|
Kıbrısta
çözüm yolu tıkandı |
||
|
|
||
|
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözüm yolunun
tıkandığını söyledi. |
||
|
|
||
|
NTV |
||
|
Ekim 2004 Talat, Avrupada işler iyi gitmiyor. Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AByle doğrudan ticareti engellemek
için elinden geleni yapıyor dedi. |
|
Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrısta yayımlanan
Sunday Mail gazetesine verdiği demeçte, çözüme ulaşılması
için adım atması gerekenin Rum tarafı olduğunu söyledi.
Top şu an Rumlarda ve bunun üzerinde
oturuyorlar. Atatürk Meydanında kendimi mi asayım? Kıbrıs
Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı
dedi.
Talat, Ankaranın gümrük birliği
kapsamına Güney Kıbrısı almasının da Türkiyenin
rızasıyla değil, ihtiyaç dolayısıyla
gerçekleştiğini söyledi.
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan
Politis gazetesiyse son 6 ayda Kıbrıstaki gelişmelerin Rum
tarafı için olumsuz olduğunu yazdı. Gazete bu olumsuzluklara
örnek olarak Türkiyenin Kıbrıs sorununa ilişkin suçlarından
arınmasını, KKTCde yaşanan inşaat
patlamasını ve KKTCye binlerce yeni Türkiye kökenlinin
yerleşmesini gösterdi.
'Kıbrıs Rum kesimi ile Gümrük Birliği'ne gidilmesi
hukuki bir durum'
"AB-İKÖ Forumu tamamen siyasi bir konudur"
04 Ekim, 2004 02:01:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Kıbrıs Rum kesiminin Gümrük Birliği'ne dahil edilmesinin tamamen
hukuki bir konu olduğunu söyledi.
Gül, bakanlığının Stratejik Araştırmalar
Merkezi'nce düzenlenen ''Uygarlık ve Uyum: Küresel Düzenin Değerleri
ve İşleyişi'' temalı ''İKÖ-AB Ortak Forumu
Uluslararası Sempozyumu''na katılan akademisyen, bilim adamı ve
medya mensuplarına akşam yemeği verdi.
Yemekte gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül,
''Kıbrıs Rum kesiminin Gümrük Birliği'ne alınmasıyla
İKÖ-AB Ortak Forumu Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın
iptali arasında bir bağlantı olabilir mi? Sizin bu konudaki
değerlendirmeniz nedir?'' sorusu üzerine, bunların birbirinden
ayrı konular olduğunu söyledi.
"Gümrük
Birliği yapmamız gereken hukuki bir konudur"
Bakan Gül, ''biri tamamen hukuki bir konudur, Gümrük Birliği'yle ilgili
bizim taahhüt ettiğimiz, hukuken yapmamız gereken bir konudur dedi.
İKÖ-AB Ortak Forumunun tamamen siyasi bir konu olduğunu belirten Gül,
biz hukuki konularla siyasi konuları
karıştırmadığımızı gösterdik. Hukuki
konuyu taahhüt ettiğimiz için üstümüze düşeni yapıyoruz
açıklamasında bulundu.
"Şartlı
müzakereyi kabul etmeyeceğiz"
Abdullah Gül, ''İlerleme Raporu'nda Türkiye'ye şartlı bir
müzakere tarihi verilmesi durumunda bunun kabul edilip edilmeyeceği''
yönündeki soruya da 'hayır' yanıtını verdi.
Türkiye'nin
fotoğrafı çekilmiş
Kendisinin İlerleme Raporu'nun taslağını gördüğünü,
taslağın bir nevi fotoğraf çektiğini dile getiren Gül, bu
fotoğrafın içinde Türkiye'de yapılan bütün
değişiklikler ve reformların yansıtıldığını
bildirdi.
Gül, raporda henüz yazılmadığı için tavsiyeyle ilgili
kısmı göremediğini de belirterek, ''ama rapor bu haliyle
Türkiye'deki reformları, değişiklikleri, Kopenhag siyasi
kriterlerinin Türkiye'de gerçekleştirildiğini açık
birşekilde resmediyor, bunu da yazıyor dedi.
Atatürk Meydanında kendimi mi asayım
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözüme ulaşılması için adım atması gerekenin Rum tarafı olduğunu belirterek, Atatürk Meydanında kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı dedi. Güney
Kıbrısta yayınlanan Sunday Mail gazetesine verdiği
demeçte, Avrupada işlerin iyi gitmediğini ve Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulosun AB ile direkt ticareti engellemek için elinden geleni
yaptığını kaydeden Talat, Top şu an Rumlarda ve
bunun üzerinde oturuyorlar diye konuştu. |
HURRIYET 04/10/2004
Talat:
Kendimi asayım mı?
04/10/2004 RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözüme
ulaşılması için adım atması gerekenin Rum tarafı
olduğunu belirterek, "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi
asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka
bir şey kalmadı" dedi.
Başbakan Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Sunday Mail
gazetesine verdiği demeçte, Avrupa'da işlerin iyi gitmediğini ve
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un AB ile direkt ticareti engellemek için
elinden geleni yaptığını belirterek, "Top şu an
Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar" dedi. 'Türklerin başka bir
açılım yapmasının söz konusu olup olmadığı'
sorusu üzerine Talat, çözüm için Rumların adım atması
gerektiğine işaret ederek, "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi
asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka
bir şey kalmadı" ifadelerini kullandı. Talat, adadaki Türk
askeri varlığına dair soruyu da, "Niye onları buradan
uzaklaştıralım ki? (Rumlar) 'Evet' deselerdi, şimdiye
gitmiş olacaklardı" yanıtını verdi. Güney'de
bazı çevrelerin kendisine 'Yeni Denktaş'
yakıştırması yapmasına karşı çıkan
Talat, "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir
Kıbrıs istiyorum" dedi. KKTC lideri çözüm için tecritin kalkması
ve direkt ticaretin yapılabilmesini istedi. Mal-mülk sorununun da
insanların mahkemelerde haklarını araması yerine siyasi bir
çözümle halledilmesini savunan Talat, Türkiye'nin gümrük birliği
kapsamına Güney Kıbrıs'ı da almasıyla ilgili soruyu
ise, "Bu Türkiye'nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan ötürü
oldu" diyerek yanıtladı.
Sabırlı
olun
TC Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Kıbrıslı Türklerin umutlarını kaybetmemesi
gerektiğini söyledi:
|
AVRUPALILAR
ÇOK ÇALIŞIYOR... "Kıbrıs Türkleri kendilerini
aldatılmış hissetmekte haklıdırlar" diyen
Abdullah Gül, "Verilen sözler yerine getirilmedi. Ancak Avrupalılar
bunun farkında ve verdikleri sözleri yerine getirmek için çok
çalışıyorlar" diye konuştu SONUNDA
BİR ŞEYLER OLACAK... İstanbul'da yapılan
uluslararası sempozyumun dün öğleden sonraki
kapanışından sonra yabancı basın mensupları ile
görüşen Gül, Kıbrıslı Türklerin sabırlı
olmalarını önerdi. Gül, "Kıbrıs Türkleri
umutlarını kaybetmemeli ve sabırlı olmalı. Sonunda
bir şeyler olacağına inanıyorum" dedi GÜMRÜK
BİRLİĞİ HUKUKİ KONU... Gül, Kıbrıs Rum
kesiminin gümrük birliğine dahil edilmesinin de tamamen hukuki bir konu
olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Bu kararla, Rum
kesiminin malları Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde, Türkiye'nin
bütün malları da Rum kesimine tamamen serbest bir şekilde
girebilecek. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar, onu da
düşünün" Süleyman
ERGÜÇLÜ - İSTANBUL TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıslı Türklerin
Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinde hayal
kırıklığına uğramakta haklı olduklarını
ancak umutlarını kaybetmemeleri gerektiğini söyledi. İstanbul'da
yapılan uluslararası sempozyumun dün öğleden sonraki
kapanışından sonra yabancı basın mensupları ile
görüşen Abdullah Gül, bir soru üzerine, Kıbrıslı
Türklerin sabırlı olmalarını önerdi. Kıbrıslı
Türklerin temsiliyetini sorun yaparak AB-İKÖ Bakanlar Forumu'nun
iptaline neden olan AB'nin, Kıbrıslı Türklerin üzerinde
güvensizlik yarattığını belirten Gül,
Avrupalıların bunun farkında olduğunu kaydetti. Gül,
"Kıbrıs Türkleri kendilerini aldatılmış
hissetmekte haklıdırlar. Verilen sözler yerine getirilmedi. Ancak
Avrupalılar bunun farkında ve verdikleri sözleri yerine getirmek
için çok çalışıyorlar. Kıbrıs Türkleri
umutlarını kaybetmemeli ve sabırlı olmalı. Sonunda
bir şeyler olacağına inanıyorum" dedi. Abdullah Gül,
ortak forumun iptal edilmesinin bir şanssızlık olduğunu
da sözlerine ekledi. Türkiye ile
Rum arasında ticaret serbest TC
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, dün akşam yaptığı
açıklamada da, Kıbrıs Rum kesiminin gümrük birliğine
dahil edilmesinin tamamen hukuki bir konu olduğunu belirterek, "Bu
kararla Rum kesiminin malları Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde,
Türkiye'nin bütün malları da Rum kesimine tamamen serbest bir
şekilde girebilecek. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar,
onu da düşünün" dedi. Gül,
bakanlığının Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce
düzenlenen "Uygarlık ve Uyum: Küresel Düzenin Değerleri ve
İşleyişi" temalı "İKÖ-AB Ortak Forumu
Uluslararası Sempozyumu"na katılan akademisyen, bilim
adamı ve medya mensuplarına "The İstanbul" adlı
teknede akşam yemeği verdi. Yemekte
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül,
"Kıbrıs Rum kesiminin gümrük birliğine
alınmasıyla İKÖ-AB Ortak Forumu Dışişleri
Bakanları Toplantısı'nın iptali arasında bir
bağlantı olabilir mi? Sizin bu konudaki değerlendirmeniz
nedir?" sorusu üzerine, bunların birbirinden ayrı konular
olduğunu söyledi. Bakan Gül,
şunları kaydetti: "Biri
tamamen hukuki bir konudur, gümrük birliğiyle ilgili bizim taahhüt
ettiğimiz, hukuken yapmamız gereken bir konudur. İKÖ-AB Ortak
Forumu ise tamamen siyasi bir konudur. Biz hukuki konularla siyasi
konuları karıştırmadığımızı
gösterdik. Hukuki konuyu taahhüt ettiğimiz için üstümüze düşeni
yapıyoruz. AB bizden rica ettiği için biz bu toplantıyı
organize ettik. Yoksa İstanbul'da çok sayıda zirve
toplantısı yaptık, herhangi bir toplantıdan 'prestij
çıkartalım' diye bir kaygımız yoktu. AB için iyi bir
fırsattı. Kendi bilecekleri bir iş. Birinci konu
tamamen hukukidir. Ayrıca, bu kararla Rum kesiminin malları
Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde, Türkiye'nin bütün malları da Rum
kesimine tamamen serbest bir şekilde girebilecek. Kimin ekonomisi daha
güçlü, kim daha çok mal satar, onu da düşünün." |
KIBRIS 04/10/04
Talat: Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım?
ZAFER
GİBİ GÖRÜNEN FELAKET... Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin gümrük
birliği anlaşması vasıtasıyla içinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin de bulunduğu on yeni üyeyi
tanıması konusuna da Talat, "Zafer gibi görünen bir felaket,
kötü haber, bu bekleniyordu ancak Türkiye'nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan
dolayı oldu" dedi
BEN
BİRLEŞİK BİR KIBRIS İSTİYORUM... Talat'ın
özellikle güneydeki bazı çevrelerin kendisine "yeni
Denktaş" yakıştırması yapmasını
ısrarlı bir şekilde reddettiğini yazan gazete,
Talat'ın "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir
Kıbrıs istiyorum" diyerek iki lider arasındaki en belirgin
farkı ortaya koyduğunu bildirdi
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa'da işlerin iyi gitmediğini ve Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, AB ile direkt ticareti engellemek için
elinden geleni yaptığına işaret ederek "Top şu an
Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar" dedi.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail adlı gazete, Talat'la
yapılan bir röportaja yer verdiği haberinde, 24 Nisan'da yapılan
referandumun ardından beş ay geçmesine rağmen Talat için işlerin
hiç de iyi gitmediğini yazarken, Türk tarafının ekonomisinde
düzelme sağlayacağına inanılan AB tüzüklerinin sözden öteye
gidemediğini ve Türkiye'nin gümrük birliği anlaşması
vasıtasıyla "Kıbrıs Cumhuriyetini"
tanınması adımını atmasının Talat'ı zor
durumda bıraktığını savundu.
Gazeteye göre,
Türklerin başka bir açılım yapmasının söz konusu olup
olmadığının sorulması üzerine de Başbakan Talat,
çözüme ulaşılabilmesi için Rumların adım atması
gerektiğini belirtti ve "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım?
Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey
kalmadı" dedi.
Gazetenin
haberinde Talat'ın AB yardımları konusunda da umutsuzluğa
düştüğü ve "Avrupa'da işler iyi gitmiyor, Papadopulos
direkt ticareti engellemek için elinden geleni yapıyor" dediğini
ve azınlık hükümetinin de "umut etmekten başka" bir
çaresi bulunmadığı da yazıldı.
Gazete,
Talat'ın adadaki Türk askerinin varlığı konusunda da
"Niye onları buradan uzaklaştıralım ki? (Rumlar)
'Evet' deselerdi şimdiye gitmiş olacaklardı" ifadelerine
yer vererek böylece uluslararası topluluğun konuya pozitif
yaklaşmasını engellediği iddiasında bulundu.
Talat'ın
özellikle güneydeki bazı çevrelerin kendisine "yeni
Denktaş" yakıştırması yapmasını
ısrarlı bir şekilde reddettiğini yazan gazete,
Talat'ın "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir
Kıbrıs istiyorum" diyerek iki lider arasındaki en belirgin
farkı ortaya koyduğunu, fakat böyle bir şeyin ancak AB ile
direkt ticaret vasıtasıyla Türklerin ekonomik gelişimiyle mümkün
olabileceğini söylediğini yazdı.
Talat, çözüme ulaşılabilmesi
için izolasyonun sonlanması ve direk ticaretin yapılabilmesi
gerektiğini söyleyerek, mal mülk sorununun da insanların mahkemelerde
haklarını araması yerine politik bir çözümle sonlandırılmasını
gerektiğini de kaydetti. Başbakan Talat mahkemelerdeki davaların
sorunu kaosa sürükleyeceğini ve ortamı daha da gereceğini
söyledi.
Gazetede,
Talat'ın kuzeydeki ekonominin yabancı yatırımcılarla
az da olsa gelişme gösterdiğini, bunun özellikle inşaat
sektöründe meydana geldiğini belirttiğini, fakat aynı zamanda
yabancıların mal satın almasını engelleyen bir yasa
tasarısıyla 125 yıllık kira kontratlarının
söyledikleriyle çeliştiğini yazdı.
Türkiye
Cumhuriyeti hükümetinin gümrük birliği anlaşması
vasıtasıyla içinde "Kıbrıs Cumhuriyetinin" de
bulunduğu on yeni üyeyi tanıması konusuna da Talat, "Zafer
gibi görünen bir felaket, kötü haber, bu bekleniyordu ancak Türkiye'nin
rızasıyla değil, ihtiyaçtan dolayı oldu" dedi.
KIBRIS 04/10/04
Rum diplomatik misyonu alarmda
BM genel
sekreterinin UNFICYP'le ilgili raporu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nde 11
Ekim'de başlayacak görüşmeler sebebiyle BM'deki Rum diplomatik
misyonunun alarm halinde bulunduğu kaydedildi.
BM genel
sekreterinin UNFICYP'le ilgili raporu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nde 11
Ekim'de başlayacak görüşmeler sebebiyle BM'deki Rum diplomatik
misyonunun alarm halinde bulunduğu kaydedildi.
BM'deki Rum
daimi temsilci Andreas Mavroyannis'le yaptığı söyleşiye yer
veren Politis gazetesi, Kıbrıslı Türklere yönelik düzenlemelere
ilişkin görüşmelerin de aynı tarihte Brüksel'de başlayacak
olması sebebiyle Rum daimi temsilci Andreas Mavroyannis ve ekibinin,
UNCIYP'in gözden geçirilmesi konusunun normal şekilde sona ermesi için
Güvenlik Konseyi üyeleriyle sürekli temas halinde olduğunu yazdı.
Gazeteye göre
Mavroyannis, bu aşamada Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunun, 541 ve
550 sayılı kararların meşruiyetinin ve bu kararlara
saygı gösterilmesinin korunması gereğini anladıkları
değerlendirmesinde bulundu.
Mavroyannis,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda
konuşma yapmak üzere gittiği New York'ta ve Brüksel'de geçen hafta
gerçekleştirdiği temasların, Rum politikasının
hedeflerine hizmet eden ve önemli temaslar olduğunu, bunun sonucu olarak
daha yapıcı bir ortam şekillenmekte olduğunu söyledi.
Papadopulos-Grossman
görüşmesini yorumlayan Mavroyannis, bu görüşmenin
gerçekleşmesiyle geçmişteki sabit fikirlilikte ısrar
tehlikesinin sona erdiğini ve Amerikalıların çözüm ileri
götürmeye yönelik ilgilerinin teyit edildiğini söyledi.
Mavroyannis
Güvenlik Konseyi'ndeki görüşme hakkında ise şunları
söyledi:
"BM genel
sekreterinin UNFICYP raporu Güvenlik Konseyi'nde ekim ayı içinde
görüşülecek ve bir karar benimsenecek. Sanırım, esasen
UNFICYP'in görev şartlarının değişmemesi, sadece
işleyiş yönteminde, bir dereceye kadar -ilk bakışta bizim
için aşılmaz sorunlar yaratacak gibi görünmeyen-
değişiklikler yapılması sağlandı. Daha çok
tartışmak istediğimiz bazı şeyler var ancak görüşme
teknik düzeyde sınırlı kalırsa, bazı ortak paydalar
bulabileceğimize inanıyorum. Yanlışlıkla iyi niyet
misyonuyla ilgili ve son aylarda ve yaz döneminde bize sorun olan konulara
girilmesi halinde sorun olurdu.
Kesin bir
dille, genel sekreterin iyi niyet misyonuna ilişkin raporunda yer alan 93.
paragrafta olduğu gibi, bizim için arzu edilmeyen şeyleri geçirmeyi
başaramayacaklarını söylemem, büyük konuşmak demek olur.
Ancak sanırım bu aşamada Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu,
541 ve 550 sayılı kararların meşruiyeti ve bunlara
saygı duyulması gerektiğini anladıklarını
sanıyorum. Umarım bütün diğer görüşmelerde de Güvenlik
Konseyi'nin bu tavrını korumasını sağlamayı
başarırız.
Tam olarak ne
olacağını öngöremiyorum ancak, ortaya koymuş olduğumuz
argümanların ciddiliği ve önemi konusunda ikna edici olduğumuza
inanıyor ve bunu diliyorum. Aynı zamanda Türklerin son zamanlardaki
faaliyetlerinin -İstanbul'daki İslam konferansında ve
diğerlerinde yaptıkları- hedeflerinin, uluslararası alanda
ayrı varlık tanıtımı yapmaya çalışmak olmaya
devam ettiğini göstergesidir.
Kıbrıslı
Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesinden samimiyetle bahsediyorsak,
Kıbrıs hükümetinin; bunu kabul etmekle kalmadığı,
bunda başı çektiği konusunda büyük ölçüde ikna
edebildiğimizi sanıyorum. Kıbrıslı Türklerin ekonomik
sorunlarının, Kıbrıslı Türklerin refahını
siyasi maksatlar uğruna feda eden liderliklerinin tercihlerinin bir sonucu
olduğunu hatırlatalım. Bizim kabul etmediğimiz şey bu
ekonomik kalkınmanın ve Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlardan kurtarılmasının, yasadışı ve
haksız hedeflerin başarılmasına bahane olarak
kullanılmasıdır."
KIBRIS 04/10/04
|
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM),
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM toplantılarına Rum
Kesiminin izni aranmaksızın katılmasına onay verdi.
AKPM, Nisan ayında Rumların önergesiyle
kabul ettiği önceki kararında Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs heyeti içinde temsiliyetini öngörmüştü. Bu karar
Kıbrıslı Türklerin AKPMde Rumlardan onay alarak temsil
edileceği şeklinde yorumlandığı için Türk
tarafınca uygulanamaz ilan edilmişti.
RUMLARIN ONAYI ARANMAYACAK
AKPMnin bugün (dün) Strasbourgda
aldığı karara göre ise Kıbrıslı Türk
parlamenterler bundan böyle AKPM toplantılarına Kıbrıs
heyeti altında katılmakla birlikte, Rumlardan onay almak zorunda
kalmayacaklar.
Kıbrıslı Türk parlamenterler Genel
Kurul ve komisyon toplantılarına AKPMnin davetlisi olarak
katılacaklar. Varılan uzlaşıya göre,
Kıbrıslı Türklere her genel kurul ve komisyon
toplantısı öncesi AKPM başkanı tarafından
Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri sıfatıyla resmen
davetiye gönderilecek.
KKTCNİN TANINMASI DEĞİL
Kıbrıslı Türkler AKPM
toplantılarında 1i asil diğeri yedek 2 üyeyle temsil
edilecekler. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs
sayfalarında Rumlarınkinden ayrı bir bölümde Kıbrıs
Türk Toplumu sıfatıyla gösterilecek.
Bu yeni gelişme KKTCnin tanınması
anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin
bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler
vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları
bakımından politik öneme sahip.
KKTC adına Strasbourgda bulunan CTP
milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını izolasyonların
kaldırılması yönünde olumlu bir adım olarak yorumlarken,
AKPM Başkanı Peter Schieder, kararın kesinlikle KKTCnin
tanınması anlamına gelmediğini vurguladı.
|
|||||||
|
4 Ekim 2004 Talat, Bu oldukça önemli. Kıbrıs
başlığı altında Kıbrıs Türk toplumu
temsilcisi olarak yer alacaklar. Yani bir adımdır, önemli bir
adımdır diye konuştu. |
|
||||||
Kıbrıs Türklerinin barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret eden Talat, Rum yönetimi lideri Papadopulosun, Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti
Kıbrıs Türklerinin barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret eden Talat, Rum yönetimi lideri Papadopulosun, Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti
|
Türkiye,
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımalı |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri
Sotos Zaheos, Kıbrıs Cumhuriyetinin Ankara tarafından
tanınması gerektiğini, aksi takdirde Türkiyeye AB konusunda
açık çek verilmeyeceğini iddia etti. |
|
NTV 05/10/2004 |
|
|
Talat: "AKPM'nin kararı önemli bir adım"
04 Ekim, 2004 23:15:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin
katılımlarının sağlanması yönünde alınan
kararın 'önemli bir adım olduğunu' belirti.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nde (AKPM), KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin
katılımlarının sağlanması yönünde alınan
kararın 'önemli bir adım olduğunu' belirterek, "artık
dünya Kıbrıs Türkünü anlamaya başlamıştır. Bu bir
ilk adımdır" dedi.
