‘Kıbrıs’ta çözüm yolu tıkandı’

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözüm yolunun tıkandığını söyledi.

 

NTV

 

Ekim 2004—  Talat, “Avrupa’da işler iyi gitmiyor. Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB’yle doğrudan ticareti engellemek için elinden geleni yapıyor” dedi.

 

Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Sunday Mail gazetesine verdiği demeçte, çözüme ulaşılması için adım atması gerekenin Rum tarafı olduğunu söyledi.
       “Top şu an Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar. Atatürk Meydanı’nda kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı” dedi.
       Talat, Ankara’nın gümrük birliği kapsamına Güney Kıbrıs’ı almasının da Türkiye’nin rızasıyla değil, ihtiyaç dolayısıyla gerçekleştiğini söyledi.
       Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesiyse son 6 ayda Kıbrıs’taki gelişmelerin Rum tarafı için olumsuz olduğunu yazdı. Gazete bu olumsuzluklara örnek olarak Türkiye’nin Kıbrıs sorununa ilişkin suçlarından arınmasını, KKTC’de yaşanan inşaat patlamasını ve KKTC’ye binlerce yeni Türkiye kökenlinin yerleşmesini gösterdi.
       

'Kıbrıs Rum kesimi ile Gümrük Birliği'ne gidilmesi hukuki bir durum'

 

"AB-İKÖ Forumu tamamen siyasi bir konudur"



04 Ekim, 2004 02:01:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin Gümrük Birliği'ne dahil edilmesinin tamamen hukuki bir konu olduğunu söyledi.

Gül, bakanlığının Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce düzenlenen ''Uygarlık ve Uyum: Küresel Düzenin Değerleri ve İşleyişi'' temalı ''İKÖ-AB Ortak Forumu Uluslararası Sempozyumu''na katılan akademisyen, bilim adamı ve medya mensuplarına akşam yemeği verdi.

Yemekte gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, ''Kıbrıs Rum kesiminin Gümrük Birliği'ne alınmasıyla İKÖ-AB Ortak Forumu Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın iptali arasında bir bağlantı olabilir mi? Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?'' sorusu üzerine, bunların birbirinden ayrı konular olduğunu söyledi.

"Gümrük Birliği yapmamız gereken hukuki bir konudur"

Bakan Gül, ''biri tamamen hukuki bir konudur, Gümrük Birliği'yle ilgili bizim taahhüt ettiğimiz, hukuken yapmamız gereken bir konudur” dedi.

İKÖ-AB Ortak Forumunun tamamen siyasi bir konu olduğunu belirten Gül, biz hukuki konularla siyasi konuları karıştırmadığımızı gösterdik. Hukuki konuyu taahhüt ettiğimiz için üstümüze düşeni yapıyoruz” açıklamasında bulundu.

"Şartlı müzakereyi kabul etmeyeceğiz"

Abdullah Gül, ''İlerleme Raporu'nda Türkiye'ye şartlı bir müzakere tarihi verilmesi durumunda bunun kabul edilip edilmeyeceği'' yönündeki soruya da 'hayır' yanıtını verdi.

Türkiye'nin fotoğrafı çekilmiş

Kendisinin İlerleme Raporu'nun taslağını gördüğünü, taslağın bir nevi fotoğraf çektiğini dile getiren Gül, bu fotoğrafın içinde Türkiye'de yapılan bütün değişiklikler ve reformların yansıtıldığını bildirdi.

Gül, raporda henüz yazılmadığı için tavsiyeyle ilgili kısmı göremediğini de belirterek, ''ama rapor bu haliyle Türkiye'deki reformları, değişiklikleri, Kopenhag siyasi kriterlerinin Türkiye'de gerçekleştirildiğini açık birşekilde resmediyor, bunu da yazıyor” dedi.

 

Atatürk Meydanı’nda kendimi mi asayım

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözüme ulaşılması için adım atması gerekenin Rum tarafı olduğunu belirterek, ‘Atatürk Meydanı’nda kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı’ dedi.

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Sunday Mail gazetesine verdiği demeçte, Avrupa’da işlerin iyi gitmediğini ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un AB ile direkt ticareti engellemek için elinden geleni yaptığını kaydeden Talat, ‘Top şu an Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar’ diye konuştu.

Bundan sonraki açılımın Rum Kesimi tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, Ada’daki Türk askerinin varlığına ilişkin bir soruya da, ‘Niye onları buradan uzaklaştıralım ki? (Rumlar) ‘evet’ deselerdi, şimdiye gitmiş olacaklardı’ karşılığını verdi. Talat, Türkiye’nin gümrük birliği kapsamına Güney Kıbrıs’ı da alması konusunda ise, bunun ‘Türkiye’nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan dolayı gerçekleştiğini’ söyledi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, dün İstanbul’da aynı konuya açıklık getirerek, ‘Konu tamamen hukukidir. Artık iki tarafın malları tamamen serbest olarak dolaşacak. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar, onu da düşünün’ dedi. 

 

HURRIYET 04/10/2004

 

Talat: Kendimi asayım mı?

 

04/10/2004  RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması için adım atması gerekenin Rum tarafı olduğunu belirterek, "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı" dedi.
Başbakan Talat, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Sunday Mail gazetesine verdiği demeçte, Avrupa'da işlerin iyi gitmediğini ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un AB ile direkt ticareti engellemek için elinden geleni yaptığını belirterek, "Top şu an Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar" dedi. 'Türklerin başka bir açılım yapmasının söz konusu olup olmadığı' sorusu üzerine Talat, çözüm için Rumların adım atması gerektiğine işaret ederek, "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı" ifadelerini kullandı. Talat, adadaki Türk askeri varlığına dair soruyu da, "Niye onları buradan uzaklaştıralım ki? (Rumlar) 'Evet' deselerdi, şimdiye gitmiş olacaklardı" yanıtını verdi. Güney'de bazı çevrelerin kendisine 'Yeni Denktaş' yakıştırması yapmasına karşı çıkan Talat, "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir Kıbrıs istiyorum" dedi. KKTC lideri çözüm için tecritin kalkması ve direkt ticaretin yapılabilmesini istedi. Mal-mülk sorununun da insanların mahkemelerde haklarını araması yerine siyasi bir çözümle halledilmesini savunan Talat, Türkiye'nin gümrük birliği kapsamına Güney Kıbrıs'ı da almasıyla ilgili soruyu ise, "Bu Türkiye'nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan ötürü oldu" diyerek yanıtladı.

Sabırlı olun

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıslı Türklerin umutlarını kaybetmemesi gerektiğini söyledi:

AVRUPALILAR ÇOK ÇALIŞIYOR... "Kıbrıs Türkleri kendilerini aldatılmış hissetmekte haklıdırlar" diyen Abdullah Gül, "Verilen sözler yerine getirilmedi. Ancak Avrupalılar bunun farkında ve verdikleri sözleri yerine getirmek için çok çalışıyorlar" diye konuştu

 

SONUNDA BİR ŞEYLER OLACAK... İstanbul'da yapılan uluslararası sempozyumun dün öğleden sonraki kapanışından sonra yabancı basın mensupları ile görüşen Gül, Kıbrıslı Türklerin sabırlı olmalarını önerdi. Gül, "Kıbrıs Türkleri umutlarını kaybetmemeli ve sabırlı olmalı. Sonunda bir şeyler olacağına inanıyorum" dedi

GÜMRÜK BİRLİĞİ HUKUKİ KONU... Gül, Kıbrıs Rum kesiminin gümrük birliğine dahil edilmesinin de tamamen hukuki bir konu olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Bu kararla, Rum kesiminin malları Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde, Türkiye'nin bütün malları da Rum kesimine tamamen serbest bir şekilde girebilecek. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar, onu da düşünün"

Süleyman ERGÜÇLÜ - İSTANBUL

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinde hayal kırıklığına uğramakta haklı olduklarını ancak umutlarını kaybetmemeleri gerektiğini söyledi.

İstanbul'da yapılan uluslararası sempozyumun dün öğleden sonraki kapanışından sonra yabancı basın mensupları ile görüşen Abdullah Gül, bir soru üzerine, Kıbrıslı Türklerin sabırlı olmalarını önerdi.

Kıbrıslı Türklerin temsiliyetini sorun yaparak AB-İKÖ Bakanlar Forumu'nun iptaline neden olan AB'nin, Kıbrıslı Türklerin üzerinde güvensizlik yarattığını belirten Gül, Avrupalıların bunun farkında olduğunu kaydetti.

Gül, "Kıbrıs Türkleri kendilerini aldatılmış hissetmekte haklıdırlar. Verilen sözler yerine getirilmedi. Ancak Avrupalılar bunun farkında ve verdikleri sözleri yerine getirmek için çok çalışıyorlar. Kıbrıs Türkleri umutlarını kaybetmemeli ve sabırlı olmalı. Sonunda bir şeyler olacağına inanıyorum" dedi.

Abdullah Gül, ortak forumun iptal edilmesinin bir şanssızlık olduğunu da sözlerine ekledi.

Türkiye ile Rum arasında ticaret serbest

TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün akşam yaptığı açıklamada da, Kıbrıs Rum kesiminin gümrük birliğine dahil edilmesinin tamamen hukuki bir konu olduğunu belirterek, "Bu kararla Rum kesiminin malları Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde, Türkiye'nin bütün malları da Rum kesimine tamamen serbest bir şekilde girebilecek. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar, onu da düşünün" dedi.

Gül, bakanlığının Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce düzenlenen "Uygarlık ve Uyum: Küresel Düzenin Değerleri ve İşleyişi" temalı "İKÖ-AB Ortak Forumu Uluslararası Sempozyumu"na katılan akademisyen, bilim adamı ve medya mensuplarına "The İstanbul" adlı teknede akşam yemeği verdi.

Yemekte gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, "Kıbrıs Rum kesiminin gümrük birliğine alınmasıyla İKÖ-AB Ortak Forumu Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın iptali arasında bir bağlantı olabilir mi? Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?" sorusu üzerine, bunların birbirinden ayrı konular olduğunu söyledi.

Bakan Gül, şunları kaydetti:

"Biri tamamen hukuki bir konudur, gümrük birliğiyle ilgili bizim taahhüt ettiğimiz, hukuken yapmamız gereken bir konudur. İKÖ-AB Ortak Forumu ise tamamen siyasi bir konudur. Biz hukuki konularla siyasi konuları karıştırmadığımızı gösterdik. Hukuki konuyu taahhüt ettiğimiz için üstümüze düşeni yapıyoruz. AB bizden rica ettiği için biz bu toplantıyı organize ettik. Yoksa İstanbul'da çok sayıda zirve toplantısı yaptık, herhangi bir toplantıdan 'prestij çıkartalım' diye bir kaygımız yoktu. AB için iyi bir fırsattı. Kendi bilecekleri bir iş.

Birinci konu tamamen hukukidir. Ayrıca, bu kararla Rum kesiminin malları Türkiye'ye gümrüksüz bir şekilde, Türkiye'nin bütün malları da Rum kesimine tamamen serbest bir şekilde girebilecek. Kimin ekonomisi daha güçlü, kim daha çok mal satar, onu da düşünün."

KIBRIS 04/10/04

 

Talat: Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım?

ZAFER GİBİ GÖRÜNEN FELAKET... Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin gümrük birliği anlaşması vasıtasıyla içinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin de bulunduğu on yeni üyeyi tanıması konusuna da Talat, "Zafer gibi görünen bir felaket, kötü haber, bu bekleniyordu ancak Türkiye'nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan dolayı oldu" dedi

BEN BİRLEŞİK BİR KIBRIS İSTİYORUM... Talat'ın özellikle güneydeki bazı çevrelerin kendisine "yeni Denktaş" yakıştırması yapmasını ısrarlı bir şekilde reddettiğini yazan gazete, Talat'ın "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir Kıbrıs istiyorum" diyerek iki lider arasındaki en belirgin farkı ortaya koyduğunu bildirdi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa'da işlerin iyi gitmediğini ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, AB ile direkt ticareti engellemek için elinden geleni yaptığına işaret ederek "Top şu an Rumlarda ve bunun üzerinde oturuyorlar" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Sunday Mail adlı gazete, Talat'la yapılan bir röportaja yer verdiği haberinde, 24 Nisan'da yapılan referandumun ardından beş ay geçmesine rağmen Talat için işlerin hiç de iyi gitmediğini yazarken, Türk tarafının ekonomisinde düzelme sağlayacağına inanılan AB tüzüklerinin sözden öteye gidemediğini ve Türkiye'nin gümrük birliği anlaşması vasıtasıyla "Kıbrıs Cumhuriyetini" tanınması adımını atmasının Talat'ı zor durumda bıraktığını savundu.

Gazeteye göre, Türklerin başka bir açılım yapmasının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine de Başbakan Talat, çözüme ulaşılabilmesi için Rumların adım atması gerektiğini belirtti ve "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım? Kıbrıs Rumları için yapabileceğim başka bir şey kalmadı" dedi.

Gazetenin haberinde Talat'ın AB yardımları konusunda da umutsuzluğa düştüğü ve "Avrupa'da işler iyi gitmiyor, Papadopulos direkt ticareti engellemek için elinden geleni yapıyor" dediğini ve azınlık hükümetinin de "umut etmekten başka" bir çaresi bulunmadığı da yazıldı.

Gazete, Talat'ın adadaki Türk askerinin varlığı konusunda da "Niye onları buradan uzaklaştıralım ki? (Rumlar) 'Evet' deselerdi şimdiye gitmiş olacaklardı" ifadelerine yer vererek böylece uluslararası topluluğun konuya pozitif yaklaşmasını engellediği iddiasında bulundu.

Talat'ın özellikle güneydeki bazı çevrelerin kendisine "yeni Denktaş" yakıştırması yapmasını ısrarlı bir şekilde reddettiğini yazan gazete, Talat'ın "Ben ayrı devlet değil, birleşik bir Kıbrıs istiyorum" diyerek iki lider arasındaki en belirgin farkı ortaya koyduğunu, fakat böyle bir şeyin ancak AB ile direkt ticaret vasıtasıyla Türklerin ekonomik gelişimiyle mümkün olabileceğini söylediğini yazdı.

Talat, çözüme ulaşılabilmesi için izolasyonun sonlanması ve direk ticaretin yapılabilmesi gerektiğini söyleyerek, mal mülk sorununun da insanların mahkemelerde haklarını araması yerine politik bir çözümle sonlandırılmasını gerektiğini de kaydetti. Başbakan Talat mahkemelerdeki davaların sorunu kaosa sürükleyeceğini ve ortamı daha da gereceğini söyledi.

Gazetede, Talat'ın kuzeydeki ekonominin yabancı yatırımcılarla az da olsa gelişme gösterdiğini, bunun özellikle inşaat sektöründe meydana geldiğini belirttiğini, fakat aynı zamanda yabancıların mal satın almasını engelleyen bir yasa tasarısıyla 125 yıllık kira kontratlarının söyledikleriyle çeliştiğini yazdı.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin gümrük birliği anlaşması vasıtasıyla içinde "Kıbrıs Cumhuriyetinin" de bulunduğu on yeni üyeyi tanıması konusuna da Talat, "Zafer gibi görünen bir felaket, kötü haber, bu bekleniyordu ancak Türkiye'nin rızasıyla değil, ihtiyaçtan dolayı oldu" dedi.

KIBRIS  04/10/04

 

Rum diplomatik misyonu alarmda

BM genel sekreterinin UNFICYP'le ilgili raporu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nde 11 Ekim'de başlayacak görüşmeler sebebiyle BM'deki Rum diplomatik misyonunun alarm halinde bulunduğu kaydedildi.

BM genel sekreterinin UNFICYP'le ilgili raporu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nde 11 Ekim'de başlayacak görüşmeler sebebiyle BM'deki Rum diplomatik misyonunun alarm halinde bulunduğu kaydedildi.

BM'deki Rum daimi temsilci Andreas Mavroyannis'le yaptığı söyleşiye yer veren Politis gazetesi, Kıbrıslı Türklere yönelik düzenlemelere ilişkin görüşmelerin de aynı tarihte Brüksel'de başlayacak olması sebebiyle Rum daimi temsilci Andreas Mavroyannis ve ekibinin, UNCIYP'in gözden geçirilmesi konusunun normal şekilde sona ermesi için Güvenlik Konseyi üyeleriyle sürekli temas halinde olduğunu yazdı.

Gazeteye göre Mavroyannis, bu aşamada Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunun, 541 ve 550 sayılı kararların meşruiyetinin ve bu kararlara saygı gösterilmesinin korunması gereğini anladıkları değerlendirmesinde bulundu.

Mavroyannis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda konuşma yapmak üzere gittiği New York'ta ve Brüksel'de geçen hafta gerçekleştirdiği temasların, Rum politikasının hedeflerine hizmet eden ve önemli temaslar olduğunu, bunun sonucu olarak daha yapıcı bir ortam şekillenmekte olduğunu söyledi.

Papadopulos-Grossman görüşmesini yorumlayan Mavroyannis, bu görüşmenin gerçekleşmesiyle geçmişteki sabit fikirlilikte ısrar tehlikesinin sona erdiğini ve Amerikalıların çözüm ileri götürmeye yönelik ilgilerinin teyit edildiğini söyledi.

Mavroyannis Güvenlik Konseyi'ndeki görüşme hakkında ise şunları söyledi:

"BM genel sekreterinin UNFICYP raporu Güvenlik Konseyi'nde ekim ayı içinde görüşülecek ve bir karar benimsenecek. Sanırım, esasen UNFICYP'in görev şartlarının değişmemesi, sadece işleyiş yönteminde, bir dereceye kadar -ilk bakışta bizim için aşılmaz sorunlar yaratacak gibi görünmeyen- değişiklikler yapılması sağlandı. Daha çok tartışmak istediğimiz bazı şeyler var ancak görüşme teknik düzeyde sınırlı kalırsa, bazı ortak paydalar bulabileceğimize inanıyorum. Yanlışlıkla iyi niyet misyonuyla ilgili ve son aylarda ve yaz döneminde bize sorun olan konulara girilmesi halinde sorun olurdu.

Kesin bir dille, genel sekreterin iyi niyet misyonuna ilişkin raporunda yer alan 93. paragrafta olduğu gibi, bizim için arzu edilmeyen şeyleri geçirmeyi başaramayacaklarını söylemem, büyük konuşmak demek olur. Ancak sanırım bu aşamada Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu, 541 ve 550 sayılı kararların meşruiyeti ve bunlara saygı duyulması gerektiğini anladıklarını sanıyorum. Umarım bütün diğer görüşmelerde de Güvenlik Konseyi'nin bu tavrını korumasını sağlamayı başarırız.

Tam olarak ne olacağını öngöremiyorum ancak, ortaya koymuş olduğumuz argümanların ciddiliği ve önemi konusunda ikna edici olduğumuza inanıyor ve bunu diliyorum. Aynı zamanda Türklerin son zamanlardaki faaliyetlerinin -İstanbul'daki İslam konferansında ve diğerlerinde yaptıkları- hedeflerinin, uluslararası alanda ayrı varlık tanıtımı yapmaya çalışmak olmaya devam ettiğini göstergesidir.

Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesinden samimiyetle bahsediyorsak, Kıbrıs hükümetinin; bunu kabul etmekle kalmadığı, bunda başı çektiği konusunda büyük ölçüde ikna edebildiğimizi sanıyorum. Kıbrıslı Türklerin ekonomik sorunlarının, Kıbrıslı Türklerin refahını siyasi maksatlar uğruna feda eden liderliklerinin tercihlerinin bir sonucu olduğunu hatırlatalım. Bizim kabul etmediğimiz şey bu ekonomik kalkınmanın ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonlardan kurtarılmasının, yasadışı ve haksız hedeflerin başarılmasına bahane olarak kullanılmasıdır."

KIBRIS 04/10/04

 

Kıbrıslı Türklere temsil hakkı

 

Kıbrıslı Türklerin Avrupa Konseyi’nde temsiliyeti konusunda uzlaşma sağlandı. Kıbrıslı Türk parlamenterler bundan böyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarına Rum Kesimi’nin onayı aranmaksızın katılabilecek.

 

NTV-MSNBC

 

 

5 Ekim 2004— Bu kararın, KKTC’nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip olduğu belirtiliyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM toplantılarına Rum Kesimi’nin izni aranmaksızın katılmasına onay verdi.
       AKPM, Nisan ayında Rumlar’ın önergesiyle kabul ettiği önceki kararında Kıbrıslı Türklerin “Kıbrıs heyeti” içinde temsiliyetini öngörmüştü. Bu karar Kıbrıslı Türklerin AKPM’de Rumlar’dan onay alarak temsil edileceği şeklinde yorumlandığı için Türk tarafınca “uygulanamaz” ilan edilmişti.
       
RUMLARIN ONAYI ARANMAYACAK
       AKPM’nin bugün (dün) Strasbourg’da aldığı karara göre ise Kıbrıslı Türk parlamenterler bundan böyle AKPM toplantılarına “Kıbrıs heyeti” altında katılmakla birlikte, Rumlar’dan onay almak zorunda kalmayacaklar.
       Kıbrıslı Türk parlamenterler Genel Kurul ve komisyon toplantılarına “AKPM’nin davetlisi” olarak katılacaklar. Varılan uzlaşıya göre, Kıbrıslı Türklere her genel kurul ve komisyon toplantısı öncesi AKPM başkanı tarafından “Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri” sıfatıyla resmen davetiye gönderilecek.
       
‘KKTC’NİN TANINMASI DEĞİL’
       Kıbrıslı Türkler AKPM toplantılarında 1’i asil diğeri yedek 2 üyeyle temsil edilecekler. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs sayfalarında Rumlar’ınkinden ayrı bir bölümde “Kıbrıs Türk Toplumu” sıfatıyla gösterilecek.
       Bu yeni gelişme KKTC’nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip.
       KKTC adına Strasbourg’da bulunan CTP milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını “izolasyonların kaldırılması yönünde olumlu bir adım” olarak yorumlarken, AKPM Başkanı Peter Schieder, kararın “kesinlikle KKTC’nin tanınması anlamına gelmediğini” vurguladı.

 

‘Dünya Kıbrıs Türkünü anlayacak’

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarına Kıbrıslı Türklerin, Rum Kesimi’nin onayı olmaksızın katılması kararını, “Artık dünya Kıbrıs Türkünü anlamaya başlamıştır” sözleri ile değerlendirdi.

 

Lefkoşa
NTV

4 Ekim 2004—  Talat, “Bu oldukça önemli. Kıbrıs başlığı altında Kıbrıs Türk toplumu temsilcisi olarak yer alacaklar. Yani bir adımdır, önemli bir adımdır” diye konuştu.

