Papadopulos son dakikayı bekliyor

 

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, 17 Aralık’ta Brüksel’de yapılacak AB zirvesinde, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesini onaylayıp onaylamayacaklarını son dakikada belirleyeceklerini söyledi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

 

 

11 Aralık 2004—  Papadopulos, Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanıması gerektiğini bir kez daha yineledi.

 

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, Lefkoşa’da yaptığı konuşmada, “Karar, 17 Aralık’ta devlet ve hükümet başkanlarının tavırları temel alınarak son dakikada verilecek” dedi.
       Rum lideri, Türkiye’nin müzakere tarihi almasına ilişkin olarak, “Türkiye ile müzakerelerin başlaması, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm getirilmesi fırsatı ve olasılığına da katkıda bulunacaktır” ifadesini kullandı.
       Ankara’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiğini yineleyen Papadopulos, “Türkiye’nin, AB’nin 10 yeni üyesini 1963’te imzalanan ortaklık anlaşmasına katması, yükümlülüğüdür” diye konuştu.

 

Talat: Kıbrıs AB sorunu değil

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye ile AB arasında yaşanan Kıbrıs tartışmalarına ilişkin, “Kıbrıs sorunu, Avrupa Birliği değil, Birleşmiş Milletler sürecidir” dedi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

 

11 Aralık 2004—  Başbakan Talat, Kıbrıs’ın AB gündeminin arasına girmesini doğru bulmadığını söyledi.

 

Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun, tarihinde bu kadar fazla dünya meseleleriyle ilişkili hale gelmediğine işaret ederek, AB zirvesinin bildiri taslağında sürekli değişiklikler yapıldığını, hepsinde de Kıbrıs’la ilgili birtakım öngörülerin yer aldığını kaydetti.
       Kıbrıs sorununu, dünyada bu kadar tartıştıran süreçlerin bugüne kadar olmadığını ifade eden Başbakan Talat, “Kıbrıs sorunu, Avrupa Birliği değil Birleşmiş Milletler sürecidir. Ama buna rağmen, bir başka dünyaya, AB dünyasına Kıbrıs sorunu girdi. Tabi Kıbrıs AB’nin parçasıdır ama Kıbrıs sorunu BM’nin bir süreciydi ve öyle olmalıydı” dedi.

 

Kıbrıs Rum kesimi son dakikayı bekliyor


11 Aralık, 2004 23:56:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum kesimi lideri Tassos Papadopulos, 17 aralıkta Brüksel'de yapılacak AB zirvesinde, Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini onaylayıp onaylamayacaklarının son dakikada belli olacağını söyledi.

Papadopulos, Lefkoşa'da partisinin toplantısında yaptığı konuşmada, "karar, 17 aralıkta devlet ve hükümet başkanlarının tavırları temel alınarak son dakikada verilecek" dedi.

Rum lideri, Türkiye'nin müzakere tarihi almasına ilişkin olarak, "Türkiye ile müzakerelerin başlaması, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm getirilmesi fırsatı ve olasılığına da katkıda bulunacaktır" ifadesini kullandı.

"Tanıma Türkiye'nin yükümlülüğü"

Ankara'nın Kıbrıs Rum kesimini tanıması gerektiğini yineleyen Papadopulos, "Türkiye'nin, AB'nin 10 yeni üyesini 1963'te imzalanan ortaklık anlaşmasına katması, yükümlülüğüdür" diye konuştu.

 

Rumların veto seferberliği

12/12/2004 RADIKAL

SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta 24 Nisan'daki çözüm referandumunda ret cephesini oluşturan Rum gruplar, AB zirvesi öncesi Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanımaması halinde müzakerelerin veto edilmesi için eyleme hazırlanıyor. 'Tüm Kıbrıs Vatandaş Hareketi' girişimi, salı günü '17 Aralık 2004 Kararı-Veto Tercihtir' sloganıyla bir miting düzenleyeceklerini açıkladı. Girişimin başkanı Antis Hrisostomidis, hedeflerinin Türkiye'nin Avrupa geleceğinin Kıbrıs'tan da geçtiği ve Güney Kıbrıs ile AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Rum Yönetimi'nin veto kullanması gerektiği mesajını vermek olduğunu belirtti. Hrisostomidis, Türkiye'yle müzakerelere başlanmasına değil bunun 'açık çek' şeklinde verilmesine karşı olduklarını söyledi. Mitingde, Rum lider Tasos Papadopulos'un partisi DİKO Asbaşkanı Nikos Kleanthus da konuşacak.

Kıbrıs için yine değişiklik yok

Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenen Hollanda'nın, Brüksel'de düzenlenecek 17 Aralık zirvesine sunacağı sonuç bildirgesinin dördüncü taslağı da açıklık kazandı.

Yarın, AB dışişleri bakanlarını bir araya getirecek genel işler konsey toplantısında ele alınacak dördüncü taslak metinde çok küçük değişiklikler yapıldı.

Buna göre, müzakerelerin askıya alınması konusunda "Avrupa Komisyonu'nun önerisi veya üye ülkelerin üçte birinin girişimiyle gündeme gelebilir" ifadesi taslakta yeniden yer aldı.

Bir önceki taslak metinde, müzakerelerin askıya alınmasına ilişkin önerinin Avrupa Komisyonu veya en az iki üye ülke tarafından gündeme getirilmesi öngörülüyordu.

Türkiye'nin tepkisi ve AB'nin ağır toplarından İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya'nın müdahalesiyle metin, eski halini aldı.

İmtiyazlı ortaklık yer almıyor

İmtiyazlı ortaklığa yönelik olarak hiçbir öneri veya ibare yer almıyor. Müzakerelerin ucu açık olacağına ilişkin ifade ise aynen korunuyor.

Ege sorununun çözümüyle ilgili olarak da yine Lahey Adalet Divanı'na işaret ediliyor.

Kıbrıs için değişiklik yok

Kıbrıs paragrafında ise herhangi bir değişiklik yok. Dışişleri bakanlarının görüşmelerinin ardından AB devlet ve hükümet başkanları metne son şeklini verecek.

Rum basınının yazdıkları

Rum yönetimi, "Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin normalleşmesi" temel talebine bir grup AB üyesi ülkeden destek arayışına girdi.

Fileleftheros gazetesi, "AB'de Lobi Aranıyor...Fransa ve Avusturya, Tanınma Konusundaki Kıbrıs Tezlerini Destekliyor...Hollanda Dönem Başkanlığı 4. Taslağı Sundu..." başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde Rum yönetiminin, "Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin normalleşmesi" şeklinde belirlediği temel talebine AB üyesi ülkelerden destek aramakta olduğunu, Fransa ile Avusturya'nın, önümüzdeki hafta Brüksel'de gerçekleştirilecek olan zirveden 24 saat önce inisiyatif üstlenmelerinin beklendiğini bildirdi.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak önümüzdeki pazartesi günkü Fransa Devlet Başkanı Jaques Chirac'ın, Avrupa Konseyi başkanlığını yürütmekte olan Hollanda'nın başbakanı Ian Petre Balkenende ile görüşmesinin bu yönde anahtar görüşme addedildiğini yazdı, haberini şöyle sürdürdü:

"En azından dışişleri bakanı Yorgo Yakovu'nun Fransız dengi Misiel Barnie'yle önceki gün Paris'te gerçekleştirdiği görüşmeden çıkan sonuç buydu. Lefkoşa, sürekli sıkı temas içinde bulunduğu Atina'nın da desteğini alarak, daha çok tezlerine destek lobisi şekillendirmeye çalışıyor. Başkan Papadopulos'un perde gerisindeki oyunun veto kullanıp kullanmamakla değil, üyelik müzakerelerine başlama tarihinin belirlenmesi için Türkiye'ye koşulacak şartlarla ilgili olduğu şeklindeki önceki günkü açıklamasından da bu anlaşılıyor. Lefkoşa, kendi şartlarını da bu şartlar içine koymaya çalışıyor.

Bu arada dönem başkanı Hollanda, önceki gün 4. revize karar taslağını sundu. Bu taslak Kıbrıs'la ilgili herhangi bir değişiklik içermiyor. Güvenlik sübapları konusunda; üye ülkelerin 1/3 çoğunluğuyla Türkiye'nin üyelik müzakerelerini kesme talebinde bulunma olanağı tanıyan madde yeniden gündeme geliyor. Bu hakka komisyon da sahiptir.

AB'de istenen, Türkiye için veto kullanılması değil, alınacak karara eşlik edecek olan şartlardır. Diplomatik kaynaklar topun, şartları kabul veya reddetmesi istenecek olan Ankara'nın ayağında olacağını düşünüyorlar. Daha çok, kendisinin ön şartları veto etmesi isteniyor.

Avrupa'da hiç kimsenin vetodan bahsettiğini duymadığını söyleyen Başkan Papadopulos da bu görüntüyü veriyor. Papadopulos, 'Konuştukları, üye olabilmesi için Türkiye'ye koyacakları şartlardır' diyerek, gerek AB'deki çalışmaların niteliği gerek kendi niyetine ilişkin işaret verdi.

Antenna TV tarafından yayımlanan ve katılanların % 70'inin veto kullanılmasından yana olduğunu gösteren anketi yorumlaması istenen Papadopulos, AB'de konuşulanın bu olmadığını söyledi.

Halkın büyük çoğunluğunun, dış politikadaki icraatlarından memnun olduğu sonucunu da yorumlaması istenen Papadopulos, 'Halkın çıkarına olduğuna kanaat getirdiğimiz şeyleri yapmak görevimizdir' dedi.

Lefkoşa'nın, zirve toplantısı öncesinde tonları düşük tutuyor göründüğünü dışişleri bakanı Yorgo Yakovu da doğruladı. BBC'ye göre Lefkoşa, Yakovu'nun açıklamaları ile şarabına su katıyor. Yakovu, 17 Aralık AB zirvesi kararlarında Ankara tarafından doğrudan diplomatik tanınma talebini ve karşılıklı diplomatik tanıma sonucuna varacak olan, Türk-Kıbrıs ilişkilerinin aşamalı olarak normalleştirilmesine başlanması gereğinin kaydedilmesi nedenlerini izah ederken farklı-yakın geçmişe oranla çok daha ılımlı- bir dil kullandı.

BBC'ye göre Kıbrıs siyasi liderliğinin zirve toplantısına yönelik talepleri konusunda düşük tonlara geçişi, karar metnine (18. paragraf) Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinin aşamalı olarak normalleşme prosedürünün genel bir betimlenmesini kaydettirmeyi hedefliyor.

Bu arada Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, ABD'nin AB alanındaki hareketlerine ilişkin soruyu yanıtlarken, Birleşik Devletler'in politikasının, Türkiye'nin AB sürecine tam destek vermek olduğunun bilindiğini, ancak AB nihai kararlarındaki etkisinin ne olacağının AB üye ülke başkanlarının konusu olduğunu, bütün olguları değerlendirecek ve üye bile olmayan bir üçüncü ülkenin müdahalelerinden ve hatta baskılarından bağımsız olarak karar verecek olanların üye ülke liderleri olduğunu söyledi."

Fileleftheros gazetesi, "Barroso Telkini, Erdoğan Reddi-Türk Başbakan, Kıbrıs'ı Dolaylı Tanımayı Dahi Reddediyor" başlıklı haberinde, "Avrupa Komisyonu yeni başkanı Jose Manuel Barroso'nun Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını isteyerek yaptığı müdahale boşa çıktı. Türk başbakanın yanıtı tamamen olumsuzdu. 16-17 Aralık'ta 25'lerin masasına kaçınılmaz olarak konulacak olan baskılara ve uzlaşı formüllerine yetişmek (engellemek) için Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki tavrını daha da sertleştirme meylini ortaya koyuyordu" ifadesini kullandı.

Politis, "Kıbrıs-Türkiye-AB: Dönem Başkanlığı'nın Formülü Belirsiz" başlıklı haberinde, Hollanda dönem başkanlığının "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin Türkiye tarafından tanınması konusuna çıkış sağlayacak olan formülünün belirsiz olduğunu, Türkiye'nin kesinlikle hiçbir şey kabul etmediğini ve karar taslağına 11 reddini resmi olarak da sunduğunu yazdı.

Gazete Brüksel'in, dönem başkanı Hollanda'nın önderliğinde, Türkiye'nin 17 Aralık'ta, Ankara Anlaşması'nın 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi protokolünü imzalayacağı konusunda açık taahhüt içeren bir beyanda bulunması yönünde çaba harcamakta olduğunu ancak, protokolün zirve öncesinde imzalanması çabasının, Ankara'nın reddetmesi nedeniyle başarısızlığa uğradığını, Ankara'nın; Rum yönetiminin talep etmekte olduğu, ilişkilerin normalleştirilmesini ileri götürme ihtimalini bile tartışmadığını yazdı.

Gazete, Rum taleplerinin önceki gün, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu ile Franız dengi Barnie arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşmede ele alındığını, bu görüşmede Fransa'nın, Güney Kıbrıs'ı -ihtilaflı konularda yaşanması beklenen genel gelişmelere uygun olarak- desteklemek niyetinde olduğunun ortaya çıktığını belirtti.

Haravgi gazetesi haberi, "Formül Aranıyor-Hollanda Dönem Başkanlığı, Kıbrıs'ı ve Türkiye'yi Tatmin Edecek Uzlaşı Önerisi İçin Perde Gerisinde Yoğun Çaba Üstlendi" başlığıyla manşete çıkardı. Gazete Hollanda'nın; Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a yönelik "yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesinin" yarattığı sorunların aşılması için bütün tarafları tatmin edecek uzlaşı formülü bulmak için son ana kadar yoğun perde gerisi çaba harcayacağını yazdı.

Gazeteye göre 25 üye ülke liderinin 16 Aralık'taki akşam yemeği, bu çalışmaların doruk noktasını oluşturacak. Hollanda dönem başkanlığının, çözüm bulunacağı beklentisiyle masaya uzlaşı önerisi atması olasılık dışı görülmüyor. Öte yandan Rum yönetimi, AB zirvesinin nihai karar metnine ilişkin tezlerinde ısrar ediyor ve "Türkiye'nin, yükümlülüklerini yerine getirmesi için son ana kadar savaşacağının" altını çiziyor.

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki günkü açıklamasında; Rum halkının hak ve çıkarlarına uygun olduğuna kanaat getirdiği her şeyi yapacağını söylediğini yazdı.

Simerini gazetesi, "Tanınma Konusuna Dönüş-Papadopulos ve Yakovu'dan Şaşırtıcı Açıklamalar" başlığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, şaşırtıcı açıklamalar yaptığını yazdı.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Rum yönetiminin talepleri konusunda "şarabına su kattığı" izlenimini veren bir demeciyle şaşırttığını yazan gazete, Papadopulos'un "Hiçbir Avrupa ülkesi veto kollanmaktan bahsetmiyor. AB'ye üye olması için Türkiye'ye getirilecek şartlar konuşuluyor" dediğini belirtti.

Gazeteye göre Papadopulos'un bu açıklaması ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun dile getirmiş göründüğü, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması birinci öncelik değildir" ifadesi, iki Rum yetkilinin Hollanda dönem başkanlığının yürütmekte olduğu tanıma konusuna uzlaşı formülü bulunmasına yönelik yoğun perde gerisi çabalarla birlikte gidiyor görünüyor.

Haravgi gazetesi, "Atina-Lefkoşa Sıkı İşbirliği" başlıklı haberinde, Yunanistan hükümeti sözcü Yardımcısı Evangelos Andonaros'un, 17 Aralık zirve toplantısı ışığı altında Rum ve Yunan hükümetleri tarafından ortak bir çizgi bulunup bulunmadığının sorulması üzerine; iki hükümet arasında her zaman var olan sıkı işbirliğinin devam etmekte olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Andonaros, "17 Aralık ışığı altında, şu anda müzakerelerin son aşamasında bulunuyoruz. Bu aşamada, Atina ve Lefkoşa hükümetleri arasında her zaman var olan sıkı işbirliğinin devam etmesi doğaldır" dedi.

Haravgi gazetesi, "AB'nin Davetiyle Zirveye Annan da Katılacak" başlıklı haberinde, AB'ın, 17 Aralık'taki zirve toplantısına BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı da davet ettiğini, bu davetin Annan'ın genel sekreterlikten istifaya zorlandığı bir zamanda yapıldığına dikkat çekti.

Gazete, Hollanda dönem başkanlığının, Annan'ın davet edildiğini doğruladığını ancak bu davetin siyasi mesajını yorumlamaktan kaçındığını yazdı.

KIBRIS 12/12/04

 

Rum basını: “Görüşmeler 2005 yazında başlıyor”

 

Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından gelecek yaz aylarında yeni girişim başlatılacağı tahmin ediliyor.

POLİTİS, Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından gelecek yaz aylarında yeni girişim başlatılacağına haberlerini dün de sürdürdü.

Gazete, “Evet ve Hayırla Yakıcı Bir Yaz – Yabancılar İki Referandumla Yeni Girişim Hazırlıyor – Annan Üç Aylık İyiniyet misyonu Açıklayacak” başlık ve spotlarıyla manşetten verdiği haberinde, yeni girişime ilişkin yoğun kulis faaliyetlerinin ilerletildiğini ve AKEL’in talep ettiği değişiklikler temelinde kısa müzakere sürecinin anahtar teşkil ettiğini yazdı.

Gazeteye göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan gelecek yıl yaz aylarında üç aylık bir iyiniyet misyonu teklifinde bulunmayı açıklamayı planlıyor. Annan, çözüm bulma süresinin kısıtlı olduğuna da dikkat çekecek.

Gazeteye göre, yaz aylarında sunulacak yeni plan annan 5 planının bir devamı olacak ve AKEL’in istediği değişikliklerin ve çözümün ekonomik yönünün müzakere edilmesine olanak sağlayacak.

Gazete, ABD, İngiltere, AB ve Türkiye’nin yeni çözüm girişimine aktif şekilde katılacaklarını net şekilde ortaya koyduklarını, Rum tarafının da perde gerisi faaliyetlerden haberdar olduğunu, buna rağmen olayı önemsiz göstermeye çalıştığını, Yunanistan’ın ise yeni sürece olumlu bir ruhla katılmayı reddetmeyeceğinin değerlendirildiğini savundu.

Gazete, diplomatik bir kaynağa atfen nihai paketin onaylanması için hem Güney hem de Kuzey’de iki referandum yapılacağını da yazdı.

Haberde, Kıbrıs Türk tarafının da ikinci bir referanduma sıcak baktığı da ileri sürüldü.

Gazete, Türkiye Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, Kıbrıs konusunda ileriye gitmesi konusunda Başbakan Erdoğan’a yeşil ışık yaktığını, uluslararası faktörün ise bu konjonktürden yararlanmak istediğini, hedefin ise Türkiye AB’la müzakereleri başlatmadan önce Kıbrıs sorununa çözüm bulmak olduğunu da ileri sürdü.

Haberde, katı tutumunu sürdüren Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Avrupa’daki durumu gördükten sonra AKEL’in görüşlerine (güvenlik, TC kökenli vatandaşlar, çözümün uygulanması ve çözümün ekonomik yönünü müzakere etme) yaklaşacağı değerlendirmesi de yapılıyor.”

Öte yandan MAHİ, “Amerikan Koşullarında Müzakereler” başlıklı haberinde, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs konusundaki müzakerelerin en erken zamanda başlamasını istediklerini yazdı.

Gazete, bu ülkelerin müzakerelerin kendi koşullarında başlamasını istediklerini, bu nedenle BM Genel serketeri Kofi Annan nezdinde girişimlerini sürdürdüklerini de kaydetti.

Gazeteye göre, Angola Amerikanlar, Annan’ın hakemliğinin yine devam etmesini istiyor, Rum Yönetimi ise hiçbir şekilde bunu kabul etmiyor.

Gazete, ABD ve İngiltere’nin buna paralel olarak Rum Yönetimi’ne baskını sürdürürken, diğer şeyler yanında KKTC’yle ticari ilişkilerin ileriye götürülmesi çağrısı yapan Kıbrıs konusundaki Annan raporunun güvenlik Konseyi tarafından onaylanmasına çalıştığını da yazdı.

Gazete, Annan’ın Avrupa Birliği tarafından 16 ve 17 Aralık’taki zirveye davet edildiğine de dikkat çekti ve bunun Kıbrıs konusuyla ilgisiz bir gelişme sayılamayacağını vurguladı. (Rum basını)

YENIDUZEN 12/12/04

 

“Türkiye ile müzakerelerin başlayacağına inanıyorum”

 

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 17 Aralık zirvesinden yeni bir koşul olmadan Türkiye ile müzakerelerin başlama kararının çıkacağına inandığını söyledi.   

Türkiye’nin 266 sivil toplum örgütü Brüksel’e “AB çıkarması” yaptı.Ankara ve İstanbul’dan 3 uçakla gelen yaklaşık 500 kişilik Türk heyeti, Brüksel Conrad Oteli’nde yapılan Türkiye Platformu toplantısına katıldı.

TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ile İKV’nın (İktisadi Kalkınma Vakfı) öncülük ettiğini toplantıda, 17 Aralık’taki AB zirvesinde Türkiye’ye şartsız müzakere verilmesi gerektiği vurgulandı.

Türkiye Platformu toplantısında ilk konuşmayı İKV Yönetim Kurulu Başkanı Davut Ökütçü yaptı.

Türkiye’nin geleceğinin AB’de olduğunu kaydeden Ökütçü, “Biz, bize düşen görevi gerçekleştirdik. Müzakerelere hazırız. Müzakerelerin geciktirilmeden ve hiçbir ön koşul olmadan başlamasını bekliyoruz” dedi.

Türkiye’ye adil ve eşit muamele sözü verildiğimi hatırlatan İKV Başkanı Ökütçü, AB’nin işine geldiğinde tutumunu değiştiremeyeceğini, bunun AB felsefesine aykırı olduğunu vurguladı.

TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu da konuşmasında, Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik geleceğini AB ile entegrasyonda gördüklerini söyledi.

Türkiye’nin nihai hedefinin AB’ye tam üyelik olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti: “Bizim beklentimiz, tam üyelik dışında özel ve genişletilmiş ortaklık gibi alternatiflerin olmamasıdır. Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yeterli ölçüde yerine getirdiği AB İlerleme Raporu’nda  belirtilmiştir. Türkiye ile üyelik müzakereleri gecikmesizin 2005 yılında başlatılmalıdır.

Türkiye’ye özel müzakere yöntemleri getirilmemelidir. Kıbrıs konusunun bir ön koşul olarak gösterilerek üyelik müzakerelerinin geciktirilmesini kabul edemeyiz. Türkiye’nin AB’ya sağlayacağı katkı, AB’nin Türkiye’ye sağlayacağı katkıdan az olmayacaktır.”

Hisarcıklıoğlu, daha sonra, sivil toplum örgütleri adına hazırlanan deklarasyonu okudu.

Türkiye-AB Karma İstişari Komitesi Eş Başkanı Jann Olsson da konuşmasında sivil toplum örgütlerinin katılımcı demokrasilerdeki önemine dikkat çekti. Olsson, 17 Aralık’ta 2005 yılı için müzakere kararı alınması gerektiğine inandığını ifade etti. 

Avrupa Parlamentosu eski başkanı Tatric Cox da konuşmasında, 1999 yılında AB’nin Türkiye’ye aday statüsü, 2002 yılındaki Kopenhag Zirvesi’nde de müzakerelerin başlatılması sinyali verdiği söyledi.

Türkiye’ye adil ve tarafız bir değerlendirme sözü verildiğini hatırlatan Cox, Başbakan Erdoğan’ın son iki yılda önemli adımlar attığını kaydetti. Cox şöyle konuştu: “40 yıl konuşulan konular son 2 yılda gerçekleşmiştir. Bu veriler adilce gözden geçirilmeli. Üyelik müzakerelerin vakti gelmiştir. Ben umuyorum ki 17 Aralık’ta çoğunluk kararı bu yönde olacaktır. AB’nin

kararı, herhangi bir kişinin, herhangi bir grubun ve herhangi bir üye ülkenin tekelinde değildir. 17 Aralık’ta adil, tarafsız ve iyi niyetli bir karar çıkmalıdır. Avrupalı Türk kavramının hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye’ye ‘evet’ deme zamanı gelmiştir.”

Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Quadras Roca da 17 Aralık’ta bazı ülkelerin Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına karşı çıkabileceğini dile getirdi.

Türkiye’ye karşı ayrımcı bir tutum olmadığını kaydeden Roca, böyle büyük bir ülkenin katılımının bütçe konusunda endişelere yol açtığını öne sürdü.

Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı raporun 16. maddesinde Türkiye ile müzakerelere gecikmeden başlanılmasının yer aldığını hatırlatan Roca, Türkiye’nin bu maddeyi dikkate alması gerektiğini vurguladı.

10 yıllık müzakere süresinin uzun olmadığını belirten Roca, serbest dolaşım gibi kısıtlamaların, AB Anayasası’nda yeri olmadığını kaydetti. Roca, “Türkiye’nin bir ayrıma tabi tutulmasını kabul etmek istemiyorum. Böyle bir ayrımcı tutum ikinci sınıf bir ortaklık getirir. Bu durumda gerçek üyelik olmaz. Bu kabul edilemeyecek nokta” dedi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de konuşmasında şunları söyledi: “Sayın Cox’un sözleri alkışlarla kesildi. Sayın Erdoğan sevinmeli. Sayın Cox iyi ki Türk değil. Aksi halde sayın Cox, Sayın Erdoğan’a rakip bir politikacı olurdu. Belki önümüzdeki 10 yılda, Türkiye’de Avrupa Parlamentosu’na aday olur. Umuyorum ki AB olumlu bir karar alarak Türkiye ile 2005 yılındaki müzakereleri başlatma kararı alacaktır. Yeni bir koşul olmadan müzakerelerin başlayacağına  inanıyorum. Türkiye siyasi kriterleri yeterince karşılamıştır. Dolayısıyla komisyon müzakerelerin başlamasını tavsiye etmektedir” (AA)

YENIDUZEN 12/12/04

 

Serdar Denktaş:  “Papadopulos’un boyu veto etmeye yetmez”

 

DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin AB’a üyelik müzakereleri için tarih almasını vetosu  hakkında, “Papadopulos’un boyu veto etmeye yetmez” dedi.

Demokrat Parti Dayanışma  Gecesi’ne katılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmayacağını yineledi.

DP’den verilen bilgiye göre,  Serdar Denktaş gecede yaptığı konuşmada, CTP-DP koalisyonunun kuruluşundan bugüne gelmiş olduğu aşamayı anlatarak, “Verdiğimiz kararların doğru olduğunu süreç ispatlamıştır” dedi.

Serdar Denktaş,  Kıbrıs konusunda konuşurken, 17 Aralık’ta Türkiye’nin tarih alacağına olan inancını belirtti. Denktaş, Rum liderliğinin özellikle veto edemeyeceğini, veto etmeye boyunun küçük olduğunu vurguladı.

Serdar Denktaş konuşmasının devamında, toplumsal uzlaşı ve çözüm yolunda her zaman olduğu gibi bundan sonra da uğraşlarını artırarak sürdüreceklerini vurguladı.

Geceye katılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, “DP’nin küçülüp bittiğini söyleyenler var. Ben bu kalabalığı görünce bu düşüncelerin doğru olmadığını anladım” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş konuşmasına devamla, CTP/BG-DP Koalisyon hükümetine DP’nin katılmasının yanlış olduğunu söyleyen bir grubun olduğunu, bir başka grubun ise tam tersini DP’nin hükümete katılmasının toplumsal uzlaşıya katkı koyduğunu söylediğini anlatarak, zamanın DP’nin hükümet konusunda vermiş olduğu kararın doğru olduğunu gösterdiğini söyledi.

Denktaş, özellikle kendisinin tüm siyasi partilere eşit mesafede olduğunu vurgulayarak, Anavatan Türkiye’nin garantisi, iki kesimlilik ve devleti savunan parti ve kuruluşlara yakın olmayı sürdüreceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş konuşmasının sonunda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını yineledi.  (TAK)

 

YENIDUZEN 12/12/04

 

Erdoğan: Kıbrıs’ta adım atmayacağız

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 17 Aralık’ta yapılacak AB Zirvesi’ne kadar Kıbrıs konusunda bir adım atmayacağını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüştü.

Edinilen bilgiye göre, görüşmede Barroso ile Erdoğan, 17 Aralık zirvesi öncesinde Türkiye’nin konumu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Görüşmede, Barroso Erdoğan’a, şunları söyledi:

“Biz komisyon olarak raporumuzu açıkladık. Daha sonra ekstra gündeme gelenler bizim ifadelerimiz değil, bizimle ilgisi yok. Şimdi her ülke, hassasiyetlerinin, taleplerinin değerlendirilmeye alınması için çalışıyor. Biz komisyon olarak, ilkesel olarak raporumuzun arkasında durmaya devam ediyoruz. Her ülke, ülkesindeki konjonktüre göre de yorumlarda bulunabiliyor. Ama siz sonuca bakın.

Kıbrıs konusunda bir jest yaparsanız iyi olur. Türkiye istediğini alıyor tarih ve nihai olarak, asıl olan budur. Bunun dışındakiler önemli değil, bunlar teferruat. İç politika malzemesi olarak kullanılıyor. Siz asıl almak istediğinize bakın.”

Başbakan Erdoğan da görüşmede, Barroso’ya Türkiye’nin bakış açısını dile getirdi.

Erdoğan da, görüşmede şunları kaydetti:

“Türkiye’nin durumu Helsinki’de, Kopenhag’da dile getirilmişti.  Komisyon raporunun ilan edildiği gün Sayın Verheugen de, ‘masanın üzerinde bir şey kalmadı’ diye net vurgu yapmıştı. Biz üzerimize düşenleri yaptık. Gümrük Birliği’ni 25 ülkeye bile yaydık. Türkiye oyunu kuralına göre oynamıştır, yapılması gerekenleri yapmıştır.  Diğer gündeme getirilen talepler bize göre teferruat değildir. Biz netlik istiyoruz.

Türkiye, 17 Aralık’a kadar Kıbrıs konusunda bir adım atmayacak.” Başbakan Erdoğan, görüşmede ayrıca, 17 Aralık’ta Türkiye’nin hak ettiği adil bir kararın verilmesi gerektiğini vurguladı.

REHN: AB'DEN YENİ KOŞUL YOK

17 aralıktaki AB zirvesinden olumlu karar çıkacağına inandığını belirten Rehn, "Türkiye'nin önüne yeni şart gelmeyecek. Ancak bu sürecin sonu da olmayacak. Bu uzun bir süreç ve çaba gerektiriyor. Amaç Türkiye'nin tam üyeliğidir" diye konuştu.
Bu amaca ulaşmak için Türkiye'nin, iki önemli katılım kriterini karşılayabilmesi gerektiğini belirten Rehn, "bunlar, AB'nin ekonomik kriterlerinin, işlevsel pazar ekonomisinde garanti edilmesi ve AB kural ve yasalarının benimsenmesidir" dedi.
"AMAÇ TOPYEKÜN İLERLEMEKTİR"
AB Konseyi'nin kararını, AB Komisyonu'nun tavsiyeleri üzerine vereceğini dile getiren Rehn, "amaç açık ve topyekün ilerlemedir. Türkiye, kriterleri yeterli derecede yerine getirdi. Son dönemdeki kararlılığı, AB'de önemli rol oynadı" dedi.
ERDOĞAN: AB İÇİN STRATEJİK ÖNEME SAHİBİZ
Türkiye'nin AB'ye yük olmaya değil, yük almaya geldiğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, "AB için stratejik öneme sahibiz" diye konuştu. Barışın korunması için ticaret ve endüstrinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, "AB bugünü değil, daha ötesini değerlendirmeli" dedi.
"Türkiye'nin farklı bir kültüre ve dine sahip olduğu yadırganmaktadır" diyen Erdoğan, "biz Hristiyan klubü değiliz diyorlar, biz de gördük ve destekliyoruz. Türkiye, birliğe girerse AB daha farklı bir güce sahip olacaktır. Din ve kültür farklılığı saptanması saflaşma anlayışını güçlendirir" dedi.
Dünyadaki teröre karşı ortak platform oluşturma zorunluluğu bulunduğunu da belirten Erdoğan, "terörün kimi ne zaman vuracağı belli olmaz. Dayanışmyı hep birlikte kuracağız" diye konuştu.
"YAPACAK ÇOK ŞEYİN OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEYİZ"
Avrupa fonlarından alınan katkıların Türkiye'nin aleyhine kullanıldığını vurgulayan Erdoğan, "önümüzde yapmamız gereken çalışmalar var. Son iki yıldır yapısal reformlarda azınsanmayacak adımlar attık. Ekonomik olarak da önümüzde yapacağımız çok şeyin olduğunun bilincindeyiz" dedi.
Ekonomideki başarıya AB sayesinde ulaşılmadığına da değinen Erdoğan, "Türkiye net katkı yapan taraf durumundadır. Tek pazara entegre olmuş Türkiye toplulukta yeni dinamizmiyaratabilir" diye konuştu.
"TÜRKİYE, TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRDİ"
Müzakerelerin açılmasının yeni karar olmayacağını söyleyen Erdoğan, "iki yıl önceki yol haritasının sonuçlandırılması olacaktır. Türkiye taahhütlerini yerine getirdi. Masada engel kalmadığı da bize söylendi" diye konuştu.
Erdoğan, önümüzdeki hafta içinde karar verme durumunda bulunan meslektaşlarlarına seslenerek, "Türkiye'nin hemen ertesi gün üye yapılmayacağını akılda tutunuz" dedi.
Kimsenin, 'siz buna muktedir değilsiniz' deme hakkı olmadığını belirten Erdoğan, "muktedir olduğumuzu iki yıldır yaptığımız sessiz devrimle gösterdik" diye konuştu.
Erdoğan, "medeniyetler uzlaşmasının başarılması için Türkiye'den daha güvenilir ve getiri katsayısı daha yüksek bir ortak bulması mümkün değildir" dedi.

HALKIN SESI 11/12/04

 

Dış ticaret için atak başladı

Kıbrıs Türk Sanayi Odası’nda (KIBSO) ADB’li yetkililerle Kuzey Kıbrıslı üreticilerin ürünlerinin dış dünyada pazarlanması konusunda bir çalışma toplantısı düzenlendi.

KIBSO’dan yapılan açıklamaya göre, Sanayi Odası’nda dün saat 12.00’de yapılan toplantıda, Oda Başkanı Salih Tunar ve bazı yönetim kurulu üyeleriyle görüşen ABD Lefkoşa Büyükelçiliğin’de görevli Michel Dixon ve beraberindeki heyet, Kuzey Kıbrıs’ın pazar alanının geliştirilmesi konusunu görüştü.

Açıklamada, konuk heyetin, Kıbrıslı Türklerin dünya piyasasına açılmaları, mal satmaları, pazarlama konusunda yeni teknikleri öğrenmeleri, kredi imkanları ve benzeri ekonomik faaliyetleri tanımalarına yönelik çalışma toplantısı yaptığı kaydedildi..

Benzeri bir toplantının gelecek Pazartesi günü bu kez firmalar bazında yapılacağı ve toplantının yine KIBSO’da yer alacağı belirtilen açıklamada, bu toplantıların 2005 Mart ayına kadar süreceği belirtildi.

ABD hükümet tarafından görevlendirilen bir heyetin başlattığı çalışmada Kıbrıslı Türklerin pazarlama sorunlarının aşılması için temaslar yapılacak.

Amerikalılar pazartesinden itibaren KTSO’nın tahsis edeceği bir ofiste Kıbrıslı Türk işadamlarıyla görüşecekler.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Yönetim Kurulu Sekreteri Galip Yücel’den aldığımız bilgiye göre, ABD’li yetkililer şirketlerle tek tek görüşerek, öncelik Güney Kıbrıs olmak üzere muhattaplarını bularak ticari ilişkilerin kurulmasının yolunu açacaklar.

Kıbrıslı Türkler açısından bu girişimin çok önemli olduğunun altını çizen Galip Yüksel, Kıbrıslı Türk işadamlarının finansal sorunlarının çözümü için ABD bankalarının da yardımcı olacağını ifade etti.

