Kıbrıs için
iyi ve kötü 17 Aralık senaryoları...
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ)
düzenlenen ''DAÜ 3. Kıbrıs Forumu: 17 Aralık Sonrası
Senaryolar'' konulu forumun Siyaset Komitesi tarafından hazırlanan
sonuç bildirisinde, ''Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB)
katılması ve Kıbrıs'ta bir çözüm en iyi senaryo'', ''AB
dışında kalmış bir Türkiye ve çözümlenmemiş bir
Kıbrıs meselesi'' ise kötü senaryo olarak nitelendirildi.
Sonuç bildirisini açıklayan Yrd. Doç. Dr.
Erol Kaymak, foruma katılanların, Türkiye açısından iyi ve
kötü olarak değerlendirilecek senaryoları, KKTC ve Kıbrıs
Türk halkı perspektifinden de farklı değerlendirdiğini
kaydetti.
''İyi senaryolardan birinin
Kıbrıs meselesinin çözümünün BM eksenine çekilmesidir'' diyen Kaymak,
''Türkiye'nin (BM Genel Sekreteri Kofi) Annan sürecinde
takındığı tavır küçümsenmeyecek bir imaj
değişikliğine de neden olmuştur. Ancak bu iyi senaryonun
gerçekleşmesinde bazı engeller de vardır. Bu bağlamda bir
güvensizlik çıkmazı söz konusu. Çünkü Türkiye ile Güney
Kıbrıs arasında üyelik ile çözüm arasındaki zamanlama ve
dengeleri sabitleştirecek dış unsurlar yeterli görünmüyor''
dedi.
''Türkiye'nin AB'ye katılması ve
Kıbrıs'ta bir çözüm en iyi senaryo olarak ortaya çıktı''
diyen Kaymak, şöyle devam etti:
''Böyle bir ihtimalde BM'nin arabulucu rolünun
yeniden değerlendirilmesine dikkat çekildi. Ayrıca mevcut
şartlar altında, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları'na ve Annan
Planı'nda takınılan tavır doğrultusunda, Türkiye
uluslararası hukuk ve mevcut anlaşmalar dahilinde avantajlı
durumdadır. Böyle bir atmosferde sürekli olarak tanıma konusuna vurgu
yapmak çok da mantıklı değildir.
Tüm katılımcılar Rum
tarafının Türkiye'ye karşı veto kullanmayacağı
konusunda hem fikirdiler. Bununla birlikte dış konjonktürün ne tip
etkiler doğuracağı konusunda bir belirsizlik vurgulandı. Bu
belirsizlik Türkiye'yi Güney Kıbrıs'ı tanımaya itmektedir,
bu açmazın çözülmesi için sunulan önerilerden biri de Türkiye'nin müzakerelerden
önce veya müzakere sürecinde çözüm yönünde adım atmasıdır.''
MÜZAKERELER HER ADIMDA TIKANABİLİR
Müzakerelere başlanmasında olası
veto kullanmanın hangi ülke veya ülkelerden geleceğinin tahmininin ve
bu olasılıklarının doğuracağı farklı
sonuçların üzerinde de durulduğuna işaret eden Kaymak, ''Avrupa
ülkelerinden gelecek bir veto ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden
gelecek bir vetonun farklı etkileri olabileceğini'' söyledi.
''Müzakere sürecinin her adımda
tıkanması mümkündür'' görüşünün de forumda ortaya
çıktığına dikkat çeken Kaymak, ''Rum kesimi her
aşamada Türkiye'ye tanıma meselesini dayatacak ve ilerleyen dönemde
Türkiye farklı taleplerle karşılaşacaktır'' dedi.
Erol Kaymak, ''AB dışında
kalmış bir Türkiye ve çözümlenmemiş bir Kıbrıs
meselesi kötü bir senaryodur'' ifadesini kullandı ve şunları
söyledi:
''Bu senaryonun çeşitli
uzantılarından biri AB üyeliğinin gerçekleşmemesi durumunda
Türkiye'nin geçmişteki çalkantılı siyasi durumuna geri dönmesi
ve mevcut siyasi ve ekonomik kazanımların kaybedilmesidir. Bir başka
muhtemel sonuç, müzakere tarihi alamamış Türkiye'nin AB ile
ilişkilerinin zayıflaması sonucunda Türkiye ve
Kıbrıslı Türkler arasında bir görüş
ayrılığının oluşması ve bu
ayrılığın sonucunda Kıbrıslı Türklerin 1960
şartlarında bir yeniden yapılanma arayışına
gitmesidir. Türkiye'nin tarih alamaması ve Kıbrıs'ta
çözümsüzlük, toplumsal sorunlara neden olabileceği gibi, bir görüşe
göre bu durum yeni bir göçe ve Kıbrıs Türklerinin toplumsal
kimliklerini kaybetmelerine sebep olabilecektir. Bir başka kötü senaryo
ise Kıbrıs'ın çözümsüzlük içerisinde Amerikan eksenine
girmesidir.''
İYİ SENARYOLAR
Yrd. Doç. Dr. Erol Kaymak, Siyaset Komitesi'nin
iyi ve kötü senaryolarını şöyle açıkladı:
''-Türkiye 17 Aralık'ta müzakere tarihi
alır: Kıbrıs sorunu müzakere süreci içerisinde, BM
inisiyatifiyle, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları ve Annan Planı
temelinde çözülür.
-Türkiye müzakere tarihi alır: Güney
Kıbrıs'ta çözüm yönünde siyasi değişim sağlanır.
-Türkiye müzakere tarihi alamaz: Veto Kıbrıs
Rum tarafından gelir. Türkiye ve KKTC'nin uluslararası arenada
pazarlık gücü artar. Süreç KKTC'nin tanınmasına varır.
KÖTÜ SENARYOLAR
''-Türkiye müzakere tarihi alır: Müzakere
sürecinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni adanın tümünü temsil eder
şekilde tanır. Bunu takiben Kıbrıs'la ilgili bir çözümde
pazarlık gücünü yitirir.
-Türkiye müzakere tarihi alamaz: Avrupa
Birliği'nden uzaklaşır. Mevcut durum devam eder. KKTC biraz daha
Türkiye'ye yaklaşır.
-Türkiye müzakere tarihi alamaz:
Kıbrıslı Türklerin gelecekle ilgili beklentileri zayıflar.
Muhtemel bir göç ve toplumsal çöküş.
-Türkiye müzakere tarihi alamaz:
Kıbrıs'ta 1960 durumuna dönüş şeklinde arayışlar
başlar.
YOL HARİTASI
Siyaset Komitesi'nin Yol Haritası'nda
Olası Senaryo şöyle açıklandı:
''Türkiye'nin müzakere süreci açık uçlu
olarak başlar, Kıbrıs sorununa çözüm çabaları
ağırlık kazanmaz, Türkiye yeterli inisiyatifleri almaz ve her
aşamada Rum yönetimi Türkiye'den ödün talep eder. Bu ödünler Annan
Planı'nda daha geriye gitmeyi içerir. Rum tarafı Türkiye'yi
tanıma konusunda zorlar.'' ''Böyle bir senaryonun var olduğundan
hareketle takip edilmesi gereken yol ve yöntemler'' ise şöyle
sıralandı:
İÇ DİNAMİKLER
''-KKTC'de siyasal istikrarın
sağlanması ve demokrasinin güçlendirilmesi, idarenin
şeffaflaştırılması Kıbrıs Türk toplumuna
siyasal bir güç kazandıracak ve bu konu Kıbrıs sorununun
çözümünde olumlu etki yaratacaktır.
-Rum Kesimine yönelik iyi niyet
girişimlerinin sürdürülmesi ve bu yolla Kıbrıs Türk
tarafının proaktif politikaları karşısında Rum
tarafını olumlu etkileyerek ve hatta zorlayarak sonuç alınmaya
çalışılması, iyi niyetle bağdaşmayacak Rum
tutumlarının açığa çıkarılması.''
DIŞ DİNAMİKLER
''-Eğer mümkünse 17 Aralık öncesi Türk
diplomasisi kanalı ile 17 Aralık AB Sonuç Bildirge metnine
Kıbrıs uyuşmazlığının çözüm adresinin
Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında olması gerektiğine
yönelik bir ibarenin eklenmesi. Mümkün olmadığı takdirde bu
girişimin 17 Aralık'tan sonra da her platformda devam ettirilmesi.
-Türkiye'nin, KKTC ile birlikte somut, kısa
vadede (tarama süreci döneminde sonuçlandırılması amacıyla)
çözüm girişimlerinin ortaya koyması ve uluslararası toplumu
harekete geçirmesi.
-Süreç kapsamında Türkiye ve KKTC bütün
dış aktörleri etkilemesi. Bütün AB başkentlerinin Türkiye'nin
attığı adımların farkında olmasının
sağlanması. Bu bağlamda sivil toplum örgütlerinin
çabalarının da destekleyici yönde harekete geçirilmesi.
-Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut
detant ortamının muhafazasına çalışılması.
-AB ve uluslararası camia çerçevesinde
yapılacak girişimlerde kullanılacak söylemin Avrupa entegrasyonu
esprisini yansıtması.
-Hukuki imkanlardan maksimum derecede yaralanılması
ve girişim sürecinde Avrupa değerlerinin vurgulanması.
-Girişimin, Annan planının
parametreleri çerçevesinde olması. Rum tarafının bu
parametreleri benimsememesi durumunda müzakerelerin yeni bir zeminde
başlaması için girişimde bulunulması. (Bu yeni
girişimin en azından Türk tarafının Annan Planı ile
elde ettiği kazanımlardan bir geriye gidişi içermemesi.) Böyle
bir girişimin büyük bir direnişle karşılaşması
halinde, bu direnişe karşı tedbirlerin önceden belirlenmesi.
-Türkiye'nin yapacağı bu
girişimlerin AB ülkeleri nezdinde propaganda ve lobi yöntemleri
uygulanarak AB ülkeleri nezdinde çözüm isteyen taraf olarak itibar
kazanılması ve bu yolla Güney Kıbrıs Rum yönetimi üzerinde
baskı oluşturulmasının sağlanması. Tek tek
ülkelerle ve AB dışındaki uluslararası kurumlarla (örn.
İKÖ) ilgili ne tip bir diplomasinin yürütüleceğine dair detaylı
çalışmaların yapılması.(ABD, İngiltere gibi)''
MILLIYET
06/12/04
Papadopulos: Türkiye
bizi tanımak zorunda
AB Zirvesine kısa bir süre kala Rum
yönetimi, Türkiye'ye yönelik baskılarını artırıyor.
Rum lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Rum kesimini 17 Aralık öncesi
tanıması ısrarını sürdürürken "Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (Rum kesimi) tanımak yükümlülüğü
var" diye konuştu.
Rum basınına göre Papadopulos,
Türkiye'nin Rum kesimini tanıması gerektiğini belirterek, yeni
10 üyenin tanınmasının AB müktesebatında koşul olarak
yer alması konusunda AB'yi ikna etmeye çalıştıklarını
söyledi.
Papadopulos, Türkiye'nin Rum kesimini sadece 17
Aralık öncesi geçici olarak değil devamlı olarak
tanıması gerektiğini vurgularken "Eğer bundan önce ve
sonrası var olmayacaksa, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin
başlaması lehinde oy kullanmamızı sağlamak için bizi
geçici olarak tanıması anlamsızdır" diye konuştu.
YAKOVU:TÜRKİYE BÜYÜK BASKI ALTINDA
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Türkiye'nin Rum kesimini tanıması için "ciddi" bir
baskı altındk olduğunu söyledi.
Rum haber ajansına göre, Yakovo, Rum
yönetiminin 16-17 Aralık Zirvesi öncesi "tüm düzeylerde sessizce ve
çok yoğun bir biçimde" çalıştığını
söyledi.
Güney Kıbrıs'ı tanıması
için Ankara'ya baskı yapıldığını söyleyen Yakovu,
"Pozisyonumuzu açıklayacak değiliz.
Türkiye'nin, AB üyesi Kıbrıs'ı
(Rum Kesimi) tanıması için ciddi bir baskı altında
olduğunu biliyoruz" diye konuştu.
Yakovu, ABD Dönem Başkanı Hollanda
Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin yarın Rum kesimine
yapacağı ziyareti "çok önemli" olarak nitelendirdi.
MILLIYET
06/12/04
ABD'nin Türkiye'ye desteğinde
Kıbrıs koşul değil
ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Adam Ereli, AB'nin
Türkiye'ye Kıbrıs Rum kesimini tanımadan müzakere tarihi vermesi
konusunda, ABD'nin uzun süredir sahip olduğu tutumun
değişmediğini, bunun da Türkiye'nin AB'ye girmesine destek
vermek olduğunu belirtti.
Ereli, basın toplantısında AB'nin
Türkiye'ye tarih vermesine ilişkin bir soruya yanıt verdi. AB'nin,
"Türkiye Kıbrıs gibi bir AB üyesini tanımasa bile Türkiye
ile müzakerelere başlama tarihi verip vermemesi gerektiği"
yönündeki soruya Ereli, ABD'nin uzun zamandır açıklaya geldiği
konumunun ötesinde ekleyecek bir şeyi olmadığını
belirterek yanıt verdi. Ereli, ABD'nin AB üyesi
olmadığını, ancak Türkiye'nin AB'ye girişini
desteklediğini belirtirken, bunun koşulları ve
esaslarının AB ile Türkiye arasındaki bir konu olduğunu
vurguladı.
MILLIYET 07/12/04
Balkenende:
Türkiye, 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ta adım atmak zorunda
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiye'nin 17 Aralıktan önce
Kıbrıs'ın tanınması konusunda mutlaka bir adım
atmak zorunda olduğunu söyledi.
Balkenende, Atina'da Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin ardından,
Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa açıklamada,
AB'nin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve toplantısından önce,
Türkiye'den, Kıbrıs'ın Rum kesiminin tanınması
konusunda bir adım atmasını beklediğini kaydetti.
Türkiye ile katılım müzakerelerine
yeşil ışık yakılabilmesi için, bunu zorunlu
gördüklerini vurgulayan Hollanda Başbakanı Balkenende, şöyle
dedi:
''Türkiye'nin olası üyeliği üzerine
konuştuğunuz zaman, bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz.
Şu andaki durum böyle devam edemez. Perşembe günü bu konuyu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de konuşacağım.
Oyunun nasıl oynanması gerektiği
konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık ki; biz AB
olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz.
AB, şu anda Türkiye'nin Kıbrıs'ın tanınması konusunda
bir adım atmasını zorunlu görmektedir.''
ERDOĞAN: HASSASİYETLERİMİZİN
ÜZERİNE GİDİLMESİN
Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Baykal
17 Aralık zirvesiyle ilgili değerlendirmede bulunmak üzere biraraya
geldi. Toplantı sonucu AB üyesi ülkelere Tam üyelik tartışma
konusu yapılamaz mesajı verildi.
Toplantı sonunda Erdoğan Müzakere
süreci tam üyelikle neticelenecek süreç olmalıdırö derken, Baykal da
Kimse Türkiyenin tam üyelik perspektifi ile oynamasınö diye
konuştu.
CHP Genel Merkezinde biraraya gelen
Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve CHP
lideri Baykal 17 Aralıka giden süreci değerlendirdiler. Görüşme
sonrası yapılan basın toplantısında Başbakan
Erdoğan, Hükümetin oturmuş 3 ana ilkesi olduğunu belirterek,
Bunların birincisi müzakere süreci, tam üyelikle neticelenecek süreç
olmalıdır. İkincisi; başka bir karara imkan tanımayan
bir müzakare sürecinin başlamasıdır ve bunun tarihi 17
Aralıkta belirlenmelidir. Üçüncüsü de bizim siyasi 07/12/2004
Papadopulos, AB'ye bastırıyor:
Türkiye'yi bizi tanımaya mecbur bırakın
Güney Kıbrıs Lideri Tasos Papadopulos,
AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Peter Balkenende'den
Türkiye ile ilgili zirvenin sonuç bildirisine Türkiye'yi AB üyesi tüm ülkelerle
ilişkilerini normalleştirmeye çağıran bir ifade konulmasını
isteyecek.
Bu ifade ile Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımaya mecbur bırakılacağı
düşünülüyor.
Balkenende bugün Yunanistan ve Güney
Kıbrıs'a gidip, görüşmelerde bulunacak.
Papadopulos'un Balkenende ile yapacağı
görüşmede ayrıca, Türkiye'nin 'komşu ülkeleriyle iyi
ilişkiler içerisinde olma taahhüdünün' metinde kalmasını talep
edeceği ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından
tanınması için de somut takvim verilmesini' isteyeceği
sanılıyor.
Papadopulos 'Kıbrıs' sorununu BM'de
çözmeye karşı
Rum medyasında yer alan haberlere göre,
Papadopulos Kıbrıs sorunun BM şemsiyesi altında çözülmesine
karşı çıkıyor ve AB aracılığıyla çözüm
istiyor.
Papadopulos'un bu görüşlerini de Hollanda
Başbakanı Balkenende'ye iletmesi bekleniyor.
MILLIYET 07/12/2004
Talat: Papadopulos müthiş
pişkin
KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un referandumda Güney Kıbrıs'tan
zorla ''hayır'' çıkarttığına işaret ederek, ''Rum
liderin şimdi de müthiş bir pişkinlikle Türkiye ve KKTC'yi AB
normlarına uymaya çağırdığını'' söyledi.
Başbakan Talat, ''uluslararası
topluluğun Kıbrıs Türküne aktif destek veremediğini, ancak
dünyanın gerçekleri gördüğüne, uzun vadeli politikalar güdülmesi
halinde uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehine
oluşacağına inandığını'' kaydetti.
Talat, KKTC'de temaslarda bulunan Avrasya
Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) heyetini kabul etti.
ASAM'ın özellikle dış
ilişkiler konusunda önemli bir görev yaptığını
belirten Talat, geçmişte ASAM'ın çalışmalarından
birine kendisinin de katıldığını anımsattı.
Talat, önümüzdeki dönemde çok dikkatli olmak
gerektiğini, plan, program ve hazırlığı önceden
yapmanın önemli olduğunu, günübirlik, son anda alınan
kararların değil, önceden hazırlanmanın avantaj yaratacağını
vurguladı.
''Kıbrıs'ın çok önemli bir aşamadan
geçtiğini, Türkiye'nin AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla
ilişkilendirildiğini' ifade eden Talat, ''Rum tarafının
bunu hiç hakkı olmadan ve mahçup olması gerektiği halde
şiddetle kullandığını, pervasızca Türkiye'ye
çağrılarda bulunduğunu'' söyledi.