Papadopulos'un
Kıbrıs Türkü'ne karşı tavrı
Başbakan Talat, Kıbrıs Türklerinin 24 nisanda ortaya
koyduğu barışçı yaklaşımın bu kararla
desteklendiğine işaret ederek, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un, 'Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım'
mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurguladı.
Rum
tarafı yeni bir öneri sunamadı
Başbakan Talat, kararın verilmesi aşamasında, Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Konsey Genel Sekreteri'ne bir
mektup yazarak, konunun tartışılması için zaman
istediğini, konuyu Mehmet Ali Talat ile görüşerek
sonuçlandıracağını ilettiğini ve Genel Sekreter'in de
konuyu, ekim ayı başındaki toplantıda ele almak üzere
ertelediğini kaydetti.
Rum meclisinin konuyla ilgili somut bir öneri sunmadığına
işaret eden Talat, bunun üzerine Konsey Başkanlık
divanının toplandığını ve daha önceden
hazırlanmış olan taslağı yürürlüğe koymak için
faaliyete geçtiğini belirtti.
Talat bütün grupların bu kararı desteklediklerini ve böylece
Kıbrıslı Türkler'in bir asıl, bir yedek üyeyle Avrupa
Konseyi'nde temsil edilmiş olacaklarını, hem komitelerde hem de
Genel Kurul'da gözlemci statüsüyle temsil edileceklerini, konuşma
haklarının olacağını,ve Kıbrıs Rum
tarafınca akredite edilmeyeceklerini söyledi.
Rum
tarafına çağrı
Başbakan Talat, açıklamasında Kıbrıs Rum yönetimine de
çağrıda bulunarak, "Kıbrıs Türkü'nü sürekli olarak
Papadopulos yönetiminin tecrit etmesi, dünyadan koparması mümkün
değildir ve olmayacaktır. Bu karar aslında bunun
göstergesidir" dedi.
"Kıbrıs
Türkü demokratik Avrupa platformunda sesini duyurabilecek"
Bundan böyle de tecridin, izolasyonların, Kıbrıs Türkünün
cezalandırılmasının mümkün olamayacağını
bütün dünyanın Papadopulos'a ifade edeceğini söyleyen Talat,
"Kıbrıs Türkü demokratik Avrupa platformunda sesini
duyurabilecektir" dedi. Başbakan Talat, bir soru üzerine, üçlü
koalisyon kurulması yönündeki çalışmaların da devam
ettiğini bildirdi.
Kıbrıs'ta BM gücü üçte bir azalacak
05 Ekim, 2004 05:54:00 (TSİ) CNN TURK
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporda, Kıbrıs'taki BM
barış gücü askerlerinin sayısının bin 224'ten, 860'a
indirilmesi öngörülüyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
Güvenlik Konseyi'ne sunulan ve Kıbrıs Barış Gücü'nün
(UNFICYP) görev süresinin 2005 yılı ortasına kadar
uzatılmasını öngören raporda, barış gücü askerlerinin
sayısının bin 224'ten, 40'ı askeri gözlemci olmak üzere
860'a indirilmesi, polis sayısının ise 45'ten 69'a
çıkarılması teklif ediliyor.
Raporunda adadaki gelişmelere geniş olarak yer vererek,
Kıbrıs'taki sükunet oratmından dolayı UNFICYP'de görev
yapan asker sayısının üçte bir oranında
azaltılmasını öneren Annan, misyon çerçevesinde daha hareketli
ve etkili bir operasyon konsepti de öngörüyor.
"AB,
Türkiye ile ilgili henüz kilit önemdeki kararı almadı"
Raporunda, KKTC'deki Türk askeri sayısının ve
ekipmanlarının aynı seviyede olduğunu belirten Annan, bunun
Güney Kıbrıs tarafından bir tehdit olarak
algılandığını ifade ediyor. AB'nin Türkiye ile
ilişkileri konusunda henüz kilit önemdeki kararlarını
almadığını da kaydeden Annan, bu durumun
Kıbrıs'taki iki taraf için de önemli bir belirsizliğe yol
açtığını belirtiyor.
Annan, raporunda UNFICYP'nin görev süresinin altı aylığına
uzatılmasını talep ediyor.
|
İlk zafer; iki KKTC milletvekili AKPM üyesi |
|
|
Annan Planı referandumundan sonra KKTC ve Türkiye diplomasisi, Rumlara karşı ilk başarısını, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) kazandı. AKPM, KKTC parlamentosundan iki üyenin bundan böyle, genel kurul toplantılarında temsil edilmelerine karar verdi. AKPM Başkanı Peter Schieder, genel kurul toplantılarının başlaması dolayısıyla yaptığı basın toplantısında kararı açıkladı. Bu kararın KKTC'yi tanıma anlamına gelmediğini belirten Schieder, parlamenterlerin sadece genel kurul ve komisyon toplantılarına katılmalarına karar verildiğini söyledi. İki KKTC milletvekilinin dün yapılan oylama sonucunda oturumlara doğrudan katılmasının benimsenmesi, AKPM'de yarın konuşma yapacak olan Başbakan Tayyip Erdoğan'a da jest etkisi yapacak |
|
KIBRIS 05/10/04
Yazık oldu...
EĞER son dakikada Kıbrıs engeli çıkmasaydı, AB'nin 25
üyesinin ve İslam Konferansı Örgütü İKÖ'nün 50'den fazla
mensubunun Dışişleri bakanları veya üst düzey yetkilileri,
dün İstanbul'da farklı kültürler ve medeniyetler arasında
yakınlaşmanın nasıl gerçekleşebileceğini
tartışıyor olacaklardı... Tıpkı İKÖ - AB
Ortak Forumu öncesinde, bir nevi entelektüel zemin hazırlama egzersizi
olarak İstanbul'da hafta sonunda düzenlenen İKÖ - AB Ortak
Sempozyumu'nda yapıldığı gibi...
İslam dünyasıyla Batı'nın seçkin 100 kadar
akademisyenlerini ve aydınlarını bir araya getiren Ortak
Sempozyum'un gerçekleşmesi ne kadar yararlı oldu ise, Ortak Forum'un
iptal edilmiş olması, o kadar yazık oldu. Yapılabilseydi,
hükümetlerin temsil edildiği Forum, daha önce yapılan benzer bir
konferanstan sonra oluşmaya başlayan "İstanbul ruhu"nu
pekiştirmek, diğer bir deyişle İslam dünyasıyla
Batı arasında daha iyi bir anlayışa ve yakınlaşmaya
katkıda bulunmak olanağını bulacaktı.
İki günlük sempozyumun sonunda yayımlanan bildiride belirtildiği
gibi, ne yazık ki böyle bir "diyalog için önemli bir fırsat
kaçırıldı." Hem de, (gene bildirideki ifadeyle)
"İKÖ - AB Ortak Forumu'nun amacıyla uygun olmayan nedenler"
yüzünden...
* * *
ŞİMDİ bu konuda Ortak Forum'a davet edilip gelmeyen bakanlara ve
yetkililere (özellikle Avrupalılara) düşen iş, Ankara'daki
Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (SAM) organize ettiği
sempozyumda yapılan konuşmaların notlarını alıp
incelemeleri ve ortaya konan tavsiyeleri, yeni stratejilerin
oluşturulmasında kullanmalarıdır.
Bu arada tabii Avrupalı bakanlar haftalardır titizlikle
hazırlanan Ortak Forum'u "boykot" etme kararı üzerinde bir
"iç sorgulama" yapsalar, çok iyi olur!.. Doğrusu öylesine önemli
ve anlamlı bir konferansın suya düşmemesi için daha samimi çaba
harcayabilirler ve bir uzlaşma formülü bulabilirlerdi...
* * *
BU meselede AB'nin tutumu Türkiye'de düş
kırıklığı yarattı. Ankara, İKÖ gibi AB'nin
de Kıbrıs Türk delegasyonunun önüne konacak "isim
tabela"sına Kıbrıs Türk Devleti'nin yazılmasını
kabul edeceğini tahmin etmişti. Üstelik AB'nin, Türk tarafına,
referandumdaki tavrı nedeniyle anlayış göstereceğini ve
Kıbrıs Rum tarafının kendisini yönlendireceğine izin
vermeyeceğini sanmıştı...
Sempozyuma katılan birçok delegeden aldığımız
"hava" şu oldu: Evet, AB'nin Forum'u boykot etmesi hiç iyi
olmadı. Ama Türkiye de AB'nin "Kıbrıs Türk Devleti"
tabelasının konmasını kabul etmeyeceğini bilmeliydi.
AB, İKÖ'nün veya başka bir örgütün tavrını benimsemek
zorunda değil. BM ve benzeri diğer uluslararası kuruluşların
tutumu da böyle...
* * *
BU olay, Türk diplomasisinin AB'de Kıbrıs'la ilgili gerçeği iyi
hesaba katmadığını, arzuladığı sonucu
kolayca elde edebileceğini sandığını gösteriyor. Yani
gerçek şudur ki, bunda bir hesap - ve zamanlama - hatası
yapılmıştır. Ve sonunda bu olay Rumlara böbürlerindekileri
bir diplomatik kazanç, AB karşıtlarına da yeni bir propaganda
malzemesi sağlamış oluyor.
Ama asıl üzücü olan, dünyanın hele şu sırada
ihtiyacını çok duyduğu Batı ile İslam dünyası
arasındaki yakınlaşmayı sağlamaya hizmet edecek olan
"İstanbul ruhu"nun canlandırılması
fırsatının kaçırılmış olmasıdır...
SAMI KOHEN
MILLIYET 05/10/04
AB ayaklandı,
Paris'te panik var
BRÜKSEL
Yaşamazsanız tam anlamıyla anlayamazsınız.
Avrupada muhafazakarlar ayaklanmış durumdalar. Gündemin en
başındaki konu Türkiye'nin AB ile katılma müzakerelerinin
başlaması. Komisyon raporunun yayınlanmasına çok az bir
zaman kala, tüm gruplar Verheugen'in üzerine yürüyorlar. Onu suçluyorlar. Tek
başına hareket ettiğini, kimseyi dinlemediğini ve
Türkiye'yi desteklemek için elinden geleni yaptığını
söylüyorlar.
Verheugen'i baskı altında tutan diğer grup üye ülke hükümetleri.
Onların da kamuoyu tepkileri nedeniyle başları dertte.
Verheugen'in raporuna mümkün olduğu kadar koşul koymasını
istiyorlar. Bu sayede muhalefetlerinin tepkisinden de kurtulabilecekler.
Türkiye'nin hemen tam üye olmayacağını, birçok koşul
konduğunu söyleyebilecekler.
Dikkat ettim, Başbakan da durumun farkında. Alman Başbakanı
ile Pazar günkü konuşmasından sonraki basın toplantısında,
üstüne basa basa "Türkiye 17 Aralıkta tam üyeliğe girmiyor.
Sadece müzakereleri başlatıyor" dedi.
FRANSA TAM ANLAMIYLA PANİKLEMİŞ DURUMDA
Fransa'daki durum çok daha ağır.
Geçen hafta sonunu Paris'te geçirdim. Bir konferansa katıldım.
Fransız gazetelerine baktım. Sadece Türkiye'den söz ediliyor.
Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'ın sonunda iç baskılara
dayanamayıp "Türkiye'nin tam üyeliği 10-15 yıl sonra
referanduma konulacak ve halkın fikri sorulacak." dedi.
Chrirac'ın bu kararı almasının nedeni, hem Avrupa
anayasasını Türkiye konusundan ayırabilmek ve iç politika
oyunlarında ön alabilmek. Yoksa, Chirac Türkiye'nin önüne dolaylı
engel çıkartmıyor.
Üstelik, bu olayın bir başka yönünü de gözden
kaçırmamalıyız. Türkiye, Avrupa Birliği ile 10 yıl
müzakere yapıp anlaşmaya vardıktan ve hükümetler tarafından
imzalandıktan sonra, Fransa bu anlaşmayı referandum sayesinde
reddedemez.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, Fransanın aldığı bu karar
diğer üye ülkeleri de rahatlattı. Şimdi kamuoylarına dönüp
"neden rahatsız oluyorsunuz, baksanıza Fransanın
referandumu var" diyebilecekler.
İşte bütün bu baskıları giderebilmek için AB Komisyonu
raporu koşullar ve ek önlemlerle dolu çıkarsa hiç
şaşırmayalım.
İstedikleri kadar koşul koysunlar, hiç önemli değil.
İstedikleri kadar referandum yapsınlar, hiç önemli değil.
Zira önemli olan, kesin bir tarihte müzakerelerin
başlatılmasıdır. Bütün bu koşullar birkaç yıl
içinde unutulup gidecektir. Geriye, başlamış müzakereler ve AB
kapısına dayanmış bir Türkiye kalacaktır.
Önemli olan golün atılmasıdır. Top isterse taçtan veya avuttan
gelsin. İçeri girdi mi? Hakem santrayı gösterdi mi ?
İş orada bitmiş demektir.
VERHEUGEN SÜRPRİZ
YAPABİLİR Mİ ?
Günter
Verheugen'in geçen hafta Avrupa Parlamentosunda soruları ve
eleştirileri yanıtlarken söylediği bir cümle hala
kulaklarımda.
Parlamenterlerin kendiyle ilgili eleştirilerinin haksız olduğunu
belirttikten sonra, Türkiye hakkındaki önerisini kimseyle
paylaşmadığını, kimsenin çıkacak olan raporun
sonundaki tavsiye bölümünü bilmediğini söyledi ve parlamenterlerin (büyük
olasılıkla çarşamba günü) raporu gördüklerinde sürprizle
karşılacaklarını ve bugünkü eleştirilerinin
haksızlığını anlayacaklarını söyledi.
Ardından da "Türk hükümetinin rapordaki bazı bölümleri yutmakta
güçlük çekebileceğini"ileri sürdü.
Bu konuşmalar benim miğdemi bulandırdı.
Verheugen ya ciddi bir uyarıda bulunuyor veya muhafazakarların
istimlerini gidermeye çalışıyor.
Berlin'de Başbakan ile konuşurken dikkat ettim, onun da dikkatini
çekmiş ancak pek üstünde durmamış. Onun için önemli olan 17
Aralık'ta doruk toplantısından çıkacak olan sonuç.
Verheugen ne demek istiyor olabilir ?
Benim için bir tek cümle önemlidir. O da, Verheugen'in açık ve seçik bir
şekilde, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlaması
gerektiğini, bu konuda koşulların önemli ölçüde yerine
geldiğini söylemesidir.
Gerisi hiç önemli değildir.
AB doruğunun (17 Aralık'ta) Türkiye'ye müzakereleri başlatma
tarihi verilmesine yol açacak netlikte bir tavsiyede bulunsun yeter. İç
politika nedenleriyle, ister yeni tip bir müzakere yöntemi geliştirsin,
ister gözetim ve denetimler sıkılaştırılsın,
ister eksikliklerin listesi yapılsın.
Hiç birinin önemi yoktur.
İşki, müzakerelerin başlamasına yeşil
ışık yaksın.
Ayrıca unutmamamız ve korkmamamız gereken en önemli iki unsuru
da gözden kaçırmayalım.
1) Eğer yeni bir müzakere yöntemi oluşturulacaksa, bu sadece Türkiye
için yapılmayacaktır. Bundan sonra adaylığını
koyacak tüm ülkeleri içine alacaktır. Komisyon, sırf Türkiye'ye
yönelik, sadece Türkiye'ye uygulanacak bir yöntem saptamaz. Defalarca,
diğer adaylardan ayrı muamele yapılmayacağını
açıkladılar. Yöntem değişikliği varsa, müzakereye
başlamamış herkese olur.
2) Müzakereler süresince Türkiye'deki uygulamaların yıllık
değil de, 6'şar aylık raporlarla gözetilmesinden de
korkmamalıyız. Takiyye yapacağız, uygulamaları
kaytaracağız da, bundan dolayı yakalanmaktan mı korkuyoruz
?
Ne olursa olsun, benim içim hala pek rahat değil.
Verheugen'in bu laflarını sevmedim.
Brüksel'de ulaşabildiğim yetkililer de, Komiserin kafasındakini
bilmiyor. Büyük olasılıkla, son bölümü de Komisyondaki 30 komiser'e
de Çarşamba sabahı dağıtacak.
Eğer yeni birşeyler öğrenebilirsem, yarın bu köşede
sizlerle paylaşırım.
Dün Avrupa Birliği komisyonunda yaptığım temaslardan sonra
Verheugen'in olumsuz bir süpriz hazırlamadığı izlenimini
aldım. Sanırım sonuç çok olumlu geliyor.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 05/10/2004
AKPM'de temsil ediliyoruz
RUM'UN ONAYINA
GEREK YOK... Kıbrıslı Türklerin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti
konusunda uzlaşma sağlandı. Kıbrıslı Türk
parlamenterler, bundan böyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)
toplantılarına Rum kesiminin onayı aranmaksızın
katılabilecek. Bu kararın KKTC'nin tanınması anlamına
gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız
biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa
platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme
sahip olduğu belirtiliyor
KONUŞMA
YAPACAK, OY KULLANAMAYACAKLAR... Kıbrıslı Türkler AKPM
toplantılarında biri asil diğeri yedek iki üyeyle temsil
edilecek. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs
sayfalarında Rumlarınkinden ayrı bir bölümde
"Kıbrıs Türk toplumu" sıfatıyla gösterilecek.
AKPM Başkanlık Divanı'nın aldığı kararla,
KKTC'li iki parlamenter genel kurula katılıp konuşma
yapabilecek, ancak bu parlamenterlerin oy hakları bulunmayacak
"AKPM'NİN
DAVETLİSİ"... Kıbrıslı Türk parlamenterler, genel
kurul ve komisyon toplantılarına "AKPM'nin davetlisi"
olarak katılacak. Varılan uzlaşıya göre, Kıbrıslı
Türklere her genel kurul ve komisyon toplantısı öncesi AKPM
başkanı tarafından "Kıbrıs Türk toplumu
temsilcileri" sıfatıyla resmen davetiye gönderilecek. AKPM, 2
milletvekili belirlemesi için Kıbrıs Türk siyasi partilerine
çağrıda bulundu
GÜL:
ÖNEMLİ BİR AŞAMA... Türkiye Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nde KKTC lehine alınan kararın KKTC'nin ve
Kıbrıs Türklerinin kendi hak ve hukuklarını
uluslararası platformlarda çok daha iyi savunmaları için çok önemli
bir aşama olduğunu söyledi
TALAT: DÜNYA
BİZİ ANLAMAYA BAŞLADI... Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve
etkin katılımlarının sağlanması yönünde
alınan kararın "önemli bir adım olduğunu"
belirterek, "Artık dünya Kıbrıs Türkü'nü anlamaya
başlamıştır. Bu bir ilk adımdır" dedi.
Talat, Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da ortaya koyduğu
barışçı yaklaşımın bu kararla
desteklendiğine işaret etti
ÖZDİL
NAMİ: OLUMLU BİR ADIM... KKTC adına Strasbourg'da bulunan CTP
Milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını "izolasyonların kaldırılması
yönünde olumlu bir adım" olarak yorumlarken, AKPM Başkanı
Peter Schieder, kararın "kesinlikle KKTC'nin tanınması
anlamına gelmediğini" vurguladı. Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Tery Davis de Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterleri
AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve
"Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı
büroyu paylaşırlar" dedi
TÜRK
PARLAMENTERLER MEMNUN... AKPM Başkanlık Divanı'nın
aldığı karar, Türk parlamenterler arasında da memnuniyetle
karşılandı. AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu,
"Kıbrıs'taki referandumdan sonra ilk kez uluslararası bir
kuruluşta, KKTC lehine olumlu ve somut bir karar
çıktığını" söyledi. Çavuşoğlu,
"Bunun olumlu bir başlangıç olmasını ve
devamının gelmesini bekliyoruz" dedi. CHP Milletvekili Ali
Rıza Gülçicek de kararı, KKTC'ye yönelik izolasyonun
kaldırılması yönünde önemli bir gelişme olarak niteledi
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti konusunda uzlaşma
sağlandı. Kıbrıslı Türk parlamenterler bundan böyle
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarına Rum kesiminin
onayı aranmaksızın katılabilecek.
Bu kararın
KKTC'nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa
Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi
seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek
olmaları bakımından politik öneme sahip olduğu
belirtiliyor.
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM
toplantılarına Rum kesiminin izni aranmaksızın
katılmasına onay verdi.
AKPM
Başkanlık Divanı'nın aldığı kararla, KKTC'li
iki parlamenter genel kurula katılıp konuşma yapabilecekler,
ancak bu parlamenterlerin oy hakları bulunmayacak.
AKPM, nisan
ayında Rumların önergesiyle kabul ettiği önceki kararında
Kıbrıslı Türklerin "Kıbrıs heyeti" içinde
temsiliyetini öngörmüştü. Bu karar Kıbrıslı Türklerin
AKPM'de Rumlardan onay alarak temsil edileceği şeklinde
yorumlandığı için Türk tarafınca "uygulanamaz"
ilan edilmişti.
Rumların
onayı aranmayacak
AKPM'nin bugün
Strasbourg'da aldığı karara göre ise Kıbrıslı
Türk parlamenterler bundan böyle AKPM toplantılarına
"Kıbrıs heyeti" altında katılmakla birlikte,
Rumlardan onay almak zorunda kalmayacaklar.
Kıbrıslı
Türk parlamenterler genel kurul ve komisyon toplantılarına
"AKPM'nin davetlisi" olarak katılacaklar. Varılan
uzlaşıya göre, Kıbrıslı Türklere her genel kurul ve
komisyon toplantısı öncesi AKPM başkanı tarafından
"Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri" sıfatıyla
resmen davetiye gönderilecek.
AKPM, 2
milletvekili belirlemesi için Kıbrıs Türk siyasi partilerine
çağrıda bulundu.
"KKTC'nin
tanınması değil"
Kıbrıslı
Türkler AKPM toplantılarında biri asil diğeri yedek iki üyeyle
temsil edilecekler. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs
sayfalarında Rumlarınkinden ayrı bir bölümde "Kıbrıs
Türk toplumu" sıfatıyla gösterilecek.
Bu yeni
gelişme KKTC'nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa
Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi
seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil
edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip.
KKTC adına
Strasbourg'da bulunan CTP Milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını
"izolasyonların kaldırılması yönünde olumlu bir
adım" olarak yorumlarken, AKPM Başkanı Peter Schieder,
kararın "kesinlikle KKTC'nin tanınması anlamına
gelmediğini" vurguladı.
Gül: AKPM
kararı çok önemli bir aşama
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde KKTC lehine alınan
kararın KKTC'nin ve Kıbrıs Türklerinin kendi hak ve
hukuklarını uluslararası platformlarda çok daha iyi
savunmaları için çok önemli bir aşama olduğunu söyledi.
Avrupa Güvenlik
ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi
(AGİTPA) Başkanı Alcee Hastings'i kabulünden sonra AKPM'nin
kararıyla ilgili bir soru üzerine Gül, alınan kararla KKTC'nin
seçilmiş temsilcilerinin AKPM'de Rumlardan ayrı olarak temsil
edileceğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Bunun
önemi şuradan geliyor. Daha önce Rumların çatısı
altında Türk temsilciler olabilir anlayışı vardı. Bu
ilk kez değişmiş oldu.
