Olimpiyat meşalesi KKTC'den geçebilir
YORGO KIRBAKİ Atina / SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Yunanistan'ın başkenti Atina'da 13 - 29 Ağustos tarihleri
arasında yapılacak 28. Yaz Olimpiyat Oyunları nedeniyle dünya
turuna Sidney'den başlayan ve İstanbul'dan da geçecek olan Olimpiyat
meşalesinin KKTC'ye de gitmesi ihtimali doğdu.
Milliyet'e konuşan KKTC Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu,
Olimpiyat meşalesinin Kıbrıs Türk tarafından geçmesinden
Kıbrıs Türk halkı olarak büyük bir mutluluk
duyacaklarını belirterek, "Bir pürüz çıkmazsa Olimpiyat
meşalesi KKTC'den geçebilir" dedi. Kıbrıs Rum Kesimi
Olimpiyat Komitesi Başkanı Kikis Lazaridis, Olimpiyat
meşalesinin Kuzey Kıbrıs'tan da geçmesi için bazı
Kıbrıslı Türklerle görüşmeler
yapıldığını açıkladı. Lazaridis,
"Olimpiyat meşalesi tüm dünya halkları için barış ve
dayanışma sembolüdür. Siyaset, din ve ırk ayrımı
yapmayan bu meşalenin Kuzey Kıbrıs'tan da geçmesini arzu
ediyoruz" dedi.
MILLIYET
06/06/04
KKTC'ye
'devlet' anonsu
Başbakan Erdoğan, İstanbul'da yapılacak İKÖ Zirvesi'nde
KKTC'nin ilk kez 'toplum' yerine 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak
adlandırılacağını açıkladı
Utku Çakırözer / Ankara
Annan Planı'na referandumda "evet" diyerek çözümden yana
tavır sergileyen Türkiye ve KKTC, bu politikanın en önemli somut
sonucunu İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) İstanbul'daki
zirvesinde alacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ
Dışişleri Bakanları Zirvesi'nde KKTC için ilk kez
"toplum" yerine "Kıbrıs Türk Devleti" ifadesinin
kabul edileceğini açıkladı. İKÖ'nün kararıyla 1974
Barış Harekâtı'ndan sonra Kıbrıs'ın kuzeyindeki
oluşuma uluslararası bir zeminde ilk kez "devlet" statüsü
tanınmış olacak.
İnşallah'lı açıklama
Erdoğan, dün İstanbul Sanayi Odası'nda, "İKÖ
toplantısında İnşallah KKTC, Annan Planı'nda
olduğu şekliyle 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak ilan edilme
durumuyla karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette
hazırlanmış vaziyette" dedi.
Erdoğan'ın açıklaması doğrultusunda, 14 - 16
Haziran'da 57 ülkenin katılımıyla yapılacak zirvede,
örgütün toplantılarına bugüne kadar "Kıbrıs Müslüman
Türk Toplumu" olarak katılan KKTC'nin ilk kez "devlet"
sıfatıyla ve "Kıbrıs Türk Devleti" adıyla
çağrılması kararı alınacak.
İlk adımı siz atın
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı
barış planı 24 Nisan'da Ada'da yapılan referandumda
Türklerin evet demesine rağmen Rumların olumsuz tavrı nedeniyle
hayata geçirilemeyince, Türkiye KKTC üzerindeki 30 yıllık
ambargoların kaldırılması için diplomatik atak
başlattı. İslam ülkelerine çağrıda bulunan Ankara,
"İlk adımı siz Müslüman kardeşlerimizden bekliyoruz"
mesajı gönderdi.
Taslak metin hazır
Ankara'nın diplomatik çabalarına ilk yanıt Cidde'de yapılan
İKÖ hazırlık toplantısından geldi. Mayıs
başındaki toplantıda Türkiye'nin talebi kabul edildi ve
toplantılara "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu"
adıyla çağrılan KKTC'nin bundan sonra Annan Planı'nda
kullanılan ifadeyle "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
katılımına olanak sağlanan taslak metin
hazırlandı. İstanbul'da dışişleri bakanları
tarafından kabul edilerek hayata geçecek karar, KKTC'nin örgütteki
"gözlemcilik" statüsünü de güçlendirerek tüm oturumlara
katılması ve görüş bildirmesi olanağını
sağlayacak.
Rumların İKÖ üyeleri üzerinde baskı kurarak metni
değiştirme tehlikesi nedeniyle kazanılan tarihi başarı
bir aydır açıklanmadı. Cidde toplantıları
sırasında Milliyet tarafından duyurulan karar, ilk kez dün
Erdoğan tarafından resmen açıklandı. Erdoğan'ın
dün temkinli konuşarak, "İnşallah açıklanacak"
demesi dikkat çekti.
MILLIYET 06/06/04
|
Papandreu: Kıbrıs raporu gerçekçi |
|
|
Yunanistan'da, anamuhalefet PASOK'un lideri Yorgo Papandreu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunun gerçekleri yansıttığını söyledi. Papandreu,
Atina'da yayınlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Kıbrıs
konusuna değinerek, adada kesin bir çözüme varılabilmesi için,
liderlerin kendi sorumluluklarını üstlenerek, halklarına
samimi bir dille konuşmaları ve cesur kararlar almaya hazır
olmaları gerektiğini kaydetti. KARAMANLİS'E
TAVİZ ELEŞTİRİSİ Demecinde,
hükümetin Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili politikasını
eleştiren Papandreu, Hükümetin bu konuda büyük tavizler verdiğini
söyledi. Papandreu,
Yunanistan Başkanı Kostas Karamanlis'in, Kıbrıs konusunu
Türk-Yunan ilişkilerinden ayırmakla büyük hata
yaptığını öne sürerek, Hükümet bu konuda izlediği
politikayla Yunanistan'ın bugüne kadar elinde bulundurduğu en güçlü
silahlardan ödün vermiştir. Bu yanlış bir seçimdir. Ancak
hükümet her ne kadar Kıbrıs konusunu Türk-Yunan ilişkilerinden
ayırmak istese de gerçekler buna izin vermeyecektir diye konuştu. KARAMANLİS:
AB'Lİ TÜRKİYE HERKESİN YARARINA Papandreu'nun
eleştirdiği Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ise
Avusturya'nın Krems kentinde yapılan Wachau Avrupa Forumunda
yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB yolunda kaydettiği
gelişmeleri desteklemeye devam ettiklerini söyledi. Avrupalı
bir Türkiye'nin herkesin çıkarına olduğunu vurgulayan
Karamanlis, "Tabii ki her birimizde olduğu gibi, Türkiye'nin de AB
yolundaki ilerleme hızını kendisi belirleyecektir dedi.
Kıbrıs'ın
(Rum kesimi) Avrupa Birliği'ne üye olmasından mutlu olduğunu
da ifade eden Karamanlis, bunun birleşme çabalarının sonu
geldiği anlamına gelmeyeceğini ifade ederek,
Kıbrıs'taki birleşme çabalarının hep birlikte
yapılması arzusundayız. Böylelikle AB'nin sağlayacağı
imkanlardan adada yaşayan Türkler ve Rumlar birlikte faydalanacaktır
diye konuştu. (aa) |
|
HURRIYET 06/06/04
|
Rumdan AB çelmesi |
|
|
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiyenin Gümrük Birliğinden Rumları dışlamasını gerekçe göstererek, AB nihai bildirisindeki Türkiyeye verilen sözlerin yerine getirileceğini taahhüt eden paragrafı bloke etti. Rumların bu kararı 10 Haziranda yeniden gözden geçirilecek. KIBRISLI Rumlar, 17
Hazirandaki AB zirvesinde yayınlanacak nihai bildirinin Türkiye
paragrafına rezerv koydu. Rumlar, Türkiyeye verilen sözlerin
yerine getirileceğini taahhüt eden ifadelerin yer verildiği
paragrafı engelleme gerekçesi olarak, Türkiyenin Gümrük
Birliği anlaşmasından Kıbrıs Rum Yönetiminin
dışlamasını gösterdi. Yunanistan da Rum Yönetimini
destekledi. |
|
HURRIYET 06/06/04
İslam ülkeleri Kıbrıs Türk Devletini
tanıyacak
Sadi ÖZDEMİR
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı toplantısında büyük ihtimalle KKTCnin, Annan Planındaki olduğu şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Erdoğan,
İstanbul Sanayi Odasının, İstanbul Sanayi Forumu
başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri Ortak
Toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiyede
yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD
toplantısının bugün sona ereceğini, Dünya Gazeteler
Birliği toplantısının başarıyla
yapıldığını, Eurovisionun da aynı şekilde
noktalandığını hatırlattı.
İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
Konferansı toplantısının da Türkiyede
yapılacağına işaret eden Erdoğan, Ve bu
toplantıdan da büyük ihtimalle KKTC, Annan Planındaki olduğu
şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak orada ilan edilme durumuyla
şu anda inşallah karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette
hazırlanmış vaziyette dedi.
HURRIYET 06/06/04
Papadopulos,
BM ile ABD'ye öfkeli
06/06/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - ABD ziyareti sırasında Bush yönetiminden hiç itibar
görmeyen ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunu
kendisiyle görüşmeden bir gün önce yayımlayarak
memnuniyetsizliğini yansıttığı Rum lider Tasos
Papadopulos, sözlü saldırıya geçti. Astoria'da 'Kıbrıs Rum
Federasyonu'nun (PSEKA) düzenlediği davette konuşan Papadopulos, ABD
ve Britanya'yı
'Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmekte başrol oynamak'la
suçladı. Rum lider, "Annan Planı'nı bu şekliyle
yeniden referanduma götürmeyeceğim" dedi. Annan, Rum liderle
görüşmesinde, yeni bir referandumun ancak çözüm planı hiç değiştirilmeden
gerçekleştirilebileceğini belirtmişti.
BM kararını
engelleme çabası
Annan'ın çözümsüzlükten Rum tarafını sorumlu tuttuğu ve
Kıbrıslı Türklere tecritin kaldırılmasını
istediği son raporunun 8 Haziran'da BM Güvenlik Konseyi'nde
görüşülmesi öncesi Rum Yönetimi seferber oldu. Raporun yeni bir BM kararı
ya da başkanlık bildirisi olarak kabul edilmesini önlemeye
çalışan Rum Yönetimi, ayrıca Kıbrıs'la ilgili daha
önceki BM kararlarına (541 ve 550) atıfta bulunulmasına
uğraşıyor. Rum Yönetimi'nin güvendiği kozlar ise Konsey'in
daimi temsilcileri Rusya, Çin ve Fransa. Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu, Atina'ya gelerek Yunan muhatabı Petros
Moliviatis'le görüştükten sonra adaya dönerek Rusya büyükelçisiyle bir
araya geldi. Yakovu'nun Güvenlik Konseyi toplantısında hazır
bulunmasını hedefleyen Papadopulos, ayrıca Konsey üyelerine
rapordaki 'haksızlık ve yanlışları' içeren bir mektup
gönderecek.
'Ah,
bir de asker çekseniz'
Ankara'ya
desteğini sürdüren Verheugen, 'Kıbrıs'ın bölünmüş
kalması Türkiye'yle ilgili kararı etkilemez. Yine de Türkiye'nin
kuzeydeki asker sayısını azaltması herkesi memnun eder'
dedi
06/06/2004
RADIKAL
BERLİN/PARİS -
Türkiye'nin AB üyeliği sürecine en sıkı desteği veren ülke
olan Almanya'dan aralık sonunda müzakerelerin başlamasına
yeşil ışık yakan yeni açıklamalar geldi. Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu Alman üyesi Günter Verheugen, Frankfurter Rundschau
gazetesine demecinde, 1 Mayıs'taki genişlemeden sonra en önemli
konunun Türkiye'yle müzakerelere başlama konusunda verilecek karar
olduğunu belirtti. "Kıbrıs sorunu belirleyici bir rol
oynamayacak. Türkiye, BM planı temelinde çözüm için iradesini gösterdi.
Bunun ağırlığı var" diyen Verheugen, "Yine
de Türkiye kuzeydeki askeri güçlerini azaltırsa Avrupa'da herkes bundan
memnun kalır" vurgusu yaptı.
'Üyelik kararı
çoktan verildi'
"Şartları yerine getirmesi halinde Türkiye'nin AB'ye üye
olacağına dair kararı çoktan verildi, bunun bilinmesi gerek.
Yıl sonunda söz konusu olan, Türkiye'nin bu şartları yerine
getirip getirmediği konusunda karar vermek" diyen Verheugen, ilerleme
raporunda reformların uygulamasına bakılacağını
söyledi.
Türkiye'nin üyeliğinin özellikle Alman kamuoyunda dar bir çerçevede,
Müslüman bir ülkenin AB'ye girmesi olarak
tartışıldığından yakınan Verheugen, bunun
AB'nin Hıristiyan Avrupa'nın bir tür rönesansı olduğu
tasarımından kaynaklandığını belirtti. Bu
tasarıma karşı çıkmak gerektiğini söyleyen Alman
komiser, "Avrupa'da din konusundaki değerlerinin temeli, din
özgürlüğü ve inançlara hoşgörüdür, Hıristiyanlık da,
Yahudilik de, İslam da Avrupa'yı kültürel olarak etkilemiştir ve
etkilemeyi sürdürmektedir" dedi.
"Asıl tartışılması gereken Türkiye'nin uzun
vadede tam gelişmiş bir demokrasi olup olmayacağı"
çıkışını yapan Verheugen, Türkiye'nin büyük bir
hızla değiştiğini ve AB'nin on yıllardır talep
ettiklerini artık gerçekleştirdiğini belirtti.
'Rapor olumlu
çıksın, yeter'
Müzakere sürecinin uzun zaman alacağını kaydeden Verheugen,
"Türkiye müzakerelerin 10 yıl sürebileceğini
hesaplıyor" dedi. Başbakanı Gerhard Schröder de, Le
Figaro'ya, "Komisyon olumlu rapor verirse tam üyelik müzakerelerinin
önünde engel kalmaz. Müzakerelerin hemen başlatılması
gerekir" dedi. Schröder, "Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın da açık tavır sergilemesinden memnunum" ifadesini
kullandı. Chirac, Türkiye'nin üyeliğine mesafeli dursa da,
müzakelerin başlamasına dair kararı komisyon raporuna göre
alacaklarını belirtmişti. Avusturya'nın Krems kentindeki
'Wachau Avrupa Forumu'nda da Türkiye tartışıldı. Avusturya
Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner, "Türkiye üye
olmaya hazır değil. Buna AB de hazır değil" dedi.
Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel de Türkiye'nin AB
için stratejik önemine vurgu yapıp "Kriterleri yerine getirirse
Türkiye AB'ye üye olmalı" diye konuştu. (Dış Haberler)
Meşaleye
KKTC yolu
06/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - 13-29 Ağustos
arasında düzenlenecek Atina Olimpiyat Oyunları nedeniyle dünya turuna
Sydney'den başlayan ve ilk defa İstanbul'dan da geçecek olan
olimpiyat meşalesinin KKTC'ye de gitmesi ihtimali doğdu. Rum
Olimpiyat Komitesi Başkanı Kikis Lazaridis, meşalenin kuzeyden
geçmesi için bazı Kıbrıslı Türklerle görüşmelere
başladığını açıkladı. Lazaridis,
"Olimpiyat meşalesi halklar için barış ve
dayanışma sembolüdür. Siyasi, dini ve ırk ayrımı
yapmayan meşalenin kuzeyden geçmesini istiyoruz" dedi.
Annan
ne diyor?
06/06/2004
RADIKAL
Annan'ın Nisan 2003
ile Mayıs 2004 arasındaki gelişmeleri değerlendirdiği
yeni Kıbrıs raporu, 1999 sonu ile Mart 2003 arasındaki
gelişmeleri
değerlendirdiği bir önceki Kıbrıs raporundan
çarpıcı farkından ötürü
(hem lafzı hem ruhu itibarıyla) bile baştan sona okunmayı
hak ediyor.
Bir cümleyle şunu söylemek mümkün: Annan, 10-11 Mart 2003 tarihli
Lahey Zirvesi'yle noktalanan sürecin faturasını KKTC liderliği
ve Ankara'ya yüklemişti; 24 Nisan 2004 tarihli referandumla sonuçlanan
sürecin faturasını ise Rum liderliğine kesiyor.
Annan'ın, baş başa görüşmelerinde Papadopulos'a,
Hürriyet'in iddia ettiği gibi, 'yalancı... riyakâr... sansürcü' gibi
ağır suçlamalarda bulunup bulunmadığı meçhul ama BM
Genel Sekreteri'nin, yeni Kıbrıs raporunda Rum lidere tabii ki
diplomatik ifadelerle ama tam da bu suçlamaları yönelttiği
vakıa.
Böylelikle, Annan Planı temelinde bir anlaşmaya
varılamamasından, dolayısıyla Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi için bir anlaşma fırsatının daha
kaçırılmasından bu kez Rum yönetiminin sorumlu bulunduğu
yönündeki uluslararası kanı, BM Genel Sekreteri tarafından
tescil edilmiş oluyor.
Bu açıdan Annan'ın şu saptaması kayda değer: "Rum
seçmenler sadece bir belgeyi değil, çözümün kendisini reddetti."
Buna karşılık yeni raporun 'yıldızlar'ı
Erdoğan, Gül ve Talat. Annan, Türk tarafının söz konusu
süreçteki yaklaşımından, özellikle Talat'ın çözüme yönelik
iyi niyetli müzakereciliğinden ve AKP hükümetinin bu yönde ortaya
koyduğu siyasi iradeden övgüyle söz ediyor. Annan, Talat'ın hem
görüşmeler sırasında hem de referandum kampanyası
sırasındaki tutumunu
takdir ettiğini, Erdoğan'ın da kendisine verdiği 'bir
adım önde olma' sözüne sadık kaldığını
belirtiyor.
Ancak Annan şu dokundurmayı yapmadan da geçemiyor:
"Kıbrıs'ın AB'ye katılım süreci ve aynı
sürecin Türkiye için de başlatılmasıyla dengeli bir teşvik
ortamı oluşmuştu. Kıbrıs Türk liderliği ve
Türkiye hükümeti bu fırsatı es geçti. Kıbrıs Türk
liderliği ve Türkiye hükümeti uzlaşma temelinde bir anlaşma için
gerekli istek ve gücü topladığında
ise Rum tarafı açısından teşvik ortamı pek
kalmamıştı, Rum liderliği daha az esnek bir
yaklaşım benimsemişti ve zaman giderek azalıyordu."
Kısacası, Annan Türk tarafına, "Biraz geç
kalmadınız mı, daha önceleri nerelerdeydiniz" demeye
getiriyor.
Annan'ın gelinen noktaya ilişkin saptamaları ana hatlarıyla
böyle. Bundan sonrasına gelince... Annan'a göre "Plan,
Kıbrıslıların bir anlaşmaya varabilmesi için hâlâ
yegâne temeli oluşturuyor. ...Bugüne kadar elde edilen ilerlemeler korunup
artırılmalı. Ancak hiçbiri çözümün yerini tutmaz."
Bu nedenle Annan, anlaşmayı engelleyen taraf olarak, Rumlara plana
ilişkin güvenlik ve uygulamayla ilgili kaygılarını
netleştirip kesinleştirme, ancak bununla birlikte gerçekten çözüm
istiyorlarsa Kıbrıslı Türklerle siyasi eşitliğe ve güç
paylaşımına hazır olma çağrısında bulunuyor.
Annan'ın Türk tarafına önerisi ise Rumların 'Hayır'ına
karşın adanın yeniden birleştirilmesine yönelik çabalara
sırt çevirmeleri değil, tam tersine bu yöndeki
kararlılıklarını ikiye katlamaları.
"Kıbrıslı Türkler ve Türkiye Rumlara el uzatmak için hiçbir
fırsatı kaçırmamalı ve uzlaşma için ellerinden geleni
yapmalı."
Bununla birlikte Annan, içinde bulunulan durumu bir çıkmaz olarak
nitelendiriyor: "Papadopulos, ne olduğunu tam olarak
bilemediğimiz bazı değişiklikler yapılmadıkça
planı ikinci bir referanduma götürmeyeceğini söyledi. Rum
tarafındaki diğer liderler ikinci bir referanduma istekli ve yine tam
olarak ne olduğunu bilemediğimiz ek güvenlik ve uygulama garantileri
istiyor. Planı referandumda kabul etmiş bulunan Türk tarafı ise
planın yeniden müzakereye açılmasına karşı
çıkıyor. Bu çıkmaz aşılamadıkça iyi niyet
çabalarımı yeniden başlatmak için bir neden görmüyorum."
Annan, BM Güvenlik Konseyi özelinde, uluslararası topluluğa iki
çağrıda bulunuyor:
Kıbrıs'taki barış gücünün durumunun kökten biçimde gözden
geçirilmesi. Annan'ın kullandığı muğlak ifadelerden
anlaşılabildiği kadarıyla, gücün bütünüyle çekilmesi söz
konusu değil, ancak asker sayısı ve görev tanımında
değişikliklere gidilmesi söz konusu. Bu, hiç kuşku yok ki Rum
yönetimini kaygılandıracak bir gelişme (Nitekim Papadopulos
adadaki güvenlik koşullarında bir değişiklik
olmadığını, Türk askerlerinin varlığını
sürdürdüğünü söyleyerek BM gücünün yapısının da
değişmemesi gerektiğini söyledi).
Asıl önemli olan Annan'ın ikinci çağrısı:
Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama ve
engellerin kaldırılması. "Kıbrıslı Türklerin
referandumdaki oyu karşısında, onları baskı
altında tutup tecrit etmenin hiçbir gerekçesi
kalmamıştır."
Ancak burada bir püf noktası var: Annan bu yönde yapılacak
girişimlerin, Kıbrıs Türk yönetiminin resmen tanınması
ya da ayrılıkçılığın desteklenmesi noktasına
varmaması gerektiğini vurguluyor. Annan, Güvenlik Konseyi'nin 1983
tarihli 541 sayılı karar ile (KKTC'nin tanınmasını
yasaklar) ve 1984 tarihli 550 sayılı kararın
(ayrılıkçı Türk yönetimine her türlü yardımı yasaklar)
çerçevesinin dışına çıkılmamasını istiyor.
Annan'ın son sözü: Çözüm yanlısı
Kıbrıslıların çabalarını sürdüreceğinden
eminim.
Doğrusu, sürdürmek zorundalar. Ülkelerini yeniden birleşmesinin
anahtarı herkesten çok onların elinde.
Oyunun
galibi Türkiye
06/06/2004
RADIKAL
MAKARİOS DRUSYOTİS
BM Genel Sekreteri, 1 Nisan 2003 tarihinde yayımladığı
raporda, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan Lahey
görüşmelerinin başarısızlığının
sorumluluğunu Rauf Denktaş'a yüklediğinde Kıbrıs hükümeti
hayranlığını gizlemiyordu. Sözcü Kipros Hrisostomidis 5
Nisan 2003 tarihli açıklamasında "Annan'ın raporu,
Denktaş'ın Kıbrıs sorununun çözümü için
samimi ve özlü müzakerelere girmeyi reddetmesinin günlüğüdür"
demişti.
Annan o raporunda 53. paragrafta "Tasos Papadopulos, selefi Glafkos
Klerides'in politikasının devam edeceğini
vurgulamıştı", 56. paragrafında da "Papadopulos
bana bazı şartların yerine getirilmesi halinde çözüm
planını referanduma götürmeye hazır olduğunu
belirtmişti" diyordu. Papadopulos'un sözünü ettiği şartlar
son Annan Planı'nda yerine getirildi.
Papadopulos, o zamanlar Annan'a karşı böylesi yükümlülükler
altına girdiğinde, şüphesiz çözüm planını referanduma
götürüp halkı 'Hayır' deme-ye çağıracağını
kastetmiyordu. Üstelik o günlerde, şimdi yaptığı gibi
çıkıp Annan'ın raporunda yazdıklarının
yanlışlar içerdiğini söylemiyordu. Aksine hem Annan'a hem de AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'e verdiği sözlere
sadık kalacağını tekrarlıyordu.
Türkiye Papadopulos'u
çözdü
Lahey'den New York müzakerelerine kadar geçen süre içinde Papadopulos'un
taahhütlerinin, Denktaş'ın Annan Planı'nı görüşmeyi
reddetmesi üzerine tesis edilen bir taktik olduğu
anlaşıldı. Papadopulos, Annan Planı'na hiçbir zaman
inanmadığını gizlememekle beraber, Denktaş'ın bu
denli retçi bir tavır içinde bulunduğu bir sırada kendini zor
durumda saymaya gerek görmüyordu. Türk diplomasisi Papadopulos'un gerçek
niyetlerini teşhis etti ve kendi politikasını
değiştirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan Nisan 2003'den beri
"Bana birkaç ay süre tanıyın. Kıbrıs'ta kimin çözüm
istemediğini göreceksiniz" diyordu. Papadopulos, Türkiye'nin
politikasını değiştirdiğini zamanında sezemedi.
Hatta bunun bir iletişim oyunu olduğunda ısrar etti.
Papadopulos, 29 Ocak'ta Erdoğan'ın Brüksel'de Annan ile
görüşmesinde verdiği vaatler hakkında "Şimdi
müzakerelerin başlaması zamanıdır. Halkla ilişkileri
hedefleyen çabaların zamanı değil" diyordu.
Papadopulos, Türkiye'nin bu işi sonuna kadar götürmeye kararlı
olduğunu ancak New York mutabakatı çerçevesinde Kıbrıs'ta
müzakereler başladığında ve Denktaş'ın
marjinalleştirildiğinde anladı. O zaman da planı kötülemeye
başladı. Referandumda da bu planı öldürdü. Bu şekilde de
onca zaman iletişim politikası yapanın bizzat kendisi
olduğunu kanıtladı.
Uluslararası
destek yitirildi
Dolayısıyla Verheugen'in kabaca, Annan'ın da nazik bir dille
Papadopulos tarafından kandırıldıklarını, bu plan
temelinde çözümü istemeyenin Papadopulos olduğunu söylemeleri
dayanaksız değildir. Halk iyi veya kötü Annan Planı'nı
reddetti. Bu kararın doğruluğunu tarih yargılayacak. Ancak,
çözüm planının reddedilmesi şekli Türkiye'ye Kıbrıs'ta
hiçbir şey kaybetmeden suçlu konumundan kurtulmasını
sağladı. Annan, Kıbrıs sorununun tarihinde ilk kez
çözümsüzlüğün sorumluluğunu Rum tarafına yükledi. Papadopulos
böylesi ciddi bir milli meseleye adeta kumarbaz gibi
yaklaşmıştır. Blöf yapmaya kalkıştı ve
kaybetti. Şimdi iskambil kâğıtlarının önceden
işaretlenmiş olduğunu söyleyip şikâyet ediyor. Belki de
öyle idi. Ancak, sonuç itibarıyla Kıbrıs sorununun kaderi bir
kumar masasında belirlendi. Kıbrıs'a 40 yıldır
uluslararası alanda gösterilen destek kaybedildi. (Yunan Elefterotipia
gazetesi, 5 Haziran 2004)
Erdoğan: KKTCnin tanınacağını
söylemedik"
06 Haziran, 2004 22:57:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki temsil
sıfatıyla ilgili sözlerinin yanlış
anlaşıldığını açıkladı.
Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İstanbul'da
yapılacak İslam Konferansı örgütü toplantısına
gözlemci sıfatıyla katılması için hazırlıklar
yapıldığını kaydetti.
KKTC,
toplantıda Kıbrıs Türk Kurucu Devleti sıfatıyla
katılacak
Erdoğan, basında "KKTC'nin tanınabileceği"
şeklinde yeralan sözlerinin yanlış
yansıtıldığını, KKTC'nin toplantıda, Annan
Planı'ndaki ifadeyle "Kıbrıs Türk Kurucu Devleti"
sıfatıyla yeralabileceğini vurguladı.
Sakaryada Karaman Toplu Konutlarında incelemelerde bulunurken
soruları yanıtlayan Erdoğan, bu konuda bir raporun
hazırlandığını da belirtti ve KKTCye uygulanan
ekonomik izolasyonun kaldırılması için
çalışmalarının sürdüğünü vurguladı.
Erdoğan-Talat görüşmesi
Erdoğan, bu sabah İstanbul'daki evinde Talat ile
görüştü
06 Haziran, 2004 13:16:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu sabah
İstanbul'daki evinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Başbakanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.
Görüşmede Başbakan Erdoğan'ın yaptığı
'İslam Konferansı Örgütü toplantısında Kıbrıs
Türk devleti ilan edilebilir' açıklamasıyla gündeme gelen son
gelişmeler ele alındı.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Erdoğan
görüşmesi bir saat 50 dakika sürdü.
Başbakan Erdoğan, görüşmeden sonra Talat'ı kapıya
kadar uğurlarken iki liderde gazetecilerin sorularını
yanıtlamadı.
Görüşmenin
konusu
Görüşmede, İslam Konferansı Örgütü toplantısında Annan
planı kapsamında Kıbrıs Türk Devleti'nin ilan edilmesi
konusundaki hazırlıkların ele alındığı
öğrenildi.
Talat'ın ardından Tasaruf Mevduatı Sigorta Fonu
Başkanı Ahmet Ertürk de Başbakan Erdoğan ile biraraya
geldi.
De Soto: "Papadopulos'un geleceğe dair fikri yok"
De Soto, Rum yönetimi liderini suçladı
06 Haziran, 2004 15:57:00 (TSİ) CNN TURK
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un,
geleceğe dair hiçbir fikrinin olmadığını söyledi.
De Soto, Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın geçen hafta Papadopulos ile
yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, şunları
söyledi: ''Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden
birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek
hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya koydu dedi.
De Soto, ''güven yaratıcı önlemler gibi mi?'' sorusuna ise, ''evet,
Papadopulos yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini
söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği alanlardaki
zorluklara işaret etti ancak bu alanları ayrıntıya girmeden
ifade etti'' cevabını verdi.
Annan,
planının Rum kesimindeki sunuluş biçimine tepkili
De Soto, ''hayır kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için
seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak sorumlu
görüyor musunuz?'' sorusunu: ''Annan'ın, raporunda Papadopulos'un 7 nisan
tarihindeki planla ilgili konuşması hakkında kaydettikleriyle
sınırlı kalacağım. Genel sekreter çok net biçimde,
planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline
katılmadığını ortaya koydu diye cevapladı.
De Soto:
"Rumların 'hayır' kararını anlamaya
çalışıyoruz"
De Soto başka bir soru üzerine, Rumların çoğunluğunun Annan
Planı'nı 'güvenlik' gerekçesiyle reddettiğinin
belirtildiğine işaret ederek, bundan emin
olmadıklarını ve Rumların planı reddetme nedenlerini
anlamaya çalıştıklarını söyledi.
De Soto, ''çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde Adadaki Türk askeri
varlığının etkin şekilde azalmasını
öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu
bize çok anlaşılmaz geliyor'' diye konuştu.
|
|
|
|
||
|
|
|
6 Haziran 2004 De Soto, Rumların planı güvenlik
gerekçeleriyle reddettiklerini açıkladıklarını, fakat
kendilerinin bundan emin olamadıklarını söyledi. |
|
De soto, Rum kesimine yayımlanan Politis gazetesine
verdiği demeçte, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın geçen hafta
Papadopulos ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak,
Papadopulosun geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden
birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek
hiçbir fikri de yok dedi.
De Soto, Papadopulosun Annan ile
yaptığı görüşmede, Kıbrıs Rum tarafının
yeniden birleşme arzusunu tekrarladığını ancak bunu
yapmak için somut önerilerde bulunmadığını belirtti.
Alvaro de Soto, Rumların planı güvenlik
gerekçeleriyle reddettiklerini açıkladıklarını, fakat
kendilerinin bundan emin olamadıklarını söyledi. De Soto, Çünkü
Annan planı, birkaç yıl içinde Adadaki Türk askeri
varlığının etkin şekilde azalmasını
öngörüyordu. Bize göre bu çok olumlu bir iyileşmedir. Papadopulosun tutumu
bu yüzden bize çok anlaşılmaz geliyor dedi.
|
Erdoğan:
KKTC tanınacak demedim |
|
|
|
Başbakan
Erdoğan, KKTCnin İslam Konferansı Örgütünce
tanınmasına yönelik sözlerinin basında yanlış
yansıtıldığını söyledi. Erdoğan, KKTCnin
tanınmasını söylemedik, tanınma olayı
farklıdır dedi. |
|
|
|
Sakarya |
|
|
|
6 Haziran 2004 Sakaryada Karaman Toplu Konutlarında
incelemelerde bulunan Başbakan Erdoğana, basına yansıyan
KKTCnin İKÖye katılacağına yönelik açıklaması
hatırlatıldı. |
Sözlerinin yanlış
yansıtıldığıını söyleyen Erdoğan,
KKTCnin Annan Planındaki, Kıbrıs kurucu devleti
sıfatıyla, İslam Konferansı Örgütüne bir gözlemci olarak
katılabileciğinin konuşulduğunu söyledi.
Erdoğan, bu konuda bir raporun
hazırlandığını da belirtti ve KKTCye uygulanan
ekonomik izolasyonun kaldırılması konusunda ellerinden geleni
yapacaklarını vurguladı.
Kıbrıs Türk devleti ilan edebilir
Erdoğan,
İstanbul Sanayi Odası'nın, ''İstanbul Sanayi Forumu''
başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri Ortak
Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de
yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD
toplantısının bugün sona ereceğini, Dünya Gazeteler
Birliği toplantısının başarıyla
yapıldığını, Eurovision'un da aynı şekilde
noktalandığını hatırlattı.
Başbakan
Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda yapılacağını,
ardından AB ve İslam Konferansı Örgütü müşterek
toplantısının da yine Türkiye'de
yapılacağını anlattı.
İslam
Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı
toplantısının da Türkiye'de yapılacağına
işaret eden Erdoğan, ''Ve bu toplantıdan da büyük ihtimalle
KKTC, Annan Planı'ndaki olduğu şekliyle
Kıbrıs
Türk Devleti olarak orada ilan edilme durumuyla şu anda inşallah
karşı karşıya. Ön raporlar bu istikamette
hazırlanmış vaziyette'' dedi.
AKŞİT: HİÇBİR ZAMAN
KKTCYİ KENARA ATMAK GİBİ NİYETİMİZ OLMADI
TC Devlet Bakanı Güldal Akşit, hiçbir
zaman KKTCyi silip bir kenara atma gibi niyetlerinin
olmadığını vurguladı.
Akşit, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, Kıbrıs ve AB konularına değinirken,
hükümet olarak bugüne kadar yaşandıkları
sıkıntıların başında Kıbrıs ve ABın
geldiğini belirterek, her iki soruna karşı sergiledikleri
tavrın çok açık ve net olduğunu belirtti. Akşit, şöyle
konuştu:
Kıbrıs
konusunda TBMMnin, ve hükümetin ortaya
koyduğu tavır net ve açıktır. Kıbrıs
yıllardır çözülemeyen bir sorun. Ama bu konu
karşısında bir kararlılık sergilenmiştir. Bizim,
KKTCyi hiç bir zaman kenara silip atmak gibi bir niyetimiz olmadı.
Çözümsüzlükten yana olmaktansa, kesin bir çözümden yana olduğumuzu ve
çözümsüzlüğü yaratan kesimin Türkiye olmadığını da net
ortaya koyduk. Ardından AB konusu gündemde idi. Biz bu adımları
1970li yıllarda atmış olsaydık, şu anda bir AB
ülkesiydik. Ve şu an önümüzde Kopenhag kriteri, Kıbrıs sorunu
gibi engeller konulamazdı. Biz bu sorunları yıllardan beri bir
kenara bırakıp bugünlere gelmişiz. Ama ben ümit ediyorum ki 2004
Aralık ayında biz bunu da başaracağız. Çünkü,
kararlılıkla yürüyoruz. Bu kararlılığı da tüm
dünya görüyor.
HALKIN SESI
06/06/2004
Papadopulostan ikinci referanduma hayır
Politis ve diğer gazetelere göre Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, bulunduğu
ABDde Kıbrıs Mücadelesi
Dünya Koordinasyon Komitesi (PSEKA), Amerika Rum Federasyonu ve başka Rum
örgütlerinin düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmada,
yeniden oylama için Annan Planını tekrar Rum halkının önüne
getirmesinin söz konusu olmadığını söyledi.
POLİTİSe
göre Papadopulos dünkü konuşmasında, Kıbrıs Rum
tarafının Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak
yeni bir girişimde müzakere etmeyi
ve çözüme ulaşmayı arzuladığını belirtti.
Kıbrıs
Rumlarının niye Annan Planı reddettiğini izah eden
Papadopolos, gerçek zorlukların
şimdi başladığını, çünkü büyük
çıkarların tehlikeye girdiğini savundu, şöyle
konuştu:
ABD ve
İngiltere Türkiyeye hizmet etmede öncü rol oynuyor. 24 Nisan mesajı
ne geri dönüş ne de düzeltme
olmadığı yönündeydi. Referandumdan 24 saat sonra
Kıbrıs Cumhuriyeti
lağvedilecekti ve onun
yerini sözde yeni durum olacaktı. Hata
yaptığımızın
tespiti halinde ise bunun geriye dönüşü yoktu.
BM Genel Sekreteri
Kofi Annanla yaptığım görüşme, görüş alış
verişi ve özellikle ismini
taşıyan planı
Kıbrıs Rum halkının niye reddettiğinin izah
edilmesi için iyi bir fırsat teşkil etti. Yasa
gereği bir referandumu ben ilan
ettiğime göre aynı planı
(Annan Planını) yeniden halkın önüne getirmem söz konusu
değildir. Çünkü bu ağır bir hareket olacaktır.
Kıbrıs
Rum tarafı çözüm arzuluyor. Avrupa hukuku ve insan hakları
çerçevesinde olacak yeni bir
girişimde müzakereye
hazırdır.
HARAVGİye
göre Papadopulos referanduma değindiği konuşmasında, şunlara da dikkat çekti:
Sorumluluk, sadece
bizim neslimizde ve sadece evet veya hayır oyu verenlerde değildir;
gelecek nesilleri de kapsıyor. Devletin lağvedilmesine karar vermek
için imzan gerektiğinde, sadece
Türkiyenin iyi niyetine dayanamazsın...
Bizler
bu dünyada geçiciyiz. Hiç kimse
atalarımın toprağını silemez. Ülkenin geleceği
için evet veya hayır kararına
imza atma ağırlığının
yalnızlığını hiç kimse tahayyül edemez.
HALKIN SESI 06/06/2004
ABD'den rapora tam destek
ABD, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
Kıbrıstaki gelişmeleri değerlendirdiği raporunu
memnuniyetle karşıladığını, Annanın
Kıbrıslı Türkler üzerindeki uluslararası
kısıtlamaların kaldırılması çağrısına
da tam destek verdiğini bildirdi.
ABD Dışişleri
Bakanlığının bir yetkilisi A.A muhabirine dün
yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Annanın
Kıbrıstaki iyi niyet misyonu üzerine BM Güvenlik Konseyine
sunduğu raporu memnuniyetle karşılıyoruz. Gerçeklere
dayanan bu tarafsız raporun sonuç değerlendirmelerini ve
tavsiyelerini destekliyoruz. Bu raporun BM Güvenlik Konseyinde
görüşülmesini bekliyoruz dedi.
Annan,
raporunda KKTCdeki referandumda evet oyu çıkmasının
ardından Kıbrıslı Türklere uygulanan
yaptırımların hiçbir temeli kalmadığını
vurgulayarak, BM Güvenlik Konseyinin bu gereksiz kısıtlama ve engellerin
kaldırılması yönünde adım atmasını umduğunu
belirtmişti.
Annanın
Kıbrıstaki barış gücü UNFICYPnin durumu üzerine
yayınladığı son raporu da desteklediklerini belirten
yetkili, Genel Sekreterin Kıbrıstaki uluslararası güç
konusundaki raporunu ve üç ay içinde bu gücün gelecekteki boyutu, yetkisi ve
harekat tarzı konusunda tavsiyelerde bulunma niyetini de memnuniyetle
karşılıyoruz. Bu konunun da gelecek hafta Güvenlik Konseyinin
gayri resmi oturumunda ele alınmasını bekliyoruz diye
konuştu
YENIDUZEN 04/06/2004
Denktaş'tan rapora değerlendirme
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Kıbrıs Türk halkının, Adadaki siyasi açıdan eşit
ve egemen iki taraftan biri olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Türk
halkının cemaat olmayı asla kabul etmeyeceğini,
egemenliğine sahip çıkarak kurduğu devleti sonsuza kadar
yaşatacağını, bundan taviz vermesinin asla söz konusu
olmayacağını söyledi.
