini yapmaya çalışacak. Yunanistan ve Kıbrıs bu sonucu bekliyor."

Çözüm için yeni olgular

Aynı gazete Karamanlis’in, Rum meclisinin dünkü özel birleşiminde yaptığı konuşmaya “Üyelik, Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin Yeni Olgular Yaratıyor – Karamanlis: Türkiye’nin Avrupa Süreci Kendisine Bağlıdır” başlığıyla iç sayfasında yer verdi.

Gazete Karamanlis’in Rum meclis kürsüsünden verdiği mesajın; “Elen tarafı, Kıbrıs’ın AB’a üyeliğinin yarattığı yeni olgulasr temelinde bir çözüm istiyor” şeklinde olduğunu, Türkiye’nin üyelik sürecinin yine kendisine ve davranışlarına bağlı olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre dünkü özel birleşimde Karamanlis’e hitap eden Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ise; “Tarih alması halinde, Türkiye’nin üyelik sürecinin değerlendirilmesi bizim için; Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulmaya yönelik stratejimizin devamıdır” dedi.

YENIDUZEN 14/11/04

Hiçbir kazanç, çözümün yerini tutmaz’

Talat: Bugün, hiç bir kazancın, Kıbrıs’ta çözümün yerini tutamayacağının bilinci içerisinde, “Evet” oylarımızla anlamsızlaşan haksız izolasyonların kaldırılması için mücadele etme, Kıbrıslı Türkleri Avrupa ile dünya ile buluşturma zamanıdır.

“Her yeni adımın, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bir başlangıç olmasını arzulayarak; Kıbrıs Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti süreçlerinde hep çözümü konuştuk, çözümü aradık.”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler için hiçbir kazanımın çözümün yerini tutamayacağını söyledi. KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajında Başbakan Talat, “Her yeni adımın, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bir başlangıç olmasını arzulayarak; Kıbrıs Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti süreçlerinde hep çözümü konuştuk, çözümü aradık” dedi.

Çözüm istencimizi hiçbir zaman kaybetmememiz gerektiğine dikkat çeken Talat, ancak, yaşadığımız topraklarda ‘azınlık’ olmayı, dünyayı uzaktan izlemeyi ve tanınmayan bir varlık gibi kabul edilmeyi içimize sindiremediğimizi de vurguladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat’ın KKTC’nin 21’inci kuruluş yıldönümü nedeniyle yayınladığı yazılı mesaj aynen şöyle:

Kıbrıs sorununu çözme ve dünyayla kucaklaşma mücadelesi verdiğimiz bugünlerde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 21’inci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz.

Bugün artık, hiçbir toplumun, hiçbir devletin hatta hiçbir bireyin kendini uluslararası camiadan soyutlayarak, dünyadan kaçarak, dünyanın gerçeklerini görmezden gelerek, yaşamını sürdüremeyeceğini çok iyi biliyoruz. Bunu yaşayarak öğrenmiş bir halkız. Hatta öğrenmekle de kalmadık, dünya ile bütünleşme sürecindeki kararlılığımızı tüm dünya devletlerine de göstermiş durumdayız ve içerisinde bulunduğumuz koşulları gerçekçi bir şekilde değerlendirerek, Kıbrıs Türk halkı olarak bir bütünlük içerisinde Avrupa’ya yürüyoruz.

Tarihi bir süreç yaşayan Kıbrıs Türk halkı olarak, yaşadığımız tüm sorunların anasının Kıbrıs sorunu olduğunun bilinci içerisindeyiz. Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya koyduğumuz kararlılık, Kıbrıs Türk halkının dünya devletleri gözünde ‘uzlaşmaz’ görünmesini ortadan kaldırmaya yetmiştir. Bu arada Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki en büyük engellerden biri olmaktan da çıkmıştır.

Bugün, hiç bir kazancın, Kıbrıs’ta çözümün yerini tutamayacağının bilinci içerisinde, “Evet” oylarımızla anlamsızlaşan haksız izolasyonların kaldırılması için mücadele etme, Kıbrıslı Türkleri Avrupa ile dünya ile buluşturma zamanıdır.

Her yeni adımın, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bir başlangıç olmasını arzulayarak; Kıbrıs Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti süreçlerinde hep çözümü konuştuk, çözümü aradık.

Çözüm istencimizi hiçbir zaman kaybetmememiz gerektiğini biliyor; fakat, yaşadığımız topraklarda ‘azınlık’ olmayı, dünyayı uzaktan izlemeyi ve tanınmayan bir varlık gibi kabul edilmeyi içimize sindiremiyoruz.

Kıbrıs Türk halkı bu topraklarda asırlardır tüm zorluklara göğüs germiş, tarihin hiçbir döneminde zorluklardan yılmamış, mücadeleyi bırakmamış, özverinin demek olduğunu dünyaya göstermiş, gerektiğinde cepheye koşmuş, şehit vermiş; ardından çocuklarının göç etmesini, işsiz kalmasını gözyaşlarıyla izlemiş ve yaşadığı tüm tecrübelerin toplamında Kıbrıs sorununun çözümüne kilitlenmiştir.

Geçmiş 15 Kasım mesajlarımızda, Kıbrıslı Rumların tek başlarına Avrupa Birliği’ne girmeleri halinde yaşanacak sorunları, öylesi bir durumun Türkiye’yi tehdit edeceğini söylemiştim ve bugün tüm bunların doğrulandığını görüyorum.

KKTC’nin, Kıbrıs Türkünün kendi devletinde refah ve mutluluğu yakalama olanağına sahip olması amacıyla ilan edildiğini biliyor; Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletinin eşit düzeyde egemen olacağı, siyasi eşitliğimiz temelinde ve Türkiye’nin garantörlüğünde sağlanacak bir çözümün, Kıbrıslı Türklere Avrupa’nın kapılarını açacağına olan inancımızı sürdürüyoruz.

Kıbrıs Türkü alın terinin, mücadelesinin, fedakarlığının, emeğinin ve yitirdiği onca yılın karşılığını ancak, dünya ile kucaklaştığı gün almış olacaktır.

YENIDUZEN 14/11/04

Güç paylaşımına yanaşmıyorlar

Talat, KKTC’nin 21. kuruluş yıldönümü etkinlikleri için adada bulunan, parlamenter, akademisyen ve basın mensuplarından oluşan yabancı konuklara brifing verdi.

Annan Planı’yla başlayan ve referandumla farklı bir boyut kazanan süreci değerlendirirken, Kıbrıs Türk halkının “evet”, Rum tarafının ise “hayır” demesine rağmen Avrupa Birliği’ne Rumların alındığı, dolayısıyla Kıbrıs Türkü’nün de uluslararası kamuoyundan birşeyler beklediğini anlatan Talat, Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargo ve izolasyonun gereksiz ve adaletsiz olduğunu yineledi.

Talat, dünyadan izole yaşamak istemeyen Kıbrıs Türkü’nün başlıca beklentisinin izolasonlardan kurtulmak ve Rumların kontrolündeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği gerçeğinin dünya tarafından anlaşılması olduğuna dikkat çekti.

Serbest ve direkt ticaretin önemine işaret eden Başbakan Talat, bunlar olmadan AB sisteminin gerekleri ve pensiplerinin yerine getirilemyeceği kaydetti. Talat, mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin Rum tarafının engellemelerine takıldığını anlattı.

Kıbrıs Türk halkının çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği yönündeki istencine de dikkat çeken Talat, Annan Planı’nın çözümün temel çerçevesini oluşturmayı sürdürdüğü ve olası anlaşmanın 2 ayrı egemen halkın ortaklığına dayanması gerektiğini kaydetti.

“HAYIR”IN ESAS GEREKÇESİ.

Talat, Rumların, planı güvenlik nedeniyle reddettiği yönündeki söylemlerini gerçekçi bulmadığını ifade ettiği konuşmasında, bir soru üzerine, Rumların Türklerle güç paylaşımına yanaşmak istemediğini, plana “hayır”demelerinin esas gerekçesinin bu olduğunu söyledi.

Türkiye’nin AB üyeliği yönünde tarih alma beklentisiyle ilgili olarak ise Talat, bir başka soruya karşılık, Rumların, Türkiye ile AB arasında üyelik müzakelerelerinin başlamasına yönelik vetosunun Türkiye için gerçek bir tehdit oluşturmadığını kaydetti.

VERİLEN SÖZLER...

Bir diğer soru üzerine ise, Kıbrıslı Türklerin referandumun ardından hayal kırıklığına uğradığını; gerek Birleşmiş Milletler, gerek, AB ve gerekse birçok ülke liderinin vermiş olduğu sözler bulunduğunu ve bunların yerine getirilmesini beklediğini kaydeden Talat, eski politikaları uygulayarak birşey ele edilemeyecek bir pozisyonda olunduğunu ve bu durumun ne kadar süreceğini kendisinin de net olarak bilmediğini ifade etti.

HALKIN SESI 15/11/04

Cumhuriyet mesajları izolasyonlara odaklandı

KKTC’nin kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılacak Türkiye Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve Türkiye Hükümeti’nin temsilcileri, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat’ı ziyaret ettiler.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nı temsil eden Genel Sekreter Kemal Nehrozoğlu, TBMM’yi temsil eden Başkan Vekili Sadık Yakut ve TC Hükümeti’ni temsil eden Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener’in Denktaş, Ekenoğlu ve Talat’la yaptıkları görüşmelerde, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve uzlaşma için üzerine düşeni yaptığı belirtildi ve dünyaya, referendum sonuçlarını iyi okuması ve izolasyonları kaldırması yönünde çağrılar yapıldı.

Beraberlerindeki heyetlerle dün KKTC’ye gelen Nehrozoğlu, Yakut ve Şeref, saat 16.00’dan itibaren sırasıyla Cumhurbaşkanı Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Talat’ı ziyaret etti.

Türkiye temsilcilerine, ziyaretleri sırasında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da eşlik etti.

DENKTAŞ: YANLIŞI HEP BİRLİKTE DOĞRULTACAĞIZ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kabulünde yaptığı konuşmada, Türkiye temsilcilerini aralarında görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi ve bunun Anavatan’ın Kıbrıs konusundaki bakışını gösteren ve kendilerine güven veren bir olay olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının yüzde 65’inin evetinin doğru değerlendirmesini istedklerini belirten Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün evetinin yanlış okunmaya başlandığını, bu nedenle büyük çaba harcanması gerektiğini ifade etti.

EKENOĞLU “VERİLEN SÖZLER YERİNE GETİRİLMELİ”

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, varoluş mücadelesi veren Kıbrıs Türk halkının kurduğu cumhuriyetle siyasi eşit olduğunu gösterdiğini belirterek, 24 Nisan referandumuyla da dünyaya uzlaşma isteyen tarafın Türk tarafı olduğunun gösterildiğini kaydetti.

Dünyanın da artık verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiği üzerinde duran Ekenoğlu, Kıbrıs Türk halkına konulan her türlü izolasyonun kaldırılmasını beklediklerini vurguladı.

TALAT "DÜNYA ANLAMALI"

Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin çözüm için çok önemli adımlar attığına işaret eden Başbakan Mehmet Ali Talat, ancak dünyanın yaklaşımının beklentilerin gerisinde olduğunu, dünyanın Türk tarafına çok daha pozitif yaklaşması gerektiğini belirtti.

Dünya devletleri politikalarının değişmesi için zamana ihtiyaç olduğu, bunun için aksatmadan politikaları ileriye doğru taşımak gerektiği üzerinde duran Talat, atılacak adımlar sonunda, Rum tarafının uzlaşmaz politikasının daha da deşifre olacağını kaydetti. Talat, dünyanın artık olayları görmeye başladığını söyledi.

NEHROZOĞLU “ULUSLARARASI TOPLUM GEREĞİNİ YAPMALI”

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, ziyaretler sırasında yaptığı konuşmalarda, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in tebriklerini ve selamlarını iletti.

Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve özgürlüğünü simgeleyen KKTC’nin yıldönümünde, KKTC halkının coşkusunu paylaştıklarını ifade eden Nehrozoğlu, bugüne kadar her türlü güçlüğün üstesinde birlik ve beraberlikle gelen Kıbrıs Türk halkının, bundan sonra da aynı yaklaşımı sergileyeceğine inandığını belirtti.

Son gelişmelerin çözümden yana olan tarafı açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Nehrozoğlu, artık uluslararası toplumun gereğini yapması gerektiğini, bunu beklemenin bir hak olduğunu söyledi.

Kemal Nehrozoğlu, Kıbrıs Türk halkının ve ona her zaman destek olan Türkiye’nin verdiği mücadelenin devam etmesi gerektiğini de kaydetti.

YAKUT “ÜZERLERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ YAPSINLAR”

TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, Kıbrıs Türk halkının büyük mücadelesiyle bağımsızlığına kavuşup devletini kurduğunu, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının yanında olacağını ifade etti.

Çözüm için gereken adımın atıldığını anımstan Yakut, ABD, İngiltere ve diğer AB ülkelerin de direk uçuş ve ticaret konusunda üzerlerine düşen görevleri yapması gerektiğini belirtti. Yakut, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da bu konuda dünya kamuoyuna çağrı yaptığını, fakat gelişmelerin iyi niyetli olunmadığını gösterdiğini dile getirdi.

ŞENER “BEKLEDİĞİMİZ ADIMLAR YOK AMA MESAFE ALACAĞIZ”

Türkiye Hükümeti ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın tebriklerini, selam ve sevgilerini aktaran Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Kıbrıs Türk tarafının uzlaşma tavrına rağmen Rumlar’ın uzlaşmaz bir tavır sergilediğini ifade etti ve dünyanın bunu iyi okuması gerektiğini belirtti.

Ortaya çıkan fotoğrafın doğru okunması halinde sorunların çözüleceğine inandıklarını söyleyen Şener, KKTC ve Türkiye’nin de yapacakları bulunduğunu, ilişkilerin yoğunlaştırılacağını, Türkiye’nin desteğin artarak devam edeceğini dile getirdi ve daha fazla gayret sarfetmeleri halinde dünyanın da kısa sürede olayı daha iyi anlayacağını kaydetti.

Şener, önümüzdeki sürecin önemli olduğunu ifade ederek, tüm dünyanın BM Genel Sekreteri’nin izolasyonlarla igili çağrısına kulak vermesi gerektiğini söyledi. Şener, ABD ve AB ülkelerinden bekledikleri adımların atılmadığına dikkat çekti ve “biz çabaları sürdüreceğiz, inanıyorum ki, mesafe alacağız” dedi.

KKTC’nin insan haklarına bağlı olduğunu, Kıbrıs Türk halkının demokrasiyi özümsediğini belirten Şener, Kıbrıs Türkü’nün barışın da adresi olduğunu dile getirdi ve uluslararası caimanın KKTC’nin taleplerini anlaması için çaba gösterileceğini belirtti.

Türkiye’nin KKTC’ye desteğinin aynen devam edeceğini vurgulayan Abdüllatif Şener, “herşey iyiye doğru gidecek” şeklinde konuştu.

RESEPSİYON

Bu arada, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, ziyaretlerin ardından, KKTC’nin kuruluş yıldönümüne katılmak üzere ülkeye gelen misafirler onuruna bir resepsiyon verdi. Ekonoğlu’nun resepsiyonu, saat 19.30’da Cumhuriyet Meclisi’nde yer aldı.

HALKIN SESI 15/11/04

Emeğimizin karşılığını dünyayla...

KKTC’nin 21’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla mesaj yayımlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, “KKTC’nin, Kıbrıs Türkünün kendi devletinde refah ve mutluluğu yakalama olanağına sahip olması amacıyla ilan edildiğini biliyor; Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletinin eşit düzeyde egemen olacağı, siyasi eşitliğimiz temelinde ve Türkiye’nin garantörlüğünde sağlanacak bir çözümün, Kıbrıslı Türkler’e Avrupa’nın kapılarını açacağına olan inancımızı sürdürüyoruz. Kıbrıs Türkü alın terinin, mücadelesinin, fedakarlığının, emeğinin ve yitirdiği onca yılın karşılığını ancak, dünya ile kucaklaştığı gün almış olacaktır” dedi.

Başbakan Talat, dün yayımladığı mesajda, Kıbrıs sorununu çözme ve dünyayla kucaklaşma mücadelesi verdikleri bugünlerde, KKTC’nin 21’inci kuruluş yıldönümünün kutlandığını belirtti ve şunları dile getirdi:

“Bugün artık, hiçbir toplumun, hiçbir devletin hatta hiçbir bireyin kendini uluslararası camiadan soyutlayarak, dünyadan kaçarak, dünyanın gerçeklerini görmezden gelerek, yaşamını sürdüremeyeceğini çok iyi biliyoruz. Bunu yaşayarak öğrenmiş bir halkız. Hatta öğrenmekle de kalmadık, dünya ile bütünleşme sürecindeki kararlılığımızı tüm dünya devletlerine de göstermiş durumdayız ve içerisinde bulunduğumuz koşulları gerçekçi bir şekilde değerlendirerek, Kıbrıs Türk halkı olarak bir bütünlük içerisinde Avrupa’ya yürüyoruz.”

Kıbrıs Türk halkının yaşadığı tüm sorunların anasının Kıbrıs sorunu olduğunun bilinci içerisinde olunduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya koydukları kararlılığın, Kıbrıs Türk halkının dünya devletleri gözünde ‘uzlaşmaz’ görünmesini ortadan kaldırmaya yettiğini, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki en büyük engellerden biri olmaktan da çıktığını kaydetti.

Başbakan Talat, “bugün, hiç bir kazancın, Kıbrıs’ta çözümün yerini tutamayacağının bilinci içerisinde, “Evet” oylarıyla anlamsızlaşan haksız izolasyonların kaldırılması için mücadele etme, Kıbrıslı Türkleri Avrupa’yla, dünyayla buluşturma zamanıdır” dedi.

Her yeni adımın Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bir başlangıç olmasını arzulayarak, Kıbrıs Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti süreçlerinde hep çözümü konuştuklarını, çözümü aradıklarını dile getiren Başbakan Talat, şöyle devam etti:

“Çözüm istencimizi hiçbir zaman kaybetmememiz gerektiğini biliyor; fakat, yaşadığımız topraklarda ‘azınlık’ olmayı, dünyayı uzaktan izlemeyi ve tanınmayan bir varlık gibi kabul edilmeyi içimize sindiremiyoruz.

Kıbrıs Türk halkı bu topraklarda asırlardır tüm zorluklara göğüs germiş, tarihin hiçbir döneminde zorluklardan yılmamış, mücadeleyi bırakmamış, özverinin ne demek olduğunu dünyaya göstermiş, gerektiğinde cepheye koşmuş, şehit vermiş; ardından çocuklarının göç etmesini, işsiz kalmasını gözyaşlarıyla izlemiş ve yaşadığı tüm tecrübelerin toplamında Kıbrıs sorununun çözümüne kilitlenmiştir.

Geçmiş 15 Kasım mesajlarımızda, Kıbrıslı Rumların tek başlarına Avrupa Birliği’ne girmeleri halinde yaşanacak sorunları, Böylesi bir durumun Türkiye’yi tehdit edeceğini söylemiştim ve bugün tüm bunların doğrulandığını görüyorum.”

HALKIN SESI 15/11/04

Yeniden seçilemez diye kışkırtmayın

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Nisan ayında koltuğunu bırakmaya hazırlanan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC’nin 21’inci yıldönümünde cumhurbaşkanı olarak halka son kez hitap etti ve kusurları için af diledi. Yeniden aday olmayacağını vurgulayan Denktaş, ‘Beni meydan okuyarak yapmayacağım şeylere zorlamasınlar’ dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün KKTC’nin kuruluş yıldönümünde cumhurbaşkanı olarak halka son kez hitap etti ve kusurları için af dileyerek veda etti. Yeniden aday olmayacağını vurgulayan Denktaş, ‘52 yıldır görevdeyim, hakkımı helal ediyorum. ‘Zaten yeniden seçilemez’ diyorlar. Beni meydan okuyarak yapmayacağım şeylere zorlamasınlar’ dedi.

Lefkoşa’daki törenlerde yazılı metin olmadan konuşan Denktaş’ın zaman zaman gözl
eri yaşardı, sesi titredi ve dinleyicilere duygulu anlar yaşattı. Türkiye hükümetini temsilen törene katılan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in konuşmasının ardından kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Denktaş, halka KKTC’ye sahip çıkma çağrısı yaptı ve şöyle konuştu:

Nisan ayında yapılacak seçimlerde yeniden aday olmayacağım. Hakkımı helal ediyorum. Kusurlarım varsa affola. Ama kimse ‘Denktaş terk ediyor’ demesin. Denktaş halkının arasına dönüyor. Ama her seçimde karşıma çıkıp yenilgiyi kabul eden kardeşleri
min, ‘Denktaş seçime girerse artık kazanamaz’ demelerini hazmediyorum. Kimse beni böyle meydan okuyarak, yapmayacağıma karar verdiğim bir şeye zorlamasın, çünkü yapmayacağım.