Artık
KKTC'nin seçilerek gelen temsilcilerini tanımalarının ve
kabullenmelerinin doğru olduğunu herkes görüyor."
Talat: AKPM'de
alınan karar önemli bir adımdır
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM), KKTC'li
parlamenterlerin doğrudan ve etkin katılımlarının
sağlanması yönünde alınan kararın "önemli bir
adım olduğunu" belirterek, "Artık dünya
Kıbrıs Türkü'nü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk
adımdır" dedi.
Başbakan
Talat, konuyla ilgili olarak AA muhabirine yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da ortaya koyduğu
barışçı yaklaşımın bu kararla
desteklendiğine işaret ederek, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un, "Kıbrıs Türkü'nü
cezalandıracağım" mantığıyla hareket
etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurguladı. Talat, "Bu önemli
gelişme kulaklarına küpe olmalıdır" dedi.
Konunun uzun
süredir tartışıldığını ve gündemde
olduğunu anımsatan Başbakan Talat, kararın verilmesi
aşamasında, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
Konsey Genel Sekreteri'ne bir mektup yazarak, konunun
tartışılması için zaman istediğini, konuyu kendisiyle
(Talat ile) görüşerek sonuçlandıracağını
ilettiğini ve genel sekreterin de konuyu, ekim ayı
başındaki toplantıda ele almak üzere ertelediğini kaydetti.
Rum meclisinin
konuyla ilgili somut bir öneri sunmadığına işaret eden
Talat, şunları söyledi:
"Bunun
üzerine konsey başkanlık divanı toplandı ve daha önceden
hazırlanmış olan taslağı yürürlüğe koymak için
faaliyete geçti.
Sonuçta bugün,
genel kurulda oylaması yapılacak, ancak aldığım
bilgiye göre bütün gruplar bu kararı destekliyorlar. Böylece
Kıbrıslı Türkler bir asıl, bir yedek üyeyle Avrupa
Konseyi'nde temsil edilmiş olacaklar. Hem komitelerde hem de genel kurulda
gözlemci statüsüyle temsil edilecekler, konuşma hakları olacak,
Kıbrıs Rum tarafınca akredite edilmeyecekler. Bu oldukça önemli.
Kıbrıs başlığı altında Kıbrıs Türk
toplumu temsilcisi olarak yer alacaklar. Yani bir adımdır,önemli bir
adımdır."
"Dünya
dili konuşmaya devam etmeliyiz"
"Kıbrıs
Türkü'nün dünya ile uyumlu bir anlayış içine girmesi ve bunun
politikalarına yansıması sonucunda dünyanın bu noktaya
geldiğine" işaret eden Başbakan Talat, şöyle devam
etti:
"Bunu iyi
ve doğru değerlendirmek gerekiyor. Ve bundan sonra da dünya dili
konuşmaya devam etmek gerekiyor. Olaya böyle bakıyorum ve
önemsiyorum. Oldukça önemli bir karar. Kıbrıslı Türkü
Kıbrıslı Rumlar tarafından temsil edilmiyor, bu teşhis
kondu ve kayda geçti, bu çok önemli bir şey. Aynı şekilde
Kıbrıslı Türkler kendi adlarına kendi seçilmiş
temsilcileriyle, çünkü aynen o ifade kullanılıyor, temsil
edilmiş olacaklar. Dolayısıyla 24 Nisan'da ortaya koyduğu
barışçı, dünyanın bugünkü değerleriyle paralel, uyumlu
yaklaşımı bu şekilde destekleniyor, bu kararla
destekleniyor."
Rum
tarafına çağrı
Başbakan
Talat, açıklamasında Kıbrıs Rum yönetimine de
çağrıda bulunarak, "Kıbrıs Türkü'nü sürekli olarak
Papadopulos yönetiminin tecrit etmesi, dünyadan koparması mümkün
değildir ve olmayacaktır. Bu karar aslında bunun
göstergesidir" dedi.
Kıbrıs
Türkünün Kıbrıs sorununun bitmesini ve çözüm istediğini kaydeden
Başbakan Talat, "Ama eğer bu çözüm gerçekleşmiyorsa bunun
sorumlusu da Kıbrıs Türkü değil ise o zaman
cezalandırılmayı da asla kabul etmiyor" ifadesini
kullandı.
Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un, "Kıbrıs Türkü'nü
cezalandıracağım" mantığıyla hareket
etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, şöyle
konuştu:
"Kıbrıs
Türkü'nü cezalandırması mümkün değildir. Artık dünya
Kıbrıs Türkü'nü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk
adımdır. Bundan böyle de tecridin, izolasyonların, Kıbrıs
Türkü'nün cezalandırılmasının mümkün olamayacağını
bütün dünya Papadopulos'a ifade edecektir. Bunu bir başlangıç olarak
görüyorum. Kıbrıs Türkü bu demokratik Avrupa platformunda sesini
duyurabilecektir. Bu önemli gelişme bir ders olmalıdır, kulaklarına
küpe olmalıdır."
Başbakan
Talat, bir soru üzerine, üçlü koalisyon kurulması yönündeki
çalışmaların da devam ettiğini bildirdi.
Schieder:
KKTC'yi tanıma anlamına gelmez
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi Başkanı Peter Schieder, KKTC parlamentosundan
iki üyenin bundan böyle AKPM genel kurul toplantılarında temsil
edilmelerine karar verildiğini açıkladı.
AKPM genel
kurul toplantılarının başlaması dolayısıyla
basın toplantısı düzenleyen Schieder, dün sabah yapılan
Başkanlık Divanı toplantısında, KKTC'den iki
parlamenterin genel kurul toplantılarına davet edilmesine karar
verildiğini bildirdi.
Bu kararın
KKTC'yi tanıma anlamına gelmediğini belirten Schieder,
parlamenterlerin sadece genel kurul ve komisyon toplantılarına
katılmalarına karar verildiğini söyledi.
Bu arada,
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Tery Davis, basın toplantısında
bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıslı Türk ve Rum
parlamenterleri AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve
"Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı
büroyu paylaşırlar" dedi.
Türk
parlamenterin tepkisi
AKPM Başkanlık
Divanı'nın aldığı karar, Türk parlamenterler
arasında memnuniyetle karşılandı.
AK Parti
milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, "Kıbrıs'taki
referandumdan sonra ilk kez uluslararası bir kuruluşta, KKTC lehine
olumlu ve somut bir karar çıktığını" söyledi.
AA muhabirinin
sorularını yanıtlayan Çavuşoğlu, "Bunun olumlu
bir başlangıç olmasını ve devamının gelmesini
bekliyoruz" dedi.
CHP
Milletvekili Ali Rıza Gülçicek de, kararı, KKTC'ye yönelik
izolasyonun kaldırılması yönünde önemli bir gelişme olarak
niteledi.
Bu arada Avrupa
Konseyi Genel Sekreteri Tery Davis, basın toplantısında bir
soruyu yanıtlarken, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterleri
AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve
"Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı
büroyu paylaşırlar" dedi.
Kararın
tam metni
Enformasyon
Dairesi'nin açıklamasına göre Kıbrıslı Türk
parlamenterlerin Rum kesiminin onayı aranmaksızın AKPM
toplantılarına katılmalarına ilişkin kararın tam
metni şöyle:
"Kıbrıs'la
ilgili 1376 sayılı kararın (200) 6. paragrafını
uygulamaya koymak için büro, meclis ve komitelerinin
çalışmalarında 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş
temsilcileri' ile daha yakın ilişki kurmaya yönelik
aşağıda belirtilen önlemleri uygulama kararı alır:
1. 1376
sayılı kararın (2004) 6. paragrafına göre Kıbrıs
Türk toplumunun temsilcilerini seçmelidirler. Sayıları
'Kıbrıs, Parlamenterler Meclisi'nde ikisi Kıbrıslı Rum
ve biri Kıbrıslı Türk olan üç temsilci (ve üç yedek)
hakkına sahiptir...' şeklinde ifade eden 1113 sayılı
kararın (1977) 10. paragrafından doğacaktır.
2. Bu sebeple
büro, 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş iki temsilcisini'
meclisteki yerlerini almaya davet eder. Her oturum için sadece bir temsilci
konuşma yapabilir. Başkan tarafından mecliste konuşma
yapmak için yetkilendirilirse, temsilci Kıbrıs * (*1376
sayılı Karara (2004) göre) şeklindeki belirtmeyle
konuşmacılar listesinde yer alacaktır. Konuşmacılar
listesinde dahil edilecekleri emre ilişkin olarak meclis
oturumlarıyla ilgili ek hükümlerin (25 Mart 2002'de büro tarafından
kabul edilen) 12. paragrafı uygulanır.
3.
'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş bu iki temsilcisinin' isimleri,
üyelerinin, mecliste Kıbrıs Türk toplumunu temsil edeceği
Kıbrıs Türk siyasi partileri tarafından meclis
başkanına bildirilecektir. Başkan bu isimleri büroya, daha sonra
da onay için meclise sunacak ve bu karar tüm meclis yasama yılı için
geçerli olacaktır.
4. Bu
temsilcilerin isimleri , 'Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri'
ifadesiyle yürürlükteki metnin sonundaki meclis listesinin 'Kıbrıs'
sayfasına ilave edilecektir.
5. Komite
çalışmalarına katılımla ilgili olarak 47.7
sayılı karara göre, her komite, adı geçen temsilcileri komitede
yer alıp konuşma yapmak için davet etme kararı alabilir. Bu
karar tüm meclis yasama yılı için alınabilir."
Daha önceki
durum neydi?
AKPM'de
Kıbrıs'a ayrılan 3 üyeliğin ikisi Rum parlamenterlerce
kullanılırken, üçüncüsü uzun yıllar boş kaldı. 1997
yılında alınan bir kararla bu sonuncu üyeliğe sadece
Kıbrıs'la ilgili fikirlerini ifade etmek ve sadece komisyon
toplantılarına katılmak üzere KKTC'li üye getirildi.
Kıbrıs'taki
referandumun ardından 29 Nisan'da alınan bir kararla da
Kıbrıslı Türk temsilcinin genel kurul dahil tüm oturumlara
katılımı kabul edilmiş, ancak Türk temsilcinin Rum heyetine
dahil olacağı belirtilmişti. Kararın bu noktası Türk
parlamenterlerce hayal kırıklığı ile
karşılanmıştı.
KIBRIS 05/10/04
Görüşüyorlar, anlaşamıyorlar
|
OLUMLU
AÇIKLAMA YOK... Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi
Hareketi merkez yönetim kurulları bugün toplanarak "gizli zirvenin
sonuçlarını" değerlendirecek. Üst düzey parti
yetkilileri, "Görüştük, değerlendiriyoruz"
açıklamalarıyla kamuoyuna net bir mesaj vermezken, kapalı
kapılar ardında yürütülen görüşmelerde henüz bir noktaya
ulaşılamadığı belirtiliyor HÜKÜMET
MODELİNDE BDH DA OLMALI... Kamuoyunun "CTP-DP-BDH" hükümeti
istediği yönündeki izlenimden hareket eden CTP üst yönetimi,
geçtiğimiz aylarda "yol kazasına uğrayan" üçlü
koalisyon görüşmelerinin önümüzdeki hafta içerisinde tamamlanması
için çaba harcıyor. Bu istem, geçtiğimiz günlerde DP genel
sekreteri tarafından da kamuoyuna duyurulmuştu FARKLI
ALTERNATİFLER DEĞERLENDİRİLECEK... "27"
milletvekilli BDH'lı koalisyon alternatifi dışında
"26" milletvekilini bulma alternatifi de gündemde. "İlk
tercih" CTP-DP-BDH koalisyonu olasılığının ortadan
kalkması halinde, Ahmet Kaşif'in UBP'ye gitmesi ile üç milletvekili
ile eski TKP-BÖİ hareketini koalisyona katma çabalarına hız
verilecek Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) genel
başkanlarının önceki gün "gizli zirvede" bir araya
gelerek hükümet sorununu ele almaları siyasi kulislere hareketlilik
getirdi. Dört saat süren görüşmenin ardından liderlerin ortak bir
noktaya ulaşamadığı siyasi kulislerden sızan
bilgiler arasında. CTP ile BDH
merkez yönetim kurulları bugün toplanarak, "gizli zirvenin
sonuçlarını" değerlendirecek. Üst düzey parti
yetkilileri, "Görüştük, değerlendiriyoruz"
açıklamalarıyla kamuoyuna net bir mesaj vermezken, kapalı
kapılar ardında yürütülen görüşmelerde henüz bir noktaya
ulaşılamadığı belirtiliyor. Çeşitli
siyasi kaynaklardan derlenen bilgilere göre BDH'nın dört bakanlık
talebinde bulunması, CTP'de huzursuzluk yarattı. CTP'ye göre, üçlü
koalisyon alternatifinde, Demokrat Parti'nin (DP) de ikna olması
gerekiyor. Kamuoyunun "CTP-DP-BDH" hükümeti istediği yönündeki
izlenimden hareket eden CTP üst yönetimi, geçtiğimiz aylarda "yol
kazasına uğrayan" üçlü koalisyon görüşmelerinin
önümüzdeki hafta içerisinde tamamlanması için çaba harcıyor. CTP
cephesinde gerginlik BDH'nın
bir süre önce görüşmelerin tıkanmasına kaynak gösterilen
önerileri ve sivilleşme ve demokratikleşme konusunda CTP üst
yönetimine göre "kendisinden geride görme anlayışı"
rahatsızlık yarattı. Bugün
toplanacak CTP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) genel başkan Mehmet Ali Talat
ve genel sekreter Ferdi Sabit Soyer tarafından bilgilendirilecek. 26 mı,
27 mi? CTP
içerisinde, "27" rakamlı BDH'lı koalisyon alternatifi
dışında, "26" rakamını bulma alternatifi
de gündeme geldi. Buna göre
"ilk tercih" CTP-DP-BDH koalisyonu
olasılığının ortadan kalkması halinde,
TKP-BÖİ hareketini koalisyona katma çabalarına hız verilecek. CTP'nin,
"Ona güvenmiyorduk" dediği Mağusa Milletvekili Ahmet
Kaşif'in UBP'ye gitmesinin ardından, "Ahmet Kaşifsiz
TKP-BÖİ" alternatifi de gündeme alındı. Şu anda
oğlunun tedavisi nedeniyle yurtdışında bulunan Özgür
Düşünce Partisi (ÖDP) Girne Milletvekili Ünal Üstel ile "bazı
milletvekilleri" aracılığı ile temas kurulmaya
çalışıldığı, TKP Genel Başkanı
Hüseyin Angolemli ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ile de
"nabız yoklama" girişimlerinin sürdüğü
öğrenildi. DP'de UBP'ye
dönüş mü? DP,
gelişmelerin şu anda dışında. CTP Genel Sekreteri
Ferdi Sabit Soyer ile DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu
arasında geçtiğimiz günlerde yer alan bir temasın
ardından, DP'nin bilgisi dahilinde "yeni hükümet modelleri"
üzerinde çalışmaların başlatıldığı
öğrenildi. Buna
rağmen Demokrat Parti'de "UBP'li bir model" üzerinde
görüşün ağırlık kazandığı gözlemleniyor. Özellikle
Türkiye'nin AB sürecindeki gelişmeler ve Güney Kıbrıs ile
gümrük birliğine girmesi, DP'ye yapılan "milli hükümet"
çağrılarını güçlendirdi. DP, "Tüm partilerin
katılacağı bir hükümet" modelini de tartışmaya
açmaya hazırlanıyor. Sağ
partilerde toparlanma var Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın, "Vatanım, Türkiyem diyen bir hükümet
modelini" gündeme getirmesinin ardından, sağda
"Denktaş merkezli bir hükümet" modeli
olasılığı tartışılmaya başlandı. Meclis
dışında kalan en güçlü siyasi parti konumundaki Ertuğrul
Hasipoğlu başkanlığındaki Adalet ve Barış
Partisi'nin (ADP) ardından, Salih Coşar
başkanlığındaki Özgür Düşünce Partisi'nin (ÖDP) de
"seçim olasılığı" nedeniyle UBP ile dirsek
temasında olduğu siyasi kulislerde konuşulmaya
başlandı. Ancak birleşme ile birlikte milletvekili Ünal
Üstel'in nasıl bir tavır takınacağı merak konusu. |
KIBRIS 05/10/04
Gümrük birliğini, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
izleyecek
|
Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan,
Türkiye'nin Rum yönetimiyle gümrük birliğine girmesini
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımanın da
izleyeceği belirtti. İzzet
İzcan yaptığı yazılı açıklamada,
yaşanan bu yeni sürecin Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşinceye
kadar Kıbrıs sorununun çözümünü buzdolabına
konmasını getireceği endişesini dile getirerek "Bu
da Kıbrıslı Türklerin uzun yıllar iki arada bir derede
bekletilmeleri demektir" dedi. CTP/BG-DP
koalisyon hükümetini bu somut tehlike karşısında
"aciz" kalmakla suçlayan İzcan, Başbakan Talat'ın
verdiği bir demeçte "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi
asayım" sözünün de bunun bir göstergesi olduğunu belirtti.
"Kıbrıslı Türkler adına bu açmazdan
çıkış yolu Kıbrıs'ın güneyi ile diyalogdan ve
erken federal çözümden geçer" diyen İzcan, şu görüşlere
yer verdi: "Başbakan,
Kıbrıs sorununun çözümünü izolasyonun sonlanmasına ve
doğrudan ticaretin başlaması koşuluna
bağlamaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye AB'ye tam üye
oluncaya kadar Kıbrıs sorununun buzdolabına konmasından
ve bölünmüşlüğün kökleşmesinden başka hiç bir sonuç
vermez. Gelinen aşamada BKP, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Annan
Planı ile önerileri somutlaşmadan güney ile kuzey arasında
ciddi bir diyaloğun önemini vurgular. Başta Başbakan Talat
olmak üzere Annan Planı temelinde çözümden yana güçleri bu bağlamda
gerekeni yapmaya çağırır." |
KIBRIS 05/10/04
"Turizm Master Planı"na son şekli veriliyor
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı'nın ilgili sivil toplum örgütlerinin de
katılımını sağlayarak hazırladığı
"Turizm Master Planı"na son şekli veriliyor.
Bakanlık
özel kalem müdürü Yard. Doç. Dr. Salih Egemen, Master Planı'nın
önemli oranda hazır olduğunu söyledi. Salih Egemen, TAK muhabirine
yaptığı açıklamada, Turizm Kongresi'nde sunulan bildiriler,
görüş ve önerilerin değerlendirildiğini, bunun sonucunda plana
son şeklinin verileceğini kaydetti.
Yard. Doç. Dr.
Egemen, Turizm Master Planı'nın süratle uygulamaya konularak KKTC
turizmine "sürdürülebilir turizm" ilkesi çerçevesinde ivme
kazandırılacağını vurguladı.
Egemen, belli
bölgelerde yoğunlaşan turizm hareketleri ve gelirini tüm yurt
sathına yayacaklarını, kitle turizmini yeniden
düzenleyeceklerini ve özel ilgi turizmine de önem vereceklerini ifade etti.
Kuzey
Kıbrıs'ın doğal güzellikleri, tarihi dokusu ve
bozulmamış doğasını koruyan turizm stratejisi üzerinde
geniş uzlaşı bulunduğunu vurgulayan Egemen, bunun Turizm
Kongresi'nde de net olarak ortaya çıktığını söyledi.
Egemen, Güney Kıbrıs'ta durumun tam tersi olduğunu kaydetti.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Yard. Doç. Dr. Salih Egemen,
turizmde büyük atılımların eşiğinde olunduğunu
sözlerine ekledi.
Rumlar
rahatsız
Bu arada, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC'de yürütülen turizm
çalışmalarından ve bu çerçevede 22-23 Eylül'de yapılan
Turizm Kongresi'nden büyük rahatsızlık duyuyor.
Rum basın
haberlerine göre, Rum Turizm Örgütü (KOT) Başkanı Fotis Fotiu,
düzenlediği basın toplantısında, KKTC'yle ilgili olarak
"Kıpırdanma var, stratejik plan var ve turistleri çekmek için
büyük çalışmalar planlıyorlar. Biz rakip olarak görmek
istemiyoruz. Ancak, çözüm olsun veya olmasın, yakın gelecekte
rakibimiz olmalarını bekliyorum" dedi.
Güneyde
kumarhane açılması konusuna da değinen Fotiu, bunun siyasal
nedenlerden dolayı gerekli olduğunu, yaptıkları
araştırmada, yüzlerce Rum'un kumar için KKTC'de
konakladıkları, ayrıca İsrail, Mısır, Dubai ve
Lübnan'dan güneye giden turistlerin de bu amaçla kuzeye geçtiklerini kaydetti.
KIBRIS 05/10/04
Başbakan Talat: Türkiye'ye AB'den tarih verilecekse bunun
nedeni, Kıbrıs Türk halkının "evet"idir
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiye'ye Avrupa Birliği için tarih verilecekse, bunun
sebebinin adada yapılan referandumda Kıbrıs Türk
halkının "evet" demesi ve Kıbrıs sorununun Türkiye'nin
önünden kalkmış olması olduğunu vurguladı.
Talat, önceki
akşam Türkiye'deki Haber Türk kanalı ile Bayrak Radyo Televizyon
Kurumu'nun ortak yayınına konuk oldu.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, "Basın Kulübü" adlı programda
gazetecilerin sorularını yanıtlayarak, Kıbrıs
konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.
Başbakan
Talat, "Rum yönetiminin Gümrük Birliği'ne dahil edilmesiyle Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye tarafından yalnız mı
bırakıldı?" sorusu üzerine, bunun önceden belli
olduğunu ve daha önce katıldığı birçok programda da bu
konuyu dile getirdiğini belirterek, kendisi için bir sürpriz
olmadığını söyledi.
Kıbrıs
sorununun çözümlenmemesi durumunda Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Gümrük Birliği'ne dahil
edeceğinin önceden belli olduğunu ifade eden Başbakan Talat,
bunun sorumluluğunun "yıllardır çözüm vizyonunu
taşımayan ve bu yönde politikalar yürütenlere ait" olduğunu
kaydetti.
Talat, her
şeyin zamanında yapılması gerektiğini, zamanında
yapılmamış, kaçırılmış adımların
başarının önündeki engel olduğunu belirterek, "1999
yılındaki Helsinki Zirvesi'nden 2002 yılına kadar
Kıbrıs sorunu çözümlenmiş olmalıydı" dedi.
2002
yılında Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye Avrupa Birliği
üyeliği için adaylık verildiğini, aynı yıl adada
taraflara sunulan Annan Planı'nın ise Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş tarafından reddedildiğini söyleyen Başbakan Talat,
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ise
Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004 yılında Avrupa
Birliği'ne üye olması için 16 Nisan 2003'te Avrupa Birliği'ne
katılım anlaşmasını imzaladığını
hatırlattı.
"Türkiye,
her şeyin farkında"
Başbakan
Talat, Türkiye'nin Kıbrıs sorununda her şeyin farkında
olduğunu ve ona göre politika yürüttüğünü anlatarak, kendi
hükümetinin iş başına gelmesiyle Kıbrıs sorununun
referanduma taşındığını kaydetti.
