'Evet' çıkarsa çekilirim

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, referandumda evet çıkarsa 13 Haziran'daki seçimlerde adaylığını koymayacağını belirterek, köşesine çekileceğini söyledi.

Denktaş, Star Televizyonu'nda yayınlanan Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu ''Ceviz Kabuğu'' programına katıldı.

Kendisinin, 24 Nisan'da yapılacak referandum konusunda hayır cephesinin lideri olmadığını belirten Denktaş, ancak devleti ortadan kaldıran, egemenliği inkar eden, yok farz eden bir anlaşmaya hayır demesinin, kendisi için sadece bir reaksiyon değil aynı zamanda bir görev olduğunu söyledi.

Denktaş, ''Halkımın hayır demesini istemem ise, bu önümüze konulan paketin bizi hayıra götürmeyeceğini gördüğüm içindir'' dedi.

Her iki tarafın da Annan Planı'nda birçok kısmın değişmesi gerektiğini söylediğini ifade eden Denktaş, şöyle devam etti:

''Uyum yok. Uyumsuzluğu referanduma sunuyorlar. Referandumda eğer bu uyumsuzluk evet oylarıyla geçerse, kavgayı biz uyum sağlandıktan sonra başlatacağız. Çok uyumlu bir kavgaya girişeceğiz. Allah korusun. Bir şey olacağını biliyorlar. 6 bin, 7 bin BM askeri getiriyorlar. 'Niye yapıyorsunuz' dedik, 'başlangıçta olaylar çıkacağını biz de biliyoruz, onun için getiriyoruz' dediler. Böyle şey olur mu. Olaysız bir memleketi sen olaylı bir hale getir. Bunu açık açık söylediler.''

''EKONOMİYE DARBE VURULACAK''

Uyum sağlanmadan iki tarafın da evet demesi halinde özellikle mal-mülk konusunda içeride çetin bir kavganın başlayacağını dile getiren Denktaş, ekonomiye darbe vurulacağını, ekonomik kriz ve kaos ortaya çıkacağını savundu.

Bazı konuların konuşulmasına müsaade edilmediğini, müzakere yapılmadığını anlatan Denktaş, ''Zemin hazırlanmadı, gerçeklere bakılmadı. Başkalarının, Amerika'nın, İngilizin, AB'nin çıkarı için ortaya bir paket konuldu'' dedi.

Denktaş, ''Evet deseydiniz, ya da derseniz Nobel alacağınıza inanıyor musunuz'' sorusunu, ''Halkımdan öyle bir tekme yiyeceğim ki evet dersem, nereye gideceğimi ben de bilemeyeceğim'' şeklinde yanıtladı.

Görevini yaparak halkı ikaz ettiğini belirten Denktaş, ''Ben evet desem ve korktuğum başlarına gelse sorumlu olacağım. Şimdi rahatlıkla söyleyebiliyorum. Ben sorumlu değilim. Ben sizi ikaz ediyorum, size tehlikeleri gösteriyorum. Şimdi oyunuzla kendi kaderinizi siz tayin edeceksiniz. Ondan sonra da 'aman ha' dediğinizde sakın bana gelmeyin'' şeklinde konuştu.

Türkiye'de hükümetin referandumdan evet çıkmasından yana olduğunu kaydeden Denktaş, ama tüm diğer partiler ve temas ettiği kurumların mütereddit olduklarını, Annan Planı'nın sakıncalı noktalarına işaret ettiklerini söyledi.

Denktaş, MGK tarafından yapılan açıklamada da kararın hükümette olduğunun belirtildiğini ifade ederek, ''Ama onun içerisinde bu bazı zorluklara işaret edildi'' dedi.

Rauf Denktaş, masaya oturmadan önce yapılması gereken pazarlıklar yapılmadığı ve yaptırılmadığı için müzakerelerin başarıya ulaşmadığınıkaydetti.

''DEFTER BÜYÜDÜ, 9 BİN SAYFALIK PLAN OLDU''

Görüşmelerdeki yöntemi eleştiren Denktaş, ''BM temsilcisi aramızdaolsun dendi. Bir şartla kabul edeceğimi söyledim. Gözlemci sıfatıyla. Ve De Soto gözlemci olarak geldi. Elinde küçücük bir defter ve kalem vardı. Ben gözlemciyim, ben duvarda sineğim derken, duvarda akrep oldu. Defter büyüdü ansiklopedi oldu, 9 bin sayfalık plan oldu. Kim verdi kendisine bu hakkı, kimse vermedi'' şeklinde konuştu.

Kendisi için herhangi bir zorluk bulunmadığını kaydeden Denktaş, şöyle dedi:

''13 Haziran'da seçimler olacak. Bu seçimlere, eğer evet çıkarsa ben adaylığımı koymayacağım. Zaten koymama gerek yok, ben son senemi yapacaktım. Ben devleti sonuna kadar korumuş kişi olarak köşeme geçeceğim.''

ENOSİS'İ ENGELLEDİK

Denktaş, kendisine haksız eleştiriler yapıldığı belirterek, ''30-40 yıldır eğer biz orada bu direnişi göstermeseydik, Türkiye bu kararları alıp bize 'bunları görüşeceksiniz, sakın boyun eğmeyin' demeseydi, Enosis çoktan gerçekleşirdi. Enosis'i engelledik. Şehitlerin ruhlarını rencide edecek tavizlerde bulunmayı kendimize yakıştırmadık'' diye konuştu.

Türkiye'siz bir Kıbrıs'ta huzur ve güvenin olmayacağını vurgulayan Denktaş, güvenli bir ortamın sağlanması ve Rumların eski fikirlerinden vazgeçtiklerini göstermeleri halinde, var olan korkularının giderilmişolacağını ifade etti.

''FİKİR AYRILIĞINI ŞİDDETE DÖNÜŞTÜRMEYELİM''

Denktaş, şöyle devam etti:

''Ama 14 Eylül'ü, Yunan katliamını anma günü olarak anmak için biryasa geçirdiler. Bunlar var karşımızda. Türk askerini çekiniz, yapay bir anlaşma ile bizi 700-800 bin Rumla karşı karşıya bırakınız... İki kesimli bir anlaşma diyorlar. Bizim istediğimiz kesim bu değildi ki. Rum tarafı yüzde yüz Rumlardan oluşuyor, Türk tarafına da yüzde 33 Rumgirecek. 19 yıl sonra da bütün Rumlar hiç ayırım olmaksızın ada sathına yayılma hakkına sahip olacak.''

Halkın arasında fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret eden Denktaş,''Bir fikir ayrılığı var. Bunu belli bir şekilde yürütelim, aman sakınhiddete, şiddete dönüştürmeyelim. Çünkü çok ızdırap içinde olan insanlar var. 'Ben 30-40 yılımı buraya vermişim, şimdi Rum gelip beni atacak ha' diyenler var. Onlara da sesleniyorum; soğukkanlı olalım, neticeyi görelim. Her iki tarafta şiddete başvuralım diyenler var. Bunlar beni korkutuyor'' diye konuştu.

Konuşmasında özeleştiri de yapan Denktaş, kendilerinin de bugüne kadar bazı hataları bulunduğunu, eğitim sistemindeki bazı aksaklıkların, gençler arasındaki din ve vatan duygusunu zayıflattığını kaydetti.

Rauf Denktaş, ''Bir hatamız da biz KKTC'yi kurduktan hemen sonra yapmamız gerekeni yapmadık. Görüşmeleri hemen kesmekti o. Ve Rumlara, 'şimdi bizi ayrı egemen halk ve devlet olarak kabul ediyor musunuz? Federasyona gideriz' diye diretmekti'' dedi.

"OĞLUMUN PARTİSİ 'EVET' DERSE BENİM İÇİN YIKIM OLUR"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti'nin referandumla ilgili görüşüne ilişkin, ''Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok'' dedi.

Oğlu Serdar Denktaş'ın lideri olduğu Demokrat Parti'nin görüşüne ilişkin bir soru üzerine de Denktaş, ''Serdar'ın bana söylediği, 'ben partimin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum'. Parti içi referandum yapıyorlar. Buna ihtiyaç duyduğuna göre demek ki parti içinde 'evet' diyenler de var. Bunlar ne kadardır, bunu tespit etmek istiyor'' diye konuştu.

Serdar Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelerde katkısının büyük olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

''Bunu dıştan görmeyenler, 'babasına karşı çıktı' diye kendisini suçlayanlar var. Bunlar hem onu, hem beni üzüyor. Çünkü böyle bir durum yok. Serdar vatansever ve Anavatana bağlı, akıllı bir kişidir. Partisinin görüşünü öğrendikten sonra herhalde pazar gününe kadar rengini açıklar. Demokrat Parti devlete sahip çıkma misyonuyla kurulmuştur. Bu misyon gereği ümit ederim ki 'hayır'lar baskın çıkacaktır. Beklentim budur. 'Evet' çıkarsa, Serdar'ın kendisinin karar vermesi lazım. Tehlikeleri daha somut görmektedir.

Serdar da bir parti lideridir. Ümit ederim ki benimle ters düşecekbir durum hasıl olmaz. Ama düşerse yine oğlumdur, medeni ilişkilerimizdevam eder. Temennim Demokrat Parti'nin kuruluş ilkelerine uygun hareket etmesi ve devlete sahip çıkmasıdır. Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok. Serdar'ın partisi ne derse desin, 'evet' diyeceğine inanmak istemiyorum.''

''RUMLAR FAZLA BİR ŞEY KAYBETMİYOR

Oylanacak Annan Planı'nda Rumların müşterek devlette büyük ağırlığı olan bir unsur olduklarını ve fazla bir şey kaybetmediklerini dile getiren Denktaş, ''Ama biz karma bir devlete kavuşuyoruz. Egemen değiliz. Bize verilmiş görünen haklar da derogasyonlar daimi kalıcı olmadığı için zaman içerisinde alınıp götürülecektir'' diye konuştu.

Kendi insanlarının ne olacağını düşünmek zorunda olduğunu, devleti korumakla mükellef bir makamı işgal ettiğini kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin önünde engel olmak istemeyiz. Ama Türkiye'nin tanıdığı bir devletin insanlarıyız. Türkiye'den bu korunmanın eksiksizyapılmasını bekliyoruz. Eğer Türkiye'nin normları, kriterleri, Kıbrıs'a bakışı değişmişse, bunu açıklıkla söylemek lazımdır. Yoksa Annan Planı'nı uygulamak suretiyle korunabileceğimize biz inanmıyoruz.''

(aa)

HURRIYET 10/04/2004

Rum hayır derse ambargo kalkar

Kasım CİNDEMİR/WASHINGTON

ABD, referandumda 'evet' için bastırıyor. Rumların hayır demesi halinde KKTC’ye ambargonun kalkacağı iddia edildi.

ABD’li üst düzey yönetici, Rumların hayır demesi halinde KKTC’ye ambargonun kalkacağını ima etti. Papadopulos’un konuşmasını düş kırıklığı diye niteleyen yetkili, ‘ABD, adil ve dengeli bir planın hazır olduğunu düşünüyor. 2’nci referandum ya da referandumun ertelenmesi diye bir şey mümkün değildir’ dedi.

ABD Yönetimi, Kıbrıs’ta Annan Planı ile çözüm için yakalanan tarihi fırsatı harcayanın, bunun ağır sorumluluğunu da üstleneceğini duyurdu ve Rumların hayır demesi halinde, KKTC’ye yönelik ambargonun kalkması gerektiğini ima etti. Üst düzey bir ABD yetkilisi, bir grup Türk ve Yunan gazeteciyi bilgilendirirken, referandumun sonuçlarına çok iyi bakılacağını ve KKTC’nin AB dışında kalması halinde, AB’nin Kıbrıslı Türkler için sorumluluk üstlenmesi gerekeceğini de kaydetti. Bu yetkili, ‘Sonuçtan zarar göreceklerin bu zararının giderilmesi için AB ile işbirliği halinde çalışırız. AB için yeni yükümlülükler ortaya çıkar’ dedi. Kıbrıs için ‘Bağışçılar Konferansı’ ise gelecek hafta Brüksel’de yapılacak. ABD Yönetimi, Annan Planı çözümünün getireceği mali masrafların karşılanması için önemli derecede katkı yapacağını bildirmişti.

ANKARA’YA ÖVGÜ

Basını bilgilendiren ABD’li yetkili, Türk hükümetinin çözüm için her türlü çabayı gösterdiğini ve İsviçre’deki görüşmeler sırasında da ‘AB üyelerinden bile daha uzlaşmacı, daha olgun’ davrandığını kaydetti. Tasos Papadopulos’un konuşmasını ‘düş kırıklığı’ diye niteleyen yetkili, Rum Lider’in ‘hep negatiflerin altını çizdiğini’ söyledi, ‘Çözüm için yakalanan bu fırsatı değerlendirmeyenler bunun ağır ve tarihi sorumluluğunu da üstlenir’ dedi. ABD’li yetkili, Papadopulos’u ‘çarpıtılmış bilgi vermekle’ de suçladı. Üst düzey yetkili, şunları söyledi: ‘ABD, BM ve AB, herkesin temel çıkarlarını gözeten adil ve dengeli bir planının hazır olduğunu düşünüyor. Hayır demenin sonuçları iyi anlaşılmalı. BM Genel Sekreteri Annan çözüm için başka fırsat görmüyor. Biz de, AB de aynı düşünüyoruz. İkinci referandum ya da referandumun ertelenmesi diye birşey mümkün değil.’

Referanduma hazırlık


KKTC’de herkes geliş
meleri yakından takip ediyor. Yerel gazeteler, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çözüm planıyla ilgili ekler yayınlıyor. Vatandaşlar da, tüm gazeteleri okuyup, aralarında tartışarak, referandum için ne yapacaklarına karar vermeye çalışıyor.

HURRIYET 10/04/2004

Özkök Paşa’dan Kıbrıs için basın toplantısı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Kıbrıs’ta referandum sürecine girilmesinin ardından, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konudaki görüş ünü kamuoyu ile paylaşma kararı aldı.

Özkök, Genelkurmay Karargáhı’nda 12 Nisan Pazartesi saat 14.30’da, basın toplantısı yapacak. Genelkurmay, davetiyeleri basın kuruluşlarına gönderdi.

HURRIYET 10/04/2004

Oktay EKŞİ
Kırk katır mı?

WASHINGTON’dan verilen bir habere göre, ABD’li üst düzey yönetici, Rumların Annan Planı’na hayır demesi halinde KKTC’ye ambargonun kalkacağını ima etmiş.

Adı ve yetkisi ne imiş? Söyledikleri eğer ABD’nin kararlaştırılmış bir politikasını yansıtıyorsa açık açık neden söylememiş de ima etmiş?

Meselenin o tarafı ABD yetkililerinin sıkışı
nca ‘bizim böyle bir politikamız yok’ demeyi, ama aynı zamanda da Kıbrıs’taki Rum yetkililere aba altından sopa göstermeyi tercih ettiklerini ortaya koyuyor.

Biz bu tür ‘havuç ile sopa’ taktiklerini biliriz.

Hatta iyice sarmala düşüp, tam kımıldayamaz hale geldiğimiz zaman ‘sırası gelmişken şunu bir imzalayıverin’ türü dayatmaların da çok örneğini gösterebiliriz.

Siz ülkenizi ‘
nurlu ufuklar’ nutukları atarken ‘borç batağına’ sokar, ana parayı ödemek bir yana, sadece faizi ödeyerek ayakta kalmaya çalışırsanız, size borç verenlerin (veya verdirenlerin) sözlerinden çıkamazsınız.

Türkiye’nin uluslararası platformdaki durumu kısaca budur.

Bu taktik artık uluslararası ilişkilerin en geçerli silahı haline geldi.

Sizi her yönden kuşatıyorlar. Yeni teknolojiye mi ihtiyacınız var, onlara mahkûmsunuz?

Borç yükü altında eziliyor musunuz?

Onlara mahkûmsunuz?

Avrupa Birliği’ne girmek mi istiyorsunuz?

Hem onlara mahkûmsunuz hem de istediklerini günü gününe, harfi harfine yerine getirmeye mecbursunuz.

Ama bugün b
izim değinmek istediğimiz Türkiye’nin durumu değil, bu defa Kıbrıs Rumlarının bize benzeyen kuşatılmışlık sıkıntısından söz etmek istiyoruz:

Bunun adı, bizim dilimizde ‘Kırk katır mı, kırk satır mı?’dır.

Rumları öyle bir köşeye sıkıştırdılar ki, aşağı tük
ürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık. Ne yapacaklarını onlar da şaşırdılar:

Öyle ya, Annan Planı’
na Türkler evet, Rumlar hayır derse ne olacak?

Annan Planı yürürlüğe girmeyecek, ama sadece Kuzey’deki Türklerin önündeki ambargolar kalkmakla kalmayacak, bugün varlığına tahammül edemedikleri KKTC’yi daha da kemikleştirecekler.

Adanın bölünmüşlüğünü tescil ettirecekler.

Rüyalarında bile görmek istemedikleri
Rauf Denktaş’ı daha uzun yıllar (dileriz Denktaş’ın ömrü çok uzun olur) aynı konumda görmeye mecbur kalacaklar.

Nitekim eski Yunanistan Başbakanı
Kostas Simitis geçenlerde Rumlara soruyordu:

‘Rum yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunabilecek mi? (Yani ‘daha ne kadar süreyle, meşru Kıbrıs devleti sadece biziz diyebileceksiniz?)

Avrupa Birliği, KKTC’ye uygulanan ambargoyu kaldırmayacak mı?

Uluslararası toplum, KKTC’yi daha ne kadar süre tanımayacak?

Sonuçta Rumlara verilecek KKTC toprakları tümden elden çıkmayacak mı?’

Bekleyelim bakalım Rumlar kırk katırı mı seçecekler kırk satırı mı?

HURRIYET 10/04/2004

Ertuğrul ÖZKÖK
Keşke o pasaportu alsaydım

1980’li yılların ortasındaydı. Galiba henüz gazeteciliğe fiilen başlamamıştım.

Yanılmıyorsam
Hürriyet’e danışmanlık yaptığım günlerdeydi.

O günkü Kuzey Kıbrıs yönetiminden etkili bir kişi bana ‘Gelin size bir KKTC pasaportu verelim’ demişti.

Üzerinde durmadım.

O nedenle bir KKTC pasaportum olmadı.

* * *

Şimdi düşünüyorum.

KKTC vatandaşlığım olsaydı ve ben 24 Nisan günü referandumda oy verme hakkına sahip olsaydım acaba ne yapardım?

Oyum
’Evet’ mi, yoksa ‘Hayır’ olurdu?

Bir yanda Rauf Denktaş var.

Bana göre Türklük tarihinin en önemli liderlerinden biri.

Ne zaman yanına gitsem, mutlaka etkilenip çıktığım büyük bir Türk kahramanı.

Sonra çocukluğum var.

Daha ilkokulun son sınıfında mahallede bir taş parçasının üzerine çıkıp yaptığım hayatımın ilk siyasi konuşması:

Tek sloganlık bir hitabet ‘şahaseri’.

‘Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak...’

Bornova’ya giden banliyö treninin, bugünkü salkım saçak Hindistan manzaralarını hatırlatan küçük seyahatim.

Bornova’da yapılan büyük ‘Kıbrıs mitingi’...

İzmir’in Küçük Demir Hanı’nda marangoz
Mehmet Usta’nın hazırladığı darağacına çektiğimiz Makarios kuklası.

* * *

1967’de Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi çatısı altında okurken Kıbrıs için yaptığımız gösteriler.

Amerikalı Cyrus Vince
’in uçağı inmesin diye Esenboğa Havalimanı pistinin üzerine yatarak saatlerce bekleyişimiz.

Sonra Fransa’da üniversite yıllarındaki karmakarışık kafalarımız.

1974’te öğrenci birliği lokalinde büyük heyecanla BBC’den birinci çıkarma haberlerini dinleyişimiz.

Duvara astığımız Kıbrıs haritası üzerinde yaptığımız derin askeri analizler.

Bir saniyede unuttuğumuz enternasyonalizm ve onu buruşuk bir kağıt gibi çöp tenekesine atan içi
mizdeki o derin milliyetçilik.

Daha üç gün önce Moskova’dan dönen solcu şair
Ataol Behramoğlu’nun, haritaya bakıp, hırsla bağırması; ‘Burada sıkışıp kalamayız. Türk ordusu yürümeli’ diyen haykırışları.

Bir tarafta bütün bunlar var.

Öteki tarafta ise iki yıl önce Lefkoşa’da Güney kesimine bakan o parkta rastladığıım ele ele tutuşmuş iki genç sevgili duruyor.

Tel örgüden öteki tarafa bakıp, ‘Bir gün bizim de böyle bir hayatımız olacak mı’
diye soran iki genç.

* * *

Sonra Girne’de, Magosa’da, Lefkoşa’da rastladığım gençler.

Saç modellerinden, dinledikleri müziklere, bel altı pantolonlarından dövmelerine kadar, Güney’dekilerden hiç farkı olmayan o güzel çocuklar.

Hepsi ambargo altında yaşayan bir ülkede doğmuşlar.

Çocuklukları ambargo altında geçmiş, so
nra yine ambargo altında buluğ çağına gelmişler, genç kız, delikanlı olmuşlar.

Her gün önünden geçtikleri teneke bidonlarından çizilmiş duvarın öteki tarafında bambaşka bir dünya olduğunu biliyorlar.

Şöyle elleriyle itseler o duvarı yerle bir edeceklerin
i de biliyorlar.

Şimdi, işte o genç çocukların önüne tarihi bir fırsat gelmiş.

Duvarı itmeye lüzum kalmadan, elindeki zarfı sandığa atarak bunu yapabilecek güce sahipler.

* * *

Evet
bir tarafta benim şahsi tarihimin ıstırap dolu anları, duyguları.

Öteki tarafta, önünde yaşayacak daha yıllar ve yıllar olan insanlar.

Ben tam ortada, Araf’ta kalmış düşünüyorum.

O gün biraz üzerine gitseydim.

O gün bir KKTC pasaportu alsaydım ve bugün verilecek bir oyum olsaydı ne yapardım?

Biliyor musunuz, bir dakika,
bir saniye bile düşünmeden ‘Evet’ oyu verirdim.

Ağlaya ağlaya
Denktaş’ı dinler, onu kalbimin çok mutena bir semtine kor, sonra ona arkamı dönüp gider ‘Evet’ oyunu basardım.

Kıbrıs’ın Türk gençleri.

Benim verecek oyum yok. Ancak dışardan gazel okuyabilirim.

O gazelin tek nakaratı da şudur:

‘Kıbrıs’ta Türklük tarihinin yepyeni bir geleceği için ‘EVET’...

Bir gazeteci olarak hayatımda ilk defa oyumu ilan ediyorum.

Olmayan oyumu...

HURRIYET 10/04/2004

Bekir COŞKUN
Annannn güzel mi?..

BİRKAÇ kişiyi bir arada görünce söze otomatik olarak ‘Annannn...’ diye başlıyorum:

‘Annannn Planı...’

Yarım asır aynı meseleyi konuşunca, söylenmedik söz kalmamıştır gibi gelse de bize, laf üretmekte yetenekli milletin sözü bitmiyor:

İşte
Başbakan’ın, muhtemelen gece aklına gelen müthiş sloganı:

‘Kazan-kazan...’

Önce Başbakan’ımızın ‘Kazı-kazan’ gibi şans oyunu bayiliği de aldığını sandılar.

Yalakalar tam loto-toto büfesine koşacakken...

Meğer o; hem Rum tarafının, hem bizim kazanmakta olduğumuzu, büyük bir Kasımpaşa diplomasisi ile açıklıyordu:

‘Kazan-kazan...’

Elbette Annan’ın muhteşem planına güvenerek.

Nasıl derler:

‘Annannn gibi yár olmaz...’

*

Ertesi gün:

Gazetelere baktım;
‘kazan-kazan’ karşısında hem Rauf Denktaş ağlıyor, hem Papadopulos ağlıyor.

İki liderin gözyaşları sel olup akmakta.

Peki nasıl olacak; iki toplumun lideri kameralar karşısında birleşmemek için ağlarken, birleşik iki toplumun yüzünün gülmesini beklemek?

Annan iki toplumun başına ne geleceğini Denktaş ve Papadopulos’tan daha iyi bilebilecek kadar sorumlu ve akıllı mı?

Bir söz vardır:

‘Annannn’sının gözü...’

*

Benim ise aklıma takılıyor:

Kıbrıs Türklerinin kurduğu devleti tanımayan, tanımaya kalkanlara engel olan, onlara ambargo uygulayan, elli senedir sürünmelerine sebep olan ABD, şimdi niye Kıbrıs Türk toplumunun mutlu olması için çırpınıyor?

Niçin BM’nin, AB’nin önüne düşmüş koşuyor?

Çünkü; Akdeniz’in en büyük uçak gemisi olacak olan tek parça Kıbrıs, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir parçası.

Son günlerdeki Irak’a bakınca, işlevini daha iyi anlayacağınız, bir yeni ve bağımsız mekán.

Elbet büyük devletlerin çıkarları uğruna, zar zor sağlanmış güvenlik bir gün bozulduğunda ve Kıbrıs yeniden karıştığında bu daha iyi anlaşılacak.

Bir gün gelir tarih sor
ar:

‘Gördünüz mü Annan’ınızın planını...’

HURRIYET 10/04/2004

Hadi ULUENGİN
Hayır ve de hayır

SANMAYIN ki, aynı uzlaşmazlık, aynı köhnelik ve aynı statükoculuk yolunun ortak yolcusu olan Rauf Denktaş ve Tasos Papadopulos’un karşılıklı biçimde ve ağlaya sızlaya ‘no, no, no’ çağrıları yapmaları, sırf Kıbrıs’a özgü istisnai bir olgudur.

Sanmayın ki, böyle ikiz ‘düşman kardeş’lere başka yerde rastlanmaz. Haşa! Sümme haşa!

Bunu iddia etmek,
‘bay ohi’ye ve ‘bay hayır’a haksız yere iftira atmak olur.

Çünkü, zahiren bakıldığı takdirde tam zıt kutuplarda oldukları izlenimini veren, fakat aslında birbirlerini tamamlayan bu tür insanların dünyada bir alay örneği var.

Ve de işte Fransa, işte Türkiye?

* * *

FRANSA dedim, zira perşembe günü de belirtmiştim, Paris’teki bir bölüm güç odağı AB’nin Ankara’yla üyelik müzakerelerine başlamasına ‘taş koymak’ istiyor.

Nitekim, ‘i’lerin üzerine nokta koymak için Cumhurbaşkanı Chirac’ın sözcüsü tarafından dün yapılan resmi açıklamada ‘Türkiye’ye ilişkin tutumun değişmediği’ özellikle vurgulandıysa da, aynı Chirac’ın iktidar partisi UMP daha önceki gün, tıpkı Denktaş ve Papadopulos’un Kıbrıs’taki ‘no’su gibi, Ankara’ya ‘niet’ dedi.

Ortada aman aman bir fol ve yumurta yokken bu ‘hayır’ da nereden çıktı?

Nasıl oluyor da, parti, en üst konumdaki kendi lideriyle çelişkili tutum takındı?

Cevap açık ve net, haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçim kampanyası önemli ölçüde Türkiye’nin üyeliği teması etrafında dönecek.

Dolayısıyla, ‘merkez sağ’
nitelikli UMP üç hafta önceki bölgesel seçimlerde uğradığı hezimeti bir defa daha tekrarlamamak için, şimdiden ‘gardını alıyor’.

Pekii, kime karşı ‘gardını alıyor’
?

‘E-ge-men-ci’lere karşı!

* * *

EFENDİM
, bu ‘egemenci’ler, hani kendilerini ‘ulusalcı’ diye tanımlayan ve her kılığa giren bizim ‘statüko zaptiyeleri’miz var ya, işte onların tıpkısının aynısı!

‘Üzerine bastın, ayağını kaldır’ deyimi bundan daha cukka oturamaz.

Çünkü, nasıl bizim hazretler ayrıcalık yitirecekleri için ülkemizin özgürlük, refah ve uygarlık coğrafyasıyla bütünleşmesine çomak sokuyorlar; nasıl bunu önleyebilmek için Kıbrıs’ta çözümü avaz avaz reddediyorlar; nasıl küreselleşmeye lanet okuyarak işi
Saddam avukatlığına vardırıyorlar; nasıl en ‘sağ’dan en ‘sol’a tüm siyasi yelpaze varyantlarında boy gösteriyorlar, işte Fransa’dakiler de aynen ve aynen öyle!

İşte, ırkçı
Le Pen’den UMP’ci Dupont - Aignant’a ve işte ‘sağ cumhuriyetçi’ Villiers’den ‘nasyonal cumhuriyetçi’ Chevenement’e, istisnasız hepsi bir yandan ‘Fransızcılık’ (!) vaaz ederek Avrupa projesine karşı bayrak açıyor; diğer yandan da, büyük çoğunluk olarak Türkiye’nin AB üyeliğini ‘suret-i katiyye’de reddediyorlar.

Al Fransevi ‘egemenci’yi, vur Türki ‘ulusalcı’ya!

* * *

FAKAT, o ‘egemenci’lerin ‘hayır, hayır’ diye kıyameti koparttığı ve de artık Fransız ‘seçim sath-ı mailine’ soktuğu Türkiye, bizim öz be öz vatanımız!

Yani, neo-faşizan nitelikli Paris
‘egemenci’leri özünde ülkemizi Türk ve İslam kimliğimizden dolayı Avrupa’ya almayı reddederken, aynı oranda neo-faşizan Ankara ‘ulusalcı’ları (!) da onlarla aynı kaba def-i hacet eylemekten zerre utanmıyorlar.

Ve hem kel, hem fodul, AB ve çözüm yanlılarına da
‘hain’ iftirasını atıyorlar.

Dolayısıyla,
Denktaş ve Papadopulos uzlaşmaya ortak ‘no’ diyormuş?

Ayol ne hayret, Türk
‘ulusalcı’ Fransız ‘egemenci’den farklı şey mi diyor?

HURRIYET 10/04/2004

İlter TÜRKMEN
Referanduma evet

KIBRIS’ta gerek Kuzey’de gerek Güney’de referandum tartışmaları aynı melodramatik ortamda cereyan ediyor. Cumhurbaşkanı Denktaş’tan sonra gözyaşı dökme sırası Papadopulos’a geldi.

İki lider ret cephesinde birleştiler. Ortak amaçları 1 Mayıs tarihini atlatmak. O tarihten sonra Annan Planı’nın rafa kaldırılacağını, çözüm yolunun tıkanacağını, mevcut statünün artık değişemeyeceğini hesaplıyorlar.

Tabii statükonun devamında Türklerin kaybı Rumlarınkinden çok daha fazla olacak, ancak
Denktaş’ın algılaması farklı. KKTC’nin her ne pahasına olursa olsun ipkasının en iyi çözüm olduğuna kendini ikna etmiş. Bu düşünce kalıbını terk edemiyor.

Papadopulos’un Annan Planı’na karşı halkına seslenişinde kullandığı savların inandırıcılığına ağır bir darbe vurduğunu da herhalde görmek istemeyecek.

* * *

Evet, Denktaş milli bir kahramandır, Kıbrıs davasına en büyük hizmeti yapmış bir liderdir. Ne var ki milli kahramanların siyasi hayatlarının sonuna doğru vahim hatalar işleyebildiklerini gösteren örneklere her ülkenin tarihinde rastlanır.

Şimdiki halde Güney’de referandum sonucunun ne olacağını tahmin etmek zor. Şayet referandum Güney Kıbrıs’ın AB’ye katılım antlaşmasını imzaladığı Nisan 20
03’ten önce yapılsaydı, Rumların cevabı kesinlikle evet olacaktı.

Çünkü planı reddetmek, aynı zamanda AB üyeliğini de reddetmek sonucunu doğuracaktı. Bugün Rumlar için böyle bir tehlike yok. Ancak başka risklerin olduğunu Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs’ta
düşünenler az değil.

* * *

Kıbrıs Türklerine gelince, onlar çözüm olacak varsayımından hareketle referanduma evet demelidirler; çünkü Annan’ın öngördüğü çözüm, bütün eksikliklerine rağmen genel dengesi itibarıyla KKTC halkının lehinedir.

Her şeyden önce BM planı, 1960 antlaşmalarının çok ötesinde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini ve haklarını korumaktadır. 1960 antlaşmalarının cografi temeli yoktu.

Son değişikliklerle iki kesimliliğin sulandırılması tehlikesi de önlendi.
’Birincil Hukuk’meselesi saplantı haline getirilmemelidir. Hukuki ve siyasi garantiler beraberce göz önünde tutulduğunda endişeye mahal kalmamaktadır.

* * *

Referandumdumda Annan planı Türk tarafınca reddedilirse ne olacağını da çok iyi algılamak lazım. 1 Mayıs’tan sonra Türkiye bugünkü şekliyle ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bir şekilde tanımak durumunda kalacak. O tarihten sonra çözüm ancak 1960 statüsünün budanmış bir modeli temelinde mümkün olabilecek. Ambargolar kalkmayacak.

Kuzey ile Güney arasındaki ekonomik farklılık gittikçe açılacak. Aslen Kıbrıslı Türkler, AB vatandaşlığını kazanacaklarından özellikle gençlerin göçü süratlenecek. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi KKTC nüfusu azalan, hayatiyeti kaybolmuş ıssız bir garnizon devletine dönüşecek.

Kaldı ki 1974’ten sonra Türkiye’den 45-50
bin kişi Ada’ya göç etti. Çözümsüzlükten asıl onlar zarar görecek; çünkü aslen Kıbrıslı olanlar gibi isterlerse AB vatandaşlığına geçemeyecekler. Oysa çözümle yeni devletin ve AB’nin vatandaşlığını kazanabiliyorlar. Türkiye’de nüfusun % 70-80’inin gözlediği bu avantajı ret mi edecekler?

* * *

Kıbrıslı Türklerin Türkiye’yi unutacaklarına da ihtimal vermiyorum. Türkiye’nin kaderi, onların da kaderi demek. AB yolu kapandığı takdirde Türkiye’nin politik, ekonomik ve sosyal gelişmesi ağır bir darbe yiyecek.

Ekonomik ve politik istikrara sahip, güçlü bir Türkiye görmek isteyen Kıbrıslı Türkler mutlaka referandumda evet demelidirler. AB içinde Türkiye’ye öncülük ederek anavatanlarına en büyük hizmeti yaparlar.

Peki Kıbrıs Türkleri olumlu, Rumlar ise olumsuz oy
verirse Türklerin oyu boşa mı gitmiş olacak? Kesinlikle hayır. Rumlar o zaman çok zor durumda kalırlar ve en korktukları çözüm formülleri zamanla gündeme gelir. Türkiye’nin önü yine açılır.

Evet demek, KKTC halkına ve Türkiye’ye kaybettirmez, ancak kazan
dırır.

HURRIYET 10/04/2004

Mehmet Ali BİRAND
Karamanlis bu tarihi fırsatı kaçırmamalı

Yunan Başbakanının, Kıbrıs konusunda tarihi bir karar vermesi gerekiyor. Ya küçük düşünecek ve iç politika uğruna Kıbrıs referandumunda tarafsız kalacak veya kollarını sıvayıp Rumları EVET oyu vermeye teşvik edecek.

Yunan Başbakanı Karamanlis, ülkesinin geleceğini büyük oranda etkileyecek olan bir kararla karşı karşıya.

Referandum sadece Kıbrıs’ın geleceğini etkilemeyecek. Çözüme kavuşmuş olan bir Kıbrıs, Ege’ye barış getirecektir. Türkiye ile ilişkilerin düzlüğe çıkmasını sağlayacaktır. Yunan ekonomisinin güçlenmesi ve ülkenin rahata erişmesine yol açacaktır.

Referandumlardan HAYIR çıkması , Kıbrıs’ın çıban başı olarak devam etmesi, Ada’da gerginlik, Ege’de kavganın
sürmesi ve Türk-Yunan ilişkilerinin önünün kapanması anlamına gelecektir.

Rum bölgesinden gelen işaretler, özellikle de Papadopulos’un son konuşması, Güney’den HAYIR oyu çıkması olasılığını arttırıyor.

Kim ne derse desin, birkaç bin oy farkıyla sonuçlana
cak bir referandum, toplu halde 80 milyonu geçen Türkiye ve Yunanistanın geleceğini etkileyememelidir. Birkaçbin oy farkı sonucunda Ege’de gerginlik yaşanmamalı, yeniden milyonlarca dolarlık harcama yapılmamalıdır.

Ne Kıbrıs Rumlarının, ne de Kıbrıs Türkl
erinin buna hakları vardır.

Güney’deki riskli gidişi engellememesi, abartılı milliyetçilik çığlıklarına göğüs germesi gereken kişi de, Yunan Başbakanı Karamanlis’tir.

Başbakanın iki seçeneği vardır.

1. Seyirci kalır ve Kıbrıs’taki gelişmelere müdahele e
tmez veya sözde açıklamalarla işi geçiştirir.

Bu olasılıkta da Rum yönetiminden HAYIR oyu çıkması durumunda doğacak olumsuzlukların sorumluluğunu da üstlenir. Yani Kıbrıs’ta ve Ege’de tekrar gerilimli yıllara dönülmesinin riskini de alır.

2. Aktif şekild
e kampanyaya katılır ve EVET oyu verilemesini ister.

Böyle bir tutum, onu büyütür, tarihe geçmesini sağlar. İç politikanın cılız sınırlarının ötesine uzanmış olur.

Karamanlis’ten beklenen, ikinci seçeneği seçmesi ve dostu Tayyip Erdoğan ile birlikte yeni
bir politikacılık örneği vermesidir.

Yunan Başbakanı, tarihi bir sürecin en önemli dönemecinde bulunuyor. Tayyip Erdoğan ile birlikte hepimize ders verebilecekleri bir noktadalar.

Kendi kendilerini ya büyütecekler veya bizi hayal kırıklığına uğratacakla
r.

Seçim onlara ait.

* * *

KIBRIS RUMLARI SİMİTİSİ DİNLEMELİ

Ben Rumların eninde sonunda mantıklarıyla hareket edeceklerine ve şeytana uymayacaklarına inanıyorum. Annan planına öfke duysalar dahi, referandumda HAYIR dedikleri taktirde öylesine önemli kayıplara uğrayacaklar ki, sonunda kendileri daha zararlı çıkacaklar.

Yunanistan’ın eski Başbakanı Simitis’in Yunan meclisinde yaptığı konuşmayı dinledilerse, bu tehlikeleri çok açık biçimde görebilirler. Simitis şu sekiz nokta üzerinde durmuştu:

- Rum yö
netimi bundan böyle BM Güvenlik Konseyinin kararlarına dayanıp destek isteyemeyecektir.
- Güvenlik Konseyinin kararlarına atıfta bulunamayacaktır.
- Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine Kıbrıs koşulunu bir daha koyamayacak ve Rumların hakkını arayamayacaktır.
- AB, KKTC’ ye uygulanan ambargoyu sürdüremeyecektir.
- Uluslararası kamu oyu KKTC’ yi tanımaya başlayacaktır.
- Kıbrıs bölüneceği için gerginlik biraz daha artacaktır.
- AB, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının olumsuz tutumuna tepki verecektir.
- Ada’nın
taksimi resmileşeceği için, Rumlar Kuzey’deki evlerini ve mallarını tümüyle unutmak durumunda kalacaklar.

Yunan Başbakanı son derece doğru ve cesur bir yaklaşımla ortaya çıktı. Politika yapmadan Rumları açıkça uyardı.

Rumlar bu gerçekleri görebilirlerse,
referandumda EVET oyu kullanırlar. Heyecanlara kapılıp HAYIR denmesi durumunda hepimiz kaybedeceğiz. Zira vazo bir defa kırıldıktan sonra bir daha yapıştırılamayacak.

SERDAR DENKTAŞ, BUGÜNÜ DEĞİL GELECEĞİ DÜŞÜNMELİ

Referandum yaklaştıkça artık herkes tutumunu kesinleştirmek zorunda.

Rauf Denktaş açıkça, HAYIR oyu vereceğini açıkladı ve kampanyasını da sürdürüyor. Başbakan M. Ali Talat‘da EVET diyor ve kampanyasını genişletiyor. Türk tarafında tutumunu tam anlamıyla açıklamayan tek kişi olarak Serdar Den
ktaş kaldı. Serdar Denktaş’ın konumu önemli. Zira hem Başbakan yardımcısı, hem de dışişleri bakanı. Gelişmeleri seyredemez, tarafsız kalamaz.

Serdar Denktaş’ın durumunu anlayışla karşılıyoruz.

Bir yanda Babası var, öte yanda da gelecekteki siyasi yaşamı.


İkisinden birini seçme durumunda.

Ya babasını kırmayacak ve HAYIR kampanyasına katılacak veya geleceğini hesaplayarak EVET diyecektir.

Serdar Denktaş’ın bugüne kadarki genel yaklaşımı EVET demesini gerektiriyor. Kopenhag öncesinden başlayarak sürekli ş
ekilde anlaşmadan yana bir tutum almış, işleri zorlaştırmak yerine uzlaşmayı seçmiştir. Daha da önemlisi New York anlaşmasını imzalamıştır.

Şimdi kalkıp “isteklerimizi yeterince karşılayamadık“ diyerek, farklı bir tutum saptaması, tüm güvenirliğini eritir
. Oysa gençtir ve geleceği olan bir politikacıdır.

Kıbrıs’ta artık tüm dengeler değişmiştir. Eskiye dönüş imkansızdır. Referandumlardan HAYIR çıksa dahi, hayat farklı olacaktır. Yeni isimler, yeni kadrolar ve yeni vizyonlar gerekmektedir. Serdar Denktaş’l
arın dönemi başlamaktadır. Kıbrıs’lıların ihtiyacı Serdar Denktaş tipinde dünyaya açık politikacılardır.

Tabii ki karar Serdar Denktaş’a aittir.

DENKTAŞ VE PAPADOPULOS’ U ÇOK İYİ ANLIYORUM

Kıbrıs’ın iki lideri Denktaş ve Papadopulos aynı çizgide buluştular.

Her ikisinin de gözleri yaşardı.

Her ikisi de, yıllar boyunca karşılıklı mücadele etmiş iki kişi.

Papadopulos Enosis için yıllarca savaştı. Makarios’un özel kalem müdürlüğünden başlayıp, bugüne kadar amacı hep 1974 öncesine dönmek ve eski düzeni ku
rabilmekti.

Annan planı bu düşlerini yok etti.

Papadopulos’un yaşamını dayandırdığı rüyası bitti. Bu insandan başka bir tepki bekleyebilir miydik? Bir yerde haklı olarak isyan ediyor. Makarios’tan bugüne kadar gelmiş Devletini kaybediyor. Onun yerine, Ad
a’dan sürmek istediği Türklerin ortak olacakları yeni bir devlet doğuyor. Bu yetmiyormuş gibi, bir de refahlarını Türklerle paylaşacaklar.

Bundan dolayı, Papadopulos referanduma HAYIR diyor.

Rauf Denktaş da hemen hemen aynı durumda.

O da tüm hayatı boyu
nca, önce ada’daki Türk varlığını korumak, ardından da bağımsız bir KKTC yaratmak için mücadele etti. Kıbrıs Türklerinin kendi başlarına ayakta kalamayacaklarına, Türkiye’nin kanatları altında yaşamadıkları taktirde Rumlar tarafından yutulacağına inandı.

Annan planına tepkisi de işte bundan kaynaklanıyor.

Denktaş ve Papadopulos geçmişlerinden kopamadılar. O korkunç olayların etkisinden hiçbir zaman kurtulamadılar. Dünya’ daki değişimi, kendi toplumlarındaki değişimi göremediler.

Bu yönden baktığınızda,
Annan planına neden HAYIR dediklerini anlamak kolay.

Ancak dünya dönüyor, Avrupa Birliği gerçeği karşımızda kapı gibi duruyor. Eğer geçmişte yaşamak istiyorsak, tüm kazanımlardan vazgeçme cesaretimiz varsa, bu trenin kaçmasına da aldırmıyorsak, Denktaş ve
Papadopulos gibi HAYIR verelim.

Farklı bir yaşam istiyorsak, o zaman EVET diyelim.

JANDARMADAN MEMNUNİYET VEREN AÇIKLAMA...

Perşembe günü yayınlanan yazımda (Jandarmadan kaynaklandığı ileri sürülen ve elden ele dolaşan 25 kişilik hain gazeteci tanımlamasının aksine) şeklinde bir bölüm vardı.

Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreteri aradı ve “M.Ali Bey bütün karargahı saatlerdir didik didik arıyoruz, sözünü ettiğiniz gibi hain gazeteci nitelemesi yapan veya konu eden ne bir yazı, ne de bir emre rastla
dık” dedi.

Bana kibarca nereden çıkardınız bu konuyu diye sordular.

Bende, bu konunun bir süredir çeşitli kesimlerde çok konuşulduğunu, bir süre önce Hürriyet Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, ardından da Radikal Genel Yayın Müdürü İsmet Berkan’ın köşel
erinde yazdıklarını anlattım.

Genel Sekreter, varsa bile bunun Jandarma ile hiçbir ilişkisi olmadığını kesinlikle belirtti.

Çok memnun oldum.

Önce, Jandarma’nın böylesine ayıp dolu bir yaklaşım içinde rol almamasından, ardından da gösterdikleri duyarlık
tan...

İletişim kurulunca insanlar birbirlerini daha iyi anlıyorlar.

RIDVAN AKAR’A HAKKETTİĞİ ÖDÜL

Rıdvan Akar Televizyon yaşamına 32.GÜN’de başladı ve giderek geliştirdi. Şimdi BİR TV’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor. Hem 32.GÜN’ü (CNN TÜRK’te her Perşembe 23:05), hem de +- 7’yi (CNN TÜRK’te her Pazar 20:10) üretiyor. Medya’da haftada iki program gerçekleştiren bir başkası yok. Rıdvan Akar geçen hafta Polis Akademilerin’den “Haber Değerlendirme “ ödülünü aldı. Son derece doğru ve hakettiği yere ul
aşan bir ödül.

+- ekibi (yönetmen Murat Kahraman, yönetmen yardımcısı Esin Tatlav, kameramanlar İlkay Erkoç-Gökhan Aras-Ahmet Göktepe, arşiv Orhan Kara) emeklerinin bu şekilde ödüllendirilmesinden ne kadar memnun oldular tahmin edemezsiniz. O gün BİR TV’n
in günüydü. Nimet Demir anneleri olarak tüm ekibiyle gurur duydu.
HURRIYET 10/04/2004

Denktaş: Seçimlerde evet çıkarsa, adaylığımı koymayacağım...


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandumda evet çıkarsa, 13 Haziran'daki seçimlere adaylığını koymayacağını belirterek, ''Ben devleti sonuna kadar korumuş kişi olarak köşeme geçeceğim'' dedi.
Denktaş, Star Televizyonu'nda yayınlanan Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu ''Ceviz Kabuğu'' programına katıldı.
Kendisinin, 24 Nisan'da yapılacak referandum konus
unda hayır cephesinin lideri olmadığını belirten Denktaş, ancak devleti ortadan kaldıran, egemenliği inkar eden, yok farz eden bir anlaşmaya hayır demesinin, kendisi için sadece bir reaksiyon değil aynı zamanda bir görev olduğunu söyledi.
Denktaş, ''Halkımın hayır demesini istemem ise, bu önümüze konulan paketin bizi hayıra götürmeyeceğini gördüğüm içindir'' dedi.
Her iki tarafın da Annan Planı'nda birçok kısmın değişmesi gerektiğini söylediğini ifade eden Denktaş, şöyle devam etti:
''Uyum yok. Uyumsuzluğu
referanduma sunuyorlar. Referandumda eğer bu uyumsuzluk evet oylarıyla geçerse, kavgayı biz uyum sağlandıktan sonra başlatacağız. Çok uyumlu bir kavgaya girişeceğiz. Allah korusun. Bir şey olacağını biliyorlar. 6 bin, 7 bin BM askeri getiriyorlar. 'Niye yapıyorsunuz' dedik, 'başlangıçta olaylar çıkacağını biz de biliyoruz, onun için getiriyoruz' dediler. Böyle şey olur mu. Olaysız bir memleketi sen olaylı bir hale getir. Bunu açık açık söylediler.''

''EKONOMİYE DARBE VURULACAK"

Uyum sağlanmadan iki tarafın da evet demesi halinde özellikle mal-mülk konusunda içeride çetin bir kavganın başlayacağını dile getiren Denktaş, ekonomiye darbe vurulacağını, ekonomik kriz ve kaos ortaya çıkacağını savundu.
Bazı konuların konuşulmasına müsaade edilmediğini, müzakere
yapılmadığını anlatan Denktaş, ''Zemin hazırlanmadı, gerçeklere bakılmadı. Başkalarının, Amerika'nın, İngilizin, AB'nin çıkarı için ortaya bir paket konuldu'' dedi.
Denktaş, ''Evet deseydiniz, ya da derseniz Nobel alacağınıza inanıyor musunuz'' sorusunu, '
'Halkımdan öyle bir tekme yiyeceğim ki evet dersem, nereye gideceğimi ben de bilemeyeceğim'' şeklinde yanıtladı.
Görevini yaparak halkı ikaz ettiğini belirten Denktaş, ''Ben evet desem ve korktuğum başlarına gelse sorumlu olacağım. Şimdi rahatlıkla söyleye
biliyorum. Ben sorumlu değilim. Ben sizi ikaz ediyorum, size tehlikeleri gösteriyorum. Şimdi oyunuzla kendi kaderinizi siz tayin edeceksiniz. Ondan sonra da 'aman ha' dediğinizde sakın bana gelmeyin'' şeklinde konuştu.
Türkiye'de hükümetin referandumdan ev
et çıkmasından yana olduğunu kaydeden Denktaş, ama tüm diğer partiler ve temas ettiği kurumların mütereddit olduklarını, Annan Planı'nın sakıncalı noktalarına işaret ettiklerini söyledi.
Denktaş, MGK tarafından yapılan açıklamada da kararın hükümette olduğ
unun belirtildiğini ifade ederek, ''Ama onun içerisinde bu bazı zorluklara işaret edildi'' dedi.
Rauf Denktaş, masaya oturmadan önce yapılması gereken pazarlıklar yapılmadığı ve yaptırılmadığı için müzakerelerin başarıya ulaşmadığını kaydetti.

''DEFTER BÜYÜDÜ, 9 BİN SAYFALIK PLAN OLDU''

Görüşmelerdeki yöntemi eleştiren Denktaş, ''BM temsilcisi aramızda olsun dendi. Bir şartla kabul edeceğimi söyledim. Gözlemci sıfatıyla. Ve De Soto gözlemci olarak geldi. Elinde küçücük bir defter ve kalem vardı. Ben gözlemciyim, ben duvarda sineğim derken, duvarda akrep oldu. Defter büyüdü ansiklopedi oldu, 9 bin sayfalık plan oldu. Kim verdi kendisine bu hakkı, kimse vermedi'' şeklinde konuştu.
Kendisi için herhangi bir zorluk bulunmadığını kaydeden Denktaş, şöyle dedi:
'
'13 Haziran'da seçimler olacak. Bu seçimlere, eğer evet çıkarsa ben adaylığımı koymayacağım. Zaten koymama gerek yok, ben son senemi yapacaktım. Ben devleti sonuna kadar korumuş kişi olarak köşeme geçeceğim.''

OĞLUMUN PARTİSI EVET DERSE BENİM İÇİN YIKIM OL
UR

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti'nin referandumla ilgili görüşüne ilişkin, ''Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok'' dedi.
Denktaş, Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu programda, kendisine haksız eleştiriler yapıldığı belirterek, ''30-40 yıldır eğer biz orada bu direnişi göstermeseydik, Türkiye bu kararları alıp bize 'bunları görüşeceksiniz, sakın boyun eğmeyin' demeseydi, Enosis çoktan gerçekleşirdi. Enosis
'i engelledik. Şehitlerin ruhlarını rencide edecek tavizlerde bulunmayı kendimize yakıştırmadık'' diye konuştu.
Türkiye'siz bir Kıbrıs'ta huzur ve güvenin olmayacağını vurgulayan Denktaş, güvenli bir ortamın sağlanması ve Rumların eski fikirlerinden vazgeç
tiklerini göstermeleri halinde, var olan korkularının giderilmiş olacağını ifade etti.

''FİKİR AYRILIĞINI ŞİDDETE DÖNÜŞTÜRMEYELİM''

Denktaş, şöyle devam etti:
''Ama 14 Eylül'ü, Yunan katliamını anma günü olarak anmak için bir yasa geçirdiler. Bunlar var karşımızda. Türk askerini çekiniz, yapay bir anlaşma ile bizi 700-800 bin Rumla karşı karşıya bırakınız... İki kesimli bir anlaşma diyorlar. Bizim istediğimiz kesim bu değildi ki. Rum tarafı yüzde yüz Rumlardan oluşuyor, Türk tarafına da yüzde 33 Rum girec
ek. 19 yıl sonra da bütün Rumlar hiç ayırım olmaksızın ada sathına yayılma hakkına sahip olacak.'' Halkın arasında fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret eden Denktaş, ''Bir fikir ayrılığı var. Bunu belli bir şekilde yürütelim, aman sakın hiddete, şiddete dönüştürmeyelim. Çünkü çok ızdırap içinde olan insanlar var. 'Ben 30-40 yılımı buraya vermişim, şimdi Rum gelip beni atacak ha' diyenler var. Onlara da sesleniyorum; soğukkanlı olalım, neticeyi görelim. Her iki tarafta şiddete başvuralım diyenler var. Bunlar beni korkutuyor'' diye konuştu. Konuşmasında özeleştiri de yapan Denktaş, kendilerinin de bugüne kadar bazı hataları bulunduğunu, eğitim sistemindeki bazı aksaklıkların, gençler arasındaki din ve vatan duygusunu zayıflattığını kaydetti.
Rauf Denktaş, ''Bi
r hatamız da biz KKTC'yi kurduktan hemen sonra yapmamız gerekeni yapmadık. Görüşmeleri hemen kesmekti o. Ve Rumlara, 'şimdi bizi ayrı egemen halk ve devlet olarak kabul ediyor musunuz? Federasyona gideriz' diye diretmekti'' dedi.

DP'NİN GÖRÜŞÜ

Oğlu Serdar Denktaş'ın lideri olduğu Demokrat Parti'nin görüşüne ilişkin bir soru üzerine de Denktaş, ''Serdar'ın bana söylediği, 'ben partimin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum'. Parti içi referandum yapıyorlar. Buna ihtiyaç duyduğuna göre demek ki parti içinde 'ev
et' diyenler de var. Bunlar ne kadardır, bunu tespit etmek istiyor'' diye konuştu.
Serdar Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelerde katkısının büyük olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:
''Bunu dıştan görmeyenler, 'babasına karşı çıktı
' diye kendisini suçlayanlar var. Bunlar hem onu, hem beni üzüyor. Çünkü böyle bir durum yok. Serdar vatansever ve Anavatana bağlı, akıllı bir kişidir. Partisinin görüşünü öğrendikten sonra herhalde pazar gününe kadar rengini açıklar. Demokrat Parti devlete sahip çıkma misyonuyla kurulmuştur. Bu misyon gereği ümit ederim ki 'hayır'lar baskın çıkacaktır. Beklentim budur. 'Evet' çıkarsa, Serdar'ın kendisinin karar vermesi lazım. Tehlikeleri daha somut görmektedir.
Serdar da bir parti lideridir. Ümit ederim ki
benimle ters düşecek bir durum hasıl olmaz. Ama düşerse yine oğlumdur, medeni ilişkilerimiz devam eder. Temennim Demokrat Parti'nin kuruluş ilkelerine uygun hareket etmesi ve devlete sahip çıkmasıdır. Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok. Serdar'ın partisi ne derse desin, 'evet' diyeceğine inanmak istemiyorum.''

''RUMLAR FAZLA BİR ŞEY KAYBETMİYOR"

Oylanacak Annan Planı'nda Rumların müşterek devlette büyük ağırlığı olan bir unsur olduklarını ve fazla bir şey kaybetmediklerini dile getiren Denktaş, ''Ama biz karma bir devlete kavuşuyoruz. Egemen değiliz. Bize verilmiş görünen haklar da derogasyonlar daimi kalıcı olmadığı için zaman içerisinde alınıp götürülecektir'' diye konuştu.

Kendi insanlarının ne olacağını düşünmek zorunda olduğunu, devleti korumakla mükellef bir makamı işgal ettiğini kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin önünde engel olmak istemeyiz. Ama Türkiye'nin tanıdığı bir devletin insanlarıyız. Tür
kiye'den bu korunmanın eksiksiz yapılmasını bekliyoruz. Eğer Türkiye'nin normları, kriterleri, Kıbrıs'a bakışı değişmişse, bunu açıklıkla söylemek lazımdır. Yoksa Annan Planı'nı uygulamak suretiyle korunabileceğimize biz inanmıyoruz.''
MILLIYET 10/04/2004

ABD: Ambargoyu deleriz

Türk ve Yunan gazetecilerle görüşen üst düzey bir ABD yetkilisi, Kıbrıs'ta Güney'den 'hayır' kararı çıkarsa ambargonun fiilen delineceğini ifade etti


Yasemin Çongar


George W. Bush yönetimi, 24 Nisan'da Kıbrıs'ın iki kesiminde yapılacak referandumlarda Annan Planı çerçevesindeki çözüm düzenlemesine "evet" oyu çıkması için çabalarını sürdürüyor. Ancak ABD bir yandan da, bir tarafın "evet", diğerinin "hayır" demesi durumunda, çözümün hayata geçmemesinden zarar görecek tarafı destekle
meye yönelik önlemlere hazırlanıyor.
ABD'nin üst düzey bir yetkilisi, Türklerin "evet", Rumlar'ın "hayır" deme olasılığını değerlendirirken, "Türkler 'evet' derse, kendimizi onlara karşı sorumlu hissederiz. Üst düzey yetkili, çözümün hayata geçmemesinden e
n fazla mağdur olacak tarafın desteklenmesi gerekir" dedi.
Washington'daki Türk ve Yunan gazetecilerle bir toplantı yapan, ancak adının açıklanmasını istemeyen yetkili, kuzeyden "evet," güneyden "hayır" kararı durumunda, KKTC'ye mali kaynak sağlanması ve a
ltyapının iyileştirilmesine yönelik yatırımların gündeme geleceğini, uygulanan ambargonun fiilen delineceğini ifade etti. ABD'li yetkili, "Bu durumda KKTC'yi resmen tanır mısınız?" sorusuna net yanıt vermedi, ancak "Her şeyi yeniden değerlendiririz" diyerek açık kapı bıraktı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Rum yönetimiyle birlikte referandumu erteletme ve müzakereleri sürdürme yönündeki önerisine şans tanımadığını da dile getiren yetkili, "referandumda olumsuz tavır almış taraflardan gelecek erteleme önerisinin BM'de hiç hoş karşılanmayacağını" vurguladı. Aynı yetkili, Denktaş ve Tasos Papadopulos'un referandumda "hayır" denmesine yönelik tutumlarından büyük rahatsızlık duyduklarını da gizlemedi ve şöyle konuştu: "Referandumun iki muhalifinin, aylarca ve yıllarca çözüme ulaşamamış kişiler olması dikkat çekiyor. Yunanistan'da PASOK lideri Yorgo Papandreu ve iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi içinden birçok siyasetçinin, Türkiye'de de AKP hükümetinin referandumda 'evet' yönünde tavır almaları memnuniyet verici." Aynı yetkiliye göre, Washington "evet" yanlılarını teşvik etmek için yakında üst düzey girişimlerde bulunacak. ABD, Birleşmiş Milletler'le işbirliği içinde Kıbrıs'taki Rum ve Türk halklarının çözümün kendilerine getireceği yararları daha iyi anlayabilmeleri için de bir bilgilendirme kampanyası yürütüyor.
Bu kapsamda, Norveç merkezli bir kitle örgütünün öncülüğünde hazırlanan bir internet sitesi ve bir kitapçık; Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak planla ilgili ayrıntılı bilgiler içeriyor. Söz konusu s
ite "www.cyprusdecides.org" adresinde yer alıyor.

