Papadopulos: Veto hakkından feragat etmedik

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 17 Aralık’taki AB zirvesinde Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasını veto edebileceklerini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

 

10 Ekim 2004—  Papadopulos, “Arzumuz veto hakkımızı kullanmamak. Türkiye’nin AB’ye ve dolasıyla da Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Türkiye’nin veto hakkımızı kullanmamamız için bize yardımcı olacağını ümit ediyoruz” dedi.

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB Komisyonu’nun raporundan sonra Rum yönetiminin veto hakkından feragatta bulunduğunu zannedenlerin yanıldığını vurguladı. Rum yönetimi lideri, vetoyu kullanıp kullanmayacaklarına Aralık ayındaki AB zirvesinde karar vereceklerini söyledi.
       Papadopulos, “Arzumuz veto hakkımızı kullanmamak. Türkiye’nin AB’ye ve dolasıyla da Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Türkiye’nin veto hakkımızı kullanmamamız için bize yardımcı olacağını ümit ediyoruz” dedi.
       
‘ÖNCE YÜKÜMLÜLÜKLER YERİNE GELMELİ’
       Öte yandan, Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, “Atina’nın Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yardımcı olacağını, ancak daha önce Ankara’nın uluslararası hukuk çerçevesinde yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunduğunu” söyledi.
       Stefanopulos, bu yükümlülükler çerçevesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasını, İstanbul Ortodoks Rum Patrikhanesi’nin ekümenik statüsünün kabul edilmesini, Heybeliada’daki Ruhban okulunun açılmasını ve Yunan soydaşların malvarlıklarının geri verilmesini saydı.
       
‘ÜYELİK İLE İKİLİ İLİŞKİLER FARKLI’
       AB Komisyonu’nun Yunan üyesi Stavros Dimas ise, Atina’nın Türkiye’nin AB perspektifinin korunması için ikili ilişkileri üyelik konusundan ayırdığını söyledi. Dimas, Yunanistan’da yayımlanan Elefterotipiya gazetesindeki demecinde, AB Helsinki zirvesinde 2004 sonuna kadar iki ülke arasındaki önemli sorunlarda anlaşmaya varılmasının öngörüldüğünü hatırlatarak, “Ancak bu zaman yeterli değildi” dedi. Dimas, Türkiye’nin üyelik sürecinin durdurulmasının kimsenin çıkarına olmayacağını vurguladı.

 

Yunanistan: ''Türkiye'nin yerine getirmesi gerekenler var''

 



10 Ekim, 2004 20:42:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, Ankara'nın uluslararası hukuk çerçevesinde yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Stefanopulos, ''Türkiye yakın zamana kadar Yunanistan için rakip devletti. Bugün her türlü farklılık anlaşma atmosferi içerisinde çözümlenebilir" dedi.

"Türkler AB'ye girdiklerinde uluslararası hukuk temelinde hareket edeceklerdir" diyen Stefanopulos, "Yunanistan bu yüzden üye olmasına yardımcı olacaktır. Ancak, Türkiye'nin yükümlülükleri vardır. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni tanıması gerekir. Patrikhanenin (İstanbul Ortodoks Rum) ekümenik statüsünü kabul etmeli, Heybeliada'daki Ruhban okulunu açmalı ve Elen soydaşlarımızın malvarlıklarını geri vermelidir'' açıklamasını yaptı.

"İnsan haklarını savunan birleşik Avrupa'dır"

Nafpaktos'ta, birleşik Hıristiyan donanmasının Osmanlı donanmasına karşı kazandığı büyük zaferin, çağdaş Avrupa tarihinde önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Stefanopulos, ''o dönemde Türkler ellerindeki güçle Avrupa'ya yayılmak istediler. Şimdi insan haklarını savunan birleşik Avrupa'dır ve Türkiye buna katılmak istiyor'' diye konuştu.

 

Papadopulos: Veto hakkımız saklı

 

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmesinin kolay olmayacağını belirtirken, "Ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor" diye konuştu.

Rum basınına göre, Papadopulos, Helsinki’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, Rum Kesiminin Türkiye’nin AB müzakerelerini veto etme veya etmeme kararının 17 Aralık’ta yapılacak AB Zirvesi’nde vereceğini belirterek Türkiye’nin AB çabasını desteklemenin mümkün olacağı umudunu dile getirdi.

Papadopulos, gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Vetoyu kullanmak kolay olmaz ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye konuştu.

 (ANKA)

HURRIYET 10/10/04

 

Türkiye'nin AB üyeliğine kim nasıl bakıyor?

BBC

Türkiye, 6 Ekim'deki İlerleme Raporu'nun olumlu çıkması üzerine gözünü Avrupa Birliği üyesi ülkelere çevirdi. BBC, AB ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğine nasıl baktığını masaya yatırdı...
      Avrupa Komisyonu, 'şartlı olarak' AB'nin Türkiye'yle tam üyelik müzakerelerine başlamasını tavsiye etti.
      Komisyon Başkanı Romano Prodi, Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada, Türkiye'de gerçekleştirilen reformların kendilerini bu yönde bir karara ittiğini söyledi.
      Avrupa Komisyonu'nun açıkladığı kararla, 'İlerleme Raporu' beklentileri sona ermiş olsa da, Türkiye'nin müzakerelere başlaması için nihaî karar 17 Aralık'ta yapılacak AB Liderler Zirvesi'nde alınacak.
      Bu tarihe kadar'da 25 üyeli Avrupa Birliği'nde Türkiye'yle ilgili tartışmalar sürecek.
      Peki Türkiye'nin üyeliği Avrupa ülkelerinde nasıl algılanıyor, tartışmalar nasıl şekilleniyor? Bu ülkeleri, 'Türkiye yanlısı', 'Türkiye karşıtı' ve 'Bölünmüş' ülkeler olarak üç ana başlık altında toplamak mümkün.
     

Türkiye yanlısı


     
     İNGİLTERE

      İngiltere, Türkiye'nin üyeliğine kuvvetle destek veriyor. Bunda başlıca nedenlerinden birisi, Türkiye'nin üyeliğiyle şu anda çok da istenen şekilde çalışmayan, Avrupa Birliği'nin sübvansiyon ve diğer destek fonları sisteminde köklü bir değişikliğe gidilmesinin gerekecek olması.
     
     YUNANİSTAN

      Türkiye'yle geçmişe dayanan anlaşmazlıkları ve sorunları olsa da Yunanistan, bölgesel güvenlik ve yeni ekonomik olanakları dikkate alarak Türkiye'nin üyeliğine destek veriyor.
     
     POLONYA

      Polonya da Türkiye'nin üyeliğine destek veren ülkeler arasında. Varşova yönetiminin bu tutumunun ardında, Türkiye'nin üyeliğe kabul edilmesinin gelecekte Ukrayna ve Belarus gibi komşu ülkelerin de üyelik yolunun açılmasına olanak sağlayacağı düşüncesi yatıyor.
     
     İTALYA

      Ülke nüfusunun yarısı Türkiye'nin üyeliğini destekliyor. İktidardaki Başbakan Silvio Berlusconi ve hükümeti de Türkiye'nin destekçileri arasında. Muhalefetteki Kuzey Birliği ise, Türkiye' üyeliğini kabul etmiyor.
     
     İSPANYA - PORTEKİZ

      Her iki ülkede de hem sağ kanat hem sol kanat partiler Türkiye'nin üyeliğine destek veriyor.
     

Türkiye karşıtı


     
     AVUSTURYA

      Yapılan kamuoyu yoklamaları Avusturya'da halkın üçe bir oranında Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğunu ortaya koyuyor. Ülkenin iki ana siyasî partisi de Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor. Başbakan Wolfgang Schüssel, otomatik olarak üyelikle sonuçlanmamak kaydıyla müzakerelere başlanabileceğini savunuyor.
     
     DANİMARKA

      Danimarka nüfusunun yarısı Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkarken ülke nüfusunun yüzde 30'u Türkiye'ye destek veriyor. Karşı çıkanların öne sürdükleri başlıca neden Türkiye'nin insan hakları sicili. Ülkenin aşırı sağcı kanadı, Türkiye konusunda referandum yapılması çağrısında bulunuyor.
     
     BELÇİKA ve HOLLANDA

      Her iki ülkenin hükümetleri de Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini düşünüyor. Ancak Türkiye'nin insan hakları sicili Belçika ve Hollanda hükümetlerinde de endişe yaratıyor. İki ülkenin kamuoyu ise genel olarak Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor.
     
     SLOVAKYA

      Slovakya, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine karşı çıkarken başlıca gerekçe olarak ekonomik ve kültürel sorunları öne çıkarıyor.
     

Bölünmüş


     
     FRANSA

      Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac Türkiye'nin 'Avrupa'ya davet edilmesine' destek verdiğini söylüyor.
      Ancak, Chirac aynı zamanda Türkiye'nin de aralarında bulunduğu yeni aday ülkelerin üyeliğe kabulü konusunda referandum yapılması önerisini gündeme getirdi. Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) ve Fransa Demokrasi Birliği (UDF) Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor.
     
     ALMANYA

      Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Türkiye'nin üyeliğinin, 'radikal olmayan İslam'la aydınlanmacı bir Avrupa arasındaki köprü' olabileceğini söylüyor. Dışişleri bakanı Joschka Fischer de Türkiye'ye üyelik yolunda destek veriyor.
      Almanya'da yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın büyük çoğunluğunun Türkiye'ye karşı olduğunu gösteriyor. Muhalefetteki Hıristiyan Demokratlar'ın lideri Angela Merkel ise, Türkiye'ye tam üyelik değil 'imtiyazlı ortaklık' verilmesi gerektiğini savunuyor.
     

Din faktörü


     
     VATİKAN

      Avrupa Birliği üyesi olmasa da Vatikan, Katolik ülkelerde, özellikle de Almanya ve Avusturya'da önemli bir etkiye sahip. Vatikan'ın üst düzey yetkilileri, Türkiye'nin kültürel olarak Avrupa'ya ait olmadığını, birliğe üye olmaya çalışmak yerine Orta Doğu'nun daha ılımlı ve modern bir bölge olması yolunda bir rol üstlenmesi gerektiğini savunuyorlar.

MILLIYET 10/10/04

 

Sözde değil özde Türk-Rum kardeş

10/10/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde yaşayan 90 yaşındaki Mustafa Özgür, Baf'taki 350 hektarlık arazisini Rum Yönetimi'nden geri isterken en büyük desteği 70 yıl sonra tanıdığı Rum kardeşi Prodromos Konstatinu'dan görüyor. Son üç yıldır eşiyle güneyde kiralık bir evde oturan Özgür, yakında Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yla görüşeceğini ve 2 milyon dolarlık servetinin kendisine verilmemesi halinde Rum Yargıtay'ına başvuracağını söyledi. Baf'ta ailece otururken annesi Aliye'nin bir Rum'a kaçtığını ve vaftiz olup Eleni adını aldıktan sonra 1952'de öldüğünü anlatan Özgür, 1974'de KKTC'ye geçmesinin ardından TMT'yle başı derde girip aylarca hapis yattıktan sonra 1977'de Avustralya'ya gitmiş 2001'de emekli olup Rum Kesimi'ne döndüğünde arazilerinin istimlak edilmiş olduğunu gören Özgür, bir kahvede sohbet ederken aynı annenin çocukları olduklarını anladığı Prodromos için "Üç yıldır hiç ayrılmıyoruz. Servetimi almam için en büyük yardımcım kardeşim Prodromos'dur" diye konuşuyor. 73 yaşındaki Prodromos da maddi sıkıntı içindeki ağabeyine elinden geldiği kadar yardım ettiğini belirtip "Ağabeyim Kıbrıslıdır. Rum Yönetimi servetini iade etmelidir. Bu Mustafa'nın hakkıdır" dedi.

Kayıp kişilerin dosyası, ölü olduğuna dair kanıt bulununcaya kadar da açık kalacak

Kıbrıs'taki kayıp kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi amacıyla kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, dün sabah yeniden toplandı.

BM kontrolündeki ara bölgede yer alan Ledra Palace Hotel'de dün sabah saat 10.00'da başlayan toplantı 3.5 saat sürdü.

Önceki gün yapılması beklenen toplantı, bazı üyelerin toplantı saatinde uygun olmamaları nedeniyle düne ertelenmişti.

Mezarların açılması çalışmaları gündemiyle yapılan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin dünkü toplantısında, Türk tarafını üye Rüstem Tatar başkanlığında Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile emekli savcılardan hukukçu Hakkı Önen, Rum tarafını ise üye Elias Georgiades ve yardımcısı Ksenefon Kallis temsil etti. Toplantıda BM kanadından Pierre Couperan yer aldı.

Türk üye Rüstem Tatar, saat 13.30'da biten toplantı sonrasında TAK muhabirine yaptığı açıklamada, her kayıp kişinin akıbetinin ne olduğuna, en son nerede görüldüğüne ilişkin araştırmaların yapılması çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, "Bu konuları daha da derinliğine görüşmeye başladık. Kayıp kişilerin dosyaları açık ve bu dosyalar ölü olduğuna dair kanıt bulununcaya kadar da açık kalacak. Amacımız, kayıpların akıbetlerini belirleyerek, bu dosyaları bir bir kapatmak" diye konuştu.

"Uzmanların ne zaman geleceği henüz belli değil"

Bir soru üzerine, mezarların açılması için yabancı uzmanların adaya geliş tarihinin henüz belli olmadığını bildiren Tatar, uzmanların kendilerinden alacakları bilgiler doğrultusunda öncelikle bir hareket planı hazırlayacaklarını ve çalışmalarını buna göre yönlendireceklerini kaydetti.

Bir sonraki toplantının gelecek hafta cuma günü aynı yer ve saatte yapılacağını da belirten Tatar, "Çalışmalarımız yoğun şekilde sürüyor. Konuları derinliğine ele almaya başladık. Gelecek hafta daha da ayrıntıya gireceğiz" dedi.

Bakanlar Kurulu, kayıplar konusunda çalışma yapmak amacıyla adaya gelecek yabacıların giderlerinin karşılanması için 200 milyarlık kaynak ayrılmasını kararlaştırmıştı.

Yaklaşık 20 yıldan beri belirli aralıklarla çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yeni gelişmelerle birlikte ilk kez mezarların açılmasını gündemine almıştı. Bu gündemle yaklaşık 1.5 aydan beri her hafta rutin toplantı yapan komite, mezarları açacak uluslararası kuruluş konusunda mutabakat sağlamış ve bu yönde çalışma programı üzerinde çalışma başlatmıştı.

Rum 22, Türk 4 mezar yeri göstermişti

Rum tarafı bugüne kadar 4'ü kuzeyde toplam 22 mezar yeri hakkında Türk tarafına bilgi verdi ve buralarda 201 kişinin gömülü olduğunu bildirdi. Türk tarafı ise kuzeydeki 4 mezar yeri hakkında Rum tarafına harita üzerinde bilgi verdi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre kayıp Türklerin sayısı 211'i 1963'e ait olmak üzere 500. Bunların tümü sivil ve yüzde 26'sı kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Kayıp Rumların sayısı ise 1460 civarında. Resmi rakamlara göre kayıp Rumların yüzde 60'ı asker. Toplam rakam içinde kadın ve çocukların oranı yüzde 9.

KIBRIS 09/10/2004

 

Rumlar Kıbrıs sorununu gündeme taşıyor

 



11 Ekim, 2004 17:24:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlamasını, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda atacağı bazı adımlara bağlamak istediklerini söyledi.

Lüksemburg'da AB dışişleri bakanlarını bir araya getiren AB Konseyi'nde konuşan Yakovu, ‘Kıbrıs'ın işgalinden kaynaklanan bazı sorunların çözümünü' önkoşul olarak gördüklerini belirtti.

'Veto haklarını kullanma' niyeti

Yakovu, bu açıklamasıyla 'veto haklarını kullanmak’ niyetinde oldukları mesajını verdi.

Türk askerlerin Ada’dan çekilmesi için plan istiyorlar

Türkiye'nin Rum uçaklarına Kıbrıs'ın kuzeyinde uçma izni vermesini, Rum uçakların yollarının uzamasının son bulmasını, kuzeyde Rum mallarının satışını ve Türkiye'nin varlığının son bulmasını istediklerini dile getirdi.

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, Türkiye'nin, askerlerini adadan çekmeye yönelik bir plan önermesi talebinde de bulundu.

Yakovu gündem maddesi olmamasına rağmen konuştu

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, gündem maddesi olmamasına rağmen AB Konseyi'nde bu konuşmayı yaptı. Yakovu, AB Komisyonu'nun Türkiye raporunu değerlendirdiği sırada bazı tepkilere hedef oldu.

Yunan delegasyonunun Yakovu'ya sadece ‘kısmi destek’ verdiği, Rum bakana, söz konusu sorunların müzakereler sürecinde de aşılabileceğinin söylendiği belirtiliyor.

 

"Sorun çözülmeden Kıbrıs'ın AB'ye katılımı yanlıştı"

 

İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi John Swift, çözüm olmaksızın Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne alınmasının yanlış olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine göre Swift, “Yeni Kıbrıs Birliği”nin düzenlediği “Kıbrıs Sorunu, İrlanda Modeli. Avrupai Bir Çözüm Mü?” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, “Kıbrıs (Rum kesimi), Kıbrıs sorunu çözülmeden (AB'ye) katılmamalıydı. Bu, Hollanda gibi, AB ülkelerinin bir çoğunun görüşüdür” dedi.

Swift, “Güney Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla, AB'nin Kıbrıs sorununun çözümü için sahip olduğu baskı gücünü kaybettiğini” vurguladı.

“Avrupai bir çözümün ne olduğunu kendisinin de gerçekten bilmediğini” dile getrien Swift, “Eğer çözüm arayışlarında AB'nin BM'nin yerini alacağını kastediyorsak böyle bir şey olamaz. Eğer AB'nin Kıbrıs Rum amaçlarının gerçekleştirilmesi için bir araç olarak kullanılacağı ima ediliyorsa, o zaman bu çok büyük bir hatadır” diye konuştu.

“AB'nin bu problemde liderlik rolü üstlenmeye niyetli olmadığını, AB'nin böyle bir şeyi diğer AB üyesi ülkelerin problemlerinde de yapmadığını” belirten Swift, buna örnek olarak Kuzey İrlanda, Bask, Cebelitarık ve Korsika problemlerini gösterdi. Swift, bu problemlerin hiçbirinin AB'de “görüşmelere bile yol açmadığını” kaydetti.

KKTC'deki duruma da değinen Swift, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Mehmet Ali Talat'ı “eş tutanları” eleştirerek, “Talat, Denktaş değildir” dedi.

Alithia gazetesi, İrlanda'yı, “Yunanistan'ın ardından 'Kıbrıs'a en dost ülke” olarak niteledi.

 (aa)

HURRIYET 11/10/04

 

Papadopulos'tan Türkiye'ye veto tehdidi

Kıbrıs Rum Lideri Papadolupos, Rum Kesiminin Türkiye’nin AB müzakereleriyle ilgili olarak "Vetoyu kullanmak kolay olmaz, ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye konuştu.

Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos, Rum Yönetimi’nin  Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmesinin kolay olmayacağını belirtirken, "Ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor" diye konuştu.

Rum basınına göre, Papadopulos, Helsinki’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, Rum Kesiminin Türkiye’nin AB müzakerelerini veto etme veya etmeme kararının 17 Aralık’ta yapılacak AB Zirvesi’nde vereceğini belirterek Türkiye’nin AB çabasını desteklemenin mümkün olacağı umudunu dile getirdi.

Papadopulos, gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Vetoyu kullanmak kolay olmaz ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye konuştu.

 (ANKA)

 

 

HURRIYET 11/10/04

 

Talat: Aralık Zirvesi'nden sonra ciddi adımlar atılabilir

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ciddi adımların Aralık ayından sonra atılabileceğini söyledi.

Talat, Bayrak Radyo Televizyonu'na (BRT) yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorunuyla ilgili parametrelerin 24 Nisan referandumuyla değiştiğini ve bunun bütün dünyanın ve uluslararası toplumun dikkatine getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Talat, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olan uluslararası tüm kuruluşların, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması beklenen AB zirvesine kadar Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlenme yaratmak istemediğini ifade etti.

BM'nin ve AB'nin böyle bir tutum içine girdiğini ifade eden Talat, bu şartlar altında Kıbrıs Türk tarafının birden bire görüşme sürecini tek başına başlatamayacağını belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda topun Rum tarafında ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'da olduğunu kaydeden Başbakan Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın talebine rağmen Papadopulos'un Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yeni bir tutum belirlemediğini ve öne sürmediğini anlattı.

“Kıbrıs sorununun Rumların çözüm önerisi getirmemesi nedeniyle devam ettiğini” ifade ederek, bu durumda Kıbrıslı Türklerin yapabilecekleri olduğunu kaydeden Talat, “Belki doğrudan doğruya Kıbrıs sorununda bir hareketlenme ve sorunun çözümü yönünde bir başlangıç yaratamayız ama 24 Nisan referandumuyla değişmiş olan parametrelerin bütün dünyanın ve uluslararası toplumun dikkatine getirilmesi ve buna dayalı olarak tüm ülkelerin Kıbrıs konusuyla ilgili yeni parametrelere dayalı politikalar belirlemeleri konusunda çalışmalarımızı sürdürebiliriz” dedi.

“RUMLAR KÖTÜ NİYETLİ”

“Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp etmekle elde ettiği avantajı kötü kullanan Rumların, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde kötü niyeti olduğunu” belirten Talat, Rumların gerçek yüzünü ortaya koymanın, Türk tarafının en temel çalışması olması gerektiğini söyledi.

Bir soru üzerine, Aralık'ta Kıbrıs konusunda ciddi bir hareketlenme olacağını kaydeden Talat, Aralık ayında BM Güvenlik Konseyi'nin Genel Sekreter'in raporunda öngördüğü tavsiyeleri ele alıp değerlendirmek durumunda kalacağını söyledi bildirdi.

”Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü devam ettikçe bunun Türkiye'nin AB sürecinde de ciddi etkileri olacağına” dikkati çeken Talat, bütün bunlar çerçevesinde uluslararası toplum ve BM'in Aralık'tan sonra yeni bir hareketlenmenin gerekli olduğu gerçeğinden yola çıkarak Kıbrıs'a yeniden el atacağına inandığını dile getirdi.

TÜZÜKLER

Başbakan Talat, başka bir soru üzerine, AB Daimi Temsilciler Konseyi'nde (COREPER) Mali Yardım Tüzüğü ile Ticaret Tüzüğü'nün birbirinden ayılmaması gerektiği konusunda çoğunluğun görüşü olduğunu söyledi.

Talat, COREPER toplantısından sonra tekrar bir uzlaşma metni hazırlandığını, bu konuda tarafların anlaştığını ve her iki tüzüğün birlikte geçmesinin çok önemli olduğunun vurgulandığını belirtti.

COREPER'de sadece mali tüzüğün oylanması halinde Ticaret Tüzüğü'nün de kabul edileceği nihai tarih öngörülmesi konusunda mutabakata varıldığını açıklayan Talat, “Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Konseyi 2 Kasım'da sadece Mali Yardım Tüzüğü'nü oylayarak kabul edecek, ancak Mali Tüzüğü kabul ederken Ticaret Tüzüğü için de tarih belirleyecek” dedi.

Talat, Ticaret Tüzüğü olmadan Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılmasının söz konusu olamayacağını vurguladı.