 

 

Kıbrıs Türklerinin barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret eden Talat, Rum yönetimi lideri Papadopulos’un, “Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım” mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti

Kıbrıs Türklerinin barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret eden Talat, Rum yönetimi lideri Papadopulos’un, “Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım” mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti

 

‘Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımalı’


Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Sotos Zaheos, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ankara tarafından tanınması gerektiğini, aksi takdirde Türkiye’ye AB konusunda açık çek verilmeyeceğini” iddia etti.

NTV 05/10/2004


       Zaheos, Selanik gazetesine verdiği demeçte, Türkiye’nin Rum kesimini gümrük birliğine dahil etmesinin yetersiz olduğunu savundu. Zaheos, “Rum kesimi ile Yunanistan’ın iki ayrı devlet oldukları ve Aralık zirvesinde Türkiye’nin üyeliği konusunda farklı tutum izleyebilecekleri” görüşünü dile getirdi. Ancak Zaheos “Bu değerlendirmenin, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Aralık ayında Türkiye’ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesini veto edeceği anlamına gelmediğini” kaydetti.

Talat: "AKPM'nin kararı önemli bir adım"

 



04 Ekim, 2004 23:15:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin katılımlarının sağlanması yönünde alınan kararın 'önemli bir adım olduğunu' belirti.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM), KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin katılımlarının sağlanması yönünde alınan kararın 'önemli bir adım olduğunu' belirterek, "artık dünya Kıbrıs Türkünü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk adımdır" dedi.

Papadopulos'un Kıbrıs Türkü'ne karşı tavrı

Başbakan Talat, Kıbrıs Türklerinin 24 nisanda ortaya koyduğu barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret ederek, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 'Kıbrıs Türkünü cezalandıracağım' mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurguladı.

Rum tarafı yeni bir öneri sunamadı

Başbakan Talat, kararın verilmesi aşamasında, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Konsey Genel Sekreteri'ne bir mektup yazarak, konunun tartışılması için zaman istediğini, konuyu Mehmet Ali Talat ile görüşerek sonuçlandıracağını ilettiğini ve Genel Sekreter'in de konuyu, ekim ayı başındaki toplantıda ele almak üzere ertelediğini kaydetti.

Rum meclisinin konuyla ilgili somut bir öneri sunmadığına işaret eden Talat, bunun üzerine Konsey Başkanlık divanının toplandığını ve daha önceden hazırlanmış olan taslağı yürürlüğe koymak için faaliyete geçtiğini belirtti.

Talat bütün grupların bu kararı desteklediklerini ve böylece Kıbrıslı Türkler'in bir asıl, bir yedek üyeyle Avrupa Konseyi'nde temsil edilmiş olacaklarını, hem komitelerde hem de Genel Kurul'da gözlemci statüsüyle temsil edileceklerini, konuşma haklarının olacağını,ve Kıbrıs Rum tarafınca akredite edilmeyeceklerini söyledi.

Rum tarafına çağrı

Başbakan Talat, açıklamasında Kıbrıs Rum yönetimine de çağrıda bulunarak, "Kıbrıs Türkü'nü sürekli olarak Papadopulos yönetiminin tecrit etmesi, dünyadan koparması mümkün değildir ve olmayacaktır. Bu karar aslında bunun göstergesidir" dedi.

"Kıbrıs Türkü demokratik Avrupa platformunda sesini duyurabilecek"

Bundan böyle de tecridin, izolasyonların, Kıbrıs Türkünün cezalandırılmasının mümkün olamayacağını bütün dünyanın Papadopulos'a ifade edeceğini söyleyen Talat, "Kıbrıs Türkü demokratik Avrupa platformunda sesini duyurabilecektir" dedi. Başbakan Talat, bir soru üzerine, üçlü koalisyon kurulması yönündeki çalışmaların da devam ettiğini bildirdi.

 

Kıbrıs'ta BM gücü üçte bir azalacak

 



05 Ekim, 2004 05:54:00 (TSİ) CNN TURK

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporda, Kıbrıs'taki BM barış gücü askerlerinin sayısının bin 224'ten, 860'a indirilmesi öngörülüyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Güvenlik Konseyi'ne sunulan ve Kıbrıs Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 2005 yılı ortasına kadar uzatılmasını öngören raporda, barış gücü askerlerinin sayısının bin 224'ten, 40'ı askeri gözlemci olmak üzere 860'a indirilmesi, polis sayısının ise 45'ten 69'a çıkarılması teklif ediliyor.

Raporunda adadaki gelişmelere geniş olarak yer vererek, Kıbrıs'taki sükunet oratmından dolayı UNFICYP'de görev yapan asker sayısının üçte bir oranında azaltılmasını öneren Annan, misyon çerçevesinde daha hareketli ve etkili bir operasyon konsepti de öngörüyor.

"AB, Türkiye ile ilgili henüz kilit önemdeki kararı almadı"

Raporunda, KKTC'deki Türk askeri sayısının ve ekipmanlarının aynı seviyede olduğunu belirten Annan, bunun Güney Kıbrıs tarafından bir tehdit olarak algılandığını ifade ediyor. AB'nin Türkiye ile ilişkileri konusunda henüz kilit önemdeki kararlarını almadığını da kaydeden Annan, bu durumun Kıbrıs'taki iki taraf için de önemli bir belirsizliğe yol açtığını belirtiyor.

Annan, raporunda UNFICYP'nin görev süresinin altı aylığına uzatılmasını talep ediyor.

İlk zafer; iki KKTC milletvekili AKPM üyesi

 

Annan Planı referandumundan sonra KKTC ve Türkiye diplomasisi, Rumlara karşı ilk başarısını, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) kazandı.

AKPM, KKTC parlamentosundan iki üyenin bundan böyle, genel kurul toplantılarında temsil edilmelerine karar verdi. AKPM Başkanı Peter Schieder, genel kurul toplantılarının başlaması dolayısıyla yaptığı basın toplantısında kararı açıkladı. Bu kararın KKTC'yi tanıma anlamına gelmediğini belirten Schieder, parlamenterlerin sadece genel kurul ve komisyon toplantılarına katılmalarına karar verildiğini söyledi. İki KKTC milletvekilinin dün yapılan oylama sonucunda oturumlara doğrudan katılmasının benimsenmesi, AKPM'de yarın konuşma yapacak olan Başbakan Tayyip Erdoğan'a da jest etkisi yapacak 

KIBRIS 05/10/04

 

Yazık oldu...



EĞER son dakikada Kıbrıs engeli çıkmasaydı, AB'nin 25 üyesinin ve İslam Konferansı Örgütü İKÖ'nün 50'den fazla mensubunun Dışişleri bakanları veya üst düzey yetkilileri, dün İstanbul'da farklı kültürler ve medeniyetler arasında yakınlaşmanın nasıl gerçekleşebileceğini tartışıyor olacaklardı... Tıpkı İKÖ - AB Ortak Forumu öncesinde, bir nevi entelektüel zemin hazırlama egzersizi olarak İstanbul'da hafta sonunda düzenlenen İKÖ - AB Ortak Sempozyumu'nda yapıldığı gibi...
İslam dünyasıyla Batı'nın seçkin 100 kadar akademisyenlerini ve aydınlarını bir araya getiren Ortak Sempozyum'un gerçekleşmesi ne kadar yararlı oldu ise, Ortak Forum'un iptal edilmiş olması, o kadar yazık oldu. Yapılabilseydi, hükümetlerin temsil edildiği Forum, daha önce yapılan benzer bir konferanstan sonra oluşmaya başlayan "İstanbul ruhu"nu pekiştirmek, diğer bir deyişle İslam dünyasıyla Batı arasında daha iyi bir anlayışa ve yakınlaşmaya katkıda bulunmak olanağını bulacaktı.
İki günlük sempozyumun sonunda yayımlanan bildiride belirtildiği gibi, ne yazık ki böyle bir "diyalog için önemli bir fırsat kaçırıldı." Hem de, (gene bildirideki ifadeyle) "İKÖ - AB Ortak Forumu'nun amacıyla uygun olmayan nedenler" yüzünden...
* * *
ŞİMDİ bu konuda Ortak Forum'a davet edilip gelmeyen bakanlara ve yetkililere (özellikle Avrupalılara) düşen iş, Ankara'daki Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (SAM) organize ettiği sempozyumda yapılan konuşmaların notlarını alıp incelemeleri ve ortaya konan tavsiyeleri, yeni stratejilerin oluşturulmasında kullanmalarıdır.
Bu arada tabii Avrupalı bakanlar haftalardır titizlikle hazırlanan Ortak Forum'u "boykot" etme kararı üzerinde bir "iç sorgulama" yapsalar, çok iyi olur!.. Doğrusu öylesine önemli ve anlamlı bir konferansın suya düşmemesi için daha samimi çaba harcayabilirler ve bir uzlaşma formülü bulabilirlerdi...
* * *
BU meselede AB'nin tutumu Türkiye'de düş kırıklığı yarattı. Ankara, İKÖ gibi AB'nin de Kıbrıs Türk delegasyonunun önüne konacak "isim tabela"sına Kıbrıs Türk Devleti'nin yazılmasını kabul edeceğini tahmin etmişti. Üstelik AB'nin, Türk tarafına, referandumdaki tavrı nedeniyle anlayış göstereceğini ve Kıbrıs Rum tarafının kendisini yönlendireceğine izin vermeyeceğini sanmıştı...
Sempozyuma katılan birçok delegeden aldığımız "hava" şu oldu: Evet, AB'nin Forum'u boykot etmesi hiç iyi olmadı. Ama Türkiye de AB'nin "Kıbrıs Türk Devleti" tabelasının konmasını kabul etmeyeceğini bilmeliydi. AB, İKÖ'nün veya başka bir örgütün tavrını benimsemek zorunda değil. BM ve benzeri diğer uluslararası kuruluşların tutumu da böyle...
* * *
BU olay, Türk diplomasisinin AB'de Kıbrıs'la ilgili gerçeği iyi hesaba katmadığını, arzuladığı sonucu kolayca elde edebileceğini sandığını gösteriyor. Yani gerçek şudur ki, bunda bir hesap - ve zamanlama - hatası yapılmıştır. Ve sonunda bu olay Rumlara böbürlerindekileri bir diplomatik kazanç, AB karşıtlarına da yeni bir propaganda malzemesi sağlamış oluyor.
Ama asıl üzücü olan, dünyanın hele şu sırada ihtiyacını çok duyduğu Batı ile İslam dünyası arasındaki yakınlaşmayı sağlamaya hizmet edecek olan "İstanbul ruhu"nun canlandırılması fırsatının kaçırılmış olmasıdır...

SAMI KOHEN MILLIYET 05/10/04

 

AB ayaklandı, Paris'te panik var



BRÜKSEL

Yaşamazsanız tam anlamıyla anlayamazsınız.
Avrupada muhafazakarlar ayaklanmış durumdalar. Gündemin en başındaki konu Türkiye'nin AB ile katılma müzakerelerinin başlaması. Komisyon raporunun yayınlanmasına çok az bir zaman kala, tüm gruplar Verheugen'in üzerine yürüyorlar. Onu suçluyorlar. Tek başına hareket ettiğini, kimseyi dinlemediğini ve Türkiye'yi desteklemek için elinden geleni yaptığını söylüyorlar.
Verheugen'i baskı altında tutan diğer grup üye ülke hükümetleri. Onların da kamuoyu tepkileri nedeniyle başları dertte. Verheugen'in raporuna mümkün olduğu kadar koşul koymasını istiyorlar. Bu sayede muhalefetlerinin tepkisinden de kurtulabilecekler. Türkiye'nin hemen tam üye olmayacağını, birçok koşul konduğunu söyleyebilecekler.
Dikkat ettim, Başbakan da durumun farkında. Alman Başbakanı ile Pazar günkü konuşmasından sonraki basın toplantısında, üstüne basa basa "Türkiye 17 Aralıkta tam üyeliğe girmiyor. Sadece müzakereleri başlatıyor" dedi.

FRANSA TAM ANLAMIYLA PANİKLEMİŞ DURUMDA
Fransa'daki durum çok daha ağır.
Geçen hafta sonunu Paris'te geçirdim. Bir konferansa katıldım. Fransız gazetelerine baktım. Sadece Türkiye'den söz ediliyor.
Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'ın sonunda iç baskılara dayanamayıp "Türkiye'nin tam üyeliği 10-15 yıl sonra referanduma konulacak ve halkın fikri sorulacak." dedi.
Chrirac'ın bu kararı almasının nedeni, hem Avrupa anayasasını Türkiye konusundan ayırabilmek ve iç politika oyunlarında ön alabilmek. Yoksa, Chirac Türkiye'nin önüne dolaylı engel çıkartmıyor.
Üstelik, bu olayın bir başka yönünü de gözden kaçırmamalıyız. Türkiye, Avrupa Birliği ile 10 yıl müzakere yapıp anlaşmaya vardıktan ve hükümetler tarafından imzalandıktan sonra, Fransa bu anlaşmayı referandum sayesinde reddedemez.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, Fransanın aldığı bu karar diğer üye ülkeleri de rahatlattı. Şimdi kamuoylarına dönüp "neden rahatsız oluyorsunuz, baksanıza Fransanın referandumu var" diyebilecekler.
İşte bütün bu baskıları giderebilmek için AB Komisyonu raporu koşullar ve ek önlemlerle dolu çıkarsa hiç şaşırmayalım.
İstedikleri kadar koşul koysunlar, hiç önemli değil.
İstedikleri kadar referandum yapsınlar, hiç önemli değil.
Zira önemli olan, kesin bir tarihte müzakerelerin başlatılmasıdır. Bütün bu koşullar birkaç yıl içinde unutulup gidecektir. Geriye, başlamış müzakereler ve AB kapısına dayanmış bir Türkiye kalacaktır.
Önemli olan golün atılmasıdır. Top isterse taçtan veya avuttan gelsin. İçeri girdi mi? Hakem santrayı gösterdi mi ?
İş orada bitmiş demektir.

VERHEUGEN SÜRPRİZ YAPABİLİR Mİ ?

Günter Verheugen'in geçen hafta Avrupa Parlamentosunda soruları ve eleştirileri yanıtlarken söylediği bir cümle hala kulaklarımda.
Parlamenterlerin kendiyle ilgili eleştirilerinin haksız olduğunu belirttikten sonra, Türkiye hakkındaki önerisini kimseyle paylaşmadığını, kimsenin çıkacak olan raporun sonundaki tavsiye bölümünü bilmediğini söyledi ve parlamenterlerin (büyük olasılıkla çarşamba günü) raporu gördüklerinde sürprizle karşılacaklarını ve bugünkü eleştirilerinin haksızlığını anlayacaklarını söyledi. Ardından da "Türk hükümetinin rapordaki bazı bölümleri yutmakta güçlük çekebileceğini"ileri sürdü.
Bu konuşmalar benim miğdemi bulandırdı.
Verheugen ya ciddi bir uyarıda bulunuyor veya muhafazakarların istimlerini gidermeye çalışıyor.
Berlin'de Başbakan ile konuşurken dikkat ettim, onun da dikkatini çekmiş ancak pek üstünde durmamış. Onun için önemli olan 17 Aralık'ta doruk toplantısından çıkacak olan sonuç.
Verheugen ne demek istiyor olabilir ?
Benim için bir tek cümle önemlidir. O da, Verheugen'in açık ve seçik bir şekilde, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlaması gerektiğini, bu konuda koşulların önemli ölçüde yerine geldiğini söylemesidir.
Gerisi hiç önemli değildir.
AB doruğunun (17 Aralık'ta) Türkiye'ye müzakereleri başlatma tarihi verilmesine yol açacak netlikte bir tavsiyede bulunsun yeter. İç politika nedenleriyle, ister yeni tip bir müzakere yöntemi geliştirsin, ister gözetim ve denetimler sıkılaştırılsın, ister eksikliklerin listesi yapılsın.
Hiç birinin önemi yoktur.
İşki, müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yaksın.
Ayrıca unutmamamız ve korkmamamız gereken en önemli iki unsuru da gözden kaçırmayalım.
1) Eğer yeni bir müzakere yöntemi oluşturulacaksa, bu sadece Türkiye için yapılmayacaktır. Bundan sonra adaylığını koyacak tüm ülkeleri içine alacaktır. Komisyon, sırf Türkiye'ye yönelik, sadece Türkiye'ye uygulanacak bir yöntem saptamaz. Defalarca, diğer adaylardan ayrı muamele yapılmayacağını açıkladılar. Yöntem değişikliği varsa, müzakereye başlamamış herkese olur.
2) Müzakereler süresince Türkiye'deki uygulamaların yıllık değil de, 6'şar aylık raporlarla gözetilmesinden de korkmamalıyız. Takiyye yapacağız, uygulamaları kaytaracağız da, bundan dolayı yakalanmaktan mı korkuyoruz ?
Ne olursa olsun, benim içim hala pek rahat değil.
Verheugen'in bu laflarını sevmedim.
Brüksel'de ulaşabildiğim yetkililer de, Komiserin kafasındakini bilmiyor. Büyük olasılıkla, son bölümü de Komisyondaki 30 komiser'e de Çarşamba sabahı dağıtacak.
Eğer yeni birşeyler öğrenebilirsem, yarın bu köşede sizlerle paylaşırım.
Dün Avrupa Birliği komisyonunda yaptığım temaslardan sonra Verheugen'in olumsuz bir süpriz hazırlamadığı izlenimini aldım. Sanırım sonuç çok olumlu geliyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 05/10/2004

 

AKPM'de temsil ediliyoruz

RUM'UN ONAYINA GEREK YOK... Kıbrıslı Türklerin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti konusunda uzlaşma sağlandı. Kıbrıslı Türk parlamenterler, bundan böyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) toplantılarına Rum kesiminin onayı aranmaksızın katılabilecek. Bu kararın KKTC'nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip olduğu belirtiliyor

KONUŞMA YAPACAK, OY KULLANAMAYACAKLAR... Kıbrıslı Türkler AKPM toplantılarında biri asil diğeri yedek iki üyeyle temsil edilecek. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs sayfalarında Rumlarınkinden ayrı bir bölümde "Kıbrıs Türk toplumu" sıfatıyla gösterilecek. AKPM Başkanlık Divanı'nın aldığı kararla, KKTC'li iki parlamenter genel kurula katılıp konuşma yapabilecek, ancak bu parlamenterlerin oy hakları bulunmayacak

"AKPM'NİN DAVETLİSİ"... Kıbrıslı Türk parlamenterler, genel kurul ve komisyon toplantılarına "AKPM'nin davetlisi" olarak katılacak. Varılan uzlaşıya göre, Kıbrıslı Türklere her genel kurul ve komisyon toplantısı öncesi AKPM başkanı tarafından "Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri" sıfatıyla resmen davetiye gönderilecek. AKPM, 2 milletvekili belirlemesi için Kıbrıs Türk siyasi partilerine çağrıda bulundu

GÜL: ÖNEMLİ BİR AŞAMA... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde KKTC lehine alınan kararın KKTC'nin ve Kıbrıs Türklerinin kendi hak ve hukuklarını uluslararası platformlarda çok daha iyi savunmaları için çok önemli bir aşama olduğunu söyledi

TALAT: DÜNYA BİZİ ANLAMAYA BAŞLADI... Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin katılımlarının sağlanması yönünde alınan kararın "önemli bir adım olduğunu" belirterek, "Artık dünya Kıbrıs Türkü'nü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk adımdır" dedi. Talat, Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da ortaya koyduğu barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret etti

ÖZDİL NAMİ: OLUMLU BİR ADIM... KKTC adına Strasbourg'da bulunan CTP Milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını "izolasyonların kaldırılması yönünde olumlu bir adım" olarak yorumlarken, AKPM Başkanı Peter Schieder, kararın "kesinlikle KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini" vurguladı. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Tery Davis de Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterleri AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve "Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı büroyu paylaşırlar" dedi

TÜRK PARLAMENTERLER MEMNUN... AKPM Başkanlık Divanı'nın aldığı karar, Türk parlamenterler arasında da memnuniyetle karşılandı. AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, "Kıbrıs'taki referandumdan sonra ilk kez uluslararası bir kuruluşta, KKTC lehine olumlu ve somut bir karar çıktığını" söyledi. Çavuşoğlu, "Bunun olumlu bir başlangıç olmasını ve devamının gelmesini bekliyoruz" dedi. CHP Milletvekili Ali Rıza Gülçicek de kararı, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması yönünde önemli bir gelişme olarak niteledi

Kıbrıslı Türklerin Avrupa Konseyi'nde temsiliyeti konusunda uzlaşma sağlandı. Kıbrıslı Türk parlamenterler bundan böyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarına Rum kesiminin onayı aranmaksızın katılabilecek.

Bu kararın KKTC'nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip olduğu belirtiliyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM toplantılarına Rum kesiminin izni aranmaksızın katılmasına onay verdi.

AKPM Başkanlık Divanı'nın aldığı kararla, KKTC'li iki parlamenter genel kurula katılıp konuşma yapabilecekler, ancak bu parlamenterlerin oy hakları bulunmayacak.

AKPM, nisan ayında Rumların önergesiyle kabul ettiği önceki kararında Kıbrıslı Türklerin "Kıbrıs heyeti" içinde temsiliyetini öngörmüştü. Bu karar Kıbrıslı Türklerin AKPM'de Rumlardan onay alarak temsil edileceği şeklinde yorumlandığı için Türk tarafınca "uygulanamaz" ilan edilmişti.

Rumların onayı aranmayacak

AKPM'nin bugün Strasbourg'da aldığı karara göre ise Kıbrıslı Türk parlamenterler bundan böyle AKPM toplantılarına "Kıbrıs heyeti" altında katılmakla birlikte, Rumlardan onay almak zorunda kalmayacaklar.

Kıbrıslı Türk parlamenterler genel kurul ve komisyon toplantılarına "AKPM'nin davetlisi" olarak katılacaklar. Varılan uzlaşıya göre, Kıbrıslı Türklere her genel kurul ve komisyon toplantısı öncesi AKPM başkanı tarafından "Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri" sıfatıyla resmen davetiye gönderilecek.

AKPM, 2 milletvekili belirlemesi için Kıbrıs Türk siyasi partilerine çağrıda bulundu.

"KKTC'nin tanınması değil"

Kıbrıslı Türkler AKPM toplantılarında biri asil diğeri yedek iki üyeyle temsil edilecekler. Kimlik ve adresleri AKPM belgelerinin Kıbrıs sayfalarında Rumlarınkinden ayrı bir bölümde "Kıbrıs Türk toplumu" sıfatıyla gösterilecek.

Bu yeni gelişme KKTC'nin tanınması anlamına gelmese de ilk defa Kıbrıslı Türklerin bağımsız biçimde ve kendi seçtikleri temsilciler vasıtasıyla bir Avrupa platformunda temsil edilecek olmaları bakımından politik öneme sahip.

