|
|
|
|||
|
|
|
10 Ekim 2004 Papadopulos, Arzumuz veto hakkımızı
kullanmamak. Türkiyenin ABye ve dolasıyla da Kıbrısa
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Türkiyenin
veto hakkımızı kullanmamamız için bize yardımcı
olacağını ümit ediyoruz dedi. |
|
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, AB Komisyonunun raporundan sonra Rum yönetiminin veto
hakkından feragatta bulunduğunu zannedenlerin
yanıldığını vurguladı. Rum yönetimi lideri,
vetoyu kullanıp kullanmayacaklarına Aralık ayındaki AB
zirvesinde karar vereceklerini söyledi.
Papadopulos, Arzumuz veto hakkımızı
kullanmamak. Türkiyenin ABye ve dolasıyla da Kıbrısa
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyoruz. Türkiyenin
veto hakkımızı kullanmamamız için bize yardımcı
olacağını ümit ediyoruz dedi.
ÖNCE YÜKÜMLÜLÜKLER YERİNE GELMELİ
Öte yandan, Yunanistan Cumhurbaşkanı
Kostis Stefanopulos, Atinanın Türkiyenin AB üyeliği konusunda
yardımcı olacağını, ancak daha önce Ankaranın
uluslararası hukuk çerçevesinde yerine getirmesi gereken yükümlülükler
bulunduğunu söyledi.
Stefanopulos, bu yükümlülükler çerçevesinde,
Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınmasını, İstanbul
Ortodoks Rum Patrikhanesinin ekümenik statüsünün kabul edilmesini,
Heybeliadadaki Ruhban okulunun açılmasını ve Yunan
soydaşların malvarlıklarının geri verilmesini
saydı.
ÜYELİK İLE İKİLİ İLİŞKİLER
FARKLI
AB Komisyonunun Yunan üyesi Stavros Dimas ise,
Atinanın Türkiyenin AB perspektifinin korunması için ikili
ilişkileri üyelik konusundan ayırdığını söyledi.
Dimas, Yunanistanda yayımlanan Elefterotipiya gazetesindeki demecinde, AB
Helsinki zirvesinde 2004 sonuna kadar iki ülke arasındaki önemli
sorunlarda anlaşmaya varılmasının öngörüldüğünü
hatırlatarak, Ancak bu zaman yeterli değildi dedi. Dimas,
Türkiyenin üyelik sürecinin durdurulmasının kimsenin
çıkarına olmayacağını vurguladı.
Yunanistan: ''Türkiye'nin yerine getirmesi gerekenler var''
10 Ekim, 2004 20:42:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, Ankara'nın
uluslararası hukuk çerçevesinde yerine getirmesi gereken yükümlülükler
bulunduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Stefanopulos, ''Türkiye yakın zamana kadar
Yunanistan için rakip devletti. Bugün her türlü farklılık
anlaşma atmosferi içerisinde çözümlenebilir" dedi.
"Türkler AB'ye girdiklerinde uluslararası hukuk temelinde hareket
edeceklerdir" diyen Stefanopulos, "Yunanistan bu yüzden üye
olmasına yardımcı olacaktır. Ancak, Türkiye'nin
yükümlülükleri vardır. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni
tanıması gerekir. Patrikhanenin (İstanbul Ortodoks Rum) ekümenik
statüsünü kabul etmeli, Heybeliada'daki Ruhban okulunu açmalı ve Elen
soydaşlarımızın malvarlıklarını geri
vermelidir'' açıklamasını yaptı.
"İnsan
haklarını savunan birleşik Avrupa'dır"
Nafpaktos'ta, birleşik Hıristiyan donanmasının Osmanlı
donanmasına karşı kazandığı büyük zaferin,
çağdaş Avrupa tarihinde önemli bir gelişme olduğunu
söyleyen Stefanopulos, ''o dönemde Türkler ellerindeki güçle Avrupa'ya
yayılmak istediler. Şimdi insan haklarını savunan
birleşik Avrupa'dır ve Türkiye buna katılmak istiyor'' diye
konuştu.
|
Papadopulos: Veto hakkımız saklı |
|
|
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Yönetiminin Türkiyenin AB üyeliğini veto etmesinin kolay olmayacağını belirtirken, "Ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor" diye konuştu. Rum
basınına göre, Papadopulos, Helsinkiye hareketinden önce
yaptığı açıklamada, Rum Kesiminin Türkiyenin AB
müzakerelerini veto etme veya etmeme kararının 17 Aralıkta
yapılacak AB Zirvesinde vereceğini belirterek Türkiyenin AB
çabasını desteklemenin mümkün olacağı umudunu dile
getirdi. Papadopulos,
gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Vetoyu kullanmak
kolay olmaz ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve
Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye konuştu. (ANKA) |
|
HURRIYET 10/10/04
Türkiye'nin AB üyeliğine kim nasıl bakıyor?
BBC
Türkiye, 6 Ekim'deki İlerleme Raporu'nun olumlu çıkması üzerine
gözünü Avrupa Birliği üyesi ülkelere çevirdi. BBC, AB ülkelerinin
Türkiye'nin üyeliğine nasıl baktığını masaya
yatırdı...
Avrupa Komisyonu, 'şartlı olarak'
AB'nin Türkiye'yle tam üyelik müzakerelerine başlamasını tavsiye
etti.
Komisyon Başkanı Romano Prodi, Avrupa
Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada, Türkiye'de
gerçekleştirilen reformların kendilerini bu yönde bir karara
ittiğini söyledi.
Avrupa Komisyonu'nun
açıkladığı kararla, 'İlerleme Raporu' beklentileri
sona ermiş olsa da, Türkiye'nin müzakerelere başlaması için
nihaî karar 17 Aralık'ta yapılacak AB Liderler Zirvesi'nde
alınacak.
Bu tarihe kadar'da 25 üyeli Avrupa
Birliği'nde Türkiye'yle ilgili tartışmalar sürecek.
Peki Türkiye'nin üyeliği Avrupa ülkelerinde
nasıl algılanıyor, tartışmalar nasıl
şekilleniyor? Bu ülkeleri, 'Türkiye yanlısı', 'Türkiye
karşıtı' ve 'Bölünmüş' ülkeler olarak üç ana
başlık altında toplamak mümkün.
Türkiye
yanlısı
İNGİLTERE
İngiltere, Türkiye'nin üyeliğine
kuvvetle destek veriyor. Bunda başlıca nedenlerinden birisi,
Türkiye'nin üyeliğiyle şu anda çok da istenen şekilde
çalışmayan, Avrupa Birliği'nin sübvansiyon ve diğer destek
fonları sisteminde köklü bir değişikliğe gidilmesinin
gerekecek olması.
YUNANİSTAN
Türkiye'yle geçmişe dayanan
anlaşmazlıkları ve sorunları olsa da Yunanistan, bölgesel
güvenlik ve yeni ekonomik olanakları dikkate alarak Türkiye'nin
üyeliğine destek veriyor.
POLONYA
Polonya da Türkiye'nin üyeliğine destek
veren ülkeler arasında. Varşova yönetiminin bu tutumunun
ardında, Türkiye'nin üyeliğe kabul edilmesinin gelecekte Ukrayna ve
Belarus gibi komşu ülkelerin de üyelik yolunun açılmasına olanak
sağlayacağı düşüncesi yatıyor.
İTALYA
Ülke nüfusunun yarısı Türkiye'nin
üyeliğini destekliyor. İktidardaki Başbakan Silvio Berlusconi ve
hükümeti de Türkiye'nin destekçileri arasında. Muhalefetteki Kuzey
Birliği ise, Türkiye' üyeliğini kabul etmiyor.
İSPANYA - PORTEKİZ
Her iki ülkede de hem sağ kanat hem sol
kanat partiler Türkiye'nin üyeliğine destek veriyor.
Türkiye
karşıtı
AVUSTURYA
Yapılan kamuoyu yoklamaları
Avusturya'da halkın üçe bir oranında Türkiye'nin üyeliğine
karşı olduğunu ortaya koyuyor. Ülkenin iki ana siyasî partisi de
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor. Başbakan
Wolfgang Schüssel, otomatik olarak üyelikle sonuçlanmamak kaydıyla
müzakerelere başlanabileceğini savunuyor.
DANİMARKA
Danimarka nüfusunun yarısı Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkarken ülke nüfusunun
yüzde 30'u Türkiye'ye destek veriyor. Karşı çıkanların öne
sürdükleri başlıca neden Türkiye'nin insan hakları sicili.
Ülkenin aşırı sağcı kanadı, Türkiye konusunda
referandum yapılması çağrısında bulunuyor.
BELÇİKA ve HOLLANDA
Her iki ülkenin hükümetleri de Avrupa
Birliği'nin Türkiye'ye karşı sorumluluklarını yerine
getirmesi gerektiğini düşünüyor. Ancak Türkiye'nin insan hakları
sicili Belçika ve Hollanda hükümetlerinde de endişe yaratıyor.
İki ülkenin kamuoyu ise genel olarak Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkıyor.
SLOVAKYA
Slovakya, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
üyeliğine karşı çıkarken başlıca gerekçe olarak
ekonomik ve kültürel sorunları öne çıkarıyor.
Bölünmüş
FRANSA
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac
Türkiye'nin 'Avrupa'ya davet edilmesine' destek verdiğini söylüyor.
Ancak, Chirac aynı zamanda Türkiye'nin de
aralarında bulunduğu yeni aday ülkelerin üyeliğe kabulü
konusunda referandum yapılması önerisini gündeme getirdi. Fransa'da
iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) ve Fransa Demokrasi Birliği (UDF)
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor.
ALMANYA
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder,
Türkiye'nin üyeliğinin, 'radikal olmayan İslam'la
aydınlanmacı bir Avrupa arasındaki köprü' olabileceğini
söylüyor. Dışişleri bakanı Joschka Fischer de Türkiye'ye
üyelik yolunda destek veriyor.
Almanya'da yapılan kamuoyu
yoklamaları, halkın büyük çoğunluğunun Türkiye'ye
karşı olduğunu gösteriyor. Muhalefetteki Hıristiyan
Demokratlar'ın lideri Angela Merkel ise, Türkiye'ye tam üyelik değil
'imtiyazlı ortaklık' verilmesi gerektiğini savunuyor.
Din faktörü
VATİKAN
Avrupa Birliği üyesi olmasa da Vatikan,
Katolik ülkelerde, özellikle de Almanya ve Avusturya'da önemli bir etkiye
sahip. Vatikan'ın üst düzey yetkilileri, Türkiye'nin kültürel olarak
Avrupa'ya ait olmadığını, birliğe üye olmaya
çalışmak yerine Orta Doğu'nun daha ılımlı ve
modern bir bölge olması yolunda bir rol üstlenmesi gerektiğini
savunuyorlar.
MILLIYET
10/10/04
Sözde
değil özde Türk-Rum kardeş
10/10/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde yaşayan 90
yaşındaki Mustafa Özgür, Baf'taki 350 hektarlık arazisini Rum
Yönetimi'nden geri isterken en büyük desteği 70 yıl sonra
tanıdığı Rum kardeşi Prodromos Konstatinu'dan görüyor.
Son üç yıldır eşiyle güneyde kiralık bir evde oturan Özgür,
yakında Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yla
görüşeceğini ve 2 milyon dolarlık servetinin kendisine
verilmemesi halinde Rum Yargıtay'ına başvuracağını
söyledi. Baf'ta ailece otururken annesi Aliye'nin bir Rum'a
kaçtığını ve vaftiz olup Eleni adını
aldıktan sonra 1952'de öldüğünü anlatan Özgür, 1974'de KKTC'ye
geçmesinin ardından TMT'yle başı derde girip aylarca hapis
yattıktan sonra 1977'de Avustralya'ya gitmiş 2001'de emekli olup Rum
Kesimi'ne döndüğünde arazilerinin istimlak edilmiş olduğunu
gören Özgür, bir kahvede sohbet ederken aynı annenin çocukları
olduklarını anladığı Prodromos için "Üç
yıldır hiç ayrılmıyoruz. Servetimi almam için en büyük yardımcım
kardeşim Prodromos'dur" diye konuşuyor. 73 yaşındaki
Prodromos da maddi sıkıntı içindeki ağabeyine elinden
geldiği kadar yardım ettiğini belirtip "Ağabeyim
Kıbrıslıdır. Rum Yönetimi servetini iade etmelidir. Bu
Mustafa'nın hakkıdır" dedi.
Kayıp kişilerin dosyası, ölü olduğuna dair
kanıt bulununcaya kadar da açık kalacak
Kıbrıs'taki
kayıp kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi amacıyla kurulan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, dün sabah yeniden toplandı.
BM
kontrolündeki ara bölgede yer alan Ledra Palace Hotel'de dün sabah saat
10.00'da başlayan toplantı 3.5 saat sürdü.
Önceki gün
yapılması beklenen toplantı, bazı üyelerin toplantı
saatinde uygun olmamaları nedeniyle düne ertelenmişti.
Mezarların
açılması çalışmaları gündemiyle yapılan Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin dünkü toplantısında, Türk
tarafını üye Rüstem Tatar başkanlığında
Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan
Yardımcılığı Siyasi İşler ve Siyaset
Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ile emekli savcılardan hukukçu Hakkı
Önen, Rum tarafını ise üye Elias Georgiades ve
yardımcısı Ksenefon Kallis temsil etti. Toplantıda BM kanadından
Pierre Couperan yer aldı.
Türk üye Rüstem
Tatar, saat 13.30'da biten toplantı sonrasında TAK muhabirine
yaptığı açıklamada, her kayıp kişinin
akıbetinin ne olduğuna, en son nerede görüldüğüne ilişkin
araştırmaların yapılması
çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, "Bu
konuları daha da derinliğine görüşmeye başladık.
Kayıp kişilerin dosyaları açık ve bu dosyalar ölü
olduğuna dair kanıt bulununcaya kadar da açık kalacak.
Amacımız, kayıpların akıbetlerini belirleyerek, bu
dosyaları bir bir kapatmak" diye konuştu.
"Uzmanların
ne zaman geleceği henüz belli değil"
Bir soru
üzerine, mezarların açılması için yabancı uzmanların
adaya geliş tarihinin henüz belli olmadığını bildiren
Tatar, uzmanların kendilerinden alacakları bilgiler
doğrultusunda öncelikle bir hareket planı
hazırlayacaklarını ve çalışmalarını buna
göre yönlendireceklerini kaydetti.
Bir sonraki
toplantının gelecek hafta cuma günü aynı yer ve saatte
yapılacağını da belirten Tatar,
"Çalışmalarımız yoğun şekilde sürüyor.
Konuları derinliğine ele almaya başladık. Gelecek hafta
daha da ayrıntıya gireceğiz" dedi.
Bakanlar
Kurulu, kayıplar konusunda çalışma yapmak amacıyla adaya
gelecek yabacıların giderlerinin karşılanması için 200
milyarlık kaynak ayrılmasını
kararlaştırmıştı.
Yaklaşık
20 yıldan beri belirli aralıklarla çalışmalarını
sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yeni gelişmelerle
birlikte ilk kez mezarların açılmasını gündemine
almıştı. Bu gündemle yaklaşık 1.5 aydan beri her hafta
rutin toplantı yapan komite, mezarları açacak uluslararası
kuruluş konusunda mutabakat sağlamış ve bu yönde
çalışma programı üzerinde çalışma
başlatmıştı.
Rum 22, Türk 4
mezar yeri göstermişti
Rum tarafı
bugüne kadar 4'ü kuzeyde toplam 22 mezar yeri hakkında Türk tarafına
bilgi verdi ve buralarda 201 kişinin gömülü olduğunu bildirdi. Türk
tarafı ise kuzeydeki 4 mezar yeri hakkında Rum tarafına harita
üzerinde bilgi verdi.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre kayıp
Türklerin sayısı 211'i 1963'e ait olmak üzere 500. Bunların tümü
sivil ve yüzde 26'sı kadın ve çocuklardan oluşuyor.
Kayıp
Rumların sayısı ise 1460 civarında. Resmi rakamlara göre
kayıp Rumların yüzde 60'ı asker. Toplam rakam içinde kadın
ve çocukların oranı yüzde 9.
KIBRIS 09/10/2004
Rumlar Kıbrıs sorununu gündeme taşıyor
11 Ekim, 2004 17:24:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, ABnin Türkiye ile müzakerelere başlamasını,
Türkiyenin Kıbrıs konusunda atacağı bazı
adımlara bağlamak istediklerini söyledi.
Lüksemburg'da AB dışişleri bakanlarını bir araya
getiren AB Konseyi'nde konuşan Yakovu, Kıbrıs'ın
işgalinden kaynaklanan bazı sorunların çözümünü' önkoşul
olarak gördüklerini belirtti.
'Veto
haklarını kullanma' niyeti
Yakovu, bu açıklamasıyla 'veto haklarını kullanmak
niyetinde oldukları mesajını verdi.
Türk
askerlerin Adadan çekilmesi için plan istiyorlar
Türkiye'nin Rum uçaklarına Kıbrıs'ın kuzeyinde uçma izni
vermesini, Rum uçakların yollarının uzamasının son
bulmasını, kuzeyde Rum mallarının
satışını ve Türkiye'nin varlığının son bulmasını
istediklerini dile getirdi.
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, Türkiye'nin,
askerlerini adadan çekmeye yönelik bir plan önermesi talebinde de bulundu.
Yakovu
gündem maddesi olmamasına rağmen konuştu
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu,
gündem maddesi olmamasına rağmen AB Konseyi'nde bu
konuşmayı yaptı. Yakovu, AB Komisyonu'nun Türkiye raporunu
değerlendirdiği sırada bazı tepkilere hedef oldu.
Yunan delegasyonunun Yakovu'ya sadece kısmi destek verdiği, Rum
bakana, söz konusu sorunların müzakereler sürecinde de
aşılabileceğinin söylendiği belirtiliyor.
|
"Sorun çözülmeden Kıbrıs'ın AB'ye
katılımı yanlıştı" |
|
|
İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi John Swift, çözüm olmaksızın Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne alınmasının yanlış olduğunu söyledi. Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine göre Swift, Yeni
Kıbrıs Birliğinin düzenlediği Kıbrıs Sorunu,
İrlanda Modeli. Avrupai Bir Çözüm Mü? konulu toplantıda
yaptığı konuşmada, Kıbrıs (Rum kesimi),
Kıbrıs sorunu çözülmeden (AB'ye) katılmamalıydı. Bu,
Hollanda gibi, AB ülkelerinin bir çoğunun görüşüdür dedi. Swift, Güney
Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla, AB'nin
Kıbrıs sorununun çözümü için sahip olduğu baskı gücünü
kaybettiğini vurguladı. Avrupai bir
çözümün ne olduğunu kendisinin de gerçekten bilmediğini dile
getrien Swift, Eğer çözüm arayışlarında AB'nin BM'nin
yerini alacağını kastediyorsak böyle bir şey olamaz.
Eğer AB'nin Kıbrıs Rum amaçlarının gerçekleştirilmesi
için bir araç olarak kullanılacağı ima ediliyorsa, o zaman bu
çok büyük bir hatadır diye konuştu. AB'nin bu
problemde liderlik rolü üstlenmeye niyetli olmadığını,
AB'nin böyle bir şeyi diğer AB üyesi ülkelerin problemlerinde de
yapmadığını belirten Swift, buna örnek olarak Kuzey
İrlanda, Bask, Cebelitarık ve Korsika problemlerini gösterdi.
Swift, bu problemlerin hiçbirinin AB'de görüşmelere bile yol
açmadığını kaydetti. KKTC'deki
duruma da değinen Swift, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile
Başbakan Mehmet Ali Talat'ı eş tutanları
eleştirerek, Talat, Denktaş değildir dedi. Alithia
gazetesi, İrlanda'yı, Yunanistan'ın ardından
'Kıbrıs'a en dost ülke olarak niteledi. (aa) |
|
HURRIYET 11/10/04
Papadopulos'tan Türkiye'ye veto tehdidi
|
Kıbrıs Rum Lideri Papadolupos, Rum Kesiminin Türkiyenin AB müzakereleriyle ilgili olarak "Vetoyu kullanmak kolay olmaz, ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye konuştu. Kıbrıs
Rum Lideri Tasos Papadopulos, Rum Yönetiminin Türkiyenin AB
üyeliğini veto etmesinin kolay olmayacağını belirtirken,
"Ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor" diye
konuştu. Rum
basınına göre, Papadopulos, Helsinkiye hareketinden önce
yaptığı açıklamada, Rum Kesiminin Türkiyenin AB
müzakerelerini veto etme veya etmeme kararının 17 Aralıkta
yapılacak AB Zirvesinde vereceğini belirterek Türkiyenin AB
çabasını desteklemenin mümkün olacağı umudunu dile
getirdi. Papadopulos,
gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Vetoyu kullanmak
kolay olmaz ancak hükümet bu hakkını saklı tutuyor ve
Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesini bekliyor" diye
konuştu. (ANKA) |
|
|
HURRIYET 11/10/04
|
Talat: Aralık Zirvesi'nden sonra ciddi adımlar
atılabilir |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ciddi adımların Aralık ayından sonra atılabileceğini söyledi. Talat, Bayrak
Radyo Televizyonu'na (BRT) yaptığı açıklamada,
Kıbrıs sorunuyla ilgili parametrelerin 24 Nisan referandumuyla
değiştiğini ve bunun bütün dünyanın ve uluslararası
toplumun dikkatine getirilmesi gerektiğini kaydetti. Talat,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olan uluslararası tüm
kuruluşların, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması
beklenen AB zirvesine kadar Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlenme
yaratmak istemediğini ifade etti. BM'nin ve
AB'nin böyle bir tutum içine girdiğini ifade eden Talat, bu şartlar
altında Kıbrıs Türk tarafının birden bire
görüşme sürecini tek başına
başlatamayacağını belirtti. Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda topun Rum tarafında ve Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'da olduğunu kaydeden Başbakan Talat, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın talebine rağmen Papadopulos'un
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yeni bir tutum
belirlemediğini ve öne sürmediğini anlattı. Kıbrıs
sorununun Rumların çözüm önerisi getirmemesi nedeniyle devam
ettiğini ifade ederek, bu durumda Kıbrıslı Türklerin
yapabilecekleri olduğunu kaydeden Talat, Belki doğrudan
doğruya Kıbrıs sorununda bir hareketlenme ve sorunun çözümü
yönünde bir başlangıç yaratamayız ama 24 Nisan referandumuyla
değişmiş olan parametrelerin bütün dünyanın ve
uluslararası toplumun dikkatine getirilmesi ve buna dayalı olarak
tüm ülkelerin Kıbrıs konusuyla ilgili yeni parametrelere
dayalı politikalar belirlemeleri konusunda
çalışmalarımızı sürdürebiliriz dedi. RUMLAR
KÖTÜ NİYETLİ Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni gasp etmekle elde ettiği avantajı kötü kullanan
Rumların, Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması yönünde kötü niyeti
olduğunu belirten Talat, Rumların gerçek yüzünü ortaya koymanın,
Türk tarafının en temel çalışması olması
gerektiğini söyledi. Bir soru
üzerine, Aralık'ta Kıbrıs konusunda ciddi bir hareketlenme
olacağını kaydeden Talat, Aralık ayında BM Güvenlik
Konseyi'nin Genel Sekreter'in raporunda öngördüğü tavsiyeleri ele
alıp değerlendirmek durumunda kalacağını söyledi
bildirdi. Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğü devam ettikçe bunun Türkiye'nin AB sürecinde de
ciddi etkileri olacağına dikkati çeken Talat, bütün bunlar
çerçevesinde uluslararası toplum ve BM'in Aralık'tan sonra yeni bir
hareketlenmenin gerekli olduğu gerçeğinden yola çıkarak
Kıbrıs'a yeniden el atacağına
inandığını dile getirdi. TÜZÜKLER Başbakan
Talat, başka bir soru üzerine, AB Daimi Temsilciler Konseyi'nde
(COREPER) Mali Yardım Tüzüğü ile Ticaret Tüzüğü'nün
birbirinden ayılmaması gerektiği konusunda
çoğunluğun görüşü olduğunu söyledi. Talat, COREPER
toplantısından sonra tekrar bir uzlaşma metni
hazırlandığını, bu konuda tarafların
anlaştığını ve her iki tüzüğün birlikte
geçmesinin çok önemli olduğunun vurgulandığını
belirtti. COREPER'de
sadece mali tüzüğün oylanması halinde Ticaret Tüzüğü'nün de
kabul edileceği nihai tarih öngörülmesi konusunda mutabakata
varıldığını açıklayan Talat, Avrupa
Birliği Daimi Temsilciler Konseyi 2 Kasım'da sadece Mali
Yardım Tüzüğü'nü oylayarak kabul edecek, ancak Mali Tüzüğü
kabul ederken Ticaret Tüzüğü için de tarih belirleyecek dedi. Talat, Ticaret
Tüzüğü olmadan Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılmasının söz konusu
olamayacağını vurguladı. |
|
HURRIYET 11/10/04
Papadopulos'tan
veto tehdidi
11/10/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 17
Aralık'taki AB zirvesinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
başlamasına yönelik veto tehdidini ilk kez uluorta savurdu.