HURRIYET 11/10/04

 

Papadopulos'tan veto tehdidi

11/10/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 17 Aralık'taki AB zirvesinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasına yönelik veto tehdidini ilk kez uluorta savurdu. Papadopulos, dün Avrupa turuna çıkmadan önce "Arzumuz veto hakkımızı kullanmamak. Türkiye'nin AB'ye ve dolayısıyla da Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Ancak veto hakkımızı saklı tutuyor ve Türkiye'nin veto hakkımızı kullanmamamız için bize yardımcı olacağını ümit ediyoruz" dedi. Papadopulos, AB ülkeleri turunun ilk durağı olan Finlandiya'ya gitmeden Türkiye konusunda ilk kez konuştu. Avrupa Komisyonu'nun raporundan sonra Rum Yönetimi'nin veto hakkından feragatta bulunduğunu sananların yanıldığını belirten Rum lideri, vetoyu kullanıp kullanmayacaklarına zirvede karar vereceklerini söyledi. Papadopulos, "AB üyesi her ülkenin veto hakkı vardır. Ancak bu hakkın kullanılması kolay iş değil" diye konuştu. Papadopulos Komisyon'un Türkiye raporunda Kıbrıs'a yer vermemesinden hoşnutsuzluğunu da, "Kıbrıs konusunda daha çok noktaya değinmesini beklerdik. Ancak değinilmedi" diyerek dile getirdi. Papadopulos, zirve öncesi diplomatik seferberlik ilan etti. Hedefi ise zirve kararlarında adanın silahsızlandırılmasından bahsedilmesi, Ankara'nın çözüm çabasını sürdüreceğinin taahhüt etmesi ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, Türkiyeli göçmenlerin adayı terk etmesi için tedbir alınması, KKTC'deki Rum malları için teminat verilmesi ve AB'nin Annan Planı dışında çözüm inisiyatifi üstlenmesi.

AİHM Ankara'yı üç konuda uyardı

Rumların mülkiyet hakkı, terörle mücadele zararlarının tazmini ve azınlık mülkleri konusunda Türkiye'ye açılan davalar birikiyor

11/10/2004 RADIKAL

DENİZ ZEYREK
ANKARA - Türkiye'nin AB üyelik süreci, Avrupa Komisyonu'nun İlerleme Raporu ile yeni bir dönemece girerken, kararlarına AB'de büyük önem verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) Türkiye'ye üç konuda uyarı geldi. AİHM, tamamı geçmişteki ihlallerden kaynaklanan 'Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkı', 'eve dönüş-terörle mücadele zararlarının tazmini' ve 'azınlık mülkleri' konularında gelen pek çok davadan dolayı AKP hükümetinin desteğini istedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, 5-7 Ekim tarihleri arasında Strasbourg'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında AİHM'ye de giderek mahkeme başkanı Luzius Wildhaber'le görüştü. Görüşmede, Lu-zius Wildhaber Türkiye'nin attığı reform adımlarının önemine işaret ederek, reformlara rağmen kendilerine hâlâ gelen dosyalardan söz etti.

Geçmişin faturası ağır
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Wildhaber'in Erdoğan'a yansıttığı üç konuda Türkiye'yi ciddi sorunlar bekliyor. Bu sorunların başında Kıbrıs Rumlarının Türk tarafında kalan mülklerini 'kullanamama kayıpları' konusunda açtıkları yüzlerce dava var. Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta tazminat komisyonu oluşturdu ve AİHM' den davaları oraya yönlendirmesini talep etti, ama hedefine ulaşamadı.
Rum Kesimi'nden Türkiye aleyhine başvurular gelmeye devam ediyor ve siyasi nedenlerle bekletilen dosyalar konusunda AİHM baskı altında kalıyor. Güneydoğu'da boşaltılan köyler konusunda AİHM'nin kesin içtihatları var. Bu nedenle göç ettirilen, köylerine dönemeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları AİHM'ye başvuruyor.

Yasa çıktı, ancak...
Türkiye, zararların tazmini konusunda yasa çıkardı, ancak belirlenen rakamlar ve başvuru koşulları nedeniyle mağdurların Türkiye'deki tazminat komisyonuna yönlendirilmesi zor görünüyor. Benzer durumlar arazi kamulaştırmalarında da yaşanıyor, devlet kamulaştırma bedeli ödese de ödenen paranın düşüklüğü nedeniyle arazileri kamulaştırılanların büyük bölümü AİHM'nin kapısını çalıyor.
Türkiye'nin başını ağrıtan diğer konu da son yasal düzenlemelere rağmen mülk edinmekte, mülklerini kullanmakta zorlanan dini azınlıkların başvurularından oluşuyor. Yetkililer, geçen yıl en ciddi başvuruların bu
alanda azınlıklardan geldiğini belirtirken, Kıbrıs ve köye dönüş konusunda projeler üreterek AİHM'ye fırsat yaratan Türkiye'nin bu konuda
adım atamadığına dikkat çekiyor.

Başvuruların niteliği değişti
AİHM'deki Türkiye aleyhtarı başvuruların niteliğinin de Türkiye'nin attığı reformist adımlarla değişmeye başladığı ifade ediliyor. AİHM'ye giden vatandaşlar, üç sorunlu konuda olduğu gibi 'siyasi' niteliğinden çıkıp 'mali' bir içeriğe kayıyor. Ancak Kıbrıs ve azınlık mülkleri davalarının sonucunda mali fatura ağır olsa da bu davaların siyasi sonuçlarının da Türkiye'yi zorlayacağı belirtildi.
Bütün Avrupa Konseyi üyelerinden gelen başvuruları kabul eden AİHM, Türkiye'nin, mahkeme kararlarını dikkate almasından ve yeniden yargılama ve işkence faturasını işkenceciye kesme gibi adımları da destekliyor. Her gün yüzlerce başvurunun yapıldığı mahkeme, süreci hızlandırmak
için kendini yeniliyor. Mahkeme, Türkiye'nin de geçen hafta imzaladığı 14. protokolle daha az yargıçla daha hızlı bir çalışma yöntemi izleyecek.

Yargılama ayrı sorun
Wildhaber tarafından dikkat çekilen üç konunun dışında, kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde daha önce yargılanmış olan vatandaşların AİHM'ye adil yargılanmadıkları yönündeki şikâyetleri oldukça yaygın. Uzun süren yargılama şikâyetiyle AİHM'ye başvuranların önemli bir bölümünü ise 12 Eylül 1980 darbesinin ardından açılan ve aradan geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bir türlü tamamlanamayan toplu davaların sanık ve mağdurları oluşturuyor.

İngiliz vekillerden Kıbrıs çıkarması

GÜNEY VE KUZEYDE TEMASLARDA BULUNACAKLAR... İngiltere İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love ve beraberindeki İşçi Partisi milletvekilleri, Türk ve Rum siyasetçiler ile görüşmek için Kıbrıs'a geliyor. Milletvekili Andy Love ve beraberindeki grubun bugün Kıbrıs'ta olması bekleniyor. Kuzey ve Güney Kıbrıs'a yapacakları ziyaretlerde siyasetçiler ile görüşecek olan grubun, Başbakan Mehmet Ali Talat ile bir araya geleceği belirtildi

KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE KATKI İÇİN... Kıbrıslı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesi milletvekili olan Andy Love, Türklere yakınlığı ile tanınıyor. Kıbrıs Türk toplumunun sorunlarıyla yakından ilgilenen Love'a yakın kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, bu ziyaret, "Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmak" amacıyla gerçekleştiriliyor

ANDY LOVE, TÜRK DOSTU... Andy Love, daha önce de Enfield Kıbrıslı Türkler Derneği ile birlikte yürüttüğü çalışmalarda eğitim sistemindeki Türkçe A-Level sınavının kaldırılmasını, parlamentoda imzaya açarak engellemişti. Enfield bölgesinde evlere çanak anten takılmasını yasaklayan bildiriye karşı olarak yine Kıbrıslı Türkler ile birlikte ortak çalışmalar düzenlemişti

Eylem ERAYDIN /LONDRA

İngiltere İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love ve beraberindeki İşçi Partisi milletvekilleri Türk ve Rum siyasetçiler ile görüşmek için Kıbrıs'a geliyor.

Milletvekili Andy Love ve beraberindeki grubun, bugün Kıbrıs'ta olması bekleniyor.

Kuzey ve Güney Kıbrıs'a yapacakları ziyaretlerde siyasetçiler ile görüşecek olan grubun, Başbakan Mehmet Ali Talat ile bir araya geleceği belirtildi.

Kıbrıslı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesi milletvekili olan Andy Love, Türklere yakınlığı ile tanınıyor.

Kıbrıslı Türk toplumunun sorunlarıyla yakından ilgilenen Love'a yakın kaynaklardan elde edilen bilgiye göre bu ziyaret, "Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmak" amacıyla gerçekleştiriyor.

Tam bir Türk dostu

İngiliz Milletvekili Andy Love, Enfield Belediye Meclisi üyesi ve Enfield Kıbrıslı Türkler Derneği Başkanı Ahmet Karahasan ile birlikte Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapıyor.

Andy Love, daha önce de Enfield Kıbrıslı Türkler Derneği ile birlikte yürüttüğü çalışmalarda eğitim sistemindeki Türkçe A-Level sınavının kaldırılmasını, parlamentoda imzaya açarak engellemişti.

Enfield bölgesinde evlere çanak anten takılmasını yasaklayan bildiriye karşı olarak yine Kıbrıslı Türkler ile birlikte ortak çalışmalar düzenlemişti.

Kebap partisi

Andy Love'ın geleneksel hale gelen bir de kebap partisi var.

Her yıl evinde kebap partisi düzenleyen Love, bu partiye her zaman Kıbrıslı Türkleri de davet ediyor.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen partinin onur konukları Kıbrıslı Türklerdi.

Enfield Belediyesi meclis üyesi ve Enfield Kıbrıslı Türkler Derneği Başkanı Ahmet Karahasan, kebap partisinde mangalın başına geçerek et pişirdi.

KIBRIS 11/10/04

Hristofyas'tan çözümsüzlüğün mimarı Papadopulos'a tam destek

Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, partisinin Papadopulos'u saf dışı bırakacak güçte olduğunu, ancak bunu yapmayacağını, kuzeyde Başbakan Talat'ın üstlendiği rolü üstlenip Kıbrıs konusunda söz sahibi olmayı düşünmediğini söyledi.

HRİSTOFYAS: YENİ TALAT OLMAYACAĞIM... Dimitris Hristofyas: İngiliz ve Amerikalılara, yeni Talat olacağımı düşünüyorlarsa bunu unutmalarını söyledim. Onlara, AKEL genel sekreteri ve meclis başkanı olarak nihayetinde Denktaş'a da yaptıkları gibi Papadopulos'u kenara itmem. Yeni bir Talat bekliyorlarsa bunu unutsunlar. Kimse bana 'Yeni Talat ol' demedi, ancak siyasi sezgilerimiz var"

PAPADOPULOS'UN POLİTİKALARINA DESTEK... "Koalisyonu dağıtacak durumda değiliz. Aksine bu hükümeti güçlendirmek ve başkan Papadopulos'un programını uygulamasına olanak vermek durumundayız. İster koalisyonda olalım, ister muhalefette. Bu, AKEL için bir ilke meselesidir"

İSTESEK, İZOLE EDERDİK... "Yabancılar, burada da bir Talat'a ihtiyaç olduğu ve benim çeşitli yöntemlerle bu rolü oynayabileceğim mesajını gönderdikleri zaman, başkan Papadopulos'u çok kolay izole edebilirdik. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığını savunuyoruz. Anayasaya ve onun kurumlarına tamamen bağlıyız ve bu kurumların başı da başkandır"

Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, partisinin Papadopulos'u saf dışı bırakacak güçte olduğunu, ancak bunu yapmayacağını, Kuzey Kıbrıs'ta Başbakan Mehmet Ali Talat'ın üstlendiği rolü üstlenip Kıbrıs konusunda söz sahibi olmayı düşünmediğini söyledi.

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün mimarı olarak gösterilen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a tam destek veren Dimitris Hristofyas, İngiliz ve Amerikalılara "Yeni Talat olacağımı düşünüyorlarsa bunu unutsunlar" mesajı gönderdiğini kaydetti.

Rum gazetesi Fileleftheros, Rum yönetiminin ikinci adamı konumunda bulunan Dimitris Hristofyas'ın bu gazeteye verdiği özel mülakatta söylediklerini "Hristofyas/Tasos Konusunda Anglo-Amerikanlara Sert Nota - 'Yeni Talat Olacağımı Unutsunlar' -Üç Testte Başarısız Olursa Türkiye'ye Veto" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.

Gazeteye göre yabancı unsurların emirlerine kulak asması halinde AKEL'in bunu yapabilecek durumda olsa bile, ilkeleri ve tutarlılık gereği Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u izole etmeyeceğini kaydetti.

"Rum tarafında da bir Talat'a ihtiyaç olduğu ve bu rolü kendisinin oynayabileceği" yönünde mesajlar aldığını açıklayan Hristofyas "Amerikalı ve İngiliz yetkililere net bir şekilde, AKEL genel sekreteri ve meclis başkanı Hristofyas'ın şahsında nihayetinde Denktaş'a yaptıkları gibi bay Papadopulos'u atacak yeni bir Talat görmeyi bekliyorlarsa, bunu unutmalarını açıkça söyledim" dedi.

Fileleftheros, Hristofyas'la yaptığı söyleşiyi pazar eki Politiki'de "Atilla'nın ve Yerleşiklerin Çekilmesiyle İlgili Gelişmelerle Orantılı Olarak Türkiye'ye Yeşil Işık Yakacağız -Ulusal Konseyde Vetoyu Göz ardı Etmedik" başlığını kullandı. Hristofyas'ın Fileleftheros'a yaptığı açıklamalardaki ilgi çekici noktalar özetle şunlar:

Soru: Türkiye'ye yakılan turuncu ışığın yeşile dönmesi için Kıbrıs'ın "evet"ine ihtiyaç var. Bu, hangi şartlar altında olabilir?

Yanıt: Fesatlık olmadan ve daima düşük tonda, bu düşünceleri daha Helsinki döneminde yapmamız gerektiğini söylerim. Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin turuncu ışık Helsinki'de yakıldı. Çünkü Kıbrıs, AB'ye üyeliğinin Kıbrıs sorunundan ayrılacağı beklentisi içindeydi. Aynı şeyi Ankara'nın da elde ettiğini söyleyen karşı görüşlere saygı duyuyorum. O kararla Türkiye'ye, aday üye sıfatı Kıbrıs sorununun çözümüne bağlanmaksızın Avrupa sürecini ileri götürme olanağı veriliyordu.

Bu, Türkiye'nin ilerleme raporu ve sürecin devamının Türk işgal askerlerinin mevcudiyeti, yerleşikler ve Kıbrıs'ın yarısındaki işgalin sürmekte olduğuna bağlanması için sürekli çaba harcamamamız gerektiği anlamına gelmez. Bu, zafer naraları atmadan, birlik içinde hareket ederek, iyi planlama yaparak yerine getirmemiz gereken ciddi bir görev olarak önümüzde duruyor.

Soru: Bu konuda Kıbrıs nasıl davranacak?

Yanıt: Kıbrıs tarafından veto kullanılması, raporda bizim istediğimiz konular üzerinde değişiklik yapılmaması durumunda mümkün olabilir. Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nın 25 üye ülkenin tamamını kapsaması gerektiği gibi, raporun unsurlarını değerlendirmemiz gerekir. Mesela, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması konusunun acilen ortaya konulması, sadece Türkiye'deki insanların değil Kıbrıs halkının da insan haklarına saygı gösterilmesi konusunun gündeme getirilmesi, Türkiye'den iş dinamiğinin AB'ye üye ülkelerde ve tam üye ülke olarak Kıbrıs'ta dolaşımı konusu ve de yerleşikler konusu... Değerlendirmeye çalışabileceğimiz başka unsurlar da mevcuttur.

Soru: Kıbrıs, veto uygulamayı seçebilir mi?

Yanıt: Türkiye için kırmızı ışık yanması konusunu, basit bir düğmeye basma konusu olarak görmemeliyiz. Veto bir haktır. Küçük bir ülke tarafından veto kullanılırken, bunun getireceği olası olumlu ve olumsuz etkilerin detaylı olarak analiz edilmiş olması gerekir. Bunlar, Yunanistan ve Kıbrıs dostu olan diğer ülkelerle işbirliğiyle atılması gereken adımlardır. Diğer yandan Türkiye için yeşil ışık yakacağımızı veya kırmızı ışık yakmaya yöneldiğimizi kesin şekilde betimlememizi istemiyorum.

Soru: Zaman unsuru nasıl bir rol oynar?

Yanıt: Bu konuyu ikiye ayırmalıyız. Birincisi, aralık ayına kadar önümüzde bulunan kısa zaman aralığıdır ve AB içinde yapmamız gereken çabaları açıkladım. İkincisi, Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilip verilmeyeceğine ilişkin zaman unsurudur. Türkiye tarih alırsa, AB'ye üye olma beklentisine ilişkin kendi stratejisini hayata geçirmesiyle ilgili bazı ortamlar meydana gelecek. Ortamların yaratılması ve Türkiye'ye baskı uygulanması perspektiflerinin de açılması mümkün olabilir. Ankara her altı ayda bir denetlenecek ve kendi davranışına bağlı olarak Avrupa süreci kesilebilecek. Demokles'in kılıcı başının üzerinde olacak. Türkiye'nin sürecine ilişkin müzakereler AB'ye üye 25 ülkenin tümü tarafından yapılacak. Bu çok önemlidir, çünkü Kıbrıs ve Yunanistan da orada olacak, dost ülkeler de... Dolayısıyla Türkiye tarafından üyelik müzakerelerine başlama tarihi alınmasına yönelik ön şartlar yaratılırsa, biz de kendi stratejimizi belirlemeli ve dile getirdiğim olanakları değerlendirmeliyiz. Bir şantaj fırsatına sahip olduğumuzu düşünmeyelim. Ancak bize Kıbrıs sorununun insan haklarıyla, AB'ye üye bir ülkenin bağımsızlığının, BM ve Avrupa'nın olmazsa olmaz olarak gördüğü diğer ilkelerin ihlal edilmesiyle ilgili olduğunun anlaşılması için Türkiye'yle diyaloga girme fırsatı veriliyor. Türkiye'ye müzakerelere başlama tarihi verilmemesi bizim tarafın zaferi olarak algılanmamalıdır, çünkü bu Kıbrıs'a da bağlı olmayan bir olasılıktır. Şu anda AB'ye üye ülkelerin farklı düşüncelere sahip halkları, liderliklerine baskı yapıyorlar.

Soru: Avrupa liderlikleri şu anda sorumluluklarını üstlenmeye, Atina ve Lefkoşa'nın tavrının arkasına gizlenmemeye çağrılıyor...

Yanıt: Yabancılar uzun yıllar Yunanistan ve Kıbrıs'a yatırım yapıyorlardı. AB'de Türkiye'ye bizim fren olmamızı, sonunu hesaplamadan veto kullanmamızı ve bizim arkamıza gizlenmeyi isteyen ülkeler veya unsurlar var mı, bunu derinlemesine analiz etmemiz gerekir. Türkiye bizim değil başka ülkelerin isteğiyle tarih alamazsa, bu ülkenin AB ile ilgili, ülke içiyle ilgili, olası konfrantasyonları ve Kıbrıs'la ilgili tepkilerinin neler olacağını incelememiz gerekir. Dolayısıyla veto kullanmasının zor olduğunu ve bunun büyük ülkeler için olduğunu söylediği için hükümeti eleştirenlerin haksız olduklarını yineliyorum. Başkan Papadopulos bundan iki ay önce Türkiye konusundaki bazı şartlarının yerine getirilmemesi ve Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda veto kullanacağını söylemiş olsaydı muhalefetin ne tepki vereceğini merak ediyorum.

Şu anda veto olasılığı açıktır. Hepimiz, veto kullanma olasılığını göz ardı etmediğimizi söylüyoruz. Ancak bu hakkı kullanmamız ihtimalinde bütün meseleleri yere koymamız gerekir. Ulusal konseyin son birleşiminde bu konuda görüş alış verişinde bulunduğumuzu söylemek isterim. Hükümete veto kullanma olasılığını göz ardı etmeme yetkisi verdik. Elbette hükümete, bu hakkını kullanmasını söylemedik. Dolayısıyla, veto kullanmamız olasılığını göz ardı etmedik."

Fileleftheros'un, geçen hafta AKEL'e mensup bakanların hükümette kalacaklarını ve partinin onları savunacağını söylediğini ve bunun, Rum yönetimi başkanıymış gibi davrandığı şeklinde yorumlandığını hatırlatması üzerine Dimitris Hristofyas şunları söyledi:

"AKEL'e mensup bakanlar çeşitli sebeplerle hedef oldular ve bazı unsurlar onların kellelerini istedi. Başkan Papadopulos ile de birlikte onları savunmak görevimdi. Aksi halde onlara 'AKEL sizi geri çekiyor' demem gerekirdi. Koalisyonu dağıtacak durumda değiliz. Aksine; bu hükümeti güçlendirecek ve bakanlarımızı savunmak suretiyle başkan Papadopulos'un, programını uygulamasına olanak vermek durumundayız. İster koalisyonda olalım, ister muhalefette. Bu, AKEL için bir ilke meselesidir.

Yabancılar, burada da bir Talat'a ihtiyaç olduğu ve Hristofyas'ın çeşitli yöntemlerle bu rolü oynayabileceği mesajını gönderdikleri zaman, Başkan Papadopulos'u çok kolay izole edebilirdik. AKEL için ilke meselesidir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığını savunuyoruz. Anayasaya ve onun kurumlarına tamamen bağlıyız ve bu kurumların başı da başkandır. Bunu yapmadık ve buraya gelen Amerikalı ve İngilizlere bunu net şekilde söyledim. Onlara 'Hristofyas'ın şahsında olsa dahi, AKEL genel sekreteri ve meclis başkanının nihayetinde Denktaş'a da yaptıkları gibi Papadopulos'u kenara itecek yeni bir Talat bekliyorlarsa bunu unutmalarını' söyledim. Kimse bana 'Yeni Talat ol' demedi, ancak siyasi sezgilerimiz var..."

KIBRIS 11/10/04

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen: Türkiye'nin tam üyeliği için önce Kıbrıs sorunu çözülmeli

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin tam üyeliği için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini belirterek, adada yapılan referandumlarda KKTC'de alınan olumlu sonuçtan dolayı Kıbrıslı Türklerin cezalandırılamayacağını yineledi.

Verheugen, Avrupalıların günün birinde Türklerin göçüne sevineceklerini de söyledi.

Alman Der Spiegel dergisi, Verheugen'in, diğer AB Komisyonu üyelerini bütün direnişlere rağmen Türkiye konusunda ikna etmeyi başardığını yazdı.

Verheugen'in, Avrupa ülkelerinde sadece nüfusun gerilemesinden dolayı bile Türkiye'ye ihtiyaç duyulacağını belirterek, "Günün birinde Türklerin göçüne sevineceğiz. Önemli olan doğru kişilerin gelmesi" şeklinde konuştuğu ifade edildi.

Türkiye'nin AB üyeliğinin bazı risklere rağmen Avrupa kıtası için büyük avantajlar sağlayacağını kaydeden Verheugen, AB'nin Türkiye ile birlikte dünya siyasetinde önemli rol oynayacağını ve büyük bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu söyledi.

Kıbrıs ile ilgili endişeler

AB Komisyonu tarafından Türkiye hakkında hazırlanan rapora sadece Hollandalı komisyon üyesi Frederik Bolkestein'ın karşı çıktığı belirtilen haberde, en yoğun tartışma konusu olan Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak diğer bazı komisyon üyelerinin endişelerini de Verheugen'in giderdiği kaydedildi.

Verheugen'in, Türkiye'nin tam üyeliği için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini, ancak adada yapılan referandumlarda KKTC'de alınan olumlu sonuçtan dolayı Kıbrıslı Türklerin cezalandırılamayacağını belirttiği ifade edildi.

Haberde, Kıbrıs Rum kesiminin daha şimdiden KKTC'ye yapılması planlanan 259 milyon euro mali yardımı engellediği, KKTC ile Rum kesimi arasında doğrudan ticaret yapılmasını da, kontrolü tamamıyla kaybedebileceği endişesiyle engellemeye çalıştığı kaydedildi.