KKTC adına Strasbourg'da bulunan CTP Milletvekili Özdil Nami, AKPM kararını "izolasyonların kaldırılması yönünde olumlu bir adım" olarak yorumlarken, AKPM Başkanı Peter Schieder, kararın "kesinlikle KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini" vurguladı.

Gül: AKPM kararı çok önemli bir aşama

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde KKTC lehine alınan kararın KKTC'nin ve Kıbrıs Türklerinin kendi hak ve hukuklarını uluslararası platformlarda çok daha iyi savunmaları için çok önemli bir aşama olduğunu söyledi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA) Başkanı Alcee Hastings'i kabulünden sonra AKPM'nin kararıyla ilgili bir soru üzerine Gül, alınan kararla KKTC'nin seçilmiş temsilcilerinin AKPM'de Rumlardan ayrı olarak temsil edileceğine dikkat çekerek şöyle konuştu:

"Bunun önemi şuradan geliyor. Daha önce Rumların çatısı altında Türk temsilciler olabilir anlayışı vardı. Bu ilk kez değişmiş oldu.

Artık KKTC'nin seçilerek gelen temsilcilerini tanımalarının ve kabullenmelerinin doğru olduğunu herkes görüyor."

Talat: AKPM'de alınan karar önemli bir adımdır

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM), KKTC'li parlamenterlerin doğrudan ve etkin katılımlarının sağlanması yönünde alınan kararın "önemli bir adım olduğunu" belirterek, "Artık dünya Kıbrıs Türkü'nü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk adımdır" dedi.

Başbakan Talat, konuyla ilgili olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da ortaya koyduğu barışçı yaklaşımın bu kararla desteklendiğine işaret ederek, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, "Kıbrıs Türkü'nü cezalandıracağım" mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurguladı. Talat, "Bu önemli gelişme kulaklarına küpe olmalıdır" dedi.

Konunun uzun süredir tartışıldığını ve gündemde olduğunu anımsatan Başbakan Talat, kararın verilmesi aşamasında, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Konsey Genel Sekreteri'ne bir mektup yazarak, konunun tartışılması için zaman istediğini, konuyu kendisiyle (Talat ile) görüşerek sonuçlandıracağını ilettiğini ve genel sekreterin de konuyu, ekim ayı başındaki toplantıda ele almak üzere ertelediğini kaydetti.

Rum meclisinin konuyla ilgili somut bir öneri sunmadığına işaret eden Talat, şunları söyledi:

"Bunun üzerine konsey başkanlık divanı toplandı ve daha önceden hazırlanmış olan taslağı yürürlüğe koymak için faaliyete geçti.

Sonuçta bugün, genel kurulda oylaması yapılacak, ancak aldığım bilgiye göre bütün gruplar bu kararı destekliyorlar. Böylece Kıbrıslı Türkler bir asıl, bir yedek üyeyle Avrupa Konseyi'nde temsil edilmiş olacaklar. Hem komitelerde hem de genel kurulda gözlemci statüsüyle temsil edilecekler, konuşma hakları olacak, Kıbrıs Rum tarafınca akredite edilmeyecekler. Bu oldukça önemli. Kıbrıs başlığı altında Kıbrıs Türk toplumu temsilcisi olarak yer alacaklar. Yani bir adımdır,önemli bir adımdır."

"Dünya dili konuşmaya devam etmeliyiz"

"Kıbrıs Türkü'nün dünya ile uyumlu bir anlayış içine girmesi ve bunun politikalarına yansıması sonucunda dünyanın bu noktaya geldiğine" işaret eden Başbakan Talat, şöyle devam etti:

"Bunu iyi ve doğru değerlendirmek gerekiyor. Ve bundan sonra da dünya dili konuşmaya devam etmek gerekiyor. Olaya böyle bakıyorum ve önemsiyorum. Oldukça önemli bir karar. Kıbrıslı Türkü Kıbrıslı Rumlar tarafından temsil edilmiyor, bu teşhis kondu ve kayda geçti, bu çok önemli bir şey. Aynı şekilde Kıbrıslı Türkler kendi adlarına kendi seçilmiş temsilcileriyle, çünkü aynen o ifade kullanılıyor, temsil edilmiş olacaklar. Dolayısıyla 24 Nisan'da ortaya koyduğu barışçı, dünyanın bugünkü değerleriyle paralel, uyumlu yaklaşımı bu şekilde destekleniyor, bu kararla destekleniyor."

Rum tarafına çağrı

Başbakan Talat, açıklamasında Kıbrıs Rum yönetimine de çağrıda bulunarak, "Kıbrıs Türkü'nü sürekli olarak Papadopulos yönetiminin tecrit etmesi, dünyadan koparması mümkün değildir ve olmayacaktır. Bu karar aslında bunun göstergesidir" dedi.

Kıbrıs Türkünün Kıbrıs sorununun bitmesini ve çözüm istediğini kaydeden Başbakan Talat, "Ama eğer bu çözüm gerçekleşmiyorsa bunun sorumlusu da Kıbrıs Türkü değil ise o zaman cezalandırılmayı da asla kabul etmiyor" ifadesini kullandı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, "Kıbrıs Türkü'nü cezalandıracağım" mantığıyla hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türkü'nü cezalandırması mümkün değildir. Artık dünya Kıbrıs Türkü'nü anlamaya başlamıştır. Bu bir ilk adımdır. Bundan böyle de tecridin, izolasyonların, Kıbrıs Türkü'nün cezalandırılmasının mümkün olamayacağını bütün dünya Papadopulos'a ifade edecektir. Bunu bir başlangıç olarak görüyorum. Kıbrıs Türkü bu demokratik Avrupa platformunda sesini duyurabilecektir. Bu önemli gelişme bir ders olmalıdır, kulaklarına küpe olmalıdır."

Başbakan Talat, bir soru üzerine, üçlü koalisyon kurulması yönündeki çalışmaların da devam ettiğini bildirdi.

Schieder: KKTC'yi tanıma anlamına gelmez

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Peter Schieder, KKTC parlamentosundan iki üyenin bundan böyle AKPM genel kurul toplantılarında temsil edilmelerine karar verildiğini açıkladı.

AKPM genel kurul toplantılarının başlaması dolayısıyla basın toplantısı düzenleyen Schieder, dün sabah yapılan Başkanlık Divanı toplantısında, KKTC'den iki parlamenterin genel kurul toplantılarına davet edilmesine karar verildiğini bildirdi.

Bu kararın KKTC'yi tanıma anlamına gelmediğini belirten Schieder, parlamenterlerin sadece genel kurul ve komisyon toplantılarına katılmalarına karar verildiğini söyledi.

Bu arada, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Tery Davis, basın toplantısında bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterleri AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve "Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı büroyu paylaşırlar" dedi.

Türk parlamenterin tepkisi

AKPM Başkanlık Divanı'nın aldığı karar, Türk parlamenterler arasında memnuniyetle karşılandı.

AK Parti milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, "Kıbrıs'taki referandumdan sonra ilk kez uluslararası bir kuruluşta, KKTC lehine olumlu ve somut bir karar çıktığını" söyledi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Çavuşoğlu, "Bunun olumlu bir başlangıç olmasını ve devamının gelmesini bekliyoruz" dedi.

CHP Milletvekili Ali Rıza Gülçicek de, kararı, KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması yönünde önemli bir gelişme olarak niteledi.

Bu arada Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Tery Davis, basın toplantısında bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterleri AKPM'de birlikte görmekten mutluluk duyduğunu belirtti ve "Umarım, iki taraf da uzlaşı içinde AKPM'de aynı büroyu paylaşırlar" dedi.

Kararın tam metni

Enformasyon Dairesi'nin açıklamasına göre Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Rum kesiminin onayı aranmaksızın AKPM toplantılarına katılmalarına ilişkin kararın tam metni şöyle:

"Kıbrıs'la ilgili 1376 sayılı kararın (200) 6. paragrafını uygulamaya koymak için büro, meclis ve komitelerinin çalışmalarında 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş temsilcileri' ile daha yakın ilişki kurmaya yönelik aşağıda belirtilen önlemleri uygulama kararı alır:

1. 1376 sayılı kararın (2004) 6. paragrafına göre Kıbrıs Türk toplumunun temsilcilerini seçmelidirler. Sayıları 'Kıbrıs, Parlamenterler Meclisi'nde ikisi Kıbrıslı Rum ve biri Kıbrıslı Türk olan üç temsilci (ve üç yedek) hakkına sahiptir...' şeklinde ifade eden 1113 sayılı kararın (1977) 10. paragrafından doğacaktır.

2. Bu sebeple büro, 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş iki temsilcisini' meclisteki yerlerini almaya davet eder. Her oturum için sadece bir temsilci konuşma yapabilir. Başkan tarafından mecliste konuşma yapmak için yetkilendirilirse, temsilci Kıbrıs * (*1376 sayılı Karara (2004) göre) şeklindeki belirtmeyle konuşmacılar listesinde yer alacaktır. Konuşmacılar listesinde dahil edilecekleri emre ilişkin olarak meclis oturumlarıyla ilgili ek hükümlerin (25 Mart 2002'de büro tarafından kabul edilen) 12. paragrafı uygulanır.

3. 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş bu iki temsilcisinin' isimleri, üyelerinin, mecliste Kıbrıs Türk toplumunu temsil edeceği Kıbrıs Türk siyasi partileri tarafından meclis başkanına bildirilecektir. Başkan bu isimleri büroya, daha sonra da onay için meclise sunacak ve bu karar tüm meclis yasama yılı için geçerli olacaktır.

4. Bu temsilcilerin isimleri , 'Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri' ifadesiyle yürürlükteki metnin sonundaki meclis listesinin 'Kıbrıs' sayfasına ilave edilecektir.

5. Komite çalışmalarına katılımla ilgili olarak 47.7 sayılı karara göre, her komite, adı geçen temsilcileri komitede yer alıp konuşma yapmak için davet etme kararı alabilir. Bu karar tüm meclis yasama yılı için alınabilir."

Daha önceki durum neydi?

AKPM'de Kıbrıs'a ayrılan 3 üyeliğin ikisi Rum parlamenterlerce kullanılırken, üçüncüsü uzun yıllar boş kaldı. 1997 yılında alınan bir kararla bu sonuncu üyeliğe sadece Kıbrıs'la ilgili fikirlerini ifade etmek ve sadece komisyon toplantılarına katılmak üzere KKTC'li üye getirildi.

Kıbrıs'taki referandumun ardından 29 Nisan'da alınan bir kararla da Kıbrıslı Türk temsilcinin genel kurul dahil tüm oturumlara katılımı kabul edilmiş, ancak Türk temsilcinin Rum heyetine dahil olacağı belirtilmişti. Kararın bu noktası Türk parlamenterlerce hayal kırıklığı ile karşılanmıştı.

KIBRIS 05/10/04

 

Görüşüyorlar, anlaşamıyorlar

OLUMLU AÇIKLAMA YOK... Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi Hareketi merkez yönetim kurulları bugün toplanarak "gizli zirvenin sonuçlarını" değerlendirecek. Üst düzey parti yetkilileri, "Görüştük, değerlendiriyoruz" açıklamalarıyla kamuoyuna net bir mesaj vermezken, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerde henüz bir noktaya ulaşılamadığı belirtiliyor

HÜKÜMET MODELİNDE BDH DA OLMALI... Kamuoyunun "CTP-DP-BDH" hükümeti istediği yönündeki izlenimden hareket eden CTP üst yönetimi, geçtiğimiz aylarda "yol kazasına uğrayan" üçlü koalisyon görüşmelerinin önümüzdeki hafta içerisinde tamamlanması için çaba harcıyor. Bu istem, geçtiğimiz günlerde DP genel sekreteri tarafından da kamuoyuna duyurulmuştu

FARKLI ALTERNATİFLER DEĞERLENDİRİLECEK... "27" milletvekilli BDH'lı koalisyon alternatifi dışında "26" milletvekilini bulma alternatifi de gündemde. "İlk tercih" CTP-DP-BDH koalisyonu olasılığının ortadan kalkması halinde, Ahmet Kaşif'in UBP'ye gitmesi ile üç milletvekili ile eski TKP-BÖİ hareketini koalisyona katma çabalarına hız verilecek

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) genel başkanlarının önceki gün "gizli zirvede" bir araya gelerek hükümet sorununu ele almaları siyasi kulislere hareketlilik getirdi. Dört saat süren görüşmenin ardından liderlerin ortak bir noktaya ulaşamadığı siyasi kulislerden sızan bilgiler arasında.

CTP ile BDH merkez yönetim kurulları bugün toplanarak, "gizli zirvenin sonuçlarını" değerlendirecek. Üst düzey parti yetkilileri, "Görüştük, değerlendiriyoruz" açıklamalarıyla kamuoyuna net bir mesaj vermezken, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerde henüz bir noktaya ulaşılamadığı belirtiliyor.

Çeşitli siyasi kaynaklardan derlenen bilgilere göre BDH'nın dört bakanlık talebinde bulunması, CTP'de huzursuzluk yarattı. CTP'ye göre, üçlü koalisyon alternatifinde, Demokrat Parti'nin (DP) de ikna olması gerekiyor. Kamuoyunun "CTP-DP-BDH" hükümeti istediği yönündeki izlenimden hareket eden CTP üst yönetimi, geçtiğimiz aylarda "yol kazasına uğrayan" üçlü koalisyon görüşmelerinin önümüzdeki hafta içerisinde tamamlanması için çaba harcıyor.

CTP cephesinde gerginlik

BDH'nın bir süre önce görüşmelerin tıkanmasına kaynak gösterilen önerileri ve sivilleşme ve demokratikleşme konusunda CTP üst yönetimine göre "kendisinden geride görme anlayışı" rahatsızlık yarattı.

Bugün toplanacak CTP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) genel başkan Mehmet Ali Talat ve genel sekreter Ferdi Sabit Soyer tarafından bilgilendirilecek.

26 mı, 27 mi?

CTP içerisinde, "27" rakamlı BDH'lı koalisyon alternatifi dışında, "26" rakamını bulma alternatifi de gündeme geldi.

Buna göre "ilk tercih" CTP-DP-BDH koalisyonu olasılığının ortadan kalkması halinde, TKP-BÖİ hareketini koalisyona katma çabalarına hız verilecek.

CTP'nin, "Ona güvenmiyorduk" dediği Mağusa Milletvekili Ahmet Kaşif'in UBP'ye gitmesinin ardından, "Ahmet Kaşifsiz TKP-BÖİ" alternatifi de gündeme alındı.

Şu anda oğlunun tedavisi nedeniyle yurtdışında bulunan Özgür Düşünce Partisi (ÖDP) Girne Milletvekili Ünal Üstel ile "bazı milletvekilleri" aracılığı ile temas kurulmaya çalışıldığı, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ile de "nabız yoklama" girişimlerinin sürdüğü öğrenildi.

 

DP'de UBP'ye dönüş mü?

DP, gelişmelerin şu anda dışında. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu arasında geçtiğimiz günlerde yer alan bir temasın ardından, DP'nin bilgisi dahilinde "yeni hükümet modelleri" üzerinde çalışmaların başlatıldığı öğrenildi.

Buna rağmen Demokrat Parti'de "UBP'li bir model" üzerinde görüşün ağırlık kazandığı gözlemleniyor.

Özellikle Türkiye'nin AB sürecindeki gelişmeler ve Güney Kıbrıs ile gümrük birliğine girmesi, DP'ye yapılan "milli hükümet" çağrılarını güçlendirdi. DP, "Tüm partilerin katılacağı bir hükümet" modelini de tartışmaya açmaya hazırlanıyor.

Sağ partilerde toparlanma var

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, "Vatanım, Türkiyem diyen bir hükümet modelini" gündeme getirmesinin ardından, sağda "Denktaş merkezli bir hükümet" modeli olasılığı tartışılmaya başlandı.

Meclis dışında kalan en güçlü siyasi parti konumundaki Ertuğrul Hasipoğlu başkanlığındaki Adalet ve Barış Partisi'nin (ADP) ardından, Salih Coşar başkanlığındaki Özgür Düşünce Partisi'nin (ÖDP) de "seçim olasılığı" nedeniyle UBP ile dirsek temasında olduğu siyasi kulislerde konuşulmaya başlandı. Ancak birleşme ile birlikte milletvekili Ünal Üstel'in nasıl bir tavır takınacağı merak konusu.

KIBRIS 05/10/04

 

Gümrük birliğini, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma izleyecek

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, Türkiye'nin Rum yönetimiyle gümrük birliğine girmesini "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tanımanın da izleyeceği belirtti.

İzzet İzcan yaptığı yazılı açıklamada, yaşanan bu yeni sürecin Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşinceye kadar Kıbrıs sorununun çözümünü buzdolabına konmasını getireceği endişesini dile getirerek "Bu da Kıbrıslı Türklerin uzun yıllar iki arada bir derede bekletilmeleri demektir" dedi.

CTP/BG-DP koalisyon hükümetini bu somut tehlike karşısında "aciz" kalmakla suçlayan İzcan, Başbakan Talat'ın verdiği bir demeçte "Atatürk Meydanı'nda kendimi mi asayım" sözünün de bunun bir göstergesi olduğunu belirtti. "Kıbrıslı Türkler adına bu açmazdan çıkış yolu Kıbrıs'ın güneyi ile diyalogdan ve erken federal çözümden geçer" diyen İzcan, şu görüşlere yer verdi:

"Başbakan, Kıbrıs sorununun çözümünü izolasyonun sonlanmasına ve doğrudan ticaretin başlaması koşuluna bağlamaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye AB'ye tam üye oluncaya kadar Kıbrıs sorununun buzdolabına konmasından ve bölünmüşlüğün kökleşmesinden başka hiç bir sonuç vermez. Gelinen aşamada BKP, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Annan Planı ile önerileri somutlaşmadan güney ile kuzey arasında ciddi bir diyaloğun önemini vurgular. Başta Başbakan Talat olmak üzere Annan Planı temelinde çözümden yana güçleri bu bağlamda gerekeni yapmaya çağırır."

KIBRIS 05/10/04

 

"Turizm Master Planı"na son şekli veriliyor

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın ilgili sivil toplum örgütlerinin de katılımını sağlayarak hazırladığı "Turizm Master Planı"na son şekli veriliyor.

Bakanlık özel kalem müdürü Yard. Doç. Dr. Salih Egemen, Master Planı'nın önemli oranda hazır olduğunu söyledi. Salih Egemen, TAK muhabirine yaptığı açıklamada, Turizm Kongresi'nde sunulan bildiriler, görüş ve önerilerin değerlendirildiğini, bunun sonucunda plana son şeklinin verileceğini kaydetti.

Yard. Doç. Dr. Egemen, Turizm Master Planı'nın süratle uygulamaya konularak KKTC turizmine "sürdürülebilir turizm" ilkesi çerçevesinde ivme kazandırılacağını vurguladı.

Egemen, belli bölgelerde yoğunlaşan turizm hareketleri ve gelirini tüm yurt sathına yayacaklarını, kitle turizmini yeniden düzenleyeceklerini ve özel ilgi turizmine de önem vereceklerini ifade etti.

Kuzey Kıbrıs'ın doğal güzellikleri, tarihi dokusu ve bozulmamış doğasını koruyan turizm stratejisi üzerinde geniş uzlaşı bulunduğunu vurgulayan Egemen, bunun Turizm Kongresi'nde de net olarak ortaya çıktığını söyledi. Egemen, Güney Kıbrıs'ta durumun tam tersi olduğunu kaydetti.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Yard. Doç. Dr. Salih Egemen, turizmde büyük atılımların eşiğinde olunduğunu sözlerine ekledi.

Rumlar rahatsız

Bu arada, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC'de yürütülen turizm çalışmalarından ve bu çerçevede 22-23 Eylül'de yapılan Turizm Kongresi'nden büyük rahatsızlık duyuyor.

Rum basın haberlerine göre, Rum Turizm Örgütü (KOT) Başkanı Fotis Fotiu, düzenlediği basın toplantısında, KKTC'yle ilgili olarak "Kıpırdanma var, stratejik plan var ve turistleri çekmek için büyük çalışmalar planlıyorlar. Biz rakip olarak görmek istemiyoruz. Ancak, çözüm olsun veya olmasın, yakın gelecekte rakibimiz olmalarını bekliyorum" dedi.

Güneyde kumarhane açılması konusuna da değinen Fotiu, bunun siyasal nedenlerden dolayı gerekli olduğunu, yaptıkları araştırmada, yüzlerce Rum'un kumar için KKTC'de konakladıkları, ayrıca İsrail, Mısır, Dubai ve Lübnan'dan güneye giden turistlerin de bu amaçla kuzeye geçtiklerini kaydetti.

KIBRIS 05/10/04

 

Başbakan Talat: Türkiye'ye AB'den tarih verilecekse bunun nedeni, Kıbrıs Türk halkının "evet"idir

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'ye Avrupa Birliği için tarih verilecekse, bunun sebebinin adada yapılan referandumda Kıbrıs Türk halkının "evet" demesi ve Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önünden kalkmış olması olduğunu vurguladı.

Talat, önceki akşam Türkiye'deki Haber Türk kanalı ile Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun ortak yayınına konuk oldu.

Başbakan Mehmet Ali Talat, "Basın Kulübü" adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtlayarak, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Başbakan Talat, "Rum yönetiminin Gümrük Birliği'ne dahil edilmesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye tarafından yalnız mı bırakıldı?" sorusu üzerine, bunun önceden belli olduğunu ve daha önce katıldığı birçok programda da bu konuyu dile getirdiğini belirterek, kendisi için bir sürpriz olmadığını söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi durumunda Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Gümrük Birliği'ne dahil edeceğinin önceden belli olduğunu ifade eden Başbakan Talat, bunun sorumluluğunun "yıllardır çözüm vizyonunu taşımayan ve bu yönde politikalar yürütenlere ait" olduğunu kaydetti.

Talat, her şeyin zamanında yapılması gerektiğini, zamanında yapılmamış, kaçırılmış adımların başarının önündeki engel olduğunu belirterek, "1999 yılındaki Helsinki Zirvesi'nden 2002 yılına kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmiş olmalıydı" dedi.

2002 yılında Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye Avrupa Birliği üyeliği için adaylık verildiğini, aynı yıl adada taraflara sunulan Annan Planı'nın ise Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından reddedildiğini söyleyen Başbakan Talat, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ise Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004 yılında Avrupa Birliği'ne üye olması için 16 Nisan 2003'te Avrupa Birliği'ne katılım anlaşmasını imzaladığını hatırlattı.

"Türkiye, her şeyin farkında"

Başbakan Talat, Türkiye'nin Kıbrıs sorununda her şeyin farkında olduğunu ve ona göre politika yürüttüğünü anlatarak, kendi hükümetinin iş başına gelmesiyle Kıbrıs sorununun referanduma taşındığını kaydetti.