Papadopulos'un, ''referandumda yalana
dayalı müthiş bir propagandayla devlet imkanlarını da
kullanarak, BM ve AB yetkililerinin ve 'evet' taraftarlarının
televizyonlara çıkmasını engelleyerek, Güney
Kıbrıs'tan zorla 'hayır' çıkarttığını''
anlatan Talat, ''Rum liderin şimdi de müthiş bir pişkinlikle
Türkiye ve KKTC'yi AB normlarına uymaya
çağırdığını'' kaydetti.
Dünyanın bunları gördüğüne, ancak
çıkış yolu bulamadığına
inandığını dile getiren Talat, bu konuda meydana gelen
birikimin önemli olduğunu ve söz konusu olayların birikmeye devam
ettiğini, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde yeni uluslararası
iklimin Kıbrıs Türklerinin lehlerine oluşacağını
belirtti. Talat, ''Ben umutsuz değilim'' dedi.
Beklentilerinin çözüm olduğunu, ancak bunun
hayal kırıklığıyla sonuçlandığını
ifade eden Başbakan Talat, uluslararası toplumun Kıbrıs
Türküne aktif destek veremediğini, ama geleceğe dair doğru
politikaların ortaya çıkacağından umutsuz
olmadığını, bu politikaların Kıbrıs Türkü ve
Türkiye'nin lehine olacağını söyledi.
ASAM Başkanı Gündüz Aktan da,
görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, ziyaretlerinin
''bilgilenme'' amacını taşıdığını
belirterek, ''hem Türkiye, hem de KKTC'nin önemli aşamadan geçtiğini,
KKTC'de seçimin gündemde olduğunu, öte yandan Türkiye'nin AB
üyeliğinin gündemde bulunduğunu ve ambargoları kaldırmak
için çalışmaların sürdüğünü'' kaydetti.
''Hepsinin ötesinde Kıbrıs sorunun
çözümü konusunun bulunduğunu ve baskılar olduğunu'' dile getiren
Aktan, ''amaçlarının görüş almak ve yapabilecekleri bir şey
varsa katkı koymak olduğunu'' ifade etti.
MILLIYET 07/12/04
Rumlar KKTC'den götürülen salyangoza da
el koyuyor...
Rum polisi, Rumların KKTC'den
aldıkları salyangozlara dahi el koyarak Güney Kıbrıs'a
geçişine izin vermiyor.
Alithia gazetesinin haberine göre, Rum
Tarım Bakanlığı'nın talimatı üzerine Rum polisi,
sınır kapılarında KKTC'den Güney Kıbrıs'a
götürülmek istenen tarımsal ve hayvansal ürünlere el koyuyor.
Yasağın en küçük miktarlara dahi
uygulandığını yazan gazete, bu uygulamaya geçen Pazar günü
başlandığını duyurdu.
Mantar, salyangoz, bal ve balık için de
aynı yasağın bulunduğu belirtildi.
Gazete ayrıca, daha ucuz olduğu için
araçlarının benzin depolarını KKTC'de dolduran Rumlara da
sınır kapılarında para cezası verilmeye
başlandığını yazdı.
MILLIYET 07/12/04
KKTC eğitimde Rumları
tanıyor
Oshan
SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
TÜRKİYE'nin AB üyeliği için kritik önem taşıyan 17
Aralık zirvesine günler kala başta Kıbrıs Rum Kesimi olmak
üzere AB üyesi ülkelerin `Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
baskısı artarken, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı,
Güney Kıbrıs'taki eğitim merkezlerine denklik veriyor ve bu
okullarla ilgili işlemler gerçekleştiriyor. Milli Eğtim Bakanlığı'nın
Rum okullarında okuyan öğrencilere verdiği denklik belgeleri ve
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) tarafından
onaylanıyor.
GKK'nın askere alma işlemlerini
yürüten `ASAL Şube' erkek öğrencilerin askerlik işlemlerinde
KKTC MEB'nın onayı sonrasında işlem gerçekleştiriyor.
MEB'nın 'öğrencidir' diye onay vermesi durumunda askerlik
işlemleri tecil ediliyor. Asal Şube, KKTC dışındaki
ülkelerde okuyanların yanı sıra, çeşitli nedenlerden
dolayı öğrenimlerini Rum tarafında sürdürmeyi tercih eden KKTC
vatandaşlarını da, MEB'nın onayı sonrasında,
askerlik işlemlerinden muhaf tutuyor.
KKTC'DE ASKERLİKLE İLGİLİ
YASA MADDESİ
Yasaya göre, KKTC vatandaşı olan her
erkek askerlik görevini yerine getirmekle yükümlü. Eğitimlerine devam ettiklerini;
lise veya dengi okul müdürlükleri ya da Eğitim ve Öğretim
İşleri ile Görevli Bakanlığı'nın vereceği
resmi belgelerle kanıtlayan yükümlüler, eğitimleri bitinceye kadar
veya yaş sınırına ulaşıncaya kadar askerliklerini
erteleyebiliyor.
MILLIYET 07/12/04
KTHY, ocakta KKTC'nin
KTHY, YENİ
YILDA KKTC'NİN... Ülkemizin milli havayolu konumunda olan Kıbrıs
Türk Hava Yolları (KTHY), yeni yılın ilk ayında Türkiye'de
yapılacak ihale ile KKTC'nin malı oluyor.
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin Türkiye kanadındaki yüzde 50 hissesinin
ocak ayı çerisinde KKTC kurumları adına Türkiye'de kurulan ve
ihaleye katılacak olan Ada Havacılık ve
Taşımacılık Anonim Şirketi'ne devredileceğini
söyledi
Ali CANSU
Ülkemizin milli
havayolu şirketi konumunda olan Kıbrıs Türk Hava Yolları
(KTHY), yeni yılın ilk ayında Türkiye'de yapılacak ihale
ile KKTC'nin malı oluyor.
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun KIBRIS'a yaptığı açıklamada,
KTHY'nin Türkiye kanadındaki yüzde 50 hissesinin KKTC'ye devrinin ocak
ayı içerisinde yapılacak ihale ile KKTC kurumları adına
Türkiye'de kurulan ve ihaleye katılacak olan Ada Havacılık ve
Taşımacılık Anonim Şirketi'ne devredileceğini
söyledi.
4 Aralık
1974 tarihinde kurulan, 3 Şubat 1975 tarihinde ilk tarifeli seferini
gerçekleştiren ve 1981'de Londra seferlerine başlayan KTHY, 30
yıl aradan sonra gerçek sahibine kavuşuyor.
Halen 4 uçakla
Türkiye ve İngiltere'ye uçuş yapan KTHY, bünyesinde bulundurduğu
uçakları, ihalenin sonuçlanmasının ardından KKTC'nin
kurduğu Ada Havacılık ve Taşımacılık Anonim
Şirketi'ne devredecek ve artık bu şirket tarafından
yönetilecek.
İki önemli
hukuki sorunu aştık
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, KTHY'nin yüzde 50 hissesinin KKTC Maliye
Bakanlığı'nın, diğer yüzde 50 hissesinin de Türk Hava
Yolları'nın (THY) olduğunu anımsatarak, Türk Hava Yolları'nın
özelleştirme idaresine devredildikten sonra, hisselerin de Türkiye'deki
özelleştirme idaresine geçtiğini söyledi.
Özelleştirme
İdaresi'nin Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait kendi
hisselerini ihale yoluyla satacağını kaydeden uzun, KKTC olarak
yüzde 50 hisseye talip olduklarını açıkladı. Hisselerin
KKTC'ye geçmesiyle karşılarına iki hukuki durumun
çıktığını ifade eden Ahmet Uzun, şöyle
konuştu:
"Birincisi,
KKTC olarak yüzde 50 hisseyi biz alırsak uçuş hakkımız
olmaz. Çünkü, uçuş hakkının olabilmesi için Türkiye'ye veya
tanınmış bir ülkeye tescil edilen bir şirket olması
lazım. Başka bir ülkede bu tescili yapamayacağımıza
göre hisseleri alacak olan şirketin Türkiye'de tescil edilmesi lazımdır.
Çoğunluk hissesinin sahibi de bu şirket olması gerekir. Birinci
sorun bu idi. Bunu, şu anda aştık. Türkiye'de bizim
kurumlarımıza ait olan bir şirket kurdurduk. İsmi de Ada
Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi. Bu
şirket, ilaheye katılarak Kıbrıs Türk Hava
Yolları'nın Türkiye'deki hisselerini devralacak, ayrıca bu
şirket Türkiye'de kurulduğu için de uçuş hakkı
olacak."
İkinci
hukuki sorunun ise, ihaleye KKTC'nin Türkiye'de kurduğu Ada
Havacılık ve Taşımacılık Anonim Şirketi
dışında başka bir şirketin de katılma
olasılığı ve bu şirketin ihaleye
katıldığı zaman daha uygun bir teklif vermesi tehlikesinin
bulunması olduğunu kaydeden Uzun şöyle devam etti:
"KKTC
yasalarına göre hissedarların öncelik hakkı var. KKTC
yasalarında eğer iki kişi bir şirkete ortak ise ve
bunlardan bir tanesi hisselerini satacak ise hisseleri öncelikle
ortağına satmak mecburiyetindedir.
Ülkemizde böyle
bir yasal zorunluluk var. Ancak maalesef, Türkiye Cumhuriyeti'nin
yasalarında bu açık seçik belli değildir veya yoktur.
Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın ana sözleşmesinde de
açık seçik böyle bir hüküm yoktur. Dolayısıyla bunu da ortadan
kaldırmak için uzun bir zamandır hukuki zeminde olayı
tartıştık ve bir noktaya gelindi."
İhaleyi
biz alacağız
Bakan Ahmet
Uzun, 27 Aralık'ta Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın
olağanüstü genel kurulunun yapılacağını ve bu genel
kurulda KKTC yasalarında var olan bu öncelik hakkının
şirketin ana sözleşmesine konmasıyla önlerinde olan hukuki
sorunların kalkacağını söyledi.
Uzun,
"Dolayısıyla hissedarın öncelik hakkı olmuş
olacak. Burada tabii, hissedar kimdir? Şu anda KKTC Maliye
Bakanlığı'dır. Maliye Bakanlığı ihaleye
katılacak olan şirket değildir. Çünkü uçuş hakkı
yoktur. Uçuş hakkı Ada Havacılık ve
Taşımacılık Anonim Şirketi'nindir.
Dolayısıyla ortak değildir. Biz, bu yüzden elimizdeki bir
kısım hisseleri de Ada Havacılık'a devrediyoruz ve
kurduğumuz şirket her şeye ortak olacak. Ada Havacılık
ve Taşımacılık Anonim Şirketi ihaleye katılacak,
uçuş hakkı olacak, ortak olarak öncelik hakkı da onun olacak.
Biz, ihaleye bu şekilde hazırlanıyoruz. Tüm bu işlemleri ay
sonuna kadar yaptıktan sonra ihaleye çıkılacak ve
inanıyoruz ki, biz bu ihaleyi alacağız. Ya verdiğimiz
teklifle alacağız ya da öncelik hakkımızı kullanarak
alacağız. Aldıktan sonra Kıbrıs Türk Hava
Yolları, KKTC'nin ve kurumlarının malı olacak" diye
konuştu.
İhale ocak
ayında
İhalenin
2005'in ocak ayında yapılacağını kaydeden Ahmet Uzun,
ihalenin söylenilen aşamada gelişmesi durumunda Kıbrıs Türk
Hava Yolları'nın KKTC'nin malı olacağını söyledi.
Hisselerin
KKTC'ye geçtiği gün, o zaman başka bir tartışmaya kapı
açmış olunacağını ifade eden Ahmet Uzun,
konuşmasına şöyle devam etti: "Bu tartışma da
'Kıbrıs Türk Hava Yolları devletin elinde mi kalsın yoksa
özelleştirilsin mi? Nasıl özelleştirilsin? Halka mı
açılsın veya belli parçalara bölünüp turizmcilere, iş adamlarına,
sanayicilere, ihracatçılara mı paylaştırılsın?'
Toplum olarak bunları tartışacağız."
KIBRIS 07/12/04
Türkiye 'Kıbrıs'ı BM'de çözmek istiyor
8 Aralık, 2004 13:11:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü
Namık Tan, Türkiye ve KKTC'nin, Kıbrıs Rumlarını
tanıma konusunun ancak BM şemsiyesinde gerçekleştirilecek nihai
çözümün bir parçası olarak gördüğünü söyledi.
Tan, haftalık basını bilgilendirme toplantısında
'Kıbrıs' sorununa değindi.
Tan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat ve KKTC Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'ın katıldığı
istişare zirvesinde bu konunun masaya yatırıldığını
belirtti.
Tan, "Türk ve KKTC'li liderler tanıma konusunu ancak BM Genel Sekreteri'nin
iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı nihai çözümün bir parçası
olarak görmektedirler ve böyle bir çözüm için de aktif şekilde
çalışmaya kararlıdırlar'' dedi.
"Türkiye-ABD
ilişkileri yolunda"
Tan, Türkiye-ABD ilişkilerinin gerginleştiği yolunda
basında çıkan haber ve yorumların gerçekleri
yansıtmadığını söyledi. Tan, ''iki ülke arasında
köklü bir geçmişe, karşılıklı saygıya ve ortak
değerlere dayalı, çok boyutlu ilişkiler bulunmaktadır''
diye konuştu.
İkili ilişkilerin savunma, güvenlik, enerji, ekonomi, ticaret ve
bölgesel işbirliği gibi çok çeşitli alanları
kapsadığını vurgulayan Tan, iki ülkenin pek çok bölgesel
sorun karşısında ortak kaygıları
paylaştığını belirtti.
Rumlardan 'veto' uyarısı
8 Aralık, 2004 12:08:00 (TSİ) CNN TURK
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un başkanı
olduğu Demokratik Parti (DİKO) Başkan Vekili Nikos Kleantus,
Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi durumunda AB zirvesinde
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin AB ile müzakerelere
başlamasını veto etmesi gerektiğini iddia etti.
Kleantus, dün düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin
uzlaşmaz ve kışkırtıcı tavrını,
özellikle de 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımama tavrını
sürdürmesi durumunda veto hakkının kullanılması
gerektiğini savundu.
Kleantus, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasından bahsederken
diplomatik ilişkilerin kurulacağı ve Türkiye'nin Ankara'da
'Kıbrıs' elçiliği açılmasına izin vereceği gerçek
tanınmadan söz ettiklerini' belirtti.
"Rum
gemileri Türk limanlarına girebilmeli"
DİKO Başkan Vekili, Rum gemilerinin Türkiye limanlarına
girişine ve Rum uçaklarının Türkiye havaalanlarına
inişine izin verilmesi gerektiğini vurguladı.
Kleantus, Güney Kıbrıs'a karşı veto kullanılmaktan
vazgeçilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan geçtiğimiz hafta içinde AB dönem başkanı Hollanda 17
aralıkta yapılacak zirvedeki Türkiye metnine ilişkin bir taslak
hazırlamış ve taslakta Türkiye'nin müzakerelere başlamak
için 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği
vurgulanmıştı.
Rum Yönetimi: ABD, Türkiye için bize bir
şey iletmedi
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, ''Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayıp
başlamayacağının görüşüleceği 17 Aralık
zirvesinde Güney Kıbrıs'ın, kararı etkileyecek bir
davranış içine girmesine ABD'nin ciddi tepki göstereceğine
ilişkin Rum hükümetinin resmi bir bilgiye sahip
olmadığını'' söyledi.
Konuyla ilgili soruları yanıtlayan
Hrisostomidis, ''veto hakkının kullanılmasının Güney
Kıbrıs için olumsuz sonuçlar doğuracağı yönündeki
görüşlerin doğru olmadığını, ancak ABD'nin
Türkiye'nin AB perspektifini ve üyelik müzakerelerinin
başlamasını resmi olarak desteklediğini'' kaydetti.
''ABD'nin böylesi bir açıklama
yapmasının ters sonuç doğuracağını'' ifade eden
Rum sözcü, ''ABD'nin Türkiye'yi Avrupalı gibi davranmaya ikna etmesi
gerektiğini'' savundu.
Rum hükümetinin Atina'nın tam
desteğine sahip olduğunu ifade eden Hrisostomidis, Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in, ''Türkiye'nin uluslararası
kurallara uyması gerektiği, (Kıbrıs Cumhuriyeti)ni
tanımaması ve adadaki askeri varlığını devam
ettirmesinin, Avrupa Birliği'nin siyasi gerçekliğine ve felsefesine
uymayan bir paradoks olduğu'' yönündeki açıklamasını
hatırlattı.
Hrisostomidis, Karamanlis'in Kıbrıs
sorununu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova'da
yapacağı görüşmede ele alacağını kaydetti.
Hrisostomidis, Moskova'nın
tavrını Kıbrıslı Türkler lehine
değiştirdiği şeklindeki basında çakın haberlere
katılmadığını dile getirerek, ''Rusya ile
ilişkilerin her zaman samimi ve dostane olduğunu'' söyledi.
Öte yandan Rum Ulusal Konseyi, bugün
olağanüstü toplanarak, 17 Aralık AB zirvesi öncesinde son
gelişmeleri değerlendirecek.
DİKO: TANIMA OLMAZSA VETO HAKKI
KULLANILMALI
Bu arada, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
başkanı olduğu Demokratik Parti (DİKO) Başkan Vekili
Nikos Kleantus, ''Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi
durumunda AB zirvesinde (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin Türkiye'nin AB ile
müzakerelere başlamasını veto etmesi gerektiğini'' iddia
etti.
Kleantus, dün düzenlediği basın
toplantısında, ''Türkiye'nin uzlaşmaz ve
kışkırtıcı tavrını, özellikle de
(Kıbrıs Cumhuriyeti)ni tanımama tavrını sürdürmesi
durumunda veto hakkının kullanılması gerektiğini''
savundu.
Kleantus, ''(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin
tanınmasından bahsederken diplomatik ilişkilerin
kurulacağı ve Türkiye'nin Ankara'da (Kıbrıs) elçiliği
açılmasına izin vereceği gerçek tanınmadan söz
ettiklerini'' kaydetti.
''Rum gemilerinin Türkiye limanlarına
girişine ve Rum uçaklarının Türkiye havaalanlarına
inişine izin verilmesi ve uluslararası örgütlerde Güney
Kıbrıs'a karşı veto kullanılmaktan vazgeçilmesi
gerektiğini'' de ifade eden DİKO Başkan Vekili, ''bunların
(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin koşulları
olmadığını, Türkiye'nin AB ile imzaladığı
gümrük birliği anlaşması ve Kopenhag kriterlerinden
kaynaklandığını'' iddia etti.
