Olimpiyat meşalesi KKTC'den geçebilir

YORGO KIRBAKİ Atina / SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Yunanistan'ın başkenti Atina'da 13 - 29 Ağustos tarihleri arasında yapılacak 28. Yaz Olimpiyat Oyunları nedeniyle dünya turuna Sidney'den başlayan ve İstanbul'dan da geçecek olan Olimpiyat meşalesinin KKTC'ye de gitmesi ihtimali doğdu.
Milliyet'e konuşan KKTC Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Olimpiyat meşalesinin Kıbrıs Türk tarafından geçmesinden Kıbrıs Türk halkı olarak büyük bir mutluluk duyacaklarını belirterek, "Bir pürüz çıkmazsa Olimpiyat meşalesi KKTC'den geçebilir" dedi. Kıbrıs Rum Kesimi Olimpiyat Komitesi Başkanı Kikis Lazaridis, Olimpiyat meşalesinin Kuzey Kıbrıs'tan da geçmesi için bazı Kıbrıslı Türklerle görüşmeler yapıldığını açıkladı. Lazaridis, "Olimpiyat meşalesi tüm dünya halkları için barış ve dayanışma sembolüdür. Siyaset, din ve ırk ayrımı yapmayan bu meşalenin Kuzey Kıbrıs'tan da geçmesini arzu ediyoruz" dedi.

MILLIYET 06/06/04

 

KKTC'ye 'devlet' anonsu

Başbakan Erdoğan, İstanbul'da yapılacak İKÖ Zirvesi'nde KKTC'nin ilk kez 'toplum' yerine 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak adlandırılacağını açıkladı

Utku Çakırözer / Ankara


Annan Planı'na referandumda "evet" diyerek çözümden yana tavır sergileyen Türkiye ve KKTC, bu politikanın en önemli somut sonucunu İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) İstanbul'daki zirvesinde alacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Dışişleri Bakanları Zirvesi'nde KKTC için ilk kez "toplum" yerine "Kıbrıs Türk Devleti" ifadesinin kabul edileceğini açıkladı. İKÖ'nün kararıyla 1974 Barış Harekâtı'ndan sonra Kıbrıs'ın kuzeyindeki oluşuma uluslararası bir zeminde ilk kez "devlet" statüsü tanınmış olacak.

İnşallah'lı açıklama
Erdoğan, dün İstanbul Sanayi Odası'nda, "İKÖ toplantısında İnşallah KKTC, Annan Planı'nda olduğu şekliyle 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette" dedi.
Erdoğan'ın açıklaması doğrultusunda, 14 - 16 Haziran'da 57 ülkenin katılımıyla yapılacak zirvede, örgütün toplantılarına bugüne kadar "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" olarak katılan KKTC'nin ilk kez "devlet" sıfatıyla ve "Kıbrıs Türk Devleti" adıyla çağrılması kararı alınacak.

İlk adımı siz atın
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı barış planı 24 Nisan'da Ada'da yapılan referandumda Türklerin evet demesine rağmen Rumların olumsuz tavrı nedeniyle hayata geçirilemeyince, Türkiye KKTC üzerindeki 30 yıllık ambargoların kaldırılması için diplomatik atak başlattı. İslam ülkelerine çağrıda bulunan Ankara, "İlk adımı siz Müslüman kardeşlerimizden bekliyoruz" mesajı gönderdi.

Taslak metin hazır
Ankara'nın diplomatik çabalarına ilk yanıt Cidde'de yapılan İKÖ hazırlık toplantısından geldi. Mayıs başındaki toplantıda Türkiye'nin talebi kabul edildi ve toplantılara "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" adıyla çağrılan KKTC'nin bundan sonra Annan Planı'nda kullanılan ifadeyle "Kıbrıs Türk Devleti" olarak katılımına olanak sağlanan taslak metin hazırlandı. İstanbul'da dışişleri bakanları tarafından kabul edilerek hayata geçecek karar, KKTC'nin örgütteki "gözlemcilik" statüsünü de güçlendirerek tüm oturumlara katılması ve görüş bildirmesi olanağını sağlayacak.
Rumların İKÖ üyeleri üzerinde baskı kurarak metni değiştirme tehlikesi nedeniyle kazanılan tarihi başarı bir aydır açıklanmadı. Cidde toplantıları sırasında Milliyet tarafından duyurulan karar, ilk kez dün Erdoğan tarafından resmen açıklandı. Erdoğan'ın dün temkinli konuşarak, "İnşallah açıklanacak" demesi dikkat çekti.

MILLIYET 06/06/04

 

Papandreu: Kıbrıs raporu gerçekçi

 

Yunanistan'da, anamuhalefet PASOK'un lideri Yorgo Papandreu, “BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunun gerçekleri yansıttığını” söyledi.

Papandreu, Atina'da yayınlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Kıbrıs konusuna değinerek, adada kesin bir çözüme varılabilmesi için, liderlerin kendi sorumluluklarını üstlenerek, halklarına samimi bir dille konuşmaları ve cesur kararlar almaya hazır olmaları gerektiğini kaydetti.

KARAMANLİS'E TAVİZ ELEŞTİRİSİ

Demecinde, hükümetin Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili politikasını eleştiren Papandreu, “Hükümetin bu konuda büyük tavizler verdiğini” söyledi.

Papandreu, Yunanistan Başkanı Kostas Karamanlis'in, Kıbrıs konusunu Türk-Yunan ilişkilerinden ayırmakla büyük hata yaptığını öne sürerek, “Hükümet bu konuda izlediği politikayla Yunanistan'ın bugüne kadar elinde bulundurduğu en güçlü silahlardan ödün vermiştir. Bu yanlış bir seçimdir. Ancak hükümet her ne kadar Kıbrıs konusunu Türk-Yunan ilişkilerinden ayırmak istese de gerçekler buna izin vermeyecektir” diye konuştu.

KARAMANLİS: AB'Lİ TÜRKİYE HERKESİN YARARINA

Papandreu'nun eleştirdiği Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ise Avusturya'nın Krems kentinde yapılan “Wachau Avrupa Forumu”nda yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB yolunda kaydettiği gelişmeleri desteklemeye devam ettiklerini söyledi.

Avrupalı bir Türkiye'nin herkesin çıkarına olduğunu vurgulayan Karamanlis, "Tabii ki her birimizde olduğu gibi, Türkiye'nin de AB yolundaki ilerleme hızını kendisi belirleyecektir” dedi. 

Kıbrıs'ın (Rum kesimi) Avrupa Birliği'ne üye olmasından mutlu olduğunu da ifade eden Karamanlis, bunun birleşme çabalarının sonu geldiği anlamına gelmeyeceğini ifade ederek, “Kıbrıs'taki birleşme çabalarının hep birlikte yapılması arzusundayız. Böylelikle AB'nin sağlayacağı imkanlardan adada yaşayan Türkler ve Rumlar birlikte faydalanacaktır” diye konuştu.

 (aa)

HURRIYET 06/06/04

 

Rum’dan AB çelmesi

 

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden Rumları dışlamasını gerekçe göstererek, AB nihai bildirisindeki Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirileceğini taahhüt eden paragrafı bloke etti. Rumların bu kararı 10 Haziran’da yeniden gözden geçirilecek.

KIBRISLI Rumlar, 17 Haziran’daki AB zirvesinde yayınlanacak nihai bildirinin Türkiye paragrafına ‘rezerv’ koydu. Rumlar, Türkiye’ye verilen sözlerin yerine getirileceğini taahhüt eden ifadelerin yer verildiği paragrafı engelleme gerekçesi olarak, ‘Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasından Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dışlaması’nı gösterdi. Yunanistan da Rum Yönetimi’ni destekledi.

AB ile 1996’dan beri Gümrük Birliği bulunan Türkiye, 10 yeni üye ülkenin 9’uyla bu anlaşmayı uygulayacağını belirtmiş, Kıbrıs Rum Kesimi’ni ‘tanımadığı’ gerekçesiyle bu anlaşmanın dışında tutmuştu. Hafta başında toplanan AB ülkelerinin Brüksel’deki büyükelçileri, Türkiye paragrafı üzerinde tartıştılar. Paragrafta AB liderlerinin, ‘Türkiye, Kopenhag kriterlerini yerine getirirse, müzakereler söz verildiği gibi gecikmeksizin başlayacaktır’ ifadesi yer alıyordu.

10 HAZİRAN’A KALDI

AB’nin Rum Temsilcisi, Türkiye’nin 25 ülkeden birini dışladığını, AB’nin ise bu duruma seyirci kalarak ilkelerini savunmadığını söyledi. Rum Yönetimi, metnin Türkiye paragrafına rezerv koydu. Nihai bildirilerin ‘oy birliği’ ile kabul edilmesi gerektiği için, basına sızan metindeki Türkiye paragrafı tehlikeye girdi. Türkiye paragrafının tartışması, 10 Haziran’da yapılacak olan toplantıya bırakıldı. Rumlar toplantıda diğer AB ülkelerine 4 serzenişte bulundular.

Türkiye 24 ülkeyle Gümrük Birliği uygularken 25’inci ülke Kıbrıs Rum Yönetimi’ni dışlamıştır. Buna AB seyirci kalamaz.

Aday ülke Türkiye, hálá AB ülkesi Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımamaktadır.

Türkiye’nin limanları Kıbrıs Rum Yönetimi bandıralı gemilere kapalıdır.

Rumların Annan Planı’nı bir kez reddetmesine karşılık Türkler bir çok defa bu planı dışladılar. Şimdi Rumlar cezalandırılıyor.  

HURRIYET 06/06/04

 

İslam ülkeleri Kıbrıs Türk Devleti’ni tanıyacak

Sadi ÖZDEMİR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısında büyük ihtimalle KKTC’nin, Annan Planı’ndaki olduğu şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Erdoğan, İstanbul Sanayi Odası’nın, ‘İstanbul Sanayi Forumu’ başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD toplantısının bugün sona ereceğini, Dünya Gazeteler Birliği toplantısının başarıyla yapıldığını, Eurovision’un da aynı şekilde noktalandığını hatırlattı.

İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısının da Türkiye’de yapılacağına işaret eden Erdoğan, ‘Ve bu toplantıdan da büyük ihtimalle KKTC, Annan Planı’ndaki olduğu şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak orada ilan edilme durumuyla şu anda inşallah karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette’ dedi. 

HURRIYET 06/06/04

 

Papadopulos, BM ile ABD'ye öfkeli

06/06/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - ABD ziyareti sırasında Bush yönetiminden hiç itibar görmeyen ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunu kendisiyle görüşmeden bir gün önce yayımlayarak memnuniyetsizliğini yansıttığı Rum lider Tasos Papadopulos, sözlü saldırıya geçti. Astoria'da 'Kıbrıs Rum Federasyonu'nun (PSEKA) düzenlediği davette konuşan Papadopulos, ABD ve Britanya'yı
'Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmekte başrol oynamak'la suçladı. Rum lider, "Annan Planı'nı bu şekliyle yeniden referanduma götürmeyeceğim" dedi. Annan, Rum liderle görüşmesinde, yeni bir referandumun ancak çözüm planı hiç değiştirilmeden gerçekleştirilebileceğini belirtmişti.

BM kararını engelleme çabası
Annan'ın çözümsüzlükten Rum tarafını sorumlu tuttuğu ve Kıbrıslı Türklere tecritin kaldırılmasını istediği son raporunun 8 Haziran'da BM Güvenlik Konseyi'nde görüşülmesi öncesi Rum Yönetimi seferber oldu. Raporun yeni bir BM kararı ya da başkanlık bildirisi olarak kabul edilmesini önlemeye çalışan Rum Yönetimi, ayrıca Kıbrıs'la ilgili daha önceki BM kararlarına (541 ve 550) atıfta bulunulmasına uğraşıyor. Rum Yönetimi'nin güvendiği kozlar ise Konsey'in daimi temsilcileri Rusya, Çin ve Fransa. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Atina'ya gelerek Yunan muhatabı Petros Moliviatis'le görüştükten sonra adaya dönerek Rusya büyükelçisiyle bir araya geldi. Yakovu'nun Güvenlik Konseyi toplantısında hazır bulunmasını hedefleyen Papadopulos, ayrıca Konsey üyelerine rapordaki 'haksızlık ve yanlışları' içeren bir mektup gönderecek.

'Ah, bir de asker çekseniz'

Ankara'ya desteğini sürdüren Verheugen, 'Kıbrıs'ın bölünmüş kalması Türkiye'yle ilgili kararı etkilemez. Yine de Türkiye'nin kuzeydeki asker sayısını azaltması herkesi memnun eder' dedi

06/06/2004 RADIKAL

BERLİN/PARİS - Türkiye'nin AB üyeliği sürecine en sıkı desteği veren ülke olan Almanya'dan aralık sonunda müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yakan yeni açıklamalar geldi. Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Alman üyesi Günter Verheugen, Frankfurter Rundschau gazetesine demecinde, 1 Mayıs'taki genişlemeden sonra en önemli konunun Türkiye'yle müzakerelere başlama konusunda verilecek karar olduğunu belirtti. "Kıbrıs sorunu belirleyici bir rol oynamayacak. Türkiye, BM planı temelinde çözüm için iradesini gösterdi. Bunun ağırlığı var" diyen Verheugen, "Yine de Türkiye kuzeydeki askeri güçlerini azaltırsa Avrupa'da herkes bundan memnun kalır" vurgusu yaptı.

'Üyelik kararı çoktan verildi'
"Şartları yerine getirmesi halinde Türkiye'nin AB'ye üye olacağına dair kararı çoktan verildi, bunun bilinmesi gerek. Yıl sonunda söz konusu olan, Türkiye'nin bu şartları yerine getirip getirmediği konusunda karar vermek" diyen Verheugen, ilerleme raporunda reformların uygulamasına bakılacağını söyledi.
Türkiye'nin üyeliğinin özellikle Alman kamuoyunda dar bir çerçevede, Müslüman bir ülkenin AB'ye girmesi olarak tartışıldığından yakınan Verheugen, bunun AB'nin Hıristiyan Avrupa'nın bir tür rönesansı olduğu tasarımından kaynaklandığını belirtti. Bu tasarıma karşı çıkmak gerektiğini söyleyen Alman komiser, "Avrupa'da din konusundaki değerlerinin temeli, din özgürlüğü ve inançlara hoşgörüdür, Hıristiyanlık da, Yahudilik de, İslam da Avrupa'yı kültürel olarak etkilemiştir ve etkilemeyi sürdürmektedir" dedi.
"Asıl tartışılması gereken Türkiye'nin uzun vadede tam gelişmiş bir demokrasi olup olmayacağı" çıkışını yapan Verheugen, Türkiye'nin büyük bir hızla değiştiğini ve AB'nin on yıllardır talep ettiklerini artık gerçekleştirdiğini belirtti.

'Rapor olumlu çıksın, yeter'
Müzakere sürecinin uzun zaman alacağını kaydeden Verheugen, "Türkiye müzakerelerin 10 yıl sürebileceğini hesaplıyor" dedi. Başbakanı Gerhard Schröder de, Le Figaro'ya, "Komisyon olumlu rapor verirse tam üyelik müzakerelerinin önünde engel kalmaz. Müzakerelerin hemen başlatılması gerekir" dedi. Schröder, "Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın da açık tavır sergilemesinden memnunum" ifadesini kullandı. Chirac, Türkiye'nin üyeliğine mesafeli dursa da, müzakelerin başlamasına dair kararı komisyon raporuna göre alacaklarını belirtmişti. Avusturya'nın Krems kentindeki 'Wachau Avrupa Forumu'nda da Türkiye tartışıldı. Avusturya Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner, "Türkiye üye olmaya hazır değil. Buna AB de hazır değil" dedi. Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel de Türkiye'nin AB için stratejik önemine vurgu yapıp "Kriterleri yerine getirirse Türkiye AB'ye üye olmalı" diye konuştu. (Dış Haberler)

Meşaleye KKTC yolu

06/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - 13-29 Ağustos arasında düzenlenecek Atina Olimpiyat Oyunları nedeniyle dünya turuna Sydney'den başlayan ve ilk defa İstanbul'dan da geçecek olan olimpiyat meşalesinin KKTC'ye de gitmesi ihtimali doğdu. Rum Olimpiyat Komitesi Başkanı Kikis Lazaridis, meşalenin kuzeyden geçmesi için bazı Kıbrıslı Türklerle görüşmelere başladığını açıkladı. Lazaridis, "Olimpiyat meşalesi halklar için barış ve dayanışma sembolüdür. Siyasi, dini ve ırk ayrımı yapmayan meşalenin kuzeyden geçmesini istiyoruz" dedi.

Annan ne diyor?

Erdal Güven

06/06/2004 RADIKAL

Annan'ın Nisan 2003 ile Mayıs 2004 arasındaki gelişmeleri değerlendirdiği yeni Kıbrıs raporu, 1999 sonu ile Mart 2003 arasındaki gelişmeleri
değerlendirdiği bir önceki Kıbrıs raporundan çarpıcı farkından ötürü
(hem lafzı hem ruhu itibarıyla) bile baştan sona okunmayı hak ediyor.
Bir cümleyle şunu söylemek mümkün: Annan, 10-11 Mart 2003 tarihli
Lahey Zirvesi'yle noktalanan sürecin faturasını KKTC liderliği ve Ankara'ya yüklemişti; 24 Nisan 2004 tarihli referandumla sonuçlanan sürecin faturasını ise Rum liderliğine kesiyor.
Annan'ın, baş başa görüşmelerinde Papadopulos'a, Hürriyet'in iddia ettiği gibi, 'yalancı... riyakâr... sansürcü' gibi ağır suçlamalarda bulunup bulunmadığı meçhul ama BM Genel Sekreteri'nin, yeni Kıbrıs raporunda Rum lidere tabii ki diplomatik ifadelerle ama tam da bu suçlamaları yönelttiği vakıa.
Böylelikle, Annan Planı temelinde bir anlaşmaya varılamamasından, dolayısıyla Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için bir anlaşma fırsatının daha kaçırılmasından bu kez Rum yönetiminin sorumlu bulunduğu yönündeki uluslararası kanı, BM Genel Sekreteri tarafından tescil edilmiş oluyor.
Bu açıdan Annan'ın şu saptaması kayda değer: "Rum seçmenler sadece bir belgeyi değil, çözümün kendisini reddetti."
Buna karşılık yeni raporun 'yıldızlar'ı Erdoğan, Gül ve Talat. Annan, Türk tarafının söz konusu süreçteki yaklaşımından, özellikle Talat'ın çözüme yönelik iyi niyetli müzakereciliğinden ve AKP hükümetinin bu yönde ortaya koyduğu siyasi iradeden övgüyle söz ediyor. Annan, Talat'ın hem görüşmeler sırasında hem de referandum kampanyası sırasındaki tutumunu
takdir ettiğini, Erdoğan'ın da kendisine verdiği 'bir adım önde olma' sözüne sadık kaldığını belirtiyor.
Ancak Annan şu dokundurmayı yapmadan da geçemiyor: "Kıbrıs'ın AB'ye katılım süreci ve aynı sürecin Türkiye için de başlatılmasıyla dengeli bir teşvik ortamı oluşmuştu. Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye hükümeti bu fırsatı es geçti. Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye hükümeti uzlaşma temelinde bir anlaşma için gerekli istek ve gücü topladığında
ise Rum tarafı açısından teşvik ortamı pek kalmamıştı, Rum liderliği daha az esnek bir yaklaşım benimsemişti ve zaman giderek azalıyordu." Kısacası, Annan Türk tarafına, "Biraz geç kalmadınız mı, daha önceleri nerelerdeydiniz" demeye getiriyor.
Annan'ın gelinen noktaya ilişkin saptamaları ana hatlarıyla böyle. Bundan sonrasına gelince... Annan'a göre "Plan, Kıbrıslıların bir anlaşmaya varabilmesi için hâlâ yegâne temeli oluşturuyor. ...Bugüne kadar elde edilen ilerlemeler korunup artırılmalı. Ancak hiçbiri çözümün yerini tutmaz."
Bu nedenle Annan, anlaşmayı engelleyen taraf olarak, Rumlara plana ilişkin güvenlik ve uygulamayla ilgili kaygılarını netleştirip kesinleştirme, ancak bununla birlikte gerçekten çözüm istiyorlarsa Kıbrıslı Türklerle siyasi eşitliğe ve güç paylaşımına hazır olma çağrısında bulunuyor.
Annan'ın Türk tarafına önerisi ise Rumların 'Hayır'ına karşın adanın yeniden birleştirilmesine yönelik çabalara sırt çevirmeleri değil, tam tersine bu yöndeki kararlılıklarını ikiye katlamaları. "Kıbrıslı Türkler ve Türkiye Rumlara el uzatmak için hiçbir fırsatı kaçırmamalı ve uzlaşma için ellerinden geleni yapmalı."
Bununla birlikte Annan, içinde bulunulan durumu bir çıkmaz olarak nitelendiriyor: "Papadopulos, ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz bazı değişiklikler yapılmadıkça planı ikinci bir referanduma götürmeyeceğini söyledi. Rum tarafındaki diğer liderler ikinci bir referanduma istekli ve yine tam olarak ne olduğunu bilemediğimiz ek güvenlik ve uygulama garantileri istiyor. Planı referandumda kabul etmiş bulunan Türk tarafı ise planın yeniden müzakereye açılmasına karşı çıkıyor. Bu çıkmaz aşılamadıkça iyi niyet çabalarımı yeniden başlatmak için bir neden görmüyorum."
Annan, BM Güvenlik Konseyi özelinde, uluslararası topluluğa iki çağrıda bulunuyor:
Kıbrıs'taki barış gücünün durumunun kökten biçimde gözden geçirilmesi. Annan'ın kullandığı muğlak ifadelerden anlaşılabildiği kadarıyla, gücün bütünüyle çekilmesi söz konusu değil, ancak asker sayısı ve görev tanımında değişikliklere gidilmesi söz konusu. Bu, hiç kuşku yok ki Rum yönetimini kaygılandıracak bir gelişme (Nitekim Papadopulos adadaki güvenlik koşullarında bir değişiklik olmadığını, Türk askerlerinin varlığını sürdürdüğünü söyleyerek BM gücünün yapısının da değişmemesi gerektiğini söyledi).
Asıl önemli olan Annan'ın ikinci çağrısı: Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama ve engellerin kaldırılması. "Kıbrıslı Türklerin referandumdaki oyu karşısında, onları baskı altında tutup tecrit etmenin hiçbir gerekçesi kalmamıştır."
Ancak burada bir püf noktası var: Annan bu yönde yapılacak girişimlerin, Kıbrıs Türk yönetiminin resmen tanınması ya da ayrılıkçılığın desteklenmesi noktasına varmaması gerektiğini vurguluyor. Annan, Güvenlik Konseyi'nin 1983 tarihli 541 sayılı karar ile (KKTC'nin tanınmasını yasaklar) ve 1984 tarihli 550 sayılı kararın (ayrılıkçı Türk yönetimine her türlü yardımı yasaklar) çerçevesinin dışına çıkılmamasını istiyor.
Annan'ın son sözü: Çözüm yanlısı Kıbrıslıların çabalarını sürdüreceğinden eminim.
Doğrusu, sürdürmek zorundalar. Ülkelerini yeniden birleşmesinin anahtarı herkesten çok onların elinde.

Oyunun galibi Türkiye

06/06/2004 RADIKAL

MAKARİOS DRUSYOTİS
BM Genel Sekreteri, 1 Nisan 2003 tarihinde yayımladığı raporda, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan Lahey görüşmelerinin başarısızlığının sorumluluğunu Rauf Denktaş'a yüklediğinde Kıbrıs hükümeti hayranlığını gizlemiyordu. Sözcü Kipros Hrisostomidis 5 Nisan 2003 tarihli açıklamasında "Annan'ın raporu, Denktaş'ın Kıbrıs sorununun çözümü için
samimi ve özlü müzakerelere girmeyi reddetmesinin günlüğüdür" demişti.
Annan o raporunda 53. paragrafta "Tasos Papadopulos, selefi Glafkos Klerides'in politikasının devam edeceğini vurgulamıştı", 56. paragrafında da "Papadopulos bana bazı şartların yerine getirilmesi halinde çözüm planını referanduma götürmeye hazır olduğunu belirtmişti" diyordu. Papadopulos'un sözünü ettiği şartlar son Annan Planı'nda yerine getirildi.
Papadopulos, o zamanlar Annan'a karşı böylesi yükümlülükler altına girdiğinde, şüphesiz çözüm planını referanduma götürüp halkı 'Hayır' deme-ye çağıracağını kastetmiyordu. Üstelik o günlerde, şimdi yaptığı gibi çıkıp Annan'ın raporunda yazdıklarının yanlışlar içerdiğini söylemiyordu. Aksine hem Annan'a hem de AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'e verdiği sözlere sadık kalacağını tekrarlıyordu.

Türkiye Papadopulos'u çözdü
Lahey'den New York müzakerelerine kadar geçen süre içinde Papadopulos'un taahhütlerinin, Denktaş'ın Annan Planı'nı görüşmeyi reddetmesi üzerine tesis edilen bir taktik olduğu anlaşıldı. Papadopulos, Annan Planı'na hiçbir zaman inanmadığını gizlememekle beraber, Denktaş'ın bu denli retçi bir tavır içinde bulunduğu bir sırada kendini zor durumda saymaya gerek görmüyordu. Türk diplomasisi Papadopulos'un gerçek niyetlerini teşhis etti ve kendi politikasını değiştirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan Nisan 2003'den beri "Bana birkaç ay süre tanıyın. Kıbrıs'ta kimin çözüm istemediğini göreceksiniz" diyordu. Papadopulos, Türkiye'nin politikasını değiştirdiğini zamanında sezemedi. Hatta bunun bir iletişim oyunu olduğunda ısrar etti. Papadopulos, 29 Ocak'ta Erdoğan'ın Brüksel'de Annan ile görüşmesinde verdiği vaatler hakkında "Şimdi müzakerelerin başlaması zamanıdır. Halkla ilişkileri hedefleyen çabaların zamanı değil" diyordu.
Papadopulos, Türkiye'nin bu işi sonuna kadar götürmeye kararlı olduğunu ancak New York mutabakatı çerçevesinde Kıbrıs'ta müzakereler başladığında ve Denktaş'ın marjinalleştirildiğinde anladı. O zaman da planı kötülemeye başladı. Referandumda da bu planı öldürdü. Bu şekilde de onca zaman iletişim politikası yapanın bizzat kendisi olduğunu kanıtladı.

Uluslararası destek yitirildi
Dolayısıyla Verheugen'in kabaca, Annan'ın da nazik bir dille Papadopulos tarafından kandırıldıklarını, bu plan temelinde çözümü istemeyenin Papadopulos olduğunu söylemeleri dayanaksız değildir. Halk iyi veya kötü Annan Planı'nı reddetti. Bu kararın doğruluğunu tarih yargılayacak. Ancak, çözüm planının reddedilmesi şekli Türkiye'ye Kıbrıs'ta hiçbir şey kaybetmeden suçlu konumundan kurtulmasını sağladı. Annan, Kıbrıs sorununun tarihinde ilk kez çözümsüzlüğün sorumluluğunu Rum tarafına yükledi. Papadopulos böylesi ciddi bir milli meseleye adeta kumarbaz gibi yaklaşmıştır. Blöf yapmaya kalkıştı ve kaybetti. Şimdi iskambil kâğıtlarının önceden işaretlenmiş olduğunu söyleyip şikâyet ediyor. Belki de öyle idi. Ancak, sonuç itibarıyla Kıbrıs sorununun kaderi bir kumar masasında belirlendi. Kıbrıs'a 40 yıldır uluslararası alanda gösterilen destek kaybedildi. (Yunan Elefterotipia gazetesi, 5 Haziran 2004)

Erdoğan: “KKTC’nin tanınacağını söylemedik"

 



06 Haziran, 2004 22:57:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki temsil sıfatıyla ilgili sözlerinin yanlış anlaşıldığını açıkladı.

Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İstanbul'da yapılacak İslam Konferansı örgütü toplantısına gözlemci sıfatıyla katılması için hazırlıklar yapıldığını kaydetti.

KKTC, toplantıda Kıbrıs Türk Kurucu Devleti sıfatıyla katılacak

Erdoğan, basında "KKTC'nin tanınabileceği" şeklinde yeralan sözlerinin yanlış yansıtıldığını, KKTC'nin toplantıda, Annan Planı'ndaki ifadeyle "Kıbrıs Türk Kurucu Devleti" sıfatıyla yeralabileceğini vurguladı.

Sakarya’da Karaman Toplu Konutları’nda incelemelerde bulunurken soruları yanıtlayan Erdoğan, bu konuda bir raporun hazırlandığını da belirtti ve KKTC’ye uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılması için çalışmalarının sürdüğünü vurguladı.

 

Erdoğan-Talat görüşmesi

 

Erdoğan, bu sabah İstanbul'daki evinde Talat ile görüştü



06 Haziran, 2004 13:16:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu sabah İstanbul'daki evinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.

Görüşmede Başbakan Erdoğan'ın yaptığı 'İslam Konferansı Örgütü toplantısında Kıbrıs Türk devleti ilan edilebilir' açıklamasıyla gündeme gelen son gelişmeler ele alındı.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Erdoğan görüşmesi bir saat 50 dakika sürdü.

Başbakan Erdoğan, görüşmeden sonra Talat'ı kapıya kadar uğurlarken iki liderde gazetecilerin sorularını yanıtlamadı.

Görüşmenin konusu

Görüşmede, İslam Konferansı Örgütü toplantısında Annan planı kapsamında Kıbrıs Türk Devleti'nin ilan edilmesi konusundaki hazırlıkların ele alındığı öğrenildi.

Talat'ın ardından Tasaruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı Ahmet Ertürk de Başbakan Erdoğan ile biraraya geldi.

De Soto: "Papadopulos'un geleceğe dair fikri yok"

 

De Soto, Rum yönetimi liderini suçladı



06 Haziran, 2004 15:57:00 (TSİ) CNN TURK

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, geleceğe dair hiçbir fikrinin olmadığını söyledi.

De Soto, Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın geçen hafta Papadopulos ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, şunları söyledi: ''Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu” dedi.

De Soto, ''güven yaratıcı önlemler gibi mi?'' sorusuna ise, ''evet, Papadopulos yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği alanlardaki zorluklara işaret etti ancak bu alanları ayrıntıya girmeden ifade etti'' cevabını verdi.

Annan, planının Rum kesimindeki sunuluş biçimine tepkili

De Soto, ''hayır kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak sorumlu görüyor musunuz?'' sorusunu: ''Annan'ın, raporunda Papadopulos'un 7 nisan tarihindeki planla ilgili konuşması hakkında kaydettikleriyle sınırlı kalacağım. Genel sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline katılmadığını ortaya koydu” diye cevapladı.

De Soto: "Rumların 'hayır' kararını anlamaya çalışıyoruz"

De Soto başka bir soru üzerine, Rumların çoğunluğunun Annan Planı'nı 'güvenlik' gerekçesiyle reddettiğinin belirtildiğine işaret ederek, bundan emin olmadıklarını ve Rumların planı reddetme nedenlerini anlamaya çalıştıklarını söyledi.

De Soto, ''çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde Ada’daki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor'' diye konuştu.

 

De Soto’dan Papadopulos’a eleştiri

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, geleceğe dair hiçbir fikrinin olmadığını söyledi.

 

Lefkoşa
NTV

 

 

 

 

 

6 Haziran 2004 —  De Soto, Rumların planı güvenlik gerekçeleriyle reddettiklerini açıkladıklarını, fakat kendilerinin bundan emin olamadıklarını söyledi.

 

De soto, Rum kesimine yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın geçen hafta Papadopulos ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, “Papadopulos’un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri de yok” dedi.
       De Soto, Papadopulos’un Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladığını ancak bunu yapmak için somut önerilerde bulunmadığını belirtti.
       Alvaro de Soto, Rumların planı güvenlik gerekçeleriyle reddettiklerini açıkladıklarını, fakat kendilerinin bundan emin olamadıklarını söyledi. De Soto, “Çünkü Annan planı, birkaç yıl içinde Ada’daki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu çok olumlu bir iyileşmedir. Papadopulos’un tutumu bu yüzden bize çok anlaşılmaz geliyor” dedi.
       

Erdoğan: KKTC tanınacak demedim

 

Başbakan Erdoğan, KKTC’nin İslam Konferansı Örgütü’nce tanınmasına yönelik sözlerinin basında yanlış yansıtıldığını söyledi. Erdoğan, “KKTC’nin tanınmasını söylemedik, tanınma olayı farklıdır” dedi.

 

Sakarya
NTV

 

 

6 Haziran 2004— Sakarya’da Karaman Toplu Konutları’nda incelemelerde bulunan Başbakan Erdoğan’a, basına yansıyan KKTC’nin İK֒ye katılacağına yönelik açıklaması hatırlatıldı.

Sözlerinin yanlış yansıtıldığıını söyleyen Erdoğan, KKTC’nin Annan Planı’ndaki, “Kıbrıs kurucu devleti” sıfatıyla, İslam Konferansı Örgütü’ne bir gözlemci olarak katılabileciğinin konuşulduğunu söyledi.
       Erdoğan, bu konuda bir raporun hazırlandığını da belirtti ve KKTC’ye uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılması konusunda ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı.

 

Kıbrıs Türk devleti ilan edebilir

Erdoğan, İstanbul Sanayi Odası'nın, ''İstanbul Sanayi Forumu'' başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD toplantısının bugün sona ereceğini, Dünya Gazeteler Birliği toplantısının başarıyla yapıldığını, Eurovision'un da aynı şekilde noktalandığını hatırlattı.

Başbakan Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda yapılacağını, ardından AB ve İslam Konferansı Örgütü müşterek toplantısının da yine Türkiye'de yapılacağını anlattı.

İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısının da Türkiye'de yapılacağına işaret eden Erdoğan, ''Ve bu toplantıdan da büyük ihtimalle KKTC, Annan Planı'ndaki olduğu şekliyle

Kıbrıs Türk Devleti olarak orada ilan edilme durumuyla şu anda inşallah karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette'' dedi.

AKŞİT: HİÇBİR ZAMAN KKTC’Yİ KENARA ATMAK GİBİ NİYETİMİZ OLMADI

TC Devlet Bakanı Güldal Akşit, hiçbir zaman KKTC’yi silip bir kenara atma gibi niyetlerinin olmadığını vurguladı.

Akşit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kıbrıs ve AB konularına değinirken, hükümet olarak bugüne kadar yaşandıkları sıkıntıların başında Kıbrıs ve AB’ın geldiğini belirterek, her iki soruna karşı sergiledikleri tavrın çok açık ve net olduğunu belirtti. Akşit, şöyle konuştu:

“Kıbrıs konusunda TBMM’nin, ve hükümetin  ortaya koyduğu tavır net ve açıktır. Kıbrıs yıllardır çözülemeyen bir sorun. Ama bu konu karşısında bir kararlılık sergilenmiştir. Bizim, KKTC’yi hiç bir zaman kenara silip atmak gibi bir niyetimiz olmadı. Çözümsüzlükten yana olmaktansa, kesin bir çözümden yana olduğumuzu ve çözümsüzlüğü yaratan kesimin Türkiye olmadığını da net ortaya koyduk. Ardından AB konusu gündemde idi. Biz bu adımları 1970’li yıllarda atmış olsaydık, şu anda bir AB ülkesiydik. Ve şu an önümüzde Kopenhag kriteri, Kıbrıs sorunu gibi engeller konulamazdı. Biz bu sorunları yıllardan beri bir kenara bırakıp bugünlere gelmişiz. Ama ben ümit ediyorum ki 2004 Aralık ayında biz bunu da başaracağız. Çünkü, kararlılıkla yürüyoruz. Bu kararlılığı da tüm dünya görüyor.”

HALKIN SESI 06/06/2004

 

Papadopulos’tan ikinci referanduma hayır

Politis  ve diğer gazetelere göre Rum Yönetimi Başkanı Tasos  Papadopulos, bulunduğu ABD’de  Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi” (PSEKA), Amerika Rum Federasyonu ve başka Rum örgütlerinin düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmada, yeniden oylama için Annan Planını tekrar Rum halkının önüne getirmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

POLİTİS’e göre Papadopulos dünkü konuşmasında, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak yeni bir girişimde  müzakere etmeyi ve çözüme ulaşmayı arzuladığını belirtti.

Kıbrıs Rumlarının niye Annan Planı reddettiğini izah eden Papadopolos, gerçek zorlukların  şimdi başladığını, çünkü “büyük çıkarların tehlikeye girdiğini” savundu, şöyle konuştu:

“ABD ve İngiltere Türkiye’ye hizmet etmede öncü rol oynuyor. 24 Nisan mesajı ne geri dönüş ne de düzeltme  olmadığı yönündeydi. Referandumdan 24 saat sonra Kıbrıs Cumhuriyeti  lağvedilecekti  ve onun yerini sözde ‘yeni durum’ olacaktı. Hata yaptığımızın  tespiti halinde ise bunun geriye dönüşü yoktu.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la yaptığım görüşme, görüş alış verişi ve özellikle  ismini taşıyan planı  Kıbrıs Rum halkının niye reddettiğinin izah edilmesi için iyi  bir  fırsat teşkil etti. Yasa gereği  bir referandumu ben ilan ettiğime göre  aynı planı (Annan Planını) yeniden halkın önüne getirmem söz konusu değildir. Çünkü bu ağır bir hareket olacaktır.

Kıbrıs Rum tarafı çözüm arzuluyor. Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak  yeni bir girişimde müzakereye  hazırdır.”

HARAVGİ’ye göre Papadopulos referanduma değindiği  konuşmasında, şunlara da dikkat çekti:

“Sorumluluk, sadece bizim neslimizde ve sadece evet veya hayır oyu verenlerde değildir; gelecek nesilleri de kapsıyor. Devletin lağvedilmesine karar vermek için imzan gerektiğinde,  sadece Türkiye’nin iyi niyetine dayanamazsın...

Bizler  bu dünyada geçiciyiz.  Hiç kimse atalarımın toprağını silemez. Ülkenin geleceği için evet veya hayır kararına  imza atma ağırlığının yalnızlığını hiç kimse tahayyül edemez.”

HALKIN SESI 06/06/2004

 

ABD'den rapora tam destek

ABD, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’taki gelişmeleri değerlendirdiği raporunu memnuniyetle karşıladığını, Annan’ın Kıbrıslı Türkler üzerindeki uluslararası kısıtlamaların kaldırılması çağrısına da tam destek verdiğini bildirdi.

            ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir yetkilisi A.A muhabirine dün yaptığı açıklamada, “Genel Sekreter Annan’ın Kıbrıs’taki iyi niyet misyonu üzerine BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporu memnuniyetle karşılıyoruz. Gerçeklere dayanan bu tarafsız raporun sonuç değerlendirmelerini ve tavsiyelerini destekliyoruz. Bu raporun BM Güvenlik Konseyi’nde görüşülmesini bekliyoruz” dedi.

            Annan, raporunda KKTC’deki referandumda “evet” oyu çıkmasının ardından Kıbrıslı Türklere uygulanan yaptırımların hiçbir temeli kalmadığını vurgulayarak, BM Güvenlik Konseyi’nin “bu gereksiz kısıtlama ve engellerin kaldırılması yönünde adım atmasını umduğunu” belirtmişti.