Albright: Beni şaşırtır
Eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, CNN Türk'ün konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Albright, "Rumların 'hayır' demesi halinde KKTC tanınır mı?" sorusu üzerine, "Bu beni çok şaşırtır. ABD, kuzeyi devlet olarak hiç tanımadı" yanıtını verdi.
MILLIYET 10/04/2004

 

Denktaş: Gözüm arkada ölürüm

Rauf Denktaş, referandumda 'evet' çıkarsa, sıradan bir birey gibi halkına katılacağını söyledi

SEFA KARAHASAN

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, referandumda "evet" çıkarsa, kurulacak yeni devletin 13 Haziran'da yapacağı senato ve devlet başkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını, sıradan bir birey gibi halkına katılacağını söyledi. Denktaş, "Olup biteni halkın arasından izleyeceğim. Olanları gö
rdükten sonra gözüm arkada öleceğim" dedi. Denktaş, "Ankara ile aynı inancı paylaşmadığını" ilk kez açıkladığı Milliyet'e şunları söyledi:
• Halk bir meçhulle karşı karşıya. Ortadan kalkacak olan devletin yerini alacak olan, 'vilayet'ten ibarettir. Rum çoğ
unluğunun etkisi altındaki merkezi hükümetin anayasasına tabi olacaktır.
• Referundumu etkilemeyeceğini söyleyen Türkiye hükümeti, "Hayır derlerse sonucunu düşünsünler" açıklaması yaptı.
• İki devlet oluşturduğu inancı var, bu yanlış.
MILLIYET 10/04/2004

Rumlar ne der, Türkler ne der?


Belki de tarihin cilvesi... Türkiye 1974'te Kıbrıs Türklüğünü kurtarmıştı. Adada kültürel ve etnik temizliğe geçit vermemişti. Şimdi sıra Kıbrıs Türkleri'ne geldi denebilir.
Bir başka deyişle:
Bu kez KKTC vatandaşları, Türkiye'nin kaderini ellerine almaya hazırlanıyorlar. Belki de bir borcun ödenmesi söz konusu...
Tarih, 24 Nisan.
O gün Kuzey Kıbrıs'ta sandık başına gidecek olan 142 bin seçmen yalnız kendisinin değil, 70 milyonluk Türkiye'nin de kaderini etkileyecek. Ya iki
sinin de önü açılacak ya da maalesef bir süre daha kapanacak.
Özetle:
Tarihsel bir dönemeçteyiz.
Ama karamsarlığa yer yok. Kuzey Kıbrıs'tan gelen haberler, yani kamuoyu yoklamalarına göre 'evet'ler önde gidiyor.
Geçen aralık ayındaki son seçim dahil 1980'l
erden beri seçimleri doğru tahmin etmiş olan sosyolog Muharrem Faiz yine alan çalışmasında. Dün sabah konuştuk. Değerlendirmeleri şöyle:
(1) Evetler, hayırların önünde... Yüzde 60 - yüzde 40 gibi...
(2) Evetçiler, hayırcılara göre çok daha hırslı, çok daha
aktif çalışıyorlar. Özellikle gençler...
(3) Evetlerin önde gitmesinde en önemli etken, Avrupa Birliği pasaportu... 1 Mayıs sonrası Kuzey Kıbrıs'ın da AB'nin bir parçası olacağı, bunun yatırım, aş ve iş anlamını taşıdığı, yıllardır süren ambargoların, izo
lasyonun sona erip artık Kıbrıs Türklerinin de dünyaya açılacağı gerçeği, eveti yukarı itiyor.
(4) AB vatandaşlığı, Türkiyeli KKTC vatandaşları arasında hayırı azaltıcı rol oynuyor. Yeni devletin vatandaşları olarak Kıbrıs'ta kalacak olan 45 bin Türkiyelin
in isim listelerinin resmen kesinleşmesi evet eğilimini güçlendirmiş durumda.
(5) AKP, Türkiyeli göçmenler arasında en çok tutulan parti. Yüzde 60 civarında. Başbakan Erdoğan'ın verdiği evet mesajı da referandumun sonucunu etkileyecek gözüküyor.
(6) Muharr
em Faiz'in son alan çalışmasında yakaladığı ilginç bir eğilim daha var. Bu da, hayır propagandasını başlatmış olan eski başbakan Derviş Eroğlu'nun partisi UBP'nin seçmen tabanında ciddi bir bölünmenin uç vermesi... Evete doğru dikkati çeken bu yeni eğilimin temelinde de Avrupa Birliği vatandaşlığı yatıyor.
Kuzey'de durum böyle.
Güney'de işler nasıl?
Rumlar hayıra mı hazırlanıyor?
Muharrem Faiz bu kanıda değil. Bugün için Güney Kıbrıs'ta hayırların yüzde 60, evetlerin yüzde 40'ta seyrettiğini söylüyor. Ama b
u tablonun kesin olarak değişeceğini belirtiyor.
Değerlendirmeleri şöyle:
(1) Sonucu Papadopulos değil, AKEL ve DİSİ belirleyecek. Bu iki partinin son seçimdeki oy toplamı yüzde 69 - 70. Bunlar henüz kampanyayı başlatmadılar. Ancak, Papadopulos'un ağlamaklı hayır konuşmasından sonra her iki partinin yönetimleri de buna katılmadıklarını belli ettiler. DİSİ'nin onursal lideri Klerides oyunu evet olarak açıkladı. Papadopulos'u cumhurbaşkanı seçtiren AKEL ile DİSİ'nin resmi görüşlerini 14 ve 15 Nisan'daki kongr
eleriyle birlikte evet olarak açıklamaları bekleniyor.
(2) Bu arada partisinin oy oranı düşük de olsa eski cumhurbaşkanlarından Vasiliu da evet demiş durumda.
(3) Kuzey'de olduğu gibi Güney'de de Avrupa Birliği üyeliği evetlerde en önemli rolü oynuyor. Anc
ak bu bakımdan Güney'le Kuzey arasında ilginç bir fark var. Kuzey'de AB aş ve iş ve dünyaya açılmakla eşanlam taşırken, Güney'de güvenlik anlamına geliyor. Yani Türkiye'ye, Türk askerine karşı kendini AB içinde güvenceye almak...
Kıbrıs'ta durum böyle.
Ref
eranduma iki hafta kala evetler açısından kötümserliği gerektiren bir süreçte değiliz.
HASAN CEMAL MILLIYET 10/04/2004

Kıbrıs'ta belden aşağı muhalefet

İsmet Berkan

10/04/2004 RADIKAL

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, çeşitli gerekçeler öne sürerek Kıbrıs'ta referandumu engellemeye, o olmazsa referandumda hayır oyu çıkartmaya çalışıyor.
Denktaş'ın buna hakkının olmadığını kimse söyleyemez. Sonuçta bu demokratik bir hak ve Annan P
lanı'nı beğenmeyen kişi ve partilerin bu plan aleyhine kampanya yürütmeleri son derece doğal.
Ancak yine de kampanya sırasında kullanılan argümanlar önemli. Özellikle bütün ömrü boyunca Kıbrıs davasının içinde önemli bir yer almış olan
Rauf Denktaş'ın ar
gümanları çok önemli.
Ne diyor Rauf Denktaş planı beğenmediğini söylerken? "Devletimizi elimizden alıyorlar, bizi vilayet yapıyorlar" diyor. Peki, Rauf Denktaş bundan sadece birkaç hafta önce Lefkoşa'da Papadopulos'un karşısında pazarlık masasında otururk
en 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla mı oturuyordu? Hayır. Denktaş daha o masaya otururken 'devletinin kapısına bir gün kilit asacağını' varsayarak oturuyordu zaten. Üstelik bu durum sadece son tur görüşmeler için de geçerli değil, hatta Denktaş'ın sıfatı uzun yıllardır bırakın 'Cumhurbaşkanı' olmayı 'Toplum lideri' bile değil; Denktaş masada sadece 'taraf.'
O zaman, 'Bizim devletimizi elimizden alıyorlar' demek Denktaş için ne derece ahlaki? Tartışılır. Peki Kuzey Kıbrıs 'vilayet' mi olacak plan kabul edilirse? H
ayır, KKTC 'kurucu devlet'e dönüşecek, siyasi ve coğrafi egemenliği de olacak.
Başka ne diyor Denktaş? 'Adada Türk askeri kalmayacak' diyor. Dinleyen de, yarın sabah Türk askeri adayı terk edecek sanır. Oysa adada Türk askeri
hep olacak. Denktaş, 22 yıl
sonra yapılacak bir gözden geçirmeden söz ediyor aslında. Peki bu cümleyi böyle söylemesi ne derece ahlaki?
Geçen gün Erdal Güven yazdı, ben de günlerdir yazıyorum, Annan Planı ile Kıbrıs'ta getirilen yeni mülkiyet düzeninin Avrupa Birliği birincil hukuku
haline gelmemesine rağmen bozulması kolay değil. Rauf Denktaş, sanki bu düzen çok kolay bozulacakmış gibi konuşuyor. Hadi bunda gayriahlaki bir şey olmasın, ama aynı Denktaş'ın yeni mülkiyet düzenini beğenmemesi olacak şey değil; çünkü İsviçre'deki heyete kendi imzasıyla yazılı belge gönderen ve planın son halindeki mülkiyet düzenini 'daha ehven' bulan bizzat kendisi.
Aynı şekilde Denktaş'ın haritaya da itiraz etmemesi gerekiyor; çünkü harita da onun onayından geçti. Harita konusunda Türk tarafında resmi
ağızların hiç şikâyette bulunmaması lazım aslında, çünkü BM'nin sunduğu harita Türk tarafında tam bir uzlaşmayla kabul edildi. Haritayı olduğu
gibi kabul etmeyi ise ilk Kıbrıs Türk tarafı önerdi ve Türkiye heyetini de onlar razı etti.
Yine Denktaş'ın, 9
bin sayfalık metni kimsenin okumadığını söylemesi de yersiz. Bir kere o 9 bin sayfanın çoğu, Kıbrıs'ın taraf olacağı uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler vs. Temel bölümü kelime kelime pazarlık edildi. Diğer kalabalık kısmı olan federal kanunlarda da ayrıntılı müzakereler yapıldı.
Ya bu 9 bin sayfayı 'Sevr'den beter' diye niteleyen Türkiyeli cahil muhaliflere ne demeli? Her türlü demagojiyi ve belden aşağı vuruşu yapmayı kendilerinde hak gören bu üsluba belki onların konuştuğu dilden cevap vermek gerekir.

Müdür beyin Kıbrıs kürkü

Perihan Mağden

10/04/2004 RADIKAL

Raufcan Denktaş ağlar bir yandan, Tasos Papadopulos ağlar iki yandan.
Ne 'Annan Oyunu'ymuş bu!
Papadopulos'un Gözyaşları peki; Raufcan Denktaş'ın, nasıl da yalnızca kendisinin ve bir avuç şizo düşünceler uç beyinin kabullenmek istemediği bu 'planın', pek de âlâ acayip işimize geldiği şeklinde yorumlanamaz mı?
Hoş, taş altında kalır öyle laf altında/gözyaşı altında kalmaz Sn. Denktaş. Hemen rol arkadaşı Tasoscan'ın haklarına sahip çıktı. İkisi
nin de oyuna getirildiğini, ikisine de zaman tanınmadığını, ikisinin de bilumum mevzuları topaçlayarak ve çiklet kıvamına getirerek geçirmek istedikleri uzuuuun yıllar olduğunu-
Bu arada tüm eski(miş) liderlerimizin Denktaş'ın yanındaki lüzumsuz yerlerini
almış olması çözümsüzlüğün şakşaklanması konusunda; bizlere, 'siyasi lider' yaftası altında ne mene içi ve dışı geçmiş şahıslarla yıllarca ne düşünce ve eylem bataklıklarında debelenmiş olduğumuzu gösteriyor hazin, mazin.
Şimdi çıkarcılığın, pis ve sığ s
ularında çırpınarak 'Nasıl olsa
1 Mayıs'ta AB üyesiyiz; atalım şu Kıbrıs Türklerini başımızdan' vari lafazanlıklarla halkını OHİ demeye, icabında ağlayıp zırlayarak yönlendirmeye çabalayan şu yaşlı liderin sakilliğine bakın!
Barış içinde birleşmiş bir ad
ada yaşamaktansa, 'Bu alçak Türklerle çıkar pastamızı ne halt etmeye paylaşalım' bencilliğiyle HAYIR'ı basacak Kıbrıs Rumlarına da YUH OLSUN!
Peki ya 'Barış Harekâtı'yla çıktıkları adada, askeriye amacına ulaştıktan sonra, işleri epeyce de lehimize çözüml
emek varken; Kıbrıs Fatihliği'ni oya çevirebilmek için apar topar istifa edip olayı taa başında kronikleştirenler? Seçim geçimini her zaman, barışın, çözümün, kazanımların üstünde tutanlar?
Efendiler gibi, ilk çağrıldığımız zaman Yunanistan'la birlikte gi
rebileceğimiz Avrupa Birliği'ni; bekâra karı boşamanın kolaycılığı ve çıkarcılığıyla reddedip; yıllardır bizi AB kapılarında süründürenler? Çünkü onların zaman iş, aş derdi olmadı ve bu derdin, bu genç nüfustaki ağırlığını anlamadılar, öldür allah anlamadılar.
İşte bunlar malulen emekliye ayrıldıklarını hâlâ kabullenmek istemeden, Duygu Dolu Denktaş Konuşmaları'nda gidip en ön sıralara dizilebilecek kaygısızlıkta ve bize görüşsüzlükleriyle nasıl da pahalıya patladıklarını analiz yeteneğinden halen de, hâlâ
ve sonsuza dek azade olarak, ucundan bucağından da olsa siyaset sahnemizi kemirmekle meşguller.
Kıbrıs Meselesi'nin çözümünü istemeyenler, Avrupa Birliği'ne girmemizi istemeyenler, şu ya da bu modelde Tuzukurular'dan oluşmaktadır. Muhtelif pozisyonlarını
ancak bizim rezalet durumumuzda korumaya muvaffak olacak muhtelif bakarkörlük derecelerinde Tuzukurular. Ve onların tüm manipülasyon becerileriyle ketenpereye getirdikleri dangalaklar.
Zira rekor seviyede bir işsizlik oranına ulaşmış bulunan BÖYLESİNE GE
NÇ NÜFUSLU BİR TÜRKİYE'ye sen kalkıp da iş/aş/eğitim/barınma/sağlık haklarını çok görüyorsan, fuzuli görüyorsan ve kendi kısıtlı çıkarlarınla çelişir görüyorsan; ancak o zaman karşı çıkabilirsin Avrupa Birliği'ne ve Kıbrıs'ın çözümüne.
Yok efendim: 'Akden
iz'deki ileri üssümüz', 'Anadolu'da bizi hapsedecekler', 'Ecdadımızın kanı' teraneleriyle, asıl bizzat kendileri, Türkiye'yi nevi şahsına münhasır bir izolasyona mahkûm edebilmek için tepinmekteler. Ne için? O ufacık/tefecik/içi dolu turşucuk 'pozisyonları' için. Ufak yerin büyük ismi olarak, beşinci sınıf egolarıyla şişkin şişkin sittin sene rol kesebilmek için.
Çöpten çıkardığı bir dilim ekmeğin baş döndüren sevinci içinde, dev bir tankerin önüne fırlayan dokuz yaşında kız çocuklarının cesetleriyle örülü
bir Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşamak istemiyorum ben. Komşum açken, ben de açım.
Nedime tankerin altında, avucunda çöpten çıkarılmış bir dilim ekmeğin Kibritçi Kız sevinciyle kalırken, ben kızımın suratına nasıl bakarım?
AB'ye ve Kıbrıs'ta çözüme karşı çıkanlardan, ucu bucağı olmayan bir şiddetle nefret etmem de bu yüzden: Başkalarının acıları, yoksulluk ve yoksunlukları onlara vızzz gelip tırısss gittiği için.

ABD gözüyle Kıbrıs

Murat Yetkin

Weston: Rumlar tek başına 'Hayır' derse, cezasını Türkler çekmez

10/04/2004 RADIKAL

ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rumların 'Hayır' demesi durumunda Kuzey'de kalan mülkleri üzerindeki haklarını unutmaya hazır olmalarını söyledi. Türk tarafının anlaşmaya 'Evet', Rumların da 'Hayır' demesi halindeki ortaya çıkacak durumu Radikal'e değerlendiren Weston, bu durumda daha uzun bir süre yeni bir anlaşma şansı olmayacağını, ABD'nin ve geniş uluslararası camianın Türk tarafını kendi suçları olmayan bir sonuçtan dolayı cezalandırılmasına izin verilmeyeceğini ve sonucun olumsuz etkilerinin giderilmesi için kısa sürede etkin önlem alınacağını söyledi. Weston, Rumların anlaşmaya hayır demelerinin, fiilen bir sınırın varlığını anlaşmaya tercih etmeleri olarak da yorumlayanların çıkabileceğine işaret etti.
Bunun KKTC'nin tanınmasına dek varmasının şu anda değerlendirme dışı olduğunu söyleyen Weston, buna karşın KKTC'nin uluslararası spor karşılaşmalarına alınması, sivil havacılık ağın
a dahil edilmesi ve Kıbrıs Türklerinin serbestçe ticaret yapabilmesinin sağlanması gibi hemen devreye sokulabilecek önlemlerin gündeme alınabileceğini vurguladı.

'Atina da desteklemeli'
ABD Kıbrıs Temsilcisi, Kıbrıs Rumlarının hayır oyuyla anlaşmanın bozulması halinde Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasının bundan olumsuz etkilenmeyeceği yolunda AB yetkililerinin Birleşmiş Milletler ve ABD'ye beyanda bulunduğunu da söyledi. Referandumdan olumlu oy çıkması için Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk hükümetinin e
linden geleni yaptığının ortaya çıktığını söyleyen Weston, artık ABD ve diğer uluslararası güçlerin çabalarını Rum tarafını iknaya yönlendirmiş olduklarını açıkladı. Weston, Yunanistan hükümetinden de, tıpkı Türk hükümeti gibi, referandumda evet oyu için net bir açıklama beklediklerini söyledi. Weston' ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
İsviçre'deki görüşmelerden bu yana Kıbrıs'taki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şey planlandığı gibi yolunda gidiyor. Önce Türkiye, sonra da Yunanistan belirlenen tarihten önce halkoylamalarından çıkacak sonucu kabul edeceklerini açıkladılar. Artık sıra halkoylamalarına geldi. Yani teknik olarak ortada bir pürüz yok. Ancak siyasi olarak durum o kadar pürüzsüz değil. Türkiye açısından bir sorun yok, anlaşmanı
n olması için en çok çaba oradan geliyor. Kıbrıs Türk tarafında, Rauf Denktaş 'Hayır' oyundan yana tavır aldı, ancak Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş anlaşmadan yana ve Türk tarafı referandumda 'Evet' demeye daha yakın duruyor.
Papadopulos'un konuşması
çok olumsuzdu. Çok hayal kırıcıydı. Önceki gün Cenevre'de BM Genel Sekreteri Annan'ın da söylediği gibi, Papadopulos planın olumlu yanlarına, getirdiği kazanımlara ilişkin tek bir söz bile etmeden karşı çıktı. Buna karşın Rum tarafında olumlu gelişmeler de var. Örneğin Klerides, Vasiliu ve komünist AKEL partisi evet oyu yönünde demeçler veriyor. Bu partilerin oy oranı Papadopulos destekçilerinden fazla.
Yunanistan'dan da olumlu sinyaller geliyor. Eski Başbakan Simitis ve eski Dışişleri Bakanı Papandreu anl
aşmadan yana tavırlarını ortaya koydu.
İktidardaki Yeni Demokrasi'den de bazı açıklamalar geldi. Ancak Yunan hükümeti, tıpkı Türk hükümeti gibi net bir açıklamadan önce ulusal konseyin toplanmasını beklemeye karar verdi. Cumhurbaşkanı Stefanopulos başkanlığında haftaya yapılacak bu toplantı ardından Yunanistan hükümetinden de 'evet' oyunu cesaretlendirici bir destek umuyoruz. Çünkü anlaşmanın geçerli olması için iki tarafın da evet demesi gerekli.
Herkes size de, diğer yetkililere de aynı şeyi soruyor ama, açık yanıt alınamıyor: Türkler evet, Rumlar hayır derse ne olacak?
Öncelikle Kıbrıs Türklerine şu iki noktayı vurgulamak istiyorum. Anlaşma kabul edilirse, uluslararası topluluk, anlaşmanın tanınması ve uygulanması için her türlü önlemi hazırlamış bulunuyor. Birincisi göç ve mülkiyet haklarına ilişkin mali yönü. AB Komisyonu'nun davetiyle önümüzdeki Perşembe (15 Nisan) günü Brüksel'de bir toplantı yapılacak. Burada tazminatların ödenmesi için katılımcılardan katkı istenecek. Henüz Kongre'de onaylanmadığı
için miktarını söyleyemiyorum ama, ABD bu bütçeye önemli katkıda bulunacak. Toplantıya Japonya, Kanada, Avustralya ve Körfez ülkeleri de davet edildi. İkincisi de, anlaşmanın siyasi ve güvenlik açılarından da uygulanabilmesi ve delinmemesi için BM Güvenlik Konseyi ve AB gerekli adımları atacak. Buna adaya bu kez farklı görevle BM gücü gönderilmesi dahil olacak.

'AB Komisyonu söz verdi'
Ancak Türk tarafının anlaşmanın asli AB hukuku sayılması yolundaki itirazı devam ediyor.
Doğru. Ancak gelinen nokta, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül tarafından da kabul edilebilir
bulundu. Artık kalıcı derogasyonlar olmayacak. Gerek Avrupa Adalet Divanı, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açılacak davalarda, bütün iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu öne çıkarılıyor. AB Komisyonu da anlaşmanın delinmesine izin vermemek için üzerine düşeni yapacağını beyan etti.
Kıbrıslı Rumlar hayır derse kaybedecekleri bir şey yok, yine AB üyesi olacaklar.
Ama, anlaşmanın getirdiklerinden faydalanamayacaklar.
Evet ama, Türkler hem anlaşmanın getirdiklerinden faydalanamayacak, hem de AB üyesi olamadan, dünyadan yalıtılmış bir halde, ambargo altında yaşamaya devam edecekler. Üstelik hala Rum tarafı üzerinde, Türk tarafına uygulanan baskının yarısı uygulanmıyor. Bu haksızlık değil mi?
Anlaşmanın başarıya ulaşması için elimizden geleni yapıyoruz. Yoğun bir diplomasi devam ediyor. Türkiye üzerine düşeni yaptı. Artık ABD'nin de, diğer uluslararası güçlerin de çabası Rum tarafını ikna etmeye yoğunlaştı. Papadopulos anlaşmanın getireceklerini, olumlu yanlarını halkına anlatmadı. Geriye kalan kısa sürede bunların halka anlatılması gerekiyor. Rumlar bu anlaşmaya hayır derse, BM, AB ve ABD tarafından desteklenen bir anlaşmaya hayır demiş olacaklar. AB bölünmüş bir adayla ne yapacağına, bu sorunla nasıl başa çıkacağına karar vermek zorunda. Ayrıca, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesi kararının bu durumdan olumsuz etkilenmeyeceği yolunda AB yetkililerinin beyanı var.

'Türkler cezalandırılamaz'
Ancak Fransız Dışişleri Bakanı'nın da Türkiye'yi mevcut koşullarda kabul edemeyecekleri yönünde beyanı oldu.
Bence ona değil, Verheugen'in yazacağı ilerleme raporuna bakmakta yarar var. Klerides, Rumlar hayır oyu vererek kuzeyde ayrı bir devletin varlığının anlaşmaya tercih ede
ceklerini göstermiş olurlar, dedi.
Biliyorum. Bu durumu, Rumların fiilen bir sınırı anlaşmaya tercih ettikleri
olarak yorumlayanlar çıkacaktır. Rumlar bu anlaşmaya hayır derse, kuzeydeki mülkiyet haklarını uzun bir süre tamamen unutmaya da hazır olmalılar. Türk tarafının suçu olmayan bir sonuçtan dolayı Türk tarafının cezalandırılmasına izin vermeyeceğiz.
Buna KKTC'nin tanınması, ya da ambargoların kaldırılması dahil mi?
KKTC'nin tanınması şu anda değerlendirme dışı, BM'nin de dahil olduğu uzun hukuki süreç gerektirebilir. AB'nin mahkeme kararıyla uyguladığı karar aslında bizi bağlamıyor görünüyor. Oysa malların kökenleri söz konusu olduğu için dünya ticaret anlaşmaları yoluyla bizi de bir ölçüde bağlıyor. Ancak Kıbrıs Türklerinin serbestçe ticaret yapmasının başka yolları da bulunabilir. Öte yandan Kıbrıs Türklerinin uluslararası spor camiasına girmesi, sivil havacılık ağına dahil olması gibi hemen atılabilecek adımlar da söz konusu olabilir. Rumların hayır demesiyle anlaşma olmaması durumunda, kesinlikle
ABD ve inanıyorum ki geniş uluslararası camia, Kıbrıs Türklerini anlaşmanın olmamasının kötü etkilerinden sakınmak amacıyla bu sorulara ciddiyet ve sempatiye eğilecektir.
Weston'ın sözleri Kıbrıs sorununun en krtitik aşamasına geldiği sırada söylenmiş ol
ması ve ilk kez bir ABD yetkilisinden Yunan/Rum tarafında bu kadar açık eleştiri içermesi açısından önem taşıyor.

Ecevit: Skandal

10/04/2004 RADIKAL

AA - ANKARA - DSP lideri Bülent Ecevit, Kapraz'ın, 'oldu-bitti' ile Rumlar'a teslim edildiğini öne sürdü. Ecevit, yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın stratejik açıdan, özellikle de Türkiye'nin güvenliği açısından en önemli bölgesinin Karpaz olduğunu belirterek şöyle devam etti:
"Karpaz Burnu, İskenderun Körfezi'ne bir hançer gibi uzanmıştır. Bakü-Ceyhan Boru Hattı'nın gerçekleşmesi ile Karpaz'ın önemi bütün bölge için büsbütün artacaktır. O nedenle, Karpaz'ın, Barış Harekâtı'ndan beri olduğu gibi, Türk yönetiminde kalması yaşamsal önem taşımaktadır. Karpaz şimdi bir oldu-bitti ile Rumlara teslim ediliyor. Bu bir s
kandaldır. Bu skandalın sorumlusu Başbakan mıdır, Dışişleri Bakanı mıdır? Yoksa iktidar, Karpaz'ın öneminin farkında mı değildir?"

Denktaş'a davet

10/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı Zeki Çeliker, Meclis'te düzenleyecekleri ve KKTC lideri Rauf Denktaş'ın konuşmacı olacağı toplantı için TBMM Başkanı Bülent Arınç'tan izin istedi.
Çeliker, Arınç'a gönderdiği talep yazısında, hükümetin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik iyi niyetli çabalarını desteklemekle birlikte
Annan Planı konusunda Türk kamuoyunun bilgi noksanlığı içerisinde olduğunu düşündüklerini belirtti. Çeliker, Arınç'ın da uygun görmesi durumunda Denktaş'ı 15 Nisan'da eski TBMM Senato Salonu'nda konuşmacı olarak davet etmek istediklerini söyledi. Zeki Çeliker, yazıda, gerekli iznin verilmemesi halinde toplantıyı aynı tarihte başka bir yerde gerçekleştireceklerini de vurguladı.

Halkoyu yasası hazır

KKTC'de anayasa mahkemesi, Annan Planı'na dair referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığına hükmetti. Kampanya süreci resmen başlatıldı

10/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de anayasa mahkemesi, 24 Nisan'da Annan Planı doğrultusunda çözüm amacıyla gerçekleştirilecek olan referandum için mecliste onaylanan referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını açıkladı. Mahkeme, oybirliğiyle aldığı kararda, KKTC vatandaşlarının, Kıbrıs sorununun çözümünü sağlayacak Annan Planı'nı, plan çerçevesinde oluşturulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ve yeni devletin AB üyeliğini kabul edip etmediğini belirlemek üzere çıkarılan referandum yasasının, anayasaya aykırı olmadığına hükmetti.

'Kurulurken aynıydı'
Anayasa mahkemesinin de başkanı olan yüksek mahkeme başkanı Taner Erginel, dün düzenlediği basın toplantısıyla, asıl adı 'Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası' olan referandum yasasının oybirliğiyle kabul edildiğini duyurdu. Erginel, bu çerçevede adanın kuzeyinde propaganda sürecinin de dün resmen başladığını kaydetti. Referandumun KKTC halkının iradesini açıklıkla göstermes
ini sağlayacağını belirten Erginel, KKTC Anayasası'nın yeniden ortaklık kurulmasını engellemediğini ve yeni bir devletin kurulması için açık kapı bıraktığını söyledi. Erginel, KKTC devleti kurulurken yaşanan sorunlarla, şimdiki sorunların aynı olduğunu belirtti.
KKTC meclisi 22 Mart tarihinde referandum yasasını kabul etmişti. Ancak bu yasanın yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın onayı gerekiyordu. Annan Planı'na karşı duran Denktaş ise yasayı onaylamak yerine görüşünü almak üzere 1 Nisan'd
a anayasa mahkemesine göndermişti. KKTC lideri ayrıca referandum yasasının KKTC Anayasası'na aykırı olduğu yönünde görüşler de açıklamıştı.

Karamanlis hislendi ama...

Papadopulos'un 'Annan Planı'na hayır deyin' derken ağlaması Karamanlis'i etkilese de Yunan lideri 'Evet'e göz kırpacak

10/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, çarşamba gecesi halkına Annan Planı'na 'hayır' çağrısı yaparken ağlayarak tamamladığı 'ulusa seslenişi' Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'i de etkiledi. Ancak Karamanlis'in muhtemelen perşembe günü resmen açıklayacağı kararında doğrudan 'evet' ya da 'hayır' demeden, 'evet'e göz kırpması bekleniyor.
Hükümet çevrelerinden sızan haberlere göre, Karamanlis konuşma sonrası, "Papadopulos duygusa
l konuştu. Rum Kesimi'ndeki 'evet' yanlısı dinamizmin önünü kesti. Referandumda 'hayır' çıkması yine ihtimal haline geldi" yorumunu yaptı. Yunan diplomatlardan İsviçre görüşmelerinden dönerken uçakta Annan Planı'nın çok sayıda olumlu unsur içerdiği bilgisini alan Karamanlis'in ayrıca, Papadopulos'un Annan Planı'nın Rumlar için sadece olumsuz noktalarından bahsetmesinden rahatsız olduğu belirtiliyor. Yunan liderin, yakın çalışma arkadaşlarına Rum liderin hem Kıbrıslı Rumlar, hem de Atina ile Lefkoşa arasında ikilik yarattığını söylediği iddia ediliyor. Karamanlis kararını açıklarken, planın Rumlar için olumlu yönlerine değinmesi ve reddin olası sonuçlarını anlatması bekleniyor.
Papadopulos ise Karamanlis hükümetinin dolaylı, ana muhalefetteki PASOK'un doğrud
an 'evet'çi tavırına duyarsız kalmadı. Rum lider, Karamanlis ve Yunan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos'a Paskalya bayramı için kutlama telgraflarında, 'Rumların Yunanistan'dan beklentileri bulunduğunu' vurguladı. Karamanlis ise cevabında Kıbrıs konusuna hiç girmeden 'iyi Paskalya' dileğinde bulundu.
Rum basınının referandumda 'evet' çıkarsa istifa edeceğini yazdığı Papadopulos, Sen-Sinod Meclisi üyesi sekiz metropolitten yedisi ile görüştü. Sekizinci metropolite görüşme için haber verilmesi unutuldu. Baf,
Girne, Salamina ve Arsinoi metropolitleri, halkı 'hayır' oyu kullanmaya çağıran ortak bildiri imzaladı. Ancak İki metropolit planı desteklemese de bildiriyi imzalamadı. Planı sadece Güzelyurt metropoliti Neofitos destekliyor..

Talat'tan Rumlara telkin

Annan Planı'na 'Evet' kampanyası başlatan Başbakan Talat, plana 'Hayır' diyen Papadopulos için 'Kararı siyasi intihardır' dedi. Talat'ın bir gözü de koalisyon ortağı Demokrat Parti'nin kararında

10/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'nın kabul edilmesi için kampanya başlatan Başbakan Mehmet Ali Talat, anketlerde 'hayır' cephesinde gözüken adanın güneyine de el atıyor. KKTC Başbakanı dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la referandum sürecine dair son gelişmeleri ele aldığı ve güney ziyaretine dair bilgi verdiği görüşmesinin ardından Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 'hayırcı' tavrını eleştirerek, "Herhalde işi bitirdi, yaptığı siyasi intihardır" yorumunu yaptı. Talat, "Belki de bilerek yaptı. Ona benzer şeyleri, 'Bu işi yürütmeyeceğim' diye etrafına söylemiş. Sayın cumhurbaşkanı da söyledi ve beraber 'hayır' dediler" diye konuştu. Talat, Denktaş'ın 'hayır' kampanyası yürüttüğü hatırlatılıp, 'kendisiyle bir sorununuz var mı' diye sorulması üzerine, "Niye sorun olsun ki? Uygarca yürüteceğiz. Referandumdan sonra da yine yüz yüze olacağız ve yine birbirimizin elini sıkacağız" yanıtını verdi.
KKTC Başbakanı'nın bir gözü de New York ve İsviçre görüşmeleri sürecinde Annan Planı'na nihai şeklinin verilmesinde payı bulunan
koalisyon ortağı Demokrat Parti'nin (DP) lideri Serdar Denktaş'ta. Talat dün, DP'nin Annan Planı'na 'evet' yönünde tavır belirlemesi temennisini yineledi. Talat, "Hayır demeleri, bir anlamda annenin evladını reddetmesi gibi bir durum olur ve doğru değil. Ama DP, kendi kararını kendi verecek. Kararlarına saygım sonsuz" diye konuştu.
Ancak Serdar Denktaş, dün sabah düzenleyeceğini açıkladığı basın toplantısını iptal etti. Bu kararda DP içinde Annan Planı konusunda yaşanan bölünmenin etkili olduğu belirtiliyo
r. Partinin hafta sonunda Annan Planı'yla ilgili tavrını belirlemesi bekleniyor.
KKTC Başbakanı, Kıbrıs'la ilgili 15 Nisan'da Brüksel'de yapılacak olan ve Dünya Bankası, IMF, Kalkınma Bankası gibi kuruluşların da yer alacağı bağış konferansına katılarak T
ürk heyetini temsil edecek.

Güney ziyaretine erteleme
Bu arada, Talat'ın Güney Kıbrıs'a yapacağı ziyaret, Rum Kesimi'ndeki siyasi partilerdeki karışıklık nedeniyle ertelendi. Ziyaretin komünist AKEL ve Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) yetkililerinin yoğun işleri nedeniyle ertelendiği açıklandı.

Denktaş: DP’den evet çıkarsa yıkılırım

 

KKTC Cumhurbaşkanı, oğlu Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın partisinden referanduma ‘evet’ çıkarsa, kendisi için yıkım olacağını söyledi.

 

AA

   

10 Nisan 2004— Denktaş, referandumdan ‘evet’ çıkması halinde, 13 Haziran’daki seçimlerde adaylığını koymayacağını açıkladı.

 


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir konferansa katılmak üzere İstanbul’a geldi. Dün gece bir televizyon programına katılan Denktaş, oğlu Serdar Denktaş’ın genel başkanı olduğu Demokrat Parti’nin referandum konusundaki tavrını Pazar günü açıklayacağını söyledi.
Denktaş, “Temennim Demokrat Parti’nin kuruluş ilkelerine uygun hareket etmesi ve devlete sahip çıkmasıdır. Oğlumun
partisi ‘evet’ derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp ‘niçin böyle dedin’ deme hakkımm yok. Serdar’ın partisi ne derse desin, ‘evet’ diyeceğine inanmak istemiyorum” diye konuştu.
Rauf Denktaş, referandumda KKTC’den ‘evet’ çıkması halind
e ise 13 Haziran’da yapılacak seçimlerde aday olmayacağını açıkladı.

Talat: Gerginlik yaratılmamalı

Başbakan Mehmet Ali Talat, 24 Nisan’da verilecek kararın ikincisi olmayacağını belirterek halkın elini vicdanına koyarak, aklını başına alarak karar vermesini istedi.

Mehmet Ali Talat, “Ok yaydan çıktı” diyerek, Annan Planı’nın onaylanması dışında başka seçeneğin bulunmadığını söyledi.

Talat, Kıbrıs’ta anlaşma sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin gerçek dünyayla buluşacağına da işaret etti. Talat, “Bugüne kadar birazcık da yapay olan ekonomi, çözüm ve Avrupa Birliği’nin devreye girmesiyle gerçek yaşamla, gerçek dünyayla buluşacak” dedi.

Talat, dün öğleden sonra Kamu-Sen Genel Merkezi’ni ziyaret ederek sendika yöneticileriyle görüştü. Talat Kamu-Sen dışında dün Metin Arhun başkanlığındaki Kuzey Kıbrıs Genç İşadamları Derneği (GİAD) heyetiyle de görüştü.

Önemli bir karar aşamasında bulunduklarını ifade eden Talat, Kıbrıs Türkü’nün kararını vereceğini, artık olanın olduğunu ve her şeyin ortaya çıktığını, manzaranın halkın onayına sunulacağını söyledi.

24 Nisan’dan sonra insanların yine birlikte olacağını belirten Talat, bu tarihten sonra insanların birbirinin yüzüne bakabilecek durumda olması gerektiğine işaret ederek, “Gerginlik yaratılmamalı” dedi.

Talat, bunun için başbakan olarak elinden geleni yaptığını ifade ederek, hiçbir toplum kesimini dışlamadan temas kurduğunu söyledi.

Bu kritik dönemde insanların elini vicdanına koyarak, aklını başına alarak karar vermesini isteyen Talat, “Bu kararın ikincisi yok. Bir defa verilecek bir karardır” dedi.

KKTC’de varolan yapının bu şekliyle korunmasının artık mümkün olmadığını söyleyen Başbakan Talat, “Artık planı tartışmaya gerek yok. Artık bu ok yaydan çıktı, bu iş gidiyor” dedi

“YUMURTADAN YENİ ÇIKAN CİVCİV GİBİ”

Konuşmasında, Kıbrıs’ta anlaşma sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin gerçek dünyayla buluşacağına dikkati çeken Başbakan Talat, “Bugüne kadar birazcık da yapay olan ekonomi, çözüm ve Avrupa Birliği’nin devreye girmesiyle gerçek yaşamla, gerçek dünyayla buluşacak” dedi ve şöyle devam etti:

“Çünkü bütün o izolasyon ortadan kalkıyor. Kalkınca tabii bir sürü sorunlarla da karşılaşacağız. Birden bire güneş ışığını görmüş yumurtadan yeni çıkan civciv gibi ya da güneş ışığını görmüş yeni çimlenen bir bitki gibi oluyoruz. Bu da tabii bir sürü riski de beraberinde getirir, önceden tedbir almayı gerektirir. Bunları nasıl karşılayabileceğiz, nasıl çözeceğiz, tabii ki tümü bizim önümüzdeki günlerin sorunları arasında olacak.”

ÖTÜKEN

Ötüken, içinde bulunulan ortamda büyük bir toplumsal uzlaşma ihtiyacı olduğunu kaydetti. Ötüken, bu olmazsa bile toplumun farklılık içinde yaşayabilmesi gerektiğini belirterek, “Ancak kırılgan bir ortamda iddia ve gerekçe ne olursa olsun bir takım genç insanların işten durdurulması ve uzlaşma aranmaması”nın üzücü olduğunu söyledi.

Başbakanla büyük bir mutabakatları olduğunu ifade eden Ötüken, partizanlığın devletin dimağına işlediğini savundu ve bunun devam ettiğini, başbakanın arzu etmesi halinde bunlardan örnekler verebileceğini söyledi.

ARHUN

Başbakanlık’ta saat 18.00’de gerçekleşen görüşmede ilk sözü alan GİAD Başkanı Metin Arhun, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Annan Planı’na ilişkin dernek üyelerinde oluşan soru işaretleri hakkında ilk elden bilgi almak amacıyla Başbakan Talat’ı ziyaret ettiklerini söyledi.

Annan Planı’nın hayata geçmesi halinde ne şekilde uygulanacağı konusunda soru işaretleri bulunduğunu, dolayısıyla planın içeriğini tartışmak yerine nasıl uygulanacağı üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini belirten Arhun, “Bizce planın içeriğine yönelik tartışmalar artık ortadan kalkmalı, çünkü son hali geldi. Bundan sonra tartışacağımız belki ancak planın ne şekilde uygulanacağı olmalı” dedi.

HALKIN SESI 10/04/2004

Güney’den ‘hayır’ çıkarsa KKTC tanınır

Gül, Ankara’da temaslarda bulunan Bangladeş Dışişleri Bakanı Mürşid Han ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerden sonra ortak basın toplantısı düzenledi.

Abdullah Gül, AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in “Rum tarafı hayır dese de, tüm adayı temsil edeceği” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti:

“Bizim zaten Türkiye olarak bu meseleyi tekrar canlandırmamızın, müzakereleri tekrar başlatmamızın birinci sebebi nedir? Daha önce AB tarafından alınan karar gereğince Rum tarafının tek başına Kıbrıs’ı temsilen AB’ye girişini önlemek. Ama böyle bir giriş olursa bu giriş çok farklı olur, AB çok zor durumda kalacaktır, o zaman AB’nin KKTC’ye bakışı dünkü bakışı gibi olamaz.”

Gül, başka bir soru üzerine, referandum sürecinin yürürlükte olduğunu ve son sözün adadaki halklara kalacağını belirterek, ‘Her şey ortada. Her şeyin açık açık okunup tartışılması, çok gayretli ve büyük sorumluluk duygusu içinde değerlendirilmesi, buna göre de karar verilmesi gerekiyor" dedi.

Dışişleri Bakanı Gül, Washington yönetiminin Rum tarafının hayır demesi durumunda Kuzey’e uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracağına dair haberlerin hatırlatılması üzerine de, bunların henüz konuşulmadığını, ancak olayların bu şekilde gelişmesi durumunda KKTC’ye yönelik ambargoların kaldırılmasından başka yol olmadığını da kaydetti. Gül, “Bunun için de şüphesiz ki biz, sonuna kadar tüm enerjimizle bunun için uğraşırız” dedi.

Gül, Bürgenstock’taki görüşmelerde mal-mülk konusunda Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan onay alınıp alınmadığının sorulması üzerine de, KKTC yetkililerinin konuya ilişkin yeni bir teklif getirdiklerini, kendisinin de Denktaş’ın bu teklife ilişkin bilgisi ve onayı olup olmadığını sorduğunu söyledi. Gül, Denktaş’ın da Bürgenstock’a gönderdiği mesajla teklifin Annan planında öngörülen düzenlemelerden daha olumlu olduğu yönünde görüşünü ilettiğini kaydetti.

KONUK DIŞİŞLERİ BAKANI

Konuk Bakan Mürşid Han da, Türkiye ile Bangladeş’in birbirine çok benzeyen iki ülke olduğunu, ilişkilerin her alanda daha da geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.

İslam’ın terörle bir tutulmasını istemediklerini ifade eden Han, “Gerçek İslam’ın terörle savaştığını” söyledi.

Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediklerini de kaydeden Han, bunun medeniyetler çalışması tezlerini de çürütecek bir gelişme olacağını belirtti.

Han, Kıbrıs’taki referandum sürecini takip ettiklerini ifade ederek, “Umarız Kıbrıs ve Türkiye bundan sonra sonsuza dek barış ve uyum içinde olur” diye konuştu.

ABD’den KKTC’ye destek

ABD yetkililer, Kıbrıs’ta referandumun Kuzey’de kabul edilmesi, Güney’de ise reddedilmesı durumunda Kıbrıs Türk tarafının mağduriyetini en aza indirecek adımlar atılacağını söylediler

ABD, Kıbrıs Türk tarafının referanduma onay vermesine karşılık Kıbrıs Rum kesiminin referanduma hayır demesi durumunda, Türk tarafının mağduriyetini en aza indirmek için AB ile iş birliği içinde çalışacak.

Amerikan Dışişleri Bakanlığının üst düzey bir yetkilisi, sadece Rum tarafının hayır dediği bir durumda, çözüm yönünde adım atmış Kıbrıslı Türklere karşı Avrupa Birliğinin büyük sorumluluğu olacağının altını çizdi. Yetkili, ABD’nin de mağdur tarafa yardım etme yaklaşımı içinde olacağını ve bu yönde AB ile işbirliği yapacağını kaydetti.

Amerikalı yetkili, “referanduma evet diyen tarafın mağduriyetini giderme çabalarının, KKTC’nin tanınması gibi bir sonuca kadar gitmeyeceğini” de vurguladı. Aynı yetkili, AB’nin çözüm olmaması ve sadece Rum tarafının AB’ye girmesi durumunda da Kuzey Kıbrıs ile bir şekilde ilişki kurmak zorunda olduğunu, Kuzey Kıbrıs’ı hazırlamak için elinden geleni yapacağını, fon aktarımı, alt yapı desteği, ilişkiler için uygun yasal düzenlemelerin hazırlanması yoluna başvuracağını kaydetti. Yetkili, bir tarafın Annan planıyla oluşturulan bu büyük fırsatı değerlendirmemesinin “sonuçları” olacağına da işaret etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Kıbrıs’ta çözüm yönünde her adımı atan Türkiye’nin AB üyeliği önünde artık Kıbrıs meselesinin sorun olmaması gerektiğini, Kopenhag kriterlerini karşıladığı takdirde Türkiye’nin AB içinde yer bulması gerektiğini söyledi. Yetkili, “Kıbrıs’ta sonuç ne olursa olsun, Kıbrıs artık Türkiye’nin AB üyeliğine engel olmamalı” dedi.

HALKIN SESI 10/04/2004

45 bin kişilik liste yarın BM'ye veriliyor

Başbakan Talat, Annan Planı uyarınca devam eden takvim ve temasları hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş'a bilgi verdi

45 bin kişilik liste yarın BM'ye veriliyor

BİR GÜNLÜK ERTELEME... Başbakan Mehmet Ali Talat, takvim uyarınca BM Genel Sekreterliği'ne bugün verilmesi gereken 45 bin kişilik Türkiye kökenli vatandaş listesi için bir günlük erteleme istediklerini, listenin yarın verileceğini söyledi

ZOR BİR ÇALIŞMA... Talat: 45 bin kişilik liste henüz tamamlanmadı. Çok zor bir çalışma, arkadaşlar her gece sabahlara kadar çalışıyorlar. Liste için BM'den bir günlük erteleme istedik. Şu anda hazır değil ama tamamlanırsa, ertelemeye gerek kalmaz

Başbakan Mehmet Ali Talat, takvim uyarınca BM Genel Sekreterliği'ne bugün verilmesi gereken 45 bin kişilik Türkiye kökenli vatandaş listesi için bir günlük erteleme istediklerini, listenin yarın verileceğini söyledi.

Mehmet Ali Talat, Annan Planı uyarınca devam eden takvim ve temasları hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş'a bilgi verdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'la bu sabah yaklaşık 20 dakikalık bir görüşme yapan Başbakan Talat, çıkışında gazetecilere geniş açıklamalarda bulundu.

Talat, Denktaş'a takvim ve Güney Kıbrıs'a yarın yapacağı ziyaret hakkında bilgi verdiğini söyledi.

BM Genel Sekreterliği'ne yarın sunulması gereken 45 bin kişilik vatandaş listesinin de ele alındığını söyleyen Talat, listeyle ilgili çalışmaların yoğun bir şekilde devam ettiğini ve BM Genel Sekreterliği'nden bu konuda ek süre talep ettiklerini açıkladı.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Talat, "Her konuyu görüştük, kurum ve kuruluşların oluşturulmasıyla ilgili hazırlıklar ve yükümlülüklerimiz var, onları ele aldık, yani her şeyi konuştuk" dedi.

Güney Kıbrıs'ta bugün yapacağı temaslar hakkında da Cumhurbaşkanı'na bilgi verdiğini söyleyen Talat, gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını da yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş ise görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

45 bin kişilik liste yarın veriliyor

Bir soruya karşılık, takvim uyarınca BM Genel Sekreterliği'ne bugün verilmesi gereken 45 bin kişilik vatandaş listesiyle ilgili çalışmalar hakkında da Cumhurbaşkanı Denktaş'a bilgi verdiğini söyleyen Başbakan Talat, "Liste henüz tamamlanmadı. Çok zor bir çalışma, arkadaşlar her gece sabahlara kadar çalışıyorlar" dedi.

Liste için BM'den bir günlük erteleme istediğini de söyleyen Talat, "Şu anda hazır değil, ama bakarsınız çalışma akşama kadar tamamlanır ve ertelemeye gerek kalmaz" diye de ekledi.

Başbakan Talat, başka bir soruya karşılık, Annan Planı uyarınca ortak devlete bağlı Merkez Bankası'nda görev yapacak Türk üyelerin ise bugün BM Genel Sekreterliği'ne bildirileceğini söyleyen Başbakan Talat, isimlerin belli olmadığını kaydetti.

Başbakan Talat, Güney Kıbrıs'ta yapacağı temaslar hakkında da Cumhurbaşkanı Denktaş'a bilgi verdiğini söyledi.

DP 'hayır' derse annenin evladını reddetmesi...

Koalisyon ortağı Demokrat Parti'nin, katkıda bulunduğu Annan Planı'na 'evet' demesine ilişkin temennisini de tekrarlayan Başbakan Talat, "Hayır demeleri bir anlamda annenin evladını reddetmesi gibi bir durum olur ve doğru değil. Ama DP kendi kararını kendi verecek. Kararlarına saygım sonsuz" diye konuştu.

Referandum Yasası

Anayasa Mahkemesi'nin Referandum Yasası'yla ilgili dünkü oturumunda olumlu karar çıkacağına inandığını söyleyen Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın referandumu erteleme talebiyle ilgili olarak da, "Papadopulos'un fikriydi, herhalde iyi bir şey olmaz" dedi.

Papadopulos işi bitirdi

Referanduma "hayır" kampanyası başlatan Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos için, "Herhalde işi bitirdi, yaptığı siyasi intihardır" diyen Talat, "Belki de bilerek yaptı. Ona benzer şeyleri, 'bu işi yürütmeyeceğim' diye etrafına söylemiş. Sayın Cumhurbaşkanı da söyledi ve beraber 'hayır' dediler" ifadelerini kullandı.

Denktaş'la uygarca yürütülecek

Refranduma yönelik "hayır" kampanyası başlatan Cumhurbaşkanı Denktaş'la aralarında herhangi bir sorun olup olmadığına ilişkin sorulara ise Talat şu karşılığı verdi:

"Niye sorun olsun ki, uygarca yürüteceğiz. Referandumdan sonra da yine yüz yüze olacağız ve yine birbirimizin elini sıkacağız. Tüm halkımız uygar bir ilişki içerisinde olsun. Demokratik bir mücadele veriliyor ve bu mücadelenin sonucu olumlu veya olumsuz olur... Benim umudum olumlu olması ve hep beraber yepyeni bir Kıbrıs yaratmak. Ama sonuç ne olursa olsun toplumsal bütünlüğümüzü korumak ve bu konuda kim olursa olsun kimseye fırsat vermememiz lazım. O nedenle Sayın Cumhurbaşkanı ile farklı görüşleri savunsak bile uygar ilişkimiz her zaman devam edecek. Herkesin de böyle davranması en doğru hareket olur."

Türkiye'den kampanya

Türkiye'den bazı parti ve kuruluşların kampanya için KKTC'ye geleceğine ilişkin haberlerle ilgili olarak da Talat, "Kıbrıs Türk halkını Türkiye'deki kuruluşların liderleri bilgilendirirse çok garip bir durum ortaya çıkar. Ben tavsiye etmiyorum. Biz kendi işimizi kendimiz hallederiz. Burada gerginlik yaratılmasını, kendi demokratik çalışmamıza müdahale edilmesini doğru bulmuyorum" diye konuştu.

Bağış konferansı

Brüksel'de 15 Nisan'da yapılacak Kıbrıs'la ilgili bağış konferansı hakkındaki soruları da yanıtlayan Başbakan, Arı Hareketi'nin girişimiyle 14 Nisan'da düzenlenecek bir toplantı için Brüksel'e gideceğini ve bu nedenle 15 Nisan'daki Bağış Konferansı'na Kıbrıs Türk tarafını temsilen davet aldığını kaydetti. Talat, Dünya Bankası, İMF, Kalkınma Bankası dahil ilgili tüm tarafların katılacağı bağış konferansına KKTC'den başka katılım olup olmayacağının ise netleşmediğini kaydetti.

Bağış Konferansı'nda 15 dakikalık bir sunuş konuşması yapacağını ve Dünya Bankası ile AB tarafından hazırlanan ihtiyaç raporunun sunulacağını belirten Talat, bu takdimin ardından yapılacak bağışların ortaya çıkabileceğini ekledi.

KIBRIS 10/04/2004

Anayasa Mahkemesi'den referandum yasasına evet

Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından onaylanmayıp görüş almak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen referandum yasasının, Anayasa'ya uygun bulunduğuna ilişkin karar oybirliğiyle alındı

Anayasa Mahkemesi'den referandum yasasına evet

KARAR OYBİRLİĞİYLE ALINDI... Cumhuriyet Meclisi tarafından onaylanan, ancak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından onaylanmayıp görüş almak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası", Anayasa'ya uygun bulundu. Karar, Anayasa Mahkemesi'nde oybirliğiyle alındı

REFERANDUM YAPILABİLİR... Anayasa Mahkemesi, "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası'nın Anayasaya aykırı olmadığı" görüşüne vardı. Kararda, "KKTC Anayasası'nın bir federasyon kurulmasına" olanak tanıdığına da atıfta bulunuldu

GÖRÜŞMELER NEDEN YAPILDI... KKTC Anayasası'nın bir federasyon kurulması amacıyla toplumlararası görüşmelere ve dolayısıyla KKTC'yi sona erdirip yeni bir devlet kurulmasına izin verdiği öne sürülmektedir. Bu izin nedeniyle yıllardan beri toplumlararası görüşmeler yapılmış, toplumlararası görüşmeleri destekleyen yasalar kabul edilmiş, New York süreci başlatılmış ve İsviçre görüşmeleri yapılmıştır

Cumhuriyet Meclisi tarafından onaylanan, ancak yürürlüğe girmesi için onayı gereken Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından onaylanmayıp görüş almak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen referandum yasasının, Anayasa'ya uygun bulunduğuna ilişkin karar Anayasa Mahkemesi'nde oybirliğiyle alındı.

KKTC vatandaşlarının, Kıbrıs sorununu çözümünü sağlayacak Annan Planı'nı, plan çerçevesinde oluşturulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ve yeni devletin AB'ye üyeliğini kabul edip etmediğini belirlemek üzere çıkarılan referandum yasasının, Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası'nın Anayasaya aykırı olmadığı" görüşüne vardı. Aynı kararda, "Ancak bu gerçeğe karşı KKTC Anayasasının bir federasyon kurulması amacıyla toplumlararası görüşmelere ve dolayısıyla KKTC'yi sona erdirip yeni bir devlet kurulmasına izin verdiği öne sürülmektedir. Bu izin nedeniyle yıllardan beri toplumlararası görüşmeler yapılmış, toplumlararası görüşmeleri destekleyen yasalar kabul edilmiş, New York süreci başlatılmış ve İsviçre görüşmeleri yapılmıştır" görüşleri de dikkat çekti.

Esas adı "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası" olan referandum yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararı, dün saat 11.00'de Mahkeme Başkanı Taner Erginel tarafından açıklandı.

22 Mart'ta Meclis'ten geçen ve Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından 1 Nisan'da görüş için Anayasa Mahkemesi'ne gönderilen referandum yasası, Anayasa Mahkemesi'nin 5 Nisan'da yaptığı duruşmada ele alınmıştı.

Anayasa Mahkemesi olarak oturum yapan Taner Erginel başkanlığında Metin A. Hakkı, Nevvar Nolan, Mustafa H. Özkök ve Seyit A. Bensen'den oluşan Yüksek Mahkeme'nin "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası"nın Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin kararının tam metni basına dağıtıldı.

Referendum yasasının Anayasa'ya aykırı olup olmadığıyla ilgili olarak mahkemeye başvuran Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş adına Başsavcı Akın Sait ile yasayı çıkaran Cumhuriyet Meclisi adına Ali Fevzi Yeşilada'nın hazır bulunduğu duruşmaya, medya ve hukuk camiası büyük ilgi gösterdi.

Medya mensupları ile savcılar ve avukatların bir kısmı, mahkeme salonuna sığmazken; salona girebilen kalabalığın bir kısmı da duruşmayı ayakta izledi. Duruşmanın başında, basına görüntü alma imkanı da sağlandı.