KIBRIS 11/10/04

Kıbrıs sorunu AB'yi etkilemeyecek

 



12 Ekim, 2004 15:19:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği, Kıbrıs sorunu ile 17 aralıkta Türkiye'yle ilgili olarak alınacak karar arasında bir bağlantı olmadığı mesajını verdi.

Kıbrıs Rum Yönetiminin, 17 aralıktaki kararı 'veto' edebileceğine ilişkin açıklamalarını değerlendiren üst düzey bir Avrupa Birliği yetkilisi, "umarım böyle bir yanlışı yapmazlar. Zira AB içinde tek başlarına kalırlar" diye konuştu.

Aynı yetkili, Kıbrıs konusunun 17 aralıktaki kararla ilişkilendirilemeyeceğinin, Hollanda dönem başkanlığınca Rumlara net bir şekilde belirtildiğini de söyledi.

Türkiye ile müzakerelerin en kısa sürede başlatılmasının istendiğini vurgulayan yetkili, bazı ülkelerin iç politikadan kaynaklanan sıkıntıları nedeniyle, müzakerelerin başlamasının 2005'in ikinci yarısına atılabileceğini de dile getirdi.

Rumlar, veto kartını ellerinde tutuyor

Financial Times gazetesi bugün yayımlanan sayısında Rum Kesimi Devlet Başkanı Tasos Papadopulos'un ''Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye girişini veto edebilir'' dediğini yazdı.

Papadopulos'un Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanıp başlanmayacağı kararının alınacağı 17 aralık zirvesi öncesinde Türkiye'den taviz koparmaya çalıştığına dikkat çeken gazete, "Papadopulos, Kıbrıs söz hakkını saklı tutuyor" diyor. Ama bu "Lefkoşa'nın daha görüşmelerin başlamasını veto etmeyeceği yolundaki güvenceleriyle çelişiyor" diye yazdı.

Türkiye'ye yeşil ışık yakılacak

Ancak, Türkiye'nin AB'deki destekçilerinin aralık ayında yapılacak toplantı sonrasında, Türkiye'ye yeşil ışık yakılacağından çok emin olduklarını yazan gazete, Papadopulos'un "veto bizim elimizdeki bir silahtır. Aralık ayında ne yapacağımızı şimdiden açıklamak akıllıca değil. Konuyu tartışıp, fikir alışverişinde bulunduktan sonra uygun bir zamanda karar vereceğiz" sözlerine dikkat çekiyor.

Lüksemburg'da dün yapılan AB toplantısı

Lüksemburg'da dün yapılan AB toplantısında Rum Kesimi Dışişleri Bakanı George Lacovou'nun Rumların taleplerini sıraladığını belirten Financial Times, Locovou'nun Ada'nın kuzeyinde bulunan 36 bin Türk askeri sayısında indirim yapılmasını talep ettiğini yazıyor.

"Rumlar, Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşabilmesini istiyor"

Kıbrıs Rum Kesimi'nin ayrıca Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşabilmesini istediğini belirten gazete, diğer bir talebin de Rumların OECD ve AGİT gibi örgütlere katılma isteklerinin önündeki Türkiye vetosunun kalkması olduğunu kaydetti.

Kıbrıs'ın Türkiye'yi veto etmesi Atina tarafından onaylanmaz

Dün yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında, Yunanistan'ın Kıbrıs'ı haklı gördüğünü de yazan Financial Times, ancak Kıbrıs'ın Türkiye'yi veto etmesinin Atina tarafından onaylanmayacağı görüşünün hakim olduğunu savundu.

 

Ankara Rumları tanısın yoksa AB’ye giremez

Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, görev süresinin bitmesine 5 ay kala Türkiye’ye son derece sert mesajlar gönderdi.

1571 yılında İnebahtı’da Osmanlı donanmasının yakılmasının yıldönümü dolayısıyla Yunanistan’ın ilk başkenti Nafpaktos’da düzenlenen törende konuşan Yunanistan Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin Yunanistan ile ilişkilerini normalleştirmemesi ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması halinde, AB’ye giremeyeceğini söyledi.

Stefanopulos, Türkiye’nin AB üyeliği için, Patrikhane’nin evrenselliğinin tanınması ve Heybeliada Ruhban okulunun açılmasını da şart koştu.

Yunanistan’ın, Türkiye’ye Avrupa ülkesi olması için yardım etmesi gerektiğini, bunun hem Avrupa hem de Yunanistan’ın çıkarına olduğunu söyleyen Stefanopulos, bunların bir ön şart olmadığını, sadece uluslararası hukuk ve AB hukuku gerekleri olduğunu iddia etti. Stefanopulos, Türklerin 1571’de kuvvetlerini kullanarak Avrupa’ya yayılmaya çalıştıklarını belirterek, Türkiye’nin bugün de insan haklarını koruyan AB’ye üye olmak istediğini vurguladı.  

HURRIYET 12/10/04

Ankara Kıbrıs'a panzehir arıyor

12/10/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 17 Aralık'taki AB zirvesinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına dönük veto tehdidini açıkça ortaya koyması Ankara'yı hareketlendirdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Ciddiye alınacak bir şey değil. Bir engel yaratamazlar" dese de, Dışişleri'nde uzun değerlendirme toplantıları yapıldı. Dışişleri yetkilileri, Papadopulos'un veto tehdidine, "Elimiz armut toplamayacak. Rumlarla kıran kırana bir mücadeleye giriyoruz. Biz de AB nezdinde seferberlik başlatıyoruz. Kıbrıs'ı tanımakla bizim AB üyeliğimizin hiç ilgisi yok" tepkisini gösterdi. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin AB yükümlülükleri uyarınca 2 Ekim'de Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği'ni devreye soktuğunu hatırlatıp, Rumların beklentilerini, 'haksızca artırma çabasında' olduğunu savundu. Dışişleri yetkilileri, zirveye kadar Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 25 Ekim'de Fransa, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de 18 Ekim'de Almanya ziyaretlerinde "Rum Yönetimi'ni Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak tanımamız söz konusu olamaz" mesajı vereceğini belirtti.

Rumlar: AB koşul getirsin

12/10/2004 RADIKAL

AA - LÜKSEMBURG - AB'nin Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlanmasını onaylaması beklenen 17 Aralık'taki liderler zirvesi için veto kartını gösteren Kıbrıs Rum Yönetimi harekete geçti. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, dün Lüksemburg'daki AB dışişleri bakanları toplantısında, gündem maddesi olmadığı halde Türkiye'yle müzakerelerin başlamasını, Kıbrıs konusunda atılacak bazı adımlara bağlamak istediklerini dile getirdi. Türkiye'nin Rum uçaklarına Kıbrıs'ın kuzeyinde uçma izni vermesi, Rum uçakların yollarının uzamasının son bulmasını, kuzeyde Rum mallarının satışını istediklerini anlatan Yakovu, Türkiye'nin adadan asker çekmesine yönelik bir plan sunması talebinde de bulundu. Yakovu'ya Yunan heyetinin sadece 'kısmi destek' verdiği belirtilirken, Rum bakana sorunların müzakere sürecinde de aşılabileceğinin söylendiği kaydediliyor.

Barikatta bomba

Adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki geçiş noktalarından Lefkoşa'daki Ledra Palace'da dün öğle saatlerinde, içinde patlayıcı madde bulunan iki paket tespit edilmesi ara bölgede panik yarattı.

Ledra Palace sınır kapısındaki Rum kontrol noktasıyla Rum mahkeme binaları arasındaki toprak otoparkta çalışan Kıbrıslı Türk Ekrem Karadayı tarafından tespit edilen ve bomba olduğundan şüphe duyulan paketler, Rum polisi tarafından fünyeyle patlatıldı.

Paketi etkisiz hale getirdikten sonra basına açıklama yapan Rum polis yetkilisi Yagovos Papakostas, pakette bomba mekanizması olduğundan şüphelendiklerini, bu nedenle patlattıklarını, incelemelerin ardından olayın netlik kazanacağını kaydetti.

Olay yerine gelerek incelemelerde bulunan Rum Adalet Bakanı Doros Teodoru da, polisin paketlerin içerisinde C 3 ya da C 4 türü patlayıcılar olabileceği değerlendirmeleri bulunduğunu, polisin olayla ilgili soruşturmasının devam ettiğini kaydetti. Teodoru, patlayıcıların kim ya da kimler tarafından konulduğunun henüz tespit edilmediğini belirterek, sonuca ulaşılıncaya varılıncaya kadar araştırmanın devam edeceğini kaydetti. Teodoru, Ledra Palace bölgesinde güvenlik önlemlerinin de artırılacağını ifade etti.

Bomba paniği yaratan paketin dün saat 13.30 sıralarında tespit edilmesiyle birlikte bölgeyi güvenlik çemberine alan ve elektronik robot gibi son model teknik teçhizat kullanarak pakete müdahale eden Rum polisi, yaklaşık bir saat boyunca geçişleri de durdurdu.

Ledra Palace sınır kapısındaki geçişler, Rum polisinin Barış Gücü ile birlikte gerekli güvenlik önlemlerini almasının ardından saat 14.40'ta yeniden başlarken iki taraf arasındaki geçişler, kısa süreli sıkışıklığın ardından normale döndü.

Papakostas: Olay, incelemelerin

ardından netlik kazanacak

Olayla ilgili açıklamada bulunan bölgesel polis müdürü Yagovos Papakostas, Ledra Palace'a 20 metre ilerde bir otopark alanında iki şüpheli paket tespit edildiğini, pakette bomba mekanizması olduğundan şüphelendiklerini, bu nedenle patlattıklarını belirterek, olayın incelemelerin ardından netlik kazanacağını kaydetti.

Bir Rum gazetecisinin patlayıcı bulunan paketlerin Kıbrıslı Türk tarafından mı konulduğu yönündeki bir soru üzerine Papakostas, Kıbrıslı Türk mü, yoksa Kıbrıslı Rum mu bu konuda henüz bir bilgi yok. Yapılacak soruşturma sonucunda bu tespit edilecektir" diye konuştu.

Teodoru: Sorumlu

kişiler mutlaka bulunacak

Patlayıcıların etkisiz hale getirilmesinin ardından olay yerine gelerek incelemelerde bulunan Rum adalet bakanı Doros Teodoru da, sivil bir vatandaş tarafından iki şüpheli paketin tespit edildiğini ve ihbar üzerine polisin olay yerine giderek incelemelerde bulunduğunu anlatarak, şüpheli paketlerin bomba ekipleri tarafından patlatılarak etkisiz hale getirildiğini kaydetti.

Teodoru, "Söz konusu paketlerin kimin tarafından , ne zaman ve hangi amaçla konduğunu bulana kadar araştırmalar devam edecektir. Soruşturma bu olayın kimler tarafından yapıldığını tespit edilene kadar devam edecek. Kimlerin yaptığını bulacağız" diye konuştu.

Şüpheli patlayıcı paketlerin bulunduğu alanın çok hassas bir bölge olduğuna işaret eden Teodoru, bu bölgedeki güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Olayla ilgili olarak detaylı bilgi vermenin şu anki aşamada mümkün olmadığını ifade eden Teodoru, polis ekiplerinin konuyla ilgili soruşturmasının devam ettiğini belirtti.

Bombanın türünün tespit edilip edilmediği ile ilgili bir soru üzerine Teodoru, "Bomba, C 3 ya da C 4 olabilir. Ancak şu aşamada kesin bir şey söylemek doğru olmaz. Polis, az ama patlayıcı etkisi güçlü olan bir tür patlayıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu" dedi.

Rum gazetecilerin iddiası

Rum gazetecilerden edinilen bilgiye göre, içinde patlayıcı maddelerin bulunduğu paketlerin kuzeyden getirilmiş olabileceği ihtimalleri üzerinde durulduğu, patlayıcı maddelerin üst kısmı kesilmiş olan süt kutularının içerisinde yer aldığı belirtildi.

Olaya tanıklık eden bir kişi ise, oto parkta çalışan Kıbrıslı Türk Ekrem Karadayı'nın, otoparkta süt paketleri içerisinde patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri gördüğünü ve bunun üzerine polisi aradığını anlattı.

Casus muamelesi

Bu arada, bir Rum sivil polis, anlamsız bir şekilde aralarında KIBRIS TV kameramanının da bulunduğu Kıbrıs Türk basın mensuplarına "casus" muamelesinde bulundu.

KIBRIS TV ve Genç TV kameramanlarının, kendisinin görüntüsünü aldığını iddia eden sivil polis, bir süre kameramanların görev yapmasına engel oldu. Hatta bir fotoğrafçıya, kendisini görüntülediğini iddia ettiği Kıbrıslı Türk basın mensuplarının fotoğrafını da çektirdi.

Sınırda mahsur kalanlar ne dedi?

Bomba ihbarından dolayı saatlerce sınırda mahsur kalan vatandaşlar ve turistler, bomba uzmanlarının şüpheli paketleri patlatmasına kadar endişe içerisinde bekledi.

KIBRIS'a olayla ilgili görüşlerini aktaran vatandaşlar, "Üçüncü bir bomba daha olabilirdi. Polis ekiplerinin bu şekilde önlem alması önemli... Bu olay insan psikolojisini tamamen olumsuz bir şekilde etkiliyor. İki tarafta da fanatikler var, barış olmasını istemeyenler var, ancak bizim güneye geçişimizi engelleyemezler. Biz daha önce çok daha büyük olaylar yaşadık. Hiçbir zaman, ne Rum ne de Türk fanatiklerinden korkmuyoruz. Kıbrıs'ta barış olacak. Bunu engelleyemezler" diye konuştu.

Kıbrıslı Rum Nikos Anastasidu ise, "Biz bu düşüncede olan insanları aramızda istemiyoruz. Bu olayla yapılmak istenen Kıbrıslı Rumların Türkleri, Türklerin de Rumları suçlamasıdır. Maalesef az sayıda da olsa bu şekilde düşünen insanlar var. Kıbrıs Türkleri ve Rumları bu olayı kınamalıdır. Bu ülkede bir birlerini incitmek isteyenler varsa başka yere gitsinler ve barış, huzur isteyenleri burada rahat bıraksınlar" diye konuştu.

Kıbrıslı Rum Markos Antoni de, "Güneyde devlet kurumunda yapmam gereken birtakım işlemler vardı. Saatlerce burada beklemek zorunda kaldım. Olay endişe verici. Rum polisinin ve BM askerlerinin bomba ihbarı üzerine aldıkları yoğun güvenlik önlemlerinden etkilendim. Vatandaşların ve turistlerin güvenliğinin sağlanması ve tehlikeye girmemesi için çok yoğun ve sıkı önlemler aldılar" dedi

KIBRIS 12/10/04

Bostancı sınır kapısının yol çalışmaları başladı

KKTC-Güney Kıbrıs arasındaki geçişlere kolaylık sağlama ve yaşanan sıkışıklığı asgari düzeye indirme amacıyla açılması düşünülen Bostancı sınır kapısına giden güzergahta yol yapım çalışmalarına dün sabah başlandı.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın ihale yöntemiyle Kahveci Ltd.'e yaptıracağı yolun altyapısının tamamlanmasını içeren çalışmalar yaklaşık 15 gün sürecek.

İçişleri Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler ve Güzelyurt Polis Müdürü Hasan Bendaşan dün sabah bölgeye giderek başlatılan altyapı çalışmalarını yerinde izledi ve Karayolları Dairesi Müdürü İsmail Altan'dan çalışmalarla ilgili bilgi aldı.

Kalyoncu

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, amaçlarının bölge insanının güneye geçişini kolaylaştırmak olduğunu belirterek, Bostancı kapısının açılması konusunda önceleri Rum yönetimiyle mutabakata vardıklarını, ancak daha sonra konuyla ilgili problemler yaşadıklarını anlattı. Rumların değişik yerlerde 8 kapı daha açılmazsa bu kapının açılmasına izin vermeyeceklerini söylediklerini hatırlatan Kalyoncu, "Rum yönetimi sürekli olarak 'biz işbirliğinden, barıştan yanayız' diye propaganda yapıyor ama iş fiiliyata geldiğinde sürekli geri adım atıyor" dedi.

Kalyoncu, Yeşilhat'tan Astromerit köyüne giden hat üzerinde Rumlar ve BM'den yetkililerle birlikte çalışmalar yapıldığını, yolun güzergahının tespit edildiğini, ancak daha sonra Rum yönetiminin başka bir kapının açılmasını şart koşarak, bu kapının açılmasına engel koyduğunu kaydetti.

Kalyoncu, Rum yönetiminin iki toplumun temasına fırsat vermemek amacında olduğunu belirterek, Rumların Türklerle temastan kaçtığını, kendilerinin ise temastan yana olduğunu dünyaya göstermek istediklerini söyledi.

Kalyoncu, Rumların da güneyden kapı açması ve Bostancı kapısından karşılıklı geçişlerin yapılması temennisinde bulunarak, Bostancı kapısının açılmasıyla Güzelyurt-Lefkoşa yolundaki trafik yoğunluğunun da azalacağını da dile getirdi.

Murat

Çalışmaları izleyen İçişleri Bakanı Özkan Murat da karşılıklı geçişlerle ilgili rakamsal bilgi verdi ve her gün ortalama 4 bin Rum ve yabancının güneyden kuzeye, yaklaşık 7 bin kişinin de kuzeyden güneye geçtiğini söyledi.

Bu rakamın hafta sonları değiştiğini belirten Murat, hafta sonu kuzeye geçen Rumların sayısında bir artış olduğunu ve bu artışın Metehan sınır kapısında sıkışıklık yarattığını kaydetti.

Güzelyurt bölgesinden güneye giden çok sayıda işçi olduğuna dikkat çeken Murat, işçilerin Lefkoşa'ya giderek güneye geçiş yapmasının zorluğuna işaret ederek, bunun adeta bir işkence olduğunu, bu sorunu çözmek için verdikleri sözü tuttuklarını söyledi. Murat, Rumların da karşılık vererek güneyden kapı açmasıyla vatandaşın rahatlayacağını, Güzelyurt bölgesine daha çok Rum ve yabancının geleceğini ve bunun ekonomiye de katkı sağlanacağını kaydetti.

KIBRIS 12/10/04

“Statükoyu tercih ederim”

 

Rum Lider Tasos Papadoulos, “kendisinin gerekli gördüğü maddeleri içermeyecek bir anlaşma yerine bugünkü statükoyu -yani taksimi- seçtiğini” açıkladı.

Finlandiya’nın başlıca “düşünce havuzu” PAASİKİVİ’deki konuşan Papadopulos, “mevcut durum hepimiz ikinci en iyi çözüm tercihidir. En iyi çözüm ise Kıbrıs sorununun çözümlenmesidir” diye konuştu.

 

İşte Papadopulos’un istekleri

 

Rum Lider kendi isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda “statükoyu tercih ettiğini” söyledi.

Papadopulos, bir çözümün aşağıdaki hususları yerine getirmesi gerektiğini iddia etti.

“1. Kıbrıs ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan tek ülke tek sesle konuşmalı.

  2. Hiçbir toplum diğerini tahakkümü altına almamalı, ancak hiçbir toplum da haklarını devletin çalışmasına sorun yaratacak şekilde kullanamamalı.

  3. Karar alma mekanizması oybirliği veya 50:50 gerektirmeyecek şekilde olmalı. Çünkü bu siyasi eşitliği sayısal eşitliğe çevirir ve çıkmazlara, felç olmaya neden olur.

  4. Göçmenlerin dönüşünün güvence altına alınması ve sonuçta dönemeyeceklerin kısa zamanda tazmin edilmesi.

  5. Türk askerlerinin tamamen adadan çıkması.”

 

“Federal çözüme sadığız”

 

Papadopulos, “iki coğrafik bölgesi olacak iki bölgeli, iki toplumlu bir federal çözüme sadık kaldığını da yineledi ve 1977’de Kıbrıs Rum tarafının iki bölgeli, iki toplumlu federasyon önerisini kendisinin hazırlayıp sunduğunu hatırlattı.

Papadopulos soruları da yanıtladı ve “Kıbrıs sorununa en iyi çözümü sağlamak için Türkiye’nin uzun AB perspektifinden istifade etmeyi düşündüğünü” ima etti. Papadopulos, “Türkiye’nin Kıbrıs’taki

askerlerini geri çekmeden AB’a üye olmayacağını” AB’ın Türkiye’ye “havuç-kırbaç” politika uygulaması gerektiğini, Türkiye-AB ilerleme raporunun kendilerini görmek istediği bazı şeyleri içermediğini iddia etti.

Papadopulos aralığa kadar istedikleri konuların AB raporuna dahil edilmesine çalışacaklarını da söyledi.

Türkiye’nin üyelik müzakereleri başlatma isteğini “yeni fırsat” olarak da niteleyen Papadopulos, Annan raporunda kendileri için olumsuz olan unsurları da tekrarladı ve her şeye rağmen Annan planının felsefesinin kabul edilir olduğunu belirtti.

YENIDUZEN 12/10/04

 

Denktaş: Evet diyenler şok yaşıyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’ne referandum öncesinde vaad edilenlerin hiçbirinin yerine getirlmdiğini beirterek, “Rum’a inanarak, Avrupa’ya güvenerek ‘evet’ propagandası yapanlar bugün şok içinde” dedi.

Rum yetkililerin açıklamalarına atıf yaparak, Kıbrıs’ın Girit benzeri elden çıkma yolunda olduğunu da söyleyen Denktaş, “İnşallah hem burası, hem Türkiye ayılır ve daha sağlam duruma geliriz, devlete sahip çıkarız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Doğu Akdeniz Üniversitesi tarafından düzenlenen “Atatürk ve Devlet” konulu konferans için adada bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu heyetini kabul etti. Kurum Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural başkanlığında aralarında gazetecilerin de bulunduğu  heyete, DAÜ Atatürk Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Hasan Cicioğlu eşlik etti.

PROPAGANDA YAPANLAR ŞOK İÇİNDE...

Türkiye’nin AB yolunda ilerlerken Atatürk ilkelerinden ayrılmamasının önemini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusundaki kaygılarını da yineledi ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un son açıklamalarına atıfta bulunarak devlete sahip çıkılmasının önemini vurguladı.

Referandum öncesinde Kıbrıs Türkü’ne verilen sözlerin hiçbirinin yasal zorluklar gerekçesiyle yerine getirilmediğini söyleyen ve Rum’a inanarak, Avrupa’ya güvenerek “evet” propagandası yapanların büyük bir “şok” içinde olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı, “Devlete sahip çıkmazsak süpürülüp götürüleceğiz” dedi.

GİRİT OLMA YOLUNDA SON SAYFALAR...

Kıbrıs Türkü’nin ancak hak ve statüsünü koruyarak, devletine sahip çıkarak ve Türkiye’nin adadaki haklarını gözeterek varolabileceğini söyleyen Denktaş, “Gidişat belli. Kıbrıs Girit olma yolunda. Girit’in son sayfalarını yazıyorlar. Bu yolda tek engel devletimizdir, devlete sahip çıkmaktan başka hal çeresi yok. Ama maalesef Türk tarafında herkes bu bilinç içerisinde değil” diye konuştu.

Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB yolunda engel olduğuna ilişkin söylemlerin gerçeği yansıtmadığını da belirten Denktaş, “Bu meseleyi Türkiye yaratmadı. Sorunu esas yaratan Rum ve Yunan’a engel değil de Türkiye’ye niye engel.... Aklımızı başımıza toplayalım, Türkiye adadan çıkarsa burada Türkler’i karıncaya kadar ezerler” ifadelerini kullandı.

AL BAŞINA ÇAL DİYEBİLECEK MİYİZ...