Ey halkım uyan: Ben sizi su borularından silah yapan, Barış Harekatı’nda şahlanan bir halk olarak biliyorum. ‘Hürriyet’ dedik, ‘anavatan’ dedik. İnançtan, milli heyecandan başka neyimiz vardı? Bugün bu milli heyecana ne oldu, nerdedir? Uyanın artık, uyanın, bu devlete sahip çıkın. Gaflete düşerseniz torunlarınız sizi affetmez.

Rumlarla birleşme: Bağımsız KKTC devletinin varlığı esas alınarak ve egemenlik temelinde Rumlarla birleşmeye hazırız. Yamalanarak değil. Allah bize o günü göstermesin. AB’de BM Güvenlik Konseyi’nde oturarak, Türkiye’yi sıkıştırarak, olmayacak vaatlerle, ama daima Kıbrıs Rum’unu ‘meşru hükümet’ sayarak yapmak istediklerine anavatanımız boyun eğmeyecektir.

Annan planı hortlatılıyor: Dış girişimler ve para yardımlarıyla Annan planı yeniden hortlatılmaya çalışılıyor. Bağımsızlığımızı ve devletimizi korumak torunlarımıza, tarihe karşı borcumuzdur.

HURRIYET 16/11/04

Rum yönetimine karşı NATO kozu

Murat Yetkin

AB, tarihindeki ilk ortak harekâta hazırlanırken Türkiye, KKTC'ye açılımları engelleyen Rumları NATO-AB zirvelerinden men ediyor

RADIKAL 16/11/2004

Avrupa Birliği, tarihindeki en büyük askeri operasyonu 2 Aralık'ta hayata geçirmeye hazırlanıyor. Aralarında 500'e yakın Türk askerinin de olduğu bir AB Müttefik Kuvveti, bu tarihte Bosna-Hersek'te 1999'dan bu yana devam eden NATO öndeliğindeki barışı sağlama operasyonu SFOR'u devralacak. AB önderliğindeki bu ilk askeri operasyonun kod ismi ALTHEA.
ALTHEA kuvvetlerine NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler (SACEUR) komutan yardımcısı, Alman koramiral Rainer Feist komuta ediy
or, AB silahlı kuvvetlerini (EUFOR) operasyonda yardımcısı İngiliz tümgeneral
David Leakey temsil edecek. AB Konseyi 12 Temmuz 2004'teki toplantısında bu komutanlara harekât talimatını verdi ve amacın, Bosna-Hersek'in komşularıyla barış içinde yaşayabilen
bir ülke olarak nihai hedefi
AB üyeliğine hazırlanması olduğunu ilan etti.
AB Konseyi 13 Eylül'de yeniden toplanarak, harekât konseptini onayladı. Nihayet, 11 Ekim'de yaptığı toplantıda, AB kuvvetlerinin ALTHEA harekâtı planını onayladı ve devrin 2 Aralık için öngörüldüğünü açıkladı.
AB böylece 1993-94'te gözlerinin önünde yüz binlerce kayba neden olan ve ABD müdahalesi ile sona eren Bosna trajedisindeki ağır ihmal ve beceriksizliğinden ders çıkardığını göstermek istiyor. Ve belki de artık ortak savunma
ve dış politikaya doğru mesafe aldığını kanıtlamak istiyor.
AB konseyinin bu harekâtı planlaması kolay olmadı. Çünkü AB'nin aslında bir silahlı kuvvetleri yok. NATO güçlerinin karargâh, planlama, komuta ve diğer imkân ve kabiliyetlerinden yararlanıyor. N
asıl yararlanacağını belirleyen bir dizi uluslararası hukuk metni var. Bunların başında 1999'da NATO'nun Washington toplantılarında kararlaştırılan 'Berlin+' konsepti, NATO'nun Ekim 2002 ve AB'nin Kopenhag 2002 zirveleri sonucunda Mart 2003'te Brüksel'de imzalanan 'NATO ve AB arasında Güvenlik Anlaşması' geliyor.
ALTHEA harekâtı da zaten NATO ve AB yetkilileri arasında, her iki kuruluşun da karargâhlarının bulunduğu Brüksel'de aylarca süren bir dizi toplantıyla planlandı.
Türkiye, hem NATO üyesi, hem de A
vrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın (ESDP) bir parçası olarak bu toplantıların her aşamasında aktif rol aldı.
Ancak AB üyesi olmayan Türkiye'nin katıldığı ve aktif rol aldığı bu toplantılara, 1 Mayıs'tan itibaren AB üyesi olan Kıbrıs Rum Cumhuriyeti
katılamadı. Toplantılar öncesinde bir AB yetkilisi, Kıbrıslı Rum temsilciye, toplantıya katılmasının mümkün olmadığını söyledi. Gerekçe Türkiye'nin bunu reddetmesiydi. Bir AB üyesi, AB'nin büyük kapsamlı ilk askeri harekâtının ve ortak savunma ve dış politika oluşturmaya doğru attığı ilk ciddi adımın hiçbir aşamasına katılamadı ve bunun tek nedeni de AB üyesi olmayan bir başka ülkenin engellemesiydi. Ve AB üyesi Güney Kıbrıs, hazırlanmasındaki bütün aşamalardan, AB üyesi olmayan Türkiye tarafından yasaklandığı bir harekâta onay vermek zorunda bırakılıyordu. Ankara, dış politikada hep 'iyi çocuk' rolü oynamanın sonuç getirmediğini bilerek, elindeki siyaset kozunu oynuyordu.
Aslında Türkiye, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin yalnızca Bosna-Hersek harekâtı planlaması
nda değil, NATO ile işbirliği gerektiren pek çok konudaki çalışmalardan yasaklıyor. Bunlar içinde kitle imha silahlarından
terörizme karşı mücadeleye ve en önemlisi, NATO-AB uyumu için elzem olan 'gizlilik içeren bilgi ve belgelerin paylaşımına' dek kriti
k sahalar bulunuyor.
Türkiye bunu yalnızca Güney Kıbrıs'a karşı değil, Malta'ya karşı da yapıyor. Çünkü hukuki gerekçeler aynı: Her iki ülke de ne NATO üyesi, ne NATO ile özel güvenlik anlaşması imzalamış, ne de NATO'nun Barış İçin Ortaklı programına dahi
l. Oysa Mart 2003 anlaşması, bir AB ülkesinin NATO belge ve bilgilerine ulaşabilmesi için mutlaka bu üç koşuldan birini yerine getirmesi gerektiğini kayda bağlıyor.
Türkiye siyasi kozunu bu hukuki zemin üzerinde oynuyor. Kozunu oynarken, Malta ile bir sor
unu olmadığını da söylüyor. Malta, kendi isteğiyle 1995'te BİO programından ayrılmamış olsa zaten sorunu olmayacaktı. Kaldı ki, Türk yetkililer her zeminde, Malta'nın NATO, ya da BİO'ya başvurması halinde tam destek vereceklerini söylüyorlar.
Ancak Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti için durum tam tersi. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Türk vetosu yememek için NATO'ya da BİO'ya da başvursa, yine Türk vetosuyla karşılaşacak.
Ankara'nın bu tutumu, Avrupa başkentlerinde, sorunu 17 Aralık'taki AB Zirvesi için bir pazarlık maddes
i olarak görme eğilimini güçlendiriyor. International Herald Tribune gazetesinin 11 Kasım'daki haberi bunu gösteriyor. Oysa Ankara'daki yetkililerle yaptığımız görüşmeler, 17 Aralık zirvesinde üyelik müzakereleri için tarih alıp almamasının, konunun yalnızca bir parçası olduğunu gösteriyor.
Ankara için asıl konu, Nisan 2004 halkoylamaları öncesinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin yerine getirilmemesi. Radikal'e isminin gizli tutulması kaydıyla konuşan bir kaynak, "Birleşmiş Milletler'in Kıbrı
s üzerine Annan Planı'na AB tam destek verdi. Yapılan halkoylamasında Türk tarafı planı kabul ederken Rum tarafı reddetti. Buna karşın Rum hükümeti 1 Mayıs 2004'te AB üyesi olduğu gibi, AB'nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun kaldırılması doğrultusunda, bizce sınırlı kalan kararlarını bile veto etmeye başladı. AB Kıbrıs Türklerine ve Türkiye'ye verdiği sözleri yerine getirmeli. Dolayısıyla hem hukuken hem siyaseten haklıyız" diyor.
Konu, boyutları itibarıyla, 17 Aralık zirvesini aşıp, Türkiye'nin AB
ile müzakerelerinde ilk Güney Kıbrıs onayına ihtiyaç duyduğu aşamaya kalabilecek nitelikte görünüyor.

Cumhurbaşkanı: Ambargo kalkmalı

Sezer: AB ve BM, KKTC'ye ambargonun kaldırılması için somut adım atmalı

RADIKAL 16/11/04

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'nin dünkü 21. kuruluş yıldönümü törenleri Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş açısından buruk geçti. Nisan 2005'te görevinin biteceğini ve bu törenlere cumhurbaşkanı olarak son kez katıldığını hatırlatan Denktaş, diğer yandan mücadeleyi bırakmayacağını belirtti. Cumhurbaşkanı halka şöyle seslendi: "Kimse size, 'Denktaş bizi terk ediyor' demesin. Denktaş, halkının arasına dönüyor. Çünkü cumhurbaşkanı olarak yetkileri, görevini vicdanının emrettiğince yapabileceği yetkiyle donatılmış değil. Annan Planı'na 'Evet' demiş bir halkın devşirmesi gereken ve hakkı olan bazı şeyler vardır, bunlar önünde ben engel olmam."
Denktaş, "Devletine sırt çevirmek, bağımsızlığı ortadan kaldırmak, kâğıt üzerinde verilen haklara razıyım demek haysiyetsizliktir. Size güveniyorum. Böyle bir şere
fsizliğe boyun eğmeyeceğinize inanıyorum" dedi. Başbakan Mehmet Ali Talat ise, Radikal'e "Cumhurbaşkanı bundan sonraki yeni süreçte, yeni mücadelede bize destek olursa çok makbule geçer" diye konuştu.
Törende Ankara'yı temsil eden Başbakan Yardımcısı Abdü
llatif Şener, uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutmadığını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, mesajında, Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalara son verilmesi için BM ve AB'den gecikmeden somut adım istedi. Başbakan Tayyip Erdoğan da, Kıbrıs Türklerinin dünyayla bütünleşme arzusunun daha fazla karşılıksız bırakılmamasını isteyip "Ambargo ve kısıtlamaların kaldırılması çabalarımızı sürdüreceğiz" dedi.

Gamini rezaleti

Yeliz K. SARICA

Annan Planı ile ortaya çıkan toprak tavizi yönündeki endişenin, Dipkarpaz bölgesinde yaşayan bazı kişileri, topraklarına sahip çıkmak yerine gayri yasal yollardan para kazanmaya ittiği bildirildi.

Avcılık Federasyonu Başkanı Harper Orhon, sorumsuz kişilerin Dipkarpaz bölgesindeki toprakların esas sahibi olmadıklarını, "buradan ayrılacakları ve başka bir ülkede daha iyi yaşam koşullarına sahip olacakları" düşüncesiyle hareket ederek maddi kazanç sağlamaya yöneldiklerini söyledi.

Harper Orhon, bölgedeki yaş harnup, zeytin, ardıç ve şinya ağaçlarının kesilerek gaminilerde kömür yapıldığına, çoban evlerinin yıkılarak villa yapımı için satıldığına işaret ederek, doğanın mahvedildiğini belirtti.

"Yetkililer bu duruma seyirci kalıyor"

Birçok kuşa ev sahipliği yapan bu ağaçların hızla yok edildiğini ifade eden Orhon, bölgede 6 tane gamini tespit ettiklerini, bu gaminilerde yaş kesilen harnup, zeytin, servi, şinya ve ardıç ağaçlarının yakıldığını belirtti.

Avcılık federasyonu olarak sadece kuşların barındığı yerlerin yıkılmasının değil, ağacın kesilmesinin ve çoban evlerinin yıkılmasının da apaçık bir doğa katliamı olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"Bunlar bizim kültürümüzdür. Gözümüzün önünde kültürümüz kömürleştirilip yok ediliyor. Avcılık federasyonu olarak değil, Kıbrıs'ı seven bir insan olarak buna isyan ediyoruz. Bunun sonu bizi nereye götürecek. Yağmurlar yağdıktan sonra Şelonez Limanı'nın olduğu yerde toprağın nasıl denize aktığını haftalarca o denizin kahverengi olduğunu üzülerek görüyoruz. Ağaçları kesmeyi değil, ağaçlar ekerek toprağımıza sahip çıkmamız gerekir.

Avcılık Federasyonu olarak sürdürülebilir avcılık yapabilmek için önce doğamıza sahip çıkmamız gerekir. Ama her geçen gün doğamızın katledildiğini, doğamızın birkaç kuruş uğruna yakıldığını, yeşilinin söküldüğünü, sökülen yerlerin betonlaştığını, dağlarımızın yıkıldığını, pınar sularımızın çalındığını yetkililerin ise yerinde saydığını görüyoruz. Avcılık Federasyonu olarak bunları kamuoyuna bildirmek isteriz. Çünkü gerçek çevreciler biz avcılarız."

"100 yıllık harnuplar kesildi"

Federasyon başkanı Harper Orhon, yüz yıllık harup ağaçlarının katledilerek gaminilerde kömürleştirildiğini söyledi.

Ülkemizin büyük bir çevre felaketine sürüklendiğini söyleyen Orhon, yaş şinya ve ardıç ağaçlarının traktöre bağlanarak yerinden söküldüğünü kaydetti.

Dipkarpaz Bölgesi'ndeki gaminileri dolaştıklarını ve faaliyet halinde gördüklerini anlatan Orhon, "Gaminide henüz yanmamış yaş harnup ağaçlarını tespit ettik. Ağaçların en az 100 yıllık olduklarını tahmin ediyoruz. Zeytin, harnup, şinya ve ardıçların kömür yapılmak için kesilerek yakılmaya hazır hale getiriliyor. Kesilen ağaçlar arasında 2-3 tane de ulu servi bulunuyordu" diye konuştu.

1974'den önce yapılmış olan çoban evlerinin yıkıldığını ve taşlarının villalarda kullanılmak üzere satıldığını söyleyen Orhon, tespitlerini şöyle anlattı:

"Geçen yıl ava açık olan bu bölgelerde yağmurdan korunmak için altında beklediğimiz harnup ağaçlarının bu yıl kesilmiş olduğunu gördük.

Yaş ağaçların niçin kesildiğinin sebebini araştırdık ve bir traktörün üzerinde taze kesilmiş harnup ağaçlarını gördük. Bu traktörü takip ettik. Tütün fabrikasının arkasında gaminilerin olduğunu tespit ettik.

Gaminileri görünce dehşete düştük. Yaş ağaçlar gaminilerde kömür haline getirilmek için kesiliyor. Bu gidişle bölgede ağaç kalmayacak. Yasal olmayan bir şekilde yaş zeytin, harnup, şinya ve ardıç ağaçları kesiliyor. Gamini olabilecek yerlerde inceleme yaptık. Avcıların tabiriyle kırmızı taş bölgesinde de gamini bulduk. Gaminilerin yapıldığı taşların nereden geldiğini de araştırdık. Taşların da çobanların korunmak için yapılan alındığını. Yetkililerin bir an önce önlem alması gerekir."

KIBRIS16/11/04

AP'de Türkiye fırtınası

Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu dün akşamki toplantısında tam bir Türkiye fırtınası yaşadı. AP Dışişleri Komisyonu Türkiye raporunu tartıştı. Toplantıda en çok gündeme getirilen konular, Kıbrıs ve Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkileri oldu.

Türkiye raporunu görüşmek için dün akşam toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu önerge yağmuruna tutuldu. Çoğunluğu Rum ve Yunanlı milletvekillerinden gelen 483 değişiklik önergesi sunuldu. Bu önergelerin dışişleri komisyonunun 22 Kasım'da yapacağı toplantıda oylanması bekleniyor.

Hollandalı parlamenter Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan rapor ve buna bağlı tavsiye kararında, "müzakerelerin başlamasının Türkiye'yi otomatik olarak tam üyeliğe götürmeyeceği" görüşü savunuluyor.

AP Dışişleri Komisyonu'nda geçen ay yapılan ilk tartışmada, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine hemen başlaması konusunda açık bir mesaj vermeyen rapor, özellikle sol eğilimli parlamenterlerin sert eleştirilerine uğramıştı.

AP Dışişleri Komisyonu'nun dün akşam görüşmek için toplandığı 11 sayfalık Türkiye raporuna, özellikle Rum ve Yunanlı milletvekillerinin yaptığı itirazların çoğunluğu Kıbrıs ile ilgili konuları içeriyor. Yapılan itirazların, Rum yönetiminin Türkiye tarafından tanınması, Türk askerinin adadan çekilmesi, Maraş'ın geri verilmesi, Mağusa Limanı'nın açılması ve Kıbrıs sorunu için çözüm önerileri gibi konular olduğu bildiriliyor.

Hollandalı Hıristiyan Demokrat milletvekili Camiel Eurling'in kaleme aldığı raporun 2 Aralık'ta parlamento genel kurulunda tartışılarak oylanması bekleniyor. Raporu "kaba, kırıcı, dengesiz, kabul edilemez ve düşüncesiz" kelimeleriyle tanımlayan pek çok parlamenter, rapora olumsuz oy vereceklerini ya da birçok değişiklik önergesi sunarak içeriğini değiştireceklerini, önceki tartışmalarda da belirtmişti.

Earlings: Türkiye ile müzakereler başlayabilir

Strazbourg'da yapılan oturumda söz alan Türkiye raportörü Camiel Eurling, Ankara ile üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini, ancak bunun ilk aşamada sadece siyasi kriterlerin ele alınmasıyla gerçekleşebileceğini söyledi.

Hollandalı parlamenter, Türkiye'deki yasal değişikliklerin uygulamaya konulmasının ve devamının getirilmesinin müzakerelerin başlangıcı için şart olduğunu vurguladı.

Görüş ayrılığı ortaya çıktı

Oturumda Avrupa Parlamentosu'nda siyasi gruplar arasında Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusundaki görüş ayrılıkları bir kez daha su yüzüne çıktı.

Başını Alman ve Fransız parlamenterlerin çektiği Hıristiyan Demokratlar, müzakerelerin çok şartlı başlatılması ve ucunun açık olması görüşünü savunurken, Sosyal Demokrat, Sosyalist Yeşil ve Liberal grup parlamenterleri, Avrupa Birliği Komisyonu'nun hazırladığı İlerleme Raporu'ndaki tavsiyelere uyulmasını istedi.

483 değişiklik önergesi

Avrupa Parlamentosu'nun dünkü toplantısında ele alınması için Türkiye raporuna tam 483 değişiklik önergesi verildi.

Bu önergelerin raporun tamamını değiştirebileceği belirtiliyor.

Birçok parlamenterin kaba ve kırıcı bulduğu raporda Güney Kıbrıs'ın tanınması, Ermenistan sınırının açılması, Alevilerin Müslüman azınlık olarak görülmesi gibi talepler var.

Öte yandan çoğu Rum ve Yunan milletvekilleri tarafından sunulan değişikliklerle ilgili haberini "Türkiye raporunda çuval dolusu değişiklik önerileri" başlığı altında veren Güney Kıbrıs'taki Fileleftheros gazetesi, ekim ayı sonunda hazırlanan 11 sayfalık rapora ilişkin sunulan değişiklik önerilerinin 115 sayfayı bulduğunu belirtti.

Gazete, bu önerilerin bazılarının, Rum yönetiminin Türkiye tarafından tanınması, Türk askerinin adadan çekilmesi, Maraş'ın "yasal sahiplerine geri verilmesi", Mağusa Limanı'nın açılması ve Kıbrıs sorunu için çözüm önerileri şeklinde olduklarını kaydetti.

2 Aralık'ta oylama bekleniyor

2 Aralık'ta parlamento genel kurulunda tartışılarak oylanması beklenen raporun, 6 Ekim'de yayınlanan "tavsiye raporunu" benimseyen bir hale getirilmesi amaçlanıyor.

Raporu "kaba, kırıcı,dengesiz , kabul edilemez ve düşüncesiz" kelimeleriyle tanımlayan pek çok parlamenter, rapora olumsuz oy vereceklerini ya da birçok değişiklik önergesi sunarak içeriğini değiştireceklerini, önceki tartışmalarda da belirtmişti.

KIBRIS16/11/04

Hükümet, meclisin feshedilmesini bekleyecek

Dilek ÇETEREİSİ

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, erken seçimin tarihi konusunda anayasal sürecin beklenmesinden yana olduklarını bildirdi.

Gelinen aşamada partilerin erken seçim konusunda karar almasının göstermelik olacağını, çünkü anayasal sürecin de şubat sonu erken seçimi emrettiğini belirten Serdar Denktaş, "Bekleriz. Şık olur mu? Anayasanın emrettiği her şey şıktır. Göstermelik bir mutabakat sağlamanın hiçbir anlamı yok" dedi.