Papadopulos, dün Avrupa turuna çıkmadan önce "Arzumuz veto
hakkımızı kullanmamak. Türkiye'nin AB'ye ve
dolayısıyla da Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini
yerine getirmesini bekliyoruz. Ancak veto hakkımızı saklı
tutuyor ve Türkiye'nin veto hakkımızı kullanmamamız için
bize yardımcı olacağını ümit ediyoruz" dedi.
Papadopulos, AB ülkeleri turunun ilk durağı olan Finlandiya'ya
gitmeden Türkiye konusunda ilk kez konuştu. Avrupa Komisyonu'nun
raporundan sonra Rum Yönetimi'nin veto hakkından feragatta
bulunduğunu sananların yanıldığını belirten
Rum lideri, vetoyu kullanıp kullanmayacaklarına zirvede karar
vereceklerini söyledi. Papadopulos, "AB üyesi her ülkenin veto hakkı
vardır. Ancak bu hakkın kullanılması kolay iş
değil" diye konuştu. Papadopulos Komisyon'un Türkiye raporunda Kıbrıs'a
yer vermemesinden hoşnutsuzluğunu da, "Kıbrıs konusunda
daha çok noktaya değinmesini beklerdik. Ancak değinilmedi"
diyerek dile getirdi. Papadopulos, zirve öncesi diplomatik seferberlik ilan
etti. Hedefi ise zirve kararlarında adanın
silahsızlandırılmasından bahsedilmesi, Ankara'nın
çözüm çabasını sürdüreceğinin taahhüt etmesi ve
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, Türkiyeli göçmenlerin
adayı terk etmesi için tedbir alınması, KKTC'deki Rum
malları için teminat verilmesi ve AB'nin Annan Planı dışında
çözüm inisiyatifi üstlenmesi.
AİHM
Ankara'yı üç konuda uyardı
Rumların
mülkiyet hakkı, terörle mücadele zararlarının tazmini ve
azınlık mülkleri konusunda Türkiye'ye açılan davalar birikiyor
11/10/2004
RADIKAL
DENİZ ZEYREK
ANKARA - Türkiye'nin AB üyelik süreci, Avrupa Komisyonu'nun İlerleme
Raporu ile yeni bir dönemece girerken, kararlarına AB'de büyük önem
verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) Türkiye'ye üç
konuda uyarı geldi. AİHM, tamamı geçmişteki ihlallerden
kaynaklanan 'Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkı', 'eve
dönüş-terörle mücadele zararlarının tazmini' ve
'azınlık mülkleri' konularında gelen pek çok davadan dolayı
AKP hükümetinin desteğini istedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, 5-7 Ekim tarihleri arasında
Strasbourg'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında
AİHM'ye de giderek mahkeme başkanı Luzius Wildhaber'le
görüştü. Görüşmede, Lu-zius Wildhaber Türkiye'nin
attığı reform adımlarının önemine işaret
ederek, reformlara rağmen kendilerine hâlâ gelen dosyalardan söz etti.
Geçmişin
faturası ağır
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Wildhaber'in Erdoğan'a
yansıttığı üç konuda Türkiye'yi ciddi sorunlar bekliyor. Bu
sorunların başında Kıbrıs Rumlarının Türk
tarafında kalan mülklerini 'kullanamama kayıpları' konusunda açtıkları
yüzlerce dava var. Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta tazminat komisyonu
oluşturdu ve AİHM' den davaları oraya yönlendirmesini talep
etti, ama hedefine ulaşamadı.
Rum Kesimi'nden Türkiye aleyhine başvurular gelmeye devam ediyor ve siyasi
nedenlerle bekletilen dosyalar konusunda AİHM baskı altında
kalıyor. Güneydoğu'da boşaltılan köyler konusunda
AİHM'nin kesin içtihatları var. Bu nedenle göç ettirilen, köylerine
dönemeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları AİHM'ye
başvuruyor.
Yasa çıktı,
ancak...
Türkiye, zararların tazmini konusunda yasa çıkardı, ancak
belirlenen rakamlar ve başvuru koşulları nedeniyle
mağdurların Türkiye'deki tazminat komisyonuna yönlendirilmesi zor
görünüyor. Benzer durumlar arazi kamulaştırmalarında da
yaşanıyor, devlet kamulaştırma bedeli ödese de ödenen paranın
düşüklüğü nedeniyle arazileri kamulaştırılanların
büyük bölümü AİHM'nin kapısını çalıyor.
Türkiye'nin başını ağrıtan diğer konu da son
yasal düzenlemelere rağmen mülk edinmekte, mülklerini kullanmakta zorlanan
dini azınlıkların başvurularından oluşuyor.
Yetkililer, geçen yıl en ciddi başvuruların bu
alanda azınlıklardan geldiğini belirtirken, Kıbrıs ve
köye dönüş konusunda projeler üreterek AİHM'ye fırsat yaratan
Türkiye'nin bu konuda
adım atamadığına dikkat çekiyor.
Başvuruların
niteliği değişti
AİHM'deki Türkiye aleyhtarı başvuruların niteliğinin
de Türkiye'nin attığı reformist adımlarla
değişmeye başladığı ifade ediliyor. AİHM'ye
giden vatandaşlar, üç sorunlu konuda olduğu gibi 'siyasi'
niteliğinden çıkıp 'mali' bir içeriğe kayıyor. Ancak
Kıbrıs ve azınlık mülkleri davalarının sonucunda
mali fatura ağır olsa da bu davaların siyasi
sonuçlarının da Türkiye'yi zorlayacağı belirtildi.
Bütün Avrupa Konseyi üyelerinden gelen başvuruları kabul eden
AİHM, Türkiye'nin, mahkeme kararlarını dikkate almasından
ve yeniden yargılama ve işkence faturasını işkenceciye
kesme gibi adımları da destekliyor. Her gün yüzlerce başvurunun
yapıldığı mahkeme, süreci hızlandırmak
için kendini yeniliyor. Mahkeme, Türkiye'nin de geçen hafta
imzaladığı 14. protokolle daha az yargıçla daha
hızlı bir çalışma yöntemi izleyecek.
Yargılama
ayrı sorun
Wildhaber tarafından dikkat çekilen üç konunun dışında,
kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde daha önce
yargılanmış olan vatandaşların AİHM'ye adil
yargılanmadıkları yönündeki şikâyetleri oldukça
yaygın. Uzun süren yargılama şikâyetiyle AİHM'ye
başvuranların önemli bir bölümünü ise 12 Eylül 1980 darbesinin
ardından açılan ve aradan geçen 20 yılı aşkın
süreye karşın bir türlü tamamlanamayan toplu davaların
sanık ve mağdurları oluşturuyor.
İngiliz
vekillerden Kıbrıs çıkarması
|
GÜNEY VE KUZEYDE
TEMASLARDA BULUNACAKLAR... İngiltere İşçi Partisi Edmonton
Milletvekili Andy Love ve beraberindeki İşçi Partisi
milletvekilleri, Türk ve Rum siyasetçiler ile görüşmek için
Kıbrıs'a geliyor. Milletvekili Andy Love ve beraberindeki grubun
bugün Kıbrıs'ta olması bekleniyor. Kuzey ve Güney
Kıbrıs'a yapacakları ziyaretlerde siyasetçiler ile
görüşecek olan grubun, Başbakan Mehmet Ali Talat ile bir araya
geleceği belirtildi KIBRIS
SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE KATKI İÇİN... Kıbrıslı Türklerin
yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesi milletvekili
olan Andy Love, Türklere yakınlığı ile
tanınıyor. Kıbrıs Türk toplumunun sorunlarıyla
yakından ilgilenen Love'a yakın kaynaklardan elde edilen bilgiye
göre, bu ziyaret, "Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olmak" amacıyla gerçekleştiriliyor ANDY LOVE,
TÜRK DOSTU... Andy Love, daha önce de Enfield Kıbrıslı Türkler
Derneği ile birlikte yürüttüğü çalışmalarda eğitim
sistemindeki Türkçe A-Level sınavının
kaldırılmasını, parlamentoda imzaya açarak
engellemişti. Enfield bölgesinde evlere çanak anten
takılmasını yasaklayan bildiriye karşı olarak yine
Kıbrıslı Türkler ile birlikte ortak çalışmalar
düzenlemişti Eylem ERAYDIN
/LONDRA İngiltere
İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love ve beraberindeki
İşçi Partisi milletvekilleri Türk ve Rum siyasetçiler ile
görüşmek için Kıbrıs'a geliyor. Milletvekili
Andy Love ve beraberindeki grubun, bugün Kıbrıs'ta olması
bekleniyor. Kuzey ve
Güney Kıbrıs'a yapacakları ziyaretlerde siyasetçiler ile
görüşecek olan grubun, Başbakan Mehmet Ali Talat ile bir araya
geleceği belirtildi. Kıbrıslı
Türklerin yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesi
milletvekili olan Andy Love, Türklere yakınlığı ile
tanınıyor. Kıbrıslı
Türk toplumunun sorunlarıyla yakından ilgilenen Love'a yakın
kaynaklardan elde edilen bilgiye göre bu ziyaret, "Kıbrıs
sorununun çözümüne yardımcı olmak" amacıyla
gerçekleştiriyor. Tam bir Türk
dostu İngiliz
Milletvekili Andy Love, Enfield Belediye Meclisi üyesi ve Enfield
Kıbrıslı Türkler Derneği Başkanı Ahmet
Karahasan ile birlikte Londra'da yaşayan Kıbrıslı
Türklerin sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar
yapıyor. Andy Love,
daha önce de Enfield Kıbrıslı Türkler Derneği ile
birlikte yürüttüğü çalışmalarda eğitim sistemindeki
Türkçe A-Level sınavının kaldırılmasını,
parlamentoda imzaya açarak engellemişti. Enfield
bölgesinde evlere çanak anten takılmasını yasaklayan bildiriye
karşı olarak yine Kıbrıslı Türkler ile birlikte
ortak çalışmalar düzenlemişti. Kebap partisi Andy
Love'ın geleneksel hale gelen bir de kebap partisi var. Her yıl
evinde kebap partisi düzenleyen Love, bu partiye her zaman
Kıbrıslı Türkleri de davet ediyor. Geçtiğimiz
günlerde gerçekleşen partinin onur konukları
Kıbrıslı Türklerdi. Enfield
Belediyesi meclis üyesi ve Enfield Kıbrıslı Türkler
Derneği Başkanı Ahmet Karahasan, kebap partisinde
mangalın başına geçerek et pişirdi. |
KIBRIS 11/10/04
Hristofyas'tan
çözümsüzlüğün mimarı Papadopulos'a tam destek
Rum Meclisi Başkanı ve
AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, partisinin Papadopulos'u saf
dışı bırakacak güçte olduğunu, ancak bunu yapmayacağını,
kuzeyde Başbakan Talat'ın üstlendiği rolü üstlenip
Kıbrıs konusunda söz sahibi olmayı düşünmediğini
söyledi.
HRİSTOFYAS:
YENİ TALAT OLMAYACAĞIM... Dimitris Hristofyas: İngiliz ve
Amerikalılara, yeni Talat olacağımı düşünüyorlarsa
bunu unutmalarını söyledim. Onlara, AKEL genel sekreteri ve meclis
başkanı olarak nihayetinde Denktaş'a da yaptıkları
gibi Papadopulos'u kenara itmem. Yeni bir Talat bekliyorlarsa bunu unutsunlar.
Kimse bana 'Yeni Talat ol' demedi, ancak siyasi sezgilerimiz var"
PAPADOPULOS'UN
POLİTİKALARINA DESTEK... "Koalisyonu dağıtacak durumda
değiliz. Aksine bu hükümeti güçlendirmek ve başkan Papadopulos'un
programını uygulamasına olanak vermek durumundayız.
İster koalisyonda olalım, ister muhalefette. Bu, AKEL için bir ilke
meselesidir"
İSTESEK,
İZOLE EDERDİK... "Yabancılar, burada da bir Talat'a ihtiyaç
olduğu ve benim çeşitli yöntemlerle bu rolü oynayabileceğim
mesajını gönderdikleri zaman, başkan Papadopulos'u çok kolay
izole edebilirdik. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
varlığını savunuyoruz. Anayasaya ve onun kurumlarına
tamamen bağlıyız ve bu kurumların başı da
başkandır"
Rum Meclisi
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, partisinin
Papadopulos'u saf dışı bırakacak güçte olduğunu, ancak
bunu yapmayacağını, Kuzey Kıbrıs'ta Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın üstlendiği rolü üstlenip Kıbrıs
konusunda söz sahibi olmayı düşünmediğini söyledi.
Kıbrıs'ta
çözümsüzlüğün mimarı olarak gösterilen Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'a tam destek veren Dimitris Hristofyas, İngiliz ve Amerikalılara
"Yeni Talat olacağımı düşünüyorlarsa bunu
unutsunlar" mesajı gönderdiğini kaydetti.
Rum gazetesi
Fileleftheros, Rum yönetiminin ikinci adamı konumunda bulunan Dimitris
Hristofyas'ın bu gazeteye verdiği özel mülakatta söylediklerini
"Hristofyas/Tasos Konusunda Anglo-Amerikanlara Sert Nota - 'Yeni Talat
Olacağımı Unutsunlar' -Üç Testte Başarısız Olursa
Türkiye'ye Veto" başlık ve spotlarıyla manşete
çıkardı.
Gazeteye göre
yabancı unsurların emirlerine kulak asması halinde AKEL'in bunu
yapabilecek durumda olsa bile, ilkeleri ve tutarlılık gereği Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u izole etmeyeceğini
kaydetti.
"Rum
tarafında da bir Talat'a ihtiyaç olduğu ve bu rolü kendisinin
oynayabileceği" yönünde mesajlar aldığını
açıklayan Hristofyas "Amerikalı ve İngiliz yetkililere net
bir şekilde, AKEL genel sekreteri ve meclis başkanı
Hristofyas'ın şahsında nihayetinde Denktaş'a
yaptıkları gibi bay Papadopulos'u atacak yeni bir Talat görmeyi
bekliyorlarsa, bunu unutmalarını açıkça söyledim" dedi.
Fileleftheros,
Hristofyas'la yaptığı söyleşiyi pazar eki Politiki'de
"Atilla'nın ve Yerleşiklerin Çekilmesiyle İlgili
Gelişmelerle Orantılı Olarak Türkiye'ye Yeşil
Işık Yakacağız -Ulusal Konseyde Vetoyu Göz ardı
Etmedik" başlığını kullandı.
Hristofyas'ın Fileleftheros'a yaptığı açıklamalardaki
ilgi çekici noktalar özetle şunlar:
Soru:
Türkiye'ye yakılan turuncu ışığın yeşile
dönmesi için Kıbrıs'ın "evet"ine ihtiyaç var. Bu,
hangi şartlar altında olabilir?
Yanıt:
Fesatlık olmadan ve daima düşük tonda, bu düşünceleri daha
Helsinki döneminde yapmamız gerektiğini söylerim. Türkiye'nin AB'ye
üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin turuncu
ışık Helsinki'de yakıldı. Çünkü Kıbrıs,
AB'ye üyeliğinin Kıbrıs sorunundan ayrılacağı
beklentisi içindeydi. Aynı şeyi Ankara'nın da elde ettiğini
söyleyen karşı görüşlere saygı duyuyorum. O kararla
Türkiye'ye, aday üye sıfatı Kıbrıs sorununun çözümüne
bağlanmaksızın Avrupa sürecini ileri götürme olanağı
veriliyordu.
Bu, Türkiye'nin
ilerleme raporu ve sürecin devamının Türk işgal askerlerinin
mevcudiyeti, yerleşikler ve Kıbrıs'ın yarısındaki
işgalin sürmekte olduğuna bağlanması için sürekli çaba
harcamamamız gerektiği anlamına gelmez. Bu, zafer naraları
atmadan, birlik içinde hareket ederek, iyi planlama yaparak yerine getirmemiz
gereken ciddi bir görev olarak önümüzde duruyor.
Soru: Bu konuda
Kıbrıs nasıl davranacak?
Yanıt:
Kıbrıs tarafından veto kullanılması, raporda bizim
istediğimiz konular üzerinde değişiklik yapılmaması
durumunda mümkün olabilir. Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nın
25 üye ülkenin tamamını kapsaması gerektiği gibi, raporun
unsurlarını değerlendirmemiz gerekir. Mesela, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması konusunun acilen ortaya konulması,
sadece Türkiye'deki insanların değil Kıbrıs
halkının da insan haklarına saygı gösterilmesi konusunun
gündeme getirilmesi, Türkiye'den iş dinamiğinin AB'ye üye ülkelerde
ve tam üye ülke olarak Kıbrıs'ta dolaşımı konusu ve de
yerleşikler konusu... Değerlendirmeye çalışabileceğimiz
başka unsurlar da mevcuttur.
Soru:
Kıbrıs, veto uygulamayı seçebilir mi?
Yanıt:
Türkiye için kırmızı ışık yanması konusunu,
basit bir düğmeye basma konusu olarak görmemeliyiz. Veto bir haktır.
Küçük bir ülke tarafından veto kullanılırken, bunun
getireceği olası olumlu ve olumsuz etkilerin detaylı olarak
analiz edilmiş olması gerekir. Bunlar, Yunanistan ve Kıbrıs
dostu olan diğer ülkelerle işbirliğiyle atılması
gereken adımlardır. Diğer yandan Türkiye için yeşil
ışık yakacağımızı veya
kırmızı ışık yakmaya yöneldiğimizi kesin
şekilde betimlememizi istemiyorum.
Soru: Zaman
unsuru nasıl bir rol oynar?
Yanıt: Bu
konuyu ikiye ayırmalıyız. Birincisi, aralık ayına
kadar önümüzde bulunan kısa zaman aralığıdır ve AB
içinde yapmamız gereken çabaları açıkladım. İkincisi,
Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilip
verilmeyeceğine ilişkin zaman unsurudur. Türkiye tarih alırsa,
AB'ye üye olma beklentisine ilişkin kendi stratejisini hayata geçirmesiyle
ilgili bazı ortamlar meydana gelecek. Ortamların
yaratılması ve Türkiye'ye baskı uygulanması
perspektiflerinin de açılması mümkün olabilir. Ankara her altı
ayda bir denetlenecek ve kendi davranışına bağlı
olarak Avrupa süreci kesilebilecek. Demokles'in kılıcı
başının üzerinde olacak. Türkiye'nin sürecine ilişkin
müzakereler AB'ye üye 25 ülkenin tümü tarafından yapılacak. Bu çok
önemlidir, çünkü Kıbrıs ve Yunanistan da orada olacak, dost ülkeler
de... Dolayısıyla Türkiye tarafından üyelik müzakerelerine
başlama tarihi alınmasına yönelik ön şartlar yaratılırsa,
biz de kendi stratejimizi belirlemeli ve dile getirdiğim olanakları
değerlendirmeliyiz. Bir şantaj fırsatına sahip
olduğumuzu düşünmeyelim. Ancak bize Kıbrıs sorununun insan
haklarıyla, AB'ye üye bir ülkenin
bağımsızlığının, BM ve Avrupa'nın
olmazsa olmaz olarak gördüğü diğer ilkelerin ihlal edilmesiyle ilgili
olduğunun anlaşılması için Türkiye'yle diyaloga girme
fırsatı veriliyor. Türkiye'ye müzakerelere başlama tarihi
verilmemesi bizim tarafın zaferi olarak algılanmamalıdır,
çünkü bu Kıbrıs'a da bağlı olmayan bir
olasılıktır. Şu anda AB'ye üye ülkelerin farklı
düşüncelere sahip halkları, liderliklerine baskı
yapıyorlar.
Soru: Avrupa
liderlikleri şu anda sorumluluklarını üstlenmeye, Atina ve
Lefkoşa'nın tavrının arkasına gizlenmemeye
çağrılıyor...
Yanıt:
Yabancılar uzun yıllar Yunanistan ve Kıbrıs'a
yatırım yapıyorlardı. AB'de Türkiye'ye bizim fren
olmamızı, sonunu hesaplamadan veto kullanmamızı ve bizim
arkamıza gizlenmeyi isteyen ülkeler veya unsurlar var mı, bunu
derinlemesine analiz etmemiz gerekir. Türkiye bizim değil başka
ülkelerin isteğiyle tarih alamazsa, bu ülkenin AB ile ilgili, ülke içiyle
ilgili, olası konfrantasyonları ve Kıbrıs'la ilgili
tepkilerinin neler olacağını incelememiz gerekir.
Dolayısıyla veto kullanmasının zor olduğunu ve bunun
büyük ülkeler için olduğunu söylediği için hükümeti eleştirenlerin
haksız olduklarını yineliyorum. Başkan Papadopulos bundan
iki ay önce Türkiye konusundaki bazı şartlarının yerine
getirilmemesi ve Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda veto
kullanacağını söylemiş olsaydı muhalefetin ne tepki
vereceğini merak ediyorum.
Şu anda
veto olasılığı açıktır. Hepimiz, veto kullanma
olasılığını göz ardı etmediğimizi
söylüyoruz. Ancak bu hakkı kullanmamız ihtimalinde bütün meseleleri
yere koymamız gerekir. Ulusal konseyin son birleşiminde bu konuda
görüş alış verişinde bulunduğumuzu söylemek isterim.
Hükümete veto kullanma olasılığını göz ardı
etmeme yetkisi verdik. Elbette hükümete, bu hakkını
kullanmasını söylemedik. Dolayısıyla, veto kullanmamız
olasılığını göz ardı etmedik."
Fileleftheros'un,
geçen hafta AKEL'e mensup bakanların hükümette kalacaklarını ve
partinin onları savunacağını söylediğini ve bunun, Rum
yönetimi başkanıymış gibi davrandığı
şeklinde yorumlandığını hatırlatması üzerine
Dimitris Hristofyas şunları söyledi:
"AKEL'e
mensup bakanlar çeşitli sebeplerle hedef oldular ve bazı unsurlar
onların kellelerini istedi. Başkan Papadopulos ile de birlikte
onları savunmak görevimdi. Aksi halde onlara 'AKEL sizi geri çekiyor'
demem gerekirdi. Koalisyonu dağıtacak durumda değiliz. Aksine;
bu hükümeti güçlendirecek ve bakanlarımızı savunmak suretiyle
başkan Papadopulos'un, programını uygulamasına olanak
vermek durumundayız. İster koalisyonda olalım, ister
muhalefette. Bu, AKEL için bir ilke meselesidir.
Yabancılar,
burada da bir Talat'a ihtiyaç olduğu ve Hristofyas'ın çeşitli
yöntemlerle bu rolü oynayabileceği mesajını gönderdikleri zaman,
Başkan Papadopulos'u çok kolay izole edebilirdik. AKEL için ilke
meselesidir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığını
savunuyoruz. Anayasaya ve onun kurumlarına tamamen bağlıyız
ve bu kurumların başı da başkandır. Bunu yapmadık
ve buraya gelen Amerikalı ve İngilizlere bunu net şekilde
söyledim. Onlara 'Hristofyas'ın şahsında olsa dahi, AKEL genel
sekreteri ve meclis başkanının nihayetinde Denktaş'a da
yaptıkları gibi Papadopulos'u kenara itecek yeni bir Talat
bekliyorlarsa bunu unutmalarını' söyledim. Kimse bana 'Yeni Talat ol'
demedi, ancak siyasi sezgilerimiz var..."
KIBRIS 11/10/04
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen: Türkiye'nin tam
üyeliği için önce Kıbrıs sorunu çözülmeli
|
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin
tam üyeliği için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi
gerektiğini belirterek, adada yapılan referandumlarda KKTC'de
alınan olumlu sonuçtan dolayı Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılamayacağını yineledi. Verheugen,
Avrupalıların günün birinde Türklerin göçüne sevineceklerini de
söyledi. Alman Der
Spiegel dergisi, Verheugen'in, diğer AB Komisyonu üyelerini bütün
direnişlere rağmen Türkiye konusunda ikna etmeyi
başardığını yazdı. Verheugen'in,
Avrupa ülkelerinde sadece nüfusun gerilemesinden dolayı bile Türkiye'ye
ihtiyaç duyulacağını belirterek, "Günün birinde Türklerin
göçüne sevineceğiz. Önemli olan doğru kişilerin gelmesi"
şeklinde konuştuğu ifade edildi. Türkiye'nin
AB üyeliğinin bazı risklere rağmen Avrupa kıtası
için büyük avantajlar sağlayacağını kaydeden Verheugen,
AB'nin Türkiye ile birlikte dünya siyasetinde önemli rol
oynayacağını ve büyük bir ekonomik potansiyele sahip
olduğunu söyledi. Kıbrıs
ile ilgili endişeler AB Komisyonu
tarafından Türkiye hakkında hazırlanan rapora sadece
Hollandalı komisyon üyesi Frederik Bolkestein'ın karşı
çıktığı belirtilen haberde, en yoğun
tartışma konusu olan Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak
diğer bazı komisyon üyelerinin endişelerini de Verheugen'in giderdiği
kaydedildi. Verheugen'in,
Türkiye'nin tam üyeliği için önce Kıbrıs sorununun çözülmesi
gerektiğini, ancak adada yapılan referandumlarda KKTC'de
alınan olumlu sonuçtan dolayı Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılamayacağını belirttiği ifade
edildi. Haberde,
Kıbrıs Rum kesiminin daha şimdiden KKTC'ye yapılması
planlanan 259 milyon euro mali yardımı engellediği, KKTC ile
Rum kesimi arasında doğrudan ticaret yapılmasını da,
kontrolü tamamıyla kaybedebileceği endişesiyle engellemeye
çalıştığı kaydedildi. |
KIBRIS 11/10/04
Kıbrıs sorunu AB'yi etkilemeyecek
12 Ekim, 2004 15:19:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Birliği, Kıbrıs sorunu ile 17 aralıkta Türkiye'yle ilgili
olarak alınacak karar arasında bir bağlantı
olmadığı mesajını verdi.