Bir soruya karşılık, Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos’un Türkiye’ye veto tehdidi ile Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını da yorumlayan Denktaş, özetle şunları söyledi:

“Niye hayret ediyorsunuz, bunları beklemiyorsaydınız Kıbrıs meselesini bilmiyorsunuz, Rum-Yunan ikilisini tanımıyorsunuz demektir. Bütün mesele bunlara razı olacak mıyız, yoksa başına çal diyerek devlete mi sahip çıkacağız...İnşallah hem burası, hem Türkiye ayılır ve daha sağlam duruma geliriz...”

Denktaş, Türkiye basınının Kıbrıs konusundaki yayınlarıyla ilgili eleştirilerini de tekrarladı ve  kendi açıklamalarına gereken özenin gösterilmediğini söyledi.

DENKTAŞ’A DESTEK

Merkezi Ankara’da bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural ile heyet üyeleri de Cumhurbaşkanı Denktaş’a destek belirten konuşmalar yaptılar.

Atatürk’ten alıntı yaparak Cumhurbaşkanı Denktaş’ın şeref ve haysiyet mücadelesi verdiğini belirten heyet üyeleri, “AB süreciyle birlikte bencil, maddi varlıkları ön plana çıkaran, milli varlığı önemsemeyen çarpık tavırların” ortaya çıktığını iddia ettiler.

Kıbrıs konusunda Türk halkının menfaatlerini gözeten başarılı bir sonuç alınacağı inancında olduklarını ifade eden heyet üyeleri, ziyaretleri anısına Cumhurbaşkanı Denktaş’a bir de kitap hediye ettiler.

HALKIN SESI 12/10/04

‘Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımalı’

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili kararın alınacağı Aralık ayındaki AB zirvesi öncesinde Kıbrıs konusunda mutlaka çözülmesi gereken pek çok konu bulunduğunu vurguladı.

NTV

 

 

 

 

13 Ekim 2004—  Öte yandan, 24 Nisan’da yapılan referandumda, Annan Planı’nı reddeden Kıbrıslı Rumların, bugün de aynı görüşte oldukları ortaya çıktı.

 

 

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Türk hükümeti üyelik müzakerelerine başlayabilmek için önce Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımalı ve Kıbrıs Cumuhriyeti’nin Ankara’da büyükelçilik açmasına izin vermelidir” dedi.
       Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşmasını, Rum hükümetini muhatap alarak imzalaması gerektiğini söyleyen Yakovu, Ankara’nın Türk limanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını, hava sahasıyla ilgili anlaşmazlıkların halledilmesine de yardımcı olmasını istedi.
       Yakovu, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili kararın alınacağı AB zirvesinde izleyecekleri tutumu, üye ülkelerle görüşerek belirleyeceklerini söyledi.
       
RUMLAR ANNAN PLANI’NA HALA KARŞI
       Bu arada, Rum kesiminde yayınlanan Simerini gazetesinin açıkladığı kamuoyu yoklaması, bugün bir referandum düzenlense, Kıbrıslı Rumların yüzde 61’inin Annan Planı’na yine “hayır” diyeceğini ortaya koydu.
       Ankette, Annan Planını kabul edeceklerin oranı ise, yüzde 32’de kaldı. Nisan’daki referandumda hayır diyenlerin oranı yüzde 76’ydı.
       

 

 

 

 

 

KKTC'de üçlü koalisyon arayışı sonuçsuz kaldı


13 Ekim, 2004 19:17:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC'de ikinci kez denenen üçlü koalisyon arayışları yine sonuçsuz kaldı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) arasında hükümet oluşturma çabalarına son nokta konuldu.

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş yaptığı açıklamada, ''öyle görünüyor ki CTP-DP-BDH hükümeti oluşumunda yer alamayacağız'' dedi. Denktaş, bunun nedeninin çeşitli konulardaki hassasiyetlerden kaynaklandığını belirtti.

Denktaş'tan erken seçim ve istifa uyarısı

Denktaş, hükümetin, bütçenin meclisten geçmemesi halinde istifa etmesi ve ardından da hükümet kurulamaması halinde yasa gereği ocak veya şubat aylarında erken seçim olabileceğini söyledi.

''Oluşacak hükümette, vizyon itibarıyla üç ortağın ikisinden farklı olanın DP olduğunu'' kaydeden Serdar Denktaş, ''hiçbir şekilde kişisel veya partisel bir kırgınlık veya düşmanlık gösterisi içinde değiliz. İçinde bulunduğumuz ortamda DP tabandan kaynaklanan kendi hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak zorundaydı. Parti Meclisi'nin aldığı karar 'bu hassasiyetleri koruyun' şeklindeydi'' dedi.

Ulusal Birlik Partisi ile koalisyon değerlendirilebilir

Gelecek hafta başlayacak bütçe görüşmelerinde neler olacağına bakacaklarını ifade eden Denktaş, ''şu an için CTP-DP-BDH koalisyonu kurulamıyor, maalesef durum bu'' diye konuştu. Denktaş, bir soru üzerine, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile ortaklık konusunu ise değerlendireceklerini söyledi.

Talat: “Hükümetin kaderi haftaya belli olacak”

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat hükümetin kaderinin önümüzdeki hafta beli olacağını söyledi. Başbakan Talat, önümüzdeki çarşamba günü Meclis’ta yapılacak görüşmede bütçenin onaylanmaması halinde istifa edeceğini belirtti.

İstifasının yeni bir hükümet oluşumuna yol açıp açmayacağını bilmediğini dile getiren Başbakan Talat, ''şu anda öyle bir ihtimal görmüyorum. Şu andaki Meclis’ten bunun dışında bir hükümet çıkabilme ihtimali yok gibi görünüyor'' dedi

KKTC'de yeni hükümet umudu zayıf

 

KKTC meclisinde azınlık durumunda bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin de (BDH) katılımıyla genişletilmesine yönelik çalışmalar çerçevesinde, 3 partinin liderleri arasında yapılan toplantıdan sonuç çıkmadı.

Koalisyonun büyük ortağı CTP'nin girişimiyle yaklaşık iki haftadır devam eden üçlü koalisyon arayışı çerçevesinde, 3 partinin lideri dün bir araya geldi. Ancak muhtemel koalisyon için belirleyici olarak nitelenen liderler zirvesinden herhangi bir sonuç alınamadı.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, mecliste yaptıkları ve somut sonuç alınamayan görüşmeyle ilgili açıklama yapmadı.

Koalisyon hükümetinin Meclis'teki azınlık sorununu aşmak amacıyla, CTP yaklaşık 2 hafta önce yeni bir girişim başlatmış ve CTP Genel Başkanı ve Başbakan Talat ile BDH Genel Başkanı Akıncı bu çerçevede bir araya gelmişti. Muhtemel koalisyon liderleri arasında üçlü görüşme ise ilk kez yapıldı.

50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde CTP'nin 18, DP'nin 5, BDH'nin 4 milletvekili bulunuyor.

 (aa)

HURRIYET 13/10/04

 

BİZ CAHİLİZ, AVRUPA BİZDEN DE CAHİL



Meğer ne kadar cahilmişiz.
Meğer ne kadar bilmeden konuşuyormuşuz.
AB Komisyonu raporunun yayınlanmasından bu yana, hem Türkiye'de, hem de Avrupa'daki tartışmalara katılıyorum. Kimi televizyonlarda, kimi Üniversitelerde...
Hayretler içindeyim.
Önce Türkiye'den başlıyayım.
Hiç abartmıyorum. Toplumu yönlendirme adına ortalara çıkanlardan bir bölümünün söyledikleri birer cehalet abidesi.
Hem bilmiyorlar, hem de bilgilenmiyorlar. Bence bilgilenmek istemiyorlar. Sırf muhalefet yapmış olmak, ters birşeyler söylemek için ortaya çıkıyorlar. Üzerinde konuştukları, fikir ileri sürdükleri Komisyon raporunu okumadıkları açıkça belli oluyor. Kulaktan dolma, gazetelere yansıyan dedikodularla yetiniyorlar.
İşte bir kaç örnek:
- Müzakerelerin ucu açık, yani ne olacağı belli değil, diyorlar. Oysa raporun 3 üncü paragrafında, müzakerelerin katılıma yönelik yapılacağı açıkça belirtiliyor.
- Serbest dolaşım yasaklanıyor, diyorlar. Oysa bunun müzakereye açık ve olağanüstü durumlarda kullanılacak bir önleme tedbiri olduğu açıkça belirtiliyor.
- Müzakerelerin her an askıya alınacağını, söylüyorlar. Oysa askıya alınmanın askeri darbe, laik sistemin tehlikeye girmesi veya reformlardan vazgeçilmesi gibi, olağanüstü durumdalarda devreye sokulacağı açıkça söyleniyor.
- Kürtler ve Alevilerin, azınlık statüsüne sokulduklarını söylüyorlar. Oysa bu azınlık atıflarının kaldırıldığı açıkça belirtiliyor.
Daha neler, neler...
Kimi kalkıyor, AB'nin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasını istediğini ileri sürüyor. Bir diğeri, ezanın kaldırılacağını yazıyor.

AVRUPANIN CEHALETİ DE BİZİMKİLERİ ARATMIYOR.
Birde Avrupadaki cehalet var.
Onların farkı, önlerine bir rapor konduğunda okuyup öğrenmeleri.
Konferanslarda, televizyon tartışmalarında olsun ortaya öyle tipler çıkıyorlar ki, kelimenin tek anlamıyla bilgisiz. Türkiye'nin 5-10 yıl önceki durumu hakkında konuşuyorlar veya tam anlamıyla Türk düşmanlığı yapıyorlar.
Birkaç konferansta dayanamadım ve "siz ne derseniz deyin, Türkiye hakkını alacaktır." dedim.
Sonra da kendimden utandım. Tartışıp, karşımdakilerin fikirlerini değiştirmeye çalışmak yerine, patlayıvermiştim. Yani, Avrupalı olmadığımı gösterdim.
Avrupadaki bilgisizliğin bir bölümü bilinçli bir Türk aleyhtarlığından kaynaklanıyor olsa dahi, önemli bir bölümü de bizim bilgi veremememizin sonucudur. Sadece kendi kendimize konuşmaktan vazgeçmediğimiz sürece, başkalarını suçlamaya da hakkımız olmaz.

KOMİSYON RAPORU, KUTSAL KİTAP DEĞİLDİR

Toplumumuzda garip bir takıntı var. Özellikle Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan İlerleme raporunu adeta kutsal kitapmış gibi algılıyor. Sanki bu raporda ne yazılıyorsa doğru, sanki bu rapordaki her satırın mutlaka yerine getirilmesi gerekirmiş gibi bir inanç var.
Hayır, AB Komisyonu raporları birer kutsal kitap gibi, değişmez veya müzakere edilmez değildir.
Komisyon'un İlerleme raporları birer saptamalar demetidir. İçindeki bazı bölümler, diğer bölümlerine oranla çok daha ciddiye alınabilir. Bazı yargılar kırıcı olabilir.
Ancak, hiçbiri değişmez değildir. Hiçbiri, mutlaka kabul edilmesi gereken Allahın emirleri değildir.
Avrupa Komisyonu raporlarında mutlaka uyulması gereken noktalar, AB'nin daha önce aldığı ve yasalaştırdığı kararlardır. Bunlara AB muhteviyatı denir. Yeni gelen her aday bunları aynen kabul etmek zorundadır. Yoksa, İlerleme Raporundaki değerlendirmelerin kabul edilmesi diye birşey söz konusu değildir.
HAYIR, dersiniz ve masaya oturduğunuz zaman pazarlığını yaparsınız.
Neden korkuluyor, neden emir gibi algılanıyor, anlayabilmek imkansız.
Türkiye kendiyle gurur duymalı, kendine güvenmeli...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/10/04

 

DP kararsız,anlaşma yok

DP KARAR VEREMİYOR... Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Birleşik Güçler, Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) liderlerinin buluşmasından bir sonuç çıkmadı. Toplantının başında DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, "Üçlü koalisyon için DP henüz karar vermedi" demesi, CTP ile görüşerek taleplerini ileten BDH kanadı tarafından "samimiyetsiz" olarak nitelendirildi

ZİRVE TEKRARLANACAK... Başbakan Mehmet Ali Talat ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, 3'lü görüşmeden sonra basına açıklamada bulunmazken BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, parti organlarında konuyu görüşeceklerini ve ilerleyen günlerde bu zirvenin tekrarlanacağını belirtti

Günlerdir bir araya gelmesi beklenen Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Birleşik Güçler, Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) liderlerinin buluşmasından bir sonuç çıkmadı.

Cumhuriyet Meclisi'nde dün saat 14.30'da bir araya gelen üç parti lideri, "yeniden buluşmak üzere" ayrılırken, bir sonraki görüşmenin olup-olmayacağı konusuna siyasi gözlemciler tereddütlü yaklaşıyor.

Bir süre önce DP'nin de onayıyla BDH ile görüşmeler yapan CTP'nin, yaptığı temaslarla ilgili ortağını bilgilendirmesine rağmen genel başkan Serdar Denktaş'ın, "Henüz üçlü koalisyon için parti meclisi kararımız yok" demesi toplantının hemen başında soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu.

DP'nin bir süreden bu yana Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP) bazı milletvekilleri ile temasta olması ve koalisyon hükümetini "transferlerle takviye edelim" niyeti BDH'yı rahatsız ediyor.

Hükümetin büyük ortağı CTP ise gelişmeleri sessiz izleme yöntemini sürdürüyor. BDH'dan aldığı talepleri DP'ye iletmesine rağmen DP'nin karar almakta zorlanması koalisyonun geleceğiyle ilgili soru işaretleri yarattı.

CTP'nin girişimiyle yaklaşık 2 haftadan beri devam eden hükümet çalışmaları çerçevesinde 3 lider ilk kez yaklaşık bir saat görüştü.

Başbakan Mehmet Ali Talat ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, 3'lü görüşmeden sonra basına açıklamada bulunmazken BDH Başkanı Mustafa Akıncı, parti organlarında konuyu görüşeceklerini ve ilerleyen günlerde bu zirvenin tekrarlanacağını kaydetti.

Liderler yalnız değildi

Cumhuriyet Meclisi'nde saat 14.45 civarında başlayan görüşmede CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a genel sekreter Ferdi Sabit Soyer, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'ya Girne Milletvekili Halil Sadrazam ile Tahsin Mertekçi, Demokrat Parti Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a da Hüseyin Öztoprak eşlik etti.

DP, "eşit ağırlığa" sıcak bakmıyor

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın "DP'den daha fazla oy aldık, hükümette eşit ağırlık isteriz" açıklaması DP'de rahatsızlık yarattı.

Aşırı çizgideki tabanının tepkilerinden korkan DP üst yönetimi, parti meclisinin desteğini alarak hareket etmek istiyor. Buna karşın, "BDH'dan daha yetkili" bir seviye talebi bulunan DP, tabanına da "İki sol partiye yama olmadık" mesajını vermek istiyor.

Buna karşın, Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu'nun kamuoyuna yaptığı "BDH'lı bir hükümet formülü" açıklaması da DP içinde önemli tartışmalara neden oldu.

Aşırı milliyetçi DP tabanının ilk etapta büyük tepki gösterdiği yaklaşımdan sonra, parti üst yönetimin geri adım attığı ve "transfer" görüşünün ağırlık kazandığı belirtiliyor.

BDH şaşkın

BDH, dünkü toplantıdan bir sonuç alınmasını beklerken, "DP henüz üçlü koalisyon kararı almadı" açıklamasıyla şaşkınlık yaşadı.

Dünkü toplantının Serdar Denktaş'ın açıklamasıyla önemini yitirdiği görüşü BDH'da ağırlık kazandı.

Özellikle BDH kanadında "soğuk duş etkisi" yapan bu açıklama, toplantı sonuna kadar devam etti. BDH yetkilileri, DP'nin tavrını "samimiyetsiz" buluyor. CTP'nin de gelişmelere sessiz kalması BDH kanadında tepkiyle karşılandı.

Bu arada, BDH lideri Mustafa Akıncı'nın Başbakan Talat ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a yönelik, "halen transfer arayışınız sürüyor" dediği de öne sürüldü. Demokrat Parti'nin herhangi bir karar olmaksızın toplantıya katılması, "UBP ile temaslar sürüyor" söylemlerini de artırdı.

KIBRIS 13/10/04

 

AB'nin 2005 bütçesinden Kuzey Kıbrıs'a 114 milyon euro ayrılacak

PARA, GARANTİYE ALINMAYA ÇALIŞILIYOR"... Avrupa Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, Avrupa Birliği'nin 2005 bütçe tasarısında değişikliğe gidilerek, 114 milyon euro ayrıldığını bildirdi. Schreyer, Kuzey Kıbrıs için ayrılan 114 milyon euro ile Hırvatistan için ayrılan 105 milyon euroyu garantiye almak için uğraş verdiklerini söyledi

 

 

Avrupa Birliği Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Schreyer, Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik gelişmeyi desteklemek istediklerini belirterek, 2005 için 114 milyon euro ayırdıklarını ve bütçeye soktuklarını bildirdi.

Annan Planı'na ilişkin referandumların ardından Kıbrıslı Türklere 3 yılda toplam 259 milyon euro tutarında mali yardım yapılmasına karar veren Komisyon, AB Konseyi'nin istekleri doğrultusunda mali yardım paketinde değişiklikler yaptı.

Komisyon, ek düzenlemelerle 2005 bütçesine söz konusu değişiklikleri yansıttı.

AB Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs'ta Annan Planı üzerine yapılan referandumların ardından AB Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere, adanın diğer kesimiyle farklılıkların giderilmesine katkı amacıyla ekonomik yardım kararı aldığını hatırlattı.

Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik gelişmeyi desteklemek istediklerini belirten Schreyer, öngörülen 259 milyon euroluk yardım diliminin artırılmasının öngörüldüğünü ancak, henüz siyasi kararın onaylanmadığını, geçen temmuz ayında AB Komisyonu'nun uygulamaya yönelik "hukuki bir öneri" sunduğunu, 2004 için ayrılan bütçe diliminin henüz onaylanmadığını, 2005 için 114 milyon euro ayırdıklarını ve bütçeye soktuklarını anlattı.

Schreyer, Rum kesiminin muhalefetine ilişkin bir soru üzerine, "Kıbrıs Türk toplumu konusunda birkaç öneri AB Konseyi'nin masası üzerinde bulunuyor, henüz somut karar yok. AB Komisyonu bunun bir an önce gerçekleşmesini arzu ediyor. Kolay bir iş olmayacak. Çeşitli sözler verdik, gerekeni yapma görevimiz var" diye konuştu.

Bütçe açık veriyor

Komisyonun bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, düzenlediği basın toplantısında, birlik bütçesinde açık olduğunu belirtse de, tahminlerin üzerindeki harcamalardan kaynaklanan açığın kapatılması için ne kadar ek kaynağa ihtiyaç duyulduğunu belirtmedi.

Bazı AB bürokratları, birlik bütçesinin yaklaşık yüzde 4'ü anlamına gelen 4 milyar euro açıktan bahsediyor.

AB bütçesinin yıllar sonra ilk kez açık verdiği belirtilirken, bütçe komiseri Schreyer, bunun tek sebebi olarak 10 yeni ülkenin birliğe kabul edilmesinin gösterilemeyeceğini, eski birlik ülkeleri için yapılan harcamaların da planlananın üzerinde gerçekleştiğini ifade etti.

"Bütçenin açık vermesi AB üyeleri için sürpriz olmamalı. Bu durum geçen yıldan beri tahmin ediliyordu" diyen Schreyer, ne tür tasarruf yapabileceklerini araştırdıklarını söyledi.

KIBRIS 13/10/04

 

TÜSİAD'dan çözüme destek

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda süregelen çıkmazın, tutulmayan sözlerin yarattığı moral bozukluğu ve Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı tecrit konumunun kendilerini rahatsız ettiğini belirterek, "Bu talihsiz sonuç, bizim açımızdan Kıbrıs Rum seçmenlerinin pratikte adanın birleşmesini engelledikleri anlamına geliyor. Bize göre bu, uzun zamandır süren problem açısından en istenmeyen sonuçtur" dedi

Sabancı, bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulların nasıl daha iyi hale getirilebileceğinin düşünülmesi gerektiğini belirterek, çözüm konusunda her şeye rağmen Türk tarafının elinde bir açılım fırsatı olduğunu belirtti. Sabancı. "Bize düşen de siyasi goller atmaya çalışmak değil, bu çerçeve içinde daha iyi hazırlanmaktır" diye konuştu.

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda süregelen çıkmazın, tutulmayan sözlerin yarattığı moral bozukluğu ve Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı tecrit konumunun kendilerini rahatsız ettiğini belirterek, "Bu talihsiz sonuç, bizim açımızdan Kıbrıs Rum seçmenlerinin pratikte adanın birleşmesini engelledikleri anlamına geliyor. Bize göre bu, uzun zamandır süren problem açısından en istenmeyen sonuçtur" dedi.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve KKTC İşadamları Derneği (İŞAD)'ın ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve AB Sürecinde KKTC'nin Ekonomik Pozisyonu" konulu panelde konuşan Sabancı, 24 Nisan'da yapılan referandumda Annan Planı'na KKTC'den olumlu, Güney Kıbrıs'tan ise olumsuz oy çıkmasını değerlendirirken, Kıbrıs Rumlarının siyaset sınırının, bu tarihsel fırsatı anlamayarak, korkunun mantık ve hakkaniyeti yenmesine çanak tuttuğunu ifade etti.

Sabancı, bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulların nasıl daha iyi hale getirilebileceğinin düşünülmesi gerektiğini belirterek, "Ancak her şeye rağmen elimizde bir açılım fırsatı var. Bize düşen de siyasi goller atmaya çalışmak değil, bu çerçeve içinde daha iyi hazırlanmaktır" dedi.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve KKTC İşadamları Derneği (İŞAD)'ın ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve AB Sürecinde KKTC'nin Ekonomik Pozisyonu" konulu panel, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Mustafa Çağatay Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.

TÜSİAD danışmanı Soli Özel'in yönettiği panele konuşmacı olarak Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, KIBRIS Gazetesi ekonomi köşe yazarı Necdet Ergün, KKTC İşadamları Derneği (İŞAD) Başkanı Ünsal Özbilenler, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Ömer Sabancı, TÜSİAD Danışmanı Türkiye dışişleri eski bakanı İlter Türkmen katıldı.

Yaklaşık iki saat süren paneli TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Cumhurbaşkanlığı

Müsteşarı Ergün Olgun, DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, bazı siyasiler ve Kıbrıslı Türk işadamları yanında bazı Rum işadamları da izledi.

Deniz

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş K. Deniz, KKTC'nin itibarlı bir ekonomik yatırım ülkesi

haline getirilmesinin hükümetin en büyük gayesi olduğunu ifade ederek Türkiyeli işadamlarını Kıbrıslı Türk işadamlarıyla birlikte hareket etmeye çağırdı.

Panelde, Avrupa Birliği'ne uyum yönündeki çalışmaları ile hedeflerini anlatan Deniz, bakanlık olarak ekonomik yatırımlara imkan sağlayacak gerekli tüm yasaları geçireceklerini, bu konuda taviz verilmeyeceğini vurguladı.

Referandum sonrasında KKTC ekonomisinde esaslı bir gelişme yaşandığını belirterek kişi başına düşen milli gelirin yıl sonunda 7 bin 500 ABD Doları'na ulaşmasının beklendiğini kaydeden bakan Deniz, Türkiye ekonomisinin de bu ilerlemeye önemli katkı sağlamakta olduğunu bildirdi.

Kazanılan siyasi itibarın ekonomiye de yansıması gerektiğini ifade eden Derviş Deniz, "Ülkenin itibarlı bir ekonomik yapıya kavuşması KKTC hükümetinin en büyük gayesi olmaktadır. KKTC bugünkü coğrafik durumda Avrupa toprağı olarak Doğu Akdeniz'in finansman ve hizmetler merkezi olmaya aday bir ülkedir" şeklinde konuştu.