Yüksel, ABD’li yetkililerin girişimlerinin Yeşil Hat Tüzüğü’nün işlenirliğini arttırmaktan öte Kıbrıslı Türklerin ticari ilişkilerde muhattapları ile ilişkilerini düzenleyerek dış ticaretin önünü açmayı hedeflediklerini kaydetti.

HALKIN SESI 11/12/04

 

Rum Kesimi’nde ‘veto’ mitingi

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Annan Planı’na hayır diyen iktidardaki AKEL ve Annan Planı’na evet diyen ana muhalefetteki DİSİ dışındaki partiler, “Türkiye’nin AB üyeliğine veto” mitingi için biraraya geliyor.

 

NTV

 

 

12 Aralık 2004— Türkiye’yle müzakerelere başlanmasının veto edilmesi için başlatılan kampanya çerçevesinde düzenlenecek mitingde, AB ülkelerine, “Türkiye’nin Avrupa Birliği geleceği Kıbrıs’tan geçer” mesajı verilmek isteniyor.

Rum Yönetimi’nde AKEL ve DİSİ dışında, muhafazakar kanadı oluşturan küçük siyasi partiler Ankara’nın 17 Aralık’a kadar Güney Kıbrıs’a ve Avrupa Birliği’ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye’yle müzakerelere başlanmasının veto edilmesi için kampanya başlattı.
       Kampanyayı, Tasos Papadopulos’un lideri olduğu Demokratik Parti DİKO, Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK, Yeni Ufuklar, Yeşiller ve Mücadeleci Demokratik Hareket ADİK düzenliyor.
       17 Aralık zirvesinde Rum Yönetimi’nin Türkiye’yi veto etmesi gerektiğini savunan Rumlar, kampanya çerçevesinde salı günü, “Veto bir seçenektir” sloganı ile miting düzenleyecek.
       Rum medyasında yer alan haberlere göre, kampanyayla birlik üyelerine, “Türkiye’nin Avrupa Birliği geleceği Kıbrıs’tan geçer” mesajı verilmek isteniyor.

 

Papadopulos yumuşuyor

13/12/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - AB'nin 16-17 Aralık'taki liderler zirvesi arifesinde, Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos, veto tehdidini canlı tutmaya çalışsa da Rumların büyük beklentileri bulunmaması için şantajcı tavrını değiştirmeyi seçti. Papadopulos, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı ve daha önce Rum Yönetimi'nin 'düş kırıklığına uğradığını' açıkladığı zirve karar taslağına dair ilk kez olumlu unsurlardan söz etti. Papadopulos, partisi DİKO'nun kongresinde, "Görüşlerimizden çoğu taslaklara dahil edildi. Bunlar arasında, insan haklarına saygı, Türkiye'nin komşuları, dolayısıyla da Kıbrıs'la ilişkileri, ticaretle ilgili anlaşmaların uygulanması var" dedi.

'Tanıma şartından vazgeçildi'
"Ancak bizim başka taleplerimiz de var. Türkiye aday ülke olarak AB ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeli" diye ekleyen Rum lider, ilk kez "17 Aralık bir yolun sonu değildir" vurgusu yaptı. Türkiye'yi veto edip etmeyeceğine 17 Aralık'ta karar vereceğini belirten Papadopulos, "Türkiye'nin Annan Planı'na olumlu tavrıyla Kıbrıs'ta görevini yaptığını söyleyenler temelsiz ve dayanaksız konuşuyor. İstila ve akabindeki işgal hâlâ sürüyor. Türkiye askeri işgaline son vermelidir" dedi. Rum lider, uzun konuşmasında, son günlerde Rum yetkililerin telaffuz ettiği 'ilişkilerin normalleşmesi' şartından söz etmedi. Rum basını, bu konuşmayı 'Türkiye tarafından resmen tanınma şartımızdan bile vazgeçtik' diye değerlendirdi.

'Papadopulos zor durumda kalabilir'
Rum diplomatik çevreler, AB'da tek başına kalması muhtemel görünen Papadopulos'un, liderler zirvesinde veto kullanması ihtimalinin artık çok az göründüğünü söyledi. Taslağın son şekliyle kalması halinde Rum liderin seçmenleri karşısında çok güç durumda kalacağı belirtildi. Güney Kıbrıs'taki anketler Rumların yüzde 70'inin Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde Papadopulos'un veto kullanmasını istediğini gösteriyor. Rum halkı; 17 Aralık'a, Annan Planı için 24 Nisan'da yapılan referandum zihniyetiyle yaklaşıyor.

Haklarınız için birlikte mücadele edelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin sorunların çözümü için işbirliğine hazır olduğunu söyleyen

PEO (Kıbrıs İşçi Sendikaları Federasyonu) Başkanı Bambis Cristis, "Sorunların çözümü için birlikte çalışmalıyız" dedi.

Şu anda Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin sayısının beş altı bin civarında olduğunu ifade eden Cristis, PEO'da örgütlü bin 500'e yakın Kıbrıslı Türk işçi olmasına rağmen, sosyal sigorta kapsamında çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin sayısının dört bine yaklaştığını anlattı.

Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türk işçi sayısını kesin olarak belirlemenin mümkün olmadığını da dile getiren Cristis, "İşçinin çalıştığı yerde başka, yattığı yerde başka otorite var. Çözüm olsaydı eğer, bu sorunlar kendiliğinden çözülecekti" dedi.

İşçi güvenliğini sağlayan sistemin toplu sözleşmelerle güvence altına alındığını anımsatan Cristis, "Çalışanların toplu sözleşmelerde var olan hakları yasalara göre çok ileridedir. Toplu sözleşmelerin uygulanmasının güvencesi ise sendikal hareketin gücü ve çalışanların örgütlülüğüdür" şeklinde konuştu.

Kuzeydeki işçilerin güneye gelmesinde, Türkiye'den gelen kaçak işçilerin etkili olduğunu bildiğini söyleyen Cristis, "Benzer şeyi Kıbrıslı Türkler de yaparsa, bu da Kıbrıslı Rumlar arasında, 'Kıbrıslı Türklerin kendi ekmeklerini çaldığı' düşüncesini doğurur" dedi.

Cristis, güneyde çalışan Kıbrıslı Türk işçilerle ilgili KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.

 

KIBRIS: Güneyde çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin güneydeki sayısı hep tartışma konusu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi beş altı bin civarında derken, vatandaş 15 bini telaffuz ediyor... Aynı belirsizlik burada da var mı?

Bambis Cristis: Ne yazık ki bunu ben de netleştiremem. Belirsizlik tabi ki var. Kesin bir doğrulukla söyleyecek durumda değiliz, bunu mutlak olarak belirlemenin yolları yok. Ama kesin şunu söyleyebilirim, 15 bin abartılı bir rakamdır. Bizim değerlendirmelerimize göre beş altı bin civarında Türk çalışan var...

KIBRIS: Sayın Cristis, bu çalışma yaşamı açısından bir handikap değil mi? Çalışan sayısını bilememeyi kastediyorum...

Bambis Cristis: En büyük sorun adamızdaki bu durumun varlığıdır. Ülkemiz birleşmiş olsaydı doğal olarak işleyecek yasalar ve kurumlar sonuç alıcı işleyecekti. Sorun bundan kaynaklanıyor. Çalışanlar gündüz bir işyerinde çalışıyor ama gece başka yerde uyuyor. Çalıştıkları yerde bir statü, uyudukları yerde başka bir statü vardır. Bu iş ilişkilerinin, iş yasalarının normal bir şekilde işleyişinin önünde bir engeldir. Fakat şunu da söyleyeyim, önemli bir ilerleme kat ettik. Bu insanları tespit etme yönünde önemli bir ilerleme var. İşverenleri de yasalara uyma ve toplu sözleşmelere uyma konusunda uyardık. Bu alanlarda önemli ilerlemeler yakaladık.

KIBRIS: Yukarıda bahsettiğiniz her iki statüde işleyen ve yaşayan, PEO'da örgütlü Kıbrıslı Türk sayısı ne kadar?

Bambis Cristis: Şu anda bin 500'e yaklaşmış durumdayız.

KIBRIS: Peki, örgütlü işçi ile kayıt dışı çalışan işçi arasında ne fark var? Sendikacılar işçilere "örgütlü olun" der. Neden Kıbrıslı Türkler güneyde örgütlü çalışsınlar?

Bambis Cristis: Bu iyi bir soru... Her şeyden önce şunu ifade etmeliyim ki, Kıbrıs'ta işçi hakları açısından var olan sistem, özellikle toplu sözleşmelere dayalıdır. Çalışanların toplu sözleşmelerde var olan hakları yasalara göre çok ilerdedir. Toplu sözleşmelerin uygulanmasının güvencesi ise sendikal hareketin gücü ve çalışanların örgütlülüğüdür. Böyle bir sistemin çalışabilmesi için üst düzeyde bir örgütlülüğe ihtiyaç vardır. Kıbrıs'ta üst düzey bir örgütlülük vardır. Çalışanların sendikal alanda örgütlülüğü yüzde 75'in üzerindedir.

Sendikaların var olduğu ve çalışanların sendikalarda örgütlü bulunduğu iş yerlerinde varılan imzalarla ortaya çıkan toplu sözleşmeler bütünü ile uygulanmaktadır. Çalışanlar haklarını bütünüyle alıyor. İşveren kendi başına hareket edip, istediği gibi sömürme olanağına sahip değildir. Fakat çalışanlar örgütsüzse, işveren onları daha kolay sömürebilir. Elde edecekleri, kendilerine verilen haklar toplu sözleşmelerin öngördüğü haklar olmaz. Bu bazı Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir...

KIBRIS: Kendi etrafımızda da var... "Ben bir ekmek kapısı buldum çalışayım, varsın maaşım olsun yatırımım olmasın" şeklinde davranan Kıbrıslı Türkler var. Bu, Rum yönetimindeki çalışma yaşamına bir darbe vurur mu?

Bambis Cristis: Tabi ki zarar verir.

KIBRIS: Ne gibi...

Bambis Cristis: Bu yaklaşım başka tehlikeleri içerir. Bu düşünce biçimi bazı Kıbrıslı Rumları, bu şekilde düşünen Kıbrıslı Türklerin kendi ekmeklerini çaldığı düşüncesini doğurur. Çünkü işveren daha ucuz işgücü bulduğu zaman, bu şekilde çalışmaya hazır işçi bulduğu zaman Türk, Rum, Bulgar, Roman olduğuna bakmaz. O karını düşünür. Fakat bu yaklaşım toplu sözleşmelere darbe vurur, geri kalan çalışanları baskı altına sokar.

Şöyle düşünün, inşaat sektöründen bir işveren, "mesaiye bire, bir buçuk' öder" maddesine uymak zorundadır. Bir işçi ben bunu istemem derse burada sorun çıkar.

KIBRIS: Sayın Bambis, kuzeyden gelerek güneyde iş bulan Türklerin derdi de az önce sizin yukarıda anlattıklarınız gibidir. Yani Türkiye'den gelen ucuz ve kayıt dışı işgücü nedeniyle çok sayıda Kıbrıslı Türk işsiz kaldı çünkü işveren çok daha ucuza çalışan işçi buldu. .. Yani, bunun acısını Kıbrıslı Türkler çok iyi biliyor...

Bambis Cristis: Bunu biliyorum. Ama bunun bu tarafa da yansımasına müsaade etmememiz gerekiyor. Bugün verdiğimiz uğraşlara devam etmemiz gerekiyor. Verdiğimiz uğraş belli sonuçlar doğuruyor.

Bugün Sosyal Sigorta'da kayıtlı Kıbrıslı Türk sayısı dört bini aştı. Bir yıl önce bu rakam 500 civarındaydı. Biz DEV- İŞ ile de işbirliği yaparak sorunun çözümü için uğraş veriyoruz. Gücümüz olduğu yerde Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında herhangi bir ayrımcılığın yapılmasına müsaade etmiyoruz.

KIBRIS: Bazı sorunların aşılması için Kıbrıslı Türk ve Rum sendikaların daha sıkı işbirliği yapması gerekiyor kanısındayım. Bunda yasal olarak bir engel var mı? Çünkü iki tane otorite yaşanan sorunlarda ortak... İki farklı otoritenin siyaset kavgası, ekmek kavgası verenleri nasıl etkiliyor?

Bambis Cristis: Aslında işbirliği açısından yasal engel yok...

KIBRIS: Bence var. DEV-İŞ güneyde çalışanları kendi bünyesinde örgütleyebilir. Ancak, buraya örgütlü bir işçi hakkını nasıl arayacak?

Bambis Cristis: Bu yasalarla ilgili, hukuki bir sorun değil. Karar meselesidir. Bizim DEV-İŞ ile bir anlaşmamız var. Bu sorunu nasıl çözeceğimiz konusunda belli anlaşmalarımız var. Bizim yaptığımız değerlendirmelere göre, Kıbrıs hükümetinin kontrol ettiği bölgede çalışan Kıbrıslı Türklerin PEO'da örgütlenmesine bir engel yok. Çünkü bu işyerlerinde toplu sözleşme görüşmelerini PEO yönetiyor. Somut işyerlerinde çalışanların sorunlarını PEO ele alıyor. Bana göre, çalışanlar arasında her işyerinde etnik köken ya da dine göre ayırmak sorun olur. Romen, Suriyeli işçiler de var. Etnik kökene göre ayrı sendika olur mu?

Türklerin aynı zamanda DEV- İŞ ile bağlantı kurmalarını istiyoruz. DEV- İŞ de Kıbrıslı Türk çalışanları özgür bölgelerde çalıştıkları zaman PEO'ya yönlendiriyor. Bu sürekli bir ilişkiye dönüşüyor. DEV- İŞ kadroları bu tarafta Kıbrıslı Türk çalışanları ziyaret edebilir. Bu bir işbirliğidir.

KIBRIS: Türklerin şikayetleri hangi konularda yoğunlaşıyor?

Bambis Cristis: Kıbrıslı Türklerin sorunları toplu sözleşme dışında kalan diğer etnik kökenli çalışanlardan farklı değildir. Toplu sözleşmeye dahil olan çalışanların sorunları çok kısıtlıdır. Çalışanların kendi aralarında herhangi bir sorun tespitinde bulunmadık. Sorunlar, örgütlü olmayan işyerlerinde toplu iş sözleşmelerinin dışında maaş ödenmesinde yoğunlaşıyor. Her gün PEO'ya onlarca Kıbrıslı Türk gelir, gider... Üye olsun ya da olmasın. Çeşitli sorunlar aktarırlar, iş bulmak için yardım isterler, işveren değiştirmek isterler...

KIBRIS: Geçmişe göre, işverene göre Kıbrıslı Türk işçiler daha cesur mu? Yani az önce sormuştum, maaşı alıp susan, hakkını aramayan çalışanlar vardı...

Bambis Cristis: Geçmişe göre çok daha iyi. Yavaş yavaş hakları ile ilgili daha bütünsel bir yapıya sahip oluyorlar. Haklarını öğrendikleri zaman elde etmek için daha talepkâr duruma geldiler. Önemli sayıdaki Kıbrıslı Türk'ün örgütlenmesini engelleyen mekanizmalar var.

KIBRIS: Güneyde mi?

Bambis Cristis: Hayır kuzeyde...

 

KIBRIS: Nedir bu sorunlar?

Bambis Cristis: Bir çok durumda anlaşmalarda taşeronlar kullanılıyor. İşi taşeron alıyor, işçiyi çalıştırıyor. Bu durumu işçinin aleyhine kullananlar var. Sosyal Sigortası yatırılmıyor ve yasalar çiğneniyor...

KIBRIS: Bu röportajı okuyan ve yasal güvencenin dışında çalışan Kıbrıslı Türklere, PEO Genel Başkanı Bambis Cristis ne öneriyor?

Bambis Cristis: Sadece öneri değil, çağrı da yapıyorum. Güneyde çalışan ve örgütsüz olan Kıbrıslı Türkler, sahip oldukları hakların kendilerine verilmesi için, kendi aralarında anlaşarak örgütlenme amacı ile PEO'ya müracaat ederek hakları için birlikte mücadele etmemizi sağlasınlar. Sendikalar, işverenlere var olan toplu sözleşmeyi imzalamak için direktif veremez. Sendikaların gücü çalışanlardan kaynaklanır. Birinin gelip iş yasaları çiğneniyor demesi de yeterli olmuyor. Bu önemli, işyeri hakkında bilgi sahibi oluyoruz ama burada daha önemli olan sendikaya gelmeleri, örgütlenmeye hazırız demeleri, bizden destek istemeleri ve sendikanın gücü ile taleplerini kazanmak için birleştirmesidir.

Ben şu garantiyi veriyorum; PEO'da anlayış bulacaklar, biz onlara destek olacağız. Onları korumak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Biz bunu her çalışan için yapıyoruz. Etnik ayrım yapmıyoruz.

KIBRIS: Dünyadaki tüm insanların mutluluğu beni ilgilendiriyor ama ben Kıbrıslı Türklerle iç içe yaşayan bir gazeteci olduğum için, bu mesajları Kıbrıslı Türk çalışanlara iletme zorunluluğum var... Bu fırsatı KIBRIS Medya Grubu'na tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.

Bambis Cristis: İşçilerin sorunlarının çözümü için sadece sendikaların çabaları yetmez. İşçiler de bu sorunların çözümü için sendikayla ortak çalışmalı. POE, Kıbrıslı Türk işçilerle her türlü işbirliğine hazır. Duyarlılığınız için ben teşekkür ederim.

KIBRIS 13/12/04

 

Barış için eğitim... Tarih kitapları... Ve düşünceler...

İki toplumlu Kalkındırma Programının desteği ile, UNOPS’un yürüttüğü, USAID ve UNDP’in finanse ettiği ‘Barış için Eğitim’ Projesinde görev yapan Girne Amerikan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve POST ‘Education for Peace’ projesi araştırmacısı Dilek Latif, Doğu Akdeniz Üniversitesi Yüksek Lisans ve Araştırma Enstitüsü Araştırma Görevlisi ve POST “Education for Peace” için Araştırmacı ve Teknik Danışman Hakan Karahasan ve Graz Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi ve POST “Education for Peace” için Araştırmacı ve Teknik Danışman Mehveş Beyitoğlu’nun değerlendirmelerini YeniDÜZEN’de sizlerle paylaşıyoruz. Yurdumuzda yıllar sonra ilk kez tarih kitapları ile ilgili yapılan kapsamlı çalışma sonrasında, konu farklı platformlarda tartışılıyor. Bizler, bu tartışmaların bilimsel bir temelse sürmesi düşüncesiyle, ‘Barış için Eğitim’ Projesi’nden çıkan değerlendirmelerin de sürece ışık tutacağına inanıyoruz...
Bu yöndeki araştırma ve değerlendirmelere sayfalarımızda yer vermeye devam edeceğiz.
YeniDÜZEN


Etnik çatışma sonrası barış için eğitim

Dilek Latif*

Eğitimin toplumlararası barış ve uzlaşma sağlamada kritik bir rolü vardır. Soğuk savaş sonrası ortamda patlak veren onlarca etnik çatışmaya kalıcı barış sağlanabilmesinde eğitimin, özellikle de tarih eğitiminin önemi uluslararası toplumun gündemini oluşturmaktadır. Yeni nesiller tarihi objektif, dengeli ve doğru öğrendiğinde nefret, öfke ve güvensizlik yerine anlayış, sempati, farklı etnik ve dini kimliklere karşı tolerans geliştirebilirler. Bu yüzden etnocentrik olmayan bir eğitimle kalıcı barış, uzlaşma ve güvenlik arasında direkt bir ilişki vardır.

Fakat etnik olarak bölünmüş toplumlarda eğitim, çatışmayı ve etnik milliyetçiliği beslemek ve bölünmeyi sürdürmek için siyasi hedeflere alet edilmektedir.1990’li yıllardaki en kanlı etnik çatışmanın ve soykırımın yaşandığı Bosna-Hersek’te tarih, Boşnak, Sırp ve Hırvat okullarında kültürel mitlerin, stereotipilerin ve önyargıların ışığında yorumlanıp anlatılmakta, barış ve uzlaşma sağlamak yerine düşmanlık ve korku aşılamaktadır. Bosna’daki savaşı sona erdiren Dayton Anlaşmasına göre eğitim merkezi değil, oluşturucu devlet ve kantonların sorumluluğu altındadır. Federal bir çatı altında tek bir devlet olarak yaşaması hedeflenen Bosna-Hersek’te şu an üç farklı toplum tarafından uygulanan üç farklı eğitim sistemi bulunmaktadır. Hırvat kantonlarında Hırvatistan’daki müfredat, Sırp oluşturucu devletinde ise Sırbistan ve Karabağ’da kullanılan müfredat işlenmektedir. Federasyon müfredatı sadece Boşnaklar tarafından uygulanıp diğer iki toplum tarafından göz ardı edilmektedir.

Bu yüzden son yıllarda uluslararası toplumun gözetimi altındaki Bosna-Hersek’te öncelikli hedef etnik ayrımcılık ve dışlamadan uzak, siyasi, dini ve kültürel önyargıların ötesinde tüm çocukların haklarına saygı duyan çok-toplumlu/multi-kültürel okullar ve eğitim sistemi yaratmaktır. Bu amaçla AGİK 2002 yılından beri Bosna-Hersek’te eğitim reformlarını koordine etme misyonunu yüklenmiştir. Dini, etnik ve kültürel farklılıklara saygı duyan, stabıl ve demokratik bir toplum için eğitim sisteminin değiştirilmesinin kaçınılmaz olduğuna inanılmaktadır.

Bu bağlamda, yeni kurulan Revizyon Komisyonu barış ve uzlaşma sağlamak adına tarih kitaplarındaki uygunsuz ve itiraz edilen konuları çıkarma görevini üslenmiştir. Bosna-Hersek’te yasayan Müslüman Boşnakları, Ortodoks Sırpları veya Katolik Hırvatları hedef alan, suçlayan, aşağılayan tarih, edebiyat, dil ve din kitaplarındaki temalar gözden geçirilmektedir. Komisyon üyelerine kendi çocuklarını diğer etnik gurupta hayal etmeye, veya çocuklarını kendi halkları hakkında çarpıtılmış bilgileri okurken düşünmeye teşvik edilmiştir.

Bosna-Hersek’teki gibi Kıbrıs’ta da tarih eğitimi siyasi amaçlar için kullanılmaktadır. UNDP-UNOPS’un sponsorluğunu sağladığı iki toplumlu ‘Barış için Eğitim’ (1) projesinin bir parçası olarak POST tarafından yapılan İlkokul 5. sınıf tarih, sosyal bilgiler ve edebiyat kitapları pilot araştırması ders kitaplarındaki milliyetçi ve şövenist unsurları ve iki toplum arasındaki bölünmeyi ilerleten temaları tespit etmeye çalışmıştır. Kıbrıs tarihindeki 1963, 1974 ve 1983 gibi hassas konuları iki farklı toplumun kendilerine göre yorumlayıp, resmi devlet politikaları çizgisinde ayni olayları ne kadar farklı anlattığını gözlemlemiş; her iki toplumun da kabul edebileceği objektif ve dengeli bir tarih anlatımının iki toplum arasında karşılıklı anlayış, uzlaşma ve kalıcı barış için önemini göstermeyi amaçlamıştır. Ayrıca on iki yıl önce büyük çatışmaların yaşandığı Bosna-Hersek’te etnik ayrımcılığı sonlandırıp barış ve uzlaşma sağlamak adına yapılmakta olan eğitim reformlarını örnek teşkil etmesi bakımından incelemiştir.

Araştırmanın bazı bulgularına göre İlkokul 5. sınıf tarih kitabı adanın fethi ve Osmanlı dönemine ait saptırılmış bilgiler ve abartılı ifadeler içeriyor. 1963 ve sonrası gelişmelerle ilgili ise tek yanlı, EOKA’ya katılan ve katılmayan ayrımı yapmadan tüm Rum halkını suçlayan bir yaklaşımı var. Kıbrıslı Rumların bir kısmının da bu savaşta kayıplar verdiğini, Kıbrıslı Türkler gibi onların da acı çektiğini ve bu savaşta her iki toplumdan da sivil halkın zarar gördüğünü anlatmıyor. Aksine önyargılara ve genellemelere dayanan etnocentrik bir üslubu var. Bu da çocukların yıllarca Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında hiç bitmeyen bir düşmanlık ve çatışma fikriyle karşılıklı güvensizlik geliştirerek yetişmelerine yol açıyor.

Birçok öğrencinin ailesi adadaki savaştan etkilenmiştir. Oysa ayni olumsuzlukları bazı Kıbrıslı Rum ailelerin de yaşadığını öğrenmek Kıbrıs’ta iki toplum için de tramvatik olan bu tecrübenin daha dengeli anlaşılmasına yardımcı olabilir. Bu durum karşı taraf için de geçerlidir.

Diğer bir yol Kıbrıslı Rumların Kıbrıs tarihine ait tartışmalı ve duyarlı konuları -ki bunlar genel olarak Osmanlı’nın adayı fethi, 1963 ve sonrası gelişmeler, 1974’de Türkiye’nin soruna müdahalesi ve 1983’te KKTC’nin ilanıdır- tarih kitaplarında nasıl aktardığını bizim tarih kitaplarına eklememiz olabilir. Böylece öğrenciler tartışmalı konularda diğer toplumun ‘olayların nasıl geliştiği, kimin haklı kimin haksız olduğu’ gibi hassas noktaları nasıl aktardığını öğrenebilir. Bu da onlara olayları değişik açılardan değerlendirebilme ve alternatif perspektiflerin farkına varabilme olanağını kazandırır.

Sonuç olarak bu araştırma birbiriyle çelişen iki toplumsal tarihin ve kimliğin bulunduğu bir adada nasıl bir uzlaşma ve sağlıklı çözüme ulaşılabileceğine dikkat çekmektedir. Tarih kitaplarının gelecek için yazıldığını kabul edersek, adada kalıcı bir barış için karşılıklı olarak daha az önyargılı daha uzlaştırıcı bir tarih öğretimine ve genel eğitim sistemine ihtiyaç vardır.

 

 

* Girne Amerikan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve POST ‘Education for Peace’ projesi araştırmacısı

 

(1) USAID ve UNDP’nin finanse ettiği ve UNOPS’un yürüttüğü İki Toplumlu Kalkınma Programı’nın desteği ile gerçekleştirilen ‘Barış için Eğitim’ Projesi ile ilgili daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm internet adresinde mevcuttur.


“Yeni Tarih”… Ne Kadar Mümkün?


Hakan Karahasan*


Ne kadar ilginç şu tarih dediğimiz şey. Berlin Duvarı yıkılalı 15 yıl oldu. Yıllarca birbirini düşman gören bazı Doğu ve Batı Almanlar bugün soğuk savaş dönemindeki gibi düşman değil, aynı ülkenin vatandaşları artık. Tarihi Brandenburg Kapısı’nın etrafında duvardan hiçbir eser yok. Berlin’de tarih silinmiş olarak duruyor sanki. Diğer bir taraftansa, tarih var; yaşıyor. 2. Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudiyi öldüren Hitler’in işlediği günahtan arınmak istercesine Berlin’in ortasına bir mezarlık inşa ediliyor bugün.
Kısacası, son 15 yıldır büyük değişim yaşıyoruz. İki kutuplu dünya yerini tek kutuplu dünyaya bıraktı. Geçmişte düşman olan ülkeler bugün birbirleriyle işbirliği yapmaktan çekinmiyor. Federal Alman Cumhuriyeti ile Demokratik Almanya artık tek bir ülke olmuş; öte yandan 2. Dünya Savaşı’nda karşı saflarda olan Fransa ve Almanya bugün birçok konuda ortak hareket etmekten çekinmiyor. “Ezeli düşmanlıktan ebedi dostluğa” doğru yol almaktalar.(1) Şu sıralar, Fransa ve Almanya okullarda okutulmak üzere ortak bir tarih kitabı yazmak üzere kolları sıvamış bulunuyor. Daha önce de 2. Dünya Savaşı’nda birbirine düşman olan iki ülke, Polonya ve Almanya da ortak bir tarih yazmak için bir araya gelmişti.
Peki tüm bunların bizimle ilgisi ne? Dost ve düşman tanımlarının büyük bir hızla değiştiği dünyamızda Kıbrıs’a düşen pay ne olabilir? “Barış İçin Eğitim” (2) projesi bize bu konuda bazı alternatifler sunuyor. Kısa adı POST (Proje Araştırmalar Derneği) olan derneğin UNOPS’un katkılarıyla yaptığı araştırma aslında Kıbrıs’ta var olan resmi tarih anlayışının ne kadar da günümüz dünyasından uzakta olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır.
Proje boyunca ilkokul 5. sınıf Sosyal Bilgiler kitabının nasıl bir biçimde yazıldığını, bu yazım sürecinin hangi amaç ve amaçlara hizmet ettiğini anlayıp ortaya çıkarmaya çalışırken ulaşılan bulgular gerçekten ilginçti. Proje ile “Öteki”ne karşı nefret ve korku duygularının, milliyetçiliğin nasıl olup da “ekildiği”, günümüz resmi tarihinin nasıl şekillendiği kullanılan metodoloji ile ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.
Projenin ortaya koyduğu en önemli bulgulardan birisi, “biz”im her zaman haklı, “Öteki”nin ise her zaman haksız olduğudur. Milliyetçiliğin doğasında bulunan “biz” ve “onlar” tezatlığı kitabın daha ilk sayfalarıyla ortaya çıkmaktadır. Kitabın başında “biz” Osmanlı’ya karşı “onlar” ( tüm Hıristiyan alemi) bu tezatlığı oluştururken, Osmanlı dönemiyle birlikte bu ayırım yerini adadaki Rumların hiçbir zaman “biz” Türkleri sevmediği, hatta Osmanlı/Türk bayrağının gönderden indirilip yerine İngiliz bayrağının çekilmesini Rumların büyük bir coşkuyla karşıladığı aktarılmıştır. (3) Bu yönetim değişimini bir kısım Rumun coşkuyla karşılamış olması gerçek olabilir fakat önemli olan bunun bir ilkokul kitabında anlatılış biçimidir.
Sayfalar ilerledikçe kitabın üslubu sizi her zaman haklı olan “biz” ve kötü olan “Öteki” ayırımına sürüklüyor. Ancak bu “Öteki” anlatılırken de, sanki bütün “Ötekiler” aynıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor, ki bu da milliyetçi ideolojide sık rastlanan birşey. Sanki bütün Kıbrıslıtürkler (biz) ve Kıbrıslırumlar (onlar) tek tipmiş (homojen) gibi davranılıyor. Bu davranış, farklılıkları görmezden gelerek çocuklara bütün Rumların (“Öteki”nin) kötü olduğunu, buna karşılık bütün Türklerin (“bizim”) ise iyi olduğu temasını anlatmaktadır.
Başka bir değişle, ilkokul 5. sınıf sosyal bilgiler kitabındaki en büyük eksikliklerden birisi “Öteki”ne karşı sorumluluk duyulmamasıdır. (4) Her zaman “kötü, şımarık, yaramaz bir çocuk” gibi gösterilen, ve bu yapılırken “Öteki”ni karşı taraf, bir zıtlık sembolü haline getiren anlayış olsa olsa “karşı taraf”a nefret, kin ve düşmanlık duygularını güçlendirmekten öteye gitmez.

Peki, “Öteki”ni yok sayan bu anlayışın yerine ne önerilebilir? “Yeni tarih” anlayışı ne olmalıdır? Bu konuda, POST’un sunduğu öneriler Bosna Hersek’te savaş sonrası uygulanmaya çalışılan eğitim reformundan “Öteki”ne karşı duyulması gereken sorumluluğa kadar geniş bir yelpazeyi içermekte.
Sosyal bilgiler kitabı temel olmak üzere, bütün eğitim sisteminde yapılması gereken en önemli şeylerden birisi, “Öteki”ni çocuklara bir öcü, canavar olarak yansıtmak yerine geçmişteki olayları o dönemin şartları da anlatılarak (yalnız bu şartlar da anlatılırken kitabın dili şu anki gibi ağır değil, çocukların anlayabileceği, sade ve basit bir dil olmalıdır) olaylara sadece bir pencereden bakmak yerine, kendimizi “Öteki”nin yerine de koyarak; onun da insan olduğunu unutmadan olaylara açıklık getirilmesi hem kitabı okuyan çocuklar açısından hem de bu kitabı çocuklara öğreten öğretmenler için daha iyi olacaktır. Çünkü, yine proje süresince, bazı ilkokul öğretmenleriyle yapılan görüşmelerde, birçok öğretmenin kitabın içeriğini aşırı milliyetçi bulduğu, dolayısıyla kitapta bulunan bu düşmanlığı körükleyen unsurları minimuma indirmeye çalıştıkları bizzat kendileri tarafından belirtilmiştir. Bunun ışığında, yazılan (yazılacak olan) yeni sosyal bilgiler kitabının içeriğinin değiştirilmesi gerçekçilikle de bağdaşmış olacaktır.
Kitapta bulunan diğer sorunlar kısaca şöyle sıralanabilir: eskimiş bilgiler, Kıbrıs tarihinden çok Türkiye tarihinin anlatılması. Özellikle kitapta Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihi ile Türklük tarihine Kıbrıs tarihinden daha çok yer verilmesi Sosyal Bilgiler kitabı yerine müfredata eklenecek olan “Dünya Tarihi” dersi ile çabucak çözümlenebilir. Ancak şu da belirtilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihi ve tarih içerisinde Türklük ile ilgili bilgiler de gözden geçirilmeli; tıpkı Kıbrıs tarihinde olduğu gibi, elden geldiğince belgelere dayalı olan bilgi aktarılmalı, duygusal anlatımlardan kaçınılmalıdır. Örneğin, eski Türk devletlerinin yıkılmasında rol alan etkenleri ‘tüm dünya bize karşı’ anlayışı ile incelemektense, o dönemin yapısını göz önünde bulunduran bir anlayışla anlatılmalıdır.
Yine, proje ile ortaya çıkan önerilerden bir başkası ise, tarih boyunca “uluslar”ın, toplulukların, savaşları ve mücadeleleri üzerine yoğunlaşmaktansa, günlük yaşamdan örnekler verilmeli, böylece çocuklara tarihin sadece kavgadan ibaret olmadığı anlatılmalıdır. Ayrıca, çocukların yaşadıkları bölgenin, köyün v.s. (mesela coğrafi tarihi) tarihi anlatılarak çocukların tarihe olan ilgisi arttırılabilir.
Bütün bunların ışığında yazılacak “yeni tarih”, ne geçmişe saplanıp kalmalı ne de geçmişte olan kötü olayları tamamen unutmalıdır. ‘Çünkü geçmişi tam olarak unutmak da tam olarak hatırlamak kadar tehlikelidir’. (5) Ancak, hemen belirtmeliyim, bu geçmişte olan kötü olaylara saplanalım demek değil kesinlikle. Aksine, geçmişte yapılan yanlışlardan ders alıp, geleceği ona göre kurmalıyız. Ve “yazılacak yeni tarih”, ancak geçmişe takılı kalmayıp, “Öteki” olarak görülen başkasının da bizim gibi bir insan olduğunu, ve bizim ona karşı empatiyle yaklaşmamız halinde “onun” da bize empatiyle yaklaşacağını; böylece ‘geleceği kurmak’ yolunda daha olumlu bir adım atmakla olabilir belki. Yeni bir tarih ne kadar mümkün? İşte bu sorunun cevabı bu adada yaşayan bizlere bağlı..

 

* Doğu Akdeniz Üniversitesi Yüksek Lisans ve Araştırma Enstitüsü Araştırma Görevlisi ve POST “Education for Peace” için Araştırmacı ve Teknik Danışman

(1)
Tabii ki “ebedi dostluk” derken buradaki kastım geçmişteki düşmanlığın günü yaşamaya engel olmamış olması. Yoksa Fransa ve Almanya’nın “ebedi bir dostluk” içinde yaşayıp yaşamayacakları yıllar sonra görülebilinecek.

(2) USAID ve UNDP’nin finanse ettiği ve UNOPS’un yürüttüğü İki Toplumlu Kalkınma Programı’nın desteği ile gerçekleştirilen ‘Barış için Eğitim’ Projesi ile ilgili daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm internet adresinde mevcuttur.