Hükümetinin, adada yapılacak referandumda Rum tarafının "evet" diyeceğini düşünerek politika yürüttüğünü de ifade eden Talat, referandumda Türk tarafının "evet", Rum tarafının ise "hayır" demesinin Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'deki hükümetin sorunu olmadığını söyledi.

Başbakan Talat, Türkiye'ye Avrupa Birliği için tarih verilecekse, bunun sebebinin adada yapılan referandumda Kıbrıs Türk halkının "evet" demesi ve Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önünden kalkması olduğunu da vurguladı.

Başbakan Talat, "Bundan sonra kim nasıl bir politika yürütecek?" sorusu üzerine ise, eski politikaların öldüğünü, bundan önce Kıbrıs'ta çözüm karşıtı olan ve Avrupa Birliği kavgası eden eski politikaların gömüldüğünü söyledi.

Kıbrıs Türk halkının "eveti" ile dünyaya çözüm istediğini gösterdiğine, dünya tarafından sempati kazandığına işaret eden Talat, bundan sonra da adada çözüm vizyonunu koruyarak Kıbrıs Türk halkının aleyhine alınmış tüm dengelerin bozulması için mücadele verileceğini vurguladı.

Başbakan Talat, "Kıbrıs Türk halkının referandumda 'evet' demesi durumunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan izolasyonlara son verileceğini söylediniz. Şimdi ise bu konuda önceki hükümetleri eleştiriyorsunuz. Burada bir dengesizlik yok mu?" şeklindeki soruya karşılık, kendisinin referandumdan önce Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kalkacağını söylemediğini, sadece adada çözüm olursa Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kalkacağını söylediğini kaydetti.

Referandumda hükümetin yürüttüğü kampanya sırasında Rum tarafının "hayır" diyeceğini son ana kadar beklemediğini anlatan Başbakan Talat, 1 Mayıs'ta "Kıbrıs'ın" Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda Kıbrıs Türk halkının yama olacağını söylediğini hatırlattı.

"İnsanüstü bir iş yapamam"

"Hükümetsiniz neden siz düzeltmiyorsunuz?" sorusuna karşılık ise Başbakan Mehmet Ali Talat, geçmiş hükümetlerin Kıbrıs Türkü'nü 40 yılda dünyada tecrit edilmiş bir toplum haline getirdiklerini belirterek, "40 yılda yıktıklarını bana '5 ayda yap' diyorsunuz. Yapamam. İnsanüstü bir iş yapamam" dedi.

40 yılda ne egemenlik ne de tanınmışlık politikasının geliştirildiğini belirten Başbakan Talat, Kıbrıs'ta 1999 yılına kadar, var olan durumu sürdürerek statükoyu kalıcılaştırıp yasallaştırma düşüncesi taşındığını söyledi.

"KKTC, Türkiye'yle yeni hareket stratejisi çalışması yapıyor"

Türkiye'yle birlikte yeni bir hareket stratejisi çalışmaları yaptıklarına da değinen Başbakan Talat, Avrupa Birliği ülkelerinin hukuka ve anlaşmalara bağlı olduğunu hatırlatarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili bir karar alması durumunda, Avrupa Birliği ülkelerinin Kıbrıslı Türklerle temasının hukuka bağlanacağını kaydetti.

" 'Kıbrıs Cumhuriyeti' bandıralı gemilere boykot var"

Başbakan Talat, Mali Tüzük'ün, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmaması gerektiğine de işaret ederek "Doğrudan ticaret, Türkiye'nin önümüzdeki günlerde Avrupa Birliği doğrultusunda atacağı adımlarda değerlendirmesi gereken bir husustur. Çünkü Türkiye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Gümrük Birliği'ne aldı, ama her şey bitmedi. Hâlâ Türkiye limanlarına Kıbrıs Cumhuriyeti bandıralı gemiler giremez. Boykot var" dedi.

Türkiye, Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne girdi diye ekonominin merkezinin kuzeyden güneye ancak hiçbir tedbir alınmazsa kayabileceğini anlatan Başbakan Talat, "Bu durumun bizi olumsuz etkileyeceğini biliyoruz. Dolayısıyla gerekli tedbirleri alacağız" dedi.

"TC Dışişleri Bakanlığı, benimle istişare etti"

Başbakan Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesiyle ilgili Rum tarafının önerilerine karşı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin sunduğu öneriler arasında Türkiye'den ithalatın da Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında güneyde uygulanması konusunun bulunduğunu belirterek, Güney ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği'nden sonra bunun önemli bir tartışma konusu olacağını söyledi.

Türkiye'nin büyük sıkıntılarla Güney ile Gümrük Birliği kararı aldığını kaydeden Başbakan Talat, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın kararı açıklamadan önce, niye ve hangi koşullarda Gümrük Birliği'ni gerçekleştirecekleri konusunda kendisiyle istişarelerde bulunduğunu söyledi.

"Rumlar çok büyük yaygara kopardı"

İslam Konferansı Örgütü-Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Ortak Forumu'nun iptal edilmesini de değerlendiren Başbakan Talat, "Bizim İslam Konferansı Örgütü'nde 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak anılmamızın abartılmadığını ısrarla söylemek istiyorum. Serdar Denktaş da ben de bunun tanınma olmadığını, yeni bir devlet ilanı da olmadığını, bunun olumlu bir karar olduğunu, bunun aslında 'evet' dememizin alkışlanması olduğunu söyledik" dedi.

Başbakan Talat, ortak konferansın iptal edilmesinin esas nedeninin aslında Rum tarafının ortaya koyduğu çok büyük yaygara olduğunu kaydederek, bunun yeni bir şey olmadığını söyledi.

Hollanda'nın bu konuda Rum tarafının büyük çığırtkanlığı ve baskısı nedeniyle tavır koyduğunu ifade eden Başbakan Talat, "Bizim yanlış politikalarımız sayesinde Rum tarafı diğer ülkelerle eşit olarak orada oturuyor. Rumlar, Avrupa Konseyi üyesidir. Bütün kurumlarında da vardır. Tabii ki törenle 16 Nisan 2003'te Rum tarafını Avrupa Birliği'ne sokan herhalde ben değildim" diye konuştu.

KIBRIS 05/10/04

 

Türkiye’ye
‘yeşil ışık’

 

Avrupa Komisyonu Türkiye’nin ilerleme raporunu onayladı. Raporda, Türkiye ile tam üyelik müzarekelerine başlanması öngörülürken, demokratikleşme ve insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyelik müzakerelerinin askıya alınacağı belirtiliyor.

 

Brüksel
NTV-MSNBC

6 Ekim 2004 —  Komisyon, müzakere için başlangıç tarihi vermedi. Komisyon raporu, Türkiye ile ilişkilerde 3 ayaklı bir stratejinin geliştirilmesini öneriyor

 

 İlerleme Raporu’nda, Türkiye ile tam üyelik müzarekelerine başlanması öngörülürken, demokratikleşme ve insan haklarında sorun yaşandığı takdirde üyeliğin askıya alınacağı belirtiliyor.

Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterli derecede yerine getirdiğine dikkat çeken Komisyon, bu çerçevede tam üyelik müzakerelerin başlamasını öneriyor. Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı reformların da artık geriye dönüşü olmadığının ise Türkiye tarafından teyid edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bununla birlikte, Türkiye ile ilişkilerde 3 ayaklı bir stratejinin geliştirilmesini öneren Komisyon raporu, birinci ayağını Türkiye’deki siyasi reformlara ayırıyor.
       2005 yılının sonunda, Avrupa Komisyonu’nun Devlet ve Hükümet başkanlarına güncelleştirilmiş bir katılım ortaklığı belgesi sunacağını açıklayan rapor, bu sayede, reformlara ivme kazandırılacağını belirtiyor.
       
REFORMLAR UYGULANMALI
       Stratejinin ikinci ayağı ise müzakere yöntemi ve kaidelerini belirliyor. Türkiye’nin hangi konu başlıkları müzakere edeceğini tespit etmek için hükümetlerarası konferansın toplanması gerektiğine dikkat çeken Komisyon, bir müzakere başlığının tamamlanması için Türkiye’nin muktesebatı ulusal yasaya çevirip, aynı zamanda uygulamış olması gerektiğinin altını çiziyor.
       
ASKIYA ALMA KARARI OY ÇOKLUĞU İLE
       Türkiye’de insan hakları ve demokratikleşme konusunda bir sorun yaşandığı taktirde, müzakerelerin askıya alınabileceğine işaret eden Avrupa Komisyonu, bunun yöntemini de belirliyor.

       Buna göre, Avrupa Komisyonu, Türkiye’de siyasi istikrarsızlık veya temel hak ve özgürlükler konusunda bir sorunla karşı karşıya kaldığını tespit ettiği andan itibaren, AB devlet ve hükümet başkanlarına müzakerelerin askıya alınmasını talep edebilir. AB Devlet ve Hükümet Başkanları da bu kararı nitelikli oy çoğunluğu ile almaları gerekiyor.
       
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE DİYALOG
       Başta serbest dolaşım olmak üzere, müktesebatın uygulanması için uzun süreli geçiş dönemlerinin de öngörülmesi gerektiğini ifade eden rapor, stratejinin üçüncü ayağı olarak, sivil toplum kuruluşları ile yapılacak ortaklıklara ayırıyor.

 Buna göre, AB üyeleri, Türk sivil toplum kuruluşları ile muntazam bir diyalog kurması gerektiğine dikkat çeken rapor, Türkiye’nin de AB’deki sivil toplum kuruluşları ile iletişim içerisinde olması gerektiğine vurgu yapıyor.
       Raporda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ucunun açık olduğu, müzakerelerin ne zaman tamamlanacağı konusunda kesin bir tarih olmadığı da belirtildi.

 

Prodi: Yanıtımız ‘koşullu evet’

 

AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, AB Komisyonu’nun Türkiye’ye yanıtının “koşullu evet” olduğunu söyledi.

 

Brüksel
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

6 Ekim 2004 —  Prodi, düzenlediği basın toplantısında, “Gerekli kararları verecek olan devlet ve hükümet başkanları olacaktır” dedi ve Türkiye’nin Avrupa’ya katılmasında korkulacak bir şey olmadığını söyledi. Romano Prodi, uzun sürecin 1990’lı yılların başında başladığına değinirken, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yakaladığına karar verildiğini söyledi. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen ise, müzakerelerin açık uçlu bir süreç olduğunu hatırlattı.

Türkiye’nin ilerleme raporunu onaylayan Avrupa Birliği Komisyonu, müzakerlerin başlamasını önerdi. Raporu görüşmek için biraraya gelen komisyon üyelerinin toplantısı yaklaşık 4 saat sürdü.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Prodi ve genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, toplantının ardından Avrupa Parlamentosu’na giderek, parlamenterleri bilgilendirdi.
       Prodi, “Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşıladığına karar verildiğini açıkladı ve müzakere yöntemiyle ilgili kararların daha sonra alınacağını kaydetti. Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformları sıralayan Prodi, “Biz evet diyoruz, ancak Türkiye de reformlarda gerileme olmayacağının garantisini vermeli” dedi.
       Prodi, insan hakları, temel haklar ve özgürlükler alanında, sorun yaşanması halinde müzakerelerin aksayacağını vurguladı. Avrupalı parlamenterlere seslenen Prodi, “Türkiye’den korkmaya gerek yok, Türkiye’nin sunabileceği fırsatları değerlendirmemiz gerekir” dedi.
       Verheugen de Türkiye ile müzakerelerin başlanması yönündeki kararın, Komisyon’da geniş bir uzlaşma sonucu alındığını söyledi. “Türkiye insan haklarına saygı duyulan bir ülke” diyen Verheugen, siyasi etkilerden uzak, kapsamlı ve adil bir rapor hazırlandığını ifade etti.
       Verheugen, “Yasal çerçeve bizim beklentilerimizi karşıladı” derken, uygulama konusunda yapılması gerekenler olduğunu kaydetti. Verheugen, “Bu reformların sonuçları açısından baktığımızda yüzde yüz uyum bekleseydik, hiç genişleyemezdik” ifadesini kullandı.
       Günter verheugen, göç gibi konularda kalıcı önlemler alınması gerektiğini de belirtti ve müzakere sürecinin ucunun açık olduğunu kaydetti.
       

 

 

Rum-Yunan lobisinden tasarı engeli

 



06 Ekim, 2004 10:42:00 (TSİ) CNN TURK

 

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türk tarafının çabalarını öven ve KKTC'nin tecridine son verilmesini destekleyen yasa tasarısı Rum-Yunan lobisinin engeline takıldı.

ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Avrupa alt komitesinde oy çokluğu sağlanamaması nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, çözüm yönünde Türk hükümetinin çabalarını övüyor ve tecridin son bulması için ABD ve AB girişimlerini destekliyordu.

Avrupa alt komitesinde, toplam üç üyenin desteklediği tasarıya üç üye karşı çıktı.

Washington kaynakları, tasarının kongredeki güçlü Rum-Yunan lobisine takıldığını belirtti.

Tasarıyı, Türkiye Dostluk Grubu sundu

Söz konusu tasarıyı, Temsilciler Meclisi Demokrat Parti Florida Milletvekili ve kongredeki 'Türkiye Dostluk Grubu' üyesi Robert Wexler sunmuştu.

Karar tasarısına Wexler, Komite Başkanı JoAnn Davis ve Dan Burton destek verirken, Sheila Jackson Lee, Eliot Engel ve Thaddeus McCotter ret oyu verdi.

Eşitlik nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, böylelikle geçerliliğini kaybetti.

AB'ye üye olma umudunu yitirmeme çağrısı

Kıbrıslı Türkler'e birleşmiş bir Kıbrıs olarak AB'ye üye olma umudunu yitirmemeleri çağrısında bulunulan tasarıda, ABD hükümetiyle AB'nin, Kıbrıslı Türkler'in Annan planı prensiplerine gösterdikleri destek çerçevesinde finansal ve diğer kısıtlamaları içeren tecridin kaldırılması yönündeki kararlarının alkışlandığı belirtiliyor.

Washington'daki kaynaklar, tasarı içinde Türkiye'nin çok hoşuna gitmeyen bazı unsurlar olmasına karşılık, böyle bir karar tasarısının kabulünün, Kuzey Kıbrıs'ın tecridini azaltıcı tedbirler yolunda ABD yönetiminin kongrede elini güçlendireceği yorumunda bulundu.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne veya Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na kadar gitmesi beklenmeyen tasarının kabulü, bu konudaki hassasiyeti vurgulayacaktı.

Washington kaynakları, Türk tarafının kabul edilmesi beklentisine karşılık, Rum-Yunan lobisinin güçlü muhalefeti nedeniyle tasarının alt komitede kabulünün engellendiğine işaret etti.

 

Rum-Yunan lobisinden tasarı engeli


      Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türk tarafının çabalarını öven ve KKTC'nin tecridine son verilmesini destekleyen yasa tasarısı Rum-Yunan lobisinin engeline takıldı.
      ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Avrupa alt komitesinde oy çokluğu sağlanamaması nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, çözüm yönünde Türk hükümetinin çabalarını övüyor ve tecridin son bulması için ABD ve AB girişimlerini destekliyordu.
      Avrupa alt komitesinde, toplam üç üyenin desteklediği tasarıya üç üye karşı çıktı.
      Washington kaynakları, tasarının kongredeki güçlü Rum-Yunan lobisine takıldığını belirtti.
     
      Tasarıyı, Türkiye Dostluk Grubu sundu
      Söz konusu tasarıyı, Temsilciler Meclisi Demokrat Parti Florida Milletvekili ve kongredeki 'Türkiye Dostluk Grubu' üyesi Robert Wexler sunmuştu.
      Karar tasarısına Wexler, Komite Başkanı JoAnn Davis ve Dan Burton destek verirken, Sheila Jackson Lee, Eliot Engel ve Thaddeus McCotter ret oyu verdi.
      Eşitlik nedeniyle kabul edilmeyen tasarı, böylelikle geçerliliğini kaybetti.
     
      AB'ye üye olma umudunu yitirmeme çağrısı
      Kıbrıslı Türkler'e birleşmiş bir Kıbrıs olarak AB'ye üye olma umudunu yitirmemeleri çağrısında bulunulan tasarıda, ABD hükümetiyle AB'nin, Kıbrıslı Türkler'in Annan planı prensiplerine gösterdikleri destek çerçevesinde finansal ve diğer kısıtlamaları içeren tecridin kaldırılması yönündeki kararlarının alkışlandığı belirtiliyor.
      Washington'daki kaynaklar, tasarı içinde Türkiye'nin çok hoşuna gitmeyen bazı unsurlar olmasına karşılık, böyle bir karar tasarısının kabulünün, Kuzey Kıbrıs'ın tecridini azaltıcı tedbirler yolunda ABD yönetiminin kongrede elini güçlendireceği yorumunda bulundu.
      Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne veya Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na kadar gitmesi beklenmeyen tasarının kabulü, bu konudaki hassasiyeti vurgulayacaktı.
      Washington kaynakları, Türk tarafının kabul edilmesi beklentisine karşılık, Rum-Yunan lobisinin güçlü muhalefeti nedeniyle tasarının alt komitede kabulünün engellendiğine işaret etti.
     MILLIYET 06/10/04

 

Komisyon üyelik görüşmelerini başlatmayı önerdi

Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye'nin yıllardır beklediği tarihi tavsiyesini açıkladı:
      "Komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını düşünmekte ve katılım müzakerelerinin açılmasını tavsiye etmektedir".
      Komisyon'un uzun ve yoğun tartışmalar sonucu yaptığı tavsiye Türkiye'yi AB macerasında bir aşama ileriye taşıdı. Tavsiye, diğer adaylarınkiyle kıyaslandığında oldukça detaylı ve zorlu bir müzakere sürecinin sinyallerini verse de, her şey Türkiye'ye bağlı olacak. Komisyon'un görevini yerine getirmesinin ardından gözler 17 Aralık'ta Brüksel'de yapılaca liderler zirvesinde Türkiye'yle müzakerelerin başlayıp başlamayacağı konusunda nihai kararı verecek olan AB liderlerine çevrildi.
      Komisyon'un 9 sayfa ve yedi bölümden oluşan tavsiye kararında müzakere sürecinde izlenecek yöntem de detaylı biçimde yer aldı. 17 Aralık'ta liderlerin de yeşil ışık yakması halinde Türkiye'nin en az on yıl sürmesi beklenen "müzakere macerasının" detayları şu şekilde belirlendi:
     
     MÜZAKERE BAŞLASIN:

      Türkiye siyasi reform sürecinde, özellikle Katılım Ortaklığı'nda dile getirilen öncelikler doğrultusunda geçen yıllarda kabul edilen anayasal ve yasal değişikliklerle özlü bir ilerleme sağladı. Bununla birlikte Dernekler Yasası, yeni Ceza Kanunu ve İstinaf Mahkemeleri'ne ilişkin yasa henüz yürürlüğe girmedi. Ceza Muhakemeleri Yasası halen kabul edilmeyi bekliyor. Reformlara ilişkin olarak sağlanan genel ilerleme ışığında Komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını düşünmekte ve katılım müzakerelerinin açılmasını tavsiye etmektedir. Reform sürecinin geri döndürülmezliğinin, özellikle temel özgürlüklere yönelik uygulamasının daha uzun bir zaman dilimi için konfirme edilmesi gerekiyor.
      NE ANLAMA GELİYOR: Metnin ilk halinde yer alan "gecikmeksizin" sözcüğü kaldırıldı. Ancak bu olumsuz bir etki yaratmıyor. Müzakerelere ilişkin tarih atfı yapılması Konsey'in görevi. 2002 Kopenhag Zirvesi sonuç bildirisinde "müzakereler gecikmeksizin başlar" yönündeki ifade Türkiye açısından güvence oluşturuyor. Komisyon bu süreyi 4 - 6 ay olarak öngörüyor.
     
     UYGULAMA YAYGINLAŞTIRILMALI:

      Türkiye reformların düzgün biçimde uygulanmasını sağlamak için güçlü çaba sarfediyor. Buna rağmen uygulamanın daha fazla pekiştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor. Bu özellikle işkence ve kötü muameleyle mücadelede sıfır hoşgörü politikası ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın hakları, sendika hakları ve azınlık haklarına ilişkin hükümlerin uygulanmasında sağlanmalı.

TÜRKİYE'NİN KATILIMINDAN KORKACAK BİRŞEY YOK!

      AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Komisyon’un Türkiye’ye ‘şartlı evet’ dediğini açıkladı. Prodi, Avrupa’nın Türkiye’nin üyeliğinden korkmaması gerektiğini söyledi.
      AB’deki çok ciddi tartışmalar ve uzun bir hazırlık süreci sonunda hazırlanan Türkiye'ye ilişkin raporun, bir dizi tavsiyeyi de beraberinde getirdiğini söyleyen Prodi, Türkiye’deki durumun denetim altında tutulması gerektiğini belirtti.
      Komisyon’un Türkiye’ye ilişkin bütün verileri deforme etmeden tek tek değerlendirdiğini anlatan Prodi, Türkiye’de son birkaç yılda büyük reformlar gerçekleştirilmesine rağmen, halen pratik gerçekliğe dönüştürülmesi gereken pekçok konunun olduğuna dikkat çekti.
      Prodi, Komisyon’un intibasının çok olumlu olduğunu, yapılan tüm reformların kendilerini ‘evet’ demeye yönelttiğini, ancak Avrupa’nın dikkatli davranmaya devam edeceğini söyledi.
      Komisyon Başkanı sendikal haklar, kadın hakları, sivil-asker ayrımı, sivil toplumun daha aktif hale getirilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
      Romano Prodi, AB kamuoyuna mesajında ise ''Türkiye'nin katılımından korkacak bir şey olmadığını'' söyledi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Türkiye ile ilgili tavsiye belgesini açıkladı. Belgede ulaşılan sonuçlara ve tavsiyelere sekiz maddede yer verildi.
     
     İŞTE TAVSİYE KARARI!..

