Kıbrıs için iyi ve kötü 17 Aralık senaryoları...


      Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) düzenlenen ''DAÜ 3. Kıbrıs Forumu: 17 Aralık Sonrası Senaryolar'' konulu forumun Siyaset Komitesi tarafından hazırlanan sonuç bildirisinde, ''Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) katılması ve Kıbrıs'ta bir çözüm en iyi senaryo'', ''AB dışında kalmış bir Türkiye ve çözümlenmemiş bir Kıbrıs meselesi'' ise kötü senaryo olarak nitelendirildi.
      Sonuç bildirisini açıklayan Yrd. Doç. Dr. Erol Kaymak, foruma katılanların, Türkiye açısından iyi ve kötü olarak değerlendirilecek senaryoları, KKTC ve Kıbrıs Türk halkı perspektifinden de farklı değerlendirdiğini kaydetti.
      ''İyi senaryolardan birinin Kıbrıs meselesinin çözümünün BM eksenine çekilmesidir'' diyen Kaymak, ''Türkiye'nin (BM Genel Sekreteri Kofi) Annan sürecinde takındığı tavır küçümsenmeyecek bir imaj değişikliğine de neden olmuştur. Ancak bu iyi senaryonun gerçekleşmesinde bazı engeller de vardır. Bu bağlamda bir güvensizlik çıkmazı söz konusu. Çünkü Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında üyelik ile çözüm arasındaki zamanlama ve dengeleri sabitleştirecek dış unsurlar yeterli görünmüyor'' dedi.
      ''Türkiye'nin AB'ye katılması ve Kıbrıs'ta bir çözüm en iyi senaryo olarak ortaya çıktı'' diyen Kaymak, şöyle devam etti:
      ''Böyle bir ihtimalde BM'nin arabulucu rolünun yeniden değerlendirilmesine dikkat çekildi. Ayrıca mevcut şartlar altında, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları'na ve Annan Planı'nda takınılan tavır doğrultusunda, Türkiye uluslararası hukuk ve mevcut anlaşmalar dahilinde avantajlı durumdadır. Böyle bir atmosferde sürekli olarak tanıma konusuna vurgu yapmak çok da mantıklı değildir.
      Tüm katılımcılar Rum tarafının Türkiye'ye karşı veto kullanmayacağı konusunda hem fikirdiler. Bununla birlikte dış konjonktürün ne tip etkiler doğuracağı konusunda bir belirsizlik vurgulandı. Bu belirsizlik Türkiye'yi Güney Kıbrıs'ı tanımaya itmektedir, bu açmazın çözülmesi için sunulan önerilerden biri de Türkiye'nin müzakerelerden önce veya müzakere sürecinde çözüm yönünde adım atmasıdır.''
     
     MÜZAKERELER HER ADIMDA TIKANABİLİR
      Müzakerelere başlanmasında olası veto kullanmanın hangi ülke veya ülkelerden geleceğinin tahmininin ve bu olasılıklarının doğuracağı farklı sonuçların üzerinde de durulduğuna işaret eden Kaymak, ''Avrupa ülkelerinden gelecek bir veto ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden gelecek bir vetonun farklı etkileri olabileceğini'' söyledi.
      ''Müzakere sürecinin her adımda tıkanması mümkündür'' görüşünün de forumda ortaya çıktığına dikkat çeken Kaymak, ''Rum kesimi her aşamada Türkiye'ye tanıma meselesini dayatacak ve ilerleyen dönemde Türkiye farklı taleplerle karşılaşacaktır'' dedi.
      Erol Kaymak, ''AB dışında kalmış bir Türkiye ve çözümlenmemiş bir Kıbrıs meselesi kötü bir senaryodur'' ifadesini kullandı ve şunları söyledi:
      ''Bu senaryonun çeşitli uzantılarından biri AB üyeliğinin gerçekleşmemesi durumunda Türkiye'nin geçmişteki çalkantılı siyasi durumuna geri dönmesi ve mevcut siyasi ve ekonomik kazanımların kaybedilmesidir. Bir başka muhtemel sonuç, müzakere tarihi alamamış Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin zayıflaması sonucunda Türkiye ve Kıbrıslı Türkler arasında bir görüş ayrılığının oluşması ve bu ayrılığın sonucunda Kıbrıslı Türklerin 1960 şartlarında bir yeniden yapılanma arayışına gitmesidir. Türkiye'nin tarih alamaması ve Kıbrıs'ta çözümsüzlük, toplumsal sorunlara neden olabileceği gibi, bir görüşe göre bu durum yeni bir göçe ve Kıbrıs Türklerinin toplumsal kimliklerini kaybetmelerine sebep olabilecektir. Bir başka kötü senaryo ise Kıbrıs'ın çözümsüzlük içerisinde Amerikan eksenine girmesidir.''
     
     İYİ SENARYOLAR
      Yrd. Doç. Dr. Erol Kaymak, Siyaset Komitesi'nin iyi ve kötü senaryolarını şöyle açıkladı:
      ''-Türkiye 17 Aralık'ta müzakere tarihi alır: Kıbrıs sorunu müzakere süreci içerisinde, BM inisiyatifiyle, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları ve Annan Planı temelinde çözülür.
      -Türkiye müzakere tarihi alır: Güney Kıbrıs'ta çözüm yönünde siyasi değişim sağlanır.
      -Türkiye müzakere tarihi alamaz: Veto Kıbrıs Rum tarafından gelir. Türkiye ve KKTC'nin uluslararası arenada pazarlık gücü artar. Süreç KKTC'nin tanınmasına varır.
     
     KÖTÜ SENARYOLAR
      ''-Türkiye müzakere tarihi alır: Müzakere sürecinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni adanın tümünü temsil eder şekilde tanır. Bunu takiben Kıbrıs'la ilgili bir çözümde pazarlık gücünü yitirir.
      -Türkiye müzakere tarihi alamaz: Avrupa Birliği'nden uzaklaşır. Mevcut durum devam eder. KKTC biraz daha Türkiye'ye yaklaşır.
      -Türkiye müzakere tarihi alamaz: Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentileri zayıflar. Muhtemel bir göç ve toplumsal çöküş.
      -Türkiye müzakere tarihi alamaz: Kıbrıs'ta 1960 durumuna dönüş şeklinde arayışlar başlar.
     
     YOL HARİTASI
      Siyaset Komitesi'nin Yol Haritası'nda Olası Senaryo şöyle açıklandı:
      ''Türkiye'nin müzakere süreci açık uçlu olarak başlar, Kıbrıs sorununa çözüm çabaları ağırlık kazanmaz, Türkiye yeterli inisiyatifleri almaz ve her aşamada Rum yönetimi Türkiye'den ödün talep eder. Bu ödünler Annan Planı'nda daha geriye gitmeyi içerir. Rum tarafı Türkiye'yi tanıma konusunda zorlar.'' ''Böyle bir senaryonun var olduğundan hareketle takip edilmesi gereken yol ve yöntemler'' ise şöyle sıralandı:
     
     İÇ DİNAMİKLER
      ''-KKTC'de siyasal istikrarın sağlanması ve demokrasinin güçlendirilmesi, idarenin şeffaflaştırılması Kıbrıs Türk toplumuna siyasal bir güç kazandıracak ve bu konu Kıbrıs sorununun çözümünde olumlu etki yaratacaktır.
      -Rum Kesimine yönelik iyi niyet girişimlerinin sürdürülmesi ve bu yolla Kıbrıs Türk tarafının proaktif politikaları karşısında Rum tarafını olumlu etkileyerek ve hatta zorlayarak sonuç alınmaya çalışılması, iyi niyetle bağdaşmayacak Rum tutumlarının açığa çıkarılması.''
     
     DIŞ DİNAMİKLER
      ''-Eğer mümkünse 17 Aralık öncesi Türk diplomasisi kanalı ile 17 Aralık AB Sonuç Bildirge metnine Kıbrıs uyuşmazlığının çözüm adresinin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında olması gerektiğine yönelik bir ibarenin eklenmesi. Mümkün olmadığı takdirde bu girişimin 17 Aralık'tan sonra da her platformda devam ettirilmesi.
      -Türkiye'nin, KKTC ile birlikte somut, kısa vadede (tarama süreci döneminde sonuçlandırılması amacıyla) çözüm girişimlerinin ortaya koyması ve uluslararası toplumu harekete geçirmesi.
      -Süreç kapsamında Türkiye ve KKTC bütün dış aktörleri etkilemesi. Bütün AB başkentlerinin Türkiye'nin attığı adımların farkında olmasının sağlanması. Bu bağlamda sivil toplum örgütlerinin çabalarının da destekleyici yönde harekete geçirilmesi.
      -Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut detant ortamının muhafazasına çalışılması.
      -AB ve uluslararası camia çerçevesinde yapılacak girişimlerde kullanılacak söylemin Avrupa entegrasyonu esprisini yansıtması.
      -Hukuki imkanlardan maksimum derecede yaralanılması ve girişim sürecinde Avrupa değerlerinin vurgulanması.
      -Girişimin, Annan planının parametreleri çerçevesinde olması. Rum tarafının bu parametreleri benimsememesi durumunda müzakerelerin yeni bir zeminde başlaması için girişimde bulunulması. (Bu yeni girişimin en azından Türk tarafının Annan Planı ile elde ettiği kazanımlardan bir geriye gidişi içermemesi.) Böyle bir girişimin büyük bir direnişle karşılaşması halinde, bu direnişe karşı tedbirlerin önceden belirlenmesi.
      -Türkiye'nin yapacağı bu girişimlerin AB ülkeleri nezdinde propaganda ve lobi yöntemleri uygulanarak AB ülkeleri nezdinde çözüm isteyen taraf olarak itibar kazanılması ve bu yolla Güney Kıbrıs Rum yönetimi üzerinde baskı oluşturulmasının sağlanması. Tek tek ülkelerle ve AB dışındaki uluslararası kurumlarla (örn. İKÖ) ilgili ne tip bir diplomasinin yürütüleceğine dair detaylı çalışmaların yapılması.(ABD, İngiltere gibi)''

MILLIYET 06/12/04

 

Papadopulos: Türkiye bizi tanımak zorunda


      AB Zirvesine kısa bir süre kala Rum yönetimi, Türkiye'ye yönelik baskılarını artırıyor. Rum lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Rum kesimini 17 Aralık öncesi tanıması ısrarını sürdürürken "Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (Rum kesimi) tanımak yükümlülüğü var" diye konuştu.
      Rum basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin Rum kesimini tanıması gerektiğini belirterek, yeni 10 üyenin tanınmasının AB müktesebatında koşul olarak yer alması konusunda AB'yi ikna etmeye çalıştıklarını söyledi.
      Papadopulos, Türkiye'nin Rum kesimini sadece 17 Aralık öncesi geçici olarak değil devamlı olarak tanıması gerektiğini vurgularken "Eğer bundan önce ve sonrası var olmayacaksa, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlaması lehinde oy kullanmamızı sağlamak için bizi geçici olarak tanıması anlamsızdır" diye konuştu.
     
     YAKOVU:TÜRKİYE BÜYÜK BASKI ALTINDA

      Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin Rum kesimini tanıması için "ciddi" bir baskı altındk olduğunu söyledi.
      Rum haber ajansına göre, Yakovo, Rum yönetiminin 16-17 Aralık Zirvesi öncesi "tüm düzeylerde sessizce ve çok yoğun bir biçimde" çalıştığını söyledi.
      Güney Kıbrıs'ı tanıması için Ankara'ya baskı yapıldığını söyleyen Yakovu, "Pozisyonumuzu açıklayacak değiliz.
      Türkiye'nin, AB üyesi Kıbrıs'ı (Rum Kesimi) tanıması için ciddi bir baskı altında olduğunu biliyoruz" diye konuştu.
      Yakovu, ABD Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin yarın Rum kesimine yapacağı ziyareti "çok önemli" olarak nitelendirdi.

MILLIYET 06/12/04

 

ABD'nin Türkiye'ye desteğinde Kıbrıs koşul değil


      ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Adam Ereli, AB'nin Türkiye'ye Kıbrıs Rum kesimini tanımadan müzakere tarihi vermesi konusunda, ABD'nin uzun süredir sahip olduğu tutumun değişmediğini, bunun da Türkiye'nin AB'ye girmesine destek vermek olduğunu belirtti.
      Ereli, basın toplantısında AB'nin Türkiye'ye tarih vermesine ilişkin bir soruya yanıt verdi. AB'nin, "Türkiye Kıbrıs gibi bir AB üyesini tanımasa bile Türkiye ile müzakerelere başlama tarihi verip vermemesi gerektiği" yönündeki soruya Ereli, ABD'nin uzun zamandır açıklaya geldiği konumunun ötesinde ekleyecek bir şeyi olmadığını belirterek yanıt verdi. Ereli, ABD'nin AB üyesi olmadığını, ancak Türkiye'nin AB'ye girişini desteklediğini belirtirken, bunun koşulları ve esaslarının AB ile Türkiye arasındaki bir konu olduğunu vurguladı.

MILLIYET 07/12/04

 

Balkenende: Türkiye, 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ta adım atmak zorunda

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye'nin 17 Aralıktan önce Kıbrıs'ın tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda olduğunu söyledi.
      Balkenende, Atina'da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin ardından, Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa açıklamada, AB'nin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve toplantısından önce, Türkiye'den, Kıbrıs'ın Rum kesiminin tanınması konusunda bir adım atmasını beklediğini kaydetti.
      Türkiye ile katılım müzakerelerine yeşil ışık yakılabilmesi için, bunu zorunlu gördüklerini vurgulayan Hollanda Başbakanı Balkenende, şöyle dedi:
      ''Türkiye'nin olası üyeliği üzerine konuştuğunuz zaman, bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam edemez. Perşembe günü bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de konuşacağım.
      Oyunun nasıl oynanması gerektiği konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık ki; biz AB olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiye'nin Kıbrıs'ın tanınması konusunda bir adım atmasını zorunlu görmektedir.''

ERDOĞAN: HASSASİYETLERİMİZİN ÜZERİNE GİDİLMESİN

      Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Baykal 17 Aralık zirvesiyle ilgili değerlendirmede bulunmak üzere biraraya geldi. Toplantı sonucu AB üyesi ülkelere ‘Tam üyelik tartışma konusu yapılamaz’ mesajı verildi.
      Toplantı sonunda Erdoğan “Müzakere süreci tam üyelikle neticelenecek süreç olmalıdırö derken, Baykal da “Kimse Türkiye’nin tam üyelik perspektifi ile oynamasınö diye konuştu.
      CHP Genel Merkezi’nde biraraya gelen Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve CHP lideri Baykal 17 Aralık’a giden süreci değerlendirdiler. Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında Başbakan Erdoğan, Hükümet’in oturmuş 3 ana ilkesi olduğunu belirterek, “Bunların birincisi müzakere süreci, tam üyelikle neticelenecek süreç olmalıdır. İkincisi; başka bir karara imkan tanımayan bir müzakare sürecinin başlamasıdır ve bunun tarihi 17 Aralık’ta belirlenmelidir. Üçüncüsü de bizim siyasi 07/12/2004

 

Papadopulos, AB'ye bastırıyor: Türkiye'yi bizi tanımaya mecbur bırakın


      Güney Kıbrıs Lideri Tasos Papadopulos, AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Peter Balkenende'den Türkiye ile ilgili zirvenin sonuç bildirisine Türkiye'yi AB üyesi tüm ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye çağıran bir ifade konulmasını isteyecek.
      Bu ifade ile Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaya mecbur bırakılacağı düşünülüyor.
      Balkenende bugün Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a gidip, görüşmelerde bulunacak.
      Papadopulos'un Balkenende ile yapacağı görüşmede ayrıca, Türkiye'nin 'komşu ülkeleriyle iyi ilişkiler içerisinde olma taahhüdünün' metinde kalmasını talep edeceği ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması için de somut takvim verilmesini' isteyeceği sanılıyor.
     
      Papadopulos 'Kıbrıs' sorununu BM'de çözmeye karşı
      Rum medyasında yer alan haberlere göre, Papadopulos Kıbrıs sorunun BM şemsiyesi altında çözülmesine karşı çıkıyor ve AB aracılığıyla çözüm istiyor.
      Papadopulos'un bu görüşlerini de Hollanda Başbakanı Balkenende'ye iletmesi bekleniyor.

MILLIYET 07/12/2004

 

Talat: Papadopulos müthiş pişkin


      KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un referandumda Güney Kıbrıs'tan zorla ''hayır'' çıkarttığına işaret ederek, ''Rum liderin şimdi de müthiş bir pişkinlikle Türkiye ve KKTC'yi AB normlarına uymaya çağırdığını'' söyledi.
      Başbakan Talat, ''uluslararası topluluğun Kıbrıs Türküne aktif destek veremediğini, ancak dünyanın gerçekleri gördüğüne, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehine oluşacağına inandığını'' kaydetti.
      Talat, KKTC'de temaslarda bulunan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) heyetini kabul etti.
      ASAM'ın özellikle dış ilişkiler konusunda önemli bir görev yaptığını belirten Talat, geçmişte ASAM'ın çalışmalarından birine kendisinin de katıldığını anımsattı.
      Talat, önümüzdeki dönemde çok dikkatli olmak gerektiğini, plan, program ve hazırlığı önceden yapmanın önemli olduğunu, günübirlik, son anda alınan kararların değil, önceden hazırlanmanın avantaj yaratacağını vurguladı.