(3) Yazı boyunca Türk ve Rum kelimelerini kullanmamın sebebi, genelde herkesin bu biçimde yazmasıdır; yoksa yazının göstermeye çalıştığı “biz” ve “onlar” ayırımını körüklemek değil.
(4) Öteki’ne karşı sorumluluk duygusu için Litvanya doğumlu Fransız filozof Emmanuel Levinas’ın yapıtlarına bakılabilir. Türkçesi için, bkz: Emmanuel Levinas. Sonsuza Yakınlık: Metis Seçkileri. İstanbul: Metis Yayınları, 2004. Türkçe’deki çeviride Levinas’ın Autre ve Autrui’den bahsederken “başkası” sözcüğü kullanılmış; ancak ben burada “Öteki” sözcüğünü kullanmayı uygun buldum.
(5) Hatırlama ve Unutma üzerine, bkz: Benedict Anderson. Hayali Cemaatler. İstanbul: Metis Yayınları;

Yiannis Papadakis. Perceptions of History and Collective Identity: A Comparison of Greek Cypriot and Turkish Cypriot Perspectives. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Cambridge Üniversitesi, 1993.
Bu alıntının da bulunduğu kısım için “The Politics of Memory and Forgetting” başlıklı yazısı için, http://www.cyprus-conflict.net/papadakis.diss.html adresine bakınız.

 

 

 

Bireysel Özgürlük ve Eğitim


Mehveş Beyidoğlu*

 

Bireysel ve toplumsal özgürlüklerin sıkça gündeme geldiği şu günlerde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de belirtildiği gibi tüm halklar ve uluslar, eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye çağrılır. İşte bu sebepten dolayı eğitimin özgürlüğü de en önemli tartışma konulardan biri haline geldi. Eğitim müfredatı gerek öğretmenler sendikası gerekse çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından incelenmeye ve yeniden elden geçirilmeye başlandı. Bu konuda tarih kitaplarının yeniden yazılmasına varıncaya kadar bir takım önemli adımlar atıldı ve atılmaya da devam ediyor.
POST’un ‘Barış için Eğitim’ (1) projesinde yer alan araştırmacı grup tarafından yapılan araştırtmaya göre özellikle bireysel ve toplumsal hakların geliştirilmesi için, eğitim sistemimizin bir reformasyondan geçmesi ve özellikle ‘milli kültür’ anlayışının değişmesi gerekmektedir. Proje bulgularına göre, tarih öğretiminin tarafsızlıktan uzak bir anlatım içinde olduğu anlaşılmıştır. Halbuki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 21. yüzyıl Avrupa’sında tarih öğretimi ile ilgili Tavsiye Kararında (2) da belirtildiği gibi, tarih öğretimi ideolojik çarpıtma ve propaganda aracı olmamalıdır. Tarihin değiştirilmesi veya yanlış delillerin, çarpıtılmış istatistiklerin, sahte fikirlerin yaratılması; bir diğer olayı haklı göstermek ya da gizlemek amacıyla başka bir olayın öne çıkarılması; ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımını yaratabilecek, geçmişin fazlasıyla milliyetçi bir versiyonu; tarihi kayıtların kötüye kullanılması; tarihi gerçeklerin inkar ve göz ardı edilmesi aslında tarihi kötüye kullanmaktır. Devlet ideolojisi, yapısı, rejimin türü, kişi hak ve özgürlüklerini anlayışı günün ekonomik, siyasal, toplumsal koşulları, tüm toplumsal kurumlara dolayısıyla eğitime de biçim verir. (3) İşte bu sebepten dolayı ince bir ayar üzerinde olan eğitimin en tarafsız biçimde düzenlenebilmesi için devlete büyük bir görev düşmektedir. Ne yazık ki dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da eğitim müfredatı son zamanlardaki yenileme çalışmalarına rağmen arzu edilen noktaya henüz ulaşmamıştır.
Kuzey Kıbrıs Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı ve mevzuatı imzalanan protokoller sonucunda uyumlulaştırılmıştır. Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı eğitim programının esas amacı milli kültürü aşılamaktır. Bu sebepten dolayı Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı ilkokulun milli bir kurum olduğunu ve çokça adı geçen ‘milli kültürün’ aşılanması gerektiğini şöyle anlatır: “İlkokul milli bir eğitim kurumudur. Çocukların, milli varlığın birer uzvu olduğu, ileride hangi mesleğe girerlerse girsinler, milli ödevlerini başaracak, milli ülküleri gerçekleştirecek birer Türk yurttaşı olarak yetiştirilmeleri gerektiği hatırdan çıkarılmamalıdır. Bunun için; ilk okul, çocuklara milli kültürü aşılamak mecburiyetindedir. İçinde yetişen bütün alışkanlıkları, ilgileri, hizmet arzusunu verimli bir şekilde kazandırmak ilk okulun önemli ödevidir. Millet, hayatı ve geleceği için gerekli gördüğü bütün değerleri ve ülküleri aşılamayı her şeyden önce ilk okuldan bekler”. (4) Bu yaklaşım hoşgörü ilkeleri esasına uygun, karşılıklı anlayış, insan hakları ve demokrasi gibi temel değerlerin geliştirilmesini engellemektedir. Yine Avrupa Konseyi 21. Yüzyılda tarih öğretiminin amaçlarından birine göre karşılıklı anlayış ve güven duygusu içinde evrensel bir perspektifle insan topluluklarının barışçıl gelişimini sağlamak eğitim politikalarının bir parçası olmalıdır. Bir başka deyişle, tarih eğitimi, milli eğitim siyasetinin aksine, halklar arası uzlaşı, kabul, anlayış ve karşılıklı güven için belirleyici bir faktör olmalıdır. Analiz edebilme, yorum yapabilme, tarihi tarafsız şekilde değerlendirebilme yetenekleri geliştirilmelidir. Bu reformasyondan geçen genç nesiller bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerine saygıyı geliştirir, ve bundan sonraki nesillere de ışık tutar. Bu noktadan hareketle, Barış için Eğitim projesi yeni tarih yazımının esasını oluşturacak bir dizi önerilerde bulunmaktadır. Her şeyden önce, geleneksel milli eğitim anlayışının aksine, tarih eğitiminin çoğulcu bir anlayış biçimi olmalıdır. Çoğulcu anlayışı öğretmek, çok kültürlü, çok uluslu bir ortamda, günümüz Avrupa’sında olduğu gibi, beraber yaşamayı öğretmek demektir. Bu tür bir tarih öğretimi için en uygun yöntem karşılaştırmalı tarih öğretimidir.

Tarih öğretimi “objektif tarih” anlayışını sorgulayabilmelidir. “Bizim tarihimiz” tarafsızdır ve sadece tek bir gerçek vardır: “Bizim tarihimiz”. Bunu ortadan kaldırmak ancak “diğerlerinin tarihini” de öğrenmekle mümkün olabilir. Mesela; aynı konuda “düşmanın” bakış açısını göz önünde bulundurmak. Bu yöntem etnik sorun olan bölgeler için uygun bir yöntem olabilir.

Politik ve askeri tarih; sosyal, kültürel ve ekonomik tarihe indirgenmelidir. Kahramanlık öyküleri yerine günlük yaşamın tarihi anlatılmalıdır.

Kültürel tarih, ortak tecrübelerin oluştuğu ve tanımlandığı bir alandır. Bunun ışığında, çatışma ve krizlerin geçtiği bu ortak alan kültürel tarih olarak tanımlanabilir. Savaş insanların günlük yaşamda paylaştıkları bir şeydir. Bu paylaşılan şey alternatif tarih öğretiminde ortak bir öğe olarak kullanılabilir.

“Yeni” tarih geçmişin harmonisini anlatan kurgusal bir tarih olmamalıdır. Eski yapılanma yeni yapılanma tarafından ortadan kaldırılmamalıdır. Aksine, zıtlıklar ele alınmalı ve sessiz kalınmamalıdır çünkü bilgisizlik önyargıya sebep olmaktadır. Sadece “diğerleri” ile değil ayni zamanda milletler içerisinde olan zıtlıklar sunmak ulus merkezci tarihin özü olan homojen millet düşüncesini zayıflatmamıza yardım etmektedir.

Yerel tarih hem tarihsel hem de pedagojik sebeplerden dolayı iyi bir alternatif olabilir. İnsanların yaşadığı yerin tarihi çok kültürlü toplumlarda ulusal söylemin yerine geçebilir.

 

* Graz Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi ve POST “Education for Peace” için Araştırmacı ve Teknik Danışman

(1) İki toplumlu Kalkındırma Programının desteği ile, UNOPS’un yürüttüğü, USAID ve UNDP’in finanse ettiği ‘Barış için Eğitim’ Projesi ile daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm internet adresinde mevcuttur.

(2) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 21. yüzyıl Avrupa’sında tarih öğretimi ile ilgili Rec (2001) 15 No’lu Tavsiye Kararı

(3) Ayşe Demirbolat, Eğitim Bilimine Giriş, “Eğitim Demokrasi İlişkisi”, Ankara: 1997, s. 141.

(4) İlkokul Programı, Fatma Kocaoluk, Şükrü Kocaoluk (editörler), Kocaoluk yayınevi, Istanbul, Tarsus, Adana, 1999, s. 31

YENIDUZEN 13/12/04

 

Noel Baba'nın burnu kırık çıktı!

Kafatasında yapılan ölçümler yardımıyla bilgisayar ortamında 'canlandırılan' Noel Baba'nın, kırık burunlu olduğu anlaşıldı

NEVSAL ELEVLİ Londra

İngiltere'deki Manchester Üniversitesi antropologları, Noel Baba'nın 3 boyutlu görüntüsünü çıkardı. İtalya'nın Bari kentindeki bir kilisede bulunan kemikler ve kafatasından alınan ölçüler ile Ortodoks ikonlarındaki resimlerinin incelenmesi sonucu bilgisayar ortamında yeniden doğan Noel Baba'nın burnunun kırık olduğu anlaşıldı. Ayrıca Noel Baba'nın 60 yaşlarında, sert çeneli ve 1.68 metre boyunda olduğu da belirlendi.
Manchester Üniversitesi antropologlarından Caroline Wilkinson, gerçek adı Saint Nicolas olan Ortodoks piskopos Noel Baba'nın 'erkeksi yüz hatlarına sahip olduğunu ve kırık burnunun da yüzüne karakter kattığını' söyledi.

Paylaşılamıyor
Haberi veren İngiliz The Sunday Times gazetesi, Noel Baba'nın kemiklerinin Türklerle İtalyanlar arasında sürtüşmeye neden olduğunu da yazdı. Türkiye'deki Santa Claus Vakfı Başkanı Muammer Karabulut, 1087'de İtalyanların, Noel Baba'nın kemiklerini Demre'den çaldıklarını belirterek, bu durumun düzeltilmesi için çalıştıklarını söyledi.

MILLIYET 13/12/04

 

Financial Times: Türkiye olmazsa AB yarım kalır


      BBC

Avrupa gazetelerinde, Avrupa Birliği'nin Ankara'yla müzakerelerin başlaması konusunda nihai kararını vereceği 17 Aralık zirvesi öncesinde Türkiye'yle ilgili haber ve yorumların artmaya başladığı dikkat çekiyor.
      Financial Times başyazısında "Türkiye için karar anı geldi. Avrupa Birliği Ankara'ya verdiği sözleri tutmalı" diyor.
      Başyazı, Alman Dışişleri Bakanı Joshcka Fischer'in "Türkiye'nin üyeliği Avrupa için Normandiya çıkarması kadar önemlidir" sözleriyle başlıyor ve şöyle devam ediyor:
     
     Tarih verilmezse medeniyetler çatışması yaşanır!
      "Avrupa Birliği liderleri, Brüksel zirvesinde tarihi önemde stratejik bir karar alacak. Türkiye'ye üyelik müzakerelerine başlama konusunda net bir tarih vermeleri- ki bu muhtemelen 2005'in ikinci yarısı olacak - Fischer'in sözlerini dikkate aldıklarını gösterecek.
      "5 yıl önce Helsinki zirvesinde verilen sözden dönülmesi ise muazzam bir jeopolitik fırsatın kaçırılması anlamına gelecek. Ve Avrupa Birliği aşırı uçtaki Müslüman ve Hristiyanların kışkırtıcılığını yaptığı medeniyetler çatışmasıyla karşı karşıya gelecek." Financial Times, başyazısında demokratik, laik ve ekonomisi büyüyen Türkiye'ye kucak açmanın Avrupa Birliği'nin en büyük başarılarından biri olacağını belirtiyor. Gazete yorumunu şöyle sürdürüyor:
      "Avrupa Projesi, yüzyıllarca kan döküldükten sonra, sadece ulusal çıkarların sağduyulu bir şekilde savunulmasını sağlayacak yeni bir formül bulmakla kalmadı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Güney Avrupa'daki faşist diktatörlüklerin ve Doğu Avrupa'daki Stalinist rejimlerin de ortadan kaldırılmasını başardı.
      Türkiye aracılığıyla Batı'yla İslam arasındaki köprülerin tamir edilmesi de bunlar kadar önemli bir hedef olarak görülmelidir. Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık önerilmesi bir samimiyetsizlik göstergesi olacak." Gazetenin ekonomi sayfalarında ise Almanya'da büyük yatırımları olan, Şahinler Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin'le yapılmış bir mülakata yer veriliyor ve Türk işadamlarının da, Avrupa nezdinde ülkeleri için lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdığı belirtiliyor.

MILLIYET 13/12/04

 

The Observer gazetesi: "Avrupa kapılarını Türkiye'ye açmalı"


      İngiltere'de yayımlanan The Observer gazetesi, Avrupa'nın Türkiye'ye kapılarını açmasını istedi.
      Gazetede yer alan makalede, Türkiye ile müzakerelerin başlayıp başlamayacağı hakkında AB devlet ve hükümet başkanlarının önümüzdeki günlerde alacağı kararın, AB'nin bundan sonraki yönünün tayin edilmesinde önemli olacağı vurgulandı.
      Yanıtın ''Hayır'' olması durumunda AB'nin bir ''Hıristiyan kulübü'' olduğunun bir kez daha doğrulanmış olacağı kaydedilen makalede, yanıtın olumlu olması halinde de AB'nin en büyük nüfusu barındıran ülkesinin Müslüman bir ülke olacağına dikkat çekildi.
      Makalede, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin uzun ve yorucu müzakerelere başlamasını tavsiye ettiği hatırlatıldı ve önümüzdeki günlerde alınacak kararın nihai karar olmayacağı, özellikle Fransa'nın nihai karardan önce referanduma gitme niyetinde olduğu belirtildi.
      The Observer'ın makalesinde, Almanya ve Hollanda'da göç korkusu nedeniyle bazı kaygılar yaşandığı, İngiltere'nin de Müslüman göçmenleri topluma entegre etmekte güçlük çektiği kaydedildi.
      ''Eldeki delillerin Türkiye'nin üyeliğini kabul ettirmenin güçlüğüne işaret ettiği'' belirtilen makalenin son bölümünde şu görüşlere yer verildi:
      ''Ancak Avrupa bu riskleri almalı. Ukrayna'da muhalefet liderinin demokrasi çağrısına halktan gelen yanıt, insanların gönlünün neden yana olduğunu açıkça ortaya koydu. Aynısı Türkiye için de geçerlidir. AB'nin terörizmin sığınağı haline gelmiş, rejimi çökmüş ülkeler yerine istikrarlı, demokratik, liberal ülkelerle komşu olabilmesinin tek garantisi onları üyeliğe almasıdır. AB bir milli devletler ağı olmanın yanı sıra herkesin iyiliği için çalışan milletler üstü bir yapı olduğu unutulmamalı. Türkiye ve Ukrayna da bu yapının içinde olmak istiyor ve AB onlara kapılarını sonuna kadar açmalı.''
 MILLIYET 13/12/04

 

BUGÜN ARTIK AYAKLANMA GÜNÜDÜR


BRÜKSEL

Bu hafta, Türkiye yakın tarihinin en önemli olayını yaşayacak. Öylesine hayati bir sürece adım atılacak ki, kimsenin küçük hesaplar yapmaya, iç politika oyunlarıyla zaman harcamaya hakkı olmamalıdır. Zira bu tren kaçırılırsa, bir daha geri gelmeyecektir.Herkesin, görüş ayrılıklarını unutup, ayaklanması ve birlikte harekete geçme zamanıdır.



Türkiye' nin yakın tarihindeki en önemli bir kararın alınacağı haftaya girdik.
Avrupa Birliği, önümüzdeki Cuma günü Türkiye ile müzakerelerin başlama tarihini bildirecek. Bu kararla birlikte Türkiye' de nelerin değişeceğini sizlere anlatmak istemiyorum. Bu köşeyi izleyenler defalarca okudular. 17 Aralık günü Türkiye' nin günlük yaşamı, geleceği değişecek. Çağ atlayabileceği bir sürece girecek. 1 inci ligde oynamaya başlayacak. Bölgenin süper gücü olabileceği bir fırsat yakalayacak.
Madalyonun öbür yüzü tabii ki kritik.
17 Aralık günü bir yol kazasına uğranırsa, işte o zaman ayıkla pirincin taşını.
Ne tadımız kalacak, ne tuzumuz. Piyasalar birbirine girecek, politik belirsizlik başlayacak, Milliyetçi söylemlerin ardına saklanmış bir ülkeye dönüşeceğiz.
Anlayacağınız, risk alınamayacak bir konumdayız.
İşte bundan dolayı, herkesin ayaklanması gerekiyor.
Kimsenin seyirci kalmaya hakkı yok.
Kimi etkileyebiliyorsanız, o kişi veya kişileri aramalısınız. Türkiye kararını etkileyecek her kapıyı çalmalısınız. Bugünden başlayıp, Perşembe akşamına kadar bir zamanımız var.

AVRUPADAKİ TÜRKLER SEYİRCİ KALAMAZSINIZ...
Öncelikle Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklere seslenmek istiyorum.Binlerce dernek, birlik veya küçük gruptan söz ediyorum.
Nerelerdesiniz ?
Neden sesiniz çıkmıyor ?
Yıllar boyunca, bulunduğunuz kentlere ne zaman bir Türk yetkili, bir bakan veya siyasetçi gelse, hepiniz salonları doldurur ve sadece şikayet edersiniz. Genelde cami ister, imam sayısının azlığını eleştirir, bürokrasiden yakınırsınız.
Bugün ortalarda yoksunuz.
Kaçınız mektup yazdı ?
Kaçınız yaşadığınız ülkenin başbakanına, dışişleri bakanına kişisel veya dernek olarak seslenip, Türkiye' nin AB' ye alınması için seslendiniz ?
Üstelik kısa vadede en çok yararlanacak olanlar da sizlersiniz.
Bu tutumunuzdan dolayı kendinizi suçlayın ve hiç değilse şu birkaç gün içinde hareketlenin. Seyirciliği bırakın veya bir daha ağzınızı açmayın ve birşey istemeyin.

DERNEKLER, ÜNİVERSİTELER, ÜNLÜLER VE ÜNSÜZLER...
İkinci lafım da, konuştukları zaman mangalda kül bırakmayanlarımıza...
Bir kaçı hariç, sizlerde seyirci kaldınız.
Paralı, parasız derneklerden, birliklerden, sendikalardan, üniversitelerden, meslek odalarından vs...kamu oyunun bol konuşanlarına soruyorum.
Hala ne bekliyorsunuz ?
Bu konuyu görmezden mi geleceksiniz? Hiçbir katkınız olmayacak mı ?
Harekete geçmek zorundasınız.
Kiminiz mektup yazsın, kimi gazeteye ilan versin, kimi telefon etsin veya mail yollasın. Her birimiz, karınca kararınca bir katkıda bulunmalıyız. Sonradan ağlamak, dövünmek istemiyorsanız, bugünden perşembeye kadar sesinizi duyurmalısınız.
Demokrasiyi yaşatmak, ülkenizin geleceğini güvenceye almak için hareketlenmelisiniz. Katılımcı olmadığınız taktirde, bulunduğunuz yerde kalırsınız. Yarın size çocuklarınız veya torunlarınız " Baba AB savaşında sen ne yaptın, ne katkıda bulundun ?" diye sorduklarında vereceğiniz bir yanıtınız olmalı. Aksi halde kızarır ve yerinizde kalırsınız.
Haydi hanımefendiler ve beyefendiler, bugün ayaklanma günüdür.

KÜRT SORUNU BRÜKSEL ÜSTÜNDEN ÇÖZÜLEMEZ

Geçen hafta Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan ilan, Kürt sorunuyla ilgilenenler açısından talihsizliktir. Genel izlenim, Türkiye' ye tarih verilmesine kısa bir süre kala, fırsattan istifade bir fatura çıkarma telaşına düştükleri şeklindedir. AB başkentlerine bir mesaj verip ( özellikle de Fransız kamu oyuna ) 17 Aralık' ta yayınlanacak bildiriye kendileriyle de ilgili bazı cümlelerin girmesini sağlamaya çalışmışlardır.
İlanda imzası bulunanlar, Kürt sorununu Brüksel 'de çözme çabasına girmişlerdir.
Hele kendilerini Kıbrıs Türkleriyle aynı kefeye koymaları daha da büyük bir talihsizlik olmuştur. Özerklik, federasyon, hatta bağımsızlığa kadar ( KKTC ile paralellik kurduklarına göre) giden bir strateji saptadıkları izlenimini yaratmışlardır. Hele KKTC tipi bir düzenlemeden söz etmeleri, ayrıca vizyonlarının da çok dar olduğunu göstermeye yetmiştir.
Daha da önemlisi ve en tehlikesi , bu ilan Türk toplumundaki kuşku ve kaygıları canlandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini savunmaya geçmeye zorlamıştır.

KÜRT DİASPORASI, BİNDİĞİ DALI KESİYOR
Kürt sorunu' nun Brükselde çözümlenemeyeceğini , aksine sağlıklı bir ilişki kurma yolunun sadece Ankara' dan geçtiğini hala göremediklerini ortaya koymuşlardır.
Oysa onlardan beklenecek akılcı davranış, yayınladıkları ilanda " Türkiye' ye tam üyelik kapısını aralayacak, net bir müzakere tarihi verilmesini" istemeleri olurdu. Türkiye' nin AB' ye ilerlemesinin kendilerine de yarar getireceğini gerekçeleriyle anlatmaları gerekirdi. Böyle bir tutum hem Türk toplumunda, hem de Devletin içindeki bakışları son derece olumlu şekilde etkilerdi.
Bu fikir kimlerden çıktıysa ve ilan metnini kimler kaleme aldılarsa,( dışardan bakınca Kürt Diasporası olduğu anlaşılıyor) Kürt sorununun algılanışına büyük zarar verdiklerini, işleri biraz daha zorlaştırdıklarını ve Türkiye yaşayıp binbir güçlük çeken insanlarının bindikleri dalı kestiklerini bilmelilerdir.
Bu tutum, ilanı imzalayanların, gerçek çıkarlarının nerede olduğunu sağlıklı algılayamadıklarını ve akil davranamadıklarını göstermiştir. Beni asıl şaşırtan, Leyla Zana ve arkadaşlarının da bu metni imzalamaları olmuştur. Onları daha büyük ve daha akılcı düşündüklerini sanardık.
Kürtler artık kendilerine doğru dürüst bir yol çizmeli ve bir karar vermelilerdir. Ya söyledikleri gibi azınlık değil, bu ülkenin asil üyesi olduklarını benimserler, sisteme katılırlar veya tüm ümitlerini AB' ye bağlayarak yaşarlar. Sonunda hayal kırıklığına uğrarlar.
Zira AB gerçekçidir ve Brüksel için önemli olan daima Türkiye' dir. Hele müzakere masasına oturmuş bir Türkiye' nin bütünlüğü, AB açısından çok daha hayatidir.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/12/04

 

Denktaş: Rumlarla yeniden masaya oturacağız

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumlarla muhtemelen yeniden masaya oturacaklarını belirtti ve müzakere şartlarının çok iyi belirlenmesi gerektiğini söyledi.

 

NTV

 

 

 

 

13 Aralık 2004—  Bu arada, BM Genel Sekreteri Annan’ın Kıbrıs özel temsilciliğine ise adadaki misyon şefi Zbigniew Wlosowicz getirildi.

 

Denktaş, bir kabul sırasında yaptığı konuşmada, “Annan planı Allah’a çok şükür Rumlar’ın ‘hayır’ıyla ortadan kalkmıştır. Ama yine masaya oturtulacağız, öyle anlaşılıyor. Bunun sonu gelmez” dedi.
       “Şartları iyi belirlememiz, bu şartlardan vazgeçmeyeceğimizi dünyaya bildirmemiz lazım” diyen Denktaş, “Gözümüz kapalı yeniden ‘Amerika istedi, Birleşmiş Milletler çağrı yaptı’ diye körü körüne tekrar masaya oturmak çok büyük hata olur” ifadesini kullandı.
       Denktaş, Avrupa Birliği’nin öncelikle Rumlar’ın Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini kabul etmesi ve kendileriyle direkt temasa geçmesi gerektiğini vurguladı. Bu arada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs özel temsilciliğine ise adadaki misyon şefi Zbigniew Wlosowicz getirildi.

 

Türkiye’nin AB sürecine KKTC’den destek

 

KKTC, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine destek vermek amacıyla diplomatik girişim başlattı.

 

Lefkoşa
NTV

 

 

 

 

13 Aralık 2004 —  Bu çerçevede Başbakan Mehmet Ali Talat, birliğe üye 24 ülkeye mektup göndererek, Rum Yönetimi’nin tanınma talebinin, Türkiye’nin müzakere tarihi almasına koşul olamayacağını bildirdi.

 

Talat mektuplarda, Rum Yönetimi’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununda araç olarak kullanmaya çalıştığını anlattı ve Rumların Türkiye tarafından tanınmasından önce, Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türkler için yapması gereken çok şey bulunduğuna dikkat çekti.
       Başbakan Talat’ın Rum Yönetimi dışındaki 24 üye ülkeye gönderdiği mektuplarda, AB’nin referandum sonrasında Kıbrıslı Türklere verdiği sözler hatırlatıldı ve bunların hayata geçirilememesinde Rum Yönetimi’nin sorumluluğu bulunduğuna işaret edildi.
       
MİLLETVEKİLLERİ DE ATAKTA
       Başbakan Talat’ın lideri olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi milletvekilleri de, güneydeki Rum meslektaşlarıyla doğrudan temaslar gerçekleştirdi. 17 Aralık’ta Türkiye’nin veto edilmesinin yanlış bir adım olacağını belirten Kıbrıslı Türk parlamenterler, Rumlara vetonun Kıbrıs sorununun çözümüne büyük zarar vereceği uyarısında bulundu.

 

BM'nin Kıbrıs özel temsilcisi Wlosowicz


13 Aralık, 2004 1:24:00 (TSİ) CNN TURK

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilciliği'ni vekaleten yürüten Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonu şefi Zbigniew Wlosowicz, resmen BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi oldu.

BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly, yaptığı açıklamada, BM Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz'in zaten bu görevi yaptığını, ünvan değişikliğiyle bu görevin tasdik edildiğini söyledi.

BM Barış Gücü'nün dergisi 'Mavi Bere'nin kasım sayısında, Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz'den BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi olarak söz edildi. Wlosowicz, dört yıldır misyon şefi görevini yürütüyordu.


Denktaş, Rumlara rağmen masada


13 Aralık, 2004 20:30:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın Rumların 'hayır'ıyla ortadan kalktığını ama yine masaya oturtulacaklarının anlaşıldığını belirtti.

Rauf Denktaş, bir heyeti kabulünde yaptığı açıklamada, "gözümüz kapalı, 'Amerika, Birleşmiş Milletler istedi, çağrı yaptı' diye, körü körüne tekrar masaya oturmak çok büyük hata olur" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, egemenlik ve bağımsızlığın önemine işaret ederek, Rumların da bunları kabulünden sonra bir yere varılabileceğini söyledi.

''Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığı tanınacak''

Denktaş, yeniden masaya oturulması durumunda görüşülecek konuların başında Kıbrıs Türklerinin egemenliğinin geldiğini vurguladı.

Denktaş, Rumların bugüne dek 'meşru Kıbrıs hükümeti' ünvanının arkasına saklanarak Kıbrıs Türkleri'nin bağımsızlığını tanımadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı, bu söylenmedikçe Rumların ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yola gelmeyeceğini savundu.


Kıbrıs stratejisi



Ankara, 17 Aralık kararında Kıbrıs kaydı yer almasın diye büyük uğraş veriyor.
Bu uğraş verilirken Brüksel'e verilen mesaj, "Biz Kıbrıs'ta üzerimize düşeni yaptık, bundan sonra bir şey yapmayız" biçiminde değil. Aksine, Türkiye'nin "temiz bir tarih" almasından sonra Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak çözüm yolunda aktif olacağı yönünde.
Bunun anlamı şu: Ankara, 17 Aralık'ta müzakere tarihi aldıktan sonra, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'nin yapacağı girişimlere destek olacak. Ankara'nın stratejisi, önce hak ettiği müzakere tarihini almak, sonra Kıbrıs sorununun çözümü için harekete geçmek ve Birleşik Kıbrıs'ı oluşturup yeni devleti tanımak ve bu sorunu böylece geride bırakmak...
Ankara, Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'ye tam üye olamayacağının bilincinde. Müzakere açılsa bile Kıbrıs çözülmeden Türkiye'nin AB'ye üye olarak kabul edilmeyeceği hükümet tarafından biliniyor. Bu nedenle Kıbrıs stratejisi sorunun çözümüne endekslenmiş durumda...
Ankara bu yaklaşımını Brüksel'e yansıtırken şu savunuyu yapıyor:
Karar taslaklarına Kıbrıs'ın dolaylı biçimde konulması Türkiye'ye haksızlıktır. Yeni üye olan on ülkenin katılım protokollerinin Türkiye tarafından onaylanması ve bu yolla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması konusunun karar metnine konulması, Ankara'yı sıkıştırmak anlamı taşır. Kıbrıs konusunda çözüme hayır diyen, Rum tarafı olmuştur. Bu, AB tarafından da, BM tarafından da tespit edilmiş durumdadır. Buna dayanarak Türk tarafının destekleneceği açıklanmış ve bazı vaatlerde bulunulmuştur. Ancak bunlar yerine getirilmemiştir. Şimdi Rum tarafına baskı yapıp çözüm yoluna girmelerinin istenmesi beklenirken, Türkiye ve KKTC'yi sıkıştırmak haksızlıktır.
AB, 17 Aralık kararına bu nedenle Kıbrıs'la ilgili doğrudan veya dolaylı bir kayıt düşmemelidir. Kaldı ki Kıbrıs'ın siyasi bir kriter olmadığı AB tarafından ilan edilmiştir. O halde Türkiye'yle ilgili karara Kıbrıs konusu şerh gibi düşülmemelidir.
Ankara bu yaklaşım içinde müzakere tarihi alındıktan sonraysa, BM'nin girişimlerini destekleyerek, çözüm için istekli olmayı sürdürecek. Annan Planı veya hazırlanacak yeni bir çözüm formülü üzerinde yapıcı bir tutum alacak. BM, Annan Planı'nı yeniden masaya sürerse, artık adımın Rum tarafından atılmasını isteyecek. Yeni plan söz konusu olursa yine aktif taraf olacak.
Ankara'nın bu stratejisinin temelini, Güney Kıbrıs'ı değil, Birleşik Kıbrıs'ı tanıma karar ve kararlılığı oluşturuyor.

FIKRET BILA MILLIYET 14/12/04

 

60 günlük anayasal süre...

Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin istifasıyla başlayan seçime endeksli anayasal süreç tamamlanıyor. Anayasa’da öngörülen 60 günlük zorunlu sürenin 20 Aralık Pazartesi günü tamamlanmasıyla Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bu tarihten itibaren seçim çağrısı yapabilecek.

TAK muhabirinin Başsavcı Akın Sait’ten aldığı bilgiye göre, koalisyon hükümetinin 20 Ekim’de istifa etmesinin ardından 21 Ekim’de ilk görevlendirmeyle başlayan 60 günlük anayasal süre, 20 Aralık Pazartesi günü sona erecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın bu tarihten itibaren seçim çağrısı yapabileceğini söyleyen Başsavcı Akın Sait, Anayasa’nın ilgili maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Meclis Başkanı ile siyasi parti başkanlarıyla görüştükten sonra seçim kararı verebileceğini kaydetti.

Anayasa’nın Cumhurbaşkanı Denktaş’a 60 günlük süre sonunda seçim kararı için yetki verdiğine, ancak bunu zorunlu kılmadığına da dikkat çeken Başsavcı, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın seçim yapılmasına ilişkin kararının, Meclis Başkanı tarafından Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla resmen yürürlüğe gireceğini ve 60 günlük seçim sürecinin de Resmi Gazete’de yayımlanma tarihinden itibaren başlayacağını ifade etti.

Başsavcı Sait, 60 günlük seçim sürecinin ancak yasayla kısaltılabileceğini de vurguladı.

ERKEN SEÇİM PROSEDÜRÜ

Anayasa’nın 88’inci ve 106’ıncı maddeleri uyarınca, Cumhuriyet Meclisi seçimleri 2 şekilde yenilenebiliyor.

Buna göre Meclis, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yani 26 oyla seçim kararı alabilir veya Cumhurbaşkanı, Meclis çoğunluğuna dayalı hükümet atanmasına olanak bulunmaması halinde ilk görevlendirmeden itibaren 60 günlük süre içinde seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.

İlgili 60 günlük anayasal süreç, hükümetin istifasının hemen ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun 21 Ekim’de hükümeti kurmakla görevlendirilmesiyle başlamıştı.

ANAYASAL SÜRE 21 EKİM’DE BAŞLADI

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim’de istifasının ardından 21 Ekim’de hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etmişti. Eroğlu’nun ardından ikinci büyük parti olarak 8 Kasım’da hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ise, girişim yapmadan 22 Kasım’da görevi iade etmişti.

Bu tarihten sonra herhangi bir görevlendirme yapmayan Cumhurbaşkanı Denktaş’ın anayasal sürecin tamamlanmasıyla pazartesi gününden itibaren seçim çağrısı yapması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın seçim çağrısı yapması ve seçim sürecinde de yasayla değişiklik yapılmaması halinde KKTC’nin 20 Şubat civarında erken seçime gitmesi bekleniyor

HALKIN SESI 14/12/04

 

‘Ya tanınma
ya veto’

 

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, Rum kesiminin tanınması konusunda 17 Aralık’tan önce yazılı bir güvence alamaması halinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini veto etmeye kararlı olduğu iddia edildi.

 

NTV

15 Aralık 2004—  Rum kesiminde yayın yapan Antenna televizyonunun haberine göre, Papadopulos tanınma konusunda Yunanistan’ın yanısıra Fransa, Belçika, Avusturya, İspanya, Portekiz ve Slovakya’dan tam destek aldı.

Rum lider Tasos Papadopulos, tanınma şartlarının yerine getirilmemesi ve söz konusu ülkelerin desteğinin son ana kadar “değişmeden” devam etmesi halinde, Türkiye’yi veto edecek.

Papadopulos, Türkiye’nin Ankara anlaşmasında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma anlamına gelen protokolü 17 Aralık’tan önce imzalamasını ve müzakerelere başlamadan önce Rum kesimini tanıyacağı konusunda sözlü taahhütte bulunmasını şart koşuyor.
       Ayrıca Rum liderin çalışma arkadaşlarına “Annan planına hayır dediğimizde dünya başımıza yıkılacak demişlerdi ama öyle olmadı. Eğer Ankara tanıma konusunda gerekli şartları yerine getirmezse herşeyi göze alarak süreci veto etmekten çekinmeyeceğim” dediği de öne sürüldü.
       

Kıbrıs için iki senaryo

 

 

Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma anlamına gelecek Ankara Anlaşması’na ilişkin uyarlama çalışmalarını bitirdi. Fakat Ankara niyetini nasıl, ne şekilde, ne zaman ve hangi bağlayıcılıkla açıklayacağını henüz kararlaştırmadı.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

14 Aralık 2004 —  Türkiye’nin zirve öncesinde veya zirvenin ilk günü tavrını açıklaması bekleniyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ya Ankara Anlaşması’nı Türkiye ile AB arasında müzakereler başlamadan önce, 10 yeni üyeye uyarlamaya hazır olduğunu açıklayacak, ya da anlaşmayı uyarlama konusunda tarih vermeden Türkiye’nin niyetini dile getirecek. Üzerinde durulan iki senaryonun eyleme sokma zamanlaması henüz bilinmiyor.

Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları, Türkiye’nin zirve bitmeden önce, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma konusundaki niyetini ve siyasi iradesini beyan etmesini talep ediyor. Bu konuda iki seçenek üzerinde duruyorlar.
       
BİRİNCİ SEÇENEK
       Türkiye, zirve arefesinde veya zirvenin ilk gününde, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında müzakereler başlamadan önce, Ankara Anlaşması’nı müzakere ederek 10 yeni üyeye uyarlamaya hazır olduğunu açıklasın.
       Bu durumda, Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları, sonuç bildirgesi taslağında herhangi bir değişiklik yapmayacak. Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nı uyarlamaya hazır olduğuna dair aldığı karardan duyduğu memnuniyeti dile getirecek.
       
İKİNCİ SEÇENEK: NİYET AÇIKLANACAK
       İkinci seçenek ise, Türkiye’nin, Ankara Anlaşması’nı uyarlama konusundaki niyetini bir takvim vermeden açıklamasını öngörüyor.
       Bu durum karşısında ise Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları, sonuç bildirgesinin 19. Paragrafında ufak bir değişlik yaparak, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nı imzalamaya hazır olduğuna dair kararından duyulan memnuniyet dile getirecek, ama bu anlaşmanın müzakereler fiilen başlamadan uyarlanması gerektiğine dair bir ibare koyacak. Bir anlamda, bu konuyu müzakereye başlama şartı haline getirecek.
       
RUMLAR YAZILI AÇIKLAMADAN YANA
       Ankara, her iki durumda da, uyarlama çalışmaları esnasında da, Londra ve Zürih anlaşmaları ile Avrupa Birliği-NATO kurumsal işbirliği protokolünde yer alan Türkiye’nin haklarını muhafaza ettiğini de ilan edecek. Ayrıca, bu adımın, Rum Kesimi’ni diplomatik açıdan tanıma anlamına gelmediğini kayde geçirmek istiyor.
       Rumlar, Türkiye’nin açıklamasını yazılı yapmasını, dolayısıyla belgelenmesini istiyor, Türkiye ise açıklamayısözlü yapmaktan yana.

 

ABD Rum Ortodoks kilisesinden AB desteği

 

 

Washington’da düzenlenen bir konferansa katılan Amerikan Rum Ortodoks kilisesi liderleri, dini özgürlükler açısından Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini tamamen desteklediklerini söyledi.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

15 Aralık 2004—  Musevi temsilcisi Barry Jacobs ise, Türkiye’nin geçen yüzyılda onbinlerce Musevinin hayatını kurtardığını belirterek, dini özgürlükler konusunda Türkiye’yeyöneltilen eleştirilere katılmadı.

Washington’da din ve kamu politikaları tarafından kongre binasında düzenlenen “Laik Türkiye’de dini özgürlükler konferansı” tartışmalara sahne oldu. Toplantıya katılan Amerikan Rum ortodoks kilisesi liderlerinden Anthony Limberakis, Fener Patrikhanesi’nin ABD yönetimince daima ekümenik sıfatıyla tanındığını söyledi ve ABD yönetiminin bu tutumunun bu defa Türkiye’de büyük tepki toplamasını anlayamadıklarını anlattı.
       Limberakis ve bir diğer Rum Ortodoks kilisesi lideri Emanuel Demos, Heybeliada’daki ruhban okulunun açılması taleplerini yineledi. İki Ortodoks lider, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi durumunda dini özgürlükler konusunda diğer birlik üyeleri gibi davranmak zorunda kalacağını ifade etti ve bu sebepten dolayı Türkiye’nin AB üyeliğini tamamen desteklediğini belirtti.
       AKP milletvekili Ersönmez Yarbay ise, Türkiye’nin eğitim sistemi açısından dini kurumlara bağlı okul açılamayacağını söyledi. Amerikan Musevi komitesi yöneticisi Barry Jacobs da, Türkiye’nin cumhuriyet döneminde onbinlerce Museviye kucak açarak Nazi rejiminden kaçan bu kişilerin hayatını kurtardığını anlattı ve Türkiye’deki Musevi toplumunun dini açıdan tamamen özgür olduğunu vurguladı.

 

ABD: Kıbrıs’ta yeni girişime ilişkin
bilgimiz yok

 

 

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs konusunda Annan Planı’na alternatif bir girişim üzerinde çalışıldığına ilişkin elinde bilgi olmadığını, ancak Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin yetkisi dahilinde bulunduğunu belirtti.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

16 Aralık 2004 —  Ermeni meselesine ilişkin sözleriyle Ankara’da tepki toplayan Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier ise, amaçlarının Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başarıyla sonuçlanması olduğunu söyledi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Avrupa Birliği zirvesine davet edilmesi, gelecek yıl başlarında Kıbrıs’ta yeni bir girişim başlatılabileceği haberlerine yol açtı.
       ABD Dışişleri Bakanlığı ise, Annan Planı’na alternatif bir girişim üzerinde çalışıldığına ilişkin elinde bilgi olmadığını, ancak Kıbrıs meselesinin Annan’ın yetkisi dahilinde bulunduğunu bildirdi.
       ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, sorumuz üzerine, “Annan’ın Kıbrıs meselesinde şapkasından yeni birşey çıkarmaya hazırlandığına ilişkin elimde bilgi yok. Annan Planı’na alternatif bir girişim düşünüldüğünden de haberdar değilim. Ancak Kıbrıs konusu, Genel Sekreter’in yetkisinde bulunuyor” dedi.
       Bu arada Ermeni meselesine ilişkin sözleriyle Ankara’da tepki toplayan Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier, Washington’ı ziyaret ederek, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüştü.
       
BARNIER: KESTİRME YOLA SAPMAMALIYIZ
       Barnier, çıkışta yaptığı açıklamada, Türkiye ile AB’ye üyelik müzakerelerini açmak istediklerini söyledi. Barnier, “Tabii ki amacımız, bu müzakerelerin üyelikle sonuçlanması. Ancak bu yolda gevşek davranmamalıyız ve kestirme yollara sapmamalıyız” dedi.
       Powell da, Türkiye’nin AB sürecine ilişkin, “Tarihi bir fırsat geliyor” diye konuştu.
       

 

Denktaş: "Avrupa Lozan’ı bozuyor"

 

KKTC Cumhurbaşkanı:''Kıbrıs Girit olmasın''



16 Aralık, 2004 06:18:00 (TSİ) CNN TURK

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin kararlı bir şekilde Lozan Anlaşması'nı bozduğunu ileri sürdü.

Tarihi zirve öncesi Hürriyet'in sorularını yanıtlayan Denktaş, Lozan Anlaşması'nın Türk-Yunan dengesi olduğunu savundu.

"Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB’nin kararlı bir şekilde Lozan anlaşmasını bozduğuna dikkat çekerek, ‘Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Fener Patriği’nin istedikleri, olmayan azınlıkların karşımıza çıkartılması Lozan’a uyuyor mu? Lozan, Türk-Yunan dengesidir. Kıbrıs’ta da bozuyorlar’ dedi.

Ekümeniklik ve azınlıklar konusunda son dönemde yaşanan tartışmalara dikkat çeken Denktaş, "adaların silahlandırılması şimdi daha da meşruiyet kazanacak. Lozan'da olmayan azınlıkların şimdi karşımıza çıkması, bunlara azınlık hakkı istenmesi lozan'a uyuyor mu? Türk-Yunan dengesi bozulmasın diye Kıbrıs'ta ortak devlet kurulmuştur. Yunanistan bunu ortadan kaldırmıştır" diye konuştu.

"Kıbrıs Girit olmasın"

Kıbrıs’ın büyük bir hızla Giritleştiğini savunan Denktaş, ‘Kıbrıs, Girit olacak. Eğer Türkiye 1960’ta verilmiş hakları koruyamazsa, bu anlaşmalarla Kıbrıs üzerine getirilmiş, Lozan anlaşmasının dengesini bozmalarına müsaade ederse Kıbrıs Girit olacaktır’ dedi.

 

Avrupa Lozan’ı bozuyor

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

17 Aralık zirvesi öncesinde Hürriyet’e konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ‘Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Lozan, Türk-Yunan dengesidir. Kıbrıs’ta da bozuluyor’ dedi. Denktaş, Kıbrıs’ta yaşanan sürecin Girit’in aşamalı olarak Rumlara geçmesini andırdığını belirterek, ‘Kıbrıs, Girit olacak’ uyarısında bulundu.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB’nin kararlı bir şekilde Lozan anlaşmasını bozduğuna dikkat çekerek, ‘Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Fener Patriği’nin istedikleri, olmayan azınlıkların karşımıza çıkartılması Lozan’a uyuyor mu? Lozan, Türk-Yunan dengesidir. Kıbrıs’ta da bozuyorlar’ dedi.

17 Aralık zirvesi öncesi Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Denktaş, Lozan anlaşmasının hükümlerinin bozulmaması konusunda hükümetin garanti verdiğini belirterek şöyle konuştu: ‘Kendi kendimizi aldatmayalım. Lozan bozulacaksa yeni bir denge içinde, kazanımlar bir tarafa yazılacak, kayıplar bir yana. Erdoğan ve Gül, ‘Biz AB içinde her safhada ne veriliyor ne alınıyor, onu görecek ve takdir edecek durumdayız. Onlar istedikleri zaman görüşmeleri askıya alabileceklerini söylüyorlar. Biz de askıya alabiliriz, en son kararı TBMM verecek’ diyorlar. Umarım AB ve ABD baskısıyla zayıflamazlar. Annan planına da başta ‘hayır’ diyorlardı. Sonra ‘olur’ dediler.’

Son kitabı ‘Kıbrıs Girit Olmasın’da Kıbrıs’ın büyük bir hızla Giritleştiğini savunan Denktaş, Rum ve Yunan kaynaklarından elde ettiği belgelere yer verdiği kitabı çok acele yazdığını belirterek şunları söyledi: ‘Kıbrıs, Girit olacak. Eğer Türkiye 1960’ta verilmiş hakları koruyamazsa, bu anlaşmalarla Kıbrıs üzerine getirilmiş, Lozan anlaşmasının dengesini bozmalarına müsaade ederse Kıbrıs Girit olacaktır.’

Denktaş’ın Kıbrıs duası: Allah’ım bizi Girit etme

Masasında Kuran’ı eksik etmeyen Cumhurbaşkanı Denktaş, sürekli şu duayı okuduğunu belirterek, kitabına da ekledi: ‘Allahım nankörlüğümüzü bağışla. Bize Kıbrıs ve Türkiye üzerinde oynanan oyunları görüp anlayacak akıl ve nizamı ver. Bizi uyandır bize milli heyecan ver. Helenizm’in ulaştığı bu son kavşakta bizi Girit etme ve bize ‘Bu yol bizim yolumuz değildir’ diyecek gücü ver. Sen herşeye kadirsin. Senin dediğin herşey olur. Nankörleri, nankörlüğü bağışla, onlara da doğru yolu göster yüce Allah’ım. Amin.’ 

 

HURRIYET 16/12/04

 

Türkiye'ye evet

Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile müzakerelerin vakit geçirmeden başlaması çağrısında bulunan raporu 262’ye karşı 407 oyla kabul etti. Hıristiyan Demokratlar’ın verdiği, tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerisi reddedildi. AB ile müzakerelerin açılmaması, sözde Ermeni soykırımının müzakere için ön şart olması yönündeki önergeler de kabul edilmedi.

AVRUPA Parlamentosu Genel Kurulu, Hollandalı parlamenter Camiel Eurlings’in kaleme aldığı raporu 262’ye karşı 407 oyla kabul ederek Türkiye’yle AB arasında tam üyelik müzakerelerin başlatılması çağrısı yaptı. Böylelikle Avrupa Parlamentosu yarın Türkiye kararı alacak olan AB liderlerine açık bir mesaj vermiş oldu.

Dün yapılan oylamada özel statü yada imtiyazlı ortaklık gibi önergeler büyük çoğunlukla reddedildi. İmtiyazlı ortalık ve Türkiye’nin üyeliğinin reddedilmesine yönelik önergeler için gizli oylama yapılmasını sağlayan Hıristiyan Demokratlar bu taktikle bir sonuç alamadılar.

‘Özel statü’ önergesi 227 oya karşın 451 oyla ; ‘İmtiyazlı ortaklık’ önergesi 259’a karşı 415 oyla; müzakerelerin açılmamasına yönelik önerge ise 175 oya karşı 486 oyla reddedilidi. Müzakerelerin başlaması için Ermeni soykırımının kabul edilmesini ön şart olarak dile getiren önerge 103’e karşılık 551 oyla reddedildi. Ancak AP’nin 1987 ve 2002 yıllarında sözde soykırımın tanınmasına yönelik kararına atıfta bulunuldu.

AP içindeki Sosyalist, Yeşiller ve Liberaller oylama sırasında tek sesli davranarak Parlamento’nun Türkiye’ye yönelik olumlu kararında etkili oldular. Bu grubun üyeleri gizli oylamayı protesto ederek Hıristiyan Demokratların girişimini ‘Skandal’ olarak nitelediler. Uygulamayı protesto etmek için de Türkiye ve Avrupa bayraklarının bulunduğu ve Türkçe de dahil tüm dillerde ‘Evet’ yazılı kartları genel kurulda gösterdiler.

İnadına, açık açık EVET

Hıristiyan Demokratlar, Türkiye’ye ‘hayır’ diyeceklerin fazla olduğunu ve bağlı bulundukları siyasi grup kararı nedeniyle bu görüşlerini dile getiremediklerini belirterek ‘gizli oylama’ talep etti. Sosyalist, Yeşiller ve Liberaller ise bu olayı protesto etmek için Türkiye ve Avrupa bayraklarının bulunduğu ve Türkçe de dahil tüm dillerde ‘Evet’ yazılı kartları gösterdiler.

Ama üyelik otomatik değil

Müzakere ucu açık süreçtir

Müzakereler gecikmeksizin başlasın, siyasi kriterlere öncelik verilsin.

Temel hak ve özgürlüklerde ihlal halinde müzakereler askıya alınabilsin.

Tam üyelik Türkiye ve AB’nin karşılıklı çabalarına bağlıdır. Tam üyelik müzakereleri AB’nin 2014 yılı bütçesinden önce tamamlanamaz.

Müzakereler uzun bir sürecin başlangıç noktasıdır ve doğası gereği ‘ucu açık’ bir süreçtir. Müzakereler otomatik olarak tam üyelik anlamına gelmez.

Türkiye’deki Aleviler’in yasal statüye kavuşturulması, cemevlerinin tanınması, gönüllü din eğitiminin de Sünniler’e yönelik olmaması gerekir.

Türkiye’deki dini azınlıklara yönelik kısıtlamalar kaldırılsın, Heybeliada’daki ruhban okulu açılsın.

Müzakerelerin 25 ülkeyle yapılacağı hatırlatılarak Türkiye’nin fiilen Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerekeceği ifade edildi.  

HURRIYET 16/12/04

 

Birlikte savaştık birlikte yaşayalım

‘Bizim evlatlarımız NATO’da, özgürlük ve demokrasi ilkeleri için sizin evlatlarınızla omuz omuza savaşlara gitti. Bugün aynı özgürlük ve demokrasi değerleri için sizinle aynı çatı altında birlikte yaşamak istiyoruz.’

Başbakan Tayyip Erdoğan, AB’nin Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili yapacağı tarihi zirve öncesinde Avrupa halkına hitaben bir mektup yazdı. Erdoğan’ın mektubu Almanya’nın Bild Gazetesi’nde bugün yayımlandı. ‘Avrupalı dostlarım’ diye başlayan mektup özetle şöyle:

DEMOKRASİ İÇİN

Zihinlerin tam bir berraklık içinde olmasını hayati önemde görüyorum. Çünkü dün NATO çerçevesinde, özgürlük ve demokrasi ilkeleri için evlatlarını, Avrupa’nın evlatları ile omuz omuza ölümü göze alarak savaşlara göndermiş halkım, bugün aynı özgürlük ve demokrasi değerleri için tek bir çatı altında Avrupalı dostlarıyla beraber yaşama beklentisi içindedir.

FARKI YADIRGAMA

AB, temel ilkesini ‘çeşitlilik içinde birlik’ olarak ortaya koymuştur. Bir yanda bu ilkenin kuvveden fiile taşınmasına çalışılırken, diğer yanda Türkiye’nin Avrupa’dan farklı bir kültüre ve dine sahip olduğunun yadırganmasını sadece kendi içerisinde tutarsız değil, aynı zamanda da tehlikeli buluyorum. Zira ‘farklılıklar’ üzerine yapılacak vurgu, ‘farklılıkları birarada yaşatma’ iradesine değil, ancak ‘karşılıklı saflaşma’ anlayışını güçlendirebilir.

YARINI DA DÜŞÜN

AB’nin sadece bugünü değil, 10-20 yıl sonrasını, hatta daha ötesini dikkatle değerlendirmesi gerekmektedir. 17 Aralık günü verilecek karar, sadece Türkiye’nin siyasi reform sürecinde attığı adımların tesciliyle ilintili değildir. Bu karar, AB’nin kendisine biçtiği rol ve kimliğe ilişkin ipuçları da taşıyacaktır. Verilecek kararla, medeniyetler arası ve değerler arası işbirliğinin kaderi hakkında bir sonuca varılacaktır.

ÜLKEME GÜVENİYORUM

Türkiye’nin AB’den tek beklentisi, reformlarına destek olacak, bunları daha da cesaretlendirecek fırsatın kendisine tanınmasıdır. Birçoklarına inanılmaz gibi gelen, Türk insanının, Türkiye’nin değişim ve gelişim potansiyeline sonuna kadar güveniyorum. Üyeliğimizin gerçekleşmesine kadar geçecek süre içinde yaratacağımız Türkiye’nin, bugünkü Türkiye’den çok farklı, bugünkü Türkiye’nin çok ilerisinde olacağından kuşku duymuyorum.

KATKI YAPACAĞIZ

Türkiye’nin genç nüfusunun, ekonomik dinamizminin, AB ekonomileri için bir avantaj haline geleceğinden şüphe duymuyorum. Bugün endişe edilen işgücünün serbest dolaşımının da, o zaman çok daha rahatça ele alınabileceğine, beşeri sermayesini daha da geliştiren Türkiye’nin, AB’nin gelişimine artık beden gücüyle değil, beyin gücüyle katkı yapmaya başlayabileceğine inanıyorum. Her zaman söylediğim gibi Türkiye AB’ye yük olmak için değil, AB’ye katkı yapmaya çalışmaktadır.

BARIŞ DİLİYORUM

Tüm üye ülkelerin sağduyusuna ve mantığına güveniyorum. Tüm Avrupa haklarına milletim ve hükümetim adına barış, refah ve özgürlük dolu bir dünya diliyorum.

İşte Türkiye

Türkiye’ye müzakere tarihinin ele alınacağı AB zirvesi öncesinde ajanslar, dünyayı Türkiye’den fotoğraf yağmuruna tuttu. Fransız AFP Ajansı, medeniyetler arasında köprü olmaya aday olan Türkiye’den, İstanbul Taksim Meydanı’nda bir kilisenin haçını ve ayyıldızlı bayrağı aynı karede buluşturan bu fotoğrafı abonelerine geçti.

HURRIYET 16/12/04

 

Balkenende uzlaşı arıyor

AB'nin tarihi Türkiye zirvesi başlıyor. Balkenende, 'Evet tamam, ama ortak karar gerek' dedi. AB, Kıbrıs protokolüne imza için taahhüt isterken, Ankara tanımayı içermeyen formül arıyor

RADIKAL 16/12/04

GÜVEN ÖZALP

HİLAL KÖYLÜ

BRÜKSEL - Türkiye'nin 41 yıllık Avrupa Birliği (AB) macerasının seyrinde dönüm noktası niteliği taşıyan tarihi zirve bugün Brüksel'de başlıyor. Yarın bitmesi öngörülen zirvede, AB üyesi 25 ülkenin liderleri, Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlama konusundaki kararı belirleyecek. Zirvenin Türkiye ağırlıklı olacağını açıklayan Dönem Başkanı Hollanda, Türkiye'ye ilişkin kararı liderlerin bu akşamki çalışma yemeğinde netleştirmeyi ve yemeğin ardından bir basın toplantısı düzenlemeyi planlıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün başkanlığındaki Türk heyeti, temiz bir başlangıç kararı hedefine kilitlenerek, AB liderlerinden açık ve net bir tarih ile tam üyelik perspektifi içinde müzakere başlanmasını istiyor. Ankara'yla dirsek temasını kesmeden Brüksel'deki girişimlerini akşam yemeğine dek sürdürecek olan Türk heyetinin pazarlıkları, Kıbrıs ve kalıcı kısıtlamalarla ilgili paragraflara odaklanacak. AB'nin en önemli beklentisini Kıbrıs'ta açılım yapılması beklentisi oluştururken, Türkiye "Önce tarihi görelim, sonra sıra açılıma gelir" stratejisini güdecek.

'Aski halde sorun çıkar'
Kıbrıs: Kıbrıs pazarlığının merkezinde, zirve için hazırlanan Türkiye karar taslağının 19. maddesindeki 'Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalama kararını memnuniyetle karşılar' cümlesi var. Dün Dönem Başkanlığı'ndan bir kaynak, şunları söyledi: "Türkiye, ek protokolü imzalayacağını taahhüt etmeli. Siyasi açıdan önemli olan, Türkiye'nin imzaya hazır olduğunu beyan etmesidir. Aksi takdirde Kıbrıs sorun çıkaracaktır, bu açık." Gümrük Birliği uygulamasının Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişletilmesini içeren uyum protokolü, AB tarafından Ankara'nın Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de facto tanıması olarak algılanıyor.

'AB'nin tavrını not edeceğiz'
AB tarafı, Ankara'yı müzakereler başlamadan önce uyum protokolünü imzalama noktasına çekmeye çalışıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, zirveye saatler kala konuştuğu Yunan Mega televizyonunun Rum Kesimi'nin tanınması olasılığıyla ilgili sorusunu şöyle yanıtladı: "Türkiye, Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da dahil edecek şekilde genişletti. 17 Aralık'ta tüm AB ülkelerinin izleyecekleri tavrı not edeceğiz. Bunun ardından müzakere sürecinde durumu değerlendirecek ve atmamız gereken adımları belirleyeceğiz" sözleriyle yanıtladı.
Türkiye, bir yandan üyelik müzakerelerine başlamadan önce uyum protokolünü müzakereye hazır olduğu sinyalini verirken, diğer yandan 'Rum Yönetimi'ni tanımadan muhatap olma' formülü peşinde koşuyor. Bu çerçevede üye ülke başkentleriyle yoğun bir diplomasi trafiği yürütülürken, üst düzey bir Dışişleri heyeti Lahey'de Dönem Başkanlığı yetkilileriyle görüştü. Bu temaslardan, 'Güney Kıbrıs'ı tanımıyoruz. Atacağımız olası adım da bu sonucu doğurmayacak nitelikte olacak. Annan Planı'ndaki çözüm parametresini koruyoruz. Kıbrıs'a bu bağlamda bakıyoruz' sonucuna varıldı. Ankara, Kıbrıs konusundaki çekincesinin yazılı olarak da kayıtlara geçirilmesini istiyor. Artık sorun, bu yaklaşımın AB tarafından yeterli bulunup bulunmayacağında.
Kalıcı kısıtlamalar: Türk heyeti serbest dolaşıma kalıcı kısıtlamalar getirilmesi ve tarım ile yapısal politikalarda özel uygulamalara gidilmesi paragrafının değiştirilmesi için de yoğun temaslarda bulunuyor. 'Kalıcı' yerine 'uygun görülecek kısıtlamalar' ifadesini tercih eden Ankara, son olarak Brüksel'e "Kalıcı ifadesini çıkarın, ama isterseniz ne kadar süreyle uygulanacağını net bir şekilde dile getirin. Bu süre çok uzun da olabilir. Bu konuda esneklik gösteririz" mesajını gönderdi. Ayrıca kısıtlamaların işçilerin serbest dolaşımıyla sınırlı kalması yönünde çaba harcayan Ankara'yı, Avrupa Komisyonu ile Britanya'nın başını çektiği bir grup ülke de destek veriyor.

'Ortak bir karara ihtiyaç var'
Ucu açıklığın sırrı: Bugün AB liderleri, zirve karar taslağında boş bırakılan Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağı, başlangıç tarihi, şekli ve amacı paragraflarını dolduracak.
Dün AB dönem başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, "Türkiye'ye 'Evet' oyu çıkacakmış gibi görünüyor. Ancak ortak bir karara ihtiyacımız var" dedi. Müzakerelere başlama tarihinde ibre 2005'in son aylarını gösterirken, Fransa'nın 2006 önerisi pek destek görmüyor. Müzakerelerin şekli ve amacıyla ilgili paragrafa 'ucu açık' ifadesinin gireceği kesinleşirken, bire bir yer almasa bile 'üyelik dışı alternatifleri' çağrıştıracak her türlü ifadeye karşı olduğunu muhataplarına net şekilde ileten Ankara'nın tüm çabası ucu açıklığın arkasına başka unsurlar eklenmesini engellemek. Dün Balkenende, birbirine zıt görüşler arasında uzlaşma sağlamak zorunda olduklarını, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin kapının imtiyazlı ortaklık gibi alternatiflere açık bırakılmasını istediğini anlattı. Hollanda Başbakanı, Avrupa Komisyonu'nun müzakerelerin sonucunu açık bıraktığını hatırlatıp "Bu, yıllar süren ve izlenmesi gereken bir süreç. Amaç üyelik olmalı. Ancak bu garanti değil" dedi.

Rumlar zirvede rahat değil

YORGO KIRBAKİ

RADIKAL 16/12/04

BRÜKSEL - Avrupa Birliği'nin bugün başlayan tarihi zirvesine Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos oldukça tedirgin bir şekilde katılıyor. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ise nispeten daha rahat.
Papadopulos'un bugün saat 13.30'da ulaşması beklenen Brüksel'deki Kıbrıs Rum diplomatlar özellikle İngiltere'nin Türkiye leyhine yaptığı kulis çabalarından rahatsız oldular.
Rum kaynaklar, Türkiye'nin bugün veya yarın Ankara anlaşmasının yeni üyelere uyumlanması yolunda sözlü bir açıklama yapacağına ilişkin haberlerden memnun kalmadılar. Rum kaynaklara göre, Papadopulos sözlü açıklama yerine yazılı açıklama yapılmasında ısrar edecek.
AB zirvesi pazarlığına Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanıması, Türk askerlerinin adadan çekilmesinin bir sürece bağlanması gibi bir dizi talep ortaya atarak veto tehdidi ile başlayan, ancak destek bulamayınca çıtayı alçaltan Papadopulos'un, zirve kararlarında "ilişkilerin normalleşmesinden" bahsedilmesi şartı da Brüksel'de ilgi görmedi.
Rum kaynaklar, Papadopulos yönetiminin "ilişkilerin normalleşmesi" talebinin zirve kararlarında yer almasa bile hiç değilse Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin AB Dönem Başkanı sıfatıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'a bir mektup yazarak yansıtılması için çaba gösterebileceğini söylediler.
Bu arada edinilen bilgilere göre, Türkiye'nin zirve kararlarında Ege ile ilgili olarak 2002 yılından bu yana çözüm çabalarının vurgulanması ve Lahey Adalet Divanı'na başvurunun Türkiye AB üyesi oluncaya kadar açık bırakılması yolunda ifadeler yer alması talebinde bulunması ,Yunanistan Başbakanı Karamanlis'i rahatsız etti. Yunan hükümeti dönem başkanı Hollanda'nın hazırladığı taslaklardan memnun kalmıştı. Ancak Türkiye'nin talebi Atina'nın hesaplarını bozdu.

Ya tanınma ya veto
Güney Kıbrıs'ta BM'nin çözüm planına karşı 'Hayır' kampanyası yürütmüş olan partiler de, Rum liderliğinin zirvedeki tutumuna baskı amacıyla önceki gece 'vetoya evet' mitingi düzenledi. AKEL'in yer almadığı 'Tüm Kıbrıs Vatandaşlar Hareketi'nin kapalı bir salonda düzenlediği ve yaklaşık 800 kişinin katıldığı mitingde '17 Aralık 2004 Kararı-Veto Tercihtir' sloganı benimsenirken Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıması istendi. Konuşmalarda vetonun kaçınılmaz olduğu telkin edildi.

Chirac çok net konuştu

AB zirvesi öncesi Fransız televizyonuna konuşan Jacques Chirac, 'Türkler onurlu bir halk, imtiyazlı ortaklığı kabul etmez. Türkiye'yi dışlamak ağır sorumluluk getirir' dedi. Chirac'ın mesajları şöyle:

RADIKAL 16/12/04

PARİS - AB'nin bugün ve yarın düzenleyeceği zirvede Türkiye kararının anahtarını elinde tutan Fransa'nın Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, dün TSİ 21.30'da Elysee Sarayı'nda Fransız TF1 televizyonunun canlı yayınında halkına seslendi. Fransa liderinin mesajları şöyle:

Türkiye'nin AB üyeliği
Türkiye'nin AB'ye katılımı Avrupa'nın özellikle de Fransa'nın çıkarına mıdır sorusuna yanıtım 'evet ama' şeklinde olur. Eğer Türkiye her aday ülke için uygulanan koşulları yerine getirirse birliğimizin içinde yer alabilir. Türkiye'nin yerine getirmesi gereken şartlar, 'barış ve istikrara bağlılık', 'demokrasi', 'ekonomik ve sosyal gelişme' olmak üzere üç ana başlık altında toplanabilir.
Medeniyetler savaşından uzak durulması bağlamında Türkiye'nin Asya'ya değil Avrupa'ya yönelmesi Avrupa'nın yararına. ABD, Rusya ve Çin gibi dünya arenasında etkin ülkelerin bulunduğu bir dünyada Türkiye'nin AB dışında kalmasındansa AB içinde yer alması çok daha iyi olacaktır.
Türkiye 1923'ten beri laik bir devlet ve diğer dinlere saygı gösteriyor. Ayrıca Türkiye büyük bir pazar, ekonomik açıdan güçlü. Avrupa, Türkiye'nin katılımı ile daha da güç kazanacaktır.
Bütün bunlara rağmen üyelik müzakerelerinin başlatılması, tam üyelik anlamına gelmiyor. Her üye ülke, özellikle de Fransa müzakerelerin başından sonuna dek, ki bu 10-15 yıllık bir periyottur, süreci durdurma hakkını saklı tutacaktır. Türkiye konusunda son sözü referandumla Fransız halkı söyleyecek.

İmtiyazlı ortaklık seçeneği yanlış olur
İmtiyazlı ortaklık gibi kısmi sonuç getirecek bir öneri makul olmaz. Türkler onurlu bir halk. Bu seçeneği asla kabul etmez. Türkiye'yi dışlamak ağır sorumluluk.
1915 yılında Ermeniler bir trajedi yaşadı. Biz o dönem birçok Ermeni'ye kapılarımızı açtık. Ermeni toplumu Fransa'ya entegre oldu. Meclisimizde de bu konunun bir soykırım olduğuna dair alınmış bir karar var. Avrupa bir barış projesi. (Dış Haberler)

AB'den Kıbrıslı Türklere güçlü destek

Başaran DÜZGÜN/ Brüksel

Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamasıyla ilgili yoğun tartışma ve pazarlıklarla başlayan Brüksel 2004 zirvesinin sonuç bildirgesinde, Kıbrıslı Türklere de bir paragraf ayrılması için perde gerisi yoğun faaliyetler yapılıyor

Avrupa Birliği Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Vergeugen'in başını çektiği bir ekip, zirve sonuç bildirgesine Kıbrıslı Türklerle ilgili bir paragraf eklenmesi için uğraş veriyorlar. Papadopulos yönetiminin bloke etmemesi için bugüne kadar kamuoyundan gizlenen çalışmaya göre Kıbrıslı Türklerin 24 Nisan Referandumu'nda yüzde 65 gibi yüksek bir oyla "evet" dediğine atıfta bulunulacak

Kıbrıslı Türklerin yalnız bırakılmadığına ilişkin güçlü ifadeler içermesi tasarlanan paragrafta, Kıbrıs sorununun bir an önce barışçıl ve uzlaşmacı bir temelde çözülmesine destek verilecek. Bu noktada Annan Planı'na değinilecek

Konuyla ilgili olarak Brüksel'de görüşlerini aldığımız bir yetkili, "Perde gerisinde bir çalışma var. Gizli tutulması, çalışmanın engellenmemesi nedeniyledir. Ama Kıbrıslı Türklerin açık ve güçlü bir desteği hak ettiğini herkes biliyor" dedi

KIBRIS 16/12/04

 

Papadopulos son kozlarını oynuyor

HALKIN SESİ: ÖZEL

Güney Kıbrıs’taki siyasi partilerin tümünden aldığı tam destekle Bürüksel’e giden Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos bugün ve yarın tüm kozlarını ortaya koyacak.

Bürüksel’e varır varmaz AB Dönem Başkanlığı’na taleplerini ileten Papadopulos, Rum Yönetimi’nin isteklerini madde madde yazılarak, resmi bir belge şeklinde AB Komisyonu’na sunulmasını istedi.

Güney Kıbrıs’taki Papadopulos’a yakın kaynaklardan derlediğimiz bilgilere göre, Rum lider veto kullanmayı düşünmemek yanında bunu son ana kadar cebinde koz olarak bulunduracak.

‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından tanınacağı yönünde Türkiye’den yazılı bir taahhüt isteyen Papadopulos bunun olmaması durumunda, ikinci bir seçeneği ortaya koyacak.

Kıbrıs’ın taleplerinin yer alacağı maddeler gerçekleştirildikten sonra müzakerelerin başlatılması önerisinin karara bağlanması durumunda Türkiye’ye tarih verilmesine karşı çıkmayacak Rum Yönetimi  zirve sırasında kendine destek arayışlarını da sürdürecek.

RUMLARIN ‘BELGE ŞARTI’

Brüksel’den elde edilen bilgilere göre; Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye’ye karşı yeni kozlar elde etmeye yönelik çabalarını sürdürürken, bu kez de ‘Belge koşulu’ talebinde bulundu.

AB Dönem Başkanı Hollanda Dışişleri Bakanıyla görüşen Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Yakovu, Rum tarafının isteklerini içeren maddelerin ve Türkiye’nin bunların kabul etmediğinin resmi bir belge olarak AB Dönem Başkanlığına sunulmasını önerdi.

Siyasi çevreler, bunun kurnazca bir yöntem olduğunu ve veto kullanmayacak olan Rum tarafının, bu şekilde resmi kayıtlara geçirilecek belgeyi

 Türkiye’nin başında söz konusu istekleri ‘Demoklesin kılıcı’ gibi kullanmayı hedeflediği belirtiliyor.

Rum tarafının belgeye koymak istediği maddeler arasında ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasının ve gümrük birliği anlaşması yapılmasının ilk madde olduğu bildiriliyor.

17 ARALIK’TAN ÖNCE TANIMA OLMAZ

Türkiye’nin Ankara Antlaşmasını 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi şeklinde Kıbrıs cumhuriyeti’nin tanınmasını öngören imzanın 17 Aralık AB zirvesinde atılamayacak.

Rum yetkililerin AB hukuk bürosundan aldıkları bilgiuye göre teknik olarak imzalanacak metnin üye 10 devletin anadillerine çevrilmesinin kalan süre içinde mümkün olmadığından rumların tanıma talebi bahara kaldı.

BAŞLANGIÇ TARİHİ VE KIBRIS SORUNU ÖN PLANDA

Zirvede ana gündem maddesinin Türkiye olacağına ve tarihi bir karar aşamasına gelindiğine işaret edilen değerlendirmelerde, “AB üyesi 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye’ye yeşil ışık yakmaya hazırlandıkları”, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın son temasları gerçekleştirdiği, bu temaslarda müzakerelerin başlangıç tarihi ve Kıbrıs sorunu konularının ön planda olduğu belirtiliyor.

