|
|
|
|
||
|
|
|
11 Aralık 2004 Papadopulos, Türkiyenin Rum Kesimini
tanıması gerektiğini bir kez daha yineledi. |
|
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos,
Lefkoşada yaptığı konuşmada, Karar, 17
Aralıkta devlet ve hükümet başkanlarının
tavırları temel alınarak son dakikada verilecek dedi.
Rum lideri, Türkiyenin müzakere tarihi
almasına ilişkin olarak, Türkiye ile müzakerelerin
başlaması, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm
getirilmesi fırsatı ve olasılığına da
katkıda bulunacaktır ifadesini kullandı.
Ankaranın Kıbrıs Rum Kesimini
tanıması gerektiğini yineleyen Papadopulos, Türkiyenin, ABnin
10 yeni üyesini 1963te imzalanan ortaklık anlaşmasına
katması, yükümlülüğüdür diye konuştu.
|
|
|
|||
|
|
|
11 Aralık 2004 Başbakan Talat, Kıbrısın AB
gündeminin arasına girmesini doğru bulmadığını
söyledi. |
|
Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun, tarihinde
bu kadar fazla dünya meseleleriyle ilişkili hale gelmediğine
işaret ederek, AB zirvesinin bildiri taslağında sürekli
değişiklikler yapıldığını, hepsinde de
Kıbrısla ilgili birtakım öngörülerin yer
aldığını kaydetti.
Kıbrıs sorununu, dünyada bu kadar
tartıştıran süreçlerin bugüne kadar
olmadığını ifade eden Başbakan Talat,
Kıbrıs sorunu, Avrupa Birliği değil Birleşmiş
Milletler sürecidir. Ama buna rağmen, bir başka dünyaya, AB
dünyasına Kıbrıs sorunu girdi. Tabi Kıbrıs ABnin
parçasıdır ama Kıbrıs sorunu BMnin bir süreciydi ve öyle
olmalıydı dedi.
Kıbrıs Rum kesimi son dakikayı bekliyor
11 Aralık, 2004 23:56:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tassos Papadopulos, 17
aralıkta Brüksel'de yapılacak AB zirvesinde, Türkiye'ye müzakere
tarihi verilmesini onaylayıp onaylamayacaklarının son dakikada
belli olacağını söyledi.
Papadopulos, Lefkoşa'da partisinin toplantısında
yaptığı konuşmada, "karar, 17 aralıkta devlet ve
hükümet başkanlarının tavırları temel alınarak
son dakikada verilecek" dedi.
Rum lideri, Türkiye'nin müzakere tarihi almasına ilişkin olarak,
"Türkiye ile müzakerelerin başlaması, Kıbrıs sorununa
kalıcı bir çözüm getirilmesi fırsatı ve
olasılığına da katkıda bulunacaktır"
ifadesini kullandı.
"Tanıma
Türkiye'nin yükümlülüğü"
Ankara'nın Kıbrıs Rum kesimini tanıması
gerektiğini yineleyen Papadopulos, "Türkiye'nin, AB'nin 10 yeni
üyesini 1963'te imzalanan ortaklık anlaşmasına katması,
yükümlülüğüdür" diye konuştu.
Rumların
veto seferberliği
12/12/2004
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta 24 Nisan'daki çözüm referandumunda ret
cephesini oluşturan Rum gruplar, AB zirvesi öncesi Türkiye'nin Rum
Yönetimi'ni tanımaması halinde müzakerelerin veto edilmesi için
eyleme hazırlanıyor. 'Tüm Kıbrıs Vatandaş Hareketi'
girişimi, salı günü '17 Aralık 2004 Kararı-Veto Tercihtir'
sloganıyla bir miting düzenleyeceklerini açıkladı.
Girişimin başkanı Antis Hrisostomidis, hedeflerinin Türkiye'nin
Avrupa geleceğinin Kıbrıs'tan da geçtiği ve Güney
Kıbrıs ile AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi
durumunda Rum Yönetimi'nin veto kullanması gerektiği
mesajını vermek olduğunu belirtti. Hrisostomidis, Türkiye'yle
müzakerelere başlanmasına değil bunun 'açık çek'
şeklinde verilmesine karşı olduklarını söyledi.
Mitingde, Rum lider Tasos Papadopulos'un partisi DİKO Asbaşkanı
Nikos Kleanthus da konuşacak.
Kıbrıs için yine değişiklik yok
Avrupa Birliği dönem
başkanlığını üstlenen Hollanda'nın, Brüksel'de
düzenlenecek 17 Aralık zirvesine sunacağı sonuç bildirgesinin
dördüncü taslağı da açıklık kazandı.
Yarın, AB
dışişleri bakanlarını bir araya getirecek genel
işler konsey toplantısında ele alınacak dördüncü taslak
metinde çok küçük değişiklikler yapıldı.
Buna göre, müzakerelerin
askıya alınması konusunda "Avrupa Komisyonu'nun önerisi
veya üye ülkelerin üçte birinin girişimiyle gündeme gelebilir"
ifadesi taslakta yeniden yer aldı.
Bir önceki taslak metinde,
müzakerelerin askıya alınmasına ilişkin önerinin Avrupa
Komisyonu veya en az iki üye ülke tarafından gündeme getirilmesi
öngörülüyordu.
Türkiye'nin tepkisi ve
AB'nin ağır toplarından İngiltere, İspanya,
İtalya ve Almanya'nın müdahalesiyle metin, eski halini aldı.
İmtiyazlı
ortaklık yer almıyor
İmtiyazlı
ortaklığa yönelik olarak hiçbir öneri veya ibare yer almıyor.
Müzakerelerin ucu açık olacağına ilişkin ifade ise aynen
korunuyor.
Ege sorununun çözümüyle
ilgili olarak da yine Lahey Adalet Divanı'na işaret ediliyor.
Kıbrıs için
değişiklik yok
Kıbrıs
paragrafında ise herhangi bir değişiklik yok.
Dışişleri bakanlarının görüşmelerinin
ardından AB devlet ve hükümet başkanları metne son şeklini
verecek.
Rum
basınının yazdıkları
Rum yönetimi,
"Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin normalleşmesi"
temel talebine bir grup AB üyesi ülkeden destek arayışına girdi.
Fileleftheros gazetesi,
"AB'de Lobi Aranıyor...Fransa ve Avusturya, Tanınma Konusundaki
Kıbrıs Tezlerini Destekliyor...Hollanda Dönem
Başkanlığı 4. Taslağı Sundu..."
başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde Rum
yönetiminin, "Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin
normalleşmesi" şeklinde belirlediği temel talebine AB üyesi
ülkelerden destek aramakta olduğunu, Fransa ile Avusturya'nın,
önümüzdeki hafta Brüksel'de gerçekleştirilecek olan zirveden 24 saat önce
inisiyatif üstlenmelerinin beklendiğini bildirdi.
Gazete, edindiği
bilgilere dayanarak önümüzdeki pazartesi günkü Fransa Devlet Başkanı
Jaques Chirac'ın, Avrupa Konseyi başkanlığını
yürütmekte olan Hollanda'nın başbakanı Ian Petre Balkenende ile
görüşmesinin bu yönde anahtar görüşme addedildiğini yazdı,
haberini şöyle sürdürdü:
"En azından
dışişleri bakanı Yorgo Yakovu'nun Fransız dengi Misiel
Barnie'yle önceki gün Paris'te gerçekleştirdiği görüşmeden
çıkan sonuç buydu. Lefkoşa, sürekli sıkı temas içinde
bulunduğu Atina'nın da desteğini alarak, daha çok tezlerine
destek lobisi şekillendirmeye çalışıyor. Başkan
Papadopulos'un perde gerisindeki oyunun veto kullanıp kullanmamakla
değil, üyelik müzakerelerine başlama tarihinin belirlenmesi için
Türkiye'ye koşulacak şartlarla ilgili olduğu şeklindeki
önceki günkü açıklamasından da bu anlaşılıyor.
Lefkoşa, kendi şartlarını da bu şartlar içine koymaya
çalışıyor.
Bu arada dönem
başkanı Hollanda, önceki gün 4. revize karar taslağını
sundu. Bu taslak Kıbrıs'la ilgili herhangi bir değişiklik
içermiyor. Güvenlik sübapları konusunda; üye ülkelerin 1/3
çoğunluğuyla Türkiye'nin üyelik müzakerelerini kesme talebinde
bulunma olanağı tanıyan madde yeniden gündeme geliyor. Bu hakka
komisyon da sahiptir.
AB'de istenen, Türkiye için
veto kullanılması değil, alınacak karara eşlik edecek
olan şartlardır. Diplomatik kaynaklar topun, şartları kabul
veya reddetmesi istenecek olan Ankara'nın ayağında olacağını
düşünüyorlar. Daha çok, kendisinin ön şartları veto etmesi
isteniyor.
Avrupa'da hiç kimsenin
vetodan bahsettiğini duymadığını söyleyen Başkan
Papadopulos da bu görüntüyü veriyor. Papadopulos, 'Konuştukları, üye
olabilmesi için Türkiye'ye koyacakları şartlardır' diyerek,
gerek AB'deki çalışmaların niteliği gerek kendi niyetine
ilişkin işaret verdi.
Antenna TV tarafından
yayımlanan ve katılanların % 70'inin veto
kullanılmasından yana olduğunu gösteren anketi yorumlaması
istenen Papadopulos, AB'de konuşulanın bu
olmadığını söyledi.
Halkın büyük
çoğunluğunun, dış politikadaki icraatlarından memnun
olduğu sonucunu da yorumlaması istenen Papadopulos, 'Halkın
çıkarına olduğuna kanaat getirdiğimiz şeyleri yapmak
görevimizdir' dedi.
Lefkoşa'nın,
zirve toplantısı öncesinde tonları düşük tutuyor
göründüğünü dışişleri bakanı Yorgo Yakovu da
doğruladı. BBC'ye göre Lefkoşa, Yakovu'nun
açıklamaları ile şarabına su katıyor. Yakovu, 17
Aralık AB zirvesi kararlarında Ankara tarafından doğrudan
diplomatik tanınma talebini ve karşılıklı diplomatik
tanıma sonucuna varacak olan, Türk-Kıbrıs ilişkilerinin
aşamalı olarak normalleştirilmesine başlanması
gereğinin kaydedilmesi nedenlerini izah ederken farklı-yakın
geçmişe oranla çok daha ılımlı- bir dil kullandı.
BBC'ye göre
Kıbrıs siyasi liderliğinin zirve toplantısına yönelik
talepleri konusunda düşük tonlara geçişi, karar metnine (18.
paragraf) Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinin aşamalı olarak
normalleşme prosedürünün genel bir betimlenmesini kaydettirmeyi
hedefliyor.
Bu arada Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis, ABD'nin AB alanındaki hareketlerine ilişkin
soruyu yanıtlarken, Birleşik Devletler'in politikasının,
Türkiye'nin AB sürecine tam destek vermek olduğunun bilindiğini,
ancak AB nihai kararlarındaki etkisinin ne olacağının AB
üye ülke başkanlarının konusu olduğunu, bütün olguları
değerlendirecek ve üye bile olmayan bir üçüncü ülkenin müdahalelerinden ve
hatta baskılarından bağımsız olarak karar verecek
olanların üye ülke liderleri olduğunu söyledi."
Fileleftheros gazetesi,
"Barroso Telkini, Erdoğan Reddi-Türk Başbakan,
Kıbrıs'ı Dolaylı Tanımayı Dahi Reddediyor"
başlıklı haberinde, "Avrupa Komisyonu yeni
başkanı Jose Manuel Barroso'nun Türk Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'dan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını
isteyerek yaptığı müdahale boşa çıktı. Türk
başbakanın yanıtı tamamen olumsuzdu. 16-17 Aralık'ta
25'lerin masasına kaçınılmaz olarak konulacak olan
baskılara ve uzlaşı formüllerine yetişmek (engellemek) için
Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki tavrını daha da sertleştirme
meylini ortaya koyuyordu" ifadesini kullandı.
Politis,
"Kıbrıs-Türkiye-AB: Dönem
Başkanlığı'nın Formülü Belirsiz"
başlıklı haberinde, Hollanda dönem
başkanlığının "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin Türkiye tarafından tanınması konusuna
çıkış sağlayacak olan formülünün belirsiz olduğunu,
Türkiye'nin kesinlikle hiçbir şey kabul etmediğini ve karar
taslağına 11 reddini resmi olarak da sunduğunu yazdı.
Gazete Brüksel'in, dönem
başkanı Hollanda'nın önderliğinde, Türkiye'nin 17
Aralık'ta, Ankara Anlaşması'nın 10 yeni üyeyi de kapsayacak
şekilde genişletilmesi protokolünü imzalayacağı konusunda
açık taahhüt içeren bir beyanda bulunması yönünde çaba harcamakta
olduğunu ancak, protokolün zirve öncesinde imzalanması
çabasının, Ankara'nın reddetmesi nedeniyle
başarısızlığa uğradığını,
Ankara'nın; Rum yönetiminin talep etmekte olduğu, ilişkilerin
normalleştirilmesini ileri götürme ihtimalini bile
tartışmadığını yazdı.
Gazete, Rum taleplerinin
önceki gün, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu ile Franız
dengi Barnie arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşmede ele
alındığını, bu görüşmede Fransa'nın, Güney
Kıbrıs'ı -ihtilaflı konularda yaşanması beklenen
genel gelişmelere uygun olarak- desteklemek niyetinde olduğunun
ortaya çıktığını belirtti.
Haravgi gazetesi haberi,
"Formül Aranıyor-Hollanda Dönem Başkanlığı,
Kıbrıs'ı ve Türkiye'yi Tatmin Edecek Uzlaşı Önerisi
İçin Perde Gerisinde Yoğun Çaba Üstlendi"
başlığıyla manşete çıkardı. Gazete
Hollanda'nın; Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a yönelik
"yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesinin"
yarattığı sorunların aşılması için bütün
tarafları tatmin edecek uzlaşı formülü bulmak için son ana kadar
yoğun perde gerisi çaba harcayacağını yazdı.
Gazeteye göre 25 üye ülke
liderinin 16 Aralık'taki akşam yemeği, bu
çalışmaların doruk noktasını oluşturacak.
Hollanda dönem başkanlığının, çözüm
bulunacağı beklentisiyle masaya uzlaşı önerisi atması
olasılık dışı görülmüyor. Öte yandan Rum yönetimi, AB
zirvesinin nihai karar metnine ilişkin tezlerinde ısrar ediyor ve
"Türkiye'nin, yükümlülüklerini yerine getirmesi için son ana kadar
savaşacağının" altını çiziyor.
Gazete, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki günkü açıklamasında;
Rum halkının hak ve çıkarlarına uygun olduğuna kanaat
getirdiği her şeyi yapacağını söylediğini
yazdı.
Simerini gazetesi,
"Tanınma Konusuna Dönüş-Papadopulos ve Yakovu'dan
Şaşırtıcı Açıklamalar"
başlığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu'nun, şaşırtıcı açıklamalar
yaptığını yazdı.
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, Rum yönetiminin talepleri konusunda
"şarabına su kattığı" izlenimini veren bir
demeciyle şaşırttığını yazan gazete,
Papadopulos'un "Hiçbir Avrupa ülkesi veto kollanmaktan bahsetmiyor. AB'ye
üye olması için Türkiye'ye getirilecek şartlar konuşuluyor"
dediğini belirtti.
Gazeteye göre
Papadopulos'un bu açıklaması ve Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu'nun dile getirmiş göründüğü,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması birinci öncelik
değildir" ifadesi, iki Rum yetkilinin Hollanda dönem
başkanlığının yürütmekte olduğu tanıma
konusuna uzlaşı formülü bulunmasına yönelik yoğun perde
gerisi çabalarla birlikte gidiyor görünüyor.
Haravgi gazetesi,
"Atina-Lefkoşa Sıkı İşbirliği"
başlıklı haberinde, Yunanistan hükümeti sözcü
Yardımcısı Evangelos Andonaros'un, 17 Aralık zirve
toplantısı ışığı altında Rum ve Yunan
hükümetleri tarafından ortak bir çizgi bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine; iki hükümet
arasında her zaman var olan sıkı işbirliğinin devam
etmekte olduğunu söylediğini yazdı.
Gazeteye göre Andonaros,
"17 Aralık ışığı altında, şu anda
müzakerelerin son aşamasında bulunuyoruz. Bu aşamada, Atina ve
Lefkoşa hükümetleri arasında her zaman var olan sıkı
işbirliğinin devam etmesi doğaldır" dedi.
Haravgi gazetesi,
"AB'nin Davetiyle Zirveye Annan da Katılacak"
başlıklı haberinde, AB'ın, 17 Aralık'taki zirve
toplantısına BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı da davet
ettiğini, bu davetin Annan'ın genel sekreterlikten istifaya
zorlandığı bir zamanda yapıldığına dikkat
çekti.
Gazete, Hollanda dönem
başkanlığının, Annan'ın davet edildiğini
doğruladığını ancak bu davetin siyasi
mesajını yorumlamaktan kaçındığını
yazdı.
KIBRIS 12/12/04
Rum basını: Görüşmeler 2005 yazında
başlıyor
Kıbrıs
konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından gelecek yaz
aylarında yeni girişim başlatılacağı tahmin
ediliyor.
POLİTİS,
Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
gelecek yaz aylarında yeni girişim
başlatılacağına haberlerini dün de sürdürdü.
Gazete, Evet ve Hayırla Yakıcı Bir Yaz
Yabancılar İki Referandumla Yeni Girişim Hazırlıyor
Annan Üç Aylık İyiniyet misyonu Açıklayacak başlık ve
spotlarıyla manşetten verdiği haberinde, yeni girişime
ilişkin yoğun kulis faaliyetlerinin ilerletildiğini ve AKELin
talep ettiği değişiklikler temelinde kısa müzakere
sürecinin anahtar teşkil ettiğini yazdı.
Gazeteye göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan gelecek
yıl yaz aylarında üç aylık bir iyiniyet misyonu teklifinde
bulunmayı açıklamayı planlıyor. Annan, çözüm bulma
süresinin kısıtlı olduğuna da dikkat çekecek.
Gazeteye göre, yaz aylarında sunulacak yeni plan
annan 5 planının bir devamı olacak ve AKELin istediği
değişikliklerin ve çözümün ekonomik yönünün müzakere edilmesine
olanak sağlayacak.
Gazete, ABD, İngiltere, AB ve Türkiyenin yeni çözüm
girişimine aktif şekilde katılacaklarını net
şekilde ortaya koyduklarını, Rum tarafının da perde
gerisi faaliyetlerden haberdar olduğunu, buna rağmen olayı
önemsiz göstermeye çalıştığını,
Yunanistanın ise yeni sürece olumlu bir ruhla katılmayı
reddetmeyeceğinin değerlendirildiğini savundu.
Gazete, diplomatik bir kaynağa atfen nihai paketin
onaylanması için hem Güney hem de Kuzeyde iki referandum
yapılacağını da yazdı.
Haberde, Kıbrıs Türk tarafının da
ikinci bir referanduma sıcak baktığı da ileri sürüldü.
Gazete, Türkiye Genel Kurmay Başkanı Hilmi
Özkökün, Kıbrıs konusunda ileriye gitmesi konusunda Başbakan
Erdoğana yeşil ışık yaktığını,
uluslararası faktörün ise bu konjonktürden yararlanmak istediğini,
hedefin ise Türkiye ABla müzakereleri başlatmadan önce Kıbrıs
sorununa çözüm bulmak olduğunu da ileri sürdü.
Haberde, katı tutumunu sürdüren Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulosun Avrupadaki durumu gördükten sonra
AKELin görüşlerine (güvenlik, TC kökenli vatandaşlar, çözümün
uygulanması ve çözümün ekonomik yönünü müzakere etme)
yaklaşacağı değerlendirmesi de yapılıyor.
Öte yandan MAHİ, Amerikan Koşullarında
Müzakereler başlıklı haberinde, ABD ve İngilterenin
Kıbrıs konusundaki müzakerelerin en erken zamanda
başlamasını istediklerini yazdı.
Gazete, bu ülkelerin müzakerelerin kendi
koşullarında başlamasını istediklerini, bu nedenle BM
Genel serketeri Kofi Annan nezdinde girişimlerini sürdürdüklerini de
kaydetti.
Gazeteye göre, Angola Amerikanlar, Annanın
hakemliğinin yine devam etmesini istiyor, Rum Yönetimi ise hiçbir
şekilde bunu kabul etmiyor.
Gazete, ABD ve İngilterenin buna paralel olarak Rum
Yönetimine baskını sürdürürken, diğer şeyler yanında
KKTCyle ticari ilişkilerin ileriye götürülmesi çağrısı
yapan Kıbrıs konusundaki Annan raporunun güvenlik Konseyi
tarafından onaylanmasına çalıştığını da
yazdı.
Gazete, Annanın Avrupa Birliği tarafından
16 ve 17 Aralıktaki zirveye davet edildiğine de dikkat çekti ve
bunun Kıbrıs konusuyla ilgisiz bir gelişme
sayılamayacağını vurguladı. (Rum basını)
YENIDUZEN 12/12/04
Türkiye
ile müzakerelerin başlayacağına inanıyorum
AB
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, 17 Aralık
zirvesinden yeni bir koşul olmadan Türkiye ile müzakerelerin başlama
kararının çıkacağına inandığını
söyledi.
Türkiyenin
266 sivil toplum örgütü Brüksele AB çıkarması yaptı.Ankara ve
İstanbuldan 3 uçakla gelen yaklaşık 500 kişilik Türk
heyeti, Brüksel Conrad Otelinde yapılan Türkiye Platformu
toplantısına katıldı.
TOBB
(Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ile İKVnın (İktisadi
Kalkınma Vakfı) öncülük ettiğini toplantıda, 17
Aralıktaki AB zirvesinde Türkiyeye şartsız müzakere verilmesi
gerektiği vurgulandı.
Türkiye
Platformu toplantısında ilk konuşmayı İKV Yönetim
Kurulu Başkanı Davut Ökütçü yaptı.
Türkiyenin
geleceğinin ABde olduğunu kaydeden Ökütçü, Biz, bize düşen
görevi gerçekleştirdik. Müzakerelere hazırız. Müzakerelerin
geciktirilmeden ve hiçbir ön koşul olmadan başlamasını
bekliyoruz dedi.
Türkiyeye
adil ve eşit muamele sözü verildiğimi hatırlatan İKV
Başkanı Ökütçü, ABnin işine geldiğinde tutumunu
değiştiremeyeceğini, bunun AB felsefesine aykırı olduğunu
vurguladı.
TOBB
Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu da
konuşmasında, Türkiyenin hem siyasi hem ekonomik geleceğini AB
ile entegrasyonda gördüklerini söyledi.
Türkiyenin
nihai hedefinin ABye tam üyelik olduğunu belirten
Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti: Bizim beklentimiz,
tam üyelik dışında özel ve genişletilmiş ortaklık
gibi alternatiflerin olmamasıdır. Türkiyenin Kopenhag kriterlerini
yeterli ölçüde yerine getirdiği AB İlerleme Raporunda belirtilmiştir. Türkiye ile üyelik
müzakereleri gecikmesizin 2005 yılında
başlatılmalıdır.
Türkiyeye
özel müzakere yöntemleri getirilmemelidir. Kıbrıs konusunun bir ön
koşul olarak gösterilerek üyelik müzakerelerinin geciktirilmesini kabul
edemeyiz. Türkiyenin ABya sağlayacağı katkı, ABnin
Türkiyeye sağlayacağı katkıdan az olmayacaktır.
Hisarcıklıoğlu,
daha sonra, sivil toplum örgütleri adına hazırlanan deklarasyonu
okudu.
Türkiye-AB
Karma İstişari Komitesi Eş Başkanı Jann Olsson da
konuşmasında sivil toplum örgütlerinin katılımcı
demokrasilerdeki önemine dikkat çekti. Olsson, 17 Aralıkta 2005
yılı için müzakere kararı alınması gerektiğine
inandığını ifade etti.
Avrupa
Parlamentosu eski başkanı Tatric Cox da konuşmasında, 1999
yılında ABnin Türkiyeye aday statüsü, 2002 yılındaki
Kopenhag Zirvesinde de müzakerelerin başlatılması sinyali
verdiği söyledi.
Türkiyeye
adil ve tarafız bir değerlendirme sözü verildiğini
hatırlatan Cox, Başbakan Erdoğanın son iki yılda
önemli adımlar attığını kaydetti. Cox şöyle
konuştu: 40 yıl konuşulan konular son 2 yılda
gerçekleşmiştir. Bu veriler adilce gözden geçirilmeli. Üyelik
müzakerelerin vakti gelmiştir. Ben umuyorum ki 17 Aralıkta
çoğunluk kararı bu yönde olacaktır. ABnin
kararı,
herhangi bir kişinin, herhangi bir grubun ve herhangi bir üye ülkenin
tekelinde değildir. 17 Aralıkta adil, tarafsız ve iyi niyetli
bir karar çıkmalıdır. Avrupalı Türk kavramının
hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Türkiyeye evet deme
zamanı gelmiştir.
Avrupa
Parlamentosu Başkan Yardımcısı Quadras Roca da 17
Aralıkta bazı ülkelerin Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasına karşı çıkabileceğini dile
getirdi.
Türkiyeye
karşı ayrımcı bir tutum olmadığını
kaydeden Roca, böyle büyük bir ülkenin katılımının bütçe
konusunda endişelere yol açtığını öne sürdü.
Avrupa
Komisyonunun hazırladığı raporun 16. maddesinde Türkiye
ile müzakerelere gecikmeden başlanılmasının yer
aldığını hatırlatan Roca, Türkiyenin bu maddeyi
dikkate alması gerektiğini vurguladı.
10
yıllık müzakere süresinin uzun olmadığını
belirten Roca, serbest dolaşım gibi kısıtlamaların, AB
Anayasasında yeri olmadığını kaydetti. Roca,
Türkiyenin bir ayrıma tabi tutulmasını kabul etmek
istemiyorum. Böyle bir ayrımcı tutum ikinci sınıf bir ortaklık
getirir. Bu durumda gerçek üyelik olmaz. Bu kabul edilemeyecek nokta dedi.
AB
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de
konuşmasında şunları söyledi: Sayın Coxun sözleri
alkışlarla kesildi. Sayın Erdoğan sevinmeli. Sayın Cox
iyi ki Türk değil. Aksi halde sayın Cox, Sayın Erdoğana
rakip bir politikacı olurdu. Belki önümüzdeki 10 yılda, Türkiyede
Avrupa Parlamentosuna aday olur. Umuyorum ki AB olumlu bir karar alarak
Türkiye ile 2005 yılındaki müzakereleri başlatma kararı
alacaktır. Yeni bir koşul olmadan müzakerelerin başlayacağına inanıyorum. Türkiye siyasi kriterleri
yeterince karşılamıştır. Dolayısıyla
komisyon müzakerelerin başlamasını tavsiye etmektedir (AA)
YENIDUZEN 12/12/04
Serdar Denktaş: Papadopulosun boyu veto etmeye yetmez
DP Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum Yönetiminin
Türkiyenin ABa üyelik müzakereleri için tarih almasını vetosu hakkında, Papadopulosun boyu veto
etmeye yetmez dedi.
Demokrat
Parti Dayanışma Gecesine
katılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmayacağını
yineledi.
DPden
verilen bilgiye göre, Serdar
Denktaş gecede yaptığı konuşmada, CTP-DP koalisyonunun
kuruluşundan bugüne gelmiş olduğu aşamayı anlatarak,
Verdiğimiz kararların doğru olduğunu süreç
ispatlamıştır dedi.
Serdar
Denktaş, Kıbrıs konusunda
konuşurken, 17 Aralıkta Türkiyenin tarih alacağına olan
inancını belirtti. Denktaş, Rum liderliğinin özellikle veto
edemeyeceğini, veto etmeye boyunun küçük olduğunu vurguladı.
Serdar
Denktaş konuşmasının devamında, toplumsal
uzlaşı ve çözüm yolunda her zaman olduğu gibi bundan sonra da
uğraşlarını artırarak sürdüreceklerini vurguladı.
Geceye
katılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, DPnin küçülüp
bittiğini söyleyenler var. Ben bu kalabalığı görünce bu
düşüncelerin doğru olmadığını anladım dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş konuşmasına devamla, CTP/BG-DP Koalisyon hükümetine
DPnin katılmasının yanlış olduğunu söyleyen bir
grubun olduğunu, bir başka grubun ise tam tersini DPnin hükümete katılmasının
toplumsal uzlaşıya katkı koyduğunu söylediğini anlatarak,
zamanın DPnin hükümet konusunda vermiş olduğu kararın
doğru olduğunu gösterdiğini söyledi.
Denktaş,
özellikle kendisinin tüm siyasi partilere eşit mesafede olduğunu
vurgulayarak, Anavatan Türkiyenin garantisi, iki kesimlilik ve devleti savunan
parti ve kuruluşlara yakın olmayı sürdüreceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş konuşmasının sonunda
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday
olmayacağını yineledi.
(TAK)
YENIDUZEN 12/12/04
Erdoğan: Kıbrısta adım atmayacağız
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Türkiyenin 17 Aralıkta yapılacak AB Zirvesine kadar
Kıbrıs konusunda bir adım atmayacağını bildirdi.
Başbakan Erdoğan, AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüştü.
Edinilen bilgiye göre, görüşmede Barroso ile
Erdoğan, 17 Aralık zirvesi öncesinde Türkiyenin konumu ile ilgili
değerlendirmelerde bulundu.
Görüşmede, Barroso Erdoğana, şunları
söyledi:
Biz komisyon olarak raporumuzu açıkladık. Daha
sonra ekstra gündeme gelenler bizim ifadelerimiz değil, bizimle ilgisi
yok. Şimdi her ülke, hassasiyetlerinin, taleplerinin
değerlendirilmeye alınması için çalışıyor. Biz
komisyon olarak, ilkesel olarak raporumuzun arkasında durmaya devam
ediyoruz. Her ülke, ülkesindeki konjonktüre göre de yorumlarda bulunabiliyor. Ama
siz sonuca bakın.
Kıbrıs konusunda bir jest yaparsanız iyi
olur. Türkiye istediğini alıyor tarih ve nihai olarak, asıl olan
budur. Bunun dışındakiler önemli değil, bunlar teferruat.
İç politika malzemesi olarak kullanılıyor. Siz asıl almak
istediğinize bakın.
Başbakan Erdoğan da görüşmede, Barrosoya
Türkiyenin bakış açısını dile getirdi.
Erdoğan da, görüşmede şunları
kaydetti:
Türkiyenin durumu Helsinkide, Kopenhagda dile
getirilmişti. Komisyon raporunun
ilan edildiği gün Sayın Verheugen de, masanın üzerinde bir
şey kalmadı diye net vurgu yapmıştı. Biz üzerimize
düşenleri yaptık. Gümrük Birliğini 25 ülkeye bile yaydık.
Türkiye oyunu kuralına göre oynamıştır, yapılması
gerekenleri yapmıştır.
Diğer gündeme getirilen talepler bize göre teferruat değildir.
Biz netlik istiyoruz.
Türkiye, 17 Aralıka kadar Kıbrıs
konusunda bir adım atmayacak. Başbakan Erdoğan, görüşmede
ayrıca, 17 Aralıkta Türkiyenin hak ettiği adil bir
kararın verilmesi gerektiğini vurguladı.
REHN: AB'DEN YENİ KOŞUL YOK
17 aralıktaki AB zirvesinden olumlu karar çıkacağına
inandığını belirten Rehn, "Türkiye'nin önüne yeni
şart gelmeyecek. Ancak bu sürecin sonu da olmayacak. Bu uzun bir süreç ve
çaba gerektiriyor. Amaç Türkiye'nin tam üyeliğidir" diye konuştu.
Bu amaca ulaşmak için Türkiye'nin, iki önemli katılım kriterini
karşılayabilmesi gerektiğini belirten Rehn, "bunlar, AB'nin
ekonomik kriterlerinin, işlevsel pazar ekonomisinde garanti edilmesi ve AB
kural ve yasalarının benimsenmesidir" dedi.
"AMAÇ TOPYEKÜN
İLERLEMEKTİR"
AB Konseyi'nin kararını, AB Komisyonu'nun tavsiyeleri üzerine
vereceğini dile getiren Rehn, "amaç açık ve topyekün
ilerlemedir. Türkiye, kriterleri yeterli derecede yerine getirdi. Son dönemdeki
kararlılığı, AB'de önemli rol oynadı" dedi.
ERDOĞAN: AB İÇİN
STRATEJİK ÖNEME SAHİBİZ
Türkiye'nin AB'ye yük olmaya değil, yük almaya geldiğinin
altını çizen Başbakan Erdoğan, "AB için stratejik
öneme sahibiz" diye konuştu. Barışın korunması
için ticaret ve endüstrinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen
Erdoğan, "AB bugünü değil, daha ötesini değerlendirmeli"
dedi.
"Türkiye'nin farklı bir kültüre ve dine sahip olduğu
yadırganmaktadır" diyen Erdoğan, "biz Hristiyan klubü
değiliz diyorlar, biz de gördük ve destekliyoruz. Türkiye, birliğe
girerse AB daha farklı bir güce sahip olacaktır. Din ve kültür farklılığı
saptanması saflaşma anlayışını güçlendirir"
dedi.
Dünyadaki teröre karşı ortak platform oluşturma zorunluluğu
bulunduğunu da belirten Erdoğan, "terörün kimi ne zaman
vuracağı belli olmaz. Dayanışmyı hep birlikte
kuracağız" diye konuştu.
"YAPACAK ÇOK ŞEYİN
OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEYİZ"
Avrupa fonlarından alınan katkıların Türkiye'nin aleyhine
kullanıldığını vurgulayan Erdoğan, "önümüzde
yapmamız gereken çalışmalar var. Son iki yıldır
yapısal reformlarda azınsanmayacak adımlar attık. Ekonomik
olarak da önümüzde yapacağımız çok şeyin olduğunun
bilincindeyiz" dedi.
Ekonomideki başarıya AB sayesinde
ulaşılmadığına da değinen Erdoğan,
"Türkiye net katkı yapan taraf durumundadır. Tek pazara entegre
olmuş Türkiye toplulukta yeni dinamizmiyaratabilir" diye konuştu.
"TÜRKİYE,
TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRDİ"
Müzakerelerin açılmasının yeni karar olmayacağını
söyleyen Erdoğan, "iki yıl önceki yol haritasının
sonuçlandırılması olacaktır. Türkiye taahhütlerini yerine
getirdi. Masada engel kalmadığı da bize söylendi" diye
konuştu.
Erdoğan, önümüzdeki hafta içinde karar verme durumunda bulunan
meslektaşlarlarına seslenerek, "Türkiye'nin hemen ertesi gün üye
yapılmayacağını akılda tutunuz" dedi.
Kimsenin, 'siz buna muktedir değilsiniz' deme hakkı
olmadığını belirten Erdoğan, "muktedir
olduğumuzu iki yıldır yaptığımız sessiz
devrimle gösterdik" diye konuştu.
Erdoğan, "medeniyetler uzlaşmasının
başarılması için Türkiye'den daha güvenilir ve getiri
katsayısı daha yüksek bir ortak bulması mümkün
değildir" dedi.
HALKIN SESI 11/12/04
Dış ticaret için atak başladı
Kıbrıs Türk Sanayi
Odasında (KIBSO) ADBli yetkililerle Kuzey Kıbrıslı
üreticilerin ürünlerinin dış dünyada pazarlanması konusunda bir
çalışma toplantısı düzenlendi.
KIBSOdan yapılan açıklamaya
göre, Sanayi Odasında dün saat 12.00de yapılan toplantıda, Oda
Başkanı Salih Tunar ve bazı yönetim kurulu üyeleriyle
görüşen ABD Lefkoşa Büyükelçiliğinde görevli Michel Dixon ve
beraberindeki heyet, Kuzey Kıbrısın pazar alanının
geliştirilmesi konusunu görüştü.
Açıklamada, konuk heyetin,
Kıbrıslı Türklerin dünya piyasasına açılmaları,
mal satmaları, pazarlama konusunda yeni teknikleri öğrenmeleri, kredi
imkanları ve benzeri ekonomik faaliyetleri tanımalarına yönelik
çalışma toplantısı yaptığı kaydedildi..
Benzeri bir toplantının
gelecek Pazartesi günü bu kez firmalar bazında yapılacağı
ve toplantının yine KIBSOda yer alacağı belirtilen
açıklamada, bu toplantıların 2005 Mart ayına kadar
süreceği belirtildi.
ABD hükümet tarafından görevlendirilen bir heyetin
başlattığı çalışmada Kıbrıslı
Türklerin pazarlama sorunlarının aşılması için
temaslar yapılacak.
Amerikalılar pazartesinden itibaren KTSOnın
tahsis edeceği bir ofiste Kıbrıslı Türk
işadamlarıyla görüşecekler.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Yönetim Kurulu
Sekreteri Galip Yücelden aldığımız bilgiye göre, ABDli
yetkililer şirketlerle tek tek görüşerek, öncelik Güney
Kıbrıs olmak üzere muhattaplarını bularak ticari
ilişkilerin kurulmasının yolunu açacaklar.