      Komisyon belgesinde öne çıkan maddelerin başında, dernekler kanunu, yeni TCK, istinaf mahkemeleri ve ceza infaz yasasının uygulamaya konulması gerektiği, bu değişikliklerle beraber reform sürecinin geriye dönmemesini sağlamak üzere AB'nin süreci yakından kontrol etmesi tavsiye ediliyor. AB, bu amaçla 2005 yılı sonundan itibaren siyasi reformlarda kaydedilen gelişmeyi inceleyen yıllık raporlar hazırlayacak.
      Komisyon, AB anlaşması ve Avrupa Anayasası ile uyum sağlamayan özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tehdit eden ciddi ölçüde ihlaller tespit etmesi halinde, müzakere sürecinin askıya alınmasını tavsiye edecek. AB Konseyi, bu durumda nitelikli çoğunlukla karar alacak.
      Belgede, Türkiye'nin hayata geçirdiği önemli yasal düzenlemelerin ışığında, komisyonun, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterince karşıladığına kanaat getirdiği ve müzakerelerin başlamasını tavsiye ettiği kaydediliyor.
      Belgede, Türkiye ile müzakerelerin ne zaman başlayacağına ilişkin kararın aralık ayında yapılacak Hükümetlerarası Konferans'ta devlet ve hükümet başkanları tarafından kararlaştırılacağı belirtiliyor.
      Geçiş sürecinin uzun sürebileceği kaydedilen belgede, yapısal politikalarda ve tarım politikasında bazı özel düzenlemelere ihtiyaç duyulabileceği kaydediliyor.
      Türkiye ile müzakerelerin başlamasının Türkiye'de reformların devam etmesi açısından çok önemli olduğu, ancak müzakereye başlamanın tek başına yeterli olmadığı kaydedilen belgede, ''Bu sonu açık bir süreçtir, sonuç baştan garanti edilemez'' ifadesi kullanılıyor.
     
     YEŞİL IŞIK YAKILDI

      AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen, Avrupa Parlamentosu'nda konuşarak Türkiye Raporu hakkında bilgi verdiler.
      Prodi ve Verheugen'in konuşmalarının ardından grup temsilcileri görüş bildirdi.
      Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell Fontelles, AB Konseyi'nin 17 Aralık'ta bir karar almasından önce Parlamento'nun bir rapor sunacağını söyledi.
      Hıristiyan Demokrat Grup Başkanı Hans-Gert Poettering, gruplarında Türkiye konusunda tam bir uzlaşma olmadığını, ancak Türkiye'nin AB'ye katılımı halinde ''farklı bir AB'nin'' söz konusu olacağı konusunda herkesin mutabık gözüktüğünü anlattı. Poettering, Türkiye'ye daha farklı bir işbirliği önerilmesi seçeneğinin de göz ardı edilmemesini istedi ve ''AB'nin geleceği söz konusudur'' diye konuştu.
     
     ''TÜRKİYE'YE ŞANS TANIYORUZ''

      Sosyalist Grup adına konuşan Martin Schultz, Avrupa'ya barış getirmenin ve Avrupa birleştirmesini tamamlamanın söz konusu olduğunu, sosyalistlerin Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasından yana olduklarını, Türkiye'nin katılımıyla ''İslam'ın AB ile uyuşmadığı'' görüşünün çürütülmüş olacağını anlattı.
      Schultz, müzakereler sırasında düzenli raporlar ve bilgilendirilmek istediklerini, bu sürecin aksama halinde askıya alınabileceğini, 10-15 yıl sürebilecek müzakerelerin başlamasının otomatik bir sonuç getirmeyeceğini söyleyerek, Hıristiyan Demokrat grubu eleştirdi ve ''Bakalım sizin hükümetleriniz aralık ayında, AB Konseyi'nde ne yapacaklar'' dedi.
      Schultz, 1 Kasım'da göreve başlayacak yeni AB Komisyonu'nun aynı tavrı izlemesini isteyerek, ''Türkiye'ye şans tanıyoruz'' dedi.
      Liberal Grup adına konuşan Graham Watson, ''Tarihi bir başarı. Türkiye 40 yıldır bu sonucu bekliyor'' diyerek, Türkiye'nin geliştiğini, AB'ye girecek olan Türkiye'nin, bugünkü Türkiye olmadığını ifade etti. AB değerleri üzerinde hiç kimsenin tekeli bulunmadığını, Avrupa Parlamentosu'nun ilke olarak Türkiye'nin katılımına karşı olmadığını söyleyen Watson, müzakerelerin başlamasının bir garanti getirmediğini, Türkiye'nin reformlar yolunda devam etmesi gerektiğini, AB'ye sağlıklı bir demokrasiyle girmesinin istendiğini anlattı.
     
     UMARIM ÇOCUKLARIMIZ, TÜRKİYE'Lİ BİR AB'DE YAŞAR

      Yeşiller Grubu adına konuşan Daniel Cohn Bendit, grubunun Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasından yana olduğunu bildirerek, Türkiye'nin katılımının AB'yi değiştirmeyeceğini, kültür alanının genişleyeceğini belirtti.
      Cohn Bendit, AB'ye güvendiğini, Türkiye'nin 2014 yılında AB'ye girebileceğini, o zamana kadar çok değişiklikler ve gelişmeler olacağını, Türk katılımının barış ve katkı getireceğini söyleyerek, ''Umarım çocuklarımız, Türkiye'nin de içinde olduğu bir AB'de yaşarlar'' dedi.
      Sol Birlik Grubu adına konuşan Francis Wurtz, Türkiye'nin katılımından yana olduklarını bildirerek, AB'nin geleceğini laiklik, hoşgörü ve kültür temelinde gördüklerini anlattı. Wurtz, Kıbrıs, sözde Ermeni soykırımı gibi sorunların çözülmesi gerektiğini istediklerini de söyledi.
      ''Komisyon Türkiye'nin hazır olduğunu söylüyor, ama AB hazır değil'' diyen AB karşıtlarından Danimarkalı Jens-Peter Bonde, Türkiye'nin katılımı halinde, AB bünyesinde çok güçlü ve etkili olacağını anlatarak, bu katılıma karşı görüşler savundu ve Parlamento'da oluşturdukları grubun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tavır aldığını belirtti.
      Avrupa Uluslar Grubu adına konuşan İrlandalı Brian Crowley, ''10 yıl önce Türkiye'nin bugünkü aşamaya gelebileceğini kim söyleyebilirdi'' diyerek, ''Türk katılımının yarın gerçekleşmeyeceğini, müzakerelerin somut bir sonuca açık olması ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini'' ifade etti.
      ''Komisyon, Avrupalı olmayan bir ülkeye yeşil ışık yakarak AB değerlerini terk ediyor'' diyen Belçikalı aşırı sağcı Philip Claeys, Türkiye karşıtı görüşler öne sürdü.
      Avrupa Parlamentosu-TBMM Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk, AB Komisyonu kararını kutlayarak, Türk iş gücünün serbest dolaşımının geçici değil, kalıcı bir şekilde engellenmesine yönelik öneriyle Komisyon'un ''çok ileri gittiğini'' söyledi.
     
     İLERLEME RAPORU'NA 28 ‘EVET’, 2 ‘HAYIR’

      AB Komisyonu, AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlamasına yeşil ışık yakan raporu, oy çokluğuyla kabul etti.
      AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada İlerme Raporu'nun 'büyük bir uzlaşma'yla kabul edildiğini açıkladı.
      Reuters haber ajansının Komisyon kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 30 üyeli AB Komisyonu’nda sadece Hollandalı Frits Bolkestein ve Fransız Pascal Lamy, rapora ‘hayır’ oyu verdi.
     
     FRANSA VE HOLLANDA'NIN TÜRKİYE'YE BAKIŞI

      Türkiye'nin üyeliği konusunda referandum yapılacağı sözünü veren Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin üyeliğini uzun vadede destekliyor. Ancak hükümette çoğunluğa sahip olan muhafazakar parti, Türkiye'nin birliğe tam üye olmasına karşı çıkıyor.
      Avrupa Birliği dönem başkanı Hollanda’daki merkez sağ koalisyon hükümeti ve muhalefet de prensipte Türkiye’nin üyeliğine destek veriyorlar.
     
     FARKLI BİR 'GENİŞLEME'

      Türkiye’nin 2015 yılından önce AB’ye üye olabileceğine ihtimal vermeyen Komisyon, Türkiye’nin üyeliğinin nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomisi, güvenlik ve askeri potansiyelinden ötürü diğer ‘genişleme’lerden daha farklı olacağı konuşuluyor

MILLIYET 06/10/04

 

Perdeler kalkıyor

KIBRIS'a konuşan Başbakan Talat, Kıbrıs Türkü'ne yaşam hakkı tanımayan Rum gericilerin ve Papadopulos hükümetinin dünya tarafından görülmesine yıllarca Denktaş-Eroğlu ikilisinin engel olduğunu söyledi:

KAYBEDİLEN DAVANIN SEYRİ DEĞİŞTİ"... Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün "evet" demesi ile birlikte kaybedilen bir davanın seyrinin değiştiğini, AKPM'deki kararın da bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Başbakan Talat, dış politikadan hükümet kurma çalışmalarına, hükümet icraatlarından özel yaşamına kadar birçok konuda Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı

"AKPM'DEKİ SONUCU BEKLİYORDUK"... "Sonucun bu olma ihtimali çok yüksekti. Haziran- temmuz dönemine dayanan bir süreç var. O günlerde arkadaşlarımız Strasbourg'daydılar. Kıbrıslı Türklerin 'evet' demesi ile ortaya çıkan yeni durumda, Kıbrıs'a ait üç üyelikten ikisini Rumların doldurması, bir tanenin de Türklere ayrılması durumu yeniden değerlendirildi. Biz bu temsiliyeti istedik. Ayrı irademizi anlattık. Sonuçta 'evet bu asambleye yansımalı' dedik."

"DENKTAŞ'A BENZETİLMEK BENİ ÜZÜYOR"... "Benim en çok gücüme giden, yaptığım açıklamalarla Denktaş ile aynı çizgiye geldiğim yönündeki mesnetsiz eleştiriler. Çünkü uzaktan yakından benzer politik duruşumuz yok. Ama umurumda bile değil, Herkes görüyor, dünya görüyor... Dünya gördüğü halde bizimkiler göremiyor. Avrupa'nın en saygın gazetesi beni 'yılın devlet adamı' adayı gösterebiliyor ama bizim bazıları 'Denktaş'tan ne farkın var?' diyebiliyor"

"ÇÖZÜM HÜKÜMETİYİZ"... "Barış ve Demokrasi Hareketi ile yeni bir hükümet görüşmeleri sürüyor. Bu başka bir şeydir. Ama çözüm yanlıları zaten bu hükümette ağırlıktadır. Kusura bakmasın kimse. Bu hükümet çözüm yanlısı bir hükümettir. Bu hükümetin içinde üyelerini serbest bırakmış bir ortak var diye, kimse 'bu hükümet çözüm yanlısı değil' diyemez. En büyük hedef, referandum değil miydi? Bu değil mi en büyük çözüm isteme? 'Bekleyin' dedik ve sonucu yaşayarak gördük"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde (AKPM) Kıbrıslı Türklere temsiliyet hakkı tanınmasına, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65 oranında 'evet' demesinin neden olduğunu söyledi. Rumların tüm engelleme girişimlerine rağmen bunun kabul edileceğini bildiklerini belirten Talat, "Her aşamada kararlı ve ciddi hareket ettik. Konuya hakim olduk ve oy hakkı olmasa da kendimizi anlatmamızı sağlayacak temsiliyeti elde ettik" dedi.

Başbakan Talat, cumhurbaşkanının, "Talat, Rumları yeni gördü, tanımaya başladı" sözlerini de eleştirerek, kendisinin Rum gericilerinin farkında olduğunu ama dünyanın da bunu fark etmesine Cumhurbaşkanı Denktaş ve Eroğlu hükümetlerinin engel olduğunu vurguladı. Talat, "Şimdi dünya gerici Rum yöneticilerinin farkında" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'a benzetilmesinin ise kendisini çok üzdüğünü ifade eden Talat, "Ancak aramızdaki farkı anlatmama gerek yok. Halkımız zaten bu kıyaslamayı yaptı" demekle yetindi.

Esas hedefin çözüm olduğunu, ancak çözüme giden yolda izolasyonların kaldırılması için çaba harcayacaklarını söyleyen başbakan, "Ne beklediğimi de halkıma anlattım. Bazı ayrıntılar hariç hiçbir gelişmeyi halktan gizlemedik" diye konuşu.

Talat, Brüksel odaklı AB toplantılarına katılması nedeniyle Rum lobisinin sürekli harekete geçtiğini belirterek, bu nedenle Brüksel'e gitmediğini ama teknolojiyi kullanarak herkesle görüşme yaptığını anlattı.

BDH ile yapılan hükümet görüşmelerinin "gizli" olmadığını, sadece basına haber vermediklerini, ama halkın gözü önünde restoranda bulunduklarını söyleyen Başbakan Talat, "İlk izleniminiz ne?" sorusuna, "İlk izlenimim çok olumluydu. Ama ikinci izlenimim biraz daha tarafsız veya kanaat belirtmemenin daha doğru olduğuna inandırdı beni" karşılığını verdi.

Sivilleşme konusunda da önemli adımların atıldığını, polisin sivil otoriteye bağlanması için "oldukça mesafe kaydedildiğini" açıklayan Talat, "Sivilleşme konusunda istekli olmadığımız eleştirilerine kızıyorum. Biz konuşmuyoruz. Yaptıklarımız ortada. Konuşmak ve yapmamaktansa, protokole yazıp yapmamaktansa, önem verdiğimiz, yıllarca mücadele ettiğimiz tüm olaylarda girişimlerimizi sürdürüyoruz" diye konuştu.

Başbakan Talat, dış politikadan hükümet kurma çalışmalarına, hükümet icraatlarından özel yaşamına kadar bir çok konuda, Hüseyin Ekmekçi'nin sorularını yanıtladı:

KIBRIS: Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Kıbrıslı Türkler oy hakkı olmasa da artık temsil edilebilecek. Bu sonuca nasıl gelindi?

TALAT: Sonucun bu olma ihtimali çok yüksekti. Haziran-temmuz dönemine dayanan bir süreç var. O günlerde arkadaşlarımız Strasbourg'daydılar. Kıbrıslı Türklerin 'evet' demesiyle ortaya çıkan yeni durumda, Kıbrıs'a ait üç üyelikten ikisini Rumların doldurması, bir tanesinin de Türklere ayrılması durumu yeniden değerlendirildi.

Biz bu temsiliyeti istedik. Ayrı irademizi anlattık. Sonuçta 'Evet bu asambleye yansımalı' dedik. Büyük bir sempati vardı bize. Avrupa Konseyi de Annan Planı'nın bir parçasıydı. Annan Planı'nın Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesini Avrupa Konseyi'ndeki temsiliyetimiz için güçlü bir avantaj olarak kullanmayı istedik.

KIBRIS: Strasbourg'daki heyetlerle sürekli temasınız oldu mu? Gelişmeleri nasıl takip ettiniz?

TALAT: Tabii ki. Heyet, grubu olan tüm partilerin birer temsilcisinden oluşarak oradaydı. Sürekli temas halindeydik. Bizim heyetimizin yazdığı mektuplar, öneriler, tartışma süreçleri... Hep temasta olduk.

Uygulama nasıl olacak diye tartışılan bir ortamda bu formül ortaya çıktı. Kıbrıs başlığı altında, iki Rum ve yardımcısının isimleri, altında da Kıbrıs Türk toplumu adına diyerek, bir asıl bir yedek gözlemci yazılması önerildi, geçtiğimiz tatil öncesiydi bu. Bu tartışılırken Rumlar büyük yaygara kopardı.

Rum Meclis Başkanı Hristofyas, konsey başkanına bir mektup yazarak, 'Kıbrıslı Türklerin ayrı temsiliyeti ayrılıkçılığa yol açar, bu yüzden bunu yapmayın' dedi. Bu rağbet görmedi, uyarıldı, iki gün sonra yine Hristofyas bir mektup yazarak, 'Bu işi gelecek yıla erteleyin, bu arada ben sayın Talat ile görüşerek tarafların kabul edeceği bir formülasyon bularak bunu konseye sunacağım' dedi.

Benim adımın geçmesi üzerine konsey buna tamam dedi. Tatil sonrasına ertelendi ve eylül sonuna kadar öneri beklediklerini kendisine ilettiler. Bir öneri gitmedi, benimle görüşme olmadı. En son taslak gündeme geldi. Bizim heyet gitmeden önce de bunu biliyorduk. Sonuçta bu kabul edildi.

KIBRIS: İki temsilci gönderiyoruz, bunlar nasıl seçilecek? Kafanızda bir şekil var mı? Cumhuriyetçi Türk Partisi parti grubunun Özdil Nami üzerinde birleştiği haberleri var...

TALAT: Şu an için böyle bir yorum yapamam. Görüşmedim, MYK var, diğer organlar var, önce görüşelim.

KIBRIS: Çok sık yurtdışı gezileriniz vardı. Ama ağustos ayı ile birlikte bunlara son verdiniz. Sizi engelleyen neydi? Özellikle Avrupa Birliği'nin 'Gelmeyin, siz gelince Rum lobisi hareketleniyor, aracılarla anlaşalım' mesajını ilettiği doğru mu?

TALAT: Tabii oldu. Zaten bu nedenle uzunca bir süredir yurtdışına çıkmıyorum. Özellikle Brüksel'deki çalışmalar için bu söz konusu. Çünkü Brüksel'e yönelik bir çalışma yapılacağının duyurulduğu andan itibaren Rum tarafı inanılmaz bir hareketlenme içine giriyor. Hiçbir siyasi düşünce farkı düşünülmeden adeta bizi boğmak için tüm faaliyetleri harekete geçiriyor. Sivil toplumu da kullanarak üstelik. Bunu bildiğimiz için de dikkatli davranıyoruz...

KIBRIS: Peki temasları nasıl sağlıyorsunuz? Siz görüşmelerin dışında mı kalıyorsunuz?

TALAT: Bir sürü yol var. Telefon var, bilgisayar var, teknolojik aletler var. Ben her an için her şeyi biliyorum. Nasıl bilgi edindiğim önemli değil. Ben de gerekli yerlerle gerekli görüşmeleri yapıyorum.

KIBRIS: Peki gündemde yurtdışı ziyareti var mı?

TALAT: Şu anda gündemde yok. Türkiye de yok.

KIBRIS: Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü gündemde. Halktan gizlenen bir şeyler var mı? İzolasyonların kaldırılması ile ilgili bildiklerinizi topluma açıklamadığınız eleştirileri var...

TALAT: Bu eleştiriler haklı değil. İcat ediyorlar, eleştiriyorlar. Toplumun bilmediği şeyler var. COREPER'de hangi üyenin nasıl konuştuğunu anlatacak değilim... Ama olay bazında yok. Bu faaliyetler devam ediyor. Verdiğimiz kavga, komisyondan geldiği gibi bu tüzüklerin çıkması ve birbirinden ayrılmaması. Çünkü ikisi birbirini bütünler. Hatta mali tüzüğün değil, ticaret tüzüğünün önemli olduğunu, mutlaka gerekli olduğunu söylüyoruz. İzolasyonları kaldırmanın en önemli yolu da ticaret tüzüğünün geçmesi. Ne beklediğimi de halkıma anlattım. Rumların uğraşı Mali Yardım Tüzüğü'nü geçirmek ve 26 Nisan 2004'te Avrupa Konseyi'nin aldığı ve doğrudan 259 milyon euroya atıfta bulunduğu kararı yerine getirmiş olmak, ama o kararda doğrudan ticarete atıfta yapılmadığı için, ticaret tüzüğünü öldürmek. Bunu da anlatıyorum. Gizli hiçbir şey yok. Her şey biliniyor. Ama özel bağlantılar var ve halkın bilmemesi doğal.

KIBRIS: Mali Yardım Tüzüğü'nü reddetme olasılığı var mı Türk tarafının?

TALAT: Bakın, reddetmek çok uç bir harekettir. Çok üç bir harekete zorlanırsak o uç tepkiyi göstermekten çekinmeyiz. Ama peşinen hangi şartlar altında, ne zaman o uç tepkiyi göstereceğimizi şimdiden söylemenin bir alemi yok.

Biz yeni bir dünya görüşünü temsil ediyoruz. Bu yeni dünya görüşü ile Kıbrıs Türkü'nün kaybedilmiş davasını yeniden oluşturup, ileriye götürmek istiyoruz. Bu süreçte uç politikalar mümkün olduğu kadar az gündeme gelmelidir. Gerekirse kullanılır. Geçmişten farkımız da bu.

KIBRIS: Sayın Gül, "sabırlı olun" diyor. Bu mesajın altında yatan ne?

TALAT: Her kelimede çok fazla anlam aramayın. Tabii ki sabırlı olacağız, bunu biz de söylüyoruz. Kaybedilmiş bir dava yeniden canlandırılıp yeni şekliyle ileriye götürülürken, öyle 3-5 günde zafer kazanmak mümkün değil. Bu herkesin bildiği bir şey.

Hemen arkasından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde temsiliyet kararının gelmesi bekleniyordu zaten.

KIBRIS: TC-Güney Kıbrıs, Gümrük Birliği Anlaşması'nda buluştu. "Biz söylemiştik" diyebilirsiniz burada... Ama daha ilerisi var mı bu hareketliliğin. "Ankara'da Kıbrıs Cumhuriyeti büyükelçisi" gibi...

TALAT: Onlar daha uzak aşamalar. Eğer biz şimdiki politikamızı güdemezsek ve tekrar eski yanlış politikalara dönersek, bu dedikleriniz zaten olacak.

Geliyorum diye diye geldi anlaşma. Bildiğimiz bir şeydi. Bu konuyu da istişare ettik. Umarız, o dediğiniz zamana kadar Kıbrıs sorununu bir noktaya taşırız.

KIBRIS: İç politikaya, yaşanan gelişmelere yeteri kadar hakim misiniz?

TALAT: Politika olarak evet... Bakanlıklarımızdan genel olarak bilgim var ve ilgileniyorum. Benim onayım istendiği zamanlarda arıyorlar, dış politikayla ilgili noktalarda temasa geçiyoruz. Önemli değişiklikler ve adımlar atılacağında bilgim mutlaka oluyor.

KIBRIS: Dış politikada izlenen yanlış tutumlar bizi bu noktaya getirdi. Geçmişe dönük bir "hesap sorma" politikası ise izlemediğiniz görüşü hakim.

TALAT: Hesaplaşma zamanı değil diye düşünüyorum. Biz önümüze bakacağız. Bu hedefler nedir? En temel hedefimiz Kıbrıs sorununun çözümüdür. Bu doğrultuda ilerlerken izolasyonların kaldırılmasıdır. Dolayısıyla bunun için çalışacağız. Bahsettiğiniz kesimler bize zarar verirse o zaman tepki göstereceğiz.

Nitekim, "Evet demememiz için kandırıldık" diyenlere de gerekli tepkiyi gösterdim. "Samimi evet"

demediğimiz imajı vermeye çalışanlar, Rumların iddiasıyla benzeşiyorlar. Aynen Rum da böyle iddia ediyor. Avam Kamarası'nda bir İngiliz milletvekili, "Nüfusun çoğunluğu Türkiyelidir. Evet diyenler de Türkiyelilerdir. Türkiye böyle direktif vermiştir. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler hayır demişti" diyebiliyor. Ya buradaki cumhurbaşkanının açıklamaları ya da Rum lobisi bu milletvekilini etkilemiştir.