            Annan’ın Kıbrıs’taki barış gücü UNFICYP’nin durumu üzerine yayınladığı son raporu da desteklediklerini belirten yetkili, “Genel Sekreter’in Kıbrıs’taki uluslararası güç konusundaki raporunu ve üç ay içinde bu gücün gelecekteki boyutu, yetkisi ve harekat tarzı konusunda tavsiyelerde bulunma niyetini de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu konunun da gelecek hafta Güvenlik Konseyi’nin gayri resmi oturumunda ele alınmasını bekliyoruz” diye konuştu

YENIDUZEN 04/06/2004

 

Denktaş'tan rapora değerlendirme

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının, Ada’daki siyasi açıdan eşit ve egemen iki taraftan biri olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Türk halkının cemaat olmayı asla kabul etmeyeceğini, egemenliğine sahip çıkarak kurduğu devleti sonsuza kadar yaşatacağını, bundan taviz vermesinin asla söz konusu olmayacağını söyledi.

            Denktaş, “Biz, bildiğimiz yolda devam edeceğiz. Bu yol, devletimizi korumak yoludur, kaleyi boş bırakmamak yoludur, egemenlik haklarımızdan fedakarlık yapmamak yoludur. Başka çaresi yoktur. Kıbrıs meselesine, büyük devletlerin doğru teşhis koyması şarttır” dedi.

YENIDUZEN 04/06/2004

Talat, Rus Büyükelçiyle görüştü

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’taki çözümsüzlükten Kıbrıs Türkü’nün sorumlu olmadığını vurgulayarak bu konuda Rusya’nın ve uluslararası topluluğun takdirini beklediklerini söyledi.

            Talat, Rus hükümetinin Annan Raporu ile ilgili değerlendirmesinin hem Kıbrıs Türkü hem de tüm Kıbrıs için çok önem taşıdığını belirtti.

            Başbakan Talat, bu sabah CTP Genel Merkezi’nde Rusya Büyükelçisi Andrey Nestrenko ve müsteşarı Valeri Maslin’i kabul etti.

            Nestrenko, görüşmenin başında yaptığı açıklamada, Talat ile görüşmekten onur ve mutluluk duyduğunu vurgulayarak, görüşmede Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele alacaklarını söyledi.

            Nestrenko, “Rusya’nın Annan Raporu ile ilgili yorumu nedir” şeklindeki soru üzerine, rapor üzerindeki çalışmalarını sürdürdüklerini çünkü geniş bir rapor olduğunu, ayrıntılı öneriler ve formüller içerdiğini, önümüzdeki hafta sonuna doğru raporla ilgili değerlendirmeler ve danışmalarını bitirip konuyla ilgili açıklama yapacaklarını söyledi.  

            Başbakan Talat ise, Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olduğunu anımsatarak, “Hükümetinizin Annan Raporu’nu değerlendirmesi ve konuyla ilgili kararı bizim için de, Kıbrıs’ın tümü için de çok önemli. Rapor için sizden detaylı ve dikkatli bir inceleme bekliyoruz” dedi.

            Rusya’nın izolasyon nedeniyle büyük sıkıntılar, ekonomik güçlükler çeken Kıbrıs Türkü’ne destek vermesini beklediklerini kaydeden Talat, adanın yeniden birleşmesi için destek verdiklerini, Kıbrıs Türkü’nün yeniden birleşmeden yana olduğunu söyledi.

YENIDUZEN 04/06/2004

Kıbrıs Türk devleti" tanınabilir

ERDOĞAN'DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA: TC Başbakanı Erdoğan, "Büyük ihtimalle bu toplantıda, KKTC, Annan Planı'nda olduğu şekliyle Kıbrıs Türk devleti olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıyadır. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette" dedi

BÜYÜK ORGANİZASYONLAR: Başbakan Erdoğan, Türkiye'de yapılan büyük organizasyonlara da dikkat çekti ve bu konuda OECD ve Dünya Gazeteler Birliği toplantılarını örnek verdi, Eurovision'un da aynı şekilde noktalandığını hatırlattı. Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda, ardından AB ve İslam Konferansı Örgütü müşterek toplantısı ile İKÖ Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısının yine Türkiye'de yapılacağını söyledi

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ay içinde yapılacak İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları toplantısında, KKTC'nin, Annan Planı'ndaki şekliyle "Kıbrıs Türk devleti" olarak tanınabileceğine ilişkin çok önemli bir açıklama yaptı.

TC Başbakanı Erdoğan, "Büyük ihtimalle bu toplantıda, KKTC, Annan Planı'nda olduğu şekliyle Kıbrıs Türk devleti olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıyadır. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette" dedi.

Erdoğan bu açıklamayı dün katıldığı İstanbul Sanayi Odası Meclis Komiteleri toplantısında yaptı.

Erdoğan, İstanbul Sanayi Odası'nın, "İstanbul Sanayi Forumu" başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD toplantısının dün sona erdiğini, Dünya Gazeteler Birliği toplantısının başarıyla yapıldığını, Eurovision'un da aynı şekilde noktalandığını hatırlattı.

TC Başbakanı Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda yapılacağını, ardından AB ve İslam Konferansı Örgütü müşterek toplantısının da yine Türkiye'de yapılacağını anlattı.

İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısının da Türkiye'de yapılacağına işaret eden Erdoğan, "Ve bu toplantıdan da büyük ihtimalle KKTC, Annan Planı'ndaki olduğu şekliyle Kıbrıs Türk devleti olarak orada ilan edilme durumuyla şu anda inşallah karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette" dedi.

Erdoğan burada hem sanayicilerin sorunlarını dinledi, hem de gündemdeki konuları değerlendirdi.

Tüpraş'la ilgili olarak, hükümetin mücadeleden yılmayacağını söyleyen Erdoğan, "Yargı iki kere iki dört anlayışıyla yürümüyor. Bir kısmı şöyle, bir kısmı böyle diyor. Biz yürütme olarak süratle bu işi nasıl aşarız, onu düşünüyoruz" dedi.

Bürokrasinin hükümetin uygulamaları önünde engel olduğuna da değinen Erdoğan, bürokratik oligarşinin siyasetle çok ciddi bir savaş verdiğini savundu.

KIBRIS 06/06/04

Papadopulos'tan ikinci referanduma "hayır"

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Annan Planı'nı yeniden oylamak için Rum halkının önüne getirmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Politis ve diğer gazetelere göre Papadopulos, bulunduğu ABD'de, Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi" (PSEKA), Amerika Rum Federasyonu ve başka Rum örgütlerinin düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmada, ikinci kez referandum yapılmasının, Rum halkına ağır bir hakaret olacağı görüşünü öne sürdü.

Politis gazetesine göre Papadopulos konuşmasında, Kıbrıs Rum tarafının, Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak yeni bir girişimde, müzakere etmeyi ve çözüme ulaşmayı arzuladığını belirtti.

Kıbrıs Rumlarının niye Annan Planı reddettiğini izah eden Papadopulos, gerçek zorlukların şimdi başladığını, çünkü "büyük çıkarların tehlikeye girdiğini" savundu, şöyle konuştu :

"ABD ve İngiltere, Türkiye'ye hizmet etmede öncü rol oynuyor. 24 Nisan mesajı, ne geri dönüş, ne de düzeltme olmadığı yönündeydi. Referandumdan 24 saat sonra Kıbrıs Cumhuriyeti lağvedilecekti ve onun yerini sözde 'yeni durum' alacaktı. Hata yaptığımızın tespiti halinde ise, bunun geriye dönüşü yoktu.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la yaptığım görüşme, görüş alış verişi ve özellikle ismini taşıyan planı Kıbrıs Rum halkının niye reddettiğinin izah edilmesi için iyi bir fırsat teşkil etti.

Yasa gereği, bir referandumu ben ilan ettiğime göre, aynı planı (Annan Planı'nı) yeniden halkın önüne getirmem söz konusu değildir. Çünkü bu, ağır bir hakaret olacaktır.

Kıbrıs Rum tarafı çözüm arzuluyor. Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak yeni bir girişimde müzakereye hazırdır."

Haravgi gazetesine göre Papadopulos referanduma değindiği konuşmasında, şunlara da dikkat çekti:

"Sorumluluk, sadece bizim neslimizde ve sadece evet veya hayır oyu verenlerde değildir; gelecek nesilleri de kapsıyor. Devletin lağvedilmesine karar vermek için imzan gerektiğinde, sadece Türkiye'nin iyi niyetine dayanamazsın...

Bizler bu dünyada geçiciyiz. Hiç kimse atalarımın toprağını silemez. Ülkenin geleceği için evet veya hayır kararına imza atma ağırlığının yalnızlığını hiç kimse tahayyül edemez."

Haberde, dış Rumlar örgüt liderlerinin ise etkinlik sırasında yaptıkları konuşmalarda, ABD'deki tüm örgütlerin Kıbrıs Rumlarının yanında olduğunu ve "Kıbrıs halkının" haklı davası için mücadeleyi aynı yoğunlukla sürdüreceği güvencesini verdiği kaydedildi.

Görüşmede anlaşmazlık

Haravgi gazetesine göre Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşmesinde, bazı konularda anlaşmazlık olduğunu teyit etti.

Hrisostomidis, genel sekreterin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda da, bazı konularda Papadopulos-Annan arasında görüş farklılığı ortaya çıktığını, anlaşmazlıkların Kıbrıs Türklerine yönelik önlemlerde odaklandığını belirtti.

Hrisostomidis, "Kıbrıs Türklerinin ekonomik açıdan rahatlatılmalarıyla ilgili ilk öneriyi Kıbrıs Rum tarafının yaptığını ve başka tedbirlere yönelmeye de hazır olduklarını, ancak bu tedbirlerin doğrudan veya dolaylı tanınmaya yol açacak şekilde olmaması gerektiğini" vurguladı.

Hrisostomidis, genel sekreterin raporundaki bazı hususlar için Kıbrıs Rum tarafının görüşlerini yansıtan yanıtın hazırlığına başlandığını da ekledi.

KIBRIS 06/06/04

İngilizler, KKTC'deki "Rum mallarını" satıyormuş

Gazete, aldığı bilgilere dayanarak, Baf'ta emlak büroları olan iki İngiliz'in, sözde "Rumlara ait olan" KKTC'deki mülkleri, özellikle İngiliz ve Almanlara sattıklarını iddia etti.

Şikayet ettiler

Habere göre Baf Emlakçılar Birliği, konu hakkında Rum dışişlerine şikayette bulundu.

İsminin gizli tutulmasını isteyen bir emlakçi, konunun dışişleri bakanlığınca ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini söyledi.

Gazete, Manchester'de düzenlenecek olan emlak fuarında, Kıbrıslı Türklerin, KKTC'de mülk almanın avantalarına ilişkin seminerler düzenleyeceklerini de yazdı. Gazete, konu hakkında Rum Dışişleri Bakanlığı'na bilgi verildiğini belirtti.

Habere göre, Emlakçılar Derneği Rum Dışişleri Bakanlığı'ndan, fuara bir sorumlu göndermesini ve satışlardan doğacak tehlikeleri anlatmasını, ayrıca olayların anlatılması için broşür hazırlanmasını talep etti.

KIBRIS 06/06/04

Denktaş'tan 'Talat-Erdoğan' görüşmesine: Biraz tuhafıma gitti!

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın dün aniden İstanbul'a giderek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesiyle ilgili olarak, ''İstişare ederek gitmesi lazım. Biraz tuhafıma gitti'' dedi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulü sırasında konuyla ilgili şunları söyledi:
      ''Başbakan gidiyor, mal-mülk konusunda ne yapılacak diye Türkiye ile konuşuyor. Hükümet başkanı olarak hakkıdır ama burada benimle, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek gitmesi lazım. Temel konularda öneri götürecekse Meclis'te bile bunu tartışarak götürmesi lazım.
      Gidip ne konuştuğunu ben bilmiyorum. Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir, Başbakan istedi diye bir şey kabul edilir, ondan sonra biz burada birbirimize düşeriz. Doğru değil, biraz tuhafıma gitti.'' Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat ile bugün Cumhurbaşkanlığı'nda yemekte biraraya geleceklerini de söyledi.

MILLIYET 07/06/04

Talat: Oldukça yararlı bir görüşme yaptık


      KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, dün İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ''çok yararlı olduğunu'' söyledi.
      Talat, görüşmeyle ilgili olarak Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, Türk hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta olduklarını belirterek, Başbakan Erdoğan ile de sürekli telefonla görüşerek, durum değerlendirmesi yaptıklarını, bu kez yüz yüze gelerek değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydetti.
      Talat, ''Bunu fırsat bilerek sayın Erdoğan ile pazar gününü değerlendirdik. Çok yararlı bir görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen noktadaki şartları, ne gibi açılımlar yapabileceğimizi, önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte değerlendirme fırsatı bulduk'' diye konuştu.
      ''Bu temasların devam edeceğini, gerektiğinde Başbakan Erdoğan ile yeniden bir araya gelebileceklerini, bunun çok doğal olduğunu, bu nedenle ziyaretinin olağanüstü bir özelliği olmadığını'' ifade eden Talat, ''Hafta içinde ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için pazar gününü değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme yaptık'' diye konuştu.
      Başbakan Erdoğan'ın, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ile ilgili açıklamasını da değerlendiren Talat, ''İKÖ'nün Cidde'de yapılan toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık 'cemaat' olarak değil Annan planında ifade edildiği şekliyle 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak İKÖ'ye gözlemci üye olmasına ilişkin bir karar alındığını, hatta bir tasarı hazırlandığını'' kaydetti.
      Talat, Erdoğan'ın açıklamasında buna dikkat çektiğini söyledi.
      ''Toplumda referandumda kabul edilen anayasanın yürürlüğe koyulması ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adının 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak değiştirilmesi konusundaki çağrıların çoğaldığına'' ilişkin bir soru üzerine Talat, anayasa ve ''Kıbrıs Türk Devleti'' isminin Annan planının bir parçası olduğunu belirtti.
      Kıbrıs Türk halkının yüzde 65 ''evet'' oyuna karşılık, Rumların planı reddetmesiyle bunların yürürlüğe girmediğini anlatan Talat, kendi bakış açısından bunun yararlı bir adım olarak değerlendirilebileceğini, ancak hukuki açıdan bir yorum yapamayacağını söyledi.
      Talat, ''Devletin adını değiştirmek ne getirir, ne götürür bilimsel ve hukuksal açıdan çok iyi hesaplayıp ona göre adım atmak gerekir'' dedi.

MILLIYET 07/06/04

Everest'ten Kıbrıs'a birlik mesajı

07/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Himalayalar'ın Everest doruğunda artık Kıbrıs Rum bayrağı da dalgalanıyor. Everest'i fetheden ilk Kıbrıslı Rum, İzmir'de 1972'de düzenlenen Akdeniz Oyunları'nda Yunanistan formasıyla koşan ve 400 metrede altın madalya kazanan Kiriakos Onisiforu oldu. Onisiforu, Radikal'e yaptığı açıklamada "8370 metre yüksekliğe Kıbrıs bayrağını diktim. Kıbrıs sorununun çözülmesini ve Kıbrıslı bir Türkle birlikte yine aynı tepeye tırmanarak bayrağımızı birlikte dikmemizi dilerim" dedi.
Yunanistan'dan bazı dağcılarla birlikte Everest'e iki ay süren tırmanışa geçen Onisiforu, 17 Mayıs'ta 'Kıbrıs Cumhuriyeti' bayrağını dikebildi. 50 yaşındaki eski atlet, hedefine ulaşmak için eksi 40 derece soğuğa dayandığını belirterek, 7 bin metrenin üzerinde oksijen oranı yüzde 85 azalıyordu" diye konuştu.

Türkiye'den bir ricası var
Larnaka'da yaşayan dağcının, Türkiye Atletizm Federasyonu'ndan gazetemiz aracılığıyla bir talebi oldu. 1972'de İzmir'de kazandığı altın madalyayı, 1974'te Maraş'ta bırakarak güneye geçtiğini belirten Onisiforu, şöyle konuştu: "Türk yetkililerden bu madalyanın bir kopyasını bana vermelerini istiyorum. Böyle bir jestte bulunulursa madalyayı almak için Türkiye'ye gitmeye hazırım."

De Soto Rumlara öfkeli

07/06/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - BM ile Rum lideri Tasos Papadopulos arasındaki düello sürüyor. Önceki gün Papadopulos'un BM'ye çatmasına Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto yanıt verdi. Rum Politis gazetesine konuşan De Soto, "Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok" dedi. Rumların planı 'güvenlik' endişeleriyle reddettiği gerekçesinden emin olmadıklarını belirten De Soto, "Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor" diye konuştu.

'KKTC tanınıyor demedim'

07/06/2004 RADIKAL

SAKARYA - Başbakan Tayyip Erdoğan, KKTC'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki
(İKÖ) temsiliyle ilgili sözlerinin yanlış anlaşıldığını açıkladı.
"KKTC'nin tanınacağını söylemedik, tanınma olayı farklıdır" diyen Erdoğan KKTC'nin İstanbul'daki İKÖ toplantısına gözlemci sıfatıyla katılması için hazırlıklar yapıldığını söyledi. Erdoğan, KKTC'nin İKÖ toplantısında, Annan Planı'ndaki ifadeyle 'Kıbrıs Türk Kurucu Devleti' sıfatıyla yer alabileceğini vurguladı. Dün sabah KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı İstanbul'daki evinde kabul eden Erdoğan, özellikle ekonomik alanda KKTC'ye yönelik tecridin kaldırılması için uluslararası alanda tüm gayretin gösterileceğini söyledi. (ntv, aa)

Papadopulos'un gelecek için fikri yok

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto Güney’de yayınlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetimi lideri ''Tasos Papadopulos'un, geleceğe dair hiçbir fikrinin olmadığını'' söyledi.

Politis gazetesini BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’yla yaptığı söyleşiyi okurlarına şöyle aktardı:

“Soru: Kıbrıslı Rumların Kuzey’de bir Tayvan tipi durumla karşı karşıya kalmaları mümkün mü?

Yanıt: Bilmiyorum, ancak meydana gelen gelişmeler ve Kıbrıslı Türklerin bu plana yaklaşım şekilleri ve de çok net olarak Kıbrıslı Türkler arasında çok yapıcı bir liderlik olması nedeniyle, kalkınmaları için çok uzun süre beklemeleri gerekmeyeceği izlenimine sahibim. Bunun, çok daha erken olacağını öngörürdüm. Tayvan’ın bugünkü kalkınma düzeyine ulaşması çok daha uzun bir zaman aldı. Bu ikisi (Tayvan ve Kıbrıslı Türkler) mukayese edilebilir mi bilmiyorum.

Soru: BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi’nden, uluslararası camiadan ve hatta Başkan Papadopulos’tan Kıbrıslı Türklerin izolasyon statülerine son verilmesini isterken, bu yeni durumun en fazla 1-2 yıl içinde adanın daimi olarak bölünmüşlüğünü gündeme getirmeyeceği garantisini verebilir misiniz?

Yanıt: Sanırım birinci olarak; Kıbrıslı Türkler yeniden birleşmeye derinden bağlıdır ve kısıtlamaların yumuşatılma derecesinden bağımsız olarak, bugün konulan engeller kalkıyor, hiçbir şey Kıbrıs’ın AB’a üyeliğiyle çelişemez. Böylece, -Papadopulos’un da dediği gibi- bir çözümden ve yeniden birleşmeden başka bir tali çözüm seçeneği yoktur.

İkinci olarak; engellerin ve kısıtlamaların kalkması halinde, çözüme yönelik teşviklerin azalacağı düşüncelerinin geçerli olmadığına inanıyorum. Çünkü Kıbrıslı Türkler, fedakarlıklar yapmak zorunda kalsalar bile çözümü desteklemeyi sürdüreceklerini net şekilde ilan ettiler. Kıbrıslı Türklerin 2/3’ü çözümü destekliyor. Çözümün uygulanmasıyla Kıbrıslı Türk nüfusun 1/3’ü yeniden yer değiştirmek zorunda kalacak. Bu, çoğunun ilk yer değiştirmesi olmayacak. Onlar için çok katı ve karar aldılar. Bu nedenle çözüm isteklerinin ortadan kalkması olasılığı olamaz ve Genel Sekreter, tanımadan bahsetmediğini net şekilde ortaya koydu.

Soru: Yani, bu isteğin 2-3 yıl daha böyle kalacağına mı inanıyorsunuz?

Yanıt: Evet, ancak Kıbrıslı Türklerin yeniden birleşme arzularının idame ettirilip ettirilmeyeceği konusunda Kıbrıslı Rumların da aynı arzuyu göstermesi önemlidir.

Soru: Genel Sekreter’in raporu Başkan Papadopulos tarafından çok olumsuz bulundu. Tepkisinin temel unsurlarından biri, olayların aksettiriliş şeklinin gerçekleri yansıtmadığıydı. Papadopulos’a göre bu nedenle Genel Sekreter objektif değildi. Buna tepkiniz nedir?

Yanıt: Papadopulos Genel Sekreter’e karşı olduğunu söyledi. Rapordaki belirsizliklerden bahsetti, Genel Sekreter’in ifade ettiklerine katılmadığını belirtti, ancak objektif olmadığını söyleme noktasına gelmedi. Papadopulos’un farklı görüşte olduğu, kendi tezlerini koruduğu kabul edilebilir. Esasen, ne olduğu konusundaki ve plan konusundaki analize katılmayabilir. Bizim de Papadopulos’un 7 Nisan’daki konuşmasında yaptığı analize katılmamamız şaşkınlık yaratmaz.

Soru: Çözüm olarak BM’nin talep ettiği ile Başkan Papadopulos’un beklediği arasında tamamen farklı bir analiz olduğunu mu söylüyorsunuz?

Yanıt: O noktaya varmıyorum. Bizim, neler olduğuna ve Annan planının ne anlama geldiğine ilişkin tamamen farklı bir analizimiz olduğunu söylüyorum. Bunu bazı çekincelerle söylüyorum, çünkü Bay Papadopulos Kofi Annan’a; raporu henüz aldığını ve göz atmaya vakti olmadığını -sanırım, ‘to digest’ kelimesini kullandı- söyledi. Yorumunu Genel Sekreter’e daha sonra ve muhtemelen yazılı olarak vereceğini de söyledi.  O zaman, görüş ayrılığının derinliğini görmemiz gerekir.

Soru: Yanlış anlamadıysak Annan-Papadopulos görüşmesinden sonra gelecekte ne olacağına dair de görüş ayrılığı bulunuyor.

Yanıt: Papadopulos’un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu. Elbette, Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı fikirleri var.

Soru: Güven yaratıcı önlemler gibi mi?

Yanıt: Evet, öyle şeyler. Yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği alanlardaki zorluklara işaret etti.  Bu alanları, ayrıntıya girmeden ifade etti.

Soru: Size göre toplu değişiklikler mi istiyor?

Yanıt: Elbette ki bunları toplu değişiklikler olarak ifade etmedi, ancak, bazı alanlarda değişikliklere ihtiyaç olduğunu ve işleyebilirlik konusundaki iyileştirmelerden memnun olmadı diyelim. Annan ve Papadopulos’un bu noktada uzlaşamadıkları açıktır. Çünkü biz, planda bu meseleyle ilgili özlü iyileşme olduğuna inanıyoruz.

Soru: ‘Hayır’ kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos’u kişisel olarak sorumlu mu görüyorsunuz?

Yanıt: Annan’ın raporunda, Bay Papadopulos’un 7 Nisan tarihindeki planla ilgili halka konuşması konusundaki kaydettikleriyle sınırlı kalacağım. Genel Sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline katılmadığını ortaya koydu. Annan, Papadopulos’la görüşmesi sırasında buna değinmedi.  Aksine, görüşmeleri; Papadopulos’u iyi karşılayıp ona; ‘şu anda raporum elindedir, geleceğe bakalım’ sözleriyle başladı. Bu konulara girmedi.

Soru: Annan raporunda, bir şekilde Rumların güçlü hayır yanıtına bir yorum getirmeye çalışıyor. İki toplumlu, iki kesimli federasyon modeline dayanan bir dostluk programı olarak yeniden birleşme çözümünün reddedilmesi miydi yoksa, size göre başka bir şey mi oluyor?

Yanıt: Annan planının neden reddedildiği sorusuna sadece Kıbrıslı Rumlar yanıt verebilirler.  Biz halen bunu tam olarak anlamaya çalışıyoruz. Exit Polls’ta gördüklerimizden halen tatmin olmuş değiliz. Exit Polls tatmin edici gösterge değil. Mesela Exit Polls’da çoğu kişi, Kıbrıslı Rumların %75’inin güvenlik gerekçeleriyle planı reddettiğini söyledi. Ancak, korktukları şeyin bu olduğu açık olmadığı için, hayır yanıtı verdiklerinden emin değiliz. Çünkü Annan planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu.  Bize göre bu, mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedi. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor.”

HALKIN SESI 07/06/04

Denktaş: Talat bizimle görüşmeli

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın dün aniden İstanbul’a giderek Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesiyle ilgili olarak,  “İstişare ederek gitmesi lazım, biraz tuhafıma gitti” dedi.

            Bir kabulünde konuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, şunları söyledi:

“Başbakan gidiyor, mal-mülk konusunda ne yapılacak diye Türkiye ile konuşuyor...Hükümet başkanı olarak hakkıdır ama burada benimle, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek gitmesi lazım. Temel konularda öneri götürecekse Meclis’te bile bunu tartışarak götürmesi lazım. Gidip ne konuştuğunu ben bilmiyorum. Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir, Başbakan istedi diye birşey kabul edilir, ondan sonra biz burada birbirimize düşeriz... Doğru değil, biraz tuhafıma gitti...”

            Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat’la Cumhurbaşkanlığı’nda öğle yemeğinde bir araya geleceklerini de söyledi

YENIDUZEN 07/06/04

Talat yurda döndü

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün sabah ani bir kararla gittiği İstanbul’da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından dün akşam saat 23.15’te adaya döndü.

Başbakan Talat Ercan Havaalanı’nda TAK muhabirine yaptığı açıklamada Türkiye hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta olduklarını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la da sürekli şekilde telefonla görüşerek durum değerlendirmesi yapmakta olduklarını, bu kez yüz yüze gelerek değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydeden Başbakan  Talat, “Bunu fırsat bilerek sayın Erdoğan’la Pazar gününü değerlendirdik. Çok yararlı bir görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen noktadaki şartları, ne gibi açılımlar yapabileceğimizi, önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte değerlendirme fırsatı bulduk” dedi.

            Bu temasların devam edeceğini, gerektiğinde Başbakan Erdoğan’la yeniden bir araya gelebileceklerini, bunun çok doğal olduğunu, bu nedenle ziyaretinin olağanüstü bir özelliği olmadığını ifade eden Başbakan Talat, “Hafta içinde ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için Pazar gününü değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme yaptık” şeklinde konuştu.

            Başbakan Erdoğan’ın İKÖ ile ilgili açıklamasını da değerlendiren Talat, İK֒nün Cidde’de gerçekleştirilen toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık “cemaat” olarak değil Annan Planı’nda ifade edildiği şekliyle “Kıbrıs Türk Devleti” olarak İK֒ye gözlemci üye olmasına ilişkin bir karar alındığını, hatta bir tasarı hazırlandığını anımsatan Talat, Başbakan Erdoğan’ın açıklamasında buna dikkat çektiğini söyledi.

            Toplumda referandumda kabul edilen Anayasanın yürürlüğe konması ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adının “Kıbrıs Türk Devleti” olarak değiştirilmesi konusundaki çağrıların  çoğalmasına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Talat, anayasa ve “Kıbrıs Türk Devleti” isminin Annan Çözüm Planı’nın bir parçası olduğunu söyledi.

YENIDUZEN 07/06/04

Ledra Palas'ta buluşma

Bazı Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri, Slovakya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen “rutin ortak toplantılar” çerçevesinde bugün ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de bir araya geldi.

            Sosyalist Kıbrıs Partisi’nin ev sahipliğinde saat 10.15’te başlayan toplantıda, siyasi partilerin Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmelerle ilgili görüş alış verişinde bulunmaları bekleniyor. Toplantı sonrasında yazılı bir açıklama yapılacak.

KKTC’den Sosyalist Kıbrıs Partisi, CTP, DP, TKP, YBH, ÇABP ile BKP’nin katıldığı toplantıda, Güney Kıbrıs’tan AKEL, DİSİ, DİKO, Kıbrıs Yeşiller Partisi, ADİK, Avrupa Demokratik Yenilenme Parti ve Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK) ile Birleşik Demokratlar (EDİ) parti başkanları ve yetkilileri hazır bulundu.

            Slovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Jan Varso’nun başkanlığında gerçekleşen toplantıya, CTP’den Mehmet Ali Talat ve Kutlay Erk; DP’den Kudret Akay ve Engin Arı; TKP’den Hüseyin Angolemli, Güngör Günkan, Levent Birinci; YBH’dan Alpay Durduran ve Rasıh Keskiner; BKP’den de İzzet İzcan ve Özker Özgür katılırken; BDH’dan Mustafa Akıncı ve Mine Yücen; Sosyalist Kıbrıs Partisi’nden Kazım Öngen, Mehmet Süleymanoğlu; ÇABP’dan Ali Erel ve Mustafa Damdelen; Güney Kıbrıs’tan ise AKEL’den Dimitris Hristofyas, Eleni Mavru; DİSİ’den Averof Neophitu ile Keti Klerides, DİKO’dan Nikos Kleanthus, Rogiros Kirris; EDEK’ten Yannakis Omiru, Marios Karatzias; EDİ’den Yorgo Vasiliu ile Andreas Ladas, Avrupa Demokratik Yenilenme Partisi’nden Antanois Paskalides ve Markos Pasis; ADİK’den Yiannis Papadopulos ile Edrin Yosifides katıldı. YENIDUZEN 07/06/04

Geleceğe dair hiçbir fikri yok

SOMUT ÖNERİ YAPAMIYOR... De Soto: Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu. Elbette Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı fikirleri var

RUMLARIN "GÜVENLİK" ENDİŞESİNİ ANLAYAMIYORUZ... "Rumların çoğunluğu, Annan Planı'nı 'güvenlik' gerekçesiyle reddettiğini belirtiyor. Bundan emin değiliz. Rumların planı reddetme nedenlerini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor"

Birleşmiş Milletler (BM) genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, geleceğe dair hiçbir fikrinin olmadığını söyledi.

De Soto, Rum kesimine yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın geçen hafta Papadopulos ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, şunları söyledi:

"Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu. Elbette Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı fikirleri var."

De Soto, "Güven yaratıcı önlemler gibi mi?" sorusuna karşılık şunları kaydetti:

"Evet, öyle şeyler. Yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği alanlardaki zorluklara işaret etti. Bu alanları ayrıntıya girmeden ifade etti."

De Soto, "Hayır kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak sorumlu görüyor musunuz?" sorusu üzerine şunları söyledi:

"Annan'ın, raporunda Papadopulos'un 7 Nisan tarihindeki planla ilgili konuşması hakkında kaydettikleriyle sınırlı kalacağım. Genel sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline katılmadığını ortaya koydu. Annan, Papadopulos ile görüşmesi sırasında buna değinmedi. Aksine, Papadopulos'u iyi karşılayıp ona, 'şu anda raporum elindedir, geleceğe bakalım' dedi. Bu konulara girmedi."

De Soto başka bir soru üzerine, Rumların çoğunluğunun Annan Planı'nı "güvenlik" gerekçesiyle reddettiğinin belirtildiğine işaret ederek, bundan emin olmadıklarını ve Rumların planı reddetme nedenlerini anlamaya çalıştıklarını söyledi.

De Soto, "Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor" diye konuştu.

Sorular ve cevapları

Politis'in BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'yla yaptığı söyleşiyi "Geleceğe Dair Görüşü Yok -Alvaro de Soto'dan Tasos'a Sert Eleştiri- De Soto'nun Politis'e Özel Söyleşisi: 'Tayvan mı? Kıbrıslı Türkler Daha İyisini Yapabilir" başlığıyla manşete çıkardı.

Gazete, De Soto'yla yaptığı söyleşiyi okurlarına şöyle aktardı:

Soru: Kıbrıslı Rumların kuzeyde bir Tayvan tipi durumla karşı karşıya kalmaları mümkün mü?

Yanıt: Kastettiğinizin ne olduğunu tam anladığımdan emin değilim.

Soru: Sözde KKTC'ye Tayvan gibi tanınmamış bir devlet statüsü verilmesi.

Yanıt: Bilmiyorum, ancak meydana gelen gelişmeler ve Kıbrıslı Türklerin bu plana yaklaşım şekilleri ve de çok net olarak Kıbrıslı Türkler arasında çok yapıcı bir liderlik olması nedeniyle, kalkınmaları için çok uzun süre beklemeleri gerekmeyeceği izlenimine sahibim. Bunun, çok daha erken olacağını öngörürdüm. Tayvan'ın bugünkü kalkınma düzeyine ulaşması çok daha uzun bir zaman aldı. Bu ikisi (Tayvan ve Kıbrıslı Türkler) mukayese edilebilir mi bilmiyorum.

Soru: BM genel sekreteri, Güvenlik Konseyi'nden, uluslararası camiadan ve hatta başkan Papadopulos'tan Kıbrıslı Türklerin izolasyon statülerine son verilmesini isterken, bu yeni durumun en fazla 1-2 yıl içinde adanın daimi olarak bölünmüşlüğünü gündeme getirmeyeceği garantisini verebilir misiniz?

Yanıt: Sanırım birinci olarak; Kıbrıslı Türkler yeniden birleşmeye derinden bağlıdır ve kısıtlamaların yumuşatılma derecesinden bağımsız olarak, bugün konulan engeller kalkıyor, hiçbir şey Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle çelişemez. Böylece, -Papadopulos'un da dediği gibi- bir çözümden ve yeniden birleşmeden başka bir tali çözüm seçeneği yoktur.

İkinci olarak; engellerin ve kısıtlamaların kalkması halinde, çözüme yönelik teşviklerin azalacağı düşüncelerinin geçerli olmadığına inanıyorum. Çünkü Kıbrıslı Türkler, fedakarlıklar yapmak zorunda kalsalar bile çözümü desteklemeyi sürdüreceklerini net şekilde ilan ettiler. Kıbrıslı Türklerin 2/3'ü çözümü destekliyor. Çözümün uygulanmasıyla Kıbrıslı Türk nüfusun 1/3'ü yeniden yer değiştirmek zorunda kalacak. Bu, çoğunun ilk yer değiştirmesi olmayacak. Onlar için çok katı ve karar aldılar. Bu nedenle çözüm isteklerinin ortadan kalkması olasılığı olamaz ve genel sekreter, tanımadan bahsetmediğini net şekilde ortaya koydu.

Soru: Yani, bu isteğin 2-3 yıl daha böyle kalacağına mı inanıyorsunuz?

Yanıt: Evet, ancak Kıbrıslı Türklerin yeniden birleşme arzularının idame ettirilip ettirilmeyeceği konusunda Kıbrıslı Rumların da aynı arzuyu göstermesi önemlidir.

Soru: Genel sekreterin raporu, başkan Papadopulos tarafından çok olumsuz bulundu. Tepkisinin temel unsurlarından biri, olayların aksettiriliş şeklinin gerçekleri yansıtmadığıydı. Papadopulos'a göre bu nedenle genel sekreter objektif değildi. Buna tepkiniz nedir?

Yanıt: Papadopulos, genel sekretere karşı olduğunu söyledi. Rapordaki belirsizliklerden bahsetti, genel sekreterin ifade ettiklerine katılmadığını belirtti, ancak objektif olmadığını söyleme noktasına gelmedi. Papadopulos'un farklı görüşte olduğu, kendi tezlerini koruduğu kabul edilebilir. Esasen, ne olduğu konusundaki ve plan konusundaki analize katılmayabilir. Bizim de Papadopulos'un 7 Nisan'daki konuşmasında yaptığı analize katılmamamız şaşkınlık yaratmaz.

Soru: Çözüm olarak BM'nin talep ettiği ile başkan Papadopulos'un beklediği arasında tamamen farklı bir analiz olduğunu mu söylüyorsunuz?

Yanıt: O noktaya varmıyorum. Bizim, neler olduğuna ve Annan Planı'nın ne anlama geldiğine ilişkin tamamen farklı bir analizimiz olduğunu söylüyorum. Bunu bazı çekincelerle söylüyorum, çünkü Bay Papadopulos, Kofi Annan'a; raporu henüz aldığını ve göz atmaya vakti olmadığını -sanırım, 'to digest' kelimesini kullandı- söyledi. Yorumunu genel sekretere daha sonra ve muhtemelen yazılı olarak vereceğini de söyledi. O zaman, görüş ayrılığının derinliğini görmemiz gerekir.

Soru: Yanlış anlamadıysak Annan-Papadopulos görüşmesinden sonra gelecekte ne olacağına dair de görüş ayrılığı bulunuyor.

Yanıt: Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu. Elbette, Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı fikirleri var.

Soru: Güven yaratıcı önlemler gibi mi?

Yanıt: Evet, öyle şeyler. Yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği alanlardaki zorluklara işaret etti. Bu alanları, ayrıntıya girmeden ifade etti.

Soru: Size göre toplu değişiklikler mi istiyor?

Yanıt: Elbette ki bunları toplu değişiklikler olarak ifade etmedi, ancak, bazı alanlarda değişikliklere ihtiyaç olduğunu ve işleyebilirlik konusundaki iyileştirmelerden memnun olmadı diyelim. Annan ve Papadopulos'un bu noktada uzlaşamadıkları açıktır. Çünkü biz, planda bu meseleyle ilgili özlü iyileşme olduğuna inanıyoruz.

Soru: Şu anda elimizde, Kıbrıslı Rumların %76'sının Annan Planı'na karşı olduğu olgusu var. Bizim anladığımız; genel sekreter, halkın talebine saygı duyduğuna işaret ediyor ve eleştirilerini kişisel olarak başkan Papadopulos üzerinde yoğunlaştırıyor. Planla ilgili olarak gelecekte meydana gelecek bir gelişmeye Papadopulos da ortak olabilir mi?

Yanıt: Papadopulos, Kıbrıslı Rumların seçilmiş lideridir. Kıbrıslı Rumların liderlerini biz seçmiyoruz. Ancak, her durumda, açıklıkla vurgulamak isterim ki, Annan'ın raporunda Kıbrıs Rum halkına yönelik herhangi bir eleştiri yoktur. Raporda işaret edildiği üzere; Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türkler gibi bir tercih yaptılar ve bu tercihe saygı gösterilmesi gerekiyor. Bizim yapmak istediğimiz; bu tercihi neden yaptıklarını anlamaktır. Sadece, genel bilgimizi iyileştirmek için değil, daha çok, gelecekteki her çabayla ilgili perspektiflerin neler olduğunu görmek istiyoruz.

Soru: "Hayır" kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak sorumlu mu görüyorsunuz?