Hükümetinin,
adada yapılacak referandumda Rum tarafının "evet"
diyeceğini düşünerek politika yürüttüğünü de ifade eden Talat,
referandumda Türk tarafının "evet", Rum tarafının
ise "hayır" demesinin Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'deki
hükümetin sorunu olmadığını söyledi.
Başbakan
Talat, Türkiye'ye Avrupa Birliği için tarih verilecekse, bunun sebebinin
adada yapılan referandumda Kıbrıs Türk halkının
"evet" demesi ve Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önünden
kalkması olduğunu da vurguladı.
Başbakan
Talat, "Bundan sonra kim nasıl bir politika yürütecek?" sorusu
üzerine ise, eski politikaların öldüğünü, bundan önce
Kıbrıs'ta çözüm karşıtı olan ve Avrupa Birliği
kavgası eden eski politikaların gömüldüğünü söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının "eveti" ile dünyaya çözüm istediğini
gösterdiğine, dünya tarafından sempati kazandığına
işaret eden Talat, bundan sonra da adada çözüm vizyonunu koruyarak
Kıbrıs Türk halkının aleyhine alınmış tüm
dengelerin bozulması için mücadele verileceğini vurguladı.
Başbakan
Talat, "Kıbrıs Türk halkının referandumda 'evet'
demesi durumunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan
izolasyonlara son verileceğini söylediniz. Şimdi ise bu konuda önceki
hükümetleri eleştiriyorsunuz. Burada bir dengesizlik yok mu?"
şeklindeki soruya karşılık, kendisinin referandumdan önce
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kalkacağını söylemediğini, sadece adada çözüm olursa
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kalkacağını söylediğini kaydetti.
Referandumda
hükümetin yürüttüğü kampanya sırasında Rum tarafının
"hayır" diyeceğini son ana kadar beklemediğini anlatan
Başbakan Talat, 1 Mayıs'ta "Kıbrıs'ın"
Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda Kıbrıs Türk
halkının yama olacağını söylediğini
hatırlattı.
"İnsanüstü
bir iş yapamam"
"Hükümetsiniz
neden siz düzeltmiyorsunuz?" sorusuna karşılık ise
Başbakan Mehmet Ali Talat, geçmiş hükümetlerin Kıbrıs
Türkü'nü 40 yılda dünyada tecrit edilmiş bir toplum haline
getirdiklerini belirterek, "40 yılda yıktıklarını
bana '5 ayda yap' diyorsunuz. Yapamam. İnsanüstü bir iş yapamam"
dedi.
40 yılda
ne egemenlik ne de tanınmışlık politikasının
geliştirildiğini belirten Başbakan Talat, Kıbrıs'ta
1999 yılına kadar, var olan durumu sürdürerek statükoyu
kalıcılaştırıp yasallaştırma düşüncesi taşındığını
söyledi.
"KKTC,
Türkiye'yle yeni hareket stratejisi çalışması yapıyor"
Türkiye'yle
birlikte yeni bir hareket stratejisi çalışmaları
yaptıklarına da değinen Başbakan Talat, Avrupa Birliği
ülkelerinin hukuka ve anlaşmalara bağlı olduğunu
hatırlatarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasıyla ilgili bir karar alması durumunda, Avrupa
Birliği ülkelerinin Kıbrıslı Türklerle temasının
hukuka bağlanacağını kaydetti.
"
'Kıbrıs Cumhuriyeti' bandıralı gemilere boykot var"
Başbakan
Talat, Mali Tüzük'ün, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayrılmaması gerektiğine de işaret ederek
"Doğrudan ticaret, Türkiye'nin önümüzdeki günlerde Avrupa
Birliği doğrultusunda atacağı adımlarda
değerlendirmesi gereken bir husustur. Çünkü Türkiye, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni Gümrük Birliği'ne aldı, ama her şey bitmedi. Hâlâ
Türkiye limanlarına Kıbrıs Cumhuriyeti bandıralı
gemiler giremez. Boykot var" dedi.
Türkiye, Güney
Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne girdi diye ekonominin merkezinin
kuzeyden güneye ancak hiçbir tedbir alınmazsa kayabileceğini anlatan
Başbakan Talat, "Bu durumun bizi olumsuz etkileyeceğini
biliyoruz. Dolayısıyla gerekli tedbirleri alacağız"
dedi.
"TC
Dışişleri Bakanlığı, benimle istişare
etti"
Başbakan
Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesiyle ilgili Rum
tarafının önerilerine karşı Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin sunduğu öneriler arasında Türkiye'den ithalatın
da Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında güneyde uygulanması
konusunun bulunduğunu belirterek, Güney ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği'nden sonra bunun önemli bir tartışma konusu
olacağını söyledi.
Türkiye'nin
büyük sıkıntılarla Güney ile Gümrük Birliği kararı
aldığını kaydeden Başbakan Talat, Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'nın kararı
açıklamadan önce, niye ve hangi koşullarda Gümrük Birliği'ni
gerçekleştirecekleri konusunda kendisiyle istişarelerde
bulunduğunu söyledi.
"Rumlar
çok büyük yaygara kopardı"
İslam
Konferansı Örgütü-Avrupa Birliği Dışişleri
Bakanları Ortak Forumu'nun iptal edilmesini de değerlendiren Başbakan
Talat, "Bizim İslam Konferansı Örgütü'nde 'Kıbrıs Türk
Devleti' olarak anılmamızın
abartılmadığını ısrarla söylemek istiyorum.
Serdar Denktaş da ben de bunun tanınma
olmadığını, yeni bir devlet ilanı da
olmadığını, bunun olumlu bir karar olduğunu, bunun
aslında 'evet' dememizin alkışlanması olduğunu
söyledik" dedi.
Başbakan
Talat, ortak konferansın iptal edilmesinin esas nedeninin aslında Rum
tarafının ortaya koyduğu çok büyük yaygara olduğunu
kaydederek, bunun yeni bir şey olmadığını söyledi.
Hollanda'nın
bu konuda Rum tarafının büyük
çığırtkanlığı ve baskısı nedeniyle
tavır koyduğunu ifade eden Başbakan Talat, "Bizim
yanlış politikalarımız sayesinde Rum tarafı diğer
ülkelerle eşit olarak orada oturuyor. Rumlar, Avrupa Konseyi üyesidir.
Bütün kurumlarında da vardır. Tabii ki törenle 16 Nisan 2003'te Rum
tarafını Avrupa Birliği'ne sokan herhalde ben
değildim" diye konuştu.
KIBRIS 05/10/04
|
Türkiyeye |
|
|
|
Avrupa Komisyonu
Türkiyenin ilerleme raporunu onayladı. Raporda, Türkiye ile tam üyelik
müzarekelerine başlanması öngörülürken, demokratikleşme ve
insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyelik
müzakerelerinin askıya alınacağı belirtiliyor. |
|
|
|
Brüksel |
6 Ekim 2004 Komisyon, müzakere için başlangıç tarihi
vermedi. Komisyon raporu, Türkiye ile ilişkilerde 3 ayaklı bir
stratejinin geliştirilmesini öneriyor
İlerleme Raporunda, Türkiye ile tam üyelik müzarekelerine başlanması öngörülürken, demokratikleşme ve insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyeliğin askıya alınacağı belirtiliyor.
Türkiyenin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli derecede yerine getirdiğine dikkat çeken Komisyon, bu çerçevede tam üyelik müzakerelerin başlamasını öneriyor. Türkiyenin bugüne kadar yaptığı reformların da artık geriye dönüşü olmadığının ise Türkiye tarafından teyid edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bununla birlikte, Türkiye ile ilişkilerde 3 ayaklı
bir stratejinin geliştirilmesini öneren Komisyon raporu, birinci
ayağını Türkiyedeki siyasi reformlara ayırıyor.
2005 yılının sonunda, Avrupa
Komisyonunun Devlet ve Hükümet başkanlarına
güncelleştirilmiş bir katılım ortaklığı
belgesi sunacağını açıklayan rapor, bu sayede, reformlara
ivme kazandırılacağını belirtiyor.
REFORMLAR UYGULANMALI
Stratejinin ikinci ayağı ise müzakere
yöntemi ve kaidelerini belirliyor. Türkiyenin hangi konu
başlıkları müzakere edeceğini tespit etmek için
hükümetlerarası konferansın toplanması gerektiğine dikkat
çeken Komisyon, bir müzakere başlığının
tamamlanması için Türkiyenin muktesebatı ulusal yasaya çevirip,
aynı zamanda uygulamış olması gerektiğinin
altını çiziyor.
ASKIYA ALMA KARARI OY ÇOKLUĞU İLE
Türkiyede insan hakları ve
demokratikleşme konusunda bir sorun yaşandığı
taktirde, müzakerelerin askıya alınabileceğine işaret eden Avrupa
Komisyonu, bunun yöntemini de belirliyor.
![]()
Buna göre, Avrupa Komisyonu, Türkiyede siyasi
istikrarsızlık veya temel hak ve özgürlükler konusunda bir sorunla
karşı karşıya kaldığını tespit
ettiği andan itibaren, AB devlet ve hükümet başkanlarına müzakerelerin
askıya alınmasını talep edebilir. AB Devlet ve Hükümet
Başkanları da bu kararı nitelikli oy çoğunluğu ile
almaları gerekiyor.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE DİYALOG
Başta serbest dolaşım olmak üzere,
müktesebatın uygulanması için uzun süreli geçiş dönemlerinin de
öngörülmesi gerektiğini ifade eden rapor, stratejinin üçüncü
ayağı olarak, sivil toplum kuruluşları ile yapılacak
ortaklıklara ayırıyor.
Buna göre, AB üyeleri, Türk sivil toplum
kuruluşları ile muntazam bir diyalog kurması gerektiğine
dikkat çeken rapor, Türkiyenin de ABdeki sivil toplum kuruluşları
ile iletişim içerisinde olması gerektiğine vurgu yapıyor.
Raporda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ucunun
açık olduğu, müzakerelerin ne zaman tamamlanacağı konusunda
kesin bir tarih olmadığı da belirtildi.
|
Prodi:
Yanıtımız koşullu evet |
|
|
|
AB Komisyonu
Başkanı Romano Prodi, AB Komisyonunun Türkiyeye
yanıtının koşullu evet olduğunu söyledi. |
|
|
|
Brüksel |
6 Ekim 2004 Prodi, düzenlediği basın
toplantısında, Gerekli kararları verecek olan devlet ve hükümet
başkanları olacaktır dedi ve Türkiyenin Avrupaya
katılmasında korkulacak bir şey olmadığını
söyledi. Romano Prodi, uzun sürecin 1990lı yılların
başında başladığına değinirken, Türkiyenin
Kopenhag kriterlerini yakaladığına karar verildiğini
söyledi. AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen ise,
müzakerelerin açık uçlu bir süreç olduğunu hatırlattı.
Türkiyenin ilerleme raporunu onaylayan Avrupa Birliği Komisyonu, müzakerlerin başlamasını önerdi. Raporu görüşmek için biraraya gelen komisyon üyelerinin toplantısı yaklaşık 4 saat sürdü.
|
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Prodi ve
genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, toplantının
ardından Avrupa Parlamentosuna giderek, parlamenterleri bilgilendirdi. |
|
|
|
|
||
Rum-Yunan lobisinden tasarı engeli
06 Ekim, 2004 10:42:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türk
tarafının çabalarını öven ve KKTC'nin tecridine son
verilmesini destekleyen yasa tasarısı Rum-Yunan lobisinin engeline
takıldı.
ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Avrupa alt
komitesinde oy çokluğu sağlanamaması nedeniyle kabul edilmeyen
tasarı, çözüm yönünde Türk hükümetinin çabalarını övüyor ve
tecridin son bulması için ABD ve AB girişimlerini destekliyordu.
Avrupa alt komitesinde, toplam üç üyenin desteklediği tasarıya üç üye
karşı çıktı.
Washington kaynakları, tasarının kongredeki güçlü Rum-Yunan
lobisine takıldığını belirtti.
Tasarıyı,
Türkiye Dostluk Grubu sundu
Söz konusu tasarıyı, Temsilciler Meclisi Demokrat Parti Florida
Milletvekili ve kongredeki 'Türkiye Dostluk Grubu' üyesi Robert Wexler
sunmuştu.
Karar tasarısına Wexler, Komite Başkanı JoAnn Davis ve Dan
Burton destek verirken, Sheila Jackson Lee, Eliot Engel ve Thaddeus McCotter
ret oyu verdi.
Eşitlik nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, böylelikle
geçerliliğini kaybetti.
AB'ye
üye olma umudunu yitirmeme çağrısı
Kıbrıslı Türkler'e birleşmiş bir Kıbrıs
olarak AB'ye üye olma umudunu yitirmemeleri çağrısında bulunulan
tasarıda, ABD hükümetiyle AB'nin, Kıbrıslı Türkler'in Annan
planı prensiplerine gösterdikleri destek çerçevesinde finansal ve
diğer kısıtlamaları içeren tecridin
kaldırılması yönündeki kararlarının
alkışlandığı belirtiliyor.
Washington'daki kaynaklar, tasarı içinde Türkiye'nin çok hoşuna
gitmeyen bazı unsurlar olmasına karşılık, böyle bir
karar tasarısının kabulünün, Kuzey Kıbrıs'ın
tecridini azaltıcı tedbirler yolunda ABD yönetiminin kongrede elini
güçlendireceği yorumunda bulundu.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne veya
Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na kadar gitmesi beklenmeyen
tasarının kabulü, bu konudaki hassasiyeti vurgulayacaktı.
Washington kaynakları, Türk tarafının kabul edilmesi
beklentisine karşılık, Rum-Yunan lobisinin güçlü muhalefeti
nedeniyle tasarının alt komitede kabulünün engellendiğine
işaret etti.
Rum-Yunan lobisinden
tasarı engeli
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türk
tarafının çabalarını öven ve KKTC'nin tecridine son
verilmesini destekleyen yasa tasarısı Rum-Yunan lobisinin engeline
takıldı.
ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası
İlişkiler Avrupa alt komitesinde oy çokluğu
sağlanamaması nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, çözüm yönünde
Türk hükümetinin çabalarını övüyor ve tecridin son bulması için ABD
ve AB girişimlerini destekliyordu.
Avrupa alt komitesinde, toplam üç üyenin
desteklediği tasarıya üç üye karşı çıktı.
Washington kaynakları, tasarının
kongredeki güçlü Rum-Yunan lobisine takıldığını
belirtti.
Tasarıyı, Türkiye Dostluk Grubu
sundu
Söz konusu tasarıyı, Temsilciler
Meclisi Demokrat Parti Florida Milletvekili ve kongredeki 'Türkiye Dostluk
Grubu' üyesi Robert Wexler sunmuştu.
Karar tasarısına Wexler, Komite
Başkanı JoAnn Davis ve Dan Burton destek verirken, Sheila Jackson
Lee, Eliot Engel ve Thaddeus McCotter ret oyu verdi.
Eşitlik nedeniyle kabul edilmeyen
tasarı, böylelikle geçerliliğini kaybetti.
AB'ye üye olma umudunu yitirmeme
çağrısı
Kıbrıslı Türkler'e
birleşmiş bir Kıbrıs olarak AB'ye üye olma umudunu
yitirmemeleri çağrısında bulunulan tasarıda, ABD
hükümetiyle AB'nin, Kıbrıslı Türkler'in Annan planı
prensiplerine gösterdikleri destek çerçevesinde finansal ve diğer kısıtlamaları
içeren tecridin kaldırılması yönündeki kararlarının
alkışlandığı belirtiliyor.
Washington'daki kaynaklar, tasarı içinde
Türkiye'nin çok hoşuna gitmeyen bazı unsurlar olmasına
karşılık, böyle bir karar tasarısının kabulünün,
Kuzey Kıbrıs'ın tecridini azaltıcı tedbirler yolunda
ABD yönetiminin kongrede elini güçlendireceği yorumunda bulundu.
Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komitesi'ne veya Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na kadar
gitmesi beklenmeyen tasarının kabulü, bu konudaki hassasiyeti
vurgulayacaktı.
Washington kaynakları, Türk
tarafının kabul edilmesi beklentisine karşılık,
Rum-Yunan lobisinin güçlü muhalefeti nedeniyle tasarının alt komitede
kabulünün engellendiğine işaret etti.
MILLIYET 06/10/04
Komisyon üyelik görüşmelerini başlatmayı önerdi
Avrupa
Birliği Komisyonu, Türkiye'nin yıllardır beklediği tarihi
tavsiyesini açıkladı:
"Komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri
yeterli düzeyde karşıladığını düşünmekte ve
katılım müzakerelerinin açılmasını tavsiye
etmektedir".
Komisyon'un uzun ve yoğun
tartışmalar sonucu yaptığı tavsiye Türkiye'yi AB
macerasında bir aşama ileriye taşıdı. Tavsiye,
diğer adaylarınkiyle kıyaslandığında oldukça
detaylı ve zorlu bir müzakere sürecinin sinyallerini verse de, her
şey Türkiye'ye bağlı olacak. Komisyon'un görevini yerine
getirmesinin ardından gözler 17 Aralık'ta Brüksel'de yapılaca
liderler zirvesinde Türkiye'yle müzakerelerin başlayıp
başlamayacağı konusunda nihai kararı verecek olan AB
liderlerine çevrildi.
Komisyon'un 9 sayfa ve yedi bölümden oluşan
tavsiye kararında müzakere sürecinde izlenecek yöntem de detaylı
biçimde yer aldı. 17 Aralık'ta liderlerin de yeşil
ışık yakması halinde Türkiye'nin en az on yıl sürmesi
beklenen "müzakere macerasının" detayları şu
şekilde belirlendi:
MÜZAKERE BAŞLASIN:
Türkiye siyasi reform sürecinde, özellikle
Katılım Ortaklığı'nda dile getirilen öncelikler
doğrultusunda geçen yıllarda kabul edilen anayasal ve yasal
değişikliklerle özlü bir ilerleme sağladı. Bununla birlikte
Dernekler Yasası, yeni Ceza Kanunu ve İstinaf Mahkemeleri'ne
ilişkin yasa henüz yürürlüğe girmedi. Ceza Muhakemeleri Yasası
halen kabul edilmeyi bekliyor. Reformlara ilişkin olarak sağlanan
genel ilerleme ışığında Komisyon, Türkiye'nin siyasi
kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını
düşünmekte ve katılım müzakerelerinin açılmasını
tavsiye etmektedir. Reform sürecinin geri döndürülmezliğinin, özellikle
temel özgürlüklere yönelik uygulamasının daha uzun bir zaman dilimi
için konfirme edilmesi gerekiyor.
NE ANLAMA GELİYOR: Metnin ilk halinde yer
alan "gecikmeksizin" sözcüğü kaldırıldı. Ancak bu
olumsuz bir etki yaratmıyor. Müzakerelere ilişkin tarih atfı
yapılması Konsey'in görevi. 2002 Kopenhag Zirvesi sonuç bildirisinde
"müzakereler gecikmeksizin başlar" yönündeki ifade Türkiye
açısından güvence oluşturuyor. Komisyon bu süreyi 4 - 6 ay
olarak öngörüyor.
UYGULAMA YAYGINLAŞTIRILMALI:
Türkiye reformların düzgün biçimde
uygulanmasını sağlamak için güçlü çaba sarfediyor. Buna
rağmen uygulamanın daha fazla pekiştirilmesi ve
yaygınlaştırılması gerekiyor. Bu özellikle
işkence ve kötü muameleyle mücadelede sıfır hoşgörü
politikası ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın
hakları, sendika hakları ve azınlık haklarına ilişkin
hükümlerin uygulanmasında sağlanmalı.
TÜRKİYE'NİN
KATILIMINDAN KORKACAK BİRŞEY YOK!
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi,
Komisyonun Türkiyeye şartlı evet dediğini
açıkladı. Prodi, Avrupanın Türkiyenin üyeliğinden
korkmaması gerektiğini söyledi.
ABdeki çok ciddi tartışmalar ve uzun
bir hazırlık süreci sonunda hazırlanan Türkiye'ye ilişkin
raporun, bir dizi tavsiyeyi de beraberinde getirdiğini söyleyen Prodi,
Türkiyedeki durumun denetim altında tutulması gerektiğini
belirtti.
Komisyonun Türkiyeye ilişkin bütün
verileri deforme etmeden tek tek değerlendirdiğini anlatan Prodi,
Türkiyede son birkaç yılda büyük reformlar gerçekleştirilmesine
rağmen, halen pratik gerçekliğe dönüştürülmesi gereken pekçok
konunun olduğuna dikkat çekti.
Prodi, Komisyonun intibasının çok
olumlu olduğunu, yapılan tüm reformların kendilerini evet
demeye yönelttiğini, ancak Avrupanın dikkatli davranmaya devam
edeceğini söyledi.
Komisyon Başkanı sendikal haklar,
kadın hakları, sivil-asker ayrımı, sivil toplumun daha
aktif hale getirilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Romano Prodi, AB kamuoyuna mesajında ise
''Türkiye'nin katılımından korkacak bir şey
olmadığını'' söyledi.
Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye ile ilgili tavsiye belgesini
açıkladı. Belgede ulaşılan sonuçlara ve tavsiyelere sekiz
maddede yer verildi.
İŞTE TAVSİYE KARARI!..
Komisyon belgesinde öne çıkan maddelerin
başında, dernekler kanunu, yeni TCK, istinaf mahkemeleri ve ceza
infaz yasasının uygulamaya konulması gerektiği, bu
değişikliklerle beraber reform sürecinin geriye dönmemesini
sağlamak üzere AB'nin süreci yakından kontrol etmesi tavsiye
ediliyor. AB, bu amaçla 2005 yılı sonundan itibaren siyasi
reformlarda kaydedilen gelişmeyi inceleyen yıllık raporlar
hazırlayacak.
Komisyon, AB anlaşması ve Avrupa
Anayasası ile uyum sağlamayan özgürlük, demokrasi, insan
haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü
ilkelerini tehdit eden ciddi ölçüde ihlaller tespit etmesi halinde, müzakere
sürecinin askıya alınmasını tavsiye edecek. AB Konseyi, bu
durumda nitelikli çoğunlukla karar alacak.
Belgede, Türkiye'nin hayata geçirdiği
önemli yasal düzenlemelerin ışığında, komisyonun,
Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterince karşıladığına
kanaat getirdiği ve müzakerelerin başlamasını tavsiye
ettiği kaydediliyor.
Belgede, Türkiye ile müzakerelerin ne zaman
başlayacağına ilişkin kararın aralık ayında
yapılacak Hükümetlerarası Konferans'ta devlet ve hükümet
başkanları tarafından kararlaştırılacağı
belirtiliyor.
Geçiş sürecinin uzun sürebileceği
kaydedilen belgede, yapısal politikalarda ve tarım politikasında
bazı özel düzenlemelere ihtiyaç duyulabileceği kaydediliyor.
Türkiye ile müzakerelerin
başlamasının Türkiye'de reformların devam etmesi
açısından çok önemli olduğu, ancak müzakereye
başlamanın tek başına yeterli olmadığı
kaydedilen belgede, ''Bu sonu açık bir süreçtir, sonuç baştan garanti
edilemez'' ifadesi kullanılıyor.