Serdar Denktaş, hükümetin çoğunluğu sağlamak için bir çalışması bulunmadığını ifade ederek, "60 günün doluşu 21 Aralık'tır. 22'sinde, 23'ünde 60 gün sonrası için cumhurbaşkanı seçim çağrısı yapabilir. Bu da şubatın 20'si ile 27'si arası olur. Burada cumhurbaşkanının vereceği bir karar var, 20 şubat mı, 27 şubat mı? O tarihlerde de bu seçim yapılacaktır" diye konuştu.

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, iç ve dış konularda KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.

Herkesin merakla beklediği erken seçim konusundaki sıkıntının nasıl aşılacağına yönelik bir soru üzerine Denktaş, "4 kez bu konuda bir karara varmayan partiler şimdi, zaten sürüklene sürüklene gittiğimiz bir tarihi, karar altına alıp da göstermelik bir tavır içerisine girecekse, buna gerek yok" karşılığını verdi.

Hükümetin, erken seçim tarihi konusunda cumhurbaşkanının meclisi feshetmesinin bekleneceği mesajını veren Serdar Denktaş, partisinin bu seçimden en kârlı çıkacak parti konumunda olduğunu söyledi.

Serdar Denktaş, Ulusal Birlik Partisi'ni(UBP) de eleştirerek, UBP'nin CTP'ye sunduğu hükümet ortaklığına yönelik teklifi "teslimiyet belgesi" olarak nitelendirdi.

UBP'de rahatsızlıklar bulunduğunu ifade eden Serdar Denktaş, UBP'nin CTP'ye gördüğü ortaklık teklifini de şu sözlerle özetledi:

"CTP'ye yapılan yazılı bir teklif vardır UBP genel başkanı tarafından. Partisinin onayını alarak yaptığı bir teklif mi yoksa kendilerinin birkaç kişiyle hazırlayıp götürdüğü bir teklif mi bilmem. O teklifi gördükten sonra en azından UBP genel başkanının çıkıp da DP'yi CTP ile şöyle anlaşma yaptılar, böyle anlaşma yaptılar diye bir suçlama içerisinde olmaması gerekir. Çünkü o belge tamamıyla bir teslim belgesidir. Düşünceden teslimdir, duruştan teslimdir".

Serdar Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün referandumda Annan Planı'nı onayladığı için bundan sonra müzakere edilecek bir çözüm planının da Annan Planı olamayacağını kaydetti.

Denktaş, şöyle dedi:

"Müzakere edilecek bir çözüm planı Annan Planı olamaz artık. Çünkü biz onu referanduma götürdük, onayladık, kabul ettik, orada bir çizgi vardır. getirilecek öneriler de bizi bu çizginin gerisine götürecek öneriler olmamalıdır. Yeni bir çözüm planı gelir mi, gelmez mi? İleride gelebilir; ama bu Annan Planı olmaz. Ha Annan Planı esas teşkil eder mi? Kapsamlı bir plandır bugüne kadar ortaya çıkan ve bu plan Gali Fikirler Dizisi'nden de De Cuellar belgesinden de alıntılar içerir. Dolayısıyla bu plandan hareket edilerek yeni bir plan çıkacaktır önümüzdeki dönemde".

Soru ve yanıtlar

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar aynen şöyle:

Soru: Kıbrıs konusunda geldiğimiz aşama nedir?

Yanıt: Resmi kanallardan verilen hiçbir sözün yerine getirilmediğini görmekteyiz. Uluslararası camiada her ne kadar da siyasilerimize yönelik bir sempati ve daha çok bir kabul görme varsa bile bu halkımıza bir anlam ifade etmez. Bizim beklentimiz neydi? Uluslararası camianın vermiş olduğu izolasyonların delinmesi, kalkması, ticaretin başlayabilmesi, spor ambargosunun kalkması gibi verilen sözlerin yerine getirilmesi, ki halkımız bu anlamda vermiş oldukları karar sonrası haklarını elde edebilsinler.

Kimisi bunu, işte yabancılar, yine 'sizi ödüllendirmemiz gerekir' şeklinde bunu ortaya koyar. Biz, vermiş olduğumuz karar karşılığında ödül istemiyoruz. Biz zaten hakkımız olan uygulamaların başlamasını istiyoruz.

Yerine getirilmemesine rağmen tüm bu sözler, yine ekonomide gözle görülür iyileşmeler olduğu açıktır. Yabancı ülke vatandaşlarının Kıbrıs'a yönelik bakış açısı değişmiştir ve büyük bir ilgi gösteriyorlar. Yatırımcılar, özellikle Türkiye'den ve yabancılar da geçmişte tüm çağrılarımıza rağmen gelmiyorlardı şimdi kendileri geliyorlar.

Birçok vermekte olduğumuz teşvikler vardı geçmiş yıllarda. Bunların en azından bir kısmı, araziyle ilgili mal alıp, gelip burada yatırım yapıyor. İnşaat sektörü oldukça iyi durumda. Bütün bunların getirdiği, ekonomide bir iyileşme var. Bir anlamda Kıbrıs Türkü vermiş olduğu kararın faydasını resmi ellerden değil ama gayrı resmi bir şekilde olumlu olarak kendi hanesine yazmaya başladı.

İçine girdiğimiz dönemde şimdi 17 Aralık'ı beklerken, yine baskıların, yoklamaların çoğaldığı bir dönem. Ne acıdır ki iktidarı ve muhalefeti ile hep bir ağızdan konuşabilme noktasına henüz ulaşabilmiş değiliz. Sivil toplum örgütlerinin bazıları farklı sesler çıkarmaktadır, siyasi partilerin bazıları farklı yaklaşımlar ortaya koymaktadır. Bu bir zafiyettir. Bunu kabul etmemiz ve bu zafiyeti ortadan kaldırmak için gereğini yapmamız zorunluluğu var.

Soru: Son dönemlerde baskıların arttığından söz ediyorsunuz? Nedir bunlar, Türk tarafından yeni açılımlar mı isteniyor?

Yanıt: Nedir bize söylenen son dönemlerde? Türkiye bir miktar asker çekerek bir jest yapsın, bu jestin karşılığında Rum tarafı direkt ticaretin başlaması yönünde bir jestte bulunsun ve atmosfer daha da iyiye doğru gitsin. Bizim ortaya koyduğumuz görüş; direkt ticaret tüzüğü Rum tarafınca engellendiğidir. Bu, Avrupa Birliği'nin bize vermiş olduğu bir sözdü. Mali tüzükle birlikte ticaret tüzüğü de yürürlüğe girecek ve böylelikle Kıbrıs Türkü'nün dünya ile ticareti rahatlamış olacaktı. Rum bunu engelledi, şimdi diyorsunuz ki bize siz yeni bir jest yapın, bunun karşılığında da direkt ticaret tüzüğü başlasın. Bir başka deyişle, Kıbrıs halkının kullandığı bir deyişle bize eşeği kaybettirdiler, şimdi bulup sevindirmek istiyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Öncelikle yapılması gereken şudur; bunu biz her gelen yabancı misyon temsilcisine veya gruplarına söylüyoruz. Eğer Rum tarafı da Annan Planı'na 'evet' demiş olsaydı, Kıbrıs Türkleri'nin kazanacağı birtakım ticari ve sosyal haklar olacaktı. Rum tarafı 'hayır' dediği için bunlar engellendi. Neydi bunlar? Limanlarımızın açılması, uçakların alanımıza direkt inişi, ticaretin bütün dünya ile özellikle de Avrupa Birliği ile yapılabilmesi kazanımlarımız olacaktı. Rum tarafı 'hayır' ile bunu engelledi. Bize önce bu haklarınızı elde etmelisiniz, bu, bütün olanakları Kıbrıs Türkü'nün kullanması gerekir, ondan sonra yeni jestler, yeni adımlar ve açılımlar gündeme gelmeli. Bunlar olmadan Rum tarafının 'hayır'ı nedeniyle olmadan, bizim yeni bir jest yapmamız halinde verilecek olan karşılık, bize ancak mevcut kaybettirilen hakkın iadesidir. Böyle bir yaklaşım kabul edilemez.

Tekrar ediyorum, bizim şu anda bütün siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin üstünde ısrarla durması gereken konu bu. Annan Planı her iki tarafça kabul edilse idi elde edeceğimiz kazanımların Kıbrıs Türkü'ne verilmesi, böylelikle Rum tarafının AB'ye alınması konusundaki dengesizliği hiç olmazsa biraz azaltmamız, sonra 'yeni ne yapılabilir' bunları konuşmaya başlamamız... Aksi taktirde Kıbrıs Türk tarafının demokratik iradesi, Kıbrıs Rum tarafının demokratik iradesine yenik düşmüş konumda kalır. Bunu da kabullenmemiz mümkün değildir. Bunu AB'nin kabul etmesi de büyük bir demokrasi ayıbı olur.

Bunları izah ediyoruz gelen yabancılara. İzah ettiğimiz, hep bir ağızdan konuştuğumuz müddetçe, özellikle sivil toplum örgütleri bunları izah ettiği müddetçe bu kazanımları alacağız.

Bunu maalesef yapamıyoruz, çünkü her birimiz bir başka tarafa çekiyoruz işi. Kimisi 'bize dünyanın tanımadığı hakları unutarak kendi içimizde biz planı uygulayalım' noktasında, ki bu tam bir zafiyettir kanımca. Planın tek taraflı uygulanması büyük bir zafiyet doğurur. Çünkü uluslararası camia bundan memnun olur sadece ama bize hak ettiğimiz açılımları da sağlamaz.

Bizim durmuş olduğumuz nokta şu anda bu.

Soru: Rum tarafında ikinci bir referandum yapılsın görüşleri var, buna yaklaşımınız nedir?

Yanıt: Rum tarafında ikinci bir referandum yapılsın konusu var. Rum tarafı, planı olduğu gibi referanduma götürecekse, önce bilmemiz lazım. Rum tarafı ikinci referandumda da 'hayır' derse, Kıbrıs Türkleri'nin durumu ne olacak. Bunun böyle sözle değil, fiilen bir karar altına alınarak garanti altına alınması lazımdır. Aksi taktirde eğer biz bu işi şimdiden konuşmazsak ve bu hakkı elde etmezsek öyle bir noktaya düşeriz ki Rumlar 56'ıncı defa Annan Planı'nı referanduma götürür ve biz de bekler durumda kalırız.

Hiç kimsenin, Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıslı Rumlara muhtaç duruma düşürmeye de hakkı yoktur. Bizim de yoktur, uluslararası arenanın da yoktur. Bu bilinçle hareket etmemiz lazım.

Soru: Peki bu aşamada AB, BM, ABD, kısacası dünyadan biz ne bekliyoruz?

Yanıt: Dün gelen İngiliz delegasyonuna söylediğimdir herhalde beklenmesi gereken herkesten. Öncelikle Kıbrıs Türkleri'nin, Annan Planı'nın her iki tarafça da kabul edilmesi halinde kazanacağı haklarını bize vermeleri lazım, bizden bir jest beklemeden. Çünkü bunlar bizim hakkımızdır ki uluslarası camiaya yönelik güvenimiz tazelensin. Şu anda bu güven her geçen gün kötüye doğru gitmektedir.

Böyle bir harekette bulunmaları Rum tarafına da son derece iyi bir mesaj teşkil edecektir. Bu mesajı alan Rumlar işte o zaman belki 'Kıbrıslı Türklerle bizim artık eşit seviyede bir anlaşmaya ihtiyacımız vardır' noktasına gelir. Aksi taktirde bilinecek ki mevcut istikrarın bozulması içten değildir. Aksi bir hareket, çözümsüzlüğün tam anlamıyla yerleşmesine neden olur.

Soru: Son zamanlarda Papadopulos yeni önerilerden bahsediyor....

Yanıt: Bu önerilerin ne olduğunu henüz açıklamış değil. Bu önerilerin ne olduğunu açıklaması lazım. Bu önerilerin kabul edilebilir, tolore edilebilir öneriler olup olmadığını bizim görmemiz lazım. Müzakere edilecek bir çözüm planı Annan Planı olamaz artık. Çünkü biz onu referanduma götürdük, onayladık, kabul ettik, orada bir çizgi vardır. Yapılacak, getirilecek öneriler de bizi bu çizginin gerisine götürecek öneriler olmamalıdır.

Soru: Yani artık Annan Planı'nı görüşmüyoruz, müzakere etmiyoruz mu diyorsunuz?

Yanıt: Bizim müzakere edeceğimiz bir şey yok artık. Annan Planı üzerinde müzakere edeceğimiz bir şey yok. Yeni bir çözüm planı gelir mi, gelmez mi, ileride gelebilir herhalde ama bu Annan Planı olmaz. Ha Annan Planı esas teşkil eder mi, kapsamlı bir plandır bugüne kadar ortaya çıkan ve bu plan Gali Fikirler Dizisi'nden de De Cuellar belgesinden de alıntılar içerir. Dolayısıyla bu plandan hareket edilerek yeni bir plan çıkacaktır önümüzdeki dönemde. Ama esası nedir işin, gerileyebileceğimiz son nokta orda bellidir. O plan içerisinde bir eşitlik sağlanmıştır, eşitliği sağlayabilmek için de hem Rum tarafına, hem Türk tarafına siz egemen değilsiniz denmiştir. Yani sadece Kıbrıslı Türkler ya da Rumlar egemen değil diye bir yaklaşım yoktur ortada. Rumlara da siz de egemen değilsiniz, egemen olan da yeni kurulacak olan ortak devlet olarak tespit edilmiştir. O geçti artık. 1 Mayıs itibarıyla Rum tarafı AB üyesi haline getirildi ve o denge tamamen ortadan kaldırıldı.

Yeni bir dengenin kurulması için düşünme sırası AB'dedir, bizde değil.

Soru: 17 Aralık'a gidiliyor. Annan Planı'na 'hayır' diyen Rum tarafı AB'ye girdi, Türkiye de tarih alacak, buna inanılıyor. Fakat plana evet diyen Kıbrıs Türkü'nün morali bozuk. Buzdolabı politikası dillendiriliyor. Kıbrıs Türkü ne olacak?

Yanıt: Tam aksine kapalı kapılar ardında Kıbrıs Türkü hep gündemde. AB bunu gündeme getiriyor, Rum tarafı gündeme getiriyor. Bunun karşılığında bizim ve Türkiye'nin söylediği şudur. Kıbrıs'ta bir çözüm arayışı noktasında, kayıtlara bakıldığında hem Türkiye, hem Türk tarafı elinden geleni fazlasıyla yapmıştır. Yine kayıtlara bakıldığında Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün müsebbibi Rum tarafıdır.

Veto hakkını gündeme getirmeye çalışıyor Rum tarafı şimdi. Ona söylediğimiz sözler, bu hakkınızı kullanma yönünde adım atamazsınız, bunu yaparsanız büyük bir aptallık olur. AB perspektifini kaybetmiş bir Türkiye, Rum tarafı için son derece büyük bir rahatsızlık olur. Bu nedenle veto hakkını kullanmayacaklarına ben yüzde yüz inanıyorum.

Kullanırlarsa ne olur? Türkiye'nin muasır medeniyete yükselme yürüyüşü durur mu? Hayır devam eder, bu illa ki AB içerisinde olması gerekmez. Ama AB perspektifi olmayan bir Türkiye de Rum tarafının başına bela olur. Papadopulos bile bunu görebilecek kadar zekidir, ben buna inanıyorum.

Soru: Yani 17 Aralık'tan sonra çözüm için yeniden hareketlilik olacak mı? Kıbrıs Türkü bunu bilmek istiyor...

Yanıt: Şunu kabul edelim. AB üyeleri içerisinde yenik durumda olan tek ülke olan Kıbrıs'tır. Çünkü AB üyeleri içerisinde kendi siyasi sorununu çözmeyen, çözemeyen tek ülke. AB, bölünmüş bir Kıbrıs'ı AB içerisinde kolay kolay hazmedemez. Nitekim daha şimdiden birtakım sorunlar çıkmaya başladı, bu sorunları nasıl çözeceğini de AB düşünecektir.

Çözüm konusunda çalışmaları devam edecek bu belli, BM'nin de devam edecek. AB yapmış olduğu hata nedeniyle şimdi artık bizimle muhatap olmaya, Rum tarafıdır muhatapları ve çözüm, BM şemsiyesi altında olmalıdır, AB şemsiyesi altında değil.

Bizim yapacağımız nedir? Şu anda iyiye doğru giden ekonomik gelişmenin geri dönüşünü engelleyecek yasalar çıkararak, siyasetler üreterek bu kalkınmanın sürekliliğini sağlamak ve ondan sonra da sabırla beklemek. Çünkü çözüm olacak.

Soru: Peki bu sabırla bekleme süreci ne olur?

Yanıt: Herhalde 40 sene olmaz ama ben önümüzdeki 5 yıl içerisinde bu anlamda önemli adımlar atılacağı düşüncesi içerisindeyim. Çünkü hem AB'nin, hem dünyanın, hem bizim bu işi daha fazla uzatma düşüncemiz yoktur. Ancak bazı arkadaşlarda olduğu gibi 'aman bir an önce çözelim çünkü 1960'ın da gerisine düşeriz' düşüncesiyle hareket edersek, çözümü bulmak çok kolaydır. Yarın da buluruz çözümü ama bir Kıbrıs Türk halkı olarak değil, tamamen Rum'un tabası ve 74 öncesine dönülmüş şekilde bir çözüm olur eğer o düşüncede denersek.

Biz, dünya tanımasa bile bir devletiz. Sistem tam anlamıyla bir devlet sistemi olarak çalışır. Bu sistemi yöneticiler, iyi yönetici, kötü yönetici, bu bizim kendi iç sorunumuzdur ama bu sistem orda vardır. Bu bilinçle hareket ettiğimiz sürece Kıbrıs'ın iki sahibinden birinin biz olduğumuzu unutmadığımız müddetçe eşitliğe dayalı bir çözümün çıkacağına emin olmalıyız. Başka yolu yok.

Soru: Makedonya'nın tanınmasının ardından KKTC'nin tanınmasının da gündeme geleceği yönünde söylemler var. Ta eskiden beri de KKTC'nin tanınması siyasetini savunan bir başka kesim de var. Peki bu siyaseti ileriye götürme bu ortamda ne kadar akılcı olur?

Yanıt: Bunu biz ön plana çıkarmadık şu anda. Ancak bunu ön plana çıkarmadık diye Kıbrıs Rum halkı ile eşitliğimizi reddediyoruz, bunu talep etmiyoruz anlayışı aynı noktada değildir.

Söylediğimiz nedir? Rum tarafı yapmış olduğu yanlışları görsün, eğer düzeltecekse buna son bir şans verilir ama ilelebet de Rum tarafının niyetini bekleyecek değiliz.

Kıbrıs Türkü'nün Rum tarafına ekonomik, sosyal, siyasal her açıdan muhtaç bir durumda olmayacağını bunu net olarak ifade ediyoruz gelen herkese. Bir süre daha beklenir, 5 ay, 6 ay, gelecek yılın ortasıdır bizim aklımızda olan. Ama ondan sonra artık bütün dünya da bilecek ki Kıbrıs'ta çözümün tek şekli, var olan, biri tanınmış, biri tanınmamış iki devletin önce kendi içinde anlaşmasını, egemenlik haklarını paylaşmasını sağlamak, sonra da bu paylaştıkları hakları AB ile paylaşmak.

Egemenlik bölünmez, doğrudur ama artık çağdaş dünyada paylaşılır. Bir şeyi paylaşmak için de önce sizinle paylaşılacak bir duruma sahip olduğunuzu herkesin kabul etmesi gerekir.

Soru: Yani bu sözlerden şunu mu anlamalıyız, gelecek yılın ortalarına kadar KKTC'nin tanınması politikasını ileriye götürmeyip bu sürecin ne getirin ne götüreceğini görmeliyiz....

Yanıt: Eğer Rum tarafı hâlâ daha aynı mantıkla giderse, hâlâ daha olumlu adım atmazsa bizim artık tek öne çıkarmamız gereken şudur, KKTC'nin tanınması, ayrılılık için değil, bir çözüm için gereklidir. Bunu dünyaya anlatmamız lazımdır.

Soru: Türkiye hükümeti ile yeni bir temas ya da yeni bir durum değerlendirmesi gündemde mi?

Yanıt: Sürekli yapıyoruz. Ayda bir kez, iki kez istişarede bulunuyoruz. Bunu daha ziyade teknik seviyede yapıyoruz. Üst düzey toplantılar da ayda bir yapılıyor. İlişkilerimiz gayet güzel

Soru: Biraz da iç siyaset, belli oldu ki erken seçime gidiyoruz, gidiyoruz da nasıl gidiyoruz?

Yanıt: Sürüklene sürüklene...

Soru: Gerçekten bu süreçte partiler bir mutabakata varıp da erken seçim tarihini belirleyemez mi? İlla ki cumhurbaşkanının meclisi feshetmesi mi lazım? Bu mu beklenecek?

