Talat'tan Annan Planı'na yeşil ışık

 

KKTC Başbakanı Talat, Rum Filelefteros gazetesine konuştu



1 Kasım, 2004 11:56:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı'nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını söyledi.

Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Filelefteros gazetesine verdiği demeçte, Rum tarafının ne istediğine karar vermesi gerektiğini belirtti.

"Papadopulos'un değişiklik önerilerini görüşebiliriz"

Talat, "Annan Planı'na ilişkin değişiklikleri görüşmeye hazır mısınız?'' sorusuna, ''elbette. Papadopulos'un değişiklik önerileri varsa bunları görüşeceğiz ve kendi önerilerimizi de sunacağız'' cevabını verdi.

Müzakereler BM şemsiyesi altında yapılmalı

Talat, müzakerelerin Avrupa Birliği değil Birleşmiş Miletler şemsiyesi altında yapılması gerektiğini ifade etti.

KKTC Başbakanı, olası bir çözümün Annan Planı'ndan çok sınırlı bir ölçüde farklılaşabileceğini kaydetti.

 

Eroğlu görevi Denktaş'a iade etti

 

Derviş Eroğlu, yaptığı temaslardan sonuç alamadı



1 Kasım, 2004 11:50:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC'de 21 ekimde hükümeti kurmakla görevlendirilen Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, görevi Rauf Denktaş'a iade etti.

Derviş Eroğlu, siyasi partilerle yaptığı temaslardan olumlu sonuç alamadığını belirtti ve kendisine olan güveni için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a teşekkür etti.

Rauf Denktaş da, Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü duyduğunu vurgulayarak, yeni bir görevlendirme yapacağını bildirdi.

ABD paraları konusunda meclis araştırması

UBP Parti Meclisi'nde dün yapılan toplantıda KKTC'de dağıtılan ABD paraları konusunda meclis araştırması açılmasının istenmesine karar verilmişti.

"CTP, uzlaşmayı, siyasi hesaplar sonucu reddetti"

Toplantının ardından UBP'den yapılan yazılı açıklamada, UBP'nin Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) 'halkı rahatlatacak kararların birlikte alınabilmesi için bir öneri paketi' sunduğu hatırlatılarak, "ancak ne yazık ki CTP, bu tarihi uzlaşma önerisini önyargılı bir tutum ve başka ucuz siyasi hesaplar sonucu reddetmiştir" denilmişti.

'UBP'nin bazı gelişmeleri bilerek Demokrat Parti'ye de (DP) birlikte hükümet kurma önerisi götürdüğü ve yanıt alınamadığı' kaydedilen açıklamada, ''UBP'nin tüm kadrolarıyla seçime hazır olduğu ve Parti Meclisi'nin seçim kadrosunun hazırlanmasında genel başkana tam yetki verdiği'' ifade edilmişti.

 

Talat: Annan Planı'nı görüşmeye hazırız

KKTC Başbakanı Talat, ”Annan Planı'nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını” söyledi.

Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, “Rum tarafının ne istediğine karar vermesi gerektiğini, herkesin, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne istediğini anlatmasını beklediğini” kaydetti.

“Siz masaya oturmaya ve Annan Planı'na ilişkin değişiklikleri görüşmeye hazır mısınız?” sorusuna Talat, “Elbette. (Papadopulos'un) Değişiklikler konusunda bazı önerileri varsa bunları görüşeceğiz ve doğal olarak kendi önerilerimizi de sunacağız” dedi.

Başbakan Talat, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerinin Avrupa Birliği (AB) değil BM şemsiyesi altında yapılması gerektiğini, çözümün ise Annan Planı'ndan çok sınırlı bir ölçüde farklılaşabileceğini kaydetti.

Talat, Kıbrıslı Rumlara yönelik mesajında ise “Kendisinin ve Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini, Kıbrıs'ın geleceğinde siyasi açıdan eşit bir pay istediklerini, geçiş noktalarının açılması, doğrudan ticaret, Yeşil Hat Tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler teşkil ettiklerini ve bu önlemlerin kendilerini çok fazla ilgilendirmediğini” söyledi.

“Asıl amaçlarının adanın birleşmesi olduğunu, bu yüzden Kıbrıs Rum hükümetinin gerçek niyetini, yani adanın bölünmüşlüğünün devamı olan gerçek niyetini ortaya çıkarmaya çalıştıklarını” ifade eden Talat, bir soru üzerine KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin kapalı oturumunda, ”Türkiye'nin planı uygulamayacağını” söylemediğini kaydetti.

Başbakan Talat, “Kıbrıs Rum hükümetinin iki toplum arasındaki temasları engellemeye çalıştığının aşikar olduğunu” belirterek, Rum yönetiminin Bostancı'da sınır kapısı açılmasına karşılık, Gazimağusa yakınlarındaki Derinya bölgesinde bir kapı açılmasını şart koştuğunu anımsatarak, Rum tarafının koşulunun mantıksız olduğunu ifade etti.

 (aa)

HURRIYET 01//11/2004

 

Türkleri kestik’ dedi, aforoz ettiler

Ömer BİLGE

Kıbrıs’taki gerçeklerin Rum halkından saklandığını ve hálá yaşayan katillerin yargılanması gerektiğini söyleyen araştırmacı Rum yazar Antonis Angastiniyotis’e Rum basını yayın ambargosu koydu.

Rumlar, 1974’te 3 Türk köyünde çoğunluğu çocuk ve kadın 126 kişiyi topluca katlettiler. Katillerin bir bölümü sağ, sadece Rum yönetimi yetmez, tüm Rum halkı Türklerden özür dilemeli. Kurban yakınlarına tazminat ödemeli ve katiller de yargılanmalı.

1974’te Rumların 3 Türk köyünde yaptığı katliamı belgesel haline getiren Kıbrıslı Rum yazar Antonis Angastiniyotis, ülkesinde aforoz edildi. Gerçeklerin Rum halkından saklandığını ve hala yaşayan katillerin yargılanması gerektiğini söyleyen yazara, Rum basını yayın ambargosu koydu. 1974’te Türk Barış Harekatı sırasında Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde çoğu kadın ve çocuk 126 Türk’ün topluca katledilmesini, ‘Kıbrıslı Türkler’e Barbarlıklar ve Madalyonun Öteki Yüzü’ adıyla belgesel yapan Antonis Angastiniyotis, Hürriyet’in sorularını yanıtladı ve bir Rum olarak ‘Rum katliamı belgeseli’ hazırlamasının nedenlerini anlattı.

BUNLARI BİLMİYORDUK

Neden böyle bir belgesel yapmaya karar verdiniz?

30 yıl boyunca kapılar kapalıydı. KKTC ile bizim aramızdaki kapılar 2003’te açıldı. Ama ben daha öncesinde Alfa televizyonunda kameramanlık yapıyordum ve çeşitli siyasi görüşmeler nedeniyle KKTC’ye geçiyordum. Ne zaman KKTC’ye gelsem. Geçiş noktasının Türk tarafında, Rumların gerçekleştirdiği katliamların fotoğraflarını görüyordum. Merak ettim çünkü biz bu iddiaları bilmiyorduk. Daha sonra internetten araştırma yaptım ve Muratağa Katliamı ile ilgili bilgilere ulaştım. Bizim eğitim sistemimizde böyle anlatılmaz. Kıbrıs sorunu, ‘1974’te Türk ordusu geldi ve Rumları öldürdü’ şeklindedir. Ben öyle öğrendim, 4 çocuğum da okulda bunları öğrenir. Ancak kahvehanelerde yaşlılar farklı konuşurdu, o da sınırlı şekilde.

KAMERAMAN KORKUP KAÇTI

Bir yıldır yaptığım araştırmalar sonucunda madalyonun öteki yüzünün de olduğunu öğrendim. Bunun üzerine belgesel hazırlamaya karar verdim. Kanın ve acının milliyeti ve bayrağı yoktur. Ben gerçekleri arayan biriyim. Halkımın da bilmesini istedim. Çocuklarım ve gelecek nesiller gerçeği bilmeli. Birisi çıkıp bunları söylemeliydi, ben oldum. Bir gün, gelecek nesiller benden övgüyle bahsedecek. Bir kameraman arkadaşımla Muratağa Sandallar ve Atlılar köyüne geldim. Ancak kameraman Türklerin katledilmesinin belgeselini yapacağımızı öğrenince korktu kaçtı. Bunun üzerine Türk yetkililerden bilgilere ulaşmak için yardım istedim ve her türlü kolaylığı sağladılar.

Bizimkiler yayınlamadı

Belgesel filmimi Rum televizyonlarına yayınlamaları teklifinde bulundum. Yayınlamadılar, sansür koydular. Böyle bir belgeseli yayınlamalarını da beklemiyordum çünkü onlar da korktu. Ama kendi insanıma duyurmalıydım. Kıbrıs Türk televizyonu BRT’ye götürdüm ve kısa bir bölümünü yayınladılar.

74 katliamının belgeselini yaptı

14 Ağustos 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı sürerken Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerine saldıran Rumlar, kadın-çocuk ayrımı yapmadan 126 Türkü kurşuna dizerek toplu mezara gömdü. Bu olay Kıbrıs tarihine Muratağa Katliamı olarak geçti. Rum yazar Antonis Angastiniyotis, belgeseli nasıl çektiğini şöyle anlattı:

‘Katliamların hálá sağ olan tanıklarının röportajları var. Eski fotoğraflar var. Muratağa’ya belgesel için gittiğimde Rum olduğumu öğrenince köyde yaşayanlar önce benden korktu. Sonra birer birer gelip konuştular. Yaşadıklarını, gördüklerini anlattılar. Arif adlı katliamdan kurtulmuş bir Türk ile katliamı yapan Rumların köylerine gittik. Onlar hálá orada yaşıyorlardı. Geçmişi unutmak kolaydır ama bu katliam geçmiş değil. Yaşatanlar ve yaşayanlar hala sağ. Katiller hiç yargılanmadı.’

Teyzem bile ağladı

Belgesel hazırladığını bilenler nasıl tepki gösterdi?

BRT’de yayınlanacağı gün, eşimin köyündeydik. Türk televizyonları Rum tarafında izlenemiyor. Eşimin yaşlı teyzesinden anteni ayarlamasını istedim. ‘Türk köpeklerin televizyonunu mu izleyeceğiz. Olmaz’ dedi. Sonra ikna ettim. Öldürülmüş çocuklar ve katliam belgeselinden kısa bölümü izleyince ağlamaya başladı. İşte benim zafer anım buydu. Önceki gün Rum devlet televizyonu RIK’ten arayıp ‘getir kasedini bir bakalım’ dediler. Götüreceğim bakalım ne olacak bilmiyorum.

Tek hedef gerçekler

Rum yönetiminin tepkisinden endişe etmiyor musunuz?

Ailem ve yakın çevrem, ‘Türklerin propagandasına alet olacaksın’ dediler. Ama ben gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyorum. Yönetim üzerime daha çok gelirse gerekirse KKTC’ye gelir yaşarım. Annem babam zaten Magosa göçmeni. 74 öncesinde Magosa’da yaşıyormuş. Türklerden de çok arkadaşım oldu. Tepkilerden korkmuyordum. Belgeseli hazırlamaya başlarken zaten göze almıştım.

Kimseden korkmam

ANGASTİNİYOTİS, kitap haline getirdiği eserinin önsözünde, katliamı gündeme getirme gerekçesini şöyle anlatıyor:

‘Bana tekrar tekrar eski yaraları niye deştiğim ve geçmişi niye unutulmaya terk etmediğim soruluyor. Yanıt son derece basittir. 40 senedir bu adada yaşadığım halde ancak geçen yıl gerçeklerin diğer yarısını keşfetmeye başlamış birisi olarak her bulduğum gerçek ruhumda derin yaralar açıyor. (...) Konuşursan sana hain derler, yaşamın tehdit edilir, dostlarının çoğu sana sırtını döner. Tamamen yalnız kalabilirsin. Yalnızlık artık beni korkutmuyor. Bir süreden beri geceleri Muratağa’dan bir yığın çocuk yatağıma çıkar ve birlikte küçük masallar okuruz. Onlar hikayelerini dünyaya anlattığım için memnun bana gülümserler, ben ise küçük vücutlarındaki kurşun yaralarını sayamadan ayrıldıkları için hıçkırıklara boğulurum.’ 

HURRIYET 01//11/2004

 

Eroğlu hükümet kurma görevini iade etti

 

KKTC'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen ve temaslarından olumlu sonuç alamayan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu görevi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iade etti.

Bugün Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, 21 Ekim'de hükümeti kurma görevini aldığını hatırlatarak, siyasi partilerle yaptığı temaslardan olumlu sonuç alamadığını belirtti ve kendisine olan güveni için Cumhurbaşkanı Denktaş'a teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş da Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü duyduğunu belirterek, yeni bir görevlendirme yapacağını bildirdi.

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, “21 Ekim tarihinde hükümeti kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle güveninize teşekkür ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış olduğumuz temas sonucunda hükümeti kuramayacağımız anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade ediyorum” dedi.

DENKTAŞ: İKİ AY İÇİNDE ÇEŞİTLİ DENEMELER YAPMAMIZ LAZIMMIŞ

“Gazetelerden haberi aldık üzüldük açıkçası” diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da “Anayasamız gereği öyle anlaşılıyor ki başsavcılığın söylediğine göre iki ay içinde çeşitli denemeler yapmamız lazımmış” ifadesini kullandı.

Anayasal görevini yapacağını ve biraz düşünüp yeniden görevlendirme yapacağını kaydeden Denktaş, kimsenin kimseye gücenmemesini istedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Şu anki hükümetin çoğunluğu bulamadığı için istifa ettiğinin” anımsatılması üzerine, şunları söyledi:

“İstifa ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakları vardır. Usul odur. Onun için ona yine teklif edilir, yine kurmazsa başkasına teklif edilir, o da kurmazsa iki ay da dolmuşsa o zaman bana yetki verilmiş olur seçimler için. Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini yapacağız.”

 (aa)

HURRIYET 01/11/04

 

KKTC'de Eroğlu görevi iade etti


      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başsavcılığın görüşüne göre, hükümet kurma çalışmalarında iki aylık sürede çeşitli denemelerin yapılması gerektiğini belirterek, ''Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini yapacağız. İki ay içinde bu gidip gelmeler olmalıdır, öyle anlaşılıyor'' dedi.
      Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'tan 21 Ekim'de aldığı hükümeti kurma görevini bugün iade etti.
      UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, ''21 Ekim tarihinde hükümeti kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle güveninize teşekkür ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış olduğumuz temas sonucunda hükümeti kuramayacağımız anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade ediyorum'' dedi.
      ''Gazetelerden haberi aldık üzüldük açıkçası'' diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da ''Anayasamız gereği öyle anlaşılıyor ki başsavcılığın söylediğine göre iki ay içinde çeşitli denemeler yapmamız lazımmış'' ifadesini kullandı.
      Anayasal görevini yapacağını ve biraz düşünüp yeniden görevlendirme yapacağını kaydeden Denktaş, kimsenin kimseye gücenmemesini istedi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Şu anki hükümetin çoğunluğu bulamadığı için istifa ettiğinin'' anımsatılması üzerine, şunları söyledi:
      ''İstifa ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakları vardır. Usul odur. Onun için ona yine teklif edilir, yine kurmazsa başkasına teklif edilir, o da kurmazsa iki ay da dolmuşsa o zaman bana yetki verilmiş olur seçimler için. Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini yapacağız.'' Yarın veya bir sonraki gün görevlendirme yapabileceğini bildiren Denktaş, ''Hükümeti kurabilmesi yönünde ışık vermesi halinde mi Başbakan Talat'a görev vereceksiniz, yoksa sırf bu süreyi doldurmak için mi?'' sorusuna karşılık özetle şöyle konuştu:
      ''Benim görevim, anayasaya göre, hükümet kurabilecek kişiye veya grup başkanına görev verilir. Bu durumda işte iki büyük parti var (UBP, CTP). Bir de Serdar'ın partisi Demokrat Parti (DP) var. O da tek başına kuracak değil, biriyle anlaşsa bile 26'yı bulması lazım. 26 kilit mesele. Dolayısıyla verilir, denenir, bulurlarsa görevi alırlar, bulmazlarsa iade ederler. İki ay içinde bu gidip gelmeler olmalıdır, öyle anlaşılıyor.''

MILLIYET 01/11/04

 

Rumlara veto uyarısı

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Valinakis'ten Rumlara mesaj: Türkiye'yle müzakereye başlanmasını veto etmek niyetinde değiliz

RADIKAL 01/11/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Valinakis, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasını veto etmek niyetinde olmadıklarını söylerken, Kıbrıslı Rumlara da dolaylı şekilde aynı tavsiyede bulundu. Valinakis, 17 Aralık'taki AB zirvesinde Atina'nın tavrı hakkında Yunan
Elefterotipia gazetesindeki demecinde, "Stratejik hedefimiz aralıkta Türkiye'yle müzakerelerin başlamasını veto etmek istikametinde değildir" dedi. Ancak Valinakis, Atina'nın son dönemde Ege için ortaya attığı karasuları ve hava sahası ihlallerine atıf yaparak, "Türkiye de son zamanlarda Ege'de neler olduğunu dikkatle izleyenin sadece Yunanistan olmadığını anlamalıdır. Avrupa'nın projektörleri bu dönemde Türkiye'ye yönelmiştir. Türkiye kendisi için Avrupa'dan başka seçenek olmadığını idrak etmelidir. Türkiye için Avrupa'dan ciddi ve inandırıcı alternatif yoktur" dedi.

'Veto kullanılmadığında silah olur'
Valinakis Rum Kesimi'nde yayımlanan Simerini gazetesine verdiği demecinde ise, Türkiye'ye 17 Aralık için veto tehdidi savuran Tasos Papadopulos yönetimine akıl verdi: "Ben ünivetedeyken öğrencilerime vetonun kullanılmadığı zaman önemli bir silah olduğunu anlatırdım. Veto tehdidi ile önemli şeyler başarılabilir. Veto atıldığında her şeyi paramparça eden atom bombası değildir. Türkiye aralıkta AB üyesi olacak değil ki! Sadece müzakerelerin başlaması için tarih alma olasılığı var. Müzakereler özellikle çetin geçecek. Kıbrıs her gün her aşamada Türkiye'yi denetleyecek. Dolayısıyla da veto hakkı kaybolmayacak."

Hristofyas: Koşul koyalım
Öte yandan Rum Yönetimi Parlamento Başkanı ve Komünist AKEL Partisi'nin lideri Dimitris Hristofyas, Kathimerini'ye demecinde, AB zirvesi için Atina ve Lefkoşa'yı işbirliğine çağırdı. Hristofyas, "AB zirvesinde Türkiye'ye tarih verilmesi konusunun Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ve daha iki üç şeyi kabulüyle bağdaştırılmalı. Bunun için Atina ile Lefkoşa'nın yakın işbirliği yapmaları gerek" dedi. Hristofyas, söz ettiği 'daha iki-üç şeyin' ne olduğunu ise açıklamadı.

Taktik, Kıbrıslı Türklerin "hayır", Rumların "evet" demesine dayalıydı

Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri John Monks, TÜK-SEN'i ziyaretinde referanduma da değindi:

Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri John Monks, Kıbrıs'ta bütün müzakere taktiğinin, Kıbrıslı Türklerin referandumda "hayır", Rumların ise "evet" demesi üzerine dayalı olduğunu, ancak bunun tam tersi bir durumun ortaya çıkmış olduğunu söyledi.

Monks, "Sanırım bu sonuçtan dolayı aptala dönen Avrupa Birliği Komisyonu, bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin bilmeceyi çözmek durumundadır. Kuzey Kıbrıs unutulmamalıdır " dedi.

KKTC'de Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Konfederasyonu TÜRK-SEN'in, Güney Kıbrıs'ta da Rum İşçi Sendikaları Konfederasyonu SEC'in üye olduğu ETUC'un genel sekreteri Monks, dün Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçerek Arslan Bıçaklı başkanlığındaki Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nu (TÜRK-SEN'i) ziyaret etti. John Monks'a TÜRK-SEN'i ziyaretinde danışmanı Tom Jankins eşlik etti.

Monks, TÜRK-SEN Genel Merkezi binasında saat 10.15'te gerçekleşen ziyarette yaptığı konuşmada,

TÜRK-SEN ile çok iyi ilişkiler içinde olduklarını belirterek, iki kuruluş arasındaki işbirliğinin daha da güçleneceğine inandığını ifade etti.

Kıbrıs'ı ilk kez ziyaret etmekte olduğuna işaret eden John Monks, amaçlarının Kıbrıs konusundaki son durum ve işçilerin sorunları hakkında ilk elden bilgi almak olduğunu söyledi.

TÜRK-SEN Genel Başkanı Bıçaklı ve yönetim kurulu üyeleriyle bugün bütün gün sürecek bir toplantı yapacaklarına işaret eden Monks, bu toplantıda Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmeleri ve çalışanların sosyal hak ve menfaatlerinin Avrupa standartlarına getirilmesi çalışmalarının geldiği son noktayı değerlendirme fırsatı bulacaklarını söyledi.

Avrupa Birliği'nde son bölünmüş başkentin Kıbrıs'ta olduğunu vurgulayan Monks, sorunun esas kaynağının ne olduğunu yerinde görmek istediklerini, bu nedenle hem Güney Kıbrıs'ta hem de KKTC'de temaslar yapmaya karar verdiklerini ifade etti.

Referandumdan sonra ortaya çıkan tabloyla ilgili olarak Kıbrıslı Türklerin ne hissettiklerini çok iyi anladıklarını belirten Monks, sonucun kendilerini de hayal kırıklığına uğrattığını kaydetti.

Monks, Annan Planı'na "evet" diyerek Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine onay veren Kıbrıslı Türklerin, Avrupa Birliği dışında izole olarak bırakılmasının yanlış olduğunu da vurguladı.

Erdoğan'la görüşme

Kıbrıs'taki temaslarını tamamlamalarının ardından Türkiye'ye gideceklerini belirten Monks, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la Ankara-AB ilişkilerinin geldiği noktayı ve Kıbrıs konusunu ele alacaklarını bildirdi.

ETUC Genel Sekreteri John Monks, bir gazetecinin, "Uzlaşmazlıklarına karşın ödüllendirilerek Avrupa Birliği'ne üye olan Rumların, Annan Planı'na 'hayır' demesi nedeniyle adanın bölünmüş olarak kalmasına yol açan durumu ve 'evet' diyen Kıbrıslı Türklerin yalnız bırakılarak adeta cezalandırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki sorusuna karşılık, "Bu tamamen doğru" dedi.

Kıbrıs'ta bütün müzakere taktiğinin Kıbrıslı Türklerin referandumda "hayır", Rumların ise "evet" demesi üzerine dayalı olduğunu, ancak bunun tam tersi bir durumun ortaya çıkmış olduğunu vurgulayan Monks, "Sanırım bu sonuçtan dolayı aptala dönen Avrupa Birliği Komisyonu, bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin bilmeceyi çözmek durumundadır. Kuzey Kıbrıs unutulmamalıdır " dedi.

Kendilerinin Avrupa'da etkin bir sivil toplum örgütü olarak Kuzey Kıbrıs'ın unutulmaması için Avrupa Komisyonu'na baskı yapacaklarını ifade eden John Monks, Avrupa Komisyonu'nda gelecek ay yapılacak yeni görev dağılımı sonrasında yeni komisyon üyeleriyle gerekli temasları yapmaya başlayacaklarını söyledi.

Bıçaklı

TÜRK-SEN Genel Başkanı Arslan Bıçaklı da görüşmenin başında yaptığı konuşmada, TÜRK-SEN'in Kıbrıs'ta barışın sağlanması ve birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üye olması için büyük çaba harcadığını vurguladı.

24 Nisan referandumunda Annan Planı'na "hayır" demesine karşın Rum tarafının 1 Mayıs'ta tek başına Avrupa Birliği'ne üye olduğuna, Kıbrıslı Türklerin ise referandumda %65 "evet" demesine karşın uluslararası topluluk tarafından yalnız bırakıldığına işaret eden Bıçaklı, Kıbrıs sorununun yakın zaman içinde çözüme kavuşturularak birleşik Kıbrıs'ın Avrupa Birliği içindeki yerini almasını arzuladıklarını ifade etti.

Referandumda "evet" demesi için Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin boş çıktığının da altını çizen Bıçaklı, "Baskıları ve ambargoları ortadan kaldırmak için söz verenler, %65 'evet' oyundan sonra bu ambargoları ve baskıları kaldırmalıdırlar ki adada bir an önce bir barışa gidilebilsin" dedi.

KIBRIS 01/11/04

 

Rum yönetimi, ABD ve BM'den gelen "paralarla" ilgili kesin bilgi istiyor

Rum yönetiminin 24 Nisan referandumu öncesinde, ABD ve BM tarafından "evet için dağıtılan paralarla" ilgili tam bilgi istemeye kararlı olduğu bildirildi.

Haravgi gazetesi, Kıbrıs'taki UNOPS temsilcisinin, "paraların kimlere dağıtıldığına" ilişkin isimlerle birlikte, kesin bilgileri vermekten kaçınmasının, Rum yönetimi ile başkanı Tasos Papadopulos'u, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'dan açıklama istemeye ittiğini yazdı.

Aldığı bilgilere dayanarak gazete, bu koşullar altında, Rum yönetiminin isim listeleri ile ne kadar para alındığına dair listeyi istemede kararlı olduğunu ayrıca, Amerikan Kongresi'ne yönelik protesto girişiminde bulunacağını da yazdı.

Habere göre, diplomatik kaynaklar, "finansmanların" bir ülkenin İçişlerine müdahale olarak addedildiği sürece BM'nin, kesin bilgi vermekle yükümlü olduğunu belirttiler.

Fileleftheros gazetesi ise, "Weston, Annan Planı, Finansmanla İlgili İç Cephedeki tartışmaların yayıldığını belirterek şunları yazdı:

"Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, bir kez daha, Annan Planı'ndaki değişikliklerin dekoratif değil, planı daha yaşayabilir ve çalışabilir yapacak değişiklikler olması gerektiğini vurguladı.

Bir önceki hükümeti de eleştiren Hristofyas, şekillenen planının, Rum halkının isteklerine ve arzularına karşılık vermemesinin sorumluluğunu bir önceki hükümete yükledi.

Hristofyas, AKEL'in hala daha masada olduğunu belirterek, en yakın zamanda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması temennisinde bulundu.

Hristofyas, değişikliklerin, planın felsefesini ve özünü değiştirmemesi gerektiğini ve çözümün iki toplumlu, iki bölgeli federasyon çerçevesi dışında olmaması gerektiğini söyledi.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise, Hristofyas'ın eleştirilerini reddederek, "Uzun yıllar AKEL'in bayrağı olan Gali Fikirler Dizisi hakkında ne diyorsunuz?" şeklinde soru yöneltti.

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un AB Anayasası'nın, "Kıbrıs" için güçlü bir silah olduğu yönündeki açıklamasına da yanıt veren Anastasiadis bunun, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili koşulları değiştirmek isteyen, yeni bir düşünce olduğunu söyledi.

Rum halkının dikkatinin, referandum öncesi "dağıtılan paralara" doğru yöneltmeye çalıştığı gerekçesiyle, Rum yönetimini eleştiren Anastasiadis, "Kişileri töhmet altında bırakan belirsiz suçlamaların sürdürülmemesi gerektiğini" ifade etti.

 

KIBRIS 01/11/04

 

Rumların tanınma girişimi sonuçsuz

 

Kıbrıs’ta Rumlar, Türkiye’nin 17 Aralık’taki zirve öncesinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma sözü vermesi için İngiltere, Almanya ve Fransa nezdinde yaptığı girişimlerden sonuç alamadı.

 

NTV

 

 

2 Kasım 2004— Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides ise veto tehdidini yineledi.

Avrupa’dan Rumlara verilen yanıtta, konunun takip edileceği, ancak “Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni doğrudan tanımasının bu aşamada mümkün olmadığı” kaydedildi.
       Rum basınındaki haberlere göre, Avrupalı yetkililer, Türkiye’nin Rumları tanımaya karşılık Ercan Havaalanı’nın uluslararası uçuşlara açılması koşulunu öne sürdü.
       AB yetkilileri, ayrıca Rumların Türk askerinin çekilmesi, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının geri dönüşü ve mülkiyet düzenlemeleri gibi taleplerinin ancak Kıbrıs sorununun çözümü halinde mümkün olabileceğini belirtti.
       
VETO TEHDİDİ SÜRÜYOR
       Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides ise veto tehdidini yineledi. Sözcü, Türkiye’ye yönelik veto kararının son ana kadar saklı tutulacağını ve bu konunun, gelecek hafta Yunanistan Başbakanı Karamanlis’in de katılacağı Rum Ulusal Konseyi toplantısında görüşüleceğini söyledi.
       

41 Kıbrıslı Türk kadın örgütünden Verheugen'e mektup: Barış istiyoruz

BARIŞ TALEBİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, AB Büyükelçisi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdi

VERHEUGEN'DEN DESTEK SÖZÜ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye devam edeceğini bildirdi

 

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdiler.

1963 yılı aralık ayında başlayan Kıbrıs sorunu nedeniyle Kıbrıs insanının çok acılar çektiği, birçok insanını yitirdiği, acı göz yaşları döktüğü, ancak 40 yılı aşkın süreden sonra en ciddi şekilde çözüme ulaşma imkanına kavuştuğu belirtilen mektupta şu görüşlere yer verildi:

"Bu imkan Nisan 2004'te biz Kıbrıslı Türk kadınların da bu uğurda çetin bir mücadele sonunda elde ettiği bir aşama idi. Kıbrıslı Türkler yoğun bir şekilde 40 yılı aşkın süredir devam eden Kıbrıs sorununun sona ermesi ve ülkemizin ve bu ülke üzerinde yaşayan bizlerin barış içerisinde yaşaması hedefi ile yapılan referanduma 'evet' dediler. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler bu antlaşma ile bir yandan bir şeyler kaybederken, öte yandan çok şey kazanacaklardı. En büyük kazançları da ülkelerinin barış ve huzur içerisinde olması olacaktı."