YEŞİL
IŞIK YAKILDI
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve
genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen, Avrupa Parlamentosu'nda
konuşarak Türkiye Raporu hakkında bilgi verdiler.
Prodi ve Verheugen'in
konuşmalarının ardından grup temsilcileri görüş
bildirdi.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep
Borrell Fontelles, AB Konseyi'nin 17 Aralık'ta bir karar almasından
önce Parlamento'nun bir rapor sunacağını söyledi.
Hıristiyan Demokrat Grup Başkanı
Hans-Gert Poettering, gruplarında Türkiye konusunda tam bir uzlaşma
olmadığını, ancak Türkiye'nin AB'ye katılımı
halinde ''farklı bir AB'nin'' söz konusu olacağı konusunda herkesin
mutabık gözüktüğünü anlattı. Poettering, Türkiye'ye daha
farklı bir işbirliği önerilmesi seçeneğinin de göz
ardı edilmemesini istedi ve ''AB'nin geleceği söz konusudur'' diye
konuştu.
''TÜRKİYE'YE ŞANS TANIYORUZ''
Sosyalist Grup adına konuşan Martin
Schultz, Avrupa'ya barış getirmenin ve Avrupa birleştirmesini
tamamlamanın söz konusu olduğunu, sosyalistlerin Türkiye ile
müzakerelerin başlatılmasından yana olduklarını, Türkiye'nin
katılımıyla ''İslam'ın AB ile
uyuşmadığı'' görüşünün çürütülmüş
olacağını anlattı.
Schultz, müzakereler sırasında düzenli
raporlar ve bilgilendirilmek istediklerini, bu sürecin aksama halinde
askıya alınabileceğini, 10-15 yıl sürebilecek müzakerelerin
başlamasının otomatik bir sonuç getirmeyeceğini söyleyerek,
Hıristiyan Demokrat grubu eleştirdi ve ''Bakalım sizin
hükümetleriniz aralık ayında, AB Konseyi'nde ne yapacaklar'' dedi.
Schultz, 1 Kasım'da göreve başlayacak
yeni AB Komisyonu'nun aynı tavrı izlemesini isteyerek, ''Türkiye'ye
şans tanıyoruz'' dedi.
Liberal Grup adına konuşan Graham
Watson, ''Tarihi bir başarı. Türkiye 40 yıldır bu sonucu
bekliyor'' diyerek, Türkiye'nin geliştiğini, AB'ye girecek olan
Türkiye'nin, bugünkü Türkiye olmadığını ifade etti. AB
değerleri üzerinde hiç kimsenin tekeli bulunmadığını,
Avrupa Parlamentosu'nun ilke olarak Türkiye'nin katılımına
karşı olmadığını söyleyen Watson, müzakerelerin
başlamasının bir garanti getirmediğini, Türkiye'nin
reformlar yolunda devam etmesi gerektiğini, AB'ye sağlıklı
bir demokrasiyle girmesinin istendiğini anlattı.
UMARIM ÇOCUKLARIMIZ, TÜRKİYE'Lİ
BİR AB'DE YAŞAR
Yeşiller Grubu adına konuşan
Daniel Cohn Bendit, grubunun Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasından yana olduğunu bildirerek, Türkiye'nin
katılımının AB'yi değiştirmeyeceğini, kültür
alanının genişleyeceğini belirtti.
Cohn Bendit, AB'ye güvendiğini, Türkiye'nin
2014 yılında AB'ye girebileceğini, o zamana kadar çok
değişiklikler ve gelişmeler olacağını, Türk
katılımının barış ve katkı getireceğini
söyleyerek, ''Umarım çocuklarımız, Türkiye'nin de içinde
olduğu bir AB'de yaşarlar'' dedi.
Sol Birlik Grubu adına konuşan Francis
Wurtz, Türkiye'nin katılımından yana olduklarını
bildirerek, AB'nin geleceğini laiklik, hoşgörü ve kültür temelinde
gördüklerini anlattı. Wurtz, Kıbrıs, sözde Ermeni
soykırımı gibi sorunların çözülmesi gerektiğini
istediklerini de söyledi.
''Komisyon Türkiye'nin hazır olduğunu
söylüyor, ama AB hazır değil'' diyen AB karşıtlarından
Danimarkalı Jens-Peter Bonde, Türkiye'nin katılımı halinde,
AB bünyesinde çok güçlü ve etkili olacağını anlatarak, bu
katılıma karşı görüşler savundu ve Parlamento'da
oluşturdukları grubun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
tavır aldığını belirtti.
Avrupa Uluslar Grubu adına konuşan
İrlandalı Brian Crowley, ''10 yıl önce Türkiye'nin bugünkü
aşamaya gelebileceğini kim söyleyebilirdi'' diyerek, ''Türk
katılımının yarın gerçekleşmeyeceğini,
müzakerelerin somut bir sonuca açık olması ve tarafların
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini'' ifade etti.
''Komisyon, Avrupalı olmayan bir ülkeye
yeşil ışık yakarak AB değerlerini terk ediyor'' diyen
Belçikalı aşırı sağcı Philip Claeys, Türkiye
karşıtı görüşler öne sürdü.
Avrupa Parlamentosu-TBMM Karma Parlamento
Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk, AB Komisyonu
kararını kutlayarak, Türk iş gücünün serbest
dolaşımının geçici değil, kalıcı bir
şekilde engellenmesine yönelik öneriyle Komisyon'un ''çok ileri
gittiğini'' söyledi.
İLERLEME RAPORU'NA 28 EVET, 2 HAYIR
AB Komisyonu, ABnin Türkiye ile müzakerelere
başlamasına yeşil ışık yakan raporu, oy
çokluğuyla kabul etti.
AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi
Günter Verheugen, Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada
İlerme Raporu'nun 'büyük bir uzlaşma'yla kabul edildiğini
açıkladı.
Reuters haber ajansının Komisyon
kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 30 üyeli AB
Komisyonunda sadece Hollandalı Frits Bolkestein ve Fransız Pascal
Lamy, rapora hayır oyu verdi.
FRANSA VE HOLLANDA'NIN TÜRKİYE'YE
BAKIŞI
Türkiye'nin üyeliği konusunda referandum
yapılacağı sözünü veren Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac, Türkiye'nin üyeliğini uzun vadede destekliyor. Ancak hükümette
çoğunluğa sahip olan muhafazakar parti, Türkiye'nin birliğe tam
üye olmasına karşı çıkıyor.
Avrupa Birliği dönem başkanı
Hollandadaki merkez sağ koalisyon hükümeti ve muhalefet de prensipte
Türkiyenin üyeliğine destek veriyorlar.
FARKLI BİR 'GENİŞLEME'
Türkiyenin 2015 yılından önce ABye
üye olabileceğine ihtimal vermeyen Komisyon, Türkiyenin üyeliğinin
nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomisi, güvenlik ve askeri
potansiyelinden ötürü diğer genişlemelerden daha farklı
olacağı konuşuluyor
MILLIYET
06/10/04
Perdeler kalkıyor
KIBRIS'a konuşan
Başbakan Talat, Kıbrıs Türkü'ne yaşam hakkı
tanımayan Rum gericilerin ve Papadopulos hükümetinin dünya tarafından
görülmesine yıllarca Denktaş-Eroğlu ikilisinin engel
olduğunu söyledi:
KAYBEDİLEN
DAVANIN SEYRİ DEĞİŞTİ"... Başbakan Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün "evet" demesi ile birlikte
kaybedilen bir davanın seyrinin değiştiğini, AKPM'deki
kararın da bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Başbakan
Talat, dış politikadan hükümet kurma çalışmalarına,
hükümet icraatlarından özel yaşamına kadar birçok konuda Hüseyin
Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı
"AKPM'DEKİ
SONUCU BEKLİYORDUK"... "Sonucun bu olma ihtimali çok yüksekti.
Haziran- temmuz dönemine dayanan bir süreç var. O günlerde
arkadaşlarımız Strasbourg'daydılar. Kıbrıslı
Türklerin 'evet' demesi ile ortaya çıkan yeni durumda, Kıbrıs'a
ait üç üyelikten ikisini Rumların doldurması, bir tanenin de Türklere
ayrılması durumu yeniden değerlendirildi. Biz bu temsiliyeti
istedik. Ayrı irademizi anlattık. Sonuçta 'evet bu asambleye
yansımalı' dedik."
"DENKTAŞ'A
BENZETİLMEK BENİ ÜZÜYOR"... "Benim en çok gücüme giden,
yaptığım açıklamalarla Denktaş ile aynı çizgiye
geldiğim yönündeki mesnetsiz eleştiriler. Çünkü uzaktan yakından
benzer politik duruşumuz yok. Ama umurumda bile değil, Herkes
görüyor, dünya görüyor... Dünya gördüğü halde bizimkiler göremiyor.
Avrupa'nın en saygın gazetesi beni 'yılın devlet
adamı' adayı gösterebiliyor ama bizim bazıları
'Denktaş'tan ne farkın var?' diyebiliyor"
"ÇÖZÜM
HÜKÜMETİYİZ"... "Barış ve Demokrasi Hareketi ile
yeni bir hükümet görüşmeleri sürüyor. Bu başka bir şeydir. Ama
çözüm yanlıları zaten bu hükümette ağırlıktadır.
Kusura bakmasın kimse. Bu hükümet çözüm yanlısı bir hükümettir.
Bu hükümetin içinde üyelerini serbest bırakmış bir ortak var
diye, kimse 'bu hükümet çözüm yanlısı değil' diyemez. En büyük
hedef, referandum değil miydi? Bu değil mi en büyük çözüm isteme?
'Bekleyin' dedik ve sonucu yaşayarak gördük"
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde (AKPM)
Kıbrıslı Türklere temsiliyet hakkı tanınmasına,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 65 oranında 'evet' demesinin neden
olduğunu söyledi. Rumların tüm engelleme girişimlerine
rağmen bunun kabul edileceğini bildiklerini belirten Talat, "Her
aşamada kararlı ve ciddi hareket ettik. Konuya hakim olduk ve oy
hakkı olmasa da kendimizi anlatmamızı sağlayacak
temsiliyeti elde ettik" dedi.
Başbakan
Talat, cumhurbaşkanının, "Talat, Rumları yeni gördü,
tanımaya başladı" sözlerini de eleştirerek, kendisinin
Rum gericilerinin farkında olduğunu ama dünyanın da bunu fark
etmesine Cumhurbaşkanı Denktaş ve Eroğlu hükümetlerinin
engel olduğunu vurguladı. Talat, "Şimdi dünya gerici Rum
yöneticilerinin farkında" dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş'a benzetilmesinin ise kendisini çok üzdüğünü ifade eden
Talat, "Ancak aramızdaki farkı anlatmama gerek yok.
Halkımız zaten bu kıyaslamayı yaptı" demekle
yetindi.
Esas hedefin
çözüm olduğunu, ancak çözüme giden yolda izolasyonların
kaldırılması için çaba harcayacaklarını söyleyen
başbakan, "Ne beklediğimi de halkıma anlattım.
Bazı ayrıntılar hariç hiçbir gelişmeyi halktan
gizlemedik" diye konuşu.
Talat, Brüksel
odaklı AB toplantılarına katılması nedeniyle Rum
lobisinin sürekli harekete geçtiğini belirterek, bu nedenle Brüksel'e
gitmediğini ama teknolojiyi kullanarak herkesle görüşme
yaptığını anlattı.
BDH ile
yapılan hükümet görüşmelerinin "gizli"
olmadığını, sadece basına haber vermediklerini, ama
halkın gözü önünde restoranda bulunduklarını söyleyen
Başbakan Talat, "İlk izleniminiz ne?" sorusuna,
"İlk izlenimim çok olumluydu. Ama ikinci izlenimim biraz daha
tarafsız veya kanaat belirtmemenin daha doğru olduğuna
inandırdı beni" karşılığını verdi.
Sivilleşme
konusunda da önemli adımların atıldığını,
polisin sivil otoriteye bağlanması için "oldukça mesafe
kaydedildiğini" açıklayan Talat, "Sivilleşme konusunda
istekli olmadığımız eleştirilerine
kızıyorum. Biz konuşmuyoruz. Yaptıklarımız
ortada. Konuşmak ve yapmamaktansa, protokole yazıp yapmamaktansa,
önem verdiğimiz, yıllarca mücadele ettiğimiz tüm olaylarda
girişimlerimizi sürdürüyoruz" diye konuştu.
Başbakan
Talat, dış politikadan hükümet kurma çalışmalarına,
hükümet icraatlarından özel yaşamına kadar bir çok konuda,
Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı:
KIBRIS: Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Kıbrıslı Türkler oy
hakkı olmasa da artık temsil edilebilecek. Bu sonuca nasıl
gelindi?
TALAT: Sonucun
bu olma ihtimali çok yüksekti. Haziran-temmuz dönemine dayanan bir süreç var. O
günlerde arkadaşlarımız Strasbourg'daydılar.
Kıbrıslı Türklerin 'evet' demesiyle ortaya çıkan yeni
durumda, Kıbrıs'a ait üç üyelikten ikisini Rumların
doldurması, bir tanesinin de Türklere ayrılması durumu yeniden
değerlendirildi.
Biz bu
temsiliyeti istedik. Ayrı irademizi anlattık. Sonuçta 'Evet bu
asambleye yansımalı' dedik. Büyük bir sempati vardı bize. Avrupa
Konseyi de Annan Planı'nın bir parçasıydı. Annan
Planı'nın Kıbrıslı Türkler tarafından kabul
edilmesini Avrupa Konseyi'ndeki temsiliyetimiz için güçlü bir avantaj olarak
kullanmayı istedik.
KIBRIS:
Strasbourg'daki heyetlerle sürekli temasınız oldu mu? Gelişmeleri
nasıl takip ettiniz?
TALAT: Tabii
ki. Heyet, grubu olan tüm partilerin birer temsilcisinden oluşarak
oradaydı. Sürekli temas halindeydik. Bizim heyetimizin
yazdığı mektuplar, öneriler, tartışma süreçleri... Hep
temasta olduk.
Uygulama
nasıl olacak diye tartışılan bir ortamda bu formül ortaya
çıktı. Kıbrıs başlığı altında, iki
Rum ve yardımcısının isimleri, altında da
Kıbrıs Türk toplumu adına diyerek, bir asıl bir yedek
gözlemci yazılması önerildi, geçtiğimiz tatil öncesiydi bu. Bu
tartışılırken Rumlar büyük yaygara kopardı.
Rum Meclis
Başkanı Hristofyas, konsey başkanına bir mektup yazarak,
'Kıbrıslı Türklerin ayrı temsiliyeti
ayrılıkçılığa yol açar, bu yüzden bunu yapmayın'
dedi. Bu rağbet görmedi, uyarıldı, iki gün sonra yine Hristofyas
bir mektup yazarak, 'Bu işi gelecek yıla erteleyin, bu arada ben
sayın Talat ile görüşerek tarafların kabul edeceği bir
formülasyon bularak bunu konseye sunacağım' dedi.
Benim
adımın geçmesi üzerine konsey buna tamam dedi. Tatil sonrasına
ertelendi ve eylül sonuna kadar öneri beklediklerini kendisine ilettiler. Bir
öneri gitmedi, benimle görüşme olmadı. En son taslak gündeme geldi.
Bizim heyet gitmeden önce de bunu biliyorduk. Sonuçta bu kabul edildi.
KIBRIS:
İki temsilci gönderiyoruz, bunlar nasıl seçilecek? Kafanızda bir
şekil var mı? Cumhuriyetçi Türk Partisi parti grubunun Özdil Nami
üzerinde birleştiği haberleri var...
TALAT: Şu
an için böyle bir yorum yapamam. Görüşmedim, MYK var, diğer organlar
var, önce görüşelim.
KIBRIS: Çok
sık yurtdışı gezileriniz vardı. Ama ağustos
ayı ile birlikte bunlara son verdiniz. Sizi engelleyen neydi? Özellikle
Avrupa Birliği'nin 'Gelmeyin, siz gelince Rum lobisi hareketleniyor,
aracılarla anlaşalım' mesajını ilettiği
doğru mu?
TALAT: Tabii
oldu. Zaten bu nedenle uzunca bir süredir yurtdışına
çıkmıyorum. Özellikle Brüksel'deki çalışmalar için bu söz
konusu. Çünkü Brüksel'e yönelik bir çalışma
yapılacağının duyurulduğu andan itibaren Rum
tarafı inanılmaz bir hareketlenme içine giriyor. Hiçbir siyasi
düşünce farkı düşünülmeden adeta bizi boğmak için tüm
faaliyetleri harekete geçiriyor. Sivil toplumu da kullanarak üstelik. Bunu
bildiğimiz için de dikkatli davranıyoruz...
KIBRIS: Peki
temasları nasıl sağlıyorsunuz? Siz görüşmelerin
dışında mı kalıyorsunuz?
TALAT: Bir sürü
yol var. Telefon var, bilgisayar var, teknolojik aletler var. Ben her an için
her şeyi biliyorum. Nasıl bilgi edindiğim önemli değil. Ben
de gerekli yerlerle gerekli görüşmeleri yapıyorum.
KIBRIS: Peki
gündemde yurtdışı ziyareti var mı?
TALAT: Şu
anda gündemde yok. Türkiye de yok.
KIBRIS:
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü gündemde.
Halktan gizlenen bir şeyler var mı? İzolasyonların
kaldırılması ile ilgili bildiklerinizi topluma
açıklamadığınız eleştirileri var...
TALAT: Bu
eleştiriler haklı değil. İcat ediyorlar,
eleştiriyorlar. Toplumun bilmediği şeyler var. COREPER'de hangi
üyenin nasıl konuştuğunu anlatacak değilim... Ama olay
bazında yok. Bu faaliyetler devam ediyor. Verdiğimiz kavga,
komisyondan geldiği gibi bu tüzüklerin çıkması ve birbirinden
ayrılmaması. Çünkü ikisi birbirini bütünler. Hatta mali tüzüğün
değil, ticaret tüzüğünün önemli olduğunu, mutlaka gerekli
olduğunu söylüyoruz. İzolasyonları kaldırmanın en
önemli yolu da ticaret tüzüğünün geçmesi. Ne beklediğimi de
halkıma anlattım. Rumların uğraşı Mali
Yardım Tüzüğü'nü geçirmek ve 26 Nisan 2004'te Avrupa Konseyi'nin
aldığı ve doğrudan 259 milyon euroya atıfta
bulunduğu kararı yerine getirmiş olmak, ama o kararda
doğrudan ticarete atıfta yapılmadığı için,
ticaret tüzüğünü öldürmek. Bunu da anlatıyorum. Gizli hiçbir şey
yok. Her şey biliniyor. Ama özel bağlantılar var ve halkın
bilmemesi doğal.
KIBRIS: Mali
Yardım Tüzüğü'nü reddetme olasılığı var mı
Türk tarafının?
TALAT:
Bakın, reddetmek çok uç bir harekettir. Çok üç bir harekete
zorlanırsak o uç tepkiyi göstermekten çekinmeyiz. Ama peşinen hangi
şartlar altında, ne zaman o uç tepkiyi göstereceğimizi
şimdiden söylemenin bir alemi yok.
Biz yeni bir
dünya görüşünü temsil ediyoruz. Bu yeni dünya görüşü ile
Kıbrıs Türkü'nün kaybedilmiş davasını yeniden
oluşturup, ileriye götürmek istiyoruz. Bu süreçte uç politikalar mümkün
olduğu kadar az gündeme gelmelidir. Gerekirse kullanılır.
Geçmişten farkımız da bu.
KIBRIS:
Sayın Gül, "sabırlı olun" diyor. Bu mesajın
altında yatan ne?
TALAT: Her
kelimede çok fazla anlam aramayın. Tabii ki sabırlı
olacağız, bunu biz de söylüyoruz. Kaybedilmiş bir dava yeniden
canlandırılıp yeni şekliyle ileriye götürülürken, öyle 3-5
günde zafer kazanmak mümkün değil. Bu herkesin bildiği bir şey.
Hemen
arkasından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde temsiliyet
kararının gelmesi bekleniyordu zaten.
KIBRIS:
TC-Güney Kıbrıs, Gümrük Birliği Anlaşması'nda
buluştu. "Biz söylemiştik" diyebilirsiniz burada... Ama
daha ilerisi var mı bu hareketliliğin. "Ankara'da
Kıbrıs Cumhuriyeti büyükelçisi" gibi...
TALAT: Onlar
daha uzak aşamalar. Eğer biz şimdiki politikamızı
güdemezsek ve tekrar eski yanlış politikalara dönersek, bu
dedikleriniz zaten olacak.
Geliyorum diye
diye geldi anlaşma. Bildiğimiz bir şeydi. Bu konuyu da
istişare ettik. Umarız, o dediğiniz zamana kadar
Kıbrıs sorununu bir noktaya taşırız.
KIBRIS: İç
politikaya, yaşanan gelişmelere yeteri kadar hakim misiniz?
TALAT: Politika
olarak evet... Bakanlıklarımızdan genel olarak bilgim var ve
ilgileniyorum. Benim onayım istendiği zamanlarda arıyorlar,
dış politikayla ilgili noktalarda temasa geçiyoruz. Önemli
değişiklikler ve adımlar atılacağında bilgim
mutlaka oluyor.
KIBRIS:
Dış politikada izlenen yanlış tutumlar bizi bu noktaya
getirdi. Geçmişe dönük bir "hesap sorma" politikası ise
izlemediğiniz görüşü hakim.
TALAT:
Hesaplaşma zamanı değil diye düşünüyorum. Biz önümüze
bakacağız. Bu hedefler nedir? En temel hedefimiz Kıbrıs
sorununun çözümüdür. Bu doğrultuda ilerlerken izolasyonların
kaldırılmasıdır. Dolayısıyla bunun için
çalışacağız. Bahsettiğiniz kesimler bize zarar verirse
o zaman tepki göstereceğiz.
Nitekim,
"Evet demememiz için kandırıldık" diyenlere de gerekli
tepkiyi gösterdim. "Samimi evet"
demediğimiz
imajı vermeye çalışanlar, Rumların iddiasıyla
benzeşiyorlar. Aynen Rum da böyle iddia ediyor. Avam Kamarası'nda bir
İngiliz milletvekili, "Nüfusun çoğunluğu Türkiyelidir. Evet
diyenler de Türkiyelilerdir. Türkiye böyle direktif vermiştir.
Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler hayır
demişti" diyebiliyor. Ya buradaki cumhurbaşkanının
açıklamaları ya da Rum lobisi bu milletvekilini etkilemiştir.
Bunun
dışında geriye dönüp intikam alma peşinde değilim.
Halk zaten bu intikamı alıyor. Önümüzdeki seçimde de alacak... Ben ne
yapayım ki...
KIBRIS:
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın zaman zaman, "Talat
gerçekleri gördü" diyerek sizi takdir etmesini nasıl
karşılıyorsunuz? Zaman zaman insanlar, "Denktaş takdir
ediyor, Talat cevap vermiyor" yorumunu yapıyor...