Yanıt: Partilerle konuştuğumuzda hep önerilen tarih şubat olarak ortaya çıkıyor. Zaten anayasal süreç bizi 20 Şubat'a götürüyor. Bu nedenle şimdi aman meclis feshedilmesin gibi bir düşünce içerisine girmemek lazım. Eğer 60 gün dolduğunda hala daha ortaya yeni bir hükümet ortaya çıkmamışsa ki çalışma yoktur, Başbakan da kendisinin özel bir çalışma içerisine girmeyeceğini açıklamıştır, belki süresini bekleyerek, belki daha önce görevi iade edecektir.

Bu görevlendirme devam edebilir. Yeni bir görevlendirme yapılabilir, yeni görev alan arkadaşlar çalışma yapar, yapmaz o ayrı bir şey ama neticede 60 gün dolacak. 60 günün doluşu 21 Aralık'tır.

22'sinde, 23'ünde 60 gün sonrası için cumhurbaşkanı seçim çağrısı yapabilir. Bu da şubatın 20'si ile 27'si arası olur. Ha orda cumhurbaşkanının vereceği bir karar var, 20 şubat mı, 27 şubat mı?

O tarihlerde de bu seçim yapılacaktır.

Soru: Sanıyorum cumhurbaşkanı ilk kez meclisi feshedecek, bu biraz garip gelmiyor mu?

Yanıt: İlk kez olacak. Parlamentoda siyasi partiler 4 kez oylama yapılmış olmasına rağmen bu konuda bir karara varamadı. 4 kez bu konuda bir karara varmayan siyasi partiler şimdi, zaten sürüklene sürüklene gittiğimiz bir tarihi karar altına alıp da göstermelik bir tavır içerisine girecekse, buna da gerek yok. Bekleriz. Şık olur mu? Anayasanın emrettiği her şey şıktır.

Soru: Meclis feshedilse de...

Yanıt: Feshetmenin bir şeyi yok. Sadece deniyor ki 1-2 ay toplanmanıza gerek yok. Meclis aynen devam eder, ama görev yapamaz. Komiteler toplanmaz, yasa yapılmaz, zaten normalinde de böyledir. Meclis tatile girer 2 ay sonra da seçim olur.

Soru: Yani sonuçta meclisin feshedilmesine doğru gidiyoruz...

Yanıt: CTP gelin aralıkta yapalım. UBP şubat diyor, biz şubat diyoruz. Anayasal süreç şubat diyor. Bu nedenle hakikaten şimdi oturup da göstermelik bir mutabakat sağlamanın hiçbir anlamı yok.

Soru: Son günlerde milletvekili transferi yapılacağından söz ediliyor. UBP'den DP'ye transfer yapılıp hükümette çoğunluğun sağlanacağı dedikoduları vardı. Gerçekten böyle bir girişiminiz oldu mu?

Yanıt: Böyle bir girişimimiz yok. Ama rahatsızlıklar yok mudur vardır, ta geçmişte de bana yapılan çağrı buydu bazı UBP'li milletvekili arkadaşlardan. Transfer olma değil, 'gelin iki partiyi birleştirelim, başımıza geç, benim başkanlığımda' Bu benim kabul edemeyeceğim bir şey ve kendilerine 'ben bu olmaz siz gelin bizim çatımız altında size yer vardır' dedim ama bu gerçekleşmedi. Orada rahatsızlıklar devam ediyor.

Soru: Nedir UBP'deki rahatsızlıklar...

Yanıt: Onu ben bilemem. Kendilerinin içişleri. Ama bu rahatsızlığı hisseden arkadaşlar var. Bu bize iddia edilendir. Gerçekten var mı, yok mu bilemeyiz. Ama böyle şeyler söylendi bize.

Biz şu anda seçime hazırlanıyoruz. Milletvekili transferiyle ilgili bir uğraşımız yok. Ama ortaya bir başka fırsat doğar mı bilemem.

Soru: DP'ye katılım olacak söylentilerinin yanı sıra sizden iki arkadaş ayrıldı ve "çözüm ve AB isteriz" dedi, sonra da UBP'ye katıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanıt: Biz farkındaydık bu durumun. Bizim içimizdeyken daha UBP'de bu çalışmalar başlamıştı. Ama toleransı çok geniş tuttu DP, bunların hepsini sineye çektik. Sonra bizden ayrılınca bu arkadaşlar barış yanlısı oldular, oysa parti meclisimizde 'hayır' kampanyasına çıkmamız gerekir diye bağıran bu arkadaşlardı, sonra kendilerini barışçı, biz savaşçıyız ya, onlar barışçı oldular. Sonra kendilerini UBP içerisinde bulundular. Neden BDH, CTP veya BKP değil de UBP. Buna artık halkımız karar verecek.

İşin gerçeği şu; UBP'nin sayın başkanı bir şeyi kendisi yaptığı zaman mübah sayıyor, aynı şey kendi tarafına yapılacak olsa dünyanın en büyük günahı olarak görüyor. Bu arkadaşlar transfer olmuştur, hayırlısı olsun. Halk bence en doğru yargıyı verebilecek durumdadır.

Soru: Basına ahlaksız teklif olarak yansıyan haberle ilgili sayın Eroğlu sizi açıklama yapmaya davet ediyor. Gerçekten bu kişiyi açıklayacak mısınız?

Yanıt: Ben açıklamamı bir hafta önce yaptım ve olaya son noktayı koydum. Bu teklifler yapılmıştır, bitmiştir benim için, cevabı da verilmiştir. Daha başka söyleyecek bir şey de yoktur.

Bu teklif dahil olmak üzere yapılan tekliflerin ne olduğu ortadadır. CTP'ye yapılan yazılı bir teklif vardır UBP genel başkanı tarafından. Partisinin onayını alarak yaptığı bir teklif mi yoksa kendilerinin birkaç kişiyle hazırlayıp götürdüğü bir teklif mi bilmem.

Soru: Hükümet çalışmalarında CTP'ye götürülen ortaklık teklifinden mi bahsediyorsunuz?

Yanıt: Evet. O teklifi gördükten sonra en azından UBP genel başkanının çıkıp DP'yi CTP ile şöyle anlaşma yaptılar, böyle anlaşma yaptılar diye bir suçlama içerisinde olmaması gerekir. Çünkü o belge tamamıyla bir teslim belgesidir. Düşünceden teslimdir, duruştan teslimdir. Bunu da halkımız herhalde değerlendirecektir.

Bizim duruşumuz bellidir. Bu duruş devam etmektedir.

Soru: UBP bu teklifi ile düşüncelerine, ilkelerine mi ihanet ediyor?

Yanıt: Herkes o teklifi alsın okusun ve UBP'nin nereden nereye geldiğini görsün. UBP bugüne kadarki duruşlarını yanlış bir siyasetle duruş olduğunu kendi başkanlarının elinden, yazılı bir şekilde itiraf etmiştir.

Soru: Seçime gidiyoruz, DP bu seçimde ne yapar?

Yanıt: Bizim iddiamız şudur. DP, bu seçimlerden en karlı çıkacak parti konumundadır. Şu anda yükselen bir trende sahip bir partidir. Bunun sonuçlarını da şubat ayı sonunda alacağız. Çok çok iyi bir noktada devam ediyoruz. Hem UBP, hem CTP şimdi yeni vizyon, yeni siyaset oluşturma girişimi içerisinde olduğunu söylemiştir. Ama DP'nin yeni vizyon ya da yeni siyaset arayışı ihtiyacı yoktur. Çünkü oluşturmuş olduğu siyaset ya vizyon doğru siyaset vizyonudur. Bir yıl önce ortaya çıkan bu vizyon aynen devam etmektedir. Siyasetimizin doğru olduğu da halkımız tarafından görülmektedir. Bunun karşılığını da DP seçimlerde alacaktır.

Soru: Referandumda Annan Planı'na 'hayır' oyu vereceğinizi açıklamıştınız. Geldiğimiz aşamada plana hayır dediğiniz için pişman mısınız?

Yanıt: Hayır değilim. Bu benim kişisel oyumdu ve bunu açıkladım, pişman değilim. Çünkü sorduğum bir sorunun cevabını o zaman da alamamıştım, şimdi de yaşanan gerçeklerden görüyoruz ki 'evet' iyileştirmiş olduğumuz bir plandı ama bu planı uygulamaya koyacak karşı tarafa güvenimiz hâlâ daha yok. Neden olmadığı da ortada. Ama yüzde 77 'hayır' oyuyla Rum tarafı anlaşma istemediğini ortaya koydu. Keşke bugünkü gelişmeler beni o gün o oyu verdiğime beni pişman etmiş olsaydı, ama bunun tam tersini görüyoruz. Bugün ne yazık ki 'evet' diyen vatandaşlarımız da bugün bunu sorgulamaya başlamıştır.

Soru: Son sözlerinizle birlikte halkımıza bayram mesajınız nedir?

Yanıt: Bu bayram çifte bayram bizim için. Hem Ramazan Bayramı, hem de KKTC'nin kuruluş yıldönümü. En büyük temennim, bu bayram esnasında kazasız, belasız, gençlerimizin yollarda telef olmadığı bir bayram geçirelim. Tüm halkımızın bayramı kutlu olsun.

KIBRIS16/11/04

Mayınlar temizleniyor

Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Yeşil Hat'taki Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) ait mayınların temizleme çalışmalarının bugün başlayacağını söyledi.

Hrisostomidis, düzenlediği basın toplantısında, mayın temizleme çalışmalarının, Avrupa Birliği Gelecek İçin Ortaklık Programı tarafından finanse edildiğini ve bu konu için 2.5 milyon euro ayrıldığını belirtti.

Rum sözcü, mayın temizleme çalışmalarını, koordinatör rolü üstlenen BM tarafından seçilen 2 İngiliz firmasının yapacağını belirtti.

Basın toplantısında, Rum Savunma Bakanlığı, BM Barış Gücü, Rum Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ve Avrupa Komisyonu'nun "Kıbrıs" Delegasyonu Başkanı Adrian van der Meer de hazır bulundu.

Rum Savunma Bakanlığı temsilcisi, bir soruyu yanıtlarken, "mayın temizleme programının 8 mayın tarlasını kapsadığını, çalışmaların 1 yılda tamamlanacağını" söyledi. Aynı yetkili, 2300 antipersonel ve antitank mayınının temizleneceğini açıkladı.

Rum savunma bakanının açıklaması

Rum Savunma Bakanı Kiryakos Mavronikolas da "Rum hükümetinin niyetinin ateşkes hattındaki tüm mayın tarlalarının temizlemesi olduğunu" söyledi.

Savunma Bakanlığı bütçesi görüşmelerinin, meclis maliye komisyonunda tamamlanmasından sonra açıklama yapan Mavronikolas, mayın temizleme konusunda çalışmaları başlattıklarını, ancak Türk ordusunun bu konudaki çabalara olumlu cevap vermediğini iddia etti.

"Tüm mayınların temizlenmesi için karar alınıp alınmadığı" sorusuna "Bir yerden başlıyoruz" yanıtını veren Mavronikolas, Kıbrıs Rum tarafının, ateşkes hattının tamamen mayınlardan arındırılmasını önerdiğini kaydetti.

KIBRIS16/11/04

21. yıla coşkulu kutlama

KKTC'nin kuruluşunun 21'inci yıldönümü dün çeşitli törenler ve etkinliklerle kutlandı.

Önceki gün başlayan 21'inci kuruluş yıldönümünü kutlama etkinlikleri çerçevesinde, dün sabah ilk olarak Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabulü yapıldı.

Saat 08:30 başlayan tebrikte Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmak üzere adaya gelen konuklar yanında KKTC devlet ve hükümet yetkililerinin tebriklerini kabul etti.

Kutlama etkinlikleri çerçevesinde, başkent Lefkoşa'daki Atatürk Anıtı önünde saat 09:00'da başlayan ve gün boyu devam eden törenlere, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat, TBMM Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Türk Silahlı Kuvvetleri Temsilcisi Orgeneral İsmail Koçman, Türkiye'nin Lefkoşa büyükelçisi Hayati Güven, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, 28'inci Tümen Komutanı Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu, 39'uncu Tümen Komutanı Tümgeneral Yalçın Pehlivanoğlu, GKK Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, 14'üncü Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Yaşar Bal, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bakanlar, üst düzey sivil ve askeri yetkililer, siyasi parti, kurum, kuruluş, dernek temsilcileri, okullar ve vatandaşlar katıldı.

Çelenklerin anıta konulmasıyla başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla devam etti. Daha sonra Anıt Özel Defteri imzalandı.

Anıt özel defterine yazılanlar

Cumhurbaşkanı Denktaş, Anıt Özel Defteri'ne özetle şunları yazdı:

"Aziz Atam;

KKTC'nin 21'inci yaş gününde yeniden huzurundayız.

Atam, barış ve uzlaşma adına baskı ile vadelerle bizi bağımsızlığımızdan yoksun bırakmak isteyenler karşısında, senden aldığımız dersi okuyoruz ve yayıyoruz.

1923'te 'biz barış istiyoruz' dediğimiz zaman, tam bağımsızlık istediğimizi herkesin bilmesi lazımdı. ...Görevden ayrılacağım bu yılda halkımın senden bu dersi çok iyi almış olmasını dilerim. Son yıllarda onlara ışık tutacak olan sensin.

Bu sayede nice yeni yıllar KKTC ve onun kahraman halkı."

TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu ise deftere şunları aktardı:

"Aziz Atam.

KKTC'nin özgürlüğü ve egemenliği uğruna verdiği mücadelesi sonunda kurulan KKTC'nin 21'inci yıldönümünü gurur ve heyecanla kutluyoruz. Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türk halkı, ilke ve inkılaplarının aydınlattığı yolda geleceğe umut ve güvenle bakmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkına karşı ahdi ve tarihi sorumluluğunu her zaman yerine getirme kararlılığını, huzurunda bir kez daha teyit ediyoruz. Ruhun Şad olsun."

TBMM Başkan vekili Sadık Yakut şunları kaydetti:

"Ulu Önder Atatürk;

Yıllarca hak ve özgürlükleri doğrultusunda inanç ve cesaretle mücadele veren Kıbrıs Türk halkının birlik ve bütünlüğünü simgeleyen KKTC'nin 21'inci kuruluş yıldönümünü gurur ve mutlulukla kurtuluyoruz.

Anavatan Türkiye halkı, bu meşru mücadelesinde Kıbrıslı Türk kardeşinin yanında olmaya ve tarihi ve ahdi vecibelerini üstlenmeye devam edecektir. Ortaya çıkabilecek sorunlarda daima olduğu gibi el ele ve fikir birliği içinde aşılacaktır.

Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkü'nün aydınlık yarınlarına olan güçlü inancımızı manevi huzurunda bir kez daha ifade eder, aziz hatıranı saygı ve minnetle anarız.

Ruhun şad olsun."

TC Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener şunları yazdı:

"Kahraman Kıbrıs Türk halkının ilke ve inkılaplarından aldığı güçle, hak ve özgürlüğü uğruna sayısız şehit vererek kurduğu KKTC'nin 21'inci yıldönümünü coşku ve gururla kutluyoruz.

rkiye Cumhuriyeti bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de fikir ve gönül birliği içinde Kıbrıslı Türk kardeşlerinin yanında olacaktır."

Türk Silahlı Kuvvetleri Temsilcisi Orgeneral İsmail Koçman'ın özel deftere aktardığı duyguları ise şöyle:

"Zulüm ve haksızlık karşısında zorlu ve onur dolu bir mücadele vererek bağımsızlığına kavuşan Kıbrıs Türk halkının kurmuş olduğu KKTC'nin kuruluşunun 21'inci yıldönümünde huzurundayız.

İlke ve inkılaplarının ışığında kendi hür iradesiyle modern ve demokratik devlete sahip olan Kıbrıs Türkü huzur ve barış içinde yaşamaya devam edecektir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Türk halkının her alanda vereceği mücadelenin ve gayretin de en büyük destekçisi olmaya devam edecektir."

Anıttepe'deki tören

Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi önderi Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrindeki tören dün sabah saat 09.30'da gerçekleştirildi.

Protokol sırasına göre, çelenklerin Dr, Fazıl Küçük'ün kabrine sunulmasıyla başlayan tören, saygı marşı ve saygı duruşuyla devam etti. Törende daha sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM başkan vekili Sadık Yakut, Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile Türk Silahlı Kuvvetleri adında Orgeneral İsmail Koçman anıt özel defterini imzaladı.

Denktaş: Aziz doktor, seni

hayal kırıklığına uğratmadık

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş anıt özel defterini imzalarken, Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan'da yapılan referandum sonrasında uyanmakta olduğunu ve devletine sahip çıkmaktaki kararlılığının bir o kadar daha güçlendiğini vurguladı.

Denktaş, anıt özel defterine şunları yazdı:

"Aziz Doktor,

24 Nisan referandumuna giden günlerde Allah, kalbinde ne kadar sıkıntılı günler geçirdiğini biliyor. O günler arkada kaldı. Doğuşuna şahit olduğun KKTC'nin 21'inci yaş gününü kutluyoruz. O gün, 'gözlerim arkada kalmaz artık' demiştin. Seni hayal kırıklığına uğratmadık.

Baskılara, tehditlere, vaatlere göğüs gerdik. Rum'un bizimle eşit şartlarda ortaklık kurmak istemediği, Kıbrıs'ı alıp kendine mâl etmekten başka bir hedefi olmadığı yeniden teyit edilmiştir. Halk uyanmaktadır.

Allah'a şükür, aldığımız ilhamla ve senin verdiğin mücadeleden bu günlere geldik.

Temennimiz bundan sonra gelenlerin, bağımsızlığa, devlete sahip çıkarak, zindelikli, bilinçli olmalarıdır. Seni sevgiyle, rahmetle anıyoruz."

Nehrozoğlu: Kıbrıs Türkü'nün

her zaman yanında olacağız

TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu da Anıt Özel Defteri'ne şunları yazdı:

"Aziz lider Dr. Fazıl Küçük;

Kahraman Kıbrıs Türk halkının, dirayetli önderliğinizde onurla sürdürdüğü şanlı varoluş mücadelesinin eseri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 21'inci kuruluş yıldönümünde, manevi huzurunda bulunmanın gurur ve sevinci içindeyiz.

Bu anlamlı günde Türkiye Cumhuriyeti'nin, geçmişte olduğu gibi, bundan sonra da fedakar Kıbrıs Türkü'nün barış, huzur ve istikrar içinde yaşaması için her zaman yanında olacağını bir kez daha teyit ederek, aziz hatıranızı saygıyla anıyoruz."

Yakut: Kıbrıs Türkü elde ettiği

kazanımlardan vazgeçmeyecek

TBMM başkan vekili Sadık Yakut da Anıt özel Defteri'ne özetle şunları yazdı:

"Yılmayarak yürüttüğünüz onurlu dava sayesinde bugün Kıbrıs Türk halkı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı altında geleceğe inanç ve güvenle bakmaktadır.

Kıbrıs Türkü sayısız fedakarlıklar sonucu elde ettiği ve uğrunda nice şehitler verdiği kazanımlardan asla vazgeçmeyecektir."

Şener: Her durum ve şart altında

Kıbrıs Türkü'nün yanındayız

Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu olan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de anıt özel defterini imzalarken, Dr Fazıl Küçük'e, "Milli Davanın Aziz Lideri" şeklinde seslenerek; "Anavatan Türkiye'nin her türlü durum ve şart altında Kıbrıslı Türk kardeşlerinin yanında olacağından emin olunuz ve huzur içinde uyuyunuz" dedi.

Orgeneral Koçman: TSK adada

huzur ve barışın teminatı

Türk Silahlı Kuvvetleri adına da Orgeneral İsmail Koçman, anıt özel defterini imzalarken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, adada huzur ve barış ortamının teminatı olmaya devam edeceğini vurguladı.

Koçman, "Kahraman Kıbrıs Türkü, zulüm ve haksızlık karşısında varolma yolunda verilen şanlı mücadelenin aziz ve fedakar liderini asla unutmayacak ve daima minnetle anacaktır" dedi.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören

Atatürk Anıtı, Şehitler Anıtı ve Kıbrıs Türk halkının mücadele lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrinde düzenlenen törenlerin ardından saat 10.00'da da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda resmi geçit töreni yapıldı.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda Türkiye heyeti ve Pakistan eski cumhurbaşkanı F. Leghari'nin de katıldığı tören, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tören alanına gelişiyle başladı. İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Denktaş tören birliklerini denetledi ve halkın bayramını kutladı.

Mesaj teatisi ile devam eden törende, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye Cumhurbaşkanlığı adına genel sekreter Kemal Nehrozoğlu mesaj teatisinde bulundu. Türkiye Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün mesajı da Cumhurbaşkanı Denktaş'a, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen törene katılan Genel Kurmay Başkanlığı Eğitim Doktrin Komutanı Orgeneral İsmail Koçman tarafından teslim edildi.

Cumhuriyet bayramı kutlamalarında Türkiye hükümetini temsil eden Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in KKTC'ye yatırımların devam edeceğine ilişkin mesajlar veren konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş veda nitelikli bir konuşma yaptı.

Şener: Kıbrıs Türkü çözüm

için üzerine düşeni yaptı

Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Kıbrıs Türk halkının, adada eşit ve adil bir çözüme ulaşılması için üzerine düşeni yaptığını, şimdi sıranın uluslararası toplulukta olduğunu vurguladı.