Hedefleri anlatırken Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın milli havayolu olmaktan çıktığı, dolayısıyla KKTC'ye devri, özelleştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasının gerekli olduğunu kaydeden Deniz, KTHY Yönetim Kurulu'nun görevden alınması yönünde Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine çağrıda bulundu.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle Gümrük Birliği'ne girmesinin KKTC ekonomisi

üzerinde nasıl etki yapacağı konularında bakanlığının çalışma içinde olduğunu açıklayan Derviş, güçlü bir ekonomiye sahip Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı bypass ederek Güney Kıbrıs'la işbirliği yapmasının KKTC'nin "ortada boş bir ülke" olarak kalmasına neden olabileceği uyarısında bulundu.

Deniz, TÜSİAD aracılığıyla, tüm Türkiyeli işadamlarına, bu önemli davada Kıbrıs Türk işadamlarıyla birlikte hareket etmeleri konusunda çağrıda bulundu.

Erel

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Kıbrıs konusunu KKTC ve Türkiye bağlamında değerlendirdiği konuşmasında, Türkiye'nin hedefi doğrultusunda uluslararası hukuk alanında ilerledikçe nispeten rahatlama sağlarken Kıbrıs'ta süren çözümsüzlükle işlerin gittikçe karıştığı, karmaşıklaştığı; dolayısıyla bir rahatlamanın söz konusu olmadığı tespitinde bulundu.

Milli gelirdeki artışın kalıcı ekonomik büyümeyi sağladığını söylemenin mümkün olmadığını belirten Erel, nereden nereye gelindiğini özetlerken 12 Aralık Kopenhag zirvesinde o günkü trenin kaçırıldığını, ancak halen bir yerden yakalama şansı bulunduğunu ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde bugüne kadar Kuzey ile Güney arasında 50 bin KL'lik ticaret yapıldığını, bu yolla KKTC ekonomisinin kalkınmasının mümkün olmadığını ifade eden Erel, gelinen noktada süratle serbest ticaretin savunulması gerektiğini söyledi.

Erel, Türkiye'nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle, KKTC'yi dışarıda bırakmayacak bir düzenlemeyle Gümrük Birliği'ni uygulamaya koyması gerektiğini vurguladı.

Ergün

KIBRIS Gazetesi ekonomi köşe yazarı Necdet Ergün ise, KKTC ekonomisinin son yılların en hızlı büyümesini yaşamakta olduğuna işaret ederek, geçen yıl %11.4 olan büyüme oranının bu yıl %15'in üzerine çıkmasının beklendiğini söyledi.

Bu büyümenin başlıca nedenlerini, kurlardaki stabilizasyon ve kapıların açılmasıyla Rum tarafıyla yaşanan "de facto ekonomik entegrasyon" olarak gösteren Ergün, önemli olanın bu ekonomik büyümenin kalıcılaştırılması olduğunu ifade ederek, bu konuda hükümete görev düştüğünü kaydetti.

Ergün, "AB ile Kuzey Kıbrıs'ın ilişki zemini"; "Yeşil Hat", "Mali Yardım" ve "Direkt Ticaret" tüzükleri ile "Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki Gümrük Birliği ve etkileri" ana başlıkları altında gerçekleştirdiği kapsamlı sunumunda, KKTC'nin Türkiye özel sektör sermayesine olan ihtiyacına dikkat çekti.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne girmesiyle oluşacak etkilerin azaltılması için Kuzey Kıbrıs'ı da içine alacak bir düzenleme gerektiğini kaydeden Ergün, "referandumda sağlanan siyasi primin AB'de ekonomik karşılığı bulunmadığı" görüşünü savundu.

Rum işadamlarına güç birliği çağrısı

Panelde ilk sözü alan İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler, yaptığı açılış konuşmasında, son yıllarda gerek Kıbrıs gerek Türkiye'de gündemin üst sıralarındaki yerini koruyan Avrupa Birliği konusunda yaşanan sürece atıfta bulunarak 25 ülkeli, tüketici nüfusu 450 milyona ulaşan AB içinde Kıbrıs'ın payını sorgulamak gerektiğini söyledi.

Adadaki kalıcı barış ve çözüme ulaşmanın ekonomik güç birliğiyle mümkün olabileceğini belirten Özbilenler, Kıbrıslı Rum işadamlarına, Kıbrıslı Türk işadamlarıyla ekonomik güç birliği çağrısı yaptı

Sabancı: AB, verdiği sözleri tutmadı veya tutamadı

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs Türk tarafının tecrit edilmişliğini kırmak için verdiği sözleri tutmadığını veya tutamadığını söyledi.

Birleşmiş Milletler tarihinde ilk kez bir genel sekreterin raporunun Güvenlik Konseyi'nde oylanmadığına da işaret eden Sabancı, "Bu durumu çok rahatsız edici bulduğumuzu belirtmek zorundayım" dedi.

İŞAD ile TÜSİAD'ın ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve AB Sürecinde KKTC'nin Ekonomik Pozisyonu" konulu panelde konuşan TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda süregelen çıkmaz, tutulmayan sözlerin yarattığı moral bozukluğu ve Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı tecrit konumunun kendilerini rahatsız etmekte olduğunu söyledi.

"En istenmeyen sonuç"

24 Nisan'da yapılan referandumda Annan Planı'na KKTC'den olumlu, Güney Kıbrıs'tan ise olumsuz oy çıkmasını değerlendiren Ömer Sabancı, "Kıbrıs Rumlarının siyaset sınırı, bu tarihsel fırsatı anlamayarak, korkunun mantık ve hakkaniyeti yenmesine çanak tuttu. Bu talihsiz sonuç, bizim açımızdan Kıbrıs Rum seçmenlerinin pratikte adanın birleşmesini engelledikleri anlamına geliyor. Bize göre bu, uzun zamandır süren problem açısından en istenmeyen sonuçtur" dedi. Sabancı, şöyle dedi:

"Talat liderliğindeki Kıbrıs Türkü..."

"Başbakan Mehmet Ali Talat liderliğindeki Kıbrıs Türklerinin güçlü çözüm iradesiyle kuzeyi pazarlık masasına getirmeleri de bizce övgüye değerdir. Bu şekilde Kıbrıs Türkleri adanın uzun vadeli barış ve istikrarı için kısa vadedeki sıkıntıları taşıyabileceklerini de göstermiş oldular.

"Ancak Türklere yarar getirmedi"

Pratik sonuçları açısından bu çabalar, Kıbrıs Türklerine elbette huzur ve yarar getirmedi. Güney, tüm adayı temsil iddiası zedelenmeden Avrupa Birliği'ne üye oldu. Maalesef Avrupa Birliği de Türk tarafının tecrit edilmişliğini kırmak için verdiği sözleri tutmadı veya tutamadı.

Belki de Birleşmiş Milletler tarihinde ilk kez genel sekreterin raporu Güvenlik Konseyi'nde oylanmadı. Bu durumu da çok rahatsız edici bulduğumuzu belirtmek zorundayım."

"Yeşil Hat Tüzüğü de yetersiz kaldı"

Kıbrıs'ta insanların, malların ve hizmetlerin kuzey ve güney arasında dolaşımını düzenleyen "Yeşil Hat Tüzüğü"nün de yetersiz kaldığına işaret eden Sabancı, "Türk tarafı, halen dünyayla doğrudan ticaret yapamıyor. Kıbrıslı Türkler, işlerini yapabilmek için hâlâ güneye gitmek zorunda kalıyorlar" dedi.

KKTC'de eğitim kurumları üzerindeki ambargonun ve Kıbrıs Türkü'nün dünyayla doğrudan temasını engelleyen koşulların sürmekte olduğunun altını çizen TÜSİAD Başkanı Sabancı, Rum yönetiminin, Uluslararası Havacılık Örgütü'nün onayını da gerektiren Ercan Havalimanı'nın uluslararası uçuşlara açılmasına itiraz ettiğini anımsattı.

Sabancı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"En hafifinden şaşkınlık içindeyiz"

"Kullanımına yönelik kısıtlamalar nedeniyle AB Komisyonu'nun Türk tarafı için ayırdığı 250 milyon euro da bloke edilmiş durumda.

Günlük yaşamlarında tecrit edilmişliklerini sona erdirecek elle tutulur bir düzelme yaşayamayan Kıbrıslı Türklerin ciddi bir hayal kırıklığına uğradıkları da açıktır. Bundan derin bir üzüntü duyuyoruz.

Avrupa Birliği'nin bu açmazdan çıkabilmek için verdiği sözlerin ruhuna uygun makul bazı önlemler geliştirememiş olması karşısında da en hafifinden şaşkınlık içindeyiz."

"Kuzey Kıbrıs'ın Gümrük Birliği'nden dışlanması önemli engel"

Sorunun çözüme kavuşmasına ciddi katkıda bulunmuş olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'yle Gümrük Birliği'nden dışlanmış olmasının, adanın her iki tarafındaki iş dünyası açısından önemli bir engel olduğunu vurgulayan TÜSİAD Başkanı Sabancı, "Halbuki bu iki camianın, gerçek bir uzlaşmanın ve barışın mimarı olabilmeleri mümkündür" dedi.

Papadopulos'un son dönemdeki sözleri

Konuşmasında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un son dönemde sarf ettiği sözlere de değinen Sabancı, Papadopulos'a seslenerek, "Bence kendisi geçen nisan ayında 'evet' yanlısı bir tutum alsaydı, kendi halkına da büyük bir hizmet vermiş olurdu" dedi.

Sözlerini, "Bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulları nasıl daha iyi getirebiliriz diye düşünmek zorundayız" şeklinde sürdüren Ömer Sabancı, Annan Planı'nın adayı yeniden birleştirmek ve toprak-mülkiyet konularını çözmek için taraflara benzersiz bir fırsat verdiğini, ancak bunun kullanılmadığını belirtti. Sabancı, "Ancak her şeye rağmen elimizde bir açılım fırsatı var. Bize düşen de siyasi goller atmaya çalışmak değil, bu çerçeve içinde daha iyi hazırlanmaktır" dedi ve Papadopulos'la ilgili olarak şöyle devam etti:

"Papadopulos, AB içindeki pozisyonunu kötüye kullanmamalı"

"Başkan Papadopulos, Avrupa Birliği içindeki pozisyonunu kötüye kullanmamalı, bunun yerine adayı daha ileriye götürecek yapıcı bir diyaloğun başlatılmasına çalışmalıdır. Bu bağlamda geçen hafta İstanbul'da yapılması planlanan Avrupa Birliği ile 57 üyeli İslam Konferansı Örgütü'nü bir araya getirecek ortak forumun iptalini örnek olarak dikkatinize sunarım. Avrupa Birliği dönem başkanının, Rum tarafının ısrarları üzerine konferansa gözlemci olarak katılacak Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'ndaki adlarıyla 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak davetini gerekçe gösterip, üyelerden katılmamalarını talep etmesi bu iddianın nedenidir.

Uygarlıklar arasında diyaloğa en çok ihtiyaç duyulan bir dönmede böyle bir fırsatın kaçırılmış olmasını da derin bir üzüntüyle karşıladık."

Türkiye'nin Rum tarafıyla Gümrük Birliği Anlaşması

Konuşmasında Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki gümrük birliği anlaşmasına da değinen ve Türkiye'nin yaklaşık bir hafta önce, Avrupa Birliği'ne yönelik yükümlülüklerinin bir parçası olarak Güney Kıbrıs'la Gümrük Birliği Anlaşması'nı yürürlüğe soktuğunu anımsatan Sabancı, Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik karantinanın kalkmasının bu adımı daha da anlamlı kılacağına işaret etti. TÜSİAD Başkanı Sabancı konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Güneydeki partnerimiz OED ve kuzeydeki ortağımız İŞAD'ın inisiyatifi ele alarak, serbest ticaret ve liberal ekonomi ilkeleri ışığında bir çözümü gündeme getirmeleri en büyük beklentimizdir. Bunun, daha özgürlükçü, hasmane olmayan bir siyasi ve diplomatik iklimi adada hakim kılacağını da düşünüyoruz. TÜSİAD olarak bu tür girişimlere hep destek verdik, destek vermeye devam edeceğiz. Bundan sonra gündemimizde İŞAD ile birlikte Kıbrıs'ın güneyindeki partnerimiz OED'yi ziyaret etmek var. Bugün de sayın başkanları beni oraya davet etti İŞAD başkanımızla beraber. Memnuniyetle katılacağımızı söyledik. Bu ziyaretimin de adada herkesin, ekonomik işbirliğinin getireceği avantajları görebilmesine yol açacağına inanıyoruz."

"KKTC'nin babası" İlter Türkmen...

Oturum Başkanı, TÜSİAD danışmanı Soli Özel, Sabancı'nın ardından konuşmasını yapması için söz verdiği ve kendisini "KKTC'nin babası" olarak tanımladığı TÜSİAD danışmanı, Türkiye dışişleri eski bakanı İlter Türkmen, "Her mesleğin bir dinozoru vardır. Bu mesleğin dinozorlarından bir tanesiyim. Babalıktan çıktık, dedeliğe geldik" şeklinde espri yaptı.

Geriye dönüp de Kıbrıs konusuna baktığı zaman, bugüne kadar muazzam gelişmeler yaşandığını söyleyen Türkmen, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik açıdan büyük aşama kaydettiğini belirtti ve tablonun o kadar da kötü olmadığını belirterek, "Kaydedilen mesafe muazzam" diye konuştu.

Kıbrıs'ta kapıların açılmasıyla toplum seviyesinde önemli sayılacak adımlar atılmakta olduğunu kaydeden Türkmen, bunun hükümetler seviyesine taşınması halinde adada barışın yakalanabileceğini ifade etti.

"Büyük proje" olarak nitelendirdiği Annan Planı'na bağlanan umutların, Rumların 24 Nisan'da yapılan referandumda "hayır" demesiyle boş çıktığını belirten Türkmen, şöyle konuştu:

"Artık bundan sonrasına dikkat etmek lazım. Çünkü ya adanın bölünmüşlüğü sona erecek ya da her şeye rağmen bu bölünmüşlük derinleşecek. O bakımdan eğer ileriye bakılacak olursa, mutlaka bir vizyonu beraberce yaşatmakta yarar var. Benim gördüğüm kadarıyla kuzeyde çok değişik bir geçiş dönemi yaşanıyor. Bu herhalde bir süre devam edecek. Bu arada da Türkiye bakımından da yeni bir dönem vardır. Türkiye önümüzdeki aylarda büyük bir mücadele, büyük bir dava içine girmiş olacak..."

"KKTC ile Türkiye arasında bazı şeylerin artık değişmesi lazım"

KKTC ile Türkiye arasında bazı şeylerin artık değişmesi gerektiği görüşünü de dile getiren TÜSİAD danışmanı, Türkiye dışişleri eski bakanı İlter Türkmen, "KKTC ile Türkiye'nin bir arada gitmesi lazım ama, bazı şeylerin de artık değişmesi lazım. Sayın Ekonomi Bakanı (Derviş Kemal Deniz)'in konuşması sırasında Türkiye hükümetini eleştirmesi gibi, bu çok güzel bir şey. Eskiden böyle bir şey olmuyordu. Türkiye ile KKTC arasında bazı şeyler değişecek. Daha açık bir diyaloğun başlaması lazım, eğer amacımıza varmak istiyorsak" şeklinde konuştu.

"Ortada bir hukuk karmaşası var"

Kıbrıs'ta büyük bir hukuk karmaşası yaşanmakta olduğunu da söyleyen İlter Türkmen, "Güney Kıbrıs'ın anayasası var. 1960 Anayasası'nı almış, bir kısmını uyguluyor, bir kısmını uygulamıyor. KKTC'nin de bir anayasası var, tamamen değişik bir anayasa, yeni bir anayasa. Bir de AB düzenlemeleri var. Müthiş bir hukuk karmaşası içinde yaşamaya devam edeceksiniz bir süre. Bunun başka çaresini göremiyorum. Ama bu hukuk karmaşası içinde pekala bu duruma adapte olan devletler var, ülkeler var, bir takım emsaller de var. Onun için şimdiki halde bu hukuk meselesini halledemeyeceğimize göre, bazı siyasi önlemlerle, ekonomik önlemlerle bu geçiş devresini atlatmaya çalışmamız lazım. Ben başka türlüsünü göremiyorum, ama ilerisi için de bir vizyona sahip olmamız lazım."

Soru-yanıt bölümü

Panelde konuşmaların ardından soru-yanıt bölümüne geçildi.

Paneldeki konuşmalar sırasında "KKTC, Rum tarafıyla müzakerelere devam etsin. Biz, Türk işadamları olarak, çantamızı alarak güneye geçip orada Rum işadamlarıyla iş görüşmeleri için bir araya geleceğiz" denildiğine işaret eden bir Kıbrıslı Türk işadamının, "Durum böyleyken Rum tarafı müzakere masasına gelmezse, Kıbrıs Türkünün hali ne olacak? Türkiye ne yapacak? Kuzey Kıbrıs'la Gümrük Birliği'ne mi gidecek?" şeklindeki sorusuna karşılık, TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, "Bu sorunuzu 'TÜSİAD'ın mesajı çok net olmadı' gibi anladık" diyerek, şunları söyledi:

"Belirsizlik ortadan kalkmadan yatırım zor"

"24 Nisan'da yapılan referandumdan bugüne kadar 'neler değişti' diye baktığımızda, aslında Kıbrıs Türkleri açısından olay belli bir kilitlenmeye doğru gidiyor. Ortada bir belirsiz ortam var. Bu belirsizliğin ortadan kalkması lazım. 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü' ne olacak? 'Yeşil Hat Tüzüğü' ne olacak? Uçakların kalkma-inme işi ne olacak? Bir mali yardımdan bahsediliyor, ama ben onu en sona koyuyorum, yani 259 milyon euroyu, çünkü diğerleri çok daha önemli. Bütün bu belirsiz ortam varken, sizin bir uluslararası yatırımcıya, 'gelin burada yatırım yapın' tavsiyesinde bulunmanız zor... Ancak Kıbrıs konusunun da gündemden düşmesini istemiyoruz."

Ergün Olgun'un değerlendirmesi

Bu arada panelin soru-yanıt bölümünde söz alan ve panelle ilgili değerlendirme yapmak istediğini söyleyen Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son raporunda, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'nın temel ilkelerini göz ardı eden veya onları bertaraf eden bir davranış içinde olduğunu vurguladığını ve adada çözümü engelleyenin Rum tarafı olduğunun altını çizdiğini belirtti.

Olgun, bütün bunlara karşın bugünkü panelde Türk tarafı odaklı tek yanlı bir değerlendirme gördüğünü, Rum tarafının sorunun çözümüne koyduğu engelin panele katılanlar tarafından algılanmadığını, doğru okunmadığını gözlemlediğini kaydetti. Olgun, şöyle devam etti:

"Rum tarafındaki engeli algılamama, doğru okumama ve sanki biz daha fazla taviz verirsek bu işi gerçekleştirebilecekmişiz gibi bir anlayış gördüm. Bunun gerçekçi olmadığına inanıyorum. Bu düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum."

Özel: Katılıyor değilim

Olgun'un değerlendirmesi sonrasında söz alan panelin oturum başkanı TÜSİAD danışmanı Soli Özel, Olgun'un bu değerlendirmesine katılmadığını söyledi.

"Ben, Ergün Bey'in bu paneli değerlendirmesine katılıyor değilim. Burada 'Türk tarafı daha fazla ne taviz verebilir' diye bir arayış içinde olan bir kimseyi ben duymadım en azından oturum başkanı olarak" diyen Özel, panele konuşmacı olarak katılan Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz ve KIBRIS Gazetesi ekonomi köşe yazarı Necdet Ergün'ün sunuşlarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu ekonomik boyutu ele aldıklarını belirtti. Özel, şöyle dedi:

"Necdet Bey'in sunuşunda ve sayın bakanın söylemiş olduklarında Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerle ilişkisi nedeniyle ne tür güçlüklerle karşı karşıya olduğu ortaya kondu.

"Türkiye'nin Kıbrıs'a şu anda bakışı, 'Allahınızı severseniz gölge etmeyin' "

Şimdi doğrusunu söylemek gerekirse, Kıbrıs şu anda Türkiye'nin gündeminde, ancak 'Allahınızı severseniz gölge etmeyin' tarzında bir bakış açısıyla yer alıyor. Ama biz TÜSİAD olarak 'Hayır, Kıbrıs diye bir şey var' diyoruz... Öyle sanıyorum ki Türkiye'de hemen hemen her şey 17 Aralık tarihine kilitlenmiş olduğu için, biz, belki şu anda aslında daha derin tartışılması gereken bütün konularımızı biraz yutkunarak da olsa 18 Aralık tarihine erteledik. Biliyorsunuz o gün uyanacağız ve..."

KIBRIS 13/10/04

 

İngiliz parlamenterler, CTP, BKP ve BDH'yı ziyaret etti

Bir dizi temasta bulunmak amacıyla KKTC'ye gelen İngiliz Parlamentosu'ndaki "Kıbrıs'ın Dostları Grubu" dün, Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP), Birleşik Kıbrıs Partisi'ni (BKP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi'ni (BDH) ziyaret etti.

Andrew Dismore, Andy Love, Mary Honeyball ve Mary Southatt'dan oluşan grup, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve dış ilişkiler sekreteri Özker Özgür ile görüşürken, BDH'da genel başkan Mustafa Akıncı ve Mehmet Çakıcı'yla, CTP'de ise genel sekreter Ferdi Sabit Soyer ile bir araya geldi.

İngiliz parlamenterlerin BKP ve BDH'yı ziyaretleri sırasında açıklamalar yapılırken, CTP'de saat 16.00'da yapılan görüşmeyle ilgili basına açıklama yapılmadı.

Akıncı: Kuzeyde ekonominin gelişmesi,

sorunun çözümüne de katkı sağlar

İngiliz parlamenterleri kabulü sırasında konuşan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, değişik ülkelerden gelen temsilcilerle yaptıkları temasların faydalı olduğunu kaydederek, bugünkü görüşmede referandum sonucundaki sürecin ele alınacağını söyledi.

Referandumun ardından Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaması, dünyayla bağlantı kurmalarının sağlanması gerektiğini vurgulayan Akıncı, Kıbrıs'ın kuzeyinde ekonominin gelişmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne de katkı sağlayacağını İngiliz Parlamenterlere aktaracaklarını belirtti.

Çözüm için hiç zaman kaybedilmemesi gerektiğini ve masa üzerindeki Annan Planı üzerinde çalışılabileceğini dile getiren Akıncı, Annan Planı üzerinde uzlaşmaya varılabileceğine inandığını ifade etti.

Akıncı, Kıbrıs Türklerinin demokratikleşme ve sivilleşme çabalarının içinde bulunulan süreçte her zamankinden daha çok önem taşıdığını belirterek, Kıbrıslı Türklerin sağlıklı demokratikleşmesinin Rumlarla, Türkiye'yle ve Avrupa'yla olan ilişkilerine de çok ciddi katkı sağlayacağını söyledi.

İzcan

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ise yaptığı konuşmada, parlamenterlerle Kıbrıslıların ve Kıbrıs'ın faydasına olacak şekilde işbirliğine devam edeceklerini ve parti olarak birleşik bir Kıbrıs görmek istediklerini kaydetti.

Annan Planı temelinde bir çözüme ulaşılamasa da planın henüz ölmediğini ifade eden İzcan, güneyde ve kuzeyde politikacılarla temaslarını sürdürerek, bu temaslarında planın masada olması gerektiğini söylediklerini belirtti.