Erginel'in açıklaması

Anayasa Mahkemesi'nin "Görüş Bildirisi" başlığı altındaki kararının okunduğu duruşmanın ardından, basın mensuplarının yoğun istemi üzerine basının karşısına çıkan Taner Erginel, mahkemenin kararı hakkında kısa bir değerlendirmede de bulundu. Erginel, gazetecilere, mahkemenin kararını da dağıttı.

Anayasa'nın bazı maddelerinin "KKTC'nin bağımsız ve sürekli bir devlet olduğunu" söylediğini, bazı maddelerin ise "toplumlar arası görüşmelerin yapılmasına ve yeni bir federasyon yapılmasına" izin verdiğini anlatan Erginel, Anayasa'nın içinde iki farklı düzenleme olduğunu, buna benzer durumun KKTC kurulurken de yaşandığını belirtti.

KKTC'nin Federe Devlet Anayasası'na aykırı olarak kurulduğunu, ama orada da anayasasının bazı maddelerinin devlet değişikliğine yeşil ışık yaktığını söyleyen Erginel, o zaman da konunun Anayasa Mahkemesi'ne geldiğini ve halkoyuna sunuş olacağı ve halkın en yüksek irade olduğu dikkate alınarak Anayasa'ya aykırılığın bulunmadığını kaydetti. Erginel, kendilerinin de bunu emsal olarak aldıklarını bildirdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Erginel, önemli olanın halk oyuna başvurma olduğunu söyleyerek, halkın en yüksek irade olduğunu vurguladı. Erginel, "Yeter ki halk oylaması, halkın özgürce kanaatini oluşturmasına ve özgürce görüşlerini ifade etmesini olanak sağlayacak şekilde yapılsın. Bu yapıldıktan sonra anayasanın bazı maddelerindeki çelişkiler giderilmiş kabul edilebilir" dedi.

Erginel, "referandum süreci başladı" denilip denilemeyeceğinin sorulmasına karşılık da, "evet" yanıtını verdi.

Kararın tam metni

Yüksek Mahkeme Heyeti'nin, Cumhurbaşkanı adına Başsavcı'nın mahkemeye yönelttiği "Halkoylaması Yasasının KKTC Anayasasına aykırı olarak Anayasayı ortadan kaldırması veya değiştirmesi yasal mı?" ve "Yasanın 2.,3., ve 9'uncu maddeleri uyarınca referandumda halkoyuna sunulacak olan metinlerin, tercüme edilememesi halinde İngilizce olarak halkoylamasına sunulması Anayasa'nın 2. maddesinin (2)'inci fıkrasına uygun mudur?" sorularını dikkate alarak yaptığı değerlendirme ve analiz sonucunda vardığı karar Mahkeme Başkanı Taner Erginel tarafından şu şekilde açıklandı:

Kararın tam metni şöyle

GÖRÜŞ BİLDİRİSİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisinde 22.3.2004 tarihinde kabul edilen Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Hükümler) Yasasının Anayasaya aykırı olup olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinden görüş isteminde bulunmuştur.

Cumhurbaşkanı adına Anayasa Mahkemesinde hazır bulunan Başsavcı Sn. Akın Sait'in sorduğu soruları iki başlık altında toplamak mümkündür.

Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve geçici kurallar) Yasasının KKTC Anayasasını ortadan kaldırmayı öngören hükümleri Anayasaya aykırı mı?

2) Yasanın 2.,3., ve 9'uncu maddeleri uyarınca referandumda halkoyuna sunulacak olan metinlerin, tercüme edilememesi halinde İngilizce olarak halkoylamasına sunulması Anayasa'nın 2. maddesinin (2)'inci fıkrasına aykırı mı?

Sn. Başsavcının öne sürdüğü görüşleri sırayla ele alarak inceleyelim.

1) Halkoylaması Yasasının KKTC Anayasasına aykırı olarak Anayasayı ortadan kaldırması veya değiştirmesi yasal mı?

KKTC Anayasasının 162. maddesine göre Anayasanın 9. maddesinde belirtilen kurallar saklı kalma koşuluyla Anayasanın kısmen veya tamamen değiştirilmesi için en az on meclis üyesinin önerisi ve üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyu gerekir. Bu oylamadan sonra ise halkoyuna başvurmak gerekir. 9. maddeye göz attığımızda değişemeyecek kurallar arasında devletin şekli ve ülkenin bölünmez olması bulunduğunu görürüz.

Ayrıca egemenliğin halkın olduğu ve hiç bir makam veya merciin kaynağını Anayasadan almayan bir yetki kullanamayacağı kuralı yer almaktadır.

Halkoylaması yasası yeni bir Anayasanın yürürlüğe girmesini öngörmektedir. Halkoylaması ile KKTC Anayasası ortadan kalkacak ve yerine yeni bir Anayasa geçecektir. Bu değişikliğin KKTC Anayasanın 162 ve 9. maddelerine uygun olmadığı açıktır. Ancak bu gerçeğe karşı KKTC Anayasasının bir federasyon kurulması amacıyla toplumlararası görüşmelere ve dolayısıyla KKTC'yi sona erdirip yeni bir devlet kurulmasına izin verdiği öne sürülmektedir. Bu izin nedeniyle yıllardan beri toplumlararası görüşmeler yapılmış, toplumlararası görüşmeleri destekleyen yasalar kabul edilmiş, New York süreci başlatılmış ve İsviçre görüşmeleri yapılmıştır. Halkoylaması Yasasını değerlendirirken tüm bu çalışmaları birlikte göz önünde bulundurmamız ve KKTC Anayasasının tümüne izin verip vermediğini araştırmamız gerekmektedir.

Anayasanın 163. maddesi, Anayasanın başlangıç kısmını Anayasanın metninden saymaktadır. Anayasamızın başlangıç kısmında şöyle denmektedir:

"Kıbrıs Türk Halkı, Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olarak; 15 Kasım 1983 tarihinde, büyük bir coşku ve oybirliği ile kabul edilen Bağımsızlık Bildirisini yaşama geçirmek... amacıyla... KKTC Anayasasını kabul ve ilân eder."

Buna göre KKTC Anayasası 15 Kasım, 1983 tarihinde kabul edilen Bağımsızlık Bildirisinde belirtilenleri yaşama geçirme amacıyla kabul edilmiştir.

15 Kasım 1983 tarihinde resmi gazetede yayınlanan Bağımsızlık Bildirisinin 22 (b) maddesi şöyledir:

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilânı, iki eşit halkın ve onların kurdukları yönetimlerin, gerçek bir federasyon çatısı altında yeniden bir ortaklık kurmalarını engellemez; tam aksine, bir federasyon kurulabilmesi için gerekli ön şartları tamamlayarak bu yoldaki samimi çabaları kolaylaştırabilir. Bu yolda her yapıcı çabayı göstermeğe kararlı olan Kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti başka hiçbir devletle birleşmeyecektir."

Bağımsızlık Bildirisinin 22(b) maddesinden anlaşılacağı gibi KKTC Anayasası bir federasyon çatısı altında Kıbrıs'ta yaşayan iki eşit halkın yeniden ortaklık kurmalarını engellemez. Buna göre KKTC Anayasası bir taraftan tamamen bağımsız ve sürekli bir devlet kurmuş, diğer taraftan yeni bir devlet oluşturulmasına açık kapı bırakmıştır. Yeni devlet kurma çalışmalarını KKTC Anayasasında yer alan tamamen bağımsız ve sürekli devlet özelliği ile bağdaştırmak kolay değildir.

Ortaya çıkan bu çelişkiyi açıklayabilmek için devletlerin sona ermesi ve kurulmasına ilişkin teorik bilgilere başvurmamız yararlı olacaktır. Dünyadaki örnekleri araştırdığımız zaman görürüz ki bir devletin son bulup yeni bir devletin kurulması genellikle fiili bir güçten sonra yaratılan hukuk boşluğu sürecinde olmaktadır. Savaş, hükümet darbesi, devrim, sömürge olan bir ülkenin bağımsızlığı gibi hallerde yeni devlet doğmaktadır. Yeni devlet kurulduğunda daha önceki devlet son bulmuştur ve yeni devletin daha önceki devletin yasalarına uygun olarak kurulup kurulmadığının tartışılması söz konusu değildir. Bağımsız devletlerin bir araya gelerek bir federasyon kurmaları da mümkün olmakla birlikte bu çok ender hallerde gerçekleşmiştir. Buna örnek 1787 ABD federal devletini gösterebiliriz. Ancak burada da federal devletin daha önceki devlet yasalarına aykırı kurulduğu iddiası yapılıp tartışılmış değildir. Avrupa Birliği gibi uluslararası birliklere katılmak uluslararası anlaşmalar ve karşılıklı mutabakatla gerçekleşen bir olay olup konumuzla ilgili bir olay değildir.

Yeni bir devlet kurulmasının eski yasa ve Anayasaya uygun olup olmadığının tartışılması dünyada örneğine rastlanmayan bir olay olmasına rağmen geçmişte Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleşmiştir. Söz konusu tartışma Kıbrıs Türk Federe Devletine son verip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulurken yapılmıştır.

Bir devletin son bulup yeni bir devletin kurulması niye devrim, darbe ve savaş gibi hallerde fiili güçle gerçekleşebilsin? KKTC halkının KTFD'yi terk edip KKTC'yi kurarken izlediği yöntem acaba uygar bir halkın devletini nasıl değiştirebileceği konusunda dünyaya örnek olamaz mı? Bir devlet devam ederken barışçı yollardan yeni bir devlet kurulamaz mı?

Anayasa Mahkememiz (34/83; D.3/84) sayılı davada KTFD devam ederken KKTC'nin kurulmasının KTFD Anayasasına uygun olup olmadığını tartışmıştır. Bu davada Toplumcu Kurtuluş Partisi, Yasama Meclisinin 15.11.1983 tarihinde verdiği KKTC'nin kuruluşunu onaylayan karardan sonra 2.12.1983 tarihinde verdiği KKTC Kurucu Meclisinin oluşmasına ilişkin kararın Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasına aykırı olduğunu iddia etmiş ve iptalini talep etmiştir. Meclisin üçte iki çoğunlukla değil basit çoğunlukla aldığı bu karar Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasının 138. maddesi ile uyum içinde değildi. Çünkü 138. madde Anayasanın meclis üyelerinden en az yedisinin önerisi ve üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyu ile değiştirilebileceğini belirtiyordu. Federe Devlet Anayasasının 135(1) maddesine göre ise federe devlet statüsünün değişmesi mümkün değildi. Yani oybirliği ile dahi federe devlet statüsü değiştirilemezdi. Buna rağmen KKTC'nin ilânı ile bu statü değiştirilmiştir. Başsavcılığın bu davada yaptığı savunmalar önemlidir.

"Bağımsızlık kararı ile yapılan bir anayasa tadili olmayıp yeni bir düzen değişikliğidir. Bu durumda İktidar pozitif hukuk normlarına bağlı olmadan düzenini kurma yetkisine sahiptir.

Gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin oluşumuna ilişkin 15.11.1983 tarihli karar gerekse Kurucu Meclisin oluşumuna ilişkin 2.12.1983 tarihli karar anayasal nitelikli ve anayasal seviyede kararlar olup iptal davası mevzuu yapılamazlar.

Bağımsızlık kararı anayasal nitelikte olan ve Anayasayı büyük bir ölçüde ortadan kaldıran bir karardır. Bu karar ile Federe Meclisin varlığı da ortadan kalkmıştı. Kurucu Meclis haklı ve meşru bir kararla oluştu. Meşruluğu yapılacak yeni bir Anayasanın halkoyuyla kabul edilmesi ile perçinleşmiş olacaktır."

Anayasa Mahkememiz (34/83;D.3/84) sayılı davada konuyu değerlendirirken öncelikle KTFD'nin de benzer bir yöntemle oluştuğunu yani daha önceki yasalara uymayan bir kararla kurulduğunu fakat daha sonra halk oyuna başvurulmasının yasallığı sağladığını göz önünde bulundurmuştur. Anayasa Mahkemesi 2.12.1983 tarihli kararın 15.11.1983 tarihli karar gibi anayasal nitelikte ve seviyede olduğu ve Anayasaya aykırılığının öne sürülüp iptal edilemeyeceği kanısına varmıştır.

KKTC kurulduktan sonra yeni devlet kurma çalışmaları sadece Devlet Başkanı veya Hükümet düzeyinde yürütülmüş değildir. Meclis kararları da buna destek olmuştur.

15.3.1985 tarihli resmi gazetenin 4'üncü ekinde yayınlanan Kurucu Meclisin 12 Mart 1985 tarihli kararı şöyledir:

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasasının Kabulünün, İki Eşit Halkın Federasyon Çatısı Altında Yeniden Bir Ortaklık Kurmalarını Engellemeyeceği Hakkındaki Karar:

Kıbrıs Türk halkının meşru ve önüne geçilmesi imkansız istek ve iradesine tercüman olan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olarak kurulduğunu dünya ve tarih önünde ilan eden 15 Kasım 1983 tarihli Bağımsızlık Bildirisi'nin 22. maddesinin (b) fıkrasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının, iki eşit halkın ve onların kurdukları yönetimlerin, gerçek bir federasyon çatısı altında yeniden bir ortaklık kurmalarını engellemediği, tam aksine, bir federasyonun kurulabilmesi için gerekli ön şartları tamamlayarak, bu yoldaki samimi çabaları kolaylaştırabileceğinin vurgulandığını dikkate alan Kurucu Meclis, Bağımsızlık Bildirisi'nde belirtildiği üzere, kabul ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası'nın, iki eşit halkın, iki toplumlu ve iki kesimli gerçek bir federasyon çatısı altında ortaklık kurmalarını engellemediğini vurgular."

21.5.1993 tarihli resmi gazetenin 4'üncü ekinde yayınlanan Cumhuriyet Meclisinin 18 Mayıs 1993'de aldığı kararda ise şöyle denmektedir:

"Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulunması amacıyla eşit düzeyde sürdürülen toplumlararası görüşmeleri destekler ve soruna bulunacak nihai çözümde Kıbrıs'taki iki halkın iradelerinin esas olduğu, bulunacak çözüm şeklinin Kıbrıs'ta yaşayan her iki ulusal halkın ayrı ayrı yapacakları referandumlar sonucu yürürlüğe girebileceğini belirtir."

Yukarıda anlatılanlardan görüleceği gibi bugün karşı karşıya olduğumuz ve yanıtlamamız gereken yasal sorun KKTC kurulurken ortaya çıkan sorundan farklı değildir. KKTC Anayasası bir taraftan tamamen bağımsız bir devlet kurmuş diğer taraftan yeni bir devlet kurulmasına açık kapı bırakmıştır. Anayasaya, bağımsız ve sürekli devlet yapısına aykırı olsa bile toplumlararası görüşmeler sürekli olarak yapılmıştır. Varılacak sonucun en yüksek iradeye sahip halkoyuna sunulacak olmasının tüm yasal sorunları gidereceği kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkememizin (34/83; D.3/84) sayılı davada belirttiği görüşlere katılıyoruz. Yeni devlet kurma çalışmaları Anayasal nitelik ve seviyede çalışmalar olup bu çalışmaların Anayasaya aykırı olduğunu öne sürmek ve iptalini talep etmek mümkün değildir. Yeni devlet kurma önerisi, KKTC halkının kendi kaderini tayin etme hakkını kullanması anlamına gelmektedir. En yüksek irade olan halkoyuna başvurulacak olması çalışmaların yasallığını sağlamaktadır. Halkoylamasının KKTC halkının iradesini özgürce oluşturmasına ve doğru bir şekilde açıklamasına fırsat vermesi koşuluyla yasal sorunları ortadan kaldıracağı görüşündeyiz.

Yasanın 2.,3., ve 9'uncu maddeleri uyarınca referandumda halkoyuna sunulacak olan metinlerin, tercüme edilememesi halinde İngilizce olarak halkoylamasına sunulması Anayasa'nın 2. maddesinin (2)'inci fıkrasına uygun mudur?

Sn. Başsavcının sorduğu 2. soru halkoyuna sunulacak metinlerin tercüme edilmemesi nedeniyle İngilizce olarak halkoyuna sunulmasının Anayasanın 2. maddesinin 2. fıkrasına uygun olup olmadığıdır. Sayın Başsavcının sorusunu incelediğimiz zaman yasaların tercüme edilememesinden bir olasılık olarak söz edildiğini görürüz. Halkoylaması Yasasında ise yasaların İngilizce olarak halkoyuna sunulacağı konusunda herhangi bir ayrıntı yoktur. Bu nedenle bu soruya yanıt vermemize olanak bulunmadığı görüşündeyiz.

Sonuç olarak önümüze sunulan bilgiler ışığında Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası'nın Anayasaya aykırı olmadığı görüşündeyiz.

KIBRIS 10/04/2004

Anayasa Mahkemesi'nin kararını da beğenmedi...Denktaş'tan hakimlere veryansın

BAŞSAVCIDAN GÖRÜŞ İSTEDİ... Denktaş, Anayasa Mahkemesi'nden çıkan kararı beğenmedi ve hakimleri eleştirerek, bazı konuları göz ardı ettiklerini öne sürdü. Aydınlatılmak istediği hususlar bulunduğunu belirten Denktaş, başsavcıdan yine görüş istedi

HAKİMLER ETKİLENDİ... Denktaş, "Hakimlerimiz tabiatıyla bunca zamandır süren görüşmelerden de etkilenmişlerdir. Bu görüşmelerin bir sonuca varmamış olmasını kaale almamışlardır. Egemenliğimizi tanımayan, devletimizin varlığını tanımayan belgeler yumağı referanduma sunulacak" dedi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Anayasa Mahkemesi'nin Referandum Yasası ile ilgili aldığı kararı beğenmeyerek, aydınlatılmak istediği hususlar bulunduğunu belirtti ve başsavcıdan görüş istedi.

Denktaş, hakimleri eleştirerek, bazı konuları göz ardı ettiklerini öne sürdü. Cumhurbaşkanı Denktaş, "Hakimlerimiz tabiatıyla bunca zamandır süren görüşmelerden de etkilenmişlerdir. Bu görüşmelerin bir sonuca varmamış olmasını kaale almamışlardır. Egemenliğimizi tanımayan, devletimizin varlığını tanımayan belgeler yumağı referanduma sunulacak" dedi.

Anayasa Mahkemesi'nin kararının dün öğleden sonra geç eline ulaştığını, Başbakan Talat'ın da kendisini arayarak "zaman daralıyor bakacak mısınız, imzalayacak mısınız" diye sorduğunu açıklayan Denktaş, şöyle dedi:

"Şimdi arabada gelirken kararı okudum. Benim görevim ve mükellefiyetim devletin varlığını korumaktır. Zannedersem hakimlerimizin görevi de budur. Yasaların yorumlanmasında devletin varlığı ve korunması esas olarak alınır diye biliyorum. Bu görüşleri okudum ve Başsavcıyla temasa geçtim telefonda aydınlatılmak istediğim hususlar vardır. Bundan istinaf olur mu? 'Olmaz' dedi. Aydınlatılmak istediğim hususlar vardır diye yeni bir soru veya soru dizisi sorabilir miyiz diye sordum. Dedi ki 'buna bakacak ve pazartesine bana görüş verecekler' diye konuştu.

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın acelesini anladığını belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, iki günlük bir gecikmenin bir şey kaybettirmeyeceğini belirterek, hükümet ve ilgili makamların referandum yapılacakmış gibi hazırlıklarını sürdürebileceklerini kaydetti.

Denktaş, "Maksadım referandumu geciktirmek veya önlemek değildir. Yasal bir şekilde kendimi ve devlete bağlı herkesi korumaktır. Aksi takdirde gün gele ne hakla siz bunu yaptınız diye mahkemeye çekebilirler, cezalandırabilirler" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Yasal ise hiçbir şey kaybetmeyiz, yasal değilse de yine bir şey kaybetmeyiz" diyerek, görevinin devlet açısından her şeyi araştırmak ve her şey yasal ise ona göre hareket etmek olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konferanslar vermek, bazı televizyon kanallarında mülakatlara katılmak ve temaslar yapmak üzere dün akşam saat 19.00'da İstanbul'a gitti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ı Geçitlkale Havaalanı'nda Meclis Başikanı Fama Ekenoğlu, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Işık Koşaner ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul uğurladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş Geçitkale Havaalanı'nda Anayasa Mahkemesi'nin Referandum Yasası'yla ilgili aldığı karara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kararda "hakimlerin bir konuyu göz ardı ettiklerini" söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, 1983 Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi'nin çelişki halinde olmadığını, bağımsız ve egemen bir devlet kurulduğunu, Bağımsızlık Bildirisi'nde de bu kuruluşun federasyon kurmaya mani olmadığını, hatta yardımcı olacağının belirlendiğini kaydetti. Denktaş, "Egemen devletler federasyon kurma yetkisine sahiptir, egemen devlet olarak. Hakimlerimiz tabiatıyla bunca zamandır süren görüşmelerden de etkilenmişlerdir. Bu görüşmelerin bir sonuca varmamış olmasını kaale almamışlardır" dedi. Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinde uzlaşma sağlanmadığına dikkat çekti.

Hakimlerin kararda kurulacak federasyondan yeni devlet kuruluyor diye bahsettiklerini ve anayasaya aykırı olmayacağı kanaatine vardıklarını söyleyen Denktaş, buna da federe devletten devlete örneğini gösterdiklerini söyledi. Denktaş, "Federe Devlet'in kuruluşu ve KKTC'ye dönüşü halkın temsilcileri tarafından yapılmıştır. Halkın meclisinde günlerce incelenerek yapılmıştır. Burada başkalarının yapmış olduğu egemenliğimizi tanımayan, devletimizin varlığını tanımayan, belgeler yumağını referanduma sunmaktadırlar" dedi.

Bu yumağın içerinde KKTC'nin anayasasını ortadan kaldıracak bir anayasa da bulunduğunu vurgulayan Denktaş, esas meselenin bu olduğunu federal devlet anayasasının halkın meclisinden geçmediğini ve halkın bu anayasayı bilmediğini ifade etti.

Federal devlet anayasasını İsviçre'den getirildiğinde gördüğünü belirten Denktaş, gazetede yayınlanan bu anayasanın De Soto veya ekibi tarafından değiştirilerek Atatürk'e atıf yapılan ne varsa çıkarıldığını söyledi.

Denktaş, bizim anayasamızda federasyona gidilir diye açık kapı vardır barış için. Bize sorulan soru federasyona gider misiniz sorusu değildir, önümüze konan bir plandır ve bu plan hakkında uzlaşma yoktur. Ve bu planın içerisinde bizim yapmadığımız, meclisimizden geçmeyen, halkımızın bilgisi dahilinde olmayan, kabul edilmemiş olan bir anayasa vardır ki bu anayasa egemenliğimizi ortadan kaldırmakta ve müşterek bir devlete egemenliği hediye etmektedir. Dolayısıyla Sayın Başsavcı'ya soruyorum. Bu konuları yeniden düşünmeleri için ek görüş ve ek soru sorabilir miyim, sorabilirsem soracağım soramazsam tabiatıyla bunu pazartesi imzalamış olacağım istemeyerek ve de oldukça kırılarak" diye konuştu.

İngilizce olan bir paketin resmi dili Türkçe olan bir halka referandumda sorulup sorulamayacağı konusunda da tereddütleri olduğunu söyleyen Denktaş, özetle, "Sayın hakimler zannedersem KKTC'de yaşıyorlar ve mahkeme kurallarında herkesin bildiği vakaların kaale alınacağı bir kuraldır" dedi.

Bu sonucu da sormak istediğini söyleyen Denktaş, yasaların İngilizce ve 9 bin sayfa olduğunu belirterek, yasaların içerisinde Türk halkını büyük ölçüde ilgilendiren çok önemli hususlar bulunduğunu aktardı.

Referanduma sunulacak yasaların Kıbrıs Rum devletiymiş gibi hazırlandığını söyleyen Denktaş, bu yasaları siyasi seviyede inceleyemediklerini, incelenmesine de "zaman yok diyerek" müsaade edilmediğini belirterek, "Zaman içerisine hepimiz hapsettiler. Pazartesi geldiğimde Sayın Başsavcı'nın görüşünü alacağım. Tamamdır derse tamamdır, hayır sorabilirsin derse soracağım" dedi.

KIBRIS 10/04/2004

DP, kararını mini referandumla verecek

6 BİN ÜYE OY KULLANACAK... Annan Planı için 24 Nisan'da düzenlenecek referanduma yönelik tutumunu açıklamayan tek parti konumundaki Demokrat Parti (DP), kararını üyeye yönelik "mini referandum"la belirleyecek. Bugün ve yarın, 10 yerde kurulacak sandıklarda yaklaşık 6 bin DP üyesi oy kullanacak

Annan Planı için 24 Nisan'da düzenlenecek referanduma yönelik tutumunu açıklamayan tek parti konumundaki Demokrat Parti (DP), kararını üyeye yönelik "mini referandum"la belirleyecek.

Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefke'de ilçe, Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Mehmetçik'te örgüt binaları ile Gelincik'te Sağlık Ocağı'nda kurulacak sandıklarda, 6 bin civarında DP üyesi bugün ve yarın oylarını kullanarak, DP'nin 24 Nisan'da yapılacak referandumdaki tavrının ne olacağı sorusuna yanıt verecek.

DP Genel Merkezi'nden verilen bilgiye göre listelere kayıtlı üyeler bugün 09:00-20:00; pazar günü ise 09:00-19:00 saatleri arasında oylarını kullanabilecekler.

Bu akşam oylamanın bitmesinin ardından sandıklar parti merkezine getirilecek ve pazar günü aynı yerlerde yeni sandıklar kurulacak. Pazar akşamı saat 19.00'da kapanacak sandıklar yine genel merkeze getirilecek ve noter huzurunda kilitlenecek. Sayım işlemi ise pazartesi yapılacak.

Kayıtlı DP üyelerinin kimlik kartlarını göstererek ve imza karşılığı oy kullanacağı mini referandumda üyelere "Kıbrıs'ın AB'ye birleşik olarak gireceği yeni düzeni hayata geçirecek kuruluş anlaşması ve tüm eklerini! Kıbrıs Rum-Kıbrıs Türk Devletinin anayasasını ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin hükümleri onaylıyor musunuz" sorusu yöneltilecek ve "evet" ve "hayır" karelerinden birine kalemle işaret konulması istenecek.

DP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, partisinin referandumdaki tavrını belirlemeye yönelik mini referandumda ne zaman oy kullanacağını henüz kararlaştırmadığını, ancak bugün, gün boyu DP Genel Merkezi'nde olacağını söyledi.

Denktaş, oyların sayım işleminin ise salim kafayla yapılabilmesi için pazartesi gününe bırakılmasını uygun gördüklerini ifade etti.

KIBRIS 10/04/2004

DP’nin tutumu
16 Nisan’da netleşiyor

 

KKTC’de koalisyon ortağı Demokrat Parti’nin (DP) Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, partisinin 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik tavrını 16 Nisan’da resmen açıklayacağını söyledi.

 

Lefkoşa
AA

   

10 Nisan 2004— Serdar Denktaşş, “Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın tavrının kendi bireysel tavrını etkilediğini, ancak olaya baba-oğul meselesi olarak bakmamak gerektiğini” kaydetti.

 

Serdar Denktaş, partisinin 24 Nisan’da yapılacak referandumdaki tavrını belirlemeye yönelik düzenlediği mini referandumunda oyunu kullandı. Denktaş, partinin referandum konusundaki tavrının mini referandumun sonuçlarına göre yetkili kurulların değerlendirmesiyle belirleneceğini belirtti.

Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dün akşam katıldığı bir televizyon programında “DP’den ‘evet’ çıkarsa benim için yıkım olur” sözlerinin anımsatılması üzerine, “Göreceğiz, partinin tabanının yaklaşımını görmek zorundayız. Baba-oğul meselesi değildir. O açıdan bakamayız, o benim oyumu etkiler, ama partinin tabanının bir kararı olacak” dedi.
Serdar Denktaş, Annan Planı’nın son şeklinin bir uzlaşma metni olmadığını da ifade etti. DP’nin kampanya yapmayı düşünmediğini söyleyen Denktaş,
partisinin alacağı kararın ise hükümeti etkilemeyeceğini savundu.

AKEL: Referandum ertelensin

Kıbrıs’ta 24 Nisan’da yapılacak referandumda ‘evet’ oyu vermesi beklenen AKEL partisi, referandumun birkaç ay ertelenmemesi halinde olumsuz tutum izleyeceklerini açıkladı.

NTV

10 Nisan 2004— Son araştırmalarda Rum kesimindeki birinci parti konumunda bulunan AKEL, Annan Planı’nın daha ayrıntılı incelenmesine olanak sağlamak için böyle bir karar aldığını belirtti.

AKEL merkez komitesinin 2 gün süren toplantısının ardından, referandumun birkaç ay ertelenmesi çağrısında bulunuldu. Bu amaçla BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi daimi üyelerine de bir mektup gönderileceği belirtildi.

AKEL, Annan Planı’nın daha ayrıntılı incelenmesine olanak sağlanması gerekçesiyle böyle bir talepte bulunduğunu bildirdi. AKEL, talebinin reddedilmesi ve referandumun önceden planlandığı gibi 24 Nisan’da yapılması halinde, olumusuz bir tutum izleyeceğini de duyurdu.

AKEL’İN TUTUMU BELİRLEYİCİ
Referandumda “evet demesi beklenen” AKEL’in, parti içindeki “hayırcıların” seslerini yükseltmesi sonucu böyle bir karar aldığı kaydediliyor. Yaklaşık yüzde 35 oya sahip olan AKEL’in tutumu, Rum kesiminden çıkacak sonuç üzerinde önemli rol oynuyor.

Erdoğan'dan Denktaş'a: Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat

11/04/2004 RADIKAL

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a seslenerek, "Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat" dedi. Erdoğan, "Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte,
ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Japonya'ya giderken, İzmir Uçağı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Muhalefet, Annan Planı'nın 9 bin sayfa ol
duğunu ve iyi anlatılamadığını söylüyor. Bu eleştirileri nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, hükümet olarak attıkları adımları kendi gruplarında ve TBMM'de açıkladıklarını ifade etti. "Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzer
inde durduğu tek konu var; 9 bin sayfa..." diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabii her şeyden
önce parlamento içindeki milletvekillerinin büyük ç
oğunluğu, kanunu hazırlayanlar veya teknik sahiplerini işin dışında tutacak olursak, hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır veya 'okuyoruz' diyorlarsa
bunun yüzde 90'ı doğru konuşmuyor. Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarı
lmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır. Bir defa buradaki çerçeve
ve ilkelerimiz bellidir. Bu ilkeler, çerçeveler dahilinde de çok açık bir şey söylüyoruz. Diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriy
eti çıkıyor.
Bugüne kadar Türkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken, şimdi 2 kurucu devlet, birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet. Burada bazı benzetmeler y
apılıyor. 'Philedelphia' deniliyor. Philedelphia ile bu işin bir alakası yok. Bunlar daha sonra eyaletler olarak birçoğu kurulmuş. Burada böyle bir şey yok. Tam
aksine ikisi birden kuruluyor.
Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'ben
devletimi kaptırmam' diyor. Neticesinde işin eğer ruhunu okursak,
burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir pozisyona sokmayalım. Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki, çok daha ilginç ifadeler v
ar; 'ne kuzeyin güneye ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle
tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenli
k kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; burada 'gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık' anlayışı içinde değiliz."

'MİLLİ MESELE OLARAK BAKIYORUZ'

KKTC'yi gelebileceği ideal bir konuma getirdiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Bunu 'kazan-kazan' anlayışından hareketle yaptık. Güneyin burada kazancı ne oldu? Güneyin kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güneyden kuzeye geçebilecek olan Rumlar oldu. Şimdi kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapı
yorsunuz. Bu anlaşmayı yaparken öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur ne istiyorsan
al' denmez. O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman 'Lozan'da neler alındı, neler verildi' diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı veril
di. Bunların da o zaman üzerinde durmak
gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler?
İşi bu noktalara getirmek çok çirkin, yakışıksız. Bizler, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz.
Ama milli mesele olarak bakarken de KKTC'li
kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik.
Olaya milli mesele olarak bakıyorsunuz. Uluslararası hangi toplantıda acaba Türkçemiz beynelmilel bir dil olarak kullanılıyor
? Ama şimdi burada uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel
dil olarak kullanılmaya başlanacak, bizzat elimle kayıt düştük. 1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulamaya girmeli, diğer yerlerde ise
5 yıl kaydı vardı onu çıkardık. Diğer yerlerde ise en kısa zamanda bu sıkıntılar giderilmek suretiyle bu adımların atılması durumu var. Uluslararası kuruluşlara 200 cıvarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz.
Bunlar orada simültane tercüme yapacakl
ar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlar. Görmezlikten gelmek bana göre doğru değil. Olumsuz yanlarını da söyledik. Bu, daha önceki Annan Planı'nda olan 29.2'dir.

'KALACAK GÖÇMEN SAYISI 45 BİNE ÇIKARILDI'

Bir şey de hedefinden saptırılıy
or. O da şudur: Efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek. Gelir gelmez onu bilemeyiz ama bu oran bellidir; yüzde 21'dir. Biz bunu yüzde 18'e indirdik. Belli bir sürede gelecek. Ne kadarı gelir ne kadarı gelmez, orası ayrı bir mesele.
Burada bir diğer adım da,
'Türkler'i çıkarmak için bir adımdır...' Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda orada Türkiye'den giden belli bir vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim, bunu 30 bin küsur
olarak değerlendirelim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaff
ak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz?
'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Tamam da gör
üşülecek orada bir madde var ama ne dedik? 'Karşılıklı
mutabakata dayalı olarak' dedik. Yani mutabık kaldığınız sürece... Taraflardan biri buna evet demediği sürece bir defa oradan bizim askerimizin çıkması söz konusu değil.
'Efendim ya farklı bir hüküme
t gelirse?' Böyle değerlendirmeler de yapıyorlar. Görüyorsunuz, ne demek farklı bir hükümet gelirse? Farklı bir hükümet şu anda da varsa aynı şeyi yapar."

DENKTAŞ'A MESAJLAR

Başbakan Erdoğan, bir başka gazetecinin, "Bu sözleri Dışişleri Bakanı'na söyle
yen Sayın Denktaş oldu. Bu sözleriniz Denktaş'ı da etkiliyor mu? Bu sözler Denktaş'a bir mesaj olabilir mi?" sorusuna ise şu karşılığı verdi:
"Ben bilemiyorum. Şimdi bunlar konuşuluyor. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılması
n. Enteresan olan bir şey de şu: Maalesef şu anda ağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de
yapılıyor? Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa, bu Kıbrıs'ta yapılsın. Yani mitingler yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun."
"Türk
iye'deki muhalefet tartışmayı Kıbrıs'a taşıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye soran bir gazeteciye, Erdoğan, "Hangi
muhalefet" sorusunu yöneltti. Gazetecinin, 'parlamento dışındaki muhalefet' demesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
"Onlar işi çok ç
irkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin
şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor.
Bu atılan adımların bizi bu noktaya getirmemesi gerekirdi. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'deki
kardeşlerimizin menfaatinin en az onlar kadar hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir. Siyaset, sorun
üretme sanatı değildir. Siyaset, çözüm üretme sanatıdır. 30 yıldır, 40 yıldır bu işi
çözemeyenler bugünleri hazırlamışlardır. Dolayısıyla burada iyi düşünerek adımlarımızı da ona göre atmamız gerekir."
"İsviçre'de düzenlediğiniz basın toplantınızda, Den
ktaş ile ilgili soruya 'gönlümüzde yeri var' dediniz. Siyasi olarak aranızdaki ilişki nedir?" sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:
"Oradaki konuşmamız da görüşmemiz de gayet iyi geçti. Hassasiyetlerimizi, düşüncemizi söyledik ve 'biz sizin endişe ettiğin
iz kadar endişe taşımıyoruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla
birlikte ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine d
e söyledim. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi.
Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı
kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim. Bunu da kendisine söyledim."

JAPONLAR'IN KURTARILMASI

Erdoğan, "Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğine evet diyecek mi?" sorusunu, "'Aralık 2004'te inşallah temennimiz o" diye yanıtladı. AB
D'nin Türkiye'den Irak'a asker göndermesini istemesi durumunda kararlarının ne olacağının sorulması üzerine Erdoğan, "Şu anda böyle
bir talep söz konusu değil. Bildiğiniz gibi bundan önceki karar şu anda geçerli değil. Dolayısıyla, Türkiye olarak bize gel
en herhangi bir şey yok. Tabii şu andaki şartlar çok daha değişik. Dolayısıyla bu
şartlara göre değerlendirme yapılacaktır" dedi.
"Irak'ta esir düşen Japonlar'ın kurtarılması için aracı olmanız söz konusu mu?" sorusuna ise Erdoğan, "Temennim odur ki, öyl
e bir neticeye vesile oluruz. Olabilir, neden olmasın" karşılığını verdi.

DP'nin oyu Denktaş'a dert

11/04/2004 RADIKAL

AA - İSTANBUL - 24 Nisan'daki referandum için hayır kampanyasını tam gaz sürdüren KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın en büyük korkusu, oğlu Serdar Denktaş'ın liderliğindeki Demokrat Parti'nin (DP) 'Evet' cephesine geçmesi. Önceki gece Star TV'de 'Ceviz Kabuğu' programına katılan Denktaş, hükümet ortağı DP'ye dair "Oğlumun partisi 'Evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'Niçin böyle dedin' deme hakkım yok" ifadelerini kullandı.
Serdar Denktaş ise dün parti içi referandumda oyunu kullanmasının ardından DP'nin referandumla ilgili tavrını 16 Nisan'da resmen açıklayacağını belirtti. Dışişleri Bakanı, babasının sözü hatırlatıldığında, "Tabanın yaklaşımını görmeliyiz. Baba-oğul meselesi değildir. O açıdan bakamayız, o benim oyumu etkiler, ama partinin tabanının bir kararı olacak" dedi.
'Evet' çıkarsa 13 Haziran seçiminde aday olmayacağını söyleyen KKTC lideri ise, yine B
M Temsilcisi Alvaro De Soto'ya çattı: "Elinde küçücük bir defterle kalem vardı. Ben gözlemciyim, ben duvarda sineğim derken, duvarda akrep oldu."

AKEL 'Hayır' dedi

Kıbrıs Rum Kesimi'nde iktidarın büyük ortağı AKEL'in Merkez Komitesi, 'Referandum ertelenmezse oyumuz hayır' kararı aldı

11/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Kıbrıs'ta 24 Nisan referandumu öncesi 'Hayır' kampanyasının alıp başını gittiği Rum Kesimi'nde, 'Evet' için ümit bağlanan komünist AKEL büyük sürpriz yaptı. Rumların en büyük partisi AKEL, günlerdir 'Evet' sinyali vermesine rağmen, iki günlük Merkez Komitesi toplantısında 'Referandumun birkaç ay ertelenerek müzakereler yapılmasını, aksi takdirde Annan Planı'nın desteklenmemesini' kararlaştırdı. Bu karar, 14 Nisan'da parti kongresine sunulacak. Oysa politbüro toplantısında, dörde karşı 10 oyla, Merkez Komitesi'ne 'Evet' önerilmesi kararlaştırılmıştı. Merkez Komitesi'nin açıklamasında, "Rum Kesimi'nde oluşan durum planın reddi yönündedir. BM Genel Sekreteri'nden yeni müzakere olanağı sağlaması ve referandumu birkaç aylığına ertelemesini istemeyi kararlaştırdık. Aksi takdirde AKEL, referandumda Annan Planı'nı destekleyemeyecek. Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın Rumların endişelerini anlayışla karşılamalarını bekliyoruz" denildi.
AKEL Genel Sekre
teri ve Parlamento Başkanı Dimitrios Hristofyas, kongrede alınacak kararı gelecek hafta KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la görüşecek. AKEL'in desteklememesi halinde Güney'de 'Evet' çıkması mucize. Nitekim Rum lideri Tasos Papadopulos'un ağlayarak halkını 'Hayır' demeye çağırdığı konuşması kitapçık olarak basılıp dün bayilerde gazete alan herkese bedava dağıtıldı.
ABD'de Rum-Yunan lobisindeki 'Hayır' yanlıları da harekete geçti. İşadamı Akesnandros Spanos ile Başpiskopos Dimitrios, ABD yönetimine 'Baskı yap
arsanız Yunanistan ve Rum Kesimi'ndeki Amerikan aleyhtarlığı artacak' mesajı gönderdi. İkili, 1 Nisan'da Bush'a 1 milyon dolarlık yardım çeki verirken de, "Annan Planı insan haklarını teminat altına almıyor" dedi. Ama Bush, BM Genel Sekreteri'nden referandum öncesi Rum ve Türklere mesaj yayımlamasını istemeyi planlıyor.

Rum askeri de 'Hayır'cı
Yunan basınına göre, Rim Milli Muhafız Ordusu'ndaki 10 bin asker ve 70 bin civarında ihtiyat eri 'Hayır' diyecek. Bu rakam Rum seçmen sayısının yüzde 20'si. Rum askerlerinin 'Hayır'ının nedeni, muhafızların dağıtılmasıyla işsiz kalacak olmaları.

'Ohi' (Hayır) cephesi

Yorgo Kırbaki

11/04/2004 RADIKAL

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un geçen çarşamba gecesi 'ulusa sesleniş'inden sonra Güney Kıbrıs'ta 'Hayır'cılar cephesi derin bir nefes aldı. Papadopulos 'Hayır'cıları efrafında toplamayı başardı. Doğrusu sokaktaki adamı öyle kolay kolay 'evet' dememeye ikna etti.
Rumların dörtte üçü Annan Planı'nda ne yazıyor pek bilmiyor. Papadopulos sandık başında mantığın
değil duygusallığın ağır basacağı düşüncesiyle 'ulusa sesleniş'inde halkını aydınlatmak yerine biraz da duygu sömürüsünü tercih etti. 'Hayır'ı adeta 'ulusal bir direniş' gibi sundu. Bu nedenle de Annan Planı'ndan işine gelen unsurları cımbızla çekti. Hatta Makarios'u hatırlatan bir üslupla konuştu. Müthiş bir hatip olan Makarios'un sözlüğünden 'Helen Kıbrıs halkı' sloganını bile ödünç aldı. Papadopulos 52 dakika süren 21 sayfalık konuşmasında halkına bakın neler söyledi:
Türk tarafı İsviçre'de Rumların çık
arlarına zarar veren 11 talepte bulundu ve tümü tatmin edildi.
Kıbrıs Türk toplumu taleplerinin hemen tümüne referandumun ertesi gününden itibaren sahip olacak. Buna karşı Kıbrıs Cumhuriyeti 25 Nisan'da var olmayacak ve Kıbrıs Rum toplumunun beklentilerin
in gerçekleşmesi Türkiye'nin iyi niyetine kalacak. Sadece umut satın alıyoruz.
Kıbrıs'ın 'de facto' taksimi ortadan kalkmıyor. Annan Planı ile taksim bizim imzamızla da legalleştiriliyor. Kıbrıs Türk tarafının ayrı ayrı yaşayacak iki halk ve iki devletin
sadece işbirliği yapması hedefi gerçekleşiyor.
Uluslararası alanda tanınan bir devlet teslim aldım, söz hakkı bulunmayan bir toplum teslim etmeyeceğim.
Tazminatların büyük bir bölümünü Rumlar ödeyecek. Plan uygulanınca iflas etmezse bile Kıbrıs ekonomisi
çok ciddi kriz yaşayacak ve Rumların hayat standartları çok bozulacak.
Papadopulos 'Evet'çilerin referandumda 'Hayır' sonucu çıkması halinde Rum Yönetimi'nin tüm dünyanın tepkisine hedef olacağı, yaptırımların kapıda beklediği ve KKTC'nin tanınacağına il
işkin uyarılarını da püskürtmeye çalışarak, bunlardan hiçbirinin olmayacağını, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin arslanlar gibi 1 Mayıs'ta AB'ye gireceğini ve aralık ayında Türkiye'ye tarih verilmesi için alınacak kararda Kıbrıs'ın sözü bulunacağını vurguladı.
Papa
dopulos 'Hayır'ını ciddi ciddi savundu. Annan Planı'nın Rumlara sağladığı onca imkânı (göçmenler, toprak v.s) yurttaşlarından gizledi ya da küçümsedi. Sonunda da ağladı. Maalesef dikkatten kaçan bir şey var. Rum liderin 'hayır'ını lütfen başkalarının 'Hayır'ı ile karıştırmayalım. Papadopulos geçen yıl benzer bir 'Hayır'ı savunduğu için iktidara geldi. Rum seçmen geçmişini ve çözüme olumsuz yaklaşımını bile bile Papadopulos'a oy verdi.

Bugün bayram ya...
Kıbrıs konusundaki gelişmelerle unuttum.Bu gün Paskalya bayramı. Bu şehrin merkezinde de benden başka bir Hıristiyan-Ortodoks kalıp kalmadığından şüpheliyim. Sadece 1 milyon Yunanlı karayolundan başkente "Elveda" dedi. Canım adalar deseniz dolup taştı. Mikonos, Hydra ve Paskalya'da evlerin balkonlarından te
stilerin fırlatılması geleneği ile ünlü Kerkira (Korfu) dört günlük tatilin en 'in' yerleri.
İncecik bedenleri saran bembeyaz tenler, denize ve güneşe merhabayı Paskalya tatilinde söyler bu memlekette. Bu tenler mayısa kadar bronzlaşır, hazirandan itibare
n de başkalarına eziyet çektirme dönemi başlar. Dindaşlarım bugün kimi deniz kenarında, kimi dağda erken saatlerden itibaren kuzusunu çevirecek. Öğle saatlerine kadar sürer bu keyif. Tabii yanında da 'kokoretsi'. Yani kokoreçin bir versiyonu. Dışı bağırsakla sarılı.İçinde ise ciğer, yürek, dalak vs var. Kuzu ve kokoretsi pişinceye kadar kırmızı yumurtalar tokuşturulacak, buram buram
sakız kokan paskalya çöreklerinin hakkı verilecek. Şarap tam anlamıyla su gibi akacak.
Yemek faslı bitti mi herkes kökeni ha
tırlar. Sakın duymasınlar ama öyle anadan babadan Atinalı pek yoktur. Yunan halk şarkıları ve oyun havalarının eşliğinde danslar başlar. 'Kalamatiano', 'Sirto', 'Nisiotiko'. Akşam saatlerine doğru ise derin bir sessizlik çöker.
Herkes bir kenara çekilir v
e mitolojide ölümün oğlu olan 'İpnos'a
yani uykuya bırakır kendini.
Yahudice geçiş anlamına gelen 'Pesah' kelimesi (aynı zamanda Yahudilerin bayramı) kökenli Paskalya'yı dindaşlarım böyle kutlarken, ben herhalde Kıbrıs Rum Kesimi'nde yapılan bilmem kaçın
cı kamuoyu araştırmasının sonuçları ile uğraşıyor olacağım.

ABD yönetiminden Rumlara: Hayır derseniz ada bölünecek

Murat Yetkin

Rumlar plana 'Hayır' derse bölünmüş bir adayla baş başa kalacaklar

11/04/2004 RADIKAL

Washington, 24 Nisan'daki halkoylamalarında 'hayır' oyu çıkmaması için Kıbrıs Rumlarına uyarılarını sürdürüyor. Radikal'e konuşan üst düzey bir yönetim yetkilisi, bu konunun Başkan George Bush'un neredeyse her gün gündeminde olan birkaç konudan biri olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
"Rum Kesimi'nde (1 Mayıs'ta) Avrupa Birliği üyeliğini aldıktan ve Türklere üstün konuma geçtikten sonra yeni bir görüşme ve anlaşma şansı bulunabileceği yolunda görüşler var. Oysa ne ABD yönetimi, ne de bilebildiğimi
z kadarıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri (Kofi Annan) açısından böyle bir hazırlık var. ABD de, BM de daha kendilerini görülebilir bir gelecekte yeniden Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için böyle seferber etmeyecekler. Bu plan çözüm için bir şanstır ve ikinci bir şans da olmayacak. Kıbrıslı Rumlar plana 'Hayır' derse, bölünmüş bir adayla baş başa kalacaklar. Türk askerlerinin adadaki varlığını kabul etmiş olacaklar, askerler orada kalacak. Peki yarın bir gün bir ülke çıkıp da KKTC'yi tanırsa ne yapacaklar? Bu tabii AB'nin de sorunu. Onlar da bölünmüş bir adaya hukuklarını nasıl uygulayacakları gibi bir sorunla karşı karşıyalar. Fiilen bölünmüş bir ülkeyi üye alacaklar. O yüzden Amerikan yönetimi olarak biz bu sorunun daha çok Avrupalı dostlarımız tarafından ele alınmasından, geride kalan zamanın Avrupalı dostlarımız tarafından daha iyi değerlendirilmesinden yanayız. Başkan Bush'un uygun bir zamanı değerlendirip daha etkin bir şekilde ağırlığını koyması mümkün. Ancak bu baskı olarak da algılanabilir, biz ise çözüm çabalarımızın baskı olarak algılanmasını istemiyoruz. O nedenle Avrupalı dostlarımız ve Kıbrıs Rumları bu şansı iyi değerlendirmeli."
Üst düzey Amerikan yönetim yetkilisinin sözleri bir gün önce yayımladığımız ABD Kıbrıs Koordinatörü Thomas We
ston'ın sözleriyle
uyum içinde. Weston'ın Rumların 'Hayır' oyu vermesi durumunda olacaklara ilişkin çizdiği senaryoyu, daha da ileriye götürüyor ve böylece Kıbrıs Rumlarının adanın zaten 1974'ten bu yana süren bölünmüşlüğünü ve Türk
askeri varlığını kend
i oylarıyla uluslararası zeminde meşrulaştıracağını ima ediyor.
ABD, tıpkı dün Weston'ın sözlerinde de görülebileceği gibi, Rumların
'Hayır' demesiyle anlaşmanın çökmesi durumunda kendisi KKTC'yi tanıyacağını söylemiyor. Ancak yönetim yetkilisinin sözler
inden, böyle bir durumda KKTC'yi tanıyacak bir ülkenin en azından ABD engeliyle karşılaşmayacağı iması da çıkıyor. Amerikalı yetkili hem Kıbrıs Rumlarını, hem AB'yi, hem de hiç adını vermeden ikisinin arasındaki Yunanistan'ı 'Hayır' oyunun getirecekleri konusunda uyarıyor. Burada, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi, AB üyesi, ABD'nin stratejik ortağı ve Kıbrıs garantörü gibi şapkaları bir arada taşıyan İngiltere'ye de önemli rol düştüğü ortada.
ABD bu sözleri henüz resmen söylemeyi diplomatik açıdan uygun bul
madığı için olsa gerek, Amerikalı yetkili adının açıklanmaması koşuluyla konuşuyor
Ancak dün Weston'ın, bugün de adını vermek istemeyen Amerikan yönetim yetkilisinin yayımlanan sözlerinde çok önemli bir varsayım dikkat çekiyor: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Den
ktaş'ın ısrarlı 'Hayır' kampanyasını, artık "DP evet derse yıkılırım" türünden vicdan muhasebesi noktasına çekmesine karşın, Amerikan başkentinde Kıbrıs Türklerinin plana 'Evet' diyeceğini varsayıyor. Denktaş 15 Nisan'da TBMM'de konuşma fırsatını değerlendirir ve
AKP Grubu'nun aklını çelmeyi başarır mı bilinmez. Ama Amerikalı yetkililer bu konuda Türk hükümetinin olduğu kadar, KKTC hükümetinin de çözüm konusunda kararlı duruşunun sonuç alıcı olduğunu kabul etmiş görünüyorlar.
Denktaş ve Ankara'daki çözüme
karşı diğer güçlerin 15 Nisan ve izleyen günlerde atacağı adımları hafife almak, bu varsayımları da tehlikeye atar. Kıbrıs Türklerinin referanduma 'Evet' demesi halinde uluslararası siyasi dengeleri, Rumlar 'Hayır' dese bile lehlerine çevireceği anlaşılıyor. Ancak Türk tarafından 'Hayır' çıkarsa olabilecekleri tahmin etmek de çok zor değil.
O nedenle Başbakan Tayyip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın önümüzdeki iki haftayı olabildiğince değerlendirmeleri, kendi siyasi gelecekleri açısından da ö
nem taşıyor.

Yine mi?

Erdal Güven

11/04/2004 RADIKAL

Güney Kıbrıs'ta 2001 genel seçiminde oylar şöyle dağıldı: AKEL 34,7; DİSİ yüzde 34; DİKO yüzde 14,8; KİSOS yüzde 6,5; NEO yüzde 3, EDI 2,6; ADİK yüzde 2,2: KOP yüzde 2. Papadopulos ile Klerides arasındaki 2003 başkanlık seçiminde oy dağılımı şöyleydi: AKEL, DİKO ve KİSOS'un desteklediği Papadopulos yüzde 51,5; DİSİ ve EDI'nin desteklediği Klerides yüzde 38.8... Annan Planı için yapılacak referandum öncesinde partilerin eğilimleri şöyleydi:
'Hayır'cılar: DİKO, KİSOS, NEO, KOP ve ADİK.
'Evet'çiler: AKEL, DİSİ ve EDİ.
İlk resmi 'Evet' kararını DİSİ aldı. Ancak yukarıdaki rakamlardan da anlaşılacağı üzere AKEL de resmen 'Evet'çi cehpeye katılmadıkça, Rum tarafından referandumda 'Evet' çıkma olasılığı yok denecek kadar azdı.
Bu yüzden İsviçre'de yapılan zirvenin ardından tüm dikkatler AKEL'in ne karar alacağına çevrilmişti. Herkesin beklentisi AKEL'in 'Evet' eğilimini resmileştireceği yönündeydi. Nitekim AKEL'i
n 18 kişilik politbürosu hafta içinde yaptığını değerlendirmenin ardından üç çekimser, dört aleyhte oya karşılık 10 oyla referandum için halka 'Evet' çağrısı yapma kararı aldı. Parti lideri Hristofyas oy kullanmadı.
Yine herkesin beklentisi önceki gün baş
layan 100 kişilik Merkez Komite toplantısından da aynı yönde bir karar çıkmasıydı. Zaten parti tarihinde, politbüroda alınan kararın Merkez Komite'de reddedildiği görülmemişti.
Gelgelelim Merkez Komite bir ilke imza attı ve 27'ye karşı 66 oyla 'bu koşulla
rda ve belirlenen tarihte' referanduma gidilirse "Annan Planı'na 'Hayır'
diyeceğini" ilan etti. Şok...
Peki ne oldu da Merkez Komite'den böyle bir karar çıktı? Dün yayımlanan 12 maddelik bildirinin ilk sekiz maddesinde özetle şunlar söyleniyor: AKEL 1974
'ten beri barış ve adanın yeniden birleştirilmesi için uğraş vermiştir; Annan Planı, tüm sakıncalarına karşın barış ve bir arada yaşama umudu yaratmıştır; halkımızın çıkarlarını ve uluslararası güç dengelerini de göz önünde bulunduruyoruz; Papadopulos'un Annan Planı'nı karalayıcı görüşlerine katılmıyoruz...
9'uncu maddede 'Ancak' faslı başlıyor:
Papadopulos ve diğer 'Hayır'cıların tavrı nedeniyle Annan Planı, 24 Nisan'da referanduma götürülürse reddedilebilir. Ayrıca planda değiştirilmesi güvenlik ve uygu
lama konularında düzenlemeler halkta rahatsızlık yaratıyor.
10'uncu maddede sadede geliniyor: Plan halka daha iyi anlatılmalı, bu arada düzeltmeler yapılmalı, böylece çoğunluğun onayı sağmalı; bu yüzden referandum birkaç ay ertelenmeli.
Ve karar: Aksi ta
kdirde AKEL referandumda Annan Planı'nın onaylanmasını desteklememe zorunda olacak.
Şunları biliyoruz:
1 - Rum tarafındaki tüm kamuoyu yoklamalarında çoğunluk -bazılarında ezici çoğunluk- Annan Planı'na 'Hayır' dedi.
2 - Papadopulos'un halka seslenerek
son derece güçlü ve dramatik biçimde 'Hayır' çağrısı yapması geniş yankı buldu.
Ancak tüm bunlar, AKEL'in hem Annan Planı'nı olumlu bulup hem de 'Hayır' kararına yönelmesi arasındaki çelişkiyi açıklayamıyor. Planın yeniden görüşmeye açılmasını istemenin g
erçekçilikten uzak olması da karardaki bir diğer zaaf.
AKEL bu kararla Rum tarafından 'Evet' çıkmasını zora sokmakla kalmadı, Türk tarafında güvenilen dağlara kar yağdırarak 'Evet'çilerin moralini sıfırla çarptı.
AKEL'de son sözü 14 Nisan'da yapılacak pa
rti kongresi söyleyecek. Kongre de bir ilke imza atıp Merkez Komite kararını tersyüz eder mi bilinmez ama Hristofyas'ın da 'Hayır'a meyletmesi bu olasılığı yok denecek kadar zayıflatıyor.
AKEL 1950'lerde ve 1960'larda milliyetçilik ve popülizm girdabına k
apılıp Makaryos'un kuyruğuna takılarak 'Enosis' kampanyasına katılmakla, hatta Makaryos'dan fazla 'Enosis'çilik gütmekle tarihi bir hata yapmıştı. Şimdi de aynı girdapta bu kez Papadopulos'un kuyruğuna takılıp 'Hayır' kampanyasına katılarak ikinci bir hatanın eşiğine geldi.