Haberlerde, “veto hakkı bulunan” Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye’nin, Ankara Antlaşması’nın ek protokolünü imzalayarak, bu antlaşmayı son genişlemede AB’ye katılan 10 üyeye uyarlamasında ısrarcı olduğu, bunun, Rum yönetiminin Ankara tarafından tanınması anlamına geleceğinin düşünüldüğü üzerinde duruluyor.

Belçika haber ajanslarına giren son iddialara göre Fransa, Avusturya, Danimarka, Slovakya ve Hollanda, Türkiye ile müzakerelerin “ucunun açık olması” ve “imtiyazlı işbirliği” seçeneğinin gündemde tutulması yönünde bazı taleplerini sürdürüyorlar. Aynı haberlerde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, AB’nin Türkiye’ye tam bir katılım perspektifi sunmaması halinde Ankara’nın “hayır” diyeceğine ilişkin sözlerine de yer veriliyor.

İngiltere ve Almanya’nın, Türkiye’ye “güçlü bir destek” verdikleri üzerinde de duruluyor.

Haber ve yorumlarda, “kötümserlerin” Türkiye’ye 2006’da tarih verilmesini istedikleri, Fransızların, bu tarihin Fransa’da yapılacak AB Anayasası referandumu sonrasına bırakılmasında ısrar ettikleri belirtiliyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarının uzlaşma arayışında, Türk işçilerin serbest dolaşımına kalıcı kısıtlama getirilmesi konusunun da “görüş ayrılıkları” yarattığı ifade ediliyor. Aktarılan bilgilere göre, bazı ülkeler “kalıcı derogasyonlar” fikrini desteklerken bazıları bu tür bir uygulamanın AB hukukuna ve ilkelerine ters düşeceğini savunuyor.

Haber ve yorumlarda, Avrupa Parlamentosu’nun, bu sabah Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına yeşil ışık yakan kararı onaylamasının ve imtiyazlı işbirliği seçeneğinin Avrupa Parlamentosu tarafından dışlanmasının önemine de değiniliyor.

Avrupa Parlamentosu üyesi Belçikalıların, aşırı sağ hariç, büyük kısmının, Türkiye ile müzakerelerin başlamasından yana oy kullandıkları ve kararı destekledikleri belirtiliyor.

HALKIN SESI 16/12/04

 

‘Kıbrıs’ta geçici çözüm hükümeti kurulabilir’

 

Türkiye AB’ye üye olmayacaksa Kıbrıs’ı niye çözsün. Adama salak derler. Çünkü onlar demiyor mu “Kıbrıs meselesi Avrupa Birliği üyeliğimize engel” diye. O zaman tersine çevirirsiniz. “Ben Avrupa Birliği’ne girmiyorsan niye çözeyim” demez misiniz?


Özuslu: Brüksel zirvesi öncesinde acaba Türkiye tarih aldıktan sonra Kıbrıs politikasından nasıl bir değişiklik olur, bir atak bekliyor musunuz?

Y.ERALP: Şimdi galiba başkaları da atak yapacak. Belki Sayın Denktaş, Papadopoulos ile çözüme yönelik bir geçici hükümet kurulmasını önerebilir.

 

Özuslu: Bu geçici hükümetin sistemi ne olacak?

Y.ERALP: Geçici hükümet tabii federatif. Annan Planı çerçevesinde olabilir ama çözümü bu hükümet içinde Denktaş ile Papadopoulos’un araması öngörülebilir.

 

Özuslu: Daha orta ve uzun vade için ne düşünüyorsunuz?

Y.ERALP:: Bu gelişmelere bağlı. Türkiye Avrupa Birliği’ne giremez ise ben Kıbrıs’ta da çözümü çok uzak görürüm.

 

Özuslu: Yani Türkiye girene kadar Kıbrıs’ta bir adım beklemiyor musunuz?

Y.ERALP: Bekliyorum. Müzakerlerin ucu açıksa Kıbrıs’ta da çözümün ucu açık olmalı, parça parça olmalı.

 

“Adama salak derler”

 

Özuslu: Bu anlamda Kıbrıs Türkleri ve Kuzey Kıbrıs buzdolabına mı girer?

Y.ERALP: Buzdolabına girmek değil. Yavaş yavaş tabii entegre olması lazım ama Türkiye AB’ye üye olmayacaksa Kıbrıs’ı niye çözsün. Adama salak derler. Çünkü onlar demiyor mu “Kıbrıs meselesi Avrupa Birliği üyeliğimize engel” diye. O zaman tersine çevirirsiniz. “Ben Avrupa Birliği’ne girmiyorsan niye çözeyim” demez misiniz?

 

Özuslu: Türkiye’nin Brüksel’den nasıl bir sonuç alacağını umut ediyorsunuz?

Y.ERALP: Türkiye bence tarih alacak ama önemli olan dikenlerin mahiyeti. Yani üstü örtülü imtiyazlı ortaklığa dönüşmeyecek bir formül olması lazım. Tam üyelik dersiniz ama yanına öyle dikenler koyarsınız ki bu üstü örtülü imtiyazlı statü olabilir. Buna dikkat etmek lazım.

YENIDUZEN 16/12/04

 

Tarihi zirvede Kıbrıs düğümü

Avrupa Birliği, Türkiye ile 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlamayı önerirken, Türkiye-AB görüşmeleri, Kıbrıs’ın tanınma şartında düğümlendi.

Brüksel
NTV-MSNBC

 

 

17 Aralık 2004—  Başbakan Erdoğan ve AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Balkenende sorunun çözümü için tekrar bir araya geldi. Türk heyeti ise yaptığı açıklamada hayal kırıklığı içinde olunduğunu vurguladı. AB’nin taslak metninde değişiklik yapmasının zayıf olduğu belirtiliyor.

Brüksel’deki AB devlet ve hükümet başkanlarının dün akşamki çalışma yemeğinin ardından bir basın toplantısı düzenleyen AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye raporu temelinde müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlamasına karar verildiğini söyledi.
       Ancak Türkiye’nin müzakerelere başlamadan önce Rum Kesimi’ni tanıdığını beyan eden bir protokolü imzalaması isteniyor.
       
ERDOĞAN’DAN BALKANENDE’YE SERT ÇIKIŞ
       AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Balkenende, bu açıklamaların ardından Başbakan Erdoğan ile bir araya geldi. Görüşmede zaman zaman gergin anlar yaşandı. Erdoğan, “600 bin Rumu 70 milyon Türk’e tercih ettiniz. Demek ki size hiçbir şey anlatamamışız” dedi. Erdoğan, gelişmelerden memnun olup olmadığına ilişkin soruya, “Hayırlısı olsun” diye karşılık verdi.
       Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’le de görüşen Erdoğan, Kıbrıs’ta milli çıkarlara aykırı bir karar alınmayacağını açıkladı ve “Biz Kıbrıs’ta adım atmaya hazırız, ama adımın şekli önemli” dedi.
       
ERDOĞAN: ISRAR EDİLİRSE KABUL ETMEYİZ
       Erdoğan, Fransa’nın TV5 kanalına verdiği demeçte de, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimini şu anda tanımasının mümkün olmadığını söyledi. Erdoğan, “17 Aralık’tan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Rum kesiminin doğrudan ya da dolaylı tanınmasının söz konusu olmadığını açıkladı.
       Erdoğan, Türkiye saatiyle bugün 09.30’da Balkenende ile bir kez daha görüşeceğini, 10.15’te ise AB Konseyi’nin yeniden toplanacağını kaydederek, neticenin bundan sonra görüleceğini ifade etti.
       
‘RUM KESİMİ YAZILI GÜVENCE İSTİYOR’
       Brüksel’deki diplomatik kaynaklara göre Türkiye, bu düğümü çözebilecek bir çalışma hazırladı. Türkiye, Ankara Antlaşması’nı Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde AB’ye yeni katılan 10 üye için genişletebileceğini bildirdi ve hazırladığı çalışma şu anda Brüksel’de süren müzakerelerin zeminini oluşturuyor. Bu çalışma üzerinde anlaşma sağlanırsa, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bugün öğle saatlerinde Türkiye’nin tavrını açıklaması bekleniyor.
       Şu aşamada tıkanıklık, Türkiye’nin Ankara antlaşmasını uyarlama konusundaki siyasi iradesine nasıl açıklayacağı noktasında odaklanıyor. Rum kesimi yazılı bir belge istiyor. Türkiye ise, başbakan düzeyinde yazılı bir belge vermekten yana değil.

 

AB’nin Kıbrıs formülü

 

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı, Kıbrıs’ın üyelik senedinin Ankara Anlaşması’na dahil edilmesine ilişkin süreç konusunda Rum kesimi ile Yunanistan’ı tatmin eden bir formül üzerinde anlaştı.

 

Brüksel
NTV-MSNBC

 

 

17 Aralık 2004— Formüle göre, sonuç bildirgesinde, Hollanda’nın hazırladığı taslaktaki Kıbrıs’la ilgili 19’uncu paragraf aynen korunuyor ve “Avrupa Birliği, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nı, yeni üye ülkelere uyarlamaya yönelik kararından memnuniyet duyar” deniyor.

Bununla birlikte, sonuç bildirgesine Avrupa Birliği Konseyi ile Avrupa Komisyonu’nun ortak bir deklarasyonu ekleniyor. Bu ortak deklarasyonda da, “Konsey, Ankara Anlaşması’nın Avrupa Birliği’ne yeni üye olan ülkelere genişletilmesinin parafe edilmesini ve Gümrük Birliği protokolünün Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasından önce imzalanmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Konsey tüm bu gelişmelerin Türkiye’nin AB’ye üye tüm ülkelerle ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olacağını ve katkıda bulunacağını ümit etmektedir” deniyor.
       Öte yandan, Avrupa Komisyonu ile Dönem Başkanlığı, Ankara Anlaşması’nı yeni üye ülkelere uyarlamak amacıyla bir uyum protokolü de hazırladı. Bu uyum protokolünün Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu yetkilileri ile Türkiye’nin AB nezdindeki daimi temsilciliği tarafından imzalanması hedefleniyor.

 

AB basını: Şartlar ağır

 

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki tarihi AB zirvesinin ilk gecesinde Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasına dair yapılan açıklamalar dış basında geniş yankı buldu.

 

NTV-MSNBC

 

 

17 Aralık 2004 — Gazetelerde öne çıkan konu, Kıbrıs başta olmak üzere Türkiye’nin önüne koşullar getirildiği yönünde.

Times gazetesi, Türkiye’yle müzakerelere başlanmasının öncelikle birliğin sınırlarını Irak ve İran’a kadar götüreceğini belirtiyor. Gazete, Türkiye’nin Kıbrıs’ı dolaylı olarak tanıması, Türk vatandaşlarının birlik sınırları içinde çalışma ve yaşamasına sınırlama getirilmesi gibi koşulların ağır olmasına karşın, Türkiye’nin AB’ye evet diyeceği tahmininde bulunuyor.
       İngiliz Independent gazetesi de, Türkiye’ye ağır şartlar getirildiği yorumunu yapıyor. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nin teklifine evet demesi durumunda müzakerelerin İngiltere’nin dönem başkanlığında başlayacağına dikkat çeken gazete, Kıbrıs’ın, Türkiye’nin önüne bir şart olarak konduğunu vurguluyor.
       İngiliz The Guardian da müzakere sürecine, İngiltere’nin dönem başkanlığında girileceğini dile getiriyor. Gazete ayrıca, Türk hükümetinden bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, müzakere tarihi almanın yalnızca bir ayrıntı olduğunu, müzakerelerin başarısız olması durumunda Türkiye’nin Avrupa kurumlarına bağlanması, Türk işçilerinin üye ülkelere yerleşmesini sınırlayan ifadelerin Türkiye’yi düşündürdüğünü vurguluyor.
       Financial Times gazetesi de, üyelik şartlarının yerine getiilrmesinin en az 10 yıl alacağı ancak Türkiye’nin ilk kez Avrupa rotasını açık bir şekilde görebildiği yorumunu yaptı. Gazete ayrıca, zirveden önce televizyona çıkarak halkını Türkiye’nin üyeliği konusunda ikna etmeye çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın bu sürpriz çıkışı yüzünden özellikle kendi partisi içinden ağır eleştirilere hedef olduğuna dikkat çekiyor.

Wall Street Journal‘ın Avrupa baskısında, Türkiye’nin 40 yıllık AB özleminin ortada olduğu ve ABD’nin de desteğini aldığı yazıldı. Gazete, üyelik başarısının büyük bir Müslüman ülkenin dünyanın en büyük ticaret bloğuna bağlanarak İslam dünyasıyla batı arasında bir köprü kurulmasına yardımcı olacağı yorumunu yapıyor.
       Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi Türkiye’nin üyeliğinin yaratacağı fırsatların alınan risklere ağır basacağını belirtiyor.
       Fransız Liberation gazetesi de Türkiye’nin üyeliğinin AB için büyük riskler taşımasına rağmen bu riskin alınması gerektiğini savunuyor.
       Gazete, “Laik, genç, başarıya susamış, askeri açıdan güçlü ve AB için en büyük tehdit kaynağı bölgelerinden birine aşina olan Türkiye’nin üyeliğe alınması Avrupa’yı güçlendirir” yorumunda bulunuyor.
       Avusturya’da yayımlanan Die Presse ise ekonomik olarak, Türkiye’nin üyeliğinin içerdiği risklerin, yarattığı fırsatlardan fazla olduğunu yazıyor.
       

Yunanistan ve Rum Kesimi memnun

 

Yunanistan ve Rum Kesimi, Avrupa Birliği’nin Türkiye konusundaki ortak tutumunun kendilerini tamamen tatmin eder nitelikte olduğunu açıkladı.

 

Brüksel
NTV

 

 

17 Aralık 2004 — NTV’ye bilgi veren Yunan hükümet kaynakları, “Tüm taleplerimiz Avrupa Birliği tarafından kabul edildi. Zirvenin ilk günü bizim için çok iyi gitti. Aslında bu iş, bizim için bitti” dediler.

Yunan hükümet kaynakları, AB liderlerinin akşam yemeğinde özellikle Kıbrıs’la ilgili, hem Rum Yönetimi’ni hem de Yunanistan’ı tam olarak tatmin eden, bir ortak tutum belirlediklerini söylediler.

MÜZAKERELER HENÜZ BİTMEDİ’
       Söz konusu kaynaklar, “Eğer herşey iyi giderse Türkiye’nin üyelik müzakereleri 3 Ekim’de başlar. Türkiye’nin bu ortak tutuma vereceği cevaba göre, üyelik müzakereleri ya başlar ya başlamaz” dediler. Aynı kaynaklar, müzakerelerin henüz sona ermediğini belirterek, açık pencere de bıraktılar.
       

Kıbrıs için diplomatik hareketlenme bekleniyor

 

 

Washington’daki diplomatik gözlemciler, Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’a, Kıbrıs’ta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması çağrısında bulunmasının beklendiğini belirttiler.

 

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

 

 

 

17 Aralık 2004—  Avrupa Birliği zirvesindeki gelişmelere paralel olarak, Kıbrıs’ta çözüm konusunda gelecek dönemde hareketlenme meydana gelebilir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Brüksel öncesinde dün Washington’daydı. Annan, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve onun yerini alması beklenen şimdiki Ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice ile görüştü.

Konu ağırlıkla Irak’taki seçimlerdi ve Kıbrıs meselesinin görüşmelerde ele alındığına ilişkin bir açıklama yapılmadı. Ancak Washington’daki gözlemciler, özellikle İngiltere’nin önderliğinde Avrupa Birliği’nin Annan’a, Kıbrıs’ta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması çağrısında bulunmasının beklendiğini belirtti. Bu gerçekleşirse Şubat’taki KKTC parlamento seçimleri sonrasında ilgili taraflar arasında öngörüşmeler başlatılması planlanıyor. Gözlemcilere göre, müzakerelerin yine Annan planı çerçevesinde başlaması, ancak Rumların plana itirazlarının da görüşülmesi bekleniyor. Bu şekilde, Kıbrıs meselesinin, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için ortaya atılan 3 Ekim 2005’ten önce çözülmesi hedef olarak gosteriliyor.
       Gözlemcilere göre, bu defa itici güç olarak önderliğin, geçen seferki gibi ABD’den değil, AB’den gelmesi bekleniyor. Annan’ın, bugün ilerleyen saatlerde AB liderleriyle bir araya gelmesi öngörülüyor.
       

‘Kıbrıs’ta 2005’e kadar çözüm imkansız’

 

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum tarafının 2005 yılının Ekim ayına kadar çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi.

Brüksel
NTV

 

 

 

 

17 Aralık 2004—  Denktaş, Rum tarafının Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya uğraştığını, bundan en fazla kaçanın da AB olduğunu belirtti.

 

Kıbrıs’ta çözüme ulaşabilmek için, Rum tarafının da niyetini ortaya koyması gerektiğini dile getiren KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 10 aylık sürede Rum tarafının böyle bir noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa Birliği’nin Rum kesimine yönelik uygulayacakları politikayla, 5 yıllık sürede Rum tarafını çözüme hazır noktaya getirebileceğini belirten Serdar Denktaş, “1960 Cumhuriyeti’ni kurduklarında yaptıkları gibi baskıyla bir anlaşma kabul ettirilecekse o anlaşmanın uzun ömürlü olamayacağını da çok rahatlıkla söyleyebilirim” dedi

KIBRIS, BM’DE ÇÖZÜLMELİ’
       Türk tarafının çözüme açık tutum sergilemeye devam edeceğini kaydeden Denktaş, Rum tarafının Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya uğraştığını, bundan en fazla kaçanın da AB olduğunu belirtti. Denktaş, Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözülmesi gerektiğini de tekrarladı.

 

Berlusconi: Erdoğan TBMM’ye soracak

 

 

 

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, zirve öncesi sürecin perde arkasına ilişkin bilgi verdi. İtalyan Başbakan, “Erdoğan bana zaten, hükümetinin Kıbrıs’ı tanımaya niyetli olduğunu söylemişti” dedi.

 

Brüksel
NTV

 

 

 

 

17 Aralık 2004 —  Berlusconi, Erdoğan’ın bu meseleyi parlamentosuna götürmek için zamana ihtiyacı olduğunu da ifade ettiğini belirtti.

 

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 3 Ekim tarihinin, Türk hükümetine parlamentoda Kıbrıs’ı tanımak için gereken zamanı tanımak amacıyla seçildiğini söyledi.
       
’2006 TELAFUZ EDİLİYORDU’
       Bu sonuca varılması için mücadele ettiğini belirten Berlusconi, bir ara müzakerelerin 2006’da başlaması telaffuz edilmeye başlandığında birçok kez müdahale ettiğini de açıkladı.

“Türkiye için mümkün olan en iyi sonucu aldık” diyen Berlusconi, Türkiye’nin girmek istediği ailenin 25 üyesinden birinin Kıbrıs olduğunu ve Türkiye’nin Kıbrıs’ı fiilen tanıması gerektiğini vurguladı.
       
‘DİRENİŞİ DE KIRDIK’
       Berlusconi, “Başbakan Erdoğan bana zaten, hükümetinin Kıbrıs’ı tanımaya niyetli olduğunu söylemişti. Ve bu meseleyi parlamentosuna götürmek için zamana ihtiyacı olduğunu da ifade etmişti. Verilen süre bence yeterlidir. Bu sayede Türkiye’ye karşı çok ciddi muhalefet eden Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin direnişini de kırdık” dedi.
       Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımıyor olmasının tüm Avrupa ülkelerinin şüpheyle baktıkları bir durum olduğunu vurgulayan Berlusconi, “Bu Türkiye için bir zorunluluktu, bir realiteydi; normal ve mantıklı bir şeydi” diye konuştu.
       Rum Kesimi’nin tanımanın Türkiye için kolay bir şey olmadığını bildiğini söyleyen İtalyan Başbakan, Türkiye’nin bu konunu üstesinden gelmesi gerektiğini ifade etti.
       
AB LİDERLERİ: JEST BEKLİYORUZ
       Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, liderlerin toplantıda, Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımaması sorununu aşmaya çalıştığını ve Türkiye’ye, Ankara Antlaşması’nı Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde genişletmesi çağrısında bulunulduğunu söyledi.
       İsveç Başbakanı Goran Persson da, Türkiye’nin bu adımı atmasının müzakerelere başlamak için bir önşart olduğunu söyledi.
       Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları da birliğin Türkiye’den Rum Kesimi ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest beklediğini bildirdi. Aynı kaynakar tam üyelik müzakerelerinin başlaması için türkiye’nin ankara anlaşması’nın ek protokolünü imzalaması gerektiğini dile getirdi.
       Türkiye’ye verdiği destekle bilinen Almanya Başbakanı Schröder Türkiye konusunda varılan anlaşmadan memnun olduğunu açıkladı. Schröder ayrıca, halkının çoğunluğuna, ülkesinin siyasi sınıfına ve hatta kendi partisine rağmen çok cesur bir karar alan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a saygı duyduğunu kaydetti.

 

Türk tarafında hayal kırıklığı

 

Türkiye, AB'nin Kıbrıs şartı konusunda hayal kırıklığı içinde



17 Aralık, 2004 09:50:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği'nin müzakereler başlamadan önce Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni fiilen tanıması isteği, Türk tarafında hayal kırıklığı yarattı.

Dün gece AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende’yle görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs’ın tanınmasının Türk halkına anlatmanın zorluklarından bahsetti.

Bu sabah saat 07.00’de Hollanda tarafına gizli bir heyet yollayan Türkiye, nihai metne ‘Türkiye, 3 ekim 2005’e kadar genişleme protokolüyle ilgili iyi niyet ifade etmeye hazır’ ifadesinin konulmasını istedi.

Türkiye, böylelikle müzakerelerin başlaması için Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün 10 yeni üyeyi, yani Güney Kıbrıs'ı da, içine alacak şekilde imzalanmasını şart koşan Avrupa Birliği'ni yumuşatmaya çalışıyor.

Türk yetkililer, Avrupalı yetkililerin tutumlarında ısrarlı oldukları belirtiyor, ancak Türk tarafının tepkisiyle karşılaşan Avrupa Birliği’nin ‘Ankara Anlaşması’nın ek protokolünün paraf edilmesi’ isteğini ‘tavsiye’ niteliğine çevirmesi de beklentiler arasında.

AB Dönem Başkanlığı, dün Türkiye'yle müzakerelerin 3 ekim 2005'te başlamasını önerdiklerini ve hedefin 'tam üyelik' olduğunu açıklamıştı.

Erdoğan-Balkenende görüşmesi

Bu arada, Başbakan Erdoğan Hollanda Başbakanı Balkenende ile Kıbrıs konusunu çözmek için tekrar biraraya geldi.

Erdoğan-Balkenende görüşmesinin ardından Avrupa Birliği Konseyi bugün yeniden toplanacak. Sonucun bu toplantı sonrasında açıklanması bekleniyor.

Bu arada Türkiye’nin AB içindeki en büyük destekçilerinden İngiltere, tartışmalı Kıbrıs sorunu için devreye girdi. İngiltere'nin ek protokolün bugün parafe edilmesi isteğinin daha sonraya bırakılması önerisini getirebileceği belirtiliyor. Nihai metin üzerinde uzlaşma çabaları sürüyor.

Ankara Anlaşması'nı paraf etmek için 24 saat

Serbest dolaşım ve Kıbrıs konularında nihai kararın bugün verilmesi bekleniyor. Ancak AB, Türkiye'den, Ankara Anlaşması'nı 10 üyeye genişletecek uyum protokolünü 24 saat içinde paraf etmesini bekliyor. Taslağa göre, üyelik garantisi verilmeyen müzakereler açık uçlu, hedef tam üyelik olacak.

Taslakta, "müzakerelerin başarısız olması halinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği kurumlarına kenetlenmesi için bir yol bulunacak" ifadesi de yer alacak.

Balkenende: "Görüşmeye devam edeceğiz"

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende Kıbrıs konusunda, "sayın Erdoğan'la görüşmeye devam edeceğiz, ancak spekülasyon yapmak, bunu medya önünde tartışmak istemiyorum" dedi.

İsveç ve Malta başbakanları da Türkiye'nin, müzakereler başlamadan genişleme protokolünü imzalamasının 'şart' olduğunu söyledi. Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları ise, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'den siyasi jest beklediğini bildirdi.

Barroso: "Bu fırsatı kaçırmayın"

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'dan Türkiye'ye, "bu fırsatı kaçırmayın" çağrısı geldi. Barroso, zirvenin ilk gününün ardından düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'ye Avrupa Birliği kapılarını açtıklarını söyledi. Barroso, ''Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık. Bu önerimizi kabul etmesini bekliyoruz'' dedi.

Berlusconi: "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiği açıktır"

AB Liderleri ile Türk heyeti arasında Güney Kıbrıs ile ilgili pazarlıklar sürerken, İtalya Başbakanı Berlusconi, "Türkiye'nin AB üyesi olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması gerekliliği son derece açıktır. Bunun bir parlamento süreci olacağı ve zaman alacağı da ortadadır. Bu iki durumu da gözönünde bulundurursak, Türkiye'ye 3 ekime kadar süre vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu konunun parlamentoda kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi" dedi.

Denktaş: "Rumlar, 10 ay içinde çözüme hazır noktaya gelemez"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Brüksel'deki Avrupa Birliği zirvesinde yaşanan Kıbrıs tartışmalarına ilişkin bir açıklama yaptı. Serdar Denktaş, gelecek 10 aylık sürede Rum tarafının çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi. Denktaş, sorunun AB değil, BM çatısı altında çözülmesi gerektiğini savundu.

Hırvatistan'la müzakere nisan 2005'te

Brüksel'deki AB zirvesi, Türkiye kadar diğer aday ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Avrupa Birliği, Hırvatistan'la önümüzdeki yılın nisan ayında müzakerelere başlamayı planlıyor.

Hırvatistan'ın, 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Avrupa Birliği'ne üye olması bekleniyor.

Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler

Brüksel'deki AB zirvesinde sıkı pazarlıklar sürdürülürken, Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler yapıldı. Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye ile müzakerelere başlanması yolunda aldığı kararı protesto eden Türkiye karşıtları, Danimarka'nın simgesi deniz kızı heykeline burka giydirip üzerine "Türkiye AB'de" yazdılar.

İtalya'da ise Kuzey Birliği'ne mensup iki milletvekili meclis başkanının kürsüsüne ''Türkiye'nin AB'ye alınmasına hayır'' pankartı astılar.

 

AB zirvesinde Kıbrıs düğümü

 

Zirvenin ikinci gününde de Kıbrıs, ana gündem maddesi olacak



17 Aralık, 2004 05:19:00 (TSİ)CNN TURK

AB, Türkiye ile müzakereleri 3 ekim 2005'te başlatmayı önerdi, ancak müzakerelerin başlaması için, Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün Güney Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde imzalanmasını şart koştu.

Brüksel'deki kritik Avrupa Birliği zirvesinin ilk günü Kıbrıs tartışmasıyla geçti. Düğüm Kıbrıs meselesinde çözülecek. Avrupa Birliği liderleri Türkiye'den bu konuda bir jest beklediklerini dile getirdi.

Liderler Türkiye'ye 3 ekim 2005 tarihini önerecek. Ama, bu tarihe kadar dolaylı yoldan da olsa Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımasını şart koşuyorlar.

Anlaşmanın imzalanması 'dolaylı tanıma' anlamına geliyor

Liderler, Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün birliğe katılan 10 yeni üyeyi yani Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde imzalanmasını istiyor. Böylece, Türkiye anlaşmaya imza atarsa Güney Kıbrıs'ı da dolaylı olarak tanımış olacak.

Avrupa Birliği, Türkiye'nin uyum protokolünü, 24 saat içinde, yani zirve bitmeden paraf etmesini bekliyor. Yeni taslak metindeki Kıbrıs paragrafında ayrıca, "dönem başkanlığı, bu protokolü müzakerelerin başlamasından önce Türkiye ile imzalama niyetini teyit eder" ifadesi yer alıyor.

Berlusconi'den çarpıcı açıklama

Berlusconi, "bunun bir parlamento süreci olacağı ve zaman alacağı ortadadır. Türkiye ve Meclisi'ne, karşılıklı tanımayı gerçekleştirmek için 3 ekime kadar dokuz ay süre vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu konunun Türkiye Parlamentosu'nda kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi" dedi.

Top, şimdi Türkiye'de

Türkiye cephesi ise yorum yapmaktan kaçınıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende ile görüştü.

Yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından ilk açıklama Başbakan Erdoğan'dan geldi. Erdoğan, görüşmenin ardından oteline dönüşünde yaptığı açıklamada, Balkenende ile yeniden biraraya geleceğini söyledi.

Hollanda Başbakanı Balkenende ise, henüz bir anlaşma sağlanamadığını, görüşmelerin süreceğini söylemekle yetindi.

Erdoğan ve Gül Kıbrıs konusunda kararlı

Başbakan Erdoğan, henüz liderlerin çalışma yemeği sürerken, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla atmayacaklarını vurgulamıştı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Brüksel'de gazetecilere yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı, hiçbir şekilde tanınmayacağını söyledi.

Müzakerelerin şekli belirlendi

AB liderleri biraraya geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile müzakerelerin şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Jan Peter Balkenende'nin açıkladığı karar maddeleri şöyle:

·  Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak

·  Hedef tam üyelik

·  Müzakerelerin ucu açık olacak

·  Üyeler Türkiye konusunda farklı düşünüyor

·  'Kıbrıs' konusuyla ilgili olarak Türkiye 3 ekim 2005'e kadar Genişleme Protokolü'nü imzalamalı

·  Görüşmeler başarısız olursa Türkiye'yi AB yapısına bağlayacak bir formül bulunmalı

Tarihi zirve son gününe girdi

Avrupa Birliği Brüksel zirvesinin ikinci gününde de liderleri yoğun bir diplomasi trafiği bekliyor. Konsey toplantısında, zirve bildirisine son şekli verilecek.

Zirvenin ikinci gününde hükümet ve devlet başkanlarıyla dışişleri bakanları, Türkiye saatiyle 09:30'da Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile görüşmek üzere biraraya gelecek.

Türkiye saati ile sabah saat 10:15'te başlayacak görüşmelerin ardından Borrell, saat 10:45'te bir basın toplantısı düzenleyecek.

Annan, özel konuk olarak katılıyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ise özel konuk olarak zirveye katılacak. Annan'ın 11:15'te basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Zirvenin çalışma yemeği 12:00'de başlayacak, sonuç bildirisine son şeklinin verilmesi bekleniyor. 14:30'da Avrupa Birliği liderleri aday ülkelerin dışişleri bakanlarıyla biraraya gelecek.

Dönem Başkanı Hollanda'nın son basın toplantısının 15:00'te düzenlemesi ve zirvenin sona ermesi öngörülüyor.

 

Kıbrıs konusunda siyasi jest beklentisi

 

''AB Kıbrıs konusunda, Türkiye'den siyasi jest bekliyor''



17 Aralık, 2004 02:36:00 (TSİ) CNN TURK

 

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, AB'nin Türkiye'den Kıbrıs Rum kesimi ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest beklediğini açıkladı.

Fransız kaynaklar, tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlaması için Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması gerektiğini ifade etti.

Aynı kaynaklar, Fransa'nın zirveye getirdiği öneriye ilişkin, müzakerelerin ucunun açık olacağını, sonucu ne olursa olsun, Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilerek devam etmesine ilişkin bir ifadenin bildiride yer almasının beklendiğini belirttiler.

"Tarih konusunda tüm ülkeler hem fikir"

Fransız kaynaklar, 3 ekim 2005 tarihi konusunda tüm ülkeler arasında fikir birliği bulunduğuna dikkati çektiler.

Fransa, daha önce sağcı parlamenterlerin ve kamuoyunun baskısı üzerine tam üyelik olmadığı takdirde imtiyazlı ortaklık da olmak üzere diğer seçeneklerin dışlanmamasına yönelik bir öneri yapmış, ancak Türkiye'nin sert tepkisi ve Almanya ile İngiltere'nin de buna karşı çıkması üzerine geri adım atmıştı.

Erdoğan-Balkenende zirvesinden açıklama yok

Avrupa Birliği liderlerinin biraraya geldiği çalışma yemeğinin ardından toplantı yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AB Dönem Başkanı Jan Peter Balkenende ise iki saat süren görüşmenin ardından açıklama yapmadı.

Yaklaşık iki saat süren toplantıya Başbakan Erdoğan toplantıya Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve dışişleri bürokratlarıyla katıldı.

Toplantı sonrasında Erdoğan, hiçbir soruya yanıt vermedi ve görüşmelerin yarın devam edeceğini açıkladı. Bir gazetecinin ''Ümitli misiniz?'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Hayırlı olsun'' yanıtını verdi.

Tüm gözler Kıbrıs'a çevrildi

Brüksel'deki tarihi Avrupa Birliği zirvesinde tüm gözler Kıbrıs'a çevrilmiş durumda. Brüksel'den gelen açıklamalar Kıbrıs'ın tanınmasının Türkiye'nin önüne şart olarak konulduğunu gösteriyor.

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, "3 ekimde müzakerelere başlayacağız; böylece Türkiye ve Türk parlamentosunun Güney Kıbrıs'ı tanımasına zaman tanıyacağız " dedi.

Berlusconi, Türk hükümetinin Güney Kıbrıs'ı tanımaya hazırlandığını savundu ve Erdoğan'ın kendisine "konuyu parlamentoya getirmek için zamana ihtiyacımız var" dediğini kaydetti.

Erdoğan: "Milli çıkarlara ters bir adım atılmayacak"

Erdoğan, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla atmayacaklarını söylerken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel'de gazetecilere yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı, hiçbir şekilde tanınmayacağını söyledi.

Müzakerelerin şekli belirlendi

AB liderleri biraraya geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile müzakerelerin şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Jan Peter Balkenende'nin açıkladığı karar maddeleri şöyle:

·  Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak

·  Hedef tam üyelik

·  Müzakerelerin ucu açık olacak

·  Üyeler Türkiye konusunda farklı düşünüyor

·  'Kıbrıs' konusuyla ilgili olarak Türkiye 3 ekim 2005'e kadar Genişleme Protokolü'nü imzalamalı

·  Görüşmeler başarısız olursa Türkiye'yi AB yapısına bağlayacak bir formül bulunmalı

 

Denktaş: "10 ayda Kıbrıs'ın çözümü zor"


17 Aralık, 2004 02:02:00 (TSİ)CNN TURK

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, gelecek 10 aylık süre içinde Kıbrıs Rum tarafının çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi.

Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için Kıbrıs Rum tarafının da niyetini ortaya koyması gerektiğini ifade eden Denktaş, ''gelecek 10 aylık sürede Rum tarafının böyle bir noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız olduğunu'' kaydetti.

Serdar Denktaş, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelere başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunup bulanamayacağı konusunda hayale kapılmamak gerektiğini söyleyerek, ''herhangi bir çözüme ulaşmak, Rum tarafının da eşit niyeti ortaya koymasından geçer. Böyle bir noktaya Rum tarafının önümüzdeki 10 ay içerisinde gelmesi hemen hemen imkansızdır'' dedi.

"Bu süreç beş yılı kapsar"

BM'nin ve AB'nin müştereken Rum tarafına yönelik uygulayacakları politikayla beş yıllık sürede Rum tarafını çözüme hazır noktaya getirebileceğini belirten Serdar Denktaş, "Kalıcı bir barıştan bahsediyorsak bunun yolu Rum tarafını da Kıbrıslı Türklere ihtiyaç duyacakları ortamı yaratacak bir süreç gerektirecektir. Bu da minimum 5 yılı kapsar diye düşünüyorum'' dedi.

Türk tarafının çözüme açık tavır sergilemeye devam edeceğini kaydeden Denktaş, Rum tarafının Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya uğraş verdiğini, bundan en fazla kaçanın da AB olduğunu belirtti.

"Kıbrıs sorunu BM çatısı altında çözülmeli"

Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözülmesi gerektiğini vurgulayan Serdar Denktaş, ''çözümün gerçekleşmesi için de öncelikle olması gereken şey Rum tarafının çözüme niyetli, istekli, ihtiyaç duyar durumda ve gönüllü olmasıdır. Türk tarafı, bu anlamda kendi kendini ortaya koymuştur ve ispat etmiştir ki çözüm istiyor, niyetlidir, gönüllüdür. Aynı tavır Rum tarafından da beklenecektir" diye konuştu.

