Talat'tan Annan Planı'na yeşil ışık
KKTC Başbakanı Talat, Rum Filelefteros gazetesine
konuştu
1 Kasım, 2004 11:56:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı'nda
değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve
değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını
söyledi.
Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Filelefteros gazetesine
verdiği demeçte, Rum tarafının ne istediğine karar vermesi
gerektiğini belirtti.
"Papadopulos'un
değişiklik önerilerini görüşebiliriz"
Talat, "Annan Planı'na ilişkin değişiklikleri
görüşmeye hazır mısınız?'' sorusuna, ''elbette.
Papadopulos'un değişiklik önerileri varsa bunları
görüşeceğiz ve kendi önerilerimizi de sunacağız''
cevabını verdi.
Müzakereler
BM şemsiyesi altında yapılmalı
Talat, müzakerelerin Avrupa Birliği değil Birleşmiş
Miletler şemsiyesi altında yapılması gerektiğini ifade
etti.
KKTC Başbakanı, olası bir çözümün Annan Planı'ndan çok
sınırlı bir ölçüde farklılaşabileceğini kaydetti.
Eroğlu görevi Denktaş'a iade etti
Derviş Eroğlu, yaptığı temaslardan sonuç
alamadı
1 Kasım, 2004 11:50:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'de 21 ekimde hükümeti kurmakla görevlendirilen Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, görevi Rauf
Denktaş'a iade etti.
Derviş Eroğlu, siyasi partilerle yaptığı temaslardan
olumlu sonuç alamadığını belirtti ve kendisine olan güveni
için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a teşekkür etti.
Rauf Denktaş da, Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü
duyduğunu vurgulayarak, yeni bir görevlendirme yapacağını
bildirdi.
ABD
paraları konusunda meclis araştırması
UBP Parti Meclisi'nde dün yapılan toplantıda KKTC'de
dağıtılan ABD paraları konusunda meclis
araştırması açılmasının istenmesine karar
verilmişti.
"CTP,
uzlaşmayı, siyasi hesaplar sonucu reddetti"
Toplantının ardından UBP'den yapılan yazılı
açıklamada, UBP'nin Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) 'halkı
rahatlatacak kararların birlikte alınabilmesi için bir öneri paketi'
sunduğu hatırlatılarak, "ancak ne yazık ki CTP, bu
tarihi uzlaşma önerisini önyargılı bir tutum ve başka ucuz
siyasi hesaplar sonucu reddetmiştir" denilmişti.
'UBP'nin bazı gelişmeleri bilerek Demokrat Parti'ye de (DP) birlikte
hükümet kurma önerisi götürdüğü ve yanıt
alınamadığı' kaydedilen açıklamada, ''UBP'nin tüm
kadrolarıyla seçime hazır olduğu ve Parti Meclisi'nin seçim
kadrosunun hazırlanmasında genel başkana tam yetki
verdiği'' ifade edilmişti.
Talat: Annan Planı'nı görüşmeye hazırız
KKTC Başbakanı Talat, Annan Planı'nda değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını söyledi.
Talat, Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği
demeçte, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Rum tarafının
ne istediğine karar vermesi gerektiğini, herkesin, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne
istediğini anlatmasını beklediğini kaydetti.
Siz masaya
oturmaya ve Annan Planı'na ilişkin değişiklikleri
görüşmeye hazır mısınız? sorusuna Talat, Elbette.
(Papadopulos'un) Değişiklikler konusunda bazı önerileri varsa
bunları görüşeceğiz ve doğal olarak kendi önerilerimizi de
sunacağız dedi.
Başbakan
Talat, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerinin Avrupa
Birliği (AB) değil BM şemsiyesi altında yapılması
gerektiğini, çözümün ise Annan Planı'ndan çok sınırlı
bir ölçüde farklılaşabileceğini kaydetti.
Talat,
Kıbrıslı Rumlara yönelik mesajında ise Kendisinin ve
Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunun Kıbrıs
sorununun çözümünü istediğini, Kıbrıs'ın geleceğinde
siyasi açıdan eşit bir pay istediklerini, geçiş
noktalarının açılması, doğrudan ticaret, Yeşil
Hat Tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler teşkil
ettiklerini ve bu önlemlerin kendilerini çok fazla ilgilendirmediğini
söyledi.
Asıl
amaçlarının adanın birleşmesi olduğunu, bu yüzden
Kıbrıs Rum hükümetinin gerçek niyetini, yani adanın bölünmüşlüğünün
devamı olan gerçek niyetini ortaya çıkarmaya
çalıştıklarını ifade eden Talat, bir soru üzerine
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin kapalı oturumunda, Türkiye'nin planı
uygulamayacağını söylemediğini kaydetti.
Başbakan
Talat, Kıbrıs Rum hükümetinin iki toplum arasındaki
temasları engellemeye çalıştığının
aşikar olduğunu belirterek, Rum yönetiminin Bostancı'da
sınır kapısı açılmasına karşılık,
Gazimağusa yakınlarındaki Derinya bölgesinde bir kapı
açılmasını şart koştuğunu anımsatarak, Rum
tarafının koşulunun mantıksız olduğunu ifade
etti.
(aa)
HURRIYET 01//11/2004
Türkleri kestik dedi, aforoz ettiler
Ömer BİLGE
Kıbrıstaki gerçeklerin Rum halkından saklandığını ve hálá yaşayan katillerin yargılanması gerektiğini söyleyen araştırmacı Rum yazar Antonis Angastiniyotise Rum basını yayın ambargosu koydu.
Rumlar, 1974te
3 Türk köyünde çoğunluğu çocuk ve kadın 126 kişiyi topluca
katlettiler. Katillerin bir bölümü sağ, sadece Rum yönetimi yetmez, tüm
Rum halkı Türklerden özür dilemeli. Kurban yakınlarına tazminat
ödemeli ve katiller de yargılanmalı.
1974te Rumların 3 Türk köyünde yaptığı
katliamı belgesel haline getiren Kıbrıslı Rum yazar Antonis
Angastiniyotis, ülkesinde aforoz edildi. Gerçeklerin Rum halkından
saklandığını ve hala yaşayan katillerin yargılanması
gerektiğini söyleyen yazara, Rum basını yayın ambargosu
koydu. 1974te Türk Barış Harekatı sırasında Muratağa,
Sandallar ve Atlılar köylerinde çoğu kadın ve çocuk
126 Türkün topluca katledilmesini, Kıbrıslı Türklere
Barbarlıklar ve Madalyonun Öteki Yüzü adıyla belgesel yapan Antonis
Angastiniyotis, Hürriyetin sorularını yanıtladı
ve bir Rum olarak Rum katliamı belgeseli
hazırlamasının nedenlerini anlattı.
BUNLARI BİLMİYORDUK
Neden böyle bir belgesel yapmaya karar verdiniz?
30 yıl boyunca kapılar kapalıydı. KKTC ile bizim
aramızdaki kapılar 2003te açıldı. Ama ben daha öncesinde
Alfa televizyonunda kameramanlık yapıyordum ve çeşitli siyasi
görüşmeler nedeniyle KKTCye geçiyordum. Ne zaman KKTCye gelsem.
Geçiş noktasının Türk tarafında, Rumların
gerçekleştirdiği katliamların fotoğraflarını
görüyordum. Merak ettim çünkü biz bu iddiaları bilmiyorduk. Daha sonra
internetten araştırma yaptım ve Muratağa Katliamı ile
ilgili bilgilere ulaştım. Bizim eğitim sistemimizde böyle
anlatılmaz. Kıbrıs sorunu, 1974te Türk ordusu geldi ve
Rumları öldürdü şeklindedir. Ben öyle öğrendim, 4
çocuğum da okulda bunları öğrenir. Ancak kahvehanelerde
yaşlılar farklı konuşurdu, o da sınırlı
şekilde.
KAMERAMAN KORKUP KAÇTI
Bir yıldır yaptığım araştırmalar sonucunda
madalyonun öteki yüzünün de olduğunu öğrendim. Bunun üzerine belgesel
hazırlamaya karar verdim. Kanın ve acının milliyeti ve
bayrağı yoktur. Ben gerçekleri arayan biriyim. Halkımın da
bilmesini istedim. Çocuklarım ve gelecek nesiller gerçeği bilmeli.
Birisi çıkıp bunları söylemeliydi, ben oldum. Bir gün, gelecek
nesiller benden övgüyle bahsedecek. Bir kameraman arkadaşımla
Muratağa Sandallar ve Atlılar köyüne geldim. Ancak kameraman
Türklerin katledilmesinin belgeselini yapacağımızı
öğrenince korktu kaçtı. Bunun üzerine Türk yetkililerden bilgilere
ulaşmak için yardım istedim ve her türlü kolaylığı
sağladılar.
Bizimkiler yayınlamadı
Belgesel filmimi Rum televizyonlarına yayınlamaları teklifinde
bulundum. Yayınlamadılar, sansür koydular. Böyle bir belgeseli
yayınlamalarını da beklemiyordum çünkü onlar da korktu. Ama
kendi insanıma duyurmalıydım. Kıbrıs Türk televizyonu
BRTye götürdüm ve kısa bir bölümünü yayınladılar.
74 katliamının belgeselini yaptı
14 Ağustos 1974te Kıbrıs Barış Harekatı
sürerken Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerine saldıran
Rumlar, kadın-çocuk ayrımı yapmadan 126 Türkü kurşuna
dizerek toplu mezara gömdü. Bu olay Kıbrıs tarihine Muratağa
Katliamı olarak geçti. Rum yazar Antonis Angastiniyotis, belgeseli
nasıl çektiğini şöyle anlattı:
Katliamların hálá sağ olan tanıklarının
röportajları var. Eski fotoğraflar var. Muratağaya belgesel
için gittiğimde Rum olduğumu öğrenince köyde yaşayanlar
önce benden korktu. Sonra birer birer gelip konuştular.
Yaşadıklarını, gördüklerini anlattılar. Arif adlı
katliamdan kurtulmuş bir Türk ile katliamı yapan Rumların
köylerine gittik. Onlar hálá orada yaşıyorlardı. Geçmişi
unutmak kolaydır ama bu katliam geçmiş değil. Yaşatanlar ve
yaşayanlar hala sağ. Katiller hiç yargılanmadı.
Teyzem bile ağladı
Belgesel hazırladığını bilenler nasıl tepki
gösterdi?
BRTde yayınlanacağı gün, eşimin köyündeydik. Türk
televizyonları Rum tarafında izlenemiyor. Eşimin yaşlı
teyzesinden anteni ayarlamasını istedim. Türk köpeklerin
televizyonunu mu izleyeceğiz. Olmaz dedi. Sonra ikna ettim.
Öldürülmüş çocuklar ve katliam belgeselinden kısa bölümü izleyince
ağlamaya başladı. İşte benim zafer anım buydu.
Önceki gün Rum devlet televizyonu RIKten arayıp getir kasedini bir
bakalım dediler. Götüreceğim bakalım ne olacak bilmiyorum.
Tek hedef gerçekler
Rum yönetiminin tepkisinden endişe etmiyor musunuz?
Ailem ve yakın çevrem, Türklerin propagandasına alet
olacaksın dediler. Ama ben gerçeklerin ortaya çıkmasını
istiyorum. Yönetim üzerime daha çok gelirse gerekirse KKTCye gelir
yaşarım. Annem babam zaten Magosa göçmeni. 74 öncesinde Magosada
yaşıyormuş. Türklerden de çok arkadaşım oldu.
Tepkilerden korkmuyordum. Belgeseli hazırlamaya başlarken zaten göze
almıştım.
Kimseden korkmam
ANGASTİNİYOTİS, kitap haline getirdiği eserinin
önsözünde, katliamı gündeme getirme gerekçesini şöyle anlatıyor:
Bana tekrar tekrar eski yaraları niye deştiğim ve geçmişi
niye unutulmaya terk etmediğim soruluyor. Yanıt son derece basittir.
40 senedir bu adada yaşadığım halde ancak geçen yıl
gerçeklerin diğer yarısını keşfetmeye
başlamış birisi olarak her bulduğum gerçek ruhumda derin
yaralar açıyor. (...) Konuşursan sana hain derler, yaşamın
tehdit edilir, dostlarının çoğu sana sırtını
döner. Tamamen yalnız kalabilirsin. Yalnızlık artık beni
korkutmuyor. Bir süreden beri geceleri Muratağadan bir
yığın çocuk yatağıma çıkar ve birlikte küçük
masallar okuruz. Onlar hikayelerini dünyaya anlattığım için
memnun bana gülümserler, ben ise küçük vücutlarındaki kurşun
yaralarını sayamadan ayrıldıkları için
hıçkırıklara boğulurum.
HURRIYET 01//11/2004
|
Eroğlu hükümet kurma görevini iade etti |
|
|
KKTC'de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen ve temaslarından olumlu sonuç alamayan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu görevi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iade etti. Bugün
Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, 21 Ekim'de hükümeti kurma
görevini aldığını hatırlatarak, siyasi partilerle
yaptığı temaslardan olumlu sonuç
alamadığını belirtti ve kendisine olan güveni için
Cumhurbaşkanı Denktaş'a teşekkür etti. Cumhurbaşkanı
Denktaş da Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü
duyduğunu belirterek, yeni bir görevlendirme yapacağını
bildirdi. UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, 21 Ekim tarihinde hükümeti
kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle güveninize teşekkür
ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış olduğumuz temas
sonucunda hükümeti kuramayacağımız
anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade
ediyorum dedi. DENKTAŞ:
İKİ AY İÇİNDE ÇEŞİTLİ DENEMELER YAPMAMIZ
LAZIMMIŞ Gazetelerden
haberi aldık üzüldük açıkçası diyen Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş da Anayasamız gereği öyle
anlaşılıyor ki başsavcılığın
söylediğine göre iki ay içinde çeşitli denemeler yapmamız
lazımmış ifadesini kullandı. Anayasal
görevini yapacağını ve biraz düşünüp yeniden
görevlendirme yapacağını kaydeden Denktaş, kimsenin
kimseye gücenmemesini istedi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Şu anki hükümetin çoğunluğu
bulamadığı için istifa ettiğinin
anımsatılması üzerine, şunları söyledi: İstifa
ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakları
vardır. Usul odur. Onun için ona yine teklif edilir, yine kurmazsa
başkasına teklif edilir, o da kurmazsa iki ay da dolmuşsa o
zaman bana yetki verilmiş olur seçimler için. Bu iki ayı beklemek
beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini
yapacağız. (aa) |
|
HURRIYET 01/11/04
KKTC'de Eroğlu
görevi iade etti
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Başsavcılığın görüşüne göre, hükümet kurma
çalışmalarında iki aylık sürede çeşitli denemelerin
yapılması gerektiğini belirterek, ''Bu iki ayı beklemek
beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini
yapacağız. İki ay içinde bu gidip gelmeler olmalıdır,
öyle anlaşılıyor'' dedi.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı
Denktaş'tan 21 Ekim'de aldığı hükümeti kurma görevini bugün
iade etti.
UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu ile
birlikte Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu,
''21 Ekim tarihinde hükümeti kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle
güveninize teşekkür ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış
olduğumuz temas sonucunda hükümeti kuramayacağımız
anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade
ediyorum'' dedi.
''Gazetelerden haberi aldık üzüldük
açıkçası'' diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da
''Anayasamız gereği öyle anlaşılıyor ki
başsavcılığın söylediğine göre iki ay içinde
çeşitli denemeler yapmamız lazımmış'' ifadesini
kullandı.
Anayasal görevini yapacağını ve
biraz düşünüp yeniden görevlendirme yapacağını kaydeden
Denktaş, kimsenin kimseye gücenmemesini istedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Şu
anki hükümetin çoğunluğu bulamadığı için istifa
ettiğinin'' anımsatılması üzerine, şunları
söyledi:
''İstifa ettikten sonra yeni hükümet
kuruluncaya kadar göreve devam hakları vardır. Usul odur. Onun için
ona yine teklif edilir, yine kurmazsa başkasına teklif edilir, o da
kurmazsa iki ay da dolmuşsa o zaman bana yetki verilmiş olur seçimler
için. Bu iki ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir.
Biz gereğini yapacağız.'' Yarın veya bir sonraki gün
görevlendirme yapabileceğini bildiren Denktaş, ''Hükümeti kurabilmesi
yönünde ışık vermesi halinde mi Başbakan Talat'a görev
vereceksiniz, yoksa sırf bu süreyi doldurmak için mi?'' sorusuna karşılık
özetle şöyle konuştu:
''Benim görevim, anayasaya göre, hükümet
kurabilecek kişiye veya grup başkanına görev verilir. Bu durumda
işte iki büyük parti var (UBP, CTP). Bir de Serdar'ın partisi
Demokrat Parti (DP) var. O da tek başına kuracak değil, biriyle
anlaşsa bile 26'yı bulması lazım. 26 kilit mesele.
Dolayısıyla verilir, denenir, bulurlarsa görevi alırlar,
bulmazlarsa iade ederler. İki ay içinde bu gidip gelmeler
olmalıdır, öyle anlaşılıyor.''
MILLIYET
01/11/04
Rumlara
veto uyarısı
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Valinakis'ten
Rumlara mesaj: Türkiye'yle müzakereye başlanmasını veto etmek
niyetinde değiliz
RADIKAL 01/11/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Yunan Dışişleri Bakanı Yardımcısı
Valinakis, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasını
veto etmek niyetinde olmadıklarını söylerken,
Kıbrıslı Rumlara da dolaylı şekilde aynı
tavsiyede bulundu. Valinakis, 17 Aralık'taki AB zirvesinde Atina'nın
tavrı hakkında Yunan
Elefterotipia gazetesindeki demecinde, "Stratejik hedefimiz aralıkta
Türkiye'yle müzakerelerin başlamasını veto etmek istikametinde
değildir" dedi. Ancak Valinakis, Atina'nın son dönemde Ege için
ortaya attığı karasuları ve hava sahası ihlallerine
atıf yaparak, "Türkiye de son zamanlarda Ege'de neler olduğunu
dikkatle izleyenin sadece Yunanistan olmadığını
anlamalıdır. Avrupa'nın projektörleri bu dönemde Türkiye'ye
yönelmiştir. Türkiye kendisi için Avrupa'dan başka seçenek
olmadığını idrak etmelidir. Türkiye için Avrupa'dan ciddi
ve inandırıcı alternatif yoktur" dedi.
'Veto
kullanılmadığında silah olur'
Valinakis Rum Kesimi'nde yayımlanan Simerini gazetesine verdiği
demecinde ise, Türkiye'ye 17 Aralık için veto tehdidi savuran Tasos
Papadopulos yönetimine akıl verdi: "Ben ünivetedeyken
öğrencilerime vetonun kullanılmadığı zaman önemli bir
silah olduğunu anlatırdım. Veto tehdidi ile önemli şeyler
başarılabilir. Veto atıldığında her şeyi
paramparça eden atom bombası değildir. Türkiye aralıkta AB üyesi
olacak değil ki! Sadece müzakerelerin başlaması için tarih alma
olasılığı var. Müzakereler özellikle çetin geçecek.
Kıbrıs her gün her aşamada Türkiye'yi denetleyecek.
Dolayısıyla da veto hakkı kaybolmayacak."
Hristofyas: Koşul
koyalım
Öte yandan Rum Yönetimi Parlamento Başkanı ve Komünist AKEL
Partisi'nin lideri Dimitris Hristofyas, Kathimerini'ye demecinde, AB zirvesi
için Atina ve Lefkoşa'yı işbirliğine
çağırdı. Hristofyas, "AB zirvesinde Türkiye'ye tarih
verilmesi konusunun Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması
ve daha iki üç şeyi kabulüyle bağdaştırılmalı.
Bunun için Atina ile Lefkoşa'nın yakın işbirliği
yapmaları gerek" dedi. Hristofyas, söz ettiği 'daha iki-üç
şeyin' ne olduğunu ise açıklamadı.
Taktik, Kıbrıslı Türklerin "hayır",
Rumların "evet" demesine dayalıydı
Avrupa
İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri John
Monks, TÜK-SEN'i ziyaretinde referanduma da değindi:
Avrupa
İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri John
Monks, Kıbrıs'ta bütün müzakere taktiğinin,
Kıbrıslı Türklerin referandumda "hayır",
Rumların ise "evet" demesi üzerine dayalı olduğunu,
ancak bunun tam tersi bir durumun ortaya çıkmış olduğunu
söyledi.
Monks,
"Sanırım bu sonuçtan dolayı aptala dönen Avrupa
Birliği Komisyonu, bir sonraki adımın ne olacağına
ilişkin bilmeceyi çözmek durumundadır. Kuzey Kıbrıs
unutulmamalıdır " dedi.
KKTC'de
Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Konfederasyonu
TÜRK-SEN'in, Güney Kıbrıs'ta da Rum İşçi Sendikaları
Konfederasyonu SEC'in üye olduğu ETUC'un genel sekreteri Monks, dün Güney
Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçerek Arslan
Bıçaklı başkanlığındaki Kıbrıs Türk
İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nu (TÜRK-SEN'i) ziyaret etti.
John Monks'a TÜRK-SEN'i ziyaretinde danışmanı Tom Jankins
eşlik etti.
Monks, TÜRK-SEN
Genel Merkezi binasında saat 10.15'te gerçekleşen ziyarette
yaptığı konuşmada,
TÜRK-SEN ile
çok iyi ilişkiler içinde olduklarını belirterek, iki
kuruluş arasındaki işbirliğinin daha da güçleneceğine
inandığını ifade etti.
Kıbrıs'ı
ilk kez ziyaret etmekte olduğuna işaret eden John Monks,
amaçlarının Kıbrıs konusundaki son durum ve işçilerin
sorunları hakkında ilk elden bilgi almak olduğunu söyledi.
TÜRK-SEN Genel
Başkanı Bıçaklı ve yönetim kurulu üyeleriyle bugün bütün
gün sürecek bir toplantı yapacaklarına işaret eden Monks, bu
toplantıda Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmeleri ve
çalışanların sosyal hak ve menfaatlerinin Avrupa
standartlarına getirilmesi çalışmalarının geldiği
son noktayı değerlendirme fırsatı bulacaklarını
söyledi.
Avrupa
Birliği'nde son bölünmüş başkentin Kıbrıs'ta
olduğunu vurgulayan Monks, sorunun esas kaynağının ne
olduğunu yerinde görmek istediklerini, bu nedenle hem Güney
Kıbrıs'ta hem de KKTC'de temaslar yapmaya karar verdiklerini ifade
etti.
Referandumdan
sonra ortaya çıkan tabloyla ilgili olarak Kıbrıslı
Türklerin ne hissettiklerini çok iyi anladıklarını belirten
Monks, sonucun kendilerini de hayal kırıklığına
uğrattığını kaydetti.
Monks, Annan
Planı'na "evet" diyerek Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesine onay veren Kıbrıslı Türklerin, Avrupa
Birliği dışında izole olarak
bırakılmasının yanlış olduğunu da
vurguladı.
Erdoğan'la
görüşme
Kıbrıs'taki
temaslarını tamamlamalarının ardından Türkiye'ye
gideceklerini belirten Monks, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'la Ankara-AB ilişkilerinin geldiği noktayı ve
Kıbrıs konusunu ele alacaklarını bildirdi.
ETUC Genel
Sekreteri John Monks, bir gazetecinin, "Uzlaşmazlıklarına
karşın ödüllendirilerek Avrupa Birliği'ne üye olan
Rumların, Annan Planı'na 'hayır' demesi nedeniyle adanın
bölünmüş olarak kalmasına yol açan durumu ve 'evet' diyen
Kıbrıslı Türklerin yalnız bırakılarak adeta
cezalandırılmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki sorusuna
karşılık, "Bu tamamen doğru" dedi.
Kıbrıs'ta
bütün müzakere taktiğinin Kıbrıslı Türklerin referandumda
"hayır", Rumların ise "evet" demesi üzerine
dayalı olduğunu, ancak bunun tam tersi bir durumun ortaya
çıkmış olduğunu vurgulayan Monks, "Sanırım
bu sonuçtan dolayı aptala dönen Avrupa Birliği Komisyonu, bir sonraki
adımın ne olacağına ilişkin bilmeceyi çözmek durumundadır.
Kuzey Kıbrıs unutulmamalıdır " dedi.
Kendilerinin
Avrupa'da etkin bir sivil toplum örgütü olarak Kuzey Kıbrıs'ın
unutulmaması için Avrupa Komisyonu'na baskı yapacaklarını
ifade eden John Monks, Avrupa Komisyonu'nda gelecek ay yapılacak yeni
görev dağılımı sonrasında yeni komisyon üyeleriyle
gerekli temasları yapmaya başlayacaklarını söyledi.
Bıçaklı
TÜRK-SEN Genel
Başkanı Arslan Bıçaklı da görüşmenin başında
yaptığı konuşmada, TÜRK-SEN'in Kıbrıs'ta
barışın sağlanması ve birleşik bir
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üye olması için büyük çaba
harcadığını vurguladı.
24 Nisan
referandumunda Annan Planı'na "hayır" demesine
karşın Rum tarafının 1 Mayıs'ta tek başına
Avrupa Birliği'ne üye olduğuna, Kıbrıslı Türklerin ise
referandumda %65 "evet" demesine karşın uluslararası
topluluk tarafından yalnız bırakıldığına
işaret eden Bıçaklı, Kıbrıs sorununun yakın zaman
içinde çözüme kavuşturularak birleşik Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği içindeki yerini almasını arzuladıklarını
ifade etti.
Referandumda
"evet" demesi için Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin
boş çıktığının da altını çizen
Bıçaklı, "Baskıları ve ambargoları ortadan
kaldırmak için söz verenler, %65 'evet' oyundan sonra bu ambargoları
ve baskıları kaldırmalıdırlar ki adada bir an önce bir
barışa gidilebilsin" dedi.
KIBRIS 01/11/04
Rum yönetimi, ABD ve BM'den gelen "paralarla" ilgili
kesin bilgi istiyor
|
Rum
yönetiminin 24 Nisan referandumu öncesinde, ABD ve BM tarafından
"evet için dağıtılan paralarla" ilgili tam bilgi
istemeye kararlı olduğu bildirildi. Haravgi
gazetesi, Kıbrıs'taki UNOPS temsilcisinin, "paraların
kimlere dağıtıldığına" ilişkin
isimlerle birlikte, kesin bilgileri vermekten kaçınmasının,
Rum yönetimi ile başkanı Tasos Papadopulos'u, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'dan açıklama istemeye
ittiğini yazdı. Aldığı
bilgilere dayanarak gazete, bu koşullar altında, Rum yönetiminin
isim listeleri ile ne kadar para alındığına dair listeyi
istemede kararlı olduğunu ayrıca, Amerikan Kongresi'ne yönelik
protesto girişiminde bulunacağını da yazdı. Habere göre,
diplomatik kaynaklar, "finansmanların" bir ülkenin
İçişlerine müdahale olarak addedildiği sürece BM'nin, kesin
bilgi vermekle yükümlü olduğunu belirttiler. Fileleftheros
gazetesi ise, "Weston, Annan Planı, Finansmanla İlgili İç
Cephedeki tartışmaların yayıldığını
belirterek şunları yazdı: "Rum
Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, bir kez daha, Annan
Planı'ndaki değişikliklerin dekoratif değil, planı
daha yaşayabilir ve çalışabilir yapacak
değişiklikler olması gerektiğini vurguladı. Bir önceki
hükümeti de eleştiren Hristofyas, şekillenen planının, Rum
halkının isteklerine ve arzularına karşılık
vermemesinin sorumluluğunu bir önceki hükümete yükledi. Hristofyas,
AKEL'in hala daha masada olduğunu belirterek, en yakın zamanda
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması temennisinde bulundu. Hristofyas,
değişikliklerin, planın felsefesini ve özünü
değiştirmemesi gerektiğini ve çözümün iki toplumlu, iki
bölgeli federasyon çerçevesi dışında olmaması
gerektiğini söyledi. DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis ise, Hristofyas'ın
eleştirilerini reddederek, "Uzun yıllar AKEL'in bayrağı
olan Gali Fikirler Dizisi hakkında ne diyorsunuz?" şeklinde
soru yöneltti. Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un AB Anayasası'nın,
"Kıbrıs" için güçlü bir silah olduğu yönündeki
açıklamasına da yanıt veren Anastasiadis bunun,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili koşulları
değiştirmek isteyen, yeni bir düşünce olduğunu söyledi. Rum
halkının dikkatinin, referandum öncesi
"dağıtılan paralara" doğru yöneltmeye
çalıştığı gerekçesiyle, Rum yönetimini
eleştiren Anastasiadis, "Kişileri töhmet altında bırakan
belirsiz suçlamaların sürdürülmemesi gerektiğini" ifade etti. |
KIBRIS 01/11/04
|
Rumların
tanınma girişimi sonuçsuz |
|
|
|
Kıbrısta
Rumlar, Türkiyenin 17 Aralıktaki zirve öncesinde Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıma sözü vermesi için İngiltere, Almanya ve
Fransa nezdinde yaptığı girişimlerden sonuç alamadı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
2 Kasım 2004 Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides ise veto
tehdidini yineledi. |
Avrupadan Rumlara verilen yanıtta, konunun takip
edileceği, ancak Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
doğrudan tanımasının bu aşamada mümkün
olmadığı kaydedildi.
Rum basınındaki haberlere göre,
Avrupalı yetkililer, Türkiyenin Rumları tanımaya
karşılık Ercan Havaalanının uluslararası
uçuşlara açılması koşulunu öne sürdü.
AB yetkilileri, ayrıca Rumların Türk
askerinin çekilmesi, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının geri
dönüşü ve mülkiyet düzenlemeleri gibi taleplerinin ancak Kıbrıs
sorununun çözümü halinde mümkün olabileceğini belirtti.
VETO TEHDİDİ SÜRÜYOR
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomides ise veto
tehdidini yineledi. Sözcü, Türkiyeye yönelik veto kararının son ana
kadar saklı tutulacağını ve bu konunun, gelecek hafta
Yunanistan Başbakanı Karamanlisin de katılacağı Rum
Ulusal Konseyi toplantısında görüşüleceğini söyledi.
41 Kıbrıslı Türk kadın örgütünden Verheugen'e
mektup: Barış istiyoruz
BARIŞ
TALEBİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı
altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, AB Büyükelçisi Adrian van deer
Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e
iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdi
VERHEUGEN'DEN
DESTEK SÖZÜ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen, söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek
birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye
devam edeceğini bildirdi
Bu Memleket
Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın
üyeleri, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyonu
Başkanı Büyükelçi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere
barış taleplerini içeren bir mektup verdiler.
1963
yılı aralık ayında başlayan Kıbrıs sorunu
nedeniyle Kıbrıs insanının çok acılar çektiği,
birçok insanını yitirdiği, acı göz yaşları
döktüğü, ancak 40 yılı aşkın süreden sonra en ciddi
şekilde çözüme ulaşma imkanına kavuştuğu belirtilen
mektupta şu görüşlere yer verildi:
"Bu imkan
Nisan 2004'te biz Kıbrıslı Türk kadınların da bu
uğurda çetin bir mücadele sonunda elde ettiği bir aşama idi.
Kıbrıslı Türkler yoğun bir şekilde 40 yılı
aşkın süredir devam eden Kıbrıs sorununun sona ermesi ve
ülkemizin ve bu ülke üzerinde yaşayan bizlerin barış içerisinde
yaşaması hedefi ile yapılan referanduma 'evet' dediler.