Savaşların acısını en çok çekenin kadınlar olduğu belirtilen mektupta, şu görüşler dile getirildi:

"Kadınlar, hem kendilerinin, hem de eş ve çocuklarının acılarını yüreklerine gömerek geride kalanlarla geleceği kurmaya devam eder. Bu yapımızla bizler her zaman barışın yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Biz, yaşam verdiğimiz çocuklarımıza sürdürebilir bir barışı armağan etmek istiyoruz. Bu yüzden çok mücadeleler verdik, uzun yollar kat ettik ve bugünlere ulaştık."

"Rum egemenliğini kabul etmiyoruz"

Rum egemenliğini kabul etmediklerini bildiren kadınlar, Verheugen'e iletilmek üzere kaleme aldıkları mektupta şu ifadelere yer verdiler:

"Gelinen aşamada bütün dünyaya soruyor ve cevap bekliyoruz. Kıbrıslı Türk kadınlar barışa 'evet' dediler. Avrupa Birliği üyeliğine 'evet' dediler."

Ancak 40 yılı aşkın süredir 'Kıbrıs Cumhuriyeti' sıfatını elinde tutan Kıbrıslı Rumların bizlerin nefes almasına dahi imkan tanımadan egemenliklerini bizim üzerimize yaymalarını kabul etmiyoruz."

"İzolasyonları kaldırın"

BM ile AB'den Kıbrıs Türklerine 40 yıldır uygulanan izolasyonları kaldırmaları talebinde de bulunulan mektupta, "40 yılı aşkın bir süredir uygulanan ekonomik, siyasi ve kültürel izolasyonların kalkmasını talep etmek ve bu uğurda mücadele etmek gerektiğinin bilincindeyiz. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların bizlerin muhatap olduğu bu haksızlığı gidereceğini ümitle bekledik. Ancak son haftalardaki gelişmeler veya bir başka ifade ile bu konuda pratik gelişme olmaması bizleri endişeye sevk etmektedir. Bu endişelerimizde haklı olup olmadığımızı anlamak için çok bir zamana gerek yoktur" denildi.

Kadınlar söz konusu mektupta, adada barış istediklerini, bu amaçla iç ve dış koşullarla risklere karşın mücadele etmekten çekinmediklerini ve çekinmeyeceklerini de bildirdiler.

Verheugen'den yanıt mektup

Bu arada Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen , söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek, birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye devam edeceğini bildirdi.

Mektubunda, "Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için göstereceğiniz çabayı takip edeceğimi ve destekleyeceğimi bildiririm" ifadelerine yer veren Verheugen, Avrupa Birliği Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimine katkı sağlayabilmek ve Kıbrıs'ın yeniden birleşebilmesini kolaylaştırabilmek amacıyla bir öneri hazırladığını ve önerinin Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'nde ele alınmakta olduğunu belirtti.

Günter Verheugen mektubunda, "Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin, Kıbrıslı Türk ve Rumlardan gelen her yardıma açık olduklarını ve Kıbrıslıların ortak kaderi olan birleşik bir Kıbrıs olarak Avrupa Birliği vatandaşı olma yönündeki kararlılıklarını dile getirdiklerini" de anımsattı.

KIBRIS 02/11/04

 

Verheugen: Kıbrıs'ın birleşmesi yönündeki çabanızı destekleyeceğim

BARIŞ TALEBİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, AB Büyükelçisi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdi

VERHEUGEN'DEN DESTEK SÖZÜ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye devam edeceğini bildirdi

 

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdiler.

1963 yılı aralık ayında başlayan Kıbrıs sorunu nedeniyle Kıbrıs insanının çok acılar çektiği, birçok insanını yitirdiği, acı göz yaşları döktüğü, ancak 40 yılı aşkın süreden sonra en ciddi şekilde çözüme ulaşma imkanına kavuştuğu belirtilen mektupta şu görüşlere yer verildi:

"Bu imkan Nisan 2004'te biz Kıbrıslı Türk kadınların da bu uğurda çetin bir mücadele sonunda elde ettiği bir aşama idi. Kıbrıslı Türkler yoğun bir şekilde 40 yılı aşkın süredir devam eden Kıbrıs sorununun sona ermesi ve ülkemizin ve bu ülke üzerinde yaşayan bizlerin barış içerisinde yaşaması hedefi ile yapılan referanduma 'evet' dediler. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler bu antlaşma ile bir yandan bir şeyler kaybederken, öte yandan çok şey kazanacaklardı. En büyük kazançları da ülkelerinin barış ve huzur içerisinde olması olacaktı."

Savaşların acısını en çok çekenin kadınlar olduğu belirtilen mektupta, şu görüşler dile getirildi:

"Kadınlar, hem kendilerinin, hem de eş ve çocuklarının acılarını yüreklerine gömerek geride kalanlarla geleceği kurmaya devam eder. Bu yapımızla bizler her zaman barışın yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Biz, yaşam verdiğimiz çocuklarımıza sürdürebilir bir barışı armağan etmek istiyoruz. Bu yüzden çok mücadeleler verdik, uzun yollar kat ettik ve bugünlere ulaştık."

"Rum egemenliğini kabul etmiyoruz"

Rum egemenliğini kabul etmediklerini bildiren kadınlar, Verheugen'e iletilmek üzere kaleme aldıkları mektupta şu ifadelere yer verdiler:

"Gelinen aşamada bütün dünyaya soruyor ve cevap bekliyoruz. Kıbrıslı Türk kadınlar barışa 'evet' dediler. Avrupa Birliği üyeliğine 'evet' dediler."

Ancak 40 yılı aşkın süredir 'Kıbrıs Cumhuriyeti' sıfatını elinde tutan Kıbrıslı Rumların bizlerin nefes almasına dahi imkan tanımadan egemenliklerini bizim üzerimize yaymalarını kabul etmiyoruz."

"İzolasyonları kaldırın"

BM ile AB'den Kıbrıs Türklerine 40 yıldır uygulanan izolasyonları kaldırmaları talebinde de bulunulan mektupta, "40 yılı aşkın bir süredir uygulanan ekonomik, siyasi ve kültürel izolasyonların kalkmasını talep etmek ve bu uğurda mücadele etmek gerektiğinin bilincindeyiz. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların bizlerin muhatap olduğu bu haksızlığı gidereceğini ümitle bekledik. Ancak son haftalardaki gelişmeler veya bir başka ifade ile bu konuda pratik gelişme olmaması bizleri endişeye sevk etmektedir. Bu endişelerimizde haklı olup olmadığımızı anlamak için çok bir zamana gerek yoktur" denildi.

Kadınlar söz konusu mektupta, adada barış istediklerini, bu amaçla iç ve dış koşullarla risklere karşın mücadele etmekten çekinmediklerini ve çekinmeyeceklerini de bildirdiler.

Verheugen'den yanıt mektup

Bu arada Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen , söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek, birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye devam edeceğini bildirdi.

Mektubunda, "Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için göstereceğiniz çabayı takip edeceğimi ve destekleyeceğimi bildiririm" ifadelerine yer veren Verheugen, Avrupa Birliği Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimine katkı sağlayabilmek ve Kıbrıs'ın yeniden birleşebilmesini kolaylaştırabilmek amacıyla bir öneri hazırladığını ve önerinin Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'nde ele alınmakta olduğunu belirtti.

Günter Verheugen mektubunda, "Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin, Kıbrıslı Türk ve Rumlardan gelen her yardıma açık olduklarını ve Kıbrıslıların ortak kaderi olan birleşik bir Kıbrıs olarak Avrupa Birliği vatandaşı olma yönündeki kararlılıklarını dile getirdiklerini" de anımsattı.

KIBRIS 02/11/04

 

Eroğlu, görevi iade etti; Denktaş, Talat'la görüşecek

SÜRE DOLMADAN İADE... Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından 21 Ekim'de hükümet kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Eroğlu, 15 günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden görevi dün Denktaş'a iade etti. Yeni bir denemenin düşünülebileceğini belirten Denktaş, bugün Başbakan Talat'la görüşüp bir karar vereceğini söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından 21 Ekim'de hükümet kurmakla görevlendirilen Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, 15 günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden görevi dün Denktaş'a iade etti.

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte saat 11.00'de Cumhurbaşkanı Denktaş'la görüşen Eroğlu, hükümet kurma denemelerinden ve bazı partilerle yaptığı görüşmelerden sonuç alamadığını belirterek görevi zarf içinde Denktaş'a iade etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Gazetelerden haberi aldık ve üzüldük" diyerek zarfı aldı. Denktaş, Eroğlu'na 26'ya, hatta daha büyük çoğunluğa dayalı bir hükümet kurabileceği beklentisiyle görevi verdiğini söyledi.

Denktaş, başsavcıdan alınan görüşe göre, seçim kararı verebilmek için 60 günlük anayasal sürenin beklenmesi gerektiğini söyledi ve bu nedenle hükümet için yeni bir deneme daha yapılabileceğini söyledi. Denktaş, "Düşüneceğim. Sayın Talat'la yarınki (Bugün) rutin görüşmemizden sonra karar vereceğim" dedi.

Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, 21 Ekim'de hükümeti kurma görevini aldığını hatırlatarak, siyasi partilerle yaptığı temaslardan olumlu sonuç alamadığını belirtti ve kendisine olan güveni için Cumhurbaşkanı Denktaş'a teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş da Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü duyduğunu belirterek, yeni bir görevlendirme yapacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başsavcılık'ın görüşüne göre, hükümet kurma çalışmalarında iki aylık sürede çeşitli denemelerin yapılması gerektiğini belirterek, "Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini yapacağız. İki ay içinde bu gidip gelmeler olmalıdır, öyle anlaşılıyor" dedi.

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, "21 Ekim tarihinde hükümeti kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle güveninize teşekkür ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış olduğumuz temas sonucunda hükümeti kuramayacağımız anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade ediyorum" dedi.

"Gazetelerden haberi aldık üzüldük açıkçası" diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da "Anayasamız gereği öyle anlaşılıyor ki başsavcılığın söylediğine göre iki ay içinde çeşitli denemeler yapmamız lazımmış" ifadesini kullandı.

Anayasal görevini yapacağını ve biraz düşünüp yeniden görevlendirme yapacağını kaydeden Denktaş, kimsenin kimseye gücenmemesini istedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Şu anki hükümetin çoğunluğu bulamadığı için istifa ettiğinin" anımsatılması üzerine şunları söyledi:

"İstifa ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakları vardır. Usul odur. Onun için ona yine teklif edilir, yine kurmazsa başkasına teklif edilir, o da kurmazsa iki ay da

dolmuşsa o zaman bana yetki verilmiş olur seçimler için. Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini yapacağız."

Bugün veya yarın görevlendirme yapabileceğini bildiren Denktaş, "Hükümeti kurabilmesi yönünde ışık vermesi halinde mi Başbakan Talat'a görev vereceksiniz, yoksa sırf bu süreyi doldurmak için mi?" sorusuna karşılık özetle şöyle konuştu:

"Benim görevim, anayasaya göre, hükümet kurabilecek kişiye veya grup başkanına görev verilir. Bu durumda işte iki büyük parti var (UBP, CTP). Bir de Serdar'ın partisi Demokrat Parti (DP) var. O da tek

başına kuracak değil, biriyle anlaşsa bile 26'yı bulması lazım. 26 kilit mesele. Dolayısıyla verilir, denenir, bulurlarsa görevi alırlar, bulmazlarsa iade ederler. İki ay içinde bu gidip gelmeler olmalıdır,

öyle anlaşılıyor."

Zarf içinde iade

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, CTP-DP koalisyonunun azınlık sorunu nedeniyle 20 Ekim'de istifasını sunmasının ardından meclisin en büyük partisi olarak 21 Ekim'de hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, meclisteki 3 partiden de ret yanıtı alması üzerine hükümeti kurma görevini zarf içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti.

Parti genel sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte saat 11.00'de Cumhurbaşkanlığı'na giden Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'la yaklaşık 15 dakikalık görüşmenin ardından basın önünde görevi iade etti.

Eroğlu görevi iade ederken Cumhurbaşkanı Denktaş'a hitaben, "Güveninize teşekkür ederim. Ancak bazı siyasi partilerle yaptığımız temas sonunda hükümeti kuramayacağımız anlaşıldı" dedi.

Gücenme olmasın

Cumhurbaşkanı Denktaş da, "Gazetelerden haberi aldık, üzüldük" diyerek zarfı aldı. Denktaş, "Benim temennim mümkünse 26, hatta üstünde istikrarlı bir hükümet kurulmasıydı. Çeşitli nedenlerle olmadı" diye konuştu.

UBP Genel Başkanı Eroğlu'na teşekkür de eden Denktaş, "Elinizden geleni yaptınız. Beklenen de buydu. Kimse kimseye gücenmesin. Yine aynı teşebbüsler devam edebilir, yeni teklifler ve önerilerle ya siz onlara, ya onlar size yaklaşabilirsiniz" ifadelerini kullandı.

60 gün beklemek gerek... Yeni görevlendirme

Başsavcılık'ın, seçim kararı için anayasal süre olan 60 günün beklenmesi ve bu sürede çeşitli denemelerin yapılması gerektiği yönünde görüş verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bu durumda herhalde birilerine veya birkaçına önereceğim. Anayasal görevimdir, düşünüp birisine teklifte bulunacağım" dedi.

"Görevi Talat'a mı vereceksiniz" sorusuna, "Bakalım, biraz düşüneyim ondan sonra" karşılığını veren Denktaş, başka bir soruya karşılık da şunları söyledi:

"Hükümetin istifa ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakkı var. Yine teklif edilir, yine kuramazsa başkasına teklif edilir, o da kuramazsa ve 2 ay da dolmuşsa o zaman seçim için bana yetki verilmiş olur. Bu 2 ayı bekleme-beklememe meselesi tercih işidir."

Yeni görevlendirmenin bugün veya yarın olabileceğini söyleyen Denktaş, "Yarın (Bugün) öğleyin sayın başbakanla rutin toplantımız var. Herhalde görüşünü alacağım ve ondan sonra karar vereceğim" dedi.

Denktaş, "Talat'a hükümeti kurabileceğine dair bir işaret vermesi halinde mi görev vereceksiniz, yoksa süreyi doldurmak için mi" şeklindeki soruya karşılık ise şunları söyledi:

"Hükümet kurabilecek kişi veya grup başkanına görev verilir. Bu durumda iki büyük parti var. Demokrat Parti var, o da 26'yı bulmazsa kuracak durumda değil. Verilir, denenir, 26'yı bulurlarsa kurarlar, bulamazlarsa iade ederler. Bu 2 ay içinde bu gidip gelmeler olacak, öyle anlaşılıyor."

Meclis de karar alabilir

Anayasa uyarınca meclisin de seçim kararı alabileceğine dikkat çeken ve bu durumda 60 günlük anayasal sürenin beklenmesine gerek olmadığını söyleyen Denktaş, "Mademki bu temaslardan hükümet kurulamayacağı anlaşılmıştır, niye meclis toplanıp bir tarih tayin edip bu işi bitirmiyor, anlamıyorum. meclisin yetkisi var" diye konuştu.

Devlete sahip çıkan hükümet

Türkiye'de yayımlanan Hürriyet gazetesinde dün yayımlanan bir habere atıf yaparken, içinde bulunulan aşamada ülkenin ihtiyacının devlete ve egemenliğe sahip çıkan istikrarlı bir hükümet olduğunu da söyleyen Denktaş, "Sadece ambargolar, izolasyonlar ortadan kalksın demek, teslimiyet anlamına gelir. Devleti savunmak şarttır" dedi.

Dinlemeyenin cevabını halk verir

"Egemenliği ağzına almayan Başbakan'ı yeniden hükümeti kurmakla görevlendiriyorsunuz, bu nasıl olacak" şeklindeki bir soruya karşılık da Denktaş, "Ben herkesin ağzına bir şey koyamam. Ben sadece görevin ne olabileceğini ve ne olması gerektiğini söylüyorum. Dinleyen dinler, dinlemeyenin cevabını halk verir" ifadelerini kullandı.

Görevimiz, devleti ve bağımsızlığı korumak

Söz konusu gazetede kendisine atfen yer alan "Bu iş burada bitti" ifadelerine "şerh" koymak istediğini söyleyen Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Böyle devam ederse, devlete ve egemenliğe sahip çıkılmazsa, Rum'un meşru hükümet olmadığı cesaretle AB'ye anlatılmazsa, Rum idaresinin yasal ve anayasal açıdan meşru hükümet olamayacağı etkin bir şekilde yayılmazsa bu iş biter. Bizim görevimiz son ana kadar devleti ve bağımsızlığı korumaktır. Barış isteriz ama bağımsızlığı feda ederek değil. Barış diyerek devletinden, egemenliğinden vazgeçen bir halk dünyanın hiçbir yerinde görülmüş değil..."

KIBRIS 02/11/04

 

Mehmet Ali Talat: 


“Annan Planı’nı görüşürüz”

Fileleftheros’taki röportajda “Siz masaya oturmaya ve Annan Planı’na ilişkin değişiklikleri görüşmeye hazır mısınız” şeklindeki soruya karşılık  Başbakan Talat; “Elbette. Değişiklikler konusunda bazı önerileri varsa bunları görüşeceğiz ve doğal olarak kendi önerilerimizi de sunacağız” şeklinde cevapladı.

 

Geçişlerde pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup olmadığı şeklindeki bir soruya ise Başbakan Talat, “Sayın Papadopulos’a sorun. Eğer kimlik kartlarını istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız” şeklinde cevap verdi.

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, “Annan Planı’nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını” söyledi.

Rum kesiminde yayınlanan Filelefteros gazetesine demeç veren Talat, “Herkes Rum Yönetimi lideri Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne istediğini anlatmasını bekliyor” dedi.
FİLELEFTHEROS, Başbakan Mehmet Ali Talat ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümüne bugünkü sayısında yer verdi.

Gazete, Başbakan Talat’ın söyleşisinde “Annan Planı’nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını” ifade ettiğini yazdı.

Başbakan Talat söyleşisinde, “Kıbrıs Rum hükümetinin iki toplum arasındaki temasları engellemeye çalıştığının aşikar olduğunu” ifade ederek “Zodya’da” (Bostancı) yeni bir geçiş noktasının açılması konusuna değindi.

Başbakan Talat, “Rum Yönetimi tarafından yeni geçiş noktalarının açılması yönünde yapılan öneriyi incelediklerini ve en sonunda geçiş noktalarının büyük ödenekler gerektirmesinden ötürü tek tek ilerleme kararı aldıklarını, bundan ötürü de Zodya’da geçiş noktası açılması önerisini BM aracılığıyla Rum Yönetimi’ne ilettiklerini” ifade etti.

Başbakan Talat, “Bu konuda uzun süre beklemelerine rağmen bir cevap alamadıklarını ve aylar sonra BM tarafından kendilerine Kıbrıs Rum tarafının Zodya’da geçiş noktası açılması için bir önkoşulunun bulunduğunun ve bununda Mağusa’da bir geçiş noktası açılması şeklinde olduğunu ilettiğini” ifade ederek, “Stovilya (Akyar) geçiş noktası ile önerilen nokta arasında 10 dakika uzaklık bulunmasından ötürü bu önkoşulun mantıksız olduğunu, kendilerinin ikinci tercihinin ise Lidra Yolu’nun (Uzunyol) açılması yönünde olduğunu ilettiklerini ancak hala bir cevap alamadıklarını” belirtti.

 

“Geçişleri, Papadopulos’a sorun!”

Geçişlerde pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup olmadığı şeklindeki bir soruya ise Başbakan Talat, “Sayın Papadopulos’a sorun. Eğer kimlik kartlarını istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız” şeklinde cevap verdi.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Başbakan Talat, “Kıbrıs Rum Hükümetinin ne istediğine karar vermesi gerektiğini, herkesin Sayın Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne istediğini anlatmasını beklediğini” söyledi.

Fileleftheros’taki röportajda “Siz masaya oturmaya ve Annan Planı’na ilişkin değişiklikleri görüşmeye hazır mısınız” şeklindeki soruya karşılık  Başbakan Talat; “Elbette. Değişiklikler konusunda bazı önerileri varsa (Papadopulos kastediliyor) bunları görüşeceğiz ve doğal olarak kendi önerilerimizi de sunacağız” şeklinde cevapladı.

Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun müzakerelerinin AB değil BM şemsiyesi altında gerçekleştirilmesi gerektiğini, çözümün ise Annan Planı’ndan çok sınırlı bir ölçüde farklılaşabileceğini ifade etti.

Başbakan Talat, Kıbrıslı Rumlara yönelik mesajında ise, “Kendisinin ve Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini, Kıbrıs’ın geleceğinde siyasi açıdan eşit bir pay istediklerini, geçiş noktalarının açılması, doğrudan ticaret, Yeşil Hat tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler teşkil ettiklerini ve bu önlemlerin kendilerini çok fazla ilgilendirmediğini” ifade etti.

Başbakan Talat, “asıl amaçlarının adanın birleşmesi olduğunu bu yüzden Kıbrıs Rum Hükümetinin gerçek niyetini, yani adanın bölünmüşlüğünün devamı olan gerçek niyetini ortaya çıkarmaya çalıştıklarını” belirtti.

 

“Türkiye planı uygulamayacak”, söylendi mi?

Başbakan Talat, KKTC Meclisi’nin kapalı kapılar ardındaki toplantısında “Türkiye’nin planı uygulamayacağını” söylediği şeklindeki bir soru üzerine ise “Böyle bir şeyi kesinlikle söylemediğini, bunun tamamen yalan olduğunu ve planın Kıbrıs Rum liderliği tarafından reddedilmesinde dayanak olarak kullanılma amacının güdüldüğünü” ifade etti. Talat, “Ne yazıktır ki bu, AKEL içerisindeki bazı tanınmış kişiler tarafından yaratılmıştır” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs sorununun çözümü amaçlı olası bir müzakerede Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisinin Cumhurbaşkanı Denktaş mı yoksa kendisinin mi olacağı” şeklindeki soruya karşın Başbakan Talat, “Yasal açıdan bakıldığında Sayın Denktaş’ın sadece bir sembol olduğunu, toplumun bütünlüğünü temsil ettiğini, cumhurbaşkanı olarak tarafsız olduğunu ve anayasaya göre, yürütme faaliyetleriyle ilişkisi olmayan çok kısıtlı yetkilerinin bulunduğunu” söyledi. Talat, “Ancak uluslar arası politika alanında KKTC’nin tanınmamasından ötürü Cumhurbaşkanı Denktaş’ın toplumun lideri olarak varsayıldığını” kaydetti.

YENIDUZEN 02/11/04

 

Verheungen: “Annan planı artık masada değil”   


Verheugen Avrupa milletvekiline, “Annan Planı’nın gerek tazminatlarla gerek yeniden yerleşimle soruna bir çözüm imkanı sağladığını” hatırlattı, ancak planının artık nisanda olduğu şekliyle masada  bulunmadığına dikkat çekti.

FİLELEFTHEROS, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Gunter Verheugen’in bir İngiliz AB milletvekillerine mektubuna  yer verdi.

Gazete, elinde olduğunu belirttiği mektuba dayanarak, Verheugen’in  İngiliz AB milletvekiline cevabi mektubunda, kuzey Kıbrıs’ta “Kıbrıs Rum malları” alım satımı konusunu araştıran  komisyonun Kıbrıs Türk yönetimi nezdindeki girişimlerine  değindi ve girişimden öte bir şey yapamayacaklarını altını çizdi. Verheugen mektubunda, “konuyu kuzeydeki makamlara ilettiklerini, bunun dışında bir şey yapılamayacağını, komisyonun kuzeydeki inşaat  patlamasından ve Kıbrıs Rum  malı alım satımından haberdar olduğunu ve  bu tür alım satımların kısıtlanacağıyla  ilgili bir yasanın hazırlanmakta olduğu yönünde bilgilendirildiklerini” belirtti.

Verheugen, bu konudaki diplomatik girişimlere de atıfta bulundu ve “komisyonun çok kez  Avrupalı vatandaşlara herhangi bir mülk satın alım anlaşması öncesinde avukatlardan hukuki görüş  almalarını tavsiye ettiğini”   hatırlattı.

Verheugen Avrupa milletvekiline, “Annan Planı’nın gerek tazminatlarla gerek yeniden yerleşimle soruna bir çözüm imkanı sağladığını” hatırlattı, ancak planının artık nisanda olduğu şekliyle masada  bulunmadığına dikkat çekti.

Verheugen mektubunun sonunda, “Kıbrıs Rum tarafı Nisan’daki referandumda reddettiği  için Annan Planı artık anlamsız ve geçersizdir. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden ortaya koyduğumuz sorunların çözümünde komisyonun  doğrudan  devreye  girerek bir şeyler yapabileceğini ise sanmıyorum” şeklinde görüş belirtti.
YENIDUZEN 02/11/04

 

Rum yönetimi temasları engelliyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan planı ile ilgili Rum tarafına değişiklik önerilerileri sunmanın gündeminde olmadığını kaydetti.

Planda değişiklik isteyen Rum yönetiminin, varsa önerilerini beklediklerini kaydeden Başbakan Talat, “Papadopulos önerilerini sunduktan sonra bu önerileri değerlendirerek, gerekirse biz de karşı önerilerimizi hazırlarız” dedi.

Fileleftheros’un kendisi ile yaptığı söyleşininin yayınlanan içeriğiyle ilgili HALKIN SESİ’ne değerlendirmede bulunan Başbakan Talat, kendisinin her zaman görüşmeye hazır olduğunu; ancak, Papadopulos’un var olduğunu iddia ettiği önerilerini sunmasını beklediğini söylediğini belirtti.

BM ve uluslararası topluluk gibi kendisinin de Kıbrıs’taki mevcut ortamda yeni bir görüşme sürecinin başlamasını uygun görmediğini kaydetti.

Türk Ajansı Kıbrıs’ın servis ettiği, Fileleftheros’un haberi ise şöyle:

“Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın “Annan Planı’nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve kendi değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını söylediğini” yazdı. Talat’ın bu konudaki açıklaması, gazetenin kendisiyle yaptığı röportajın ikinci bölümünü yayılmadığı dünkü sayısında yer aldı.

Başbakan Talat, görüşmelerin bundan sonra da BM şemsiyesi altında gerçekleştirilmesi gerektiğine işaret ederek, bulunacak çözümün Annan Planı’ndan çok sınırlı ölçüde farklılaşabileceğini söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Rumlara seslenerek, Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümünü,  Kıbrıs’ın geleceğinde siyasi açıdan eşit pay,  geçiş noktalarının açılması,  doğrudan ticaret istediğini; Yeşilhat Tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler oyduğunu ve bu önlemlerin kendisini çok fazla ilgilendirmediğini ifade etti.

Talat, Kıbrıs Türkü ve kendilerinin amacının adanın birleşmesi olduğunu; bu nedenle, Rum hükümetinin adanın bölünmüşlüğünün devamı olan gerçek niyetini ortaya çıkarmaya çalıştıklarını belirtti.

Talat, KKTC meclisindeki kapalı bir toplantıda “Türkiye’nin planı uygulamayacağını söylediği” şeklindeki soruyu, bunun tamamen yalan olduğunu söyleyerek yanıtladı. Talat, bu yalanın, Annan planın, Kıbrıs Rum liderliği tarafından reddedilmesine dayanak olarak kullanılmak amacıyla üretildiğini ifade ederek, “Ne yazıktır ki bu, AKEL içerisindeki bazı tanınmış kişiler tarafından yaratılmıştır” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olası bir görüşme sürecinde Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisinin kim olacağı yönündeki soruyu; yasal olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yürütme faaliyetleriyle ilişkisi olmayan çok kısıtlı yetkilerinin bulunduğunu, ancak uluslararası politika ve KKTC’nin tanınmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Denktaş’ın toplum lideri varsayıldığını söyleyerek yanıtladı.

Gazeteye göre,  Başbakan Talat söyleşide, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hükümetinin iki toplum arasındaki temasları engellemeye çalıştığının aşikar olduğunu da ifade ederek, Bostancı’da  yeni geçiş noktasının açılması konusuna değindi.

Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi’nin, iki bölge arasında yeni geçiş noktalarının açılması önerisini incelediklerini  ve kapların bir anda açılmasının büyük ödenekler gerektirmesi nedeniyle bu konuda tek tek ilerleme kararı aldıklarını; bundan ötürü de Bostancı’da  geçiş noktası açılması önerisini BM aracılığıyla Rum Yönetimi’ne ilettiklerini ifade etti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının Uzunyol (Lokmacı) kapısının açılmasını ikinci tercih olarak Rum Yönetimi’ne ilettiklerini ancak hala cevap alamadıklarını açıkladı.

Talat, geçişlerde pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup olmadığı şeklindeki bir soruyu  “Sayın Papadopulos’a sorun. Eğer kimlik kartını istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız” diyerek cevapladı…”

VERHEUNGEN: ANNAN PLANI ARTIK MASADA DEĞİL

FİLELEFTHEROS, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Gunter Verheugen’in bir İngiliz AB milletvekillerine mektubuna  yer verdi.

Verheugen Avrupa milletvekiline, “Annan Planı’nın gerek tazminatlarla gerek yeniden yerleşimle soruna bir çözüm imkanı sağladığını” hatırlattı, ancak planının artık nisanda olduğu şekliyle masada  bulunmadığına dikkat çekti.

 HALKIN SESI 02/11/04

 

 

KKTC'de iki ay içinde seçim

 



2 Kasım, 2004 1:08:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, bir an önce erken seçime gidilmesi gerektiğini söyledi.