Denktaş, Biz,
bildiğimiz yolda devam edeceğiz. Bu yol, devletimizi korumak yoludur,
kaleyi boş bırakmamak yoludur, egemenlik haklarımızdan
fedakarlık yapmamak yoludur. Başka çaresi yoktur. Kıbrıs
meselesine, büyük devletlerin doğru teşhis koyması
şarttır dedi.
YENIDUZEN
04/06/2004
Talat, Rus Büyükelçiyle
görüştü
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıstaki çözümsüzlükten Kıbrıs
Türkünün sorumlu olmadığını vurgulayarak bu konuda
Rusyanın ve uluslararası topluluğun takdirini beklediklerini
söyledi.
Talat,
Rus hükümetinin Annan Raporu ile ilgili değerlendirmesinin hem
Kıbrıs Türkü hem de tüm Kıbrıs için çok önem
taşıdığını belirtti.
Başbakan
Talat, bu sabah CTP Genel Merkezinde Rusya Büyükelçisi Andrey Nestrenko ve
müsteşarı Valeri Maslini kabul etti.
Nestrenko,
görüşmenin başında yaptığı açıklamada, Talat
ile görüşmekten onur ve mutluluk duyduğunu vurgulayarak,
görüşmede Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele
alacaklarını söyledi.
Nestrenko,
Rusyanın Annan Raporu ile ilgili yorumu nedir şeklindeki soru
üzerine, rapor üzerindeki çalışmalarını sürdürdüklerini
çünkü geniş bir rapor olduğunu, ayrıntılı öneriler ve
formüller içerdiğini, önümüzdeki hafta sonuna doğru raporla ilgili
değerlendirmeler ve danışmalarını bitirip konuyla
ilgili açıklama yapacaklarını söyledi.
Başbakan
Talat ise, Rusyanın BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinden biri
olduğunu anımsatarak, Hükümetinizin Annan Raporunu
değerlendirmesi ve konuyla ilgili kararı bizim için de,
Kıbrısın tümü için de çok önemli. Rapor için sizden
detaylı ve dikkatli bir inceleme bekliyoruz dedi.
Rusyanın
izolasyon nedeniyle büyük sıkıntılar, ekonomik güçlükler çeken
Kıbrıs Türküne destek vermesini beklediklerini kaydeden Talat,
adanın yeniden birleşmesi için destek verdiklerini, Kıbrıs
Türkünün yeniden birleşmeden yana olduğunu söyledi.
YENIDUZEN
04/06/2004
Kıbrıs Türk
devleti" tanınabilir
ERDOĞAN'DAN
ÖNEMLİ AÇIKLAMA: TC Başbakanı Erdoğan, "Büyük
ihtimalle bu toplantıda, KKTC, Annan Planı'nda olduğu
şekliyle Kıbrıs Türk devleti olarak ilan edilme durumuyla
karşı karşıyadır. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış
vaziyette" dedi
BÜYÜK
ORGANİZASYONLAR: Başbakan Erdoğan, Türkiye'de yapılan büyük
organizasyonlara da dikkat çekti ve bu konuda OECD ve Dünya Gazeteler
Birliği toplantılarını örnek verdi, Eurovision'un da
aynı şekilde noktalandığını hatırlattı.
Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda, ardından AB ve İslam
Konferansı Örgütü müşterek toplantısı ile İKÖ
Dışişleri Bakanları Konferansı
toplantısının yine Türkiye'de yapılacağını
söyledi
TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ay içinde yapılacak
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri
Bakanları toplantısında, KKTC'nin, Annan Planı'ndaki
şekliyle "Kıbrıs Türk devleti" olarak
tanınabileceğine ilişkin çok önemli bir açıklama
yaptı.
TC
Başbakanı Erdoğan, "Büyük ihtimalle bu toplantıda,
KKTC, Annan Planı'nda olduğu şekliyle Kıbrıs Türk
devleti olarak ilan edilme durumuyla karşı karşıyadır.
Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış vaziyette" dedi.
Erdoğan bu
açıklamayı dün katıldığı İstanbul Sanayi
Odası Meclis Komiteleri toplantısında yaptı.
Erdoğan,
İstanbul Sanayi Odası'nın, "İstanbul Sanayi
Forumu" başlığıyla yapılan Meslek Komiteleri
Ortak Toplantısı'nda yaptığı konuşmada,
Türkiye'de yapılan büyük organizasyonlara dikkat çekerek, OECD
toplantısının dün sona erdiğini, Dünya Gazeteler
Birliği toplantısının başarıyla
yapıldığını, Eurovision'un da aynı şekilde
noktalandığını hatırlattı.
TC Başbakanı
Erdoğan, NATO Zirvesi'nin ay sonunda yapılacağını,
ardından AB ve İslam Konferansı Örgütü müşterek
toplantısının da yine Türkiye'de
yapılacağını anlattı.
İslam
Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Konferansı
toplantısının da Türkiye'de yapılacağına işaret
eden Erdoğan, "Ve bu toplantıdan da büyük ihtimalle KKTC, Annan
Planı'ndaki olduğu şekliyle Kıbrıs Türk devleti olarak
orada ilan edilme durumuyla şu anda inşallah karşı
karşıya. Ön raporlar bu istikamette hazırlanmış
vaziyette" dedi.
Erdoğan
burada hem sanayicilerin sorunlarını dinledi, hem de gündemdeki
konuları değerlendirdi.
Tüpraş'la
ilgili olarak, hükümetin mücadeleden yılmayacağını söyleyen
Erdoğan, "Yargı iki kere iki dört anlayışıyla
yürümüyor. Bir kısmı şöyle, bir kısmı böyle diyor. Biz
yürütme olarak süratle bu işi nasıl aşarız, onu
düşünüyoruz" dedi.
Bürokrasinin
hükümetin uygulamaları önünde engel olduğuna da değinen
Erdoğan, bürokratik oligarşinin siyasetle çok ciddi bir savaş
verdiğini savundu.
KIBRIS 06/06/04
Papadopulos'tan ikinci
referanduma "hayır"
|
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Annan Planı'nı yeniden oylamak
için Rum halkının önüne getirmesinin söz konusu
olmadığını söyledi. Politis ve
diğer gazetelere göre Papadopulos, bulunduğu ABD'de,
Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi" (PSEKA),
Amerika Rum Federasyonu ve başka Rum örgütlerinin düzenlediği
etkinlikte yaptığı konuşmada, ikinci kez referandum
yapılmasının, Rum halkına ağır bir hakaret
olacağı görüşünü öne sürdü. Politis
gazetesine göre Papadopulos konuşmasında, Kıbrıs Rum
tarafının, Avrupa hukuku ve insan hakları çerçevesinde olacak
yeni bir girişimde, müzakere etmeyi ve çözüme ulaşmayı
arzuladığını belirtti. Kıbrıs
Rumlarının niye Annan Planı reddettiğini izah eden
Papadopulos, gerçek zorlukların şimdi başladığını,
çünkü "büyük çıkarların tehlikeye girdiğini"
savundu, şöyle konuştu : "ABD ve
İngiltere, Türkiye'ye hizmet etmede öncü rol oynuyor. 24 Nisan
mesajı, ne geri dönüş, ne de düzeltme olmadığı
yönündeydi. Referandumdan 24 saat sonra Kıbrıs Cumhuriyeti lağvedilecekti
ve onun yerini sözde 'yeni durum' alacaktı. Hata
yaptığımızın tespiti halinde ise, bunun geriye
dönüşü yoktu. BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'la yaptığım görüşme, görüş
alış verişi ve özellikle ismini taşıyan planı
Kıbrıs Rum halkının niye reddettiğinin izah edilmesi
için iyi bir fırsat teşkil etti. Yasa
gereği, bir referandumu ben ilan ettiğime göre, aynı
planı (Annan Planı'nı) yeniden halkın önüne getirmem söz
konusu değildir. Çünkü bu, ağır bir hakaret olacaktır. Kıbrıs
Rum tarafı çözüm arzuluyor. Avrupa hukuku ve insan hakları
çerçevesinde olacak yeni bir girişimde müzakereye
hazırdır." Haravgi
gazetesine göre Papadopulos referanduma değindiği
konuşmasında, şunlara da dikkat çekti: "Sorumluluk,
sadece bizim neslimizde ve sadece evet veya hayır oyu verenlerde
değildir; gelecek nesilleri de kapsıyor. Devletin
lağvedilmesine karar vermek için imzan gerektiğinde, sadece
Türkiye'nin iyi niyetine dayanamazsın... Bizler bu
dünyada geçiciyiz. Hiç kimse atalarımın toprağını
silemez. Ülkenin geleceği için evet veya hayır kararına imza
atma ağırlığının
yalnızlığını hiç kimse tahayyül edemez." Haberde,
dış Rumlar örgüt liderlerinin ise etkinlik sırasında
yaptıkları konuşmalarda, ABD'deki tüm örgütlerin
Kıbrıs Rumlarının yanında olduğunu ve
"Kıbrıs halkının" haklı davası için
mücadeleyi aynı yoğunlukla sürdüreceği güvencesini
verdiği kaydedildi. Görüşmede
anlaşmazlık Haravgi
gazetesine göre Rum sözcü Kipros Hrisostomidis, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la
görüşmesinde, bazı konularda anlaşmazlık olduğunu
teyit etti. Hrisostomidis,
genel sekreterin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda da, bazı
konularda Papadopulos-Annan arasında görüş
farklılığı ortaya çıktığını,
anlaşmazlıkların Kıbrıs Türklerine yönelik önlemlerde
odaklandığını belirtti. Hrisostomidis,
"Kıbrıs Türklerinin ekonomik açıdan
rahatlatılmalarıyla ilgili ilk öneriyi Kıbrıs Rum
tarafının yaptığını ve başka tedbirlere
yönelmeye de hazır olduklarını, ancak bu tedbirlerin
doğrudan veya dolaylı tanınmaya yol açacak şekilde
olmaması gerektiğini" vurguladı. Hrisostomidis,
genel sekreterin raporundaki bazı hususlar için Kıbrıs Rum
tarafının görüşlerini yansıtan yanıtın
hazırlığına başlandığını da
ekledi. |
KIBRIS 06/06/04
İngilizler,
KKTC'deki "Rum mallarını" satıyormuş
Gazete,
aldığı bilgilere dayanarak, Baf'ta emlak büroları olan iki
İngiliz'in, sözde "Rumlara ait olan" KKTC'deki mülkleri,
özellikle İngiliz ve Almanlara sattıklarını iddia etti.
Şikayet
ettiler
Habere göre Baf
Emlakçılar Birliği, konu hakkında Rum dışişlerine
şikayette bulundu.
İsminin
gizli tutulmasını isteyen bir emlakçi, konunun
dışişleri bakanlığınca ciddi bir şekilde ele
alınması gerektiğini söyledi.
Gazete,
Manchester'de düzenlenecek olan emlak fuarında, Kıbrıslı
Türklerin, KKTC'de mülk almanın avantalarına ilişkin seminerler
düzenleyeceklerini de yazdı. Gazete, konu hakkında Rum
Dışişleri Bakanlığı'na bilgi verildiğini
belirtti.
Habere göre,
Emlakçılar Derneği Rum Dışişleri
Bakanlığı'ndan, fuara bir sorumlu göndermesini ve
satışlardan doğacak tehlikeleri anlatmasını,
ayrıca olayların anlatılması için broşür
hazırlanmasını talep etti.
KIBRIS 06/06/04
Denktaş'tan
'Talat-Erdoğan' görüşmesine: Biraz tuhafıma gitti!
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın dün aniden İstanbul'a
giderek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesiyle ilgili
olarak, ''İstişare ederek gitmesi lazım. Biraz tuhafıma
gitti'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulü
sırasında konuyla ilgili şunları söyledi:
''Başbakan gidiyor, mal-mülk konusunda ne
yapılacak diye Türkiye ile konuşuyor. Hükümet başkanı
olarak hakkıdır ama burada benimle, Dışişleri
Bakanı ile istişare ederek gitmesi lazım. Temel konularda öneri
götürecekse Meclis'te bile bunu tartışarak götürmesi lazım.
Gidip ne konuştuğunu ben bilmiyorum.
Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir, Başbakan istedi
diye bir şey kabul edilir, ondan sonra biz burada birbirimize
düşeriz. Doğru değil, biraz tuhafıma gitti.'' Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başbakan Talat ile bugün Cumhurbaşkanlığı'nda
yemekte biraraya geleceklerini de söyledi.
MILLIYET 07/06/04
Talat: Oldukça
yararlı bir görüşme yaptık
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, dün
İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
yaptığı görüşmenin ''çok yararlı olduğunu''
söyledi.
Talat, görüşmeyle ilgili olarak Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,
Türk hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta olduklarını
belirterek, Başbakan Erdoğan ile de sürekli telefonla görüşerek,
durum değerlendirmesi yaptıklarını, bu kez yüz yüze gelerek
değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydetti.
Talat, ''Bunu fırsat bilerek sayın
Erdoğan ile pazar gününü değerlendirdik. Çok yararlı bir
görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen noktadaki
şartları, ne gibi açılımlar yapabileceğimizi,
önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte değerlendirme
fırsatı bulduk'' diye konuştu.
''Bu temasların devam edeceğini,
gerektiğinde Başbakan Erdoğan ile yeniden bir araya
gelebileceklerini, bunun çok doğal olduğunu, bu nedenle ziyaretinin
olağanüstü bir özelliği olmadığını'' ifade eden
Talat, ''Hafta içinde ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için pazar
gününü değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme
yaptık'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) ile ilgili açıklamasını da
değerlendiren Talat, ''İKÖ'nün Cidde'de yapılan
toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık
'cemaat' olarak değil Annan planında ifade edildiği şekliyle
'Kıbrıs Türk Devleti' olarak İKÖ'ye gözlemci üye olmasına
ilişkin bir karar alındığını, hatta bir
tasarı hazırlandığını'' kaydetti.
Talat, Erdoğan'ın
açıklamasında buna dikkat çektiğini söyledi.
''Toplumda referandumda kabul edilen
anayasanın yürürlüğe koyulması ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin adının 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak
değiştirilmesi konusundaki çağrıların
çoğaldığına'' ilişkin bir soru üzerine Talat, anayasa
ve ''Kıbrıs Türk Devleti'' isminin Annan planının bir
parçası olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının yüzde
65 ''evet'' oyuna karşılık, Rumların planı
reddetmesiyle bunların yürürlüğe girmediğini anlatan Talat,
kendi bakış açısından bunun yararlı bir adım
olarak değerlendirilebileceğini, ancak hukuki açıdan bir yorum
yapamayacağını söyledi.
Talat, ''Devletin adını
değiştirmek ne getirir, ne götürür bilimsel ve hukuksal açıdan
çok iyi hesaplayıp ona göre adım atmak gerekir'' dedi.
MILLIYET 07/06/04
Everest'ten Kıbrıs'a
birlik mesajı
07/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Himalayalar'ın
Everest doruğunda artık Kıbrıs Rum bayrağı da
dalgalanıyor. Everest'i fetheden ilk Kıbrıslı Rum,
İzmir'de 1972'de düzenlenen Akdeniz Oyunları'nda Yunanistan
formasıyla koşan ve 400 metrede altın madalya kazanan Kiriakos
Onisiforu oldu. Onisiforu, Radikal'e yaptığı açıklamada
"8370 metre yüksekliğe Kıbrıs bayrağını
diktim. Kıbrıs sorununun çözülmesini ve Kıbrıslı bir
Türkle birlikte yine aynı tepeye tırmanarak
bayrağımızı birlikte dikmemizi dilerim" dedi.
Yunanistan'dan bazı dağcılarla birlikte Everest'e iki ay süren
tırmanışa geçen Onisiforu, 17 Mayıs'ta 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
bayrağını dikebildi. 50 yaşındaki eski atlet, hedefine
ulaşmak için eksi 40 derece soğuğa
dayandığını belirterek, 7 bin metrenin üzerinde oksijen
oranı yüzde 85 azalıyordu" diye konuştu.
Türkiye'den bir
ricası var
Larnaka'da yaşayan dağcının, Türkiye Atletizm
Federasyonu'ndan gazetemiz aracılığıyla bir talebi oldu.
1972'de İzmir'de kazandığı altın madalyayı,
1974'te Maraş'ta bırakarak güneye geçtiğini belirten Onisiforu, şöyle
konuştu: "Türk yetkililerden bu madalyanın bir
kopyasını bana vermelerini istiyorum. Böyle bir jestte bulunulursa
madalyayı almak için Türkiye'ye gitmeye hazırım."
De
Soto Rumlara öfkeli
07/06/2004
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - BM ile Rum lideri
Tasos Papadopulos arasındaki düello sürüyor. Önceki gün Papadopulos'un
BM'ye çatmasına Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel
Temsilcisi Alvaro De Soto yanıt verdi. Rum Politis gazetesine konuşan
De Soto, "Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok.
Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba harcanacağına dair
önerecek hiçbir fikri yok" dedi. Rumların planı 'güvenlik'
endişeleriyle reddettiği gerekçesinden emin
olmadıklarını belirten De Soto, "Annan Planı, birkaç
yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde
azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir
iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor" diye
konuştu.
'KKTC
tanınıyor demedim'
07/06/2004
RADIKAL
SAKARYA - Başbakan
Tayyip Erdoğan, KKTC'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki
(İKÖ) temsiliyle ilgili sözlerinin yanlış
anlaşıldığını açıkladı.
"KKTC'nin tanınacağını söylemedik, tanınma
olayı farklıdır" diyen Erdoğan KKTC'nin
İstanbul'daki İKÖ toplantısına gözlemci sıfatıyla
katılması için hazırlıklar yapıldığını
söyledi. Erdoğan, KKTC'nin İKÖ toplantısında, Annan
Planı'ndaki ifadeyle 'Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'
sıfatıyla yer alabileceğini vurguladı. Dün sabah KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı İstanbul'daki evinde kabul
eden Erdoğan, özellikle ekonomik alanda KKTC'ye yönelik tecridin
kaldırılması için uluslararası alanda tüm gayretin
gösterileceğini söyledi. (ntv, aa)
Papadopulos'un gelecek
için fikri yok
Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto Güneyde
yayınlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetimi lideri
''Tasos Papadopulos'un, geleceğe dair hiçbir fikrinin
olmadığını'' söyledi.
Politis gazetesini BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Sotoyla
yaptığı söyleşiyi okurlarına şöyle aktardı:
Soru: Kıbrıslı Rumların
Kuzeyde bir Tayvan tipi durumla karşı karşıya
kalmaları mümkün mü?
Yanıt: Bilmiyorum, ancak meydana gelen
gelişmeler ve Kıbrıslı Türklerin bu plana
yaklaşım şekilleri ve de çok net olarak Kıbrıslı
Türkler arasında çok yapıcı bir liderlik olması nedeniyle,
kalkınmaları için çok uzun süre beklemeleri gerekmeyeceği
izlenimine sahibim. Bunun, çok daha erken olacağını öngörürdüm.
Tayvanın bugünkü kalkınma düzeyine ulaşması çok daha uzun
bir zaman aldı. Bu ikisi (Tayvan ve Kıbrıslı Türkler)
mukayese edilebilir mi bilmiyorum.
Soru: BM Genel Sekreteri, Güvenlik
Konseyinden, uluslararası camiadan ve hatta Başkan Papadopulostan
Kıbrıslı Türklerin izolasyon statülerine son verilmesini
isterken, bu yeni durumun en fazla 1-2 yıl içinde adanın daimi olarak
bölünmüşlüğünü gündeme getirmeyeceği garantisini verebilir
misiniz?
Yanıt: Sanırım birinci olarak;
Kıbrıslı Türkler yeniden birleşmeye derinden
bağlıdır ve kısıtlamaların yumuşatılma
derecesinden bağımsız olarak, bugün konulan engeller
kalkıyor, hiçbir şey Kıbrısın ABa üyeliğiyle
çelişemez. Böylece, -Papadopulosun da dediği gibi- bir çözümden ve
yeniden birleşmeden başka bir tali çözüm seçeneği yoktur.
İkinci olarak; engellerin ve
kısıtlamaların kalkması halinde, çözüme yönelik
teşviklerin azalacağı düşüncelerinin geçerli
olmadığına inanıyorum. Çünkü Kıbrıslı
Türkler, fedakarlıklar yapmak zorunda kalsalar bile çözümü desteklemeyi
sürdüreceklerini net şekilde ilan ettiler. Kıbrıslı
Türklerin 2/3ü çözümü destekliyor. Çözümün uygulanmasıyla
Kıbrıslı Türk nüfusun 1/3ü yeniden yer değiştirmek
zorunda kalacak. Bu, çoğunun ilk yer değiştirmesi olmayacak.
Onlar için çok katı ve karar aldılar. Bu nedenle çözüm isteklerinin
ortadan kalkması olasılığı olamaz ve Genel Sekreter,
tanımadan bahsetmediğini net şekilde ortaya koydu.
Soru: Yani, bu isteğin 2-3 yıl daha
böyle kalacağına mı inanıyorsunuz?
Yanıt: Evet, ancak
Kıbrıslı Türklerin yeniden birleşme arzularının
idame ettirilip ettirilmeyeceği konusunda Kıbrıslı
Rumların da aynı arzuyu göstermesi önemlidir.
Soru: Genel Sekreterin raporu Başkan
Papadopulos tarafından çok olumsuz bulundu. Tepkisinin temel
unsurlarından biri, olayların aksettiriliş şeklinin
gerçekleri yansıtmadığıydı. Papadopulosa göre bu
nedenle Genel Sekreter objektif değildi. Buna tepkiniz nedir?
Yanıt: Papadopulos Genel Sekretere
karşı olduğunu söyledi. Rapordaki belirsizliklerden bahsetti,
Genel Sekreterin ifade ettiklerine katılmadığını
belirtti, ancak objektif olmadığını söyleme noktasına
gelmedi. Papadopulosun farklı görüşte olduğu, kendi tezlerini
koruduğu kabul edilebilir. Esasen, ne olduğu konusundaki ve plan
konusundaki analize katılmayabilir. Bizim de Papadopulosun 7 Nisandaki
konuşmasında yaptığı analize katılmamamız
şaşkınlık yaratmaz.
Soru: Çözüm olarak BMnin talep ettiği
ile Başkan Papadopulosun beklediği arasında tamamen farklı
bir analiz olduğunu mu söylüyorsunuz?
Yanıt: O noktaya varmıyorum. Bizim, neler olduğuna ve Annan planının ne anlama geldiğine ilişkin tamamen farklı bir analizimiz olduğunu söylüyorum. Bunu bazı çekincelerle söylüyorum, çünkü Bay Papadopulos Kofi Annana; raporu henüz aldığını ve göz atmaya vakti olmadığını -sanırım, to digest kelimesini kullandı- söyledi. Yorumunu Genel Sekretere daha sonra ve muhtemelen yazılı olarak vereceğini de söyledi. O zaman, görüş ayrılığının derinliğini görmemiz gerekir.
Soru: Yanlış anlamadıysak
Annan-Papadopulos görüşmesinden sonra gelecekte ne olacağına
dair de görüş ayrılığı bulunuyor.
Yanıt: Papadopulosun geleceğe dair
hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba
harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya
koydu. Elbette, Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme
arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde
bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra
verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla
ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı
fikirleri var.
Soru: Güven yaratıcı önlemler gibi
mi?
Yanıt: Evet, öyle şeyler. Yeniden
birleşmeye bağlı olmaya devam ettiğini söyledi ve planda
değişiklik yapmak istediği alanlardaki zorluklara işaret
etti. Bu alanları,
ayrıntıya girmeden ifade etti.
Soru: Size göre toplu değişiklikler
mi istiyor?
Yanıt: Elbette ki bunları toplu
değişiklikler olarak ifade etmedi, ancak, bazı alanlarda
değişikliklere ihtiyaç olduğunu ve işleyebilirlik
konusundaki iyileştirmelerden memnun olmadı diyelim. Annan ve
Papadopulosun bu noktada uzlaşamadıkları açıktır.
Çünkü biz, planda bu meseleyle ilgili özlü iyileşme olduğuna
inanıyoruz.
Soru: Hayır kampanyasına öncülük
ettiği ve bunu yapmak için seçtiği yöntemden dolayı
Papadopulosu kişisel olarak sorumlu mu görüyorsunuz?
Yanıt: Annanın raporunda, Bay
Papadopulosun 7 Nisan tarihindeki planla ilgili halka konuşması
konusundaki kaydettikleriyle sınırlı kalacağım. Genel
Sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş
şekline katılmadığını ortaya koydu. Annan,
Papadopulosla görüşmesi sırasında buna değinmedi. Aksine, görüşmeleri; Papadopulosu iyi
karşılayıp ona; şu anda raporum elindedir, geleceğe
bakalım sözleriyle başladı. Bu konulara girmedi.
Soru: Annan raporunda, bir şekilde
Rumların güçlü hayır yanıtına bir yorum getirmeye
çalışıyor. İki toplumlu, iki kesimli federasyon modeline
dayanan bir dostluk programı olarak yeniden birleşme çözümünün
reddedilmesi miydi yoksa, size göre başka bir şey mi oluyor?
Yanıt: Annan planının neden reddedildiği sorusuna sadece Kıbrıslı Rumlar yanıt verebilirler. Biz halen bunu tam olarak anlamaya çalışıyoruz. Exit Pollsta gördüklerimizden halen tatmin olmuş değiliz. Exit Polls tatmin edici gösterge değil. Mesela Exit Pollsda çoğu kişi, Kıbrıslı Rumların %75inin güvenlik gerekçeleriyle planı reddettiğini söyledi. Ancak, korktukları şeyin bu olduğu açık olmadığı için, hayır yanıtı verdiklerinden emin değiliz. Çünkü Annan planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu, mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedi. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor.
HALKIN SESI 07/06/04
Denktaş: Talat
bizimle görüşmeli
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talatın dün aniden
İstanbula giderek Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanla görüşmesiyle ilgili olarak, İstişare ederek gitmesi lazım, biraz
tuhafıma gitti dedi.
Bir
kabulünde konuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı
Denktaş, şunları söyledi:
Başbakan gidiyor, mal-mülk konusunda ne yapılacak diye Türkiye ile konuşuyor...Hükümet başkanı olarak hakkıdır ama burada benimle, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek gitmesi lazım. Temel konularda öneri götürecekse Mecliste bile bunu tartışarak götürmesi lazım. Gidip ne konuştuğunu ben bilmiyorum. Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir, Başbakan istedi diye birşey kabul edilir, ondan sonra biz burada birbirimize düşeriz... Doğru değil, biraz tuhafıma gitti...
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Başbakan Talatla Cumhurbaşkanlığında
öğle yemeğinde bir araya geleceklerini de söyledi
YENIDUZEN 07/06/04
Talat yurda döndü
Başbakan
Mehmet Ali Talat, dün sabah ani bir kararla gittiği İstanbulda
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla yaptığı
görüşmenin ardından dün akşam saat 23.15te adaya döndü.
Başbakan
Talat Ercan Havaalanında TAK muhabirine yaptığı
açıklamada Türkiye hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta
olduklarını söyledi.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanla da sürekli şekilde telefonla görüşerek
durum değerlendirmesi yapmakta olduklarını, bu kez yüz yüze
gelerek değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydeden
Başbakan Talat, Bunu fırsat
bilerek sayın Erdoğanla Pazar gününü değerlendirdik. Çok
yararlı bir görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen
noktadaki şartları, ne gibi açılımlar
yapabileceğimizi, önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte
değerlendirme fırsatı bulduk dedi.
Bu
temasların devam edeceğini, gerektiğinde Başbakan
Erdoğanla yeniden bir araya gelebileceklerini, bunun çok doğal
olduğunu, bu nedenle ziyaretinin olağanüstü bir özelliği
olmadığını ifade eden Başbakan Talat, Hafta içinde
ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için Pazar gününü
değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme
yaptık şeklinde konuştu.
Başbakan
Erdoğanın İKÖ ile ilgili açıklamasını da
değerlendiren Talat, İKÖnün Ciddede gerçekleştirilen
toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık
cemaat olarak değil Annan Planında ifade edildiği
şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak İKÖye gözlemci üye
olmasına ilişkin bir karar alındığını, hatta
bir tasarı hazırlandığını anımsatan Talat,
Başbakan Erdoğanın açıklamasında buna dikkat
çektiğini söyledi.
Toplumda
referandumda kabul edilen Anayasanın yürürlüğe konması ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin adının Kıbrıs Türk
Devleti olarak değiştirilmesi konusundaki çağrıların çoğalmasına ilişkin bir
soruyu da yanıtlayan Talat, anayasa ve Kıbrıs Türk Devleti
isminin Annan Çözüm Planının bir parçası olduğunu söyledi.
YENIDUZEN 07/06/04
Ledra Palas'ta
buluşma
Bazı
Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri, Slovakya
Büyükelçiliği tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar
çerçevesinde bugün ara bölgedeki Ledra Palace Otelde bir araya geldi.
Sosyalist
Kıbrıs Partisinin ev sahipliğinde saat 10.15te başlayan
toplantıda, siyasi partilerin Kıbrıs konusuna ilişkin son
gelişmelerle ilgili görüş alış verişinde
bulunmaları bekleniyor. Toplantı sonrasında yazılı bir
açıklama yapılacak.
KKTCden
Sosyalist Kıbrıs Partisi, CTP, DP, TKP, YBH, ÇABP ile BKPnin
katıldığı toplantıda, Güney Kıbrıstan AKEL,
DİSİ, DİKO, Kıbrıs Yeşiller Partisi, ADİK,
Avrupa Demokratik Yenilenme Parti ve Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK) ile
Birleşik Demokratlar (EDİ) parti başkanları ve yetkilileri
hazır bulundu.
Slovakyanın
Güney Kıbrıs Büyükelçisi Jan Varsonun
başkanlığında gerçekleşen toplantıya, CTPden
Mehmet Ali Talat ve Kutlay Erk; DPden Kudret Akay ve Engin Arı; TKPden
Hüseyin Angolemli, Güngör Günkan, Levent Birinci; YBHdan Alpay Durduran ve
Rasıh Keskiner; BKPden de İzzet İzcan ve Özker Özgür
katılırken; BDHdan Mustafa Akıncı ve Mine Yücen; Sosyalist
Kıbrıs Partisinden Kazım Öngen, Mehmet Süleymanoğlu;
ÇABPdan Ali Erel ve Mustafa Damdelen; Güney Kıbrıstan ise AKELden
Dimitris Hristofyas, Eleni Mavru; DİSİden Averof Neophitu ile Keti
Klerides, DİKOdan Nikos Kleanthus, Rogiros Kirris; EDEKten Yannakis
Omiru, Marios Karatzias; EDİden Yorgo Vasiliu ile Andreas Ladas, Avrupa
Demokratik Yenilenme Partisinden Antanois Paskalides ve Markos Pasis;
ADİKden Yiannis Papadopulos ile Edrin Yosifides katıldı. YENIDUZEN 07/06/04
Geleceğe dair
hiçbir fikri yok
SOMUT
ÖNERİ YAPAMIYOR... De Soto: Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir
görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde nasıl çaba
harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu açıkça ortaya
koydu. Elbette Kıbrıs Rum tarafının yeniden birleşme
arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut önerilerde
bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra
verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla
ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı
fikirleri var
RUMLARIN
"GÜVENLİK" ENDİŞESİNİ ANLAYAMIYORUZ...
"Rumların çoğunluğu, Annan Planı'nı 'güvenlik'
gerekçesiyle reddettiğini belirtiyor. Bundan emin değiliz.
Rumların planı reddetme nedenlerini anlamaya
çalışıyoruz. Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde
adadaki Türk askeri varlığının etkin şekilde
azalmasını öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir
iyileşmedir. Bu bize çok anlaşılmaz geliyor"
Birleşmiş
Milletler (BM) genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de
Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, geleceğe dair hiçbir
fikrinin olmadığını söyledi.
De Soto, Rum
kesimine yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın geçen hafta Papadopulos ile yaptığı
görüşmeyi hatırlatarak, şunları söyledi:
"Papadopulos'un
geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme yönünde
nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok. Bunu
açıkça ortaya koydu. Elbette Kıbrıs Rum tarafının
yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu yapmak için somut
önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını daha sonra
verebileceğini söylediği, atılabilecek başka adımlarla
ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı olmayan bazı
fikirleri var."
De Soto,
"Güven yaratıcı önlemler gibi mi?" sorusuna
karşılık şunları kaydetti:
"Evet,
öyle şeyler. Yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam
ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği
alanlardaki zorluklara işaret etti. Bu alanları ayrıntıya
girmeden ifade etti."
De Soto,
"Hayır kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak için
seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak sorumlu
görüyor musunuz?" sorusu üzerine şunları söyledi:
"Annan'ın,
raporunda Papadopulos'un 7 Nisan tarihindeki planla ilgili konuşması
hakkında kaydettikleriyle sınırlı kalacağım.
Genel sekreter çok net biçimde, planın Kıbrıs Rum halkına sunuluş
şekline katılmadığını ortaya koydu. Annan,
Papadopulos ile görüşmesi sırasında buna değinmedi. Aksine,
Papadopulos'u iyi karşılayıp ona, 'şu anda raporum
elindedir, geleceğe bakalım' dedi. Bu konulara girmedi."
De Soto
başka bir soru üzerine, Rumların çoğunluğunun Annan Planı'nı
"güvenlik" gerekçesiyle reddettiğinin belirtildiğine
işaret ederek, bundan emin olmadıklarını ve Rumların
planı reddetme nedenlerini anlamaya
çalıştıklarını söyledi.
De Soto,
"Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk askeri
varlığının etkin şekilde azalmasını
öngörüyordu. Bize göre bu mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedir. Bu
bize çok anlaşılmaz geliyor" diye konuştu.
Sorular ve
cevapları
Politis'in BM
genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de
Soto'yla yaptığı söyleşiyi "Geleceğe Dair
Görüşü Yok -Alvaro de Soto'dan Tasos'a Sert Eleştiri- De Soto'nun
Politis'e Özel Söyleşisi: 'Tayvan mı? Kıbrıslı Türkler
Daha İyisini Yapabilir" başlığıyla manşete
çıkardı.
Gazete, De
Soto'yla yaptığı söyleşiyi okurlarına şöyle
aktardı:
Soru:
Kıbrıslı Rumların kuzeyde bir Tayvan tipi durumla
karşı karşıya kalmaları mümkün mü?
Yanıt:
Kastettiğinizin ne olduğunu tam anladığımdan emin
değilim.
Soru: Sözde
KKTC'ye Tayvan gibi tanınmamış bir devlet statüsü verilmesi.
Yanıt:
Bilmiyorum, ancak meydana gelen gelişmeler ve Kıbrıslı
Türklerin bu plana yaklaşım şekilleri ve de çok net olarak
Kıbrıslı Türkler arasında çok yapıcı bir liderlik
olması nedeniyle, kalkınmaları için çok uzun süre beklemeleri
gerekmeyeceği izlenimine sahibim. Bunun, çok daha erken olacağını
öngörürdüm. Tayvan'ın bugünkü kalkınma düzeyine ulaşması
çok daha uzun bir zaman aldı. Bu ikisi (Tayvan ve Kıbrıslı
Türkler) mukayese edilebilir mi bilmiyorum.
Soru: BM genel
sekreteri, Güvenlik Konseyi'nden, uluslararası camiadan ve hatta
başkan Papadopulos'tan Kıbrıslı Türklerin izolasyon
statülerine son verilmesini isterken, bu yeni durumun en fazla 1-2 yıl
içinde adanın daimi olarak bölünmüşlüğünü gündeme
getirmeyeceği garantisini verebilir misiniz?
Yanıt:
Sanırım birinci olarak; Kıbrıslı Türkler yeniden
birleşmeye derinden bağlıdır ve
kısıtlamaların yumuşatılma derecesinden
bağımsız olarak, bugün konulan engeller kalkıyor, hiçbir
şey Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle çelişemez.
Böylece, -Papadopulos'un da dediği gibi- bir çözümden ve yeniden
birleşmeden başka bir tali çözüm seçeneği yoktur.
İkinci
olarak; engellerin ve kısıtlamaların kalkması halinde,
çözüme yönelik teşviklerin azalacağı düşüncelerinin geçerli
olmadığına inanıyorum. Çünkü Kıbrıslı
Türkler, fedakarlıklar yapmak zorunda kalsalar bile çözümü desteklemeyi
sürdüreceklerini net şekilde ilan ettiler. Kıbrıslı
Türklerin 2/3'ü çözümü destekliyor. Çözümün uygulanmasıyla
Kıbrıslı Türk nüfusun 1/3'ü yeniden yer değiştirmek
zorunda kalacak. Bu, çoğunun ilk yer değiştirmesi olmayacak.
Onlar için çok katı ve karar aldılar. Bu nedenle çözüm isteklerinin
ortadan kalkması olasılığı olamaz ve genel sekreter,
tanımadan bahsetmediğini net şekilde ortaya koydu.
Soru: Yani, bu
isteğin 2-3 yıl daha böyle kalacağına mı
inanıyorsunuz?
Yanıt:
Evet, ancak Kıbrıslı Türklerin yeniden birleşme
arzularının idame ettirilip ettirilmeyeceği konusunda
Kıbrıslı Rumların da aynı arzuyu göstermesi önemlidir.
Soru: Genel
sekreterin raporu, başkan Papadopulos tarafından çok olumsuz bulundu.
Tepkisinin temel unsurlarından biri, olayların aksettiriliş
şeklinin gerçekleri yansıtmadığıydı.
Papadopulos'a göre bu nedenle genel sekreter objektif değildi. Buna
tepkiniz nedir?
Yanıt:
Papadopulos, genel sekretere karşı olduğunu söyledi. Rapordaki
belirsizliklerden bahsetti, genel sekreterin ifade ettiklerine
katılmadığını belirtti, ancak objektif
olmadığını söyleme noktasına gelmedi. Papadopulos'un
farklı görüşte olduğu, kendi tezlerini koruduğu kabul
edilebilir. Esasen, ne olduğu konusundaki ve plan konusundaki analize
katılmayabilir. Bizim de Papadopulos'un 7 Nisan'daki
konuşmasında yaptığı analize katılmamamız
şaşkınlık yaratmaz.
Soru: Çözüm
olarak BM'nin talep ettiği ile başkan Papadopulos'un beklediği
arasında tamamen farklı bir analiz olduğunu mu söylüyorsunuz?
Yanıt: O
noktaya varmıyorum. Bizim, neler olduğuna ve Annan
Planı'nın ne anlama geldiğine ilişkin tamamen farklı
bir analizimiz olduğunu söylüyorum. Bunu bazı çekincelerle
söylüyorum, çünkü Bay Papadopulos, Kofi Annan'a; raporu henüz aldığını
ve göz atmaya vakti olmadığını -sanırım, 'to
digest' kelimesini kullandı- söyledi. Yorumunu genel sekretere daha sonra
ve muhtemelen yazılı olarak vereceğini de söyledi. O zaman,
görüş ayrılığının derinliğini görmemiz
gerekir.
Soru:
Yanlış anlamadıysak Annan-Papadopulos görüşmesinden sonra
gelecekte ne olacağına dair de görüş
ayrılığı bulunuyor.
Yanıt:
Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir görüşü yok. Yeniden birleşme
yönünde nasıl çaba harcanacağına dair önerecek hiçbir fikri yok.
Bunu açıkça ortaya koydu. Elbette, Kıbrıs Rum
tarafının yeniden birleşme arzusunu tekrarladı, ancak bunu
yapmak için somut önerilerde bulunmadı. Ayrıntılarını
daha sonra verebileceğini söylediği, atılabilecek başka
adımlarla ilgili, ancak çözümle doğrudan bağlantısı
olmayan bazı fikirleri var.
Soru: Güven
yaratıcı önlemler gibi mi?
Yanıt:
Evet, öyle şeyler. Yeniden birleşmeye bağlı olmaya devam
ettiğini söyledi ve planda değişiklik yapmak istediği
alanlardaki zorluklara işaret etti. Bu alanları, ayrıntıya
girmeden ifade etti.
Soru: Size göre
toplu değişiklikler mi istiyor?