Abdüllatif Şener, Türkiye'nin her konuda KKTC'yi desteklemeye devam edeceğini, KKTC ekonomisinin uluslararası alanda rekabet edebilir yapıya kavuşturulmasının temel hedefleri olduğunu da bildirdi. Şener, hükümeti adına kutlamalara katılmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

"KKTC, adada barış ve istikrarın temel unsuru oldu"

TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şener, Kıbrıs Türk halkının özgürlük yolunda büyük engelleri aştığını ve 15 Kasım 1983'te bağımsızlığını ilan ederek çok önemli bir karar verdiğini ifade ederek, o tarihten bu yana KKTC'nin adada barış ve istikrarın temel unsuru olduğunun altını çizdi. TC Başbakan Yardımcısı Şener, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, eşit ortaklık temeline dayanan adil ve kalıcı bir barışın kurucu ve eşit iki parçasından biridir" dedi.

"Rum tarafı yeni bir ortaklığa hazır değil"

Kıbrıs Türkü'nün, 24 Nisan'da adanın her iki tarafında yapılan referandumlarda "Annan Planı" olarak bilinen Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planına, barış ve demokrasi uğruna, dünyayla bütünleşmek adına "evet" dediğine, Rumların ise liderleri eliyle yürütülen "hayır" propagandası sonucunda çözümü ve Kıbrıs Türkleriyle ortak bir gelecek kurmayı reddettiğine işaret eden Şener, bu sonucun Rum tarafının yeni bir ortaklığa ve eşitlik temelinde uzlaşmaya hazır olmadığını, Kıbrıs Türk halkını sadece bir azınlık olarak gördüğünü bir kez daha açıkça ortaya koyduğuna dikkati çekti. Şener, "Ne yazık ki bugün, dün olduğu gibi, Türk tarafı Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk halkının eşitliğini, bu ada üzerinde onurlu yaşam hakkını reddeden bir zihniyetle karşı karşıyadır. Ancak 24 Nisan referandumları sonrasında artık hangi tarafın adil ve kalıcı bir çözüm istediği, hangi tarafın da çözümü engellediği açık bir şekilde herkes tarafından bilinmektedir" şeklinde konuştu.

"Dünya üzerine düşeni yapmalı"

Kıbrıs Türkü'nün, adada eşit ve adil bir çözüme ulaşılması için üzerine düşeni yerine getirdiğini vurgulayan Şener, şimdi artık Kıbrıs Türklerine her türlü alanda uygulanan izolasyonlarla ambargoların kaldırılması için dünyanın da üzerine düşeni yapması gerektiğini belirtti.

"Uluslararası topluluk tarafından verilen sözlerle açık vaatlerin yerine getirilmesinin vakti gelmiştir. Bugüne kadar atılan adımlar Kıbrıs Türkü'nü rahatlatacak aşamaya gelmiş değildir. Bu anlamda Avrupa Birliği'nin bu yönde yapmakta olduğu çalışmaları dikkatle izliyor, bunların olumlu neticelenmesini ve uygulamaya konmasını bekliyoruz" diyen Şener, Kıbrıs Türkü'nün uluslararası camianın çağrısına uyduğunu, uluslararası camianın da artık Kıbrıs'taki gerçekleri ve haksızlıkları görmesini, Kıbrıs Türk halkının her anlamda dünyayla bütünleşmesinin önündeki engelleri kaldırmasını istediklerini söyledi. Şener, uluslararası topluluğa şöyle seslendi:

"Kıbrıs Türkü, uluslararası camianın çağrılarını olumlu yanıtlamıştır. Kıbrıs Türklerinin dünyayla bütünleşme çağrılarına da uluslararası camianın kulak vermesi gerekmektedir. Kısıtlamaların devamı demek, Kıbrıs Türk halkının refah ve ilerlemesini önlemek demektir. Türk tarafı, bunu hak etmemiştir."

"KKTC, büyüyen ve gelişen bir devlettir"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin özverili halkı, çağdaş eğitim kurumları, bağımsız yargısı ve yerleşik demokrasisiyle büyüyen bir devlet olduğunun altını çizen TC Başbakan Yardımcısı Şener, bütün sıkıntılara rağmen KKTC'nin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın liderliğinde, bölgesinde barış ve istikrar unsuru olduğunu vurguladı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs Türk halkını, ilerlediği bu yolda yalnız bırakmayacağını belirten Şener, Türkiye'nin KKTC'ye her türlü siyasi ve ekonomik desteği sağlamaya devam edeceğini bildirdi.

KKTC ekonomisinin uluslararası alanda rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulmasının temel hedefleri olduğunun altını çizen Şener, bu çerçevede uygulanmakta olan ekonomik programlara devam edilmesi için Türkiye Hükümeti'nin mali ve teknik desteğini sürdürdüğünü söyledi. Şener, bu konuda şunları söyledi:

"Ortaklaşa yürüttüğümüz turizm, enerji ,ulaşım, liman, yüksek öğretim ve ormancılık gibi alanlardaki alt yapı projelerinde memnuniyet verici gelişmeler kaydedildiğini görüyoruz. Projeler, hızla tamamlanmakta ve bunlara yenileri eklenmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ulaşım alt yapısında büyük gelişmeler sağlanmış, karayolları ağı büyük ölçüde tamamlanmıştır."

Su ve enerji sorununa köklü çözüm

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin su ve enerji sorununun orta vadede köklü biçimde çözüme kavuşturulacağını vurgulayan Şener, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, Kuzey Kıbrıs'a yapılan özel nitelikli yatırımların artırılması konusuyla da yakından ilgilendiğini ve Türk özel sektörünü, bu yatırımlara özendirmek için gereken teşvikleri yapmakta olduğunu bildirdi.

Türkiye Hükümeti'nin, Kıbrıs Türk halkının daha huzurlu ve daha müreffeh bir hayat sürmesi için her türlü tedbiri almaya kararlı olduğunu söyleyen Şener, "Ekonominin mevcut sorunlarını çözmenin yollarını birlikte aramaktayız" diyerek, konuşmasının sonunda Kıbrıs Türk halkına şöyle seslendi:

"Güven içinde olunuz ve huzur duyunuz. Çünkü anavatan Türkiye ve Türk halkı, koşullar ne olursa olsun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk halkının yanında olacaktır."

Basının ilgisi büyüktü

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törene yabancı basın da büyük ilgi gösterdi. Aralarında İngiltere, Romanya, İspanya, Azerbaycan, Rus, Pakistan ve Mısır'ın da bulunduğu çok sayıda yabancı ülkeden 30 civarında gazeteci töreni izlerken, yaklaşık 15 civarında Rum gazeteci de töreni izleyen medya ordusuna katıldı. Yabancı basın mensupları özellikle Cumhurbaşkanı Denktaş'ın konuşmasına büyük ilgi gösterirken, yaklaşık yarım saat süren konuşmanın içeriğini öğrenmek için yarıştı.

Türk yıldızları yürek hoplattı

Konuşmaların ardından tören geçit resmiyle sona erdi. Askeri ve sivil birliklerle okulların renkli geçişine "Türk Yıldızları" alçak uçuş yaparak renk kattı. Türk Yıldızları, bayram yerinde toplanan vatandaşlardan ve protokolden büyük ilgi gördü.

Pakistan eski cumhurbaşkanı da katıldı

Törene, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yanı sıra, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Lefkoşa büyükelçisi Hayati Güven, Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bakanlar ve milletvekilleri, anayasal kurumların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile askeri yetkililer katıldı.

Pakistan eski cumhurbaşkanlarından F. Leghari'nin de Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yanında oturarak izlediği törende Türkiye'yi ise cumhurbaşkanlığı adına genel sekreter Kemal Nehrozoğlu, TBMM başkan vekili Sadık Yakut, hükümet adına Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile Genelkurmay temsilcisi Orgeneral İsmail Koçman başkanlığındaki heyetler temsil etti.

Havai fişek gösterileri, akrobasi timi...

KKTC'nin kuruluşu Başkent Lefkoşa dışında diğer ilçelerde ve yerleşim birimlerinde de törenlerle kutlandı.

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla bando konserleri ve hava fişek gösterileri de yapıldı. Dün saat 20.00'de Lefkoşa'da Lemar önünde ve Girne'de Atatürk Anıtı önünde bando konserleri verildi. Aynı sırada havai fişek gösterileri de sunuldu.

Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı Akrobasi Timi "Türk Yıldızları" ise geleneksel gösterilerini, saat 15.30-16.00 arasında Girne üstünde yaptı.

Kültür sanat etkinlikleri

KKTC'nin 21. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde viyolonsel-piyano resitali de verildi. Bugün saat 20.00'de Bellapais Manastırı'nda yer alacak resitalde, viyolonsel sanatçısı Eren Güllü ve Piyanist Naile Ilgaz Beethoven, Schumann, Rahmaninov, Debussy ve Popper'in eserlerini seslendirecek. Resitale giriş ücretsiz olacak.

Girne'deki törenler

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 21'inci kuruluş yıldönümü Girne'de de törenlerle kutlandı.

Girne Atatürk Anıtı Önü'nde saat 14.00'de başlayan tören, protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulması, saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle başladı.

Törende daha sonra Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Ahmet Bozkurt, Güvenlik Kuvvetleri 3'üncü Piyade Alay Komutanı Piyade Albay Engin Naşit ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Anıt Özel Defteri'ni imzaladı.

Törende Lapta Yavuzlar Lisesi müdür muavini Fuat Tek ile Güvenlik Kuvvetleri 3'üncü Piyade Alay Komutanlığı'ndan Piyade Yüzbaşı Mustafa Kutruza birer konuşma yaptı.

Lapta Yavuzlar Lisesi müdür muavini Fuat Tek konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının büyük bir varoluş mücadelesi verdiğini anlatarak, zorluklarla kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'nin geleceğe umutla baktığını söyledi.

Güvenlik Kuvvetleri 3'üncü Piyade Alay Komutanlığından Piyade Yüzbaşı Mustafa Kutruza da, Kıbrıs Türk halkının güçlü mücadeleleri sonucunda devletini kurduğunu ve bugün bunun haklı gururunu yaşadığını belirtti.

Konuşmaların ardından şiirlerin okunduğu törende, Girne Belediyesi Halk Dansları Topluluğu bir gösteri sundu.

Girne Atatürk Anıtı'ndaki tören resmi geçitle sona erdi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 21'inci kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Girne'de dün akşam saat 19.00'da Güvenlik Kuvvetleri Bandosu da bir konser verdi.

Gazimağusa'daki törenler

KKTC'nin kuruluşu, Gazimağusa'da da Zafer Anıtı ve Polatpaşa Bulvarı'nda düzenlenen iki ayrı törenle kutlandı.

Zafer Anıtı'nda saat 13.30'da yer alan ilk törende protokol sırasına göre, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Merkez Komutanı Topçu Albay Alaaddin Erk, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı adına 4. Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Salih Cengaver Cem, Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Gazimağusa Polis Müdürü Erdoğan Şekeroğlu, siyasi parti temsilcileri ile DAÜ Rektörlüğü, dernek, kurum ve kuruluş temsilcileri tarafından çelenk konuldu.

Buradaki tören, saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle son buldu.

Polatpaşa Bulvarı'ndaki ikinci tören ise kaymakam, komutanlar ve belediye başkanının birlikte tören birliklerini denetlemesi ve halkın bayramını kutlamalarıyla başladı.

İstiklal Marşı'nın okunması ve bayrakların göndere çekilmesiyle devam eden törende daha sonra Gazimağusa Türk Maarif Koleji Müdürü Raif Güveniş bir konuşma yaptı.

Aynı okulun öğrencilerinden Fulden Batıbeniz ile Canan Öztürk'ün okudukları şiirlerin ardından tören, Tümen Tank Tabur Komutanlığı mensuplarından Tank Teğmen Mustafa Işık'ın konuşması ve tören geçişiyle tamamlandı.

Güveniş: Bizi eski günlere getirecek

bir çözümü asla kabul etmeyiz

Gazimağusa Türk Maarif Koleji Müdürü Raif Güveniş, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türkü'nün çektiği acıları ve verdiği direnişi anlatarak, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'ndan bu yana Kıbrıs'ta çok şeyin değiştiğini, harekatın sadece Türklere değil Rumlara da barış getirdiğini vurguladı.

1974-1983 yılları arasında iki toplumun liderleri arasında yapılan zirve görüşmelerinden bir sonuç çıkmadığını, 1983 yılında BM Genel Kurulu'ndan Türkiye'yi "işgalci" Kıbrıs Türklerini "isyancı" öngören bir karar çıktığını anımsatan Güveniş, bu gelişmeler sonucunda Kıbrıs Türkü'nün 15 Kasım 1983'te bağımsızlığını ilan ederek KKTC'yi kurduğunu kaydetti.

Güveniş, dün, cumhuriyetin 21'inci yıldönümünün kutlanmasına ve bunca yıl geçmesine karşın seyahat, ticaret, ulaşım, sportif ve kültürel faaliyetlerde ambargoların sürdüğünü ifade ederek, "Baskıcı unsurlar bizleri ulusal egemenlik haklarımız ile ekonomik çıkarlarımız arasında tercih yapmaya zorluyor" dedi.

Rumlarla bir anlaşma yapıp, yıllardır var olan baskıcı unsurları kaldırarak AB'ye girmenin herkesin ideali olduğunu ifade eden Güveniş, ancak yapılacak bir anlaşmada ortaya konacak koşulların iyi değerlendirilmesi ve ona göre karar verilmesi gerektiğini söyledi. Güveniş, "Bizleri eski günlere getirecek bir çözümü asla kabul etmeyiz" dedi.

Güveniş, "Dış baskılarla tek taraflı çıkarlara dayalı ve bizleri kurulacak cumhuriyete yama olarak gören bir zihniyetle yapılacak anlaşma ve barış uzun süreli olamaz. Bunun bilincinde olmalı ve barışın formülü bulununcaya kadar kendi cumhuriyetimize sahip çıkmalıyız" ifadelerini kullandı.

Işık: Bize düşen görev cumhuriyeti korumaktır

Tümen Tank Tabur Komutanlığı mensuplarından Tank Teğmen Mustafa Işık da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının Kıbrıs Türklerinin onurlu ve bağımsız yaşamalarının timsali olduğunu ifade etti.

Işık, Kıbrıs Türkü'nün bugünkü huzurlu hayata kavuşabilmek için pek çok fedakarlığa ve cefaya katlanarak cumhuriyet uğrunda pek çok evladını vatanına şehit verdiğini vurgulayarak, "Bize düşen görev ise bu cumhuriyeti korumak ve anavatandan ayrılması düşünülemez olan Kıbrıs topraklarının ilelebet Türk kalmasını sağlamaktır" dedi.

Kıbrıs'ta vatanın korunması için tarihin iyi bilinmesi ve Atatürkçü düşünce sistemini benimsemiş gençlerin yetiştirilmesi gerektiğini ifade eden Işık, geçmişten ders almayanların gelecekleri de kaybetmiş olacaklarını kaydetti.

Konuşmasında Kıbrıs tarihiyle ilgili bilgiler de aktaran Işık, mücahit Kıbrıs Türkü'nün inancının ve haklı mücadelesinin zaferi olan Barış Harekatı'nda TSK'nın verdiği şanlı şehitlere bir o kadar da mücahit şehidiyle katılarak, Kıbrıs'ın tarihten bugüne Türk toprağı olma özelliğini kanı pahasına ispatladığını söyledi.

Güzelyurt törenleri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 21'inci kuruluş yıldönümü, Güzelyurt'ta da coşkulu törenlerle kutlandı.

Güzelyurt'ta Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törende, protokol sırasına göre çelenklerin konulmasının ardından, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.

Ardından Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, 49'uncu Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Mustafa Gürbüz ve Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Anıt Özel Defteri'ni imzaladı...

Güzelyurt'ta Arkeoloji ve Doğa Müzesi Önü'ndeki tören ise, birliklerin denetlenmesi ve halkın bayramının kutlanmasıyla başladı..

Törende bir konuşma yapan Piyade Binbaşı Erbil Bostancı, Kıbrıs Türk halkının verdiği mücadeleleri anlattı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesiyle Kıbrıs Türk halkının özlediği bağımsızlığa ulaştığına işaret etti...

Güzelyurt Türk Maarif Koleji tarih öğretmeni Cengiz Avcı da, Kıbrıs Türkü'nün adanın Rum egemenliği altına girmesini önleme, onurlu, özgür bir yaşama kavuşması için mücadele ettiğini vurguladı.

Şiirler ve Lefke Avrupa Üniversitesi'nin halk dansları ekibinin folklor gösterisinin ardından tören resmi geçitle son buldu.

İskele'deki tören

KKTC'nin 21'inci kuruluş yıldönümü diğer ilçe merkezleri ve yerleşkelerde olduğu gibi İskele'de de törenlerle kutlandı.

Ecevit Caddesi'ndeki tören, protokol sırasına göre çelenklerin anıta konulmasıyla başladı. Daha sonra İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.

Törende günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yapan Şehit İlker Karter İlkokulu müdür muavini Şirin Zaimoğlu, Kıbrıs Türk halkının büyük mücadeleler sonucunda, kan dökerek, şehit vererek büyük zorluklarla bugünlere geldiğini söyledi..

Türk Silahlı Kuvvetleri 28'inci Mekanize Tümen Tank Taburundan Tank Teğmen İsmail Bozkurt da yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının bugünkü huzurlu hayatına kavuşabilmek için pek çok fedakarlığa ve cefaya katlandığını vurguladı. İskele'deki tören, resmi geçitle son buldu.

KKTC'nin kuruluşu İzmir'de de kutlandı

KKTC'nin kuruluş yıldönümü İzmir'de de törenlerle kutlandı.

KKTC İzmir Konsolosu Ahmet Havutcu ve bazı sivil toplum örgütleri temsilcileri Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı'na çelenk koydu.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasından sonra bir konuşma yapan Muharip Gaziler Derneği İzmir Şube Başkanı Saldıray Hakgüder, "Önce adalar kaybedildi. Şimdi sıra Kıbrıs'a geldi. Asıl hedefleri Türkiye'dir" dedi.

Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Celal Öcal da, AB dahil hiçbir şey uğruna KKTC'nin feda edilemeyeceğini, buna izin vermeyeceklerini belirtti.

Konuşmalardan sonra, KKTC İzmir Konsolosluğu'nda kuruluş yıldönümü nedeniyle tebrikler kabul edildi.

KIBRIS16/11/04

Kıbrıslı Türklerin ne suçu var?”

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda dün akşam yapılan oturumda, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings’in hazırladığı Türkiye raporu, Avrupalı parlamenterlerin yoğun eleştirilerine hedef oldu.

Fransız Sosyalist Parlamenter ve eski Fransa başbakanlarından Michael Rocart, Türkiye’ye, AB’ye aday diğer ülkelerden farklı kriterler getirilmesinin adil olmadığını söyledi. Kıbrıs konusundaki gelişmelere değinen Rocart, “BM Annan Planı’na ‘evet’ diyen Türklerin ne suçu var. Rumlar plana ‘hayır’ deyip Türkiye’yi nasıl suçlayabilir” diyerek, görüşmelerde söz alan Rum ve Yunan parlamenterleri sert biçimde eleştirdi.


Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda dün akşam yapılan oturumda, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings’in hazırladığı Türkiye raporu, Avrupalı parlamenterlerin yoğun eleştirilerine hedef oldu.

Toplantıda Sosyalist, Liberal ve Yeşil grup üyesi parlamenterler, Hıristiyan Demokrat Grup Üyesi Eurlings’in raporunu, Türkiye’de yapılan reformları göz önüne almaması ve AB’nin Ankara ile tam üyelik müzakerelerine başlaması konusunda açık bir mesaj vermediği gerekçesiyle eleştirdiler.

Türkiye raporuna 483 değişiklik önergesi sunan parlamenterlerin büyük bir kısmı, raporun açık bir dille yazılmamasını ve muğlak ifadeler kullanmasını eleştirdi.

Fransız Sosyalist Parlamenter ve eski Fransa başbakanlarından Michael Rocart, Türkiye’ye, AB’ye aday diğer ülkelerden farklı kriterler getirilmesinin adil olmadığını söyledi.

Kıbrıs konusundaki gelişmelere değinen Rocart, “BM Annan Planı’na ‘evet’ diyen Türklerin ne suçu var. Rumlar plana ‘hayır’ deyip Türkiye’yi nasıl suçlayabilir” diyerek, görüşmelerde söz alan Rum ve Yunan parlamenterleri sert biçimde eleştirdi.

İtalyan Liberal Grup Üyesi Emma Bonino ise yaptığı konuşmada, raporun muğlak ve belirsiz ifadelerle dolu olduğunu belirterek, “Rapor, Türkiye ile müzakerelerin başlamasını mı istiyor, başlamamasını mı istiyor, anlayamıyoruz. Raporun mesajı açık ve belirgin değil” dedi.