Toplumlardan birinin "evet" diğerinin ise "hayır" demesinden yola çıkarak, Rum siyasi parti temsilcileriyle görüştüklerini ve uzlaşmaya varmaya çalıştıklarını söyleyen İzcan, plan üzerinde istedikleri değişikliklerle ilgili nihai kararlarını vermeden önce Rumlarla ortak bir noktada buluşmak için çaba sarf ettiklerini belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği sonrasına ertelenmesinin birçok olumsuzluk getireceğine işaret eden İzcan, geçen zamanın problemi daha komplike hale getirdiğini, Kıbrıs Türk toplumunun zaman içerisinde yok olduğunu savundu.

İzcan Kıbrıs'ı sevenlerle, demokrasiye, özgürlüğe, insan haklarına inananlarla ve Kıbrıslılar için ortak bir vatan yaratmanın önemini bilenlerle işbirliğine devam edeceklerini kaydederek, "Kıbrıs Rum yönetimi AB'ye girdi, Türkiye tarih alır gibi oldu. Peki ya Kıbrıslı Türkler ?" diye sordu ve Kıbrıs sorunun devam ettiğinin, ambargoların ve izolasyonların var olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı.

İzcan, Kıbrıs konusundaki tek çıkış noktasının çözüm olduğunun altını çizerek konuşmasını bitirdi.

Dismore

İngiliz Parlamentosu Kıbrıs Dostları Grubu'ndan Andrew Dismore, ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, çözüme yönelik yapıcı tutumlar gördüklerini ve çözüm için her iki toplumun da çaba sarf etmesi gerektiğini kaydetti.

Hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum toplumunu dinleyeceklerini ve kaygılarını anlamaya çalışacaklarını ifade eden Dismore, çözüm sürecine katkı sağlamak için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.

Annan Planı'nın her iki toplum için de kazanımlar içerdiğini söyleyen Dismore, her iki toplumun da faydasına olacak çalışmalar yapılması ve toplumların birlikte adım atması gerektiğini kaydetti.

Dismore, çözüme giden yolda neler yapılabileceği üzerinde İngiltere'ye döndükten sonra kararlar vereceklerini ve konuyu parlamentolarında gündeme getireceklerini de sözlerine ekledi.

Love

Andy Love da, referandum sonucundan dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını ve referandum sonucunun Kıbrıslı Türkler için ne kadar önemli olduğunu bildiklerini dile getirdi. Kıbrıs sorunuyla ilgili bütün tarafların çabalarını artırması gerektiğini ifade eden Love, müzakerelerle toplumlar arası farklılıkların en aza indirilmesinin şart olduğunu vurguladı.

Her iki toplumun temsilcileriyle de mümkün olduğunca görüşeceklerini ve ileriye atılacak adımlara katkı koymaya çalışacaklarını belirten Love, toplumların dikkatlerinin çözümün olumlu yönlerine çekilmesi gerektiğinin önemi üzerinde durdu.

Kıbrıs konusunda "İngiltere'nin de oynaması gereken bir rolü" bulunduğuna işaret eden Love, uluslararası toplumun ve İngiltere'nin Kıbrıs konusu üzerinde yoğunlaşması ve yapılabilecek her şeyi yaptıklarından emin olmaları gerektiğini söyledi.

Love, Kıbrıslılardan, İngiliz parlamentosunda dostları bulunduğunu fark etmelerini istedi ve uluslararası toplumun dikkatini Kıbrıs'taki çözüm sürecine çekmek gerektiğini ifade etti.

İngiltere'ye döndüklerinde Kıbrıs'taki duruma dikkat çekeceklerini söyleyen Love, daha iyi bir sonuç için neler yapılabileceğini parlamentoda görüşeceklerini kaydetti.

Honeyball

Mary Honeyball da çözümün ekonomik ve ticari yönleri üzerinde durarak, AB'nin Kıbrıs'ın ekonomi ve ticari konuları üzerinde yoğunlaşması gerektiğini söyledi.

Honeyball, AB'nin çok büyük bir organizasyon olduğunu, Kıbrıs'ın bu büyük organizasyon içerisinde kaybolma tehlikesi taşıdığını ve sorun yaşanmaması için Kıbrıs sorununun AB'nin gündeminde kalması gerektiğini belirtti.

KIBRIS 13/10/04

 

Çözüm, 17 Aralık sonrasına kaldı

"BIÇAĞA YUMRUK VURULMAZ"... Başbakan Mehmet Ali Talat, bütün dünyanın ve Birleşmiş Milletler'in Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı 17 Aralık'a kilitlendiğini, bu nedenle bu tarihten önce Kıbrıs sorununa çözüm için girişim üstlenmeye yanaşılmadığını söyledi. Başbakan Talat, bıçağa yumruk vurur gibi "şimdi girişim istiyoruz" denilse bile bir anlam ifade etmeyeceğini, 17 Aralık'a kadar olan sürecin izolasyonlardan kurtulma yönünde kullanılması gerektiğini belirtti

Başbakan Mehmet Ali Talat, bütün dünyanın ve Birleşmiş Milletler'in Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı 17 Aralık'a kilitlendiğini, bu nedenle bu tarihten önce Kıbrıs sorununa çözüm için girişim üstlenmeye yanaşılmadığını söyledi. Başbakan Talat, bıçağa yumruk vurur gibi "şimdi girişim istiyoruz" denilse bile bir anlam ifade etmeyeceğini, 17 Aralık'a kadar olan sürecin izolasyonlardan kurtulma yönünde kullanılması gerektiğini belirtti.

İzolasyonların kalkmasının sorunun çözümüne yardımcı olacağını, bu nedenle 17 Aralık'a kadar, izolasyonların kaldırılması, direkt uçuş ve özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerin sağlanması gibi konulara yoğunlaşılması gerektiğini söyleyen Talat, Türkiye'ye müzakere tarihi konusunda destek aranırken Kıbrıs Türklerine serbest ticaret olanağı sağlanması için de girişim yapılması gerektiğini ifade etti.

TÜSİAD yetkilileriyle görüşme

Başbakan Talat, seminer için KKTC'ye gelen Ömer Sabancı başkanlığındaki Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) yetkililerini kabul etti.

İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler ve İŞAD'ın eski başkanı CTP-BG Milletvekili Özdil Nami'nin de hazır bulunduğu dün saat 10.00'daki görüşmede, özellikle Kıbrıs konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

TÜSİAD Başkanı Sabancı, görüşme öncesindeki kısa konuşmasında, TÜSİAD'ın, AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermesinin beklendiği 17 Aralık'a kadar Avrupa'daki siyasi liderler ve iş çevreleriyle temaslar yapacağını, bu temaslar öncesinde Talat ile de görüş alışverişinde bulunmak istediklerini belirtti.

TÜSİAD'a teşekkür

Başbakan Talat ise, Türk dış politikasının Kıbrıs'a yönelik politika değişikliğine motivasyon yarattığı için TÜSİAD'a teşekkür ederek, "Türkiye, Kıbrıs'la ilgili dış politikasında bugünkü duruma çok daha önceden gelseydi, ne biz Kıbrıslı Türkler, ne de Türkiye bugünkü sıkıntıları yaşardı" dedi.

Kıbrıs konusunda kaybedilmiş davayı yeniden ele almaya başladıklarını yineleyen Talat, Türk tarafı olarak yeniden Kıbrıs politikası oluşturup yeni bir mücadele sürdürmenin başında olduklarını söyledi. Mehmet Ali Talat, yeni süreçte TÜSİAD'la işbirliği ve dayanışmalarının devam edeceğini kaydetti.

Girişimlerin bir yerine,

Kıbrıs Türkü de konulmalı

TÜSİAD'ın Avrupa'da yapacağı girişimlerin bir yerine Kıbrıs Türkü'nü de koyması gerektiğini dile getiren Talat, çünkü Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle bağlantısının arttığını ifade etti.

Taslaklar

AB'deki mali yardım taslağının, Kıbrıs Türk halkının tutumunu dikkate almayan bir üslupla kaleme alındığını, taslakta hakkı olmadığı halde bütün yetkilerin Rum hükümetine verildiğini kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun mülkiyet rejimini, eskisi gibi yerleştirmeye çalışan taslakla ilgili sıkıntıları olduğunu belirtti.

Serbest Ticaret Tüzüğü ile ilgili taslak hakkında konuşurken ise, Rum tarafının böyle bir girişimi tamamen öldürmek istediğini vurgulayan Başbakan Talat, ancak büyük ülkelerin Serbest Ticaret Tüzüğü'nün geçmesinden yana olduğunu anlattı.

Serbest ticaret,

mutlaka sağlanmalı

Talat, serbest ticaret ve serbest uçuşların Kıbrıs Türk halkı için son derece önemli olduğuna işaret ederek, Yeşil Hat Tüzüğü'nün özellikle kuzeyden güneye mal akışı için olduğunu, bunu serbest ticaret için kullanmaya kalkışmanın, Kıbrıs Türk ekonomisini güneye kaydırmak anlamına geleceğini, son derece tehlikeli olan böyle bir durumun ekonomiye zarar vereceğini belirtti.

Talat, AB'nin sadece Yeşil Hat Tüzüğü'ne dayalı bir düzenleme öngörmemesi gerektiğini dile getirdi ve serbest ticaretin mutlaka sağlanması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs, 17 Aralık'tan sonra

Kıbrıs konusunun 17 Aralık'ın ardından gündeme geleceğini kaydeden Başbakan Mehmet Ali Talat, zeminin yine BM olacağını ifade etti.

Başbakan Talat, bu nedenle önümüzdeki süreçlere çok iyi hazırlanmak gerektiğini vurguladı.

 

Ekenoğlu'na ziyaret

Ömer Sabancı başkanlığındaki TÜSİAD heyeti, Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaretinden önce Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile bir araya geldi.

Ülkemize önceki akşam gelen, Ömer Sabancı başkanlığındaki TÜSİAD heyetinde, TÜSİAD danışmanları İlter Türkmen ve Soli Özel, TÜSİAD Genel Sekreteri Haluk Tükel ve TÜSİAD dış işlerinden sorumlu genel sekreter yardımcısı Hale Hatipoğlu yer alıyor.

"Ne kadar insan ikna edilirse,

o kadar olumlu sonuç alınır"

Meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler'in eşlik ettiği heyeti kabulünde, dünyada sivil toplum örgütlerinin en az siyasiler kadar öneme sahip olduğuna işaret ederek, "Kulisler ne kadar iyi yapılır ve ne kadar çok insan ikna edilirse o kadar olumlu sonuçlar alınabilir" dedi.

Strasbourg'daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) temaslarına atıfta bulunarak, referandum sonrasında dünyanın Kıbrıs Türkü'ne ilgisinin değiştiğini ancak sadece ilgi ve sempatinin yeterli olamayacağını ifade eden Ekenoğlu, KKTC'deki parlamenterlerin AKPM'de "Kıbrıs Türk toplumu seçilmişleri" olarak elde ettikleri bütün komiteler ve genel kurulda konuşma şansıyla daha çok kesimin etkilenebileceği, ikna edilebileceğini dolayısıyla gelinen noktanın olumlu olduğunu vurguladı.

Yapılacak her temasın önemine işaret eden Ekenoğlu, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin de Avrupa temaslarını sıklaştırarak yoğunlaştırmaları gerektiğini söyledi.

Ekenoğlu, "Aralığa kadarki süreci hep birlikte iyi değerlendirmeliyiz"dedi.

Sabancı: Kıbrıs'ta gelinen son

durum hakkında bilgi alacağız

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı ziyaret amaçlarıyla ilgili olarak, 17 Aralık'a kadar TÜSİAD olarak yoğun Avrupa temasları olacağını, gidecekleri değişik ülkelerde siyasi kişilikler yanında ekonomik kuruluşlarla da görüşeceklerini ve Avrupa iş dünyasına, Kıbrıs'ta gelinen son durum hakkında, bu ziyarette edinecekleri bilgileri aktarmak düşüncesinde olduklarını kaydetti.

İŞAD ile birlikte düzenledikleri panelin dün yapıldığını kaydeden Sabancı, referandum öncesinde de KKTC'ye gelerek ekonomik ağırlıklı bir panel düzenlediklerini anımsattı.

Serdar Denktaş'la görüşme

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da KKTC'de temaslarda bulunan TÜSİAD heyetiyle dün sabah bir araya geldi.

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı yaptığı açıklamada, TÜSİAD'ın en son referandumdan önce adaya bir seminer için geldiğini, şimdi de ekonomi ağırlıklı bir seminer için geldiklerini söyledi. Avrupa'da çok yoğun faaliyetleri bulunduğunu anlatan Sabancı, Türkiye'nin Avrupa yolculuğunda ellerinden geleni yaptıklarını, 6 Ekim'den 17 Aralık'a kadar olan sürede Avrupa ülkelerini yoğun şekilde ziyaret edeceklerini, muadilleri olan kuruluşlarla görüşeceklerini ve görüşlerini aktaracaklarını kaydetti.

Ayrıca her gittikleri ülkede başbakan ve bakanlarla da görüştüklerini belirten Sabancı, KKTC'deki son gelişmeleri de yerinde görmek istediklerini kaydetti.

Serdar Denktaş: İşimiz zor

Denktaş ise konuşmasında ziyaretin son derece doğru bir zamanda olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin Rum tarafıyla Gümrük Birliği'ne girişinin kaçınılmaz bir olay olduğunu, ama bütün meselenin KKTC ekonomisini de bu yeni gelişmeye bir şekilde uyarlayabilmek olduğunu kaydetti. Ne karar alınırsa alınsın, günün sonunda Türkiye ve KKTC işadamlarının müşterek hareket etmelerini sağlamanın önemli olduğunu vurgulayan Denktaş,Yeşil Hat Tüzüğü'nün geçtiğini, ancak bugünkü haliyle pek işe yaramadığını söyledi.

Türkiyeli işadamlarının kuzeyi atlayarak direkt olarak Rum tarafında iş yapması halinde işlerinin zor olacağını ifade eden Denktaş, Türkiyeli işadamlarının acentelikleri buradaki işadamları üzerinden geçirerek güneyle iş yapmaya başlamalarının, aynı şekilde Rum tarafından gelecek ticari talepleri de KKTC üzerine yönlendirmelerinin önemine işaret etti.

KIBRIS 13/10/04

 

İşte Rum stratejisi

Rum Yönetimi, Türkiye'den aralıktaki AB zirvesinde 'tanınma' isteyecek. Ardından nisanda adadan Türk askeri çekilmesi ve Maraş talepleri gelecek

14/10/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'yle ilgili kısa vadeli hedeflerini 17 Aralık'taki AB zirvesinde, orta vadeli hedeflerini de 2005 içinde gerçekleştirmek için düğmeye bastı. Rum kaynakları, Papadopulos'un zirveye dek veto tehdidi ile Türkiye'den 'tanınma' tavizini koparmak istediğini belirterek, talepleri şöyle sıraladı:

·  Rum bandıralı ya da Rum limanlarından gemilerin Türk limanlarına yanaşabilmesi.

·  Rum sivil uçaklarının Türkiye üzerindeki uluslararası havakoridorlarını kullanabilmesi.

·  Türkiye'nin üyesi olduğu uluslararası forumlarda Rumların üyeliğine vetoyu kaldırması.

·  Rumların Ankara'da büyükelçilik açmasına izin verilmesi.
Papadopulos'un, muhtamelen nisanda imzalanacak 'Güncelleştirilmiş Ortaklık Belgesi' sayesinde gerçekleştirmeyi planladığı orta vadeli hedefleri ise şunlar:

·  Türk askerlerinin üç yıl içinde adadan çekilmesi.

·  Türkiye'den KKTC'ye göçün durdurulması. Türkiye'den gelen göçmenlerin dönüşüne yönelik Annan Planı'nda yer alan teşvik tedbirlerinin uygulanması.

·  KKTC'deki Rumlara ait arazilerde inşaat yapılmaması.

·  Maraş'ın Kıbrıs Rum tarafına bırakılması.
Papadopulos, "Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne aykırı" diyerek Türk askerlerinin adadan çekilmesini isteyecek, Maraş'ın Rumlara bırakılmasını da 'serbest ticaret' çerçevesinde talep edecek.

'Veto kartına inanmam'
Başbakan Tayyip Erdoğan ise, Dublin'de Papadopulos'un, "Bizden olumsuz bir şeyle karşılaşmayacaksınız" dediğini söyleyip, Rumların veto kartı kullanabileceği haberlerine inanmadığını söyledi. Dün gece Yunan devlet televizyonu NET'e konuşan Erdoğan, Avrupa Komisyonu'nun raporunun iyi yanlarını görmeyi tercih ettiğini kaydedip, "Olumsuzlukları ise 17 Aralık'a kadar değerlendirecek ve bir orta yol bulacağız" dedi. Erdoğan, Yunan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos'un, "Kıbrıs tanınmalı, Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı ve Yunanlıların servetleri iade edilmeli" şeklindeki açıklamasına karşılık ise, "Bunların ne Kopenhag ne de Maastricht kriterleri ile ilgisi var" cevabını verdi.

 

Koptular

Yeni koalisyon arayışlarına, Demokrat Parti Parti Meclisi "dur" dedi. Parti meclisi, üst yönetimin katıldığı üçlü koalisyon görüşmelerinde ele alınan CTP-DP-BDH yöntemine karşı çıkarak "İki sol parti arasında kalmayalım" görüşünü öne sürdü. DP Parti Meclisi'nin aldığı karar, dün öğleden sonra Serdar Denktaş'ın BDH'yı ziyaretinde resmen açıklandı.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, kararın kendilerine iletilmesinin ardından, "Kıbrıs sorunundaki vizyon farklılığımız bizi bu noktaya getirdi" açıklamasını yaptı.

Başbakan Mehmet Ali Talat da bütçesi geçmeyen bir hükümetin daha fazla ayakta duramayacağını belirterek, önümüzdeki günlerde hükümetin istifa edeceği sinyalini verdi.

DP Parti Meclisi'nin önceki akşamki toplantısında farklı görüşlerin ortaya atılmasına rağmen, özellikle Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş'ın, "Devletim, anavatanım diyen bir hükümet" işaret etmesi nedeniyle BDH'lı hükümetten geri adım atılması kararlaştırıldı. Buna karşın, "UBP ile bir hükümet" de şimdilik kabul görmedi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi, ilk etapta önerdiği, "5 CTP, 3 DP, iki BDH" bakanlık dağılımından geri adım atarak, "AB Birimi talebinden vazgeçmesi koşuluyla BDH'ya üç bakanlık verilmesi" formülünü üretti. Ancak DP'nin kararı, ara formül üretme gayretindeki CTP'nin çalışmalarını havada bıraktı.

Barış ve Demokrasi Hareketi'nde ise gergin bir bekleyiş var. CTP ve DP'yi "samimi olmamakla ve transfer arayışında olmakla" suçlayan BDH üst yönetimi, "Mademki bu arayışlar devam ediyor, neden bizimle masaya oturuldu. Burada bizimle değil, halkla dalga geçiyorlar" görüşünü öne sürüyor.

Talat, "istifa intibası" verdi

CTP-BG, DP ve BDH'nın üçlü koalisyonuna DP'den gelen kırmızı ışığın ardından "Şimdi ne olacak?" soruları sorulmaya başlanırken; CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümetin bütçenin geçmemesi halinde istifa edeceğini, DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise "hükümetin her halükarda istifa edeceğini" söyledi.

Talat ile Serdar Denktaş, Bakanlar Kurulu toplantısına girerlerken gazetecilerin hükümet sorunuyla ilgili sorularını yanıtladılar.

Başbakan Talat konuyla ilgili açıklamasında, şu anda hükümet konusunda değerlendirme yapmasının mümkün olmadığını, önce Serdar Denktaş'la bir değerlendirme yapmaları gerektiğini belirtti. Talat, DP'nin kararını değerlendireceklerini ve bunun ardından bir şeyler söyleyebileceğini kaydetti.

Şu anda hükümet konusunda bir ilerleme olmadığını dile getiren Talat, bütçenin geçmemesi halinde istifa edeceklerini daha önceden söylediğini anımsattı ve "Bütçesi geçmemiş bir hükümet ayakta duramaz" dedi.

Serdar Denktaş'tan "UBP" savunması

Serdar Denktaş, 2004 bütçesinin partilerin katılımıyla geçmesi gerektiğini, ancak bu bütçe geçse de ardından 2005 bütçesinin gündeme geleceğini söyledi ve "Ama her halükarda bu hükümet istifasını sunacaktır ve olmazsa süreç başlayacaktır" dedi.

Serdar Denktaş, başka bir soruya karşılık UBP'yle bir koalisyon çalışmalarının bulunmadığını da belirtti.

Serdar Denktaş, hükümetin bakanlık konusunun hiç konuşulmadığını, hükümetin ilkesel bazdaki düşüncelerle oluşmadığını ifade etti.

Serdar Denktaş: Parti Meclisi,

CTP ve BDH'dan rahatsız

Serdar Denktaş ise, DP Parti Meclisi'nden "DP'nin BDH ve CTP'den hem siyasal vizyon hem de yaklaşım olarak farklı olduğu, bu partilerle üçlü koalisyon halinde DP'nin sandviç arasında kalan malzeme olmaması için program açısından ve yapı açısından farklılığını ortaya koyabilmelidir" şeklinde bir sonuç çıktığını yineledi ve şöyle dedi:

"DP üçlü koalisyonda, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın daha önceki denemede haklı olarak dediği gibi 'yama' olarak duramazdı. Buradan hareket ederek durumu Akıncı ve Talat'a aktardık. Çıkan sonuç: bu an için üçlü koalisyonun oluşamayacağıdır."

DP Parti Meclisi'nin daha önce üçlü koalisyonun olabileceği işareti verdiğini, ancak dün gece farklı bir sonuç çıkardığını belirten Serdar Denktaş, şöyle devam etti:

"Neden böyle oldu diye baktığınızda, sadece içte değil dışta da anlaşılması gereken şudur: Çözümü isteyen, arzulayan halkımız, parti tabanımız, aradan geçen süreçteki gelişmeleri değerlendirmektedir ve bir tepki ortaya koymaktadır. Bu tepki 'illa ki oluşacak hükümete karşı değil, ama şu an içinden geçmekte olduğumuz duruma karşı bir tepkidir' diye yorumladık. Genel sekreterimiz 'doğru algıladık mı' diye tabanda durumu araştıracak."

Serdar Denktaş, dün geceki toplantılarında, "Rumların endişelerinden bahsediliyor, bizim endişelerimiz ne olacak" yönünde eleştiriler de aldıklarını kaydetti.

Serdar Denktaş, önümüzdeki günlerde başka hükümet formüllerinin ortaya çıkıp çıkmayacağını göreceklerini dile getirdi.

 

DP Parti Meclisi, "BDH'ya hayır" dedi

Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, "Parti meclisinin kararı yok" demesinin ardından, önceki akşam geç saatlere kadar süren toplantıda, "İki sol partiyle koalisyona hayır" kararı çıktı.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın da bu kararı desteklediği, genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu'nun ise "BDH'lı bir hükümete daha sıcak baktığı" öğrenildi.

Parti meclisi toplantısına

"Denktaş" gölgesi

Parti meclisi üyeleri, "iki sol parti arasında kalmayalım" kararını alırken, Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş'ın, "Ulusal davaya bağlı bir başbakan, yeni bir hükümet" söyleminin de tartışmalara damga vurduğu öğrenildi.

Parti meclisinde bulunan "aşırı milliyetçi" bazı üyelerin "CTP'yi bile hazmedemiyoruz. Buradaki varlığımızı sorguluyorlar. BDH'yı da aranıza alırsanız DP'de yeni kopmalar başlar" tehdidini de savurduğu belirtildi.