''Kıbrıs'ın çok önemli bir aşamadan geçtiğini, Türkiye'nin AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla ilişkilendirildiğini' ifade eden Talat, ''Rum tarafının bunu hiç hakkı olmadan ve mahçup olması gerektiği halde şiddetle kullandığını, pervasızca Türkiye'ye çağrılarda bulunduğunu'' söyledi.
      Papadopulos'un, ''referandumda yalana dayalı müthiş bir propagandayla devlet imkanlarını da kullanarak, BM ve AB yetkililerinin ve 'evet' taraftarlarının televizyonlara çıkmasını engelleyerek, Güney Kıbrıs'tan zorla 'hayır' çıkarttığını'' anlatan Talat, ''Rum liderin şimdi de müthiş bir pişkinlikle Türkiye ve KKTC'yi AB normlarına uymaya çağırdığını'' kaydetti.
      Dünyanın bunları gördüğüne, ancak çıkış yolu bulamadığına inandığını dile getiren Talat, bu konuda meydana gelen birikimin önemli olduğunu ve söz konusu olayların birikmeye devam ettiğini, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde yeni uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehlerine oluşacağını belirtti. Talat, ''Ben umutsuz değilim'' dedi.
      Beklentilerinin çözüm olduğunu, ancak bunun hayal kırıklığıyla sonuçlandığını ifade eden Başbakan Talat, uluslararası toplumun Kıbrıs Türküne aktif destek veremediğini, ama geleceğe dair doğru politikaların ortaya çıkacağından umutsuz olmadığını, bu politikaların Kıbrıs Türkü ve Türkiye'nin lehine olacağını söyledi.
      ASAM Başkanı Gündüz Aktan da, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, ziyaretlerinin ''bilgilenme'' amacını taşıdığını belirterek, ''hem Türkiye, hem de KKTC'nin önemli aşamadan geçtiğini, KKTC'de seçimin gündemde olduğunu, öte yandan Türkiye'nin AB üyeliğinin gündemde bulunduğunu ve ambargoları kaldırmak için çalışmaların sürdüğünü'' kaydetti.
      ''Hepsinin ötesinde Kıbrıs sorunun çözümü konusunun bulunduğunu ve baskılar olduğunu'' dile getiren Aktan, ''amaçlarının görüş almak ve yapabilecekleri bir şey varsa katkı koymak olduğunu'' ifade etti.

MILLIYET 07/12/04

 

Rumlar KKTC'den götürülen salyangoza da el koyuyor...


      Rum polisi, Rumların KKTC'den aldıkları salyangozlara dahi el koyarak Güney Kıbrıs'a geçişine izin vermiyor.
      Alithia gazetesinin haberine göre, Rum Tarım Bakanlığı'nın talimatı üzerine Rum polisi, sınır kapılarında KKTC'den Güney Kıbrıs'a götürülmek istenen tarımsal ve hayvansal ürünlere el koyuyor.
      Yasağın en küçük miktarlara dahi uygulandığını yazan gazete, bu uygulamaya geçen Pazar günü başlandığını duyurdu.
      Mantar, salyangoz, bal ve balık için de aynı yasağın bulunduğu belirtildi.
      Gazete ayrıca, daha ucuz olduğu için araçlarının benzin depolarını KKTC'de dolduran Rumlara da sınır kapılarında para cezası verilmeye başlandığını yazdı.
  MILLIYET 07/12/04

 

KKTC eğitimde Rumları tanıyor


      Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)

TÜRKİYE'nin AB üyeliği için kritik önem taşıyan 17 Aralık zirvesine günler kala başta Kıbrıs Rum Kesimi olmak üzere AB üyesi ülkelerin `Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma baskısı artarken, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı, Güney Kıbrıs'taki eğitim merkezlerine denklik veriyor ve bu okullarla ilgili işlemler gerçekleştiriyor. Milli Eğtim Bakanlığı'nın Rum okullarında okuyan öğrencilere verdiği denklik belgeleri ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) tarafından onaylanıyor.
      GKK'nın askere alma işlemlerini yürüten `ASAL Şube' erkek öğrencilerin askerlik işlemlerinde KKTC MEB'nın onayı sonrasında işlem gerçekleştiriyor. MEB'nın 'öğrencidir' diye onay vermesi durumunda askerlik işlemleri tecil ediliyor. Asal Şube, KKTC dışındaki ülkelerde okuyanların yanı sıra, çeşitli nedenlerden dolayı öğrenimlerini Rum tarafında sürdürmeyi tercih eden KKTC vatandaşlarını da, MEB'nın onayı sonrasında, askerlik işlemlerinden muhaf tutuyor.
     
     KKTC'DE ASKERLİKLE İLGİLİ YASA MADDESİ

      Yasaya göre, KKTC vatandaşı olan her erkek askerlik görevini yerine getirmekle yükümlü. Eğitimlerine devam ettiklerini; lise veya dengi okul müdürlükleri ya da Eğitim ve Öğretim İşleri ile Görevli Bakanlığı'nın vereceği resmi belgelerle kanıtlayan yükümlüler, eğitimleri bitinceye kadar veya yaş sınırına ulaşıncaya kadar askerliklerini erteleyebiliyor.
  MILLIYET 07/12/04

 

KTHY, ocakta KKTC'nin

KTHY, YENİ YILDA KKTC'NİN... Ülkemizin milli havayolu konumunda olan Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY), yeni yılın ilk ayında Türkiye'de yapılacak ihale ile KKTC'nin malı oluyor.

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin Türkiye kanadındaki yüzde 50 hissesinin ocak ayı çerisinde KKTC kurumları adına Türkiye'de kurulan ve ihaleye katılacak olan Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi'ne devredileceğini söyledi

 

Ali CANSU

Ülkemizin milli havayolu şirketi konumunda olan Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY), yeni yılın ilk ayında Türkiye'de yapılacak ihale ile KKTC'nin malı oluyor.

Maliye Bakanı Ahmet Uzun KIBRIS'a yaptığı açıklamada, KTHY'nin Türkiye kanadındaki yüzde 50 hissesinin KKTC'ye devrinin ocak ayı içerisinde yapılacak ihale ile KKTC kurumları adına Türkiye'de kurulan ve ihaleye katılacak olan Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi'ne devredileceğini söyledi.

4 Aralık 1974 tarihinde kurulan, 3 Şubat 1975 tarihinde ilk tarifeli seferini gerçekleştiren ve 1981'de Londra seferlerine başlayan KTHY, 30 yıl aradan sonra gerçek sahibine kavuşuyor.

Halen 4 uçakla Türkiye ve İngiltere'ye uçuş yapan KTHY, bünyesinde bulundurduğu uçakları, ihalenin sonuçlanmasının ardından KKTC'nin kurduğu Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi'ne devredecek ve artık bu şirket tarafından yönetilecek.

İki önemli hukuki sorunu aştık

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin yüzde 50 hissesinin KKTC Maliye Bakanlığı'nın, diğer yüzde 50 hissesinin de Türk Hava Yolları'nın (THY) olduğunu anımsatarak, Türk Hava Yolları'nın özelleştirme idaresine devredildikten sonra, hisselerin de Türkiye'deki özelleştirme idaresine geçtiğini söyledi.

Özelleştirme İdaresi'nin Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait kendi hisselerini ihale yoluyla satacağını kaydeden uzun, KKTC olarak yüzde 50 hisseye talip olduklarını açıkladı. Hisselerin KKTC'ye geçmesiyle karşılarına iki hukuki durumun çıktığını ifade eden Ahmet Uzun, şöyle konuştu:

"Birincisi, KKTC olarak yüzde 50 hisseyi biz alırsak uçuş hakkımız olmaz. Çünkü, uçuş hakkının olabilmesi için Türkiye'ye veya tanınmış bir ülkeye tescil edilen bir şirket olması lazım. Başka bir ülkede bu tescili yapamayacağımıza göre hisseleri alacak olan şirketin Türkiye'de tescil edilmesi lazımdır. Çoğunluk hissesinin sahibi de bu şirket olması gerekir. Birinci sorun bu idi. Bunu, şu anda aştık. Türkiye'de bizim kurumlarımıza ait olan bir şirket kurdurduk. İsmi de Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi. Bu şirket, ilaheye katılarak Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın Türkiye'deki hisselerini devralacak, ayrıca bu şirket Türkiye'de kurulduğu için de uçuş hakkı olacak."

İkinci hukuki sorunun ise, ihaleye KKTC'nin Türkiye'de kurduğu Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi dışında başka bir şirketin de katılma olasılığı ve bu şirketin ihaleye katıldığı zaman daha uygun bir teklif vermesi tehlikesinin bulunması olduğunu kaydeden Uzun şöyle devam etti:

"KKTC yasalarına göre hissedarların öncelik hakkı var. KKTC yasalarında eğer iki kişi bir şirkete ortak ise ve bunlardan bir tanesi hisselerini satacak ise hisseleri öncelikle ortağına satmak mecburiyetindedir.

Ülkemizde böyle bir yasal zorunluluk var. Ancak maalesef, Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarında bu açık seçik belli değildir veya yoktur. Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın ana sözleşmesinde de açık seçik böyle bir hüküm yoktur. Dolayısıyla bunu da ortadan kaldırmak için uzun bir zamandır hukuki zeminde olayı tartıştık ve bir noktaya gelindi."

İhaleyi biz alacağız

Bakan Ahmet Uzun, 27 Aralık'ta Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın olağanüstü genel kurulunun yapılacağını ve bu genel kurulda KKTC yasalarında var olan bu öncelik hakkının şirketin ana sözleşmesine konmasıyla önlerinde olan hukuki sorunların kalkacağını söyledi.

Uzun, "Dolayısıyla hissedarın öncelik hakkı olmuş olacak. Burada tabii, hissedar kimdir? Şu anda KKTC Maliye Bakanlığı'dır. Maliye Bakanlığı ihaleye katılacak olan şirket değildir. Çünkü uçuş hakkı yoktur. Uçuş hakkı Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi'nindir. Dolayısıyla ortak değildir. Biz, bu yüzden elimizdeki bir kısım hisseleri de Ada Havacılık'a devrediyoruz ve kurduğumuz şirket her şeye ortak olacak. Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi ihaleye katılacak, uçuş hakkı olacak, ortak olarak öncelik hakkı da onun olacak. Biz, ihaleye bu şekilde hazırlanıyoruz. Tüm bu işlemleri ay sonuna kadar yaptıktan sonra ihaleye çıkılacak ve inanıyoruz ki, biz bu ihaleyi alacağız. Ya verdiğimiz teklifle alacağız ya da öncelik hakkımızı kullanarak alacağız. Aldıktan sonra Kıbrıs Türk Hava Yolları, KKTC'nin ve kurumlarının malı olacak" diye konuştu.

İhale ocak ayında

İhalenin 2005'in ocak ayında yapılacağını kaydeden Ahmet Uzun, ihalenin söylenilen aşamada gelişmesi durumunda Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın KKTC'nin malı olacağını söyledi.

Hisselerin KKTC'ye geçtiği gün, o zaman başka bir tartışmaya kapı açmış olunacağını ifade eden Ahmet Uzun, konuşmasına şöyle devam etti: "Bu tartışma da 'Kıbrıs Türk Hava Yolları devletin elinde mi kalsın yoksa özelleştirilsin mi? Nasıl özelleştirilsin? Halka mı açılsın veya belli parçalara bölünüp turizmcilere, iş adamlarına, sanayicilere, ihracatçılara mı paylaştırılsın?' Toplum olarak bunları tartışacağız."

KIBRIS 07/12/04

 

Türkiye 'Kıbrıs'ı BM'de çözmek istiyor


8 Aralık, 2004 13:11:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, Türkiye ve KKTC'nin, Kıbrıs Rumlarını tanıma konusunun ancak BM şemsiyesinde gerçekleştirilecek nihai çözümün bir parçası olarak gördüğünü söyledi.

Tan, haftalık basını bilgilendirme toplantısında 'Kıbrıs' sorununa değindi.

Tan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın katıldığı istişare zirvesinde bu konunun masaya yatırıldığını belirtti.

Tan, "Türk ve KKTC'li liderler tanıma konusunu ancak BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı nihai çözümün bir parçası olarak görmektedirler ve böyle bir çözüm için de aktif şekilde çalışmaya kararlıdırlar'' dedi.

"Türkiye-ABD ilişkileri yolunda"

Tan, Türkiye-ABD ilişkilerinin gerginleştiği yolunda basında çıkan haber ve yorumların gerçekleri yansıtmadığını söyledi. Tan, ''iki ülke arasında köklü bir geçmişe, karşılıklı saygıya ve ortak değerlere dayalı, çok boyutlu ilişkiler bulunmaktadır'' diye konuştu.

İkili ilişkilerin savunma, güvenlik, enerji, ekonomi, ticaret ve bölgesel işbirliği gibi çok çeşitli alanları kapsadığını vurgulayan Tan, iki ülkenin pek çok bölgesel sorun karşısında ortak kaygıları paylaştığını belirtti.

 

Rumlardan 'veto' uyarısı

8 Aralık, 2004 12:08:00 (TSİ) CNN TURK

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un başkanı olduğu Demokratik Parti (DİKO) Başkan Vekili Nikos Kleantus, Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi durumunda AB zirvesinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını veto etmesi gerektiğini iddia etti.

Kleantus, dün düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin uzlaşmaz ve kışkırtıcı tavrını, özellikle de 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımama tavrını sürdürmesi durumunda veto hakkının kullanılması gerektiğini savundu.

Kleantus, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasından bahsederken diplomatik ilişkilerin kurulacağı ve Türkiye'nin Ankara'da 'Kıbrıs' elçiliği açılmasına izin vereceği gerçek tanınmadan söz ettiklerini' belirtti.

"Rum gemileri Türk limanlarına girebilmeli"

DİKO Başkan Vekili, Rum gemilerinin Türkiye limanlarına girişine ve Rum uçaklarının Türkiye havaalanlarına inişine izin verilmesi gerektiğini vurguladı.

Kleantus, Güney Kıbrıs'a karşı veto kullanılmaktan vazgeçilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Öte yandan geçtiğimiz hafta içinde AB dönem başkanı Hollanda 17 aralıkta yapılacak zirvedeki Türkiye metnine ilişkin bir taslak hazırlamış ve taslakta Türkiye'nin müzakerelere başlamak için 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği vurgulanmıştı.

 

Rum Yönetimi: ABD, Türkiye için bize bir şey iletmedi


      Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, ''Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayıp başlamayacağının görüşüleceği 17 Aralık zirvesinde Güney Kıbrıs'ın, kararı etkileyecek bir davranış içine girmesine ABD'nin ciddi tepki göstereceğine ilişkin Rum hükümetinin resmi bir bilgiye sahip olmadığını'' söyledi.
      Konuyla ilgili soruları yanıtlayan Hrisostomidis, ''veto hakkının kullanılmasının Güney Kıbrıs için olumsuz sonuçlar doğuracağı yönündeki görüşlerin doğru olmadığını, ancak ABD'nin Türkiye'nin AB perspektifini ve üyelik müzakerelerinin başlamasını resmi olarak desteklediğini'' kaydetti.
      ''ABD'nin böylesi bir açıklama yapmasının ters sonuç doğuracağını'' ifade eden Rum sözcü, ''ABD'nin Türkiye'yi Avrupalı gibi davranmaya ikna etmesi gerektiğini'' savundu.
      Rum hükümetinin Atina'nın tam desteğine sahip olduğunu ifade eden Hrisostomidis, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, ''Türkiye'nin uluslararası kurallara uyması gerektiği, (Kıbrıs Cumhuriyeti)ni tanımaması ve adadaki askeri varlığını devam ettirmesinin, Avrupa Birliği'nin siyasi gerçekliğine ve felsefesine uymayan bir paradoks olduğu'' yönündeki açıklamasını hatırlattı.
      Hrisostomidis, Karamanlis'in Kıbrıs sorununu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova'da yapacağı görüşmede ele alacağını kaydetti.
      Hrisostomidis, Moskova'nın tavrını Kıbrıslı Türkler lehine değiştirdiği şeklindeki basında çakın haberlere katılmadığını dile getirerek, ''Rusya ile ilişkilerin her zaman samimi ve dostane olduğunu'' söyledi.
      Öte yandan Rum Ulusal Konseyi, bugün olağanüstü toplanarak, 17 Aralık AB zirvesi öncesinde son gelişmeleri değerlendirecek.
     
     DİKO: TANIMA OLMAZSA VETO HAKKI KULLANILMALI
      Bu arada, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un başkanı olduğu Demokratik Parti (DİKO) Başkan Vekili Nikos Kleantus, ''Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi durumunda AB zirvesinde (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını veto etmesi gerektiğini'' iddia etti.
      Kleantus, dün düzenlediği basın toplantısında, ''Türkiye'nin uzlaşmaz ve kışkırtıcı tavrını, özellikle de (Kıbrıs Cumhuriyeti)ni tanımama tavrını sürdürmesi durumunda veto hakkının kullanılması gerektiğini'' savundu.
      Kleantus, ''(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin tanınmasından bahsederken diplomatik ilişkilerin kurulacağı ve Türkiye'nin Ankara'da (Kıbrıs) elçiliği açılmasına izin vereceği gerçek tanınmadan söz ettiklerini'' kaydetti.
      ''Rum gemilerinin Türkiye limanlarına girişine ve Rum uçaklarının Türkiye havaalanlarına inişine izin verilmesi ve uluslararası örgütlerde Güney Kıbrıs'a karşı veto kullanılmaktan vazgeçilmesi gerektiğini'' de ifade eden DİKO Başkan Vekili, ''bunların (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin koşulları olmadığını, Türkiye'nin AB ile imzaladığı gümrük birliği anlaşması ve Kopenhag kriterlerinden kaynaklandığını'' iddia etti.