Yeşil Grup Üyesi Hollandalı Parlamenter Joost Lagendijk, grubunun Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerine destek verdiğini belirtti ve AB’nin de müzakerelerin 2005 yılında tam olarak ne zaman başlayacağı konusunda açıklık getirmesi gerektiğini söyledi.

Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu ile TBMM arasında köprü vazifesi gören Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı olan Lagendijck, “Türkiye ile müzakerelerin, 2005 yılının ikinci yarısında başlamasını istiyoruz” dedi.

Türkiye konusunda AB’de referandum yapılmasına destek verdiklerini ifade eden Hollandalı Parlamenter, “Bu yalnız ulusal bazda değil, AB genelinde olmalı. Nüfusu az olan Lüksemburg gibi bir ülke, 80 milyonluk Türkiye’nin kaderini ipotek altına almamalı” diye konuştu.

"Olumlu taraflar göz ardı edilmiş”

Yeşil Grubu Üyesi Türk kökenli Alman Parlamenter Cem Özdemir de sivil toplumun ve demokrasinin güçlendirilmesi için Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakerelere başlaması gerektiğini savundu. Türkiye’de geçmiş yıllarda Kıbrıs, Ermenistan ve Güneydoğu Anadolu sorunlarının tabu olarak görüldüğünü ifade eden Özdemir, son 2 yıl içinde kaydedilen gelişmelerle, artık bu konuların Türkiye’de tabu olmaktan çıktığını ifade etti.

İngiliz Muhafazakar Parlamenter Van Orden ise raporun, AB Komisyonu’nun sunduğu ilerleme raporunun olumlu taraflarını görmediğini, hep olumsuz taraflarını ele alarak sert bir tonda yazıldığını kaydederek, “Bu kadar çok fazla sayıda değişiklik önergesi sunulan rapor tekrar yazılmalı “ diye konuştu.

Liberal İngiliz Parlamenter Andrew Duff da raporun Türkiye’deki olumlu gelişmeleri göz ardı ettiğini, tam üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamaması konusunda açık bir mesaj vermediğini bildirdi.

“Raporda gerekli düzeltmeleri yapmaya hazırım”

Raporu hazırlayan Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings de eleştiriler üzerine, Avrupalı parlamenterlerin sunduğu değişiklik önergelerinin değerlendireceğini, raporunda gerekli düzeltmeleri yapmaya hazır olduğunu söyledi. Eurlings, etkili bir denetim olursa, müzakerelerin başlamasını destekleyebileceğini de sözlerine ekledi.

Öte yandan, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamasına karşı çıkan bazı parlamenterler bile raporun daha dengeli hale getirilmesi için gerekli çalışmanın yapılmasını istediler.

Bağlayıcı niteliği olmayan, ancak Avrupa Parlamentosu’nun, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlaması konusundaki tavrına açıklık getirecek rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısı, 17 Aralık 2004 tarihinde yapılacak AB zirvesinden önce Aralık ayı başında, Fransa’nın Strasbourg kentinde yapılacak genel kurul oturumunda tartışılarak oylanacak.

YENIDUZEN 17/11/04

Dünya, ada gerçeğini gördü’

Başbakan Talat, referandum sonrası gündeme gelen Kıbrıs Türkü’ne mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin Rum Yönetimi’nin yoğun baskısıyla ertelendiğini anlatarak, bu sonucun, Rumların gerçek yüzünü göstermesi açısından bir yönüyle olumlu olduğunu kaydetti

Mehmet Ali Talat, dünyanın ve Avrupa’nın adada yaşanan gerçekleri gördüğüne dikkat çekerek, gerçeklere uygun politikaların uygulanmasında bürokrasiden kaynaklanan gecikmeler olduğunu bunun da aşılacağına inandığını söyledi.

Alman Yeşil Milletvekili Özcan Mutlu, Kıbrıs’taki referandumda evet diyen insanların cezalandırılmasına son verilmesi için Yeşiller olarak elden geleni yapacaklarını ifade ederek, Başbakan Mehmet Ali Talat’ı başbakan olarak en kısa sürede içinde Almanya’da görmek istediklerini söyledi.


Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa’da Yeşillerin en genelde Kıbrıs Türklerini desteklediğini söyledi.

Talat, bu konudaki açıklamayı, Alman Yeşil Milletvekili Özcan Mutlu başkanlığındaki 4 kişilik Berlin Yeşiller Partisi heyetini bugünkü kabulünde yaptı.

Başbakan Talat, Yeşillerin çok önceden beri Kıbrıslı Türklerin izolasyonu ve insan haklarının ihlaline karşı tavır aldıklarını ifade ederek, Almanya’da bir yeşilin dışişleri bakanı olmasının önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

Başbakan Talat, referandum sonrası gündeme gelen Kıbrıs Türkü’ne mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin Rum Yönetimi’nin yoğun baskısıyla ertelendiğini anlatarak, bu sonucun, Rumların gerçek yüzünü göstermesi açısından bir yönüyle olumlu olduğunu kaydetti.

Mehmet Ali Talat, dünyanın ve Avrupa’nın adada yaşanan gerçekleri gördüğüne dikkat çekerek, gerçeklere uygun politikaların uygulanmasında bürokrasiden kaynaklanan gecikmeler olduğunu bunun da aşılacağına inandığını söyledi.

Alman yeşil milletvekili Özcan Mutlu’nun daha önce de KKTC’ye geldiğini o zaman da Kıbrıs Türk halkının kendi iradesini ele almaya yönelik girişimler içinde olduğunu anlatan Talat, yaşanan sürecin, Kıbrıs Türklerinin barış ve birleşmeden yana olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.

“İnsanlar daha umutlu”

Milletvekili Özcan Mutlu ise ziyarette yaptığı konuşmada, bugünkü ziyaretin adaya yaptığı ikinci ziyaret olduğuna işaret ederek, ilk ziyaretten sonra aradan geçen iki yıllık süre içinde yaşanan olumlu gelişmeleri yerinde görme olanağı bulduğunu söyledi.

Mutlu, Kuzey Kıbrıs’ta bugün insanların geleceğe daha umutlu baktıklarını, ekonomide belirli bir gelişme olduğunu ifade ederek, kendi iradesini ortaya koyan Kıbrıs Türk halkı karşısında Avrupa’nın da kendisine düşeni yapması gerektiğini vurguladı.

Mutlu, bu ziyarette referandum sonrası yaşananlarla ilgili olarak elde ettikleri verileri Almanya Dışişleri Bakanı’na doğudan aktaracaklarını anlatarak, Almanya ve Almanya Dışişleri Bakanı’nın Avrupa Birliği’nde sözünün önemli ve ağırlıklı bir yeri olduğunu kaydetti.

Özcan Mutlu, Kıbrıs’taki referandumda evet diyen insanların cezalandırılmasına son verilmesi için Yeşiller olarak elden geleni yapacaklarını ifade ederek, Başbakan Mehmet Ali Talat’ı başbakan olarak en kısa sürede içinde Almanya’da görmek istediklerini söyledi.

Mücadeleyi ‘saplantı’ haline getirmeden!

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün ayrıca, KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle adaya gelen Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimler Derneği heyetini de kabul etti.

Dernek Genel Başkanı Taner Uran kabulde yaptığı konuşmada, KKTC’nin kuruluş yıldönümünde adada olmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Uran, KKTC halkının mutluluğunun kendi mutlulukları da olduğunu kaydetti.

Bugünlere gelmek için verilen mücadelenin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Uran, ancak bu mücadeleyi saplantı haline getirmeden ve geçmişten ders alarak geleceğe bakılmasının doğru olacağını belirtti.

Başbakan Mehmet Ali Talat ise, geçmişte Kıbrıs Türk halıkının mutlu olabilmesi için büyük mücadele verildiğini belirterek, bunun sonucunun iyi ve sağlam şekilde alınması gerektiğini belirtti.

KKTC’nin şu an içinde bulunduğu süreçte bu sonuca varmak için mücadele edildiğini belirten Talat, bu safhada da KKTC halkının yanında bulunan derneğe teşekkür etti.

Talat, tarihin geriye sarılmasının sözkonusu olmadığını, bugünden sonra ancak ileriye gidilebileceğini belirterek, şu anda KKTC’nin kendi ekonomisi ve demokrasisiyle önemli bir mekanizma olduğunu ve bunu geliştirerek, KKTC halkına layık, demokratik, laik, kalkınmış ve dünyayla bütünleşmiş biçimiyle devamını sağlamak amacında olduklarını ifade etti.

Haklı taleplerin karşılandığı adil bir çözümü hedeflediklerini belirten Başbakan Talat, hedefledikleri şekilde gerçekleşen adil bir çözümden tüm KKTC’nin kazançlı çıkacağını, kimsenin birşey kaybetmeyeceğini vurguladı. Talat, bu nedenle bazı serzenişleri doğru bulmadığını bir kez daha belirtmek istediğini söyledi.

YENIDUZEN 17/11/04

Papadopulos: Annan Planı ölmedi

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı’nın ölmediğini belirterek, planda yapılmasını istediği değişiklikler konusunda ‘bütünsel bir stratejileri” olduğunu söyledi.

Papadopulos, Annan Planı’nda Kıbrıs Rum tarafını endişelendiren noktalar hakkında Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile Birleşmiş Milletler’e bir mektup gönderdiğini açıkladı.
Çözümün acı verici ve zor olacağını, bu nedenle en azından çalışabilir olması gerektiğini kaydeden Rum lider, Kıbrıs sorununda Aralık ayına kadar herhangi bir girişim yapılmasının beklenmediğini belirtti.

YEŞİL HAT MAYINLARI TEMİZLENECEK
Bu arada Rum Yönetimi, Yeşil Hat’taki Milli Muhafız Ordusu’na ait mayınların temizlenmesine bugün başlanacağını bildirdi. Rum Savunma Bakanı, ateşkes hattının tamamen mayınlardan arındırılmasını önerdiklerini ancak Türk ordusunun bu konudaki çabalara olumlu cevap vermediğini iddia etti. Mayın temizleme programının 8 mayın tarlasını kapsadığı ve bölgedeki 2
300 antipersonel ve antitank mayınının temizleneceği açıklandı.
AB’nin ‘gelecek için ortaklık programı’ tarafından finanse edilen mayın temizleme çalışmalarının bir yılda tamamlanacağı kaydedildi.

YENIDUZEN 17/11/04

KKTC yardımına AP’den onay geldi

KKTC’ye 3 yıl içinde 259 milyon Euro tutarında mali yardım yapılmasını öngören tüzük, Avrupa Parlamentosu’ndan onay aldı.

Kayhan Karaca / Strasbourg
NTV-MSNBC

17 Kasım 2004— Avrupa Parlamentosu, KKTC ekonomisini geliştirmek ve mali destek vermek amacıyla AB Komisyonu tarafından hazırlanan tüzüğü, genel kurul oturumunda bugün oylayarak kabul etti. Genel kurulda yapılan oylamada, 618 üye “evet”, 39 üye “hayır” oyu kullandı.

KKTC’ye 3 yıl içinde 259 milyon Euro tutarında mali yardım yapılmasını öngören tüzüğün yürürlüğe girebilmesi için AB Konseyi’nin de onayı gerekiyor.

İZOLASYONUN KALDIRILMASI KARARI
Kıbrıs’ta BM barış planıyla ilgili yapılan referandumda Türk kesiminin “evet”, Rum kesiminin ise “hayır” demesinden sonra AB Konseyi, KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.
AB Konseyi’nin bu kararından sonra harekete geçen AB Komisyonu, KKTC’ye 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına olanak sağlayan tüzüğü hazırlamıştı.
AB Komisyonu ayrıca,
KKTC’nin bazı tarım ürünlerini ihraç etmesine yönelik ikinci bir yönetmelik hazırlayarak, onaylaması için AB Konseyi’ne sunmuştu.
Kıbrıs Rum Kesimi’nin itirazı yüzünden, söz konusu ticaret yönetmeliğine ilişkin şu ana kadar ab konseyi içinde bir mutabakat
sağlanamadı.

Yunan-Rum cephesi Avrupa turunda

18/11/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Atina ve Kıbrıs Rum Yönetimi, 17 Aralık öncesi AB başkentlerinde nabız yoklama turlarına başladı. Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis, Paris'te Fransız meslektaşı Michael Barnier ile görüşmesinde, "Türkiye'nin AB perpesktifini destekliyoruz. Ancak Türkiye'nin de Yunanistan ve Kıbrıs ile iyi komşuluk ilişkileri kurallarına saygı göstermeli" dedi. Moliviatis, zirve kararlarında yer almasını istedikleri alternatif ifadelere dair Barnier'ye bilgi verdi. Atina'nın hedefi zirvede Paris ile aynı paralelde olmak. Edinilen bilgilere göre Yunan dışişlerinde biri çok sert, biri sert, diğeri ılımlı üç senaryo inceleniyor. Atina'nın hangi senaryoda karar kılacağını AB içindeki dengeler belirleyecek.
Dün dönem başkanı Hollanda'yı ziyaret edip Lüksemburg'a geçen Moliviatis, Berlin ve Londra'da da temaslarda bulunacak. Rum lideri Tasos Papadopulos ise bugün Roma'da Başbakan Silvio Berlusconi ile görüşecek.

Ercan'a uçuş havada bulut

RADIKAL 18/11/04

DHA - LEFKOŞA - ABD'nin KKTC'ye yönelik hava ambargosunu kıracağı umutları suya düşüyor. Amerikalı denetçilerin Ercan Havaalanı'na olumlu rapor vermesinin ardından ABD'li yetkililerin Amerikan Havayolları'nın (AA) Ercan'a doğrudan uçacağı vaadi hayata geçeceğe benzemiyor. AA Başkanı, THY'ye mektup göndererek, ekonomik nedenlerle KKTC'ye uçamayacaklarını belirtti. Bunda Rum Yönetimi'nin ABD yönetimini sert dille protoste etmesi ve ABD Temsilciler Meclisi ulaştırma ve altyapı komitesinin bazı üyelerinin
AA'ya yönelik uyarılarının rol oynadığı belirtildi.

Grossman: Ercan'a şimdilik uçuş yok

Fileleftheros Gazete'si, Amerikalı uzman heyetin Ercan'ın daha güvenli olması için önerilerde bulunduğunu, bu öneriler doğrultusunda Ercan'da faaliyetler başlatıldığını, bunun da uçuşların gerçekleştirilmesinde gecikme olacağı anlamı taşıdığını bildirdi

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Mark Grossman, Ercan Havaalanı'na yapılacak uçuşlarla ilgili olarak açıklama yaptı ve Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuşların şimdi yapılmayacağını söyledi.

Grossman, Washington'un, incelemelerde bulunmak üzere bir uzman heyeti KKTC'ye gönderdiğini hatırlattı ancak bu heyetin önerilerini bilmediğini savundu.

Fileleftheros Gazete'si, Amerikalı uzman heyetin Ercan'ın daha güvenli olması için önerilerde bulunduğunu, bu öneriler doğrultusunda ise Ercan'da faaliyetler başlatıldığını, bunun da uçuşların gerçekleştirilmesinde gecikme olacağı anlamı taşıdığını öne sürdü. Gazete şu iddialarda bulundu:

"Edindiğimiz bilgilere göre, gecikme Aralık'taki AB doruk toplantısı öncesinde sorun çıkmasını istemeyen Washington'un kararına dayanıyor. Ne var ki American Airlines ve muhtelif 'charter' şirketleri çalışmalarını sürdürüyor.

Amerikan Airlines başkanına, milletvekili, senatör ve ABD Rum dernek yetkililerinden çok sayıda protesto ulaştı.

Uçuşlar gerçekleşirse, bunların haziranda ABD ve Türkiye'nin imzaladığı Açık Semalar Anlaşması'na dahil olacağının belirtilmesinde yarar var."

Bu arada Alithia Gazetesi önceki gün bir Rum kanalına konuşan Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun olayı küçümsediğini yazdı.

Gazeteye göre Yakovu, "Önemli bir durum yok. Amerikan Airlines ve Türk Hava Yolları'nın bir işbirliği söz konusudur. New York-İstanbul seferlerini sürdürüyorlar ve İstanbul'dan Timbu'ya (Ercan) da seferler başlatacaklar. En çok birkaç ABD savaş uçağı da iniş yapacak" şeklinde konuşarak olayı önemli görmediğini belirtti.

Gazete, Amerikan Airlines şirketi başkanına bazı ABD milletvekili ve senatörlerden protesto gönderildiğine değinirken, Rum Yönetimi'nden de ilgili girişimlerin yapılmasının beklendiğini kaydetti.

KIBRIS 18/11/04

AP, KKTC’ye mali yardımı kabul etti

Avrupa Parlamentosu, KKTC ekonomisini geliştirmek ve mali destek vermek amacıyla AB Komisyonu tarafından hazırlanan tüzüğü, genel kurul oturumunda dün oylayarak kabul etti.

Genel kurulda yapılan oylamada, 618 üye “evet”, 39 üye “hayır” oyu kullandı. KKTC’ye 3 yıl içinde 259 milyon euro tutarında mali yardım yapılmasını öngören tüzüğün yürürlüğe girebilmesi için AB Konseyi’nin de onayı gerekiyor.

Mali yardım, AB bünyesinde Balkan ülkelerine yönelik faaliyet gösteren “Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı” vasıtasıyla yapılacak.

Avrupa Parlamentosu’nda dün yapılan ikinci oylamada, mali yardımın AB bütçesinde “Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı” üzerinden gerçekleştirilmesine olanak sağlayacak teknik mevzuata ilişkin rapor da kabul edildi.

AB Komisyonu’nun dışişleri temsilcisi Chris Patten, “Kıbrıs konusunda son gelişmelerin çözüm için yeni bir uluslararası girişimin başlatılmasına uygun olmadığını” belirtti ve “BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu barış planının Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme yönelik hala en geçerli baz oluşturduğunu” bildirdi.

“AB mali tüzüğü gereği Kıbrıslı Türklere 259 milyon euro tutarında mali yardım yapılmasının öngörüldüğünü” kaydeden Patten, “bu yardımın ‘Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı’ vasıtasıyla yapılmasının planlandığını” söyledi.

Ajansın Balkanlar’da yaptığı başarılı çalışmalara dikkat çeken Patten, KKTC’ye yapılacak yardımın hızlı ve etkili olması için yine bu Ajansın yardımının talep edileceğini bildirdi.

Patten, KKTC’ye yapılacak yardımın alt yapı, yol, su enerji çevre gibi alanlara öncelik vereceğini hatırlattı. AB Komisyonu dışişleri temsilcisi, mali tüzüğün AB Konseyi’nde hala onaylanmamasını da eleştirdi.

Mali yardım tüzüğüyle ilgili bir raporu kaleme alan Mechtild Rothe, “yapılacak bu yardımla BM planı için referandumda ‘evet’ diyen Kıbrıslı Türklere olumlu bir mesaj verilmek istendiğini” söyledi.

Türk kökenli Alman Sosyalist parlamenter Vural Öğer, KKTC’ye yapılacak mali yardımın vakit geçirilmeden yürürlüğe sokulması çağrısında bulundu.

Türkiye’nin ve KKTC’nin BM planını güçlü bir biçimde desteklediklerini hatırlatan Öğer, Kıbrıslı Türklerin mağdur bırakılmasının kabul edilmeyecek bir durum olduğunu savundu.

AB Komisyonu, önceki gün yaptığı açıklamada, KKTC’ye yapılacak mali yardımda önceliğin, altyapı, yol, su, enerji çevre alanlarına verileceğini bildirmişti.

Kıbrıs’ta BM barış planıyla ilgili yapılan referandumda Türk kesiminin “evet”, Rum kesiminin ise “hayır” demesinden sonra AB Konseyi, KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.

AB Konseyi’nin bu kararından sonra harekete geçen AB Komisyonu, KKTC’ye 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına olanak sağlayan tüzüğü hazırlamıştı.

AB Komisyonu ayrıca, KKTC’nin bazı tarım ürünlerini ihraç etmesine yönelik ikinci bir yönetmelik hazırlayarak, onaylaması için AB Konseyi’ne sunmuştu.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin itirazı yüzünden, söz konusu ticaret yönetmeliğine ilişkin şu ana kadar AB Konseyi içinde bir mutabakat sağlanamadı.

HALKIN SESI 18/11/04

Dava kaybedilirse sorumluluk Türkiye’nin

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs davasının Türkiye’yle birlikte kazanıldığını, kaybedilirse birlikte kaybedileceğini ve en büyük ağırlık ve tarihi sorumluluğu Türkiye’nin çekeceğini söyledi.

Kıbrıs davasının adıyla özdeşleştirildiğini ancak bunun yanlışlığını göstermek için görevden ayrılacağını belirten Denktaş, Kıbrıs davasının 70 milyonun milli davası olduğunu ifade etti.