Yanıt: Annan'ın raporunda, Bay Papadopulos'un 7 Nisan tarihindeki planla ilgili halka konuşması konusundaki kaydettikleriyle sınırlı kalacağım. Genel sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline katılmadığını ortaya koydu. Annan, Papadopulos'la görüşmesi sırasında buna değinmedi. Aksine, görüşmeleri; Papadopulos'u iyi karşılayıp ona; "şu anda raporum elindedir, geleceğe bakalım" sözleriyle başladı. Bu konulara girmedi.

Soru: Annan, raporunda, bir şekilde Rumların güçlü hayır yanıtına bir yorum getirmeye çalışıyor. İki toplumlu, iki kesimli federasyon modeline dayanan bir dostluk programı olarak yeniden birleşme çözümünün reddedilmesi miydi yoksa, size göre başka bir şey mi oluyor?

Yanıt: Annan Planı'nın neden reddedildiği sorusuna sadece Kıbrıslı Rumlar yanıt verebilirler. Biz halen bunu tam olarak anlamaya çalışıyoruz. Exit Polls'ta gördüklerimizden halen tatmin olmuş değiliz. Exit Polls tatmin edici gösterge değil. Mesela Exit Polls'ta çoğu kişi, Kıbrıslı Rumların %75'inin güvenlik gerekçeleriyle planı reddettiğini söyledi. Ancak, korktukları şeyin bu olduğu açık olmadığı için, hayır yanıtı verdiklerinden emin değiliz. Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu, mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedi. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor."

KIBRIS 07/06/04

Kayıplar ve mülkiyet konusunu değerlendirdi

SÜRPRİZ ZİYARET... Başbakan Talat'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ziyareti öncesine denk gelen Erdoğan- Talat zirvesinde kayıplar ve mülkiyet konusunun ön plana çıktığı öğrenildi. Önümüzdeki hafta içerisinde Strasbourg'da AİHM başkanı ile görüşecek olan Mehmet Ali Talat, burada kayıplar ve mülkiyet konularına ağırlık verecek

MÜLKİYET KONUSUNDA "PARÇA PARÇA UYGULAMA" FORMÜLÜ... Mülkiyet konusunda ise, Loizudu Davası'nda Türkiye'nin hüküm giymesi, hüküm sonrası öngörülen cezayı ödemesi ve buna bağlı olarak yüzlerce davanın sırada beklemesi görüşme süresinde ele alındı. Diplomatik kaynaklar, mülkiyet konusunda Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin parça parça uygulanabileceğini öne sürüyor

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün sabah İstanbul'a giderek Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Önümüzdeki hafta içerisinde Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkanı ile yapacağı görüşme öncesi Erdoğan ile bir araya gelen Talat'ın bu görüşmede izlenecek strateji üzerinde görüş-alışverişinde bulundukları öğrenildi.

Talat, "sürpriz" İstanbul ziyareti çerçevesinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Üsküdar'daki konutunda ziyaret ederek, bir süre görüştü. Başbakan Talat, Türkiye Başbakan Erdoğan'ın Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evine saat 10.40'ta gitti. Talat, burada Erdoğan'la yaklaşık 1 saat 45 dakika görüştü.

AİHM ziyareti öncesi ön görüşme

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın AİHM ziyareti öncesine denk gelen Erdoğan- Talat zirvesinde kayıplar ve mülkiyet konusunun ön plana çıktığı öğrenildi.

Önümüzdeki hafta içerisinde Strasbourg'da AİHM başkanı ile görüşecek olan Mehmet Ali Talat, burada kayıplar ve mülkiyet konularına ağırlık verecek.

Erdoğan- Talat görüşmesinin de ağırlıklı gündem maddesi mülkiyet ve kayıplar konusu oldu. AİHM'in kayıplar konusunda karar verme aşamasına gelmesi, Türk dışişlerinde de hareketlilik yaşanmasına ve titiz çalışmaların başlatılmasına neden oldu.

Mülkiyet konusunda ise, Loizudu Davası'nda Türkiye'nin hüküm giymesi, hüküm sonrası öngörülen cezayı ödemesi ve buna bağlı olarak yüzlerce davanın sırada beklemesi görüşme süresinde ele alındı.

Diplomatik kaynaklar, mülkiyet konusunda Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin parça parça uygulanabileceğini öne sürüyor.

Aynı kaynaklar Kıbrıs'ta bir çözüm olsa da olmasa da mülkiyetle ilgili bazı adımların atılması gerektiği üzerinde durdu.

AİHM'nin Loizudu davasında hükme varması ve Türkiye'nin bunu kabul ederek ödeme yapması sonrasında ortaya çıkan yeni durumun benzer sonuçlar doğurmaması için Annan Planı çerçevesinde yeni adımların atılması beklentisi de bulunuyor.

KIBRIS 07/06/04

Avrupa Liberaller Partisi Başkanı Graham Watson: KKTC'nin de facto tanınmasını destekliyoruz

Fileleftheros Gazetesi, Politiki ekinde, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un partisi DİKO ile Yorgo Vasiliu'nun partisi EDİ'nin bağlı oldukları, AP'nin üçüncü büyük partisi olan Avrupa Liberaller Partisi'nin başkanı Watson'la gerçekleştirilen bir röportaja yer verdi.

Watson, Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret ve KKTC havaalanlarının doğrudan uçuşlara açılması hususunda AB Komisyonu'nun sarf ettiği çabalar ve Verheugen'in bu konudaki açıklamaları konusundaki görüşünün sorulması üzerine şöyle konuştu:

"Böyle bir gelişmeyi memnunlukla karşılarım. AB içerisindeki seyahatleri kolaylaştırmak ve Kıbrıs'ın kuzey kesiminin ekonomik izolasyonuna son vermek için her şeyi yapabiliriz, bu yardımcı olur. Bundan dolayı, doğrudan uçuşları destekliyorum ve adanın tümünün AB'de temsil edilmesine zemin hazırlayacak bir hareket olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de facto tanınmasının (de facto recognition of the "TRNC") olması gerektiğine inanıyorum".

Habere göre Watson, hem Yunanistan'ı hem de Kopenhag kriterlerini tamamlaması durumunda Türkiye'yi AB'de görmek istediklerini belirtti ve şöyle konuştu:

"Ve Kıbrıs'ın halkını birlikte, barış içerisinde AB üyesi olarak görmek istiyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bazılarının bizim Yunanlıların tarafında olduğumuzu sanacaklarından hiç şüphem yok. Ancak Elen Kıbrıs'taki bazılarının da Türkleri desteklediğimizi var sayacaklarından da kuşku duymuyorum".

Watson ayrıca "ikinci bir referandumun, sadece, Kıbrıslı Rumların, daha fazla düşünmenin ardından, birleşik ve tanınmış bir adanın arzulandığına inanması önkoşuluyla gerçekleşebileceğini" de sözlerine ekledi.

KIBRIS 07/06/04

ABD: Seçenek, Annan Planı veya hiçbir plan

ABD, Kıbrıs konusundaki BM genel sekreterinin raporunu gerçekçi ve objektif olarak görüp kutluyor ve Kıbrıs konusunda bundan sonraki adımlardan söz etmenin erken olduğu belirtiliyor.

Alithia'ya göre, ABD Dışişleri Bakanlığı (State Department) sözcüsü Adam Ereli "Kıbrıs'ta iyi niyet misyonuyla ilgili BM genel sekreterinin raporunu memnunlukla karşılıyoruz. Olaylarla ilgili 26 sayfalık rapor doğru ve objektiftir" diye konuştu, genel sekreterin sonuç ve önerilerini ABD'nin desteklediğini belirtti.

"ABD'nin yakında Kıbrıs konusunda başka bir çabayla ilgilenip ilgilenmediğiyle ilgili" bir soruya ise, ABD'nin Annan Planı'nı desteklediğini söyleyen Ereli, "Mevcut seçenek Annan Planı veya hiçbir plandır" diye konuştu, mevcut seçeneğin Annan Planı ve başka bir plan arasında olmadığıyla ilgili Amerikan tutumunu tekrarladı.

"Bundan sonraki adımlarla ilgili sizinle paylaşacak hiçbir şeyim yoktur. Böyle bir şey için erken olduğuna inanıyorum" diyen Ereli, "planda olduğu gibi, raporun hazırlanmasında da ABD, genel sekreterle işbirliği yaptı mı?" sorusuna ise ABD'nin daha önceki planlarda olduğu gibi Annan Planı'nın hazırlanmasında da genel sekreterle çalıştığını söyledi.

Haravgi haberi "Annan Raporuyla İlgili ABD'nin Tepkisi Beklendiği Gibi... State Department Sözcüsü Planın Hazırlanmasında Genel Sekreterle İşbirliği Yapıldığını Söyledi" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 07/06/04

Gazeteci Şener Levent, Politis Gazetesi'ne demeç verdi: AP seçimlerine aday olma hakkım elimden alındı

Gazeteci Şener Levent'in AP seçimlerine aday olmak istediği ancak bu hakkının sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" tarafından aday listesine zamanında kayıt olmamasından dolayı elinden alındığı belirtildi.

Politis Gazetesi, Rum Yüksek Mahkemesi'ne başvuruda bulunan Levent ile gerçekleştirilen bir söyleşinin ilk bölümünü yayımladı.

Levent, Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen AP seçimlerinde adaylığının kabul edilmemesi ve Rum Yüksek Mahkemesi'ne başvuruda bulunmasına ilişkin ise "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda bir kişinin aday olması için önceden aday listesine yazılması gerektiği niteliğinin bulunmadığını, mahkeme tarafından haklı bulunacağına inandığını ve aksi durumda AİHM'ye başvuracağını" söyledi.

Söyleşide, görüşlerinin hiçbir Kıbrıs Türk veya Rum parti ile tam olarak uyuşmadığını da belirten Levent, DİSİ'nin referandumda "evet" cevabını desteklemesinin kendisini şaşırtmadığını, AKEL'in ise, tarihinde birçok büyük hata yaptığını kaydetti.

Levent, Başbakan M. Ali Talat'ın kendisini KKTC hükümetinde yer almaya çağırması durumunda ne yapacağı şeklindeki bir soruya ise "Talat ilk önce bizden özür dilemelidir" şeklinde cevap verdi.

KIBRIS 07/06/04

KKTC'de yarın 3 parti bir araya geliyor...


      KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (DP) ile Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin azınlığa düşmesiyle ortaya çıkan hükümet sorununa hafta içinde yeni bir formülle çözüm bulunması bekleniyor.
      Meclis'te grubu bulunan partiler arasında yoğun temaslarla nabız yoklamaların ardından, koalisyon ortakları CTP ve DP ile muhtemel yeni ortak Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) yarın üçlü bir toplantı yapması planlanıyor.
      BDH'nin gerek CTP, gerekse DP ile son görüşmelerinde ağırlıkla gündeme gelen üçlü koalisyon ihtimalinin ortak toplantıda şekillenmesi bekleniyor.
      Başkanlar düzeyinde yarın öğle saatlerinde yapılması planlanan toplantıda, Brüksel ziyareti için KKTC'den ayrılacak olan CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk temsil edecek.
      Talat başkanlığında yaklaşık 6 ay önce, 50 üyeli mecliste 26 çoğunlukla kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti, önce DP'den 2, ardından da CTP'den 1 milletvekilinin istifasıyla azınlığa düşmüştü. Ağırlıklı ihtimal olarak gündeme gelen, BDH'nin de katılımıyla üçlü koalisyonun kurulması halinde, hükümetin 50 sandalyeli Meclis'teki çoğunluğu 27'ye ulaşacak.

MILLIYET 08/06/04

KKTC'de yeni parti kuruldu...


      Kıbrıs Türk siyasi yaşamına, ''Yeni Parti'' adıyla yeni bir siyasi parti katıldı.
      Yaklaşık 70 kişilik kurucu listesiyle dün İçişleri Bakanlığı'nda tescil ettirilen Yeni Parti'nin kuruluşu, bugün düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu.
      Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) listesinden 14 Aralık seçimine girerek milletvekili olan ve bir süre önce partisinden istifa eden Nuri Çevikel'in de içinde olduğu bir grup tarafından kuruluşu açıklanan Yeni Parti'nin kurucuları basına açıklanmadı. Partinin kurucular kurulunun, daha sonra yapılacak görev bölümünün ardından partiye katılacak diğer isimlerle birlikte duyurulacağı bildirildi.
      Basın bildirisinde, ''herkese açık bir kitle partisi'' olarak kurulduğu ve belli bir ideolojiye sahip olmayacağı belirtilen Yeni Parti'nin, ''toplumsal bütünlüğü savunma, her türlü ayrımcılık ile imkan ve fırsat eşitsizliğini bertaraf etme hedefinde olduğu'' kaydedildi.
      Bildiride Yeni Parti'nin, ''Kıbrıs Türk halkının maddi ve manevi, sosyal ve iktisadi kalkınmasını en kısa zamanda ve sistemli bir şekilde ve adalet ölçüleri içinde gerçekleştirmeyi ve bu amaçla da AB normalarına uygun olarak devlette, siyasette, ekonomide ve hayatın her alanında yeniden yapılaşmayı ve yenileşmeyi esas aldığı'' belirtildi.
      Yeni Parti'nin, ''Bir taraftan KKTC'nin yaşatılması ve tanıtılması yönünde çalışma, bir taraftan da anavatan Türkiye'yle birlikte hem Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve çıkarlarını, hem de Türkiye'nin çıkarlarını koruyacak şekilde Kıbrıs meselesinin çözümü yönünde gayret sarf etme'' hedefinde olduğu açıklandı.
      Partinin, Kıbrıs Türk halkının da Kıbrıs Rum halkıyla aynı haklara ve eşit statüye sahip bir halk olarak AB'ye katılması gereğini savunduğu ifade edildi.
     
     ÇEVİKEL
      Yeni Parti'nin basın toplantısında, soruları Milletvekili Nuri Çevikel yanıtladı. Çevikel, bir gazetecinin, ''partinin Türkiye kökenlilerden mi oluştuğu'' sorusuna karşılık, ''Yeni Parti'nin Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarından oluşmadığını, KKTC vatandaşlarının tümüne açık bir kitle partisi olduklarını'' söyledi. Çevikel, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapılmasını kabul etmediklerini kaydetti.
      ''Parti sayısının fazlalığının, mevcut partilerin halktan gerekli takdiri görmediklerinin göstergesi olduğu'' görüşünü savunarak, ''mevcut partilerle bir yere varılamayacağını görenleri'' Yeni Parti'ye davet eden Çevikel, bir soruya karşılık, Türkiye'deki siyasi partilerin tümüne de eşit mesafede olduklarını belirtti.
      Çevikel, başka bir soru üzerine, irtibat halinde oldukları milletvekilleri ve belediye başkanları bulunduğunu söyledi.
     
     PARTİ SAYISI 16'YA ÇIKTI
      KKTC'de Yeni Parti'nin kurulmasıyla, halen faaliyette olan siyasi parti sayısı 16'ya, Cumhuriyet Meclisi'nde sandalyesi bulunan parti sayısı da 7'ye çıktı.
      KKTC'de halen faaliyette olan partiler şöyle:
      Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Adalet ve Barış Partisi (ABP), Çözüm ve AB Partisi (ÇABP), Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP), Kıbrıs Adalet Partisi (KAP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Bizim Parti (BP), Birlik Egemenlik Partisi (BEP), Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) ve Yeni Parti (YP).'' Bağımsız Milletvekili Nuri Çevikel'in Yeni Parti'ye katıldığının Cumhuriyet Meclisi'nde okunmasından sonra, meclisteki sandalye dağılımı ise şu şekilde olacak:
      CTP 18, UBP 18, DP 5, BDH 4, TKP 1, BKP 1, YP 1, Bağımsız 2.

MILLIYET 08/06/04

Talat'tan Annan'a bilgilendirme mektubu

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir mektup göndererek, raporunda bulunmayan KKTC'de Rum ve Maronitler lehine gelişmelere, geçişlerle ilgili kolaylıklara, kayıplar konusunda Türk tarafının katkı yapmaya hazır olduğuna dikkat çekti.

Talat, mektubunda, son zamanlarda, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Rum ve Maronit çocukların eğitimine ve Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki karşılıklı geçişlere ilişkin KKTC hükümeti tarafından alınan yapıcı önlemler hakkında Annan'a bilgi verdi.

Karpaz'da yaşayan Rumların, Güney Kıbrıs'taki Rum okullarında okutulan kitaplara ve Kıbrıslı Rum öğretmenlerin eğitim verdiği kendi ilkokullarına sahip olduğuna işaret eden Talat, Rum ve Maronit çocukların kendi ana dillerinde eğitim almasının doğal hakları olduğunu belirtti.

Talat, KKTC hükümetinin, sınırlardaki günlük geçişler için sağlanan yeni tedbirlere rağmen, akademik yıl boyunca Güney Kıbrıs'ta kalmayı seçen Kıbrıslı Rum ve Maronitlere ilişkin mevcut durumu göz önünde bulundurarak, KKTC'de yaşayan Rum ve Maronit çocuklara kendi ana dillerinde eğitim sağlayan özel statüde kamu okulları kurmak için gerekli yasal tedbirler alma kararı aldığını anlattı.

Bu kararla Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nın, 2004-2005 akademik yılında eğitim vermeye hazır olacak şekilde, Karpaz bölgesinde tam teşekküllü bir ortaokul açılması için gerekli tüm hazırlıklara başlamak ve tamamlamakla yetkilendirildiğini ifade eden Talat, çalışmalara başlandığını bildirdi.

Talat, mektubunda, “Bu insancıl girişimin Kıbrıs Rum tarafından eşit derecede olumlu bir karşılık alacağını ve Güney'de yaşayan Kıbrıslı Türk öğrencilere Türkçe öğretim veren okullar açmak için denk hazırlıkları başlatma dahil, tüm ada üzerinde eğitim alanında karşılaşılan sorunları çözmeye yönelik gerekli işbirliğini başlatmanın simgesi olacağını umut ediyoruz” dedi.

KARŞILIKLI GEÇİŞLER

Talat, Bakanlar Kurulu'nun, kişilerin iki taraf arasındaki serbest ve kolay dolaşımını daha da kolaylaştırmak ve Kuzey Kıbrıs'ta sınırsız konaklama sağlama düşüncesiyle bir dizi yeni karar aldığına da işaret ettiği mektubunda, Kuzey Kıbrıs'a girişte geçerli pasaport gösterme zorunluluğunun değiştirildiğine ve 26 Mayıs'tan itibaren pasaportlara ilaveten kimlik kartlarının kabul edildiğine dikkat çekti.

Bu zorunluluğun, ebeveynlerinden en az birinin refakatinde olması kaydıyla 11 yaşın altındaki çocuklar için de tamamen kaldırıldığını anlatan Talat, AB vatandaşları için Kuzey Kıbrıs'a grup turu düzenleme usullerinin de düzenlendiğini kaydetti.

Talat, Bakanlar Kurulu'nun 1 Haziran kararıyla iki taraf arasındaki geçişlerin zamanı ve KKTC'de konaklama süresine ilişkin tüm kısıtlamaları da tek yanlı kaldırdığını bildirdiği mektubunda, halen, Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a gelmek isteyen Kıbrıslı Rumlar dahil herkesin, herhangi bir saatte geçiş yapmada özgür olduğunu ve kalış sürelerinde herhangi bir sınırlama olmadığını belirtti.

Başbakan Talat, aynı usullerin Kuzey Kıbrıs'tan geçişler ve Güney Kıbrıs'ta konaklamalar için de geçerli olduğunu Genel Sekreter'e aktardı.

KAYIPLAR

Annan'a, kayıplar konusunda, BM raporunda yer alan, “çözümü çok gecikmiş ve bu konuda yeni karar alınmasına” yönelik gözlemle tam mutabakat içinde olduğunu bildiren Talat, “Kıbrıs Türk tarafı olarak, BM Kıbrıs Kayıplar Komitesi'ni bu insancıl konuyu araştırmak ve çözmek için uygun bir mekanizma olarak görmekte ve bu konudaki çalışmalarında Komite'ye her türlü katkıyı sağlamakta kararlıyız” ifadesini kullandı.

Talat, mektubuna şöyle devam etti:

“Bu vesileyle Kayıplar Komitesi'nin resmi faaliyetlerine tekrar başlaması konusundaki kararlığını memnuniyetle karşılar ve Kayıplar Komitesi mekanizması bünyesinde uzun zamandır süregelen bu konunun ivedi çözümü için gerekli önlemlerin alınması ve sorumlulukları yerine getirmeye yönelik kesin kararımızı yineleriz.

Bu bağlamda, evrensel insan hak ve özgürlükleri veya diğer yasal mülahazalar konusunda Kıbrıs'taki kayıplara ilişkin gerekli addedilen her konuyu tartışmaya ve karar almaya hazır olduğumuzu belirtmek isterim.”

Talat, mektubunu şöyle tamamladı:

“Kıbrıs Türk tarafı, hayal kırıklığına uğratan son gelişmelere rağmen bir kez daha inisiyatif almış ve adada adil ve yaşayabilir bir çözüm yönündeki isteğinin ifadesi olarak yukarıda belirtilen iyi niyet önlemlerini almaya karar vermiştir.

Umarız uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafını, benzer yapıcı tutumu içtenlikle benimsemesi yönünde uyarmakla kalmaz, aynı zamanda, Kıbrıs Türk halkının kendi suçu olmadan maruz kaldığı haksız koşullara son verecek gerekli somut adımları atar ve adanın yeniden birleşmesi yönünde çalışır.”
 
(aa)

HURRIYET 08/06/04

Serdar Denktaş'tan AP Başkanı Cox'a mektup

 

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Pat Cox'a bir mektup göndererek, “Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türklerin hakkı olan 2 sandalyeye Rumların oturmasının engellenmesini” istedi.

Denktaş, mektubunda, “Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını söylemektir” ifadesini kullandı.

Mektubunda, Kıbrıs'ta gelinen aşamayı anlatarak, 24 Nisan referandumunda Kıbrıslı Türklerin “evet” Rumların ise 'hayır” demelerine rağmen Rumların AB üyesi olduğunu, Türklerin ise AB'de hiçbir temsiliyet hakkı elde edemediğini kaydeden Denktaş, “bu durumun uç noktada bir anomali örneği olduğunu ve ahlaki olarak da siyasi olarak da kabul edilemeyeceğini” vurguladı.

Mektubunda, 13 Haziran'da AP seçimlerinin yapılacağına dikkat çeken Denktaş, “eğer Annan Planı hayata geçmiş olsaydı Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs'ın sahip olacağı 6 sandalyeden ikisini doldurmuş olacağını” anımsatarak, “Türklerin aksine planı reddeden Rumların 6 sandalye üzerinde de hak iddia ederek bunları da doldurmak niyetinde olduklarına” işaret etti.

Kıbrıslı Rumların 200 bin Kıbrıs Türkünü temsil etmediğini vurgulayan Serdar Denktaş, “bu iki sandalyenin Kıbrıslı Türklere ayrıldığını, ancak AB müktesebatının Kuzey'de uygulanmadığını, Rumların, Türklerin katılmayacağı bir seçim sürecinde Türklere ait bu iki sandalyeyi de dolduracaklarını, bunun ise kabul edilemez bir durum olduğunu” belirtti.

Bakan Denktaş, “bu gerçeğin, Rumların parlamentoda 6 sandalyeyle temsil edilmesini engellemeye yeterli olduğunu düşündüğünü” ifade ederek, adadaki Rum nüfusunun ancak 4 sandalyeyle temsiliyeti gerektirdiğini kaydetti.

AB'nin adada kalıcı çözüm istediğiyle ilgili şüpheleri bulunmadığını, ancak bugüne kadar izlediği politikaların arzulanan sonucu getirmediğini belirten Denktaş, “geçmişte de izlenen bu politikaların adayı bölebileceği yönünde uyarıda bulunduklarını ve maalesef Rumların referandumda 'hayır' oyu vermeleriyle öngörülerinin haklılığının ortaya çıktığını” dile getirdi.

Serdar Denktaş, AB'nin Kıbrıs'la ilgili politikalarını süratle gözden geçirmesi gerektiğine inandığını belirterek, “Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını söylemektir” ifadesini kullandı.   

Denktaş, “hükümeti ve halkı adına AB'ye, adada kalıcı bir çözüme ulaşılana kadar Rumların, yasal ve demokratik olarak Kıbrıs Türküne ait olan söz konusu sandalyeleri işgal etmemesi için gerekli önlemleri alması çağrısında” bulundu.

 (aa)

HURRIYET 08/06/04

KKTC'de üçlü koalisyon toplantısı yarın

 

KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (DP) ile Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin azınlığa düşmesiyle ortaya çıkan hükümet sorununa hafta içinde yeni bir formülle çözüm bulunması bekleniyor.

Meclis'te grubu bulunan partiler arasında yoğun temaslarla nabız yoklamaların ardından, koalisyon ortakları CTP ve DP ile muhtemel yeni ortak Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) yarın üçlü bir toplantı yapması planlanıyor.

BDH'nin gerek CTP, gerekse DP ile son görüşmelerinde ağırlıkla gündeme gelen üçlü koalisyon ihtimalinin ortak toplantıda şekillenmesi bekleniyor.

Başkanlar düzeyinde yarın öğle saatlerinde yapılması planlanan toplantıda, Brüksel ziyareti için KKTC'den ayrılacak olan CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk temsil edecek.

Talat başkanlığında yaklaşık 6 ay önce, 50 üyeli mecliste 26 çoğunlukla kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti, önce DP'den 2, ardından da CTP'den 1 milletvekilinin istifasıyla azınlığa düşmüştü. Ağırlıklı ihtimal olarak gündeme gelen, BDH'nin de katılımıyla üçlü koalisyonun kurulması halinde, hükümetin 50 sandalyeli Meclis'teki çoğunluğu 27'ye ulaşacak.

 (aa)

HURRIYET 08/06/04

Acı kahve tadında Kıbrıs tatili

Arzu ÇAKIR

Kıbrıs'taki kısa tatilimden kafamda koca bir soru işaretiyle döndüm. Kıbrıslı Türklerle, Türkiyeli Kıbrıslılar arasında uçurum mu var? Türkiyeli turistlere 'mesafeli' davranan ada esnafı, 'yabancı' misafirlerine karşı çok daha 'sevecen'.

Türkiye'ye bir türlü gelemeyen yaza küsüp, teselli olsun diye bu yıl deniz sezonunu ailece KKTC'de açtık. İki günlük tatilimiz süresince şaşırtıcı bir şekilde yalnızca iki Kıbrıslı Türk'le karşılaştık. Biri Girne'de yemek yediğimiz restorandaki şef garson, diğeri de dönüşte bizi havaalanına bırakan taksi şoförüydü. Kaldığımız otelin neredeyse tüm personeli (garson, kat görevlisi, resepsiyonist), Girne'deki berber, bakkal hepsi Türkiyeli'ydi. Arada bir Rumca konuşmalar duymasak Türkiye'nin Ege kıyılarında sanabilirdik kendimizi.

‘‘Kıbrıslı Türkler ne iş yapıyor‘‘ diye sorduğum Kıbrıslı taksi şoförü, ‘‘Ada ülkelerinde genelde olduğu gibi burada da tek geçim kaynağımız turizm‘‘ diyor. Tek umutları Annan raporu. Ambargo kalksın, turist gelsin, para kazanılsın.

YA PATLARSA!

Hizmet sektöründe yalnızca Türkiye'den gidenlerin çalıştığını görünce, bir turizm patlaması yaşanması halinde KKTC'de nasıl bir manzarayla karşılaşılacağını doğrusu merak ettim. Ya Türkiye'den acilen turizm ve otelcilik eğitimi almış personel isteyecekler veya bir kez gelen turisti bir daha gelmeye tövbe ettirecekler.

Biz henüz tövbe etmiş değiliz, ama bir daha KKTC'ye gitmemiz için ciddi bir nedenimizin olması gerekecek. Neden mi?

Akşam yemeği için Girne'de bir balık restoranına gitmek istediğimizi söylediğimiz resepsiyon görevlisi bize bir yer tavsiye etti. Önerdikleri yere otelden yapılan rezervasyonla gittik. Limandaki sıra sıra restoranlardan bir tanesi. Balık çeşitlerini saydılar ve biz de bir laos, bir çipura ve bir levrekte karar kıldık. 20 dakika sonra masamıza iki çipura ve bir laos servisi yapılınca, galiba bir yanlışlık olduğunu bir tanesinin levrek olması gerektiğini hatırlattık. Genç garson hemen arkasında duran şefine döndü ve aynı hatırlatmayı yaptı. Orta yaşın üzerindeki şefin söyledikleri karşısında biz küçük dilimizi yuttuk: ‘‘Levrek kalmadı, çipura da iyidir!‘‘

Şef garson hazretleri kendi kendine benim ne yiyeceğime karar vermişti. ‘‘Bıraksaydınız da ben karar verseydim ne yiyeceğime‘‘ dedimse de çipurayı yedim. Ardından söylediğimiz iki orta kahve de sade gelince, iki günlük tatilimizi zehir etmeyelim, efendilik bizde kalsın diyerek koşar adım uzaklaştık oradan.

AYRIMCILIK

Hani arka masamızda oturan iki Rum çiftle sohbetlerini ve bulunduğu ikramları görmesek şefin davranışını masumane bir kusur olarak kabul edeceğiz. Ancak bu durumda tek aklımıza gelen en azından bu yerde turist ayrımcılığı yapıldığı oldu.

Sonra bizi otelden Girne'ye götüren Trabzon asıllı servis şoförünün sözlerini hatırladık. KKTC vatandaşı olan şoför, ‘‘19 yıldır yaşadığımız mahallede, Kıbrıslı Türk komşularımızla birbirimizin bir bardak çayını bile içmedik. Bize mesafeli duruyorlar‘‘ diye dışlanmaktan şikayet etmiş, Antakyalı berber de benzer sıkıntıları dile getirmişti.
Rahatsız edici bir soru ama, Kıbrıslı Türkler bizi sevmiyor mu acaba?

 HURRIYET 08/06/04

Rumlarla Gümrük Birliği'ne hazırlık

Murat Yetkin

Dışişleri Bakanı, 'Rumları Gümrük Birliği dışında bırakmaktan kaynaklanan sorunları aşacak adımı bugünlerde atacağız' dedi

08/06/2004 RADIKAL

KÂHİRE - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hükümetin AB ile mevcut Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'yle de imzalamak için formül arayışında olduğunu açıkladı. Mısır'ın başkenti Kâhire'deki temasları sırasında Radikal'in sorularını yanıtlayan Gül, Gümrük Birliği konusunda Güney Kıbrıs'la ortaya çıkan pürüzün yakında giderileceğini söyledi. Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını 1 Mayıs 2004'te üye olan 9 ülkeye genişletmesi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni dahil etmemesi siyasi ve hukuki bir tartışma başlatmıştı.
Gül, şöyle konuştu:
"Bu konuda arayış devam ediyor. Rum tarafına bu kozu vermeyeceğiz. Doğru adımı atmak için formül arıyoruz. Sanırım bugünlerde belli olur"
Gül, bu konunun önceki gün AB Genişleme Sorumlusu Günter Verheugen ile yaptığı telefon görüşmesinde gündeme gelip gelmediği sorusuna ise "Türkiye-AB ilişkilerinin pek çok boyutu konuşuldu" yanıtını verdi ve doğrulamaktan kaçındı.
Gül'ün bu açıklamasının KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmesi ardından yapılması da dikkat çekiyor.
Dışişleri Bakanı'nın Kâhire'deki temaslarındaki ağırlık da Kıbrıs oldu.
Gül, gerek Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, gerekse Arap Birliği Genel Sekreteri Emir Musa ile yaptığı görüşmelerde KKTC üzerindeki siyasi ve ekonomik ambargonun kırılması için destek istedi.
KKTC'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki 'Kıbrıs Müslüman Toplumu' namına gözlemci statüsünün 14-16 Haziran İstanbul toplantısında Annan Planı'ndaki gibi 'Kıbrıs Türk Devleti' namına gözlemci statüsüne yükseltilmesi için çalışıldığını söyleyen Gül, şöyle devam etti:

Uygun ortamı bekliyor
"Biz şu anda tanınması için çalışmıyoruz. Annan raporu çerçevesinde hareket ediyoruz. Ne kadar makul gidersek o kadar kazandığımız görülüyor. Gerçekçi olmak lazım. Sonuç almak için raporu iyi değerlendirmek lazım. Olmayacak bir zamanda kabul edilmesi zor taleplerle ortaya çıkarsak adım atmak isteyen dostlarımızı da zor durumda bırakırız, engelleriz. Şu aşamada, 'tanıyın' demek sonuç alıcı olmuyor."
Dışişleri Bakanı'nın 'Kıbrıs Rumlarının eline koz vermeme' ve
'Verilebilecek olanı isteme' taktiklerinin hangi noktadan sonra Kıbrıs Türkleri ve Türkiye çıkarlarına halel getireceği hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru. Gül ise şu ana dek izlenen siyasetin sonuç getirdiğinde ısrarlı. Gül, AKP hükümetinin Kıbrıs siyasetinin izlediği çizgiyi şöyle tanımlıyor:

·  Şimdiye dek siyasetçiler risk alamadı, sorumluluk alamadı. Hükümetler, sorumluluğu paylaşmak, dağıtmak istediler. Hem yetki kullanacaksınız hem sorumluluk almayacaksınız. Bu olmaz. Nitekim olmadı. Biz tersini yaptık. Siyasi sorumluluk aldık ve riskini de üstlendik.

·  İşi üstlenir üstlenmez Dışişleri ve Genelkurmay'ın birlikte çalışmasını istedik. Şimdiye dek hep ayrı dosyalar hazırlanmış, sonra bunların birleştirilmesi istenmiş. Oysa ayrı dosyalar gelince her kurum ister istemez, kendi dosyasında ısrar ediyor, sonuç çıkmıyor. Oysa bu kez hazırlık aşaması belki daha zor oldu ama sonuçta ortaya tek dosya, tek görüş çıktı.

·  Siyasi kararlılığımızı baştan itibaren gösterdik. Hem içeride hem dışarıda aynı şeyi söyledik. Uzlaşmayan taraf olmayacağımızı,
bir adım önde olacağımızı söyledik. Neticede, Kıbrıs'ta iki toplumun birlikte yaşamak istemediğini ve egemenlik paylaşmak istemediğini söyleyen, böyle söylediği tescil edilen taraf Türk tarafı değil, Rum tarafı oldu. Bundan sonra ne olacağını zaman gösterir.
Belki Rum tarafı AB sistemine girdikçe kuzeyle birleşme fikrinden tamamen uzaklaşacak. Belki o zaman anlaşarak ayrılmak isteyecekler. Belki de birleşmek isteyecekler.
Her iki durumda da Kıbrıs Türklerinin haklarının korunması ve güçlendirilmeleri gerekiyor. Bunun için çalışıyoruz.

Rumların 'devlet' paniği

KKTC'nin İKÖ'de 'Kıbrıs Türk Devleti' diye anılması beklenirken, Atina ile Rumlar telaşlı. Moliviatis, Arap elçilerle görüştü. Yakovu, 'İKÖ bu ifadeyi kullanamaz' dedi

08/06/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs'ta referandumların ardından Ankara'nın kısa vadede Kıbrıslı Türklere tecridin kalkması ve uzun vadede KKTC'nin tanınmasının gündeme gelmesi çabaları çerçevesinde İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) nezdinde atağa kalkmasından, Yunan ve Rum tarafı rahatsız. 14-16 Haziran'da İstanbul'da yapılacak İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısında, KKTC'nin Rumların reddettiği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planındaki 'Kıbrıs Türk kurucu devleti' ifadesiyle anılması hedefleniyor. Bu gidişat, Atina ile Rum Yönetimi'nde telaş yarattı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis dün İKÖ üyesi 12 Arap ülkesinin (Suudi Arabistan, Lübnan, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Suriye, Kuveyt, Filistin, Irak, Libya) büyükelçi ve maslahatgüzarlarıyla görüştü. Moliviatis, Arap ülkelerinin İstanbul'daki İKÖ toplantısında KKTC'nin özellikle 'ismi'yle ilgili niyetleri hakkında nabız ölçtü.

'Gül tehdit edecek'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Simerini gazetesine verdiği demeçte Ankara'ya çıkıştı. Yorgos Yakovu, "İstanbul'daki İKÖ toplantısının başkanlığını Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yapacak. İKÖ'de kararlar oybirliğiyle alınır. Gül, istediği olmazsa başka hiçbir kararı da kabul etmeyeceğini söyleyerek, katılımcı ülkeleri tehdit edebilir" dedi.

'Plan kabul edilmedi ki'
İKÖ toplantılarında 'Kıbrıs Türk Müslüman cemaati' adıyla gözlemci sıfatıyla katılan KKTC'nin Annan Planı'nda belirtilen 'Kıbrıs Türk kurucu devleti' adıyla kabul edilmesi ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Rum Yönetimi bakanı, Annan Planı'nın kabul edilmediğini hatırlatarak şu çıkışta bulundu: "İKÖ böyle bir durumda bile Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk kurucu devleti ifadesini kullanmalıdır."

'Devlet ifadesi kritik'
'Devlet' kelimesinin farklı yorumlanmasından endişe duyduğunu söyleyen Yakovu, "Amerika Birleşik Devletleri ile sözgelimi İsrail devletindeki devlet kelimesi çok farklıdır" dedi. İKÖ'nün KKTC hakkında alacağı muhtemel bir kararı küçümsemek amacıyla "Bu örgütün uluslararası siyaset sahnesinde özellikle bir ağırlığı yok" diyen Yakovu, Gül'ün İstanbul'daki toplantıyı iç tüketim malzemesi olarak kullanıp büyük bir diplomatik başarı olarak göstereceği iddiasında bulundu. Rum bakan, "Gül'ün bir oyunu ile karşı karşıyayız" ifadesini kullandı.

İrlanda'dan kuzeye müjde

08/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean Whelan, hükümeti "Kıbrıs'ta çözüm için çok zekice bir siyaset izlediniz" sözleriyle övdü. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün akşam AB ülkelerinin Ankara büyükeçilerine verdiği yemeğe katılan Whelan, Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için Türkiye'nin gösterdiği çabaların Avrupa Komisyonu tarafından takdirle karşılandığını belirtti. Whelan, "Kıbrıs'ta Türk toplumunun tecrit edilmesine son vermek ve adada tam birleşmeyi sağlamak için kuzeye yönelik ekonomik ambargonun sona erdirilmesi konusundaki kararlılığımızı bir kez daha dile getiriyoruz" dedi. İrlandalı elçi, Kuzey Kıbrıs'ın tecrit politikasından kurtulması için komisyonun üzerinde çalıştığı önlem paketini de gelecek günlerde açıklayacaklarını kaydetti.