MILLIYET 08/12/04

 

Kayıplar konusunda yeni bir adım

Bakanlar Kurulu, Kıbrıs sorununun çözümünde önemli noktalardan biri olarak görülen kayıplar sorunun aşılmasına yönelik yeni bir adım atarak "Kıbrıs'ta Kayıp Kişiler Komitesi"'nin çalışmalarına yardımcı olmak için altı kişilik bir çalışma ekibi oluşturdu. Başbakan Talat, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren kararın, kayıp dosyalarının daha detaylı ve kapsamlı incelenmesi ve kayıp yakınlarına bilgi verilmesi amacıyla alındığını söyledi

Anıl IŞIK

Bakanlar Kurulu, Kıbrıs sorununun çözümünde önemli noktalardan biri olarak görülen kayıplar sorunun aşılmasına yönelik yeni bir adım atarak "Kıbrıs'ta Kayıp Kişiler Komitesi"'nin çalışmalarına yardımcı olmak için altı kişilik bir çalışma ekibi oluşturdu. Başbakan Talat, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kararın, kayıp dosyalarının daha detaylı ve kapsamlı incelenmesi ve kayıp yakınlarına bilgi verilmesi amacıyla alındığını söyledi

Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren "Kayıp Kişiler Komitesi"ne yardımcı olacak çalışma ekibi, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapacak.

Bakanlar Kurulu'nun söz konusu kararı, 26 Kasım 2004 tarihli, 175 sayılı Resmi Gazete'de yayınlandı.

Böylelikle yılardır Cumhurbaşkanlığı bünyesinde çalışan kayıplar komitesi çalışmalarına, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı da dahil edilmiş oldu.

Başbakan Mehmet Ali Talat, KIBRIS'ın konuya ilişkin sorularını yanıtladı.

"Kayıp kişiler konusunda

yapılacak çok iş var"

Başbakan Talat, Kayıp Kişiler Komitesi'nin son dönemlerde oldukça yoğun çalışmalar yaptığına işaret ederek, kayıp kişiler konusunda yapılacak daha birçok iş bulunduğunu söyledi.

Başbakan, kayıp dosyalarının incelenmesi ve gerek Türk, gerek Rum kayıp yakınlarına bilgi vermek için böyle bir çalışma ekibi oluşturulmasına karar verildiğini söyledi.

Talat, "Rum tarafınca bildirilmiş kayıp dosyaları var. Bunların incelenmesi ve araştırmaların derinleştirilmesi için bu ekibin kurulmasına karar verildi. Kayıp Kişiler Komitesi'nde ileride mezar açma çalışmalarında görev almak üzere böyle bir genişletme yaptık" diye konuştu. Talat, çalışma ekibinin oluşturulduğunu ve çalışmalarına başladığını kaydetti.

Talat, güneyde de aynı çalışma ekibinin oluşturulup oluşturulmadığıyla ilgili soruya, "Bu konuda bir bilgim yok. Böyle bir ekip orada çoktan faaliyet gösteriyor olabilir" yanıtını verdi.

KIBRIS 08/12/04

 

Kıbrıs'ın tanınmasını zorunlu görmekteyiz

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkenende, sert konuştu:

 

KATLANAMAYIZ... Balkenende: Türkiye, 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ın tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda. Olası üyelik için bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam edemez. Oyunun nasıl oynanması gerektiği konusunda konuşmak istemiyorum ama şu çok açık ki; biz AB olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz

 

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye'nin 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ın tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda olduğunu söyledi.

Balkenende, Atina'da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin ardından, Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa açıklamada, AB'nin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve toplantısından önce, Türkiye'den, Kıbrıs'ın Rum kesiminin tanınması konusunda bir adım atmasını beklediğini kaydetti.

Türkiye ile katılım müzakerelerine yeşil ışık yakılabilmesi için, bunu zorunlu gördüklerini vurgulayan Hollanda Başbakanı Balkenende, şöyle dedi:

"Türkiye'nin olası üyeliği üzerine konuştuğunuz zaman, bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam edemez. Perşembe günü bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de konuşacağım. Oyunun nasıl oynanması gerektiği konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık ki; biz AB olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiye'nin Kıbrıs'ın tanınması konusunda bir adım atmasını zorunlu görmektedir."

KIBRIS 08/12/04

 

Talat:‘Geleceğe dair umutsuz değilim’

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, uluslararası topluluğun Kıbrıs Türkü’ne aktif destek veremediğini, ancak dünyanın gerçekleri gördüğüne, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehine oluşacağına, dünyanın geleceğe dair doğru politikalar ortaya çıkaracağına inandığını belirtti.

Kuzey Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) heyetini kabul etti. Görüşmede Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz de bulundu.

ASAM Başkanı Gündüz Aktan görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, ziyaretlerinin “bilgilenme” amacını taşıdığını belirterek hem Türkiye, hem de KKTC’nin önemli aşamadan geçtiğini, KKTC’de seçimin gündemde olduğunu, öte yandan Türkiye’nin AB üyeliğinin gündemde bulunduğunu ve ambargoları kaldırmak için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

Hepsinin ötesinde Kıbrıs sorunun çözümü konusunun bulunduğunu ve baskılar olduğunu belirten Aktan, amaçlarının görüş almak ve yapabilecekleri bir şey varsa katkı koymak olduğunu ifade etti.

 

Talat: “Ben umutsuz değilim”

 

Başbakan Talat ise, ASAM’ın özellikle dış ilişkiler konusunda önemli bir görev yaptığını kaydederek, geçmişte ASAM’ın çalışmalarından birine kendisinin de katıldığını belirtti.

Talat, önümüzdeki dönemde çok dikkatli olmak gerektiğini kaydederek, plan, program ve hazırlığı önceden yapmanın önemli olduğunu, günübirlik, son anda alınan kararların değil, önceden hazırlanmanın avantaj yaratacağını ifade etti.

ASAM gibi düşünce kuruluşlarının çok katkısı olduğunu dile getiren Talat, Kıbrıs’ın çok önemli bir aşamadan geçtiğini, Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla ilişkilendirildiğini, Rum tarafının bunu hiç hakkı olmadan ve mahcup olması gerektiği halde şiddetle kullandığını, pervasızca Türkiye’ye çağrılarda bulunduğunu kaydetti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un referandumda yalana dayalı müthiş bir propagandayla devlet imkanlarını da kullanarak, BM ve AB yetkililerinin ve “evet” taraftarlarının televizyonlara çıkmasını engelleyerek Güney’den zorla hayır çıkarttığını anlatan Talat, Rum liderin şimdi de müthiş bir pişkinlikle Türkiye ve KKTC’yi AB normlarına uymaya çağırdığını söyledi.

Talat, dünyanın bunları gördüğüne, ancak çıkış yolu bulamadığına inandığını, bu konuda meydana gelen birikimin önemli olduğunu ve söz konusu olayların birikmeye devam ettiğini, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde yeni uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehlerine oluşacağını kaydetti. Talat, “Ben umutsuz değilim” dedi.

Başbakan, beklentilerinin çözüm olduğunu, ancak bunun hayal kırıklığıyla sonuçlandığını, uluslararası toplumun Kıbrıs Türkü’ne aktif destek veremediğini, ama geleceğe dair doğru politikaların ortaya çıkacağından umutsuz olmadığını, bu politikaların Kıbrıs Türkü ve Türkiye’nin lehine olacağını vurguladı.

 

“Gündem yoğun olacak”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, Arı Hareketi yöneticilerini kabul ederek, 17 Aralık sonrası muhtemel gelişmeler hakkındaki görüşlerini anlattı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi’yle işbirliği içinde Kıbrıs Politikaları Merkezi’ni kuran ve 4-5 Aralık tarihleri arasında “DAÜ Kıbrıs Formu: 17 Aralık Sonrası Senaryolar” konulu formu düzenleyen Arı Hareketi yöneticileri, Başbakan Mehmet Ali Talat’ı ziyaret etti.

Başbakanlıktan verilen bilgiye göre, Kevan Abrahams (New York Belediye Meclis Üyesi), Susana Cervantes (Şirket Direktörü), Gary Smith (Louisiana Eyalet Temsilcisi), Amy Osborn (Şirket Sahibi), Amy Flachbart (George Nethercutt’ın Baş Yardımcısı), Kymberly Messersmith (Amerikan Express Başkan Yardımcısı), Hilery C. Tompkins (Hukuk Danışmanı) ve Art Graham (Florida Şehir Meclis Üyesi)’nin de bulunduğu Arı Hareketi Grubu’nun, DAÜ Rektörü Halil Güven ile birlikte gerçekleştirdikleri ziyarette Başbakan Talat, Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı değerlendirdi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini değerlendiren ve 17 Aralık tarihinin önemini vurgulayan Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs sorunu çözümlenmeli. Bunun aksini düşünen olamaz. Bu nedenle de, 17 Aralık sonrası Kıbrıs sorunu yeniden gündeme gelecek ve biz Kıbrıslıların gündemi yoğun olacak” şeklinde konuştu.

Gerek Türkiye, gerek KKTC açısından hayati bir önem taşıyan 17 Aralık tarihi sonrasına ışık tutmak amacıyla geçtiğimiz hafta sonu DAܒnde düzenlenen foruma katılan Arı Hareketi’ndeki Amerikalı temsilci ve üst düzey yöneticiler ülkeye İstanbul bağlantılı olarak Ercan Devlet Havaalanı üzerinden geldi.

(TAK)

YENIDUZEN 08/12/04

 

Türkiye, tanıma konusunda adım atmalı

AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye’ye yeşil ışık yakılabilmesi için bunu zorunlu gördüklerini belirtti.

Balkenende, 17 Aralık zirvesi öncesinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulundu. Balkenende, Türkiye’nin 17 Aralık’tan önce Kıbrıs’ın tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda olduğunu söyledi.
Atina’da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin ardından, Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa açıklamada, AB’nin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve toplantısından önce, Türkiye’den, Kıbrıs’ın Rum kesiminin tanınması konusunda bir adım atmasını beklediğini kaydetti.

“ERDOĞAN İLE KONUŞACAĞIM”
Balkanende, Türkiye ile katılım müzakerelerine yeşil ışık yakılabilmesi için, bunu zorunlu gördüklerini vurgulayan Hollanda Başbakanı Balkenende, şöyle konuştu: “Türkiye’nin olası üyeliği üzerine konuştuğunuz zaman, bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam edemez. Perşembe günü bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de konuşacağım. Oyunun nasıl oynanması gerektiği konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık ki; biz AB olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiye’nin Kıbrıs’ın tanınması konusunda bir adım atmasını zorunlu görmektedir.”

Atina’dan sonra Kıbrıs’a giden ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopuos’la bir araya gelen Hollanda Başbakanı, “Kıbrıs’ın çözümü zor bir konu olduğunu belirtti. Kıbrıs Kopenhag kriterleri arasında değildir diyen Balkenende, “Bu konuda ilerleme sağlanması için çaba harcıyoruz” dedi.
Rum Yönetimi lideri Papadopulos ise, basın toplantısında “veto” kelimesini kullanmamaya özen gösterdi. Türkiye’nin müzakere tarihi almasını istediklerini kaydeden Papadopulos, “Ancak Türkiye de ilişkilerin normalleşmesi yönünde adım atmalı” dedi.
HOLLANDA BAŞBAKANI BALKENENDE GÜNEY KIBRIS’TA

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı  Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Yunanistan ziyaretinin ardından Güney Kıbrıs’a geldi.

Balkenende, Güney Kıbrıs’a gelişinin ardından Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda biraraya geldi.

Görüşme öncesinde açıklama yapılmadı, sadece basın mensuplarının görüntü almasına izin verildi. Görüşmeden sonra açıklama yapılması bekleniyor.

Görüşmede, Avrupa Konseyi’nin gündemdeki konular ve Türkiye’ye AB ile müzakerelere başlama tarihi verilmesine ilişkin gelişmelerin ele alınması bekleniyor.

Bu arada Rum basını, Rum yönetiminin, AB Hollanda Başkanlığı’nın dün açıkladığı 17 Aralık AB zirvesine ilişkin ikinci sonuç bildirgesi taslağından memnun olmadığını yazdı.

Yeni sonuç bildirgesi taslağının Rum yönetiminin tezlerini “asgari düzeyde bile tatmin etmediğini” belirten Rum basını, Rum yönetiminin bu konudaki hoşnutsuzluğunu Papadopulos’un Hollanda Başbakanı Balkenende ile görüşmesinde gündeme getireceğini yazdı.

Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise “Rum hükümetinin sonuç bildirgesine (Kıbrıs) için bazı olumlu unsurların dahil edilmesinin yöntemlerini aradığını” söyledi.

 HALKIN SESI 08//12/2004

AB, 'Kıbrıs' sorununu çözmede kararlı


9 Aralık, 2004 10:21:00 (TSİ) CNN TURK

17 aralık zirvesine yaklaşık bir hafta kala AB dönem başkanı Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanınmasıyla ilgili sorunun zirveye kadar net olarak çözülebileceğini söyledi.

NATO dışişleri bakanları toplantısına katılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hollanda Dışişleri Bakanı Bot, Kıbrıs sorunu için Türkiye ve Güney Kıbrıs’la temasların devam ettiğini belirterek, “AB Dönem Başkanlığı’nın herkesi memnun edecek bir formül bulacağına inancım tam” dedi.

Güney Kıbrıs hükümeti, müzakereler başlatılmadan önce Türkiye tarafından resmen tanınmayı talep ediyor.

Erdoğan: "Güney Kıbrıs'ın tanınması ön şart kabul edilemez"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Fransız Le Monde gazetesine dün verdiği demeçte, "Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın tanınmasını ön şart olarak kabul etmeyeceğini" yinelemişti.

Erdoğan Le Monde'daki demecinde, ''sadece Birleşmiş Milletler bizden Rum Kesimi'ni tanımamızı isteyebilir, bu konunun AB ile ilgisi yok. Bunu 17 aralık tarihinden önce tartışmak istemiyoruz, Kıbrıs konusu 17 aralık öncesi ortaya atılamaz'' dedi.

Rum basınında veto sesleri

Rum basınında ise, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımaması halinde, Rum yönetiminin Türkiye'yle müzakerelere başlanmasını veto edebileceği haberleri yer aldı.

Cyprus Mail gazetesinin haberine göre Rum yönetiminin Avrupa temsilcisi, birlik üyelerine ‘eğer Ankara bizi tanımazsa, istemediğimiz bir yola girmek zorunda kalabiliriz" dedi.

 

Karamanlis ile Putin 'Kıbrıs'ı görüşecek


9 Aralık, 2004 12:02:00 (TSİ)CNN TURK

Resmi ziyaret için Moskova'da bulunan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis bugün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşecek.

İki liderin görüşmesinin gündeminde iki ülke arasında ekonomi, askeri ve enerji konularında işbirliğinin geliştirilmesi konuları var.

Görüşme sırasında 'Kıbrıs' sorununun da masaya yatırılması bekleniyor.

Rusya'nın 'Kıbrıs' politikası

Görüşme sonrasında, Rusya'nın Kıbrıs politikasında değişiklik olup olmayacağı açıklık kazanacak. Rusya’dan Yunanistan’a petrol boru hattı inşaa edilmesiyle ilgili proje de görüşmede ele alınacak.

Proje ile boru hattının, Rusya’dan Bulgaristan’ın Burgaz Limanı’na oradan da Yunanistan’ın Dedeağaç kentine uzanması öngörülüyor. Rusya, bu projeyle petrol ihracatını İstanbul boğaz trafiğine takılmadan gerçekleştirmeyi planlıyor.

 

Bot: Kıbrıs'ta tanıma sorunu çözülebilir

 

Brüksel

Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması sorununa, 17 Aralık'tan önce çözüm bulunabileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın bu akşam Brüksel'de AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkanende ile yapacağı önemli görüşme öncesi Amsterdam'dan çarpıcı bir açıklama geldi. Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması sorununa, 17 Aralık'tan önce çözüm bulunabileceğini söyledi.

Reuters Haber Ajansı'nın haberine göre, NATO toplantısı için Büreksel'de bulunan Holanda Dışişleri Bakanı Bot, Kıbrıs'ın tanınması konusunda Türkiye ve Kıbrıs (Rum Yönetimi) ile görüştüklerini bildirdi.

 

Bot, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması sorununa, "AB dönem başkanlığının 17 Aralık'tan önce herkesi tatmin eden bir çözüm bulabileceğini ve böylece Türkiye ile müzakerelere başlanabileceğini" söyledi.

 

Rum Yönetimi, AB ile müzakereler başlatılmadan önce Türkiye tarafından resmen tanınmayı talep ediyor.

 

Türkiye ise adada nihai çözüm olmadan Kıbrıs'ta tanınma olmayacağını ilan etmişti.

 

ZİRVE TAKVİMİ

 

17 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinin takvimi de belli oldu.  Zirveye kadar yapılacak toplantı takvimi şöyle:

 

9 Aralık: Başbakan Erdoğan Brüksel'de AB Dönem Başkanı Hollanda'nın başbakanıyla biraraya gelecek.

9 Aralık: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'i Kremlin'de kabul edecek.

9-10 Aralık: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül kritik zirveden bir hafta önce Brüksel'de NATO dışişleri bakanları toplantısına katılacak.