Kıbrıs son demeci olamadı

Funda Özkan

11/04/2004 RADIKAL

Amerikan Hastanesi'ne yatırılmasıyla, onu sevenler kaçınılmaz sonun geldiğini hissetmeye, konuşmaya başlamıştı. Sağlığının iyice kötüleştiği şu son birkaç günde, bir ara gücü kendinde bulduğunda da, dostlarına
'Kıbrıs konusunda ne zaman demeç vermesinin uygun olacağını' danışıyordu.
'Hasta yatağında bile ülke meselelerini düşünürdü' gibi içi boş, duygudan
yoksun bir cümle ne Sakıp S
abancı'nın düşünce yapısını anlatır, ne de onun kişiliğini.
Hayatının belki de en zor günlerini Güneydoğu'da bir çıkış yolu bulunması niyetiyle sahip çıktığı 'Doğu Anadolu Raporu' kitabında yaşamıştı. Hatırlayalım, bölgede savaşın en yoğun yaşandığı günle
rdi o günler. Ve Sakıp Sabancı, özellikle statükocuların hışmına uğruyordu. 1995'in sonlarında ismini koyduğu kitaptan hemen sonra kardeşi Özdemir Sabancı, Sabancı Center'da katledilmişti.
Sakıp Sabancı'nın iki büyük acısı vardı. Kardeşi Özdemir Sabancı'nın öldürülmesi ve oğlu Metin'in özürlü doğması.
Sakıp Sabancı haberi, habercileri severdi, tüm duygularını içine gömme pahasına. O yıllarda televizyon kanalında çalışırken, haber yöneticilerinin isteği üzerine Sakıp beyden, Özdemir Sabancı'nın öldürüldüğü
odada çekim yapmayı rica etmek zorunda kalmıştım. Bir yandan birlikte ağlıyor, bir yandan da kamera önünde sohbet ediyorduk. Metin Sabancı için yine bir haber çekimimizde "İsterdim ki boynuma atılsın, baba desin. Olmadı" diye anlatıyor, birlikte gözyaşı döküyorduk.
Birkaç yıl önce Sabancı Grubu'nun Dupont ile ortak Brezilya'daki tesislerinin açılışı için bu ülkeye gitmiştik. Çok eğleniyordu, Sakıp Sabancı. İlk durağımız Arjantin'in başkenti Buenos Aires'de fotoğraf makinelerinin karşısında Arjantinli dilb
erle tango yapıyormuş gibi
yapıyor, Brezilya'nın Bahia bölgesindeki Salvador kentinde yöresel Bahia kıyafetleri içindeki etine dolgun, şen şakrak hanımlarla 'öpüşüyormuş' gibi poz veriyordu.
O günlerdeki sözü hâlâ aklımda: "Param olsa ne olur, olmaza ne
olur. Ekmek, domates yemeğe mecburum."
Sakıp beyin sayesinde kavuştuğumuz Sakıp Sabancı Müzesi Atlı Köşk'ü şimdiye kadar ziyaret etmeyenlere hararetle tavsiye ederim. Özellikle de Sakıp Sabancı'nın kişisel eşyalarının sergilendiği bölümü.
Sizlere önce an
latmıştım, bu bölümün insanı nasıl da etkilediğini. 1974 yılından başlayan geçen yıla kadar yan yana dizilen ajandalarında görülüyor ki, Sakıp Sabancı kendi programını kendi yapıyor, defterinden de randevularını takip ediyor. 'İSO Meclis, Carrefoursa, Lassa, Yünsa' gibi randevular arasında iki not detay dikkatimi çekmişti. Tüm şirketlerinin sadece isimlerini yazarken, Sabancı Müzesi için 'müzem' ifadesini kullanıyor. Bir de torunu Melisa'yla fırsatını bulduğu her anda birlikte olduğunu. Randevu çizelgesine göre aileden en çok görüştüğü ikinci isim yeğeni Güler Sabancı.
Bir ajandasının iç kapağına İngiliz alfabesinin okunuşunu tek tek sıralamış, yan tarafında da ayların İngilizce karşılığını yazmış.
Sakıp Sabancı iş, resmi veya özel fark etmez tüm toplantıl
arına
'hazırlıklı' giderdi. Nitekim defterinde sonradan sözünü etmek üzere notlar da koymuş. Örneğin: "Türk'ün 3 düşmanı: Ne çıkar? Ne bileyim? Neyime lazım?" demiş. hemen altında da şu notu düşmüş:
"Sevgi, saygı, sabır eşittir 3 S sanayici."
Nur içinde
yatın, Sakıp ağa.

Ankara tamam sıra Atina'da

Annan gözetiminde titizlikle hazırlanmış plan, istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için şimdiye kadar adanın eline geçmiş en iyi fırsat

11/04/2004 RADIKAL

Liderleri 30 yıldır süren acı dolu bölünmüşlüklerine çare bulmayı başaramamış olsa da Kıbrıs'ın Rum ve Türk toplumları, sözlerini
24 Nisan'da söyleyecek. İki koplum bu tarihte Birleşmiş Milletler'in soruna adil bir çözüm getiren planını oylayacak.
Ne yazık ki pek çok Rum, kalıcı barışın planı desteklemek
için tek başına bile yeterli bir sebep olduğunu göremiyor. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos 'hayır' oyunun ağır basmasını istiyor.
Referandumun sonucu ne çıkarsa çıksın 1 Mayıs tarihinde Avrupa Birliği'ne girmeleri garanti olduğundan, Rum toplumu Kı
brıslı Türkleri de Avrupa Birliği'ne sokmaya yarayacak tavizler vermeye pek can atmıyor.
Gerek Yunan ve Türk hükümetlerinin, gerekse Avrupalı yetkililerin Rum tarafının bu boşvermişliğine karşı çıkması gerekiyor. Yunanistan ve Türkiye'nin karşılıklı husum
eti son dönemde yumuşadı. Uzun süredir geleneksel düşmanlıklarını sembolize eden dikenli tel ve mayın tarlalarını ortadan kaldırmak için iki ülkenin de çaba harcaması gerekiyor.
Çoğu Rum, gevşek bir federasyon kurulmasını ve devlet başkanlarının liderleri
arasında dönüşümlü olmasını, adalı Türklere gereğinden fazla taviz verilmiş gibi değerlendiriyor. Plan, Türkiyelilere adada kalma hakkını tanıdığı ve Kıbrıs Türk toplumuna hükümette söz hakkı verdiği için doğru bir plan.
1974 yılında Yunanistan'la birleş
me yanlısı bir darbe sonrasında Türkiye'nin adaya girmesiyle evlerinden olan Rumlar için, nüfusun yüzde 18'ini oluşturan Türklerin toprakların yüzde 29'unu elinde tutması ve Türkiye'nin askerlerinin bir kısmının adada kalmasına izin verilmesini kabullenmek zor.

AB devreye girmeli
Ancak Birleşmiş Milletler Genel Serkreteri Kofi Annan gözetiminde titizlikle hazırlanmış plan, istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için şimdiye kadar adanın eline geçmiş en iyi fırsatı oluşturuyor Rumlar sorun çözülmediği takdirde Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde tam potansiyelini yakalayamayacağını anlamalı.
Avrupalı liderler de bu mesajı etkin bir şekilde vermeli.
Nisan ortasında yapılacak uluslararası bağış konferansı, Kıbrıs'ın yeniden birleşme durumunda bekleyebileceği yardım mi
ktarını belirleyecek.

Ege'ye de yansır
Türkiye'nin ileri görüşlü başbakanı, ülkesini AB'ye de sokmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan, Annan Planı'nı kabul ettirmek için elinden geleni
yaptı. Yunanistan'ın yeni seçilmiş başbakanı Kostas Karamanlis'in de aynısını yapması gerekir.
Yunanistan ile Türkiye arasındaki karşılıklı husumet, iki ülkenin de yaşadıkları depremler sonrasında birbirine yardım teklif etmesiyle 1999 yılından itibaren yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Kıbrıs düğümünün çözülmesi, Atina ve Ank
ara'dakileri gelecekte kesin bir işbirliğine yöneltebilir. (Başyazı, 6 Nisan 2004)

HERALD TRIBUNE

Ertesi güne hazır mıyız?

11/04/2004 RADIKAL

KOSTAS VENİZELOS
Lüzern görüşmelerinin ertesinde nihai Annan Planı üzerinde değerlendirmeler, görüşler, 'evet' ya da 'hayır' argümanları yoğunlaştı. Süreç 2000 yılının başlarında başladı ve 24 Nisan'da tamamlanıyor. Sorumluluk halka bırakıldı.
Yeni veriler ve yeni gerçeklerle karşı karşıyayız. Tüm bu süreçte yer alanlar için nihai Annan Planı'nın içeriği sürpriz t
eşkil etmiyor. Ancak bu da planın iyi olduğu anlamına gelmez. Ayırıcı unsurlar içeren, işlemesi güç kötü bir anlaşma çerçevesi söz konusu. Müzakere yoluyla iyileştirilebilir miydi? Eğer doğru tanımıyla müzakere yapılsaydı muhtemelen evet.
Hepimizi korkuta
n şey ertesi gün ne olacağı. Şüphesiz çözüm kahredici bir uzlaşmanın ürünü ancak, önemli olan çözümün ne denli çalışır ve uygulanır olacağı. Lüzern'de müzakereci heyetlerin konuşmak için aynı masaya oturamadıkları bir sırada bu büyük sıçramayı yapmaya hazır mıyız? 13 Haziran'da yapılacak seçimlerle belirlenecek yöneticilerimiz, Türk askerini ilelebet adada tutan bir planı gerçekleştirebilmek için rahat bırakılacak mı?
Referandumdan 'Hayır' çıkması durumunda da kaygılar eksik olmayacak. Annan Planı'nı redde
tti diye elbette kimse halkı cezalandıramaz. Ancak 'hayır' ile ilgili bazı sorular oluşuyor. Siyasi yönetim referandumdan 'hayır' çıkması halinde muhtemel etkileri bertaraf etmek için stratejiyi belirledi mi? 'Hayır' durumunda uluslararası konjonktür araştırıldı mı yoksa politikamız Lefkoşa belediye hudutları içinde mi sınırlı kalacak? Bu iki soruya verilecek yanıtlar hakkında tereddütlerim var. Terreddütlerimi güçlendiren şey de daha New York'ta bile Rum tarafının elinde bir yol haritasının olmayışıydı.
D
ünyada bir ilke imza atılarak görüşmeler yoluyla anlaşmaya varılmayan bir çözüm planı referanduma sunuluyor. Politikacıların karar sorumluluğunu bize verdikleri için ertesi güne de hazırlıklı olmalıyız.
(Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Filelefteros gazetesi, 6
Nisan 2004)

Çözüm için sorumluluk saati

11/04/2004 RADIKAL

NİKOS ANASTASİADİS
Kıbrıs'ın içinde bulunduğu bu kritik anlarda, BM Genel Sekreteri'nin beşinci ve nihai planında yer alan unsurların tarafsız bir şekilde değerlendirilebilmesi için soğukkanlı ve aklı selim sahibi bir ortama ihtiyaç var. Nihai kararımızı verirken, Kıbrıs sorununun çözümünün getireceği maliyeti de, bu sorunun çözülmemesinin zaman içinde getireceği maliyeti de hesaplamalıyız.
Rum tarafı olarak BM'den yedi talepte bulunduk. Bu tal
eplerden hangilerinin tatmin edildiğini, Kıbrıs Türk toplumunun talepleri tatmin edilmesi için yapılan değişikliklerin Kıbrıs Rum toplumunu ne denli olumsuz etkilediğini ve önerilen çözümün önceki plana kıyasla ne denli iyileştirilmiş olduğunu incelememiz şart.
Buna karşılık Türk tarafının muhtemel bir 'evet'i ile Rum tarafının muhtemel bir 'hayır'ının doğurabileceği sonuçları da hesaplamımız gerekir. Zaman geçtikçe Kıbrıs'taki istila ve işgalin yarattığı oldubittilerin daha da güçlendiği varsayılırsa, biz
im referandumdaki cevabımız 'hayır' olursa BM'nin bir daha ne zaman ve hangi şartlarda çözüm girişimi üstlenebileceğini de düşünmek lazım. Ayrıca, AB'nin bizim tercihlerimiz sonucu her türlü sorumluluktan kurtulmuş olacak Türkiye'ye nasıl davranacağını da düşünmek gerekir.
Kişisel görüşüm, Rum tarafının taleplerinin yüzde 90 oranında tatmin edildiği. Özellikle de federe devletin işlevselliği, daimi derogasyonların kaldırılması. Ayrıca, uluslararası alanda tek kimlikli, tek uyruklu, tek egemenlikli, yeniden
birleşmiş bir devlet hedefimize ulaştık.
Bugünkü durum sürerse 90 bin göçmen Rum yönetiminde evine dönebilecek mi? İşgal altındaki topraklarda nüfusun yüzde 33'üne kadar varan sayıda Rum göçmen Kıbrıs Türk yönetiminde yaşayabilecek mi? Göçmenlere bıraktı
kları servetlerinin üçte birine sahip olmaları ve Türk tarfında ikinci eve sahip olmaları imkânı tanınacak mı? İşgal askerlerinin çoğunun uzaklaşması başarılacak mı?
Tüm bunları ve tabii uluslararası faktörlerin tavrını göz ardı etmemeliyiz.
(Rum Demokra
tik Birlik (DİSİ) Partisi Genel Başkanı, Yunan To Vima gazetesi, 9 Nisan 2004)

Erdoğan: Denktaş Kıbrıs'ta konuşsun

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a seslenerek, ''Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat'' dedi.

Erdoğan, ''Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Japonya'ya giderken, İzmir Uçağı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

''Muhalefet Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğunu ve iyi anlatılamadığını ifade ediyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Erdoğan, hükümet olarak attıkları adımları kendi gruplarında ve TBMM'de açıkladıklarını ifade etti. ''Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzerinde durduğu tek konu var; 9 bin sayfa...'' diyen Erdoğan, şunları söyledi:

''Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabii her şeyden önce parlamento içindeki milletvekillerinin büyük çoğunluğu, kanunu hazırlayanlar veya teknik sahiplerini işin dışında tutacak olursak, hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır veya 'okuyoruz' diyorlarsa bunun yüzde 90'ı doğru konuşmuyor. Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarılmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır. Bir defa buradaki çerçeve ve ilkelerimiz bellidir. Bu ilkeler, çerçeveler dahilinde de çok açık bir şey söylüyoruz. Diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkıyor.

Bugüne kadar Türkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken, şimdi 2 kurucu devlet, birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet. Burada bazı benzetmeler yapılıyor. 'Philedelphia' deniliyor. Philedelphia ile bu işin bir alakası yok. Bunlar daha sonra eyaletler olarak birçoğu kurulmuş. Burada böyle bir şey yok. Tam aksine ikisi birden kuruluyor.

Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'ben devletimi kaptırmam' diyor. Neticesinde işin eğer ruhunu okursak, burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir pozisyona sokmayalım. Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki, çok daha ilginç ifadeler var; 'ne kuzeyin güneye ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; burada (gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık) anlayışı içinde değiliz.''

''KONUYA MİLLİ MESELE OLARAK BAKIYORUZ''

KKTC'yi gelebileceği ideal bir konuma getirdiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bunu 'kazan-kazan' anlayışından hareketle yaptık. Güneyin burada kazancı ne oldu? Güneyin kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güneyden kuzeye geçebilecek olan Rumlar oldu. Şimdi kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşmayı yaparken öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur ne istiyorsan al' denmez.

O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman (Lozan'da neler alındı, neler verildi) diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler? İşi bu noktalara getirmek çok çirkin, yakışıksız. Bizler, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz. Ama milli mesele olarak bakarken de KKTC'li kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik.

Olaya milli mesele olarak bakıyorsunuz. Uluslararası hangi toplantıda acaba Türkçemiz beynelmilel bir dil olarak kullanılıyor? Ama şimdi burada uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kullanılmaya başlanacak, bizzat elimle kayıt düştük. 1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulamaya girmeli, diğer yerlerde ise 5 yıl kaydı vardı onu çıkardık. Diğer yerlerde ise en kısa zamanda bu sıkıntılar giderilmek suretiyle bu adımların atılması durumu var. Uluslararası kuruluşlara 200 civarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz. Bunlar orada simültane tercüme yapacaklar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlar. Görmezlikten gelmek bana göre doğru değil. Olumsuz yanlarını da söyledik. Bu, daha önceki Annan Planı'nda olan 29.2'dir.

''KALACAK GÖÇMEN SAYISI 45 BİN
E ÇIKARILDI''

Bir şey de hedefinden saptırılıyor. O da şudur: Efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek. Gelir gelmez onu bilemeyiz ama bu oran bellidir; yüzde 21'dir. Biz bunu yüzde 18'e indirdik. Belli bir sürede gelecek. Ne kadarı gelir ne kadarı gelmez, orası ayrı bir mesele.

Burada bir diğer adım da, 'Türkler'i çıkarmak için bir adımdır...' Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda orada Türkiye'den giden belli bir vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim, bunu 30 bin küsur olarak değerlendirelim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaffak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz? Bunu da açalım.

'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Tamam da görüşülecek orada bir madde var ama ne dedik? 'Karşılıklı mutabakata dayalı olarak' dedik. Yani mutabık kaldığınız sürece... Taraflardan biri buna evet demediği sürece bir defa oradan bizim askerimizin çıkması söz konusu değil.

'Efendim ya farklı bir hükümet gelirse?' Böyle değerlendirmeler de yapıyorlar. Görüyorsunuz, ne demek farklı bir hükümet gelirse? Farklı bir hükümet şu anda da varsa aynı şeyi yapar.''

DENKTAŞ'A MESAJLAR

Başbakan Erdoğan, bir başka gazetecinin, ''Bu sözleri Dışişleri Bakanı'na söyleyen Sayın Denktaş oldu. Bu sözleriniz Denktaş'ı da etkiliyor mu? Bu sözler Denktaş'a bir mesaj olabilir mi?'' sorusuna, ''Ben bilemiyorum. Şimdi bunlar konuşuluyor. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılmasın. Enteresan olan bir şey de şu: Maalesef şu anda ağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de yapılıyor? Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa, bu Kıbrıs'ta yapılsın. Yani mitingler yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun'' yanıtını verdi.

''Türkiye'deki muhalefet tartışmayı Kıbrıs'a taşıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?'' diye soran bir gazeteciye, Erdoğan, ''hangi muhalefet'' sorusunu yöneltti. Gazetecinin, ''parlamento dışındaki muhalefet'' demesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

''Onlar işi çok çirkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor. Bu atılan adımların bizi bu noktaya getirmemesi gerekirdi.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'deki kardeşlerimizin menfaatinin en az onlar kadar hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir. Siyaset, sorun üretme sanatı değildir. Siyaset, çözüm üretme sanatıdır. 30 yıldır, 40 yıldır bu işi çözemeyenler bugünleri hazırlamışlardır. Dolayısıyla burada iyi düşünerek adımlarımızı da ona göre atmamız gerekir.'' ''İsviçre'de düzenlediğiniz basın toplantınızda, Denktaş ile ilgili soruya 'gönlümüzde yeri var' dediniz. Siyasi olarak aranızdaki ilişki nedir?'' sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

''Oradaki konuşmamız da görüşmemiz de gayet iyi geçti. Hassasiyetlerimizi, düşüncemizi söyledik ve 'biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim. Bunu da kendisine söyledim.''

HURRIYET 11/04/2004

Türk listesi sır gibi saklanıyor

 

Birleşmiş Milletler’e verilmek üzere hazırlanan liste, son şeklini önceki gün aldı. İçinde birçok ünlü kişinin de yer aldığı Türkiye kökenli 45 bin kişilik vatandaş listesi ‘kimseye sızdırılmaması’ kaydıyla BM'ye veriliyor.

BM’ye verilecek 45 bin kişilik ‘Türkiye kökenli vatandaş’ listesi, önceki gün son halini aldı. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, birçok ünlü kişinin yer aldığı listeyi yardımcısı Serdar Denktaş’ın da istediğini, ancak vermediğini söyledi. Talat, ‘Listeyi ben dahil sadece 4 kişi biliyor’ dedi.

ANNAN Planı çerçevesinde Birleşmeş Milletler’e verilecek olan, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarına ait 45 bin kişilik liste hazırlandı. Listeye son şeklinin bu gece verilmesi ve yarın da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne iletilmesi bekleniyor. Daha önce kamuoyuna da açıklanacağı belirtilen listenin son anda gizli tutulmasına karar verildi. Bir iddiaya göre listenin gizli tutulmasını Ankara istedi.

GİZLİ TUTULACAK

Bir KKTC yetkilisi ise listenin Rumlar tarafından istismar edilmesi ihtimaline karşı açıklanmadığını söyledi.

Hürriyet’in bu konudaki sorularını cevaplandıran KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat, şunları söyledi: ‘Liste gizli tutulacak. Şu an listeyi ben dahil 4 kişi biliyor. Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş istedi ona bile vermedim. Cumhurbaşkanı ise istemediği için ona iletmedik.’

Talat,
listenin BM Genel Sekreterliği’ne de ‘Kesinlikle gizli tutulması kaydıyla verileceğini’ söyledi. Vatandaş listesi açıklandığı takdirde Türkiye’den hangi ünlü kişilerin KKTC vatandaşlığı aldığı da ortaya çıkacak.

İKAMET ETMEYEN DÜŞÜLE
CEK

Talat, ‘Listede hangi ünlüler var?’ sorusuna şu cevabı verdi: ‘Hiçbir isim veremem. Ama bu o kadar önemli değil. Çünkü burada ikamet etmeyenler zaten bu listeden düşecek.’

HURRIYET 11/04/2004

Talat: Erteleme kabul edilemez

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum komünist AKEL partisinin, 24 Nisan'daki referandumun birkaç ay ertelenmesi için BM'ye yaptığı çağrıyla ilgili olarak, "Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir" dedi.

Talat, böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Avrupa Birliği'ne girmesini sağlayacağını ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu savundu.

Başbakan Talat, "BM'nin AKEL'in çağrısına uyarak Türk tarafına erteleme önerisi getirmesi karşısında tavırlarının ne olacağı" konusunda şunları söyledi:

"BM Genel Sekreteri'nin planı çok uzun bir süredir gündemde olması yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır. Referandumun ertelenmesi bu bakımdan herhangi bir yarar sağlamaz. Böyle bir erteleme 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir."

"NİYETLERİNİ ANLAMAYI UMUYORUM"

Talat, "AKEL'in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı" yönündeki soruya karşılık da, bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu belirtti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, "Ayrıca bizim açımızdan böyle bir yaklaşımın niye kabul edilebilir olmadığını da açıklama imkanı bulurum" dedi.

HURRIYET 11/04/2004

AKEL de ‘evet’ten döndü

 

KIBRIS Rum yönetiminin en büyük partisi Komünist AKEL, Annan Planı’na ‘evet’ çağrısı yapmaktan çark etti ve BM’ye ‘24 Nisan’daki referandumu birkaç ay erteleyin yoksa hayır çağrısı yapacağız’ ültimatomu verdi.

AKEL, böylece ‘hayır’ çağrısı yapan Rum lider Papadopulos’a destek verdi. Önceki gün başlayan ve dün sona eren AKEL Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sert tartışmalara sahne oldu. Evet yanlısı İçişleri Bakanı Andreas Hristu ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kikis Kazamias, hayır oyu isteyen Papadopulos ile ters düşmeleri halinde hükümetten de çekilmeleri gerektiğini savundu.

Hayır diyor


YUNANİSTAN Başbakanı Kostas Karamanlis’in açıkça ilan etmese de, Rum tarafındaki referandumda hayır denmesini desteklediği bildirildi. Rum medyasından Mahi gazetesinin haberine göre Karamanlis, Papadopulos’u gözyaşları içinde televizyonlardan ‘hayır’ oyu istemesinin ardından arayan ilk kişi oldu. Karamanlis, Papadopulos’a tam destek verdi ve hayır çıkarsa sonuçlarına katlanacağını söyledi.

Fuarda sözde işgal haritası skandalı

MOSKOVA’daki turizm fuarının Kıbrıs Rum Kesimi standında, KKTC’yi işgal atında gösteren bir harita dağıtıldı. ‘Ziyaretçinin Kıbrıs Haritası’ diye dağıtılan sözde harita, 1/400 bin ölçekli. Rumlar siyasi propaganda amaçlı haritanın KKTC sınırlarındaki bölgesinde, İngilizce ‘Ulaşılamaz bölge. Çünkü Türkiye’nin işgalinde’ yazısı yer aldı.

HURRIYET 11/04/2004

Oğlum ‘evet’ derse yıkılırım

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, iktidarın küçük ortağı Demokrat Parti’nin referandumda ‘evet’ kararı alması halinde yıkılacağını açıkladı.

Denktaş, Hulki Cevizoğlu’nun ‘Ceviz Kabuğu’ programında yaptığı konuşmada, ‘Oğlumun partisi ‘evet’ derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp ‘niçin böyle dedin’ deme hakkım yok’ dedi. Denktaş, kendisine haksız eleştiriler yapıldığını belirterek, ‘30-40 yıldır direniş göstermeseydik, Türkiye, bize ‘bunları görüşeceksiniz, sakın boyun eğmeyin’ demeseydi, Enosis çoktan gerçekleşirdi’ diye konuştu. Serdar Denktaş ise dün parti delegeleri arasında mini referandum başlattı. Parti, 16 Nisan’da kesin tavrını açıklayacak. Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın sözleri için, ‘Baba-oğul meselesi değildir. Cumhurbaşkanı Denktaş kişi olarak beni etkiler. Ama parti tabanının bir kararı olacak. 16 Nisan’da tavrımızı açıklayacağız, ancak bu bir tavsiye olacak. Söyleyeceğimiz şu: ‘Hayır’ dediğinizde ortaya çıkacak sonuçlar şunlar, kazanımlarınız şunlar. ‘Evet’ dediğinizde çıkacak sonuç ve kazanımlar şunlardır.’

HURRIYET 11/04/2004

Referandumda taraf olmayacağız

Turan YILMAZ/ANKARA

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta Annan Planı için 24 Nisan’da yapılacak referandumda hükümetinin ve partisinin taraf olmayacağını açıkladı.

AKP’nin MYK toplantısında Kıbrıs’la ilgili gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, hükümet olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını belirterek şöyle konuştu:

‘Hükümete geldiğimizde yürüyen bir süreç vardı. İnisiyatif almak zorundaydık. Aldık. MGK’da da bu konuda bir sıkıntı yok. MGK bildirisinde de bu konudaki sorumluluğun hükümette olduğu belirtildi. Hükümet olarak sorumluluk bizdedir. Bundan sonrası KKTC halkının iradesine kalmıştır. Biz işi bu noktaya getirdik, sandıktan çıkan iradeye de saygı gösteririz.’ Erdoğan
, referandum konusunda ise, ‘Her iki taraf da evet derse yine eyvallah. Türkler evet, Rumlar hayır derse yine eyvallah, işimize gelir; iki taraf da hayır derse geçmişe dönülür’ diye konuştu.

HURRIYET 11/04/2004

Denktaş’ın ‘Son plan Türkçe değil’ eleştirisi gideriliyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planı ve ekleri Türkçe’ye çevriliyor. Ekleriyle birlikte 9 bin sayfayı bulan Annan Planı, Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye’nin yurtdışındaki misyonlarının konuyla ilgili uzman kadroları tarafından 4 gün içinde Türkçe’ye çevrilecek.

HAFTA SONU DA ÇALIŞACAKLAR

Diplomatik kaynaklar, hafta sonu tatili olmasına rağmen bu konudaki çalışmaların derhal başlatılarak, planın Türkçe’ye çevirisinin bir an önce tamamlanmasına çalışıldığını kaydettiler. Aynı kaynaklar, Annan Planı’nın çevirisinin hukuki ve teknik açılardan önemine de işaret ettiler.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın plana dönük eleştirilerinden biri, planın henüz Türkçe’ye dahi çevrilmeden, anadili Türkçe olan bir ülkede referanduma sunulacak olmasıydı.

HURRIYET 11/04/2004

Erdoğan'dan Denktaş'a: Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat...


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a seslenerek, ''Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat'' dedi.
Erdoğan, ''Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Japonya'ya giderken, İzmir Uçağı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.
''Muhalefet Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğunu ve iyi anlatılamadığını
ifade ediyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Erdoğan, hükümet olarak attıkları adımları kendi gruplarında ve TBMM'de açıkladıklarını ifade etti.
''Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzerinde durduğu tek konu var
; 9 bin sayfa...'' diyen Erdoğan, şunları söyledi:
''Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabii her şeyden önce parlamento içindeki milletvekillerinin büyük çoğunluğu, kanunu hazırlay
anlar veya teknik sahiplerini işin dışında tutacak olursak, hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır veya 'okuyoruz' diyorlarsa bunun yüzde 90'ı doğru konuşmuyor. Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarılmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır. Bir defa buradaki çerçeve ve ilkelerimiz bellidir. Bu ilkeler, çerçeveler dahilinde de çok açık bir şey söylüyoruz. Diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkıyor.
Bugüne kadar T
ürkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken, şimdi 2 kurucu devlet, birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet. Burada bazı benzetmeler yapılıyor. 'Philedelphia' deniliyor. Philedelphia ile bu işin bir alakası yok. Bunlar daha sonra eyaletler olarak birçoğu kurulmuş. Burada böyle bir şey yok. Tam aksine ikisi birden kuruluyor.
Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'ben devletimi kaptırmam' diyor. N
eticesinde işin eğer ruhunu okursak, burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir pozisyona sokmayalım. Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki, çok daha ilginç ifadeler var; 'ne kuzeyin güneye ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; burada (gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık) anlayışı içinde değiliz.''

''KONUYA MİLLİ MESELE OLARAK BAKIYORUZ''

KKTC'yi gelebileceği ideal bir konuma getirdiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunu 'kazan-kazan' anlayışından hareketle yaptık. Güneyin burada kazancı ne oldu? Güneyin kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güneyden kuzeye geçebilecek olan Rumlar oldu. Şimdi kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşmayı y
aparken öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur ne istiyorsan al' denmez. O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman (Lozan'da neler alındı, neler verildi) diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler? İşi bu noktalara getirmek çok çirkin, yakışıksız. Bizler, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz. Ama milli mesele olarak bakarken de KKTC'li kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik.
Olaya milli mesele olarak bakıyorsunuz. Uluslararası hangi toplantıda acaba Türkçemiz beynelmilel bir dil olarak kullanılıyor? Ama şimdi burada uluslarara
sı bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kullanılmaya başlanacak, bizzat elimle kayıt düştük. 1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulamaya girmeli, diğer yerlerde ise 5 yıl kaydı vardı onu çıkardık. Diğer yerlerde ise en kısa zamanda bu sıkıntılar giderilmek suretiyle bu adımların atılması durumu var. Uluslararası kuruluşlara 200 civarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz. Bunlar orada simültane tercüme yapacaklar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlar. Görmezlikten gelmek bana göre doğru değil. Olumsuz yanlarını da söyledik. Bu, daha önceki Annan Planı'nda olan 29.2'dir.

''KALACAK GÖÇMEN SAYISI 45 BİNE ÇIKARILDI''

Bir şey de hedefinden saptırılıyor. O da şudur: Efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek. Gelir gelmez onu bilemeyiz ama bu oran bellidir; yüzde 21'dir. Biz bunu yüzde 18'e indirdik. Belli bir sürede gelecek. Ne kadarı gelir ne kadarı gelmez, orası ayrı bir mesele.
Burada bir diğer adım da, 'Türkler'i çıkarmak için bir adı
mdır...' Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda orada Türkiye'den giden belli bir vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim, bunu 30 bin küsur olarak değerlendirelim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaffak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz? Bunu da açalım. 'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Tamam da görüşülecek orada bir madde var ama ne dedik? 'Karşılıklı mutabakata dayalı olarak' dedik. Yani mutabık kaldığınız sürece... Taraflardan biri buna evet demediği sürece bir defa oradan bizim askerimizin çıkması söz konusu değil.
'Efendim ya farklı bir hükümet gelirse?' Böyle değerlendirmeler de yapıyorlar. Görüyorsunuz, ne demek farklı bir hükümet gelirse? Farklı bir hükümet şu anda da varsa aynı şeyi yapar.''

DENKTAŞ'A MESAJLAR

Başbakan Erdoğan, bir başka gazetecinin, ''Bu sözleri Dışişleri Bakanı'na söyleyen Sayın Denktaş oldu. Bu sözleriniz Denktaş'ı da etkiliyor mu? Bu sözler Denktaş'a bir mesaj olabilir mi?'' sorusuna, ''Ben bilemiyorum. Şimdi bunlar konuşuluyor. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılmasın. Enteresan olan bir şey de şu: Maalesef
şu anda ağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de yapılıyor? Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa, bu Kıbrıs'ta yapılsın. Yani mitingler yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun'' yanıtını verdi.
''Türkiye'deki muhalefet tartışma
yı Kıbrıs'a taşıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?'' diye soran bir gazeteciye, Erdoğan, ''hangi muhalefet'' sorusunu yöneltti. Gazetecinin, ''parlamento dışındaki muhalefet'' demesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
''Onlar işi çok çirkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor. Bu atılan adımların biz
i bu noktaya getirmemesi gerekirdi. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'deki kardeşlerimizin menfaatinin en az onlar kadar hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir. Siyaset, sorun üretme sanatı değildir. Siyaset, çözüm üretme sanatıdır. 30 yıldır, 40 yıldır bu işi çözemeyenler bugünleri hazırlamışlardır. Dolayısıyla burada iyi düşünerek adımlarımızı da ona göre atmamız gerekir.'' ''İsviçre'de düzenlediğiniz basın toplantınızda, Denktaş ile ilgili soruya 'gönlümüzde yeri var' dediniz. Siyasi olarak aranızdaki ilişki nedir?'' sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:
''Oradaki konuşmamız da görüşmemiz de gayet iyi geçti. Hassasiyetlerimizi, düşüncemizi söyledik ve 'biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyo
ruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim. Bunu da kendisine söyledim.''

JAPONLAR'IN KURTARILMASI

Erdoğan, ''Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğine evet diyecek mi?'' sorusunu, ''Aralık 2004'te inşallah temennimiz o'' şeklinde yanıtladı.
ABD'nin Türkiye'den Irak'a asker göndermesini istemesi durumunda kararlarının ne olacağının sorulması üzerine Erdoğan, ''Şu anda böyle bir talep söz konusu değil. Bildiğiniz gibi bundan önceki karar şu anda geçerli değil. Dolayısıyla, Türkiye olarak bize gelen herhangi bir şey
yok. Tabii şu andaki şartlar çok daha değişik. Dolayısıyla bu şartlara göre değerlendirme yapılacaktır'' dedi.
''Irak'ta esir düşen Japonlar'ın kurtarılması için aracı olmanız söz konusu mu?'' sorusuna ise Erdoğan, ''Temennim odur ki, öyle bir neticeye ves
ile oluruz. Olabilir, neden olmasın'' yanıtını verdi.
MILLIYET 11/04/2004

Denktaş: İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez...


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda kararı referandumda halkın vereceğini belirterek, ''Oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kararı kendileri vermiş olacaklardır. Başımıza gelen de çekilecektir. İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların, aldıklarının üstünde daha da almak için girişim yaptığını söyledi.
Denktaş, İ
stanbul'dan dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda, gazetecilerin, Rum komunist AKEL partisinin, ''referandumun birkaç ay ertelenmesi, aksi halde referandumda olumsuz oy kullanacağı'' kararını anımsatarak görüşlerini sorması üzerine, AKEL'in kararının ''üzerinde durulması gerektiğini'' ifade ederek şunları söyledi:
''İngilizler Rumlara, '12 neden var, bu planı kabul etmeniz için' diye büyük bir propaganda faaliyeti başlatmışlardır. Kendi gazetelerinde 'istediğimiz her şeyi aldık' diye beyanatlar gırla gitmektedi
r. Demek ki AKEL daha doymamıştır, dahasını da istemektedir ki, birden uzatma istiyor, daha da alsın diye. Görelim bakalım netice ne olacaktır. Kendi bilecekleri iştir.
Aldıklarının üstünde daha da istedikleri için, daha da almak için girişim yapmış oluyor
lar, değerlendirilmesi gerekir.''

SABANCI'NIN ÖLÜMÜ
Cumhurbaşkanı Denktaş, işadamı Sakıp Sabancı'nın ölümünden duyduğuğu üzüntüyü de dile getirerek, Sabancı'nın Doğu Akdeniz Ünüversitesi'ne de bir öğrenci yurdu yaptırdığını belirtti. Denktaş, ''Allah rahmet eylesin. Ailesine tekrar halkımız adına başşağlığı diliyorum'' dedi.
İstanbul temaslarının yararlı geçtiğini anlatan Denktaş, temaslarında esas olarak Annan planı üzerinde durduğunu kaydetti.
''Türkiye'de, 'Kıbrıs elden gitmesin, Kıbrıs tehlikeli bir du
ruma getirilmiştir, Annan planı kabul edilemez' yönünde büyük bir hareket ve heyecan olduğunu'' dile getiren Denktaş, ''Her kademede kişi ile temas ettik, her kademede bu görüş hakimdir'' ifadesini kullandı.
Denktaş, ''Artık zannedersem burada faaliyete ge
çmemiz lazım'' diyerek, şöyle devam etti:
''Halkımıza bu Annan planının neden kabul edilemez olduğunu anlatmamız gerekir. İrade onlarındır. Oy onlarındır. Daima söylüyorum, oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kararı kendiler vermiş o
lacaklardır. Başımıza gelen de çekilecektir. İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez.''
MILLIYET 11/04/2004

Talat: Referandumu ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değil...


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum komünist AKEL partisinin, 24 Nisan'daki referandumun ''birkaç ay ertelenmesi'' için BM'ye yaptığı çağrıyla ilgili olarak, ''Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir' dedi.
Talat, ''böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Avrupa Birliği'ne (AB) girmesini sağlayacağını ve Kı
brıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu'' kaydetti.
Başbakan Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, ''BM'nin AKEL'in çağrısına uyarak Türk tarafına erteleme önerisi getirmesi karşısında tavırlarının ne olacağı'' konusunda şun
ları söyledi:
''BM Genel Sekreteri'nin planı çok uzun bir süredir gündemde olması yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır. Referandumun ertelenmesi bu bakı
mdan herhangi bir yarar sağlamaz. Böyle bir erteleme 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir.'' Talat, ''AKEL'in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı'' yönündeki soruya karşılık da, ''bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu'' belirtti.
Başbakan Mehmet Ali Talat, ''Ayrıca bizim açımızdan böyle bir yaklaşımın niye kabul edilebilir olmadığını da açıklama imkanı bulurum'' dedi.

MILLIYET 11/04/2004

Talat: Erteleme kabul edilemez

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum komünist AKEL partisinin, 24 Nisan’daki referandumun “birkaç ay ertelenmesi” için BM’ye yaptığı çağrıyla ilgili olarak, “Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir’ dedi.

 

Lefkoşa
AA

   

11 Nisan 2004— Talat, “böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs’ta tüm Kıbrıs adına Avrupa Birliği’ne (AB) girmesini sağlayacağını ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu” kaydetti.

 

Başbakan Talat, yaptığı açıklamada, “BM’nin AKEL’in çağrısına uyarak Türk tarafına erteleme önerisi getirmesi karşısında tavırlarının ne olacağı” konusunda şunları söyledi:
“BM Genel Sekreteri’nin planı çok uzun bir süredir gündemde olması yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır.

Referandumun ertelenmesi bu bakımdan herhangi bir yarar sağlamaz. Böyle bir erteleme 1 Mayıs’ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir.”

‘BU ANLAYIŞ KABUL EDİLEMEZ’
Talat, “AKEL’in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı” yönündeki soruya karşılık da, “bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu” belirtti.
Başbakan Mehmet Ali Talat, “Ayrıca bizim açımızdan böyle bir yaklaşımın niye
kabul edilebilir olmadığını da açıklama imkanı bulurum” dedi.

Erdoğan’dan Denktaş’a eleştiri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Japonya yolunda Kıbrıs’a ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

NTV

11 Nisan 2004— Annan Planı’yla bir uzlaşma arandığını söyleyen Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı da sert ifadelerle eleştirdi.

Başbakan bugüne dek Türkiye’den başka dünyanın tanımadığı bir KKTC varken şimdi iki kurucu devletli bir yapıya kavuşulacağını söyledi. Rum lider Tasos Papadopulos’un gözyaşları içinde “devletimi kaptırmam” dediğini hatırlatan Erdoğan, Rumların en azından devletlerini paylaşma noktasına geldiğini dile getirdi.
“Çok büyük başarı kazandık anlayışında değiliz” diyen Erdoğan
ama Kuzey Kıbrıs’ı gelebilecek en ideal konuma getirdiklerini vurguladı. Erdoğan, Kıbrıs Rum tarafının kazancını ise büyük ölçüde toprak ve Kuzey’e geçebilmeleri olarak açıkladı.

‘MARJİNAL GRUPLARLA TOPLANTI YAPIYOR’
Erdoğan Türkiye’ye gelerek bazı salon toplantılarına katılan Denktaş’ı sert ifadelerle eleştirdi. Erdoğan “Ağırlıklı olarak bu iş niçin Türkiye’de yapılıyor. Onu merak ediyorum. Böyle bir şey varsa bu Kıbrıs’ta yapılmalı. Miting yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulanlar orada konuşulsun” dedi.
Erdoğan Denktaş’ın marjinal gruplarla birlikte toplantılar yapmasını üzüntüyle karşıladığını belirtti.

Özkök’ün basın toplantısı ertelendi


Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün 12 Nisan Pazartesi günü yapacağı basın toplantısı, işadamı Sakıp Sabancı’nın cenaze töreni nedeniyle 13 Nisan Salı gününe ertelendi.
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği’nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklama şöyle: “Değerli işadamı, mümtaz insan Sayın Sakıp Sabancı’nın vefatı, büyük üzüntüyle öğrenilmiştir. Merhumun naaşının 12 Nisan 2004 Pazartesi günü toprağa verilecek olması nedeniyle, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Karargahı’nda yapacağı duyurulan basın toplantısı, 13 Nisan 2004 Salı günü saat 14.30’a ertelenmiştir.”

NTV 11/04/2004

KKTC’de yüzde 63 ‘evet’ dedi

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 63’ü Annan Planı’na ‘evet’ diyor. Nokta dergisinin 2 Nisan’da hazırlattığı ankete göre, karasızların oranı, yüzde 19 ile ‘hayır’ oyu vereceğini söyleyenlerden daha fazla çıktı.

NTV

11 Nisan 2004 — Ankete katılanların yüzde 17.1’i ise Annan Planı’na ‘hayır’ dedi. Kararsızların oranı yüzde 19.2’de kalırken, yüzde 0.4 oy kullanmama eğiliminde.

Kuzey Kıbrıs’ta 1003 seçmenle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen ankete göre, Kuzey Kıbrıslıların büyük bölümü referandumda Annan Planı’na ‘evet’ oyu verecek. Ankete katılanların yüzde 63’ü evet derken, yüzde 17.1’i Annan Planı’na ‘hayır’ dedi. Kararsızların oranı yüzde 19.2’de kalırken, yüzde 0.4 oy kullanmama eğiliminde.

KADINLAR KARARSIZ
2-4 Nisan tarihleri arasında yapılan ankete göre erkekler, kadınlara oranla ‘evet’ oyu verme yönünde kadınlardan daha kararlı. Kararsızlar arasındaysa kadınlar çoğunlukta.
5 ayrı bölgeyi kapsayan ankette, Annan Planı’na göre 3 yıl sonra Rum kesimine devredilecek Güzelyurt’ta yaşayan seçmenlerin yüzde 69.5’i ‘evet’ oyu kullanacak. Girne’de yüzde 69.7 ‘evet’ derken, Yeni İskele’de yüzde 68.6, Lefkoşa’da yüzde 67.1 plana olumlu bakıyor.

GENÇLER BİRLEŞİK KIBRIS İSTİYOR
Ankete katılanlar yaşlarına göre incelendiğinde ise, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını en çok 18-25 yaş arasındaki gençler istiyor. Yakın geçmişte yaşanan olayların tanığı olan 55 yaş üstü seçmende ise ‘evet’ oranı daha düşük. Anketin ortaya çıkardığı bir başka sonuca göre ise, eğitim düzeyi yükseldikçe ‘evet’ oyları da yükseliyor. Mesleklere göre bakıldığında ise üst düzey yöneticiler, memurlar, öğretmenler ve öğrenciler en çok ‘evet’ diyen kesim. En az ‘evet’ diyenler ise yüzde 45.5
ile çiftçiler.

Referanduma hayır” Peki 1 Mayıs ne olacak?

Güney Kıbrıs Komünist Partisi AKEL Merkez Komitesi’nden dün yapılan açıklamaya göre ‘referandumların ertelenmemesi durumunda Annan Planı’nı desteklememe zorunda olacakları’ bildirildi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos’un ağlayarak referandumda ‘hayır’ kampanyaları başlatmaları, UBP’nin de ‘hayır’ propagandasına sarılmasından sonra AKEL’den de beklenenin aksine bir karar çıktı. Daha önce AKEL Politbüro’sunda alınan kararın tersine Parti Merkez Komitesi’nin böyle bir karar üretmesi Kıbrıs’ta olduğu gibi dünyada da şaşkınlıkla karşılandı. Siyasi çevreler AKEL’in yeni kurulacak devleti Kıbrıslıtürklerle paylaşma isteğinin samimi olmadığı düşüncesini ortaya koyuyorlar

YENIDUZEN 11/04/2004

‘Hayır’ çıkarsa mülkleri unutun!

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rumların 'Hayır' demesi

durumunda Kuzey'de kalan mülkleri üzerindeki haklarını unutmaya hazır olmalarını söyledi. ‘Rumlar bu anlaşmaya hayır derse, BM, AB ve ABD tarafından desteklenen bir anlaşmaya hayır demiş olacaklar. AB bölünmüş bir adayla ne yapacağına, bu sorunla nasıl başa çıkacağına karar vermek zorunda’ açıklamasını yapan Weston, Radikal gazetesindeki söyleşisinde Rumların anlaşmaya ‘hayır’ demeleri durumunda ‘Rumlar kuzeydeki mülkiyet haklarını uzun bir süre tamamen unutmaya da hazır olmalılar. Türk tarafının suçu olmayan bir sonuçtan dolayı Türk tarafının cezalandırılmasına izin vermeyeceğiz’ ifadelerini kullandı

YENIDUZEN 11/04/2004

Barışa hazırız!

Tayfun Çağra

Kıbrıs’ın en doğusu Dipkarpaz’daydık geçtiğimiz günlerde... Kıbrıs görüşmelerinde sürekli ‘verilecek-verilmeyecek’ diye gündeme gelen... Sonunda özel bir statüde Türk tarafında kalacağı ama rumların mallarına sınırsız oranda dönebileceği kabul edilen... Tabii bu dönüş de ‘eğer ikamet edecekse’ şartına bağlanarak...

İsviçre’deki görüşmelerin sona ereceği gündü Dipkarpaz ziyaretimiz... Karpaz’ın yeşile durmuş ovaları üzerindeki sarı papatyaların, kırmızı horoz lalelerinin ve arpa çiçeklerinin yayılmışlığı arasında... Eşsiz bir doğal güzellik... Köy meydanında durup başlıyoruz köylülerle sohbetlerimize... İşlerini, işsizliklerini, ailelerini, hayvancılığı, çiftçiliği, köydeki rumlarla ilişkilerini, umutlarını ve tabii ki Kıbrıs’ı... Ne istediklerini, ne beklediklerini gelecekten... Dipkarpaz’daki rumlarla da konuşmak istedik ama konuşamadık. Konuşmak istemediler... Sonradan öğrendik; Daha önce bir televizyon kanalına konuşanların Güney’deki aileleri Kuzey’e geçememişler çünkü söyleşi yayınlanınca... Görüştürmemişler bir daha onları iddialara göre... Onun için de ‘her ihtimale karşı’ bizimle de konuşmayı kibarca reddettiler. Ama fotoğraflarını almamıza birşey demediler. Kucak kucağa resimledik onları köy meydanındaki bir kafeteryada biralarını yudumlarken türk-rum dostluğunu yansıtmak istercesine...

İşte böyle manzaralar içinde konuştuk Dipkarpaz’ın köylüsüyle... Anlaşmayla yer değiştireceğini bile bile... Sordu bazıları yanımda götürdüğüm YeniDÜZEN’de okuduklarından sonra; ‘Biz de AB vatandaşı olacak mıyız?’ diye... Cevabını alınca da rahatladılar... İşte O’nlardan bazıları...

Mehmet Emin Tanışman

(Yer değişelim, Karpaz’da kalalım)

Kaç yıldır buradasınız?

20 yıldır buradayım. Bu kadar yıldır hayvancılıkla, tarımla uğraştık. Fazla bir şey yaptığımız yok. Bize çok faydası olmuyor.

Ne kadar hayvanınız var?

20 civarında var ama onları da döndürmesi çok zor. Kendi çabamızla, şimdiye kadar devletten bir destek olmadı. Sıkıntılarımız çok, devlet desteği olması lazım.

Aileniz kaç kişi?

8 kişilik bir aileyiz. 6 çocuk var. Okuyorlar, en büyüğü 17 yaşındadır. Bu sene liseyi bitiriyor. Üniversiteye gidecek, sorunlarımız daha da büyüyecek.

Nerede okumayı düşünüyor?

Bu şartlar altında Mağusa’da okutamayız. Dar gelirli aileleriz, düşünüyoruz ama bu şartlarda mümkün değil gibi...

Okutabilmek için nasıl bir ortam olması lazım?

İki taraflı dengeli bir barış olması lazım. Devletten katkı gerekir çocuklarımızı okutabilmek için...

Anlaşmanın olması için umudunuz var mı?

İyi bir anlaşma olması lazım.

İyi bir anlaşma derken neyi düşünüyorsunuz?

Yani şöyle; halkı tatmin edebilecek bir anlaşma... Bunun için yer değiştirme konusunda bir güvence verilecek mi? Bu nasıl bir yer değiştirme olacak? İleride başka sorunlarla karşı karşıya kalmayacak mı? En büyük sorunumuz bu ve ekonomik sorundur. Daha perişan olacaksak sorunlar artar.

Perişan olacağınız beklentiniz var mı?

Öyle bir beklentimiz yok, aksine daha iyi bir yaşam bekliyoruz.

Karpaz’da yaşamaktan hiç pişmanlık duydunuz mu?

İş sahası yok ama doğa olarak güzel bir yer, beğeniyoruz. Anlaşmadan sonra bu bölgede kalmak istiyoruz. Eğer yer değiştireceksek yine bu bölgede Karpaz’da kalmak istiyoruz.

Fesih Konat

(Belirsizlik bitsin)

Ben 1977’de Kıbrıs’a Muş’tan geldim. Yeşilköy’de yerleştim. Orada bahçecilikle uğraşıyordum. Evlendikten sonra Dipkarpaz’a gelip yerleştim. 7 tane çocuğum vardır. Hayvancılıkla uğraşıyoruz. Rumlarla da içiçe yaşıyoruz, şimdiye kadar herhangi bir sorunumuz olmadı. Yalnız Annan Planı çıktıktan sonra aramızda çelişkili laflar dönmeye başlıyor.

Ne gibi?

Rumlar önce çok mazlum ve insanca davranıyorlardı. Son zamanda öyle davranmıyorlar.

Örnek ne verebilirsin?

Hayvanları var onların da... Hayvanlarının olduğu yerde başkalarının hayvanlarının gidip de otlamasını istemiyorlar.

Yani yerlerini daha çok sahipleniyorlar..

Tabii tabii, onun için biz iyi bir anlaşma istiyoruz, iki kesimli bir anlaşma...

Anlaşmada iki kesimlilik yok mu?

İçiçe olduğumuz zaman eski hallere dönmek de iyi bir şey değil.

‘Bu kadar zaman içiçe yaşadık’ dediniz...

Yaşadık ama değişiyorlar şimdi... Sınırda toprak var, verilsin onlar o tarafta biz bu tarafta yaşayalım.

Dünyada var mı böyle bir örnek? Yani bazı insanlara yasak bir bölge?

Türkiye’de öyledir, bir yabancı yerleşemez.

Bir yabancı Türkiye’den ev alıp yerleşebilir, öyle şey yok.

Ne diyor şimdi onlar? Türkiye’den gelip yerleşenler yasal yoldan gelmiş değil.

Onlar öyle söyleyebilir, Annan Planı ‘kalacaklar’ diyor.

Zaten Türkiye Cumhuriyeti vardır, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır, bunları büyükler bilirler. Eğer halka sorarlarsa ‘evet’ veya ‘hayır’...

24 Nisan’da soracaklar...

Sorduğu zaman biz de bakacağız Türkiye tarafına, liderlere ona göre bir cevap vereceğiz.

Liderler derken kimler, Türkiye mi buradakiler mi?

Zaten beraber yapıyorlar bu işi... Zaten Talat’la beraberler... Cumhurbaşkanı zaten kendini tek parti olarak açıkladı, oğluna destek olarak... Bizim Türkiye’den gelen halkımızı düşünseler zaten bu şekilde olmaz.

Yedi çocuğun var demişti, en büyüğü kaç yaşında?

1979’da doğdu. Evlendirdik, diğerleri de beraber hayvancılıkla uğraşıyoruz.

Gelecek görüyor musun çocuklara...

Bilmiyoruz ki buraların bizim mi değil mi, ne olacağını bilmiyoruz.

Çözüm olursa...

Çözüm olursa tabii biliriz ki bir ev dahi olsa o zaman bileceğiz ki bizimdir, daha çok bağlanacağız buraya... Benim gençliğim burada geçti, şimdi çözümden sonra bir kimlik bir pasaport değil sorun, önemli olan çocuklarımızın geleceği...

Tekin Erdoğan

(İlk kez kebap yedik)

28 yıldır buradayım, 3 çocuğum var... Biri ortaokula, ikisi ilkokula gider...

Gelecek görüyor musun?

Gelecek çok parlak... Madem çözüm olacak...

Nasıl parlak olacak?

Eğitim düzeyi yükselecek, ekonomi düzelecek, Avrupa’ya gireceğiz. Okuyan çocuk iş bulabilecek. Bu ülkede üniversite bitirmiş çok gençlerimiz var işsiz dolaşıyorlar.

Anlaşma olunca Karpaz halkının yer değiştirmesi söz konusu...

Ümit ederdik ki biz burada kalalım ama çözüm için Karpaz gidecekse de gitsin. Böyle yaşamaktansa ne olacağını bilelim. Üç sene beş sene sonra da olsa bu iş olacak.

Bazı kuşkular var, daha doğrusu söylemler var, yer değiştirecek insanlar sokakta kalacak gibi...

Yok öyle şey olamaz, gene parça devletimiz devam ediyor. Tabii ki sıkıntılar olacak, sonuçta yer değiştirilecek.

Sizin işiniz nedir?

Ben hem hayvancılık hem de turizm yapıyorum. Restaurant var, bungolawlar var... Altın Sahil’de... Ahşaptan bungolawlar... Bu Cumartesi açıyoruz.

Başka ne dersin çözüm konusunda...

Çözüm daha önce olacaktı aslında ama maalesef Türkiye’nin eski yönetimleri ve burdaki statüko engel oldu. Daha çok kazançlarımız olacaktı. Başta Cumhurbaşkanımız engel olmasaydı, masadan kaçmasaydı daha fazla haklar alabilirdik.

AKP hükümeti ile buradaki hükümet için ne dersin?

Gerçekten çözümden yanadırlar. Rumu sıkıştırdılar. Her zaman sandüvici bizimkiler yerlerdi, şimdi kebap yiyorlar. Sandüviç rumlara kaldı. Bu büyük bir başarıdır. Bu başarıyı da Mehmet Ali Talat’ta buluyorum ben...

Vahdet Alkan

(Barışa yakınız)

Karpaz’a ilk yerleşenlerdenim. Yani 1976 Nisan... 74 Barış Hareketi gazisiyim, Konya’dan geldim. Evli idim, dört çocuğum vardı, şimdi altı çocuk sahibi oldum, Onları da burda evlendirdik, toplam nüfus onbeş olduk.

Peki geçim kaynağınız ne?

Ben şanslıydım, çocukları erken okuttuk, onun için iş buldular yani...

Siz ne yapıyorsunuz?

Ben hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum.

Tatmin edici mi?

Dipkarpaz’daki çiftçilik bir zulüm, eşek zulmü altında yapmak zorunda kalıyoruz. Her yıl bu eşek sıkıntısını çekiyoruz. Eşeklerin Kıbrıs’a mal olmuş hayvanlar olarak bir yerde yaşamalarını biz de istiyoruz ama bize de zarar vermelerini istemiyoruz.

Kapalı bölgede değiller mi?

Hayır, bizim ekili arazilerimizin içindedirler. Kapalı bölgede bir miktar var.

Neden kapalı bölgede değiller?

Konamadı, yakalanamadı.

Yani eşeklerin öldürülmesi taraftarı değilsiniz...

Hayır, hayır hiç bir canlının öldürülmesi taraftarı değiliz.

Peki Kıbrıs’ı sorarsak, ne olmasını istersiniz?

Biz barışı istiyoruz, görünüş de barışa yakın gibi...

Nasıl bir barış istiyorsunuz?

İki kesimliliğin güçlendirilmiş şeklinde, türk tezlerinin kabul edildiği şekilde...

Dipkarpaz’da dolaşıyoruz.... UNOPS finansmanlı bir minibüs meydanda duruyor. Sürekli yaşlı rumların çeşitli ihtiyaçları, bakımları için köye geliyormuş. Meydandaki rum kahvehanesi bazı rumlarla dolu... Yine meydanın bir köşesinde bir kafeterya var. Orada da bira yudumlamak isteyenler var. Oldukça kalabalık orası... Fazla yakmayan güneşin ısısı da bira içimine farklı bir zevk veriyor gibi...

Söyleşilerimiz sürüyor ama...

Cesim Duran

(Buraya alıştık)

Kaç yaşındasın?

25 yaşındayım, iki yaşında buraya geldim.

Tekrar Türkiye’ye gitmek ister misin?

Hayır, buraya alıştık, gittim gördüm geldiğimiz yeri...

Ne kadar kaldın oralarda?

Bir buçuk ay kaldım. Oralardaki olanaksızlık nedeniyle yaşamak zor.

Karpaz’da çok mu olanak var yani?

Gene burası gittiğim yerden çok iyidir.

Nereye gittin sen?

Ağrı’ya gittim.

Kaç kardeşsiniz?

Altı kardeşiz.

Bir iş yapıyor musun?

Boşum, ilkokul mezunuyum. Çiftçilik, hayvancılık yapıyorum. Çok kötü şartlarda yapıyoruz ama mecburen başka yapacak bir şey yok.

Barış seni nasıl etkiler?

İş sahaları açılır, yatırım olur, biraz gelişme olur yani...

Anlaşmada Karpaz’daki vatandaşlar yer değiştirecek deniyor...

Evimizden çıkmasak iyi olur ama hükümetimiz bilir.

Muzaffer Akın

(Adaletli bir barış olacağına inanıyoruz)

Kaç yaşındasın?

25 yaşındayım ben de...

Sen burada mı doğdun?

Ben burada doğdum, annem babam Muş’tan geldi.

Gittin gördün mü Muş’u?

Gördüm, işsizlik almış başını gitmiş.