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler bu
antlaşma ile bir yandan bir şeyler kaybederken, öte yandan çok
şey kazanacaklardı. En büyük kazançları da ülkelerinin
barış ve huzur içerisinde olması olacaktı."
Savaşların
acısını en çok çekenin kadınlar olduğu belirtilen
mektupta, şu görüşler dile getirildi:
"Kadınlar,
hem kendilerinin, hem de eş ve çocuklarının
acılarını yüreklerine gömerek geride kalanlarla geleceği
kurmaya devam eder. Bu yapımızla bizler her zaman
barışın yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Biz,
yaşam verdiğimiz çocuklarımıza sürdürebilir bir
barışı armağan etmek istiyoruz. Bu yüzden çok mücadeleler
verdik, uzun yollar kat ettik ve bugünlere ulaştık."
"Rum
egemenliğini kabul etmiyoruz"
Rum
egemenliğini kabul etmediklerini bildiren kadınlar, Verheugen'e
iletilmek üzere kaleme aldıkları mektupta şu ifadelere yer verdiler:
"Gelinen
aşamada bütün dünyaya soruyor ve cevap bekliyoruz. Kıbrıslı
Türk kadınlar barışa 'evet' dediler. Avrupa Birliği
üyeliğine 'evet' dediler."
Ancak 40
yılı aşkın süredir 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
sıfatını elinde tutan Kıbrıslı Rumların
bizlerin nefes almasına dahi imkan tanımadan egemenliklerini bizim
üzerimize yaymalarını kabul etmiyoruz."
"İzolasyonları
kaldırın"
BM ile AB'den
Kıbrıs Türklerine 40 yıldır uygulanan izolasyonları
kaldırmaları talebinde de bulunulan mektupta, "40 yılı
aşkın bir süredir uygulanan ekonomik, siyasi ve kültürel
izolasyonların kalkmasını talep etmek ve bu uğurda mücadele
etmek gerektiğinin bilincindeyiz. Avrupa Birliği ve
Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların bizlerin muhatap
olduğu bu haksızlığı gidereceğini ümitle bekledik.
Ancak son haftalardaki gelişmeler veya bir başka ifade ile bu konuda
pratik gelişme olmaması bizleri endişeye sevk etmektedir. Bu
endişelerimizde haklı olup olmadığımızı
anlamak için çok bir zamana gerek yoktur" denildi.
Kadınlar
söz konusu mektupta, adada barış istediklerini, bu amaçla iç ve
dış koşullarla risklere karşın mücadele etmekten
çekinmediklerini ve çekinmeyeceklerini de bildirdiler.
Verheugen'den
yanıt mektup
Bu arada Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen
, söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek,
birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye
devam edeceğini bildirdi.
Mektubunda,
"Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için göstereceğiniz
çabayı takip edeceğimi ve destekleyeceğimi bildiririm"
ifadelerine yer veren Verheugen, Avrupa Birliği Komisyonu'nun
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimine katkı
sağlayabilmek ve Kıbrıs'ın yeniden birleşebilmesini
kolaylaştırabilmek amacıyla bir öneri
hazırladığını ve önerinin Avrupa Birliği Bakanlar
Konseyi'nde ele alınmakta olduğunu belirtti.
Günter
Verheugen mektubunda, "Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa
Birliği'ne üye ülkelerin, Kıbrıslı Türk ve Rumlardan gelen
her yardıma açık olduklarını ve
Kıbrıslıların ortak kaderi olan birleşik bir Kıbrıs
olarak Avrupa Birliği vatandaşı olma yönündeki
kararlılıklarını dile getirdiklerini" de
anımsattı.
KIBRIS 02/11/04
Verheugen: Kıbrıs'ın birleşmesi yönündeki
çabanızı destekleyeceğim
BARIŞ
TALEBİ... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) çatısı
altındaki 41 örgütün kadın üyeleri, AB Büyükelçisi Adrian van deer
Meer'e, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e
iletilmek üzere barış taleplerini içeren bir mektup verdi
VERHEUGEN'DEN
DESTEK SÖZÜ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen, söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek
birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye
devam edeceğini bildirdi
Bu Memleket
Bizim Platformu (BMBP) çatısı altındaki 41 örgütün kadın
üyeleri, Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyonu
Başkanı Büyükelçi Adrian van deer Meer'e, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e iletilmek üzere
barış taleplerini içeren bir mektup verdiler.
1963
yılı aralık ayında başlayan Kıbrıs sorunu
nedeniyle Kıbrıs insanının çok acılar çektiği,
birçok insanını yitirdiği, acı göz yaşları
döktüğü, ancak 40 yılı aşkın süreden sonra en ciddi
şekilde çözüme ulaşma imkanına kavuştuğu belirtilen
mektupta şu görüşlere yer verildi:
"Bu imkan
Nisan 2004'te biz Kıbrıslı Türk kadınların da bu
uğurda çetin bir mücadele sonunda elde ettiği bir aşama idi.
Kıbrıslı Türkler yoğun bir şekilde 40 yılı
aşkın süredir devam eden Kıbrıs sorununun sona ermesi ve
ülkemizin ve bu ülke üzerinde yaşayan bizlerin barış içerisinde
yaşaması hedefi ile yapılan referanduma 'evet' dediler.
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler bu
antlaşma ile bir yandan bir şeyler kaybederken, öte yandan çok
şey kazanacaklardı. En büyük kazançları da ülkelerinin
barış ve huzur içerisinde olması olacaktı."
Savaşların
acısını en çok çekenin kadınlar olduğu belirtilen
mektupta, şu görüşler dile getirildi:
"Kadınlar,
hem kendilerinin, hem de eş ve çocuklarının
acılarını yüreklerine gömerek geride kalanlarla geleceği
kurmaya devam eder. Bu yapımızla bizler her zaman barışın
yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Biz, yaşam
verdiğimiz çocuklarımıza sürdürebilir bir barışı
armağan etmek istiyoruz. Bu yüzden çok mücadeleler verdik, uzun yollar kat
ettik ve bugünlere ulaştık."
"Rum
egemenliğini kabul etmiyoruz"
Rum egemenliğini
kabul etmediklerini bildiren kadınlar, Verheugen'e iletilmek üzere kaleme
aldıkları mektupta şu ifadelere yer verdiler:
"Gelinen
aşamada bütün dünyaya soruyor ve cevap bekliyoruz. Kıbrıslı
Türk kadınlar barışa 'evet' dediler. Avrupa Birliği
üyeliğine 'evet' dediler."
Ancak 40
yılı aşkın süredir 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
sıfatını elinde tutan Kıbrıslı Rumların
bizlerin nefes almasına dahi imkan tanımadan egemenliklerini bizim
üzerimize yaymalarını kabul etmiyoruz."
"İzolasyonları
kaldırın"
BM ile AB'den
Kıbrıs Türklerine 40 yıldır uygulanan izolasyonları
kaldırmaları talebinde de bulunulan mektupta, "40 yılı
aşkın bir süredir uygulanan ekonomik, siyasi ve kültürel
izolasyonların kalkmasını talep etmek ve bu uğurda mücadele
etmek gerektiğinin bilincindeyiz. Avrupa Birliği ve
Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların bizlerin muhatap
olduğu bu haksızlığı gidereceğini ümitle
bekledik. Ancak son haftalardaki gelişmeler veya bir başka ifade ile
bu konuda pratik gelişme olmaması bizleri endişeye sevk
etmektedir. Bu endişelerimizde haklı olup
olmadığımızı anlamak için çok bir zamana gerek
yoktur" denildi.
Kadınlar
söz konusu mektupta, adada barış istediklerini, bu amaçla iç ve
dış koşullarla risklere karşın mücadele etmekten
çekinmediklerini ve çekinmeyeceklerini de bildirdiler.
Verheugen'den
yanıt mektup
Bu arada Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen , söz konusu BMBP kadın üyelerinin mektubuna yanıt vererek,
birleşik Kıbrıs yönünde sürdürdükleri çabaları desteklemeye
devam edeceğini bildirdi.
Mektubunda,
"Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için göstereceğiniz
çabayı takip edeceğimi ve destekleyeceğimi bildiririm"
ifadelerine yer veren Verheugen, Avrupa Birliği Komisyonu'nun
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimine katkı
sağlayabilmek ve Kıbrıs'ın yeniden birleşebilmesini
kolaylaştırabilmek amacıyla bir öneri
hazırladığını ve önerinin Avrupa Birliği Bakanlar
Konseyi'nde ele alınmakta olduğunu belirtti.
Günter
Verheugen mektubunda, "Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa
Birliği'ne üye ülkelerin, Kıbrıslı Türk ve Rumlardan gelen
her yardıma açık olduklarını ve
Kıbrıslıların ortak kaderi olan birleşik bir
Kıbrıs olarak Avrupa Birliği vatandaşı olma yönündeki
kararlılıklarını dile getirdiklerini" de
anımsattı.
KIBRIS 02/11/04
Eroğlu, görevi iade etti; Denktaş, Talat'la
görüşecek
SÜRE DOLMADAN
İADE... Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından 21 Ekim'de
hükümet kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Eroğlu, 15
günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden görevi dün
Denktaş'a iade etti. Yeni bir denemenin düşünülebileceğini
belirten Denktaş, bugün Başbakan Talat'la görüşüp bir karar
vereceğini söyledi
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş tarafından 21 Ekim'de hükümet kurmakla görevlendirilen
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, 15
günlük anayasal sürenin dolmasını beklemeden görevi dün
Denktaş'a iade etti.
UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte saat 11.00'de Cumhurbaşkanı
Denktaş'la görüşen Eroğlu, hükümet kurma denemelerinden ve
bazı partilerle yaptığı görüşmelerden sonuç
alamadığını belirterek görevi zarf içinde Denktaş'a
iade etti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, "Gazetelerden haberi aldık ve üzüldük" diyerek
zarfı aldı. Denktaş, Eroğlu'na 26'ya, hatta daha büyük
çoğunluğa dayalı bir hükümet kurabileceği beklentisiyle görevi
verdiğini söyledi.
Denktaş,
başsavcıdan alınan görüşe göre, seçim kararı
verebilmek için 60 günlük anayasal sürenin beklenmesi gerektiğini söyledi
ve bu nedenle hükümet için yeni bir deneme daha yapılabileceğini
söyledi. Denktaş, "Düşüneceğim. Sayın Talat'la
yarınki (Bugün) rutin görüşmemizden sonra karar vereceğim"
dedi.
Denktaş'ı
ziyaret eden Eroğlu, 21 Ekim'de hükümeti kurma görevini
aldığını hatırlatarak, siyasi partilerle
yaptığı temaslardan olumlu sonuç alamadığını
belirtti ve kendisine olan güveni için Cumhurbaşkanı Denktaş'a
teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş da Eroğlu'nun hükümeti kuramamasından üzüntü
duyduğunu belirterek, yeni bir görevlendirme yapacağını
bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başsavcılık'ın görüşüne göre,
hükümet kurma çalışmalarında iki aylık sürede çeşitli
denemelerin yapılması gerektiğini belirterek, "Bu iki
ayı beklemek beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz
gereğini yapacağız. İki ay içinde bu gidip gelmeler
olmalıdır, öyle anlaşılıyor" dedi.
UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı ziyaret eden Eroğlu, "21 Ekim tarihinde hükümeti
kurma görevini bize vermiştiniz. Öncelikle güveninize teşekkür
ediyorum. Bazı siyasi partilerle yapmış olduğumuz temas
sonucunda hükümeti kuramayacağımız
anlaşılmıştır. Dolayısıyla görevi iade
ediyorum" dedi.
"Gazetelerden
haberi aldık üzüldük açıkçası" diyen
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da "Anayasamız gereği
öyle anlaşılıyor ki başsavcılığın
söylediğine göre iki ay içinde çeşitli denemeler yapmamız
lazımmış" ifadesini kullandı.
Anayasal
görevini yapacağını ve biraz düşünüp yeniden görevlendirme
yapacağını kaydeden Denktaş, kimsenin kimseye gücenmemesini
istedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, "Şu anki hükümetin çoğunluğu
bulamadığı için istifa ettiğinin"
anımsatılması üzerine şunları söyledi:
"İstifa
ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakları
vardır. Usul odur. Onun için ona yine teklif edilir, yine kurmazsa
başkasına teklif edilir, o da kurmazsa iki ay da
dolmuşsa o
zaman bana yetki verilmiş olur seçimler için. Bu iki ayı beklemek
beklememek meselesi tabii bir tercih meselesidir. Biz gereğini
yapacağız."
Bugün veya
yarın görevlendirme yapabileceğini bildiren Denktaş,
"Hükümeti kurabilmesi yönünde ışık vermesi halinde mi
Başbakan Talat'a görev vereceksiniz, yoksa sırf bu süreyi doldurmak
için mi?" sorusuna karşılık özetle şöyle konuştu:
"Benim
görevim, anayasaya göre, hükümet kurabilecek kişiye veya grup
başkanına görev verilir. Bu durumda işte iki büyük parti var
(UBP, CTP). Bir de Serdar'ın partisi Demokrat Parti (DP) var. O da tek
başına
kuracak değil, biriyle anlaşsa bile 26'yı bulması
lazım. 26 kilit mesele. Dolayısıyla verilir, denenir, bulurlarsa
görevi alırlar, bulmazlarsa iade ederler. İki ay içinde bu gidip
gelmeler olmalıdır,
öyle
anlaşılıyor."
Zarf içinde
iade
CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, CTP-DP koalisyonunun
azınlık sorunu nedeniyle 20 Ekim'de istifasını
sunmasının ardından meclisin en büyük partisi olarak 21 Ekim'de
hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu,
meclisteki 3 partiden de ret yanıtı alması üzerine hükümeti
kurma görevini zarf içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti.
Parti genel
sekreteri Salih Miroğlu ile birlikte saat 11.00'de
Cumhurbaşkanlığı'na giden Eroğlu,
Cumhurbaşkanı Denktaş'la yaklaşık 15 dakikalık
görüşmenin ardından basın önünde görevi iade etti.
Eroğlu
görevi iade ederken Cumhurbaşkanı Denktaş'a hitaben,
"Güveninize teşekkür ederim. Ancak bazı siyasi partilerle
yaptığımız temas sonunda hükümeti
kuramayacağımız anlaşıldı" dedi.
Gücenme
olmasın
Cumhurbaşkanı
Denktaş da, "Gazetelerden haberi aldık, üzüldük" diyerek
zarfı aldı. Denktaş, "Benim temennim mümkünse 26, hatta
üstünde istikrarlı bir hükümet kurulmasıydı. Çeşitli nedenlerle
olmadı" diye konuştu.
UBP Genel
Başkanı Eroğlu'na teşekkür de eden Denktaş,
"Elinizden geleni yaptınız. Beklenen de buydu. Kimse kimseye
gücenmesin. Yine aynı teşebbüsler devam edebilir, yeni teklifler ve
önerilerle ya siz onlara, ya onlar size yaklaşabilirsiniz"
ifadelerini kullandı.
60 gün beklemek
gerek... Yeni görevlendirme
Başsavcılık'ın,
seçim kararı için anayasal süre olan 60 günün beklenmesi ve bu sürede
çeşitli denemelerin yapılması gerektiği yönünde görüş
verdiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bu durumda
herhalde birilerine veya birkaçına önereceğim. Anayasal görevimdir,
düşünüp birisine teklifte bulunacağım" dedi.
"Görevi
Talat'a mı vereceksiniz" sorusuna, "Bakalım, biraz
düşüneyim ondan sonra" karşılığını
veren Denktaş, başka bir soruya karşılık da
şunları söyledi:
"Hükümetin
istifa ettikten sonra yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam hakkı
var. Yine teklif edilir, yine kuramazsa başkasına teklif edilir, o da
kuramazsa ve 2 ay da dolmuşsa o zaman seçim için bana yetki verilmiş
olur. Bu 2 ayı bekleme-beklememe meselesi tercih işidir."
Yeni
görevlendirmenin bugün veya yarın olabileceğini söyleyen
Denktaş, "Yarın (Bugün) öğleyin sayın başbakanla
rutin toplantımız var. Herhalde görüşünü alacağım ve
ondan sonra karar vereceğim" dedi.
Denktaş,
"Talat'a hükümeti kurabileceğine dair bir işaret vermesi halinde
mi görev vereceksiniz, yoksa süreyi doldurmak için mi" şeklindeki
soruya karşılık ise şunları söyledi:
"Hükümet
kurabilecek kişi veya grup başkanına görev verilir. Bu durumda
iki büyük parti var. Demokrat Parti var, o da 26'yı bulmazsa kuracak
durumda değil. Verilir, denenir, 26'yı bulurlarsa kurarlar,
bulamazlarsa iade ederler. Bu 2 ay içinde bu gidip gelmeler olacak, öyle
anlaşılıyor."
Meclis de karar
alabilir
Anayasa
uyarınca meclisin de seçim kararı alabileceğine dikkat çeken ve
bu durumda 60 günlük anayasal sürenin beklenmesine gerek
olmadığını söyleyen Denktaş, "Mademki bu
temaslardan hükümet kurulamayacağı
anlaşılmıştır, niye meclis toplanıp bir tarih
tayin edip bu işi bitirmiyor, anlamıyorum. meclisin yetkisi var"
diye konuştu.
Devlete sahip
çıkan hükümet
Türkiye'de
yayımlanan Hürriyet gazetesinde dün yayımlanan bir habere atıf
yaparken, içinde bulunulan aşamada ülkenin ihtiyacının devlete
ve egemenliğe sahip çıkan istikrarlı bir hükümet olduğunu
da söyleyen Denktaş, "Sadece ambargolar, izolasyonlar ortadan
kalksın demek, teslimiyet anlamına gelir. Devleti savunmak
şarttır" dedi.
Dinlemeyenin
cevabını halk verir
"Egemenliği
ağzına almayan Başbakan'ı yeniden hükümeti kurmakla
görevlendiriyorsunuz, bu nasıl olacak" şeklindeki bir soruya karşılık
da Denktaş, "Ben herkesin ağzına bir şey koyamam. Ben
sadece görevin ne olabileceğini ve ne olması gerektiğini
söylüyorum. Dinleyen dinler, dinlemeyenin cevabını halk verir"
ifadelerini kullandı.
Görevimiz,
devleti ve bağımsızlığı korumak
Söz konusu
gazetede kendisine atfen yer alan "Bu iş burada bitti"
ifadelerine "şerh" koymak istediğini söyleyen Denktaş,
özetle şunları söyledi:
"Böyle
devam ederse, devlete ve egemenliğe sahip çıkılmazsa, Rum'un
meşru hükümet olmadığı cesaretle AB'ye anlatılmazsa,
Rum idaresinin yasal ve anayasal açıdan meşru hükümet
olamayacağı etkin bir şekilde yayılmazsa bu iş biter.
Bizim görevimiz son ana kadar devleti ve
bağımsızlığı korumaktır. Barış
isteriz ama bağımsızlığı feda ederek değil.
Barış diyerek devletinden, egemenliğinden vazgeçen bir halk
dünyanın hiçbir yerinde görülmüş değil..."
KIBRIS 02/11/04
|
Mehmet
Ali Talat: Annan Planını görüşürüz Geçişlerde
pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup
olmadığı şeklindeki bir soruya ise Başbakan Talat,
Sayın Papadopulosa sorun. Eğer kimlik kartlarını
istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız şeklinde cevap
verdi. Başbakan
Mehmet Ali Talat, Annan Planında değişiklikler
yapılmasını görüşmeye ve değişiklik önerilerini
sunmaya hazır olduklarını söyledi. Rum
kesiminde yayınlanan Filelefteros gazetesine demeç veren Talat, Herkes
Rum Yönetimi lideri Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne
istediğini anlatmasını bekliyor dedi. Gazete,
Başbakan Talatın söyleşisinde Annan Planında
değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve
değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını
ifade ettiğini yazdı. Başbakan
Talat söyleşisinde, Kıbrıs Rum hükümetinin iki toplum
arasındaki temasları engellemeye
çalıştığının aşikar olduğunu ifade
ederek Zodyada (Bostancı) yeni bir geçiş noktasının
açılması konusuna değindi. Başbakan
Talat, Rum Yönetimi tarafından yeni geçiş noktalarının
açılması yönünde yapılan öneriyi incelediklerini ve en sonunda
geçiş noktalarının büyük ödenekler gerektirmesinden ötürü tek
tek ilerleme kararı aldıklarını, bundan ötürü de Zodyada
geçiş noktası açılması önerisini BM
aracılığıyla Rum Yönetimine ilettiklerini ifade etti. Başbakan
Talat, Bu konuda uzun süre beklemelerine rağmen bir cevap
alamadıklarını ve aylar sonra BM tarafından kendilerine
Kıbrıs Rum tarafının Zodyada geçiş noktası
açılması için bir önkoşulunun bulunduğunun ve bununda
Mağusada bir geçiş noktası açılması şeklinde
olduğunu ilettiğini ifade ederek, Stovilya (Akyar) geçiş
noktası ile önerilen nokta arasında 10 dakika uzaklık
bulunmasından ötürü bu önkoşulun mantıksız olduğunu,
kendilerinin ikinci tercihinin ise Lidra Yolunun (Uzunyol)
açılması yönünde olduğunu ilettiklerini ancak hala bir cevap
alamadıklarını belirtti. Geçişleri, Papadopulosa
sorun! Geçişlerde
pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup
olmadığı şeklindeki bir soruya ise Başbakan Talat,
Sayın Papadopulosa sorun. Eğer kimlik kartlarını
istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız şeklinde cevap
verdi. Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda ise Başbakan Talat, Kıbrıs Rum
Hükümetinin ne istediğine karar vermesi gerektiğini, herkesin Sayın
Papadopulos ve Kıbrıs Rum liderliğinin ne istediğini
anlatmasını beklediğini söyledi. Fileleftherostaki
röportajda Siz masaya oturmaya ve Annan Planına ilişkin
değişiklikleri görüşmeye hazır mısınız
şeklindeki soruya karşılık Başbakan Talat; Elbette. Değişiklikler
konusunda bazı önerileri varsa (Papadopulos kastediliyor) bunları
görüşeceğiz ve doğal olarak kendi önerilerimizi de
sunacağız şeklinde cevapladı. Başbakan
Talat, Kıbrıs sorununun müzakerelerinin AB değil BM
şemsiyesi altında gerçekleştirilmesi gerektiğini, çözümün
ise Annan Planından çok sınırlı bir ölçüde
farklılaşabileceğini ifade etti. Başbakan
Talat, Kıbrıslı Rumlara yönelik mesajında ise,
Kendisinin ve Kıbrıs Türk toplumunun çoğunluğunun
Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini, Kıbrısın
geleceğinde siyasi açıdan eşit bir pay istediklerini,
geçiş noktalarının açılması, doğrudan ticaret,
Yeşil Hat tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler
teşkil ettiklerini ve bu önlemlerin kendilerini çok fazla
ilgilendirmediğini ifade etti. Başbakan
Talat, asıl amaçlarının adanın birleşmesi
olduğunu bu yüzden Kıbrıs Rum Hükümetinin gerçek niyetini,
yani adanın bölünmüşlüğünün devamı olan gerçek niyetini
ortaya çıkarmaya çalıştıklarını belirtti. Türkiye planı
uygulamayacak, söylendi mi? Başbakan
Talat, KKTC Meclisinin kapalı kapılar ardındaki
toplantısında Türkiyenin planı
uygulamayacağını söylediği şeklindeki bir soru
üzerine ise Böyle bir şeyi kesinlikle söylemediğini, bunun tamamen
yalan olduğunu ve planın Kıbrıs Rum liderliği tarafından
reddedilmesinde dayanak olarak kullanılma amacının
güdüldüğünü ifade etti. Talat, Ne yazıktır ki bu, AKEL
içerisindeki bazı tanınmış kişiler tarafından
yaratılmıştır şeklinde konuştu. Kıbrıs
sorununun çözümü amaçlı olası bir müzakerede Kıbrıs Türk
toplumunun temsilcisinin Cumhurbaşkanı Denktaş mı yoksa
kendisinin mi olacağı şeklindeki soruya karşın
Başbakan Talat, Yasal açıdan bakıldığında
Sayın Denktaşın sadece bir sembol olduğunu, toplumun
bütünlüğünü temsil ettiğini, cumhurbaşkanı olarak tarafsız
olduğunu ve anayasaya göre, yürütme faaliyetleriyle ilişkisi
olmayan çok kısıtlı yetkilerinin bulunduğunu söyledi.
Talat, Ancak uluslar arası politika alanında KKTCnin
tanınmamasından ötürü Cumhurbaşkanı Denktaşın
toplumun lideri olarak varsayıldığını kaydetti. |
YENIDUZEN 02/11/04
Verheungen: Annan planı artık masada değil
Verheugen Avrupa milletvekiline, Annan Planının gerek
tazminatlarla gerek yeniden yerleşimle soruna bir çözüm imkanı
sağladığını hatırlattı, ancak
planının artık nisanda olduğu şekliyle masada bulunmadığına dikkat çekti.
FİLELEFTHEROS, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Gunter Verheugenin
bir İngiliz AB milletvekillerine mektubuna yer verdi.
Gazete,
elinde olduğunu belirttiği mektuba dayanarak, Verheugenin İngiliz AB milletvekiline cevabi
mektubunda, kuzey Kıbrısta Kıbrıs Rum malları
alım satımı konusunu araştıran komisyonun Kıbrıs Türk yönetimi
nezdindeki girişimlerine
değindi ve girişimden öte bir şey
yapamayacaklarını altını çizdi. Verheugen mektubunda, konuyu
kuzeydeki makamlara ilettiklerini, bunun dışında bir şey
yapılamayacağını, komisyonun kuzeydeki inşaat patlamasından ve Kıbrıs Rum malı alım satımından
haberdar olduğunu ve bu tür
alım satımların kısıtlanacağıyla ilgili bir yasanın hazırlanmakta
olduğu yönünde bilgilendirildiklerini belirtti.
Verheugen,
bu konudaki diplomatik girişimlere de atıfta bulundu ve komisyonun
çok kez Avrupalı vatandaşlara
herhangi bir mülk satın alım anlaşması öncesinde
avukatlardan hukuki görüş
almalarını tavsiye ettiğini hatırlattı.
Verheugen
Avrupa milletvekiline, Annan Planının gerek tazminatlarla gerek
yeniden yerleşimle soruna bir çözüm imkanı
sağladığını hatırlattı, ancak
planının artık nisanda olduğu şekliyle masada bulunmadığına dikkat çekti.
Verheugen
mektubunun sonunda, Kıbrıs Rum tarafı Nisandaki referandumda
reddettiği için Annan Planı
artık anlamsız ve geçersizdir. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden
ortaya koyduğumuz sorunların çözümünde komisyonun doğrudan devreye girerek bir
şeyler yapabileceğini ise sanmıyorum şeklinde görüş
belirtti.
YENIDUZEN
02/11/04
Rum yönetimi temasları engelliyor
Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan planı ile
ilgili Rum tarafına değişiklik önerilerileri sunmanın
gündeminde olmadığını kaydetti.
Planda değişiklik isteyen Rum yönetiminin,
varsa önerilerini beklediklerini kaydeden Başbakan Talat, Papadopulos
önerilerini sunduktan sonra bu önerileri değerlendirerek, gerekirse biz de
karşı önerilerimizi hazırlarız dedi.
Fileleftherosun kendisi ile yaptığı
söyleşininin yayınlanan içeriğiyle ilgili HALKIN SESİne
değerlendirmede bulunan Başbakan Talat, kendisinin her zaman
görüşmeye hazır olduğunu; ancak, Papadopulosun var
olduğunu iddia ettiği önerilerini sunmasını beklediğini
söylediğini belirtti.
BM ve uluslararası topluluk gibi kendisinin de
Kıbrıstaki mevcut ortamda yeni bir görüşme sürecinin
başlamasını uygun görmediğini kaydetti.
Türk Ajansı Kıbrısın servis
ettiği, Fileleftherosun haberi ise şöyle:
Güney Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros
gazetesi, Başbakan Mehmet Ali Talatın Annan Planında
değişiklikler yapılmasını görüşmeye ve kendi
değişiklik önerilerini sunmaya hazır olduklarını
söylediğini yazdı. Talatın bu konudaki açıklaması,
gazetenin kendisiyle yaptığı röportajın ikinci bölümünü
yayılmadığı dünkü sayısında yer aldı.
Başbakan Talat,
görüşmelerin bundan sonra da BM şemsiyesi altında
gerçekleştirilmesi gerektiğine işaret ederek, bulunacak çözümün
Annan Planından çok sınırlı ölçüde
farklılaşabileceğini söyledi.
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Kıbrıslı Rumlara seslenerek, Kıbrıs Türk
toplumunun çoğunluğunun Kıbrıs sorununun çözümünü, Kıbrısın geleceğinde
siyasi açıdan eşit pay,
geçiş noktalarının açılması, doğrudan ticaret istediğini;
Yeşilhat Tüzüğü gibi küçük düzenlemelerin geçici önlemler
oyduğunu ve bu önlemlerin kendisini çok fazla ilgilendirmediğini
ifade etti.
Talat,
Kıbrıs Türkü ve kendilerinin amacının adanın
birleşmesi olduğunu; bu nedenle, Rum hükümetinin adanın
bölünmüşlüğünün devamı olan gerçek niyetini ortaya
çıkarmaya çalıştıklarını belirtti.
Talat, KKTC
meclisindeki kapalı bir toplantıda Türkiyenin planı
uygulamayacağını söylediği şeklindeki soruyu, bunun
tamamen yalan olduğunu söyleyerek yanıtladı. Talat, bu
yalanın, Annan planın, Kıbrıs Rum liderliği
tarafından reddedilmesine dayanak olarak kullanılmak amacıyla
üretildiğini ifade ederek, Ne yazıktır ki bu, AKEL içerisindeki
bazı tanınmış kişiler tarafından
yaratılmıştır dedi.
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olası bir
görüşme sürecinde Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisinin kim
olacağı yönündeki soruyu; yasal olarak Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın yürütme faaliyetleriyle ilişkisi olmayan çok
kısıtlı yetkilerinin bulunduğunu, ancak uluslararası
politika ve KKTCnin tanınmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı
Denktaşın toplum lideri varsayıldığını
söyleyerek yanıtladı.
Gazeteye göre, Başbakan Talat söyleşide, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi hükümetinin iki toplum arasındaki
temasları engellemeye çalıştığının
aşikar olduğunu da ifade ederek, Bostancıda yeni geçiş noktasının
açılması konusuna değindi.
Mehmet Ali Talat,
Rum Yönetiminin, iki bölge arasında yeni geçiş
noktalarının açılması önerisini incelediklerini ve kapların bir anda
açılmasının büyük ödenekler gerektirmesi nedeniyle bu konuda tek
tek ilerleme kararı aldıklarını; bundan ötürü de
Bostancıda geçiş
noktası açılması önerisini BM aracılığıyla
Rum Yönetimine ilettiklerini ifade etti.
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının Uzunyol (Lokmacı)
kapısının açılmasını ikinci tercih olarak Rum
Yönetimine ilettiklerini ancak hala cevap alamadıklarını
açıkladı.
Talat,
geçişlerde pasaport ya da kimlik kartı gösterilmesinin gerekli olup
olmadığı şeklindeki bir soruyu Sayın Papadopulosa sorun. Eğer kimlik
kartını istemiyorsa konuyu görüşmeye hazırız diyerek
cevapladı
VERHEUNGEN: ANNAN PLANI ARTIK MASADA DEĞİL
FİLELEFTHEROS, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri
Gunter Verheugenin bir İngiliz AB milletvekillerine mektubuna yer verdi.