10 Aralık: TOBB üst düzey isimleriyle Brüksel'e çıkarma yapıyor. Avrupa Parlamentosu'nda Türk günü düzenlenecek.

13 Aralık: AB dışışleri bakanları zirve öncesinde son kez biraraya gelecek.

14-15 Aralık: Avrupa Parlamentosu Türkiye raporunu ele alacak ve oylayacak.

16-17 Aralık: AB Zirvesi Brüksel'de toplanacak. Türkiye'ye müzakere tarihi konusunda nihai karar burada verilecek.

 (Hürriyetim)

HURRIYET 09/12/04

 

Rum-Yunan AB’li Türkiye istiyor

Avrupa Birliği içinde Türkiye’nin üyeliğini en fazla savunan taraf, Yunanistan ve Rum Yönetimi.

Çünkü Türkiye’yi AB menzili içinde tuttukları sürece Kıbrıs ve Ege sorununun çözümü için ellerinde koz bulundurabilecekler. AB’de birçok kararın oybirliği ile alınması, onlara Türkiye konusunda ‘veto’ hakkı getiriyor ve Ankara’ya yönelik dayatmalar konusunda elleri güçleniyor. Bu nedenle Türkiye’nin üyelik süreci normal seyrini sürdürsün istiyorlar.

TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin başlamasını gönülden isteyen ülkelerin başında Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi geliyor. Müzakerelerin reddedilmesi, ya da öne sürülen şartlar yüzünden doğabilecek krizden en çok etkilenecek ülkeler, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi olacak.

Türkiye’nin AB sürecindeki olası bir kesinti, Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyecek ve başta Ege’deki anlaşmazlıklar olmak üzere Yunanistan ile Türkiye arasındaki sorunları da ‘kalıcı’ hale getirecek. Halbuki, iki taraf arasındaki ilişkilerin ‘normal seyrinin’ sürmesi ve Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili sürecin devamı, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a önemli avantajlar getirecek. AB’de bir çok kararın ‘oy birliği’ ile alınması, bu iki ülkeye Türkiye konusunda ‘veto’ hakkı getiriyor ve Ankara’ya yönelik dayatmalar konusunda iki ülkenin eline büyük koz veriyor.

KIBRIS ÖN ŞART DEĞİL

Rum Kesimi, müzakerelerle ilgili karar öncesi, şu koşulları ileri sürdü:

Rum yönetimi tanınsın,

Rum yönetimiyle gümrük birliği anlaşması imzalansın,

Türk liman ve havaalanları, Rum gemileri ve uçaklarına açılsın,

Rum kesiminin uluslararası örgütlere katılımına veto kaldırılsın,

Türk askerleri adadan çekilsin.

Çıtayı yüksek tutan Rum lider Tassos Papadopulos’un Brüksel’e ilettiği bu şartlar çok fazla dikkate alınmadı. Bu şartların içinden sadece cımbızla biri çekildi ve mevcut taslağa konuldu. O da, Türkiye’nin üye ülkelerle olan gümrük birliği anlaşmasını, 25’lerin tamamını da içine alabilecek şekilde imzalama beyanından duyulan memnuniyet oldu.

Gerçi bu cümle, Türkiye’de ‘AB’den Rumları tanı talebi’ olarak algılandı ama, taslağı hazırlayanlardan bir yetkili, müzakereler için Kıbrıs’ın tanınmasının bir ön şart olmadığını söyledi. Kıbrıslı Rum yöneticiler de müzakereler öncesi böyle bir taleplerinin olmadığını açıklamak zorunda kaldı. 17 Aralık’ta müzakerelerin başlamasının tek şartı Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi ve Kıbrıs konusu bu kriterler içinde yer almıyor.

Gümrük Birliği ve Lahey yeterli

RUM YÖNETİMİ,
17 Aralık’taki kararda, ‘Türkiye’nin gümrük birliğini 25’lerin tamamını içine alacak şekilde genişletmesi’ talebiyle yetinecekler. Müzakerelerin başlamasının, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı ‘fiilen tanıması anlamına geleceği’ yorumunu yaparak Rum halkına, ‘Müzakerelerin başlaması, veto hakkımızın korunması anlamına geliyor. Türkiye artık elimizde’ mesajını verecekler. Rumların veto kartını 17 Aralık’ta kullanması beklenmiyor.

YUNANİSTAN, 17 Aralık kararına, ‘İyi komşuluk ilişkileri’ çerçevesinde, sorunların çözümünün Lahey Adalet Divanı’na götürülebileceğinin de eklenmesini talep etti. 1999’un Aralık’ın da gerçekleşen Helsinki zirvesinde Türkiye’ye ‘adaylık’ statüsü tanınırken, nihai bildiride, ‘Ege sorununun 2004’ün sonuna kadar çözümlenmemesi halinde AB’nin konuya Lahey Adalet Divanı’na götürülmesini önerebileceği’ yazılıydı.  

HURRIYET 09/12/04

 

AB, 'Kıbrıs' sorununu çözmede kararlı


      17 aralık zirvesine yaklaşık bir hafta kala AB dönem başkanı Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanınmasıyla ilgili sorunun zirveye kadar net olarak çözülebileceğini söyledi.
      NATO dışişleri bakanları toplantısına katılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hollanda Dışişleri Bakanı Bot, Kıbrıs sorunu için Türkiye ve Güney Kıbrıs’la temasların devam ettiğini belirterek, “AB Dönem Başkanlığı’nın herkesi memnun edecek bir formül bulacağına inancım tamö dedi.
      Güney Kıbrıs hükümeti, müzakereler başlatılmadan önce Türkiye tarafından resmen tanınmayı talep ediyor.
     
      Erdoğan: "Güney Kıbrıs'ın tanınması ön şart kabul edilemez"
      Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Fransız Le Monde gazetesine dün verdiği demeçte, "Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın tanınmasını ön şart olarak kabul etmeyeceğini" yinelemişti.
      Erdoğan Le Monde'daki demecinde, ''sadece Birleşmiş Milletler bizden Rum Kesimi'ni tanımamızı isteyebilir, bu konunun AB ile ilgisi yok. Bunu 17 aralık tarihinden önce tartışmak istemiyoruz, Kıbrıs konusu 17 aralık öncesi ortaya atılamaz'' dedi.
     
      Rum basınında veto sesleri
      Rum basınında ise, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımaması halinde, Rum yönetiminin Türkiye'yle müzakerelere başlanmasını veto edebileceği haberleri yer aldı.
      Cyprus Mail gazetesinin haberine göre Rum yönetiminin Avrupa temsilcisi, birlik üyelerine ‘eğer Ankara bizi tanımazsa, istemediğimiz bir yola girmek zorunda kalabiliriz" dedi.

MILLIYET 09/12/04

 

Rumlar, Türkiye'nin üyeliğini veto edip etmemeyi tartışıyor...


     
     Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
     

RUM Ulusal Konseyi, Rum yönetiminin 17 Aralık'a kadar izleyeceği stratejinin ana hatlarını belirlemek üzere dün Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Tasos Papadouplos başkanlığında toplandı. Papadopulos Konseye, 17 Aralık'taki Avrupa Birliği zirvesi öncesinde AB ile ilgili bugüne kadar yapılan dış temaslar ve ülke temsilcileri ile ilgili bilgi verdi ve gelişmelerle ilgili görüş alışverişinde bulundu.
      Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, yaklaşık 2.5 saat süren Konsey toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, Papadopulos'un konsey üyelerine şu ana kadarki olgular ve 17 Aralık ışığı altında yabancı yetkililerle yaptığı temaslar hakkında bilgi verdiğini söyledi.
     
     AKEL: PAPADOPULOS NE DERSE O OLUR
      Papadopulos Rum tarafının resmi tutumuyla ilgili net bir açıklama yapmaktan kaçınırken, hükümetin küçük ortakları ve diğer küçük partilerden ise 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmaması durumunda veto kartının kullanılması yönünde açıklamalar geliyor. Söz konusu partiler veto ile ilgili güçlü bir cephe oluşturdu.
      Rum kesimindeki diğer siyasi partiler ise konuyla ilgili farklı açıklamalarda bulunuyor. Hükümetin büyük ortağı ve en büyük siyasi parti olan komünist AKEL, kararın Papadopulos'a ait olduğunu duyurdu.
     
     DİSİ: VETO TEHLİKELİ BİR SEÇİM
      Referandumda ''Evet'' kararı alan, ikinci büyük parti konumundaki DİSİ'nin üst yönetimi ise parti içerisinde veto yanlıları olmasına rağmen, veto uygulamasını 'tehlikeli bir seçim' olarak görüyor. DİSİ milletvekilleri 'Rum hükümetinin, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB süreci ile yeniden ilişkilendirilmesi yönündeki çabalarına destek verme' kararı aldı.
     
     DİKO: TÜRKİYE'NİN TUTUMU VETOYU GEREKTİRİYOR
      Papadopulos'un partisi Demokratik Parti'den (DİKO) dün yapılan açıklamada, Türkiye'nin Rum yönetimini tanımaması durumunda veto uygulanması yönünde görüş belirtildi. DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus yaptığı açıklamada, ''Türkiye aynı uzlaşmaz ve tahrik edici tutumunu sürdürdüğü ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanınmamakta ısrar ettiği sürece veto uygulanması gerektiğini'' belirtti.
     
     EDEK: KENDİ KENDİMİZİ ÇÜRÜTÜRÜZ
      Sosyalist EDEK Partisi Başkanı Yannakis Omiru da Türkiye'nin Rum yönetimini tanımamasının ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin müzakere tarihi almasını onaylamasının Rum yönetiminin kendi kendisini 'çürütme ve feshetmesi' anlamına geleceğini savundu. Omiru, Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması durumunda Rumların Türkiye'yi veto etmesi gerektiği ve Yunanistan'ın da bu karara destek olacağını ümit ettiklerini belirtti.
     
     RUM ORTODOKS KİLİSESİ: TANIMAZLARSA TARİH ALAMAZLAR
      Kıbrıs Rum kesiminde kararı etkileyecek en önemli unsur olan Rum Ortodoks kilisesi de 'veto'dan yana. Baf Metropoliti Hrisostomos, Papadopulos ile yapmış oldukları görüşmede, veto uygulaması gerekiyorsa bunu Yunan hükümeti ile işbirliği halinde yapmaları gerektiğini söyledi. Hrisostomos, ''Eğer Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımazsa elbette tarih de almayacaktır'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 09/12/04

 

Zirve taslağı Rumlarda hayal kırıklığı yarattı


     
     Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
     

RUM Kesimi lideri Tasos Papadopulos'un, AB Dönem Başkanı ve Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'ye, Kıbrıs Rum Yönetiminin, bu ay sonu yapılacak AB Zirvesi taslak sonuç bildirgesinde yer alan ifadelerden dolayı hayal kırıklığına uğradığını ifade ettiği açıklandı.
      Rum Resmi Haber Ajansı'nın haberine göre, Balkenende ile önceki gün Lefkoşa'da yapılan toplantıda, Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ın Türkiye ile ilişkilerinin normalleşmesi konusunu da gündeme getirdi. Kıbrıs Haber Ajansı'nın adını açıklamadığı kaynaklarına göre, Papadopulos, Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının, Kopenhag Kriterleri ile bağlantılı olduğunu söyleyen yabancı hukuk uzmanlarının görüşlerini sundu.
      Jan Peter Balkenende ise Rum lidere, Lefkoşa'nın tutumunun ve yabancı hukuk uzmanlarının görüşlerinin farkında olduklarını belirterek, Kıbrıs hükümetinin taleplerini mantıklı ve adil olarak tanımladı.
      Aynı kaynaklar, Balkenende'nin Papadopulos'a, Avrupa Konseyi'nin taslak sonuç bildirgesinde, Kıbrıs hususuna değinilmesinin gerekli olmadığını, Türkiye-AB Gümrük Birliği için imzalanan Ankara Anlaşması'nın, Kıbrıs dahil tüm yeni üyeleri kapsayacak şekilde uyarlanmasının belirtildiğini açıkladı. Papadopulos'un ise bu referansın yeterli olmadığı ve taslak sonuç bildirgesinin Ankara ile Kıbrıs arasındaki ilişkileri yumuşatacak bir referans içermesi gerektiğini ifade ettiği belirtildi.

MILLIYET 09/12/04

 

Kıbrıs, Hollanda ve Avrupa



BAŞBAKAN Erdoğan bugün Brüksel'de AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkenende'yle akşam yemeğinde buluşuyor. Konu belli, Hollanda'nın 17 Aralık zirvesi için hazırladığı ikinci ve daha da kötüleştirilmiş "taslağı" görüşecekler.
Abdullah Gül, daha önce sekiz madde halinde itirazlarımızı bildirmişti. Şimdi Erdoğan itirazlarımızı dile getirecek. Bunlardan biri Kıbrıs'la ilgili.
Hollanda'nın görüşlerini bizzat Başbakan Balkenende iki gün önce açıkladı:
"Biz AB olarak Kıbrıs'ta şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiye'nin Kıbrıs'ın tanınması konusunda bir adım atmasını zorunlu görmektedir."
Sayın Balkenende ya Kıbrıs meselesini ve AB'nin bu konudaki taahhütlerini bilmiyor veya bilmezlikten geliyor.
* * *
TARİH 26 Nisan 2004... Genişlemeden Sorumlu Komiser Günter Verheugen Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda konuşuyor. Özetle diyor ki:
- AB adadaki sorun çözülmeden Kıbrıs'ı üye almıyordu. Ama başka yeni üyelerin alınması (Yunan vetosu yüzünden) çıkmaza girince, 1999'da karar değiştirdik ve haliyle Kıbrıs'ı almak zorunda kaldık.
- Kıbrıs'ı üye alırken, katılım anlaşmasının 10. protokolünde, Annan Planı'nın desteklenmesini şart koştuk ama Rum yönetimi buna saygı göstermedi, Annan Planı'nı referandumda reddettiler.
- Güney Kıbrıs'ın ileri sürdüğü 'Türk tehdidi' gibi korkular geçersizdir, saçmadır.
- Türkiye ve Kıbrıslı Türkler ise Annan Planı'nı ve çözümü desteklediler, 'evet' dediler.
- Çözümü destekleyen Türk tarafının ekonomik izolasyonuna AB son vermelidir. Kesintisiz ve ciddi bir mali yardım yapmalıyız. Yeşil Hat, mal ve insan geçişine engel olmaktan çıkarılmalıdır. AB, Kuzey Kıbrıs'ta bir temsilcilik açacaktır.
* * *
SAYIN Balkenende; AB bu taahhütlerinden hangisini yerine getirdi?!
Neye, nasıl güvenelim?!
Dönem Başkanı olarak siz Rumlara "10. protokoldeki Annan Planı'na destek şartına neden uymadınız" diye hiç sordunuz mu?!
AB'nin "protokol"leri bu kadar kolayca çiğnenebilir mi?!
Türkiye'nin böyle bir Rum yönetimini tanıması uzlaşmazlığın, AB kararlarını çiğnemenin, uluslararası bir barış planını sabote etmenin ödüllendirilmesi olmayacak mı?!
Rum yönetimini AB'ye almanızın ona Annan Planı'nı reddetme cesareti verdiğini görmüyor musunuz?! Rum yönetimi şimdi de Türkiye tarafından tanınmak gibi bir kazanım daha elde ederse, bundan sonra çözüme niye yanaşsın?!
Sizin hem etik, hem AB ilkeleri bakımından politik ödeviniz, Rumları tekrar Annan Planı çerçevesinde uzlaşmaya zorlamak değil midir?
İngiltere'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hanney dün yaptığı konuşmada, Rumların hâlâ çözümü nasıl sabote etmekte olduğunu anlattı. The Independent gazetesinde okuyabilirsiniz.
Bu kadar net bir konuda nasıl böylesine bir 'taraftar' tavrı sergiliyorsunuz?
"Açık uçlu" teriminin beş altı yıl sonra "Bu imtiyazlı üyeliğe kapı açmıştır" diye yorumlanamayacağına nasıl güvenelim?
"Kalıcı kısıtlamalar"ı hangi hukuk kuralına dayandırarak Türkiye'ye dayatıyorsunuz?
Neye, nasıl güvenelim?!

TAHA AKYOL MILLIYET 09/12/2004

 

Yetti artık, AB işin tadını kaçırıyor



BRÜKSEL.