Kıbrıslı Türkler açısından bu
girişimin çok önemli olduğunun altını çizen Galip Yüksel,
Kıbrıslı Türk işadamlarının finansal
sorunlarının çözümü için ABD bankalarının da
yardımcı olacağını ifade etti.
Yüksel, ABDli yetkililerin girişimlerinin Yeşil Hat Tüzüğünün işlenirliğini arttırmaktan öte Kıbrıslı Türklerin ticari ilişkilerde muhattapları ile ilişkilerini düzenleyerek dış ticaretin önünü açmayı hedeflediklerini kaydetti.
HALKIN SESI 11/12/04
|
Rum
Kesiminde veto mitingi |
|
|
|
Güney Kıbrıs
Rum Yönetiminde Annan Planına hayır diyen iktidardaki AKEL ve
Annan Planına evet diyen ana muhalefetteki DİSİ
dışındaki partiler, Türkiyenin AB üyeliğine veto
mitingi için biraraya geliyor. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
12 Aralık 2004 Türkiyeyle müzakerelere
başlanmasının veto edilmesi için başlatılan kampanya
çerçevesinde düzenlenecek mitingde, AB ülkelerine, Türkiyenin Avrupa
Birliği geleceği Kıbrıstan geçer mesajı verilmek
isteniyor. |
Rum Yönetiminde AKEL ve DİSİ
dışında, muhafazakar kanadı oluşturan küçük siyasi
partiler Ankaranın 17 Aralıka kadar Güney Kıbrısa ve
Avrupa Birliğine karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi
durumunda Türkiyeyle müzakerelere başlanmasının veto edilmesi
için kampanya başlattı.
Kampanyayı, Tasos Papadopulosun lideri
olduğu Demokratik Parti DİKO, Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK, Yeni
Ufuklar, Yeşiller ve Mücadeleci Demokratik Hareket ADİK düzenliyor.
17 Aralık zirvesinde Rum Yönetiminin
Türkiyeyi veto etmesi gerektiğini savunan Rumlar, kampanya çerçevesinde
salı günü, Veto bir seçenektir sloganı ile miting düzenleyecek.
Rum medyasında yer alan haberlere göre,
kampanyayla birlik üyelerine, Türkiyenin Avrupa Birliği geleceği
Kıbrıstan geçer mesajı verilmek isteniyor.
Papadopulos
yumuşuyor
13/12/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - AB'nin 16-17 Aralık'taki liderler zirvesi arifesinde,
Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos, veto tehdidini canlı
tutmaya çalışsa da Rumların büyük beklentileri bulunmaması
için şantajcı tavrını değiştirmeyi seçti.
Papadopulos, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
hazırladığı ve daha önce Rum Yönetimi'nin 'düş kırıklığına
uğradığını' açıkladığı zirve karar
taslağına dair ilk kez olumlu unsurlardan söz etti. Papadopulos,
partisi DİKO'nun kongresinde, "Görüşlerimizden çoğu
taslaklara dahil edildi. Bunlar arasında, insan haklarına saygı,
Türkiye'nin komşuları, dolayısıyla da Kıbrıs'la
ilişkileri, ticaretle ilgili anlaşmaların uygulanması
var" dedi.
'Tanıma
şartından vazgeçildi'
"Ancak bizim başka taleplerimiz de var. Türkiye aday ülke olarak AB
ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
yükümlülüklerini yerine getirmeli" diye ekleyen Rum lider, ilk kez
"17 Aralık bir yolun sonu değildir" vurgusu yaptı.
Türkiye'yi veto edip etmeyeceğine 17 Aralık'ta karar vereceğini
belirten Papadopulos, "Türkiye'nin Annan Planı'na olumlu
tavrıyla Kıbrıs'ta görevini yaptığını
söyleyenler temelsiz ve dayanaksız konuşuyor. İstila ve
akabindeki işgal hâlâ sürüyor. Türkiye askeri işgaline son
vermelidir" dedi. Rum lider, uzun konuşmasında, son günlerde Rum
yetkililerin telaffuz ettiği 'ilişkilerin normalleşmesi'
şartından söz etmedi. Rum basını, bu konuşmayı
'Türkiye tarafından resmen tanınma şartımızdan bile
vazgeçtik' diye değerlendirdi.
'Papadopulos zor
durumda kalabilir'
Rum diplomatik çevreler, AB'da tek başına kalması muhtemel
görünen Papadopulos'un, liderler zirvesinde veto kullanması ihtimalinin
artık çok az göründüğünü söyledi. Taslağın son
şekliyle kalması halinde Rum liderin seçmenleri
karşısında çok güç durumda kalacağı belirtildi. Güney
Kıbrıs'taki anketler Rumların yüzde 70'inin Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde Papadopulos'un
veto kullanmasını istediğini gösteriyor. Rum halkı; 17
Aralık'a, Annan Planı için 24 Nisan'da yapılan referandum
zihniyetiyle yaklaşıyor.
Haklarınız için birlikte mücadele edelim
Hüseyin EKMEKÇİ
Güney Kıbrıs'ta
çalışan Kıbrıslı Türklerin sorunların çözümü için
işbirliğine hazır olduğunu söyleyen
PEO (Kıbrıs
İşçi Sendikaları Federasyonu) Başkanı Bambis Cristis,
"Sorunların çözümü için birlikte
çalışmalıyız" dedi.
Şu anda Güney
Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türklerin
sayısının beş altı bin civarında olduğunu
ifade eden Cristis, PEO'da örgütlü bin 500'e yakın Kıbrıslı
Türk işçi olmasına rağmen, sosyal sigorta kapsamında
çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin sayısının
dört bine yaklaştığını anlattı.
Güney Kıbrıs'ta
çalışan Kıbrıslı Türk işçi sayısını
kesin olarak belirlemenin mümkün olmadığını da dile getiren
Cristis, "İşçinin çalıştığı yerde
başka, yattığı yerde başka otorite var. Çözüm
olsaydı eğer, bu sorunlar kendiliğinden çözülecekti" dedi.
İşçi
güvenliğini sağlayan sistemin toplu sözleşmelerle güvence
altına alındığını anımsatan Cristis,
"Çalışanların toplu sözleşmelerde var olan
hakları yasalara göre çok ileridedir. Toplu sözleşmelerin
uygulanmasının güvencesi ise sendikal hareketin gücü ve
çalışanların örgütlülüğüdür" şeklinde
konuştu.
Kuzeydeki işçilerin
güneye gelmesinde, Türkiye'den gelen kaçak işçilerin etkili olduğunu
bildiğini söyleyen Cristis, "Benzer şeyi Kıbrıslı
Türkler de yaparsa, bu da Kıbrıslı Rumlar arasında, 'Kıbrıslı
Türklerin kendi ekmeklerini çaldığı' düşüncesini
doğurur" dedi.
Cristis, güneyde
çalışan Kıbrıslı Türk işçilerle ilgili
KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.
KIBRIS: Güneyde
çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin güneydeki
sayısı hep tartışma konusu. Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi beş altı bin civarında derken,
vatandaş 15 bini telaffuz ediyor... Aynı belirsizlik burada da var
mı?
Bambis Cristis: Ne
yazık ki bunu ben de netleştiremem. Belirsizlik tabi ki var. Kesin
bir doğrulukla söyleyecek durumda değiliz, bunu mutlak olarak
belirlemenin yolları yok. Ama kesin şunu söyleyebilirim, 15 bin
abartılı bir rakamdır. Bizim değerlendirmelerimize göre
beş altı bin civarında Türk çalışan var...
KIBRIS: Sayın Cristis,
bu çalışma yaşamı açısından bir handikap
değil mi? Çalışan sayısını bilememeyi
kastediyorum...
Bambis Cristis: En büyük
sorun adamızdaki bu durumun varlığıdır. Ülkemiz
birleşmiş olsaydı doğal olarak işleyecek yasalar ve
kurumlar sonuç alıcı işleyecekti. Sorun bundan
kaynaklanıyor. Çalışanlar gündüz bir işyerinde
çalışıyor ama gece başka yerde uyuyor. Çalıştıkları
yerde bir statü, uyudukları yerde başka bir statü vardır. Bu
iş ilişkilerinin, iş yasalarının normal bir
şekilde işleyişinin önünde bir engeldir. Fakat şunu da
söyleyeyim, önemli bir ilerleme kat ettik. Bu insanları tespit etme
yönünde önemli bir ilerleme var. İşverenleri de yasalara uyma ve
toplu sözleşmelere uyma konusunda uyardık. Bu alanlarda önemli
ilerlemeler yakaladık.
KIBRIS: Yukarıda
bahsettiğiniz her iki statüde işleyen ve yaşayan, PEO'da örgütlü
Kıbrıslı Türk sayısı ne kadar?
Bambis Cristis: Şu
anda bin 500'e yaklaşmış durumdayız.
KIBRIS: Peki, örgütlü
işçi ile kayıt dışı çalışan işçi
arasında ne fark var? Sendikacılar işçilere "örgütlü
olun" der. Neden Kıbrıslı Türkler güneyde örgütlü
çalışsınlar?
Bambis Cristis: Bu iyi bir
soru... Her şeyden önce şunu ifade etmeliyim ki, Kıbrıs'ta
işçi hakları açısından var olan sistem, özellikle toplu
sözleşmelere dayalıdır. Çalışanların toplu
sözleşmelerde var olan hakları yasalara göre çok ilerdedir. Toplu
sözleşmelerin uygulanmasının güvencesi ise sendikal hareketin
gücü ve çalışanların örgütlülüğüdür. Böyle bir sistemin
çalışabilmesi için üst düzeyde bir örgütlülüğe ihtiyaç
vardır. Kıbrıs'ta üst düzey bir örgütlülük vardır.
Çalışanların sendikal alanda örgütlülüğü yüzde 75'in
üzerindedir.
Sendikaların var
olduğu ve çalışanların sendikalarda örgütlü bulunduğu
iş yerlerinde varılan imzalarla ortaya çıkan toplu
sözleşmeler bütünü ile uygulanmaktadır. Çalışanlar
haklarını bütünüyle alıyor. İşveren kendi
başına hareket edip, istediği gibi sömürme olanağına
sahip değildir. Fakat çalışanlar örgütsüzse, işveren
onları daha kolay sömürebilir. Elde edecekleri, kendilerine verilen haklar
toplu sözleşmelerin öngördüğü haklar olmaz. Bu bazı
Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir...
KIBRIS: Kendi
etrafımızda da var... "Ben bir ekmek kapısı buldum
çalışayım, varsın maaşım olsun
yatırımım olmasın" şeklinde davranan
Kıbrıslı Türkler var. Bu, Rum yönetimindeki çalışma yaşamına
bir darbe vurur mu?
Bambis Cristis: Tabi ki
zarar verir.
KIBRIS: Ne gibi...
Bambis Cristis: Bu
yaklaşım başka tehlikeleri içerir. Bu düşünce biçimi
bazı Kıbrıslı Rumları, bu şekilde düşünen
Kıbrıslı Türklerin kendi ekmeklerini çaldığı
düşüncesini doğurur. Çünkü işveren daha ucuz işgücü
bulduğu zaman, bu şekilde çalışmaya hazır işçi
bulduğu zaman Türk, Rum, Bulgar, Roman olduğuna bakmaz. O
karını düşünür. Fakat bu yaklaşım toplu
sözleşmelere darbe vurur, geri kalan çalışanları baskı
altına sokar.
Şöyle düşünün,
inşaat sektöründen bir işveren, "mesaiye bire, bir buçuk'
öder" maddesine uymak zorundadır. Bir işçi ben bunu istemem
derse burada sorun çıkar.
KIBRIS: Sayın Bambis,
kuzeyden gelerek güneyde iş bulan Türklerin derdi de az önce sizin
yukarıda anlattıklarınız gibidir. Yani Türkiye'den gelen
ucuz ve kayıt dışı işgücü nedeniyle çok sayıda Kıbrıslı
Türk işsiz kaldı çünkü işveren çok daha ucuza çalışan
işçi buldu. .. Yani, bunun acısını Kıbrıslı
Türkler çok iyi biliyor...
Bambis Cristis: Bunu
biliyorum. Ama bunun bu tarafa da yansımasına müsaade etmememiz
gerekiyor. Bugün verdiğimiz uğraşlara devam etmemiz gerekiyor.
Verdiğimiz uğraş belli sonuçlar doğuruyor.
Bugün Sosyal Sigorta'da
kayıtlı Kıbrıslı Türk sayısı dört bini
aştı. Bir yıl önce bu rakam 500 civarındaydı. Biz DEV-
İŞ ile de işbirliği yaparak sorunun çözümü için uğraş
veriyoruz. Gücümüz olduğu yerde Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türkler arasında herhangi bir
ayrımcılığın yapılmasına müsaade etmiyoruz.
KIBRIS: Bazı
sorunların aşılması için Kıbrıslı Türk ve
Rum sendikaların daha sıkı işbirliği yapması
gerekiyor kanısındayım. Bunda yasal olarak bir engel var
mı? Çünkü iki tane otorite yaşanan sorunlarda ortak... İki
farklı otoritenin siyaset kavgası, ekmek kavgası verenleri
nasıl etkiliyor?
Bambis Cristis:
Aslında işbirliği açısından yasal engel yok...
KIBRIS: Bence var.
DEV-İŞ güneyde çalışanları kendi bünyesinde
örgütleyebilir. Ancak, buraya örgütlü bir işçi hakkını
nasıl arayacak?
Bambis Cristis: Bu
yasalarla ilgili, hukuki bir sorun değil. Karar meselesidir. Bizim
DEV-İŞ ile bir anlaşmamız var. Bu sorunu nasıl
çözeceğimiz konusunda belli anlaşmalarımız var. Bizim
yaptığımız değerlendirmelere göre, Kıbrıs
hükümetinin kontrol ettiği bölgede çalışan
Kıbrıslı Türklerin PEO'da örgütlenmesine bir engel yok. Çünkü bu
işyerlerinde toplu sözleşme görüşmelerini PEO yönetiyor. Somut
işyerlerinde çalışanların sorunlarını PEO ele
alıyor. Bana göre, çalışanlar arasında her işyerinde
etnik köken ya da dine göre ayırmak sorun olur. Romen, Suriyeli
işçiler de var. Etnik kökene göre ayrı sendika olur mu?
Türklerin aynı zamanda
DEV- İŞ ile bağlantı kurmalarını istiyoruz. DEV-
İŞ de Kıbrıslı Türk çalışanları özgür
bölgelerde çalıştıkları zaman PEO'ya yönlendiriyor. Bu
sürekli bir ilişkiye dönüşüyor. DEV- İŞ kadroları bu
tarafta Kıbrıslı Türk çalışanları ziyaret
edebilir. Bu bir işbirliğidir.
KIBRIS: Türklerin şikayetleri
hangi konularda yoğunlaşıyor?
Bambis Cristis:
Kıbrıslı Türklerin sorunları toplu sözleşme
dışında kalan diğer etnik kökenli çalışanlardan
farklı değildir. Toplu sözleşmeye dahil olan
çalışanların sorunları çok kısıtlıdır.
Çalışanların kendi aralarında herhangi bir sorun tespitinde
bulunmadık. Sorunlar, örgütlü olmayan işyerlerinde toplu iş
sözleşmelerinin dışında maaş ödenmesinde
yoğunlaşıyor. Her gün PEO'ya onlarca Kıbrıslı
Türk gelir, gider... Üye olsun ya da olmasın. Çeşitli sorunlar
aktarırlar, iş bulmak için yardım isterler, işveren
değiştirmek isterler...
KIBRIS: Geçmişe göre,
işverene göre Kıbrıslı Türk işçiler daha cesur mu?
Yani az önce sormuştum, maaşı alıp susan, hakkını
aramayan çalışanlar vardı...
Bambis Cristis:
Geçmişe göre çok daha iyi. Yavaş yavaş hakları ile ilgili
daha bütünsel bir yapıya sahip oluyorlar. Haklarını
öğrendikleri zaman elde etmek için daha talepkâr duruma geldiler. Önemli
sayıdaki Kıbrıslı Türk'ün örgütlenmesini engelleyen
mekanizmalar var.
KIBRIS: Güneyde mi?
Bambis Cristis: Hayır
kuzeyde...
KIBRIS: Nedir bu sorunlar?
Bambis Cristis: Bir çok
durumda anlaşmalarda taşeronlar kullanılıyor. İşi
taşeron alıyor, işçiyi çalıştırıyor. Bu
durumu işçinin aleyhine kullananlar var. Sosyal Sigortası yatırılmıyor
ve yasalar çiğneniyor...
KIBRIS: Bu röportajı
okuyan ve yasal güvencenin dışında çalışan
Kıbrıslı Türklere, PEO Genel Başkanı Bambis Cristis ne
öneriyor?
Bambis Cristis: Sadece
öneri değil, çağrı da yapıyorum. Güneyde çalışan
ve örgütsüz olan Kıbrıslı Türkler, sahip oldukları
hakların kendilerine verilmesi için, kendi aralarında anlaşarak
örgütlenme amacı ile PEO'ya müracaat ederek hakları için birlikte
mücadele etmemizi sağlasınlar. Sendikalar, işverenlere var olan
toplu sözleşmeyi imzalamak için direktif veremez. Sendikaların gücü
çalışanlardan kaynaklanır. Birinin gelip iş yasaları
çiğneniyor demesi de yeterli olmuyor. Bu önemli, işyeri hakkında
bilgi sahibi oluyoruz ama burada daha önemli olan sendikaya gelmeleri, örgütlenmeye
hazırız demeleri, bizden destek istemeleri ve sendikanın gücü
ile taleplerini kazanmak için birleştirmesidir.
Ben şu garantiyi
veriyorum; PEO'da anlayış bulacaklar, biz onlara destek
olacağız. Onları korumak için elimizden gelen her şeyi
yapacağız. Biz bunu her çalışan için yapıyoruz. Etnik
ayrım yapmıyoruz.
KIBRIS: Dünyadaki tüm
insanların mutluluğu beni ilgilendiriyor ama ben
Kıbrıslı Türklerle iç içe yaşayan bir gazeteci olduğum
için, bu mesajları Kıbrıslı Türk çalışanlara
iletme zorunluluğum var... Bu fırsatı KIBRIS Medya Grubu'na
tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.
Bambis Cristis:
İşçilerin sorunlarının çözümü için sadece sendikaların
çabaları yetmez. İşçiler de bu sorunların çözümü için
sendikayla ortak çalışmalı. POE, Kıbrıslı Türk
işçilerle her türlü işbirliğine hazır.
Duyarlılığınız için ben teşekkür ederim.
KIBRIS 13/12/04
Barış
için eğitim... Tarih kitapları... Ve düşünceler...
İki toplumlu
Kalkındırma Programının desteği ile, UNOPSun
yürüttüğü, USAID ve UNDPin finanse ettiği Barış için
Eğitim Projesinde görev yapan
Girne Amerikan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi ve POST Education for Peace projesi
araştırmacısı Dilek Latif, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Yüksek Lisans ve Araştırma Enstitüsü Araştırma Görevlisi ve
POST Education for Peace için Araştırmacı ve Teknik
Danışman Hakan Karahasan ve Graz Üniversitesi Yüksek Lisans
Öğrencisi ve POST Education for Peace için Araştırmacı ve
Teknik Danışman Mehveş Beyitoğlunun
değerlendirmelerini YeniDÜZENde sizlerle paylaşıyoruz.
Yurdumuzda yıllar sonra ilk kez tarih kitapları ile ilgili
yapılan kapsamlı çalışma sonrasında, konu farklı
platformlarda tartışılıyor. Bizler, bu
tartışmaların bilimsel bir temelse sürmesi düşüncesiyle, Barış
için Eğitim Projesinden çıkan değerlendirmelerin de sürece
ışık tutacağına inanıyoruz...
Bu yöndeki araştırma ve değerlendirmelere
sayfalarımızda yer vermeye devam edeceğiz.
YeniDÜZEN
Etnik
çatışma sonrası barış için eğitim
Dilek Latif*
Eğitimin
toplumlararası barış ve uzlaşma sağlamada kritik bir
rolü vardır. Soğuk savaş sonrası ortamda patlak veren
onlarca etnik çatışmaya kalıcı barış
sağlanabilmesinde eğitimin, özellikle de tarih eğitiminin önemi
uluslararası toplumun gündemini oluşturmaktadır. Yeni nesiller
tarihi objektif, dengeli ve doğru öğrendiğinde nefret, öfke ve
güvensizlik yerine anlayış, sempati, farklı etnik ve dini
kimliklere karşı tolerans geliştirebilirler. Bu yüzden
etnocentrik olmayan bir eğitimle kalıcı barış,
uzlaşma ve güvenlik arasında direkt bir ilişki vardır.
Fakat etnik olarak
bölünmüş toplumlarda eğitim, çatışmayı ve etnik
milliyetçiliği beslemek ve bölünmeyi sürdürmek için siyasi hedeflere alet
edilmektedir.1990li yıllardaki en kanlı etnik
çatışmanın ve soykırımın yaşandığı
Bosna-Hersekte tarih, Boşnak, Sırp ve Hırvat okullarında
kültürel mitlerin, stereotipilerin ve önyargıların
ışığında yorumlanıp anlatılmakta,
barış ve uzlaşma sağlamak yerine düşmanlık ve
korku aşılamaktadır. Bosnadaki savaşı sona erdiren
Dayton Anlaşmasına göre eğitim merkezi değil,
oluşturucu devlet ve kantonların sorumluluğu
altındadır. Federal bir çatı altında tek bir devlet olarak
yaşaması hedeflenen Bosna-Hersekte şu an üç farklı toplum
tarafından uygulanan üç farklı eğitim sistemi
bulunmaktadır. Hırvat kantonlarında Hırvatistandaki
müfredat, Sırp oluşturucu devletinde ise Sırbistan ve
Karabağda kullanılan müfredat işlenmektedir. Federasyon
müfredatı sadece Boşnaklar tarafından uygulanıp diğer
iki toplum tarafından göz ardı edilmektedir.
Bu yüzden son
yıllarda uluslararası toplumun gözetimi altındaki
Bosna-Hersekte öncelikli hedef etnik ayrımcılık ve
dışlamadan uzak, siyasi, dini ve kültürel önyargıların
ötesinde tüm çocukların haklarına saygı duyan
çok-toplumlu/multi-kültürel okullar ve eğitim sistemi yaratmaktır. Bu
amaçla AGİK 2002 yılından beri Bosna-Hersekte eğitim
reformlarını koordine etme misyonunu yüklenmiştir. Dini, etnik
ve kültürel farklılıklara saygı duyan, stabıl ve demokratik
bir toplum için eğitim sisteminin değiştirilmesinin
kaçınılmaz olduğuna inanılmaktadır.
Bu bağlamda, yeni
kurulan Revizyon Komisyonu barış ve uzlaşma sağlamak
adına tarih kitaplarındaki uygunsuz ve itiraz edilen konuları
çıkarma görevini üslenmiştir. Bosna-Hersekte yasayan Müslüman
Boşnakları, Ortodoks Sırpları veya Katolik
Hırvatları hedef alan, suçlayan, aşağılayan tarih,
edebiyat, dil ve din kitaplarındaki temalar gözden geçirilmektedir.
Komisyon üyelerine kendi çocuklarını diğer etnik gurupta hayal
etmeye, veya çocuklarını kendi halkları hakkında
çarpıtılmış bilgileri okurken düşünmeye teşvik
edilmiştir.
Bosna-Hersekteki gibi
Kıbrısta da tarih eğitimi siyasi amaçlar için
kullanılmaktadır. UNDP-UNOPSun sponsorluğunu
sağladığı iki toplumlu Barış için Eğitim (1)
projesinin bir parçası olarak POST tarafından yapılan
İlkokul 5. sınıf tarih, sosyal bilgiler ve edebiyat kitapları
pilot araştırması ders kitaplarındaki milliyetçi ve
şövenist unsurları ve iki toplum arasındaki bölünmeyi ilerleten
temaları tespit etmeye çalışmıştır.
Kıbrıs tarihindeki 1963, 1974 ve 1983 gibi hassas konuları iki
farklı toplumun kendilerine göre yorumlayıp, resmi devlet
politikaları çizgisinde ayni olayları ne kadar farklı
anlattığını gözlemlemiş; her iki toplumun da kabul
edebileceği objektif ve dengeli bir tarih anlatımının iki
toplum arasında karşılıklı anlayış,
uzlaşma ve kalıcı barış için önemini göstermeyi
amaçlamıştır. Ayrıca on iki yıl önce büyük
çatışmaların yaşandığı Bosna-Hersekte etnik
ayrımcılığı sonlandırıp barış ve
uzlaşma sağlamak adına yapılmakta olan eğitim
reformlarını örnek teşkil etmesi bakımından
incelemiştir.
Araştırmanın
bazı bulgularına göre İlkokul 5. sınıf tarih
kitabı adanın fethi ve Osmanlı dönemine ait
saptırılmış bilgiler ve abartılı ifadeler
içeriyor. 1963 ve sonrası gelişmelerle ilgili ise tek yanlı,
EOKAya katılan ve katılmayan ayrımı yapmadan tüm Rum
halkını suçlayan bir yaklaşımı var.
Kıbrıslı Rumların bir kısmının da bu
savaşta kayıplar verdiğini, Kıbrıslı Türkler gibi
onların da acı çektiğini ve bu savaşta her iki toplumdan da
sivil halkın zarar gördüğünü anlatmıyor. Aksine önyargılara
ve genellemelere dayanan etnocentrik bir üslubu var. Bu da çocukların
yıllarca Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında hiç
bitmeyen bir düşmanlık ve çatışma fikriyle
karşılıklı güvensizlik geliştirerek yetişmelerine
yol açıyor.
Birçok öğrencinin
ailesi adadaki savaştan etkilenmiştir. Oysa ayni olumsuzlukları
bazı Kıbrıslı Rum ailelerin de
yaşadığını öğrenmek Kıbrısta iki
toplum için de tramvatik olan bu tecrübenin daha dengeli
anlaşılmasına yardımcı olabilir. Bu durum
karşı taraf için de geçerlidir.
Diğer bir yol
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs tarihine ait
tartışmalı ve duyarlı konuları -ki bunlar genel olarak
Osmanlının adayı fethi, 1963 ve sonrası gelişmeler,
1974de Türkiyenin soruna müdahalesi ve 1983te KKTCnin ilanıdır-
tarih kitaplarında nasıl aktardığını bizim tarih
kitaplarına eklememiz olabilir. Böylece öğrenciler
tartışmalı konularda diğer toplumun olayların
nasıl geliştiği, kimin haklı kimin haksız olduğu
gibi hassas noktaları nasıl aktardığını
öğrenebilir. Bu da onlara olayları değişik açılardan
değerlendirebilme ve alternatif perspektiflerin farkına varabilme
olanağını kazandırır.
Sonuç olarak bu
araştırma birbiriyle çelişen iki toplumsal tarihin ve
kimliğin bulunduğu bir adada nasıl bir uzlaşma ve
sağlıklı çözüme ulaşılabileceğine dikkat
çekmektedir. Tarih kitaplarının gelecek için
yazıldığını kabul edersek, adada kalıcı bir
barış için karşılıklı olarak daha az
önyargılı daha uzlaştırıcı bir tarih
öğretimine ve genel eğitim sistemine ihtiyaç vardır.
* Girne Amerikan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi ve POST Education for Peace projesi
araştırmacısı
(1) USAID ve UNDPnin
finanse ettiği ve UNOPSun yürüttüğü İki Toplumlu Kalkınma
Programının desteği ile gerçekleştirilen Barış
için Eğitim Projesi ile ilgili daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm
internet adresinde mevcuttur.
Yeni Tarih
Ne Kadar Mümkün?
Hakan Karahasan*
Ne kadar ilginç şu tarih dediğimiz şey. Berlin Duvarı
yıkılalı 15 yıl oldu. Yıllarca birbirini düşman
gören bazı Doğu ve Batı Almanlar bugün soğuk savaş
dönemindeki gibi düşman değil, aynı ülkenin
vatandaşları artık. Tarihi Brandenburg Kapısının
etrafında duvardan hiçbir eser yok. Berlinde tarih silinmiş olarak
duruyor sanki. Diğer bir taraftansa, tarih var; yaşıyor. 2.
Dünya Savaşında milyonlarca Yahudiyi öldüren Hitlerin
işlediği günahtan arınmak istercesine Berlinin ortasına
bir mezarlık inşa ediliyor bugün.
Kısacası, son 15 yıldır büyük değişim
yaşıyoruz. İki kutuplu dünya yerini tek kutuplu dünyaya
bıraktı. Geçmişte düşman olan ülkeler bugün birbirleriyle
işbirliği yapmaktan çekinmiyor. Federal Alman Cumhuriyeti ile
Demokratik Almanya artık tek bir ülke olmuş; öte yandan 2. Dünya Savaşında
karşı saflarda olan Fransa ve Almanya bugün birçok konuda ortak
hareket etmekten çekinmiyor. Ezeli düşmanlıktan ebedi dostluğa
doğru yol almaktalar.(1) Şu sıralar, Fransa ve Almanya okullarda
okutulmak üzere ortak bir tarih kitabı yazmak üzere kolları
sıvamış bulunuyor. Daha önce de 2. Dünya Savaşında
birbirine düşman olan iki ülke, Polonya ve Almanya da ortak bir tarih
yazmak için bir araya gelmişti.
Peki tüm bunların bizimle ilgisi ne? Dost ve düşman
tanımlarının büyük bir hızla değiştiği
dünyamızda Kıbrısa düşen pay ne olabilir? Barış İçin Eğitim
(2) projesi bize bu konuda bazı alternatifler sunuyor. Kısa adı
POST (Proje Araştırmalar Derneği) olan derneğin UNOPSun
katkılarıyla yaptığı araştırma aslında
Kıbrısta var olan resmi tarih anlayışının ne
kadar da günümüz dünyasından uzakta olduğunu ortaya
çıkarmış bulunmaktadır.
Proje boyunca ilkokul 5. sınıf Sosyal Bilgiler kitabının
nasıl bir biçimde yazıldığını, bu yazım
sürecinin hangi amaç ve amaçlara hizmet ettiğini anlayıp ortaya
çıkarmaya çalışırken ulaşılan bulgular gerçekten ilginçti. Proje ile Ötekine karşı
nefret ve korku duygularının, milliyetçiliğin nasıl olup da
ekildiği, günümüz resmi tarihinin nasıl şekillendiği
kullanılan metodoloji ile ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.
Projenin ortaya koyduğu en önemli bulgulardan birisi, bizim her zaman
haklı, Ötekinin ise her zaman haksız olduğudur.
Milliyetçiliğin doğasında bulunan biz ve onlar
tezatlığı kitabın daha ilk sayfalarıyla ortaya
çıkmaktadır. Kitabın başında biz Osmanlıya
karşı onlar ( tüm Hıristiyan alemi) bu tezatlığı
oluştururken, Osmanlı dönemiyle birlikte bu ayırım yerini
adadaki Rumların hiçbir zaman biz Türkleri sevmediği, hatta
Osmanlı/Türk bayrağının gönderden indirilip yerine
İngiliz bayrağının çekilmesini Rumların büyük bir
coşkuyla karşıladığı aktarılmıştır.
(3) Bu yönetim değişimini bir kısım Rumun coşkuyla
karşılamış olması gerçek olabilir fakat önemli olan
bunun bir ilkokul kitabında anlatılış biçimidir.
Sayfalar ilerledikçe kitabın üslubu sizi her zaman haklı olan biz
ve kötü olan Öteki ayırımına sürüklüyor. Ancak bu Öteki
anlatılırken de, sanki bütün Ötekiler aynıymış gibi
gösterilmeye çalışılıyor, ki bu da milliyetçi ideolojide
sık rastlanan birşey. Sanki bütün Kıbrıslıtürkler
(biz) ve Kıbrıslırumlar (onlar) tek tipmiş (homojen) gibi
davranılıyor. Bu davranış, farklılıkları
görmezden gelerek çocuklara bütün Rumların (Ötekinin) kötü
olduğunu, buna karşılık bütün Türklerin (bizim) ise iyi
olduğu temasını anlatmaktadır.
Başka bir değişle, ilkokul 5. sınıf sosyal bilgiler
kitabındaki en büyük eksikliklerden birisi Ötekine karşı
sorumluluk duyulmamasıdır. (4) Her zaman kötü,
şımarık, yaramaz bir çocuk gibi gösterilen, ve bu
yapılırken Ötekini karşı taraf, bir zıtlık sembolü
haline getiren anlayış olsa olsa karşı tarafa nefret, kin
ve düşmanlık duygularını güçlendirmekten öteye gitmez.
Peki, Ötekini yok
sayan bu anlayışın yerine ne önerilebilir? Yeni tarih
anlayışı ne olmalıdır? Bu konuda, POSTun sunduğu
öneriler Bosna Hersekte savaş sonrası uygulanmaya
çalışılan eğitim reformundan Ötekine karşı
duyulması gereken sorumluluğa kadar geniş bir yelpazeyi
içermekte.
Sosyal bilgiler kitabı temel olmak üzere, bütün eğitim sisteminde
yapılması gereken en önemli şeylerden birisi, Ötekini
çocuklara bir öcü, canavar olarak yansıtmak yerine geçmişteki
olayları o dönemin şartları da anlatılarak (yalnız bu
şartlar da anlatılırken kitabın dili şu anki gibi
ağır değil, çocukların anlayabileceği, sade ve basit bir
dil olmalıdır) olaylara sadece bir pencereden bakmak yerine,
kendimizi Ötekinin yerine de koyarak; onun da insan olduğunu unutmadan
olaylara açıklık getirilmesi hem kitabı okuyan çocuklar
açısından hem de bu kitabı çocuklara öğreten
öğretmenler için daha iyi olacaktır. Çünkü, yine proje süresince,
bazı ilkokul öğretmenleriyle yapılan görüşmelerde, birçok
öğretmenin kitabın içeriğini aşırı milliyetçi
bulduğu, dolayısıyla kitapta bulunan bu
düşmanlığı körükleyen unsurları minimuma indirmeye
çalıştıkları bizzat kendileri tarafından
belirtilmiştir. Bunun ışığında, yazılan
(yazılacak olan) yeni sosyal bilgiler kitabının içeriğinin
değiştirilmesi gerçekçilikle de bağdaşmış
olacaktır.
Kitapta bulunan diğer sorunlar kısaca şöyle sıralanabilir:
eskimiş bilgiler, Kıbrıs tarihinden çok Türkiye tarihinin
anlatılması. Özellikle kitapta Türkiye Cumhuriyetinin yakın
tarihi ile Türklük tarihine Kıbrıs tarihinden daha çok yer verilmesi
Sosyal Bilgiler kitabı yerine müfredata eklenecek olan Dünya Tarihi
dersi ile çabucak çözümlenebilir. Ancak şu da belirtilmelidir ki, Türkiye
Cumhuriyetinin yakın tarihi ve tarih içerisinde Türklük ile ilgili
bilgiler de gözden geçirilmeli; tıpkı Kıbrıs tarihinde
olduğu gibi, elden geldiğince belgelere dayalı olan bilgi
aktarılmalı, duygusal anlatımlardan kaçınılmalıdır.
Örneğin, eski Türk devletlerinin yıkılmasında rol alan
etkenleri tüm dünya bize karşı anlayışı ile
incelemektense, o dönemin yapısını göz önünde bulunduran bir
anlayışla anlatılmalıdır.
Yine, proje ile ortaya çıkan önerilerden bir başkası ise, tarih
boyunca ulusların, toplulukların, savaşları ve mücadeleleri
üzerine yoğunlaşmaktansa, günlük yaşamdan örnekler verilmeli,
böylece çocuklara tarihin sadece kavgadan ibaret olmadığı
anlatılmalıdır. Ayrıca, çocukların
yaşadıkları bölgenin, köyün v.s. (mesela coğrafi tarihi)
tarihi anlatılarak çocukların tarihe olan ilgisi
arttırılabilir.
Bütün bunların ışığında yazılacak yeni
tarih, ne geçmişe saplanıp kalmalı ne de geçmişte olan
kötü olayları tamamen unutmalıdır. Çünkü geçmişi tam
olarak unutmak da tam olarak hatırlamak kadar tehlikelidir. (5) Ancak, hemen
belirtmeliyim, bu geçmişte olan kötü olaylara saplanalım demek
değil kesinlikle. Aksine, geçmişte yapılan
yanlışlardan ders alıp, geleceği ona göre
kurmalıyız. Ve yazılacak yeni tarih, ancak geçmişe
takılı kalmayıp, Öteki olarak görülen
başkasının da bizim gibi bir insan olduğunu, ve bizim ona
karşı empatiyle yaklaşmamız halinde onun da bize
empatiyle yaklaşacağını; böylece geleceği kurmak
yolunda daha olumlu bir adım atmakla olabilir belki. Yeni bir tarih ne
kadar mümkün? İşte bu sorunun cevabı bu adada yaşayan
bizlere bağlı..
* Doğu Akdeniz Üniversitesi Yüksek Lisans ve Araştırma
Enstitüsü Araştırma Görevlisi ve POST Education for Peace için
Araştırmacı ve Teknik Danışman
(1) Tabii ki ebedi dostluk derken buradaki
kastım geçmişteki düşmanlığın günü yaşamaya
engel olmamış olması. Yoksa Fransa ve Almanyanın ebedi
bir dostluk içinde yaşayıp yaşamayacakları yıllar
sonra görülebilinecek.