Verheugen Avrupa
milletvekiline, Annan Planının gerek tazminatlarla gerek yeniden
yerleşimle soruna bir çözüm imkanı
sağladığını hatırlattı, ancak
planının artık nisanda olduğu şekliyle masada bulunmadığına dikkat çekti.
HALKIN SESI 02/11/04
KKTC'de iki ay içinde seçim
2 Kasım, 2004 1:08:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, bir an önce erken
seçime gidilmesi gerektiğini söyledi.
Bayrak televizyonuna konuşan Talat, siyasi partilerin anlaşması
halinde iki ay içinde seçime gidilebileceğini belirtti.
Talat, KKTC'de göreve gelecek yeni hükümetin de mutlaka, adada çözümden yana
siyasi partilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Talat:
"UBP'li hükümet Kıbrıs Türkünün uluslararası vizyonuna
zarar verir"
Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekillerine herhangi bir teklif
götürmediklerini ifade eden Talat, hükümet görüşmelerinde UBP'nin
önerilerini neden reddettikleri yolundaki bir soruya, Kıbrıs Türkünün
kötü gidişatından UBP'nin sorumlu olduğunu, UBP'nin içinde
bulunacağı bir hükümetin, Kıbrıs Türkünün uluslararası
vizyonuna zarar vereceğini kaydetti.
Kıbrıs sorununun parametrelerinin değiştiğini dile
getiren Talat, yeni politikaların belirlenebilmesi için KKTC'de çözüm
yanlısı bir hükümetin iş başında olmasının
şart olduğunu, ''böyle bir hükümette UBP'nin ve UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu'nun yeri
olmadığını" belirtti.
"Papadopulos'un
somut öneri getirmesi gerekiyor"
Dünyanın yeni duruma göre yeni politikalarını
belirleyeceğini dile getiren Talat, bunun, etkin lobi ve doğru dürüst
yönetime bağlı olduğunu kaydetti.
Talat, Annan planının yeniden masaya getirilmesi yönünde bir öneride
bulunmadığını söyleyerek Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un Kıbrıs konusunda hiçbir şey yapmak
istemediğini, kendisinin somut öneri ortaya koyması gerektiğini
belirtti.
Rum yönetiminden İngiltere ve ABD'ye protesto
2 Kasım, 2004 0:09:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, İngiltere ve ABD'nin
diplomatlarının 29 Ekim resepsiyona katıldıkları için
'gerekli tüm diplomatik protesto girişimlerinin
yapıldığını' açıkladı.
Rum kesimi sözcüsü Hrisostomidis, gerekli girişimlerin, önleyici olarak
'yasadışı' elçilikteki resepsiyon öncesinde
yapıldığını, resepsiyon sonrasında da
tekrarlandığını kaydetti.
Hrisostomidis:
"Konu incelenecek"
Hrisostomidis, Rum dışişleri bakanlığının
konuyu incelemekte olduğunu ve atılabilecek başka adımlar
varsa bunun yapılacağını söyledi.
Rum sözcü, ABD'li ve İngiliz diplomatların 'yasadışı'
elçilikteki resepsiyona katılmalarının, 'Kıbrıs'
hükümeti tarafından Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 sayılı
kararlarının çiğnenmesi olarak değerlendirildiğini
ifade etti.
AB, narenciye ve hayvan ürünlerini kapsayan öneriler
hazırlıyor
Avrupa
Birliği Komisyonu yetkilisi Leopold Maurer, Avrupa Birliği
Komisyonu'nda "Yeşil Hat Tüzüğü" üzerinde çalışan
özel komitenin, Kuzey Kıbrıs'la Güney Kıbrıs
arasındaki ticaret hacminin genişletilmesi için narenciye ve hayvan
ürünlerini kapsayan öneriler hazırladığını
açıkladı.
Maurer, ancak
hayvan ürünlerinden bal ve balık konusunda zorluklar
yaşandığını, bu sorunun da aşılması
yönündeki çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Maurer,
balık ve bal gibi sorunların yaşandığı bazı
hayvan ürünlerinin ihraç edilip edilmeyeceğine ise, gelecekte Avrupa
Komisyonu bünyesinde yer alacak özel bir komitenin karar vereceğini
belirtti.
Leopold Maurer,
Yeşil Hat Tüzüğü ile ilgili değişikliklerin Avrupa Birliği
Bakanlar Konseyi'nde onaylanmasıyla bu yılın sonuna kadar hayata
geçmesini planladıklarını, yapılacak
değişikliklerle hayvan ürünleri ve narenciye ürünlerinin ihracat
kapsamına alınacağını bildirdi.
"Kıbrıs
sorunu çözülmüş olsaydı, Yeşil Hat Tüzüğü'ne gerek
olmayacaktı" diyen Maurer, Kıbrıs sorunu çözüme
kavuşturulmadan malların iki taraf arasında tamamen serbest
dolaşımının mümkün olamayacağına da dikkat çekti.
Sponsorluğunu
Avrupa Birliği Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu'nun üstlendiği
"Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Ticari İlişkiler,
Gerçekler, Fırsatlar, Sıkıntılar" konulu konferans, bu
sabah ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de başladı.
KKTC'den
"Yöneticilik Merkezi" (Management Centre), Güney Kıbrıs'tan
da "Highway Communication" tarafından ortaklaşa organize
edilen konferansın giriş konuşmasını, Avrupa
Birliği'nin Güney Kıbrıs Delegasyon Başkanı Büyükelçi
Adriaan van der Meer yaptı.
Van der Meer
konuşmasında, konferans hakkında bilgiler verdi.
Konferansın açılış konuşmasını Avrupa
Birliği Komisyonu'ndan Leopold Maurer'in yapacağını
belirten ve Maurer hakkında katılımcılara bilgi veren Van
der Meer, Leopold Maurer'in Kıbrıs konusuyla yakından
ilgilendiğini, ilgisinin 1998 yılına dayandığını
söyledi.
Van der Meer,
konferansın açılışında konuşma yapması daha
önceden belirtilen Avrupa Parlamentosu yetkilisi Michael Rupp'un ise yoğun
işleri nedeniyle gelemediğini belirtti.
Maurer:
Kişilerin serbest dolaşımında
büyük
başarı sağlandı
Büyükelçi Van
der Meer'in konuşmasının ardından konferansın
açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen AB
Komisyonu yetkilisi Leopold Maurer, "Yeşil Hat Tüzüğü"
hakkında geniş bilgiler verdi. Maurer, "Yeşil Hat
Tüzüğü"nün Avrupa Birliği üyesi ülkelerin anadillerini
oluşturan 21 farklı dile çevrildiğini kaydetti.
"Kıbrıs
sorunu çözülmüş olsaydı..."
"Kıbrıs
sorunu çözülmüş olsaydı, Yeşil Hat Tüzüğü'ne gerek
olmayacaktı" diyen Maurer, ancak sorunun devam etmesi ve Avrupa
Birliği müktesebatının adanın kuzeyinde askıya
alınmış olması nedeniyle "Yeşil Hat
Tüzüğü"nün hayata geçirildiğini, ancak bu konuda zorluklar
bulunduğunu anımsattı.
Kıbrıs'ta
23 Nisan 2003'te kapıların açılmasının ardından,
kişilerin Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında
dolaşımının başladığını
anımsatan Maurer, ancak serbest mal dolaşımının henüz
istenilen noktaya gelmediğini, bu konuda, Avrupa Birliği temel
kurallarını oluşturan müktesebatın (Acquis Communautaire)
Kuzey Kıbrıs'ta askıya alınmış olması
nedeniyle bazı zorluklar bulunduğunu vurguladı.
Kişilerin
serbest dolaşımı konusunda hiçbir sorun
yaşanmadığını, ancak malların serbest
dolaşımında pürüzler bulunduğunu ifade eden Maurer, bu
konuda şöyle konuştu:
"Kişilerin
serbest dolaşımı konusunda büyük başarı
sağlandı. Bundan Avrupa Birliği Komisyonu olarak oldukça
memnunuz.
Kişilerin
serbest dolaşımında sorun yaşanmazken, malların
serbest dolaşımı konusu komplike bir konu olarak önümüze
çıktı. Bu konudaki zorlukları aşabilmek için de ilk etapta
'Yeşil Hat Tüzüğü'nü hayata geçirdik. Ancak başlangıç her
zaman zordur. Bugüne kadar kuzeyden güneye yalnızca 80 bin euro tutarında
mal ihraç edilebildi."
"Yeşil
Hat Tüzüğü'nün kapsamını
genişletmeye
hazırlanıyoruz"
Kuzeyden güneye
mal ihracının hacminin artırılması, malların daha
sağlıklı ve daha kolay şekilde geçişinin
sağlanması amacıyla "Yeşil Hat Tüzüğü"nün
kapsamını genişletme çalışmalarını
sürdürdüklerini, bunun için de tüzükte bazı değişiklikler
yapmaya hazırlandıklarını vurgulayan Maurer, malların
daha rahat şekilde transferi için iki taraf arasındaki geçiş
kapılarının sayısının
artırılmasının da gündemde olduğunu kaydetti.
Kapıların sayısının artırılması yönünde
iki taraf arasında mutabakat bulunduğunu anımsatan Maurer,
"Kapıların sayısının
artırılmasıyla malların daha kolay şekilde
akışı sağlanabilir" dedi.
"Bu
yılın sonuna kadar"
Leopold Maurer,
Avrupa Birliği Komisyonu'nda "Yeşil Hat Tüzüğü" ile
ilgilenen özel komitenin tüzük kapsamında ticaret hacminin
genişletilmesi için narenciye ve hayvan ürünlerini kapsayan öneriler
hazırladığını açıkladı.
Maurer,
"Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında güney ve kuzey arasında
ticaret hacminin düşük olmasından dolayı tüzükte
değişiklik öngörüyoruz. Bu çerçevede hayvan ve narenciye ürünlerinin
bu kapsama dahil edilmesi için çalışıyoruz" dedi.
Bal ve
balıkta durum
Ancak, bal ve
balık konusunda zorluklar ve sorunlar
yaşandığını, bu sorunun aşılması
yönündeki çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Leopold
Maurer, balık ve bal gibi sorunların yaşandığı
bazı hayvan ürünlerinin ihraç edilip edilmeyeceğine gelecekte Avrupa
Komisyonu bünyesinde yer alacak özel bir komitenin karar vereceğini
açıkladı.
Maurer,
Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili değişiklikleri, Avrupa
Birliği Bakanlar Konseyi'nde onaylanmasıyla bu yılın sonuna
kadar hayata geçirmeyi planladıklarını, yapılacak
değişikliklerle hayvansal ürünlerle narenciye ürünlerinin ihracat
kapsamına alınacağını bildirdi.
Leopold Maurer,
Yeşil Hat Tüzüğü'nde yapılacak diğer bir
değişiklikle, 200 adet sigara ile 1 litre içkinin kişi
beraberinde geçirilebileceğine, bu miktarın AB ülkeleri arasında
uygulanan standart rakam olduğuna işaret etti.
KKTC'ye, AB
uzmanları gelecek
Maurer,
hastalık potansiyeline sahip bölgelerden ihraç edilecek hayvan ürünleriyle
narenciye ürünlerinin kusursuz şekilde denetimden geçirilmesi
gerektiğinin de altını çizerek, KKTC'deki hayvan ürünleriyle
narenciye ürünlerinin Avrupa Birliği sağlık standartlarında
olup olmadığını incelemek amacıyla AB'den
uzmanların Kuzey Kıbrıs'a geleceğini bildirdi. Maurer,
denetimler sonrasında AB uzmanlarının ürünler için gerekli
sağlık belgelerini vereceklerini de kaydetti.
"Türkiye-Güney
Kıbrıs arasında,
Gümrük
Birliği'nin etkisi olmaz"
Konuşmasının
ardından soruları yanıtlayan Leopold Maurer, Türkiye ile Güney
Kıbrıs arasında imzalanan Gümrük Birliği
Anlaşması'nın uygulamada "Yeşil Hat
Tüzüğü"ne ne gibi etkileri olabileceğine ilişkin soru
üzerine, Gümrük Birliği'nin tüzüğe hiçbir etkisi
olmayacağını söyledi.
"Çözüm
olmadan, malların tamamıyla
serbest
dolaşımı mümkün değil"
Maurer, bir
başka soruya karşılık Kıbrıs sorunu çözüme
kavuşturulmadan malların iki taraf arasında tamamen serbest
dolaşımının mümkün olamayacağına dikkat çekti.
AB Komisyonu
yetkilisi Leopold Maurer'in konuşmasının ardından
konferans, "Ticari Aktivite: Madalyonun İki Yüzü" ve
"Sorunlara Çözüm Bulunması" başlıkları
altında iki bölümle devam etti.
Konferansın
bu bölümüne, konuşmacı olarak Rum Ticaret Odası ile
Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri, eski ekonomi ve turizm
bakanı, ekonomi uzmanı Ayşe Dönmezer, ekonomi uzmanı Kostas
Apostolides, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden uzmanlar ile SEK, PEO,
DEV-İŞ ve TÜRK-SEN yetkilileri katıldı.
Konferansın
birinci bölümünde, sırasıyla Rum Ticaret Odası ile
Kıbrıs Türk Ticaret Odası temsilcileri, "Malların
Serbest Dolaşımı İle İlgili
Sıkıntıların Aşılmasına Yönelik
Önlemler", eski ekonomi ve turizm bakanı, ekonomi uzmanı
Ayşe Dönmezer, "Yeşil Hat'tın Kuzeyinde Ticari
Aktivitelerdeki Gerçekler, Fırsatlar ve Sıkıntılar",
ekonomi uzmanı Kostas Apostolides, "Yeşil Hat'tın Güneyinde
Ticari Aktivitelerdeki Gerçekler, Fırsatlar ve Sıkıntılar",
AB uzmanları da "Pratik Sorunlar: Sorular ve Cevaplar"
konularında görüşlerini ortaya koyacaklar.
"Sorunlara
Çözüm Bulunması" başlıklı ikinci bölümde ise SEK, PEO,
DEV-İŞ ve TÜRK-SEN yetkilileri, "Çalışma Sorunu"
adlı panelde görüşlerini aktaracaklar.
Konferans,
tarım ve endüstriyel ürünler, inşaat ve inşaat malzemeleri,
sigorta ve ulaşım konularında yapılacak atölye
çalışmalarının sonuçlarının sunulmasıyla
sona erdi.
KIBRIS 03/11/04
AP, Kıbrıslı Türklerle aynı
kararlılıkta
ROTHE: KIBRISLI
TÜRKLERE YARDIMCI OLACAĞIZ... AP Milletvekili Mechtild Rothe, AP'nin
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimi ve Kıbrıs'ta
çözüm için sinyaller verdiğini söyledi ve "Annan Planı'na
sorumluluğumuz yoktur. Ancak, mali yardım, direkt ticaret ve
izolasyonların kırılmasıyla Kıbrıs Türk
toplumunun Avrupa Birliği'nde yaşamasına yardımcı
olabiliriz" dedi
MALİ
YARDIM 3 BOYUTLU... Mali Yardım Tüzüğü'nde mali yardımın üç
boyutlu olduğunu belirten Mechtild Rothe, mali yardımın 2004
yılının sonuna kadar yaklaşık 6 milyon euro, ikinci
etapta 110 milyon 36 bin euro ve üçüncü etapta da 135 milyon 25 bin euro olarak
verileceğini açıkladı
İZOLASYONLARIN
KIRILMASI... Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'ne girmesi
için AP ve AB'nin ellerinden gelen yardımı yapacağını
ifade eden Rothe, izolasyonların kırılmasına ve Kıbrıs
Türk toplumunun Avrupa Birliği'nde yaşamasına yardımcı
olunacağını anlattı
15
KASIM'DAKİ MESAJ ÖNEMLİ... Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün 3 ay
içerisinde yapılmasının önerildiğini belirten Rothe,
"Direkt ticaret, parlamento tarafından tek başına
kararlaştırılamaz. En önemli nokta, parlamentonun 15
Kasım'da direkt ticaret için çok net mesaj vermesidir" diye
konuştu
Yeliz K. SARICA
Avrupa
Parlamentosu'nun (AP) Annan Planı temelinde Kıbrıslı
Türklerle aynı kararlılıkta olduğu, Avrupa Birliği'nin
mali yardım, direkt ticaret ve izolasyonların kaldırılmasıyla
Kıbrıslı Türklere desteğinin süreceği bildirildi.
Hollanda
Sosyalist Demokrat Partisi AP Milletvekili ve Dışilişkiler
Komitesi Raportörü Mechtild Rothe, AP'nin Kıbrıslı Türklerin
ekonomik gelişimi ve Kıbrıs'ta çözüm için sinyaller
verdiğini söyledi ve "Annan Planı'na sorumluluğumuz yoktur.
Ancak, mali yardım, direkt ticaret ve izolasyonların
kırılmasıyla Kıbrıs Türk toplumun Avrupa
Birliği'nde yaşamasına yardımcı olabiliriz" dedi.
Strasbourg'da
KIBRIS'a konuşan Rothe, AP'nin Annan Planı çerçevesinde
Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide olduğunu, bu sadece
kendisinin pozisyonu değil, parlamentonun kararlılığı
olduğunu belirtti.
Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs Türk toplumunu çok açık şekilde
desteklediğini, Mali Yardım Tüzüğü'nün de bu desteğin bir
parçası olabileceğini ifade eden Rothe, Mali Yardım Tüzüğü
çerçevesinde Kıbrıslı Türklere ilk etapta yaklaşık 6
milyon euro verileceğini anımsattı.
AB'den
Kıbrıs Türklerine destek
AP'nin
Dış İlişkiler Komitesi'nde Mali Yardım Tüzüğü'nün
raportörlüğünü yapan Rothe, Kıbrıslı Türklere verilecek
olan mali yardımın çok önemli olduğunu söyledi.
Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs Türk toplumunu çok açık şekilde
desteklediğini, Mali Yardım Tüzüğü'nün de desteğin bir
bölümü olduğunu belirten Rothe, Kıbrıslı Türklere, AB
normlarına uyum sağlaması için 259 milyon euronun çeşitli
projeler karşılığında verileceğini kaydetti.
AP'nin
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimi, Kıbrıs'ta
çözümü ve Kuzey Kıbrıs'ta şimdikinden daha iyi bir gelişimi
için sinyaller verdiğini anlatan Rothe, mali yardımın birçok
projenin finansmanını sağlayabileceğine dikkat çekti.
Rothe, mali
yardımın hukuksal gelişim, enerji sektörü, ulaşım,
çevre, telekomünikasyon ve bunun gibi çeşitli projelerde
kullanılabileceğini söyledi.
Mali
Yardım Tüzüğü'nün, Kuzey Kıbrıs'taki insanlara
yardımcı olabileceğine inandığını ifade eden
Rothe, mülkiyet üzerinde bazı sorunlar olduğunu ve bu sorunların
bilindiğini kaydetti.
Avrupa
Birliği vatandaşlarının özellikle Kıbrıslı
Rumların kuzeyde mülkiyeti olduğunu ifade eden Rothe, "Mülkiyet
konusu komisyonun inceleyeceği bir durum değildir. Sovyetler
Birliği, Kosova ve Almanya'ya çözümden sonra verdiğimiz yardımda
da toprağın sahibinin kim olduğuna her zaman baktık. Bu
gerekliydi. Umarım bu birçok projede uygulanmaz. Mali Yardım
Tüzüğü'nün gerçek başarıyı getireceğini umuyorum"
dedi.
Mali
yardım üç boyutlu
Mali
Yardım Tüzüğü'nde mali yardımın üç boyutlu olduğunu
belirten parlamenter Mechtild Rothe, mali yardımın 2004
yılının sonuna kadar yaklaşık 6 milyon euro, ikinci
etapta 110 milyon 36 bin euro ve üçüncü etapta da 135 milyon 25 bin euro olarak
verileceğini bildirdi.
Projelerden
sorumlu olacak acente kurulacağını ifade eden Rothe, 22
Kasım'dan sonra acentelerin çalışmaya
başlayacağını, projelerin toplanacağını
kaydetti. Mali yardımın ilk bölümünün 2004 yıl sonuna kadar
Kıbrıslı Türklere verileceğini anlatan Rothe,
"Kıbrıslı Türkler, sorumluluğumuzda olduğunu
bilsin. Mali yardım, çok hızlı bir şekilde kendilerine
verilecektir" dedi.
Rothe: AB'ye
girilmesine yardımcı olacağız
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Birliği'ne girmesi için yardımcı
olunacağını belirten Rothe, "Kıbrıslı
Türklere AP ve AB olarak elimizden geldiği kadar yardımcı
olacağız. Annan Planı'na sorumluluğumuz yoktur. Ancak, mali
yardımla, direkt ticaretle, izolasyonların
kırılmasıyla ve Kıbrıs Türk toplumun Avrupa
Birliği'nde yaşaması için yardımcı olabiliriz"
diye konuştu.
Direkt ticaret
için AP'nin
15
Kasım'daki mesajı önemli
Parlamenter
Rothe, Kıbrıslı Türklere verilmesi uygun bulunan Mali
Yardım Tüzüğü'nün AP'nin Dışilişkiler Komitesi'nde ne
sosyalist grup ne de Kıbrıslı Rumlar için sorun olduğunu
söyledi.
Rothe,
Dışilişkiler Komitesi'nde Mali Yardım Tüzüğü'nü
geçirmenin çok kolay olduğunu bunun nedeninin ise sosyalist grup ve
Kıbrıslı Rumların olumlu tutumundan
kaynaklandığını belirtti.
Mali
Yardım Tüzüğü'nün 15 Kasım'da Avrupa Parlamentosu'nda da
onaylanacağını ifade eden Rothe, Dışilişkiler
Komitesi'ne Mali Yardım Tüzüğü'yle birlikte direkt ticareti de
gündeme getirdiğine dikkat çekti. Rothe, şöyle konuştu:
"Mali
yardım ve direkt ticaret, Avrupa Konseyi ve Dışilişkiler
Komisyonu'nu ilgilendirir. Bu konuya çözüm için sadece konsey ve komisyona
sormamız yeterlidir.
Raporumda,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün 3 ay içerisinde
yapılmasını önerdim. Direkt ticaret, parlamento tarafından
tek başına kararlaştırılamaz. En önemli nokta,
parlamentonun 15 Kasım'da direkt ticaret için çok net mesaj vermesidir.
Son karar, konseyin olacaktır. Bu da 22 Kasım'dır.
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar kırması için de
önemlidir. Kıbrıslı Türkler için 15 Kasım'da çok net mesaj
vereceğimizi umuyorum."
AP,
Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide
AP'nin Annan
Planı çerçevesinde Kıbrıslı Türklerle aynı çizgide
olduğunu ve bunun sadece kendisinin pozisyonu değil, parlamentonun
kararlılığı olduğunu kaydeden Rothe,
Kıbrıslı Türklerin haklarına saygı
duyduklarını söyledi. Rothe, "Kıbrıslı Türklerin
çoğunluğu Annan Planı'nı onayladı. Umarım Annan
Planı'yla ilgili yeni imkanlar oluşur. Avrupa Birliği'nde
sorumluluğumuz var. Kıbrıslı Türklerin yeterince enerjisi
var. İnsanların Annan Planı temelinde çözüm gelmemesinden
dolayı hayal kırıklığına uğradı. Avrupa
Birliği, Kıbrıs Türk toplumu için gerekli yardımı
yapacak" diye konuştu.
Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nü Rumlar engelliyor
Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin gün vermesinin imkansız olduğunu
ifade eden Rothe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili bir sorun
olduğunu, bu sorunun da Rum yönetiminden
kaynaklandığını bildirdi.
AP'nin
karmaşık bir kurum olduğunu ifade eden Rothe, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü konusunun Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi'ni
ilgilendirdiğini kaydetti.
Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'yle ilgili gerçek bir başlangıç
olmadığını ifade eden Rothe, tüzükle ilgili
tartışmaların aralıkta başlayacağını,
parlamentonun, komisyona direkt mesajı vereceğini ve bu konuda çözüm
olacağını belirtti.
KIBRIS 03/11/04
Başbakan Talat'tan, UBP Genel Başkanı
Eroğlu'na suçlama:Eroğlu, hayalindeki canavarla savaşıyor
Başbakan
Talat, UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun "transfer"
iddialarını "hayaldeki canavarla savaş" diye
tanımladı. Talat, "Bırakın savaşsın, korkunun
ecele faydası yok" dedi. Başbakan, erken seçimden başka
seçenek olmadığını da yineledi...
Başbakan
Mehmet Ali Talat, mevcut parlamentodan istikrarlı bir hükümet
çıkacağına inanmadığını kaydederek, seçimin
kaçınılmaz olduğunu bildirdi. Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP)
Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun "milletvekili
transferi" konusundaki iddialarını "hayaldeki canavarla
savaş" diye niteledi.
Başbakan
Talat, dün bir radyo programında iç politikaya ilişkin
çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Başbakan
Talat, partiler arası herhangi bir transfer düşünmediklerini ve
isteklerinin erken seçime gidip halk iradesine göre hükümetin şekillenmesi
olduğunu ve zaten doğru ve ahlaki olanın da bu olduğunu
söyledi.
"Ahlaksız
teklif" ve Ulusal Birlik Partisi'ne mensup milletvekillerine transfer
teklifi yapıldığına ilişkin iddialara
karşılık Talat, "Ahlaksız teklif bana
yapılmadığı için bilmiyorum. Bizim böyle bir faaliyetimiz
olmadı. Bu tamamen uydurmadır. Sayın Eroğlu hayalinde
gördüğü canavarlara karşı savaşıyor. Bırakın
savaşsın, korkunun ecele faydası yok" diye konuştu.
Cumhuriyetçi
Türk Partisi'nin transfer yönünde bir beklentisi ve
çağrısının olup olmadığı sorusu üzerine
Talat; "Ne beklentim var, ne de çağrım. Herkes otursun
oturduğu yerde. Gidelim seçime halk karar versin." dedi.
Seçime
gidilirse de bir şeyin değişmeyeceği görüşüne
katılmadığını belirten Talat, tam tersine çok
şeyin değişeceğine inandığını söyledi.
Talat
şöyle konuştu:
"Geçen
Aralık 2003'te yapılan seçimlerde siyasi yapılanma bugünkü
siyasi yapılanmadan çok farklıydı. Aralıkta yüzde elli elli
çözüme evet diye değerlendirecek olursak, nisanda bu tablo yüzde 65'ti.
Bunun dışında kamuoyu yoklaması yok ama buna gerek de yok.
Toplumun duruşu çok değişti. Bundan 3 yıl önce Cumhuriyetçi
Türk Partisi'nin hükümete gelmesi hayal bile edilemiyordu ama toplum
değişti ve bu değişim kalıcıdır. Bu
değişimler devam ediyor, bu yüzden de seçim şarttır çünkü
bunların meclise yansıması gerekiyor. Bu demokrasinin
gereğidir."
Talat,
basında çıkan "Türkiye seçimlere karışmamalıdır"
açıklamasını tamamen kendisine yöneltilen "sizce Türkiye
seçimlere karışmalı mı, karışacak mı?"
sorusuna cevap olarak söylediğini açıkladı.
Bunun
dışında herhangi bir müdahalenin söz konusu
olmadığını ve yaptığı açıklamanın
ortada olan bir müdahaleyle ilgili olmadığını belirtti.
Ayrıca
Başbakan Talat, basından özellikle yakında yapılacak olan
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarını
özellikle politize etmemelerini rica etti.
Roller
değişti
Mehmet
Ali Talat, son zamanlarda Rum basınında geniş yer bulan
bazı kişilere para verildiği konusunun daha önce Kuzey
Kıbrıs'ta yaşanan senaryolar olduğunu hatırlatarak,
"Roller nasıl bu kadar değişti, ben de hayret ediyorum ve
bu iddialar şimdi bize de sirayet ediyor" dedi.
KIBRIS 03/11/04
|
Serdar
Denktaştan UBPye suçlama |
||
|
|
||
|
KKTCnin
Demokrat Parti Genel Başkanı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Ulusal Birlik Partisinin, hükümet kurma
görüşmelerinde kendilerine ahlaksız teklif
yaptığını söyledi. |
||
|
|
||
|
NTV |
||
|
|
|
|||
|
|
|
3 Kasım
2004 Denktaş, Demokrat Partinin Ulusal Birlik Partisi
ile hükümet kurması karşılığında, af
çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacının
hapishaneden kurtulmasının teklif edildiğini iddia etti |
|
Serdar Denktaş, Demokrat Partinin Ulusal Birlik
Partisi ile hükümet kurması karşılığında, af
çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacının
hapishaneden kurtulması yönünde kendisine ahlaksız teklif
yapıldığını söyledi.
Denktaş, sözkonusu teklifin, önce kendisine,
daha sonra yakın çevresinden birisine ve son olarak da eşine
iletildiğini belirtti.
Serdar Denktaş, Rüşvetin kanıtı olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt bulunmadığını söyledi. Denktaş, UBPden geldiğini iddia ettiği teklifin, Demokrat Partinin hiçbir organında konuşulmadığını da sözlerine ekledi. Denktaş, iddiasını yalanlayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlunu da eleştirdi.
|
KKTCde top
yeniden Talatta |
|
|
|
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yeni hükümeti kurma konusunda
bugün görevlendirme yapabileceğini söyledi. |
|
|
|
Lefkoşa |
Kasım 2004 Talat ise, siyasi partilerin anlaşması
halinde meclisin erken seçim kararı alabileceğini ve 2 ay sonra
seçime gidilebileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet
Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile
haftalık olağan görüşme çerçevesinde bir araya geldi.
Denktaş, Başbakan Talata mı görev vereceksiniz? sorusuna,
Tabii, sırada o var yanıtını verdi.
TALAT: 2 AY SONRA SEÇİME GİDİLEBİLİR
Talat ise, siyasi partilerin anlaşması
halinde meclisin erken seçim kararı alabileceğini ve 2 ay sonra
seçime gidilebileceğini söyledi. Talat, hükümet görüşmelerinde
UBPnin önerilerini neden reddettikleri yolundaki bir soruya, Kıbrıs
Türkünün kötü gidişatından UBPnin sorumlu olduğunu, UBPnin
içinde bulunacağı bir hükümetin, Kıbrıs Türkünün
uluslararası vizyonuna zarar vereceğini söyleyerek yanıt verdi.
Talat ayrıca, Annan Planının
yeniden masaya getirilmesi önerisinde bulunmadığını
söyledi.
Mecliste azınlıkta olan CTP-DP hükümeti 20
Ekimde istifa etmiş, Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni hükümeti
kurma görevini 21 Ekimde UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğluna vermişti. Siyasi partilerle yaptığı
temaslardan hükümet kurmayacağı sonucunu alan Eroğlu, görevi dün
Cumhurbaşkanına iade etmişti.
KKTC belediyelerine
Avrupa Konseyi yolu açıldı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki
(KKTC) belediyelerin temsilcilerinin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel
Yönetimler Kongresi'nde temsil edilmesine karar verildi.
Kongre başkanlık divanında bugün
alınan kararla bundan böyle KKTC'den 1 asil ve 1 yedek belediye temsilcisi,
yerel ve bölgesel yönetimler toplantısına katılma
hakkını elde etti.
KKTC Belediyeler Birliği Başkanı
Hüseyin Beyar, bugünkü toplantılara iştirak etti.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM),
Rum kesiminin BM planına referandumda ''hayır'' demesinin
ardından, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılmasına karar
vermişti.