Beklenen oldu. AB Başkenti Brüksel' de fırtınalar esmeye başladı.
Dönem Başkanlığını elinde tutan Hollanda'nın yapmaya çalıştığı iş çok güç.
16 Aralık gecesi, 25 Hükümet ve Devlet Başkanı Brüksel'de bir yemek masasının etrafında toplanacaklar ve Türkiye'ye verilecek yanıtı konuşacaklar. Tabii, 25 kafadan ayrı bir ses çıkarsa karmaşa daha da artacak. Bundan dolayı, Hollandalı dönem başkanlığı ortak bir metin hazırlamaya çalışıyor. Daha doğrusu, 25 ülkenin çoğunluğunun kabul edebileceği, ortak bir uzlaşı metni arıyor.
Kıyametler de bundan kopuyor. Zira hemen herkesin, farklı nedenlerle Türkiye ile bir hesabı var.Böylesine önemli bir aşamadayken de, eski alacaklarını tahsil edebilmek için kuyruğa girenler artıyor.
Rumlar, bedavadan Kıbrıs'ın üstüne yatmak istiyorlar.
Yunanlılar Ege'yi kurtarma çabasındalar.
Fransa, işi uzatacak ve tam üyeliğin sulandırıldığı izlenimi verecek bir formül peşinde.
Almanya Türk işçilerini engellemeye çalışıyor.
İskandinavların hesabı Kürtlerle ilgili.
Bazıları da, Türkiye'yi dışarda tutma opsiyonunu kaçırmak istemiyor.
Tam bir karmaşa, tam bir pazarlık.
Eskiden bu tip pazarlıklar 9 veya en son olarak 15 ülke lideri arasında yapılırdı. Nispeten daha kolaydı. Şimdi sayı 25'e çıkınca işler çok karıştı. 25'ler ilk defa böyle büyük bir karar alma denemesine giriyorlar. Dolayısiyle, büyük sıkışma var.
Hollanda sıkışmış durumda. Allahtan bu pazarlığı, son derece deneyimli ve sorumluluk duygusu olan bir Başbakan ve Dışişleri ekibi yapıyor. Aksi halde Ankara darmadağın olabilirdi.
25 üye arasındaki bu pazarlıklar 16 Aralık akşamına kadar sürecek. Eğer görüş birliğine varılırsa ne ala, sorun kalmaz. Ancak sonuç çıkmaz ve herşey liderlerin 16 Aralık'taki son yemeğe kalırsa, iş çığrından çıkabilir. Hatta 17 Aralık günü dahi bitmeyebilir.

AB TEHLİKELİ BİR OYUN OYNUYOR.
25 ülke Türkiye ile tehlikeli bir oyun oynuyor.
Kabul ediyorum, bu kulübe girmek isteyen Türkiye'dir. AB, Türkiye kulübüne girmemektedir. Ancak, ortaya öylesine şişirilmiş faturalar çıkarılıyor ki, sanki Türkiye'nin sabrını taşırmak ve Tayyip Erdoğan'ın Kasımpaşalı yanını tahrik edip, kapıyı kurup ayrılmasını sağlamak için hareket ediliyormuş izlenimi doğuyor.
Brüksel'de bazı AB çevrelerindeki hava, Türkiye'nın başka seçeneği olmadığı ve ne koşul getirilirse getirilsin kabul edeceği şeklinde.
Bundan daha büyük bir yanılgı olamaz.
Ankara'daki AB üyesi ülkeleri Büyükelçilerinin alarm zilleri çalmaları ve kendi Başkentlerini uyarmaları gerekir. Tayyip Erdoğan Kasımpaşalıdır ve Kasımpaşalılığını da göstermekten pek kaçınmayan bir liderdir. Türk kamu oyunda AB yanlısı çevrelerde dahi giderek "yetti artık, işin suyunu çıkarıyorsunuz" diyenlerin sayısı giderek artmaktadır.
Bizlerin İngiliz, Alman veya İskandinav soğukkanlılığına sahip bir toplum olmadığımız herhalde biliniyordur. Pire için yorgan yaktığımız çok olay vardır. Üstelik bu tip tepkilerin mantıklı bir tutarlığı da olmayabilir.Ancak yelkenleri atar, ipleri kolaylıkla koparabiliriz. Belki yarın pişman olabiliriz, ancak sabrımız taşınca da gözümüz birşey görmez.
AB yetkilileri belki farkında değiller, ancak Türk toplumu işte bu noktaya geliyor. Tayyip Erdoğan'da bunun farkında olduğu için gittiçe geriliyor. Kasımpaşalılık sinirleri geriliyor.
Brüksel'de gördüğüm tüm AB yetkililerini bu tehlikeye karşı uyarıyorum. Gerçekten bu ortamı ciddiye almalılar. Bu havanın basit bir pazarlık oyunu, karşılıklı yalancı bir pozisyon kapma gösterisi olmadığını bilmeliler.
Eğer Türkiye'nin nasırına basmak isteniyorsa...Nasırını acıtıp bağıtmak niyeti varsa, Avrupa Birliği bu yolda devam etmeli. Ancak, sonradan karşılıklı ağlamamak koşuluyla...
Bu köşeyi izleyenler, benim Türkiye- AB ilişkilerine ne kadar önem verdiğimi bilirler. Aynı şekilde herkesin bilmesi gerekir ki, Türkiye'nin sonucu tam üyelik olmayabileceği izlenimi veren bir süreci kabul etmemekte hakkı vardır.
Bu gerçekleri , özellikle Ankara'daki 25 ülke Büyükelçilerine ve Brüksel'de bu köşeyi hergün okuduklarını bildiğim Komisyon ve Konsey yetkililerine, çok geç olmadan hatırlatmak isterim. Şu anda ateşle oynanmaktadır ve ateşle oynamak, kimseye bir yarar getirmeyecektir.
Belki kasten belki bilmeden, Türk toplumunun sabrı abartılı şekilde gerdirilmektedir.
Tehlike zilleri çalmaya başlamıştır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 09/12/2004

 

Gül: Kıbrıs'ta çözüm olmadan tanıma da olmaz

09/12/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARABRÜKSEL - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 17 Aralık öncesi AB ile temaslarda 'sıkıntı' yaşandığını doğruladı ve nedeni "AB'nin Türkiye'nin önüne haksız talepler getirmesi" dedi. Gül sıkıntıları dün akşam Brüksel'de görüştüğü AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'e de aktardı.
NATO dışişleri bakanları sonbahar toplantılarına katılmak için Brüksel'e giden Gül, havaalanında yaptığı açıklamada, AB'den taleplerin Kıbrıs konusunda yoğunlaştığını belirtirken, "Nihai çözüm olmadan Rum kesimini tanımayız" dedi. Kıbrıs için BM'yi adres gösteren Dışişleri Bakanı, "Önce Genel Sekreter'in raporu, Güvenlik Konseyi'nde incelensin, biz adımlarımıza devam ederiz. Haksız taleplerde bulunulmasın." diye konuştu.
Son olarak Hollanda'nın Avrupa İşleri Bakanı Atzo Nicolai'nin Ankara'ya geldiğini hatırlatan Gül, "Ankara, Brüksel ve Lahey arasında 17 Aralık'a dek yoğun istişareler olacak. Bu, işin yapısı gereği böyledir" dedi.

Sağlıklı ortaklık
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı ikinci karar taslağını Nicolai'nin ziyareti öncesi aldığını belirten Gül, taslağın Ankara'ya yaşattığı sıkıntıyı şöyle anlattı: "AB ile ortaklığın sağlıklı olması lazım. AB'nin sıkıntıları, Türkiye'nin beklentileri var. Türkiye büyük bir üye olacak. Dolayısıyla etkilerimiz tabii ki diğer ülkelerden farklı olacak. Ama bunların hiçbiri, atılan imzalara, verilen sözlere, dokümanlara, defalarca tekrarladığımız niyetlere ters olmaz. Türkiye'nin beklentisi, tam üyelik perspektifi açık, net olacak biçimde müzakerelere başlamaktır." Gül, müzakere sürecinin sürdürülebilir olmasına da büyük önem verdiklerini ifade etti.

Sıkıntılar Rehn'e iletildi
Gül, akşam saatlerinde Brüksel'de AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'le bir araya geldi. Duyulan rahatsızlığı gündeme getiren Gül, "açık ve net tarih" beklentisini tekrarladı. Komisyon ise Türkiye'nin müzakerelere başlaması konusunda olumlu ve açık bir karar çıkacağına inandığını iletti. Türkiye'nin rahatsızlığına hak verdiğini ileten Komisyon, "Metinde bazı iyileştirmelere gidilebilir ancak esas olan tarih verilip müzakerelere başlanmasıdır" mesajını verdi. Rehn, üyelik dışı yaklaşımların da kabul edilemez görüldüğünü belirtti. Gül bugün de İspanyol, İtalyan ve Alman meslektaşlarından destek arayacak.

Taslakta denge zor bozulur
Bu arada dün yapılan AB Daimi Temsilciler Komitesi toplantısında uzlaşı çıkmadı. AB kaynakları Rumların tanıma konusunda bastırdıklarını ve son taslağın ileri götürülmesini istediklerini belirtti Diğer konularda ise ikinci taslakla belli bir denge oluştuğunu ve geniş çaplı değişiklik beklenmediği kaydediliyor.

Hollanda Rumları uyardı

Balkenende, Rum lideri Papadopulos'a AB zirvesi için, 'Türkiye'den tanınma istemeyin, zaten çok şart koştuk' tavsiyesinde bulundu. Papadopulos ise veto kartını kullanabileceğini ima etti

09/12/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a 17 Aralık'daki AB zirvesinde çıtayı yüksek tutmamasını tavsiye etti. Rum basınındaki haberlere göre, Balkenende önceki gün adada görüştüğü Tasos Papadopulos'a "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması ile sağlanıyor. Zirve kararlarında Kıbrıs'a ismen değinilmesine gerek yok" dedi.
Hollanda liderinin, Rum liderine tanınma konusundaki görüşlerini anlayışla karşıladığı ancak Türkiye'ye zaten çok şart koşulduğunu ve yeni şartlar sürülemeyeceğini söylediği belirtiliyor. Sorulduğunda Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis'in yalanlamadığı haberlere göre, Papadopulos, Hollanda'nın hazırladığı ikinci taslakla ilgili düş kırıklığını dile getirdiyse de, Balkenende, Rum Kesimi'nin taslakta belirtilenlerden öte bir ifade beklememesi gerektiğini anlattı. Balkenende'nin "Türkiye'den tanınma konusunda yakın gelecekte fazla bir şey beklemeyin" dediği kaydedilirken, Hollanda başbakanının AB zirvesi kararlarında Kıbrıs'ın dahil edilmesi niyetinde olmadığını söylediği belirtildi. Buna karşılık Papadopulos'un "Kıbrıs'ın tanınması Kopenhag Kriterleri kapsamında. Ayrıca, Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerini düzeltmesi gerektiği zirve kararlarında yer almalı" dediği, talepleri karşılanmazsa veto ihtimalini açık bıraktığı savunuldu.

AB zirvesi
Bu arada Rum Milli Konseyi, AB zirvesinde izleyeceği stratejinin ana hatlarını belirlemek üzere dün Papadopulos başkanlığında toplanırken, siyasi partiler Türkiye'yi veto konusunda farklı farklı tavırlar açıkladı. Hükümetin büyük ortağı komünist AKEL partisi, bu konuda verilecek kararın Papadopulos'a ait olduğunu duyururken, ikinci büyük parti DİSİ vetoyu 'tehlikeli bir seçim' diye niteledi. Papadopulos'un partisi DİKO ile sosyalist EDEK veto yönünde görüş belirtti. Rum Ortodoks kilisesi ise Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa veto uygulanmasını istedi.

 

Hukuki değil "ticari" tanıma

Türkiye basınına da yansıyan "gizli" belgelerin ardından elde edilen bilgilere göre, 1 Kasım 2004 tarihinden itibaren, Türkiye'den Güney Kıbrıs'a yapılacak ihracatlarda düzenlenen gümrük beyannamesine ülke olarak Güney Kıbrıs ya da "Kıbrıs Cumhuriyeti" ibareleri değil, sadece "Kıbrıs" ibaresi yazılacak

Türkiye Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın aldığı karar sonrası, Türkiyeli işadamları kolları sıvadı. Yapılan yeni düzenleme ile Güney Kıbrıs'la ihracatın yolu açıldı. Bu noktadan hareket ederek İstanbul Konfeksiyon ve Tekstil İhracatçıları Birliği'ne başvuran bir üye, Kıbrıs'a ihracat yapmak istediğini bildirdi

l Gümrük beyannamelerinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"yerine "Kıbrıs" yazılması konusunu değerlendiren Türkiye AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur, " 'Kıbrıs Cumhuriyeti' denilirse, bu angaje olmak anlamına gelebilir" görüşünü savundu

Hüseyin EKMEKÇİ

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 17 Aralık sonrası başlatılması beklenen müzakereler öncesi "ana kriter" haline gelen "Kıbrıslı Rumların kontrolündeki 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" siyasi olarak tanınması konusunda temkinli davranan Türkiye, "ekonomik tanınma" noktasında ise önemli bir adım attı.

Yapılan yeni düzenleme ile Güney Kıbrıs ile ithalat-ihracatın yolu açıldı ve Türkiye'nin fiili olarak uyguladığı "ticari ambargo" kaldırıldı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne (TOBB) gönderilen "gizli" ibareli yazıda, Kıbrıs'ın Rum kesimine yönelik ihracat işlemleri ile ilgili bilgi verildi.

Bu yazıdan hareketle yola çıkan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, üye odalara gönderdiği yazıda ise TC Bakanlar Kurulu'nun 2004-7895 sayılı kararı uyarınca Güney Kıbrıs'ın "Kıbrıs" adı altında 1 Mayıs 2004 tarihinden geçerli olmak üzere Türkiye ile AB arasında oluşturulan Gümrük Birliği Anlaşması'na dahil edildiğini hatırlatarak, bu çerçevede Güney Kıbrıs'a yönelik ihracat işlemleri ile ilgili Dış Ticaret Müdürlüğü ile temasa geçilmesi, ilgililerden alınacak bilgiler doğrultusunda işlem yapılması istendi.

Güney Kıbrıs ya da "Kıbrıs

Cumhuriyeti" değil, "Kıbrıs"

Türkiye basınına da yansıyan "gizli" belgelerin ardından elde edilen bilgilere göre, 1 Kasım 2004 tarihinden itibaren Türkiye'den Güney Kıbrıs'a yapılacak ihracatlarda düzenlenen gümrük beyannamesine ülke olarak Güney Kıbrıs ya da "Kıbrıs Cumhuriyeti" ibareleri değil, sadece "Kıbrıs" ibaresi yazılacak.

Aynı şekilde Güney Kıbrıs'tan Türkiye'ye yapılacak ihracatta da malın geldiği ülke olarak gümrük beyannamesinde "Kıbrıs" ibaresi kullanılması gerekiyor.

"Kıbrıs Cumhuriyeti" ya da Güney Kıbrıs ibaresinin yer aldığı beyannameler, hiçbir şekilde kabul edilmeyecek.

İlk talep İstanbul'dan

Türkiye Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın aldığı bu karar, Türkiye ve Kıbrıs'ın güneyinde ve kuzeyinde tartışılırken, işadamları ise boş durmuyor.

Türkiye Dış Ticaret Müsteşarlığı'na göre yapılan yeni düzenleme ile Güney Kıbrıs'la ihracatın yolu açıldı. Bu noktadan hareket eden İstanbul Konfeksiyon ve Tekstil İhracatçıları Birliği'ne başvuran bir üye, Kıbrıs'a ihracat yapmak istediğini bildirdi.

Bu arada, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı hukuki temelde tanımaması nedeniyle bu yönde bir girişim yapılarak ara formül üretildiği belirtiliyor.

Türkiye'de farklı görüşler var

Türkiye ile Kıbrıslı Türkleri dışlayacak bir şekilde Kıbrıslı Rumların kontrolündeki "Kıbrıs" ya da "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin ticari ilişkiye girecek olması, Türkiye'deki sanayi ve ticaret çevrelerini ikiye böldü.

Kıbrıslı Türklerin ithalat-ihracatta en önemli temas merkezi olan Mersin'de örgütlü bulunan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu, Kıbrıslı Türkler üzerinden güneyle temasa geçilmesini savunurken, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu, Güney Kıbrıs'a nelerin satılabileceği noktasında çalışma başlattı bile...

Kadri Şaman: KKTC pas geçilmemeli

Mersin Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kadri Şaman, Güney Kıbrıs'a resmi ihracatın başlamasının Türkiye'nin bindiği dalı kesmesi anlamına geldiğini söyledi.

İki yıldır KKTC ile ticareti canlandırmak için çalıştıklarını kaydeden Şaman, "Bu konularda ulusal çıkarları ön planda tutmalıyız. KKTC'yi pas geçmemeliyiz. Elbette bu düzenleme ekonomi açısından önemlidir. Ancak siyasi açıdan sıkıntı yaşanabilir" dedi.

Ege'de görüş farklı

Bu arada, Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Salih Esen ise farklı bir görüş ortaya koydu. Esen, bu düzenlemenin Türk sanayicisi için yeni bir ufuk açacağını söyledi. Güney Kıbrıs'ın Türkiye için iyi bir pazar konumunda olduğunu dile getiren Esen, "AB üyesi olan ve ulusal geliri sürekli yükselen Güney Kıbrıs, Türkiye için önem taşıyor. Bugüne kadar resmi ihracatımız yoktu. Şimdi böyle bir imkanımız var. Güney Kıbrıs'a tarım, inşaat malzemesi, turizm ekipmanları ve bazı tüketim ürünlerini satabiliriz" ifadesini kullandı.

Ticaret Odası gelişmeleri endişeyle izliyor

Türkiye'de yaşanan bu gelişmeler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından endişeyle izleniyor.

Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanacak bir ticaret ilişkisinde Kıbrıslı Türklerin "köprü" vazifesi yapabileceğini ifade eden Kıbrıs Türk Ticaret Odası, "Türkiye ile Güney Kıbrıs'ın ticarete başlaması Kıbrıslı Türklerin yaratmaya çalıştığı ekonomiye darbe vurur" görüşünde.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Damdelen, Kıbrıslı Türklerin dışarıda kalmaması için başta CTP-DP hükümeti olmak üzere yetkili makamların adım atması gerektiğini söyledi.

İlk etapta serbest ticaretin başlaması gerektiğini anımsatan Damdelen şunları söyledi:

"Ürünlerin ada içerisinde serbest dolaşımına olanak sağlayacak düzenlemelerin hayata geçmesi gerekiyor.