(2) USAID ve UNDPnin finanse ettiği ve
UNOPSun yürüttüğü İki Toplumlu Kalkınma Programının
desteği ile gerçekleştirilen Barış için Eğitim
Projesi ile ilgili daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm internet adresinde mevcuttur.
(3) Yazı boyunca Türk ve Rum kelimelerini
kullanmamın sebebi, genelde herkesin bu biçimde yazmasıdır;
yoksa yazının göstermeye çalıştığı biz ve
onlar ayırımını körüklemek değil.
(4) Ötekine karşı sorumluluk duygusu için Litvanya doğumlu
Fransız filozof Emmanuel Levinasın yapıtlarına
bakılabilir. Türkçesi için, bkz: Emmanuel Levinas. Sonsuza
Yakınlık: Metis Seçkileri. İstanbul: Metis
Yayınları, 2004. Türkçedeki çeviride Levinasın Autre ve
Autruiden bahsederken başkası sözcüğü
kullanılmış; ancak ben burada Öteki sözcüğünü kullanmayı
uygun buldum.
(5) Hatırlama ve Unutma üzerine, bkz: Benedict Anderson. Hayali Cemaatler.
İstanbul: Metis Yayınları;
Yiannis Papadakis. Perceptions of History and Collective Identity: A Comparison of
Greek Cypriot and Turkish Cypriot Perspectives. Yayımlanmamış
Doktora Tezi, Cambridge Üniversitesi, 1993.
Bu alıntının da bulunduğu kısım için The
Politics of Memory and Forgetting başlıklı yazısı
için, http://www.cyprus-conflict.net/papadakis.diss.html
adresine bakınız.
Mehveş Beyidoğlu*
Bireysel ve toplumsal özgürlüklerin sıkça gündeme
geldiği şu günlerde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde
de belirtildiği gibi tüm halklar ve uluslar, eğitim ve öğretim
yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye
çağrılır. İşte bu sebepten dolayı eğitimin
özgürlüğü de en önemli tartışma konulardan biri haline geldi.
Eğitim müfredatı gerek öğretmenler sendikası gerekse
çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından incelenmeye ve yeniden
elden geçirilmeye başlandı. Bu konuda tarih kitaplarının
yeniden yazılmasına varıncaya kadar bir takım önemli
adımlar atıldı ve atılmaya da devam ediyor.
POSTun Barış için
Eğitim (1) projesinde yer alan araştırmacı grup
tarafından yapılan araştırtmaya göre özellikle bireysel ve
toplumsal hakların geliştirilmesi için, eğitim sistemimizin bir
reformasyondan geçmesi ve özellikle milli kültür
anlayışının değişmesi gerekmektedir. Proje
bulgularına göre, tarih öğretiminin tarafsızlıktan uzak bir
anlatım içinde olduğu anlaşılmıştır. Halbuki
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 21. yüzyıl Avrupasında tarih
öğretimi ile ilgili Tavsiye Kararında (2) da belirtildiği gibi,
tarih öğretimi ideolojik çarpıtma ve propaganda aracı
olmamalıdır. Tarihin değiştirilmesi veya yanlış
delillerin, çarpıtılmış istatistiklerin, sahte fikirlerin
yaratılması; bir diğer olayı haklı göstermek ya da
gizlemek amacıyla başka bir olayın öne
çıkarılması; biz ve onlar ayrımını
yaratabilecek, geçmişin fazlasıyla milliyetçi bir versiyonu; tarihi
kayıtların kötüye kullanılması; tarihi gerçeklerin inkar ve
göz ardı edilmesi aslında tarihi kötüye kullanmaktır. Devlet
ideolojisi, yapısı, rejimin türü, kişi hak ve özgürlüklerini
anlayışı günün ekonomik, siyasal, toplumsal koşulları,
tüm toplumsal kurumlara dolayısıyla eğitime de biçim verir. (3)
İşte bu sebepten dolayı ince bir ayar üzerinde olan
eğitimin en tarafsız biçimde düzenlenebilmesi için devlete büyük bir
görev düşmektedir. Ne yazık ki dünyanın pek çok yerinde
olduğu gibi Kuzey Kıbrısta da eğitim müfredatı son
zamanlardaki yenileme çalışmalarına rağmen arzu edilen
noktaya henüz ulaşmamıştır.
Kuzey Kıbrıs Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Milli
Eğitim Bakanlığı müfredatı ve mevzuatı imzalanan
protokoller sonucunda uyumlulaştırılmıştır.
Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı eğitim
programının esas amacı milli kültürü aşılamaktır.
Bu sebepten dolayı Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı
ilkokulun milli bir kurum olduğunu ve çokça adı geçen milli
kültürün aşılanması gerektiğini şöyle anlatır:
İlkokul milli bir eğitim kurumudur.
Çocukların, milli
varlığın birer uzvu olduğu, ileride hangi
mesleğe girerlerse girsinler, milli
ödevlerini başaracak, milli
ülküleri gerçekleştirecek birer Türk yurttaşı olarak
yetiştirilmeleri gerektiği hatırdan
çıkarılmamalıdır. Bunun için; ilk okul, çocuklara milli kültürü aşılamak
mecburiyetindedir. İçinde yetişen bütün
alışkanlıkları, ilgileri, hizmet arzusunu verimli bir
şekilde kazandırmak ilk okulun önemli ödevidir. Millet, hayatı
ve geleceği için gerekli gördüğü bütün değerleri ve ülküleri
aşılamayı her şeyden önce ilk okuldan bekler. (4) Bu
yaklaşım hoşgörü ilkeleri esasına uygun,
karşılıklı anlayış, insan hakları ve
demokrasi gibi temel değerlerin geliştirilmesini engellemektedir.
Yine Avrupa Konseyi 21. Yüzyılda tarih öğretiminin amaçlarından
birine göre karşılıklı anlayış ve güven duygusu
içinde evrensel bir perspektifle insan topluluklarının
barışçıl gelişimini sağlamak eğitim
politikalarının bir parçası olmalıdır. Bir başka
deyişle, tarih eğitimi, milli
eğitim siyasetinin aksine, halklar arası uzlaşı,
kabul, anlayış ve karşılıklı güven için
belirleyici bir faktör olmalıdır. Analiz edebilme, yorum yapabilme,
tarihi tarafsız şekilde değerlendirebilme yetenekleri
geliştirilmelidir. Bu reformasyondan geçen genç nesiller bireysel ve
toplumsal hak ve özgürlüklerine saygıyı geliştirir, ve bundan
sonraki nesillere de ışık tutar. Bu noktadan hareketle, Barış için Eğitim
projesi yeni tarih yazımının esasını oluşturacak
bir dizi önerilerde bulunmaktadır. Her şeyden önce, geleneksel milli
eğitim anlayışının aksine, tarih eğitiminin
çoğulcu bir anlayış biçimi olmalıdır. Çoğulcu
anlayışı öğretmek, çok kültürlü, çok uluslu bir ortamda,
günümüz Avrupasında olduğu gibi, beraber yaşamayı
öğretmek demektir. Bu tür bir tarih öğretimi için en uygun yöntem
karşılaştırmalı tarih öğretimidir.
Tarih öğretimi objektif tarih
anlayışını sorgulayabilmelidir. Bizim tarihimiz
tarafsızdır ve sadece tek bir gerçek vardır: Bizim tarihimiz.
Bunu ortadan kaldırmak ancak diğerlerinin
tarihini de öğrenmekle mümkün olabilir. Mesela; aynı konuda düşmanın bakış
açısını göz önünde bulundurmak. Bu yöntem etnik sorun olan
bölgeler için uygun bir yöntem olabilir.
Politik ve askeri tarih; sosyal, kültürel ve ekonomik
tarihe indirgenmelidir. Kahramanlık öyküleri yerine günlük
yaşamın tarihi anlatılmalıdır.
Kültürel tarih, ortak tecrübelerin oluştuğu ve
tanımlandığı bir alandır. Bunun
ışığında, çatışma ve krizlerin geçtiği
bu ortak alan kültürel tarih olarak tanımlanabilir. Savaş insanların
günlük yaşamda paylaştıkları bir şeydir. Bu
paylaşılan şey alternatif tarih öğretiminde ortak bir
öğe olarak kullanılabilir.
Yeni tarih geçmişin harmonisini anlatan kurgusal
bir tarih olmamalıdır. Eski yapılanma yeni yapılanma
tarafından ortadan kaldırılmamalıdır. Aksine,
zıtlıklar ele alınmalı ve sessiz
kalınmamalıdır çünkü bilgisizlik önyargıya sebep
olmaktadır. Sadece diğerleri
ile değil ayni zamanda milletler içerisinde olan zıtlıklar
sunmak ulus merkezci tarihin özü olan homojen millet düşüncesini
zayıflatmamıza yardım etmektedir.
Yerel tarih hem tarihsel hem de pedagojik sebeplerden
dolayı iyi bir alternatif olabilir. İnsanların
yaşadığı yerin tarihi çok kültürlü toplumlarda ulusal
söylemin yerine geçebilir.
* Graz Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi ve POST
Education for Peace için Araştırmacı ve Teknik
Danışman
(1) İki toplumlu Kalkındırma Programının desteği
ile, UNOPSun yürüttüğü, USAID ve UNDPin finanse ettiği
Barış için Eğitim Projesi ile daha fazla bilgi http://www.postteam.org/EducationForPeace_POST.htm
internet adresinde mevcuttur.
(2) Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi, 21. yüzyıl Avrupasında tarih öğretimi ile ilgili Rec
(2001) 15 Nolu Tavsiye Kararı
(3) Ayşe Demirbolat,
Eğitim Bilimine Giriş, Eğitim Demokrasi İlişkisi,
Ankara: 1997, s. 141.
(4) İlkokul
Programı, Fatma Kocaoluk, Şükrü Kocaoluk (editörler), Kocaoluk
yayınevi, Istanbul, Tarsus, Adana, 1999, s. 31
YENIDUZEN 13/12/04
Noel
Baba'nın burnu kırık çıktı!
Kafatasında yapılan ölçümler yardımıyla bilgisayar
ortamında 'canlandırılan' Noel Baba'nın, kırık
burunlu olduğu anlaşıldı
NEVSAL ELEVLİ Londra
İngiltere'deki Manchester Üniversitesi antropologları, Noel
Baba'nın 3 boyutlu görüntüsünü çıkardı. İtalya'nın
Bari kentindeki bir kilisede bulunan kemikler ve kafatasından alınan
ölçüler ile Ortodoks ikonlarındaki resimlerinin incelenmesi sonucu
bilgisayar ortamında yeniden doğan Noel Baba'nın burnunun
kırık olduğu anlaşıldı. Ayrıca Noel
Baba'nın 60 yaşlarında, sert çeneli ve 1.68 metre boyunda
olduğu da belirlendi.
Manchester Üniversitesi antropologlarından Caroline Wilkinson, gerçek
adı Saint Nicolas olan Ortodoks piskopos Noel Baba'nın 'erkeksi yüz
hatlarına sahip olduğunu ve kırık burnunun da yüzüne karakter
kattığını' söyledi.
Paylaşılamıyor
Haberi veren İngiliz The Sunday Times gazetesi, Noel Baba'nın
kemiklerinin Türklerle İtalyanlar arasında sürtüşmeye neden
olduğunu da yazdı. Türkiye'deki Santa Claus Vakfı
Başkanı Muammer Karabulut, 1087'de İtalyanların, Noel
Baba'nın kemiklerini Demre'den çaldıklarını belirterek, bu
durumun düzeltilmesi için çalıştıklarını söyledi.
MILLIYET
13/12/04
Financial Times: Türkiye olmazsa AB
yarım kalır
BBC
Avrupa gazetelerinde, Avrupa Birliği'nin Ankara'yla müzakerelerin
başlaması konusunda nihai kararını vereceği 17
Aralık zirvesi öncesinde Türkiye'yle ilgili haber ve yorumların
artmaya başladığı dikkat çekiyor.
Financial Times başyazısında
"Türkiye için karar anı geldi. Avrupa Birliği Ankara'ya
verdiği sözleri tutmalı" diyor.
Başyazı, Alman
Dışişleri Bakanı Joshcka Fischer'in "Türkiye'nin
üyeliği Avrupa için Normandiya çıkarması kadar önemlidir"
sözleriyle başlıyor ve şöyle devam ediyor:
Tarih verilmezse medeniyetler
çatışması yaşanır!
"Avrupa Birliği liderleri, Brüksel
zirvesinde tarihi önemde stratejik bir karar alacak. Türkiye'ye üyelik
müzakerelerine başlama konusunda net bir tarih vermeleri- ki bu muhtemelen
2005'in ikinci yarısı olacak - Fischer'in sözlerini dikkate
aldıklarını gösterecek.
"5 yıl önce Helsinki zirvesinde
verilen sözden dönülmesi ise muazzam bir jeopolitik fırsatın
kaçırılması anlamına gelecek. Ve Avrupa Birliği
aşırı uçtaki Müslüman ve Hristiyanların
kışkırtıcılığını
yaptığı medeniyetler çatışmasıyla karşı
karşıya gelecek." Financial Times, başyazısında
demokratik, laik ve ekonomisi büyüyen Türkiye'ye kucak açmanın Avrupa
Birliği'nin en büyük başarılarından biri
olacağını belirtiyor. Gazete yorumunu şöyle sürdürüyor:
"Avrupa Projesi, yüzyıllarca kan
döküldükten sonra, sadece ulusal çıkarların sağduyulu bir
şekilde savunulmasını sağlayacak yeni bir formül bulmakla
kalmadı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Güney
Avrupa'daki faşist diktatörlüklerin ve Doğu Avrupa'daki Stalinist
rejimlerin de ortadan kaldırılmasını başardı.
Türkiye aracılığıyla
Batı'yla İslam arasındaki köprülerin tamir edilmesi de bunlar
kadar önemli bir hedef olarak görülmelidir. Türkiye'ye imtiyazlı
ortaklık önerilmesi bir samimiyetsizlik göstergesi olacak." Gazetenin
ekonomi sayfalarında ise Almanya'da büyük yatırımları olan,
Şahinler Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin'le
yapılmış bir mülakata yer veriliyor ve Türk
işadamlarının da, Avrupa nezdinde ülkeleri için lobi
faaliyetlerini yoğunlaştırdığı belirtiliyor.
MILLIYET 13/12/04
The Observer gazetesi: "Avrupa
kapılarını Türkiye'ye açmalı"
İngiltere'de yayımlanan The Observer
gazetesi, Avrupa'nın Türkiye'ye kapılarını
açmasını istedi.
Gazetede yer alan makalede, Türkiye ile
müzakerelerin başlayıp başlamayacağı hakkında AB
devlet ve hükümet başkanlarının önümüzdeki günlerde
alacağı kararın, AB'nin bundan sonraki yönünün tayin edilmesinde
önemli olacağı vurgulandı.
Yanıtın ''Hayır'' olması
durumunda AB'nin bir ''Hıristiyan kulübü'' olduğunun bir kez daha
doğrulanmış olacağı kaydedilen makalede,
yanıtın olumlu olması halinde de AB'nin en büyük nüfusu
barındıran ülkesinin Müslüman bir ülke olacağına dikkat
çekildi.
Makalede, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin uzun
ve yorucu müzakerelere başlamasını tavsiye ettiği
hatırlatıldı ve önümüzdeki günlerde alınacak kararın
nihai karar olmayacağı, özellikle Fransa'nın nihai karardan önce
referanduma gitme niyetinde olduğu belirtildi.
The Observer'ın makalesinde, Almanya ve
Hollanda'da göç korkusu nedeniyle bazı kaygılar
yaşandığı, İngiltere'nin de Müslüman göçmenleri
topluma entegre etmekte güçlük çektiği kaydedildi.
''Eldeki delillerin Türkiye'nin üyeliğini
kabul ettirmenin güçlüğüne işaret ettiği'' belirtilen makalenin
son bölümünde şu görüşlere yer verildi:
''Ancak Avrupa bu riskleri almalı.
Ukrayna'da muhalefet liderinin demokrasi çağrısına halktan gelen
yanıt, insanların gönlünün neden yana olduğunu açıkça
ortaya koydu. Aynısı Türkiye için de geçerlidir. AB'nin terörizmin
sığınağı haline gelmiş, rejimi çökmüş
ülkeler yerine istikrarlı, demokratik, liberal ülkelerle komşu
olabilmesinin tek garantisi onları üyeliğe almasıdır. AB
bir milli devletler ağı olmanın yanı sıra herkesin
iyiliği için çalışan milletler üstü bir yapı olduğu
unutulmamalı. Türkiye ve Ukrayna da bu yapının içinde olmak
istiyor ve AB onlara kapılarını sonuna kadar açmalı.''
MILLIYET 13/12/04
BUGÜN ARTIK AYAKLANMA
GÜNÜDÜR
BRÜKSEL
Bu hafta, Türkiye yakın
tarihinin en önemli olayını yaşayacak. Öylesine hayati bir
sürece adım atılacak ki, kimsenin küçük hesaplar yapmaya, iç politika
oyunlarıyla zaman harcamaya hakkı olmamalıdır. Zira bu tren
kaçırılırsa, bir daha geri gelmeyecektir.Herkesin, görüş
ayrılıklarını unutup, ayaklanması ve birlikte harekete
geçme zamanıdır.
Türkiye' nin yakın tarihindeki en önemli bir kararın
alınacağı haftaya girdik.
Avrupa Birliği, önümüzdeki Cuma günü Türkiye ile müzakerelerin
başlama tarihini bildirecek. Bu kararla birlikte Türkiye' de nelerin
değişeceğini sizlere anlatmak istemiyorum. Bu köşeyi izleyenler
defalarca okudular. 17 Aralık günü Türkiye' nin günlük yaşamı,
geleceği değişecek. Çağ atlayabileceği bir sürece
girecek. 1 inci ligde oynamaya başlayacak. Bölgenin süper gücü
olabileceği bir fırsat yakalayacak.
Madalyonun öbür yüzü tabii ki kritik.
17 Aralık günü bir yol kazasına uğranırsa, işte o
zaman ayıkla pirincin taşını.
Ne tadımız kalacak, ne tuzumuz. Piyasalar birbirine girecek, politik
belirsizlik başlayacak, Milliyetçi söylemlerin ardına
saklanmış bir ülkeye dönüşeceğiz.
Anlayacağınız, risk alınamayacak bir konumdayız.
İşte bundan dolayı, herkesin ayaklanması gerekiyor.
Kimsenin seyirci kalmaya hakkı yok.
Kimi etkileyebiliyorsanız, o kişi veya kişileri
aramalısınız. Türkiye kararını etkileyecek her
kapıyı çalmalısınız. Bugünden başlayıp,
Perşembe akşamına kadar bir zamanımız var.
AVRUPADAKİ TÜRKLER SEYİRCİ KALAMAZSINIZ...
Öncelikle Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklere seslenmek istiyorum.Binlerce
dernek, birlik veya küçük gruptan söz ediyorum.
Nerelerdesiniz ?
Neden sesiniz çıkmıyor ?
Yıllar boyunca, bulunduğunuz kentlere ne zaman bir Türk yetkili, bir
bakan veya siyasetçi gelse, hepiniz salonları doldurur ve sadece
şikayet edersiniz. Genelde cami ister, imam sayısının
azlığını eleştirir, bürokrasiden
yakınırsınız.
Bugün ortalarda yoksunuz.
Kaçınız mektup yazdı ?
Kaçınız yaşadığınız ülkenin
başbakanına, dışişleri bakanına kişisel veya
dernek olarak seslenip, Türkiye' nin AB' ye alınması için seslendiniz
?
Üstelik kısa vadede en çok yararlanacak olanlar da sizlersiniz.
Bu tutumunuzdan dolayı kendinizi suçlayın ve hiç değilse şu
birkaç gün içinde hareketlenin. Seyirciliği bırakın veya bir
daha ağzınızı açmayın ve birşey istemeyin.
DERNEKLER, ÜNİVERSİTELER, ÜNLÜLER VE ÜNSÜZLER...
İkinci lafım da, konuştukları zaman mangalda kül
bırakmayanlarımıza...
Bir kaçı hariç, sizlerde seyirci kaldınız.
Paralı, parasız derneklerden, birliklerden, sendikalardan,
üniversitelerden, meslek odalarından vs...kamu oyunun bol
konuşanlarına soruyorum.
Hala ne bekliyorsunuz ?
Bu konuyu görmezden mi geleceksiniz? Hiçbir katkınız olmayacak
mı ?
Harekete geçmek zorundasınız.
Kiminiz mektup yazsın, kimi gazeteye ilan versin, kimi telefon etsin veya
mail yollasın. Her birimiz, karınca kararınca bir katkıda
bulunmalıyız. Sonradan ağlamak, dövünmek istemiyorsanız,
bugünden perşembeye kadar sesinizi duyurmalısınız.
Demokrasiyi yaşatmak, ülkenizin geleceğini güvenceye almak için
hareketlenmelisiniz. Katılımcı olmadığınız
taktirde, bulunduğunuz yerde kalırsınız. Yarın size
çocuklarınız veya torunlarınız " Baba AB
savaşında sen ne yaptın, ne katkıda bulundun ?" diye
sorduklarında vereceğiniz bir yanıtınız olmalı.
Aksi halde kızarır ve yerinizde kalırsınız.
Haydi hanımefendiler ve beyefendiler, bugün ayaklanma günüdür.
KÜRT SORUNU BRÜKSEL
ÜSTÜNDEN ÇÖZÜLEMEZ
Geçen hafta
Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan ilan, Kürt sorunuyla
ilgilenenler açısından talihsizliktir. Genel izlenim, Türkiye' ye
tarih verilmesine kısa bir süre kala, fırsattan istifade bir fatura
çıkarma telaşına düştükleri şeklindedir. AB
başkentlerine bir mesaj verip ( özellikle de Fransız kamu oyuna ) 17
Aralık' ta yayınlanacak bildiriye kendileriyle de ilgili bazı
cümlelerin girmesini sağlamaya çalışmışlardır.
İlanda imzası bulunanlar, Kürt sorununu Brüksel 'de çözme
çabasına girmişlerdir.
Hele kendilerini Kıbrıs Türkleriyle aynı kefeye koymaları
daha da büyük bir talihsizlik olmuştur. Özerklik, federasyon, hatta
bağımsızlığa kadar ( KKTC ile paralellik
kurduklarına göre) giden bir strateji saptadıkları izlenimini
yaratmışlardır. Hele KKTC tipi bir düzenlemeden söz etmeleri,
ayrıca vizyonlarının da çok dar olduğunu göstermeye
yetmiştir.
Daha da önemlisi ve en tehlikesi , bu ilan Türk toplumundaki kuşku ve
kaygıları canlandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti
Devletini savunmaya geçmeye zorlamıştır.
KÜRT DİASPORASI, BİNDİĞİ DALI KESİYOR
Kürt sorunu' nun Brükselde çözümlenemeyeceğini , aksine
sağlıklı bir ilişki kurma yolunun sadece Ankara' dan
geçtiğini hala göremediklerini ortaya koymuşlardır.
Oysa onlardan beklenecek akılcı davranış,
yayınladıkları ilanda " Türkiye' ye tam üyelik
kapısını aralayacak, net bir müzakere tarihi verilmesini"
istemeleri olurdu. Türkiye' nin AB' ye ilerlemesinin kendilerine de yarar
getireceğini gerekçeleriyle anlatmaları gerekirdi. Böyle bir tutum
hem Türk toplumunda, hem de Devletin içindeki bakışları son
derece olumlu şekilde etkilerdi.
Bu fikir kimlerden çıktıysa ve ilan metnini kimler kaleme
aldılarsa,( dışardan bakınca Kürt Diasporası
olduğu anlaşılıyor) Kürt sorununun
algılanışına büyük zarar verdiklerini, işleri biraz
daha zorlaştırdıklarını ve Türkiye yaşayıp
binbir güçlük çeken insanlarının bindikleri dalı kestiklerini
bilmelilerdir.
Bu tutum, ilanı imzalayanların, gerçek çıkarlarının
nerede olduğunu sağlıklı
algılayamadıklarını ve akil
davranamadıklarını göstermiştir. Beni asıl
şaşırtan, Leyla Zana ve arkadaşlarının da bu
metni imzalamaları olmuştur. Onları daha büyük ve daha
akılcı düşündüklerini sanardık.
Kürtler artık kendilerine doğru dürüst bir yol çizmeli ve bir karar
vermelilerdir. Ya söyledikleri gibi azınlık değil, bu ülkenin
asil üyesi olduklarını benimserler, sisteme katılırlar veya
tüm ümitlerini AB' ye bağlayarak yaşarlar. Sonunda hayal
kırıklığına uğrarlar.
Zira AB gerçekçidir ve Brüksel için önemli olan daima Türkiye' dir. Hele
müzakere masasına oturmuş bir Türkiye' nin bütünlüğü, AB
açısından çok daha hayatidir.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 13/12/04
|
|
|
|||
|
|
|
13 Aralık 2004 Bu arada, BM Genel Sekreteri Annanın
Kıbrıs özel temsilciliğine ise adadaki misyon şefi
Zbigniew Wlosowicz getirildi. |
|
Denktaş, bir kabul sırasında
yaptığı konuşmada, Annan planı Allaha çok şükür
Rumların hayırıyla ortadan kalkmıştır. Ama
yine masaya oturtulacağız, öyle anlaşılıyor. Bunun
sonu gelmez dedi.
Şartları iyi belirlememiz, bu
şartlardan vazgeçmeyeceğimizi dünyaya bildirmemiz lazım diyen
Denktaş, Gözümüz kapalı yeniden Amerika istedi, Birleşmiş
Milletler çağrı yaptı diye körü körüne tekrar masaya oturmak
çok büyük hata olur ifadesini kullandı.
Denktaş, Avrupa Birliğinin öncelikle
Rumların Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini kabul etmesi
ve kendileriyle direkt temasa geçmesi gerektiğini vurguladı. Bu
arada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın
Kıbrıs özel temsilciliğine ise adadaki misyon şefi Zbigniew
Wlosowicz getirildi.
|
|
|
|||
|
|
|
13 Aralık 2004 Bu çerçevede Başbakan Mehmet Ali Talat,
birliğe üye 24 ülkeye mektup göndererek, Rum Yönetiminin tanınma
talebinin, Türkiyenin müzakere tarihi almasına koşul
olamayacağını bildirdi. |
|
Talat mektuplarda, Rum Yönetiminin AB üyeliğini
Kıbrıs sorununda araç olarak kullanmaya
çalıştığını anlattı ve Rumların Türkiye
tarafından tanınmasından önce, Avrupa Birliğinin Kıbrıslı
Türkler için yapması gereken çok şey bulunduğuna dikkat çekti.
Başbakan Talatın Rum Yönetimi
dışındaki 24 üye ülkeye gönderdiği mektuplarda, ABnin
referandum sonrasında Kıbrıslı Türklere verdiği sözler
hatırlatıldı ve bunların hayata geçirilememesinde Rum
Yönetiminin sorumluluğu bulunduğuna işaret edildi.
MİLLETVEKİLLERİ DE ATAKTA
Başbakan Talatın lideri olduğu
Cumhuriyetçi Türk Partisi milletvekilleri de, güneydeki Rum
meslektaşlarıyla doğrudan temaslar gerçekleştirdi. 17 Aralıkta
Türkiyenin veto edilmesinin yanlış bir adım
olacağını belirten Kıbrıslı Türk parlamenterler,
Rumlara vetonun Kıbrıs sorununun çözümüne büyük zarar vereceği
uyarısında bulundu.
BM'nin Kıbrıs özel temsilcisi Wlosowicz
13 Aralık, 2004 1:24:00 (TSİ) CNN TURK
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilciliği'ni
vekaleten yürüten Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonu
şefi Zbigniew Wlosowicz, resmen BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi oldu.
BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly, yaptığı
açıklamada, BM Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz'in zaten bu görevi
yaptığını, ünvan değişikliğiyle bu görevin
tasdik edildiğini söyledi.
BM Barış Gücü'nün dergisi 'Mavi Bere'nin kasım
sayısında, Misyon Şefi Zbigniew Wlosowicz'den BM Genel
Sekreteri'nin Özel Temsilcisi olarak söz edildi. Wlosowicz, dört
yıldır misyon şefi görevini yürütüyordu.
Denktaş,
Rumlara rağmen masada
13 Aralık, 2004 20:30:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın
Rumların 'hayır'ıyla ortadan kalktığını ama
yine masaya oturtulacaklarının
anlaşıldığını belirtti.
Rauf Denktaş, bir heyeti kabulünde yaptığı açıklamada,
"gözümüz kapalı, 'Amerika, Birleşmiş Milletler istedi,
çağrı yaptı' diye, körü körüne tekrar masaya oturmak çok büyük
hata olur" dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, egemenlik ve
bağımsızlığın önemine işaret ederek,
Rumların da bunları kabulünden sonra bir yere
varılabileceğini söyledi.
''Kıbrıs
Türklerinin bağımsızlığı tanınacak''
Denktaş, yeniden masaya oturulması durumunda görüşülecek
konuların başında Kıbrıs Türklerinin
egemenliğinin geldiğini vurguladı.
Denktaş, Rumların bugüne dek 'meşru Kıbrıs hükümeti'
ünvanının arkasına saklanarak Kıbrıs Türkleri'nin
bağımsızlığını
tanımadığını belirtti.
Cumhurbaşkanı, bu söylenmedikçe Rumların ve Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'un yola gelmeyeceğini savundu.
Kıbrıs
stratejisi
Ankara, 17 Aralık kararında Kıbrıs kaydı yer
almasın diye büyük uğraş veriyor.
Bu uğraş verilirken Brüksel'e verilen mesaj, "Biz
Kıbrıs'ta üzerimize düşeni yaptık, bundan sonra bir
şey yapmayız" biçiminde değil. Aksine, Türkiye'nin
"temiz bir tarih" almasından sonra Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak çözüm yolunda aktif olacağı yönünde.
Bunun anlamı şu: Ankara, 17 Aralık'ta müzakere tarihi
aldıktan sonra, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'nin
yapacağı girişimlere destek olacak. Ankara'nın stratejisi,
önce hak ettiği müzakere tarihini almak, sonra Kıbrıs sorununun
çözümü için harekete geçmek ve Birleşik Kıbrıs'ı
oluşturup yeni devleti tanımak ve bu sorunu böylece geride
bırakmak...
Ankara, Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'ye tam üye
olamayacağının bilincinde. Müzakere açılsa bile
Kıbrıs çözülmeden Türkiye'nin AB'ye üye olarak kabul
edilmeyeceği hükümet tarafından biliniyor. Bu nedenle Kıbrıs
stratejisi sorunun çözümüne endekslenmiş durumda...
Ankara bu yaklaşımını Brüksel'e yansıtırken
şu savunuyu yapıyor:
Karar taslaklarına Kıbrıs'ın dolaylı biçimde
konulması Türkiye'ye haksızlıktır. Yeni üye olan on ülkenin
katılım protokollerinin Türkiye tarafından onaylanması ve
bu yolla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması konusunun
karar metnine konulması, Ankara'yı sıkıştırmak
anlamı taşır. Kıbrıs konusunda çözüme hayır
diyen, Rum tarafı olmuştur. Bu, AB tarafından da, BM
tarafından da tespit edilmiş durumdadır. Buna dayanarak Türk
tarafının destekleneceği açıklanmış ve bazı
vaatlerde bulunulmuştur. Ancak bunlar yerine getirilmemiştir.
Şimdi Rum tarafına baskı yapıp çözüm yoluna girmelerinin
istenmesi beklenirken, Türkiye ve KKTC'yi sıkıştırmak
haksızlıktır.
AB, 17 Aralık kararına bu nedenle Kıbrıs'la ilgili
doğrudan veya dolaylı bir kayıt düşmemelidir. Kaldı ki
Kıbrıs'ın siyasi bir kriter olmadığı AB
tarafından ilan edilmiştir. O halde Türkiye'yle ilgili karara
Kıbrıs konusu şerh gibi düşülmemelidir.
Ankara bu yaklaşım içinde müzakere tarihi alındıktan sonraysa,
BM'nin girişimlerini destekleyerek, çözüm için istekli olmayı
sürdürecek. Annan Planı veya hazırlanacak yeni bir çözüm formülü
üzerinde yapıcı bir tutum alacak. BM, Annan Planı'nı
yeniden masaya sürerse, artık adımın Rum tarafından
atılmasını isteyecek. Yeni plan söz konusu olursa yine aktif
taraf olacak.
Ankara'nın bu stratejisinin temelini, Güney Kıbrıs'ı
değil, Birleşik Kıbrıs'ı tanıma karar ve
kararlılığı oluşturuyor.
FIKRET BILA
MILLIYET 14/12/04
60 günlük anayasal süre...
Başbakan Mehmet
Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin
istifasıyla başlayan seçime endeksli anayasal süreç
tamamlanıyor. Anayasada öngörülen 60 günlük zorunlu sürenin 20
Aralık Pazartesi günü tamamlanmasıyla Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş bu tarihten itibaren seçim çağrısı yapabilecek.
TAK muhabirinin
Başsavcı Akın Saitten aldığı bilgiye göre,
koalisyon hükümetinin 20 Ekimde istifa etmesinin ardından 21 Ekimde ilk
görevlendirmeyle başlayan 60 günlük anayasal süre, 20 Aralık
Pazartesi günü sona erecek.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaşın bu tarihten itibaren seçim çağrısı
yapabileceğini söyleyen Başsavcı Akın Sait,
Anayasanın ilgili maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı
Denktaşın, Meclis Başkanı ile siyasi parti
başkanlarıyla görüştükten sonra seçim kararı
verebileceğini kaydetti.
Anayasanın
Cumhurbaşkanı Denktaşa 60 günlük süre sonunda seçim kararı
için yetki verdiğine, ancak bunu zorunlu kılmadığına
da dikkat çeken Başsavcı, Cumhurbaşkanı Denktaşın
seçim yapılmasına ilişkin kararının, Meclis
Başkanı tarafından Resmi Gazetede yayımlanmasıyla
resmen yürürlüğe gireceğini ve 60 günlük seçim sürecinin de Resmi
Gazetede yayımlanma tarihinden itibaren başlayacağını
ifade etti.
Başsavcı
Sait, 60 günlük seçim sürecinin ancak yasayla
kısaltılabileceğini de vurguladı.
ERKEN SEÇİM
PROSEDÜRÜ
Anayasanın
88inci ve 106ıncı maddeleri uyarınca, Cumhuriyet Meclisi
seçimleri 2 şekilde yenilenebiliyor.
Buna göre Meclis,
üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yani 26 oyla
seçim kararı alabilir veya Cumhurbaşkanı, Meclis
çoğunluğuna dayalı hükümet atanmasına olanak
bulunmaması halinde ilk görevlendirmeden itibaren 60 günlük süre içinde
seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
İlgili 60
günlük anayasal süreç, hükümetin istifasının hemen ardından UBP
Genel Başkanı Derviş Eroğlunun 21 Ekimde hükümeti
kurmakla görevlendirilmesiyle başlamıştı.
ANAYASAL SÜRE 21
EKİMDE BAŞLADI
CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat
başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekimde
istifasının ardından 21 Ekimde hükümeti kurmakla
görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu
konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade
etmişti. Eroğlunun ardından ikinci büyük parti olarak 8
Kasımda hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP Genel Başkanı Başbakan
Mehmet Ali Talat ise, girişim yapmadan 22 Kasımda görevi iade
etmişti.
Bu tarihten sonra
herhangi bir görevlendirme yapmayan Cumhurbaşkanı
Denktaşın anayasal sürecin tamamlanmasıyla pazartesi gününden
itibaren seçim çağrısı yapması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı
Denktaşın seçim çağrısı yapması ve seçim sürecinde
de yasayla değişiklik yapılmaması halinde KKTCnin 20
Şubat civarında erken seçime gitmesi bekleniyor
HALKIN SESI 14/12/04
|
15 Aralık 2004 Rum kesiminde yayın yapan Antenna televizyonunun
haberine göre, Papadopulos tanınma konusunda Yunanistanın
yanısıra Fransa, Belçika, Avusturya, İspanya, Portekiz ve
Slovakyadan tam destek aldı.
Rum lider Tasos Papadopulos, tanınma şartlarının yerine getirilmemesi ve söz konusu ülkelerin desteğinin son ana kadar değişmeden devam etmesi halinde, Türkiyeyi veto edecek.
Papadopulos, Türkiyenin Ankara anlaşmasında
Kıbrıs Cumhuriyetini tanıma anlamına gelen protokolü 17
Aralıktan önce imzalamasını ve müzakerelere başlamadan
önce Rum kesimini tanıyacağı konusunda sözlü taahhütte
bulunmasını şart koşuyor.