AKPM'de geçen ay yapılan
başkanlık divanı toplantısında, KKTC'li iki
parlamenterin bundan böyle oylamaya iştirak etmeden, genel kurul ve
komisyon toplantılarına katılıp söz almaları önerisi
kabul edilmişti.
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler
Kongresi de AKPM'nin bu kararını emsal alarak, bu tür bir uygulama
yoluna gitmek istedi.
MILLIYET 04/11/04
Serdar DENKTAŞ:UBP, rüşvet teklif etti ama
kanıtı olmaz
ELİMDE
KANIT YOK... Serdar Denktaş, "DP'nin UBP ile hükümet kurması ve
af çıkartılıp kayınpederi Salih Boyacı'nın
hapishaneden kurtulması" yönünde kendisine UBP tarafından
"ahlaksız teklif" yapıldığını
yineleyerek ancak rüşvetin kanıtı
olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt
bulunmadığını söyledi
EROĞLU'NA
ELEŞTİRİ... Zorunlu kalmadığı müddetçe isim
açıklamak istemediğini, zaten büyük ihtimalle kendisine teklifi
götüren kişilerin söylediklerini inkar edeceklerini belirten Serdar
Denktaş, "ahlaksız teklif" iddiasını yalanlayan
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu eleştirdi ve
"Şimdi UBP başkanı hedefine nail olamayınca her
zamanki tutumunu tekrarlayarak olayları ve doğruları
çarpıtarak küçük politik tezgahlar hazırlama yolunu
seçmiştir" dedi
Demokrat Parti
(DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, "DP'nin UBP ile
hükümet kurması ve af çıkartılıp kayınpederi Salih
Boyacı'nın hapishaneden kurtulması" yönünde kendisine
"ahlaksız teklif" yapıldığını
yineleyerek, ancak rüşvetin kanıtı
olmadığını, kendilerinin elinde de kanıt
bulunmadığını söyledi.
Zorunlu
kalmadığı müddetçe isim açıklamak istemediğini, zaten
büyük ihtimalle kendisine teklifi götüren kişilerin söylediklerini inkar
edeceklerini belirten Serdar Denktaş, "ahlaksız teklif"
iddiasını yalanlayan UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğlu'nu eleştirdi ve "Şimdi UBP başkanı
hedefine nail olamayınca her zamanki tutumunu tekrarlayarak olayları
ve doğruları çarpıtarak küçük politik tezgahlar hazırlama
yolunu seçmiştir" dedi.
Serdar
Denktaş konuyla ilgili olarak dün yaptığı yazılı
açıklamada, "ahlaksız teklif" olarak nitelendirdiği
teklifin önce direkt olarak kendisine, daha sonra yine bir başka UBP'li
tarafından yakın çevresinden birisine ve son olarak da DP Parti
Meclisi toplantısından önce kendisine ilk ulaşan UBP'linin evini
arayarak eşine de ulaşmasıyla gerçekleştiğini
anlattı.
"Teklif
partimizin hiçbir organında konuşulmamıştır. Teklifi
getiren kişiye daha söze başlar başlamaz ayıp etmekte
olduğunu söyleyerek konuyu kapatmıştım ve bu konunun bir
kere daha açılmasını asla istemezdim. İstemezdim çünkü
bundan en büyük üzüntüyü kendi ailem çekmektedir" diyen Serdar
Denktaş, ancak bu konunun birçok yerde konuşulduğunu,
gazetelerde gerek köşe yazılarında gerek haberlerde yer
aldığını, nihayette UBP yayın organında DP Parti
Meclisi kararının hemen ertesi gününde ve üstelik bu konuda CTP ile
işbirliği yaptıkları suçlamasıyla çıkınca
kamuoyuna doğru bilgiyi iletmek zorunda kaldığını
belirtti.
Boyacı'nın
sağlık konusu ciddi
Salih
Boyacı'nın sağlık konusunun ciddi bir mesele olduğunu
söyleyen Serdar Denktaş, "Sayın Eroğlu eğer doktorluk
tarafını unutmamışsa, böylesi bir konuyu polemik konusu
haline getirmenin en temel insan hakkına ters olduğunu bilmesi
gereken birisidir" dedi.
Kendisine teklifi
getiren kişilerin, her türlü garantiyi vermeye hazır
olduklarını söylediklerini kaydeden Serdar Denktaş,
"Eğer Eroğlu bu konudan haberdar olmasaydı bize
konuşan hiç kimse bu derecede garanti veremezdi" ifadesini
kullandı.
"Uzatılmasından
rahatsızlık duymaktayız"
Serdar
Denktaş, açıklamasına şöyle devam etti:
"Eşim
onurlu bir insan olmasa bana bu doğrultuda büyük kişisel sorun da
çıkarabilirdi.
Şimdi UBP
başkanı hedefine nail olamayınca her zamanki tutumunu
tekrarlayarak olayları ve doğruları çarpıtarak küçük
politik tezgahlar hazırlama yolunu seçmiştir.
Ben
şerefim üzerine yemin ederek bu tekliflerin bize
yapıldığını söylüyorum. Zorunlu
kalmadığım müddetçe isim açıklamak istemem, çünkü zaten
büyük ihtimalle bu kişiler de söylediklerini inkar edeceklerdir.
Olay
yaşanmış ve cevabı verilmiştir. Bu konunun daha fazla
uzatılmasından ben ve ailem rahatsızlık duymaktadır.
"Eroğlu,
düştüğü açmazdan kurtulmak istemektedir"
Daha dava
açılmadan suçlu ilan edilerek kamuoyu baskısının mahkemeler
üzerinde kurulmasını da sağlayan Eroğlu, yine bu konuyu
kullanarak içine düştüğü açmazdan kurtulmak istemektedir.
'Rüşvetin
kanıtı olmaz' derler. Bizim de elimizde kanıt yoktur.
Allah'ın da bildiği yaşanan gerçekler bizi vicdanen rahat
ettirmektedir. Takdir kamuoyunundur."
KIBRIS 04/11/04
Uygulama, 2005'in ikinci yarısında
|
|
AB Komisyonu
Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım
Tüzüğü'nün AB'de kabulü halinde yaşanacak gelişmeleri KIBRIS'a
anlattı: |
|
|
PROGRAM
YAPILMALI... AB Komisyonu Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer,
Mali Yardım Tüzüğü'nün, AB Konseyi'nden geçmesi halinde,
uygulamanın önümüzdeki yılın ikinci yarısında
başlayacağını söyledi. 259 milyon euroluk mali
yardımın kullanımı için program yapılması
gerektiğine işaret eden Maurer, birtakım belgelerin üst
komiteden geçirilmesinin ardından, uygulamanın
başlatılabileceğini belirtti Emine DAVUT
YİTMEN AB Komisyonu
Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Mali Yardım
Tüzüğü'nün, AB Konseyi'nden geçmesi halinde, uygulamanın önümüzdeki
yılın ikinci yarısında başlayacağını
söyledi. 259 milyon
euroluk mali yardımın kullanımı için program
yapılması gerektiğine işaret eden Maurer, birtakım
belgelerin üst komiteden geçirilmesinin ardından, uygulamanın
başlatılabileceğini belirtti. Maurer,
projelerle ilgili tekliflerin zaman alacağını vurgulayarak,
ilk projenin uygulanmasının, 2005'in ikinci yarısında
olacağını ifade etti. Mali
Yardım Tüzüğü'nün kabulü konusunda, hedefin 23 Kasım tarihi
olduğunu aktaran Maurer, "Bakanlar Kurulu karar verirse, tüzük
benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest ticaret
önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek" dedi. Maurer,
Serbest Ticaret Tüzüğü'nün şu anda üye ülkeler tarafından
tartışıldığını dile getirerek, Mali
Yardım Tüzüğü'nün kabulü halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün
nasıl yürütüleceği konusunda, üye ülkelerin karara
varacağını kaydetti. Yeşil
Hat Tüzüğü'nde, narenciye ve hayvan ürünleri konularında
değişiklikler yapılması yönünde çalışma
başlattıklarını anlatan Maurer, "Bu tarz ürünlerin,
ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür
oluşturmak istiyoruz. Bu değişiklikler, üye ülkeler
tarafından onaylandıktan sonra, resmi olarak yayınlanacak ve
ardından uygulamaya girecek. En iyimser tahminle uygulama, bu yıl
sonunda gerçekleşecek" diye konuştu. Maurer,
ülkede bulunan üç uzmanın, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na
sertifikaların uygulanması konusunda yardım ettiğini
aktardı. Narenciye
hasadı başlar başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün
olması halinde, AB'den sağlık konusuyla ilgili uzmanların
gelerek, gerekli belgeleri onaylayacaklarından söz eden Maurer,
"Uzmanlar sürekli adada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine
bakacaklar ve bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler" dedi. Maurer, AB
Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili tavsiyesini hatırlatarak, Türkiye'nin
tüm bunları yerine getirmesi halinde, AB ile önümüzdeki yıl
müzakerelere başlayabileceğini söyledi. AB Komisyonu
Kıbrıs Birimi sorumlusu Leopold Maurer, Yeşil Hat, mali
yardım ve serbest ticaret tüzükleri konularında KIBRIS'ın
sorularını yanıtladı: KIBRIS:
Sayın Maurer, bugün (dün) "Yeşil Hat Tüzüğü Çerçevesinde
Ticari İlişkiler" adlı bir konferans vardı.
Konferans sırasında, Yeşil Hat Tüzüğü'nde özellikle
hayvan ve narenciye ticareti konularında değişikliklere
gidilebileceğini söylediniz. Görünen o ki, söz konusu
değişiklikler, bu yıl sonuna doğru yapılacak. Peki,
spesifik olarak tüzükte ne tarz değişiklikler yapılacak?
Bugünkü atölye çalışmasında konuyla ilgili düşünceler
elde edebildiniz mi? MAURER:
Bugünkü atölye çalışmasında, 100'ün üzerinde
katılımcı vardı. Bu da bizim iyimser olmamızı
sağladı. Gün boyunca devam eden seminerde, mal geçişinin tüm
yönü hakkında bilgiler alındı ve konu, derinlemesine
tartışıldı. Sonuçtan mutluyuz. Bunun gerçek ticaret
olayında ne gibi etkileri olacağını göreceğiz.
Şu ana kadar yaklaşık, 100 bin euroluk bir başlangıç
var. Sizin de söylediğiniz gibi, tüzükte bazı
değişikliklerin yapılması konusunda öneri sunmaya
hazırlanıyoruz. Bu önerilerin, komisyon tarafından kabul
edilmesi gerekiyor. Bunun ardından, AB üyesi ülkeler, söz konusu
değişiklikleri ortak olarak kabul etmeli. Sizin de söz
ettiğiniz gibi, bu değişiklikler narenciye ve hayvan
ürünlerini kapsıyor. İlk başta, bal ve balık ticareti
konusunda sorunlar ortaya çıkmıştı. Bu tarz ürünlerin,
ticaret kapsamına nasıl dahil edileceği yolunda bir prosedür
oluşturmak istiyoruz. Ayrıca, turist beraberinde sınırdan
geçirilecek olan malların miktarını da
tartışıyoruz. KIBRIS: Bu
değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda
spesifik düşünceleriniz var mı? MAURER: Bu
değişiklikler üye ülkeler tarafından onaylandıktan sonra,
resmi olarak yayınlanacak ve ardından uygulamaya girecek. En
iyimser tahminle bu yıl sonunda gerçekleşecek. KIBRIS:
Konferans sırasında, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'nın size gelecekte ne yapılması ve neyin
değiştirilmesi gerektiğini içeren 10 maddelik bir liste
verdiğinden söz etmiştiniz. Bu 10 madde nelerden oluşuyor ve
AB'nin hangilerini değerlendirmeye alacağını
düşünüyorsunuz? MAURER: Tüm
maddeleri şu an hatırlamıyorum. Ancak, küçük işletmecilerin
malları için pazarda bazı olanakların sağlanması ve
sürücü ehliyeti gibi bazı konular vardı. Tüm bu öneriler üzerinde
dikkatli olarak çalışacağız. Şunu da eklemeliyim ki,
Rum tarafından da özellikle geçiş noktaları konusunda
bazı öneriler geldi. Hepsini dikkatlice değerlendireceğiz.
Gelecek yıl yeni önerilerle geleceğiz. Şu anda dikkatimizi
yoğunlaştırmamız gereken üç öneri var. Bunlardan biri de
aciliyeti olan narenciye konusu. Narenciye hasadı çok yakında
başlıyor. Bu nedenle hemen narenciyeyi kapsayan
değişikliğin hızlı bir şekilde kabul edilmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Her gün önümüze yeni şeyler geliyor
ve belli bir zaman sonra ne yapmamız gerektiği konusunda
birtakım tecrübeye sahip olacağız. KIBRIS:
Sanıyorum, hayvansal ürünler ve narenciyeyle ilgili olarak adaya AB
uzmanları gelecek. Uzmanlar ne zaman geliyor? Bu konudaki prosedür
nedir? MAURER:
AB'nin uzmanlara ihtiyacı yok; buradaki insanların uzmanlara
ihtiyacı var. Zaten uzmanlar da halen adada bulunuyorlar. Üç uzman,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na, sertifikaların
uygulanması konusuyla ilgili olarak yardım ediyor. Bu uzmanlar,
gümrük konularında tecrübe sahibi. Narenciye hasadı başlar
başlamaz ve narenciye ticaretinin mümkün olması halinde, AB'den
sağlık konusuyla ilgili uzmanlar gelerek gerekli belgeleri
onaylayacaklar. KIBRIS:
Uzmanların narenciye ile ilgili çalışmalarını ne
zaman bitireceklerini biliyor musunuz? MAURER: Onlar
sürekli burada bulunacaklar. Tüm narenciye teslimlerine bakacaklar ve
bahçeleri hasat boyunca kontrol edecekler. KIBRIS: AB,
Kıbrıs Türk halkına mali yardım ve serbest ticaret
tüzüklerinin geçirileceği yönünde söz vermişti. Fakat tüzükler
konusundaki kararlar, sürekli olarak ertelendi. Bazı açıklamalara
göre, Mali Yardım Tüzüğü, 22 Kasım'da Avrupa Konseyi'nde
onaylanacak. Bu kez gerçekten tüzüğün Avrupa Konseyi'nde
onaylanacağı düşüncesine katılıyor musunuz? MAURER: Mali
Yardım Tüzüğü'nün kabulüne ilişkin kaygılar, bizim için
çok uzakta. Bakanlar Konseyi dışında, anlaşmanın
kalıcı olan parçasının üye ülkeler tarafından kabul
edilmesi gerekiyor. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nda da kabulü gerekli.
Avrupa Parlamentosu'nda kasım ayı içinde tüzük kabul edilebilir. 23
Kasım hedef tarih. Bakanlar Kurulu karar verirse bunun ardından
tüzük benimsenecek. Tüm bunlardan sonra, şu anda masada olan serbest
ticaret önerileri üzerinde çalışmalar başlayabilecek ve
bununla ilgili olarak üye ülkelerin üzerinde nasıl
çalışacaklarını göreceğiz. KIBRIS:
Konseyin finansal yardım tüzüğünü kabulü halinde, Kuzey
Kıbrıs'ta söz konusu tüzük ne zaman işlemeye başlayacak? MAURER:
Uygulama gelecek yıl içerisinde başlayacak. Bizim, paranın
kullanımı için program yapmamız ve bazı belgeler
hazırlayarak üst komiteden geçirmemiz gerekiyor. Bunun ardından,
uygulama başlayabilir. Daha sonra tekliflere geçilecek ve bu zaman
alacak. Tüm bunların ardından, ilk projenin uygulanması için
çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu önümüzdeki yılın
ikinci yarısında olacak. KIBRIS: Türk
tarafı bu parayı nasıl alacak? AB'den direkt olarak mı
gelecek? MAURER:
Paranın yarısı, yeniden inşa konusundaki acente
aracılığıyla gelecek. Diğer yarısı ise
direkt olarak Avrupa Komisyonu'ndan gönderilecek. Ancak, şu anda devam
eden aktiviteleri kapsayan küçük bir bölüm, müktesebatın harmonizasyonu
konusunda çalışan teknik ofisimiz tarafından
sağlanıyor. KIBRIS: Peki
bunu Kıbrıslı Türk yetkililere mi verecekler? MAURER:
Hayır. Bunu firmalar alacak. KIBRIS:
Avrupa Komisyonu tarafından verilen bölümü kim alıyor? MAURER: Bunu
halka açık olarak verilecek teklifi kazanana vereceğiz.
Örneğin, araziyi doldurmak istiyorsanız bir şirkete
ihtiyacınız olacak. Bu durumda parayı, şirket alacak. KIBRIS : Ben
Serbest Ticaret Tüzüğü konusuna geri dönmek istiyorum. Mali Yardım
Tüzüğü'nün kabul edilmesinin ardından, sırada Serbest Ticaret
Tüzüğü'nün olduğunu söylemiştiniz. Ancak, AB Komiseri Günter
Verheugen, ilk başta her iki tüzüğün de bir paket olarak
geçirilmesi yönünde öneri vermişti. Zaman geçtikçe, bu unutuldu ve her
iki tüzüğü birbirinden ayrıma eğilimine gidildi. Türk
tarafı Mali Yardım Tüzüğü'nün tek başına kabulünün
bir anlam taşımayacağına inanıyor. Sizin bu konudaki
düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? MAURER: Bu
konu, şu anda üye ülkeler tarafından
tartışılıyor. Mali Yardım Tüzüğü konusunda
karara varılması halinde, Serbest Ticaret Tüzüğü'nün
nasıl yürütüleceği konusunda da karara varılacak, ancak bu,
üye ülkelere bağlı. KIBRIS: Türk
tarafının Serbest Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmemesi halinde
Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetmesi ihtimali var. Böyle bir durumda,
AB nasıl bir reaksiyon gösterir? MAURER: Böyle
bir durumun sonuçları hakkında spekülasyon yapmayız. KIBRIS:
Kıbrıs Rum tarafının AB önüne pek çok engel koyduğu
ve Kıbrıs Türk halkının gözünde önemli bir yere sahip
olan Serbest Ticaret Tüzüğü'nün bugüne kadar Avrupa Parlamentosu
Dışilişkiler Komitesi'nde
tartışılmadığını görüyoruz. Bu noktada,
Kıbrıs Türk halkının politik ve ekonomik izolasyondan
kurtulması yönünde verilen söz, unutulmuş gibi... Ne dersiniz? MAURER:
Masaya iki öneri koyduğumuzu düşünüyorum. Şu anda aday
ülkelerin vereceği kararı beklememiz gerekiyor. KIBRIS:
Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopoulos, Türkiye'yi veto ile tehdit
etmeye başladı. Bu, sizce ciddi bir tehdit mi, yoksa blöf mü? MAURER: Yorum
yok. KIBRIS:
Türkiye'nin geniş tarım sektörü ve büyüyen nüfusunun, müzakere
tarihinin alınmasında gecikmelere yol açabileceği söyleniyor.
Bu düşüncelere katılıyor musunuz? MAURER: Bu
önemli bir nokta değil. Pek çok diğer önemli nokta, ekim ayı
başında sunulmuş olan raporun içinde var. Bu (müzakere
tarihi), üye ülkelerin verecekleri karara bağlı. KIBRIS:
Türkiye'nin erken zamanda müzakere tarihi alabileceğini düşünüyor
musunuz? MAURER:
Komisyon, tavsiyesini verdi. Türkiye'de kabul edilmesi gereken yasalar ve
daha yapılması gereken pek çok şey var. Bu, Türkiye'ye
bağlı. Türkiye'nin tüm bunları tamamlaması halinde,
müzakereler önümüzdeki yıl başlayabilir. |
|
KIBRIS 04/11/04
Seçim, ama ne zaman?
CTP, DP, UBP,
BDH, TKP ve BKP, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın meclisi feshetme
yetkisini kullanmasına fırsat vermeden erken seçim kararını
parlamentonun almasından yana olduğunu açıkladı.
GÖZLER, ERKEN
SEÇİMDE... Cumhurbaşkanı Denktaş, dün beklenenin aksine
hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali
Talat'a vermedi ve akşam saatlerinde İstanbul'a gitti.
Denktaş'ın 5 Kasım Cuma günü adaya dönmesinin ardından
görevlendirme yapabileceğine inanılıyor. Talat'ın hükümeti
kurma görevini aldıktan sonra erken seçim tarihi konusunda partilerle
temasa geçerek konsensüs sağlamaya çalışacağı bildiriliyor
l CTP,
TEMASLARA BAŞLADI... Hükümetin istifasının ardından
meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağı, bunun için
"erken seçim"in tek çıkış yolu olduğunu savunan
CTP, gelinen aşamada yeniden temaslar başlattı. CTP Genel Sekreteri
Ferdi Soyer, erken seçimin meclis kararıyla belirlenmesinden yana olduklarını
belirtti ve "Bazı siyasi partilerle fikir yoklaması yaptık
ve temaslarımız yarın (bugün) bir sonraki gün (yarın) daha
da artacak" dedi
l
ARABACIOĞLU: MECLİSİN PRESTİJİNİ KORUMALIYIZ...
DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, gelinen aşamada erken seçimin
kaçınılmaz olduğuna dikkat çekerek, "Bunun iki yolu
vardır. Ya cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ya da meclis karar
üretecek. Burada meclisin prestiji söz konusudur ve bu kararı meclis
alabilir. Biz buna sıcak bakarız" şeklinde konuştu
l
MİROĞLU: MÜMKÜN OLAN EN ERKEN ZAMANDA OCAK OLABİLİR... UBP
Genel Sekreteri Salih Miroğlu, tüm siyasi partilerin bir araya gelip erken
seçimin yolunu açması gerektiğini ifade ederek, şöyle dedi:
İşi oyalamaya gerek yok. Tarih vermem doğru olmaz ancak mümkün
olan en erken zamanda seçime varız. Bu tarih ocak da olabilir
l AKINCI:
OCAK-NİSAN ARASI OLABİLİR... BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, erken seçim konusunda geçmişte gündeme getirdikleri
"Ocak-nisan arasındaki bir tarihte erken seçim
yapılsın" önerisine sadık olduklarına işaret
ederek, "Yok nisanda cumhurbaşkanlığı seçimiyle
birlikte seçim yapılsın" teklifi gelirse buna da hazır
olduklarını kaydetti
l TKP ve BKP:
MECLİS, ERKEN SEÇİM KARARI ALMALI... TKP Genel Sekreteri Mehmet
Davulcu, gelinen aşamada sistemin zorlandığını, bu
nedenle meclisin bir an önce takvimi de kısaltarak erken seçim kararı
almasının şart olduğunu vurguladı. BKP Genel Sekreteri
İzzet İzcan da siyaseti ve partileri daha fazla yıpratmadan
halka gitmenin en doğru yol olduğunu söyledi ve meclisin erken seçim
kararı almasını istedi
Dilek
ÇETEREİSİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) koalisyon
hükümetinin 20 Ekim'de istifasının ardından yaşanan
belirsizliğe toplumda yükselen tepkilerin dozajı giderek artarken,
siyasi partiler de iyice erken seçime odaklandı ancak bu konuda da
belirsizlik sürüyor.
Meclisten
istikrarlı bir hükümetin çıkamayacağı artık neredeyse
kesinleşti. Herkes artık "erken seçim" diyor ancak erken
seçim tarihi belli değil.
Yaşanan
kaostan çıkış yolunun erken seçim olduğu artık tüm
yetkili ağızlar tarafından ifade edilirken, gelinen aşamada
bu sürecin ya cumhurbaşkanı, ya da meclis tarafından
başlatılması kaçınılmaz oldu.
Ancak siyasi
partilerin, topluma, "meclisin böyle bir kararı almaktan aciz
olduğu" izlenimi vermek istemediği ve parlamentonun prestijini
korumak gerektiği noktasında görüş birliği içerisinde
olduğu gözlemleniyor.
CTP, DP, Ulusal
Birlik Partisi (UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu
Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP),
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın meclisi feshetme yetkisini
kullanmasına fırsat vermeden erken seçim kararını
parlamentonun almasından yana olduğunu açıkladı.
Partiler,
yeniden erken seçim tarihi konusunda uzlaşmak için temaslara hız
verecek.
KIBRIS gelinen
aşamada siyasi partilerin tavrının ne olacağına
yönelik nabız yokladı. Meclisteki partilerin, erken seçim
kararının mecliste alınması konusunda aynı görüşü
paylaştıkları ortaya çıktı.
Başsavcı
Akın Sait, hükümetin istifasının ardından yaşanacak 60
günlük süre dolmadan cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi
bulunmadığını açıklamıştı.
Denktaş'ın meclisi feshetme yetkisini 60 günlük sürenin dolması
ile kullanması halinde ise bir 60 günlük de seçim takvimi işleyecek
olmasından dolayı, olası bir erken seçim şubat 2005
sonlarına denk geliyor. Öte yandan meclisteki partilerin konsensüs
sağlayarak erken seçim kararını parlamentoda alması halinde
ise sürecin bir ay kadar öne çekilmesi, yani ocak sonlarına isabet etmesi
gündeme geliyor. Fakat meclis seçim tarihiyle birlikte seçim takvimini de
kısaltma kararı alırsa, olası bir erken seçimin daha da öne
alınmasının yolunu açmak mümkün.
Kıbrıs
sorununda yaşanan böylesi önemli bir süreçte iç siyasette yaşanan
kaosa toplumda tepkiler de giderek artıyor.
UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümeti kurma görevini 1
Kasım'da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iadesinin
ardından artık meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkamayacağı görüşüne itiraz eden de kalmadı ve erken
seçim söylemlerine UBP de katıldı. Talat'ın önceden önce 3'lü,
ardından da 5'li koalisyon arayışları
başarısız kalmıştı.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, dün beklenenin aksine hükümeti kurma görevini CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a vermedi ve akşam
saatlerinde İstanbul'a gitti. Denktaş'ın 5 Kasım Cuma günü
adaya dönmesinin ardından görevlendirme yapabileceğine
inanılıyor. Talat'ın hükümeti kurma görevini aldıktan sonra
erken seçim tarihi konusunda partilerle temasa geçerek konsensüs sağlamaya
çalışacağı bildiriliyor.
Soyer: Erken
seçim kaçınılmaz... Temaslar başladı
Hükümetin
istifasının ardından meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkamayacağı, bunun için "erken seçim"in tek
çıkış yol olduğunu savunan CTP, gelinen aşamada
yeniden temaslar başlattı.
CTP Genel
Sekreteri Ferdi Soyer, erken seçimin meclis kararıyla belirlenmesinden
yana olduklarını belirtti ve "Bazı siyasi partilerle fikir
yoklaması yaptık ve temaslarımız yarın (bugün) bir
sonraki gün(yarın) daha da artacak" dedi.
Gelinen
aşamada erken seçimin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Soyer,
bunun iki yolu bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Ya
başsavcının yorumuna bağlı olarak 60 günlük sürenin
hitamından sonra cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ve ikinci 60
günlük sürenin sonunda şubat ortalarında seçime gideceğiz, ya da
mecliste bulunan siyasi partiler, bir seçim tarihi üzerinde uzlaşıp
meclis kararı ile seçime gideceğiz.
Biz bu
aşamada erken seçime meclis kararıyla gidilmesinden yanayız.
Bunun siyasi partiler ve demokrasimiz açısından son derece
yararlı olacağına inanıyoruz.
Bu
bağlamda da görüşmeye açığız. Bazı partilerle
fikir yoklaması yaptık zaten. Temaslarımız yarın
(bugün) bir sonraki gün (yarın) daha da artacak."
Arabacıoğlu:
Tarih konusunda uzlaşabiliriz
DP Genel
Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, gelinen aşamada erken seçimin
kaçınılmaz olduğuna dikkat çekerek, "Bunun iki yolu
vardır. Ya cumhurbaşkanı meclisi feshedecek ya da meclis karar
üretecek. Burada meclisin prestiji söz konusudur ve bu kararı meclis
alabilir. Biz buna sıcak bakarız" dedi.
Arabacıoğlu,
meclisin erken seçim kararı üretebileceğini ifade ederken, tarih
üzerinde de uzlaşmaya hazır olduklarını bildirdi.
Meclisin karar
alması halinde 2-3 haftalık bir zaman kazanılacağına
değinen Arabacıoğlu, "Mühim olan erken seçim
kararını meclisin belirlemesidir. Demokrasimiz açısından bu
çok önemlidir. Meclisin prestiji söz konudur" diye konuştu.
Arabacıoğlu,
konuyu parti gruplarında henüz değerlendirmediklerini ancak böyle bir
öneri gelirse gruplarının buna sıcak yaklaşabileceğini
belirtti.
Miroğlu:
Ocağa varız
UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu, tüm siyasi partilerin bir araya gelip erken
seçimin yolunu açması gerektiğini ifade ederek, "İşi
oyalamaya gerek yok. Tarih vermem doğru olmaz ancak mümkün olan en erken
zamanda seçime varız. Bu tarih ocak da olabilir" dedi.
Miroğlu,
siyasi partilerin bir araya gelip erken seçimin yolunu açabileceğini
belirterek, bu konuda girişim yapacaklarını da kaydetti.
Tarih konusunda
herhangi bir şey söylemesinin doğru olmayacağına
işaret eden Salih Miroğlu, "Mümkün olan en erken zamanda. Ocak
olabilir" ifadesini kullandı.
Akıncı:
Biz önerimize sadığız
BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı, erken seçim konusunda geçmişte
gündeme getirdikleri "Ocak-nisan arasındaki bir tarihte erken seçim
yapılsın" önerisine sadık olduklarına işaret
ederek, "Yok nisanda cumhurbaşkanlığı seçimiyle
birlikte seçim yapılsın" teklifi gelirse buna da hazır
olduklarını kaydetti.
Akıncı,
bugüne kadar ciddi bir hükümet arayışına gidilmediğini de
savunarak, "BDH ile olan 2 denemede de heves yoktu. CTP ve DP
çalışır gibi yaptılar ancak niyetleri yoktu" ifadesini
kullandı.
Bu
aşamadan sonra da hükümet arayışlarının sonuç v
ereceğine inanmadığını anlatan Akıncı, 21
Kasım'da yapılacak parti kurultayı ile birlikte seçim
çalışmalarına daha da hız vereceklerini söyledi ve
şunları kaydetti:
"Ocak sonundan
itibaren nisana kadar olan süreçte bir erken seçime hazır olduğumuzu
daha önceden de söylemiştik, biz bu sözümüze sadığız.
60 günden önce
de cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi görünmüyor.
Başsavcının değerlendirmesine katılıyorum. Bu
olasılık hayata geçirilirse seçim şubat sonuna kalır. Bir
yol budur ama bu yolun da takip edilmediğini görüyoruz.
Diğer yol
ise meclisin karar üretmesidir. 'Yok nisanda
cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte seçim
yapılsın' teklifi gelirse biz buna da varız, konuyu yetkili
organlarımızda değerlendiririz.
Partiler bu
konuyu ele alıp değerlendirmelidir. Bize bir temas olursa bunu da
yetkili organlarımıza götürüp değerlendiririz. Yarın
(bugün) meclis açılıyor, bunları
değerlendireceğiz".
Mustafa
Akıncı, CTP ve DP'nin kendi çoğunluklarında hükümet
arzusunda olduklarını ifade ederken, geçmişte BDH'lı
hükümet arayışlarına ciddiyetle gitmediklerinin altını
çizdi.
Davulcu: Meclis
karar alsın, takvim kısalsın
TKP Genel
Sekreteri Mehmet Davulcu da gelinen aşamada sistemin zorlandığını,
bu nedenle meclisin bir an önce takvimi de kısaltarak erken seçim
kararı almasının şart olduğunu vurguladı.