MILLIYET 08/12/04
Kayıplar konusunda yeni bir adım
Bakanlar
Kurulu, Kıbrıs sorununun çözümünde önemli noktalardan biri olarak
görülen kayıplar sorunun aşılmasına yönelik yeni bir adım
atarak "Kıbrıs'ta Kayıp Kişiler Komitesi"'nin
çalışmalarına yardımcı olmak için altı
kişilik bir çalışma ekibi oluşturdu. Başbakan Talat,
Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren kararın, kayıp
dosyalarının daha detaylı ve kapsamlı incelenmesi ve kayıp
yakınlarına bilgi verilmesi amacıyla
alındığını söyledi
Anıl
IŞIK
Bakanlar
Kurulu, Kıbrıs sorununun çözümünde önemli noktalardan biri olarak
görülen kayıplar sorunun aşılmasına yönelik yeni bir
adım atarak "Kıbrıs'ta Kayıp Kişiler
Komitesi"'nin çalışmalarına yardımcı olmak için
altı kişilik bir çalışma ekibi oluşturdu.
Başbakan Talat, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren
kararın, kayıp dosyalarının daha detaylı ve
kapsamlı incelenmesi ve kayıp yakınlarına bilgi verilmesi
amacıyla alındığını söyledi
Cumhurbaşkanlığına
bağlı olarak faaliyet gösteren "Kayıp Kişiler
Komitesi"ne yardımcı olacak çalışma ekibi,
Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde
görev yapacak.
Bakanlar
Kurulu'nun söz konusu kararı, 26 Kasım 2004 tarihli, 175
sayılı Resmi Gazete'de yayınlandı.
Böylelikle
yılardır Cumhurbaşkanlığı bünyesinde
çalışan kayıplar komitesi çalışmalarına,
Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı da
dahil edilmiş oldu.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, KIBRIS'ın konuya ilişkin sorularını
yanıtladı.
"Kayıp
kişiler konusunda
yapılacak
çok iş var"
Başbakan
Talat, Kayıp Kişiler Komitesi'nin son dönemlerde oldukça yoğun
çalışmalar yaptığına işaret ederek, kayıp
kişiler konusunda yapılacak daha birçok iş bulunduğunu
söyledi.
Başbakan,
kayıp dosyalarının incelenmesi ve gerek Türk, gerek Rum
kayıp yakınlarına bilgi vermek için böyle bir çalışma
ekibi oluşturulmasına karar verildiğini söyledi.
Talat,
"Rum tarafınca bildirilmiş kayıp dosyaları var.
Bunların incelenmesi ve araştırmaların
derinleştirilmesi için bu ekibin kurulmasına karar verildi.
Kayıp Kişiler Komitesi'nde ileride mezar açma
çalışmalarında görev almak üzere böyle bir genişletme
yaptık" diye konuştu. Talat, çalışma ekibinin
oluşturulduğunu ve çalışmalarına
başladığını kaydetti.
Talat, güneyde
de aynı çalışma ekibinin oluşturulup
oluşturulmadığıyla ilgili soruya, "Bu konuda bir
bilgim yok. Böyle bir ekip orada çoktan faaliyet gösteriyor olabilir"
yanıtını verdi.
KIBRIS 08/12/04
Kıbrıs'ın tanınmasını zorunlu
görmekteyiz
AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkenende, sert
konuştu:
KATLANAMAYIZ...
Balkenende: Türkiye, 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ın
tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda. Olası
üyelik için bu böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki
durum böyle devam edemez. Oyunun nasıl oynanması gerektiği
konusunda konuşmak istemiyorum ama şu çok açık ki; biz AB olarak
şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz
AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende,
Türkiye'nin 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ın tanınması
konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda olduğunu söyledi.
Balkenende,
Atina'da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin
ardından, Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa
açıklamada, AB'nin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve
toplantısından önce, Türkiye'den, Kıbrıs'ın Rum
kesiminin tanınması konusunda bir adım atmasını
beklediğini kaydetti.
Türkiye ile
katılım müzakerelerine yeşil ışık
yakılabilmesi için, bunu zorunlu gördüklerini vurgulayan Hollanda
Başbakanı Balkenende, şöyle dedi:
"Türkiye'nin
olası üyeliği üzerine konuştuğunuz zaman, bu böyle olmak
zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam edemez.
Perşembe günü bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile de
konuşacağım. Oyunun nasıl oynanması gerektiği
konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık ki; biz AB
olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz, katlanamıyoruz.
AB, şu anda Türkiye'nin Kıbrıs'ın tanınması
konusunda bir adım atmasını zorunlu görmektedir."
KIBRIS 08/12/04
Başbakan
Mehmet Ali Talat, uluslararası topluluğun Kıbrıs Türküne
aktif destek veremediğini, ancak dünyanın gerçekleri gördüğüne,
uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde uluslararası iklimin
Kıbrıs Türklerinin lehine oluşacağına, dünyanın
geleceğe dair doğru politikalar ortaya çıkaracağına
inandığını belirtti.
Kuzey
Kıbrısta temaslarda bulunan Avrasya Stratejik Araştırmalar
Merkezi (ASAM) heyetini kabul etti. Görüşmede Başbakanlık
Müsteşarı Eşref Vaiz de bulundu.
ASAM
Başkanı Gündüz Aktan görüşme öncesinde yaptığı
açıklamada, ziyaretlerinin bilgilenme amacını
taşıdığını belirterek hem Türkiye, hem de
KKTCnin önemli aşamadan geçtiğini, KKTCde seçimin gündemde
olduğunu, öte yandan Türkiyenin AB üyeliğinin gündemde
bulunduğunu ve ambargoları kaldırmak için
çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Hepsinin
ötesinde Kıbrıs sorunun çözümü konusunun bulunduğunu ve
baskılar olduğunu belirten Aktan, amaçlarının görüş
almak ve yapabilecekleri bir şey varsa katkı koymak olduğunu
ifade etti.
Talat: Ben umutsuz değilim
Başbakan
Talat ise, ASAMın özellikle dış ilişkiler konusunda önemli
bir görev yaptığını kaydederek, geçmişte ASAMın
çalışmalarından birine kendisinin de
katıldığını belirtti.
Talat,
önümüzdeki dönemde çok dikkatli olmak gerektiğini kaydederek, plan,
program ve hazırlığı önceden yapmanın önemli
olduğunu, günübirlik, son anda alınan kararların değil,
önceden hazırlanmanın avantaj yaratacağını ifade etti.
ASAM gibi
düşünce kuruluşlarının çok katkısı olduğunu
dile getiren Talat, Kıbrısın çok önemli bir aşamadan
geçtiğini, Türkiyenin AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla
ilişkilendirildiğini, Rum tarafının bunu hiç hakkı
olmadan ve mahcup olması gerektiği halde şiddetle
kullandığını, pervasızca Türkiyeye
çağrılarda bulunduğunu kaydetti.
Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun referandumda yalana dayalı
müthiş bir propagandayla devlet imkanlarını da kullanarak, BM ve
AB yetkililerinin ve evet taraftarlarının televizyonlara
çıkmasını engelleyerek Güneyden zorla hayır
çıkarttığını anlatan Talat, Rum liderin şimdi de
müthiş bir pişkinlikle Türkiye ve KKTCyi AB normlarına uymaya
çağırdığını söyledi.
Talat,
dünyanın bunları gördüğüne, ancak çıkış yolu
bulamadığına inandığını, bu konuda meydana
gelen birikimin önemli olduğunu ve söz konusu olayların birikmeye
devam ettiğini, uzun vadeli politikalar güdülmesi halinde yeni
uluslararası iklimin Kıbrıs Türklerinin lehlerine
oluşacağını kaydetti. Talat, Ben umutsuz değilim
dedi.
Başbakan,
beklentilerinin çözüm olduğunu, ancak bunun hayal
kırıklığıyla sonuçlandığını,
uluslararası toplumun Kıbrıs Türküne aktif destek
veremediğini, ama geleceğe dair doğru politikaların ortaya
çıkacağından umutsuz olmadığını, bu
politikaların Kıbrıs Türkü ve Türkiyenin lehine
olacağını vurguladı.
Gündem yoğun olacak
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Arı Hareketi yöneticilerini kabul ederek, 17 Aralık
sonrası muhtemel gelişmeler hakkındaki görüşlerini
anlattı.
Doğu
Akdeniz Üniversitesiyle işbirliği içinde Kıbrıs
Politikaları Merkezini kuran ve 4-5 Aralık tarihleri arasında
DAÜ Kıbrıs Formu: 17 Aralık Sonrası Senaryolar konulu
formu düzenleyen Arı Hareketi yöneticileri, Başbakan Mehmet Ali
Talatı ziyaret etti.
Başbakanlıktan
verilen bilgiye göre, Kevan Abrahams (New York Belediye Meclis Üyesi), Susana
Cervantes (Şirket Direktörü), Gary Smith (Louisiana Eyalet Temsilcisi),
Amy Osborn (Şirket Sahibi), Amy Flachbart (George Nethercuttın
Baş Yardımcısı), Kymberly Messersmith (Amerikan Express
Başkan Yardımcısı), Hilery C. Tompkins (Hukuk
Danışmanı) ve Art Graham (Florida Şehir Meclis Üyesi)nin
de bulunduğu Arı Hareketi Grubunun, DAÜ Rektörü Halil Güven ile
birlikte gerçekleştirdikleri ziyarette Başbakan Talat,
Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı değerlendirdi.
Türkiyenin
Avrupa Birliği sürecini değerlendiren ve 17 Aralık tarihinin önemini
vurgulayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu
çözümlenmeli. Bunun aksini düşünen olamaz. Bu nedenle de, 17 Aralık
sonrası Kıbrıs sorunu yeniden gündeme gelecek ve biz
Kıbrıslıların gündemi yoğun olacak şeklinde
konuştu.
Gerek
Türkiye, gerek KKTC açısından hayati bir önem taşıyan 17
Aralık tarihi sonrasına ışık tutmak amacıyla
geçtiğimiz hafta sonu DAÜnde düzenlenen foruma katılan Arı
Hareketindeki Amerikalı temsilci ve üst düzey yöneticiler ülkeye
İstanbul bağlantılı olarak Ercan Devlet Havaalanı
üzerinden geldi.
(TAK)
YENIDUZEN 08/12/04
Türkiye, tanıma konusunda adım atmalı
AB Dönem Başkanı
Hollandanın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Türkiyeye
yeşil ışık yakılabilmesi için bunu zorunlu
gördüklerini belirtti.
Balkenende, 17 Aralık zirvesi
öncesinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulundu.
Balkenende, Türkiyenin 17 Aralıktan önce Kıbrısın
tanınması konusunda mutlaka bir adım atmak zorunda olduğunu
söyledi.
Atinada Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmesinin
ardından, Hollandalı gazetecilere yaptığı kısa
açıklamada, ABnin, gelecek hafta sonu yapılacak zirve
toplantısından önce, Türkiyeden, Kıbrısın Rum
kesiminin tanınması konusunda bir adım atmasını
beklediğini kaydetti.
ERDOĞAN
İLE KONUŞACAĞIM
Balkanende, Türkiye ile katılım müzakerelerine yeşil
ışık yakılabilmesi için, bunu zorunlu gördüklerini
vurgulayan Hollanda Başbakanı Balkenende, şöyle konuştu:
Türkiyenin olası üyeliği üzerine konuştuğunuz zaman, bu
böyle olmak zorunda. Başka türlü olamaz. Şu andaki durum böyle devam
edemez. Perşembe günü bu konuyu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile de konuşacağım. Oyunun nasıl oynanması
gerektiği konusunda konuşmak istemiyorum ama, şu çok açık
ki; biz AB olarak şimdiki durumun sürmesini kabul edemiyoruz,
katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiyenin Kıbrısın
tanınması konusunda bir adım atmasını zorunlu
görmektedir.
Atinadan sonra Kıbrısa giden
ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopuosla bir araya gelen Hollanda
Başbakanı, Kıbrısın çözümü zor bir konu
olduğunu belirtti. Kıbrıs Kopenhag kriterleri arasında
değildir diyen Balkenende, Bu konuda ilerleme sağlanması için
çaba harcıyoruz dedi.
Rum Yönetimi lideri Papadopulos ise, basın toplantısında veto
kelimesini kullanmamaya özen gösterdi. Türkiyenin müzakere tarihi almasını
istediklerini kaydeden Papadopulos, Ancak Türkiye de ilişkilerin
normalleşmesi yönünde adım atmalı dedi.
HOLLANDA BAŞBAKANI BALKENENDE GÜNEY KIBRISTA
Avrupa Birliği (AB) Dönem
Başkanı Hollandanın
Başbakanı Jan Peter Balkenende, Yunanistan ziyaretinin ardından
Güney Kıbrısa geldi.
Balkenende, Güney Kıbrısa
gelişinin ardından Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos
ile Cumhurbaşkanlığı Sarayında biraraya geldi.
Görüşme öncesinde açıklama
yapılmadı, sadece basın mensuplarının görüntü
almasına izin verildi. Görüşmeden sonra açıklama
yapılması bekleniyor.
Görüşmede, Avrupa Konseyinin
gündemdeki konular ve Türkiyeye AB ile müzakerelere başlama tarihi
verilmesine ilişkin gelişmelerin ele alınması bekleniyor.
Bu arada Rum basını, Rum
yönetiminin, AB Hollanda Başkanlığının dün
açıkladığı 17 Aralık AB zirvesine ilişkin ikinci
sonuç bildirgesi taslağından memnun olmadığını
yazdı.
Yeni sonuç bildirgesi
taslağının Rum yönetiminin tezlerini asgari düzeyde bile tatmin
etmediğini belirten Rum basını, Rum yönetiminin bu konudaki
hoşnutsuzluğunu Papadopulosun Hollanda Başbakanı
Balkenende ile görüşmesinde gündeme getireceğini yazdı.
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis
ise Rum hükümetinin sonuç bildirgesine (Kıbrıs) için bazı
olumlu unsurların dahil edilmesinin yöntemlerini
aradığını söyledi.
HALKIN
SESI 08//12/2004
AB, 'Kıbrıs' sorununu çözmede kararlı
9 Aralık, 2004 10:21:00 (TSİ) CNN TURK
17 aralık zirvesine yaklaşık bir hafta kala AB
dönem başkanı Hollandanın Dışişleri Bakanı
Bernard Bot, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanınmasıyla
ilgili sorunun zirveye kadar net olarak çözülebileceğini söyledi.
NATO dışişleri bakanları toplantısına
katılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Hollanda Dışişleri Bakanı Bot, Kıbrıs sorunu için
Türkiye ve Güney Kıbrısla temasların devam ettiğini
belirterek, AB Dönem Başkanlığının herkesi memnun
edecek bir formül bulacağına inancım tam dedi.
Güney Kıbrıs hükümeti, müzakereler başlatılmadan önce
Türkiye tarafından resmen tanınmayı talep ediyor.
Erdoğan:
"Güney Kıbrıs'ın tanınması ön şart kabul
edilemez"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Fransız Le Monde gazetesine
dün verdiği demeçte, "Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın
tanınmasını ön şart olarak kabul etmeyeceğini"
yinelemişti.
Erdoğan Le Monde'daki demecinde, ''sadece Birleşmiş Milletler
bizden Rum Kesimi'ni tanımamızı isteyebilir, bu konunun AB ile
ilgisi yok. Bunu 17 aralık tarihinden önce tartışmak
istemiyoruz, Kıbrıs konusu 17 aralık öncesi ortaya
atılamaz'' dedi.
Rum
basınında veto sesleri
Rum basınında ise, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanımaması halinde, Rum yönetiminin Türkiye'yle müzakerelere
başlanmasını veto edebileceği haberleri yer aldı.
Cyprus Mail gazetesinin haberine göre Rum yönetiminin Avrupa temsilcisi, birlik
üyelerine eğer Ankara bizi tanımazsa, istemediğimiz bir yola
girmek zorunda kalabiliriz" dedi.
Karamanlis ile Putin 'Kıbrıs'ı görüşecek
9 Aralık, 2004 12:02:00 (TSİ)CNN TURK
Resmi ziyaret için Moskova'da bulunan Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis bugün Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin ile görüşecek.
İki liderin görüşmesinin gündeminde iki ülke arasında ekonomi,
askeri ve enerji konularında işbirliğinin geliştirilmesi
konuları var.
Görüşme sırasında 'Kıbrıs' sorununun da masaya
yatırılması bekleniyor.
Rusya'nın
'Kıbrıs' politikası
Görüşme sonrasında, Rusya'nın Kıbrıs
politikasında değişiklik olup olmayacağı
açıklık kazanacak. Rusyadan Yunanistana petrol boru hattı
inşaa edilmesiyle ilgili proje de görüşmede ele alınacak.
Proje ile boru hattının, Rusyadan Bulgaristanın Burgaz
Limanına oradan da Yunanistanın Dedeağaç kentine uzanması
öngörülüyor. Rusya, bu projeyle petrol ihracatını İstanbul
boğaz trafiğine takılmadan gerçekleştirmeyi planlıyor.
|
Bot: Kıbrıs'ta tanıma sorunu çözülebilir |
|
|
Brüksel Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması sorununa, 17 Aralık'tan önce çözüm bulunabileceğini söyledi. Başbakan
Erdoğan'ın bu akşam Brüksel'de AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın Başbakanı Balkanende ile yapacağı
önemli görüşme öncesi Amsterdam'dan çarpıcı bir açıklama
geldi. Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması sorununa, 17 Aralık'tan önce
çözüm bulunabileceğini söyledi. Bot, Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin tanınması sorununa, "AB dönem
başkanlığının 17 Aralık'tan önce herkesi tatmin
eden bir çözüm bulabileceğini ve böylece Türkiye ile müzakerelere
başlanabileceğini" söyledi. Rum Yönetimi, AB ile
müzakereler başlatılmadan önce Türkiye tarafından resmen
tanınmayı talep ediyor. Türkiye ise adada nihai
çözüm olmadan Kıbrıs'ta tanınma olmayacağını
ilan etmişti. ZİRVE TAKVİMİ 17 Aralık'ta yapılacak
AB zirvesinin takvimi de belli oldu. Zirveye kadar yapılacak
toplantı takvimi şöyle: 9 Aralık: Başbakan
Erdoğan Brüksel'de AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
başbakanıyla biraraya gelecek. 9 Aralık: Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'i Kremlin'de kabul edecek. 9-10 Aralık:
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül kritik zirveden bir hafta
önce Brüksel'de NATO dışişleri bakanları
toplantısına katılacak. 10 Aralık: TOBB üst düzey
isimleriyle Brüksel'e çıkarma yapıyor. Avrupa Parlamentosu'nda Türk
günü düzenlenecek. 13 Aralık: AB
dışışleri bakanları zirve öncesinde son kez biraraya
gelecek. 14-15 Aralık: Avrupa
Parlamentosu Türkiye raporunu ele alacak ve oylayacak. 16-17 Aralık: AB Zirvesi
Brüksel'de toplanacak. Türkiye'ye müzakere tarihi konusunda nihai karar
burada verilecek. (Hürriyetim) |
|
HURRIYET 09/12/04
Rum-Yunan ABli Türkiye istiyor
Avrupa Birliği içinde Türkiyenin üyeliğini en fazla savunan taraf, Yunanistan ve Rum Yönetimi.