Ayrıca Rum liderin çalışma
arkadaşlarına Annan planına hayır dediğimizde dünya
başımıza yıkılacak demişlerdi ama öyle
olmadı. Eğer Ankara tanıma konusunda gerekli şartları
yerine getirmezse herşeyi göze alarak süreci veto etmekten
çekinmeyeceğim dediği de öne sürüldü.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
14 Aralık 2004 Türkiyenin zirve öncesinde veya zirvenin ilk günü
tavrını açıklaması bekleniyor. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ya Ankara Anlaşmasını Türkiye ile AB
arasında müzakereler başlamadan önce, 10 yeni üyeye uyarlamaya
hazır olduğunu açıklayacak, ya da anlaşmayı uyarlama
konusunda tarih vermeden Türkiyenin niyetini dile getirecek. Üzerinde
durulan iki senaryonun eyleme sokma zamanlaması henüz bilinmiyor. |
Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları,
Türkiyenin zirve bitmeden önce, Kıbrıs Rum Kesimini tanıma
konusundaki niyetini ve siyasi iradesini beyan etmesini talep ediyor. Bu konuda
iki seçenek üzerinde duruyorlar.
BİRİNCİ SEÇENEK
Türkiye, zirve arefesinde veya zirvenin ilk gününde,
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında müzakereler başlamadan önce,
Ankara Anlaşmasını müzakere ederek 10 yeni üyeye uyarlamaya
hazır olduğunu açıklasın.
Bu durumda, Avrupa Birliği devlet ve hükümet
başkanları, sonuç bildirgesi taslağında herhangi bir
değişiklik yapmayacak. Türkiyenin Ankara Anlaşmasını
uyarlamaya hazır olduğuna dair aldığı karardan
duyduğu memnuniyeti dile getirecek.
İKİNCİ SEÇENEK: NİYET AÇIKLANACAK
İkinci seçenek ise, Türkiyenin, Ankara
Anlaşmasını uyarlama konusundaki niyetini bir takvim vermeden
açıklamasını öngörüyor.
Bu durum karşısında ise Avrupa
Birliği devlet ve hükümet başkanları, sonuç bildirgesinin 19.
Paragrafında ufak bir değişlik yaparak, Türkiyenin Ankara
Anlaşmasını imzalamaya hazır olduğuna dair
kararından duyulan memnuniyet dile getirecek, ama bu anlaşmanın
müzakereler fiilen başlamadan uyarlanması gerektiğine dair bir
ibare koyacak. Bir anlamda, bu konuyu müzakereye başlama şartı
haline getirecek.
RUMLAR YAZILI AÇIKLAMADAN YANA
Ankara, her iki durumda da, uyarlama
çalışmaları esnasında da, Londra ve Zürih
anlaşmaları ile Avrupa Birliği-NATO kurumsal işbirliği
protokolünde yer alan Türkiyenin haklarını muhafaza ettiğini de
ilan edecek. Ayrıca, bu adımın, Rum Kesimini diplomatik
açıdan tanıma anlamına gelmediğini kayde geçirmek istiyor.
Rumlar, Türkiyenin açıklamasını
yazılı yapmasını, dolayısıyla belgelenmesini
istiyor, Türkiye ise açıklamayısözlü yapmaktan yana.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
15 Aralık 2004 Musevi temsilcisi Barry Jacobs ise, Türkiyenin
geçen yüzyılda onbinlerce Musevinin hayatını
kurtardığını belirterek, dini özgürlükler konusunda
Türkiyeyeyöneltilen eleştirilere katılmadı. |
Washingtonda din ve kamu politikaları tarafından
kongre binasında düzenlenen Laik Türkiyede dini özgürlükler
konferansı tartışmalara sahne oldu. Toplantıya
katılan Amerikan Rum ortodoks kilisesi liderlerinden Anthony Limberakis,
Fener Patrikhanesinin ABD yönetimince daima ekümenik sıfatıyla
tanındığını söyledi ve ABD yönetiminin bu tutumunun bu
defa Türkiyede büyük tepki toplamasını
anlayamadıklarını anlattı.
Limberakis ve bir diğer Rum Ortodoks kilisesi
lideri Emanuel Demos, Heybeliadadaki ruhban okulunun açılması
taleplerini yineledi. İki Ortodoks lider, Türkiyenin Avrupa
Birliğine girmesi durumunda dini özgürlükler konusunda diğer birlik
üyeleri gibi davranmak zorunda kalacağını ifade etti ve bu
sebepten dolayı Türkiyenin AB üyeliğini tamamen desteklediğini
belirtti.
AKP milletvekili Ersönmez Yarbay ise, Türkiyenin
eğitim sistemi açısından dini kurumlara bağlı okul
açılamayacağını söyledi. Amerikan Musevi komitesi
yöneticisi Barry Jacobs da, Türkiyenin cumhuriyet döneminde onbinlerce
Museviye kucak açarak Nazi rejiminden kaçan bu kişilerin
hayatını kurtardığını anlattı ve
Türkiyedeki Musevi toplumunun dini açıdan tamamen özgür olduğunu
vurguladı.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
16 Aralık 2004 Ermeni meselesine ilişkin sözleriyle Ankarada
tepki toplayan Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier
ise, amaçlarının Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
başarıyla sonuçlanması olduğunu söyledi. |
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Avrupa Birliği
zirvesine davet edilmesi, gelecek yıl başlarında
Kıbrısta yeni bir girişim başlatılabileceği
haberlerine yol açtı.
ABD Dışişleri
Bakanlığı ise, Annan Planına alternatif bir girişim
üzerinde çalışıldığına ilişkin elinde bilgi
olmadığını, ancak Kıbrıs meselesinin
Annanın yetkisi dahilinde bulunduğunu bildirdi.
ABD Dışişleri
Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, sorumuz üzerine,
Annanın Kıbrıs meselesinde şapkasından yeni
birşey çıkarmaya hazırlandığına ilişkin
elimde bilgi yok. Annan Planına alternatif bir girişim düşünüldüğünden
de haberdar değilim. Ancak Kıbrıs konusu, Genel Sekreterin yetkisinde
bulunuyor dedi.
Bu arada Ermeni meselesine ilişkin sözleriyle
Ankarada tepki toplayan Fransa Dışişleri Bakanı Michel
Barnier, Washingtonı ziyaret ederek, ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell ile görüştü.
BARNIER: KESTİRME YOLA SAPMAMALIYIZ
Barnier, çıkışta
yaptığı açıklamada, Türkiye ile ABye üyelik müzakerelerini
açmak istediklerini söyledi. Barnier, Tabii ki amacımız, bu
müzakerelerin üyelikle sonuçlanması. Ancak bu yolda gevşek
davranmamalıyız ve kestirme yollara sapmamalıyız dedi.
Powell da, Türkiyenin AB sürecine ilişkin,
Tarihi bir fırsat geliyor diye konuştu.
Denktaş: "Avrupa Lozanı bozuyor"
KKTC Cumhurbaşkanı:''Kıbrıs Girit
olmasın''
16 Aralık, 2004 06:18:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin kararlı bir şekilde Lozan
Anlaşması'nı bozduğunu ileri sürdü.
Tarihi zirve öncesi Hürriyet'in sorularını yanıtlayan
Denktaş, Lozan Anlaşması'nın Türk-Yunan dengesi
olduğunu savundu.
"Kimse
kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor"
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABnin kararlı bir
şekilde Lozan anlaşmasını bozduğuna dikkat çekerek,
Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Fener Patriğinin
istedikleri, olmayan azınlıkların karşımıza
çıkartılması Lozana uyuyor mu? Lozan, Türk-Yunan dengesidir.
Kıbrısta da bozuyorlar dedi.
Ekümeniklik ve azınlıklar konusunda son dönemde yaşanan
tartışmalara dikkat çeken Denktaş, "adaların
silahlandırılması şimdi daha da meşruiyet kazanacak.
Lozan'da olmayan azınlıkların şimdi
karşımıza çıkması, bunlara azınlık
hakkı istenmesi lozan'a uyuyor mu? Türk-Yunan dengesi bozulmasın diye
Kıbrıs'ta ortak devlet kurulmuştur. Yunanistan bunu ortadan
kaldırmıştır" diye konuştu.
"Kıbrıs
Girit olmasın"
Kıbrısın büyük bir hızla Giritleştiğini savunan
Denktaş, Kıbrıs, Girit olacak. Eğer Türkiye 1960ta
verilmiş hakları koruyamazsa, bu anlaşmalarla Kıbrıs
üzerine getirilmiş, Lozan anlaşmasının dengesini
bozmalarına müsaade ederse Kıbrıs Girit olacaktır dedi.
Avrupa Lozanı bozuyor
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA 17 Aralık zirvesi öncesinde Hürriyete konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Lozan, Türk-Yunan dengesidir. Kıbrısta da bozuluyor dedi. Denktaş, Kıbrısta yaşanan sürecin Giritin aşamalı olarak Rumlara geçmesini andırdığını belirterek, Kıbrıs, Girit olacak uyarısında bulundu. KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABnin kararlı bir
şekilde Lozan anlaşmasını bozduğuna dikkat çekerek,
Kimse kendini kandırmasın, Lozan bozuluyor. Fener Patriğinin
istedikleri, olmayan azınlıkların karşımıza
çıkartılması Lozana uyuyor mu? Lozan, Türk-Yunan dengesidir.
Kıbrısta da bozuyorlar dedi. |
HURRIYET 16/12/04
Türkiye'ye evet
Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile müzakerelerin vakit geçirmeden başlaması çağrısında bulunan raporu 262ye karşı 407 oyla kabul etti. Hıristiyan Demokratların verdiği, tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerisi reddedildi. AB ile müzakerelerin açılmaması, sözde Ermeni soykırımının müzakere için ön şart olması yönündeki önergeler de kabul edilmedi.
AVRUPA Parlamentosu Genel
Kurulu, Hollandalı parlamenter Camiel Eurlingsin kaleme
aldığı raporu 262ye karşı 407 oyla kabul ederek
Türkiyeyle AB arasında tam üyelik müzakerelerin
başlatılması çağrısı yaptı. Böylelikle
Avrupa Parlamentosu yarın Türkiye kararı alacak olan AB liderlerine
açık bir mesaj vermiş oldu.
Dün yapılan oylamada özel statü yada imtiyazlı ortaklık gibi önergeler
büyük çoğunlukla reddedildi. İmtiyazlı ortalık ve
Türkiyenin üyeliğinin reddedilmesine yönelik önergeler için gizli oylama
yapılmasını sağlayan Hıristiyan Demokratlar bu
taktikle bir sonuç alamadılar.
Özel statü önergesi 227 oya karşın 451 oyla ; İmtiyazlı
ortaklık önergesi 259a karşı 415 oyla; müzakerelerin
açılmamasına yönelik önerge ise 175 oya karşı 486 oyla
reddedilidi. Müzakerelerin başlaması için Ermeni
soykırımının kabul edilmesini ön şart olarak dile
getiren önerge 103e karşılık 551 oyla reddedildi. Ancak APnin
1987 ve 2002 yıllarında sözde soykırımın
tanınmasına yönelik kararına atıfta bulunuldu.
AP içindeki Sosyalist, Yeşiller ve Liberaller oylama sırasında
tek sesli davranarak Parlamentonun Türkiyeye yönelik olumlu kararında etkili
oldular. Bu grubun üyeleri gizli oylamayı protesto ederek Hıristiyan
Demokratların girişimini Skandal olarak nitelediler.
Uygulamayı protesto etmek için de Türkiye ve Avrupa
bayraklarının bulunduğu ve Türkçe de dahil tüm dillerde Evet
yazılı kartları genel kurulda gösterdiler.
İnadına, açık açık EVET
Hıristiyan Demokratlar, Türkiyeye hayır diyeceklerin fazla
olduğunu ve bağlı bulundukları siyasi grup kararı
nedeniyle bu görüşlerini dile getiremediklerini belirterek gizli oylama
talep etti. Sosyalist, Yeşiller ve Liberaller ise bu olayı protesto
etmek için Türkiye ve Avrupa bayraklarının bulunduğu ve Türkçe
de dahil tüm dillerde Evet yazılı kartları gösterdiler.
Ama üyelik otomatik değil
Müzakere ucu açık süreçtir
Müzakereler gecikmeksizin başlasın, siyasi kriterlere öncelik
verilsin.
Temel hak ve özgürlüklerde ihlal halinde müzakereler askıya
alınabilsin.
Tam üyelik Türkiye ve ABnin karşılıklı çabalarına
bağlıdır. Tam üyelik müzakereleri ABnin 2014 yılı
bütçesinden önce tamamlanamaz.
Müzakereler uzun bir sürecin başlangıç noktasıdır ve
doğası gereği ucu açık bir süreçtir. Müzakereler otomatik
olarak tam üyelik anlamına gelmez.
Türkiyedeki Alevilerin yasal statüye kavuşturulması,
cemevlerinin tanınması, gönüllü din eğitiminin de Sünnilere
yönelik olmaması gerekir.
Türkiyedeki dini azınlıklara yönelik kısıtlamalar
kaldırılsın, Heybeliadadaki ruhban okulu açılsın.
Müzakerelerin 25 ülkeyle yapılacağı hatırlatılarak
Türkiyenin fiilen Kıbrıs Rum Kesimini tanıması
gerekeceği ifade edildi.
HURRIYET 16/12/04
Birlikte savaştık birlikte yaşayalım
Bizim evlatlarımız NATOda, özgürlük ve demokrasi ilkeleri için sizin evlatlarınızla omuz omuza savaşlara gitti. Bugün aynı özgürlük ve demokrasi değerleri için sizinle aynı çatı altında birlikte yaşamak istiyoruz.
Başbakan Tayyip
Erdoğan, ABnin Türkiyenin üyeliğiyle ilgili yapacağı
tarihi zirve öncesinde Avrupa halkına hitaben bir mektup yazdı.
Erdoğanın mektubu Almanyanın Bild Gazetesinde bugün
yayımlandı. Avrupalı dostlarım diye başlayan mektup
özetle şöyle:
DEMOKRASİ İÇİN
Zihinlerin tam bir berraklık içinde olmasını hayati önemde
görüyorum. Çünkü dün NATO çerçevesinde, özgürlük ve demokrasi ilkeleri için
evlatlarını, Avrupanın evlatları ile omuz omuza ölümü göze
alarak savaşlara göndermiş halkım, bugün aynı özgürlük ve
demokrasi değerleri için tek bir çatı altında Avrupalı
dostlarıyla beraber yaşama beklentisi içindedir.
FARKI YADIRGAMA
AB, temel ilkesini çeşitlilik içinde birlik olarak ortaya
koymuştur. Bir yanda bu ilkenin kuvveden fiile taşınmasına
çalışılırken, diğer yanda Türkiyenin Avrupadan
farklı bir kültüre ve dine sahip olduğunun
yadırganmasını sadece kendi içerisinde tutarsız değil,
aynı zamanda da tehlikeli buluyorum. Zira farklılıklar üzerine
yapılacak vurgu, farklılıkları birarada yaşatma
iradesine değil, ancak karşılıklı saflaşma
anlayışını güçlendirebilir.
YARINI DA DÜŞÜN
ABnin sadece bugünü değil, 10-20 yıl sonrasını, hatta
daha ötesini dikkatle değerlendirmesi gerekmektedir. 17 Aralık günü
verilecek karar, sadece Türkiyenin siyasi reform sürecinde
attığı adımların tesciliyle ilintili değildir. Bu
karar, ABnin kendisine biçtiği rol ve kimliğe ilişkin
ipuçları da taşıyacaktır. Verilecek kararla, medeniyetler
arası ve değerler arası işbirliğinin kaderi
hakkında bir sonuca varılacaktır.
ÜLKEME GÜVENİYORUM
Türkiyenin ABden tek beklentisi, reformlarına destek olacak,
bunları daha da cesaretlendirecek fırsatın kendisine
tanınmasıdır. Birçoklarına inanılmaz gibi gelen, Türk
insanının, Türkiyenin değişim ve gelişim
potansiyeline sonuna kadar güveniyorum. Üyeliğimizin gerçekleşmesine
kadar geçecek süre içinde yaratacağımız Türkiyenin, bugünkü
Türkiyeden çok farklı, bugünkü Türkiyenin çok ilerisinde
olacağından kuşku duymuyorum.
KATKI YAPACAĞIZ
Türkiyenin genç nüfusunun, ekonomik dinamizminin, AB ekonomileri için bir
avantaj haline geleceğinden şüphe duymuyorum. Bugün endişe
edilen işgücünün serbest dolaşımının da, o zaman çok
daha rahatça ele alınabileceğine, beşeri sermayesini daha da geliştiren
Türkiyenin, ABnin gelişimine artık beden gücüyle değil, beyin
gücüyle katkı yapmaya başlayabileceğine inanıyorum. Her
zaman söylediğim gibi Türkiye ABye yük olmak için değil, ABye
katkı yapmaya çalışmaktadır.
BARIŞ DİLİYORUM
Tüm üye ülkelerin sağduyusuna ve mantığına güveniyorum.
Tüm Avrupa haklarına milletim ve hükümetim adına barış,
refah ve özgürlük dolu bir dünya diliyorum.
İşte Türkiye
Türkiyeye müzakere tarihinin ele alınacağı AB zirvesi öncesinde
ajanslar, dünyayı Türkiyeden fotoğraf yağmuruna tuttu.
Fransız AFP Ajansı, medeniyetler arasında köprü olmaya aday olan
Türkiyeden, İstanbul Taksim Meydanında bir kilisenin
haçını ve ayyıldızlı bayrağı aynı karede
buluşturan bu fotoğrafı abonelerine geçti.
HURRIYET 16/12/04
Balkenende
uzlaşı arıyor
AB'nin tarihi Türkiye
zirvesi başlıyor. Balkenende, 'Evet tamam, ama ortak karar gerek'
dedi. AB, Kıbrıs protokolüne imza için taahhüt isterken, Ankara
tanımayı içermeyen formül arıyor
RADIKAL 16/12/04
GÜVEN ÖZALP
HİLAL KÖYLÜ
BRÜKSEL -
Türkiye'nin 41 yıllık Avrupa Birliği (AB) macerasının
seyrinde dönüm noktası niteliği taşıyan tarihi zirve bugün
Brüksel'de başlıyor. Yarın bitmesi öngörülen zirvede, AB üyesi
25 ülkenin liderleri, Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlama
konusundaki kararı belirleyecek. Zirvenin Türkiye
ağırlıklı olacağını açıklayan Dönem
Başkanı Hollanda, Türkiye'ye ilişkin kararı liderlerin bu
akşamki çalışma yemeğinde netleştirmeyi ve yemeğin
ardından bir basın toplantısı düzenlemeyi planlıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün başkanlığındaki Türk heyeti, temiz bir
başlangıç kararı hedefine kilitlenerek, AB liderlerinden
açık ve net bir tarih ile tam üyelik perspektifi içinde müzakere
başlanmasını istiyor. Ankara'yla dirsek temasını
kesmeden Brüksel'deki girişimlerini akşam yemeğine dek
sürdürecek olan Türk heyetinin pazarlıkları, Kıbrıs ve
kalıcı kısıtlamalarla ilgili paragraflara odaklanacak.
AB'nin en önemli beklentisini Kıbrıs'ta açılım
yapılması beklentisi oluştururken, Türkiye "Önce tarihi
görelim, sonra sıra açılıma gelir" stratejisini güdecek.
'Aski halde sorun
çıkar'
Kıbrıs: Kıbrıs pazarlığının
merkezinde, zirve için hazırlanan Türkiye karar taslağının
19. maddesindeki 'Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara
Anlaşması'nın ek protokolünü imzalama kararını
memnuniyetle karşılar' cümlesi var. Dün Dönem
Başkanlığı'ndan bir kaynak, şunları söyledi:
"Türkiye, ek protokolü imzalayacağını taahhüt etmeli.
Siyasi açıdan önemli olan, Türkiye'nin imzaya hazır olduğunu
beyan etmesidir. Aksi takdirde Kıbrıs sorun çıkaracaktır,
bu açık." Gümrük Birliği uygulamasının
Kıbrıs Rum Yönetimi dahil 10 yeni üyeye genişletilmesini içeren
uyum protokolü, AB tarafından Ankara'nın Kıbrıs Rum Yönetimi'ni
de facto tanıması olarak algılanıyor.
'AB'nin
tavrını not edeceğiz'
AB tarafı, Ankara'yı müzakereler başlamadan önce uyum
protokolünü imzalama noktasına çekmeye çalışıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, zirveye saatler kala konuştuğu
Yunan Mega televizyonunun Rum Kesimi'nin tanınması
olasılığıyla ilgili sorusunu şöyle yanıtladı:
"Türkiye, Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da dahil
edecek şekilde genişletti. 17 Aralık'ta tüm AB ülkelerinin
izleyecekleri tavrı not edeceğiz. Bunun ardından müzakere
sürecinde durumu değerlendirecek ve atmamız gereken
adımları belirleyeceğiz" sözleriyle yanıtladı.
Türkiye, bir yandan üyelik müzakerelerine başlamadan önce uyum protokolünü
müzakereye hazır olduğu sinyalini verirken, diğer yandan 'Rum
Yönetimi'ni tanımadan muhatap olma' formülü peşinde koşuyor. Bu
çerçevede üye ülke başkentleriyle yoğun bir diplomasi trafiği
yürütülürken, üst düzey bir Dışişleri heyeti Lahey'de Dönem
Başkanlığı yetkilileriyle görüştü. Bu temaslardan,
'Güney Kıbrıs'ı tanımıyoruz. Atacağımız
olası adım da bu sonucu doğurmayacak nitelikte olacak. Annan
Planı'ndaki çözüm parametresini koruyoruz. Kıbrıs'a bu
bağlamda bakıyoruz' sonucuna varıldı. Ankara,
Kıbrıs konusundaki çekincesinin yazılı olarak da
kayıtlara geçirilmesini istiyor. Artık sorun, bu yaklaşımın
AB tarafından yeterli bulunup bulunmayacağında.
Kalıcı kısıtlamalar: Türk heyeti serbest
dolaşıma kalıcı kısıtlamalar getirilmesi ve
tarım ile yapısal politikalarda özel uygulamalara gidilmesi
paragrafının değiştirilmesi için de yoğun temaslarda
bulunuyor. 'Kalıcı' yerine 'uygun görülecek kısıtlamalar'
ifadesini tercih eden Ankara, son olarak Brüksel'e "Kalıcı
ifadesini çıkarın, ama isterseniz ne kadar süreyle
uygulanacağını net bir şekilde dile getirin. Bu süre çok
uzun da olabilir. Bu konuda esneklik gösteririz" mesajını
gönderdi. Ayrıca kısıtlamaların işçilerin serbest
dolaşımıyla sınırlı kalması yönünde çaba
harcayan Ankara'yı, Avrupa Komisyonu ile Britanya'nın
başını çektiği bir grup ülke de destek veriyor.
'Ortak bir karara
ihtiyaç var'
Ucu açıklığın sırrı: Bugün AB liderleri,
zirve karar taslağında boş bırakılan Türkiye ile tam
üyelik müzakerelerinin başlatılıp
başlatılmayacağı, başlangıç tarihi, şekli ve
amacı paragraflarını dolduracak.
Dün AB dönem başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter
Balkenende, "Türkiye'ye 'Evet' oyu çıkacakmış gibi
görünüyor. Ancak ortak bir karara ihtiyacımız var" dedi.
Müzakerelere başlama tarihinde ibre 2005'in son aylarını
gösterirken, Fransa'nın 2006 önerisi pek destek görmüyor. Müzakerelerin
şekli ve amacıyla ilgili paragrafa 'ucu açık' ifadesinin
gireceği kesinleşirken, bire bir yer almasa bile 'üyelik
dışı alternatifleri' çağrıştıracak her türlü
ifadeye karşı olduğunu muhataplarına net şekilde
ileten Ankara'nın tüm çabası ucu açıklığın arkasına
başka unsurlar eklenmesini engellemek. Dün Balkenende, birbirine zıt
görüşler arasında uzlaşma sağlamak zorunda
olduklarını, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin kapının
imtiyazlı ortaklık gibi alternatiflere açık
bırakılmasını istediğini anlattı. Hollanda
Başbakanı, Avrupa Komisyonu'nun müzakerelerin sonucunu açık
bıraktığını hatırlatıp "Bu, yıllar
süren ve izlenmesi gereken bir süreç. Amaç üyelik olmalı. Ancak bu garanti
değil" dedi.
Rumlar
zirvede rahat değil
YORGO
KIRBAKİ
RADIKAL 16/12/04
BRÜKSEL -
Avrupa Birliği'nin bugün başlayan tarihi zirvesine Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos oldukça tedirgin bir şekilde
katılıyor. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ise
nispeten daha rahat.
Papadopulos'un bugün saat 13.30'da ulaşması beklenen Brüksel'deki
Kıbrıs Rum diplomatlar özellikle İngiltere'nin Türkiye leyhine
yaptığı kulis çabalarından rahatsız oldular.
Rum kaynaklar, Türkiye'nin bugün veya yarın Ankara
anlaşmasının yeni üyelere uyumlanması yolunda sözlü bir
açıklama yapacağına ilişkin haberlerden memnun
kalmadılar. Rum kaynaklara göre, Papadopulos sözlü açıklama yerine
yazılı açıklama yapılmasında ısrar edecek.
AB zirvesi pazarlığına Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni resmen tanıması, Türk askerlerinin adadan çekilmesinin
bir sürece bağlanması gibi bir dizi talep ortaya atarak veto tehdidi
ile başlayan, ancak destek bulamayınca çıtayı alçaltan
Papadopulos'un, zirve kararlarında "ilişkilerin
normalleşmesinden" bahsedilmesi şartı da Brüksel'de ilgi
görmedi.
Rum kaynaklar, Papadopulos yönetiminin "ilişkilerin
normalleşmesi" talebinin zirve kararlarında yer almasa bile hiç
değilse Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin AB Dönem
Başkanı sıfatıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'a bir
mektup yazarak yansıtılması için çaba gösterebileceğini
söylediler.
Bu arada edinilen bilgilere göre, Türkiye'nin zirve kararlarında Ege ile
ilgili olarak 2002 yılından bu yana çözüm çabalarının
vurgulanması ve Lahey Adalet Divanı'na başvurunun Türkiye AB
üyesi oluncaya kadar açık bırakılması yolunda ifadeler yer
alması talebinde bulunması ,Yunanistan Başbakanı
Karamanlis'i rahatsız etti. Yunan hükümeti dönem başkanı
Hollanda'nın hazırladığı taslaklardan memnun
kalmıştı. Ancak Türkiye'nin talebi Atina'nın
hesaplarını bozdu.
Ya tanınma ya
veto
Güney Kıbrıs'ta BM'nin çözüm planına karşı
'Hayır' kampanyası yürütmüş olan partiler de, Rum
liderliğinin zirvedeki tutumuna baskı amacıyla önceki gece
'vetoya evet' mitingi düzenledi. AKEL'in yer almadığı 'Tüm
Kıbrıs Vatandaşlar Hareketi'nin kapalı bir salonda
düzenlediği ve yaklaşık 800 kişinin katıldığı
mitingde '17 Aralık 2004 Kararı-Veto Tercihtir' sloganı benimsenirken
Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıması istendi. Konuşmalarda
vetonun kaçınılmaz olduğu telkin edildi.
Chirac
çok net konuştu
AB zirvesi öncesi
Fransız televizyonuna konuşan Jacques Chirac, 'Türkler onurlu bir
halk, imtiyazlı ortaklığı kabul etmez. Türkiye'yi
dışlamak ağır sorumluluk getirir' dedi. Chirac'ın
mesajları şöyle:
RADIKAL 16/12/04
PARİS - AB'nin bugün
ve yarın düzenleyeceği zirvede Türkiye kararının
anahtarını elinde tutan Fransa'nın Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, dün TSİ 21.30'da Elysee Sarayı'nda Fransız TF1
televizyonunun canlı yayınında halkına seslendi. Fransa
liderinin mesajları şöyle:
Türkiye'nin AB
üyeliği
Türkiye'nin AB'ye katılımı Avrupa'nın özellikle de
Fransa'nın çıkarına mıdır sorusuna yanıtım
'evet ama' şeklinde olur. Eğer Türkiye her aday ülke için uygulanan
koşulları yerine getirirse birliğimizin içinde yer alabilir.
Türkiye'nin yerine getirmesi gereken şartlar, 'barış ve
istikrara bağlılık', 'demokrasi', 'ekonomik ve sosyal gelişme'
olmak üzere üç ana başlık altında toplanabilir.
Medeniyetler savaşından uzak durulması bağlamında
Türkiye'nin Asya'ya değil Avrupa'ya yönelmesi Avrupa'nın
yararına. ABD, Rusya ve Çin gibi dünya arenasında etkin ülkelerin
bulunduğu bir dünyada Türkiye'nin AB dışında
kalmasındansa AB içinde yer alması çok daha iyi olacaktır.
Türkiye 1923'ten beri laik bir devlet ve diğer dinlere saygı
gösteriyor. Ayrıca Türkiye büyük bir pazar, ekonomik açıdan güçlü.
Avrupa, Türkiye'nin katılımı ile daha da güç kazanacaktır.
Bütün bunlara rağmen üyelik müzakerelerinin başlatılması,
tam üyelik anlamına gelmiyor. Her üye ülke, özellikle de Fransa
müzakerelerin başından sonuna dek, ki bu 10-15 yıllık bir
periyottur, süreci durdurma hakkını saklı tutacaktır.
Türkiye konusunda son sözü referandumla Fransız halkı söyleyecek.
İmtiyazlı
ortaklık seçeneği yanlış olur
İmtiyazlı ortaklık gibi kısmi sonuç getirecek bir öneri
makul olmaz. Türkler onurlu bir halk. Bu seçeneği asla kabul etmez.
Türkiye'yi dışlamak ağır sorumluluk.
1915 yılında Ermeniler bir trajedi yaşadı. Biz o dönem
birçok Ermeni'ye kapılarımızı açtık. Ermeni toplumu
Fransa'ya entegre oldu. Meclisimizde de bu konunun bir soykırım
olduğuna dair alınmış bir karar var. Avrupa bir
barış projesi. (Dış Haberler)
AB'den Kıbrıslı Türklere güçlü destek
Başaran DÜZGÜN/
Brüksel
Türkiye'nin Avrupa
Birliği ile müzakerelere başlamasıyla ilgili yoğun
tartışma ve pazarlıklarla başlayan Brüksel 2004 zirvesinin
sonuç bildirgesinde, Kıbrıslı Türklere de bir paragraf
ayrılması için perde gerisi yoğun faaliyetler
yapılıyor
Avrupa Birliği
Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Vergeugen'in
başını çektiği bir ekip, zirve sonuç bildirgesine
Kıbrıslı Türklerle ilgili bir paragraf eklenmesi için
uğraş veriyorlar. Papadopulos yönetiminin bloke etmemesi için bugüne
kadar kamuoyundan gizlenen çalışmaya göre Kıbrıslı
Türklerin 24 Nisan Referandumu'nda yüzde 65 gibi yüksek bir oyla
"evet" dediğine atıfta bulunulacak
Kıbrıslı
Türklerin yalnız bırakılmadığına ilişkin
güçlü ifadeler içermesi tasarlanan paragrafta, Kıbrıs sorununun bir
an önce barışçıl ve uzlaşmacı bir temelde çözülmesine
destek verilecek. Bu noktada Annan Planı'na değinilecek
Konuyla ilgili olarak
Brüksel'de görüşlerini aldığımız bir yetkili,
"Perde gerisinde bir çalışma var. Gizli tutulması,
çalışmanın engellenmemesi nedeniyledir. Ama
Kıbrıslı Türklerin açık ve güçlü bir desteği hak
ettiğini herkes biliyor" dedi
KIBRIS 16/12/04
Papadopulos son kozlarını oynuyor
HALKIN SESİ:
ÖZEL
Bürüksele
varır varmaz AB Dönem Başkanlığına taleplerini ileten
Papadopulos, Rum Yönetiminin isteklerini madde madde yazılarak, resmi bir
belge şeklinde AB Komisyonuna sunulmasını istedi.
Güney Kıbrıstaki
Papadopulosa yakın kaynaklardan derlediğimiz bilgilere göre, Rum
lider veto kullanmayı düşünmemek yanında bunu son ana kadar
cebinde koz olarak bulunduracak.
Kıbrıs
Cumhuriyetinin Türkiye tarafından tanınacağı yönünde
Türkiyeden yazılı bir taahhüt isteyen Papadopulos bunun
olmaması durumunda, ikinci bir seçeneği ortaya koyacak.
Kıbrısın
taleplerinin yer alacağı maddeler gerçekleştirildikten sonra
müzakerelerin başlatılması önerisinin karara
bağlanması durumunda Türkiyeye tarih verilmesine karşı
çıkmayacak Rum Yönetimi zirve
sırasında kendine destek arayışlarını da
sürdürecek.
Brükselden elde
edilen bilgilere göre; Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiyeye
karşı yeni kozlar elde etmeye yönelik çabalarını
sürdürürken, bu kez de Belge koşulu talebinde bulundu.
AB Dönem
Başkanı Hollanda Dışişleri Bakanıyla görüşen
Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Yakovu, Rum
tarafının isteklerini içeren maddelerin ve Türkiyenin bunların
kabul etmediğinin resmi bir belge olarak AB Dönem Başkanlığına
sunulmasını önerdi.
Siyasi çevreler,
bunun kurnazca bir yöntem olduğunu ve veto kullanmayacak olan Rum
tarafının, bu şekilde resmi kayıtlara geçirilecek belgeyi
Türkiyenin başında söz konusu
istekleri Demoklesin kılıcı gibi kullanmayı hedeflediği
belirtiliyor.
Rum tarafının belgeye koymak istediği
maddeler arasında Kıbrıs Cumhuriyetinin
tanınmasının ve gümrük birliği anlaşması
yapılmasının ilk madde olduğu bildiriliyor.
17 ARALIKTAN ÖNCE TANIMA OLMAZ
Türkiyenin Ankara Antlaşmasını 10 yeni üyeyi
de kapsayacak şekilde genişletilmesi şeklinde Kıbrıs
cumhuriyetinin tanınmasını öngören imzanın 17 Aralık
AB zirvesinde atılamayacak.
Rum yetkililerin AB hukuk bürosundan aldıkları
bilgiuye göre teknik olarak imzalanacak metnin üye 10 devletin anadillerine
çevrilmesinin kalan süre içinde mümkün olmadığından
rumların tanıma talebi bahara kaldı.
BAŞLANGIÇ TARİHİ VE KIBRIS SORUNU ÖN
PLANDA
Zirvede ana gündem maddesinin Türkiye
olacağına ve tarihi bir karar aşamasına gelindiğine
işaret edilen değerlendirmelerde, AB üyesi 25 ülkenin devlet ve
hükümet başkanlarının Türkiyeye yeşil ışık
yakmaya hazırlandıkları, AB Dönem Başkanı
Hollandanın son temasları gerçekleştirdiği, bu temaslarda
müzakerelerin başlangıç tarihi ve Kıbrıs sorunu
konularının ön planda olduğu belirtiliyor.
Haberlerde, veto hakkı bulunan
Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiyenin, Ankara
Antlaşmasının ek protokolünü imzalayarak, bu
antlaşmayı son genişlemede ABye katılan 10 üyeye
uyarlamasında ısrarcı olduğu, bunun, Rum yönetiminin Ankara
tarafından tanınması anlamına geleceğinin
düşünüldüğü üzerinde duruluyor.
Belçika haber ajanslarına giren son
iddialara göre Fransa, Avusturya, Danimarka, Slovakya ve Hollanda, Türkiye ile
müzakerelerin ucunun açık olması ve imtiyazlı
işbirliği seçeneğinin gündemde tutulması yönünde bazı
taleplerini sürdürüyorlar. Aynı haberlerde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın, ABnin Türkiyeye tam bir katılım perspektifi
sunmaması halinde Ankaranın hayır diyeceğine
ilişkin sözlerine de yer veriliyor.
İngiltere ve Almanyanın,
Türkiyeye güçlü bir destek verdikleri üzerinde de duruluyor.
Haber ve yorumlarda, kötümserlerin
Türkiyeye 2006da tarih verilmesini istedikleri, Fransızların, bu
tarihin Fransada yapılacak AB Anayasası referandumu sonrasına
bırakılmasında ısrar ettikleri belirtiliyor.
AB devlet ve hükümet
başkanlarının uzlaşma arayışında, Türk
işçilerin serbest dolaşımına kalıcı
kısıtlama getirilmesi konusunun da görüş
ayrılıkları yarattığı ifade ediliyor.
Aktarılan bilgilere göre, bazı ülkeler kalıcı
derogasyonlar fikrini desteklerken bazıları bu tür bir
uygulamanın AB hukukuna ve ilkelerine ters düşeceğini savunuyor.
Haber ve yorumlarda, Avrupa Parlamentosunun,
bu sabah Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına yeşil
ışık yakan kararı onaylamasının ve imtiyazlı
işbirliği seçeneğinin Avrupa Parlamentosu tarafından
dışlanmasının önemine de değiniliyor.
Avrupa Parlamentosu üyesi Belçikalıların, aşırı
sağ hariç, büyük kısmının, Türkiye ile müzakerelerin
başlamasından yana oy kullandıkları ve kararı
destekledikleri belirtiliyor.
Türkiye ABye üye olmayacaksa
Kıbrısı niye çözsün. Adama salak derler. Çünkü onlar demiyor mu
Kıbrıs meselesi Avrupa Birliği üyeliğimize engel diye. O
zaman tersine çevirirsiniz. Ben Avrupa Birliğine girmiyorsan niye
çözeyim demez misiniz?
Özuslu: Brüksel zirvesi öncesinde acaba
Türkiye tarih aldıktan sonra Kıbrıs politikasından
nasıl bir değişiklik olur, bir atak bekliyor musunuz?