"Sistem
zorlanmaktadır" diyen Davulcu, her ne kadar da ülkedeki sistemle
ilgili şikayetleri olsa da meclisin bugünkü tutumu ile sistemi zora
soktuğunu anlatan Davulcu, "Meclis bir an önce toplanıp erken
seçim kararı almalıdır. Bunu yaparken de seçim takvimini
kısaltmalıdır" dedi.
Mehmet Davulcu,
böyle bir tavırla ülkenin 2-3 hafta içerisinde seçime gidebileceğini
kaydetti.
İzcan: En
doğru yol, halka gitmektir
BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan ise siyaseti ve partileri daha fazla
yıpratmadan halka gitmenin en doğru yol olduğunu söyledi ve
meclisin erken seçim kararı almasını istedi.
İzcan,
ülkede yaşananların bir an önce son bulması gerektiğini, bunun
tek çıkış yolunun da erken seçim olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı'nın
meclisi feshetmesine fırsat vermeden meclisin bir an önce erken seçim
kararı alması gerektiğinin altını çizen İzzet
İzcan, "Partileri ve siyaseti daha fazla yıpratmadan, transfer oyunlarına
ve dedikodulara fırsat vermeden bunu yapmalıyız. Halka gitmek en
doğru yoldur" diye konuştu.
Hükümet
arayışlarının partilerin taktik oyunlarına
dönüştüğüne dikkat çeken İzcan, bunların fayda
sağlamayacağını belirtti ve referandumda yüzde 65
"evet" diyen çözüm yanlılarının seçim sürecini de
birlikte götüreceğine olan inancını dile getirdi.
KIBRIS 04/11/04
Denktaş, Türkiye'den döndükten sonra görevi Talat'a verecek
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan
Mehmet Ali Talat'ı hükümeti kurmakla görevlendirmesi, Denktaş'ın
Türkiye'den dönüşünden sonraya kaldı.
Denktaş,
görevlendirmeyi bekletme kararını, başsavcı Akın
Sait'in ortaya koyduğu "Cumhurbaşkanı'nın seçim
kararı alması için 60 gün beklemesi gereklidir" yönündeki
görüşünün ardından durumun netleşmesi için aldı.
Denktaş'ın
aldığı kararı Başbakan Mehmet Ali Talat
açıkladı. Talat, dünkü Bakanlar Kurulu toplantısına
girerken gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Talat, bir soru
üzerine, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hükümeti kurma görevini
kendisine vermesinin Denktaş'ın Türkiye'den dönüşünden sonraya
kaldığını açıkladı.
Hükümetin
oluşturulmaması halinde cumhurbaşkanının seçim
kararı alması konusunda belirsizlikler bulunduğunu
anımsatan Talat, seçim kararı almak için 60 günün beklenmesi veya
beklenmemesi konusuyla ilgili yorumlardan dolayı Denktaş'ın
görevlendirmeyi ileriki günlere bıraktığını belirtti.
Durumun ne
olacağı
beklenmeli
Talat,
Denktaş'la dün kısa bir telefon görüşmesi
yaptıklarını ve konuyu konuştuklarını
açıkladı.
Talat, "O
zaman hükümet kurma görevini aldığınızda hükümet kurma
denemesi yapacak mısınız, yoksa yapmayacak
mısınız" sorusu üzerine, Denktaş'ın bu nedenle
görevlendirme yapmadığını, kendisinin Denktaş'a
"durumun ne olacağının beklenmesi" düşüncesini
aktardığını, Denktaş'ın da aynı kanaatte
olduğunu söyleyip görevlendirme yapmadığını belirtti.
Zaman
kaybını sineye
çekmek zorunda
kalacağız
CTP-BG Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, erken seçim
dışında başka bir seçenek olmadığını,
boşuna zaman kaybedildiğini söyleyerek, partiler mecliste oturup
seçim tarihi kararlaştırabilirse zaman kaybından
kurtulunacağını belirtti.
Partilerle
ortak bir karara varmayı umduklarını dile getiren Talat,
"Olmazsa zaman kaybını sineye çekmek zorunda
kalacağız, hiç istemediğimiz halde" dedi.
"Erken
seçim kesinleşti mi, yoksa başka formüller düşünülüyor mu?"
sorusuna karşılık, başka şeylerin
düşünülebileceğini, fakat kendisinin düşünmediğini söyleyen
CTP-BG Genel Başkanı Talat, mevcut meclisten istikrarlı hükümet
çıkamayacağını yineledi.
Kendisinin,
Başsavcılık'ın "60 gün beklenmesi gerekir"
görüşünün yanlış olduğunu söylemediğini, konuyla
ilgili başka yorumlar da bulunduğunu dile getiren Talat, 60 gün
beklenmesinin zaman kaybı olacağını vurguladı.
Her şey
dürüstçe olmalı
Başka bir
soruya karşılık, hükümet kurma konusunda kendisinin farklı
formüller düşünmediğini, konuyla ilgili soruların formül
düşünenler varsa onlara sorulması gerektiğini belirten Talat,
her şeyin demokratik kurallar içerisinde, dürüstçe, etik değerlere
bağlı olarak yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
KIBRIS 04/11/04
|
|
|
|
|
Rumların
tanınma ısrarı |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiyenin Güney Kıbrısı
tanıması konusunda ısrarcı olacaklarını
söyledi. |
|
|
|
NTV - CNBC-E |
5 Kasım 2004 Papadopulos, Türkiyenin üyelik görüşmelerine
başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya, o tarihe
kadar tüm koşulları ve gelişmeleri yeniden
değerlendirecekleri cevabını Verdi.
CNBC Europeun Brükselde sorularını
yanıtlayan Papadopulos, Türkiye, AB ve Kıbrısa karşı
yükümlülüklerini yerine getirmelidir dedi ve bu alanda Kıbrıstan
Türk askerlerinin çekilmesinin öncelik taşıdığını
vurguladı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün
Türkiye, Kıbrısı tanıma konusunu görüşmeyi bile
düşünmüyor yönünde açıklaması olduğunu kaydeden Rum
Lideri, Ancak bu bizim için kesinlikle kabul edilemez bir durum. Üye bir ülke
kendisini tanımayı reddeden bir ülkeyle üyelik görüşmelerine
nasıl başlayabilir? Biz Türkiyenin tüm yükümlülüklerini yerine
getirmesi konusunda ısrarcı olacağız dedi.
Papadopulos, Türkiyenin üyelik görüşmelerine
başlamasını veto edip etmeyeceği yönündeki soruya kesin
yanıt vermekten kaçınırken, o tarihe kadar tüm
koşulları ve gelişmeleri yeniden değerlendireceklerini
söyledi.
Türkiye, 17 Aralıkta ABden müzakere tarihi
alması için Güney Kıbrısla birlikte bütün üye ülkelerin
onayına ihtiyaç duyuyor.
|
Güney Kıbrıs'ı çöl çekirgeleri bastı |
|
|
Güney Kıbrıs'ın Baf ve Limasol bölgeleri, Afrika'dan geldiği tespit edilen çöl çekirgelerinin istilasını uğradı. Rum kesiminde
yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin haberine göre, İsrailli
uzmanlar, Güney Kıbrıs'ı istila eden çekirge sürüsünün
Afrika'dan gelen çöl çekirgeleri olduğunu açıkladı. Bir Rum
yetkili ise Bu tür çekirgelerin yüksek iştaha sahip olduklarını
söyledi. Tel Aviv'den
Güney Kıbrıs'a giden uzmanlar, pembe-kırmızı renkli
çekirgeleri incelemek amacıyla dün Baf ve Limasol bölgelerini gezdi. İsrailli
uzman Dr. Airis Grinzman, Afrika'dan gelen çekirgelerin, Kıbrıs,
Lübnan ve İsrail'e kadar 15 yıldan sonra ilk kez
ulaştığını açıkladı. Grinzman,
çekirgelerin zarar verme olasılığının yüksek
olduğunu kaydetti. Rum Tarım
Dairesi Müdürü Andreas Konstantinu da çekirgelerin çok zararlı türden
olduğunu belirtti. Habere göre,
çekirgelerin görüldüğü bölgeler ilaçlama uçakları tarafından
havadan ilaçlandı. (aa) |
|
HURRIYET 05/11/04
Rum kesimi: Ya bizi tanıyın ya veto ederiz
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini resmen tanımadan 17 Aralıkta ABden tam üyelik görüşmeleri tarihi alamayacağını söyledi. Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasının ABye yükümlülüğü olduğunu savunan Papadopulos, ABye aday bir ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden birini tanımayı reddetmesi veya şüphelere sahip olması mümkün olabilir mi? diye konuştu. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu Türkiyenin Adadaki Türk askerini ve Türkiye kökenlileri çekme takvimi vermesini istedi. |
HURRIYET 05/11/04
Yakova'dan Türkiye'ye
sekiz koşul!..
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Aralık Zirvesi'nde Türkiye'nin AB müzakerelerinin
başlamasını veto etmemek için Ankara'ya çok sayda koşul
koydu.
Yakovu, bu koşulları Brüsel'de AB
Ortak Dış ve Savunma Politikasını Yüksek Temsilcisi Javier
Solana ile görüşmede dile getirdi. Rum basınına göre, Yakovo'nun
görüşmede Türkiye'den atmasını istediği adımlar
şöyle:
".Rum yönetimi tanınsın, .Rum
yönetimiyle gümrük birliği anlaşması imzalansın, .Türk
liman ve havaalanları, Rum gemileri ve uçaklarına açılsın,
.Rum kesiminin uluslararası örgütlere katılımına veto
kaldırılsın, .Kıbrıs'ın ortak dış ve
savunma politikasına katılımına konulan engeller
kaldırılsın, .Türk askerleri adadan çekilsin." Yorgo
Yakovu, görüşmede ayrıca KKTC'deki yerleşen Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşları ve eskiden Rumlar'a ait taşınmazlar
konularına ilişkin taleplerini de Solana'ya aktardı.
MILLIYET
05/11/04
Belirsizlik sürüyor
Dilek
ÇETEREİSİ-Hüseyin EKMEKÇİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP/BG)-Demokrat Parti (DP) koalisyon
hükümetinin 20 Ekim'de istifasının ardından yaşanan
gelişmeler, siyasette tam bir belirsizlik ve kaosun hüküm sürdüğünü
gösteriyor.
12 Aralık
2003 seçimleriyle şekillenen meclis aritmetiğine göre hükümet
kurulamıyor. Hükümet oluşumuyla ilgili tüm girişimler
başarısızlıkla sonuçlandı; deyim yerinde ise meclis
tıkandı.
Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümet kurma
çalışmalarında başarısız olup, görevi 1
Kasım'da Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etmesinden sonra bu parti
de "erken seçim" söylemlerine katıldı.
Böylece tüm
partiler koro halinde "erken seçim" diyor, ancak tarih konusunda da
bir türlü anlaşamıyor. Siyasette yaşanan belirsizlik nedeniyle
etraf, milletvekili transferleri ve ahlaksız teklif gibi dedikodu ve spekülasyonlarla
çalkalanırken, halk da bu gidişattan hiç memnun değil.
Mecliste temsil
edilen siyasi partiler, CTP/BG, DP, UBP, Barış ve Demokrasi Hareketi
(BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP), gelinen aşamada erken seçimin kaçınılmaz
olduğunu vurgularken, bu yöndeki kararın da meclisten
çıkması gerektiği konusunda ortak görüş bildirmişti.
Partiler, bu bağlamda temaslar yapacaklarını da
belirtmişti.
Dün, meclisin
15 gün aradan sonra yaptığı toplantıda, partiler erken seçim
konusunda birbirlerinin nabzını yoklamak için kulis
çalışmalarına hız verdi.
Mecliste
hükümetin azınlığa düşmesinden itibaren bu parlamentodan
istikrarlı bir hükümet çıkamayacağını söyleyip erken
seçim isteyen CTP/BG, dün UBP'nin erken seçim konusunda samimiyetini
öğrenmek için bu partiye teklif götürdü.
Konuyu meclis
grubunda değerlendiren CTP/BG, UBP'ye 25 Aralık'ta erken seçim
önerdi; UBP ise bunu reddederek, "erken seçimi şubatta
yapalım" karşı önerisini sundu.
CTP/BG ile UBP,
tarih konusunda uzlaşamayınca bu girişim de başlamadan
başarısızlıkla sonuçlandı.
Siyasi
gözlemcilere göre, bu kaostan tek çıkış yolu olarak görülen
erken seçime ya cumhurbaşkanının meclisi feshetmesiyle, ya da
meclisten çıkacak bir kararla gidilecek. Fakat böyle bir kararın meclisten
çıkması için şimdi de içtüzük engeli karşımıza
çıkıyor. Meclis içtüzüğü, meclis 20 Eylül'de erken seçimle
ilgili bir öneriyi reddettiği için aradan 90 gün geçmeden böyle bir karar
almasını engelliyor. Herkes "bundan sonra ne olacak"
sorusunu yöneltiyor.
Meclis
toplandı, perde gerisinde erken seçim vardı
Cumhuriyet
Meclisi dün 15 günlük aranın ardından yaptığı
toplantıda, herkesin merak ettiği erken seçimle ilgili herhangi bir
konuyu görüşmedi.
Türkiye'nin 1
Ocak 2005'te Yeni Türk Lirası'na (YTL) geçecek olmasından ve KKTC'nin
de buna süratle uyum sağlaması gerektiğinden KKTC'de de Yeni
Türk Lirası'na geçişle ilgili yasa tasarısı ivedilikle
meclis gündemine alındı.
Meclis,
mesaisini bu yasaya harcarken, milletvekilleri de kulislerde erken seçimle
ilgili nabız yoklamalarını sürdürdü. Nitekim, perde gerisindeki
gelişmeleri değerlendirmek üzere meclis toplantısının
ardından, hem CTP/BG hem de UBP, gruplarını toplayıp, erken
seçimle ilgili karşılıklı öneriler yaptılar.
CTP "25
Aralık" dedi, UBP reddetti
Fakat
Cumhuriyet Meclisi'nde en çok milletvekiline sahip CTP/BG ve UBP erken seçim
konusunda uzlaşma sağlayamadı. CTP/BG, erken seçim konusunda
engel oluşturan meclis içtüzüğünün ilgili maddesini
değiştirmek kaydıyla "25 Aralık'ta erken seçim"
önerirken, UBP "Şubat ayında anlaşalım"
şartını öne sürdü.
Dün, saat
14.30'a kadar süren CTP- UBP pazarlığında bir sonuca
varılamadı. CTP/BG Grubu'nun desteği ile yürütülen
görüşmelerde "25 Aralık" erken seçim tarihi olarak
belirlendi.
Karar, UBP
yönetimine aktarıldı ve "iç tüzüğü değiştirelim,
25 Aralık'ta seçim yapalım" önerisi iletildi.
UBP ise
yaptığı değerlendirmenin ardından "Şubat
ayında erken seçime" yeşil ışık yaktı.
Soyer: Önerdik,
reddedildi
CTP- BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, ilk etapta UBP ile görüştüklerini ve 25
Aralık tarihini önerdiklerini belirtti.
UBP Genel
Sekreter Yardımcısı Turgay Avcı'nın dün
katıldığı bir radyo programında "UBP Aralık
ayında bir seçime hazır" dediğini hatırlatan Soyer,
"Biz de aralık ayını önerdik. Ancak UBP'de, 'Şubata kadar
görevde kalıp yıpranın, biz de sizi dövelim'
anlayışı var" dedi.
DP'nin seçim
tarihiyle ilgili kararını beklediklerini belirten Soyer, bu noktadan
sonra bekleme içinde olacaklarını vurguladı.
Özgürgün: 26
Aralık'ta UBP kurultayı var...
UBP Genel Sekreter
Yardımcısı Hüseyin Özgürgün, partinin büyük
kurultayını 26 Aralık 2004 Pazar günü
toplayacağını belirterek, bu durumda CTP'nin 25 Aralık
önerisine "evet" demelerinin mümkün görünmediğini söyledi.
Özgürgün,
içtüzük incelendiği zaman, ocak sonu bir seçimin gündeme
gelebileceğini belirterek, "Bir erken seçim önerisi ancak aralık
sonu verilebilir. Bu arada tüzük değişikliği yapılırsa
problem ortadan kalkabilir ama 15 gün önce, 15 gün sonra ne fark eder. Süreç
zaten bizi erken seçime götürüyor" diye konuştu.
KIBRIS 05/11/04
Papadopulos'tan
Türkiye'ye tehdit
|
Türkiye-AB
üyelik müzakerelerinin başlama tarihiyle ilgili kararın
alınacağı 17 Aralık'taki AB doruk toplantısına
kadar bütün ihtimalleri açık bırakan Rum yönetiminin
tavrının, "yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye
tarih görmez" şeklinde olduğu bildirildi. Fileleftheros
gazetesi, "Lefkoşa, Kıbrıs Vetosunun Türkiye'nin Elinde
Olduğu İmasında Bulunuyor - Başkan Papadopulos
Aralık Konusunda Bütün İhtimalleri Açık Bırakıyor
-Tanıma, Ankara İçin Tek Yol" başlık ve
spotlarıyla aktardığı haberinde, AB'nin rutin doruk
toplantısına katılmak üzere önceki gün Brüksel'e giden Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Güney Kıbrıs'tan
ayrılışı öncesinde yaptığı açıklamada
Türk-Avrupa ilişkilerine de değindiğini yazdı. Gazeteye göre
Papadopulos; Rum yönetiminin bütün gelişmeleri dikkate
alacağını ve o zamana (17 Aralık) kadar üstleneceği
çabanın; "Türkiye'nin yalnız Güney Kıbrıs'a
değil AB'ye karşı da zorunlu yükümlülüğü
olduğunu" düşündüklerini kabul ettirmek
olacağını söyledi. Papadopulos,
"Türkiye'nin zorunlu yükümlülüğü" olarak gördüğü
konulardan birinin; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıma
konusu olduğunu ve bunun müzakerelerle doğrudan
bağlantılı olduğunun açıkça
anlaşılması gerektiğini öne sürerek "AB'ye aday bir
ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden
birini tanımayı reddetmesi veya şüphelere sahip olması
mümkün olabilir mi?" diye sordu. Gazete
Papadopulos'un, Rum yönetimi eski başkanı Glafkos Klerides'in; Rum
yönetiminin uluslararasındaki ve Avrupa Birliği içindeki
güvenilirliğini kaybettiği şeklindeki
açıklamasını yorumlamaktan kaçınarak "Klerides'in
görüşlerini yorumlamıyorum. Görüşlerine her zaman saygı
duyarım, ancak bunlar kendi yorumlarıdır" dediğini
yazdı ve şöyle devam etti: "Zodya
(Bostancı)-Astromerit geçidi ve Türk tarafının olumsuz
tavrıyla ilgili soruya muhatap olan başkan Papadopulos, Zodya
konusunun aylardır tartışıldığını ve
hükümetin daha fazla geçit açılmasına ilişkin önerisinin
herkes tarafından bilindiğini söyledi. Özellikle
Zodya-Astromerit geçidi konusunda Kıbrıs Türk tarafının
sadece kişilerin geçişi için geçit açmakta olduğunu ve bunun
için Kıbrıslı Rumlara ait toprağı
kullandığını, bu geçidin mayın tarlasından
geçerek geçiş noktasının uzağında son bulduğunu
söyledi. Papadopulos 'Bu geçit değil. Biz itiraz ederken, kendilerinin
güya hazır ve istekli olduklarını göstermeye yönelik bir
jesttir. Ürünlerin dolaşımı olmazken Kıbrıslı
Türklerin de birincil talebi olan üreticilere kolaylık bu şekilde
nasıl sağlanacak?' diye sordu. Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Haris Thrasu da bu konuyla ilgili olarak;
hükümetin niyetinin, barikatlarda olabildiğince fazla geçiş
noktası açılması olduğunu ve işgal kuvvetlerinin,
mevcut yolu kullanmak yerine çevre yolu inşa etmekteki
ısrarının arkasında hangi nedenlerin gizlendiğini
araştırmakta olduğunu söyledi. Atina'da ise
Türkiye'ye tarih verilmesi konusundaki tonların,
Lefkoşa'nınkilerden farklı olduğu peşinen beyan
edilmiştir. Hükümet sözcü vekili Vangelis Andonaros; Yunan hükümetinin
Türkiye'nin AB'ye üyeliği meselesindeki tezini, ulusal çıkarlara
göre kesin olarak şekillendireceğini açıkladı. Türk Hava
Kuvvetleri tarafından Yunan hava sahasında süregelen ihlallerle
ilgili sorulara da muhatap olan Andonaros, 'Hükümet Türkiye'nin
davranışını soğukkanlılık ve istikrarla
izlemekte ve gerekli durumlarda ortaklarına ve müttefiklerine bilgi
vermektedir' dedi. Andonaros; şu ana kadar hükümeti Türkiye'nin AB
üyeliğine ilişkin tavrında değişikliğe
yöneltecek olgular cereyan etmediğini de kaydetti. Fransa'nın
halen kararlaştırdığı gibi Yunanistan'ın da
Türkiye'nin üyeliğini referanduma götürme olasılığı
bulunup bulunmadığının sorulması üzerine; buna,
zamanı geldiğinde yetkili organların karar vereceğini
söyleyen sözcü vekili, Yunanistan'ın; Türkiye'de dikkate değer iç
düzenlemeler yapıldığı, ancak Avrupai şekilde
davranmayı ve Avrupai yükümlülüklerine saygı duymayı da
öğrenmesi gerektiğini söyledi." Mahi
gazetesi, Rum yönetimi başkanının Larnaka Havaalanı'nda
yaptığı açıklamayı okurlarına
"Başkanın Türkiye'yle İlgili Açıklaması
-Kıbrıs'ı Tanımak Zorunluluktur"
başlığıyla aktardı. Gazeteye göre
Türkiye'nin, Kıbrıs konusunu ayırmak suretiyle AB'ye
gönderdiği ve basında yer alan mektupla ilgili soruya muhatap olan
Papadopulos, "Bu mektubun, bir yerlere gönderilmiş ise, yetkisi
olmayan bir organa gönderildiğini ve hiçbir hukuki önemi
bulunmadığını" iddia etti. DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis'in, referandum öncesinde Rum
tarafında rüşvet dağıtılması konusunu
araştırmak üzere bir komite kurulmasına yönelik önerisi
hatırlatılan Papadopulos, bu öneriyi hükümet ortaklarıyla
görüşmediğini söyledi. Papadopulos;
Avrupalı yetkili Leopold Maurer'in, Yeşil Hat'tın statüsüne
ilişkin tüzüğün değiştirilmeye
çalışılacağına ilişkin
açıklamasının sorulması üzerine; ilgili tüzüğün
tartışma konusu olduğunu söyledi ve şunları söyledi: "Biz,
AB'ye olan yükümlülüğümüzü tam olarak yerine getirdik. O zamanlar,
Kıbrıslı Türklerin Yeşil Hat üzerinden ticaret
yapmalarının daha kolay ve daha mümkün kılınabilmesi için
bir dizi öneriler ortaya koyduk. Bunlardan ikisi AB tarafından kabul
edildi, diğer ikisine ise, AB tüzükleriyle
çatıştığı gerekçesiyle AB tarafından itiraz
edildi. Yeşil
Hat ve statüsünün tabi olacağı tüzük ve de ihracatlar konusu,
ürünlere ve AB'nin yönergelerine göre değiştirilebilir. Yeşil
Hat'ın kullanılmasını engelleyen Türk idaresidir. Maurer,
düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıslı
Türklerin Yeşil Hat'tı neden daha fazla kullanmadıklarına
ilişkin bir soruya muhatap oldu ve verdiği yanıt da, 'sorun
çıkaranın işgal rejimi olduğuydu'." Haravgi
gazetesi, Papadopulos'un Brüksel'e hareketi öncesinde Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamayı "Türkiye
Yükümlülüklerini Yerine Getirsin -Başkan Papadopulos'tan, AB-Türkiye
Üyelik Müzakerelerinin Başlamasına İlişkin
Kıbrıs'ın Tavrı Konusunda Dolaylı, Ancak Net
Uyarı" başlığıyla yansıttı. Alithia
gazetesi "Odak Noktasında, Türkiye'nin Avrupa Süreci -Başkan
Papadopulos ve Nikos Anastasiadis, Aynı Brüksel Uçağında"
başlıklı haberinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB sürecini
veto etmemesi için ortaya koyduğu taleplerin, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ve ana muhalefet DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis tarafından iki ayrı
toplantı çerçevesinde Brüksel'de ortaya konulacağını
bildirdi. Gazete,
önceki gün itibarıyla Brüksel'de bulunan Papadopulos'un AB'nin rutin
doruk toplantısına, Anastasiadis'in de Avrupa Halk Partisi
toplantısına katılacağını ve her ikisinin de
Brüksel'deki temasları sırasında Türkiye'nin Avrupa süreci
konusunda Güney Kıbrıs'ın özellikle, veto kullanmaması
için Türkiye tarafından yerine getirilmesini istediği talepleri
ortaya koyacaklarını yazdı. Gazeteye göre
Anastasiadis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la en
azından Türkiye'nin Avrupa süreci ve Avrupa Halk Partisi'nin
ilgileneceği diğer konularda bu kez aynı kulvarlarda
olduklarını söyledi. Katılacağı
toplantıda ortaya koyacağı tezlerde, Rum yönetimi
başkanıyla aralarında bir görüş birliği
bulunduğunu anlatan Anastasiadis, Yunanistan başbakanı ve
diğer Yunan hükümet yetkilileri dışında, büyük Avrupa
partileriyle de temas etme fırsatı bulacağını ve
onlara, 17 Aralık'ta alınacak, Türkiye'nin AB sürecine ilişkin
doruk kararına dahil olması gerektiğini düşündüğü
tezleri aktaracağını belirtti. |
KIBRIS 05/11/04
Verilen
sözler tutulmuyor!..
YeniDÜZENin
EKART Danışmanlık ve
Bilgi Pazarlama Ltd.e yaptırdığı araştırma,
dün, ülkenin gündemini oluşturdu. Bugün bir seçim yapılsa, en önemli
oy kaybının Ulusal Birlik Partisinde olduğunu ortaya koyan
anket, Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçlerin birinci parti
konumunu daha da sağlamlaştırdığını
saptadı.
Ankette,
Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı görevini en iyi kimin
yürüteceğine inanıyorsunuz ? sorusunda iki isim ön plana
çıktı, CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali
Talat ve halen Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten, Rauf R.
Denktaş...
Rauf
Denktaşın, açıkladığı gibi seçime
katılmaması durumunda ortaya çıkan manzara, Talatın ilk
turdan Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde.
Rauf Denktaş, seçimlere katılsa dahi, Mehmet Ali Talatın önemli
oranda gerisinde kalıyor.
Yurttaş, ABnin
tavrından rahatsız
YeniDÜZENin
EKART Danışmanlık ve
Bilgi Pazarlama Ltd.e yaptırdığı araştırmada
ortaya çıkan gerçek, Kıbrıslı Türklerin, Avrupa
Birliğinin yaklaşımından rahatsız olduğu
yönünde.
Seçmenin yüzde 64.4ü Avrupa Birliğinin referandum öncesinde
Kıbrıslı Türklere verdikleri sözleri yerine getirmekten
kaçındığını söylüyor.
En fazla güven askere
Seçmene, farklı
kurumlara ne oranlarda güvendiğini de sorduk. Geçmiş anketlerde
olduğu gibi en fazla güvenilen kurumlar asker ve polis olurken, farklı olarak Başbakana olan
güven Cumhurbaşkanı ile Mahkemeleri geçti.
Seçmen,
YeniDÜZEN için yapılan ankette, farklı konularda hükümete notunu da
verdi.
Anket neden yapıldı?
YeniDüzen
Gazetesinin okunurluk oranını bulmak ve okuyucu profilini belirlemek.
Gazetede yer alan bölüm, köşe yazarı ve konular hakkında
okuyucuların düşüncelerini almak. Siyasi gündemde yer alan
Kıbrıs sorunu ve Hükümetle ilgili konularda Halkın görüş ve
eğilimini tespit etmek.
Anket nasıl
yapıldı?
Araştırma evrenini KKTCdeki beş seçim
çevresinde kayıtlı toplam 141.520 seçmen oluşturmaktadır.
Örneklemenin tespiti sırasında iller ve mahalleler bazında
kümeleme metodu kullanılmıştır. Araştırma,
Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele bölgelerinde ( kent
ve kırsal ) ikamet eden kişilere uygulanmıştır. Araştırma
beş seçim bölgesinde seçmen sayılarına göre
yapılmış oranlamaya göre toplam 601 kişi ile
görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Her ildeki örneklem
sayısı yaş ve cinsiyet kotalarına bağlı
kalınarak dağıtılmıştır.
Avrupa
Birliği'nin referandum sonrası Kıbrıs Türk Toplumuna
karşı tavrını açıklayan cümle sizce hangisidir ?
|
|
Frekans |
% |
|
Referandum öncesinde
Kıbrıslıtürklere verdikleri sözleri |
|
|
|
380 |
63,4 |
|
|
Henüz gerçekleştiremeseler de
Kıbrıslıtürklere yardım etme çabası içindeler. |
|
|
|
177 |
29,5 |
|
|
Fikrim yok |
|
|
|
42 |
7,0 |
|
|
Toplam |
|
|
|
599 |
100,0 |
|
|
Boş |
|
|
|
2 |
|
|
|
|
|
|
|
601 |
|
|
YENIDUZEN 04/11/2004
Papadopulos,Türkiye
tarih göremez
Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin
başlama tarihiyle ilgili kararın alınacağı 17
Aralıktaki AB doruk toplantısına kadar bütün ihtimalleri
açık bırakan Rum yönetiminin tavrının, yükümlülüklerini
yerine getirmemesi halinde Türkiye tarih görmez şeklinde olduğu
bildirildi.
FİLELEFTHEROS Lefkoşa,
Kıbrıs Vetosunun Türkiyenin Elinde Olduğu İmasında
Bulunuyor Başkan Papadopulos Aralık Konusunda Bütün
İhtimalleri Açık Bırakıyor Tanıma, Ankara İçin
Tek Yol başlık ve spotlarıyla aktardığı
haberinde, ABın rutin doruk toplantısına katılmak üzere
dün Brüksele giden Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun, Güney
Kıbrıstan ayrılışı öncesinde
yaptığı açıklamada Türk-Avrupa ilişkilerine de
değindiğini yazdı.
Gazeteye göre Papadopulos; Rum yönetiminin
bütün gelişmeleri dikkate alacağını ve o zamana (17
Aralık) kadar üstleneceği çabanın; Türkiyenin yalnız
Güney Kıbrısa değil ABa karşı da zorunlu
yükümlülüğü olduğunu düşündüklerini kabul ettirmek
olacağını söyledi.
Papadopulos, Türkiyenin zorunlu
yükümlülüğü olarak gördüğü konulardan birinin; Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıma konusu olduğunu ve bunun müzakerelerle
doğrudan bağlantılı olduğunun açıkça anlaşılması
gerektiğini öne sürerek ABa aday bir ülkenin 25 üye ülkeyle üyelik
müzakerelerini sürdürürken, bu ülkelerden birini tanımayı reddetmesi
veya şüphelere sahip olması mümkün olabilir mi? diye sordu.
MAHİ Rum Yönetimi
Başkanının Larnaka Havaalanında yaptığı
açıklamayı okurlarına Başkanın Türkiyeyle
İlgili Açıklaması Kıbrısı Tanımak
Zorunluluktur başlığıyla aktardı.