Denktaş, AB yolunda Türkiye’nin hırpalanacağını ancak Kıbrıs’ta müdafaa edilmesi gereken şeyin Rumların Kıbrıslı Türkleri temsil etmediği olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, kendisinden sonra görüşmecilik yapacak kişilere seslenirken, kağıt oynarken bile karşı tarafın niyetinin ve kimliğinin bilinmesi gerektiğini, aksi halde hedefe gitmek için yapacakları zigzaglarla uzlaşma istediğinin zannedileceğini belirtti. Denktaş, Rumların niyetinin Kıbrıs’a sahip çıkıp Yunan toprağı yapmak olduğunu, referandumda evet diyenlerin bile anladığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu sabah Türkiye Harp Malulü, Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği heyetiyle görüştü. Görüşmede Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan ile dernek yöneticileri de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da konuşmasında, Kıbrıs’ı Yunan toprağı yapmak için uluslararası anlaşmaları çiğneyen, anayasayı yırtıp atan, Kıbrıs Türklerine çekinmeden azınlık hakları teklif edip, hiç utanmadan kendini meşru Kıbrıs hükümeti diye dünyaya takdim edip tanıtan Rum liderliğiyle yeniden kan akmasın, şehitler verilmesin, analar ağlamasın diye müzakere yapmak için 1964’ten beri girişimlerde bulunduklarını ancak Rumların bütün girişimleri reddettiklerini anlattı.

Denktaş, Rumların hangi niyetle masaya oturduğunu bildiklerini vurgulayarak, bunu bilmeselerdi Kıbrıs Türklerinin kısa sürede ortadan kaldırılmış olacağını söyledi.

Rumların niyetlerini önleyici tedbirler üzerinde çok ısrar ederken, diğer konularda çok esnek davrandıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların niyetlerinden vazgeçmeyi akıllarının ucundan bile geçirmediğinin görüldüğünü belirtti.

“RUMLAR HAYIR DİYEREK BİZİ BÜYÜK BİR FELAKETTEN KURTARDI”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların referandumda hayır demek suretiyle kendilerini büyük bir felaketten kurtardığını kaydederek şöyle konuştu:

“Ama esas niyetlerinin, meşru Kıbrıs hükümeti unvanından ayrılmamak ve bize de bu unvan altında bazı küçük hediyeler vererek kendilerine ram edip ileride icabına bakmak olduğu iyice anlaşılmıştır.

Onun için görüşmeci olan veya olacak arkadaşlara sesleniyorum: Masa başında kağıt oynarken bile karşı tarafın niyetini, kimliğini, oyunlarını, hasletini, kurnazlıklarını bilmeniz lazım. Masa başında karşı tarafın kim olduğunu, ne olduğunu ve esas hedefini bilmezseniz, onun esas hedefe gitmek için yaptığı zigzagları iyi niyetle uzlaşma ister zannederek hataya düşersiniz.”

“NİYETLERİ KIBRIS’A SAHİP ÇIKMAK”

Cumhurbaşkanı Denktaş, referandumda evet diyenlerin de Rum’un niyetini anladığını ifade ederek, bu niyetin de Kıbrıs’a sahip çıkarak ileride Yunan toprağı yapmak olduğunu söyledi.

Bunun cevabının ise “Ayrı devletimiz, ayrı egemenliğimiz vardır. Eski ortağınız, yeni ortak olacaksak siz bizim varlığımızı kabul etmek mecburiyetindesiniz. Biz sizin azınlığınız değiliz, siz bizim hükümetimiz değilsiniz. 40 yıldır olmadınız. 40 yıl daha olmayacaksınız” demek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların AB başvurusunun tamamen yasadışı olduğunu da anlattı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, AB bütün gerçeklere gözlerini kapatarak, Kıbrıslı Türklerin hâlâ Rum’a yamalanabileceğini, Türkiye’nin bunu yapmak zorunda olduğunu, aksi halde Türkiye’nin yolunu kesmeye devam edeceklerini savunursa, o zaman AB’nin hak ve adalete dayanmayacağını, AB’nin terörist bir idareyi bağrına basmış olacağını kaydetti.

DAVA KAYBEDİLİRSE...

“Kıbrıs davasının birlikte kazanıldığını, kaybedilecekse birlikte kaybedilmiş olunacağını, en büyük ağırlığı ve tarihi sorumluluğu Türkiye’nin çekeceğini” söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk halkının da sorumluluğu olduğunu ama davanın Denktaş davası veya Denktaş’ın temsil ettiği bir avuç insan davası değil, 70 milyonun milli davası olduğunu kaydetti.

Denktaş, bunu Atatürk’ün, Korutürk’ün ve diğer liderlerin de söylediğini belirterek, şöyle devam etti:

"MÜDAFAA ETMEMİZ GEREKEN ŞEY”

“Ama AB yolunda Türkiye’yi hırpalayacaklardır, zor durumlara sokmaya çalışacaklardır. Gittikçe yükselen sesle müdafaa etmemiz gereken şey, Rumların Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türklerini temsil etmediğidir. Yaptıkları müracaatın sadece kendilerini ilgilendirdiğidir. Bizim onların peşinden gitme mecburiyetimiz olmadığıdır. Birleşme istiyorlarsa, iki halkın varlığını, bunların birinin diğerini temsil etmediğini kabul etmeleri lazımdır. Bu kadar basittir bizim meselemiz. Bu kadar da iyi niyetliyiz. Karşı tarafın da niyetini bilen insanlar olarak müdafaamıza devam ediyoruz.”

HALKIN SESI 18/11/04

Bırakın, Rumlar Türkiye'yi veto etsin...



Güney Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, çok ilginç bir oyun oynuyor. Kendilerine soracak olursanız, bunu "strateji alanında, son yılların en büyük satranç oyunu" olarak niteliyorlar. Brüksel'deki diplomatik çevreler, Rum liderin kazanamayacağını bilmesine rağmen riskli bir maceraya girdiğini belirtiyorlar. Ben ise, bunu tam anlamıyla yavuz hırsızlık olarak niteliyorum.
Sor
un, 17 Aralık doruğunda Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi sırasında, Rumların AB'den, Türkiye'ye yönelik bazı yaptırım güvencesi istemelerinden kaynaklanıyor. Bana bu konuda bilgi veren AB diplomatlarına göre, Rumlar Türkiye ile müzakerelerin başlamasına karşı çıkmıyorlar. Onların istedikleri, müzakereler sürecinde AB'nin Türkiye'den bazı isteklerde bulunması, bu istekleri kovalaması ve bunları 17 Aralık doruğu bildirisine açıkça yazması. Örneğin, Türkiye'nin asker çekmesi, Güney'i resmen tanıması ve bir dizi kısıtlamaları kaldırması. Yaklaşık 15 maddelik bir istek listesi ile başkentleri dolaşıyorlar.
Bana anlatılanlar doğruysa, Rumlar AB'ye açıkça şantaj yapıyorlar. İstedikleri güvenceleri elde edemediği taktirde, 17 Aralık doruğu sonucunun veto edileceğini belirtiyorlar.
Rumlar bu yaklaşımı da, kendi kamuoylarına karşı sorumluluk duymalarına bağlıyorlar. AB'den sıkı sıkıya bağlanmış bir güvence alınamadığı taktirde, "Türkiye tarafından tanınma" gibi bazı önemli konular müzakerelerin sonuna bırakılacağı,
bunun da çok geç olacağını belirtiyorlar. Söyledikleri, kendi mantıkları açısından tutarlı : "Türklere şu mesaj verilmeli: Bilin ki müzakereler sürecinde Güney Kıbrıs'ı tanıyacaksınız ve bazı kısıtlamaları kaldıracaksınız. Aksi halde, müzakereleri durdurmak zorunda kalabiliriz. "
Aslında, Rumların bu istekleri bazı üye ülkeler tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Böylece, Türkiye ile müzakereleri kesebilmek için ekstradan yeni bir imkan daha doğmuş olacak. Bundan dolayı da, Kıbrıs Rumlarını ikna etme oyun
u oynayanlar ile bu yaklaşıma tepki gösteren ülkeler arasında ilginç bir diyalog yaşanıyor.

AB ÜLKELERİ BU KADAR SAF OLMAMALIDIR
Eğer Rumlar 17 Aralık bildirisine istedikleri bildirileri sokabilirlerse, Avrupa Birliğinin Kıbrıs politikasının tam anlamıyla iflas ettiği ve şantaj politikasına kolaylıkla boyun eğdiği sonucuna varabiliriz. Zaten Kıbrıs konusunu, yüzüne gözüne bulaştıran Avrupa Birliği değil mi ?
Kıbrıs ile müzakereleri açan ve tam üyeliğe götüren AB'nin niyeti neydi ?
Bu sayede sorunu çözmek v
e hem Kuzey, hem de Güney'i birlikte tam üyeliğe almak istiyorlardı. Bölünmüş değil, birleşmiş bir Kıbrıs için büyük çaba harcamışlardı. Rumlar da başından sonuna kadar, Türklerle birlikte AB'ye tam üyelikten yana olduklarını söylemişlerdi.
Sonrasını hepim
iz hatırlıyoruz.
Türkler AB'nin isteklerini kabul ettiler. Birleşik Kıbrıs'ı tercih ettiler. Papadopulos ise, tam aksine referandumda HAYIR oyu verilmesini destekledi.
AB politikalarının tam aksine tutum aldı. Buna rağmen, daha önce aldığı sözlerden yarar
lanıp, kendini AB üyeliğine atarken, AB'ye inanan ve güvenen Kıbrıs Türkleri ise dışarda kaldılar.
İş bununla da bitmedi.
AB yetkilileri, BM Genel Sekreteri ve Başkentler, Rumları, herkesi aldatmakla suçladılar ve Kuzey'in yanlız bırakılmaması gerektiğini,
uygulanan ambargoların kaldırılacağını açıkladılar.
Ancak yapamadılar. Zira Rumlar hukuki yolları kullanıp AB kararlarını engelleyebildiler. Türkler, AB politikalarına güvendikleri ve inandıkları için cezalandırıldılar.
Şimdi bütün bunlar yetmiyormuş gibi
, Rumlar daha da ileri gidip, ellerindeki kartı gerçek değerinden fazla gösterip kötü bir poker oyunu oynamaya çalışıyorlar.
AB'nin şantaja boyun eğme yeteneğini mi denemek istiyorlar, yoksa Türkiye aleyhindeki bazı ülkeleri kendi yanlarına çekebilme şansını mı deniyorlar, bilemiyorum. Bildiğim tek şey, Rumların açıkça yavuz hırsızlık yaptığıdır.

AB, RUMLARI VETO KULLANMAYA İTMELİDİR
Avrupa Birliği, Türkiye'yi ne pahasına olursa olsun durdurmak istiyorsa, Rumların istediklerini mutlaka kabul etmelidir. Zira hiçbir Türk hükümeti, AKP başta olmak üzere, Rumların peşinde koşan AB'ye EVET demeyecektir.
Buna karşılık, Avrupa Birliğinin bir parçacık sağduyusu varsa, Rumlara ellerindeki kartın gerçek değerini göstermek istiyorsa, Papadopulos'un veto blöfünü görme
lidir

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 19/11/04

Zorlu sınav 23 Kasım'da

SIRA AB KONSEYİ'NDE...Avrupa Parlamentosu, Kuzey Kıbrıs ekonomisini geliştirmek ve mali destek vermek amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, genel kurul oturumunda dün oylayarak kabul etti. Kıbrıs'ın kuzeyine 3 yıl içinde 259 milyon euro tutarında mali yardım yapılmasını öngören tüzüğün yürürlüğe girebilmesi için AB Konseyi'nin de onayı gerekiyor

RUM VE YUNANLILARDAN "HAYIR" ... Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda yapılan oylamada, 618 üye "evet", 39 üye "hayır"oyu kullandı. Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardıma karşı "hayır" oyu kullanmaması beklenen Kıbrıslı Rum ve Yunan milletvekillerinin tümü genel kurulda "hayır" oyu kullandı

TALAT: KONSEYİN KARARI AYNI OLMAYABİLİR... Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu'nun konuyla ilgili kararının tavsiye niteliğinde olduğunu, nihai kararın konseyde alınacağını söyledi. COREPER'in kararının, konseyin kararına ışık tutacağını belirten başbakan, konseyin kararının parlamento kararıyla aynı olmayabileceğine dikkat çekti.

EREL: TÜZÜK, 23 KASIM'DA YENİDEN TARTIŞILACAK... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, bunun AB karar mekanizmasının doğal bir parçası olduğunu ifade ederek, "Tüzük, 23 Kasım'da yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısında yeniden tartışılıp karara bağlanacak" dedi. Ali Erel, mali yardımın Avrupa Yatırım Ajansı üzerinden yapılacağını ifade etti.

Anıl IŞIK

Avrupa Parlamentosu (AP), Kuzey Kıbrıs ekonomisini geliştirmek ve mali destek vermek amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, genel kurul oturumunda dün oylayarak kabul etti.

Genel kurulda yapılan oylamada, 618 üye "evet", 39 üye "hayır"oyu kullandı. Kıbrıs'ın kuzeyine 3 yıl içinde 259 milyon euro tutarında mali yardım yapılmasını öngören tüzüğün yürürlüğe girebilmesi için AB Konseyi'nin de onayı gerekiyor.

Avrupa Parlamentosu'nda onaylanan Mali Yardım Tüzüğü, dün, Avrupa Birliği Daimi Delegeler Komitesi'nde de (COREPER) ele alındı.

22-23 Kasım tarihinde yapılacak olan Genel İşler Konseyi toplantısı öncesinde toplanan COREPER, dünkü toplantıda, Genel İşler Konseyi sonuç bildirgesinin görüşülmesi çerçevesinde, Mali Yardım Tüzüğü'nü de ele aldı.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, AB dönem başkanı Hollanda'nın, Kıbrıslı Türklerin lehine taslak sonuç bildirgesi hazırlamasına karşılık olarak, Kıbrıs Rum tarafı, dün yeni bir taslak öneri sundu. Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birlikte değil, ayrı ayrı görüşülmesinin öngörüldüğü taslak, toplantıda üyeler arasında tartışmalar yaşanmasına yol açtı.

Diplomatik kaynaklar, AP'deki tüm Kıbrıslı Rum ve Yunan milletvekillerinin genel kurulda "hayır" oyu kullandığını bildirdi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu'nun konuyla ilgili kararının tavsiye niteliğinde olduğunu, nihai kararın konseyde alınacağını söyledi. COREPER'in kararının, konseyin kararına ışık tutacağını belirten başbakan, konseyin kararının parlamento kararıyla aynı olmayabileceğine dikkat çekti.

Avrupa Birliği (AB) uyum koordinatörü Erhan Erçin ise, Avrupa Parlamentosu'nun dün onayladığı tüzüğün prosedür gereği olduğunu belirterek, parlamentonun görüşünün bağlayıcı olmadığını söyledi. Tüzüğün COREPER tarafından kabul edilerek, ilgili bakanlar konseyine sevk edilmesinin belirleyici olacağına işaret eden Erçin, Kıbrıslı Türkler için önemli olanın iki tüzüğün birlikte kabul edilmesi olduğunu yineledi.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Avrupa Parlamentosu'nun tüzüğü onaylamasıyla ilgili

açıklamasında, bunun AB karar mekanizmasının doğal bir parçası olduğunu ifade etti. Erel, tüzüğün henüz bir karara bağlanmadığını, 23 Kasım'da yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısında yeniden tartışılıp orada karara bağlanacağını söyledi

"Avrupa Yeniden

Yapılanma Ajansı"

Mali yardım, AB bünyesinde Balkan ülkelerine yönelik faaliyet gösteren "Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı" vasıtasıyla yapılacak.

Avrupa Parlamentosu'nda dün yapılan ikinci oylamada, mali yardımın AB bütçesinde "Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı" üzerinden gerçekleştirilmesine olanak sağlayacak teknik mevzuata ilişkin rapor da kabul edildi.

Öncelik altyapı, enerji

ve çevre alanlarına verilecek

AB Komisyonu, önceki gün yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs'a yapılacak mali yardımda önceliğin, altyapı, yol, su, enerji ve çevre alanlarına verileceğini bildirmişti.

Kıbrıs'ta BM barış planıyla ilgili yapılan referandumda Türk kesiminin "evet", Rum kesiminin ise "hayır" demesinden sonra AB Konseyi, Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.

AB Konseyi'nin bu kararından sonra harekete geçen AB Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına olanak sağlayan tüzüğü hazırlamıştı.

AB Komisyonu ayrıca, Kuzey Kıbrıs'ın bazı tarım ürünlerini ihraç etmesine yönelik ikinci bir yönetmelik hazırlayarak, onaylaması için AB Konseyi'ne sunmuştu.

Rum yönetiminin itirazı yüzünden, söz konusu ticaret yönetmeliğine ilişkin şu ana kadar AB Konseyi içinde bir mutabakat sağlanamadı.

Talat: Parlamentonun

kararı nihai karar değil

Avrupa Parlamentosu'nun konuyla ilgili kararının tavsiye nitelikte olduğunu ifade eden Başbakan Talat, parlamentonun kararının tek başına bir anlam ifade etmediğini, nihai kararın konseyde alınacağını söyledi.

Avrupa Birliği Daimi Delegeler Komitesi'nin (COREPER) konseyin kararına ışık tutacağını belirten Başbakan, AB üye ülkelerinin temsilcilerinden oluşan COREPER üyelerinin kararının, AB üye ülkeleri dışişleri temsilcilerinden oluşan Genel İşler Konseyi tarafından benimseneceğini söyledi. Avrupa Parlamentosu'nun tavsiye kararının önemli olduğunu, ancak nihai karar olmadığını belirten Talat, konseyin kararının parlamento kararıyla aynı olmayabileceğini vurguladı.

Mali Yardım Tüzüğü'nün dünkü COREPER toplantısında ele alındığını ifade eden Başbakan Talat, toplantı kararının açıklanması öncesinde yaptığı açıklamada, konsey kararının Rum yönetiminin Avrupa Yardım Ajansı'nın Kıbrıs'taki şubesinin güneyde konuşlanması ısrarı nedeniyle 17 Aralık sonrasına kalacağını söyledi. Talat, "Bu, tek başına AB'ye girmiş Rum yönetiminin maksimalist yaklaşımın yeni bir göstergesi olacaktır. Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını arzu etmeyen, her alanda Kıbrıslı Türkleri egemenliği altına almaya çalışan hakimiyetçi anlayış bir kez daha ortaya çıkacaktır. Avrupa Konseyi'nin, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını öngördüğü 26 Nisan'da aldığı karar, Rum yönetimi tarafından bir kez daha akamete uğratılmaktadır" diye konuştu.

Kıbrıs Türk toplumu için Mali Yardım Tüzüğü'nün tek başına bir anlam taşımayacağını yineleyen başbakan, sadece Mali Yardım Tüzüğü'nün geçmesi ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ileride onaylanacağına dair taahhüt verilmemesi halinde, mali yardımın kullanımının ticaret tüzüğü onaylanana kadar askıya alınmasını talep ettiklerini kaydetti.

Talat, "Görülen o ki, Rum tarafı, ilkesel olarak da, Kıbrıslı Türkleri Rum yönetiminin egemenliğinden ayrı tutacak hiç bir uygulamaya yeşil ışık yakmak istememektedir. Bizim mali yardımın askıya alınmasıyla ilgili talebimiz Rum yönetiminin mali yardımı ve doğrudan ticaret tüzüklerini engellemeye çalışmasıyla ilgili bir yaklaşım değil. Aksine mali yardımı, ekonomimize gerçek anlamda katkı yapacak şekilde ticaret tüzüğü ile destekleme anlayışından kaynaklanmaktadır" diye konuştu.

Başbakan Talat, konseyin, 26 Nisan 2004 tarihli karara uymak zorunda olduğunu ifade ederek, "Konsey, Kıbrıslı Türkleri temsil etmediği tüm dünya tarafından bilinen ve 24 Nisan referandumlarıyla da ispat edilen aşırı milliyetçi Rum yönetimin baskısından kurtulmalı ve 26 Nisan'da verdiği sözü yerine getirilmelidir" dedi.

"Yeşil Hat Tüzüğü ile doğrudan

ticaret arasında hiçbir bağlantı yok"

Başbakan Talat, Mali Yardım Tüzüğü ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Yeşil Hat Tüzüğü'nün işleyişine bağlı olarak kabul edilmesiyle ilgili olarak ise şöyle konuştu:

"Rumlar, Yeşil Hat Tüzüğü'nün Kıbrıslı Türklerin doğrudan ticaret yapmasını gerektirmeyeceğini iddia ediyorlar. 'Kıbrıslı Türkler, bununla yetinmelidir' denmektedir. Yeşil Hat Tüzüğü'nün mükemmel çalıştığını göstermek isteyerek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü öldürmeye çalışmaktadırlar. Avrupa Komisyonu, Yeşil Hat Tüzüğü'nün ihracat için yeterli olmayacağının bilinciyle doğrudan ticaret tüzüğünü hazırlamıştır.

Avrupa Komisyonu, önce 'Yeşil Hat Tüzüğü'nün işleyişini görelim sonra doğrudan ticaret tüzüğünü kabul edelim' anlayışı içerisinde değildir, aksine Yeşil Hat ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü ayrı ayrı amaçlar için yapılan düzenlemeler olarak görmektedir. Yeşil Hat Tüzüğü'yle Doğrudan Ticaret Tüzüğü arasında hiçbir bağlantı yoktur."