Bayrak televizyonuna konuşan Talat, siyasi partilerin anlaşması halinde iki ay içinde seçime gidilebileceğini belirtti.

Talat, KKTC'de göreve gelecek yeni hükümetin de mutlaka, adada çözümden yana siyasi partilerden oluşması gerektiğini söyledi.

Talat: "UBP'li hükümet Kıbrıs Türkünün uluslararası vizyonuna zarar verir"

Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekillerine herhangi bir teklif götürmediklerini ifade eden Talat, hükümet görüşmelerinde UBP'nin önerilerini neden reddettikleri yolundaki bir soruya, Kıbrıs Türkünün kötü gidişatından UBP'nin sorumlu olduğunu, UBP'nin içinde bulunacağı bir hükümetin, Kıbrıs Türkünün uluslararası vizyonuna zarar vereceğini kaydetti.

Kıbrıs sorununun parametrelerinin değiştiğini dile getiren Talat, yeni politikaların belirlenebilmesi için KKTC'de çözüm yanlısı bir hükümetin iş başında olmasının şart olduğunu, ''böyle bir hükümette UBP'nin ve UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun yeri olmadığını" belirtti.

"Papadopulos'un somut öneri getirmesi gerekiyor"

Dünyanın yeni duruma göre yeni politikalarını belirleyeceğini dile getiren Talat, bunun, etkin lobi ve doğru dürüst yönetime bağlı olduğunu kaydetti.

Talat, Annan planının yeniden masaya getirilmesi yönünde bir öneride bulunmadığını söyleyerek Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Kıbrıs konusunda hiçbir şey yapmak istemediğini, kendisinin somut öneri ortaya koyması gerektiğini belirtti.

 

Rum yönetiminden İngiltere ve ABD'ye protesto

 



2 Kasım, 2004 0:09:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum yönetimi, İngiltere ve ABD'nin diplomatlarının 29 Ekim resepsiyona katıldıkları için 'gerekli tüm diplomatik protesto girişimlerinin yapıldığını' açıkladı.

Rum kesimi sözcüsü Hrisostomidis, gerekli girişimlerin, önleyici olarak 'yasadışı' elçilikteki resepsiyon öncesinde yapıldığını, resepsiyon sonrasında da tekrarlandığını kaydetti.

Hrisostomidis: "Konu incelenecek"

Hrisostomidis, Rum dışişleri bakanlığının konuyu incelemekte olduğunu ve atılabilecek başka adımlar varsa bunun yapılacağını söyledi.

Rum sözcü, ABD'li ve İngiliz diplomatların 'yasadışı' elçilikteki resepsiyona katılmalarının, 'Kıbrıs' hükümeti tarafından Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 sayılı kararlarının çiğnenmesi olarak değerlendirildiğini ifade etti.

 

AB, narenciye ve hayvan ürünlerini kapsayan öneriler hazırlıyor

Avrupa Birliği Komisyonu yetkilisi Leopold Maurer, Avrupa Birliği Komisyonu'nda "Yeşil Hat Tüzüğü" üzerinde çalışan özel komitenin, Kuzey Kıbrıs'la Güney Kıbrıs arasındaki ticaret hacminin genişletilmesi için narenciye ve hayvan ürünlerini kapsayan öneriler hazırladığını açıkladı.

Maurer, ancak hayvan ürünlerinden bal ve balık konusunda zorluklar yaşandığını, bu sorunun da aşılması yönündeki çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Maurer, balık ve bal gibi sorunların yaşandığı bazı hayvan ürünlerinin ihraç edilip edilmeyeceğine ise, gelecekte Avrupa Komisyonu bünyesinde yer alacak özel bir komitenin karar vereceğini belirtti.

Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili değişikliklerin Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'nde onaylanmasıyla bu yılın sonuna kadar hayata geçmesini planladıklarını, yapılacak değişikliklerle hayvan ürünleri ve narenciye ürünlerinin ihracat kapsamına alınacağını bildirdi.

"Kıbrıs sorunu çözülmüş olsaydı, Yeşil Hat Tüzüğü'ne gerek olmayacaktı" diyen Maurer, Kıbrıs sorunu çözüme kavuşturulmadan malların iki taraf arasında tamamen serbest dolaşımının mümkün olamayacağına da dikkat çekti.

Sponsorluğunu Avrupa Birliği Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu'nun üstlendiği "Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Ticari İlişkiler, Gerçekler, Fırsatlar, Sıkıntılar" konulu konferans, bu sabah ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de başladı.

KKTC'den "Yöneticilik Merkezi" (Management Centre), Güney Kıbrıs'tan da "Highway Communication" tarafından ortaklaşa organize edilen konferansın giriş konuşmasını, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyon Başkanı Büyükelçi Adriaan van der Meer yaptı.

Van der Meer konuşmasında, konferans hakkında bilgiler verdi. Konferansın açılış konuşmasını Avrupa Birliği Komisyonu'ndan Leopold Maurer'in yapacağını belirten ve Maurer hakkında katılımcılara bilgi veren Van der Meer, Leopold Maurer'in Kıbrıs konusuyla yakından ilgilendiğini, ilgisinin 1998 yılına dayandığını söyledi.

Van der Meer, konferansın açılışında konuşma yapması daha önceden belirtilen Avrupa Parlamentosu yetkilisi Michael Rupp'un ise yoğun işleri nedeniyle gelemediğini belirtti.

Maurer: Kişilerin serbest dolaşımında

büyük başarı sağlandı

Büyükelçi Van der Meer'in konuşmasının ardından konferansın açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen AB Komisyonu yetkilisi Leopold Maurer, "Yeşil Hat Tüzüğü" hakkında geniş bilgiler verdi. Maurer, "Yeşil Hat Tüzüğü"nün Avrupa Birliği üyesi ülkelerin anadillerini oluşturan 21 farklı dile çevrildiğini kaydetti.

"Kıbrıs sorunu çözülmüş olsaydı..."

"Kıbrıs sorunu çözülmüş olsaydı, Yeşil Hat Tüzüğü'ne gerek olmayacaktı" diyen Maurer, ancak sorunun devam etmesi ve Avrupa Birliği müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alınmış olması nedeniyle "Yeşil Hat Tüzüğü"nün hayata geçirildiğini, ancak bu konuda zorluklar bulunduğunu anımsattı.

Kıbrıs'ta 23 Nisan 2003'te kapıların açılmasının ardından, kişilerin Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında dolaşımının başladığını anımsatan Maurer, ancak serbest mal dolaşımının henüz istenilen noktaya gelmediğini, bu konuda, Avrupa Birliği temel kurallarını oluşturan müktesebatın (Acquis Communautaire) Kuzey Kıbrıs'ta askıya alınmış olması nedeniyle bazı zorluklar bulunduğunu vurguladı.

Kişilerin serbest dolaşımı konusunda hiçbir sorun yaşanmadığını, ancak malların serbest dolaşımında pürüzler bulunduğunu ifade eden Maurer, bu konuda şöyle konuştu:

"Kişilerin serbest dolaşımı konusunda büyük başarı sağlandı. Bundan Avrupa Birliği Komisyonu olarak oldukça memnunuz.

Kişilerin serbest dolaşımında sorun yaşanmazken, malların serbest dolaşımı konusu komplike bir konu olarak önümüze çıktı. Bu konudaki zorlukları aşabilmek için de ilk etapta 'Yeşil Hat Tüzüğü'nü hayata geçirdik. Ancak başlangıç her zaman zordur. Bugüne kadar kuzeyden güneye yalnızca 80 bin euro tutarında mal ihraç edilebildi."

"Yeşil Hat Tüzüğü'nün kapsamını

genişletmeye hazırlanıyoruz"

Kuzeyden güneye mal ihracının hacminin artırılması, malların daha sağlıklı ve daha kolay şekilde geçişinin sağlanması amacıyla "Yeşil Hat Tüzüğü"nün kapsamını genişletme çalışmalarını sürdürdüklerini, bunun için de tüzükte bazı değişiklikler yapmaya hazırlandıklarını vurgulayan Maurer, malların daha rahat şekilde transferi için iki taraf arasındaki geçiş kapılarının sayısının artırılmasının da gündemde olduğunu kaydetti. Kapıların sayısının artırılması yönünde iki taraf arasında mutabakat bulunduğunu anımsatan Maurer, "Kapıların sayısının artırılmasıyla malların daha kolay şekilde akışı sağlanabilir" dedi.

"Bu yılın sonuna kadar"

Leopold Maurer, Avrupa Birliği Komisyonu'nda "Yeşil Hat Tüzüğü" ile ilgilenen özel komitenin tüzük kapsamında ticaret hacminin genişletilmesi için narenciye ve hayvan ürünlerini kapsayan öneriler hazırladığını açıkladı.

Maurer, "Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında güney ve kuzey arasında ticaret hacminin düşük olmasından dolayı tüzükte değişiklik öngörüyoruz. Bu çerçevede hayvan ve narenciye ürünlerinin bu kapsama dahil edilmesi için çalışıyoruz" dedi.

Bal ve balıkta durum

Ancak, bal ve balık konusunda zorluklar ve sorunlar yaşandığını, bu sorunun aşılması yönündeki çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Leopold Maurer, balık ve bal gibi sorunların yaşandığı bazı hayvan ürünlerinin ihraç edilip edilmeyeceğine gelecekte Avrupa Komisyonu bünyesinde yer alacak özel bir komitenin karar vereceğini açıkladı.

Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili değişiklikleri, Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'nde onaylanmasıyla bu yılın sonuna kadar hayata geçirmeyi planladıklarını, yapılacak değişikliklerle hayvansal ürünlerle narenciye ürünlerinin ihracat kapsamına alınacağını bildirdi.

Leopold Maurer, Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılacak diğer bir değişiklikle, 200 adet sigara ile 1 litre içkinin kişi beraberinde geçirilebileceğine, bu miktarın AB ülkeleri arasında uygulanan standart rakam olduğuna işaret etti.

KKTC'ye, AB uzmanları gelecek

Maurer, hastalık potansiyeline sahip bölgelerden ihraç edilecek hayvan ürünleriyle narenciye ürünlerinin kusursuz şekilde denetimden geçirilmesi gerektiğinin de altını çizerek, KKTC'deki hayvan ürünleriyle narenciye ürünlerinin Avrupa Birliği sağlık standartlarında olup olmadığını incelemek amacıyla AB'den uzmanların Kuzey Kıbrıs'a geleceğini bildirdi. Maurer, denetimler sonrasında AB uzmanlarının ürünler için gerekli sağlık belgelerini vereceklerini de kaydetti.

"Türkiye-Güney Kıbrıs arasında,

Gümrük Birliği'nin etkisi olmaz"

Konuşmasının ardından soruları yanıtlayan Leopold Maurer, Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın uygulamada "Yeşil Hat Tüzüğü"ne ne gibi etkileri olabileceğine ilişkin soru üzerine, Gümrük Birliği'nin tüzüğe hiçbir etkisi olmayacağını söyledi.

"Çözüm olmadan, malların tamamıyla

serbest dolaşımı mümkün değil"

Maurer, bir başka soruya karşılık Kıbrıs sorunu çözüme kavuşturulmadan malların iki taraf arasında tamamen serbest dolaşımının mümkün olamayacağına dikkat çekti.

AB Komisyonu yetkilisi Leopold Maurer'in konuşmasının ardından konferans, "Ticari Aktivite: Madalyonun İki Yüzü" ve "Sorunlara Çözüm Bulunması" başlıkları altında iki bölümle devam etti.

Konferansın bu bölümüne, konuşmacı olarak Rum Ticaret Odası ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri, eski ekonomi ve turizm bakanı, ekonomi uzmanı Ayşe Dönmezer, ekonomi uzmanı Kostas Apostolides, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden uzmanlar ile SEK, PEO, DEV-İŞ ve TÜRK-SEN yetkilileri katıldı.

Konferansın birinci bölümünde, sırasıyla Rum Ticaret Odası ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri, "Malların Serbest Dolaşımı İle İlgili Sıkıntıların Aşılmasına Yönelik Önlemler", eski ekonomi ve turizm bakanı, ekonomi uzmanı Ayşe Dönmezer, "Yeşil Hat'tın Kuzeyinde Ticari Aktivitelerdeki Gerçekler, Fırsatlar ve Sıkıntılar", ekonomi uzmanı Kostas Apostolides, "Yeşil Hat'tın Güneyinde Ticari Aktivitelerdeki Gerçekler, Fırsatlar ve Sıkıntılar", AB uzmanları da "Pratik Sorunlar: Sorular ve Cevaplar" konularında görüşlerini ortaya koyacaklar.

"Sorunlara Çözüm Bulunması" başlıklı ikinci bölümde ise SEK, PEO, DEV-İŞ ve TÜRK-SEN yetkilileri, "Çalışma Sorunu" adlı panelde görüşlerini aktaracaklar.

Konferans, tarım ve endüstriyel ürünler, inşaat ve inşaat malzemeleri, sigorta ve ulaşım konularında yapılacak atölye çalışmalarının sonuçlarının sunulmasıyla sona erdi.

KIBRIS 03/11/04

 

AP, Kıbrıslı Türklerle aynı kararlılıkta

ROTHE: KIBRISLI TÜRKLERE YARDIMCI OLACAĞIZ... AP Milletvekili Mechtild Rothe, AP'nin Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimi ve Kıbrıs'ta çözüm için sinyaller verdiğini söyledi ve "Annan Planı'na sorumluluğumuz yoktur. Ancak, mali yardım, direkt ticaret ve izolasyonların kırılmasıyla Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa Birliği'nde yaşamasına yardımcı olabiliriz" dedi

MALİ YARDIM 3 BOYUTLU... Mali Yardım Tüzüğü'nde mali yardımın üç boyutlu olduğunu belirten Mechtild Rothe, mali yardımın 2004 yılının sonuna kadar yaklaşık 6 milyon euro, ikinci etapta 110 milyon 36 bin euro ve üçüncü etapta da 135 milyon 25 bin euro olarak verileceğini açıkladı

 

İZOLASYONLARIN KIRILMASI... Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'ne girmesi için AP ve AB'nin ellerinden gelen yardımı yapacağını ifade eden Rothe, izolasyonların kırılmasına ve Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa Birliği'nde yaşamasına yardımcı olunacağını anlattı

 

15 KASIM'DAKİ MESAJ ÖNEMLİ... Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün 3 ay içerisinde yapılmasının önerildiğini belirten Rothe, "Direkt ticaret, parlamento tarafından tek başına kararlaştırılamaz. En önemli nokta, parlamentonun 15 Kasım'da direkt ticaret için çok net mesaj vermesidir" diye konuştu

Yeliz K. SARICA

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Annan Planı temelinde Kıbrıslı Türklerle aynı kararlılıkta olduğu, Avrupa Birliği'nin mali yardım, direkt ticaret ve izolasyonların kaldırılmasıyla Kıbrıslı Türklere desteğinin süreceği bildirildi.

Hollanda Sosyalist Demokrat Partisi AP Milletvekili ve Dışilişkiler Komitesi Raportörü Mechtild Rothe, AP'nin Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimi ve Kıbrıs'ta çözüm için sinyaller verdiğini söyledi ve "Annan Planı'na sorumluluğumuz yoktur. Ancak, mali yardım, direkt ticaret ve izolasyonların kırılmasıyla Kıbrıs Türk toplumun Avrupa Birliği'nde yaşamasına yardımcı olabiliriz" dedi.

Strasbourg'da KIBRIS'a konuşan Rothe, AP'nin Annan Planı çerçevesinde Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide olduğunu, bu sadece kendisinin pozisyonu değil, parlamentonun kararlılığı olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk toplumunu çok açık şekilde desteklediğini, Mali Yardım Tüzüğü'nün de bu desteğin bir parçası olabileceğini ifade eden Rothe, Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde Kıbrıslı Türklere ilk etapta yaklaşık 6 milyon euro verileceğini anımsattı.

AB'den Kıbrıs Türklerine destek

AP'nin Dış İlişkiler Komitesi'nde Mali Yardım Tüzüğü'nün raportörlüğünü yapan Rothe, Kıbrıslı Türklere verilecek olan mali yardımın çok önemli olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk toplumunu çok açık şekilde desteklediğini, Mali Yardım Tüzüğü'nün de desteğin bir bölümü olduğunu belirten Rothe, Kıbrıslı Türklere, AB normlarına uyum sağlaması için 259 milyon euronun çeşitli projeler karşılığında verileceğini kaydetti.

AP'nin Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimi, Kıbrıs'ta çözümü ve Kuzey Kıbrıs'ta şimdikinden daha iyi bir gelişimi için sinyaller verdiğini anlatan Rothe, mali yardımın birçok projenin finansmanını sağlayabileceğine dikkat çekti.

Rothe, mali yardımın hukuksal gelişim, enerji sektörü, ulaşım, çevre, telekomünikasyon ve bunun gibi çeşitli projelerde kullanılabileceğini söyledi.

Mali Yardım Tüzüğü'nün, Kuzey Kıbrıs'taki insanlara yardımcı olabileceğine inandığını ifade eden Rothe, mülkiyet üzerinde bazı sorunlar olduğunu ve bu sorunların bilindiğini kaydetti.

Avrupa Birliği vatandaşlarının özellikle Kıbrıslı Rumların kuzeyde mülkiyeti olduğunu ifade eden Rothe, "Mülkiyet konusu komisyonun inceleyeceği bir durum değildir. Sovyetler Birliği, Kosova ve Almanya'ya çözümden sonra verdiğimiz yardımda da toprağın sahibinin kim olduğuna her zaman baktık. Bu gerekliydi. Umarım bu birçok projede uygulanmaz. Mali Yardım Tüzüğü'nün gerçek başarıyı getireceğini umuyorum" dedi.

Mali yardım üç boyutlu

Mali Yardım Tüzüğü'nde mali yardımın üç boyutlu olduğunu belirten parlamenter Mechtild Rothe, mali yardımın 2004 yılının sonuna kadar yaklaşık 6 milyon euro, ikinci etapta 110 milyon 36 bin euro ve üçüncü etapta da 135 milyon 25 bin euro olarak verileceğini bildirdi.

Projelerden sorumlu olacak acente kurulacağını ifade eden Rothe, 22 Kasım'dan sonra acentelerin çalışmaya başlayacağını, projelerin toplanacağını kaydetti. Mali yardımın ilk bölümünün 2004 yıl sonuna kadar Kıbrıslı Türklere verileceğini anlatan Rothe, "Kıbrıslı Türkler, sorumluluğumuzda olduğunu bilsin. Mali yardım, çok hızlı bir şekilde kendilerine verilecektir" dedi.

Rothe: AB'ye girilmesine yardımcı olacağız

Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'ne girmesi için yardımcı olunacağını belirten Rothe, "Kıbrıslı Türklere AP ve AB olarak elimizden geldiği kadar yardımcı olacağız. Annan Planı'na sorumluluğumuz yoktur. Ancak, mali yardımla, direkt ticaretle, izolasyonların kırılmasıyla ve Kıbrıs Türk toplumun Avrupa Birliği'nde yaşaması için yardımcı olabiliriz" diye konuştu.

Direkt ticaret için AP'nin

15 Kasım'daki mesajı önemli

Parlamenter Rothe, Kıbrıslı Türklere verilmesi uygun bulunan Mali Yardım Tüzüğü'nün AP'nin Dışilişkiler Komitesi'nde ne sosyalist grup ne de Kıbrıslı Rumlar için sorun olduğunu söyledi.

Rothe, Dışilişkiler Komitesi'nde Mali Yardım Tüzüğü'nü geçirmenin çok kolay olduğunu bunun nedeninin ise sosyalist grup ve Kıbrıslı Rumların olumlu tutumundan kaynaklandığını belirtti.

Mali Yardım Tüzüğü'nün 15 Kasım'da Avrupa Parlamentosu'nda da onaylanacağını ifade eden Rothe, Dışilişkiler Komitesi'ne Mali Yardım Tüzüğü'yle birlikte direkt ticareti de gündeme getirdiğine dikkat çekti. Rothe, şöyle konuştu:

"Mali yardım ve direkt ticaret, Avrupa Konseyi ve Dışilişkiler Komisyonu'nu ilgilendirir. Bu konuya çözüm için sadece konsey ve komisyona sormamız yeterlidir.

Raporumda, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün 3 ay içerisinde yapılmasını önerdim. Direkt ticaret, parlamento tarafından tek başına kararlaştırılamaz. En önemli nokta, parlamentonun 15 Kasım'da direkt ticaret için çok net mesaj vermesidir. Son karar, konseyin olacaktır. Bu da 22 Kasım'dır. Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar kırması için de önemlidir. Kıbrıslı Türkler için 15 Kasım'da çok net mesaj vereceğimizi umuyorum."

AP, Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide

AP'nin Annan Planı çerçevesinde Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide olduğunu ve bunun sadece kendisinin pozisyonu değil, parlamentonun kararlılığı olduğunu kaydeden Rothe, Kıbrıslı Türklerin haklarına saygı duyduklarını söyledi. Rothe, "Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu Annan Planı'nı onayladı. Umarım Annan Planı'yla ilgili yeni imkanlar oluşur. Avrupa Birliği'nde sorumluluğumuz var. Kıbrıslı Türklerin yeterince enerjisi var. İnsanların Annan Planı temelinde çözüm gelmemesinden dolayı hayal kırıklığına uğradı. Avrupa Birliği, Kıbrıs Türk toplumu için gerekli yardımı yapacak" diye konuştu.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü Rumlar engelliyor

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin gün vermesinin imkansız olduğunu ifade eden Rothe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili bir sorun olduğunu, bu sorunun da Rum yönetiminden kaynaklandığını bildirdi.

AP'nin karmaşık bir kurum olduğunu ifade eden Rothe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunun Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi'ni ilgilendirdiğini kaydetti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili gerçek bir başlangıç olmadığını ifade eden Rothe, tüzükle ilgili tartışmaların aralıkta başlayacağını, parlamentonun, komisyona direkt mesajı vereceğini ve bu konuda çözüm olacağını belirtti.

KIBRIS 03/11/04

 

Başbakan Talat'tan, UBP Genel Başkanı Eroğlu'na suçlama:Eroğlu, hayalindeki canavarla savaşıyor

Başbakan Talat, UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun "transfer" iddialarını "hayaldeki canavarla savaş" diye tanımladı. Talat, "Bırakın savaşsın, korkunun ecele faydası yok" dedi. Başbakan, erken seçimden başka seçenek olmadığını da yineledi...

Başbakan Mehmet Ali Talat, mevcut parlamentodan istikrarlı bir hükümet çıkacağına inanmadığını kaydederek, seçimin kaçınılmaz olduğunu bildirdi. Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun "milletvekili transferi" konusundaki iddialarını "hayaldeki canavarla savaş" diye niteledi.

Başbakan Talat, dün bir radyo programında iç politikaya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Başbakan Talat, partiler arası herhangi bir transfer düşünmediklerini ve isteklerinin erken seçime gidip halk iradesine göre hükümetin şekillenmesi olduğunu ve zaten doğru ve ahlaki olanın da bu olduğunu söyledi.

"Ahlaksız teklif" ve Ulusal Birlik Partisi'ne mensup milletvekillerine transfer teklifi yapıldığına ilişkin iddialara karşılık Talat, "Ahlaksız teklif bana yapılmadığı için bilmiyorum. Bizim böyle bir faaliyetimiz olmadı. Bu tamamen uydurmadır. Sayın Eroğlu hayalinde gördüğü canavarlara karşı savaşıyor. Bırakın savaşsın, korkunun ecele faydası yok" diye konuştu.

Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin transfer yönünde bir beklentisi ve çağrısının olup olmadığı sorusu üzerine Talat; "Ne beklentim var, ne de çağrım. Herkes otursun oturduğu yerde. Gidelim seçime halk karar versin." dedi.

Seçime gidilirse de bir şeyin değişmeyeceği görüşüne katılmadığını belirten Talat, tam tersine çok şeyin değişeceğine inandığını söyledi.

Talat şöyle konuştu:

"Geçen Aralık 2003'te yapılan seçimlerde siyasi yapılanma bugünkü siyasi yapılanmadan çok farklıydı. Aralıkta yüzde elli elli çözüme evet diye değerlendirecek olursak, nisanda bu tablo yüzde 65'ti. Bunun dışında kamuoyu yoklaması yok ama buna gerek de yok. Toplumun duruşu çok değişti. Bundan 3 yıl önce Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin hükümete gelmesi hayal bile edilemiyordu ama toplum değişti ve bu değişim kalıcıdır. Bu değişimler devam ediyor, bu yüzden de seçim şarttır çünkü bunların meclise yansıması gerekiyor. Bu demokrasinin gereğidir."

Talat, basında çıkan "Türkiye seçimlere karışmamalıdır" açıklamasını tamamen kendisine yöneltilen "sizce Türkiye seçimlere karışmalı mı, karışacak mı?" sorusuna cevap olarak söylediğini açıkladı.

Bunun dışında herhangi bir müdahalenin söz konusu olmadığını ve yaptığı açıklamanın ortada olan bir müdahaleyle ilgili olmadığını belirtti.

Ayrıca Başbakan Talat, basından özellikle yakında yapılacak olan Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarını özellikle politize etmemelerini rica etti.

Roller değişti

Mehmet Ali Talat, son zamanlarda Rum basınında geniş yer bulan bazı kişilere para verildiği konusunun daha önce Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan senaryolar olduğunu hatırlatarak, "Roller nasıl bu kadar değişti, ben de hayret ediyorum ve bu iddialar şimdi bize de sirayet ediyor" dedi.

KIBRIS 03/11/04

 

Serdar Denktaş’tan UBP’ye suçlama

 

KKTC’nin Demokrat Parti Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Ulusal Birlik Partisi’nin, hükümet kurma görüşmelerinde kendilerine ahlaksız teklif yaptığını söyledi.

 

NTV

NTV

 

 

 

 

3 Kasım 2004—  Denktaş, Demokrat Parti’nin Ulusal Birlik Partisi ile hükümet kurması karşılığında, af çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacı’nın hapishaneden kurtulmasının teklif edildiğini iddia etti

 

Serdar Denktaş, Demokrat Parti’nin Ulusal Birlik Partisi ile hükümet kurması karşılığında, af çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacı’nın hapishaneden kurtulması yönünde kendisine “ahlaksız teklif” yapıldığını söyledi.
       Denktaş, sözkonusu teklifin, önce kendisine, daha sonra yakın çevresinden birisine ve son olarak da eşine iletildiğini belirtti.

Serdar Denktaş, “Rüşvetin kanıtı olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt bulunmadığını” söyledi. Denktaş, UBP’den geldiğini iddia ettiği teklifin, Demokrat Parti’nin hiçbir organında konuşulmadığını da sözlerine ekledi. Denktaş, iddiasını yalanlayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nu da eleştirdi.

 

KKTC’de top yeniden Talat’ta

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yeni hükümeti kurma konusunda bugün görevlendirme yapabileceğini söyledi.

 

Lefkoşa
NTV

Kasım 2004 —  Talat ise, siyasi partilerin anlaşması halinde meclisin erken seçim kararı alabileceğini ve 2 ay sonra seçime gidilebileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile haftalık olağan görüşme çerçevesinde bir araya geldi. Denktaş, “Başbakan Talat’a mı görev vereceksiniz?” sorusuna, “Tabii, sırada o var” yanıtını verdi.
       
TALAT: 2 AY SONRA SEÇİME GİDİLEBİLİR
       Talat ise, siyasi partilerin anlaşması halinde meclisin erken seçim kararı alabileceğini ve 2 ay sonra seçime gidilebileceğini söyledi. Talat, hükümet görüşmelerinde UBP’nin önerilerini neden reddettikleri yolundaki bir soruya, Kıbrıs Türkü’nün kötü gidişatından UBP’nin sorumlu olduğunu, UBP’nin içinde bulunacağı bir hükümetin, Kıbrıs Türkü’nün uluslararası vizyonuna zarar vereceğini söyleyerek yanıt verdi.
       Talat ayrıca, “Annan Planı’nın yeniden masaya getirilmesi önerisinde bulunmadığını söyledi.
       Mecliste azınlıkta olan CTP-DP hükümeti 20 Ekim’de istifa etmiş, Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni hükümeti kurma görevini 21 Ekim’de UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na vermişti. Siyasi partilerle yaptığı temaslardan hükümet kurmayacağı sonucunu alan Eroğlu, görevi dün Cumhurbaşkanı’na iade etmişti.
       

KKTC belediyelerine Avrupa Konseyi yolu açıldı


      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) belediyelerin temsilcilerinin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nde temsil edilmesine karar verildi.
      Kongre başkanlık divanında bugün alınan kararla bundan böyle KKTC'den 1 asil ve 1 yedek belediye temsilcisi, yerel ve bölgesel yönetimler toplantısına katılma hakkını elde etti.
      KKTC Belediyeler Birliği Başkanı Hüseyin Beyar, bugünkü toplantılara iştirak etti.
      Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Rum kesiminin BM planına referandumda ''hayır'' demesinin ardından, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.
      AKPM'de geçen ay yapılan başkanlık divanı toplantısında, KKTC'li iki parlamenterin bundan böyle oylamaya iştirak etmeden, genel kurul ve komisyon toplantılarına katılıp söz almaları önerisi kabul edilmişti.
      Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi de AKPM'nin bu kararını emsal alarak, bu tür bir uygulama yoluna gitmek istedi.
 MILLIYET 04/11/04

 

Serdar DENKTAŞ:UBP, rüşvet teklif etti ama kanıtı olmaz

ELİMDE KANIT YOK... Serdar Denktaş, "DP'nin UBP ile hükümet kurması ve af çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacı'nın hapishaneden kurtulması" yönünde kendisine UBP tarafından "ahlaksız teklif" yapıldığını yineleyerek ancak rüşvetin kanıtı olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt bulunmadığını söyledi

EROĞLU'NA ELEŞTİRİ... Zorunlu kalmadığı müddetçe isim açıklamak istemediğini, zaten büyük ihtimalle kendisine teklifi götüren kişilerin söylediklerini inkar edeceklerini belirten Serdar Denktaş, "ahlaksız teklif" iddiasını yalanlayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu eleştirdi ve "Şimdi UBP başkanı hedefine nail olamayınca her zamanki tutumunu tekrarlayarak olayları ve doğruları çarpıtarak küçük politik tezgahlar hazırlama yolunu seçmiştir" dedi

 

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "DP'nin UBP ile hükümet kurması ve af çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacı'nın hapishaneden kurtulması" yönünde kendisine "ahlaksız teklif" yapıldığını yineleyerek, ancak rüşvetin kanıtı olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt bulunmadığını söyledi.