Çünkü Türkiyeyi
AB menzili içinde tuttukları sürece Kıbrıs ve Ege sorununun
çözümü için ellerinde koz bulundurabilecekler. ABde birçok kararın
oybirliği ile alınması, onlara Türkiye konusunda veto
hakkı getiriyor ve Ankaraya yönelik dayatmalar konusunda elleri
güçleniyor. Bu nedenle Türkiyenin üyelik süreci normal seyrini sürdürsün
istiyorlar.
TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında müzakerelerin
başlamasını gönülden isteyen ülkelerin başında
Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi geliyor. Müzakerelerin reddedilmesi,
ya da öne sürülen şartlar yüzünden doğabilecek krizden en çok
etkilenecek ülkeler, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi olacak.
Türkiyenin AB sürecindeki olası bir kesinti, Kıbrıs sorununun
çözümünü engelleyecek ve başta Egedeki anlaşmazlıklar olmak
üzere Yunanistan ile Türkiye arasındaki sorunları da
kalıcı hale getirecek. Halbuki, iki taraf arasındaki
ilişkilerin normal seyrinin sürmesi ve Türkiyenin AB üyeliğiyle
ilgili sürecin devamı, Yunanistan ve Güney Kıbrısa önemli
avantajlar getirecek. ABde bir çok kararın oy birliği ile
alınması, bu iki ülkeye Türkiye konusunda veto hakkı getiriyor
ve Ankaraya yönelik dayatmalar konusunda iki ülkenin eline büyük koz veriyor.
KIBRIS ÖN ŞART DEĞİL
Rum Kesimi, müzakerelerle ilgili karar öncesi, şu koşulları
ileri sürdü:
Rum yönetimi tanınsın,
Rum yönetimiyle gümrük birliği anlaşması imzalansın,
Türk liman ve havaalanları, Rum gemileri ve uçaklarına
açılsın,
Rum kesiminin uluslararası örgütlere katılımına veto
kaldırılsın,
Türk askerleri adadan çekilsin.
Çıtayı yüksek tutan Rum lider Tassos Papadopulosun Brüksele
ilettiği bu şartlar çok fazla dikkate alınmadı. Bu
şartların içinden sadece cımbızla biri çekildi ve mevcut
taslağa konuldu. O da, Türkiyenin üye ülkelerle olan gümrük birliği anlaşmasını,
25lerin tamamını da içine alabilecek şekilde imzalama
beyanından duyulan memnuniyet oldu.
Gerçi bu cümle, Türkiyede ABden Rumları tanı talebi olarak
algılandı ama, taslağı hazırlayanlardan bir yetkili,
müzakereler için Kıbrısın tanınmasının bir ön
şart olmadığını söyledi. Kıbrıslı Rum
yöneticiler de müzakereler öncesi böyle bir taleplerinin
olmadığını açıklamak zorunda kaldı. 17
Aralıkta müzakerelerin başlamasının tek şartı
Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi ve Kıbrıs konusu bu kriterler
içinde yer almıyor.
Gümrük Birliği ve Lahey yeterli
RUM YÖNETİMİ, 17 Aralıktaki kararda, Türkiyenin gümrük
birliğini 25lerin tamamını içine alacak şekilde
genişletmesi talebiyle yetinecekler. Müzakerelerin
başlamasının, Türkiyenin Güney Kıbrısı fiilen
tanıması anlamına geleceği yorumunu yaparak Rum
halkına, Müzakerelerin başlaması, veto
hakkımızın korunması anlamına geliyor. Türkiye
artık elimizde mesajını verecekler. Rumların veto
kartını 17 Aralıkta kullanması beklenmiyor.
YUNANİSTAN, 17 Aralık kararına, İyi komşuluk
ilişkileri çerçevesinde, sorunların çözümünün Lahey Adalet
Divanına götürülebileceğinin de eklenmesini talep etti. 1999un
Aralıkın da gerçekleşen Helsinki zirvesinde Türkiyeye
adaylık statüsü tanınırken, nihai bildiride, Ege sorununun
2004ün sonuna kadar çözümlenmemesi halinde ABnin konuya Lahey Adalet
Divanına götürülmesini önerebileceği yazılıydı.
HURRIYET 09/12/04
AB, 'Kıbrıs'
sorununu çözmede kararlı
17 aralık zirvesine yaklaşık bir
hafta kala AB dönem başkanı Hollandanın
Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'ı tanınmasıyla ilgili sorunun zirveye kadar net
olarak çözülebileceğini söyledi.
NATO dışişleri bakanları
toplantısına katılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Hollanda Dışişleri Bakanı Bot, Kıbrıs sorunu için
Türkiye ve Güney Kıbrısla temasların devam ettiğini
belirterek, AB Dönem Başkanlığının herkesi memnun
edecek bir formül bulacağına inancım tamö dedi.
Güney Kıbrıs hükümeti, müzakereler başlatılmadan
önce Türkiye tarafından resmen tanınmayı talep ediyor.
Erdoğan: "Güney
Kıbrıs'ın tanınması ön şart kabul edilemez"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise
Fransız Le Monde gazetesine dün verdiği demeçte, "Türkiye'nin
Güney Kıbrıs'ın tanınmasını ön şart olarak
kabul etmeyeceğini" yinelemişti.
Erdoğan Le Monde'daki demecinde, ''sadece
Birleşmiş Milletler bizden Rum Kesimi'ni tanımamızı
isteyebilir, bu konunun AB ile ilgisi yok. Bunu 17 aralık tarihinden önce
tartışmak istemiyoruz, Kıbrıs konusu 17 aralık öncesi
ortaya atılamaz'' dedi.
Rum basınında veto sesleri
Rum basınında ise, Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'ı tanımaması halinde, Rum yönetiminin
Türkiye'yle müzakerelere başlanmasını veto edebileceği
haberleri yer aldı.
Cyprus Mail gazetesinin haberine göre Rum
yönetiminin Avrupa temsilcisi, birlik üyelerine eğer Ankara bizi
tanımazsa, istemediğimiz bir yola girmek zorunda kalabiliriz"
dedi.
MILLIYET
09/12/04
Rumlar, Türkiye'nin
üyeliğini veto edip etmemeyi tartışıyor...
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
RUM Ulusal Konseyi, Rum yönetiminin 17 Aralık'a kadar izleyeceği
stratejinin ana hatlarını belirlemek üzere dün Kıbrıs Rum
Kesimi Lideri Tasos Papadouplos başkanlığında
toplandı. Papadopulos Konseye, 17 Aralık'taki Avrupa Birliği
zirvesi öncesinde AB ile ilgili bugüne kadar yapılan dış
temaslar ve ülke temsilcileri ile ilgili bilgi verdi ve gelişmelerle
ilgili görüş alışverişinde bulundu.
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis,
yaklaşık 2.5 saat süren Konsey toplantısı sonrasında
yaptığı açıklamada, Papadopulos'un konsey üyelerine şu
ana kadarki olgular ve 17 Aralık ışığı
altında yabancı yetkililerle yaptığı temaslar
hakkında bilgi verdiğini söyledi.
AKEL: PAPADOPULOS NE DERSE O OLUR
Papadopulos Rum tarafının resmi
tutumuyla ilgili net bir açıklama yapmaktan kaçınırken,
hükümetin küçük ortakları ve diğer küçük partilerden ise
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmaması
durumunda veto kartının kullanılması yönünde
açıklamalar geliyor. Söz konusu partiler veto ile ilgili güçlü bir cephe
oluşturdu.
Rum kesimindeki diğer siyasi partiler ise
konuyla ilgili farklı açıklamalarda bulunuyor. Hükümetin büyük
ortağı ve en büyük siyasi parti olan komünist AKEL, kararın
Papadopulos'a ait olduğunu duyurdu.
DİSİ: VETO TEHLİKELİ
BİR SEÇİM
Referandumda ''Evet'' kararı alan, ikinci
büyük parti konumundaki DİSİ'nin üst yönetimi ise parti içerisinde
veto yanlıları olmasına rağmen, veto uygulamasını
'tehlikeli bir seçim' olarak görüyor. DİSİ milletvekilleri 'Rum
hükümetinin, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB süreci ile yeniden
ilişkilendirilmesi yönündeki çabalarına destek verme' kararı
aldı.
DİKO: TÜRKİYE'NİN TUTUMU VETOYU
GEREKTİRİYOR
Papadopulos'un partisi Demokratik Parti'den
(DİKO) dün yapılan açıklamada, Türkiye'nin Rum yönetimini
tanımaması durumunda veto uygulanması yönünde görüş
belirtildi. DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus yaptığı
açıklamada, ''Türkiye aynı uzlaşmaz ve tahrik edici tutumunu
sürdürdüğü ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanınmamakta ısrar
ettiği sürece veto uygulanması gerektiğini'' belirtti.
EDEK: KENDİ KENDİMİZİ
ÇÜRÜTÜRÜZ
Sosyalist EDEK Partisi Başkanı
Yannakis Omiru da Türkiye'nin Rum yönetimini tanımamasının ve
Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin müzakere tarihi almasını
onaylamasının Rum yönetiminin kendi kendisini 'çürütme ve feshetmesi'
anlamına geleceğini savundu. Omiru, Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımaması durumunda Rumların Türkiye'yi veto
etmesi gerektiği ve Yunanistan'ın da bu karara destek
olacağını ümit ettiklerini belirtti.
RUM ORTODOKS KİLİSESİ:
TANIMAZLARSA TARİH ALAMAZLAR
Kıbrıs Rum kesiminde kararı
etkileyecek en önemli unsur olan Rum Ortodoks kilisesi de 'veto'dan yana. Baf Metropoliti
Hrisostomos, Papadopulos ile yapmış oldukları görüşmede,
veto uygulaması gerekiyorsa bunu Yunan hükümeti ile işbirliği
halinde yapmaları gerektiğini söyledi. Hrisostomos, ''Eğer
Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımazsa elbette tarih de
almayacaktır'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 09/12/04
Zirve
taslağı Rumlarda hayal kırıklığı
yarattı
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
RUM Kesimi lideri Tasos Papadopulos'un, AB Dönem Başkanı ve Hollanda
Başbakanı Jan Peter Balkenende'ye, Kıbrıs Rum Yönetiminin,
bu ay sonu yapılacak AB Zirvesi taslak sonuç bildirgesinde yer alan
ifadelerden dolayı hayal kırıklığına
uğradığını ifade ettiği açıklandı.
Rum Resmi Haber Ajansı'nın haberine
göre, Balkenende ile önceki gün Lefkoşa'da yapılan toplantıda,
Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ın Türkiye ile ilişkilerinin
normalleşmesi konusunu da gündeme getirdi. Kıbrıs Haber
Ajansı'nın adını açıklamadığı
kaynaklarına göre, Papadopulos, Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımasının, Kopenhag Kriterleri ile bağlantılı
olduğunu söyleyen yabancı hukuk uzmanlarının
görüşlerini sundu.
Jan Peter Balkenende ise Rum lidere,
Lefkoşa'nın tutumunun ve yabancı hukuk uzmanlarının
görüşlerinin farkında olduklarını belirterek,
Kıbrıs hükümetinin taleplerini mantıklı ve adil olarak
tanımladı.
Aynı kaynaklar, Balkenende'nin
Papadopulos'a, Avrupa Konseyi'nin taslak sonuç bildirgesinde, Kıbrıs
hususuna değinilmesinin gerekli olmadığını, Türkiye-AB
Gümrük Birliği için imzalanan Ankara Anlaşması'nın,
Kıbrıs dahil tüm yeni üyeleri kapsayacak şekilde
uyarlanmasının belirtildiğini açıkladı. Papadopulos'un
ise bu referansın yeterli olmadığı ve taslak sonuç
bildirgesinin Ankara ile Kıbrıs arasındaki ilişkileri
yumuşatacak bir referans içermesi gerektiğini ifade ettiği
belirtildi.
MILLIYET
09/12/04
Kıbrıs,
Hollanda ve Avrupa
BAŞBAKAN Erdoğan bugün Brüksel'de AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın Başbakanı Balkenende'yle akşam yemeğinde
buluşuyor. Konu belli, Hollanda'nın 17 Aralık zirvesi için
hazırladığı ikinci ve daha da kötüleştirilmiş
"taslağı" görüşecekler.
Abdullah Gül, daha önce sekiz madde halinde itirazlarımızı
bildirmişti. Şimdi Erdoğan itirazlarımızı dile
getirecek. Bunlardan biri Kıbrıs'la ilgili.
Hollanda'nın görüşlerini bizzat Başbakan Balkenende iki gün önce
açıkladı:
"Biz AB olarak Kıbrıs'ta şimdiki durumun sürmesini kabul
edemiyoruz, katlanamıyoruz. AB, şu anda Türkiye'nin
Kıbrıs'ın tanınması konusunda bir adım
atmasını zorunlu görmektedir."
Sayın Balkenende ya Kıbrıs meselesini ve AB'nin bu konudaki
taahhütlerini bilmiyor veya bilmezlikten geliyor.
* * *
TARİH 26 Nisan 2004... Genişlemeden Sorumlu Komiser Günter Verheugen
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda konuşuyor.
Özetle diyor ki:
- AB adadaki sorun çözülmeden Kıbrıs'ı üye almıyordu. Ama
başka yeni üyelerin alınması (Yunan vetosu yüzünden)
çıkmaza girince, 1999'da karar değiştirdik ve haliyle
Kıbrıs'ı almak zorunda kaldık.
- Kıbrıs'ı üye alırken, katılım
anlaşmasının 10. protokolünde, Annan Planı'nın
desteklenmesini şart koştuk ama Rum yönetimi buna saygı göstermedi,
Annan Planı'nı referandumda reddettiler.
- Güney Kıbrıs'ın ileri sürdüğü 'Türk tehdidi' gibi
korkular geçersizdir, saçmadır.
- Türkiye ve Kıbrıslı Türkler ise Annan Planı'nı ve
çözümü desteklediler, 'evet' dediler.
- Çözümü destekleyen Türk tarafının ekonomik izolasyonuna AB son
vermelidir. Kesintisiz ve ciddi bir mali yardım yapmalıyız.
Yeşil Hat, mal ve insan geçişine engel olmaktan
çıkarılmalıdır. AB, Kuzey Kıbrıs'ta bir
temsilcilik açacaktır.
* * *
SAYIN Balkenende; AB bu taahhütlerinden hangisini yerine getirdi?!
Neye, nasıl güvenelim?!
Dönem Başkanı olarak siz Rumlara "10. protokoldeki Annan
Planı'na destek şartına neden uymadınız" diye hiç
sordunuz mu?!
AB'nin "protokol"leri bu kadar kolayca çiğnenebilir mi?!
Türkiye'nin böyle bir Rum yönetimini tanıması
uzlaşmazlığın, AB kararlarını çiğnemenin,
uluslararası bir barış planını sabote etmenin
ödüllendirilmesi olmayacak mı?!
Rum yönetimini AB'ye almanızın ona Annan Planı'nı reddetme
cesareti verdiğini görmüyor musunuz?! Rum yönetimi şimdi de Türkiye
tarafından tanınmak gibi bir kazanım daha elde ederse, bundan
sonra çözüme niye yanaşsın?!
Sizin hem etik, hem AB ilkeleri bakımından politik ödeviniz,
Rumları tekrar Annan Planı çerçevesinde uzlaşmaya zorlamak
değil midir?
İngiltere'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hanney dün
yaptığı konuşmada, Rumların hâlâ çözümü nasıl
sabote etmekte olduğunu anlattı. The Independent gazetesinde
okuyabilirsiniz.
Bu kadar net bir konuda nasıl böylesine bir 'taraftar' tavrı
sergiliyorsunuz?
"Açık uçlu" teriminin beş altı yıl sonra "Bu
imtiyazlı üyeliğe kapı açmıştır" diye
yorumlanamayacağına nasıl güvenelim?
"Kalıcı kısıtlamalar"ı hangi hukuk
kuralına dayandırarak Türkiye'ye dayatıyorsunuz?
Neye, nasıl güvenelim?!
TAHA AKYOL
MILLIYET 09/12/2004
Yetti artık, AB
işin tadını kaçırıyor
BRÜKSEL.
Beklenen oldu. AB Başkenti Brüksel' de fırtınalar esmeye
başladı.
Dönem Başkanlığını elinde tutan Hollanda'nın
yapmaya çalıştığı iş çok güç.
16 Aralık gecesi, 25 Hükümet ve Devlet Başkanı Brüksel'de bir
yemek masasının etrafında toplanacaklar ve Türkiye'ye verilecek
yanıtı konuşacaklar. Tabii, 25 kafadan ayrı bir ses
çıkarsa karmaşa daha da artacak. Bundan dolayı, Hollandalı
dönem başkanlığı ortak bir metin hazırlamaya
çalışıyor. Daha doğrusu, 25 ülkenin çoğunluğunun
kabul edebileceği, ortak bir uzlaşı metni arıyor.
Kıyametler de bundan kopuyor. Zira hemen herkesin, farklı nedenlerle
Türkiye ile bir hesabı var.Böylesine önemli bir aşamadayken de, eski
alacaklarını tahsil edebilmek için kuyruğa girenler
artıyor.
Rumlar, bedavadan Kıbrıs'ın üstüne yatmak istiyorlar.
Yunanlılar Ege'yi kurtarma çabasındalar.
Fransa, işi uzatacak ve tam üyeliğin
sulandırıldığı izlenimi verecek bir formül
peşinde.
Almanya Türk işçilerini engellemeye çalışıyor.
İskandinavların hesabı Kürtlerle ilgili.