KKTC'yi Rumlar gezdirecek

08/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda Kıbrıslı Türklere tecridin kalkması çağrısı yapması ve AB ile ABD'nin bu yöndeki hazırlıklarına koşut olarak, adanın kuzeyinde en azından turistik hareketlenme ufukta gözüktü. Kıbrıslı Rum turizmciler, özellikle Avrupa ülkelerindeki büyük acentelerden gelen baskılara boyun eğerek seyahat programlarına KKTC'yi de ekledi.
Rum Kesimi'nde KKTC'yi de içeren Kıbrıs turlarını ilk olarak Aeolos Travel
adlı şirketin başlatacağı belirtildi. Yabancı tur operatörlerinin baskıları karşısında KKTC'yi de içeren programlar hazırlamaktan başka çareleri kalmadığını söyleyen Rum turizmciler, "Bu konuda artık geri dönüş yapamayız" diye konuşuyor.
KKTC'yi de içeren programları sadece 'Kıbrıs Turizm Teşkilatı'ndan (KOT) çalışma izni olan acentelerin yapabileceklerini kaydeden Rum turizmciler, KKTC'ye geçecek her turistik otobüse 'hiç konuşmaması' kaydıyla bir Kıbrıslı Türk mihmandarın refakat etmesini kararlaştırdı.

'Altından tuzak çıkabilir'
Kıbrıslı Rum turizmcilere göre, KKTC'ye turlar şöyle 'tuzaklar' gizliyor: Çokuluslu sigorta şirketlerinin KKTC'ye geçecek turistleri Türkiye'deki şubeleri aracılığıyla sigorta ettirebilmelerine rağmen, en ufak bir trafik kazası bile Rum Yönetimi'nin başına dert açacak. Bir turist otobüsünün kaza yapması halinde sigorta şirketleri KKTC mahkemelerine başvuracak. Bu da 'KKTC'nin tanındığı' anlamına gelerek. Davalar 'Kıbrıs Cumhuriyeti' mahkemelerinde açılsa bile sorun bitmiyor. O zaman da şahit olarak KKTC vatandaşı doktor, polis ve bilirkişilerin dinlenmesi gerekecek. Bu da Kıbrıs Rum Yönetimi için 'KKTC'nin dolaylı tanınması' anlamını taşıyacak.

De Soto'dan Kıbrıs brifingi
08 Haziran, 2004 21:24:00 (TSİ) CNN TURK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Genel Sekreter'in Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi niyet misyonu başlatmak için herhangi bir temel görmediğini söyledi.

BM Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs konusunda brifing veren De Soto, 24 nisanda yapılan referandumlarda Rumların 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni öngören planı reddettiklerini, Türk tarafının ise aynı plana 'evet' dediğini hatırlattı.

De Soto, ''1999'dan bu yana yürütülen gayretlerin amacı her iki taraftaki halkların kararıyla bir çözümün sağlanmasıydı. Şimdi bu konuda karar verildi ve herkes buna saygı duymalı'' dedi.

Kıbrıs'ın hala bölünmüş kalmakla birlikte, yapılan müzakereler yoluyla büyük bir anlaşmanın sağlandığının altını çizen de Soto, bu ilerlemenin, gelecekteki bir uzlaşma ve birleşme amacıyla canlı tutulması çağrısında bulundu.

"Rumların neden 'hayır' dediğini anlamamız lazım"

Kıbrıslı Rumların, gelecek aylarda bu sürecin sonuçları üzerinde düşüneceğine dair ümidini ifade eden de Soto, ''Rumların neden güçlü bir şekilde hayır dediklerinin sebeplerini ve Rum kesiminin gelecek için nasıl bir yol gördüğünü daha iyi anlamaya ihtiyacımız var,'' diye konuştu.

Türklerin tavrı memnuniyet verici

Annan'ın, planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin tavrını ve birleşme yönündeki iradesini memnuniyetle karşıladığını kaydeden De Soto, ''bunun sadece Kıbrıs sorununa çözüm için bir iyi niyet ifadesinden öte bir durum olduğunu, Kıbrıs Türklerinin ayrı egemen bir devlet olmaarayışından açıkça vazgeçtiğini'' söyledi.

De Soto, bunun son 20 yılı aşkın süre boyunca takip edilen siyasetten bir dönüş olduğunu ifade etti.

Genel Sekreter'in gayretlerine tam destek veren Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamalar ve engelleri kaldırması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi gerektiğini belirten de Soto, bunun KKTC'nin tanınması ya da ayrılığa yardım etmek anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı.

 

Denktaş: "ABD, KKTC'nin tanınmasına karşı"

 

08 Haziran, 2004 17:37:00 (TSİ) CNN TURK

32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş çarpıcı açıklamalarda bulundu. Denktaş, ABD'nin KKTC'nin tanınmasına karşı olduğunu ileri sürdü.

Mehmet Ali Birand'ın "İslam ülkeleri Kıbrıs'ı tanımaya çalışıyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz?" sorusu üzerine Denktaş, "böyle birşey yok. Amerika diğer ülkelere mektup yazıp KKTC'yi tanımayın dedi" açıklamasını yaptı.

Manşet bugün DGM'leri tartıştı

Mehmet Ali Birand bugünkü Manşet programında İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Adem Sözüer ve DGM eski savcısı Talat Şalk'ı ağırladı.

Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan Sözüer ve Şalk, DGM konusuna açıklık getirdi.

Sözüer: "Tabela değiştirmekle hukuk olmaz"

İ.Ü Öğretim Üyesi Doç. Adem Sözüer DGM'lerin adil yargılama yapmadığı gerekçesiyle anayasadan çıkarıldığını vurguladı. Sözüer "tasarıyla DGM'lerin sadece tabelaları değiştiriliyor. Yasalaşırsa AİHM'den öyle çok ihlal kararı çıkacak ki hükümete çağrıda bulunuyorum şimdiden bütçeye para koysun" dedi.

Doç. Sözüer "Türkiye'de hala benim mahkemelerin olsun, hizaya çekmek istediğim insanları burada yargılarım mantığında olanlar var. Devletin güvenliği böyle sağlanmaz. Normal mahkemeleri suçlara göre görevlendirmek yeterlidir" diye konuştu.

Şalk: "DGM'lerin yerini alacak ihtisas mahkemeleri kurulmalı"

DGM eski savcısı Talat Şalk DMG'lerin yargılama usülleri ile normal mahkemeler arasında bir fark kalmadığını, onun için de DGM'lerin istisas mahkemesine dönüşmesi gerektiğini söyledi.

Şalk, "DGM'lerin yerini alacak ihtisas mahkemeleri kurulmalı. Müstakil bir mahkeme olmalı. Aslında DMG'lerin yargılama usülleri ile normal mahkemeler arasında bir fark kalmadı. Onun için bu mahkemeler istisas mahkemesine dönüşmeli" diye konuştu.

 

Denktaş: ABD tanınmayı engelliyor

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD’nin İslam ülkelerine mektup göndererek İKÖ zirvesinde KKTC’nin tanınması yönünde adım atılmamasını istediğini söyledi.

 

NTV

 

8 Haziran 2004—  Denktaş, Washington yönetiminin bu yaklaşımının kabul edilemez olduğunu belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş NTV’ye yaptığı açıklamada İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin Cidde’de yapılan toplantıda KKTC’yi Kıbrıs Türk Devleti olarak ifade etme kararı aldıklarını hatırlattı.
       Denktaş, İstanbul’da yapılacak İKÖ zirvesinde bu yönde karar alma eğiliminin ağır bastığı sırada ABD’nin İslam ülkelerine mektup yazdığına dikkat çekti.
       Mektupta ABD’nin KKTC’nin tanınması yoluna gidilmemesini istediğini belirten Denktaş, bu girişimle Kıbrıs Türklerinin yolunun tıkandığını söyledi.
       

Talat’ın formülü CTP-DP-BDH

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, kedisine en yakın hükümet formülünün Cumhuriyetçi Türk Partisi, Demokrat Parti ve Barış ve Demokrasi Hareketi üçlü koalisyonu olduğunu söyledi.

8 Haziran 2004— NTV- Talat, düzenlediği basın toplantısında, gelecek günlerde hükümet sorununun halledileceğini kaydetti.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, mecliste bulunacak hükümet formülünün CTP-DP-BDH formülü olduğunu ifade etti. Talat, BDH Genel Başkanı “Mustafa Akıncı’nın dışişleri bakanlığı’nı istediği” yönündeki bir soru üzerine, kendisinden böyle bir talep gelmediğini söyledi.
       
TALAT’IN BRÜKSEL PROGRAMI
       Yarın Brüksel’e gidecek olan Talat’ın Avrupa Birliği’nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’le görüşmesi bekleniyor. Talat Perşembe günü de Strasbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı ile bir araya gelecek ve Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhindeki başvurularını KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini isteyecek. Talat, 11 Haziran Cuma günü de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer’le görüşecek.
       

Talat-Erdoğan görüşmesi masaya yatırıldı

Başbakan Mehmet Ali Talat, önceki sabah ani bir kararla gittiği İstanbul’da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından ülkeye dönüşünde yaptığı açıklamada Türkiye hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta olduklarını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la da sürekli şekilde telefonla görüşerek durum değerlendirmesi yapmakta olduklarını, bu kez yüz yüze gelerek değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydeden Başbakan  Talat, “Bunu fırsat bilerek sayın Erdoğan’la Pazar gününü değerlendirdik. Çok yararlı bir görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen noktadaki şartları, ne gibi açılımlar yapabileceğimizi, önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte değerlendirme fırsatı bulduk” dedi.

Bu temasların devam edeceğini, gerektiğinde Başbakan Erdoğan’la yeniden bir araya gelebileceklerini, bunun çok doğal olduğunu, bu nedenle ziyaretinin olağanüstü bir özelliği olmadığını ifade eden Başbakan Talat, “Hafta içinde ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için Pazar gününü değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme yaptık” şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın İKÖ ile ilgili açıklamasını da değerlendiren Talat, İK֒nün Cidde’de gerçekleştirilen toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık “cemaat” olarak değil Annan Planı’nda ifade edildiği şekliyle “Kıbrıs Türk Devleti” olarak İK֒ye gözlemci üye olmasına ilişkin bir karar alındığını, hatta bir tasarı hazırlandığını anımsatan Talat, Başbakan Erdoğan’ın açıklamasında buna dikkat çektiğini söyledi.

Toplumda referandumda kabul edilen Anayasanın yürürlüğe konması ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adının “Kıbrıs Türk Devleti” olarak değiştirilmesi konusundaki çağrıların  çoğalmasına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Talat, anayasa ve “Kıbrıs Türk Devleti” isminin Annan Çözüm Planı’nın bir parçası olduğunu söyledi.

 Kıbrıs Türk halkının yüzde 65 oyuna karşılık, Rumların planı reddetmesiyle bunların yürürlüğe girmediğini anımsatan Talat, kendi bakış açısından bunun yararlı bir adım olarak değerlendirilebileceğini, ancak hukuki açıdan bir yorum yapamayacağını söyledi.

Talat, bunu yapmadan önce hukuksal ve bilimsel olarak ne getirir, ne götürür çok iyi değerlendirmek gerektiğine dikkati çekti.

DENKTAŞ: TALAT’IN İSTANBUL ZİYARETİ TUHAFIMA GİTTİ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın önceki gün aniden İstanbul’a giderek Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesiyle ilgili olarak,  “İstişare ederek gitmesi lazım, biraz tuhafıma gitti” dedi.

Bir kabulünde konuyla ilgili açıklama yapan Cumhrubaşkanı Denktaş, şunları söyledi:

“Başbakan gidiyor, mal-mülk konusunda ne yapılacak diye Türkiye ile konuşuyor...Hükümet başkanı olarak hakkıdır ama burada benimle, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek gitmesi lazım. Temel konularda öneri götürecekse Meclis’te bile bunu tartışarak götürmesi lazım. Gidip ne konuştığunu ben bilmiyorum. Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir, Başbakan istedi diye brişey kabul edilir, ondan sonra biz burada birbirimize düşeriz... Doğru değil, biraz tuhafıma gitti...”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Talat’la Cumhurbaşkanlığı’nda öğle yemeğinde biraraya geleceklerini de söyledi.

DENKTAŞ, TALAT’LA ÖĞLE YEMEĞİNDE BİR ARAYA GELDİ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat’la öğle yemeğinde bir araya geldi.

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven’in de hazır bulunduğu yemekte, Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın Kıbrıs konusu ve hükümet sorunu gibi konuların ele alındığı öğrenildi.

Başbakan Talat, saat 12.35’te Cumhurbaşkanlığı’na gelişinde TAK muhabirinin sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı’yla çok düzenli olmasa da pazartesi günleri görüştüğünü, bunun da haftalık görüşmelerden biri olduğunu kaydeden Talat, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven’in de katılacağı yemekte Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmeyle ilgili bilgi de vereceğini söyledi.

Talat, yemeğe Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın da katılacağını belirtti.

HALKIN SESI 08/06/04

Gözler BM Güvenlik Konseyi'nde

Güvenlik Konseyi, bugün 17.00’deki toplantısında, raporları ele alacak. Toplantıda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun brifing vermesi bekleniyor.

            Diplomatik kaynaklar, brifinge Genel Sekreter’in ya da Yardımcısı Kieran Prendergast’ın da katılabileceğini belirtiyorlar. Konsey, daha sonra kapalı oturumda Annan’ın raporlarını değerlendirecek.

            Toplantıda bugün herhangi bir karar alınması beklenmiyor.  Konsey, UNFICYP’in görev süresinin sona ereceği 15 Haziran’dan önce Annan’ın raporu doğrultusunda bir karar kabul edecek. Bu konudaki tasarının Cuma günkü toplantıda ele alınması bekleniyor.

            Annan, raporunda, Güvenlik Konseyi’nin BM Gücü’nün görev süresini önceden olduğu gibi 6 aylık dönemler halinde 15 Aralık 2004’e kadar uzatması önerisinde bulunmuş, ortaya çıkan yeni durum dolayısıyla barış gücünün görev yönergesinin gözden geçirilmesi için bir çalışma başlatılmasını ve bunun 3 ay içinde tamamlanmasını istemişti.

            BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıslı Türkler’e yönelik izolasyonun kaldırılması çağrısı yaptığı raporunun ardından Konseyin tutumu da bu dönemde ortaya çıkacak.

            Dengelerin önemli olduğu Güvenlik Konseyi’nin beklenildiği üzere bir karar kabul etmemesi ve bir başkanlık ya da basın açıklamasıyla yetinmesi olasılığı bulunuyor.

            Önceki dönemlerde veto yetkisini kullanan Rusya’nın yine kararı etkilemesi olasılığı bulunurken, Kıbrıs konusunda başrol oynayan ABD ve İngiltere gibi ülkelerin tutumları ve ulusal düzeydeki girişimleri önem kazanıyor.

            Konsey, beklendiği gibi bir karar kabul etmese bile, Annan Raporu kendi başına Kıbrıslı Türkler’in siyasi iradesinin haklılığını göstermesi ve lehlerine güçlü unsurlar sunması açısından yeterli bir kazanç olarak kabul ediliyor

YENIDUZEN 08/06/04

Talat gidiyor

Sabah 05.00’de KKTC’den ayrılacak olan Talat, İstanbul üzerinden Brüksel’e gidecek ve ardından Strasbourg’a geçecek.

Başbakan Talat’ın Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı ve diğer yetkililerle görüşmesi planlanıyor.

YENIDUZEN 08/06/04

Türkiye, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni gümrük birliği kapsamına almalı

AB Komisyonu, AKP hükümetine mektup gönderdi:

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye'den "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile gümrük birliğini başlatmasını talep etti.

AB Komisyonu, Türkiye'nin Brüksel'deki daimi temsilcisi büyükelçi Oğuz Demiralp'a hükümete iletilmek üzere verdiği mektupta, gümrük birliği uygulamasına ilişkin anlaşmanın AB üyesi olan Güney Kıbrıs için de geçerli olması gerektiğini bildirdi.

Türkiye AB genişlemesinin ardından birlik ile arasında yürürlükte olan mevzuatta paralel düzenlemelere gitti.

Bu kapsamda Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin uygulanmasına ilişkin kararnamede değişiklik yapan Bakanlar Kurulu kararı, 12 Mayıs'ta Resmi Gazete'de yayımlandı.

Gümrük birliği mevzuatına tabi olan AB ülkeleri listesine AB'nin yeni üyeleri Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovenya ve Slovakya eklendi.

Ancak Türkiye'nin resmen tanımadığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne, AB üyesi olmasına rağmen listede yer verilmedi.

Türkiye, daha önce de AB ile serbest dolaşım ve tarım ürünleri ticaretiyle ilgili yönetmeliklerde, 1 Mayıs'tan itibaren AB üyesi olan yeni ülkeleri de kapsayacak biçimde düzenlemeye giderken, Kıbrıs Rum yönetimini dışarıda bırakmıştı.

KIBRIS 08/06/04

AB Komisyonu'ndan olağanüstü seçim önerisi

Komisyon bu öneriyi Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'ne, 10-13 Haziran 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce bu yönde karar alması için sundu.

"AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği" tarafından yayımlanan bildiride şöyle denildi:

"Önerinin amacı, kapsamlı bir çözüm halinde Kıbrıs Türk toplumu da içinde olmak üzere tüm Kıbrıslıların seçme-seçilme hakkının garanti edilmesidir. Avrupa Parlamentosu'ndaki Kıbrıslı temsilcilerin dönemlerinin erken tamamlanması ve dönemin geri kalan süresi için Kıbrıs genelinde olağanüstü bir seçim yapılması önerilmektedir. Olağanüstü seçim 6 sandalyenin tümü için geçerli olacaktır. Komisyon bu öneriyi, Avrupa Parlamentosu'nun topluluğu meydana getiren devletlerin halklarından oluştuğunu ve Avrupa parlamenterlerinin genel siyasal oy hakkı ile seçilmesini öngören Birlik Temel Haklar Şartı'nı göz önüne alarak yapmıştır. Komisyonun önerisi Kıbrıs sorununun çözümü durumunda bu önemli konuda gerekli yasal kesinliği sağlamayı amaçlamaktadır."

KIBRIS 08/06/04

Papadopulos: Annan iyi niyet misyonunun dışına çıktı

 

Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Papadopulos, Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik ifadesi ile iyi niyet misyonunun dışına çıktığını savundu. Papadopulos'a göre bu öneri, “Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka da tamamen aykırı.”

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği 7 Haziran 2004 tarihli mektubunda Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporuna yanıt verdi.

Padopulos, 20 sayfalık mektubunda, Mart 2003'ten, 24 Nisan 2004'teki referanduma kadar gelişen süreç hakkında detaylı bilgi verdi.

Tasos Papadopulos mektubunda, hem kendisinin hem de Rum tarafının iki kesimli iki toplumlu federasyona bağlı olduğunu belirterek, ”böyle bir çözümün mevcut plana dayanacağını, ancak Annan planının, Türkiye'nin, Kıbrıs'taki vatandaşların etnik kriterler temelinde oluşturacakları iki ayrı egemenlik politikasını gündeme getirdiğini” kaydetti.

Mektubunda, Kıbrıs raporunu, müzakerelerde hakem rolü oynayan kişilerin kaleme aldığını ifade eden Papadopulos, Rumların ciddi güvenlik kaygılarının Kıbrıs raporunda görmezden gelindiğini savunarak, bundan üzüntü duyduğunu kaydetti.

Papadopulos, yanıt mektubunda, Rum halkının 24 Nisan'da verdiği ”hayır” yanıtının 3 ana endişesine atıfta bulunarak, Rum halkının duyduğu üç ana endişenin, “Türkiye kökenli KKTC vatandaşları, Türk askerinin AB'ye üyelik sonrasında da daimi olarak kalacak olması ve Türkiye'nin müdahale hakkının genişletilmesi” olarak sıraladı.

Referandumda “hayır” yanıtı verenlerin yüzde 70'inin göçmenler olduğuna işaret eden Papadopulos, Annan planının 5. versiyonunda Kıbrıslı Türklerin veya Rumların değil sadece Türkiye'nin karlı çıktığı görüşünü ileri sürdü.

Papadopulos, temel itirazlarını şöyle açıkladı:

“Temel itiraz, Annan'ın, Güvenlik Konseyi tarafından Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik inisiyatifler üstlenilmesi çağrısı yapmasınadır. Bu öneri Genel Sekreter'in iyi niyet misyonunun tamamen dışındadır. Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka tamamen aykırıdır. Güvenlik Konseyi tarafından böyle bir şeyin benimsenmesi, tam bir paradoks olacaktır. 'İşgal' bölgelerindeki hava ve deniz limanlarının açılması fikirleri hukuki açıdan temelsizdir.”

Papadopulos'un mektubu, BM Genel Kurulu'na dün resmi belge olarak dağıtıldı.

 
(aa)

HURRIYET 09/06/04

KKTC sandalyesine Rumları oturtmayın

 

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Pat Cox’a bir mektup göndererek, ‘Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türklerin hakkı olan 2 sandalyeye Rumların oturmasının engellenmesini’ istedi.

Denktaş, mektubunda, ‘Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını söylemektir’ ifadesini kullandı. Mektubunda, 13 Haziran’da AP seçimlerinin yapılacağına dikkat çeken Denktaş, ‘eğer Annan Planı hayata geçmiş olsaydı Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs’ın sahip olacağı 6 sandalyeden ikisini doldurmuş olacağını’ anımsatarak, ‘Türklerin aksine planı reddeden Rumların 6 sandalye üzerinde de hak iddia ederek bunları da doldurmak niyetinde olduklarına’ işaret etti.  

HURRIYET 09/06/04

Rum lider Papadopulos'tan Annan'a mektup

 

Papadopulos Annan'a yanıt mektubunda, öneriye itirazlarını sıraladı


09 Haziran, 2004 21:43:00 (TSİ) CNN TURK

Papadopulos, Annan'ın, iyi niyet misyonunun dışına çıktığını BM Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka aykırı davrandığını ileri sürdü.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektubunda Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporuna yanıt verdi.

Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Papadopulos, Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik ifadesi ile iyi niyet misyonunun dışına çıktığını savundu.

"Bu öneri uluslararası hukuka aykırı"

Papadopulos, bu önerinin Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka da tamamen aykırı olduğunu vurguladı.

Papadopulos mektubunda, hem kendisinin hem de Rum tarafının iki kesimli iki toplumlu federasyona bağlı olduğunu belirterek, ''böyle bir çözümün mevcut plana dayanacağını, ancak Annan planının, Türkiye'nin, Kıbrıs'taki vatandaşların etnik kriterler temelinde oluşturacakları iki ayrı egemenlik politikasını gündeme getirdiğini'' kaydetti.

Papadopulos, yanıt mektubunda, Rum halkının 24 nisanda verdiği 'hayır' yanıtının üç ana endişesine atıfta bulunarak, Rum halkının duyduğu üç ana endişenin, ''Türkiye kökenli KKTC vatandaşları, Türk askerinin AB'ye üyelik sonrasında da daimi olarak kalacak olması ve Türkiye'nin müdahale hakkının genişletilmesi'' olarak sıraladı.

"Beşinci Annan Planı'nda Türkler karlı"

Referandumda 'hayır' yanıtı verenlerin yüzde 70'inin göçmenler olduğuna işaret eden Papadopulos, Annan planının beşinci versiyonunda Kıbrıslı Türklerin veya Rumların değil sadece Türkiye'nin karlı çıktığı görüşünü ileri sürdü.

Papadopulos itirazlarını sıraladı

Papadopulos, temel itirazlarını şöyle açıkladı: ''temel itiraz, Annan'ın, Güvenlik Konseyi tarafından Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik inisiyatifler üstlenilmesi çağrısı yapmasınadır. Bu öneri Genel Sekreter'in iyi niyet misyonunun tamamen dışındadır. Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka tamamen aykırıdır. Güvenlik Konseyi tarafından böyle bir şeyin benimsenmesi, tam bir paradoks olacaktır. 'İşgal' bölgelerindeki hava ve deniz limanlarının açılması fikirleri hukuki açıdan temelsizdir.'' Papadopulos'un mektubu, BM Genel Kurulu'na dün resmi belge olarak dağıtıldı.


BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs hakkındaki iki raporu görüştü

 


09 Haziran, 2004 07:21:00 (TSİ) CNN TURK

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dün Genel Sekreter Kofi Annan tarafından Kıbrıs'la ilgili hazırlanan iki ayrı raporu görüştü.

Raporlardan birinde, KKTC'ye yönelik izolasyonun sona erdirilmesi öneriliyor. Diğeriyse, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılmasını öngörüyor.

Konsey'in izolasyonların kaldırılmasını öngören raporla ilgili tutumu haftaya netleşecek

Görüşmelerin dünkü oturumunda raporlarla ilgili bir sonuca varılmadı. Konsey'in izolasyonların kaldırılmasını öngören raporla ilgili tutumu gelecek hafta yapılacak oturumda kabul edilmesi bekleniyor.

Konsey cuma günü de Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili kararını verecek.

Talat'tan Annan'a mektup

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da Annan'a bir mektup göndererek Türk tarafının raporda yer almayan olumlu adımlarını hatırlattı.

Talat, Rum ve Maronit çocukların eğitimi lehine gelişmelere, geçişlerle ilgili kolaylıklara, kayıplar konusunda Türk tarafının katkı yapmaya hazır olduğuna dikkat çekti.

 

Weston: Kıbrıs Türklerine kısıtlamalar kaldırılmalı

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi dün genel sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs konusunda hazırladığı kapsamlı raporu ve adadaki BM Barış Gücü (UNFICYP) ile ilgili raporunu görüştü.

ABD'nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston, konseyin kapalı kapılar ardında yaptığı toplantıdan sonra gazetecilere, Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini belirterek, bunun Türk tarafının finansmanını üstlenmekten yakınan Rumlara da yarar sağlayacağını söyledi.

Kıbrıs Türklerinin tek yanlı adımlar attığını, Rumların da dahil olduğu AB vatandaşlarının kuzeye pasaportsuz geçişine ve Karpaz bölgesindeki Rum öğrenciler için ortaokul açılmasına izin verdiğini kaydeden Weston, adım atma sırasının Rumlarda olduğunu belirtti.

UNFICYP raporu

Kapsamlı raporun yanı sıra Annan'ın BM gücüyle ilgili hazırladığı raporu da ele alan konsey, cuma günü UNFICYP ile ilgili özel bir oturum yapacak.

Konseyin, 15 Haziran'da görev süresi dolacak UNFICYP ile ilgili cuma günü bir karar alabileceği bildiriliyor.

Adadaki Barış Gücü'nün harcamalarının yüzde 27'sini karşılayan ABD, Kıbrıs'ta ortaya çıkan yeni durumla birlikte UNFICYP'in görev yönergesinin gözden geçirilmesi ve görev süresinin 3 aylığına uzatılması için baskı yapıyor.

Diğer ülkeler, Barış Gücü'nün görev süresinin önceki dönemlerde olduğu gibi 6 aylığına uzatılmasından yana tavır sergilerken, Annan da raporunda, görev süresinin 6 aylığına uzatılması önerisinde bulunmuş, ancak 3. ayda bir ara rapor verilmesini tavsiye etmişti.

UNFICYP konusunda bir gözden geçirme çalışmasının kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.

KIBRIS 09/06/04

En makul formül CTP-DP-BDH

AKINCI'NIN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TALEBİNDEN HABERİM YOK... Başbakan Talat, bu sabah başlayacağı yurtdışı gezisi öncesinde dün Başbakanlık'ta düzenlediği basın toplantısında, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın, hükümet arayışlarına ilişkin görüşmeler sırasında Dışişleri Bakanlığı'nın kendisine verilmesine ilişkin taleplerde bulunduğu yolundaki haberleri de değerlendirdi. Konuya ilişkin bir soruya yanıtında, bundan haberi olmadığını belirten Talat, "Sayın Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki Sayın Serdar Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir talepte bulunmadı" dedi

"YAPILACAK ÇOK İŞİMİZ VAR"... Basın toplantısında iç ve dış politikada önemli süreçlerden geçilmekte olduğuna, bugünden itibaren yeni bir safhaya girileceğine dikkat çeken Başbakan Mehmet Ali Talat, bugün gideceği Brüksel'de AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le, 11 Haziran'da da Strasbourg'da AİHM başkanı ile görüşeceğini söyledi. Talat, AİHM başkanı ile çözümün olmamasının ardından meydana çıkan yeni durumu ele alacaklarını belirterek, "Bütün konular gündemimizde... Geleceğe yönelik yapılacak çok işimiz var" dedi

SİVİLLER ASKERİ MAHKEMELERDE YARGILANMAYACAK"... Başbakan Talat, sivillerin askeri suç işlememek şartıyla askeri mahkemelerde yargılanmaması için hazırlanan değişiklik yasa tasarısının Bakanlar Kurulu'na gönderildiğini belirtti. Konuyla ilgili olarak askeri makamların da bilgisi bulunduğunu, tasarının istişare edilerek hazırlandığını vurgulayan Başbakan Talat, "Bu konuda sorun yok" dedi. Talat, "Bundan böyle gazetelerde yazılan yazılar nedeniyle sivil şahıslar tamamen askeri suç işlememek kaydıyla askeri mahkemelerde yargılanmayacak" diye konuştu

Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümet sorununun giderilmesi için kendisinin birincil tercihinin erken seçim olduğunu ve bunu daha önceleri bir çok kez dile getirdiğini anımsatarak, ancak erken seçime gidilmeden hükümet sorununun çözümünün sağlanması yönünde yürütülen çabalar çerçevesinde en makul formülün, CTP-DP-BDH üçlü koalisyonu olacağını belirtti.

Başbakan, bir gazetecinin BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın, hükümet arayışlarına ilişkin görüşmeler sırasında Dışişleri Bakanlığı'nın kendisine verilmesine ilişkin taleplerde bulunduğunu söyleyerek, bunu nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine, bundan haberi olmadığını söyledi. Talat, "Bundan haberim yok. Sayın Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki Sayın Serdar Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir talepte bulunmadı" dedi.

Başbakan Talat, referandum öncesinde düzenlemekte olduğu ve referandum sonrasında ara verdiği haftalık basın toplantılarına dün Başbakanlık Şeref Salonu'nda düzenlediği basın toplantısıyla yeniden başladı.

Bir saat süren toplantıda bu sabah başlayacağı yurtdışı gezisi ve iç konularda önemli açıklamalarda bulunan Talat, uçağının sabah saat 05.00'te kalkacak olması nedeniyle basın mensuplarını havaalanına taşımak istemediğini belirtti. "Saat 05.00 çok insani bir saat değil" diyen Talat, gerekli bilgileri vereceğini ve bugün havaalanında açıklama yapmayacağını kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, sivillerin askeri suç işlememek şartıyla askeri mahkemelerde yargılanmaması için hazırlanan değişiklik yasa tasarısının Bakanlar Kurulu'na gönderildiğini belirtti.

Konuyla ilgili olarak askeri makamların da bilgisi bulunduğunu, tasarının istişare edilerek hazırlandığını vurgulayan Başbakan Talat, "Bu konuda sorun yok" dedi.

İç ve dış politikada önemli süreçlerden geçilmekte olduğuna dikkat çekerek basın toplantısına başlayan Mehmet Ali Talat, referandumlarda Türk tarafının "evet", Rum tarafının da "hayır" demesinin dünyayı şaşkına çevirdiğini, yapılan hazırlıkların ve taslakların hepsinin Rumların "evet" ve Türklerin "hayır"ına göre yapıldığını anlattı.

Daha sonra BM genel sekreterinin raporunun beklenmeye başlandığını ifade eden Talat, "Rapor genel bir bakış açısıyla son derece olumlu bir rapor" dedi.

Raporun Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin tutumunu övdüğünü, Rum tarafının tutumunu ise şiddetle eleştirdiğini kaydeden Başbakan Talat şöyle devam etti:

"Raporun daha vurucu unsurlar içermesi bizim arzumuz olabilir. Hatta bazı boşluklarının ve bizim bakımımızdan arzulanmayan bölümlerinin de bulunuşu söz konusu olabilir. Bütün bunları tespit ettik, ediyoruz ve konuyla ilgili görüşlerimizi de genel sekretere ileteceğiz."

Genel olarak ise raporun en vurucu bölümünün artık Kıbrıslı Türklerin baskı altında tutulmasına ve izolasyonunun sürdürülmesine mantıklı gerekçenin kalmadığı şeklindeki başlangıç bölümü olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, aynı bölümde Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesi çağrısının da bulunduğuna dikkat çekti.

"40 yılda ilk kez ama geç"

"40 yılda ilk kez böyle bir rapor yayınlandı" diyen Talat, ancak geç kalındığı için özellikle AB ile ilgili yasal bir takım düzenlemelerin ele alınmasının artık mümkün olmadığını belirtti.

Talat, "Artık Kıbrıs'ı temsilen Rum tarafı AB üyesi. Beğensek de beğenmesek de bu bir gerçek ve bu gerçeği geç kalışımız nedeniyle engelleyemedik" dedi.

Sonuç olarak yaşananın yaşandığını ve Kıbrıs Türkü'nün önüne bakmak durumunda olduğunu ifade eden Başbakan Talat, geleceğe yönelik yapılacak çok iş bulunduğunun farkında olduklarını kaydetti.

Genel sekreterin izolasyonların kaldırılma çağrısının Kıbrıs Türklerinin bazı işleri ileri götürmesine bağlı olarak sonuç verici olacağını belirten Talat, "Biz izolasyonları tespit edip her hususun ortadan kaldırılması için adımlar atmak zorundayız. Atacak o kadar çok adım, yapacak o kadar çok işimiz var ki bugün bunları yapabileceğimize dahi inanamayabiliriz" dedi.

Bugünden itibaren yeni bir safhaya girileceğini belirten Başbakan Mehmet Ali Talat, bugün Brüksel'e gideceğini ve orada AB genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le görüşeceğini ifade etti.

Yeniden gözden geçirilen Yeşil Hat Tüzüğü ve konsey kararlarının mimarlığını yapan Verheugen ile görüşmesinin dışında teknik görüşmelerinin de olacağını anlatan Talat, AB koordinasyon heyetinin başkanı Erhan Erçin'in de kendisine eşlik edeceğini kaydetti.

Bakanlıklardan AB eğitim heyeti

Bakanlıklardan eğitim için oluşturulan bir grubun da Brüksel'de bulunduğuna dikkat çeken Talat, grubun AB müktesebatına uyum çalışmalarını yürütmek için gereken teknik donanımı ve eğitimi almak için Brüksel'de bulunduğunu vurguladı.

Talat, "Özellikle yaz aylarında eğitim amacıyla çeşitli bakanlık birimleri ve kurumlardan kamu görevlileri Brüksel'e gidecekler. Bu giden birinci grup. Temmuz ayı boyunca eğitim çalışmaları devam edecek. Bir kısım eğitim çalışması da Kıbrıs'ta sürecek" dedi.

Başbakan Talat, bütün bu çalışmaların AP seçimleri ve arkasından geçecek süreç sonucunda sonbahardan itibaren, direkt fonların da harekete geçişine kadar devam edeceğini söyledi.

AİHM başkanı ile görüşme

AB ile yapacakları çalışmadan sonra 11 Haziran'da AİHM başkanı ile Strasburg'da görüşme yapacağını vurgulayan Talat, AİHM başkanı ile çözümün olmamasının ardından meydana çıkan yeni durumu görüşeceğini belirtti.

"Bütün konular gündemimizde" diyen Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planı ile çözülmesi öngörülen tüm hususlar ve 2001 yılında gerçekleşen mahkumiyetin unsurlarının ortadan kaldırılması çalışmalarıyla ilgili atılan adımları anlatacağını ifade etti.

Talat, "Önümüzdeki günlerde Kıbrıslı Türklerin insan hakkı ihlali ile suçlanmayacakları ortamı yaratma konusundaki kararlılığını dile getireceğiz" dedi.

Bunun için de en başta kayıplar ve Karpaz'da Rum okulu açılmasıyla ilgili hususlar bulunduğunu belirten Mehmet Ali Talat, bu konuda ciddi adımlar atıldığının, eğitim konusunda yasal düzenleme yapılmakta olduğunu, kayıp şahıslar konusunda da BM'nin oluşturduğu komitenin etkinleştirilmesi için müzakereye hazır olunduğunun bildirildiğini anlattı.

Sivillerin Askeri Mahkeme'de yargılanması

"AİHM'nin öngördüğü bu iki hususu temize havale ediyoruz" diyen Talat, AİHM'nin sivil şahısların askeri mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili mahkumiyet konusunun da, gazetecilerin yargılanmasıyla ilgili olarak da tesadüfen örtüşerek ele alındığını söyledi.

Bakanlar Kurulu'na bir yasa değişikliğinin sevk edildiğini anlatan Talat şöyle devam etti:

"Askerlikten soğutma ve manevi şahsiyeti tahkir etme' hususunda sivil şahıslara isnat edilen suçların askeri mahkemelerde değil sivil mahkemelerde görüleceği konusu düzenlenmiş oluyor. Bundan böyle gazetelerde yazılan yazılar nedeniyle sivil şahıslar tamamen askeri suç işlememek kaydıyla askeri mahkemelerde yargılanmayacak"

Konuyla ilgili olarak askeri makamların da bilgisi olduğunu da vurgulayan Talat, konunun onlarla da istişare edilerek ele alındığını ifade etti.

"Bu konuda sorun yok" diyen Talat, askeri makamların da sivil şahısların askeri mahkemede yargılanmasını istemediğini ifade ettiklerini belirtti.

Askeri Mahkeme, sivil savcı ve yargıç

"Bunu belki herkes biliyor ama ifade edilmiyor. AİHM de biliyor" diyerek başka bir konuya değinmek istediğini de söyleyen Talat, askeri mahkemelerin bilinen anlamda askeri mahkeme olmadığını, hiçbir savcı ve yargıcının asker olmadığını, sivil makamlarca atanan siviller olduğunu ifade etti. Talat, "Adı Askeri Mahkeme. Askeri suçlarla ilgili ihtisas mahkemesidir ama, tamamen sivillerden kuruludur. Yargı güvencesine de sahiptir" dedi.

Yargıçların askerin emrinde olmadığını da belirten Talat, GKK'nın mahkemenin adının değiştirilmesini bile önerdiğini, ancak anayasanın askeri mahkeme dışında başka bir özel mahkemenin kurulmasına izin vermemesi nedeniyle adının değişmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Toplumu rahatlatmak adına hükümetin böyle bir adım attığını ifade eden Talat, önergeyi Bakanlar Kurulu'na sevk ettiğini, Bakanlar Kurulu'nun da prosedürün tamamlanmasının ardından tasarıyı meclise yollayacağını kaydetti.

Sorulara yanıtlar

Başbakan Talat, bugün düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Talat, Brüksel ve Strasburg'a yapacağı ziyaretle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a bilgi verip vermediğine ilişkin soruya karşılık, Cumhurbaşkanı'na gerekli bilgilendirmenin yapıldığını söyledi.

Başbakan Talat, cumhurbaşkanını temaslarıyla ilgili genelde bilgilendirdiğini, ancak cumhurbaşkanına her dış ziyaretine ilişkin bilgi vermesinin "gelenek olup olmadığını bilmediğini" söyledi. Denktaş'a herhangi bir dış ziyaretiyle ilgili kendisi bilgi vermese dahi, cumhurbaşkanına dış temaslarıyla ilgili her bilginin Başbakanlık'tan yazılı olarak iletildiğini söyleyen Başbakan, bu konuda özetle şunları söyledi:

"Sayın cumhurbaşkanı da bir yerlere gider, ama bana bilgi vermez. Dolayısıyla benim önceden belli olan görüşmelerimle ilgili bilgi verme en iyisidir ve görüşmelerimizde bu bilgileri veriyoruz. Ama aniden ortaya çıkmış hususlarda 'ben bunu yapacağım' diye bilgi vermeme bir gerek olduğunu sanmıyorum..."