Kıbrıs Rum Yönetiminin, 17 aralıktaki kararı 'veto'
edebileceğine ilişkin açıklamalarını
değerlendiren üst düzey bir Avrupa Birliği yetkilisi,
"umarım böyle bir yanlışı yapmazlar. Zira AB içinde
tek başlarına kalırlar" diye konuştu.
Aynı yetkili, Kıbrıs konusunun 17 aralıktaki kararla ilişkilendirilemeyeceğinin,
Hollanda dönem başkanlığınca Rumlara net bir şekilde
belirtildiğini de söyledi.
Türkiye ile müzakerelerin en kısa sürede
başlatılmasının istendiğini vurgulayan yetkili,
bazı ülkelerin iç politikadan kaynaklanan sıkıntıları
nedeniyle, müzakerelerin başlamasının 2005'in ikinci
yarısına atılabileceğini de dile getirdi.
Rumlar,
veto kartını ellerinde tutuyor
Financial Times gazetesi bugün yayımlanan sayısında Rum Kesimi
Devlet Başkanı Tasos Papadopulos'un ''Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye
girişini veto edebilir'' dediğini yazdı.
Papadopulos'un Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanıp
başlanmayacağı kararının alınacağı 17
aralık zirvesi öncesinde Türkiye'den taviz koparmaya
çalıştığına dikkat çeken gazete, "Papadopulos,
Kıbrıs söz hakkını saklı tutuyor" diyor. Ama bu
"Lefkoşa'nın daha görüşmelerin başlamasını
veto etmeyeceği yolundaki güvenceleriyle çelişiyor" diye
yazdı.
Türkiye'ye
yeşil ışık yakılacak
Ancak, Türkiye'nin AB'deki destekçilerinin aralık ayında
yapılacak toplantı sonrasında, Türkiye'ye yeşil
ışık yakılacağından çok emin
olduklarını yazan gazete, Papadopulos'un "veto bizim elimizdeki
bir silahtır. Aralık ayında ne yapacağımızı
şimdiden açıklamak akıllıca değil. Konuyu
tartışıp, fikir alışverişinde bulunduktan sonra uygun
bir zamanda karar vereceğiz" sözlerine dikkat çekiyor.
Lüksemburg'da
dün yapılan AB toplantısı
Lüksemburg'da dün yapılan AB toplantısında Rum Kesimi
Dışişleri Bakanı George Lacovou'nun Rumların
taleplerini sıraladığını belirten Financial Times, Locovou'nun
Ada'nın kuzeyinde bulunan 36 bin Türk askeri sayısında indirim
yapılmasını talep ettiğini yazıyor.
"Rumlar,
Kıbrıs bandıralı gemilerin Türk limanlarına
yaklaşabilmesini istiyor"
Kıbrıs Rum Kesimi'nin ayrıca Kıbrıs
bandıralı gemilerin Türk limanlarına yaklaşabilmesini
istediğini belirten gazete, diğer bir talebin de Rumların OECD
ve AGİT gibi örgütlere katılma isteklerinin önündeki Türkiye
vetosunun kalkması olduğunu kaydetti.
Kıbrıs'ın
Türkiye'yi veto etmesi Atina tarafından onaylanmaz
Dün yapılan AB Dışişleri Bakanları
toplantısında, Yunanistan'ın Kıbrıs'ı haklı
gördüğünü de yazan Financial Times, ancak Kıbrıs'ın
Türkiye'yi veto etmesinin Atina tarafından onaylanmayacağı
görüşünün hakim olduğunu savundu.
Ankara
Rumları tanısın yoksa ABye giremez
Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos, görev süresinin bitmesine 5 ay kala Türkiyeye son derece sert mesajlar gönderdi.
1571
yılında İnebahtıda Osmanlı donanmasının
yakılmasının yıldönümü dolayısıyla
Yunanistanın ilk başkenti Nafpaktosda düzenlenen törende
konuşan Yunanistan Cumhurbaşkanı, Türkiyenin Yunanistan ile
ilişkilerini normalleştirmemesi ve Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımaması halinde, ABye giremeyeceğini söyledi.
Stefanopulos, Türkiyenin AB üyeliği için, Patrikhanenin evrenselliğinin
tanınması ve Heybeliada Ruhban okulunun açılmasını da
şart koştu.
Yunanistanın, Türkiyeye Avrupa ülkesi olması için yardım
etmesi gerektiğini, bunun hem Avrupa hem de Yunanistanın
çıkarına olduğunu söyleyen Stefanopulos, bunların bir ön
şart olmadığını, sadece uluslararası hukuk ve AB
hukuku gerekleri olduğunu iddia etti. Stefanopulos, Türklerin 1571de
kuvvetlerini kullanarak Avrupaya yayılmaya
çalıştıklarını belirterek, Türkiyenin bugün de insan
haklarını koruyan ABye üye olmak istediğini vurguladı.
HURRIYET 12/10/04
Ankara
Kıbrıs'a panzehir arıyor
12/10/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 17 Aralık'taki AB zirvesinde
Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına dönük veto tehdidini
açıkça ortaya koyması Ankara'yı hareketlendirdi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Ciddiye alınacak
bir şey değil. Bir engel yaratamazlar" dese de,
Dışişleri'nde uzun değerlendirme toplantıları
yapıldı. Dışişleri yetkilileri, Papadopulos'un veto
tehdidine, "Elimiz armut toplamayacak. Rumlarla kıran kırana bir
mücadeleye giriyoruz. Biz de AB nezdinde seferberlik başlatıyoruz.
Kıbrıs'ı tanımakla bizim AB üyeliğimizin hiç ilgisi
yok" tepkisini gösterdi. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin AB
yükümlülükleri uyarınca 2 Ekim'de Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği'ni
devreye soktuğunu hatırlatıp, Rumların beklentilerini,
'haksızca artırma çabasında' olduğunu savundu.
Dışişleri yetkilileri, zirveye kadar Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın 25 Ekim'de Fransa, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün de 18 Ekim'de Almanya ziyaretlerinde "Rum Yönetimi'ni
Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak tanımamız söz
konusu olamaz" mesajı vereceğini belirtti.
Rumlar: AB
koşul getirsin
12/10/2004
RADIKAL
AA - LÜKSEMBURG - AB'nin Türkiye'yle
üyelik müzakerelerine başlanmasını onaylaması beklenen 17
Aralık'taki liderler zirvesi için veto kartını gösteren
Kıbrıs Rum Yönetimi harekete geçti. Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu, dün Lüksemburg'daki AB dışişleri
bakanları toplantısında, gündem maddesi olmadığı
halde Türkiye'yle müzakerelerin başlamasını, Kıbrıs
konusunda atılacak bazı adımlara bağlamak istediklerini
dile getirdi. Türkiye'nin Rum uçaklarına Kıbrıs'ın
kuzeyinde uçma izni vermesi, Rum uçakların yollarının
uzamasının son bulmasını, kuzeyde Rum mallarının
satışını istediklerini anlatan Yakovu, Türkiye'nin adadan
asker çekmesine yönelik bir plan sunması talebinde de bulundu. Yakovu'ya
Yunan heyetinin sadece 'kısmi destek' verdiği belirtilirken, Rum
bakana sorunların müzakere sürecinde de aşılabileceğinin
söylendiği kaydediliyor.
Barikatta
bomba
Adanın
kuzeyi ile güneyi arasındaki geçiş noktalarından
Lefkoşa'daki Ledra Palace'da dün öğle saatlerinde, içinde
patlayıcı madde bulunan iki paket tespit edilmesi ara bölgede panik
yarattı.
Ledra Palace
sınır kapısındaki Rum kontrol noktasıyla Rum mahkeme
binaları arasındaki toprak otoparkta çalışan
Kıbrıslı Türk Ekrem Karadayı tarafından tespit edilen
ve bomba olduğundan şüphe duyulan paketler, Rum polisi tarafından
fünyeyle patlatıldı.
Paketi etkisiz
hale getirdikten sonra basına açıklama yapan Rum polis yetkilisi
Yagovos Papakostas, pakette bomba mekanizması olduğundan
şüphelendiklerini, bu nedenle patlattıklarını,
incelemelerin ardından olayın netlik kazanacağını
kaydetti.
Olay yerine
gelerek incelemelerde bulunan Rum Adalet Bakanı Doros Teodoru da, polisin
paketlerin içerisinde C 3 ya da C 4 türü patlayıcılar
olabileceği değerlendirmeleri bulunduğunu, polisin olayla ilgili
soruşturmasının devam ettiğini kaydetti. Teodoru,
patlayıcıların kim ya da kimler tarafından konulduğunun
henüz tespit edilmediğini belirterek, sonuca ulaşılıncaya
varılıncaya kadar araştırmanın devam edeceğini
kaydetti. Teodoru, Ledra Palace bölgesinde güvenlik önlemlerinin de
artırılacağını ifade etti.
Bomba
paniği yaratan paketin dün saat 13.30 sıralarında tespit
edilmesiyle birlikte bölgeyi güvenlik çemberine alan ve elektronik robot gibi
son model teknik teçhizat kullanarak pakete müdahale eden Rum polisi,
yaklaşık bir saat boyunca geçişleri de durdurdu.
Ledra Palace
sınır kapısındaki geçişler, Rum polisinin
Barış Gücü ile birlikte gerekli güvenlik önlemlerini
almasının ardından saat 14.40'ta yeniden başlarken iki
taraf arasındaki geçişler, kısa süreli
sıkışıklığın ardından normale döndü.
Papakostas:
Olay, incelemelerin
ardından
netlik kazanacak
Olayla ilgili
açıklamada bulunan bölgesel polis müdürü Yagovos Papakostas, Ledra
Palace'a 20 metre ilerde bir otopark alanında iki şüpheli paket
tespit edildiğini, pakette bomba mekanizması olduğundan
şüphelendiklerini, bu nedenle patlattıklarını belirterek, olayın
incelemelerin ardından netlik kazanacağını kaydetti.
Bir Rum
gazetecisinin patlayıcı bulunan paketlerin Kıbrıslı
Türk tarafından mı konulduğu yönündeki bir soru üzerine
Papakostas, Kıbrıslı Türk mü, yoksa Kıbrıslı Rum
mu bu konuda henüz bir bilgi yok. Yapılacak soruşturma sonucunda bu
tespit edilecektir" diye konuştu.
Teodoru:
Sorumlu
kişiler
mutlaka bulunacak
Patlayıcıların
etkisiz hale getirilmesinin ardından olay yerine gelerek incelemelerde
bulunan Rum adalet bakanı Doros Teodoru da, sivil bir vatandaş
tarafından iki şüpheli paketin tespit edildiğini ve ihbar
üzerine polisin olay yerine giderek incelemelerde bulunduğunu anlatarak,
şüpheli paketlerin bomba ekipleri tarafından patlatılarak
etkisiz hale getirildiğini kaydetti.
Teodoru,
"Söz konusu paketlerin kimin tarafından , ne zaman ve hangi amaçla
konduğunu bulana kadar araştırmalar devam edecektir.
Soruşturma bu olayın kimler tarafından
yapıldığını tespit edilene kadar devam edecek. Kimlerin
yaptığını bulacağız" diye konuştu.
Şüpheli
patlayıcı paketlerin bulunduğu alanın çok hassas bir bölge
olduğuna işaret eden Teodoru, bu bölgedeki güvenlik önlemlerinin
artırılacağını söyledi. Olayla ilgili olarak
detaylı bilgi vermenin şu anki aşamada mümkün
olmadığını ifade eden Teodoru, polis ekiplerinin konuyla
ilgili soruşturmasının devam ettiğini belirtti.
Bombanın
türünün tespit edilip edilmediği ile ilgili bir soru üzerine Teodoru,
"Bomba, C 3 ya da C 4 olabilir. Ancak şu aşamada kesin bir
şey söylemek doğru olmaz. Polis, az ama patlayıcı etkisi
güçlü olan bir tür patlayıcı olduğu değerlendirmesinde
bulundu" dedi.
Rum
gazetecilerin iddiası
Rum
gazetecilerden edinilen bilgiye göre, içinde patlayıcı maddelerin
bulunduğu paketlerin kuzeyden getirilmiş olabileceği ihtimalleri
üzerinde durulduğu, patlayıcı maddelerin üst kısmı
kesilmiş olan süt kutularının içerisinde yer
aldığı belirtildi.
Olaya
tanıklık eden bir kişi ise, oto parkta çalışan
Kıbrıslı Türk Ekrem Karadayı'nın, otoparkta süt
paketleri içerisinde patlayıcı yapımında kullanılan
malzemeleri gördüğünü ve bunun üzerine polisi
aradığını anlattı.
Casus muamelesi
Bu arada, bir
Rum sivil polis, anlamsız bir şekilde aralarında KIBRIS TV
kameramanının da bulunduğu Kıbrıs Türk basın
mensuplarına "casus" muamelesinde bulundu.
KIBRIS TV ve
Genç TV kameramanlarının, kendisinin görüntüsünü
aldığını iddia eden sivil polis, bir süre
kameramanların görev yapmasına engel oldu. Hatta bir
fotoğrafçıya, kendisini görüntülediğini iddia ettiği
Kıbrıslı Türk basın mensuplarının
fotoğrafını da çektirdi.
Sınırda
mahsur kalanlar ne dedi?
Bomba
ihbarından dolayı saatlerce sınırda mahsur kalan
vatandaşlar ve turistler, bomba uzmanlarının şüpheli
paketleri patlatmasına kadar endişe içerisinde bekledi.
KIBRIS'a olayla
ilgili görüşlerini aktaran vatandaşlar, "Üçüncü bir bomba daha
olabilirdi. Polis ekiplerinin bu şekilde önlem alması önemli... Bu
olay insan psikolojisini tamamen olumsuz bir şekilde etkiliyor. İki
tarafta da fanatikler var, barış olmasını istemeyenler var,
ancak bizim güneye geçişimizi engelleyemezler. Biz daha önce çok daha
büyük olaylar yaşadık. Hiçbir zaman, ne Rum ne de Türk
fanatiklerinden korkmuyoruz. Kıbrıs'ta barış olacak. Bunu
engelleyemezler" diye konuştu.
Kıbrıslı
Rum Nikos Anastasidu ise, "Biz bu düşüncede olan insanları
aramızda istemiyoruz. Bu olayla yapılmak istenen
Kıbrıslı Rumların Türkleri, Türklerin de Rumları
suçlamasıdır. Maalesef az sayıda da olsa bu şekilde
düşünen insanlar var. Kıbrıs Türkleri ve Rumları bu
olayı kınamalıdır. Bu ülkede bir birlerini incitmek
isteyenler varsa başka yere gitsinler ve barış, huzur
isteyenleri burada rahat bıraksınlar" diye konuştu.
Kıbrıslı
Rum Markos Antoni de, "Güneyde devlet kurumunda yapmam gereken
birtakım işlemler vardı. Saatlerce burada beklemek zorunda
kaldım. Olay endişe verici. Rum polisinin ve BM askerlerinin bomba
ihbarı üzerine aldıkları yoğun güvenlik önlemlerinden
etkilendim. Vatandaşların ve turistlerin güvenliğinin
sağlanması ve tehlikeye girmemesi için çok yoğun ve
sıkı önlemler aldılar" dedi
KIBRIS
12/10/04
Bostancı
sınır kapısının yol çalışmaları
başladı
KKTC-Güney
Kıbrıs arasındaki geçişlere kolaylık sağlama ve
yaşanan sıkışıklığı asgari düzeye
indirme amacıyla açılması düşünülen Bostancı
sınır kapısına giden güzergahta yol yapım
çalışmalarına dün sabah başlandı.
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanlığı'nın ihale yöntemiyle
Kahveci Ltd.'e yaptıracağı yolun altyapısının
tamamlanmasını içeren çalışmalar yaklaşık 15 gün
sürecek.
İçişleri
Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Ömer Kalyoncu, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler ve Güzelyurt
Polis Müdürü Hasan Bendaşan dün sabah bölgeye giderek başlatılan
altyapı çalışmalarını yerinde izledi ve
Karayolları Dairesi Müdürü İsmail Altan'dan çalışmalarla
ilgili bilgi aldı.
Kalyoncu
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, amaçlarının bölge
insanının güneye geçişini kolaylaştırmak olduğunu
belirterek, Bostancı kapısının açılması konusunda
önceleri Rum yönetimiyle mutabakata vardıklarını, ancak daha
sonra konuyla ilgili problemler yaşadıklarını anlattı.
Rumların değişik yerlerde 8 kapı daha açılmazsa bu
kapının açılmasına izin vermeyeceklerini söylediklerini
hatırlatan Kalyoncu, "Rum yönetimi sürekli olarak 'biz
işbirliğinden, barıştan yanayız' diye propaganda
yapıyor ama iş fiiliyata geldiğinde sürekli geri adım
atıyor" dedi.
Kalyoncu,
Yeşilhat'tan Astromerit köyüne giden hat üzerinde Rumlar ve BM'den
yetkililerle birlikte çalışmalar
yapıldığını, yolun güzergahının tespit
edildiğini, ancak daha sonra Rum yönetiminin başka bir kapının
açılmasını şart koşarak, bu kapının
açılmasına engel koyduğunu kaydetti.
Kalyoncu, Rum
yönetiminin iki toplumun temasına fırsat vermemek amacında
olduğunu belirterek, Rumların Türklerle temastan
kaçtığını, kendilerinin ise temastan yana olduğunu
dünyaya göstermek istediklerini söyledi.
Kalyoncu,
Rumların da güneyden kapı açması ve Bostancı
kapısından karşılıklı geçişlerin
yapılması temennisinde bulunarak, Bostancı
kapısının açılmasıyla Güzelyurt-Lefkoşa yolundaki
trafik yoğunluğunun da azalacağını da dile getirdi.
Murat
Çalışmaları
izleyen İçişleri Bakanı Özkan Murat da
karşılıklı geçişlerle ilgili rakamsal bilgi verdi ve
her gün ortalama 4 bin Rum ve yabancının güneyden kuzeye,
yaklaşık 7 bin kişinin de kuzeyden güneye geçtiğini
söyledi.
Bu rakamın
hafta sonları değiştiğini belirten Murat, hafta sonu kuzeye
geçen Rumların sayısında bir artış olduğunu ve bu
artışın Metehan sınır kapısında
sıkışıklık yarattığını kaydetti.
Güzelyurt
bölgesinden güneye giden çok sayıda işçi olduğuna dikkat çeken
Murat, işçilerin Lefkoşa'ya giderek güneye geçiş
yapmasının zorluğuna işaret ederek, bunun adeta bir
işkence olduğunu, bu sorunu çözmek için verdikleri sözü
tuttuklarını söyledi. Murat, Rumların da karşılık
vererek güneyden kapı açmasıyla vatandaşın
rahatlayacağını, Güzelyurt bölgesine daha çok Rum ve
yabancının geleceğini ve bunun ekonomiye de katkı
sağlanacağını kaydetti.
KIBRIS
12/10/04
Rum Lider
Tasos Papadoulos, kendisinin gerekli gördüğü maddeleri içermeyecek bir
anlaşma yerine bugünkü statükoyu -yani taksimi- seçtiğini
açıkladı.
Finlandiyanın
başlıca düşünce havuzu PAASİKİVİdeki
konuşan Papadopulos, mevcut durum hepimiz ikinci en iyi çözüm tercihidir.
En iyi çözüm ise Kıbrıs sorununun çözümlenmesidir diye konuştu.
İşte Papadopulosun
istekleri
Rum Lider
kendi isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda statükoyu tercih
ettiğini söyledi.
Papadopulos,
bir çözümün aşağıdaki hususları yerine getirmesi
gerektiğini iddia etti.
1.
Kıbrıs ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan tek ülke tek sesle
konuşmalı.
2. Hiçbir toplum diğerini tahakkümü
altına almamalı, ancak hiçbir toplum da haklarını devletin
çalışmasına sorun yaratacak şekilde kullanamamalı.
3. Karar alma mekanizması
oybirliği veya 50:50 gerektirmeyecek şekilde olmalı. Çünkü bu
siyasi eşitliği sayısal eşitliğe çevirir ve
çıkmazlara, felç olmaya neden olur.
4. Göçmenlerin dönüşünün güvence
altına alınması ve sonuçta dönemeyeceklerin kısa zamanda
tazmin edilmesi.
5. Türk askerlerinin tamamen adadan
çıkması.
Federal
çözüme sadığız
Papadopulos,
iki coğrafik bölgesi olacak iki bölgeli, iki toplumlu bir federal çözüme
sadık kaldığını da yineledi ve 1977de
Kıbrıs Rum tarafının iki bölgeli, iki toplumlu federasyon
önerisini kendisinin hazırlayıp sunduğunu hatırlattı.
Papadopulos
soruları da yanıtladı ve Kıbrıs sorununa en iyi
çözümü sağlamak için Türkiyenin uzun AB perspektifinden istifade etmeyi
düşündüğünü ima etti. Papadopulos, Türkiyenin
Kıbrıstaki
askerlerini
geri çekmeden ABa üye olmayacağını ABın Türkiyeye
havuç-kırbaç politika uygulaması gerektiğini, Türkiye-AB
ilerleme raporunun kendilerini görmek istediği bazı şeyleri
içermediğini iddia etti.
Papadopulos aralığa kadar istedikleri konuların AB raporuna dahil edilmesine çalışacaklarını da söyledi.
Türkiyenin
üyelik müzakereleri başlatma isteğini yeni fırsat olarak da
niteleyen Papadopulos, Annan raporunda kendileri için olumsuz olan
unsurları da tekrarladı ve her şeye rağmen Annan
planının felsefesinin kabul edilir olduğunu belirtti.
YENIDUZEN 12/10/04
Denktaş: Evet diyenler şok yaşıyor
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Kıbrıs Türküne referandum öncesinde vaad edilenlerin hiçbirinin
yerine getirlmdiğini beirterek, Ruma inanarak, Avrupaya güvenerek
evet propagandası yapanlar bugün şok içinde dedi.
Rum yetkililerin açıklamalarına
atıf yaparak, Kıbrısın Girit benzeri elden çıkma
yolunda olduğunu da söyleyen Denktaş, İnşallah hem
burası, hem Türkiye ayılır ve daha sağlam duruma geliriz,
devlete sahip çıkarız diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Doğu Akdeniz Üniversitesi tarafından düzenlenen Atatürk ve Devlet
konulu konferans için adada bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
heyetini kabul etti. Kurum Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural
başkanlığında aralarında gazetecilerin de
bulunduğu heyete, DAÜ Atatürk
Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Hasan Cicioğlu
eşlik etti.
PROPAGANDA YAPANLAR ŞOK İÇİNDE...
Türkiyenin AB yolunda ilerlerken Atatürk
ilkelerinden ayrılmamasının önemini vurgulayan
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusundaki
kaygılarını da yineledi ve Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulosun son açıklamalarına atıfta bulunarak devlete sahip
çıkılmasının önemini vurguladı.
Referandum öncesinde Kıbrıs Türküne
verilen sözlerin hiçbirinin yasal zorluklar gerekçesiyle yerine
getirilmediğini söyleyen ve Ruma inanarak, Avrupaya güvenerek evet
propagandası yapanların büyük bir şok içinde
olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı, Devlete sahip
çıkmazsak süpürülüp götürüleceğiz dedi.
GİRİT OLMA YOLUNDA SON SAYFALAR...
Kıbrıs Türkünin ancak hak ve
statüsünü koruyarak, devletine sahip çıkarak ve Türkiyenin adadaki
haklarını gözeterek varolabileceğini söyleyen Denktaş,
Gidişat belli. Kıbrıs Girit olma yolunda. Giritin son
sayfalarını yazıyorlar. Bu yolda tek engel devletimizdir,
devlete sahip çıkmaktan başka hal çeresi yok. Ama maalesef Türk
tarafında herkes bu bilinç içerisinde değil diye konuştu.
Kıbrısın Türkiyenin AB yolunda
engel olduğuna ilişkin söylemlerin gerçeği
yansıtmadığını da belirten Denktaş, Bu meseleyi
Türkiye yaratmadı. Sorunu esas yaratan Rum ve Yunana engel değil de
Türkiyeye niye engel.... Aklımızı başımıza
toplayalım, Türkiye adadan çıkarsa burada Türkleri karıncaya
kadar ezerler ifadelerini kullandı.
AL BAŞINA ÇAL DİYEBİLECEK
MİYİZ...