Y.ERALP: Şimdi galiba
başkaları da atak yapacak. Belki Sayın Denktaş,
Papadopoulos ile çözüme yönelik bir geçici hükümet kurulmasını
önerebilir.
Özuslu: Bu geçici hükümetin
sistemi ne olacak?
Y.ERALP: Geçici hükümet tabii federatif.
Annan Planı çerçevesinde olabilir ama çözümü bu hükümet içinde
Denktaş ile Papadopoulosun araması öngörülebilir.
Özuslu: Daha orta ve uzun vade
için ne düşünüyorsunuz?
Y.ERALP:: Bu gelişmelere
bağlı. Türkiye Avrupa Birliğine giremez ise ben
Kıbrısta da çözümü çok uzak görürüm.
Özuslu: Yani Türkiye girene kadar
Kıbrısta bir adım beklemiyor musunuz?
Y.ERALP: Bekliyorum. Müzakerlerin ucu
açıksa Kıbrısta da çözümün ucu açık olmalı, parça
parça olmalı.
Özuslu: Bu anlamda Kıbrıs
Türkleri ve Kuzey Kıbrıs buzdolabına mı girer?
Y.ERALP: Buzdolabına girmek
değil. Yavaş yavaş tabii entegre olması lazım ama
Türkiye ABye üye olmayacaksa Kıbrısı niye çözsün. Adama salak
derler. Çünkü onlar demiyor mu Kıbrıs meselesi Avrupa Birliği
üyeliğimize engel diye. O zaman tersine çevirirsiniz. Ben Avrupa
Birliğine girmiyorsan niye çözeyim demez misiniz?
Özuslu: Türkiyenin Brükselden
nasıl bir sonuç alacağını umut ediyorsunuz?
Y.ERALP: Türkiye bence tarih alacak ama
önemli olan dikenlerin mahiyeti. Yani üstü örtülü imtiyazlı ortaklığa
dönüşmeyecek bir formül olması lazım. Tam üyelik dersiniz ama
yanına öyle dikenler koyarsınız ki bu üstü örtülü imtiyazlı
statü olabilir. Buna dikkat etmek lazım.
YENIDUZEN
16/12/04
Tarihi zirvede
Kıbrıs düğümü
Avrupa Birliği,
Türkiye ile 3 Ekim 2005te müzakerelere başlamayı önerirken,
Türkiye-AB görüşmeleri, Kıbrısın tanınma
şartında düğümlendi.
|
Brüksel |
|
|
|
17 Aralık 2004 Başbakan Erdoğan ve AB Dönem
Başkanı Hollandanın Başbakanı Balkenende sorunun
çözümü için tekrar bir araya geldi. Türk heyeti ise yaptığı
açıklamada hayal kırıklığı içinde
olunduğunu vurguladı. ABnin taslak metninde değişiklik
yapmasının zayıf olduğu belirtiliyor. |
Brükseldeki AB devlet ve hükümet
başkanlarının dün akşamki çalışma yemeğinin
ardından bir basın toplantısı düzenleyen AB Dönem
Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye
raporu temelinde müzakerelerin 3 Ekim 2005te başlamasına karar
verildiğini söyledi.
Ancak Türkiyenin müzakerelere başlamadan önce
Rum Kesimini tanıdığını beyan eden bir protokolü
imzalaması isteniyor.
ERDOĞANDAN BALKANENDEYE SERT ÇIKIŞ
AB Dönem Başkanı Hollandanın
Başbakanı Balkenende, bu açıklamaların ardından
Başbakan Erdoğan ile bir araya geldi. Görüşmede zaman zaman
gergin anlar yaşandı. Erdoğan, 600 bin Rumu 70 milyon Türke
tercih ettiniz. Demek ki size hiçbir şey anlatamamışız
dedi. Erdoğan, gelişmelerden memnun olup olmadığına
ilişkin soruya, Hayırlısı olsun diye
karşılık verdi.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisle
de görüşen Erdoğan, Kıbrısta milli çıkarlara
aykırı bir karar alınmayacağını
açıkladı ve Biz Kıbrısta adım atmaya
hazırız, ama adımın şekli önemli dedi.
ERDOĞAN: ISRAR EDİLİRSE KABUL ETMEYİZ
Erdoğan, Fransanın TV5 kanalına
verdiği demeçte de, Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini şu anda
tanımasının mümkün olmadığını söyledi.
Erdoğan, 17 Aralıktan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul
edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir diye
konuştu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Rum
kesiminin doğrudan ya da dolaylı tanınmasının söz
konusu olmadığını açıkladı.
Erdoğan, Türkiye saatiyle bugün 09.30da
Balkenende ile bir kez daha görüşeceğini, 10.15te ise AB Konseyinin
yeniden toplanacağını kaydederek, neticenin bundan sonra
görüleceğini ifade etti.
RUM KESİMİ YAZILI GÜVENCE İSTİYOR
Brükseldeki diplomatik kaynaklara göre Türkiye, bu
düğümü çözebilecek bir çalışma hazırladı. Türkiye,
Ankara Antlaşmasını Kıbrıs Rum Kesimini de
kapsayacak şekilde ABye yeni katılan 10 üye için
genişletebileceğini bildirdi ve hazırladığı
çalışma şu anda Brükselde süren müzakerelerin zeminini
oluşturuyor. Bu çalışma üzerinde anlaşma
sağlanırsa, Başbakan Tayyip Erdoğanın bugün öğle
saatlerinde Türkiyenin tavrını açıklaması bekleniyor.
Şu aşamada tıkanıklık,
Türkiyenin Ankara antlaşmasını uyarlama konusundaki siyasi
iradesine nasıl açıklayacağı noktasında
odaklanıyor. Rum kesimi yazılı bir belge istiyor. Türkiye ise,
başbakan düzeyinde yazılı bir belge vermekten yana değil.
|
Bununla birlikte, sonuç bildirgesine Avrupa Birliği
Konseyi ile Avrupa Komisyonunun ortak bir deklarasyonu ekleniyor. Bu ortak
deklarasyonda da, Konsey, Ankara Anlaşmasının Avrupa
Birliğine yeni üye olan ülkelere genişletilmesinin parafe edilmesini
ve Gümrük Birliği protokolünün Türkiyenin üyelik müzakerelerinin
başlamasından önce imzalanmasını memnuniyetle
karşılamaktadır. Konsey tüm bu gelişmelerin Türkiyenin
ABye üye tüm ülkelerle ilişkilerinin gelişmesine yardımcı
olacağını ve katkıda bulunacağını ümit
etmektedir deniyor.
Öte yandan, Avrupa Komisyonu ile Dönem
Başkanlığı, Ankara Anlaşmasını yeni üye
ülkelere uyarlamak amacıyla bir uyum protokolü de hazırladı. Bu
uyum protokolünün Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu yetkilileri ile
Türkiyenin AB nezdindeki daimi temsilciliği tarafından
imzalanması hedefleniyor.
|
AB
basını: Şartlar ağır |
|
|
|
Belçikanın
başkenti Brükseldeki tarihi AB zirvesinin ilk gecesinde Türkiyenin
üyelik müzakerelerine başlamasına dair yapılan
açıklamalar dış basında geniş yankı buldu. |
|
|
|
NTV-MSNBC |
|
|
|
17 Aralık 2004 Gazetelerde öne çıkan konu, Kıbrıs
başta olmak üzere Türkiyenin önüne koşullar getirildiği
yönünde. |
Times gazetesi, Türkiyeyle müzakerelere
başlanmasının öncelikle birliğin
sınırlarını Irak ve İrana kadar götüreceğini
belirtiyor. Gazete, Türkiyenin Kıbrısı dolaylı olarak
tanıması, Türk vatandaşlarının birlik
sınırları içinde çalışma ve yaşamasına sınırlama
getirilmesi gibi koşulların ağır olmasına
karşın, Türkiyenin ABye evet diyeceği tahmininde bulunuyor.
İngiliz Independent gazetesi de,
Türkiyeye ağır şartlar getirildiği yorumunu yapıyor.
Türkiyenin, Avrupa Birliğinin teklifine evet demesi durumunda
müzakerelerin İngilterenin dönem başkanlığında
başlayacağına dikkat çeken gazete, Kıbrısın,
Türkiyenin önüne bir şart olarak konduğunu vurguluyor.
İngiliz The Guardian da müzakere
sürecine, İngilterenin dönem başkanlığında
girileceğini dile getiriyor. Gazete ayrıca, Türk hükümetinden bir
yetkiliye dayandırdığı haberinde, müzakere tarihi
almanın yalnızca bir ayrıntı olduğunu, müzakerelerin
başarısız olması durumunda Türkiyenin Avrupa
kurumlarına bağlanması, Türk işçilerinin üye ülkelere
yerleşmesini sınırlayan ifadelerin Türkiyeyi
düşündürdüğünü vurguluyor.
Financial Times gazetesi de, üyelik
şartlarının yerine getiilrmesinin en az 10 yıl
alacağı ancak Türkiyenin ilk kez Avrupa rotasını açık
bir şekilde görebildiği yorumunu yaptı. Gazete ayrıca,
zirveden önce televizyona çıkarak halkını Türkiyenin
üyeliği konusunda ikna etmeye çalışan Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın bu sürpriz
çıkışı yüzünden özellikle kendi partisi içinden
ağır eleştirilere hedef olduğuna dikkat çekiyor.
Wall Street Journalın Avrupa
baskısında, Türkiyenin 40 yıllık AB özleminin ortada olduğu
ve ABDnin de desteğini aldığı yazıldı. Gazete,
üyelik başarısının büyük bir Müslüman ülkenin dünyanın
en büyük ticaret bloğuna bağlanarak İslam dünyasıyla
batı arasında bir köprü kurulmasına yardımcı
olacağı yorumunu yapıyor.
Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi
Türkiyenin üyeliğinin yaratacağı fırsatların
alınan risklere ağır basacağını belirtiyor.
Fransız Liberation gazetesi de
Türkiyenin üyeliğinin AB için büyük riskler taşımasına
rağmen bu riskin alınması gerektiğini savunuyor.
Gazete, Laik, genç, başarıya
susamış, askeri açıdan güçlü ve AB için en büyük tehdit
kaynağı bölgelerinden birine aşina olan Türkiyenin üyeliğe
alınması Avrupayı güçlendirir yorumunda bulunuyor.
Avusturyada yayımlanan Die Presse ise
ekonomik olarak, Türkiyenin üyeliğinin içerdiği risklerin,
yarattığı fırsatlardan fazla olduğunu yazıyor.
|
Yunanistan ve
Rum Kesimi memnun |
|
|
|
Yunanistan ve Rum
Kesimi, Avrupa Birliğinin Türkiye konusundaki ortak tutumunun
kendilerini tamamen tatmin eder nitelikte olduğunu açıkladı. |
|
|
|
Brüksel |
|
|
|
17 Aralık 2004 NTVye bilgi veren Yunan hükümet kaynakları,
Tüm taleplerimiz Avrupa Birliği tarafından kabul edildi. Zirvenin
ilk günü bizim için çok iyi gitti. Aslında bu iş, bizim için bitti
dediler. |
Yunan hükümet kaynakları, AB liderlerinin akşam yemeğinde özellikle Kıbrısla ilgili, hem Rum Yönetimini hem de Yunanistanı tam olarak tatmin eden, bir ortak tutum belirlediklerini söylediler.
MÜZAKERELER HENÜZ BİTMEDİ
Söz konusu kaynaklar, Eğer herşey iyi
giderse Türkiyenin üyelik müzakereleri 3 Ekimde başlar. Türkiyenin bu
ortak tutuma vereceği cevaba göre, üyelik müzakereleri ya başlar ya
başlamaz dediler. Aynı kaynaklar, müzakerelerin henüz sona
ermediğini belirterek, açık pencere de bıraktılar.
|
|
|||
|
|
||||
|
|
|||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
17 Aralık 2004 Avrupa Birliği zirvesindeki gelişmelere
paralel olarak, Kıbrısta çözüm konusunda gelecek dönemde
hareketlenme meydana gelebilir. |
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Brüksel öncesinde dün Washingtondaydı. Annan, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve onun yerini alması beklenen şimdiki Ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice ile görüştü.
Konu ağırlıkla Iraktaki seçimlerdi ve
Kıbrıs meselesinin görüşmelerde ele
alındığına ilişkin bir açıklama
yapılmadı. Ancak Washingtondaki gözlemciler, özellikle
İngilterenin önderliğinde Avrupa Birliğinin Annana,
Kıbrısta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması
çağrısında bulunmasının beklendiğini belirtti. Bu
gerçekleşirse Şubattaki KKTC parlamento seçimleri sonrasında
ilgili taraflar arasında öngörüşmeler başlatılması
planlanıyor. Gözlemcilere göre, müzakerelerin yine Annan planı
çerçevesinde başlaması, ancak Rumların plana itirazlarının
da görüşülmesi bekleniyor. Bu şekilde, Kıbrıs meselesinin,
Türkiye ile müzakerelerin başlaması için ortaya atılan 3 Ekim
2005ten önce çözülmesi hedef olarak gosteriliyor.
Gözlemcilere göre, bu defa itici güç olarak
önderliğin, geçen seferki gibi ABDden değil, ABden gelmesi
bekleniyor. Annanın, bugün ilerleyen saatlerde AB liderleriyle bir araya
gelmesi öngörülüyor.
|
Kıbrısta
2005e kadar çözüm imkansız |
||
|
|
||
|
KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum
tarafının 2005 yılının Ekim ayına kadar çözüme
hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi. |
||
|
|
|
|||
|
|
|
17 Aralık 2004 Denktaş, Rum tarafının
Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya
uğraştığını, bundan en fazla kaçanın da AB
olduğunu belirtti. |
|
Kıbrısta çözüme ulaşabilmek için, Rum tarafının da niyetini ortaya koyması gerektiğini dile getiren KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 10 aylık sürede Rum tarafının böyle bir noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız olduğunu kaydetti.
Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Birliğinin Rum kesimine yönelik uygulayacakları politikayla, 5 yıllık sürede Rum tarafını çözüme hazır noktaya getirebileceğini belirten Serdar Denktaş, 1960 Cumhuriyetini kurduklarında yaptıkları gibi baskıyla bir anlaşma kabul ettirilecekse o anlaşmanın uzun ömürlü olamayacağını da çok rahatlıkla söyleyebilirim dedi
KIBRIS, BMDE ÇÖZÜLMELİ
Türk tarafının çözüme açık tutum
sergilemeye devam edeceğini kaydeden Denktaş, Rum tarafının
Kıbrıs sorununu AB çatısı altına sokmaya
uğraştığını, bundan en fazla kaçanın da AB
olduğunu belirtti. Denktaş, Kıbrıs sorununun BM
çatısı altında çözülmesi gerektiğini de tekrarladı.
|
Berlusconi:
Erdoğan TBMMye soracak |
|
||
|
|
|
||
|
İtalya
Başbakanı Silvio Berlusconi, zirve öncesi sürecin perde
arkasına ilişkin bilgi verdi. İtalyan Başbakan,
Erdoğan bana zaten, hükümetinin Kıbrısı tanımaya
niyetli olduğunu söylemişti dedi. |
|
||
|
|||
|
|
|||
|
|
|
17 Aralık 2004 Berlusconi, Erdoğanın bu meseleyi
parlamentosuna götürmek için zamana ihtiyacı olduğunu da ifade
ettiğini belirtti. |
|
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 3 Ekim
tarihinin, Türk hükümetine parlamentoda Kıbrısı tanımak
için gereken zamanı tanımak amacıyla seçildiğini söyledi.
2006 TELAFUZ EDİLİYORDU
Bu sonuca varılması için mücadele
ettiğini belirten Berlusconi, bir ara müzakerelerin 2006da
başlaması telaffuz edilmeye başlandığında birçok
kez müdahale ettiğini de açıkladı.
Türkiye için mümkün olan en iyi sonucu aldık diyen
Berlusconi, Türkiyenin girmek istediği ailenin 25 üyesinden birinin
Kıbrıs olduğunu ve Türkiyenin Kıbrısı fiilen
tanıması gerektiğini vurguladı.
DİRENİŞİ DE KIRDIK
Berlusconi, Başbakan Erdoğan bana zaten,
hükümetinin Kıbrısı tanımaya niyetli olduğunu
söylemişti. Ve bu meseleyi parlamentosuna götürmek için zamana
ihtiyacı olduğunu da ifade etmişti. Verilen süre bence
yeterlidir. Bu sayede Türkiyeye karşı çok ciddi muhalefet eden
Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin direnişini de kırdık dedi.
Türkiyenin Kıbrısı
tanımıyor olmasının tüm Avrupa ülkelerinin şüpheyle
baktıkları bir durum olduğunu vurgulayan Berlusconi, Bu Türkiye
için bir zorunluluktu, bir realiteydi; normal ve mantıklı bir
şeydi diye konuştu.
Rum Kesiminin tanımanın Türkiye için
kolay bir şey olmadığını bildiğini söyleyen
İtalyan Başbakan, Türkiyenin bu konunu üstesinden gelmesi gerektiğini
ifade etti.
AB LİDERLERİ: JEST BEKLİYORUZ
Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt,
liderlerin toplantıda, Türkiyenin Rum Kesimini tanımaması
sorununu aşmaya çalıştığını ve Türkiyeye,
Ankara Antlaşmasını Rum Kesimini de kapsayacak şekilde
genişletmesi çağrısında bulunulduğunu söyledi.
İsveç Başbakanı Goran Persson da,
Türkiyenin bu adımı atmasının müzakerelere başlamak
için bir önşart olduğunu söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanlığı
kaynakları da birliğin Türkiyeden Rum Kesimi ile ilişkilerin
normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest beklediğini bildirdi.
Aynı kaynakar tam üyelik müzakerelerinin başlaması için
türkiyenin ankara anlaşmasının ek protokolünü imzalaması
gerektiğini dile getirdi.
Türkiyeye verdiği destekle bilinen Almanya
Başbakanı Schröder Türkiye konusunda varılan anlaşmadan
memnun olduğunu açıkladı. Schröder ayrıca,
halkının çoğunluğuna, ülkesinin siyasi
sınıfına ve hatta kendi partisine rağmen çok cesur bir
karar alan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiraca saygı
duyduğunu kaydetti.
Türk tarafında hayal kırıklığı
Türkiye, AB'nin Kıbrıs şartı konusunda hayal
kırıklığı içinde
17 Aralık, 2004 09:50:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği'nin müzakereler başlamadan önce
Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni fiilen tanıması
isteği, Türk tarafında hayal kırıklığı
yarattı.
Dün gece AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan
Peter Balkenendeyle görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Güney Kıbrısın tanınmasının Türk halkına
anlatmanın zorluklarından bahsetti.
Bu sabah saat 07.00de Hollanda tarafına gizli bir heyet yollayan Türkiye,
nihai metne Türkiye, 3 ekim 2005e kadar genişleme protokolüyle ilgili
iyi niyet ifade etmeye hazır ifadesinin konulmasını istedi.
Türkiye, böylelikle müzakerelerin başlaması için Ankara
Anlaşması'nın ek protokolünün 10 yeni üyeyi, yani Güney
Kıbrıs'ı da, içine alacak şekilde imzalanmasını
şart koşan Avrupa Birliği'ni yumuşatmaya
çalışıyor.
Türk yetkililer, Avrupalı yetkililerin tutumlarında ısrarlı
oldukları belirtiyor, ancak Türk tarafının tepkisiyle
karşılaşan Avrupa Birliğinin Ankara
Anlaşmasının ek protokolünün paraf edilmesi isteğini
tavsiye niteliğine çevirmesi de beklentiler arasında.
AB Dönem Başkanlığı, dün Türkiye'yle müzakerelerin 3 ekim
2005'te başlamasını önerdiklerini ve hedefin 'tam üyelik'
olduğunu açıklamıştı.
Erdoğan-Balkenende
görüşmesi
Bu arada, Başbakan Erdoğan Hollanda Başbakanı Balkenende
ile Kıbrıs konusunu çözmek için tekrar biraraya geldi.
Erdoğan-Balkenende görüşmesinin ardından Avrupa Birliği
Konseyi bugün yeniden toplanacak. Sonucun bu toplantı sonrasında
açıklanması bekleniyor.
Bu arada Türkiyenin AB içindeki en büyük destekçilerinden İngiltere,
tartışmalı Kıbrıs sorunu için devreye girdi.
İngiltere'nin ek protokolün bugün parafe edilmesi isteğinin daha
sonraya bırakılması önerisini getirebileceği belirtiliyor.
Nihai metin üzerinde uzlaşma çabaları sürüyor.
Ankara
Anlaşması'nı paraf etmek için 24 saat
Serbest dolaşım ve Kıbrıs konularında nihai
kararın bugün verilmesi bekleniyor. Ancak AB, Türkiye'den, Ankara
Anlaşması'nı 10 üyeye genişletecek uyum protokolünü 24 saat
içinde paraf etmesini bekliyor. Taslağa göre, üyelik garantisi verilmeyen
müzakereler açık uçlu, hedef tam üyelik olacak.
Taslakta, "müzakerelerin başarısız olması halinde,
Türkiye'nin Avrupa Birliği kurumlarına kenetlenmesi için bir yol
bulunacak" ifadesi de yer alacak.
Balkenende:
"Görüşmeye devam edeceğiz"
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda'nın
Başbakanı Jan Peter Balkenende Kıbrıs konusunda,
"sayın Erdoğan'la görüşmeye devam edeceğiz, ancak
spekülasyon yapmak, bunu medya önünde tartışmak istemiyorum"
dedi.
İsveç ve Malta başbakanları da Türkiye'nin, müzakereler
başlamadan genişleme protokolünü imzalamasının 'şart'
olduğunu söyledi. Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları
ise, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'den siyasi jest beklediğini
bildirdi.
Barroso:
"Bu fırsatı kaçırmayın"
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'dan
Türkiye'ye, "bu fırsatı kaçırmayın"
çağrısı geldi. Barroso, zirvenin ilk gününün ardından
düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'ye Avrupa Birliği
kapılarını açtıklarını söyledi. Barroso,
''Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık. Bu önerimizi kabul etmesini
bekliyoruz'' dedi.
Berlusconi:
"Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiği
açıktır"
AB Liderleri ile Türk heyeti arasında Güney Kıbrıs ile ilgili
pazarlıklar sürerken, İtalya Başbakanı Berlusconi,
"Türkiye'nin AB üyesi olarak Güney Kıbrıs'ı
tanıması gerekliliği son derece açıktır. Bunun bir
parlamento süreci olacağı ve zaman alacağı da
ortadadır. Bu iki durumu da gözönünde bulundurursak, Türkiye'ye 3 ekime
kadar süre vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu konunun parlamentoda
kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi" dedi.
Denktaş:
"Rumlar, 10 ay içinde çözüme hazır noktaya gelemez"
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, Brüksel'deki Avrupa Birliği zirvesinde yaşanan
Kıbrıs tartışmalarına ilişkin bir açıklama
yaptı. Serdar Denktaş, gelecek 10 aylık sürede Rum
tarafının çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini
söyledi. Denktaş, sorunun AB değil, BM çatısı altında
çözülmesi gerektiğini savundu.
Hırvatistan'la
müzakere nisan 2005'te
Brüksel'deki AB zirvesi, Türkiye kadar diğer aday ülkeleri de
yakından ilgilendiriyor. Avrupa Birliği, Hırvatistan'la
önümüzdeki yılın nisan ayında müzakerelere başlamayı
planlıyor.
Hırvatistan'ın, 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya ile
birlikte Avrupa Birliği'ne üye olması bekleniyor.
Avrupa'da
Türkiye karşıtı eylemler
Brüksel'deki AB zirvesinde sıkı pazarlıklar sürdürülürken,
Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler yapıldı. Avrupa
Parlamentosu'nun, Türkiye ile müzakerelere başlanması yolunda
aldığı kararı protesto eden Türkiye karşıtları,
Danimarka'nın simgesi deniz kızı heykeline burka giydirip üzerine
"Türkiye AB'de" yazdılar.
İtalya'da ise Kuzey Birliği'ne mensup iki milletvekili meclis
başkanının kürsüsüne ''Türkiye'nin AB'ye alınmasına
hayır'' pankartı astılar.
AB zirvesinde Kıbrıs düğümü
Zirvenin ikinci gününde de Kıbrıs, ana gündem maddesi olacak
17 Aralık, 2004 05:19:00 (TSİ)CNN TURK
AB, Türkiye ile müzakereleri 3 ekim 2005'te
başlatmayı önerdi, ancak müzakerelerin başlaması için,
Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün Güney
Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde imzalanmasını şart
koştu.
Brüksel'deki kritik Avrupa Birliği zirvesinin ilk günü Kıbrıs
tartışmasıyla geçti. Düğüm Kıbrıs meselesinde
çözülecek. Avrupa Birliği liderleri Türkiye'den bu konuda bir jest
beklediklerini dile getirdi.
Liderler Türkiye'ye 3 ekim 2005 tarihini önerecek. Ama, bu tarihe kadar
dolaylı yoldan da olsa Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanımasını şart koşuyorlar.
Anlaşmanın
imzalanması 'dolaylı tanıma' anlamına geliyor
Liderler, Ankara Anlaşması'nın ek protokolünün birliğe
katılan 10 yeni üyeyi yani Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak
şekilde imzalanmasını istiyor. Böylece, Türkiye anlaşmaya
imza atarsa Güney Kıbrıs'ı da dolaylı olarak
tanımış olacak.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin uyum protokolünü, 24 saat içinde, yani zirve
bitmeden paraf etmesini bekliyor. Yeni taslak metindeki Kıbrıs
paragrafında ayrıca, "dönem başkanlığı, bu
protokolü müzakerelerin başlamasından önce Türkiye ile imzalama
niyetini teyit eder" ifadesi yer alıyor.
Berlusconi'den
çarpıcı açıklama
Berlusconi, "bunun bir parlamento süreci olacağı ve zaman alacağı
ortadadır. Türkiye ve Meclisi'ne, karşılıklı
tanımayı gerçekleştirmek için 3 ekime kadar dokuz ay süre
vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu konunun Türkiye
Parlamentosu'nda kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi" dedi.
Top,
şimdi Türkiye'de
Türkiye cephesi ise yorum yapmaktan kaçınıyor. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Dönem Başkanı Hollanda'nın
Başbakanı Jan Peter Balkanende ile görüştü.
Yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından ilk
açıklama Başbakan Erdoğan'dan geldi. Erdoğan, görüşmenin
ardından oteline dönüşünde yaptığı açıklamada,
Balkenende ile yeniden biraraya geleceğini söyledi.
Hollanda Başbakanı Balkenende ise, henüz bir anlaşma
sağlanamadığını, görüşmelerin süreceğini
söylemekle yetindi.
Erdoğan
ve Gül Kıbrıs konusunda kararlı
Başbakan Erdoğan, henüz liderlerin çalışma yemeği
sürerken, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli
çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla
atmayacaklarını vurgulamıştı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Brüksel'de gazetecilere
yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın
doğrudan ya da dolaylı, hiçbir şekilde
tanınmayacağını söyledi.
Müzakerelerin
şekli belirlendi
AB liderleri biraraya geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile
müzakerelerin şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Jan Peter
Balkenende'nin açıkladığı karar maddeleri şöyle:
·
Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak
·
Hedef tam üyelik
·
Müzakerelerin ucu açık olacak
·
Üyeler Türkiye konusunda farklı düşünüyor
·
'Kıbrıs' konusuyla ilgili olarak Türkiye 3 ekim 2005'e kadar
Genişleme Protokolü'nü imzalamalı
·
Görüşmeler başarısız olursa Türkiye'yi AB
yapısına bağlayacak bir formül bulunmalı
Tarihi
zirve son gününe girdi
Avrupa Birliği Brüksel zirvesinin ikinci gününde de liderleri yoğun
bir diplomasi trafiği bekliyor. Konsey toplantısında, zirve
bildirisine son şekli verilecek.
Zirvenin ikinci gününde hükümet ve devlet başkanlarıyla
dışişleri bakanları, Türkiye saatiyle 09:30'da Avrupa
Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile görüşmek üzere biraraya
gelecek.
Türkiye saati ile sabah saat 10:15'te başlayacak görüşmelerin
ardından Borrell, saat 10:45'te bir basın toplantısı
düzenleyecek.
Annan,
özel konuk olarak katılıyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ise özel konuk olarak
zirveye katılacak. Annan'ın 11:15'te basın toplantısı
düzenlemesi bekleniyor.
Zirvenin çalışma yemeği 12:00'de başlayacak, sonuç
bildirisine son şeklinin verilmesi bekleniyor. 14:30'da Avrupa
Birliği liderleri aday ülkelerin dışişleri
bakanlarıyla biraraya gelecek.
Dönem Başkanı Hollanda'nın son basın
toplantısının 15:00'te düzenlemesi ve zirvenin sona ermesi
öngörülüyor.
Kıbrıs konusunda siyasi jest beklentisi
''AB Kıbrıs konusunda, Türkiye'den siyasi jest
bekliyor''
17 Aralık, 2004 02:36:00 (TSİ) CNN TURK
Fransa Cumhurbaşkanlığı
kaynakları, AB'nin Türkiye'den Kıbrıs Rum kesimi ile
ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest
beklediğini açıkladı.
Fransız kaynaklar, tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te
başlaması için Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın ek
protokolünü imzalaması gerektiğini ifade etti.
Aynı kaynaklar, Fransa'nın zirveye getirdiği öneriye
ilişkin, müzakerelerin ucunun açık olacağını, sonucu
ne olursa olsun, Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilerek devam etmesine
ilişkin bir ifadenin bildiride yer almasının beklendiğini
belirttiler.
"Tarih
konusunda tüm ülkeler hem fikir"
Fransız kaynaklar, 3 ekim 2005 tarihi konusunda tüm ülkeler arasında
fikir birliği bulunduğuna dikkati çektiler.
Fransa, daha önce sağcı parlamenterlerin ve kamuoyunun
baskısı üzerine tam üyelik olmadığı takdirde
imtiyazlı ortaklık da olmak üzere diğer seçeneklerin
dışlanmamasına yönelik bir öneri yapmış, ancak
Türkiye'nin sert tepkisi ve Almanya ile İngiltere'nin de buna karşı
çıkması üzerine geri adım atmıştı.
Erdoğan-Balkenende
zirvesinden açıklama yok
Avrupa Birliği liderlerinin biraraya geldiği çalışma
yemeğinin ardından toplantı yapan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile AB Dönem Başkanı Jan Peter Balkenende ise iki saat
süren görüşmenin ardından açıklama yapmadı.
Yaklaşık iki saat süren toplantıya Başbakan Erdoğan
toplantıya Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan ve dışişleri
bürokratlarıyla katıldı.
Toplantı sonrasında Erdoğan, hiçbir soruya yanıt vermedi ve
görüşmelerin yarın devam edeceğini açıkladı. Bir
gazetecinin ''Ümitli misiniz?'' sorusu üzerine Erdoğan,
''Hayırlı olsun'' yanıtını verdi.
Tüm
gözler Kıbrıs'a çevrildi
Brüksel'deki tarihi Avrupa Birliği zirvesinde tüm gözler
Kıbrıs'a çevrilmiş durumda. Brüksel'den gelen açıklamalar
Kıbrıs'ın tanınmasının Türkiye'nin önüne
şart olarak konulduğunu gösteriyor.
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, "3 ekimde müzakerelere
başlayacağız; böylece Türkiye ve Türk parlamentosunun Güney
Kıbrıs'ı tanımasına zaman tanıyacağız
" dedi.
Berlusconi, Türk hükümetinin Güney Kıbrıs'ı tanımaya
hazırlandığını savundu ve Erdoğan'ın
kendisine "konuyu parlamentoya getirmek için zamana ihtiyacımız
var" dediğini kaydetti.
Erdoğan:
"Milli çıkarlara ters bir adım atılmayacak"
Erdoğan, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli çıkarlarının
müsaade etmeyeceği bir adımı asla atmayacaklarını
söylerken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel'de
gazetecilere yaptığı açıklamada, Güney
Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı, hiçbir şekilde
tanınmayacağını söyledi.
Müzakerelerin
şekli belirlendi
AB liderleri biraraya geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile
müzakerelerin şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Jan Peter
Balkenende'nin açıkladığı karar maddeleri şöyle:
·
Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak
·
Hedef tam üyelik
·
Müzakerelerin ucu açık olacak
·
Üyeler Türkiye konusunda farklı düşünüyor
·
'Kıbrıs' konusuyla ilgili olarak Türkiye 3 ekim 2005'e kadar
Genişleme Protokolü'nü imzalamalı
·
Görüşmeler başarısız olursa Türkiye'yi AB
yapısına bağlayacak bir formül bulunmalı
Denktaş: "10 ayda Kıbrıs'ın çözümü
zor"
17 Aralık, 2004 02:02:00 (TSİ)CNN TURK
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
gelecek 10 aylık süre içinde Kıbrıs Rum tarafının
çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün görmediğini söyledi.
Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için Kıbrıs Rum
tarafının da niyetini ortaya koyması gerektiğini ifade eden
Denktaş, ''gelecek 10 aylık sürede Rum tarafının böyle bir
noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız olduğunu'' kaydetti.
Serdar Denktaş, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelere başlayacağı
3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunup
bulanamayacağı konusunda hayale kapılmamak gerektiğini
söyleyerek, ''herhangi bir çözüme ulaşmak, Rum tarafının da
eşit niyeti ortaya koymasından geçer. Böyle bir noktaya Rum
tarafının önümüzdeki 10 ay içerisinde gelmesi hemen hemen
imkansızdır'' dedi.
"Bu
süreç beş yılı kapsar"
BM'nin ve AB'nin müştereken Rum tarafına yönelik uygulayacakları
politikayla beş yıllık sürede Rum tarafını çözüme
hazır noktaya getirebileceğini belirten Serdar Denktaş,
"Kalıcı bir barıştan bahsediyorsak bunun yolu Rum
tarafını da Kıbrıslı Türklere ihtiyaç duyacakları
ortamı yaratacak bir süreç gerektirecektir. Bu da minimum 5 yılı
kapsar diye düşünüyorum'' dedi.
Türk tarafının çözüme açık tavır sergilemeye devam
edeceğini kaydeden Denktaş, Rum tarafının Kıbrıs
sorununu AB çatısı altına sokmaya uğraş
verdiğini, bundan en fazla kaçanın da AB olduğunu belirtti.
"Kıbrıs
sorunu BM çatısı altında çözülmeli"
Kıbrıs sorununun BM çatısı altında çözülmesi gerektiğini
vurgulayan Serdar Denktaş, ''çözümün gerçekleşmesi için de öncelikle
olması gereken şey Rum tarafının çözüme niyetli, istekli,
ihtiyaç duyar durumda ve gönüllü olmasıdır. Türk tarafı, bu
anlamda kendi kendini ortaya koymuştur ve ispat etmiştir ki çözüm
istiyor, niyetlidir, gönüllüdür. Aynı tavır Rum tarafından da
beklenecektir" diye konuştu.
Straw: "Rum Kesimi'nin tanınması beklenmiyor"
17 Aralık, 2004 11:11:00 (TSİ)CNN TURK
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw,
Ankara Anlaşması ek protokolünün Kıbrıs Rum Kesimi'ni
tanınmasını içermediğini söyledi.
Jack Straw ek protokolün imzalanması uluslararası hukukta,
Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıma anlamı
taşımadığını belirtti. Straw, bu anlaşma
imzalandığında Ada'nın statüsünde bir değişiklik
olmayacağını da vurguladı.
İngilteredaki siyasi partilerin ve kamuoyunun Türkiyeye büyük bir destek
verdiğini belirten Straw, İngilterenin de ABye üyelik sürecinde iki
kez veto gördüğünü hatırlattı.
Eurlings:
Böyle bir kriz beklemiyordum
Avrupa Parlamentosunun Türkiye raporunu hazırlayan Hollandalı
parlamenter Camile Eurlings de, AB Konseyinin dün Türkiyeye sunduğu
ekim 2005te tam üyelik hedefli müzekere tarihinin çok olumlu bir karar
olduğunu söyledi.
Kıbrıs konusunda bu derece büyük bir kriz çıkmasını tahmin
etmediğini dile getiren Eurlings, Türkiye, Ankara
Anlaşmasından doğan ek protokolü, Kıbrıs Rum
Kesimide dahil imzalayabilir. Ancak Türkiyenin bu imzadan sonra
çıkıp, ben Rum Kesimini tanıyorum diye resmi açıklama
yapması beklenmiyor dedi.
AB,
Kıbrıs için insiyatif alacak
Hollandalı parlamenter Eurlings, Kıbrısta bir çözüm
bulunması için Avrupa Birliğinin insiyatif alacağını
söyledi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini
unutmadıklarını vurgulayan Eurlings, ABnin Türk tarafıyla
ticarete başlaması için çalışmaların devam
ettiğini söyledi.