Bazıları da, Türkiye'yi dışarda tutma opsiyonunu
kaçırmak istemiyor.
Tam bir karmaşa, tam bir pazarlık.
Eskiden bu tip pazarlıklar 9 veya en son olarak 15 ülke lideri
arasında yapılırdı. Nispeten daha kolaydı. Şimdi
sayı 25'e çıkınca işler çok karıştı. 25'ler
ilk defa böyle büyük bir karar alma denemesine giriyorlar. Dolayısiyle,
büyük sıkışma var.
Hollanda sıkışmış durumda. Allahtan bu
pazarlığı, son derece deneyimli ve sorumluluk duygusu olan bir
Başbakan ve Dışişleri ekibi yapıyor. Aksi halde Ankara
darmadağın olabilirdi.
25 üye arasındaki bu pazarlıklar 16 Aralık akşamına
kadar sürecek. Eğer görüş birliğine varılırsa ne ala,
sorun kalmaz. Ancak sonuç çıkmaz ve herşey liderlerin 16
Aralık'taki son yemeğe kalırsa, iş çığrından
çıkabilir. Hatta 17 Aralık günü dahi bitmeyebilir.
AB TEHLİKELİ BİR OYUN OYNUYOR.
25 ülke Türkiye ile tehlikeli bir oyun oynuyor.
Kabul ediyorum, bu kulübe girmek isteyen Türkiye'dir. AB, Türkiye kulübüne
girmemektedir. Ancak, ortaya öylesine şişirilmiş faturalar
çıkarılıyor ki, sanki Türkiye'nin sabrını
taşırmak ve Tayyip Erdoğan'ın Kasımpaşalı
yanını tahrik edip, kapıyı kurup ayrılmasını
sağlamak için hareket ediliyormuş izlenimi doğuyor.
Brüksel'de bazı AB çevrelerindeki hava, Türkiye'nın başka
seçeneği olmadığı ve ne koşul getirilirse getirilsin
kabul edeceği şeklinde.
Bundan daha büyük bir yanılgı olamaz.
Ankara'daki AB üyesi ülkeleri Büyükelçilerinin alarm zilleri çalmaları ve
kendi Başkentlerini uyarmaları gerekir. Tayyip Erdoğan
Kasımpaşalıdır ve
Kasımpaşalılığını da göstermekten pek
kaçınmayan bir liderdir. Türk kamu oyunda AB yanlısı çevrelerde
dahi giderek "yetti artık, işin suyunu
çıkarıyorsunuz" diyenlerin sayısı giderek
artmaktadır.
Bizlerin İngiliz, Alman veya İskandinav
soğukkanlılığına sahip bir toplum
olmadığımız herhalde biliniyordur. Pire için yorgan
yaktığımız çok olay vardır. Üstelik bu tip tepkilerin
mantıklı bir tutarlığı da olmayabilir.Ancak yelkenleri
atar, ipleri kolaylıkla koparabiliriz. Belki yarın pişman
olabiliriz, ancak sabrımız taşınca da gözümüz birşey
görmez.
AB yetkilileri belki farkında değiller, ancak Türk toplumu işte
bu noktaya geliyor. Tayyip Erdoğan'da bunun farkında olduğu için
gittiçe geriliyor. Kasımpaşalılık sinirleri geriliyor.
Brüksel'de gördüğüm tüm AB yetkililerini bu tehlikeye karşı
uyarıyorum. Gerçekten bu ortamı ciddiye almalılar. Bu
havanın basit bir pazarlık oyunu, karşılıklı
yalancı bir pozisyon kapma gösterisi olmadığını
bilmeliler.
Eğer Türkiye'nin nasırına basmak
isteniyorsa...Nasırını acıtıp bağıtmak
niyeti varsa, Avrupa Birliği bu yolda devam etmeli. Ancak, sonradan
karşılıklı ağlamamak koşuluyla...
Bu köşeyi izleyenler, benim Türkiye- AB ilişkilerine ne kadar önem
verdiğimi bilirler. Aynı şekilde herkesin bilmesi gerekir ki,
Türkiye'nin sonucu tam üyelik olmayabileceği izlenimi veren bir süreci
kabul etmemekte hakkı vardır.
Bu gerçekleri , özellikle Ankara'daki 25 ülke Büyükelçilerine ve Brüksel'de bu
köşeyi hergün okuduklarını bildiğim Komisyon ve Konsey
yetkililerine, çok geç olmadan hatırlatmak isterim. Şu anda
ateşle oynanmaktadır ve ateşle oynamak, kimseye bir yarar
getirmeyecektir.
Belki kasten belki bilmeden, Türk toplumunun sabrı abartılı
şekilde gerdirilmektedir.
Tehlike zilleri çalmaya başlamıştır.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 09/12/2004
Gül: Kıbrıs'ta
çözüm olmadan tanıma da olmaz
09/12/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARABRÜKSEL -
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 17 Aralık öncesi AB ile
temaslarda 'sıkıntı' yaşandığını
doğruladı ve nedeni "AB'nin Türkiye'nin önüne haksız
talepler getirmesi" dedi. Gül sıkıntıları dün
akşam Brüksel'de görüştüğü AB Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn'e de aktardı.
NATO dışişleri bakanları sonbahar toplantılarına
katılmak için Brüksel'e giden Gül, havaalanında
yaptığı açıklamada, AB'den taleplerin Kıbrıs
konusunda yoğunlaştığını belirtirken, "Nihai
çözüm olmadan Rum kesimini tanımayız" dedi. Kıbrıs
için BM'yi adres gösteren Dışişleri Bakanı, "Önce
Genel Sekreter'in raporu, Güvenlik Konseyi'nde incelensin, biz
adımlarımıza devam ederiz. Haksız taleplerde
bulunulmasın." diye konuştu.
Son olarak Hollanda'nın Avrupa İşleri Bakanı Atzo
Nicolai'nin Ankara'ya geldiğini hatırlatan Gül, "Ankara, Brüksel
ve Lahey arasında 17 Aralık'a dek yoğun istişareler olacak.
Bu, işin yapısı gereği böyledir" dedi.
Sağlıklı
ortaklık
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı
ikinci karar taslağını Nicolai'nin ziyareti öncesi
aldığını belirten Gül, taslağın Ankara'ya
yaşattığı sıkıntıyı şöyle anlattı:
"AB ile ortaklığın sağlıklı olması
lazım. AB'nin sıkıntıları, Türkiye'nin beklentileri
var. Türkiye büyük bir üye olacak. Dolayısıyla etkilerimiz tabii ki
diğer ülkelerden farklı olacak. Ama bunların hiçbiri,
atılan imzalara, verilen sözlere, dokümanlara, defalarca
tekrarladığımız niyetlere ters olmaz. Türkiye'nin beklentisi,
tam üyelik perspektifi açık, net olacak biçimde müzakerelere
başlamaktır." Gül, müzakere sürecinin sürdürülebilir
olmasına da büyük önem verdiklerini ifade etti.
Sıkıntılar
Rehn'e iletildi
Gül, akşam saatlerinde Brüksel'de AB Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn'le bir araya geldi. Duyulan
rahatsızlığı gündeme getiren Gül, "açık ve net
tarih" beklentisini tekrarladı. Komisyon ise Türkiye'nin müzakerelere
başlaması konusunda olumlu ve açık bir karar
çıkacağına inandığını iletti. Türkiye'nin
rahatsızlığına hak verdiğini ileten Komisyon,
"Metinde bazı iyileştirmelere gidilebilir ancak esas olan tarih
verilip müzakerelere başlanmasıdır" mesajını
verdi. Rehn, üyelik dışı yaklaşımların da kabul
edilemez görüldüğünü belirtti. Gül bugün de İspanyol, İtalyan ve
Alman meslektaşlarından destek arayacak.
Taslakta denge zor
bozulur
Bu arada dün yapılan AB Daimi Temsilciler Komitesi toplantısında
uzlaşı çıkmadı. AB kaynakları Rumların
tanıma konusunda bastırdıklarını ve son
taslağın ileri götürülmesini istediklerini belirtti Diğer
konularda ise ikinci taslakla belli bir denge oluştuğunu ve
geniş çaplı değişiklik beklenmediği kaydediliyor.
Hollanda
Rumları uyardı
Balkenende, Rum lideri Papadopulos'a AB
zirvesi için, 'Türkiye'den tanınma istemeyin, zaten çok şart
koştuk' tavsiyesinde bulundu. Papadopulos ise veto kartını
kullanabileceğini ima etti
09/12/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı
Jan Peter Balkenende, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a 17
Aralık'daki AB zirvesinde çıtayı yüksek tutmamasını
tavsiye etti. Rum basınındaki haberlere göre, Balkenende önceki gün
adada görüştüğü Tasos Papadopulos'a "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği
Anlaşması ile sağlanıyor. Zirve kararlarında
Kıbrıs'a ismen değinilmesine gerek yok" dedi.
Hollanda liderinin, Rum liderine tanınma konusundaki görüşlerini
anlayışla karşıladığı ancak Türkiye'ye zaten
çok şart koşulduğunu ve yeni şartlar sürülemeyeceğini
söylediği belirtiliyor. Sorulduğunda Rum Sözcü Kipros
Hrisostomidis'in yalanlamadığı haberlere göre, Papadopulos,
Hollanda'nın hazırladığı ikinci taslakla ilgili
düş kırıklığını dile getirdiyse de,
Balkenende, Rum Kesimi'nin taslakta belirtilenlerden öte bir ifade beklememesi
gerektiğini anlattı. Balkenende'nin "Türkiye'den tanınma
konusunda yakın gelecekte fazla bir şey beklemeyin" dediği
kaydedilirken, Hollanda başbakanının AB zirvesi
kararlarında Kıbrıs'ın dahil edilmesi niyetinde
olmadığını söylediği belirtildi. Buna
karşılık Papadopulos'un "Kıbrıs'ın
tanınması Kopenhag Kriterleri kapsamında. Ayrıca,
Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerini düzeltmesi gerektiği
zirve kararlarında yer almalı" dediği, talepleri
karşılanmazsa veto ihtimalini açık bıraktığı
savunuldu.
AB zirvesi
Bu arada Rum Milli Konseyi, AB zirvesinde izleyeceği stratejinin ana
hatlarını belirlemek üzere dün Papadopulos
başkanlığında toplanırken, siyasi partiler Türkiye'yi
veto konusunda farklı farklı tavırlar açıkladı.
Hükümetin büyük ortağı komünist AKEL partisi, bu konuda verilecek
kararın Papadopulos'a ait olduğunu duyururken, ikinci büyük parti
DİSİ vetoyu 'tehlikeli bir seçim' diye niteledi. Papadopulos'un
partisi DİKO ile sosyalist EDEK veto yönünde görüş belirtti. Rum
Ortodoks kilisesi ise Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa veto
uygulanmasını istedi.
Hukuki değil "ticari" tanıma
Türkiye
basınına da yansıyan "gizli" belgelerin ardından
elde edilen bilgilere göre, 1 Kasım 2004 tarihinden itibaren, Türkiye'den
Güney Kıbrıs'a yapılacak ihracatlarda düzenlenen gümrük
beyannamesine ülke olarak Güney Kıbrıs ya da "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ibareleri değil, sadece "Kıbrıs"
ibaresi yazılacak
Türkiye
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın
aldığı karar sonrası, Türkiyeli işadamları
kolları sıvadı. Yapılan yeni düzenleme ile Güney
Kıbrıs'la ihracatın yolu açıldı. Bu noktadan hareket
ederek İstanbul Konfeksiyon ve Tekstil İhracatçıları
Birliği'ne başvuran bir üye, Kıbrıs'a ihracat yapmak
istediğini bildirdi
l Gümrük
beyannamelerinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"yerine
"Kıbrıs" yazılması konusunu değerlendiren
Türkiye AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur,
" 'Kıbrıs Cumhuriyeti' denilirse, bu angaje olmak anlamına
gelebilir" görüşünü savundu
Hüseyin
EKMEKÇİ
Avrupa
Birliği ile Türkiye arasında 17 Aralık sonrası
başlatılması beklenen müzakereler öncesi "ana kriter"
haline gelen "Kıbrıslı Rumların kontrolündeki
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" siyasi olarak tanınması
konusunda temkinli davranan Türkiye, "ekonomik tanınma"
noktasında ise önemli bir adım attı.
Yapılan
yeni düzenleme ile Güney Kıbrıs ile ithalat-ihracatın yolu
açıldı ve Türkiye'nin fiili olarak uyguladığı
"ticari ambargo" kaldırıldı.
Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'ndan Dış Ticaret
Müsteşarlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne
(TOBB) gönderilen "gizli" ibareli yazıda,
Kıbrıs'ın Rum kesimine yönelik ihracat işlemleri ile ilgili
bilgi verildi.
Bu yazıdan
hareketle yola çıkan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, üye odalara
gönderdiği yazıda ise TC Bakanlar Kurulu'nun 2004-7895
sayılı kararı uyarınca Güney Kıbrıs'ın
"Kıbrıs" adı altında 1 Mayıs 2004 tarihinden
geçerli olmak üzere Türkiye ile AB arasında oluşturulan Gümrük
Birliği Anlaşması'na dahil edildiğini hatırlatarak, bu
çerçevede Güney Kıbrıs'a yönelik ihracat işlemleri ile ilgili
Dış Ticaret Müdürlüğü ile temasa geçilmesi, ilgililerden
alınacak bilgiler doğrultusunda işlem yapılması
istendi.
Güney
Kıbrıs ya da "Kıbrıs
Cumhuriyeti"
değil, "Kıbrıs"
Türkiye
basınına da yansıyan "gizli" belgelerin ardından
elde edilen bilgilere göre, 1 Kasım 2004 tarihinden itibaren Türkiye'den
Güney Kıbrıs'a yapılacak ihracatlarda düzenlenen gümrük
beyannamesine ülke olarak Güney Kıbrıs ya da "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ibareleri değil, sadece "Kıbrıs"
ibaresi yazılacak.
Aynı
şekilde Güney Kıbrıs'tan Türkiye'ye yapılacak ihracatta da
malın geldiği ülke olarak gümrük beyannamesinde
"Kıbrıs" ibaresi kullanılması gerekiyor.
"Kıbrıs
Cumhuriyeti" ya da Güney Kıbrıs ibaresinin yer
aldığı beyannameler, hiçbir şekilde kabul edilmeyecek.
İlk talep
İstanbul'dan
Türkiye
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın
aldığı bu karar, Türkiye ve Kıbrıs'ın güneyinde
ve kuzeyinde tartışılırken, işadamları ise
boş durmuyor.
Türkiye
Dış Ticaret Müsteşarlığı'na göre yapılan
yeni düzenleme ile Güney Kıbrıs'la ihracatın yolu
açıldı. Bu noktadan hareket eden İstanbul Konfeksiyon ve Tekstil
İhracatçıları Birliği'ne başvuran bir üye,
Kıbrıs'a ihracat yapmak istediğini bildirdi.
Bu arada,
Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı hukuki temelde tanımaması
nedeniyle bu yönde bir girişim yapılarak ara formül üretildiği
belirtiliyor.
Türkiye'de
farklı görüşler var
Türkiye ile
Kıbrıslı Türkleri dışlayacak bir şekilde
Kıbrıslı Rumların kontrolündeki
"Kıbrıs" ya da "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
ticari ilişkiye girecek olması, Türkiye'deki sanayi ve ticaret
çevrelerini ikiye böldü.
Kıbrıslı
Türklerin ithalat-ihracatta en önemli temas merkezi olan Mersin'de örgütlü
bulunan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu,
Kıbrıslı Türkler üzerinden güneyle temasa geçilmesini
savunurken, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu, Güney
Kıbrıs'a nelerin satılabileceği noktasında
çalışma başlattı bile...
Kadri
Şaman: KKTC pas geçilmemeli
Mersin Sanayi ve
Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kadri Şaman, Güney
Kıbrıs'a resmi ihracatın başlamasının Türkiye'nin
bindiği dalı kesmesi anlamına geldiğini söyledi.
İki
yıldır KKTC ile ticareti canlandırmak için
çalıştıklarını kaydeden Şaman, "Bu konularda
ulusal çıkarları ön planda tutmalıyız. KKTC'yi pas
geçmemeliyiz. Elbette bu düzenleme ekonomi açısından önemlidir. Ancak
siyasi açıdan sıkıntı yaşanabilir" dedi.
Ege'de
görüş farklı
Bu arada, Ege
Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Salih Esen ise farklı bir
görüş ortaya koydu. Esen, bu düzenlemenin Türk sanayicisi için yeni bir
ufuk açacağını söyledi. Güney Kıbrıs'ın Türkiye
için iyi bir pazar konumunda olduğunu dile getiren Esen, "AB üyesi
olan ve ulusal geliri sürekli yükselen Güney Kıbrıs, Türkiye için
önem taşıyor. Bugüne kadar resmi ihracatımız yoktu.
Şimdi böyle bir imkanımız var. Güney Kıbrıs'a
tarım, inşaat malzemesi, turizm ekipmanları ve bazı tüketim
ürünlerini satabiliriz" ifadesini kullandı.
Ticaret
Odası gelişmeleri endişeyle izliyor
Türkiye'de
yaşanan bu gelişmeler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası
tarafından endişeyle izleniyor.
Türkiye ile
Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanacak bir ticaret
ilişkisinde Kıbrıslı Türklerin "köprü" vazifesi
yapabileceğini ifade eden Kıbrıs Türk Ticaret Odası,
"Türkiye ile Güney Kıbrıs'ın ticarete başlaması
Kıbrıslı Türklerin yaratmaya çalıştığı
ekonomiye darbe vurur" görüşünde.
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Damdelen,
Kıbrıslı Türklerin dışarıda kalmaması için
başta CTP-DP hükümeti olmak üzere yetkili makamların adım
atması gerektiğini söyledi.
İlk etapta
serbest ticaretin başlaması gerektiğini anımsatan Damdelen
şunları söyledi:
"Ürünlerin
ada içerisinde serbest dolaşımına olanak sağlayacak
düzenlemelerin hayata geçmesi gerekiyor.
Gümrük
oranları ise AB ile uyumlaştırılmalı. Böylelikle
haksız rekabeti sağlayacak önemli bir faktör ortadan kalkacak. Rum
tarafına Türkiye'den gelen bir mal, gümrük vergilerindeki oranlar
nedeniyle güneyde daha ucuza satılabilecek.
Fonlarla
korunan bazı ürünler var, bunlar da kaldırılmalı ve fonlar
sıfıra çekilmelidir. Bu tedbirler alınmaz, bir takım
yasalar bir an önce hayata geçirilmezse, güney pazarı, kuzey
pazarını kendine çekecek noktaya ulaşacak."