Gazetecilere davalar

Bazı gazetecilerin Askeri Mahkeme'de yargılanmasını gündeme getiren davaların geri çekilmesinin söz konusu olup olmadığına ilişkin soruya karşılık ise Başbakan Talat, bu davaları ne kendisinin ne de bakan arkadaşlarından birinin açtığına dikkati çekerek, bunun sorumluluğun kendilerinde olmadığını söyledi, ancak davayı açanın bunu yapabileceğini belirtti. Başbakan, şöyle dedi:

"Gazetecilere, hükümetin şikayetiyle açılmış herhangi bir dava yoktur. Yani başbakanın veya herhangi bir bakan arkadaşımızın şikayetiyle açılmış bir dava yoktur. Açılmış olan bu davalar, yargılama Askeri Mahkeme'de olduğuna göre büyük ihtimalle Güvenlik Kuvvetleri tarafından açılmıştır. Dolayısıyla davayı çekecek olan odur.

Beni ilgilendiren, bu davaların normal sivil yargıda görülmesidir. Her kurum veya sivil kişi dava açabilir, ama önemli olan bu davanın nerede görüleceğidir. Dolayısıyla, şikayeti yapan makam, bu şikayetini çekerse dava çekilmiş olur."

"Gazetecilere resmen açılmış bir dava yoktur"

Söz konusu gazetecilere resmen açılmış bir dava bulunmadığını da söyleyen Talat, bunu şu ifadelerle açtı:

"Bu, şikayet üzerine polisin açtığı soruşturmanın, hakkında şikayet yapılan ilgili şahıslara duyurulması ve böylece dosyanın tamamlanarak savcılığa intikal ettirilmesine ilişkindir. Bu dosyalar Savcılığa gittikten sonra bulgulara bakıp, şahadet var mı yok mu ona bakıp, dava açacaksa açar... Yani bu gazetecilere dava açılmış değil fiilen. Bu gazeteciler, henüz polis soruşturmasının bir safhasındadırlar. Bu savcılığa intikal ettirildiğinde, Savcılık 'yeterli bulgu vardır' derse dava açar, 'yeterli bulgu yoktur' derse dava açmaz Yani prosedürün bir safhası gerçekleşmiştir..."

"Savcılık bana bağlı değil"

Başbakan Talat, aynı gazetecinin "Savcılık size bağlı değil mi sayın başbakan?" şeklinde soru yöneltmesi üzerine, "Savcılık bana bağlı değil, ne münasebet. Savcılık bağımsız bir organdır" dedi.

Talat başka bir soruya karşılık, söz konusu gazetecilere 48 yeni dava daha açıldığı yönünde basında yer alan haberlerin ise doğruyu yansıtmadığını söyledi ve "Bu, gerçek dışıdır, yeni bir davaymış gibi takdim edilmiştir. Halbuki davalar, yeni davalar değildir, o daha önce açılmış olan davalardır. Dolayıyla o haber de tahrif edilmiş bir haberdir" dedi.

"Birincil tercihim erken seçim,

ikincisi CTP-DP-BDH koalisyonu"

Başbakan Talat, hükümet sorunuyla ilgili bir soru üzerine de kendisinin birincil tercihinin erken seçim olduğunu ve bunu daha önceleri bir çok kez dile getirdiğini anımsatarak, ancak erken seçime gidilmeden hükümet sorununun çözümünün sağlanması yönünde yürütülen çabalar çerçevesinde en makul formülün, CTP-DP-BDH üçlü koalisyonu olacağını belirtti.

"Akıncı'nın Dışişleri Baklanlığı talebi"

Başbakan, bir gazetecinin BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın, hükümet arayışlarına ilişkin görüşmeler sırasında Dışişleri Bakanlığı'nın kendisine verilmesine ilişkin taleplerde bulunduğunu söyleyerek, bunu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, bundan haberi olmadığını söyledi. Talat, "Bundan haberim yok. Sayın Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki Sayın Serdar Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir talepte bulunmadı" dedi.

Kayıplar konusu

Kayıplar konusunda Türkiye ile birlikte yürütülen bir çalışma olup olmadığı, varsa bunun hangi aşamada bulunduğuyla ilgili soruya karşılık da Başbakan, bu konuda KKTC hükümeti ve TC hükümeti olarak ayrı ayrı yapılan çalışmaların TC Dışişleri Bakanlığı'nda geçen ayın sonlarında birlikte ele alınarak değerlendirildiğini söyledi. TC ile bu konuda tam bir işbirliği ve görüş birliği içinde olduklarını ifade eden Talat, Türkiye Hükümeti'nin kayıp şahısların akıbetlerinin belirlenmesiyle ilgili BM'nin öngördüğü Kayıplar Komitesi'nin etkinleştirilmesi konusunda katkı yapmaya hazır olduğunu BM'ye bildirdiğini de kaydetti. Talat, kayıplarla ilgili çalışmanın nasıl işleyeceğine ilişkin soru üzerine de şöyle konuştu:

"Önce bilgi alışverişi, komitenin etkinleştirilmesi ve uluslararası standartlara uygun, önceden saptanmış mezar yerlerinin birer birer açılması... DNA testlerinin yapılması ise başlı başına başka bir konudur ve onunla ilgili bir başka çalışma yapmamız gerekiyor. Türkiye'de bir kısım testlerin yapılması söz konusu. İki toplumlu olarak genetik alanda kurulmuş hastanenin bu amaçla kullanılıp kullanılamayacağı gibi bir sürü başka çetrefil yan etkileri var veya yan unsurları var. Bütün bunları ayrıca değerlendireceğiz. Hükümetimizin önünde bu hususlar da ciddi boyutta duruyor."

AB'den Türkiye'ye gümrük birliği mektubu

Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye hükümetine gönderdiği ve Güney Kıbrıs'ı gümrük birliği kapsamına almasını içeren mektubun ne anlama geldiğinin sorulmasına karşılık Talat, bunun "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıyın anlamına geldiğini söyledi ve ekledi: "Şu anda 'Kıbrıs Cumhuriyeti', Avrupa Birliği üyesidir. Türkiye, Avrupa Birliği'yle gümrük birliğindedir. Geç kalmışlıktan kaynaklanan legal, yasal yükümlülükler birer birer ortaya çıkıyor."

TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bu konuyu bugün telefonda görüştüğünü belirten Talat, TC Dışişleri'nin bu konuda bir çalışma yaptığını ve bunu KKTC hükümetiyle paylaşacağını bildirdi. Talat, "Bu sorunun nasıl aşılacağı konusunu hem yasal boyutlarıyla hem de Türkiye'nin yükümlülükleri bakımından çalışmasını yapıyorlar ve uygulamadan önce bizimle paylaşacaklar" dedi.

Çözüm için yeni bir müzakere

süreci bekliyor musunuz?"

Başbakan Talat, bir başka gazetecinin, izolasyonların sona erdirilmesinin Kıbrıs Türk halkına rahatlama getirmesine karşılık çözümün yerini tutamayacağının hükümet tarafından sık sık dile getirildiğine işaret ederek, "Sonbaharda çözüm için yeni bir müzakere süreci başlamasını bekliyor musunuz ve bu sizce hangi temelde olmalı?" şeklindeki soruya, "Bu dünyanın en zor sorusu. Buna, BM genel sekreteri de cevap veremedi. Biz, raporunda belki bir cevap verir diye bekledik, ama o da bir cevap veremedi. Rumlar da cevap veremiyor" yanıtını verdi ve bu konuda şöyle konuştu:

"Rumlar, şimdi yeni bir şey başlattılar, 1977-1979 doruk anlaşmalarına döndüler ve 'Adanın yeniden bütünleştirilmesini istiyoruz' diyorlar. 'İki bölgeli, iki toplumlu federasyon' demeye başladılar.

"Büyük bir bilinmezlik var"

Büyük bir bilinmezlik var. Bizim tutumuz şudur; Biz, Annan Planı'nı veya herhangi bir başka planı görüşmenin, herhangi bir mantığı olduğu inancında değiliz... Türk tarafının ciddiyeti ortaya çıkınca ve Türk tarafında referandumdan büyük ihtimalle olumlu sonuç alınacağı ortaya çıkınca, Rumlar bu planı engellemek için tek yolun kendilerinin reddi olacağına karar verdiler ve bunu yaptılar. Tabii bütün dünya Papadopulos'a yükleniyor şu anda. Haklıdırlar da... Çünkü Papadopulos, eğer tersi bir tutum takınsaydı orada da büyük bir çoğunlukla geçerdi bu plan.

"İzolasyonların hızlı bir

şekilde kaldırılması şarttır"

O bakımdan şu an için bu planı bir kenara atın, başka bir şey getirin, yeniden görüşün vs... Bu mümkün değil. Benim görüşüm: İzolasyonların hızlı bir şekilde kaldırılması şarttır ve izolasyonlar kaldırıldıkça Rumlar yaptıkları hatayı daha fazla anlayacaklar ve o zaman belki Rum toplumundaki anlayış değişecek...

Şu an itibarıyla bizim üzerinde yoğunlaşmamız gereken şey, çözüm vizyonunu unutmadan, çözüm perspektifimizi koruyarak, adanın yeniden bütünleştirilmesi hedefini koruyarak, ama mutlaka izolasyonların kaldırılması için mücadele etmektir Bu çok önemlidir. Bu mücadele, hassas bir mücadeledir, çok dikkatli olmak zorundayız. Yanlış değerlendirmeler, yanlış kelimeler bile kazanma ihtimalimiz yüksek olan hususları bize kaybettirebilir... O yüzden resmi makamların, hükümetin çizdiği yolu izlemesi Kıbrıs Türkü bakımından son derece önemlidir..."

İKÖ'den beklentiler ve olası ABD ziyareti

İstanbul'da 14-16 Haziran tarihleri arasında yer alacak olan ve KKTC halkının statüsünün "Müslüman Kıbrıs Türk Toplumu"ndan "Kıbrıs Türk Devleti"'ne yükseltilmesinin gündemde olduğu İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısından ne beklediğinin ve yakında ABD'yi ziyaret etmesinin söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, yakın zamanda ABD'yi ziyaretinin olası görünmediğini söyleyen Talat, BM Güvenlik Konseyi'nde Annan raporuyla ilgili açık toplantı yapılmasının gündeme gelmesi halinde ise New York'a gidebileceğini ifade etti.

İKÖ toplantısından beklentisinin, KKTC'nin, Annan Planı'nda öngörüldüğü adıyla "Kıbrıs Türk Devleti" olarak temsiliyetinin söz konusu olduğunu belirten Talat, "Umuyoruz ki bunu başaracağız. Bu, tabii ki herhangi bir şekilde BM genel sekreterinin raporunun dışında bir durum değildir. O çerçevede izolasyondan kurtulmak ve Kıbrıslı Türklerin özellikle referandumdan sonra durumlarını yeniden belirlemek, yeniden ifade etmek yönündedir. Kıbrıs Türk Devleti gözlemci olacak. Bunu herhangi bir şekilde değişiklik biçimlerde yorumlayıp da, önünü kesmeye çalışmaması gerekir hiç kimsenin diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk Devleti anayasası

Başbakan Mehmet Ali Talat başka bir soru üzerine, Annan Planı'nda yer alan Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nın uygulamaya konmasının söz konusu olmadığını, bunun yasal veya siyasi açıdan hiçbir mantığı bulunmadığını vurgulayarak, "Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nı uygulamaya kalkışmak hayal dünyasında dolaşmak demektir. Eğer Annan Planı'nın içerisindeki Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası geçerli değilse, o anayasanın ayakları havadadır. Dolayısıyla böyle hayali şeyler söylememek lazımdır. Bu ne legalistik açıdan ne de politik açıdan mantık içermiyor. Kimse kusura bakmasın" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nın halkoyuna Annan Planı'nın bir parçası olarak sunulduğunu söyleyen Talat, şöyle dedi:

"Annan Planı geçseydi, onun parçaları olarak, bütün diğer yasalar gibi Kıbrıs Türk Devleti Anayasası da geçmiş olacaktı ve yürürlüğe girecekti. Zaten Annan Planı'yla bir bütün olarak anlam kazanır o anayasa.... Üstelik Annan Planı'nın kendisi, 'taraflardan biri hayır dediğinde bir anlamı yoktur bu oylamanın' diyordu. Dolayısıyla, 'İşte biz bunu oyladık da % 65'le geçti, o zaman bu da geçti filan gibi' yanlış şeyler söylememek lazım."

Annan Planı'nın bazı hususlarının tek taraflı olarak uygulanabileceğini de söyleyen Talat, "Ancak, bütün hususları uygulanamaz" dedi.

KKTC Anayasası'nın değişmesi

Başka bir soruya karşılık, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasının mecliste üçte iki çoğunluk istemesi ve halk oylaması nedeniyle çok zor olduğunu, zaten şu an itibarıyla bunun gereksiz olduğunu söyleyen başbakan, "Bence anayasayla ilgili bir sorun yoktur. Şu an itibarıyla bizim sorunumuz anayasal veya legal sorunlar değildir..." dedi. Başbakan Talat, şöyle devam etti:

"Bizim sorunumuz mentalite değişikliğidir"

"Deniyor ki işte geçici 10'uncu madde... Mesele anayasa maddesi değil ki. Geçici 10'uncu maddenin öngördüklerini eğer biz bugün kendi içimizde kurumlarımızla değerlendirip değiştirme kararı verirsek Anayasa buna engel değildir. Yoktur öyle bir engel. Eskiden beri bunu söylüyorum, yeni bir görüşüm değildir. Sorunumuz anayasa değişikliği değil. Bizim sorunumuz mentalite değişikliğidir. Aklımızı değiştirirsek ve dersek ki 'Bunun doğrusu budur', buna anayasa engel değildir..."

KIBRIS 09/06/04

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül: "Kıbrıs Türk Devleti" adının İKÖ toplantısında onaylanmasını bekliyoruz

Abdullah Gül, "Kıbrıs Türk Devleti" adının İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısında onaylanmasını beklediklerini kaydetti.

Mısır'daki temaslarını tamamlayarak Ankara'ya dönen Gül, Esenboğa Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak onaylanması konusunda daha önce Cidde'de yapılan yüksek memurlar toplantısında karar alındığını hatırlattı.

Abdullah Gül, Mısır ziyaretini değerlendirerek, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kahire'de, Mübarek'in yanı sıra Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile de bir araya geldiğini hatırlatan Gül, görüşmelerde Kıbrıs, İKÖ genel sekreteri seçimi, Irak, Filistin ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) konularını ele aldıklarını kaydetti.

Gül, BOP'un en çok Mısır'da tartışıldığına dikkat çekerek, kendisine basından, Türkiye'nin de bu projenin bir parçası olup olmadığı sorusunun yöneltildiğini kaydetti. Gül, bu konuyu görüşmelerinde geniş bir şekilde izah ettiğini belirterek, "Türkiye olarak biz herhangi bir projenin içinde değiliz" diye konuştu.

KKTC'nin, 14-16 Haziran'daki İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda "Kıbrıs Türk Devleti" olarak adlandırılıp adlandırılmayacağına yönelik soru üzerine Gül, bundan bir süre önce Cidde'de yapılan yüksek memurlar toplantısında bu konuda alınan kararın dışişleri bakanlarınca onaylanmasını beklediklerini kaydetti.

Ruhban okulu

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına ilişkin çalışmaların devam ettiğini belirterek, okulun hangi statüde açılacağına ilişkin bir şey söylemek için erken olduğunu söyledi.

Gül, Mısır ziyareti dönüşünde Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hükümetin Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına ilişkin tasarı hazırlığı içinde olduğuna dair haberlerin hatırlatılması üzerine Gül, Dışişleri Bakanlığı'nın konuya ilişkin çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Büyük Ortadoğu Projesi

Bakan Gül, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) Mısır'daki görüşmelerinde gündeme geldiğini söyleyerek, "Orda bu konuda farklı bir algılama var. BOP'un Ortadoğu'ya pek fayda getirmeyeceğini düşünüyor ve şüpheci yaklaşıyorlar" dedi.

Mısırlı yetkililerin BOP'u Filistin ve Irak'taki gelişmelerle de bağdaştıramadığına da işaret eden Gül, bu nedenle Kahire'de gerek resmi çevreler gerekse basında bu konuya ilişkin "çekingen bir tavır" gördüğünü kaydetti.

Anadilde yayına başlanmasına ilişkin soru üzerine de Gül, bu konuda özel televizyonlar önünde hiçbir engel bulunmadığını kaydetti.

KIBRIS 09/06/04

Denktaş: Hayır Rumlar kazandı...



KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs çözümü konusunda çok farklı düşünürüz. Karşılıklı olarak birbirimizi de çok eleştirdik.
Geçen haftaki bir yazımda "Rumlar yine kaybettiler" demiştim.
Anlaşılan, Sayın Denktaş kızmış olacak ki, barut gibi bir mektup yazmış,
Aynen şunları söylüyor:
Sayın M.Ali BİRAND
"Bu defa yine Rumlar Kaybetti" (4.6.2004) başlıklı yazınızı hayretle okudum.
Rumlar neyi kaybetmişler ki?
KKTC'nin tanınmaması, Türklerin "Kıbrıs Halkı" içinde iki cemaatten biri olduğu, egemenliğin, alrılma hakkının var olmadığı, AB üyesi Kıbrıs'ın meşru hükümeti olan (!) Rum İdaresinin güvenlik ile ilgili sorunlarına Güvenlik Konseyi'nin bakması gerektiği; 650 Türk askerinin ada'dan tümüyle çıkışının zaman zaman müzakere edileceği; Kıbrıslı Türklerin EVET oyları ile ayrı devlet/egemenlik/ayrılık istemediği ve planını olduğu şekliyle kabul ettikleri geçirilmiştir.
Rum tarafı HAYIR oyları ile pazarlık kozunu elinde tutuyor. Biz EVET oylarımızla kendimizi Annan Planı'nın kafesine hapsettik. Rum'un "KKTC tanınabilir" konkusu ortadan kalkmış oldu.
Rum'un rüyası, siyaseti, beklentisi, uğraşısı, meşru Kıbrıs Hükümeti olarak AB üyesi olmak ve böylelikle silahla yok edemediği Türk-Yunan dengesini yok etmekti. Rum tarafı bunu başarmıştır. Hem de, 1960 Andlaşmalarının yasakladığı bu olugulu Türkiye'nin de EVET oyları ile bertaraf ederek. 1960 Andlaşmasındaki Türk-Yunan dengesini yok farzeden Annan Planını Türkiye destekledikten sonra, bundan sonra Türkiye Kıbrıs üzerinde hangi hakkı savunacaktır?
Başarı sağladık diyorsanız, EVET Genel Sekreter Kıbrıs Türklerinin de hükümeti addettiği Rumlara Türk cemaatine kolaylık sağla diyor; ve dünya'ya da tanınma kapısı açılmaksızın Türk cemaatini izolasyondan kurtarıcı adımlar atınız diyor. Halen AB, Türk tarafına yardım konusunu Kıbrıs hükümetini incitmeksizin, yasaları çiğnemeksizin nasıl yapacağımızı müzakere edeceğiz diyor.
Eşit egemenlikten, iki eşit, self-determinasyon hakkına sahip halkın varlığından, Türkiye'nin garantisinden vazgeçmiş olsaydım Kıbrıs meselesini çoktan halletmiş (!) olruduk ve şimdi Türkiye için bir Kbırıs engeli de kalmazdı. Çünkü Kıbrıs'ta Türk kalmamış olacaktı. Şimdi işler bu zaferimiz sayesinde bu kanala girmek üzeredir.

Saygılarımla,
Rauf DENKTAŞ
KKTC Cumhurbaşkanı

* * *

" SAYIN DENKTAŞ HAYIR DESEK NE OLURDU?"

Sayın Cumhurbaşkanı'nın görüşlerine üzülerek katılamıyorum.
Eğer KKTC halkı referandum da HAYIR oyu kullansaydı acaba bugünkü konumu ne olurdu?
- Ambargolar arttırılarak sürdürülür, Uluslararası kamuoyunda yerden yere vurulur ve izalasyon bir misli artardı.
- Rumlar yine AB'ye tam üye olurlardı.
Bir süre önce Klerides'in yaptığı bir açıklama hala hatırlarda :"... Türk tarafı geçmişteki tüm açılımları reddederek , AB'ye tam üyeliği bize hediye etmiştir."
Referandumun sonucunda EVET diyen KKTC, Uluslararası kamuoyunda artık bambaşka bir konumda. Eski statüsü tümüyle değişti.
Sayın Başkan, Annan planıyla birlikte 1960'da kurulan Türk-Yunan dengesinin kaybedildiğini belirtiyor. Oysa bu denge, Yunanistan'ın AB'ye tam üye olması ve Türkiye'nin dışarda kalmasıyla çoktan bozulmuştu. Dengeyi yeniden kurabilmenin tek yolu, Kıbrıs'tan çok, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden geçecektir.
Görüşlerimiz farklı olsa dahi, Sayın Cumhurbaşkanına saygımız daima devam edecektir.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 10/06/04

Gümrük birliği Rumların kozu

10/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - BRÜKSEL - Kıbrıs'taki referandumdan bu yana eleştiri alan ve Türkiye lehine oluşan havadan rahatsız olan Rum Yönetimi, şu an için elindeki en önemli koz olan gümrük birliğine yükleniyor. Türkiye'nin AB'ye yeni üye olan dokuz ülkeyle gümrük birliğine yeşil ışık yakarken Güney Kıbrıs'ı dışarıda bırakmasının üzerine giden Rum lider Tasos Papadopulos, gerek Avrupa Komisyonu, gerekse AB Konseyi düzeyinde birtakım girişimlerde bulundu. Rumlar konuyu 17-18 Haziran'daki AB zirvesine taşımayı planlıyor. Diplomatik kaynaklar, Rum Yönetimi'nin böylelikle hem iç siyaset açısından puan toplamayı hem de AB içinde Kıbrıs konusunda Türkiye lehine oluşan havayı gölgelemeyi hedeflediğini belirtiyor.

Komisyondan 'teknik' uyarı
Komisyon ise, Türkiye'ye düşük profilli bir mektup gönderdi. Mektupta Ankara'nın Rum Yönetimi'ne yönelik gümrük birliği politikasının 'uygun olmadığı' iletilerek, "Bir AB üyesi dışlanmış konuma düşürülüyor. Lütfen durumu düzeltin" denildi. Mektubun komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen yerine Genişleme Dairesi Genel Müdürü Fabrizio Barbaso'nun imzasını taşıması, siyasiden çok teknik düzeyde bir yaklaşıma işaret. Ankara'nın da kısa zamanda teknik yönü ağır basan bir formülle AB'yi yanıtlaması bekleniyor.

KKTC'ye yeni Amerikan jesti

10/06/2004

AA - NEW YORK - Annan ve Papadopulos arasındaki söz düellosu sürerken ABD, Kıbrıslı Türklere yönelik tecridin kaldırılması için açılımlarını sürdürüyor. Kıbrıslı Türklere verdiği vizeyi 2 yıla çıkarıp, çok girişli olarak düzenleyen ABD, dün de vatandaşlarının, turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan gidebilecekleri talimatını verdi. Açılımlara ek olarak, Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston KKTC'nin New York temsilcisi Reşat Çağlar'ı ziyaret etti. Weston, Kıbrıslı Türklere yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını desteklediklerini belirtip, Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin de benzer tavır almaları için çalıştıklarını söyledi.
"Kısıtlamaların kaldırılması çalışmalarını sırası geldikçe açıklayacağız"
diyen Weston, bu konuda yasal düzenlemeleri sistematik biçimde yaptıklarını kaydetti.

Annan'la çatışıyor

Rum lider, BM'ye gönderdiği mektupta Annan'ı eleştirdi: Çizmeyi aştı. İşgal altındaki topraklara bağımsız devlet muamelesi peşinde

10/06/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporuyla ilgili KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın bazı eksikliklere dikkat çeken mektubunun ardından, Rum lideri Tasos Papadopulos zehir zemberek bir mektup döşendi. Güvenlik Konseyi üyelerine gönderdiği 20 sayfa mektupta, Annan'ın Kıbrıslı Türklere tecritin bitmesi çağrısını 'iyi niyet misyonu sınırlarını aştı' diye değerlendiren Papadopulos, Türk tarafının çabasına yönelik övgülere de şöyle çattı:
"Abartılmış methiyelerin hedefi yasadışıdır. Methiyeler, işgal altındaki Kıbrıs topraklarına resmen tanınmamakla birlikte bağımsız devlet özelliklerini vermeyi hedefliyor." Mektup Rum basınına yansıdığı haliyle şöyle:
1. Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, müzakereler sırasında kendi buluşu bir yöntem izledi. Birbiriyle ilgisiz konular arasında matematiksel dengeler kurmayı denedi. Müzakereleri BM kuruluş beyannamesi ve uluslararası hukuk çerçevesinden çıkardı.
2. Türk askerlerinin sayısı 650 bile olsa gelecekte yeni bir müdahale halinde bu gücün köprü vazifesi göreceği anlamına gelir.
3. Önce planda, şimdi de raporda, Rumlara iade edilecek toprakların oranı ve kuzeye dönecek Rum göçmen sayısı doğru değil.
4. Annan Planı'yla Türkiye'den gelen göçmenlerin 118 bini adada kalacaktı. Annan'ın raporunda bu göçmenlerin yarısının gideceği görüşü gerçeği yansıtmıyor.
5. Plan Kıbrıslı Rumlarla Türklerin değil,Türkiye'nin çıkarınadır.

'Tehlikeli kumar'
Rum diplomatik çevreler, Papadopulos'un bu mektupla 'BM'ye karşı açık çatışma yolunu seçtiğini' belirtti. Buna göre, Papadopulos 'tehlike riski yüksek bir strateji' izliyor, hatta 'kumar' oynuyor. Papadopulos'un bu taktiği Konsey'in bazı üyelerini etkileyerek, Rum tarafına daha sıcak bakmalarını sağlayabilir. Ama bir 'boomerang'a dönüşerek, Rum tarafını uluslararası alanda tek başına da bırakabilir.

Tek diken Kıbrıs

10/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - BRÜKSEL - Kıbrıs'ta referandumdan çıkan sonuç nedeniyle AP seçimlerine sadece Güney Kıbrıslı adayların katılacak olması AB'yi de rahatsız ediyor. Bu yüzden hazırlanan bir direktif çerçevesinde, yeni AP'nin görev yapacağı 2004-2009 döneminde bir çözüm olması halinde Kıbrıs'taki seçimlerin yenilenmesi talep ediliyor. AB, bu adımı birleşmiş bir Kıbrıs'ın hukuki temelinin oluşturulması açısından önemsiyor. Şu an AP'de Kıbrıs'a ayrılan altı koltuk Rumlar tarafından kullanılacak. Çözüm olması halinde ise bu altı koltuk ikisi Türklere, dördü Rumlara şeklinde paylaştırılacak.

Kıbrıs'ta AB sonrası durum

10/06/2004 RADIKAL

ARİSTOS MİHAİLİDİS
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyelik anlaşmasını imzalamasından (16 Nisan 2003) yedi gün sonra ortaya çıkan ilk sonuç çarpıcıydı: İşgal rejimi 30 yıl sonra barikatı açtı. Tam üyelikten (1 Mayıs 2004) 26 gün sonra rejim, pasaport ibraz edilmesiyle ilgili talebini de geri çekti. Bu iki önemli faaliyet gökten zembille inmedi. İşgal ordusu tarafından yönetilen rejim, mentalitesini ve yaklaşım yöntemini aniden değiştirmedi. Hakarete uğramış hissetmemeleri için bir yıldır pasaportların kaldırılmasını rica eden Kıbrıslı Rumların kaygılarını da dinlemedi. Denktaş rejiminden bayrağı alıp bölünme yoluna devam eden (uluslararası cesaretlendirmeyle) Talat rejimi, ortaklık kurmak istediği Rumlara yaklaşma çabasına girmek istemedi. Hem Türk ordusunun, hem de Ankara'nın diplomasisinin artık inkâr edemedikleri bir olaya cevap vermek zorunda kaldı: Kıbrıslı Rumların, AB'ye üye diğer ülkelerin 450 milyon vatandaşı gibi Avrupa vatandaşı olduğunu...
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliğinin, çözüm ya da işgalin yıkılması yönündeki elverişli şartları şu ya da bu şekilde yarattığına inanıyoruz.
İki gelişme de, (kısmi 'özgür dolaşım' ve pasaport kontrolünün kalkması) bunu gösterir.
Avrupalı turistlerin işgal bölgelerine geçişlerinin rejime sağlayacağı fayda da bir teşvikti. Ancak bunun siyasi uzantısı önemsiz değil: İşgal rejimi, Rumları diğer AB'lilerden ayrı tutamaz. Türkiye, Avrupa'yla yaptığı gümrük anlaşmalarından Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ayrı tutamaz.
O halde Kıbrıs sorununa çok fazla etkisi olan önemli bir gelişme söz konusudur. Burada liderlerimizin bilgeliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni verileri değerlendirsinler ve strateji organize etsinler.
(Yunan Politis gazetesi, 26 Mayıs 2004)

Talat: "AB'nin mali yardımı yıl sonuna kadar çıkabilir"

10 Haziran, 2004 15:52:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile AB-KKTC ilişkileri ve KKTC ile AB mevzuatlarının uyumlu hale getirilmesi konularında görüştüklerini söyledi.

KKTC'ye doğrudan uçuşların yapılmasıyla ilgili konunun çözümü için zamana gerek olduğunu belirten Talat, bu konuda ülkelerin kendilerinin karar vermesi gerektiğini vurguladı.

KKTC Başbakanı, AB tarafından KKTC için ayrılan 259 milyon Euro'luk mali yardımın 2004 yılı sonuna kadar çıkabileceğini söyledi.

Verheugen görüşmeyle ilgili açıklama yapmazken Talat, bugün bir basın toplantısı düzenleyecek.

KKTC'nin Kıbrıs Raporu'ndan memnuniyeti

KKTC, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs Raporu'ndan memnun olduğunu belirtmişti.

Raporda Türk tarafına 'övgü', Rum tarafına da ağır 'eleştiri'ler yapıldığı belirtilmişti.

 

Papadopoulos: ''Annan sınırı aştı''

Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması çağrısında bulunan Annan için “iyi niyet misyonu sınırlarını aştı'' dedi. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Güvenlik Konseyi üyelerine gönderdiği 20 sayfalık mektupta Annan’ın raporuna cevap verdi. Rum Yönetimi lideri, Türklerin izolasyonunun kaldırılması çağrısını “Abartılmış methiyelerin hedefi yasa dışıdır” sözleriyle değerlendirdi.
       Papadopulos, Annan’ın Kıbrıs özel temsilci Alvaro de Soto’yu görüşmelerde kendi bulduğu bir metodu izlemekle ve uluslararası hukuk çerçevesinden çıkmakla eleştirdi.
       
‘PLAN TÜRKLERİN ÇIKARINA’
       Planda ve raporda Rumlara iade edilecek topraklar ve Kuzey’e dönecek Rum göçmen sayısının yanlış olduğunu savunan Papadopulos, Türkiye’den gelen göçmenlerin yarısının gideceği görüşünün de gerçeği yansıtmadığını söyledi. Rum Yönetimi lideri, planın Kıbrıslı Rumlarla Türklerin değil sadece Türkiye’nin çıkarına olduğunu da iddia etti.

YENIDUZEN 10/06/2004

 

Talat'tan Avrupa çıkartması

Talat yarın da Strasbourg’da Avrupa Konseyi ve AİHM yetkilileri ile görüşecek.Talat, Verheugen’le, AB ile ilişkiler ve KKTC mevzuatının AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi konularının görüşüldüğünü açıkladı. Doğrudan uçuşların yapılmasıyla ilgili konunun çözümü için zamana gerek olduğunu belirten Talat, AB tarafından KKTC için ayrılan 259 milyon Euro’luk mali yardımın da 2004 sonuna kadar çıkabileceğini söyledi.
       Bugün Strasburg’a geçecek olan Talat, yarın, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkanlarıyla biraraya gelecek. Talat, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhindeki başvurularını KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini isteyecek.
       NTV’ye açıklama yapan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Schwimmer ise, Talat’la KKTC’nin izolasyonunun sona erdirilmesi yönünde somut adımları görüşeceğini anlattı. Schwimmer, “İzolasyonun sona ermesi ile tanınmayı karıştırmamalıyız. Eğer uygun olursa, Avrupa Konseyi ofisi, teknik destek ofisi açılmasını değerlendirilebilir” dedi.

YENIDUZEN 10/06/2004

 

Tıkanma!

Barış ve Demokrasi Hareketi’nin “heyetler arasındaki görüşmelerde” değil ama Mustafa Akıncı ile Serdar Denktaş’ın “baş başa” yaptığı görüşmede “olmazsa olmazını” açıkladığı ortaya çıktı: “Dışişleri Bakanlığı’nı isteriz, yoksa olmaz!”

Demokrat Parti, bu isteği “Genel Başkan Serdar Denktaş’ın şahsına karşı saygısızlık” olarak nitelendirdi.

Demokrat Parti cephesinde “Hem aynı hükümette yer alacağız, hem de bu bakanlığı siz yapamazsınız, bize veriniz teklifi yapılacak. Bu yakışık değil” değerlendirmeleri yapıldı.

Ve pazarlığın bu noktaya gelmesinden DP de rahatsız oldu, CTP’de... Bu nedenle dün, tam 2.5 saat süren CTP-DP görüşmesinin ana gündemini “Dışişleri Bakanlığı sorunu” tuttu!.. Bunun üzerine yeni alternatifler de gündeme geldi... Biri DP-CTP-TKP/BÖİ hükümeti, öteki “erken seçim!..” Ancak, ilk sıradaki formül yine CTP-DP-BDH Koalisyonu!..

Bugün, hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler heyetlerinin Barış ve Demokrasi Hareketi ile görüşmesi bekleniyor.

Bu görüşmeler yine ağırlıkla BDH’yı “ikna turu” olacak...

Yani, BDH’ya, “Bu hükümet çözüm ve Avrupa Birliği vizyonu ile kurulsun, halkın iradesini yansıtsın, yola çıkış amacımız bu olsun, bu yolda, Dışişleri Bakanlığı’nı isteriz noktasında tıkanma yaratmayınız” denecek.

Dün akşam geç saatlere kadar CTP, DP ve BDH’da nabızları yokladığımız isimler, bir anlamda hükümet çalışmalarında “Dışişleri Bakanlığı” kaynaklı bir “tıkanma” yaşandığını da doğruladılar.

“Bakanlık dağılımında” da farklı görüşler!

Hükümet pazarlığında tek tıkanma noktası “Dışişleri Bakanlığı”nda değil!.

Bakanlık dağılımında da farklı görüşler var.
Kulislerde konuşulan CTP ve DP’nin, birer bakanlığı Barış ve Demokrasi Hareketi’ne vermesiydi... Yani, Başbakan artı 5 bakanlık CTP’de, 3 Bakanlık DP’de, 2 Bakanlık da BDH’da olacaktı. Ancak, dünkü “2.5 saatlik” görüşmede, Meclis’te grubu bulunmayan BDH’ya “tek bakanlık” önerilmesi de gündeme geldi...
Bu önerinin kimden çıktığını, ne derece kabul gördüğünü ise öğrenmemiz mümkün olmadı.
Barış ve Demokrasi Hareketi’nde ise “bakanlık” bekleyen isimler bu konuda ısrarlı!.. Mustafa Akıncı’nın “Dışişleri”, Tahsin Mertekçi’nin “Spor”, Mehmet Çakıcı’nın ise “Sağlık” bakanlıkları için beklenti içerisinde olduğu bize gelen bilgiler arasında. Bir de DP ile CTP’nin “dışarıdan bakan ataması” formülünü alkışlayarak beklenti içerisinde olanlar var... Bakanlık beklemeyen tek isim emekli albay Halil Sadrazam!

Bu arada, daha önce Türk Ajansı Kıbrıs’tan Nezir Gürkan’la bir röportaj yapan ve burada, “Yeni hükümette bakanlar da değişmeli” diyen Mustafa Akıncı’nın sözlerinin ‘yanlış anlaşılmadan’ kaynaklandığı da geçtiğimiz günlerde yapılan görüşmede konuşuldu.

Talat-Akıncı görüşmesinde konunun gündeme geldiği ve Akıncı’nın, “Yeni bir hükümet kurulacak, bakanlar yeniden atanacak” anlamında bu sözleri söylediği, “Elbette her parti istediği isimleri atamakta serbesttir, aynı bakanlar da yeniden atanabilir” dediği kulağımıza gelen bilgiler arasında.

“Erken Seçim”e 23 oy!

Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi Hareketi’nin dünkü 2.5 saatlik görüşmesinde “erken seçim” de yine gündemdeydi...
Özellikle “Dışişleri Bakanlığı” krizi nedeniyle Barış ve Demokrasi Hükümeti ile yeni bir hükümet kurulamaz ve bir diğer alternatif  “CTP-DP-TKP/BÖİ” formülü de olmazsa ‘erken seçim’in gündeme getirilmesi konuşuldu...

Şöyle bir diyalog yaşandı:

- Kutlay Erk: Erken seçim için 19 isim hazırdır...

- Serdar Denktaş: Evet, 19 hazır oy vardır...

- Ünal Fındık: 19’uncu kim!..

- Serdar Denktaş: 19’uncu isim benim!..

- Kutlay Erk: O zaman, erken seçim için 20 oy hazırdır!..
Diyalog böyle!..
Kulislerde konuşulan, Ulusal Birlik Partisi’nden de Tahsin Ertuğruloğlu ile Ergün Serdaroğlu’nun a “erken seçim”e evet dedikleri...

Bu durumda “23” rakamı ortaya çıkıyor!.. Geriye “3” parmağın daha kalkması kalıyor!.. 

Bugün pazarlık derinleşecek!
Meclis’te “aritmetikten” kaynaklanan hükümet krizinin aşılması için eğer bir ‘süpriz’ olmazsa bugün üç parti yine bir araya gelmeyecek.

Ancak, hem Demokrat Parti’nin hem de Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler’in, Barış ve Demokrasi Hareketi ile yapmayı planladığı temaslar işin rengini biraz daha ortaya çıkaracak.

Ya “tıkanıklığın” aşılması yönünde “umut ışığı” yanacak.

Ya da diğer alternatifler için siyaset arenası yeniden canlanacak...