Yanıt:
Elbette ki bunları toplu değişiklikler olarak ifade etmedi,
ancak, bazı alanlarda değişikliklere ihtiyaç olduğunu ve
işleyebilirlik konusundaki iyileştirmelerden memnun olmadı
diyelim. Annan ve Papadopulos'un bu noktada uzlaşamadıkları
açıktır. Çünkü biz, planda bu meseleyle ilgili özlü iyileşme
olduğuna inanıyoruz.
Soru: Şu
anda elimizde, Kıbrıslı Rumların %76'sının Annan
Planı'na karşı olduğu olgusu var. Bizim
anladığımız; genel sekreter, halkın talebine
saygı duyduğuna işaret ediyor ve eleştirilerini
kişisel olarak başkan Papadopulos üzerinde
yoğunlaştırıyor. Planla ilgili olarak gelecekte meydana
gelecek bir gelişmeye Papadopulos da ortak olabilir mi?
Yanıt:
Papadopulos, Kıbrıslı Rumların seçilmiş lideridir.
Kıbrıslı Rumların liderlerini biz seçmiyoruz. Ancak, her
durumda, açıklıkla vurgulamak isterim ki, Annan'ın raporunda
Kıbrıs Rum halkına yönelik herhangi bir eleştiri yoktur.
Raporda işaret edildiği üzere; Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı
Türkler gibi bir tercih yaptılar ve bu tercihe saygı gösterilmesi
gerekiyor. Bizim yapmak istediğimiz; bu tercihi neden
yaptıklarını anlamaktır. Sadece, genel bilgimizi
iyileştirmek için değil, daha çok, gelecekteki her çabayla ilgili
perspektiflerin neler olduğunu görmek istiyoruz.
Soru:
"Hayır" kampanyasına öncülük ettiği ve bunu yapmak
için seçtiği yöntemden dolayı Papadopulos'u kişisel olarak
sorumlu mu görüyorsunuz?
Yanıt:
Annan'ın raporunda, Bay Papadopulos'un 7 Nisan tarihindeki planla ilgili
halka konuşması konusundaki kaydettikleriyle sınırlı
kalacağım. Genel sekreter çok net biçimde, planın
Kıbrıs Rum halkına sunuluş şekline
katılmadığını ortaya koydu. Annan, Papadopulos'la
görüşmesi sırasında buna değinmedi. Aksine, görüşmeleri;
Papadopulos'u iyi karşılayıp ona; "şu anda raporum
elindedir, geleceğe bakalım" sözleriyle başladı. Bu
konulara girmedi.
Soru: Annan,
raporunda, bir şekilde Rumların güçlü hayır yanıtına
bir yorum getirmeye çalışıyor. İki toplumlu, iki kesimli
federasyon modeline dayanan bir dostluk programı olarak yeniden
birleşme çözümünün reddedilmesi miydi yoksa, size göre başka bir
şey mi oluyor?
Yanıt:
Annan Planı'nın neden reddedildiği sorusuna sadece
Kıbrıslı Rumlar yanıt verebilirler. Biz halen bunu tam
olarak anlamaya çalışıyoruz. Exit Polls'ta gördüklerimizden
halen tatmin olmuş değiliz. Exit Polls tatmin edici gösterge
değil. Mesela Exit Polls'ta çoğu kişi, Kıbrıslı
Rumların %75'inin güvenlik gerekçeleriyle planı reddettiğini
söyledi. Ancak, korktukları şeyin bu olduğu açık
olmadığı için, hayır yanıtı verdiklerinden emin
değiliz. Çünkü Annan Planı, birkaç yıl içinde adadaki Türk
askeri varlığının etkin şekilde azalmasını
öngörüyordu. Bize göre bu, mevcut durumda çok olumlu bir iyileşmedi. Bu
bize çok anlaşılmaz geliyor."
KIBRIS 07/06/04
Kayıplar
ve mülkiyet konusunu değerlendirdi
SÜRPRİZ
ZİYARET... Başbakan Talat'ın Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi ziyareti öncesine denk gelen Erdoğan- Talat zirvesinde
kayıplar ve mülkiyet konusunun ön plana çıktığı
öğrenildi. Önümüzdeki hafta içerisinde Strasbourg'da AİHM
başkanı ile görüşecek olan Mehmet Ali Talat, burada
kayıplar ve mülkiyet konularına ağırlık verecek
MÜLKİYET
KONUSUNDA "PARÇA PARÇA UYGULAMA" FORMÜLÜ... Mülkiyet konusunda ise,
Loizudu Davası'nda Türkiye'nin hüküm giymesi, hüküm sonrası öngörülen
cezayı ödemesi ve buna bağlı olarak yüzlerce davanın
sırada beklemesi görüşme süresinde ele alındı. Diplomatik
kaynaklar, mülkiyet konusunda Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin parça
parça uygulanabileceğini öne sürüyor
Başbakan
Mehmet Ali Talat, dün sabah İstanbul'a giderek Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Önümüzdeki hafta içerisinde
Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başkanı ile
yapacağı görüşme öncesi Erdoğan ile bir araya gelen
Talat'ın bu görüşmede izlenecek strateji üzerinde
görüş-alışverişinde bulundukları öğrenildi.
Talat,
"sürpriz" İstanbul ziyareti çerçevesinde Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Üsküdar'daki konutunda
ziyaret ederek, bir süre görüştü. Başbakan Talat, Türkiye
Başbakan Erdoğan'ın Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evine saat
10.40'ta gitti. Talat, burada Erdoğan'la yaklaşık 1 saat 45
dakika görüştü.
AİHM
ziyareti öncesi ön görüşme
Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın AİHM ziyareti öncesine denk gelen Erdoğan-
Talat zirvesinde kayıplar ve mülkiyet konusunun ön plana
çıktığı öğrenildi.
Önümüzdeki hafta
içerisinde Strasbourg'da AİHM başkanı ile görüşecek olan
Mehmet Ali Talat, burada kayıplar ve mülkiyet konularına
ağırlık verecek.
Erdoğan-
Talat görüşmesinin de ağırlıklı gündem maddesi
mülkiyet ve kayıplar konusu oldu. AİHM'in kayıplar konusunda karar
verme aşamasına gelmesi, Türk dışişlerinde de
hareketlilik yaşanmasına ve titiz çalışmaların
başlatılmasına neden oldu.
Mülkiyet
konusunda ise, Loizudu Davası'nda Türkiye'nin hüküm giymesi, hüküm
sonrası öngörülen cezayı ödemesi ve buna bağlı olarak yüzlerce
davanın sırada beklemesi görüşme süresinde ele alındı.
Diplomatik
kaynaklar, mülkiyet konusunda Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin parça
parça uygulanabileceğini öne sürüyor.
Aynı
kaynaklar Kıbrıs'ta bir çözüm olsa da olmasa da mülkiyetle ilgili
bazı adımların atılması gerektiği üzerinde durdu.
AİHM'nin
Loizudu davasında hükme varması ve Türkiye'nin bunu kabul ederek
ödeme yapması sonrasında ortaya çıkan yeni durumun benzer
sonuçlar doğurmaması için Annan Planı çerçevesinde yeni
adımların atılması beklentisi de bulunuyor.
KIBRIS 07/06/04
Avrupa
Liberaller Partisi Başkanı Graham Watson: KKTC'nin de facto
tanınmasını destekliyoruz
Fileleftheros
Gazetesi, Politiki ekinde, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un partisi
DİKO ile Yorgo Vasiliu'nun partisi EDİ'nin bağlı
oldukları, AP'nin üçüncü büyük partisi olan Avrupa Liberaller Partisi'nin
başkanı Watson'la gerçekleştirilen bir röportaja yer verdi.
Watson,
Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret ve KKTC
havaalanlarının doğrudan uçuşlara açılması hususunda
AB Komisyonu'nun sarf ettiği çabalar ve Verheugen'in bu konudaki
açıklamaları konusundaki görüşünün sorulması üzerine
şöyle konuştu:
"Böyle bir
gelişmeyi memnunlukla karşılarım. AB içerisindeki
seyahatleri kolaylaştırmak ve Kıbrıs'ın kuzey
kesiminin ekonomik izolasyonuna son vermek için her şeyi yapabiliriz, bu
yardımcı olur. Bundan dolayı, doğrudan uçuşları
destekliyorum ve adanın tümünün AB'de temsil edilmesine zemin
hazırlayacak bir hareket olarak Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin de facto tanınmasının (de facto recognition of
the "TRNC") olması gerektiğine inanıyorum".
Habere göre
Watson, hem Yunanistan'ı hem de Kopenhag kriterlerini tamamlaması
durumunda Türkiye'yi AB'de görmek istediklerini belirtti ve şöyle
konuştu:
"Ve
Kıbrıs'ın halkını birlikte, barış içerisinde
AB üyesi olarak görmek istiyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
bazılarının bizim Yunanlıların tarafında
olduğumuzu sanacaklarından hiç şüphem yok. Ancak Elen Kıbrıs'taki
bazılarının da Türkleri desteklediğimizi var
sayacaklarından da kuşku duymuyorum".
Watson
ayrıca "ikinci bir referandumun, sadece, Kıbrıslı
Rumların, daha fazla düşünmenin ardından, birleşik ve
tanınmış bir adanın arzulandığına
inanması önkoşuluyla gerçekleşebileceğini" de
sözlerine ekledi.
KIBRIS 07/06/04
ABD: Seçenek,
Annan Planı veya hiçbir plan
ABD,
Kıbrıs konusundaki BM genel sekreterinin raporunu gerçekçi ve
objektif olarak görüp kutluyor ve Kıbrıs konusunda bundan sonraki
adımlardan söz etmenin erken olduğu belirtiliyor.
Alithia'ya
göre, ABD Dışişleri Bakanlığı (State Department)
sözcüsü Adam Ereli "Kıbrıs'ta iyi niyet misyonuyla ilgili BM
genel sekreterinin raporunu memnunlukla karşılıyoruz. Olaylarla
ilgili 26 sayfalık rapor doğru ve objektiftir" diye konuştu,
genel sekreterin sonuç ve önerilerini ABD'nin desteklediğini belirtti.
"ABD'nin
yakında Kıbrıs konusunda başka bir çabayla ilgilenip
ilgilenmediğiyle ilgili" bir soruya ise, ABD'nin Annan
Planı'nı desteklediğini söyleyen Ereli, "Mevcut seçenek
Annan Planı veya hiçbir plandır" diye konuştu, mevcut
seçeneğin Annan Planı ve başka bir plan arasında
olmadığıyla ilgili Amerikan tutumunu tekrarladı.
"Bundan
sonraki adımlarla ilgili sizinle paylaşacak hiçbir şeyim yoktur.
Böyle bir şey için erken olduğuna inanıyorum" diyen Ereli,
"planda olduğu gibi, raporun hazırlanmasında da ABD, genel
sekreterle işbirliği yaptı mı?" sorusuna ise ABD'nin
daha önceki planlarda olduğu gibi Annan Planı'nın
hazırlanmasında da genel sekreterle çalıştığını
söyledi.
Haravgi haberi
"Annan Raporuyla İlgili ABD'nin Tepkisi Beklendiği Gibi... State
Department Sözcüsü Planın Hazırlanmasında Genel Sekreterle
İşbirliği Yapıldığını Söyledi"
başlığıyla yansıttı.
KIBRIS 07/06/04
Gazeteci
Şener Levent, Politis Gazetesi'ne demeç verdi: AP seçimlerine aday olma
hakkım elimden alındı
Gazeteci
Şener Levent'in AP seçimlerine aday olmak istediği ancak bu
hakkının sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"
tarafından aday listesine zamanında kayıt olmamasından
dolayı elinden alındığı belirtildi.
Politis
Gazetesi, Rum Yüksek Mahkemesi'ne başvuruda bulunan Levent ile gerçekleştirilen
bir söyleşinin ilk bölümünü yayımladı.
Levent, Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirilen AP seçimlerinde
adaylığının kabul edilmemesi ve Rum Yüksek Mahkemesi'ne
başvuruda bulunmasına ilişkin ise "Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'nda bir kişinin aday olması için önceden
aday listesine yazılması gerektiği niteliğinin
bulunmadığını, mahkeme tarafından haklı
bulunacağına inandığını ve aksi durumda
AİHM'ye başvuracağını" söyledi.
Söyleşide,
görüşlerinin hiçbir Kıbrıs Türk veya Rum parti ile tam olarak
uyuşmadığını da belirten Levent, DİSİ'nin
referandumda "evet" cevabını desteklemesinin kendisini
şaşırtmadığını, AKEL'in ise, tarihinde
birçok büyük hata yaptığını kaydetti.
Levent,
Başbakan M. Ali Talat'ın kendisini KKTC hükümetinde yer almaya
çağırması durumunda ne yapacağı şeklindeki bir
soruya ise "Talat ilk önce bizden özür dilemelidir" şeklinde
cevap verdi.
KIBRIS 07/06/04
KKTC'de yarın 3
parti bir araya geliyor...
KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (DP) ile
Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin azınlığa
düşmesiyle ortaya çıkan hükümet sorununa hafta içinde yeni bir
formülle çözüm bulunması bekleniyor.
Meclis'te grubu bulunan partiler arasında
yoğun temaslarla nabız yoklamaların ardından, koalisyon
ortakları CTP ve DP ile muhtemel yeni ortak Barış ve Demokrasi
Hareketi'nin (BDH) yarın üçlü bir toplantı yapması
planlanıyor.
BDH'nin gerek CTP, gerekse DP ile son
görüşmelerinde ağırlıkla gündeme gelen üçlü koalisyon
ihtimalinin ortak toplantıda şekillenmesi bekleniyor.
Başkanlar düzeyinde yarın öğle
saatlerinde yapılması planlanan toplantıda, Brüksel ziyareti
için KKTC'den ayrılacak olan CTP Genel Başkanı ve Başbakan
Mehmet Ali Talat'ı, Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve Lefkoşa Türk
Belediye Başkanı Kutlay Erk temsil edecek.
Talat başkanlığında
yaklaşık 6 ay önce, 50 üyeli mecliste 26 çoğunlukla kurulan
CTP-DP koalisyon hükümeti, önce DP'den 2, ardından da CTP'den 1
milletvekilinin istifasıyla azınlığa düşmüştü. Ağırlıklı
ihtimal olarak gündeme gelen, BDH'nin de katılımıyla üçlü koalisyonun
kurulması halinde, hükümetin 50 sandalyeli Meclis'teki çoğunluğu
27'ye ulaşacak.
MILLIYET 08/06/04
KKTC'de yeni parti
kuruldu...
Kıbrıs Türk siyasi yaşamına,
''Yeni Parti'' adıyla yeni bir siyasi parti katıldı.
Yaklaşık 70 kişilik kurucu
listesiyle dün İçişleri Bakanlığı'nda tescil ettirilen
Yeni Parti'nin kuruluşu, bugün düzenlenen basın
toplantısıyla duyuruldu.
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler
(CTP-BG) listesinden 14 Aralık seçimine girerek milletvekili olan ve bir
süre önce partisinden istifa eden Nuri Çevikel'in de içinde olduğu bir
grup tarafından kuruluşu açıklanan Yeni Parti'nin
kurucuları basına açıklanmadı. Partinin kurucular
kurulunun, daha sonra yapılacak görev bölümünün ardından partiye
katılacak diğer isimlerle birlikte duyurulacağı bildirildi.
Basın bildirisinde, ''herkese açık bir
kitle partisi'' olarak kurulduğu ve belli bir ideolojiye sahip
olmayacağı belirtilen Yeni Parti'nin, ''toplumsal bütünlüğü
savunma, her türlü ayrımcılık ile imkan ve fırsat eşitsizliğini
bertaraf etme hedefinde olduğu'' kaydedildi.
Bildiride Yeni Parti'nin, ''Kıbrıs
Türk halkının maddi ve manevi, sosyal ve iktisadi
kalkınmasını en kısa zamanda ve sistemli bir şekilde
ve adalet ölçüleri içinde gerçekleştirmeyi ve bu amaçla da AB
normalarına uygun olarak devlette, siyasette, ekonomide ve hayatın
her alanında yeniden yapılaşmayı ve yenileşmeyi esas
aldığı'' belirtildi.
Yeni Parti'nin, ''Bir taraftan KKTC'nin
yaşatılması ve tanıtılması yönünde
çalışma, bir taraftan da anavatan Türkiye'yle birlikte hem
Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve
çıkarlarını, hem de Türkiye'nin çıkarlarını
koruyacak şekilde Kıbrıs meselesinin çözümü yönünde gayret sarf
etme'' hedefinde olduğu açıklandı.
Partinin, Kıbrıs Türk
halkının da Kıbrıs Rum halkıyla aynı haklara ve
eşit statüye sahip bir halk olarak AB'ye katılması gereğini
savunduğu ifade edildi.
ÇEVİKEL
Yeni Parti'nin basın
toplantısında, soruları Milletvekili Nuri Çevikel
yanıtladı. Çevikel, bir gazetecinin, ''partinin Türkiye kökenlilerden
mi oluştuğu'' sorusuna karşılık, ''Yeni Parti'nin
Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarından
oluşmadığını, KKTC vatandaşlarının
tümüne açık bir kitle partisi olduklarını'' söyledi. Çevikel,
vatandaşlar arasında ayrımcılık
yapılmasını kabul etmediklerini kaydetti.
''Parti sayısının
fazlalığının, mevcut partilerin halktan gerekli takdiri
görmediklerinin göstergesi olduğu'' görüşünü savunarak, ''mevcut
partilerle bir yere varılamayacağını görenleri'' Yeni
Parti'ye davet eden Çevikel, bir soruya karşılık, Türkiye'deki
siyasi partilerin tümüne de eşit mesafede olduklarını belirtti.
Çevikel, başka bir soru üzerine, irtibat
halinde oldukları milletvekilleri ve belediye başkanları
bulunduğunu söyledi.
PARTİ SAYISI 16'YA ÇIKTI
KKTC'de Yeni Parti'nin kurulmasıyla, halen
faaliyette olan siyasi parti sayısı 16'ya, Cumhuriyet Meclisi'nde
sandalyesi bulunan parti sayısı da 7'ye çıktı.
KKTC'de halen faaliyette olan partiler
şöyle:
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Ulusal Birlik
Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP), Barış ve Demokrasi Hareketi
(BDH), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP), Adalet ve Barış Partisi (ABP), Çözüm ve AB Partisi
(ÇABP), Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP),
Kıbrıs Adalet Partisi (KAP), Kıbrıs Sosyalist Partisi
(KSP), Bizim Parti (BP), Birlik Egemenlik Partisi (BEP), Özgürlük ve Adalet
Partisi (ÖAP) ve Yeni Parti (YP).'' Bağımsız Milletvekili Nuri
Çevikel'in Yeni Parti'ye katıldığının Cumhuriyet
Meclisi'nde okunmasından sonra, meclisteki sandalye
dağılımı ise şu şekilde olacak:
CTP 18, UBP 18, DP 5, BDH 4, TKP 1, BKP 1, YP 1,
Bağımsız 2.
MILLIYET 08/06/04
|
Talat'tan Annan'a bilgilendirme mektubu |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir mektup göndererek, raporunda bulunmayan KKTC'de Rum ve Maronitler lehine gelişmelere, geçişlerle ilgili kolaylıklara, kayıplar konusunda Türk tarafının katkı yapmaya hazır olduğuna dikkat çekti. Talat,
mektubunda, son zamanlarda, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan
Kıbrıslı Rum ve Maronit çocukların eğitimine ve
Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki
karşılıklı geçişlere ilişkin KKTC hükümeti
tarafından alınan yapıcı önlemler hakkında Annan'a
bilgi verdi. |
|
HURRIYET
08/06/04
|
Serdar Denktaş'tan AP Başkanı Cox'a mektup |
|
|
KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Pat Cox'a bir mektup göndererek, Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türklerin hakkı olan 2 sandalyeye Rumların oturmasının engellenmesini istedi. Denktaş,
mektubunda, Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara
açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını
söylemektir ifadesini kullandı. Mektubunda,
Kıbrıs'ta gelinen aşamayı anlatarak, 24 Nisan referandumunda
Kıbrıslı Türklerin evet Rumların ise 'hayır
demelerine rağmen Rumların AB üyesi olduğunu, Türklerin ise
AB'de hiçbir temsiliyet hakkı elde edemediğini kaydeden
Denktaş, bu durumun uç noktada bir anomali örneği olduğunu ve
ahlaki olarak da siyasi olarak da kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Mektubunda, 13
Haziran'da AP seçimlerinin yapılacağına dikkat çeken
Denktaş, eğer Annan Planı hayata geçmiş olsaydı
Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıs'ın sahip olacağı 6 sandalyeden ikisini doldurmuş
olacağını anımsatarak, Türklerin aksine planı
reddeden Rumların 6 sandalye üzerinde de hak iddia ederek bunları
da doldurmak niyetinde olduklarına işaret etti. Kıbrıslı
Rumların 200 bin Kıbrıs Türkünü temsil etmediğini
vurgulayan Serdar Denktaş, bu iki sandalyenin Kıbrıslı
Türklere ayrıldığını, ancak AB
müktesebatının Kuzey'de uygulanmadığını,
Rumların, Türklerin katılmayacağı bir seçim sürecinde
Türklere ait bu iki sandalyeyi de dolduracaklarını, bunun ise kabul
edilemez bir durum olduğunu belirtti. Bakan
Denktaş, bu gerçeğin, Rumların parlamentoda 6 sandalyeyle
temsil edilmesini engellemeye yeterli olduğunu düşündüğünü
ifade ederek, adadaki Rum nüfusunun ancak 4 sandalyeyle temsiliyeti
gerektirdiğini kaydetti. AB'nin adada
kalıcı çözüm istediğiyle ilgili şüpheleri
bulunmadığını, ancak bugüne kadar izlediği
politikaların arzulanan sonucu getirmediğini belirten Denktaş,
geçmişte de izlenen bu politikaların adayı bölebileceği
yönünde uyarıda bulunduklarını ve maalesef Rumların
referandumda 'hayır' oyu vermeleriyle öngörülerinin
haklılığının ortaya
çıktığını dile getirdi. Serdar
Denktaş, AB'nin Kıbrıs'la ilgili politikalarını
süratle gözden geçirmesi gerektiğine inandığını
belirterek, Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara
açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını
söylemektir ifadesini kullandı. Denktaş,
hükümeti ve halkı adına AB'ye, adada kalıcı bir çözüme
ulaşılana kadar Rumların, yasal ve demokratik olarak
Kıbrıs Türküne ait olan söz konusu sandalyeleri işgal etmemesi
için gerekli önlemleri alması çağrısında bulundu. (aa) |
|
HURRIYET
08/06/04
|
KKTC'de üçlü koalisyon toplantısı yarın |
|
|
KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (DP) ile Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin azınlığa düşmesiyle ortaya çıkan hükümet sorununa hafta içinde yeni bir formülle çözüm bulunması bekleniyor. Meclis'te
grubu bulunan partiler arasında yoğun temaslarla nabız
yoklamaların ardından, koalisyon ortakları CTP ve DP ile
muhtemel yeni ortak Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH)
yarın üçlü bir toplantı yapması planlanıyor. BDH'nin gerek
CTP, gerekse DP ile son görüşmelerinde ağırlıkla gündeme
gelen üçlü koalisyon ihtimalinin ortak toplantıda şekillenmesi
bekleniyor. Başkanlar
düzeyinde yarın öğle saatlerinde yapılması planlanan
toplantıda, Brüksel ziyareti için KKTC'den ayrılacak olan CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, Merkez Yönetim
Kurulu üyesi ve Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk
temsil edecek. Talat
başkanlığında yaklaşık 6 ay önce, 50 üyeli
mecliste 26 çoğunlukla kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti, önce DP'den 2,
ardından da CTP'den 1 milletvekilinin istifasıyla
azınlığa düşmüştü. Ağırlıklı
ihtimal olarak gündeme gelen, BDH'nin de katılımıyla üçlü
koalisyonun kurulması halinde, hükümetin 50 sandalyeli Meclis'teki
çoğunluğu 27'ye ulaşacak. (aa) |
|
HURRIYET
08/06/04
Acı
kahve tadında Kıbrıs tatili
Arzu ÇAKIR
Kıbrıs'taki kısa tatilimden kafamda koca bir soru işaretiyle döndüm. Kıbrıslı Türklerle, Türkiyeli Kıbrıslılar arasında uçurum mu var? Türkiyeli turistlere 'mesafeli' davranan ada esnafı, 'yabancı' misafirlerine karşı çok daha 'sevecen'.
Türkiye'ye bir
türlü gelemeyen yaza küsüp, teselli olsun diye bu yıl deniz sezonunu
ailece KKTC'de açtık. İki günlük tatilimiz süresince
şaşırtıcı bir şekilde yalnızca iki
Kıbrıslı Türk'le karşılaştık. Biri Girne'de
yemek yediğimiz restorandaki şef garson, diğeri de dönüşte
bizi havaalanına bırakan taksi şoförüydü.
Kaldığımız otelin neredeyse tüm personeli (garson, kat
görevlisi, resepsiyonist), Girne'deki berber, bakkal hepsi Türkiyeli'ydi. Arada
bir Rumca konuşmalar duymasak Türkiye'nin Ege kıyılarında
sanabilirdik kendimizi.
Kıbrıslı
Türkler ne iş yapıyor diye sorduğum Kıbrıslı
taksi şoförü, Ada ülkelerinde genelde olduğu gibi burada da tek
geçim kaynağımız turizm diyor. Tek umutları Annan raporu.
Ambargo kalksın, turist gelsin, para kazanılsın.
YA PATLARSA!
Hizmet
sektöründe yalnızca Türkiye'den gidenlerin
çalıştığını görünce, bir turizm patlaması
yaşanması halinde KKTC'de nasıl bir manzarayla
karşılaşılacağını doğrusu merak ettim.
Ya Türkiye'den acilen turizm ve otelcilik eğitimi almış personel
isteyecekler veya bir kez gelen turisti bir daha gelmeye tövbe ettirecekler.
Biz henüz tövbe
etmiş değiliz, ama bir daha KKTC'ye gitmemiz için ciddi bir
nedenimizin olması gerekecek. Neden mi?
Akşam
yemeği için Girne'de bir balık restoranına gitmek
istediğimizi söylediğimiz resepsiyon görevlisi bize bir yer tavsiye
etti. Önerdikleri yere otelden yapılan rezervasyonla gittik. Limandaki
sıra sıra restoranlardan bir tanesi. Balık çeşitlerini
saydılar ve biz de bir laos, bir çipura ve bir levrekte karar
kıldık. 20 dakika sonra masamıza iki çipura ve bir laos servisi
yapılınca, galiba bir yanlışlık olduğunu bir
tanesinin levrek olması gerektiğini hatırlattık. Genç
garson hemen arkasında duran şefine döndü ve aynı
hatırlatmayı yaptı. Orta yaşın üzerindeki şefin
söyledikleri karşısında biz küçük dilimizi yuttuk: Levrek
kalmadı, çipura da iyidir!
Şef garson
hazretleri kendi kendine benim ne yiyeceğime karar vermişti.
Bıraksaydınız da ben karar verseydim ne yiyeceğime
dedimse de çipurayı yedim. Ardından söylediğimiz iki orta kahve
de sade gelince, iki günlük tatilimizi zehir etmeyelim, efendilik bizde
kalsın diyerek koşar adım uzaklaştık oradan.
AYRIMCILIK
Hani arka
masamızda oturan iki Rum çiftle sohbetlerini ve bulunduğu
ikramları görmesek şefin davranışını masumane bir
kusur olarak kabul edeceğiz. Ancak bu durumda tek aklımıza gelen
en azından bu yerde turist ayrımcılığı
yapıldığı oldu.
Sonra bizi
otelden Girne'ye götüren Trabzon asıllı servis şoförünün
sözlerini hatırladık. KKTC vatandaşı olan şoför, 19
yıldır yaşadığımız mahallede,
Kıbrıslı Türk komşularımızla birbirimizin bir bardak
çayını bile içmedik. Bize mesafeli duruyorlar diye
dışlanmaktan şikayet etmiş, Antakyalı berber de benzer
sıkıntıları dile getirmişti.
Rahatsız edici bir soru ama, Kıbrıslı Türkler bizi sevmiyor
mu acaba?
HURRIYET 08/06/04
Rumlarla
Gümrük Birliği'ne hazırlık
Dışişleri
Bakanı, 'Rumları Gümrük Birliği dışında
bırakmaktan kaynaklanan sorunları aşacak adımı
bugünlerde atacağız' dedi
08/06/2004
RADIKAL
KÂHİRE -
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hükümetin AB ile mevcut
Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti'yle de imzalamak için formül arayışında
olduğunu açıkladı. Mısır'ın başkenti
Kâhire'deki temasları sırasında Radikal'in sorularını
yanıtlayan Gül, Gümrük Birliği konusunda Güney Kıbrıs'la ortaya
çıkan pürüzün yakında giderileceğini söyledi. Türkiye'nin Gümrük
Birliği anlaşmasını 1 Mayıs 2004'te üye olan 9 ülkeye
genişletmesi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni dahil etmemesi siyasi ve
hukuki bir tartışma başlatmıştı.
Gül, şöyle konuştu:
"Bu konuda arayış devam ediyor. Rum tarafına bu kozu
vermeyeceğiz. Doğru adımı atmak için formül arıyoruz.
Sanırım bugünlerde belli olur"
Gül, bu konunun önceki gün AB Genişleme Sorumlusu Günter Verheugen ile
yaptığı telefon görüşmesinde gündeme gelip gelmediği
sorusuna ise "Türkiye-AB ilişkilerinin pek çok boyutu
konuşuldu" yanıtını verdi ve doğrulamaktan
kaçındı.
Gül'ün bu açıklamasının KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat'ın önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmesi
ardından yapılması da dikkat çekiyor.
Dışişleri Bakanı'nın Kâhire'deki temaslarındaki
ağırlık da Kıbrıs oldu.
Gül, gerek Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, gerekse Arap
Birliği Genel Sekreteri Emir Musa ile yaptığı
görüşmelerde KKTC üzerindeki siyasi ve ekonomik ambargonun
kırılması için destek istedi.
KKTC'nin İslam Konferansı Örgütü'ndeki 'Kıbrıs Müslüman
Toplumu' namına gözlemci statüsünün 14-16 Haziran İstanbul
toplantısında Annan Planı'ndaki gibi 'Kıbrıs Türk
Devleti' namına gözlemci statüsüne yükseltilmesi için
çalışıldığını söyleyen Gül, şöyle devam
etti:
Uygun ortamı
bekliyor
"Biz şu anda tanınması için çalışmıyoruz.
Annan raporu çerçevesinde hareket ediyoruz. Ne kadar makul gidersek o kadar
kazandığımız görülüyor. Gerçekçi olmak lazım. Sonuç
almak için raporu iyi değerlendirmek lazım. Olmayacak bir zamanda
kabul edilmesi zor taleplerle ortaya çıkarsak adım atmak isteyen
dostlarımızı da zor durumda bırakırız,
engelleriz. Şu aşamada, 'tanıyın' demek sonuç
alıcı olmuyor."
Dışişleri Bakanı'nın 'Kıbrıs
Rumlarının eline koz vermeme' ve
'Verilebilecek olanı isteme' taktiklerinin hangi noktadan sonra
Kıbrıs Türkleri ve Türkiye çıkarlarına halel
getireceği hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru. Gül ise şu ana
dek izlenen siyasetin sonuç getirdiğinde ısrarlı. Gül, AKP
hükümetinin Kıbrıs siyasetinin izlediği çizgiyi şöyle
tanımlıyor:
· Şimdiye dek
siyasetçiler risk alamadı, sorumluluk alamadı. Hükümetler,
sorumluluğu paylaşmak, dağıtmak istediler. Hem yetki
kullanacaksınız hem sorumluluk almayacaksınız. Bu olmaz.
Nitekim olmadı. Biz tersini yaptık. Siyasi sorumluluk aldık ve
riskini de üstlendik.
· İşi
üstlenir üstlenmez Dışişleri ve Genelkurmay'ın birlikte
çalışmasını istedik. Şimdiye dek hep ayrı
dosyalar hazırlanmış, sonra bunların birleştirilmesi
istenmiş. Oysa ayrı dosyalar gelince her kurum ister istemez, kendi
dosyasında ısrar ediyor, sonuç çıkmıyor. Oysa bu kez
hazırlık aşaması belki daha zor oldu ama sonuçta ortaya tek
dosya, tek görüş çıktı.
· Siyasi
kararlılığımızı baştan itibaren gösterdik.
Hem içeride hem dışarıda aynı şeyi söyledik.
Uzlaşmayan taraf olmayacağımızı,
bir adım önde olacağımızı söyledik. Neticede,
Kıbrıs'ta iki toplumun birlikte yaşamak istemediğini ve
egemenlik paylaşmak istemediğini söyleyen, böyle söylediği
tescil edilen taraf Türk tarafı değil, Rum tarafı oldu. Bundan
sonra ne olacağını zaman gösterir.
Belki Rum tarafı AB sistemine girdikçe kuzeyle birleşme fikrinden
tamamen uzaklaşacak. Belki o zaman anlaşarak ayrılmak
isteyecekler. Belki de birleşmek isteyecekler.
Her iki durumda da Kıbrıs Türklerinin haklarının
korunması ve güçlendirilmeleri gerekiyor. Bunun için
çalışıyoruz.
Rumların
'devlet' paniği
KKTC'nin
İKÖ'de 'Kıbrıs Türk Devleti' diye anılması
beklenirken, Atina ile Rumlar telaşlı. Moliviatis, Arap elçilerle
görüştü. Yakovu, 'İKÖ bu ifadeyi kullanamaz' dedi
08/06/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs'ta referandumların ardından
Ankara'nın kısa vadede Kıbrıslı Türklere tecridin
kalkması ve uzun vadede KKTC'nin tanınmasının gündeme
gelmesi çabaları çerçevesinde İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
nezdinde atağa kalkmasından, Yunan ve Rum tarafı rahatsız.
14-16 Haziran'da İstanbul'da yapılacak İKÖ
Dışişleri Bakanları toplantısında, KKTC'nin
Rumların reddettiği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
planındaki 'Kıbrıs Türk kurucu devleti' ifadesiyle
anılması hedefleniyor. Bu gidişat, Atina ile Rum Yönetimi'nde
telaş yarattı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis dün İKÖ
üyesi 12 Arap ülkesinin (Suudi Arabistan, Lübnan, Fas, Cezayir, Tunus,
Mısır, Ürdün, Suriye, Kuveyt, Filistin, Irak, Libya) büyükelçi ve
maslahatgüzarlarıyla görüştü. Moliviatis, Arap ülkelerinin
İstanbul'daki İKÖ toplantısında KKTC'nin özellikle
'ismi'yle ilgili niyetleri hakkında nabız ölçtü.
'Gül tehdit edecek'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Simerini gazetesine
verdiği demeçte Ankara'ya çıkıştı. Yorgos Yakovu,
"İstanbul'daki İKÖ toplantısının
başkanlığını Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül yapacak. İKÖ'de kararlar oybirliğiyle alınır.
Gül, istediği olmazsa başka hiçbir kararı da kabul
etmeyeceğini söyleyerek, katılımcı ülkeleri tehdit
edebilir" dedi.
'Plan kabul edilmedi
ki'
İKÖ toplantılarında 'Kıbrıs Türk Müslüman cemaati'
adıyla gözlemci sıfatıyla katılan KKTC'nin Annan
Planı'nda belirtilen 'Kıbrıs Türk kurucu devleti' adıyla
kabul edilmesi ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Rum Yönetimi
bakanı, Annan Planı'nın kabul edilmediğini
hatırlatarak şu çıkışta bulundu: "İKÖ böyle
bir durumda bile Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin
Kıbrıs Türk kurucu devleti ifadesini kullanmalıdır."
'Devlet ifadesi
kritik'
'Devlet' kelimesinin farklı yorumlanmasından endişe
duyduğunu söyleyen Yakovu, "Amerika Birleşik Devletleri ile
sözgelimi İsrail devletindeki devlet kelimesi çok
farklıdır" dedi. İKÖ'nün KKTC hakkında
alacağı muhtemel bir kararı küçümsemek amacıyla "Bu
örgütün uluslararası siyaset sahnesinde özellikle bir
ağırlığı yok" diyen Yakovu, Gül'ün
İstanbul'daki toplantıyı iç tüketim malzemesi olarak
kullanıp büyük bir diplomatik başarı olarak göstereceği
iddiasında bulundu. Rum bakan, "Gül'ün bir oyunu ile karşı
karşıyayız" ifadesini kullandı.
İrlanda'dan
kuzeye müjde
08/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - AB Dönem
Başkanı İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean Whelan,
hükümeti "Kıbrıs'ta çözüm için çok zekice bir siyaset
izlediniz" sözleriyle övdü. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün
akşam AB ülkelerinin Ankara büyükeçilerine verdiği yemeğe
katılan Whelan, Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için
Türkiye'nin gösterdiği çabaların Avrupa Komisyonu tarafından
takdirle karşılandığını belirtti. Whelan,
"Kıbrıs'ta Türk toplumunun tecrit edilmesine son vermek ve adada
tam birleşmeyi sağlamak için kuzeye yönelik ekonomik ambargonun sona
erdirilmesi konusundaki kararlılığımızı bir kez
daha dile getiriyoruz" dedi. İrlandalı elçi, Kuzey
Kıbrıs'ın tecrit politikasından kurtulması için
komisyonun üzerinde çalıştığı önlem paketini de
gelecek günlerde açıklayacaklarını kaydetti.
KKTC'yi
Rumlar gezdirecek
08/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın raporunda Kıbrıslı Türklere tecridin
kalkması çağrısı yapması ve AB ile ABD'nin bu yöndeki
hazırlıklarına koşut olarak, adanın kuzeyinde en
azından turistik hareketlenme ufukta gözüktü. Kıbrıslı Rum
turizmciler, özellikle Avrupa ülkelerindeki büyük acentelerden gelen
baskılara boyun eğerek seyahat programlarına KKTC'yi de ekledi.
Rum Kesimi'nde KKTC'yi de içeren Kıbrıs turlarını ilk
olarak Aeolos Travel
adlı şirketin başlatacağı belirtildi. Yabancı tur
operatörlerinin baskıları karşısında KKTC'yi de içeren
programlar hazırlamaktan başka çareleri
kalmadığını söyleyen Rum turizmciler, "Bu konuda
artık geri dönüş yapamayız" diye konuşuyor.
KKTC'yi de içeren programları sadece 'Kıbrıs Turizm
Teşkilatı'ndan (KOT) çalışma izni olan acentelerin
yapabileceklerini kaydeden Rum turizmciler, KKTC'ye geçecek her turistik
otobüse 'hiç konuşmaması' kaydıyla bir Kıbrıslı
Türk mihmandarın refakat etmesini kararlaştırdı.
'Altından tuzak
çıkabilir'
Kıbrıslı Rum turizmcilere göre, KKTC'ye turlar şöyle
'tuzaklar' gizliyor: Çokuluslu sigorta şirketlerinin KKTC'ye geçecek
turistleri Türkiye'deki şubeleri aracılığıyla sigorta
ettirebilmelerine rağmen, en ufak bir trafik kazası bile Rum Yönetimi'nin
başına dert açacak. Bir turist otobüsünün kaza yapması halinde
sigorta şirketleri KKTC mahkemelerine başvuracak. Bu da 'KKTC'nin
tanındığı' anlamına gelerek. Davalar 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' mahkemelerinde açılsa bile sorun bitmiyor. O zaman da
şahit olarak KKTC vatandaşı doktor, polis ve bilirkişilerin
dinlenmesi gerekecek. Bu da Kıbrıs Rum Yönetimi için 'KKTC'nin
dolaylı tanınması' anlamını taşıyacak.
De Soto'dan
Kıbrıs brifingi
08
Haziran, 2004 21:24:00 (TSİ) CNN TURK
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel
Temsilcisi Alvaro De Soto, Genel Sekreter'in Kıbrıs'ın
birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi niyet misyonu başlatmak için
herhangi bir temel görmediğini söyledi.
BM Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs konusunda brifing veren De Soto, 24
nisanda yapılan referandumlarda Rumların 'Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni öngören planı reddettiklerini, Türk tarafının ise
aynı plana 'evet' dediğini hatırlattı.
De Soto, ''1999'dan bu yana yürütülen gayretlerin amacı her iki taraftaki
halkların kararıyla bir çözümün sağlanmasıydı.
Şimdi bu konuda karar verildi ve herkes buna saygı duymalı''
dedi.
Kıbrıs'ın hala bölünmüş kalmakla birlikte, yapılan
müzakereler yoluyla büyük bir anlaşmanın
sağlandığının altını çizen de Soto, bu
ilerlemenin, gelecekteki bir uzlaşma ve birleşme amacıyla
canlı tutulması çağrısında bulundu.