Serdar Denktaş BDH'ya "Parti

meclisi sizi istemiyor" mesajını iletti

CTP-DP-BDH hükümetini oluşturma çabalarına konulan son nokta, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş tarafından BDH'ya iletildi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş dün BDH Genel Merkezi'ni ziyaretinden sonra bir açıklama yaparak. "Öyle görünüyor ki CTP-DP-BDH" hükümeti oluşumunda yer alamayacağız" dedi. Denktaş, bunun nedeninin çeşitli konulardaki hassasiyetlerden kaynaklandığını ifade etti. Denktaş, hükümetin bütçenin meclisten geçmemesi halinde istifa etmesi ve ardından da hükümet kurulamaması halinde yasa gereği ocak veya şubat aylarında erken seçim olabileceğini kaydetti.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, "Anlaşılan Kıbrıs sorunu bağlamındaki vizyon farklılığından bu noktaya gelindi" dedi.

Akıncı, hükümet kurma girişimleri sırasında BDH'ya yönelik son derece haksız söylemler ortaya atıldığını belirterek, bunların tümüyle geçersiz olduğunu, hükümet kurma çalışmaları sırasında hükümet programı konusunda anlaşmak kaydıyla Dışişleri Bakanlığı konusunda ısrarlı olmayacaklarını ortaya koyduklarını söyledi.

DP, Üstel'i geri istiyor

Ulusal Birlik Partisi'ne "transfer" olan Mağusa Milletvekili Ahmet Kaşif'in parti içerisinde yarattığı "soğuk duş" etkisinin ardından, "Özgür Düşünce Partisi'ni" kuranlara çağrı yapan DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, "Çözülme olmasın, dağılmayın, partinize, DP'ye geri dönün" çağrısı yapmıştı.

Ayrılanlardan hiçbiri DP'ye geri dönme eğilimi göstermedi ama DP üst yönetimine, "Üstel'i tekrar partiye döndürün" yetkisi verdi.

Parti meclisi üyeleri, Üstel'in partiye geri döndürülerek, "yeni hükümet formülleri üzerinde çalışılmasını aksi takdirde erken seçim için çaba harcanmasını" karara bağladı.

Parti meclisinin aldığı karar, genel başkanı Serdar Denktaş tarafından "CTP'ye bilgi iletilmek, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile yüz yüze görüşmek" yöntemiyle aktarılacak.

 

CTP'den Akıncı'ya, "Talat'la aynı ekipte yer al" önerisi

CTP üst merkez yönetim kurulu, Barış ve Demokrasi Hareketi'ne yaptığı "esas öneride", "İki fonksiyonlu tek bakanlık olan ekonomi ve turizm bakanlığını başbakan yardımcılığı adı altında BDH'ya verelim, AB ve BM ile yürütülen müzakerelerde de parti başkanı Mustafa Akıncı, Başbakan Mehmet Ali Talat ile aynı heyet içinde olsun" kararını üretti.

AB Birimi'ne karşılık bir bakanlık

Önceki akşam toplanan CTP Merkez Yönetim Kurulu, BDH'nin talep ettiği AB Birimi'nin başbakanlık bünyesinden koparılmasının, "Başbakanlık'ın yetki ve faaliyetlerini güdükleştireceği" gerekçesiyle kabul edilemeyeceği kararı alındı.

Buna karşın, BDH'ya önerilen üç fonksiyonlu, iki bakanlığın yanı sıra, AB Birimi'nin Başbakanlık bünyesinde bırakılması, bunun karşılığında CTP'nin beş bakanlıktan geri adım atarak dört bakanlığa düşmesi; BDH'ya da iki yerine üç bakanlık verilmesinin önerilmesi noktasına ulaştı. Ancak, DP Parti Meclisi'nin kararı, CTP'nin önerisini havada bıraktı.

KIBRIS 14/10/2004

 

Talat: Çözüm olmadan Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması kabul edilemez

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanımasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Türkiye'yle ilgili AB İlerleme Raporu açıklanmadan önce Türkiye'ye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması şartının getirileceği konusunda çıkan haberler üzerine birçok AB temsilcisiyle görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Talat, "Hiç kimse Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını beklemiyor. Türkiye bunu ciddi şekilde kullanmalı" dedi.

Başbakan Talat, Türkiye'nin çözüm olmadan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması halinde Kıbrıs Türkü'nün yerel ve uluslararası hukuk bazında Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarını savunma noktasına geleceği endişesini dile getirdi. Talat, "Türkiye'nin Kıbrıs sorunu çözülmeden Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanımasını kabul edemem. Böyle bir şey mümkün değil. Şu anda o konumda değiliz. Şu anda Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması söz konusu edilemez, edilmemelidir" dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi fakültesine bağlı uluslararası ilişkiler bölümünün düzenlediği "Referandum Sonrası Kıbrıs ve Beklentiler" konulu konferansta önemli açıklamalarda bulunarak soruları yanıtladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat konuşmasında Maraş'ın Rumlara iadesi ve Türkiye'nin asker çekmesi gibi doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümüne ait hususlarda çözüme hayır diyen Rum tarafının Türkiye'nin veya Kıbrıs Türk tarafının adım atmasını isteme hakkı bulunmadığını vurguladı. Talat, Maraş ve asker konularının Kıbrıs sorununun çözümünün unsurları olduğunu belirterek, bu konuların çözüm süreci dışında konuşulmasını doğru bulmadığını söyledi.

"Çözüm olmadan Maraş'ın Rumlara iadesini doğru bulmuyorum" diyen Talat, böyle olması halinde ise Rum tarafının taviz vererek bir çözüme yanaşmayacağını kaydetti.

Talat, Türkiye'nin asker çekmesi konusunda ise şunları kaydetti:

"Rumların evet dememesine rağmen Türkiye'nin asker çekmesini konuşmak bile yanlıştır. Ben konuşmuyorum. Türkiye'den istediğim de budur. Bunu konuşmamak lazım. Bu Kıbrıs sorunun çözümünün bir unsurudur. İyi niyet gösterisi değil."

Kıbrıs sorununun çözümünün parçaları olan hususları sorunun çözümüne bırakmak gerektiğini vurgulayan Talat özetle, "Türkiye'nin bu konuda direnmesi lazım. Tarih almak uğruna bunlarda adım atarsa, hiç ayağını direyemez ve orada duramaz. Kıbrıs sorununun çözümü bütünlüklü olmalı ve bütün unsurları içermeli" dedi.

Rum yönetiminin kısa bir süre önce Türkiye'ye tarih verilmesiyle ilgili şartlarını açıkladığını ve bu şartlar içinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması, askerin çekilmesi gibi maddelerin de bulunduğunu hatırlatan Başbakan Talat, bütün bu koşulların Türkiye'ye tarih verilmesiyle ilgili hale getirilip getirilmeyeceğinin büyük önem taşıdığını söyledi.

Türkiye'nin bu taleplerden bir kısmını yerine getirme zorunda kalabileceğine işaret eden Talat, Türkiye'nin AB üyeliğinde Kıbrıs'la ilgili hususların doğrudan doğruya Kıbrıs Türklerini de etkilediğinin altını çizdi. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin taleplerinin bir kısmını veya tamamını kabul etmesi durumunda Kıbrıs Türklerinin elinde nasıl bir güç kalacağının veya pazarlık gücünün ne olacağının düşünülmesi, değerlendirilmesi ve bu soruların yanıtlanması gerektiğini söyledi.

Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını içeren Rum talebini kabul etmesi durumunda Kıbrıs sorununun tamamen kaybedilmiş bir şekilde sona ereceğini kaydetti.

Başbakan Talat, Türkiye'nin adaylık tarihini olumsuz etkilememek için uluslararası faktörlerin Kıbrıs sorununun çözümünü 17 Aralık'a kadar buzdolabına kaldırdığını ifade ederek, 17 Aralık'tan sonra eninde sonunda BM sürecinin başlayacağını ifade etti.

Talat, izolasyonların kaldırılması konusunda büyük önem arz eden Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de Rumların öfkelenerek, Türkiye'nin adaylığını engeller düşüncesiyle 17 Aralık sonrasına bırakıldığının altını çizdi.

Talat, "Eninde sonunda BM süreci başlayacaktır. BM 17 Aralık'a kadar askıya aldı ama, Kıbrıs sorununun çözümü 17 Aralık'tan sonra tekrar gündeme gelecektir" dedi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "Plan raftadır. Rumlar tekrar düşüncelerini gözden geçirsin" dediğini, ancak büyük bir ihtimalle tekrar müzakere edilmesine yanaşmayacağını sandığını belirten Talat, çünkü 4 yılda hazırlanan bir planın tekrar 4 yıl daha müzakere edilmesinin uluslararası kurul için çekici olmaktan uzak olduğunu, ancak planda bazı düzeltmelere gidilebileceğini ifade etti.

Geçmişte tanımlanan Kıbrıs davasının kaybedildiğini, yaşanan süreçte yeni bir dava yaratıldığını, yeni bir hedef ve program belirlendiğini ifade eden Talat, sadece izolasyonların kalkmasının Türk tarafına yetmeyeceğini söyledi.

Talat, "Bizim ulusal hedefimiz, izolasyonların kaldırılması olmaz, Kıbrıs sorununun çözümü olmalıdır. Haklarımızı koruyarak ve ilerleterek, kaybettiğimiz fırsatın üstüne su içmeden kaybettiğimizi azami ölçüde yeniden ortaya koyarak oluşturacağımız yeni politikayı ileriye götürmek" dedi.

Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin fırsatın Aralık 2002'de kaçırıldığını ve Rumların 2003'te koşulsuz ve şartsız olarak AB üyesi olduğunu kaydeden Talat, özetle "Aralık 2002'den önce politika değişikliğine gidebilmiş olsaydık, Aralık 2002'de sorun çözümlenmiş olacaktı. Bugünkü tartışmalar olmayacaktı, şimdi bambaşka şeyleri Rumlarla rekabeti konuşuyor olacaktık" dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, tahrik edici bir gelişme olmadığı takdirde, Rum tarafının 17 Aralık'ta Türkiye'nin üyeliğini veto edebileceğini sanmadığını kaydetti.

Başbakan Talat, Türkiye'nin her halükarda AB'den bir tarih alacağını, ilerleme raporunun açıklanmasıyla üyeliğin onaylandığını yaratılabilecek en büyük zorluğun tarihin ileriye atılması olduğunu söyledi.

Talat, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin Kıbrıs politikasını etkileyen en önemli etkenlerden biri haline geldiğini kaydederek, Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başladığında da Kıbrıs konusunun önünden kalkmış olmayacağını dile getirdi.

Talat, Annan Planı'nın güneyde tekrar referanduma sunulması halinde "evet" çıkmayacağını, çünkü Papadopulos'a kamuoyunun desteğinin seçildiği günün üzerine çıktığını, dolayısıyla Papadopulos'un zemin kaybetmediğini söyledi.

KIBRIS 14/10/04

 

Papadopulos, Ankara'dan eşit muamele bekliyor

 



15 Ekim, 2004 19:32:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 'Lefkoşe'nin Ankara'dan eşit muamele talep ettiğini söyledi.

Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamasına itirazları olmadığını da belirtti.

Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin müzakerelere başlama sürecini veto etmeyeceğine dair Papadopulos'tan güvence aldığı yolunda Yunan NET televizyonuna yaptığı açıklamasını değerlendirdi.

Papadopulos, Erdoğan'ın bu açıklamasının geçtiğimiz mayıs ayında Dublin'de yaptıkları konuşmanın bir bölümünü teşkil ettiğini söyledi.

İlke olarak AB'nin Türkiye ile katılım müzakerelerine başlamasına itirazları olmadığı söyleyen Tasos Papadopulos, "yeter ki Türkiye diğer AB ülkelerine davrandığı şekilde ve aynı sorumlulukla 'Kıbrıs'a karşı da davransın ve hareket etsin'' dedi.

Papadopulos, Erdoğan'la yaptığı görüşmenin içeriğini, diğer devlet adamlarıyla yaptığı görüşmelerin içeriğini açıklamadığı gibi açıklamayacağını da söyledi.

Barroso, Papadopulos ile görüştü

Avrupa Birliği üyesi 25 ülkenin başkentlerine yaptığı ziyaret çerçevesinde Güney Kıbrıs'a gelen AB Komisyonu'nun yeni başkanı Jose Menuel Barroso, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştü.

Papadopulos, Barroso ile yaptıkları görüşmede Avrupa Komisyonu'nun öncelikleri, Kıbrıs sorunu ve Türkiye-Avrupa Birliği müzakere olanaklarını ele aldıklarını söyledi.

Papadopulos, Barroso ile yaptığı görüşmenin çok yararlı olduğunu da belirtti.

Komisyonun rolünün Avrupa Birliği konularında uzlaşma sağlamak olduğunu söyleyen Barraso ise Kıbrıs'ın AB'den çok şey alabileceğini, ancak çok şey de verebileceğini vurguladı.


Hükümet için yeni formül

Hüseyin EKMEKÇİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi, Demokrat Parti, Barış ve Demokrasi Hareketi üçlü koalisyon görüşmelerinin "DP Parti Meclisi" kararı ile tıkanmasının ardından, gözler parlamentodaki yeni koalisyon arayışlarına çevrildi.

Önümüzdeki çarşamba günü görüşülmesine başlanacak 2004 bütçesi öncesi yeni koalisyon çalışmalarının tamamlanması hedefleniyor. Ancak kurulacak olan yeni hükümetin ocak ya da şubat ayı içerisinde ülkeyi erken seçime götüreceği konuşuluyor.

BDH'lı olasılığın devre dışı kalmasının ardından, parlamentoda birer milletvekili ile temsil edilen Toplumcu Kurtuluş Partisi, Birleşik Kıbrıs Partisi ve Özgür Düşünce Partisi ile temaslara başlandı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, şu anda en güçlü formülün CTP- DP ve tek milletvekili ile temsil edilen diğer üç partinin bir araya gelmesi olduğunu belirtti. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, dün TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ile görüştü.

ÖDP Milletvekili Ünal Üstel ile aracılar vasıtasıyla görüşen DP, "ÖDP ile koalisyonda yer alabilirim" mesajını aldı. Bir süre önce Üstel'e "yuvana geri dön" çağrısı yapılmıştı.

KIBRIS'a konuşan ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar, yeni hükümet kurulması yönünde herhangi bir önkoşulları bulunmadığını belirterek, "Ancak haber hacıyla koalisyon kurulmaz. Oturup konuşmamız gerekiyor. Katkı koymak istiyoruz" dedi.

Pazartesine sonuçlanabilir

Yeni hükümet formülüne CTP, DP ve BKP "olur" gözüyle bakıyor. TKP de bu oluşuma "hükümet programı ve protokolü çözüme ve demokratikleşmeye uygun olursa" evet diyor.

Ünal Üstel'in de 1-2 gün içerisinde kararının netleşmesinin ardından koalisyonun kamuoyuna açıklanabileceği belirtildi.

CTP'nin hedefi "20" milletvekili

BDH olasılığına DP'nin sıcak bakmaması nedeniyle harekete geçen koalisyonun büyük ortağı CTP, dün diğer olasılıklar için TKP, BKP ve ÖDP'nin kapısını çaldı.

Üç siyasi parti ile yapılan görüşmelerde "hükümet için yeşil ışık" alan CTP gözünü DP'ye çevirdi. CTP, BKP ve TKP'nin olurunu alarak, "20 milletvekili hazır, 26'ya tamamla" diyeceği belirtildi.

Bu konudaki çalışmalarını tamamlayan CTP üst yönetimi, DP'yi bilgilendirerek vereceği son kararı bekliyor.

DP Parti Meclisi "şerh koymadı",

Üstel "ÖDP ile olur" dedi

Demokrat Parti de CTP'nin üzerinde çalıştığı formüle sıcak bakıyor. Parti meclisinde "UBP ve BDH'ya şerh koyan" üyelerin, yeni formül için parti üst yönetiminin çalışma yapmasını onayladı.

"BDH'ya hayır diyen parti meclisi, kendisinden kopan Ünal Üstel ve iki sol partiyi kabul eder mi?" sorununa cevap veren bir DP üst yetkilisi, "Biz UBP ve BDH'ye karşı çıktık. Ahmet Kaşif'in UBP'ye gitmesinin ardından, hiçbir problem yaşamadığımız Ünal Üstel ile de birlikte çalışabileceğimize inanıyoruz. Parti meclisinin esas tepkisi aylardır UBP ile görüşen Ahmet Kaşif'e idi" dedi.

Ünal Üstel ile "aracılar görüştü"

"ÖDP ile varım" mesajı alındı

DP üst yönetimi ile dolaylı olarak görüşen Ünal Üstel, "Koalisyonda ÖDP adına yer alırım" yanıtını verdi. Uzun süredir oğlunun tedavisi için yurt dışında bulunan Ünal Üstel'e bu konuda ÖDP'nin yetki verdiği de kulislerde konuşuluyor.

DP'nin CTP'nin yarattığı 20 milletvekilinin üstüne "altı milletvekili" bulma çalışmasında Ünal Üstel ile yapılan görüşmelerde sona yaklaşıldığı da saptandı.

BKP'nin tavrı olumlu

Yeni koalisyon arayışı ile ilgili ilk görüşme CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, dün Cumhuriyet Meclisi'nde bir araya geldi.

Toplantıda BKP'ya "koalisyona katıl" çağrısı yapıldı. Çağrıya olumlu cevap veren İzzet İzcan, "Ancak içerisinde aktif olarak görev alacağımız bir hükümete destek veririz" tavrını ortaya koydu. "Kabinede yer istiyoruz" anlamına gelen bu cevap CTP tarafından olumlu karşılandı.

"BKP, pozisyonunu netleştirdi. Çözüm ve barışı hedefleyen, Annan Planı'nın yeniden görüşülmesi sürecinin başlamasını, Birleşik Kıbrıs yolunda ilerleyen bir süreci sağlayacak ve çözüm yanlılarının ağırlıkta olduğu bir hükümette yer almaya hazırız" diyen İzzet İzcan, bu kararın BKP Yürütme Kurulu'nda da onaylandığını açıkladı.

İkinci görüşme TKP ile

Günün ikinci görüşmesi CTP ile TKP arasında yapıldı. Yeni hükümet oluşumuna sıcak bakan Toplumcu Kurtuluş Partisi üst yönetimi, merkez yönetim kurulunu karar alması için toplantıya çağırdı.

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu KIBRIS'a yaptığı açıklamada, çözüm, barış, AB ve demokratikleşme gibi konularda CTP ile farklılıkları bulunmadığını belirterek, "DP bu oluşuma sıcak bakarsa koalisyona varız" dedi.

Coşar da "neden olmasın" diyor

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar, dün öğleden sonra görüştü. Görüşme ve yeni koalisyon arayışı talebine olumlu cevap veren Salih Coşar, "Konuşarak bir noktaya varılabileceği" mesajını iletti.

KIBRIS'a konuşan Salih Coşar, bazı transfer söylentileri ve dedikoduların etrafta dolaşmasının kendilerini rahatsız ettiğini belirterek, "Biz yeni bir oluşuma katkı koyabileceğimizi söylüyoruz. Aylardır hükümet 23 milletvekili ile gidiyor. Kamuoyunda bir kriz var. Bu krizin ortadan kalkması için ÖDP üzerine düşen sorumluluğu almaya hazırdır" dedi.

KIBRIS 15/10/04

 

Kıbrıs müzakerelerini canlandırmak istiyoruz

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos Türkiye'nin, Rumların endişelerini dikkate alması talebinde bulundu ve Rum yönetiminin, Kıbrıs müzakerelerini canlandırmak istediğini açıkladı.

Fileleftheros, Tasos Papadopulos'un Kuzey Avrupa'ya gerçekleştirdiği ziyaretin ikinci ve son ayağını oluşturan Estonya'da Türkiye'ye, "Kıbrıs sorununda yapması gerekenleri" yinelediği mesajlar gönderdiğini bildirdi.

Gazeteye göre Papadopulos Estonyalı dengi Arnold Routel ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruya karşılık, "Hükümetim, müzakerelerin canlandığını görmek istiyor. Türkiye'nin, Kıbrıs sorunundaki tavrı nedeniyle Kıbrıslı Rumların duyduğu endişelere yanıt vermesini isterdik" dedi.

Estonyalı dengiyle Kıbrıs sorunu dışında; turizm, ekonomi ve ikili ilişkiler, Güney Kıbrıs ve Estonya'nın AB'deki mevcudiyetleri ve AB'yi gelecekte meşgul edecek konuları ele aldıklarını söyleyen Papadopulos, AB'ye mensup olmaktan çok memnun olduklarını, ancak küçük ülkeler olarak AB'deki cazibe ve sorunlar konusunda çok daha sık görüş alış verişinde bulunmaları gerektiği görüşünü dile getirdi.

Estonya Devlet Başkanı Arnold Routel ise Kıbrıs sorununa değinmekten kaçındığı açıklamasında; bu tür sorunların, çözümler bulmaya çalışan AB içinde görüşüldüğünü ancak Estonya'nın Güney Kıbrıs'ı desteklediğini ve Papadopulos ile meselenin ayrıntılarını görüşmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Routel, "İki ülkenin de AB'ye üye olduğu şu anda, ekonomi, kültür ve diğer alanlarda, diğer üye ülkelerle daha sıkı ilişki kurmaları önemlidir" dedi.

Gazete Papadopulos'un Estonya devlet başkanıyla görüşmesinin ardından Talin Belediye Sarayı'nı ziyaret ettiğini, sonrasında da Estonya Başbakanı Iouhan Parts tarafından onuruna verilen yemeğe katıldığını ve devamla, Talin Belediye Meclisi Başkanı Mart Toomin eşliğinde Talin Limanı'nı gezdiğini yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos, bugün (dün) de Estonya meclisini ziyaret etmesi bekleniyordu. Estonya meclis başkanı Ene Ergma ve parlamento yetkilileriyle temas edecek olan Papadopulos, kalmakta olduğu otelde, Estonya'daki Rum metropolit Stefano'yu kabul edecek. Rum metropolit Papadopulos'a, Estonya'nın azizi olan Ay. Platona nişanını verecek. Papadopulos bugün öğle saatlerinde Frankfurt üzerinden Güney Kıbrıs'a gidecek.

Simerini "Soğukkanlı Kararlar-Türkiye İçin 'Kaba Oyun' Başladı" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum yönetiminden bir kaynağın bu gazeteye "Türkiye'nin üyelik süreci konusunda kaba oyun halihazırda başladı" dediğini bildirdi.

Gazete söz konusu kaynağın; Rum yönetiminin, Rum çıkarlarını güvence altına almak için her şeyi yapmakta kararlı olduğuna işaret ederek "Gerektiği anda, soğukkanlı kararlar alınacak" dediğini kaydetti.

Gazeteye göre aynı kaynak Rum yönetiminin, Yunan hükümetiyle işbirliği içinde, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin Avrupa sürecine ilişkin tezlerini bütün Avrupa hükümetlerinde ve bütün düzeylerde ileri götürmekte olduğunu belirterek "Kıbrıs tezlerini haklı, doğal ve doğru bulan pek çok Avrupalı ortağımızdan anlayış görüyoruz" dedi, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin AB üyeliği konusunda çok geniş çaplı oyunlar oynanmaktadır. Atina ve Lefkoşa, diğer ülkelerle birlikte, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin Avrupa'nın eşiğine adım atma çabasında temel referans noktası olarak dahil edilmesine çalışacaklar."

Yeni Şafak isimli gazetenin "AB kaynaklarına dayanarak, AB, Türkiye'yle müzakereleri başlatmaya karar verdiğinde masaya Kıbrıs sorununa ilişkin hiçbir şart konulmayacağı" şeklindeki haberini de yorumlayan Rum yönetimi kaynağı, "Bu Türk tarafının kararı. Gerçekler başka olacak" dedi.

Politis Papadopulos'un Estonya'da yaptığı açıklamayı "Tasos Estonya'da Kıbrıs Sorununu Görüşüyor - Müzakerelerin Canlandırılması" başlığıyla okurlarına aktardı.