 

Straw: "Rum Kesimi'nin tanınması beklenmiyor"


17 Aralık, 2004 11:11:00 (TSİ)CNN TURK

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Ankara Anlaşması ek protokolünün Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanınmasını içermediğini söyledi.

Jack Straw ek protokolün imzalanması uluslararası hukukta, Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıma anlamı taşımadığını belirtti. Straw, bu anlaşma imzalandığında Ada'nın statüsünde bir değişiklik olmayacağını da vurguladı.

İngiltere’daki siyasi partilerin ve kamuoyunun Türkiye’ye büyük bir destek verdiğini belirten Straw, İngiltere’nin de AB’ye üyelik sürecinde iki kez veto gördüğünü hatırlattı.

Eurlings: “Böyle bir kriz beklemiyordum”

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporunu hazırlayan Hollandalı parlamenter Camile Eurlings de, AB Konseyi’nin dün Türkiye’ye sunduğu ‘ekim 2005’te tam üyelik hedefli müzekere tarihinin’ çok olumlu bir karar olduğunu söyledi.

Kıbrıs konusunda bu derece büyük bir kriz çıkmasını tahmin etmediğini dile getiren Eurlings, “Türkiye, Ankara Anlaşması’ndan doğan ek protokolü, Kıbrıs Rum Kesimi’de dahil imzalayabilir. Ancak Türkiye’nin bu imzadan sonra çıkıp, ben Rum Kesimi’ni tanıyorum diye resmi açıklama yapması beklenmiyor” dedi.

“AB, Kıbrıs için insiyatif alacak”

Hollandalı parlamenter Eurlings, Kıbrıs’ta bir çözüm bulunması için Avrupa Birliği’nin insiyatif alacağını söyledi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni unutmadıklarını vurgulayan Eurlings, AB’nin Türk tarafıyla ticarete başlaması için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

“Çözüm bulunacağına inanıyorum”

Eurlings, AB dönem başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende’nin Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi için yoğun çaba harcağını belirtti. Hollandalı parlamenter, Erdoğan-Balkenende görüşmesinde bir çözüm çıkacağına inandığını söyledi.

 

Türk heyetinde Kıbrıs konusunda hayal kırıklığı

 

Brüksel

Türk heyeti, Türkiye'ye verilen, net ve tam üyelik perspektifi içeren müzakere tarihini olumlu bulmakla birlikte, dün ulaşan son taslağı genel olarak “hayal kırıklığı” olarak niteledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Türk heyetinin memnuniyetsizliğini AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende ile bu sabaha karşı yaptığı görüşmede dile getirmişti.

   

"BM DEVREYE GİRSİN"

 

Edinilen bilgiye göre, Erdoğan, Balkenende ile görüşmesinde Balkenende'ye AB'nin Kıbrıs konusundaki beklentilerinin metinde yer aldığı şekliyle kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi ve Kıbrıs konusunda BM'nin inisiyatif alması gerektiğini belirtti.

   

Erdoğan'ın Hollandalı muhatabına “600 bin nüfuslu bir ülkeyi 70 milyonluk Türkiye'ye tercih ettiniz. Üzüldüm, demek ki bugüne kadar size söylediklerimizi dinlememişsiniz” dediği öğrenildi.

   

Başbakan Erdoğan, bugün öğle saatlerinde açıklanması beklenen Türkiye kararının taslak metnine ilişkin Türk tarafının görüşlerini AB dönem başkanlığına aktarmak üzere beraberindeki heyetle Balkenende ile bir araya geldi.

   

Türk tarafıyla dönem başkanlığı arasındaki görüşmelerde ağırlıklı olarak Kıbrıs konusundaki ifadeler nedeniyle taslak üzerinde uzlaşma sağlanamamıştı.

Türkiye, kendisine iletilen son taslak üzerindeki görüşlerini bu sabaha karşı AB dönem başkanlığına iletti. Taslağın mevcut haliyle “kabul edilemez” olduğunu belirten Ankara'nın karşı önerilerinin Kıbrıs konusunda bazı nüanslar içerdiği belirtiliyor.

ALTERNATİF ÇIKIŞ YOLLARINA DAİR SENARYOLAR DOLAŞIYOR

   

Başbakan Erdoğan ile Balkenende arasındaki görüşmeler devam ederken, Konsey kulislerinde alternatif çıkış yollarına dair senaryolar dolaşmaya başladı.

   

Bunlardan birincisine göre, “Türkiye, Ankara Anlaşması'nı bazı koşullar koyarak Kıbrıs Rum yönetimi dahil tüm AB ülkelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul edecek.”

   

Diplomatik kaynaklar, bu durumda AB başkanlığının Kıbrıs Rum yönetimini zorlamasına olanak doğacağına dikkat çektiler.

   

İkinci senaryoda ise “Türkiye, nihai bildiriye eklenen başkanlık deklarasyonunu imzalamadan Brüksel'den ayrılacak.”

   

Diplomatik kaynaklar, bu durumda da “iplerin kopmayacağını” ve 3 Ekim 2005 tarihine kadar devam edecek bir müzakere sürecinin başlayabileceğini söylediler.

 

HURRIYET 17/12/04

 

Berlusconi: Kıbrıs şart değil çünkü bir gerçek

Uğur ERGAN - Zeynel LÜLE

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, AB liderlerinin yemeğinden sonra döndüğü Conrad Oteli’nin girişinde yaptığı açıklamada, müzakerelerin ucu açık olması konusunda Fransa ve Avusturya’nın etkili olduğunu söyledi. Berlusconi, ‘Her iki ülkenin de dirençlerini kırmamız, mümkün olmadı’ dedi.

Kıbrıs konusunda 3 Ekim 2005’e kadar Türk Parlamentosunun uyum protokolüne onay vermesi için gerekli zamanın verildiğini ifade eden Berlusconi, ‘Kıbrıs Rum Kesimi’ni Türkiye’nin tanıması şart mı?’ sorusuna da ‘Şart değil. Bir gerçek. Çünkü tanımadığınız bir ülkenin bulunduğu bir aileye giremezsiniz’ yanıtını verdi.

Berlusconi, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımayacağını sanmadığını da belirterek, ‘AB liderlerinin aldığı bu karar kesin mi?’ sorusuna da ‘Bugün açıklama yapılacak. Dönem Başkanı Hollanda da Erdoğan’la görüşecek’ cevabını verdi. Berlusconi, Avusturya ve Fransa’nın direncini kırması için kendisinin de çok çaba sarfettiğini söylerken, Yunanistan’ın tavrında ise, sert bir tutum olmadığını dile getirdi. 

 

HURRIYET 17/12/04

 

Kıbrıs savaşı

Nur BATUR / BRÜKSEL

Brüksel’de başlayan AB Zirvesi’nde Kıbrıs pazarlığında ilk ciddi kilitlenme, dün akşam Başbakan Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis arasında yaşandı.

İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile görüşen Başbakan Erdoğan, daha sonra Karamanlis’in kaldığı Rönesans Oteli’ne geldi.

İPLER GERİLİYOR

Erdoğan
kendisi ile görüşmeden önce Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos’la taktik belirleyen Karamanlis’e Kıbrıs sorununun çözülmesi için müzakerelerin başlamasına hazır olduklarını bildirdi ve ‘Güney Kıbrıs’ı tanımayacaklarını bildirdi. Bunun üzerine Karamanlis de, ‘Bir üye ülkeyi tanımamanızı kabul edemeyiz’ deyince, ipler iyice gerildi.

Erdoğan otelden ayrılırken, kapıda bekleyen kalabalık gazeteci topluluğuna; sadece görüşmelerin devam ettiğini söyledi. Erdoğan, ‘İyi olacak inşallah’ demekle yetindi.

Karamanlis’in sözcüsü Teodoros Rusopulos, Yunanlı gazetecilere; ‘Türkiye’nin protokolü imzalamamasını kabul edemeyiz. Türkiye bir AB üyesi ülkeyi tanımadan üye olamaz’ diyerek, Rum lider Papadopulos’a tam destek verdiklerini açıkladı.

ASLA TANIMAYIZ

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya Başbakanı Schröder ile görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, ‘Direk veya endirek Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımamız kesinlikle söz konusu değildir’ dedi.

AB muhabbeti

Başbakan Erdoğan, AB zirvesi için bulunduğu Brüksel’de İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile ikili görüşmelerde bulundu. Erdoğan ve Schröder, görüşme öncesi samimi bir şekilde sohbet etti. Erdoğan’ın, AB devlet ve hükümet başkanlarının buluşacakları AB zirvesinin yapılacağı Konsey binasında ayrı ayrı yapılan ikili görüşmelerde, zirveden çıkacak karara ilişkin Türkiye’nin hassasiyet ve beklentilerini dile getirdiği öğrenildi. 

 

HURRIYET 17/12/04

 

Türk heyeti, hayal kırıklığı yaşıyor

Avrupa Birliği'nin müzakereler başlamadan önce Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni fiilen tanıması isteği, Türk tarafında hayal kırıklığı yarattı.
      Türk heyeti, Türkiye'ye verilen, net ve tam üyelik perspektifi içeren müzakere tarihini olumlu bulmakla birlikte, dün ulaşan son taslağı genel olarak ''hayal kırıklığı'' olarak niteledi. Dün gece AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende’yle görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs’ın tanınmasının Türk halkına anlatmanın zorluklarından bahsetti.
      Başbakan Erdoğan Balkenende ile bu gece yaptığı görüşmede sıkıntıları dile getirirken, AB'nin Kıbrıs konusundaki beklentilerinin metinde yer aldığı şekliyle kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi ve Kıbrıs konusunda BM'nin inisiyatif alması gerektiğini belirtti.

İngiltere devrede

      Bu arada Türkiye’nin AB içindeki en büyük destekçilerinden İngiltere, tartışmalı Kıbrıs sorunu için devreye girdi. İngiltere'nin ek protokolün bugün parafe edilmesi isteğinin daha sonraya bırakılması önerisini getirebileceği belirtiliyor. Nihai metin üzerinde uzlaşma çabaları sürüyor.
     
     Ankara Anlaşması'nı paraf etmek için 24 saat

      Serbest dolaşım ve Kıbrıs konularında nihai kararın bugün verilmesi bekleniyor. Ancak AB, Türkiye'den, Ankara Anlaşması'nı 10 üyeye genişletecek uyum protokolünü 24 saat içinde paraf etmesini bekliyor. Taslağa göre, üyelik garantisi verilmeyen müzakereler açık uçlu, hedef tam üyelik olacak.
      Taslakta, "müzakerelerin başarısız olması halinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği kurumlarına kenetlenmesi için bir yol bulunacak" ifadesi de yer alacak.

      •  Konsey kulislerinde dolaşan alternatif çıkış yolları...
     
     Barroso: "Bu fırsatı kaçırmayın"

      Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'dan Türkiye'ye, "bu fırsatı kaçırmayın" çağrısı geldi. Barroso, zirvenin ilk gününün ardından düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'ye Avrupa Birliği kapılarını açtıklarını söyledi. Barroso, ''Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık. Bu önerimizi kabul etmesini bekliyoruz'' dedi.
     
     Berlusconi: "Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiği açıktır"

      AB Liderleri ile Türk heyeti arasında Güney Kıbrıs ile ilgili pazarlıklar sürerken, İtalya Başbakanı Berlusconi, "Türkiye'nin AB üyesi olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması gerekliliği son derece açıktır. Bunun bir parlamento süreci olacağı ve zaman alacağı da ortadadır. Bu iki durumu da gözönünde bulundurursak, Türkiye'ye 3 ekime kadar süre vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu konunun parlamentoda kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi" dedi.

 

Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler

      Brüksel'deki AB zirvesinde sıkı pazarlıklar sürdürülürken, Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler yapıldı. Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye ile müzakerelere başlanması yolunda aldığı kararı protesto eden Türkiye karşıtları, Danimarka'nın simgesi deniz kızı heykeline burka giydirip üzerine "Türkiye AB'de" yazdılar.
      İtalya'da ise Kuzey Birliği'ne mensup iki milletvekili meclis başkanının kürsüsüne ''Türkiye'nin AB'ye alınmasına hayır'' pankartı astılar.

 

MILLIYET 17/12/04

 

Erdoğan: 500 bin Rum için 70 milyonluk Türkiye'yi feda edemezler

AB üyesi 25 ülkenin lideri dün akşam yemeğinde saatlerce Türkiye ile ilgili karar taslağını tartıştı. Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti de, kararda bazı değişiklikler için iki koldan pazarlık yürüttü. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupalı liderlerin büyük çoğunluğuyla yemek öncesinde yüzyüze ya da telefonla görüşerek destek istedi.
      Yemeğinin sürdüğü saatlerde Erdoğan, Gül'le birlikte heyetteki milletvekillerini dinledi. Kıbrıs nedeniyle masadan kalkılması olasılığını değerlendiren Erdoğan, "Bu işin hukuki bedelinin altından kalkamayız. Değişik faturalar gelir. Altında eziliriz. Bu hukuk mücadelesi" diyerek, sonuna kadar mücadeleye devam edeceğinin kararlılığını ortaya koydu. Erdoğan'ın kurmaylarına, "500 bin nüfuslu Rum topluluğu için 70 milyonluk Türkiye'yi reddetmeyi göze alamazlar" dediği öğrenildi.
      "Kıbrıs'ı bu işe feda edemezler" diyen Gül'ün de, Kıbrıs konusunda çözüm bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulaması dikkat çekti. Milletvekilleri "Bu konuda bir adım geri atılamaz" dediler.

 Erdoğan'ın kararı

      Tarihi almaktan memnun olan Erdoğan, değişiklik istediği önemli ifadelerde AB'nin ısrarcı olması nedeniyle kritik bir karar verme noktasına geldi. Metin üzerindeki değişiklik talepleri için Gül'le birlikte sabaha kadar temaslarını sürdüren Erdoğan Türkiye'nin itirazlarını Hollanda'ya iletti. Saat 10.00'da toplanacak AB zirvesi, bu talepleri yeniden ele aldıktan sonra son kararını açıklayacak.

MILLIYET 17/12/04

 

Fransa ve Avusturya'dan masada Kıbrıs oyunu!..

Tarihi AB zirvesinde Türkiye'ye karşı olan Fransa ve Avusturya Kıbrıs kartını oynadı, gerilim had safhaya çıktı...
      İtalya Başbakanı Berlusconi, zirve yemeğinde Kıbrıs'ı tanıma konusunda Yunanistan'dan daha çok Fransa ve Avusturya'nın Türkiye'yi zorladığını açıkladı.
      Berlusconi, görüşmelerin ana gündemini oluşturan Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkan Fransa ve Avusturya tarafından masaya getirildiği söyledi. İtalya lideri, Yunanistan'ın bu konuda fazla ısrarcı olmadığını belirtti.
     
     Türkiye Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye giremez

      Berlusconi, ''Türkiye'ye (Kıbrıs)'ı tanıması için gerekli zamanı vermek amacıyla 3 Ekim tarihini seçtik, bu gerekli, zira bir aileye bir ferdini tanımadan girilmez'' diye konuştu.
      ''Türkiye, meclisinin (Kıbrıs)ı tanımasını sağlamak için zaman istemişti. Bu zaman verildi'' diyen Berlusconi, ''zirvede bazı ülkelerin isteklerinin de dikkate alındığını, Fransa'nın Avrupa anayasası konusunda referandum düzenleyebilmek için 2005'in ikinci yarısında görüşmelerin başlamasını istediğini'' söyledi.
     
     Malta ve İsveç: Türkiye Kıbrıs'ı tanımalı

      İsveç ve Malta Başbakanları Goran Persson ile Lawrence Gonzi de, Türkiye'nin gelecek yıl AB üyelik müzakerelerine başlamadan önce Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması gerektiğini ileri sürdüler.
      İsveç Başbakanı Persson, AB zirvesi çerçevesindeki akşam yemeğinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin başlamasından önce Kıbrıs Rum kesimini dolaylı olarak tanımasını sağlayacak olan Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalamasının zorunlu olduğunu'' söyledi.
      Malta Başbakanı Gonzi de ''Müzakerelerin başlamasından ve 3 Ekim 2005'ten önce Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imza sürecinin tamamlamasında ilerleme sağlaması konusunda anlaşmaya varıldığını'' söyledi.
     
     Türk heyeti ne düşünüyor?

      AB ile görüşmeleri sürdüren Başbakan Erdoğan ve ekibi, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusundaki baskısından oldukça rahatsız. Türk heyeti, gelişmeler üzerine Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunundaki 'iyi niyeti'nden şüphe duymaya başladı. Erdoğan ve kurmayları, yarın saat 13:00'e kadar bu konuda görüşmeleri sürdürecek.
     

Yunanistan memnun


      AB'nin 25 üyesinin Türkiye'ye ilişkin olarak üzerinde uzlaştığı ortak tutumun Yunanistan'ı ''tamamıyla tatmin eder nitelikte'' olduğu açıklandı.
      Yunan kaynaklar, AB'nın özellikle Kıbrıs konusundaki tavrının tatmin edici olduğunu ve müzakerelerin Atina açısından çok iyi gittiğini söylediler.
      AB'nin oluşturduğu ortak tutumun, bu aşamadan sonra Türkiye'ye sunulacağını belirten kaynaklar, her şeyin yolunda gitmesi halinde Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacağını kaydettiler.
      Müzakerelerin tam üyelik hedefli olacağını, ancak bu konuda bir garanti içermediğini de söyleyen kaynaklar, AB'nin Türkiye'ye sunulan ortak tutumuna ilişkin detaylarınsa müzakerelerin henüz bitmemesi nedeniyle bu aşamada açıklanamayacağını belirttiler.
     MILLIYET 17/12/04

 

Serdar Denktaş: Rum tarafı 10 ayda hazır olamaz


      Züleyha Karaman bildiriyor

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, gelecek 10 aylık sürede Kıbrıs Rum tarafının çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi.
      Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için Kıbrıs Rum tarafının da niyetini ortaya koyması gerektiğini ifade eden Denktaş, ''gelecek 10 aylık sürede Rum tarafının böyle bir noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız olduğunu'' kaydetti.
      Serdar Denktaş, Bayrak Televizyonu'nda (BRT) yayımlanan ''Günün Panoraması'' adlı programında, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim 2005'te başlanacağını açıkladığı, İngiltere'nin de AB dönem başkanlığını alacağı hatırlatılarak, bu süreye kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunup bulanamayacağının sorulması üzerine, ''hayale kapılmamak gerektiğini'' söyleyerek, şöyle konuştu:
      ''Herhangi bir çözüme ulaşmak, Rum tarafının da eşit niyeti ortaya koymasından geçer. Böyle bir noktaya Rum tarafının önümüzdeki 10 ay içerisinde gelmesi hemen hemen imkansızdır.'' BM'nin ve AB'nin müştereken Rum tarafına yönelik uygulayacakları politikayla 5 yıllık sürede Rum tarafını çözüme hazır noktaya getirebileceğini belirten Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
      ''10 ayda bunun olmasını (çözüme hazır noktaya gelmesini) mümkün görmüyorum. 1960 cumhuriyetini kurduklarında yaptıkları gibi baskıyla bir anlaşma kabul ettirilecekse o anlaşmanın uzun ömürlü olamayacağını da çok rahatlıkla söyleyebilirim. Kalıcı bir barıştan bahsediyorsak bunun yolu Rum tarafını da Kıbrıslı Türklere ihtiyaç duyacakları ortamı yaratacak bir süreç gerektirecektir. Bu da minimum 5 yılı kapsar diye düşünüyorum.'' Türk tarafının çözüme açık tavır sergilemeye devam edeceğini kaydeden Denktaş, Rum tarafının Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya uğraş verdiğini, bundan en fazla kaçanın da AB olduğunu belirtti.
      Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözülmesi gerektiğini vurgulayan Serdar Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Çözümün gerçekleşmesi için de öncelikle olması gereken şey Rum tarafının çözüme niyetli, istekli, ihtiyaç duyar durumda ve gönüllü olmasıdır. Türk tarafı, bu anlamda kendi kendini ortaya koymuştur ve ispat etmiştir ki çözüm istiyor, niyetlidir, gönüllüdür. Aynı tavır Rum tarafından da beklenecektir. Türkiye, Kopenhag kriterlerini yerine getirmeye devam ettiği sürece varacağımız noktada, emin olun siyasi eşitliğimize dayalı bir çözümün Rum tarafına kabul ettirildiği bir çözüm modeli olacaktır.''

MILLIYET 17/12/04

 

Berlusconi ortalığı karıştırdı: Erdoğan 'tanımaya hazırız' dedi

Zirve yemeği sonrasında gazetecilere konuşan İtalya lideri Berlusconi, "Erdoğan Kıbrıs'ı tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır olduklarını" söyledi deyince gündem bir anda değişti.
      İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçmişte (Kıbrıs Cumhuriyeti)ni tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır olduklarını, ancak bunu TBMM'nin çoğunluğuna kabul ettirebilmek için zamana ihtiyacı olduğunu söylediğini'' kaydetti.
      Berlusconi, bir grup gazeteciye Fransızca olarak yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
     Şart değil realite!

      ''Erdoğan Kıbrıs'ı tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır olduklarını, ancak bunu parlamentoda çoğunluğa kabul ettirebilmek için zamana ihtiyaçları olduğunu bana söylemişti. Biz de kendisine gereken zamanı tanıdık. Bir aileye girmek için ailenin tüm üyelerini tanımak gerekir. Bu bir şart değil, realitedir.'' İtalya Başbakanı Berlusconi, AB liderlerinin çalışma yemeğinde Avusturya ile Fransa'nın pozisyonlarından geri adım atmadıklarını da belirterek, kendilerinin Türkiye'yi desteklediğini ve sabaha kadar da ellerinden geleni yapacaklarını bildirdi.
      'Bozuk' Fransızca şüphesi

      Öte yandan, Türk diplomatik kaynaklar, ''Berlusconi'nin bu açıklamayı çok da hakim olmadığı Fransızca ile yaptığına ve bu nedenle anlamda farklılıklar olabileceğine'' dikkat çekerek, ''Erdoğan'ın Berlusconi'ye Kıbrıs'a ilişkin bu yönde sözler sarf etmesinin söz konusu olmadığını'' kaydettiler.

MILLIYET 17/12/04

 

Fransa, Türkiye'den Kıbrıs jesti bekliyor


      Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ''AB'nin Türkiye'den Kıbrıs Rum kesimi ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest beklediğini'' bildirdi.
      AB zirve yemeğiyle ilgili basının sorularını yanıtlayan Fransız kaynaklar, ''tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlaması için Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması gerektiğini'' ifade etti.
      Aynı kaynaklar, Fransa'nın zirveye getirdiği öneriye ilişkin, ''müzakerelerin ucunun açık olacağını, sonucu ne olursa olsun, Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilerek devam etmesine ilişkin bir ifadenin bildiride yer almasının beklendiğini'' belirttiler.
      ''Müzakerelerin sonucuna ilişkin bütün seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini'' kaydeden kaynaklar, ''sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin AB'ye kenetlenmesini öngören bir ifadenin bildiride yer alacağı konusunda'' emin konuştular.
      Fransız kaynaklar, 3 Ekim 2005 tarihi konusunda tüm ülkeler arasında fikir birliği bulunduğuna dikkati çektiler.
      Fransa, daha önce sağcı parlamenterlerin ve kamuoyunun baskısı üzerine tam üyelik olmadığı takdirde imtiyazlı ortaklık da olmak üzere diğer seçeneklerin dışlanmamasına yönelik bir öneri yapmış, ancak Türkiye'nin sert tepkisi ve Almanya ile İngiltere'nin de buna karşı çıkması üzerine geri adım atmıştı.
     

MILLIYET 17/12/04

 

Konsey kulislerinde dolaşan alternatif çıkış yolları...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AB dönem başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende arasındaki görüşmeler devam ederken, Konsey kulislerinde alternatif çıkış yollarına dair senaryolar dolaşmaya başladı.
      Bunlardan birincisine göre, ''Türkiye, Ankara Anlaşması'nı bazı koşullar koyarak Kıbrıs Rum yönetimi dahil tüm AB ülkelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul edecek.'' Diplomatik kaynaklar, bu durumda AB başkanlığının Kıbrıs Rum yönetimini zorlamasına olanak doğacağına dikkat çektiler.
      İkinci senaryoda ise ''Türkiye, nihai bildiriye eklenen başkanlık deklarasyonunu imzalamadan Brüksel'den ayrılacak.'' Diplomatik kaynaklar, bu durumda da ''iplerin kopmayacağını'' ve 3 Ekim 2005 tarihine kadar devam edecek bir müzakere sürecinin başlayabileceğini söylediler.
     

MILLIYET 17/12/04

 

Bize, tarih ve tam üyelik sözü yeter...



BRÜKSEL.

Bu yazıyı okuduğunuz sıralarda büyük olasılıkla karar açıklanmış olacak.
Belki dün gece geç saatlerde sonuç belirlenmiş ve medya'ya sızmıştır. Belki de büyük bir kriz çıkmış ve pazarlıklar bir krize dönüşmüştür. Bütün bu olasılıkları bir yana bırakarak bu yazıyı hazırladım. Amacım, çıkacak olan bildiriyi okurken, nelere dikkat dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatmaktır.
Türkiye açısından aranması gereken en önemli unsurlar bence şunlardır:

1) Müzakerelerin 2005 yılı içinde başlatılması ve net bir tarihin açıklanması. Bu tarihin 2005' in ilk veya ikinci yarısında olmasının pratikte hiçbir önemi yoktur. Yılın başından itibaren " tarama" diye adlandırılan süreç başlatılır, ardından da müzakereler için masaya oturulur. Zaten tarama süreci, müzakerelere geçileceğinin en belirgin işaretidir.
2) Bildiride, bu müzakerelerin katılmaya yönelik olduğunun belirtilmesi önemlidir. Eğer bu katılma kelimesi kullanılmazsa, o zaman kuşkular artar.
3) Yine aynı bildiride, İmtiyazlı Ortaklık kelimelerinin kesinlikle bulunmaması gerekir.
4) Buna karşılık, müzakerelerin ucunun açık olduğu, müzakere masasına oturmanın tam üyeliği garantiye almak anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi veya müzakerelerde bir sonuç alınamazsa, Türkiye'nin rızasıyla başka ilişki formülleri aranacağının belirtilmesi Türkiye'yi teknik olarak rahatsız etmez. Bu cümlelerin özellikle Fransa başta olmak üzere, birçok üye ülkenin iç politikada muhalifleri yatıştırmak için konulduğunu bilmemiz gerekir. Pratikte bu cümleler Türkiye'ye ilerde tam üyelik verilmeyebileceği anlamını çağrıştırdığından dolayı Ankara tarafından itirazlarla karşılandı. Teknik açıdan büyük anlam ifade etmese dahi siyasi yönden bu yaklaşımın Türk kaumoyuna anlatılıp anlatılamayacağına son dakikada Başbakan Erdoğan karar verecektir. Konu (tekrar ediyorum) teknik değil tamamin politiktir.
5) Kıbrıs konusunda, örneğin müzakerelerin başlaması için Güneyin tanınması gibi bir koşul kesinlikle kabul edilemez. Kıbrıs ile ilgili olarak genel bir hatırlatma, müzakere süresinde bir çözüm gerektiği mesajını veren cümleler normal karşılanmalı.
6) Ege ile ilgili olarak Helsinki bildirisine atıfta bulunulması ve komşular arasındaki sorunların tam üyeliğe kadar çözülmesine dikkat çeken bir paragrafta bizi üzmez. Buna karşılık Yunanlılar tatmin edilmiş olur. Ayrıca unutmayalım ki, Lahey adalet divanına gitmekten kaçınan biz değiliz. O konuda rahatız.
7) Müzakereler sırasında Kopenhag Kriterlerinden sapma veya bu ilkelere tamamen ters düşecek (askeri darbe gibi) gelişmeler karşısında, görüşmelerin askıya alınması yolundaki bir paragrafın da sakıncası yoktur. Zira böyle bir paragraf konmasa dahi, her AB ülkesinin ve de AB Komisyonunun müzakereleri askıya almayı önerme yetkisi vardır. Son karar için 17 ülke oyu gerekeceği için, bu madde ile oyun oynanamaz. Üstelik Kopenhag Kriterlerinden tümüyle sapacak olan bir Türkiye, zaten müzakerelerden kalkmayı da göze almış demektir.
8) Serbest dolaşım, Fon'lardan yararlanma ve Tarım konularındaki sürekli engellemelerle ilgili paragraf da Türkiye'yi rahatsız edecek tek kelime kısıtlamaların "devamlı" olduğunun belirtilmesidir. Devamli kelimesinin yerine başka bir kelime konduğu taktirde Ankara daha rahat edecektir. Ayrıca, böyle bir madde AB anayasasına aykırıdır ve müzakereler sürecinde kolaylıkla iptal edilir.

ÖNEMLİ OLAN, BİR SÜRECİN BAŞLATILMASIDIR
Bu tip pazarlıklardan herkesin istediğini alması gözlenir. Her tarafta kendi kamuoyuna satabileceği birşeylerle çıkabilmelidir.
Türkiye için önemli olan masaya oturmaktır.
Masaya oturmuş bir Türkiye'nin kısa vadedeki en büyük kazancı yabancı yatırımların akmaya başlamasıdır. Eğer zaman geçirmeden, adli reform yapılır ve bürokrasideki büyük engellemelerden kurtulunabilirse, yabancı yatırımlar Türk ekonomisine taze kan vermeye başlar.
Bundan dolayı da, başından beri durmadan aynı tezi savunuyorum: Ayrıntılarda kaybolmayalım. Masaya oturalım ve bir süreci başlatalım. Geriye kalanları masada halledebiliriz. Üstelik unutmayalım ki, kimse kimseye zorla istemediği birşeyi kabul ettiremez.
Kendimize güvenelim ve elde edeceğimiz başarının keyfini çıkaralım.
Bardağın daha çok dolu tarafını görelim.
Türkiye'nin AB adaylığı başka hiçbir ülkeye benzemiyor. Pandora kutusunun açılmasıyla birlikte ortaya öylesine cinler dağıldı ki, bunları ancak bizler yatıştırabiliriz.
Bugün Türkiye açısından mutlu bir tarih olacaktır.
Bundan eminim. Aksini düşünmek dahi istemiyorum.

* * *

CHİRAC DEVLET ADAMLIĞINI GÖSTERDİ

Bundan bir süre önce yazdığım yazıda Jacques Chirac'ın büyük bir devlet adamı olduğunu, kamuoyundaki ve siyaset dünyasındaki tüm tepkilere rağmen Türkiye'yi desteklediğini, siyasi riskler aldığını belirtmiştim.
Jacques Chirac, gerçekten büyük devlet adamı olduğunu Çarşamba akşamı yaptığı konuşma ile ispatladı.
Kimse böylesine net, böylesine Türkiye'yi savunan bir konuşma beklemiyordu. Beklenen kamuoyunu yatıştırıcı, "siz merak etmeyin Türkiye hemen üye olmuyor, üstelik kontrol bizim elimizde, ilerde tam üyelik olup olmayacağı bile belli değil" gibi sözlerdi. Cumhurbaşkanı tam aksini yaptı. Türkiye'ye ikinci sınıf muamele edilemeyeceğini, zira gururlu bir ülke olduğunu, Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılmasının birlik açısından son derece güçlendirici bir unsur olacağını uzun uzun anlattı. Açıkçası büyük bir siyasi risk aldı. Muhaliflerine meydan okudu.
Kamuoyu sondajlarıyla politika yapılmayacağını söyleyerek meydan okudu. Sonunda da Türkiye'ye yapılan tam üyelik vaadinin 1963 yılından beri her Fransız Cumhurbaşkanı tarafından desteklendiği söyleyip noktaladı.
Türk heyeti Chirac'ı dinledikten sonra çok rahatladı. Bunun yeşil ışık anlamına geldiği izlenimi doğdu. Ancak, Cumhurbaşkanının bu konuşmasının ortak bildiriye aynen yansıyıp yansımayacağı bence pek kesin değil. Zira unutmayalım ki, bu tip konuşmalar yapılır ve unutulur. Ortak bildiriler ise hayat boyu kağıt üzerinde kalır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 17/12/04

 

AB ile Kıbrıs krizi

Rumların veto kartı, zirveyi sıkıntıya soktu. Kıbrıs'a dair gelişmeler, Ankara'nın yıllardır beklediği müzakere tarihini gölgelemeye yetti

RADIKAL 17/12/04

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB'nin tarihi Türkiye zirvesi, 'Kıbrıs meydan savaşına' dönüştü. AB üyesi 25 ülkenin liderlerinin katıldığı zirvenin akşam yemeğiyle başlayan dünkü bölümünde, Türkiye üyelik müzakerelerinin başlayacağı net tarihi aldı: 3 Ekim 2005. Zirve Kıbrıs'a düğümlenirken, yemekten çıkan AB liderleri Türkiye'nin müzakereler başlamadan önce Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Gümrük Birliği'ne dahil ederek 'de facto' tanımasına atıf yapan Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması şartını dile getirdi. Rum Yönetimi de bu konuda Türkiye'den yazılı güvence isteyince, işler arapsaçına döndü.
EK DEKLARASYON: Kıbrıs Rum kaynaklarına göre, zirvede 25 ülke, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı sonuç taslağının 'Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalama kararı memnuniyetle karşılanır' diyen 19. maddesinin aynen korunması ve ek bir deklarasyonda şu ifadeye yer verilmesi mutabakatına vardı: "Ankara Anlaşması'nın AB'ye yeni üye olan 10 ülkeyle genişletilmesinin parafe edilmesini ve Gümrük Birliği protokolünün Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasından önce imzalanmasını memnuniyetle karşılar. Tüm bu gelişmelerin Türkiye'nin AB üyesi tüm ülkelerle ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olacağını ve katkıda bulunacağını umuyoruz." Buna göre, parafenin, bugün Avrupa Komisyonu ile Türkiye'nin AB daimi büyükelçisi tarafından imzalanması gerekiyor.

Balkenende açıkladı
MÜZAKERELERİN ÇERÇEVESİ: Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, bir basın toplantısıyla, Türkiye'yle müzakerelerin çerçevesini açıkladı: "Ucunun açık ve sonucunun önceden garanti edilemeyecek olması kaydıyla hedef tam üyelik. Müzakereler başarısız olursa Türkiye'yi AB'ye bağlı tutacak bir formül bulunacak." İmtiyazlı ortaklık ise telaffuz edilmedi.
KISITLAMALAR PAZARLIĞI BUGÜN: Balkenende, Kıbrıs görüşmelerinin gece boyu ve bugün süreceğini, kalıcı kısıtlamalar ve derogasyonların ise bugün görüşüleceğini belirtti.
ERDOĞAN BALKENENDE'YLE BULUŞTU: Zirveden çıkan metin Türk heyetine iletilirken, Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri ve AKP kurmaylarıyla taslağı değerlendirdi. Dışişleri kurmaylarının AB'nin önerilerinin kabul edilmemesini telkin ettiği, Başbakan'ın, ardından sadece AKP kurmaylarıyla ikinci bir toplantı yaptığı öğrenildi. Erdoğan, daha sonra Balkenende ile konsey binasında buluştu.
AB MEMNUN: Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "Türkiye'ye Avrupa kapısını açtık" diyerek, Ankara'nın bu dengeli kararı kabul etmesi gerektiğini, tüm şartların 'Evet' denebilecek noktada olduğunu söyledi. Oysa Barroso, sabah 'müzakerelere başlanması için Kıbrıs'ın tanınmasının şart olmadığını' söylemişti. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, "Bunun için çok çalıştık. Çok iyi bir anlaşma ve şaşırtıcı derecede çabuk" derken, Fransa'nın Avrupa İşleri Bakanı Claudie Haignere, tüm taleplerinin karşılandığını, Kıbrıs'ta jest beklediklerini duyurdu.
TARİHİ BLAİR ÖNERMİŞ: Çek Başbakan Yardımcısı Martin Jahn, 3 Ekim'i önerenin Britanya Başbakanı Tony Blair olduğunu aktardı.
İKİNDİYE DEK PAZARLIK: Erdoğan'ın gün boyu Rumlara yanıtı, "Türkiye'nin çıkarlarının izin vermeyeceği bir adımı asla atmayacağız. Kıbrıs'la ilgili her sözün iyi tartılması gerek" olurken, tavırlarının zirve sonucunun açıklanacağı TSİ 15.00'te netleşeceğini belirtti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dolaylı ya da dolaysız tanımanın söz konusu olmadığını tekrarlarken, Başbakan şu mesajları verdi:
KIBRIS'I ÇÖZERİZ: Zirvenin mağlubu Papadopulos olmaz. Çünkü onlar, 1 Mayıs'ta AB'den alacağı ödülü aldı, AB'ye üye oldu. Hangi Kopenhag Kriteri'ni yerine getirdiler, hangi sınır sorununu çözdüler de buna layık görüldüler, bilmiyoruz. Üstelik, AB, kuzeye tecriti kaldırma sözünü tutmadı.
PROTOKOL MÜZAKERELER SIRASINDA: Protokol, Türkiye'nin müzakerelerde yapacağı iş. Belki, 17 Aralık sonrası Kıbrıs'a gider, Papadopulos'u kuzeye davet edip barış kahvesi içerim. Zirve sonrası Kıbrıs yine gündeme gelecek. Üzerimize düşeni yaparız. Kıbrıs'ın çözümünde İtalya'nın da bir inisiyatifi var. Bugün zirveye gelecek BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının yeniden görüşülmesi isteniyor.