Gümrük oranları ise AB ile uyumlaştırılmalı. Böylelikle haksız rekabeti sağlayacak önemli bir faktör ortadan kalkacak. Rum tarafına Türkiye'den gelen bir mal, gümrük vergilerindeki oranlar nedeniyle güneyde daha ucuza satılabilecek.

Fonlarla korunan bazı ürünler var, bunlar da kaldırılmalı ve fonlar sıfıra çekilmelidir. Bu tedbirler alınmaz, bir takım yasalar bir an önce hayata geçirilmezse, güney pazarı, kuzey pazarını kendine çekecek noktaya ulaşacak."

Uzmanlara göre "fiili tanıma"

Türkiye, AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur, Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında resmi ticaretin başlamasının hukuki olarak bir tanıma anlamına gelmediğini, fiili bir durumun yaratıldığını kaydetti.

Bu güne kadar gelişmeler hakkında bilgi veren Günuğur, "Türkiye, Gümrük Birliği'ne girdikten sonra AB'ye tam üye olacak ülkelerle Gümrük Birliği bazında düzenlemeler yaptı. 1997-2004 döneminde yapılan tercihli ticaret anlaşmalarına Kıbrıs dahil edilmedi. Anlaşılan bir süre önce, ticari ilişkileri geliştirmek için 'de facto' (fiili) bir başlangıç yapıldı" dedi.

Gümrük beyannamelerinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne, "Kıbrıs" yazılması konusunu değerlendiren Türkiye AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur, " 'Kıbrıs Cumhuriyeti' denilirse, bu angaje olmak anlamına gelebilir" görüşünü savundu.

KIBRIS 09/12/04

 

3’üncü taslakta lehte değişiklikler

 

 

AB’ye üye ülkelerinin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER toplantısında 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi üçüncü kez tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik yapıldı.

 

Brüksel
NTV-MSNBC

 

 

 

 

8 Aralık 2004—  AB’nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle kaldırıldı ayrıca Türkiye’ye tam üyelik yerine özel bir statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi.

AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin (COREPER) dün Belçika’nın başkenti Brüksel’de yaptıkları toplantıda 17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesi taslağı bir kez daha tartışıldı.Üçüncü kez gözden geçirilen taslak belge sabah saatlerinde netleştirildi ve üye ülkelere gönderildi. Üçüncü taslakta Türkiye lehine iki önemli değişiklik bulunuyor.
       Birincisi AB’nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiye’nin AB’nin kültürel değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de belgeden çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiye’yi rahatsız ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiye’nin AB’ye uyum sağlayamayacağı, sanki kültürel açıdan Avrupalı olmadığına dair bir izlenime sebep oluyordu.

Türkiye açısından önem teşkil eden ikinci unsur ise yine, müzakerelerle ilgili olarak müzakerenin ucunun açık olduğuna dair ifade. NTV’ye ulaşan bilgilere göre, sonuç bildirgesi taslağından, “Genişleme sürecinde, AB’nin yeni üyeleri entegre etme kapasitesi hesaba katılmalıdır” şeklindeki ifade atıldı.Türkiye adına nihai amacı tam üyelik olan müzakerelerin sonucu konusunda bulanıklığa yol açan ve Avusturya ile Danimarka’nın ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil edilen ifade; Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın girişimleriyle taslaktan çıkarıldı.
       Bunun yanında Türkiye’ye yönelik olarak özel bir statünün veya özel bir algılamanın olmaması gerektiği belirtiliyor ve 1997’deki Lüksemburg zirvesini de AB’ne aday 12 ülke için de aynı yönde bir karar alındığı dile getiriliyor.
       
KIBRIS PARAGRAFINDA DEĞİŞİKLİK YOK
       Üçüncü nokta da Lahey ile ilgili. Türkiye’nin Ege sorununun çözümü konusunda Lahey Adalet Divanı’na gitmesi gerektiği ifade ediliyor ve bu konuda da Helsinki Sonuç Bildirgesi’nin 4’üncü paragrafına atıfta bulunuluyor. Bu da Türkiye açısından büyük önem teşkil ediyor.
       Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu da Türkiye açısından önem teşkil eden bir unsurlar arasında yer alıyor. Gerek dönem başkanı, gerekse AB’nin ağır toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu paragrafta herhangi bir değişiklik yapılmasını talep etmediler.
       Rum kesimi, bu konuyu bakanlar düzeyindeki toplantıda yeniden gündeme getireceğini dile getirdi.
       

Annan’dan Kıbrıs için yeni girişim

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005’te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi.

 

NTV

9 Aralık 2004—  Rum basınına göre Annan, BM Kıbrıs ofisinin yeniden faaliyete geçirilmesi için ödenek talep etti.

Rum gazeteleri, taraflar arasındaki diyaloğun yeniden başlaması amacıyla, Kofi Annan’ın, BM Genel Kurulu’nun 5’inci komitesinden, Kıbrıs Özel Temsilciliği bürosunun masrafları için yarım milyon dolarlık ödenek talebinde bulunduğunu duyurdu.
       Rum basını, Annan’ın yeni girişiminin başlaması için AB’nin 17 Aralık zirvesinde Türkiye için alacağı kararın düğüm noktası olduğunu yazdı.
       Kofi Annan, BM Genel Kurulu komitesine sunduğu raporda, şu anda yeni bir girişimin başlaması için uygun temel olmadığına dikkat çekti. Ancak Annan, gerekli olduğunda Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere kısa süre içerisinde çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek için iyi niyet misyonu’nun hazırlıklı olmasını istediğini söyledi.
       

Kürtler AB basınına ilan Verdi

Türkiyeli 200 kadar Kürt, iki gazeteye ilan vererek, taleplerini Avrupa kamuoyuna duyurdu.

10 Aralık 2004 —  Aralarında kapatılan DEP’in tahliye edilen Diyarbakır eski Milletvekili Leyla Zana ve arkadaşlarının yanı sıra belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve aydınlarında bulunduğu, ‘Bölgesel barış, istikrar ve adalet için’ taleplerin karşılanmasını isteyen Kürtler, bu metni 17 Aralık zirvesi öncesinde, Türkiye ve Avrupa Birliği yetkili kurumlarına da sunacak.

International Herald Tribune ve Fransız Le Monde gazetelerinde yayınlanan ‘Türkiye’deki Kürtler ne istiyor?’ başlıklı ilanda, “Türkiye yöneticilerinden ve Avrupa yetkililerinden Türkiye’de Kürtlerin bu meşru taleplerinin yerine getirilmesini bölgesel barış ve istikrarın ve adaletin gereği ve Türkiye’nin AB’ye girişinin önkoşulu olarak değerlendirmelerini istiyoruz” deniyor.
       Deklarasyonda, Kürtlerin 20’nci yüzyıl boyunca adaletsizlik içinde yaşadığı iddia edilerek, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde bu durumun değişebileceği yönünde umut doğduğu da ifade edildi.
       
GENEL AF YASASI TALEP EDİLDİ
       Türkiye’nin AB sürecini destekleyen metinde Türkiye’nin, İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlara bölgeleri için tanınan ve Ankara’nın Kıbrıslı Türkler için de istediği ettiği hakların, sayıları 15-20 milyon olarak nitelendirilen Türkiye’deki Kürtlere de tanınması istendi.
       Paris Kürt Enstitüsü imzasıyla verilen ortak deklarasyonda, 1990’larda zorla boşaltılan 3400’ü aşkın Kürt köyünün yeniden inşası ve 3 milyona yakın Kürt göçmeninin yurtlarına döndürülmesi, genel siyasi af çıkarılması, Kürt halkının varlığını tanıyan, kendi dilinde eğitim, yayın hakkını garanti altına alan ve kendi kurum ve kuruluşlarını oluşturmasına izin veren yeni bir demokratik anayasa hazırlanması da talep ediliyor.
       
DEKLARASYONA İMZA ATANLAR
       Deklarasyona imza atan isimlerden bir bölümü şöyle:
       Leyla Zana (Kapatılan DEP’in Diyarbakır eski Milletvekili), Mehdi Zana (Diyarbakır eski Belediye Başkanı), Feridun Çelik (Diyarbakır eski Belediye Başkanı), Murat Bozlak (HADEP eski Genel Başkanı), Yusuf Alataş (İnsan Hakları Derneği Başkanı), Tuncer Bakırhan (DEHAP Genel Başkanı), Naci Aslan (CHP Ağrı Milletvekili), Hatip Dicle (Kapatılan DEP’in eski Genel Başkanı), Mehmet Abbasoğlu (Kapatılan HADEP’in eski Başkanı), Songül Erol Abdil (Tunceli Belediye Başkanı), Abdullah Akengin (Dicle Belediye Başkanı), Abdullah Akın (HADEP’li Batman eski Belediye Başkanı), İbrahim Aksoy (Malatya eski Belediye Başkanı), Mahmut Alınak (Kapatılan DEP’in eski Şırnak Milletvekili), Selim Sadak (Kapatılan DEP’in eski Şırnak Milletvekili), Ahmet Türk (Kapatılan DEP’in Mardin eski Milletvekili), Sırrı Sakık (Kapatılan DEP’in Muş eski Miletvekili), Orhan Doğan (Kapatılan DEP’in Şırnak eski Milletvekili), Abdullah Demirtaş (Diyarbakır-Suriçi Belediye Başkanı), Rahmi Saltuk, Ferhat Tunç.
       

Türkiye'ye 'pozitif sonuç kesin' müjdesi

 

The Economist, 17 aralıktan olumlu sonuç çıkacağını yazdı



10 Aralık, 2004 10:54:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere'de yayımlanan The Economist dergisi, önümüzdeki hafta yapılacak Avrupa Birliği zirvesinden Türkiye’nin ‘pozitif’ bir sonuçla ayrılmasının neredeyse kesin olduğunu yazdı.

Derginin bugün piyasaya çıkacak sayısında, müzakerelerin 2005 yılının ikinci yarısında başlatılacağı görüşüne yer verilirken, ''buna rağmen görüşmeler oldukça sert geçecek'' ifadesi kullanıldı.

Müzakerelerin ne zaman başlayacağının ilk tartışma konusu olacağını belirten The Economist, Türkiye'nin 2005 yılının başlarında müzakerelere başlamak istediğini hatırlattı.

Kıbrıs'ın vetosuna izin verilmeyecek

AB’deki büyük devletlerin, Kıbrıs Rum Kesimi’nin sürekli değişen tavrı nedeniyle süreci veto etmesine izin vermeyeceğini yazan The Economist, ''Kıbrıs'ta yapılan referandumda halka hayır dedirten Rum hükümetinin üzerinde hala kötü kokular varken, üzerlerinde büyük baskılar oluşturulacağı kesin'' diye yazdı.

Türkiye'nin tarihi nedenlerle Polonya gibi kritik bir de müttefikinin bulunduğunu yazan dergi, "işgal edildiği dönemde bile, Osmanlı sultanları Polonya'nın yok edilmeye çalışılmasını reddetti. 'Polonya Elçisi nerede?' diye her toplantıda sormaları, Varşova nezdinde Türkiye'yi hep değerli kılıyor” yorumunda bulundu.

Türkiye'nin AB üyeliğine İngiltere başta olmak üzere İskandinav ülkelerinin ve İtalya'nın özel olarak destek verdiklerini yazan The Economist, Fransa, Almanya, Avusturya ve Hollanda'nın hala konuya iliştin tereddütleri olduğunu kaydetti.

Dergi, AB yasalarının Türkiye'ye uygulanması sürecinde serbest dolaşımı engelleyen bir takım 'sürekli istisnalar' oluşturulabileceğini de yazdı, ancak zirvede bu tür ifadelerin yer almasının beklenmediğini vurguladı.

Son taslak metni Türkiye'nin lehine

40 yıllık AB yolculuğunun en kritik dönemecine yaklaşan Türkiye, son dönemde peşpeşe yayımlanan 17 aralık zirvesi taslak metinleri nedeniyle AB ile gerginlik yaşadı.

Yayımlanan iki zirve taslağında da 'Güney Kıbrıs’ın fiilen tanınması’ gibi Kopenhag siyasi kriterleri dışında kalan koşullarla karşılaşan Türk tarafı, metinleri soğuk karşıladı ve AB'yi ‘Türkiye'nin görüşlerini dikkate almamak’la suçladı.

Kıbrıs konusunda yeni düzenleme

Ancak üye ülkelerin büyükelçilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi karar taslağını ele alarak, Türkiye'yi ilk ikisine oranla memnun edecek bir takım değişiklere gitti.

Buna göre, taslağın son halinde ‘yeni üyelerle ilgili karar alınırken, AB bu üyeleri kabul edebilme kapasitesini dikkate almalı’ ifadesi Türkiye başlığından çıkarıldı. Böylelikle, Türkiye'nin Kıbrıs hassasiyeti dikkate alınmış oldu.

Yeniden değişmesi mümkün olan taslakta, müzakere tarihi ve Güney Kıbrıs'ın tanınması konuları liderlere bırakıldı.

Taslakta Türkiye'nin 'Güney Kıbrıs'ın tanınması' olarak algıladığı ‘Ankara'nın Gümrük Birliği ek protokolleri yeni üyeleri kapsayacak şekilde genişletmesi talebi’ de aynen bırakıldı.

Müzakerelerin askıya alınması/ucunun açık olması

Metinde AB Komisyonu üyelerinin talebiyle müzakerelerin askıya alınmasına ilişkin ifadeler aynen korunurken, müzakerelerin ucunun açık olmasıyla ilgili bölüme de ‘askıya alınma şartı, Komisyon raporunun da bu yönde olması halinde’ cümlesi eklendi.

Fransa da yumuşuyor

Bu arada, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tavrın en yoğun yaşandığı ülkelerin başında gelen Fransa'dan da yumuşama sinyalleri geliyor.

Cumhurbaşkanlığı'na yakın kaynaklar, Fransa'nın 2005 yılının ikinci yarısında müzakerelerin başlatılması konusuna onay vereceğini, ayrıca sonuç bildirisinde ‘tam üyelik’ hedefinin açıkça vurgulanacağını belirtti.

Ancak müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, Türkiye'nin de onayıyla başka formüller gündeme getirilebilecek.

Fransa, 2005 yılının mayıs ayında yapılacak AB Anayasası referandumuna Türkiye’nin gölgesini düşürmemek için müzakerelerin 2005’in ikinci yarısında başlatılmasını istiyor.

Bu zaman diliminde, Fransız hükümetinin Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkanların da ikna edilmesi için çabalayacağı belirtiliyor.

 

Kıbrıs sayesinde bir kelime daha öğreniyoruz

İsmet Berkan

RADIKAL 10//12/2004

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olayım, demiş Hazreti Ali. Ama o, bunu söylerken bilgi edinmenin, yeni yeni şeylerden haberdar olmanın ve
yeni iletişim yolları bulmanın önemini vurgulamak istemişti.
Oysa şimdi, Kıbrıs sayesinde bir kelime daha hayatımıza girmek üzere ve ben nedense hiç de memnun değilim, bu kelimeyi hayatımıza sokanların bir gün için bile kulu kölesi olmaya da niyetim yok.
Yeni kelimemiz, 'kohabitasyon.'
Yani, 'birlikte yaşama.'
Efendim, biliyorsunuz, soydaşlarımızın 1963'te malum sebeplerle her türlü yönetimsel organından çekildiği 1959-60 antlaşmalarının ürünü olan Kıbrıslı Türklerin ve Rumların ortak devleti Kıbrıs Cumhuriyeti, yani bizim bir zamanlar kurucusu olduğumuz halde 1963'ten beri tanımadığımız ve 'Kıbrıs Rum Kesimi' diye adlandırdığımız devlet, adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'nin üyesi.
Şimdi Türkiye önümüzdeki hafta Avrupa Birliği zirvesinden bir karar çıkmasını bekliyor. Karar, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerini başlatmasıyla ilgili.
Bu kararı verecek devlet ve hükümet başkanlarından biri de, bizim tanımadığımız o Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı.
Önümüzdeki hafta bu karar çıkacak. Ardından önümüzdeki yıl AB ile müzakere masasına oturacağız.
O masada, bizim karşı tarafımızda yine tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti yer alacak.
Şu anda 28 müzakere başlığı var ama gerçekte başlık sayısı 31'i bulabilir, hatta daha da artabilir. Tek tek her bir başlıkta müzakerelerin başlaması için ve daha sonra da o başlıkta öngörülen konuları Türkiye'nin yerine getirdiğinin tescil edilmesi anlamında müzakerenin kapatılması için oylama yapılacak. Bütün bu oylamalarda da masanın karşı tarafından oybirliği çıkması beklenecek.
Yani, eğer 28 başlıkta müzakere yapılacaksa 56 kez, 31 başlıkta yapılacaksa 62 kez bizim tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bizim için
olumlu oy kullanmasını bekleyeceğiz.
Şimdi bir yandan deniyor ki, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanısın, bu mesele bitsin.
Ama bu o kadar basit değil. Bugün tanıyacağız. Yarın başka bir fırsatta Kıbrıs'la ilgili başka bir şey isteyecekler. Ertesi gün başka bir şey... Ellerinde en azından 56 ya da 62 kez fırsat olacak.
İşte bu noktada, 'O zaman Kıbrıs'ta çözüm olsun' lafları ortaya çıkıyor. Peki bu kolay mı? Pek değil. En azından, Annan Planı'nın yeniden pazarlık edilmesini gerektiriyor çözüm.
Türk tarafının acaba ne kadar pazarlık marjı var? Rum tarafı acaba neden pazarlık masasına otursun?
Ve üçüncü seçenek olarak ortaya 'kohabitasyon' kelimesi çıkıyor.
Bir Türk diplomat, 'Neden olmasın' diyor, 'Biz Rumlarla yıllardır çeşitli uluslararası platformlarda kohabitasyon içinde yaşıyoruz zaten. Burada da, müzakere süresince aynı kohabitasyona devam ederiz.'
Kâğıt üzerinde güzel gözüküyor ama acaba Rumlar bu konuda ne düşünüyor? AGİT'te kohabitasyon mümkün belki ama AB'de aynı şeyi yapar mı Rumlar? Ya da neden yapsınlar?
Tek yol, geri kalan AB ülkelerinin Kıbrıs üzerinde baskı kurması ve onların itirazlarını dikkate almaması olabilir. Ama Avrupa bunu neden yapsın?
Velhasıl, hayli zor bir döneme doğru koşar adım gidiyoruz...