"Rumların
neden 'hayır' dediğini anlamamız lazım"
Kıbrıslı Rumların, gelecek aylarda bu sürecin
sonuçları üzerinde düşüneceğine dair ümidini ifade eden de Soto,
''Rumların neden güçlü bir şekilde hayır dediklerinin
sebeplerini ve Rum kesiminin gelecek için nasıl bir yol gördüğünü
daha iyi anlamaya ihtiyacımız var,'' diye konuştu.
Türklerin
tavrı memnuniyet verici
Annan'ın, planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin
tavrını ve birleşme yönündeki iradesini memnuniyetle
karşıladığını kaydeden De Soto, ''bunun sadece
Kıbrıs sorununa çözüm için bir iyi niyet ifadesinden öte bir durum
olduğunu, Kıbrıs Türklerinin ayrı egemen bir devlet
olmaarayışından açıkça vazgeçtiğini'' söyledi.
De Soto, bunun son 20 yılı aşkın süre boyunca takip edilen
siyasetten bir dönüş olduğunu ifade etti.
Genel Sekreter'in gayretlerine tam destek veren Güvenlik Konseyi'nin,
Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamalar ve
engelleri kaldırması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi
gerektiğini belirten de Soto, bunun KKTC'nin tanınması ya da
ayrılığa yardım etmek anlamında değil,
uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla
yapılması gerektiğini vurguladı.
Denktaş: "ABD, KKTC'nin tanınmasına
karşı"
08 Haziran, 2004 17:37:00 (TSİ) CNN TURK
32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın
sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş çarpıcı açıklamalarda bulundu. Denktaş,
ABD'nin KKTC'nin tanınmasına karşı olduğunu ileri
sürdü.
Mehmet Ali Birand'ın "İslam ülkeleri Kıbrıs'ı
tanımaya çalışıyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz?"
sorusu üzerine Denktaş, "böyle birşey yok. Amerika diğer
ülkelere mektup yazıp KKTC'yi tanımayın dedi"
açıklamasını yaptı.
Manşet
bugün DGM'leri tartıştı
Mehmet Ali Birand bugünkü Manşet programında İstanbul
Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Adem Sözüer ve DGM eski savcısı
Talat Şalk'ı ağırladı.
Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan Sözüer ve
Şalk, DGM konusuna açıklık getirdi.
Sözüer:
"Tabela değiştirmekle hukuk olmaz"
İ.Ü Öğretim Üyesi Doç. Adem Sözüer DGM'lerin adil yargılama
yapmadığı gerekçesiyle anayasadan
çıkarıldığını vurguladı. Sözüer
"tasarıyla DGM'lerin sadece tabelaları değiştiriliyor.
Yasalaşırsa AİHM'den öyle çok ihlal kararı çıkacak ki
hükümete çağrıda bulunuyorum şimdiden bütçeye para koysun"
dedi.
Doç. Sözüer "Türkiye'de hala benim mahkemelerin olsun, hizaya çekmek
istediğim insanları burada yargılarım
mantığında olanlar var. Devletin güvenliği böyle
sağlanmaz. Normal mahkemeleri suçlara göre görevlendirmek yeterlidir"
diye konuştu.
Şalk:
"DGM'lerin yerini alacak ihtisas mahkemeleri kurulmalı"
DGM eski savcısı Talat Şalk DMG'lerin yargılama usülleri
ile normal mahkemeler arasında bir fark kalmadığını,
onun için de DGM'lerin istisas mahkemesine dönüşmesi gerektiğini
söyledi.
Şalk, "DGM'lerin yerini alacak ihtisas mahkemeleri kurulmalı.
Müstakil bir mahkeme olmalı. Aslında DMG'lerin yargılama
usülleri ile normal mahkemeler arasında bir fark kalmadı. Onun için
bu mahkemeler istisas mahkemesine dönüşmeli" diye konuştu.
|
Denktaş:
ABD tanınmayı engelliyor |
|
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş, ABDnin İslam ülkelerine mektup göndererek İKÖ
zirvesinde KKTCnin tanınması yönünde adım
atılmamasını istediğini söyledi. |
|
|
|
NTV |
8 Haziran 2004
Denktaş,
Washington yönetiminin bu yaklaşımının kabul edilemez
olduğunu belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş NTVye yaptığı açıklamada İslam
Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin Ciddede yapılan toplantıda
KKTCyi Kıbrıs Türk Devleti olarak ifade etme kararı
aldıklarını hatırlattı.
Denktaş, İstanbulda yapılacak
İKÖ zirvesinde bu yönde karar alma eğiliminin ağır
bastığı sırada ABDnin İslam ülkelerine mektup
yazdığına dikkat çekti.
Mektupta ABDnin KKTCnin tanınması yoluna
gidilmemesini istediğini belirten Denktaş, bu girişimle
Kıbrıs Türklerinin yolunun tıkandığını
söyledi.
Talatın
formülü CTP-DP-BDH
KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat, kedisine en yakın hükümet formülünün Cumhuriyetçi Türk Partisi,
Demokrat Parti ve Barış ve Demokrasi Hareketi üçlü koalisyonu
olduğunu söyledi.
8 Haziran 2004
NTV- Talat,
düzenlediği basın toplantısında, gelecek günlerde hükümet
sorununun halledileceğini kaydetti.
KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat, mecliste bulunacak hükümet formülünün CTP-DP-BDH formülü
olduğunu ifade etti. Talat, BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncının dışişleri
bakanlığını istediği yönündeki bir soru üzerine,
kendisinden böyle bir talep gelmediğini söyledi.
TALATIN BRÜKSEL PROGRAMI
Yarın Brüksele gidecek olan Talatın
Avrupa Birliğinin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugenle
görüşmesi bekleniyor. Talat Perşembe günü de Strasbourgda Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı ile bir araya gelecek ve
Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhindeki
başvurularını KKTCde kurulan tazmin komisyonuna
yönlendirilmesini isteyecek. Talat, 11 Haziran Cuma günü de Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Walter Schwimmerle görüşecek.
Talat-Erdoğan
görüşmesi masaya yatırıldı
Başbakan
Mehmet Ali Talat, önceki sabah ani bir kararla gittiği İstanbulda
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla yaptığı
görüşmenin ardından ülkeye dönüşünde yaptığı
açıklamada Türkiye hükümet yetkilileriyle her düzeyde sürekli temasta
olduklarını söyledi.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanla da sürekli şekilde telefonla görüşerek
durum değerlendirmesi yapmakta olduklarını, bu kez yüz yüze
gelerek değerlendirme ihtiyacı doğduğunu kaydeden
Başbakan Talat, Bunu fırsat
bilerek sayın Erdoğanla Pazar gününü değerlendirdik. Çok
yararlı bir görüşme oldu. Her şeyi konuştuk. Gelinen
noktadaki şartları, ne gibi açılımlar
yapabileceğimizi, önümüzdeki tehlikeleri ve fırsatları birlikte
değerlendirme fırsatı bulduk dedi.
Bu
temasların devam edeceğini, gerektiğinde Başbakan
Erdoğanla yeniden bir araya gelebileceklerini, bunun çok doğal
olduğunu, bu nedenle ziyaretinin olağanüstü bir özelliği
olmadığını ifade eden Başbakan Talat, Hafta içinde
ikimizin de çok yoğun gündemi olduğu için Pazar gününü
değerlendirelim istedik. Oldukça yararlı bir görüşme
yaptık şeklinde konuştu.
Başbakan
Erdoğanın İKÖ ile ilgili açıklamasını da
değerlendiren Talat, İKÖnün Ciddede gerçekleştirilen
toplantısında Kıbrıs Türk halkının artık
cemaat olarak değil Annan Planında ifade edildiği
şekliyle Kıbrıs Türk Devleti olarak İKÖye gözlemci üye
olmasına ilişkin bir karar alındığını, hatta
bir tasarı hazırlandığını anımsatan Talat,
Başbakan Erdoğanın açıklamasında buna dikkat
çektiğini söyledi.
Toplumda
referandumda kabul edilen Anayasanın yürürlüğe konması ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin adının Kıbrıs Türk
Devleti olarak değiştirilmesi konusundaki çağrıların çoğalmasına ilişkin bir soruyu
da yanıtlayan Talat, anayasa ve Kıbrıs Türk Devleti isminin
Annan Çözüm Planının bir parçası olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk halkının
yüzde 65 oyuna karşılık, Rumların planı reddetmesiyle
bunların yürürlüğe girmediğini anımsatan Talat, kendi
bakış açısından bunun yararlı bir adım olarak
değerlendirilebileceğini, ancak hukuki açıdan bir yorum
yapamayacağını söyledi.
Talat,
bunu yapmadan önce hukuksal ve bilimsel olarak ne getirir, ne götürür çok iyi
değerlendirmek gerektiğine dikkati çekti.
DENKTAŞ:
TALATIN İSTANBUL ZİYARETİ TUHAFIMA GİTTİ
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talatın önceki gün aniden
İstanbula giderek Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanla görüşmesiyle ilgili olarak, İstişare ederek gitmesi lazım, biraz
tuhafıma gitti dedi.
Bir
kabulünde konuyla ilgili açıklama yapan Cumhrubaşkanı
Denktaş, şunları söyledi:
Başbakan
gidiyor, mal-mülk konusunda ne yapılacak diye Türkiye ile
konuşuyor...Hükümet başkanı olarak hakkıdır ama burada
benimle, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek gitmesi
lazım. Temel konularda öneri götürecekse Mecliste bile bunu
tartışarak götürmesi lazım. Gidip ne konuştığunu
ben bilmiyorum. Ansızdan bakarsınız Türkiye ikna edilir,
Başbakan istedi diye brişey kabul edilir, ondan sonra biz burada
birbirimize düşeriz... Doğru değil, biraz tuhafıma
gitti...
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başbakan Talatla
Cumhurbaşkanlığında öğle yemeğinde biraraya
geleceklerini de söyledi.
DENKTAŞ,
TALATLA ÖĞLE YEMEĞİNDE BİR ARAYA GELDİ
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talatla öğle yemeğinde
bir araya geldi.
Türkiyenin
Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güvenin de hazır bulunduğu yemekte,
Cumhurbaşkanı ile Başbakanın Kıbrıs konusu ve
hükümet sorunu gibi konuların ele alındığı
öğrenildi.
Başbakan
Talat, saat 12.35te Cumhurbaşkanlığına gelişinde TAK
muhabirinin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanıyla çok düzenli olmasa da pazartesi günleri
görüştüğünü, bunun da haftalık görüşmelerden biri olduğunu
kaydeden Talat, Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güvenin de katılacağı
yemekte Türkiyede Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla
yaptığı görüşmeyle ilgili bilgi de vereceğini söyledi.
Talat, yemeğe Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaşın da katılacağını belirtti.
HALKIN SESI 08/06/04
Gözler BM
Güvenlik Konseyi'nde
Güvenlik
Konseyi, bugün 17.00deki toplantısında, raporları ele alacak.
Toplantıda, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Özel Temsilcisi Alvaro
de Sotonun brifing vermesi bekleniyor.
Diplomatik
kaynaklar, brifinge Genel Sekreterin ya da Yardımcısı Kieran
Prendergastın da katılabileceğini belirtiyorlar. Konsey, daha
sonra kapalı oturumda Annanın raporlarını
değerlendirecek.
Toplantıda
bugün herhangi bir karar alınması beklenmiyor. Konsey, UNFICYPin görev süresinin sona
ereceği 15 Hazirandan önce Annanın raporu doğrultusunda bir
karar kabul edecek. Bu konudaki tasarının Cuma günkü toplantıda
ele alınması bekleniyor.
Annan,
raporunda, Güvenlik Konseyinin BM Gücünün görev süresini önceden olduğu
gibi 6 aylık dönemler halinde 15 Aralık 2004e kadar uzatması
önerisinde bulunmuş, ortaya çıkan yeni durum dolayısıyla
barış gücünün görev yönergesinin gözden geçirilmesi için bir
çalışma başlatılmasını ve bunun 3 ay içinde
tamamlanmasını istemişti.
BM
Genel Sekreterinin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılması çağrısı yaptığı
raporunun ardından Konseyin tutumu da bu dönemde ortaya çıkacak.
Dengelerin
önemli olduğu Güvenlik Konseyinin beklenildiği üzere bir karar kabul
etmemesi ve bir başkanlık ya da basın açıklamasıyla
yetinmesi olasılığı bulunuyor.
Önceki
dönemlerde veto yetkisini kullanan Rusyanın yine kararı etkilemesi
olasılığı bulunurken, Kıbrıs konusunda
başrol oynayan ABD ve İngiltere gibi ülkelerin tutumları ve
ulusal düzeydeki girişimleri önem kazanıyor.
Konsey, beklendiği gibi bir
karar kabul etmese bile, Annan Raporu kendi başına
Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesinin
haklılığını göstermesi ve lehlerine güçlü unsurlar
sunması açısından yeterli bir kazanç olarak kabul ediliyor
YENIDUZEN
08/06/04
Talat
gidiyor
Sabah
05.00de KKTCden ayrılacak olan Talat, İstanbul üzerinden Brüksele
gidecek ve ardından Strasbourga geçecek.
Başbakan Talatın Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı ve diğer yetkililerle görüşmesi planlanıyor.
YENIDUZEN
08/06/04
Türkiye,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni gümrük birliği kapsamına
almalı
AB Komisyonu,
AKP hükümetine mektup gönderdi:
Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye'den "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ile gümrük birliğini başlatmasını talep
etti.
AB Komisyonu,
Türkiye'nin Brüksel'deki daimi temsilcisi büyükelçi Oğuz Demiralp'a
hükümete iletilmek üzere verdiği mektupta, gümrük birliği
uygulamasına ilişkin anlaşmanın AB üyesi olan Güney
Kıbrıs için de geçerli olması gerektiğini bildirdi.
Türkiye AB
genişlemesinin ardından birlik ile arasında yürürlükte olan
mevzuatta paralel düzenlemelere gitti.
Bu kapsamda
Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin uygulanmasına
ilişkin kararnamede değişiklik yapan Bakanlar Kurulu
kararı, 12 Mayıs'ta Resmi Gazete'de yayımlandı.
Gümrük
birliği mevzuatına tabi olan AB ülkeleri listesine AB'nin yeni
üyeleri Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Malta,
Polonya, Slovenya ve Slovakya eklendi.
Ancak
Türkiye'nin resmen tanımadığı "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ne, AB üyesi olmasına rağmen listede yer verilmedi.
Türkiye, daha
önce de AB ile serbest dolaşım ve tarım ürünleri ticaretiyle
ilgili yönetmeliklerde, 1 Mayıs'tan itibaren AB üyesi olan yeni ülkeleri
de kapsayacak biçimde düzenlemeye giderken, Kıbrıs Rum yönetimini
dışarıda bırakmıştı.
KIBRIS 08/06/04
AB Komisyonu'ndan
olağanüstü seçim önerisi
Komisyon bu
öneriyi Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'ne, 10-13 Haziran 2004 Avrupa
Parlamentosu seçimlerinden önce bu yönde karar alması için sundu.
"AB
Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği" tarafından
yayımlanan bildiride şöyle denildi:
"Önerinin
amacı, kapsamlı bir çözüm halinde Kıbrıs Türk toplumu da
içinde olmak üzere tüm Kıbrıslıların seçme-seçilme
hakkının garanti edilmesidir. Avrupa Parlamentosu'ndaki
Kıbrıslı temsilcilerin dönemlerinin erken tamamlanması ve
dönemin geri kalan süresi için Kıbrıs genelinde olağanüstü bir
seçim yapılması önerilmektedir. Olağanüstü seçim 6 sandalyenin
tümü için geçerli olacaktır. Komisyon bu öneriyi, Avrupa Parlamentosu'nun
topluluğu meydana getiren devletlerin halklarından
oluştuğunu ve Avrupa parlamenterlerinin genel siyasal oy hakkı
ile seçilmesini öngören Birlik Temel Haklar Şartı'nı göz önüne
alarak yapmıştır. Komisyonun önerisi Kıbrıs sorununun
çözümü durumunda bu önemli konuda gerekli yasal kesinliği
sağlamayı amaçlamaktadır."
KIBRIS 08/06/04
|
Papadopulos: Annan iyi niyet misyonunun dışına
çıktı |
|
|
Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Papadopulos, Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik ifadesi ile iyi niyet misyonunun dışına çıktığını savundu. Papadopulos'a göre bu öneri, Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka da tamamen aykırı. Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
gönderdiği 7 Haziran 2004 tarihli mektubunda Annan'ın, Güvenlik
Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporuna yanıt verdi. |
|
HURRIYET 09/06/04
|
KKTC sandalyesine Rumları oturtmayın |
|
|
KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Pat Coxa bir mektup göndererek, Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türklerin hakkı olan 2 sandalyeye Rumların oturmasının engellenmesini istedi. Denktaş, mektubunda, Rumları çözüm için cesaretlendirmenin tek yolu onlara açıkça Türkleri temsil etme hakları olmadığını söylemektir ifadesini kullandı. Mektubunda, 13 Haziranda AP seçimlerinin yapılacağına dikkat çeken Denktaş, eğer Annan Planı hayata geçmiş olsaydı Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosunda Kıbrısın sahip olacağı 6 sandalyeden ikisini doldurmuş olacağını anımsatarak, Türklerin aksine planı reddeden Rumların 6 sandalye üzerinde de hak iddia ederek bunları da doldurmak niyetinde olduklarına işaret etti. |
|
HURRIYET 09/06/04
Rum lider Papadopulos'tan Annan'a mektup
Papadopulos Annan'a yanıt mektubunda, öneriye itirazlarını sıraladı
09 Haziran, 2004 21:43:00 (TSİ) CNN TURK
Papadopulos, Annan'ın, iyi niyet misyonunun
dışına çıktığını BM Güvenlik Konseyi
kararlarına ve uluslararası hukuka aykırı
davrandığını ileri sürdü.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'a gönderdiği mektubunda Annan'ın, Güvenlik Konseyi'ne
sunduğu Kıbrıs raporuna yanıt verdi.
Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Papadopulos,
Annan'ın, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine
yönelik ifadesi ile iyi niyet misyonunun dışına
çıktığını savundu.
"Bu
öneri uluslararası hukuka aykırı"
Papadopulos, bu önerinin Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası
hukuka da tamamen aykırı olduğunu vurguladı.
Papadopulos mektubunda, hem kendisinin hem de Rum tarafının iki
kesimli iki toplumlu federasyona bağlı olduğunu belirterek,
''böyle bir çözümün mevcut plana dayanacağını, ancak Annan
planının, Türkiye'nin, Kıbrıs'taki vatandaşların
etnik kriterler temelinde oluşturacakları iki ayrı egemenlik
politikasını gündeme getirdiğini'' kaydetti.
Papadopulos, yanıt mektubunda, Rum halkının 24 nisanda
verdiği 'hayır' yanıtının üç ana endişesine
atıfta bulunarak, Rum halkının duyduğu üç ana
endişenin, ''Türkiye kökenli KKTC vatandaşları, Türk askerinin
AB'ye üyelik sonrasında da daimi olarak kalacak olması ve Türkiye'nin
müdahale hakkının genişletilmesi'' olarak sıraladı.
"Beşinci
Annan Planı'nda Türkler karlı"
Referandumda 'hayır' yanıtı verenlerin yüzde 70'inin göçmenler
olduğuna işaret eden Papadopulos, Annan planının
beşinci versiyonunda Kıbrıslı Türklerin veya Rumların
değil sadece Türkiye'nin karlı çıktığı
görüşünü ileri sürdü.
Papadopulos
itirazlarını sıraladı
Papadopulos, temel itirazlarını şöyle açıkladı:
''temel itiraz, Annan'ın, Güvenlik Konseyi tarafından
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik
inisiyatifler üstlenilmesi çağrısı yapmasınadır. Bu
öneri Genel Sekreter'in iyi niyet misyonunun tamamen
dışındadır. Güvenlik Konseyi kararlarına ve
uluslararası hukuka tamamen aykırıdır. Güvenlik Konseyi
tarafından böyle bir şeyin benimsenmesi, tam bir paradoks
olacaktır. 'İşgal' bölgelerindeki hava ve deniz
limanlarının açılması fikirleri hukuki açıdan
temelsizdir.'' Papadopulos'un mektubu, BM Genel Kurulu'na dün resmi belge
olarak dağıtıldı.
BM
Güvenlik Konseyi Kıbrıs hakkındaki iki raporu görüştü
09 Haziran, 2004 07:21:00 (TSİ) CNN TURK
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dün Genel Sekreter
Kofi Annan tarafından Kıbrıs'la ilgili hazırlanan iki
ayrı raporu görüştü.
Raporlardan birinde, KKTC'ye yönelik izolasyonun sona erdirilmesi öneriliyor.
Diğeriyse, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev süresinin
uzatılmasını öngörüyor.
Konsey'in
izolasyonların kaldırılmasını öngören raporla ilgili
tutumu haftaya netleşecek
Görüşmelerin dünkü oturumunda raporlarla ilgili bir sonuca
varılmadı. Konsey'in izolasyonların
kaldırılmasını öngören raporla ilgili tutumu gelecek hafta
yapılacak oturumda kabul edilmesi bekleniyor.
Konsey cuma günü de Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün görev
süresinin uzatılmasıyla ilgili kararını verecek.
Talat'tan
Annan'a mektup
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da Annan'a bir mektup göndererek Türk
tarafının raporda yer almayan olumlu adımlarını
hatırlattı.
Talat, Rum ve Maronit çocukların eğitimi lehine gelişmelere,
geçişlerle ilgili kolaylıklara, kayıplar konusunda Türk
tarafının katkı yapmaya hazır olduğuna dikkat çekti.
Weston: Kıbrıs Türklerine kısıtlamalar
kaldırılmalı
Birleşmiş
Milletler (BM) Güvenlik Konseyi dün genel sekreter Kofi Annan'ın
Kıbrıs konusunda hazırladığı kapsamlı raporu
ve adadaki BM Barış Gücü (UNFICYP) ile ilgili raporunu görüştü.
ABD'nin
Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston, konseyin kapalı
kapılar ardında yaptığı toplantıdan sonra
gazetecilere, Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların
kaldırılması gerektiğini belirterek, bunun Türk
tarafının finansmanını üstlenmekten yakınan Rumlara da
yarar sağlayacağını söyledi.
Kıbrıs
Türklerinin tek yanlı adımlar attığını,
Rumların da dahil olduğu AB vatandaşlarının kuzeye
pasaportsuz geçişine ve Karpaz bölgesindeki Rum öğrenciler için
ortaokul açılmasına izin verdiğini kaydeden Weston, adım
atma sırasının Rumlarda olduğunu belirtti.
UNFICYP raporu
Kapsamlı
raporun yanı sıra Annan'ın BM gücüyle ilgili
hazırladığı raporu da ele alan konsey, cuma günü UNFICYP
ile ilgili özel bir oturum yapacak.
Konseyin, 15
Haziran'da görev süresi dolacak UNFICYP ile ilgili cuma günü bir karar
alabileceği bildiriliyor.
Adadaki
Barış Gücü'nün harcamalarının yüzde 27'sini
karşılayan ABD, Kıbrıs'ta ortaya çıkan yeni durumla
birlikte UNFICYP'in görev yönergesinin gözden geçirilmesi ve görev süresinin 3
aylığına uzatılması için baskı yapıyor.
Diğer
ülkeler, Barış Gücü'nün görev süresinin önceki dönemlerde olduğu
gibi 6 aylığına uzatılmasından yana tavır
sergilerken, Annan da raporunda, görev süresinin 6 aylığına
uzatılması önerisinde bulunmuş, ancak 3. ayda bir ara rapor
verilmesini tavsiye etmişti.
UNFICYP konusunda bir gözden geçirme çalışmasının kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.
KIBRIS 09/06/04
En makul
formül CTP-DP-BDH
|
AKINCI'NIN
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TALEBİNDEN HABERİM
YOK... Başbakan Talat, bu sabah başlayacağı
yurtdışı gezisi öncesinde dün Başbakanlık'ta
düzenlediği basın toplantısında, BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı'nın, hükümet
arayışlarına ilişkin görüşmeler sırasında
Dışişleri Bakanlığı'nın kendisine
verilmesine ilişkin taleplerde bulunduğu yolundaki haberleri de
değerlendirdi. Konuya ilişkin bir soruya yanıtında,
bundan haberi olmadığını belirten Talat, "Sayın
Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki Sayın Serdar
Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir talepte
bulunmadı" dedi "YAPILACAK
ÇOK İŞİMİZ VAR"... Basın
toplantısında iç ve dış politikada önemli süreçlerden
geçilmekte olduğuna, bugünden itibaren yeni bir safhaya
girileceğine dikkat çeken Başbakan Mehmet Ali Talat, bugün
gideceği Brüksel'de AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen'le, 11 Haziran'da da Strasbourg'da AİHM başkanı ile
görüşeceğini söyledi. Talat, AİHM başkanı ile
çözümün olmamasının ardından meydana çıkan yeni durumu
ele alacaklarını belirterek, "Bütün konular gündemimizde...
Geleceğe yönelik yapılacak çok işimiz var" dedi SİVİLLER
ASKERİ MAHKEMELERDE YARGILANMAYACAK"... Başbakan Talat,
sivillerin askeri suç işlememek şartıyla askeri mahkemelerde
yargılanmaması için hazırlanan değişiklik yasa
tasarısının Bakanlar Kurulu'na gönderildiğini belirtti.
Konuyla ilgili olarak askeri makamların da bilgisi bulunduğunu,
tasarının istişare edilerek
hazırlandığını vurgulayan Başbakan Talat,
"Bu konuda sorun yok" dedi. Talat, "Bundan böyle gazetelerde
yazılan yazılar nedeniyle sivil şahıslar tamamen askeri
suç işlememek kaydıyla askeri mahkemelerde yargılanmayacak"
diye konuştu Başbakan
Mehmet Ali Talat, hükümet sorununun giderilmesi için kendisinin birincil
tercihinin erken seçim olduğunu ve bunu daha önceleri bir çok kez dile
getirdiğini anımsatarak, ancak erken seçime gidilmeden hükümet
sorununun çözümünün sağlanması yönünde yürütülen çabalar
çerçevesinde en makul formülün, CTP-DP-BDH üçlü koalisyonu
olacağını belirtti. Başbakan,
bir gazetecinin BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı'nın, hükümet arayışlarına ilişkin
görüşmeler sırasında Dışişleri
Bakanlığı'nın kendisine verilmesine ilişkin
taleplerde bulunduğunu söyleyerek, bunu nasıl
değerlendirdiğini sorması üzerine, bundan haberi
olmadığını söyledi. Talat, "Bundan haberim yok.
Sayın Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki
Sayın Serdar Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir
talepte bulunmadı" dedi. Başbakan
Talat, referandum öncesinde düzenlemekte olduğu ve referandum
sonrasında ara verdiği haftalık basın
toplantılarına dün Başbakanlık Şeref Salonu'nda
düzenlediği basın toplantısıyla yeniden başladı. Bir saat
süren toplantıda bu sabah başlayacağı
yurtdışı gezisi ve iç konularda önemli açıklamalarda
bulunan Talat, uçağının sabah saat 05.00'te kalkacak
olması nedeniyle basın mensuplarını havaalanına
taşımak istemediğini belirtti. "Saat 05.00 çok insani bir
saat değil" diyen Talat, gerekli bilgileri vereceğini ve bugün
havaalanında açıklama yapmayacağını kaydetti. Başbakan
Mehmet Ali Talat, sivillerin askeri suç işlememek şartıyla
askeri mahkemelerde yargılanmaması için hazırlanan
değişiklik yasa tasarısının Bakanlar Kurulu'na
gönderildiğini belirtti. Konuyla
ilgili olarak askeri makamların da bilgisi bulunduğunu,
tasarının istişare edilerek
hazırlandığını vurgulayan Başbakan Talat,
"Bu konuda sorun yok" dedi. İç ve
dış politikada önemli süreçlerden geçilmekte olduğuna dikkat
çekerek basın toplantısına başlayan Mehmet Ali Talat,
referandumlarda Türk tarafının "evet", Rum
tarafının da "hayır" demesinin dünyayı
şaşkına çevirdiğini, yapılan
hazırlıkların ve taslakların hepsinin Rumların
"evet" ve Türklerin "hayır"ına göre
yapıldığını anlattı. Daha sonra BM
genel sekreterinin raporunun beklenmeye başlandığını
ifade eden Talat, "Rapor genel bir bakış açısıyla
son derece olumlu bir rapor" dedi. Raporun
Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin tutumunu
övdüğünü, Rum tarafının tutumunu ise şiddetle
eleştirdiğini kaydeden Başbakan Talat şöyle devam etti: "Raporun
daha vurucu unsurlar içermesi bizim arzumuz olabilir. Hatta bazı
boşluklarının ve bizim bakımımızdan
arzulanmayan bölümlerinin de bulunuşu söz konusu olabilir. Bütün
bunları tespit ettik, ediyoruz ve konuyla ilgili görüşlerimizi de
genel sekretere ileteceğiz." Genel olarak
ise raporun en vurucu bölümünün artık Kıbrıslı Türklerin
baskı altında tutulmasına ve izolasyonunun sürdürülmesine
mantıklı gerekçenin kalmadığı şeklindeki
başlangıç bölümü olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat,
aynı bölümde Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona
erdirilmesi çağrısının da bulunduğuna dikkat çekti. "40
yılda ilk kez ama geç" "40
yılda ilk kez böyle bir rapor yayınlandı" diyen Talat,
ancak geç kalındığı için özellikle AB ile ilgili yasal
bir takım düzenlemelerin ele alınmasının artık
mümkün olmadığını belirtti. Talat,
"Artık Kıbrıs'ı temsilen Rum tarafı AB üyesi.
Beğensek de beğenmesek de bu bir gerçek ve bu gerçeği geç
kalışımız nedeniyle engelleyemedik" dedi. Sonuç olarak
yaşananın yaşandığını ve Kıbrıs
Türkü'nün önüne bakmak durumunda olduğunu ifade eden Başbakan
Talat, geleceğe yönelik yapılacak çok iş bulunduğunun
farkında olduklarını kaydetti. Genel
sekreterin izolasyonların kaldırılma
çağrısının Kıbrıs Türklerinin bazı
işleri ileri götürmesine bağlı olarak sonuç verici
olacağını belirten Talat, "Biz izolasyonları tespit
edip her hususun ortadan kaldırılması için adımlar atmak
zorundayız. Atacak o kadar çok adım, yapacak o kadar çok
işimiz var ki bugün bunları yapabileceğimize dahi inanamayabiliriz"
dedi. Bugünden
itibaren yeni bir safhaya girileceğini belirten Başbakan Mehmet Ali
Talat, bugün Brüksel'e gideceğini ve orada AB genişlemeden sorumlu
üyesi Günter Verheugen'le görüşeceğini ifade etti. Yeniden
gözden geçirilen Yeşil Hat Tüzüğü ve konsey kararlarının
mimarlığını yapan Verheugen ile görüşmesinin
dışında teknik görüşmelerinin de olacağını
anlatan Talat, AB koordinasyon heyetinin başkanı Erhan Erçin'in de
kendisine eşlik edeceğini kaydetti. Bakanlıklardan
AB eğitim heyeti Bakanlıklardan
eğitim için oluşturulan bir grubun da Brüksel'de bulunduğuna
dikkat çeken Talat, grubun AB müktesebatına uyum
çalışmalarını yürütmek için gereken teknik
donanımı ve eğitimi almak için Brüksel'de bulunduğunu
vurguladı. Talat,
"Özellikle yaz aylarında eğitim amacıyla çeşitli
bakanlık birimleri ve kurumlardan kamu görevlileri Brüksel'e gidecekler.
Bu giden birinci grup. Temmuz ayı boyunca eğitim
çalışmaları devam edecek. Bir kısım eğitim
çalışması da Kıbrıs'ta sürecek" dedi. Başbakan
Talat, bütün bu çalışmaların AP seçimleri ve arkasından
geçecek süreç sonucunda sonbahardan itibaren, direkt fonların da
harekete geçişine kadar devam edeceğini söyledi. AİHM
başkanı ile görüşme AB ile
yapacakları çalışmadan sonra 11 Haziran'da AİHM
başkanı ile Strasburg'da görüşme yapacağını
vurgulayan Talat, AİHM başkanı ile çözümün
olmamasının ardından meydana çıkan yeni durumu
görüşeceğini belirtti. "Bütün
konular gündemimizde" diyen Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan
Planı ile çözülmesi öngörülen tüm hususlar ve 2001 yılında
gerçekleşen mahkumiyetin unsurlarının ortadan
kaldırılması çalışmalarıyla ilgili atılan
adımları anlatacağını ifade etti. Talat,
"Önümüzdeki günlerde Kıbrıslı Türklerin insan hakkı
ihlali ile suçlanmayacakları ortamı yaratma konusundaki
kararlılığını dile getireceğiz" dedi. Bunun için de
en başta kayıplar ve Karpaz'da Rum okulu açılmasıyla
ilgili hususlar bulunduğunu belirten Mehmet Ali Talat, bu konuda ciddi
adımlar atıldığının, eğitim konusunda
yasal düzenleme yapılmakta olduğunu, kayıp şahıslar
konusunda da BM'nin oluşturduğu komitenin etkinleştirilmesi
için müzakereye hazır olunduğunun bildirildiğini anlattı. Sivillerin
Askeri Mahkeme'de yargılanması "AİHM'nin
öngördüğü bu iki hususu temize havale ediyoruz" diyen Talat,
AİHM'nin sivil şahısların askeri mahkemelerde
yargılanmasıyla ilgili mahkumiyet konusunun da, gazetecilerin
yargılanmasıyla ilgili olarak da tesadüfen örtüşerek ele
alındığını söyledi. Bakanlar
Kurulu'na bir yasa değişikliğinin sevk edildiğini anlatan
Talat şöyle devam etti: "Askerlikten
soğutma ve manevi şahsiyeti tahkir etme' hususunda sivil
şahıslara isnat edilen suçların askeri mahkemelerde değil
sivil mahkemelerde görüleceği konusu düzenlenmiş oluyor. Bundan
böyle gazetelerde yazılan yazılar nedeniyle sivil
şahıslar tamamen askeri suç işlememek kaydıyla askeri
mahkemelerde yargılanmayacak" Konuyla
ilgili olarak askeri makamların da bilgisi olduğunu da vurgulayan
Talat, konunun onlarla da istişare edilerek ele
alındığını ifade etti. "Bu
konuda sorun yok" diyen Talat, askeri makamların da sivil
şahısların askeri mahkemede yargılanmasını
istemediğini ifade ettiklerini belirtti. Askeri
Mahkeme, sivil savcı ve yargıç "Bunu
belki herkes biliyor ama ifade edilmiyor. AİHM de biliyor" diyerek
başka bir konuya değinmek istediğini de söyleyen Talat, askeri
mahkemelerin bilinen anlamda askeri mahkeme olmadığını,
hiçbir savcı ve yargıcının asker
olmadığını, sivil makamlarca atanan siviller
olduğunu ifade etti. Talat, "Adı Askeri Mahkeme. Askeri
suçlarla ilgili ihtisas mahkemesidir ama, tamamen sivillerden kuruludur.
Yargı güvencesine de sahiptir" dedi. Yargıçların
askerin emrinde olmadığını da belirten Talat,
GKK'nın mahkemenin adının değiştirilmesini bile
önerdiğini, ancak anayasanın askeri mahkeme dışında
başka bir özel mahkemenin kurulmasına izin vermemesi nedeniyle
adının değişmesinin mümkün olmadığını
söyledi. Toplumu
rahatlatmak adına hükümetin böyle bir adım
attığını ifade eden Talat, önergeyi Bakanlar Kurulu'na
sevk ettiğini, Bakanlar Kurulu'nun da prosedürün
tamamlanmasının ardından tasarıyı meclise
yollayacağını kaydetti. Sorulara
yanıtlar Başbakan
Talat, bugün düzenlediği basın toplantısında,
gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Talat,
Brüksel ve Strasburg'a yapacağı ziyaretle ilgili olarak
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a bilgi verip vermediğine ilişkin
soruya karşılık, Cumhurbaşkanı'na gerekli
bilgilendirmenin yapıldığını söyledi. Başbakan
Talat, cumhurbaşkanını temaslarıyla ilgili genelde
bilgilendirdiğini, ancak cumhurbaşkanına her dış
ziyaretine ilişkin bilgi vermesinin "gelenek olup
olmadığını bilmediğini" söyledi. Denktaş'a
herhangi bir dış ziyaretiyle ilgili kendisi bilgi vermese dahi,
cumhurbaşkanına dış temaslarıyla ilgili her bilginin
Başbakanlık'tan yazılı olarak iletildiğini söyleyen
Başbakan, bu konuda özetle şunları söyledi: "Sayın
cumhurbaşkanı da bir yerlere gider, ama bana bilgi vermez.
Dolayısıyla benim önceden belli olan görüşmelerimle ilgili
bilgi verme en iyisidir ve görüşmelerimizde bu bilgileri veriyoruz. Ama
aniden ortaya çıkmış hususlarda 'ben bunu yapacağım'
diye bilgi vermeme bir gerek olduğunu sanmıyorum..." Gazetecilere
davalar Bazı
gazetecilerin Askeri Mahkeme'de yargılanmasını gündeme getiren
davaların geri çekilmesinin söz konusu olup olmadığına
ilişkin soruya karşılık ise Başbakan Talat, bu
davaları ne kendisinin ne de bakan arkadaşlarından birinin
açtığına dikkati çekerek, bunun sorumluluğun kendilerinde
olmadığını söyledi, ancak davayı açanın bunu
yapabileceğini belirtti. Başbakan, şöyle dedi: "Gazetecilere,
hükümetin şikayetiyle açılmış herhangi bir dava yoktur.
Yani başbakanın veya herhangi bir bakan
arkadaşımızın şikayetiyle açılmış bir
dava yoktur. Açılmış olan bu davalar, yargılama Askeri
Mahkeme'de olduğuna göre büyük ihtimalle Güvenlik Kuvvetleri
tarafından açılmıştır. Dolayısıyla
davayı çekecek olan odur. Beni
ilgilendiren, bu davaların normal sivil yargıda görülmesidir. Her
kurum veya sivil kişi dava açabilir, ama önemli olan bu davanın
nerede görüleceğidir. Dolayısıyla, şikayeti yapan makam,
bu şikayetini çekerse dava çekilmiş olur." "Gazetecilere
resmen açılmış bir dava yoktur" Söz konusu
gazetecilere resmen açılmış bir dava
bulunmadığını da söyleyen Talat, bunu şu ifadelerle
açtı: "Bu,
şikayet üzerine polisin açtığı soruşturmanın,
hakkında şikayet yapılan ilgili şahıslara
duyurulması ve böylece dosyanın tamamlanarak
savcılığa intikal ettirilmesine ilişkindir. Bu dosyalar
Savcılığa gittikten sonra bulgulara bakıp, şahadet
var mı yok mu ona bakıp, dava açacaksa açar... Yani bu gazetecilere
dava açılmış değil fiilen. Bu gazeteciler, henüz polis
soruşturmasının bir safhasındadırlar. Bu
savcılığa intikal ettirildiğinde, Savcılık
'yeterli bulgu vardır' derse dava açar, 'yeterli bulgu yoktur' derse
dava açmaz Yani prosedürün bir safhası gerçekleşmiştir..." "Savcılık
bana bağlı değil" Başbakan
Talat, aynı gazetecinin "Savcılık size bağlı
değil mi sayın başbakan?" şeklinde soru yöneltmesi
üzerine, "Savcılık bana bağlı değil, ne
münasebet. Savcılık bağımsız bir organdır"
dedi. Talat
başka bir soruya karşılık, söz konusu gazetecilere 48
yeni dava daha açıldığı yönünde basında yer alan
haberlerin ise doğruyu yansıtmadığını söyledi
ve "Bu, gerçek dışıdır, yeni bir davaymış
gibi takdim edilmiştir. Halbuki davalar, yeni davalar değildir, o
daha önce açılmış olan davalardır. Dolayıyla o haber
de tahrif edilmiş bir haberdir" dedi. "Birincil
tercihim erken seçim, ikincisi
CTP-DP-BDH koalisyonu" Başbakan
Talat, hükümet sorunuyla ilgili bir soru üzerine de kendisinin birincil
tercihinin erken seçim olduğunu ve bunu daha önceleri bir çok kez dile
getirdiğini anımsatarak, ancak erken seçime gidilmeden hükümet
sorununun çözümünün sağlanması yönünde yürütülen çabalar
çerçevesinde en makul formülün, CTP-DP-BDH üçlü koalisyonu
olacağını belirtti. "Akıncı'nın
Dışişleri Baklanlığı talebi" Başbakan,
bir gazetecinin BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı'nın, hükümet arayışlarına ilişkin
görüşmeler sırasında Dışişleri
Bakanlığı'nın kendisine verilmesine ilişkin
taleplerde bulunduğunu söyleyerek, bunu nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine, bundan haberi
olmadığını söyledi. Talat, "Bundan haberim yok.