Karpaz daha mı iyi yani?

Karpaz daha iyi...

Neden daha iyi?

Daha sakin, insan hakları daha iyi...

Gençler nasıl vakit geçiriyor burada?

Gördüğün gibi... Kahve köşelerinde işsizlik almış başını gidiyor.

Neyi bitirdin sen?

Ortaokul mezunuyum.

İşsiz misin?

Çiftçilikle uğraşıyorum da onu da yapamıyoruz. Eşekler yüzünden, geçmiş hükümetlerin ilgisizliğinden...

Ne yapmak lazım?

Koruma altına almak lazım. Denediler ama alamadılar tellerin içine...

Sen bir çözüm, anlaşma olmasını istiyor musun?

Tabii istiyoruz.

Diyelim ki olmadı, ne yapmayı düşünürsün?

Geleceğimiz harap, daha kötü... Yani bir Avrupa Birliği şarttır, bir barış, bir çözüm...

Neden şart?

Geleceğimiz güvence altında olur. Şimdiye kadar üniversite mezunlarımızın bile çalıştığını görmedik. Onlar bile işsiz yani, inşaatlarda çalışanlar var. Onlara bir iş gelecek, ondan sonra da biz iş sahibi olalım. Geleceğimizi şu anda hiç garanti altında göremiyorum. Avrupa insan hakları var. Bazı haklar tanınacak artık. Biz her şeyin farkındayız, barış olursa bazı insanlar yer değiştirecek, bu olmasa daha iyi olacaktı ama bir çözümü istiyoruz biz...

Türkiye kökenliler geri gidecek deniyor...

Geri gitme olayı yok, doğru değil.

Barışa hazır mısınız?

Biz barışa hazırız. Tek çözüm o... Adaletli bir çözüm olacağına da inanıyoruz.

Ramazan Yeşer

(Anlaşmada işlerim on katı artar)

İşler nasıl gidiyor?

Yazın çok iyiydi... Rumlar gelip giderken başlarda...

Yani rumlar sizden alışveriş yaptılar.

Alan da oldu almayan da oldu. Kışın bu durdu ama yeniden kıpırdanmaya başladı.

Geliş gidişler mi azaldı?

Gelişler azaldı kış aylarında ama şimdi yeniden hızlandı.

Fiyatları uygun mu geliyor rumlara... Neden alışveriş yapıyorlar buradan?

Buradaki fiyatlar uygun, kıyafet olarak da Türk malları her zaman iyidir, onun için...

Bir anlaşma işinizi nasıl etkiler?

Bence çok iyi etkileyecek. Şimdi rumlar birçok şeye bakıyor ama sınırda arama var diye ‘alamayız’ deyip gidiyorlar. Anlaşma olursa inanıyorum ki şimdinin on misli bile artabilir.

Peki ama anlaşma durumunda yerleriniz değişebilir...

Kısmet, bu şekilde olmaktansa bir anlaşma elbette ki olsun. Ben işimi bir şekilde devam etiririm. Ama burada ama başka yerde benim bundan korkum yok.

Bir de Dipkarpaz’ın kuzeyinde kalmış Bazilika kalıntılarına kadar birkaç kilometrelik bir yolculuk... Ayfilon denen yerde MS IV-V. yüzyıldan kalmış kalıntıların yanında bir retaurant... Eskiye göre daha bakımlı ve restore edilmiş. Eskiye göre diyorum çünkü ilk gidişim değil oralara... Daha önce dökülecek durumdaki bina yenilenmiş, çevresi düzenlenmiş ve altındaki sahilde bulunan konaklama odaları da yeni turizm sezonu için tamir ediliyor. Yabancı bir ortak bulmuş çünkü Dipkarpazlı sahibi... Hazırlık yapılıyor şimdi oldukça yoğun bir şekilde... Belki de barışa hazırlanıyor...

Köyün ortasındaki Arche House şimdiden hazır gibi buna... Karpaz’a gelen rumlar bu evlerde konaklıyorlarmış özellikle hafta sonları... Eski köy evlerinin restore edilerek bir müddet önce turizme kazandırıldığı bu harika tesis de Ayfilon gibi gelecek günleri bekliyor. Kıbrıslıtürkü, Kıbrıslırumu, başka ülkelerden, belki de barışın çekiciliğiyle ülkemize daha önce hiç gelmeyen dünyadan başka birilerini bekliyor... Her kim olursan ol, nereden gelmiş olursan ol, ‘hade şerefe’..

YENIDUZEN 11/04/2004

AKEL'den ret

24 Nisan'daki referandumda "evet" demesi beklenen, Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi, iktidardaki AKEL, şok bir kararla "referandumun ertelenmesini" talep ederek, aksi takdirde referandumda hayır diyeceklerini açıkladı

AKEL'den ret

12 MADDELİK KARAR... AKEL Merkez Komitesi, iki günlük maraton toplantıda aldığı ve 14 Nisan'da yapılacak kurultaya götüreceği 12 maddeden oluşan kararları açıklandı. AKEL, BM'den 24 Nisan'daki referandumun ertelenmesini talep etti ve bu olmazsa, referandumda Annan Planı'na destek vermeyeceklerini duyurdu

AKEL HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI... AKEL, BM ve Güvenlik Konseyi üyelerine, halkın Annan planı hakkında daha iyi bilgilendirilebilmesi amacıyla referandumun birkaç ay ertelenmesi talebinde bulunmaya karar verdiğini bildirdi. "Referanduma hayır" anlamına gelen bu karar, çözüm yanlısı binlerce Kıbrıslı Türk arasında hayal kırıklığına yol açtı

l AB'DEN TEPKİ... Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, AKEL'in de "ret" kararı almasıyla Güney Kıbrıs'tan "hayır" çıkacağı sinyalleri, AB'de sert tepkilere neden oldu. AB Dönem Başkanı İrlanda, Rumların plana hayır demesi durumunda, Kıbrıs'ın üyeliğinin kesinleşeceği 1 Mayıs 2004'teki imza törenine Başbakan Talat'ı da davet etmeye hazırlanıyor

l DENKTAŞ: DOYMADILAR... Cumhurbaşkanı Denktaş, AKEL'in kararının üzerinde durulması gerektiğini söyledi. Denktaş, "Demek ki AKEL daha doymamış, dahasını da istemektedir ki uzatma istiyor, daha da alsın diye. Görelim bakalım netice ne olacaktır. Kendi bilecekleri iştir" değerlendirmesinde bulundu

l TALAT: ERTELEME KABUL EDİLEMEZ... Başbakan Mehmet Ali Talat, AKEL'in 24 Nisan'daki referandumun birkaç ay ertelenmesi için BM'ye yaptığı çağrıyı yorumlayarak, "Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir" dedi. Talat, böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına AB'a girmesini sağlayacağını ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu ifade etti

Güney Kıbrıs'ın en büyük ve iktidardaki siyasi partisi AKEL, BM'den 24 Nisan'daki referandumun ertelenmesini talep ediyor. AKEL bu olmazsa, referandumda Annan planına destek vermeyeceklerini duyurdu.

AKEL Merkez Komitesi iki günlük toplantı maratonda aldığı ve 14 Nisan'da yapılacak kurultaya götüreceği 12 maddeden oluşan kararları açıklandı.

Bu kararlar uyarınca AKEL, BM ve Güvenlik Konseyi üyelerine, halkın Annan Planı hakkında daha iyi bilgilendirilebilmesi için referandumun birkaç ay ertelenmesi talebinde bulunmaya karar verdi.

Aksi halde AKEL referandumda Annan Planı'nın onaylanmasını desteklememek zorunda kalacak.

Açıklamayı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, toplantının sona ermesinden sonra yaptı.

Rum medya kuruluşlarına göre AKEL Merkez Komitesi, AKEL Kurultayı'na götürmek üzere şu öneriyi şekillendirdi:

"1. AKEL , tarihine ve mücadelelerine sahip çıkan ciddi parti olarak, ciddiyet, sorumluluk ve serinkanlılıkla Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili gelişmeleri derinlemesine ayrıntılı bir biçimde inceleyeceğine dair Kıbrıs halkına söz verdi.

2. Uluslar arası güç dengelerini, özellikle, Yunanistan dahil olmak üzere Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin ve uluslar arası faktörün görüşlerini en ciddi şekilde göz önüne aldık.

3. Birliğin ve beraberliğin zorunlu olduğu bir anda iç cephede hakim olan ve bölünmeyle karakterize edilen durumu derinlemesine ve detaylı olarak inceledik.

4. Fakat , öncelikle ve büyük bir ciddiyetle , partimizin bağrından geldiği ve tamamen hizmetinde olduğumuz halkımızı, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk emekçileri dikkate aldık.

5. Bunun yanı sıra Kıbrıslı Rum yurttaşlarımızın çoğunluğunun taşıdığı, ister işgal ordularının uzun yıllardır varlığından ve de facto taksimden kaynaklanan, ister bazı çevreler tarafından beslenen güvenliksizlik duygularını da göz önüne aldık.

6. Son dönemde Annan planının olumsuz unsurlarının vurgulanıp , olumlu unsurlarının silik olarak halkımızın önüne sunulması olayını da göz önüne aldık.

7. AKEL, faşist darbe ve işgalin ardından varılacak olan çözümün acı verici olacağını hiç bir zaman saklamadan, uzlaştırıcı bir çözümden yana olduğu anlayışını, yaşamı ve eylemi ile halkın bilincine yerleştirmiştir.

8. Partimizin önünde bugün, tehlikeli unsurlarına rağmen, olası kabulü durumunda, olumlu yanlarıyla Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin barış içerisinde bir arada yaşayabilmeleri için umut verici bir perspektif yaratabilecek bir plan bulunuyor. Cumhurbaşkanı'nın Annan planıyla ilgili değerlendirmelerini ve özellikle bunun "de facto taksimi ortadan kaldırmadığı, aksine yasallaştırdığı ve derinleştirdiği" yönündeki değerlendirmesini paylaşmıyoruz. Parti liderliğimiz işbirliği çerçevesi içerisinde bu konulara ilişkin olarak Cumhurbaşkanı ile diyalog geliştirecektir.

9. İç cephede yaratılmış olan durum planın, müzakere zemini olarak dahi kabul edilmesinin reddine doğru götürüyor. Ve bu durumun milliyetçiliği ve şovenizmi güçlendirirken, temel olarak güvenlik ve planın uygulamasındaki güvenceyle ilgili konularda iyileştirme olanaklarını azalttığını saptamaktayız.

10. Bugün önümüzde var olan bütün somut verileri dikkate alarak, AKEL , planın halka objektif bir biçimde sunulması olanağının sağlanması, yukarıda değindiğimiz temelde müzakere yapılması ve boşlukların doldurulması olanağı verilmesiyle, Kıbrıslı Rum Kıbrıslı Türk tüm halkın büyük çoğunluğu tarafından onaylanmasını mümkün kılmak için, Birleşmiş Milletler'e ve uluslar arası unsura referandumların bir kaç ay ertelenmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır.

11. Aksi takdirde, AKEL referandumda Annan planının onaylanmasını desteklememe zorunda olacaktır.

12. AKEL Merkez Komitesi Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızı Kıbrıslı Rumların endişe ve kaygıları karşısında anlayış göstermeye, AKEL'e güvenmeye devam etmeye ve yurdumuzu yeniden birleştirmek için ortak mücadeleyi sürdürmeye çağırır."

AB'den tepki

Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, AKEL'in de "ret" kararı almasıyla Güney Kıbrıs'tan "hayır" çıkacağı sinyalleri, AB'de sert tepkilere neden oldu.

AB Dönem Başkanı İrlanda, Rumların plana hayır demesi durumunda, Kıbrıs'ın üyeliğinin kesinleşeceği 1 Mayıs 2004'teki imza törenine Başbakan Talat'ı da davet etmeye hazırlanıyor.

AB'ye birleşik bir Kıbrıs'ın girmesi konusunda kararlı olan AB, olası çözümsüzlükte Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un Kıbrıs'ı tek başına temsil etmesine fırsat vermeyecek.

Güney Kıbrıs'tan "hayır" çıkarsa, AB'ye üye devletlerin 15'ten 25'e çıkacağı 1 Mayıs'taki imza törenine Başbakan Talat da davet edilecek ve Kıbrıs'ta 2 ayrı varlık olduğu en üst düzeyde vurgulanacak.

Denktaş: Demek ki AKEL daha doymamış

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum komünist partisi AKEL'in "referandumun bir kaç ay ertelenmesi, aksi halde referandumda olumsuz oy kullanacağı" kararının üzerinde durulması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, "demek ki AKEL daha doymamış" değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda kararı referandumda halkın vereceğini belirterek, "Oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kararı kendileri vermiş olacaklardır. Başımıza gelen de çekilecektir. İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların, aldıklarının üstünde daha da almak için girişim yaptığını söyledi.

Denktaş, İstanbul'dan dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda, gazetecilerin, Rum komunist AKEL partisinin, "referandumun birkaç ay ertelenmesi, aksi halde referandumda olumsuz oy kullanacağı" kararını anımsatarak görüşlerini sorması üzerine, AKEL'in kararının "üzerinde durulması gerektiğini" ifade ederek şunları söyledi:

"İngilizler Rumlara, '12 neden var, bu planı kabul etmeniz için' diye büyük bir propaganda faaliyeti başlatmışlardır. Kendi gazetelerinde 'istediğimiz her şeyi aldık' diye beyanatlar gırla gitmektedir. Demek ki AKEL daha doymamıştır, dahasını da istemektedir ki, birden uzatma istiyor, daha da alsın diye. Görelim bakalım netice ne olacaktır. Kendi bilecekleri iştir.

Aldıklarının üstünde daha da istedikleri için, daha da almak için girişim yapmış oluyorlar, değerlendirilmesi gerekir."

İstanbul temaslarının yararlı geçtiğini anlatan Denktaş, temaslarında esas olarak Annan planı üzerinde durduğunu kaydetti.

Denktaş, "Artık zannedersem burada faaliyete geçmemiz lazım" diyerek, şöyle devam etti:

"Halkımıza bu Annan planının neden kabul edilemez olduğunu anlatmamız gerekir. İrade onlarındır. Oy onlarındır. Daima söylüyorum, oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kararı kendiler vermiş olacaklardır. Başımıza gelen de çekilecektir. İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez."

Talat: Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, AKEL'in 24 Nisan'daki referandumun birkaç ay ertelenmesi için BM'ye yaptığı çağrıyı yorumlarken, "Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir" dedi. Talat, böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına AB'a girmesini sağlayacağını ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu ifade etti..

Başbakan Talat, TAK muhabirinin BM'nin AKEL'in çağrısına uyarak Türk tarafına erteleme önerisi getirmesi karşısında tavırlarının ne olacağı yönündeki sorusuna karşılık şu açıklamayı yaptı:

"BM Genel Sekreteri'nin planı çok uzun bir süredir gündemde olması yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır. Referandumun ertelenmesi bu bakımdan herhangi bir yarar sağlamaz. Böyle bir erteleme 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar.. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir."

Talat, AKEL'in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı yönündeki soruya karşılık da, bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu belirtti. Başbakan Mehmet Ali Talat, "Ayrıca bizim açımızdan böyle bir yaklaşımın niye kabul edilebilir olmadığını da açıklama imkanı bulurum" diye ekledi.

KIBRIS 11/04/2004

Rumlar tek başına 'hayır' derse, cezasını Türkler çekmez

ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Türk tarafının anlaşmaya "evet", Rumların da "hayır" demesi halindeki ortaya çıkacak durumu değerlendirdi

Rumlar tek başına 'hayır' derse, cezasını Türkler çekmez

l ETKİN ÖNLEMLER ALINABİLİR... Rumların hayır demesi durumunda daha uzun bir süre yeni bir anlaşma şansı olmayacağını belirten Weston, ABD'nin ve geniş uluslararası camianın, Türk tarafının kendi suçu olmayan bir sonuçtan dolayı cezalandırılmasına izin vermeyeceğini ve sonucun olumsuz etkilerinin giderilmesi için kısa sürede etkin önlem alınacağını kaydetti

l KUZEYDEKİ MALLARINI UNUTSUNLAR... Thomas Weston, 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rumların "hayır" demesi durumunda kuzeyde kalan mülkleri üzerindeki haklarını unutmaya hazır olmalarını söyledi

l SPOR, HAVACILIK VE TİCARETTE SERBESİYET... Weston: KKTC'nin tanınması şu anda değerlendirme dışı. Buna karşın KKTC'nin uluslararası spor karşılaşmalarına alınması, sivil havacılık ağına dahil edilmesi ve Kıbrıs Türklerinin serbestçe ticaret yapabilmesinin sağlanması gibi hemen devreye sokulabilecek önlemler gündeme alınabilir

ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rumların "Hayır" demesi durumunda kuzeyde kalan mülkleri üzerindeki haklarını unutmaya hazır olmalarını söyledi.

Türk tarafının anlaşmaya "Evet", Rumların da "Hayır" demesi halindeki ortaya çıkacak durumu değerlendiren Weston, bu durumda daha uzun bir süre yeni bir anlaşma şansı olmayacağını, ABD'nin ve geniş uluslararası camianın Türk tarafını kendi suçları olmayan bir sonuçtan dolayı cezalandırılmasına izin verilmeyeceğini ve sonucun olumsuz etkilerinin giderilmesi için kısa sürede etkin önlem alınacağını söyledi.

Weston, Rumların anlaşmaya hayır demelerinin, fiilen bir sınırın varlığını anlaşmaya tercih etmeleri olarak da yorumlayanların çıkabileceğine işaret etti.

Bunun KKTC'nin tanınmasına dek varmasının şu anda değerlendirme dışı olduğunu söyleyen Weston, buna karşın KKTC'nin uluslararası spor karşılaşmalarına alınması, sivil havacılık ağına dahil edilmesi ve Kıbrıs Türklerinin serbestçe ticaret yapabilmesinin sağlanması gibi hemen devreye sokulabilecek önlemlerin gündeme alınabileceğini vurguladı.

"Atina da desteklemeli"

ABD Kıbrıs Temsilcisi, Kıbrıs Rumlarının hayır oyuyla anlaşmanın bozulması halinde Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasının bundan olumsuz etkilenmeyeceği yolunda AB yetkililerinin Birleşmiş Milletler ve ABD'ye beyanda bulunduğunu da söyledi.

Referandumdan olumlu oy çıkması için Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk hükümetinin elinden geleni yaptığının ortaya çıktığını söyleyen Weston, artık ABD ve diğer uluslararası güçlerin çabalarını Rum tarafını iknaya yönlendirmiş olduklarını açıkladı.

Weston, Yunanistan hükümetinden de, tıpkı Türk hükümeti gibi, referandumda evet oyu için net bir açıklama beklediklerini söyledi.

Weston'ın sözleri Kıbrıs sorununun en kritik aşamasına geldiği sırada söylenmiş olması ve ilk kez bir ABD yetkilisinden Yunan/Rum tarafında bu kadar açık eleştiri içermesi açısından önem taşıyor.

Weston, Radikal gazetesinden Murat Yetkin'in sorularına şu cevapları verdi:

SORU: İsviçre'deki görüşmelerden bu yana Kıbrıs'taki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP: Her şey planlandığı gibi yolunda gidiyor. Önce Türkiye, sonra da Yunanistan belirlenen tarihten önce halkoylamalarından çıkacak sonucu kabul edeceklerini açıkladılar. Artık sıra halkoylamalarına geldi. Yani teknik olarak ortada bir pürüz yok. Ancak siyasi olarak durum o kadar pürüzsüz değil. Türkiye açısından bir sorun yok, anlaşmanın olması için en çok çaba oradan geliyor. Kıbrıs Türk tarafında, Rauf Denktaş 'Hayır' oyundan yana tavır aldı, ancak Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş anlaşmadan yana ve Türk tarafı referandumda 'Evet' demeye daha yakın duruyor.

Papadopulos'un konuşması çok olumsuzdu. Çok hayal kırıcıydı. Önceki gün Cenevre'de BM Genel Sekreteri Annan'ın da söylediği gibi, Papadopulos planın olumlu yanlarına, getirdiği kazanımlara ilişkin tek bir söz bile etmeden karşı çıktı. Buna karşın Rum tarafında olumlu gelişmeler de var. Örneğin Klerides, Vasiliu ve komünist AKEL partisi evet oyu yönünde demeçler veriyor. Bu partilerin oy oranı Papadopulos destekçilerinden fazla.

Yunanistan'dan da olumlu sinyaller geliyor. Eski Başbakan Simitis ve eski Dışişleri Bakanı Papandreu anlaşmadan yana tavırlarını ortaya koydu.

İktidardaki Yeni Demokrasi'den de bazı açıklamalar geldi. Ancak Yunan hükümeti, tıpkı Türk hükümeti gibi net bir açıklamadan önce ulusal konseyin toplanmasını beklemeye karar verdi. Cumhurbaşkanı Stefanopulos başkanlığında haftaya yapılacak bu toplantı ardından Yunanistan hükümetinden de 'evet' oyunu cesaretlendirici bir destek umuyoruz. Çünkü anlaşmanın geçerli olması için iki tarafın da evet demesi gerekli.

SORU: Herkes size de, diğer yetkililere de aynı şeyi soruyor ama açık yanıt alınamıyor: Türkler evet, Rumlar hayır derse ne olacak?

CEVAP: Öncelikle Kıbrıs Türklerine şu iki noktayı vurgulamak istiyorum. Anlaşma kabul edilirse, uluslararası topluluk, anlaşmanın tanınması ve uygulanması için her türlü önlemi hazırlamış bulunuyor. Birincisi göç ve mülkiyet haklarına ilişkin mali yönü. AB Komisyonu'nun davetiyle önümüzdeki Perşembe (15 Nisan) günü Brüksel'de bir toplantı yapılacak. Burada tazminatların ödenmesi için katılımcılardan katkı istenecek. Henüz Kongre'de onaylanmadığı için miktarını söyleyemiyorum ama ABD bu bütçeye önemli katkıda bulunacak. Toplantıya Japonya, Kanada, Avustralya ve Körfez ülkeleri de davet edildi. İkincisi de anlaşmanın siyasi ve güvenlik açılarından da uygulanabilmesi ve delinmemesi için BM Güvenlik Konseyi ve AB gerekli adımları atacak. Buna adaya bu kez farklı görevle BM gücü gönderilmesi dahil olacak.

"AB Komisyonu söz verdi"

SORU: Ancak Türk tarafının anlaşmanın asli AB hukuku sayılması yolundaki itirazı devam ediyor.

CEVAP: Doğru. Ancak gelinen nokta, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül tarafından da kabul edilebilir bulundu. Artık kalıcı derogasyonlar olmayacak. Gerek Avrupa Adalet Divanı, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açılacak davalarda, bütün iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu öne çıkarılıyor. AB Komisyonu da anlaşmanın delinmesine izin vermemek için üzerine düşeni yapacağını beyan etti.

SORU: Kıbrıslı Rumlar hayır derse kaybedecekleri bir şey yok, yine AB üyesi olacaklar.

CEVAP: Ama, anlaşmanın getirdiklerinden faydalanamayacaklar.

SORU: Evet ama Türkler hem anlaşmanın getirdiklerinden faydalanamayacak, hem de AB üyesi olamadan, dünyadan yalıtılmış bir halde, ambargo altında yaşamaya devam edecekler. Üstelik hala Rum tarafı üzerinde, Türk tarafına uygulanan baskının yarısı uygulanmıyor. Bu haksızlık değil mi?

CEVAP: Anlaşmanın başarıya ulaşması için elimizden geleni yapıyoruz. Yoğun bir diplomasi devam ediyor. Türkiye üzerine düşeni yaptı. Artık ABD'nin de, diğer uluslararası güçlerin de çabası Rum tarafını ikna etmeye yoğunlaştı. Papadopulos anlaşmanın getireceklerini, olumlu yanlarını halkına anlatmadı. Geriye kalan kısa sürede bunların halka anlatılması gerekiyor. Rumlar bu anlaşmaya hayır derse, BM, AB ve ABD tarafından desteklenen bir anlaşmaya hayır demiş olacaklar. AB bölünmüş bir adayla ne yapacağına, bu sorunla nasıl başa çıkacağına karar vermek zorunda. Ayrıca, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesi kararının bu durumdan olumsuz etkilenmeyeceği yolunda AB yetkililerinin beyanı var.

"Türkler cezalandırılamaz"

SORU: Ancak Fransız Dışişleri Bakanı'nın da Türkiye'yi mevcut koşullarda kabul edemeyecekleri yönünde beyanı oldu.

CEVAP: Bence ona değil, Verheugen'in yazacağı ilerleme raporuna bakmakta yarar var. Klerides, Rumlar hayır oyu vererek kuzeyde ayrı bir devletin varlığının anlaşmaya tercih edeceklerini göstermiş olurlar, dedi.

Biliyorum. Bu durumu, Rumların fiilen bir sınırı anlaşmaya tercih ettikleri olarak yorumlayanlar çıkacaktır. Rumlar bu anlaşmaya hayır derse, kuzeydeki mülkiyet haklarını uzun bir süre tamamen unutmaya da hazır olmalılar. Türk tarafının suçu olmayan bir sonuçtan dolayı Türk tarafının cezalandırılmasına izin vermeyeceğiz.

SORU: Buna KKTC'nin tanınması, ya da ambargoların kaldırılması dahil mi?

CEVAP: KKTC'nin tanınması şu anda değerlendirme dışı, BM'nin de dahil olduğu uzun hukuki süreç gerektirebilir. AB'nin mahkeme kararıyla uyguladığı karar aslında bizi bağlamıyor görünüyor. Oysa malların kökenleri söz konusu olduğu için dünya ticaret anlaşmaları yoluyla bizi de bir ölçüde bağlıyor. Ancak Kıbrıs Türklerinin serbestçe ticaret yapmasının başka yolları da bulunabilir. Öte yandan Kıbrıs Türklerinin uluslararası spor camiasına girmesi, sivil havacılık ağına dahil olması gibi hemen atılabilecek adımlar da söz konusu olabilir. Rumların hayır demesiyle anlaşma olmaması durumunda, kesinlikle ABD ve inanıyorum ki geniş uluslararası camia, Kıbrıs Türklerini anlaşmanın olmamasının kötü etkilerinden sakınmak amacıyla bu sorulara ciddiyet ve sempatiye eğilecektir.

KIBRIS 11/04/2004

TÜRK VE RUM STATÜKOCULARIN DAYANIŞMASI(DENKTAŞ-PAPADOPULOS-AKEL GİZLİ GÖRÜŞMELERİ)

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın Bürgenstock zirvesinden sonra Rum tarafına geçtiği ve gizlice Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la görüştüğüne ilişkin dünkü yazım büyük ilgi gördü.

Kulis

Başaran Düzgün

11nis24

TÜRK VE RUM STATÜKOCULARIN DAYANIŞMASI(DENKTAŞ-PAPADOPULOS-AKEL GİZLİ GÖRÜŞMELERİ)

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın Bürgenstock zirvesinden sonra Rum tarafına geçtiği ve gizlice Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la görüştüğüne ilişkin dünkü yazım büyük ilgi gördü.

Gerek Türk tarafından gerekse Rum tarafından arayan gazete ve televizyonlar olayın detaylarını öğrenmek istediler.

Bürgenstock'ta başlayan ve Lefkoşa'da 2 kez yapılan gizli görüşmelerin detayları bizde vardı.

Ama böylesi önemli bir konuda, Kıbrıs Türkünün kaderi söz konusuyken ve 24 Nisan'da yapılacak tarihi referandum arifesinde Serdar Denktaş'ın babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın bilgisi dahilinde gerçekleştirdiği bu gizli görüşmelerle ilgili kamuoyuna açıklama yapma borcu vardı.

Çünkü, görüşülen konu Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum bütün Kıbrıslıları derinden etkileyecek denli önemliydi.

Papadopulos ve AKEL referandumların ertelenmesini istiyorlardı ve Denktaş da buna yeşil ışık yakmıştı.

Papadopulos ve AKEL'in amacı işgalleri altında tuttukları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs'ta tek başına ve sorunsuz bir şekilde Avrupa Birliği tam üyesi olmasıydı.

Denktaş da başından beri Annan Planı'ndan kurtulmak istiyordu.

Eğer referandumlar ertelenirse her iki taraf da amacına ulaşacaktı.

Çünkü, 1 Mayıs geçerse, Annan Planı'nın birçok temel noktası ortadan kalkacak.

BÜRGENSTOCK'TA BAŞLADI

Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, İsviçre'de Bürgenstock'ta yapılan zirveden sonra 2 kez Rum tarafına geçti ve hem Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos hem de AKEL Genel Sekreteri Hristofiyas ile görüştü.

Birinci görüşme 3 Nisan Cumartesi, ikinci görüşme de 5 Nisan Pazartesi yapıldı.

Görüşmelerin temel konusu referandumların ertelenmesiydi.

Aslında gizli görüşmeler Bürgenstock'ta başlamıştı.

AKEL Genel Sekreteri Hristofiyas, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un da onayını alarak, Serdar Denktaş'a "referandumları erteleyelim, görüşmeler devam etsin, bunun karşılığında da Kıbrıs Cumhuriyeti, Aralık ayında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye tarih vermesi için yardımcı olsun" önerisinde bulundu.

Rumlar tarih konusunda Türkiye'yi yemleyerek Annan planını kabul etmeden 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği tam üyesi olma peşindeydi.

Bu öneri Bürgenstock'taki Türk heyeti arasında tartışma yaratmıştı.

Özellikle Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül şiddetle karşı çıkmış, Başbakan Talat itiraz etmiş ve böylece sadece öneri olarak kalmıştı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bu öneriyi işittiğinde küplere bindiğini söylememe gerek yok herhalde.

İşte Bürgenstock'ta kabul görmeyen bu öneri Lefkoşa'ya dönüldükten sonra ısıtılıp yeniden gündeme getirildi.

Serdar Denktaş, babasının da onayını alarak misyon üstlendi ve Hristofiyas ile Papadopulos'la gizli gizli görüştü.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Türk Maarif Koleji'ndeki törende gazetecilere "Papadopulos da referandumların yapılmasını istemiyor, öyleyse Birleşmiş Milletler niye ısrar ediyor" şeklindeki açıklamasının temelinde yatan neden budur.

AKEL'İN TAVRI DEĞİŞTİ

Serdar Denktaş ile Dimitris Hristofiyas arasında gerçekleşen gizli görüşmede referandumların ertelenmesi konusu enine-boyuna ele alındı.

Birleşmiş Milletler'in ve Türkiye'nin referandumların ertelenmesi için nasıl ikna edilecekleri üzerinde duruldu.

Sonuçta AKEL referandumların ertelenmesi yönünde parti kararı alacak ve bunu kamuoyuna açıklayacak, Serdar Denktaş "referandum ertelenmelidir" şeklinde açıklama yapacak (ki nitekim dün akşam saatlerinde yaptı) Demokrat Parti üyeleri arasında referandum düzenleyecek ve bundan hayır oyu çıkarıp, Türkiye hükümetine "ne yapalım tabanımız istemiyor" diyecek ve gizli anlaşmada varılan sonuçlar bir bir yaşama geçirilecekti.

Öyle da oldu.

AKEL yöneticilerinin büyük çoğunluğu referandumda Annan planına evet denilmesi yönünde görüşler taşırken, Hristofiyas'ın "referandumlar ertelenebilir" şeklinde verdiği bilgiler üzerine AKEL'den "referandumlar 2 ay ertelensin yoksa hayır oyu vereceğiz" şeklinde bir karar çıktı.

Bu kararın temelinde Serdar Denktaş ile yapılan gizli görüşmeler ve Birleşmiş Milletler'i hayır oyu ile tehdit etme vardır.

AKEL geçmişte aldığı enosise destek verme kararından sonra onun kadar tarihi dram içeren ikinci hatalı kararını aldı.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NE YAPACAK?

Cumhurbaşkanı Denktaş ile Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "referandumlar ertelensin" açıklamasından ve AKEL'in "erteleyin yoksa hayır oyu veririz" kararından sonra Birleşmiş Milletler'in ne gibi bir tutum takınacağı merak ediliyor.

Birleşmiş Milletler yetkilileri dün akşam geç saatlerde Başbakan Talat'ın görüşlerini aldılar.

Başbakan Talat "referandumların ertelenmesine şiddetle karşıyız" dedi ve bu görüşünü kamuoyu ile de paylaştı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri şimdi kara kara Türk ve Rum statükocuların kurduğu gizli ittifakı dağıtmanın yollarını düşünüyorlar.

Özellikle Rum tarafına karşı enteresan planlar yapıyorlar.

AVRUPA BİRLİĞİ CAN YAKACAK

Birleşmiş Milletler yetkilileri düşünedursun Avrupa Birliği yetkilileri bu gizli ittifaka çok öfkelendiler ve derhal harekete geçtiler.

Dün akşam saatlerinde bizi arayan bir Avrupa Birliği üst düzey yetkilisi, "eğer duyduklarımız doğruysa Rum tarafı bunun bedelini ödeyemez" dedi.

Üst düzey yetkili "Rumlar referandumları erteleyip tek başlarına Avrupa Birliği tam üyesi olacaklarını sanıyorlarsa yanılırlar. Çünkü 1 Mayıs'ta yapılacak Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyeliğine katılım törenine KKTC Başbakanı Talat'ı da davet ederiz ve Kıbrıs'ta 2 ayrı varlık olduğunu en üst düzeyde vurgularız" dedi.

Avrupa Birliği bunu yapar mı yapar.

Papadopulos ile Hristofiyas da Denktaş ile gizli gizli işbirliği yapmanın bedelini öderler.

24 Nisan'a yaklaştıkça daha çok gizli ittifaklar göreceğiz anlaşılan.

Türk ve Rum statükocuların bu denli gizli ittifak kurabileceklerini kim düşünürdü ki.

Kıbrıs Türkünün "evet" yönündeki kararlılığının ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı...

KIBRIS 11/04/2004

DP'li üyeler sandık başındaydı

DP'NİN ÇELİŞKİSİ... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, bir taraftan "referandum ertelensin" diye açıklamalar yapıp, bu konuda girişimler başlatırken, diğer taraftan da partisinin 24 Nisan'daki referandumda takınacağı tavrı belirlemek amacıyla üyelerinin görüşünü saptamaya yönelik mini referandum başlattı. Mini referandum bu akşam tamamlanacak

l DENKTAŞ: DP, 'EVET' DERSE YIKILIRIM... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti'nin referandumla ilgili görüşüne ilişkin, "Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok" dedi

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, bir taraftan "referandum ertelensin" diye açıklamalar yapıp, bu konuda girişimler başlatırken, diğer taraftan da partisinin 24 Nisan'daki referandumda takınacağı tavrı belirlemek amacıyla üyelerinin görüşünü saptamaya yönelik mini referandum başlattı. Mini referandum bu akşam tamamlanacak.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti'nin referandumla ilgili görüşüne ilişkin, "Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok" diye konuştu.

DP, 24 Nisan'daki referandumda takınacağı tavrı belirlemek amacıyla üyelerinin görüşünü saptamaya yönelik mini referandumunu dün başlattı.

Bu akşam tamamlanacak DP'deki mini referandum için Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefke'de DP ilçe, Dipkarpaz, Yenierenköy, Mehmetçik'te DP örgüt binaları ile Gelincik'te Sağlık Ocağı'nda sandıklar kuruldu.

6 bin civarında üyenin oy kullanma hakkına sahip olduğu DP'de üyeler dün 09:00-20:00 oy kullanırken, bugün ise 09:00-19:00 saatleri arasında oylarını kullanabilecekler.

Oylamanın bitmesinin ardından sandıklar parti merkezine getirilecek ve bugün aynı yerlerde yeni sandıklar kurulacak. Bu akşam saat 19.00'da kapacak sandıklar yine genel merkeze getirilecek ve noter huzurunda kilitlenecek. Sayım işlemi ise yarın yapılacak.

Kayıtlı DP üyelerinin kimlik kartlarını göstererek ve imza karşılığı oy kullanacağı mini referandumda üyelere (Kıbrıs'ın AB'ye birleşik olarak gireceği yeni düzeni hayata geçirecek kuruluş anlaşması ve tüm eklerini! Kıbrıs Rum-Kıbrıs Türk devletinin anayasasını ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin hükümleri onaylıyor musunuz") sorusu yöneltildi. Üyeler sorunun altındaki evet ve hayır karelerinden birine kalemle işaret koymak suretiyle tercihini ortaya koyuyor.

Denktaş: Oğlumun partisi 'evet' derse, benim için yıkım olur

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti'nin referandumla ilgili görüşüne ilişkin, "Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok" dedi.

Denktaş, Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu programda, kendisine haksız eleştiriler yapıldığı belirterek, "30-40 yıldır eğer biz orada bu direnişi göstermeseydik, Türkiye bu kararları alıp bize 'bunları görüşeceksiniz, sakın boyun eğmeyin' demeseydi, Enosis çoktan gerçekleşirdi. Enosis'i engelledik. Şehitlerin ruhlarını rencide edecek tavizlerde bulunmayı kendimize yakıştırmadık" diye konuştu.

Türkiyesiz bir Kıbrıs'ta huzur ve güvenin olmayacağını vurgulayan Denktaş, güvenli bir ortamın sağlanması ve Rumların eski fikirlerinden vazgeçtiklerini göstermeleri halinde, var olan korkularının giderilmiş olacağını ifade etti.

"Fikir ayrılığını şiddete dönüştürmeyelim"

Denktaş, şöyle devam etti: "Ama 14 Eylül'ü, Yunan katliamını anma günü olarak anmak için bir yasa geçirdiler. Bunlar var karşımızda. Türk askerini çekiniz, yapay bir anlaşma ile bizi 700-800 bin Rum'la karşı karşıya bırakınız... İki kesimli bir anlaşma diyorlar. Bizim istediğimiz kesim bu değildi ki. Rum tarafı yüzde yüz Rumlardan oluşuyor, Türk tarafına da yüzde 33 Rum girecek. 19 yıl sonra da bütün Rumlar hiç ayırım olmaksızın ada sathına yayılma hakkına sahip olacak."

Halkın arasında fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret eden Denktaş, "Bir fikir ayrılığı var. Bunu belli bir şekilde yürütelim, aman sakın hiddete, şiddete dönüştürmeyelim. Çünkü çok ıstırap içinde olan insanlar var. 'Ben 30-40 yılımı buraya vermişim, şimdi Rum gelip beni atacak ha' diyenler var. Onlara da sesleniyorum; soğukkanlı olalım, neticeyi görelim. Her iki tarafta şiddete başvuralım diyenler var. Bunlar beni korkutuyor" diye konuştu.

Konuşmasında özeleştiri de yapan Denktaş, kendilerinin de bugüne kadar bazı hataları bulunduğunu, eğitim sistemindeki bazı aksaklıkların, gençler arasındaki din ve vatan duygusunu zayıflattığını kaydetti.

Rauf Denktaş, "Bir hatamız da biz KKTC'yi kurduktan hemen sonra yapmamız gerekeni yapmadık. Görüşmeleri hemen kesmekti o. Ve Rumlara, 'şimdi bizi ayrı egemen halk ve devlet olarak kabul ediyor musunuz? Federasyona gideriz' diye diretmekti" dedi.

Oğlu Serdar Denktaş'ın lideri olduğu Demokrat Parti'nin görüşüne ilişkin bir soru üzerine de Denktaş, "Serdar'ın bana söylediği, 'ben partimin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum'. Parti içi referandum yapıyorlar. Buna ihtiyaç duyduğuna göre demek ki parti içinde 'evet' diyenler de var. Bunlar ne kadardır, bunu tespit etmek istiyor" diye konuştu.

Serdar Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelerde katkısının büyük olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

"Bunu dıştan görmeyenler, 'babasına karşı çıktı' diye kendisini suçlayanlar var. Bunlar hem onu, hem beni üzüyor. Çünkü böyle bir durum yok. Serdar vatansever ve anavatana bağlı, akıllı bir kişidir. Partisinin görüşünü öğrendikten sonra herhalde pazar gününe kadar rengini açıklar. Demokrat Parti devlete sahip çıkma misyonuyla kurulmuştur. Bu misyon gereği ümit ederim ki 'hayır'lar baskın çıkacaktır. Beklentim budur. 'Evet' çıkarsa, Serdar'ın kendisinin karar vermesi lazım. Tehlikeleri daha somut görmektedir.

Serdar da bir parti lideridir. Ümit ederim ki benimle ters düşecek bir durum hasıl olmaz. Ama düşerse yine oğlumdur, medeni ilişkilerimiz devam eder. Temennim Demokrat Parti'nin kuruluş ilkelerine uygun hareket etmesi ve devlete sahip çıkmasıdır. Oğlumun partisi 'evet' derse benim için yıkım olur. Ama kimseyi de karşıma alıp 'niçin böyle dedin' deme hakkım yok. Serdar'ın partisi ne derse desin, 'evet' diyeceğine inanmak istemiyorum."

"Rumlar fazla bir şey kaybetmiyor

Oylanacak Annan Planı'nda Rumların müşterek devlette büyük ağırlığı olan bir unsur olduklarını ve fazla bir şey kaybetmediklerini dile getiren Denktaş, "Ama biz karma bir devlete kavuşuyoruz. Egemen değiliz. Bize verilmiş görünen haklar da derogasyonlar daimi kalıcı olmadığı için zaman içerisinde alınıp götürülecektir" diye konuştu.

Kendi insanlarının ne olacağını düşünmek zorunda olduğunu, devleti korumakla mükellef bir makamı işgal ettiğini kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin önünde engel olmak istemeyiz. Ama Türkiye'nin tanıdığı bir devletin insanlarıyız. Türkiye'den bu korunmanın eksiksiz yapılmasını bekliyoruz. Eğer Türkiye'nin normları, kriterleri, Kıbrıs'a bakışı değişmişse, bunu açıklıkla söylemek lazımdır. Yoksa Annan Planı'nı uygulamak suretiyle korunabileceğimize biz inanmıyoruz."

Serdar Denktaş da oyunu kulandı

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, partisinin referandumdaki tavrının mini referandumun sonuçlarına göre yetkili kurulların değerlendirmesi sonrasında 16 Nisan'da kendisi tarafından resmen açıklanacağını söyledi.

Cumhurbaşkanının tavrının kendi bireysel tavrını etkilediğini ama olaya baba-oğul meselesi olarak bakmamak gerektiğini kaydeden Denktaş, DP'nin bir karar vereceğini ifade etti.

Halkın "şakacıktan" bir iş yapılmadığının farkına varmasını isteyen ve "24 Nisan'da geleceğimizi şekillendirecek bir karar vereceğiz. Onun için ne kategorik olarak 'hayır' ne kategorik olarak 'evet' noktasına hiç gelmedik" diyen Denktaş, DP'nin diğer partilerden farkının da bu olduğunu ve cumhurbaşkanının kuşkularını göz önünde bulunduracaklarını söyledi.

Serdar Denktaş, partisinin 24 Nisan'da yapılacak referandumdaki tavrını belirlemeye yönelik mini referandumunda oy kullanmak için saat 11.30'da DP Lefkoşa İlçe Merkezi'ne gitti.

Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Serdar Denktaş, partililerle el sıkıştıktan sonra oyunu kullandı. Denktaş, gazetecilerin oy doğrultusunu sorması üzerine sadece gülümsedi.

Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın önceki akşam katıldığı bir televizyon programında "DP'den 'evet' çıkarsa benim için yıkım olur" sözlerinin anımsatılması üzerine "Göreceğiz, partinin tabanının yaklaşımını görmek zorundayız. Baba-oğul meselesi değildir. O açıdan bakamayız, o benim oyumu etkiler, ama partinin tabanının bir kararı olacak" dedi.

Serdar Denktaş, bu kararı bu akşam veya yarın oylar sayıldıktan sonra yetkili kurullarda da değerlendireceklerini belirterek, Annan Planı'nın vatandaşın düşüncesi dışında değerlendirilmesi gereken daha çok yönleri olduğunu ve bunu yapacaklarını söyledi.

Resmi açıklama 16 Nisan'da

16 Nisan'da partinin resmi açıklamasının yapılacağını ifade eden Serdar Denktaş, "Bu referandum ağırlıklardan birini teşkil edecek. Son sözü yetkili kurullarda (karar) aldıktan sonra ben söyleyeceğim herhalde ve bu benim kendi kararım da olacak değil. Partinin her tarafından bütün tabanından, yetkili kurulların yapacağı değerlendirmelerden, planın içindeki unsurlardan hareket ederek bir sonuç çıkaracağız" diye konuştu.

DP'nin farkı

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, diğer partilerden farklı olarak başından beri "hayır" veya "evet" diye bir görüş ortaya koymadıklarını, planın son halini alması için katkıda bulunduklarını, hiçbir şekilde sürecin önünü tıkama girişimlerinde bulunmadıklarını ve ortaya bir şey çıktığını kaydetti.

Annan Planı'nın son şeklinin bir uzlaşma metni olmadığını ifade eden Denktaş, iki tarafın kendi düşüncelerini ortaya koyarak BM tarafından sonuçlandırılan ve halka sorulmak üzere önlerine konulan, Rum tarafıyla da uzlaşma içinde olmadıkları bir metin bulunduğunu anlattı.

Serdar Denktaş, bunun doğuracağı sorunlar olduğunu, bunların üstesinden eldeki devlet enstrümanları kullanılarak gelinip gelinemeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

"Şakacıktan iş yapmıyoruz... Halk farkına varmalı"

"Şakacıktan bir iş yapmıyoruz. Halkımız da bunun farkına varmalı. Geleceğimizi şekillendirecek bir karar vereceğiz 24 Nisan'da. Onun için ne kategorik olarak 'hayır' ne kategorik olarak 'evet' noktasına hiç gelmedik. Diğer partilerde bunu görüyoruz" diyen Serdar Denktaş, cumhurbaşkanının kendine has, tarihten kaynaklanan gerçekleri de göz önüne alarak ortaya koyduğu kuşkuları göz önünde bulunduracaklarını ifade etti.

"Cumhurbaşkanı beni mutlaka etkiler... İnkara gerek yok"

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "Cumhurbaşkanının açıklamaları sizi şahsen etkiliyor mu?" sorusuna karşılık şöyle konuştu:

"Kişi olarak beni etkileyebilir. Etkiler de, mutlaka etkiler. İnkar etmeye gerek yok. Beni en fazla etkileyen Türkiye'den ve buradan bazı çevrelerin Denktaş'ın sadece kendini değil aynı zamanda Kıbrıs Tük tarihini de temsil ettiğini göz ardı etmeleridir. Referandumdan belli bir sonuç çıkaracaklar diye Denktaş'a yapılan saldırılar, hakaretler, Kıbrıs Türk halkının tarihine de bir hakarettir, bunu unutuyorlar. Bunlar sadece beni değil Kıbrıs Türk halkının çok büyük çoğunluğunu da üzüyor. Verilen onca mücadeleye, Kıbrıs Türk halkının Türklük mücadelesine hakaret ederek bir yere varacağını zannedenler de aslında bunun farkında varmalıdırlar ki Kıbrıs Türk halkının kendisine hakaret ediyorlar. Bir an önce bundan vazgeçsinler. Bu halk neye karar vereceğini bilir. Gelecek için, kendisi için hangisi daha iyidir, onu da bulabilecek kapasitededir."

"Hiçbir parti, tabanını yüzde yüz kontrol edemez"

Serdar Denktaş, hiçbir partinin referandumda tabanını yüzde yüz kontrol edemeyeceğini kaydederek, her partinin bir tavsiyede bulunacağını, DP'nin kampanya yapmayı düşünmediğini açıkladı. Bazı partilerin oldukça hoş reklamlarını gazetelerde televizyonlarda gördüğünü kaydeden Denktaş, "Reklamdırlar unutmayalım. Gelecekle ilgili gerçeklikler değil. Kararımızı verdiğimizde sadece kendi partilimize değil, vatandaşın tümüne bir tavsiyede bulunabiliriz ancak. Bu tavsiyeyi gerekçeleriyle sunacağız ve herkes görmek suretiyle kararını verecektir" ifadelerini kullandı.

"Geleceğimiz meselesi..."

Karar ne olursa olsun Annan Planı'nın iyilikleri ve tehlikeleri konusunda geri adımları olmayacağını, her partide olduğu gibi DP'de de evetçiler ve hayırcılar bulunduğunu belirten Serdar Denktaş, "Çünkü olay sadece siyasi düşünce meselesi değil, 'beni idare edecekleri seçeyim' meselesi değil, kendi geleceğimiz meselesidir. Onun için her partide var bu farklı düşünceler. Bu, insanların partiden ayrılmasını gerektirmez ama parti idarecilerinden farklı düşünebilir, biz o nedenle tabanın görüşünü alıyoruz ki kararı verirken hata da yapmayalım" dedi.

"Hükümete etkisi olmaz. Talat'ın beklentileri gayet doğal..."

Serdar Denktaş, partisinin alacağı kararın hükümeti nasıl etkileyeceğini soran ve başbakanın kendisine yönelik çağrısını hatırlatan bir gazeteciyi yanıtlarken şöyle konuştu:

"Hükümete etkisi olmaz şimdilik. Sayın başbakan ta başından beri evet için uğraşan bir partinin başkanıdır. Birlikte uğraş verdiğimiz bir arkadaşımızdır, bu süreç içinde. Hâlâ o uğraşlar devam ediyor. Süreç bitmiş değil. Hâlâ günün büyük bölümünü bu konuda yaptığımız çalışmalar dolduruyor. Hiçbir zaman bu süreçte bir tıkaç olmadık. Hep bir şeyler üreterek, iyileştirmeler yaparak, zaman zaman ara yol bularak bir çıkış yolu aradık. Dolayısıyla beklentileri gayet doğaldır Sayın Talat'ın, ama farklı bir karar da çıkabilir. Bize göre bu hükümet oluşumunu etkilemez. Ama 24'ünde, 25'inde gerekirse oturur Sayın Talat'la yeniden değerlendiririz, hükümetle ilgili bir konu değil çünkü bu."

45 bin kişinin listesi bu akşam

Denktaş, BM'ye verilmesi gereken Türkiye kökenlilerin 45 bin kişilik listesiyle ilgili çalışmaların son aşamada olduğunu ve bu akşam listenin verileceğini de açıkladı.

KIBRIS 11/04/2004

Gazimağusa halkı da "evet" dedi

KIBRIS, 24 Nisan'da yapılacak referandum konusunda vatandaşların nabzını yoklamaya devam ediyor...

Gazimağusa halkı da "evet" dedi

Ali CANSU

Vatandaşlar, Annan Planı'nın İsviçre zirvesinden sonra ortaya çıkan son şeklini değerlendirmeyi sürdürüyor. KIBRIS, başkent Lefkoşa'dan sonra Gazimağusa'daki vatandaşlara da, planı

nasıl değerlendirdiklerini ve referandumda hangi yönde oy kullanacaklarını sordu. Gazimağusalı vatandaşlar da plana tam destek vererek, referandumda "evet" oyu kullanacaklarını söyledi.

Gazimağusalı vatandaşların büyük bir bölümü dördüncü planda Türk tarafının iyi kazanımlar elde ettiğini, planın Kıbrıslı Türklerin lehinde olması nedeniyle Rumların güneyde kazan kaldırdığını belirtti.

Olmazsa olmazların büyük bir bölümünün planın içerisine girdiğini anlatan Gazimağusalı vatandaşlar, Türkiye hükümetinin barış ve çözüm açısından gerekli ağırlığını ortaya koyduktan sonra Kıbrıs Türk halkına plana "evet" demek düştüğünü kaydetti.

Türkiye'nin planı kabul ettiğine göre planda olumsuz bir şey olamadığı görüşünde birleşen Gazimağusalı vatandaşlar, "Olumsuz bir şey olsaydı Türkiye'den 'ret' yanıtı gelirdi. Özellikle asker kanadından 'ret' gelmemesi bizim avantajımızdır" diye konuştular.

Gazimağusa'daki vatandaşların Annan Planı ve referandumla ilgili görüşleri:

Nadir Çubukçuoğlu:

Daha önceki planlara göre daha iyi kazanımlar elde ettik. Alabileceklerimizin en iyisini kopardık. Türklerin kazanımları planda daha fazla olduğu için Rumlar kazan kaldırdı. Referandumda benim oyum evet olacaktır.

Bektaş Altınbaş:

Dördüncü Annan Planı'nın son şeklini gayet iyi değerlendiriyorum. Özellikle bizim açımızdan olmazsa olmazların büyük bir bölümü planın içerisine girmiş durumdadır. Türkiye hükümeti barış ve çözüm açısından gerekli ağırlığını ortaya koymuştur. Referandumda benim oyum evet olacaktır.

Mehmet Parlan:

Taksim gibi bir plandır ama, bizler ve Rumlar bunu kabul etmek zorundadır. Planın olumlu yanları daha fazladır. Delegasyonlara ihtiyacımız yoktur diye düşünüyorum. Ben referandumda evet diyeceğim. Ama bu çok istediğim ve olumlu bulduğum bir karar olmayacak.

Feridun Karakartal:

Plan ilerisi için ümit vericidir. Ortak noktada buluşulmazsa plan halka sunulmazdı. Olmazsa olmazların büyük bir bölümü plana girmiştir. Şimdiye kadar Türk kesiminin istedikleri planda yer almazdı ama sonuncusunda yer aldı. Olmazsa olmazlar olmaz ise olmaz diyenler ve çatlak sesler vardır ama bu siyasetin işe yaramayacağını düşünüyorum. Referandumda evet oyu kullanacağım.

Bengül Erbilek:

Bence son Annan Planından daha olumlu bir plan olamaz. Bizim olmazsa olmazlarımız planın içerisine girmiştir. Türkiye planı kabul ettiğine göre planda olumsuz bir şey olamaz. Olumsuz bir şey olsaydı Türkiye'den 'ret' cevabı gelirdi. Özellikle asker kanadından 'ret' cevabı gelmemesi bizim avantajımızdır. Plana oyum evet olacak.

Pınar Demir:

Bence dördüncü Annan Planı Kıbrıslı Türkler açısından olumludur. Kıbrıslı Türkler daha iyi haklar elde ediyor. Ekonomik bakımdan ve turist gelmesi açısından da barış çok iyi. Bence halkımızın büyük bir çoğunluğunun plana evet diyeceğini düşünüyorum. Benim Annan Planı'na oyum evet olacaktır.

Hasan Tamel:

İlk önceleri planda bazı soru işaretleri vardı. Ancak, son yapılan müzakerelerden sonra bunlar giderildi ve plan kabul edilir bir duruma geldi. Olmazsa olmazların büyük bir çoğunluğu kabul ettirildi. Ankara'nın görüşü bu konuda önemli. Onlar, evet dedikleri için ben de plana evet diyeceğim.

Serhat Parlan:

Benim için planın ilk veya son şekli hiç fark etmez. Plan, Kıbrıs Türklerinin ilk kez en iyi koşulları yakalayabileceği bir oluşumdur. Bunu da kaçırırsak artık 1960'taki azınlık haklarına geri döneriz.

Görüşmeler Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Amerika arasında olmuştur. Son oluşumu yakalayabilmemiz gerekir. Referandumda evet oyu kullanacağım.

Ahmet Ekener:

Planın son şeklini daha okumadım. Okuduktan sonra kararımı vereceğim. Hayırlısı ne ise o olsun diyorum. Son planı olumlu bulmuyorum. Basından izlediğim kadarıyla planda belirsizlikler var. Planda benim oyum hayır olacak.

Ozan Kendi:

Barışın bizim topluma yararı olacağına düşünüyorum. Barışın ülkemize ve özellikle gençliğe daha faydalı olacağını düşünüyorum. Plan, biraz daha görüşülse daha iyi olacaktı. Vatandaşa tatmin edici bir bilgi verilmesi gerekiyor. Şu anda ben kararsızım ama referandum yaklaştıkça oyumun rengi belli olacaktır.

KIBRIS 11/04/2004

Birleşik Kıbrıs vatandaşlığı listesi hazır

KKTC hükümeti, Annan Planı ile oluşturulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı olabilecek Türkiye kökenlilerin listesini bu akşam Birleşmiş Milletler’e sunuyor.

Lefkoşa
NTV

11 Nisan 2004 — Bürgenstokc’ta varılan anlaşma doğrultusunda çalışmalarını tamamlayan Türk tarafı, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmaya hak kazanan Türkiyeli KKTC vatandaşlarının sayısını 40 bin 700 olarak belirledi.

Bu liste oluşturulurken, kayıplardan kaynaklanan birçok zorlukla karşılaşıldığını belirten Başbakan Talat, listenin bu akşam BM’ye sunulacağını söyledi. Türkiye’den gelen göçmenlerin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak için Ada’da en az 7 yıl kalmış olması ve son 5 yılının en az bir yılını KKTC’de geçirmiş olması gerekiyor.

ÜST SINIR 45 BİN
Annan Planı’nda üst sınırı 45 bin olarak belirlenen bu liste, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda ilan edilecek ve listeye itirazlar da ilandan sonraki ilk üç ay içinde yapılabilecek.

Erdoğan'dan Denktaş'a: Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat

Resmi bir gezi için Japonya’ya giden Başbakan Erdoğan, KKTC Lideri Denktaş’a sert çıktı: ‘Yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs’ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat.’

Yani, yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs’ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat. Ama Türkiye’ye gelip bazı böyle çok çok marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC Cumhurbaşkanı’nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Annan Planı ile ilgili eleştirilerde bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sert çıkarak, ‘Yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs’ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat’ dedi. Erdoğan, Denktaş’ın Türkiye’ye gelerek bazı marjinal gruplarla toplantı yapmasını da üzüntüyle izlediğini vurguladı.

BİZ GİTMİYORUZ AMA O GELİYOR

Erdoğan,
önceki gece Ankara’dan Japonya’ya gelirken yaklaşık 12 bin metrede THY İzmir uçağında gazetecilerin sorularını yanıtladı ve Kıbrıs ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan,
Denktaş ile son olarak Başbakanlık Konutu’nda yaptıkları görüşmenin gayet iyi geçtiğini belirterek, hassasiyetlerini ve düşüncülerini bu görüşmede aktardıklarını söyledi. Erdoğan, Denktaş’a ‘Biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz’ dediğini açıklayarak, Denktaş’ın da kendisine ‘Kampanya için siz veya milletvekilleriniz Kıbrıs’a gelecek misiniz?’ diye sorduğunu ifade etti ve kendisinin de ‘Hayır’ yanıtını verdiğini belirtti. Erdoğan’ın açıklamaları özetle şöyle:

TSK’YA İŞGALCİ DİYENLE BERABER

Hayır dedik. Ama bir şeyi unuttum.
‘Siz Türkiye’ye gelecek misiniz?’ sorusunu sormayı unuttum. Çünkü benim de ondan onu istemem lazımdı. Yani, yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs’ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat. Ama, Türkiye’ye gelip bazı böyle çok çok marjinal gruplarla birlikte ben KKTC’nin Cumhurbaşkanı’nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim. Daha önce de biliyorsunuz ATO’da geldiler, malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanlar, bulunanların çoğu, TSK’ya işgalci kuvvetler diyenlerdi. Onlarla beraber ben, aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve ‘Sizleri o karelerde görmek istemezdim’ dedim. Bunu da kendisine söyledim.