YENIDUZEN 10/06/2004

 

ABD'den yeni açılımlar

TÜM AMERİKAN VATANDAŞLARI İÇİN GEÇERLİ... ABD, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması çerçevesinde açılımlarını sürdürüyor. Amerikan yönetimi, bir süre önce Kıbrıslı Türklere verdiği vizeyi 2 yıla çıkarması ve çok girişli olarak düzenlemesinin ardından, önceki gün de Amerikan vatandaşlarının dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar "turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan gidebilecekleri" talimatını verdi

"SON DERECE ÖNEMLİ BİR GELİŞME"... ABD'nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston, KKTC'nin New York temsilcisi Reşat Çağlar'ı ofisinde ziyaret etti. Çağlar, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, ABD'nin kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik "kendine göre açılımlarını" aşama aşama sürdürdüğüne işaret ederek, Amerikan vatandaşlarının KKTC'ye doğrudan gidebilmelerini sağlayacak bu talimatın son derece önemli bir gelişme olduğunu kaydetti

WESTON: ÇABALARIMIZI ULUSLARARASI ÖRGÜTLERDE SÜRDÜRÜYORUZ... Thomas Weston da A.A'ya açıklamasında, Washington'ın kısıtlamaların kaldırılması konusunda değişik uluslararası örgütlerde çabalarını sürdürdüğünü belirtti. ABD Kıbrıs özel temsilcisi, Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik çalışmalarını peyderpey açıklayacaklarını, bu konuda yasal ve mevzuata dair düzenlemelerini sistematik bir biçimde yaptıklarını kaydetti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması çerçevesinde açılımlarını sürdürüyor.

ABD, bir süre önce Kıbrıslı Türklere verdiği vizeyi 2 yıla çıkarması ve çok girişli olarak düzenlemesinin ardından, önceki gün de Amerikan vatandaşlarının dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar "turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan gidebilecekleri" talimatını verdi.

ABD'nin açılımlarına ek olarak, Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston da KKTC'nin New York Temsilcisi Reşat Çağlar'ı ofisinde ziyaret etti.

Weston, görüşme öncesinde A.A'ya yaptığı açıklamada, genel sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların kaldırılması çağrısını desteklediklerini belirterek, Washington'ın buna uygun bir tutum belirlediğini kaydetti.

Diğer BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin de benzer bir tavır almalarını sağlamak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Weston, Washington'ın kısıtlamaların kaldırılması konusunda değişik uluslararası örgütlerde çabalarını sürdürdüğünü belirtti.

ABD Kıbrıs özel temsilcisi, Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik çalışmalarını peyderpey açıklayacaklarını belirterek, bu konuda yasal ve mevzuata dair düzenlemelerini sistematik bir biçimde yaptıklarını kaydetti.

Thomas Weston, Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik kısıtlamaların kaldırılmasına karşı çıkmalarının Güvenlik Konseyi düzenlemeleriyle de çeliştiğini ifade ederek, kısıtlamaların kaldırılmasının Rumlara da ekonomik yönden büyük yardım sağlayacağının açık olduğunu vurguladı.

Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmeden sonra KKTC'nin New York temsilcisi Reşat Çağlar da yaptığı açıklamada, Weston'ın ziyaretinden memnuniyet duyduklarını belirterek, ABD'nin kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik "kendine göre açılımlarını" aşama aşama sürdürdüğünü kaydetti.

"Annan raporunun yansımaları, Kıbrıslı

Türkler açısından çok önemli"

Annan raporunun yansımalarının Kıbrıslı Türkler açısından çok olumlu olduğunu söyleyen Çağlar, Güvenlik Konseyi'nde cereyan eden temaslarla ilgili Amerikan yönetimiyle görüş alışverişini sürdürdüklerini ve konsey üyeleri üzerinde bazı ortak çalışmaları bulunduğunu anlattı.

ABD'nin son olarak kendi sistemlerini duyurdukları bir mevzuat değişikliğiyle, vatandaşlarının dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar turist pasaportuyla doğrudan KKTC'ye gidebilecekleri duyurusunda bulunduğunu belirten Reşat Çağlar, bunun son derece önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.

Çağlar, ABD'nin ticari alandaki açılımlarla ilgili yardımlarını AB çerçevesinde yürütmek istediğini belirterek, Kıbrıs'ta hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, ABD'nin de bu fikri paylaştığının altını çizdi.

ABD'nin vatandaşlarına "turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan gidebilecekleri" talimatını vermesi, özellikle Türk tarafına turizm ve ekonomik açıdan büyük destek olarak yorumlanıyor.

Irak'taki 130 bin Amerikan askerinin yanı sıra bölgedeki resmi görevli Amerikalıların sayısı düşünüldüğünde, KKTC'ye gelmesi olası Amerikalı turistin sayısına dikkat çekiliyor.

Bu potansiyelin değerlendirilmesi için turizm acente ve tur operatörlerinin hemen harekete geçmesinin gerekliliğine işaret ediliyor.

KIBRIS 10/06/2004

 

Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamalar kaldırılmalı

TANINMA ANLAMINDA DEĞİL... Güvenlik Konseyi'ne bir brifing veren Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamaların kaldırılması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi yönünde çağrı yaptı. De Soto, bunun KKTC'nin tanınması anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı

Güvenlik Konseyi'ne bir brifing veren Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamaların kaldırılması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi yönünde çağrı yaptı.

De Soto, bunun KKTC'nin tanınması anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı.

Genel sekreterin Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi niyet misyonu başlatmak için herhangi bir temel görmediğini söyleyen, Alvaro de Soto, 24 Nisan'da yapılan referandumlarda Rumların "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti"ni öngören planı reddettiklerini, Türk tarafının ise aynı plana "evet" dediğini hatırlatarak, "1999'dan bu yana yürütülen gayretlerin amacı her iki taraftaki halkların kararıyla bir çözümün sağlanmasıydı. Şimdi bu konuda karar verildi ve herkes buna saygı duymalı" dedi.

Kıbrıs'ın hâlâ bölünmüş kalmakla birlikte, yapılan müzakereler yoluyla büyük bir anlaşmanın sağlandığının altını çizen De Soto, bu ilerlemenin, gelecekteki bir uzlaşma ve birleşme amacıyla canlı tutulması çağrısında bulundu.

Kıbrıslı Rumların, gelecek aylarda bu sürecin sonuçları üzerinde düşüneceğine dair ümidini ifade eden De Soto, "Rumların neden güçlü bir şekilde hayır dediklerinin sebeplerini ve Rum kesiminin gelecek için nasıl bir yol gördüğünü daha iyi anlamaya ihtiyacımız var," diye konuştu.

Annan'ın, planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin tavrını ve birleşme yönündeki iradesini memnuniyetle karşıladığını kaydeden De Soto, "Bunun sadece Kıbrıs sorununa çözüm için bir iyi niyet ifadesinden öte bir durum olduğunu, Kıbrıs Türklerinin ayrı egemen bir devlet olma arayışından açıkça vazgeçtiğini" söyledi.

De Soto, bunun son 20 yılı aşkın süre boyunca takip edilen siyasetten bir dönüş olduğunu ifade etti.

Genel sekreterin gayretlerine tam destek veren Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamalar ve engelleri kaldırması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi gerektiğini belirten De Soto, bunun KKTC'nin tanınması ya da ayrılığa yardım etmek anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı.

De Soto, Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet' diyerek ayrı egemen bir devlet olma arayışından vazgeçtiğini söyledi.

Annan'ın, planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin birleşme yönündeki iradesini memnuniyetle karşıladığını belirten De Soto, Türk tarafının, plana "evet" diyerek ayrı egemen bir devlet olma arayışından açıkça vazgeçtiğini söyledi. De Soto, buna karşılık genel sekreterin Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi niyet misyonu başlatmak için herhangi bir temel görmediğini ifade etti.

Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamaların kaldırılması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi yönünde çağrı yapan De Soto, bunun KKTC'nin tanınması anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı.

Konsey daha sonra kapalı oturumda Annan'ın raporlarını tartıştı. Annan'ın, Türk tarafı üzerindeki izolasyona son verilmesini öneren raporuna dayalı bir karar ya da başkanlık açıklamasının, en geç önümüzdeki hafta kabul edileceği bildiriliyor.

KIBRIS 10/06/2004

 

Güney’e ihracat serbest

Bakanlar Kurulu, 6 saat süren toplantısında önemli kararlar aldı. Güney Kıbrıs’a belirli mallar hariç ihracatı tamamen serbest bırakma kararı alan Bakanlar Kurulu, Güney’den Kuzey’e ithalatın ise izinle yapılmasını onayladı.

Bakanlar Kurulu, 6 saat süren toplantısında önemli kararlar aldı. Sigara içilmesine kısıtlamalar getiren ve yasağa uymayarak sigara içenlere 100 milyon TL, içilmesine izin verenlere de 2 milyar TL para cezası öngören hükümet, Güney Kıbrıs’a ihracatı belli mallardaki istisnalarla tamamen serbest bıraktı. Güney’den mal ithalatını izne bağlayan Bakanlar Kurulu, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasını önleyecek yasa değişikliğini de görüştü ancak Savcılık’tan teknik görüş alınması için konuyu gelecek toplantıya bıraktı.

KKTC’de çalışma, ikamet veya öğrenci izniyle bulunanlara sağlık hizmeti alabilmeleri için sağlık sigortası yaptırma zorunluluğu getirerek, genel sağlık sigortasıyla ilgili ilk adımı atan CTP-DP hükümeti, trafik kazalarının önlenmesi ve sürücülerin kurallara uymasına yönelik de düzenlemelere gidiyor. Buna göre yeni ehliyet alan sürücünün, bir yıl içinde önemli bir trafik suçu işlemesi halinde ehliyetine el konulabilecek. Sürücü adaylarının şoför okullarından 10 saat ders almasını ve sınava şoför okullarına ait araçla girmesini zorunlu kılan düzenlemeleri kabul eden Bakanlar Kurulu, jeep ve kamyonetlerin önündeki demir tamponları da yasakladı.

İÇENE 100 MİLYON, İZİN VERENE 2 MİLYAR CEZA

9 Mart’ta Bakanlar Kurulu’na gönderilen tasarıyla cezaların tahsilinin ve takibinin pratikleştirildiğini ifade eden Celal, yasaya aykırı olarak sigara içenlere 100 milyon TL, sigara içilmemesi gereken yerlerde -devlet daireleri dahil- içilmesine müsaade edenlere de 2 milyar TL para cezası verileceğini duyurdu.

Celal, sigara reklamlarının da bu tasarıyla kısıtlandığını belirterek, özellikle spor etkinliklerine sponsorluk yapan sigara firmaları olduğu için konunun tartışıldığını ama bazı sıkıntıların mecliste komite aşamasında çözüleceğini kaydetti.

Hüseyin Celal, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında ticaretle ilgili tüzüğün yeni düzenlemelerle kabul edildiğini bildirerek, buna göre Güney’e ihracatın tamamen serbest bırakıldığını, herhangi bir izin alınmadan belirli mallar dışında Güney’e ihracat yapılabileceğini açıkladı. Celal, Güney’den KKTC’ye izin alınarak, tahditli bir ithalatın söz konusu olacağını da kaydetti.

T İZİNLERİNİN DEVRİNE KISITLAMA

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal, Motorlu Araçlar Yolcu ve Eşya Taşıma Tüzüğü kapsamında iki önergeyi kabul ettiklerini bildirerek, T izinleriyle ilgili alınan karar uyarınca, T izni başvurularının daha süratli sonuçlanması için süre kısaltımına gidildiğini belirtti.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nın önemli diye nitelediği bir önergenin de toplantıda görüşüldüğünü, bununla genel sağlık sigortasının ilk adımlarının atıldığını ifade eden Hüseyin Celal, başlangıç olarak birçok ülkede uygulanan sisteme uygun olarak KKTC’de çalışma veya ikamet izniyle ikamet edenler veya öğrenci olarak bulunan Türkiye ve üçüncü ülke uyruklu kişilerin gerektiğinde sağlık hizmeti alabilmesi için sağlık sigorta yaptırması şartı getirildiğini açıkladı.

SİVİLLERİN ASKERİ MAHKEMEDE YARGILANAMAMASI

Hüseyin Celal, sivilleşme ve demokratikleşmenin gereği olarak bütün çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi KKTC’de de sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasının mevzuattan çıkarılması konusunun da ele alındığını bildirdi. Celal, savcılıktan teknik düzeyde görüş alınmasına karar verildiğini ve yasal değişikliğin gelecek hafta karara bağlanacağını ifade etti.

Tapu ve Kadastro Dairesi Harçlar ve Ücretler Tüzüğü’ndeki bazı harçların günün koşullarına göre düzenlendiğini bildiren Celal, ancak bir konudaki harcın azaltıldığını ve tüzük yayınlandığı tarihten itibaren bir defaya mahsus bir ev veya arsa alan kişilerin yüzde 6 yerine yüzde 3 harç ödeyeceklerini duyurdu.

YENİ ŞOFÖRLERE SIKI KURALLAR

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal, Motorlu Araçlar Yol ve Trafik Yasası’na bağlı bir tüzükteki değişikliğe gidildiğini, buna göre ilk defa sürüş ehliyeti alanların bir yıl içinde trafikte bazı suçları işlemesi halinde ehliyetlerine direkt olarak el konulmasının öngörüldüğünü açıkladı.

Bu değişiklikle, yeni ehliyet alanların trafik kurallarına uymayı iyice öğrenmelerinin hedeflendiğini anlatan Celal, öğrenci ehliyeti alındıktan sonraki pratik sürüş eğitiminin en az 10 saatinin şoför okulu eğiticisi nezaretinde ve şoför okulu aracıyla yapılmasının da düzenlendiğini bildirdi.

HALKIN SESI 10/06/2004

 

Uzlaşma yolunun açılmasını istiyoruz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uzlaşma yolunun açılmasını istediklerini belirterek, bunun için eşitlik yolunun açılmasının gerektiğini kaydetti. Denktaş, “Önümüze engel koyuyorlar Rumların önünde tek engel yok” dedi.

Türk tarafının, referandumda “evet” dediği çerçeveye hapsedilmek istendiğini, “hayır” diyen Rum tarafına ise “daha neler istersin” diye sorulduğunu belirten Denktaş, bunun büyük haksızlık ve adaletsizlik olduğunu ifade etti.     

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konferans vermek ve çeşitli basın-yayın organlarıyla mülakatlar yapmak amacıyla gittiği İstanbul’dan bu sabah ülkeye döndü.

Konferansta işlediği konuyu anlatan Denktaş, referandumların olup geçtiğini, bunun sonucunun Annan Planı’nın ortadan kalkmış olması olduğunu ve kalktığına inandıklarını belirtti.

RUMA “DAHA NELER İSTERSİN” DİYE SORULMASI BÜYÜK HAKSIZLIK

Denktaş, “evet” diyen tarafı “evet” dediği bir çerçeveye hapsetmek ve “Sen bu çerçeveden çıkamazsın. Sen Rumlarla birleşmeyi kabul ettiğini gösterdin dolayısıyla çerçeven budur” demenin, “hayır” diyerek avantajlı pozisyonunu koruyan Rum tarafına ise, “daha neler istersin” diye sorarak pazarlığı onlarla sürdürmenin büyük haksızlık ve büyük adaletsizlik olduğunu kaydetti. Bunun kabul edilemeyeceğini vurgulayan Denktaş, referandumlar neticesinde Kıbrıs’ta iki eşit, egemen, self determinasyon hakkına sahip halkın var olduğunu belirterek, “Bu zaten esastır. Zaten mesele Türk halkının haklarını gasbetmek için başlatılan bir mücadele sonucu nedeniyle ortaya çıkmıştır. 40 yıldır Rum tarafı bu hakları gasp etmek için uğraşmıştır. Bunları gasp edemeyeceğini göstermek için devletimizi kurduk. 21 yaşında bir devletin sahibiyiz” dedi.            

Denktaş, AB bu yoldaysa vazgeçilmesini isteyerek, bunun Rum’a yamalanmak anlamına geleceğini, tabiatıyla kimsenin de bunu kabul etmeyeceğini söyledi. Denktaş, “Sayın başbakanımız da zaten bunu birkaç kez altını çizerek ilan etmiştir. Strazburg’da bu konular önüne gelirse müdafaamızı yapacaktır diye bekliyoruz ve yapacağına da inanıyoruz” dedi.

ANNAN’IN RAPORU ÜZDÜ

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın raporunda dünyaya verdiği mesaja çok üzüldüklerini ve tarafsızlığına yakıştırmadıklarını söyleyen Denktaş, Annan’ın “Kıbrıs Türklerine tanınma yolunu açmadan yardım ediniz” tavsiyesinde bulunduğunu anımsatarak, genel sekreterin bunu yapmaya hakkı olmadığını vurguladı.

Genel sekreterin, zamanında ABD’nin öfkeyle, Rumları ve kendi çıkarlarını korumak için geçirttikleri köhnemiş kararlara atıf yaparak bunlara can vermesinin kendilerini üzdüğünü söyleyen Denktaş şöyle devam etti:

“Biz yolun açılmasını istiyoruz. Hangi yolun; uzlaşma yolunun... Bu yolun açılabilmesi için artık varlığı inkar edilemeyecek duruma gelmiş olan, referandumlar nedeniyle iki halktan biri olduğunu dünyanın gördüğü bir ortamda, iki tarafa eşit hak ve iki tarafın önüne engel koymaksızın uzlaşma yolu, eşitlik yolu açılmalıdır. Önümüze engel koyuyorlar, Rumların önünde tek bir engel yok. Böyle eşitlik olmaz. Bunları tartıştık, bunları konuştuk. Hukuki çerçevede meseleye bakmak bize güç veriyor.. Ama siyasi açıdan baktığımızda, daha da güçlendiğimizi görüyoruz. Yeter ki biz neyi müdafaa ettiğimizi, niçin müdafaa ettiğimizi bilelim ve devletimize ‘evet’ desek de ‘hayır’ demiş olsak da birleşerek sahip çıkalım. Uzlaşma yolu budur. Bunu yapmazsak Rumların tahakküm yolu açık kalmış olacaktır. Dünya da onlara şu veya bu şekilde yardımcı olmak suretiyle bizi bunlara bağlamak isteyecektir.

HALKIN SESI 10/06/2004

 

Kıbrıs'ta İngiliz gümrük memurlarından Türklere ambargo

 

Kıbrıs'ta Türklerle Rumların yaşadığı karma köy Pile'nin Türk Muhtarı Ahmet Sakallı, Beyarmudu-Pile arasındaki barikatta görevli İngiliz gümrük memurlarının Pile Türklerine ambargo uyguladığını belirterek, bu uygulamayı protesto etti.

Sakallı, yaptığı yazılı açıklamada, İngiliz gümrük memurlarının Pileli Türklerin KKTC'den aldıkları et ve süt ürünleri ile deniz mahsullerini geçirmelerini yasakladığını kaydederek, “Pile Türklerinin evlerine et ve süt ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe içindedir” ifadesini kullandı.

“Kıbrıs'ta toplumlararası barış girişimlerinin artırıldığı ve geçişlerin serbest bırakıldığı bir dönemde Pile Türklerine karşı uygulanan izolasyonların kaldırılmasını” isteyen Sakallı, köylü üzerindeki baskılar ve ambargolar nedeniyle Pile'deki birçok işyerinin kapandığını kaydetti.

“PSİKOLOJİLERİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”

“Bütün bu durumların yanında şimdi de köyümüz yeni ambargolarla tanışmaya başlamıştır” ifadesini kullanan Sakallı, açıklamasına şöyle devam etti:

“Gümrüklerin kaldırılmaya çalışıldığı, Güney ile Kuzey arasında ticari ilişkilerin düzenlenmeye başladığı bu dönemde, Pile Türklerinin evlerine et ve süt ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe içindedir, 'ne olacağız?' diye soruyor. Biz de soruyoruz. Köyümüze ekonomik barışı ne zaman getirecekler? Bu belirsizlik ne zaman sona erecek? Hakkımızda ne gibi düzenlemeler yapılacak? Bu köyde ne zaman insanca yaşama hakkına sahip olacağız? Pileli Türk çocuklarımızın her gün barikatlarda aranmaları, psikolojileri üzerinde olumsuz etki yapmakta, onların geleceğini olumsuz etkilemektedir.

BM'nin, İngiliz yetkililerin ve Pile'nin geleceğinde karar verme yetkisine sahip olanların, bizi düşünmelerini, bizleri aydınlatmalarını ve geleceğimizle ilgili insanca, hakça karar vermelerini bekliyoruz.”

Pileli Türklerin, Lefkoşa ve Girne'ye daha kısa sürede gidebilmeleri için Pile-Yiğitler yolunun açılmasını da talep eden Muhtar Ahmet Sakallı, şunları kaydetti:

“Barikatların kaldırılmasını istiyoruz. Lefkoşa ve Girne yolunun kısalması için, insan haklarımız için, barikatsız evimize girmek için Pile-Yiğitler yolunun açılmasını talep ediyoruz.”

 (aa)

HURRIYET 11/06/04

 

AB, 'gümrük' için zorluyor

AB zirvesi sonuç taslağı Rum baskısına dayanamadı. Türkiye'ye 'Rumlara Gümrük Birliği'ni uygulama niyetini göster' denilecek

11/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - BRÜKSEL/ANKARA - AB'nin 17-18 Haziran'da gerçekleştireceği zirve sonrasında yayımlanacak olan sonuç bildirisinde yer alacak Türkiye paragrafı dün yine Birlik gündemindeydi. Rumların, Türkiye'nin kendileriyle Gümrük Birliği uygulamasına geçmemesini bildiriye sokma yönündeki manevraları başarılı oldu. Bildirinin son taslak halinde yumuşak ifadelerle de olsa bu duruma atıfta bulunuldu.
COREPER'de oluşturulan ilk belgede Türkiye'nin 10 yeni üyeden dokuzuyla Gümrük Birliği'ne giderken Rum Kesimi'ne yönelik adım atmamasına atıfta bulunulmazken dünkü belgede bu atıf yapıldı. Taslak metinde Türkiye'nin bu yönde adım atmaya hazır olduğunun işaretini vermesi istendi.

Taahhüt korundu
Yeni taslakta Komisyon raporu olumlu olursa müzakerelerin gecikmeden başlayacağı taahhüdü korunurken Türkiye'nin eksikleri genel ifadeler yerine detaylı olarak yer aldı. Eksiklikler, yargı bağımsızlığı ve işleyişinin güçlendirilmesi, temel hakların kullanımı, kültürel haklar, sivil-asker ilişkilerinin Avrupa standardına çekilmesi ve Güneydoğu olarak sıralandı.

Değişme olasılığı
AB dışişleri bakanları pazartesi günü metni ele alacak ve taslak 16 Haziran'da bir kez daha COREPER'in önüne gelerek liderlere sunuma hazır hale getirilecek. Diplomatik kaynaklar metnin değişikliğe uğrayabileceğini,
Türkiye'nin son eklemelere ilişkin girişimlerde bulunduğunu belirtiyorlar.
Türkiye ise, Gümrük Birliği için formül arayışında. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, Güney Kıbrıs'la imzalanacak Gümrük Birliği anlaşmasının tanıma anlamına gelmeyeceğini belirterek, "Bu düzenlemeler ticaret sapması olmamasına yönelik ve ticari alanla sınırlıdır. Bundan Kıbrıs'taki kapsamlı çözüm için siyasal sonuç çıkarılamaz" dedi.

Açılımlara Rum engeli

11/06/2004 RADIKAL

RADİKAL - BRÜKSEL - KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'na baskı yapmak ve Rumların AHİM'de Türkiye aleyhine açtığı davaları kuzeye yönlendirmek amacıyla yine AB'nin kapısını çaldı. Genişlemeden sorumlu komiser Günter Verheugen'le görüşen Talat, komisyonun gerekli adımları atmaya çalıştığı, ama Rumlar nedeniyle ciddi sıkıntı yaşandığı mesajı aldı. Kuzeye yönelik açılım paketini yakında açıklaması beklenen Komisyon, Rumların serbest ticarete ayak diremesinden şikâyetçi. Talat, görüşmeye ilişkin "AB'yle büyük sıkıntılar var. Verheugen 'İçiniz rahat olsun' demedi. Artık oy ve veto hakkı bulunan Rumların tutumu AB'de tepkiyle karşılanıyor. Bu bir yerden çatlak verecektir. AB sorunlu bir ülkeyi üye yapmanın sonuçlarını hissetmeye başladı" diye konuştu

Talat, Avrupa Konseyi’nde temsilcilik açma isteğini yineledi

 

Talat, Schwimmer’le 45 dakikalık görüşme yaptı



11 Haziran, 2004 19:02:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs’a Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açması için olanak sağlanması gerektiğini söyledi.

Talat, Strasbourg'daki temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüştü. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmede, Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'ndeki temsil durumunu ön plana çıkardı.

Avrupa Konseyi'nde temsilcilik

KKTC'nin, Avrupa Konseyi binasında temsilcilik açma isteğini dile getiren Talat, konseyin de KKTC'de temsilcilik açabileceğini belirtti.

Görüşmede Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren ve üye ülkelerin anayasalarını inceleyen Venedik Komisyonu'nun çalışmaları da gündeme geldi.

Talat, KKTC'de yapılacak yasaların ya da anayasal değişikliklerin Avrupa Konseyi ilke ve kurallarıyla uyum göstermesi açısından, KKTC'nin bu komisyonla işbirliği yapma arzusunu dile getirdi.

KKTC'li parlamenterlerin, AKPM'de temsili

KKTC'li parlamenterlerin, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da görüşmede ele alındı. Talat, Schwimmer'den, KKTC'li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.

Avrupa Konseyi’ndeki temaslarını tamamlayan Talat, yarın Strasbourg'dan ayrılacak.

 

Denktaş: Egemen devletten vazgeçmedik

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıslı Türklerin egemen devlet arayışından vazgeçmediğini söyledi.

 

AA

 

 

 

 

11 Haziran 2004—  Denkta, İslam Konferansı Örgütü’nde gözlemci statüsünde bulunan KKTC’nin tam üye yapılması zamanının da geldiğini söyledi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM’nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto’nun Güvenlik Konseyi’ndeki sözlerine tepki göstererek, “Kıbrıslı Türkler, egemen devlet arayışından geri çekilmiş değildirler, çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, egemen devletleridir ve bu devleti ne acılarla kurduklarının bilinci içerisindedirler” diye konuştu.
       Denktaş, referandumda egemen devletin oylanmadığını söyledi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs özel temsilcisi de Soto, referandumda Kıbrıslı Türlerin “evet” diyerek, egemen devlet anlaşından vazgeçtiklerini söylemişti.
       Öte yandan Denktaş, İslam ülkelerine çağrıda bulunarak, İK֒de gözlemci statüsünde olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu sıfatla tam üye yapılmasının zamanının geldiğini söyledi.
       

Talat, AK’dan temsilcilik istedi

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin Avrupa Konseyi’nde temsilcilik açmasına olanak sağlanması gerektiğini söyledi.

 

AA

 

 

11 Haziran 2004— Strasbourg’daki temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüşen Talat, konseyin de KKTC’de temsilcilik açabileceğini kaydetti.

Talat-Schwimmer görüşmesinde, KKTC’li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da ele alındı. Talat, Schwimmer’den, KKTC’li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.
       KKTC Başbakanı Talat, Schwimmer’dan önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Vilhaber’le de bir araya gelerek Kıbrıslı Rumların, Strasbourg mahkemesinde Türkiye’ye karşı açtıları mülkiyet davaları konusunda görüşmüştü.

 

Talat: Büyük zorluklar var

Başbakan Mehmet Ali Talat, AB ile ilişkilerde çok sayıda ve büyük sıkıntılar bulunduğunu söyledi.

Çeşitli temaslar için Brüksel’de bulunan Talat, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında ayrıntılı bilgiler verdi.

“Kıbrıs’ta sorunun çözüleceği umuduyla analitik araştırma süreci devam ediyordu. Sorun çözümlenemeyince AB’de ciddi bir kafa karışıklığı oldu. Onlar sorun ya çözülür veya engelleyen Türkler olur düşüncesindelerdi. Tersini hiç düşünmemişlerdi” diyen Talat özetle şunları anlattı:

“Yeşil Hat Tüzüğü hazırlandı. Bu bizi tatmin etmiyor, ama ciddi ilerlemeler içeren bir metin. Şimdi serbest ticaret uygulama ilkeleri belirleniyor. Yeşil Hat, serbest ticaret, direkt uçuşlar, limanlar, spor ambargolarının kaldırılması gibi birçok teknik konu var. Bu arada AB normlarına uygun bir yapılanma girişimlerimizi anlattım. Örneğin, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması konusunda hassaslar. Bunu

çözümlediğimizi bildirdim. Demokratikleşme hareketlerini, geçişlerin kolaylaştırıldığını belirttim.”

RUMLARIN OLUMSUZ TAVRI

Aynı olumlu tepkilerin Rumlardan da beklendiğini, oysa Rumların kısıtlamalara devam ettiğini belirten Talat, “Bizim ticari araçlarımızın güneye geçişine engel olduklarını anlattım. Güney Kıbrıs’a giden her arabayı, turistlerin arabalarını, taksileri, kamyonları didik didik arıyorlar. Çok yüksek sigorta ücretleri uyguluyor, caydırıcı tavır izliyorlar” dedi.

Talat, bir soru üzerine şunları söyledi:

“Sıkıntılı durum çok. Rumlar artık AB üyesi oldular. Oy ve veto hakları var. Başka hususlarda zorluk çıkarma hakları var. Bu şartlarda onları nasıl aşacağız, kolay değil. Komisyon da sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız. Örneğin Ticaret Odamızın menşe belgesi vermesi konusunda Rum yönetimi yetkili. Bu büyük sıkıntı. Rumların artık AB Komisyonu’nda komiserleri var. Üstelik bu komiser Annan planının reddedilmesi için en öncü rolü oynadı. Rum yönetiminin Maliye Bakanı’ydı. Bu kişi artık AB komiseridir. AB adına iş yapıyor. Bunlar gibi bir sürü sıkıntımız var. Türkiye’nin de sıkıntıları var. Gümrük Birliği’ni genişletti, 9 ülkeyi daha kattı. Ortalık karıştı. Sonunda çözüm bulunacak, ama Türkiye, zorlanan, mahcup olan bazı adımlar atmak zorunda kalıyor ve kalacaktır.”

 “Temaslarımda gördüğüm, Rumların yanlış tutumunun onlara karşı tepkiyi artırdığı yönündedir. Bu, bir şekilde, bir yerden patlak veya çatlak verir. Bunun siyasi ve duygusal etkileri olacaktır. Bir toplumu ne kadar süre dışarıda bırakabilir, baskı uygulayabilirler! Bu çok ciddi bir olaydır” diyen Talat, AB’nin kuzeye aktarması söz konusu olan 259 milyon euroluk yapısal fon için bir plan ve program hazırlanacağını belirtti.

AVRUPA PARLAMENTOSU

“AB Komisyonu, serbest ticaret ortamının oluşması için elinden geleni yapacak gibi bir izlenim veriyor. Tarih söylemediler. AB Konseyi, bu ay sonunda bir karar alacak. AB Komisyonu’nun öneri taslağının ana hatları henüz belli değil” diye konuşan Talat, Avrupa Parlamentosu konusunda da şunları anlattı:

“Avrupa Parlamentosu’nda 2 parlamenter bizden seçilsin veya iki koltuk boş bırakılsın önerilerimiz kabul edilmedi. Üçüncü önerimiz kabul edilebilir. Avrupa Parlamentosu’nda iki Kıbrıslı Türk gözlemci

bulunsun istiyoruz. Bunu yeni parlamento değerlendirecek.”

Talat, Kıbrıslı Türklerin yasal itiraz haklarına ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

“İzolasyonların kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adım şu an için çok zor. Sağlık sertifikalarının Rum hükümeti tarafından verilmesi durumunda, ihracatta bir sorun yok. Rumlar bunu öne sürüyorlar. ‘Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar’ diyorlar. Biz de buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil etmediklerini söylüyoruz.  Sorun buradan kaynaklanıyor. Bir mahkemede dava açmanın ne kadar kabul göreceğini doğrusu bilemiyorum. Ama bazı hususlar var. Örneğin serbest ticareti engelleyici tutumları var. Avrupa Adalet Divanı’nda bireysel davalar açılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de açılabilir.  Yasal yolları da deneyeceğiz, ancak henüz o aşamaya gelmiş değiliz. Önce önümüzü temizleyelim.”

“TÜRKİYE DE ZORDA”

AB Komisyonu’nun Kuzey Kıbrıs’ta 20-25 kişilik bir “büro” açmayı planladığını, bu amaçla bina arandığını ve Konsey’in onayının beklendiğini belirten Talat, bunun yazdan sonra olabileceğini ifade etti.

Talat, bir soru üzerine şöyle konuştu:

“Verheugen bana ‘İçiniz rahat olsun’ demedi. Zorlukları, düşüncelerini anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesidir. Elimizden geldiği kadar faal olacağız. Uluslararası alanda çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük ülke başkentlerini ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum. Gitmemiz, anlatmamız lazım.

Zorluklar büyüktür. Türkiye’nin önünde de büyük zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya. Hangi adımları atarak, ne şekilde, hangi alanlarda bilemiyorum. AB de, artık yavaş yavaş sorun yaratan bir üyeyi içine aldığını fark ediyor.”

HALKIN SESI 11/06/04

 

Türkiye’nin Kıbrıs politikasından memnun

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George Bush ile Kıbrıs konusunu görüştüğünü, “Siz sözünüzü tuttunuz, elinizden geleni yaptınız” diyen Bush’un Türkiye’yi desteklemeye devam edeceğini söylediğini aktardı.

Erdoğan, açıklamasının ardından, bir gazetecinin, ABD Başkanı George Bush ile Kıbrıs konusunu görüşüp görüşmediğini sorması üzerine, bu konuyu görüştüğünü belirtti. Başbakan Erdoğan, “Siz sözünüzü tuttunuz, elinizden geleni yaptınız” diyen Bush’un Türkiye’yi desteklemeye devam edeceğini söylediğini aktardı.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, temasları sırasında yaptığı açıklamalarında Kıbrıs sürecine de değinerek, “Kıbrıs’la ilgili yaşanan gelişmelerin tarihe kayıt düştüğünü” belirtti. Sorunun çözümünde Türkiye’nin arzu ettiği gelişmelerin olmadığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Ama güneyin bu işe (hayır) demesi ile kuzeyin de (evet) demesi sureti ile Türklerin hep masadan kaçan diye suçlandığı ama bu defa masadan kaçmadığı, üzerine üzerine gittiği ve üç özelliği burada gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Bunlardan birisi mesela Kıbrıs’ta hep bir adım önde olmak... Hep bunu gerçekleştirdik. İkincisi hep kendi çıkarını düşünen değil, kazan kazan anlayışıyla bu işe yaklaşmak suretiyle bir adım daha gerçekleştirdik. Üç, adada barışı isteyen, birarada yaşamayı isteyen tarafın Türk tarafı olduğu ama bir arada yaşamayı istemeyen tarafın ise güney olduğunu da bu olay tescil etti.  Bu adeta orada bir kırılma noktasıdır da diyebiliriz. Bunu başardık.”

ERDOĞAN-ANNAN İLE GÖRÜŞTÜ

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs ve Irak ile ilgili konuları ele aldıklarını söyledi.

Erdoğan, Annan ile Harward Üniversitesi Kulübü'nde sürpriz bir şekilde gerçekleşen ve yaklaşık yarım saat süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmede, genellikle Kıbrıs ve Irak konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını bildirdi.

Erdoğan, Annan'ın, Kıbrıs ile ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nde verdiği rapor konusundaki düşüncelerini anlattığını kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:

''O süreçte gösterdiği gayretler sebebiyle teşekkürümüz oldu. Bunun yanında, Irak'taki gelişmelerle ilgili olarak görüş alışverişinde bulunduk. Ve tabii Irak'ta şu anda mevcut yeni yönetimin başarılı olması noktasında neler yapılabilir, bunları konuştuk.

Erdoğan, Kıbrıs Türk tarafına yönelik yaptırımlarla ilgili konunun gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine, ''Annan, (O konuda zaten raporumda da bunu söyledim. Bundan sonra da her fırsatta bunu söylemeye devam edeceğim) dedi'' diye konuştu.

AVRUPA KONSEYİ GENEL SEKRETERİ SCHWİMMER

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, uluslar arası toplumun Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonunun sona ermesi gerektiği, Avrupa Konseyi'nin sözleri hayata geçirmesi ve Kıbrıslı Türkleri Konseyi'in faaliyetlerine dahil etmesine ihtiyaç olduğu konusunda görüş birliğine vardıklarını söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile bugün Strasbourg'da bir araya gelerek somut eylemleri görüşeceklerini kaydeden Schwimmer, BM Genel

Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporu doğrultusunda nasıl adımlar

atılabileceği konusunda fikir üretmeye başladıklarını bildirdi.

HALKIN SESI 11/06/04

 

Papadopulos’tan 10 maddelik strateji

Rum gazeteleri, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a Güvenlik Konseyi’ne yönelik Kıbrıs raporuna cevaben gönderdiği mektup dikkatle okunduğunda, Papadopulos’un Annan planında değiştirmek istediği ancak açıklamadığı 10 maddenin neler olduğunun ortaya çıktığını, ayrıca mektubunda açıkça, stratejisinin; Kıbrıslı Türklerin yeniden “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne geri dönmelerini hedeflediğini ortaya koyduğunu bildirdi.

POLİTİS, “Başkanın Gizli Maddeleri – Tasos Papadopulos’un Rapor Karşıtı Mektubundan 10 Maddelik Liste – Annan Planı Yeniden Gündeme Gelirse Neler İsteyecek” başlığıyla manşete çektiği haberinde, Papadopulos’un Annan planının yeniden müzakerelere temel teşkil edeceğine inanç belirttiğini ve böyle bir durumda bazı değişiklikler isteyeceğine işaret ettiğini yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos’un; içeriği ve kullandığı üslup nedeniyle yabancı diplomatları öfkelendiren  ve BM’yle gerçek bir cephe açtığını düşündüren Annan’a yönelik mektubundan; Annan planı üzerinde yapılmasını istediği 10 maddelik bir değişiklik listesi ortaya çıkıyor.

POLİTİS, “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Geri Dönüş” başlığı altında ise; Rum Yönetimi Başakanı Papadopulos’un Annan’a yönelik mektubunda; statejisinin hedefinin esasen; Kıbrıslı Türklerin yeniden Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri dönmeleri olduğunu açıkladığına dikkat çekti.

Papdopulos’un, mektubunun 52. paragrafında; “Bu nedenle (Kıbrıslı Türkler) ekonomilerinin yeniden birleşmesine yönelik önlemler konusunda işbirliği yapmalı, Kıbrıslı Rumlarla ve Kıbrıs hükümetiyle ortak katılımlar geliştirmelidirler” ifadesini kullandığına işaret eden gazeteye göre bu paragraf, Annan raporunun 86. paragrafına yanıt teşkil ediyor. Annan raporunun ilgili paragrafında şunlar kaydediliyor:

“Bunlar, Kıbrıslı Rumların, herhangi bir barış çabasının yinelenmesi perspektifinin küçük olacağı önümüzdeki dönemde düşünmek isteyebilecekleri konulardır. Sadece siyasi partiler değil, vatandaş toplumunun da belki bu tür düşüncelerde rol oynaması gerekir. Avrupa Birliği şüphesiz ki bu argümana katkı koyar. Kıbrıslı Rumlar yetkilerini ve refahlarını eşitlik politikasına dayanan bir federal yapıda Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır iseler, bu, sadece sözlerle değil hareketlerle de gösterilmelidir.”