Sayın Akıncı, bana öyle bir şey söylemedi. Belki
Sayın Serdar Denktaş'a söylemiştir. Bana bu şekliyle bir
talepte bulunmadı" dedi. Kayıplar
konusu Kayıplar
konusunda Türkiye ile birlikte yürütülen bir çalışma olup
olmadığı, varsa bunun hangi aşamada bulunduğuyla
ilgili soruya karşılık da Başbakan, bu konuda KKTC
hükümeti ve TC hükümeti olarak ayrı ayrı yapılan
çalışmaların TC Dışişleri
Bakanlığı'nda geçen ayın sonlarında birlikte ele
alınarak değerlendirildiğini söyledi. TC ile bu konuda tam bir
işbirliği ve görüş birliği içinde olduklarını
ifade eden Talat, Türkiye Hükümeti'nin kayıp şahısların
akıbetlerinin belirlenmesiyle ilgili BM'nin öngördüğü Kayıplar
Komitesi'nin etkinleştirilmesi konusunda katkı yapmaya hazır
olduğunu BM'ye bildirdiğini de kaydetti. Talat, kayıplarla
ilgili çalışmanın nasıl işleyeceğine
ilişkin soru üzerine de şöyle konuştu: "Önce
bilgi alışverişi, komitenin etkinleştirilmesi ve
uluslararası standartlara uygun, önceden saptanmış mezar
yerlerinin birer birer açılması... DNA testlerinin
yapılması ise başlı başına başka bir
konudur ve onunla ilgili bir başka çalışma yapmamız
gerekiyor. Türkiye'de bir kısım testlerin yapılması söz
konusu. İki toplumlu olarak genetik alanda kurulmuş hastanenin bu
amaçla kullanılıp kullanılamayacağı gibi bir sürü
başka çetrefil yan etkileri var veya yan unsurları var. Bütün
bunları ayrıca değerlendireceğiz. Hükümetimizin önünde bu
hususlar da ciddi boyutta duruyor." AB'den
Türkiye'ye gümrük birliği mektubu Avrupa
Birliği Komisyonu'nun Türkiye hükümetine gönderdiği ve Güney
Kıbrıs'ı gümrük birliği kapsamına almasını
içeren mektubun ne anlama geldiğinin sorulmasına
karşılık Talat, bunun "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanıyın anlamına geldiğini söyledi ve
ekledi: "Şu anda 'Kıbrıs Cumhuriyeti', Avrupa
Birliği üyesidir. Türkiye, Avrupa Birliği'yle gümrük
birliğindedir. Geç kalmışlıktan kaynaklanan legal, yasal
yükümlülükler birer birer ortaya çıkıyor." TC
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ile bu konuyu bugün telefonda görüştüğünü
belirten Talat, TC Dışişleri'nin bu konuda bir
çalışma yaptığını ve bunu KKTC hükümetiyle
paylaşacağını bildirdi. Talat, "Bu sorunun
nasıl aşılacağı konusunu hem yasal boyutlarıyla
hem de Türkiye'nin yükümlülükleri bakımından
çalışmasını yapıyorlar ve uygulamadan önce bizimle
paylaşacaklar" dedi. Çözüm için
yeni bir müzakere süreci
bekliyor musunuz?" Başbakan
Talat, bir başka gazetecinin, izolasyonların sona erdirilmesinin
Kıbrıs Türk halkına rahatlama getirmesine
karşılık çözümün yerini tutamayacağının hükümet
tarafından sık sık dile getirildiğine işaret ederek,
"Sonbaharda çözüm için yeni bir müzakere süreci
başlamasını bekliyor musunuz ve bu sizce hangi temelde
olmalı?" şeklindeki soruya, "Bu dünyanın en zor
sorusu. Buna, BM genel sekreteri de cevap veremedi. Biz, raporunda belki bir
cevap verir diye bekledik, ama o da bir cevap veremedi. Rumlar da cevap
veremiyor" yanıtını verdi ve bu konuda şöyle
konuştu: "Rumlar,
şimdi yeni bir şey başlattılar, 1977-1979 doruk
anlaşmalarına döndüler ve 'Adanın yeniden bütünleştirilmesini
istiyoruz' diyorlar. 'İki bölgeli, iki toplumlu federasyon' demeye
başladılar. "Büyük
bir bilinmezlik var" Büyük bir
bilinmezlik var. Bizim tutumuz şudur; Biz, Annan Planı'nı veya
herhangi bir başka planı görüşmenin, herhangi bir
mantığı olduğu inancında değiliz... Türk
tarafının ciddiyeti ortaya çıkınca ve Türk tarafında
referandumdan büyük ihtimalle olumlu sonuç alınacağı ortaya
çıkınca, Rumlar bu planı engellemek için tek yolun kendilerinin
reddi olacağına karar verdiler ve bunu yaptılar. Tabii bütün
dünya Papadopulos'a yükleniyor şu anda. Haklıdırlar da...
Çünkü Papadopulos, eğer tersi bir tutum takınsaydı orada da
büyük bir çoğunlukla geçerdi bu plan. "İzolasyonların
hızlı bir şekilde
kaldırılması şarttır" O
bakımdan şu an için bu planı bir kenara atın, başka
bir şey getirin, yeniden görüşün vs... Bu mümkün değil. Benim
görüşüm: İzolasyonların hızlı bir şekilde
kaldırılması şarttır ve izolasyonlar kaldırıldıkça
Rumlar yaptıkları hatayı daha fazla anlayacaklar ve o zaman
belki Rum toplumundaki anlayış değişecek... Şu an
itibarıyla bizim üzerinde yoğunlaşmamız gereken şey,
çözüm vizyonunu unutmadan, çözüm perspektifimizi koruyarak, adanın
yeniden bütünleştirilmesi hedefini koruyarak, ama mutlaka
izolasyonların kaldırılması için mücadele etmektir Bu çok
önemlidir. Bu mücadele, hassas bir mücadeledir, çok dikkatli olmak
zorundayız. Yanlış değerlendirmeler, yanlış
kelimeler bile kazanma ihtimalimiz yüksek olan hususları bize
kaybettirebilir... O yüzden resmi makamların, hükümetin çizdiği
yolu izlemesi Kıbrıs Türkü bakımından son derece
önemlidir..." İKÖ'den
beklentiler ve olası ABD ziyareti İstanbul'da
14-16 Haziran tarihleri arasında yer alacak olan ve KKTC
halkının statüsünün "Müslüman Kıbrıs Türk
Toplumu"ndan "Kıbrıs Türk Devleti"'ne yükseltilmesinin
gündemde olduğu İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
toplantısından ne beklediğinin ve yakında ABD'yi ziyaret
etmesinin söz konusu olup olmadığının sorulması
üzerine, yakın zamanda ABD'yi ziyaretinin olası görünmediğini
söyleyen Talat, BM Güvenlik Konseyi'nde Annan raporuyla ilgili açık
toplantı yapılmasının gündeme gelmesi halinde ise New
York'a gidebileceğini ifade etti. İKÖ
toplantısından beklentisinin, KKTC'nin, Annan Planı'nda
öngörüldüğü adıyla "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
temsiliyetinin söz konusu olduğunu belirten Talat, "Umuyoruz ki
bunu başaracağız. Bu, tabii ki herhangi bir şekilde BM
genel sekreterinin raporunun dışında bir durum değildir.
O çerçevede izolasyondan kurtulmak ve Kıbrıslı Türklerin
özellikle referandumdan sonra durumlarını yeniden belirlemek,
yeniden ifade etmek yönündedir. Kıbrıs Türk Devleti gözlemci
olacak. Bunu herhangi bir şekilde değişiklik biçimlerde
yorumlayıp da, önünü kesmeye çalışmaması gerekir hiç
kimsenin diye düşünüyorum" şeklinde konuştu. Kıbrıs
Türk Devleti anayasası Başbakan
Mehmet Ali Talat başka bir soru üzerine, Annan Planı'nda yer alan
Kıbrıs Türk Devleti Anayasası'nın uygulamaya
konmasının söz konusu olmadığını, bunun yasal
veya siyasi açıdan hiçbir mantığı
bulunmadığını vurgulayarak, "Kıbrıs Türk
Devleti Anayasası'nı uygulamaya kalkışmak hayal
dünyasında dolaşmak demektir. Eğer Annan Planı'nın
içerisindeki Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası
geçerli değilse, o anayasanın ayakları havadadır.
Dolayısıyla böyle hayali şeyler söylememek lazımdır.
Bu ne legalistik açıdan ne de politik açıdan mantık içermiyor.
Kimse kusura bakmasın" şeklinde konuştu. Kıbrıs
Türk Devleti Anayasası'nın halkoyuna Annan Planı'nın bir
parçası olarak sunulduğunu söyleyen Talat, şöyle dedi: "Annan
Planı geçseydi, onun parçaları olarak, bütün diğer yasalar
gibi Kıbrıs Türk Devleti Anayasası da geçmiş
olacaktı ve yürürlüğe girecekti. Zaten Annan Planı'yla bir
bütün olarak anlam kazanır o anayasa.... Üstelik Annan
Planı'nın kendisi, 'taraflardan biri hayır dediğinde bir
anlamı yoktur bu oylamanın' diyordu. Dolayısıyla,
'İşte biz bunu oyladık da % 65'le geçti, o zaman bu da geçti
filan gibi' yanlış şeyler söylememek lazım." Annan
Planı'nın bazı hususlarının tek taraflı olarak
uygulanabileceğini de söyleyen Talat, "Ancak, bütün hususları
uygulanamaz" dedi. KKTC
Anayasası'nın değişmesi Başka
bir soruya karşılık, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Anayasası'nda değişiklik yapılmasının mecliste
üçte iki çoğunluk istemesi ve halk oylaması nedeniyle çok zor
olduğunu, zaten şu an itibarıyla bunun gereksiz olduğunu
söyleyen başbakan, "Bence anayasayla ilgili bir sorun yoktur.
Şu an itibarıyla bizim sorunumuz anayasal veya legal sorunlar
değildir..." dedi. Başbakan Talat, şöyle devam etti: "Bizim
sorunumuz mentalite değişikliğidir" "Deniyor
ki işte geçici 10'uncu madde... Mesele anayasa maddesi değil ki.
Geçici 10'uncu maddenin öngördüklerini eğer biz bugün kendi içimizde
kurumlarımızla değerlendirip değiştirme kararı
verirsek Anayasa buna engel değildir. Yoktur öyle bir engel. Eskiden
beri bunu söylüyorum, yeni bir görüşüm değildir. Sorunumuz anayasa
değişikliği değil. Bizim sorunumuz mentalite
değişikliğidir. Aklımızı
değiştirirsek ve dersek ki 'Bunun doğrusu budur', buna anayasa
engel değildir..." |
KIBRIS 09/06/04
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül: "Kıbrıs Türk Devleti" adının
İKÖ toplantısında onaylanmasını bekliyoruz
Abdullah Gül,
"Kıbrıs Türk Devleti" adının İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısında
onaylanmasını beklediklerini kaydetti.
Mısır'daki
temaslarını tamamlayarak Ankara'ya dönen Gül, Esenboğa
Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, KKTC'nin
"Kıbrıs Türk Devleti" olarak onaylanması konusunda
daha önce Cidde'de yapılan yüksek memurlar toplantısında karar
alındığını hatırlattı.
Abdullah Gül,
Mısır ziyaretini değerlendirerek, gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Kahire'de,
Mübarek'in yanı sıra Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile
de bir araya geldiğini hatırlatan Gül, görüşmelerde
Kıbrıs, İKÖ genel sekreteri seçimi, Irak, Filistin ve Büyük
Ortadoğu Projesi (BOP) konularını ele aldıklarını
kaydetti.
Gül, BOP'un en
çok Mısır'da tartışıldığına dikkat
çekerek, kendisine basından, Türkiye'nin de bu projenin bir parçası
olup olmadığı sorusunun yöneltildiğini kaydetti. Gül, bu
konuyu görüşmelerinde geniş bir şekilde izah ettiğini
belirterek, "Türkiye olarak biz herhangi bir projenin içinde
değiliz" diye konuştu.
KKTC'nin, 14-16
Haziran'daki İKÖ Dışişleri Bakanları
Toplantısı'nda "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
adlandırılıp adlandırılmayacağına yönelik
soru üzerine Gül, bundan bir süre önce Cidde'de yapılan yüksek memurlar
toplantısında bu konuda alınan kararın
dışişleri bakanlarınca onaylanmasını
beklediklerini kaydetti.
Ruhban okulu
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına
ilişkin çalışmaların devam ettiğini belirterek, okulun
hangi statüde açılacağına ilişkin bir şey söylemek
için erken olduğunu söyledi.
Gül,
Mısır ziyareti dönüşünde Esenboğa Havaalanı'nda
gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hükümetin Ruhban
Okulu'nun yeniden açılmasına ilişkin tasarı
hazırlığı içinde olduğuna dair haberlerin
hatırlatılması üzerine Gül, Dışişleri
Bakanlığı'nın konuya ilişkin çalışmalarının
sürdüğünü bildirdi.
Büyük
Ortadoğu Projesi
Bakan Gül,
Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) Mısır'daki görüşmelerinde
gündeme geldiğini söyleyerek, "Orda bu konuda farklı bir
algılama var. BOP'un Ortadoğu'ya pek fayda getirmeyeceğini
düşünüyor ve şüpheci yaklaşıyorlar" dedi.
Mısırlı
yetkililerin BOP'u Filistin ve Irak'taki gelişmelerle de
bağdaştıramadığına da işaret eden Gül, bu
nedenle Kahire'de gerek resmi çevreler gerekse basında bu konuya
ilişkin "çekingen bir tavır" gördüğünü kaydetti.
Anadilde
yayına başlanmasına ilişkin soru üzerine de Gül, bu konuda
özel televizyonlar önünde hiçbir engel bulunmadığını kaydetti.
KIBRIS 09/06/04
Denktaş: Hayır
Rumlar kazandı...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs çözümü
konusunda çok farklı düşünürüz. Karşılıklı olarak
birbirimizi de çok eleştirdik.
Geçen haftaki bir yazımda "Rumlar yine kaybettiler"
demiştim.
Anlaşılan, Sayın Denktaş kızmış olacak ki,
barut gibi bir mektup yazmış,
Aynen şunları söylüyor:
Sayın M.Ali BİRAND
"Bu defa yine Rumlar Kaybetti" (4.6.2004) başlıklı
yazınızı hayretle okudum.
Rumlar neyi kaybetmişler ki?
KKTC'nin tanınmaması, Türklerin "Kıbrıs
Halkı" içinde iki cemaatten biri olduğu, egemenliğin,
alrılma hakkının var olmadığı, AB üyesi
Kıbrıs'ın meşru hükümeti olan (!) Rum İdaresinin
güvenlik ile ilgili sorunlarına Güvenlik Konseyi'nin bakması
gerektiği; 650 Türk askerinin ada'dan tümüyle çıkışının
zaman zaman müzakere edileceği; Kıbrıslı Türklerin EVET
oyları ile ayrı devlet/egemenlik/ayrılık istemediği ve
planını olduğu şekliyle kabul ettikleri geçirilmiştir.
Rum tarafı HAYIR oyları ile pazarlık kozunu elinde tutuyor. Biz
EVET oylarımızla kendimizi Annan Planı'nın kafesine
hapsettik. Rum'un "KKTC tanınabilir" konkusu ortadan
kalkmış oldu.
Rum'un rüyası, siyaseti, beklentisi, uğraşısı,
meşru Kıbrıs Hükümeti olarak AB üyesi olmak ve böylelikle
silahla yok edemediği Türk-Yunan dengesini yok etmekti. Rum tarafı
bunu başarmıştır. Hem de, 1960
Andlaşmalarının yasakladığı bu olugulu
Türkiye'nin de EVET oyları ile bertaraf ederek. 1960
Andlaşmasındaki Türk-Yunan dengesini yok farzeden Annan
Planını Türkiye destekledikten sonra, bundan sonra Türkiye Kıbrıs
üzerinde hangi hakkı savunacaktır?
Başarı sağladık diyorsanız, EVET Genel Sekreter
Kıbrıs Türklerinin de hükümeti addettiği Rumlara Türk cemaatine
kolaylık sağla diyor; ve dünya'ya da tanınma kapısı
açılmaksızın Türk cemaatini izolasyondan kurtarıcı adımlar
atınız diyor. Halen AB, Türk tarafına yardım konusunu
Kıbrıs hükümetini incitmeksizin, yasaları çiğnemeksizin
nasıl yapacağımızı müzakere edeceğiz diyor.
Eşit egemenlikten, iki eşit, self-determinasyon hakkına sahip
halkın varlığından, Türkiye'nin garantisinden
vazgeçmiş olsaydım Kıbrıs meselesini çoktan halletmiş
(!) olruduk ve şimdi Türkiye için bir Kbırıs engeli de
kalmazdı. Çünkü Kıbrıs'ta Türk kalmamış olacaktı.
Şimdi işler bu zaferimiz sayesinde bu kanala girmek üzeredir.
Saygılarımla,
Rauf DENKTAŞ
KKTC Cumhurbaşkanı
* * *
" SAYIN
DENKTAŞ HAYIR DESEK NE OLURDU?"
Sayın
Cumhurbaşkanı'nın görüşlerine üzülerek
katılamıyorum.
Eğer KKTC halkı referandum da HAYIR oyu kullansaydı acaba
bugünkü konumu ne olurdu?
- Ambargolar arttırılarak sürdürülür, Uluslararası kamuoyunda
yerden yere vurulur ve izalasyon bir misli artardı.
- Rumlar yine AB'ye tam üye olurlardı.
Bir süre önce Klerides'in yaptığı bir açıklama hala
hatırlarda :"... Türk tarafı geçmişteki tüm
açılımları reddederek , AB'ye tam üyeliği bize hediye
etmiştir."
Referandumun sonucunda EVET diyen KKTC, Uluslararası kamuoyunda artık
bambaşka bir konumda. Eski statüsü tümüyle değişti.
Sayın Başkan, Annan planıyla birlikte 1960'da kurulan Türk-Yunan
dengesinin kaybedildiğini belirtiyor. Oysa bu denge, Yunanistan'ın
AB'ye tam üye olması ve Türkiye'nin dışarda kalmasıyla
çoktan bozulmuştu. Dengeyi yeniden kurabilmenin tek yolu,
Kıbrıs'tan çok, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden geçecektir.
Görüşlerimiz farklı olsa dahi, Sayın Cumhurbaşkanına
saygımız daima devam edecektir.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
10/06/04
Gümrük
birliği Rumların kozu
10/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - BRÜKSEL - Kıbrıs'taki
referandumdan bu yana eleştiri alan ve Türkiye lehine oluşan havadan
rahatsız olan Rum Yönetimi, şu an için elindeki en önemli koz olan
gümrük birliğine yükleniyor. Türkiye'nin AB'ye yeni üye olan dokuz ülkeyle
gümrük birliğine yeşil ışık yakarken Güney
Kıbrıs'ı dışarıda bırakmasının
üzerine giden Rum lider Tasos Papadopulos, gerek Avrupa Komisyonu, gerekse AB
Konseyi düzeyinde birtakım girişimlerde bulundu. Rumlar konuyu 17-18
Haziran'daki AB zirvesine taşımayı planlıyor. Diplomatik
kaynaklar, Rum Yönetimi'nin böylelikle hem iç siyaset açısından puan
toplamayı hem de AB içinde Kıbrıs konusunda Türkiye lehine
oluşan havayı gölgelemeyi hedeflediğini belirtiyor.
Komisyondan 'teknik'
uyarı
Komisyon ise, Türkiye'ye düşük profilli bir mektup gönderdi. Mektupta
Ankara'nın Rum Yönetimi'ne yönelik gümrük birliği
politikasının 'uygun olmadığı' iletilerek, "Bir
AB üyesi dışlanmış konuma düşürülüyor. Lütfen durumu
düzeltin" denildi. Mektubun komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi
Günter Verheugen yerine Genişleme Dairesi Genel Müdürü Fabrizio
Barbaso'nun imzasını taşıması, siyasiden çok teknik
düzeyde bir yaklaşıma işaret. Ankara'nın da kısa
zamanda teknik yönü ağır basan bir formülle AB'yi
yanıtlaması bekleniyor.
KKTC'ye yeni
Amerikan jesti
10/06/2004
AA - NEW YORK - Annan ve Papadopulos
arasındaki söz düellosu sürerken ABD, Kıbrıslı Türklere
yönelik tecridin kaldırılması için açılımlarını
sürdürüyor. Kıbrıslı Türklere verdiği vizeyi 2 yıla
çıkarıp, çok girişli olarak düzenleyen ABD, dün de
vatandaşlarının, turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan
gidebilecekleri talimatını verdi. Açılımlara ek olarak,
Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston KKTC'nin New York temsilcisi
Reşat Çağlar'ı ziyaret etti. Weston, Kıbrıslı
Türklere yönelik kısıtlamaların
kaldırılmasını desteklediklerini belirtip, Güvenlik Konseyi
üyesi ülkelerin de benzer tavır almaları için
çalıştıklarını söyledi.
"Kısıtlamaların kaldırılması
çalışmalarını sırası geldikçe
açıklayacağız"
diyen Weston, bu konuda yasal düzenlemeleri sistematik biçimde
yaptıklarını kaydetti.
Annan'la
çatışıyor
Rum lider, BM'ye
gönderdiği mektupta Annan'ı eleştirdi: Çizmeyi aştı.
İşgal altındaki topraklara bağımsız devlet
muamelesi peşinde
10/06/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporuyla
ilgili KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın bazı eksikliklere
dikkat çeken mektubunun ardından, Rum lideri Tasos Papadopulos zehir
zemberek bir mektup döşendi. Güvenlik Konseyi üyelerine gönderdiği 20
sayfa mektupta, Annan'ın Kıbrıslı Türklere tecritin bitmesi
çağrısını 'iyi niyet misyonu
sınırlarını aştı' diye değerlendiren
Papadopulos, Türk tarafının çabasına yönelik övgülere de
şöyle çattı:
"Abartılmış methiyelerin hedefi
yasadışıdır. Methiyeler, işgal altındaki
Kıbrıs topraklarına resmen tanınmamakla birlikte
bağımsız devlet özelliklerini vermeyi hedefliyor." Mektup
Rum basınına yansıdığı haliyle şöyle:
1. Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, müzakereler
sırasında kendi buluşu bir yöntem izledi. Birbiriyle ilgisiz
konular arasında matematiksel dengeler kurmayı denedi. Müzakereleri
BM kuruluş beyannamesi ve uluslararası hukuk çerçevesinden
çıkardı.
2. Türk askerlerinin sayısı 650 bile olsa gelecekte yeni bir müdahale
halinde bu gücün köprü vazifesi göreceği anlamına gelir.
3. Önce planda, şimdi de raporda, Rumlara iade edilecek toprakların
oranı ve kuzeye dönecek Rum göçmen sayısı doğru değil.
4. Annan Planı'yla Türkiye'den gelen göçmenlerin 118 bini adada
kalacaktı. Annan'ın raporunda bu göçmenlerin yarısının
gideceği görüşü gerçeği yansıtmıyor.
5. Plan Kıbrıslı Rumlarla Türklerin değil,Türkiye'nin
çıkarınadır.
'Tehlikeli kumar'
Rum diplomatik çevreler, Papadopulos'un bu mektupla 'BM'ye karşı
açık çatışma yolunu seçtiğini' belirtti. Buna göre,
Papadopulos 'tehlike riski yüksek bir strateji' izliyor, hatta 'kumar' oynuyor.
Papadopulos'un bu taktiği Konsey'in bazı üyelerini etkileyerek, Rum
tarafına daha sıcak bakmalarını sağlayabilir. Ama bir
'boomerang'a dönüşerek, Rum tarafını uluslararası alanda
tek başına da bırakabilir.
Tek
diken Kıbrıs
10/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - BRÜKSEL - Kıbrıs'ta
referandumdan çıkan sonuç nedeniyle AP seçimlerine sadece Güney
Kıbrıslı adayların katılacak olması AB'yi de
rahatsız ediyor. Bu yüzden hazırlanan bir direktif çerçevesinde, yeni
AP'nin görev yapacağı 2004-2009 döneminde bir çözüm olması
halinde Kıbrıs'taki seçimlerin yenilenmesi talep ediliyor. AB, bu
adımı birleşmiş bir Kıbrıs'ın hukuki
temelinin oluşturulması açısından önemsiyor. Şu an
AP'de Kıbrıs'a ayrılan altı koltuk Rumlar tarafından
kullanılacak. Çözüm olması halinde ise bu altı koltuk ikisi
Türklere, dördü Rumlara şeklinde paylaştırılacak.
Kıbrıs'ta
AB sonrası durum
10/06/2004
RADIKAL
ARİSTOS
MİHAİLİDİS
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyelik anlaşmasını
imzalamasından (16 Nisan 2003) yedi gün sonra ortaya çıkan ilk sonuç
çarpıcıydı: İşgal rejimi 30 yıl sonra
barikatı açtı. Tam üyelikten (1 Mayıs 2004) 26 gün sonra rejim,
pasaport ibraz edilmesiyle ilgili talebini de geri çekti. Bu iki önemli
faaliyet gökten zembille inmedi. İşgal ordusu tarafından
yönetilen rejim, mentalitesini ve yaklaşım yöntemini aniden
değiştirmedi. Hakarete uğramış hissetmemeleri için bir
yıldır pasaportların kaldırılmasını rica
eden Kıbrıslı Rumların kaygılarını da
dinlemedi. Denktaş rejiminden bayrağı alıp bölünme yoluna
devam eden (uluslararası cesaretlendirmeyle) Talat rejimi, ortaklık
kurmak istediği Rumlara yaklaşma çabasına girmek istemedi. Hem
Türk ordusunun, hem de Ankara'nın diplomasisinin artık inkâr
edemedikleri bir olaya cevap vermek zorunda kaldı: Kıbrıslı
Rumların, AB'ye üye diğer ülkelerin 450 milyon vatandaşı
gibi Avrupa vatandaşı olduğunu...
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliğinin, çözüm ya da işgalin
yıkılması yönündeki elverişli şartları şu ya
da bu şekilde yarattığına inanıyoruz.
İki gelişme de, (kısmi 'özgür dolaşım' ve pasaport
kontrolünün kalkması) bunu gösterir.
Avrupalı turistlerin işgal bölgelerine geçişlerinin rejime
sağlayacağı fayda da bir teşvikti. Ancak bunun siyasi
uzantısı önemsiz değil: İşgal rejimi, Rumları
diğer AB'lilerden ayrı tutamaz. Türkiye, Avrupa'yla
yaptığı gümrük anlaşmalarından Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni ayrı tutamaz.
O halde Kıbrıs sorununa çok fazla etkisi olan önemli bir gelişme
söz konusudur. Burada liderlerimizin bilgeliğine ihtiyaç
duyulmaktadır. Yeni verileri değerlendirsinler ve strateji organize
etsinler.
(Yunan Politis gazetesi, 26 Mayıs 2004)
Talat: "AB'nin mali yardımı yıl sonuna kadar
çıkabilir"
10 Haziran, 2004 15:52:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de Avrupa
Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile
AB-KKTC ilişkileri ve KKTC ile AB mevzuatlarının uyumlu hale
getirilmesi konularında görüştüklerini söyledi.
KKTC'ye doğrudan uçuşların yapılmasıyla ilgili konunun
çözümü için zamana gerek olduğunu belirten Talat, bu konuda ülkelerin
kendilerinin karar vermesi gerektiğini vurguladı.
KKTC Başbakanı, AB tarafından KKTC için ayrılan 259 milyon
Euro'luk mali yardımın 2004 yılı sonuna kadar
çıkabileceğini söyledi.
Verheugen görüşmeyle ilgili açıklama yapmazken Talat, bugün bir
basın toplantısı düzenleyecek.
KKTC'nin
Kıbrıs Raporu'ndan memnuniyeti
KKTC, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik
Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs Raporu'ndan memnun olduğunu
belirtmişti.
Raporda Türk tarafına 'övgü', Rum tarafına da ağır
'eleştiri'ler yapıldığı belirtilmişti.
Papadopoulos: ''Annan sınırı aştı''
Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılması çağrısında bulunan
Annan için iyi niyet misyonu sınırlarını aştı''
dedi. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Güvenlik Konseyi üyelerine
gönderdiği 20 sayfalık mektupta Annanın raporuna cevap verdi.
Rum Yönetimi lideri, Türklerin izolasyonunun kaldırılması
çağrısını Abartılmış methiyelerin hedefi
yasa dışıdır sözleriyle değerlendirdi.
Papadopulos, Annanın Kıbrıs özel
temsilci Alvaro de Sotoyu görüşmelerde kendi bulduğu bir metodu
izlemekle ve uluslararası hukuk çerçevesinden çıkmakla
eleştirdi.
PLAN TÜRKLERİN ÇIKARINA
Planda ve raporda Rumlara iade edilecek topraklar ve
Kuzeye dönecek Rum göçmen sayısının yanlış
olduğunu savunan Papadopulos, Türkiyeden gelen göçmenlerin
yarısının gideceği görüşünün de gerçeği yansıtmadığını
söyledi. Rum Yönetimi lideri, planın Kıbrıslı Rumlarla
Türklerin değil sadece Türkiyenin çıkarına olduğunu da
iddia etti.
YENIDUZEN 10/06/2004
Talat'tan Avrupa çıkartması
Talat
yarın da Strasbourgda Avrupa Konseyi ve AİHM yetkilileri ile görüşecek.Talat,
Verheugenle, AB ile ilişkiler ve KKTC mevzuatının AB
mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi konularının
görüşüldüğünü açıkladı. Doğrudan uçuşların
yapılmasıyla ilgili konunun çözümü için zamana gerek olduğunu
belirten Talat, AB tarafından KKTC için ayrılan 259 milyon Euroluk
mali yardımın da 2004 sonuna kadar çıkabileceğini söyledi.
Bugün Strasburga geçecek olan Talat, yarın,
Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
başkanlarıyla biraraya gelecek. Talat, Kıbrıslı
Rumların Türkiye aleyhindeki başvurularını KKTCde kurulan
tazmin komisyonuna yönlendirilmesini isteyecek.
NTVye açıklama yapan Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Schwimmer ise, Talatla KKTCnin izolasyonunun sona erdirilmesi
yönünde somut adımları görüşeceğini anlattı.
Schwimmer, İzolasyonun sona ermesi ile tanınmayı
karıştırmamalıyız. Eğer uygun olursa, Avrupa
Konseyi ofisi, teknik destek ofisi açılmasını
değerlendirilebilir dedi.
YENIDUZEN 10/06/2004
Tıkanma!
Barış
ve Demokrasi Hareketinin heyetler
arasındaki görüşmelerde değil ama Mustafa Akıncı
ile Serdar Denktaşın baş
başa yaptığı görüşmede olmazsa olmazını açıkladığı ortaya
çıktı: Dışişleri
Bakanlığını isteriz, yoksa olmaz!
Demokrat Parti, bu isteği Genel Başkan Serdar Denktaşın şahsına
karşı saygısızlık olarak nitelendirdi.
Demokrat Parti cephesinde Hem aynı hükümette yer alacağız, hem de bu
bakanlığı siz yapamazsınız, bize veriniz teklifi
yapılacak. Bu yakışık değil
değerlendirmeleri yapıldı.
Ve pazarlığın bu noktaya gelmesinden DP de
rahatsız oldu, CTPde... Bu nedenle dün, tam 2.5 saat süren CTP-DP
görüşmesinin ana gündemini Dışişleri
Bakanlığı sorunu tuttu!.. Bunun üzerine yeni alternatifler
de gündeme geldi... Biri DP-CTP-TKP/BÖİ hükümeti, öteki erken seçim!.. Ancak, ilk
sıradaki formül yine CTP-DP-BDH Koalisyonu!..
Bugün, hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Türk Partisi
Birleşik Güçler heyetlerinin Barış ve Demokrasi Hareketi ile
görüşmesi bekleniyor.
Bu görüşmeler yine ağırlıkla
BDHyı ikna turu olacak...
Yani, BDHya, Bu hükümet
çözüm ve Avrupa Birliği vizyonu ile kurulsun, halkın iradesini
yansıtsın, yola çıkış amacımız bu olsun, bu
yolda, Dışişleri Bakanlığını isteriz
noktasında tıkanma yaratmayınız denecek.
Dün akşam geç saatlere kadar CTP, DP ve BDHda
nabızları yokladığımız isimler, bir anlamda
hükümet çalışmalarında Dışişleri
Bakanlığı kaynaklı bir tıkanma yaşandığını da
doğruladılar.
Bakanlık
dağılımında da farklı görüşler!
Hükümet pazarlığında tek tıkanma
noktası Dışişleri
Bakanlığında değil!.
Bakanlık dağılımında da
farklı görüşler var.
Kulislerde konuşulan CTP ve DPnin, birer bakanlığı
Barış ve Demokrasi Hareketine vermesiydi... Yani, Başbakan
artı 5 bakanlık CTPde, 3 Bakanlık DPde, 2 Bakanlık da
BDHda olacaktı. Ancak, dünkü 2.5
saatlik görüşmede, Mecliste grubu bulunmayan BDHya tek bakanlık önerilmesi de
gündeme geldi...
Bu önerinin kimden çıktığını, ne derece kabul
gördüğünü ise öğrenmemiz mümkün olmadı.
Barış ve Demokrasi Hareketinde ise bakanlık bekleyen isimler bu konuda ısrarlı!..
Mustafa Akıncının Dışişleri,
Tahsin Mertekçinin Spor, Mehmet
Çakıcının ise Sağlık
bakanlıkları için beklenti içerisinde olduğu bize gelen bilgiler
arasında. Bir de DP ile CTPnin dışarıdan
bakan ataması formülünü alkışlayarak beklenti içerisinde
olanlar var... Bakanlık beklemeyen tek isim emekli albay Halil Sadrazam!
Bu arada, daha önce Türk Ajansı Kıbrıstan
Nezir Gürkanla bir röportaj yapan ve burada, Yeni hükümette bakanlar da değişmeli diyen Mustafa
Akıncının sözlerinin yanlış
anlaşılmadan kaynaklandığı da geçtiğimiz
günlerde yapılan görüşmede konuşuldu.
Talat-Akıncı görüşmesinde konunun gündeme
geldiği ve Akıncının, Yeni
bir hükümet kurulacak, bakanlar yeniden atanacak anlamında bu sözleri
söylediği, Elbette her parti
istediği isimleri atamakta serbesttir, aynı bakanlar da yeniden
atanabilir dediği kulağımıza gelen bilgiler
arasında.
Erken Seçime 23 oy!
Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi
Hareketinin dünkü 2.5 saatlik görüşmesinde erken seçim de yine gündemdeydi...
Özellikle Dışişleri
Bakanlığı krizi nedeniyle Barış ve Demokrasi
Hükümeti ile yeni bir hükümet kurulamaz ve bir diğer alternatif CTP-DP-TKP/BÖİ
formülü de olmazsa erken seçimin
gündeme getirilmesi konuşuldu...
Şöyle bir diyalog yaşandı:
- Kutlay Erk: Erken
seçim için 19 isim hazırdır...
- Serdar
Denktaş: Evet, 19 hazır oy vardır...
- Ünal
Fındık: 19uncu kim!..
- Serdar
Denktaş: 19uncu isim benim!..
- Kutlay Erk: O
zaman, erken seçim için 20 oy hazırdır!..
Diyalog böyle!..
Kulislerde konuşulan, Ulusal Birlik Partisinden de Tahsin
Ertuğruloğlu ile Ergün Serdaroğlunun a erken seçime evet dedikleri...
Bu durumda 23
rakamı ortaya çıkıyor!.. Geriye 3 parmağın daha kalkması kalıyor!..
Bugün
pazarlık derinleşecek!
Mecliste aritmetikten kaynaklanan hükümet krizinin aşılması
için eğer bir süpriz olmazsa bugün üç parti yine bir araya gelmeyecek.
Ancak, hem Demokrat Partinin hem de Cumhuriyetçi Türk
Partisi Birleşik Güçlerin, Barış ve Demokrasi Hareketi ile
yapmayı planladığı temaslar işin rengini biraz daha
ortaya çıkaracak.
Ya tıkanıklığın
aşılması yönünde umut
ışığı yanacak.
Ya da diğer alternatifler için siyaset arenası
yeniden canlanacak...
YENIDUZEN 10/06/2004
ABD'den yeni açılımlar
TÜM
AMERİKAN VATANDAŞLARI İÇİN GEÇERLİ... ABD,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılması çerçevesinde açılımlarını
sürdürüyor. Amerikan yönetimi, bir süre önce Kıbrıslı Türklere
verdiği vizeyi 2 yıla çıkarması ve çok girişli olarak
düzenlemesinin ardından, önceki gün de Amerikan
vatandaşlarının dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar
"turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan gidebilecekleri"
talimatını verdi
"SON
DERECE ÖNEMLİ BİR GELİŞME"... ABD'nin Kıbrıs
özel temsilcisi Thomas Weston, KKTC'nin New York temsilcisi Reşat
Çağlar'ı ofisinde ziyaret etti. Çağlar, görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, ABD'nin kısıtlamaların
kaldırılmasına yönelik "kendine göre
açılımlarını" aşama aşama sürdürdüğüne
işaret ederek, Amerikan vatandaşlarının KKTC'ye
doğrudan gidebilmelerini sağlayacak bu talimatın son derece
önemli bir gelişme olduğunu kaydetti
WESTON:
ÇABALARIMIZI ULUSLARARASI ÖRGÜTLERDE SÜRDÜRÜYORUZ... Thomas Weston da A.A'ya
açıklamasında, Washington'ın kısıtlamaların
kaldırılması konusunda değişik uluslararası
örgütlerde çabalarını sürdürdüğünü belirtti. ABD Kıbrıs
özel temsilcisi, Kıbrıslı Türklere uygulanan
kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik
çalışmalarını peyderpey açıklayacaklarını,
bu konuda yasal ve mevzuata dair düzenlemelerini sistematik bir biçimde
yaptıklarını kaydetti
Amerika
Birleşik Devletleri (ABD), Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonun kaldırılması çerçevesinde
açılımlarını sürdürüyor.
ABD, bir süre
önce Kıbrıslı Türklere verdiği vizeyi 2 yıla
çıkarması ve çok girişli olarak düzenlemesinin ardından,
önceki gün de Amerikan vatandaşlarının dünyanın neresinde
olurlarsa olsunlar "turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan
gidebilecekleri" talimatını verdi.
ABD'nin
açılımlarına ek olarak, Kıbrıs özel temsilcisi Thomas
Weston da KKTC'nin New York Temsilcisi Reşat Çağlar'ı ofisinde
ziyaret etti.
Weston,
görüşme öncesinde A.A'ya yaptığı açıklamada, genel
sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz
kısıtlamaların kaldırılması
çağrısını desteklediklerini belirterek, Washington'ın
buna uygun bir tutum belirlediğini kaydetti.
Diğer BM
Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin de benzer bir tavır almalarını
sağlamak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan
Weston, Washington'ın kısıtlamaların
kaldırılması konusunda değişik uluslararası
örgütlerde çabalarını sürdürdüğünü belirtti.
ABD
Kıbrıs özel temsilcisi, Kıbrıslı Türklere uygulanan
kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik
çalışmalarını peyderpey açıklayacaklarını
belirterek, bu konuda yasal ve mevzuata dair düzenlemelerini sistematik bir
biçimde yaptıklarını kaydetti.
Thomas Weston,
Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik
kısıtlamaların kaldırılmasına karşı
çıkmalarının Güvenlik Konseyi düzenlemeleriyle de
çeliştiğini ifade ederek, kısıtlamaların
kaldırılmasının Rumlara da ekonomik yönden büyük
yardım sağlayacağının açık olduğunu
vurguladı.