Bunun dışında geriye dönüp intikam alma peşinde değilim. Halk zaten bu intikamı alıyor. Önümüzdeki seçimde de alacak... Ben ne yapayım ki...

KIBRIS: Cumhurbaşkanı Denktaş'ın zaman zaman, "Talat gerçekleri gördü" diyerek sizi takdir etmesini nasıl karşılıyorsunuz? Zaman zaman insanlar, "Denktaş takdir ediyor, Talat cevap vermiyor" yorumunu yapıyor...

TALAT: Böyle bir ihtiyaç mı var? Ben bu halka cumhurbaşkanı ile olan farkımı mı anlatayım? Takdir etmedikleri de var. Sayın cumhurbaşkanının Rumları bilmediğimi, yeni öğrendiğimi iddia etmesi doğru değil ki... Ben her zaman Rumları biliyordum. Benim isyanım Rumların bu bilinen yanlarının dünya tarafından görünmesinin önüne Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından perde çekilmesiydi. Ben Rumların, Rum gericiliğinin, Rum egemen güçlerinin Kıbrıslı Türklere hayat hakkı tanımadıklarını biliyordum. Bunun görülmesini engelleyen sayın Denktaş ve Eroğlu idi. Benim, "Rum gericiler bizi çok sever" açıklamam var mı? Benim bunlara cevap vermeme gerek yok. Bunlara cevap vereceksem hiçbir iş yapmamam gerekir. Ne yaptığımı biliyorum. Yapılanlar da ortadadır. Halk da bunu görüyor, takdir ediyor. Mecliste de söyledim.

KIBRIS: Hem sağ, hem sol siyasiler ve de gazeteciler sizi çok eleştiriyor. Geriye dönüp baktığınızda en çok üzüldüğünüz eleştiri hangisi?

TALAT: Benim en çok gücüme giden, benim de yaptığım açıklamalarla Denktaş ile aynı çizgiye geldiğim yönündeki mesnetsiz eleştiriler. Çünkü uzaktan yakından benzer politik duruşumuz yok. Bunu sıkça sayın cumhurbaşkanı da söylüyor ama bunu öne çıkaran bana yönelik eleştiriler beni rahatsız ediyor. Ama umurumda değil, Herkes görüyor, dünya görüyor... Dünya gördüğü halde bizimkiler göremiyor.

En önemli kanıtı da Avrupa'nın en saygın gazetesi beni "yılın devlet adamı" adayı gösterebiliyor ama bizim bazı insanlarımız "Denktaş'tan ne farkın var?" diyebiliyor.

KIBRIS: Barış ve Demokrasi Hareketi ile görüşüyorsunuz. Gizli görüşmeler yapılıyor...

TALAT: Bu gizli lafını sevmiyorum. Basın önünde olmayan bir görüşme yapıldı. Oradaki vatandaşlar gördü. Yer altı teşkilatı kurmadık ki... Gittik, kahve içtik, değerlendirme yaptık. Bütün görüşmeler basın önünde yapılır diye bir kaide de yok.

KIBRIS: Biz Barış ve Demokrasi Hareketi olayına dönelim. İçerikte halka verilen bir mesaj yok...

TALAT: Etik de bunu gerektirir. Biz konuştuk, bazı düşünceler ortaya koyduk. Bunu yetkili kurullarımıza götüreceğiz. Ne konuştuğumuzu söyleyemem.

KIBRIS: Ama, ilk izlenimi bilme hakkı var sanırım kamuoyunun... İçeriği sormuyorum...

TALAT: İlk izlenimim çok olumluydu. Ama ikinci izlenimim biraz daha tarafsız veya kanaat belirtmemenin daha doğru olduğuna inandırdı beni.

KIBRIS: Çözüm yanlılarının ağırlıkta olduğu bir hükümet isteniyor. Bu nedenle de Barış ve Demokrasi Hareketi de olsun deniyor.

TALAT: Bakın, zaten Barış ve Demokrasi Hareketi ile görüşmeler sürüyor. Bu başka bir şeydir. Ama çözüm yanlıları zaten bu hükümette ağırlıktadır. Kusura bakmasın kimse. Bu hükümet çözüm yanlısı bir hükümettir. Bu hükümetin içinde üyelerini serbest bırakmış bir ortak var diye, kimse bu hükümet çözüm yanlısı değil diyemez.

Referandumun olacağına inanmayan arkadaşlarımız benim bütün anlatmama, olacak dememe rağmen yaşayarak gördüler. En büyük hedef referandum değil miydi? Bu değil mi en büyük çözüm isteme? Bu hükümet en büyük derdimizi, referandumu sağladı. Bizi bugün eleştirenler o dönemde de referandum tarihi yok diye yine eleştiriyordu. Bekleyin dedik ve sonucu yaşayarak gördük.

Bu hükümet çözüm yolunda her şeyi yaptı, görüştü, referandumu sağladı, müzakere etti. Kıbrıs Türk halkının haklarını koruduk, planı daha iyi hale getirdik, halkımızın oyuna sunduk. Evet çıktı. Tüm bunlara rağmen, bu hükümet çözüm yanlısı değil diyorlar. Hadi canım sizde diyorum...

Yiğidi öldür hakkını ver. Demokrat Parti'yi eleştirirsiniz başka bir şeydir, liderini eleştirirsiniz başka bir şeydir ama Demokrat Parti evet dediğimiz planın şekillenmesine de katkıda bulunmuştur.

KIBRIS: Ferdi Bey (Ferdi Sabit Soyer), polisin içişlerine bağlanması konusunda önemli adımlar attığınızı söyledi. Ama siz bu konuda açıklama yapmadınız. Sivilleşmede hükümetinizin isteksiz olduğu eleştirileri var...

TALAT: Ben yaparım, anlatmam. Bazıları anlatır, yapmaz. Benim geleneğim o değil. Ben bunun üzerinde çok duruyorum ve çalışıyorum. Bakınız, 1994'te biz hükümet protokolüne yazdık, yapamadık. Daha sonra sayın Akıncı hükümet kurarken yazmadı, UBP kabul etmedi. Bir ara paket sunulmazdan önce bir ön adım atarak halkı hazırlamaya çalıştılar. Birçok acı reçete içinde hoşa gitmesi için polisin sivile bağlanması maddesini koymak istediler. O zaman da bir general buna karşı çıktı, hükümetin dağılmasına kadar gitti. Bu yazıldı diye, yazılmasa olmayacaktı. Değişiklik her zaman bazılarını rahatsız eder. O yüzden siz bütün ortamı hazırlayıp, kararlı bir adım atma noktasına gelmeden tantana yapmanıza gerek yoktur.

Karpaz'da Rum ortaokulu açılacağını yazdım mı protokole, kayıp şahıslar konusunda hareketlilik olacağını, kapı açılacağını, referandumun tarihi dahi yoktu hükümet programında. Ben yapıyorum... Bir bakın söz verdiklerimizin hepsini yaptık, üzerine çok şey daha yaptık.

KIBRIS: Peki, sivilleşme konusunda eleştirilmek rencide ediyor mu sizi?

TALAT: Bakın, rencide etmek değil, öfkelendiriyor. Hakikaten öfkeleniyorum ve büyük haksızlık olarak görüyorum. Askeri mahkemelerde sivillerin yargılanmasını engelleyeceğimizi programa (hükümet programı) yazdık mı?

Niye yazacaktım ki? İşte yaptım. Demokratikleşme sivilleşme dedim, içine ne sığarsa yapıyorum, ortaya çıkarıyorum. Üzülmüyorum ama dediğim gibi sinirleniyorum. Önemli olan benim vizyonumdur. Vizyonum, demokratikleşme, sivilleşmedir, barıştır, kardeşliktir. Yaptığım işler bununla uyumluysa, bunu eleştirmenin anlamı yok. 'Niye yazmadın' demek doğru değil.

Benim bunu bu halka söylememe bile gerek yok. Halk beni tanımıyor mu? Ne söyledimse onun da üstünde demokratikleşme ve sivilleşme konusunda adım atacağım, daha da atacağım.

Yapılan işlerde de icazet aranıyor. Türkiye'nin Kıbrıs'a yönelik politikalarının önemli bir kısmında bizim damgamız var. Belirleyiciliğimiz var. Bunu çok güçlü olduğumuz için yapmadık. Türk hükümeti de emrimde değil. Politikalarım mantıklıdır, doğrudur, izah ediyorum, anlatıyorum, yapıyoruz.

KIBRIS: Polisin sivil otoriteye bağlanması konusunda net yanıtınızı alabilir miyim? Bu konuda adımlar atıldı mı?

TALAT: Oldukça... Bunu bir gereklilik olduğu bilince çıkmıştır. Önemli olan budur. Bugüne kadar bu yoktu. Dolayısıyla bu konuda sonuç alacağımıza inanıyorum.

KIBRIS: Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne, partinize, yeteri kadar zaman ayırabiliyor musunuz?

TALAT: Doğrudan partiye maalesef yeterince zaman ayıramıyorum ve bu da önemli bir dezavantaj ama gerçek de bu. Genel sekreterimiz sağ olsun Ferdi (Ferdi Sabit Soyer) Bey sürekli partide. Çalışıyor, uğraşıyor ve sonuçta bu eksiklikleri kapatmaya çalışıyor. Yine de bir eksiklik var.

Tabana hiç zaman ayıramıyorum. Hiçbir köy gezisi yapamıyorum ve bunun rahatsızlığını yüksek oranda duyuyorum. Çok doluyum, gece yarılarına kadar doluyum. Eve gittiğimde de çalışıyorum...

KIBRIS: Ya aileniz?

TALAT: Çocuklarımla telefonlaşıyorum. Zaten onlara zaman ayırmam söz konusu değil. Çalışmamın bir kısmını da evde yaptığım için eşimle kısa da olsa görüşüyorum, dertlerimizi paylaşıyoruz. Böyle bir birlikteliğimiz oluyor ama doğrusunu söylemek gerekirse evimi de çok ihmal ediyorum.

KIBRIS 06/10/04

 

Rum halkı, Türkiye ile ticarete karşı

ÇÖZÜMDEN SONRA... Kıbrıslı Rumlar, Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yapılacak ticarete karşı olduklarını bildirdi. Kıbrıslı Rumların çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmediği bir zeminde Türkiye ile ticari ilişkilerin başlamasına hazır olmadıkları, soruna bir çözüm bulunması halinde ise İngiltere, Almanya ya da herhangi bir başka ülke ile yaptıkları gibi Türkiye ile de ticaret yapabilecekleri görüşünü belirtti

Anıl IŞIK

Kıbrıslı Rumlar, Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında yapılacak ticarete karşı olduklarını bildirdi.

Kıbrıslı Rumların çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmediği bir zeminde Türkiye ile ticari ilişkilerin başlamasına hazır olmadıkları, soruna bir çözüm bulunması halinde ise İngiltere, Almanya

ya da herhangi bir başka ülke ile yaptıkları gibi Türkiye ile de ticaret yapabilecekleri görüşünü belirtti.

KIBRIS, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği kapsamına Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de dahil etmesiyle Türkiye ile adanın güneyi arasında başlayacak olan ticari ilişkiler konusunda Kıbrıslı Rumların görüşlerini aldı.

Konuştuğumuz Rumların çoğunluğu, Türkiye dahil olmak üzere diğer tüm ülkelerin adadaki askerlerini çekmesiyle, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların ulaşacakları çözüm sonrasında Türkiye ile ticari ilişkilerin başlamasına karşı olmadıklarını ifade ederken, konuyu ticari boyutta ele alanlar ise, güney ile Türkiye arasında ticaretin başlamasıyla ilgili herhangi bir sorunlarının bulunmadığını, daha ucuz ve kaliteli olması halinde Türk mallarını satın alabileceklerini söyledi.

Rumların konuya ilişkin görüşleri şöyle:

Maria Beleganu:

"Türkiye ile ticaret yapmaya hazır değiliz. Kıbrıslı Rumlar ile Türkiye'nin ticaret yapması ancak Türkiye'nin adadan askerlerini çekmesi ve Kıbrıslı Rumları ve Türkleri çözüm bulmaları için serbest bırakması ile mümkün olur. Adanın yeniden birleşmesi ve çözümün olması halinde neden Türkiye ile ticaret yapmayalım. İster İngiltere, ister Fransa ya da başka bir ülke olsun biz tüm ülkelerle ticaret yapabiliriz, neden Türkiye ile de yapmayalım? Ama Türkiye, insanların evlerine geri dönmesine izin vermeli, adayı barış içinde bırakmalı. Sadece Türkiye askerlerinin geri çekilmesinden bahsetmiyorum adadaki tüm askerler gitmeli."

Maria Neofidi:

"Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan Türkiye ile ticaret yapılmasına sıcak bakmıyorum. Türkiye'nin malları diğer mallara göre ucuz olsa bile satın almayı düşünmüyorum. Türkiye'nin adadaki askerlerini geri çekmesi ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde ticaretin başlamasına sıcak bakabilirim. Bizim Kıbrıslı Türklerle sorunumuz yok, onlarla huzur ve barış içinde birlikte yaşayabiliriz. Sorun Türkiye ile bizim aramızda..."

Loukia Sotiviou:

"Türkiyelilerden hoşlanmıyorum, hepsinin kötü olduğunu söylemiyorum, iyi olanları da var. Ancak ben Türkiye ile ticaretin başlamasına kesinlikle karşıyım. Bunun olmasını istemiyorum. Burada satılacak olan Türk mallarını ucuz ve kaliteli olsa bile satın almayı düşünmüyorum. Paramın Türk işadamlarına gitmesini istemiyorum, buna karşıyım."

Armina Karapetian:

"Eğer Türkiye AB üyesi olacaksa ve birlik içinde birlikte olacaksak o zaman neden ticaret yapmayalım ki? İki taraf arasında ticaretin başlaması normal bir gelişme. Neden olmasın ki? Bence buradaki marketlerde Türk mallarının satılmasında bir sorun olmaz. Kıbrıslı Rumlar zaten güneyden kuzeye geçerek alışveriş yapıyorlar. Eğer Türk malları daha iyi ve ucuz ise o zaman pahalı ürünler yerine Kıbrıslı Rumlar bu ürünleri tercih edecekler."

Helen Georgoriu:

"Bizimle Türkiye arasında ticaretin başlamasına karşıyım. Türkiye burayı işgal etti ve ben onların mallarını ve ürünlerini almaya karşıyım. Bu siyasi bir olay. Ancak biliyorum ki, buradaki birçok kişi Türk mallarını satın alacak. Kıbrıs sorununda bir ilerleme sağlanması için Türkiye'nin AB'ye üye olması iyi olur mu bilemiyorum, ancak adada bir çözüme ulaşılmalı. Türkiye ile ticaretin başlaması düşüncesi bende olduğu gibi birçok kişinin aklında yeni oluşan bir fikir. Eğer Türkiye ileride adadan askerini çeker ve Kıbrıslı Rumları ve Türkleri barış içinde yaşamaları için özgür bırakırsa o zaman bu konudaki görüş değişebilir."

*************************************************************************************

Alwyn Evans:

"Türkiye ile aramızda Gümrük Birliği çerçevesinde ticaret yapılmasına karşı değilim. Türk ürünleri daha ucuzsa neden bu ürünleri satın almayım ki? 25 yıldır İngiltere'de Kıbrıs'tan uzakta yaşıyorum, kendi ülkemde yaşamak istiyorum ve bunun için de adaya geri dönerek kendi işyerimi açtım. Ticaret yapmak şu an benim için en önemli şey. İnsanların düşünceleri değişmedikçe adada hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum. Türkiye'nin adada işgalci güç olarak bulunmasına karşıyım. 30 yıl önce savaşta ailemi ve kuzeydeki mallarımızı kaybettim, ancak tüm bu olanlardan kaçmakla bir yere varılmayacağına inanıyorum. Bir işadamı olarak önyargılı davranmak istemiyorum. Türkiye ve Yunanistan'ın adaya müdahale etmemesi halinde adada çözüm bulunacağına inanmıyorum."

Maria Georgena:

"Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında ticaretin başlamasının sorun olduğunu düşünmüyorum. Kıbrıslı Rumların Türk mallarının ucuz olması halinde bu ürünleri satın alacağına inanıyorum. Türkiye ile aramızdaki ticari ilişki beni rahatsız etmez. Kıbrıslı Rumların çoğu zaten kuzeye geçerek bazı malları oradan da alıyorlar. Bizim tarafta ekonomik ve ticari faaliyetlerinin şu sıralar iyi gitmediğini de söyleyebilirim. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden Denktaş rejimini sorumlu tutuyorum."

Elbedoui Tarek:

"Burada Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında ticari ilişkilerin başlamasına iki farklı yaklaşım var. Konuyu kişisel düzeyde ve ticari boyutta ele alanlar var. İki taraf arasında ticaretin başlamasına insanların alışması zaman alacak. Ben Kıbrıslı Rumların çoğunun Türk mallarını satın alacağına inanıyorum, zaten Kıbrıslı Rumların çoğu kuzeye geçerek alışveriş yapıyorlar. Bazıları da Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiye ile aramızda ticari ilişkilerin başlamasını istemiyor. Ticarette dinin ve milliyetin önemi yok diye düşünüyorum. Bu açından ben, Türk işadamları ile ticari ilişkilerin başlamasına karşı değilim."

Onisiforou Onisiforos:

"Kıbrıs sorunu çözümlenirse o zaman Türkiye ile ticaret yaparız, Almanya ya da başka bir ülkeyle yaptığımız gibi, Türkiye ile ticaret yapmak sorun olmaz. Ancak adada çözüm olmazsa Türkiye ile ticari ilişkinin başlamasına karşıyız. Bizim Kıbrıslı Türklerle sorunumuz yok. Biz Kıbrıs sorununa Annan Planı ile değil, adil ve uzun süreli barışın sağlanabileceği bir plan temelinde çözüm bulunmasını istiyoruz. Annan Planı'nın adil olduğuna inanmıyorum. Planda neden İngilizlerin Girne'den ev satın almasına izin veriliyor ve Kıbrıslı Rumların satın almasına engel olunuyor ki?"

Stella Onisiforu:

"Kıbrıs sorununun çözüme ulaşmaması halinde Türkiye ile aramızda bir ticari ilişkinin başlamasına sıcak bakmıyorum. Türkiye burada işgalci bir güç ve bir çözüm olmadan, bu şartlar altında Türkiye ile ekonomik ilişkilerin başlamasını doğru bulmuyorum. Ben ucuz ya da kaliteli olsa bile Türk malı satın alma taraftarı değilim. Kıbrıslı Türkler ile aramızda ticaret olmasına karşı hiçbir itirazım yok. Bizim sorunumuz Kıbrıslı Türklerle değil, Türkiye ile... Kıbrıs sorunu çözümlenmeli ve bu adil bir plan temelinde yapılmalı."

KIBRIS 06/10/2004

 

Londra
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

Blair: Müzakereler hemen başlamalı

 

 


 

 

İngiltere Başbakanı Tony Blair, AB Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili üyelik müzakerelerinin başlatılması yönündeki tavsiyesinden sonra AB Konseyi’ne, müzakerelere “gecikmeksizin başlatılması” çağrısında bulundu.

 

 

 

 

 

Tony Blair, yaptığı açıklamada, “Türkiye önde gelen bir NATO müttefiki, onu AB ortağı olarak da görmek istiyoruz” dedi.
       Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yürekliliğini gösterdiğini ve reform taahhüdünü yerine getirdiğini belirten Blair, Aralık ayında AB Konseyi tarafından Türkiye ile müzakerelerin gecikmeksizin başlatılması kararının alınmasını beklediğini söyledi.

 

 

NTV 07/10/04

 

Türkiye istediğini elde etti...


BRÜKSEL

Türkiye AB Komisyonundan ne istiyordu ?
İlk gününden itibaren, Verheugen'in yazacağı raporun Türkiye'nin önünü açmasını istemişti. Yani öyle bir rapor çıksın ki, 17 Aralık günü bir araya gelecek olan 25 AB Devlet ve Hükümet Başkanı, Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerini yeterince yerine getirdiğini ve müzakerelerin başlatılması için koşulların oluştuğunu açıkça ortaya koysun. Üye ülkelerin kaçamak yapacakları, topu taca atacakları bir ortam kalmasın. Zira unutmayalım ki, tüm üye ülke liderleri aynı şeyi söylediler: "Eğer Komisyon müzakerelerin açılabilineceğini belirten bir rapor verirse, bizde buna uyacağız."
Eğer komisyon raporunda net olmasa, o zaman 25'ler çok kolaylıkla kaçabileceklerdi.
İşte Verheugen raporu bu olasılığı ortadan kaldırdı. Bugün hiçbir ülke, Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten kaçmak için Komisyon raporunun arkasına saklanamayacak.
Bu açıdan, Türkiye istediğini elde etti.
Bazı Türk çevrelerde, Komisyon raporunun "müzakerelere hemen başlanması gerektiğinin vurgulanmaması" kuşkuyla karşılanıyor. Komisyon yetkilileri ise, bu konudaki kararın AB Konseyinin Kopenhag doruğunda zaten alındığını, dolayısiyle tekrarlanmasına gerek olmadığını belirtiyorlar. Ne olursa olsun Komisyon, tarih verme konusunu tamamen Devlet ve Hükümet Başkanlarına bıraktığı da ortada.
17 Aralık doruğunda müzakereleri başlatma tarihinde bir kaza olabilir mi? Beklenmedik bir gol yenebilir mi?
İşin o yanı hala kesin değil. Herşeye rağmen, bazı üye ülkeler verdikleri sözden dönebilir, Türkiye müzakerelerini geciktirebilir veya yeni koşullar koyabilirler.
Anlayacağınız, Türkiye iki devrelik bu maçın ilk devresini kazandı.
Şimdi geriye ikinci devre, yani 17 Aralık toplantısı kaldı.
İsterseniz, adım adım gidelim. 17 Aralığı önümüzdeki günlerde tartışalım ve bugün AB komisyonu raporunu incelemekle yetinelim.