Çözüm
bulunacağına inanıyorum
Eurlings, AB dönem başkanı Hollanda Başbakanı
Balkenendenin Türkiyeye müzakere tarihi verilmesi için yoğun çaba
harcağını belirtti. Hollandalı parlamenter,
Erdoğan-Balkenende görüşmesinde bir çözüm çıkacağına
inandığını söyledi.
|
Türk heyetinde Kıbrıs konusunda hayal
kırıklığı |
|
|
Brüksel Türk heyeti, Türkiye'ye verilen, net ve tam üyelik perspektifi içeren müzakere tarihini olumlu bulmakla birlikte, dün ulaşan son taslağı genel olarak hayal kırıklığı olarak niteledi. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan da Türk heyetinin memnuniyetsizliğini AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende
ile bu sabaha karşı yaptığı görüşmede dile
getirmişti. "BM DEVREYE
GİRSİN" Edinilen bilgiye göre,
Erdoğan, Balkenende ile görüşmesinde Balkenende'ye AB'nin
Kıbrıs konusundaki beklentilerinin metinde yer
aldığı şekliyle kabul etmenin mümkün
olmadığını söyledi ve Kıbrıs konusunda BM'nin
inisiyatif alması gerektiğini belirtti. Erdoğan'ın
Hollandalı muhatabına 600 bin nüfuslu bir ülkeyi 70 milyonluk
Türkiye'ye tercih ettiniz. Üzüldüm, demek ki bugüne kadar size
söylediklerimizi dinlememişsiniz dediği öğrenildi. Başbakan Erdoğan,
bugün öğle saatlerinde açıklanması beklenen Türkiye
kararının taslak metnine ilişkin Türk tarafının
görüşlerini AB dönem başkanlığına aktarmak üzere
beraberindeki heyetle Balkenende ile bir araya geldi. Türk tarafıyla dönem
başkanlığı arasındaki görüşmelerde
ağırlıklı olarak Kıbrıs konusundaki ifadeler
nedeniyle taslak üzerinde uzlaşma sağlanamamıştı. Türkiye, kendisine iletilen son taslak üzerindeki
görüşlerini bu sabaha karşı AB dönem
başkanlığına iletti. Taslağın mevcut haliyle
kabul edilemez olduğunu belirten Ankara'nın karşı önerilerinin
Kıbrıs konusunda bazı nüanslar içerdiği belirtiliyor. ALTERNATİF ÇIKIŞ YOLLARINA DAİR
SENARYOLAR DOLAŞIYOR Başbakan Erdoğan ile Balkenende
arasındaki görüşmeler devam ederken, Konsey kulislerinde alternatif
çıkış yollarına dair senaryolar dolaşmaya
başladı. Bunlardan birincisine göre, Türkiye, Ankara
Anlaşması'nı bazı koşullar koyarak Kıbrıs
Rum yönetimi dahil tüm AB ülkelerini kapsayacak şekilde
genişletmeyi kabul edecek. Diplomatik kaynaklar, bu durumda AB
başkanlığının Kıbrıs Rum yönetimini
zorlamasına olanak doğacağına dikkat çektiler. İkinci senaryoda ise Türkiye, nihai bildiriye
eklenen başkanlık deklarasyonunu imzalamadan Brüksel'den
ayrılacak. Diplomatik kaynaklar, bu durumda da iplerin
kopmayacağını ve 3 Ekim 2005 tarihine kadar devam edecek bir
müzakere sürecinin başlayabileceğini söylediler. |
|
HURRIYET 17/12/04
Berlusconi: Kıbrıs şart değil çünkü bir
gerçek
|
Uğur ERGAN - Zeynel LÜLE İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, AB liderlerinin yemeğinden sonra döndüğü Conrad Otelinin girişinde yaptığı açıklamada, müzakerelerin ucu açık olması konusunda Fransa ve Avusturyanın etkili olduğunu söyledi. Berlusconi, Her iki ülkenin de dirençlerini kırmamız, mümkün olmadı dedi. Kıbrıs konusunda
3 Ekim 2005e kadar Türk Parlamentosunun uyum protokolüne onay vermesi için
gerekli zamanın verildiğini ifade eden Berlusconi,
Kıbrıs Rum Kesimini Türkiyenin tanıması şart
mı? sorusuna da Şart değil. Bir gerçek. Çünkü tanımadığınız
bir ülkenin bulunduğu bir aileye giremezsiniz yanıtını
verdi. |
HURRIYET 17/12/04
Kıbrıs savaşı
|
Nur BATUR / BRÜKSEL Brükselde başlayan AB Zirvesinde Kıbrıs pazarlığında ilk ciddi kilitlenme, dün akşam Başbakan Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis arasında yaşandı. İngiltere
Başbakanı Tony Blair ve Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder ile görüşen Başbakan Erdoğan, daha sonra Karamanlisin
kaldığı Rönesans Oteline geldi. |
HURRIYET 17/12/04
Türk heyeti,
hayal kırıklığı yaşıyor
Avrupa Birliği'nin müzakereler başlamadan önce
Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni fiilen tanıması
isteği, Türk tarafında hayal kırıklığı
yarattı.
Türk heyeti, Türkiye'ye verilen, net ve tam
üyelik perspektifi içeren müzakere tarihini olumlu bulmakla birlikte, dün
ulaşan son taslağı genel olarak ''hayal
kırıklığı'' olarak niteledi. Dün gece AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter
Balkenendeyle görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney
Kıbrısın tanınmasının Türk halkına
anlatmanın zorluklarından bahsetti.
Başbakan Erdoğan Balkenende ile bu
gece yaptığı görüşmede sıkıntıları dile
getirirken, AB'nin Kıbrıs konusundaki beklentilerinin metinde yer
aldığı şekliyle kabul etmenin mümkün
olmadığını söyledi ve Kıbrıs konusunda BM'nin
inisiyatif alması gerektiğini belirtti.
İngiltere devrede
Bu arada Türkiyenin AB içindeki en büyük
destekçilerinden İngiltere, tartışmalı Kıbrıs
sorunu için devreye girdi. İngiltere'nin ek protokolün bugün parafe
edilmesi isteğinin daha sonraya bırakılması önerisini
getirebileceği belirtiliyor. Nihai metin üzerinde uzlaşma
çabaları sürüyor.
Ankara Anlaşması'nı paraf etmek
için 24 saat
Serbest dolaşım ve Kıbrıs
konularında nihai kararın bugün verilmesi bekleniyor. Ancak AB,
Türkiye'den, Ankara Anlaşması'nı 10 üyeye genişletecek uyum
protokolünü 24 saat içinde paraf etmesini bekliyor. Taslağa göre, üyelik
garantisi verilmeyen müzakereler açık uçlu, hedef tam üyelik olacak.
Taslakta, "müzakerelerin başarısız
olması halinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği kurumlarına
kenetlenmesi için bir yol bulunacak" ifadesi de yer alacak.
Konsey
kulislerinde dolaşan alternatif çıkış yolları...
Barroso: "Bu fırsatı
kaçırmayın"
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso'dan Türkiye'ye, "bu fırsatı
kaçırmayın" çağrısı geldi. Barroso, zirvenin ilk
gününün ardından düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'ye
Avrupa Birliği kapılarını açtıklarını
söyledi. Barroso, ''Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık. Bu
önerimizi kabul etmesini bekliyoruz'' dedi.
Berlusconi: "Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması gerektiği
açıktır"
AB Liderleri ile Türk heyeti arasında Güney
Kıbrıs ile ilgili pazarlıklar sürerken, İtalya
Başbakanı Berlusconi, "Türkiye'nin AB üyesi olarak Güney
Kıbrıs'ı tanıması gerekliliği son derece
açıktır. Bunun bir parlamento süreci olacağı ve zaman
alacağı da ortadadır. Bu iki durumu da gözönünde bulundurursak,
Türkiye'ye 3 ekime kadar süre vermiş oluyoruz. Zaten Türk hükümeti de bu
konunun parlamentoda kabul edilmesi gerektiği yönünde karar verdi"
dedi.
Avrupa'da Türkiye karşıtı eylemler
Brüksel'deki AB zirvesinde sıkı
pazarlıklar sürdürülürken, Avrupa'da Türkiye karşıtı
eylemler yapıldı. Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye ile müzakerelere
başlanması yolunda aldığı kararı protesto eden
Türkiye karşıtları, Danimarka'nın simgesi deniz
kızı heykeline burka giydirip üzerine "Türkiye AB'de"
yazdılar.
İtalya'da ise Kuzey Birliği'ne mensup
iki milletvekili meclis başkanının kürsüsüne ''Türkiye'nin AB'ye
alınmasına hayır'' pankartı astılar.
MILLIYET 17/12/04
Erdoğan:
500 bin Rum için 70 milyonluk Türkiye'yi feda edemezler
AB üyesi 25 ülkenin lideri dün akşam yemeğinde
saatlerce Türkiye ile ilgili karar taslağını
tartıştı. Erdoğan başkanlığındaki Türk
heyeti de, kararda bazı değişiklikler için iki koldan
pazarlık yürüttü. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Avrupalı liderlerin büyük çoğunluğuyla yemek
öncesinde yüzyüze ya da telefonla görüşerek destek istedi.
Yemeğinin sürdüğü saatlerde
Erdoğan, Gül'le birlikte heyetteki milletvekillerini dinledi.
Kıbrıs nedeniyle masadan kalkılması
olasılığını değerlendiren Erdoğan, "Bu
işin hukuki bedelinin altından kalkamayız. Değişik
faturalar gelir. Altında eziliriz. Bu hukuk mücadelesi" diyerek,
sonuna kadar mücadeleye devam edeceğinin
kararlılığını ortaya koydu. Erdoğan'ın kurmaylarına,
"500 bin nüfuslu Rum topluluğu için 70 milyonluk Türkiye'yi reddetmeyi
göze alamazlar" dediği öğrenildi.
"Kıbrıs'ı bu işe feda
edemezler" diyen Gül'ün de, Kıbrıs konusunda çözüm
bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulaması dikkat çekti.
Milletvekilleri "Bu konuda bir adım geri atılamaz" dediler.
Erdoğan'ın kararı
Tarihi almaktan memnun olan Erdoğan,
değişiklik istediği önemli ifadelerde AB'nin ısrarcı
olması nedeniyle kritik bir karar verme noktasına geldi. Metin
üzerindeki değişiklik talepleri için Gül'le birlikte sabaha kadar
temaslarını sürdüren Erdoğan Türkiye'nin itirazlarını
Hollanda'ya iletti. Saat 10.00'da toplanacak AB zirvesi, bu talepleri yeniden
ele aldıktan sonra son kararını açıklayacak.
MILLIYET 17/12/04
Fransa ve Avusturya'dan masada
Kıbrıs oyunu!..
Tarihi AB zirvesinde Türkiye'ye karşı olan Fransa
ve Avusturya Kıbrıs kartını oynadı, gerilim had
safhaya çıktı...
İtalya Başbakanı Berlusconi,
zirve yemeğinde Kıbrıs'ı tanıma konusunda
Yunanistan'dan daha çok Fransa ve Avusturya'nın Türkiye'yi
zorladığını açıkladı.
Berlusconi, görüşmelerin ana gündemini
oluşturan Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliğine
şiddetle karşı çıkan Fransa ve Avusturya tarafından
masaya getirildiği söyledi. İtalya lideri, Yunanistan'ın bu
konuda fazla ısrarcı olmadığını belirtti.
Türkiye Kıbrıs'ı tanımadan
AB'ye giremez
Berlusconi, ''Türkiye'ye
(Kıbrıs)'ı tanıması için gerekli zamanı vermek
amacıyla 3 Ekim tarihini seçtik, bu gerekli, zira bir aileye bir ferdini
tanımadan girilmez'' diye konuştu.
''Türkiye, meclisinin (Kıbrıs)ı
tanımasını sağlamak için zaman istemişti. Bu zaman
verildi'' diyen Berlusconi, ''zirvede bazı ülkelerin isteklerinin de
dikkate alındığını, Fransa'nın Avrupa
anayasası konusunda referandum düzenleyebilmek için 2005'in ikinci
yarısında görüşmelerin başlamasını istediğini''
söyledi.
Malta ve İsveç: Türkiye
Kıbrıs'ı tanımalı
İsveç ve Malta Başbakanları Goran
Persson ile Lawrence Gonzi de, Türkiye'nin gelecek yıl AB üyelik
müzakerelerine başlamadan önce Ankara Anlaşması'nın ek
protokolünü imzalaması gerektiğini ileri sürdüler.
İsveç Başbakanı Persson, AB
zirvesi çerçevesindeki akşam yemeğinden sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, ''Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
başlamasından önce Kıbrıs Rum kesimini dolaylı olarak
tanımasını sağlayacak olan Ankara
Anlaşması'nın ek protokolünü imzalamasının zorunlu
olduğunu'' söyledi.
Malta Başbakanı Gonzi de
''Müzakerelerin başlamasından ve 3 Ekim 2005'ten önce Türkiye'nin,
Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imza sürecinin
tamamlamasında ilerleme sağlaması konusunda anlaşmaya
varıldığını'' söyledi.
Türk heyeti ne düşünüyor?
AB ile görüşmeleri sürdüren Başbakan
Erdoğan ve ekibi, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusundaki
baskısından oldukça rahatsız. Türk heyeti, gelişmeler
üzerine Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunundaki 'iyi niyeti'nden
şüphe duymaya başladı. Erdoğan ve kurmayları,
yarın saat 13:00'e kadar bu konuda görüşmeleri sürdürecek.
Yunanistan memnun
AB'nin 25 üyesinin Türkiye'ye ilişkin
olarak üzerinde uzlaştığı ortak tutumun Yunanistan'ı
''tamamıyla tatmin eder nitelikte'' olduğu açıklandı.
Yunan kaynaklar, AB'nın özellikle
Kıbrıs konusundaki tavrının tatmin edici olduğunu ve
müzakerelerin Atina açısından çok iyi gittiğini söylediler.
AB'nin oluşturduğu ortak tutumun, bu
aşamadan sonra Türkiye'ye sunulacağını belirten kaynaklar,
her şeyin yolunda gitmesi halinde Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005
tarihinde başlayacağını kaydettiler.
Müzakerelerin tam üyelik hedefli
olacağını, ancak bu konuda bir garanti içermediğini de
söyleyen kaynaklar, AB'nin Türkiye'ye sunulan ortak tutumuna ilişkin
detaylarınsa müzakerelerin henüz bitmemesi nedeniyle bu aşamada
açıklanamayacağını belirttiler.
MILLIYET 17/12/04
Serdar Denktaş: Rum tarafı 10
ayda hazır olamaz
Züleyha Karaman
bildiriyor
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, gelecek 10 aylık sürede Kıbrıs
Rum tarafının çözüme hazır noktaya gelmesini mümkün
görmediğini söyledi.
Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için
Kıbrıs Rum tarafının da niyetini ortaya koyması
gerektiğini ifade eden Denktaş, ''gelecek 10 aylık sürede Rum
tarafının böyle bir noktaya gelmesinin hemen hemen imkansız
olduğunu'' kaydetti.
Serdar Denktaş, Bayrak Televizyonu'nda
(BRT) yayımlanan ''Günün Panoraması'' adlı programında,
Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim 2005'te
başlanacağını açıkladığı,
İngiltere'nin de AB dönem başkanlığını alacağı
hatırlatılarak, bu süreye kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunup bulanamayacağının sorulması üzerine, ''hayale
kapılmamak gerektiğini'' söyleyerek, şöyle konuştu:
''Herhangi bir çözüme ulaşmak, Rum
tarafının da eşit niyeti ortaya koymasından geçer. Böyle
bir noktaya Rum tarafının önümüzdeki 10 ay içerisinde gelmesi hemen
hemen imkansızdır.'' BM'nin ve AB'nin müştereken Rum
tarafına yönelik uygulayacakları politikayla 5 yıllık
sürede Rum tarafını çözüme hazır noktaya getirebileceğini
belirten Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
''10 ayda bunun olmasını (çözüme
hazır noktaya gelmesini) mümkün görmüyorum. 1960 cumhuriyetini
kurduklarında yaptıkları gibi baskıyla bir anlaşma
kabul ettirilecekse o anlaşmanın uzun ömürlü
olamayacağını da çok rahatlıkla söyleyebilirim.
Kalıcı bir barıştan bahsediyorsak bunun yolu Rum
tarafını da Kıbrıslı Türklere ihtiyaç duyacakları
ortamı yaratacak bir süreç gerektirecektir. Bu da minimum 5 yılı
kapsar diye düşünüyorum.'' Türk tarafının çözüme açık
tavır sergilemeye devam edeceğini kaydeden Denktaş, Rum
tarafının Kıbrıs sorununu AB çatısı altına
sokmaya uğraş verdiğini, bundan en fazla kaçanın da AB
olduğunu belirtti.
Kıbrıs sorununun BM çatısı
altında çözülmesi gerektiğini vurgulayan Serdar Denktaş,
şöyle konuştu:
''Çözümün gerçekleşmesi için de öncelikle
olması gereken şey Rum tarafının çözüme niyetli, istekli,
ihtiyaç duyar durumda ve gönüllü olmasıdır. Türk tarafı, bu
anlamda kendi kendini ortaya koymuştur ve ispat etmiştir ki çözüm
istiyor, niyetlidir, gönüllüdür. Aynı tavır Rum tarafından da
beklenecektir. Türkiye, Kopenhag kriterlerini yerine getirmeye devam
ettiği sürece varacağımız noktada, emin olun siyasi
eşitliğimize dayalı bir çözümün Rum tarafına kabul
ettirildiği bir çözüm modeli olacaktır.''
MILLIYET 17/12/04
Berlusconi ortalığı
karıştırdı: Erdoğan 'tanımaya hazırız'
dedi
Zirve yemeği sonrasında gazetecilere konuşan
İtalya lideri Berlusconi, "Erdoğan Kıbrıs'ı
tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır
olduklarını" söyledi deyince gündem bir anda değişti.
İtalya Başbakanı Silvio
Berlusconi, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçmişte
(Kıbrıs Cumhuriyeti)ni tanıma yönünde girişimde bulunmaya
hazır olduklarını, ancak bunu TBMM'nin çoğunluğuna
kabul ettirebilmek için zamana ihtiyacı olduğunu söylediğini''
kaydetti.
Berlusconi, bir grup gazeteciye Fransızca
olarak yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
Şart değil realite!
''Erdoğan Kıbrıs'ı
tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır olduklarını,
ancak bunu parlamentoda çoğunluğa kabul ettirebilmek için zamana
ihtiyaçları olduğunu bana söylemişti. Biz de kendisine gereken zamanı
tanıdık. Bir aileye girmek için ailenin tüm üyelerini tanımak
gerekir. Bu bir şart değil, realitedir.'' İtalya
Başbakanı Berlusconi, AB liderlerinin çalışma
yemeğinde Avusturya ile Fransa'nın pozisyonlarından geri
adım atmadıklarını da belirterek, kendilerinin Türkiye'yi
desteklediğini ve sabaha kadar da ellerinden geleni
yapacaklarını bildirdi.
'Bozuk' Fransızca şüphesi
Öte yandan, Türk diplomatik kaynaklar,
''Berlusconi'nin bu açıklamayı çok da hakim olmadığı
Fransızca ile yaptığına ve bu nedenle anlamda
farklılıklar olabileceğine'' dikkat çekerek,
''Erdoğan'ın Berlusconi'ye Kıbrıs'a ilişkin bu yönde
sözler sarf etmesinin söz konusu olmadığını'' kaydettiler.
MILLIYET 17/12/04
Fransa, Türkiye'den Kıbrıs
jesti bekliyor
Fransa Cumhurbaşkanlığı
kaynakları, ''AB'nin Türkiye'den Kıbrıs Rum kesimi ile
ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik siyasi bir jest
beklediğini'' bildirdi.
AB zirve yemeğiyle ilgili basının
sorularını yanıtlayan Fransız kaynaklar, ''tam üyelik
müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlaması için Türkiye'nin Ankara
Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması gerektiğini''
ifade etti.
Aynı kaynaklar, Fransa'nın zirveye
getirdiği öneriye ilişkin, ''müzakerelerin ucunun açık
olacağını, sonucu ne olursa olsun, Türkiye ile ilişkilerin
güçlendirilerek devam etmesine ilişkin bir ifadenin bildiride yer
almasının beklendiğini'' belirttiler.
''Müzakerelerin sonucuna ilişkin bütün
seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini'' kaydeden kaynaklar,
''sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin AB'ye kenetlenmesini öngören bir ifadenin
bildiride yer alacağı konusunda'' emin konuştular.
Fransız kaynaklar, 3 Ekim 2005 tarihi
konusunda tüm ülkeler arasında fikir birliği bulunduğuna dikkati
çektiler.
Fransa, daha önce sağcı parlamenterlerin
ve kamuoyunun baskısı üzerine tam üyelik olmadığı
takdirde imtiyazlı ortaklık da olmak üzere diğer seçeneklerin
dışlanmamasına yönelik bir öneri yapmış, ancak
Türkiye'nin sert tepkisi ve Almanya ile İngiltere'nin de buna
karşı çıkması üzerine geri adım
atmıştı.
MILLIYET 17/12/04
Konsey kulislerinde dolaşan
alternatif çıkış yolları...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AB dönem
başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende
arasındaki görüşmeler devam ederken, Konsey kulislerinde alternatif
çıkış yollarına dair senaryolar dolaşmaya
başladı.
Bunlardan birincisine göre, ''Türkiye, Ankara
Anlaşması'nı bazı koşullar koyarak Kıbrıs
Rum yönetimi dahil tüm AB ülkelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi
kabul edecek.'' Diplomatik kaynaklar, bu durumda AB
başkanlığının Kıbrıs Rum yönetimini
zorlamasına olanak doğacağına dikkat çektiler.
İkinci senaryoda ise ''Türkiye, nihai
bildiriye eklenen başkanlık deklarasyonunu imzalamadan Brüksel'den
ayrılacak.'' Diplomatik kaynaklar, bu durumda da ''iplerin
kopmayacağını'' ve 3 Ekim 2005 tarihine kadar devam edecek bir
müzakere sürecinin başlayabileceğini söylediler.
MILLIYET 17/12/04
Bize, tarih ve tam
üyelik sözü yeter...
BRÜKSEL.
Bu yazıyı okuduğunuz sıralarda büyük olasılıkla
karar açıklanmış olacak.
Belki dün gece geç saatlerde sonuç belirlenmiş ve medya'ya
sızmıştır. Belki de büyük bir kriz çıkmış ve
pazarlıklar bir krize dönüşmüştür. Bütün bu
olasılıkları bir yana bırakarak bu yazıyı
hazırladım. Amacım, çıkacak olan bildiriyi okurken, nelere
dikkat dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatmaktır.
Türkiye açısından aranması gereken en önemli unsurlar bence
şunlardır:
1) Müzakerelerin 2005 yılı içinde başlatılması ve net
bir tarihin açıklanması. Bu tarihin 2005' in ilk veya ikinci
yarısında olmasının pratikte hiçbir önemi yoktur.
Yılın başından itibaren " tarama" diye
adlandırılan süreç başlatılır, ardından da
müzakereler için masaya oturulur. Zaten tarama süreci, müzakerelere
geçileceğinin en belirgin işaretidir.
2) Bildiride, bu müzakerelerin katılmaya yönelik olduğunun
belirtilmesi önemlidir. Eğer bu katılma kelimesi kullanılmazsa,
o zaman kuşkular artar.
3) Yine aynı bildiride, İmtiyazlı Ortaklık kelimelerinin
kesinlikle bulunmaması gerekir.
4) Buna karşılık, müzakerelerin ucunun açık olduğu,
müzakere masasına oturmanın tam üyeliği garantiye almak
anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi veya müzakerelerde bir sonuç
alınamazsa, Türkiye'nin rızasıyla başka ilişki
formülleri aranacağının belirtilmesi Türkiye'yi teknik olarak
rahatsız etmez. Bu cümlelerin özellikle Fransa başta olmak üzere,
birçok üye ülkenin iç politikada muhalifleri yatıştırmak için
konulduğunu bilmemiz gerekir. Pratikte bu cümleler Türkiye'ye ilerde tam
üyelik verilmeyebileceği anlamını
çağrıştırdığından dolayı Ankara tarafından
itirazlarla karşılandı. Teknik açıdan büyük anlam ifade
etmese dahi siyasi yönden bu yaklaşımın Türk kaumoyuna
anlatılıp anlatılamayacağına son dakikada
Başbakan Erdoğan karar verecektir. Konu (tekrar ediyorum) teknik
değil tamamin politiktir.
5) Kıbrıs konusunda, örneğin müzakerelerin başlaması
için Güneyin tanınması gibi bir koşul kesinlikle kabul edilemez.
Kıbrıs ile ilgili olarak genel bir hatırlatma, müzakere
süresinde bir çözüm gerektiği mesajını veren cümleler normal
karşılanmalı.
6) Ege ile ilgili olarak Helsinki bildirisine atıfta bulunulması ve
komşular arasındaki sorunların tam üyeliğe kadar
çözülmesine dikkat çeken bir paragrafta bizi üzmez. Buna
karşılık Yunanlılar tatmin edilmiş olur. Ayrıca
unutmayalım ki, Lahey adalet divanına gitmekten kaçınan biz
değiliz. O konuda rahatız.
7) Müzakereler sırasında Kopenhag Kriterlerinden sapma veya bu
ilkelere tamamen ters düşecek (askeri darbe gibi) gelişmeler
karşısında, görüşmelerin askıya alınması
yolundaki bir paragrafın da sakıncası yoktur. Zira böyle bir
paragraf konmasa dahi, her AB ülkesinin ve de AB Komisyonunun müzakereleri
askıya almayı önerme yetkisi vardır. Son karar için 17 ülke oyu
gerekeceği için, bu madde ile oyun oynanamaz. Üstelik Kopenhag
Kriterlerinden tümüyle sapacak olan bir Türkiye, zaten müzakerelerden
kalkmayı da göze almış demektir.
8) Serbest dolaşım, Fon'lardan yararlanma ve Tarım
konularındaki sürekli engellemelerle ilgili paragraf da Türkiye'yi
rahatsız edecek tek kelime kısıtlamaların
"devamlı" olduğunun belirtilmesidir. Devamli kelimesinin
yerine başka bir kelime konduğu taktirde Ankara daha rahat edecektir.
Ayrıca, böyle bir madde AB anayasasına aykırıdır ve
müzakereler sürecinde kolaylıkla iptal edilir.
ÖNEMLİ OLAN, BİR SÜRECİN BAŞLATILMASIDIR
Bu tip pazarlıklardan herkesin istediğini alması gözlenir. Her
tarafta kendi kamuoyuna satabileceği birşeylerle çıkabilmelidir.
Türkiye için önemli olan masaya oturmaktır.
Masaya oturmuş bir Türkiye'nin kısa vadedeki en büyük kazancı
yabancı yatırımların akmaya başlamasıdır.
Eğer zaman geçirmeden, adli reform yapılır ve bürokrasideki
büyük engellemelerden kurtulunabilirse, yabancı yatırımlar Türk
ekonomisine taze kan vermeye başlar.
Bundan dolayı da, başından beri durmadan aynı tezi
savunuyorum: Ayrıntılarda kaybolmayalım. Masaya oturalım ve
bir süreci başlatalım. Geriye kalanları masada halledebiliriz.
Üstelik unutmayalım ki, kimse kimseye zorla istemediği birşeyi
kabul ettiremez.
Kendimize güvenelim ve elde edeceğimiz başarının keyfini
çıkaralım.
Bardağın daha çok dolu tarafını görelim.
Türkiye'nin AB adaylığı başka hiçbir ülkeye benzemiyor.
Pandora kutusunun açılmasıyla birlikte ortaya öylesine cinler
dağıldı ki, bunları ancak bizler
yatıştırabiliriz.
Bugün Türkiye açısından mutlu bir tarih olacaktır.
Bundan eminim. Aksini düşünmek dahi istemiyorum.
* * *
CHİRAC DEVLET
ADAMLIĞINI GÖSTERDİ
Bundan bir
süre önce yazdığım yazıda Jacques Chirac'ın büyük bir
devlet adamı olduğunu, kamuoyundaki ve siyaset dünyasındaki tüm
tepkilere rağmen Türkiye'yi desteklediğini, siyasi riskler
aldığını belirtmiştim.
Jacques Chirac, gerçekten büyük devlet adamı olduğunu Çarşamba
akşamı yaptığı konuşma ile ispatladı.
Kimse böylesine net, böylesine Türkiye'yi savunan bir konuşma
beklemiyordu. Beklenen kamuoyunu yatıştırıcı,
"siz merak etmeyin Türkiye hemen üye olmuyor, üstelik kontrol bizim
elimizde, ilerde tam üyelik olup olmayacağı bile belli
değil" gibi sözlerdi. Cumhurbaşkanı tam aksini yaptı.
Türkiye'ye ikinci sınıf muamele edilemeyeceğini, zira gururlu
bir ülke olduğunu, Türkiye'nin Avrupa Birliğine
katılmasının birlik açısından son derece güçlendirici
bir unsur olacağını uzun uzun anlattı. Açıkçası
büyük bir siyasi risk aldı. Muhaliflerine meydan okudu.
Kamuoyu sondajlarıyla politika yapılmayacağını
söyleyerek meydan okudu. Sonunda da Türkiye'ye yapılan tam üyelik vaadinin
1963 yılından beri her Fransız Cumhurbaşkanı
tarafından desteklendiği söyleyip noktaladı.
Türk heyeti Chirac'ı dinledikten sonra çok rahatladı. Bunun
yeşil ışık anlamına geldiği izlenimi doğdu.
Ancak, Cumhurbaşkanının bu konuşmasının ortak
bildiriye aynen yansıyıp yansımayacağı bence pek kesin
değil. Zira unutmayalım ki, bu tip konuşmalar yapılır
ve unutulur. Ortak bildiriler ise hayat boyu kağıt üzerinde kalır.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 17/12/04
AB ile
Kıbrıs krizi
Rumların veto
kartı, zirveyi sıkıntıya soktu. Kıbrıs'a dair
gelişmeler, Ankara'nın yıllardır beklediği müzakere
tarihini gölgelemeye yetti
RADIKAL 17/12/04
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL -
AB'nin tarihi Türkiye zirvesi, 'Kıbrıs meydan savaşına'
dönüştü. AB üyesi 25 ülkenin liderlerinin katıldığı
zirvenin akşam yemeğiyle başlayan dünkü bölümünde, Türkiye
üyelik müzakerelerinin başlayacağı net tarihi aldı: 3 Ekim
2005. Zirve Kıbrıs'a düğümlenirken, yemekten çıkan AB
liderleri Türkiye'nin müzakereler başlamadan önce Kıbrıs Rum Yönetimi'ni
Gümrük Birliği'ne dahil ederek 'de facto' tanımasına atıf
yapan Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalaması
şartını dile getirdi. Rum Yönetimi de bu konuda Türkiye'den
yazılı güvence isteyince, işler arapsaçına döndü.
EK DEKLARASYON: Kıbrıs Rum kaynaklarına göre, zirvede 25
ülke, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
hazırladığı sonuç taslağının 'Türkiye'nin
Ankara Anlaşması'nın ek protokolünü imzalama kararı
memnuniyetle karşılanır' diyen 19. maddesinin aynen
korunması ve ek bir deklarasyonda şu ifadeye yer verilmesi
mutabakatına vardı: "Ankara Anlaşması'nın AB'ye
yeni üye olan 10 ülkeyle genişletilmesinin parafe edilmesini ve Gümrük
Birliği protokolünün Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
başlamasından önce imzalanmasını memnuniyetle
karşılar. Tüm bu gelişmelerin Türkiye'nin AB üyesi tüm ülkelerle
ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olacağını
ve katkıda bulunacağını umuyoruz." Buna göre,
parafenin, bugün Avrupa Komisyonu ile Türkiye'nin AB daimi büyükelçisi
tarafından imzalanması gerekiyor.
Balkenende açıkladı
MÜZAKERELERİN ÇERÇEVESİ: Hollanda Başbakanı Jan
Peter Balkenende, bir basın toplantısıyla, Türkiye'yle
müzakerelerin çerçevesini açıkladı: "Ucunun açık ve
sonucunun önceden garanti edilemeyecek olması kaydıyla hedef tam üyelik.
Müzakereler başarısız olursa Türkiye'yi AB'ye bağlı
tutacak bir formül bulunacak." İmtiyazlı ortaklık ise
telaffuz edilmedi.
KISITLAMALAR PAZARLIĞI BUGÜN: Balkenende, Kıbrıs
görüşmelerinin gece boyu ve bugün süreceğini, kalıcı
kısıtlamalar ve derogasyonların ise bugün görüşüleceğini
belirtti.
ERDOĞAN BALKENENDE'YLE BULUŞTU: Zirveden çıkan metin Türk
heyetine iletilirken, Başbakan Tayyip Erdoğan,
Dışişleri ve AKP kurmaylarıyla taslağı
değerlendirdi. Dışişleri kurmaylarının AB'nin
önerilerinin kabul edilmemesini telkin ettiği, Başbakan'ın,
ardından sadece AKP kurmaylarıyla ikinci bir toplantı
yaptığı öğrenildi. Erdoğan, daha sonra Balkenende ile
konsey binasında buluştu.
AB MEMNUN: Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
"Türkiye'ye Avrupa kapısını açtık" diyerek, Ankara'nın
bu dengeli kararı kabul etmesi gerektiğini, tüm şartların
'Evet' denebilecek noktada olduğunu söyledi. Oysa Barroso, sabah
'müzakerelere başlanması için Kıbrıs'ın
tanınmasının şart olmadığını'
söylemişti. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, "Bunun için
çok çalıştık. Çok iyi bir anlaşma ve
şaşırtıcı derecede çabuk" derken, Fransa'nın
Avrupa İşleri Bakanı Claudie Haignere, tüm taleplerinin
karşılandığını, Kıbrıs'ta jest
beklediklerini duyurdu.
TARİHİ BLAİR ÖNERMİŞ: Çek Başbakan
Yardımcısı Martin Jahn, 3 Ekim'i önerenin Britanya
Başbakanı Tony Blair olduğunu aktardı.
İKİNDİYE DEK PAZARLIK: Erdoğan'ın gün boyu
Rumlara yanıtı, "Türkiye'nin çıkarlarının izin
vermeyeceği bir adımı asla atmayacağız.
Kıbrıs'la ilgili her sözün iyi tartılması gerek"
olurken, tavırlarının zirve sonucunun
açıklanacağı TSİ 15.00'te netleşeceğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dolaylı ya da
dolaysız tanımanın söz konusu olmadığını
tekrarlarken, Başbakan şu mesajları verdi:
KIBRIS'I ÇÖZERİZ: Zirvenin mağlubu Papadopulos olmaz. Çünkü
onlar, 1 Mayıs'ta AB'den alacağı ödülü aldı, AB'ye üye
oldu. Hangi Kopenhag Kriteri'ni yerine getirdiler, hangi sınır
sorununu çözdüler de buna layık görüldüler, bilmiyoruz. Üstelik, AB,
kuzeye tecriti kaldırma sözünü tutmadı.
PROTOKOL MÜZAKERELER SIRASINDA: Protokol, Türkiye'nin müzakerelerde
yapacağı iş. Belki, 17 Aralık sonrası
Kıbrıs'a gider, Papadopulos'u kuzeye davet edip barış
kahvesi içerim. Zirve sonrası Kıbrıs yine gündeme gelecek.
Üzerimize düşeni yaparız. Kıbrıs'ın çözümünde
İtalya'nın da bir inisiyatifi var. Bugün zirveye gelecek BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın planının yeniden görüşülmesi
isteniyor.
Rumlar:
Biz memnunuz
Papadopulos, veto
tehdidini sonuna dek oynarken, dün ortaya çıkan Türkiye taslağı
Rum tarafı ve Atina'yı memnun etti. Yunanlı kaynaklar, 'AB tüm
taleplerimizi kabul etti' dedi
RADIKAL 17/12/04
YORGO
KIRBAKİ
BRÜKSEL -
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Brüksel'deki AB
zirvesinde Türkiye'ye karşı veto tehdidini sonuna kadar
kullanırken, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de
Kıbrıs'ın tanınması şartını dile
getirdi. Yunan hükümet kaynakları, dün gece düzenlenen tarihi akşam
yemeğinden sonra, "Tüm taleplerimiz AB tarafından kabul edildi.
Zirvenin ilk günü bizim için çok iyi gitti. Aslında bu iş bizim için
bitti" dedi. Yunan kaynakları, AB liderlerinin özellikle
Kıbrıs ile ilgili hem Rum Yönetimi hem de Atina'yı tam tatmin
eden bir ortak tutum belirlediklerini söyledi. Bu ortak tutumun Türkiye'ye
iletileceğini kaydeden kaynaklar "Herşey iyi giderse Türkiye'nin
tam üyelik müzakereleri 3 Ekim'de başlar. Türkiye'nin bu ortak tutuma
vereceği cevaba göre üyelik müzakereleri ya başlar ya
başlamaz" dediler. Aynı kaynaklar, zirvenin bugün sona
ereceğini vurgulayarak, pazarlık için açık pencere
bıraktı.
Rum lideri Papadopulos, dün Brüksel'e hareketi öncesi Türkiye'nin zirvede kriz
çıkarabileceğini ileri sürerek, 'Veto hakkınızı
kullanacak mısınız?' sorusuna "Ne yönde
davranacağımıza son anda karar vereceğiz"
yanıtını vermişti. 'Kıbrıs'ın
tanınması' şartında ısrarlı olduklarını
vurgulayan Papadopulos, "AB'nin bazı güçlü ülkeleri Türkiye'ye
şartsız tarih alacağı güvencesi verdi. Ancak biz de
Türkiye'nin bazı taleplere uyacağı güvencesi aldık" demişti.