Atina memnun Rumlar tehditkâr

Atina, Türkiye taslağından memnun kalırken, Rum Yönetimi veto tehdidini sürdürmekte kararlı

RADIKAL 10/12/04

YORGO KIRBAKİ (Arşivi)

ATİNA - Türkiye'nin üyelik müzakereleri için tarihi kararın verileceği AB zirvesine bir hafta kala ortaya çıkan üçüncü karar taslağı Ege sorunlarıyla ilgili bölüm yüzünden Yunanistan yönetimini memnun ederken, beklentilerinin tam olarak gerçekleşemeyeceğini anlayan Kıbrıs Rum Kesimi tehditlerini sürdürüyor.
Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, dün taslağın son şekli sorulduğunda, "Yeni metindeki pek çok noktada diplomatik çabalarımızın başarıyla devam ettiği görülüyor" diyerek memnuniyetini dile getirdi. Yunan basınına göre, son taslağın Türk-Yunan ilişkilerini ima
eden 20. maddesinde Atina'yı tatmin eden değişiklikler var. Taslakta iyi komşuluk ilişkilerine atfen 1999'daki Helsinki zirvesi kararlarına ismen değinildi. Ayrıca AB Konseyi'nin 'üyelik sürecine etkisi olan çözümsüz anlaşmazlıklar için sağlanan ilerleme hakkında bilgi alacağı ve gerektiğinde bu ilerlemeyi gözden geçireceği' belirtildi. Anlaşmazlıkların diyalogla çözümlenmemesi halinde Lahey Adalet Divanı'na gidilmesi ifadesi de korundu. Yani, uzun süre Helsinki kararlarını Türkiye-AB ilişkileri kapsamı dışında bırakan ancak, son bir aydır farklı tavır alan Atina'nın talepleri önemli ölçüde tatmin edildi. Atina'nın zirveye dek ağırlığını 'Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınmasına vermesi bekleniyor.

Rumlar memnun değil
Buna karşı, istedikleri değişiklikleri yaptıramayan Rumlar öfkeli. COREPER'de Rum daimi temsilcisi Büyükelçi Nikos Emeliu'nun, meslektaşlarına, "Türkiye'nin tutumu bizi hiç istemediğimiz yollara itiyor. Kıbrıs'ın bu yollara sapmaktan başka seçeneği kalmayabilir" diyerek dolaylı veto tehdidinde bulundu. Taslağın hâlâ değişebileceğini savunan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise aksi halde veto hakkının kullanılıp kullanılmayacağı sorusunu, "Bunun sürekli tekrarlanmasıyla bir şey değişmiyor ki! Dolayısıyla taleplerimizin kabul edilmesinde ısrarlı olmaya devam edeceğiz" cevabını verdi. Yakovu, Londra ve Paris'te temaslarda bulunacak.

Annan 'Kıbrıs parası' istedi

RADIKAL 10/12/04

AA - LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs'taki BM temsilciliğinin yeniden faaliyete geçirilmesi için yarım milyon dolarlık ödenek istediği kaydedildi. Annan, sunduğu raporda, adada yeni bir girişimin başlaması için uygun zemin olmadığı belirtilerek, 2005'te bir olasılık gerekli olduğunda iyi niyet misyonunun hazırlıklılığını korumak istediğini vurguladı. Rum basını, bu talebi, Annan'ın Kıbrıs konusunda yeni bir girişimde bulunacağına yordu.

17 Aralık'a kadar her şey taslak

Erdal Güven

RADIKAL 10/12/04

Gariptir günlerdir 17 Aralık'a yönelik olarak temel unsurları belirsiz bir karar üzerinde, daha doğrusu karar taslakları üzerinde tartışıyoruz. Oysa söz konusu temel unsurlar netleşmeden ne söylense, ne yazılıp çizilse boş. Çünkü kararın niteliğini, arkasındaki niyeti, önündeki amacı, nasıl karşılanacağını söz konusu temel unsurlar belirleyecek.
Ne mi bu temel unsurlar? İlki AB'nin Türkiye'yle müzakerelere başlanması için net bir tarih verip vermeyeceği. 'Net' vurgusu boşuna değil, çünkü tarihin kesin olması, bir başka zirvede yapılacak değerlendirmeye, Kopenhag Siyasi Kriteri dışında koşullara ya da bir üye ülkenin iç politika düzenlemelerine bağlanmaması, tarihin kendisinden daha önemli.
Son genişleme sürecindeki AB pratiğine baktığımızda, AB Konseyi'nin müzakerelere başlayacağı ülkelere net tarihler verdiğini ve ilgili Konsey kararının alındığı yılı izleyen yılda aday ülkeyle görüşmelere başlandığını görüyoruz. Ayrıca AB Konseyi'nin 2002 Kopenhag zirvesinde Avrupa Komisyonu'nun uygun görmesi durumunda Türkiye'yle müzakerelere 'gecikmeksizin' başlanacağı belirtilmişti. Verheugen, bir keresinde 'gecikmeksizin'den kastedilenin üç ila altı ay bir süre olduğunu söyledi. Gerek Verheugen gerekse halefi Rehn, defalarca tarihin 2005 yılı içinde ve net olması gerektiği yönünde demeçler verdi.
Ancak Avrupa Komisyonu, yekti alanı içinde bulunmadığı için tarih meselesini AB Konseyi'ne bıraktı. Aynı nedenle, halihazırdaki dönem başkanlığı, bugüne kadar hazırladığı üç karar taslağında da bu meseleye ayrılan paragrafı siyasi liderlerce doldurulmak üzere boş geçti.
Son sözü elbette liderler söyleyecek. Yukarıda bahsettiğim çerçeve içinde net olması durumunda, söz konusu sürenin 2005 sonuna, hatta 2006 başına sarkmasının psikolojik etkisi bir yana aslında belirleyici bir önemi yok. Hele hele Türkiye'nin 150 yıllık bir Batılılaşma, 40 yıllık Avrupalılaşma süreci içerisinde, bir tarihi perspektifte ele alınırsa...
Belirsizliğini koruyan ikinci temel unsur, müzakerelerin hedefi. Aslında adı üstünde, söz konusu olan, katılım müzakereleri. Bir başka deyişle, hedef tam üyelik. Ankara, doğal olarak başından beri hedefin sulandırılmamasını talep ediyor. Ancak 17 Aralık yaklaştıkça, Alman Hıristiyan Demokratlarının yıllardır Türkiye'nin üyeliğine alternatif olarak savunduğu imtiyazlı ortaklık formülü sık sık duyulur oldu. Özellikle Fransa tarafından bir olasılık olarak dillendirilmeye başlanınca formül AB genelinde yankılanmaya başladı. Fransa'yı, Avusturya, Danimarka ve Slovakya izledi. 'Açık uçluluk' kavramının Ankara'da yarattığı rahatsızlık da bu formüle gönderme yapmasından kaynaklanıyor daha çok. Yoksa, müzakere süreci doğası gereği sonucu garanti edilemeyecek bir süreç. Eskilerden İspanya üç kez müzakere masasından kalktı, yenilerden Slovakya'yla müzakere süreci askıya alındı, Polonya 'Pes' demenin eşiğinden döndü... Ancak her üç örnekte de dikkat edilmesi gereken nokta, müzakere sürecinin, aday ülkenin üyeliğinin gereklerini yerine getirmekte zorlanmasından kaynaklandığı, AB'nin ayak diremesinden değil.
Dolayısıyla açık uçluluk, Türkiye'nin muhtemel zaaflarına, bir başka deyişle yol kazalarına karşı 'emniyet freni' olarak tasarlanıyorsa bu kavrama takılmanın ne bir anlamı var ne da yararı. Yok açık uçluluk üye ülkelerin kendi politik ya da ekonomik durumlarını ya da Ankara ile ikili sorunlarını keyfi biçimde Türkiye'nin müzakere sürecini kesintiye uğratmasına zemin oluşturacaksa o halde müzakerenin mantığına ve amacına aykırı düşer. Aynı aykırılık açık uçluluk tam üyelik hedefini imtiyazlı ortaklık gibi formüllerle sulandırmak için ortaya atılıyorsa da söz konusu. Turgut Tarhan'ın dün yazdığı gibi, "Müzakere bir sonuca varılması için tarafların karşılıklı olarak çalıştığı bir süreçtir." Bir taraf, yükümlülüklerini yerine getiriyorsa diğer tarafın da getirmesi beklenir.
Bu iki temel unsur netleşene kadar, yani 17 Aralık'a kadar, her şey taslak. Bu yazı da...

 

İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Lord Hanay: Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye'nin AB üyeliğine bağlı

TÜRKİYE AB ÜYESİ OLURSA KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLÜR... 1996-2003 yılları arasında İngiltere'nin Kıbrıs özel temsilciliğini yapan Lord David Hannay, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü anlattığı "Kıbrıs: Çözüm Arayışı" adlı kitabını tanıttı. Lord Hanay, Londra'da düzenlediği ve kitabını da imzaladığı basın toplantısında, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine bağlı olduğunu söyledi

"KIBRIS'TA İKİ KABUS VAR"... Lord Hannay, Kıbrıs'ta iki özel kabus olduğunu düşünüyor. Biri Kıbrıslı Türklerin kabusu: "Ne kadar tedbir alınırsa alınsın, ne kadar anlaşma yapılırsa yapılsın yine Rumlar Kıbrıs'ı ele geçirecekler ve 1963'ten 1974'e kadar yapılanlar tekrarlanacak." İkincisi Rumların kabusu: "Ada bölünmesin, Kuzey Kıbrıs Türkiye ile birleşmesin diye ne kadar çaba harcarsak harcayalım, Denktaş en sonunda gücünü kullanarak 'Bu iş yürümez' diyecek ve bağımsız devletini alıp kaçacak"

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

1996-2003 yılları arasında İngiltere'nin Kıbrıs özel temsilciliğini yapan Lord David Hannay, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine bağlı olduğunu söyledi.

Lord Hannay, Londra'da Chatam House'da Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü anlattığı "Kıbrıs: Çözüm Arayışı" adlı kitabını tanıtarak imzaladığı basın toplantısında, Kıbrıs sorununun çözülemeyecek bir sorun olmadığını vurgulayarak "Bu durumun çözümü artık Türkiye'nin AB üyeliğine bağlı"dedi.

Hannay kitabında, Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün tek nedeninin Rauf Denktaş olmadığını, Rumların da bunda büyük payı olduğunu belirtti.

Lord David Hanay, Kıbrıs'ta bütün çabalara rağmen çözüm bulunamamasının nedenlerini kitabında şöyle açıklıyor:

"Uluslararası toplum için her zaman daha önemli sorunlar vardı. Bu sorun, hiçbir zaman önemli bir sorun olarak görülmedi. Son olarak Irak sorunu da Kıbrıs sorununa büyük bir gölge düşürdü. Özellikle Ankara'nın dikkatini dağıttı.

Diğer bir neden 'suç oyunu'. Bu suç oyunu Rumların özel bir yaklaşımıydı. Rumlar bu oyunu neredeyse her gün oynadı. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler de bu oyunu çok kötü oynuyorlardı. Onların hataları, Rumların bu oyunu oynarken Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin imajına ne kadar büyük zarar verdiklerini anlamamalarıydı. Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin bu oyunu oynamak için yetersizlikleri ve gönülsüzlükleri de kendi kendilerine zarar verdi.

Başka bir sorun da, görüşmeler sırasında Rum tarafının kazancı olduğunda, Türklerin olayı 'biz bunu kaybettik' olarak görmeleri ve Türk tarafının kazancı olunca da Rumların, kaybettiklerini zannetmeleriydi.

Kıbrıslılar, Kıbrıs sorununu her zaman dünyadaki başka sorunlardan çok farklı gördüler."

Kıbrıs'ta iki kabus

Lord Hannay, Kıbrıs'ta iki özel kabus olduğunu düşünüyor. Biri Kıbrıslı Türklerin kabusu: "Ne kadar tedbir alınırsa alınsın, ne kadar anlaşma yapılırsa yapılsın yine Rumlar Kıbrıs'ı ele geçirecekler ve 1963'ten 1974'e kadar yapılanlar tekrarlanacak."

İkincisi Rumların kabusu: "Ada bölünmesin, Kuzey Kıbrıs Türkiye ile birleşmesin diye ne kadar çaba harcarsak harcayalım, Denktaş en sonunda gücünü kullanarak 'Bu iş yürümez' diyecek ve bağımsız devletini alıp kaçacak."

"Kıbrıs sorununu bir dağ gibi gördüm

ve oraya tırmanmak istedim"

Kitabında 1996-2003 dönemindeki çözüm çabalarını teker teker ele alan Lord Hannay, Annan Planı'nın analizlerine, tarafları buluşturma çabalarına da yer verirken, özellikle Rauf Denktaş'ın Kopenhag'a gitmeyip yerine Tahsin Ertuğruloğlu'nu yollamasının "işi bitirdiği" yorumunu yapıyor. Kitabında sorunu çözmeyi başaramadığı için üzgün olduğunu söyleyen Hannay, görevi kabul etmesinin nedenini ise şöyle açıklıyor:

"Kıbrıs sorununu bir dağ gibi gördüm ve oraya tırmanmak istedim. Çünkü orada duruyordu ve bu dağın zirvesine daha önce kimse çıkamamıştı."

Türk, Rum ve İngiliz gazetecilerin yanı sıra çok sayıda akademisyen ve siyasetçilerin katıldığı toplantıyı, Financial Times gazetesinin uluslararası ilişkiler editörü Quentin Peel yönetti.

Foto 1-İnhiltere'nin Kıbrıs eski Özel Temsilcisi Lord David Hannay, "Kıbrıs: Çözüm Arayışı" kitabını tanıttı.

Foto 2-Lord Hannay, toplantı sonunda Başbakan Mehmet Ali Talat'a iletilmek üzere "Mehmet Ali Talat'a, hayranlarınızdan biri" yazarak imzaladığı kitabını, KKTC Londra Temsilcisi Namık Korhan'a verdi. Hannay, kitabın bir kopyasını da Rauf Denktaş'a gönderdiğini söyledi.

Foto 3-Toplantıya ilgi oldukça yüksekti.

KIBRIS 10/12/04

"Kıbrıs" aynı kaldı

ÖZEL STATÜ GÜNDEME GETİRİLMEYECEK... AB'ye üye ülkelerinin daimi temsilcilerinin

önceki gün Belçika'nın başkenti Brüksel'de yaptıkları toplantıda, 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi üçüncü kez tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik yapıldı. AB'nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla kaldırıldı, ayrıca Türkiye'ye tam üyelik yerine özel bir statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi

l 17. MADDE ÇIKTI, 22. MADDE DEĞİŞTİ... "AB'nin bir taraftan entegrasyon süreci devam ederken, birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin dikkate alınması, hem birliğin hem de aday ülkelerin genel çıkarınadır" şeklindeki 17 madde taslaktan çıkarılırken, 22. madde "Komisyonun kendi inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre görüşmelerin askıya alınmasını, ya da yeniden başlaması için gerekli koşulları tavsiye edebilir."şeklinde değiştirildi

l KIBRIS'LA İLGİLİ MADDEYE DOKUNULMADI... Kıbrıs, 3'üncü taslakta yine dolaylı bir biçimde yer alıyor. Taslağın 19'uncu paragrafında "Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara Antlaşması'nın 10 yeni üye ülkenin katılımını dikkate alarak adapte edilmesine ilişkin protokolü imzalama (kararını) olumlu karşılıyor" ifadesi yer alıyor. Bununla, Türkiye'nin söz konusu protokolü imzalamayı kabul etmesi isteniyor

AB'ye üye ülkelerinin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER toplantısında 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi ,üçüncü kez tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik yapıldı.

AB'nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla kaldırıldı, ayrıca Türkiye'ye tam üyelik yerine özel bir statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi.

AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin önceki gün Belçika'nın başkenti Brüksel'de yaptıkları toplantıda 17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesi taslağı bir kez daha tartışıldı.

3'üncü kez gözden geçirilen taslak belge, dün sabah saatlerinde netleştirildi ve üye ülkelere gönderildi. 3'üncü taslakta Türkiye lehine iki önemli değişiklik bulunuyor.

1'incisi AB'nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiye'nin AB'nin kültürel değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de belgeden çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiye'yi rahatsız ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiye'nin AB'ye uyum sağlayamayacağı, sanki kültürel açıdan Avrupalı olmadığına dair bir izlenime sebep oluyordu.

Türkiye açısından önem teşkil eden ikinci unsur ise yine müzakerelerle ilgili olarak müzakerenin ucunun açık olduğuna dair ifade.