Zorunlu kalmadığı müddetçe isim açıklamak istemediğini, zaten büyük ihtimalle kendisine teklifi götüren kişilerin söylediklerini inkar edeceklerini belirten Serdar Denktaş, "ahlaksız teklif" iddiasını yalanlayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu eleştirdi ve "Şimdi UBP başkanı hedefine nail olamayınca her zamanki tutumunu tekrarlayarak olayları ve doğruları çarpıtarak küçük politik tezgahlar hazırlama yolunu seçmiştir" dedi.

Serdar Denktaş konuyla ilgili olarak dün yaptığı yazılı açıklamada, "ahlaksız teklif" olarak nitelendirdiği teklifin önce direkt olarak kendisine, daha sonra yine bir başka UBP'li tarafından yakın çevresinden birisine ve son olarak da DP Parti Meclisi toplantısından önce kendisine ilk ulaşan UBP'linin evini arayarak eşine de ulaşmasıyla gerçekleştiğini anlattı.

"Teklif partimizin hiçbir organında konuşulmamıştır. Teklifi getiren kişiye daha söze başlar başlamaz ayıp etmekte olduğunu söyleyerek konuyu kapatmıştım ve bu konunun bir kere daha açılmasını asla istemezdim. İstemezdim çünkü bundan en büyük üzüntüyü kendi ailem çekmektedir" diyen Serdar Denktaş, ancak bu konunun birçok yerde konuşulduğunu, gazetelerde gerek köşe yazılarında gerek haberlerde yer aldığını, nihayette UBP yayın organında DP Parti Meclisi kararının hemen ertesi gününde ve üstelik bu konuda CTP ile işbirliği yaptıkları suçlamasıyla çıkınca kamuoyuna doğru bilgiyi iletmek zorunda kaldığını belirtti.

Boyacı'nın sağlık konusu ciddi

Salih Boyacı'nın sağlık konusunun ciddi bir mesele olduğunu söyleyen Serdar Denktaş, "Sayın Eroğlu eğer doktorluk tarafını unutmamışsa, böylesi bir konuyu polemik konusu haline getirmenin en temel insan hakkına ters olduğunu bilmesi gereken birisidir" dedi.

Kendisine teklifi getiren kişilerin, her türlü garantiyi vermeye hazır olduklarını söylediklerini kaydeden Serdar Denktaş, "Eğer Eroğlu bu konudan haberdar olmasaydı bize konuşan hiç kimse bu derecede garanti veremezdi" ifadesini kullandı.

"Uzatılmasından rahatsızlık duymaktayız"

Serdar Denktaş, açıklamasına şöyle devam etti:

"Eşim onurlu bir insan olmasa bana bu doğrultuda büyük kişisel sorun da çıkarabilirdi.

Şimdi UBP başkanı hedefine nail olamayınca her zamanki tutumunu tekrarlayarak olayları ve doğruları çarpıtarak küçük politik tezgahlar hazırlama yolunu seçmiştir.

Ben şerefim üzerine yemin ederek bu tekliflerin bize yapıldığını söylüyorum. Zorunlu kalmadığım müddetçe isim açıklamak istemem, çünkü zaten büyük ihtimalle bu kişiler de söylediklerini inkar edeceklerdir.

Olay yaşanmış ve cevabı verilmiştir. Bu konunun daha fazla uzatılmasından ben ve ailem rahatsızlık duymaktadır.

"Eroğlu, düştüğü açmazdan kurtulmak istemektedir"

Daha dava açılmadan suçlu ilan edilerek kamuoyu baskısının mahkemeler üzerinde kurulmasını da sağlayan Eroğlu, yine bu konuyu kullanarak içine düştüğü açmazdan kurtulmak istemektedir.

'Rüşvetin kanıtı olmaz' derler. Bizim de elimizde kanıt yoktur. Allah'ın da bildiği yaşanan gerçekler bizi vicdanen rahat ettirmektedir. Takdir kamuoyunundur."

KIBRIS 04/11/04

 

Uygulama, 2005'in ikinci yarısında

 

AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım Tüzüğü'nün AB'de kabulü halinde yaşanacak gelişmeleri KIBRIS'a anlattı:

 

PROGRAM YAPILMALI... AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım Tüzüğü'nün, AB Konseyi'nden geçmesi halinde, uygulamanın önümüzdeki yılın ikinci yarısında başlayacağını söyledi. 259 milyon euroluk mali yardımın kullanımı için program yapılması gerektiğine işaret eden Maurer, birtakım belgelerin üst komiteden geçirilmesinin ardından, uygulamanın başlatılabileceğini belirtti

Emine DAVUT YİTMEN

AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım Tüzüğü'nün, AB Konseyi'nden geçmesi halinde, uygulamanın önümüzdeki yılın ikinci yarısında başlayacağını söyledi.

259 milyon euroluk mali yardımın kullanımı için program yapılması gerektiğine işaret eden Maurer, birtakım belgelerin üst komiteden geçirilmesinin ardından, uygulamanın başlatılabileceğini belirtti.

Maurer, projelerle ilgili tekliflerin zaman alacağını vurgulayarak, ilk projenin uygulanmasının, 2005'in ikinci yarısında olacağını ifade etti.

Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulü konusunda, hedefin 23 Kasım tarihi olduğunu aktaran Maurer, "Bakanlar Kurulu karar verirse, tüzük benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest ticaret önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek" dedi.

Maurer, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün şu anda üye ülkeler tarafından tartışıldığını dile getirerek, Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulü halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün nasıl yürütüleceği konusunda, üye ülkelerin karara varacağını kaydetti.

Yeşil Hat Tüzüğü'nde, narenciye ve hayvan ürünleri konularında değişiklikler yapılması yönünde çalışma başlattıklarını anlatan Maurer, "Bu tarz ürünlerin, ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür oluşturmak istiyoruz. Bu değişiklikler, üye ülkeler tarafından onaylandıktan sonra, resmi olarak yayınlanacak ve ardından uygulamaya girecek. En iyimser tahminle uygulama, bu yıl sonunda gerçekleşecek" diye konuştu.

Maurer, ülkede bulunan üç uzmanın, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na sertifikaların uygulanması konusunda yardım ettiğini aktardı.

Narenciye hasadı başlar başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün olması halinde, AB'den sağlık konusuyla ilgili uzmanların gelerek, gerekli belgeleri onaylayacaklarından söz eden Maurer, "Uzmanlar sürekli adada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine bakacaklar ve bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler" dedi.

Maurer, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili tavsiyesini hatırlatarak, Türkiye'nin tüm bunları yerine getirmesi halinde, AB ile önümüzdeki yıl müzakerelere başlayabileceğini söyledi.

AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Yeşil Hat, mali yardım ve serbest ticaret tüzükleri konularında KIBRIS'ın sorularını yanıtladı:

 

KIBRIS: Sayın Maurer, bugün (dün) "Yeşil Hat Tüzüğü Çerçevesinde Ticari İlişkiler" adlı bir konferans vardı. Konferans sırasında, Yeşil Hat Tüzüğü'nde özellikle hayvan ve narenciye ticareti konularında değişikliklere gidilebileceğini söylediniz. Görünen o ki, söz konusu değişiklikler, bu yıl sonuna doğru yapılacak. Peki, spesifik olarak tüzükte ne tarz değişiklikler yapılacak? Bugünkü atölye çalışmasında konuyla ilgili düşünceler elde edebildiniz mi?

MAURER: Bugünkü atölye çalışmasında, 100'ün üzerinde katılımcı vardı. Bu da bizim iyimser olmamızı sağladı. Gün boyunca devam eden seminerde, mal geçişinin tüm yönü hakkında bilgiler alındı ve konu, derinlemesine tartışıldı. Sonuçtan mutluyuz. Bunun gerçek ticaret olayında ne gibi etkileri olacağını göreceğiz. Şu ana kadar yaklaşık, 100 bin euroluk bir başlangıç var. Sizin de söylediğiniz gibi, tüzükte bazı değişikliklerin yapılması konusunda öneri sunmaya hazırlanıyoruz. Bu önerilerin, komisyon tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Bunun ardından, AB üyesi ülkeler, söz konusu değişiklikleri ortak olarak kabul etmeli. Sizin de söz ettiğiniz gibi, bu değişiklikler narenciye ve hayvan ürünlerini kapsıyor. İlk başta, bal ve balık ticareti konusunda sorunlar ortaya çıkmıştı. Bu tarz ürünlerin, ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür oluşturmak istiyoruz. Ayrıca, turist beraberinde sınırdan geçirilecek olan malların miktarını da tartışıyoruz.

KIBRIS: Bu değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda spesifik düşünceleriniz var mı?

MAURER: Bu değişiklikler üye ülkeler tarafından onaylandıktan sonra, resmi olarak yayınlanacak ve ardından uygulamaya girecek. En iyimser tahminle bu yıl sonunda gerçekleşecek.

 

KIBRIS: Konferans sırasında, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın size gelecekte ne yapılması ve neyin değiştirilmesi gerektiğini içeren 10 maddelik bir liste verdiğinden söz etmiştiniz. Bu 10 madde nelerden oluşuyor ve AB'nin hangilerini değerlendirmeye alacağını düşünüyorsunuz?

MAURER: Tüm maddeleri şu an hatırlamıyorum. Ancak, küçük işletmecilerin malları için pazarda bazı olanakların sağlanması ve sürücü ehliyeti gibi bazı konular vardı. Tüm bu öneriler üzerinde dikkatli olarak çalışacağız. Şunu da eklemeliyim ki, Rum tarafından da özellikle geçiş noktaları konusunda bazı öneriler geldi. Hepsini dikkatlice değerlendireceğiz. Gelecek yıl yeni önerilerle geleceğiz. Şu anda dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken üç öneri var. Bunlardan biri de aciliyeti olan narenciye konusu. Narenciye hasadı çok yakında başlıyor. Bu nedenle hemen narenciyeyi kapsayan değişikliğin hızlı bir şekilde kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Her gün önümüze yeni şeyler geliyor ve belli bir zaman sonra ne yapmamız gerektiği konusunda birtakım tecrübeye sahip olacağız.

KIBRIS: Sanıyorum, hayvansal ürünler ve narenciyeyle ilgili olarak adaya AB uzmanları gelecek. Uzmanlar ne zaman geliyor? Bu konudaki prosedür nedir?

MAURER: AB'nin uzmanlara ihtiyacı yok; buradaki insanların uzmanlara ihtiyacı var. Zaten uzmanlar da halen adada bulunuyorlar. Üç uzman, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na, sertifikaların uygulanması konusuyla ilgili olarak yardım ediyor. Bu uzmanlar, gümrük konularında tecrübe sahibi. Narenciye hasadı başlar başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün olması halinde, AB'den sağlık konusuyla ilgili uzmanlar gelerek gerekli belgeleri onaylayacaklar.

 

KIBRIS: Uzmanların narenciye ile ilgili çalışmalarını ne zaman bitireceklerini biliyor musunuz?

MAURER: Onlar sürekli burada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine bakacaklar ve bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler.

KIBRIS: AB, Kıbrıs Türk halkına mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin geçirileceği yönünde söz vermişti. Fakat tüzükler konusundaki kararlar, sürekli olarak ertelendi. Bazı açıklamalara göre, Mali Yardım Tüzüğü, 22 Kasım'da Avrupa Konseyi'nde onaylanacak. Bu kez gerçekten tüzüğün Avrupa Konseyi'nde onaylanacağı düşüncesine katılıyor musunuz?

MAURER: Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulüne ilişkin kaygılar, bizim için çok uzakta. Bakanlar Konseyi dışında, anlaşmanın kalıcı olan parçasının üye ülkeler tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nda da kabulü gerekli. Avrupa Parlamentosu'nda kasım ayı içinde tüzük kabul edilebilir. 23 Kasım hedef tarih. Bakanlar Kurulu karar verirse bunun ardından tüzük benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest ticaret önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek ve bununla ilgili olarak üye ülkelerin üzerinde nasıl çalışacaklarını göreceğiz.

 

KIBRIS: Konseyin finansal yardım tüzüğünü kabulü halinde, Kuzey Kıbrıs'ta söz konusu tüzük ne zaman işlemeye başlayacak?

MAURER: Uygulama gelecek yıl içerisinde başlayacak. Bizim, paranın kullanımı için program yapmamız ve bazı belgeler hazırlayarak üst komiteden geçirmemiz gerekiyor. Bunun ardından, uygulama başlayabilir. Daha sonra tekliflere geçilecek ve bu zaman alacak. Tüm bunların ardından, ilk projenin uygulanması için çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu önümüzdeki yılın ikinci yarısında olacak.

KIBRIS: Türk tarafı bu parayı nasıl alacak? AB'den direkt olarak mı gelecek?

MAURER: Paranın yarısı, yeniden inşa konusundaki acente aracılığıyla gelecek. Diğer yarısı ise direkt olarak Avrupa Komisyonu'ndan gönderilecek. Ancak, şu anda devam eden aktiviteleri kapsayan küçük bir bölüm, müktesebatın harmonizasyonu konusunda çalışan teknik ofisimiz tarafından sağlanıyor.

KIBRIS: Peki bunu Kıbrıslı Türk yetkililere mi verecekler?

MAURER: Hayır. Bunu firmalar alacak.

KIBRIS: Avrupa Komisyonu tarafından verilen bölümü kim alıyor?

MAURER: Bunu halka açık olarak verilecek teklifi kazanana vereceğiz. Örneğin, araziyi doldurmak istiyorsanız bir şirkete ihtiyacınız olacak. Bu durumda parayı, şirket alacak.

KIBRIS : Ben Serbest Ticaret Tüzüğü konusuna geri dönmek istiyorum. Mali Yardım Tüzüğü'nün kabul edilmesinin ardından, sırada Serbest Ticaret Tüzüğü'nün olduğunu söylemiştiniz. Ancak, AB Komiseri Günter Verheugen, ilk başta her iki tüzüğün de bir paket olarak geçirilmesi yönünde öneri vermişti. Zaman geçtikçe, bu unutuldu ve her iki tüzüğü birbirinden ayrıma eğilimine gidildi. Türk tarafı Mali Yardım Tüzüğü'nün tek başına kabulünün bir anlam taşımayacağına inanıyor. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

MAURER: Bu konu, şu anda üye ülkeler tarafından tartışılıyor. Mali Yardım Tüzüğü konusunda karara varılması halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün nasıl yürütüleceği konusunda da karara varılacak, ancak bu, üye ülkelere bağlı.

 

KIBRIS: Türk tarafının Serbest Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmemesi halinde Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetmesi ihtimali var. Böyle bir durumda, AB nasıl bir reaksiyon gösterir?

MAURER: Böyle bir durumun sonuçları hakkında spekülasyon yapmayız.

KIBRIS: Kıbrıs Rum tarafının AB önüne pek çok engel koyduğu ve Kıbrıs Türk halkının gözünde önemli bir yere sahip olan Serbest Ticaret Tüzüğü'nün bugüne kadar Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi'nde tartışılmadığını görüyoruz. Bu noktada, Kıbrıs Türk halkının politik ve ekonomik izolasyondan kurtulması yönünde verilen söz, unutulmuş gibi... Ne dersiniz?

MAURER: Masaya iki öneri koyduğumuzu düşünüyorum. Şu anda aday ülkelerin vereceği kararı beklememiz gerekiyor.

KIBRIS: Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopoulos, Türkiye'yi veto ile tehdit etmeye başladı. Bu, sizce ciddi bir tehdit mi, yoksa blöf mü?

MAURER: Yorum yok.

KIBRIS: Türkiye'nin geniş tarım sektörü ve büyüyen nüfusunun, müzakere tarihinin alınmasında gecikmelere yol açabileceği söyleniyor. Bu düşüncelere katılıyor musunuz?

MAURER: Bu önemli bir nokta değil. Pek çok diğer önemli nokta, ekim ayı başında sunulmuş olan raporun içinde var. Bu (müzakere tarihi), üye ülkelerin verecekleri karara bağlı.

KIBRIS: Türkiye'nin erken zamanda müzakere tarihi alabileceğini düşünüyor musunuz?

MAURER: Komisyon, tavsiyesini verdi. Türkiye'de kabul edilmesi gereken yasalar ve daha yapılması gereken pek çok şey var. Bu, Türkiye'ye bağlı. Türkiye'nin tüm bunları tamamlaması halinde, müzakereler önümüzdeki yıl başlayabilir.

KIBRIS 04/11/04

 

Seçim, ama ne zaman?

CTP, DP, UBP, BDH, TKP ve BKP, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın meclisi feshetme yetkisini kullanmasına fırsat vermeden erken seçim kararını parlamentonun almasından yana olduğunu açıkladı.

GÖZLER, ERKEN SEÇİMDE... Cumhurbaşkanı Denktaş, dün beklenenin aksine hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a vermedi ve akşam saatlerinde İstanbul'a gitti. Denktaş'ın 5 Kasım Cuma günü adaya dönmesinin ardından görevlendirme yapabileceğine inanılıyor. Talat'ın hükümeti kurma görevini aldıktan sonra erken seçim tarihi konusunda partilerle temasa geçerek konsensüs sağlamaya çalışacağı bildiriliyor

l CTP, TEMASLARA BAŞLADI... Hükümetin istifasının ardından meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağı, bunun için "erken seçim"in tek çıkış yolu olduğunu savunan CTP, gelinen aşamada yeniden temaslar başlattı. CTP Genel Sekreteri Ferdi Soyer, erken seçimin meclis kararıyla belirlenmesinden yana olduklarını belirtti ve "Bazı siyasi partilerle fikir yoklaması yaptık ve temaslarımız yarın (bugün) bir sonraki gün (yarın) daha da artacak" dedi

l ARABACIOĞLU: MECLİSİN PRESTİJİNİ KORUMALIYIZ... DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, gelinen aşamada erken seçimin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekerek, "Bunun iki yolu vardır. Ya cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ya da meclis karar üretecek. Burada meclisin prestiji söz konusudur ve bu kararı meclis alabilir. Biz buna sıcak bakarız" şeklinde konuştu

l MİROĞLU: MÜMKÜN OLAN EN ERKEN ZAMANDA OCAK OLABİLİR... UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, tüm siyasi partilerin bir araya gelip erken seçimin yolunu açması gerektiğini ifade ederek, şöyle dedi: İşi oyalamaya gerek yok. Tarih vermem doğru olmaz ancak mümkün olan en erken zamanda seçime varız. Bu tarih ocak da olabilir

l AKINCI: OCAK-NİSAN ARASI OLABİLİR... BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, erken seçim konusunda geçmişte gündeme getirdikleri "Ocak-nisan arasındaki bir tarihte erken seçim yapılsın" önerisine sadık olduklarına işaret ederek, "Yok nisanda cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte seçim yapılsın" teklifi gelirse buna da hazır olduklarını kaydetti

l TKP ve BKP: MECLİS, ERKEN SEÇİM KARARI ALMALI... TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu, gelinen aşamada sistemin zorlandığını, bu nedenle meclisin bir an önce takvimi de kısaltarak erken seçim kararı almasının şart olduğunu vurguladı. BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan da siyaseti ve partileri daha fazla yıpratmadan halka gitmenin en doğru yol olduğunu söyledi ve meclisin erken seçim kararı almasını istedi

 

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de istifasının ardından yaşanan belirsizliğe toplumda yükselen tepkilerin dozajı giderek artarken, siyasi partiler de iyice erken seçime odaklandı ancak bu konuda da belirsizlik sürüyor.

Meclisten istikrarlı bir hükümetin çıkamayacağı artık neredeyse kesinleşti. Herkes artık "erken seçim" diyor ancak erken seçim tarihi belli değil.

Yaşanan kaostan çıkış yolunun erken seçim olduğu artık tüm yetkili ağızlar tarafından ifade edilirken, gelinen aşamada bu sürecin ya cumhurbaşkanı, ya da meclis tarafından başlatılması kaçınılmaz oldu.

Ancak siyasi partilerin, topluma, "meclisin böyle bir kararı almaktan aciz olduğu" izlenimi vermek istemediği ve parlamentonun prestijini korumak gerektiği noktasında görüş birliği içerisinde olduğu gözlemleniyor.

CTP, DP, Ulusal Birlik Partisi (UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Cumhurbaşkanı Denktaş'ın meclisi feshetme yetkisini kullanmasına fırsat vermeden erken seçim kararını parlamentonun almasından yana olduğunu açıkladı.

Partiler, yeniden erken seçim tarihi konusunda uzlaşmak için temaslara hız verecek.

KIBRIS gelinen aşamada siyasi partilerin tavrının ne olacağına yönelik nabız yokladı. Meclisteki partilerin, erken seçim kararının mecliste alınması konusunda aynı görüşü paylaştıkları ortaya çıktı.

Başsavcı Akın Sait, hükümetin istifasının ardından yaşanacak 60 günlük süre dolmadan cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi bulunmadığını açıklamıştı. Denktaş'ın meclisi feshetme yetkisini 60 günlük sürenin dolması ile kullanması halinde ise bir 60 günlük de seçim takvimi işleyecek olmasından dolayı, olası bir erken seçim şubat 2005 sonlarına denk geliyor. Öte yandan meclisteki partilerin konsensüs sağlayarak erken seçim kararını parlamentoda alması halinde ise sürecin bir ay kadar öne çekilmesi, yani ocak sonlarına isabet etmesi gündeme geliyor. Fakat meclis seçim tarihiyle birlikte seçim takvimini de kısaltma kararı alırsa, olası bir erken seçimin daha da öne alınmasının yolunu açmak mümkün.

Kıbrıs sorununda yaşanan böylesi önemli bir süreçte iç siyasette yaşanan kaosa toplumda tepkiler de giderek artıyor.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümeti kurma görevini 1 Kasım'da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iadesinin ardından artık meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağı görüşüne itiraz eden de kalmadı ve erken seçim söylemlerine UBP de katıldı. Talat'ın önceden önce 3'lü, ardından da 5'li koalisyon arayışları başarısız kalmıştı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün beklenenin aksine hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a vermedi ve akşam saatlerinde İstanbul'a gitti. Denktaş'ın 5 Kasım Cuma günü adaya dönmesinin ardından görevlendirme yapabileceğine inanılıyor. Talat'ın hükümeti kurma görevini aldıktan sonra erken seçim tarihi konusunda partilerle temasa geçerek konsensüs sağlamaya çalışacağı bildiriliyor.

Soyer: Erken seçim kaçınılmaz... Temaslar başladı

Hükümetin istifasının ardından meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağı, bunun için "erken seçim"in tek çıkış yol olduğunu savunan CTP, gelinen aşamada yeniden temaslar başlattı.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Soyer, erken seçimin meclis kararıyla belirlenmesinden yana olduklarını belirtti ve "Bazı siyasi partilerle fikir yoklaması yaptık ve temaslarımız yarın (bugün) bir sonraki gün(yarın) daha da artacak" dedi.

Gelinen aşamada erken seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Soyer, bunun iki yolu bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Ya başsavcının yorumuna bağlı olarak 60 günlük sürenin hitamından sonra cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ve ikinci 60 günlük sürenin sonunda şubat ortalarında seçime gideceğiz, ya da mecliste bulunan siyasi partiler, bir seçim tarihi üzerinde uzlaşıp meclis kararı ile seçime gideceğiz.

Biz bu aşamada erken seçime meclis kararıyla gidilmesinden yanayız. Bunun siyasi partiler ve demokrasimiz açısından son derece yararlı olacağına inanıyoruz.

Bu bağlamda da görüşmeye açığız. Bazı partilerle fikir yoklaması yaptık zaten. Temaslarımız yarın (bugün) bir sonraki gün (yarın) daha da artacak."

Arabacıoğlu: Tarih konusunda uzlaşabiliriz

DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, gelinen aşamada erken seçimin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekerek, "Bunun iki yolu vardır. Ya cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ya da meclis karar üretecek. Burada meclisin prestiji söz konusudur ve bu kararı meclis alabilir. Biz buna sıcak bakarız" dedi.

Arabacıoğlu, meclisin erken seçim kararı üretebileceğini ifade ederken, tarih üzerinde de uzlaşmaya hazır olduklarını bildirdi.

Meclisin karar alması halinde 2-3 haftalık bir zaman kazanılacağına değinen Arabacıoğlu, "Mühim olan erken seçim kararını meclisin belirlemesidir. Demokrasimiz açısından bu çok önemlidir. Meclisin prestiji söz konudur" diye konuştu.

Arabacıoğlu, konuyu parti gruplarında henüz değerlendirmediklerini ancak böyle bir öneri gelirse gruplarının buna sıcak yaklaşabileceğini belirtti.

Miroğlu: Ocağa varız

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, tüm siyasi partilerin bir araya gelip erken seçimin yolunu açması gerektiğini ifade ederek, "İşi oyalamaya gerek yok. Tarih vermem doğru olmaz ancak mümkün olan en erken zamanda seçime varız. Bu tarih ocak da olabilir" dedi.

Miroğlu, siyasi partilerin bir araya gelip erken seçimin yolunu açabileceğini belirterek, bu konuda girişim yapacaklarını da kaydetti.

Tarih konusunda herhangi bir şey söylemesinin doğru olmayacağına işaret eden Salih Miroğlu, "Mümkün olan en erken zamanda. Ocak olabilir" ifadesini kullandı.

Akıncı: Biz önerimize sadığız

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, erken seçim konusunda geçmişte gündeme getirdikleri "Ocak-nisan arasındaki bir tarihte erken seçim yapılsın" önerisine sadık olduklarına işaret ederek, "Yok nisanda cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte seçim yapılsın" teklifi gelirse buna da hazır olduklarını kaydetti.

Akıncı, bugüne kadar ciddi bir hükümet arayışına gidilmediğini de savunarak, "BDH ile olan 2 denemede de heves yoktu. CTP ve DP çalışır gibi yaptılar ancak niyetleri yoktu" ifadesini kullandı.

Bu aşamadan sonra da hükümet arayışlarının sonuç v ereceğine inanmadığını anlatan Akıncı, 21 Kasım'da yapılacak parti kurultayı ile birlikte seçim çalışmalarına daha da hız vereceklerini söyledi ve şunları kaydetti:

"Ocak sonundan itibaren nisana kadar olan süreçte bir erken seçime hazır olduğumuzu daha önceden de söylemiştik, biz bu sözümüze sadığız.

60 günden önce de cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi görünmüyor. Başsavcının değerlendirmesine katılıyorum. Bu olasılık hayata geçirilirse seçim şubat sonuna kalır. Bir yol budur ama bu yolun da takip edilmediğini görüyoruz.

Diğer yol ise meclisin karar üretmesidir. 'Yok nisanda cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte seçim yapılsın' teklifi gelirse biz buna da varız, konuyu yetkili organlarımızda değerlendiririz.

Partiler bu konuyu ele alıp değerlendirmelidir. Bize bir temas olursa bunu da yetkili organlarımıza götürüp değerlendiririz. Yarın (bugün) meclis açılıyor, bunları değerlendireceğiz".

Mustafa Akıncı, CTP ve DP'nin kendi çoğunluklarında hükümet arzusunda olduklarını ifade ederken, geçmişte BDH'lı hükümet arayışlarına ciddiyetle gitmediklerinin altını çizdi.

Davulcu: Meclis karar alsın, takvim kısalsın

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu da gelinen aşamada sistemin zorlandığını, bu nedenle meclisin bir an önce takvimi de kısaltarak erken seçim kararı almasının şart olduğunu vurguladı.

"Sistem zorlanmaktadır" diyen Davulcu, her ne kadar da ülkedeki sistemle ilgili şikayetleri olsa da meclisin bugünkü tutumu ile sistemi zora soktuğunu anlatan Davulcu, "Meclis bir an önce toplanıp erken seçim kararı almalıdır. Bunu yaparken de seçim takvimini kısaltmalıdır" dedi.

Mehmet Davulcu, böyle bir tavırla ülkenin 2-3 hafta içerisinde seçime gidebileceğini kaydetti.

İzcan: En doğru yol, halka gitmektir

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ise siyaseti ve partileri daha fazla yıpratmadan halka gitmenin en doğru yol olduğunu söyledi ve meclisin erken seçim kararı almasını istedi.

İzcan, ülkede yaşananların bir an önce son bulması gerektiğini, bunun tek çıkış yolunun da erken seçim olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı'nın meclisi feshetmesine fırsat vermeden meclisin bir an önce erken seçim kararı alması gerektiğinin altını çizen İzzet İzcan, "Partileri ve siyaseti daha fazla yıpratmadan, transfer oyunlarına ve dedikodulara fırsat vermeden bunu yapmalıyız. Halka gitmek en doğru yoldur" diye konuştu.

Hükümet arayışlarının partilerin taktik oyunlarına dönüştüğüne dikkat çeken İzcan, bunların fayda sağlamayacağını belirtti ve referandumda yüzde 65 "evet" diyen çözüm yanlılarının seçim sürecini de birlikte götüreceğine olan inancını dile getirdi.

KIBRIS 04/11/04

 

Denktaş, Türkiye'den döndükten sonra görevi Talat'a verecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı hükümeti kurmakla görevlendirmesi, Denktaş'ın Türkiye'den dönüşünden sonraya kaldı.