Dün zirve öncesi Yunan Başbakanı Karamanlis'le bir araya gelen Papadopulos
zirveye huzursuz başladı. Bunda Britanya'nın Türkiye lehinde
yürüttüğü yoğun kulis ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barroso'nun 'müzakerelere başlanması için
Kıbrıs'ın tanınmasının şart
olmadığı' açıklamaları etkili oldu.
Cepte üç konuşma
metni
Edinilen bilgilere göre Rum lider, AB'nin tarihi akşam yemeğine,
çıkacak muhtemel sonuçlara göre üç ayrı konuşma metni ile geldi.
Papadupolos'un cebinde veto, uzlaşma ve pazarlığın bugün de
sürmesine kapı aralayan üç farklı konuşma metni bulunduğu
belirtildi.
Karamanlis ise, zirve öncesi Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
isteği ile gerçekleşen görüşmede, "Türkiye,
Kıbrıs'ı tanımalı ve ilk aşamada Gümrük
Birliği protokolünü imzalamalı" dedi. Erdoğan ise adada BM
çerçevesinde çözüm gerektiğini belirtip yeni öneri yapmadı.
Erdoğan, Gümrük Birliği protokolünün imzalanması
ısrarına da "Daha sonra bakarız" demekle yetindi.
Karamanlis ise "Üye olmak isteyen bir ülkenin, bir AB üyesini
tanımaması kabul edilemez" yanıtını verdi.
Karamanlis'i kaygılandıran ise Türkiye'nin değişiklik
girişimleriydi. Hazırlanan dördüncü taslakta Türk-Yunan
ilişkilerinin yer aldığı 20. paragraftan memnun olan
Karamanlis, Ankara'nın zirve kararında 2002 yılından beri
Ege anlaşmazlıklarının çözümü için Türkiye'nin
çabalarının vurgulanmasını istemesinden rahatsız oldu.
'Annan AB'ye yol
göstersin'
RADIKAL
17/12/04
BRÜKSEL/LEFKOŞA -
Brüksel'deki AB zirvesine BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da özel konuk
olarak davet edilmesi bugün bir mini Kıbrıs zirvesi
düzenleneceği iddialarına yol açtı. KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, böyle bir olasılıkla ilgili olarak
"Zararı yok, yapsınlar; Zannedersem Annan Kıbrıs
meselesini daha iyi anlamıştır" yanıtını
verdi. Denktaş, "Kıbrıs meselesi, işgal meselesidir.
Rumların ortaklık cumhuriyetini 40 yıldır işgal
teşebbüsünün devamıdır. Rum yönetimi hâlâ sahte bir unvanla
Kuzey'i de işgal etme hakkını ileri sürüyor. AB'ye bu
işgali tamamlamak için girmiştir. AB, Rum tarafını
meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmekle en büyük hatayı
yapmıştır. Bu hata düzeltilmelidir. Ümit ederim Genel Sekreter,
bu yönde AB'ye ışık tutar. Yoksa eski unvan üzerine masaya
otururlarsa bu iş yine hallolmaz" dedi.
Türkiye'ye tarih
AB liderleri, Türkiye ile
müzakerelere başlama tarihi konusunda uzlaştı ve 3 Ekim 2005
tarihini önerdi. Tam üyelik hedefiyle başlayacak, müzakereler açık
uçlu olacak. Bu da, Türkiye'yle yürütülecek müzakerelerin sonucunun garantili
olmadığı anlamına geliyor. Müzakerelerin
başarısızlıkla sonuçlanması halinde ise Türkiye'yi
AB'ye üye ülkelere bağlayacak bir ara formül aranacak.
AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, "AB, Türkiye'ye
kapılarını açtı. Türkiye bu teklifi kabul etmelidir"
dedi.
AB liderleri bir araya
geldikleri çalışma yemeğinde Türkiye ile müzakerelerin
şeklini belirledi. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
başbakanı Jean Peter Balkenende'nin açıkladığı
karar maddeleri şöyle:
"Müzakereler 3 Ekim
2005'te başlayacak", "Hedef tam üyelik",
"Müzakerelerin ucu açık olacak", "Üyeler, Türkiye konusunda
farklı düşünüyor", " 'Kıbrıs' konusuyla ilgili
olarak Türkiye 3 Ekim 2005'e kadar Genişleme Protokolü'nü
imzalamalı", "Görüşmeler başarısız olursa
Türkiye'yi AB yapısına bağlayacak bir formül
bulunmalı."
Balkenende, Türk heyetiyle
"Kıbrıs" konusunda yoğun tartışmaların
yaşandığını ancak bir uzlaşma sağlanamadığını
belirterek, konunun sabah saatlerinde sonuca bağlanacağını
açıkladı.
Basın
toplantısı
Brüksel'deki Avrupa
Birliği devlet ve hükümet başkanlarının çalışma
yemeğinin ardından bir basın toplantısı düzenleyen, AB
Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter
Balkanende, Türkiye raporu temelinde müzakerelerin 3 Ekim 2005'te
başlamasına karar verildiğini söyledi. Balkanende,
görüşmelerin açık uçlu olacağını ve raporda
bahsedildiği gibi görüşmelerin sonucu konusunda bir garanti
bulunmayacağını açıkladı. Balkenende, taslağa son
şeklinin ise bu sabah verileceğini kaydetti.
Türkiye'nin müzakerelere
başlamadan önce Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıdığını beyan eden bir protokolü imzalaması
isteniyor. Görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlanması halinde ise Türkiye'nin aday ülkelere bağlanması
için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı. AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, komisyonun Türkiye raporu
çerçevesinde dengeli bir teklifte bulunduğu söyledi. Barroso,
"Türkiye'nin de bu kararı kabul etmesi gerekiyor" dedi.
Balkenende, AB'nin Türkiye
ile ilgili
kararını açıkladı
AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende, "Türkiye ile
üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlanabileceğine karar
verdiklerini" söyledi.
Balkenende, AB liderlerini
bir araya getiren çalışma yemeğinin ardından
düzenlediği basın toplantısında, "AB Komisyonu raporu
temelinde Türkiye ile müzakerelere başlanabileceğine karar
verdiklerini, ancak sürecin açık uçlu olacağını"
kaydetti.
AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende, Kıbrıs
konusunu bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı
görüşmede ele alacaklarını söyledi.
Balkenende düzenlediği
basın toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs (Rum)
Cumhuriyeti'ni tanımasına ilişkin soru üzerine, bu konuyu asıl
bugün Erdoğan ile yapacakları görüşmede ele
alacaklarını kaydetti.
Görevinin bu konuda
spekülasyonlara yol açmak olmadığını belirten Balkenende,
bu nedenle Erdoğan ile henüz yapmadığı görüşmeye
ilişkin tahminde bulunamayacağını bildirdi.
Balkenende, Türkiye'ye
önerdikleri müzakere sürecinin neden açık uçlu olduğuna ilişkin
olarak da, bir aday ülkeyle müzakerelerin başarılı
sonuçlanacağına dair garanti bulunmadığını
belirtti.
Hollanda
Başbakanı Balkenende, müzakerelerin
başarısızlıkla sonuçlanması durumunda aday ülkenin AB
kurumlarına sıkı bir şekilde bağlı
kalmasını sağlamaya çalıştıklarını da
kaydetti.
Barroso: Türkiye'ye AB
kapısını açtık
AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, bugünkü (dünkü) kararla Türkiye'ye AB
kapısını açtıklarını söyledi.
Barroso, AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın başbakanı Jan Peter Balkenende
düzenlediği basın toplantısında yaptığı
konuşmada, "Türkiye'ye dengeli ve adil bir öneri yaptık.
Türkiye'nin bu
önerimizi kabul etmesini
bekliyoruz" dedi.
"Bunun, Türkiye için
iyi bir öneri olduğunu" ifade eden Barroso, "Son karar bugün
verilecek. Detaylar yarın belli olacak. Bizim önerimiz AB Komisyonu'nun
raporuna uygun bir öneri. Türk yetkililerinin bunu kabul etmesini
umuyoruz" diye konuştu. Barroso, Kıbrıs konusunu
ayrıntılı bir şekilde konuştuklarını, ancak
buna ilişkin spekülasyon yapmak istemediğini belirterek,
"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerimiz sürüyor.
Kıbrıs ile ilgili görüşmeler bu akşam (dün akşam) ve
bugün sürecek" dedi.
Barroso ayrıca,
derogasyonlar konusunu bugün görüşeceklerini söyledi.
Zirve Kıbrıs'ta
düğümlendi
Kıbrıs'ın
tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar
da sürüyor. Brüksel'de zirve öncesi Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'le bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta
milli çıkarlara aykırı bir karar
alınmayacağını açıkladı. Erdoğan, "Biz
Kıbrıs'ta adım atmaya hazırız, ama adımın
şekli önemli" dedi.
Erdoğan,
Fransa'nın TV 5 kanalına verdiği demeçte de, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini şu anda tanımasının mümkün
olmadığını söyledi.
Erdoğan, "17
Aralık'tan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul edilemez, ancak bu
tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir" diye konuştu.
Karamanlis'in
görüşmede, Erdoğan'dan Rum kesiminin tanınmasını
istediği belirtiliyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
de Rum kesiminin doğrudan ya da dolaylı tanınmasının
söz konusu olmadığını açıkladı.
"Rum kesimi
yazılı güvence istiyor"
Brüksel'deki diplomatik
kaynaklara göre Türkiye, bu düğümü çözebilecek bir çalışma
hazırladı. Türkiye, Ankara Anlaşması'nı Rum yönetimini
de kapsayacak şekilde Avrupa Birliği'ne yeni katılan 10 üye için
genişletebileceğini bildirdi ve hazırladığı
çalışma şu anda Brüksel'de süren müzakerelerin zeminini oluşturuyor.
Bu çalışma üzerinde anlaşma sağlanırsa, Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın bugün saat 13.00'te Türkiye'nin tavrını
açıklaması bekleniyor.
Şu aşamada
tıkanıklık, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı
uyarlama konusundaki siyasi iradesine nasıl açıklayacağı
noktasında odaklanıyor. Rum kesimi yazılı bir belge
istiyor. Türkiye ise, başbakan düzeyinde yazılı bir belge
vermekten yana değil.
Erdoğan: Milli
çıkarlarımızın müsaade
etmediği bir adım
atmayacağız
Brüksel'de basına
açıklama yapan Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs konusunda "Milli çıkarlarımızın
müsaade etmediği bir adımı atmayacağız" dedi.
"Kıbrıs' ta
çözüm için biz hazırız" diyen Erdoğan, Gümrük Birliği
ek protokolünün Kıbrıs Rum kesimini kapsayacak şekilde
imzalanması konusundaki bir soruya, "Milli çıkarlarımızın
müsaade etmediği bir adım atmayacağız" yorumunu
yaptı.
Yunanistan'ın
Kıbrıs'ta çözüm kapısının kapanmasını
istemediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, Yunanistan
Başbakanı Karamanlis'in Kıbrıs için yazılı
teminat istediği haberlerini de yalanladı.
Erdoğan'ın sohbet
toplantısı
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, Conrad Otel'de muhabirlerle yaptığı
sohbet toplantısında da Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli
çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı asla
atmayacaklarını söyledi.
Erdoğan,
Kıbrıs konusuna ilişkin soru üzerine, AK Parti
iktidarının ve partisinin temel prensipleri uyarınca Türkiye'nin
milli çıkarlarının müsaade etmeyeceği bir adımı
asla atmayacaklarını belirtti.
Erdoğan, "Ne
aldığımız tarih terbiyesi ne de yüklendiğimiz
sorumluluk böyle bir adım atmamızı mümkün kılar" diye
konuştu.
Başbakan Erdoğan,
Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımaya yönelik adım atmaya hazır
olduğuna ilişkin açıklamalarının
hatırlatılması üzerine de "Kıbrıs konusunda
adım atmaya elbette her zaman hazırız, ancak adımın
şekli önemli" diye konuştu.
Bir başka soru üzerine
Erdoğan, Türkiye için "özel statü" konusunun gündemden
kalkmış gibi göründüğünü ifade ederek, Türkiye'ye ilişkin
karar metninin henüz netleşmediğini, AB üyesi ülkelerin dün akşamki
yemeğinde metnin iskelet yapısının oluşmasının
beklendiğini kaydetti.
Gül:
Kıbrıs'ın tanınması söz konusu değil
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül de Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı
olarak tanınmasının söz konusu olmadığını
belirtti.
Gül'ün
açıklaması, AB liderlerinin Brüksel'deki kritik çalışma
yemeği devam ederken geldi. Avrupa Birliği liderleri, Türkiye ile
ilgili nasıl bir karar çıkaracakları konusunda
"uzlaşma" arıyor.
KIBRIS 17/12/04
Türkiye
Kıbrıs'ı tanımazsa 3 Ekim'de müzakereler başlamaz
İtalya
Başbakanı Silvio Berlusconi, "3 Ekim 2005'e kadar Türk
hükümetinin, Rumların temsil ettiği
'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımasını bekliyoruz"
açıklamasında bulundu. Brüksel'de AB Konseyi toplantısında
Berlusconi, müzakereler başlamadan önce, Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini, aksi takdirde
müzakerelerin başlayamayacağını kaydetti. Berlusconi,
Kıbrıs şartını ortadan kaldırmak için çok
uğraştığını ama başarılı olamadığını
vurguladı
Berlusconi, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine, "Zamana
ihtiyacımız var, Kıbrıs'ı tanıyabiliriz, ancak bu
meclis kararıyla olabilir" dediğini iddia etti. Berlusconi,
"Türkiye'ye Kıbrıs'ı tanıması için gerekli
zamanı vermek amacıyla 3 Ekim tarihini seçtik, yani Türkiye'ye
istediği zaman verildi" dedi
KIBRIS 17/12/04
Brüksel mercek
altında
Başbakan Mehmet Ali
Talat, KKTC'de gelecek yıl yapılacak milletvekilliği ve
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından
Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin de
kışkırtmasıyla BM tarafından çok büyük boyutlu ve çok
yönlü yeni bir süreç başlatılacağını söyledi.
Talat, AB'ye uyum için
önemli çalışmalar yapıldığını, hükümetin
referandum sonrası gerekenleri yaptığını, şu anda
da kamu reformu konusunda AB gözetiminde çalışmalar başlatıldığını
açıkladı. Başbakan Talat, Kıbrıs Türk ekonomisinin
rekabet edebilecek noktaya getirileceğini vurguladı.
En az Türkiye kadar KKTC'de
de yakından izlenen ve haftalardır gündemin birinci
sırasına oturan Avrupa Komisyonu'nun, Brüksel Zirvesi'nin
başladığı dün Türkiye-Güney Kıbrıs olası
ekonomik ilişkileri ve Brüksel'den çıkacak kararın
Kıbrıslı Türklere etkileri, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Meclisi'nin başbakanın, bazı bakanların ve sivil
toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı toplantısında
değerlendirildi.
Ticaret Odası Mustafa
Çağatay Konferans Salonu'nda yapılan toplantıda, önce oda
başkanı Ali Erel, ardından toplantıya katılan sivil
toplum örgütlerinden bazılarının başkan veya temsilcileri
görüşleri açıkladı. Ardından bakanlar ve Başbakan Mehmet
Ali Talat konuştu.
Toplantıya
Talat'ın yanında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Deniz ve Tarım ve Orman Bakanı
Raşit Pertev katıldı.
Erel: Zemin iyi
değerlendirilmeli
Kıbrıs Türk
Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, bugünün önemine dikkat çekerek
başladığı konuşmasında, zeminin iyi
değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
gerektiğini söyledi. Türkiye'nin önünde Ankara Anlaşması'nı
imzalamasının kaçınılmaz bir talep olarak durduğunu
kaydeden Erel, bunun Kıbrıs'a siyasi ve hukuki etkileri olacağını,
bu yüzden Kıbrıs Türk halkının
varlığının devamı için süratle hukuki
yapının devamının sağlanması gerektiğini
ifade etti.
Erel, güneyle yetersiz de
olsa her geçen ay ticaretin arttığını, turizmde ise ciddi
artışlar olduğunu, ancak Rumların Kıbrıs Türkleriyle
ilgili AB tüzüklerine ciddi direnç gösterdiğini belirterek, hükümet
sorunu, bütçenin geçmemiş olması, seçime endekslenme gibi
gerekçelerle gerekli adımların atılmasında geç
kalınırsa, Güney Kıbrıs'ın Kuzey Kıbrıs
ekonomisini süratle hortumlayacağı uyarısında bulundu ve
bunu "cehennem senaryosu" diye adlandırdı.
Mal ve hizmet üretiminde
rekabeti ve serbest dolaşımı sağlayacak düzenlemelere
gidilmesini isteyen Ali Erel, hedefin Güney Kıbrıs, Türkiye ve AB
ülkeleriyle ekonomik entegrasyonu sağlayacak adımlar atmak
olması gerektiğini söyledi.
Tunar: Ekonomi rekabetçi
yapıya gelmeli
Kıbrıs Türk
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, ekonominin mutlaka rekabetçi
bir yapıya getirilmesi gerektiğini kaydederek, 23 Nisan 2003'te
kapıların açılmasından sonra gerekli önlemler
alınmazsa ekonominin güneye kayacağı uyarısını
hep yaptıklarını ifade etti.
Tunar, KKTC, Güney
Kıbrıs, Türkiye ve AB arasında her türlü mal ve hizmet
dolaşımının sağlanmasının en başta
gelen hedef olması gerektiğini belirterek, "Kuzey
Kıbrıs firmaları haksız rekabet ortamıyla
karşı karşıya bırakılmamalı" diye
konuştu.
Ticarette
karşılıklı eşitlik ilkelerinden taviz verilmemesi için
AB'deki destek ve teşviklerin tüm üretim sektörlerine verilmesini
istediklerini söyleyen Tunar, tanınmamanın yarattığı
sıkıntılar yanında, ulaşımdaki zorluklara
işaret etti. Ülkenin seçim ortamına girdiğini belirten Tunar,
yine de ekonomi için konsensüsle kararlar alınıp yürürlüğe
konmasını istedi.
Beydağlı: Rekabet
gücü artırılmalı
Kıbrıs Türk
Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, rekabet
gücünün artırılması için önlemler istediklerini belirterek,
Bakanlar Kurulu'nun KDV oranlarının düşürülmesi
kararını "sevindirici" diye niteledi ancak turizmciler için
istedikleri bazı KDV düzenlemelerinin yapılmamasını
eleştirdi.
Beydağlı, güney
komşularla rekabetin önemine işaret ederek, fonların da
aşağıya çekilmesini istediklerini bildirdi. Turizmcilerin ara
eleman sorununa işaret eden ve kayıt dışı elemanlarla
iş yapmak zorunda kaldıklarını kaydeden Beydağlı,
çalışma izinlerinin geç verilmesinden kaynaklanan
sıkıntıları anlattı.
Beydağlı,
kendilerini dıştan gelen turizm yatırımcılarıyla
eşit hissetmek istediklerini de belirterek Kalkınma Bankası'na
borçları ve haciz tehlikelerinden de söz etti.
Diğer konuşmalar
Esnaf ve Zanaatkarlar
Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çağlaş, yurt
dışından büyük yatırım için gelenlerin küçük
işletmeler kurduğunu ve ardından üye olmak için odalarına
başvurduklarını, ancak KKTC vatandaşı
olmayanların üye olamayacağını söyledi.
İş Adamları
Derneği Başkanı Ünsal Özbilenler, referandumdaki
"evet"in ardından hükümetin yabancılarla, AB
temsilcileriyle çok uyumlu çalışmalar yapmasını
"olumlu" diye niteledi, dış yatırımın ülkeye
gelebilmesi ve rakiplere yetişebilmek için ihale yasası gibi
çıkarılması gereken bazı yasalar olduğunu kaydetti.
Özbilenler, kritik
günlerden geçildiğine işaret ederek, Türkiye'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıyabileceğini, 25 üyeli
bir kulübe girerken bir üyenin dışarıya
atılamayacağını, bu durumda Güney Kıbrıs'ın
Türk malları için çok cazip hale geleceğini, buna karşı
KKTC'de gümrük ve fonlarda düzenlemelerle üreticilerin korunması
gerektiğini anlattı.
Genç İş
Adamları Derneği Başkanı Ersun Kutup, AB'ye uyum hedefinin,
acilen alınması gereken tedbirler haline geldiğini belirterek yasal
altyapının iyileştirilmesi için önerilerini sıraladı.
Kutup, sosyal güvenliğin özel-devlet çalışanları için
farklı olmaması, ihale yasasının ve rekabet
yasasının AB'ye uyumlu olması, vergi yasalarının
çağdaşlaştırılması gibi isteklerini ifade ederek,
hükümetin sivil toplum örgütleriyle diyalogunun iyi olduğunu ve bunun
sürmesini istediklerini söyledi.
Bankalar Birliği
Başkanı Taştan Altuner de konuşmasında, kamu
yönetiminin özel sektörü kendine rakip görmesinin doğru
olmadığını belirterek, "Kamu yönetimin görevi, özel
sektörün önünü açmaktır" dedi.
Talat: İçerik önemli
Sivil toplum örgütlerinin
konuşmalarından sonra önce bakanlar ardından Başbakan
Yardımcısı ve Başbakan konuştu.
Başbakan Talat,
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nı imzalamasının
Kıbrıs Türklerini nasıl etkileyeceğinin,
anlaşmanın içeriğinin ne olacağının önem
taşıdığını belirterek, bu anlaşmanın
daha önceki genişlemelerde niçin gündeme getirilmediği sorusuna AB
yetkililerinin "Komisyon hata yaptı" diyerek yanıt
verdiğini bildirdi.
Talat, Türkiye'nin bu
anlaşmayı şimdi değil, gelecekte
imzalayacağını, bunun da taahhüdünü vereceğini kaydederek,
Brüksel'den son aldığı bilgiye göre Türkiye ve Yunanistan
başbakanlarının toplantıda olduğunu ve her şeyin
bu gece belirleneceğini söyledi.
Türkiye'nin "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanıması baskısının sonuç
vermesinin mümkün olmadığını, çünkü bunu destekleyen ülke
bulunmadığını ifade eden Başbakan Talat, KKTC'de seçim
sürecinin ardından, AB'nin de kışkırtmasıyla BM
tarafından Kıbrıs sorununun çözümü için çok büyük boyutlu
girişimler başlatılacağını açıkladı.
Başbakan Talat,
hükümetin referandumdan sonra gerekenleri yapmadığı
eleştirilerinin doğru olmadığını belirterek,
"Hükümetimiz 24 Nisan'dan beri yapması gereken her şeyi
yetenekleri, birikimi ölçüsünde yaptı, geri durması söz konusu
değil" diye konuştu.
AB yasalarının
meclisten geçmediği eleştirilerini de yanıtlayan Talat, AB
yasalarının tercüme edilip geçirilemeyeceğini,
hazırlanmaları gerektiğini, bu amaçla AB kurumlarından
yetkililerin, devlet dairelerinde çalışmalar
yaptığını, rekabet ve ihale yasaları gibi
yasaların AB süreci yaşanmadan geçirilemeyeceğini anlattı.
Başbakan Talat,
yardım paketlerinin, serbest ticaretin ve AB normlarının
yürürlüğe girmesiyle bu yasaların tam anlamıyla hayata
geçmesinin öngörüldüğünü ifade ederek, KKTC ile Güney Kıbrıs
arasındaki ticaretle ilgili bilgiler verdi ve Rumların
uyguladığı kısıtlamaların daha azını
uyguladıklarını söyledi.
Geçtiğimiz günlerde
basına açıklamadan AB yetkililerinin gözetiminde kamu reformu
çalışmaları başlatıldığını
açıklayan Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimden sonra kamu reformu
konusunda çok ciddi adımlar atacaklarını vurguladı;
"Durmak yok, her şey adım adım hazırlanıyor"
dedi.
Başbakan Talat, 100'ün
üzerinde devlet memurunun Brüksel'de eğitime katıldığını,
AB'ye uyum hazırlıklarının sürdüğünü, Tarım ve
Orman Bakanı Raşit Pertev'in AB Yardımları
Koordinatörlüğü görevine de getirildiğini; AB, ABD ve Türkiye'nin
yardımlarıyla Kıbrıs Türk ekonomisini rekabet edebilecek
noktaya getireceklerini kaydetti.
Soruları da
yanıtlayan Talat, Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonunu
kaybetmemesi gerektiğini vurguladı. Zirvenin
yapıldığı Brüksel'de bulunmalarının pek mümkün
görülmediğini, Türkiye heyeti içinde yer almalarını da uygun
görmediğini ifade eden Talat, AB yetkililerinin KKTC'nin görüşlerini
bildiğini, bu amaçla bir de mektup gönderdiğini hatırlattı.
Bu arada Başbakan
Talat, toplantıdan ayrılırken TAK muhabirinin sorusu üzerine
Brüksel'de yarın tamamlanacak zirve sonrasında Kıbrıs
konusunda bir toplantı yapılacağı ve kendisinin de
gidebileceği yönündeki haberlerin sadece yorum olduğunu, kendisine bu
yönde bir şey intikal etmediğini söyledi.
Serdar Denktaş: Kabuk
çatladı ama daha kıramadık
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, "Kabuk çatlamıştır ama zar daha kopmadı;
kabuğu kıramadık. Kırmanın yolu ya içten güçlenip o
noktaya gelmektir ya da dıştan birileri bize yardımcı
olacak" dedi.
Serdar Denktaş, bugün
tartışılanların 5 yıl önce düşünülemeyecek
şeyler olduğunu, bunun bile gelecek için ümit verdiğini, uyum ve
rekabet yasalarının uygulanacaksa geçmesinin anlamlı
olacağını söyledi.
"Önümüzdeki süreç
dünyayla, AB'yle rekabete hazırlanacağımız ve bu
yasaların yürürlüğe gireceği dönem olacak" diyen
Denktaş, Brüksel'deki zirve konusuna değinirken, Türkiye'den Ankara
Anlaşması'nı imzalaması talebinin hukuki değil siyasi
olduğunu, çünkü 1963'te 6 AET üyesiyle imzalanan bu anlaşmanın
daha sonra iki kez eklenen yeni üyelerle imzalanmadığını,
Türkiye'nin siyasi baskılara dayanabileceğini kaydetti.
Denktaş, Türkiye'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni 1960'ta
tanıdığını, anayasada değişiklikler
yapılınca tanımanın gereklerini askıya
aldığını, şimdi 1960 Cumhuriyeti yerine ikame edilecek
bir oluşuma gidilirse Türkiye'nin askıdaki tanımanın
gereğini yürürlüğe koyabileceğini; bunun AB'nin akisini
(müktesebatını) Kuzey Kıbrıs'ta uygulamaması gibi bir
olay olduğunu anlattı.
Bu akşam Türkiye'nin
AB'den müzakere tarihi alacağını, müzakerelerin de ekimde
başlayacağını kaydeden Serdar Denktaş, "Bize ve
Türkiye'ye yarından başlayarak ekime dek Kıbrıs sorununun
çözümü için siyasi baskılar artacak. Bu süreçte en büyük
şanssızlık seçimlerimiz" dedi ve seçime rağmen
hükümetin gözünü dışarıdan ayırmayacağını söyleyerek
sivil toplum örgütlerinden de yardım istedi.
Serdar Denktaş,
iş adamlarının şikayetlerine yol açan çalışma
izni alma prosedürünü kolaylaştırdıklarını ve
başvuruların en geç 25 gün içinde sonuçlanacağını da
belirtti.
Pertev: Uyum bir süreçtir
Tarım ve Orman
Bakanı Raşit Pertev, uyumun bir süreç olduğuna işaret
ederek alelacele yapılabilecek bir şey olmadığını
söyledi. Pertev, Rumların 2-3 yılda AB sürecinde
bilinçlendirildiğini, KKTC'nin ise her şeyi 2-3 ayda yapmak zorunda
kaldığını ifade ederek, üstelik uyum sürecinin, Annan
Planı tartışmaları ve ardından azınlığa
düşmüş bir hükümetle yaşandığını kaydetti.
Raşit Pertev,
tarım alanında yapılanları da özetlediği
konuşmasında, ocak ayında 1970'li yılların düzeyinde
devraldığı tarımın, belki 2004 düzeyine
gelmediğini, ama 1970'leri de geride bıraktığını
vurguladı.
Birçok konuda önemli
adımlar atıldığını belirten Raşit Pertev,
sütte soğuk zincir projesiyle 6 ay içinde AB ülkelerine satılabilecek
hellimler üretileceğini, zeytinde atılım
yapıldığını, elektrik üretiminin de gelecek yıl
105 megawattlık yatırımla artacağını
anlattı.
Pertev, meclisin bugünkü
"içler acısı halini" gördükten sonra sivil toplum
örgütlerinin durumunu görmekten duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.
Uzun: KDV düzenlemesi
önlemler paketinin ilk etabı
Maliye Bakanı Ahmet
Uzun, Kuzey Kıbrıs'ta yıllardır oluşturulan ekonomik
yapıdaki hataların ve sorunların, kapıların
"halkın gücüyle" açılmasından sonra herkesin
değişik bir dünya görmesiyle daha iyi
anlaşıldığını belirterek, dünyayla uyum için
adaptasyon süreci yaşandığını söyledi.
Ahmet Uzun, bu amaçla
hükümetin ilk günden beri gerekli adımları
attığını, önce iş adamlarına ve üreticilere Güney
Kıbrıs ve dünyayla rekabet edebilecekleri koşulları
yaratmayı, halka da en fazla hizmeti en ucuza sağlamayı
hedefleyen çalışmalar başlatıldığını
anlattı.
Bugüne dek fonlarda üç kez
indirime gidildiğini kaydeden Uzun, akaryakıt ücretlerine zam
yapılmadığını ve fiyatların güneyden daha ucuz
hale gelindiğini, vergi sisteminin yeniden düzenlendiğini, resen
verginin zorunlu olmadıkça kullanılmayacağını, KDV
tüzüğünde de önemli değişikliklere gidildiğini söyledi.
Maliye Bakanı Uzun,
KDV'deki düzenlemenin, yerli sanayiyi desteklemek için önlemler paketinin ilk
etabı olduğunu kaydederek, KDV oranı "0" yapılan
ürünler hakkında bilgi verdi ve bu düzenlemeyle Güney Kıbrıs'ın
bile önüne geçildiğini ifade etti.
"Ucuzlatarak ekonomiyi
büyütme politikası güdüyoruz" diyen Uzun, KDV oranlarının
düşürülmesinin bütçeye 20 trilyon TL'lik yükü olacağını,
bunun 10 trilyon TL'lik kısmını ilk kez kayıt yaptıracak
araçların KDV oranının yüzde 15'ten 20'ye
çıkarılması ve yabancılara gayrimenkul
satışlarında ödenecek KDV oranının yüzde 15'e
çıkarılmasıyla karşılanmasını
planladıklarını açıkladı.
Ahmet Uzun, önlemler
paketinin ikinci ve üçüncü etaplarının peyder pey hayata
geçeceğini ifade ederek, yerli üreticileri desteklemek için girdilerdeki
KDV oranının 0'a düşürüleceğini, üretici ve turizmcilere
elektrikte de kayda değer bir indirim öngörüldüğünü bildirdi.
Cari bütçe için Türkiye'den
borçlanan 130 trilyon TL'nin kullanılmadığını ve bu
rakamın gelecek yıl yatırım projelerine gideceğini
kaydeden bakan Uzun, ekonomideki tüm göstergelerin iyi gittiğini ve hata
yapmadıkça iyileşmenin süreceğini söyledi.
Deniz: Eşit
şartlarda rekabet
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz de konuşmasında, tüm sektörlere eşit
şartlarda rekabet koşulları sağlamak gerektiğini, bu
amaçla Rekabet Yasası hazırladıklarını, yasanın
gecikmesinin AB'ye uyumunun sağlanması ihtiyacından
kaynaklandığını belirtti.
Deniz, yasanın,
KKTC'nin direkt dış ticarete başlamasıyla uygulanabileceğini
kaydederek, toplumu da buna hazırlamak için çalışma
başlatılacağını bildirdi.
Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'la gümrük birliğine başlamasının KKTC
ekonomisini nasıl etkileyeceğinin tartışılması
gerektiğini kaydeden bakan Derviş Deniz, bununla ilgili de bir plan
çalışmasına başladıklarını
açıkladı.
Deniz, turizmin en önemli
ayağı olan ulaşımda maliyetlerin düşürülmesi konusunda
görüşmeler yaptıklarını, yarın da turizmcilerle bir
araya geleceğini ifade ederek, "Oluşacak siyasi koşulların
ekonomiyi nasıl etkileyeceğine hazırlıklı
olmalıyız. Bu sefer doğabilecek sıkıntıları
ortadan kaldırmak için biraz daha proaktif olmalıyız" dedi.
Toplantıya
katılan bakanlar daha sonra katılımcıların
sorularını da yanıtladı.
KIBRIS 17/12/04
17 Aralıktan sonra
Rum kesimini...
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransanın TV5
kanalına verdiği demeçte, Türkiyenin 17 Aralıktan sonra
Kıbrıs Rum kesimini tanımak konusunda olumlu bir tutum
takınabileceğini söyledi.
Başbakan
Erdoğan, 17 Aralıktan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul
edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir dedi.
Fransız
kanalının sorularını Brükselden yanıtlayan
Başbakan Erdoğan, Ankaranın, Rum yönetimini hiçbir zaman
tanımayacağı mı? sorusuna da, Hayır, hiçbir zaman
böyle bir şey söylemedim. Biz düşman kazanmak için değil,
dostları kazanmak için buradayız şeklinde yanıt verdi.
PAPADOPULOSLA KUZEY
KIBRISTA BARIŞ KAHVESİ...
Erdoğan, Belki
bir gün biz Kuzey Kıbrısa gideriz, Papadapulosu da oraya davet
ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış
yemeği yeriz dedi.
Başbakan
Erdoğan, AB Zirvesi için geldiği Belçikanın başkenti
Brükselde kaldığı Conrad Otelde Türkiyede yayın yapan
gazete ve televizyonların temsilcileriyle sohbet toplantısı
yaptı.
ABNİN
HİÇBİR GAYRETİ YOK
Başbakan
Erdoğan, bir soru üzerine Kıbrısa yönelik izolasyonların
kaldırılması konusunda ABnin hiçbir gayret göstermediğini
ve bu konuyu kendilerine ifade ettiklerinde hiçbir şey diyemediklerini
söyledi.
Birleşmiş
Milletlerin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda girişimi
olması durumunda Türkiyenin olumlu yaklaşımda
bulunacağını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
Şunu
açıkça ifade edeyim; belki bir gün biz Kuzey Kıbrısa gideriz,
Papadapulosu da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir
barış yemeği yeriz. Buna da varız. Çünkü, bizim ilkemiz
düşman üretmek değil, dost kazanmaktır. Yaklaşım
tarzımız budur.
Ama,
karşımızdan da bu yaklaşımı görmeliyiz. Bunu
görmemiz halinde yapılmayacak bir şey yok. Nitekim, batıda,
kuzeyde, güneyde, doğuda Türkiyenin daha önce görüşemediği
ülkelerle şu anda aldığımız mesafeler bunun
ispatıdır. Yunanistan ile aldığımız mesafeler
bunun en açık ispatıdır. Güney Kıbrıs, zaten 1
Mayısta beklediği en önemli şeyi aldı.
KIBRIS VE SINIRLAR
MESELESİ ÖNÜMÜZE GELMEMELİ
Türkiyenin
hassasiyetleri arasında Kıbrıs, daimi korumacılık ve
ucu açık konusunun nasıl tanımlandığının
bulunduğunu ifade eden Erdoğan, Daha çok geleceğe yönelik bizi
bağlaması noktasında tanımlanmasını istiyoruz.
Bunlar çok elastiki kalmamalı, net olmalı. Arkadaşlarımızın şu andaki
çalışmaları ve gayretleri de o yönde diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
Benim sürekli
ısrarla söylediğim gibi, tam üyelik ikinci bir karara gerek
kalmaksızın müzakere süreci, daimi korumacılık ve Kopenhag
siyasi kriterleri içerisinde olmayan, özellikle Kıbrıs ve
sınırlar meselesi gibi şeyler bizim önümüze gelmemelidir.
AB ülkesi üyelerin
Ankara büyükelçileriyle yaptığımız toplantıda biz
bunları açık ve net olarak kendilerine söyledik. Gerek devlet,
gerekse hükümet başkanlarına bunları iletmelerini istedik. Bu
hassasiyetler üzerinde şu anda
çalışıldığını görüyoruz. Kıbrıs
meselesindeki gelişmeler öyle zannediyorum ki Karamanlis ile
yapacağımız görüşmeden sonra daha net bir hal alabilir.
TÜRKİYENİN
ABYE GİRMESİ, MEDENİYETLER UZLAŞMASINI SAĞLAYACAKTIR
Türk gazetelerinin
Brükselde bulunan köşe yazarlarıyla bir sohbet toplantısı
yapan Erdoğan, önemli mesajlar verdi.