Yaklaşık
1.5 saat süren görüşmeden sonra KKTC'nin New York temsilcisi Reşat
Çağlar da yaptığı açıklamada, Weston'ın
ziyaretinden memnuniyet duyduklarını belirterek, ABD'nin
kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik
"kendine göre açılımlarını" aşama aşama
sürdürdüğünü kaydetti.
"Annan raporunun
yansımaları, Kıbrıslı
Türkler
açısından çok önemli"
Annan raporunun
yansımalarının Kıbrıslı Türkler
açısından çok olumlu olduğunu söyleyen Çağlar, Güvenlik
Konseyi'nde cereyan eden temaslarla ilgili Amerikan yönetimiyle görüş
alışverişini sürdürdüklerini ve konsey üyeleri üzerinde
bazı ortak çalışmaları bulunduğunu anlattı.
ABD'nin son
olarak kendi sistemlerini duyurdukları bir mevzuat
değişikliğiyle, vatandaşlarının dünyanın
neresinde olurlarsa olsunlar turist pasaportuyla doğrudan KKTC'ye
gidebilecekleri duyurusunda bulunduğunu belirten Reşat Çağlar,
bunun son derece önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.
Çağlar,
ABD'nin ticari alandaki açılımlarla ilgili
yardımlarını AB çerçevesinde yürütmek istediğini
belirterek, Kıbrıs'ta hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını,
ABD'nin de bu fikri paylaştığının altını
çizdi.
ABD'nin
vatandaşlarına "turist pasaportuyla KKTC'ye doğrudan
gidebilecekleri" talimatını vermesi, özellikle Türk
tarafına turizm ve ekonomik açıdan büyük destek olarak
yorumlanıyor.
Irak'taki 130
bin Amerikan askerinin yanı sıra bölgedeki resmi görevli
Amerikalıların sayısı düşünüldüğünde, KKTC'ye
gelmesi olası Amerikalı turistin sayısına dikkat çekiliyor.
Bu potansiyelin
değerlendirilmesi için turizm acente ve tur operatörlerinin hemen harekete
geçmesinin gerekliliğine işaret ediliyor.
KIBRIS 10/06/2004
Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz
kısıtlamalar kaldırılmalı
TANINMA
ANLAMINDA DEĞİL... Güvenlik Konseyi'ne bir brifing veren
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıslı
Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamaların
kaldırılması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi yönünde
çağrı yaptı. De Soto, bunun KKTC'nin tanınması
anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme
amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı
Güvenlik
Konseyi'ne bir brifing veren Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto,
Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz
kısıtlamaların kaldırılması konusunda bütün
devletlere liderlik etmesi yönünde çağrı yaptı.
De Soto, bunun
KKTC'nin tanınması anlamında değil, uzlaşma ve
birleşmeyi geliştirme amacıyla yapılması
gerektiğini vurguladı.
Genel
sekreterin Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi
niyet misyonu başlatmak için herhangi bir temel görmediğini söyleyen,
Alvaro de Soto, 24 Nisan'da yapılan referandumlarda Rumların
"Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti"ni öngören planı
reddettiklerini, Türk tarafının ise aynı plana "evet"
dediğini hatırlatarak, "1999'dan bu yana yürütülen gayretlerin
amacı her iki taraftaki halkların kararıyla bir çözümün
sağlanmasıydı. Şimdi bu konuda karar verildi ve herkes buna
saygı duymalı" dedi.
Kıbrıs'ın
hâlâ bölünmüş kalmakla birlikte, yapılan müzakereler yoluyla büyük
bir anlaşmanın sağlandığının
altını çizen De Soto, bu ilerlemenin, gelecekteki bir uzlaşma ve
birleşme amacıyla canlı tutulması çağrısında
bulundu.
Kıbrıslı
Rumların, gelecek aylarda bu sürecin sonuçları üzerinde
düşüneceğine dair ümidini ifade eden De Soto, "Rumların
neden güçlü bir şekilde hayır dediklerinin sebeplerini ve Rum
kesiminin gelecek için nasıl bir yol gördüğünü daha iyi anlamaya
ihtiyacımız var," diye konuştu.
Annan'ın,
planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin tavrını ve
birleşme yönündeki iradesini memnuniyetle
karşıladığını kaydeden De Soto, "Bunun
sadece Kıbrıs sorununa çözüm için bir iyi niyet ifadesinden öte bir
durum olduğunu, Kıbrıs Türklerinin ayrı egemen bir devlet
olma arayışından açıkça vazgeçtiğini" söyledi.
De Soto, bunun
son 20 yılı aşkın süre boyunca takip edilen siyasetten bir
dönüş olduğunu ifade etti.
Genel
sekreterin gayretlerine tam destek veren Güvenlik Konseyi'nin,
Kıbrıslı Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamalar ve
engelleri kaldırması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi
gerektiğini belirten De Soto, bunun KKTC'nin tanınması ya da
ayrılığa yardım etmek anlamında değil,
uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme amacıyla
yapılması gerektiğini vurguladı.
De Soto,
Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet' diyerek ayrı egemen
bir devlet olma arayışından vazgeçtiğini söyledi.
Annan'ın,
planı onaylayan Kıbrıslı Türklerin birleşme yönündeki
iradesini memnuniyetle karşıladığını belirten De
Soto, Türk tarafının, plana "evet" diyerek ayrı egemen
bir devlet olma arayışından açıkça vazgeçtiğini
söyledi. De Soto, buna karşılık genel sekreterin
Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda yeni bir iyi niyet
misyonu başlatmak için herhangi bir temel görmediğini ifade etti.
Kıbrıslı
Türklere uygulanan gereksiz kısıtlamaların
kaldırılması konusunda bütün devletlere liderlik etmesi yönünde
çağrı yapan De Soto, bunun KKTC'nin tanınması
anlamında değil, uzlaşma ve birleşmeyi geliştirme
amacıyla yapılması gerektiğini vurguladı.
Konsey daha sonra kapalı oturumda Annan'ın raporlarını
tartıştı. Annan'ın, Türk tarafı üzerindeki izolasyona
son verilmesini öneren raporuna dayalı bir karar ya da başkanlık
açıklamasının, en geç önümüzdeki hafta kabul edileceği
bildiriliyor.
KIBRIS 10/06/2004
Güneye ihracat serbest
Bakanlar Kurulu, 6 saat süren
toplantısında önemli kararlar aldı. Güney Kıbrısa
belirli mallar hariç ihracatı tamamen serbest bırakma kararı
alan Bakanlar Kurulu, Güneyden Kuzeye ithalatın ise izinle
yapılmasını onayladı.
Bakanlar Kurulu, 6 saat süren
toplantısında önemli kararlar aldı. Sigara içilmesine
kısıtlamalar getiren ve yasağa uymayarak sigara içenlere 100
milyon TL, içilmesine izin verenlere de 2 milyar TL para cezası öngören
hükümet, Güney Kıbrısa ihracatı belli mallardaki istisnalarla
tamamen serbest bıraktı. Güneyden mal ithalatını izne
bağlayan Bakanlar Kurulu, sivillerin askeri mahkemede
yargılanmasını önleyecek yasa değişikliğini de
görüştü ancak Savcılıktan teknik görüş alınması
için konuyu gelecek toplantıya bıraktı.
KKTCde çalışma, ikamet veya
öğrenci izniyle bulunanlara sağlık hizmeti alabilmeleri için
sağlık sigortası yaptırma zorunluluğu getirerek, genel
sağlık sigortasıyla ilgili ilk adımı atan CTP-DP
hükümeti, trafik kazalarının önlenmesi ve sürücülerin kurallara
uymasına yönelik de düzenlemelere gidiyor. Buna göre yeni ehliyet alan
sürücünün, bir yıl içinde önemli bir trafik suçu işlemesi halinde
ehliyetine el konulabilecek. Sürücü adaylarının şoför
okullarından 10 saat ders almasını ve sınava şoför
okullarına ait araçla girmesini zorunlu kılan düzenlemeleri kabul
eden Bakanlar Kurulu, jeep ve kamyonetlerin önündeki demir tamponları da
yasakladı.
İÇENE 100 MİLYON, İZİN
VERENE 2 MİLYAR CEZA
9 Martta Bakanlar Kuruluna gönderilen
tasarıyla cezaların tahsilinin ve takibinin
pratikleştirildiğini ifade eden Celal, yasaya aykırı olarak
sigara içenlere 100 milyon TL, sigara içilmemesi gereken yerlerde -devlet
daireleri dahil- içilmesine müsaade edenlere de 2 milyar TL para cezası
verileceğini duyurdu.
Celal, sigara reklamlarının da bu
tasarıyla kısıtlandığını belirterek,
özellikle spor etkinliklerine sponsorluk yapan sigara firmaları
olduğu için konunun tartışıldığını ama
bazı sıkıntıların mecliste komite aşamasında
çözüleceğini kaydetti.
Hüseyin Celal, KKTC ile Güney
Kıbrıs arasında ticaretle ilgili tüzüğün yeni
düzenlemelerle kabul edildiğini bildirerek, buna göre Güneye ihracatın
tamamen serbest bırakıldığını, herhangi bir izin
alınmadan belirli mallar dışında Güneye ihracat
yapılabileceğini açıkladı. Celal, Güneyden KKTCye izin
alınarak, tahditli bir ithalatın söz konusu olacağını
da kaydetti.
T İZİNLERİNİN
DEVRİNE KISITLAMA
Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal,
Motorlu Araçlar Yolcu ve Eşya Taşıma Tüzüğü kapsamında
iki önergeyi kabul ettiklerini bildirerek, T izinleriyle ilgili alınan
karar uyarınca, T izni başvurularının daha süratli
sonuçlanması için süre kısaltımına gidildiğini
belirtti.
Sağlık ve Sosyal Yardım
Bakanlığının önemli diye nitelediği bir önergenin de
toplantıda görüşüldüğünü, bununla genel sağlık
sigortasının ilk adımlarının atıldığını
ifade eden Hüseyin Celal, başlangıç olarak birçok ülkede uygulanan
sisteme uygun olarak KKTCde çalışma veya ikamet izniyle ikamet
edenler veya öğrenci olarak bulunan Türkiye ve üçüncü ülke uyruklu
kişilerin gerektiğinde sağlık hizmeti alabilmesi için
sağlık sigorta yaptırması şartı
getirildiğini açıkladı.
SİVİLLERİN ASKERİ
MAHKEMEDE YARGILANAMAMASI
Hüseyin Celal, sivilleşme ve
demokratikleşmenin gereği olarak bütün çağdaş hukuk
sistemlerinde olduğu gibi KKTCde de sivil kişilerin askeri
mahkemelerde yargılanmasının mevzuattan çıkarılması
konusunun da ele alındığını bildirdi. Celal,
savcılıktan teknik düzeyde görüş alınmasına karar
verildiğini ve yasal değişikliğin gelecek hafta karara
bağlanacağını ifade etti.
Tapu ve Kadastro Dairesi Harçlar ve Ücretler
Tüzüğündeki bazı harçların günün koşullarına göre
düzenlendiğini bildiren Celal, ancak bir konudaki harcın
azaltıldığını ve tüzük
yayınlandığı tarihten itibaren bir defaya mahsus bir ev
veya arsa alan kişilerin yüzde 6 yerine yüzde 3 harç ödeyeceklerini
duyurdu.
YENİ ŞOFÖRLERE SIKI KURALLAR
Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal,
Motorlu Araçlar Yol ve Trafik Yasasına bağlı bir tüzükteki
değişikliğe gidildiğini, buna göre ilk defa sürüş
ehliyeti alanların bir yıl içinde trafikte bazı suçları
işlemesi halinde ehliyetlerine direkt olarak el konulmasının
öngörüldüğünü açıkladı.
Bu değişiklikle, yeni ehliyet alanların trafik
kurallarına uymayı iyice öğrenmelerinin hedeflendiğini
anlatan Celal, öğrenci ehliyeti alındıktan sonraki pratik
sürüş eğitiminin en az 10 saatinin şoför okulu eğiticisi
nezaretinde ve şoför okulu aracıyla yapılmasının da
düzenlendiğini bildirdi.
HALKIN SESI 10/06/2004
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
uzlaşma yolunun açılmasını istediklerini belirterek, bunun
için eşitlik yolunun açılmasının gerektiğini kaydetti.
Denktaş, Önümüze engel koyuyorlar Rumların önünde tek engel yok
dedi.
Türk tarafının, referandumda evet
dediği çerçeveye hapsedilmek istendiğini, hayır diyen Rum
tarafına ise daha neler istersin diye sorulduğunu belirten
Denktaş, bunun büyük haksızlık ve adaletsizlik olduğunu
ifade etti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
konferans vermek ve çeşitli basın-yayın organlarıyla
mülakatlar yapmak amacıyla gittiği İstanbuldan bu sabah ülkeye
döndü.
Konferansta işlediği konuyu anlatan
Denktaş, referandumların olup geçtiğini, bunun sonucunun Annan
Planının ortadan kalkmış olması olduğunu ve
kalktığına inandıklarını belirtti.
RUMA DAHA NELER İSTERSİN
DİYE SORULMASI BÜYÜK HAKSIZLIK
Denktaş, evet diyen tarafı evet
dediği bir çerçeveye hapsetmek ve Sen bu çerçeveden çıkamazsın.
Sen Rumlarla birleşmeyi kabul ettiğini gösterdin
dolayısıyla çerçeven budur demenin, hayır diyerek
avantajlı pozisyonunu koruyan Rum tarafına ise, daha neler istersin
diye sorarak pazarlığı onlarla sürdürmenin büyük
haksızlık ve büyük adaletsizlik olduğunu kaydetti. Bunun kabul
edilemeyeceğini vurgulayan Denktaş, referandumlar neticesinde
Kıbrısta iki eşit, egemen, self determinasyon hakkına
sahip halkın var olduğunu belirterek, Bu zaten esastır. Zaten
mesele Türk halkının haklarını gasbetmek için
başlatılan bir mücadele sonucu nedeniyle ortaya
çıkmıştır. 40 yıldır Rum tarafı bu
hakları gasp etmek için uğraşmıştır. Bunları
gasp edemeyeceğini göstermek için devletimizi kurduk. 21 yaşında
bir devletin sahibiyiz dedi.
Denktaş, AB bu yoldaysa vazgeçilmesini
isteyerek, bunun Ruma yamalanmak anlamına geleceğini,
tabiatıyla kimsenin de bunu kabul etmeyeceğini söyledi. Denktaş,
Sayın başbakanımız da zaten bunu birkaç kez
altını çizerek ilan etmiştir. Strazburgda bu konular önüne
gelirse müdafaamızı yapacaktır diye bekliyoruz ve
yapacağına da inanıyoruz dedi.
ANNANIN RAPORU ÜZDÜ
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
raporunda dünyaya verdiği mesaja çok üzüldüklerini ve
tarafsızlığına
yakıştırmadıklarını söyleyen Denktaş,
Annanın Kıbrıs Türklerine tanınma yolunu açmadan
yardım ediniz tavsiyesinde bulunduğunu anımsatarak, genel
sekreterin bunu yapmaya hakkı olmadığını
vurguladı.
Genel sekreterin, zamanında ABDnin
öfkeyle, Rumları ve kendi çıkarlarını korumak için
geçirttikleri köhnemiş kararlara atıf yaparak bunlara can vermesinin
kendilerini üzdüğünü söyleyen Denktaş şöyle devam etti:
Biz yolun açılmasını istiyoruz. Hangi yolun; uzlaşma yolunun... Bu yolun açılabilmesi için artık varlığı inkar edilemeyecek duruma gelmiş olan, referandumlar nedeniyle iki halktan biri olduğunu dünyanın gördüğü bir ortamda, iki tarafa eşit hak ve iki tarafın önüne engel koymaksızın uzlaşma yolu, eşitlik yolu açılmalıdır. Önümüze engel koyuyorlar, Rumların önünde tek bir engel yok. Böyle eşitlik olmaz. Bunları tartıştık, bunları konuştuk. Hukuki çerçevede meseleye bakmak bize güç veriyor.. Ama siyasi açıdan baktığımızda, daha da güçlendiğimizi görüyoruz. Yeter ki biz neyi müdafaa ettiğimizi, niçin müdafaa ettiğimizi bilelim ve devletimize evet desek de hayır demiş olsak da birleşerek sahip çıkalım. Uzlaşma yolu budur. Bunu yapmazsak Rumların tahakküm yolu açık kalmış olacaktır. Dünya da onlara şu veya bu şekilde yardımcı olmak suretiyle bizi bunlara bağlamak isteyecektir.
HALKIN SESI 10/06/2004
|
Kıbrıs'ta İngiliz gümrük memurlarından
Türklere ambargo |
|
|
Kıbrıs'ta Türklerle Rumların yaşadığı karma köy Pile'nin Türk Muhtarı Ahmet Sakallı, Beyarmudu-Pile arasındaki barikatta görevli İngiliz gümrük memurlarının Pile Türklerine ambargo uyguladığını belirterek, bu uygulamayı protesto etti. Sakallı,
yaptığı yazılı açıklamada, İngiliz gümrük
memurlarının Pileli Türklerin KKTC'den aldıkları et ve
süt ürünleri ile deniz mahsullerini geçirmelerini
yasakladığını kaydederek, Pile Türklerinin evlerine et
ve süt ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları
tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe
içindedir ifadesini kullandı. Kıbrıs'ta
toplumlararası barış girişimlerinin
artırıldığı ve geçişlerin serbest
bırakıldığı bir dönemde Pile Türklerine
karşı uygulanan izolasyonların
kaldırılmasını isteyen Sakallı, köylü üzerindeki
baskılar ve ambargolar nedeniyle Pile'deki birçok işyerinin
kapandığını kaydetti. PSİKOLOJİLERİ
OLUMSUZ ETKİLİYOR Bütün bu
durumların yanında şimdi de köyümüz yeni ambargolarla
tanışmaya başlamıştır ifadesini kullanan
Sakallı, açıklamasına şöyle devam etti: Gümrüklerin
kaldırılmaya çalışıldığı, Güney ile
Kuzey arasında ticari ilişkilerin düzenlenmeye
başladığı bu dönemde, Pile Türklerinin evlerine et ve süt
ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları
tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe
içindedir, 'ne olacağız?' diye soruyor. Biz de soruyoruz. Köyümüze
ekonomik barışı ne zaman getirecekler? Bu belirsizlik ne zaman
sona erecek? Hakkımızda ne gibi düzenlemeler yapılacak? Bu köyde
ne zaman insanca yaşama hakkına sahip olacağız? Pileli
Türk çocuklarımızın her gün barikatlarda aranmaları,
psikolojileri üzerinde olumsuz etki yapmakta, onların geleceğini
olumsuz etkilemektedir. BM'nin,
İngiliz yetkililerin ve Pile'nin geleceğinde karar verme yetkisine
sahip olanların, bizi düşünmelerini, bizleri
aydınlatmalarını ve geleceğimizle ilgili insanca, hakça
karar vermelerini bekliyoruz. Pileli
Türklerin, Lefkoşa ve Girne'ye daha kısa sürede gidebilmeleri için
Pile-Yiğitler yolunun açılmasını da talep eden Muhtar
Ahmet Sakallı, şunları kaydetti: Barikatların
kaldırılmasını istiyoruz. Lefkoşa ve Girne yolunun
kısalması için, insan haklarımız için, barikatsız
evimize girmek için Pile-Yiğitler yolunun açılmasını
talep ediyoruz. (aa) |
|
HURRIYET 11/06/04
AB,
'gümrük' için zorluyor
AB zirvesi sonuç
taslağı Rum baskısına dayanamadı. Türkiye'ye 'Rumlara
Gümrük Birliği'ni uygulama niyetini göster' denilecek
11/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - BRÜKSEL/ANKARA - AB'nin 17-18
Haziran'da gerçekleştireceği zirve sonrasında yayımlanacak
olan sonuç bildirisinde yer alacak Türkiye paragrafı dün yine Birlik
gündemindeydi. Rumların, Türkiye'nin kendileriyle Gümrük Birliği
uygulamasına geçmemesini bildiriye sokma yönündeki manevraları
başarılı oldu. Bildirinin son taslak halinde yumuşak
ifadelerle de olsa bu duruma atıfta bulunuldu.
COREPER'de oluşturulan ilk belgede Türkiye'nin 10 yeni üyeden dokuzuyla
Gümrük Birliği'ne giderken Rum Kesimi'ne yönelik adım atmamasına
atıfta bulunulmazken dünkü belgede bu atıf yapıldı. Taslak
metinde Türkiye'nin bu yönde adım atmaya hazır olduğunun
işaretini vermesi istendi.
Taahhüt korundu
Yeni taslakta Komisyon raporu olumlu olursa müzakerelerin gecikmeden
başlayacağı taahhüdü korunurken Türkiye'nin eksikleri genel
ifadeler yerine detaylı olarak yer aldı. Eksiklikler, yargı
bağımsızlığı ve işleyişinin
güçlendirilmesi, temel hakların kullanımı, kültürel haklar,
sivil-asker ilişkilerinin Avrupa standardına çekilmesi ve
Güneydoğu olarak sıralandı.
Değişme
olasılığı
AB dışişleri bakanları pazartesi günü metni ele alacak ve
taslak 16 Haziran'da bir kez daha COREPER'in önüne gelerek liderlere sunuma
hazır hale getirilecek. Diplomatik kaynaklar metnin
değişikliğe uğrayabileceğini,
Türkiye'nin son eklemelere ilişkin girişimlerde bulunduğunu
belirtiyorlar.
Türkiye ise, Gümrük Birliği için formül arayışında.
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, Güney Kıbrıs'la
imzalanacak Gümrük Birliği anlaşmasının tanıma
anlamına gelmeyeceğini belirterek, "Bu düzenlemeler ticaret
sapması olmamasına yönelik ve ticari alanla
sınırlıdır. Bundan Kıbrıs'taki kapsamlı
çözüm için siyasal sonuç çıkarılamaz" dedi.
Açılımlara
Rum engeli
11/06/2004
RADIKAL
RADİKAL - BRÜKSEL - KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu'na baskı yapmak ve
Rumların AHİM'de Türkiye aleyhine açtığı davaları
kuzeye yönlendirmek amacıyla yine AB'nin kapısını
çaldı. Genişlemeden sorumlu komiser Günter Verheugen'le görüşen
Talat, komisyonun gerekli adımları atmaya çalıştığı,
ama Rumlar nedeniyle ciddi sıkıntı yaşandığı
mesajı aldı. Kuzeye yönelik açılım paketini yakında
açıklaması beklenen Komisyon, Rumların serbest ticarete ayak
diremesinden şikâyetçi. Talat, görüşmeye ilişkin "AB'yle
büyük sıkıntılar var. Verheugen 'İçiniz rahat olsun'
demedi. Artık oy ve veto hakkı bulunan Rumların tutumu AB'de
tepkiyle karşılanıyor. Bu bir yerden çatlak verecektir. AB
sorunlu bir ülkeyi üye yapmanın sonuçlarını hissetmeye
başladı" diye konuştu
Talat, Avrupa Konseyinde temsilcilik açma isteğini yineledi
Talat, Schwimmerle 45 dakikalık görüşme yaptı
11 Haziran, 2004 19:02:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kuzey
Kıbrısa Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açması için olanak
sağlanması gerektiğini söyledi.
Talat, Strasbourg'daki temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Walter Schwimmer ile görüştü. Yaklaşık 45 dakika süren
görüşmede, Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'ndeki temsil durumunu ön plana
çıkardı.
Avrupa
Konseyi'nde temsilcilik
KKTC'nin, Avrupa Konseyi binasında temsilcilik açma isteğini dile
getiren Talat, konseyin de KKTC'de temsilcilik açabileceğini belirtti.
Görüşmede Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren ve üye ülkelerin
anayasalarını inceleyen Venedik Komisyonu'nun
çalışmaları da gündeme geldi.
Talat, KKTC'de yapılacak yasaların ya da anayasal değişikliklerin
Avrupa Konseyi ilke ve kurallarıyla uyum göstermesi açısından,
KKTC'nin bu komisyonla işbirliği yapma arzusunu dile getirdi.
KKTC'li
parlamenterlerin, AKPM'de temsili
KKTC'li parlamenterlerin, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) temsil
edilmeleri konusu da görüşmede ele alındı. Talat, Schwimmer'den,
KKTC'li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına
katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.
Avrupa Konseyindeki temaslarını tamamlayan Talat, yarın
Strasbourg'dan ayrılacak.
|
|
|
|||
|
|
|
11 Haziran 2004 Denkta, İslam Konferansı Örgütünde
gözlemci statüsünde bulunan KKTCnin tam üye yapılması
zamanının da geldiğini söyledi. |
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BMnin
Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Sotonun Güvenlik Konseyindeki
sözlerine tepki göstererek, Kıbrıslı Türkler, egemen devlet
arayışından geri çekilmiş değildirler, çünkü Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, egemen devletleridir ve bu devleti ne
acılarla kurduklarının bilinci içerisindedirler diye
konuştu.
Denktaş, referandumda egemen devletin
oylanmadığını söyledi. BM Genel Sekreteri Kofi
Annanın Kıbrıs özel temsilcisi de Soto, referandumda
Kıbrıslı Türlerin evet diyerek, egemen devlet
anlaşından vazgeçtiklerini söylemişti.
Öte yandan Denktaş, İslam ülkelerine
çağrıda bulunarak, İKÖde gözlemci statüsünde olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bu sıfatla tam üye
yapılmasının zamanının geldiğini söyledi.
|
Talat, AKdan
temsilcilik istedi |
|
|
|
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTCnin Avrupa Konseyinde temsilcilik
açmasına olanak sağlanması gerektiğini söyledi. |
|
|
|
AA |
|
|
|
11 Haziran 2004 Strasbourgdaki temasları çerçevesinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüşen Talat, konseyin de
KKTCde temsilcilik açabileceğini kaydetti. |
Talat-Schwimmer görüşmesinde, KKTCli parlamenterlerin
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da
ele alındı. Talat, Schwimmerden, KKTCli parlamenterlerin AKPM
çalışmalarına katılmaları için gerekli desteği
vermesini istedi.
KKTC Başbakanı Talat, Schwimmerdan önce
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Vilhaberle de
bir araya gelerek Kıbrıslı Rumların, Strasbourg
mahkemesinde Türkiyeye karşı açtıları mülkiyet
davaları konusunda görüşmüştü.
Talat: Büyük zorluklar var
Başbakan Mehmet Ali Talat, AB ile
ilişkilerde çok sayıda ve büyük sıkıntılar
bulunduğunu söyledi.
Çeşitli temaslar için Brükselde bulunan
Talat, AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile
görüşmesinin ardından düzenlediği basın
toplantısında ayrıntılı bilgiler verdi.
Kıbrısta sorunun çözüleceği
umuduyla analitik araştırma süreci devam ediyordu. Sorun
çözümlenemeyince ABde ciddi bir kafa karışıklığı
oldu. Onlar sorun ya çözülür veya engelleyen Türkler olur
düşüncesindelerdi. Tersini hiç düşünmemişlerdi diyen Talat
özetle şunları anlattı:
Yeşil Hat Tüzüğü
hazırlandı. Bu bizi tatmin etmiyor, ama ciddi ilerlemeler içeren bir
metin. Şimdi serbest ticaret uygulama ilkeleri belirleniyor. Yeşil
Hat, serbest ticaret, direkt uçuşlar, limanlar, spor
ambargolarının kaldırılması gibi birçok teknik konu
var. Bu arada AB normlarına uygun bir yapılanma girişimlerimizi
anlattım. Örneğin, sivillerin askeri mahkemelerde
yargılanması konusunda hassaslar. Bunu
çözümlediğimizi bildirdim.
Demokratikleşme hareketlerini, geçişlerin
kolaylaştırıldığını belirttim.
RUMLARIN OLUMSUZ TAVRI
Aynı olumlu tepkilerin Rumlardan da
beklendiğini, oysa Rumların kısıtlamalara devam
ettiğini belirten Talat, Bizim ticari araçlarımızın güneye
geçişine engel olduklarını anlattım. Güney
Kıbrısa giden her arabayı, turistlerin arabalarını,
taksileri, kamyonları didik didik arıyorlar. Çok yüksek sigorta
ücretleri uyguluyor, caydırıcı tavır izliyorlar dedi.
Talat, bir soru üzerine şunları
söyledi:
Sıkıntılı durum çok. Rumlar artık AB üyesi
oldular. Oy ve veto hakları var. Başka hususlarda zorluk çıkarma
hakları var. Bu şartlarda onları nasıl
aşacağız, kolay değil. Komisyon da
sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız.
Örneğin Ticaret Odamızın menşe belgesi vermesi konusunda
Rum yönetimi yetkili. Bu büyük sıkıntı. Rumların artık
AB Komisyonunda komiserleri var. Üstelik bu komiser Annan planının
reddedilmesi için en öncü rolü oynadı. Rum yönetiminin Maliye
Bakanıydı. Bu kişi artık AB komiseridir. AB adına
iş yapıyor. Bunlar gibi bir sürü sıkıntımız var.
Türkiyenin de sıkıntıları var. Gümrük Birliğini
genişletti, 9 ülkeyi daha kattı. Ortalık karıştı.
Sonunda çözüm bulunacak, ama Türkiye, zorlanan, mahcup olan bazı
adımlar atmak zorunda kalıyor ve kalacaktır.
Temaslarımda gördüğüm, Rumların yanlış
tutumunun onlara karşı tepkiyi artırdığı
yönündedir. Bu, bir şekilde, bir yerden patlak veya çatlak verir. Bunun
siyasi ve duygusal etkileri olacaktır. Bir toplumu ne kadar süre
dışarıda bırakabilir, baskı uygulayabilirler! Bu çok
ciddi bir olaydır diyen Talat, ABnin kuzeye aktarması söz konusu
olan 259 milyon euroluk yapısal fon için bir plan ve program
hazırlanacağını belirtti.
AVRUPA PARLAMENTOSU
AB Komisyonu, serbest ticaret
ortamının oluşması için elinden geleni yapacak gibi bir
izlenim veriyor. Tarih söylemediler. AB Konseyi, bu ay sonunda bir karar
alacak. AB Komisyonunun öneri taslağının ana hatları henüz
belli değil diye konuşan Talat, Avrupa Parlamentosu konusunda da
şunları anlattı:
Avrupa Parlamentosunda 2 parlamenter bizden
seçilsin veya iki koltuk boş bırakılsın önerilerimiz kabul
edilmedi. Üçüncü önerimiz kabul edilebilir. Avrupa Parlamentosunda iki
Kıbrıslı Türk gözlemci
bulunsun istiyoruz. Bunu yeni parlamento
değerlendirecek.
Talat, Kıbrıslı Türklerin
yasal itiraz haklarına ilişkin bir soru üzerine şunları
söyledi:
İzolasyonların
kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adım şu an
için çok zor. Sağlık sertifikalarının Rum hükümeti
tarafından verilmesi durumunda, ihracatta bir sorun yok. Rumlar bunu öne
sürüyorlar. Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar diyorlar. Biz de
buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil
etmediklerini söylüyoruz. Sorun buradan
kaynaklanıyor. Bir mahkemede dava açmanın ne kadar kabul
göreceğini doğrusu bilemiyorum. Ama bazı hususlar var.
Örneğin serbest ticareti engelleyici tutumları var. Avrupa Adalet
Divanında bireysel davalar açılabilir. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde de açılabilir.
Yasal yolları da deneyeceğiz, ancak henüz o aşamaya
gelmiş değiliz. Önce önümüzü temizleyelim.
TÜRKİYE DE ZORDA
AB Komisyonunun Kuzey Kıbrısta
20-25 kişilik bir büro açmayı planladığını, bu
amaçla bina arandığını ve Konseyin onayının
beklendiğini belirten Talat, bunun yazdan sonra olabileceğini ifade
etti.
Talat, bir soru üzerine şöyle
konuştu:
Verheugen bana İçiniz rahat olsun
demedi. Zorlukları, düşüncelerini anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs
Cumhuriyeti AB üyesidir. Elimizden geldiği kadar faal olacağız.
Uluslararası alanda çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük
ülke başkentlerini ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum.
Gitmemiz, anlatmamız lazım.
Zorluklar büyüktür. Türkiyenin önünde de büyük
zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyetini tanıma gibi bir durumla
karşı karşıya. Hangi adımları atarak, ne
şekilde, hangi alanlarda bilemiyorum. AB de, artık yavaş
yavaş sorun yaratan bir üyeyi içine aldığını fark
ediyor.
HALKIN SESI 11/06/04
Türkiyenin Kıbrıs politikasından memnun
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, ABD Başkanı George Bush ile Kıbrıs konusunu
görüştüğünü, Siz sözünüzü tuttunuz, elinizden geleni
yaptınız diyen Bushun Türkiyeyi desteklemeye devam edeceğini
söylediğini aktardı.
Erdoğan, açıklamasının
ardından, bir gazetecinin, ABD Başkanı George Bush ile
Kıbrıs konusunu görüşüp görüşmediğini sorması
üzerine, bu konuyu görüştüğünü belirtti. Başbakan Erdoğan,
Siz sözünüzü tuttunuz, elinizden geleni yaptınız diyen Bushun
Türkiyeyi desteklemeye devam edeceğini söylediğini aktardı.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, temasları sırasında yaptığı
açıklamalarında Kıbrıs sürecine de değinerek,
Kıbrısla ilgili yaşanan gelişmelerin tarihe kayıt
düştüğünü belirtti. Sorunun çözümünde Türkiyenin arzu ettiği
gelişmelerin olmadığını ifade eden Erdoğan,
şöyle konuştu:
Ama güneyin bu işe (hayır) demesi
ile kuzeyin de (evet) demesi sureti ile Türklerin hep masadan kaçan diye
suçlandığı ama bu defa masadan kaçmadığı, üzerine
üzerine gittiği ve üç özelliği burada gerçekleştirdiği
ortaya çıktı. Bunlardan birisi mesela Kıbrısta hep bir
adım önde olmak... Hep bunu gerçekleştirdik. İkincisi hep kendi
çıkarını düşünen değil, kazan kazan
anlayışıyla bu işe yaklaşmak suretiyle bir adım
daha gerçekleştirdik. Üç, adada barışı isteyen, birarada
yaşamayı isteyen tarafın Türk tarafı olduğu ama bir
arada yaşamayı istemeyen tarafın ise güney olduğunu da bu
olay tescil etti. Bu adeta orada bir
kırılma noktasıdır da diyebiliriz. Bunu başardık.
ERDOĞAN-ANNAN
İLE GÖRÜŞTÜ
Erdoğan, Annan
ile Harward Üniversitesi Kulübü'nde sürpriz bir şekilde gerçekleşen
ve yaklaşık yarım saat süren görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, görüşmede, genellikle
Kıbrıs ve Irak konusunda görüş alışverişinde
bulunduklarını bildirdi.
Erdoğan,
Annan'ın, Kıbrıs ile ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nde
verdiği rapor konusundaki düşüncelerini
anlattığını kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:
''O süreçte
gösterdiği gayretler sebebiyle teşekkürümüz oldu. Bunun yanında,
Irak'taki gelişmelerle ilgili olarak görüş
alışverişinde bulunduk. Ve tabii Irak'ta şu anda mevcut
yeni yönetimin başarılı olması noktasında neler
yapılabilir, bunları konuştuk.
Erdoğan,
Kıbrıs Türk tarafına yönelik yaptırımlarla ilgili
konunun gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine, ''Annan, (O konuda zaten
raporumda da bunu söyledim. Bundan sonra da her fırsatta bunu söylemeye
devam edeceğim) dedi'' diye konuştu.
AVRUPA KONSEYİ
GENEL SEKRETERİ SCHWİMMER
Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Walter Schwimmer, uluslar
arası toplumun Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonunun sona
ermesi gerektiği, Avrupa Konseyi'nin sözleri hayata geçirmesi ve
Kıbrıslı Türkleri Konseyi'in faaliyetlerine dahil etmesine
ihtiyaç olduğu konusunda görüş birliğine
vardıklarını söyledi.
Başbakan Mehmet
Ali Talat ile bugün Strasbourg'da bir araya gelerek somut eylemleri görüşeceklerini
kaydeden Schwimmer, BM Genel
Sekreteri Kofi
Annan'ın Kıbrıs raporu doğrultusunda nasıl
adımlar
atılabileceği konusunda fikir üretmeye
başladıklarını bildirdi.
HALKIN SESI 11/06/04
Papadopulostan 10 maddelik strateji
Rum gazeteleri, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulosun, BM Genel Sekreteri Kofi Annana
Güvenlik Konseyine yönelik Kıbrıs raporuna cevaben gönderdiği
mektup dikkatle okunduğunda, Papadopulosun Annan planında
değiştirmek istediği ancak açıklamadığı 10
maddenin neler olduğunun ortaya çıktığını,
ayrıca mektubunda açıkça, stratejisinin; Kıbrıslı
Türklerin yeniden Kıbrıs Cumhuriyetine geri dönmelerini
hedeflediğini ortaya koyduğunu bildirdi.
POLİTİS, Başkanın Gizli
Maddeleri Tasos Papadopulosun Rapor Karşıtı Mektubundan 10
Maddelik Liste Annan Planı Yeniden Gündeme Gelirse Neler İsteyecek
başlığıyla manşete çektiği haberinde,
Papadopulosun Annan planının yeniden müzakerelere temel teşkil
edeceğine inanç belirttiğini ve böyle bir durumda bazı
değişiklikler isteyeceğine işaret ettiğini yazdı.
Gazeteye göre Papadopulosun; içeriği ve
kullandığı üslup nedeniyle yabancı diplomatları
öfkelendiren ve BMyle gerçek bir cephe
açtığını düşündüren Annana yönelik mektubundan; Annan
planı üzerinde yapılmasını istediği 10 maddelik bir
değişiklik listesi ortaya çıkıyor.
POLİTİS, Kıbrıs
Cumhuriyetine Geri Dönüş başlığı altında ise;
Rum Yönetimi Başakanı Papadopulosun Annana yönelik mektubunda;
statejisinin hedefinin esasen; Kıbrıslı Türklerin yeniden
Kıbrıs Cumhuriyetine geri dönmeleri olduğunu
açıkladığına dikkat çekti.
Papdopulosun, mektubunun 52.
paragrafında; Bu nedenle (Kıbrıslı Türkler) ekonomilerinin
yeniden birleşmesine yönelik önlemler konusunda işbirliği
yapmalı, Kıbrıslı Rumlarla ve Kıbrıs hükümetiyle
ortak katılımlar geliştirmelidirler ifadesini
kullandığına işaret eden gazeteye göre bu paragraf, Annan
raporunun 86. paragrafına yanıt teşkil ediyor. Annan raporunun
ilgili paragrafında şunlar kaydediliyor:
Bunlar, Kıbrıslı
Rumların, herhangi bir barış çabasının yinelenmesi
perspektifinin küçük olacağı önümüzdeki dönemde düşünmek
isteyebilecekleri konulardır. Sadece siyasi partiler değil,
vatandaş toplumunun da belki bu tür düşüncelerde rol oynaması
gerekir. Avrupa Birliği şüphesiz ki bu argümana katkı koyar.
Kıbrıslı Rumlar yetkilerini ve refahlarını
eşitlik politikasına dayanan bir federal yapıda
Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır iseler, bu, sadece
sözlerle değil hareketlerle de gösterilmelidir.
Gazete, Annan planının yeniden
müzakere zemini haline gelmesi durumunda Rum Yönetimi
Başkanının talep edeceği açık olan
değişiklikleri şöyle sıraladı:
1-Yerleşikler:
Başkanın analizine göre Annan
planı, 111 bin yerleşiğin, yani bugün yasadışı
olarak işgal bölgelerinde bulunanların tamamının,
kalmasını sağlıyor. Bu nedenle Annan planının
yerleşikler konusuna yaklaşım şekli, reddedilecek nitelikte ve
değiştirilmeye muhtaç olarak görülüyor.
2-Yerleşik Akımı:
Papadopulosun yorumuna göre, Türkiye ABa
üye olduktan sonra da bu ülkeden yerleşiklerin adaya
akımını daimi kılan karmaşık mekanizmanın
değiştirilmesi gerekiyor.
3-Mülkiyet:
Başkan, Birleşmiş
Milletlerin; Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türk devletinde elde edebilecekleri mülkleri
hesaplarından şüphe duyuyor.
Mevcut kiracılara verilen
haklardan, mal değeri ve miktarına ilişkin çifte
kısıtlamalardan ve kurumların yeniden iskanına getirilen
yasaktan da şüphe duyuyor. Papadopulos; uzun vadeli ödemeyi de içeren
önceki planın düzenlemelerini tercih ediyor gözüküyor. İkinci konut
edinme hakkıyla ilgili olarak ise; Kıbrıs Türk devletine kendi
bölgesi içindeki mülk piyasasına
sınırlama getirme yetkisi vermesine itiraz ediyor.