Rumlar: Biz memnunuz

Papadopulos, veto tehdidini sonuna dek oynarken, dün ortaya çıkan Türkiye taslağı Rum tarafı ve Atina'yı memnun etti. Yunanlı kaynaklar, 'AB tüm taleplerimizi kabul etti' dedi

RADIKAL 17/12/04

YORGO KIRBAKİ

BRÜKSEL - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Brüksel'deki AB zirvesinde Türkiye'ye karşı veto tehdidini sonuna kadar kullanırken, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de Kıbrıs'ın tanınması şartını dile getirdi. Yunan hükümet kaynakları, dün gece düzenlenen tarihi akşam yemeğinden sonra, "Tüm taleplerimiz AB tarafından kabul edildi. Zirvenin ilk günü bizim için çok iyi gitti. Aslında bu iş bizim için bitti" dedi. Yunan kaynakları, AB liderlerinin özellikle Kıbrıs ile ilgili hem Rum Yönetimi hem de Atina'yı tam tatmin eden bir ortak tutum belirlediklerini söyledi. Bu ortak tutumun Türkiye'ye iletileceğini kaydeden kaynaklar "Herşey iyi giderse Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri 3 Ekim'de başlar. Türkiye'nin bu ortak tutuma vereceği cevaba göre üyelik müzakereleri ya başlar ya başlamaz" dediler. Aynı kaynaklar, zirvenin bugün sona ereceğini vurgulayarak, pazarlık için açık pencere bıraktı.
Rum lideri Papadopulos, dün Brüksel'e hareketi öncesi Türkiye'nin zirvede kriz çıkarabileceğini ileri sürerek, 'Veto hakkınızı kullanacak mısınız?' sorusuna "Ne yönde davranacağımıza son anda karar vereceğiz" yanıtını vermişti. 'Kıbrıs'ın tanınması' şartında ısrarlı olduklarını vurgulayan Papadopulos, "AB'nin bazı güçlü ülkeleri Türkiye'ye şartsız tarih alacağı güvencesi verdi. Ancak biz de Türkiye'nin bazı taleplere uyacağı güvencesi aldık" demişti.
Dün zirve öncesi Yunan Başbakanı Karamanlis'le bir araya gelen Papadopulos zirveye huzursuz başladı. Bunda Britanya'nın Türkiye lehinde yürüttüğü yoğun kulis ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun 'müzakerelere başlanması için Kıbrıs'ın tanınmasının şart olmadığı' açıklamaları etkili oldu.

Cepte üç konuşma metni
Edinilen bilgilere göre Rum lider, AB'nin tarihi akşam yemeğine, çıkacak muhtemel sonuçlara göre üç ayrı konuşma metni ile geldi. Papadupolos'un cebinde veto, uzlaşma ve pazarlığın bugün de sürmesine kapı aralayan üç farklı konuşma metni bulunduğu belirtildi.
Karamanlis ise, zirve öncesi Başbakan Tayyip Erdoğan'ın isteği ile gerçekleşen görüşmede, "Türkiye, Kıbrıs'ı tanımalı ve ilk aşamada Gümrük Birliği protokolünü imzalamalı" dedi. Erdoğan ise adada BM çerçevesinde çözüm gerektiğini belirtip yeni öneri yapmadı. Erdoğan, Gümrük Birliği protokolünün imzalanması ısrarına da "Daha sonra bakarız" demekle yetindi. Karamanlis ise "Üye olmak isteyen bir ülkenin, bir AB üyesini tanımaması kabul edilemez" yanıtını verdi. Karamanlis'i kaygılandıran ise Türkiye'nin değişiklik girişimleriydi. Hazırlanan dördüncü taslakta Türk-Yunan ilişkilerinin yer aldığı 20. paragraftan memnun olan Karamanlis, Ankara'nın zirve kararında 2002 yılından beri Ege anlaşmazlıklarının çözümü için Türkiye'nin çabalarının vurgulanmasını istemesinden rahatsız oldu.

'Annan AB'ye yol göstersin'

RADIKAL 17/12/04

BRÜKSEL/LEFKOŞA - Brüksel'deki AB zirvesine BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da özel konuk olarak davet edilmesi bugün bir mini Kıbrıs zirvesi düzenleneceği iddialarına yol açtı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, böyle bir olasılıkla ilgili olarak "Zararı yok, yapsınlar; Zannedersem Annan Kıbrıs meselesini daha iyi anlamıştır" yanıtını verdi. Denktaş, "Kıbrıs meselesi, işgal meselesidir. Rumların ortaklık cumhuriyetini 40 yıldır işgal teşebbüsünün devamıdır. Rum yönetimi hâlâ sahte bir unvanla Kuzey'i de işgal etme hakkını ileri sürüyor. AB'ye bu işgali tamamlamak için girmiştir. AB, Rum tarafını meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmekle en büyük hatayı yapmıştır. Bu hata düzeltilmelidir. Ümit ederim Genel Sekreter, bu yönde AB'ye ışık tutar. Yoksa eski unvan üzerine masaya otururlarsa bu iş yine hallolmaz" dedi.

Türkiye'ye tarih

AB liderleri, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihi konusunda uzlaştı ve 3 Ekim 2005 tarihini önerdi. Tam üyelik hedefiyle başlayacak, müzakereler açık uçlu olacak. Bu da, Türkiye'yle yürütülecek müzakerelerin sonucunun garantili olmadığı anlamına geliyor. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise Türkiye'yi AB'ye üye ülkelere bağlayacak bir ara formül aranacak.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "AB, Türkiye'ye kapılarını açtı. Türkiye bu teklifi kabul etmelidir" dedi.

AB liderleri bir araya geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile müzakerelerin şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jean Peter Balkenende'nin açıkladığı karar maddeleri şöyle:

"Müzakereler 3 Ekim 2005'te başlayacak", "Hedef tam üyelik", "Müzakerelerin ucu açık olacak", "Üyeler, Türkiye konusunda farklı düşünüyor", " 'Kıbrıs' konusuyla ilgili olarak Türkiye 3 Ekim 2005'e kadar Genişleme Protokolü'nü imzalamalı", "Görüşmeler başarısız olursa Türkiye'yi AB yapısına bağlayacak bir formül bulunmalı."

Balkenende, Türk heyetiyle "Kıbrıs" konusunda yoğun tartışmaların yaşandığını ancak bir uzlaşma sağlanamadığını belirterek, konunun sabah saatlerinde sonuca bağlanacağını açıkladı.

Basın toplantısı

Brüksel'deki Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının çalışma yemeğinin ardından bir basın toplantısı düzenleyen, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkanende, Türkiye raporu temelinde müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlamasına karar verildiğini söyledi. Balkanende, görüşmelerin açık uçlu olacağını ve raporda bahsedildiği gibi görüşmelerin sonucu konusunda bir garanti bulunmayacağını açıkladı. Balkenende, taslağa son şeklinin ise bu sabah verileceğini kaydetti.

Türkiye'nin müzakerelere başlamadan önce Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığını beyan eden bir protokolü imzalaması isteniyor. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise Türkiye'nin aday ülkelere bağlanması için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, komisyonun Türkiye raporu çerçevesinde dengeli bir teklifte bulunduğu söyledi. Barroso, "Türkiye'nin de bu kararı kabul etmesi gerekiyor" dedi.

Balkenende, AB'nin Türkiye

ile ilgili kararını açıkladı

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende, "Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlanabileceğine karar verdiklerini" söyledi.

Balkenende, AB liderlerini bir araya getiren çalışma yemeğinin ardından düzenlediği basın toplantısında, "AB Komisyonu raporu temelinde Türkiye ile müzakerelere başlanabileceğine karar verdiklerini, ancak sürecin açık uçlu olacağını" kaydetti.

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende, Kıbrıs konusunu bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmede ele alacaklarını söyledi.

Balkenende düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni tanımasına ilişkin soru üzerine, bu konuyu asıl bugün Erdoğan ile yapacakları görüşmede ele alacaklarını kaydetti.

Görevinin bu konuda spekülasyonlara yol açmak olmadığını belirten Balkenende, bu nedenle Erdoğan ile henüz yapmadığı görüşmeye ilişkin tahminde bulunamayacağını bildirdi.

Balkenende, Türkiye'ye önerdikleri müzakere sürecinin neden açık uçlu olduğuna ilişkin olarak da, bir aday ülkeyle müzakerelerin başarılı sonuçlanacağına dair garanti bulunmadığını belirtti.

Hollanda Başbakanı Balkenende, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda aday ülkenin AB kurumlarına sıkı bir şekilde bağlı kalmasını sağlamaya çalıştıklarını da kaydetti.

Barroso: Türkiye'ye AB kapısını açtık

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bugünkü (dünkü) kararla Türkiye'ye AB kapısını açtıklarını söyledi.

Barroso, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmada, "Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık. Türkiye'nin bu

önerimizi kabul etmesini bekliyoruz" dedi.

"Bunun, Türkiye için iyi bir öneri olduğunu" ifade eden Barroso, "Son karar bugün verilecek. Detaylar yarın belli olacak. Bizim önerimiz AB Komisyonu'nun raporuna uygun bir öneri. Türk yetkililerinin bunu kabul etmesini umuyoruz" diye konuştu. Barroso, Kıbrıs konusunu ayrıntılı bir şekilde konuştuklarını, ancak buna ilişkin spekülasyon yapmak istemediğini belirterek, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerimiz sürüyor. Kıbrıs ile ilgili görüşmeler bu akşam (dün akşam) ve bugün sürecek" dedi.

Barroso ayrıca, derogasyonlar konusunu bugün görüşeceklerini söyledi.

Zirve Kıbrıs'ta düğümlendi

Kıbrıs'ın tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar da sürüyor. Brüksel'de zirve öncesi Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta milli çıkarlara aykırı bir karar alınmayacağını açıkladı. Erdoğan, "Biz Kıbrıs'ta adım atmaya hazırız, ama adımın şekli önemli" dedi.

Erdoğan, Fransa'nın TV 5 kanalına verdiği demeçte de, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini şu anda tanımasının mümkün olmadığını söyledi.

Erdoğan, "17 Aralık'tan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir" diye konuştu.

Karamanlis'in görüşmede, Erdoğan'dan Rum kesiminin tanınmasını istediği belirtiliyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de Rum kesiminin doğrudan ya da dolaylı tanınmasının söz konusu olmadığını açıkladı.

"Rum kesimi yazılı güvence istiyor"

Brüksel'deki diplomatik kaynaklara göre Türkiye, bu düğümü çözebilecek bir çalışma hazırladı. Türkiye, Ankara Anlaşması'nı Rum yönetimini de kapsayacak şekilde Avrupa Birliği'ne yeni katılan 10 üye için genişletebileceğini bildirdi ve hazırladığı çalışma şu anda Brüksel'de süren müzakerelerin zeminini oluşturuyor. Bu çalışma üzerinde anlaşma sağlanırsa, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bugün saat 13.00'te Türkiye'nin tavrını açıklaması bekleniyor.

Şu aşamada tıkanıklık, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı uyarlama konusundaki siyasi iradesine nasıl açıklayacağı noktasında odaklanıyor. Rum kesimi yazılı bir belge istiyor. Türkiye ise, başbakan düzeyinde yazılı bir belge vermekten yana değil.

Erdoğan: Milli çıkarlarımızın müsaade

etmediği bir adım atmayacağız

Brüksel'de basına açıklama yapan Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda "Milli çıkarlarımızın müsaade etmediği bir adımı atmayacağız" dedi.

"Kıbrıs' ta çözüm için biz hazırız" diyen Erdoğan, Gümrük Birliği ek protokolünün Kıbrıs Rum kesimini kapsayacak şekilde imzalanması konusundaki bir soruya, "Milli çıkarlarımızın müsaade etmediği bir adım atmayacağız" yorumunu yaptı.

Yunanistan'ın Kıbrıs'ta çözüm kapısının kapanmasını istemediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in Kıbrıs için yazılı teminat istediği haberlerini de yalanladı.

Erdoğan'ın sohbet toplantısı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Conrad Otel'de muhabirlerle yaptığı sohbet toplantısında da Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla atmayacaklarını söyledi.

Erdoğan, Kıbrıs konusuna ilişkin soru üzerine, AK Parti iktidarının ve partisinin temel prensipleri uyarınca Türkiye'nin milli çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla atmayacaklarını belirtti.

Erdoğan, "Ne aldığımız tarih terbiyesi ne de yüklendiğimiz sorumluluk böyle bir adım atmamızı mümkün kılar" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaya yönelik adım atmaya hazır olduğuna ilişkin açıklamalarının hatırlatılması üzerine de "Kıbrıs konusunda adım atmaya elbette her zaman hazırız, ancak adımın şekli önemli" diye konuştu.

Bir başka soru üzerine Erdoğan, Türkiye için "özel statü" konusunun gündemden kalkmış gibi göründüğünü ifade ederek, Türkiye'ye ilişkin karar metninin henüz netleşmediğini, AB üyesi ülkelerin dün akşamki yemeğinde metnin iskelet yapısının oluşmasının beklendiğini kaydetti.

Gül: Kıbrıs'ın tanınması söz konusu değil

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı olarak tanınmasının söz konusu olmadığını belirtti.

Gül'ün açıklaması, AB liderlerinin Brüksel'deki kritik çalışma yemeği devam ederken geldi. Avrupa Birliği liderleri, Türkiye ile ilgili nasıl bir karar çıkaracakları konusunda "uzlaşma" arıyor.

KIBRIS 17/12/04

Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa 3 Ekim'de müzakereler başlamaz

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, "3 Ekim 2005'e kadar Türk hükümetinin, Rumların temsil ettiği

'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını bekliyoruz" açıklamasında bulundu. Brüksel'de AB Konseyi toplantısında Berlusconi, müzakereler başlamadan önce, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini, aksi takdirde müzakerelerin başlayamayacağını kaydetti. Berlusconi, Kıbrıs şartını ortadan kaldırmak için çok uğraştığını ama başarılı olamadığını vurguladı

Berlusconi, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine, "Zamana ihtiyacımız var, Kıbrıs'ı tanıyabiliriz, ancak bu meclis kararıyla olabilir" dediğini iddia etti. Berlusconi, "Türkiye'ye Kıbrıs'ı tanıması için gerekli zamanı vermek amacıyla 3 Ekim tarihini seçtik, yani Türkiye'ye istediği zaman verildi" dedi

KIBRIS 17/12/04

Brüksel mercek altında

Başbakan Mehmet Ali Talat, KKTC'de gelecek yıl yapılacak milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin de kışkırtmasıyla BM tarafından çok büyük boyutlu ve çok yönlü yeni bir süreç başlatılacağını söyledi.

Talat, AB'ye uyum için önemli çalışmalar yapıldığını, hükümetin referandum sonrası gerekenleri yaptığını, şu anda da kamu reformu konusunda AB gözetiminde çalışmalar başlatıldığını açıkladı. Başbakan Talat, Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet edebilecek noktaya getirileceğini vurguladı.

En az Türkiye kadar KKTC'de de yakından izlenen ve haftalardır gündemin birinci sırasına oturan Avrupa Komisyonu'nun, Brüksel Zirvesi'nin başladığı dün Türkiye-Güney Kıbrıs olası ekonomik ilişkileri ve Brüksel'den çıkacak kararın Kıbrıslı Türklere etkileri, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Meclisi'nin başbakanın, bazı bakanların ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı toplantısında değerlendirildi.

Ticaret Odası Mustafa Çağatay Konferans Salonu'nda yapılan toplantıda, önce oda başkanı Ali Erel, ardından toplantıya katılan sivil toplum örgütlerinden bazılarının başkan veya temsilcileri görüşleri açıkladı. Ardından bakanlar ve Başbakan Mehmet Ali Talat konuştu.

Toplantıya Talat'ın yanında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Deniz ve Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev katıldı.

Erel: Zemin iyi değerlendirilmeli

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, bugünün önemine dikkat çekerek başladığı konuşmasında, zeminin iyi değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin önünde Ankara Anlaşması'nı imzalamasının kaçınılmaz bir talep olarak durduğunu kaydeden Erel, bunun Kıbrıs'a siyasi ve hukuki etkileri olacağını, bu yüzden Kıbrıs Türk halkının varlığının devamı için süratle hukuki yapının devamının sağlanması gerektiğini ifade etti.

Erel, güneyle yetersiz de olsa her geçen ay ticaretin arttığını, turizmde ise ciddi artışlar olduğunu, ancak Rumların Kıbrıs Türkleriyle ilgili AB tüzüklerine ciddi direnç gösterdiğini belirterek, hükümet sorunu, bütçenin geçmemiş olması, seçime endekslenme gibi gerekçelerle gerekli adımların atılmasında geç kalınırsa, Güney Kıbrıs'ın Kuzey Kıbrıs ekonomisini süratle hortumlayacağı uyarısında bulundu ve bunu "cehennem senaryosu" diye adlandırdı.

Mal ve hizmet üretiminde rekabeti ve serbest dolaşımı sağlayacak düzenlemelere gidilmesini isteyen Ali Erel, hedefin Güney Kıbrıs, Türkiye ve AB ülkeleriyle ekonomik entegrasyonu sağlayacak adımlar atmak olması gerektiğini söyledi.

Tunar: Ekonomi rekabetçi yapıya gelmeli

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, ekonominin mutlaka rekabetçi bir yapıya getirilmesi gerektiğini kaydederek, 23 Nisan 2003'te kapıların açılmasından sonra gerekli önlemler alınmazsa ekonominin güneye kayacağı uyarısını hep yaptıklarını ifade etti.

Tunar, KKTC, Güney Kıbrıs, Türkiye ve AB arasında her türlü mal ve hizmet dolaşımının sağlanmasının en başta gelen hedef olması gerektiğini belirterek, "Kuzey Kıbrıs firmaları haksız rekabet ortamıyla karşı karşıya bırakılmamalı" diye konuştu.

Ticarette karşılıklı eşitlik ilkelerinden taviz verilmemesi için AB'deki destek ve teşviklerin tüm üretim sektörlerine verilmesini istediklerini söyleyen Tunar, tanınmamanın yarattığı sıkıntılar yanında, ulaşımdaki zorluklara işaret etti. Ülkenin seçim ortamına girdiğini belirten Tunar, yine de ekonomi için konsensüsle kararlar alınıp yürürlüğe konmasını istedi.

Beydağlı: Rekabet gücü artırılmalı

Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, rekabet gücünün artırılması için önlemler istediklerini belirterek, Bakanlar Kurulu'nun KDV oranlarının düşürülmesi kararını "sevindirici" diye niteledi ancak turizmciler için istedikleri bazı KDV düzenlemelerinin yapılmamasını eleştirdi.

Beydağlı, güney komşularla rekabetin önemine işaret ederek, fonların da aşağıya çekilmesini istediklerini bildirdi. Turizmcilerin ara eleman sorununa işaret eden ve kayıt dışı elemanlarla iş yapmak zorunda kaldıklarını kaydeden Beydağlı, çalışma izinlerinin geç verilmesinden kaynaklanan sıkıntıları anlattı.

Beydağlı, kendilerini dıştan gelen turizm yatırımcılarıyla eşit hissetmek istediklerini de belirterek Kalkınma Bankası'na borçları ve haciz tehlikelerinden de söz etti.

Diğer konuşmalar

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çağlaş, yurt dışından büyük yatırım için gelenlerin küçük işletmeler kurduğunu ve ardından üye olmak için odalarına başvurduklarını, ancak KKTC vatandaşı olmayanların üye olamayacağını söyledi.

İş Adamları Derneği Başkanı Ünsal Özbilenler, referandumdaki "evet"in ardından hükümetin yabancılarla, AB temsilcileriyle çok uyumlu çalışmalar yapmasını "olumlu" diye niteledi, dış yatırımın ülkeye gelebilmesi ve rakiplere yetişebilmek için ihale yasası gibi çıkarılması gereken bazı yasalar olduğunu kaydetti.

Özbilenler, kritik günlerden geçildiğine işaret ederek, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıyabileceğini, 25 üyeli bir kulübe girerken bir üyenin dışarıya atılamayacağını, bu durumda Güney Kıbrıs'ın Türk malları için çok cazip hale geleceğini, buna karşı KKTC'de gümrük ve fonlarda düzenlemelerle üreticilerin korunması gerektiğini anlattı.

Genç İş Adamları Derneği Başkanı Ersun Kutup, AB'ye uyum hedefinin, acilen alınması gereken tedbirler haline geldiğini belirterek yasal altyapının iyileştirilmesi için önerilerini sıraladı. Kutup, sosyal güvenliğin özel-devlet çalışanları için farklı olmaması, ihale yasasının ve rekabet yasasının AB'ye uyumlu olması, vergi yasalarının çağdaşlaştırılması gibi isteklerini ifade ederek, hükümetin sivil toplum örgütleriyle diyalogunun iyi olduğunu ve bunun sürmesini istediklerini söyledi.

Bankalar Birliği Başkanı Taştan Altuner de konuşmasında, kamu yönetiminin özel sektörü kendine rakip görmesinin doğru olmadığını belirterek, "Kamu yönetimin görevi, özel sektörün önünü açmaktır" dedi.

Talat: İçerik önemli

Sivil toplum örgütlerinin konuşmalarından sonra önce bakanlar ardından Başbakan Yardımcısı ve Başbakan konuştu.

Başbakan Talat, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı imzalamasının Kıbrıs Türklerini nasıl etkileyeceğinin, anlaşmanın içeriğinin ne olacağının önem taşıdığını belirterek, bu anlaşmanın daha önceki genişlemelerde niçin gündeme getirilmediği sorusuna AB yetkililerinin "Komisyon hata yaptı" diyerek yanıt verdiğini bildirdi.

Talat, Türkiye'nin bu anlaşmayı şimdi değil, gelecekte imzalayacağını, bunun da taahhüdünü vereceğini kaydederek, Brüksel'den son aldığı bilgiye göre Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının toplantıda olduğunu ve her şeyin bu gece belirleneceğini söyledi.

Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması baskısının sonuç vermesinin mümkün olmadığını, çünkü bunu destekleyen ülke bulunmadığını ifade eden Başbakan Talat, KKTC'de seçim sürecinin ardından, AB'nin de kışkırtmasıyla BM tarafından Kıbrıs sorununun çözümü için çok büyük boyutlu girişimler başlatılacağını açıkladı.

Başbakan Talat, hükümetin referandumdan sonra gerekenleri yapmadığı eleştirilerinin doğru olmadığını belirterek, "Hükümetimiz 24 Nisan'dan beri yapması gereken her şeyi yetenekleri, birikimi ölçüsünde yaptı, geri durması söz konusu değil" diye konuştu.

AB yasalarının meclisten geçmediği eleştirilerini de yanıtlayan Talat, AB yasalarının tercüme edilip geçirilemeyeceğini, hazırlanmaları gerektiğini, bu amaçla AB kurumlarından yetkililerin, devlet dairelerinde çalışmalar yaptığını, rekabet ve ihale yasaları gibi yasaların AB süreci yaşanmadan geçirilemeyeceğini anlattı.

Başbakan Talat, yardım paketlerinin, serbest ticaretin ve AB normlarının yürürlüğe girmesiyle bu yasaların tam anlamıyla hayata geçmesinin öngörüldüğünü ifade ederek, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaretle ilgili bilgiler verdi ve Rumların uyguladığı kısıtlamaların daha azını uyguladıklarını söyledi.

Geçtiğimiz günlerde basına açıklamadan AB yetkililerinin gözetiminde kamu reformu çalışmaları başlatıldığını açıklayan Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimden sonra kamu reformu konusunda çok ciddi adımlar atacaklarını vurguladı; "Durmak yok, her şey adım adım hazırlanıyor" dedi.

Başbakan Talat, 100'ün üzerinde devlet memurunun Brüksel'de eğitime katıldığını, AB'ye uyum hazırlıklarının sürdüğünü, Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev'in AB Yardımları Koordinatörlüğü görevine de getirildiğini; AB, ABD ve Türkiye'nin yardımlarıyla Kıbrıs Türk ekonomisini rekabet edebilecek noktaya getireceklerini kaydetti.

Soruları da yanıtlayan Talat, Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonunu kaybetmemesi gerektiğini vurguladı. Zirvenin yapıldığı Brüksel'de bulunmalarının pek mümkün görülmediğini, Türkiye heyeti içinde yer almalarını da uygun görmediğini ifade eden Talat, AB yetkililerinin KKTC'nin görüşlerini bildiğini, bu amaçla bir de mektup gönderdiğini hatırlattı.

Bu arada Başbakan Talat, toplantıdan ayrılırken TAK muhabirinin sorusu üzerine Brüksel'de yarın tamamlanacak zirve sonrasında Kıbrıs konusunda bir toplantı yapılacağı ve kendisinin de gidebileceği yönündeki haberlerin sadece yorum olduğunu, kendisine bu yönde bir şey intikal etmediğini söyledi.

Serdar Denktaş: Kabuk çatladı ama daha kıramadık

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "Kabuk çatlamıştır ama zar daha kopmadı; kabuğu kıramadık. Kırmanın yolu ya içten güçlenip o noktaya gelmektir ya da dıştan birileri bize yardımcı olacak" dedi.

Serdar Denktaş, bugün tartışılanların 5 yıl önce düşünülemeyecek şeyler olduğunu, bunun bile gelecek için ümit verdiğini, uyum ve rekabet yasalarının uygulanacaksa geçmesinin anlamlı olacağını söyledi.

"Önümüzdeki süreç dünyayla, AB'yle rekabete hazırlanacağımız ve bu yasaların yürürlüğe gireceği dönem olacak" diyen Denktaş, Brüksel'deki zirve konusuna değinirken, Türkiye'den Ankara Anlaşması'nı imzalaması talebinin hukuki değil siyasi olduğunu, çünkü 1963'te 6 AET üyesiyle imzalanan bu anlaşmanın daha sonra iki kez eklenen yeni üyelerle imzalanmadığını, Türkiye'nin siyasi baskılara dayanabileceğini kaydetti.

Denktaş, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni 1960'ta tanıdığını, anayasada değişiklikler yapılınca tanımanın gereklerini askıya aldığını, şimdi 1960 Cumhuriyeti yerine ikame edilecek bir oluşuma gidilirse Türkiye'nin askıdaki tanımanın gereğini yürürlüğe koyabileceğini; bunun AB'nin akisini (müktesebatını) Kuzey Kıbrıs'ta uygulamaması gibi bir olay olduğunu anlattı.

Bu akşam Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağını, müzakerelerin de ekimde başlayacağını kaydeden Serdar Denktaş, "Bize ve Türkiye'ye yarından başlayarak ekime dek Kıbrıs sorununun çözümü için siyasi baskılar artacak. Bu süreçte en büyük şanssızlık seçimlerimiz" dedi ve seçime rağmen hükümetin gözünü dışarıdan ayırmayacağını söyleyerek sivil toplum örgütlerinden de yardım istedi.

Serdar Denktaş, iş adamlarının şikayetlerine yol açan çalışma izni alma prosedürünü kolaylaştırdıklarını ve başvuruların en geç 25 gün içinde sonuçlanacağını da belirtti.

Pertev: Uyum bir süreçtir

Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev, uyumun bir süreç olduğuna işaret ederek alelacele yapılabilecek bir şey olmadığını söyledi. Pertev, Rumların 2-3 yılda AB sürecinde bilinçlendirildiğini, KKTC'nin ise her şeyi 2-3 ayda yapmak zorunda kaldığını ifade ederek, üstelik uyum sürecinin, Annan Planı tartışmaları ve ardından azınlığa düşmüş bir hükümetle yaşandığını kaydetti.

Raşit Pertev, tarım alanında yapılanları da özetlediği konuşmasında, ocak ayında 1970'li yılların düzeyinde devraldığı tarımın, belki 2004 düzeyine gelmediğini, ama 1970'leri de geride bıraktığını vurguladı.

Birçok konuda önemli adımlar atıldığını belirten Raşit Pertev, sütte soğuk zincir projesiyle 6 ay içinde AB ülkelerine satılabilecek hellimler üretileceğini, zeytinde atılım yapıldığını, elektrik üretiminin de gelecek yıl 105 megawattlık yatırımla artacağını anlattı.

Pertev, meclisin bugünkü "içler acısı halini" gördükten sonra sivil toplum örgütlerinin durumunu görmekten duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Uzun: KDV düzenlemesi önlemler paketinin ilk etabı

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Kuzey Kıbrıs'ta yıllardır oluşturulan ekonomik yapıdaki hataların ve sorunların, kapıların "halkın gücüyle" açılmasından sonra herkesin değişik bir dünya görmesiyle daha iyi anlaşıldığını belirterek, dünyayla uyum için adaptasyon süreci yaşandığını söyledi.

Ahmet Uzun, bu amaçla hükümetin ilk günden beri gerekli adımları attığını, önce iş adamlarına ve üreticilere Güney Kıbrıs ve dünyayla rekabet edebilecekleri koşulları yaratmayı, halka da en fazla hizmeti en ucuza sağlamayı hedefleyen çalışmalar başlatıldığını anlattı.

Bugüne dek fonlarda üç kez indirime gidildiğini kaydeden Uzun, akaryakıt ücretlerine zam yapılmadığını ve fiyatların güneyden daha ucuz hale gelindiğini, vergi sisteminin yeniden düzenlendiğini, resen verginin zorunlu olmadıkça kullanılmayacağını, KDV tüzüğünde de önemli değişikliklere gidildiğini söyledi.

Maliye Bakanı Uzun, KDV'deki düzenlemenin, yerli sanayiyi desteklemek için önlemler paketinin ilk etabı olduğunu kaydederek, KDV oranı "0" yapılan ürünler hakkında bilgi verdi ve bu düzenlemeyle Güney Kıbrıs'ın bile önüne geçildiğini ifade etti.

"Ucuzlatarak ekonomiyi büyütme politikası güdüyoruz" diyen Uzun, KDV oranlarının düşürülmesinin bütçeye 20 trilyon TL'lik yükü olacağını, bunun 10 trilyon TL'lik kısmını ilk kez kayıt yaptıracak araçların KDV oranının yüzde 15'ten 20'ye çıkarılması ve yabancılara gayrimenkul satışlarında ödenecek KDV oranının yüzde 15'e çıkarılmasıyla karşılanmasını planladıklarını açıkladı.

Ahmet Uzun, önlemler paketinin ikinci ve üçüncü etaplarının peyder pey hayata geçeceğini ifade ederek, yerli üreticileri desteklemek için girdilerdeki KDV oranının 0'a düşürüleceğini, üretici ve turizmcilere elektrikte de kayda değer bir indirim öngörüldüğünü bildirdi.

Cari bütçe için Türkiye'den borçlanan 130 trilyon TL'nin kullanılmadığını ve bu rakamın gelecek yıl yatırım projelerine gideceğini kaydeden bakan Uzun, ekonomideki tüm göstergelerin iyi gittiğini ve hata yapmadıkça iyileşmenin süreceğini söyledi.

Deniz: Eşit şartlarda rekabet

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz de konuşmasında, tüm sektörlere eşit şartlarda rekabet koşulları sağlamak gerektiğini, bu amaçla Rekabet Yasası hazırladıklarını, yasanın gecikmesinin AB'ye uyumunun sağlanması ihtiyacından kaynaklandığını belirtti.

Deniz, yasanın, KKTC'nin direkt dış ticarete başlamasıyla uygulanabileceğini kaydederek, toplumu da buna hazırlamak için çalışma başlatılacağını bildirdi.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs'la gümrük birliğine başlamasının KKTC ekonomisini nasıl etkileyeceğinin tartışılması gerektiğini kaydeden bakan Derviş Deniz, bununla ilgili de bir plan çalışmasına başladıklarını açıkladı.

Deniz, turizmin en önemli ayağı olan ulaşımda maliyetlerin düşürülmesi konusunda görüşmeler yaptıklarını, yarın da turizmcilerle bir araya geleceğini ifade ederek, "Oluşacak siyasi koşulların ekonomiyi nasıl etkileyeceğine hazırlıklı olmalıyız. Bu sefer doğabilecek sıkıntıları ortadan kaldırmak için biraz daha proaktif olmalıyız" dedi.

Toplantıya katılan bakanlar daha sonra katılımcıların sorularını da yanıtladı.

KIBRIS 17/12/04

17 Aralık’tan sonra Rum kesimini...

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa’nın TV5 kanalına verdiği demeçte, Türkiye’nin 17 Aralıktan sonra Kıbrıs Rum kesimini tanımak konusunda “olumlu bir tutum takınabileceğini” söyledi.

Başbakan Erdoğan, “17 Aralıktan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir” dedi.

Fransız kanalının sorularını Brüksel’den yanıtlayan Başbakan Erdoğan, “Ankara’nın, Rum yönetimini hiçbir zaman tanımayacağı mı?” sorusuna da, “Hayır, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedim. Biz düşman kazanmak için değil, dostları kazanmak için buradayız” şeklinde yanıt verdi.

PAPADOPULOS’LA KUZEY KIBRIS’TA BARIŞ KAHVESİ...

Erdoğan, “Belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs’a gideriz, Papadapulos’u da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış yemeği yeriz” dedi.

Başbakan Erdoğan, AB Zirvesi için geldiği Belçika’nın başkenti Brüksel’de kaldığı Conrad Otel’de Türkiye’de yayın yapan gazete ve televizyonların temsilcileriyle sohbet toplantısı yaptı.

AB’NİN HİÇBİR GAYRETİ YOK

Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine Kıbrıs’a yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda AB’nin hiçbir gayret göstermediğini ve bu konuyu kendilerine ifade ettiklerinde hiçbir şey diyemediklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununun çözümü konusunda girişimi olması durumunda Türkiye’nin olumlu yaklaşımda bulunacağını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şunu açıkça ifade edeyim; belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs’a gideriz, Papadapulos’u da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış yemeği yeriz. Buna da varız. Çünkü, bizim ilkemiz düşman üretmek değil, dost kazanmaktır. Yaklaşım tarzımız budur.

Ama, karşımızdan da bu yaklaşımı görmeliyiz. Bunu görmemiz halinde yapılmayacak bir şey yok. Nitekim, batıda, kuzeyde, güneyde, doğuda Türkiye’nin daha önce görüşemediği ülkelerle şu anda aldığımız mesafeler bunun ispatıdır. Yunanistan ile aldığımız mesafeler bunun en açık ispatıdır. Güney Kıbrıs, zaten 1 Mayıs’ta beklediği en önemli şeyi aldı.”

KIBRIS VE SINIRLAR MESELESİ ÖNÜMÜZE GELMEMELİ

Türkiye’nin hassasiyetleri arasında Kıbrıs, daimi korumacılık ve “ucu açık” konusunun nasıl tanımlandığının bulunduğunu ifade eden Erdoğan, “Daha çok geleceğe yönelik bizi bağlaması noktasında tanımlanmasını istiyoruz. Bunlar çok elastiki kalmamalı, net olmalı.  Arkadaşlarımızın şu andaki çalışmaları ve gayretleri de o yönde” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Benim sürekli ısrarla söylediğim gibi, tam üyelik ikinci bir karara gerek kalmaksızın müzakere süreci, daimi korumacılık ve Kopenhag siyasi kriterleri içerisinde olmayan, özellikle Kıbrıs ve sınırlar meselesi gibi şeyler bizim önümüze gelmemelidir.