Gazete, Annan planının yeniden müzakere zemini haline gelmesi durumunda Rum Yönetimi Başkanı’nın talep edeceği açık olan değişiklikleri şöyle sıraladı:

“1-Yerleşikler:

Başkanın analizine göre Annan planı, 111 bin yerleşiğin, yani bugün yasadışı olarak işgal bölgelerinde bulunanların tamamının, kalmasını sağlıyor. Bu nedenle Annan planının yerleşikler konusuna yaklaşım şekli,  reddedilecek nitelikte ve değiştirilmeye muhtaç olarak görülüyor.

2-Yerleşik Akımı:

Papadopulos’un yorumuna göre, Türkiye AB’a üye olduktan sonra da bu ülkeden yerleşiklerin adaya akımını daimi kılan karmaşık mekanizmanın değiştirilmesi gerekiyor.

3-Mülkiyet:

Başkan, Birleşmiş Milletler’in; Kıbrıslı Rumların  Kıbrıs Türk devletinde elde edebilecekleri mülkleri hesaplarından şüphe duyuyor.  ‘Mevcut kiracılara verilen  haklardan, mal değeri ve miktarına ilişkin çifte kısıtlamalardan ve kurumların yeniden iskanına getirilen yasaktan’ da şüphe duyuyor. Papadopulos; uzun vadeli ödemeyi de içeren önceki planın düzenlemelerini tercih ediyor gözüküyor. İkinci konut edinme hakkıyla ilgili olarak ise; Kıbrıs Türk devletine kendi bölgesi içindeki  mülk piyasasına sınırlama getirme yetkisi vermesine itiraz ediyor.

4-Sapmalar (Derogasyonlar):

Kıbrıs Türk devletinin Kıbrıslı daimi sakinlerinin 2/3’ünün, ana dili Türkçe olanlardan oluşacağına yönelik daimi sapmanın kaldırılması.

5-Başkanlık Konseyi:

Başkan Papadopulos’un; dönüşümlü başkanlık sırasında, birinci başkan ve başkan yardımcısının görev sürelerinin eşit olmasına ve –mektubunda belittiği üzere- iki toplumun eşit sayıda bakanı olmasına ve bu bağlamda, Türk işgal ordusunun tamamı varolmaya devam etmekteyken Kıbrıslı Türklerin dışişleri ve savunma gibi önemli bakanlıkları ellerinde bulundurmalarına itiraz ediyor.

6-Kişisel Haklar:

Vatandaşların kişisel haklarına müdahale eden ve bu bağlamda Türkiye aleyhine başvuruları silen düzenlemeler reddediliyor.

7-Askersizleştirme:

Başkan, Türkiye’nin AB’a üyeliğinden sonra adada kalacak olan 650 Türk askerini ‘köprübaşı’ olarak niteleyerek, ayrıca 1963 ve 1974 olaylarını hatırlatarak, Türk askerinin tamamen çekilmesini savunuyor.  Aynı çerçevede, iki devletteki polis gücünün sayısının genişletilmesine itiraz ediyor.

8-Tek Yanlı Müdahale Hakkı:

Bu konuda, Kıbrıs’a yalnızca Güvenlik Konseyi kararı ile müdahalede bulunulacağı şeklinde yorumlanacak bir düzenleme yapılması.

9-Ekonomi:

Annan planında ifade edilmekte olan Kıbrıs lirası, şu anda kullanılmakta olan Kıbrıs lirası olduğu izahatı, Para Politikası Komitesi’nde Kıbrıslı Rumların çoğunlukta olması, Makro Ekonomik İstikrar Konseyi kurulması ve işletilmesi.

10-Merkez Bankası:

İşgal bölgelerindeki Merkez Bankası şubesinin, bir yıl sonra kesin şekilde kapatılacağı netleştirilsin. Başkan, mektubunda, ‘plan; para politikasının sonuç getirici şekilde uygulanmasını ciddi şekilde erezyona uğratacak olan, Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti’ndeki Merkez Bankası şubesinin açık kalması ve yetkilerinin genişletilmesi olasılıklarını açık bırakıyor’ vurgulamasında bulundu.”

HALKIN SESI 11/06/04

 

Hükümet kurma makam kavgasına...

Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanlığı, yeni bir koalisyon hükümeti kurulması çalışmalarıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

BDH’nın hükümet formülleri arasında CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğini tercih ettiğini açıkça ortaya koyduğu anımsatılan açıklamada, CTP’nin bunu benimsememesi nedeniyle tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonunun kaldığına işaret edilerek, BDH’nın bunu yaşama geçirmek için iyi niyetle çalıştığı kaydedildi.

“Kurulacak olan yeni bir koalisyondur. Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların dağılımının nasıl olacağı konuşulacaktır” denilen Genel Başkanlık açıklamasında, bazı bakanlıkların “tabu” ve “dokunulmaz” ilan edilmesi halinde sorunların çözümünün ağırlaşacağı belirtildi.

CTP’nin yayın organına da eleştiriler de yöneltilen açıklamada, “konuların ‘makam kavgası’ yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesinin” iyi niyetli bir yaklaşım olmadığı ifade edildi.

8 maddeden oluşan BDH Genel Başkanlığı açıklamasının başında yaklaşık 1.5 aydır hükümetin azınlığa düştüğü anımsatıldı, dış ilişkiler açısından yapılması gerekenler dikkate alınarak istifası yönünde taleplerin ileri götürülmediği belirtildi.

TECİHİMİZ CTP-BDH-TKP-BOİ İDİ, CTP BENİMSEMEDİ

Açıklamada, BDH’nın, hükümet formülleri arasında tercih ettiği CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğinin CTP tarafından benimsenmediği, böylece tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonu kaldığı kaydedildi.. BDH’nın bu seçeneği yaşama geçirmek için hazırlıklarını sürdürdüğü de ifade edilen açıklamada, Bülent Kanol, Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı ve Barış Burcu’dan oluşan bir heyetin partiler arası protokol ve program taslağı çalışmalarında BDH adına görevlendirildikleri bildirildi.. Ayrıca BDH yetkililerinin bu akşamdan başlayarak Güzelyurt, Lefkoşa, Mağusa-İskele ve Girne’de kitle toplantılarında konuyu hafta sonuna kadar değerlendirecekleri ifade edildi.

BDH Genel Başkanlığı açıklamasında şunlar da kaydedildi:

ESAS HEDEF ÇÖZÜM

“BDH muhtemel koalisyonun amacı konusunda ilkeler bağlamında net bir tablonun ortaya konmasına çalışmaktadır. İzolasyonların kaldırılması çabalarının sürdürülmesi kaçınılmaz olmakla birlikte asıl hedef Kıbrıs’ta çözüme ulaşılmasıdır. Bu bağlamda çözüm perspektifinin açık durması ve bu yönde izlenecek politikaların değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde Kıbrıs Türk halkının demokratikleşme ve sivilleşme taleplerinin yaşam bulması için atılabilecek adımların somutlaşması önemlidir. Bu yüzden kolektif aklı öne çıkararak yapılabilecek çok şey vardır.

YENİ BİR KOALİSYON KURULACAK. ‘TABU’ BAKANALIK SORUNLARI AĞIRLAŞTIRIR

Kurulacak olan yeni bir koalisyondur. Bu nedenle Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların üç parti arasında dağılımının nasıl olacağı da konuşulacaktır. Ortaya konacak olan vizyon ve programın önceliği ve önemi yadsınmamakla birlikte, o programın en iyi nasıl yaşama geçirilebileceği de kuşkusuz ki önemlidir. Bunlar da konuşarak, tartışarak çözümlenecektir. Yoksa bazı bakanlıklar “tabu” ve “dokunulmaz” ilan edilirse sorunların çözümü kolaylaşmaz, ağırlaşır.

BDH’nın Kıbrıs sorununa bakış açısı ve bugüne kadar koyduğu katkı ortadadır. Kurulacak bir hükümette bu perspektife uygun bir konumda olmak istemesi de doğaldır ve %65 oranında çözüm yönünde irade ortaya koyan halkın nabız atışıyla da uyum içindedir. Bu nedenle konuların ‘makam kavgası’ yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesi iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Koalisyonun hazırlık çalışmaları yapılırken CTP’nin yayın organı gazetede tek yanlı yayın yapmak da samimiyetle bağdaşmaz.”

HALKIN SESI 11/06/04

Tecride son Avrupa’ya uyum!

VERHEUGEN’LE GÖRÜŞTÜ...Başbakan Mehmet Ali Talat, Belçika’nın Başkenti Brüksel’deki  ikinci ziyaretini dün  Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen’ne gerçekleştirdi.

 

ÖNEMLİ KONULAR ELE ALINDI...Kıbrıs saati ile saat 10.00’da gerçekleşen ziyarette  Günter Verheugen, Başbakan Mehmet Ali Talat’ı Avrupa Birliği Komisyonu Binası’ndaki ofisinde kabul etti. Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması, Avrupa Birliği ile ilişkiler, Yeşilhat Tüzüğü’ndeki yeni düzenlemeler ve serbest ticaretle ilgili konuların ele alındığı toplantı bir saat 10 dakika sürdü.

 

TALAT’TAN BASIN TOPLANTISI...Görüşme sonrası KKTC Brüksel Temsilciliği’nde Kıbrıs saati ile saat 13.30’da bir basın toplantısı düzenleyen Talat, Günter Verheugen ile gerçekleştirdiği toplantıyı olumlu ve verimli olarak yorumladı.

 

DEMOKRATİKLEŞME ÇALIŞMALARI...Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını önlemek amacıyla önerge hazırlandığını, Bakanlar Kurulu’nun bunu Meclis’e göndermek üzere olduğunu anımsatan Talat, diğer demokratikleşme çalışmalarının da bulunduğunu söyledi.

 

SERBEST TİCARET KONUSU...Serbest Ticaret konusunda sorulan bir soruyu yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kendi ulaşım araçlarımızı hava ve deniz limanlarımızı kullanabilmeliyiz” dedi.

 

KOMİSYON ELİNDEN GELENİ YAPACAK...“Bir başkalarının verdiği bir karar nedeniyle Kıbrıs Türk halkının daha ne kadar dışarıda bırakacaksınız?” diye soran Talat, “İki gündür devam eden temaslarımda, Komisyonun ellerinden geleni yapacağını gördük, buna inanıyorum” şeklinde konuştu

 

Basın toplantısında, AB’nin referandumdan Rum tarafının Evet, Türk tarafının HAYIR veya her iki tarafının EVET demesini beklediği için, Rum tarafının HAYIR, Türk tarafının EVET demesiyle hazırlıksız yakalandığına dikkat çeken Başbakan Mehmet Ali Talat, Yeşilhat Tüzüğü’nün aceleyle hazırlandığını ve Kıbrıs Türk halkı için bugünkü şekli ile Yeşilhat Tüzüğü’nün yeterli olmadığını belirtti.

Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını önlemek amacıyla önerge hazırlandığını, Bakanlar Kurulu’nun bunu Meclis’e göndermek üzere olduğunu anımsatan Başbakan Mehmet Ali Talat, diğer demokratikleşme çalışmalarının da bulunduğunu söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının geçişlerin kolaylaştırılması yönünde adımlar atmasına rağmen, Rum tarafının ayni iyi niyeti göstermedikleri ifade etti.

 

“Havalimanlarımızı kullanabilmeliyiz”

 

Serbest Ticaret konusunda sorulan bir soruyu yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kendi ulaşım araçlarımızı hava ve deniz limanlarımızı kullanabilmeliyiz. Serbest ticaretteki amacımız, bir metanın yurt dışına çıkması değil, her adımda bir katma değer elde etmek, ekonomi çarklarının dönmesini sağlamaktır. Rum kamyonları gelip,  Güzelyurt’tan portakalımızı alıp götürmesi bize bir fayda sağlamaz. Halbuki, o portakalı benim halkım paketlemeli, benim kamyonlarım taşımalı ve benim limanım yurt dışına göndermelidir” şeklinde konuştu.

Rumların AB’ye yasal olarak üye olduklarını, üstelik referandumda “HAYIR” kampanyasını en ön safhada yürüten, Annan Planı’nın mali yönünü abartarak, Kıbrıslı Rumları endişeye sevk eden bir kişinin bugün AB Komiseri olduğuna dikkat çeken Başbakan. Mehmet Ali Talat, bu durumu büyük bir sıkıntı olarak nitelendirdi.

AB’nin 9 yeni üyesi ile gümrük birliğine giren ve Kıbrıslı Rumları dışarıda bırakan Türkiye’nin de benzeri aşması gereken bir sıkıntı yaşadığını belirten Başbakan Mehmet Ali Talat, AB’nin de içerisine sorun yaratan bir ülkeyi aldığını fark ettiğini ve bunun sıkıntılarını yaşamakta olduğunu söyledi. Talat, “Rumlar hayır dedikçe AB ülkelerinin tepkileri artıyor. Bu bir çatlak verir veya bir yerde patlar” dedi.

 

“Kıbrıs Türk halkının daha ne kadar dışarıda bırakacaksınız?”

 

“Bir başkalarının verdiği bir karar nedeniyle Kıbrıs Türk halkının daha ne kadar dışarıda bırakacaksınız?” diye soran Talat, “İki gündür devam eden temaslarımda, Komisyonun ellerinden geleni yapacağını gördük, buna inanıyorum” şeklinde konuştu ve ana hatları ortaya çıkmaya başlayan Konsey kararının ay sonuna kadar açıklanacağını belirtti.

Bir gazetecinin sorusu üzerine ise Talat, Avrupa Parlamentosu’nda temsiliyet hususunda üç düşünce ortaya koyduklarını, bunların birincisinin 2 üyeyi Kıbrıslı Türklerin seçmesi, ikincisinin 2 yerin boş bırakılması ve üçüncü düşüncenin 2 Kıbrıslı Türk’ün gözlemci olarak toplantılara katılmasını sağlamak olduğunu belirterek, üçüncü olasılığın büyük oranda gerçekleşe bilineceğine işaret etti.

 

“Türkiye tarih alır”

 

Kıbrıslı Türkler veya KKTC’nin dava açmasının söz konusu olup, olmadığını sorulması üzerine ise Talat, AB’de bir çok konunun yeni parlamentoya devredileceğini, Temmuz ayında seçimlerin olacağını, Ağustos ayının ise tatil olduğuna işaret ederek, henüz o aşamaya gelinmediği, mücadele şekillerini belirleyeceklerini, bugünkü politikalarına göre büyük ülke başkentlerini ziyaret etmeyi düşündüklerini ve bu yönde davetler beklediğini belirtti.

Günter Verheugen’e de zorlukları anlattığını, sorunların var olduğunu ancak, bu sorunların kimin olduğunun değil, nasıl aşılabileceğinin önemli olduğunu belirten. Mehmet Ali Talat, “Birçok ülke temsilcisi, büyük elçisi ile görüşüyorum. Türkiye için olumsuz konuşan hiç kimseye rastlamadım. Neler olduğunu bende bilmiyorum ancak, birkaç adım atması bekleniyor. Bana göre Türkiye tarih alır, Kıbrıs Türkiye için sorun olmaktan çıkmıştır” dedi.

Kıbrıs Türk halkının AB’ye hazırlanma çalışmalarının kesintisiz sürdürdüğüne de değinen Başbakan Talat, şu anda Brüksel’de tarım ve ekonomi alanlarında iki grubun, Başbakanlık Avrupa Birliği Koordinasyon Komitesi Temsilcimiz Erhan Erçin gözetiminde eğitimde olduklarını belirtti ve Erçin’in AB ülkeleri ile temaslarını sürdürdüğünü açıkladı.

Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşların yapılmasıyla ilgili soru üzerine, konunun çözümü için zamana gerek olduğunu belirten Başbakan Talat, bu konuda ülkelerin kendilerinin karar vermesi gerektiğini söyledi.
     Başbakan, bir başka soru üzerine, AB tarafından Kuzey KIbrıs için ayrılan 259 milyon euro'luk mali yardımın 2004 yılı sonuna kadar çıkabileceğini kaydetti.



AİHM başkanı ile görüşecek

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Wildhaber ile bugün  görüşecek olan Başbakan. Mehmet Ali Talat, Kıbrıs saati ile 17.10’da Strazbourg’a gitti.

Talat 12 Haziran 2004, Cumartesi günü, Kıbrıs saatine göre saat 21:55’de adaya dönecek. (YD)

YENIDUZEN 11/06/04

Büyük zorluklar var

RUM'UN OY VE VETO HAKKINI AŞMAK KOLAY DEĞİL"... Çeşitli temaslarda bulunmak üzere gittiği Brüksel'de, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le bir araya gelen Başbakan Talat, görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında Rum tarafının AB üyesi olduğuna, oy ve veto hakları bulunduğuna işaret ederek, çeşitli hususlarda zorluk çıkarabileceklerini, bu şartlarda onları aşmanın kolay olmadığını söyledi. Talat, "Komisyon da sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız" dedi

"VERHEUGEN BANA 'İÇİNİZ RAHAT OLSUN' DEMEDİ"... "Verheugen bana 'İçiniz rahat olsun' demedi. Zorlukları, düşüncelerini anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesidir. Elimizden geldiği kadar faal olacağız. Uluslararası alanda çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük ülke başkentlerini ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum. Gitmemiz, anlatmamız lazım" diye konuşan Talat, Türkiye'nin önünde de büyük zorluklar bulunduğuna, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti

"ÖNCE ÖNÜMÜZÜ TEMİZLEMEMİZ LAZIM"... İzolasyonların kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adımın şu an için çok zor olduğuna, sağlık sertifikalarının Rum hükümeti tarafından verilmesi durumunda, ihracatta bir sorun olmayacağına işaret eden Talat, "Rumlar bunu öne sürüyorlar. 'Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar' diyorlar. Biz de buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil etmediklerini söylüyoruz" diye konuştu. Başbakan, Avrupa Adalet Divanı'nda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bireysel davalar açılabileceğini, ancak henüz o aşamaya gelinmediğini belirterek, "Önce önümüzü temizleyelim" dedi

Başbakan Mehmet Ali Talat, AB ile ilişkilerde çok sayıda ve büyük sıkıntılar bulunduğunu söyledi.

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere gittiği Brüksel'de, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le bir araya gelen Başbakan Talat, görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında Rum tarafının AB üyesi olduğuna, oy ve veto hakları bulunduğuna işaret ederek, çeşitli hususlarda zorluk çıkarabileceklerini, bu şartlarda onları aşmanın kolay olmadığını söyledi.

Talat, "Komisyon da sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız" dedi.

Başbakan Talat, Türkiye'nin önünde de zorluklar bulunduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya olduğunu belirterek, "Hangi adımları atarlar; ne şekilde hangi alanlarda bilemiyorum" diye konuştu

"Kıbrıs'ta sorunun çözüleceği umuduyla analitik araştırma süreci devam ediyordu. Sorun çözümlenemeyince AB'de ciddi bir kafa karışıklığı oldu. Onlar sorun ya çözülür veya engelleyen Türkler olur düşüncesindelerdi. Tersini hiç düşünmemişlerdi" diyen Talat özetle şunları anlattı:

"Yeşil Hat Tüzüğü hazırlandı. Bu bizi tatmin etmiyor, ama ciddi ilerlemeler içeren bir metin. Şimdi serbest ticaret uygulama ilkeleri belirleniyor. Yeşil Hat, serbest ticaret, direkt uçuşlar, limanlar, spor ambargolarının kaldırılması gibi birçok teknik konu var. Bu arada AB normlarına uygun bir yapılanma girişimlerimizi anlattım. Örneğin, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması konusunda hassaslar. Bunu çözümlediğimizi bildirdim. Demokratikleşme hareketlerini, geçişlerin kolaylaştırıldığını belirttim."

Rumların tavrı olumsuz

Aynı olumlu tepkilerin Rumlardan da beklendiğini, oysa Rumların kısıtlamalara devam ettiğini belirten Talat, "Bizim ticari araçlarımızın güneye geçişine engel olduklarını anlattım. Güney Kıbrıs'a giden her arabayı, turistlerin arabalarını, taksileri, kamyonları didik didik arıyorlar. Çok yüksek sigorta ücretleri uyguluyor, caydırıcı tavır izliyorlar" dedi.

Komisyonun, konseye sunacağı tavsiyeler içinde Kıbrıslı Türkler lehinde hususların yer alması konusunda yardım istediğini ifade eden Talat, "Kıbrıslı Türkleri referandum sonucundan sonra dışlamak mümkün değil. Bunun yasal yaptırımları da var" diyerek şöyle konuştu:

"Serbest ticaret için ilk koşul, kendi ulaşım araçlarımızı, hava ve deniz limanlarımızı kullanabilmemizdir. Kuzeyde verilecek sağlık sertifikaları, menşe ve dolaşım belgelerinin kabul edileceği bir mekanizma kurulmalıdır. AB içinde ihracat yapılabilmesi önemlidir.

Bunları sağlamazlarsa, ürünlerimizi güneyden geçirmemizi isterlerse Rumların caydırıcı tavırları ve yasal kısıtlamalar devam eder. Bizim amacımız yan sektörlerin de çalışır hale gelmesidir. Umudumuz ekonomik çarkların dönmesidir."

Sıkıntılı durum çok

Talat, bir soru üzerine şunları söyledi:

"Sıkıntılı durum çok. Rumlar artık AB üyesi oldular. Oy ve veto hakları var. Başka hususlarda zorluk çıkarma hakları var. Bu şartlarda onları nasıl aşacağız, kolay değil. Komisyon da sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız. Örneğin ticaret odamızın menşe belgesi vermesi konusunda Rum yönetimi yetkili. Bu büyük sıkıntı. Rumların artık AB Komisyonu'nda komiserleri var. Üstelik bu komiser Annan Planı'nın

reddedilmesi için en öncü rolü oynadı. Rum yönetiminin maliye bakanıydı. Bu kişi artık AB komiseridir. AB adına iş yapıyor. Bunlar gibi bir sürü sıkıntımız var. Türkiye'nin de sıkıntıları var. Gümrük Birliği'ni genişletti, 9 ülkeyi daha kattı. Ortalık karıştı. Sonunda çözüm bulunacak, ama Türkiye, zorlanan, mahcup olan bazı adımlar atmak zorunda kalıyor ve kalacaktır."

"Temaslarımda gördüğüm, Rumların yanlış tutumunun onlara karşı tepkiyi artırdığı yönündedir. Bu, bir şekilde, bir yerden patlak veya çatlak verir. Bunun siyasi ve duygusal etkileri olacaktır. Bir toplumu ne kadar süre dışarıda bırakabilir, baskı uygulayabilirler? Bu çok ciddi bir olaydır" diyen Talat, AB'nin kuzeye aktarması söz konusu olan 259 milyon euroluk yapısal fon için bir plan ve program hazırlanacağını, yardımın 2004 yılı sonuna kadar çıkabileceğini belirtti.

Avrupa Parlamentosu

"AB Komisyonu, serbest ticaret ortamının oluşması için elinden geleni yapacak gibi bir izlenim veriyor. Tarih söylemediler. AB Konseyi, bu ay sonunda bir karar alacak. AB Komisyonu'nun öneri taslağının ana hatları henüz belli değil" diye konuşan Talat, Avrupa Parlamentosu konusunda da şunları anlattı:

"Avrupa Parlamentosu'nda 2 parlamenter bizden seçilsin veya iki koltuk boş bırakılsın önerilerimiz kabul edilmedi. Üçüncü önerimiz kabul edilebilir. Avrupa Parlamentosu'nda iki Kıbrıslı Türk gözlemci bulunsun istiyoruz. Bunu yeni parlamento değerlendirecek."

Talat, Kıbrıslı Türklerin yasal itiraz haklarına ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

"İzolasyonların kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adım şu an için çok zor. Sağlık sertifikalarının Rum hükümeti tarafından verilmesi durumunda, ihracatta bir sorun yok. Rumlar bunu öne sürüyorlar. 'Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar' diyorlar. Biz de buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil etmediklerini söylüyoruz. Sorun buradan kaynaklanıyor. Bir mahkemede dava açmanın ne kadar kabul göreceğini doğrusu bilemiyorum. Ama bazı hususlar var. Örneğin serbest ticareti engelleyici tutumları var. Avrupa Adalet Divanı'nda bireysel davalar açılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde de açılabilir. Yasal yolları da deneyeceğiz, ancak henüz o aşamaya gelmiş değiliz. Önce önümüzü temizleyelim."

"Türkiye de zorda"

AB Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'ta 20-25 kişilik bir "büro" açmayı planladığını, bu amaçla bina arandığını ve konseyin onayının beklendiğini belirten Talat, bunun yazdan sonra olabileceğini ifade etti.

Talat, bir soru üzerine şöyle konuştu:

"Verheugen bana 'İçiniz rahat olsun' demedi. Zorlukları, düşüncelerini anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesidir. Elimizden geldiği kadar faal olacağız. Uluslararası alanda çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük ülke başkentlerini ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum. Gitmemiz, anlatmamız lazım.

Zorluklar büyüktür. Türkiye'nin önünde de büyük zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya. Hangi adımları atarak, ne şekilde, hangi alanlarda bilemiyorum. AB de, artık yavaş yavaş sorun yaratan bir üyeyi içine aldığını fark ediyor."

Talat, temaslarında Türkiye için olumsuz konuşan kimseye rastlamadığını belirterek, "Hiçbir ülkeden olumsuz bir tutum görmedim. Türkiye çok iyi bir performans ortaya koydu. Bence Türkiye müzakereler için tarih alır. Kıbrıs sorunu artık Türkiye için kalktı. Konsey, Türkiye'nin önüne artık Kıbrıs sorununu getirmeyecek. Bu gayet açık" dedi.

Talat, AİHM başkanı ve Avrupa

Konseyi genel sekreteri ile görüşecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius Wildhaber ile görüşmek üzere Brüksel'den Strasbourg'a gitti.

Talat, bu sabah ilk olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius Wildhaber ile görüşecek.

Görüşmede Talat'ın, Rumların AİHM'ye yaptığı başvurular ve KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmakla görevli komisyonun çalışmaları hakkında bilgi vermesi bekleniyor.

Başbakan, öğleden sonra ise Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile bir araya gelecek.

Talat'ın, Schwimmer ile yapacağı görüşmede ise KKTC'li parlamenterlerin Avrupa Konseyi'ndeki temsil imkanını gündeme getirmesi bekleniyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin nisan ayında yapılan genel kurul toplantılarında KKTC'li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi çalışmalarına katılmalarına imkan sağlayacak rapor, son anda Rumların engeline takılmıştı.

KIBRIS 11/06/04

Denktaş'tan tuhaf açıklama

Cumhurbaşkanı Denktaş, konuyla ilgili olarak dün yaptığı yazılı açıklamada şöyle dedi:

"7 Mayıs tarihinde 'Reporters Without Borders' adında uluslararası bir basın kuruluşundan aldığım bir yazıda, KIBRIS Gazetesi yazarlarından Başaran Düzgün'ün, KIBRIS Gazetesi'ndeki bomba olayını bahane ederek, KIBRIS Gazetesi yazarları ile ailelerinin 24 Nisan referandumundan önceki aylarda ölüm tehditleri aldıklarını, bu tehditleri basına yansıtmadıklarını, ancak polisten korunma için yardım istedikleri duyurulmakta ve suçluların bulunup cezalandırılması için elden geleni yapmam ve gazetecilerin güvenliğini temin etmem istenmekteydi.

13 Mayıs'ta elime geçen bu mektuptaki bilgileri, Polis Genel Müdürlüğü'ne aktardım ve Kıbrıs gazetesinin yazarlarından veya ailelerinden, ilgili mektupta yazıldığı gibi, ölüm tehditleri hakkında polise şikayette bulunulup bulunulmadığını, polisten korunma istenip istenmediğini sordum.

Polis genel müdürünün 3 Haziran tarihli cevabı yazısında, ölüm tehdidi konusunda polise herhangi bir şikayette bulunulmadığı, polisten korunma için yardım istenmediği duyurulmuştur.

Bomba olayında da, koruma (güvenlik) kameralarının bombaların patlayacağı dakikalarda çalışmadığı, bombalardan camların bile kırılmadığı, bunların, çalışanların binayı terk etmelerinden 5-10 dakika sonra patlamış olması bir yana, bunlar yetmezmiş gibi, bomba olayını neden ederek buna bir de 'ölüm tehdidi' ve 'polisten korunma isteme' yalanı eklenerek, kendi ülkelerini uluslararası örgütlere şikayeti marifet bilenlerin gerçek maksatları artık sırıtmaktadır.

Basın hürriyetini, kendi ülkelerini dış dünyada kirletmek, kendilerinden olmayanların şeref ve haysiyetlerini yıpratmak için silah olarak kullananların, kendilerini yasaların da üzerinde görerek, her makama hayasızca saldıranların iftira ve yalanları karşısında halkımız kendi kararını verecek olgunluktadır."

KIBRIS 11/06/04

BDH Genel Başkanlığı'ndan açıklama: BDH, "CTP-DP-BDH koalisyonu" için iyi niyetle çalışmalarını sürdürüyor

BDH'nın hükümet formülleri arasında CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğini tercih ettiğini açıkça ortaya koyduğu anımsatılan açıklamada, CTP'nin bunu benimsememesi nedeniyle tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonunun kaldığına işaret edilerek, BDH'nın bunu yaşama geçirmek için iyi niyetle çalıştığı kaydedildi.

"Kurulacak olan yeni bir koalisyondur. Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların dağılımının nasıl olacağı konuşulacaktır" denilen genel başkanlık açıklamasında, bazı bakanlıkların "tabu" ve "dokunulmaz" ilan edilmesi halinde sorunların çözümünün ağırlaşacağı belirtildi.

CTP'nin yayın organına da eleştiriler de yöneltilen açıklamada, "konuların 'makam kavgası' yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesinin" iyi niyetli bir yaklaşım olmadığı ifade edildi.

8 maddeden oluşan BDH Genel Başkanlığı açıklamasının başında yaklaşık 1.5 aydır hükümetin azınlığa düştüğü anımsatıldı, dış ilişkiler açısından yapılması gerekenler dikkate alınarak istifası yönünde taleplerin ileri götürülmediği belirtildi.

Tercihimiz CTP-BDH-TKP-BOİ idi, CTP benimsemedi

Açıklamada, BDH'nın, hükümet formülleri arasında tercih ettiği CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğinin CTP tarafından benimsenmediği, böylece tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonu kaldığı kaydedildi. BDH'nın bu seçeneği yaşama geçirmek için hazırlıklarını sürdürdüğü de ifade edilen açıklamada, Bülent Kanol, Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı ve Barış Burcu'dan oluşan bir heyetin partiler arası protokol ve program taslağı çalışmalarında BDH adına görevlendirildikleri bildirildi. Ayrıca BDH yetkililerinin bu akşamdan başlayarak Güzelyurt, Lefkoşa, Mağusa-İskele ve Girne'de kitle toplantılarında konuyu hafta sonuna kadar değerlendirecekleri ifade edildi.

Başbakan ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın yurtdışı gezileri nedeniyle pazar günü yapılması düşünülen 3'lü toplantının da yapılamayacağının anlaşıldığı kaydedilen açıklamada "Bu durumda BDH genel başkanı; DP ve CTP genel başkanları ile ayrı ayrı görüşerek, eğer mümkün olursa konuyu teknik düzeyde komitelerin ele alabileceği bir noktaya getirmeye çalışacaktır" denildi. BDH Genel Başkanlığı açıklamasında şunlar da kaydedildi:

Esas hedef çözüm

"BDH muhtemel koalisyonun amacı konusunda ilkeler bağlamında net bir tablonun ortaya konmasına çalışmaktadır. İzolasyonların kaldırılması çabalarının sürdürülmesi kaçınılmaz olmakla birlikte asıl hedef Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmasıdır. Bu bağlamda çözüm perspektifinin açık durması ve bu yönde izlenecek politikaların değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde Kıbrıs Türk halkının demokratikleşme ve sivilleşme taleplerinin yaşam bulması için atılabilecek adımların somutlaşması önemlidir. Bu yüzden kolektif aklı öne çıkararak yapılabilecek çok şey vardır.

Yeni bir koalisyon kurulacak.

'Tabu' bakanlık sorunları ağırlaştırır

Kurulacak olan yeni bir koalisyondur. Bu nedenle Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların üç parti arasında dağılımının nasıl olacağı da konuşulacaktır. Ortaya konacak olan vizyon ve programın önceliği ve önemi yadsınmamakla birlikte, o programın en iyi nasıl yaşama geçirilebileceği de kuşkusuz ki önemlidir. Bunlar da konuşarak, tartışarak çözümlenecektir. Yoksa bazı bakanlıklar "tabu" ve "dokunulmaz" ilan edilirse sorunların çözümü kolaylaşmaz, ağırlaşır.

"Makam Kavgası"na indirgenmemeli

BDH'nın Kıbrıs sorununa bakış açısı ve bugüne kadar koyduğu katkı ortadadır. Kurulacak bir hükümette bu perspektife uygun bir konumda olmak istemesi de doğaldır ve %65 oranında çözüm yönünde irade ortaya koyan halkın nabız atışıyla da uyum içindedir. Bu nedenle konuların 'makam kavgası' yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesi iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Koalisyonun hazırlık çalışmaları yapılırken CTP'nin yayın organı gazetede tek yanlı yayın yapmak da samimiyetle bağdaşmaz."

Açıklamanın sonunda BDH'nın Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu iradenin gereğini yerine getirmek için katkı yapmak arzusunda olduğu ifade edilerek, "Bunu mümkün olan hükümet seçeneği içerisinde ne oranda yaşama geçirilebileceğini ölçmek ve sonrasında gereğini yapmak için iyi niyetle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz" denildi.

KIBRIS 11/06/04

Rumlar, "sağır-dilsiz" Türk rehber istiyor

KOT Başkanı Fotis Fotiu: Kıbrıslı Türk rehberler, otobüste konuşmayacakRum Turizm Örgütü (KOT) Başkanı Fotis Fotiu, yabancı turistleri KKTC'ye götürecek otobüslerde bulunacak olan Kıbrıslı Türk rehberlerin, sadece "sessiz kavalye" olarak yer alacaklarını söyledi.

Simerini gazetesine açıklama yapan Fotiu, turistlere Kıbrıslı Türk rehberlerin eşlik edeceği ve Rum rehberlerin sadece gerekirse çevirmen olarak görev yapacağına ilişkin olarak, Kıbrıs Türk basınında çıkan haberleri yalanladı.

Fotiu, KKTC'ye yönelik herhangi bir gezi düzenlendiği zaman, acentelerin gezi programlarını onaylaması amacıyla, KOT'a sunmak zorunda olduğunu, turizm seyahat acentelerinin kararının, rehberliğin Rumlar tarafından gerçekleştirilmesini öngördüğünü belirtti. Fotiu ayrıca, anlaşma gereğince otobüslerde, "konuşmaya hakkı olmayan" sadece bir Kıbrıslı Türk rehberin bulunacağını da iddia etti.

Gazete haberi, "Kıbrıslı Türk Rehberler, Sağır Kavalye" başlığıyla yayımladı.

 KIBRIS 11/06/04

KKTC'de casinoları Rumlar doldurdu


Kıbrıs Rum Yönetimi'nin hazırladığı bir rapora göre, KKTC casinolarında kumar oynayan her 4 kişiden 3'ü Rum. Rapora göre, KKTC'de 23 casino faaliyet gösteriyor. Bu casinolarda şanslarını deneyenlerin yüzde 75'i Kıbrıslı Rum. Raporda, "Rumlar işgal altındaki topraklarda casinoların en iyi müşterileri. Geçen yıl nisan ayında geçişlerin serbest barakılmasından sonra Kuzey'deki casinoların cirosu birkaç kat arttı" ifadeleri kullanıldı.

MILLIYET 12/06/04

KKTC Başbakanı Talat İstanbul'da

 

Brüksel ve Strasbourg'daki temaslarını tamamlayarak İstanbul'a gelen Talat, Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, AB'nin merkezi Brüksel'deki temaslarının son derece olumlu geçtiğini söyledi.

Brüksel'de bir dizi teknik çalışmanın yanı sıra AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile de görüştüğünü anlatan Talat, şöyle dedi:

“AB merkezindeki temaslar bizim açımızdan son derece önemliydi. AB ile yüz yüze görüşme döneminde referandumdan önce yoğun bir çalışma başlatmıştık. Bu çalışma referandumdan sonra sekteye uğradı. Yeniden başlayan bir sürecin ilk adımları bunlar. Bundan sonra AB, Kıbrıs'ın kuzeyinde bir ofis açacak. Hem AB'nin Kıbrıs Türklerine taahhüdü olan yardım paketinin kullanımı hem de diğer harmonizasyon adımlarının atılması bu ofis vasıtasıyla yürütülecek. Bunun hazırlıkları yapılıyor. Avrupa Parlamentosu'nun oluşumunun hemen arkasından önemli adımların atılması bekleniyor.”

Talat, AB ile ilişkileri üst düzeye çıkarıp sürdürme niyetinde olduklarını, aynı kararlılığı AB'de de gördüklerini söyledi.

Var olan zorlukları aşabilmek için KKTC olarak siyasi iradeleri, Kıbrıs Türk halkı olarak da hakları olduğunu anlatan Talat, “Çünkü Kuzey Kıbrıs şu an AB toprağıdır. Sadece tek farkla, AB müktesebatı askıdadır. Kuzey Kıbrıs, Avrupa müktesebatının askıda olduğu, ancak yurttaşlarının AB yurttaşı olduğu bir bölge şu an” dedi.

AİHM'DEKİ DAVALAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius Wildhaber ve Avrupa Konseyi organlarıyla görüşmeler yaptığını da anlatan Talat, şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz, AİHM taraflara cevaplanmak üzere sorular sordu. Bunların içerisinde en önemlisi 'referandumdan sonra Kıbrıs'taki durumdan, Kuzey Kıbrıs'tan Türkiye'nin sorumluluğu ne kadardır' sorusuydu. Bu soruya cevap alınırken gerçekleştirdiğimiz ziyaret bu bağlamda son derece önemliydi. AİHM ve diğer organlarına söz verdik. Dedik ki 'Kıbrıs'ın kuzeyinde insan hakkı ihlali artık bırakmayacağız. KKTC olarak insan hakkı ihlaliyle suçlanmayacak bir idare kuracağız.' Bunun için adımlar atmaya hazırız ve bır kısım adımları da attık.”

“KARPAZ'DA RUM OKULU AÇILACAK”

Talat, bu kapsamda en başta Karpaz'da bir Rum okulu açılması konusunda karar verildiğini, yasal hazırlıkların yapıldığını ve gelecek ders yılında bu okulun faaliyete geçeceğini söyledi.

İkinci olarak, kayıp şahısların bulunmasıyla ilgili komisyonun etkin faaliyet yürütebilecek hale gelmesi için üzerlerine düşeni yapacaklarını kaydeden Talat, “Bunun taahhüdünü de verdik. Böylece iki dikenli konu bizim açımızdan çözümlenmiş oldu. Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili mahkumiyet konusunda da özverili bir çalışma ortaya koyduk” dedi.