Bir soruya karşılık, Rum Yönetimi
Başkanı Tassos Papadopulosun Türkiyeye veto tehdidi ile Yunanistan
Cumhurbaşkanının açıklamalarını da yorumlayan
Denktaş, özetle şunları söyledi:
Niye hayret ediyorsunuz, bunları
beklemiyorsaydınız Kıbrıs meselesini bilmiyorsunuz,
Rum-Yunan ikilisini tanımıyorsunuz demektir. Bütün mesele bunlara
razı olacak mıyız, yoksa başına çal diyerek devlete mi
sahip çıkacağız...İnşallah hem burası, hem
Türkiye ayılır ve daha sağlam duruma geliriz...
Denktaş, Türkiye basınının
Kıbrıs konusundaki yayınlarıyla ilgili eleştirilerini
de tekrarladı ve kendi
açıklamalarına gereken özenin gösterilmediğini söyledi.
DENKTAŞA DESTEK
Merkezi Ankarada bulunan Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural ile heyet üyeleri de
Cumhurbaşkanı Denktaşa destek belirten konuşmalar
yaptılar.
Atatürkten alıntı yaparak Cumhurbaşkanı
Denktaşın şeref ve haysiyet mücadelesi verdiğini belirten
heyet üyeleri, AB süreciyle birlikte bencil, maddi varlıkları ön
plana çıkaran, milli varlığı önemsemeyen çarpık
tavırların ortaya çıktığını iddia ettiler.
Kıbrıs konusunda Türk
halkının menfaatlerini gözeten başarılı bir sonuç
alınacağı inancında olduklarını ifade eden heyet
üyeleri, ziyaretleri anısına Cumhurbaşkanı Denktaşa
bir de kitap hediye ettiler.
HALKIN SESI 12/10/04
|
Türkiye
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımalı |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum
Yönetimi, Türkiyenin üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili
kararın alınacağı Aralık ayındaki AB zirvesi
öncesinde Kıbrıs konusunda mutlaka çözülmesi gereken pek çok konu
bulunduğunu vurguladı. |
||
|
|
|
|||||
|
|
|
13 Ekim 2004 Öte yandan, 24 Nisanda yapılan referandumda,
Annan Planını reddeden Kıbrıslı Rumların,
bugün de aynı görüşte oldukları ortaya çıktı. |
|
||
|
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu,
Türk hükümeti üyelik müzakerelerine başlayabilmek için önce
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımalı ve Kıbrıs
Cumuhriyetinin Ankarada büyükelçilik açmasına izin vermelidir dedi. |
|
|
||
|
|
|
|||
KKTC'de üçlü koalisyon arayışı sonuçsuz kaldı
13 Ekim, 2004 19:17:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'de
ikinci kez denenen üçlü koalisyon arayışları yine sonuçsuz
kaldı.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP) ve Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH) arasında hükümet oluşturma çabalarına
son nokta konuldu.
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş yaptığı
açıklamada, ''öyle görünüyor ki CTP-DP-BDH hükümeti oluşumunda yer
alamayacağız'' dedi. Denktaş, bunun nedeninin çeşitli
konulardaki hassasiyetlerden kaynaklandığını belirtti.
Denktaş'tan
erken seçim ve istifa uyarısı
Denktaş, hükümetin, bütçenin meclisten geçmemesi halinde istifa etmesi ve
ardından da hükümet kurulamaması halinde yasa gereği ocak veya
şubat aylarında erken seçim olabileceğini söyledi.
''Oluşacak hükümette, vizyon itibarıyla üç ortağın
ikisinden farklı olanın DP olduğunu'' kaydeden Serdar
Denktaş, ''hiçbir şekilde kişisel veya partisel bir
kırgınlık veya düşmanlık gösterisi içinde
değiliz. İçinde bulunduğumuz ortamda DP tabandan kaynaklanan
kendi hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak zorundaydı. Parti
Meclisi'nin aldığı karar 'bu hassasiyetleri koruyun' şeklindeydi''
dedi.
Ulusal
Birlik Partisi ile koalisyon değerlendirilebilir
Gelecek hafta başlayacak bütçe görüşmelerinde neler
olacağına bakacaklarını ifade eden Denktaş, ''şu
an için CTP-DP-BDH koalisyonu kurulamıyor, maalesef durum bu'' diye
konuştu. Denktaş, bir soru üzerine, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile
ortaklık konusunu ise değerlendireceklerini söyledi.
Talat:
Hükümetin kaderi haftaya belli olacak
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat hükümetin kaderinin önümüzdeki hafta
beli olacağını söyledi. Başbakan Talat, önümüzdeki
çarşamba günü Meclista yapılacak görüşmede bütçenin
onaylanmaması halinde istifa edeceğini belirtti.
İstifasının yeni bir hükümet oluşumuna yol açıp
açmayacağını bilmediğini dile getiren Başbakan Talat,
''şu anda öyle bir ihtimal görmüyorum. Şu andaki Meclisten bunun
dışında bir hükümet çıkabilme ihtimali yok gibi görünüyor''
dedi
|
KKTC'de yeni hükümet umudu zayıf |
|
|
KKTC meclisinde azınlık durumunda bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin de (BDH) katılımıyla genişletilmesine yönelik çalışmalar çerçevesinde, 3 partinin liderleri arasında yapılan toplantıdan sonuç çıkmadı. Koalisyonun
büyük ortağı CTP'nin girişimiyle yaklaşık iki
haftadır devam eden üçlü koalisyon arayışı çerçevesinde,
3 partinin lideri dün bir araya geldi. Ancak muhtemel koalisyon için
belirleyici olarak nitelenen liderler zirvesinden herhangi bir sonuç
alınamadı. CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, DP Genel
Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş ve BDH Genel Başkanı
Mustafa Akıncı, mecliste yaptıkları ve somut sonuç
alınamayan görüşmeyle ilgili açıklama yapmadı. Koalisyon
hükümetinin Meclis'teki azınlık sorununu aşmak amacıyla,
CTP yaklaşık 2 hafta önce yeni bir girişim
başlatmış ve CTP Genel Başkanı ve Başbakan
Talat ile BDH Genel Başkanı Akıncı bu çerçevede bir araya
gelmişti. Muhtemel koalisyon liderleri arasında üçlü görüşme ise
ilk kez yapıldı. 50 üyeli
Cumhuriyet Meclisi'nde CTP'nin 18, DP'nin 5, BDH'nin 4 milletvekili
bulunuyor. (aa) |
|
HURRIYET 13/10/04
BİZ
CAHİLİZ, AVRUPA BİZDEN DE CAHİL
Meğer ne kadar cahilmişiz.
Meğer ne kadar bilmeden konuşuyormuşuz.
AB Komisyonu raporunun yayınlanmasından bu yana, hem Türkiye'de, hem
de Avrupa'daki tartışmalara katılıyorum. Kimi
televizyonlarda, kimi Üniversitelerde...
Hayretler içindeyim.
Önce Türkiye'den başlıyayım.
Hiç abartmıyorum. Toplumu yönlendirme adına ortalara çıkanlardan
bir bölümünün söyledikleri birer cehalet abidesi.
Hem bilmiyorlar, hem de bilgilenmiyorlar. Bence bilgilenmek istemiyorlar.
Sırf muhalefet yapmış olmak, ters birşeyler söylemek için
ortaya çıkıyorlar. Üzerinde konuştukları, fikir ileri
sürdükleri Komisyon raporunu okumadıkları açıkça belli oluyor.
Kulaktan dolma, gazetelere yansıyan dedikodularla yetiniyorlar.
İşte bir kaç örnek:
- Müzakerelerin ucu açık, yani ne olacağı belli değil,
diyorlar. Oysa raporun 3 üncü paragrafında, müzakerelerin
katılıma yönelik yapılacağı açıkça belirtiliyor.
- Serbest dolaşım yasaklanıyor, diyorlar. Oysa bunun müzakereye
açık ve olağanüstü durumlarda kullanılacak bir önleme tedbiri
olduğu açıkça belirtiliyor.
- Müzakerelerin her an askıya alınacağını,
söylüyorlar. Oysa askıya alınmanın askeri darbe, laik sistemin
tehlikeye girmesi veya reformlardan vazgeçilmesi gibi, olağanüstü
durumdalarda devreye sokulacağı açıkça söyleniyor.
- Kürtler ve Alevilerin, azınlık statüsüne sokulduklarını
söylüyorlar. Oysa bu azınlık atıflarının
kaldırıldığı açıkça belirtiliyor.
Daha neler, neler...
Kimi kalkıyor, AB'nin Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın kaldırılmasını
istediğini ileri sürüyor. Bir diğeri, ezanın
kaldırılacağını yazıyor.
AVRUPANIN CEHALETİ DE BİZİMKİLERİ ARATMIYOR.
Birde Avrupadaki cehalet var.
Onların farkı, önlerine bir rapor konduğunda okuyup
öğrenmeleri.
Konferanslarda, televizyon tartışmalarında olsun ortaya öyle
tipler çıkıyorlar ki, kelimenin tek anlamıyla bilgisiz.
Türkiye'nin 5-10 yıl önceki durumu hakkında konuşuyorlar veya
tam anlamıyla Türk düşmanlığı yapıyorlar.
Birkaç konferansta dayanamadım ve "siz ne derseniz deyin, Türkiye
hakkını alacaktır." dedim.
Sonra da kendimden utandım. Tartışıp,
karşımdakilerin fikirlerini değiştirmeye çalışmak
yerine, patlayıvermiştim. Yani, Avrupalı
olmadığımı gösterdim.
Avrupadaki bilgisizliğin bir bölümü bilinçli bir Türk
aleyhtarlığından kaynaklanıyor olsa dahi, önemli bir bölümü
de bizim bilgi veremememizin sonucudur. Sadece kendi kendimize konuşmaktan
vazgeçmediğimiz sürece, başkalarını suçlamaya da
hakkımız olmaz.
KOMİSYON RAPORU,
KUTSAL KİTAP DEĞİLDİR
Toplumumuzda
garip bir takıntı var. Özellikle Avrupa Birliği Komisyonu
tarafından hazırlanan İlerleme raporunu adeta kutsal
kitapmış gibi algılıyor. Sanki bu raporda ne
yazılıyorsa doğru, sanki bu rapordaki her satırın
mutlaka yerine getirilmesi gerekirmiş gibi bir inanç var.
Hayır, AB Komisyonu raporları birer kutsal kitap gibi,
değişmez veya müzakere edilmez değildir.
Komisyon'un İlerleme raporları birer saptamalar demetidir.
İçindeki bazı bölümler, diğer bölümlerine oranla çok daha
ciddiye alınabilir. Bazı yargılar kırıcı
olabilir.
Ancak, hiçbiri değişmez değildir. Hiçbiri, mutlaka kabul
edilmesi gereken Allahın emirleri değildir.
Avrupa Komisyonu raporlarında mutlaka uyulması gereken noktalar,
AB'nin daha önce aldığı ve
yasalaştırdığı kararlardır. Bunlara AB muhteviyatı
denir. Yeni gelen her aday bunları aynen kabul etmek zorundadır.
Yoksa, İlerleme Raporundaki değerlendirmelerin kabul edilmesi diye
birşey söz konusu değildir.
HAYIR, dersiniz ve masaya oturduğunuz zaman
pazarlığını yaparsınız.
Neden korkuluyor, neden emir gibi algılanıyor, anlayabilmek
imkansız.
Türkiye kendiyle gurur duymalı, kendine güvenmeli...
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 13/10/04
DP kararsız,anlaşma yok
DP KARAR
VEREMİYOR... Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Birleşik Güçler,
Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) liderlerinin
buluşmasından bir sonuç çıkmadı. Toplantının
başında DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın,
"Üçlü koalisyon için DP henüz karar vermedi" demesi, CTP ile
görüşerek taleplerini ileten BDH kanadı tarafından "samimiyetsiz"
olarak nitelendirildi
ZİRVE
TEKRARLANACAK... Başbakan Mehmet Ali Talat ve DP Genel Başkanı
Serdar Denktaş, 3'lü görüşmeden sonra basına açıklamada
bulunmazken BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, parti
organlarında konuyu görüşeceklerini ve ilerleyen günlerde bu zirvenin
tekrarlanacağını belirtti
Günlerdir bir
araya gelmesi beklenen Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Birleşik Güçler,
Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) liderlerinin
buluşmasından bir sonuç çıkmadı.
Cumhuriyet Meclisi'nde
dün saat 14.30'da bir araya gelen üç parti lideri, "yeniden buluşmak
üzere" ayrılırken, bir sonraki görüşmenin
olup-olmayacağı konusuna siyasi gözlemciler tereddütlü
yaklaşıyor.
Bir süre önce
DP'nin de onayıyla BDH ile görüşmeler yapan CTP'nin, yaptığı
temaslarla ilgili ortağını bilgilendirmesine rağmen genel
başkan Serdar Denktaş'ın, "Henüz üçlü koalisyon için parti
meclisi kararımız yok" demesi toplantının hemen başında
soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu.
DP'nin bir
süreden bu yana Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP) bazı milletvekilleri ile
temasta olması ve koalisyon hükümetini "transferlerle takviye
edelim" niyeti BDH'yı rahatsız ediyor.
Hükümetin büyük
ortağı CTP ise gelişmeleri sessiz izleme yöntemini sürdürüyor.
BDH'dan aldığı talepleri DP'ye iletmesine rağmen DP'nin
karar almakta zorlanması koalisyonun geleceğiyle ilgili soru
işaretleri yarattı.
CTP'nin
girişimiyle yaklaşık 2 haftadan beri devam eden hükümet
çalışmaları çerçevesinde 3 lider ilk kez yaklaşık bir
saat görüştü.
Başbakan
Mehmet Ali Talat ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, 3'lü
görüşmeden sonra basına açıklamada bulunmazken BDH
Başkanı Mustafa Akıncı, parti organlarında konuyu
görüşeceklerini ve ilerleyen günlerde bu zirvenin
tekrarlanacağını kaydetti.
Liderler
yalnız değildi
Cumhuriyet
Meclisi'nde saat 14.45 civarında başlayan görüşmede CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a genel sekreter Ferdi Sabit
Soyer, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'ya Girne
Milletvekili Halil Sadrazam ile Tahsin Mertekçi, Demokrat Parti Genel
Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a
da Hüseyin Öztoprak eşlik etti.
DP,
"eşit ağırlığa" sıcak bakmıyor
BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'nın "DP'den daha fazla oy
aldık, hükümette eşit ağırlık isteriz"
açıklaması DP'de rahatsızlık yarattı.
Aşırı
çizgideki tabanının tepkilerinden korkan DP üst yönetimi, parti
meclisinin desteğini alarak hareket etmek istiyor. Buna karşın,
"BDH'dan daha yetkili" bir seviye talebi bulunan DP, tabanına da
"İki sol partiye yama olmadık" mesajını vermek
istiyor.
Buna
karşın, Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu'nun kamuoyuna yaptığı "BDH'lı
bir hükümet formülü" açıklaması da DP içinde önemli
tartışmalara neden oldu.
Aşırı
milliyetçi DP tabanının ilk etapta büyük tepki gösterdiği
yaklaşımdan sonra, parti üst yönetimin geri adım
attığı ve "transfer" görüşünün
ağırlık kazandığı belirtiliyor.
BDH
şaşkın
BDH, dünkü
toplantıdan bir sonuç alınmasını beklerken, "DP henüz
üçlü koalisyon kararı almadı" açıklamasıyla
şaşkınlık yaşadı.
Dünkü
toplantının Serdar Denktaş'ın açıklamasıyla
önemini yitirdiği görüşü BDH'da ağırlık kazandı.
Özellikle BDH
kanadında "soğuk duş etkisi" yapan bu açıklama,
toplantı sonuna kadar devam etti. BDH yetkilileri, DP'nin
tavrını "samimiyetsiz" buluyor. CTP'nin de gelişmelere
sessiz kalması BDH kanadında tepkiyle karşılandı.
Bu arada, BDH
lideri Mustafa Akıncı'nın Başbakan Talat ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş'a yönelik, "halen transfer
arayışınız sürüyor" dediği de öne sürüldü.
Demokrat Parti'nin herhangi bir karar olmaksızın toplantıya
katılması, "UBP ile temaslar sürüyor" söylemlerini de
artırdı.
KIBRIS 13/10/04
AB'nin 2005 bütçesinden Kuzey Kıbrıs'a 114 milyon euro
ayrılacak
|
PARA,
GARANTİYE ALINMAYA ÇALIŞILIYOR"... Avrupa Komisyonu'nun
bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, Avrupa Birliği'nin 2005 bütçe
tasarısında değişikliğe gidilerek, 114 milyon euro
ayrıldığını bildirdi. Schreyer, Kuzey
Kıbrıs için ayrılan 114 milyon euro ile Hırvatistan için
ayrılan 105 milyon euroyu garantiye almak için uğraş
verdiklerini söyledi Avrupa
Birliği Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Schreyer, Kuzey
Kıbrıs'ta ekonomik gelişmeyi desteklemek istediklerini
belirterek, 2005 için 114 milyon euro ayırdıklarını ve
bütçeye soktuklarını bildirdi. Annan
Planı'na ilişkin referandumların ardından Kıbrıslı
Türklere 3 yılda toplam 259 milyon euro tutarında mali yardım
yapılmasına karar veren Komisyon, AB Konseyi'nin istekleri
doğrultusunda mali yardım paketinde değişiklikler
yaptı. Komisyon, ek
düzenlemelerle 2005 bütçesine söz konusu değişiklikleri yansıttı.
AB
Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, Brüksel'de
düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs'ta
Annan Planı üzerine yapılan referandumların ardından AB
Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere, adanın diğer
kesimiyle farklılıkların giderilmesine katkı
amacıyla ekonomik yardım kararı aldığını
hatırlattı. Kuzey
Kıbrıs'ta ekonomik gelişmeyi desteklemek istediklerini
belirten Schreyer, öngörülen 259 milyon euroluk yardım diliminin
artırılmasının öngörüldüğünü ancak, henüz siyasi
kararın onaylanmadığını, geçen temmuz ayında AB
Komisyonu'nun uygulamaya yönelik "hukuki bir öneri" sunduğunu,
2004 için ayrılan bütçe diliminin henüz
onaylanmadığını, 2005 için 114 milyon euro ayırdıklarını
ve bütçeye soktuklarını anlattı. Schreyer, Rum
kesiminin muhalefetine ilişkin bir soru üzerine, "Kıbrıs
Türk toplumu konusunda birkaç öneri AB Konseyi'nin masası üzerinde
bulunuyor, henüz somut karar yok. AB Komisyonu bunun bir an önce
gerçekleşmesini arzu ediyor. Kolay bir iş olmayacak. Çeşitli
sözler verdik, gerekeni yapma görevimiz var" diye konuştu. Bütçe
açık veriyor Komisyonun
bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, düzenlediği basın
toplantısında, birlik bütçesinde açık olduğunu belirtse
de, tahminlerin üzerindeki harcamalardan kaynaklanan açığın
kapatılması için ne kadar ek kaynağa ihtiyaç duyulduğunu
belirtmedi. Bazı AB
bürokratları, birlik bütçesinin yaklaşık yüzde 4'ü
anlamına gelen 4 milyar euro açıktan bahsediyor. AB bütçesinin
yıllar sonra ilk kez açık verdiği belirtilirken, bütçe
komiseri Schreyer, bunun tek sebebi olarak 10 yeni ülkenin birliğe kabul
edilmesinin gösterilemeyeceğini, eski birlik ülkeleri için yapılan
harcamaların da planlananın üzerinde gerçekleştiğini
ifade etti. "Bütçenin
açık vermesi AB üyeleri için sürpriz olmamalı. Bu durum geçen
yıldan beri tahmin ediliyordu" diyen Schreyer, ne tür tasarruf
yapabileceklerini araştırdıklarını söyledi. |
KIBRIS 13/10/04
TÜSİAD'dan çözüme destek
TÜSİAD
Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda süregelen
çıkmazın, tutulmayan sözlerin yarattığı moral bozukluğu
ve Kıbrıslı Türklerin maruz bırakıldığı
tecrit konumunun kendilerini rahatsız ettiğini belirterek, "Bu
talihsiz sonuç, bizim açımızdan Kıbrıs Rum seçmenlerinin
pratikte adanın birleşmesini engelledikleri anlamına geliyor.
Bize göre bu, uzun zamandır süren problem açısından en
istenmeyen sonuçtur" dedi
Sabancı,
bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın
barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulların
nasıl daha iyi hale getirilebileceğinin düşünülmesi
gerektiğini belirterek, çözüm konusunda her şeye rağmen Türk
tarafının elinde bir açılım fırsatı olduğunu
belirtti. Sabancı. "Bize düşen de siyasi goller atmaya
çalışmak değil, bu çerçeve içinde daha iyi hazırlanmaktır"
diye konuştu.