TALAT: Böyle
bir ihtiyaç mı var? Ben bu halka cumhurbaşkanı ile olan
farkımı mı anlatayım? Takdir etmedikleri de var. Sayın
cumhurbaşkanının Rumları bilmediğimi, yeni
öğrendiğimi iddia etmesi doğru değil ki... Ben her zaman
Rumları biliyordum. Benim isyanım Rumların bu bilinen yanlarının
dünya tarafından görünmesinin önüne Cumhurbaşkanı Denktaş
tarafından perde çekilmesiydi. Ben Rumların, Rum gericiliğinin,
Rum egemen güçlerinin Kıbrıslı Türklere hayat hakkı
tanımadıklarını biliyordum. Bunun görülmesini engelleyen
sayın Denktaş ve Eroğlu idi. Benim, "Rum gericiler bizi çok
sever" açıklamam var mı? Benim bunlara cevap vermeme gerek yok.
Bunlara cevap vereceksem hiçbir iş yapmamam gerekir. Ne
yaptığımı biliyorum. Yapılanlar da ortadadır.
Halk da bunu görüyor, takdir ediyor. Mecliste de söyledim.
KIBRIS: Hem
sağ, hem sol siyasiler ve de gazeteciler sizi çok eleştiriyor. Geriye
dönüp baktığınızda en çok üzüldüğünüz eleştiri
hangisi?
TALAT: Benim en
çok gücüme giden, benim de yaptığım açıklamalarla
Denktaş ile aynı çizgiye geldiğim yönündeki mesnetsiz
eleştiriler. Çünkü uzaktan yakından benzer politik duruşumuz
yok. Bunu sıkça sayın cumhurbaşkanı da söylüyor ama bunu
öne çıkaran bana yönelik eleştiriler beni rahatsız ediyor. Ama
umurumda değil, Herkes görüyor, dünya görüyor... Dünya gördüğü halde
bizimkiler göremiyor.
En önemli
kanıtı da Avrupa'nın en saygın gazetesi beni
"yılın devlet adamı" adayı gösterebiliyor ama
bizim bazı insanlarımız "Denktaş'tan ne farkın
var?" diyebiliyor.
KIBRIS:
Barış ve Demokrasi Hareketi ile görüşüyorsunuz. Gizli
görüşmeler yapılıyor...
TALAT: Bu gizli
lafını sevmiyorum. Basın önünde olmayan bir görüşme
yapıldı. Oradaki vatandaşlar gördü. Yer altı
teşkilatı kurmadık ki... Gittik, kahve içtik, değerlendirme
yaptık. Bütün görüşmeler basın önünde yapılır diye bir
kaide de yok.
KIBRIS: Biz
Barış ve Demokrasi Hareketi olayına dönelim. İçerikte halka
verilen bir mesaj yok...
TALAT: Etik de
bunu gerektirir. Biz konuştuk, bazı düşünceler ortaya koyduk.
Bunu yetkili kurullarımıza götüreceğiz. Ne
konuştuğumuzu söyleyemem.
KIBRIS: Ama,
ilk izlenimi bilme hakkı var sanırım kamuoyunun...
İçeriği sormuyorum...
TALAT: İlk
izlenimim çok olumluydu. Ama ikinci izlenimim biraz daha tarafsız veya
kanaat belirtmemenin daha doğru olduğuna inandırdı beni.
KIBRIS: Çözüm
yanlılarının ağırlıkta olduğu bir hükümet
isteniyor. Bu nedenle de Barış ve Demokrasi Hareketi de olsun
deniyor.
TALAT:
Bakın, zaten Barış ve Demokrasi Hareketi ile görüşmeler
sürüyor. Bu başka bir şeydir. Ama çözüm yanlıları zaten bu
hükümette ağırlıktadır. Kusura bakmasın kimse. Bu
hükümet çözüm yanlısı bir hükümettir. Bu hükümetin içinde üyelerini
serbest bırakmış bir ortak var diye, kimse bu hükümet çözüm
yanlısı değil diyemez.
Referandumun
olacağına inanmayan arkadaşlarımız benim bütün
anlatmama, olacak dememe rağmen yaşayarak gördüler. En büyük hedef
referandum değil miydi? Bu değil mi en büyük çözüm isteme? Bu hükümet
en büyük derdimizi, referandumu sağladı. Bizi bugün eleştirenler
o dönemde de referandum tarihi yok diye yine eleştiriyordu. Bekleyin dedik
ve sonucu yaşayarak gördük.
Bu hükümet
çözüm yolunda her şeyi yaptı, görüştü, referandumu
sağladı, müzakere etti. Kıbrıs Türk halkının
haklarını koruduk, planı daha iyi hale getirdik,
halkımızın oyuna sunduk. Evet çıktı. Tüm bunlara
rağmen, bu hükümet çözüm yanlısı değil diyorlar. Hadi
canım sizde diyorum...
Yiğidi
öldür hakkını ver. Demokrat Parti'yi eleştirirsiniz başka
bir şeydir, liderini eleştirirsiniz başka bir şeydir ama
Demokrat Parti evet dediğimiz planın şekillenmesine de
katkıda bulunmuştur.
KIBRIS: Ferdi
Bey (Ferdi Sabit Soyer), polisin içişlerine bağlanması konusunda
önemli adımlar attığınızı söyledi. Ama siz bu
konuda açıklama yapmadınız. Sivilleşmede hükümetinizin
isteksiz olduğu eleştirileri var...
TALAT: Ben
yaparım, anlatmam. Bazıları anlatır, yapmaz. Benim
geleneğim o değil. Ben bunun üzerinde çok duruyorum ve
çalışıyorum. Bakınız, 1994'te biz hükümet protokolüne
yazdık, yapamadık. Daha sonra sayın Akıncı hükümet
kurarken yazmadı, UBP kabul etmedi. Bir ara paket sunulmazdan önce bir ön
adım atarak halkı hazırlamaya çalıştılar. Birçok
acı reçete içinde hoşa gitmesi için polisin sivile
bağlanması maddesini koymak istediler. O zaman da bir general buna
karşı çıktı, hükümetin dağılmasına kadar
gitti. Bu yazıldı diye, yazılmasa olmayacaktı. Değişiklik
her zaman bazılarını rahatsız eder. O yüzden siz bütün
ortamı hazırlayıp, kararlı bir adım atma
noktasına gelmeden tantana yapmanıza gerek yoktur.
Karpaz'da Rum
ortaokulu açılacağını yazdım mı protokole,
kayıp şahıslar konusunda hareketlilik olacağını,
kapı açılacağını, referandumun tarihi dahi yoktu
hükümet programında. Ben yapıyorum... Bir bakın söz
verdiklerimizin hepsini yaptık, üzerine çok şey daha yaptık.
KIBRIS: Peki,
sivilleşme konusunda eleştirilmek rencide ediyor mu sizi?
TALAT:
Bakın, rencide etmek değil, öfkelendiriyor. Hakikaten öfkeleniyorum
ve büyük haksızlık olarak görüyorum. Askeri mahkemelerde sivillerin
yargılanmasını engelleyeceğimizi programa (hükümet
programı) yazdık mı?
Niye
yazacaktım ki? İşte yaptım. Demokratikleşme
sivilleşme dedim, içine ne sığarsa yapıyorum, ortaya
çıkarıyorum. Üzülmüyorum ama dediğim gibi sinirleniyorum. Önemli
olan benim vizyonumdur. Vizyonum, demokratikleşme, sivilleşmedir,
barıştır, kardeşliktir. Yaptığım işler
bununla uyumluysa, bunu eleştirmenin anlamı yok. 'Niye yazmadın'
demek doğru değil.
Benim bunu bu
halka söylememe bile gerek yok. Halk beni tanımıyor mu? Ne söyledimse
onun da üstünde demokratikleşme ve sivilleşme konusunda adım
atacağım, daha da atacağım.
Yapılan
işlerde de icazet aranıyor. Türkiye'nin Kıbrıs'a yönelik
politikalarının önemli bir kısmında bizim damgamız
var. Belirleyiciliğimiz var. Bunu çok güçlü olduğumuz için
yapmadık. Türk hükümeti de emrimde değil. Politikalarım
mantıklıdır, doğrudur, izah ediyorum, anlatıyorum,
yapıyoruz.
KIBRIS: Polisin
sivil otoriteye bağlanması konusunda net yanıtınızı
alabilir miyim? Bu konuda adımlar atıldı mı?
TALAT:
Oldukça... Bunu bir gereklilik olduğu bilince
çıkmıştır. Önemli olan budur. Bugüne kadar bu yoktu.
Dolayısıyla bu konuda sonuç alacağımıza
inanıyorum.
KIBRIS:
Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne, partinize, yeteri kadar zaman ayırabiliyor
musunuz?
TALAT:
Doğrudan partiye maalesef yeterince zaman ayıramıyorum ve bu da
önemli bir dezavantaj ama gerçek de bu. Genel sekreterimiz sağ olsun Ferdi
(Ferdi Sabit Soyer) Bey sürekli partide. Çalışıyor,
uğraşıyor ve sonuçta bu eksiklikleri kapatmaya
çalışıyor. Yine de bir eksiklik var.
Tabana hiç
zaman ayıramıyorum. Hiçbir köy gezisi yapamıyorum ve bunun
rahatsızlığını yüksek oranda duyuyorum. Çok doluyum,
gece yarılarına kadar doluyum. Eve gittiğimde de
çalışıyorum...
KIBRIS: Ya
aileniz?
TALAT:
Çocuklarımla telefonlaşıyorum. Zaten onlara zaman ayırmam
söz konusu değil. Çalışmamın bir kısmını da
evde yaptığım için eşimle kısa da olsa
görüşüyorum, dertlerimizi paylaşıyoruz. Böyle bir
birlikteliğimiz oluyor ama doğrusunu söylemek gerekirse evimi de çok
ihmal ediyorum.
KIBRIS 06/10/04
Rum halkı, Türkiye ile ticarete karşı
ÇÖZÜMDEN
SONRA... Kıbrıslı Rumlar, Gümrük Birliği çerçevesinde
Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yapılacak ticarete
karşı olduklarını bildirdi. Kıbrıslı
Rumların çoğunluğu, Kıbrıs sorununun
çözümlenmediği bir zeminde Türkiye ile ticari ilişkilerin
başlamasına hazır olmadıkları, soruna bir çözüm
bulunması halinde ise İngiltere, Almanya ya da herhangi bir
başka ülke ile yaptıkları gibi Türkiye ile de ticaret
yapabilecekleri görüşünü belirtti
Anıl
IŞIK
Kıbrıslı
Rumlar, Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye ile Kıbrıs
Cumhuriyeti arasında yapılacak ticarete karşı
olduklarını bildirdi.
Kıbrıslı
Rumların çoğunluğu, Kıbrıs sorununun
çözümlenmediği bir zeminde Türkiye ile ticari ilişkilerin
başlamasına hazır olmadıkları, soruna bir çözüm
bulunması halinde ise İngiltere, Almanya
ya da herhangi
bir başka ülke ile yaptıkları gibi Türkiye ile de ticaret
yapabilecekleri görüşünü belirtti.
KIBRIS,
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği kapsamına
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de dahil etmesiyle Türkiye ile adanın
güneyi arasında başlayacak olan ticari ilişkiler konusunda
Kıbrıslı Rumların görüşlerini aldı.
Konuştuğumuz
Rumların çoğunluğu, Türkiye dahil olmak üzere diğer tüm
ülkelerin adadaki askerlerini çekmesiyle, Kıbrıslı Türklerin ve
Rumların ulaşacakları çözüm sonrasında Türkiye ile ticari
ilişkilerin başlamasına karşı olmadıklarını
ifade ederken, konuyu ticari boyutta ele alanlar ise, güney ile Türkiye
arasında ticaretin başlamasıyla ilgili herhangi bir
sorunlarının bulunmadığını, daha ucuz ve kaliteli
olması halinde Türk mallarını satın alabileceklerini
söyledi.
Rumların
konuya ilişkin görüşleri şöyle:
Maria Beleganu:
"Türkiye
ile ticaret yapmaya hazır değiliz. Kıbrıslı Rumlar ile
Türkiye'nin ticaret yapması ancak Türkiye'nin adadan askerlerini çekmesi
ve Kıbrıslı Rumları ve Türkleri çözüm bulmaları için
serbest bırakması ile mümkün olur. Adanın yeniden
birleşmesi ve çözümün olması halinde neden Türkiye ile ticaret
yapmayalım. İster İngiltere, ister Fransa ya da başka bir
ülke olsun biz tüm ülkelerle ticaret yapabiliriz, neden Türkiye ile de
yapmayalım? Ama Türkiye, insanların evlerine geri dönmesine izin
vermeli, adayı barış içinde bırakmalı. Sadece Türkiye
askerlerinin geri çekilmesinden bahsetmiyorum adadaki tüm askerler
gitmeli."
Maria Neofidi:
"Kıbrıs
sorununa çözüm bulunmadan Türkiye ile ticaret yapılmasına sıcak
bakmıyorum. Türkiye'nin malları diğer mallara göre ucuz olsa
bile satın almayı düşünmüyorum. Türkiye'nin adadaki askerlerini
geri çekmesi ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde
ticaretin başlamasına sıcak bakabilirim. Bizim
Kıbrıslı Türklerle sorunumuz yok, onlarla huzur ve
barış içinde birlikte yaşayabiliriz. Sorun Türkiye ile bizim
aramızda..."
Loukia
Sotiviou:
"Türkiyelilerden
hoşlanmıyorum, hepsinin kötü olduğunu söylemiyorum, iyi
olanları da var. Ancak ben Türkiye ile ticaretin başlamasına
kesinlikle karşıyım. Bunun olmasını istemiyorum.
Burada satılacak olan Türk mallarını ucuz ve kaliteli olsa bile
satın almayı düşünmüyorum. Paramın Türk
işadamlarına gitmesini istemiyorum, buna
karşıyım."
Armina
Karapetian:
"Eğer
Türkiye AB üyesi olacaksa ve birlik içinde birlikte olacaksak o zaman neden
ticaret yapmayalım ki? İki taraf arasında ticaretin
başlaması normal bir gelişme. Neden olmasın ki? Bence
buradaki marketlerde Türk mallarının satılmasında bir sorun
olmaz. Kıbrıslı Rumlar zaten güneyden kuzeye geçerek
alışveriş yapıyorlar. Eğer Türk malları daha iyi
ve ucuz ise o zaman pahalı ürünler yerine Kıbrıslı Rumlar
bu ürünleri tercih edecekler."
Helen
Georgoriu:
"Bizimle
Türkiye arasında ticaretin başlamasına karşıyım.
Türkiye burayı işgal etti ve ben onların mallarını ve
ürünlerini almaya karşıyım. Bu siyasi bir olay. Ancak biliyorum
ki, buradaki birçok kişi Türk mallarını satın alacak.
Kıbrıs sorununda bir ilerleme sağlanması için Türkiye'nin
AB'ye üye olması iyi olur mu bilemiyorum, ancak adada bir çözüme
ulaşılmalı. Türkiye ile ticaretin başlaması
düşüncesi bende olduğu gibi birçok kişinin aklında yeni
oluşan bir fikir. Eğer Türkiye ileride adadan askerini çeker ve
Kıbrıslı Rumları ve Türkleri barış içinde
yaşamaları için özgür bırakırsa o zaman bu konudaki
görüş değişebilir."
*************************************************************************************
Alwyn Evans:
"Türkiye
ile aramızda Gümrük Birliği çerçevesinde ticaret
yapılmasına karşı değilim. Türk ürünleri daha ucuzsa
neden bu ürünleri satın almayım ki? 25 yıldır
İngiltere'de Kıbrıs'tan uzakta yaşıyorum, kendi
ülkemde yaşamak istiyorum ve bunun için de adaya geri dönerek kendi
işyerimi açtım. Ticaret yapmak şu an benim için en önemli
şey. İnsanların düşünceleri değişmedikçe adada
hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum. Türkiye'nin
adada işgalci güç olarak bulunmasına karşıyım. 30 yıl
önce savaşta ailemi ve kuzeydeki mallarımızı kaybettim,
ancak tüm bu olanlardan kaçmakla bir yere varılmayacağına
inanıyorum. Bir işadamı olarak önyargılı davranmak
istemiyorum. Türkiye ve Yunanistan'ın adaya müdahale etmemesi halinde
adada çözüm bulunacağına inanmıyorum."
Maria Georgena:
"Türkiye
ile Kıbrıslı Rumlar arasında ticaretin
başlamasının sorun olduğunu düşünmüyorum.
Kıbrıslı Rumların Türk mallarının ucuz
olması halinde bu ürünleri satın alacağına inanıyorum.
Türkiye ile aramızdaki ticari ilişki beni rahatsız etmez.
Kıbrıslı Rumların çoğu zaten kuzeye geçerek bazı
malları oradan da alıyorlar. Bizim tarafta ekonomik ve ticari
faaliyetlerinin şu sıralar iyi gitmediğini de söyleyebilirim.
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden Denktaş rejimini sorumlu
tutuyorum."
Elbedoui Tarek:
"Burada
Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında ticari
ilişkilerin başlamasına iki farklı yaklaşım var.
Konuyu kişisel düzeyde ve ticari boyutta ele alanlar var. İki taraf
arasında ticaretin başlamasına insanların
alışması zaman alacak. Ben Kıbrıslı Rumların
çoğunun Türk mallarını satın alacağına
inanıyorum, zaten Kıbrıslı Rumların çoğu kuzeye
geçerek alışveriş yapıyorlar. Bazıları da
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiye ile aramızda ticari
ilişkilerin başlamasını istemiyor. Ticarette dinin ve
milliyetin önemi yok diye düşünüyorum. Bu açından ben, Türk
işadamları ile ticari ilişkilerin başlamasına
karşı değilim."
Onisiforou
Onisiforos:
"Kıbrıs
sorunu çözümlenirse o zaman Türkiye ile ticaret yaparız, Almanya ya da
başka bir ülkeyle yaptığımız gibi, Türkiye ile ticaret
yapmak sorun olmaz. Ancak adada çözüm olmazsa Türkiye ile ticari ilişkinin
başlamasına karşıyız. Bizim Kıbrıslı
Türklerle sorunumuz yok. Biz Kıbrıs sorununa Annan Planı ile
değil, adil ve uzun süreli barışın
sağlanabileceği bir plan temelinde çözüm bulunmasını
istiyoruz. Annan Planı'nın adil olduğuna inanmıyorum.
Planda neden İngilizlerin Girne'den ev satın almasına izin
veriliyor ve Kıbrıslı Rumların satın almasına
engel olunuyor ki?"
Stella
Onisiforu:
"Kıbrıs
sorununun çözüme ulaşmaması halinde Türkiye ile aramızda bir
ticari ilişkinin başlamasına sıcak bakmıyorum. Türkiye
burada işgalci bir güç ve bir çözüm olmadan, bu şartlar altında
Türkiye ile ekonomik ilişkilerin başlamasını doğru
bulmuyorum. Ben ucuz ya da kaliteli olsa bile Türk malı satın alma
taraftarı değilim. Kıbrıslı Türkler ile aramızda
ticaret olmasına karşı hiçbir itirazım yok. Bizim sorunumuz
Kıbrıslı Türklerle değil, Türkiye ile... Kıbrıs
sorunu çözümlenmeli ve bu adil bir plan temelinde yapılmalı."
KIBRIS 06/10/2004
|
Londra |
|
|
|
Blair:
Müzakereler hemen başlamalı |
|
|
|
|
|
|
|
İngiltere
Başbakanı Tony Blair, AB Komisyonunun Türkiye ile ilgili üyelik
müzakerelerinin başlatılması yönündeki tavsiyesinden sonra AB
Konseyine, müzakerelere gecikmeksizin başlatılması
çağrısında bulundu. |
|
|
|
|
|
|
|
Tony Blair, yaptığı açıklamada,
Türkiye önde gelen bir NATO müttefiki, onu AB ortağı olarak da
görmek istiyoruz dedi. |
|
|
NTV 07/10/04
Türkiye istediğini
elde etti...
BRÜKSEL
Türkiye AB Komisyonundan ne istiyordu ?
İlk gününden itibaren, Verheugen'in yazacağı raporun Türkiye'nin
önünü açmasını istemişti. Yani öyle bir rapor çıksın
ki, 17 Aralık günü bir araya gelecek olan 25 AB Devlet ve Hükümet
Başkanı, Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerini yeterince yerine
getirdiğini ve müzakerelerin başlatılması için
koşulların oluştuğunu açıkça ortaya koysun. Üye
ülkelerin kaçamak yapacakları, topu taca atacakları bir ortam
kalmasın. Zira unutmayalım ki, tüm üye ülke liderleri aynı
şeyi söylediler: "Eğer Komisyon müzakerelerin
açılabilineceğini belirten bir rapor verirse, bizde buna
uyacağız."
Eğer komisyon raporunda net olmasa, o zaman 25'ler çok kolaylıkla
kaçabileceklerdi.
İşte Verheugen raporu bu olasılığı ortadan
kaldırdı. Bugün hiçbir ülke, Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten
kaçmak için Komisyon raporunun arkasına saklanamayacak.
Bu açıdan, Türkiye istediğini elde etti.
Bazı Türk çevrelerde, Komisyon raporunun "müzakerelere hemen
başlanması gerektiğinin vurgulanmaması" kuşkuyla
karşılanıyor. Komisyon yetkilileri ise, bu konudaki kararın
AB Konseyinin Kopenhag doruğunda zaten
alındığını, dolayısiyle tekrarlanmasına
gerek olmadığını belirtiyorlar. Ne olursa olsun Komisyon,
tarih verme konusunu tamamen Devlet ve Hükümet Başkanlarına
bıraktığı da ortada.
17 Aralık doruğunda müzakereleri başlatma tarihinde bir kaza
olabilir mi? Beklenmedik bir gol yenebilir mi?
İşin o yanı hala kesin değil. Herşeye rağmen,
bazı üye ülkeler verdikleri sözden dönebilir, Türkiye müzakerelerini
geciktirebilir veya yeni koşullar koyabilirler.
Anlayacağınız, Türkiye iki devrelik bu maçın ilk devresini
kazandı.
Şimdi geriye ikinci devre, yani 17 Aralık toplantısı
kaldı.
İsterseniz, adım adım gidelim. 17 Aralığı
önümüzdeki günlerde tartışalım ve bugün AB komisyonu raporunu
incelemekle yetinelim.
TÜRKİYE İÇİN ÖZEL VEYA KABUL EDİLEMEYECEK KOŞUL YOK
AB Komisyonu raporu hakkında herkes farklı şeyler söyleyecektir.
Kimileri bu raporu "teslimiyetin ilanı" olarak
okuyacaklardır.
Ben önce AB Komisyonundaki uzmanlarla konuştum. Ardından Türkiye AB
konularını yakından izleyen Türk uzmanlara sordum. Verdikleri
yanıtları şöyle özetleyebilirim:
- Türkiye için özel bir durum söz konusu değildir. Türkiye ile birlikte
diğer adayların da uyacakları bir düzenleme
yapılmıştır. Özellikle Romanya ve Bulgaristanın
verdiği sözlere uyum sağlamamaları nedeniyle bu yol
gidilmiştir. Diğer bir neden de, Türkiye konusundaki muhalifleri
yatıştırmak ve üye ülke hükümetlerini iç politika
açısından rahatlatabilmektir.
- Raporda belirtilen müzakere yöntemleri, getirilen kurallar ve sıralanan
eksikliklerden hiçbiri Türkiyeyi rahatsız edici veya altından
kalkılamayacak cinsten değildir.