NTV'nin verdiği bilgilere göre, sonuç bildirgesi taslağından, "Genişleme sürecinde, AB'nin yeni üyeleri entegre etme kapasitesi hesaba katılmalıdır" şeklindeki ifade atıldı.

Türkiye adına nihai amacı tam üyelik olan müzakerelerin sonucu konusunda bulanıklığa yol açan ve Avusturya ile Danimarka'nın ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil edilen ifade; Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda'nın girişimleriyle taslaktan çıkarıldı.

Bunun yanında Türkiye'ye yönelik olarak özel bir statünün veya özel bir algılamanın olmaması gerektiği belirtiliyor ve 1997'deki Lüksemburg zirvesinde de AB'ye aday 12 ülke için de aynı yönde bir karar alındığı dile getiriliyor.

Kıbrıs paragrafında değişiklik yok

3'üncü nokta da Lahey ile ilgili. Türkiye'nin Ege sorununun çözümü konusunda, Lahey Adalet Divanı'na gitmesi gerektiği ifade ediliyor ve bu konuda da Helsinki Sonuç Bildirgesi'nin 4'üncü paragrafına atıfta bulunuluyor. Bu da Türkiye açısından büyük önem teşkil ediyor.

Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu da Türkiye açısından önem teşkil eden unsurlar arasında yer alıyor. Gerek dönem başkanı gerekse AB'nin ağır toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu paragrafta herhangi bir değişiklik yapılmasını talep etmediler.

Rum kesimi, bu konuyu bakanlar düzeyindeki toplantıda yeniden gündeme getireceğini dile getirdi.

3. taslak ile ilgili ayrıntılar

3'üncü taslakta, Türkiye için olumlu sayılabilecek değişikliklere gidilmesi dikkat çekti. Son taslak metinde paragraflar aynen korunurken, bazı cümleler eklendi ve değiştirildi.

İşte yapılan ekleme ve değişiklikler:

Taslaktan çıkarılan cümle

17. madde-AB'nin bir taraftan entegrasyon süreci devam ederken, birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin dikkate alınması, hem birliğin hem de aday ülkelerin genel çıkarınadır.

Taslakta yapılan değişiklik

22. madde- Komisyon'un kendi inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre görüşmelerin askıya alınmasını, ya da yeniden başlaması için gerekli koşulları tavsiye edebilir. (daha önceki taslakta ise "tavsiye edecektir" şeklinde bir ifade var)

Taslağa eklenen cümle

18. madde-Avrupa Birliği katılım ortaklığı antlaşmasındaki öncelikleri temel alarak reform sürecini yakından takip edecektir.

20. madde-Avrupa Konseyi katılım sürecinde etki yaratan ve Uluslararası Adalet Divanı'na götürülen anlaşmazlıkların çözüm sürecinden gerekli görülmesi durumunda haberdar edilecektir.

Genel olarak taslak

Yeni taslakta, Türkiye'nin karşı çıktığı bazı unsurlar yine yer alırken, "imtiyazlı ortaklık" önerisi dahil edilmedi. Buna karşın, demokratikleşmeye ilişkin beklentiler ayrıntılı bir biçimde dile getirildi.

Taslakta, Türkiye'de reform sürecine ilişkin bir paragraf bulunuyor. Türkiye'nin reform alanında attığı adımların olumlu karşılandığı ifade edilirken, altı yasanın uygulanmasına ilişkin çabaların sürmesi beklentisi ifade ediliyor.

Yayınlanan 3'üncü taslakta, Avrupa Komisyonu'nun 2004 ilerleme raporunda, başta işkenceyle ilgili "sıfır tolerans" politikasının uygulaması olmak üzere, dile getirilen kaygılar konusunda Avrupa Konseyi'ne düzenli bir biçimde rapor sunulacağı kaydediliyor.

Kıbrıs konusu

Kıbrıs, 3'üncü taslakta yine dolaylı bir biçimde yer alıyor.

Taslağın 19'uncu paragrafında "Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara Antlaşması'nın 10 yeni üye ülkenin katılımını dikkate alarak adapte edilmesine ilişkin protokolü imzalama (kararını) olumlu karşılıyor" ifadesi yer alıyor. Bununla, Türkiye'nin söz konusu protokolü imzalamayı kabul etmesi isteniyor.

Ege sorunu

Komşular arasındaki anlaşmazlıkların, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı'na götürülmesi gerektiği ifade edilen taslakta, iş gücü dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım konusunda uzun geçici süreler, derogasyonlar, özel düzenlemeler veya kalıcı koruma önlemlerinin düşünülebileceği kaydediliyor.

Bu arada, müzakerelerin 2014'ten önce tamamlanamayacağına ilişkin paragraf yeni taslağa da girdi.

Müzakerelerin "ucu açık" olacağını da ortaya koyan taslak; özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ilkelerinin ciddi ve süreli bir biçimde ihlal edilmesi halinde komisyon veya üye ülkelerin müzakerelerin askıya alınmasını talep etmesine olanak veriyor.

Ancak bu konudaki kararın, önceki taslakta olduğu gibi nitelikli çoğunlukla alınması öngörülüyor.

Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin ısrarına karşın "imtiyazlı ortaklık" seçeneğine ise 3'üncü taslakta da yer verilmedi.

KIBRIS 10/12/04

Annan’dan Kıbrıs için yeni girişim... 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005’te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi


BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005’te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005’te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2005’te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi.
Rum gazeteleri, taraflar arasındaki diyaloğun yeniden başlaması amacıyla, Kofi Annan’ın, BM Genel Kurulu’nun 5’inci komitesinden, Kıbrıs Özel Temsilciliği bürosunun masrafları için yarım milyon dolarlık ödenek talebinde bulunduğunu duyurdu.
Rum basını, Annan’ın yeni girişiminin başlaması için AB’nin 17 Aralık zirvesinde Türkiye için alacağı kararın düğüm noktası olduğunu yazdı.
Kofi Annan, BM Genel Kurulu komitesine sunduğu raporda, şu anda yeni bir girişimin başlaması için uygun temel olmadığına dikkat çekti. Ancak Annan, gerekli olduğunda Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere kısa süre içerisinde çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek için iyi niyet misyonu’nun hazırlıklı olmasını istediğini söyledi.


Fileleftheros’un haberi

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin bu yöndeki haberinin tam tercümesi şöyle:

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 2005 yılı içerisinde Kıbrıs sorununa yeni bir müdahalede bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptı ve herkesi şaşırtarak, BM Genel Kurulu’nun Beşinci Komitesi’ne, Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin bürosunun masrafları için, diyalogun yeniden başlaması hedefiyle birkaç hafta içinde hazır olması amacıyla, yarım milyon dolarlık ödenek  talebinde bulundu.
Annan, sürecin yeniden başlaması için önkoşulların mevcut olmadığını söylemesine rağmen, bu gelişme, BM ve ABD’nin, 17 Aralık tarihiyle Türkiye’nin müzakerelere başlaması arasındaki zaman diliminde girişimde bulunma hazırlıklarında oldukları şeklindeki bilgiler doğruladı. Bu girişimin başlaması için düğüm noktasının ise, AB’nin 17 Aralık tarihinde
Türkiye için alacağı karar olduğunu vurguladı.
Kofi Annan, BM Genel Kurulu Beşinci Komitesi’ne sunmuş olduğu raporda, şu anda yeni bir girişimin başlaması için uygun temel olmamasına rağmen, gerekli olduğunda Kıbrıs sorununun bütünsel çözümünü amaçlayan müzakerelere kısa süre içerisinde çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek için iyi niyet misyonunun hazırlılıklığını korumak istediğini ifade etti.
Annan, ‘Farklı görüşlerin kombinasyonu, gerekli olması durumunda 2005 yılı içerisinde Kıbrıs sorununa hemen ve yeniden katılacak konumda bulunulması için, BM tarafından hazırlıklı olunmasını belirler’ ifadelerine yer verdi.
Annan, rapor taslağında, ‘taraflar arasında bütünlüklü bir çözüm üzerinde uzlaşmaya varmalarının başarılması işaretlerinin, siyasi partiler arasında, bir hükümet koalisyonunda yer alanlar da dahil, bir uzlaşma doğrultusunda yeni bir yaklaşıma götürecek olan siyasi bir diyalogu teşkil edeceklerini’ ifade etti.


Başarıya ulaşmak için

Annan, başarıya ulaşılması için ise şu koşulları ortaya koydu:
1) Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri arasında görüşmeler,
2) Güvenlik Konseyi’nin ilişkili rapor ve bilgilendirmeleri.
Annan’ın talep etmekte olduğu miktarın, 532 bin 700 dolar olduğu, bunun 222 bininin Özel Temsilci ve çalışma arkadaşlarının maaşları, 304 bin 300 doların yolculuklar ve 5 bin 700 doların ise çalışma masrafları için olduğu belirtilirken, BM Genel Sekreterliği’nden bir kaynak yaptığı açıklamada, Kofi Annan’ın, Kıbrıslı Rumların, kendisine yeni bir diyaloga başlama çağrısı yapma imkanını verecek gerekli siyasi isteği göstermediğine
inandığını ifade ederek, ‘Hala Sayın Papadopulos’un mektubunu bekliyoruz’
dedi.”

“Annan Yeniden Oyuna Giriyor
POLİTİS ise haberi, “Annan Yeniden Oyuna Giriyor - Genel Sekreter Kıbrıs Sorununa Yeni Bir Girişim İçin Ödenek Talep Etti” başlığı altında manşetten verdi. Gazete, Annan’ın talep ettiği para miktarının 576 bin dolar olduğunu belirtirken, Annan’ın bu raporunda, “BM’nin ekonomik olarak da yeni bir girişim üstlenmeye hazır olmasını gerektiren bazı koşulların ufukta göründüğüne inandığını” yazdı.
Haberde ayrıca, Annan’ın siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin arasındaki doğrudan diyaloga çok önem verdiğinin raporda açığa çıktığı belirtilirken, Annan’ın raporunda şu ifadenin yer aldığı ifade edildi:
“Amaca, Kıbrıs’taki iki siyasi partinin (gomma-parti kelimesi kullanıldı) çözüme bağlı ve bunun için istekli olmaları, uluslararası toplumun ve de özellikle bölgenin ilgili ülkelerinin Genel Sekreter’in çabalarına destek vermeleri önkoşuluyla ulaşmak mümkündür.”
Gazete, ayrıca Annan’ın söz konusu raporunun İngilizce metnine de haberinde yer verdi.
Diğer gazeteler ise, haberi şu başlıklar altında yansıttı:
ALİTHİA: “Annan Yeniden Geliyor - Kapatmış Olduğu Kıbrıs Bürosunu Yeniden Kuruyor.”
HARAVGİ: “Kıbrıs Sorunu İçin Özel Temsilciye Yarım Milyon Dolar.”
MAHİ: “Annan Kıbrıs Sorununu Yeniden Hatırladı.”)

YENIDUZEN 10/12/04

Pazarlıklar, Türkiye lehine sonuç Verdi

AB’ye üye ülkelerinin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER toplantısında 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi üçüncü kez tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik yapıldı.

AB’nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle kaldırıldı; ayrıca Türkiye’ye tam üyelik yerine özel bir statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi.

AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin (COREPER) dün Belçika’nın başkenti Brüksel’de yaptıkları toplantıda 17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesi taslağı bir kez daha tartışıldı.Üçüncü kez gözden geçirilen taslak belge sabah saatlerinde netleştirildi ve üye ülkelere gönderildi. Üçüncü taslakta Türkiye lehine iki önemli değişiklik bulunuyor.
Birincisi AB’nin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiye’nin AB’nin kültürel değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de belgeden çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiye’yi rahatsız ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiye’nin AB’ye uyum sağlayamayacağı, sanki kültürel açıdan Avrupalı olmadığına dair bir izlenime sebep oluyordu.

Türkiye açısından önem teşkil eden ikinci unsur ise yine, müzakerelerle ilgili olarak müzakerenin ucunun açık olduğuna dair ifade. Sonuç bildirgesi taslağından, “Genişleme sürecinde, AB’nin yeni üyeleri entegre etme kapasitesi hesaba katılmalıdır” şeklindeki ifade atıldı.
Türkiye adına nihai amacı tam üyelik olan müzakerelerin sonucu konusunda bulanıklığa yol açan ve Avusturya ile Danimarka’nın ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil edilen ifade; Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın girişimleriyle taslaktan çıkarıldı.
Bunun yanında Türkiye’ye yönelik olarak özel bir statünün veya özel bir algılamanın olmaması gerektiği belirtiliyor ve 1997’deki Lüksemburg zirvesini de AB’ne aday 12 ülke için de aynı yönde bir karar alındığı dile getiriliyor.
KIBRIS PARAGRAFINDA DEĞİŞİKLİK YOK
Üçüncü nokta da Lahey ile ilgili. Türkiye’nin Ege sorununun çözümü konusunda Lahey Adalet Divanı’na gitmesi gerektiği ifade ediliyor ve bu konuda da Helsinki Sonuç Bildirgesi’nin 4’üncü paragrafına atıfta bulunuluyor. Bu da Türkiye açısından büyük önem teşkil ediyor.
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu da Türkiye açısından önem teşkil eden bir unsurlar arasında yer alıyor. Gerek dönem başkanı, gerekse AB’nin ağır toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu paragrafta herhangi bir değişiklik yapılmasını talep etmediler.
Rum kesimi, bu konuyu bakanlar düzeyindeki toplantıda yeniden gündeme getireceğini dile getirdi.

İŞTE YAPILAN EKLEME VE DEĞİŞİKLİKLER
Taslaktan çıkarılan cümleler
17. Madde- AB'nin bir taraftan entegrasyon süreci devam ederken, Birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin dikkate alınması hem birliğin hem de aday ülkelerin genel çıkarınadır.
Taslağa eklenen cümleler
18. Madde- Avrupa Birliği katılım ortaklığı antlaşmasındaki öncelikleri temel alarak reform sürecini yakından takip edecektir.
20.Madde- AB Konseyi, katılım surecinde etki yaratan ve Uluslar arası Adalet Divanına götürülen anlaşmazlıkların çözüm sürecinden gerekli görülmesi durumunda haberdar edilecektir.
Taslaktaki değişiklikler
22. Madde- Komisyon kendi inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre görüşmelerin askıya alınmasını ya da yeniden başlaması için gerekli koşulları tavsiye edebilir (daha önceki taslakta ise ''tavsiye edecektir'' şeklinde bir ifade var)

RUM YÖNETİMİ MEMNUN OLMADI

Müzakerelere ilişkin genel kuralların açıklandığı bölümde ise "görüşmelerin, hükümetlerarası konferans şeklinde bütün üye ülkelerin ve adayların katılımı ile yürütüleceği" ifadeleri konuldu. Bu sözler de dolaylı olarak Rum yönetiminin, Ankara ile oturulacak müzakere masasında söz sahibi olacağı anlamına geliyor.

Ancak bu jest Rumları tatmin etmedi. Nitekim, Kıbrıs sorununa ilişkin formülde, Rum yönetimi ve diğer AB ülkeleri arasında bir uzlaşma bulunamadı. Böylece üçüncü taslakta, Kıbrıs ifadeleri bir önceki taslağın aynısı olarak korundu. Kıbrıs’la ilgili ifadelere ilişkin AB liderler zirvesi öncesinde bir uzlaşma zor görünüyor.

 

HALKIN SESI 10/12/04

Müzakere tarihi ya da hiç...

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye’nin, 17 Aralık’taki AB zirvesinden, “tam üyelik ile bitecek bir müzakere tarihi dışında” hiçbir şey kabul etmeyeceğini bildirdi.

NATO toplantılarında Türkiye’yi temsil etmek ve çeşitli temaslar gerçekleştirmek üzere Brüksel’de bulunan Gül, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile görüşmesine ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye’nin 17 Aralık zirvesinden beklentilerini bir kez daha anlattım. Bizim için önemli olan konuları bir kere daha tekrar ettim.  Çok net bir şekilde tam üyelikle bitecek bir müzakere tarihi dışında hiçbir şey kabul edecek durumda değiliz. Bunu zaten herkes biliyor. Bu karar zaten verildi. Bizim tek istediğimiz; AB liderlerinin imzaladıkları anlaşmalara, verdikleri sözlere, yaptıkları deklarasyonlara sadık kalmalarıdır. Bu da gayet açıktır. Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine, vakit geçirmeden başlayacağıdır.”

GÜL, BEKLENTİLERİ DİLE GETİRDİ
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, NATO toplantıları çerçevesinde biraraya geldiği Avrupa Birliği dışişleri bakanlarına, Türkiye'nin 16-17 aralık zirvesine ilişkin beklentilerini aktarıyor.
Gül, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos ile görüştü. Gül, Avrupa Birliği'nin kesin tarih vermesi konusundaki isteği yineledi.
Görüşmede, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve Ankara'nın 17 aralık zirvesinden beklentileri konusuna öncelik verildi. Gül zirveden ‘net ve koşulsuz bir müzakere tarihi’ istediklerini de İspanya Dışişleri Bakanı’na söyledi.
NATO Konseyi toplantıları için Brüksel'de bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile ikili görüşmelerde bulundu.
Türkiye-AB ilişkileri ve Ankara'nın 17 aralık zirvesinden beklentileri konusuna öncelik verildiği görüşmelerde, Gül, zirveden net ve koşulsız müzakere tarihi istendiğine yönelik Ankara'nın mesajlarını iletti.

HALKIN SESI 10/12/04