|
TÜSİAD
Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda süregelen
çıkmazın, tutulmayan sözlerin yarattığı moral
bozukluğu ve Kıbrıslı Türklerin maruz
bırakıldığı tecrit konumunun kendilerini
rahatsız ettiğini belirterek, "Bu talihsiz sonuç, bizim
açımızdan Kıbrıs Rum seçmenlerinin pratikte adanın
birleşmesini engelledikleri anlamına geliyor. Bize göre bu, uzun
zamandır süren problem açısından en istenmeyen sonuçtur"
dedi. Türk
Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve KKTC
İşadamları Derneği (İŞAD)'ın
ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve AB Sürecinde KKTC'nin
Ekonomik Pozisyonu" konulu panelde konuşan Sabancı, 24
Nisan'da yapılan referandumda Annan Planı'na KKTC'den olumlu, Güney
Kıbrıs'tan ise olumsuz oy çıkmasını
değerlendirirken, Kıbrıs Rumlarının siyaset
sınırının, bu tarihsel fırsatı anlamayarak,
korkunun mantık ve hakkaniyeti yenmesine çanak tuttuğunu ifade
etti. Sabancı,
bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın
barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulların
nasıl daha iyi hale getirilebileceğinin düşünülmesi
gerektiğini belirterek, "Ancak her şeye rağmen elimizde
bir açılım fırsatı var. Bize düşen de siyasi goller
atmaya çalışmak değil, bu çerçeve içinde daha iyi
hazırlanmaktır" dedi. Türk
Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve KKTC
İşadamları Derneği (İŞAD)'ın
ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve AB Sürecinde KKTC'nin
Ekonomik Pozisyonu" konulu panel, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Mustafa Çağatay Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. TÜSİAD
danışmanı Soli Özel'in yönettiği panele
konuşmacı olarak Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal
Deniz, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel,
KIBRIS Gazetesi ekonomi köşe yazarı Necdet Ergün, KKTC
İşadamları Derneği (İŞAD) Başkanı
Ünsal Özbilenler, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği
Başkanı Ömer Sabancı, TÜSİAD Danışmanı
Türkiye dışişleri eski bakanı İlter Türkmen
katıldı. Yaklaşık
iki saat süren paneli TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Ergün Olgun, DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, bazı
siyasiler ve Kıbrıslı Türk işadamları yanında
bazı Rum işadamları da izledi. Deniz Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş K. Deniz, KKTC'nin itibarlı bir ekonomik
yatırım ülkesi haline
getirilmesinin hükümetin en büyük gayesi olduğunu ifade ederek Türkiyeli
işadamlarını Kıbrıslı Türk
işadamlarıyla birlikte hareket etmeye çağırdı. Panelde,
Avrupa Birliği'ne uyum yönündeki çalışmaları ile
hedeflerini anlatan Deniz, bakanlık olarak ekonomik
yatırımlara imkan sağlayacak gerekli tüm yasaları
geçireceklerini, bu konuda taviz verilmeyeceğini vurguladı. Referandum
sonrasında KKTC ekonomisinde esaslı bir gelişme
yaşandığını belirterek kişi başına
düşen milli gelirin yıl sonunda 7 bin 500 ABD Doları'na
ulaşmasının beklendiğini kaydeden bakan Deniz, Türkiye
ekonomisinin de bu ilerlemeye önemli katkı sağlamakta olduğunu
bildirdi. Kazanılan
siyasi itibarın ekonomiye de yansıması gerektiğini ifade
eden Derviş Deniz, "Ülkenin itibarlı bir ekonomik yapıya
kavuşması KKTC hükümetinin en büyük gayesi olmaktadır. KKTC
bugünkü coğrafik durumda Avrupa toprağı olarak Doğu
Akdeniz'in finansman ve hizmetler merkezi olmaya aday bir ülkedir"
şeklinde konuştu. Hedefleri
anlatırken Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın milli
havayolu olmaktan çıktığı, dolayısıyla KKTC'ye
devri, özelleştirilmesi ve yeniden
yapılandırılmasının gerekli olduğunu kaydeden
Deniz, KTHY Yönetim Kurulu'nun görevden alınması yönünde Türkiye
Cumhuriyeti yetkililerine çağrıda bulundu. Türkiye'nin
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle Gümrük Birliği'ne girmesinin
KKTC ekonomisi üzerinde
nasıl etki yapacağı konularında
bakanlığının çalışma içinde olduğunu
açıklayan Derviş, güçlü bir ekonomiye sahip Türkiye'nin Kuzey
Kıbrıs'ı bypass ederek Güney Kıbrıs'la
işbirliği yapmasının KKTC'nin "ortada boş bir
ülke" olarak kalmasına neden olabileceği uyarısında
bulundu. Deniz,
TÜSİAD aracılığıyla, tüm Türkiyeli
işadamlarına, bu önemli davada Kıbrıs Türk
işadamlarıyla birlikte hareket etmeleri konusunda çağrıda
bulundu. Erel Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Kıbrıs konusunu
KKTC ve Türkiye bağlamında değerlendirdiği
konuşmasında, Türkiye'nin hedefi doğrultusunda
uluslararası hukuk alanında ilerledikçe nispeten rahatlama
sağlarken Kıbrıs'ta süren çözümsüzlükle işlerin gittikçe
karıştığı, karmaşıklaştığı;
dolayısıyla bir rahatlamanın söz konusu
olmadığı tespitinde bulundu. Milli
gelirdeki artışın kalıcı ekonomik büyümeyi
sağladığını söylemenin mümkün
olmadığını belirten Erel, nereden nereye gelindiğini
özetlerken 12 Aralık Kopenhag zirvesinde o günkü trenin
kaçırıldığını, ancak halen bir yerden yakalama
şansı bulunduğunu ve bunun iyi değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi. Yeşil
Hat Tüzüğü çerçevesinde bugüne kadar Kuzey ile Güney arasında 50
bin KL'lik ticaret yapıldığını, bu yolla KKTC
ekonomisinin kalkınmasının mümkün
olmadığını ifade eden Erel, gelinen noktada süratle
serbest ticaretin savunulması gerektiğini söyledi. Erel,
Türkiye'nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle, KKTC'yi
dışarıda bırakmayacak bir düzenlemeyle Gümrük
Birliği'ni uygulamaya koyması gerektiğini vurguladı. Ergün KIBRIS
Gazetesi ekonomi köşe yazarı Necdet Ergün ise, KKTC ekonomisinin
son yılların en hızlı büyümesini yaşamakta
olduğuna işaret ederek, geçen yıl %11.4 olan büyüme
oranının bu yıl %15'in üzerine çıkmasının
beklendiğini söyledi. Bu büyümenin
başlıca nedenlerini, kurlardaki stabilizasyon ve
kapıların açılmasıyla Rum tarafıyla yaşanan
"de facto ekonomik entegrasyon" olarak gösteren Ergün, önemli
olanın bu ekonomik büyümenin kalıcılaştırılması
olduğunu ifade ederek, bu konuda hükümete görev düştüğünü
kaydetti. Ergün,
"AB ile Kuzey Kıbrıs'ın ilişki zemini";
"Yeşil Hat", "Mali Yardım" ve "Direkt
Ticaret" tüzükleri ile "Türkiye ile Güney Kıbrıs
arasındaki Gümrük Birliği ve etkileri" ana
başlıkları altında gerçekleştirdiği
kapsamlı sunumunda, KKTC'nin Türkiye özel sektör sermayesine olan
ihtiyacına dikkat çekti. Türkiye'nin
Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne girmesiyle oluşacak
etkilerin azaltılması için Kuzey Kıbrıs'ı da içine
alacak bir düzenleme gerektiğini kaydeden Ergün, "referandumda
sağlanan siyasi primin AB'de ekonomik karşılığı
bulunmadığı" görüşünü savundu. Rum
işadamlarına güç birliği çağrısı Panelde ilk
sözü alan İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler,
yaptığı açılış konuşmasında, son
yıllarda gerek Kıbrıs gerek Türkiye'de gündemin üst
sıralarındaki yerini koruyan Avrupa Birliği konusunda
yaşanan sürece atıfta bulunarak 25 ülkeli, tüketici nüfusu 450
milyona ulaşan AB içinde Kıbrıs'ın payını
sorgulamak gerektiğini söyledi. Adadaki
kalıcı barış ve çözüme ulaşmanın ekonomik güç
birliğiyle mümkün olabileceğini belirten Özbilenler,
Kıbrıslı Rum işadamlarına, Kıbrıslı
Türk işadamlarıyla ekonomik güç birliği çağrısı
yaptı Sabancı:
AB, verdiği sözleri tutmadı veya tutamadı Türk
Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)
Başkanı Ömer Sabancı, Avrupa Birliği'nin (AB)
Kıbrıs Türk tarafının tecrit edilmişliğini
kırmak için verdiği sözleri tutmadığını veya
tutamadığını söyledi. Birleşmiş
Milletler tarihinde ilk kez bir genel sekreterin raporunun Güvenlik
Konseyi'nde oylanmadığına da işaret eden Sabancı,
"Bu durumu çok rahatsız edici bulduğumuzu belirtmek
zorundayım" dedi. İŞAD
ile TÜSİAD'ın ortaklaşa düzenledikleri "Türkiye'nin Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği Anlaşması ve
AB Sürecinde KKTC'nin Ekonomik Pozisyonu" konulu panelde konuşan
TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, Kıbrıs konusunda
süregelen çıkmaz, tutulmayan sözlerin yarattığı moral
bozukluğu ve Kıbrıslı Türklerin maruz
bırakıldığı tecrit konumunun kendilerini
rahatsız etmekte olduğunu söyledi. "En
istenmeyen sonuç" 24 Nisan'da
yapılan referandumda Annan Planı'na KKTC'den olumlu, Güney
Kıbrıs'tan ise olumsuz oy çıkmasını
değerlendiren Ömer Sabancı, "Kıbrıs
Rumlarının siyaset sınırı, bu tarihsel
fırsatı anlamayarak, korkunun mantık ve hakkaniyeti yenmesine
çanak tuttu. Bu talihsiz sonuç, bizim açımızdan Kıbrıs
Rum seçmenlerinin pratikte adanın birleşmesini engelledikleri
anlamına geliyor. Bize göre bu, uzun zamandır süren problem
açısından en istenmeyen sonuçtur" dedi. Sabancı,
şöyle dedi: "Talat
liderliğindeki Kıbrıs Türkü..." "Başbakan
Mehmet Ali Talat liderliğindeki Kıbrıs Türklerinin güçlü çözüm
iradesiyle kuzeyi pazarlık masasına getirmeleri de bizce övgüye
değerdir. Bu şekilde Kıbrıs Türkleri adanın uzun
vadeli barış ve istikrarı için kısa vadedeki
sıkıntıları taşıyabileceklerini de
göstermiş oldular. "Ancak
Türklere yarar getirmedi" Pratik
sonuçları açısından bu çabalar, Kıbrıs Türklerine
elbette huzur ve yarar getirmedi. Güney, tüm adayı temsil iddiası
zedelenmeden Avrupa Birliği'ne üye oldu. Maalesef Avrupa Birliği de
Türk tarafının tecrit edilmişliğini kırmak için
verdiği sözleri tutmadı veya tutamadı. Belki de
Birleşmiş Milletler tarihinde ilk kez genel sekreterin raporu
Güvenlik Konseyi'nde oylanmadı. Bu durumu da çok rahatsız edici
bulduğumuzu belirtmek zorundayım." "Yeşil
Hat Tüzüğü de yetersiz kaldı" Kıbrıs'ta
insanların, malların ve hizmetlerin kuzey ve güney arasında
dolaşımını düzenleyen "Yeşil Hat
Tüzüğü"nün de yetersiz kaldığına işaret eden
Sabancı, "Türk tarafı, halen dünyayla doğrudan ticaret
yapamıyor. Kıbrıslı Türkler, işlerini yapabilmek
için hâlâ güneye gitmek zorunda kalıyorlar" dedi. KKTC'de
eğitim kurumları üzerindeki ambargonun ve Kıbrıs
Türkü'nün dünyayla doğrudan temasını engelleyen
koşulların sürmekte olduğunun altını çizen
TÜSİAD Başkanı Sabancı, Rum yönetiminin,
Uluslararası Havacılık Örgütü'nün onayını da
gerektiren Ercan Havalimanı'nın uluslararası uçuşlara
açılmasına itiraz ettiğini anımsattı. Sabancı,
sözlerini şöyle sürdürdü: "En
hafifinden şaşkınlık içindeyiz" "Kullanımına
yönelik kısıtlamalar nedeniyle AB Komisyonu'nun Türk tarafı
için ayırdığı 250 milyon euro da bloke edilmiş
durumda. Günlük
yaşamlarında tecrit edilmişliklerini sona erdirecek elle
tutulur bir düzelme yaşayamayan Kıbrıslı Türklerin ciddi
bir hayal kırıklığına uğradıkları da
açıktır. Bundan derin bir üzüntü duyuyoruz. Avrupa
Birliği'nin bu açmazdan çıkabilmek için verdiği sözlerin
ruhuna uygun makul bazı önlemler geliştirememiş olması
karşısında da en hafifinden şaşkınlık
içindeyiz." "Kuzey
Kıbrıs'ın Gümrük Birliği'nden dışlanması
önemli engel" Sorunun
çözüme kavuşmasına ciddi katkıda bulunmuş olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'yle Gümrük
Birliği'nden dışlanmış olmasının,
adanın her iki tarafındaki iş dünyası açısından
önemli bir engel olduğunu vurgulayan TÜSİAD Başkanı
Sabancı, "Halbuki bu iki camianın, gerçek bir
uzlaşmanın ve barışın mimarı olabilmeleri
mümkündür" dedi. Papadopulos'un
son dönemdeki sözleri Konuşmasında
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un son dönemde sarf
ettiği sözlere de değinen Sabancı, Papadopulos'a seslenerek,
"Bence kendisi geçen nisan ayında 'evet' yanlısı bir
tutum alsaydı, kendi halkına da büyük bir hizmet vermiş
olurdu" dedi. Sözlerini,
"Bundan böyle geleceğe bakmak, adanın bütününde hayatın
barış ve refah içinde sürmesi için varolan koşulları
nasıl daha iyi getirebiliriz diye düşünmek zorundayız"
şeklinde sürdüren Ömer Sabancı, Annan Planı'nın
adayı yeniden birleştirmek ve toprak-mülkiyet konularını
çözmek için taraflara benzersiz bir fırsat verdiğini, ancak bunun
kullanılmadığını belirtti. Sabancı, "Ancak
her şeye rağmen elimizde bir açılım fırsatı
var. Bize düşen de siyasi goller atmaya çalışmak değil,
bu çerçeve içinde daha iyi hazırlanmaktır" dedi ve
Papadopulos'la ilgili olarak şöyle devam etti: "Papadopulos,
AB içindeki pozisyonunu kötüye kullanmamalı" "Başkan
Papadopulos, Avrupa Birliği içindeki pozisyonunu kötüye
kullanmamalı, bunun yerine adayı daha ileriye götürecek
yapıcı bir diyaloğun başlatılmasına
çalışmalıdır. Bu bağlamda geçen hafta
İstanbul'da yapılması planlanan Avrupa Birliği ile 57
üyeli İslam Konferansı Örgütü'nü bir araya getirecek ortak forumun
iptalini örnek olarak dikkatinize sunarım. Avrupa Birliği dönem
başkanının, Rum tarafının ısrarları
üzerine konferansa gözlemci olarak katılacak Kıbrıslı
Türklerin Annan Planı'ndaki adlarıyla 'Kıbrıs Türk
Devleti' olarak davetini gerekçe gösterip, üyelerden
katılmamalarını talep etmesi bu iddianın nedenidir. Uygarlıklar
arasında diyaloğa en çok ihtiyaç duyulan bir dönmede böyle bir
fırsatın kaçırılmış olmasını da derin
bir üzüntüyle karşıladık." Türkiye'nin
Rum tarafıyla Gümrük Birliği Anlaşması Konuşmasında
Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki gümrük birliği
anlaşmasına da değinen ve Türkiye'nin yaklaşık bir
hafta önce, Avrupa Birliği'ne yönelik yükümlülüklerinin bir parçası
olarak Güney Kıbrıs'la Gümrük Birliği
Anlaşması'nı yürürlüğe soktuğunu anımsatan
Sabancı, Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik
karantinanın kalkmasının bu adımı daha da
anlamlı kılacağına işaret etti. TÜSİAD
Başkanı Sabancı konuşmasını şu sözlerle
tamamladı: "Güneydeki
partnerimiz OED ve kuzeydeki ortağımız İŞAD'ın
inisiyatifi ele alarak, serbest ticaret ve liberal ekonomi ilkeleri
ışığında bir çözümü gündeme getirmeleri en büyük
beklentimizdir. Bunun, daha özgürlükçü, hasmane olmayan bir siyasi ve
diplomatik iklimi adada hakim kılacağını da
düşünüyoruz. TÜSİAD olarak bu tür girişimlere hep destek
verdik, destek vermeye devam edeceğiz. Bundan sonra gündemimizde
İŞAD ile birlikte Kıbrıs'ın güneyindeki partnerimiz
OED'yi ziyaret etmek var. Bugün de sayın başkanları beni oraya
davet etti İŞAD başkanımızla beraber. Memnuniyetle
katılacağımızı söyledik. Bu ziyaretimin de adada
herkesin, ekonomik işbirliğinin getireceği avantajları
görebilmesine yol açacağına inanıyoruz." "KKTC'nin
babası" İlter Türkmen... Oturum
Başkanı, TÜSİAD danışmanı Soli Özel,
Sabancı'nın ardından konuşmasını yapması
için söz verdiği ve kendisini "KKTC'nin babası" olarak
tanımladığı TÜSİAD danışmanı, Türkiye
dışişleri eski bakanı İlter Türkmen, "Her
mesleğin bir dinozoru vardır. Bu mesleğin dinozorlarından
bir tanesiyim. Babalıktan çıktık, dedeliğe geldik"
şeklinde espri yaptı. Geriye dönüp
de Kıbrıs konusuna baktığı zaman, bugüne kadar
muazzam gelişmeler yaşandığını söyleyen
Türkmen, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik açıdan büyük aşama
kaydettiğini belirtti ve tablonun o kadar da kötü
olmadığını belirterek, "Kaydedilen mesafe
muazzam" diye konuştu. Kıbrıs'ta
kapıların açılmasıyla toplum seviyesinde önemli
sayılacak adımlar atılmakta olduğunu kaydeden Türkmen,
bunun hükümetler seviyesine taşınması halinde adada
barışın yakalanabileceğini ifade etti. "Büyük
proje" olarak nitelendirdiği Annan Planı'na bağlanan
umutların, Rumların 24 Nisan'da yapılan referandumda
"hayır" demesiyle boş çıktığını
belirten Türkmen, şöyle konuştu: "Artık
bundan sonrasına dikkat etmek lazım. Çünkü ya adanın
bölünmüşlüğü sona erecek ya da her şeye rağmen bu
bölünmüşlük derinleşecek. O bakımdan eğer ileriye
bakılacak olursa, mutlaka bir vizyonu beraberce yaşatmakta yarar
var. Benim gördüğüm kadarıyla kuzeyde çok değişik bir
geçiş dönemi yaşanıyor. Bu herhalde bir süre devam edecek. Bu
arada da Türkiye bakımından da yeni bir dönem vardır. Türkiye
önümüzdeki aylarda büyük bir mücadele, büyük bir dava içine girmiş
olacak..." "KKTC
ile Türkiye arasında bazı şeylerin artık değişmesi
lazım" KKTC ile
Türkiye arasında bazı şeylerin artık değişmesi
gerektiği görüşünü de dile getiren TÜSİAD
danışmanı, Türkiye dışişleri eski bakanı
İlter Türkmen, "KKTC ile Türkiye'nin bir arada gitmesi lazım
ama, bazı şeylerin de artık değişmesi lazım.
Sayın Ekonomi Bakanı (Derviş Kemal Deniz)'in
konuşması sırasında Türkiye hükümetini eleştirmesi
gibi, bu çok güzel bir şey. Eskiden böyle bir şey olmuyordu.
Türkiye ile KKTC arasında bazı şeyler değişecek.
Daha açık bir diyaloğun başlaması lazım, eğer
amacımıza varmak istiyorsak" şeklinde konuştu. "Ortada
bir hukuk karmaşası var" Kıbrıs'ta
büyük bir hukuk karmaşası yaşanmakta olduğunu da söyleyen
İlter Türkmen, "Güney Kıbrıs'ın anayasası var.
1960 Anayasası'nı almış, bir kısmını
uyguluyor, bir kısmını uygulamıyor. KKTC'nin de bir
anayasası var, tamamen değişik bir anayasa, yeni bir anayasa.
Bir de AB düzenlemeleri var. Müthiş bir hukuk karmaşası içinde
yaşamaya devam edeceksiniz bir süre. Bunun başka çaresini
göremiyorum. Ama bu hukuk karmaşası içinde pekala bu duruma adapte
olan devletler var, ülkeler var, bir takım emsaller de var. Onun için
şimdiki halde bu hukuk meselesini halledemeyeceğimize göre,
bazı siyasi önlemlerle, ekonomik önlemlerle bu geçiş devresini
atlatmaya çalışmamız lazım. Ben başka türlüsünü
göremiyorum, ama ilerisi için de bir vizyona sahip olmamız
lazım." Soru-yanıt
bölümü Panelde
konuşmaların ardından soru-yanıt bölümüne geçildi. Paneldeki
konuşmalar sırasında "KKTC, Rum tarafıyla
müzakerelere devam etsin. Biz, Türk işadamları olarak,
çantamızı alarak güneye geçip orada Rum işadamlarıyla
iş görüşmeleri için bir araya geleceğiz" denildiğine
işaret eden bir Kıbrıslı Türk işadamının,
"Durum böyleyken Rum tarafı müzakere masasına gelmezse,
Kıbrıs Türkünün hali ne olacak? Türkiye ne yapacak? Kuzey
Kıbrıs'la Gümrük Birliği'ne mi gidecek?" şeklindeki
sorusuna karşılık, TÜSİAD Başkanı Ömer
Sabancı, "Bu sorunuzu 'TÜSİAD'ın mesajı çok net
olmadı' gibi anladık" diyerek, şunları söyledi: "Belirsizlik
ortadan kalkmadan yatırım zor" "24
Nisan'da yapılan referandumdan bugüne kadar 'neler değişti'
diye baktığımızda, aslında Kıbrıs Türkleri
açısından olay belli bir kilitlenmeye doğru gidiyor. Ortada
bir belirsiz ortam var. Bu belirsizliğin ortadan kalkması
lazım. 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü' ne olacak? 'Yeşil Hat
Tüzüğü' ne olacak? Uçakların kalkma-inme işi ne olacak? Bir
mali yardımdan bahsediliyor, ama ben onu en sona koyuyorum, yani 259
milyon euroyu, çünkü diğerleri çok daha önemli. Bütün bu belirsiz ortam
varken, sizin bir uluslararası yatırımcıya, 'gelin burada
yatırım yapın' tavsiyesinde bulunmanız zor... Ancak
Kıbrıs konusunun da gündemden düşmesini istemiyoruz." Ergün
Olgun'un değerlendirmesi Bu arada
panelin soru-yanıt bölümünde söz alan ve panelle ilgili
değerlendirme yapmak istediğini söyleyen
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son raporunda, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'nın temel
ilkelerini göz ardı eden veya onları bertaraf eden bir
davranış içinde olduğunu vurguladığını ve
adada çözümü engelleyenin Rum tarafı olduğunun altını
çizdiğini belirtti. Olgun, bütün
bunlara karşın bugünkü panelde Türk tarafı odaklı tek
yanlı bir değerlendirme gördüğünü, Rum tarafının
sorunun çözümüne koyduğu engelin panele katılanlar tarafından
algılanmadığını, doğru
okunmadığını gözlemlediğini kaydetti. Olgun,
şöyle devam etti: "Rum
tarafındaki engeli algılamama, doğru okumama ve sanki biz daha
fazla taviz verirsek bu işi gerçekleştirebilecekmişiz gibi bir
anlayış gördüm. Bunun gerçekçi olmadığına inanıyorum.
Bu düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum." Özel:
Katılıyor değilim Olgun'un
değerlendirmesi sonrasında söz alan panelin oturum
başkanı TÜSİAD danışmanı Soli Özel, Olgun'un bu
değerlendirmesine katılmadığını söyledi. "Ben,
Ergün Bey'in bu paneli değerlendirmesine katılıyor
değilim. Burada 'Türk tarafı daha fazla ne taviz verebilir' diye
bir arayış içinde olan bir kimseyi ben duymadım en
azından oturum başkanı olarak" diyen Özel, panele
konuşmacı olarak katılan Ekonomi ve Turizm Bakanı
Derviş Kemal Deniz ve KIBRIS Gazetesi ekonomi köşe yazarı
Necdet Ergün'ün sunuşlarında Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu ekonomik boyutu ele
aldıklarını belirtti. Özel, şöyle dedi: "Necdet
Bey'in sunuşunda ve sayın bakanın söylemiş
olduklarında Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerle ilişkisi
nedeniyle ne tür güçlüklerle karşı karşıya olduğu
ortaya kondu. "Türkiye'nin
Kıbrıs'a şu anda bakışı,
'Allahınızı severseniz gölge etmeyin' " Şimdi
doğrusunu söylemek gerekirse, Kıbrıs şu anda Türkiye'nin
gündeminde, ancak 'Allahınızı severseniz gölge etmeyin'
tarzında bir bakış açısıyla yer alıyor. Ama biz
TÜSİAD olarak 'Hayır, Kıbrıs diye bir şey var'
diyoruz... Öyle sanıyorum ki Türkiye'de hemen hemen her şey 17
Aralık tarihine kilitlenmiş olduğu için, biz, belki şu
anda aslında daha derin tartışılması gereken bütün
konularımızı biraz yutkunarak da olsa 18 Aralık tarihine
erteledik. Biliyorsunuz o gün uyanacağız ve..." |
KIBRIS 13/10/04
İngiliz parlamenterler, CTP, BKP ve BDH'yı ziyaret etti
Bir dizi
temasta bulunmak amacıyla KKTC'ye gelen İngiliz Parlamentosu'ndaki
"Kıbrıs'ın Dostları Grubu" dün, Cumhuriyetçi Türk
Partisi'ni (CTP), Birleşik Kıbrıs Partisi'ni (BKP) ve
Barış ve Demokrasi Hareketi'ni (BDH) ziyaret etti.
Andrew Dismore,
Andy Love, Mary Honeyball ve Mary Southatt'dan oluşan grup, BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan ve dış ilişkiler sekreteri Özker
Özgür ile görüşürken, BDH'da genel başkan Mustafa Akıncı ve
Mehmet Çakıcı'yla, CTP'de ise genel sekreter Ferdi Sabit Soyer ile
bir araya geldi.
İngiliz
parlamenterlerin BKP ve BDH'yı ziyaretleri sırasında
açıklamalar yapılırken, CTP'de saat 16.00'da yapılan
görüşmeyle ilgili basına açıklama yapılmadı.
Akıncı:
Kuzeyde ekonominin gelişmesi,
sorunun
çözümüne de katkı sağlar
İngiliz
parlamenterleri kabulü sırasında konuşan BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı, değişik ülkelerden gelen
temsilcilerle yaptıkları temasların faydalı olduğunu
kaydederek, bugünkü görüşmede referandum sonucundaki sürecin ele alınacağını
söyledi.
Referandumun
ardından Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaması,
dünyayla bağlantı kurmalarının sağlanması
gerektiğini vurgulayan Akıncı, Kıbrıs'ın
kuzeyinde ekonominin gelişmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne de
katkı sağlayacağını İngiliz Parlamenterlere
aktaracaklarını belirtti.
Çözüm için hiç
zaman kaybedilmemesi gerektiğini ve masa üzerindeki Annan Planı
üzerinde çalışılabileceğini dile getiren Akıncı,
Annan Planı üzerinde uzlaşmaya varılabileceğine
inandığını ifade etti.
Akıncı,
Kıbrıs Türklerinin demokratikleşme ve sivilleşme
çabalarının içinde bulunulan süreçte her zamankinden daha çok önem
taşıdığını belirterek, Kıbrıslı
Türklerin sağlıklı demokratikleşmesinin Rumlarla,
Türkiye'yle ve Avrupa'yla olan ilişkilerine de çok ciddi katkı
sağlayacağını söyledi.
İzcan
BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan ise yaptığı konuşmada,
parlamenterlerle Kıbrıslıların ve Kıbrıs'ın
faydasına olacak şekilde işbirliğine devam edeceklerini ve
parti olarak birleşik bir Kıbrıs görmek istediklerini kaydetti.
Annan
Planı temelinde bir çözüme ulaşılamasa da planın henüz
ölmediğini ifade eden İzcan, güneyde ve kuzeyde politikacılarla
temaslarını sürdürerek, bu temaslarında planın masada
olması gerektiğini söylediklerini belirtti.
Toplumlardan
birinin "evet" diğerinin ise "hayır" demesinden
yola çıkarak, Rum siyasi parti temsilcileriyle görüştüklerini ve
uzlaşmaya varmaya çalıştıklarını söyleyen
İzcan, plan üzerinde istedikleri değişikliklerle ilgili nihai
kararlarını vermeden önce Rumlarla ortak bir noktada buluşmak
için çaba sarf ettiklerini belirtti.
Kıbrıs
sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği sonrasına ertelenmesinin
birçok olumsuzluk getireceğine işaret eden İzcan, geçen
zamanın problemi daha komplike hale getirdiğini, Kıbrıs
Türk toplumunun zaman içerisinde yok olduğunu savundu.