- Türkiye AB'ye tam üyelik konusunda kararlıysa, bunu 20-25 yıl
beklemeden gerçekleştirecek bir konuma gelmiştir. Müzakereler zor
olacaktır ve sonuca gidilebilmesinin yüzde 50'si Türkiye'nin tutumuna
bağlı, geri kalan yüzde 50'si de AB'nin iyi niyetine
bağlıdır.
Sizin anlayacağınız, yarısı dolu, yarısı
boş bir bardağa bakmaya benzer bir durumla karşı
karşıyayız. Ben bardağın dolu yanına
bakıyorum. Zira sonunda, ne olursa olsun Türkiye'nin AB'den çok daha fazla
karlı çıkacağına inanıyorum.
HERKES
TÜRKİYE'NİN PES ETMESİNİ BEKLİYOR
Türkiye'yi
Avrupa'da görmek istemeyenlerin en büyük ümidi, Ankara'nın Komisyon
raporunda yazılanlara kızması ve 17 Aralık tarihine kadar
sert tepkiler göstermesi. Hatta, daha da ileri gidiyorlar ve AKP hükümetinin
"Böyle olursa biz müzakerelere başlamıyoruz," demesini
umuyorlar.
Krokodil gözyaşları dökülecek.
Ne kadar üzüldüklerini söyleyecekler.
Sonra, Türkiye'nin tam üyelik dosyasını kapatacaklar.
Bir süre sonra, bu defa "gelin, sizinle özel ilişki statüsünde bir
anlaşma yapalım" diyecekler.
Başta muhafazakarlar olmak üzere, bu durum herkesin işine gelecek.
Türkiye'yi AB dışında tutmanın faturasını çok
ucuza getirecekler.
Böyle bir gelişme sağlayabilirlerse, çok sevinecekler.
Bu satırların yazıldığı ana kadar,
Ankara'nın tutumu, muhafazakarların sevinçlerini boğazında
bırakacak cinsten.
Raporda eleştiriler var.
Hatta bazıları, hiç hoşumuza gitmeyecek kadar sert. Ancak büyük bölümü,
bizlerinde kendi kendimize yaptığımız eleştirilerin
aynı.
Yani, gizli bir gündem, Türkiye'yi bölme niyeti(!) veya düşmanca
düzenlenmiş tuzaklar yok.
Başbakan'ın niyeti, AB muhafazakarlarının
tuzağına düşmemek. Altından kalkılması güç
koşullar çıkarılmadıkça AB yolunda yürümek. İnatla
müzakereleri sürdürmek.
Doğrusu da bu...
Zira unutmayalım ki, AB Komisyonu istediği kadar koşul koysun.
İstediği kadar sıkı denetleme mekanizmaları veya
müzakereleri her an durduracak kurallar oluştursun, bunların hiç birinin
önemi yoktur.
İşki, Türkiye karalı olsun ve yolunda devam etsin. Bir AB
Komisyonu yetkilisinin dediği gibi, "bütün bu koşullar bir kaç
yıl içinde unutulup gidecek. Gerek dahi kalmayacak."
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 07/10/04
Cumhurbaşkanı Denktaş: Seçilmiş temsilcilerin
isimlerini KKTC Meclisi değil, siyasi partiler verecek
|
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)'ne,
"Türk cemaatının seçilmiş temsilcilerinin"
isimlerini, KKTC Meclisi değil Kıbrıs Türk siyasi partilerinin
vereceğini belirtti. Cumhurbaşkanı
Denktaş TAK'a yaptığı yazılı açıklamada,
Avrupa Parlamentosu'nun son kararını "KKTC milletvekilleri
Avrupa Parlamentosu'na kabul edildi" şeklinde algılamanın
yanlış ve halkı aldatıcı olduğu, kararda
"Türk cemaatının seçilmiş temsilcilerinden"
bahsedildiğini yinelerken "Avrupa Parlamentosu ve Avrupa
Birliği bizi açıkça 'Rum'a yamalanması gereken, tanınma
istemeyen, egemenlik talep etmeyen bir cemaat' olarak algılamaktadır"
dedi. Siyasi
partilerin isimlerini verecekleri üyelerin orada "Kıbrıs Türk
cemaatını" temsil edeceğini, meclis
başkanının (AKPM) bu isimleri büroya ve daha sonra onay için
meclise sunacağını ve meclis oturumu süresince bunların
geçerli olacağını kaydeden Denktaş, bu temsilcilerin
meclis listesinde "Kıbrıs" altında
listeleneceğini ve "Kıbrıs Türk cemaatının
temsilcileri" olduklarına dikkat çekileceğini ifade etti. Denktaş
şunları kaydetti: "Dolayısıyla,
Kıbrıs'ta tek bir hükümet tanıyan, KKTC'yi, hükümetini ve
meclisini tanımayan Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs Türklerini
'cemaat' olarak kabul ediyor ve katılacak iki üyeyi de siyasi partilerin
seçtiği kişiler olarak algılıyor. Buna bir adım
ilerleme denilebilir mi! Denilebilir. Ancak nereye doğru, ileriye mi; geriye
Rum Cumhuriyeti'nde azınlık olmaya doğru mu? Bunu zaman
gösterecek! Bu toplantılara katılacak parti temsilcileri
'Kıbrıs Cumhuriyeti' denildikçe, 'Biz KKTC'yiz' diyebilecekler mi?
Şimdilik pusulasız gemi misali nereye gidildiğini tespitte
zorlananlar olabilir. AP ve AB bizi açıkça 'Rum'a yamalanması
gereken, tanınma istemeyen, egemenlik talep etmeyen bir cemaat' olarak
algılamaktadır." |
KIBRIS 07/10/04
|
2nci Türk devrimi |
|
|
|
AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen CNN Türkte dün yayımlanan Manşet programında Mehmet Ali Birandla yaptığı röportajda, Türkiyenin ABye tam üyelik müzakerelerine başlayacak olmasını 2nci Türk devrimi olarak niteledi. Verheugen,
şöyle konuştu: |
||
HURRIYET 08/10/04
Şimdi sıra
tarih almaya kaldı...
BRÜKSEL.
Sizlere bilimsel incelemeler yazıp, anlaması güç senaryolar veya
komplo teorileri düzmek istemiyorum. Mümkün olduğunca basitleştirerek
durumu yansıtmaya çalışıyorum.
Bundan dolayı da, Türkiye- AB ilişkilerini bir maça benzetiyorum.
1999 Aralığındaki Helsinki doruğunda çalınan düdük ile
eleme maçı başladı. Çok çekişmeli yaşandı. Bir
yanda Türk takımı, zamanında futbolcu değiştirerek çok
tehlikeli ataklar yaptı. Öte yanda da, saha dışından hakeme
tacizler oldu, baskı yapıldı. Verheugen ve diğer
Komiserler, zaman zaman Türkiye'yi bunaltacak bir markaj uyguladılar.
İlk devre önceki gün Brüksel'de sona erdi. AB Komisyonu raporu,
Türkiye'nin golü sayıldı ve devreyi Ankara 1-0 önde bitirdi.
Eleme maçının ikinci devresi 17 Aralık'ta yine Brükselde
oynanacak. Bu defa karşı takıma yeni futbolcular girecek. 25
Devlet ve Hükümet başkanları yerlerini alacaklar. Bu defa kıran
kırana geçecek, zira AB takımında Türkiye'yi elemek
hırsıyla oynayan çok futbolcu var.
İkinci devrede çok faul yapılacak, hatta şike olaylarıyla
bile karşı karşıya kalabileceğiz. Türk
futbolcuları cezalandırması için hakeme büyük baskılar
yapılacak. Ancak birşeyi unutmamak gerekir. O da, hakem bitiş
düdüğünü çalıp santrayı gösterdiğinde önemli olan tek
şey, skor levhasındaki rakkamlardır. İlerde kimse kavgaları
veya kırmızı kartları hatırlamaz. Tek
hatırlanacak unsur, Türkiye'nin finale kaldığı
olacaktır.
SORUN, FRANSA'DAN KAYNAKLANIYOR
AB Komisyonu Türkiye'ye yeşil ışık yakmasına
yaktı, ancak üye ülkelerin, güçtür ancak, 17 Aralık' ta eski
sözlerini dahi unutmaları söz konusu olabilir.
Sorun daha çok Fransa'dan kaynaklanıyor.
Başkan Chirac, Türkiye ile müzakerelerin 2006 başında
başlamasını, ancak bu kararın hemen
alınmamasını istiyor. Bunun nedeni de, Fransa'da 2005
sonbaharında, AB anayasası için referandum yapılacak. Türkiye
ile müzakere referandum öncesinde başlatılırsa, Anayasa
referandumu tehlikeye girecek. Chirac'a muhalefet büyüyecek. AB'nin
anayasasız kalması da, Türkiye ile müzakerelerin 5-6 ay
ertelenmesinden daha büyük zarar getirecek.
Başkan Chirac'ın yaklaşımı Türkiye ile değil.
Tamamen iç politika nedenleriyle ilgili.
Türkiye katılma müzakereleri 2005 ilk veya ikinci yarısında
başlayacağına, 2005'in sonunda başlamasının bir
zararı yok. Ancak buna birde başka koşullar eklenirse, gereksiz
bir gerilim yaşanacak demektir.
17 Aralık oynanacak 2 inci devre çok heyecanlı geçeceğe
benziyor.
DESTEK, YUNAN
KANADINDAN GELDİ
Çarşamba
sabahı Avrupa Komisyonunda yaşananları merak ettim ve
toplantıya katılanlara sordum.
Hemen tümünün vurguladığı nokta, Verheugen'in müthiş bir
performans gösterdiği oldu. Günlerce öncesinden, Komisyonun önde gelen
kişileriyle konuşmuş ve herkesi tartışmaya
hazırlamış. Hatta ortaya koyduğu raporda önemli değişiklikler
yapılmaya kalkıldığı taktirde, bunu önleyeceğini
ve raporunu geri çekebileceğini söylemiş.
Tartışmaların bir aşamasında Ermenistan
soykırımı ve Kıbrıs'ın tanınması gibi
konular ortaya atılınca ayağa kalkmış ve bunların
yeni koşullar olduğunu,. Türkiye'ye daha önceden haber
verilmediğini, dolayısıyla haksızlık edileceğini
söylemiş.
Kimin ne zaman, ne diyeceğini bilerek toplantıya girdi. Türkiye
dosyasını kişisel bir sorun olarak ele aldığı
için, mutlaka kazanması gerekiyordu. Sonunda da istediğini elde etti.
Oylamaya bile gerek kalmadan genel uzlaşıyla rapor kabul edildi"
diyen bir komisyon yetkilisi, işin en ilgincinin Yunanistan'ın
tutumundan kaynaklandığına değindi.
Yunanlı Komiser kadar Türkiye'nin müzakerelere başlamasını
içtenlikle isteyen çok az kişi vardı" diyen aynı yetkili,
Komisyon tartışmaları sırasında hiçbir zorluk
çıkartmadıkları gibi, Kıbrıs'ın resmen Türkiye
tarafından tanınması kozunu kullanmak isteyen
bazılarının da, Atina'nın arkasına
saklanmasını engellediğine dikkat çekti.
Gerçekten de çoğumuz, Komsiyon raporunda Türkiye'nin Güney
Kıbrıs hükümetinin tanınması koşulunun
konmasını bekliyorduk. Sorun çıkartmak isteyenler bu nokta
üzerinde yoğunlaşıyorlardı. Ancak anlaşılan
Atina, Kıbrıs Rumlarını da ikna etmiş olmalı ki,
Rumlar'dan da bir girişim çıkmadı.
Bu durumda, 17 Aralık'ta Fransa'nın dışında önemli bir
muhalefet cephesi görülmüyor. Ancak Fransa'nın durumu da kritik.
Özetle, Çarşamba günü Brüksel'de Türkiyle açısından tarihi bir
sayfa açıldı.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 08/10/2004
Rumlar
Verheugen'e öfke yüklü
08/10/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu'na
'Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınsın' ve
'Kıbrıs'taki Türk askeri çekilsin' şartlarını
sokamayan Kıbrıs Rum tarafı, bu yüzden genişlemeden sorumlu
üyesi Günter Verheugen'e ateş püskürüyor.
Politis gazetesine göre, Verheugen, Rumların bu iki talebinin
İlerleme Raporu'nda net biçimde yer alması talebine
karşılık "24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na
'Hayır' diyen sizdiniz" diye karşı çıktı. Önceki
gün raporun açıklanmasından önce yapılan son toplantıda
Verheugen, Rumlara "Türkiye'den zaten çok şey istiyoruz. Daha
fazlasını isteyemeyiz. Türkiye koyduğumuz kriterlerine yerine
getirirse zaten Kıbrıs'ın tanınması kendiliğinden
gelecek. Annan Planı'nı kabul etselerdi (Rum tarafı) bugün
Kıbrıs'ın tanınması diye bir sorun olmayacaktı.
Benim Kıbrıs'a (Rum tarafı) verilecek bir hediyem yok"
dedi.
Gazete, aynı toplantıda Avrupa Komisyonu'nun Britanyalı üyesi
Chris Patten'in de AB üyesi olduğunda Britanya'nın İrlanda ile
durumunu örnek verip, "Eğer aday bir ülke AB üyesi bir ülkeyi
tanımıyorsa bu dünyanın sonu değil" sözleriyle
Verheugen'e destek çıktığını yazdı.
Atina'da hava
farklı
Ancak Atina'da hava farklı. Yunan hükümeti kaynakları, raporda 'ilk
kez Gökçeada'daki Rumlar, Heybeliada Ruhban Okulu, Fener Patrikhanesi ve
Büyükadada'ki Rum yetimhanesine değinilmesinden memnuniyetlerini dile
getirdi. Anamuhalefetteki PASOK ise, Ege ve Kıbrıs
sorunlarının çözümünün koşul olmamasına dikkat çekip, hükümetten
yeni girişim talep etti.
Türkiye'nin AB süreci, Kıbrıs sorununa ciddi etki
yapacak
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin Kıbrıs sorununa
çok ciddi etkileri olacağına vurgu yaptı ve yeni bir politik
vizyonla Kıbrıs konusunda ciddi atağın kaçınılmaz
olduğunu söyledi.
Yeni stratejiye
yönelik somut adımlar konusunda ayrıntıya girmeyen Talat,
"Yeni süreci kendi lehimize biçimlendirmemiz, bunun için de atak bir
politika izlememiz gerekir" dedi.
Talat, asker
sayısının azaltılması veya Maraş'ın iadesi
gibi önlemlerin sorunun çözümüne katkı yapmayacağını da
belirtti.
AB
Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporu'nu değerlendirmek amacıyla
dün bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Talat,
Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümü desteklemesinin ve referandumda
Kıbrıs Türkü'nün evet demesinin meyvesini
aldığını vurguladı.
Kıbrıs
konusunda topun Rum tarafında olduğunu da söyleyen Talat,
"Papadopulos topun üzerinde oturuyor. Topa vurmak zorunda" dedi.
Türkiye, evetin
meyvelerini aldı
Başbakan
Talat, Başbakanlık'ta düzenlediği basın toplantısında,
önceki gün açıklanan AB ilerleme raporunun, demokratikleşme konusunda
büyük adımlar atan ve birçok yasayı değiştiren Türkiye'nin
takdiri anlamına geldiğini söyledi.
Başbakan
Talat, Türkiye'ye AB kapısını açan, müzakerelerin başlama
tarihini ise aralık ayında yapılacak liderler zirvesine
endeksleyen raporun, Kıbrıs konusuna sınırlı atıf
yaptığına dikkat çekti. Talat, "Türkiye,
Kıbrıs'ta çözüme destek vermenin ve Kıbrıs Türkü'nün
referandumda evet demesinin meyvelerini aldı. Bu süreç Türkiye'nin tarih
almasının önündeki Kıbrıs koşulunu
kaldırdı" diye konuştu.
Ciddi etkileri
olacak... Yeni strateji şart
Türkiye'nin AB
sürecinin Kıbrıs sorununa çok ciddi etkileri olacağını
ve bu süreçte Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin kaçınılmaz
olduğunu söyleyen Başbakan Talat, "AB süreci, dinamik bir süreç.
Önümüze tehlikeler de fırsatlar da çıkacak. Bu süreci lehimize
kullanmak için yeni politik vizyonu ileri götürmemiz gerekir" dedi.
Yeni
koşullara göre Türkiye ile ortak strateji belirlenmesi için bir süreden
beri çalışma yaptıklarını söyleyen, ancak
ısrarlı sorulara karşılık ayrıntıya girmeyen
Başbakan Talat, özetle şunları kaydetti:
"Referandumda
evet dedik, Rumlar hayır dediği için çözüm olmadı. Ancak bu
süreçte evetin üzerine oturup bekleyemeyiz. Aralık ayına kadar belki
önemli gelişme olmayacak ama ondan sonra hızlı bir süreç
yaşanacak. Bu nedenle yeni koşullarda yeni bir politikayı ortak
politika haline getirmek yükümlülüktür. Dinamik süreci kendi lehimize
biçimlendirmemiz gerekir. Türkiye ile birlikte çok ciddi adımlar atmak
zorundayız. Adım atmazsak Türkiye'nin AB üyeliğiyle birlikte
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüş olur."
Türkiye'den
istenebilecek bir şey yok
"İlerleme
raporunda Kıbrıs konusunda Türkiye'ye ciddi bir ön şart
getirilmedi. Bunun nedeni aralık ayına kadar bazı taahhütlerde
bulunulması mıdır" yönündeki sorulara
karşılık ise Talat, "Türkiye'nin Kıbrıs konusunda
aralık ayına kadar atabileceği adım yok. Başka
konularla ilgili açılım olabilir ama Kıbrıs konusunda
Türkiye'den istenebilecek başka bir şey yok. Türkiye tek
başına Kıbrıs sorununu çözemez" diye konuştu.
Maraş'ı
ve asker çekmeyi Rumlar reddetti
Yeni süreçle
birlikte Maraş'ın iadesinin veya Türkiye'nin Kıbrıs'tan
asker çekmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara da
Talat, "Asker çekilmesini, Maraş'ın kendilerine iadesini Rumlar
reddetti" karşılığını verdi ve böyle bir
adımın gündemlerinde olmadığını yineledi.
Talat,
"Bir miktar asker çekilmesi sorunun çözümüyle ilgili değil. Kaç tane
asker çekilirse sorun çözülür, 5 mi, 10 mu, 10 bin mi... Bu Rumların öne
çıkarmaya çalıştıkları bir talep. Türkiye ve
Kıbrıs Türkü'nün bunu tartışması abestir" dedi.
Her şeyin
bedeli var
Maraş'ın
Rumlara iadesinin de Kıbrıs sorununun bir parçası olduğunu
vurgulayan ve konunun gündemlerinde olmadığını belirten
Talat, "Kıbrıs sorununu bütünlüklü çözüm dışına
çıkarmak yanlış olur" dedi.
Başbakan
Talat, Maraş'ın KKTC'nin kontrolünde yerleşime
açılmasıyla ilgili sorulara karşılık ise,
"Konuşulabilir ama her şeyin bedeli var. Rumlar hep kendi
lehlerine şeyler istiyor, böyle şey olmaz" ifadelerini
kullandı.
Aralıktan
sonra...Top Rumlarda
Aralık
ayından sonra BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yeni
bir girişim başlatabileceğini de söyleyen Başbakan Talat,
bu sürecin Annan Planı temelinde olup olmayacağının belli
olmadığını söyledi. Bu aşamada genel
sekreterliğin yeni bir girişim konusunda istekli
olmadığını söyleyen Talat, "Papadopulos'un
değerlendirmelerini bekliyorlar, top onda. Papadopulos ya
yumuşayacak, ya yumuşatılacak. Topun üzerinde oturuyor, topa
vurmak zorunda" ifadelerini kullandı.
Hükümette yeni
durum
Başbakan
Mehmet Ali Talat, hükümet çalışmalarıyla ilgili soruları
ise, "Yeni bir durum yok" diyerek ayrıntıya girmeden
yanıtsız bıraktı.
KIBRIS 08/10/04
Gül: KKTC'ye yönelik tüzükler hakkında olumlu gelişme
var
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'ye ilişkin
"mali tüzük" ve "serbest ticaret tüzüğü" hakkında
olumlu gelişmeler olduğunu söyledi.
Abdullah Gül,
Kuzey Kıbrıs'a yönelik "serbest ticaret tüzüğü" ile
"ticaret tüzüğü"nü birbirinden tamamen ayırıp
anlamsız hale getirmek için bazı çabalar olduğuna işaret
ederek, "Bunlarla ilgili görüşmeler yapıldı, olumlu
bazı kararlar alındı" dedi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İsveç
Dışişleri Bakanı Laila Freivalds ile görüşmesinde, AB
Komisyonu'nun tavsiye kararında önemli gördükleri bazı noktaları
kendisine izah ettiğini söyledi.
Gül, Freivalds
ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, İsveçli bakanın ziyaretinin AB Komisyonu'nun
aldığı tavsiye kararının sonrasına
rastlamasının önemli olduğunu kaydetti. Görüşmede bu
kararı da konuştuklarını ve İsveç'e Türkiye'ye
verdiği destekten ötürü teşekkür ettiğini söyleyen Gül,
"Tavsiye kararıyla ilgili bizim bazı önemli gördüğümüz
noktalar var, bu noktaları kendilerine izah ettim" dedi.
İsveç'in
eski dışişleri bakanı Anna Lindh'in geçen yıl
Türkiye'yi ziyaret ettiğini, ancak ülkesinde uğradığı
suikast sonucu öldüğünü hatırlatan Gül, Lindh'in iki ülke
arasındaki ilişkilerin gelişmesinde büyük rolü olduğunu
söyledi.
Türkiye-İsveç
ilişkilerinin bugün gayet iyi devam ettiğini ifade eden Gül,
görüşmede Kıbrıs ve ikili ilişkileri de
görüştüklerini, öğle yemeğinde de Irak, Filistin ve
barış süreciyle ilgili konuları ele alacaklarını
kaydetti.
Gül,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC'ye
ilişkin mali tüzük hakkında karar aldıklarına yönelik
açıklamasının hatırlatılması üzerine,
"İki tüzüğü birbirinden tamamen ayırıp anlamsız
hale getirmek için bazı çabalar var, bunlarla ilgili görüşmeler
yapıldı. Straw'un söylediği gibi olumlu bazı kararlar
alındı" diye konuştu.
Konuk bakan
Freivalds da yaptığı açıklamada, Türkiye'de olmaktan ve
İsveç'in eski dışişleri bakanı Lindh'in
çalışmalarını devam ettirmekten onur ve mutluluk
duyduğunu belirtti.
Türkiye ile
İsveç arasındaki ilişkilerin iyi bir geçmişi
bulunduğunu kaydeden Freivalds, "Gelecekte yapacaklarımız
geçmişten daha ilginç olacak" diye konuştu.