AB ülkesi üyelerin Ankara büyükelçileriyle yaptığımız toplantıda biz bunları açık ve net olarak kendilerine söyledik. Gerek devlet, gerekse hükümet başkanlarına bunları iletmelerini istedik. Bu hassasiyetler üzerinde şu anda çalışıldığını görüyoruz. Kıbrıs meselesindeki gelişmeler öyle zannediyorum ki Karamanlis ile yapacağımız görüşmeden sonra daha net bir hal alabilir.”

“TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRMESİ, MEDENİYETLER UZLAŞMASINI SAĞLAYACAKTIR”

Türk gazetelerinin Brüksel’de bulunan köşe yazarlarıyla bir sohbet toplantısı yapan Erdoğan, önemli mesajlar verdi.

“Türkiye’nin AB’ye girmesi medeniyetler uzlaşmasını sağlayacaktır” diyen Erdoğan, “Bunu görmeye başladılar ondan dolayı Türkiye vazgeçilmez diyenler var” dedi.

Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır kapısını, karşı taraftan olumlu yaklaşım gördükleri taktirde açabileceklerini belirten Başbakan Erdoğan, terör ve din konusunda ise “İki kendini bilmezin yaptıkları bütün bir dine mal edilemez” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Ermenistan konusunda şunları söyledi:

“Tarihte olanları tarihe bırakalım. Yeni dünyayı barış üzerine inşa edelim. Ulusal sınırlara saygı gösterilmesini istiyoruz. Biz Ermenistan’a olumlu yaklaşıyoruz, hava kapısını açtık, kara kapısını da açarız, ancak aynı olumlu yaklaşımı onlardan da bekliyoruz.  Azerbaycan’ın bir bölümü halen işgal altındadır, bu unutulmamalıdır. Ermenistan olumlu adım atarsa biz de atarız.”

Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde Türk vatandaşlarının serbest dolaşım konusuna geçici kısıtlama getirilebileceğini, bunu anlayışla karşılayacaklarını kaydederek, “Bu geçici süre 5 hatta 10 sene olabilir, ancak daimi olması AB hukukuna ters düşer” dedi.

“Kıbrıs konusunu AB müzakere süreci içerisinde görüşebiliriz” diyen Erdoğan, konunun daha ziyade gümrük birliği ek protokolü ile ilgili olduğuna dikkat çekti.

HALKIN SESI 17/12/04

 

Beklenen oldu ve

Zirve Kıbrıs’ta düğümlendi!

 

3 EKİM 2005... Avrupa Birliği liderleri, Türkiye’ye üyelik müzakerelerine başlamak için 3 Ekim 2005 tarihinde anlaştı!..

Brüksel’deki zirvede çalışma yemeğinde bir araya gelen Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları, Türkiye’ye müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlanmasına karar verdi.

 

BALKENENDE AÇIKLADI... Dün akşamki yemekli toplantının ardından  bu sabahın ilk saatlerinde bir basın toplantısı düzenleyen AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005’te başlanacağını açıkladı.

 

HEDEF TAM ÜYELİK, UCU AÇIK MÜZAKERE...  Balkenende müzakerelerin ucunun açık, ancak tam üyelik hedefi ile başlayacağına vurgu yaptı. Balkenende Kıbrıs konusunda ise uzun süren konuşmalar yaptıklarını bu gün de görüşmelerin süreceğini kaydetti.

 

KIBRIS BUGÜNE KALDI.. Üye ülkelerin ulusal delegasyonları sabah saatlerine kadar bir araya gelerek değerlendirmeler yaptı. Ayrıca Türkiye’den gelen istekler doğrultusunda taslak tekrar gözden geçirilecek. Kıbrıs’nı tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar sabaha kadar sürdü. Kıbrıs konusundaki nihai kadarın bugün açıklanması bekleniyor.

 

 

Brüksel’deki Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının çalışma yemeğinin ardından bir basın toplantısı düzenleyen, AB dönem başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkanende, Türkiye raporu temelinde müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlamasına karar verildiğini söyledi. Balkanende, görüşmelerin açık uçlu olacağını ve raporda bahsedildiği gibi görüşmelerin sonucu konusunda bir garanti bulunmayacağını açıkladı. Balkenende, taslağa son şeklinin ise bu sabah verileceğini kaydetti.
Türkiye’nin müzakerelere başlamadan önce ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdığını beyan eden bir protokolü imzalaması isteniyor. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise Türkiye’nin aday ülkelere bağlanması için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı. AB Komisyonu Jose Manuel Barroso da, komisyonun Türkiye raporu çerçevesinde dengeli bir teklifte bulunduğu söyledi. Barroso, “Türkiye’nin de bu kararı kabul etmesi gerekiyor” dedi.


Kıbrıs bugüne kaldı!..

 

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter

Balkenende, Kıbrıs konusunu bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile

yapacağı görüşmede ele alacaklarını söyledi.

    Balkenende, Türkiye'nin "Kıbrıs(Rum) Cumhuriyeti'ni" tanımasına

ilişkin soru üzerine, bu konuyu asıl

Cuma günü Erdoğan ile yapacakları görüşmede ele alacaklarını kaydetti.

    Görevinin bu konuda spekülasyonlara yol açmak olmadığını belirten

Balkenende, bu nedenle Erdoğan ile henüz yapmadığı görüşmeye ilişkin

tahminde bulunamayacağını bildirdi.

    Balkenende, Türkiye'ye önerdikleri müzakere sürecinin neden açık

uçlu olduğuna ilişkin olarak da, bir aday ülkeyle müzakerelerin

başarılı sonuçlanacağına dair garanti bulunmadığını belirtti.

    Hollanda Başbakanı Balkenende, müzakerelerin başarısızlıkla

sonuçlanması durumunda aday ülkenin AB kurumlarına sıkı bir şekilde

bağlı kalmasını sağlamaya çalıştıklarını da kaydetti.

    

Zirve Kıbrıs’ta düğümlendi


Kıbrıs’ın tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar da sürüyor. Brüksel’de zirve öncesi Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’le bir araya gelen TC Başbakanı Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta milli çıkarlara aykırı bir karar alınmayacağını açıkladı. Erdoğan,” Biz Kıbrıs’ta adım atmaya hazırız, ama adımın şekli önemli” dedi.
 Erdoğan, Fransa’nın TV5 kanalına verdiği demeçte de, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimini şu anda tanımasının mümkün olmadığını söyledi. Erdoğan, “17 Aralıktan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir” diye konuştu. Karamanlis’in görüşmede, Erdoğan’dan Rum Kesimi’nin tanınmasını istediği belirtiliyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Rum kesiminin doğrudan ya da dolaylı tanınmasının söz konusu olmadığını açıkladı.
       
‘Rum kesimi yazılı güvence istiyor’


Brüksel’deki diplomatik kaynaklara göre Türkiye, bu düğümü çözebilecek bir çalışma hazırladı. Türkiye, Ankara antlaşmasını Rum kesimini de kapsayacak şekilde Avrupa Birliği’ne yeni katılan 10 üye için genişletebileceğini bildirdi ve hazırladığı çalışma şu anda Brüksel’de süren müzakerelerin zeminini oluşturuyor. Bu çalışma üzerinde anlaşma sağlanırsa, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bugün 13’te Türkiye’nin tavrını açıklaması bekleniyor.
Şu aşamada tıkanıklık, Türkiye’nin Ankara antlaşmasını uyarlama konusundaki siyasi iradesine nasıl açıklayacağı noktasında odaklanıyor. Rum kesimi yazılı bir belge istiyor. Türkiye ise, başbakan düzeyinde yazılı bir belge vermekten yana değil. (ajanslar)

YENIDUZEN 17/12/04

Rasmussen: “Türkiye Kıbrıs’ı fiili olarak tanıyacak”

 

Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlamadan önce Kıbrıs’ı fiili olarak tanımaya hazır olduğunu söyledi.

Rasmussen, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye Başbakanı Erdoğan’la öğle yemeğinde biraraya geldiğini belirterek, Erdoğan’ın kendisine ‘müzakereler başlamadan önce Kıbrıs’la Ankara Anlaşmasını imzalayacağına dair açık ve net bir mesaj göndereceğini’ söylediğini açıkladı.
AB, Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması gerektiğini açıkça ve kararlı bir dille defalarca açıklamıştı.
Türkiye ise, Kıbrıs’ı resmi ya da fiili olarak tanımayacağını ifade etmişti.

Yemeğe Gül de katıldı

TC Başbakan Erdoğan'ın öğle yemeği Belçika Başbakanı'nın konutunda gerçekleşti . Erdoğan'a yemekte, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de eşlik etti.
Yemeğe, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in yanı sıra Belçika Dışişleri Bakanı Carel de Gucht da katıldı.
Yaklaşık 2.5 saat süren yemeğin ardından konuttan ayrılırken basın ensuplarının sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, oumlu ve güzel bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
Erdoğan, ''Türkiye'nin hassasiyetleri konusunda gelinen nokta nedir?'' sorusu üzerine, ''anlatıyoruz. İletiyoruz. Sağolsun onlar da şu ana kadar olumlu bir görüşme içindeler'' dedi.

 


Papadopulos ‘tanınma’ için bastıracak


Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Kesimi’nin, Türkiye tarafından tanınmasını sağlamak için elinden gelen çabayı göstereceğini söyledi.
Papadopulos, dün başlayan AB zirvesi için Brüksel'e giderken açıklama yaptı.
Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınmasını sağlamak için elimden gelen çabayı göstereceğini belirten Rum Yönetimi lideri Papadopulos, "son ana kadar zor pazarlık için hazırım, ancak sonuç, çok önceden kestirilemeyen unsurlara ve diğer üye ülkelerin tutumlarına bağlı olacaktır'' dedi.
Kıbrıs için doğru olanı yapacağını söyleyen Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, vereceği kararın kısa ve uzun vadede Kıbrıs Rum Kesimi'nin çıkarına olacağını söyledi. (cnn)

 

Solana: Türkiye Kıbrıs'ı tanımalı

AFP haber ajansı, AB'nin dış politikadan sorumlu şefi Javier Solana, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımak zorunda olduğu uyarısında bulunduğunu duyurdu.
Habere göre, Solana, aksi takdirde, Ankara'nın 'Avrupa ailesi'nin bir parçası haline gelmesinin çok zor olacağını söyledi.
Solana, basın mensuplarına yaptığı açıklamada "Eğer ailenin bir parçası olmak istiyorsanız, ailenin bütün üyelerini tanımak zorundasınız. Bunu yapmadan ailenin bir parçası olmanız çok zor" dedi.

 

Blair’den Erdoğan’a Kıbrıs ricası

İngiltere Başbakanı Tony Blair, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak AB'nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini karşılamasını istedi.
Blair, Erdoğan'a zirve bildirisinin taslağındaki Kıbrıs ile ilgili paragrafın, Türkiye tarafından kabul edilmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Rum tarafının bu paragrafı bile yeterli bulmadığına dikkat çeken Blair, geri kalan 24 ülkenin de Kıbrıs ile ilgili bölüm üzerinde görüş birliği içinde olduğunu belirtti.
Blair müzakerelerin nasıl sonuçlanacağına ilişkin paragraf konusunda yapılan görüşmeler için de bilgi verdi. İngiliz Başbakanı ilerleme raporunda yer alan ifadeye yakın bir formül üzerinde durduklarını söyledi.
İlerleme raporunda müzakerelerin doğası gereği ucunun açık bırakıldığı belirtilmişti. Ayrıca müzakereler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye'nin Avrupa kurumları ile kenetli kalması gerektiği vurgulanmıştı.Ancak Türkiye bu ve benzeri bir ifade kullanılmasına karşı çıkıyor.


Barroso: “Türkiye’den Kıbrıs konusunda jest bekliyoruz”

AB Komisyonu Başkanı Barroso, "yarı yol, orta yol olmaz. Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlama vakti gelmiştir" dedi.
Hedefin tam üyelik olması gerektiğini belirten Barosso, Kıbrıs'ı kastederek Türkiye'den yeni adımlar atmasını beklediklerini söyledi. AB zirvesi öncesinde dün öğle saatlerinde  bir basın toplantısı düzenleyen Barroso, Türkiye konusunda “tarihi bir karar” verileceğini belirterek başladığı değerlendirmesinde, Türkiye'nin, coğrafi durumu, köprü konumu, ekonomik gücü ve potansiyeli ile farklı bir ülke olduğunu söyledi.

"Zamanı geldi"

Türkiye'ye karşı dengeli bir tavır izlendiğini, sorunların görüldüğünü, ancak Türkiye'de atılan adımların ve kaydedilen gelişmelerin de görüldüğünü belirten Barroso, “"yarı yol, orta yol olmaz. Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlama vakti gelmiştir" diyen Barroso, Türkiye'nin katılımının AB için de iyi olacağını kaydetti. Barroso, müzakerelerde hedefin tam üyelik olacağını belirtti.

"Türkiye'den Kıbrıs konusunda jest bekleniyor"

Türkiye'nin AB'ye katılımının bazı üye ülkelerde ve kamuoylarında yarattığı endişelerden söz eden Barroso, Türkiye'nin Avrupa'ya doğru daha fazla adım atmasını istedi. Barroso, Kıbrıs konusuna değinerek, müzakerelerde Kıbrıslı Rumların da masada bulunacaklarını, oysa Türkiye'nin Rum yönetimini tanımadığını söyledi.
Barroso, Kıbrıs konusunda bir soru üzerine, Türkiye'ye yeni siyasi koşullar getirilemeyeceğini, Türkiye'nin, AB kamuoyunun “kalbini kazanmaya” ihtiyacı olduğunu, bunun karmaşık müzakerelerle değil, iyi niyet jestleriyle gerçekleşebileceğini anlattı ve Türk yetkililere de bu mesajı verdiğini bildirdi. Barroso, Türkiye'nin AB'ye tam üye olduğu zaman tüm üye ülkeleri tanımak durumunda olacağını da söyledi.

"Derogasyonlar fazla kapsamlı tutulmamalı"

Türkiye için önerilen kalıcı derogasyonlar (ayrıcalık) konusunda bir soruyu yanıtlayan Barroso, bu alanda terimlerle oynandığını, bu sorunun zirvede aşılacağını düşündüğünü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da bu konunun hassasiyeti üzerinde durduğunu anlattı. Barroso, AB Komisyonu'nun, Türk işçilerin serbest dolaşımı konusunda bu öneriyi getirdiğini, ancak bir ayırımcılığın veya özel statünün söz konusu olmadığını, bazı üye ülkelerde ve kamuoylarında endişenin çok fazla olduğunu, başka üye ülkelere de kalıcı derogasyon uygulandığını söyledi. Barroso, AB Komisyonu'nun, Türkiye'ye derogasyonlar konusunun fazla kapsamlı tutulmamasından yana görüş bildirdiğini de ifade etti.

"Soykırım koşulu doğru değil"

Barroso, müzakere için Ermeni soykırımı gibi siyasi koşullar öne sürmenin doğru olmadığını vurguladı. Barroso, terörle mücadele konusunda da AB'nin yeni fikirler oluşturduğunu ve bunların AB liderlerin görüşüne sunulacağını ifade etti. (AB-Haber)

YENIDUZEN 17/12/04

 

TC Başbakanı Erdoğan:

“Belki bir gün Kuzey Kıbrıs’ta Papadopulos’la bir barış kahvesi içeriz”


TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk gazetelerinin Brüksel'de bulunan köşe yazarlarıyla bir sohbet toplantısı yaparak, önemli mesajlar verdi.
Erdoğan “Belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs'a gideriz, Papadapulos'u da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış yemeği yeriz” dedi.

 ''Kıbrıs konusunu AB müzakere süreci içerisinde görüşebiliriz'' diyen Erdoğan, konunun daha ziyade gümrük birliği ek protokolü ile ilgili olduğuna dikkat çekti.
 Başbakan, ''Zirve sonucunu bu akşamki (dün akşamki) yemekten sonra öğrenebilecek

Erdoğan, ''Belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs'a gideriz, Papadapulos'u da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış yemeği yeriz'' dedi.


Gül: “Dolaylı ya da doğrudan tanıma söz konusu değil”

 

TC Dışişleri bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı olarak tanınmasının sözkonusu olmadığını belirtti.
Gül'ün açıklaması, AB liderlerinin Brüksel'deki kritik çalışma yemeği devam ederken geldi.
 Yemekten önce konuşan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, 25 üye devlet liderinin Türkiye ile müzakerelere başlanmasını kabul edeceğine inandığını söylemişti. “Müzakereler asla kolay olmaz” diyen Schröder, müzakerelerin 2005 yılı içinde başlamasını umduğunu belirtti.
YENIDUZEN 17/12/04

 

AB zirvesinde uzlaşma sağlandı

 

Brüksel’deki AB zirvesinde kriz yaratan Kıbrıs konusunda uzlaşma sağlandı. AB Komisyonu ve Türkiye, taslak metin üzerinde anlaştı.

 

 

 

 

 

Brüksel
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

 

 

 

17 Aralık 2004—  Buna göre Kıbrıs paragrafında, “AB Dönem Başkanı Türkiye’nin 3 Ekim’den önce Ankara anlaşmasının yeni 10 üyeye uyarlama niyetini not etmektedir” deniyor.

 

Tarihi 17 Aralık zirvesinin ikinci gününde, yapılan çetin pazarlıklar sonucunda AB Komisyonu ve Türkiye arasında uzlaşma sağlandı. Söz konusu taslak metinde, Türkiye’nin restine neden olan müzakerelerden önce Ankara Anlaşması’nın 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalaması ya da parafe edilmesi şartı değiştirilerek, “Türkiye’nin 3 Ekim’den önce Ankara anlaşmasının yeni 10 üyeye uyarlama niyetini not etmektedir” ifadesine dönüştürüldü.

Ayrıca sınır komşuları ile ilgili muğlak ifadeler de değiştirilerek, aday ülkenin yalnızca üye ülkelerle sınır problemlerini çözmesi gerektiği vurgulandı.
       Daimi derogasyonlar konusunda ise, AB Komisyonu’nun müzakereler esnasında yapacağı tespitler doğrultusunda önerilerde bulunacağı belirtildi.
       
MÜZAKERELER ASKIYA ALINABİLİR
       Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli derecede yerine getirdiği vurgulanan taslak metninde, “Aday ülkenin özgürlük demokrasi, insan hakları temel özgürlüklerve hukuka bağlılık ilkelerinden sapması durumunda AB Komisyonu kendi inisiyatifiyle ya da üye ülkelerinin üçte birinin talebiyle müzakereleri askıya alabilir” deniyor. Ancak müzakerelerin askıya alınması için AB Konseyi’nin bu kararı nitelikli çoğunlukla onaylaması şartı bulunuyor.
       Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise, Türkiye’nin aday ülkelere bağlanması için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı.
       
PAZARLIK SÜRECİ
       Uzlaşmaya giden pazarlık süreci şöyle işledi: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, müzakeler başlamadan önce Ankara Protokolünün imzalanması talebine tepki olarak zirve bitmeden Türkiye’ye dönebileceğinin duyurulması AB liderlerini harekete geçirdi. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Erdoğan’la bir araya gelerek Brüksel’den ayrılmaması konusunda ikna etti.
       Erdoğan da Türkiye’nin, Ankara Anlaşması’nın 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalaması ya da parafe edilmesi şartını kabul edemeyeceğini ancak sözlü taahhütte bulunabileceğini bildirdi.

AB dönem başkanı Hollanda’nın Başbakanı, önce Rum tarafıyla ardından da Tony Blair’le bir araya geldi. Bu görüşmelerden sonra, Balkenende ve Erdoğan ikinci kez bir araya gelerek, sözlü taahhüt konusunda uzlaşmaya vardı.

Türk heyeti, AB çalışma yemeğinin ardından Türkiye’ye verilen, net ve tam üyelik perspektifi içeren müzakere tarihini olumlu bulmakla birlikte, ulaşan son taslağı genel olarak ‘hayal kırıklığı’ olarak nitelemişti.
       Erdoğan’ın Balkanende ile önceki gece yaptığı görüşmenin gergin geçtiği ve Erdoğan’ın Hollanda Başbakanı’na, “600 bin Rumu 70 milyon Türk’e tercih ettiniz. Demek ki size hiçbir şey anlatamamışız” gibi sert ifadeler kullandığı kaydedilmişti.

 

Annan: Yeni girişim için taraflar hazır olmalı

 

Brüksel’deki AB zirvesine katılan BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ta, ancak taraflar hazır olduktan sonra yeni bir girişim başlatabileceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

17 Aralık 2004—  Öte yandan, Washington’daki diplomatik gözlemciler, Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’a, Kıbrıs’ta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması çağrısında bulunmasının beklendiğini belirtiyor.

 

Brüksel’de AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkanende ve Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ta tarafların geleceğe yönelik olarak nasıl bir adım atacakları konusunda karar vermeleri gerektiğini bildirdi. Şu aşamada Kıbrıs müzakerelerini yeniden başlatma planı olmadığını belirten Annan, tarafların, geçmişte ne olduğunu düşünmeleri ve nereye ilerlemek istediklerine karar vermelerinin önenime dikkat çekti.
       
‘GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUM’
       Kofi Annan, “Kıbrıs’ta taraflar adım atmaya karar verdiklerinde BM olarak gerekli yardımı yapmaya hazır olduklarını” söyledi. Annan, bütün tarafların çıkarına olacak, bir çözüm bulunacağı ve Kıbrıs’ın ileride AB’nin önüne bir sorun olarak çıkmayacağı konusunda umutlu olduğunu kaydetti.
       “Şimdiye kadar sorunun çözümlenmiş olmasını ve Kıbrıs’ın birleşik olarak AB üyesi olmasını isterdik” diyen Annan, Kıbrıs’la ilgili gelişmeleri yakından takip ettiğini sözlerine ekledi.
       Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Brüksel öncesinde dün Washington’daydı. Annan, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve onun yerini alması beklenen şimdiki Ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice ile görüştü.
       
‘AB, YENİ GİRİŞİM ÇAĞRISI YAPACAK’
       Konu ağırlıkla Irak’taki seçimlerdi ve Kıbrıs meselesinin görüşmelerde ele alındığına ilişkin bir açıklama yapılmadı. Ancak Washington’daki gözlemciler, özellikle İngiltere’nin önderliğinde Avrupa Birliği’nin Annan’a, Kıbrıs’ta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması çağrısında bulunmasının beklendiğini belirtti. Bu gerçekleşirse Şubat’taki KKTC parlamento seçimleri sonrasında ilgili taraflar arasında öngörüşmeler başlatılması planlanıyor. Gözlemcilere göre, müzakerelerin yine Annan planı çerçevesinde başlaması, ancak Rumların plana itirazlarının da görüşülmesi bekleniyor. Bu şekilde, Kıbrıs meselesinin, Türkiye ile müzakerelerin başlaması için ortaya atılan 3 Ekim 2005’ten önce çözülmesi hedef olarak gosteriliyor. Gözlemcilere göre, bu defa itici güç olarak önderliğin, geçen seferki gibi ABD’den değil, AB’den gelmesi bekleniyor.
       

Rumlar yazılı taahhüt istiyor

 

Rum Yönetimi, Başbakan Erdoğan’ın müzakerelerin başlayacağı Ekim 2005’e kadar Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma konusunda sözlu taahhüdünü yeterli bulmadı.

 

Brüksel
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

17 Aralık 2004 — Öte yandan AB-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda sözlü güvence vermesinin yeterli olduğunu belirterek, Türkiye’den bir yıl içersinde ikinci kez taviz beklenmesinin doğru olmadığını söyledi.

 Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye’nin gümrük birliği anlaşmasına AB’nin 10 yeni üyesini dahil edeceğini taahhüt ettiğine dair açıklamayı sözlü biçimde kabul etmeyeceği bildirildi.
       Rum kaynaklar, Rum Yönetimi’nin, Başbakan Erdoğan’ın bu taahhüdü yazılı olarak AB’ye sunmasında ısrarlı olduklarını belirttiler.
       
‘AB RUMLARI İKNAYA ÇALIŞIYOR’
       Öte yandan AB-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda sözlü güvence vermesinin yeterli olduğunu belirterek, Türkiye’den bir yıl içersinde ikinci kez taviz beklenmesinin doğru olmadığını söyledi.

Lagendijk, NTV’ye yaptığı açıklamada Rumların referandumda çözüme ‘hayır’ demesinin ardından AB içersinde çok da popüler olmadığını kaydetti. Eşbaşkan, AB’nin Rum Kesimi liderine, “Türkiye’yle mutabakatın Rum Kesimi’nin isteklerinden daha önemli olduğunu” söylediğini belirtti.
       Lagendijk, Türkiye’nin sözlü taahahütünü kabul etmesi için Rum Kesimi’nin ikna edilmeye çalışıldığını kaydetti.
       
RUM BASININDA ZAFER HAVASI
       Rum Kesimi’ndeki gazeteler de, Türkiye’nin tam üyelik güvencesi bile olmaksızın alacağı müzakere tarihine karşılık “çok katı” bir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma şartıyla karşı karşıya kaldığını yazdı.
       Rum gazetelerinin manşetlerinde, “Türkiye’ye dikenli, kuyruklu evet, “Erdoğan tarih alıyor, bize protokolle tanıma veriyor”, ”Kıbrıs açısından onurlu uzlaşı”, “Kıbrıs’ın tanınmasına karşılık tarih veriyorlar” ifadeleri dikkat çekti.

 

Denktaş: Hangi Kıbrıs tanınacak?

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni garanti ettiğini ve tanıdığını” belirterek, Türkiye’den Kıbrıs’ın tanınmasına ilişkin talepler hakkında, “Bütün mesele hangi Kıbrıs’ı tanıyacak” dedi.

 

NTV-MSNBC

 

 

17 Aralık 2004 — Rauf Denktaş, Rum kesiminin Türkiye’den tanınma konusunda daha önce yazılı taahhüt istediğini, şimdi ise sözlü taahhüde razı göründüğünü kaydetti.

Denktaş, Türkiye’nin Rum devletini tanımasının, Rum tarafının yaptığı tüm cinayetleri, adaya işgalci olarak gelmesini ve Kıbrıs Türklerine yapılan mezalimi uygun gördüğünü kabul etmesi olduğunu ifade ederek, “Tabiatıyla bu kabul edilmez” dedi.
       Rauf Denktaş, Annan planının yeniden masaya getirilmesinin de kabul edilemeyeceğini vurguladı. Direnişlerinin haksızlığa karşı isyanşeklinde devam edeceğini dile getiren Denktaş, AB’nin terör uygulayan bir idareyi taçlandırdığını söyledi. Denktaş, bu haksızlığa Kıbrıs Türkünün boyun eğmeyeceğini ifade etti.

 

KKTC, 20 şubatta erken seçime gidiyor


17 Aralık, 2004 16:58:00 (TSİ)CNN TURK

 

KKTC'de erken genel seçimin, 20 şubat 2005'te yapılması kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve mecliste grubu bulunan siyasi parti liderleriyle yaptığı toplantıda, erken seçimin 20 Şubat'ta yapılması yönünde anlaşmaya varıldı.

”Barış istemeyenin Rum tarafı olduğu dünyaya anlatılmalı”

''Çetin bir devreye girildiğini'' ifade eden Denktaş, parti çıkarlarının bir yana bırakılarak, ''sağlam durulmasını'' istedi.

''Türkiye'nin bizi feda etmeyeceği bilinci içinde hareket etmeliyiz'' diyen Denktaş, Kıbrıs'ta uzlaşma ve barış istemeyenin Rum tarafı olduğunun, hep bir ağızdan dünyaya anlatılması gerektiğini kaydetti.

”Rumların kabadayılığı sökmez"
Rumların kabadayılık yapmaya hakları olmadığını kaydeden Denktaş, ''başkalarının koltuğu altına girerek, bize ve Türkiye'ye karşı kabadayılıkları sökmez'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 20 aralık pazartesi günü Türkiye'ye gelecek.

 

Taraflar uzlaşırsa Annan hazır

 

Annan'dan 'Kıbrıs'ta devreye girmeye hazırım' mesajı



17 Aralık, 2004 14:02:00 (TSİ)CNN TURK

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kendi iyi niyet misyonunu yerine getirmeye hazır olduğunu, ancak öncelikle tarafların karar vermesi gerektiğini söyledi.

Brüksel’de AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile bir basın toplantısına katılan Annan, “taraflar ileriye dönük iyi niyet beyanında bulunurlarsa, ben de kendi iyiniyet misyonum doğrultusunda davranırım. Ancak öncelikle tarafların nereye gidecekleri konusunda kararlarını vermesi gerekiyor” dedi.

Kıbrıs konusunda çok zor bir aşamada bulunulduğunu belirten Kofi Annan, gelecekte AB görüşmelerinde Kıbrıs konusunun bir sorun olarak tartışılmamasını ümit ettiğini söyledi.

 

Rumlar 'sözlü taahhüt'e mecbur kaldı


17 Aralık, 2004 16:37:00 (TSİ)CNN TURK

 

AB kaynakları, Rumların, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili 'sözlü taahhüt' şartını kabul etmeye mecbur kaldığını belirtti.

İki günlük görüşme maratonunun ardından Türkiye ile AB arasında müzakere koşulları konusunda anlaşma sağlandı.

AB kaynakları, çetin pazarlıkları şöyle özetledi:

Kıbrıs

Türkiye, Kıbrıs paragrafını parafe etmek yerine sözlü taahhütte bulunacak. Bu hususa başlangıçta karşı çıkan Kıbrıs Rum kesimi, yoğun baskı sonucu öneriyi kabule mecbur kaldı.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye'nin iyi niyet beyanı olarak açıklayacağı bu taahüt, sonuç bildirisinde yer alacak.

Derogasyonlar

AB, bu konuda son taslakta yer alan kalıcı ifadesini kaldırdı. Bu gelişmenin Türk tarafınca memnuniyetle karşılandığı bildiriliyor.

Alternatif müzakere hedefi

En önemli unsurlardan birini oluşturanbu maddede yapılan değişiklikle tam üyelik müzakerelerinin ancak Türkiye'nin tam üyelikten vazgeçmesi halinde kesileceği hükmü getirildi.

İnisiyatifi Türkiye'ye bırakan bu maddenin olumlu karşılandığı belirtiliyor.

Bu arada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmeler sırasında AB'li muhataplarına herhangi bir belgeye imza atmasının söz konusu olmayacağını söylediği ifade edildi.

 

Brüksel'de mutlu son


17 Aralık, 2004 17:49:00 (TSİ)CNN TURK

Brüksel'de dün başlayan AB zirvesi uzun pazarlıklar sonucunda uzlaşmayla sona erdi.

AB üyesi ve AB'ye aday ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının yer aldığı aile fotoğrafı çekildi. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende, aday ülkeler Türkiye, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan'ın temsilcilerinin bilgilendirileceği toplantıya geçecek.

Hollanda, aday ülkeleri bilgilendirdikten sonra basın toplantısı düzenleyerek, zirve hakkında gazetecilere açıklamada bulunacak.

Ortak bildirinin son ve resmi şeklinin basına dağıtılması bekleniyor. Başbakan Erdoğan da kaldığı Conrad Oteli'nde bir basın toplantısı yapacak.

Türkiye istediğini aldı

Türkiye ile yapılacak müzakerelerin çerçevesi şu şekilde olacak:

·  Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak

·  Hedef tam üyelik

·  Müzakerelerin ucu açık olacak

·  Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki sözlü güvencesi yeterli olacak

·  Müzakereler sadece 'Kopenhag kriterleri' çerçevesinde netleştirilecek

·  'Kalıcı kısıtlama' ifadesi, 'gerektiğinde kısıtlama getirilebilecek' şeklinde değiştirilecek

·  Müzakereler kesildiği taktirde, Türkiye'nin birliğe 'sıkı bağlarla bağlanması' kararı Türkiye'ye bırakıldı

Sonuç bildirisinde Türkiye'nin teyidi

Sonuç bildirisinde yer alacak ifadelerden biri de Türkiye'nin protokolü imzalayacağına dair teyidi. Bildiride 'müzakereler başlamadan önce ve gerekli uyum çalışmalarının tamamlanmasından sonra Türk hükümeti protokolü imzalayacağını teyit eder" ifadesine yer verilecek.

Nihai metinde, Türkiye'nin 3 ekim 2005 öncesi birliğe yeni katılan 10 ülkeyle protokol imzalanmasından memnuniyet duyacağı da belirtilecek.

Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın AB'nin 10 yeni üyesini kapsamasını sağlamaya hazır olduğuna ilişkin vaadinin, sonuç bildirisinin 19'uncu paragrafına tırnak içinde ekleneceği kaydediliyor.

Schröder: "Protokolün tanınması tanıma anlamına gelmez"

Toplantı sonrasında 'Kıbrıs' ile ilgili soruları yanıtlayan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, "Türkiyenin genişleme protokolünü imzalaması Kıbrıs'ı tanıyacağı anlamına gelmez" dedi.

Schröder, üye ülkelerin büyük bölümünün Ankara anlaşmasına imza atılmasının Kıbrıs'ın tanınacağı anlamına gelmeyeceği konusunda hemfikir olduklarını da belirtti.

Toplantıların yoğun tartışma konusu Kıbrıs oldu

Dün saat 20.00 sıralarında Belçika'nın başkenti Brüksel'de çalışma yemeğiyle birlikte başlayan AB zirvesinde en çok tartışılan konu 'Kıbrıs' oldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Kıbrıs' konusunda 'milli çıkarlar'a ters düşen hiçbir anlaşmaya imza atmayacakları mesajını vermişti.

Sabah saatlerinde de devam eden Kıbrıs pazarlıkları saat 16.00 itabariyle, AB ile Türkiye'nin müzakereler üzerinde anlaşmaya varmasıyla çözülmüş oldu.

 

Ankara Anlaşması nedir?

 

AB'nin Kıbrıs talebini dayandırdığı anlaşmanın kapsamı



17 Aralık, 2004 11:42:00 (TSİ)CNN TURK

Türkiye ile müzakerelerin 3 ekim 2005'te başlamasını öneren Avrupa Birliği, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nın ek protokolünü 10 yeni AB üyesini de içine alacak şekilde imzalamasını şart koşuyor.

Bu protokolün imzalanması AB’nin yeni üyelerinden Güney Kıbrıs'ın dolaylı da olsa tanınması anlamına gelecek. Peki, Ankara Anlaşması nedir?

12 eylül 1963'te Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile imzalanan Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki temelini oluşturuyor. Anlaşmanın amaçları şöyle sıralanıyor:

·  Türk ekonomisi ve Avrupa Topluluğu (AT) üyesi devletler ekonomileri arasındaki açığı kapatmak

·  Türk halkı ile AT üyesi ülke vatandaşları arasında sıkı bağlar kurmak

·  Türk halkının yaşam seviyesinin yükseltilmesi çabasına destek vermek suretiyle Türkiye’nin ileride topluluğa ‘tam üye’ olmasını kolaylaştırmak

Bir ‘son kullanma tarihi’ bulunmayan Ankara Anlaşması, Türkiye-AB ilişkilerinin anayasası niteliğini taşıyor.

Ankara Anlaşması’na göre Türkiye, AB'yi bir bütün olarak kabul ediyor. Müzakerelerde seçicilik hakkı olmayıp, bütün üyelerle eşit şekilde müzakere etmesi ilkesi öngörülüyor.

Örneğin, anlaşmanın dokuzuncu maddesi taraflar arasında uyrukluk dolayısıyla uygulanabilecek her türlü ayrımı yasaklıyor.

21’inci maddesi ise, üçüncü memleketlerin ileride AT’ye katılmaları veya ortak olmaları halinde karşılıklı çıkarlarının korunmasını sağlamaya elverişli bir danışma usulünü hazırlama konusunda yükümlü kılınıyor.

İşte bu iki maddeden yola çıkılarak, anlaşmanın kapsamının genişletilmesi, Güney Kıbrıs'ın dolaylı da olsa tanınması gerektiği sonucunu doğuruyor.