Haravgi de haberi "Müzakerelerin Canlandırılması-Başkan Papadopulos Türkiye'nin Kıbrıslı Rumların Endişelerine Yanıt Vermesini Arzu Ediyor-Kıbrıs ve Estonya Birbirlerini Desteklemeye Devam Edecek" başlık ve spotlarıyla yansıtırken Alithia "Kıbrıs-Estonya Birbirlerini Destekliyor" başlığını kullandı.

KIBRIS 15/10/04

 

Dananın kuyruğu, çarşamba günü kopacak

Ülke gündemini uzun zamandır meşgul eden hükümet sorunu için en büyük sınav 20 Ekim Çarşamba günü Cumhuriyet Meclisi'nde verilecek. Hükümetin kaderini belirleyecek 2004 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı, 20 Ekim'de Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlanıyor.

Bütçenin meclisten geçmesi halinde hükümet bir anlamda "güvenoyu" alıp yoluna devam edebilecek; aksi halde CTP-DP koalisyonunun istifası gündeme gelecek.

Kıbrıs Türkü, çözüm ve AB yolunda kritik bir süreçten geçerken gündemin göbeğine oturan hükümet krizi, 5 gün sonra ya mevcut CTP-DP koalisyonunun yola devam etmesiyle aşılacak ya da hükümetin istifasıyla sonlanacak.

"Hükümetin geleceği tam da mucizelere kaldı" dedirtecek türden gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, 20 Ekim Çarşamba günü meclis genel kurulunda görüşülmeye başlanacak 2004 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı, hükümetin kader sınavı olacak.

CTP-DP-BDH üçlü koalisyon görüşmelerinin suya düşmesiyle 2004 bütçesinin meclisten geçmesi için 23 milletvekili ile azınlığa düşen hükümet, mecliste birer sandalyeye sahip TKP, BKP ve ÖDP'nin desteğini almak için çalışmalara başladı.

Eğer TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, BKP Milletvekili İzzet İzcan ve ÖDP Milletvekili Ünal Üstel, bütçeye destek vermeyi taahhüt ederse hükümet de rahat bir nefes alıp yoluna devam edebilecek.

Aksi halde bütçenin meclisten geçmemesi halinde hükümet istifasını verecek. 20 Ekim'de genel kurula gelecek bütçenin madde madde görüşülmesine geçilmesinin reddedilmesi halinde ipler kopacak ve hükümetin istifası gündeme gelecek.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun dünkü toplantısında ilk olarak onaya ve bilgiye sunuş işlemleri yapıldı. Bu bölümde genel kurul, 18 Ekim'de yapılması gereken normal toplantısını erteledi ve 2004 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı'nın genel kurulda yapılacak görüşmelere 20 Ekim'de başlanmasını kararlaştırdı.

İvedilik kararları

Onaya ve bilgiye sunuş işlemleri sırasında, komite gündeminde olan Beden Eğitimi ve Spor Yasası'nın görüşülmesi için ivedilik kararı alındı.

Karar alınmadan önce söz alan UBP Milletvekili Ahmet Kaşif, spora fon sağlamayı öngören tasarıda kumarhanelerdeki bahis oyunlarının, tasarıda tarif edilen bahis oyunlarının dışında tutulmasını eleştirdi.

Tasarıda, Milli Olimpiyat Komitesi başkanı olacak kişinin federasyon başkanıysa görevinden istifa etmesi gerektiğinin yer aldığını bunun doğru olabileceğini anlatan Kaşif, ancak bir milletvekilinin örgüt başkanlığı yapabildiği dikkate alındığında getirilecek düzenlemenin çelişki olduğunu ifade etti.

Kaşif'e yanıt veren Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, kumarhanelerle ilgili düzenlemelerin Turizm Bakanlığı'na ait olduğunu kaydetti.

Yorgancıoğlu, Olimpiyat Komitesi başkanlığı ile federasyon başkanlığının ast-üst ilişkisi bulunmasından dolayı bir kişinin iki görevi birden yapmasını doğru bulmadıklarını söyledi.

CTP Milletvekili Ali Seylani ise Kaşif'in milletvekillerinin örgüt başkanlığı yapmalarıyla ilgili sözlerine tepki gösterdi.

AKPA raporu

Meclis genel kurulunda daha sonra meclis heyetinin AKPA'daki temaslarıyla ilgili raporu okundu.

Raporu heyete de başkanlık yapan meclis başkanı Fatma Ekenoğlu okudu. Raporda, Kıbrıslı Türklerin iki milletvekilinin AKPA'da temsili hakkındaki karar da yer aldı.

Angolemli

Konuyla ilgili konuşan TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, AKPA'nın kararının ileri bir adım olduğunu ve bu kararın KKTC Meclisi'ni tanımayıp Kıbrıslı Türkleri Annan Planı çerçevesinde gördüklerinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Angolemli, Annan Planı çerçevesinde adım atılıp Kıbrıs Türk devletinin ilan edilmesi gerektiğini yineledi.

Angolemli, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da Kıbrıs Türk halkına zarar vermekle suçladı ve istifa etmesini istedi.

Sadrazam

Meclis genel kurulunda Angolemli'nin konuşmasının ardından gündem dışı konuşmalara geçildi.

Tek gündem dışı konuşmayı yapan BDH Milletvekili Halil Sadrazam, özellikle Girne bölgesi köylerinde yaşanan sorunlara değindi.

Çamlıbel'de iki beton şantiyesi kurulduğunu ve şantiyeler için göletten su çekildiğini söyleyen Sadrazam, bu durumun yanlış ve zarar verici olduğunu kaydetti.

Tepebaşı ve Akdeniz bölgesindeki ormanlık alanın kişilerin ve bazı kurumların çöplüğü haline getirildiğini ifade eden Sadrazam, yeni yapılan Esentepe yolunun, insanların tarlalarına girmelerine engel olacak şekilde gerçekleştirildiğini söyledi.

Fare zehirlerinin köylülere çok geç dağıtıldığını, harnup fiyatlarının çok düşük olduğunu, bundan dolayı üreticilerin kayba uğrandığını dile getiren Sadrazam, tapu ve ehliyetle ilgili işlemlerin birkaç yere gidilerek yaptırılabildiğini, bunun da vatandaşlara eziyet olduğunu ifade etti.

Murat

Sadrazam'a yanıt veren İçişleri Bakanı Özkan Murat, köy sorunlarıyla ilgili olarak büyük bir efor harcadıklarını, sadece su şebekeleri değişimine 8 trilyon verdiklerini belirtti.

Girne bölgesindeki inşaatlarla ilgili eleştiriler yapıldığını ancak kendilerinin hiçbir dönemde olmayan şekilde emirnameler hazırladıklarını dile getiren Murat, emirnamelerle gelişi güzel yapılaşmanın önüne geçmeyi amaçladıklarını söyledi.

Murat, tapu alımını kolaylaştırmak için çalışma içerisinde olduklarını kaydetti.

Konuşmaların ardından kapatılan meclis genel kurulu, bundan sonraki toplantısını 20 Ekim'de yapacak.

KIBRIS 15/10/04

 

"Rumlar kuzeye ticareti rafa kaldırttı"

 

AB’nin, KKTC’ye yönelik olarak kararlaştırdığı doğrudan ticaretin başlatılmasını, Rum Kesimi’nin uzun süren mücadelesi sonunda rafa kaldırmaya karar verdiği belirtildi. Kararın, 22 Kasım’daki AB Dışişleri Bakanları toplantısında açıklanacağı kaydedildi.

"AB’NİN ÇABASI MAHVOLDU, RUMLAR ÇİLEDEN ÇIKARDI"

İngiliz Financial Times gazetesinin haberine göre, AB’nin, KKTC’ye yönelik ekonomik izolasyona son verme çabası, Rum Kesimi’nin AB’deki ortaklarına karşı sürdürdüğü mücadeleyi kazanmasıyla "mahvoldu". Rum Kesimi’nin tutumunda sabit kalması sonrasında, Almanya, İngiltere ve İsveç’in, yardım girişimini rafa kaldırmayı kabul ettikleri kaydedilen haberde, "Rumların ’hayır’ı, Türk toplumunu ekonomik akım içine almak isteyen Komisyon’u çileden çıkardı" yorumu yer aldı. Ancak bu durumun aynı zamanda, Rum Kesimi’nin AB üzerindeki etkisini de ortaya çıkardığına dikkat çekildi.

KKTC’ye yönelik yardımın rafa kaldırılması kararının, bu ay içinde, Brüksel’deki AB büyükelçilerinin katıldığı altı ayrı toplantı sonunda alındığı bildirilirken, İngiltere’nin, Türk tarafı lehine mücadele verenlerin başında geldiğine işaret edildi. Brüksel’de alınan karara göre, Komisyon’un, Kuzey Kıbrıs’a doğrudan ticareti rafa kaldırma kararını 22 Kasım’daki AB Dışişleri Bakanları toplantısında açıklayacağı ifade edildi. Konuyla ilgili olarak yeni bir zaman çizelgesi oluşturulmasının beklendiği de kaydedildi.

PARA YARDIMINI RUMLAR YÖNLENDİREBİLİR

Ticaretin rafa kaldırılmasının aynı zamanda, Komisyon’un KKTC’ye vermeyi planladığı 259 milyon Euro’luk yardıma ilişkin olarak, Rum Kesimi’nin yeni bir planı kabul ettirebileceği gerçeğini de ortaya çıkardığı yorumu yapıldı.

HURRIYET 16/10/04

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos: BM, referandumda "evet" için Rum tarafına para Verdi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, "BM'nin, referandumda Annan Planı'na 'evet' çıkması için Rum tarafına para verdiğini" iddia etti.

Rum gazetelerine göre Papadopulos, Estonya'dan dönüşünde dün gece Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, BM genel sekreterinin Kıbrıs eski özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun, kendisine bu konuda mektup gönderdiğini söyledi.

Papadopulos, De Soto'nun mektubunda, "Referandumdan önce Kıbrıs'ta para dağıtıldığını çünkü BM ve diğerleri tarafından Annan Planı'nın ileri götürülmesinin iki toplumlu bir mesele olarak görüldüğü güçlendirilmesi gerektiğinin düşünüldüğünü belirttiğini" söyledi.

Papadopulos, De Soto'nun mektubunun kendisine, bu tür şeyler olduğunu duyduklarını BM Genel Sekreterliği'ne iletmeleri üzerine gönderildiğini kaydetti.

Papadopulos'un açıklamasını "şok" ifadesiyle duyuran Rum gazeteleri, haberi özetle şöyle verdi:

Alithia gazetesi: "Evetin yabancı finansmanını eleştiriyor... Papadopulos, kamuoyunun dikkatini sürekli olarak yaptığı gaflardan, çıkmazlardan ve içteki çözümsüz sorunlardan başka yöne çekmek çabasıyla başka bir cephe açmaya çalışıyor..."

Simerini gazetesi: "Şok açıklama... Tasos: "Evet, bazıları referandumda para aldı... Elimde De Soto'nun yazılı itirafı var...."

Aynı gazete, "Papadopulos, De Soto'dan mektup aldığını söyleyerek, Annan Planı konusunda kendisiyle aynı düşünmeyenleri şaibe altında bıraktı ve cumhuriyeti alçıya aldı" yorumunu yaptı.

KIBRIS 16/10/04

Papadopulos, Avrupa Komisyonu'nun yeni başkanıyla AB'nin hedeflerini konuştu

Anıl IŞIK

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Avrupa Komisyonu başkanlığına atanan ve 1 Kasım'da görevi devralacak Jose-Manuel Barroso'yla, Avrupa Birliği'nin (AB) hedeflerini konuştu.

Jose-Manuel Barroso, Avrupa Konseyi'nde devlet başkanı temsilcileri bulunan üye ülkelerin başkentlerine yaptığı ziyaretler çerçevesinde, komisyonunun gelecek yıl için önceliklerini belirlemek ve bunları açıklamak için görüşmelerde bulunuyor. Bu çerçevede Papadopulos ile dün bir araya gelen Barroso, yaklaşık bir saatlik bir görüşme yaptı.

Görüşmede, Avrupa Komisyonu yeni başkanı Barroso'ya AB Kıbrıs temsilcisi Adriaan van der Meer eşlik ederken, Tasos Papadopulos'un yanında Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu bulundu.

Görüşme sonrasında Papadopulos ile Barroso, ortak bir basın toplantısı yaparak kısa açıklamalarda bulundu. Ancak gazetecilerin soru sormasına izin verilmedi.

Jose Manuel Barosso, görüşmeden sonra adadan ayrılmak üzere havaalanına giderken, Rum lider gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Papadopoulos'un sorulara Rumca olarak yanıt verirken, Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis söz konusu soruların iç mesele olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türk gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.

Ortak basın açıklaması

Ortak basın toplantısında ilk açıklamayı yapan Papadopoulos, Barroso ile yeni Avrupa Komisyonu'nun belirleyeceği öncelikler konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Papadopoulos, "Bugünkü görüşmenin gelecek açsıdan çok yararlı geçtiğine inanıyorum" dedi.

Barroso, AB devlet başkanları ve hükümetleri ile yaptıkları görüşmelerde, üye ülkeleri, komisyonun ana hedefleriyle ilgili olarak bilgilendirmeyi ve AB'ye üye ülkelerin komisyonla işbirliğiyle nelerin yapılabileceğinin ortaya konulmasını ümit ettiklerini kaydetti.

Papadopulos'tan sonra söz alan Barroso, Avrupa Birliği'nin hedefleriyle ilgili olarak çok samimi ve yapıcı bir görüşme yaptıklarını ifade etti.

Yeni Avrupa Komisyonu'nun gelecek kasım ayında görevi üstleneceğine işaret eden Barroso, konseyde devlet başkanları bulunan üye ülkelerle görüşmelerde bulunarak, üyelerin tezlerini ilk ağızdan dinlediklerini kaydetti.

"Avrupa Komisyonu'nun rolü, Avrupa seviyesinde sorunların çözülmesine ve uzlaşmanın sağlanmasına yardımcı olmaktır" diyen Barroso, Papadopulos ile yaptıkları görüşmede, AB-Türkiye katılım müzakereleri, Kıbrıs sorunu, anayasal anlaşmanın onaylanması ve ekonomik istikrar konularını da ele aldıklarını kaydetti.

Barroso, Kıbrıs AB'den çok şey alabilir ve AB'ye çok şey verebilir. Önümüzde başarılacak çok önemli bir hedef var ve Kıbrıs'ın bu çabaya katılımından memnuniyet duyarız" şeklinde konuştu.

KIBRIS 16/10/04

Erken seçim mi yeni hükümet mi?

"ERKEN SEÇİM", TELAFFUZ EDİLMEYE BAŞLANDI... Yeni Parti dahil meclisteki küçük partilerle temasların sürdüğünü söyleyen DP Genel Sekreteri Arabacıoğlu, 5 veya 6 partili koalisyonun üstelik de sınırlı bir çoğunlukla uzun ömürlü olamayacağına dikkat çekti. 6 partili koalisyon halinde dahi hükümetin ancak 27 çoğunluğuna ulaşabileceğini belirten Arabacıoğlu, meclisin kilitlendiğini ve ülkenin hızla erken seçime doğru gittiğini kaydetti

ORTAKLAR GÖRÜŞTÜ... Başbakan Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın gelinen noktayı değerlendiren bir görüşme yaptıkları öğrenildi. Görüşmede "yeni bir koalisyon olasılıkları ve azınlık hükümetinin erken seçimin yolunu açması" gibi konuların görüşüldüğü öğrenildi. Serdar Denktaş, DP'den ayrılan eski partililerle bir araya gelerek, "geri dönün" çağrısı yaptı, Coşar'ı devre dışı bıraktı

TKP DE AZINLIK HÜKÜMETİNE SICAK BAKIYOR... TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, "azınlık hükümetinin erken seçime kadar görevde kalmasına" sıcak baktıklarını söyledi. BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ise, "Kabinede temsiliyet" şartıyla koalisyona destek verebileceklerini CTP'ye iletti

Hüseyin EKMEKÇİ

Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi, yeni hükümetin oluşumu için üstlendiği inisiyatifin ardından, Demokrat Parti, Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi ile başlattığı temasları dün de sürdürdü.

Başbakan Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın dün, gelinen noktayı değerlendiren bir görüşme yaptıkları öğrenildi. Görüşmede "yeni bir koalisyon olasılıkları ve azınlık hükümetinin erken seçimin yolunu açması" gibi konuların görüşüldüğü öğrenildi.

Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi'nden "yeni koalisyon görüşmelerine hazırız" mesajını alan Cumhuriyetçi Türk Partisi, dün de Özgür Düşünce Partisi ile görüştü. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ile görüştüğü ve görüşmeler için "olur" aldığı belirtildi.

Meclisin bütçe gündemli toplantısına sayılı günler kala CTP-DP koalisyon hükümetinin azınlık sorununa çözüm arayışları sürüyor. BDH'nın katılımıyla 3'lü koalisyonun gündemden düşmesiyle, mecliste 1'er sandalyeyle temsil edilen partilerin katılımıyla 5'li, hatta 6'lı koalisyon hükümeti tartışılıyor.

BDH'lı formülün gündemden düşmesiyle önceki gün Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi ile görüşen CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, dün de Özgür Düşünce Partisi yetkilileriyle bir araya geldi. Mecliste 1'er milletvekiliyle temsil edilen 3 partiyle koalisyona yönelik temasların ardından DP yetkilileriyle de durum değerlendirmesi yapılacağını söyleyen Soyer, CTP Parti Meclisi'nin dün akşam gelişmeleri değerlendirmek amacıyla toplandığını bildirdi.

DP'de ibre, "erken seçim"den yana

Bu arada Demokrat Parti'de "azınlık hükümetiyle erken seçim" görüşünün ağırlık kazandığı, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a da bu görüşlerini aktardıkları belirtildi. 26 milletvekilinin desteklediği bir hükümet modelini "sağlıksız" olarak değerlendiren DP'li üst düzey bir yetkili, "Ünal Üstel sağlık sorunları nedeniyle meclis çalışmalarına katılamıyor. Nuri Çevikel'in desteğine ise CTP sıcak bakmıyor. UBP ile bir araya gelerek hükümet kurma niyeti de DP'de yok. Dolayısı ile başbakanın istifa etmesi halinde Eroğlu'nun hükümet kurması mümkün değil. CTP-DP azınlık hükümeti ile 2-3 ay içerisinde erken seçime gitmek en mantıklısı" dedi.

Serdar Denktaş, eski partilileriyle buluştu

Önceki akşam Lefkoşa'da ilginç bir zirve yaşandı. ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar'ın olmadığı bir ortamda, Demokrat Parti'den kopan ve ÖDP'yi kuran isimler, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ile bir araya geldi.

Görüşmede, Serdar Denktaş'ın eski partililere, "geri dön" çağrısı yaptı. Bu arada görüşmede Ünal Üstel'in "sağlık sorunları" nedeniyle yer almadı. Salih Coşar'ın da görüşmelerde yer alamaması, "Salih Coşar'ın devre dışı kalacağı bir birleşme" olasılığının tartışılmasına neden oldu.

 

5 veya 6'lı; uzun ömürlü olmaz

Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da partiler arası temasların sürdüğünü, ancak henüz sonuç alma noktasında olunmadığını söyledi.

Yeni Parti dahil meclisteki küçük partilerle temasların sürdüğünü söyleyen Arabacıoğlu, 5 veya 6 partili koalisyonun üstelik de sınırlı bir çoğunlukla uzun ömürlü olamayacağına da dikkat çekti. 6 partili koalisyon halinde dahi hükümetin ancak 27 çoğunluğuna ulaşabileceğini belirten Arabacıoğlu, meclisin kilitlendiğini ve ülkenin hızla erken seçime doğru gittiğini kaydetti.

 

ÖDP'ye resmi teklif iletildi

TKP ve BKP'den "görüşmeye hazırız" yanıtı alan Cumhuriyetçi Türk Partisi, dün de Özgür Düşünce Partisi ile temas kurdu.

CTP Genel Sekreteri Ferdi sabit Soyer, ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ile yaptığı görüşmede nabız yokladı.

Görüşmede Salih Coşar'ın önceki gün kamuoyuna açıkladığı şekilde, "Herhangi bir önkoşulumuz yok. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulması için yapılacak koalisyon görüşmelerine katılmaya hazırız" mesajını ilettiği öğrenildi.

Özgür Düşünce Partisi Genel Başkanı Salih Coşar, yeni bir kriz yaratmamak için katkıya hazır olduklarını söyledi. Hükümette ancak parti olarak yer alabileceklerini söyleyen Coşar, kabinede temsiliyet taleplerini de dile getirdi.

Nuri Çevikel gündemde yok

CTP Genel Sekreteri Soyer, mecliste 1 milletvekili ile temsil edilen Yeni Parti ile temasın ise gündemde olmadığını söyledi. Soyer, CTP'nin eski milletvekili Nuri Çevikel başkanlığındaki Yeni Parti'nin parti olarak koalisyonda yer almasına CTP'nin karşı olduğunu da belirtti.

TKP'den Angolemli'ye görüşme yetkisi

Önceki akşam toplanan Toplumcu Kurtuluş Partisi Merkez Yürütme Kurulu, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden yapılan "koalisyon" önerisini değerlendirdi.

Toplantıda, genel başkan Hüseyin Angolemli'nin, "Oturur görüşürüz. Hükümet programı ve protokolü uygun olursa koalisyonda yer alırız" açıklaması, yürütme kurulu üyeleri tarafından da kabul edildi.

Toplantıda, parti meclisinden alınan "hükümet görüşmelerine başlansın" kararı ışığında hareket edileceği de öğrenildi.

BKP, "bakanlık" talebini yineledi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri ve meclisteki tek temsilcisi İzzet İzcan da CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile önceki gün koalisyona yönelik bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Çözüm hedefi olan bir hükümete prensip olarak katılabileceklerini ifade ettiklerini, ancak son noktayı yetkili organlarda değerlendireceklerini söyleyen İzcan, partilerinin koalisyona destek için kabinede yer alması gerektiğini ekledi.

KIBRIS 16/10/04

BM bize evet için rüşvet Verdi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, “BM’nin, referandumda Annan planına ‘evet’ çıkması için Rum tarafına para verdiğini” iddia etti.

Rum gazetelerine göre Papadopulos, Estonya’dan dönüşünde dün gece Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Eski Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun, kendisine bu konuda mektup gönderdiğini söyledi.

Papadopulos, De Soto’nun mektubunda, “Referandumdan önce Kıbrıs’ta para dağıtıldığını çünkü BM ve diğerleri tarafından

Annan planının ileri götürülmesinin iki toplumlu bir mesele olarak görüldüğünün  güçlendirilmesi gerektiğinin düşünüldüğünü belirttiğini” söyledi.

Papadopulos, De Soto’nun mektubunun kendisine, bu tür şeyler olduğunu duyduklarını BM Genel Sekreterliği’ne iletmeleri üzerine gönderildiğini kaydetti. 

Papadopulos’un açıklamasını “şok” ifadesiyle duyuran Rum gazeteleri, haberi özetle şöyle verdi: 

Alithia gazetesi: “Evet’in yabancı finansmanını eleştiriyor...  Papadopulos, kamuoyunun dikkatini sürekli olarak yaptığı gaflardan, çıkmazlardan ve içteki çözümsüz sorunlardan başka yöne çekmek çabasıyla başka bir cephe açmaya çalışıyor...”

Simerini gazetesi: “Şok açıklama... Tasos: “Evet, bazıları referandumda para aldı... Elimde De Soto’nun yazılı itirafı var....”

Aynı gazete, “Papadopulos, De Soto’dan mektup aldığını söyleyerek, Annan planı konusunda kendisiyle aynı düşünmeyenleri şaibe altında bıraktı ve cumhuriyeti alçıya aldı” yorumunu yaptı.

HALKIN SESI 16/10/04