Uzmanlara göre
"fiili tanıma"
Türkiye, AB
Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur, Türkiye ile
Güney Kıbrıs arasında resmi ticaretin
başlamasının hukuki olarak bir tanıma anlamına
gelmediğini, fiili bir durumun yaratıldığını
kaydetti.
Bu güne kadar
gelişmeler hakkında bilgi veren Günuğur, "Türkiye, Gümrük
Birliği'ne girdikten sonra AB'ye tam üye olacak ülkelerle Gümrük
Birliği bazında düzenlemeler yaptı. 1997-2004 döneminde
yapılan tercihli ticaret anlaşmalarına Kıbrıs dahil
edilmedi. Anlaşılan bir süre önce, ticari ilişkileri
geliştirmek için 'de facto' (fiili) bir başlangıç yapıldı"
dedi.
Gümrük
beyannamelerinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne,
"Kıbrıs" yazılması konusunu değerlendiren
Türkiye AB Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur,
" 'Kıbrıs Cumhuriyeti' denilirse, bu angaje olmak anlamına
gelebilir" görüşünü savundu.
KIBRIS
09/12/04
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
8 Aralık 2004 ABnin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle
kaldırıldı ayrıca Türkiyeye tam üyelik yerine özel bir
statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi. |
AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin (COREPER) dün
Belçikanın başkenti Brükselde yaptıkları toplantıda
17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesi taslağı bir kez daha
tartışıldı.Üçüncü kez gözden geçirilen taslak belge sabah
saatlerinde netleştirildi ve üye ülkelere gönderildi. Üçüncü taslakta
Türkiye lehine iki önemli değişiklik bulunuyor.
Birincisi ABnin kültürel değerleriyle ilgili
olan paragraf tamamiyle kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiyenin
ABnin kültürel değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de
belgeden çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiyeyi
rahatsız ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiyenin ABye uyum
sağlayamayacağı, sanki kültürel açıdan Avrupalı
olmadığına dair bir izlenime sebep oluyordu.
Türkiye açısından önem teşkil eden ikinci
unsur ise yine, müzakerelerle ilgili olarak müzakerenin ucunun açık
olduğuna dair ifade. NTVye ulaşan bilgilere göre, sonuç bildirgesi
taslağından, Genişleme sürecinde, ABnin yeni üyeleri entegre
etme kapasitesi hesaba katılmalıdır şeklindeki ifade
atıldı.Türkiye adına nihai amacı tam üyelik olan
müzakerelerin sonucu konusunda bulanıklığa yol açan ve Avusturya
ile Danimarkanın ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil
edilen ifade; Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollandanın
girişimleriyle taslaktan çıkarıldı.
Bunun yanında Türkiyeye yönelik olarak özel
bir statünün veya özel bir algılamanın olmaması gerektiği
belirtiliyor ve 1997deki Lüksemburg zirvesini de ABne aday 12 ülke için de
aynı yönde bir karar alındığı dile getiriliyor.
KIBRIS PARAGRAFINDA DEĞİŞİKLİK YOK
Üçüncü nokta da Lahey ile ilgili. Türkiyenin Ege
sorununun çözümü konusunda Lahey Adalet Divanına gitmesi gerektiği
ifade ediliyor ve bu konuda da Helsinki Sonuç Bildirgesinin 4üncü
paragrafına atıfta bulunuluyor. Bu da Türkiye açısından
büyük önem teşkil ediyor.
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise
herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu da Türkiye
açısından önem teşkil eden bir unsurlar arasında yer
alıyor. Gerek dönem başkanı, gerekse ABnin ağır
toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu paragrafta herhangi bir
değişiklik yapılmasını talep etmediler.
Rum kesimi, bu konuyu bakanlar düzeyindeki
toplantıda yeniden gündeme getireceğini dile getirdi.
|
Annandan Kıbrıs için yeni girişim |
|
|
|
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın 2005te Kıbrıs sorununun
çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak amacıyla ön
hazırlık yaptığı bildirildi. |
|
|
|
NTV |
9 Aralık 2004 Rum basınına göre Annan, BM Kıbrıs
ofisinin yeniden faaliyete geçirilmesi için ödenek talep etti.
Rum gazeteleri, taraflar arasındaki diyaloğun
yeniden başlaması amacıyla, Kofi Annanın, BM Genel
Kurulunun 5inci komitesinden, Kıbrıs Özel Temsilciliği
bürosunun masrafları için yarım milyon dolarlık ödenek talebinde
bulunduğunu duyurdu.
Rum basını, Annanın yeni
girişiminin başlaması için ABnin 17 Aralık zirvesinde
Türkiye için alacağı kararın düğüm noktası
olduğunu yazdı.
Kofi Annan, BM Genel Kurulu komitesine sunduğu
raporda, şu anda yeni bir girişimin başlaması için uygun
temel olmadığına dikkat çekti. Ancak Annan, gerekli
olduğunda Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere
kısa süre içerisinde çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek
için iyi niyet misyonunun hazırlıklı olmasını
istediğini söyledi.
Kürtler AB
basınına ilan Verdi
Türkiyeli 200 kadar Kürt,
iki gazeteye ilan vererek, taleplerini Avrupa kamuoyuna duyurdu.
10 Aralık 2004 Aralarında kapatılan DEPin tahliye edilen
Diyarbakır eski Milletvekili Leyla Zana ve arkadaşlarının
yanı sıra belediye başkanları, politikacı,
sanatçı ve aydınlarında bulunduğu, Bölgesel
barış, istikrar ve adalet için taleplerin
karşılanmasını isteyen Kürtler, bu metni 17 Aralık
zirvesi öncesinde, Türkiye ve Avrupa Birliği yetkili kurumlarına da
sunacak.
International Herald Tribune ve Fransız Le Monde
gazetelerinde yayınlanan Türkiyedeki Kürtler ne istiyor?
başlıklı ilanda, Türkiye yöneticilerinden ve Avrupa
yetkililerinden Türkiyede Kürtlerin bu meşru taleplerinin yerine getirilmesini
bölgesel barış ve istikrarın ve adaletin gereği ve
Türkiyenin ABye girişinin önkoşulu olarak değerlendirmelerini
istiyoruz deniyor.
Deklarasyonda, Kürtlerin 20nci yüzyıl boyunca
adaletsizlik içinde yaşadığı iddia edilerek, Türkiyenin
ABye üyelik sürecinde bu durumun değişebileceği yönünde umut
doğduğu da ifade edildi.
GENEL AF YASASI TALEP EDİLDİ
Türkiyenin AB sürecini destekleyen metinde
Türkiyenin, İspanyanın Bask ve Katalan, İngilterenin
İskoç ve Belçikanın Valonlara bölgeleri için tanınan ve
Ankaranın Kıbrıslı Türkler için de istediği
ettiği hakların, sayıları 15-20 milyon olarak
nitelendirilen Türkiyedeki Kürtlere de tanınması istendi.
Paris Kürt Enstitüsü imzasıyla verilen ortak
deklarasyonda, 1990larda zorla boşaltılan 3400ü aşkın
Kürt köyünün yeniden inşası ve 3 milyona yakın Kürt göçmeninin
yurtlarına döndürülmesi, genel siyasi af çıkarılması, Kürt
halkının varlığını tanıyan, kendi dilinde eğitim,
yayın hakkını garanti altına alan ve kendi kurum ve
kuruluşlarını oluşturmasına izin veren yeni bir
demokratik anayasa hazırlanması da talep ediliyor.
DEKLARASYONA İMZA ATANLAR
Deklarasyona imza atan isimlerden bir bölümü
şöyle:
Leyla Zana (Kapatılan DEPin Diyarbakır
eski Milletvekili), Mehdi Zana (Diyarbakır eski Belediye
Başkanı), Feridun Çelik (Diyarbakır eski Belediye
Başkanı), Murat Bozlak (HADEP eski Genel Başkanı), Yusuf
Alataş (İnsan Hakları Derneği Başkanı), Tuncer
Bakırhan (DEHAP Genel Başkanı), Naci Aslan (CHP Ağrı
Milletvekili), Hatip Dicle (Kapatılan DEPin eski Genel
Başkanı), Mehmet Abbasoğlu (Kapatılan HADEPin eski
Başkanı), Songül Erol Abdil (Tunceli Belediye Başkanı),
Abdullah Akengin (Dicle Belediye Başkanı), Abdullah Akın
(HADEPli Batman eski Belediye Başkanı), İbrahim Aksoy (Malatya
eski Belediye Başkanı), Mahmut Alınak (Kapatılan DEPin
eski Şırnak Milletvekili), Selim Sadak (Kapatılan DEPin eski
Şırnak Milletvekili), Ahmet Türk (Kapatılan DEPin Mardin eski
Milletvekili), Sırrı Sakık (Kapatılan DEPin Muş eski
Miletvekili), Orhan Doğan (Kapatılan DEPin Şırnak eski
Milletvekili), Abdullah Demirtaş (Diyarbakır-Suriçi Belediye
Başkanı), Rahmi Saltuk, Ferhat Tunç.
Türkiye'ye 'pozitif sonuç kesin' müjdesi
The Economist, 17 aralıktan olumlu sonuç
çıkacağını yazdı
10 Aralık, 2004 10:54:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'de yayımlanan The Economist dergisi,
önümüzdeki hafta yapılacak Avrupa Birliği zirvesinden Türkiyenin
pozitif bir sonuçla ayrılmasının neredeyse kesin olduğunu
yazdı.
Derginin bugün piyasaya çıkacak sayısında, müzakerelerin 2005
yılının ikinci yarısında
başlatılacağı görüşüne yer verilirken, ''buna
rağmen görüşmeler oldukça sert geçecek'' ifadesi
kullanıldı.
Müzakerelerin ne zaman başlayacağının ilk
tartışma konusu olacağını belirten The Economist,
Türkiye'nin 2005 yılının başlarında müzakerelere
başlamak istediğini hatırlattı.
Kıbrıs'ın
vetosuna izin verilmeyecek
ABdeki büyük devletlerin, Kıbrıs Rum Kesiminin sürekli
değişen tavrı nedeniyle süreci veto etmesine izin
vermeyeceğini yazan The Economist, ''Kıbrıs'ta yapılan
referandumda halka hayır dedirten Rum hükümetinin üzerinde hala kötü
kokular varken, üzerlerinde büyük baskılar oluşturulacağı
kesin'' diye yazdı.
Türkiye'nin tarihi nedenlerle Polonya gibi kritik bir de müttefikinin
bulunduğunu yazan dergi, "işgal edildiği dönemde bile,
Osmanlı sultanları Polonya'nın yok edilmeye
çalışılmasını reddetti. 'Polonya Elçisi nerede?' diye
her toplantıda sormaları, Varşova nezdinde Türkiye'yi hep
değerli kılıyor yorumunda bulundu.
Türkiye'nin AB üyeliğine İngiltere başta olmak üzere
İskandinav ülkelerinin ve İtalya'nın özel olarak destek
verdiklerini yazan The Economist, Fransa, Almanya, Avusturya ve
Hollanda'nın hala konuya iliştin tereddütleri olduğunu kaydetti.
Dergi, AB yasalarının Türkiye'ye uygulanması sürecinde serbest
dolaşımı engelleyen bir takım 'sürekli istisnalar'
oluşturulabileceğini de yazdı, ancak zirvede bu tür ifadelerin
yer almasının beklenmediğini vurguladı.
Son
taslak metni Türkiye'nin lehine
40 yıllık AB yolculuğunun en kritik dönemecine yaklaşan
Türkiye, son dönemde peşpeşe yayımlanan 17 aralık zirvesi
taslak metinleri nedeniyle AB ile gerginlik yaşadı.
Yayımlanan iki zirve taslağında da 'Güney
Kıbrısın fiilen tanınması gibi Kopenhag siyasi
kriterleri dışında kalan koşullarla
karşılaşan Türk tarafı, metinleri soğuk
karşıladı ve AB'yi Türkiye'nin görüşlerini dikkate
almamakla suçladı.
Kıbrıs
konusunda yeni düzenleme
Ancak üye ülkelerin büyükelçilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi
karar taslağını ele alarak, Türkiye'yi ilk ikisine oranla memnun
edecek bir takım değişiklere gitti.
Buna göre, taslağın son halinde yeni üyelerle ilgili karar
alınırken, AB bu üyeleri kabul edebilme kapasitesini dikkate
almalı ifadesi Türkiye başlığından
çıkarıldı. Böylelikle, Türkiye'nin Kıbrıs hassasiyeti
dikkate alınmış oldu.
Yeniden değişmesi mümkün olan taslakta, müzakere tarihi ve Güney
Kıbrıs'ın tanınması konuları liderlere
bırakıldı.
Taslakta Türkiye'nin 'Güney Kıbrıs'ın tanınması'
olarak algıladığı Ankara'nın Gümrük Birliği ek
protokolleri yeni üyeleri kapsayacak şekilde genişletmesi talebi de
aynen bırakıldı.
Müzakerelerin
askıya alınması/ucunun açık olması
Metinde AB Komisyonu üyelerinin talebiyle müzakerelerin askıya
alınmasına ilişkin ifadeler aynen korunurken, müzakerelerin ucunun
açık olmasıyla ilgili bölüme de askıya alınma
şartı, Komisyon raporunun da bu yönde olması halinde cümlesi
eklendi.
Fransa
da yumuşuyor
Bu arada, Türkiyenin AB üyeliğine karşı tavrın en
yoğun yaşandığı ülkelerin başında gelen
Fransa'dan da yumuşama sinyalleri geliyor.
Cumhurbaşkanlığı'na yakın kaynaklar, Fransa'nın
2005 yılının ikinci yarısında müzakerelerin
başlatılması konusuna onay vereceğini, ayrıca sonuç
bildirisinde tam üyelik hedefinin açıkça vurgulanacağını
belirtti.
Ancak müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması
halinde, Türkiye'nin de onayıyla başka formüller gündeme
getirilebilecek.
Fransa, 2005 yılının mayıs ayında yapılacak AB
Anayasası referandumuna Türkiyenin gölgesini düşürmemek için
müzakerelerin 2005in ikinci yarısında başlatılmasını
istiyor.
Bu zaman diliminde, Fransız hükümetinin Türkiye'nin tam üyeliğine
karşı çıkanların da ikna edilmesi için
çabalayacağı belirtiliyor.
Kıbrıs
sayesinde bir kelime daha öğreniyoruz
RADIKAL
10//12/2004
Bana bir harf
öğretenin kırk yıl kölesi olayım, demiş Hazreti Ali.
Ama o, bunu söylerken bilgi edinmenin, yeni yeni şeylerden haberdar
olmanın ve
yeni iletişim yolları bulmanın önemini vurgulamak
istemişti.
Oysa şimdi, Kıbrıs sayesinde bir kelime daha
hayatımıza girmek üzere ve ben nedense hiç de memnun değilim, bu
kelimeyi hayatımıza sokanların bir gün için bile kulu kölesi
olmaya da niyetim yok.
Yeni kelimemiz, 'kohabitasyon.'
Yani, 'birlikte yaşama.'
Efendim, biliyorsunuz, soydaşlarımızın 1963'te malum
sebeplerle her türlü yönetimsel organından çekildiği 1959-60
antlaşmalarının ürünü olan Kıbrıslı Türklerin ve
Rumların ortak devleti Kıbrıs Cumhuriyeti, yani bizim bir
zamanlar kurucusu olduğumuz halde 1963'ten beri tanımadığımız
ve 'Kıbrıs Rum Kesimi' diye adlandırdığımız
devlet, adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'nin üyesi.
Şimdi Türkiye önümüzdeki hafta Avrupa Birliği zirvesinden bir karar
çıkmasını bekliyor. Karar, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik
müzakerelerini başlatmasıyla ilgili.
Bu kararı verecek devlet ve hükümet başkanlarından biri de,
bizim tanımadığımız o Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Cumhurbaşkanı.
Önümüzdeki hafta bu karar çıkacak. Ardından önümüzdeki yıl AB
ile müzakere masasına oturacağız.
O masada, bizim karşı tarafımızda yine
tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti yer alacak.
Şu anda 28 müzakere başlığı var ama gerçekte
başlık sayısı 31'i bulabilir, hatta daha da artabilir. Tek
tek her bir başlıkta müzakerelerin başlaması için ve daha
sonra da o başlıkta öngörülen konuları Türkiye'nin yerine
getirdiğinin tescil edilmesi anlamında müzakerenin
kapatılması için oylama yapılacak. Bütün bu oylamalarda da
masanın karşı tarafından oybirliği çıkması
beklenecek.
Yani, eğer 28 başlıkta müzakere yapılacaksa 56 kez, 31 başlıkta
yapılacaksa 62 kez bizim tanımadığımız
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bizim için
olumlu oy kullanmasını bekleyeceğiz.
Şimdi bir yandan deniyor ki, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanısın, bu mesele bitsin.
Ama bu o kadar basit değil. Bugün tanıyacağız. Yarın
başka bir fırsatta Kıbrıs'la ilgili başka bir şey
isteyecekler. Ertesi gün başka bir şey... Ellerinde en azından
56 ya da 62 kez fırsat olacak.
İşte bu noktada, 'O zaman Kıbrıs'ta çözüm olsun'
lafları ortaya çıkıyor. Peki bu kolay mı? Pek değil.
En azından, Annan Planı'nın yeniden pazarlık edilmesini
gerektiriyor çözüm.
Türk tarafının acaba ne kadar pazarlık marjı var? Rum
tarafı acaba neden pazarlık masasına otursun?
Ve üçüncü seçenek olarak ortaya 'kohabitasyon' kelimesi çıkıyor.
Bir Türk diplomat, 'Neden olmasın' diyor, 'Biz Rumlarla
yıllardır çeşitli uluslararası platformlarda kohabitasyon
içinde yaşıyoruz zaten. Burada da, müzakere süresince aynı
kohabitasyona devam ederiz.'
Kâğıt üzerinde güzel gözüküyor ama acaba Rumlar bu konuda ne
düşünüyor? AGİT'te kohabitasyon mümkün belki ama AB'de aynı
şeyi yapar mı Rumlar? Ya da neden yapsınlar?
Tek yol, geri kalan AB ülkelerinin Kıbrıs üzerinde baskı
kurması ve onların itirazlarını dikkate almaması
olabilir. Ama Avrupa bunu neden yapsın?
Velhasıl, hayli zor bir döneme doğru koşar adım
gidiyoruz...