Denktaş, görevlendirmeyi bekletme kararını, başsavcı Akın Sait'in ortaya koyduğu "Cumhurbaşkanı'nın seçim kararı alması için 60 gün beklemesi gereklidir" yönündeki görüşünün ardından durumun netleşmesi için aldı.

Denktaş'ın aldığı kararı Başbakan Mehmet Ali Talat açıkladı. Talat, dünkü Bakanlar Kurulu toplantısına girerken gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Talat, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hükümeti kurma görevini kendisine vermesinin Denktaş'ın Türkiye'den dönüşünden sonraya kaldığını açıkladı.

Hükümetin oluşturulmaması halinde cumhurbaşkanının seçim kararı alması konusunda belirsizlikler bulunduğunu anımsatan Talat, seçim kararı almak için 60 günün beklenmesi veya beklenmemesi konusuyla ilgili yorumlardan dolayı Denktaş'ın görevlendirmeyi ileriki günlere bıraktığını belirtti.

Durumun ne olacağı

beklenmeli

Talat, Denktaş'la dün kısa bir telefon görüşmesi yaptıklarını ve konuyu konuştuklarını açıkladı.

Talat, "O zaman hükümet kurma görevini aldığınızda hükümet kurma denemesi yapacak mısınız, yoksa yapmayacak mısınız" sorusu üzerine, Denktaş'ın bu nedenle görevlendirme yapmadığını, kendisinin Denktaş'a "durumun ne olacağının beklenmesi" düşüncesini aktardığını, Denktaş'ın da aynı kanaatte olduğunu söyleyip görevlendirme yapmadığını belirtti.

Zaman kaybını sineye

çekmek zorunda kalacağız

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, erken seçim dışında başka bir seçenek olmadığını, boşuna zaman kaybedildiğini söyleyerek, partiler mecliste oturup seçim tarihi kararlaştırabilirse zaman kaybından kurtulunacağını belirtti.

Partilerle ortak bir karara varmayı umduklarını dile getiren Talat, "Olmazsa zaman kaybını sineye çekmek zorunda kalacağız, hiç istemediğimiz halde" dedi.

"Erken seçim kesinleşti mi, yoksa başka formüller düşünülüyor mu?" sorusuna karşılık, başka şeylerin düşünülebileceğini, fakat kendisinin düşünmediğini söyleyen CTP-BG Genel Başkanı Talat, mevcut meclisten istikrarlı hükümet çıkamayacağını yineledi.

Kendisinin, Başsavcılık'ın "60 gün beklenmesi gerekir" görüşünün yanlış olduğunu söylemediğini, konuyla ilgili başka yorumlar da bulunduğunu dile getiren Talat, 60 gün beklenmesinin zaman kaybı olacağını vurguladı.

Her şey dürüstçe olmalı

Başka bir soruya karşılık, hükümet kurma konusunda kendisinin farklı formüller düşünmediğini, konuyla ilgili soruların formül düşünenler varsa onlara sorulması gerektiğini belirten Talat, her şeyin demokratik kurallar içerisinde, dürüstçe, etik değerlere bağlı olarak yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

KIBRIS 04/11/04

 

 

 

Rumların tanınma ısrarı

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması konusunda ısrarcı olacaklarını söyledi.

 

NTV - CNBC-E

5 Kasım 2004—  Papadopulos, Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya, o tarihe kadar tüm koşulları ve gelişmeleri yeniden değerlendirecekleri cevabını Verdi.

CNBC Europe’un Brüksel’de sorularını yanıtlayan Papadopulos, “Türkiye, AB ve Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmelidir” dedi ve bu alanda Kıbrıs’tan Türk askerlerinin çekilmesinin öncelik taşıdığını vurguladı.
       Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “Türkiye, Kıbrıs’ı tanıma konusunu görüşmeyi bile düşünmüyor” yönünde açıklaması olduğunu kaydeden Rum Lideri, “Ancak bu bizim için kesinlikle kabul edilemez bir durum. Üye bir ülke kendisini tanımayı reddeden bir ülkeyle üyelik görüşmelerine nasıl başlayabilir? Biz Türkiye’nin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda ısrarcı olacağız” dedi.
       Papadopulos, Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya kesin yanıt vermekten kaçınırken, o tarihe kadar tüm koşulları ve gelişmeleri yeniden değerlendireceklerini söyledi.
       Türkiye, 17 Aralık’ta AB’den müzakere tarihi alması için Güney Kıbrıs’la birlikte bütün üye ülkelerin onayına ihtiyaç duyuyor.

 

Güney Kıbrıs'ı çöl çekirgeleri bastı

 

Güney Kıbrıs'ın Baf ve Limasol bölgeleri, Afrika'dan geldiği tespit edilen çöl çekirgelerinin istilasını uğradı.

Rum kesiminde yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin haberine göre, İsrailli uzmanlar, Güney Kıbrıs'ı istila eden çekirge sürüsünün Afrika'dan gelen çöl çekirgeleri olduğunu açıkladı. Bir Rum yetkili ise “Bu tür çekirgelerin yüksek iştaha sahip olduklarını” söyledi.

Tel Aviv'den Güney Kıbrıs'a giden uzmanlar, pembe-kırmızı renkli çekirgeleri incelemek amacıyla dün Baf ve Limasol bölgelerini gezdi.

İsrailli uzman Dr. Airis Grinzman, Afrika'dan gelen çekirgelerin, Kıbrıs, Lübnan ve İsrail'e kadar 15 yıldan sonra ilk kez ulaştığını açıkladı. Grinzman, çekirgelerin zarar verme olasılığının yüksek olduğunu kaydetti.

Rum Tarım Dairesi Müdürü Andreas Konstantinu da çekirgelerin çok zararlı türden olduğunu belirtti.

Habere göre, çekirgelerin görüldüğü bölgeler ilaçlama uçakları tarafından havadan ilaçlandı.

 (aa)

HURRIYET 05/11/04

 

Rum kesimi: Ya bizi tanıyın ya veto ederiz

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen tanımadan 17 Aralık’ta AB’den tam üyelik görüşmeleri tarihi alamayacağını söyledi.

Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasının AB’ye yükümlülüğü olduğunu savunan Papadopulos, ‘AB’ye aday bir ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden birini tanımayı reddetmesi veya şüphelere sahip olması mümkün olabilir mi?’ diye konuştu. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu Türkiye’nin Ada’daki Türk askerini ve Türkiye kökenlileri çekme takvimi vermesini istedi.  

 

HURRIYET 05/11/04

 

Yakova'dan Türkiye'ye sekiz koşul!..


      Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Aralık Zirvesi'nde Türkiye'nin AB müzakerelerinin başlamasını veto etmemek için Ankara'ya çok sayda koşul koydu.
      Yakovu, bu koşulları Brüsel'de AB Ortak Dış ve Savunma Politikasını Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile görüşmede dile getirdi. Rum basınına göre, Yakovo'nun görüşmede Türkiye'den atmasını istediği adımlar şöyle:
      ".Rum yönetimi tanınsın, .Rum yönetimiyle gümrük birliği anlaşması imzalansın, .Türk liman ve havaalanları, Rum gemileri ve uçaklarına açılsın, .Rum kesiminin uluslararası örgütlere katılımına veto kaldırılsın, .Kıbrıs'ın ortak dış ve savunma politikasına katılımına konulan engeller kaldırılsın, .Türk askerleri adadan çekilsin." Yorgo Yakovu, görüşmede ayrıca KKTC'deki yerleşen Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ve eskiden Rumlar'a ait taşınmazlar konularına ilişkin taleplerini de Solana'ya aktardı.

MILLIYET 05/11/04

 

Belirsizlik sürüyor

Dilek ÇETEREİSİ-Hüseyin EKMEKÇİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de istifasının ardından yaşanan gelişmeler, siyasette tam bir belirsizlik ve kaosun hüküm sürdüğünü gösteriyor.

12 Aralık 2003 seçimleriyle şekillenen meclis aritmetiğine göre hükümet kurulamıyor. Hükümet oluşumuyla ilgili tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandı; deyim yerinde ise meclis tıkandı.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümet kurma çalışmalarında başarısız olup, görevi 1 Kasım'da Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etmesinden sonra bu parti de "erken seçim" söylemlerine katıldı.

Böylece tüm partiler koro halinde "erken seçim" diyor, ancak tarih konusunda da bir türlü anlaşamıyor. Siyasette yaşanan belirsizlik nedeniyle etraf, milletvekili transferleri ve ahlaksız teklif gibi dedikodu ve spekülasyonlarla çalkalanırken, halk da bu gidişattan hiç memnun değil.

Mecliste temsil edilen siyasi partiler, CTP/BG, DP, UBP, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), gelinen aşamada erken seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgularken, bu yöndeki kararın da meclisten çıkması gerektiği konusunda ortak görüş bildirmişti. Partiler, bu bağlamda temaslar yapacaklarını da belirtmişti.

Dün, meclisin 15 gün aradan sonra yaptığı toplantıda, partiler erken seçim konusunda birbirlerinin nabzını yoklamak için kulis çalışmalarına hız verdi.

Mecliste hükümetin azınlığa düşmesinden itibaren bu parlamentodan istikrarlı bir hükümet çıkamayacağını söyleyip erken seçim isteyen CTP/BG, dün UBP'nin erken seçim konusunda samimiyetini öğrenmek için bu partiye teklif götürdü.

Konuyu meclis grubunda değerlendiren CTP/BG, UBP'ye 25 Aralık'ta erken seçim önerdi; UBP ise bunu reddederek, "erken seçimi şubatta yapalım" karşı önerisini sundu.

CTP/BG ile UBP, tarih konusunda uzlaşamayınca bu girişim de başlamadan başarısızlıkla sonuçlandı.

Siyasi gözlemcilere göre, bu kaostan tek çıkış yolu olarak görülen erken seçime ya cumhurbaşkanının meclisi feshetmesiyle, ya da meclisten çıkacak bir kararla gidilecek. Fakat böyle bir kararın meclisten çıkması için şimdi de içtüzük engeli karşımıza çıkıyor. Meclis içtüzüğü, meclis 20 Eylül'de erken seçimle ilgili bir öneriyi reddettiği için aradan 90 gün geçmeden böyle bir karar almasını engelliyor. Herkes "bundan sonra ne olacak" sorusunu yöneltiyor.

Meclis toplandı, perde gerisinde erken seçim vardı

Cumhuriyet Meclisi dün 15 günlük aranın ardından yaptığı toplantıda, herkesin merak ettiği erken seçimle ilgili herhangi bir konuyu görüşmedi.

Türkiye'nin 1 Ocak 2005'te Yeni Türk Lirası'na (YTL) geçecek olmasından ve KKTC'nin de buna süratle uyum sağlaması gerektiğinden KKTC'de de Yeni Türk Lirası'na geçişle ilgili yasa tasarısı ivedilikle meclis gündemine alındı.

Meclis, mesaisini bu yasaya harcarken, milletvekilleri de kulislerde erken seçimle ilgili nabız yoklamalarını sürdürdü. Nitekim, perde gerisindeki gelişmeleri değerlendirmek üzere meclis toplantısının ardından, hem CTP/BG hem de UBP, gruplarını toplayıp, erken seçimle ilgili karşılıklı öneriler yaptılar.

CTP "25 Aralık" dedi, UBP reddetti

Fakat Cumhuriyet Meclisi'nde en çok milletvekiline sahip CTP/BG ve UBP erken seçim konusunda uzlaşma sağlayamadı. CTP/BG, erken seçim konusunda engel oluşturan meclis içtüzüğünün ilgili maddesini değiştirmek kaydıyla "25 Aralık'ta erken seçim" önerirken, UBP "Şubat ayında anlaşalım" şartını öne sürdü.

Dün, saat 14.30'a kadar süren CTP- UBP pazarlığında bir sonuca varılamadı. CTP/BG Grubu'nun desteği ile yürütülen görüşmelerde "25 Aralık" erken seçim tarihi olarak belirlendi.

Karar, UBP yönetimine aktarıldı ve "iç tüzüğü değiştirelim, 25 Aralık'ta seçim yapalım" önerisi iletildi.

UBP ise yaptığı değerlendirmenin ardından "Şubat ayında erken seçime" yeşil ışık yaktı.

Soyer: Önerdik, reddedildi

CTP- BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, ilk etapta UBP ile görüştüklerini ve 25 Aralık tarihini önerdiklerini belirtti.

UBP Genel Sekreter Yardımcısı Turgay Avcı'nın dün katıldığı bir radyo programında "UBP Aralık ayında bir seçime hazır" dediğini hatırlatan Soyer, "Biz de aralık ayını önerdik. Ancak UBP'de, 'Şubata kadar görevde kalıp yıpranın, biz de sizi dövelim' anlayışı var" dedi.

DP'nin seçim tarihiyle ilgili kararını beklediklerini belirten Soyer, bu noktadan sonra bekleme içinde olacaklarını vurguladı.

Özgürgün: 26 Aralık'ta UBP kurultayı var...

UBP Genel Sekreter Yardımcısı Hüseyin Özgürgün, partinin büyük kurultayını 26 Aralık 2004 Pazar günü toplayacağını belirterek, bu durumda CTP'nin 25 Aralık önerisine "evet" demelerinin mümkün görünmediğini söyledi.

Özgürgün, içtüzük incelendiği zaman, ocak sonu bir seçimin gündeme gelebileceğini belirterek, "Bir erken seçim önerisi ancak aralık sonu verilebilir. Bu arada tüzük değişikliği yapılırsa problem ortadan kalkabilir ama 15 gün önce, 15 gün sonra ne fark eder. Süreç zaten bizi erken seçime götürüyor" diye konuştu.

 KIBRIS 05/11/04

Papadopulos'tan Türkiye'ye tehdit

Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlama tarihiyle ilgili kararın alınacağı 17 Aralık'taki AB doruk toplantısına kadar bütün ihtimalleri açık bırakan Rum yönetiminin tavrının, "yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye tarih görmez" şeklinde olduğu bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, "Lefkoşa, Kıbrıs Vetosunun Türkiye'nin Elinde Olduğu İmasında Bulunuyor - Başkan Papadopulos Aralık Konusunda Bütün İhtimalleri Açık Bırakıyor -Tanıma, Ankara İçin Tek Yol" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, AB'nin rutin doruk toplantısına katılmak üzere önceki gün Brüksel'e giden Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Güney Kıbrıs'tan ayrılışı öncesinde yaptığı açıklamada Türk-Avrupa ilişkilerine de değindiğini yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos; Rum yönetiminin bütün gelişmeleri dikkate alacağını ve o zamana (17 Aralık) kadar üstleneceği çabanın; "Türkiye'nin yalnız Güney Kıbrıs'a değil AB'ye karşı da zorunlu yükümlülüğü olduğunu" düşündüklerini kabul ettirmek olacağını söyledi.

Papadopulos, "Türkiye'nin zorunlu yükümlülüğü" olarak gördüğü konulardan birinin; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıma konusu olduğunu ve bunun müzakerelerle doğrudan bağlantılı olduğunun açıkça anlaşılması gerektiğini öne sürerek "AB'ye aday bir ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden birini tanımayı reddetmesi veya şüphelere sahip olması mümkün olabilir mi?" diye sordu.

Gazete Papadopulos'un, Rum yönetimi eski başkanı Glafkos Klerides'in; Rum yönetiminin uluslararasındaki ve Avrupa Birliği içindeki güvenilirliğini kaybettiği şeklindeki açıklamasını yorumlamaktan kaçınarak "Klerides'in görüşlerini yorumlamıyorum. Görüşlerine her zaman saygı duyarım, ancak bunlar kendi yorumlarıdır" dediğini yazdı ve şöyle devam etti:

"Zodya (Bostancı)-Astromerit geçidi ve Türk tarafının olumsuz tavrıyla ilgili soruya muhatap olan başkan Papadopulos, Zodya konusunun aylardır tartışıldığını ve hükümetin daha fazla geçit açılmasına ilişkin önerisinin herkes tarafından bilindiğini söyledi.

Özellikle Zodya-Astromerit geçidi konusunda Kıbrıs Türk tarafının sadece kişilerin geçişi için geçit açmakta olduğunu ve bunun için Kıbrıslı Rumlara ait toprağı kullandığını, bu geçidin mayın tarlasından geçerek geçiş noktasının uzağında son bulduğunu söyledi. Papadopulos 'Bu geçit değil. Biz itiraz ederken, kendilerinin güya hazır ve istekli olduklarını göstermeye yönelik bir jesttir. Ürünlerin dolaşımı olmazken Kıbrıslı Türklerin de birincil talebi olan üreticilere kolaylık bu şekilde nasıl sağlanacak?' diye sordu.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Haris Thrasu da bu konuyla ilgili olarak; hükümetin niyetinin, barikatlarda olabildiğince fazla geçiş noktası açılması olduğunu ve işgal kuvvetlerinin, mevcut yolu kullanmak yerine çevre yolu inşa etmekteki ısrarının arkasında hangi nedenlerin gizlendiğini araştırmakta olduğunu söyledi.

Atina'da ise Türkiye'ye tarih verilmesi konusundaki tonların, Lefkoşa'nınkilerden farklı olduğu peşinen beyan edilmiştir. Hükümet sözcü vekili Vangelis Andonaros; Yunan hükümetinin Türkiye'nin AB'ye üyeliği meselesindeki tezini, ulusal çıkarlara göre kesin olarak şekillendireceğini açıkladı.

Türk Hava Kuvvetleri tarafından Yunan hava sahasında süregelen ihlallerle ilgili sorulara da muhatap olan Andonaros, 'Hükümet Türkiye'nin davranışını soğukkanlılık ve istikrarla izlemekte ve gerekli durumlarda ortaklarına ve müttefiklerine bilgi vermektedir' dedi. Andonaros; şu ana kadar hükümeti Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin tavrında değişikliğe yöneltecek olgular cereyan etmediğini de kaydetti.

Fransa'nın halen kararlaştırdığı gibi Yunanistan'ın da Türkiye'nin üyeliğini referanduma götürme olasılığı bulunup bulunmadığının sorulması üzerine; buna, zamanı geldiğinde yetkili organların karar vereceğini söyleyen sözcü vekili, Yunanistan'ın; Türkiye'de dikkate değer iç düzenlemeler yapıldığı, ancak Avrupai şekilde davranmayı ve Avrupai yükümlülüklerine saygı duymayı da öğrenmesi gerektiğini söyledi."

Mahi gazetesi, Rum yönetimi başkanının Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamayı okurlarına "Başkanın Türkiye'yle İlgili Açıklaması -Kıbrıs'ı Tanımak Zorunluluktur" başlığıyla aktardı.

Gazeteye göre Türkiye'nin, Kıbrıs konusunu ayırmak suretiyle AB'ye gönderdiği ve basında yer alan mektupla ilgili soruya muhatap olan Papadopulos, "Bu mektubun, bir yerlere gönderilmiş ise, yetkisi olmayan bir organa gönderildiğini ve hiçbir hukuki önemi bulunmadığını" iddia etti.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in, referandum öncesinde Rum tarafında rüşvet dağıtılması konusunu araştırmak üzere bir komite kurulmasına yönelik önerisi hatırlatılan Papadopulos, bu öneriyi hükümet ortaklarıyla görüşmediğini söyledi.

Papadopulos; Avrupalı yetkili Leopold Maurer'in, Yeşil Hat'tın statüsüne ilişkin tüzüğün değiştirilmeye çalışılacağına ilişkin açıklamasının sorulması üzerine; ilgili tüzüğün tartışma konusu olduğunu söyledi ve şunları söyledi:

"Biz, AB'ye olan yükümlülüğümüzü tam olarak yerine getirdik. O zamanlar, Kıbrıslı Türklerin Yeşil Hat üzerinden ticaret yapmalarının daha kolay ve daha mümkün kılınabilmesi için bir dizi öneriler ortaya koyduk. Bunlardan ikisi AB tarafından kabul edildi, diğer ikisine ise, AB tüzükleriyle çatıştığı gerekçesiyle AB tarafından itiraz edildi.

Yeşil Hat ve statüsünün tabi olacağı tüzük ve de ihracatlar konusu, ürünlere ve AB'nin yönergelerine göre değiştirilebilir. Yeşil Hat'ın kullanılmasını engelleyen Türk idaresidir. Maurer, düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıslı Türklerin Yeşil Hat'tı neden daha fazla kullanmadıklarına ilişkin bir soruya muhatap oldu ve verdiği yanıt da, 'sorun çıkaranın işgal rejimi olduğuydu'."

Haravgi gazetesi, Papadopulos'un Brüksel'e hareketi öncesinde Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamayı "Türkiye Yükümlülüklerini Yerine Getirsin -Başkan Papadopulos'tan, AB-Türkiye Üyelik Müzakerelerinin Başlamasına İlişkin Kıbrıs'ın Tavrı Konusunda Dolaylı, Ancak Net Uyarı" başlığıyla yansıttı.

Alithia gazetesi "Odak Noktasında, Türkiye'nin Avrupa Süreci -Başkan Papadopulos ve Nikos Anastasiadis, Aynı Brüksel Uçağında" başlıklı haberinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB sürecini veto etmemesi için ortaya koyduğu taleplerin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve ana muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis tarafından iki ayrı toplantı çerçevesinde Brüksel'de ortaya konulacağını bildirdi.

Gazete, önceki gün itibarıyla Brüksel'de bulunan Papadopulos'un AB'nin rutin doruk toplantısına, Anastasiadis'in de Avrupa Halk Partisi toplantısına katılacağını ve her ikisinin de Brüksel'deki temasları sırasında Türkiye'nin Avrupa süreci konusunda Güney Kıbrıs'ın özellikle, veto kullanmaması için Türkiye tarafından yerine getirilmesini istediği talepleri ortaya koyacaklarını yazdı.

Gazeteye göre Anastasiadis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la en azından Türkiye'nin Avrupa süreci ve Avrupa Halk Partisi'nin ilgileneceği diğer konularda bu kez aynı kulvarlarda olduklarını söyledi.

Katılacağı toplantıda ortaya koyacağı tezlerde, Rum yönetimi başkanıyla aralarında bir görüş birliği bulunduğunu anlatan Anastasiadis, Yunanistan başbakanı ve diğer Yunan hükümet yetkilileri dışında, büyük Avrupa partileriyle de temas etme fırsatı bulacağını ve onlara, 17 Aralık'ta alınacak, Türkiye'nin AB sürecine ilişkin doruk kararına dahil olması gerektiğini düşündüğü tezleri aktaracağını belirtti.

KIBRIS 05/11/04

Verilen sözler tutulmuyor!..’

Seçmen: ‘Verilen sözler tutulmuyor!..’ Cumhurbaşkanlığı’nda sivrilen isim: Talat

 

YeniDÜZEN’in EKART Danışmanlık ve Bilgi Pazarlama Ltd.’e yaptırdığı araştırma, dün, ülkenin gündemini oluşturdu. Bugün bir seçim yapılsa, en önemli oy kaybının “Ulusal Birlik Partisi”nde olduğunu ortaya koyan anket, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler’in “birinci parti” konumunu daha da sağlamlaştırdığını saptadı.

Ankette, “Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı görevini en iyi kimin yürüteceğine inanıyorsunuz ?” sorusunda iki isim ön plana çıktı, CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve halen Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten, Rauf R. Denktaş...

Rauf Denktaş’ın, açıkladığı gibi “seçime katılmaması” durumunda ortaya çıkan manzara, Talat’ın “ilk turdan” Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde.
Rauf Denktaş, seçimlere katılsa dahi, Mehmet Ali Talat’ın önemli oranda gerisinde kalıyor.

 

Yurttaş, AB’nin tavrından rahatsız
YeniDÜZEN’in EKART Danışmanlık ve Bilgi Pazarlama Ltd.’e yaptırdığı araştırmada ortaya çıkan gerçek, Kıbrıslı Türklerin, Avrupa Birliği’nin yaklaşımından rahatsız olduğu yönünde.
Seçmenin yüzde 64.4’ü Avrupa Birliği’nin referandum öncesinde Kıbrıslı Türklere verdikleri sözleri yerine getirmekten kaçındığını söylüyor.

 

En fazla güven askere

Seçmene, farklı kurumlara ne oranlarda güvendiğini de sorduk. Geçmiş anketlerde olduğu gibi en fazla güvenilen kurumlar “asker”  ve “polis” olurken, farklı olarak “Başbakan”a olan güven “Cumhurbaşkanı” ile “Mahkemeler”i geçti.

Seçmen, YeniDÜZEN için yapılan ankette, farklı konularda hükümete notunu da verdi.


Anket neden yapıldı?

 

YeniDüzen Gazetesinin okunurluk oranını bulmak ve okuyucu profilini belirlemek. Gazetede yer alan bölüm, köşe yazarı ve konular hakkında okuyucuların düşüncelerini almak. Siyasi gündemde yer alan Kıbrıs sorunu ve Hükümetle ilgili konularda Halkın görüş ve eğilimini tespit etmek.

 

Anket nasıl yapıldı?

 

Araştırma evrenini KKTC’deki beş seçim çevresinde kayıtlı toplam 141.520 seçmen oluşturmaktadır. Örneklemenin tespiti sırasında iller ve mahalleler bazında kümeleme metodu kullanılmıştır. Araştırma, Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele bölgelerinde ( kent ve kırsal ) ikamet eden kişilere uygulanmıştır. Araştırma beş seçim bölgesinde seçmen sayılarına göre yapılmış oranlamaya göre toplam 601 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Her ildeki örneklem sayısı yaş ve cinsiyet kotalarına bağlı kalınarak dağıtılmıştır.


 

Avrupa Birliği'nin referandum sonrası Kıbrıs Türk Toplumuna karşı tavrını açıklayan cümle sizce hangisidir  ?

 

 

Frekans

%  

 

Referandum öncesinde Kıbrıslıtürklere verdikleri sözleri
yerine getirmekten kaçınıyorlar

 

 

380

63,4  

 

 

Henüz gerçekleştiremeseler de Kıbrıslıtürklere yardım etme çabası içindeler.

 

 

177

29,5  

 

 

Fikrim yok

 

 

42

7,0  

 

 

Toplam

 

 

599

100,0  

 

 

Boş

 

 

2

   

 

 

 

 

 

601

 

 

YENIDUZEN 04/11/2004

Papadopulos,Türkiye tarih göremez

Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin başlama tarihiyle ilgili kararın alınacağı 17 Aralık’taki AB doruk toplantısına kadar bütün ihtimalleri açık bırakan Rum yönetiminin tavrının, “yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye tarih görmez” şeklinde olduğu bildirildi.

FİLELEFTHEROS “Lefkoşa, Kıbrıs Vetosunun Türkiye’nin Elinde Olduğu İmasında Bulunuyor – Başkan Papadopulos Aralık Konusunda Bütün İhtimalleri Açık Bırakıyor –Tanıma, Ankara İçin Tek Yol” başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, AB’ın rutin doruk toplantısına katılmak üzere dün Brüksel’e giden Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, Güney Kıbrıs’tan ayrılışı öncesinde yaptığı açıklamada Türk-Avrupa ilişkilerine de değindiğini yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos; Rum yönetiminin bütün gelişmeleri dikkate alacağını ve o zamana (17 Aralık) kadar üstleneceği çabanın; “Türkiye’nin yalnız Güney Kıbrıs’a değil AB’a karşı da zorunlu yükümlülüğü olduğunu” düşündüklerini kabul ettirmek olacağını söyledi.

Papadopulos, “Türkiye’nin zorunlu yükümlülüğü” olarak gördüğü konulardan birinin; “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıma konusu olduğunu ve bunun müzakerelerle doğrudan bağlantılı olduğunun açıkça anlaşılması gerektiğini öne sürerek “AB’a aday bir ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden birini tanımayı reddetmesi veya şüphelere sahip olması mümkün olabilir mi?” diye sordu.

MAHİ Rum Yönetimi Başkanı’nın Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamayı okurlarına “Başkan’ın Türkiye’yle İlgili Açıklaması –Kıbrıs’ı Tanımak Zorunluluktur” başlığıyla aktardı.

Gazeteye göre Türkiye’nin, Kıbrıs konusunu ayırmak suretiyle AB’a gönderdiği ve basında yer alan mektupla ilgili soruya muhatap olan Papadopulos, “Bu mektubun, bir yerlere gönderilmiş ise, yetkisi olmayan bir organa gönderildiğini ve hiçbir hukuki önemi bulunmadığını” iddia etti.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in; referandum öncesinde Rum tarafında rüşvet dağıtılması konusunu araştırmak üzere bir komite kurulmasına yönelik önerisi hatırlatılan Papadopulos, bu öneriyi hükümet ortaklarıyla görüşmediğini söyledi.

Papadopulos; Avrupalı yetkili Leopold Maurer’in, Yeşil Hat’ın statüsüne ilişkin tüzüğün değiştirilmeye çalışılacağına ilişkin açıklamasının sorulması üzerine; ilgili tüzüğün tartışma konusu olduğunu söyledi ve şunları söyledi:

“Biz, AB’a olan yükümlülüğümüzü tam olarak yerine getirdik. O zamanlar, Kıbrıslı Türklerin Yeşil Hat üzerinden ticaret yapmalarının daha kolay ve daha mümkün kılınabilmesi için bir dizi öneriler ortaya koyduk. Bunlardan ikisi AB tarafından kabul edildi, diğer ikisine ise, AB tüzükleriyle çatıştığı gerekçesiyle AB tarafından itiraz edildi.

Yeşil Hat ve statüsünün tabi olacağı tüzük ve de ihracatlar konusu, ürünlere ve AB’ın yönergelerine göre değiştirilebilir. Yeşil Hat’ın kullanılmasını engelleyen Türk idaresidir. Maurer düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıslı Türklerin Yeşil Hat’ı neden daha fazla kullanmadıklarına ilişkin bir soruya muhatap oldu ve verdiği yanıt da, ‘sorun çıkaranın işgal rejimi olduğuydu’.”    