Türkiyenin ABye
girmesi medeniyetler uzlaşmasını sağlayacaktır diyen
Erdoğan, Bunu görmeye başladılar ondan dolayı Türkiye
vazgeçilmez diyenler var dedi.
Ermenistan ile
Türkiye arasındaki sınır kapısını,
karşı taraftan olumlu yaklaşım gördükleri taktirde
açabileceklerini belirten Başbakan Erdoğan, terör ve din konusunda
ise İki kendini bilmezin yaptıkları bütün bir dine mal
edilemez diye konuştu.
Başbakan
Erdoğan, Ermenistan konusunda şunları söyledi:
Tarihte
olanları tarihe bırakalım. Yeni dünyayı barış
üzerine inşa edelim. Ulusal sınırlara saygı gösterilmesini
istiyoruz. Biz Ermenistana olumlu yaklaşıyoruz, hava
kapısını açtık, kara kapısını da
açarız, ancak aynı olumlu yaklaşımı onlardan da
bekliyoruz. Azerbaycanın bir
bölümü halen işgal altındadır, bu unutulmamalıdır.
Ermenistan olumlu adım atarsa biz de atarız.
Erdoğan,
Türkiyenin ABye girmesi halinde Türk vatandaşlarının serbest
dolaşım konusuna geçici kısıtlama getirilebileceğini,
bunu anlayışla karşılayacaklarını kaydederek, Bu
geçici süre 5 hatta 10 sene olabilir, ancak daimi olması AB hukukuna ters
düşer dedi.
Kıbrıs konusunu AB müzakere süreci
içerisinde görüşebiliriz diyen Erdoğan, konunun daha ziyade gümrük
birliği ek protokolü ile ilgili olduğuna dikkat çekti.
HALKIN
SESI 17/12/04
Beklenen
oldu ve
Zirve
Kıbrısta düğümlendi!
3 EKİM 2005... Avrupa Birliği liderleri, Türkiyeye üyelik
müzakerelerine başlamak için 3 Ekim 2005 tarihinde anlaştı!..
Brükseldeki
zirvede çalışma yemeğinde bir araya gelen Avrupa Birliği
devlet ve hükümet başkanları, Türkiyeye müzakerelerin 3 Ekim 2005te
başlanmasına karar verdi.
BALKENENDE AÇIKLADI... Dün akşamki yemekli
toplantının ardından bu
sabahın ilk saatlerinde bir basın toplantısı düzenleyen AB
Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende
Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005te
başlanacağını açıkladı.
HEDEF TAM ÜYELİK, UCU AÇIK MÜZAKERE... Balkenende müzakerelerin ucunun açık,
ancak tam üyelik hedefi ile başlayacağına vurgu yaptı.
Balkenende Kıbrıs konusunda ise uzun süren konuşmalar
yaptıklarını bu gün de görüşmelerin süreceğini
kaydetti.
KIBRIS BUGÜNE KALDI.. Üye ülkelerin ulusal
delegasyonları sabah saatlerine kadar bir araya gelerek
değerlendirmeler yaptı. Ayrıca Türkiyeden gelen istekler
doğrultusunda taslak tekrar gözden geçirilecek. Kıbrısnı
tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar
sabaha kadar sürdü. Kıbrıs konusundaki nihai kadarın bugün
açıklanması bekleniyor.
Brükseldeki
Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının
çalışma yemeğinin ardından bir basın
toplantısı düzenleyen, AB dönem başkanı Hollanda
Başbakanı Jan Peter Balkanende, Türkiye raporu temelinde
müzakerelerin 3 Ekim 2005te başlamasına karar verildiğini
söyledi. Balkanende, görüşmelerin açık uçlu olacağını
ve raporda bahsedildiği gibi görüşmelerin sonucu konusunda bir
garanti bulunmayacağını açıkladı. Balkenende,
taslağa son şeklinin ise bu sabah verileceğini kaydetti.
Türkiyenin müzakerelere başlamadan önce Kıbrıs Cumhuriyetini
tanıdığını beyan eden bir protokolü imzalaması
isteniyor. Görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlanması halinde ise Türkiyenin aday ülkelere bağlanması
için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı. AB
Komisyonu Jose Manuel Barroso da, komisyonun Türkiye raporu çerçevesinde
dengeli bir teklifte bulunduğu söyledi. Barroso, Türkiyenin de bu
kararı kabul etmesi gerekiyor dedi.
Kıbrıs bugüne
kaldı!..
AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter
Balkenende,
Kıbrıs konusunu bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
yapacağı
görüşmede ele alacaklarını söyledi.
Balkenende, Türkiye'nin
"Kıbrıs(Rum) Cumhuriyeti'ni" tanımasına
ilişkin
soru üzerine, bu konuyu asıl
Cuma günü
Erdoğan ile yapacakları görüşmede ele alacaklarını
kaydetti.
Görevinin bu konuda spekülasyonlara yol
açmak olmadığını belirten
Balkenende,
bu nedenle Erdoğan ile henüz yapmadığı görüşmeye ilişkin
tahminde
bulunamayacağını bildirdi.
Balkenende, Türkiye'ye önerdikleri
müzakere sürecinin neden açık
uçlu
olduğuna ilişkin olarak da, bir aday ülkeyle müzakerelerin
başarılı
sonuçlanacağına dair garanti bulunmadığını
belirtti.
Hollanda Başbakanı Balkenende,
müzakerelerin başarısızlıkla
sonuçlanması
durumunda aday ülkenin AB kurumlarına sıkı bir şekilde
bağlı
kalmasını sağlamaya çalıştıklarını da
kaydetti.
Zirve
Kıbrısta düğümlendi
Kıbrısın
tanınması ve serbest dolaşım konusundaki pazarlıklar
da sürüyor. Brükselde zirve öncesi Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlisle bir araya gelen TC Başbakanı Tayyip Erdoğan,
Kıbrısta milli çıkarlara aykırı bir karar
alınmayacağını açıkladı. Erdoğan, Biz
Kıbrısta adım atmaya hazırız, ama adımın
şekli önemli dedi.
Erdoğan, Fransanın TV5 kanalına verdiği demeçte de,
Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini şu anda
tanımasının mümkün olmadığını söyledi.
Erdoğan, 17 Aralıktan önce bu konuda ısrar edilirse bu kabul
edilemez, ancak bu tarihten sonra olumlu bir tutumumuz olabilir diye
konuştu. Karamanlisin görüşmede, Erdoğandan Rum Kesiminin
tanınmasını istediği belirtiliyor. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül de, Rum kesiminin doğrudan ya da dolaylı
tanınmasının söz konusu olmadığını
açıkladı.
Rum kesimi yazılı güvence istiyor
Brükseldeki
diplomatik kaynaklara göre Türkiye, bu düğümü çözebilecek bir
çalışma hazırladı. Türkiye, Ankara
antlaşmasını Rum kesimini de kapsayacak şekilde Avrupa
Birliğine yeni katılan 10 üye için genişletebileceğini
bildirdi ve hazırladığı çalışma şu anda
Brükselde süren müzakerelerin zeminini oluşturuyor. Bu çalışma
üzerinde anlaşma sağlanırsa, Başbakan Tayyip
Erdoğanın bugün 13te Türkiyenin tavrını
açıklaması bekleniyor.
Şu aşamada tıkanıklık, Türkiyenin Ankara
antlaşmasını uyarlama konusundaki siyasi iradesine nasıl
açıklayacağı noktasında odaklanıyor. Rum kesimi
yazılı bir belge istiyor. Türkiye ise, başbakan düzeyinde
yazılı bir belge vermekten yana değil. (ajanslar)
YENIDUZEN
17/12/04
Danimarka
Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Türkiyenin AB ile müzakerelere
başlamadan önce Kıbrısı fiili olarak tanımaya
hazır olduğunu söyledi.
Rasmussen,
gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye
Başbakanı Erdoğanla öğle yemeğinde biraraya
geldiğini belirterek, Erdoğanın kendisine müzakereler
başlamadan önce Kıbrısla Ankara Anlaşmasını
imzalayacağına dair açık ve net bir mesaj göndereceğini
söylediğini açıkladı.
AB, Türkiyenin Kıbrısı tanıması gerektiğini
açıkça ve kararlı bir dille defalarca
açıklamıştı.
Türkiye ise, Kıbrısı resmi ya da fiili olarak
tanımayacağını ifade etmişti.
Yemeğe Gül de katıldı
TC Başbakan Erdoğan'ın öğle yemeği Belçika
Başbakanı'nın konutunda gerçekleşti . Erdoğan'a
yemekte, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de eşlik etti.
Yemeğe, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussenin yanı
sıra Belçika Dışişleri Bakanı Carel de Gucht da
katıldı.
Yaklaşık 2.5 saat süren yemeğin ardından konuttan
ayrılırken basın ensuplarının sorularını
yanıtlayan Başbakan Erdoğan, oumlu ve güzel bir görüşme
gerçekleştirdiklerini söyledi.
Erdoğan, ''Türkiye'nin hassasiyetleri konusunda gelinen nokta nedir?''
sorusu üzerine, ''anlatıyoruz. İletiyoruz. Sağolsun onlar da
şu ana kadar olumlu bir görüşme içindeler'' dedi.
Papadopulos tanınma için
bastıracak
Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Kesiminin, Türkiye tarafından
tanınmasını sağlamak için elinden gelen çabayı
göstereceğini söyledi.
Papadopulos, dün başlayan AB zirvesi için Brüksel'e giderken açıklama
yaptı.
Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınmasını
sağlamak için elimden gelen çabayı göstereceğini belirten Rum
Yönetimi lideri Papadopulos, "son ana kadar zor pazarlık için
hazırım, ancak sonuç, çok önceden kestirilemeyen unsurlara ve
diğer üye ülkelerin tutumlarına bağlı olacaktır''
dedi.
Kıbrıs için doğru olanı yapacağını söyleyen
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, vereceği
kararın kısa ve uzun vadede Kıbrıs Rum Kesimi'nin
çıkarına olacağını söyledi. (cnn)
Solana: Türkiye
Kıbrıs'ı tanımalı
AFP haber ajansı, AB'nin dış politikadan sorumlu şefi
Javier Solana, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımak zorunda
olduğu uyarısında bulunduğunu duyurdu.
Habere göre, Solana, aksi takdirde, Ankara'nın 'Avrupa ailesi'nin bir
parçası haline gelmesinin çok zor olacağını söyledi.
Solana, basın mensuplarına yaptığı açıklamada
"Eğer ailenin bir parçası olmak istiyorsanız, ailenin bütün
üyelerini tanımak zorundasınız. Bunu yapmadan ailenin bir
parçası olmanız çok zor" dedi.
Blairden Erdoğana
Kıbrıs ricası
İngiltere Başbakanı Tony Blair, TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak AB'nin Kıbrıs
konusundaki beklentilerini karşılamasını istedi.
Blair, Erdoğan'a zirve bildirisinin taslağındaki
Kıbrıs ile ilgili paragrafın, Türkiye tarafından kabul
edilmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.
Rum tarafının bu paragrafı bile yeterli
bulmadığına dikkat çeken Blair, geri kalan 24 ülkenin de
Kıbrıs ile ilgili bölüm üzerinde görüş birliği içinde
olduğunu belirtti.
Blair müzakerelerin nasıl sonuçlanacağına ilişkin paragraf
konusunda yapılan görüşmeler için de bilgi verdi. İngiliz
Başbakanı ilerleme raporunda yer alan ifadeye yakın bir formül
üzerinde durduklarını söyledi.
İlerleme raporunda müzakerelerin doğası gereği ucunun
açık bırakıldığı belirtilmişti. Ayrıca
müzakereler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye'nin Avrupa
kurumları ile kenetli kalması gerektiği
vurgulanmıştı.Ancak Türkiye bu ve benzeri bir ifade
kullanılmasına karşı çıkıyor.
Barroso: Türkiyeden
Kıbrıs konusunda jest bekliyoruz
AB Komisyonu Başkanı Barroso, "yarı yol, orta yol olmaz.
Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlama vakti gelmiştir"
dedi.
Hedefin tam üyelik olması gerektiğini belirten Barosso,
Kıbrıs'ı kastederek Türkiye'den yeni adımlar
atmasını beklediklerini söyledi. AB zirvesi öncesinde dün öğle
saatlerinde bir basın
toplantısı düzenleyen Barroso, Türkiye konusunda tarihi bir karar
verileceğini belirterek başladığı
değerlendirmesinde, Türkiye'nin, coğrafi durumu, köprü konumu,
ekonomik gücü ve potansiyeli ile farklı bir ülke olduğunu söyledi.
"Zamanı geldi"
Türkiye'ye karşı dengeli bir tavır izlendiğini,
sorunların görüldüğünü, ancak Türkiye'de atılan
adımların ve kaydedilen gelişmelerin de görüldüğünü
belirten Barroso, "yarı yol, orta yol olmaz. Türkiye ile üyelik
görüşmelerine başlama vakti gelmiştir" diyen Barroso,
Türkiye'nin katılımının AB için de iyi
olacağını kaydetti. Barroso, müzakerelerde hedefin tam üyelik
olacağını belirtti.
"Türkiye'den Kıbrıs
konusunda jest bekleniyor"
Türkiye'nin AB'ye katılımının bazı üye ülkelerde ve
kamuoylarında yarattığı endişelerden söz eden Barroso,
Türkiye'nin Avrupa'ya doğru daha fazla adım atmasını
istedi. Barroso, Kıbrıs konusuna değinerek, müzakerelerde
Kıbrıslı Rumların da masada bulunacaklarını, oysa
Türkiye'nin Rum yönetimini tanımadığını söyledi.
Barroso, Kıbrıs konusunda bir soru üzerine, Türkiye'ye yeni siyasi
koşullar getirilemeyeceğini, Türkiye'nin, AB kamuoyunun kalbini
kazanmaya ihtiyacı olduğunu, bunun karmaşık müzakerelerle
değil, iyi niyet jestleriyle gerçekleşebileceğini anlattı
ve Türk yetkililere de bu mesajı verdiğini bildirdi. Barroso,
Türkiye'nin AB'ye tam üye olduğu zaman tüm üye ülkeleri tanımak
durumunda olacağını da söyledi.
"Derogasyonlar fazla
kapsamlı tutulmamalı"
Türkiye için önerilen kalıcı derogasyonlar (ayrıcalık)
konusunda bir soruyu yanıtlayan Barroso, bu alanda terimlerle
oynandığını, bu sorunun zirvede
aşılacağını düşündüğünü, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın da bu konunun hassasiyeti üzerinde durduğunu
anlattı. Barroso, AB Komisyonu'nun, Türk işçilerin serbest
dolaşımı konusunda bu öneriyi getirdiğini, ancak bir
ayırımcılığın veya özel statünün söz konusu
olmadığını, bazı üye ülkelerde ve kamuoylarında endişenin
çok fazla olduğunu, başka üye ülkelere de kalıcı derogasyon
uygulandığını söyledi. Barroso, AB Komisyonu'nun,
Türkiye'ye derogasyonlar konusunun fazla kapsamlı tutulmamasından
yana görüş bildirdiğini de ifade etti.
"Soykırım koşulu
doğru değil"
Barroso, müzakere için Ermeni soykırımı gibi siyasi
koşullar öne sürmenin doğru olmadığını
vurguladı. Barroso, terörle mücadele konusunda da AB'nin yeni fikirler
oluşturduğunu ve bunların AB liderlerin görüşüne
sunulacağını ifade etti. (AB-Haber)
YENIDUZEN 17/12/04
TC
Başbakanı Erdoğan:
Belki
bir gün Kuzey Kıbrısta Papadopulosla bir barış kahvesi
içeriz
TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk gazetelerinin Brüksel'de
bulunan köşe yazarlarıyla bir sohbet toplantısı yaparak,
önemli mesajlar verdi.
Erdoğan Belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs'a gideriz, Papadapulos'u
da oraya davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir
barış yemeği yeriz dedi.
''Kıbrıs
konusunu AB müzakere süreci içerisinde görüşebiliriz'' diyen Erdoğan,
konunun daha ziyade gümrük birliği ek protokolü ile ilgili olduğuna
dikkat çekti.
Başbakan, ''Zirve sonucunu bu akşamki (dün akşamki)
yemekten sonra öğrenebilecek
Erdoğan,
''Belki bir gün biz Kuzey Kıbrıs'a gideriz, Papadapulos'u da oraya
davet ederiz, orada bir barış kahvesi içeriz, bir barış
yemeği yeriz'' dedi.
Gül: Dolaylı ya da
doğrudan tanıma söz konusu değil
TC Dışişleri
bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Kıbrıs'ın doğrudan ya da dolaylı olarak
tanınmasının sözkonusu olmadığını belirtti.
Gül'ün açıklaması, AB liderlerinin Brüksel'deki kritik
çalışma yemeği devam ederken geldi.
Yemekten önce konuşan Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder, 25 üye devlet liderinin Türkiye ile
müzakerelere başlanmasını kabul edeceğine
inandığını söylemişti. Müzakereler asla kolay olmaz
diyen Schröder, müzakerelerin 2005 yılı içinde
başlamasını umduğunu belirtti.
YENIDUZEN 17/12/04
|
AB zirvesinde
uzlaşma sağlandı |
|
|
Brükseldeki AB
zirvesinde kriz yaratan Kıbrıs konusunda uzlaşma
sağlandı. AB Komisyonu ve Türkiye, taslak metin üzerinde
anlaştı. |
|
|
|
|||||
|
|
|
|
|
||
|
|
|||||
|
|
|
17 Aralık 2004 Buna göre Kıbrıs paragrafında, AB
Dönem Başkanı Türkiyenin 3 Ekimden önce Ankara
anlaşmasının yeni 10 üyeye uyarlama niyetini not etmektedir
deniyor. |
Tarihi 17 Aralık zirvesinin ikinci gününde, yapılan çetin pazarlıklar sonucunda AB Komisyonu ve Türkiye arasında uzlaşma sağlandı. Söz konusu taslak metinde, Türkiyenin restine neden olan müzakerelerden önce Ankara Anlaşmasının 10 yeni üyeye genişleten protokolü imzalaması ya da parafe edilmesi şartı değiştirilerek, Türkiyenin 3 Ekimden önce Ankara anlaşmasının yeni 10 üyeye uyarlama niyetini not etmektedir ifadesine dönüştürüldü.
Ayrıca sınır komşuları ile ilgili
muğlak ifadeler de değiştirilerek, aday ülkenin yalnızca
üye ülkelerle sınır problemlerini çözmesi gerektiği
vurgulandı.
Daimi derogasyonlar konusunda ise, AB Komisyonunun
müzakereler esnasında yapacağı tespitler doğrultusunda
önerilerde bulunacağı belirtildi.
MÜZAKERELER ASKIYA ALINABİLİR
Türkiyenin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli
derecede yerine getirdiği vurgulanan taslak metninde, Aday ülkenin
özgürlük demokrasi, insan hakları temel özgürlüklerve hukuka
bağlılık ilkelerinden sapması durumunda AB Komisyonu kendi
inisiyatifiyle ya da üye ülkelerinin üçte birinin talebiyle müzakereleri
askıya alabilir deniyor. Ancak müzakerelerin askıya
alınması için AB Konseyinin bu kararı nitelikli çoğunlukla
onaylaması şartı bulunuyor.
Görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlanması halinde ise, Türkiyenin aday ülkelere bağlanması
için bir ara çözüm aranması konusunda anlaşmaya varıldı.
PAZARLIK SÜRECİ
Uzlaşmaya giden pazarlık süreci şöyle
işledi: Başbakan Tayyip Erdoğanın, müzakeler
başlamadan önce Ankara Protokolünün imzalanması talebine tepki olarak
zirve bitmeden Türkiyeye dönebileceğinin duyurulması AB liderlerini
harekete geçirdi. İngiltere Başbakanı Tony Blair,
Erdoğanla bir araya gelerek Brükselden ayrılmaması konusunda
ikna etti.
Erdoğan da Türkiyenin, Ankara
Anlaşmasının 10 yeni üyeye genişleten protokolü
imzalaması ya da parafe edilmesi şartını kabul
edemeyeceğini ancak sözlü taahhütte bulunabileceğini bildirdi.
AB dönem başkanı Hollandanın Başbakanı, önce Rum tarafıyla ardından da Tony Blairle bir araya geldi. Bu görüşmelerden sonra, Balkenende ve Erdoğan ikinci kez bir araya gelerek, sözlü taahhüt konusunda uzlaşmaya vardı.
Türk heyeti, AB çalışma yemeğinin
ardından Türkiyeye verilen, net ve tam üyelik perspektifi içeren müzakere
tarihini olumlu bulmakla birlikte, ulaşan son taslağı genel
olarak hayal kırıklığı olarak nitelemişti.
Erdoğanın Balkanende ile önceki gece
yaptığı görüşmenin gergin geçtiği ve
Erdoğanın Hollanda Başbakanına, 600 bin Rumu 70 milyon
Türke tercih ettiniz. Demek ki size hiçbir şey
anlatamamışız gibi sert ifadeler kullandığı
kaydedilmişti.
|
|
|
|||
|
|
|
17 Aralık 2004 Öte yandan, Washingtondaki diplomatik gözlemciler,
Avrupa Birliğinin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annana, Kıbrısta çözüm yönünde yeniden girişim
başlatması çağrısında bulunmasının beklendiğini
belirtiyor. |
|
Brükselde AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı
Balkanende ve Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ile ortak bir
basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrısta tarafların geleceğe yönelik olarak nasıl bir
adım atacakları konusunda karar vermeleri gerektiğini bildirdi.
Şu aşamada Kıbrıs müzakerelerini yeniden başlatma
planı olmadığını belirten Annan, tarafların,
geçmişte ne olduğunu düşünmeleri ve nereye ilerlemek
istediklerine karar vermelerinin önenime dikkat çekti.
GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUM
Kofi Annan, Kıbrısta taraflar adım
atmaya karar verdiklerinde BM olarak gerekli yardımı yapmaya
hazır olduklarını söyledi. Annan, bütün tarafların
çıkarına olacak, bir çözüm bulunacağı ve Kıbrısın
ileride ABnin önüne bir sorun olarak çıkmayacağı konusunda umutlu
olduğunu kaydetti.
Şimdiye kadar sorunun çözümlenmiş
olmasını ve Kıbrısın birleşik olarak AB üyesi
olmasını isterdik diyen Annan, Kıbrısla ilgili
gelişmeleri yakından takip ettiğini sözlerine ekledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan, Brüksel öncesinde dün Washingtondaydı. Annan, ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell ve onun yerini alması
beklenen şimdiki Ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice
ile görüştü.
AB, YENİ GİRİŞİM ÇAĞRISI YAPACAK
Konu ağırlıkla Iraktaki seçimlerdi
ve Kıbrıs meselesinin görüşmelerde ele
alındığına ilişkin bir açıklama
yapılmadı. Ancak Washingtondaki gözlemciler, özellikle
İngilterenin önderliğinde Avrupa Birliğinin Annana,
Kıbrısta çözüm yönünde yeniden girişim başlatması çağrısında
bulunmasının beklendiğini belirtti. Bu gerçekleşirse
Şubattaki KKTC parlamento seçimleri sonrasında ilgili taraflar
arasında öngörüşmeler başlatılması planlanıyor.
Gözlemcilere göre, müzakerelerin yine Annan planı çerçevesinde
başlaması, ancak Rumların plana itirazlarının da
görüşülmesi bekleniyor. Bu şekilde, Kıbrıs meselesinin,
Türkiye ile müzakerelerin başlaması için ortaya atılan 3 Ekim
2005ten önce çözülmesi hedef olarak gosteriliyor. Gözlemcilere göre, bu defa
itici güç olarak önderliğin, geçen seferki gibi ABDden değil, ABden
gelmesi bekleniyor.
|
Rumlar
yazılı taahhüt istiyor |
|
|
|
Rum Yönetimi,
Başbakan Erdoğanın müzakerelerin başlayacağı
Ekim 2005e kadar Kıbrıs Rum Kesimini tanıma konusunda sözlu
taahhüdünü yeterli bulmadı. |
|
|
|
Brüksel |
|
|
|
17 Aralık 2004 Öte yandan AB-Türkiye Karma Parlamento
Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Türkiyenin Kıbrıs
konusunda sözlü güvence vermesinin yeterli olduğunu belirterek,
Türkiyeden bir yıl içersinde ikinci kez taviz beklenmesinin doğru
olmadığını söyledi. |
Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiyenin gümrük
birliği anlaşmasına ABnin 10 yeni üyesini dahil edeceğini
taahhüt ettiğine dair açıklamayı sözlü biçimde kabul
etmeyeceği bildirildi.
Rum kaynaklar, Rum Yönetiminin, Başbakan
Erdoğanın bu taahhüdü yazılı olarak ABye sunmasında
ısrarlı olduklarını belirttiler.
AB RUMLARI İKNAYA ÇALIŞIYOR
Öte yandan AB-Türkiye Karma Parlamento
Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Türkiyenin Kıbrıs
konusunda sözlü güvence vermesinin yeterli olduğunu belirterek,
Türkiyeden bir yıl içersinde ikinci kez taviz beklenmesinin doğru
olmadığını söyledi.
Lagendijk, NTVye yaptığı açıklamada
Rumların referandumda çözüme hayır demesinin ardından AB
içersinde çok da popüler olmadığını kaydetti.
Eşbaşkan, ABnin Rum Kesimi liderine, Türkiyeyle mutabakatın
Rum Kesiminin isteklerinden daha önemli olduğunu söylediğini
belirtti.
Lagendijk, Türkiyenin sözlü taahahütünü kabul
etmesi için Rum Kesiminin ikna edilmeye
çalışıldığını kaydetti.
RUM BASININDA ZAFER HAVASI
Rum Kesimindeki gazeteler de, Türkiyenin tam
üyelik güvencesi bile olmaksızın alacağı müzakere tarihine
karşılık çok katı bir şekilde Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıma şartıyla karşı karşıya
kaldığını yazdı.
Rum gazetelerinin manşetlerinde, Türkiyeye
dikenli, kuyruklu evet, Erdoğan tarih alıyor, bize protokolle
tanıma veriyor, Kıbrıs açısından onurlu
uzlaşı, Kıbrısın tanınmasına
karşılık tarih veriyorlar ifadeleri dikkat çekti.
|
Denktaş:
Hangi Kıbrıs tanınacak? |
|
|
|
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiyenin 1960 Kıbrıs
Cumhuriyetini garanti ettiğini ve tanıdığını
belirterek, Türkiyeden Kıbrısın tanınmasına
ilişkin talepler hakkında, Bütün mesele hangi
Kıbrısı tanıyacak dedi. |
|
|
|
NTV-MSNBC |
|
|
|
17 Aralık 2004 Rauf Denktaş, Rum kesiminin Türkiyeden
tanınma konusunda daha önce yazılı taahhüt istediğini,
şimdi ise sözlü taahhüde razı göründüğünü kaydetti. |
Denktaş, Türkiyenin Rum devletini
tanımasının, Rum tarafının yaptığı tüm
cinayetleri, adaya işgalci olarak gelmesini ve Kıbrıs Türklerine
yapılan mezalimi uygun gördüğünü kabul etmesi olduğunu ifade
ederek, Tabiatıyla bu kabul edilmez dedi.
Rauf Denktaş, Annan planının yeniden
masaya getirilmesinin de kabul edilemeyeceğini vurguladı. Direnişlerinin
haksızlığa karşı isyanşeklinde devam
edeceğini dile getiren Denktaş, ABnin terör uygulayan bir idareyi
taçlandırdığını söyledi. Denktaş, bu
haksızlığa Kıbrıs Türkünün boyun
eğmeyeceğini ifade etti.
KKTC, 20 şubatta erken seçime gidiyor
17 Aralık, 2004 16:58:00 (TSİ)CNN TURK
KKTC'de erken genel seçimin, 20 şubat 2005'te
yapılması kararlaştırıldı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu ve mecliste grubu bulunan siyasi parti
liderleriyle yaptığı toplantıda, erken seçimin 20
Şubat'ta yapılması yönünde anlaşmaya varıldı.
Barış
istemeyenin Rum tarafı olduğu dünyaya anlatılmalı
''Çetin bir devreye girildiğini'' ifade eden Denktaş, parti
çıkarlarının bir yana bırakılarak, ''sağlam
durulmasını'' istedi.
''Türkiye'nin bizi feda etmeyeceği bilinci içinde hareket etmeliyiz''
diyen Denktaş, Kıbrıs'ta uzlaşma ve barış
istemeyenin Rum tarafı olduğunun, hep bir ağızdan dünyaya
anlatılması gerektiğini kaydetti.
Rumların
kabadayılığı sökmez"
Rumların kabadayılık yapmaya hakları
olmadığını kaydeden Denktaş,
''başkalarının koltuğu altına girerek, bize ve
Türkiye'ye karşı kabadayılıkları sökmez'' dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 20 aralık pazartesi günü
Türkiye'ye gelecek.
Taraflar uzlaşırsa Annan hazır
Annan'dan 'Kıbrıs'ta devreye girmeye hazırım'
mesajı
17 Aralık, 2004 14:02:00 (TSİ)CNN TURK
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kendi iyi niyet misyonunu yerine
getirmeye hazır olduğunu, ancak öncelikle tarafların karar
vermesi gerektiğini söyledi.
Brükselde AB Dönem Başkanı Hollandanın Başbakanı Jan
Peter Balkenende ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile bir
basın toplantısına katılan Annan, taraflar ileriye dönük
iyi niyet beyanında bulunurlarsa, ben de kendi iyiniyet misyonum
doğrultusunda davranırım. Ancak öncelikle tarafların nereye
gidecekleri konusunda kararlarını vermesi gerekiyor dedi.
Kıbrıs konusunda çok zor bir aşamada bulunulduğunu belirten
Kofi Annan, gelecekte AB görüşmelerinde Kıbrıs konusunun bir
sorun olarak tartışılmamasını ümit ettiğini
söyledi.
Rumlar 'sözlü taahhüt'e mecbur kaldı
17 Aralık, 2004 16:37:00 (TSİ)CNN TURK
AB kaynakları, Rumların, Türkiye'nin Kıbrıs'la
ilgili 'sözlü taahhüt' şartını kabul etmeye mecbur
kaldığını belirtti.
İki günlük görüşme maratonunun ardından Türkiye ile AB
arasında müzakere koşulları konusunda anlaşma
sağlandı.
AB kaynakları, çetin pazarlıkları şöyle özetledi:
Kıbrıs
Türkiye, Kıbrıs paragrafını parafe etmek yerine sözlü
taahhütte bulunacak. Bu hususa başlangıçta karşı çıkan
Kıbrıs Rum kesimi, yoğun baskı sonucu öneriyi kabule mecbur
kaldı.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye'nin iyi niyet
beyanı olarak açıklayacağı bu taahüt, sonuç bildirisinde
yer alacak.
Derogasyonlar
AB, bu konuda son taslakta yer alan kalıcı ifadesini
kaldırdı. Bu gelişmenin Türk tarafınca memnuniyetle
karşılandığı bildiriliyor.
Alternatif
müzakere hedefi
En önemli unsurlardan birini oluşturanbu maddede yapılan
değişiklikle tam üyelik müzakerelerinin ancak Türkiye'nin tam
üyelikten vazgeçmesi halinde kesileceği hükmü getirildi.
İnisiyatifi Türkiye'ye bırakan bu maddenin olumlu
karşılandığı belirtiliyor.
Bu arada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmeler
sırasında AB'li muhataplarına herhangi bir belgeye imza
atmasının söz konusu olmayacağını söylediği ifade
edildi.
Brüksel'de mutlu son
17 Aralık, 2004 17:49:00 (TSİ)CNN TURK
Brüksel'de dün başlayan AB zirvesi uzun
pazarlıklar sonucunda uzlaşmayla sona erdi.
AB üyesi ve AB'ye aday ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının
yer aldığı aile fotoğrafı çekildi. AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende,
aday ülkeler Türkiye, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan'ın
temsilcilerinin bilgilendirileceği toplantıya geçecek.
Hollanda, aday ülkeleri bilgilendirdikten sonra basın toplantısı
düzenleyerek, zirve hakkında gazetecilere açıklamada bulunacak.
Ortak bildirinin son ve resmi şeklinin basına
dağıtılması bekleniyor. Başbakan Erdoğan da
kaldığı Conrad Oteli'nde bir basın toplantısı
yapacak.
Türkiye
istediğini aldı
Türkiye ile yapılacak müzakerelerin çerçevesi şu şekilde olacak:
·
Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak
·
Hedef tam üyelik
·
Müzakerelerin ucu açık olacak
·
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki sözlü güvencesi yeterli olacak
·
Müzakereler sadece 'Kopenhag kriterleri' çerçevesinde
netleştirilecek
·
'Kalıcı kısıtlama' ifadesi, 'gerektiğinde
kısıtlama getirilebilecek' şeklinde değiştirilecek
·
Müzakereler kesildiği taktirde, Türkiye'nin birliğe
'sıkı bağlarla bağlanması' kararı Türkiye'ye
bırakıldı
Sonuç
bildirisinde Türkiye'nin teyidi
Sonuç bildirisinde yer alacak ifadelerden biri de Türkiye'nin protokolü
imzalayacağına dair teyidi. Bildiride 'müzakereler başlamadan
önce ve gerekli uyum çalışmalarının tamamlanmasından
sonra Türk hükümeti protokolü imzalayacağını teyit eder"
ifadesine yer verilecek.
Nihai metinde, Türkiye'nin 3 ekim 2005 öncesi birliğe yeni katılan 10
ülkeyle protokol imzalanmasından memnuniyet duyacağı da
belirtilecek.
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın AB'nin 10 yeni üyesini
kapsamasını sağlamaya hazır olduğuna ilişkin
vaadinin, sonuç bildirisinin 19'uncu paragrafına tırnak içinde
ekleneceği kaydediliyor.
Schröder:
"Protokolün tanınması tanıma anlamına gelmez"
Toplantı sonrasında 'Kıbrıs' ile ilgili soruları
yanıtlayan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, "Türkiyenin
genişleme protokolünü imzalaması Kıbrıs'ı
tanıyacağı anlamına gelmez" dedi.
Schröder, üye ülkelerin büyük bölümünün Ankara anlaşmasına imza
atılmasının Kıbrıs'ın tanınacağı
anlamına gelmeyeceği konusunda hemfikir olduklarını da
belirtti.
Toplantıların
yoğun tartışma konusu Kıbrıs oldu
Dün saat 20.00 sıralarında Belçika'nın başkenti Brüksel'de
çalışma yemeğiyle birlikte başlayan AB zirvesinde en çok
tartışılan konu 'Kıbrıs' oldu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, 'Kıbrıs' konusunda 'milli çıkarlar'a
ters düşen hiçbir anlaşmaya imza atmayacakları
mesajını vermişti.
Sabah saatlerinde de devam eden Kıbrıs pazarlıkları saat
16.00 itabariyle, AB ile Türkiye'nin müzakereler üzerinde anlaşmaya
varmasıyla çözülmüş oldu.
Ankara Anlaşması nedir?
AB'nin Kıbrıs talebini dayandırdığı
anlaşmanın kapsamı
17 Aralık, 2004 11:42:00 (TSİ)CNN TURK
Türkiye ile müzakerelerin 3 ekim 2005'te
başlamasını öneren Avrupa Birliği, Türkiyenin Ankara
Anlaşmasının ek protokolünü 10 yeni AB üyesini de içine alacak
şekilde imzalamasını şart koşuyor.
Bu protokolün imzalanması ABnin yeni üyelerinden Güney
Kıbrıs'ın dolaylı da olsa tanınması anlamına
gelecek. Peki, Ankara Anlaşması nedir?
12 eylül 1963'te Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile imzalanan Ankara
Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki
ilişkilerin hukuki temelini oluşturuyor. Anlaşmanın
amaçları şöyle sıralanıyor:
·
Türk ekonomisi ve Avrupa Topluluğu (AT) üyesi devletler ekonomileri
arasındaki açığı kapatmak
·
Türk halkı ile AT üyesi ülke vatandaşları arasında
sıkı bağlar kurmak
·
Türk halkının yaşam seviyesinin yükseltilmesi
çabasına destek vermek suretiyle Türkiyenin ileride topluluğa tam
üye olmasını kolaylaştırmak
Bir son kullanma tarihi bulunmayan Ankara Anlaşması, Türkiye-AB
ilişkilerinin anayasası niteliğini taşıyor.
Ankara Anlaşmasına göre Türkiye, AB'yi bir bütün olarak kabul
ediyor. Müzakerelerde seçicilik hakkı olmayıp, bütün üyelerle
eşit şekilde müzakere etmesi ilkesi öngörülüyor.
Örneğin, anlaşmanın dokuzuncu maddesi taraflar arasında
uyrukluk dolayısıyla uygulanabilecek her türlü ayrımı
yasaklıyor.
21inci maddesi ise, üçüncü memleketlerin ileride ATye katılmaları
veya ortak olmaları halinde karşılıklı
çıkarlarının korunmasını sağlamaya elverişli
bir danışma usulünü hazırlama konusunda yükümlü
kılınıyor.
İşte bu iki maddeden yola çıkılarak, anlaşmanın
kapsamının genişletilmesi, Güney Kıbrıs'ın
dolaylı da olsa tanınması gerektiği sonucunu
doğuruyor.