İzcan
Kıbrıs'ı sevenlerle, demokrasiye, özgürlüğe, insan
haklarına inananlarla ve Kıbrıslılar için ortak bir vatan
yaratmanın önemini bilenlerle işbirliğine devam edeceklerini
kaydederek, "Kıbrıs Rum yönetimi AB'ye girdi, Türkiye tarih
alır gibi oldu. Peki ya Kıbrıslı Türkler ?" diye sordu
ve Kıbrıs sorunun devam ettiğinin, ambargoların ve
izolasyonların var olduğunun unutulmaması gerektiğini
vurguladı.
İzcan,
Kıbrıs konusundaki tek çıkış noktasının
çözüm olduğunun altını çizerek konuşmasını
bitirdi.
Dismore
İngiliz
Parlamentosu Kıbrıs Dostları Grubu'ndan Andrew Dismore,
ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, çözüme yönelik
yapıcı tutumlar gördüklerini ve çözüm için her iki toplumun da çaba
sarf etmesi gerektiğini kaydetti.
Hem
Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum toplumunu dinleyeceklerini ve
kaygılarını anlamaya çalışacaklarını ifade
eden Dismore, çözüm sürecine katkı sağlamak için ellerinden geleni
yapacaklarını belirtti.
Annan
Planı'nın her iki toplum için de kazanımlar içerdiğini
söyleyen Dismore, her iki toplumun da faydasına olacak
çalışmalar yapılması ve toplumların birlikte adım
atması gerektiğini kaydetti.
Dismore, çözüme
giden yolda neler yapılabileceği üzerinde İngiltere'ye döndükten
sonra kararlar vereceklerini ve konuyu parlamentolarında gündeme
getireceklerini de sözlerine ekledi.
Love
Andy Love da,
referandum sonucundan dolayı hayal kırıklığına
uğradıklarını ve referandum sonucunun
Kıbrıslı Türkler için ne kadar önemli olduğunu bildiklerini
dile getirdi. Kıbrıs sorunuyla ilgili bütün tarafların
çabalarını artırması gerektiğini ifade eden Love,
müzakerelerle toplumlar arası farklılıkların en aza
indirilmesinin şart olduğunu vurguladı.
Her iki
toplumun temsilcileriyle de mümkün olduğunca görüşeceklerini ve
ileriye atılacak adımlara katkı koymaya
çalışacaklarını belirten Love, toplumların
dikkatlerinin çözümün olumlu yönlerine çekilmesi gerektiğinin önemi
üzerinde durdu.
Kıbrıs
konusunda "İngiltere'nin de oynaması gereken bir rolü"
bulunduğuna işaret eden Love, uluslararası toplumun ve
İngiltere'nin Kıbrıs konusu üzerinde yoğunlaşması
ve yapılabilecek her şeyi yaptıklarından emin olmaları
gerektiğini söyledi.
Love,
Kıbrıslılardan, İngiliz parlamentosunda dostları
bulunduğunu fark etmelerini istedi ve uluslararası toplumun dikkatini
Kıbrıs'taki çözüm sürecine çekmek gerektiğini ifade etti.
İngiltere'ye
döndüklerinde Kıbrıs'taki duruma dikkat çekeceklerini söyleyen Love,
daha iyi bir sonuç için neler yapılabileceğini parlamentoda
görüşeceklerini kaydetti.
Honeyball
Mary Honeyball
da çözümün ekonomik ve ticari yönleri üzerinde durarak, AB'nin
Kıbrıs'ın ekonomi ve ticari konuları üzerinde
yoğunlaşması gerektiğini söyledi.
Honeyball,
AB'nin çok büyük bir organizasyon olduğunu, Kıbrıs'ın bu
büyük organizasyon içerisinde kaybolma tehlikesi
taşıdığını ve sorun yaşanmaması için
Kıbrıs sorununun AB'nin gündeminde kalması gerektiğini
belirtti.
KIBRIS 13/10/04
Çözüm, 17 Aralık sonrasına kaldı
"BIÇAĞA
YUMRUK VURULMAZ"... Başbakan Mehmet Ali Talat, bütün dünyanın ve
Birleşmiş Milletler'in Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı
17 Aralık'a kilitlendiğini, bu nedenle bu tarihten önce Kıbrıs
sorununa çözüm için girişim üstlenmeye
yanaşılmadığını söyledi. Başbakan Talat,
bıçağa yumruk vurur gibi "şimdi girişim
istiyoruz" denilse bile bir anlam ifade etmeyeceğini, 17
Aralık'a kadar olan sürecin izolasyonlardan kurtulma yönünde
kullanılması gerektiğini belirtti
Başbakan
Mehmet Ali Talat, bütün dünyanın ve Birleşmiş Milletler'in
Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı 17 Aralık'a
kilitlendiğini, bu nedenle bu tarihten önce Kıbrıs sorununa
çözüm için girişim üstlenmeye
yanaşılmadığını söyledi. Başbakan Talat,
bıçağa yumruk vurur gibi "şimdi girişim
istiyoruz" denilse bile bir anlam ifade etmeyeceğini, 17
Aralık'a kadar olan sürecin izolasyonlardan kurtulma yönünde
kullanılması gerektiğini belirtti.
İzolasyonların
kalkmasının sorunun çözümüne yardımcı
olacağını, bu nedenle 17 Aralık'a kadar,
izolasyonların kaldırılması, direkt uçuş ve özellikle
uluslararası ekonomik ilişkilerin sağlanması gibi konulara
yoğunlaşılması gerektiğini söyleyen Talat, Türkiye'ye
müzakere tarihi konusunda destek aranırken Kıbrıs Türklerine
serbest ticaret olanağı sağlanması için de girişim
yapılması gerektiğini ifade etti.
TÜSİAD
yetkilileriyle görüşme
Başbakan
Talat, seminer için KKTC'ye gelen Ömer Sabancı
başkanlığındaki Türkiye Sanayici ve
İşadamları Derneği (TÜSİAD) yetkililerini kabul etti.
İŞAD
Başkanı Ünsal Özbilenler ve İŞAD'ın eski
başkanı CTP-BG Milletvekili Özdil Nami'nin de hazır
bulunduğu dün saat 10.00'daki görüşmede, özellikle Kıbrıs
konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.
TÜSİAD
Başkanı Sabancı, görüşme öncesindeki kısa
konuşmasında, TÜSİAD'ın, AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi
vermesinin beklendiği 17 Aralık'a kadar Avrupa'daki siyasi liderler
ve iş çevreleriyle temaslar yapacağını, bu temaslar öncesinde
Talat ile de görüş alışverişinde bulunmak istediklerini
belirtti.
TÜSİAD'a
teşekkür
Başbakan
Talat ise, Türk dış politikasının Kıbrıs'a
yönelik politika değişikliğine motivasyon
yarattığı için TÜSİAD'a teşekkür ederek,
"Türkiye, Kıbrıs'la ilgili dış politikasında
bugünkü duruma çok daha önceden gelseydi, ne biz Kıbrıslı
Türkler, ne de Türkiye bugünkü sıkıntıları
yaşardı" dedi.
Kıbrıs
konusunda kaybedilmiş davayı yeniden ele almaya
başladıklarını yineleyen Talat, Türk tarafı olarak
yeniden Kıbrıs politikası oluşturup yeni bir mücadele
sürdürmenin başında olduklarını söyledi. Mehmet Ali Talat,
yeni süreçte TÜSİAD'la işbirliği ve
dayanışmalarının devam edeceğini kaydetti.
Girişimlerin
bir yerine,
Kıbrıs
Türkü de konulmalı
TÜSİAD'ın
Avrupa'da yapacağı girişimlerin bir yerine Kıbrıs
Türkü'nü de koyması gerektiğini dile getiren Talat, çünkü
Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle
bağlantısının arttığını ifade etti.
Taslaklar
AB'deki mali
yardım taslağının, Kıbrıs Türk halkının
tutumunu dikkate almayan bir üslupla kaleme
alındığını, taslakta hakkı
olmadığı halde bütün yetkilerin Rum hükümetine verildiğini
kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun mülkiyet rejimini, eskisi gibi
yerleştirmeye çalışan taslakla ilgili
sıkıntıları olduğunu belirtti.
Serbest Ticaret
Tüzüğü ile ilgili taslak hakkında konuşurken ise, Rum tarafının
böyle bir girişimi tamamen öldürmek istediğini vurgulayan
Başbakan Talat, ancak büyük ülkelerin Serbest Ticaret Tüzüğü'nün
geçmesinden yana olduğunu anlattı.
Serbest
ticaret,
mutlaka
sağlanmalı
Talat, serbest
ticaret ve serbest uçuşların Kıbrıs Türk halkı için
son derece önemli olduğuna işaret ederek, Yeşil Hat
Tüzüğü'nün özellikle kuzeyden güneye mal akışı için
olduğunu, bunu serbest ticaret için kullanmaya kalkışmanın,
Kıbrıs Türk ekonomisini güneye kaydırmak anlamına
geleceğini, son derece tehlikeli olan böyle bir durumun ekonomiye zarar
vereceğini belirtti.
Talat, AB'nin
sadece Yeşil Hat Tüzüğü'ne dayalı bir düzenleme öngörmemesi
gerektiğini dile getirdi ve serbest ticaretin mutlaka sağlanması
gerektiğini söyledi.
Kıbrıs,
17 Aralık'tan sonra
Kıbrıs
konusunun 17 Aralık'ın ardından gündeme geleceğini kaydeden
Başbakan Mehmet Ali Talat, zeminin yine BM olacağını ifade
etti.
Başbakan
Talat, bu nedenle önümüzdeki süreçlere çok iyi hazırlanmak
gerektiğini vurguladı.
Ekenoğlu'na
ziyaret
Ömer
Sabancı başkanlığındaki TÜSİAD heyeti,
Başbakan Mehmet Ali Talat'ı ziyaretinden önce Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu ile bir araya geldi.
Ülkemize önceki
akşam gelen, Ömer Sabancı başkanlığındaki
TÜSİAD heyetinde, TÜSİAD danışmanları İlter
Türkmen ve Soli Özel, TÜSİAD Genel Sekreteri Haluk Tükel ve TÜSİAD
dış işlerinden sorumlu genel sekreter yardımcısı
Hale Hatipoğlu yer alıyor.
"Ne kadar
insan ikna edilirse,
o kadar olumlu
sonuç alınır"
Meclis
başkanı Fatma Ekenoğlu, İŞAD Başkanı Ünsal
Özbilenler'in eşlik ettiği heyeti kabulünde, dünyada sivil toplum
örgütlerinin en az siyasiler kadar öneme sahip olduğuna işaret
ederek, "Kulisler ne kadar iyi yapılır ve ne kadar çok insan
ikna edilirse o kadar olumlu sonuçlar alınabilir" dedi.
Strasbourg'daki
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) temaslarına atıfta
bulunarak, referandum sonrasında dünyanın Kıbrıs Türkü'ne
ilgisinin değiştiğini ancak sadece ilgi ve sempatinin yeterli
olamayacağını ifade eden Ekenoğlu, KKTC'deki
parlamenterlerin AKPM'de "Kıbrıs Türk toplumu
seçilmişleri" olarak elde ettikleri bütün komiteler ve genel kurulda
konuşma şansıyla daha çok kesimin etkilenebileceği, ikna
edilebileceğini dolayısıyla gelinen noktanın olumlu
olduğunu vurguladı.
Yapılacak
her temasın önemine işaret eden Ekenoğlu, Kıbrıs Türk
sivil toplum örgütlerinin de Avrupa temaslarını
sıklaştırarak yoğunlaştırmaları
gerektiğini söyledi.
Ekenoğlu,
"Aralığa kadarki süreci hep birlikte iyi
değerlendirmeliyiz"dedi.
Sabancı:
Kıbrıs'ta gelinen son
durum
hakkında bilgi alacağız
TÜSİAD
Başkanı Ömer Sabancı ziyaret amaçlarıyla ilgili olarak, 17
Aralık'a kadar TÜSİAD olarak yoğun Avrupa temasları
olacağını, gidecekleri değişik ülkelerde siyasi
kişilikler yanında ekonomik kuruluşlarla da görüşeceklerini
ve Avrupa iş dünyasına, Kıbrıs'ta gelinen son durum
hakkında, bu ziyarette edinecekleri bilgileri aktarmak düşüncesinde
olduklarını kaydetti.
İŞAD
ile birlikte düzenledikleri panelin dün yapıldığını
kaydeden Sabancı, referandum öncesinde de KKTC'ye gelerek ekonomik
ağırlıklı bir panel düzenlediklerini anımsattı.
Serdar
Denktaş'la görüşme
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da
KKTC'de temaslarda bulunan TÜSİAD heyetiyle dün sabah bir araya geldi.
TÜSİAD
Başkanı Ömer Sabancı yaptığı açıklamada,
TÜSİAD'ın en son referandumdan önce adaya bir seminer için
geldiğini, şimdi de ekonomi ağırlıklı bir seminer
için geldiklerini söyledi. Avrupa'da çok yoğun faaliyetleri
bulunduğunu anlatan Sabancı, Türkiye'nin Avrupa yolculuğunda
ellerinden geleni yaptıklarını, 6 Ekim'den 17 Aralık'a
kadar olan sürede Avrupa ülkelerini yoğun şekilde ziyaret
edeceklerini, muadilleri olan kuruluşlarla görüşeceklerini ve
görüşlerini aktaracaklarını kaydetti.
Ayrıca her
gittikleri ülkede başbakan ve bakanlarla da görüştüklerini belirten
Sabancı, KKTC'deki son gelişmeleri de yerinde görmek istediklerini
kaydetti.
Serdar
Denktaş: İşimiz zor
Denktaş
ise konuşmasında ziyaretin son derece doğru bir zamanda
olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin Rum tarafıyla Gümrük
Birliği'ne girişinin kaçınılmaz bir olay olduğunu, ama
bütün meselenin KKTC ekonomisini de bu yeni gelişmeye bir şekilde
uyarlayabilmek olduğunu kaydetti. Ne karar alınırsa
alınsın, günün sonunda Türkiye ve KKTC işadamlarının
müşterek hareket etmelerini sağlamanın önemli olduğunu
vurgulayan Denktaş,Yeşil Hat Tüzüğü'nün geçtiğini, ancak
bugünkü haliyle pek işe yaramadığını söyledi.
Türkiyeli
işadamlarının kuzeyi atlayarak direkt olarak Rum tarafında
iş yapması halinde işlerinin zor olacağını ifade
eden Denktaş, Türkiyeli işadamlarının acentelikleri buradaki
işadamları üzerinden geçirerek güneyle iş yapmaya
başlamalarının, aynı şekilde Rum tarafından
gelecek ticari talepleri de KKTC üzerine yönlendirmelerinin önemine işaret
etti.
KIBRIS 13/10/04
İşte
Rum stratejisi
Rum Yönetimi,
Türkiye'den aralıktaki AB zirvesinde 'tanınma' isteyecek.
Ardından nisanda adadan Türk askeri çekilmesi ve Maraş talepleri
gelecek
14/10/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
Türkiye'yle ilgili kısa vadeli hedeflerini 17 Aralık'taki AB
zirvesinde, orta vadeli hedeflerini de 2005 içinde gerçekleştirmek için
düğmeye bastı. Rum kaynakları, Papadopulos'un zirveye dek veto
tehdidi ile Türkiye'den 'tanınma' tavizini koparmak istediğini
belirterek, talepleri şöyle sıraladı:
· Rum
bandıralı ya da Rum limanlarından gemilerin Türk
limanlarına yanaşabilmesi.
· Rum sivil
uçaklarının Türkiye üzerindeki uluslararası
havakoridorlarını kullanabilmesi.
· Türkiye'nin üyesi
olduğu uluslararası forumlarda Rumların üyeliğine vetoyu
kaldırması.
· Rumların
Ankara'da büyükelçilik açmasına izin verilmesi.
Papadopulos'un, muhtamelen nisanda imzalanacak 'Güncelleştirilmiş
Ortaklık Belgesi' sayesinde gerçekleştirmeyi
planladığı orta vadeli hedefleri ise şunlar:
· Türk askerlerinin
üç yıl içinde adadan çekilmesi.
· Türkiye'den KKTC'ye
göçün durdurulması. Türkiye'den gelen göçmenlerin dönüşüne yönelik
Annan Planı'nda yer alan teşvik tedbirlerinin uygulanması.
· KKTC'deki Rumlara
ait arazilerde inşaat yapılmaması.
· Maraş'ın
Kıbrıs Rum tarafına bırakılması.
Papadopulos, "Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne aykırı" diyerek
Türk askerlerinin adadan çekilmesini isteyecek, Maraş'ın Rumlara
bırakılmasını da 'serbest ticaret' çerçevesinde talep
edecek.
'Veto kartına
inanmam'
Başbakan Tayyip Erdoğan ise, Dublin'de Papadopulos'un, "Bizden
olumsuz bir şeyle karşılaşmayacaksınız"
dediğini söyleyip, Rumların veto kartı kullanabileceği
haberlerine inanmadığını söyledi. Dün gece Yunan devlet
televizyonu NET'e konuşan Erdoğan, Avrupa Komisyonu'nun raporunun iyi
yanlarını görmeyi tercih ettiğini kaydedip,
"Olumsuzlukları ise 17 Aralık'a kadar değerlendirecek ve
bir orta yol bulacağız" dedi. Erdoğan, Yunan
Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos'un, "Kıbrıs
tanınmalı, Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı ve
Yunanlıların servetleri iade edilmeli" şeklindeki
açıklamasına karşılık ise, "Bunların ne
Kopenhag ne de Maastricht kriterleri ile ilgisi var" cevabını
verdi.
Koptular
|
Yeni
koalisyon arayışlarına, Demokrat Parti Parti Meclisi
"dur" dedi. Parti meclisi, üst yönetimin
katıldığı üçlü koalisyon görüşmelerinde ele
alınan CTP-DP-BDH yöntemine karşı çıkarak "İki
sol parti arasında kalmayalım" görüşünü öne sürdü. DP
Parti Meclisi'nin aldığı karar, dün öğleden sonra Serdar
Denktaş'ın BDH'yı ziyaretinde resmen açıklandı. BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı, kararın kendilerine
iletilmesinin ardından, "Kıbrıs sorunundaki vizyon
farklılığımız bizi bu noktaya getirdi"
açıklamasını yaptı. Başbakan
Mehmet Ali Talat da bütçesi geçmeyen bir hükümetin daha fazla ayakta
duramayacağını belirterek, önümüzdeki günlerde hükümetin
istifa edeceği sinyalini verdi. DP Parti
Meclisi'nin önceki akşamki toplantısında farklı
görüşlerin ortaya atılmasına rağmen, özellikle
Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş'ın, "Devletim,
anavatanım diyen bir hükümet" işaret etmesi nedeniyle
BDH'lı hükümetten geri adım atılması
kararlaştırıldı. Buna karşın, "UBP ile bir
hükümet" de şimdilik kabul görmedi. Cumhuriyetçi
Türk Partisi, ilk etapta önerdiği, "5 CTP, 3 DP, iki BDH"
bakanlık dağılımından geri adım atarak,
"AB Birimi talebinden vazgeçmesi koşuluyla BDH'ya üç bakanlık
verilmesi" formülünü üretti. Ancak DP'nin kararı, ara formül üretme
gayretindeki CTP'nin çalışmalarını havada
bıraktı. Barış
ve Demokrasi Hareketi'nde ise gergin bir bekleyiş var. CTP ve DP'yi
"samimi olmamakla ve transfer arayışında olmakla"
suçlayan BDH üst yönetimi, "Mademki bu arayışlar devam ediyor,
neden bizimle masaya oturuldu. Burada bizimle değil, halkla dalga
geçiyorlar" görüşünü öne sürüyor. Talat,
"istifa intibası" verdi CTP-BG, DP ve
BDH'nın üçlü koalisyonuna DP'den gelen kırmızı
ışığın ardından "Şimdi ne
olacak?" soruları sorulmaya başlanırken; CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümetin bütçenin geçmemesi
halinde istifa edeceğini, DP Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ise "hükümetin her halükarda istifa edeceğini"
söyledi. Talat ile
Serdar Denktaş, Bakanlar Kurulu toplantısına girerlerken
gazetecilerin hükümet sorunuyla ilgili sorularını
yanıtladılar. Başbakan
Talat konuyla ilgili açıklamasında, şu anda hükümet konusunda
değerlendirme yapmasının mümkün
olmadığını, önce Serdar Denktaş'la bir
değerlendirme yapmaları gerektiğini belirtti. Talat, DP'nin
kararını değerlendireceklerini ve bunun ardından bir
şeyler söyleyebileceğini kaydetti. Şu anda
hükümet konusunda bir ilerleme olmadığını dile getiren
Talat, bütçenin geçmemesi halinde istifa edeceklerini daha önceden
söylediğini anımsattı ve "Bütçesi geçmemiş bir
hükümet ayakta duramaz" dedi. Serdar
Denktaş'tan "UBP" savunması Serdar
Denktaş, 2004 bütçesinin partilerin katılımıyla geçmesi
gerektiğini, ancak bu bütçe geçse de ardından 2005 bütçesinin
gündeme geleceğini söyledi ve "Ama her halükarda bu hükümet
istifasını sunacaktır ve olmazsa süreç başlayacaktır"
dedi. Serdar
Denktaş, başka bir soruya karşılık UBP'yle bir
koalisyon çalışmalarının
bulunmadığını da belirtti. Serdar
Denktaş, hükümetin bakanlık konusunun hiç
konuşulmadığını, hükümetin ilkesel bazdaki
düşüncelerle oluşmadığını ifade etti. Serdar
Denktaş: Parti Meclisi, CTP ve
BDH'dan rahatsız Serdar
Denktaş ise, DP Parti Meclisi'nden "DP'nin BDH ve CTP'den hem
siyasal vizyon hem de yaklaşım olarak farklı olduğu, bu
partilerle üçlü koalisyon halinde DP'nin sandviç arasında kalan malzeme
olmaması için program açısından ve yapı
açısından farklılığını ortaya
koyabilmelidir" şeklinde bir sonuç
çıktığını yineledi ve şöyle dedi: "DP üçlü
koalisyonda, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın
daha önceki denemede haklı olarak dediği gibi 'yama' olarak
duramazdı. Buradan hareket ederek durumu Akıncı ve Talat'a
aktardık. Çıkan sonuç: bu an için üçlü koalisyonun
oluşamayacağıdır." DP Parti
Meclisi'nin daha önce üçlü koalisyonun olabileceği işareti
verdiğini, ancak dün gece farklı bir sonuç
çıkardığını belirten Serdar Denktaş, şöyle
devam etti: "Neden
böyle oldu diye baktığınızda, sadece içte değil
dışta da anlaşılması gereken şudur: Çözümü
isteyen, arzulayan halkımız, parti tabanımız, aradan
geçen süreçteki gelişmeleri değerlendirmektedir ve bir tepki ortaya
koymaktadır. Bu tepki 'illa ki oluşacak hükümete karşı
değil, ama şu an içinden geçmekte olduğumuz duruma
karşı bir tepkidir' diye yorumladık. Genel sekreterimiz
'doğru algıladık mı' diye tabanda durumu
araştıracak." Serdar
Denktaş, dün geceki toplantılarında, "Rumların
endişelerinden bahsediliyor, bizim endişelerimiz ne olacak"
yönünde eleştiriler de aldıklarını kaydetti. Serdar
Denktaş, önümüzdeki günlerde başka hükümet formüllerinin ortaya
çıkıp çıkmayacağını göreceklerini dile getirdi. DP Parti
Meclisi, "BDH'ya hayır" dedi Demokrat
Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, "Parti
meclisinin kararı yok" demesinin ardından, önceki akşam
geç saatlere kadar süren toplantıda, "İki sol partiyle
koalisyona hayır" kararı çıktı. DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın da bu kararı
desteklediği, genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu'nun ise
"BDH'lı bir hükümete daha sıcak baktığı"
öğrenildi. Parti meclisi
toplantısına "Denktaş"
gölgesi Parti meclisi
üyeleri, "iki sol parti arasında kalmayalım"
kararını alırken, Cumhurbaşkanı Rauf R.