PARLAMENTO DIŞI MUHALEFET ÇİRKİN

Parlamento dışı muhalefet, işi çok çirkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Bunları oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabi Dışişlerimiz yakından takip ediyor. Bu atılan adımlar bizi bu noktaya getirmemesi gerekirdi. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek TC’nin, gerekse KKTC’deki kardeşlerimizin menfaatini en az onlar kadar onun hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir.

SADECE 9 BİN SAYFAYI DİYORLAR

Bizler hükümet olarak attığımız adımları kendi grubumuzda da TBMM’de de açıkladık. Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzerinde durduğu tek konu var. Hareket kaynağı olarak tek konu var, dokuz bin sayfa... Başka bir hareket kaynakları yok. Dokuz bin sayfa nasıl yazıldı, nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabi her şeyden önce hiç bir yönetici parlamen
to içindeki milletvekillerinin büyük çoğunluğunu, kanunu hazırlayanlar veya teknik sahiplerini işin içinde tutacak olursak hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır. Veya okuyoruz diyorlarsa da bunun yüzde 90’ı doğru konuşmuyor. Biz de bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarılmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır.

Onları kurtarmak için aracı oluruz

Başbakan Erdoğan, uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Irak’ta yaşanan gelişmelere de değindi. Erdoğan, Irak’taki Japon esirlerinin kurtarılması için aracı olmasının sözkonusu olup olmadığını sorulması üzerine, ‘Temennim odur ki, öyle bir neticeye bizler vesile oluruz. Olabilir, neden olmasın?’ dedi. Erdoğan, ‘ABD, Türkiye’nin Irak’a asker gönderme
sini isterse ne yapacaksınız, kararınız ne olacak?’ sorusuna da, ‘Şu anda böyle bir talep söz konusu değil. Bildiğiniz gibi bundan önce karar, şu anda geçerli değil. Dolayısıyla Türkiye olarak bize gelen herhangi birşey yok. Tabi şu andaki şartlar çok daha değişik. Dolayısıyla bu şartlara göre değerlendirme yapılacaktır’ karşılığını verdi.

Adaları verenler ihanet mi ettiler

‘O zaman Lozan’ı masaya yatırın. O zaman Lozan’da neler alındı neler verildi diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak birşeyler alındı, verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler? İşi bu noktalara getirmek çok çirkin. Çok yakışıksız. Bizler şu anda TC hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz,
başından beri. Ama milli mesele olarak bakarken de, KKTC’li kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik. Uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelminel dil olarak kullanılmaya başlayacak ve bizzat elimle kayıt düştük. Uluslararası kuruluşlara, 200 civarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz. Bunlar orada simultene tercüme yapacaklar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlardır.

Yüzde 100 başarı kazandık demedik

Sayın Papadopulos, hani gözleri yaşlı haliyle söylediği ifade, ‘Ben devletimi kaptırmam’ diyor. Neticesinde işin eğer ruhunu okursak, burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir pozisyona sokmayalım ama en azından devletini sizinle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki çok daha ilginç ifadeler var. Ne kuzeyin güneye, ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz. Kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaybetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya egemenlik verilmiyor. Burada böyle tersten
bir yaklaşımla Kuzey’in egemenlik kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; burada gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık anlayışı içinde değiliz. Ama KKTC’yi gelebileceği ideal bir konuma getirdik. Bunu da kazan kazan anlayışından hareketle yaptık.

BJK’lı Emine Hanım’a sürpriz

Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olarak bilinen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı minik Fenerbahçe taraftarları Tokyo’da buldu. Türk Büyükelçiliği’nde verilen resepsiyonda Hamza ve Hana isimli Türk ve Japon çocukları Fenerbahçe formasıyla Erdoğan’la fotoğraf çektirdiler. Beşiktaşlı Emine Hanım da bu tabloda yerini aldı.

Resepsiyon sohbeti

Başbakan Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Hanım onuruna Türkiye’nin Tokyo Büyükelçiliği’nde bir resepsiyon verildi. Resepsiyona Erdoğan çiftininin yanı sıra katılan türbanlı bakan eşleri bir süre sohbet etti.

HURRIYET 12/04/2004

Denktaş-Erdoğan 'kandırılma' polemiği

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetine Annan planına ilişkin her bilginin verilmediğini belirtti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda kandırıldığını savundu. Erdoğan ise Denktaş'ın "Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır" sözlerine karşılık, "Ben, söylenmesi gerekenleri söyledim" dedi.

Rauf Denktaş, Haber Türk TV kanalında katıldığı bir programda, Annan planı ve konuya ilişkin son gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulundu. ''Annan planını kabul etmeyeceklerini'' ifade eden Denktaş, ''Bizi egemen bir halk olmaktan çıkarıp, belirsiz bir duruma getirmek kimsenin hakkı değildir'' dedi.

KKTC'deki referandumdan hayır çıkmasını beklediğini kaydeden Denktaş, çetin bir söz mücadelesinin olacağını, ancak aşırı davranışlardan kaçınılması gerektiğini belirtti.

Denktaş, bir soru üzerine, ''referandumun kendisi için bir güven oylaması anlamına geldiğini bildiğini'' kaydetti. ''İki taraf arasında bir anlaşmanın söz konusu olmadığına'' işaret eden Denktaş, ''bugüne kadar Kıbrıs konusunda Ankara ile birlikte siyaset yürüttüklerini, bu çerçevede 40 yıldır devam eden süreçte tüm sorumluluğun kendisinde olamayacağını'' söyledi.

''Yeni hükümetin göreve gelir gelmez Kıbrıs meselesinin çözülememesinin suçunu kendilerine attığı'' görüşünü dile getiren Denktaş, ''daha önce çizilen milli siyasetin dışına çıkıldığını'' belirtti.

"FEDERASYONA HAZIRIZ"

''Federasyona hayır demediklerini, iki tarafın egemenliğine dayalı bir federasyonun olabileceğini'' ifade eden Denktaş, ''Yunanistan Türkiye'nin teslim olmasını istiyor, Türkiye AB'ye girmek için Yunanistan'ın her istediğini yapmak zorunda mı? Bu Türkiye'nin resmi politikası değildir. Bence Başbakan Kıbrıs konusunda kandırılmıştır'' dedi.

''Annan planına ilişkin Türk hükümetine her bilginin verilmediğini'' söyleyen Denktaş, ''planın ne anlama geldiğinin tam olarak bilinmediğini'' kaydetti.

''TÜRK HÜKÜMETİYLE MÜCADELE HADDİM DEĞİL''

Denktaş, ''Erdoğan ile yaptığım görüşmede bunu gözümle gördüm. İki devlet bir federasyon kuruyor. Değil. Öyle sanıyorlar'' diye konuştu. Denktaş, ''AB'den tarih almak için riziko içine girilmesinin doğru olmadığını ancak kararı Türkiye'nin vereceğini'' söyledi.

Türkiye ile devamlı temas halinde olduğunu ifade eden Denktaş, açıklamalarıyla Türk hükümetiyle ters düştüğüne inanmadığını bildirdi.

''Planın ver-kurtul anlamına geldiğini gördüğünü ve bunu dile getirdiğini'' kaydeden Denktaş, ''Türk hükümetiyle mücadele benim haddim değil'' dedi. Denktaş, bir soru üzerine, parlamenterler birliğinin daveti üzerine 15 Nisan'da TBMM'de konuşmak için davet aldığını söyledi.

"SERDAR DENKTAŞ EVET DERSE ÜZÜLÜRÜM"

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın partisinin referanduma ilişkin tutumunun ne olacağına ilişkin bir soru üzerine, baba-oğul ilişkisini görevdeyken unuttuklarını belirten Denktaş, Serdar Denktaş'ın susmasının sürece katkı sağladığını ifade etti.

Denktaş, ''Serdar sağlam bir çocuktur, babasının oğludur. Böyle bir maceraya girmez'' dedi ve Serdar Denktaş'ın partisinin plana evet demesinin kendisini üzeceğini belirtti.

''Bir meçhule oy verilmemesi gerektiğini'' kaydeden Denktaş, referandumdan evet çıkması durumunda ne yapacağına ilişkin bir soru üzerine, ''Neticeyi göreyim, karar veririm. İstifaya gerek yok. 13 Haziran'da seçim olacak. İster girerim, ister girmem'' diye konuştu.

Bir soru üzerine, ''New York'a gittiğinde Annan'ın hakemliğinin kabul edildiğinden haberi olmadığını'' belirten Denktaş, ''Bilseydim gitmezdim'' dedi. Denktaş, ''Annan Davos'ta güvence almış, New York'ta bu güvenceyle duvar gibi karşımıza çıktı. Bunu aşmak için Türkiye ve Yunanistan'ı da işin içine kattık'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ''Referandumda KKTC evet, Rum kesimi hayır derse KKTC'yi tanıtacak süreci başlatacağına'' yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine, Denktaş, ''Keşke doğru olsa ama yok öyle bir şey'' dedi.

ERDOĞAN: BEN SÖYLENMESİ GEREKENLERİ SÖYLEDİM

Japonya'da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır'' sözlerine karşılık, ''Ben, söylenmesi gerekenleri söyledim'' dedi.

Erdoğan'a, Tokyo'da ikamet ettiği New Otani Oteli'nde Türk işadamlarıyla yaptığı toplantının ardından, gazeteciler Denktaş'ın açıklamalarını sordu.

Denktaş'ın, ''Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır'' sözlerinin anımsatılması üzerine Erdoğan, ''Hayırlı olsun. Ben söylenmesi gerekenleri söyledim'' karşılığını verdi.

(aa)

HURRIYET 12/04/2004

Arınç: Denktaş partiler üstü kalmalıdır

KKTC vatandaşı olsa Annan Planı’na olumlu oy vereceğini söyleyen TBMM Başkanı Bülent Arınç, ‘Sayın Denktaş’ın dernek ve partilerde toplantılar düzenlemesini doğru bulmuyorum. Ricam, Türkiye’yi tartışmanın bir tarafı yapmamasıdır’ dedi.

ATV’nin Ankara’da Sabah Programı’nın sorularını yanıtlayan Arınç, ‘KKTC’de 200 bin kişi oy kullanacak. ATO ve Bursa Barosu bu referandumda oy kullanmayacak. Denktaş, partiler üstü ve dernekler üstüdür. Öyle kalmalıdır. Ben TBMM’yi de bu tartışmalardan uzak tutmaya çalışıyorum’ diye konuştu.

HURRIYET 12/04/2004

Denktaş'tan iddia: ''Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır''


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetine Annan planına ilişkin her bilginin verilmediğini belirtti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda kandırıldığını savundu.

Denktaş, Haber Türk TV kanalında katıldığı bir programda, Annan planı ve konuya ilişkin son gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulundu. ''Annan planını kabul etmeyeceklerini'' ifade eden Denktaş, ''Bizi egemen bir halk olmaktan çıkarıp, belirsiz bir duruma getirmek kimsenin hakkı değildir'' dedi.
KKTC'deki referandumdan hayır çıkmasını beklediğini kaydeden Denktaş, çetin bir söz mücadelesinin olacağını ancak aşırı davranışlardan kaçınılması gerektiğini belirtti.
Denktaş, bir soru üzerine, ''referandumun kendisi için bir güven oylaması anlamına geldiğini bildiğini'' kaydetti. ''İki taraf arasında bir anlaşmanın söz konusu olmadığına'' işaret eden Denkta
ş, ''bugüne kadar Kıbrıs konusunda Ankara ile birlikte siyaset yürüttüklerini, bu çerçevede 40 yıldır devam eden süreçte tüm sorumluluğun kendisinde olamayacağını'' söyledi. ''Yeni hükümetin göreve gelir gelmez Kıbrıs meselesinin çözülememesinin suçunu kendilerine attığı'' görüşünü dile getiren Denktaş, ''daha önce çizilen milli siyasetin dışına çıkıldığını'' belirtti.
''Federasyona hayır demediklerini, iki tarafın egemenliğine dayalı bir federasyonun olabileceğini'' ifade eden Denktaş, ''Yunanistan Türkiye
'nin teslim olmasını istiyor, Türkiye AB'ye girmek için Yunanistan'ın her istediğini yapmak zorunda mı? Bu Türkiye'nin resmi politikası değildir. Bence Başbakan Kıbrıs konusunda kandırılmıştır'' dedi.
''Annan planına ilişkin Türk hükümetine her bilginin ve
rilmediğini'' söyleyen Denktaş, ''planın ne anlama geldiğinin tam olarak bilinmediğini'' kaydetti. Denktaş, ''Erdoğan ile yaptığım görüşmede bunu gözümle gördüm. İki devlet bir federasyon kuruyor. Değil. Öyle sanıyorlar'' diye konuştu. Denktaş, ''AB'den tarih almak için riziko içine girilmesinin doğru olmadığını ancak kararı Türkiye'nin vereceğini'' söyledi.

''TÜRK HÜKÜMETİYLE MÜCADELE HADDİM DEĞİL''

Türkiye ile devamlı temas halinde olduğunu ifade eden Denktaş, açıklamalarıyla Türk hükümetiyle ters düştüğüne inanmadığını bildirdi.
''Planın ver-kurtul anlamına geldiğini gördüğünü ve bunu dile getirdiğini'' kaydeden Denktaş, ''Türk hükümetiyle mücadele benim haddim değil'' dedi. Denktaş, bir soru üzerine, parlamenterler birliğinin daveti üzerine 15 Nisan'da
TBMM'de konuşmak için davet aldığını söyledi.
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın partisinin referanduma ilişkin tutumunun ne olacağına ilişkin bir soru üzerine, baba-oğul ilişkisini görevdeyken unuttuklarını belirten Denktaş, Serdar Denktaş'ın susmasının sürece katkı sağladığını ifade etti. Denktaş, ''Serdar sağlam bir çocuktur, babasının oğludur. Böyle bir maceraya girmez'' dedi ve Serdar Denktaş'ın partisinin plana evet demesinin kendisini üzeceğini belirtti.
''Bir meçhule oy verilmemesi gerektiğini
'' kaydeden Denktaş, referandumdan evet çıkması durumunda ne yapacağına ilişkin bir soru üzerine, ''Neticeyi göreyim, karar veririm. İstifaya gerek yok. 13 Haziran'da seçim olacak. İster girerim, ister girmem'' diye konuştu.
Bir soru üzerine, ''New York'a
gittiğinde Annan'ın hakemliğinin kabul edildiğinden haberi olmadığını'' belirten Denktaş, ''Bilseydim gitmezdim'' dedi. Denktaş, ''Annan Davos'ta güvence almış, New York'ta bu güvenceyle duvar gibi karşımıza çıktı. Bunu aşmak için Türkiye ve Yunanistan'ı da işin içine kattık'' diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ''Referandumda KKTC evet, Rum kesimi hayır derse KKTC'yi tanıtacak süreci başlatacağına'' yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine, Denktaş, ''Keşke doğru olsa
ama yok öyle bir şey'' dedi.
MILLIYET 12/04/2004

Erdoğan: Ben söylenmesi gerekeni söyledim


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır'' sözlerine karşılık, ''Ben, söylenmesi gerekenleri söyledim'' dedi.
Erdoğan'a, Tokyo'da ikamet ettiği New Otani Oteli'nde Türk işadamlarıyla yaptığı toplantının ardından, gazeteciler Denktaş'ın açıklamalarını sordu.
Denktaş'ın, ''Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır'' sözlerinin anımsatılması üze
rine Erdoğan, ''Hayırlı olsun. Ben söylenmesi gerekenleri söyledim'' karşılığını verdi.
MILLIYET 12/04/2004

'Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat'

Başbakan Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'de Annan Planı karşıtı toplantılarda konuşmasına sert tepki gösterdi

Abdullah Karakuş


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de Annan Planı'na muhalif kuruluşların düzenlediği etkinliklere katılan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a "Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat" diye seslendi. "Denktaş'ın Türkiye'ye gelip marjinal gruplarla toplantı yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum" ifadesini kullanan Erdoğan, 24 Nisan'daki referandumda "hayır" denilmesini isteyen KKTC Cumhurbaşkanı'nın "Kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz?" sorusuna da "Hayır" yanıtı verdiklerini kaydetti.

Japonya gezisine dün başlayan Erdoğan, önceki gece uçakta Kıbrıs'a ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
• MALUM GRUPLARLA AYNI KAREDE: Denktaş'a hassasiyetlerimizi söyledik. "Sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz" dedik. Yani, yapılacak bir ş
ey varsa buyur Kıbrıs'ta yap, ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Daha önce ATO'ya geldiler, malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıda bulunanların çoğu, TSK'ya işgalci kuvvetler diyenlerdi. Onlarla aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve "Sizi o karelerde görmek istemezdim" dedim.
• PAYLAŞMA NOKTASINDALAR: Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, gözleri yaşlı haliyle "Ben devletimi kaptırmam" diyor. En azından devletini sizinle paylaşma noktasın
a geliyor.
• EGEMENLİK: Egemenlik de orada, kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. "Egemenlik verilmiyor, tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur" diyorlar. Biz hep söyledik; "gerçekten yüzde 10
0 çok büyük başarı kazandık" anlayışı içinde değiliz.
• TÜRK ASKERİ: "Türk askeri buradan çıkarılıyor" deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama üç yılda bir anlaşmayla görüşüle
cek. Çekilme karşılıklı mutabakata dayalı, taraflardan biri buna "evet" demezse askerimizin çıkması söz konusu değil.
• GÜNEY'İN KAZANCI: Güney'in kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güney'den Kuzey'e geçebilecek olan Rumlar oldu.
• TÜRKÇE BEY
NELMİLEL: Uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kullanılmaya başlayacak. Bizzat elimle kayıt düştük. Dedim ki, "1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulamaya girmeli". Diğer yerlerde de beş yıl kaydı vardı, onu çıkarttık.

***
Kimonolu kızdan cami resmi Resmi ziyaret için 5 günlüğüne Japonya'ya giden Başbakan Erdoğan ve eşine, dün Tokyo Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyonda, annesi Japon, babası Türk olan Jülide Durmuş adlı çocuk kendi yaptığı cami ve okul resmini hediye etti. Emine Erdoğan, lame kıyafetiyle dikkatleri çekti.

MILLIYET 12/04/2004

Atina ve BM AKEL şokunda

Rum Kesimi'nin en büyük partisinin Annan Planı'na şartlı 'hayır' kararı BM'de telaş yarattı

YORGO KIRBAKİ Atina

Kıbrıs Rum Kesimi'nin en büyük siyasi partisi olan komünist AKEL'in 24 Nisan'daki referandumun yeni müzakereler yapılması ve Annan Planı'nın halka anlatılabilmesi için birkaç ay ertelenmesini istemesi, aksi takdirde "evet" demeyeceğini açıklaması Atina ve Bi
rleşmiş Milletler'de (BM) şok etkisi yarattı. Çarşamba yapılacak kongrede kesin kararın çıkacağı AKEL'in Merkez Komitesi, talebini BM'ye iletti. BM yetkilileri "evet" yanlısı tavır almasını bekledikleri AKEL'in talebiyle şaşkına döndü.
Referandumun ertele
nmesinin söz konusu olmadığını belirten BM çevreleri, erteleme halinde 1 Mayıs'ta "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti"nin değil, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin (Rum Kesimi) AB üyesi olacağını, her şeyin değişeceğini belirtti. BM çevreleri, karardan düş kırıklığına uğradıklarını söyledi.

'Evet' yüzde 30'da kalır
AKEL Merkez Komitesi'nin kararı, Atina'da Başbakan Kostas Karamanlis'i de şaşırttı. Rum Kesimi'ndeki "hayır"cılarsa AKEL'in kararına sevindi. Referandumda "hayır" denmesini savunan sosyalist EDEK partisinin lideri Yiannakis Omiru "Rum halkının 24 Nisan'da 'hayır' diyeceği kesinleşti" dedi. AKEL'in Annan Planı'nı desteklememe kararı onaylanırsa, referandumda "evet"i sadece, 2001 seçimlerinde yüzde 34 oy alan merkez sağcı DİSİ ile yüzde 2.6 oy alan EDİ partisi deste
kleyecek. Bu durumda "evet"çi Rumların oranının yüzde 30'u bile zor bulacağı öne sürülüyor.
MILLIYET 12/04/2004

'Artık Kıbrıs'ta faaliyete geçmeliyiz'

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Erdoğan'ın "Kıbrıs'ta konuşsun" açıklamasının ardından, "Artık zannedersem burada faaliyete geçmemiz lazım" dedi. Denktaş, "Halkımıza Annan Planı'nın neden kabul edilemez olduğunu anlatmamız gerekir. İrade onlarındır. Daima söylüyorum, oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kara
rı kendileri vermiş olacaklardır. Başımıza gelen de çekilecektir. İnşallah korktuğumuz başımıza gelmez" dedi. Denktaş, Rum AKEL partisinin "referandum ertelensin" açıklamasını da şöyle değerlendirdi: "Demek ki AKEL daha doymamıştır. Dahasını da istemektedir ki, birden uzatma istiyor, daha da alsın diye."

Rum Kilisesi'nden bildiri: 'Hayır' deyin
Kıbrıs Rum Kesimi'nde, kilise de halktan referandumda Annan Planı'na karşı oy vermesini istedi. Rum Ortodoks Kıbrıs Kilisesi Sinodu, yayımladığı Paskalya Yortusu bildirisinde, halktan 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na karşı oy kullanmalarını istedi. Tüm kiliselerde okunmak üzere hazırlanan bildiride, "Kıbrıs'ın tüm yasal vatandaşlarının bütün topraklarındaki insan haklarını ve temel özgürlüklerini korumayan
her planı reddetmek için, her türlü çaba gösterilmeli" ifadesi kullanıldı.
MILLIYET 12/04/2004

Talat: Erteleme kabul edilemez

KKTC Başbakanı, 'Referandum ertelenirse, Kıbrıs Türkü'nün çıkarı zarar görür' dedi

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum komünist AKEL partisinin 24 Nisan'daki referandumun birkaç ay ertelenmesi çağrısını kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri'nin planı çok uzun bir süredir gündemde olmasının yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır" dedi. Referandumun ertelenmesinin bu nedenle herhangi bir yarar sağlamayacağını söyleyen Talat, "Böyle bir erteleme 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum" dedi. Talat, "AKEL'in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı" yönündeki soru üzerine de bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu belirtti.

'Dünyayla bağımızı kuracağız'
Talat, referandumla ilgili olarak da şöyle konuştu: "KKTC halkının 'evet' demesi, Güney Kıbrıs'ta 'hayır' çıksa dahi, çözüm olmasa dahi, Kıbrıs AB'ye Rum tarafının temsil ettiği şekilde girse bile yine de Kıbrıs Türkü'nü dünyayla bağlayacak. Diğer taraftan çıkacak karar ne olursa olsun, Kıbrıs Türkü dünyayla bağını kuracaktır. Bizden çıkac
ak 'evet' bizi dünyaya bağlayacak ama bize iki 'evet' lazımdır. Güney'den de 'evet' lazım. İki 'evet' çıkarsa o zaman Kıbrıs bütünleşecek ve dünyaya bağlanacak."
MILLIYET 12/04/2004

Kıbrıs'ta çözüm hesapları altüst

BM, Rum kesimindeki en büyük parti olan AKEL'in 'Referandum ertelensin' önerisini kabul etmiyor. Atina şaşkın, KKTC ise üzgün

12/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde en büyük siyasi parti olan komünist AKEL'in iki gün süren Merkez Komitesi toplantısından sonra 24 Nisan'daki referandumun hem yeni müzakereler yapılması, hem de Annan Planı'nın halka anlatılabilmesi için birkaç ay ertelenmesini, aksi halde 'Evet' demeyeceğini açıklaması Yunanistan ve BM'de şok etkisi yarattı.
Çarşamba günkü kongrede kararını kesinleştirecek
olan AKEL'in Merkez Komitesi, referandumun ertelenmesine yönelik talebini BM'ye iletti. Yunan 'Mega' televizyonunun haberine göre, BM yetkilileri 'Evet' tavrını almasını bekledikleri AKEL'in bu talebinden şaşkına döndü. BM çevreleri
"AKEL'in gücünü biliy
oruz. Kendileri ile görüşeceğiz" derken, referandumun ertelenmesinin söz konusu olmadığına dikkat çekti. Referandumun ertelenmesi
halinde 1 Mayıs'ta 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' değil, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Rum Kesimi) tek taraflı olarak AB üyesi olac
ağını, dolayısıyla her şeyin değişeceğini belirten BM çevreleri karardan düş kırıklığına uğradıklarını söyledi.
AKEL'in kararına Rum Kesimi'ndeki 'Hayır'cı cephe çok sevindi. Referandumda 'Hayır'ı savunan sosyalist EDEK partisinin lideri ve eski Savunma B
akanı Yiannakis Omiru, "Rum halkının 24 Nisan'da 'Hayır' diyeceği kesinleşti. Kıbrıs Helenizmi tehlikelere ve maceralara gebe haksız bir çözümü kabul etmeye hazır değil" dedi. 'Hayır'cıların başını çeken Rum lideri Tasos Papadopulos ise Paskalya tatili için gittiği Baf'ta AKEL Merkez Komitesi'nin kararı için yorum yapmadı ve önce bu partinin lideri Dimitrios Pristofyas ile görüşeceğini söyledi.

Karamanlis şaşırdı
Atina'da ise Başbakan Kostas Karamanlis de AKEL'den çıkan karara şaştı. Tarafsız görünse de düne kadar 'Evet'e gözkırpan Karamanlis nihai kararını perşembe günü açıklayacak. Annan Planı'na baştan 'Evet' diyen Yorgos Papandreu liderliğindeki ana muhalefet partisi PASOK'un ise Rum Kesimi'ndeki 'kardeş' partisi sosyalist EDEK ile ilk kez arası açıldı
.

DİSİ de şüpheli
AKEL'in Annan Planı'nı desteklememe kararı kongrede de onaylanırsa 'Evet'i sadece 2001 genel seçiminde yüzde 34 oranında oy alan merkez sağcı DİSİ ile yüzde 2.6 oy alan eski lider Yorgos Vasiliu'nun EDİ partisi destekleyecek. Eski lider Glafkos Klerides'in kurduğu ve liderliğini Nikos Anastasiadis'in yaptığı DİSİ kesin kararını perşembe açıklayacak. Bu partide de 'Evet'e karşı çıkan çevreler var.
Rum Kesimi'nde siyasi partilerin Annan Planı'na yönelik tavırlarıyla oluşturduğu aritmetiği
n yanı sıra kilise ve askerin de 'Hayır' yanlısı tavrı göz önüne alınarak, referandumda 'Evet' diyecek Rumların oranının yüzde 30'u zor bulacağı öne sürülüyor.

Talat öfkeli: Erteleme olmaz

12/04/2004RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Güney Kıbrıs ziyareti ise Rum tarafındaki belirsizlik yüzünden ertelenen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, komünist AKEL partisinin 24 Nisan'daki referandumun ertelenmesi kararından büyük hayal kırıklığına uğradı. Talat, AKEL'nin bu konuda BM'ye yaptığı çağrı için, "Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir" dedi.
Annan Planı'nın uzun süredir gündemde olduğunu hatırlatan KKTC Başbakanı, "Plan bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır. Refe
randumun ertelenmesi herhangi bir yarar sağlamaz" diye konuştu. "Erteleme 1 Mayıs'ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum" diyen Talat, "Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir" ifadelerini kullandı. Talat, AKEL'in bu tavrının gerisinde art niyet olup olmadığı sorusunu ise bu partinin yetkilileriyle konuştuktan sonra yanıtlayabileceğini söyledi.

'Bize iki evet lazım'
KKTC Başbakanı dün Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) katıldığı bir etkinlikte de hedeflerinin iki taraftan da 'evet' çıkması ve Kıbrıs'ın bütünüyle dünyaya bağlanması olduğunu anlatırken, "CTP, KKTC'den mutlaka bir evet çıkartma peşinde. KKTC halkının 'Evet' demesi, Güney Kıbrıs'ta
'Hayır' oyu çıksa, çözüm olmasa dahi, Kıbrıs AB'ye, Rum tarafının temsil ettiği şekilde girse dahi yine de Kıbrıs Türkünü dünyayla bağlayacaktır" diye konuştu. Ancak "Bize iki evet lazım. Güney'den de 'Evet' lazım.
İki 'Evet' çıkarsa Kıbrıs bütünleşecek ve dünyaya bağ
lanacak" diye ekleyen Talat, "Onun için hedef ve çabamız iki taraftan da 'Evet' çıkması" ifadelerini kullandı.

Kıbrıs için B planı zamanı

12/04/2004

Ceyda KARAN
Herkesin malumu. Aylardır Kıbrıs'la yatıp kalkıyoruz. BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve yardımcıları, birbirinden zerre kadar hazzetmeyen Türk ve Rum liderleri kaç kere yan yana getirdi. Her seferinde suratlarından düşen bin parça, aynı şeyleri konuşmaktan bezgin ses tonlarıya, çıkıp, 'Eh biz anlaşamıyoruz ama böyle buyurdular' dediler.
Uluslara
rası toplumun kendilerini getirmek istediği yere ite kaka geldiler.
Şimdi söz Kıbrıs Rum ve Türk halkına kaldı. 24 Nisan'daki referandumlarda Rumlar sürpriz yapıp 'Evet' derse amenna. Ama aksi 'bundan sonra tufan hali'. Çünkü kuvvetle muhtemel ki, yıllardır dünyadan dışlanmaktan bezmiş Kıbrıs Türk halkı ezici çoğunlukla olmasa da Annan Planı'yla gelecek birleşmeye 'Evet' diyecek. Dünya nimetlerinden fazlasıyla payını almış, 1 Mayıs'la AB'ye kapağı atacak komşuları ise 'Hayır'.
Peki sonra ne olacak? Bugünl
erde kimsenin aklına getirmek istemediği soru bu. AB, kuzeyinde binlerce Türk askeri olan, bölünmüş adayı içine almakta beis görmüyor. Avrupa Komisyonu'nun Alman komiseri Günter Verheugen söyledi: "Umarım halklar çözüme evet der. Güney Kıbrıs'ın katılım anlaşması öngörüldüğü gibi yürürlüğe girecek. Rum kesimi adanın hukuki olarak tek temsilcisi." Peki kuzey? "Eh tabii bazı sıkıntılar olacak. Kuzeyde ayrı bir idare var. Türk askeri işgalci konumunda." Türkçesi, "Türkiye, AB toprağında işgalci olacak."
Verhe
ugen'in şefi Romano Prodi, geçen yılki Türkiye ziyaretinde TBMM'ye hitap edip, "Kıbrıs'ta çözüm, üyelik müzakerelerine başlamak için şart değil" demişti. Ama AB için bu işin adını 'Kıbrıs siyasi şart' diye koymuştu. Bu durumda Rumlar çözüme 'Hayır' derken, aralıkta Türkiye ile ilgili yine siyasi olacağı söylenen kararlarını verecek olan AB liderleri
bu 'siyasi koşulu' nasıl yorumlayacak? AKP hükümetinin attığı bunca
adımdan sonra dönüp 'Hepsi sizin uzlaşmazlığınız yüzünden' diyebilirler mi? Türkiye ile iy
i ilişkileri ilerleten Yunanistan'ın da eli kolu bağlı. Rum liderliğine söz geçiremezken, halkına nasıl söz geçirecekleri meçhul? Eski Yunan Başbakanı Kostas Simitis bile uyardı: Rumlar kalkıp BM kürsüsünde, adanın tek temsilcisi olduklarını nasıl söyleyecek? Rum-Yunan tarafına aba altından sopa gösteren Bush yönetiminin, Irak'taki kaos karşısında uluslararası toplumdan medet umarken, Türkiye'nin yüzü suyu hürmetine tek taraflı olarak KKTC'yi tanıyacağı ise çok şüpheli. Ufak tefek ambargoların kaldırılmasıyla Rauf Denktaş'ın taksim hayalinin kendiliğinden zuhur edeceğini düşünmekse biraz saflık olmaz mı?
'Yeşil Ada' sadece Akdeniz'in değil, çok bilinmeyenli diplomasi denkleminin de göbeğine çöreklenmiş durumda. Öyle görünüyor ki, şimdiden bu denkleme odakla
nmak, B planı geliştirmek zamanı.

* * * * *

'Git adada konuş'

KKTC Cumhurbaşkanı'nın Annan Planı'na hayır kampanyasını Türkiye'deki ülkücü grupların faaliyetlerine katılarak başlatmasına öfkelenen Başbakan Erdoğan'dan sert mesaj geldi: Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat!

12/04/2004

AA - ANKARA/TOKYO - Başbakan Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta 24 Nisan'daki referandum için 'Hayır' bayrağı açıp Türkiye'de kampanya yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a çok sert çıktı. Denktaş'a "Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat" diye seslenen Erdoğan, "KKTC Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla bu tür toplantılar yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, Japonya'ya giderken uçakta gazetecilere Kıbrıs'ta son durumu değerlendirir
ken, KKTC liderine zehir zemberek eleştirilerde bulundu. Erdoğan şu mesajları verdi:
(Muhalefet Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğunu ve iyi anlatılamadığını söylüyor...) Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, na
sıl bu adımlar atılıyor? Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiş ve özet bilgiler çıkarılmıştır.

'Lozan'da neler verildi'

Bugüne dek dünyanın tanımadığı bir KKTC varken, şimdi iki kurucu devlet, Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs var. Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'Ben devletimi kaptırmam' diyor. İşin ruhunu okursak, bu kadar mağdur pozisyona sokmayalım.
Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Şimdi uluslararası toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kull
anılmaya başlanacak. Kusura bakmayın da burada karşılıklı anlaşma yapıyorsunuz. Öyle tek taraflı kalkıp size 'buyur ne istiyorsan al' denmez. O zaman Lozan'ı masaya yatırın, neler alındı, neler verildi.
Efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek diyorlar. Bu ora
n yüzde 21'di, 18'e indirdik. Belli sürede gelecekler. 'Türkleri çıkarma adımıdır' diyorlar. Böyle bir şey söz konusu değil. Türkiye göçmenleri var, 30 bin küsur. Bunu 45 bine çıkardık. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz?
'Türk askeri çıkarılıyor' d
eniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Biri evet demezse askerimizin çıkması söz konusu değil. 'Efendim ya farklı bir hükümet gelirse?' diyorlar. Ne demek farklı bir hükümet gelirse?
(Bu sözler Denktaş'a mesaj olabilir mi?) Ben bilemiyorum. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılmasın. Enteresan olan bir şey de şu: Maalesef şu andaağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de yapılıyor?
Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa, bu Kıbrıs'ta yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun.

'Sormayı unuttum'

(Denktaş ile siyasi ilişki nedir?) Kendisine hassasiyetlerimizi söyledik ve 'Biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz, vekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu unuttum. Benim de bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla, bunları maalesef üzüntüyle izliyorum. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber aynı fotoğraf karesinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim.

Denktaş adada işe koyuluyor

12/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Annan Planı doğrultusunda çözüm ve birleşme için 24 Nisan'da yapılacak olan referandumda 'hayır' oyu çıkması için kampanyasını esas olarak Türkiye'de başlatan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, şimdi dikkatini KKTC'ye çevirdi. Önceki gün Türk Dünyası Dayanışma Grubu'nca
İstanbul'da düzenlenen toplantıda, Annan Planı'nın, Türkiye'yi adadan çıkarmak için tertip edildiğini öne sü
rüp, "Türkiye'nin haklarını yok farz eden bir anlaşmayı imzalamam" diyen Denktaş, artık adadaki faaliyetlerine hız vereceğini duyurdu.

'AKEL değerlendirilmeli'
KKTC Cumhurbaşkanı, dün Kıbrıs'a dönüşünde, "Türkiye'de, 'Kıbrıs elden gitmesin, Kıbrıs tehlikeli bir duruma getirilmiştir, Annan Planı kabul edilemez' yönünde büyük bir hareket ve heyecan var" diyerek, "Her kademede kişi ile temas ettik, her kademede bu görüş hâkimdir. Artık zannedersem burada faaliyete geçmemiz lazım" ifadelerini kullandı. Denkta
ş, şöyle konuştu: "Halkımıza bu Annan Planı'nın neden kabul edilemez olduğunu anlatmamız gerekir. İrade onlarındır. Oy onlarındır. Daima söylüyorum, oylar atıldıktan sonra kimse kimseyi suçlamaya başlamasın, kararı kendileri
vermiş olacaklardır. Başımıza
gelen de çekilecektir. İnşallah başımıza korktuğumuz gelmez."
Denktaş, Rum tarafında AKEL partisinin referandumun birkaç ay ertelenmesi yönündeki talebi için ise şöyle konuştu: "İngilizler Rumlara, '12 neden var, bu planı kabul etmeniz için' diye büyük bi
r propaganda faaliyeti başlatmışlardır. Kendi gazetelerinde 'İstediğimiz her şeyi aldık' diye beyanatlar gırla gitmektedir. Demek ki AKEL daha doymamıştır, dahasını da istemektedir ki, birden uzatma istiyor, daha da alsın diye. Görelim bakalım netice ne olacaktır. Kendi bilecekleri iştir. Aldıklarının üstünde daha da istedikleri için, daha da almak için girişim yapmış oluyorlar, değerlendirilmesi gerekir."
Denktaş, son günlerde sürekli Türkiye'de kimi çevrelerin düzenlediği toplantılara katılıyor. KKTC lid
eri cumartesi günü İstanbul'da Topkapı Eresin Oteli'ndeki son toplantı sırasında aralarında MHP, İP ve MP üyelerinin de bulunduğu grup tarafından desteklenmişti. "Kıbrıs Türktür, Türk kalacak" diye slogan atan grup otele alınmayınca görevlilerle kavga yaşanmış, çevik kuvvet polisleri devreye girmek zorunda kalmıştı.

Tokyo'dan bile Kıbrıs yazmak

İsmet Berkan

12/04/2004 RADIKAL

Cumartesi gecesi saat 22.00'de Ankara'dan havalandık, pazar günü yerel saatle 15.00'te Japonya'nın başkenti Tokyo'ya vardık. Bu satırları Tokyo'da bir otel odasında yazıyorum ve konumuz da Kıbrıs.
Neden böyle? Çünkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gazeteciler uçakta neredeyse sadece Kıbrıs'ı sordular ve o da neredeyse sadece Kıbrıs
konuştu. Japonya nere, Kıbrıs nere demeyin, bazı konular dünyanın öteki ucuna da gitseniz sizi bırakmıyor.
Başbakan'ın Rauf Denktaş'la ilgili sözleri başta olmak üzere Kıbrıs
konusunda söylediklerini haber sayfalarımızda zaten okuyacaksınız.
Başbakan Er
doğan, Denktaş için, "Neden sürekli Türkiye'de?" diye sordu. Herhalde kendisi de biliyordur bu sorunun cevabını ama bir kez de ben vereyim:
Denktaş iki sebeple günaşırı Türkiye'de.
Birinci sebep, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'de
daha rahat televizyonlara çıkma imkanını bulabilmesi. Gerçi yerli kanallar da artık sanırım Denktaş'ın demeçlerinden sıkılmaya başladılar, o yüzden toplantıları eskisi gibi baştan sona canlı yayımlanmıyor ama olsun o büyük-küçük ayırmadan her kanalın davetini kabul ediyor.
Denktaş'ın hayır kampanyasını Türkiye'den yürütmesinin ikinci nedeni
ise bu kampanyanın esas hedefinin Türkiye'de yaşayan bazı etkili çevreler olması. Denktaş kendisi de biliyor ki, Kuzey Kıbrıs'ta referanduma evet çıkacak. Son anketle
r evetlerin yüzde 60'ın üstüne tırmandığı yönünde. Hayırlarsa yüzde 20 bile değil. O yüzden kampanyasını Kıbrıs'ta referandumu engellemek üstüne kuruyor Denktaş ve istiyor ki Türkiye'de devletin üst kademelerindeki birileri çıksın ve 'Referandum ertelensin' desin.
Türkiye'deki müttefikleri de ilginç Denktaş'ın. Geçen gün onu İstanbul'da Atatürk Havalimanı'nda MHP'li ve İşçi Partililer birlikte karşıladı. Bu iki partinin mensuplarının oluşturduğu konvoy müthiş bir koordinasyoın içinde hareket etti.
'Tuhaf
yatak arkadaşlığı' böyle bir şey işte.
Hatırlatmama gerek var mı bilmiyorum, bu partilerden birinin liderinin PKK milislerini Abdullah Öcalan'la birlikte denetlemişliği var, Öcalan'a
'Başkan' diye hitap etmişliği var, Kürt ayrılıkçılığının haklılığını sa
vunmak için Atatürk'ten örnekler vermişliği var.
Neyse, biz, yani Başbakan Erdoğan ve onunla beraber seyahat eden bir uçak dolusu insan Japonya'dayız. Hiç değilse Türkiyeli milliyetçilerle Türkiyeli ne idüğü belirsizlerin tuhaf yatak arkadaşlığından uzak
durabiliriz.
Erdoğan'ın bu gezisi esas olarak Türkiye ile Japonya'nın ticari ilişkilerini genişletmeyi amaçlayan bir gezi. Zaten o nedenle uçak hınca hınç işadamlarıyla dolu.
Böyle geziler sayesinde biz gazeteciler de Türkiye'nin bu yeni dinamik gücünün
cisimleşmiş haliyle daha yakından tanışma imkânına sahip oluyoruz. Mesela bizimle aynı uçakta Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin 'kesme çiçek ihracat birlikleri'nin yöneticisi de var. Japonya'nın büyük potansiyel olduğunu söylüyor. Türkiye zaten bu ülkeye kesme çiçek ihraç edermiş, şimdi bunu daha da artırmaya çalışıyorlar.
Uçakta önemli müteahhitler de var. Onlardan biri, ayaküstü sohbet sırasında Irak'ta olup bitenleri anlatıyor. O müteahhit halen 10 ayrı inşaat işini yürütüyor. Irak savaşının, sırf oradak
i Amerikan işgalinin Türkiye'ye yarattığı ticaret ve hizmet pazarını bir çırpıda anlattı, şapkam uçtu.
Kıbrıs'tan fırsat bulursak, bu gibi 'reel' konulara da gireceğiz inşallah.

'Toplantıların yeri yanlış'

12/04/2004 RADIKAL

ANKARA - Adalet Bakanı Cemil Çiçek, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan, kendisini 'marjinal gruplara istismar ettirmemesini' istedi. Dün, CNN Türk'de yayımlanan 'Kafe Siyaset' programına katılan Çiçek, şunları söyledi: "Kararı KKTC vatandaşları verecek. İstanbul'da, Ankara'da yapılan toplantı yanlış yerde yapılıyor. Kaldı ki bir süreden beri bu toplantılar Türkiye'de iç politikada malzeme olarak kullanılır hale geldi. Denktaş, hepimizin saydığı önemli bir devlet adamı. Bu tür toplantılar daha fazla yapılırsa herkesin sevip saydığı değil, bir kesimin saygı duyduğu insan durumuna gelir. Yani kendisini Türkiye'de marjinal gruplara istismar ettirmemeli."

Arınç: Denktaş yanlış yapıyor

12/04/2004 RADIKAL

ANKA - ANKARA - TBMM Başkanı Bülent Arınç, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Türkiye'de çeşitli dernek ve partilerde toplantılar düzenlemesini eleştirdi. Dün, atv'de yayımlanan 'Ankara'da Sabah' programına katılan Arınç, referandumun KKTC'de yapılacağını belirterek, şunları söyledi: "KKTC'de 200 bin kişi oy kullanacak. ATO ve Bursa Barosu bu referandumda oy kullanmayacak. Denktaş, partiler ve dernekler üstüdür. Öyle kalmalı. Ricam, Türkiye'yi tartışmanın tarafı yapmamasıdır. Türkiye'de bu tartışmanın sokaklara taşınmasından yana değilim. Annan Planı yüzde 100 tatmin edici değil, ancak yeni hususlar içeriyor. Oy hakkım olsaydı referandumda 'Evet' oyu verirdim."

Özkök'ün brifingi yarın

12/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye'yi ve bölgesini ilgilendiren konulardaki görüşlerine basın mensuplarıyla yapacağı bir toplantıyla açıklık getirecek. İşadamı Sakıp Sabancı'nın vefatı ve defin işleminin bugün yapılacağının açıklanması üzerine 13 Nisan Salı gününe ertelenen toplantı, yarın saat 14.30'da Genelkurmay Karargâhı'nda yapılacak. Özkök'ün, Kıbrıs sorununun çözüm sürecini ve TSK'nın konuya bakışına açıklık getirmesi, Türkiye'yi ve bölgesini ilgilendiren gelişmeleri değerlendirmesi bekleniyor.

Kıbrıs hiç birleşemeyebilir

Adanın iki kesiminde de geçmişten kaynaklanan nefret dolu ideolojileri yıkmaya yönelik ciddi ve kararlı bir çaba hiçbir zaman harcanmadı

12/04/2004 RADIKAL

JOHN TIRMAN
Kofi Annan'ın canla başla çabalaması bile Kıbrıs'ı birleştirme müzakerelerinde yeni bir başarısızlığı önlemeye yetmedi. Anavatanlarının başbakanlarının eşlik ettiği Kıbrıslı Türk ve Rumlar için vakit doldu. İsviçre'de müzakereciler, Akdeniz'deki adayı on yıllardır ikiye bölen sorunu çözmek için büyük bir dikkat ve özenle yapılmış Annan Planı'nı kabul edemedi.
Plan henüz ölmüş değil. A
danın Rum ve Türk taraflarında 24 Nisan'da (tabii ki) ayrı ayrı referandumlar düzenlenecek. Ama referandumlardan 'Evet' çıkma ihtimali, plan gerek Rum gerek Türklerin çıkarına olsa da, düşük.
Bu son tur görüşmelerden duyulan ümit, Kıbrıs'ın Avrupa hayalle
riyle birlikte artmıştı. 1 Mayıs'ta AB, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yani adanın Rum tarafını üyeliğe kabul edecek. Ancak bu cumhuriyet ülkenin kuzeyindeki Türk kesiminin kontrolünü elinde bulundurmadığından, Türk kesimi önceden bir birleşme anlaşmasına varılamazsa AB'den dışlanmış olacak.
Gevşek bir federasyon öngören Annan Planı, 1974 yılında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makaryos'a karşı Yunan darbesinden ve Türk askerlerin adaya girmesinden bu yana, ilk kez Kıbrıs'ın birleşmesi konusunda bu kadar yol kat edilmesini sağladı. Plan karmaşık olmasına rağmen, genel olarak adil. Diplomasinin en yüksek düzeyde yürütülmesi, AB'nin çekiciliği, Türkiye'de olumlu yönde lider değişimi, hatta bir zamanlar iki toplumu birbirinden ayıran Yeşil Hat'tın açılması bile, planın bir ümit r
üzgârı estirmesine neden oldu.
Ne var ki plan şu anda son nefesine yaklaşır gibi duruyor. Plan, Denktaş'ın yıllardır ısrarla savunduğu 'iki ayrı devlet' hedefine teslimiyet olarak gören Kıbrıslı Rumların alay konusu oldu. Kamuoyu anketleri, artık liderler
i de planı reddetmiş olduğundan, Rumların referandumda üçe bir oranla planı kesinlikle reddedeceğini gösteriyor. Keza Denktaş'ın hayalet cumhuriyetindeki referandumdan da 'Hayır' çıkabilir.
İsviçre'deki al-ver pazarlığı, iki tarafın da aşırı talepleri ve
az verip çok almak isteğiyle karşı tarafın eline 'Hayır' demek için sayısız fırsat vermesiyle sonuçlandı. Yunanlılarla Türkler arasında neredeyse bin yıllık düşmanlık, 1950'lerin, 60'ların, hatta 70'lerin terör, etnik temizlik, engelleme politikası ve uluslararası entrikalar, iki tarafı zaten 1974 olaylarından çok önce huzursuz etmişti.
Türklerin taleplerini asgariye çekip, planı onaylamakla kazanacağı çok şey var. Tek hareketle yılların uluslararası tecridini kırabilir, birleşme ve AB üyeliğinin muhakkak
getireceği ekonomik büyümeden kazanç sağlayabilirler.
Kıbrıslı Rumlar da kârlı çıkacak. Adanın bir kısmı kendi kontrollerine geçecek, 1974'te kaybettikleri mülklerin çoğu ya geri verilecek ya da tazmin edilecek ve nefret ettikleri Türk askerlerinin sayısı
ciddi bir şekilde azalacak. Uzun vadeli çıkarlar da olumlu yönde etkilenecek: Ankara Avrupa'nın istediği gibi davranarak, AB hedefinde yeni bir avantaj sağlamış olacak, zaten Ankara'nın planı dün onaylamasının sebebi bu. Kıbrıslı Rumlar Türkiye'yle sadece Türkiye AB'ye girerse ortaya çıkacak göç dalgası değil, başka önemli konularda da doğrudan muhatap olabilecek. Kıbrıs'ın refah düzeyi Türk göçmen işçiler üzerinde mıknatıs etkisi yarattığından, Rum tarafı önümüzdeki on yıllarda Türklerle dolup taşacak gibi görünüyor. Atina da Avrupa'da Rum ağırlıklı bir müttefik kazanmış olacak.
Madem Annan Planı'ndan tüm taraflar kazançlı çıkıyor, öyleyse niye herkes bu planı yıkmaya bu kadar meraklı? Buna verilecek kısa cevap ve muhtemelen alınabilecek en önemli diploma
si dersi, yakınlaşma için gereken sosyal koşulların hiçbir zaman teşvik edilmemiş olması. Kıbrıs'ta halkın pek fazla barış talebi yok. Denktaş'ın himayesinden fayda görmeyen yerli Kıbrıslı Türkler, barış ve uzlaşma çağrısında bulunan tek büyük sosyal grubu oluşturuyor. Bu grup, bu kış yapılan seçimlerden Annan Planı yanlısı politikacıları az farkla galip çıkarmayı başardı. Fakat bu siyasilerin arkasına almış olduğu destek de, iş güvenlik taahhütlerine (Türk askerleri) ve AB'nin serbest dolaşım normlarına gelince sendelemeye başlıyor.
Türklerdeki bu barış yanlısı gruba, adanın güneyinde ancak üç beş Rum (yüzde 20 civarında) katılıyor. Rum kesiminin ideolojisi 30 yıldır, 1974 olaylarının getirdiği utancın öcünü Türklerden alma açlığı üzerine kurulmuş. Bu nefr
et dolu ideoloji devlet, Rum Ortodoks kilisesi, okullar, ordu ve medya tarafından beslenmiş. Gerçek kederlerden doğmuş olsa da, bu ideoloji gerçek çözümler getirmekten uzak.
Türkler de ise 1960'larda gördükleri son derece kötü muameleleri unutmayan yaşlı
nesil, 'ayrılık yoluyla güvenlik' ideolojisine sıkı sıkı tutunmaya devam ediyor. Zaten Denktaş'ın bunca yıldır oyunbozan rolünü oynaya oynaya bu konuda mükemmelleşmesini sağlayanlar da, onlar ve anavatandan gelmiş Türk göçmenler oldu. Adanın iki kesiminde de bu ideolojileri yıkmaya yönelik ciddi ve kararlı bir çaba hiç harcanmadı.
Diplomasinin bu durumdan alacağı ders açık. Ne kadar iyi niyetli, akıllı veya destekleyici nitelikte olursa olsun BM gibi dışarıdan gelen müzakereciler, henüz başlangıç aşamasınd
a bile olsa çözüme yönelik bir sosyal anlaşma olmadığı sürece, hiçbir çözüm dayatamaz. Önce gerçek, yerel bir anlaşma arzusu olmalı, ondan sonra bu arzu diplomatların müzakereleriyle uygulanabilir bir plana dönüştürülmeli.
Kıbrıs'ta plan var, ama arzu yok
. Bu seferki anlaşma teşebbüsü de çöküp, karşılıklı suçlamalar ve yakınmalar yatıştıktan sonra, tüm iyi niyetli taraflar geleceği düşünerek, geçmişe bir sünger çekme arzusu uyandırmaya başlamalı. (www.cyprus-conflict.net sitesinin editörü, 5 Nisan 2004)

THE WALL STREET JOURNAL

Papadopulos korkuyu körükledi

12/04/2004 RADIKAL

Referandumlar için kritik ve tarihi gün yaklaşıyor. Tartışmaların ve görüş ayrılıklarının artması doğal. Hepimiz ertesi günü düşünerek gerginlik yaratılmaması için ihtimam göstermeliyiz. Referandum sonucu ne olursa olsun Kıbrıs ertesi gün de yolunda ilerleyecek. Referandumun sonucu gidişatımızı önemli ölçüde etkileyecek ama tehlike edebiyatına prim vermeye hiç gerek yok.
Dolayısıyla ertesi gün için hazırlık yapılması şarttır. Refer
andumda 'hayır' ya da 'evet' çıkması halinde ne olabileceğine ilişkin senaryolar şimdiden hazırlanmalı. Referandumların ertesi günü için haklı bir korku bulunduğundan gerekli hazırlık önceden yapılmalı. Yönetim, referandumdan çıkacak sonuç üzerine izleyeceği politikayı belirlemeli, halk da yeni verilere hazırlıklı olmalıdır.
Sadece teknokrat bir yaklaşımla hazırlık yetmez. Çünkü sadece harita üzerinde tatbikat yapılması söz konusu değil. Toplumun ve devlet mekanizmasının hazırlanması gerek.
Halkımız olgun
dur. Kıbrıs'ın tarihi halkımızın güç sorunların üstesinden gelebileceğini göstermiştir. En somut kanıt da 1974'ten sonraki gidişatımızdır. Evet ya da hayır ile oluşacak yeni durumu ciddiyetle karşılamamız yeterli.
Papadopulos'un 'ulusa seslenişi' bu kriti
k saatlerde maalesef tehlike edebiyatını yoğunlaştırdı. Halkın çeşitli kesimlerinde güvensizlik ve korku ortamı arttı. Çalışanlara işlerini kaybedecekleri, emekli maaşı alamayacakları söylenmekte. Kiliselerin avlularında din adamları 'vatan haini' ya da 'satılmış' siyasetçilere ve gazetecilere lanet yağdıran broşürler dağıtmakta. Halkımız referanduma ılımlı ve sakin bir ortamda gitmemekte. Ortam gergindir ve değişeceği de görülmemekte. Papadopulos ve yönetimi sadece halkı sakin olmaya çağıran ricalarla yetiniyor.
Durum öyle ki, birlik ve diyalog çağrıları halkta karşılık bulmamakta. Papadopulos derhal Milli Konseyi toplayıp belirli karar merkezleri tarafından bilinçli olarak beslenen bu ikiye bölünmüşlük ortamının değişmesi için önlemler almak zorunda. Geçm
işteki bölünmüşlük günleri geri gelmemeli.
Ertesi gün herkes için son derece zor olacak. Referandum sonucuyla oluşacak yeni durumun gereksinmelerini yerine getirebilmek için her şey yapılmalı, herkes çalışmalı. Yetkililer bunu iyice anlamalı ve akıllıca h
areket etmeli. (Rum gazetesi Filelefteros, 10 Nisan 2004)

RADIKAL 12/04/2004

Hukuk gözüyle referandum

Annan Planı'nda Türk tarafının istekleri, AB ilkeleri zorlanarak dikkate alındı. İki kesimliliğin gücünü Papadopulos özetledi: Bir devlet teslim aldım, bir toplum teslim etmek istemiyorum

12/04/2004 RADIKAL

SAFA REİSOĞLU
İki kurucu devletin, 'Kıbrıs Türk Devleti' ile 'Kıbrıs Rum Devleti'nin oluşturacağı 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ilişkin Annan Planı'nın, uzun tartışmalardan sonra aldığı son şekil, 24 Nisan 2004 tarihinde, Kıbrıs'ta, Türk ve Rum kesimlerinde, ayrı ayrı 'referanduma', halkın oyuna sunulacaktır.
Annan Planı, tarafların tüm noktalarda uzlaşmasıyla değil, fakat yine tarafların ön kabulüne dayanarak Annan'ın plana verdiği son şekille olu
şmuş bulunduğundan, planın kabul veya reddi konusunda Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'da bir kısım tartışmalar, duraksamalar ortaya çıkmıştır. Tartışmaların ulaştığı çizgide, Türk ve KKTC hükümetleri ve Yunan hükümeti planın onaylanmasını isterken, Kıbrıs'taki iki kesimin cumhurbaşkanları sayın Denktaş ve sayın Papadopulos vatandaşlarından planın reddedilmesini ısrarla talep etmektedirler. Annan Planı'nı, duraksamaya konu olan çeşitli yönleriyle (içeriğine ilişkin olarak sayın Dışişleri Bakanı'nın 6 Nisan'da TBMM' de verdiği resmi bilgiyi esas alarak) aşağıda değerlendireceğiz. Ancak hemen belirtmeliyiz ki, Annan Planı, plana 'Evet' demenin Kıbrıslılara ve Türkiye'ye sağlayacağı olanaklarla, plana 'Hayır' demenin Kıbrıs ve Türkiye için sebep olacağı 'ciddi kayıplar' birlikte göz
önünde bulundurularak tartışılmalıdır.

Plan bir uzlaşma girişimi
Annan Planı, Kıbrıs sorununda çözüm için bir uzlaşma girişimidir. Bu uzlaşmanın sağlanmasında, hukuk tatbikatının çeşitli alanlarında görüldüğü üzere, tarafların, gerektiğinde, üçüncü bir kişinin, olayımızda BM Genel Sekreteri'nin, sayın Annan'ın yardımından, hakemliğinden yararlanmayı istemelerinde yadırganacak bir yön yok. Annan Planı'nda, tarafların, bu arada Türk tarafının tüm isteklerinin karşılanmadığı doğrudur. Ön
emli olan nokta, tarafların talepleri arasında adil ve gerçekçi bir dengenin kurulup kurulmadığıdır. Annan Planı'nın iki kesimin onayına sunulacak son şeklinde, Türk tarafının haklı isteklerinin, AB'nin temel ilkeleri de zorlanarak, geniş ölçüde dikkate alındığını söylemek, kanaatımızca yanlış bir değerlendirme değildir. Bu yaklaşımda, öyle görülüyor ki, AB'nin birliğe üye devletlerde anlaşmazlık istemeyen tutumu kadar, Ortadoğu'daki gelişmeler de Türkiye'nin taşıdığı önemde etkili olmuştur.