4-Sapmalar (Derogasyonlar):
Kıbrıs Türk devletinin
Kıbrıslı daimi sakinlerinin 2/3ünün, ana dili Türkçe olanlardan
oluşacağına yönelik daimi sapmanın kaldırılması.
5-Başkanlık Konseyi:
Başkan Papadopulosun; dönüşümlü
başkanlık sırasında, birinci başkan ve başkan
yardımcısının görev sürelerinin eşit olmasına ve
mektubunda belittiği üzere- iki toplumun eşit sayıda
bakanı olmasına ve bu bağlamda, Türk işgal ordusunun
tamamı varolmaya devam etmekteyken Kıbrıslı Türklerin
dışişleri ve savunma gibi önemli bakanlıkları
ellerinde bulundurmalarına itiraz ediyor.
6-Kişisel Haklar:
Vatandaşların kişisel
haklarına müdahale eden ve bu bağlamda Türkiye aleyhine başvuruları
silen düzenlemeler reddediliyor.
7-Askersizleştirme:
Başkan, Türkiyenin ABa
üyeliğinden sonra adada kalacak olan 650 Türk askerini
köprübaşı olarak niteleyerek, ayrıca 1963 ve 1974
olaylarını hatırlatarak, Türk askerinin tamamen çekilmesini
savunuyor. Aynı çerçevede, iki
devletteki polis gücünün sayısının genişletilmesine itiraz
ediyor.
8-Tek Yanlı Müdahale Hakkı:
Bu konuda, Kıbrısa yalnızca
Güvenlik Konseyi kararı ile müdahalede bulunulacağı
şeklinde yorumlanacak bir düzenleme yapılması.
9-Ekonomi:
Annan planında ifade edilmekte olan
Kıbrıs lirası, şu anda kullanılmakta olan
Kıbrıs lirası olduğu izahatı, Para Politikası
Komitesinde Kıbrıslı Rumların çoğunlukta olması,
Makro Ekonomik İstikrar Konseyi kurulması ve işletilmesi.
10-Merkez Bankası:
İşgal bölgelerindeki Merkez Bankası şubesinin, bir
yıl sonra kesin şekilde kapatılacağı
netleştirilsin. Başkan, mektubunda, plan; para
politikasının sonuç getirici şekilde uygulanmasını
ciddi şekilde erezyona uğratacak olan, Kıbrıs Türk
Oluşturucu Devletindeki Merkez Bankası şubesinin açık
kalması ve yetkilerinin genişletilmesi
olasılıklarını açık bırakıyor
vurgulamasında bulundu.
HALKIN SESI 11/06/04
Hükümet kurma makam kavgasına...
Barış ve Demokrasi Hareketi Genel
Başkanlığı, yeni bir koalisyon hükümeti kurulması
çalışmalarıyla ilgili yazılı bir açıklama
yaptı.
BDHnın hükümet formülleri arasında
CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğini tercih ettiğini açıkça ortaya
koyduğu anımsatılan açıklamada, CTPnin bunu benimsememesi
nedeniyle tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonunun
kaldığına işaret edilerek, BDHnın bunu yaşama
geçirmek için iyi niyetle çalıştığı kaydedildi.
Kurulacak olan yeni bir koalisyondur.
Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların
dağılımının nasıl olacağı
konuşulacaktır denilen Genel Başkanlık
açıklamasında, bazı bakanlıkların tabu ve
dokunulmaz ilan edilmesi halinde sorunların çözümünün
ağırlaşacağı belirtildi.
CTPnin yayın organına da
eleştiriler de yöneltilen açıklamada, konuların makam
kavgası yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesinin iyi
niyetli bir yaklaşım olmadığı ifade edildi.
8 maddeden oluşan BDH Genel
Başkanlığı açıklamasının başında
yaklaşık 1.5 aydır hükümetin azınlığa
düştüğü anımsatıldı, dış ilişkiler açısından
yapılması gerekenler dikkate alınarak istifası yönünde
taleplerin ileri götürülmediği belirtildi.
TECİHİMİZ CTP-BDH-TKP-BOİ
İDİ, CTP BENİMSEMEDİ
Açıklamada, BDHnın, hükümet
formülleri arasında tercih ettiği CTP-BDH-TKP-BOİ
seçeneğinin CTP tarafından benimsenmediği, böylece tek mümkün
görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonu kaldığı
kaydedildi.. BDHnın bu seçeneği yaşama geçirmek için
hazırlıklarını sürdürdüğü de ifade edilen
açıklamada, Bülent Kanol, Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı ve
Barış Burcudan oluşan bir heyetin partiler arası protokol
ve program taslağı çalışmalarında BDH adına
görevlendirildikleri bildirildi.. Ayrıca BDH yetkililerinin bu
akşamdan başlayarak Güzelyurt, Lefkoşa, Mağusa-İskele
ve Girnede kitle toplantılarında konuyu hafta sonuna kadar
değerlendirecekleri ifade edildi.
BDH Genel Başkanlığı
açıklamasında şunlar da kaydedildi:
ESAS HEDEF ÇÖZÜM
BDH muhtemel koalisyonun amacı
konusunda ilkeler bağlamında net bir tablonun ortaya konmasına
çalışmaktadır. İzolasyonların
kaldırılması çabalarının sürdürülmesi
kaçınılmaz olmakla birlikte asıl hedef Kıbrısta
çözüme ulaşılmasıdır. Bu bağlamda çözüm perspektifinin
açık durması ve bu yönde izlenecek politikaların
değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde Kıbrıs Türk
halkının demokratikleşme ve sivilleşme taleplerinin
yaşam bulması için atılabilecek adımların
somutlaşması önemlidir. Bu yüzden kolektif aklı öne
çıkararak yapılabilecek çok şey vardır.
YENİ BİR KOALİSYON KURULACAK.
TABU BAKANALIK SORUNLARI AĞIRLAŞTIRIR
Kurulacak olan yeni bir koalisyondur. Bu
nedenle Başbakanlık dışında diğer bakanlıkların
üç parti arasında dağılımının nasıl
olacağı da konuşulacaktır. Ortaya konacak olan vizyon ve
programın önceliği ve önemi yadsınmamakla birlikte, o
programın en iyi nasıl yaşama geçirilebileceği de
kuşkusuz ki önemlidir. Bunlar da konuşarak, tartışarak
çözümlenecektir. Yoksa bazı bakanlıklar tabu ve dokunulmaz ilan
edilirse sorunların çözümü kolaylaşmaz,
ağırlaşır.
BDHnın Kıbrıs sorununa
bakış açısı ve bugüne kadar koyduğu katkı
ortadadır. Kurulacak bir hükümette bu perspektife uygun bir konumda olmak
istemesi de doğaldır ve %65 oranında çözüm yönünde irade ortaya
koyan halkın nabız atışıyla da uyum içindedir. Bu
nedenle konuların makam kavgası yapılıyor noktasına
indirgenmek istenmesi iyi niyetli bir yaklaşım değildir.
Koalisyonun hazırlık çalışmaları yapılırken
CTPnin yayın organı gazetede tek yanlı yayın yapmak da
samimiyetle bağdaşmaz.
HALKIN
SESI 11/06/04
Tecride son Avrupaya
uyum!
VERHEUGENLE
GÖRÜŞTÜ...Başbakan Mehmet Ali Talat, Belçikanın Başkenti
Brükseldeki ikinci ziyaretini dün Avrupa Birliği Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugenne gerçekleştirdi.
ÖNEMLİ
KONULAR ELE ALINDI...Kıbrıs saati ile saat 10.00da gerçekleşen
ziyarette Günter Verheugen,
Başbakan Mehmet Ali Talatı Avrupa Birliği Komisyonu Binasındaki
ofisinde kabul etti. Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması, Avrupa Birliği ile
ilişkiler, Yeşilhat Tüzüğündeki yeni düzenlemeler ve serbest
ticaretle ilgili konuların ele alındığı toplantı
bir saat 10 dakika sürdü.
TALATTAN
BASIN TOPLANTISI...Görüşme sonrası KKTC Brüksel Temsilciliğinde
Kıbrıs saati ile saat 13.30da bir basın toplantısı
düzenleyen Talat, Günter Verheugen ile gerçekleştirdiği
toplantıyı olumlu ve verimli olarak yorumladı.
DEMOKRATİKLEŞME
ÇALIŞMALARI...Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını
önlemek amacıyla önerge hazırlandığını, Bakanlar
Kurulunun bunu Meclise göndermek üzere olduğunu anımsatan Talat,
diğer demokratikleşme çalışmalarının da
bulunduğunu söyledi.
SERBEST
TİCARET KONUSU...Serbest Ticaret konusunda sorulan bir soruyu
yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Kendi ulaşım
araçlarımızı hava ve deniz limanlarımızı
kullanabilmeliyiz dedi.
KOMİSYON
ELİNDEN GELENİ YAPACAK...Bir başkalarının
verdiği bir karar nedeniyle Kıbrıs Türk halkının daha
ne kadar dışarıda bırakacaksınız? diye soran
Talat, İki gündür devam eden temaslarımda, Komisyonun ellerinden
geleni yapacağını gördük, buna inanıyorum şeklinde
konuştu
Basın
toplantısında, ABnin referandumdan Rum tarafının Evet,
Türk tarafının HAYIR veya her iki tarafının EVET demesini
beklediği için, Rum tarafının HAYIR, Türk tarafının
EVET demesiyle hazırlıksız yakalandığına dikkat
çeken Başbakan Mehmet Ali Talat, Yeşilhat Tüzüğünün aceleyle
hazırlandığını ve Kıbrıs Türk halkı
için bugünkü şekli ile Yeşilhat Tüzüğünün yeterli
olmadığını belirtti.
Sivillerin
askeri mahkemelerde yargılanmasını önlemek amacıyla önerge
hazırlandığını, Bakanlar Kurulunun bunu Meclise
göndermek üzere olduğunu anımsatan Başbakan Mehmet Ali Talat,
diğer demokratikleşme çalışmalarının da
bulunduğunu söyledi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının geçişlerin
kolaylaştırılması yönünde adımlar atmasına
rağmen, Rum tarafının ayni iyi niyeti göstermedikleri ifade
etti.
Havalimanlarımızı
kullanabilmeliyiz
Serbest
Ticaret konusunda sorulan bir soruyu yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali
Talat, Kendi ulaşım araçlarımızı hava ve deniz
limanlarımızı kullanabilmeliyiz. Serbest ticaretteki
amacımız, bir metanın yurt dışına
çıkması değil, her adımda bir katma değer elde etmek,
ekonomi çarklarının dönmesini sağlamaktır. Rum
kamyonları gelip, Güzelyurttan
portakalımızı alıp götürmesi bize bir fayda sağlamaz.
Halbuki, o portakalı benim halkım paketlemeli, benim kamyonlarım
taşımalı ve benim limanım yurt dışına
göndermelidir şeklinde konuştu.
Rumların
ABye yasal olarak üye olduklarını, üstelik referandumda HAYIR
kampanyasını en ön safhada yürüten, Annan Planının mali
yönünü abartarak, Kıbrıslı Rumları endişeye sevk eden
bir kişinin bugün AB Komiseri olduğuna dikkat çeken Başbakan.
Mehmet Ali Talat, bu durumu büyük bir sıkıntı olarak
nitelendirdi.
ABnin 9
yeni üyesi ile gümrük birliğine giren ve Kıbrıslı
Rumları dışarıda bırakan Türkiyenin de benzeri
aşması gereken bir sıkıntı
yaşadığını belirten Başbakan Mehmet Ali Talat,
ABnin de içerisine sorun yaratan bir ülkeyi aldığını fark
ettiğini ve bunun sıkıntılarını yaşamakta
olduğunu söyledi. Talat, Rumlar hayır dedikçe AB ülkelerinin
tepkileri artıyor. Bu bir çatlak verir veya bir yerde patlar dedi.
Kıbrıs Türk halkının
daha ne kadar dışarıda bırakacaksınız?
Bir başkalarının verdiği bir
karar nedeniyle Kıbrıs Türk halkının daha ne kadar
dışarıda bırakacaksınız? diye soran Talat,
İki gündür devam eden temaslarımda, Komisyonun ellerinden geleni
yapacağını gördük, buna inanıyorum şeklinde
konuştu ve ana hatları ortaya çıkmaya başlayan Konsey
kararının ay sonuna kadar açıklanacağını
belirtti.
Bir
gazetecinin sorusu üzerine ise Talat, Avrupa Parlamentosunda temsiliyet
hususunda üç düşünce ortaya koyduklarını, bunların
birincisinin 2 üyeyi Kıbrıslı Türklerin seçmesi, ikincisinin 2
yerin boş bırakılması ve üçüncü düşüncenin 2
Kıbrıslı Türkün gözlemci olarak toplantılara
katılmasını sağlamak olduğunu belirterek, üçüncü
olasılığın büyük oranda gerçekleşe bilineceğine işaret
etti.
Türkiye tarih alır
Kıbrıslı
Türkler veya KKTCnin dava açmasının söz konusu olup,
olmadığını sorulması üzerine ise Talat, ABde bir çok
konunun yeni parlamentoya devredileceğini, Temmuz ayında seçimlerin
olacağını, Ağustos ayının ise tatil olduğuna
işaret ederek, henüz o aşamaya gelinmediği, mücadele
şekillerini belirleyeceklerini, bugünkü politikalarına göre büyük
ülke başkentlerini ziyaret etmeyi düşündüklerini ve bu yönde davetler
beklediğini belirtti.
Günter
Verheugene de zorlukları anlattığını, sorunların
var olduğunu ancak, bu sorunların kimin olduğunun değil,
nasıl aşılabileceğinin önemli olduğunu belirten.
Mehmet Ali Talat, Birçok ülke temsilcisi, büyük elçisi ile görüşüyorum.
Türkiye için olumsuz konuşan hiç kimseye rastlamadım. Neler
olduğunu bende bilmiyorum ancak, birkaç adım atması bekleniyor.
Bana göre Türkiye tarih alır, Kıbrıs Türkiye için sorun olmaktan
çıkmıştır dedi.
Kıbrıs
Türk halkının ABye hazırlanma
çalışmalarının kesintisiz sürdürdüğüne de değinen
Başbakan Talat, şu anda Brükselde tarım ve ekonomi
alanlarında iki grubun, Başbakanlık Avrupa Birliği
Koordinasyon Komitesi Temsilcimiz Erhan Erçin gözetiminde eğitimde
olduklarını belirtti ve Erçinin AB ülkeleri ile temaslarını
sürdürdüğünü açıkladı.
Kuzey
Kıbrısa doğrudan uçuşların yapılmasıyla
ilgili soru üzerine, konunun çözümü için zamana gerek olduğunu belirten
Başbakan Talat, bu konuda ülkelerin kendilerinin karar vermesi
gerektiğini söyledi.
Başbakan, bir başka soru üzerine, AB
tarafından Kuzey KIbrıs için ayrılan 259 milyon euro'luk mali
yardımın 2004 yılı sonuna kadar çıkabileceğini
kaydetti.
AİHM başkanı ile
görüşecek
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Wildhaber ile
bugün görüşecek olan
Başbakan. Mehmet Ali Talat, Kıbrıs saati ile 17.10da
Strazbourga gitti.
Talat 12
Haziran 2004, Cumartesi günü, Kıbrıs saatine göre saat 21:55de adaya
dönecek. (YD)
YENIDUZEN 11/06/04
Büyük zorluklar var
RUM'UN OY VE
VETO HAKKINI AŞMAK KOLAY DEĞİL"... Çeşitli temaslarda
bulunmak üzere gittiği Brüksel'de, AB Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu üyesi Günter Verheugen'le bir araya gelen Başbakan Talat,
görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında Rum
tarafının AB üyesi olduğuna, oy ve veto hakları bulunduğuna
işaret ederek, çeşitli hususlarda zorluk çıkarabileceklerini, bu
şartlarda onları aşmanın kolay
olmadığını söyledi. Talat, "Komisyon da
sıkıntılı, biz de
sıkıntılıyız" dedi
"VERHEUGEN
BANA 'İÇİNİZ RAHAT OLSUN' DEMEDİ"... "Verheugen
bana 'İçiniz rahat olsun' demedi. Zorlukları, düşüncelerini
anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesidir.
Elimizden geldiği kadar faal olacağız. Uluslararası alanda
çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük ülke başkentlerini
ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum. Gitmemiz,
anlatmamız lazım" diye konuşan Talat, Türkiye'nin önünde de
büyük zorluklar bulunduğuna, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
gibi bir durumla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti
"ÖNCE
ÖNÜMÜZÜ TEMİZLEMEMİZ LAZIM"... İzolasyonların
kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adımın
şu an için çok zor olduğuna, sağlık
sertifikalarının Rum hükümeti tarafından verilmesi durumunda,
ihracatta bir sorun olmayacağına işaret eden Talat, "Rumlar
bunu öne sürüyorlar. 'Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar' diyorlar.
Biz de buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil
etmediklerini söylüyoruz" diye konuştu. Başbakan, Avrupa Adalet
Divanı'nda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bireysel
davalar açılabileceğini, ancak henüz o aşamaya
gelinmediğini belirterek, "Önce önümüzü temizleyelim" dedi
Başbakan
Mehmet Ali Talat, AB ile ilişkilerde çok sayıda ve büyük
sıkıntılar bulunduğunu söyledi.
Çeşitli
temaslarda bulunmak üzere gittiği Brüksel'de, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le bir araya gelen
Başbakan Talat, görüşmeden sonra düzenlediği basın
toplantısında Rum tarafının AB üyesi olduğuna, oy ve
veto hakları bulunduğuna işaret ederek, çeşitli hususlarda
zorluk çıkarabileceklerini, bu şartlarda onları
aşmanın kolay olmadığını söyledi.
Talat,
"Komisyon da sıkıntılı, biz de
sıkıntılıyız" dedi.
Başbakan
Talat, Türkiye'nin önünde de zorluklar bulunduğunu, Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya
olduğunu belirterek, "Hangi adımları atarlar; ne
şekilde hangi alanlarda bilemiyorum" diye konuştu
"Kıbrıs'ta
sorunun çözüleceği umuduyla analitik araştırma süreci devam
ediyordu. Sorun çözümlenemeyince AB'de ciddi bir kafa
karışıklığı oldu. Onlar sorun ya çözülür veya
engelleyen Türkler olur düşüncesindelerdi. Tersini hiç
düşünmemişlerdi" diyen Talat özetle şunları
anlattı:
"Yeşil
Hat Tüzüğü hazırlandı. Bu bizi tatmin etmiyor, ama ciddi
ilerlemeler içeren bir metin. Şimdi serbest ticaret uygulama ilkeleri
belirleniyor. Yeşil Hat, serbest ticaret, direkt uçuşlar, limanlar,
spor ambargolarının kaldırılması gibi birçok teknik
konu var. Bu arada AB normlarına uygun bir yapılanma
girişimlerimizi anlattım. Örneğin, sivillerin askeri
mahkemelerde yargılanması konusunda hassaslar. Bunu
çözümlediğimizi bildirdim. Demokratikleşme hareketlerini, geçişlerin
kolaylaştırıldığını belirttim."
Rumların
tavrı olumsuz
Aynı
olumlu tepkilerin Rumlardan da beklendiğini, oysa Rumların
kısıtlamalara devam ettiğini belirten Talat, "Bizim ticari
araçlarımızın güneye geçişine engel olduklarını
anlattım. Güney Kıbrıs'a giden her arabayı, turistlerin
arabalarını, taksileri, kamyonları didik didik arıyorlar.
Çok yüksek sigorta ücretleri uyguluyor, caydırıcı tavır
izliyorlar" dedi.
Komisyonun,
konseye sunacağı tavsiyeler içinde Kıbrıslı Türkler
lehinde hususların yer alması konusunda yardım istediğini
ifade eden Talat, "Kıbrıslı Türkleri referandum sonucundan
sonra dışlamak mümkün değil. Bunun yasal
yaptırımları da var" diyerek şöyle konuştu:
"Serbest
ticaret için ilk koşul, kendi ulaşım
araçlarımızı, hava ve deniz limanlarımızı
kullanabilmemizdir. Kuzeyde verilecek sağlık sertifikaları,
menşe ve dolaşım belgelerinin kabul edileceği bir mekanizma
kurulmalıdır. AB içinde ihracat yapılabilmesi önemlidir.
Bunları
sağlamazlarsa, ürünlerimizi güneyden geçirmemizi isterlerse Rumların
caydırıcı tavırları ve yasal kısıtlamalar
devam eder. Bizim amacımız yan sektörlerin de çalışır
hale gelmesidir. Umudumuz ekonomik çarkların dönmesidir."
Sıkıntılı
durum çok
Talat, bir soru
üzerine şunları söyledi:
"Sıkıntılı
durum çok. Rumlar artık AB üyesi oldular. Oy ve veto hakları var. Başka
hususlarda zorluk çıkarma hakları var. Bu şartlarda onları
nasıl aşacağız, kolay değil. Komisyon da
sıkıntılı, biz de sıkıntılıyız.
Örneğin ticaret odamızın menşe belgesi vermesi konusunda
Rum yönetimi yetkili. Bu büyük sıkıntı. Rumların artık
AB Komisyonu'nda komiserleri var. Üstelik bu komiser Annan Planı'nın
reddedilmesi
için en öncü rolü oynadı. Rum yönetiminin maliye bakanıydı. Bu
kişi artık AB komiseridir. AB adına iş yapıyor. Bunlar
gibi bir sürü sıkıntımız var. Türkiye'nin de
sıkıntıları var. Gümrük Birliği'ni genişletti, 9
ülkeyi daha kattı. Ortalık karıştı. Sonunda çözüm
bulunacak, ama Türkiye, zorlanan, mahcup olan bazı adımlar atmak
zorunda kalıyor ve kalacaktır."
"Temaslarımda
gördüğüm, Rumların yanlış tutumunun onlara karşı
tepkiyi artırdığı yönündedir. Bu, bir şekilde, bir
yerden patlak veya çatlak verir. Bunun siyasi ve duygusal etkileri
olacaktır. Bir toplumu ne kadar süre dışarıda
bırakabilir, baskı uygulayabilirler? Bu çok ciddi bir olaydır"
diyen Talat, AB'nin kuzeye aktarması söz konusu olan 259 milyon euroluk
yapısal fon için bir plan ve program hazırlanacağını,
yardımın 2004 yılı sonuna kadar çıkabileceğini
belirtti.
Avrupa
Parlamentosu
"AB
Komisyonu, serbest ticaret ortamının oluşması için elinden
geleni yapacak gibi bir izlenim veriyor. Tarih söylemediler. AB Konseyi, bu ay
sonunda bir karar alacak. AB Komisyonu'nun öneri taslağının ana
hatları henüz belli değil" diye konuşan Talat, Avrupa
Parlamentosu konusunda da şunları anlattı:
"Avrupa
Parlamentosu'nda 2 parlamenter bizden seçilsin veya iki koltuk boş
bırakılsın önerilerimiz kabul edilmedi. Üçüncü önerimiz kabul
edilebilir. Avrupa Parlamentosu'nda iki Kıbrıslı Türk gözlemci
bulunsun istiyoruz. Bunu yeni parlamento değerlendirecek."
Talat,
Kıbrıslı Türklerin yasal itiraz haklarına ilişkin bir
soru üzerine şunları söyledi:
"İzolasyonların
kaynağını ortadan kaldırmak gibi bir adım şu an
için çok zor. Sağlık sertifikalarının Rum hükümeti
tarafından verilmesi durumunda, ihracatta bir sorun yok. Rumlar bunu öne
sürüyorlar. 'Gerekli belgeleri gelip bizden alsınlar' diyorlar. Biz de
buna hakları olmadığını, çünkü bizi temsil
etmediklerini söylüyoruz. Sorun buradan kaynaklanıyor. Bir mahkemede dava
açmanın ne kadar kabul göreceğini doğrusu bilemiyorum. Ama
bazı hususlar var. Örneğin serbest ticareti engelleyici
tutumları var. Avrupa Adalet Divanı'nda bireysel davalar
açılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde de
açılabilir. Yasal yolları da deneyeceğiz, ancak henüz o
aşamaya gelmiş değiliz. Önce önümüzü temizleyelim."
"Türkiye
de zorda"
AB
Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'ta 20-25 kişilik bir "büro"
açmayı planladığını, bu amaçla bina
arandığını ve konseyin onayının beklendiğini
belirten Talat, bunun yazdan sonra olabileceğini ifade etti.
Talat, bir soru
üzerine şöyle konuştu:
"Verheugen
bana 'İçiniz rahat olsun' demedi. Zorlukları, düşüncelerini
anlattı. Zorluklar var. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesidir.
Elimizden geldiği kadar faal olacağız. Uluslararası alanda
çalışıyoruz. AB zirvesinden önce büyük ülke başkentlerini
ziyaret etme planlarımız var. Davetler bekliyorum. Gitmemiz,
anlatmamız lazım.
Zorluklar
büyüktür. Türkiye'nin önünde de büyük zorluklar var. Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıma gibi bir durumla karşı karşıya.
Hangi adımları atarak, ne şekilde, hangi alanlarda bilemiyorum.
AB de, artık yavaş yavaş sorun yaratan bir üyeyi içine
aldığını fark ediyor."
Talat,
temaslarında Türkiye için olumsuz konuşan kimseye
rastlamadığını belirterek, "Hiçbir ülkeden olumsuz bir
tutum görmedim. Türkiye çok iyi bir performans ortaya koydu. Bence Türkiye
müzakereler için tarih alır. Kıbrıs sorunu artık Türkiye
için kalktı. Konsey, Türkiye'nin önüne artık Kıbrıs
sorununu getirmeyecek. Bu gayet açık" dedi.
Talat,
AİHM başkanı ve Avrupa
Konseyi genel
sekreteri ile görüşecek
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Başkanı Luzius Wildhaber ile görüşmek üzere Brüksel'den
Strasbourg'a gitti.
Talat, bu sabah
ilk olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Başkanı Luzius Wildhaber ile görüşecek.
Görüşmede
Talat'ın, Rumların AİHM'ye yaptığı
başvurular ve KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını
araştırmakla görevli komisyonun çalışmaları
hakkında bilgi vermesi bekleniyor.
Başbakan,
öğleden sonra ise Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile bir
araya gelecek.
Talat'ın,
Schwimmer ile yapacağı görüşmede ise KKTC'li parlamenterlerin
Avrupa Konseyi'ndeki temsil imkanını gündeme getirmesi bekleniyor.
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nin nisan ayında yapılan genel kurul
toplantılarında KKTC'li parlamenterlerin Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi çalışmalarına katılmalarına
imkan sağlayacak rapor, son anda Rumların engeline
takılmıştı.
KIBRIS 11/06/04
Denktaş'tan tuhaf
açıklama
Cumhurbaşkanı
Denktaş, konuyla ilgili olarak dün yaptığı yazılı
açıklamada şöyle dedi:
"7
Mayıs tarihinde 'Reporters Without Borders' adında uluslararası
bir basın kuruluşundan aldığım bir yazıda, KIBRIS
Gazetesi yazarlarından Başaran Düzgün'ün, KIBRIS Gazetesi'ndeki bomba
olayını bahane ederek, KIBRIS Gazetesi yazarları ile ailelerinin
24 Nisan referandumundan önceki aylarda ölüm tehditleri
aldıklarını, bu tehditleri basına
yansıtmadıklarını, ancak polisten korunma için yardım
istedikleri duyurulmakta ve suçluların bulunup cezalandırılması
için elden geleni yapmam ve gazetecilerin güvenliğini temin etmem
istenmekteydi.
13
Mayıs'ta elime geçen bu mektuptaki bilgileri, Polis Genel
Müdürlüğü'ne aktardım ve Kıbrıs gazetesinin
yazarlarından veya ailelerinden, ilgili mektupta
yazıldığı gibi, ölüm tehditleri hakkında polise
şikayette bulunulup bulunulmadığını, polisten korunma
istenip istenmediğini sordum.
Polis genel
müdürünün 3 Haziran tarihli cevabı yazısında, ölüm tehdidi
konusunda polise herhangi bir şikayette bulunulmadığı,
polisten korunma için yardım istenmediği duyurulmuştur.
Bomba
olayında da, koruma (güvenlik) kameralarının bombaların
patlayacağı dakikalarda çalışmadığı,
bombalardan camların bile kırılmadığı,
bunların, çalışanların binayı terk etmelerinden 5-10
dakika sonra patlamış olması bir yana, bunlar yetmezmiş
gibi, bomba olayını neden ederek buna bir de 'ölüm tehdidi' ve
'polisten korunma isteme' yalanı eklenerek, kendi ülkelerini
uluslararası örgütlere şikayeti marifet bilenlerin gerçek
maksatları artık sırıtmaktadır.
Basın
hürriyetini, kendi ülkelerini dış dünyada kirletmek, kendilerinden
olmayanların şeref ve haysiyetlerini yıpratmak için silah olarak
kullananların, kendilerini yasaların da üzerinde görerek, her makama
hayasızca saldıranların iftira ve yalanları
karşısında halkımız kendi kararını verecek
olgunluktadır."
KIBRIS 11/06/04
BDH Genel
Başkanlığı'ndan açıklama: BDH, "CTP-DP-BDH
koalisyonu" için iyi niyetle çalışmalarını sürdürüyor
BDH'nın
hükümet formülleri arasında CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğini tercih
ettiğini açıkça ortaya koyduğu anımsatılan
açıklamada, CTP'nin bunu benimsememesi nedeniyle tek mümkün görünen
seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonunun kaldığına işaret
edilerek, BDH'nın bunu yaşama geçirmek için iyi niyetle
çalıştığı kaydedildi.
"Kurulacak
olan yeni bir koalisyondur. Başbakanlık dışında
diğer bakanlıkların dağılımının
nasıl olacağı konuşulacaktır" denilen genel
başkanlık açıklamasında, bazı bakanlıkların
"tabu" ve "dokunulmaz" ilan edilmesi halinde
sorunların çözümünün ağırlaşacağı belirtildi.
CTP'nin
yayın organına da eleştiriler de yöneltilen açıklamada,
"konuların 'makam kavgası' yapılıyor noktasına
indirgenmek istenmesinin" iyi niyetli bir yaklaşım
olmadığı ifade edildi.
8 maddeden
oluşan BDH Genel Başkanlığı
açıklamasının başında yaklaşık 1.5
aydır hükümetin azınlığa düştüğü
anımsatıldı, dış ilişkiler açısından
yapılması gerekenler dikkate alınarak istifası yönünde
taleplerin ileri götürülmediği belirtildi.
Tercihimiz
CTP-BDH-TKP-BOİ idi, CTP benimsemedi
Açıklamada,
BDH'nın, hükümet formülleri arasında tercih ettiği
CTP-BDH-TKP-BOİ seçeneğinin CTP tarafından benimsenmediği,
böylece tek mümkün görünen seçeneğin CTP-DP-BDH koalisyonu
kaldığı kaydedildi. BDH'nın bu seçeneği yaşama
geçirmek için hazırlıklarını sürdürdüğü de ifade
edilen açıklamada, Bülent Kanol, Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı
ve Barış Burcu'dan oluşan bir heyetin partiler arası
protokol ve program taslağı çalışmalarında BDH
adına görevlendirildikleri bildirildi. Ayrıca BDH yetkililerinin bu
akşamdan başlayarak Güzelyurt, Lefkoşa, Mağusa-İskele
ve Girne'de kitle toplantılarında konuyu hafta sonuna kadar
değerlendirecekleri ifade edildi.
Başbakan
ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile DP Genel Başkanı
Serdar Denktaş'ın yurtdışı gezileri nedeniyle pazar
günü yapılması düşünülen 3'lü toplantının da
yapılamayacağının anlaşıldığı
kaydedilen açıklamada "Bu durumda BDH genel başkanı; DP ve
CTP genel başkanları ile ayrı ayrı görüşerek,
eğer mümkün olursa konuyu teknik düzeyde komitelerin ele alabileceği
bir noktaya getirmeye çalışacaktır" denildi. BDH Genel
Başkanlığı açıklamasında şunlar da
kaydedildi:
Esas hedef
çözüm
"BDH
muhtemel koalisyonun amacı konusunda ilkeler bağlamında net bir
tablonun ortaya konmasına çalışmaktadır.
İzolasyonların kaldırılması çabalarının
sürdürülmesi kaçınılmaz olmakla birlikte asıl hedef
Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmasıdır. Bu bağlamda
çözüm perspektifinin açık durması ve bu yönde izlenecek
politikaların değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde
Kıbrıs Türk halkının demokratikleşme ve
sivilleşme taleplerinin yaşam bulması için atılabilecek
adımların somutlaşması önemlidir. Bu yüzden kolektif
aklı öne çıkararak yapılabilecek çok şey vardır.
Yeni bir
koalisyon kurulacak.
'Tabu'
bakanlık sorunları ağırlaştırır
Kurulacak olan
yeni bir koalisyondur. Bu nedenle Başbakanlık dışında
diğer bakanlıkların üç parti arasında
dağılımının nasıl olacağı da konuşulacaktır.
Ortaya konacak olan vizyon ve programın önceliği ve önemi
yadsınmamakla birlikte, o programın en iyi nasıl yaşama
geçirilebileceği de kuşkusuz ki önemlidir. Bunlar da konuşarak,
tartışarak çözümlenecektir. Yoksa bazı bakanlıklar
"tabu" ve "dokunulmaz" ilan edilirse sorunların çözümü
kolaylaşmaz, ağırlaşır.
"Makam
Kavgası"na indirgenmemeli
BDH'nın
Kıbrıs sorununa bakış açısı ve bugüne kadar
koyduğu katkı ortadadır. Kurulacak bir hükümette bu perspektife
uygun bir konumda olmak istemesi de doğaldır ve %65 oranında
çözüm yönünde irade ortaya koyan halkın nabız atışıyla
da uyum içindedir. Bu nedenle konuların 'makam kavgası'
yapılıyor noktasına indirgenmek istenmesi iyi niyetli bir
yaklaşım değildir. Koalisyonun hazırlık
çalışmaları yapılırken CTP'nin yayın organı
gazetede tek yanlı yayın yapmak da samimiyetle
bağdaşmaz."
Açıklamanın sonunda BDH'nın Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu iradenin gereğini yerine getirmek için katkı yapmak arzusunda olduğu ifade edilerek, "Bunu mümkün olan hükümet seçeneği içerisinde ne oranda yaşama geçirilebileceğini ölçmek ve sonrasında gereğini yapmak için iyi niyetle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz" denildi.
KIBRIS 11/06/04
Rumlar,
"sağır-dilsiz" Türk rehber istiyor
KOT
Başkanı Fotis Fotiu: Kıbrıslı Türk rehberler, otobüste
konuşmayacakRum Turizm Örgütü (KOT) Başkanı Fotis Fotiu,
yabancı turistleri KKTC'ye götürecek otobüslerde bulunacak olan
Kıbrıslı Türk rehberlerin, sadece "sessiz kavalye"
olarak yer alacaklarını söyledi.
Simerini
gazetesine açıklama yapan Fotiu, turistlere Kıbrıslı Türk
rehberlerin eşlik edeceği ve Rum rehberlerin sadece gerekirse
çevirmen olarak görev yapacağına ilişkin olarak,
Kıbrıs Türk basınında çıkan haberleri yalanladı.
Fotiu, KKTC'ye
yönelik herhangi bir gezi düzenlendiği zaman, acentelerin gezi
programlarını onaylaması amacıyla, KOT'a sunmak zorunda
olduğunu, turizm seyahat acentelerinin kararının,
rehberliğin Rumlar tarafından gerçekleştirilmesini
öngördüğünü belirtti. Fotiu ayrıca, anlaşma gereğince
otobüslerde, "konuşmaya hakkı olmayan" sadece bir
Kıbrıslı Türk rehberin bulunacağını da iddia
etti.
Gazete haberi,
"Kıbrıslı Türk Rehberler, Sağır Kavalye"
başlığıyla yayımladı.
KIBRIS 11/06/04
KKTC'de casinoları
Rumlar doldurdu
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin hazırladığı bir rapora
göre, KKTC casinolarında kumar oynayan her 4 kişiden 3'ü Rum. Rapora
göre, KKTC'de 23 casino faaliyet gösteriyor. Bu casinolarda
şanslarını deneyenlerin yüzde 75'i Kıbrıslı Rum.
Raporda, "Rumlar işgal altındaki topraklarda casinoların en
iyi müşterileri. Geçen yıl nisan ayında geçişlerin serbest
barakılmasından sonra Kuzey'deki casinoların cirosu birkaç kat
arttı" ifadeleri kullanıldı.
MILLIYET 12/06/04
|
KKTC Başbakanı Talat İstanbul'da |
|
|
Brüksel ve Strasbourg'daki temaslarını tamamlayarak İstanbul'a gelen Talat, Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, AB'nin merkezi Brüksel'deki temaslarının son derece olumlu geçtiğini söyledi. Brüksel'de bir
dizi teknik çalışmanın yanı sıra AB'nin
genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile de
görüştüğünü anlatan Talat, şöyle dedi: AB
merkezindeki temaslar bizim açımızdan son derece önemliydi. AB ile
yüz yüze görüşme döneminde referandumdan önce yoğun bir
çalışma başlatmıştık. Bu çalışma
referandumdan sonra sekteye uğradı. Yeniden başlayan bir
sürecin ilk adımları bunlar. Bundan sonra AB,
Kıbrıs'ın kuzeyinde bir ofis açacak. Hem AB'nin
Kıbrıs Türklerine taahhüdü olan yardım paketinin
kullanımı hem de diğer harmonizasyon
adımlarının atılması bu ofis vasıtasıyla
yürütülecek. Bunun hazırlıkları yapılıyor. Avrupa
Parlamentosu'nun oluşumunun hemen arkasından önemli
adımların atılması bekleniyor. Talat, AB ile
ilişkileri üst düzeye çıkarıp sürdürme niyetinde
olduklarını, aynı kararlılığı AB'de de
gördüklerini söyledi. Var olan
zorlukları aşabilmek için KKTC olarak siyasi iradeleri,
Kıbrıs Türk halkı olarak da hakları olduğunu anlatan
Talat, Çünkü Kuzey Kıbrıs şu an AB toprağıdır.
Sadece tek farkla, AB müktesebatı askıdadır. Kuzey
Kıbrıs, Avrupa müktesebatının askıda olduğu,
ancak yurttaşlarının AB yurttaşı olduğu bir
bölge şu an dedi. AİHM'DEKİ
DAVALAR Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius
Wildhaber ve Avrupa Konseyi organlarıyla görüşmeler
yaptığını da anlatan Talat, şöyle devam etti: Biliyorsunuz,
AİHM taraflara cevaplanmak üzere sorular sordu. Bunların içerisinde
en önemlisi 'referandumdan sonra Kıbrıs'taki durumdan, Kuzey
Kıbrıs'tan Türkiye'nin sorumluluğu ne kadardır'
sorusuydu. Bu soruya cevap alınırken gerçekleştirdiğimiz
ziyaret bu bağlamda son derece önemliydi. AİHM ve diğer
organlarına söz verdik. Dedik ki 'Kıbrıs'ın kuzeyinde
insan hakkı ihlali artık bırakmayacağız. KKTC olarak
insan hakkı ihlaliyle suçlanmayacak bir idare kuracağız.'