Denktaş'ın, "Ulusal davaya bağlı bir başbakan,
yeni bir hükümet" söyleminin de tartışmalara damga
vurduğu öğrenildi. Parti
meclisinde bulunan "aşırı milliyetçi" bazı
üyelerin "CTP'yi bile hazmedemiyoruz. Buradaki
varlığımızı sorguluyorlar. BDH'yı da
aranıza alırsanız DP'de yeni kopmalar başlar"
tehdidini de savurduğu belirtildi. Serdar
Denktaş BDH'ya "Parti meclisi sizi
istemiyor" mesajını iletti CTP-DP-BDH
hükümetini oluşturma çabalarına konulan son nokta, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş tarafından BDH'ya iletildi. DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş dün BDH Genel Merkezi'ni ziyaretinden
sonra bir açıklama yaparak. "Öyle görünüyor ki CTP-DP-BDH"
hükümeti oluşumunda yer alamayacağız" dedi. Denktaş,
bunun nedeninin çeşitli konulardaki hassasiyetlerden kaynaklandığını
ifade etti. Denktaş, hükümetin bütçenin meclisten geçmemesi halinde
istifa etmesi ve ardından da hükümet kurulamaması halinde yasa
gereği ocak veya şubat aylarında erken seçim
olabileceğini kaydetti. BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı da görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, "Anlaşılan
Kıbrıs sorunu bağlamındaki vizyon
farklılığından bu noktaya gelindi" dedi. Akıncı,
hükümet kurma girişimleri sırasında BDH'ya yönelik son derece
haksız söylemler ortaya atıldığını belirterek,
bunların tümüyle geçersiz olduğunu, hükümet kurma
çalışmaları sırasında hükümet programı
konusunda anlaşmak kaydıyla Dışişleri
Bakanlığı konusunda ısrarlı
olmayacaklarını ortaya koyduklarını söyledi. DP, Üstel'i
geri istiyor Ulusal Birlik
Partisi'ne "transfer" olan Mağusa Milletvekili Ahmet
Kaşif'in parti içerisinde yarattığı "soğuk
duş" etkisinin ardından, "Özgür Düşünce
Partisi'ni" kuranlara çağrı yapan DP Genel Sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu, "Çözülme olmasın, dağılmayın,
partinize, DP'ye geri dönün" çağrısı
yapmıştı. Ayrılanlardan
hiçbiri DP'ye geri dönme eğilimi göstermedi ama DP üst yönetimine,
"Üstel'i tekrar partiye döndürün" yetkisi verdi. Parti meclisi
üyeleri, Üstel'in partiye geri döndürülerek, "yeni hükümet formülleri
üzerinde çalışılmasını aksi takdirde erken seçim
için çaba harcanmasını" karara bağladı. Parti meclisinin
aldığı karar, genel başkanı Serdar Denktaş
tarafından "CTP'ye bilgi iletilmek, BDH Genel Başkanı
Mustafa Akıncı ile yüz yüze görüşmek" yöntemiyle
aktarılacak. CTP'den
Akıncı'ya, "Talat'la aynı ekipte yer al" önerisi CTP üst
merkez yönetim kurulu, Barış ve Demokrasi Hareketi'ne
yaptığı "esas öneride", "İki fonksiyonlu
tek bakanlık olan ekonomi ve turizm bakanlığını
başbakan yardımcılığı adı altında
BDH'ya verelim, AB ve BM ile yürütülen müzakerelerde de parti
başkanı Mustafa Akıncı, Başbakan Mehmet Ali Talat
ile aynı heyet içinde olsun" kararını üretti. AB Birimi'ne
karşılık bir bakanlık Önceki
akşam toplanan CTP Merkez Yönetim Kurulu, BDH'nin talep ettiği AB
Birimi'nin başbakanlık bünyesinden koparılmasının,
"Başbakanlık'ın yetki ve faaliyetlerini güdükleştireceği"
gerekçesiyle kabul edilemeyeceği kararı alındı. Buna
karşın, BDH'ya önerilen üç fonksiyonlu, iki
bakanlığın yanı sıra, AB Birimi'nin
Başbakanlık bünyesinde bırakılması, bunun
karşılığında CTP'nin beş bakanlıktan geri
adım atarak dört bakanlığa düşmesi; BDH'ya da iki yerine
üç bakanlık verilmesinin önerilmesi noktasına ulaştı.
Ancak, DP Parti Meclisi'nin kararı, CTP'nin önerisini havada
bıraktı. |
KIBRIS 14/10/2004
Talat: Çözüm olmadan Türkiye'nin "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanıması kabul edilemez
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanımasının kabul
edilemeyeceğini ifade etti.
Türkiye'yle
ilgili AB İlerleme Raporu açıklanmadan önce Türkiye'ye
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması şartının
getirileceği konusunda çıkan haberler üzerine birçok AB temsilcisiyle
görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Talat, "Hiç kimse
Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımasını beklemiyor. Türkiye bunu ciddi şekilde
kullanmalı" dedi.
Başbakan
Talat, Türkiye'nin çözüm olmadan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıması halinde Kıbrıs Türkü'nün yerel ve
uluslararası hukuk bazında Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki
haklarını savunma noktasına geleceği endişesini dile
getirdi. Talat, "Türkiye'nin Kıbrıs sorunu çözülmeden
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanımasını kabul edemem.
Böyle bir şey mümkün değil. Şu anda o konumda değiliz.
Şu anda Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması söz
konusu edilemez, edilmemelidir" dedi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, dün Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde işletme ve
ekonomi fakültesine bağlı uluslararası ilişkiler bölümünün
düzenlediği "Referandum Sonrası Kıbrıs ve
Beklentiler" konulu konferansta önemli açıklamalarda bulunarak
soruları yanıtladı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat konuşmasında Maraş'ın Rumlara iadesi ve
Türkiye'nin asker çekmesi gibi doğrudan doğruya Kıbrıs
sorununun çözümüne ait hususlarda çözüme hayır diyen Rum
tarafının Türkiye'nin veya Kıbrıs Türk tarafının
adım atmasını isteme hakkı
bulunmadığını vurguladı. Talat, Maraş ve asker
konularının Kıbrıs sorununun çözümünün unsurları
olduğunu belirterek, bu konuların çözüm süreci dışında
konuşulmasını doğru bulmadığını
söyledi.
"Çözüm
olmadan Maraş'ın Rumlara iadesini doğru bulmuyorum" diyen
Talat, böyle olması halinde ise Rum tarafının taviz vererek bir
çözüme yanaşmayacağını kaydetti.
Talat,
Türkiye'nin asker çekmesi konusunda ise şunları kaydetti:
"Rumların
evet dememesine rağmen Türkiye'nin asker çekmesini konuşmak bile
yanlıştır. Ben konuşmuyorum. Türkiye'den istediğim de
budur. Bunu konuşmamak lazım. Bu Kıbrıs sorunun çözümünün
bir unsurudur. İyi niyet gösterisi değil."
Kıbrıs
sorununun çözümünün parçaları olan hususları sorunun çözümüne
bırakmak gerektiğini vurgulayan Talat özetle, "Türkiye'nin bu
konuda direnmesi lazım. Tarih almak uğruna bunlarda adım atarsa,
hiç ayağını direyemez ve orada duramaz. Kıbrıs
sorununun çözümü bütünlüklü olmalı ve bütün unsurları içermeli"
dedi.
Rum yönetiminin
kısa bir süre önce Türkiye'ye tarih verilmesiyle ilgili
şartlarını açıkladığını ve bu
şartlar içinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması,
askerin çekilmesi gibi maddelerin de bulunduğunu hatırlatan
Başbakan Talat, bütün bu koşulların Türkiye'ye tarih
verilmesiyle ilgili hale getirilip getirilmeyeceğinin büyük önem taşıdığını
söyledi.
Türkiye'nin bu
taleplerden bir kısmını yerine getirme zorunda
kalabileceğine işaret eden Talat, Türkiye'nin AB üyeliğinde
Kıbrıs'la ilgili hususların doğrudan doğruya
Kıbrıs Türklerini de etkilediğinin altını çizdi.
Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin taleplerinin bir
kısmını veya tamamını kabul etmesi durumunda
Kıbrıs Türklerinin elinde nasıl bir güç
kalacağının veya pazarlık gücünün ne
olacağının düşünülmesi, değerlendirilmesi ve bu
soruların yanıtlanması gerektiğini söyledi.
Talat,
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını içeren
Rum talebini kabul etmesi durumunda Kıbrıs sorununun tamamen
kaybedilmiş bir şekilde sona ereceğini kaydetti.
Başbakan
Talat, Türkiye'nin adaylık tarihini olumsuz etkilememek için
uluslararası faktörlerin Kıbrıs sorununun çözümünü 17
Aralık'a kadar buzdolabına kaldırdığını
ifade ederek, 17 Aralık'tan sonra eninde sonunda BM sürecinin
başlayacağını ifade etti.
Talat,
izolasyonların kaldırılması konusunda büyük önem arz eden
Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de Rumların
öfkelenerek, Türkiye'nin adaylığını engeller
düşüncesiyle 17 Aralık sonrasına
bırakıldığının altını çizdi.
Talat,
"Eninde sonunda BM süreci başlayacaktır. BM 17 Aralık'a
kadar askıya aldı ama, Kıbrıs sorununun çözümü 17
Aralık'tan sonra tekrar gündeme gelecektir" dedi.
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın "Plan raftadır. Rumlar tekrar
düşüncelerini gözden geçirsin" dediğini, ancak büyük bir
ihtimalle tekrar müzakere edilmesine yanaşmayacağını
sandığını belirten Talat, çünkü 4 yılda
hazırlanan bir planın tekrar 4 yıl daha müzakere edilmesinin
uluslararası kurul için çekici olmaktan uzak olduğunu, ancak planda
bazı düzeltmelere gidilebileceğini ifade etti.
Geçmişte
tanımlanan Kıbrıs davasının kaybedildiğini,
yaşanan süreçte yeni bir dava yaratıldığını, yeni
bir hedef ve program belirlendiğini ifade eden Talat, sadece
izolasyonların kalkmasının Türk tarafına yetmeyeceğini
söyledi.
Talat,
"Bizim ulusal hedefimiz, izolasyonların kaldırılması
olmaz, Kıbrıs sorununun çözümü olmalıdır.
Haklarımızı koruyarak ve ilerleterek, kaybettiğimiz
fırsatın üstüne su içmeden kaybettiğimizi azami ölçüde yeniden
ortaya koyarak oluşturacağımız yeni politikayı ileriye
götürmek" dedi.
Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin fırsatın Aralık 2002'de
kaçırıldığını ve Rumların 2003'te
koşulsuz ve şartsız olarak AB üyesi olduğunu kaydeden
Talat, özetle "Aralık 2002'den önce politika
değişikliğine gidebilmiş olsaydık, Aralık 2002'de
sorun çözümlenmiş olacaktı. Bugünkü tartışmalar
olmayacaktı, şimdi bambaşka şeyleri Rumlarla rekabeti
konuşuyor olacaktık" dedi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, tahrik edici bir gelişme olmadığı
takdirde, Rum tarafının 17 Aralık'ta Türkiye'nin üyeliğini
veto edebileceğini sanmadığını kaydetti.
Başbakan
Talat, Türkiye'nin her halükarda AB'den bir tarih alacağını,
ilerleme raporunun açıklanmasıyla üyeliğin
onaylandığını yaratılabilecek en büyük zorluğun
tarihin ileriye atılması olduğunu söyledi.
Talat,
Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin Kıbrıs politikasını
etkileyen en önemli etkenlerden biri haline geldiğini kaydederek,
Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başladığında da
Kıbrıs konusunun önünden kalkmış
olmayacağını dile getirdi.
Talat, Annan
Planı'nın güneyde tekrar referanduma sunulması halinde
"evet" çıkmayacağını, çünkü Papadopulos'a
kamuoyunun desteğinin seçildiği günün üzerine
çıktığını, dolayısıyla Papadopulos'un zemin
kaybetmediğini söyledi.
KIBRIS 14/10/04
Papadopulos, Ankara'dan eşit muamele bekliyor
15 Ekim, 2004 19:32:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
'Lefkoşe'nin Ankara'dan eşit muamele talep ettiğini söyledi.
Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine
başlamasına itirazları olmadığını da
belirtti.
Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin
müzakerelere başlama sürecini veto etmeyeceğine dair Papadopulos'tan
güvence aldığı yolunda Yunan NET televizyonuna
yaptığı açıklamasını değerlendirdi.
Papadopulos, Erdoğan'ın bu açıklamasının
geçtiğimiz mayıs ayında Dublin'de yaptıkları
konuşmanın bir bölümünü teşkil ettiğini söyledi.
İlke olarak AB'nin Türkiye ile katılım müzakerelerine
başlamasına itirazları olmadığı söyleyen Tasos
Papadopulos, "yeter ki Türkiye diğer AB ülkelerine
davrandığı şekilde ve aynı sorumlulukla
'Kıbrıs'a karşı da davransın ve hareket etsin'' dedi.
Papadopulos, Erdoğan'la yaptığı görüşmenin içeriğini,
diğer devlet adamlarıyla yaptığı görüşmelerin
içeriğini açıklamadığı gibi
açıklamayacağını da söyledi.
Barroso,
Papadopulos ile görüştü
Avrupa Birliği üyesi 25 ülkenin başkentlerine yaptığı
ziyaret çerçevesinde Güney Kıbrıs'a gelen AB Komisyonu'nun yeni
başkanı Jose Menuel Barroso, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos
ile görüştü.
Papadopulos, Barroso ile yaptıkları görüşmede Avrupa
Komisyonu'nun öncelikleri, Kıbrıs sorunu ve Türkiye-Avrupa
Birliği müzakere olanaklarını ele aldıklarını söyledi.
Papadopulos, Barroso ile yaptığı görüşmenin çok
yararlı olduğunu da belirtti.
Komisyonun rolünün Avrupa Birliği konularında uzlaşma
sağlamak olduğunu söyleyen Barraso ise Kıbrıs'ın
AB'den çok şey alabileceğini, ancak çok şey de
verebileceğini vurguladı.
Hükümet
için yeni formül
Hüseyin
EKMEKÇİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi, Demokrat Parti, Barış ve Demokrasi Hareketi üçlü
koalisyon görüşmelerinin "DP Parti Meclisi" kararı ile
tıkanmasının ardından, gözler parlamentodaki yeni koalisyon
arayışlarına çevrildi.
Önümüzdeki
çarşamba günü görüşülmesine başlanacak 2004 bütçesi öncesi yeni
koalisyon çalışmalarının tamamlanması hedefleniyor.
Ancak kurulacak olan yeni hükümetin ocak ya da şubat ayı içerisinde
ülkeyi erken seçime götüreceği konuşuluyor.
BDH'lı
olasılığın devre dışı kalmasının
ardından, parlamentoda birer milletvekili ile temsil edilen Toplumcu
Kurtuluş Partisi, Birleşik Kıbrıs Partisi ve Özgür
Düşünce Partisi ile temaslara başlandı.
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, şu anda en güçlü formülün
CTP- DP ve tek milletvekili ile temsil edilen diğer üç partinin bir araya
gelmesi olduğunu belirtti. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, dün TKP
Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, BKP Genel Sekreteri İzzet
İzcan ve ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ile görüştü.
ÖDP
Milletvekili Ünal Üstel ile aracılar vasıtasıyla görüşen
DP, "ÖDP ile koalisyonda yer alabilirim" mesajını
aldı. Bir süre önce Üstel'e "yuvana geri dön"
çağrısı yapılmıştı.
KIBRIS'a
konuşan ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar, yeni hükümet
kurulması yönünde herhangi bir önkoşulları
bulunmadığını belirterek, "Ancak haber hacıyla
koalisyon kurulmaz. Oturup konuşmamız gerekiyor. Katkı koymak
istiyoruz" dedi.
Pazartesine
sonuçlanabilir
Yeni hükümet
formülüne CTP, DP ve BKP "olur" gözüyle bakıyor. TKP de bu
oluşuma "hükümet programı ve protokolü çözüme ve
demokratikleşmeye uygun olursa" evet diyor.
Ünal Üstel'in
de 1-2 gün içerisinde kararının netleşmesinin ardından
koalisyonun kamuoyuna açıklanabileceği belirtildi.
CTP'nin hedefi
"20" milletvekili
BDH
olasılığına DP'nin sıcak bakmaması nedeniyle
harekete geçen koalisyonun büyük ortağı CTP, dün diğer
olasılıklar için TKP, BKP ve ÖDP'nin kapısını
çaldı.
Üç siyasi parti
ile yapılan görüşmelerde "hükümet için yeşil
ışık" alan CTP gözünü DP'ye çevirdi. CTP, BKP ve TKP'nin
olurunu alarak, "20 milletvekili hazır, 26'ya tamamla"
diyeceği belirtildi.
Bu konudaki
çalışmalarını tamamlayan CTP üst yönetimi, DP'yi
bilgilendirerek vereceği son kararı bekliyor.
DP Parti
Meclisi "şerh koymadı",
Üstel "ÖDP
ile olur" dedi
Demokrat Parti
de CTP'nin üzerinde çalıştığı formüle sıcak
bakıyor. Parti meclisinde "UBP ve BDH'ya şerh koyan"
üyelerin, yeni formül için parti üst yönetiminin çalışma
yapmasını onayladı.
"BDH'ya
hayır diyen parti meclisi, kendisinden kopan Ünal Üstel ve iki sol partiyi
kabul eder mi?" sorununa cevap veren bir DP üst yetkilisi, "Biz UBP
ve BDH'ye karşı çıktık. Ahmet Kaşif'in UBP'ye
gitmesinin ardından, hiçbir problem yaşamadığımız
Ünal Üstel ile de birlikte çalışabileceğimize inanıyoruz.
Parti meclisinin esas tepkisi aylardır UBP ile görüşen Ahmet
Kaşif'e idi" dedi.
Ünal Üstel ile
"aracılar görüştü"
"ÖDP ile
varım" mesajı alındı
DP üst yönetimi
ile dolaylı olarak görüşen Ünal Üstel, "Koalisyonda ÖDP
adına yer alırım" yanıtını verdi. Uzun
süredir oğlunun tedavisi için yurt dışında bulunan Ünal
Üstel'e bu konuda ÖDP'nin yetki verdiği de kulislerde konuşuluyor.
DP'nin CTP'nin
yarattığı 20 milletvekilinin üstüne "altı
milletvekili" bulma çalışmasında Ünal Üstel ile
yapılan görüşmelerde sona yaklaşıldığı da
saptandı.
BKP'nin
tavrı olumlu
Yeni koalisyon
arayışı ile ilgili ilk görüşme CTP Genel Sekreteri Ferdi
Sabit Soyer ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, dün Cumhuriyet
Meclisi'nde bir araya geldi.
Toplantıda
BKP'ya "koalisyona katıl" çağrısı
yapıldı. Çağrıya olumlu cevap veren İzzet İzcan,
"Ancak içerisinde aktif olarak görev alacağımız bir
hükümete destek veririz" tavrını ortaya koydu. "Kabinede
yer istiyoruz" anlamına gelen bu cevap CTP tarafından olumlu
karşılandı.
"BKP,
pozisyonunu netleştirdi. Çözüm ve barışı hedefleyen, Annan
Planı'nın yeniden görüşülmesi sürecinin
başlamasını, Birleşik Kıbrıs yolunda ilerleyen
bir süreci sağlayacak ve çözüm yanlılarının
ağırlıkta olduğu bir hükümette yer almaya
hazırız" diyen İzzet İzcan, bu kararın BKP
Yürütme Kurulu'nda da onaylandığını açıkladı.
İkinci
görüşme TKP ile
Günün ikinci
görüşmesi CTP ile TKP arasında yapıldı. Yeni hükümet
oluşumuna sıcak bakan Toplumcu Kurtuluş Partisi üst yönetimi,
merkez yönetim kurulunu karar alması için toplantıya
çağırdı.
TKP Genel
Sekreteri Mehmet Davulcu KIBRIS'a yaptığı açıklamada,
çözüm, barış, AB ve demokratikleşme gibi konularda CTP ile
farklılıkları bulunmadığını belirterek,
"DP bu oluşuma sıcak bakarsa koalisyona varız" dedi.
Coşar da
"neden olmasın" diyor
CTP Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar,
dün öğleden sonra görüştü. Görüşme ve yeni koalisyon
arayışı talebine olumlu cevap veren Salih Coşar,
"Konuşarak bir noktaya varılabileceği"
mesajını iletti.
KIBRIS'a
konuşan Salih Coşar, bazı transfer söylentileri ve
dedikoduların etrafta dolaşmasının kendilerini
rahatsız ettiğini belirterek, "Biz yeni bir oluşuma
katkı koyabileceğimizi söylüyoruz. Aylardır hükümet 23
milletvekili ile gidiyor. Kamuoyunda bir kriz var. Bu krizin ortadan
kalkması için ÖDP üzerine düşen sorumluluğu almaya
hazırdır" dedi.
KIBRIS 15/10/04
Kıbrıs müzakerelerini canlandırmak istiyoruz
|
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos Türkiye'nin, Rumların
endişelerini dikkate alması talebinde bulundu ve Rum yönetiminin,
Kıbrıs müzakerelerini canlandırmak istediğini
açıkladı. Fileleftheros,
Tasos Papadopulos'un Kuzey Avrupa'ya gerçekleştirdiği ziyaretin
ikinci ve son ayağını oluşturan Estonya'da Türkiye'ye,
"Kıbrıs sorununda yapması gerekenleri"
yinelediği mesajlar gönderdiğini bildirdi. Gazeteye göre
Papadopulos Estonyalı dengi Arnold Routel ile görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs
sorununa ilişkin bir soruya karşılık, "Hükümetim,
müzakerelerin canlandığını görmek istiyor. Türkiye'nin,
Kıbrıs sorunundaki tavrı nedeniyle Kıbrıslı
Rumların duyduğu endişelere yanıt vermesini
isterdik" dedi. Estonyalı
dengiyle Kıbrıs sorunu dışında; turizm, ekonomi ve
ikili ilişkiler, Güney Kıbrıs ve Estonya'nın AB'deki
mevcudiyetleri ve AB'yi gelecekte meşgul edecek konuları ele
aldıklarını söyleyen Papadopulos, AB'ye mensup olmaktan çok
memnun olduklarını, ancak küçük ülkeler olarak AB'deki cazibe ve
sorunlar konusunda çok daha sık görüş alış verişinde
bulunmaları gerektiği görüşünü dile getirdi. Estonya
Devlet Başkanı Arnold Routel ise Kıbrıs sorununa
değinmekten kaçındığı açıklamasında; bu
tür sorunların, çözümler bulmaya çalışan AB içinde
görüşüldüğünü ancak Estonya'nın Güney Kıbrıs'ı
desteklediğini ve Papadopulos ile meselenin
ayrıntılarını görüşmesinin söz konusu
olmadığını söyledi. Routel, "İki ülkenin de
AB'ye üye olduğu şu anda, ekonomi, kültür ve diğer alanlarda,
diğer üye ülkelerle daha sıkı ilişki kurmaları
önemlidir" dedi. Gazete
Papadopulos'un Estonya devlet başkanıyla görüşmesinin
ardından Talin Belediye Sarayı'nı ziyaret ettiğini,
sonrasında da Estonya Başbakanı Iouhan Parts tarafından
onuruna verilen yemeğe katıldığını ve devamla,
Talin Belediye Meclisi Başkanı Mart Toomin eşliğinde Talin
Limanı'nı gezdiğini yazdı. Gazeteye göre
Papadopulos, bugün (dün) de Estonya meclisini ziyaret etmesi bekleniyordu.
Estonya meclis başkanı Ene Ergma ve parlamento yetkilileriyle temas
edecek olan Papadopulos, kalmakta olduğu otelde, Estonya'daki Rum
metropolit Stefano'yu kabul edecek. Rum metropolit Papadopulos'a,
Estonya'nın azizi olan Ay. Platona nişanını verecek.
Papadopulos bugün öğle saatlerinde Frankfurt üzerinden Güney
Kıbrıs'a gidecek. Simerini
"Soğukkanlı Kararlar-Türkiye İçin 'Kaba Oyun'
Başladı" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum yönetiminden bir
kaynağın bu gazeteye "Türkiye'nin üyelik süreci konusunda kaba
oyun halihazırda başladı" dediğini bildirdi. Gazete söz
konusu kaynağın; Rum yönetiminin, Rum çıkarlarını
güvence altına almak için her şeyi yapmakta kararlı
olduğuna işaret ederek "Gerektiği anda,
soğukkanlı kararlar alınacak" dediğini kaydetti. Gazeteye göre
aynı kaynak Rum yönetiminin, Yunan hükümetiyle işbirliği
içinde, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin Avrupa sürecine ilişkin
tezlerini bütün Avrupa hükümetlerinde ve bütün düzeylerde ileri götürmekte
olduğunu belirterek "Kıbrıs tezlerini haklı,
doğal ve doğru bulan pek çok Avrupalı
ortağımızdan anlayış görüyoruz" dedi,
şöyle devam etti: "Türkiye'nin
AB üyeliği konusunda çok geniş çaplı oyunlar
oynanmaktadır. Atina ve Lefkoşa, diğer ülkelerle birlikte,
Kıbrıs sorununun Türkiye'nin Avrupa'nın eşiğine
adım atma çabasında temel referans noktası olarak dahil
edilmesine çalışacaklar." Yeni
Şafak isimli gazetenin "AB kaynaklarına dayanarak, AB,
Türkiye'yle müzakereleri başlatmaya karar verdiğinde masaya
Kıbrıs sorununa ilişkin hiçbir şart
konulmayacağı" şeklindeki haberini de yorumlayan Rum
yönetimi kaynağı, "Bu Türk tarafının kararı.