HALKIN SESI 05/11/04

KKTC'de görev sırası Talat'ta

 

Denktaş, görevlendirmeyi pazartesi günü yapacak



5 Kasım, 2004 0:23:00 (TSİ) CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümeti kurma görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat'a vereceğini açıkladı.

Denktaş, İstanbul dönüşünde yaptığı açıklamada, daha önce reddedildiği için erken seçim önerisinin 60 günden önce Meclis'e getirilemediğini, dolayısıyla birinin görevlendirilmesi gerektiğin söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "görev sırası Talat'ta" dedi. Denktaş, pazartesi günü Talat'ı kabul edecek.

Eroğlu'nın görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Demokrat Parti koalisyon hükümetinin istifasının ardından, Denktaş hükümeti kurma görevini Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu'na vermiş, ancak Eroğlu siyasi partilerle görüşmelerinden sonuç alamamıştı.

·          * * * * * * * * *

Denktaş'a, 'Gömülecek toprağım yok' demişti

SİNAN TOROS İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Arafat'ın kendisine söylediği, "Benim gömülecek toprağım yok. Senin Türkiyen var" sözünü hiç unutmadığını belirterek, "Bu sözü bana çok battı" dedi. Denktaş, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, "Yıllar önce bir İslam Konferansı'nda buluştuğumuzda, 'Denktaş Bey, sen bana 'BM'de söz hakkı verildi' diye kıskanıyorsun. Şunu unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir Türkiyen var. Benim bir Türkiyem olsaydı, şimdi bu çektiklerimi çekmezdim devletin var' demişti" ifadesini kullandı.

MILLIYET 06/11/04

·          * * * * * * * *

‘Benim bir Türkiyem olmadı’

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yoğun bakımda bulunan Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın yıllar önce kendisine söylediği ‘Benim gömülecek toprağım yok. Senin Türkiyen, devletin var’ sözünü hiç unutmadığını söyledi. Dün KKTC’ye giden Denktaş, Arafat’la ilgili bir soru üzerine şu anektodu anlattı: ‘Bundan yıllar önce bir İslam Konferansı’nda buluştuğumuzda, ‘Denktaş Bey, sen bana ‘BM’de söz hakkı verildi’ diye kıskanıyorsun. Şunu unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir Türkiyen var, devletin var. Benim bir Türkiyem olmuş olsaydı, şimdi bu çektiklerimi çekmezdim’ demişti. Arafat, o zaman sürgündeydi. ‘Gömülecek toprağım yok’ sözü bana çok dokundu. Biz Kıbrıs’ta eğer aklımızı başımıza almaz, devletimizden, egemenliğimizden vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız bizim de olmayacaktır. Rumlar en başta ‘Doktor Küçük’ün gömüldüğü tepe Rum malıdır, hadi bunu buradan sökün’ diye başlayacaktır. ‘Şehitlikler Rumlar’ın tarlasına gömülmüştür, çıkarın bunları’ diye başlayacaktır. Onun için Arafat’ın sözünü ben hiç unutmuyorum. İnşallah sağlığına kavuşur. O büyük bir lider.’  

 

HURRIYET 06/11/04

“Sıra Talat beydedir”

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat’a hükümeti kurma görevini pazartesi günü vereceği bildirildi.

Cumhurbaşkanlığı’ndan alınan bilgiye göre Cumhurbaşkanı Denktaş Talat’ı pazartesi günü saat 11.00’de kabul edecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temaslarda bulunmak üzere gittiği Türkiye’den dün sabah döndü.

Denktaş, gazetecilerin hükümetin kurulmasıyla ilgili bir görevlendirme yapıp yapmayacağı şeklindeki soru üzerine, “Şimdi sayın başkandan öğrendim. Anlaşılan meclis tüzüğü gereği beklediğimiz önerge verilemedi. Dolayısıyla birini görevlendirmemiz lazım, herhalde sıra Talat beydedir” dedi. Denktaş, görevlendirme saatinin sorulması üzerine, “Duyarsınız saatini, merak etmeyin” yanıtını verdi

YENIDUZEN 06/11/04

Yatırım yap, arsayı kurtar!’

 

ANNAN PLANI’NDA KORUYUCULUK... “Annan Planı’nın koruyuculuğu mevcuttur. O da şudur; şayet böyle bir mal üzerine inkişaf yapılmışsa bunun değeri arsa kadar veya daha fazlaysa o zaman arsa değerinin Rum orijinal mal sahibine ödenmesi kaydıyla bu tasarrufu yasal olmaktadır. Eşdeğere karşılık alınan araziler üzerine yapılan inşaatlarda hukuksal bir sorun yoktur. Yeter ki eşdeğercinin güneydeki malı yerinde dursun ve değeri de kuzeydeki mal değerinden eksik olmasın.”


“ARSAYI KURTARIYORLAR” “Belki bu nedenle bir inşaat patlamasının daha da patlar hale gelmesine neden olmuştur. Çünkü elinde eşdeğer karşılığı olmadan tutuğu mallara Annan Planı’nın bu maddesine güvenerek ‘arsa boş kalıp da Rum’a gider’ düşüncesiyle üzerine biran önce bir yatırım yapıp bu arsaya sahip çıkayım endişesiyle inşaatlar başlamış ve devam etmektedir. Tabi ki bunların gerçek değerlerinden daha düşük oluşu, yabancılara da bir cazibe teşkil etmekte ve onlarında daha fazla alım yapmasına vesile olabilmektedir.”


YASALLIK TARTIŞILABİLİR...“Her devletin hakkı olduğu gibi mevcut gayrı menkullerine koçan verme hakkı da vardır. Bu çerçeveden baktığımız zaman KKTC devletinin birçok terk edilen Rum mallarına koçan vermiş olduğu görülmektedir. Bunun yasallığı veya doğru olup olmadığı tartışılabilir.”

 

ÖNLEM ALINMADI... “İnşaat patlaması kendini göstermiştir, devlet derhal çevreyi koruyucu, doğayı koruyucu, doğal hayatı koruyucu unsurları kaale alıp tedbirler almalıydı. Halbuki hiçbir önlem alınmış değildir ve eskiden kalan yani inşaatların çok az gerçekleştiği bir dönemdeki yasa ve tüzükler aynen devam ettirilmiştir.”

 

Fayka ARSEVEN

Deneyimli avukat Talat Kürşat, Kıbrıs sorununun çözümü için tüm dünyanın desteklediği ve Kıbrıslı Türklerin de onay verdiği “Annan Planı”nın, inşaat patlamasındaki etkisiyle ilgili önemli saptamalarda bulundu.

“Annan Planı’nın koruyuculuğu mevcuttur. O da şudur; şayet böyle bir mal üzerine inkişaf yapılmışsa bunun değeri arsa kadar veya daha fazlaysa o zaman arsa değerinin Rum orijinal mal sahibine ödenmesi kaydıyla bu tasarrufu yasal olmaktadır” diyen Talat Kürşat, “boş kalan arsalar Rum’a gitmesin” düşüncesi ile arsalara sahip çıkıldığına dikkat çekti.
Avukat Talat Kürşat, son zamanlarda ülkemizde yaşanan ‘inşaat patlamasının’ yasal boyutunu değerlendirerek, yapılan inşaatların yasal olduğunu ancak bunun yanında yasal olmayan müteahhitlerin türediğine dikkat çekti.

Kürşat, KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasa bile bir devlet olduğunu belirterek, bu bağlamda KKTC devletinin verdiği, koçan ve tapuların yasal olduğunu kaydetti.

Devletin, inşaatlarla ilgili yasal düzenleme yapmadığına dikkat çeken Kürşat, yapılan inşaatların da denetiminin yapılmadığını ifade etti.

 

“Rumlar da kiracı olabilir”

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerden sonra aniden patlak veren yoğun inşaatlaşmanın ekonomik yönüyle ilgili değerlendirme yapan Kürşat, inşaatlara harcanan paranın müteahhitler tarafından verilmediğini, alıcılardan talep edildiğini söyledi.

Yabancı şirketlerle, ortaklıkların söz konusu olabileceğini ifade eden Kürşat, Rum inşaat şirketleriyle böyle bir ortaklığın söz konusu olmadığını vurguladı.

Rumların kuzeyden mal satın alamayacağını dile getiren Kürşat, kapılar açıldıktan sonra  Rumların kuzeyde kalabilecekleri veya kira da oturmaları konusunda hiçbir engellin olmadığını kaydetti.

Avukat Talat Kürşat, inşaatların yasallığından, mal satım alımlarının yasallığına, tapu ve koçan işlemlerinden işçi sorunlarına kadar birçok konuda YeniDÜZEN’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

 

YeniDÜZEN: Son zamanlar da yaşanılan inşaat patlaması giderek büyüyor. Bu inşaatların birçoğunun yasal olup olmadığı merak edilirken, Rum malları üzerine yapılan inşaatların ne gibi sakıncalarının olduğu da merak konusu. Yapılan inşaatlar ne kadar yasal? Bunları satın alanların önüne ilerde sorun çıkabilir mi?

 

“Yasal kabul etmek kaçınılmazdır”

 

Talat Kürşat: “KKTC’nin devlet olduğu bir gerçektir. Her ne kadar da uluslararası alanda tanınmasa bile KKTC toprakları olarak bilinen, yönetimini elinde bulunduran bir konumdadır. Bütün mekanizmaları ile ayakta olan bir devlet yapısı vardır. Her devletin hakkı olduğu gibi mevcut gayrı menkullerine koçan verme hakkı da vardır. Bu çerçeveden baktığımız zaman KKTC devletinin, birçok terkedilen Rum mallarına koçan vermiş olduğu görülmektedir. Bunun yasallığı veya doğru olup olmadığı tartışılabilir. Belki de eşdeğerciler dışında başka kişilere koçan verilmemiş olsaydı çok daha iyi olurdu düşüncesinde olmakla birlikte bu şekilde eline koçan almış olan vatandaşlarımızın uluslararası hukukun gerektirdiği koçan sahibinin tasarruf hakları kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yani koçanı elinde bulunduran bir kişi o malı dilediği şekilde inkişaf ve tasarruf edebilir, satabilir, ipoteğe koyabilir. Bu nedenle yapılmış olan satışları yasal kabul etmek kaçınılmazdır. Satın alanlarında aynı şekilde uluslararası hukuk kurallarına göre tasarruf hakları olabileceğine göre bu mallar üzerine diledikleri ve KKTC inşaat yasalarına uygun olarak yapacakları herhangi  bir inkişafta yasal bir konum  kazanmaktadır. Dolayısıyla bu inşaatların yasal olmadığından bahsetmek kesinlikle mümkün değildir. Yeter ki bu inşaatlara gerekli inşaat ruhsatları ve izinleri  alınmış olsun.”

 

YeniDÜZEN:Devlet, inşaatların artmasından sonra tedbirler aldı mı? Yasalarda değişiklik yapma yönünde herhangi bir girişimde bulundu mu?


“Devlet yasal düzenleme yapmadı”

 

Talat Kürşat: “Madem ki bu inşaat patlaması kendini göstermiştir, devlet derhal çevreyi koruyucu, doğayı koruyucu, doğal hayatı koruyucu unsurları kaale alıp tedbirler almalıydı. Halbuki hiçbir önlem alınmış değildir ve eskiden kalan yani inşaatların çok az gerçekleştiği bir dönemdeki yasa ve tüzükler aynen devam ediyor. Görüyoruz ki birçok yerlerde sıksık ve kötü durumda doğaya, çevreye saygısızca inşaatlar gerçekleşmektedir. Bunun çaresi inşaatları durdurmak değil, çaresi devletin yasalarını ve tüzüklerini yeni baştan gözden geçirerek, inşaat patlamasını bir fırsat olarak görmeli ve ülkenin daha güzel hale gelmesi için, çevrenin ve doğanın daha güzel muhafaza edilebilmesine yönellik neler yapılabilir bakış açısıyla durumu değerlendirip, tedbirlerini ona göre almalıydı. Örneğin bir inşaat sınırdan on ayak geriye yapılıyor, bu artık yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla iki komşu binanın apartman dahi olsa birbirine azami yakınlığı 20 ayak kalmaktadır ki bu da uzaktan bakıldığında bir betonlaşma gibi bir hususu ortaya çıkarmaktadır. On ayağı niye yirmi ayağa çıkarmayalım da inşaat  bir arazi içerisinde geniş bir villa görünümü kazansın, bu yapılabilirdi yapılmadı...”

 

YeniDÜZEN:İnşaatların artmasıyla müteahhitlerde de bir artış gözlemliyoruz. Bu müteahhitlerin hepsi yasal mı? Yasal gerekçelerini yerine getirmeden kaçak olarak inşaat yapan müteahhitler var mı? Yapılan inşaatlar tam anlamıyla denetleniyor mu?

 

“Yasal olmayan müteahhitler var!”

 

Talat Kürşat:“Yasal olmayan, yasal dayanakları olmayan, izinleri olmayan müteahhitler vardır ve bunlar her tarafa inşaatlar yapmaktadırlar. Bunları denetleyen bir mekanizma var mıdır? Yoktur. Peki inşaatların kalitesini denetleyen bir mekanizma var mıdır? O da yoktur. Peki devletin görevi sadece para almak mıdır? Yani inşaat ruhsatı için bu kadar para getirin bana demek midir? bu kadar vergi, bu kadar mal alım satım vergisi, bu kadar kazanç vergisi almak mıdır? Devlet bu aldığı paraları ne yapmaktadır? Niye bu kadar boşta gezen mezun mimar mühendisler varken onları istihdam edip inşaatları denetlemekle görevlendirmiyor? Yarın Allah korusun bu inşaatlar patır patır dökülmeye başlarsa kim kime hesap verecek. Onun için devlet inşaatların yapımını durdurmak yerine kendi denetimsizliğinden korkmalıdır. Kaçak inşaatlardan ve kaçak müteahhitlerden korkmalıdır. Bunları önlediği taktirde geriye kalacak işlemler yasaldır.

 

YeniDÜZEN:İnşaat patlamasının olumsuz yönleri bir tarafa bu inşaatların yapılası ve yabancılara satılması ülkemize ne gibi avantajlar getirecektir?

 

“Onların menfaatleri bizim menfaatlerimiz”

 

Talat Kürşat: “İnşaat patlamasının şöyle avantajı vardır;ülkemize Avrupalı kişiler gelmiştir. Kendi kültürümüzden daha iyi kültüre sahip, daha gelişmiş insanlar geldikçe 30- 40 yıldır kapalı kalan toplumumuz bu insanlara bakarak, kendi kültürlerini kendi bakış açılarını dünyaya olumlu yönde değiştireceklerdir. Ayrıca dünya artık bize eskisi gibi bakamayacaktır. Çünkü kendi vatandaşları bu topraklarda yaşıyor olacaktır. Dolayısıyla  herhangi bir uzlaşma ve barış durumunda ülkemizde yaşayan bu kadar yabancı göz ardı edilemeyecek ve onların menfaatleri, bizim menfaatlerimiz yanında değerlendirilmek mecburiyeti olacaktır. Bu da bize bir artı puan kazandıracaktır.”

 

 

YeniDÜZEN:Üzerine inşaat yapılan birçok arazi Rum malıdır. Bu ileri de bir sorun oluşturmayacak mı? Annan Planı ışığında hukuksal boyutu nedir?

 

“Annan Planı ile yasaldır”

 

Talat Kürşat: “Annan Planı’na göre herhangi bir gayri menkullerin iade kapsamında yani Rumlara iade edileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hususun bundan sonra gelmesi muhtemel başka bir plan veya planlarda da değişeceğini zannetmiyorum. Annan Planı’na baktığımız zaman eşdeğer olarak dağıtılmış  olan toprakların, eşdeğerciye bırakılacağı ve iade kapsamında olmayacağı açık şekilde gösterildi. Ancak devletimiz sadece eşdeğerciye mal dağıtmış değildir. Bunun yanında birçok başka gerekçeler gösterilerek örneğin, mücahit puanı sahipleri, şehit çocukları, barış harekatına katılmış, kuzeyden gelen göçmenlere toprak dağıtmak için yani karşılığı Güney Kıbrıs’ta bulunmayan bir şekilde mallar dağıttığı ve koçan da verdiği bilinmektedir. Bu tür mallara karşı Annan Planı’nın bir şekilde koruyuculuğu mevcuttur. O da şudur; şayet böyle bir mal üzerine inkişaf yapılmışsa bunun değeri arsa kadar veya daha fazlaysa o zaman arsa değerinin Rum orijinal mal sahibine ödenmesi kaydıyla bu tasarrufu yasal olmaktadır. Eşdeğere karşılık alınan araziler üzerine yapılan inşaatlarda hukuksal bir sorun yoktur. Yeter ki eşdeğercinin güneydeki malı yerinde dursun ve değeri de kuzeydeki mal değerinden eksik olmasın. Örneğin mücahit puanları gibi gerekçelerle dağıtılan mallar üzerine yapılan yatırımlarda arsa değerini karşılaması kaydıyla ve tasarruf edenin günü geldiğinde arsa bedelini Rum’a ödemesi kaydıyla yasal hiçbir sorun şuan da gözükmemektedir.

 

YeniDÜZEN:Yani Annan Planı’nın koruyuculuğundan dolayı mı inşaat patlaması yaşanmaktadır?

 

“Arsalara sahip çıkıldı”

 

Talat Kürşat: “Belki bu nedenle bir inşaat patlamasının daha da patlar hale gelmesine neden olmuştur. Çünkü elinde eşdeğer karşılığı olmadan tutuğu mallara Annan Planı’nın bu maddesine güvenerek ‘arsa boş kalıp da Rum’a gider’ düşüncesiyle üzerine biran önce bir yatırım yapıp bu arsaya sahip çıkayım endişesiyle inşaatlar başlamış ve devam etmektedir. Tabi ki bunların gerçek değerlerinden daha düşük oluşu, yabancılara da bir cazibe teşkil etmekte ve onlarında daha fazla alım yapmasına vesile olabilmektedir.”

 

YeniDÜZEN:  Annan Planı’ndan önce ülkemizde bir ekonomik kriz vardı, ülkede para yoktu. Peki inşaatlardaki bu artış da  paraya dayanıyor. Sizce burada bir tezat yok mu? Para bu kadar kısa zamanda nereden bulundu? Yatırımlar nasıl bu kadar kısa zamanda ve bu kadar fazla yapıldı?

 

“Para satın alandan gelir”

Talat Kürşat: “Ben hukukçu olarak birçok müteahhidin satın alan yabancılarla yaptıkları mukavelelerini hazırlayan kişiyim de. Müteahhitler, kendi paralarını kullanıp inşaatları yapmamaktadırlar. Onun yerine aşama  aşama yabancı alıcının para ödemesi istenmekte ve gönderilen bu paralarla  müteahhitlerimiz inşaatları yapabilmektedirler. Bu da herhangi bir sıkıntı yaratmamakta hatta çoğu zaman yabancıların tercih ettiği bir yöntem haline gelmektedir. Çünkü örneğin İngilizler kendi ülkelerinde ve kendi yasalarına göre bir evin bitiminden sonra satış muamelesi yapabilmekte ve tüm satış bedelini de bir defada ödemesi istenmektedir. Bu durumda finans kuruluşları devreye girmekte ve gereken parasal kaynağı satın alana  yaratmakta veya müteahhitlere sağlayabilmektedir. Kendi ülkemizde bu finansal olay çok mümkün olmadığından yabancılar da müteahhitleri tanımadığından güvenip de tüm parayı peşin ödemeleri istenememekte. Halbuki aşama aşama ve inşaatın gidişine göre para ödemeleri hem yabancı alıcının bütçesini sarsmamakta hem de parasının gerçekten satın almakta olduğu inşaata gidip gitmediğini kontrol edebilmektedir. Böylece daha huzurlu bir şekilde hayatına devam edebilmektedir.”

 

YeniDÜZEN:Kapılar açıldıktan sonra Rumların kuzeyde kalmalarında herhangi bir sorun yok. Peki Rumlar kuzeyde ev kiralayabiliyor mu, kiracı olabiliyor mu? Bu konu da yasal bir sorun var mı?

 

“Yasal sakınca yok!”

 

Talat Kürşat: “Bu konuda bir yasal boşluk vardır. Herhangi bir Rumla herhangi bir şekilde bir işbirliğine giren bir Kıbrıslı vatan hainliği ile suçlanabilirdi. Ancak bu konuda yasal bir mevzuat sözkonusu değildi. Bugün kapıların açılmasıyla birçok Rum’un buraya gelip günü veya günlerini geçirebileceği gerçeği karşısında bir yazlık kiralama veya bir otelde konaklamaması için yasal bir sakınca görülmemektedir. Dolayısıyla bunlar yapılabilir. Ancak tabi ki mal alım satımları izne bağlı olduğu için pek mümkün olmaz.”

 

YeniDÜZEN: Bir Rum’un 1974 öncesinde kuzeyde kalan tapu ve koçanlarını Rumlar veya Kıbrıslıtürk avukatlar kuzeydeki tapu dairelerinden  alamıyor, araştırma yapamıyor gibi sorunların olduğu söyleniyor. Bu konu nedir, yani gerçekten bu tapu ve koçanları alamıyor musunuz?

 

“Devletten büyük ayıp!..”

Talat Kürşat: “Biz sürekli olarak Rumları suçluyoruz ve Türklere yardımcı olunmadığını, tapu dairelerinde zorluklar çıkardıklarını, gerekenleri yapmadıklarını iddia ediyoruz. Ancak yine de gördüğüm kadarıyla her isteyen Rum tapu dairesine gidip, bir araştırma belgesi isteyebileceği gibi, ataları ölmüşse de terekelerini de Rum mahkemelerinde yapabiliyorlar. Ama kendi ülkemize baktığımız zaman bizim hiç ama hiç Rumlara yardımcı olmadığımız gözlerden kaçmamaktadır. Örneğin kendim bir Kıbrıslı Rum’un talebi üzerine Mağusa’nın Rum tarafında kalan bir bölgesinde bulunan bir malının koçanlarının Mağusa Tapu Dairesi’nde olması nedeniyle yazıhanem aracılığıyla bir araştırma belgesi alıp mal sahibi olduğunu kanıtlamaya çalıştım. Ancak Mağusa Tapu Dairesi bana Mal Komisyonu Başkanı Salih Dayıoğlu’ndan talimat gelmediği sürece bu araştırma belgesinin verilemeyeceğini söylemiştir. Bunun yanında bugün herhangi bir avukat herhangi bir tapu dairesine gidip bir malın 74 öncesi mülkiyet durumunu, tarihçesini sorması halinde hemen ret cevabı almakta ve böyle bir araştırma belgesinin verilemeyeceği kendisine söylenmektedir. Bunun da amacı ilgili malın 74 öncesi Rum malı olması halinde bu hususu gizleyebilmek, saklayabilmek veya inkar etmek anlamına gelir ki devletimizin bu yaptığından daha büyük bir ayıp olamaz.”

 

YeniDÜZEN: Diğer bir sorun ise inşaatların artmasıyla ülkemize çok sayıda işçi geldi. Bunların yaşam koşulları, sizce yeterli mi? Çevre veya sağlık yönünden sakıncaları yok mu? Ne gibi tedbirler alınmalı?

 

“Ölümcül hastalıklar...”

 

Talat Kürşat: “Ülkemizde iş gücünü oluşturan kesimle ilgili İçişleri Bakanlığı’nın bazı açıklamaları olmuştu. Bu işgücünü oluşturan kişilerin çalışma izinleri, sağlık koşulları altında çalışmaları ve ikamet etmeleri gibi bazı hususlara değinilmiştir. Bunlara yüzde yüz katılırım. Bütün müteahhitlerin buna riayet etmeleri gerekmektedir. Çünkü o kadar sağlıksız koşullarda bu insanlar çalıştırılmakta ve çalışmaları boyunca ikamet ettikleri sağlıksız yerler sağlanmaktadır ki büyük hasatlıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Biliyoruz ki hemen hemen bütün hastalıklar pislikten ve bu pisliği etrafa yayayan haşerelerden, sivrisineklerden yayılmaktadır. Konuştuğum birkaç doktor bana bu işin ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu kaç kişinin ısıran sinekler yüzünden ölümcül tehlikelerle karşılaştığını anlatmışlardır. Bu gerçekten dikkat edilmesi gereken önemli husustur. Bazı müteahhitlerin buna riayet ettiklerini ve sağlıklı ortam yaratmaya özen gösterdiklerini de görmekteyiz. Ancak devletimizin kontrol mekanizması içinde bu hususlara gerekli önemi vermesi düşüncesindeyim.”  

 YENIDUZEN 05/11/04

 

2'nci "azınlık" dönemi

TARİH YENİDEN YAŞANIYOR... Ülkemiz 1981 yılında da 4 aylık bir süre azınlık hükümeti ile yönetildi. 2. Mustafa Çağatay hükümeti ilk azınlık hükümeti olarak 4 Ağustos 1981'de göreve başladı. Ancak aradan geçen 4 ayda UBP'ye karşı ortak hareket etme kararı alan muhalefet partileri, 7 Aralık'ta oylanan güvensizlik önergesi ile hükümeti düşürdü

YİNE UBP'Yİ İSTEMEMİŞLERDİ... O günlerde UBP'nin çeşitli partilerle sürdürdüğü koalisyon çabaları sonuç vermeyince ve muhalefet partileri de bir araya gelemeyince ülke uzun süre hükümetsiz kaldı. 98 gün süren hükümetsizliğin ardından tekrar Mustafa Çağatay başkanlığında, UBP, DHP, TBP ve 1 bağımsız milletvekili desteğiyle Kıbrıs Türk siyasi tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümet 4'lü koalisyon olarak da tarihe geçti

GÜNÜMÜZDE DURUM NE?... 24 Nisan referandumundan iki gün sonra Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in partileri DP'den istifasıyla 13 Ocak'ta işbaşına gelen CTP/BG-DP koalisyonu, 3.5 ay sonra mecliste azınlığa düştü. 26 milletvekili ile kurulan ve "ip üstünde" olan hükümete, ikinci darbe de Nuri Çevikel'in CTP/BG'den istifasıyla geldi. Mecliste 23 sandalyeye düşen hükümet, mecliste çoğunluğu sağlamak için önce 3'lü, ardından 5'li koalisyon arayışları yaptı ancak başarılı olamadı. Hükümet, 2004 bütçesini geçiremeyeceğini anlayınca 20 Ekim'de istifa etti; fakat yenisi de kurulamıyor. Ülke sürüklene sürüklene seçime gidiyor

Dilek ÇETEREİSİ

Ülkemiz istifa etmiş azınlık hükümeti ile sürüklene sürüklene seçime giderken, toplumumuz bu duruma hiç de yabancı değil.

Ülke yaklaşık 6.5 aydır mecliste azınlığa düşen ve 20 Ekim'de istifa eden Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG)-Demokrat Parti(DP) koalisyon hükümeti ile yönetiliyor. Tıpkı 23 yıl önce olduğu gibi.

28 Haziran 1981 seçimlerinden sonra da UBP'li 2. Mustafa Çağatay hükümeti, Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin(TKP) verdiği güvensizlik önergesi ile 4 Ağustos 1981'de ilk "azınlık hükümeti" olarak tarihe geçti ve ülke 4 ay azınlık hükümeti ile yönetildi.

Yine o yıllarda hiçbir parti Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile koalisyona girmemiş ve ülke 98 gün hükümetsiz kalmıştı.

Günümüzde ise 6.5 aydır işbaşında olan CTP-DP azınlık hükümetinin olası bir erken seçime kadar görevde kalması bekleniyor.

 

Erken seçim kilitlendi, tek yol içtüzüğü değiştirtmek...

Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de istifasıyla ülke gündemine oturan erken seçim, tarih konusunda kilitlendi. Meclisteki tüm partiler "erken seçim" diyor ancak tarih konusunda da anlaşamıyor.

Siyasi gözlemcilere göre, erken seçim konusunda öyle bir kördüğüm yaşanıyor ki, partiler isteseler de meclisten erken seçim kararı alamıyor. Zaten erken seçime pek de sıcak bakmayan muhalefet partileri, meclis içtüzüğünün engeli karşısında neredeyse rahat bir nefes almış durumda.

Aynı çevreler, aslında tüm partiler erken seçim konusunda samimi olsalar, meclis içtüzüğünü değiştirip cumhurbaşkanının parlamentoyu feshetmesine fırsat vermeden meclisten seçim kararı alabilirler.

Nitekim daha 2 gün önce 4 Kasım'da CTP, UBP'ye "içtüzüğü değiştirip 26 Aralık'ta erken seçim yapalım" önerisi götürdü. Fakat UBP, partisinin 26 Aralık'ta yapılacak büyük kurultayını gerekçe göstererek bu öneriyi reddetti ve "şubat sonunda seçime gidelim" deyince sonuç alınamadı.

Bu durumda gerek cumhurbaşkanının çağrısıyla, gerek meclis kararıyla aralık ortalarından önce seçim için karar alınamayacağı ve erken seçimin de en erken şubat ortalarında yapılabileceği ortaya çıktı.

Muhalefetin isteksizliği yetmezmiş gibi ortaya çıkan meclis içtüzüğü engeli nedeniyle meclise 21 Aralık'tan önce önerge de sunulamıyor.

İçtüzüğün 88'inci maddesi uyarınca son erken seçim önergesinin reddedilmesinin ardından 90 gün geçmeden meclise yeni bir önerge verilemiyor. Koalisyon hükümeti, 20 Eylül'de meclise erken seçim önergesi verip reddedildiği için yeni bir önerge için 90 günü, yani 21 Aralık'ı beklemek gerekiyor.

Yaşanan kördüğümden tek çıkış yolu, meclis içtüzüğünün süratle değiştirilmesinden geçiyor ancak muhalefetin buna yanaşmadığı anlaşılıyor.