Gazeteye göre Türkiyenin, Kıbrıs
konusunu ayırmak suretiyle ABa gönderdiği ve basında yer alan
mektupla ilgili soruya muhatap olan Papadopulos, Bu mektubun, bir yerlere
gönderilmiş ise, yetkisi olmayan bir organa gönderildiğini ve hiçbir
hukuki önemi bulunmadığını iddia etti.
DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadisin; referandum öncesinde Rum tarafında rüşvet
dağıtılması konusunu araştırmak üzere bir komite
kurulmasına yönelik önerisi hatırlatılan Papadopulos, bu öneriyi
hükümet ortaklarıyla görüşmediğini söyledi.
Papadopulos; Avrupalı yetkili Leopold
Maurerin, Yeşil Hatın statüsüne ilişkin tüzüğün
değiştirilmeye çalışılacağına ilişkin
açıklamasının sorulması üzerine; ilgili tüzüğün
tartışma konusu olduğunu söyledi ve şunları söyledi:
Biz, ABa olan yükümlülüğümüzü tam
olarak yerine getirdik. O zamanlar, Kıbrıslı Türklerin
Yeşil Hat üzerinden ticaret yapmalarının daha kolay ve daha
mümkün kılınabilmesi için bir dizi öneriler ortaya koyduk. Bunlardan
ikisi AB tarafından kabul edildi, diğer ikisine ise, AB tüzükleriyle
çatıştığı gerekçesiyle AB tarafından itiraz
edildi.
Yeşil Hat ve statüsünün tabi
olacağı tüzük ve de ihracatlar konusu, ürünlere ve ABın yönergelerine
göre değiştirilebilir. Yeşil Hatın
kullanılmasını engelleyen Türk idaresidir. Maurer
düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıslı
Türklerin Yeşil Hatı neden daha fazla kullanmadıklarına
ilişkin bir soruya muhatap oldu ve verdiği yanıt da, sorun
çıkaranın işgal rejimi olduğuydu.
HALKIN SESI 05/11/04
KKTC'de görev sırası Talat'ta
Denktaş, görevlendirmeyi pazartesi günü yapacak
5 Kasım, 2004 0:23:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
hükümeti kurma görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat'a
vereceğini açıkladı.
Denktaş, İstanbul dönüşünde yaptığı
açıklamada, daha önce reddedildiği için erken seçim önerisinin 60
günden önce Meclis'e getirilemediğini, dolayısıyla birinin
görevlendirilmesi gerektiğin söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, "görev sırası
Talat'ta" dedi. Denktaş, pazartesi günü Talat'ı kabul edecek.
Eroğlu'nın
görüşmeleri başarısızlıkla
sonuçlanmıştı
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Demokrat Parti koalisyon hükümetinin
istifasının ardından, Denktaş hükümeti kurma görevini
Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu'na vermiş, ancak
Eroğlu siyasi partilerle görüşmelerinden sonuç
alamamıştı.
·
* * * * * * * * *
Denktaş'a, 'Gömülecek toprağım yok'
demişti
SİNAN TOROS İstanbul
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Arafat'ın kendisine
söylediği, "Benim gömülecek toprağım yok. Senin Türkiyen
var" sözünü hiç unutmadığını belirterek, "Bu sözü
bana çok battı" dedi. Denktaş, İstanbul Atatürk
Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, "Yıllar
önce bir İslam Konferansı'nda buluştuğumuzda, 'Denktaş
Bey, sen bana 'BM'de söz hakkı verildi' diye kıskanıyorsun.
Şunu unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir
Türkiyen var. Benim bir Türkiyem olsaydı, şimdi bu çektiklerimi
çekmezdim devletin var' demişti" ifadesini kullandı.
MILLIYET 06/11/04
·
* * * * * * * *
Benim bir Türkiyem olmadı
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yoğun bakımda bulunan Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafatın yıllar önce kendisine söylediği Benim gömülecek toprağım yok. Senin Türkiyen, devletin var sözünü hiç unutmadığını söyledi. Dün KKTCye giden Denktaş, Arafatla ilgili bir soru üzerine şu anektodu anlattı: Bundan yıllar önce bir İslam Konferansında buluştuğumuzda, Denktaş Bey, sen bana BMde söz hakkı verildi diye kıskanıyorsun. Şunu unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir Türkiyen var, devletin var. Benim bir Türkiyem olmuş olsaydı, şimdi bu çektiklerimi çekmezdim demişti. Arafat, o zaman sürgündeydi. Gömülecek toprağım yok sözü bana çok dokundu. Biz Kıbrısta eğer aklımızı başımıza almaz, devletimizden, egemenliğimizden vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız bizim de olmayacaktır. Rumlar en başta Doktor Küçükün gömüldüğü tepe Rum malıdır, hadi bunu buradan sökün diye başlayacaktır. Şehitlikler Rumların tarlasına gömülmüştür, çıkarın bunları diye başlayacaktır. Onun için Arafatın sözünü ben hiç unutmuyorum. İnşallah sağlığına kavuşur. O büyük bir lider. |
HURRIYET 06/11/04
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaşın CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali
Talata hükümeti kurma görevini pazartesi günü vereceği bildirildi.
Cumhurbaşkanlığından
alınan bilgiye göre Cumhurbaşkanı Denktaş Talatı
pazartesi günü saat 11.00de kabul edecek.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, temaslarda bulunmak üzere gittiği Türkiyeden dün sabah
döndü.
Denktaş, gazetecilerin hükümetin kurulmasıyla
ilgili bir görevlendirme yapıp yapmayacağı şeklindeki soru
üzerine, Şimdi sayın başkandan öğrendim.
Anlaşılan meclis tüzüğü gereği beklediğimiz önerge
verilemedi. Dolayısıyla birini görevlendirmemiz lazım, herhalde
sıra Talat beydedir dedi. Denktaş, görevlendirme saatinin
sorulması üzerine, Duyarsınız saatini, merak etmeyin
yanıtını verdi
YENIDUZEN 06/11/04
ANNAN PLANINDA KORUYUCULUK... Annan Planının koruyuculuğu mevcuttur. O da
şudur; şayet böyle bir mal üzerine inkişaf
yapılmışsa bunun değeri arsa kadar veya daha fazlaysa o
zaman arsa değerinin Rum orijinal mal sahibine ödenmesi kaydıyla bu
tasarrufu yasal olmaktadır. Eşdeğere karşılık
alınan araziler üzerine yapılan inşaatlarda hukuksal bir sorun
yoktur. Yeter ki eşdeğercinin güneydeki malı yerinde dursun ve
değeri de kuzeydeki mal değerinden eksik olmasın.
ARSAYI KURTARIYORLAR Belki bu
nedenle bir inşaat patlamasının daha da patlar hale gelmesine
neden olmuştur. Çünkü elinde eşdeğer
karşılığı olmadan tutuğu mallara Annan
Planının bu maddesine güvenerek arsa boş kalıp da Ruma
gider düşüncesiyle üzerine biran önce bir yatırım yapıp bu
arsaya sahip çıkayım endişesiyle inşaatlar
başlamış ve devam etmektedir. Tabi ki bunların gerçek
değerlerinden daha düşük oluşu, yabancılara da bir cazibe
teşkil etmekte ve onlarında daha fazla alım yapmasına
vesile olabilmektedir.
YASALLIK
TARTIŞILABİLİR...Her devletin hakkı olduğu gibi
mevcut gayrı menkullerine koçan verme hakkı da vardır. Bu
çerçeveden baktığımız zaman KKTC devletinin birçok terk
edilen Rum mallarına koçan vermiş olduğu görülmektedir. Bunun
yasallığı veya doğru olup olmadığı
tartışılabilir.
ÖNLEM ALINMADI... İnşaat
patlaması kendini göstermiştir, devlet derhal çevreyi koruyucu,
doğayı koruyucu, doğal hayatı koruyucu unsurları kaale
alıp tedbirler almalıydı. Halbuki hiçbir önlem
alınmış değildir ve eskiden kalan yani
inşaatların çok az gerçekleştiği bir dönemdeki yasa ve
tüzükler aynen devam ettirilmiştir.
Fayka ARSEVEN
Deneyimli
avukat Talat Kürşat, Kıbrıs sorununun çözümü için tüm
dünyanın desteklediği ve Kıbrıslı Türklerin de onay
verdiği Annan Planının, inşaat patlamasındaki
etkisiyle ilgili önemli saptamalarda bulundu.
Annan
Planının koruyuculuğu mevcuttur. O da şudur; şayet
böyle bir mal üzerine inkişaf yapılmışsa bunun değeri
arsa kadar veya daha fazlaysa o zaman arsa değerinin Rum orijinal mal
sahibine ödenmesi kaydıyla bu tasarrufu yasal olmaktadır diyen Talat
Kürşat, boş kalan arsalar Ruma gitmesin düşüncesi ile
arsalara sahip çıkıldığına dikkat çekti.
Avukat Talat Kürşat, son zamanlarda ülkemizde yaşanan inşaat
patlamasının yasal boyutunu değerlendirerek, yapılan
inşaatların yasal olduğunu ancak bunun yanında yasal
olmayan müteahhitlerin türediğine dikkat çekti.
Kürşat,
KKTCnin uluslararası alanda tanınmasa bile bir devlet olduğunu
belirterek, bu bağlamda KKTC devletinin verdiği, koçan ve
tapuların yasal olduğunu kaydetti.
Devletin,
inşaatlarla ilgili yasal düzenleme yapmadığına dikkat çeken
Kürşat, yapılan inşaatların da denetiminin
yapılmadığını ifade etti.
Rumlar da kiracı olabilir
Ülkemizde
yaşanan ekonomik krizlerden sonra aniden patlak veren yoğun
inşaatlaşmanın ekonomik yönüyle ilgili değerlendirme yapan
Kürşat, inşaatlara harcanan paranın müteahhitler tarafından
verilmediğini, alıcılardan talep edildiğini söyledi.
Yabancı
şirketlerle, ortaklıkların söz konusu olabileceğini ifade
eden Kürşat, Rum inşaat şirketleriyle böyle bir ortaklığın
söz konusu olmadığını vurguladı.
Rumların
kuzeyden mal satın alamayacağını dile getiren Kürşat,
kapılar açıldıktan sonra
Rumların kuzeyde kalabilecekleri veya kira da oturmaları
konusunda hiçbir engellin olmadığını kaydetti.
Avukat
Talat Kürşat, inşaatların yasallığından, mal
satım alımlarının yasallığına, tapu ve koçan
işlemlerinden işçi sorunlarına kadar birçok konuda YeniDÜZENe
çarpıcı açıklamalarda bulundu.
YeniDÜZEN: Son
zamanlar da yaşanılan inşaat patlaması giderek büyüyor. Bu
inşaatların birçoğunun yasal olup olmadığı merak
edilirken, Rum malları üzerine yapılan inşaatların ne gibi
sakıncalarının olduğu da merak konusu. Yapılan
inşaatlar ne kadar yasal? Bunları satın alanların önüne
ilerde sorun çıkabilir mi?
Yasal kabul etmek
kaçınılmazdır
Talat Kürşat: KKTCnin devlet olduğu bir
gerçektir. Her ne kadar da uluslararası alanda tanınmasa bile KKTC
toprakları olarak bilinen, yönetimini elinde bulunduran bir
konumdadır. Bütün mekanizmaları ile ayakta olan bir devlet yapısı
vardır. Her devletin hakkı olduğu gibi mevcut gayrı
menkullerine koçan verme hakkı da vardır. Bu çerçeveden
baktığımız zaman KKTC devletinin, birçok terkedilen Rum
mallarına koçan vermiş olduğu görülmektedir. Bunun
yasallığı veya doğru olup olmadığı
tartışılabilir. Belki de eşdeğerciler
dışında başka kişilere koçan verilmemiş
olsaydı çok daha iyi olurdu düşüncesinde olmakla birlikte bu
şekilde eline koçan almış olan
vatandaşlarımızın uluslararası hukukun
gerektirdiği koçan sahibinin tasarruf hakları kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır. Yani koçanı elinde bulunduran bir kişi o
malı dilediği şekilde inkişaf ve tasarruf edebilir,
satabilir, ipoteğe koyabilir. Bu nedenle yapılmış olan
satışları yasal kabul etmek kaçınılmazdır.
Satın alanlarında aynı şekilde uluslararası hukuk
kurallarına göre tasarruf hakları olabileceğine göre bu mallar
üzerine diledikleri ve KKTC inşaat yasalarına uygun olarak
yapacakları herhangi bir
inkişafta yasal bir konum
kazanmaktadır. Dolayısıyla bu inşaatların yasal
olmadığından bahsetmek kesinlikle mümkün değildir. Yeter ki
bu inşaatlara gerekli inşaat ruhsatları ve izinleri alınmış olsun.
YeniDÜZEN:Devlet,
inşaatların artmasından sonra tedbirler aldı mı?
Yasalarda değişiklik yapma yönünde herhangi bir girişimde
bulundu mu?
Devlet yasal düzenleme
yapmadı
Talat Kürşat: Madem ki bu inşaat
patlaması kendini göstermiştir, devlet derhal çevreyi koruyucu,
doğayı koruyucu, doğal hayatı koruyucu unsurları kaale
alıp tedbirler almalıydı. Halbuki hiçbir önlem alınmış
değildir ve eskiden kalan yani inşaatların çok az
gerçekleştiği bir dönemdeki yasa ve tüzükler aynen devam ediyor.
Görüyoruz ki birçok yerlerde sıksık ve kötü durumda doğaya,
çevreye saygısızca inşaatlar gerçekleşmektedir. Bunun çaresi
inşaatları durdurmak değil, çaresi devletin yasalarını
ve tüzüklerini yeni baştan gözden geçirerek, inşaat
patlamasını bir fırsat olarak görmeli ve ülkenin daha güzel hale
gelmesi için, çevrenin ve doğanın daha güzel muhafaza edilebilmesine
yönellik neler yapılabilir bakış açısıyla durumu
değerlendirip, tedbirlerini ona göre almalıydı. Örneğin bir
inşaat sınırdan on ayak geriye yapılıyor, bu
artık yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla iki
komşu binanın apartman dahi olsa birbirine azami
yakınlığı 20 ayak kalmaktadır ki bu da uzaktan
bakıldığında bir betonlaşma gibi bir hususu ortaya
çıkarmaktadır. On ayağı niye yirmi ayağa
çıkarmayalım da inşaat
bir arazi içerisinde geniş bir villa görünümü kazansın, bu
yapılabilirdi yapılmadı...
YeniDÜZEN:İnşaatların
artmasıyla müteahhitlerde de bir artış gözlemliyoruz. Bu müteahhitlerin
hepsi yasal mı? Yasal gerekçelerini yerine getirmeden kaçak olarak
inşaat yapan müteahhitler var mı? Yapılan inşaatlar tam
anlamıyla denetleniyor mu?
Yasal olmayan müteahhitler var!
Talat Kürşat:Yasal olmayan, yasal
dayanakları olmayan, izinleri olmayan müteahhitler vardır ve bunlar
her tarafa inşaatlar yapmaktadırlar. Bunları denetleyen bir
mekanizma var mıdır? Yoktur. Peki inşaatların kalitesini
denetleyen bir mekanizma var mıdır? O da yoktur. Peki devletin görevi
sadece para almak mıdır? Yani inşaat ruhsatı için bu kadar
para getirin bana demek midir? bu kadar vergi, bu kadar mal alım
satım vergisi, bu kadar kazanç vergisi almak mıdır? Devlet bu
aldığı paraları ne yapmaktadır? Niye bu kadar
boşta gezen mezun mimar mühendisler varken onları istihdam edip
inşaatları denetlemekle görevlendirmiyor? Yarın Allah korusun bu
inşaatlar patır patır dökülmeye başlarsa kim kime hesap
verecek. Onun için devlet inşaatların yapımını durdurmak
yerine kendi denetimsizliğinden korkmalıdır. Kaçak inşaatlardan
ve kaçak müteahhitlerden korkmalıdır. Bunları önlediği
taktirde geriye kalacak işlemler yasaldır.
YeniDÜZEN:İnşaat
patlamasının olumsuz yönleri bir tarafa bu inşaatların
yapılası ve yabancılara satılması ülkemize ne gibi
avantajlar getirecektir?
Onların menfaatleri bizim
menfaatlerimiz
Talat Kürşat: İnşaat
patlamasının şöyle avantajı vardır;ülkemize
Avrupalı kişiler gelmiştir. Kendi kültürümüzden daha iyi kültüre
sahip, daha gelişmiş insanlar geldikçe 30- 40 yıldır
kapalı kalan toplumumuz bu insanlara bakarak, kendi kültürlerini kendi
bakış açılarını dünyaya olumlu yönde
değiştireceklerdir. Ayrıca dünya artık bize eskisi gibi
bakamayacaktır. Çünkü kendi vatandaşları bu topraklarda yaşıyor
olacaktır. Dolayısıyla herhangi bir uzlaşma ve
barış durumunda ülkemizde
yaşayan bu kadar yabancı göz ardı edilemeyecek ve onların
menfaatleri, bizim menfaatlerimiz yanında değerlendirilmek
mecburiyeti olacaktır. Bu da bize bir artı puan
kazandıracaktır.
YeniDÜZEN:Üzerine
inşaat yapılan birçok arazi Rum malıdır. Bu ileri de bir
sorun oluşturmayacak mı? Annan Planı
ışığında hukuksal boyutu nedir?
Annan Planı ile
yasaldır
Talat Kürşat: Annan Planına göre
herhangi bir gayri menkullerin iade kapsamında yani Rumlara iade
edileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hususun
bundan sonra gelmesi muhtemel başka bir plan veya planlarda da
değişeceğini zannetmiyorum. Annan Planına
baktığımız zaman eşdeğer olarak
dağıtılmış
olan toprakların, eşdeğerciye
bırakılacağı ve iade kapsamında olmayacağı
açık şekilde gösterildi. Ancak devletimiz sadece
eşdeğerciye mal dağıtmış değildir. Bunun
yanında birçok başka gerekçeler gösterilerek örneğin, mücahit
puanı sahipleri, şehit çocukları, barış
harekatına katılmış, kuzeyden gelen göçmenlere toprak
dağıtmak için yani karşılığı Güney
Kıbrısta bulunmayan bir şekilde mallar
dağıttığı ve koçan da verdiği bilinmektedir. Bu
tür mallara karşı Annan Planının bir şekilde koruyuculuğu
mevcuttur. O da şudur; şayet böyle bir mal üzerine inkişaf
yapılmışsa bunun değeri arsa kadar veya daha fazlaysa o
zaman arsa değerinin Rum orijinal mal sahibine ödenmesi kaydıyla bu
tasarrufu yasal olmaktadır. Eşdeğere karşılık
alınan araziler üzerine yapılan inşaatlarda hukuksal bir sorun
yoktur. Yeter ki eşdeğercinin güneydeki malı yerinde dursun ve
değeri de kuzeydeki mal değerinden eksik olmasın. Örneğin
mücahit puanları gibi gerekçelerle dağıtılan mallar üzerine
yapılan yatırımlarda arsa değerini
karşılaması kaydıyla ve tasarruf edenin günü
geldiğinde arsa bedelini Ruma ödemesi kaydıyla yasal hiçbir sorun
şuan da gözükmemektedir.
YeniDÜZEN:Yani Annan
Planının koruyuculuğundan dolayı mı inşaat
patlaması yaşanmaktadır?
Arsalara sahip
çıkıldı
Talat Kürşat: Belki bu nedenle bir inşaat
patlamasının daha da patlar hale gelmesine neden olmuştur. Çünkü
elinde eşdeğer karşılığı olmadan tutuğu
mallara Annan Planının bu maddesine güvenerek arsa boş
kalıp da Ruma gider düşüncesiyle üzerine biran önce bir yatırım
yapıp bu arsaya sahip çıkayım endişesiyle inşaatlar
başlamış ve devam etmektedir. Tabi ki bunların gerçek
değerlerinden daha düşük oluşu, yabancılara da bir cazibe
teşkil etmekte ve onlarında daha fazla alım yapmasına
vesile olabilmektedir.
YeniDÜZEN: Annan Planından önce ülkemizde bir
ekonomik kriz vardı, ülkede para yoktu. Peki inşaatlardaki bu
artış da paraya
dayanıyor. Sizce burada bir tezat yok mu? Para bu kadar kısa zamanda
nereden bulundu? Yatırımlar nasıl bu kadar kısa zamanda ve
bu kadar fazla yapıldı?
Para satın alandan gelir
Talat Kürşat: Ben hukukçu olarak birçok
müteahhidin satın alan yabancılarla yaptıkları
mukavelelerini hazırlayan kişiyim de. Müteahhitler, kendi
paralarını kullanıp inşaatları yapmamaktadırlar.
Onun yerine aşama aşama
yabancı alıcının para ödemesi istenmekte ve gönderilen bu
paralarla müteahhitlerimiz
inşaatları yapabilmektedirler. Bu da herhangi bir
sıkıntı yaratmamakta hatta çoğu zaman
yabancıların tercih ettiği bir yöntem haline gelmektedir. Çünkü
örneğin İngilizler kendi ülkelerinde ve kendi yasalarına göre
bir evin bitiminden sonra satış muamelesi yapabilmekte ve tüm
satış bedelini de bir defada ödemesi istenmektedir. Bu durumda finans
kuruluşları devreye girmekte ve gereken parasal kaynağı
satın alana yaratmakta veya
müteahhitlere sağlayabilmektedir. Kendi ülkemizde bu finansal olay çok
mümkün olmadığından yabancılar da müteahhitleri
tanımadığından güvenip de tüm parayı peşin
ödemeleri istenememekte. Halbuki aşama aşama ve inşaatın
gidişine göre para ödemeleri hem yabancı alıcının
bütçesini sarsmamakta hem de parasının gerçekten satın almakta
olduğu inşaata gidip gitmediğini kontrol edebilmektedir. Böylece
daha huzurlu bir şekilde hayatına devam edebilmektedir.
YeniDÜZEN:Kapılar
açıldıktan sonra Rumların kuzeyde kalmalarında herhangi bir
sorun yok. Peki Rumlar kuzeyde ev kiralayabiliyor mu, kiracı olabiliyor
mu? Bu konu da yasal bir sorun var mı?
Yasal sakınca yok!
Talat Kürşat: Bu konuda bir yasal boşluk
vardır. Herhangi bir Rumla herhangi bir şekilde bir
işbirliğine giren bir Kıbrıslı vatan hainliği ile
suçlanabilirdi. Ancak bu konuda yasal bir mevzuat sözkonusu değildi. Bugün
kapıların açılmasıyla birçok Rumun buraya gelip günü veya
günlerini geçirebileceği gerçeği karşısında bir
yazlık kiralama veya bir otelde konaklamaması için yasal bir
sakınca görülmemektedir. Dolayısıyla bunlar yapılabilir.
Ancak tabi ki mal alım satımları izne bağlı
olduğu için pek mümkün olmaz.
YeniDÜZEN: Bir
Rumun 1974 öncesinde kuzeyde kalan tapu ve koçanlarını Rumlar veya
Kıbrıslıtürk avukatlar kuzeydeki tapu dairelerinden alamıyor, araştırma
yapamıyor gibi sorunların olduğu söyleniyor. Bu konu nedir, yani
gerçekten bu tapu ve koçanları alamıyor musunuz?
Devletten büyük ayıp!..
Talat Kürşat: Biz sürekli olarak Rumları
suçluyoruz ve Türklere yardımcı olunmadığını,
tapu dairelerinde zorluklar çıkardıklarını, gerekenleri
yapmadıklarını iddia ediyoruz. Ancak yine de gördüğüm
kadarıyla her isteyen Rum tapu dairesine gidip, bir araştırma
belgesi isteyebileceği gibi, ataları ölmüşse de terekelerini de
Rum mahkemelerinde yapabiliyorlar. Ama kendi ülkemize
baktığımız zaman bizim hiç ama hiç Rumlara
yardımcı olmadığımız gözlerden
kaçmamaktadır. Örneğin kendim bir Kıbrıslı Rumun
talebi üzerine Mağusanın Rum tarafında kalan bir bölgesinde
bulunan bir malının koçanlarının Mağusa Tapu
Dairesinde olması nedeniyle yazıhanem
aracılığıyla bir araştırma belgesi alıp mal
sahibi olduğunu kanıtlamaya çalıştım. Ancak
Mağusa Tapu Dairesi bana Mal Komisyonu Başkanı Salih Dayıoğlundan
talimat gelmediği sürece bu araştırma belgesinin
verilemeyeceğini söylemiştir. Bunun yanında bugün herhangi bir
avukat herhangi bir tapu dairesine gidip bir malın 74 öncesi mülkiyet
durumunu, tarihçesini sorması halinde hemen ret cevabı almakta ve
böyle bir araştırma belgesinin verilemeyeceği kendisine
söylenmektedir. Bunun da amacı ilgili malın 74 öncesi Rum malı
olması halinde bu hususu gizleyebilmek, saklayabilmek veya inkar etmek
anlamına gelir ki devletimizin bu yaptığından daha büyük
bir ayıp olamaz.
YeniDÜZEN:
Diğer bir sorun ise inşaatların artmasıyla ülkemize çok
sayıda işçi geldi. Bunların yaşam koşulları,
sizce yeterli mi? Çevre veya sağlık yönünden sakıncaları
yok mu? Ne gibi tedbirler alınmalı?
Ölümcül hastalıklar...
Talat Kürşat: Ülkemizde iş gücünü
oluşturan kesimle ilgili İçişleri
Bakanlığının bazı açıklamaları
olmuştu. Bu işgücünü oluşturan kişilerin çalışma
izinleri, sağlık koşulları altında
çalışmaları ve ikamet etmeleri gibi bazı hususlara
değinilmiştir. Bunlara yüzde yüz katılırım. Bütün
müteahhitlerin buna riayet etmeleri gerekmektedir. Çünkü o kadar sağlıksız
koşullarda bu insanlar çalıştırılmakta ve
çalışmaları boyunca ikamet ettikleri sağlıksız
yerler sağlanmaktadır ki büyük hasatlıkların ortaya
çıkması kaçınılmazdır. Biliyoruz ki hemen hemen bütün
hastalıklar pislikten ve bu pisliği etrafa yayayan haşerelerden,
sivrisineklerden yayılmaktadır. Konuştuğum birkaç doktor
bana bu işin ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu kaç kişinin
ısıran sinekler yüzünden ölümcül tehlikelerle
karşılaştığını
anlatmışlardır. Bu gerçekten dikkat edilmesi gereken önemli
husustur. Bazı müteahhitlerin buna riayet ettiklerini ve
sağlıklı ortam yaratmaya özen gösterdiklerini de görmekteyiz.
Ancak devletimizin kontrol mekanizması içinde bu hususlara gerekli önemi
vermesi düşüncesindeyim.
YENIDUZEN 05/11/04
2'nci "azınlık" dönemi
TARİH
YENİDEN YAŞANIYOR... Ülkemiz 1981 yılında da 4 aylık
bir süre azınlık hükümeti ile yönetildi. 2. Mustafa Çağatay
hükümeti ilk azınlık hükümeti olarak 4 Ağustos 1981'de göreve
başladı. Ancak aradan geçen 4 ayda UBP'ye karşı ortak
hareket etme kararı alan muhalefet partileri, 7 Aralık'ta oylanan
güvensizlik önergesi ile hükümeti düşürdü
YİNE
UBP'Yİ İSTEMEMİŞLERDİ... O günlerde UBP'nin
çeşitli partilerle sürdürdüğü koalisyon çabaları sonuç
vermeyince ve muhalefet partileri de bir araya gelemeyince ülke uzun süre
hükümetsiz kaldı. 98 gün süren hükümetsizliğin ardından tekrar
Mustafa Çağatay başkanlığında, UBP, DHP, TBP ve 1
bağımsız milletvekili desteğiyle Kıbrıs Türk
siyasi tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümet 4'lü koalisyon
olarak da tarihe geçti
GÜNÜMÜZDE DURUM
NE?... 24 Nisan referandumundan iki gün sonra Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in
partileri DP'den istifasıyla 13 Ocak'ta işbaşına gelen
CTP/BG-DP koalisyonu, 3.5 ay sonra mecliste azınlığa düştü.
26 milletvekili ile kurulan ve "ip üstünde" olan hükümete, ikinci
darbe de Nuri Çevikel'in CTP/BG'den istifasıyla geldi. Mecliste 23
sandalyeye düşen hükümet, mecliste çoğunluğu sağlamak için
önce 3'lü, ardından 5'li koalisyon arayışları yaptı
ancak başarılı olamadı. Hükümet, 2004 bütçesini geçiremeyeceğini
anlayınca 20 Ekim'de istifa etti; fakat yenisi de kurulamıyor. Ülke
sürüklene sürüklene seçime gidiyor
Dilek
ÇETEREİSİ
Ülkemiz istifa
etmiş azınlık hükümeti ile sürüklene sürüklene seçime giderken,
toplumumuz bu duruma hiç de yabancı değil.
Ülke
yaklaşık 6.5 aydır mecliste azınlığa düşen
ve 20 Ekim'de istifa eden Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik
Güçler(CTP/BG)-Demokrat Parti(DP) koalisyon hükümeti ile yönetiliyor.
Tıpkı 23 yıl önce olduğu gibi.
28 Haziran 1981
seçimlerinden sonra da UBP'li 2. Mustafa Çağatay hükümeti, Toplumcu
Kurtuluş Partisi'nin(TKP) verdiği güvensizlik önergesi ile 4
Ağustos 1981'de ilk "azınlık hükümeti" olarak tarihe
geçti ve ülke 4 ay azınlık hükümeti ile yönetildi.
Yine o
yıllarda hiçbir parti Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile koalisyona
girmemiş ve ülke 98 gün hükümetsiz kalmıştı.
Günümüzde ise
6.5 aydır işbaşında olan CTP-DP azınlık
hükümetinin olası bir erken seçime kadar görevde kalması bekleniyor.
Erken seçim
kilitlendi, tek yol içtüzüğü değiştirtmek...
Mehmet Ali
Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de
istifasıyla ülke gündemine oturan erken seçim, tarih konusunda kilitlendi.
Meclisteki tüm partiler "erken seçim" diyor ancak tarih konusunda da
anlaşamıyor.
Siyasi
gözlemcilere göre, erken seçim konusunda öyle bir kördüğüm
yaşanıyor ki, partiler isteseler de meclisten erken seçim kararı
alamıyor. Zaten erken seçime pek de sıcak bakmayan muhalefet
partileri, meclis içtüzüğünün engeli karşısında neredeyse
rahat bir nefes almış durumda.
Aynı
çevreler, aslında tüm partiler erken seçim konusunda samimi olsalar,
meclis içtüzüğünü değiştirip cumhurbaşkanının
parlamentoyu feshetmesine fırsat vermeden meclisten seçim kararı
alabilirler.
Nitekim daha 2
gün önce 4 Kasım'da CTP, UBP'ye "içtüzüğü değiştirip
26 Aralık'ta erken seçim yapalım" önerisi götürdü. Fakat UBP,
partisinin 26 Aralık'ta yapılacak büyük kurultayını gerekçe
göstererek bu öneriyi reddetti ve "şubat sonunda seçime gidelim"
deyince sonuç alınamadı.
Bu durumda
gerek cumhurbaşkanının çağrısıyla, gerek meclis
kararıyla aralık ortalarından önce seçim için karar
alınamayacağı ve erken seçimin de en erken şubat
ortalarında yapılabileceği ortaya çıktı.