Ülkesinin AB
Komisyonu'nun tavsiye kararından memnuniyet duyduğunu ifade eden
Freivalds, müzakerelerin başlamasını dört gözle beklediklerini,
17 Aralık'taki hükümetler arası konferansta da müzakere sürecinin
başlatılması kararının alınmasını
beklediklerini kaydetti. Freivalds, "Mümkün olan en kısa sürede
müzakerelerin başlatılması temennimizdir. Biz Türkiye'nin AB'ye
ait olduğuna inanıyoruz" dedi.
Freivalds,
yapılan çalışmaların sürdürülmesini arzu ettiklerini de
kaydederek, müzakere sürecinde de ülkesinin Türkiye'nin
çalışmalarına destek olmaktan mutluluk duyacağını
söyledi.
Temasları
çerçevesinde insan hakları ve kadın hakları örgütleri
temsilcileriyle bir araya geldiğini hatırlatan Freivalds,
yapılan önemli düzenleme ve değişikliklerin farkında
olduğunu, çoğu uygulama konusuyla ilgili yapılması gereken
bazı hususların da bulunduğunu kaydetti.
KIBRIS 08/10/04
Erdoğan: Kıbrıs sorununu çözmeyen, Güney
Kıbrıs'tır
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununu
çözmeyenin Güney Kıbrıs olduğunu belirterek, "Annan
Planı'na 'hayır' demek suretiyle bunu çözmemiştir" dedi.
Başbakan
Erdoğan, dün Strasbourg'da düzenlediği basın toplantısında
gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, bir
gazetecinin müzakerelerin başlamasıyla hükümet olarak
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için bir inisiyatif
başlatıp başlatmayacağını sorması üzerine,
şu andaki inisiyatiflerinin tamamen Kopenhag siyasi kriterleri ve
Maastrich ekonomik kriterleri ile ilgili alanda devam edeceğini söyledi.
Erdoğan, "Ama bir dünyayı paylaşıyoruz, gündeme
geldiği zaman gerek ulusal gerek uluslararası platformda bunu 24
Nisan'da nasıl paylaştıysak, bundan sonra da aynı
şekilde paylaşırız" dedi.
24 Nisan'da
özellikle AB üyesi ülkeler başta olmak üzere Birleşmiş
Milletler'in Türkiye'nin referanduma destek vermesini istediklerini kaydeden
Erdoğan, Türkiye'nin en önemli desteği verdiğini ifade etti.
Bu destek
neticesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden AB üyesi ülkeler ve
BM'nin istediği istikamette referandumda "evet", Güney
Kıbrıs'tan ise "hayır"
çıktığını anımsatan Erdoğan, "Yani
Kuzey Kıbrıs, 'Ben Güney Kıbrıs Rum halkıyla bu adada
bir arada yaşamaya hazırım' demiştir. Çünkü, biz artık
barışın küreselleşmesinden yanayız, demokrasi, insan
hakları, hukukun üstünlüğü demiştir. Ama KKTC yine ekonomik,
ticari, kültürel uluslararası bütün hak ve hukuk noktasında
izolasyona tabidir" dedi.
Erdoğan,
AB üyesi ülkelerin talebi olan referandumda "hayır" diyen Güney
Kıbrıs'ın tam üyeliğe sorunlu olarak
alındığını belirtti. AB müktesebatında
sorunların bitmiş olması ilkesinin yer
aldığını anlatan Erdoğan, "En önemlisi
sınır sorunudur. Buna rağmen alınmıştır. Ben
buradaki durumu, standardı da anlamakta zorlanıyorum. Bundan sonra
önümüze geldiğinde bizler yine uluslararası diploması
noktasında ulusal bakışımızı aynen buraya
yansıtırız" diye konuştu.
"Şu
ülke için şöyle, bu ülke için böyle değil"
Başbakan
Erdoğan, bir başka soruyu yanıtlarken de AB'ye üye olmada
kriterlerin belli olduğunu ve bu kriterlerde, AB'ye üye olma sürecindeki
ülkeler için "şu ülke için şöyle, bu ülke için böyle"
denilmediğini anlattı. Bu ilkelerin Kopenhag siyasi kriterleri olduğunu
anımsatan Erdoğan, "Bunların hepsini bir tarafa alır
da 'Biz bu işi askıya alacağız' gibi bir
yaklaşımda bulunurlarsa, bu demokratikleşme sürecini
hızlandırmış bir ülkenin demokratikleşme sürecine
saygısızlık olur. Bu bir geriye dönüştür. AB burada kendi
koyduğu ilkeleriyle çatışmaya girmiş olur" dedi.
Müzakerelerin
askıya alınması için bir ülkede ihtilal gibi olağanüstü
durumların olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan,
"Böyle bir şeyin olmadığı, demokrasinin bütün
özellikleriyle hayatta olduğu, yürüdüğü bir ülke için böyle bir
şeyin konuşulması, tartışılması söz konusu
olamaz" şeklinde konuştu.
Erdoğan,
Türkiye'nin ne zaman AB'ye üye olacağına ilişkin bir soru
üzerine, ilkeler yerine getirildiği, gerek siyasi kriterleri uygulama,
gerekse Maastrich kriterleriyle ilgili atılması gereken adımların
tamamlanması durumunda AB ülkelerinin bu konuda karar vereceğini
bildirdi.
Başbakan
Erdoğan, Fransa'daki okullarda başörtüsü yasağı getirilmesi
ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, şu andaki gündemin bu
olmadığını söyledi. Bütün hayatı ve mücadelesinin
demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, eğitimde de
özgürlüklerin savunulması olduğunu ifade eden Erdoğan,
Fransa'nın da bunu değerlendirmeye alacağını kaydetti.
"Zenginlik,
Türkiye'nin girmesiyle olacaktır"
"İlerleme
raporundaki kriterler yerine getirilmezse müzakerelerin askıya
alınacağı değerlendirmesi var. Ayrıca, Türkiye'nin
üyeliğine karşı Hıristiyan Demokratlar'ı nasıl
ikna etmeyi düşünüyorsunuz?" sorusunu Erdoğan, şöyle
yanıtladı:
"Bizim bu
noktada atmamız gereken adımlar, sadece kriterlerdir. Biz, bir
Hıristiyan kulübüne girmiyoruz. Biz, siyasi değerler bütününün egemen
olduğu AB'ye giriyoruz. Eğer AB, kendisini, bir 'Hıristiyan
kulübü' ilan ediyorsa, onu da bilelim. Onu da ne tarihe anlatabilir, ne de
geleceğe anlatabilir. Bizler, medeniyetler çatışmasını
savunan ülkenin temsilcileri olarak burada değiliz. Tam aksine,
dünyayı bir küresel barışa taşıyacaksak, eğer
dünyada terörün ortadan kaldırılmasını başaracaksak,
sağlayacaksak, medeniyetler arası uzlaşmayı
başarmamız lazım. Bu uzlaşmada en büyük zenginlik, en
önemli etki Türkiye'nin buraya girmesiyle olacaktır. Türkiye buraya
girdiği anda AB bu açığı kapatacaktır. Bunu, çok iyi
takdir etmek ve anlamak gerekir."
Türkiye'nin,
Kıbrıs sorununu çözmeden AB'ye üyeliğinin mümkün
olmayacağı konusunda değerlendirme
yapıldığını ifade eden bir gazeteciye Erdoğan, AB
üyelerinin tümünün Kıbrıs sorununun bir kriter
olmadığını bilen ülkeler olduğunu söyledi. 24 Nisan
referandumu öncesinde de Türkiye'ye üye ülkelerin bunu söylediklerini ifade
eden Erdoğan, "Kıbrıs sorunu bir siyasi kriter
değildir, ancak 'bunun halli konusunda sizden destek istiyoruz'
demişlerdir. Bizler de gerekli desteği vermek suretiyle, KKTC'deki
soydaşlarımız 'evet' oyu vererek olumlu yaklaşımlarını
ortaya koymuşlardır. Kıbrıs sorununu çözmeyen Güney
Kıbrıs'tır. Annan Planı'na 'hayır' demek suretiyle
bunu çözmemiştir" diye konuştu.
"Referandum
söz konusu değil"
Başbakan
Erdoğan ilerleme raporunda "işçi göçüne karşı
kalıcı istihdam ve serbest dolaşım için geçiş
sürecinin uzun tutulması" hükümlerinin yer almasını
nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye, bunların
görüşülerek belirli bir zamana oturtulacağını söyledi.
Türkiye'nin
müzakerelerdeki baş aktörünün kim olacağına ilişkin soruyu
yanıtlarken Erdoğan, "İsmi cismi belli olmayan doğmamış
çocuğa don biçmeyelim. Zamanı geldiğinde bunlara karar
verilir" dedi.
Bir
gazetecinin, Fransa'da Türkiye'nin üyeliği konusunda yapılan
referandum tartışmalarının Türkiye'ye yönelik bir
ayrımcılık olup olmadığı sorusunu
yanıtlarken Erdoğan, Türkiye'nin üyeliğine karşı
referandumun söz konusu olmayacağını vurguladı. Böyle bir
referandumun hiçbir ülke için söz konusu olmadığını ve
bunun Türkiye için gündeme getirilmesinin haksız bir yaklaşım
olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu o ülke
halkının motivasyonunu bozar. Kendi halkına yönelik böylesine
bir siyasi menfaat içinde bunu yapıyorsan, ben de mi yapayım. Hiçbir
siyasi lider bulunduğu makamda ölene kadar kalıcı değildir.
Başarılı olursanız kalıcı olursunuz. Bizlerin
reel politik davranmamız lazım. Reel politik
davrandığınız sürece milletler liderlerini hiçbir zaman
unutmayacaklar. Bugüne kadar reel politik davrandık, bundan sonra da reel
politik davranacağız. Muhataplarımızın da ilkeli,
dürüst davranacağına inanıyorum. Aksi halde medeniyetler
buluşması olan AB, bu süreci başarısız olarak
noktalar."
Erdoğan,
bir gazetecinin, "Komisyon müzakerelere başlama konusunda tarih
önermiyor, bu sizi endişelendiriyor mu? Türkiye'nin AB'ye
katılacağını düşünüyor musunuz?" sorusunu,
"Hayır endişelendirmiyor. Türkiye yapması gerekenleri
yerine getirdiğinde tam üye olacaktır. Olması gereken de
budur" diye yanıtladı.
KIBRIS 07/10/04
Verheugen: Kıbrıslı Türkler
cezalandırılmamalı
ÖNCE
DENKTAŞ, SONRA PAPADOPULOS... Verheugen, Kıbrıs sorununun
çözülememesinden, önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı,
adada yapılan referandumlardan sonra da sadece Kıbrıs Rum
kesimini sorumlu tuttuğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin
aldıkları referandum sonucundan sonra bu halk grubunun adadaki
çözümsüzlükten dolayı cezalandırılmayacağını
söyledi
AB'nin
genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs
sorununun, Türkiye raporu hazırlanırken komisyon içinde en yoğun
şekilde tartıştıkları konu olduğunu söyledi.
Verheugen, dün
Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, "Kıbrıs
sorunu komisyon içinde en yoğun
tartıştığımız konu oldu. Bazı komisyon
üyeleri sorunun çözümünün Türkiye'ye bir şart olarak öne sürülmesini
istedi. Ben buna karşı çıktım. Çünkü bunun bir şart
olarak getirileceği daha önce Türkiye'ye söylenmemişti. Türkiye
Avrupa'ya ne kadar yakınlaşırsa bu sorunun da o kadar çabuk
çözüleceğine inanıyorum" dedi.
Kıbrıs
sorununun çözülememesinden, önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ı, adada yapılan referandumlardan sonra da sadece
Kıbrıs Rum kesimini sorumlu tuttuğunu ifade eden Verheugen,
Kıbrıslı Türklerin aldıkları referandum sonucundan
sonra bu halk grubunun adadaki çözümsüzlükten dolayı
cezalandırılmayacağını söyledi.
Verheugen,
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili olarak da,
"Müzakerelere 2 seçenekle başlayacağımız
düşünülmesin. yani bir yanda tam üyelik, diğer yanda 'imtiyazlı
ortaklık'. Tek hedef tam üyeliktir, ancak Türkiye'nin tam üye
olacağına da şimdiden kimse garanti veremez. Belki AB içinde
şartlar değişebilir. Ya da Türkiye'deki siyasi şartlar"
dedi.
Hıristiyan
Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel
tarafından Türkiye'ye önerilen "imtiyazlı
ortaklığı" da bir türlü anlamadığını
ifade eden Verheugen, "İmtiyazlı ortaklığın ne
olduğunu bir anlayabilsem çok sevineceğim. Türkiye çok sayıda
Avrupa kuruluşuna dahil. Bir yandan Ortaklık Anlaşması,
diğer yandan Gümrük Birliği var. Türkiye bir çok projemize
iştirak ediyor. Sadece tarım politikamıza, iç ve hukuk
politikamıza, ayrıca dış ve güvenlik politikamıza
dahil değil. Ancak Merkel zaten bunu da istemiyor. Peki 'imtiyazlı
ortaklık'la neyi kast ediyor" diye konuştu.
AB'nin çok
önemli bir projesini tamamlamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten
Verheugen, çalışmalarından dolayı dünya çapında olumlu
tepki aldıklarını, raporun Türkiye'ye yönelik olumsuzluklar
içermesine rağmen Türk hükümeti tarafından da olumlu
karşılanmasına sevindiğini kaydetti.
"Türkiye'nin
raporu olumlu karşılamasına sevindim"
Verheugen,
"Hem Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenleri, hem de üyeliğe
karşı çıkanları memnun edebilecek bir rapor
hazırlamaya çalıştım. Avrupa toplumunu bu konuda bölmek
istemiyordum.
Türkiye'nin de
raporu olumlu karşılamasına sevindim. Raporun bu kadar olumsuz
olacağını beklemiyordu. Ancak, tüm AB ülkeleri hükümet ve devlet
başkanlarını tatmin edebilecek bir rapor hazırlanması
gerektiğini biliyordu" dedi.
Türkiye'nin
üyeliğine karşı çıkanların, AB'nin gelecekte iyi
işlemeyeceği, göç ve finansman endişesine sahip
olduklarını kaydeden Verheugen, AB'nin gelecekte bugün
olduğundan farklı bir Birlik olacağını, Türkiye ile
birlikte AB'nin ortak bir dış ve güvenlik politikasına sahip
olarak dünya sahnesine çıkacağını söyledi.
Türkiye'den AB
ülkelerine yönelik göçün büyük bir sorun olacağını
sanmadığını ifade eden Verheugen, hem Türkiye için
işgücü göçü konusunda belirli bir geçiş döneminin
öngörüleceğini, hem de isteyen üye ülkenin istediği zaman Türkiye'den
göçe kısıtlama getirebileceğini belirtti.
Türk
hükümetinin, ekonominin canlanmasıyla birlikte AB ülkelerinden Türkiye'ye
yönelik göçün artacağına inandığını
hatırlatan Verheugen, genç ve eğitimli Türklerin AB ülkelerine
gelerek bu ülkelerdeki olumsuz demografik gelişmeye katkı
sağlayabileceklerine de inananların olduğuna dikkati çekti.
Türkiye'nin
üyeliğinin 30 milyar euroya mal olacağı şeklindeki
tahminlerin de tümüyle yalan olduğunu kaydeden Verheugen, Türkiye'ye mali
konularda kısıtlamalar getirildiğini, bu nedenle AB'ye tahmin
edilenden çok daha aza mal olacağını söyledi.
Türkiye'ye
takvim verilmesi
Verheugen,
Türkiye'ye takvim verilmesini de AB hükümet ve devlet
başkanlarının yapması gerektiğini ifade ederek,
"Türkiye siyasi kriterleri yerine getirdiği takdirde 'gecikmeden'
müzakerelere başlanması öngörülmüştü. Bu bizim komisyonun hazırlıklarını
tamamlaması için yaklaşık 4 ila 6 aylık bir süre
anlamına geliyor. Ancak siyasiler bu konuda nasıl karar verirler,
bunu bilemem" diye konuştu.
Verheugen,
teoride her bir üye ülkenin istediği zaman müzakerelere son
verebileceğini hatırlatarak, "Bu teoride mümkün, ancak
uygulamada yapılabilir mi bilmiyorum. Uluslararası alanda bu kadar
önemli olan bir sürecin siyasi alanda durdurulabileceğini sanmıyorum.
Merkel (CDU genel başkanı) eğer iktidara gelirse bu işlerin
ne kadar sıcak olduğunu anlayacaktır. Bu sıcağa
dayanabilir mi bilmiyorum" diye konuştu.
Türkiye'nin AB
üyeliği ile ilgili olarak bazı ülkelerin referandum kararı
alabileceğine işaret eden Verheugen, "Biliyorsunuz ben
referandumlardan korkmam. 10, 15 yıl sonraki Türkiye bugünkü Türkiye
olmayacak. Endişeler de azalacak. Ancak Almanya'da yaşayan Türklerin
çoğu da Türkiye'deki insanlardan farklı. Türkleri buradaki insanlara
bakarak değerlendirmek yanlış olacaktır.
Referandumların tek korktuğum yanı, bazen hükümete
kızgınlık gibi ya da diğer bazı konulara yönelinerek
asıl konunun göz ardı edilmesidir" dedi.
Lüksemburg'da
1997 yılında yapılan AB zirvesinde bir tek Türkiye'ye
adaylık statüsü verilmediğini ve Türkiye'nin bunu
ayrımcılık olarak algıladığını
hatırlatan Verheugen, Helsinki'de bu durumun düzeltildiğini ve
Türkiye'ye bir şans verildiğini kaydetti.
KIBRIS 08/10/04
Denktaş,: Yeşil ışık yakıldı,
ama Kıbrıs engel olarak çıkarılıp
kırmızı ışık yakılabilir
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporunu değerlendirirken, raporun olumlu olduğunu, Türkiye'nin yıl sonunda bir tarih alma yoluna gideceğini söyleyerek, "Yeşil ışık yakıldı ama, kırmızı ışığı yakmak kendi ellerindedir. Herhangi bir an 'dur' diyebilirler. Kıbrıs engel olarak çıkarılıp kırmızı ışık yakılabilir" dedi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporunu
değerlendirirken, raporun olumlu olduğunu, Türkiye'nin yıl
sonunda bir tarih alma yoluna gideceğini söyleyerek, "Yeşil
ışık yakıldı ama, kırmızı
ışığı yakmak kendi ellerindedir. Herhangi bir an 'dur'
diyebilirler. Kıbrıs engel olarak çıkarılıp
kırmızı ışık yakılabilir" dedi.
Kendilerinin
Kıbrıs'tan baktığında, Kıbrıs üzerinden
kırmızı ışık yakıldığı zaman
Türkiye'ye "Kırmızı ışık yandı.
Kıbrıs meselesini Rum'un, Yunan'ın istediği şekilde
hallet, öyle yürü... Hallet yeşil ışık öyle yakılacaktır"
denilebileceğini düşünüp endişe duyduklarını belirten
Denktaş, şöyle konuştu:
"Hayırlısı
olsun. İnşallah korktuklarımız başımıza
gelmez. İnşallah Türkiye sesini bir yerde yükseltir ve
'Kıbrıs meselesini benim önüme engel olarak koyamazsanız. Ben halledilmesi
için elimden gelen her şeyi yaptım, Annan Planı'na da evet dedim
ve evet dedirttim. Bunun ötesinde Kıbrıs Türkü'ne 'devletinden
vazgeç, egemenliğinden vazgeç, Rum'a ikinci sınıf vatandaş
olarak bağlan' diyemem. Benden bunu istemeyin' der. Ve arkasına
Anadolu'yu ve basını alarak bunu söyler ki AB de Türk hükümetinin çok
zayıf ve muhtaç bir durumda olmadığını iyice
anlar."
Denktaş,
AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporuyla ilgili değerlendirmesini,
bugünkü bir kabulü sırasındaki konuşmasında yaptı.
"Anadolu
halkı bilinçlenmeden hareket ederse..."
Cumhurbaşkanı
Denktaş, yaptığı değerlendirmede, yeşil
ışık yakılan Türkiye'ye kırmızı
ışık yakılıp "Yeniden yeşil
ışık isterseniz, şunu da verin, bunu da verin"
denilebileceğini kaydetti ve Anadolu halkının bilinçlenmeden,
"Her şey iyiye gidiyor" inancı içerisinde hareket etmesi
halinde kırmızı ışığın yeşile
dönüşmesi için istenen her şeyi verebileceğini, sonra da
"biz ne yaptık" diye dövüneceğini ifade etti.
Türkiye'nin AB
yolunun, tehlikeli ve uzun bir yol olduğunu dile getiren Denktaş,
bunun bilinerek istendiğini, Türkiye'nin "Biz bu tehlikeleri
atlatırız" diyerek yola girdiğini söyledi.
"TIR yolda
giderken durur mu"
Bir soru
üzerine, raporun 150 sayfalık bir metin olduğunu, iyice incelemek ve
ona göre konuşmak gerektiğini kaydeden Denktaş,
başkalarına konulmayan şartların Türkiye'nin önüne
konulduğunu, fakat Türkiye hükümeti olumlu
karşıladığına göre kendilerinin diyecek başka bir
şeyleri olmadığını, kendilerinin Kıbrıs
açısından baktıklarını dile getirdi.
Türkiye'yi
büyük bir TIR'a benzeten Cumhurbaşkanı Denktaş, "TIR yolda
giderken, önüne Kıbrıs engeli çıkarılıp 'dur'
denildiğinde durur mu, 'Kıbrıs engelini önünüzden
alırız ama Kıbrıs'ı şöyle yaparsın'
dediklerinde kabul eder mi, Kıbrıs'ı çiğneyip geçer mi, hiç
bilmiyoruz. Türkiye de bilmiyor. Hangi şartlarda Türkiye'ye ne yap
diyeceklerini Türkiye de bilmiyor" dedi.
Denktaş,
Türk halkının iyi bir değerlendirme yapabilmesi için AB'nin
bütün istediklerini ve mevzuatını çok iyi bilmesi gerektiğini de
kaydetti.
"Büyük
taviz... Türkiye'den 'kabul etmiyoruz' sesi işitmedik"
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, "Türkiye AB'ye girmek için Kıbrıs'tan taviz
mi verdi?" sorusunu yanıtlarken de, Annan Planı'nın
kabulünün ardından ABD'nin "Kıbrıs Türkleri egemenlik ve devlet
istemeyecekler" dediğini, bunun da büyük bir taviz olduğunu
söyledi.
ABD'nin
yorumunun kabul edilemeyeceğini, kendilerinin kabul etmediğini ve
kabul etmeyeceklerini ifade eden Denktaş, ama Türkiye'den henüz "bu
yorumu kabul etmiyoruz" sesi işitmediklerini belirtti.
Denktaş,
Rum-Yunan ikilisinin AB'nin içinde, "Askeri çek, Maraş'ı ver,
göçmenlerin evine dönmesine razı ol, Rum cumhuriyetini Kıbrıs
Cumhuriyeti olarak tanı" demeye başladığını
dile getirerek, Türkiye'nin bunlara boyun eğmesi halinde Kıbrıs'ın
elden gideceğini ifade etti.
Denktaş,
Türkiye'nin "Güvenlik konusu benim konumdur ve Kıbrıs benim
güvenliğim için ayrı, milli bir sorundur. Bu konuda ben
gerilemem" diyebilmesi halinde korkularının
olmayacağını kaydetti.
KIBRIS 08/10/04