Atina
memnun Rumlar tehditkâr
Atina, Türkiye
taslağından memnun kalırken, Rum Yönetimi veto tehdidini
sürdürmekte kararlı
RADIKAL 10/12/04
YORGO
KIRBAKİ
(Arşivi)
ATİNA
- Türkiye'nin üyelik müzakereleri için tarihi kararın verileceği AB
zirvesine bir hafta kala ortaya çıkan üçüncü karar taslağı Ege
sorunlarıyla ilgili bölüm yüzünden Yunanistan yönetimini memnun ederken,
beklentilerinin tam olarak gerçekleşemeyeceğini anlayan
Kıbrıs Rum Kesimi tehditlerini sürdürüyor.
Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, dün taslağın
son şekli sorulduğunda, "Yeni metindeki pek çok noktada
diplomatik çabalarımızın başarıyla devam ettiği
görülüyor" diyerek memnuniyetini dile getirdi. Yunan basınına
göre, son taslağın Türk-Yunan ilişkilerini ima
eden 20. maddesinde Atina'yı tatmin eden değişiklikler var.
Taslakta iyi komşuluk ilişkilerine atfen 1999'daki Helsinki zirvesi
kararlarına ismen değinildi. Ayrıca AB Konseyi'nin 'üyelik
sürecine etkisi olan çözümsüz anlaşmazlıklar için sağlanan
ilerleme hakkında bilgi alacağı ve gerektiğinde bu
ilerlemeyi gözden geçireceği' belirtildi. Anlaşmazlıkların
diyalogla çözümlenmemesi halinde Lahey Adalet Divanı'na gidilmesi ifadesi
de korundu. Yani, uzun süre Helsinki kararlarını Türkiye-AB
ilişkileri kapsamı dışında bırakan ancak, son bir
aydır farklı tavır alan Atina'nın talepleri önemli ölçüde
tatmin edildi. Atina'nın zirveye dek
ağırlığını 'Kıbrıs'ın Türkiye
tarafından tanınmasına vermesi bekleniyor.
Rumlar memnun
değil
Buna karşı, istedikleri değişiklikleri yaptıramayan
Rumlar öfkeli. COREPER'de Rum daimi temsilcisi Büyükelçi Nikos Emeliu'nun,
meslektaşlarına, "Türkiye'nin tutumu bizi hiç istemediğimiz
yollara itiyor. Kıbrıs'ın bu yollara sapmaktan başka
seçeneği kalmayabilir" diyerek dolaylı veto tehdidinde bulundu.
Taslağın hâlâ değişebileceğini savunan Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise aksi halde veto
hakkının kullanılıp kullanılmayacağı
sorusunu, "Bunun sürekli tekrarlanmasıyla bir şey
değişmiyor ki! Dolayısıyla taleplerimizin kabul edilmesinde
ısrarlı olmaya devam edeceğiz" cevabını verdi.
Yakovu, Londra ve Paris'te temaslarda bulunacak.
Annan
'Kıbrıs parası' istedi
RADIKAL 10/12/04
AA - LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın, Kıbrıs'taki BM temsilciliğinin yeniden
faaliyete geçirilmesi için yarım milyon dolarlık ödenek istediği
kaydedildi. Annan, sunduğu raporda, adada yeni bir girişimin başlaması
için uygun zemin olmadığı belirtilerek, 2005'te bir
olasılık gerekli olduğunda iyi niyet misyonunun
hazırlıklılığını korumak istediğini
vurguladı. Rum basını, bu talebi, Annan'ın Kıbrıs
konusunda yeni bir girişimde bulunacağına yordu.
17
Aralık'a kadar her şey taslak
RADIKAL 10/12/04
Gariptir günlerdir 17
Aralık'a yönelik olarak temel unsurları belirsiz bir karar üzerinde,
daha doğrusu karar taslakları üzerinde tartışıyoruz.
Oysa söz konusu temel unsurlar netleşmeden ne söylense, ne yazılıp
çizilse boş. Çünkü kararın niteliğini, arkasındaki niyeti,
önündeki amacı, nasıl karşılanacağını söz
konusu temel unsurlar belirleyecek.
Ne mi bu temel unsurlar? İlki AB'nin Türkiye'yle müzakerelere
başlanması için net bir tarih verip vermeyeceği. 'Net' vurgusu
boşuna değil, çünkü tarihin kesin olması, bir başka zirvede
yapılacak değerlendirmeye, Kopenhag Siyasi Kriteri
dışında koşullara ya da bir üye ülkenin iç politika
düzenlemelerine bağlanmaması, tarihin kendisinden daha önemli.
Son genişleme sürecindeki AB pratiğine
baktığımızda, AB Konseyi'nin müzakerelere
başlayacağı ülkelere net tarihler verdiğini ve ilgili
Konsey kararının alındığı yılı izleyen
yılda aday ülkeyle görüşmelere başlandığını
görüyoruz. Ayrıca AB Konseyi'nin 2002 Kopenhag zirvesinde Avrupa
Komisyonu'nun uygun görmesi durumunda Türkiye'yle müzakerelere 'gecikmeksizin'
başlanacağı belirtilmişti. Verheugen, bir keresinde
'gecikmeksizin'den kastedilenin üç ila altı ay bir süre olduğunu
söyledi. Gerek Verheugen gerekse halefi Rehn, defalarca tarihin 2005
yılı içinde ve net olması gerektiği yönünde demeçler verdi.
Ancak Avrupa Komisyonu, yekti alanı içinde bulunmadığı için
tarih meselesini AB Konseyi'ne bıraktı. Aynı nedenle,
halihazırdaki dönem başkanlığı, bugüne kadar
hazırladığı üç karar taslağında da bu meseleye
ayrılan paragrafı siyasi liderlerce doldurulmak üzere boş geçti.
Son sözü elbette liderler söyleyecek. Yukarıda bahsettiğim çerçeve
içinde net olması durumunda, söz konusu sürenin 2005 sonuna, hatta 2006
başına sarkmasının psikolojik etkisi bir yana aslında
belirleyici bir önemi yok. Hele hele Türkiye'nin 150 yıllık bir
Batılılaşma, 40 yıllık Avrupalılaşma süreci
içerisinde, bir tarihi perspektifte ele alınırsa...
Belirsizliğini koruyan ikinci temel unsur, müzakerelerin hedefi. Aslında
adı üstünde, söz konusu olan, katılım müzakereleri. Bir
başka deyişle, hedef tam üyelik. Ankara, doğal olarak
başından beri hedefin sulandırılmamasını talep
ediyor. Ancak 17 Aralık yaklaştıkça, Alman Hıristiyan
Demokratlarının yıllardır Türkiye'nin üyeliğine
alternatif olarak savunduğu imtiyazlı ortaklık formülü sık
sık duyulur oldu. Özellikle Fransa tarafından bir olasılık
olarak dillendirilmeye başlanınca formül AB genelinde
yankılanmaya başladı. Fransa'yı, Avusturya, Danimarka ve
Slovakya izledi. 'Açık uçluluk' kavramının Ankara'da
yarattığı rahatsızlık da bu formüle gönderme
yapmasından kaynaklanıyor daha çok. Yoksa, müzakere süreci
doğası gereği sonucu garanti edilemeyecek bir süreç. Eskilerden
İspanya üç kez müzakere masasından kalktı, yenilerden
Slovakya'yla müzakere süreci askıya alındı, Polonya 'Pes'
demenin eşiğinden döndü... Ancak her üç örnekte de dikkat edilmesi
gereken nokta, müzakere sürecinin, aday ülkenin üyeliğinin gereklerini
yerine getirmekte zorlanmasından kaynaklandığı, AB'nin ayak
diremesinden değil.
Dolayısıyla açık uçluluk, Türkiye'nin muhtemel zaaflarına,
bir başka deyişle yol kazalarına karşı 'emniyet freni'
olarak tasarlanıyorsa bu kavrama takılmanın ne bir anlamı
var ne da yararı. Yok açık uçluluk üye ülkelerin kendi politik ya da
ekonomik durumlarını ya da Ankara ile ikili sorunlarını
keyfi biçimde Türkiye'nin müzakere sürecini kesintiye uğratmasına
zemin oluşturacaksa o halde müzakerenin mantığına ve
amacına aykırı düşer. Aynı aykırılık
açık uçluluk tam üyelik hedefini imtiyazlı ortaklık gibi
formüllerle sulandırmak için ortaya atılıyorsa da söz konusu.
Turgut Tarhan'ın dün yazdığı gibi, "Müzakere bir
sonuca varılması için tarafların karşılıklı
olarak çalıştığı bir süreçtir." Bir taraf,
yükümlülüklerini yerine getiriyorsa diğer tarafın da getirmesi
beklenir.
Bu iki temel unsur netleşene kadar, yani 17 Aralık'a kadar, her
şey taslak. Bu yazı da...
İngiltere'nin
Kıbrıs eski özel temsilcisi Lord Hanay: Kıbrıs sorununun
çözümü, Türkiye'nin AB üyeliğine bağlı
TÜRKİYE AB
ÜYESİ OLURSA KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLÜR... 1996-2003 yılları
arasında İngiltere'nin Kıbrıs özel temsilciliğini
yapan Lord David Hannay, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü
anlattığı "Kıbrıs: Çözüm
Arayışı" adlı kitabını tanıttı.
Lord Hanay, Londra'da düzenlediği ve kitabını da
imzaladığı basın toplantısında, Kıbrıs
sorununun çözümünün Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine
bağlı olduğunu söyledi
"KIBRIS'TA
İKİ KABUS VAR"... Lord Hannay, Kıbrıs'ta iki özel
kabus olduğunu düşünüyor. Biri Kıbrıslı Türklerin
kabusu: "Ne kadar tedbir alınırsa alınsın, ne kadar
anlaşma yapılırsa yapılsın yine Rumlar
Kıbrıs'ı ele geçirecekler ve 1963'ten 1974'e kadar
yapılanlar tekrarlanacak." İkincisi Rumların kabusu: "Ada
bölünmesin, Kuzey Kıbrıs Türkiye ile birleşmesin diye ne kadar
çaba harcarsak harcayalım, Denktaş en sonunda gücünü kullanarak 'Bu
iş yürümez' diyecek ve bağımsız devletini alıp
kaçacak"
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
1996-2003
yılları arasında İngiltere'nin Kıbrıs özel
temsilciliğini yapan Lord David Hannay, Kıbrıs sorununun
çözümünün, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine bağlı
olduğunu söyledi.
Lord Hannay,
Londra'da Chatam House'da Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü
anlattığı "Kıbrıs: Çözüm
Arayışı" adlı kitabını tanıtarak
imzaladığı basın toplantısında, Kıbrıs
sorununun çözülemeyecek bir sorun olmadığını vurgulayarak
"Bu durumun çözümü artık Türkiye'nin AB üyeliğine
bağlı"dedi.
Hannay
kitabında, Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün tek nedeninin Rauf
Denktaş olmadığını, Rumların da bunda büyük
payı olduğunu belirtti.
Lord David
Hanay, Kıbrıs'ta bütün çabalara rağmen çözüm
bulunamamasının nedenlerini kitabında şöyle
açıklıyor:
"Uluslararası
toplum için her zaman daha önemli sorunlar vardı. Bu sorun, hiçbir zaman
önemli bir sorun olarak görülmedi. Son olarak Irak sorunu da Kıbrıs
sorununa büyük bir gölge düşürdü. Özellikle Ankara'nın dikkatini
dağıttı.
Diğer bir
neden 'suç oyunu'. Bu suç oyunu Rumların özel bir
yaklaşımıydı. Rumlar bu oyunu neredeyse her gün
oynadı. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler de bu oyunu çok kötü
oynuyorlardı. Onların hataları, Rumların bu oyunu oynarken
Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin imajına ne kadar büyük zarar
verdiklerini anlamamalarıydı. Türkiye ve Kıbrıslı
Türklerin bu oyunu oynamak için yetersizlikleri ve gönülsüzlükleri de kendi
kendilerine zarar verdi.
Başka bir
sorun da, görüşmeler sırasında Rum tarafının
kazancı olduğunda, Türklerin olayı 'biz bunu kaybettik' olarak
görmeleri ve Türk tarafının kazancı olunca da Rumların,
kaybettiklerini zannetmeleriydi.
Kıbrıslılar,
Kıbrıs sorununu her zaman dünyadaki başka sorunlardan çok
farklı gördüler."
Kıbrıs'ta
iki kabus
Lord Hannay,
Kıbrıs'ta iki özel kabus olduğunu düşünüyor. Biri
Kıbrıslı Türklerin kabusu: "Ne kadar tedbir
alınırsa alınsın, ne kadar anlaşma yapılırsa
yapılsın yine Rumlar Kıbrıs'ı ele geçirecekler ve
1963'ten 1974'e kadar yapılanlar tekrarlanacak."
İkincisi
Rumların kabusu: "Ada bölünmesin, Kuzey Kıbrıs Türkiye ile
birleşmesin diye ne kadar çaba harcarsak harcayalım, Denktaş en
sonunda gücünü kullanarak 'Bu iş yürümez' diyecek ve
bağımsız devletini alıp kaçacak."
"Kıbrıs
sorununu bir dağ gibi gördüm
ve oraya
tırmanmak istedim"
Kitabında
1996-2003 dönemindeki çözüm çabalarını teker teker ele alan Lord
Hannay, Annan Planı'nın analizlerine, tarafları buluşturma
çabalarına da yer verirken, özellikle Rauf Denktaş'ın Kopenhag'a
gitmeyip yerine Tahsin Ertuğruloğlu'nu yollamasının
"işi bitirdiği" yorumunu yapıyor. Kitabında
sorunu çözmeyi başaramadığı için üzgün olduğunu
söyleyen Hannay, görevi kabul etmesinin nedenini ise şöyle
açıklıyor:
"Kıbrıs
sorununu bir dağ gibi gördüm ve oraya tırmanmak istedim. Çünkü orada
duruyordu ve bu dağın zirvesine daha önce kimse
çıkamamıştı."
Türk, Rum ve
İngiliz gazetecilerin yanı sıra çok sayıda akademisyen ve
siyasetçilerin katıldığı toplantıyı, Financial
Times gazetesinin uluslararası ilişkiler editörü Quentin Peel
yönetti.
Foto
1-İnhiltere'nin Kıbrıs eski Özel Temsilcisi Lord David Hannay,
"Kıbrıs: Çözüm Arayışı" kitabını
tanıttı.
Foto 2-Lord
Hannay, toplantı sonunda Başbakan Mehmet Ali Talat'a iletilmek üzere
"Mehmet Ali Talat'a, hayranlarınızdan biri" yazarak
imzaladığı kitabını, KKTC Londra Temsilcisi Namık
Korhan'a verdi. Hannay, kitabın bir kopyasını da Rauf
Denktaş'a gönderdiğini söyledi.
Foto
3-Toplantıya ilgi oldukça yüksekti.
KIBRIS 10/12/04
"Kıbrıs"
aynı kaldı
ÖZEL STATÜ
GÜNDEME GETİRİLMEYECEK... AB'ye üye ülkelerinin daimi temsilcilerinin
önceki gün
Belçika'nın başkenti Brüksel'de yaptıkları toplantıda,
17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi üçüncü kez tartışılarak
Türkiye lehine iki önemli değişiklik yapıldı. AB'nin
kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla
kaldırıldı, ayrıca Türkiye'ye tam üyelik yerine özel bir
statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi
l 17. MADDE
ÇIKTI, 22. MADDE DEĞİŞTİ... "AB'nin bir taraftan
entegrasyon süreci devam ederken, birliğin yeni üyeleri hazmetme
kapasitesinin dikkate alınması, hem birliğin hem de aday
ülkelerin genel çıkarınadır" şeklindeki 17 madde
taslaktan çıkarılırken, 22. madde "Komisyonun kendi
inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre görüşmelerin askıya
alınmasını, ya da yeniden başlaması için gerekli
koşulları tavsiye edebilir."şeklinde değiştirildi
l KIBRIS'LA
İLGİLİ MADDEYE DOKUNULMADI... Kıbrıs, 3'üncü taslakta
yine dolaylı bir biçimde yer alıyor. Taslağın 19'uncu
paragrafında "Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara
Antlaşması'nın 10 yeni üye ülkenin
katılımını dikkate alarak adapte edilmesine ilişkin
protokolü imzalama (kararını) olumlu karşılıyor"
ifadesi yer alıyor. Bununla, Türkiye'nin söz konusu protokolü
imzalamayı kabul etmesi isteniyor
AB'ye üye
ülkelerinin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER
toplantısında 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi ,üçüncü kez
tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik
yapıldı.
AB'nin kültürel
değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla
kaldırıldı, ayrıca Türkiye'ye tam üyelik yerine özel bir
statünün gündeme getirilmemesi gerektiği ifade edildi.
AB üyesi
ülkelerin daimi temsilcilerinin önceki gün Belçika'nın başkenti
Brüksel'de yaptıkları toplantıda 17 Aralık zirvesinin sonuç
bildirgesi taslağı bir kez daha tartışıldı.
3'üncü kez
gözden geçirilen taslak belge, dün sabah saatlerinde netleştirildi ve üye
ülkelere gönderildi. 3'üncü taslakta Türkiye lehine iki önemli
değişiklik bulunuyor.
1'incisi AB'nin
kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamıyla
kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiye'nin AB'nin kültürel
değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de belgeden
çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiye'yi rahatsız
ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiye'nin AB'ye uyum sağlayamayacağı,
sanki kültürel açıdan Avrupalı olmadığına dair bir
izlenime sebep oluyordu.
Türkiye
açısından önem teşkil eden ikinci unsur ise yine müzakerelerle
ilgili olarak müzakerenin ucunun açık olduğuna dair ifade.
NTV'nin
verdiği bilgilere göre, sonuç bildirgesi taslağından,
"Genişleme sürecinde, AB'nin yeni üyeleri entegre etme kapasitesi
hesaba katılmalıdır" şeklindeki ifade
atıldı.
Türkiye
adına nihai amacı tam üyelik olan müzakerelerin sonucu konusunda
bulanıklığa yol açan ve Avusturya ile Danimarka'nın
ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil edilen ifade; Almanya,
Fransa, İngiltere ve Hollanda'nın girişimleriyle taslaktan
çıkarıldı.
Bunun
yanında Türkiye'ye yönelik olarak özel bir statünün veya özel bir
algılamanın olmaması gerektiği belirtiliyor ve 1997'deki
Lüksemburg zirvesinde de AB'ye aday 12 ülke için de aynı yönde bir karar
alındığı dile getiriliyor.