Muhalefetin
isteksizliği yetmezmiş gibi ortaya çıkan meclis içtüzüğü
engeli nedeniyle meclise 21 Aralık'tan önce önerge de sunulamıyor.
İçtüzüğün
88'inci maddesi uyarınca son erken seçim önergesinin reddedilmesinin
ardından 90 gün geçmeden meclise yeni bir önerge verilemiyor. Koalisyon
hükümeti, 20 Eylül'de meclise erken seçim önergesi verip reddedildiği için
yeni bir önerge için 90 günü, yani 21 Aralık'ı beklemek gerekiyor.
Yaşanan
kördüğümden tek çıkış yolu, meclis içtüzüğünün süratle
değiştirilmesinden geçiyor ancak muhalefetin buna
yanaşmadığı anlaşılıyor.
İlk
azınlık, ilk koalisyon
Siyasi arenada
yaşanan bu belirsizliğe vatandaşların tepkisi giderek
büyürken, ülkemizin benzeri bir durumu yıllar önce de
yaşadığı, kısa bir araştırma ile ortaya
çıktı.
28 Haziran 1981
seçimleri sonucunda yine hiçbir parti, tek başına iktidar
olmasına yetecek sayıyı yakalayamamıştı. Bu
seçimin sonucunda UBP 18, TKP 1, CTP 6, Demokratik Halk Partisi (DHP) 2 ve Türk
Birliği Partisi (TBP) 1 milletvekilliği kazanmıştı.
Meclis
aritmetiği hiçbir partinin tek başına iktidar olmasına
yetmemesine rağmen Mustafa Çağatay, Devlet Başkanı Rauf
Denktaş'tan aldığı görevle hükümeti kurmuştu. Güvenoyu
yerine güvensizlik oylamasının geçerli olduğu bu dönemde TKP'nin
verdiği güvensizlik önergesi, DHP'nin çekimser kalması nedeniyle
kabul edilmeyince 2. Mustafa Çağatay hükümeti ilk azınlık hükümeti
olarak 4 Ağustos 1981'de göreve başladı. Ancak aradan geçen 4
ayda UBP'ye karşı ortak hareket etme kararı alan muhalefet
partileri, 7 Aralık'ta oylanan güvensizlik önergesi ile hükümeti
düşürdü.
Bu
gelişmeden sonra UBP'nin çeşitli partilerle sürdürdüğü koalisyon
çabaları sonuç vermeyince ve muhalefet partileri de bir araya gelemeyince
ülke uzun süre hükümetsiz kaldı. 98 gün süren hükümetsizliğin
ardından tekrar Mustafa Çağatay başkanlığında,
UBP, DHP, TBP ve 1 bağımsız milletvekili desteğiyle
Kıbrıs Türk siyasi tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu. Bu
hükümet 4'lü koalisyon olarak da tarihe geçti.
15 Mart 1982'de
kurulan bu hükümet, KKTC'nin kurulduğu 15 Kasım 1983'e kadar uyumlu
bir şekilde çalıştıktan sonra kurucu meclisin
oluşmasıyla 29 Kasım 1983'te görevi yeni hükümete devretti.
23 yıl
aradan sonra yeniden azınlık hükümeti
Azınlık
hükümetiyle ilk kez 23 yıl önce 1981'de tanışan ülkemiz,
bugünlerde tarihi yeniden yaşıyor.
Kıbrıs'ta
çözüm ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğini yakalamak için büyük mücadeleler
veren Kıbrıs Türkü, 12 Aralık 2003 seçimlerinde sandıktan
çok kritik bir tablo çıkardı. Sandıktan çıkan 25-25'lik
tablo, tam da referandum öncesi büyük bir sıkıntı
yaratmıştı. Aslında günümüzde yaşanan bu
sıkıntılar, 12 Aralık seçim sonuçlarından kaynaklanıyor.
Yapılan
temasların ardından 13 Ocak'ta "toplumsal uzlaşı ve
çözüm hükümeti" sloganıyla kurulan CTP/BG hükümeti, salt
çoğunluğa, yani 26 sayısına dayalı "ip
üstünde" bir koalisyon olarak göreve başladı.
Toplumu
referandum sürecine taşıyan bu hükümet, tam da 24 Nisan 2004'te
Kıbrıs Türkü'nün Annan Planı'na yüzde 65 oranında
"evet" diyen iradesinden iki gün sonra azınlığa
düştü.
26 Nisan'da
Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in "biz çözümcü ve AB'ciyiz" diyerek
partileri DP'den istifasıyla CTP/BG-DP koalisyonu 3.5 ay sonra mecliste 24
sandalye ile azınlık oldu.
Hükümete ikinci
darbe de mayıs ayında Nuri Çevikel'in CTP/BG'den istifasıyla
geldi. Mecliste 23 sandalyeye düşen hükümet için de
sıkıntılı günler başladı.
3'lü koalisyon
arayışları...
Hükümet, mecliste
çoğunluğu sağlamak için önce 3'lü, ardından 5'li koalisyon
arayışları yaptı.
23 sandalyeye
sahip CTP/BG-DP koalisyonu ilk arayışını mecliste 4
sandalyesi bulunan BDH ile yaptı.
3'lü koalisyon
arayışları 30 Haziran 2004'e kadar sürdü ve bu konuda iplerin
koptuğu, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'dan geldi,
Akıncı CTP'yi sert bir dille eleştirerek DP'yle
paylaştığı yetkileri BDH'yla paylaşmak istememekle
suçladı.
"Sırtımızdaki
çakılarla yaşamak istemiyoruz" diyen CTP de sürekli
savunduğu erken seçim için meclise 5 Temmuz'da erken seçim önergesi sundu.
CTP, bu önerge ile erken seçimin 26 Eylül Pazar günü yapılmasını
öneriyordu. Ancak CTP, 7 Temmuz'da, meclise 5 Temmuz'da sunduğu erken
seçimle ilgili yasa tasarısını geri çekerek, yerine karar
tasarısı sundu. Karar tasarısında 26 Eylül ifadesi de
çıkarıldı.
CTP'nin
sunduğu erken seçim önerisi 14 Temmuz'da Meclis Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi'nde reddedildi. Bu öneriye küçük ortak DP de "CTP
bize danışmadan bu öneriyi verdi" gerekçesiyle ret oyu verdi.
UBP'nin
güvensizlik önergesi reddedildi
UBP de 15
Temmuz'da meclise hükümete karşı güvensizlik önergesi verdi.
Güvensizlik önergesi 17 Temmuz'da mecliste oylanarak 25 "evet", 25
"hayır" oyuyla reddedildi. Güvensizlik önergesi için
yapılan oylamada CTP'den 18, DP'den 5, TKP'den 1 ve BKP'den de 1
milletvekili "hayır" oyu verirken, UBP'den 18, BDH'dan 4 ve
YP'den 1 milletvekili ile dönemin bağımsız 2 milletvekili
"evet" dedi.
Meclis, üye tam
sayısının salt çoğunluğu olan 26'ya
ulaşamadığı için güvensizlik önergesi reddedilmiş
sayıldı.
Bu
gelişmenin ardından azınlığa düşen hükümet, yola
devam etti.
Ancak CTP'nin
komitede reddedilen 26 Eylül'de erken seçim önerisi, bu kez 19 Temmuz'da genel
kurula geldi. Mecliste yapılan 26 Eylül'de erken seçim önerisine, CTP, BDH
ve TKP olumlu oy verirken, UBP, DP, YP, BKP ve 2 bağımsız
milletvekili olumsuz oy kullandı ve CTP'nin erken seçim önerisi genel
kurulda da reddedildi.
Daha sonra
meclisteki 7 siyasi partinin liderleri, erken seçim konusunda uzlaşmak
için bir araya gelse de bunda başarılı olamadı.
DP genel
başkanı ve başbakan yardımcısı, mecliste
çoğunluğu sağlamak için yaptığı
uğraşlardan sonuç alamayınca "seçimin yolunu
açacağız" diyerek erken seçimi işaret etti.
Bakanlar Kurulu
28 Temmuz'da yaptığı toplantıda, diğer partilere de
sorulması kaydıyla 6 Kasım'da erken seçim yapılmasına
karar verdi. Fakat meclis komitesine gelen 6 Kasım'da seçim önerisi, UBP,
BDH ve BKP'nin oylarıyla yeniden reddedildi.
Diğer
cephede neler oldu?
Referandumun
ardından süratle şekil değiştiren siyasette gelişmeler
de birbirini izliyordu.
Mecliste
TKP-BÖİ (Birleşik Özgürlük İttifakı) ittifakı
kurulmuştu.
24
Mayıs'ta oluşturulan TKP- BÖİ ittifakı mecliste 4
milletvekili ile temsil ediliyordu.
Seçime BDH
çatısı altında giren Hüseyin Angolemli ile İzzet
İzcan, daha sonra partilerine geri dönmüştü. Hüseyin Angolemli TKP
genel başkanı olurken, İzzet İzcan da Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) genel sekreterliğine getirilmişti.
İttifakın
Özgür Düşünce Hareketi kanadında da DP'den kopan Ahmet Kaşif ve
Ünal Üstel vardı.
DP'den istifa
eden eski genel başkan Salih Coşar da boş durmamış ve
Özgür Düşünce Hareketi'ni kısa sürede partiye dönüştürdü. Özgür
Düşünce Partisi (ÖDP) 20 Ağustos 2004'te kurulurken, mecliste de 2
sandalye ile temsil edilmeye başladı.
Hükümet arayışlarında
yeni bir alternatif anlayışıyla oluşturulan TKP-BÖİ
ittifakının ömrü uzun olmadı. Olası hükümet formüllerinde
yer bulamayan ittifaktan ilk kopan eski DP'li Ahmet Kaşif oldu. Ahmet
Kaşif, sürpriz bir transferle 22 Eylül'de UBP saflarına
katıldı.
"Aylar
önce verdiğim bir karardı" diyerek UBP'ye katılan
Kaşif'in transferiyle meclis aritmetiği de yeniden değişti.
18 sandalyeye sahip UBP, Kaşif'in katılımıyla 19 sandalyeye
ulaştı.
ÖDP'nin
meclisteki sandalyesi de 1'e düştü
CTP-DP-BDH'nın
ikinci denemesi...
Hükümet
azınlığa düştüğü için 2004 bütçesini de meclisten
geçirememişti. Bu yüzden yeniden çoğunluk aramaya başladı
ve BDH ile ikinci denemeye girdi.
CTP, DP ve BDH
liderlerinin önceleri birbirlerinin nabzını yokladı, sonra resmi
görüşmeler yaptı. Fakat 13 Ekim'de DP, BDH'ya
"kırmızı kart" gösterdi.
DP parti
meclisi, BDH'nın hükümette yer almasına "hayır" dedi
5'li
arayışlar
CTP bu kez yeni
bir formül arayışına girdi. CTP-DP-TKP-BKP-ÖDP koalisyonu için 1
gün sonra 14 Ekim'de çalışmalar başladı.
Fakat çok
sürmeden 5 gün sonra 5'li koalisyon arayışlarında da ipler
koptu. Böyle bir hükümete de karşı çıkan DP'nin genel
başkanı Serdar Denktaş, "5 partili, 26 milletvekili
destekli bir hükümet icraat yapamaz. Seçim hükümeti kuralım" deyince,
5'li koalisyon da suya düştü.
Aynı gece
toplanan CTP MYK, 1 gün sonra 20 Ekim'de başlayacak bütçe
görüşmelerini beklemeden hükümetin istifa etmesini
kararlaştırdı.
20 Ekim'de
istifa
CTP/BG-DP
azınlık hükümeti, 20 Ekim'de istifasını
Cumhurbaşkanı Denktaş'a sundu. Hükümetin istifasıyla
belirsiz süreç start aldı.
Denktaş,
21 Ekim'de hükümeti kurmak için UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğlu'nu görevlendirdi. Fakat matematiksel olarak hükümeti kurmak için
yeterli sandalyeye sahip tüm partiler kapılarını UBP'ye
kapattı. Anahtar parti konumundaki DP de UBP'ye "hayır"
deyince, Eroğlu, 27 Ekim'de "havlu attı".
Eroğlu,
hükümeti kurmak için anayasal süreç olan 15 günü beklemeden 1 Kasım'da
görevi cumhurbaşkanına iade etti. Eroğlu da bundan sonra erken
seçim söylemlerine başladı.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, hâlâ görevlendirmeyi bekletiyor.
Denktaş'ın
8 Kasım Pazartesi günü yeni hükümeti kurma görevini CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a vermesi bekleniyor.
Talat'ın da görevi alması halinde hükümet kurmasına ihtimal
verilmiyor.
KIBRIS 06/11/04
Hükümeti kurma görevi pazartesi Talat'a verilecek
PAZARTESİ
SAAT 11.00'DE BULUŞUYORLAR... Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a hükümeti kurma
görevini pazartesi günü vereceği bildirildi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Talat'ı pazartesi günü saat 11.00'de kabul edecek
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali
Talat'a hükümeti kurma görevini pazartesi günü vereceği bildirildi.
TAK muhabirinin
Cumhurbaşkanlığı'ndan aldığı bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Denktaş, Talat'ı pazartesi günü saat 11.00'de
kabul edecek.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, temaslarda bulunmak üzere gittiği Türkiye'den dün sabah
döndü.
Denktaş,
Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, hükümeti kurma
görevini CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'a
vereceğini söyledi.
Denktaş'ı
havaalanında, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, Türkiye'nin
Lefkoşa büyükelçisi Hayati Güven, GKK Komutanı Tümgeneral Tevfik
Özkılıç, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Ergün Olgun, eski dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanlığı
danışmanı Taner Etkin, Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Zeki Gazioğlu
karşıladı.
Havaalanında
yaptığı açıklamada temaslarıyla ilgili bilgi veren
Cumhurbaşkanı Denktaş, Mimar Sinan Üniversitesi'nin daveti
üzerine İstanbul'a gittiğini ve konferans verdiğini, büyük ilgi
olduğunu, Kıbrıs gazilerinin de toplantıya
katıldığını kaydetti.
Türkiye'de,
Kıbrıs konusunda endişe olduğunu belirten Denktaş, Rum
hükümetinin hiçbir zaman "Kıbrıs hükümeti"
olmadığını, olamayacağını
anlattığını ifade etti.
Cumhuriyet
gazetesiyle de bir saat görüştüğünü ve Kıbrıs konusunun
geldiği noktayla ilgili soruları
yanıtladığını ifade eden Denktaş, hükümet
konusunda ilgi olduğunu, "hükümet kurulamazsa Kıbrıs
meselesi bu yüzden gider" gibi bir düşünce olduğunu, bunun böyle
olmadığının altını çizdiğini söyledi.
Kıbrıs'ın
Türkiye'nin milli davası olduğunu ve Türkiye vazgeçmedikçe
Kıbrıs'ı kimsenin kaybetmeyeceğini vurgulayan Denktaş,
Türkiye'yle işbirliği halinde bu davayı devam ettirmenin esas
görevleri olduğunu ifade etti.
Kıbrıs
Türk Kültür Derneği'nde de kalabalık bir toplantıya
katıldığını anlatan Cumhurbaşkanı
Denktaş, gazilerin buraya da geldiğini kaydederek,
"Fedakarlıklarının boşa gitmesi karşısında
duydukları öfkeyi ve üzüntüyü belirttiler" dedi.
Yararlı
bir temas yaptığını kaydeden Denktaş, görevlerinin
Kıbrıs meselesini anlatmak ve Rumlar tarafından
uğradıkları ihaneti dünyaya duyurmak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Rumları, geçmişi cinayetlerle dolu bir hükümeti,
ABD ve diğerlerinin niye 40 yıldır "meşru
hükümet" diye başlarına diktiklerini anlatmanın görevleri
olduğunu, bunu yapıp geldiklerini söyledi.
Hükümet
Denktaş,
hükümetin kurulmasıyla ilgili bir görevlendirme yapıp
yapmayacağı şeklindeki soru üzerine, "Şimdi sayın
başkandan öğrendim. Anlaşılan meclis tüzüğü gereği
beklediğimiz önerge verilemedi. Dolayısıyla birini
görevlendirmemiz lazım, herhalde sıra Talat Bey'dedir" dedi.
Denktaş, görevlendirme saatinin sorulması üzerine,
"Duyarsınız saatini, merak etmeyin" yanıtını
verdi.
Makedonya
Cumhuriyeti ve KKTC
Bu arada
Denktaş, ABD'nin Yunanistan'ın tepkilerine rağmen Makedonya
Cumhuriyeti'ni tanıdığını belirterek, KKTC'nin de
tanınıp tanınamayacağı konusundaki yorumunu
sorması üzerine, "Evvela biz tanıyalım ve tanımaktan
vazgeçmeyeceğimizi dünyaya ses birliğiyle duyuralım" diye
konuştu. Denktaş, sağlam durulması ve sabredilmesi,
özellikle gençlere telkin edilmesi gerektiğini söyledi, sabredilmesi
halinde tanınmanın olacağını vurguladı.
Arafat'ın
durumu
Arafat'ın
durumuna değinen Denktaş, geçmişteki bir görüşmesi sırasında
yaptıkları sohbette kendisine "Benim gömülecek
toprağım yok, sizin Türkiye'nin tanıdığı bir
devletiniz var, benim Türkiye gibi bir desteğim olsaydı şimdi bu
durumda olmazdım" dediğini ve devlet olmak için
yaptıkları fedakarlıkları anlattığını
belirtti.
Denktaş,
Arafat'ın evinden çıkıp tedavi olma imkanı
bulamadığını, tedavi görebilseydi bu kritik duruma
düşmemiş olacağını, onun hürriyet davasında
tarihe geçtiğini kaydederek, sağlığına
kavuşmasını diledi. Denktaş, "Arafat bizim
gördüğümüz saadeti görememiştir" dedi. Devleti
kurduklarını, ancak sanki kurulmamış gibi müzakerelere
davet edildiklerini ifade eden Denktaş, "Kabul edilmemek,
tanınmamanız kaydıyla size yardım ederiz" denildiğini,
ancak onlara "başınıza çalınız"
denilemediğini söyledi.
Annan Planı
neticesinde Türk askeri gitmiş olsa "Dr. Küçük'ün
yattığı yer ve şehitlikler Rum tarlasıydı,
alın onları oradan" denileceğini kaydeden Denktaş,
"Artık aklımızı başımıza
alalım" dedi.
KIBRIS 06/11/04
Müzakereler başlamalı, ama çözüm
Kıbrıslıların elinde değil"
LİDERLER
ÇÖZÜME ULAŞAMIYOR... Görüş bildiren Kıbrıslı
Rumların çoğu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için
iki liderin yeniden bir araya gelerek, görüşmeler yapmasını arzu
ettiklerini söyledi. Ancak, iki liderin yapacağı görüşmelerden
olumlu bir sonuç alınacağından umutsuz olan Rumlar, liderlerin
uzun bir süreden beri görüşmeler yaptıklarına ve çözüme
ulaşamadıklarına işaret etti. Birçok Rum, "Papadopulos
ile Talat bir araya gelip görüşmelere başlasalar bile bir sonuç elde
edeceklerine inanmıyorum" diye konuştu
ÇÖZÜM
BİZİM ELİMİZDE DEĞİL... Liderlerin müzakerelerle
olumlu bir sonuç elde etmelerinden önemli bir beklentisi olmayan Rumlar,
Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının
Kıbrıslıların elinde olmadığını,
dış faktörlere bağlı olduğunu söylediler. Kıbrıs
sorununun, Amerika ve Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda
şekillendiğini belirten Rumlar, Türkiye'nin ve özellikle
Amerika'nın çözüm istememesi halinde Kıbrıs'ta çözüm ihtimalinin
az olduğunu vurguladı
Anıl
IŞIK
24 Nisan
referandumlarının ardından derin dondurucuya konulan
Kıbrıs sorunu, adada tarafların ve uluslararası
topluluğun müzakere sürecinin yeniden başlaması için ortaya
koyacağı çözüm inisiyatifiyle canlanmayı bekliyor.
İki
liderin Annan Planı zemininde uzun süren görüşmeler sonucunda bir
mutabakata varmadan referanduma gidilmesinin ardından
Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun
"hayır" Kıbrıslı Türklerin ise "evet"
demesiyle çözüm girişimleri sonuçsuz kalmıştı.
KIBRIS,
referandumların ardından Kıbrıslı Rumların
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için görüşmelerinin
başlamasıyla ilgili görüşlerini aldı.
Kıbrıslı
Rumların çoğu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için
iki liderin yeniden bir araya gelerek, görüşmeler yapmasını arzu
ettiklerini belirtti. Ancak Rumlar, iki liderin yapacağı görüşmelerden
olumlu sonuç alınacağından umutsuz.
Rum, Türk,
Maronit ve Ermeni olmak üzere tüm Kıbrıslılar için iyi olacak
bir çözüm bulunmasını istediklerini belirten Rumlar, müzakerelerden
çözüm yönünde olumlu bir netice alınması için liderlerin samimi bir
niyet ortaya koyması gerektiğini belirtti.
Görüşmelerin
zemininin Annan Planı olması gerektiği hususunda hem fikir olan
Rumların çoğu, Annan Planı'nın şu andaki şekliyle
kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Rumlar, planda,
güvenlik, "yerleşikler" ve göçmenlerle ilgili konularda tadilat
yapılmasının şart olduğunu kaydetti.
Görüş
beyan eden Rumların bazıları ise, Kıbrıs sorununun
çözümün ne Rum ne Türk tarafının tutumuna bağlı
olduğunu, sorunun Türkiye ve Amerika'nın çıkarları
doğrultusunda şekillendiğini, çözümün bu iki dış
faktöre bağlı olduğunu vurguladı.
Görüşlerini
bildiren Kıbrıslı Rumlar şöyle konuştu:
Stelios
Straliunou:
"İki
liderin yeniden bir araya gelerek Kıbrıs sorununa tüm
Kıbrıslılar; Rumlar, Türkler, Maronitler ve Ermeniler için iyi
olacak bir çözüm bulunmasını istiyoruz. Kıbrıs sorununun
çözümsüz kalmasını ve adanın bölünmüş kalmasını
istemiyoruz. Görüşmelerin en kısa sürede başlamasını
ve çözüm için ortaya samimi bir niyet ve istek konulmasını istiyoruz.
Güneyden kuzeye giderken pasaport göstermek istemiyoruz. Türk
yerleşiklerin de Ankara'ya ya da İstanbul'a geri dönmesini
istiyoruz."
Andreas
Nikolous:
"İki
lider yeniden müzakerelere başlamalı. Talat, müzakerelerin
başlaması için Papadopulos'un adım atmasını
beklediğini söyledi, ancak Rum tarafının yeni önerileri zaten
masada... Talat görüşmelerin başlaması için ne bekliyor, ne
istiyor? Muhalefetteki partiler, hükümeti kesin bir politikası
olmadığı gerekçesiyle eleştiriyor, ancak hükümetin
politikası belli ve bunlar ortada... Kıbrıs sorununa Annan Planı'nın
bu şekliyle çözüm bulunması mümkün değil.
Kıbrıslıların adada yeniden birlikte
yaşamasını istiyorum. Dış güçlerin ve askerlerin
bulunmadığı bir adada..."
Litsa Panayi:
"Tabii ki
görüşmelerin yeniden başladığını görmek
istiyorum. Kıbrıslı Rumların çoğunluğu
referandumda Annan Planı'nı bu şekliyle kabul etmedi. Planda,
Kıbrıslı Rumların endişelerine yanıt verecek
birtakım değişiklikler yapılmalı. Türkiye'den gelenler
geri dönmeli, göçmenler evlerine geri dönmeli ve güvenlikle ilgili
değişiklikler yapılmalı. İki lider de
görüşmelerde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için
çalışıyorlar, ancak maalesef çözüm üzerinde mutabakata
varamıyorlar. Kıbrıs, iki tarafta yaşayan
Kıbrıslılara ait ve bunun için en kısa sürede soruna çözüm
bulunmalı."
Laura Agapiou:
"Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması için görüşmelerin başlayıp
başlamaması beni ilgilendirmiyor.
Bugüne kadar
sadece güneyde yaşadım ve kuzeye hiç geçmedim.
Kıbrıslı Türklerle de karşılaşmadım,
nasıl insanlar oldukları hakkında bir bilgim yok. Kuzeyi görme
isteğim ve merakım hiç olmadı. Bu nedenle görüşmelerin
başlaması umurumda değil. Papadopulos ve Talat, bir araya gelip
görüşmelere başlasalar bile bir sonuç elde edeceklerine
inanmıyorum, çünkü Türkiye adada gerçekten bir çözüm olmasını
istemiyor"
Christina
Antouniou:
"Kıbrıs
sorununa çözüm bulunarak Kıbrıslı Türklerin ve
Kıbrıslı Rumların yeniden bir arada
yaşamasını istiyorum. Ama Papadopulos ile Talat'ın
müzakereler yaparak çözüm bulacaklarına inanmıyorum. Bu nedenle
görüşmeler beni pek ilgilendirmiyor. Kıbrıslı Türklerin
neye benzediklerini bilmiyorum, daha önce onlarla
karşılaşmadım. Ben, Kıbrıs sorununa,
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların birlikte barış
içinde yaşayabilecekleri bir çözüm bulunmasını istiyorum. Türk
yerleşiklerin ve askerlerinin adadan gitmesini istiyorum."
Chrirtosdolos
Economides:
"Elbette
Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyorum, ancak görüşmelerin
başlamasının buna katkısı olacağını
düşünmüyorum. Kıbrıs sorununun çözümü ne Kıbrıslı
Rumların ne de Kıbrıslı Türklerin elindedir. Çözüm
anahtarı Amerika'nın, Bush'un elindedir. Amerika kendi ekonomik
çıkarları için adada çözüm bulunmasını istemiyor.
Papadopulos ve Talat'ın görüşmesinin bir önemi yok. Oyun
kartlarını Bush elinde tutuyor. Amerika çözüm olmasını
istemediği sürece adadaki bölünmüşlük devam edecek.
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birlikte barış içinde
yaşayabilirler, ancak Amerika istemediği sürece bu olmayacak."
Michali
Chavalaubons:
"Tabii ki
görüşmelerin yeniden başlamasını ve çözüm
olmasını istiyorum. Çözüm Annan Planı zemininde olmalı,
ancak iki tarafın liderlerinin bunu başaracaklarına
inanmıyorum. Türkiye, Avrupa Birliği'ne girene kadar Kıbrıs
sorunu çözülmeyecek. AB üyeliği Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için
adım atması için bir baskı unsuru... Türkiye'nin Avrupa
normlarına ve kurallarına uyması gerekiyor. Rumların Annan
Planı ile ilgili düşüncelerinin değişmesi için
başkanın değişmesi gerek, çünkü insanların fikirleri
başkan tarafından yönlendiriliyor."
KIBRIS 06/11/04
Lokmacıda kader birliği
NBP Lefkoşa Surlariçinin
kurtuluş reçetesi olarak nitelenen Lokmacı Barikatının
açılması konusu kuzey ve Güneydeki esnafları birleştirdi.
Önceki akşam Esnaf ve Zanaatkarlar Odasını ziyaret eden Andreas
Dalites Başkanlığındaki Kıbrıs Profosyonel
Zanaatkar ve Dükkan Sahipleri Federasyonu
(POVEK) Lokmacı Barikatının
açılması için işbirliği yapmayı kabul etti.
Bu karar; şimdiye kadar iki toplum
arasında ortak çıkarlar için somut olarak mücadele
yapılmasında bir ilk anlamına geliyor.
Önümüzdeki günlerde Ledra Palaceda
düzenlenecek ortak bir basın toplantısı ile, bu kararın
açıklanacağını duyuran POVEK yönetimi, Kıbrıs
Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile birlikte
hazırladıkları bir deklarasyona da imza koydu.
Esnaf ve Zanaatkarlar Odasının
Lefkoşa Merkez binasında gerçekleşen toplantısında
POVEK yönetimini, Oda Yönetim Kurulu üyeleri karşıladı.
İmzalanan ortak deklarasyona göre POVEK
Lokmacı Barikatının açılması için bundan sonra Türk
tarafındaki emsal örgüt olan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile birlikte
hareket edecek.
Yapılacak ortak bir basın açıklaması
ile kamuoyuna duyurulacak anlaşma, kuzey ve güneyli esnaf ve zanaatkarlar
örgütünün temsilcilerinden oluşan ortak bir komite ile iki tarafın
siyasetçilerini ziyareti de içeren bir dizi etkinlik programı düzenleyecekler.
SİYASETTE OLMAYAN EŞİTLİK
ESNAF VE ZANAATKARLAR ARASINDA SAĞLANDI
İki taraf arasındaki
eşitsizlik sürtüşmeleri süredursun, kuzey ve güney Esnaf ve
Zanaatkarları aynı zamanda örnek bir kararın da mimarları.
İki örgüt; aralarındaki
anlaşmaya göre, eşit şartlarda mücadele edecekler.
İmzalanan deklerasyonla da resmileşen bu kararla, POVEK Yönetimi,
Kıbrısta yaşayan tüm Kıbrıslı Rum,
Kıbrıslı Türk, Ermeni, Maronit ve Latinlerin tüm insan
hakları, özgürlük ve eşitliğinin garanti edildiği, barışçıl biçimde beraber
yaşayacağı iki toplumlu iki bölgeli Federal bir devlet için
güçlerini birleştirerek mücadele edeceklerini teyit ediyor
kararını verdiler.
Adadan yaşayan esnaf ve
Zanaatkarların ortak bir kaderi paylaştıklarının
altını çizen POVEK gurubu, daha önce Rum tarafında iki bakanla
yaptıkları görüşmelerde Lokmacı Barikatının
açılması konusunda olumlu yanıt aldıklarını
kaydediyorlar.
Bu noktada söz Kıbrıs Türk Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası Başkanı Osman Çakkol, yapuılan
temaslardan bürokratik engellerin Lokmacı Barikatının
açılması konusunda en büyük engellerden birini
oluşturduğununn altını çizdi. Çakkol, Pabadabulosun bu
konuda olumlu açıklamalarının aksine, Kıbrıs Türk
Toplumunca ve yönetimince samimi bulunmadığını söyledi.
POVEK yönetimi Lokmacı barikatının açılması için adım atmaya hazır olduklarının altını çizerken, mücedelenin bundan sonra ortak olarak süreceği görüşünde birleştiklerini de vurguladılar.
HALKIN SESI 06/11/04
Denktaş, KKTCyi önce biz tanıyalım
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafatın yıllar önce
kendisine söylediği Benim gömülecek toprağım yok. Senin
Türkiyen, devletin var sözünü hiç unutmadığını
belirterek, Kıbrısta eğer aklımızı
başımıza almaz, devletimizden, egemenliğimizden
vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız bizim de
olmayacak dedi.
Filistin lideri Arafatın
sağlık durumuyla ilgili bir soru üzerine de Denktaş, 4 yıl
süren ev hapsi nedeniyle Arafatın dışarıda gerekli
tedaviyi göremediğini kaydederek, Hürriyeti için, hakları için
mücadele eden bir halkın liderine bu muamele
yapılmamalıydı dedi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Arafatın sağlığına kavuşması dileğinde
de bulunarak, sözlerini şöyle tamamladı:
Muhakkak tarihe geçmiş bir
insandır. Bana bir sözü vardı; Bundan yıllar önce bir İslam
Konferansında buluştuğumuzda, Denktaş Bey, sen bana
BMde söz hakkı verildi diye kıskanıyorsun. Şunu
unutuyorsun, benim gömülecek toprağım yok henüz. Senin bir Türkiyen
var, devletin var. Benim bir Türkiyem olmuş olsaydı, şimdi bu
çektiklerimi çekmezdim demişti.