İlk azınlık, ilk koalisyon

Siyasi arenada yaşanan bu belirsizliğe vatandaşların tepkisi giderek büyürken, ülkemizin benzeri bir durumu yıllar önce de yaşadığı, kısa bir araştırma ile ortaya çıktı.

28 Haziran 1981 seçimleri sonucunda yine hiçbir parti, tek başına iktidar olmasına yetecek sayıyı yakalayamamıştı. Bu seçimin sonucunda UBP 18, TKP 1, CTP 6, Demokratik Halk Partisi (DHP) 2 ve Türk Birliği Partisi (TBP) 1 milletvekilliği kazanmıştı.

Meclis aritmetiği hiçbir partinin tek başına iktidar olmasına yetmemesine rağmen Mustafa Çağatay, Devlet Başkanı Rauf Denktaş'tan aldığı görevle hükümeti kurmuştu. Güvenoyu yerine güvensizlik oylamasının geçerli olduğu bu dönemde TKP'nin verdiği güvensizlik önergesi, DHP'nin çekimser kalması nedeniyle kabul edilmeyince 2. Mustafa Çağatay hükümeti ilk azınlık hükümeti olarak 4 Ağustos 1981'de göreve başladı. Ancak aradan geçen 4 ayda UBP'ye karşı ortak hareket etme kararı alan muhalefet partileri, 7 Aralık'ta oylanan güvensizlik önergesi ile hükümeti düşürdü.

Bu gelişmeden sonra UBP'nin çeşitli partilerle sürdürdüğü koalisyon çabaları sonuç vermeyince ve muhalefet partileri de bir araya gelemeyince ülke uzun süre hükümetsiz kaldı. 98 gün süren hükümetsizliğin ardından tekrar Mustafa Çağatay başkanlığında, UBP, DHP, TBP ve 1 bağımsız milletvekili desteğiyle Kıbrıs Türk siyasi tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümet 4'lü koalisyon olarak da tarihe geçti.

15 Mart 1982'de kurulan bu hükümet, KKTC'nin kurulduğu 15 Kasım 1983'e kadar uyumlu bir şekilde çalıştıktan sonra kurucu meclisin oluşmasıyla 29 Kasım 1983'te görevi yeni hükümete devretti.

23 yıl aradan sonra yeniden azınlık hükümeti

Azınlık hükümetiyle ilk kez 23 yıl önce 1981'de tanışan ülkemiz, bugünlerde tarihi yeniden yaşıyor.

Kıbrıs'ta çözüm ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğini yakalamak için büyük mücadeleler veren Kıbrıs Türkü, 12 Aralık 2003 seçimlerinde sandıktan çok kritik bir tablo çıkardı. Sandıktan çıkan 25-25'lik tablo, tam da referandum öncesi büyük bir sıkıntı yaratmıştı. Aslında günümüzde yaşanan bu sıkıntılar, 12 Aralık seçim sonuçlarından kaynaklanıyor.

Yapılan temasların ardından 13 Ocak'ta "toplumsal uzlaşı ve çözüm hükümeti" sloganıyla kurulan CTP/BG hükümeti, salt çoğunluğa, yani 26 sayısına dayalı "ip üstünde" bir koalisyon olarak göreve başladı.

Toplumu referandum sürecine taşıyan bu hükümet, tam da 24 Nisan 2004'te Kıbrıs Türkü'nün Annan Planı'na yüzde 65 oranında "evet" diyen iradesinden iki gün sonra azınlığa düştü.

26 Nisan'da Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in "biz çözümcü ve AB'ciyiz" diyerek partileri DP'den istifasıyla CTP/BG-DP koalisyonu 3.5 ay sonra mecliste 24 sandalye ile azınlık oldu.

Hükümete ikinci darbe de mayıs ayında Nuri Çevikel'in CTP/BG'den istifasıyla geldi. Mecliste 23 sandalyeye düşen hükümet için de sıkıntılı günler başladı.

3'lü koalisyon arayışları...

Hükümet, mecliste çoğunluğu sağlamak için önce 3'lü, ardından 5'li koalisyon arayışları yaptı.

23 sandalyeye sahip CTP/BG-DP koalisyonu ilk arayışını mecliste 4 sandalyesi bulunan BDH ile yaptı.

3'lü koalisyon arayışları 30 Haziran 2004'e kadar sürdü ve bu konuda iplerin koptuğu, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'dan geldi, Akıncı CTP'yi sert bir dille eleştirerek DP'yle paylaştığı yetkileri BDH'yla paylaşmak istememekle suçladı.

"Sırtımızdaki çakılarla yaşamak istemiyoruz" diyen CTP de sürekli savunduğu erken seçim için meclise 5 Temmuz'da erken seçim önergesi sundu. CTP, bu önerge ile erken seçimin 26 Eylül Pazar günü yapılmasını öneriyordu. Ancak CTP, 7 Temmuz'da, meclise 5 Temmuz'da sunduğu erken seçimle ilgili yasa tasarısını geri çekerek, yerine karar tasarısı sundu. Karar tasarısında 26 Eylül ifadesi de çıkarıldı.

CTP'nin sunduğu erken seçim önerisi 14 Temmuz'da Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde reddedildi. Bu öneriye küçük ortak DP de "CTP bize danışmadan bu öneriyi verdi" gerekçesiyle ret oyu verdi.

UBP'nin güvensizlik önergesi reddedildi

UBP de 15 Temmuz'da meclise hükümete karşı güvensizlik önergesi verdi. Güvensizlik önergesi 17 Temmuz'da mecliste oylanarak 25 "evet", 25 "hayır" oyuyla reddedildi. Güvensizlik önergesi için yapılan oylamada CTP'den 18, DP'den 5, TKP'den 1 ve BKP'den de 1 milletvekili "hayır" oyu verirken, UBP'den 18, BDH'dan 4 ve YP'den 1 milletvekili ile dönemin bağımsız 2 milletvekili "evet" dedi.

Meclis, üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 26'ya ulaşamadığı için güvensizlik önergesi reddedilmiş sayıldı.

Bu gelişmenin ardından azınlığa düşen hükümet, yola devam etti.

Ancak CTP'nin komitede reddedilen 26 Eylül'de erken seçim önerisi, bu kez 19 Temmuz'da genel kurula geldi. Mecliste yapılan 26 Eylül'de erken seçim önerisine, CTP, BDH ve TKP olumlu oy verirken, UBP, DP, YP, BKP ve 2 bağımsız milletvekili olumsuz oy kullandı ve CTP'nin erken seçim önerisi genel kurulda da reddedildi.

Daha sonra meclisteki 7 siyasi partinin liderleri, erken seçim konusunda uzlaşmak için bir araya gelse de bunda başarılı olamadı.

DP genel başkanı ve başbakan yardımcısı, mecliste çoğunluğu sağlamak için yaptığı uğraşlardan sonuç alamayınca "seçimin yolunu açacağız" diyerek erken seçimi işaret etti.

Bakanlar Kurulu 28 Temmuz'da yaptığı toplantıda, diğer partilere de sorulması kaydıyla 6 Kasım'da erken seçim yapılmasına karar verdi. Fakat meclis komitesine gelen 6 Kasım'da seçim önerisi, UBP, BDH ve BKP'nin oylarıyla yeniden reddedildi.

Diğer cephede neler oldu?

Referandumun ardından süratle şekil değiştiren siyasette gelişmeler de birbirini izliyordu.

Mecliste TKP-BÖİ (Birleşik Özgürlük İttifakı) ittifakı kurulmuştu.

24 Mayıs'ta oluşturulan TKP- BÖİ ittifakı mecliste 4 milletvekili ile temsil ediliyordu.

Seçime BDH çatısı altında giren Hüseyin Angolemli ile İzzet İzcan, daha sonra partilerine geri dönmüştü. Hüseyin Angolemli TKP genel başkanı olurken, İzzet İzcan da Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) genel sekreterliğine getirilmişti.

İttifakın Özgür Düşünce Hareketi kanadında da DP'den kopan Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel vardı.

DP'den istifa eden eski genel başkan Salih Coşar da boş durmamış ve Özgür Düşünce Hareketi'ni kısa sürede partiye dönüştürdü. Özgür Düşünce Partisi (ÖDP) 20 Ağustos 2004'te kurulurken, mecliste de 2 sandalye ile temsil edilmeye başladı.

Hükümet arayışlarında yeni bir alternatif anlayışıyla oluşturulan TKP-BÖİ ittifakının ömrü uzun olmadı. Olası hükümet formüllerinde yer bulamayan ittifaktan ilk kopan eski DP'li Ahmet Kaşif oldu. Ahmet Kaşif, sürpriz bir transferle 22 Eylül'de UBP saflarına katıldı.

"Aylar önce verdiğim bir karardı" diyerek UBP'ye katılan Kaşif'in transferiyle meclis aritmetiği de yeniden değişti. 18 sandalyeye sahip UBP, Kaşif'in katılımıyla 19 sandalyeye ulaştı.

ÖDP'nin meclisteki sandalyesi de 1'e düştü

CTP-DP-BDH'nın ikinci denemesi...

Hükümet azınlığa düştüğü için 2004 bütçesini de meclisten geçirememişti. Bu yüzden yeniden çoğunluk aramaya başladı ve BDH ile ikinci denemeye girdi.

CTP, DP ve BDH liderlerinin önceleri birbirlerinin nabzını yokladı, sonra resmi görüşmeler yaptı. Fakat 13 Ekim'de DP, BDH'ya "kırmızı kart" gösterdi.

DP parti meclisi, BDH'nın hükümette yer almasına "hayır" dedi

5'li arayışlar

CTP bu kez yeni bir formül arayışına girdi. CTP-DP-TKP-BKP-ÖDP koalisyonu için 1 gün sonra 14 Ekim'de çalışmalar başladı.

Fakat çok sürmeden 5 gün sonra 5'li koalisyon arayışlarında da ipler koptu. Böyle bir hükümete de karşı çıkan DP'nin genel başkanı Serdar Denktaş, "5 partili, 26 milletvekili destekli bir hükümet icraat yapamaz. Seçim hükümeti kuralım" deyince, 5'li koalisyon da suya düştü.

Aynı gece toplanan CTP MYK, 1 gün sonra 20 Ekim'de başlayacak bütçe görüşmelerini beklemeden hükümetin istifa etmesini kararlaştırdı.

20 Ekim'de istifa

CTP/BG-DP azınlık hükümeti, 20 Ekim'de istifasını Cumhurbaşkanı Denktaş'a sundu. Hükümetin istifasıyla belirsiz süreç start aldı.

Denktaş, 21 Ekim'de hükümeti kurmak için UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu görevlendirdi. Fakat matematiksel olarak hükümeti kurmak için yeterli sandalyeye sahip tüm partiler kapılarını UBP'ye kapattı. Anahtar parti konumundaki DP de UBP'ye "hayır" deyince, Eroğlu, 27 Ekim'de "havlu attı".

Eroğlu, hükümeti kurmak için anayasal süreç olan 15 günü beklemeden 1 Kasım'da görevi cumhurbaşkanına iade etti. Eroğlu da bundan sonra erken seçim söylemlerine başladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, hâlâ görevlendirmeyi bekletiyor.

Denktaş'ın 8 Kasım Pazartesi günü yeni hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a vermesi bekleniyor. Talat'ın da görevi alması halinde hükümet kurmasına ihtimal verilmiyor.

KIBRIS 06/11/04

Hükümeti kurma görevi pazartesi Talat'a verilecek

PAZARTESİ SAAT 11.00'DE BULUŞUYORLAR... Cumhurbaşkanı Denktaş'ın CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a hükümeti kurma görevini pazartesi günü vereceği bildirildi. Cumhurbaşkanı Denktaş, Talat'ı pazartesi günü saat 11.00'de kabul edecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a hükümeti kurma görevini pazartesi günü vereceği bildirildi.

TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı'ndan aldığı bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Denktaş, Talat'ı pazartesi günü saat 11.00'de kabul edecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temaslarda bulunmak üzere gittiği Türkiye'den dün sabah döndü.

Denktaş, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a vereceğini söyledi.

Denktaş'ı havaalanında, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, Türkiye'nin Lefkoşa büyükelçisi Hayati Güven, GKK Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, eski dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanlığı danışmanı Taner Etkin, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Zeki Gazioğlu karşıladı.

Havaalanında yaptığı açıklamada temaslarıyla ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanı Denktaş, Mimar Sinan Üniversitesi'nin daveti üzerine İstanbul'a gittiğini ve konferans verdiğini, büyük ilgi olduğunu, Kıbrıs gazilerinin de toplantıya katıldığını kaydetti.

Türkiye'de, Kıbrıs konusunda endişe olduğunu belirten Denktaş, Rum hükümetinin hiçbir zaman "Kıbrıs hükümeti" olmadığını, olamayacağını anlattığını ifade etti.

Cumhuriyet gazetesiyle de bir saat görüştüğünü ve Kıbrıs konusunun geldiği noktayla ilgili soruları yanıtladığını ifade eden Denktaş, hükümet konusunda ilgi olduğunu, "hükümet kurulamazsa Kıbrıs meselesi bu yüzden gider" gibi bir düşünce olduğunu, bunun böyle olmadığının altını çizdiğini söyledi.

Kıbrıs'ın Türkiye'nin milli davası olduğunu ve Türkiye vazgeçmedikçe Kıbrıs'ı kimsenin kaybetmeyeceğini vurgulayan Denktaş, Türkiye'yle işbirliği halinde bu davayı devam ettirmenin esas görevleri olduğunu ifade etti.

Kıbrıs Türk Kültür Derneği'nde de kalabalık bir toplantıya katıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, gazilerin buraya da geldiğini kaydederek, "Fedakarlıklarının boşa gitmesi karşısında duydukları öfkeyi ve üzüntüyü belirttiler" dedi.

Yararlı bir temas yaptığını kaydeden Denktaş, görevlerinin Kıbrıs meselesini anlatmak ve Rumlar tarafından uğradıkları ihaneti dünyaya duyurmak olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumları, geçmişi cinayetlerle dolu bir hükümeti, ABD ve diğerlerinin niye 40 yıldır "meşru hükümet" diye başlarına diktiklerini anlatmanın görevleri olduğunu, bunu yapıp geldiklerini söyledi.

Hükümet

Denktaş, hükümetin kurulmasıyla ilgili bir görevlendirme yapıp yapmayacağı şeklindeki soru üzerine, "Şimdi sayın başkandan öğrendim. Anlaşılan meclis tüzüğü gereği beklediğimiz önerge verilemedi. Dolayısıyla birini görevlendirmemiz lazım, herhalde sıra Talat Bey'dedir" dedi. Denktaş, görevlendirme saatinin sorulması üzerine, "Duyarsınız saatini, merak etmeyin" yanıtını verdi.

Makedonya Cumhuriyeti ve KKTC

Bu arada Denktaş, ABD'nin Yunanistan'ın tepkilerine rağmen Makedonya Cumhuriyeti'ni tanıdığını belirterek, KKTC'nin de tanınıp tanınamayacağı konusundaki yorumunu sorması üzerine, "Evvela biz tanıyalım ve tanımaktan vazgeçmeyeceğimizi dünyaya ses birliğiyle duyuralım" diye konuştu. Denktaş, sağlam durulması ve sabredilmesi, özellikle gençlere telkin edilmesi gerektiğini söyledi, sabredilmesi halinde tanınmanın olacağını vurguladı.

Arafat'ın durumu

Arafat'ın durumuna değinen Denktaş, geçmişteki bir görüşmesi sırasında yaptıkları sohbette kendisine "Benim gömülecek toprağım yok, sizin Türkiye'nin tanıdığı bir devletiniz var, benim Türkiye gibi bir desteğim olsaydı şimdi bu durumda olmazdım" dediğini ve devlet olmak için yaptıkları fedakarlıkları anlattığını belirtti.

Denktaş, Arafat'ın evinden çıkıp tedavi olma imkanı bulamadığını, tedavi görebilseydi bu kritik duruma düşmemiş olacağını, onun hürriyet davasında tarihe geçtiğini kaydederek, sağlığına kavuşmasını diledi. Denktaş, "Arafat bizim gördüğümüz saadeti görememiştir" dedi. Devleti kurduklarını, ancak sanki kurulmamış gibi müzakerelere davet edildiklerini ifade eden Denktaş, "Kabul edilmemek, tanınmamanız kaydıyla size yardım ederiz" denildiğini, ancak onlara "başınıza çalınız" denilemediğini söyledi.

Annan Planı neticesinde Türk askeri gitmiş olsa "Dr. Küçük'ün yattığı yer ve şehitlikler Rum tarlasıydı, alın onları oradan" denileceğini kaydeden Denktaş, "Artık aklımızı başımıza alalım" dedi.

KIBRIS 06/11/04

 

Müzakereler başlamalı, ama çözüm Kıbrıslıların elinde değil"

LİDERLER ÇÖZÜME ULAŞAMIYOR... Görüş bildiren Kıbrıslı Rumların çoğu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için iki liderin yeniden bir araya gelerek, görüşmeler yapmasını arzu ettiklerini söyledi. Ancak, iki liderin yapacağı görüşmelerden olumlu bir sonuç alınacağından umutsuz olan Rumlar, liderlerin uzun bir süreden beri görüşmeler yaptıklarına ve çözüme ulaşamadıklarına işaret etti. Birçok Rum, "Papadopulos ile Talat bir araya gelip görüşmelere başlasalar bile bir sonuç elde edeceklerine inanmıyorum" diye konuştu

ÇÖZÜM BİZİM ELİMİZDE DEĞİL... Liderlerin müzakerelerle olumlu bir sonuç elde etmelerinden önemli bir beklentisi olmayan Rumlar, Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Kıbrıslıların elinde olmadığını, dış faktörlere bağlı olduğunu söylediler. Kıbrıs sorununun, Amerika ve Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda şekillendiğini belirten Rumlar, Türkiye'nin ve özellikle Amerika'nın çözüm istememesi halinde Kıbrıs'ta çözüm ihtimalinin az olduğunu vurguladı

Anıl IŞIK

24 Nisan referandumlarının ardından derin dondurucuya konulan Kıbrıs sorunu, adada tarafların ve uluslararası topluluğun müzakere sürecinin yeniden başlaması için ortaya koyacağı çözüm inisiyatifiyle canlanmayı bekliyor.

İki liderin Annan Planı zemininde uzun süren görüşmeler sonucunda bir mutabakata varmadan referanduma gidilmesinin ardından Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun "hayır" Kıbrıslı Türklerin ise "evet" demesiyle çözüm girişimleri sonuçsuz kalmıştı.

KIBRIS, referandumların ardından Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için görüşmelerinin başlamasıyla ilgili görüşlerini aldı.

Kıbrıslı Rumların çoğu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için iki liderin yeniden bir araya gelerek, görüşmeler yapmasını arzu ettiklerini belirtti. Ancak Rumlar, iki liderin yapacağı görüşmelerden olumlu sonuç alınacağından umutsuz.

Rum, Türk, Maronit ve Ermeni olmak üzere tüm Kıbrıslılar için iyi olacak bir çözüm bulunmasını istediklerini belirten Rumlar, müzakerelerden çözüm yönünde olumlu bir netice alınması için liderlerin samimi bir niyet ortaya koyması gerektiğini belirtti.

Görüşmelerin zemininin Annan Planı olması gerektiği hususunda hem fikir olan Rumların çoğu, Annan Planı'nın şu andaki şekliyle kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Rumlar, planda, güvenlik, "yerleşikler" ve göçmenlerle ilgili konularda tadilat yapılmasının şart olduğunu kaydetti.

Görüş beyan eden Rumların bazıları ise, Kıbrıs sorununun çözümün ne Rum ne Türk tarafının tutumuna bağlı olduğunu, sorunun Türkiye ve Amerika'nın çıkarları doğrultusunda şekillendiğini, çözümün bu iki dış faktöre bağlı olduğunu vurguladı.

Görüşlerini bildiren Kıbrıslı Rumlar şöyle konuştu:

Stelios Straliunou:

"İki liderin yeniden bir araya gelerek Kıbrıs sorununa tüm Kıbrıslılar; Rumlar, Türkler, Maronitler ve Ermeniler için iyi olacak bir çözüm bulunmasını istiyoruz. Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasını ve adanın bölünmüş kalmasını istemiyoruz. Görüşmelerin en kısa sürede başlamasını ve çözüm için ortaya samimi bir niyet ve istek konulmasını istiyoruz. Güneyden kuzeye giderken pasaport göstermek istemiyoruz. Türk yerleşiklerin de Ankara'ya ya da İstanbul'a geri dönmesini istiyoruz."

Andreas Nikolous:

"İki lider yeniden müzakerelere başlamalı. Talat, müzakerelerin başlaması için Papadopulos'un adım atmasını beklediğini söyledi, ancak Rum tarafının yeni önerileri zaten masada... Talat görüşmelerin başlaması için ne bekliyor, ne istiyor? Muhalefetteki partiler, hükümeti kesin bir politikası olmadığı gerekçesiyle eleştiriyor, ancak hükümetin politikası belli ve bunlar ortada... Kıbrıs sorununa Annan Planı'nın bu şekliyle çözüm bulunması mümkün değil. Kıbrıslıların adada yeniden birlikte yaşamasını istiyorum. Dış güçlerin ve askerlerin bulunmadığı bir adada..."

Litsa Panayi:

"Tabii ki görüşmelerin yeniden başladığını görmek istiyorum. Kıbrıslı Rumların çoğunluğu referandumda Annan Planı'nı bu şekliyle kabul etmedi. Planda, Kıbrıslı Rumların endişelerine yanıt verecek birtakım değişiklikler yapılmalı. Türkiye'den gelenler geri dönmeli, göçmenler evlerine geri dönmeli ve güvenlikle ilgili değişiklikler yapılmalı. İki lider de görüşmelerde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için çalışıyorlar, ancak maalesef çözüm üzerinde mutabakata varamıyorlar. Kıbrıs, iki tarafta yaşayan Kıbrıslılara ait ve bunun için en kısa sürede soruna çözüm bulunmalı."

Laura Agapiou:

"Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için görüşmelerin başlayıp başlamaması beni ilgilendirmiyor.

Bugüne kadar sadece güneyde yaşadım ve kuzeye hiç geçmedim. Kıbrıslı Türklerle de karşılaşmadım, nasıl insanlar oldukları hakkında bir bilgim yok. Kuzeyi görme isteğim ve merakım hiç olmadı. Bu nedenle görüşmelerin başlaması umurumda değil. Papadopulos ve Talat, bir araya gelip görüşmelere başlasalar bile bir sonuç elde edeceklerine inanmıyorum, çünkü Türkiye adada gerçekten bir çözüm olmasını istemiyor"

Christina Antouniou:

"Kıbrıs sorununa çözüm bulunarak Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların yeniden bir arada yaşamasını istiyorum. Ama Papadopulos ile Talat'ın müzakereler yaparak çözüm bulacaklarına inanmıyorum. Bu nedenle görüşmeler beni pek ilgilendirmiyor. Kıbrıslı Türklerin neye benzediklerini bilmiyorum, daha önce onlarla karşılaşmadım. Ben, Kıbrıs sorununa, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların birlikte barış içinde yaşayabilecekleri bir çözüm bulunmasını istiyorum. Türk yerleşiklerin ve askerlerinin adadan gitmesini istiyorum."

Chrirtosdolos Economides:

"Elbette Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyorum, ancak görüşmelerin başlamasının buna katkısı olacağını düşünmüyorum. Kıbrıs sorununun çözümü ne Kıbrıslı Rumların ne de Kıbrıslı Türklerin elindedir. Çözüm anahtarı Amerika'nın, Bush'un elindedir. Amerika kendi ekonomik çıkarları için adada çözüm bulunmasını istemiyor. Papadopulos ve Talat'ın görüşmesinin bir önemi yok. Oyun kartlarını Bush elinde tutuyor. Amerika çözüm olmasını istemediği sürece adadaki bölünmüşlük devam edecek. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birlikte barış içinde yaşayabilirler, ancak Amerika istemediği sürece bu olmayacak."

Michali Chavalaubons:

"Tabii ki görüşmelerin yeniden başlamasını ve çözüm olmasını istiyorum. Çözüm Annan Planı zemininde olmalı, ancak iki tarafın liderlerinin bunu başaracaklarına inanmıyorum. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girene kadar Kıbrıs sorunu çözülmeyecek. AB üyeliği Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için adım atması için bir baskı unsuru... Türkiye'nin Avrupa normlarına ve kurallarına uyması gerekiyor. Rumların Annan Planı ile ilgili düşüncelerinin değişmesi için başkanın değişmesi gerek, çünkü insanların fikirleri başkan tarafından yönlendiriliyor."

KIBRIS 06/11/04

 

Lokmacı’da kader birliği

NBP – Lefkoşa Surlariçi’nin kurtuluş reçetesi olarak nitelenen Lokmacı Barikatı’nın açılması konusu kuzey ve Güneyde’ki esnafları birleştirdi. Önceki akşam Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nı ziyaret eden Andreas Dalites Başkanlığı’ndaki Kıbrıs Profosyonel Zanaatkar ve Dükkan Sahipleri Federasyonu

(POVEK) Lokmacı Barikatı’nın açılması için işbirliği yapmayı kabul etti.

Bu karar; şimdiye kadar iki toplum arasında ortak çıkarlar için somut olarak mücadele yapılmasında bir ilk anlamına geliyor.

Önümüzdeki günlerde Ledra Palace’da düzenlenecek ortak bir basın toplantısı ile, bu kararın açıklanacağını duyuran POVEK yönetimi, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile birlikte hazırladıkları bir deklarasyona da imza koydu.

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın Lefkoşa Merkez binasında gerçekleşen toplantısında POVEK yönetimini, Oda Yönetim Kurulu üyeleri karşıladı.

İmzalanan ortak deklarasyona göre POVEK Lokmacı Barikatı’nın açılması için bundan sonra Türk tarafındaki emsal örgüt olan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile birlikte hareket edecek.

Yapılacak ortak bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyurulacak anlaşma, kuzey ve güneyli esnaf ve zanaatkarlar örgütünün temsilcilerinden oluşan ortak bir komite ile iki tarafın siyasetçilerini ziyareti de içeren bir dizi etkinlik programı düzenleyecekler.

SİYASETTE OLMAYAN EŞİTLİK ESNAF VE ZANAATKARLAR ARASINDA SAĞLANDI

İki taraf arasındaki “eşit”sizlik sürtüşmeleri süredursun, kuzey ve güney Esnaf ve Zanaatkarları aynı zamanda örnek bir kararın da mimarları.

İki örgüt; aralarındaki anlaşmaya göre, eşit şartlarda mücadele edecekler. İmzalanan deklerasyonla da resmileşen bu kararla, POVEK Yönetimi, “Kıbrıs’ta yaşayan tüm Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, Ermeni, Maronit ve Latinlerin tüm insan hakları, özgürlük ve eşitliğinin  garanti edildiği, barışçıl biçimde beraber yaşayacağı iki toplumlu iki bölgeli Federal bir devlet için güçlerini birleştirerek mücadele edeceklerini” teyit ediyor kararını verdiler.

Adadan yaşayan esnaf ve Zanaatkarların ortak bir kaderi paylaştıklarının altını çizen POVEK gurubu, daha önce Rum tarafında iki bakanla yaptıkları görüşmelerde Lokmacı Barikatı’nın açılması konusunda olumlu yanıt aldıklarını kaydediyorlar.

Bu noktada söz Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Osman Çakkol, yapuılan temaslardan bürokratik engellerin Lokmacı Barikatı’nın açılması konusunda en büyük engellerden birini oluşturduğununn altını çizdi. Çakkol, Pabadabulos’un bu konuda olumlu açıklamalarının aksine, Kıbrıs Türk Toplumunca ve yönetimince samimi bulunmadığını söyledi.

POVEK yönetimi Lokmacı barikatı’nın açılması için adım atmaya hazır olduklarının altını çizerken, mücedelenin bundan sonra ortak olarak süreceği görüşünde birleştiklerini de vurguladılar.

HALKIN SESI 06/11/04

 

Denktaş, KKTC’yi önce biz tanıyalım

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın yıllar önce kendisine söylediği ‘Benim gömülecek toprağım yok. Senin Türkiyen, devletin var’ sözünü hiç unutmadığını” belirterek, “Kıbrıs’ta eğer aklımızı başımıza almaz, devletimizden, egemenliğimizden vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız bizim de olmayacak” dedi.

Filistin lideri Arafat’ın sağlık durumuyla ilgili bir soru üzerine de Denktaş, “4 yıl süren ev hapsi nedeniyle Arafat’ın dışarıda gerekli tedaviyi göremediğini” kaydederek, “Hürriyeti için, hakları için mücadele eden bir halkın liderine bu muamele yapılmamalıydı” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Arafat’ın sağlığına kavuşması dileğinde de bulunarak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Muhakkak tarihe geçmiş bir insandır. Bana bir sözü vardı; Bundan yıllar önce bir İslam Konferansı’nda buluştuğumuzda, ‘Denktaş Bey, sen bana ‘BM’de söz hakkı verildi’ diye kıskanıyorsun. Şunu unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir Türkiyen var, devletin var. Benim bir Türkiyem olmuş olsaydı, şimdi bu çektiklerimi çekmezdim’ demişti.

Arafat, o zaman sürgündeydi. ‘Gömülecek toprağım yok’ sözü bana çok battı. Biz Kıbrıs’ta eğer aklımızı başımıza almaz, devletimizden, egemenliğimizden vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız bizim de olmayacaktır. Rumlar en başta ‘Doktor Küçük’ün gömüldüğü tepe Rum malıdır, hadi bunu buradan sökün’ diye başlayacaktır. ‘Şehitlikler Rumlar’ın tarlasına gömülmüştür, çıkarın bunları’ diye başlayacaktır.  Onun için Arafat’ın sözünü ben hiç unutmuyorum. Devletin kutsallığını, önemini ve devletini korumak için insanların nelere katlandığını...  İşte bunları düşünerek değerlendirmemiz lazım diye düşünüyorum.