İki kesimlilik
İki taraf referandumda 'Evet' dediğinde kurulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yapısı, yasama ve yürütme erki incelendiğinde, kurucu devletlerin siyasal alanda eşit statüde olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin bir azınlık-çoğunluk ilişkisi olmadığı;
iki kesimliliğin planda açıkça dikkate alındığı görülmektedir:
1) Federal devletin resmi dili Rumca ve Türkçe olacaktır. Federal devletin parlamentosu, bayrağı, anayasası ve marşı yanında kurucu devletlerin kendi meclisleri, bayrakları, anayasaları ve mar
şları olacaktır.
2) Federal devletin yasama organı, temsilciler meclisi ve senatodan oluşacaktır.
Temsilciler meclisinde 12 Türk ve 36 Rum milletvekili, senatoda ise, 24 Türk ve 24 Rum senatör yer alacaktır. Senatoda karar alınabilmesi için, oylamaya katılan Türk senatörlerin en az 1/4'ünün olumlu oy kullanması gerekecektir. Meclislerin başkanları aynı kurucu devletten olamayacak, başkan yardımcıları da diğer kurucu devletten seçilecektir. Federal meclislerde alınan kararların yürürlüğe girebilmesi, karar
ların her iki mecliste de kabul edilmesine bağlı olacaktır.
3) Federal devletin yürütme organı 'Başkanlık Konseyi'dir. Başkanlık Konseyi, 3'ü Türk, 6'sı Rum olmak üzere 9 üyeden oluşacaktır. Federal devlet başkanı ve başkan yardımcısı ilk beş yıl boyunca,
10'ar aylık süreyle rotasyona tabi olacak, diğer bir deyişle, 10 ayda bir devlet başkanlığı (ve aynı şekilde yardımcılığı) görevi Rumlar ve Türkler arasında el değiştirecektir. Altıncı yıldan itibaren rotasyon süresi 20 aya çıkacak ve iki dönem (40 ay) Rum başkan, bir dönem (20 ay) Türk başkan bu görevi yürütecektir. Başkan ve başkan yardımcısı ayrı kurucu devletlerden olacaktır. Avrupa Birliği Konseyi (AB zirve) toplantısına federal devlet başkan ve yardımcısı birlikte katılacaktır. Dışişleri bakanı ve Avrupa Birliği işlerinden sorumlu bakan ayrı kurucu devletten olacaktır. Başkanlık Konseyi'nde karar alınabilmesi için en az bir Türk üyenin karara olumlu oy vermesi gerekecektir.
4) Görüldüğü üzere, Annan Planı'na göre, federal yasama ve yürütme organların
da bir karar alınabilmesi belli sayıda Türk üyenin olumlu oy kullanmasına bağlıdır.
5) Federal devletin dünyanın 10 önemli ülkesindeki (Washington, Moskova, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği vb.) büyükelçilerinin yarısı Rum, yarısı Türk olacaktır. Diğer
lerindekiler de aynı şekilde paylaştırılacaktır.
6) Federal devlete devredilmeyen yetkilerin tümü kurucu devletlerce kullanılacaktır. Annan Planı'nda öngörülen iki kesimliliğe ilişkin çözümün en güzel özetini, Papadopulos'un Rumları 'Hayır' oyu vermeye çağırırken, gözyaşları arasında dile getirdiği şu ifadede bulmak mümkündür: "Bir devlet teslim aldım, bir toplum teslim etmek istemiyorum".

Türkiye'nin garantisi
1) Zürih ve Londra anlaşmalarında öngörülen garantiler Annan Planı'na aynen alınmıştır. Plana göre, garantör ülkeler, federe devletin ve kurucu devletlerin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini garanti etmektedirler.
2) Kuzey Kıbrıs'ta 40 bine yakın askerimiz bulunmaktadır. Bu miktar, 2011'e kadar 6 bin 2018'e veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3 bin
olarak belirlenmiştir. Türkiye'nin AB'ye üye olmasından sonra da, Kıbrıs Türk Devleti'nde 650 kişilik bir birliğimiz bulunacaktır. Bu birlik, Türkiye buna gereksinme duymayıncaya kadar adada kalacaktır. 40 bin kişilik birliğimiz 29 ay içinde, belli bir takvime göre 6 bine inecektir. Türkiye'nin garantisi bakımından belirlenen asker sayısının, özellikle 2018'den sonraki 650 kişilik birliğin yetersiz olacağı düşünülebilir. Ancak unutulmamalı ki, 2018'in Avrupası bugünkü Avrupa'dan çok farklı olacak, yaklaşımlar çok değişecektir. Ayrıca, güçlü Türk ordusunun Kıbrıs'ta 650 kişilik bir birlikle de olsa 'bayrak göstermesi' bugünkü şartlarda dahi çok etkili bir garantidir.

Derogasyon sorunu
1) Annan Planı'nın en çok tartışılan ve duraksamaya yol açan yönü, planda AB'nin temel ilkelerine aykırı olarak, mülkiyet, yerleşim ve dolaşım konularında Kıbrıs Türk Devleti yararına getirilen sınırlamaların (derogasyonların) AB açısından birincil hukuk (öncelikle uygulanacak kurallar) haline dönüşmemiş olması, dönüşse de, AB
'den bağımsız, Avrupa Konseyi'nin bir organı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) plandaki hükümlerle kendini bağlı görmemesi olasılığıdır. Diğer bir deyişle, AİHM'nin, önüne gelmiş veya gelecek bir davada, plandaki özel hükümleri dikkate almaksızın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (AİHS) kurallara göre karar verme yoluna gitmesi ihtimalidir.
2) AB Komisyonu, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye katılım koşullarını içeren ve Annan Planı'nı kapsayan 'uyum senedini' 1 Mayıs 2004 tarihinden
önce onaylanmak üzere AB Konseyi'ne (devlet başkanlarından veya başbakanlardan oluşan zirveye) sunmayı taahhüt etmiştir. Ancak, AB Konseyi'nin onayı, Annan Planı'nı AB'nin 'birincil hukukuna' dönüştürmemektir. Planın 'birincil hukuka' dönüşmesi için, ayrıca AB'ye üye devletlerin parlementoları tarafından onaylanması gerekmektedir. Bu nedenledir ki, Avrupa Birliği Komisyonu, bütün taraflara, AB hukuk sistemi içinde birincil hukukun oluşturulmasıyla sonuçlanacak ve hukuki kesinlik ve güvenlik sağlayacak bir sonucu gecikmeksizin ortaya çıkarmayı da ayrıca taahhüt etmiştir. Annan Planı, AB'nin dışında ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Avrupa Konseyi tarafından da onaylanacaktır.
3) Devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı davranmasından z
arar gören bireyin, AİHM'ye başvurması için AİHS'nin 35. maddesi uyarınca 'iç başvuru yollarını, özellikle iç yargı yollarını' tüketmiş olması gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bk. Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları İst. 2001 adlı kitabımız sh. 174 vd.)
Böylece, Annan Planı kapsamında oluşan bir hukuki statüde iç yargı yollarını tüketen bir kişinin, Annan Planı'ndaki statünün AİHS'ye aykırı olduğu iddiasıyla AİHM'ye başvurması halinde, AİHM'nin bu iddiayı incelemeye alması ihtimali yoktur denemez, teorik olarak bir olasılıktır. Ancak kanaatımızca, bu olasılık yok denecek kadar zayıftır. Zira Annan Planı bir devletin kendi iç düzenlemesi niteliğinde değildir. Uluslararası bir hukuki anlaşmanın sonucunda belirlenmiştir. Bu anlaşma, AB Konseyi'nin, Avrupa Konseyi'nin ve BM Güvenlik Konseyi'nin onayından geçmiştir. Ayrıca getirilen sınırlamalar sürekli değildir. Bir uyumu sağlamaya yönelik olarak Türkiyenin Avrupa Birliği'ne üye olacağı tarihe kadar geçerli olacaktır.
Bu nedenle, kanaatımızca AİHM, planın ulu
slararası niteliğini dikkate alarak, planı AİHS açısından değerlendirme yoluna gitmeyecektir. Planın getirdiği kuralları dikkate almayan bir değerlendirmeyi yapmayacaktır.

'Hayır'ın KKTC'ye etkisi
Türkler ve Rumlar referandumda 'Evet' oyu kullanılırsa 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' kurulmuş olacak, Kıbrıs Türk Devleti de Avrupa Birliği'ne girecektir. Kıbrıs Türkleri 'Hayır' derse aşağıdaki sonuçlar doğacaktır:
1) Güney Kıbrıs bütün Kıbrıs'ı temsilen Avrupa Birliği'ne üye olacaktır. Bütün devletlerdeki ve
uluslararası kuruluşlardaki büyükelçiler Rumlardan seçilecektir.
2- Türkiye-AB ilişkisinde, 1 Mayıs 2004'ten itibaren Güney Kıbrıs da söz sahibi olacaktır.
3- KKTC vatandaşları Avrupa Birliği'nin olanaklarından yararlanamayacaktır.
4- Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne yönelik ambargo devam edecektir.
5- KKTC'nin ekonomik gelişmesi sağlanamayacak, kuzey ve güneyde kişi başına düşen milli gelir arasındaki oran daha da artacaktır.

'Hayır'ın Türkiye'ye etkisi
Kıbrıs Türklerinin 'Hayır' demesi Türkiye'yi de olumsuz etkileyecektir:
1- AB'den gelen sinyaller Türkiye'ye çok büyük olasılıkla 2004 sonunda 'müzakere tarihi' verileceği yönündedir. Annan Planı'na 'Hayır' dediğimiz takdirde, 'müzakere tarihi verilmesi olasılığını' ciddi ölçüde tehlikeye sokacağımız
düşünülmelidir. Kıbrıs'ın 'Kopenhag Kriterleri' kapsamında yer almaması, Kıbrıs'taki referandumun müzakere tarihini etkilemiyeceği sonucuna bizi götürmemelidir.
2- AİHM, Loizidu davasında, Türkiye'yi çok büyük bir tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Benzeri
davalar AİHM'de devam etmektedir. Aynı nitelikte bir kısım davalar da, Annan Planı'nın sonucunu beklemektedir.
Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı'na 'Hayır' oyu kullanıldığı takdirde, Türkiye'nin bu davalar nedeniyle ödeyeceği tazminatın 20 milyar dolara ulaşab
ileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca bu davalar ile sadece tazminat istenmemekte, gayrimenkullerin eski sahiplerine teslim edilmesi de talep edilmektedir. Planın kabülüyle bu sorun da çözüm yoluna girecektir.
Türkler 'Evet' deyip, Rumlar 'Hayır' derse, onl
ar da aşağıdaki sonuçlara katlanacaktır:
1- KKTC'ye yönelik ambargo kalkacaktır.
2- 1 Mayıs 2004'te AB'ye üye olacaklar, fakat üzerlerindeki baskı gittikçe artacak, büyük bir olasılıkla 'yeniden referandum yapmaya' ve 'Evet' demeye mecbur olacaklardır.
3- Rumların 'evet' demeleri sağlanamadığı taktirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başta ABD olmak üzere, uluslararası toplulukta tanınması olasılığı gündeme gelecektir. Bunlar da Yunanistan ve Rum Kesimi'nin, herhalde en son isteyeceği bir çözüm olacaktır.

Sonuç
1) Türklerin plana 'Evet' demesi, Kıbrıs sorununun çözümünde, uluslararası şartların da etkisiyle ulaşılmış tarihi bir çözümden yararlanılması niteliğinde olacaktır. Kişisel kanaatımız, Kıbrıs Türklerinin 'referandumda' büyük çoğunlukla 'Evet' diyeceği yönündedir.
2) Sayın Denktaş değerli bir devlet adamıdır. Annan Planı'nın bugün aldığı şekilde, kendi ifadesiyle, onun da ciddi katkıları olmuştur. Sayın Denktaş, 70 yılın gerisinde kalan duygusal olayların etkisinden kendini kurtarıp, geleceğe
yönelik bir yaklaşımı benimseyecek deneyim ve nitelikte bir insandır.
Kişisel dileğim, sayın Denktaş'ın Kıbrıs'a yaptığı büyük hizmetleri,
'Evet' kampanyasına katılarak yeni bir çizgiye ulaştırmasıdır. Federal devletin kurulmasından sonra da Kıbrıslı Tür
kler Denktaş'tan yararlanmak isteyecektir.
3- Rum tarafının 'Evet' demesi de sürpriz sayılmamalı. 'Hayır'ın sakıncalarını Yunan hükümeti görüp olumlu bir tavır almıştır. Referandum yaklaştıkça, Rum yetkililerinin duygusal tepkiler yerine, sorumlu ve akılcı bir yaklaşım göstereceklerini ümit etmekteyim.

Prof. Dr. Safa Reisoğlu: Medeni hukuk ve borçlar hukuku hocalarından. 1974-75'te Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. 1977-80 arası Cumhuriyet Senatosu üyesiydi. 1993 ve 1997'de Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi'ne, 2002'de Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'na seçildi. Ankara, İstanbul ve Galatasaray üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı.

Türkiye'nin önü açılıyor

Kıbrıs'ta çözüm, Türkiye'nin hem AB üyelik perspektifini hem Ortadoğu ve Orta Asya'daki konumunu güçlendirecek

12/04/2004 RADIKAL

BESSAM DAVU
Yaklaşık 75 yıllık Kıbrıs sorununda son viraja girildi. Türkiye ile Yunanistan arasında stratejik cazibe merkezi olan ada, artık bölünmüş vaziyette ve iki ayrı cumhuriyet (Rum ve Türk) olarak kalmayacak. Hatta çok yakında Kıbrıslılar, Türkler, Yunanlılar ve BM arasında yürütülen görüşme maratonu, Annan'ın sunduğu plan, Washington'dan Ankara, Atina ve AB'ye kadar maratono eşlik eden dinamiklerin sonucunda birleşik bir Kıbrıs olacak artık.
Çözümün ni
hai belgesinin imzalanması için zaman aralığı hayli kısaldı. Ve Rumların bu durumu ertelemesi zor. Özellikle de Türkler Kıbrıs krizinin çözümsüzlükten çözüme götürülmesi noktasında esaslı etkiye sahip diplomatik ataklarında başarı sağlamışken.
Hiç şüphesi
z Ankara'nın Kıbrıs dosyasından kurtulması, üzerindeki birçok mali ve siyasi yükü hafifletecek. Kendisi Kıbrıslı Türkleri kollamanın yükümlüğü altında kalmayacak ve ordusunun 1974 yılında Kıbrıs'ın kuzeyine girmesine karşı çıkan Avrupalılardan eleştiri almayacak artık. Aksine AB'ye üyelik perspektifini sağlamlaştırma ve stratejik kapsamı içinde Orta Asya ve Ortadoğu bölgesindeki siyasi hareketliliğini faal kılma gücü verecek kendisine.
Bu, Kıbrıs krizinin çözümü sonrası Türkiye'nin yaşayacağı yeni süreç. Ç
özümün siyasi meyvelerini ise Erdoğan toplayacak. Bütün gözlemcilerin önünde Erdoğan'ın başarılı bir diplomatik idare sergileme gücüne sahip olduğunu ispat eden bu durum, onun Türk siyasi sahasında kendisini ispatlaması noktasında da katkı sağlayacaktır. (Katar'da yayımlanan Vatan gazetesi, 4 Nisan 2004)

KKTC için Tayvan modeli önerisi

 

Güney Kıbrıs’ta komünist AKEL Partisi’nin tutumunu açıklamasından sonra Washington’da beklentiler, referandumun Rumlar tarafından reddedileceği üzerinde yoğunlaştı.

 

NTV-MSNBC

 

12 Nisan 2004— Bazı uzmanlar bu durumda, 1 Mayıs’tan sonra Tayvan modeline benzer şekilde Washington’ın KKTC ile ilişki kurması için Türkiye’nin girişim başlatmasını önerdi

Güney Kıbrıs’ın güçlü partilerinden komünist AKEL’in 24 Nisan referandumuna ilişkin negatif tutum takınması, Washington’da soğuk duş etkisi yaptı. Washington’daki gözlemciler, AKEL’in açıklamasının ardından referandumun Rum tarafında reddedileceğine hemen hemen kesin gözüyle bakıyor.
Rumlar her durumda 1 Mayıs’ta AB’ye tam üye olacak. Ancak gözlemcilere göre referandum güneyde başarısız olursa, esas Kuzey Kıbrıs’ın geleceği belirsizliğe girecek.
Washington’da Türk tarafına yakı
n bazı uzmanlar, referandumun güneyde reddedilme ihtimaline ilişkin Türkiye’nin hemen ABD nezdinde Kuzey Kıbrıs için girişim başlatmasını önerdiler. Bu uzmanlara göre Türkiye, Washington’dan 1 Mayıs’tan sonra Kuzey Kıbrıs için Tayvan benzeri bir politika belirlemesini istemeli. ABD, Tayvan’ı Çin’in parçası kabul ediyor ama aynı zamanda Tayvan ile bağımsız ticari ilişkileri var.

RUMLAR DOĞU ALMANYA MODELİ İSTİYOR
ABD’li bir yetkili geçen hafta, referandumun Rumlarca reddi durumunda, Kuzey Kıbrıs’ın fazla mağdur olmaması için önlemler alınabileceğini
söylemişti. Ancak Dışişleri sözcüsü Adam Ereli’ye göre ABD, Türk tarafına yaptırımların kalkacağına ilişkin herhangi bir taahhüt vermiş değil. Washington’daki uzmanlar ise Rumların amacının ise, Doğu Almanya mod
eli olduğunu belirtiyor. Buna göre, Rumlar, 1 Mayıs’tan sonraki süreç içinde Türkiye’nin AB tarafından sıkıştırılmasını ve zaman içinde Kuzey Kıbrıs’ın Doğu Almanya modelinde olduğu gibi koşulsuz güneyle birleşmeye zorlanmasını istiyor.

‘Erdoğan plan konusunda kandırıldı’

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetine Annan Planı’na ilişkin her bilginin verilmediğini belirtti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda kandırıldığını savundu.

 

AA

   

12 Nisan 2004— Japonya’da temaslarda bulunan Başbakan Erdoğan ise, Denktaş’ın bu sözlerine karşılık, “Ben, söylenmesi gerekenleri söyledim” dedi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, katıldığı bir televizyon programında, Annan Planı ve konuya ilişkin son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yeni hükümetin göreve gelir gelmez Kıbrıs meselesinin çözülememesinin suçunu kendilerine attığı görüşünü dile getiren Denktaş, daha önce çizilen milli siyasetin dışına çıkıldığını belirtti.
Denktaş,
“Yunanistan, Türkiye’nin teslim olmasını istiyor, Türkiye Avrupa Birliği’ne girmek için Yunanistan’ın her istediğini yapmak zorunda mı? Bu Türkiye’nin resmi politikası değildir. Bence Başbakan Kıbrıs konusunda kandırılmıştır” dedi.

‘SERDAR SAĞLAM ÇOCUKTUR
’
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın partisinin referanduma ilişkin tutumunun ne olacağına ilişkin bir soru üzerine, Denktaş, “Serdar sağlam bir çocuktur, babasının oğludur. Böyle bir maceraya girmez” dedi ve Serdar Denktaş’ın partisinin plana evet demesinin kendisini üzeceğini belirtti.
Türkiye ile devamlı temas halinde olduğunu ifade eden Denktaş, açıklamalarıyla Türk hükümetiyle ters düştüğüne inanmadığını bildirdi.

ERDOĞAN’DAN DENKTAŞ’A YANIT
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Denktaş’ın “Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır” sözlerine karşılık, “Ben, söylenmesi gerekenleri söyledim” dedi.
Erdoğan’a, Tokyo’da ikamet ettiği New Otani Oteli’nde Türk işadamlarıyla yaptığı toplantının ardından, gazeteciler Denktaş’ın açıkla
malarını sordu. Denktaş’ın, “Başbakan, Kıbrıs meselesinde kandırılmıştır” sözlerinin anımsatılması üzerine Erdoğan, “Hayırlı olsun. Ben söylenmesi gerekenleri söyledim” karşılığını verdi.

KKTC’de yüzde 63 ‘evet’ dedi

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 63’ü Annan Planı’na ‘evet’ diyor. Nokta dergisinin 2 Nisan’da hazırlattığı ankete göre, karasızların oranı, yüzde 19 ile ‘hayır’ oyu vereceğini söyleyenlerden daha fazla çıktı.

NTV

11 Nisan 2004 — Ankete katılanların yüzde 17.1’i ise Annan Planı’na ‘hayır’ dedi. Kararsızların oranı yüzde 19.2’de kalırken, yüzde 0.4 oy kullanmama eğiliminde.

Kuzey Kıbrıs’ta 1003 seçmenle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen ankete göre, Kuzey Kıbrıslıların büyük bölümü referandumda Annan Planı’na ‘evet’ oyu verecek. Ankete katılanların yüzde 63’ü evet derken, yüzde 17.1’i Annan Planı’na ‘hayır’ dedi. Kararsızların oranı yüzde 19.2’de kalırken, yüzde 0.4 oy kullanmama eğiliminde.

KADINLAR KARARSIZ
2-4 Nisan tarihleri arasında yapılan ankete göre erkekler, kadınlara oranla ‘evet’ oyu verme yönünde kadınlardan daha kararlı. Kararsızlar arasındaysa kadınlar çoğunlukta.
5 ayrı bölgeyi kapsayan ankette, Annan Planı’na göre 3 yıl sonra Rum kesimine devredilecek Güzelyur
t’ta yaşayan seçmenlerin yüzde 69.5’i ‘evet’ oyu kullanacak. Girne’de yüzde 69.7 ‘evet’ derken, Yeni İskele’de yüzde 68.6, Lefkoşa’da yüzde 67.1 plana olumlu bakıyor.

GENÇLER BİRLEŞİK KIBRIS İSTİYOR
Ankete katılanlar yaşlarına göre incelendiğinde ise, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını en çok 18-25 yaş arasındaki gençler istiyor. Yakın geçmişte yaşanan olayların tanığı olan 55 yaş üstü seçmende ise ‘evet’ oranı daha düşük. Anketin ortaya çıkardığı bir başka sonuca göre ise, eğitim düzeyi yükseldik
çe ‘evet’ oyları da yükseliyor. Mesleklere göre bakıldığında ise üst düzey yöneticiler, memurlar, öğretmenler ve öğrenciler en çok ‘evet’ diyen kesim. En az ‘evet’ diyenler ise yüzde 45.5 ile çiftçiler.

Talat: Erteleme kabul edilemez

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum komünist AKEL partisinin, 24 Nisan’daki referandumun “birkaç ay ertelenmesi” için BM’ye yaptığı çağrıyla ilgili olarak, “Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir’ dedi.

 

Lefkoşa
AA

   

11 Nisan 2004— Talat, “böyle bir ertelemenin Rum tarafının 1 Mayıs’ta tüm Kıbrıs adına Avrupa Birliği’ne (AB) girmesini sağlayacağını ve Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından sakıncalı olduğunu” kaydetti.

 

Başbakan Talat, yaptığı açıklamada, “BM’nin AKEL’in çağrısına uyarak Türk tarafına erteleme önerisi getirmesi karşısında tavırlarının ne olacağı” konusunda şunları söyledi:
“BM Genel Sekreteri’nin planı çok uzun bir süredir gündemde olması yanında bütün yönleriyle tartışılmış ve iki halk tarafından iyice algılanmıştır. Eksiklikleri, aksaklıkları ve güçlü yanları açığa çıkmıştır.

Referandumun ertelenmesi bu bakımdan herhangi bir yarar sağlamaz. Böyle bir erteleme 1 Mayıs’ta tüm Kıbrıs adına Rum tarafının AB üyesi olmasını sağlar. Bunu Kıbrıslı Türklerin çıkarları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Böyle bir ertelemeyi kabul etmemiz mümkün değildir.”

‘BU ANLAYIŞ KABUL EDİLEMEZ’
Talat, “AKEL’in referandumu erteletme girişiminin Kıbrıs Türklerinin çıkarları açısından bir art niyet taşıyıp taşımadığı” yönündeki soruya karşılık da, “bunu değerlendirebilmek için AKEL yetkileriyle görüşmesi gerektiğini, kısa zamanda böyle bir görüşmeyi sağlayıp niyetlerini anlamayı umduğunu” belirtti.
Başbakan Mehmet Ali Talat, “Ayrıca bizim açımızdan böyle bir yaklaşımın niye kabul e
dilebilir olmadığını da açıklama imkanı bulurum” dedi.

Referandum 1 Mayıs’tan önce yapılmalı’

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta referandumun 1 Mayıs’tan önce yapılmasının önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Rum Kesimi’nin adayı temsilen AB’ye tek başına girmesinin her şeyi tıkayacağını söyledi.

 

Ankara
AA

   

11 Nisan 2004— Gül, Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Jean Obeid ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Rum Komünist AKEL partisinin, 24 Nisan’daki referandumun “birkaç ay ertelenmesi” için BM’ye yaptığı çağrıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

 

BM’nin önderliğinde varılan anlaşmaya göre referandumun 1 Mayıs’tan önce yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Gül, “Çünkü Kıbrıs Rum Kesimi’nin tek başına adayı temsilen AB’ye girmesi her şeyi tıkayacak bir olaydır” dedi.
Türkiye’nin taahhütlerine bağlı olduğunu ifade eden Gül, “Referandumun 1 Mayıs’tan sonra yapılması KKTC için birçok şeyi değiştirecektir” diye konuştu. Gül, konuya ilişkin görü
şünün referandumun 1 Mayıs’tan önce yapılması olduğunu ve kararın Kıbrıs halkı tarafından verilmesi olduğunu kaydetti.
Gül, 1 Mayıs’tan sonra düzenlenecek referandumun hangi şartlar altında yapılacağının, KKTC’nin gücünün ne olacağının çok iyi bilinmesi ge
rektiğini belirtti ve bunun farkında olduklarını söyledi.

AKEL'e büyük öfke

AKEL'in "referandumun ertelenmesine" yönelik talebine Kuzey Kıbrıs'tan büyük tepki var. Siyasi partiler ve vatandaşlar, AKEL'in bu tutumunu "KKTC'deki statükoculara destek" olarak değerlendiriyor

AKEL'e büyük öfke

l CTP: REFERANDUM ERTELENEMEZ: CTP-MYK, Kıbrıslı Türklerle Rumlara, sorumluluk bilinci içerisinde hareket ederek barış için kararlılık göstermeleri ve liderlerin gözyaşlarına bakmadan referanduma "evet" demeleri çağrısı yaptı. CTP, referandumun ertelenemeyeceğini yineledi

l AKINCI: AKEL, STATÜKOCULARI RAHATLATTI... AKEL'in de ret cephesine katılmasının hayal kırıklığı yarattığını vurgulayan Akıncı, "Kopenhag'ta Rumlara istediğini veren Denktaş şimdi de 1 Mayıs tercihini çözümsüz atlatabilmek için Papadopulos'la işbirliği içinde hareket etmektedir. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nda öngörülen haklarını bertaraf etmek için bu işbirliğine AKEL'in de dahil olduğu anlaşılmaktadır" dedi

Güney Kıbrıs'ın en büyük siyasi partisi konumundaki AKEL'in, "Referandum iki ay ertelensin" önerisi vatandaşların ve siyasi partilerin sert tepkisine neden oldu.

CTP-BG Merkez Yönetim Kurulu, Kıbrıslı Türklerle Rumlara, sorumluluk bilinci içerisinde hareket ederek barış için kararlılık göstermeleri ve liderlerin gözyaşlarına bakmadan referanduma "evet" demeleri çağrısı yaptı ve kararlılığını yineledi. CTP, referandum tarihinin ertelenemeyeceğini bir kez daha açıkladı.

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, AKEL'in aldığı kararla statükocuları rahatlattığını söyledi.

AKEL'in de ret cephesine katılmasının Kıbrıs'ta barışa ulaşılmasını ve birleşik Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasını isteyenlerde hayal kırıklığı yarattığını vurgulayan Akıncı, "Kopenhag'ta Rumlara istediğini veren sayın Denktaş şimdi de 1 Mayıs tercihini çözümsüz atlatabilmek için Papadopulos'la işbirliği içinde hareket etmektedir. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nda öngörülen haklarını bertaraf etmek için bu işbirliğine AKEL'in de dahil olduğu anlaşılmaktadır" dedi.

KIBRIS'ı arayan çok sayıda vatandaş da, AKEL'in bugüne kadar barışçı söylemlerle dikkat çektiğini belirterek, "AKEL böyle davranarak kendi tarihi misyonuna da ters düşüyor. AKEL, kuzeydeki barış yanlılarına destek olmak zorunda... AKEL böyle yaparak adanın bölünmesine katkı koyduğunu fark etmeli" uyarısında bulundu.

Akıncı: AKEL'in talebi gerçekçi değildir

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, AKEL'in aldığı kararla statükocuları rahatlattığını söyledi.

AKEL'in de ret cephesine katılmasının Kıbrıs'ta barışa ulaşılmasını ve birleşik Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasını isteyenlerde hayal kırıklığı yarattığını vurgulayan Akıncı şöyle dedi:

"AKEL'in referandumların ertelenmesini talep etmesi gerçekçi bir talep değildir ve bu nedenle referandum talebinin kabul edilmemesini gerekçe göstererek ret cephesine katılmak anlamındadır.

Bu karar 14 Nisan'da AKEL kongresinde onaylandığı zaman artık 24 Nisan referandumunda Güney Kıbrıs'tan olumlu sonuç beklemek imkansızlaşacaktır.

Kıbrıslı Türkler bugün 2002 yılı aralık ayında Kopenhag'ta Rum tarafının tek başına AB'ye üyelik şansını elde etmesinin bedelini ödemektedir. Rum tarafı, 1 Mayıs'ta AB'ye üye olduktan sonra Kıbrıs sorununu AB içinde kendi istekleri doğrultusunda çözebileceğini düşünmektedir.

Kopenhag'ta Rumlara istediğini veren Sayın Denktaş şimdi de 1 Mayıs tercihini çözümsüz atlatabilmek için Papadopulos'la işbirliği içinde hareket etmektedir. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nda öngörülen haklarını bertaraf etmek için bu işbirliğine AKEL'in de dahil olduğu anlaşılmaktadır.

Gerçekte Kıbrıslı Türkler, Papadopulos'un konuşmasına, Rumlar da Denktaş'ın söylediklerine bakarak referandumda neden EVET demeleri gerektiğini çok daha iyi anlayabilirler.

İçinden geçmekte olduğumuz dönem, sorumluluk yüklemek, barışa ulaşma ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye üye olmasını sağlamak dönemidir. Bunu engelleyenler tarihsel bir hata işlemektedirler ki bunun tamiri kolay olmayacaktır. Kısa vadede belki kaybeden Kıbrıslı Türkler olacaktır; ancak uzun vadede Rumların da çözümsüzlükten zarar göreceği kuşkusuzdur.

Şunu da belirtmek gerekir ki BM, AB ve genelde uluslararası toplumun referandumun öncesi verecekleri mesajın önemi bir o kadar daha artmış bulunmaktadır."

CTP-MYK: Referandum ertelenemez

CTP-BG Merkez Yönetim Kurulu, Annan Planı konusunda 24 Nisan'da yapılacak referandumun ertelenemeyeceğini belirtti.

CTP-BG Merkez Yönetim Kurulu, Kıbrıslı Türklerle Rumlara, "Sorumluluk bilinci içerisinde hareket ederek barış için kararlılık göstermeleri ve liderlerin gözyaşlarına bakmadan evet demeleri çağrısında bulundu.

Yapılan açıklamada, "CTP-MYK, bu aşamada tarihsel sorumluluğunun bilinci içinde davranmayı, herkesi aynı bilinçle davranmaya çağırmayı ve herkesin bugün aldığı ya da almadığı sorumluluğun sonuçlarına da katlanmak durumunda olduğunu bir kere daha hatırlatmayı görev biliyor. CTP - BG Kurultayı'nda oybirliği ile aldığı kararın arkasında olduğunu bir kez daha Kıbrıs ve dünya kamuoyuna açıklamayı görev bilmektedir" denildi.

CTP/BG-MYK adına yapılan açıklamada, görüşmeler sürecinde yaşanan gelişmelere dikkat çekildi ve 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan Planı'nın Kıbrıs'taki her iki tarafın isteklerini tam olarak yansıtmadığı, bunun "kazan-kazan" anlayışıyla hazırlandığı, bu nedenle referandumda ortaya çıkacak tercihin, Annan Planı'yla tarafların kendi tercih ve hayal ettikleri plan arasında olmadığı belirtildi.

Açıklamada "hayır" kampanyalarının iki taraftaki milliyetçi ve ayrılıkçı düşünceleri beslediği ayrıca AB'nin siyasi birlik kültürünü ve Türkiye ile Yunanistan'ın barışçı ilişkilerini darbelediği belirtilerek, bu nedenle kuzeyde ve güneyde "hayır" kampanyalarına karşı çıkılması, Kıbrıslı Türklerin geçmişteki kötü günlerine takılıp kalmamaları, Rumların ise Kıbrıs'ın Türklerle Rumların ortak vatanı olduğunu unutmamaları istendi.

Açıklamanın tam metni

CTP-BG MYK toplantısından sonra yapılan yazılı açıklama aynen şöyle:

"Ülkemiz Kıbrıs'ın ve Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum tüm insanların geleceğini belirleyecek ve iki toplumun eşzamanlı olarak, 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştireceği Referandum sürecine dönük olarak gerek Denktaş'ın gerekse Papadopulos'un tutumu ve AKEL'in son açıklamasını değerlendiren CTP-MYK aşağıdaki kararları almıştır.

1- Yıllardır süren Kıbrıs sorununun Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarına yaşattığı acılar ile Türkiye ve Yunanistan ilişkilerine getirdiği gerginlikler ve bölge barışına dönük yol açtığı olumsuzluklar yaşadığımız gerçeklerdir.

2- Bu bağlamda 13 Ocak 2002 tarihinde BM genel sekreteri gözetiminde başlayan toplumlararası görüşme süreci sonunda şekillenen Annan Planı'na dayalı çözüm şeklinin Kıbrıs sorununa tüm yönleri ile bir çözüm gelmesini sağlayacak olan kapsamlı bir plan olduğu geniş bir çoğunluğun hem fikir olduğu bir gerçektir.

3- New York buluşması ile başlayan bu süreci yaratanın BM genel sekreterine söz konusu zirvede iki toplum lideri ile birlikte Türkiye ve Yunanistan'ın verdiği söz olduğu tüm dünyanın bildiği bir gerçektir. Bu söz doğrultusunda başlayan ve Kıbrıs ile Lüzern'de Türkiye ve Yunanistan yanı sıra, AB'nin de katılımı ile süren bu görüşmeleri; uzlaşılan konular yanı sıra, uzlaşılamayan konularda da BM genel sekreterinin boşlukları doldurması ilkesini kabul ederek tarafların başlattığı ve sürdürdüğü açıktır.

4- Bu sürecin sonunda iki toplum lideri ve garantör ülkeler olarak Türkiye ile Yunanistan, BM'ye ve uluslararası kamuoyuna, 24 Nisan'da Annan Planı'nı tüm yönleri ile referanduma sunmayı kabul ettiğini duyurmuştur.

5- Bu nedenle 31 Mart 2004 tarihinde son şeklini alan ve "Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü" olarak doğrudan halkoyuna sunulacak olan Annan Planı'nın, iki taraftan herhangi birinin istemlerini tam olarak yansıtmadığı, bir uzlaşma planı olduğu ve "kazan-kazan" anlayışı ile hazırlandığının taraflar bilmektedir.

6- Bu nedenle referandumda ortaya çıkacak olan tercih; Annan Planı ile tarafların kendi tercih ve hayal ettikleri plan arasında değildir. Tercih Annan Planı ile giderek kötüleşmek üzere kalıcılaşacak olan mevcut durum arasındadır. Bu çerçevede Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların bu planı değerlendirirken "öteki"nin duygu, düşünce, istek ve arzularını da dikkate almaları ve "öteki"ni de anlamaya çalışmaları gerekliliğini bir kere daha hatırlatırız.

7- Dolayısı ile bu gün hem kuzeyde hem güneyde "Hayır" çerçevesinde veya referandumun 1 Mayıs sonrasına ertelenmesi anlayışı ile sürdürülen kampanyaların, iki taraftaki aşırı milliyetçi düşünceleri, ayrılıkçı ve hakimiyetçi anlayışları beslediği. Ayrıca AB'nin demokratik siyasi birlik kültürünü ve Türkiye ile Yunanistan'ın barışçı ilişkilerini darbeleyip zehirlediğini tespit etmemiz gerekmektedir. Dolayısı ile Kıbrıs'ta barışı ve AB'nin demokratik kültürel anlayışını ve bölge barışı ile Türk - Yunan dostluğunun gelişmesini savunan herkesin, "Hayır" kampanyalarına kuzeyde ve güneyde ilkesel olarak karşı çıkması ve Referandumun ertelenmesi taleplerine fırsat vermemesi gerekmektedir.

8- Bu anlayışla Kıbrıslı Türkler, Annan Planı'nı değerlendirirken geçmiş kötü günlere takılıp kalmamalı, geleceğe bakarak, dünya ile bağlanacak adımı gönül rahatlığı içinde atmalıdır.

9- Kıbrıslı Rumlar ise ülkemiz Kıbrıs'ın ortak vatanımız olduğunu unutmamalıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 1960'ta birlikte kurduğumuzu ve oluşturduğumuzu ama bütün Kurumlarını ortaklaşa bu aşırı görüşler yüzünden çalıştıramadığımızı ve 1963 Aralık olaylarından sonra da günümüze kadar karşılıklı acılar içinde yaşadığımızı göz ardı etmemelidirler

10- Bu bağlamda Sayın Papadopulos'un, "Kıbrıs Cumhurbaşkanı" sıfatı ile Kıbrıs Rum halkına yaptığı "Hayır" çağrısı içerisinde yer alan, "ben bir devlet aldım, bir toplum teslim etmem" ifadesini kabul edilmez bulduğumuzu ve bu ifadenin "ortaklığı içine sindirememek" anlamına geldiğini vurgularız.

11- Gelinen aşamada tüm liderleri tarihsel sorumluluklarının bilinci içinde davranmaya davet etmeyi, ülkemize ve halkımıza karşı tarihsel bir görev olarak kabul ederiz. Gerek Kıbrıslı Türk, gerekse de Kıbrıslı Rum siyasal parti, sendika, dernek, birlik ve tüm sivil toplum örgütlerinin liderleri ve yöneticileri tarihsel sorumluluklarını şimdi çok daha güçlü biçimde öne çıkarmalıdır.

12- Referandumun 1 Mayıs 2004 tarihinden önce yapılmasının nedeninin Kıbrıs'ı siyasi eşitlik içinde iki bölgelilik temelinde, federal ilkeler bağlamında ve AB'nin demokratik kültürü içinde birleştirmek amacı taşıdığını özellikle siyasi liderlerin bildiğini ve anladığını düşünüyoruz. Bu çerçevede gerek Türk tarafından, gerekse de ağırlıkla Rum tarafından gelen Referandumun ertelenmesi taleplerini barış sürecini yeterince anlamama, veya bunu içine sindirememe olduğunu vurgulamak isteriz. Bu tutumu ise iki toplumun, BM'nin ve Türkiye ile Yunanistan'ın ve AB'nin büyük uğraşları ile geldiğimiz bu son aşamayı baltalama girişimi olarak değerlendiriyoruz.

13- Bu nedenle, Kıbrıs'ta sürdürülebilir çözüm mücadelesinde, bu mücadeleyi verenlerin süreç içinde yapılan hataların yıllarca sonra özeleştirisini yapmasının, bu arada çekilen acıları, dökülen kanları ve göz yaşlarını ve Kıbrıslı Türklerle Rumların ayrışmasını ve adanın bölünmesini önlemediğini unutmaması ve bunun tekrar yaşanmaması gerekir.

14- Bu nedenle referandum ertelenemez. 24 Nisan tarihinde gerçekleştirilecek ve sonuçlarına da herkes katlanacaktır.

15- Bu arada 23 Nisan 2003'te sınır kapılarından kontrollü geçişlerin başlaması öncesinde tüm temas ve iki toplumlu ilişkilere kuzeydeki siyasi liderliğin suç saymasına; kontrollü geçişlerin başlaması sırasında ise özellikle Rum siyasi liderliğinin bu geçişler konusunda Kıbrıslı Rumların cesaretini kırmaya çalışmasına karşın, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bu korkutmalara ve suçlamalara aldırış etmediği ve geçişleri gerçekleştirdiği yaşadığımız bir gerçektir. Bu yüzden toplam nüfusun yarıdan çok fazlasının da geçiş yaptığı da bilinmektedir. Ve bu geçişlerin iki toplumun yakınlaşmasına ve yaralarını sarmaya başlamasına geniş bir zemin ve büyük bir hareket kazandırdığı yaşanan bir pratiktir. Dolayısıyla, kendilerini yönetenlerin önünde olduğunu kanıtlamış olan Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların Referandumda da onlardan önde olmayı sürdüreceğine inanmaktayız.

16- Bu çerçevede Kıbrıslı Rumlara ve Kıbrıslı Türklere bu tarihsel aşamada sorumluluk bilinci ile davranmalarını ve liderlerinin televizyon ekranlarında döktüğü gözyaşlarına aldanmadan barış için kararlılık göstermeleri gerektiğini vurgularız. Bu kararlılık hem ortak vatanın barışçı geleceğine, Türkiye ve Yunanistan halklarının barışçı işbirliğine, AB'nin demokratik kültürünün gelişmesine katkı yapacağına inanıyoruz. Bunun için Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların 24 Nisandaki Referandumda "Evet" demelerini beklediğimizi bir kere daha vurgularız.

17- CTP-MYK bu aşamada tarihsel sorumluluğunun bilinci içinde davranmayı, herkesi aynı bilinçle davranmaya çağırmayı ve herkesin bugün aldığı ya da almadığı sorumluluğun sonuçlarına da katlanmak durumunda olduğunu bir kere daha hatırlatmayı görev biliyor. CTP-BG kurultayında oy birliği ile aldığı kararın arkasında olduğunu bir kez daha Kıbrıs ve dünya kamuoyuna açıklamayı görev bilmektedir."

KIBRIS 12/04/2004

Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, son günlerde Türkiye'deki bazı marjinal gruplarla toplantılar yapmasına fena kızarak, sert çıktı:

Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat

DENKTAŞ, ERDOĞAN'I FENA KIZDIRDI: "Hassasiyetlerimizi söyledik, 'biz, sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik. Kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz, Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat"

l DENKTAŞ, TSK'YA 'İŞGALCİ KUVVETLER" DİYENLERLE AYNI FOTOĞRAFTA: "KKTC cumhurbaşkanının Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum, bunu kendisine de söyledim. Daha önce ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim"

l BUNLARI NİYE KONUŞMUYORSUNUZ?: "Şu anda oraya Türkiye'den giden vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaffak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz? Bunu da açalım. 'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz?"

l EGEMENLİK VAR... " 'Ne kuzeyin güneye, ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada... Kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle tersten bir yaklaşımla, kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur..."

l DEVLET DE VAR: "Çok açık bir şey söylüyoruz, diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkıyor. Bugüne kadar Türkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken, şimdi iki kurucu devlet; birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet"

l LOZAN'I YAPANLAR DA MI İHANET İÇİNDEYDİ? "Kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşmayı yaparken, öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur, ne istiyorsan al' denmez. O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman Lozan'da neler alındı, neler verildi diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler?"

Kıbrıs sorununda Türkiye ile derin görüş ayrılığı içine düşen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a Türkiye Hükümeti'nden tepkiler artarak devam ediyor.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, referandum için "hayır" bayrağını açan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a yönelik sert çıkışlarını dün de sürdürdü ve "Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat" dedi.

Erdoğan, "Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC'nin cumhurbaşkanının bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Japonya'ya giderken İzmir uçağında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Cumhurbaşkanı Denktaş'a eleştiri üstüne eleştiri yaptı.

Erdoğan açıklamalarıyla, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın referanduma sunulacak Annan Planı'yla ilgili gerçek dışı beyanatlar verdiğini de ortaya çıkardı.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Annan Planı'nda ortaya konulan devlet, bayrak, egemenlik, asker ve TC kökenli göçmenler başta olmak üzere pek çok hususta gün 24 saat halka gerçek dışı açıklamalar yaptığını gözler önüne seren TC Başbakanı Erdoğan, Denktaş'ın son zamanlarda Türkiye'de marjinal gruplarla toplantılar yapmasından da üzüntü duyduğunu vurguladı.

Başbakan Erdoğan, bu konuda şöyle konuştu:

"Hassasiyetlerimizi söyledik, 'biz, sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik. Kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz, Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat....

... KKTC Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum, bunu kendisine de söyledim. Daha önce ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim".

Doğru konuşmuyorlar...

"Muhalefet Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğunu ve iyi anlatılamadığını ifade ediyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, hükümet olarak attıkları adımları kendi gruplarında ve TBMM'de açıkladıklarını ifade etti.

"Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzerinde durduğu tek konu var; 9 bin sayfa..." diyen Erdoğan, şunları söyledi:

"Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabii her şeyden önce parlamento içindeki milletvekillerinin büyük çoğunluğu, kanunu hazırlayanlar veya teknik sahiplerini işin dışında tutacak olursak hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır veya 'okuyoruz diyorlarsa' bunun yüzde 90'ı doğru konuşmuyor. Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarılmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır. Bir defa buradaki çerçeve ve ilkelerimiz bellidir. Bu ilkeler, çerçeveler dahilinde de çok açık bir şey söylüyoruz diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkıyor.

Bugüne kadar Türkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken şimdi 2 kurucu devlet birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet. Burada bazı benzetmeler yapılıyor. 'Philedelphia' deniliyor. Philedelphia ile bu işin bir alakası yok. Bunlar daha sonra eyaletler olarak birçoğu kurulmuş burada böyle bir şey yok. Tam aksine ikisi birden kuruyor.

Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'ben devletimi kaptırmam' diyor. Neticesinde işin eğer ruhunu okursak burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir

pozisyona sokmayalım. Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki, çok daha ilginç ifadeler var; 'ne kuzeyin güneye ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; Burada gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık anlayışı içinde değiliz."

"Konuya milli mesele olarak bakıyoruz"

KKTC'yi gelebileceği ideal bir konuma getirdiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu 'kazan-kazan' anlayışından hareketle yaptık. Ha güneyin burada kazancı ne oldu? Güneyin kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güneyden kuzeye geçebilecek olan Rumlar oldu. Şimdi kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşmayı yaparken öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur ne istiyorsan al' denmez. O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman Lozan'da neler alındı, neler verildi diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler? İşi bu noktalara getirmek çok çirkin, yakışıksız. Bizler, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz. Ama milli mesele olarak bakarken de KKTC'li kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik.

Türkçe beynelmilel dil olacak

Olaya milli mesele olarak bakıyorsunuz. Uluslararası hangi toplantıda acaba Türkçemiz beynelmilel bir dil olarak kullanılıyor? Ama şimdi burada uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kullanılmaya başlanacak, bizzat elimle kayıt düştük. 1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulayamaya girmeli, diğer yerlerde ise 5 yıl kaydı vardı onu çıkarttık. Diğer yerlerde ise en kısa zamanda bu sıkıntılar giderilmek suretiyle bu adımların atılması durumu var.

Uluslararası kuruluşlara 200 civarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz. Bunlar orada simultane tercüme yapacaklar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlar. Görmemezlikten gelmek bana göre doğru değil. Olumsuz yanlarını da söyledik. Bu daha önceki Annan Planı'nda olan 29.2'dir.

Türkiyeli vatandaşlarımızın hepsi kalıyor...

Bir şey de hedefinden saptırılıyor. O da şudur; efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek. Gelir gelmez onu bilemeyiz, ama bu oran bellidir; yüzde 21'dir. Biz bunu yüzde 18'e indirdik. Belli bir sürede gelecek.

Ne kadarı gelir ne kadarı gelmez orası ayrı bir mesele. Burada bir diğer adım da efendim, 'Türkleri çıkarmak için bir adımdır' böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda orada belli bir Türkiye'den giden vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim bunu 30 bin küsur olarak değerlendirelim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaffak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz? Bunu da açalım. 'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Tamam da görüşülecek orada bir madde var, ama ne dedik? 'Karşılıklı mutabakata dayalı olarak' dedik. Yani mutabık kaldığınız sürece taraflardan biri buna evet demediği sürece bir defa oradan bizim askerimizin çıkması söz konusu değil. 'Efendim ya farklı bir hükümet gelirse?' böyle değerlendirmeler de yapıyorlar. Görüyorsunuz ne demek farklı bir hükümet gelirse? Farklı bir hükümet şu anda da varsa aynı şeyi yapar."

Denktaş'a mesajlar

Başbakan Erdoğan, bir başka gazetecinin, "Bu sözleri dışişleri bakanına söyleyen Sayın Denktaş oldu. Bu sözleriniz Denktaş'ı da etkiliyor mu? Bu sözler Denktaş'a bir mesaj olabilir mi?" sorusuna, "Ben bilemiyorum. Şimdi bunlar konuşuluyor. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılmasın. Enteresan olan bir şey de şu; maalesef şu anda ağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de yapılıyor? Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa bu Kıbrıs'ta yapılsın. Yani mitingler yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun" yanıtını verdi.

40 yıldır sorunu çözemeyenler bugünleri hazırladı

"Türkiye'deki muhalefet tartışmayı Kıbrıs'a taşıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye soran bir gazeteciye, Erdoğan, "hangi muhalefet" sorusunu yöneltti.

Gazetecinin, "parlamento dışındaki muhalefet" demesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Onlar işi çok çirkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor. Bu atılan adımların bizi bu noktaya getirmemesi gerekirdi. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'deki kardeşlerimizin menfaatinin en az onlar kadar hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir. Siyaset sorun üretme sanatı değildir.

Siyaset çözüm üretme sanatıdır. 30 yıldır 40 yıldır bu işi çözemeyenler bugünleri hazırlamışlardır. Dolayısıyla burada iyi düşünerek adımlarımızı da ona göre atmamız gerekir."

Denktaş'a yakışmayan fotoğraf karesi

"İsviçre'de düzenlediğiniz basın toplantınızda, Denktaş ile ilgili soruya 'gönlümüzde yeri var' dediniz. Siyasi olarak aranızdaki ilişki nedir?" yönündeki bir soruyu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

"Oradaki konuşmamız da görüşmemiz de gayet iyi geçti. Hassasiyetlerimizi düşüncemizi söyledik ve 'biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi.

Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim. Bunu da kendisine söyledim."

Diğer sorular

Erdoğan, "Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğine evet diyecek mi?" sorusunu, "Aralık 2004'te inşallah temennimiz o" şeklinde yanıtladı.

ABD'nin Türkiye'den Irak'a asker göndermesini istemesi durumunda kararlarının ne olacağının sorulması üzerine Erdoğan, "Şu anda böyle bir talep söz konusu değil. Bildiğiniz gibi bundan önceki karar şu anda geçerli değil. Dolayısıyla, Türkiye olarak bize gelen herhangi bir şey yok. Tabii şu andaki şartlar çok daha değişik. Dolayısıyla bu şartlara göre değerlendirme yapılacaktır" dedi.

"Irak'ta esir düşen Japonların kurtarılması için aracı olmanız söz konusu mu?" sorusuna ise Erdoğan, "Temennim odur ki, öyle bir neticeye vesile oluruz. Olabilir neden olmasın" yanıtını verdi.

KIBRIS 12/04/2004

Bize iki "evet" lazım

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk tarafından çıkacak "evet"le Kıbrıs Türkü'nün dünyaya bağlanacağını ifade etti, ancak çözüm için bunun yeterli olmadığını söyledi

Bize iki "evet" lazım

BİR "EVET" YETMEZ... Talat, "Bizden çıkacak 'evet' bizi dünyaya bağlayacak ama bize 'iki evet lazım. Bize bir de güneyden 'evet' lazım. 'İki evet' çıkarsa o zaman Kıbrıs bütünleşecek ve dünyaya bağlanacak. Onun için hedef ve çabamız iki taraftan da 'evet' çıkması" dedi

ÇÖZÜM OLMAZSA... "Eğer çözüm olmazsa, referandum gerçekleşmezse 1 Mayıs sonrası AB üyesi Rum temsilcileriyle Kıbrıs Türk toplumu görüşüyor noktasına geleceğiz. Böyle bir şeyi bizim kabul etmemiz elbette ki mümkün değildir"

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandumda, Güney Kıbrıs'ın kararı ne olursa olsun Türk tarafından çıkacak "evet"le, Kıbrıs Türkü'nün dünyaya bağlanacağını ifade etti. Talat, çözüm için illa ki Güney Kıbrıs'ın da "evet" demesi gerektiğinin altını çizdi.

Hedeflerinin iki taraftan da evet çıkması ve Kıbrıs'ın bütünüyle dünyaya bağlanması olduğunu söyleyen Başbakan Talat, "CTP, KKTC'den mutlaka bir evet çıkartma peşindedir KKTC'nin halkının 'evet' demesi eğer Güney Kıbrıs'ta 'hayır' oyu çıksa dahi, çözüm olmasa dahi, Kıbrıs, AB'ye Rum tarafının temsil ettiği şekilde girse dahi, yine de Kıbrıs Türkü'nü dünyayla bağlayacaktır. Diğer taraftan çıkacak karar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü'nün dünyayla bağını kuracaktır" dedi.

Başbakan Talat, dünyanın isteğini, BM ve AB'nin çabasını olumlu karşılayan Kıbrıs Türkü'nün artık dünyada yalnız olmaktan kurtulacağını ifade etti.

Başbakan Mehmet Ali Talat önceki akşam DAÜ'nün, Deniz Kulübü Tesisleri'nde Annan Planı konusuyla ilgili Arama ve Değerlendirme Konferansı katılımcılarına verdiği kokteyle katılarak bir konuşma yaptı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda önemli günlerin yaşandığını ve her şeyin çok hızlı geliştiğini belirterek, aylara, yıllara sığmayan işlerin günlere ve saatlere sığdığını söyledi.

Nisan ayı takvimini başarıyla gerçekleştirebilmek için çok çalışmak gerektiğinin altını çizen Talat, referandumun son derece önemli ve tarihi bir olay olduğunu kaydetti.

Talat, Kıbrıs Türkü tarafından referandumda çıkacak "evet" kararının Kıbrıs Türkü'nü dünyaya bağlayacağını,bunun çok açık ve net olduğunu söyledi.

Talat, "Bizden çıkacak 'evet' bizi dünyaya bağlayacak ama bize 'iki evet lazım. Bize bir de güneyden 'evet' lazım. 'İki evet' çıkarsa o zaman Kıbrıs bütünleşecek ve dünyaya bağlanacak. Onun için hedef ve çabamız iki taraftan da' evet' çıkması" dedi.

Öncelikle işin Türk tarafına düştüğünü, kendi içinde bunu sağlaması gerektiğini kaydeden Talat, bu yönde çaba verilmesi ve halkın güveninin sağlanmasının önemli olduğunu ifade etti.

Bugüne kadar birçok hükümetlerin verdikleri sözleri normal şartlarda bile yerine getiremediklerini belirten Talat, "Halbuki biz çok zor şartlarda, büyük değişikliklerin altüstlüklerin yaşandığı şartlarda halkımıza hiçbir sıkıntı vermeden, sorunları çözmek gibi iddiayla yola çıkmalıyız. Ancak o şekilde hareket edersek, o yünde adımlar atarsak, halkımız güven içinde , hem verdiği evet oyunun hem de bundan sonraki dönemde dünyayla bütünleşmesinin, ekonomik gelişmesinin tadına varabilecektir. Bu tadı verirken acı ve sıkıntı çekmemesi en temel hedefimiz olmalıdır" diye konuştu.

Rum tarafının uzun zamandır en üst düzeyde referandumu 1 Mayıs sonrasına erteleme çabası içinde olduğuna işaret eden Talat, bu konuda uyanık olunması ve referandum tarihinin 1 Mayıs'ı geçmemesi gerektiğini kaydetti.

Talat, "Bizim açımızdan 1 Mayıs sonrası bütün Kıbrıs'ı temsilen Rum tarafının AB üyesi olduğu koşullarda varolacaktır. Eğer çözüm olmazsa, referandum gerçekleşmezse 1 Mayıs sonrası AB üyesi Rum temsilcileriyle Kıbrıs Türk toplumu görüşüyor noktasına geleceğiz. Böyle bir şeyi bizim kabul etmemiz elbette ki mümkün değildir" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün devletinin Rum halkının devletiyle eşit statüde olduğunu ve Kıbrıs Türkü'nün iki siyasi eşitten biri olduğunu aktaran Talat, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını tehlikeye atacak, Rum halkı ve devletiyle eşitliğini bozacak uygulama ve politik manevraları kabul etmelerinin mümkün olmadığını kaydetti.

Kokteylde, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, başbakanlık müsteşarları Ahmet Fikretler, Eşref Vaiz, bazı milletvekilleri, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost, belediye başkanı Oktay Kayalp ve DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven de hazır bulundu.

KIBRIS 12/04/2004

Serdar Denktaş'tan Erdoğan'a:Sözlerine dikkat et

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarına sert tepki göstererek, "Erdoğan'ı sözlerine dikkat etmesi" konusunda uyardı. Serdar Denktaş'a göre Erdoğan'ın açıklamaları, "kabul edilemeyecek hakaretlerden" oluşuyor

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarına sert tepki göstererek, "Erdoğan'ı sözlerine dikkat etmesi" konusunda uyardı. Serdar Denktaş'a göre Erdoğan'ın açıklamaları, "kabul edilemeyecek hakaretlerden" oluşuyor.

Denktaş, referanduma yönelik kararlarını 16 Nisan'da açıklayacaklarını yineleyerek, alacakları kararda Rum Yönetimi'nin tavrı ile Cumhurbaşkanı Denktaş'ın önerilerinin önemli rol oynayacağını söyledi.

Denktaş, referandum kararının belirlenmesine yardımcı olmak amacıyla başlattıkları mini referandumun sona ermesinin ardından açıklama yaptı.