Arafat, o zaman sürgündeydi. Gömülecek
toprağım yok sözü bana çok battı. Biz Kıbrısta
eğer aklımızı başımıza almaz, devletimizden,
egemenliğimizden vazgeçersek, zannedersem gömülecek toprağımız
bizim de olmayacaktır. Rumlar en başta Doktor Küçükün
gömüldüğü tepe Rum malıdır, hadi bunu buradan sökün diye
başlayacaktır. Şehitlikler Rumların tarlasına
gömülmüştür, çıkarın bunları diye
başlayacaktır. Onun için
Arafatın sözünü ben hiç unutmuyorum. Devletin
kutsallığını, önemini ve devletini korumak için insanların
nelere katlandığını...
İşte bunları düşünerek değerlendirmemiz
lazım diye düşünüyorum.
İnşallah
sağlığına kavuşur. Büyük bir liderdi.
GELMEYEN YOLCU YÜZÜNDEN GECİKME
Bu arada Denktaşı
Lefkoşaya götüren Kıbrıs Türk Hava Yolları
uçağı, bir yolcunun uçağa gelmemesi nedeniyle Atatürk
Havalimanından 45 dakika geç hareket etti.
Gelmeyen yolcunun bagajı, uçaktan
indirildikten sonra bomba imha ekipleri tarafından kontrol edilerek
yükleyici firma Havaşa teslim edildi.
MAKEDONYA CUMHURİYETİ VE KKTC
Bu arada Denktaş, ABDnin
Yunanistanın tepkilerine rağmen Makedonya Cumhuriyetini
tanıdığını belirterek, KKTCnin de tanınıp
tanınamayacağı konusundaki yorumunu sorması üzerine, Evvela
biz tanıyalım ve tanımaktan vazgeçmeyeceğimizi dünyaya ses
birliğiyle duyuralım diye konuştu. Denktaş, sağlam
durulması ve sabredilmesi, özellikle gençlere telkin edilmesi
gerektiğini söyledi, sabredilmesi halinde tanınmanın
olacağını vurguladı.
Annan Planı neticesinde Türk askeri
gitmiş olsa Dr. Küçükün yattığı yer ve şehitlikler
Rum tarlasıydı, alın onları oradan denileceğini
kaydeden Denktaş, Artık aklımızı
başımıza alalım dedi.
HALKIN SESI 06/11/04
Rumlardan Türkiyeye 8 koşul
|
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Türkiyenin Güney Kıbrısı tanıması
konusunda ısrarcı olacaklarını söyledi. |
Papadopulos, Türkiyenin üyelik
görüşmelerine başlamasını veto edip etmeyeceği
yönündeki soruya, o tarihe kadar tüm koşulları ve gelişmeleri
yeniden değerlendirecekleri cevabını verdi.
CNBC Europeun Brükselde sorularını
yanıtlayan Papadopulos, Türkiye, AB ve Kıbrısa karşı
yükümlülüklerini yerine getirmelidir dedi ve bu alanda Kıbrıstan
Türk askerlerinin çekilmesinin öncelik taşıdığını
vurguladı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün Türkiye,
Kıbrısı tanıma konusunu görüşmeyi bile
düşünmüyor yönünde açıklaması olduğunu kaydeden Rum
Lideri, Ancak bu bizim için kesinlikle kabul edilemez bir durum. Üye bir ülke
kendisini tanımayı reddeden bir ülkeyle üyelik görüşmelerine nasıl
başlayabilir? Biz Türkiyenin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi
konusunda ısrarcı olacağız dedi.
Papadopulos, Türkiyenin üyelik görüşmelerine başlamasını
veto edip etmeyeceği yönündeki soruya kesin yanıt vermekten
kaçınırken, o tarihe kadar tüm koşulları ve
gelişmeleri yeniden değerlendireceklerini söyledi.
Türkiye, 17 Aralıkta ABden müzakere tarihi alması için Güney
Kıbrısla birlikte bütün üye ülkelerin onayına ihtiyaç duyuyor.
RUMLARDAN TÜRKİYE'YE SEKİZ
KOŞUL
Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu,
Brüksel'de Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik
Politikası Sorumlusu Javier Solana ile görüştü.
Yakovu Solana ile yaptığı görüşmede, Kopenhag kriterlerine
göre Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetini tanınma ve askerini geri
çekme yükümlülüklerini gündeme getirdi.
Yorgos Yakovu,Solanaya Avrupa Birliği üyesi bir ülkeyi tanımadan
Türkiye'nin nasıl AB ile müzakere sürecine başlayabileceği
sorusunu sordu. Yakovu ayrıca Solanaya Türkiye'nin Kıbrıs
bandıralı gemilere limanlarını
yasakladığını ve sivil uçaklara hava sahasını
kapadığını anlattı ve bu duruma karşı ABnin
sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.
Rum basınına göre, Yakovo'nun
görüşmede Türkiye'den atmasını istediği adımlar
şöyle:
Kuzeydeki Rum mallarıyla ilgili
düzenleme
HALKIN SESI 06/11/04
|
ABDden
KKTCye uçak seferleri |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Kesiminde Alithia gazetesi, ABDnin, Ercan ve Geçitkale havaalanlarına
uçak seferleri başlatarak, KKTCye uygulanan ambargoyu kırmaya
hazırlandığını yazdı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
7 Kasım 2004 Gazete, ABDnin, American Airlines ve Türk Hava
Yolları arasındaki Açık Semalar Anlaşmasını
ileri götürmek suretiyle, varolan hukuki zorlukları aşmanın
bir yolunu bulduğunu yazdı. |
Alithia, manşetten verdiği haberinde, iki havayolu
arasında, Ercan Havaalanının ara istasyon görevi
yapacağı, New York-Ankara veya New York-İstanbul uçak seferleri
yapılmasına yönelik bir anlaşmaya varıldığını
iddia etti.
Alithia, Ercana ilk seferi, American Airlinesın
gerçekleştireceğini ve seferlerin daha sonra, THY uçakları
tarafından sürdürüleceğini yazdı.
Rumda ABD korkusu
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
Makedonya Cumhuriyetini orijinal adıyla tanıyan ABD, Rumlarda panik yarattı. Rum medyası Sırada KKTC var diye yayın yapınca, Rum Lider Papadopulos, ABD ve ABnin, KKTCyi tanımayacağı yolunda taahhütleri var dedi.
ABDnin Yunanistanın
şiddetle karşı çıkmasına rağmen Makedonya
Cumhuriyetini orijinal adıyla tanıması Rumları Sırada
KKTC var paniğine soktu. Rum lideri Tasos Papadopulos, bu
endişeler nedeniyle hemen, ABD ve ABnin, KKTCyi
tanımayacakları yolunda taahhütleri var açıklamasını
yaptı. Rum lider önceki gün Brüksel dönüşü Adada
yaptığı açıklamada, Makedonya örneğine
bakmayın. ABye üye hiçbir ülke sahte rejimi tanıyamaz, çünkü her
biriyle ayrı ayrı Katılım Anlaşmasını
imzaladık, ABD de bu yönde taahhüt verdi diye konuştu.
MEDYA: ERCANI AÇACAKLAR
Rum medyası ise KKTCnin sıraya konduğunu belirterek, Ercan
Havaalanının uluslararası trafiğe açılması için
American Airlines ile THY arasında New-York-Ankara ve İstanbul
arasında Ercanın ara istasyon olarak kullanılması yönünde
anlaşma imzalandığını belirtti.
Rum Mega televizyonu da, New Yorktaki muhabirine dayanarak ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün KKTCnin de
tanınacağı iddialarını kesin bir dille
yalanladığını ancak aynı yetkilinin iki hafta önce de
Makedonya konusunda aynı yönde yalanlama yaptığını
belirtti.
RAUF SEVİNMESİN
Rum Mahi gazetesi ise Rauf Sevinmesin manşetini kullanarak
KKTC Cumhurbaşkanının Biraz sabredin bizi de
tanıyacaklar propagandası yaptığını, ancak
ABDnin KKTCyi tanımasının imkansız olduğunu savundu.
Yunanistan Yugoslavyanın parçalanmasının ardından
bağımsızlığını kazanan Makendonyanın
kendi topraklarında da aynı isimde bölge bulunduğu gerekçesiyle
isim krizi çıkarmıştı. Ancak ABD, sürpriz bir şekilde
Makendonya Cumhuriyetini özgün adıyla tanıdı.
HURRIYET 07/11/04
Rum resti
17
Aralık yaklaştıkça Kıbrıs Rum Yönetimi'nden gelen
"şantaj" mesajları da artıyor.
Rum lider Papadopulos, "Bizi tanımayan bir ülkeyle nasıl
müzakereye başlarız?" diyerek, mesajı tekrarladı.
17 Aralık'a kadar her fırsatta Türkiye'nin Rum yönetimini
tanıması için baskıların artacağı açık.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Papadopulos'un bu
açıklamaları karşısında pek oralı olmadı.
Lizbon - Brüksel gezisinde, bu sözler anımsatılınca kendinden
emin biçimde şöyle dedi:
"Türk tarafı yapacağı bu jestleri yaptı. Bunu
anlamayan ve karşılık vermeyen ise Rumlar oldu. Size AB
yetkililerinin kullandığı bir ifadeyle söyleyeyim; eğer
Rumlar AB'yi kandırmasalardı, referandumda Türkler gibi evet
deselerdi, şimdi bu sorunları konuşuyor olmayacaklardı. Bir
çözüm geliştirilmiş olacaktı. Asker de çekilmeye
başlayacaktı. Ama Rumlar AB'yi de kandırarak, bugünkü durumu
yarattılar."
Gezi boyunca Gül'ün en rahat olduğu konu Kıbrıs konusuydu. O
kadar ki, "Toplantılarda kendi kendime diyorum ki" dedi,
"...birisi Kıbrıs meselesini sorsa da içimdekileri bir
döksem..."
"Sorduklarında da şöyle diyorum" diye devam etti:
"Siz hep Türk tarafı uzlaşmaz taraf demiyor muydunuz? Evet,
diyorduk. Türkler bir yolunu bulur masadan kaçar demiyor muydunuz? Evet,
diyorduk. Siz Annan planı en iyi çözümdür demiyor muydunuz? Evet,
diyorduk. Rumlar çözüm istiyor ama Türkler her şeye hayır demiyor
muydunuz? Evet, diyorduk.
Peki şimdi bunları söyleyebilir musunuz? Hayır."
"Böyle içimi boşaltıyorum" diyor Gül ve devam ediyor:
"Artık Rum tarafının Avrupa ülkelerine, liderlerine
söyleyeceği bir şey yok. Olay çok açık. Prestij kaybettiler. Türk
tarafı gerekeni yapmıştır. Bundan sonra Türkiye'den
bekleyecekleri bir jest yoktur."
Gül, bu yaklaşımını kararlı biçimde her fırsatta
tekrarlıyor.
Rumların bu tür talep ve baskıları için AB ülkelerinden destek
bulamayacakları kanısında. Yalnız kaldığında
da tek başına Türkiye aleyhine veto kullanmalarının da zor
olacağını düşünüyor. Bu koşullarda AB ülkelerinin
Rumları desteklemeleri ve Türkiye'ye karşı Rum vetosu
kullanılmasına olanak sağlamaları halinde ise kendileriyle
çelişecekleri düşüncesinde.
Gül ve Dışişleri uzmanları, bu nedenle Rumların kolay
kolay tek başlarına vetoya yönelmelerine pek ihtimal vermiyorlar.
Böyle bir gelişmenin AB'nin ayıbı olacağı
kanaatindeler.
Tabii, asıl "ayıbın" , referandum sonucu ne olursa
olsun, AB'nin Rum tarafına üyelik garantisi vererek Türklerle masaya
oturtması ve hayır demelerine karşın üyeliğe
almaları olduğunu da AB'ye hatırlatmak gerekiyor.
FIKRET BILA
MILLIYET 07/11/04
İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi,
Kıbrıs'a geliyor
|
Eylem ERAYDIN
/ LONDRA İngiltere'nin
Kıbrıs politikasını değiştirmeye yönelik
hazırlanacak ve 2005 yılında hükümete tavsiye niteliğinde
sunulacak rapor için İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler
Komitesi Kıbrıs'a geliyor. Yarın
Kıbrıs'ta olması beklenen komitenin ziyaret sebebinin,
Kıbrıs konusunda daha çok bilgi edinmek ve sorunun çözümü için
olayları yerinde gözlemlemek olduğu bildirildi. Dört gün
sürecek gezi sırasında milletvekili John Maples yönetimindeki
komite üyelerinin, İngiltere'nin Kıbrıs politikası
çerçevesinde Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta üst düzey siyasetçiler ve
yetkililer ile görüşecekleri öğrenildi. John Maples
başkanlığında Fabian Hamilton, Andrew Mackay, Bill Olner
ve Greg Pope adlı milletvekillerinden oluşan komite, 11 Kasım
Perşembe günü İngiltere'ye dönecek. Hannay ve Sanberk
dinlendi Öte yandan,
İngiltere Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi,
Kıbrıs konusunda hazırlayacağı ve hükümete tavsiye
niteliğinde sunacağı rapor için tanıkların
dinlenmesine devam ediliyor. En son olarak, İngiltere'nin
Kıbrıs eski özel temsilcisi Sir David Hannay ve TC eski Londra
büyükelçisi Özdem Sanberk'i dinledi. Parlamentoda
yapılan toplantıda konuşan İngiltere'nin Kıbrıs
eski özel temsilcisi Sir David Hannay, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
ticaret, seyahat ambargolarının kaldırılmasını
ve direkt uçuşların adanın tamamı için yararlı
olacağını söyledi. Sir Hannay,
kuzeyden Avrupa'ya yapılacak ticaretin, adanın birleştirilmesi
için de önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Sir
Hannay sözlerini şu şekilde sürdürdü, "Kuzeyden
başlatılacak ticaret, Rum tarafının da refahını
artıracak. Güney gibi kuzeyin de AB ile her türlü ticaret hakkına
sahip olduğunu düşünüyorum." İngiltere'nin
Kıbrıs'a verdiği önemi devam ettirmesi gerektiğini de
vurgulayan Sir Hannay, Kıbrıs sorununun kesinlikle BM'nin
şemsiyesi altında görüşülmesinin önemli olduğunu
vurguladı. Sorunun AB, NATO ya da başka platformlara
taşınması durumunda büyük bir hata yapılacağına
dikkat çeken Sir Hanay, "Tüm tarafların kabul edeceği görüşme
zemini BM'dir. Türkiye, Kıbrıs sorununu üyesi
olmadığı AB'de görüşülmesini kabul etmez.
İngiltere'nin dikkatli bir şekilde davranması ve sorunu BM
şemsiyesi altında çözmeye özen göstermesi gerekir" dedi. TC eski
Londra büyükelçisi Özdem Sanberk ise toplantıda, Denktaş'ın
bazı konularda haklı olduğunu savundu. Rum tarafının
Annan Planı'na %75 oranında hayır demesiyle
Denktaş'ın haklı çıktığını sözlerine
ekleyen Sanberk, adada barışın sağlanacağından
umutlu olduğunu dile getirdi. AB'nin
Kıbrıs sorununa yaklaşımını da eleştiren
Sanberk, "AB verdiği sözleri tutmamıştır. Kuzey
Kıbrıs hâlâ izolasyonlara tabi tutuluyor. Kıbrıs Türk
toplumunun direkt uçuşlar ve serbest ticaret yoluyla Avrupa ile
bütünleşmesi gerekmektedir" dedi. Komite,
geçtiğimiz haftalarda da Kıbrıs raporu için Keele Üniversitesi
öğretim üyesi ve yazar Christopher Brewen ile Yunanistan'daki
düşünce kuruluşu ELIAMEP'in uzmanlarından Dr. Philippos
Saviddes'i dinlemişti. Komitenin 16 Kasım tarihinde ise
İngiltere'nin AB'den sorumlu bakanı Denis MacShane'i
dinleyeceği bildirildi. |
KIBRIS 07/11/04
Makedonya'dan sonra sıra, Ercan'da
ABD'nin, Rum ve
Yunanların "Üsküp" olarak tanımladıkları
Makedonya'yı, Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımasının
ardından şimdi de Ercan ve Geçitkale havaalanlarına uçak
seferleri başlatarak KKTC'ye uygulanan ambargoyu kırmaya
hazırlandığı bildirildi.
Alithia
gazetesi, American Airlines ve Türk Havayolları arasında, Ercan
Havaalanı'nın ara istasyon görevini yapacağı New
York-Ankara veya İstanbul uçak seferleri gerçekleştirilmesine yönelik
bir anlaşma yapıldığına ilişkin bilgiler
bulunduğunu yazdı.
Gazete haberine
şöyle devam etti: "Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis
ABD'nin Üsküp'ü 'Makedonya Cumhuriyeti' olarak tanıma kararını
'hatalı ve isabetsiz' bir karar olarak niteleyebilir, ancak diplomatik
gözlemciler bu kararı; ABD'nin şu andan itibaren Yunanistan'a ve
Kıbrıs'a yönelik tavrının göstergesi olarak
değerlendiriyorlar. Washington kaynaklı basın haberleri,
Üsküp'ten sonra sırayı Timbu'nun alacağını
belirtiyorlar.
Mega TV'nin
muhabirinin haber verdiğine göre, ABD Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü; ABD'nin sahte devleti tanımaya mı
niyetlendiği sorusuna karşılık, bunu kesin dille
yalanladı. Ancak ABD'nin iki hafta önce de Üsküp'ü
tanıyacağı bilgisini yalanladığına işaret
ediliyor.
Fakat
Mega'nın yayımladığı aynı bilgilere göre ABD,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermekte kararlı
görünüyor ve bu bağlamda, Üsküp'le ilgili hareketlerini, çok yakında,
işgal bölgelerindeki Timbu ve Lefkonuk havaalanlarına uçak seferleri
yapmaya yönelik anlaşmaları hayata geçirmesinin izleyeceği
görünüyor.
ABD'nin,
American Airlines ve Türk Havayolları arasında, 'Açık Semalar
Anlaşması' diye isimlendirilen bir anlaşmayı ileri götürmek
suretiyle, varolan hukuki zorlukları aşmanın bir yolunu
bulduğu ve bu anlaşmaya dayanarak, işgal bölgelerindeki
havaalanlarında ara istasyon yapılarak New York-Ankara veya
İstanbul seferleri gerçekleştirecekler.
Edinilen
bilgiler, olaya gereken siyasi önemin verilmesi için Timbu'ya ilk seferi
Amerikan uçağının gerçekleştireceği ve o noktadan
itibaren, Türk Havayolları uçaklarının bu hatlardaki seferlere
devam edeceği yolundadır.
Alithia'nın
diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre ABD'nin Üsküp'le ilgili
kararı, tamamen Atina ve Lefkoşa hükümetlerinin siyaset
değişikliklerinden duyduğu rahatsızlıkla
bağlantılıdır ve bugün görüş
alış-verişinde bulunabilecekleri siyasi liderler
bulunmadığı duygusuna sahiptirler.
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis, "Eski Yugoslavya Makedonya
Cumhuriyeti" olarak tanıyan AB ve üye ülkelerin aksine, Amerikan
hükümetinin, eski Yugoslavya'nın Makedonya Cumhuriyeti'ni, anayasal ismi
olan 'Makedonya Cumhuriyeti' olarak tanımasını 'hatalı ve
isabetsiz' diye niteledi.
Mahi gazetesi
"Rauf Sevinmesin" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un, gerek ABD'de gerek AB'de, KKTC'nin tanınmasının
söz konusu olmadığına ilişkin net beyanlarda
bulunulduğunu söylediğini yazdı.
Gazete
Papadopulos'un Brüksel dönüşünde muhatap olduğu bir soruya
karşılık; Makedonya Cumhuriyeti'nin ABD tarafından
tanınması ile KKTC'nin tanınması konusu arasında
hiçbir benzerlik bulunmadığını ileri sürdüğünü
yazdı.
Gazeteye göre
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Makedonya'ya
olanların KKTC için de olacağını söyleyerek
Kıbrıslı Türkleri sabretmeye davet ettiği" dünkü
açıklamasını yorumlaması istenen Rum Yönetimi
başkanı, "Bir konunun diğeriyle hiçbir benzerliği
yoktur. Hem ABD'de hem de diğer ülkelerde, işgal rejiminin
tanınmasının asla söz konusu olmadığına dair net
açıklamalar vardır" dedi.
Aynı
gazete "Elenizm Ayağa Kalkıyor, Atina'da Mitingler Düzenleniyor,
Soydaşlar Ayakta, Kıbrıs'tan da Destek, Karamanlis
Soğukkanlılık Tavsiye Etti" başlığıyla
manşete çıkardığı haberinde, ABD'nin Makedonya
Cumhuriyeti'ni tanıma kararının, "Elenizm'in"
tamamının arasında yoğun bir tepkiye ve hareketliliğe
neden olduğunu, Yunanistan'da dinamik hareketlenmeler ve mitingler yoluna
konulurken, gerek Avustralya'da gerek Kanada'da yaşayan Rumların,
"protesto" mücadelesinin başladığı
açıklamasında bulunduklarını yazdı.
Mahi gazetesi
edindiği bilgilere dayanarak, Rum tarafındaki tepkilerin de, Rum
öğrenci örgütlerinin önderliğinde, Rum tarafındaki ABD
Büyükelçiliği önünde dinamik gösteriler kotarılmakta olduğunu
yazdı. Gazete ABD'nin bu ani kararına tepkilerin hem Yunanistan'da
hem de Güney Kıbrıs'ta çığ gibi büyümekte olduğunu;
siyasi partiler, örgütler ve kilisenin bu kararı "kabul
edilemez" diye niteleyip protesto etmekte olduklarını belirtti.
Simerini
gazetesi, Rum Fahri Büyükelçi Hristos Psilogenis'in; ABD'nin Makedonya
Cumhuriyeti'ni tanımasının, Amerikan hegemonyasını kabul
etmeyen herkese mesajlar gönderdiğini, ancak ABD'nin, KKTC için de
aynı şekilde davranmasının zor olduğunu
söylediğini yazdı. Gazeteye göre Psilogenis, ABD'nin bu tutumunun;
"Türkiye'ye AB'yle üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi
arifesinde gerek Ege, gerek Kıbrıs, gerek bölgedeki
politikasının göstergesi olduğu" değerlendirmesinde
bulundu.
Haravgi
gazetesi, AKEL basın sözcüsü Andros Kiprianu'nun geçtiğimiz günkü
açıklamasında; ABD'nin Makedonya Cumhuriyeti'ni tanıma
kararının; "ABD'nin uluslararası meselelerdeki
aşırılığının ve keyfiliğinin göstergesi
olduğu" yorumunda bulunduğunu yazdı.
Gazeteye göre
Kiprianu şunları söyledi:
"ABD'nin
bu keyfi davranışları karşısında kimse
susmamalıdır. Burada, herkesin saygı göstermesi gereken uluslar
arası prosedürler ihlal edilmektedir. Bu AKEL'i özellikle rahatsız
ediyor, çünkü bugün Yunanistan'la ilgili bir uluslararası prosedür ihlal
ediliyor, yarın başka ülkelerin ve muhtemelen bizim
vatanımızın meselelerinde ihlal edilmesi muhtemeldir. Bu
nedenle, ABD'nin bu kabul edilemez davranışına direnmek
hepimizin görevidir."
KIBRIS 07/11/04
Üsküpten
(Makedonya) sonra sıra Timbuda (Ercan)
ALİTHİA, ABDnin; Rum ve
Yunanların Üsküp olarak tanımladıkları Makedonyayı,
Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımasının ardından;
şimdi de Ercan ve Geçitkale havaalanlarına uçak seferleri
başlatarak, KKTCye uygulanan ambargoyu kırmaya
hazırlandığını yazdı.
Gazete Üsküpten (Makedonya)
Sonra Sıra Timbuda (Ercan) ABD İşgal Bölgelerine Uçuşlara
Hazırlanıyor başlık ve spotlarıyla manşete
çıkardığı haberinde; American Airlines ve Türk
Havayolları arasında, Ercan Havaalanının ara istasyon
görevini yapacağı New York-Ankara veya İstanbul uçak seferleri
gerçekleştirilmesine yönelik bir anlaşma
yapıldığına ilişkin bilgiler bulunduğunu
kaydettiği haberini özetle şöyle sürdürdü:
Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis ABDnin Üsküpü Makedonya Cumhuriyeti olarak tanıma
kararını hatalı ve isabetsiz bir karar olarak niteleyebilir,
ancak diplomatik gözlemciler bu kararı; ABDnin şu andan itibaren
Yunanistana ve Kıbrısa yönelik tavrının göstergesi olarak
değerlendiriyorlar. Washington kaynaklı basın haberleri,
Üsküpten sonra sırayı Timbunun alacağını belirtiyorlar.
MEGA TVnin (New Yorktaki
muhabirinin) dün haber verdiğine göre ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü; ABDnin sahte devleti tanımaya mı
niyetlendiği sorusuna karşılık, bunu kesin dille
yalanladı. Ancak ABDnin iki hafta önce de Üsküpü tanıyacağı
bilgisini yalanladığına işaret ediliyor.
Fakat MEGAnın
yayımladığı aynı bilgilere göre ABD,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermekte kararlı
görünüyor ve bu bağlamda, Üsküple ilgili hareketlerini, çok yakında,
işgal bölgelerindeki Timbu ve Lefkonuk havaalanlarına uçak seferleri
yapmaya yönelik anlaşmaları hayata geçirmesinin izleyeceği
görünüyor.
ABDnin, American Airlines ve Türk
Havayolları arasında, Açık Semalar Anlaşması diye
isimlendirilen bir anlaşmayı ileri götürmek suretiyle, varolan hukuki
zorlukları aşmanın bir yolunu bulduğu ve bu anlaşmaya
dayanarak, işgal bölgelerindeki havaalanlarında ara istasyon
yapılarak New York-Ankara veya İstanbul seferleri
gerçekleştirecekler.
Edinilen bilgiler, olaya gereken
siyasi önemin verilmesi için Timbuya ilk seferi Amerikan
uçağının gerçekleştireceği ve o noktadan itibaren, Türk
Havayolları uçaklarının bu hatlardaki seferlere devam
edeceği yolundadır.
ALİTHİAnın
diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre ABDnin Üsküple ilgili
kararı, tamamen Atina ve Lefkoşa hükümetlerinin siyaset
değişikliklerinden duyduğu rahatsızlıkla
bağlantılıdır ve bugün görüş
alış-verişinde bulunabilecekleri siyasi liderler
bulunmadığı duygusuna sahiptirler.
Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis, Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti olarak tanıyan
AB ve üye ülkelerin aksine, Amerikan hükümetinin, eski Yugoslavyanın
Makedonya Cumhuriyetini, anayasal ismi olan Makedonya Cumhuriyeti olarak
tanımasını hatalı ve isabetsiz diye niteledi.
MAHİ Rauf Sevinmesin
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun, gerek ABDde gerek ABta,
KKTCnin tanınmasının söz konusu olmadığına
ilişkin net beyanlarda bulunulduğunu söylediğini yazdı.
Gazete Papadopulosun Brüksel
dönüşünde muhatap olduğu bir soruya karşılık;
Makedonya Cumhuriyetinin ABD tarafından tanınması ile KKTCnin
tanınması konusu arasında hiçbir benzerlik
bulunmadığını ileri sürdüğünü yazdı.
Gazeteye göre
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın, Makedonyaya olanların KKTC için de
olacağını söyleyerek Kıbrıslı Türkleri sabretmeye
davet ettiği dünkü açıklamasını yorumlaması istenen
Rum Yönetimi Başkanı, Bir konunun diğeriyle hiçbir
benzerliği yoktur. Hem ABDde hem de diğer ülkelerde, işgal
rejiminin tanınmasının asla söz konusu olmadığına
dair net açıklamalar vardır dedi.
Aynı gazete Elenizm
Ayağa Kalkıyor -Atinada Mitingler Düzenleniyor -Soydaşlar
Ayakta Kıbrıstan Da Destek Karamanlis
Soğukkanlılık Tavsiye Etti başlığıyla
manşete çıkardığı haberinde, ABDnin Makedonya
Cumhuriyetini tanıma kararının, Elenizmin
tamamının arasında yoğun bir tepkiye ve hareketliliğe
neden olduğunu, Yunanistanda dinamik hareketlenmeler ve mitingler yoluna
konulurken, gerek Avustralyada gerek Kanadada yaşayan Rumların,
protesto mücadelesinin başladığı açıklamasında
bulunduklarını yazdı.
Gazete
edindiği bilgilere dayanarak, Rum tarafındaki tepkilerin de, Rum
öğrenci örgütlerinin önderliğinde, Rum tarafındaki ABD
Büyükelçiliği önünde dinamik gösteriler kotarılmakta olduğunu
yazdı. Gazete ABDnin bu ani kararına tepkilerin hem Yunanistanda
hem de Güney Kıbrısta çığ gibi büyümekte olduğunu;
siyasi partiler, örgütler ve kilisenin bu kararı kabul edilemez diye
niteleyip protesto etmekte olduklarını belirtti.
YENIDUZEN 07/11/04
Avrupa Yeşiller Grubu KKTCde temaslarda bulundu...
Avrupa
Yeşiller Grubu heyeti dün, Başbakan Mehmet Ali Talatı ve BDH
Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar
Denktaşı ziyaret etti.
Avrupa Yeşiller Grubu
Eşbaşkanı Monica Frassoni: tanınma olmaması
kaydıyla izolasyonların kaldırılmasından yanayız
Başbakan Mehmet Ali Talat,
Kıbrısta temaslarda bulunan Avrupa Yeşiller Grubu heyetini dün
sabah 10:00da Başbakanlıkta kabul etti.
Başbakan ve Avrupa
Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoninin
başkanlık ettiği heyet arasındaki görüşmeyle ilgili
açıklama yapılmadı, sadece görüntü alınmasına izin
verildi.
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da
dün saat 12:00de, Avrupa Yeşiller Grubu heyetini DP Genel Merkezinde
kabul etti. Görüşmede, Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı
Monica Frassoni başkanlığında Genel Sekreter Arnolp
Cassola, AP üyesi Vula Tsetsiden oluşan heyete, Başbakan Talatla
Başbakanlıkta yapılan görüşmeye katılmayan Rum
Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis de eşlik
etti.Denktaş, görüşmeden sonra basına yaptığı
açıklamada, görüşmeye Rum tarafından Yeşiller Partisi
yetkililerinin de katıldığını kaydederek, 17
Aralık ve sonrasına yönelik görüş alışverişinde
bulunduklarını belirtti.
Avrupa Yeşiller Grubu daha
sonra Barış ve Demokrasi Hareketi ile Demokrat Partiyi de ziyaret
etti.
BDH Genel Başkanı
Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü referandumda Evet
dediği için ödül beklemediklerini ancak
cezalandırılmamaları da gerektiğini belirterek, yüzde
76lık bir oranla Hayır diyen Rumların endişelerinin
analiz edilmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni ise, tanınma olmaması kaydıyla izolasyonların kaldırılmasından yana olduklarını, bu konuda ve Kıbrıs konusunda hareketlenme için 17 Aralıktan sonra Avrupa Parlamentosu, Komisyon ve Avrupa Konseyinde büyük baskı yapacaklarını ifade etti.(TAK)
YENIDUZEN 07/11/04