İnşallah sağlığına kavuşur. Büyük bir liderdi.”   

GELMEYEN YOLCU YÜZÜNDEN GECİKME

Bu arada Denktaş’ı Lefkoşa’ya götüren Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağı, bir yolcunun uçağa gelmemesi nedeniyle Atatürk Havalimanı’ndan 45 dakika geç hareket etti.

Gelmeyen yolcunun bagajı, uçaktan indirildikten sonra bomba imha ekipleri tarafından kontrol edilerek yükleyici firma Havaş’a teslim edildi.

MAKEDONYA CUMHURİYETİ VE KKTC

Bu arada Denktaş, ABD’nin Yunanistan’ın tepkilerine rağmen Makedonya Cumhuriyeti’ni tanıdığını belirterek, KKTC’nin de tanınıp tanınamayacağı konusundaki yorumunu sorması üzerine, “Evvela biz tanıyalım ve tanımaktan vazgeçmeyeceğimizi dünyaya ses birliğiyle duyuralım” diye konuştu. Denktaş, sağlam durulması ve sabredilmesi, özellikle gençlere telkin edilmesi gerektiğini söyledi, sabredilmesi halinde tanınmanın olacağını vurguladı.

Annan Planı neticesinde Türk askeri gitmiş olsa “Dr. Küçük’ün yattığı yer ve şehitlikler Rum tarlasıydı, alın onları oradan” denileceğini kaydeden Denktaş, “Artık aklımızı başımıza alalım” dedi.

HALKIN SESI 06/11/04

 

Rumlar’dan Türkiye’ye 8 koşul

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması konusunda ısrarcı olacaklarını söyledi.

Papadopulos, Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya, o tarihe kadar tüm koşulları ve gelişmeleri yeniden değerlendirecekleri cevabını verdi.

CNBC Europe’un Brüksel’de sorularını yanıtlayan Papadopulos, “Türkiye, AB ve Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmelidir” dedi ve bu alanda Kıbrıs’tan Türk askerlerinin çekilmesinin öncelik taşıdığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “Türkiye, Kıbrıs’ı tanıma konusunu görüşmeyi bile düşünmüyor” yönünde açıklaması olduğunu kaydeden Rum Lideri, “Ancak bu bizim için kesinlikle kabul edilemez bir durum. Üye bir ülke kendisini tanımayı reddeden bir ülkeyle üyelik görüşmelerine nasıl başlayabilir? Biz Türkiye’nin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda ısrarcı olacağız” dedi.
Papadopulos, Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya kesin yanıt vermekten kaçınırken, o tarihe kadar tüm koşulları ve gelişmeleri yeniden değerlendireceklerini söyledi.
Türkiye, 17 Aralık’ta AB’den müzakere tarihi alması için Güney Kıbrıs’la birlikte bütün üye ülkelerin onayına ihtiyaç duyuyor.
RUMLARDAN TÜRKİYE'YE SEKİZ KOŞUL
Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Brüksel'de Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası Sorumlusu Javier Solana ile görüştü.
Yakovu Solana ile yaptığı görüşmede, Kopenhag kriterlerine göre Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetini tanınma ve askerini geri çekme yükümlülüklerini gündeme getirdi.
Yorgos Yakovu,Solana’ya Avrupa Birliği üyesi bir ülkeyi tanımadan Türkiye'nin nasıl AB ile müzakere sürecine başlayabileceği sorusunu sordu. Yakovu ayrıca Solana’ya Türkiye'nin Kıbrıs bandıralı gemilere limanlarını yasakladığını ve sivil uçaklara hava sahasını kapadığını anlattı ve bu duruma karşı AB’nin sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Rum basınına göre, Yakovo'nun görüşmede Türkiye'den atmasını istediği adımlar şöyle:

  1. Rum yönetimi tanınsın
  2. Rum yönetimiyle gümrük birliği anlaşması imzalansın
  3. Türk liman ve havaalanları, Rum gemileri ve uçaklarına açılsın
  4. Rum kesiminin uluslararası örgütlere katılımına veto kaldırılsın
  5. Kıbrıs'ın ortak dış ve savunma politikasına katılımına konulan engeller kaldırılsın
  6. Türk askerleri adadan çekilsin
  7. Yerleşiklerin durumuyle ilgili düzenleme

Kuzey’deki Rum mallarıyla ilgili düzenleme

HALKIN SESI 06/11/04

 

ABD’den KKTC’ye uçak seferleri

 

Kıbrıs Rum Kesimi’nde Alithia gazetesi, ABD’nin, Ercan ve Geçitkale havaalanlarına uçak seferleri başlatarak, KKTC’ye uygulanan ambargoyu kırmaya hazırlandığını yazdı.

 

NTV

 

 

7 Kasım 2004— Gazete, ABD’nin, American Airlines ve Türk Hava Yolları arasındaki Açık Semalar Anlaşması’nı ileri götürmek suretiyle, varolan hukuki zorlukları aşmanın bir yolunu bulduğunu yazdı.

Alithia, manşetten verdiği haberinde, iki havayolu arasında, Ercan Havaalanı’nın ara istasyon görevi yapacağı, New York-Ankara veya New York-İstanbul uçak seferleri yapılmasına yönelik bir anlaşmaya varıldığını iddia etti.
       Alithia, Ercan’a ilk seferi, American Airlines’ın gerçekleştireceğini ve seferlerin daha sonra, THY uçakları tarafından sürdürüleceğini yazdı.
       

Rum’da ABD korkusu

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Makedonya Cumhuriyeti’ni orijinal adıyla tanıyan ABD, Rumlarda panik yarattı. Rum medyası ‘Sırada KKTC var’ diye yayın yapınca, Rum Lider Papadopulos, ‘ABD ve AB’nin, KKTC’yi tanımayacağı yolunda taahhütleri var’ dedi.

ABD’nin Yunanistan’ın şiddetle karşı çıkmasına rağmen Makedonya Cumhuriyeti’ni orijinal adıyla tanıması Rumları ‘Sırada KKTC var’ paniğine soktu. Rum lideri Tasos Papadopulos, bu endişeler nedeniyle hemen, ‘ABD ve AB’nin, KKTC’yi tanımayacakları yolunda taahhütleri var’ açıklamasını yaptı. Rum lider önceki gün Brüksel dönüşü Ada’da yaptığı açıklamada, ‘Makedonya örneğine bakmayın. AB’ye üye hiçbir ülke sahte rejimi tanıyamaz, çünkü her biriyle ayrı ayrı Katılım Anlaşmasını imzaladık, ABD de bu yönde taahhüt verdi’ diye konuştu.

MEDYA: ERCAN’I AÇACAKLAR

Rum medyası ise KKTC’nin sıraya konduğunu belirterek, Ercan Havaalanı’nın uluslararası trafiğe açılması için American Airlines ile THY arasında New-York-Ankara ve İstanbul arasında Ercan’ın ara istasyon olarak kullanılması yönünde anlaşma imzalandığını belirtti.

Rum Mega televizyonu da, New York’taki muhabirine dayanarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün KKTC’nin de tanınacağı iddialarını kesin bir dille yalanladığını ancak aynı yetkilinin iki hafta önce de Makedonya konusunda aynı yönde yalanlama yaptığını belirtti.

RAUF SEVİNMESİN

Rum Mahi gazetesi ise ‘Rauf Sevinmesin’ manşetini kullanarak KKTC Cumhurbaşkanı’nın ‘Biraz sabredin bizi de tanıyacaklar’ propagandası yaptığını, ancak ABD’nin KKTC’yi tanımasının imkansız olduğunu savundu.

Yunanistan Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından bağımsızlığını kazanan Makendonya’nın kendi topraklarında da aynı isimde bölge bulunduğu gerekçesiyle isim krizi çıkarmıştı. Ancak ABD, sürpriz bir şekilde Makendonya Cumhuriyeti’ni özgün adıyla tanıdı. 

HURRIYET 07/11/04

 

Rum resti

17 Aralık yaklaştıkça Kıbrıs Rum Yönetimi'nden gelen "şantaj" mesajları da artıyor.
Rum lider Papadopulos, "Bizi tanımayan bir ülkeyle nasıl müzakereye başlarız?" diyerek, mesajı tekrarladı.
17 Aralık'a kadar her fırsatta Türkiye'nin Rum yönetimini tanıması için baskıların artacağı açık.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Papadopulos'un bu açıklamaları karşısında pek oralı olmadı. Lizbon - Brüksel gezisinde, bu sözler anımsatılınca kendinden emin biçimde şöyle dedi:
"Türk tarafı yapacağı bu jestleri yaptı. Bunu anlamayan ve karşılık vermeyen ise Rumlar oldu. Size AB yetkililerinin kullandığı bir ifadeyle söyleyeyim; eğer Rumlar AB'yi kandırmasalardı, referandumda Türkler gibi evet deselerdi, şimdi bu sorunları konuşuyor olmayacaklardı. Bir çözüm geliştirilmiş olacaktı. Asker de çekilmeye başlayacaktı. Ama Rumlar AB'yi de kandırarak, bugünkü durumu yarattılar."
Gezi boyunca Gül'ün en rahat olduğu konu Kıbrıs konusuydu. O kadar ki, "Toplantılarda kendi kendime diyorum ki" dedi, "...birisi Kıbrıs meselesini sorsa da içimdekileri bir döksem..."
"Sorduklarında da şöyle diyorum" diye devam etti:
"Siz hep Türk tarafı uzlaşmaz taraf demiyor muydunuz? Evet, diyorduk. Türkler bir yolunu bulur masadan kaçar demiyor muydunuz? Evet, diyorduk. Siz Annan planı en iyi çözümdür demiyor muydunuz? Evet, diyorduk. Rumlar çözüm istiyor ama Türkler her şeye hayır demiyor muydunuz? Evet, diyorduk.
Peki şimdi bunları söyleyebilir musunuz? Hayır."
"Böyle içimi boşaltıyorum" diyor Gül ve devam ediyor:
"Artık Rum tarafının Avrupa ülkelerine, liderlerine söyleyeceği bir şey yok. Olay çok açık. Prestij kaybettiler. Türk tarafı gerekeni yapmıştır. Bundan sonra Türkiye'den bekleyecekleri bir jest yoktur."
Gül, bu yaklaşımını kararlı biçimde her fırsatta tekrarlıyor.
Rumların bu tür talep ve baskıları için AB ülkelerinden destek bulamayacakları kanısında. Yalnız kaldığında da tek başına Türkiye aleyhine veto kullanmalarının da zor olacağını düşünüyor. Bu koşullarda AB ülkelerinin Rumları desteklemeleri ve Türkiye'ye karşı Rum vetosu kullanılmasına olanak sağlamaları halinde ise kendileriyle çelişecekleri düşüncesinde.
Gül ve Dışişleri uzmanları, bu nedenle Rumların kolay kolay tek başlarına vetoya yönelmelerine pek ihtimal vermiyorlar.
Böyle bir gelişmenin AB'nin ayıbı olacağı kanaatindeler.
Tabii, asıl "ayıbın" , referandum sonucu ne olursa olsun, AB'nin Rum tarafına üyelik garantisi vererek Türklerle masaya oturtması ve hayır demelerine karşın üyeliğe almaları olduğunu da AB'ye hatırlatmak gerekiyor.

FIKRET BILA MILLIYET 07/11/04

 

İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi, Kıbrıs'a geliyor

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere'nin Kıbrıs politikasını değiştirmeye yönelik hazırlanacak ve 2005 yılında hükümete tavsiye niteliğinde sunulacak rapor için İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi Kıbrıs'a geliyor.

Yarın Kıbrıs'ta olması beklenen komitenin ziyaret sebebinin, Kıbrıs konusunda daha çok bilgi edinmek ve sorunun çözümü için olayları yerinde gözlemlemek olduğu bildirildi.

Dört gün sürecek gezi sırasında milletvekili John Maples yönetimindeki komite üyelerinin, İngiltere'nin Kıbrıs politikası çerçevesinde Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta üst düzey siyasetçiler ve yetkililer ile görüşecekleri öğrenildi.

John Maples başkanlığında Fabian Hamilton, Andrew Mackay, Bill Olner ve Greg Pope adlı milletvekillerinden oluşan komite, 11 Kasım Perşembe günü İngiltere'ye dönecek.

Hannay ve Sanberk dinlendi

Öte yandan, İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi, Kıbrıs konusunda hazırlayacağı ve hükümete tavsiye niteliğinde sunacağı rapor için tanıkların dinlenmesine devam ediliyor. En son olarak, İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Sir David Hannay ve TC eski Londra büyükelçisi Özdem Sanberk'i dinledi.

Parlamentoda yapılan toplantıda konuşan İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Sir David Hannay, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ticaret, seyahat ambargolarının kaldırılmasını ve direkt uçuşların adanın tamamı için yararlı olacağını söyledi.

Sir Hannay, kuzeyden Avrupa'ya yapılacak ticaretin, adanın birleştirilmesi için de önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Sir Hannay sözlerini şu şekilde sürdürdü, "Kuzeyden başlatılacak ticaret, Rum tarafının da refahını artıracak. Güney gibi kuzeyin de AB ile her türlü ticaret hakkına sahip olduğunu düşünüyorum."

İngiltere'nin Kıbrıs'a verdiği önemi devam ettirmesi gerektiğini de vurgulayan Sir Hannay, Kıbrıs sorununun kesinlikle BM'nin şemsiyesi altında görüşülmesinin önemli olduğunu vurguladı. Sorunun AB, NATO ya da başka platformlara taşınması durumunda büyük bir hata yapılacağına dikkat çeken Sir Hanay, "Tüm tarafların kabul edeceği görüşme zemini BM'dir. Türkiye, Kıbrıs sorununu üyesi olmadığı AB'de görüşülmesini kabul etmez. İngiltere'nin dikkatli bir şekilde davranması ve sorunu BM şemsiyesi altında çözmeye özen göstermesi gerekir" dedi.

TC eski Londra büyükelçisi Özdem Sanberk ise toplantıda, Denktaş'ın bazı konularda haklı olduğunu savundu. Rum tarafının Annan Planı'na %75 oranında hayır demesiyle Denktaş'ın haklı çıktığını sözlerine ekleyen Sanberk, adada barışın sağlanacağından umutlu olduğunu dile getirdi.

AB'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımını da eleştiren Sanberk, "AB verdiği sözleri tutmamıştır. Kuzey Kıbrıs hâlâ izolasyonlara tabi tutuluyor. Kıbrıs Türk toplumunun direkt uçuşlar ve serbest ticaret yoluyla Avrupa ile bütünleşmesi gerekmektedir" dedi.

Komite, geçtiğimiz haftalarda da Kıbrıs raporu için Keele Üniversitesi öğretim üyesi ve yazar Christopher Brewen ile Yunanistan'daki düşünce kuruluşu ELIAMEP'in uzmanlarından Dr. Philippos Saviddes'i dinlemişti. Komitenin 16 Kasım tarihinde ise İngiltere'nin AB'den sorumlu bakanı Denis MacShane'i dinleyeceği bildirildi.

KIBRIS 07/11/04

 

Makedonya'dan sonra sıra, Ercan'da

ABD'nin, Rum ve Yunanların "Üsküp" olarak tanımladıkları Makedonya'yı, Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımasının ardından şimdi de Ercan ve Geçitkale havaalanlarına uçak seferleri başlatarak KKTC'ye uygulanan ambargoyu kırmaya hazırlandığı bildirildi.

Alithia gazetesi, American Airlines ve Türk Havayolları arasında, Ercan Havaalanı'nın ara istasyon görevini yapacağı New York-Ankara veya İstanbul uçak seferleri gerçekleştirilmesine yönelik bir anlaşma yapıldığına ilişkin bilgiler bulunduğunu yazdı.

Gazete haberine şöyle devam etti: "Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ABD'nin Üsküp'ü 'Makedonya Cumhuriyeti' olarak tanıma kararını 'hatalı ve isabetsiz' bir karar olarak niteleyebilir, ancak diplomatik gözlemciler bu kararı; ABD'nin şu andan itibaren Yunanistan'a ve Kıbrıs'a yönelik tavrının göstergesi olarak değerlendiriyorlar. Washington kaynaklı basın haberleri, Üsküp'ten sonra sırayı Timbu'nun alacağını belirtiyorlar.

Mega TV'nin muhabirinin haber verdiğine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü; ABD'nin sahte devleti tanımaya mı niyetlendiği sorusuna karşılık, bunu kesin dille yalanladı. Ancak ABD'nin iki hafta önce de Üsküp'ü tanıyacağı bilgisini yalanladığına işaret ediliyor.

Fakat Mega'nın yayımladığı aynı bilgilere göre ABD, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermekte kararlı görünüyor ve bu bağlamda, Üsküp'le ilgili hareketlerini, çok yakında, işgal bölgelerindeki Timbu ve Lefkonuk havaalanlarına uçak seferleri yapmaya yönelik anlaşmaları hayata geçirmesinin izleyeceği görünüyor.

ABD'nin, American Airlines ve Türk Havayolları arasında, 'Açık Semalar Anlaşması' diye isimlendirilen bir anlaşmayı ileri götürmek suretiyle, varolan hukuki zorlukları aşmanın bir yolunu bulduğu ve bu anlaşmaya dayanarak, işgal bölgelerindeki havaalanlarında ara istasyon yapılarak New York-Ankara veya İstanbul seferleri gerçekleştirecekler.

Edinilen bilgiler, olaya gereken siyasi önemin verilmesi için Timbu'ya ilk seferi Amerikan uçağının gerçekleştireceği ve o noktadan itibaren, Türk Havayolları uçaklarının bu hatlardaki seferlere devam edeceği yolundadır.

Alithia'nın diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre ABD'nin Üsküp'le ilgili kararı, tamamen Atina ve Lefkoşa hükümetlerinin siyaset değişikliklerinden duyduğu rahatsızlıkla bağlantılıdır ve bugün görüş alış-verişinde bulunabilecekleri siyasi liderler bulunmadığı duygusuna sahiptirler.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti" olarak tanıyan AB ve üye ülkelerin aksine, Amerikan hükümetinin, eski Yugoslavya'nın Makedonya Cumhuriyeti'ni, anayasal ismi olan 'Makedonya Cumhuriyeti' olarak tanımasını 'hatalı ve isabetsiz' diye niteledi.

Mahi gazetesi "Rauf Sevinmesin" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, gerek ABD'de gerek AB'de, KKTC'nin tanınmasının söz konusu olmadığına ilişkin net beyanlarda bulunulduğunu söylediğini yazdı.

Gazete Papadopulos'un Brüksel dönüşünde muhatap olduğu bir soruya karşılık; Makedonya Cumhuriyeti'nin ABD tarafından tanınması ile KKTC'nin tanınması konusu arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını ileri sürdüğünü yazdı.

Gazeteye göre Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Makedonya'ya olanların KKTC için de olacağını söyleyerek Kıbrıslı Türkleri sabretmeye davet ettiği" dünkü açıklamasını yorumlaması istenen Rum Yönetimi başkanı, "Bir konunun diğeriyle hiçbir benzerliği yoktur. Hem ABD'de hem de diğer ülkelerde, işgal rejiminin tanınmasının asla söz konusu olmadığına dair net açıklamalar vardır" dedi.

Aynı gazete "Elenizm Ayağa Kalkıyor, Atina'da Mitingler Düzenleniyor, Soydaşlar Ayakta, Kıbrıs'tan da Destek, Karamanlis Soğukkanlılık Tavsiye Etti" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, ABD'nin Makedonya Cumhuriyeti'ni tanıma kararının, "Elenizm'in" tamamının arasında yoğun bir tepkiye ve hareketliliğe neden olduğunu, Yunanistan'da dinamik hareketlenmeler ve mitingler yoluna konulurken, gerek Avustralya'da gerek Kanada'da yaşayan Rumların, "protesto" mücadelesinin başladığı açıklamasında bulunduklarını yazdı.

Mahi gazetesi edindiği bilgilere dayanarak, Rum tarafındaki tepkilerin de, Rum öğrenci örgütlerinin önderliğinde, Rum tarafındaki ABD Büyükelçiliği önünde dinamik gösteriler kotarılmakta olduğunu yazdı. Gazete ABD'nin bu ani kararına tepkilerin hem Yunanistan'da hem de Güney Kıbrıs'ta çığ gibi büyümekte olduğunu; siyasi partiler, örgütler ve kilisenin bu kararı "kabul edilemez" diye niteleyip protesto etmekte olduklarını belirtti.

Simerini gazetesi, Rum Fahri Büyükelçi Hristos Psilogenis'in; ABD'nin Makedonya Cumhuriyeti'ni tanımasının, Amerikan hegemonyasını kabul etmeyen herkese mesajlar gönderdiğini, ancak ABD'nin, KKTC için de aynı şekilde davranmasının zor olduğunu söylediğini yazdı. Gazeteye göre Psilogenis, ABD'nin bu tutumunun; "Türkiye'ye AB'yle üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi arifesinde gerek Ege, gerek Kıbrıs, gerek bölgedeki politikasının göstergesi olduğu" değerlendirmesinde bulundu.

Haravgi gazetesi, AKEL basın sözcüsü Andros Kiprianu'nun geçtiğimiz günkü açıklamasında; ABD'nin Makedonya Cumhuriyeti'ni tanıma kararının; "ABD'nin uluslararası meselelerdeki aşırılığının ve keyfiliğinin göstergesi olduğu" yorumunda bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre Kiprianu şunları söyledi:

"ABD'nin bu keyfi davranışları karşısında kimse susmamalıdır. Burada, herkesin saygı göstermesi gereken uluslar arası prosedürler ihlal edilmektedir. Bu AKEL'i özellikle rahatsız ediyor, çünkü bugün Yunanistan'la ilgili bir uluslararası prosedür ihlal ediliyor, yarın başka ülkelerin ve muhtemelen bizim vatanımızın meselelerinde ihlal edilmesi muhtemeldir. Bu nedenle, ABD'nin bu kabul edilemez davranışına direnmek hepimizin görevidir."

KIBRIS 07/11/04

 

“Üsküp’ten (Makedonya) sonra sıra Timbu’da (Ercan)”

ALİTHİA, ABD’nin; Rum ve Yunanların “Üsküp” olarak tanımladıkları Makedonya’yı, Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımasının ardından; şimdi de Ercan ve Geçitkale havaalanlarına uçak seferleri başlatarak, KKTC’ye uygulanan ambargoyu kırmaya hazırlandığını yazdı.

Gazete “Üsküp’ten (Makedonya) Sonra Sıra Timbu’da (Ercan) –ABD İşgal Bölgelerine Uçuşlara Hazırlanıyor” başlık ve spotlarıyla manşete çıkardığı haberinde; American Airlines ve Türk Havayolları arasında, Ercan Havaalanı’nın ara istasyon görevini yapacağı New York-Ankara veya İstanbul uçak seferleri gerçekleştirilmesine yönelik bir anlaşma yapıldığına ilişkin bilgiler bulunduğunu kaydettiği haberini özetle şöyle sürdürdü:

“Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ABD’nin Üsküp’ü ‘Makedonya Cumhuriyeti’ olarak tanıma kararını ‘hatalı ve isabetsiz’ bir karar olarak niteleyebilir, ancak diplomatik gözlemciler bu kararı; ABD’nin şu andan itibaren Yunanistan’a ve Kıbrıs’a yönelik tavrının göstergesi olarak değerlendiriyorlar. Washington kaynaklı basın haberleri, Üsküp’ten sonra sırayı Timbu’nun alacağını belirtiyorlar.

MEGA TV’nin (New York’taki muhabirinin) dün haber verdiğine göre ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü; ABD’nin sahte devleti tanımaya mı niyetlendiği sorusuna karşılık, bunu kesin dille yalanladı. Ancak ABD’nin iki hafta önce de Üsküp’ü tanıyacağı bilgisini yalanladığına işaret ediliyor.

Fakat MEGA’nın yayımladığı aynı bilgilere göre ABD, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermekte kararlı görünüyor ve bu bağlamda, Üsküp’le ilgili hareketlerini, çok yakında, işgal bölgelerindeki Timbu ve Lefkonuk havaalanlarına uçak seferleri yapmaya yönelik anlaşmaları hayata geçirmesinin izleyeceği görünüyor.

ABD’nin, American Airlines ve Türk Havayolları arasında, ‘Açık Semalar Anlaşması’ diye isimlendirilen bir anlaşmayı ileri götürmek suretiyle, varolan hukuki zorlukları aşmanın bir yolunu bulduğu ve bu anlaşmaya dayanarak, işgal bölgelerindeki havaalanlarında ara istasyon yapılarak New York-Ankara veya İstanbul seferleri gerçekleştirecekler.

Edinilen bilgiler, olaya gereken siyasi önemin verilmesi için Timbu’ya ilk seferi Amerikan uçağının gerçekleştireceği ve o noktadan itibaren, Türk Havayolları uçaklarının bu hatlardaki seferlere devam edeceği yolundadır.

ALİTHİA’nın diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre ABD’nin Üsküp’le ilgili kararı, tamamen Atina ve Lefkoşa hükümetlerinin siyaset değişikliklerinden duyduğu rahatsızlıkla bağlantılıdır ve bugün görüş alış-verişinde bulunabilecekleri siyasi liderler bulunmadığı duygusuna sahiptirler.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, “Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti” olarak tanıyan AB ve üye ülkelerin aksine, Amerikan hükümetinin, eski Yugoslavya’nın Makedonya Cumhuriyeti’ni, anayasal ismi olan ‘Makedonya Cumhuriyeti’ olarak tanımasını ‘hatalı ve isabetsiz’ diye niteledi.

MAHİ “Rauf Sevinmesin” başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, gerek ABD’de gerek AB’ta, KKTC’nin tanınmasının söz konusu olmadığına ilişkin net beyanlarda bulunulduğunu söylediğini yazdı.

Gazete Papadopulos’un Brüksel dönüşünde muhatap olduğu bir soruya karşılık; Makedonya Cumhuriyeti’nin ABD tarafından tanınması ile KKTC’nin tanınması konusu arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını ileri sürdüğünü yazdı.

Gazeteye göre Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş’ın, “Makedonya’ya olanların KKTC için de olacağını söyleyerek Kıbrıslı Türkleri sabretmeye davet ettiği” dünkü açıklamasını yorumlaması istenen Rum Yönetimi Başkanı, “Bir konunun diğeriyle hiçbir benzerliği yoktur. Hem ABD’de hem de diğer ülkelerde, işgal rejiminin tanınmasının asla söz konusu olmadığına dair net açıklamalar vardır” dedi.

Aynı gazete “Elenizm Ayağa Kalkıyor -Atina’da Mitingler Düzenleniyor -Soydaşlar Ayakta – Kıbrıs’tan Da Destek –Karamanlis Soğukkanlılık Tavsiye Etti” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, ABD’nin Makedonya Cumhuriyeti’ni tanıma kararının, “Elenizm’in” tamamının arasında yoğun bir tepkiye ve hareketliliğe neden olduğunu, Yunanistan’da dinamik hareketlenmeler ve mitingler yoluna konulurken, gerek Avustralya’da gerek Kanada’da yaşayan Rumların, “protesto” mücadelesinin başladığı açıklamasında bulunduklarını yazdı.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak, Rum tarafındaki tepkilerin de, Rum öğrenci örgütlerinin önderliğinde, Rum tarafındaki ABD Büyükelçiliği önünde dinamik gösteriler kotarılmakta olduğunu yazdı. Gazete ABD’nin bu ani kararına tepkilerin hem Yunanistan’da hem de Güney Kıbrıs’ta çığ gibi büyümekte olduğunu; siyasi partiler, örgütler ve kilisenin bu kararı “kabul edilemez” diye niteleyip protesto etmekte olduklarını belirtti.

YENIDUZEN 07/11/04

 

Avrupa Yeşiller Grubu KKTC’de temaslarda bulundu...

Avrupa Yeşiller Grubu heyeti dün, Başbakan Mehmet Ali Talat’ı ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ı ziyaret etti.

Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni: “tanınma olmaması kaydıyla izolasyonların kaldırılmasından yanayız”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrupa Yeşiller Grubu heyetini dün sabah 10:00’da Başbakanlık’ta kabul etti.

Başbakan ve Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni’nin başkanlık ettiği heyet arasındaki görüşmeyle ilgili açıklama yapılmadı, sadece görüntü alınmasına izin verildi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da dün saat 12:00’de, Avrupa Yeşiller Grubu heyetini DP Genel Merkezi’nde kabul etti. Görüşmede, Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni başkanlığında Genel Sekreter Arnolp Cassola, AP üyesi Vula Tsetsi’den oluşan heyete, Başbakan Talat’la Başbakanlık’ta yapılan görüşmeye katılmayan Rum Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis de eşlik etti.Denktaş, görüşmeden sonra basına yaptığı açıklamada, görüşmeye Rum tarafından Yeşiller Partisi yetkililerinin de katıldığını kaydederek, 17 Aralık ve sonrasına yönelik görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Avrupa Yeşiller Grubu daha sonra Barış ve Demokrasi Hareketi ile Demokrat Parti’yi de ziyaret etti.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü referandumda “Evet” dediği için ödül beklemediklerini ancak cezalandırılmamaları da gerektiğini belirterek, yüzde 76’lık bir oranla “Hayır” diyen Rumların endişelerinin analiz edilmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni ise, tanınma olmaması kaydıyla izolasyonların kaldırılmasından yana olduklarını, bu konuda ve Kıbrıs konusunda hareketlenme için 17 Aralık’tan sonra Avrupa Parlamentosu, Komisyon ve Avrupa Konseyi’nde büyük baskı yapacaklarını ifade etti.(TAK)

YENIDUZEN 07/11/04