KKTC'nin önünde Loizidu davasının dışında dikenli bir konu bulunmadığını belirten Talat, şunları kaydetti:

“Tüm bu davaların parametreleri değişti. Artık Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümü konusunda geçmiş durum yoktur. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak Annan Planı'nın mülkiyet rejimi uygulamasını kabul etmiştik. Rumlar bunu reddetti. Bundan sonra da aynı ölçüde, etkinlikte davalar açmaya devam edememeleri gerekir. Çünkü çözümü kendileri reddetti. Bunu anlattık, bu da geniş kabul görüyor, doğru bulunuyor.”

Talat, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile yapılan görüşmede de Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti konusunu gündeme getirdiklerini belirterek, kendisine konunun Başkanlar Kurulu'nda değerlendirilmekte olduğunun söylendiğini kaydetti.

ERKEN SEÇİM EN İYİ ALTERNATİF

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, KKTC'de yeni koalisyon kurma çalışmalarına ilişkin soru üzerine, şu anki hükümetin Meclis'te 23 milletvekilinin desteğine sahip olduğunu, çoğunluk için bu sayının 26 olması gerektiğini söyledi.

Bu nedenle yeni bir koalisyon oluşumuyla ilgili bir çalışma başlatıldığını söyleyen Talat, önümüzdeki günlerde hükümet sorununu da çözümlemiş olacaklarını kaydetti.

Talat, olası bir erken seçimle ilgili soruya, “Şu anda gelinen nokta öyle gösteriyor ki en sağlam alternatif bir erken seçim ve onun sonucunda ortaya çıkacak yeni koşullarda bir hükümet oluşturmaktır” yanıtını verdi.

KKTC'nin, İslam Konferansı Örgütü'ndeki (İKÖ) temsiline ilişkin olarak da Talat, “Bu, tanınma değil. Kıbrıs Türk Devleti olarak gözlemci üye olma olacaktır. Çünkü tanınma bambaşka bir olaydır. Dolayısıyla yapılacak iş, İKÖ'ye Kıbrıs Türk toplumu olarak değil, Kıbrıs Türk Devleti olarak üye olmaktır. Bu bir adımdır. Kıbrıslı Türklerin kendi iradeleriyle karar verebilecekleri bir devlet olduklarının teyididir” diye konuştu.

TÜRKİYE'NİN KIBRIS CUMHURİYETİ İLE İLİŞKİLERİ

Talat, “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı mı?” şeklindeki soru üzerine, bunun kısa süreli bir mesele olmadığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, “Şu anda Türkiye asgari düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Rum yönetimiyle ilişki kurmak zorundadır. Zaten bu ilişkisi asgari düzeyde vardı. Yani FİFA nezdinde, uluslararası toplantılar nezdinde vardı. Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye girdikten sonra bunun boyutu biraz daha gelişecek ve genişleyecek” şeklinde konuştu.

Bunun kaçınılmaz olduğunu ifade eden Talat, şu görüşlere yer verdi:

“Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti adına Rum tarafı AB üyesidir. Türkiye AB ile gümrük birliğindedir, AB adayıdır ve yıl sonunda tarih beklemektedir. Doğru olan, doğru politikalarla Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs'taki çıkar ve haklarımıza zarar vermeyecek makul ve mantıklı adımlar atmaktır. Bu yüzden Türkiye'nin adım atması gerektiği açık ve ortadadır. Bunun dışında seçeneği de yoktur. Çünkü Türkiye bir dünya devletidir. Dünya devleti de kaçınılmaz olarak dünya hukuku ile bağlıdır.”

 (aa)

HURRIYET 12/06/04

AB-KKTC ticaretine engel

 

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile dün Brüksel’de yaptığı görüşmede, AB mevzuatının, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapılmasına olanak tanımadığını söyledi.

Brüksel’den yayın yapan abhaber.com sitesinin, Komisyon kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Verheugen, Talat ile görüşmesinde AB hukukçularının konuyla ilgili yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verirken, ‘AB mevzuatı açısından Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapmamız mümkün değil’ diye konuştu. Verheugen, Kıbrıs Türklerine yönelik en fazla iki açılımın söz konusu olabileceğini belirterek, bunların 259 milyon euro’luk yapısal fon yardımı ve yeşil hat tüzüğünün iyileştirilmesi olduğunu anlattı.

Komisyon kaynakları, Rum yönetiminin hukuken ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak AB üyesi olması nedeniyle Kıbrıs Türk tarafıyla doğrudan ticaretin mümkün olamadığını belirttiler. Aynı kaynaklar, Kıbrıs konusu ve AB’nin Kıbrıs Türklerine yönelik paketinin Temmuz ayı başında gündeme gelebileceğini ifade ettiler.

BARIŞGÜCÜ 6 AY DAHA ADA’DA

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) görev süresini dün oybirliğiyle 6 ay uzattı. Pakistan ve Cezayir’in Türk tezlerine destek verdiği oturumda, ABD’nin büyükelçisi James Cunningham da Rumları eleştirdi ve referandum sonrasında BM gücünün konumu konusunda Genel Sekreter Kofi Annan’ın rapor vermesini istedi. Annan, 3 ay içinde bir rapor sunacak. Rum lider Tasos Papadopulos da, BM, ABD ve İngiltere ile anlaşmazlık içinde olduğunu bildirdi.

15 Aralık’a kadar Ada’da kalması kesinleşen 1,247 kişilik BM gücü, Rumlar’a göre, Türk askeri Ada’da kaldığı sürece gitmemeli. Dünkü gelişmeyle, 6 ayın ardından BM’nin, Annan’ın raporu doğrultusunda Ada’dan çekilmesi olası hale geldi. 

HURRIYET 12/06/04

Kıbrıs'ta Barış Gücü'yle devam

Güvenlik Konseyi Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün süresini uzatan karar tasarısını onayladı. Tasarıya göre yeni görev tanımı belirlenebilecek

12/06/2004 RADIKAL

AA - NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi, dün Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini önceki dönemlerdeki gibi altı ay süreyle uzatan karar tasarısını onayladı. Oybirliğiyle kabul edilen tasarı, önceki kararların tekrarı niteliğinde olsa da Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini dikkate alan bir metin olarak değerlendirildi.
Karar tasarısının en önemli bölümü olarak, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan barış gücünün geleceğine dair üç ay içinde bir ara rapor istenmesi gösteriliyor. BM kaynakları, ABD'nin isteğiyle tasarıya eklenen bu önemli maddeyle, Annan'ın üç ay içinde sunacağı rapordaki önerileri doğrultusunda UNFICYP'in görev yönergesinde bir gözden geçirme yapılacağını belirtiyor. Adadaki referandumlar sonrası ortaya çıkan yeni durumla birlikte, görev yönergesinin gözden geçirilmesi istenen Kıbrıs'taki BM Gücü'nün görev süresi 15 Haziran'da doluyor.

Türk tezlerine destek
Güvenlik Konseyi'nde UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin oylamanın ardından üye ülkeler birer konuşma yaptı. Konuşmalarda ABD ve Pakistan diplomatları, Türk tarafının tezlerine kuvvetle destek verirken, Britanya ve Romanya temsilcileri de, Ada'da ortaya çıkan yeni durumda, Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların kaldırılması çağrısı yapan raporunu destekler şekilde konuştular. Konsey kaynakları, karar tasarısında Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların kaldırılması çağrısı yapan kapsamlı raporunun göz ardı edilmesinin kabul edilemez olduğunu kaydediyor.

Güney'in turizm korkusu

12/06/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nin hazırladığı bir rapora göre, KKTC'de turizm alanında tutarı yüz milyonlarca doları bulacak yabancı yatırım yapılacak.
İlgili tüm bakanlıklara gönderilen rapora göre, yüz milyonlarca dolarlık yatırımla KKTC'nin Akdeniz'deki en cazip turizm merkezlerinden biri haline getirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Raporda, Net Holding ve Kaya Holding gibi Türk firmaların KKTC'de yatırım projelerinin yanı sıra İsrailli bir firmanın da 500 yatak kapasiteli bir otel, 100 tekne kapasiteli bir marina ve casino inşası için 30 milyon dolar yatırım hazırlığında olduğu kaydedildi. KKTC'nin turizm cenneti şeklinde lanse edilmek istenmesinin arkasında ise dolaylı tanınma hedefinin yattığı vurgulandı. Raporda, Britanya basınında KKTC'nin, 'Akdeniz'in turizm cenneti' olarak gösterildiği ilanların giderek arttığına da dikkat çekildi

'Rumlar rahatsız ediyor'

12/06/2004 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL/STRASBOURG - KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın AB temasları sürerken, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin politikalarından rahatsızlığını net biçimde ortaya koydu. Verheugen, önceki gün Talat'la görüşmesinde Rum Yönetimi için, "Kıbrıs'ın çıkarlarını değil, kendi ulusal çıkarlarını savunuyorlar. Bu da herkesi rahatsız ediyor" dedi. Rum Kesimi'nin bu politikayla AB içinde yalnız kaldığını belirten Verheugen, "Sorun yaratan bir ülkeyi üye yaptık" diye konuştu.
AB'nin yıl sonunda Türkiye'yle ilgili kararında Kıbrıs sorununun etkisinin çok az olacağını belirten Verheugen'in Ankara'ya tek eleştirisini AB'nin yeni üyeleriyle Gümrük Birliği'ne giderken Kıbrıs'ı dışarıda tutması oluşturdu. Verheugen, "Bu pek de akıllıca olmadı" dedi.

AİHM'ye hatırlatma
Talat, dün Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius Wildhaber ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer
ile görüştü. Talat, Rumların Annan Planı'nı reddettiğini hatırlatırken,
"Rumlar AİHM'ye hiçbir şey olmamış gibi şikâyette bulunamaz" dedi. Talat, Rumların AİHM'ye KKTC'deki mülkleri konusunda yaptığı başvuruları araştırmak için kurulan komisyona dair bilgi verdi. Talat, Avrupa Konseyi Başkanı Walter Schwiemmer'la görüşmesinde KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açmasına olanak sağlanması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs'ta ara bölgede yangın

 

Türk ve Rum itfaiyeler yangına beraber müdahale etti



12 Haziran, 2004 19:29:00 (TSİ) CNN TURK

 

 

Lefkoşa'da ara bölgede öğleden sonra çıkan yangın, KKTC ve Rum kesiminde heyecan yarattı.

Lefkoşa'nın Çağlayan semti yakınındaki ara bölgede yeralan boş evlerde çıkan yangın, rüzgarın da etkisiyle şiddetini artırdı.

Lefkoşa Türk ve Rum itfaiyeleriyle, askeri birliklerin söndürme çalışmasına katıldığı yangın, yaklaşık bir buçuk saat süren çalışmanın ardından, yerleşim birimlerine sıçramadan kontrol altına alındı.

Yangında, ara bölgede yeralan bazı mayınlarla, halen boş olan evlerdeki 1974 yılından kalma bubi tuzakları da patladı. Yerleşim birimleri yakındaki yangın Türk ve Rum kesimlerinde merakla izlendi.

Talat’tan erken seçim sinyali

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, gelinen noktada en sağlam alternatifin erken seçime giderek, ortaya çıkacak yeni koşullarda hükümet oluşturmak olduğunu söyledi.

NTV

 

 

12 Haziran 2004—  Talat ayrıca, Rum Yönetimi’nin AB’de Kıbrıs Cumhuriyeti olarak temsil edildiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la asgari düzeyde ilişki kurmak zorunda olduğunu da kaydetti.

Brüksel ve Strasbourg’daki temaslarının tamamlayarak İstanbul’a gelen KKTC Başbakanı Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi. Talat, Cumhuriyet Meclisi’ndeki mevcut durumun referandum sonucuyla uyuşmadığına dikkat çekerek, hükümet sorununu çözmek için en iyi çözümün erken seçim olduğunu dile getirdi.
       KKTC Başbakanı, yen bir koalisyon oluşumu üzerinde çalışıldığını hatırlatarak önümüzdeki günlerde hükümetle ilgili problemlerin çözümlenmesini umduklarını belirtti.
       Türkiye ile Güney Kıbrıs yönetimi arasındaki ilişkilere de değinen Talat, Ankara’nın asgari düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Rum yönetimiyle ilişki kurmak zorunda olduğunu savundu.
       Talat, Rum tarafının Avrupa Birliği üyesi olduğunu ve Türkiye’nin de adaylık için tarih beklediğine dikkat çekerek, “Ankara’nın Güney Kıbrıs ile ilişki kurma yolunda adım atmak dışında seçeneği yoktur” dedi.

Kıbrıs Türk Devleti'ne itirazımız yok

ZAMAN’ın telefonla sorularını cevaplandıran Weston, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ‘ABD KKTC’nin tanınmasını engelliyor’ şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını savundu. İK֒nün ‘Kıbrıs Türk cemaatini’ nasıl isimlendireceğine kendisinin karar vereceğini söyleyen Weston, Kıbrıs Türk Devleti tabirine de hiçbir itirazlarının olmadığını vurguladı. Weston, İK֒deki tartışmanın KKTC’nin tanınmasına değil, ‘isimlendirilmesine’ ilişkin olduğunu belirtti. Weston, ABD’nin muhatabının Başbakan Mehmet Ali Talat olduğunu de tekrarladı.
Weston, ABD’nin merakla beklenen ve KKTC’nin tecridine son verecek Kıbrıs paketine ilişkin ise öncelikle AB’nin nasıl bir paket üreteceğini görmek istediklerini söyledi. KKTC ile doğrudan ticaretin nasıl yapacağını açıklayacak olan ABD paketinin AB paketinin ardından geleceğini söyleyen Weston, Rumların böyle bir paketi veto edemeyeceklerini söyledi. Weston, kendilerine AB’deki kararın ağırlıklı çoğunluğa göre alınacağını söylediklerini ve bu durumda Rumların kararı veto etmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Diğer yandan Brüksel’de temaslarda bulunan KKTC Başbakanı Talat, ay sonunda açıklanmasını bekledikleri AB paketinde birçok sıkıntılar yaşandığını, Rumların engellemede bulunduğunu söyledi. AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile görüşen Talat, 259 milyon Euroluk yardımın verilmesi ile KKTC’de AB temsilciliği açılmasının yıl sonunu bulabileceğini kaydetti.

HALKIN SESI 12/06/04

Verheugen: Direkt ticaret yapamayız

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), BM planıyla ilgili Kıbrıs’ta yapılan referandum sonuçlarını göz önüne alması gerektiğini söyledi.

Talat, Avrupa Konseyi’ndeki temasları çerçevesinde AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ile görüştü.

Wildhaber ile yaptığı görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, AİHM’nin, Kıbrıs’ta ortaya çıkan yeni şartlara göre çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini bildirdi.

Referandumda Kıbrıslı Türklerin barış planını kabul ettiğini, Rumların ise reddettiğini hatırlatan Talat, “Barış planını kabul eden KKTC dışlanıp, reddeden Rumlar Kıbrıs’ın tamamını temsil edemez ve AİHM’ye sanki hiçbir şey olmamış gibi şikayet başvurusunda bulunmaya devam edemez. Bu gerçeği Avrupa ve uluslararası kamuoyu anladı. AİHM Başkanı Widlhaber’e konuyla ilgili görüşlerimizi açıkladık” dedi.

Talat, görüşme sırasında, KKTC’de Rumların toprak ve mülk iddialarıyla ilgili şikayetlerini değerlendirmek amacıyla kurulan komisyonun çalışmaları hakkında da bilgi verdiğini söyledi.

Başbakan, komisyonun yetkileri ve kapsamının genişletilerek çalışmalarına devam edeceğini kaydetti.

Bir soru üzerine Talat, Karpaz’daki Rum ortaöğretim okulunun gelecek öğrenim yılında eğitime açılacağını bildirdi.

Talat, daha sonra Avrupa Konseyi’nin dönem başkanı Norveç’in Büyükelçisi Torbian Froysnes ile görüştü.

VERHEUGEN’DEN TALAT’A: AB’NİN KUZEY KIBRIS İLE DOĞRUDAN TİCARETİ MÜMKÜN DEĞİL

Başbakan Talat’ın, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verhugen ile yaptığı görüşmesinde perde arkasında konuşulanlar ortaya çıkmaya başladı.

Verheugen’ın Başbakan Mehmet Ali Talat ile görüşmesinde “AB mevzuatı, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapmamıza engel” dediği öğrenildi.
Başbakan Talat’ın, Brüksel’de AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Komisyon’un Genişleme Dairesi Genel Müdürü Fabrizio Barbaso, AB Dönem Başkanlığını 1 Temmuz'da devralacak Hollanda'nın AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Tom de Bruijn ile yaptığı görüşmelerin ana gündem maddesi Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonlara son verilmesi oldu.
Komisyon kaynaklarından edinilen bilgilere göre Verheugen, Talat ile görüşmesinde AB hukukçularının konuyla ilgili yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verirken, “AB mevzuatı açısından Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapmamız mümkün değil” dedi. Verheugen, Kıbrıs Türklerine yönelik iki açılımın söz konusu olabileceğini belirterek, bunların 259 milyon euroluk yapısal fon yardımı ve yeşil hat tüzüğünün iyileştirilmesi olduğunu anlattı. Günter Verheugen, Kıbrıs Türklerine yönelik açılım konusunda bir çok güçlükle karşılaştıklarını da ifade ederken, şu aşamada ellerinden başka bir şey gelmediğini söyledi.

ABHaber.com’a konuşan Komisyon kaynakları, Rum yönetiminin hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyesi olması nedeniyle Kıbrıs Türk tarafıyla doğrudan ticaretin mümkün olamadığını ifade ettiler.
KKTC Başbakanı Talat’ın Verheugen ile görüşmesinde, AB üyeliklerinin ardından Kıbrıs Rumların Türklere yönelik çıkardıkları çeşitli güçlükleri aktardığı öğrenildi. Talat, Verheugen’dan Kıbrıs konusunun AB’nin Haziran zirvesinde tartışılmasını da istedi. Buna karşılık Verheugen’ın bunun zor olduğunu anlattı. Komisyon kaynakları, Kıbrıs konusu ve AB’nin Kıbrıs Türklerine yönelik paketinin Temmuz ayı başında gündeme gelebileceğini ifade ediyorlar.

TALAT, AVRUPA KONSEYİ GENEL SEKRETERİ SCHWIMMER İLE GÖRÜŞTÜ

Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin Avrupa Konseyi’nde temsilcilik açmasına olanak sağlanması gerektiğini söyledi.

Talat, Strasbourg’daki temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüştü.

Talat, KKTC’de yapılacak yasaların ya da anayasal değişikliklerin Avrupa Konseyi ilke ve kurallarıyla uyum göstermesi açısından, KKTC’nin bu komisyonla işbirliği yapma arzusunu dile getirdi.

Görüşmede, KKTC’li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da ele alındı.

Talat, Schwimmer’den, KKTC’li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.

“RUM TARAFI VE YUNANİSTAN TÜRK TARAFINI HER ALANDA BOĞMAYA ÇALIŞIYOR”

Başbakan Mehmet Ali  Talat  Rum ve Yunanlıların Kıbrıs Türk Halkını  her alanda boğmaya, her adımını sabote etmeye çalıştığını belirtti. Başbakan Talat, “İnsanımızı  daha demokratik ve insan haklarına aykırı uygulamaların olmadığı şartlarda yaşatmak istiyoruz. Bunun önüne  bile geçmek istiyorlar. Sanıyorum bunu hiç kimse kabul etmez ve etmeyecektir” dedi.

 HALKIN SESI 12/06/04

Talat, AK'dan temsilcilik istedi

Strasbourg’daki temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüşen Talat, konseyin de KKTC’de temsilcilik açabileceğini kaydetti. Talat-Schwimmer görüşmesinde, KKTC’li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da ele alındı. Talat, Schwimmer’den, KKTC’li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.
       KKTC Başbakanı Talat, Schwimmer’dan önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Vilhaber’le de bir araya gelerek Kıbrıslı Rumların, Strasbourg mahkemesinde Türkiye’ye karşı açtıları mülkiyet davaları konusunda görüşmüştü.

YENIDUZEN 12/06/04

Kararlıyız

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum ve Yunanlıların Kıbrıs Türk halkını her alanda boğmaya çalıştığını, her adımını sabote etmeye çalıştığını belirterek, "Rumlar bağıracak, biz yolumuza devam edeceğiz; bağırdıkça onlar dışlanacak biz içeri gireceğiz... Başka çaremiz yoktur" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının, Avrupa Konseyi'nin bütün kurumlarıyla işbirliğini geliştirmeye kararlı olduğunu vurgulayan Başbakan Talat, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye bakışlarında önemli gelişmeler gözlendiğine, Brüksel ve Strasbourg ziyaretlerinin çok olumlu ve yararlı geçtiğine

dikkat çekti.

Başbakan Talat, "İnsanımızı daha demokratik ve insan haklarına aykırı uygulamaların olmadığı şartlarda yaşatmak istiyoruz. Bunun önüne bile geçmek istiyorlar. Sanıyorum bunu hiç kimse kabul etmez ve etmeyecektir" diye konuştu

"AİHM, Kıbrıs'ta referandum

sonuçlarını göz önüne almalı"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi'ndeki temasları çerçevesinde dün sabah ilk olarak AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ile görüştü.

Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), BM planıyla ilgili Kıbrıs'ta yapılan referandum sonuçlarını göz önüne alması gerektiğini söyledi.

Wildhaber ile yaptığı görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, AİHM'nin, Kıbrıs'ta ortaya çıkan yeni şartlara göre çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini bildirdi.

Referandumda Kıbrıslı Türklerin barış planını kabul ettiğini, Rumların ise reddettiğini hatırlatan Talat, "Barış planını kabul eden KKTC dışlanıp, reddeden Rumlar Kıbrıs'ın tamamını temsil edemez ve AİHM'ye sanki hiçbir şey olmamış gibi şikayet başvurusunda bulunmaya devam edemez. Bu gerçeği Avrupa ve uluslararası kamuoyu anladı. AİHM Başkanı Widlhaber'e konuyla ilgili görüşlerimizi açıkladık" dedi.

Talat, görüşme sırasında, KKTC'de Rumların toprak ve mülk iddialarıyla ilgili şikayetlerini değerlendirmek amacıyla kurulan komisyonun çalışmaları hakkında da bilgi verdiğini söyledi.

Başbakan, komisyonun yetkileri ve kapsamının genişletilerek çalışmalarına devam edeceğini kaydetti.

Bir soru üzerine Talat, Karpaz'daki Rum ortaöğretim okulunun gelecek öğrenim yılında eğitime açılacağını bildirdi. Talat, daha sonra Avrupa Konseyi'nin dönem başkanı Norveç'in büyükelçisi Torbian Froysnes ile görüştü.

Yunan ve Rum heyetlerden tepki

Bu arada, Avrupa Konseyi'ndeki Yunan ve Rum büyükelçilerinin, Talat'ın Strasbourg'da en üst seviyede karşılanmasına tepki göstererek, Avrupa Konseyi'nin ilgili temsilcilerine protesto mektubu gönderdikleri bildirildi.

"KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde temsilcilik

açmasına olanak sağlanmasını istedik"

Başbakan Talat, AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ve Norveç'in büyükelçisi Torbian Froysnes'le görüşmesinin ardından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile bir araya geldi.

Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açmasına olanak sağlanması gerektiğini söyledi.

Schwimmer ile yaklaşık 45 dakika süren görüşmeden sonra Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'ndeki temsil durumunu ön plana çıkardı.

KKTC'nin, Avrupa Konseyi binasında temsilcilik açma isteğini dile getiren Talat, konseyin de KKTC'de temsilcilik açabileceğini belirtti.

Görüşmede Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren ve üye ülkelerin anayasalarını inceleyen Venedik Komisyonu'nun çalışmaları da gündeme geldi.

Talat, KKTC'de yapılacak yasaların ya da anayasal değişikliklerin Avrupa Konseyi ilke ve kurallarıyla uyum göstermesi açısından, KKTC'nin bu komisyonla işbirliği yapma arzusunu dile getirdi.

Görüşmede, KKTC'li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da ele alındı.

Talat, Schwimmer'den, KKTC'li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.

"Avrupa Konseyi'nin bütün kurumları

ile işbirliğini geliştirmeye kararlıyız"

Başbakan Mehmet Ali Talat, önceki gün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) yetkilileri, dün de Strasbourg'da Avrupa Konseyi yetkilileriyle yaptığı temaslarının ardından düzenlediği basın toplantısında, Rum ve Yunanlıların kendisinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkanı ile görüşmesine de şiddetle karşı çıkıp, büyük kavgalar vermelerine karşın, bu görüşmeyi engelleyemediğini vurguladı.

Talat, BRT'den canlı olarak yayımlanan basın toplantısında, "Rumlar bağıracak biz yolumuza devam edeceğiz. Bağırdıkça onlar dışlanacaklar, biz içeri gireceğiz. Başka da hiç çaresi yoktur""şeklinde konuştu.

"Avrupa Konseyi'nin bütün kurumlarıyla işbirliğini geliştirmeye kararlıyız" diyen Talat, AB ve Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye bakışlarında önemli gelişmeler gözlendiğini kaydetti. Talat,Brüksel ve Strasbourg ziyaretlerinin çok olumlu ve yararlı geçtiğini söyledi.

KKTC'nin izolasyondan kurtulması için Birleşmiş Milletler'in yaptığı çağrının önemli olduğunu vurgulayan Talat, AB'nin de buna uygun davranmasının doğal olduğunu ifade etti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius Wildhaber ile dün sabah yapılan görüşmelerle ilgili olarak, "Daha çok biz görüşlerimizi dile getirdik" diyen Talat, KKTC'de hükümetin, insan hakları ve demokrasi konularına büyük önem verdiğini kaydetti.

Wildhaber ile yapılan görüşmede, Karpaz'da orta öğretim veren Rum okulun gelecek öğretim yılında açılması, tarih ders kitaplarının tekrar düzenlenmesi, Kayıplar Komitesi'nin daha etkin bir hale getirilmesi konusunun da gündeme geldiğini hatırlatan Talat, Rumların mal ve mülk iddialarını incelemek üzere kurulan Tanzim Komisyonu'nun çalışmalarıyla ilgili olarak da bilgi verdiğini belirtti.

Tanzim Komisyonu'nun referandumdan sonra daha anlamlı hale geldiğini kaydeden Talat, bu komisyonun etkin bir hale gelmesi için, gerekli çalışmaların yapılacağını söyledi.

Talat, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile yaptığı görüşmede, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nin bütün kurumlarıyla işbirliğini geliştirme arzusunu dile getirdiğini kaydetti.

Mehmet Ali Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde, Avrupa Konseyi'nin de KKTC'de bir büro açmasını istediklerini söyledi.

Başbakan, yapılacak yasal düzenlemelerin, Avrupa Konseyi'nin ilkelerine uygunluğunu görme açısından, Venedik Komisyonu ile de işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade etti.

İki günlük temasları sonunda Avrupa kurumlarının KKTC'ye yönelik yaklaşımlarında önemli değişimler gözlediğini kaydeden Talat, bunun, AB ve Avrupa Konseyi yetkililerinin kendisini ağırlayış biçimlerinde de açıkça hissedildiğini belirtti.

Karpaz'da Rum okulu

Strazbourg'da yaptıkları temasları sırasında Türk tarafının attığı adımları, öncelikle Karpaz'da bir ortaokul açılması, dışişleri bakanlığının kontrolünde olan Rum ilkokulunun da eğitim bakanlığı bünyesine alınması, sivillerin askeri mahkemede yargılanması konusunda attıkları adımları anlattıklarını açıklayan Talat, "Kayıplar Komitesi'nin etkin hale getirilebilmesi için Kıbrıs Türk tarafı olarak üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkanına aktardık. Böylece büyük ölçüde insan haklarıyla ilgili iddialara cevaplar vermiş olduk" dedi.

Temasları sırasında ceza yasalarının ve ceza sisteminin Avrupa Birliği yasalarına uygun hale getirilebilmesi için Avrupa Konseyi'nin katkı ve yardımlarını istediklerine işaret eden Talat, yaptığı görüşmeler sırasında Avrupa Konseyi yetkililerine Türk tarafı olarak demokrasiyi Avrupa standardına çıkarma hedefi güttüklerini de anlattıklarını söyledi.

Temsiliyet konusu

Başbakan Talat, Kıbrıslı Türklerin temsiliyetiyle ilgili gelişmeleri ise şöyle değerlendirdi.

"Bunun dışında Avrupa Konseyi'nin Kuzey Kıbrıs'ta bir büro açması, bizim de Avrupa Konseyi'nde temsiliyetimizin sağlanması üzerinde durduk. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi'nde Kıbrıs'ın temsiliyetiyle ilgili, 2 Rum 1 Türk ilkesinin, bir Türkün Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs heyetine entegre olarak temsil etmesi kararının sorgulandığı bir süreç yaşıyoruz burada. Avrupa Konseyi'nin bazı birimleri bu konuda bazı çalışmalar yapıyorlar. Başkanlar Kurulu'nun bu konuyla ilgili hazırlayacağı rapor ve gündeme getireceği yöntem, önümüzdeki günlerde Avrupa Konseyi'nde değerlendirilecek ve Kıbrıslı Türklerin temsiliyeti konusundaki olanaksızlığı ortadan kaldıracak düzenlemeyi de yapma şansına kavuşacağız diye düşünüyoruz."

AB'nin bakış açısı çok değişti

Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere bakış açısında ve tutumlarında çok büyük değişiklikler olduğunu, Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini, tam da Avrupai değerlerle hareket ettiğini bir kere daha gördüğünü vurgulayan Talat, "Bana yapılan muamele, benim VIP'ten karşılanmam da bunun bir kanıtıdır. Sanıyorum Kıbrıslı Türkler dünya tarafından çağdaş ve Avrupai bir toplum olarak görülmeye başlandı. Bunun meyvelerini toplayacak ve elde edecektir" dedi.

Türk tarafının bütün çabasının çözüm yönünde ve Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi yönünde olduğunu, hedeflerinin ayrılık değil, Kıbrıs'ın bir bütün olarak Avrupa Birliği'ne girmesi olduğunu tekrar tekrar vurgulayarak Avrupa Konseyi'nin desteğini istediklerini yineleyen Talat, bu yöndeki mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

Tazmin Komisyonu, Avrupa

normlarına uyarlanacak

Yaptığı görüşmede geçtiğimiz yıl kurulan Tazmin Komisyonu'nun Avrupa normlarına uyarlamak istediklerini, bu komisyonu mülkiyet konusunda iç hukuk açısından başvurulabilecek noktaya getirme konusundaki kararlılıklarını da anlattıklarını kaydeden Talat şöyle konuştu:

"Komisyonun kabul edilebilir bir komisyon olarak ortaya çıkabilmesi için ve buna İnsan Hakları Mahkemesi'nin karar vermesi için biz üzerimize düşen her türlü düzenlemeyi yapmaya hazır olduğumuzu da ifade ettik. Şimdi bu aşamadayız. Komisyonu yeniden ele alacağız ve iç hukuk yolu olarak tatmin edici bir hale getireceğiz. Komisyona başvurular var ama bunlar yeterli değil. Rum Hükümeti, vatandaşlarının önüne geçiyor ve bunu engellemeye çalışıyor. Bunu ortadan kaldırmak ve komisyonu başvurulabilir bir hale getirmek, bizim görevimizdir. Bu noktada bir şey söyleyeyim. Bu Tazmin Komisyonu referandumdan önce çok fazla anlamlı değildi. Ama referandumdan sonra çok anlamlı hale geldi."

"Rum tarafının sınırsız bir şekilde AİHM'ye yapacağı başvurular artık ölçüleri aşan bir noktaya gelmiştir. Ondan dolayıdır ki Tazmin Komisyonu daha bir önem kazanmıştır. O bakımdan biz üzerimize düşeni yapacağız ki bu komisyon daha etkin, daha aktif, daha çekici bir hale gelsin ve dünya tarafından daha kabul edilebilir olsun" diye sözlerini sürdüren Talat, "Rum tarafı çözümü reddetmiştir. Hem çözümü reddedecek hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne mülkiyetiyle ilgili tasarruf nedeniyle itiraz edecek ve sonuç almaya çalışacak. Bu artık çok mantıklı değil. Dünya da, Avrupa'da artık bunu görüyor. Dolayısıyla Tazminat Komisyonu Kıbrıs sorunu çözümleninceye kadar tazminat isteyen Kıbrıslı Rumların bundan yararlanmasını sağlamaya yönelik bir düzenlemedir" dedi.

Daha önce Rumların kuzeye geçişine Türk makamlarına başvurmadan izin verilmediğini, Türk tarafının yeni mülkiyet rejimi ile mülkiyet sorununun tamamen ortadan kalkmasına yaklaşmadığını ifade eden Talat, "Şimdi bütün bunlar gerçekleşti. Türkiye Annan Planı'ndaki yeni mülkiyet rejimini destekledi. "O kabul edilsin ben bunu karşılamaya hazırım" dedi. Dolayısıyla artık mülkiyet rejiminin, mülkiyet davalarının parametreleri değişti. Bu durumu Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'nin değerlendireceğine inanıyorum" diye konuştu.

Ders kitapları yeniden yazılıyor

Ders kitaplarından kin, nefret ve karşı tarafı aşağılayıcı ifadeleri kaldıracaklarını, bunu tek taraflı olsa dahi yapacaklarını da açıklayan Başbakan Talat, "Bu yöndeki çalışmalarımız başlamıştır, kitaplar yeniden yazılıyor. 1963-73 arası veya 1963 öncesi meydana gelen Türk-Rum çatışmaları kitaplarda elbette ki yer alacak. Ama karşı tarafı aşağılayıcı ifadeler kullanılmayacak. Önemli olan ve aranan da zaten bu. Yoksa tarihi okumayın, tarihi tahrip edin, tarihi cicileştirin diye bir talep yok. Tarihi tarih olarak yazacaksınız ama diğer toplumu 'kahpe Yunan' ve benzeri ifadelerle aşağılamayacaksınız" dedi.

Bu gibi ifadelerin mevcut kitaplarda yer aldığını, bunların düzeltilmesi gerektiğini, dünyanın da istediğinin bu olduğunu vurgulayan, şu anda Alison Cartwell başkanlığında bir Avrupa Konseyi tarih heyetinin Kıbrıs'ta çalışmakta olduğunu açıklayan Başbakan Talat, kendilerinin bu çalışmalara her türlü katkıyı koymaya hazır olduklarını, ancak sorunun bundan kaçınan Rumlardan kaynaklandığını vurguladı. Talat, bu konuda da Avrupa Konseyi'nden Rumları cesaretlendirmelerini istediğini kaydetti.

KIBRIS 12/06/04

ABD ve Pakistan'dan Türk tezlerine güçlü destek

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) ile ilgili karar tasarısını kabul etti.

Konseyde yapılan oylamada, adadaki BM Barış Gücü'nün görev süresini 6 aylığına uzatan karar tasarısı, 15 üyenin oybirliğiyle onaylandı.

A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, oylama sonrasında üye ülkeler birer konuşma yaptı.

ABD ve Pakistan'ın diplomatları, Türk tarafının tezlerine kuvvetle destek verirken, İngiltere ve Romanya temsilcileri de, adada ortaya çıkan yeni durumda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların kaldırılması çağrısı yapan raporunu destekler birer konuşma yaptı.

Karara göre, 15 Haziran'dan itibaren 6 aylığına uzatılan UNFICYP'in görev yönergesinin gözden geçirilmesi konusunda genel sekreterin 3 ay içinde bir rapor sunması öngörülüyor.

KIBRIS 12/06/04

Pile'de gıda krizi

Pile Muhtarı Ahmet Sakallı ile Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgil, Beyarmudu-Pile arasındaki barikatta görevli İngiliz gümrük memurlarının Pile Türklerine ambargo uyguladığını belirterek, ilgili makamları, insan haklarına aykırı olan bu duruma müdahale etmeye çağırdı.

İngiliz gümrük memurlarının Pileli Türklerin KKTC'den aldıkları et, süt ürünleri ve balığı geçirmelerini yasaklandığını belirten Sakallı, "Köylümüz endişe içindedir" dedi.

Sakallı, dün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs'ta toplumlar arası barış girişimlerinin artırıldığı ve geçişlerin serbest bırakıldığı bir dönemde Pile Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılmasını istedi.

Köylü üzerindeki baskılar ve ambargolar nedeniyle Pile'deki birçok işyerinin kapandığına işaret eden Sakallı, köye düpedüz ambargo uygulanmasına başlandığını kaydetti. Sakallı şöyle konuştu:

"Gümrüklerin kaldırılmasına çalışıldığı, Güney ile kuzey arasında ticari ilişkilerin düzenlenmesine başladığı bu dönemde, Pile Türklerinin evlerine et ve süt ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe içindedir, herkes 'ne olacağız?' diye soruyor.

Biz de soruyoruz. Köyümüze ekonomik barışı ne zaman getirecekler? Bu belirsizlik ne zaman sona erecek? Hakkımızda ne gibi düzenlemeler yapılacak? Bu köyde ne zaman insanca yaşama hakkına sahip olacağız?

Pileli Türk çocuklarımızın her gün barikatlarda yoklanmaları, psikolojileri üzerinde olumsuz etki yapmakta, onların geleceğini olumsuz etkilemektedir.

BM'nin, İngiliz yetkililerin ve Pile'nin geleceğinde karar verme yetkisine sahip olanların, bizi düşünmelerini, bizleri aydınlatmalarını ve geleceğimizle ilgili insanca, hakça karar vermelerini bekliyoruz."

"Pile-Yiğitler yolu açılsın"

Pileli Türklerin, Lefkoşa ve Girne'ye daha kısa sürede gidebilmeleri için Pile-Yiğitler yolunun açılmasını da talep eden muhtar, "Barikatların kaldırılmasını istiyoruz. Lefkoşa ve Girne yolunun kısalması için, insan haklarımız için, barikatsız evimize girmek için Pile-Yiğitler yolunun açılmasını talep ediyoruz" dedi.

Ademgil: Pile-Yiğitler yolu açılmalı

Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgil de Pile-Yiğitler yolunun bir an önce açılması gerektiğini söyledi ve "18 ay önce Pile-Yiğitler yolunun açılması için gerekli mücadeleyi verdik. Ancak, BM bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadı" dedi.

Pile-Yiğitler yolunun tekrar gündeme gelmesi gerektiğini belirten Ademgil, şöyle konuştu:

"Barış Gücü'nün referandumdan sonra bize karşı tutumunu değiştireceğini ummuştuk. Bu yolun tekrar gündeme gelip açılmasını ısrarla talep ediyoruz. Pile-Yiğitler yoluna bölge halkının acil ihtiyacı var. Bu yolun mutlak süratte açılması için gerekenin yapılması ve devletin girişimde bulunmasını istiyoruz. Geçişlerin başlamasından sonra Pile yolu SBA (Egemen Usler Bölgesi) polisi tarafından kontrol ediliyor. Halk SBA polisinin zorluklarıyla karşı karşıya kalıyor. Rum kesimi AB'ye girdiği günden itibaren süt ve et ürünlerinin Pile'ye getirilmesi de engelliyor. Bu konuda BM'nin yardımlarını bekliyoruz."

KIBRIS 12/06/04