Kıbrıs
paragrafında değişiklik yok
3'üncü nokta da
Lahey ile ilgili. Türkiye'nin Ege sorununun çözümü konusunda, Lahey Adalet
Divanı'na gitmesi gerektiği ifade ediliyor ve bu konuda da Helsinki Sonuç
Bildirgesi'nin 4'üncü paragrafına atıfta bulunuluyor. Bu da Türkiye
açısından büyük önem teşkil ediyor.
Kıbrıs
konusuyla ilgili olarak ise herhangi bir değişiklik
yapılmadı. Bu da Türkiye açısından önem teşkil eden
unsurlar arasında yer alıyor. Gerek dönem başkanı gerekse
AB'nin ağır toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu
paragrafta herhangi bir değişiklik yapılmasını talep
etmediler.
Rum kesimi, bu
konuyu bakanlar düzeyindeki toplantıda yeniden gündeme getireceğini
dile getirdi.
3. taslak ile ilgili
ayrıntılar
3'üncü
taslakta, Türkiye için olumlu sayılabilecek değişikliklere
gidilmesi dikkat çekti. Son taslak metinde paragraflar aynen korunurken,
bazı cümleler eklendi ve değiştirildi.
İşte
yapılan ekleme ve değişiklikler:
Taslaktan
çıkarılan cümle
17.
madde-AB'nin bir taraftan entegrasyon süreci devam ederken, birliğin yeni
üyeleri hazmetme kapasitesinin dikkate alınması, hem birliğin
hem de aday ülkelerin genel çıkarınadır.
Taslakta
yapılan değişiklik
22. madde-
Komisyon'un kendi inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre
görüşmelerin askıya alınmasını, ya da yeniden
başlaması için gerekli koşulları tavsiye edebilir. (daha
önceki taslakta ise "tavsiye edecektir" şeklinde bir ifade var)
Taslağa
eklenen cümle
18.
madde-Avrupa Birliği katılım ortaklığı
antlaşmasındaki öncelikleri temel alarak reform sürecini
yakından takip edecektir.
20.
madde-Avrupa Konseyi katılım sürecinde etki yaratan ve
Uluslararası Adalet Divanı'na götürülen
anlaşmazlıkların çözüm sürecinden gerekli görülmesi durumunda
haberdar edilecektir.
Genel olarak
taslak
Yeni taslakta,
Türkiye'nin karşı çıktığı bazı unsurlar yine
yer alırken, "imtiyazlı ortaklık" önerisi dahil
edilmedi. Buna karşın, demokratikleşmeye ilişkin
beklentiler ayrıntılı bir biçimde dile getirildi.
Taslakta,
Türkiye'de reform sürecine ilişkin bir paragraf bulunuyor. Türkiye'nin
reform alanında attığı adımların olumlu
karşılandığı ifade edilirken, altı yasanın
uygulanmasına ilişkin çabaların sürmesi beklentisi ifade
ediliyor.
Yayınlanan
3'üncü taslakta, Avrupa Komisyonu'nun 2004 ilerleme raporunda, başta
işkenceyle ilgili "sıfır tolerans"
politikasının uygulaması olmak üzere, dile getirilen
kaygılar konusunda Avrupa Konseyi'ne düzenli bir biçimde rapor sunulacağı
kaydediliyor.
Kıbrıs
konusu
Kıbrıs,
3'üncü taslakta yine dolaylı bir biçimde yer alıyor.
Taslağın
19'uncu paragrafında "Avrupa Konseyi, Türkiye'nin Ankara
Antlaşması'nın 10 yeni üye ülkenin
katılımını dikkate alarak adapte edilmesine ilişkin
protokolü imzalama (kararını) olumlu karşılıyor"
ifadesi yer alıyor. Bununla, Türkiye'nin söz konusu protokolü
imzalamayı kabul etmesi isteniyor.
Ege sorunu
Komşular
arasındaki anlaşmazlıkların, gerektiğinde
Uluslararası Adalet Divanı'na götürülmesi gerektiği ifade edilen
taslakta, iş gücü dolaşımı, yapısal politikalar ve
tarım konusunda uzun geçici süreler, derogasyonlar, özel düzenlemeler veya
kalıcı koruma önlemlerinin düşünülebileceği kaydediliyor.
Bu arada,
müzakerelerin 2014'ten önce tamamlanamayacağına ilişkin paragraf
yeni taslağa da girdi.
Müzakerelerin
"ucu açık" olacağını da ortaya koyan taslak;
özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı
ilkelerinin ciddi ve süreli bir biçimde ihlal edilmesi halinde komisyon veya
üye ülkelerin müzakerelerin askıya alınmasını talep
etmesine olanak veriyor.
Ancak bu
konudaki kararın, önceki taslakta olduğu gibi nitelikli
çoğunlukla alınması öngörülüyor.
Fransa ve
Avusturya gibi ülkelerin ısrarına karşın
"imtiyazlı ortaklık" seçeneğine ise 3'üncü taslakta da
yer verilmedi.
KIBRIS 10/12/04
Annandan
Kıbrıs için yeni girişim...
BM Genel Sekreteri Kofi
Annanın 2005te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni
girişimde bulunmak amacıyla ön hazırlık
yaptığı bildirildi
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
2005te Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak
amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın 2005te
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak
amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın 2005te
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yeni girişimde bulunmak
amacıyla ön hazırlık yaptığı bildirildi.
Rum gazeteleri, taraflar arasındaki diyaloğun yeniden
başlaması amacıyla, Kofi Annanın, BM Genel Kurulunun
5inci komitesinden, Kıbrıs Özel Temsilciliği bürosunun
masrafları için yarım milyon dolarlık ödenek talebinde
bulunduğunu duyurdu.
Rum basını, Annanın yeni girişiminin başlaması
için ABnin 17 Aralık zirvesinde Türkiye için alacağı
kararın düğüm noktası olduğunu yazdı.
Kofi Annan, BM Genel Kurulu komitesine sunduğu raporda, şu anda yeni
bir girişimin başlaması için uygun temel
olmadığına dikkat çekti. Ancak Annan, gerekli olduğunda
Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere kısa süre
içerisinde çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek için iyi niyet
misyonunun hazırlıklı olmasını istediğini
söyledi.
Fileleftherosun haberi
Güney
Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin bu yöndeki
haberinin tam tercümesi şöyle:
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, 2005 yılı içerisinde Kıbrıs sorununa
yeni bir müdahalede bulunmak amacıyla ön hazırlık yaptı ve
herkesi şaşırtarak, BM Genel Kurulunun Beşinci
Komitesine, Kıbrıs Özel Temsilcisinin bürosunun masrafları
için, diyalogun yeniden başlaması hedefiyle birkaç hafta içinde
hazır olması amacıyla, yarım milyon dolarlık
ödenek talebinde bulundu.
Annan, sürecin yeniden başlaması için önkoşulların mevcut
olmadığını söylemesine rağmen, bu gelişme, BM ve
ABDnin, 17 Aralık tarihiyle Türkiyenin müzakerelere başlaması
arasındaki zaman diliminde girişimde bulunma
hazırlıklarında oldukları şeklindeki bilgiler
doğruladı. Bu girişimin başlaması için düğüm
noktasının ise, ABnin 17 Aralık tarihinde
Türkiye için alacağı karar olduğunu vurguladı.
Kofi Annan, BM Genel Kurulu Beşinci Komitesine sunmuş olduğu
raporda, şu anda yeni bir girişimin başlaması için uygun
temel olmamasına rağmen, gerekli olduğunda Kıbrıs
sorununun bütünsel çözümünü amaçlayan müzakerelere kısa süre içerisinde
çağrı yapabilmek ve yanıt verebilmek için iyi niyet misyonunun
hazırlılıklığını korumak istediğini
ifade etti.
Annan, Farklı görüşlerin kombinasyonu, gerekli olması durumunda
2005 yılı içerisinde Kıbrıs sorununa hemen ve yeniden
katılacak konumda bulunulması için, BM tarafından
hazırlıklı olunmasını belirler ifadelerine yer verdi.
Annan, rapor taslağında, taraflar arasında bütünlüklü bir çözüm
üzerinde uzlaşmaya varmalarının başarılması
işaretlerinin, siyasi partiler arasında, bir hükümet koalisyonunda
yer alanlar da dahil, bir uzlaşma doğrultusunda yeni bir
yaklaşıma götürecek olan siyasi bir diyalogu teşkil
edeceklerini ifade etti.
Başarıya ulaşmak
için
Annan,
başarıya ulaşılması için ise şu
koşulları ortaya koydu:
1) Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri arasında görüşmeler,
2) Güvenlik Konseyinin ilişkili rapor ve bilgilendirmeleri.
Annanın talep etmekte olduğu miktarın, 532 bin 700 dolar
olduğu, bunun 222 bininin Özel Temsilci ve çalışma
arkadaşlarının maaşları, 304 bin 300 doların
yolculuklar ve 5 bin 700 doların ise çalışma masrafları
için olduğu belirtilirken, BM Genel Sekreterliğinden bir kaynak
yaptığı açıklamada, Kofi Annanın,
Kıbrıslı Rumların, kendisine yeni bir diyaloga başlama
çağrısı yapma imkanını verecek gerekli siyasi
isteği göstermediğine
inandığını ifade ederek, Hala Sayın Papadopulosun
mektubunu bekliyoruz
dedi.
Annan Yeniden Oyuna Giriyor
POLİTİS ise haberi, Annan Yeniden Oyuna Giriyor - Genel Sekreter
Kıbrıs Sorununa Yeni Bir Girişim İçin Ödenek Talep Etti
başlığı altında manşetten verdi. Gazete,
Annanın talep ettiği para miktarının 576 bin dolar
olduğunu belirtirken, Annanın bu raporunda, BMnin ekonomik olarak
da yeni bir girişim üstlenmeye hazır olmasını gerektiren
bazı koşulların ufukta göründüğüne
inandığını yazdı.
Haberde ayrıca, Annanın siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin
arasındaki doğrudan diyaloga çok önem verdiğinin raporda
açığa çıktığı belirtilirken, Annanın
raporunda şu ifadenin yer aldığı ifade edildi:
Amaca, Kıbrıstaki iki siyasi partinin (gomma-parti kelimesi
kullanıldı) çözüme bağlı ve bunun için istekli
olmaları, uluslararası toplumun ve de özellikle bölgenin ilgili
ülkelerinin Genel Sekreterin çabalarına destek vermeleri önkoşuluyla
ulaşmak mümkündür.
Gazete, ayrıca Annanın söz konusu raporunun İngilizce metnine
de haberinde yer verdi.
Diğer gazeteler ise, haberi şu başlıklar altında
yansıttı:
ALİTHİA: Annan Yeniden Geliyor - Kapatmış Olduğu
Kıbrıs Bürosunu Yeniden Kuruyor.
HARAVGİ: Kıbrıs Sorunu İçin Özel Temsilciye Yarım
Milyon Dolar.
MAHİ: Annan Kıbrıs Sorununu Yeniden Hatırladı.)
YENIDUZEN 10/12/04
Pazarlıklar,
Türkiye lehine sonuç Verdi
ABye
üye ülkelerinin daimi temsilcilerini bir araya getiren COREPER
toplantısında 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesi üçüncü kez
tartışılarak Türkiye lehine iki önemli değişiklik
yapıldı.
ABnin kültürel
değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle kaldırıldı;
ayrıca Türkiyeye tam üyelik yerine özel bir statünün gündeme
getirilmemesi gerektiği ifade edildi.
AB üyesi ülkelerin
daimi temsilcilerinin (COREPER) dün Belçikanın başkenti Brükselde
yaptıkları toplantıda 17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesi
taslağı bir kez daha tartışıldı.Üçüncü kez gözden
geçirilen taslak belge sabah saatlerinde netleştirildi ve üye ülkelere
gönderildi. Üçüncü taslakta Türkiye lehine iki önemli değişiklik
bulunuyor.
Birincisi ABnin kültürel değerleriyle ilgili olan paragraf tamamiyle
kaldırıldı. Bu çerçevede Türkiyenin ABnin kültürel
değerlerine uyması gerektiğine dair ifadeler de belgeden
çıkartılmış oldu. Bu ifade Türkiyeyi rahatsız
ediyordu. Çünkü Ankara, sanki Türkiyenin ABye uyum
sağlayamayacağı, sanki kültürel açıdan Avrupalı
olmadığına dair bir izlenime sebep oluyordu.
Türkiye
açısından önem teşkil eden ikinci unsur ise yine, müzakerelerle
ilgili olarak müzakerenin ucunun açık olduğuna dair ifade. Sonuç
bildirgesi taslağından, Genişleme sürecinde, ABnin yeni
üyeleri entegre etme kapasitesi hesaba katılmalıdır
şeklindeki ifade atıldı.
Türkiye adına nihai amacı tam üyelik olan müzakerelerin sonucu
konusunda bulanıklığa yol açan ve Avusturya ile
Danimarkanın ısrarı üzerine ikinci taslak metne dahil edilen
ifade; Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollandanın girişimleriyle
taslaktan çıkarıldı.
Bunun yanında Türkiyeye yönelik olarak özel bir statünün veya özel bir
algılamanın olmaması gerektiği belirtiliyor ve 1997deki
Lüksemburg zirvesini de ABne aday 12 ülke için de aynı yönde bir karar
alındığı dile getiriliyor.
KIBRIS PARAGRAFINDA DEĞİŞİKLİK YOK
Üçüncü nokta da Lahey ile ilgili. Türkiyenin Ege sorununun çözümü konusunda
Lahey Adalet Divanına gitmesi gerektiği ifade ediliyor ve bu konuda
da Helsinki Sonuç Bildirgesinin 4üncü paragrafına atıfta
bulunuluyor. Bu da Türkiye açısından büyük önem teşkil ediyor.
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ise herhangi bir değişiklik
yapılmadı. Bu da Türkiye açısından önem teşkil eden
bir unsurlar arasında yer alıyor. Gerek dönem başkanı,
gerekse ABnin ağır toplarından Almanya, Fransa gibi ülkeler, bu
paragrafta herhangi bir değişiklik yapılmasını talep
etmediler.
Rum kesimi, bu konuyu bakanlar düzeyindeki toplantıda yeniden gündeme
getireceğini dile getirdi.
İŞTE
YAPILAN EKLEME VE DEĞİŞİKLİKLER
Taslaktan çıkarılan cümleler
17. Madde- AB'nin bir taraftan entegrasyon süreci devam ederken, Birliğin
yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin dikkate alınması hem
birliğin hem de aday ülkelerin genel çıkarınadır.
Taslağa eklenen cümleler
18. Madde- Avrupa Birliği katılım ortaklığı
antlaşmasındaki öncelikleri temel alarak reform sürecini
yakından takip edecektir.
20.Madde- AB Konseyi, katılım surecinde etki yaratan ve Uluslar
arası Adalet Divanına götürülen anlaşmazlıkların çözüm
sürecinden gerekli görülmesi durumunda haberdar edilecektir.
Taslaktaki değişiklikler
22. Madde- Komisyon kendi inisiyatifi ya da üye ülkelerin talebine göre
görüşmelerin askıya alınmasını ya da yeniden
başlaması için gerekli koşulları tavsiye edebilir (daha
önceki taslakta ise ''tavsiye edecektir'' şeklinde bir ifade var)
RUM
YÖNETİMİ MEMNUN OLMADI
Müzakerelere
ilişkin genel kuralların açıklandığı bölümde ise
"görüşmelerin, hükümetlerarası konferans şeklinde bütün üye
ülkelerin ve adayların katılımı ile yürütüleceği"
ifadeleri konuldu. Bu sözler de dolaylı olarak Rum yönetiminin, Ankara ile
oturulacak müzakere masasında söz sahibi olacağı anlamına
geliyor.
Ancak bu jest
Rumları tatmin etmedi. Nitekim, Kıbrıs sorununa ilişkin
formülde, Rum yönetimi ve diğer AB ülkeleri arasında bir uzlaşma
bulunamadı. Böylece üçüncü taslakta, Kıbrıs ifadeleri bir önceki
taslağın aynısı olarak korundu. Kıbrısla ilgili
ifadelere ilişkin AB liderler zirvesi öncesinde bir uzlaşma zor görünüyor.
HALKIN
SESI 10/12/04
Müzakere tarihi ya da hiç...
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiyenin, 17 Aralıktaki AB zirvesinden, tam üyelik ile bitecek bir müzakere tarihi dışında hiçbir şey kabul etmeyeceğini bildirdi.
NATO
toplantılarında Türkiyeyi temsil etmek ve çeşitli temaslar
gerçekleştirmek üzere Brükselde bulunan Gül, AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile görüşmesine ilişkin
şu açıklamayı yaptı:
Türkiyenin 17
Aralık zirvesinden beklentilerini bir kez daha anlattım. Bizim için
önemli olan konuları bir kere daha tekrar ettim. Çok net bir şekilde tam üyelikle bitecek bir müzakere tarihi
dışında hiçbir şey kabul edecek durumda değiliz. Bunu
zaten herkes biliyor. Bu karar zaten verildi. Bizim tek istediğimiz; AB
liderlerinin imzaladıkları anlaşmalara, verdikleri sözlere,
yaptıkları deklarasyonlara sadık kalmalarıdır. Bu da
gayet açıktır. Türkiyenin tam üyelik müzakerelerine, vakit
geçirmeden başlayacağıdır.
GÜL, BEKLENTİLERİ DİLE
GETİRDİ
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, NATO toplantıları çerçevesinde biraraya
geldiği Avrupa Birliği dışişleri bakanlarına,
Türkiye'nin 16-17 aralık zirvesine ilişkin beklentilerini
aktarıyor.
Gül, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos
ile görüştü. Gül, Avrupa Birliği'nin kesin tarih vermesi konusundaki
isteği yineledi.
Görüşmede, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve Ankara'nın
17 aralık zirvesinden beklentileri konusuna öncelik verildi. Gül zirveden
net ve koşulsuz bir müzakere tarihi istediklerini de İspanya
Dışişleri Bakanına söyledi.
NATO Konseyi toplantıları için Brüksel'de bulunan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ve İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw ile ikili görüşmelerde
bulundu.
Türkiye-AB ilişkileri ve Ankara'nın 17 aralık zirvesinden
beklentileri konusuna öncelik verildiği görüşmelerde, Gül, zirveden
net ve koşulsız müzakere tarihi istendiğine yönelik
Ankara'nın mesajlarını iletti.
HALKIN
SESI 10/12/04