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı Denktaş'a yönelik, "Burada değil, gitsin Kıbrıs'ta konuşsun" sözlerinin kabul edilemez olduğunu belirten Serdar Denktaş, Erdoğan'ın artık sözlerine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Bakan Denktaş, "Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın sözleri asla kabul edemeyeceğimiz büyük bir hakaret olarak addedeceğimiz bir unsur" diye konuştu. Basında Rum lider Papadopulos ile gizlice görüştüğü şeklinde yazılar çıktığını da anımsatan Denktaş, böyle bir görüşmenin olmadığını ifade etti.

"Baba- oğul başka..."

Cumhurbaşkanı Denktaş ile baba- oğul olmalarının ayrı bir olay olduğunu ve zaman zaman farklı görüşler taşıdıklarını belirten Serdar Denktaş, ancak Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin yaşayan temsilcisi olduğunu dolayısı ile cumhurbaşkanına söylenen üzücü sözlerin kendilerini yaraladığını kaydetti.

Serdar Denktaş, "Hele Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın 'Burada değil, gitsin Kıbrıs'ta konuşsun' sözleri asla kabul edemeyeceğimiz büyük bir hakaret olarak addedeceğimiz bir unsurdur" diye konuştu.

Türkiye başbakanının bu tür sözlerine artık dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, Erdoğan'ın bu tür sözleri ile sadece cumhurbaşkanını değil, Kıbrıs Türk halkını da derinden yaraladığını fark etmeye başlamasını arzu ettiklerini söyledi.

"AKEL'in kararı doğru"

AKEL'in referandum tarihinin ertelenmesi kararına değinen Serdar Denktaş, AKEL'in kararının kendisine göre haklı olduğunu, ancak referandum tarihinin değişmeyeceğini söyledi.

Referandumda Türk tarafının "evet", Rum tarafının "hayır" demesi ile neler olur şeklindeki bir soruya karşılık Denktaş, "Dünyaya haksız bir şekilde izole edildiğimizi anlatmaya devam edeceğiz. Ancak, tanınma diye bir şey olmayacak, ambargoların kalkması için de uzun bir uğraş gerekecek" ifadesini kullandı.

Talat, DP'yi üzdü

Basında Başbakan Mehmet Ali Talat'ın "Annan Planı'na göre Kıbrıslı Türklerin haricinde adada kalacak vatandaşlık listesini Serdar Bey'e bile vermedim" şeklinde sözlerinin yer aldığına işaret eden Serdar Denktaş, Başbakan Talat'ın bu sözleri olayın önemini vurgulamak için söylediğini ancak DP'lileri üzdüğünü söyledi.

"Papadopulos ile görüşmedim"

Basında ayrıca Rum lider Papadopulos ile gizlice görüştüğü şeklinde yazılar çıktığını da anımsatan Serdar Denktaş, "Böyle bir görüşmem olmadı" dedi.

"Mini referandum" sona erdi

Demokrat Parti'nin referandum kararını belirleme kararına yardımcı olmak amacıyla başlattığı mini referandum saat 19.00'da sona erdi. Parti genel merkezine götürülerek kilitlenen sandıklarda sayım işlemi ise bugün saat 17.00'de yapılacak.

DP'li üyelerin yüzde 40'ı oy kullandı. Merkez Yönetim Kurulu tarafından sayılacak oyların sonuçları 16 Nisan'da açıklanacak.

KIBRIS 12/04/2004

Gül: Referandum, 1 Mayıs'tan önce yapılmalı

KARARI, KIBRIS TÜRKÜ VERMELİ... BM'nin önderliğinde varılan anlaşmaya göre referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Gül, "Çünkü Kıbrıs Rum kesiminin tek başına adayı temsilen AB'ye girmesi her şeyi tıkayacak bir olaydır" dedi. Gül, "Referandumun 1 Mayıs'tan sonra yapılması KKTC için birçok şeyi değiştirecektir" diye konuştu. Gül, kararın Kıbrıs halkı tarafından verilmesi gerektiğini kaydetti

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılmasının önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Rum kesiminin adayı temsilen AB'ye tek başına girmesinin her şeyi tıkayacağını söyledi.

Gül, Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Jean Obeid ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Rum Komünist AKEL partisinin, 24 Nisan'daki referandumun "birkaç ay ertelenmesi" için BM'ye yaptığı çağrıyla ilgili soruyu yanıtladı.

BM'nin önderliğinde varılan anlaşmaya göre referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Gül, "Çünkü Kıbrıs Rum kesiminin tek başına adayı temsilen AB'ye girmesi her şeyi tıkayacak bir olaydır" dedi.

Türkiye'nin taahhütlerine bağlı olduğunu ifade eden Gül, "Referandumun 1 Mayıs'tan sonra yapılması KKTC için birçok şeyi değiştirecektir" diye konuştu.

Gül, konuya ilişkin görüşünün referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılması olduğunu ve kararın Kıbrıs halkı tarafından verilmesi olduğunu kaydetti.

Gül, 1 Mayıs'tan sonra düzenlenecek referandumun hangi şartlar altında yapılacağının, KKTC'nin gücünün ne olacağının çok iyi bilinmesi gerektiğini belirtti ve bunun farkında olduklarını söyledi.

KIBRIS 12/04/2004

"Güney Mesarya" ses verdi

Çözümle birlikte yer değiştirecek Akdoğan, Türkmenköy, İncirli ve Çayönü halkı, kentleşme olgusuyla birleşmek istiyor

"Güney Mesarya" ses verdi

Annan Planı temelinde varılacak bir anlaşmayla yer değiştirecek olan köylerden Akdoğan, Türkmenköy, Çayönü ve İncirli halkı, "kentleşme" olgusuyla birleşip aynı bölgeye yerleşme kararı aldı

Yeliz K. SARICA

Annan Planı temelinde varılacak bir anlaşmayla yer değiştirecek olan köylerden Akdoğan, Türkmenköy, Çayönü ve İncirli halkı, "kentleşme" olgusuyla birleşip aynı bölgeye yerleşme kararı aldı.

Akdoğan'da geçtiğimiz akşam yapılan toplantıda, 4 köyün birleşmesi ve güç birliği yapılması kararına varıldı ve "Akdoğan Çözüm ve Dayanışma Komitesi"nin isminin de "Güney Mesarya Çözüm ve Dayanışma Komitesi" olarak değiştirilmesi uygun bulundu.

4 köyün birleşmesini oyçokluğuyla kabul eden Akdoğan halkı, birleşme ve kentleşme kararı yönünde İncirli, Çayönü ve Türkmenköy halkından olumlu yanıt bekliyor.

Birleşmeye olumlu baktığı öğrenilen 4 köy halkının önümüzdeki toplantıda, yer değiştirilecek bölge hakkında karar vermesi bekleniyor.

Akdoğan'da gerçekleştirilen toplantıya, CTP Gazimağusa Milletvekili Okan Dağlı, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Güzelyurt'u Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Hakan Kuntay, Akdoğan halkı, bazı İncirli, Çayönü ve Türkmenköylü vatandaşlar katıldı.

Toplantıda divan, Akdoğan Belediyesi eski başkanı Sadi Çağataylı başkanlığında, Gülgün Özdevrim, Cevdet Eren Çelebi, Veli Çufoğlu ve Cengiz Alp'ten oluştu.

Çağataylı: Yeni sosyal doku oluşacak

İlk konuşmayı divan başkanlığını üstlenen Akdoğan Belediyesi eski başkanı Sadi Çağataylı gerçekleştirdi.

Sadi Çağataylı, toplantının amacını anlatarak, Annan Planı'yla Akdoğan gerçeğinin ortaya çıktığını ifade etti ve Akdoğan'ın başka bir bölgede rehabilite edileceğini, bu nedenle bölge halkının önerilerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

"Yeni bir sosyal doku oluşturulacak" diyen Çağataylı, komitenin siyasi örgütlenme değil, sivil bir oluşum olduğuna dikkat çekti. Çağataylı, yer değiştirilecek bölge hakkında birtakım alternatiflerin gündeme geldiğinin altını çizdi ve bu kararı Akdoğan ile bölge halkının vereceğini kaydetti.

Gür: Yeni bir kent

Komitede etkin görev alan Dr. Ömer Gür de, yeni bir kent kurulması için görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi ve Akdoğan, İncirli, Çayönü ve Türkmenköy'ün birleşmesi gerektiğine dikkat çekti.

Gür, Akdoğan ve bölge halkının yerleşeceği bölgenin turizm bölgesi olması, çiftçilik ve hayvancılığa uygun olması gerektiğini ifade etti.

Alternatif yerleşim birimleri belirlenmesi için halkın görüşlerine ihtiyaç olunduğunu belirten Gür, uygun yerleşim biriminin seçilmesi için İçişleri Bakanlığı'yla temas halinde olunduğunu kaydetti.

Çufoğlu: Birlikte hareket gerekiyor

Komitede görev alan Veli Çufoğlu, muhtemel bir çözümde Akdoğan halkının ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi ve gelecekte halka olumlu cevaplar verebilecek yerin seçilmesi gerektiğini kaydetti.

Çağdaş ve modern bir kente ihtiyaç duyulduğunu belirten Çufoğlu, yerleşim biriminin geleceğe dönük yatırımların yapılacağı, iş sahalarının olacağı, ulaşımın kolay sağlanacağı bir bölgede olması gerektiğini vurguladı.

İçişleri Bakanlığı'yla temas halinde olunduğunu söyleyen Çufoğlu, yeni bir kent oluşturabilmek için nüfus çoğunluğuna ihtiyaç duyulduğunu belirtti ve 4 köyün birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kuntay: Birlikte hareket edilmeli

Güzelyurt'u Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Hakan Kuntay, Güzelyurt için çözüm sonrası bir hazırlık çalışması yaptıklarını ve Güzelyurt halkının ortak kararıyla yerleşim birimini belirlediklerini kaydetti.

Kuntay, Akdoğan ve bölge halkını uygun yerleşim bölgesini belirlemesi için ortak hareket etmeye çağırdı ve 4 köyün birleşmesi halinde kent kurulabileceğini söyledi.

"Birlikte hareketle kent oluşturulabilir" diyen Kuntay, 4 köyün birleşmesiyle bölge halkının kentin nimetlerinden yararlanabileceğinin altını çizdi.

Yer değiştirme olayının avantaj hale getirilebileceğini ifade eden Kuntay, kentin avantajlarını sıraladı ve AB standartlarında hastane, devlet binaları, alışveriş merkezleri, yaşlı ve özürlü insanların yaşayabileceği yerleri, okullar ve kanalizasyon gibi olanaklardan yararlanılması gerektiğini kaydetti.

Kayalp: Bölgenize sahip çıkın

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Güzelyurt bölgesine yerel yönetimin değil de sivil toplum örgütlerinin sahip çıktığını, aynı durumun Akdoğan ve bölgesi için de geçerli olduğunu kaydetti.

Kayalp, Gazimağusa halkının kendi kentine sahip çıkarak Gazimağusa'nın ne olacağına karar verdiğini belirtti.

Kayalp, yer değiştirmenin rahat bir olay olmadığını, bu rahatsızlığı yaşarken bundan sonraki yaşantının Avrupa standartlarında olması gerektiğini söyledi.

Gazimağusa'da detaylı bir analiz yapıldığını belirten Kayalp, bu analizin Akdoğan ve bölgesinde de yapılabilmesi için Gazimağusa belediyesi olarak destek verebileceklerini ifade etti.

KIBRIS 12/04/2004

Referandum ertelenemez

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılmasının önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs Rum kesiminin adayı temsilen AB'ye tek başına girmesinin her şeyi tıkayacağını söyledi.

Gül, Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Jean Obeid ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Rum komünist AKEL partisinin, 24 Nisan'daki referandumun ''birkaç ay ertelenmesi'' için BM'ye yaptığı çağrıyla ilgili soruyu yanıtladı.

BM'nin önderliğinde varılan anlaşmaya göre referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılmasının önemli olduğunu kaydeden Gül, ''Çünkü, Kıbrıs Rum kesiminin tek başına adayı temsilen AB'ye girmesi, her şeyi tıkayacak bir olaydır'' dedi.

Türkiye'nin taahhütlerine bağlı olduğunu ifade eden Gül, ''Referandumun 1 Mayıs'tan sonra yapılması, KKTC için birçok şeyi değiştirecektir'' diye konuştu.

Gül, konuya ilişkin görüşünün referandumun 1 Mayıs'tan önce yapılması olduğunu ve kararın Kıbrıs halkı tarafından verilmesi olduğunu kaydetti.

Gül, 1 Mayıs'tan sonra düzenlenecek referandumun hangi şartlar altında yapılacağının, KKTC'nin gücünün ne olacağının çok iyi bilinmesi gerektiğini belirtti ve bunun farkında olduklarını söyledi.

İKİ ÜLKE ARASINDA İKİ ANLAŞMA İMZALANDI

Dışişleri Bakanlığında yapılan basın toplantısında Gül, ziyaretin, Lübnan'dan dışişleri bakanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret olması açısından önemli olduğunu belirterek, bunun Türkiye ve Lübnan açısından yeni bir dönemi başlattığına olan inancını dile getirdi.

Gül, köklü geçmişe sahip iki ülke olarak görüşmelerde ikili ve bölgesel pek çok konuyu kapsamlı olarak ele aldıklarını söyledi.

İkili ilişkileri her düzeyde geliştirmeyi hedeflediklerini belirten Gül, bunun için hukuki alt yapıyı tamamlamayı kararlaştırdıklarını kaydetti. Yatırımların hızlandırılması, vergi muafiyeti, turizm ve ulaşım alanında ortak çalışmalar, Türkiye, Suriye ve Lübnan arasındaki birçok anlaşmanın yeniden değerlendirilmesi gibi konularda iş birliğinin hızlandırılması gerektiğini belirten Gül, Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin Türkiye ziyaretine kadar bu çalışmaları bitirmeyi planladıklarını söyledi.

İSRAİL-FİLİSTİN ANLAŞMAZLIĞI

Görüşmelerinde İsrail-Filistin anlaşmazlığının geniş şekilde yer aldığını ifade eden Gül, barışın sağlanması için yapılması gerekenleri görüştüklerini belirtti.

Hamas'ın kurucusu ve ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin'in öldürülmesinin yanlış ve tehlikeli olduğunu kaydeden Gül, kalıcı bir barış için Türkiye ve Lübnan'ın sürekli istişare içinde bulunması yönünde görüş birliğine vardıklarını söyledi.

Gül, bir soru üzerine, sorunun çözümü için bütün bölge, Arap ve dünya ülkeleriyle ABD'nin elinden gelen her şeyi yapmaları gerektiğini belirterek, ''Sonuna kadar kalıcı, adil ve yaşayabilir bir barış için uğraşılması gerektiğini'' ifade etti.

Türkiye'nin İsrail-Suriye ve İsrail-Lübnan arasında uzlaşı sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunup bulunmadığına ilişkin bir soru üzerine Gül, taraflarla konuşulduğunu bildirdi ve ''Bu konuda bizim bazı gayretlerimiz olacak'' dedi.

BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ

Büyük Orta Doğu Projesi'yle ilgili bir soru üzerine de Gül, ''Türkiye'nin herhangi bir ülkenin projesini almak ya da uygulamak gibi bir görevi ve niyetinin bulunmadığını'' söyledi.

Projenin Türkiye'ye ihale edilmesinin söz konusu olmadığını ifade eden Gül, Türkiye'nin bu projeden bağımsız olarak çok daha önceden, bölgenin içinden bir ülke olarak bölge sorunlarıyla ilgilendiğini hatırlattı.

Gül, bölgede demokrasinin kurulması, insan haklarının evrensel standarda getirilmesi, yolsuzluğun sona erdirilmesi için yönetimlerin şeffaflaştırılması gibi önemli reformların yapılması gerektiğini savunduklarını söyledi.

IRAK

Görüşmelerinde Irak konusunu da ele aldıklarını anlatan Gül, Irak'ın bir an önce istikrara kavuşması ve demokratik bir ülke olarak bölgede yerini almasının önemine değindi.

Gül, bir soru üzerine, Irak'taki son gelişmeleri çok tehlikeli bulduklarını belirtti ve ''Bu olayların Irak için ortaya konan takvimi engellememesi ve bozmaması gerektiğine'' işaret etti.

OBEİD'İN AÇIKLAMASI

Obeid de, ''Aziz dostum Gül'' diye başladığı konuşmasında, Türkiye'nin İslam ve Arap dünyasıyla köklü ilişkileri bulunduğunu kaydetti.

İkili ilişkileri her yönüyle geliştirmeyi istediklerini belirten Obeid, görüşmesinde siyasi, güvenlik, ekonomik, ticari, turizm, kültür, ulaştırma alanlarındaki ilişkileri artırma konusunda görüşbirliğine vardıklarını söyledi.

Irak'ın toprak ve siyasi birliğinin korunmasının, Irak halkının özgür iradesiyle geleceğini tayin etmesinin önemine değinen Obeid, parçalanma ve bölünmeyi reddettiklerini kaydetti.

BM'nin Irak'taki gelişmelere yönelik rolünün artırılması gerektiğini ifade eden Obeid, BM'nin kontrol ve denetleme görevlerini yerine getirmesini, ayrıca BM'nin yanı sıra komşu ülkeler, Arap Birliği ve AB ülkelerine de sorumluluklar düştüğünü belirtti.

Irak'ın yeniden yapılandırılmasına harcanan paraların bir kısmının Irak'ı anlamak için harcanmasının bölge için daha iyi olacağını ifade eden Obeid, ''Özgürlüğe kavuşmuş, kendisiyle ve komşularıyla barışık bir Irak'ı özlüyoruz'' diye konuştu.

Basın toplantısı öncesinde, iki bakan, iki ülke arasında, ''Dışişleri Bakanlıkları Arasında İstişarelere İlişkin Protokol'' ve ''Konsolosluklar Alanında İşbirliği Anlaşması''nı imzaladı.

HALKIN SESI 12/04/2004

S. Denktaş: Referandum ertelenmeli

Serdar Denktaş, Çukurova Genç İşadamları Derneği’nin (ÇUGİAD) ev sahipliğinde gerçekleşen Güney-Güneydoğu Genç İşadamları Federasyonu (GİAF) Genişletilmiş Adana Toplantısı kapsamındaki “Kıbrıs’ta Son Dönemeç” konulu panele, tele konferansla katıldı.

Denktaş, Birleşmiş Milletler’in, Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafından giden talep ve çözüm önerilerinden derlediği bir mutabakat planını ortaya koyduğunu ancak, bu planın “mutabakat değil mutabakatsız plan” olduğunu söyledi.

Kıbrıs’ta, 24 Nisan’da yapılacak referandumun ertelenip, mevcut planın tüm yönleriyle tartışılması gerektiğini vurgulayan Serdar Denktaş, şöyle konuştu:

“Doğru olan referandumun ertelenerek mevcut planın müzakeresinin devamı, anlaşılan konuların adım adım ortaya konularak yumuşak bir geçiş sürecinin yaşanmasıydı. Ancak, biz 24 Nisan’da hem oylama yapıp ardından da uygulamaya koyma zorunda kalacağız. Şu anda Kıbrıs Rum tarafında (hayır) ağır basıyor ancak, ben her iki tarafta da evet ve hayırların çok küçük farkla geçileceğini düşünüyorum.”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yönelik eleştirilere de dikkati çeken Serdar Denktaş, “Ortada yarım asırlık bir mücadele ve yaşayan bir tarih Rauf Denktaş var. Ona hem Kıbrıs hem de Türkiye’de ortaya konulan tepkileri doğru bulmuyorum. Aslında bunlar halka yapılmış saldırı ve hareketlerdir” diye konuştu.

Denktaş, bölünme, parçalanma ve karşılıklı suçlamalar yerine 25 Nisan’da yeniden görüşmelere hazır olunması gerektiğini kaydetti.

"YARIM ASIRLIK MÜCADELE YOK SAYILAMAZ"--

Panele tele konferansla katılan eski bakanlardan Kamran İnan ise BM’nin, Kıbrıs’ı Yunanistan’a hediye etmek istediğini öne sürerek, “Türkiye’nin hakkını savunamayanlar bu tablo karşısında kamuoyunu yanlış bilgilendirmeyi daha kolay bir yol olarak görüyorlar” dedi.

KKTC’nin kolay bir kazanım olmadığını vurgulayan İnan, dökülen kanların, verilen mücadelenin yok sayılamayacağını söyledi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi ise Kıbrıs Rum kesiminin 800 bin nüfus ve yılık milli gelirinin 18 bin dolar civarında, Türk tarafının ise 200 bin nüfus ve milli gelirinin yaklaşık 5 bin dolar olduğunu bildirdi.

Annan Planı’nda başta mülkiyet sahibi olma koşulları olmak üzere çeşitli olumsuz yönlerin bulunduğunu belirten Emekçi, şunları söyledi:

“Özellikle tüm beklentilerini ve politikalarını Kuzey’de bıraktıkları mülklerine geri dönme üzerine kuran Rum halkı ile yıllarca kapalı bir toplum olmanın sıkıntılarını aşmak için çözümler arayan Kıbrıs Türk halkının yapay ulus yaratma anlamında gerçekleştirecekleri çözümün gelecekte doğuracağı ciddi sorunların

endişesini taşıyorum.”

MEDYAYA ELEŞTİRİ

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Ünal ise planı savunanların planın içeriğinden haberdar olmadıklarını söyledi. Ünal, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye yapılmadığı takdirde Kıbrıs’taki çözümün tamamen Kıbrıs Türklerinin aleyhine olacağını kaydetti.

GİAF Başkan Vekili ve ÇUGİAD Başkanı Selçuk Tanrısever de Kıbrıs’ın Türkiye’nin gündemindeki en önemli maddelerden birisi olmasına rağmen bu konuda kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediğini söyledi.

HALKIN SESI 12/04/2004

Akıncı: AKEL statükocuları rahatlattı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, AKEL’in aldığı kararla statükocuları rahatlattığını söyledi.

AKEL’in de red cephesine katılmasının Kıbrıs’ta barışa ulaşılmasını ve birleşik Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasını isteyenlerde hayal kırıklığı yarattığını vurgulayan Akıncı şöyle dedi:

“AKEL’in referandumların ertelenmesini talep etmesi gerçekçi bir talep değildir ve bu nedenle referandum talebinin kabul edilmemesini gerekçe göstererek red cephesine katılmak anlamındadır.

Bu karar 14 Nisan’da AKEL kongresinde onaylandığı zaman artık 24 Nisan referandumunda Güney Kıbrıs’tan olumlu sonuç beklemek imkansızlaşacaktır” dedi.

Kıbrıslı Türklerin bugün 2002 yılı Aralık ayında Kopenhag’ta Rum tarafının tek başına AB’ye üyelik şansını elde etmesinin bedelini ödemekte olduğunu belirten Akıncı “Rum tarafı, 1 Mayıs’ta AB’ye üye olduktan sonra Kıbrıs sorununu AB içinde kendi istekleri doğrultusunda çözebileceğini düşünmektedir” diye konuştu.

Akıncı, Kopenhag’ta Rumlara istediğini veren Cumhurbaşkanı Denktaş’ın şimdi de 1 Mayıs tercihini çözümsüz atlatabilmek için Papadopulos’la işbirliği içinde hareket ettiğini ifade ederek,. Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’nda öngörülen haklarını bertaraf etmek için bu işbirliğine AKEL’in de dahil olduğunu kaydetti.

Mustafa Akıncı “Gerçekte Kıbrıslı Türkler Papadopulos’un konuşmasına, Rumlar da Denktaş’ın söylediklerine bakarak referandumda neden EVET demeleri gerektiğini çok daha iyi anlayabilirler” dedi.

İçinden geçmekte olduğumuz dönemin, sorumluluk yüklenmek, barışa ulaşma ve birleşik bir Kıbrıs’ın AB’y üye olmasını sağlamak dönemi olduğunu söyleyen Akıncı, bunu engelleyenlerin tarihsel bir hata işlemekte olduğunu bunun tamirinin kolay olmayacağını belirtti.

Akıncı “Kısa vadede belki kaybeden Kıbrıslı Türkler olacaktır; ancak uzun vadede Rumların da çözümsüzlükten zarar göreceği kuşkusuzdur” dedi.

HALKIN SESI 12/04/2004

İş dünyasının temsilcileri evet dedi

Kıbrıs için dönüm noktası olacak 24 Nisan’daki referanduma sayılı günler kala, Annan Planı’nın kabulü halinde çözümün Kıbrıs’a getireceği faydalar, özellikle Kıbrıs Türk ekonomisinde görülecek iyileşmeler önceki gece KKTC ve Türkiye’den iş çevrelerinin katıldığı panelde irdelendi.

Türkiye’den tanınmış gazetecilerin de katılarak sorular yönelttiği panel, Başbakanlık’ın katkılarıyla düzenlendi. Atatürk Kültür Merkezi’nde yer alan “Çözüm Sürecinde İş Dünyası Tartışıyor, Gazeteciler Soruyor” konulu üç saatlik panel, BRTK televizyonundan da canlı yayımlandı.

Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk’in yönettiği panele konuşmacı olarak, TSEV temsilcisi Mensur Akgül, Arı Hareketi temsilcisi Haluk Öner, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, KKTC İş Adamları Derneği Başkanı Ünsal Özbilenler, Genç İş Adamları Derneği temsilcisi Teberrüken Uluçay, Portland Üniversitesi’nde görevli Kıbrıslı Türk AB uzmanı Birol Yeşilada ve ekonomist-öğretim üyesi Ünal Akifler katıldı.

MENSUR AKGÜL: “GÖRÜŞLERİMİZ PLANDA YER ALDI”--

TSEV temsilcisi Mensur Akgül, Annan Planı’nın üçüncü versiyonunun analizi için İstanbul’da Kıbrıs Türk ve Rum tarafından sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin, gazetecilerin, akademisyenlerin katılımıyla bir toplantı düzenlediklerini, ortaya çıkan görüşlerin pek çoğunun planın beşinci versiyonunda yer aldığını, özellikle mülkiyet düzenlemelerinde iyileştirmeler olduğunu söyledi.

19 Nisan’da Kıbrıs’ta TÜSİAD’ın planın ekonomik yönüyle ilgili bir toplantı yapacağını, bu toplantıya Türkiye Dışişileri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün de katılmasının beklendiğini kaydeden Akgül, Brüksel’deki donörler konferansına da Türkiye’den iki bakanın katılacağını bildirdi.

Akgül, ABD’nin Kıbrıs’ta Annan Planı’nın uygulanması için gerekecek maddi ihtiyacın karşılanmasına yarım milyar dolar vereceğini öğrendiklerini; Türkiye’deki iş adamlarının örgütlerinin de yarın bir açıklama yapacağını kaydederek, insanların plana evet veya hayır demesinde en önemli etkenin ekonomi olacağını ifade etti. HALUK ÖNER: “KIBRIS YENİDEN DUYARILILIK KAZANDI"--

Arı Hareketi temsilcisi Haluk Öner, DAܒde düzenlenen arama konferansı hakkında bilgiler vererek, gençlere yönelik de AB eğitimi verildiğini belirtti. Türkiye’de Kıbrıs konusunun son birkaç yılda yeniden duyarlılık kazandığını kaydeden Öner, Annan Planı’nın ise çok genel anlamda tartışıldığını, yıllardır Kıbrıs’ın AB’yle ilişkileri konusunda çalışma yapılmadığını söyledi.

Öner, referandum sonrasını bir başlangıç olarak görmek gerektiğini kayderek, sanılanın aksine Türkiye’nin yardımlarının çözüm sonrasında da sürmesi gerekeceğini kaydetti.

EREL: “PLANIN ALTERNATİFİ YOK”--

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Annan Planı’nın bir uzlaşma planı olduğunu belirterek, hiçbir tarafın isteklerinin tümünü karşılamadığını, alternatifinin de olmadığını ifade etti.

Erel, planı çözümün başlangıcı kabul etmek gerektiğini belirterek, ekonomik sıkıntılar ve sağlıklı bir ekonomiye sahip olmamanın yıllardır gündemde olduğunu, taşıma suyla değirmen döndürüldüğünü, dün vefat eden iş adamı Sakıp Sabancı’nın da Kıbrıs’ta yatırım konusunda “ben bunun üzerine yazı yazmaya alışık değilim” dediğini hatırlattı.

Özellikle mal mülk konusundaki sorunlar çözülmeden yatırım olamayacağını belirten Erel, Türkiye’yle ekonomik entegrasyonun da başarılı olamadığını, Türkiye’nin AB’la ilişkilerini ciddi tehlikeye atmamak için gümrük birliğinin de imzalanamadığını söyledi. Erel, çözümde Kıbrıs Türk tarafının azınlık ve zayıf unsur olacağı görüşüne katılmadığını vurgulayarak, Türkiye ile birlikte çok başarılı olunacağını kaydetti.

Ali Erel, AB’ye hazırlanmak için gerekli yasaların süratle hazırlanması gerektiğini belirterek, fonların kullanımında da sıkıntılar olacağını, AB’nin korumalarını çok fazla kullanılmaması dileğinde bulundu; aksi halde Türkiye ile Güney Kıbrıs ekonomisinin birbirini bulup tanıyacağını bunun da Kıbrıslı Türkler için tehlikeli olacağını anlattı.

TUNAR:

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Kıbrıs Türk toplumunun önemli bir karar arifesinde bulunduğuna işaret ederek, bugüne dek Annan Planı’nın hep siyasi yönlerinin tartışıldığını, ekonomik yönünün “kamu maliyesi, merkez bankası ve bankacılık, iki ekonominin harmanizasyonu, mal mülk ve rehabilitasyon” olmak üzere dört başlıkta ele alınabileceğini söyledi.

Tunar, Kuzey ve Güney Kıbrıs ekonomilerinin farklarına işaret ederek, KKTC’de kapalı bir ekonomi bulunduğunu, milli gelirin 5-6 bin dolarda seyrettiğini, bütçesinin yarısının Türkiye yardımlarıyla denkleştirildiğini; Annan Planı’nda bu farkların giderilmesi için federal hükümetin çalışma yapacağının yazılı olduğunu belirtti.

Yatırımlar, mal ve hizmet üretimi için kaynağa ihtiyaç duyulacağını kaydeden Tunar, AB’nin bu amaçla kuzeye 206 milyon euro vereceğini açıkladığını, Dünya Bankası ve diğer finans kurluşlarının da yardım yapacağını ifade etti.

Salih Tunar, yasaların süratle AB muktesebatına uydurulması gerektiğini vurgulayarak, ancak bu yapılırsa kaynaklardan yararlanılabileceğini söyledi. Tunar, kuzeyde yatırım ikliminin düzeltilmesi gerektiğini de vurguladı.

1 Mayıs’ta tek merkez bankası ve KL’nin yürürlükte olacağını, bunun da TL’nin ekonomide yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldıracağını belirten Tunar, iki toplum arasındaki ekonomik farklılıkların giderilmesi için yeni dönemde bir kalkınma planı hazırlanması gerektiğini söyledi.

Sanayi Odası Başkanı Tunar, yeni dönemde ihtiyaç duyulacak insan faktörünün yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerden karşılanabileceğini ve bunu da büyük bir şans olarak gördüğünü ifade etti.

TULGA: “ÇÖLLEŞMENİN ARİFESİNDEYİZ”

Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, Annan Planı’nın Kıbrıs sorununa çözüm imkanı verdiğini, 1 Mayıs’ın başlangıç olacağını, sivil toplumun katılımıyla iyi bir yönetim yaratılması gerektiğini söyledi.

Tulga, Güney’de AB’la uyum için 7 yıldır hazırlık yapılırken Kuzey’de hükümetlerin bunu görmezlikten geldiğini, hiç çözüm ihtimali yokmuş gibi davrandığını kaydederek, topluma ve sosyal ihtiyaçlara duyarsız iktidarlar yüzünden hazırlık yapılmadığını belirtti.

Kayıt dışı işçiler sorunu hakkında bilgiler ve rakamlar veren Tulga, KKTC bütçesinin yarısının dıştan karşılandığını; bir buçuk yıllık sürede 18 bin kişi ve işletmeye haciz konduğunu kaydederek, 200 bin kişilik bir toplumda bu rakamın çok yüksek olduğuna işaret etti.

Hürrem Tulga, turizm gelirlerinin de düştüğünü ve çölleşmenin arifesinin yaşandığını belirterek, üretim yapılamadığını, 1 Mayıs’ta yeni bir başlangıcın önem ve anlamının ve halkın Annan Planı’na sahip çıkmasındaki gerçekliğin de burada yattığını anlattı. ÖZBİLENLER: “HÜKÜMETLERİN HATALARI”

İş Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Ünsal Özbilenler, İŞAD’ın barış sağlanana kadar hep önde olmaya devam edeceğini, ülkenin bugünkü duruma gelmesinin nedeni KKTC ve Türkiye hükümetlerinin hataları olduğunu, bu hatalar olmasa bugün AB’ye ellerini kollarını sallayarak girebileceklerini söyledi.

Özbilenler, eskiden iş adamlarına siyasi rozete bakılarak değer verildiğini, kara listeler olduğunu savundu.

Annan Planı için derneklerinin de öneriler yaptığını ama iki toplumun liderlerinin anlaşmamakta uzlaştığını kaydeden Ünsal Özbilenler, planın kabul edilmesini ve dünya ülkesi olmayı istediklerini, bankalar krizi yaşayan bir ülke olarak dalgalı denizlerde boğuşmaya alışık olduklarını ifade etti.

Özbilenler, “Her şeyin üstesinden gelebiliriz. En büyük gücümüz de yurt dışındaki Kırbıslı Türkler ve Türkiye’den gelecek yardımlar. Bir anlaşma olsa da olmasa da yatırım iklimimiz düzeltilmeli” diye konuştu.

ULUÇAY

Genç İş Adamları Derneği temsilcisi Teberrüken Uluçay, Annan Planı’nın son versiyonunda olumlu yönlerin fazla olduğunu belirterek, GİAD’ın salı günü üyeleriyle toplantıdan sonra kararını açıklayacağını söyledi.

Uluçay, şu anda tanınmamış bir devlete sahip olduklarını, çözümle tanınmış bir Kıbrıs Türk devleti olacağını; şu anda sürdürülebilir olmayan ekonomik yapının değişeceğini kaydederek, “GİAD, sorunun Annan Planı’yla çözümü ve AB’ye girilmesiyle çok önemli adımlar atılacağına inanır” dedi. Özellikle turizm ve ticaretle ilerleme sağlanacağını ifade eden Teberrüken Uluçay, üniversitelerin de ön plana çıkacağını kaydetti.

Belirsizliğin yatırımı engellediğini ve maliyetlerin de bu yüzden çok fazla olduğunu anlatan Uluçay, genç girişimcilerin önünün açılmasını ve göçün önlenmesini istediklerini vurguladı. Yer değiştirme ve rehabilitasyonda bazı sıkıntılar yaşanabileceğini kaydeden Uluçay, bunların belli bir dönemde aşılabileceğini söyledi.

YEŞİLADA

Portland Üniversitesi öğretim üyesi ve AB uzmanı Birol Yeşilada da konuşmasında, son üç aydır KKTC’de hükümetle AB konusunda temas içinde bulunduğunu, gençlerin AB konusunda eğitilmesi için AB enstitülerine göndermeyi planladıklarını anlattı.

Yeşilada, küçük olan Kuzey Kıbrıs ekonomisinin bazı düzenlemelerle AB ekonomisine katılabileceğini, geçiş sürecinin zor olacağını ama AB’nin de iş dünyasının katkılarıyla bugünlere geldiğini söyledi.

Sivil toplum örgütlerinin önemine işaret ederek, AB ekonomisine katılmada en büyük sorunun finansman konusunda yaşanacağını, ekonominin ek yardımlara ihtiyaç duyacağını kaydeden Yeşilada, Kuzey Kıbrıs Türk devletine yabancı yatırımcıların sıcak bakmasının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Birol Yeşilada, bu amaçla Başbakan’la yabancı iş adamlarının katılacağı telekonferans planladıklarını açıklayarak, atölye çalışmaları da yapılacağını ve geleceğin daha iyi olacağına inandığını bildirdi.

AKİFLER: “KENDİMİ ANNAN’IN YERİNE KOYDUM DÜŞÜNDÜM...”

Son konuşmayı yapan Ekonomist, öğretim üyesi Ünal Akifler ise, kendini BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yerine koyup düşündüğünü ve bir Kıbrıslı Türk olarak ondan daha iyi ve dengeli bir plan hazırlayamayacağına karar verdiğini söyledi.

Akifler, planın yüksek maliyetli bir çözüm öngördüğünü, toplumsal fayda gözönünde tutularak planın hükümet tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydederek, Annan Planı’yla ilgili yaptığı maliyet araştırması hakkında bilgiler verdi.

Planda vatandaşların yaşam kalitesinin yükseltecek güvenlik, maddi refah, milli geliri artıracak önlemler yer aldığını anlatan Akifler, mal mülk konusunun yanlış değerlendirildiğini, mal mülkün bir defaya mahsus kaydedileceğinin düşünüldüğünü ama akımların sürekli olacağının gözardı edildiğini kaydetti.

Ünal Akifler, “Rum’un yanında hizmetçi olacağız” diyenlerin eğer anlaşma olmazsa ne olacağı sorusuna yanıt vermediğini belirterek, Annan Planı’yla ekonominin kötü olmasının gerekçelerinin ortadan kalkacağını vurguladı.

Yapılan bir araştırmaya göre Londra’da yaşayan her 4 Kıbrıslı Türk aileden birinin işveren olduğunu da kaydeden Akifler, Annan Planı’nın kabulüyle başlayacak geçiş döneminin yumuşak olması için çok dikkatli olunması ve Türkiye yardımlarının sürmesi gerektiğine işaret etti.

Ünal Akifler, AB’ye girince evlerin değerinin iki katına çıkacağını, bunun şimdiden başladığını belirterek, gizli avantajlar da bulunduğunu anlattı. Bugüne dek ekonominin hiç planlanmadığını, bavul ticaretiyle Türkiye gümrüklerinin didiklendiğini ifade eden Akifler, Maastrich kriterlerine uyması istenen tüm ülkelerde ekonominin önce dibe vurduğunu sonra yükeldiğini kaydetti.

ERK: “EKONOMİ ÖNPLANA ÇIKAMADI”

Paneli yöneten Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, bugüne dek Kıbrıs sorunu yüzünden ekonominin önplana çıkamadığını, ekonomik akıl ve becerikliliğin desteklenmediğini, Türkiye’nin milyonlarca dolarlık yardımıyla istikrar yakalanamadığını söyledi.

Geçmiş yöneticilerin başarısızlıktan payını almasını isteyen Erk, Annan Planı’nın Kıbrıs Türkleri için çözüm zemini hazırlayan bir plan olduğunu belirtti ve iş adamlarına yatırım iklimi hazırlanabileceğini kaydetti.

SORULAR

Panele katılanlar daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, referandumdan kuzeyden evet, güneyden hayır çıkması halinde bile KKTC’nin tanınmasının söz konusu olmadığını ama ambargoların yumuşatılmasının mümkün olduğunu, ambargoların da sağlık sertifikalarından kaynaklandığını söyledi.

“Tercihim iki taraftan da evet çıkmasıdır. Bizim için iyi olabilecek ikinci senaryoda bizden evet, Rumlardan hayır çıkmasıdır” diyen Erel, Rumların hayır demenin bedelini ödeyeceğini kaydetti.

Çözüm olsa da olmasa da en yakın ekonomik partnerlerinin Türkiye olduğuna işaret eden Ali Erel, “Kendimizi çok korumaya alırsak Güney Kıbrıs-Türkiye ekonomik ilişkileri artar, biz dışında kalırız. Korumadan ziyade rekabet gücümüzü artırmalıyız” diye konuştu.

Erel, Rumlardan referandumda hayır çıkarsa, evet diyene kadar referandumun tekrarlanacağı görüşünü savunarak, ama bunun kayıp zaman olacağını söyledi.

Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Annan Planı’ndan sonra çözüm olmazsa mülkiyet sorunları yüzünden kuzeyde yatırımın mümkün olmadığını belirtti. Yurt dışındaki Kıbrıslı Türklerin çözümden sonra yurda döneceğini kaydeden Tunar, 18 bin devlet memuru arasında federal devlet için aranan nitelikte 2 bin memur bulmanın zor olduğunu savundu.

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, Sanayi Holding’in battığını ama özel sektörün yerini alamadığını, ekonomiden çekilen paraların bankalara yaradığını, 75 tane banka açıldığını 1999’daki bankalar kriziyle rantiyecilik devrinin bittiğini ve üretimin tartışılmaya başlandığını anlattı.

Ekonomist ve öğretim üyesi Ünal Akifler, Rumlarda okullar ve kilisenin rasyonel olmayan politikaları hakkında bilgiler verdi ve kuzeyde okullarda Rum düşmanlığı aşılanmadığını söyledi. Referandumda Rumlardan hayır, Türklerden evet çıkarsa sadece Türkiye’ye arkalarını dayayarak rasyonel olamayacaklarını kaydeden Akifler, Türkiye’nin bugüne dek para vererek şımarık çocuk yarattığını ifade etti.

Öğretim üyesi ve AB uzmanı Birol Yeşilada, AB’nin fonları dışında da yardımlar yapabildiğini belirtti. 25 yıldır yetiştirdiği Kıbrıslı öğrencilerin hemen hemen hiçbirinin yurda dönmediğini kaydeden Yeşlilada, şimdi bu beyinlerden yararlanmak gerektiğini vurguladı.

Rumlar hayır derse AB’nin kuzey için ekonomik açılım yapabileceğini kaydeden Akifler, Rum tarafının da büyük baskı göreceğini söyledi.

HALKIN SESI 12/04/2004

Erdoğan: Denktaş Kıbrıs'ta konuşsun

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a seslenerek, ''Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat'' dedi, ekledi: ''Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum''

“Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor."

“Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim"

Erdoğan, ''Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte, ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Japonya'ya giderken, İzmir Uçağı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

''Muhalefet Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğunu ve iyi anlatılamadığını ifade ediyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Erdoğan, hükümet olarak attıkları adımları kendi gruplarında ve TBMM'de açıkladıklarını ifade etti. ''Bizim yaptığımız açıklamalara rağmen muhalefetin üzerinde durduğu tek konu var; 9 bin sayfa...'' diyen Erdoğan, şunları söyledi:

''Başka bir hareket kaynakları yok. 9 bin sayfa nasıl yazıldı nasıl değerlendirildi, nasıl bu adımlar atılıyor? Tabii her şeyden önce parlamento içindeki milletvekillerinin büyük çoğunluğu, kanunu hazırlayanlar veya teknik sahiplerini işin dışında tutacak olursak, hiçbiri bugüne kadar metni okumamıştır veya 'okuyoruz' diyorlarsa bunun yüzde 90'ı doğru konuşmuyor. Bu çalışmalar esnasında tek tek incelenmiştir ve özet bilgiler çıkarılmıştır. Bu özet bilgiler içerisinde de bu adımların hepsi atılmıştır. Bir defa buradaki çerçeve ve ilkelerimiz bellidir. Bu ilkeler, çerçeveler dahilinde de çok açık bir şey söylüyoruz. Diyoruz ki, buradan iki kurucu devletle bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkıyor.

Bugüne kadar Türkiye'den başka dünyanın tanımadığı ortada bir KKTC varken, şimdi 2 kurucu devlet, birisi Güney Kıbrıslı Rumlar, diğeri Kuzey Kıbrıslı Türkler. Bunların kurduğu Birleşik Kıbrıs var, federal bir devlet. Burada bazı benzetmeler yapılıyor. 'Philedelphia' deniliyor. Philedelphia ile bu işin bir alakası yok. Bunlar daha sonra eyaletler olarak birçoğu kurulmuş. Burada böyle bir şey yok. Tam aksine ikisi birden kuruluyor.

Sayın Papadopulos'un, hani gözleri yaşlı söylediği ifade, 'ben devletimi kaptırmam' diyor. Neticesinde işin eğer ruhunu okursak, burada devletini kaptırmak olarak bu kadar ağır, bu kadar mağdur bir pozisyona sokmayalım. Ama en azından devletini bizimle paylaşma noktasına geliyor. Kaldı ki, çok daha ilginç ifadeler var; 'ne kuzeyin güneye ne güneyin kuzeye tahakkümü olamaz' kaydı var. Egemenlik de orada kendi egemenliğini kaydetmek suretiyle bir kere egemenlik sağlıyor aslında. Hani deniyor ya, egemenlik verilmiyor burada böyle tersten bir yaklaşımla kuzeyin egemenlik kazanması söz konusudur. Biz hep şunu söyledik; burada (gerçekten yüzde 100 çok büyük başarı kazandık) anlayışı içinde değiliz.''

''KONUYA MİLLİ MESELE OLARAK BAKIYORUZ''

KKTC'yi gelebileceği ideal bir konuma getirdiklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bunu 'kazan-kazan' anlayışından hareketle yaptık. Güneyin burada kazancı ne oldu? Güneyin kazancı büyük ölçüde toprak oldu. Başka ne oldu? Güneyden kuzeye geçebilecek olan Rumlar oldu. Şimdi kusura bakmayın da burada karşılıklı bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşmayı yaparken öyle tek taraflı olarak kalkıp da size 'buyur ne istiyorsan al' denmez.

O zaman Lozan'ı masaya yatırın. O zaman (Lozan'da neler alındı, neler verildi) diye bakıldığı zaman burada da karşılıklı olarak bir şeyler alındı verildi. Bunların da o zaman üzerinde durmak gerekir. O zaman kalkıp da bu adaları verenler ihanet içinde miydiler? İşi bu noktalara getirmek çok çirkin, yakışıksız. Bizler, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak konuya bir milli mesele olarak bakıyoruz. Ama milli mesele olarak bakarken de KKTC'li kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bir devlet olabilme imkanını yakalamasını istedik.

Olaya milli mesele olarak bakıyorsunuz. Uluslararası hangi toplantıda acaba Türkçemiz beynelmilel bir dil olarak kullanılıyor? Ama şimdi burada uluslararası bütün toplantılarda dilimiz beynelmilel dil olarak kullanılmaya başlanacak, bizzat elimle kayıt düştük. 1 Mayıs'tan itibaren teknik noktada sıkıntısı olmayan kuruluşlarda Türkçe hemen uygulamaya girmeli, diğer yerlerde ise 5 yıl kaydı vardı onu çıkardık. Diğer yerlerde ise en kısa zamanda bu sıkıntılar giderilmek suretiyle bu adımların atılması durumu var. Uluslararası kuruluşlara 200 civarında eleman yetiştirip, hazırlayıp vereceğiz. Bunlar orada simültane tercüme yapacaklar. Bunların hepsi bu anlaşmayla elde edilen kazanımlar. Görmezlikten gelmek bana göre doğru değil. Olumsuz yanlarını da söyledik. Bu, daha önceki Annan Planı'nda olan 29.2'dir.

''KALACAK GÖÇMEN SAYISI 45 BİNE ÇIKARILDI''

Bir şey de hedefinden saptırılıyor. O da şudur: Efendim şu kadar Rum kuzeye gidecek. Gelir gelmez onu bilemeyiz ama bu oran bellidir; yüzde 21'dir. Biz bunu yüzde 18'e indirdik. Belli bir sürede gelecek. Ne kadarı gelir ne kadarı gelmez, orası ayrı bir mesele.

Burada bir diğer adım da, 'Türkler'i çıkarmak için bir adımdır...' Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda orada Türkiye'den giden belli bir vatandaşımız var. Göçmen diye ifade edeyim, bunu 30 bin küsur olarak değerlendirelim. Karşılıklı müzakerelerle bunu 45 bine çıkarmaya muvaffak olduk. Orada kalıyor. Bunu niye konuşmuyorsunuz? Bunu da açalım.

'Türk askeri buradan çıkarılıyor' deniliyor, Yunan askerini niye konuşmuyorsunuz? 2018'den sonra 650 askerimiz kalacak, 950 de onların askeri kalacak. Ama 3 yılda bir anlaşmayla görüşülecek. Tamam da görüşülecek orada bir madde var ama ne dedik? 'Karşılıklı mutabakata dayalı olarak' dedik. Yani mutabık kaldığınız sürece... Taraflardan biri buna evet demediği sürece bir defa oradan bizim askerimizin çıkması söz konusu değil.

'Efendim ya farklı bir hükümet gelirse?' Böyle değerlendirmeler de yapıyorlar. Görüyorsunuz, ne demek farklı bir hükümet gelirse? Farklı bir hükümet şu anda da varsa aynı şeyi yapar.''

DENKTAŞ'A MESAJLAR

Başbakan Erdoğan, bir başka gazetecinin, ''Bu sözleri Dışişleri Bakanı'na söyleyen Sayın Denktaş oldu. Bu sözleriniz Denktaş'ı da etkiliyor mu? Bu sözler Denktaş'a bir mesaj olabilir mi?'' sorusuna, ''Ben bilemiyorum. Şimdi bunlar konuşuluyor. Gazetelerde yazılanları böylece cevaplandırdım ki halkım yanıltılmasın. Enteresan olan bir şey de şu: Maalesef şu anda ağırlıklı olarak niçin bu iş Türkiye'de yapılıyor? Onu da merak ediyorum. Böyle bir şey varsa, bu Kıbrıs'ta yapılsın. Yani mitingler yapılacaksa orada yapılsın. Konuşulacak şeyler orada konuşulsun'' yanıtını verdi.

''Türkiye'deki muhalefet tartışmayı Kıbrıs'a taşıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?'' diye soran bir gazeteciye, Erdoğan, ''hangi muhalefet'' sorusunu yöneltti. Gazetecinin, ''parlamento dışındaki muhalefet'' demesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

''Onlar işi çok çirkin bir yere de taşıdılar. Orada hakarete varan şeyler var. Oradaki marjinal partilerin ve ülkemizle de kontaklı olan bazı siyasi partilerin genel başkanlarının oralarda yaptığı çok çirkin şeyler var. Bunları da tabii dışişlerimiz yakından takip ediyor. Bu atılan adımların bizi bu noktaya getirmemesi gerekirdi.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'deki kardeşlerimizin menfaatinin en az onlar kadar hassasiyeti içindedir. Çözümsüzlük çözüm değildir. Siyaset, sorun üretme sanatı değildir. Siyaset, çözüm üretme sanatıdır. 30 yıldır, 40 yıldır bu işi çözemeyenler bugünleri hazırlamışlardır. Dolayısıyla burada iyi düşünerek adımlarımızı da ona göre atmamız gerekir.'' ''İsviçre'de düzenlediğiniz basın toplantınızda, Denktaş ile ilgili soruya 'gönlümüzde yeri var' dediniz. Siyasi olarak aranızdaki ilişki nedir?'' sorusunu da Erdoğan, şöyle yanıtladı:

''Oradaki konuşmamız da görüşmemiz de gayet iyi geçti. Hassasiyetlerimizi, düşüncemizi söyledik ve 'biz sizin endişe ettiğiniz kadar endişe taşımıyoruz' dedik ve kendisi hatta 'kampanya için Kıbrıs'a gelecek misiniz? Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Hayır' dedik. Ama ben 'Siz Türkiye'ye gelecek misiniz?' sorusunu sormayı unuttum. Benim de ondan bunu istemem lazımdı. Yani yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat. Ama Türkiye'ye gelip de bazı marjinal gruplarla birlikte ben KKTC'nin Cumhurbaşkanı'nın bu tür toplantıları yapmasını maalesef üzüntüyle izliyorum ve bunu kendisine de söyledim. Daha önce biliyorsunuz ATO'ya geldiler. Malum gruplarla bir toplantı yaptılar. O toplantıya katılanların çoğu TSK'ya 'işgalci kuvvetler' diyenlerdi. Onlarla beraber ben aynı fotoğraf karesi içinde kendilerini görmenin bahtsızlığını yaşadığımı kendisine söyledim ve 'sizleri o karelerde görmek istemezdim' dedim. Bunu da kendisine söyledim.'' (aa)

YENIDUZEN 12/04/2004

‘Biz evetle, dünyaya bağlanacağız’

Başbakan Mehmet Ali Talat, refeandumda, Güney Kıbrıs’ın kararı ne olursa olsun Türk tarafından çıkacak “evetle” Kıbrıs Türkü’nün dünyaya bağlanacağını ifade etti.

Hedeflerinin iki taraftan da evet çıkması ve Kıbrıs’ın bütünüyle dünyaya bağlanması olduğunu söyleyen Başbakan Talat, “CTP, KKTC’den mutlaka bir evet çıkartma peşindedir KKTC’nin halkının ‘evet’ demesi eğer Güney Kıbrıs’ta ‘hayır’ oyu çıksa dahi, çözüm olmasa dahi Kıbrıs AB’ye Rum tarafının temsil ettiği şekilde girse dahi yinede Kıbrıs Türkü’nü dünyayla bağlayacaktır.Diğer taraftan çıkacak karar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün dünyayla bağını kuracaktır” dedi.

Başbakan Talat, dünyanın isteğini, BM ve AB’nin çabasını olumlu karşılayan Kıbrıs Türkü’nün artık dünyada yalnız olmaktan kurtulacağını ifade etti.

Başbakan Mehmet Ali Talat dün akşam DAܒnün, Deniz Kulübü Tesileri’nde Annan Planı konusuyla iligili Arama ve Değerlendirme Konferansı katılımcılarına verdiği kokteyle katılarak bir konuşma yaptı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda önemli günlerin yaşandığını ve herşeyin çok hızlı geliştiğini belirterek, aylara yıllara sığmayan işlerin günlere ve saatlere sığdığını söyledi.

Nisan ayı takvimini başarıyla gerçekleştirebilmek için çok çalışmak gerektiğinin altını çizen Talat, referandumun son derece önemli ve tarihi bir olay olduğunu kaydetti.

İki evet lazım ama...
Talat, Kıbrıs Türkü tarafından referandumda çıkacak evet kararının Kıbrıs Türkü’nü dünyaya bağlayacağını,bunun çok açık ve net olduğunu söyledi. Talat, “Bizden çıkacak evet bizi dünyaya bağlayacak ama bize iki evet lazım. Bize bir de güneyden evet lazım. İki evet çıkarsa o zaman Kıbrıs bütünleşecek ve dünyaya bağlanacak.Onun için hedef ve çabamız iki taraftan da evet çıkması” dedi.

Öncelikle işin Türk tarafına düştüğünü, kendi içinde bunu sağlaması gerektiğini kaydeden Talat, bu yönde çaba verilmesi ve halkın güveninin sağlanmasının önemli olduğunu ifade etti.

Bugüne kadar birçok hükümetlerin verdikleri sözleri normal şartlarda bile yerine getiremediklerini belirten Talat, “ Halbuki biz çok zor şartlarda, büyük değişikliklerin altüstlüklerin yaşandığı şartlarda halkımıza hiçbir sıkıntı vermeden, sorunları çözmek gibi iddiayla yola çıkmalıyız. Ancak o şekilde hareket edersek, o yünde adımlar atarsak, halkımız güven içinde , hem verdiği evet oyunun hem de bundan sonraki dönemde dünyayla bütünleşmesinin, ekonomik gelişmesinin tadına varabilecektir. Bu tadı verirken acı ve sıkıntı çekmemsi en temel hedefimiz olmalıdır” diye konuştu.

Rum tarafının uzun zamandır en üst düzeyde referandumu 1 Mayıs sonrasına erteleme çabası içinde olduğuna işaret eden Talat, bu konuda uyanık olunması ve referandum tarihinin 1 Mayıs’ı geçmemesi gerektiğini kaydetti.

Kabul edemeyiz...

Talat, “Bizim açımızdan 1 Mayıs sonrası bütün Kıbrıs’ı temsilen Rum tarafının AB üyesi olduğu koşullarda varolacaktır. Eğer çözüm olmazsa, referandum gerçekleşmezse 1 Mayıs sonrası AB üyesi Rum temsilcileriyle Kıbrıs Türk toplumu görüşüyor noktasına geleceğiz. Böyle birşeyi bizim kabul etmemiz elbette ki mümkün değildir. “ dedi.

Kıbrıs Türkü’nün devletinin Rum halkının devletiyle eşit statüde olduğunu ve Kıbrıs Türkü’nün iki siyasi eşitten biri olduğunu aktaran Talat, Kıbrıs Türk Halkı’nın çıkarlarını tehlikeye atacak, Rum halkı ve devletiyle eşitliğini bozacak uygulama ve politik manevraları kabul etmelerinin mümkün olmadığını kaydetti.

Kokteylde, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, Başbakanlık Müsteşarları Ahmet Fikretler, Eşref Vaiz, bazı milletvekilleri, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost, Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven de hazır bulundu. (tak)

YENIDUZEN 12/04/2004

‘Doğru olan ertelemeydi!’

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “Kıbrıs’taki çözüm yarın çocuklarımızın yeniden savaşmak zorunda kalacağı bir çözüm olmamalı” dedi.

Serdar Denktaş, Çukurova Genç İşadamları Derneği’nin (ÇUGİAD) ev sahipliğinde gerçekleşen Güney-Güneydoğu Genç İşadamları Federasyonu (GİAF) Genişletilmiş Adana Toplantısı kapsamındaki “Kıbrıs’ta Son Dönemeç” konulu panele, tele konferansla katıldı.

Denktaş, Birleşmiş Milletler’in, Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafından giden talep ve çözüm önerilerinden derlediği bir mutabakat planını ortaya koyduğunu ancak, bu planın “mutabakat değil mutabakatsız plan” olduğunu söyledi.

Kıbrıs’ta, 24 Nisan’da yapılacak referandumun ertelenip, mevcut planın tüm yönleriyle tartışılması gerektiğini vurgulayan Serdar Denktaş, şöyle konuştu:

“Doğru olan referandumun ertelenerek mevcut planın müzakeresinin devamı, anlaşılan konuların adım adım ortaya konularak yumuşak bir geçiş sürecinin yaşanmasıydı. Ancak, biz 24 Nisan’da hem oylama yapıp ardından da uygulamaya koyma zorunda kalacağız. Şu anda Kıbrıs Rum tarafında (hayır) ağır basıyor ancak, ben her iki tarafta da evet ve hayırların çok küçük farkla geçileceğini düşünüyorum.”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yönelik eleştirilere de dikkati çeken Serdar Denktaş, “Ortada yarım asırlık bir mücadele ve yaşayan bir tarih Rauf Denktaş var. Ona hem Kıbrıs hem de Türkiye’de ortaya konulan tepkileri doğru bulmuyorum. Aslında bunlar halka yapılmış saldırı ve hareketlerdir” diye konuştu.

YENIDUZEN 12/04/2004