Yeşil Hat Tüzüğü'nün sadece kuzeyde üretilen malların güneye akışını sağlayan bir düzenleme olduğunu belirten Talat, tüzüğün güneyden kuzeye mal akışını düzenlemeyi hedef almadığını kaydetti. Talat, güneyde üretilen veya ithal edilen malların kuzeye geçişinde serbest ticaret olabilmesi için Kıbrıs Türk deniz ve hava limanlarının da aynen güneydeki limanlar gibi serbest olması gerektiğini ifade etti.

Erhan: Rumlar, tüzüğün

onaylanmasını engellemek istiyor

Avrupa Birliği (AB) uyum koordinatörü Erhan Erçin ise, Avrupa Parlamentosu'nun dün onayladığı tüzüğün prosedür gereği olduğunu belirterek, parlamentonun görüşünün bağlayıcı olmadığını söyledi. Tüzüğün COREPER tarafından kabul edilerek, ilgili bakanlar konseyine sevk edilmesinin belirleyici olacağına işaret eden Erçin, "Bizim için önemli olan iki tüzüğün birlikte kabul edilmesidir, çünkü Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması veya 26 Nisan kararlarının hayata geçmesi ancak bu iki tüzüğün birlikte uygulamaya geçmesiyle mümkün olabilir" diye konuştu.

Mali Yardım Tüzüğü'nün dünkü COREPER toplantısında ele alındığını söyleyen Erçin, Rumların COREPER'de tüzüklerin onaylanmasını engellemek istediğini ifade ederek, "Konseyin sonuç bildirgesinde Kıbrıslı Türkler için hayati önem taşıyan doğrudan ticaretin gerçekleşmesi ifadesine yer verilecekti. Kıbrıs Türk tarafı, konseyden sonuç bildirgesinde, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edileceğine ilişkin kesin bir taahhüt talebinde bulundu ve hazırlanan ilk taslakta Kıbrıs Türk tarafını tatmin eden bir durum ortaya çıktı ve Rum tarafı da bundan rahatsız oldu. Bu nedenle Rumlar, tüzüğün onaylanmasını engellemek istiyor" dedi.

Tüzüklerin bugüne kadar kabul edilmemesine rağmen Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarında bir takım kazanımlar elde ettiğine işaret eden Erçin,"Tüzüklerin AB kurumlarında tartışılması Kıbrıslı Rumların yarattığı olumsuz havanın giderilmesine katkı koydu. Kıbrıslı Türklere yapılacak açılımları Rumların sürekli olarak engelleme çabaları, AB üye ülkelerinde Rumlara karşı tepki oluşmasına katkı koydu" dedi.

Erel: Nihai karar

23 Kasım'da alınacak

Avrupa Parlamentosu'nun dün mali yardım tüzüğünü onaylamasıyla ilgili olarak açıklamada bulunan Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, bunun AB karar mekanizmasının doğal bir parçası olduğunu ifade ederek, "Tüzük, 23 Kasım'da yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısında yeniden tartışılıp karara bağlanacak" dedi. Ali Erel, mali yardımın Avrupa Yatırım Ajansı üzerinden yapılacağını ifade etti.

Erel, Mali Yardım Tüzüğü'ne ilişkin herhangi bir sorun bulunmadığını, sorunun iki tüzüğün eş zamanlı olarak kabul edilmesiyle bağlantılı olduğunu kaydederek, iki tüzüğün birlikte kabul edilmesi ve sadece mali yardımın geçmesi halinde, mali yardımın kuzeydeki altyapı çalışmaları için kullanılmasına hükümetin karar vereceğini söyledi.

Erel. "Hem azınlıkta olan hem de istifa etmiş, 2004-2005 bütçesini geçiremeyen hükümetin, 20 Aralık'tan sonra da iptal edileceğini düşünecek olursak mali yardımın altyapı çalışmalarında kullanılması hükümet için çok önemli bir karar olacaktır" dedi.

Yeşil Hat Tüzüğü'nü de değerlendiren Erel, söz konusu tüzüğün kuzey ekonomisine ivme kazandırması açısından yasal düzenlemeler yapılması gerektiğine işaret etti. Erel, "Ancak Yeşil Hat Tüzüğü'nde düzenleme yapılsa ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü kabul edilse bile kuzey ekonomisine tam anlamıyla bir ivme kazandırılamayacaktır. Arzu edilen ekonomik iyileştirme, Kıbrıs sorunu çözülmeden mümkün değildir."

KIBRIS 19/11/04

Rumların baskısı, Taşınmaz Mal Tanzim Komisyonu'nda istifalara yol açtı

Osman KALFAOĞLU

Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları taşınmaz malları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmalarını engellemek üzere iç hukuk yöntemleri oluşturulması için kurulan Taşınmaz Mal Saptama, Değerlendirme ve Tanzim Komisyonu, geçtiğimiz iki hafta içinde büyük değişikliklere sahne oldu.

Komisyondan iki hafta önce istifa eden Necati Yazman ile Halil Giray ve Ankara Temsilcisi olarak atanan Tamer Gazioğlu'nun yerine Çetin Uğural, Sümer Erkmen ve Aytekin Erin'in atanması, geçtiğimiz hafta onaylanmış ve Resmi Gazete'de yayınlanarak karar yürürlüğe girmişti.

Komisyondaki kaynaklardan dün edinilen bilgiye göre, komisyona, kurulduğundan bu güne kadar başkanlık yapan Salih Dayıoğlu ile komisyon üyeleri Güven Silman ve Yaşar Boran da geçtiğimiz cuma günü komisyondaki görevlerinden istifa etti.

Salih Dayıoğlu istifa haberini doğrularken, istifa nedenleri hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, komisyondan istifalar, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhinde AİHM'de açtığı ve devam eden davalarda, Kıbrıs Türk tarafının maruz kaldığı olumsuz gelişmeleri olumluya çevirmek için yapılmış bir manevra olarak değerlendirildi.

Bilindiği üzere Titiana Loizidu'nun Türkiye aleyhinde açtığı ve sadece tazminat kısmını kapsayan davayı kazanması sonucu, Türkiye'nin yüksek miktarda tazminat ödemeye mahkum edilmesi üzerine harekete geçen Kıbrıs Türk tarafı, davalar nedeniyle oluşacak olan ağır yükün Türkiye üzerinden kaldırılması ve KKTC'nin sorumluluğuna geçmesi için bir yasa çıkarmış ve yasaya uygun olarak da "Taşınmaz Mal Saptama, Değerlendirme ve Tanzim Komisyonu"nu oluşturmuştu. Bu komisyonun oluşturulmasındaki amaç, AİHM'nin davacıların önüne koyduğu "iç hukukun tüketilmesi şartı"nın önünü açmak içindi.

Aynı güvenilir kaynaklara göre, şu anda AİHM'nin önünde bulunan ve pilot dava olarak nitelendirilen, Loizidu benzeri Senides-Arestis'in Türkiye aleyhinde açtığı dava sonucu çıkacak olan kararda, ya KKTC tarafından kurulan Tanzim Komisyonu'nun bir iç hukuk yöntemi olduğu saptanacak ve sorumluluk KKTC üzerine geçecek ya da Loizidu davasında verilen kararın aynı tekrarlanıp Kıbrıslı Rumların taşınmaz mallarına kavuşamamalarının tek sorumlusu Türkiye olmaya devam edecek.

2 Eylül 2004 tarihinde AİHM'de, Senides-Arestis'in Türkiye aleyhinde açtığı dava ile ilgili yapılan oturumda, hem Kıbrıs Rum hem de Kıbrıs Türk tarafına mahkeme tarafından bazı sorular yönetilmiş ve tarafların yorumları istenmişti. İşte tam bu aşamada Kıbrıs Rum tarafı, KKTC tarafından oluşturulan tanzim komisyonunda görev yapan karar mekanizmasındaki kişilerin, isimlerini de vererek Kıbrıslı Rumlara ait olan evlerde oturduklarını veya eşdeğere karşılık bu evlere sahip olduklarını belgeleri ile sunmuştu. Kıbrıslı Rumların öne sürdüğü tezde, tanzim komisyonunda görev yapan Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlara ait olan evlerde oturuyor olmaları veya bu evlere sahip olmaları, onların komisyona yapılan başvurular sonucu tarafsız bir kararın çıkmasını engelleyici bir unsur olarak durduğu öne sürülmüştü. Görüşü alınan güvenilir kaynaklar, Ankara temsilcisi olarak atanan Tamer Gazioğlu dışında tanzim komisyonunda görev yapan kişilerin istifa etme sebeplerinin, Kıbrıs Türk tarafının içinde bulunduğu olumsuz koşulları değiştirmek ve Kıbrıs Rum tarafının eline bu konuda herhangi bir koz vermemek için gerçekleştiğini belirttiler.

KIBRIS 19/11/04

Mayınların temizliği başladı

Ara bölgedeki mayınların temizlenmesine dün başlandı. AB tarafından “Gelecek İçin Ortaklık Programı” çerçevesinde sağlanan iki buçuk milyon Euro finansmanla başlatılan ve UNDP’nin yürüttüğü mayın temizleme işlemi ara bölgede düzenlenen bir törenle başladı. İlk etapta RMMO tarafından yerleştirilen 3 bin mayın temizlenecek.

Törene, UNFICYP Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz, “AB Kıbrıs Temsilciliği” Başkanı Büyükelçi Adrian Van Der Meer ve diğer bazı yetkililer katılırken, töreni Türk ve Rum basın mensupları izledi.

Lefkoşa Havaalanı’nın ilerisinde, Alayköy’ün üst tarafındaki ara bölgede bulunan törenin yapılacağı yerde, temsili bir mayın tarlasında mayın tespitinde kullanılan detektör ve yine mayın aramada kullanılan özel yetiştirilmiş köpeklerle basın mensuplarının görüntü alması için gösteri yapıldı. Etkinliğin yapıldığı alana saat 14.00’te Wlosowicz ve Büyükelçi Meer geldi. Wlosowicz, Meer ve “Mayın Eylem Hücresi” diye de bilinen “Kıbrıs’ta Mayın Arama Projesi”nin yöneticisi Mick Raine birer konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından Wlosowicz ve Meer, üzerinde 3 dilde (Türkçe İngilizce ve Rumca) “mayın” yazılı tabelanın bulunduğu “2230” numaralı mayın tarlasının etrafındaki dikenli teli özel makaslarla kestiler. İki diplomat daha sonra birkaç kilometre ilerideki tepenin üzerinde bulunan yeri, daha önceden tespit edilmiş iki mayının uzaktan kumandalı fünyelerini ayrı ayrı patlatarak mayınları imha etti.

WLOSOWICZ

UNFICYP (Kıbrıs’taki BM Barış Gücü) Misyon Şefi Wlosowicz, törende yaptığı konuşmada, mayın temizleme olayının BM ve AB’nin işbirliğiyle gerçekleştiğini ifade ederek, “Kaldırılan her mayın uzlaşıya, barışa bir adımdır. Eksilen her mayın geçiş noktalarındaki güçlüklerde bir azalmadır. Azalan her mayın normale giden yola yaklaşmadır” dedi.

MEER

Büyükelçi Meer ise, AB’nin Kıbrıs’taki mayın temizleme projesine iki buçuk milyon Euro destek verdiğini ifade ederek, bunun adada barışın korunması, yaratılması ve uzlaşıya aktif bir katkı olduğunu vurguladı.

Meer, söz konusu olaya neden katkı yaptıklarını anlatarak, ilk nedenin Ottowa Konvansiyonu, ikinci nedenin adadaki güvenliği artırma, üçüncü nedenin ise yeni geçiş noktaları açılmasını kolaylaştırmak olduğunu belirtti.

HALKIN SESI 19/11/04

Talat, görevi iade etmeye hazırlanıyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından 8 Kasım Pazartesi günü hükümeti kurmakla görevlendirilen Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat’ın 15 günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden önümüzdeki günlerde hükümeti kurma görevini iade etmesi bekleniyor.

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yönetim Kurulu’nda önceki gün yapılan konuyla ilgili değerlendirmenin ardından bugün saat 16.00’da toplanacak Bakanlar Kurulu’nda da konu ele alınacak. CTP Genel Başkanı Başbakan Talat’ın Bakanlar Kurulu’nda yapılacak değerlendirmenin ardından görevi iade edeceği belirtildi.

SÜRE SALI GÜNÜ DOLACAK

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim’de istifasının ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etmişti. Eroğlu’nun ardından 8 Kasım’da hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ise, sonuç alamayacağını belirterek girişim yapmama kararı almıştı ve görevi almasından itibaren yaklaşık 10 gün geçmesine karşın herhangi bir girişimde bulunmadı. Talat’ın 15 günlük anayasal sürecinin salı günü dolacağı hesaplanırken, bu günü beklemeden görevi iade etmesi bekleniyor.

Talat’ın görevi iade etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Denktaş’ın 60 günlük anayasal süreyi tamamlamak için yeni bir görevlendirme yapıp yapmayacağı ise belirsiz.

ERKEN SEÇİM PROSEDÜRÜ...

Koalisyon hükümetinin istifası ve mecliste yaşanan kilitlenme nedeniyle ülkede erken seçime kesin gözle bakılırken, seçim tarihinin kesinleşmesi için konuyla ilgili anayasal sürecin tamamlanması bekleniyor.

Anayasa uyarınca KKTC’de erken seçim ya meclis kararıyla, ya da cumhurbaşkanının çağrısıyla yapılabiliyor.

Meclisin erken seçim kararı alabilmesi için tam sayısının 3’te 2 çoğunluğu gerekiyor. Yani 34 milletvekilinin seçime evet demesi gerekiyor. Son zamanlarda tüm partiler erken seçim yönünde irade ortaya koyarken, tarih konusunda henüz bir mutabakat sağlanmış değil.

Bunun yanında, iç tüzük engeli de var. 90 gün arayla aynı konuda öneri, karar ya da tasarı sunulması meclis iç tüzüğüne aykırı. Hükümetin eylül ayında erken seçim önerisi sunması nedeniyle, tüzükte değişiklik yapılmaması halinde, meclise ancak 20 Aralık’tan sonra erken seçim önerisi sunma imkanı var.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun 21 Ekim’de görevlendirilmesiyle başlayan bu süreç, 60 günün tamamının kullanılması halinde 21 Aralık’ta sona eriyor.

HALKIN SESI 19/11/04

Talat görevi iade etmeye hazırlanıyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından 8 Kasım Pazartesi günü hükümeti kurmakla görevlendirilen Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat’ın 15 günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden önümüzdeki günlerde hükümeti kurma görevini iade etmesi bekleniyor.

Elde edilen bilgiye göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yönetim Kurulu’nda önceki gün yapılan konuyla ilgili değerlendirmenin ardından bugün saat 16.00’da toplanacak Bakanlar Kurulu’nda da konu ele alınacak. CTP Genel Başkanı Başbakan Talat’ın Bakanlar Kurulu’nda yapılacak değerlendirmenin ardından görevi iade edeceği belirtildi.

Süre Salı günü dolacak

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim’de istifasının ardından hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etmişti. Eroğlu’nun ardından 8 Kasım’da hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ise, sonuç alamayacağını belirterek girişim yapmama kararı almıştı ve görevi almasından itibaren yaklaşık 10 gün geçmesine karşın herhangi bir girişimde bulunmadı. Talat’ın 15 günlük anayasal sürecinin salı günü dolacağı hesaplanırken, bu günü beklemeden görevi iade etmesi bekleniyor.

Talat’ın görevi iade etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Denktaş’ın 60 günlük anayasal süreyi tamamlamak için yeni bir görevlendirme yapıp yapmayacağı ise belirsiz.

Şimdi ne olacak?..

Koalisyon hükümetinin istifası ve mecliste yaşanan kilitlenme nedeniyle ülkede erken seçime kesin gözle baklılırken, seçim tarihinin kesinleşmesi için konuyla ilgili anayasal sürecin tamamlanması bekleniyor.

Anayasa uyarınca Kuzey Kıbrıs’ta erken seçim ya meclis kararıyla, ya da cumhurbaşkanının çağrısıyla yapılabiliyor.

Meclisin erken seçim kararı alabilmesi için tam sayısının 3’te 2 çoğunluğu gerekiyor. Yani 34 milletvekilinin seçime evet demesi gerekiyor. Son zamanlarda tüm partiler erken seçim yönünde irade ortaya koyarken, tarih konusunda henüz bir mutabakat sağlanmış değil.

Bunun yanında, iç tüzük engeli de var. 90 gün arayla aynı konuda öneri, karar ya da tasarı sunulması meclis iç tüzüğüne aykırı. Hükümetin eylül ayında erken seçim önerisi sunması nedeniyle, tüzükte değişiklik yapılmaması halinde, meclise ancak 20 Aralık’tan sonra erken seçim önerisi sunma imkanı var.

Cumhurbaşkanının seçim kararı vermesi için de anayasa uyarınca ilk görevlendirme tarihinden itibaren 60 günlük süre gerekiyor. Koalisyon hükümetinin istifasının ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun 21 Ekim’de görevlendirilmesiyle başlayan bu süreç, 60 günün tamamının kullanılması halinde 21 Aralık’ta sona eriyor.

Başsavcı Akın Sait, erken seçim kararının ciddiyetine dikkat çekerek 60 günlük sürecin tamamının beklenmesinin zorunlu olduğu yönünde görüş vermişti.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın 60 günlük sürecin tamamını bekleyerek seçim kararı vermesiyle Kuzey Kıbrıs’ta şubat ortalarında erken seçime gidileceği tahmin ediliyor.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki CTP-DP koalisyon hükümeti, yaklaşık 5 ay süren azınlık döneminin ardından 20 Ekim’de istifa etmişti.

(TAK)

YENIDUZEN 18/11/04

Mayınlar patlatılıyor!

Ara bölgedeki mayınların temizlenmesine dün başlandı. AB tarafından “Gelecek İçin Ortaklık Programı” çerçevesinde sağlanan iki buçuk milyon Euro finansmanla başlatılan ve UNDP’nin yürüttüğü mayın temizleme işlemi ara bölgede düzenlenen bir törenle başladı. İlk etapta RMMO tarafından yerleştirilen 3 bin mayın temizlenecek.

Törene, UNFICYP Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz, “AB Kıbrıs Temsilciliği” Başkanı Büyükelçi Adrian Van Der Meer ve diğer bazı yetkililer katılırken, töreni Türk ve Rum basın mensupları izledi.

Türk ve Rum basın mensupları saat 12.30’da, Güney Kıbrıs’ta, Metehan yakınlarında olan ve ara bölgedeki Lefkoşa Havaalanı’na giden yolda bulunan Foxtrot Kapısı’nda toplandı. BM eskortları basın mensuplarını geçmişte Kıbrıs müzakerelerinin yapıldığı Lefkoşa Konferans Merkezi’ne götürdü. Basın mensupları buradan Lefkoşa Havaalanı’nın ilerisinde, Alayköy’ün üst tarafındaki ara bölgede bulunan törenin yapılacağı yere götürüldü.

Burada, temsili bir mayın tarlasında mayın tespitinde kullanılan detektör ve yine mayın aramada kullanılan özel yetiştirilmiş köpeklerle basın mensuplarının görüntü alması için gösteri yapıldı. Etkinliğin yapıldığı alana saat 14.00’te Wlosowicz ve Büyükelçi Meer geldi. Wlosowicz, Meer ve “Mayın Eylem Hücresi” diye de bilinen “Kıbrıs’ta Mayın Arama Projesi”nin yöneticisi Mick Raine birer konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından Wlosowicz ve Meer, üzerinde 3 dilde (Türkçe İngilizce ve Rumca) “mayın” yazılı tabelanın bulunduğu “2230” numaralı mayın tarlasının etrafındaki dikenli teli özel makaslarla kestiler. İki diplomat daha sonra birkaç kilometre ilerideki tepenin üzerinde bulunan yeri, daha önceden tespit edilmiş iki mayının uzaktan kumandalı fünyelerini ayrı ayrı patlatarak mayınları imha etti.

UNFICYP (Kıbrıs’taki BM Barış Gücü) Misyon Şefi Wlosowicz, törende yaptığı konuşmada, mayın temizleme olayının BM ve AB’nin işbirliğiyle gerçekleştiğini ifade ederek, “Kaldırılan her mayın uzlaşıya, barışa bir adımdır. Eksilen her mayın geçiş noktalarındaki güçlüklerde bir azalmadır. Azalan her mayın normale giden yola yaklaşmadır” dedi.

Büyükelçi Meer ise, AB’nin Kıbrıs’taki mayın temizleme projesine iki buçuk milyon Euro destek verdiğini ifade ederek, bunun adada barışın korunması, yaratılması ve uzlaşıya aktif bir katkı olduğunu vurguladı.

Raine de konuşmasında desteğinden dolayı AB’ye teşekkür etti.

Raine, mayın temizleme işleminin 2 kontraktör kuruluş aracılığıyla yapılacağını ifade ederek, yüksek standartta bir hizmet verildiğini vurguladı. Raine, ekipler ve ekipmanları hakkında bilgi verdi.

(TAK)

YENIDUZEN 19/11/04