Bunun için adımlar atmaya hazırız ve bır kısım
adımları da attık. KARPAZ'DA
RUM OKULU AÇILACAK Talat, bu
kapsamda en başta Karpaz'da bir Rum okulu açılması konusunda
karar verildiğini, yasal hazırlıkların
yapıldığını ve gelecek ders yılında bu
okulun faaliyete geçeceğini söyledi. İkinci
olarak, kayıp şahısların bulunmasıyla ilgili
komisyonun etkin faaliyet yürütebilecek hale gelmesi için üzerlerine
düşeni yapacaklarını kaydeden Talat, Bunun taahhüdünü de
verdik. Böylece iki dikenli konu bizim açımızdan çözümlenmiş
oldu. Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili mahkumiyet
konusunda da özverili bir çalışma ortaya koyduk dedi. KKTC'nin
önünde Loizidu davasının dışında dikenli bir konu
bulunmadığını belirten Talat, şunları kaydetti:
Tüm bu
davaların parametreleri değişti. Artık
Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümü konusunda geçmiş durum
yoktur. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak Annan
Planı'nın mülkiyet rejimi uygulamasını kabul
etmiştik. Rumlar bunu reddetti. Bundan sonra da aynı ölçüde,
etkinlikte davalar açmaya devam edememeleri gerekir. Çünkü çözümü kendileri
reddetti. Bunu anlattık, bu da geniş kabul görüyor, doğru
bulunuyor. Talat, Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri ile yapılan görüşmede de Kıbrıs
Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti konusunu gündeme getirdiklerini
belirterek, kendisine konunun Başkanlar Kurulu'nda
değerlendirilmekte olduğunun söylendiğini kaydetti. ERKEN
SEÇİM EN İYİ ALTERNATİF Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Talat, KKTC'de yeni koalisyon kurma
çalışmalarına ilişkin soru üzerine, şu anki
hükümetin Meclis'te 23 milletvekilinin desteğine sahip olduğunu,
çoğunluk için bu sayının 26 olması gerektiğini
söyledi. Bu nedenle
yeni bir koalisyon oluşumuyla ilgili bir çalışma
başlatıldığını söyleyen Talat, önümüzdeki
günlerde hükümet sorununu da çözümlemiş olacaklarını kaydetti.
Talat,
olası bir erken seçimle ilgili soruya, Şu anda gelinen nokta öyle
gösteriyor ki en sağlam alternatif bir erken seçim ve onun sonucunda
ortaya çıkacak yeni koşullarda bir hükümet oluşturmaktır
yanıtını verdi. KKTC'nin,
İslam Konferansı Örgütü'ndeki (İKÖ) temsiline ilişkin
olarak da Talat, Bu, tanınma değil. Kıbrıs Türk Devleti
olarak gözlemci üye olma olacaktır. Çünkü tanınma bambaşka bir
olaydır. Dolayısıyla yapılacak iş, İKÖ'ye
Kıbrıs Türk toplumu olarak değil, Kıbrıs Türk
Devleti olarak üye olmaktır. Bu bir adımdır.
Kıbrıslı Türklerin kendi iradeleriyle karar verebilecekleri
bir devlet olduklarının teyididir diye konuştu. TÜRKİYE'NİN
KIBRIS CUMHURİYETİ İLE İLİŞKİLERİ Talat,
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı mı?
şeklindeki soru üzerine, bunun kısa süreli bir mesele
olmadığını söyledi. Mehmet Ali
Talat, Şu anda Türkiye asgari düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak Rum yönetimiyle ilişki kurmak zorundadır. Zaten bu
ilişkisi asgari düzeyde vardı. Yani FİFA nezdinde,
uluslararası toplantılar nezdinde vardı. Kıbrıs
Cumhuriyeti AB'ye girdikten sonra bunun boyutu biraz daha gelişecek ve
genişleyecek şeklinde konuştu. Bunun
kaçınılmaz olduğunu ifade eden Talat, şu görüşlere
yer verdi: Çünkü
Kıbrıs Cumhuriyeti adına Rum tarafı AB üyesidir. Türkiye
AB ile gümrük birliğindedir, AB adayıdır ve yıl sonunda tarih
beklemektedir. Doğru olan, doğru politikalarla
Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs'taki çıkar ve
haklarımıza zarar vermeyecek makul ve mantıklı
adımlar atmaktır. Bu yüzden Türkiye'nin adım atması
gerektiği açık ve ortadadır. Bunun dışında
seçeneği de yoktur. Çünkü Türkiye bir dünya devletidir. Dünya devleti de
kaçınılmaz olarak dünya hukuku ile bağlıdır. (aa) |
|
HURRIYET 12/06/04
|
AB-KKTC ticaretine engel |
|
|
Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile dün Brükselde yaptığı görüşmede, AB mevzuatının, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapılmasına olanak tanımadığını söyledi. Brükselden
yayın yapan abhaber.com sitesinin, Komisyon kaynaklarına
dayandırdığı haberine göre, Verheugen, Talat ile
görüşmesinde AB hukukçularının konuyla ilgili
yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verirken, AB
mevzuatı açısından Kuzey Kıbrıs ile doğrudan
ticaret yapmamız mümkün değil diye konuştu. Verheugen,
Kıbrıs Türklerine yönelik en fazla iki açılımın söz
konusu olabileceğini belirterek, bunların 259 milyon euroluk
yapısal fon yardımı ve yeşil hat tüzüğünün
iyileştirilmesi olduğunu anlattı. |
|
HURRIYET 12/06/04
Kıbrıs'ta
Barış Gücü'yle devam
Güvenlik Konseyi
Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün süresini uzatan karar
tasarısını onayladı. Tasarıya göre yeni görev
tanımı belirlenebilecek
12/06/2004
RADIKAL
AA - NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi,
dün Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini
önceki dönemlerdeki gibi altı ay süreyle uzatan karar
tasarısını onayladı. Oybirliğiyle kabul edilen
tasarı, önceki kararların tekrarı niteliğinde olsa da
Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini dikkate
alan bir metin olarak değerlendirildi.
Karar tasarısının en önemli bölümü olarak, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'dan barış gücünün geleceğine dair üç ay içinde bir
ara rapor istenmesi gösteriliyor. BM kaynakları, ABD'nin isteğiyle
tasarıya eklenen bu önemli maddeyle, Annan'ın üç ay içinde
sunacağı rapordaki önerileri doğrultusunda UNFICYP'in görev
yönergesinde bir gözden geçirme yapılacağını belirtiyor.
Adadaki referandumlar sonrası ortaya çıkan yeni durumla birlikte,
görev yönergesinin gözden geçirilmesi istenen Kıbrıs'taki BM Gücü'nün
görev süresi 15 Haziran'da doluyor.
Türk tezlerine destek
Güvenlik Konseyi'nde UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına
ilişkin oylamanın ardından üye ülkeler birer konuşma
yaptı. Konuşmalarda ABD ve Pakistan diplomatları, Türk
tarafının tezlerine kuvvetle destek verirken, Britanya ve Romanya
temsilcileri de, Ada'da ortaya çıkan yeni durumda, Annan'ın
Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların
kaldırılması çağrısı yapan raporunu destekler
şekilde konuştular. Konsey kaynakları, karar
tasarısında Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere
yönelik gereksiz kısıtlamaların kaldırılması
çağrısı yapan kapsamlı raporunun göz ardı edilmesinin
kabul edilemez olduğunu kaydediyor.
Güney'in
turizm korkusu
12/06/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nin hazırladığı
bir rapora göre, KKTC'de turizm alanında tutarı yüz milyonlarca
doları bulacak yabancı yatırım yapılacak.
İlgili tüm bakanlıklara gönderilen rapora göre, yüz milyonlarca
dolarlık yatırımla KKTC'nin Akdeniz'deki en cazip turizm
merkezlerinden biri haline getirilmesinin hedeflendiği belirtildi.
Raporda, Net Holding ve Kaya Holding gibi Türk firmaların KKTC'de
yatırım projelerinin yanı sıra İsrailli bir
firmanın da 500 yatak kapasiteli bir otel, 100 tekne kapasiteli bir marina
ve casino inşası için 30 milyon dolar yatırım hazırlığında
olduğu kaydedildi. KKTC'nin turizm cenneti şeklinde lanse edilmek
istenmesinin arkasında ise dolaylı tanınma hedefinin
yattığı vurgulandı. Raporda, Britanya basınında
KKTC'nin, 'Akdeniz'in turizm cenneti' olarak gösterildiği ilanların
giderek arttığına da dikkat çekildi
'Rumlar
rahatsız ediyor'
12/06/2004 RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL/STRASBOURG - KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın AB
temasları sürerken, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Günter Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin politikalarından
rahatsızlığını net biçimde ortaya koydu. Verheugen,
önceki gün Talat'la görüşmesinde Rum Yönetimi için,
"Kıbrıs'ın çıkarlarını değil, kendi
ulusal çıkarlarını savunuyorlar. Bu da herkesi rahatsız
ediyor" dedi. Rum Kesimi'nin bu politikayla AB içinde yalnız
kaldığını belirten Verheugen, "Sorun yaratan bir ülkeyi
üye yaptık" diye konuştu.
AB'nin yıl sonunda Türkiye'yle ilgili kararında Kıbrıs
sorununun etkisinin çok az olacağını belirten Verheugen'in
Ankara'ya tek eleştirisini AB'nin yeni üyeleriyle Gümrük Birliği'ne
giderken Kıbrıs'ı dışarıda tutması
oluşturdu. Verheugen, "Bu pek de akıllıca olmadı"
dedi.
AİHM'ye
hatırlatma
Talat, dün Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Başkanı Luzius Wildhaber ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter
Schwimmer
ile görüştü. Talat, Rumların Annan Planı'nı reddettiğini
hatırlatırken,
"Rumlar AİHM'ye hiçbir şey olmamış gibi şikâyette
bulunamaz" dedi. Talat, Rumların AİHM'ye KKTC'deki mülkleri
konusunda yaptığı başvuruları araştırmak
için kurulan komisyona dair bilgi verdi. Talat, Avrupa Konseyi
Başkanı Walter Schwiemmer'la görüşmesinde KKTC'nin Avrupa
Konseyi'nde temsilcilik açmasına olanak sağlanması
gerektiğini söyledi.
Kıbrıs'ta ara bölgede yangın
Türk ve Rum itfaiyeler yangına beraber müdahale etti
12 Haziran, 2004 19:29:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
|
Lefkoşa'da
ara bölgede öğleden sonra çıkan yangın, KKTC ve Rum kesiminde
heyecan yarattı.
Lefkoşa'nın Çağlayan semti yakınındaki ara bölgede
yeralan boş evlerde çıkan yangın, rüzgarın da etkisiyle
şiddetini artırdı.
Lefkoşa Türk ve Rum itfaiyeleriyle, askeri birliklerin söndürme
çalışmasına katıldığı yangın,
yaklaşık bir buçuk saat süren çalışmanın
ardından, yerleşim birimlerine sıçramadan kontrol altına
alındı.
Yangında, ara bölgede yeralan bazı mayınlarla, halen boş
olan evlerdeki 1974 yılından kalma bubi tuzakları da
patladı. Yerleşim birimleri yakındaki yangın Türk ve Rum
kesimlerinde merakla izlendi.
Talattan
erken seçim sinyali
KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat, gelinen noktada en sağlam alternatifin erken seçime giderek, ortaya
çıkacak yeni koşullarda hükümet oluşturmak olduğunu
söyledi.
|
Brüksel ve Strasbourgdaki
temaslarının tamamlayarak İstanbula gelen KKTC
Başbakanı Atatürk Havalimanında basın toplantısı
düzenledi. Talat, Cumhuriyet Meclisindeki mevcut durumun referandum sonucuyla
uyuşmadığına dikkat çekerek, hükümet sorununu çözmek için
en iyi çözümün erken seçim olduğunu dile getirdi.
KKTC Başbakanı, yen bir koalisyon
oluşumu üzerinde çalışıldığını
hatırlatarak önümüzdeki günlerde hükümetle ilgili problemlerin
çözümlenmesini umduklarını belirtti.
Türkiye ile Güney Kıbrıs yönetimi
arasındaki ilişkilere de değinen Talat, Ankaranın asgari
düzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Rum yönetimiyle ilişki kurmak
zorunda olduğunu savundu.
Talat, Rum tarafının Avrupa Birliği
üyesi olduğunu ve Türkiyenin de adaylık için tarih beklediğine
dikkat çekerek, Ankaranın Güney Kıbrıs ile ilişki kurma
yolunda adım atmak dışında seçeneği yoktur dedi.
Kıbrıs
Türk Devleti'ne itirazımız yok
ZAMANın telefonla
sorularını cevaplandıran Weston, Cumhurbaşkanı
Denktaşın ABD KKTCnin tanınmasını engelliyor
şeklindeki açıklamalarının gerçeği
yansıtmadığını savundu. İKÖnün Kıbrıs
Türk cemaatini nasıl isimlendireceğine kendisinin karar
vereceğini söyleyen Weston, Kıbrıs Türk Devleti tabirine de
hiçbir itirazlarının olmadığını vurguladı.
Weston, İKÖdeki tartışmanın KKTCnin tanınmasına
değil, isimlendirilmesine ilişkin olduğunu belirtti. Weston,
ABDnin muhatabının Başbakan Mehmet Ali Talat olduğunu de
tekrarladı.
Weston, ABDnin merakla beklenen ve KKTCnin tecridine son verecek
Kıbrıs paketine ilişkin ise öncelikle ABnin nasıl bir
paket üreteceğini görmek istediklerini söyledi. KKTC ile doğrudan
ticaretin nasıl yapacağını açıklayacak olan ABD
paketinin AB paketinin ardından geleceğini söyleyen Weston,
Rumların böyle bir paketi veto edemeyeceklerini söyledi. Weston,
kendilerine ABdeki kararın ağırlıklı
çoğunluğa göre alınacağını söylediklerini ve bu
durumda Rumların kararı veto etmelerinin mümkün
olmadığını söyledi. Diğer yandan Brükselde temaslarda
bulunan KKTC Başbakanı Talat, ay sonunda açıklanmasını
bekledikleri AB paketinde birçok sıkıntılar
yaşandığını, Rumların engellemede
bulunduğunu söyledi. ABnin genişlemeden sorumlu komiseri Günter
Verheugen ile görüşen Talat, 259 milyon Euroluk yardımın
verilmesi ile KKTCde AB temsilciliği açılmasının yıl
sonunu bulabileceğini kaydetti.
HALKIN SESI 12/06/04
Verheugen:
Direkt ticaret yapamayız
Başbakan Mehmet
Ali Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), BM
planıyla ilgili Kıbrısta yapılan referandum
sonuçlarını göz önüne alması gerektiğini söyledi.
Talat, Avrupa Konseyindeki temasları
çerçevesinde AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ile görüştü.
Wildhaber ile yaptığı
görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat,
AİHMnin, Kıbrısta ortaya çıkan yeni şartlara göre
çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini bildirdi.
Referandumda Kıbrıslı
Türklerin barış planını kabul ettiğini, Rumların
ise reddettiğini hatırlatan Talat, Barış planını
kabul eden KKTC dışlanıp, reddeden Rumlar Kıbrısın
tamamını temsil edemez ve AİHMye sanki hiçbir şey olmamış
gibi şikayet başvurusunda bulunmaya devam edemez. Bu gerçeği
Avrupa ve uluslararası kamuoyu anladı. AİHM Başkanı
Widlhabere konuyla ilgili görüşlerimizi açıkladık dedi.
Talat, görüşme sırasında,
KKTCde Rumların toprak ve mülk iddialarıyla ilgili şikayetlerini
değerlendirmek amacıyla kurulan komisyonun çalışmaları
hakkında da bilgi verdiğini söyledi.
Başbakan, komisyonun yetkileri ve
kapsamının genişletilerek çalışmalarına devam
edeceğini kaydetti.
Bir soru üzerine Talat, Karpazdaki Rum
ortaöğretim okulunun gelecek öğrenim yılında eğitime
açılacağını bildirdi.
Talat, daha sonra Avrupa Konseyinin dönem
başkanı Norveçin Büyükelçisi Torbian Froysnes ile görüştü.
VERHEUGENDEN TALATA: ABNİN KUZEY
KIBRIS İLE DOĞRUDAN TİCARETİ MÜMKÜN DEĞİL
Başbakan Talatın, AB Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verhugen ile yaptığı
görüşmesinde perde arkasında konuşulanlar ortaya çıkmaya
başladı.
Verheugenın Başbakan Mehmet Ali
Talat ile görüşmesinde AB mevzuatı, Kuzey Kıbrıs ile
doğrudan ticaret yapmamıza engel dediği öğrenildi.
Başbakan Talatın, Brükselde AB Komisyonunun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Komisyonun Genişleme Dairesi Genel Müdürü
Fabrizio Barbaso, AB Dönem Başkanlığını 1 Temmuz'da
devralacak Hollanda'nın AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Tom de
Bruijn ile yaptığı görüşmelerin ana gündem maddesi
Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonlara son verilmesi oldu.
Komisyon kaynaklarından edinilen bilgilere göre Verheugen, Talat ile
görüşmesinde AB hukukçularının konuyla ilgili
yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verirken, AB
mevzuatı açısından Kuzey Kıbrıs ile doğrudan
ticaret yapmamız mümkün değil dedi. Verheugen, Kıbrıs
Türklerine yönelik iki açılımın söz konusu olabileceğini
belirterek, bunların 259 milyon euroluk yapısal fon yardımı
ve yeşil hat tüzüğünün iyileştirilmesi olduğunu
anlattı. Günter Verheugen, Kıbrıs Türklerine yönelik
açılım konusunda bir çok güçlükle
karşılaştıklarını da ifade ederken, şu
aşamada ellerinden başka bir şey gelmediğini söyledi.
ABHaber.coma konuşan Komisyon
kaynakları, Rum yönetiminin hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB
üyesi olması nedeniyle Kıbrıs Türk tarafıyla doğrudan
ticaretin mümkün olamadığını ifade ettiler.
KKTC Başbakanı Talatın Verheugen ile görüşmesinde, AB
üyeliklerinin ardından Kıbrıs Rumların Türklere yönelik
çıkardıkları çeşitli güçlükleri aktardığı
öğrenildi. Talat, Verheugendan Kıbrıs konusunun ABnin Haziran
zirvesinde tartışılmasını da istedi. Buna
karşılık Verheugenın bunun zor olduğunu anlattı.
Komisyon kaynakları, Kıbrıs konusu ve ABnin Kıbrıs
Türklerine yönelik paketinin Temmuz ayı başında gündeme
gelebileceğini ifade ediyorlar.
TALAT, AVRUPA KONSEYİ GENEL
SEKRETERİ SCHWIMMER İLE GÖRÜŞTÜ
Başbakanı Mehmet Ali Talat,
KKTCnin Avrupa Konseyinde temsilcilik açmasına olanak
sağlanması gerektiğini söyledi.
Talat, Strasbourgdaki temasları
çerçevesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüştü.
Talat, KKTCde yapılacak yasaların
ya da anayasal değişikliklerin Avrupa Konseyi ilke ve
kurallarıyla uyum göstermesi açısından, KKTCnin bu komisyonla
işbirliği yapma arzusunu dile getirdi.
Görüşmede, KKTCli parlamenterlerin
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da
ele alındı.
Talat, Schwimmerden, KKTCli parlamenterlerin
AKPM çalışmalarına katılmaları için gerekli
desteği vermesini istedi.
RUM TARAFI VE YUNANİSTAN TÜRK TARAFINI
HER ALANDA BOĞMAYA ÇALIŞIYOR
Başbakan Mehmet Ali Talat
Rum ve Yunanlıların Kıbrıs Türk
Halkını her alanda
boğmaya, her adımını sabote etmeye
çalıştığını belirtti. Başbakan Talat,
İnsanımızı daha
demokratik ve insan haklarına aykırı uygulamaların
olmadığı şartlarda yaşatmak istiyoruz. Bunun
önüne bile geçmek istiyorlar.
Sanıyorum bunu hiç kimse kabul etmez ve etmeyecektir dedi.
HALKIN SESI 12/06/04
Talat, AK'dan
temsilcilik istedi
Strasbourgdaki temasları çerçevesinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile görüşen Talat, konseyin de
KKTCde temsilcilik açabileceğini kaydetti. Talat-Schwimmer
görüşmesinde, KKTCli parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisinde (AKPM) temsil edilmeleri konusu da ele alındı. Talat,
Schwimmerden, KKTCli parlamenterlerin AKPM çalışmalarına
katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi.
KKTC Başbakanı Talat, Schwimmerdan önce
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Luzius Vilhaberle
de bir araya gelerek Kıbrıslı Rumların, Strasbourg
mahkemesinde Türkiyeye karşı açtıları mülkiyet
davaları konusunda görüşmüştü.
YENIDUZEN 12/06/04
Kararlıyız
|
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rum ve Yunanlıların Kıbrıs Türk
halkını her alanda boğmaya
çalıştığını, her adımını sabote
etmeye çalıştığını belirterek, "Rumlar
bağıracak, biz yolumuza devam edeceğiz;
bağırdıkça onlar dışlanacak biz içeri
gireceğiz... Başka çaremiz yoktur" dedi. Kıbrıs
Türk tarafının, Avrupa Konseyi'nin bütün kurumlarıyla
işbirliğini geliştirmeye kararlı olduğunu vurgulayan
Başbakan Talat, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye
bakışlarında önemli gelişmeler gözlendiğine, Brüksel
ve Strasbourg ziyaretlerinin çok olumlu ve yararlı geçtiğine dikkat çekti.
Başbakan
Talat, "İnsanımızı daha demokratik ve insan
haklarına aykırı uygulamaların olmadığı
şartlarda yaşatmak istiyoruz. Bunun önüne bile geçmek istiyorlar.
Sanıyorum bunu hiç kimse kabul etmez ve etmeyecektir" diye
konuştu "AİHM,
Kıbrıs'ta referandum sonuçlarını
göz önüne almalı" Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi'ndeki temasları çerçevesinde dün sabah
ilk olarak AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ile görüştü. Talat, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), BM planıyla ilgili
Kıbrıs'ta yapılan referandum sonuçlarını göz önüne
alması gerektiğini söyledi. Wildhaber ile
yaptığı görüşmeden sonra gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Talat, AİHM'nin,
Kıbrıs'ta ortaya çıkan yeni şartlara göre
çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini bildirdi. Referandumda
Kıbrıslı Türklerin barış planını kabul
ettiğini, Rumların ise reddettiğini hatırlatan Talat,
"Barış planını kabul eden KKTC
dışlanıp, reddeden Rumlar Kıbrıs'ın
tamamını temsil edemez ve AİHM'ye sanki hiçbir şey olmamış
gibi şikayet başvurusunda bulunmaya devam edemez. Bu gerçeği
Avrupa ve uluslararası kamuoyu anladı. AİHM Başkanı
Widlhaber'e konuyla ilgili görüşlerimizi açıkladık" dedi.
Talat,
görüşme sırasında, KKTC'de Rumların toprak ve mülk
iddialarıyla ilgili şikayetlerini değerlendirmek amacıyla
kurulan komisyonun çalışmaları hakkında da bilgi
verdiğini söyledi. Başbakan,
komisyonun yetkileri ve kapsamının genişletilerek
çalışmalarına devam edeceğini kaydetti. Bir soru
üzerine Talat, Karpaz'daki Rum ortaöğretim okulunun gelecek öğrenim
yılında eğitime açılacağını bildirdi.
Talat, daha sonra Avrupa Konseyi'nin dönem başkanı Norveç'in
büyükelçisi Torbian Froysnes ile görüştü. Yunan ve Rum
heyetlerden tepki Bu arada,
Avrupa Konseyi'ndeki Yunan ve Rum büyükelçilerinin, Talat'ın
Strasbourg'da en üst seviyede karşılanmasına tepki göstererek,
Avrupa Konseyi'nin ilgili temsilcilerine protesto mektubu gönderdikleri
bildirildi. "KKTC'nin
Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açmasına
olanak sağlanmasını istedik" Başbakan
Talat, AİHM Başkanı Luzius Wildhaber ve Norveç'in büyükelçisi
Torbian Froysnes'le görüşmesinin ardından Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Walter Schwimmer ile bir araya geldi. Başbakanı
Mehmet Ali Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde temsilcilik açmasına
olanak sağlanması gerektiğini söyledi. Schwimmer ile
yaklaşık 45 dakika süren görüşmeden sonra Talat, KKTC'nin
Avrupa Konseyi'ndeki temsil durumunu ön plana çıkardı. KKTC'nin,
Avrupa Konseyi binasında temsilcilik açma isteğini dile getiren
Talat, konseyin de KKTC'de temsilcilik açabileceğini belirtti. Görüşmede
Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren ve üye ülkelerin
anayasalarını inceleyen Venedik Komisyonu'nun
çalışmaları da gündeme geldi. Talat,
KKTC'de yapılacak yasaların ya da anayasal
değişikliklerin Avrupa Konseyi ilke ve kurallarıyla uyum
göstermesi açısından, KKTC'nin bu komisyonla işbirliği
yapma arzusunu dile getirdi. Görüşmede,
KKTC'li parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM)
temsil edilmeleri konusu da ele alındı. Talat,
Schwimmer'den, KKTC'li parlamenterlerin AKPM çalışmalarına
katılmaları için gerekli desteği vermesini istedi. "Avrupa
Konseyi'nin bütün kurumları ile
işbirliğini geliştirmeye kararlıyız" Başbakan
Mehmet Ali Talat, önceki gün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) yetkilileri,
dün de Strasbourg'da Avrupa Konseyi yetkilileriyle yaptığı
temaslarının ardından düzenlediği basın
toplantısında, Rum ve Yunanlıların kendisinin Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi başkanı ile görüşmesine de
şiddetle karşı çıkıp, büyük kavgalar vermelerine
karşın, bu görüşmeyi engelleyemediğini vurguladı. Talat,
BRT'den canlı olarak yayımlanan basın toplantısında,
"Rumlar bağıracak biz yolumuza devam edeceğiz.
Bağırdıkça onlar dışlanacaklar, biz içeri
gireceğiz. Başka da hiç çaresi yoktur""şeklinde
konuştu. "Avrupa
Konseyi'nin bütün kurumlarıyla işbirliğini geliştirmeye
kararlıyız" diyen Talat, AB ve Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye
bakışlarında önemli gelişmeler gözlendiğini
kaydetti. Talat,Brüksel ve Strasbourg ziyaretlerinin çok olumlu ve
yararlı geçtiğini söyledi. KKTC'nin
izolasyondan kurtulması için Birleşmiş Milletler'in
yaptığı çağrının önemli olduğunu
vurgulayan Talat, AB'nin de buna uygun davranmasının doğal
olduğunu ifade etti. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Luzius
Wildhaber ile dün sabah yapılan görüşmelerle ilgili olarak,
"Daha çok biz görüşlerimizi dile getirdik" diyen Talat,
KKTC'de hükümetin, insan hakları ve demokrasi konularına büyük önem
verdiğini kaydetti. Wildhaber ile
yapılan görüşmede, Karpaz'da orta öğretim veren Rum okulun
gelecek öğretim yılında açılması, tarih ders
kitaplarının tekrar düzenlenmesi, Kayıplar Komitesi'nin daha
etkin bir hale getirilmesi konusunun da gündeme geldiğini
hatırlatan Talat, Rumların mal ve mülk iddialarını
incelemek üzere kurulan Tanzim Komisyonu'nun çalışmalarıyla
ilgili olarak da bilgi verdiğini belirtti. Tanzim
Komisyonu'nun referandumdan sonra daha anlamlı hale geldiğini
kaydeden Talat, bu komisyonun etkin bir hale gelmesi için, gerekli
çalışmaların yapılacağını söyledi. Talat, Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer ile yaptığı
görüşmede, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nin bütün kurumlarıyla
işbirliğini geliştirme arzusunu dile getirdiğini
kaydetti. Mehmet Ali
Talat, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde, Avrupa Konseyi'nin de KKTC'de bir büro
açmasını istediklerini söyledi. Başbakan,
yapılacak yasal düzenlemelerin, Avrupa Konseyi'nin ilkelerine
uygunluğunu görme açısından, Venedik Komisyonu ile de
işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade etti. İki
günlük temasları sonunda Avrupa kurumlarının KKTC'ye yönelik
yaklaşımlarında önemli değişimler gözlediğini
kaydeden Talat, bunun, AB ve Avrupa Konseyi yetkililerinin kendisini
ağırlayış biçimlerinde de açıkça hissedildiğini
belirtti. Karpaz'da Rum
okulu Strazbourg'da
yaptıkları temasları sırasında Türk
tarafının attığı adımları, öncelikle
Karpaz'da bir ortaokul açılması, dışişleri
bakanlığının kontrolünde olan Rum ilkokulunun da
eğitim bakanlığı bünyesine alınması, sivillerin
askeri mahkemede yargılanması konusunda attıkları
adımları anlattıklarını açıklayan Talat,
"Kayıplar Komitesi'nin etkin hale getirilebilmesi için
Kıbrıs Türk tarafı olarak üzerimize düşen her şeyi
yapmaya hazır olduğumuzu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
başkanına aktardık. Böylece büyük ölçüde insan haklarıyla
ilgili iddialara cevaplar vermiş olduk" dedi. Temasları
sırasında ceza yasalarının ve ceza sisteminin Avrupa
Birliği yasalarına uygun hale getirilebilmesi için Avrupa
Konseyi'nin katkı ve yardımlarını istediklerine
işaret eden Talat, yaptığı görüşmeler
sırasında Avrupa Konseyi yetkililerine Türk tarafı olarak
demokrasiyi Avrupa standardına çıkarma hedefi güttüklerini de
anlattıklarını söyledi. Temsiliyet
konusu Başbakan
Talat, Kıbrıslı Türklerin temsiliyetiyle ilgili
gelişmeleri ise şöyle değerlendirdi. "Bunun
dışında Avrupa Konseyi'nin Kuzey Kıbrıs'ta bir büro
açması, bizim de Avrupa Konseyi'nde temsiliyetimizin
sağlanması üzerinde durduk. Geçtiğimiz günlerde Avrupa
Konseyi'nde Kıbrıs'ın temsiliyetiyle ilgili, 2 Rum 1 Türk
ilkesinin, bir Türkün Kıbrıs Türk tarafını
Kıbrıs heyetine entegre olarak temsil etmesi kararının
sorgulandığı bir süreç yaşıyoruz burada. Avrupa
Konseyi'nin bazı birimleri bu konuda bazı çalışmalar
yapıyorlar. Başkanlar Kurulu'nun bu konuyla ilgili
hazırlayacağı rapor ve gündeme getireceği yöntem,
önümüzdeki günlerde Avrupa Konseyi'nde değerlendirilecek ve
Kıbrıslı Türklerin temsiliyeti konusundaki
olanaksızlığı ortadan kaldıracak düzenlemeyi de
yapma şansına kavuşacağız diye
düşünüyoruz." AB'nin
bakış açısı çok değişti Avrupa
Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere bakış
açısında ve tutumlarında çok büyük değişiklikler
olduğunu, Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini, tam
da Avrupai değerlerle hareket ettiğini bir kere daha gördüğünü
vurgulayan Talat, "Bana yapılan muamele, benim VIP'ten
karşılanmam da bunun bir kanıtıdır. Sanıyorum
Kıbrıslı Türkler dünya tarafından çağdaş ve
Avrupai bir toplum olarak görülmeye başlandı. Bunun meyvelerini
toplayacak ve elde edecektir" dedi. Türk
tarafının bütün çabasının çözüm yönünde ve
Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi yönünde olduğunu,
hedeflerinin ayrılık değil, Kıbrıs'ın bir bütün
olarak Avrupa Birliği'ne girmesi olduğunu tekrar tekrar
vurgulayarak Avrupa Konseyi'nin desteğini istediklerini yineleyen Talat,
bu yöndeki mücadelelerinin süreceğini vurguladı. Tazmin
Komisyonu, Avrupa normlarına
uyarlanacak Yaptığı
görüşmede geçtiğimiz yıl kurulan Tazmin Komisyonu'nun Avrupa
normlarına uyarlamak istediklerini, bu komisyonu mülkiyet konusunda iç
hukuk açısından başvurulabilecek noktaya getirme konusundaki
kararlılıklarını da anlattıklarını
kaydeden Talat şöyle konuştu: "Komisyonun
kabul edilebilir bir komisyon olarak ortaya çıkabilmesi için ve buna
İnsan Hakları Mahkemesi'nin karar vermesi için biz üzerimize
düşen her türlü düzenlemeyi yapmaya hazır olduğumuzu da ifade
ettik. Şimdi bu aşamadayız. Komisyonu yeniden ele
alacağız ve iç hukuk yolu olarak tatmin edici bir hale
getireceğiz. Komisyona başvurular var ama bunlar yeterli
değil. Rum Hükümeti, vatandaşlarının önüne geçiyor ve
bunu engellemeye çalışıyor. Bunu ortadan kaldırmak ve
komisyonu başvurulabilir bir hale getirmek, bizim görevimizdir. Bu
noktada bir şey söyleyeyim. Bu Tazmin Komisyonu referandumdan önce çok
fazla anlamlı değildi. Ama referandumdan sonra çok anlamlı
hale geldi." "Rum
tarafının sınırsız bir şekilde AİHM'ye
yapacağı başvurular artık ölçüleri aşan bir noktaya
gelmiştir. Ondan dolayıdır ki Tazmin Komisyonu daha bir önem
kazanmıştır. O bakımdan biz üzerimize düşeni
yapacağız ki bu komisyon daha etkin, daha aktif, daha çekici bir
hale gelsin ve dünya tarafından daha kabul edilebilir olsun" diye
sözlerini sürdüren Talat, "Rum tarafı çözümü reddetmiştir. Hem
çözümü reddedecek hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
mülkiyetiyle ilgili tasarruf nedeniyle itiraz edecek ve sonuç almaya
çalışacak. Bu artık çok mantıklı değil. Dünya
da, Avrupa'da artık bunu görüyor. Dolayısıyla Tazminat
Komisyonu Kıbrıs sorunu çözümleninceye kadar tazminat isteyen
Kıbrıslı Rumların bundan yararlanmasını
sağlamaya yönelik bir düzenlemedir" dedi. Daha önce
Rumların kuzeye geçişine Türk makamlarına başvurmadan
izin verilmediğini, Türk tarafının yeni mülkiyet rejimi ile
mülkiyet sorununun tamamen ortadan kalkmasına
yaklaşmadığını ifade eden Talat, "Şimdi
bütün bunlar gerçekleşti. Türkiye Annan Planı'ndaki yeni mülkiyet
rejimini destekledi. "O kabul edilsin ben bunu karşılamaya
hazırım" dedi. Dolayısıyla artık mülkiyet
rejiminin, mülkiyet davalarının parametreleri değişti. Bu
durumu Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'nin
değerlendireceğine inanıyorum" diye konuştu. Ders kitapları
yeniden yazılıyor Ders
kitaplarından kin, nefret ve karşı tarafı
aşağılayıcı ifadeleri
kaldıracaklarını, bunu tek taraflı olsa dahi
yapacaklarını da açıklayan Başbakan Talat, "Bu yöndeki
çalışmalarımız başlamıştır, kitaplar
yeniden yazılıyor. 1963-73 arası veya 1963 öncesi meydana
gelen Türk-Rum çatışmaları kitaplarda elbette ki yer alacak.
Ama karşı tarafı aşağılayıcı ifadeler
kullanılmayacak. Önemli olan ve aranan da zaten bu. Yoksa tarihi
okumayın, tarihi tahrip edin, tarihi cicileştirin diye bir talep
yok. Tarihi tarih olarak yazacaksınız ama diğer toplumu 'kahpe
Yunan' ve benzeri ifadelerle
aşağılamayacaksınız" dedi. Bu gibi
ifadelerin mevcut kitaplarda yer aldığını, bunların
düzeltilmesi gerektiğini, dünyanın da istediğinin bu
olduğunu vurgulayan, şu anda Alison Cartwell
başkanlığında bir Avrupa Konseyi tarih heyetinin
Kıbrıs'ta çalışmakta olduğunu açıklayan
Başbakan Talat, kendilerinin bu çalışmalara her türlü
katkıyı koymaya hazır olduklarını, ancak sorunun
bundan kaçınan Rumlardan kaynaklandığını vurguladı.
Talat, bu konuda da Avrupa Konseyi'nden Rumları cesaretlendirmelerini
istediğini kaydetti. |
KIBRIS 12/06/04
ABD ve Pakistan'dan Türk
tezlerine güçlü destek
BM Güvenlik
Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) ile ilgili
karar tasarısını kabul etti.
Konseyde
yapılan oylamada, adadaki BM Barış Gücü'nün görev süresini 6
aylığına uzatan karar tasarısı, 15 üyenin
oybirliğiyle onaylandı.
A.A muhabirinin
edindiği bilgiye göre, oylama sonrasında üye ülkeler birer
konuşma yaptı.
ABD ve
Pakistan'ın diplomatları, Türk tarafının tezlerine kuvvetle
destek verirken, İngiltere ve Romanya temsilcileri de, adada ortaya
çıkan yeni durumda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaların
kaldırılması çağrısı yapan raporunu destekler
birer konuşma yaptı.
Karara göre, 15 Haziran'dan itibaren 6 aylığına uzatılan UNFICYP'in görev yönergesinin gözden geçirilmesi konusunda genel sekreterin 3 ay içinde bir rapor sunması öngörülüyor.
KIBRIS 12/06/04
Pile'de
gıda krizi
Pile
Muhtarı Ahmet Sakallı ile Akdoğan Belediye Başkanı
Adem Ademgil, Beyarmudu-Pile arasındaki barikatta görevli İngiliz
gümrük memurlarının Pile Türklerine ambargo
uyguladığını belirterek, ilgili makamları, insan
haklarına aykırı olan bu duruma müdahale etmeye çağırdı.
İngiliz
gümrük memurlarının Pileli Türklerin KKTC'den aldıkları et,
süt ürünleri ve balığı geçirmelerini
yasaklandığını belirten Sakallı, "Köylümüz
endişe içindedir" dedi.
Sakallı,
dün düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs'ta
toplumlar arası barış girişimlerinin
artırıldığı ve geçişlerin serbest
bırakıldığı bir dönemde Pile Türklerine uygulanan
izolasyonların kaldırılmasını istedi.
Köylü
üzerindeki baskılar ve ambargolar nedeniyle Pile'deki birçok
işyerinin kapandığına işaret eden Sakallı, köye
düpedüz ambargo uygulanmasına başlandığını
kaydetti. Sakallı şöyle konuştu:
"Gümrüklerin
kaldırılmasına çalışıldığı, Güney
ile kuzey arasında ticari ilişkilerin düzenlenmesine
başladığı bu dönemde, Pile Türklerinin evlerine et ve süt
ürünleri ile balık getirmeleri İngiliz gümrük memurları
tarafından yasaklanmıştır. Köylümüz endişe içindedir,
herkes 'ne olacağız?' diye soruyor.
Biz de
soruyoruz. Köyümüze ekonomik barışı ne zaman getirecekler? Bu
belirsizlik ne zaman sona erecek? Hakkımızda ne gibi düzenlemeler yapılacak?
Bu köyde ne zaman insanca yaşama hakkına sahip olacağız?
Pileli Türk
çocuklarımızın her gün barikatlarda yoklanmaları,
psikolojileri üzerinde olumsuz etki yapmakta, onların geleceğini
olumsuz etkilemektedir.
BM'nin,
İngiliz yetkililerin ve Pile'nin geleceğinde karar verme yetkisine
sahip olanların, bizi düşünmelerini, bizleri
aydınlatmalarını ve geleceğimizle ilgili insanca, hakça
karar vermelerini bekliyoruz."
"Pile-Yiğitler
yolu açılsın"
Pileli
Türklerin, Lefkoşa ve Girne'ye daha kısa sürede gidebilmeleri için
Pile-Yiğitler yolunun açılmasını da talep eden muhtar,
"Barikatların kaldırılmasını istiyoruz.
Lefkoşa ve Girne yolunun kısalması için, insan
haklarımız için, barikatsız evimize girmek için
Pile-Yiğitler yolunun açılmasını talep ediyoruz" dedi.
Ademgil:
Pile-Yiğitler yolu açılmalı
Akdoğan
Belediye Başkanı Adem Ademgil de Pile-Yiğitler yolunun bir an
önce açılması gerektiğini söyledi ve "18 ay önce
Pile-Yiğitler yolunun açılması için gerekli mücadeleyi verdik.
Ancak, BM bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadı" dedi.
Pile-Yiğitler
yolunun tekrar gündeme gelmesi gerektiğini belirten Ademgil, şöyle
konuştu:
"Barış
Gücü'nün referandumdan sonra bize karşı tutumunu
değiştireceğini ummuştuk. Bu yolun tekrar gündeme gelip
açılmasını ısrarla talep ediyoruz. Pile-Yiğitler
yoluna bölge halkının acil ihtiyacı var. Bu yolun mutlak süratte
açılması için gerekenin yapılması ve devletin
girişimde bulunmasını istiyoruz. Geçişlerin başlamasından
sonra Pile yolu SBA (Egemen Usler Bölgesi) polisi tarafından kontrol
ediliyor. Halk SBA polisinin zorluklarıyla karşı
karşıya kalıyor. Rum kesimi AB'ye girdiği günden itibaren
süt ve et ürünlerinin Pile'ye getirilmesi de engelliyor. Bu konuda BM'nin
yardımlarını bekliyoruz."
KIBRIS 12/06/04