Gerçekler başka olacak" dedi. Politis
Papadopulos'un Estonya'da yaptığı açıklamayı
"Tasos Estonya'da Kıbrıs Sorununu Görüşüyor -
Müzakerelerin Canlandırılması"
başlığıyla okurlarına aktardı. Haravgi de
haberi "Müzakerelerin Canlandırılması-Başkan
Papadopulos Türkiye'nin Kıbrıslı Rumların
Endişelerine Yanıt Vermesini Arzu Ediyor-Kıbrıs ve
Estonya Birbirlerini Desteklemeye Devam Edecek" başlık ve spotlarıyla
yansıtırken Alithia "Kıbrıs-Estonya Birbirlerini
Destekliyor" başlığını kullandı. |
KIBRIS 15/10/04
Dananın kuyruğu, çarşamba günü kopacak
|
Ülke
gündemini uzun zamandır meşgul eden hükümet sorunu için en büyük
sınav 20 Ekim Çarşamba günü Cumhuriyet Meclisi'nde verilecek.
Hükümetin kaderini belirleyecek 2004 Mali Yılı Bütçe Yasa
Tasarısı, 20 Ekim'de Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda
görüşülmeye başlanıyor. Bütçenin
meclisten geçmesi halinde hükümet bir anlamda "güvenoyu" alıp
yoluna devam edebilecek; aksi halde CTP-DP koalisyonunun istifası
gündeme gelecek. Kıbrıs
Türkü, çözüm ve AB yolunda kritik bir süreçten geçerken gündemin
göbeğine oturan hükümet krizi, 5 gün sonra ya mevcut CTP-DP
koalisyonunun yola devam etmesiyle aşılacak ya da hükümetin
istifasıyla sonlanacak. "Hükümetin
geleceği tam da mucizelere kaldı" dedirtecek türden
gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, 20 Ekim
Çarşamba günü meclis genel kurulunda görüşülmeye başlanacak
2004 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı, hükümetin kader
sınavı olacak. CTP-DP-BDH
üçlü koalisyon görüşmelerinin suya düşmesiyle 2004 bütçesinin
meclisten geçmesi için 23 milletvekili ile azınlığa düşen
hükümet, mecliste birer sandalyeye sahip TKP, BKP ve ÖDP'nin desteğini
almak için çalışmalara başladı. Eğer TKP
Milletvekili Hüseyin Angolemli, BKP Milletvekili İzzet İzcan ve ÖDP
Milletvekili Ünal Üstel, bütçeye destek vermeyi taahhüt ederse hükümet de
rahat bir nefes alıp yoluna devam edebilecek. Aksi halde
bütçenin meclisten geçmemesi halinde hükümet istifasını verecek. 20
Ekim'de genel kurula gelecek bütçenin madde madde görüşülmesine
geçilmesinin reddedilmesi halinde ipler kopacak ve hükümetin istifası
gündeme gelecek. Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'nun dünkü toplantısında ilk olarak onaya ve
bilgiye sunuş işlemleri yapıldı. Bu bölümde genel kurul,
18 Ekim'de yapılması gereken normal toplantısını
erteledi ve 2004 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı'nın
genel kurulda yapılacak görüşmelere 20 Ekim'de başlanmasını
kararlaştırdı. İvedilik
kararları Onaya ve
bilgiye sunuş işlemleri sırasında, komite gündeminde olan
Beden Eğitimi ve Spor Yasası'nın görüşülmesi için
ivedilik kararı alındı. Karar
alınmadan önce söz alan UBP Milletvekili Ahmet Kaşif, spora fon
sağlamayı öngören tasarıda kumarhanelerdeki bahis
oyunlarının, tasarıda tarif edilen bahis oyunlarının
dışında tutulmasını eleştirdi. Tasarıda,
Milli Olimpiyat Komitesi başkanı olacak kişinin federasyon
başkanıysa görevinden istifa etmesi gerektiğinin yer
aldığını bunun doğru olabileceğini anlatan
Kaşif, ancak bir milletvekilinin örgüt başkanlığı
yapabildiği dikkate alındığında getirilecek
düzenlemenin çelişki olduğunu ifade etti. Kaşif'e
yanıt veren Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu,
kumarhanelerle ilgili düzenlemelerin Turizm Bakanlığı'na ait
olduğunu kaydetti. Yorgancıoğlu,
Olimpiyat Komitesi başkanlığı ile federasyon
başkanlığının ast-üst ilişkisi
bulunmasından dolayı bir kişinin iki görevi birden
yapmasını doğru bulmadıklarını söyledi. CTP
Milletvekili Ali Seylani ise Kaşif'in milletvekillerinin örgüt
başkanlığı yapmalarıyla ilgili sözlerine tepki
gösterdi. AKPA raporu Meclis genel
kurulunda daha sonra meclis heyetinin AKPA'daki temaslarıyla ilgili
raporu okundu. Raporu heyete
de başkanlık yapan meclis başkanı Fatma Ekenoğlu
okudu. Raporda, Kıbrıslı Türklerin iki milletvekilinin AKPA'da
temsili hakkındaki karar da yer aldı. Angolemli Konuyla
ilgili konuşan TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,
AKPA'nın kararının ileri bir adım olduğunu ve bu
kararın KKTC Meclisi'ni tanımayıp Kıbrıslı
Türkleri Annan Planı çerçevesinde gördüklerinin bir göstergesi
olduğunu söyledi. Angolemli,
Annan Planı çerçevesinde adım atılıp Kıbrıs
Türk devletinin ilan edilmesi gerektiğini yineledi. Angolemli,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da Kıbrıs Türk
halkına zarar vermekle suçladı ve istifa etmesini istedi. Sadrazam Meclis genel
kurulunda Angolemli'nin konuşmasının ardından gündem
dışı konuşmalara geçildi. Tek gündem
dışı konuşmayı yapan BDH Milletvekili Halil
Sadrazam, özellikle Girne bölgesi köylerinde yaşanan sorunlara
değindi. Çamlıbel'de
iki beton şantiyesi kurulduğunu ve şantiyeler için göletten su
çekildiğini söyleyen Sadrazam, bu durumun yanlış ve zarar
verici olduğunu kaydetti. Tepebaşı
ve Akdeniz bölgesindeki ormanlık alanın kişilerin ve bazı
kurumların çöplüğü haline getirildiğini ifade eden Sadrazam,
yeni yapılan Esentepe yolunun, insanların tarlalarına
girmelerine engel olacak şekilde gerçekleştirildiğini söyledi. Fare
zehirlerinin köylülere çok geç
dağıtıldığını, harnup
fiyatlarının çok düşük olduğunu, bundan dolayı
üreticilerin kayba uğrandığını dile getiren
Sadrazam, tapu ve ehliyetle ilgili işlemlerin birkaç yere gidilerek
yaptırılabildiğini, bunun da vatandaşlara eziyet
olduğunu ifade etti. Murat Sadrazam'a
yanıt veren İçişleri Bakanı Özkan Murat, köy
sorunlarıyla ilgili olarak büyük bir efor harcadıklarını,
sadece su şebekeleri değişimine 8 trilyon verdiklerini
belirtti. Girne
bölgesindeki inşaatlarla ilgili eleştiriler
yapıldığını ancak kendilerinin hiçbir dönemde
olmayan şekilde emirnameler hazırladıklarını dile
getiren Murat, emirnamelerle gelişi güzel yapılaşmanın
önüne geçmeyi amaçladıklarını söyledi. Murat, tapu
alımını kolaylaştırmak için çalışma
içerisinde olduklarını kaydetti. Konuşmaların
ardından kapatılan meclis genel kurulu, bundan sonraki
toplantısını 20 Ekim'de yapacak. |
KIBRIS 15/10/04
|
"Rumlar kuzeye ticareti rafa kaldırttı" |
|
|
ABnin, KKTCye yönelik olarak kararlaştırdığı doğrudan ticaretin başlatılmasını, Rum Kesiminin uzun süren mücadelesi sonunda rafa kaldırmaya karar verdiği belirtildi. Kararın, 22 Kasımdaki AB Dışişleri Bakanları toplantısında açıklanacağı kaydedildi. "ABNİN
ÇABASI MAHVOLDU, RUMLAR ÇİLEDEN ÇIKARDI" İngiliz
Financial Times gazetesinin haberine göre, ABnin, KKTCye yönelik ekonomik
izolasyona son verme çabası, Rum Kesiminin ABdeki ortaklarına karşı
sürdürdüğü mücadeleyi kazanmasıyla "mahvoldu". Rum
Kesiminin tutumunda sabit kalması sonrasında, Almanya,
İngiltere ve İsveçin, yardım girişimini rafa
kaldırmayı kabul ettikleri kaydedilen haberde, "Rumların
hayırı, Türk toplumunu ekonomik akım içine almak isteyen
Komisyonu çileden çıkardı" yorumu yer aldı. Ancak bu
durumun aynı zamanda, Rum Kesiminin AB üzerindeki etkisini de ortaya
çıkardığına dikkat çekildi. KKTCye
yönelik yardımın rafa kaldırılması
kararının, bu ay içinde, Brükseldeki AB büyükelçilerinin
katıldığı altı ayrı toplantı sonunda
alındığı bildirilirken, İngilterenin, Türk
tarafı lehine mücadele verenlerin başında geldiğine
işaret edildi. Brükselde alınan karara göre, Komisyonun, Kuzey
Kıbrısa doğrudan ticareti rafa kaldırma kararını
22 Kasımdaki AB Dışişleri Bakanları
toplantısında açıklayacağı ifade edildi. Konuyla
ilgili olarak yeni bir zaman çizelgesi oluşturulmasının
beklendiği de kaydedildi. PARA
YARDIMINI RUMLAR YÖNLENDİREBİLİR Ticaretin
rafa kaldırılmasının aynı zamanda, Komisyonun
KKTCye vermeyi planladığı 259 milyon Euroluk yardıma
ilişkin olarak, Rum Kesiminin yeni bir planı kabul
ettirebileceği gerçeğini de ortaya çıkardığı
yorumu yapıldı. |
|
HURRIYET 16/10/04
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos: BM, referandumda "evet" için Rum tarafına para
Verdi
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
"BM'nin, referandumda Annan Planı'na 'evet' çıkması için
Rum tarafına para verdiğini" iddia etti.
Rum
gazetelerine göre Papadopulos, Estonya'dan dönüşünde dün gece Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, BM genel
sekreterinin Kıbrıs eski özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun,
kendisine bu konuda mektup gönderdiğini söyledi.
Papadopulos, De
Soto'nun mektubunda, "Referandumdan önce Kıbrıs'ta para
dağıtıldığını çünkü BM ve diğerleri
tarafından Annan Planı'nın ileri götürülmesinin iki toplumlu bir
mesele olarak görüldüğü güçlendirilmesi gerektiğinin
düşünüldüğünü belirttiğini" söyledi.
Papadopulos, De
Soto'nun mektubunun kendisine, bu tür şeyler olduğunu duyduklarını
BM Genel Sekreterliği'ne iletmeleri üzerine gönderildiğini kaydetti.
Papadopulos'un
açıklamasını "şok" ifadesiyle duyuran Rum
gazeteleri, haberi özetle şöyle verdi:
Alithia
gazetesi: "Evetin yabancı finansmanını eleştiriyor...
Papadopulos, kamuoyunun dikkatini sürekli olarak yaptığı
gaflardan, çıkmazlardan ve içteki çözümsüz sorunlardan başka yöne
çekmek çabasıyla başka bir cephe açmaya
çalışıyor..."
Simerini
gazetesi: "Şok açıklama... Tasos: "Evet, bazıları
referandumda para aldı... Elimde De Soto'nun yazılı itirafı
var...."
Aynı
gazete, "Papadopulos, De Soto'dan mektup aldığını
söyleyerek, Annan Planı konusunda kendisiyle aynı düşünmeyenleri
şaibe altında bıraktı ve cumhuriyeti alçıya
aldı" yorumunu yaptı.
KIBRIS 16/10/04
Papadopulos,
Avrupa Komisyonu'nun yeni başkanıyla AB'nin hedeflerini konuştu
Anıl
IŞIK
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Avrupa Komisyonu
başkanlığına atanan ve 1 Kasım'da görevi devralacak
Jose-Manuel Barroso'yla, Avrupa Birliği'nin (AB) hedeflerini konuştu.
Jose-Manuel
Barroso, Avrupa Konseyi'nde devlet başkanı temsilcileri bulunan üye
ülkelerin başkentlerine yaptığı ziyaretler çerçevesinde,
komisyonunun gelecek yıl için önceliklerini belirlemek ve bunları
açıklamak için görüşmelerde bulunuyor. Bu çerçevede Papadopulos ile
dün bir araya gelen Barroso, yaklaşık bir saatlik bir görüşme
yaptı.
Görüşmede,
Avrupa Komisyonu yeni başkanı Barroso'ya AB Kıbrıs
temsilcisi Adriaan van der Meer eşlik ederken, Tasos Papadopulos'un
yanında Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu bulundu.
Görüşme
sonrasında Papadopulos ile Barroso, ortak bir basın
toplantısı yaparak kısa açıklamalarda bulundu. Ancak
gazetecilerin soru sormasına izin verilmedi.
Jose Manuel
Barosso, görüşmeden sonra adadan ayrılmak üzere havaalanına
giderken, Rum lider gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Papadopoulos'un
sorulara Rumca olarak yanıt verirken, Rum hükümet sözcüsü Kipros
Hrisostomidis söz konusu soruların iç mesele olduğunu ifade ederek,
Kıbrıslı Türk gazetecilerin sorularını
yanıtsız bıraktı.
Ortak
basın açıklaması
Ortak
basın toplantısında ilk açıklamayı yapan Papadopoulos,
Barroso ile yeni Avrupa Komisyonu'nun belirleyeceği öncelikler konusunda
görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.
Papadopoulos, "Bugünkü görüşmenin gelecek açsıdan çok
yararlı geçtiğine inanıyorum" dedi.
Barroso, AB
devlet başkanları ve hükümetleri ile yaptıkları
görüşmelerde, üye ülkeleri, komisyonun ana hedefleriyle ilgili olarak
bilgilendirmeyi ve AB'ye üye ülkelerin komisyonla işbirliğiyle
nelerin yapılabileceğinin ortaya konulmasını ümit
ettiklerini kaydetti.
Papadopulos'tan
sonra söz alan Barroso, Avrupa Birliği'nin hedefleriyle ilgili olarak çok
samimi ve yapıcı bir görüşme yaptıklarını ifade
etti.
Yeni Avrupa
Komisyonu'nun gelecek kasım ayında görevi üstleneceğine
işaret eden Barroso, konseyde devlet başkanları bulunan üye
ülkelerle görüşmelerde bulunarak, üyelerin tezlerini ilk ağızdan
dinlediklerini kaydetti.
"Avrupa
Komisyonu'nun rolü, Avrupa seviyesinde sorunların çözülmesine ve
uzlaşmanın sağlanmasına yardımcı
olmaktır" diyen Barroso, Papadopulos ile yaptıkları
görüşmede, AB-Türkiye katılım müzakereleri, Kıbrıs
sorunu, anayasal anlaşmanın onaylanması ve ekonomik istikrar
konularını da ele aldıklarını kaydetti.
Barroso,
Kıbrıs AB'den çok şey alabilir ve AB'ye çok şey verebilir.
Önümüzde başarılacak çok önemli bir hedef var ve
Kıbrıs'ın bu çabaya katılımından memnuniyet
duyarız" şeklinde konuştu.
KIBRIS 16/10/04
Erken seçim
mi yeni hükümet mi?
"ERKEN
SEÇİM", TELAFFUZ EDİLMEYE BAŞLANDI... Yeni Parti dahil
meclisteki küçük partilerle temasların sürdüğünü söyleyen DP Genel
Sekreteri Arabacıoğlu, 5 veya 6 partili koalisyonun üstelik de
sınırlı bir çoğunlukla uzun ömürlü olamayacağına
dikkat çekti. 6 partili koalisyon halinde dahi hükümetin ancak 27
çoğunluğuna ulaşabileceğini belirten Arabacıoğlu,
meclisin kilitlendiğini ve ülkenin hızla erken seçime doğru
gittiğini kaydetti
ORTAKLAR
GÖRÜŞTÜ... Başbakan Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın gelinen noktayı
değerlendiren bir görüşme yaptıkları öğrenildi. Görüşmede
"yeni bir koalisyon olasılıkları ve azınlık
hükümetinin erken seçimin yolunu açması" gibi konuların
görüşüldüğü öğrenildi. Serdar Denktaş, DP'den ayrılan
eski partililerle bir araya gelerek, "geri dönün"
çağrısı yaptı, Coşar'ı devre dışı
bıraktı
TKP DE AZINLIK
HÜKÜMETİNE SICAK BAKIYOR... TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,
"azınlık hükümetinin erken seçime kadar görevde
kalmasına" sıcak baktıklarını söyledi. BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan ve ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar
ise, "Kabinede temsiliyet" şartıyla koalisyona destek
verebileceklerini CTP'ye iletti
Hüseyin
EKMEKÇİ
Koalisyonun
büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi, yeni hükümetin oluşumu
için üstlendiği inisiyatifin ardından, Demokrat Parti, Toplumcu
Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi ile
başlattığı temasları dün de sürdürdü.
Başbakan
Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın dün, gelinen noktayı değerlendiren bir
görüşme yaptıkları öğrenildi. Görüşmede "yeni bir
koalisyon olasılıkları ve azınlık hükümetinin erken
seçimin yolunu açması" gibi konuların görüşüldüğü
öğrenildi.
Toplumcu
Kurtuluş Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi'nden "yeni
koalisyon görüşmelerine hazırız" mesajını alan
Cumhuriyetçi Türk Partisi, dün de Özgür Düşünce Partisi ile görüştü.
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in ÖDP Genel Başkanı Salih
Coşar ile görüştüğü ve görüşmeler için "olur"
aldığı belirtildi.
Meclisin bütçe
gündemli toplantısına sayılı günler kala CTP-DP koalisyon
hükümetinin azınlık sorununa çözüm arayışları sürüyor.
BDH'nın katılımıyla 3'lü koalisyonun gündemden
düşmesiyle, mecliste 1'er sandalyeyle temsil edilen partilerin
katılımıyla 5'li, hatta 6'lı koalisyon hükümeti
tartışılıyor.
BDH'lı
formülün gündemden düşmesiyle önceki gün Toplumcu Kurtuluş Partisi ve
Birleşik Kıbrıs Partisi ile görüşen CTP Genel Sekreteri
Ferdi Sabit Soyer, dün de Özgür Düşünce Partisi yetkilileriyle bir araya
geldi. Mecliste 1'er milletvekiliyle temsil edilen 3 partiyle koalisyona
yönelik temasların ardından DP yetkilileriyle de durum değerlendirmesi
yapılacağını söyleyen Soyer, CTP Parti Meclisi'nin dün
akşam gelişmeleri değerlendirmek amacıyla
toplandığını bildirdi.
DP'de ibre,
"erken seçim"den yana
Bu arada
Demokrat Parti'de "azınlık hükümetiyle erken seçim"
görüşünün ağırlık kazandığı, CTP Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat'a da bu görüşlerini
aktardıkları belirtildi. 26 milletvekilinin desteklediği bir
hükümet modelini "sağlıksız" olarak değerlendiren
DP'li üst düzey bir yetkili, "Ünal Üstel sağlık sorunları
nedeniyle meclis çalışmalarına katılamıyor. Nuri
Çevikel'in desteğine ise CTP sıcak bakmıyor. UBP ile bir araya
gelerek hükümet kurma niyeti de DP'de yok. Dolayısı ile
başbakanın istifa etmesi halinde Eroğlu'nun hükümet kurması
mümkün değil. CTP-DP azınlık hükümeti ile 2-3 ay içerisinde erken
seçime gitmek en mantıklısı" dedi.
Serdar
Denktaş, eski partilileriyle buluştu
Önceki
akşam Lefkoşa'da ilginç bir zirve yaşandı. ÖDP Genel
Başkanı Salih Coşar'ın olmadığı bir ortamda,
Demokrat Parti'den kopan ve ÖDP'yi kuran isimler, DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş ile bir araya geldi.
Görüşmede,
Serdar Denktaş'ın eski partililere, "geri dön"
çağrısı yaptı. Bu arada görüşmede Ünal Üstel'in
"sağlık sorunları" nedeniyle yer almadı. Salih
Coşar'ın da görüşmelerde yer alamaması, "Salih
Coşar'ın devre dışı kalacağı bir
birleşme" olasılığının
tartışılmasına neden oldu.
5 veya
6'lı; uzun ömürlü olmaz
Demokrat Parti
Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da partiler arası
temasların sürdüğünü, ancak henüz sonuç alma noktasında
olunmadığını söyledi.
Yeni Parti dahil
meclisteki küçük partilerle temasların sürdüğünü söyleyen
Arabacıoğlu, 5 veya 6 partili koalisyonun üstelik de
sınırlı bir çoğunlukla uzun ömürlü olamayacağına
da dikkat çekti. 6 partili koalisyon halinde dahi hükümetin ancak 27
çoğunluğuna ulaşabileceğini belirten Arabacıoğlu,
meclisin kilitlendiğini ve ülkenin hızla erken seçime doğru
gittiğini kaydetti.
ÖDP'ye resmi
teklif iletildi
TKP ve BKP'den
"görüşmeye hazırız" yanıtı alan Cumhuriyetçi
Türk Partisi, dün de Özgür Düşünce Partisi ile temas kurdu.
CTP Genel
Sekreteri Ferdi sabit Soyer, ÖDP Genel Başkanı Salih Coşar ile
yaptığı görüşmede nabız yokladı.
Görüşmede
Salih Coşar'ın önceki gün kamuoyuna açıkladığı
şekilde, "Herhangi bir önkoşulumuz yok. Ülkenin içinde
bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulması için
yapılacak koalisyon görüşmelerine katılmaya
hazırız" mesajını ilettiği öğrenildi.
Özgür
Düşünce Partisi Genel Başkanı Salih Coşar, yeni bir kriz
yaratmamak için katkıya hazır olduklarını söyledi.
Hükümette ancak parti olarak yer alabileceklerini söyleyen Coşar, kabinede
temsiliyet taleplerini de dile getirdi.
Nuri Çevikel
gündemde yok
CTP Genel
Sekreteri Soyer, mecliste 1 milletvekili ile temsil edilen Yeni Parti ile
temasın ise gündemde olmadığını söyledi. Soyer,
CTP'nin eski milletvekili Nuri Çevikel başkanlığındaki Yeni
Parti'nin parti olarak koalisyonda yer almasına CTP'nin karşı
olduğunu da belirtti.
TKP'den
Angolemli'ye görüşme yetkisi
Önceki
akşam toplanan Toplumcu Kurtuluş Partisi Merkez Yürütme Kurulu,
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden yapılan "koalisyon" önerisini
değerlendirdi.
Toplantıda,
genel başkan Hüseyin Angolemli'nin, "Oturur görüşürüz. Hükümet
programı ve protokolü uygun olursa koalisyonda yer alırız"
açıklaması, yürütme kurulu üyeleri tarafından da kabul edildi.
Toplantıda,
parti meclisinden alınan "hükümet görüşmelerine
başlansın" kararı ışığında hareket
edileceği de öğrenildi.
BKP,
"bakanlık" talebini yineledi
Birleşik
Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri ve meclisteki tek temsilcisi
İzzet İzcan da CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile önceki gün
koalisyona yönelik bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Çözüm hedefi
olan bir hükümete prensip olarak katılabileceklerini ifade ettiklerini,
ancak son noktayı yetkili organlarda değerlendireceklerini söyleyen
İzcan, partilerinin koalisyona destek için kabinede yer alması
gerektiğini ekledi.
KIBRIS 16/10/04
BM bize evet
için rüşvet Verdi
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, BMnin, referandumda Annan planına
evet çıkması için Rum tarafına para verdiğini iddia
etti.
Rum gazetelerine göre Papadopulos,
Estonyadan dönüşünde dün gece Larnaka Havaalanında
yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Eski Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun, kendisine bu konuda mektup
gönderdiğini söyledi.
Papadopulos, De Sotonun mektubunda,
Referandumdan önce Kıbrısta para
dağıtıldığını çünkü BM ve diğerleri
tarafından
Annan planının ileri
götürülmesinin iki toplumlu bir mesele olarak görüldüğünün güçlendirilmesi gerektiğinin
düşünüldüğünü belirttiğini söyledi.
Papadopulos, De Sotonun mektubunun
kendisine, bu tür şeyler olduğunu duyduklarını BM Genel
Sekreterliğine iletmeleri üzerine gönderildiğini kaydetti.
Papadopulosun açıklamasını
şok ifadesiyle duyuran Rum gazeteleri, haberi özetle şöyle
verdi:
Alithia gazetesi: Evetin yabancı
finansmanını eleştiriyor...
Papadopulos, kamuoyunun dikkatini sürekli olarak yaptığı
gaflardan, çıkmazlardan ve içteki çözümsüz sorunlardan başka yöne
çekmek çabasıyla başka bir cephe açmaya çalışıyor...
Simerini gazetesi: Şok
açıklama... Tasos: Evet, bazıları referandumda para
aldı... Elimde De Sotonun yazılı itirafı var....
Aynı gazete,
Papadopulos, De Sotodan mektup aldığını söyleyerek, Annan
planı konusunda kendisiyle aynı düşünmeyenleri şaibe
altında bıraktı ve cumhuriyeti alçıya aldı yorumunu
yaptı.
HALKIN SESI 16/10/04