TÜRKİYE İÇİN ÖZEL VEYA KABUL EDİLEMEYECEK KOŞUL YOK
AB Komisyonu raporu hakkında herkes farklı şeyler söyleyecektir.
Kimileri bu raporu "teslimiyetin ilanı" olarak okuyacaklardır.
Ben önce AB Komisyonundaki uzmanlarla konuştum. Ardından Türkiye – AB konularını yakından izleyen Türk uzmanlara sordum. Verdikleri yanıtları şöyle özetleyebilirim:
- Türkiye için özel bir durum söz konusu değildir. Türkiye ile birlikte diğer adayların da uyacakları bir düzenleme yapılmıştır. Özellikle Romanya ve Bulgaristanın verdiği sözlere uyum sağlamamaları nedeniyle bu yol gidilmiştir. Diğer bir neden de, Türkiye konusundaki muhalifleri yatıştırmak ve üye ülke hükümetlerini iç politika açısından rahatlatabilmektir.
- Raporda belirtilen müzakere yöntemleri, getirilen kurallar ve sıralanan eksikliklerden hiçbiri Türkiyeyi rahatsız edici veya altından kalkılamayacak cinsten değildir.
- Türkiye AB'ye tam üyelik konusunda kararlıysa, bunu 20-25 yıl beklemeden gerçekleştirecek bir konuma gelmiştir. Müzakereler zor olacaktır ve sonuca gidilebilmesinin yüzde 50'si Türkiye'nin tutumuna bağlı, geri kalan yüzde 50'si de AB'nin iyi niyetine bağlıdır.
Sizin anlayacağınız, yarısı dolu, yarısı boş bir bardağa bakmaya benzer bir durumla karşı karşıyayız. Ben bardağın dolu yanına bakıyorum. Zira sonunda, ne olursa olsun Türkiye'nin AB'den çok daha fazla karlı çıkacağına inanıyorum.

HERKES TÜRKİYE'NİN PES ETMESİNİ BEKLİYOR

Türkiye'yi Avrupa'da görmek istemeyenlerin en büyük ümidi, Ankara'nın Komisyon raporunda yazılanlara kızması ve 17 Aralık tarihine kadar sert tepkiler göstermesi. Hatta, daha da ileri gidiyorlar ve AKP hükümetinin "Böyle olursa biz müzakerelere başlamıyoruz," demesini umuyorlar.
Krokodil gözyaşları dökülecek.
Ne kadar üzüldüklerini söyleyecekler.
Sonra, Türkiye'nin tam üyelik dosyasını kapatacaklar.
Bir süre sonra, bu defa "gelin, sizinle özel ilişki statüsünde bir anlaşma yapalım" diyecekler.
Başta muhafazakarlar olmak üzere, bu durum herkesin işine gelecek. Türkiye'yi AB dışında tutmanın faturasını çok ucuza getirecekler.
Böyle bir gelişme sağlayabilirlerse, çok sevinecekler.
Bu satırların yazıldığı ana kadar, Ankara'nın tutumu, muhafazakarların sevinçlerini boğazında bırakacak cinsten.
Raporda eleştiriler var.
Hatta bazıları, hiç hoşumuza gitmeyecek kadar sert. Ancak büyük bölümü, bizlerinde kendi kendimize yaptığımız eleştirilerin aynı.
Yani, gizli bir gündem, Türkiye'yi bölme niyeti(!) veya düşmanca düzenlenmiş tuzaklar yok.
Başbakan'ın niyeti, AB muhafazakarlarının tuzağına düşmemek. Altından kalkılması güç koşullar çıkarılmadıkça AB yolunda yürümek. İnatla müzakereleri sürdürmek.
Doğrusu da bu...
Zira unutmayalım ki, AB Komisyonu istediği kadar koşul koysun. İstediği kadar sıkı denetleme mekanizmaları veya müzakereleri her an durduracak kurallar oluştursun, bunların hiç birinin önemi yoktur.
İşki, Türkiye karalı olsun ve yolunda devam etsin. Bir AB Komisyonu yetkilisinin dediği gibi, "bütün bu koşullar bir kaç yıl içinde unutulup gidecek. Gerek dahi kalmayacak."

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 07/10/04

 

Cumhurbaşkanı Denktaş: Seçilmiş temsilcilerin isimlerini KKTC Meclisi değil, siyasi partiler verecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)'ne, "Türk cemaatının seçilmiş temsilcilerinin" isimlerini, KKTC Meclisi değil Kıbrıs Türk siyasi partilerinin vereceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş TAK'a yaptığı yazılı açıklamada, Avrupa Parlamentosu'nun son kararını "KKTC milletvekilleri Avrupa Parlamentosu'na kabul edildi" şeklinde algılamanın yanlış ve halkı aldatıcı olduğu, kararda "Türk cemaatının seçilmiş temsilcilerinden" bahsedildiğini yinelerken "Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği bizi açıkça 'Rum'a yamalanması gereken, tanınma istemeyen, egemenlik talep etmeyen bir cemaat' olarak algılamaktadır" dedi.

Siyasi partilerin isimlerini verecekleri üyelerin orada "Kıbrıs Türk cemaatını" temsil edeceğini, meclis başkanının (AKPM) bu isimleri büroya ve daha sonra onay için meclise sunacağını ve meclis oturumu süresince bunların geçerli olacağını kaydeden Denktaş, bu temsilcilerin meclis listesinde "Kıbrıs" altında listeleneceğini ve "Kıbrıs Türk cemaatının temsilcileri" olduklarına dikkat çekileceğini ifade etti.

Denktaş şunları kaydetti:

"Dolayısıyla, Kıbrıs'ta tek bir hükümet tanıyan, KKTC'yi, hükümetini ve meclisini tanımayan Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs Türklerini 'cemaat' olarak kabul ediyor ve katılacak iki üyeyi de siyasi partilerin seçtiği kişiler olarak algılıyor. Buna bir adım ilerleme denilebilir mi! Denilebilir. Ancak nereye doğru, ileriye mi; geriye Rum Cumhuriyeti'nde azınlık olmaya doğru mu? Bunu zaman gösterecek! Bu toplantılara katılacak parti temsilcileri 'Kıbrıs Cumhuriyeti' denildikçe, 'Biz KKTC'yiz' diyebilecekler mi? Şimdilik pusulasız gemi misali nereye gidildiğini tespitte zorlananlar olabilir. AP ve AB bizi açıkça 'Rum'a yamalanması gereken, tanınma istemeyen, egemenlik talep etmeyen bir cemaat' olarak algılamaktadır."

KIBRIS 07/10/04

 

2’nci Türk devrimi

 

 

AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen CNN Türk’te dün yayımlanan ‘Manşet’ programında Mehmet Ali Birand’la yaptığı röportajda, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakerelerine başlayacak olmasını ‘2’nci Türk devrimi’ olarak niteledi.

Verheugen, şöyle konuştu:

‘Atatürk’ün devrimi son derece güçlüydü. Türkleri bunları yapmaları için zorladı. Herkes bunu kabul etmedi. Bugünkü sorunların bir kısmı bundan kaynaklanıyor. Bugünkü devrim çok büyük bir çoğunluk tarafından destekleniyor. Gerçek Avrupalı olmak için ülkede bazı şeylerin değişmesi gerektiğini anlıyorlar. İki süreci birbirinden ayırmamalısınız. Avrupa’nın Türkiye’ye entegre olması ve siyasi dönüşüm. Ayırırsanız her ikisini de kaybedersiniz.’

Verheugen, perde arkasını da anlatırken, şunları söyledi:

‘Bazı yeni şartların önerildi ama ben bunları kesinlikle reddettim. ‘Gerçekten bunu isterseniz bütün bu raporu geri çekerim’ dedim. Müzakereler, sadece çok ciddi ihlal durumunda, mesela bir askeri darbede askıya alınacak. Türkiye’nin bu konuda canı sıkılmamalı. Tam üyelik 2013 yılından sonra olacak.’ 

HURRIYET 08/10/04

 

Şimdi sıra tarih almaya kaldı...


BRÜKSEL.

Sizlere bilimsel incelemeler yazıp, anlaması güç senaryolar veya komplo teorileri düzmek istemiyorum. Mümkün olduğunca basitleştirerek durumu yansıtmaya çalışıyorum.
Bundan dolayı da, Türkiye- AB ilişkilerini bir maça benzetiyorum.
1999 Aralığındaki Helsinki doruğunda çalınan düdük ile eleme maçı başladı. Çok çekişmeli yaşandı. Bir yanda Türk takımı, zamanında futbolcu değiştirerek çok tehlikeli ataklar yaptı. Öte yanda da, saha dışından hakeme tacizler oldu, baskı yapıldı. Verheugen ve diğer Komiserler, zaman zaman Türkiye'yi bunaltacak bir markaj uyguladılar. İlk devre önceki gün Brüksel'de sona erdi. AB Komisyonu raporu, Türkiye'nin golü sayıldı ve devreyi Ankara 1-0 önde bitirdi.
Eleme maçının ikinci devresi 17 Aralık'ta yine Brükselde oynanacak. Bu defa karşı takıma yeni futbolcular girecek. 25 Devlet ve Hükümet başkanları yerlerini alacaklar. Bu defa kıran kırana geçecek, zira AB takımında Türkiye'yi elemek hırsıyla oynayan çok futbolcu var.
İkinci devrede çok faul yapılacak, hatta şike olaylarıyla bile karşı karşıya kalabileceğiz. Türk futbolcuları cezalandırması için hakeme büyük baskılar yapılacak. Ancak birşeyi unutmamak gerekir. O da, hakem bitiş düdüğünü çalıp santrayı gösterdiğinde önemli olan tek şey, skor levhasındaki rakkamlardır. İlerde kimse kavgaları veya kırmızı kartları hatırlamaz. Tek hatırlanacak unsur, Türkiye'nin finale kaldığı olacaktır.

SORUN, FRANSA'DAN KAYNAKLANIYOR
AB Komisyonu Türkiye'ye yeşil ışık yakmasına yaktı, ancak üye ülkelerin, güçtür ancak, 17 Aralık' ta eski sözlerini dahi unutmaları söz konusu olabilir.
Sorun daha çok Fransa'dan kaynaklanıyor.
Başkan Chirac, Türkiye ile müzakerelerin 2006 başında başlamasını, ancak bu kararın hemen alınmamasını istiyor. Bunun nedeni de, Fransa'da 2005 sonbaharında, AB anayasası için referandum yapılacak. Türkiye ile müzakere referandum öncesinde başlatılırsa, Anayasa referandumu tehlikeye girecek. Chirac'a muhalefet büyüyecek. AB'nin anayasasız kalması da, Türkiye ile müzakerelerin 5-6 ay ertelenmesinden daha büyük zarar getirecek.
Başkan Chirac'ın yaklaşımı Türkiye ile değil. Tamamen iç politika nedenleriyle ilgili.
Türkiye katılma müzakereleri 2005 ilk veya ikinci yarısında başlayacağına, 2005'in sonunda başlamasının bir zararı yok. Ancak buna birde başka koşullar eklenirse, gereksiz bir gerilim yaşanacak demektir.
17 Aralık oynanacak 2 inci devre çok heyecanlı geçeceğe benziyor.

DESTEK, YUNAN KANADINDAN GELDİ

Çarşamba sabahı Avrupa Komisyonunda yaşananları merak ettim ve toplantıya katılanlara sordum.
Hemen tümünün vurguladığı nokta, Verheugen'in müthiş bir performans gösterdiği oldu. Günlerce öncesinden, Komisyonun önde gelen kişileriyle konuşmuş ve herkesi tartışmaya hazırlamış. Hatta ortaya koyduğu raporda önemli değişiklikler yapılmaya kalkıldığı taktirde, bunu önleyeceğini ve raporunu geri çekebileceğini söylemiş. Tartışmaların bir aşamasında Ermenistan soykırımı ve Kıbrıs'ın tanınması gibi konular ortaya atılınca ayağa kalkmış ve bunların yeni koşullar olduğunu,. Türkiye'ye daha önceden haber verilmediğini, dolayısıyla haksızlık edileceğini söylemiş.
Kimin ne zaman, ne diyeceğini bilerek toplantıya girdi. Türkiye dosyasını kişisel bir sorun olarak ele aldığı için, mutlaka kazanması gerekiyordu. Sonunda da istediğini elde etti. Oylamaya bile gerek kalmadan genel uzlaşıyla rapor kabul edildi" diyen bir komisyon yetkilisi, işin en ilgincinin Yunanistan'ın tutumundan kaynaklandığına değindi.
Yunanlı Komiser kadar Türkiye'nin müzakerelere başlamasını içtenlikle isteyen çok az kişi vardı" diyen aynı yetkili, Komisyon tartışmaları sırasında hiçbir zorluk çıkartmadıkları gibi, Kıbrıs'ın resmen Türkiye tarafından tanınması kozunu kullanmak isteyen bazılarının da, Atina'nın arkasına saklanmasını engellediğine dikkat çekti.
Gerçekten de çoğumuz, Komsiyon raporunda Türkiye'nin Güney Kıbrıs hükümetinin tanınması koşulunun konmasını bekliyorduk. Sorun çıkartmak isteyenler bu nokta üzerinde yoğunlaşıyorlardı. Ancak anlaşılan Atina, Kıbrıs Rumlarını da ikna etmiş olmalı ki, Rumlar'dan da bir girişim çıkmadı.
Bu durumda, 17 Aralık'ta Fransa'nın dışında önemli bir muhalefet cephesi görülmüyor. Ancak Fransa'nın durumu da kritik.
Özetle, Çarşamba günü Brüksel'de Türkiyle açısından tarihi bir sayfa açıldı.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/10/2004

 

Rumlar Verheugen'e öfke yüklü

08/10/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu'na 'Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye tarafından tanınsın' ve 'Kıbrıs'taki Türk askeri çekilsin' şartlarını sokamayan Kıbrıs Rum tarafı, bu yüzden genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e ateş püskürüyor.
Politis gazetesine göre, Verheugen, Rumların bu iki talebinin İlerleme Raporu'nda net biçimde yer alması talebine karşılık "24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na 'Hayır' diyen sizdiniz" diye karşı çıktı. Önceki gün raporun açıklanmasından önce yapılan son toplantıda Verheugen, Rumlara "Türkiye'den zaten çok şey istiyoruz. Daha fazlasını isteyemeyiz. Türkiye koyduğumuz kriterlerine yerine getirirse zaten Kıbrıs'ın tanınması kendiliğinden gelecek. Annan Planı'nı kabul etselerdi (Rum tarafı) bugün Kıbrıs'ın tanınması diye bir sorun olmayacaktı. Benim Kıbrıs'a (Rum tarafı) verilecek bir hediyem yok" dedi.
Gazete, aynı toplantıda Avrupa Komisyonu'nun Britanyalı üyesi Chris Patten'in de AB üyesi olduğunda Britanya'nın İrlanda ile durumunu örnek verip, "Eğer aday bir ülke AB üyesi bir ülkeyi tanımıyorsa bu dünyanın sonu değil" sözleriyle Verheugen'e destek çıktığını yazdı.

Atina'da hava farklı
Ancak Atina'da hava farklı. Yunan hükümeti kaynakları, raporda 'ilk kez Gökçeada'daki Rumlar, Heybeliada Ruhban Okulu, Fener Patrikhanesi ve Büyükadada'ki Rum yetimhanesine değinilmesinden memnuniyetlerini dile getirdi. Anamuhalefetteki PASOK ise, Ege ve Kıbrıs sorunlarının çözümünün koşul olmamasına dikkat çekip, hükümetten yeni girişim talep etti.

Türkiye'nin AB süreci, Kıbrıs sorununa ciddi etki yapacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin Kıbrıs sorununa çok ciddi etkileri olacağına vurgu yaptı ve yeni bir politik vizyonla Kıbrıs konusunda ciddi atağın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Yeni stratejiye yönelik somut adımlar konusunda ayrıntıya girmeyen Talat, "Yeni süreci kendi lehimize biçimlendirmemiz, bunun için de atak bir politika izlememiz gerekir" dedi.

Talat, asker sayısının azaltılması veya Maraş'ın iadesi gibi önlemlerin sorunun çözümüne katkı yapmayacağını da belirtti.

AB Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporu'nu değerlendirmek amacıyla dün bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Talat, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümü desteklemesinin ve referandumda Kıbrıs Türkü'nün evet demesinin meyvesini aldığını vurguladı.

Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu da söyleyen Talat, "Papadopulos topun üzerinde oturuyor. Topa vurmak zorunda" dedi.

Türkiye, evetin meyvelerini aldı

Başbakan Talat, Başbakanlık'ta düzenlediği basın toplantısında, önceki gün açıklanan AB ilerleme raporunun, demokratikleşme konusunda büyük adımlar atan ve birçok yasayı değiştiren Türkiye'nin takdiri anlamına geldiğini söyledi.

Başbakan Talat, Türkiye'ye AB kapısını açan, müzakerelerin başlama tarihini ise aralık ayında yapılacak liderler zirvesine endeksleyen raporun, Kıbrıs konusuna sınırlı atıf yaptığına dikkat çekti. Talat, "Türkiye, Kıbrıs'ta çözüme destek vermenin ve Kıbrıs Türkü'nün referandumda evet demesinin meyvelerini aldı. Bu süreç Türkiye'nin tarih almasının önündeki Kıbrıs koşulunu kaldırdı" diye konuştu.

Ciddi etkileri olacak... Yeni strateji şart

Türkiye'nin AB sürecinin Kıbrıs sorununa çok ciddi etkileri olacağını ve bu süreçte Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin kaçınılmaz olduğunu söyleyen Başbakan Talat, "AB süreci, dinamik bir süreç. Önümüze tehlikeler de fırsatlar da çıkacak. Bu süreci lehimize kullanmak için yeni politik vizyonu ileri götürmemiz gerekir" dedi.

Yeni koşullara göre Türkiye ile ortak strateji belirlenmesi için bir süreden beri çalışma yaptıklarını söyleyen, ancak ısrarlı sorulara karşılık ayrıntıya girmeyen Başbakan Talat, özetle şunları kaydetti:

"Referandumda evet dedik, Rumlar hayır dediği için çözüm olmadı. Ancak bu süreçte evetin üzerine oturup bekleyemeyiz. Aralık ayına kadar belki önemli gelişme olmayacak ama ondan sonra hızlı bir süreç yaşanacak. Bu nedenle yeni koşullarda yeni bir politikayı ortak politika haline getirmek yükümlülüktür. Dinamik süreci kendi lehimize biçimlendirmemiz gerekir. Türkiye ile birlikte çok ciddi adımlar atmak zorundayız. Adım atmazsak Türkiye'nin AB üyeliğiyle birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüş olur."

Türkiye'den istenebilecek bir şey yok

"İlerleme raporunda Kıbrıs konusunda Türkiye'ye ciddi bir ön şart getirilmedi. Bunun nedeni aralık ayına kadar bazı taahhütlerde bulunulması mıdır" yönündeki sorulara karşılık ise Talat, "Türkiye'nin Kıbrıs konusunda aralık ayına kadar atabileceği adım yok. Başka konularla ilgili açılım olabilir ama Kıbrıs konusunda Türkiye'den istenebilecek başka bir şey yok. Türkiye tek başına Kıbrıs sorununu çözemez" diye konuştu.

Maraş'ı ve asker çekmeyi Rumlar reddetti

Yeni süreçle birlikte Maraş'ın iadesinin veya Türkiye'nin Kıbrıs'tan asker çekmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara da Talat, "Asker çekilmesini, Maraş'ın kendilerine iadesini Rumlar reddetti" karşılığını verdi ve böyle bir adımın gündemlerinde olmadığını yineledi.

Talat, "Bir miktar asker çekilmesi sorunun çözümüyle ilgili değil. Kaç tane asker çekilirse sorun çözülür, 5 mi, 10 mu, 10 bin mi... Bu Rumların öne çıkarmaya çalıştıkları bir talep. Türkiye ve Kıbrıs Türkü'nün bunu tartışması abestir" dedi.

Her şeyin bedeli var

Maraş'ın Rumlara iadesinin de Kıbrıs sorununun bir parçası olduğunu vurgulayan ve konunun gündemlerinde olmadığını belirten Talat, "Kıbrıs sorununu bütünlüklü çözüm dışına çıkarmak yanlış olur" dedi.

Başbakan Talat, Maraş'ın KKTC'nin kontrolünde yerleşime açılmasıyla ilgili sorulara karşılık ise, "Konuşulabilir ama her şeyin bedeli var. Rumlar hep kendi lehlerine şeyler istiyor, böyle şey olmaz" ifadelerini kullandı.

Aralıktan sonra...Top Rumlarda

Aralık ayından sonra BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde yeni bir girişim başlatabileceğini de söyleyen Başbakan Talat, bu sürecin Annan Planı temelinde olup olmayacağının belli olmadığını söyledi. Bu aşamada genel sekreterliğin yeni bir girişim konusunda istekli olmadığını söyleyen Talat, "Papadopulos'un değerlendirmelerini bekliyorlar, top onda. Papadopulos ya yumuşayacak, ya yumuşatılacak. Topun üzerinde oturuyor, topa vurmak zorunda" ifadelerini kullandı.

Hükümette yeni durum

Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümet çalışmalarıyla ilgili soruları ise, "Yeni bir durum yok" diyerek ayrıntıya girmeden yanıtsız bıraktı.

KIBRIS 08/10/04

 

Gül: KKTC'ye yönelik tüzükler hakkında olumlu gelişme var

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'ye ilişkin "mali tüzük" ve "serbest ticaret tüzüğü" hakkında olumlu gelişmeler olduğunu söyledi.

Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs'a yönelik "serbest ticaret tüzüğü" ile "ticaret tüzüğü"nü birbirinden tamamen ayırıp anlamsız hale getirmek için bazı çabalar olduğuna işaret ederek, "Bunlarla ilgili görüşmeler yapıldı, olumlu bazı kararlar alındı" dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İsveç Dışişleri Bakanı Laila Freivalds ile görüşmesinde, AB Komisyonu'nun tavsiye kararında önemli gördükleri bazı noktaları kendisine izah ettiğini söyledi.

Gül, Freivalds ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, İsveçli bakanın ziyaretinin AB Komisyonu'nun aldığı tavsiye kararının sonrasına rastlamasının önemli olduğunu kaydetti. Görüşmede bu kararı da konuştuklarını ve İsveç'e Türkiye'ye verdiği destekten ötürü teşekkür ettiğini söyleyen Gül, "Tavsiye kararıyla ilgili bizim bazı önemli gördüğümüz noktalar var, bu noktaları kendilerine izah ettim" dedi.

İsveç'in eski dışişleri bakanı Anna Lindh'in geçen yıl Türkiye'yi ziyaret ettiğini, ancak ülkesinde uğradığı suikast sonucu öldüğünü hatırlatan Gül, Lindh'in iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde büyük rolü olduğunu söyledi.

Türkiye-İsveç ilişkilerinin bugün gayet iyi devam ettiğini ifade eden Gül, görüşmede Kıbrıs ve ikili ilişkileri de görüştüklerini, öğle yemeğinde de Irak, Filistin ve barış süreciyle ilgili konuları ele alacaklarını kaydetti.

Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC'ye ilişkin mali tüzük hakkında karar aldıklarına yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine, "İki tüzüğü birbirinden tamamen ayırıp anlamsız hale getirmek için bazı çabalar var, bunlarla ilgili görüşmeler yapıldı. Straw'un söylediği gibi olumlu bazı kararlar alındı" diye konuştu.

Konuk bakan Freivalds da yaptığı açıklamada, Türkiye'de olmaktan ve İsveç'in eski dışişleri bakanı Lindh'in çalışmalarını devam ettirmekten onur ve mutluluk duyduğunu belirtti.

Türkiye ile İsveç arasındaki ilişkilerin iyi bir geçmişi bulunduğunu kaydeden Freivalds, "Gelecekte yapacaklarımız geçmişten daha ilginç olacak" diye konuştu.

Ülkesinin AB Komisyonu'nun tavsiye kararından memnuniyet duyduğunu ifade eden Freivalds, müzakerelerin başlamasını dört gözle beklediklerini, 17 Aralık'taki hükümetler arası konferansta da müzakere sürecinin başlatılması kararının alınmasını beklediklerini kaydetti. Freivalds, "Mümkün olan en kısa sürede müzakerelerin başlatılması temennimizdir. Biz Türkiye'nin AB'ye ait olduğuna inanıyoruz" dedi.

Freivalds, yapılan çalışmaların sürdürülmesini arzu ettiklerini de kaydederek, müzakere sürecinde de ülkesinin Türkiye'nin çalışmalarına destek olmaktan mutluluk duyacağını söyledi.

Temasları çerçevesinde insan hakları ve kadın hakları örgütleri temsilcileriyle bir araya geldiğini hatırlatan Freivalds, yapılan önemli düzenleme ve değişikliklerin farkında olduğunu, çoğu uygulama konusuyla ilgili yapılması gereken bazı hususların da bulunduğunu kaydetti.

KIBRIS 08/10/04

 

Erdoğan: Kıbrıs sorununu çözmeyen, Güney Kıbrıs'tır

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununu çözmeyenin Güney Kıbrıs olduğunu belirterek, "Annan Planı'na 'hayır' demek suretiyle bunu çözmemiştir" dedi.

Başbakan Erdoğan, dün Strasbourg'da düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, bir gazetecinin müzakerelerin başlamasıyla hükümet olarak Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için bir inisiyatif başlatıp başlatmayacağını sorması üzerine, şu andaki inisiyatiflerinin tamamen Kopenhag siyasi kriterleri ve Maastrich ekonomik kriterleri ile ilgili alanda devam edeceğini söyledi. Erdoğan, "Ama bir dünyayı paylaşıyoruz, gündeme geldiği zaman gerek ulusal gerek uluslararası platformda bunu 24 Nisan'da nasıl paylaştıysak, bundan sonra da aynı şekilde paylaşırız" dedi.

24 Nisan'da özellikle AB üyesi ülkeler başta olmak üzere Birleşmiş Milletler'in Türkiye'nin referanduma destek vermesini istediklerini kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin en önemli desteği verdiğini ifade etti.

Bu destek neticesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden AB üyesi ülkeler ve BM'nin istediği istikamette referandumda "evet", Güney Kıbrıs'tan ise "hayır" çıktığını anımsatan Erdoğan, "Yani Kuzey Kıbrıs, 'Ben Güney Kıbrıs Rum halkıyla bu adada bir arada yaşamaya hazırım' demiştir. Çünkü, biz artık barışın küreselleşmesinden yanayız, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü demiştir. Ama KKTC yine ekonomik, ticari, kültürel uluslararası bütün hak ve hukuk noktasında izolasyona tabidir" dedi.

Erdoğan, AB üyesi ülkelerin talebi olan referandumda "hayır" diyen Güney Kıbrıs'ın tam üyeliğe sorunlu olarak alındığını belirtti. AB müktesebatında sorunların bitmiş olması ilkesinin yer aldığını anlatan Erdoğan, "En önemlisi sınır sorunudur. Buna rağmen alınmıştır. Ben buradaki durumu, standardı da anlamakta zorlanıyorum. Bundan sonra önümüze geldiğinde bizler yine uluslararası diploması noktasında ulusal bakışımızı aynen buraya yansıtırız" diye konuştu.

"Şu ülke için şöyle, bu ülke için böyle değil"

Başbakan Erdoğan, bir başka soruyu yanıtlarken de AB'ye üye olmada kriterlerin belli olduğunu ve bu kriterlerde, AB'ye üye olma sürecindeki ülkeler için "şu ülke için şöyle, bu ülke için böyle" denilmediğini anlattı. Bu ilkelerin Kopenhag siyasi kriterleri olduğunu anımsatan Erdoğan, "Bunların hepsini bir tarafa alır da 'Biz bu işi askıya alacağız' gibi bir yaklaşımda bulunurlarsa, bu demokratikleşme sürecini hızlandırmış bir ülkenin demokratikleşme sürecine saygısızlık olur. Bu bir geriye dönüştür. AB burada kendi koyduğu ilkeleriyle çatışmaya girmiş olur" dedi.

Müzakerelerin askıya alınması için bir ülkede ihtilal gibi olağanüstü durumların olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Böyle bir şeyin olmadığı, demokrasinin bütün özellikleriyle hayatta olduğu, yürüdüğü bir ülke için böyle bir şeyin konuşulması, tartışılması söz konusu olamaz" şeklinde konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin ne zaman AB'ye üye olacağına ilişkin bir soru üzerine, ilkeler yerine getirildiği, gerek siyasi kriterleri uygulama, gerekse Maastrich kriterleriyle ilgili atılması gereken adımların tamamlanması durumunda AB ülkelerinin bu konuda karar vereceğini bildirdi.

Başbakan Erdoğan, Fransa'daki okullarda başörtüsü yasağı getirilmesi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, şu andaki gündemin bu olmadığını söyledi. Bütün hayatı ve mücadelesinin demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, eğitimde de özgürlüklerin savunulması olduğunu ifade eden Erdoğan, Fransa'nın da bunu değerlendirmeye alacağını kaydetti.

"Zenginlik, Türkiye'nin girmesiyle olacaktır"

"İlerleme raporundaki kriterler yerine getirilmezse müzakerelerin askıya alınacağı değerlendirmesi var. Ayrıca, Türkiye'nin üyeliğine karşı Hıristiyan Demokratlar'ı nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?" sorusunu Erdoğan, şöyle yanıtladı:

"Bizim bu noktada atmamız gereken adımlar, sadece kriterlerdir. Biz, bir Hıristiyan kulübüne girmiyoruz. Biz, siyasi değerler bütününün egemen olduğu AB'ye giriyoruz. Eğer AB, kendisini, bir 'Hıristiyan kulübü' ilan ediyorsa, onu da bilelim. Onu da ne tarihe anlatabilir, ne de geleceğe anlatabilir. Bizler, medeniyetler çatışmasını savunan ülkenin temsilcileri olarak burada değiliz. Tam aksine, dünyayı bir küresel barışa taşıyacaksak, eğer dünyada terörün ortadan kaldırılmasını başaracaksak, sağlayacaksak, medeniyetler arası uzlaşmayı başarmamız lazım. Bu uzlaşmada en büyük zenginlik, en önemli etki Türkiye'nin buraya girmesiyle olacaktır. Türkiye buraya girdiği anda AB bu açığı kapatacaktır. Bunu, çok iyi takdir etmek ve anlamak gerekir."

Türkiye'nin, Kıbrıs sorununu çözmeden AB'ye üyeliğinin mümkün olmayacağı konusunda değerlendirme yapıldığını ifade eden bir gazeteciye Erdoğan, AB üyelerinin tümünün Kıbrıs sorununun bir kriter olmadığını bilen ülkeler olduğunu söyledi. 24 Nisan referandumu öncesinde de Türkiye'ye üye ülkelerin bunu söylediklerini ifade eden Erdoğan, "Kıbrıs sorunu bir siyasi kriter değildir, ancak 'bunun halli konusunda sizden destek istiyoruz' demişlerdir. Bizler de gerekli desteği vermek suretiyle, KKTC'deki soydaşlarımız 'evet' oyu vererek olumlu yaklaşımlarını ortaya koymuşlardır. Kıbrıs sorununu çözmeyen Güney Kıbrıs'tır. Annan Planı'na 'hayır' demek suretiyle bunu çözmemiştir" diye konuştu.

"Referandum söz konusu değil"

Başbakan Erdoğan ilerleme raporunda "işçi göçüne karşı kalıcı istihdam ve serbest dolaşım için geçiş sürecinin uzun tutulması" hükümlerinin yer almasını nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye, bunların görüşülerek belirli bir zamana oturtulacağını söyledi.

Türkiye'nin müzakerelerdeki baş aktörünün kim olacağına ilişkin soruyu yanıtlarken Erdoğan, "İsmi cismi belli olmayan doğmamış çocuğa don biçmeyelim. Zamanı geldiğinde bunlara karar verilir" dedi.

Bir gazetecinin, Fransa'da Türkiye'nin üyeliği konusunda yapılan referandum tartışmalarının Türkiye'ye yönelik bir ayrımcılık olup olmadığı sorusunu yanıtlarken Erdoğan, Türkiye'nin üyeliğine karşı referandumun söz konusu olmayacağını vurguladı. Böyle bir referandumun hiçbir ülke için söz konusu olmadığını ve bunun Türkiye için gündeme getirilmesinin haksız bir yaklaşım olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu o ülke halkının motivasyonunu bozar. Kendi halkına yönelik böylesine bir siyasi menfaat içinde bunu yapıyorsan, ben de mi yapayım. Hiçbir siyasi lider bulunduğu makamda ölene kadar kalıcı değildir. Başarılı olursanız kalıcı olursunuz. Bizlerin reel politik davranmamız lazım. Reel politik davrandığınız sürece milletler liderlerini hiçbir zaman unutmayacaklar. Bugüne kadar reel politik davrandık, bundan sonra da reel politik davranacağız. Muhataplarımızın da ilkeli, dürüst davranacağına inanıyorum. Aksi halde medeniyetler buluşması olan AB, bu süreci başarısız olarak noktalar."

Erdoğan, bir gazetecinin, "Komisyon müzakerelere başlama konusunda tarih önermiyor, bu sizi endişelendiriyor mu? Türkiye'nin AB'ye katılacağını düşünüyor musunuz?" sorusunu, "Hayır endişelendirmiyor. Türkiye yapması gerekenleri yerine getirdiğinde tam üye olacaktır. Olması gereken de budur" diye yanıtladı.

KIBRIS 07/10/04

 

Verheugen: Kıbrıslı Türkler cezalandırılmamalı

ÖNCE DENKTAŞ, SONRA PAPADOPULOS... Verheugen, Kıbrıs sorununun çözülememesinden, önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı, adada yapılan referandumlardan sonra da sadece Kıbrıs Rum kesimini sorumlu tuttuğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin aldıkları referandum sonucundan sonra bu halk grubunun adadaki çözümsüzlükten dolayı cezalandırılmayacağını söyledi

AB'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs sorununun, Türkiye raporu hazırlanırken komisyon içinde en yoğun şekilde tartıştıkları konu olduğunu söyledi.

Verheugen, dün Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, "Kıbrıs sorunu komisyon içinde en yoğun tartıştığımız konu oldu. Bazı komisyon üyeleri sorunun çözümünün Türkiye'ye bir şart olarak öne sürülmesini istedi. Ben buna karşı çıktım. Çünkü bunun bir şart olarak getirileceği daha önce Türkiye'ye söylenmemişti. Türkiye Avrupa'ya ne kadar yakınlaşırsa bu sorunun da o kadar çabuk çözüleceğine inanıyorum" dedi.

Kıbrıs sorununun çözülememesinden, önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı, adada yapılan referandumlardan sonra da sadece Kıbrıs Rum kesimini sorumlu tuttuğunu ifade eden Verheugen, Kıbrıslı Türklerin aldıkları referandum sonucundan sonra bu halk grubunun adadaki çözümsüzlükten dolayı cezalandırılmayacağını söyledi.

Verheugen, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili olarak da, "Müzakerelere 2 seçenekle başlayacağımız düşünülmesin. yani bir yanda tam üyelik, diğer yanda 'imtiyazlı ortaklık'. Tek hedef tam üyeliktir, ancak Türkiye'nin tam üye olacağına da şimdiden kimse garanti veremez. Belki AB içinde şartlar değişebilir. Ya da Türkiye'deki siyasi şartlar" dedi.

Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel tarafından Türkiye'ye önerilen "imtiyazlı ortaklığı" da bir türlü anlamadığını ifade eden Verheugen, "İmtiyazlı ortaklığın ne olduğunu bir anlayabilsem çok sevineceğim. Türkiye çok sayıda Avrupa kuruluşuna dahil. Bir yandan Ortaklık Anlaşması, diğer yandan Gümrük Birliği var. Türkiye bir çok projemize iştirak ediyor. Sadece tarım politikamıza, iç ve hukuk politikamıza, ayrıca dış ve güvenlik politikamıza dahil değil. Ancak Merkel zaten bunu da istemiyor. Peki 'imtiyazlı ortaklık'la neyi kast ediyor" diye konuştu.

AB'nin çok önemli bir projesini tamamlamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Verheugen, çalışmalarından dolayı dünya çapında olumlu tepki aldıklarını, raporun Türkiye'ye yönelik olumsuzluklar içermesine rağmen Türk hükümeti tarafından da olumlu karşılanmasına sevindiğini kaydetti.

"Türkiye'nin raporu olumlu karşılamasına sevindim"

Verheugen, "Hem Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenleri, hem de üyeliğe karşı çıkanları memnun edebilecek bir rapor hazırlamaya çalıştım. Avrupa toplumunu bu konuda bölmek istemiyordum.

Türkiye'nin de raporu olumlu karşılamasına sevindim. Raporun bu kadar olumsuz olacağını beklemiyordu. Ancak, tüm AB ülkeleri hükümet ve devlet başkanlarını tatmin edebilecek bir rapor hazırlanması gerektiğini biliyordu" dedi.

Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların, AB'nin gelecekte iyi işlemeyeceği, göç ve finansman endişesine sahip olduklarını kaydeden Verheugen, AB'nin gelecekte bugün olduğundan farklı bir Birlik olacağını, Türkiye ile birlikte AB'nin ortak bir dış ve güvenlik politikasına sahip olarak dünya sahnesine çıkacağını söyledi.

Türkiye'den AB ülkelerine yönelik göçün büyük bir sorun olacağını sanmadığını ifade eden Verheugen, hem Türkiye için işgücü göçü konusunda belirli bir geçiş döneminin öngörüleceğini, hem de isteyen üye ülkenin istediği zaman Türkiye'den göçe kısıtlama getirebileceğini belirtti.

Türk hükümetinin, ekonominin canlanmasıyla birlikte AB ülkelerinden Türkiye'ye yönelik göçün artacağına inandığını hatırlatan Verheugen, genç ve eğitimli Türklerin AB ülkelerine gelerek bu ülkelerdeki olumsuz demografik gelişmeye katkı sağlayabileceklerine de inananların olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'nin üyeliğinin 30 milyar euroya mal olacağı şeklindeki tahminlerin de tümüyle yalan olduğunu kaydeden Verheugen, Türkiye'ye mali konularda kısıtlamalar getirildiğini, bu nedenle AB'ye tahmin edilenden çok daha aza mal olacağını söyledi.

Türkiye'ye takvim verilmesi

Verheugen, Türkiye'ye takvim verilmesini de AB hükümet ve devlet başkanlarının yapması gerektiğini ifade ederek, "Türkiye siyasi kriterleri yerine getirdiği takdirde 'gecikmeden' müzakerelere başlanması öngörülmüştü. Bu bizim komisyonun hazırlıklarını tamamlaması için yaklaşık 4 ila 6 aylık bir süre anlamına geliyor. Ancak siyasiler bu konuda nasıl karar verirler, bunu bilemem" diye konuştu.

Verheugen, teoride her bir üye ülkenin istediği zaman müzakerelere son verebileceğini hatırlatarak, "Bu teoride mümkün, ancak uygulamada yapılabilir mi bilmiyorum. Uluslararası alanda bu kadar önemli olan bir sürecin siyasi alanda durdurulabileceğini sanmıyorum. Merkel (CDU genel başkanı) eğer iktidara gelirse bu işlerin ne kadar sıcak olduğunu anlayacaktır. Bu sıcağa dayanabilir mi bilmiyorum" diye konuştu.

Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili olarak bazı ülkelerin referandum kararı alabileceğine işaret eden Verheugen, "Biliyorsunuz ben referandumlardan korkmam. 10, 15 yıl sonraki Türkiye bugünkü Türkiye olmayacak. Endişeler de azalacak. Ancak Almanya'da yaşayan Türklerin çoğu da Türkiye'deki insanlardan farklı. Türkleri buradaki insanlara bakarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Referandumların tek korktuğum yanı, bazen hükümete kızgınlık gibi ya da diğer bazı konulara yönelinerek asıl konunun göz ardı edilmesidir" dedi.

Lüksemburg'da 1997 yılında yapılan AB zirvesinde bir tek Türkiye'ye adaylık statüsü verilmediğini ve Türkiye'nin bunu ayrımcılık olarak algıladığını hatırlatan Verheugen, Helsinki'de bu durumun düzeltildiğini ve Türkiye'ye bir şans verildiğini kaydetti.

KIBRIS 08/10/04

 

Denktaş,: Yeşil ışık yakıldı, ama Kıbrıs engel olarak çıkarılıp kırmızı ışık yakılabilir

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporunu değerlendirirken, raporun olumlu olduğunu, Türkiye'nin yıl sonunda bir tarih alma yoluna gideceğini söyleyerek, "Yeşil ışık yakıldı ama, kırmızı ışığı yakmak kendi ellerindedir. Herhangi bir an 'dur' diyebilirler. Kıbrıs engel olarak çıkarılıp kırmızı ışık yakılabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporunu değerlendirirken, raporun olumlu olduğunu, Türkiye'nin yıl sonunda bir tarih alma yoluna gideceğini söyleyerek, "Yeşil ışık yakıldı ama, kırmızı ışığı yakmak kendi ellerindedir. Herhangi bir an 'dur' diyebilirler. Kıbrıs engel olarak çıkarılıp kırmızı ışık yakılabilir" dedi.

Kendilerinin Kıbrıs'tan baktığında, Kıbrıs üzerinden kırmızı ışık yakıldığı zaman Türkiye'ye "Kırmızı ışık yandı. Kıbrıs meselesini Rum'un, Yunan'ın istediği şekilde hallet, öyle yürü... Hallet yeşil ışık öyle yakılacaktır" denilebileceğini düşünüp endişe duyduklarını belirten Denktaş, şöyle konuştu:

"Hayırlısı olsun. İnşallah korktuklarımız başımıza gelmez. İnşallah Türkiye sesini bir yerde yükseltir ve 'Kıbrıs meselesini benim önüme engel olarak koyamazsanız. Ben halledilmesi için elimden gelen her şeyi yaptım, Annan Planı'na da evet dedim ve evet dedirttim. Bunun ötesinde Kıbrıs Türkü'ne 'devletinden vazgeç, egemenliğinden vazgeç, Rum'a ikinci sınıf vatandaş olarak bağlan' diyemem. Benden bunu istemeyin' der. Ve arkasına Anadolu'yu ve basını alarak bunu söyler ki AB de Türk hükümetinin çok zayıf ve muhtaç bir durumda olmadığını iyice anlar."

Denktaş, AB'nin Türkiye'yle ilgili ilerleme raporuyla ilgili değerlendirmesini, bugünkü bir kabulü sırasındaki konuşmasında yaptı.

"Anadolu halkı bilinçlenmeden hareket ederse..."

Cumhurbaşkanı Denktaş, yaptığı değerlendirmede, yeşil ışık yakılan Türkiye'ye kırmızı ışık yakılıp "Yeniden yeşil ışık isterseniz, şunu da verin, bunu da verin" denilebileceğini kaydetti ve Anadolu halkının bilinçlenmeden, "Her şey iyiye gidiyor" inancı içerisinde hareket etmesi halinde kırmızı ışığın yeşile dönüşmesi için istenen her şeyi verebileceğini, sonra da "biz ne yaptık" diye dövüneceğini ifade etti.

Türkiye'nin AB yolunun, tehlikeli ve uzun bir yol olduğunu dile getiren Denktaş, bunun bilinerek istendiğini, Türkiye'nin "Biz bu tehlikeleri atlatırız" diyerek yola girdiğini söyledi.

"TIR yolda giderken durur mu"

Bir soru üzerine, raporun 150 sayfalık bir metin olduğunu, iyice incelemek ve ona göre konuşmak gerektiğini kaydeden Denktaş, başkalarına konulmayan şartların Türkiye'nin önüne konulduğunu, fakat Türkiye hükümeti olumlu karşıladığına göre kendilerinin diyecek başka bir şeyleri olmadığını, kendilerinin Kıbrıs açısından baktıklarını dile getirdi.

Türkiye'yi büyük bir TIR'a benzeten Cumhurbaşkanı Denktaş, "TIR yolda giderken, önüne Kıbrıs engeli çıkarılıp 'dur' denildiğinde durur mu, 'Kıbrıs engelini önünüzden alırız ama Kıbrıs'ı şöyle yaparsın' dediklerinde kabul eder mi, Kıbrıs'ı çiğneyip geçer mi, hiç bilmiyoruz. Türkiye de bilmiyor. Hangi şartlarda Türkiye'ye ne yap diyeceklerini Türkiye de bilmiyor" dedi.

Denktaş, Türk halkının iyi bir değerlendirme yapabilmesi için AB'nin bütün istediklerini ve mevzuatını çok iyi bilmesi gerektiğini de kaydetti.

"Büyük taviz... Türkiye'den 'kabul etmiyoruz' sesi işitmedik"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Türkiye AB'ye girmek için Kıbrıs'tan taviz mi verdi?" sorusunu yanıtlarken de, Annan Planı'nın kabulünün ardından ABD'nin "Kıbrıs Türkleri egemenlik ve devlet istemeyecekler" dediğini, bunun da büyük bir taviz olduğunu söyledi.

ABD'nin yorumunun kabul edilemeyeceğini, kendilerinin kabul etmediğini ve kabul etmeyeceklerini ifade eden Denktaş, ama Türkiye'den henüz "bu yorumu kabul etmiyoruz" sesi işitmediklerini belirtti.

Denktaş, Rum-Yunan ikilisinin AB'nin içinde, "Askeri çek, Maraş'ı ver, göçmenlerin evine dönmesine razı ol, Rum cumhuriyetini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanı" demeye başladığını dile getirerek, Türkiye'nin bunlara boyun eğmesi halinde Kıbrıs'ın elden gideceğini ifade etti.

Denktaş, Türkiye'nin "Güvenlik konusu benim konumdur ve Kıbrıs benim güvenliğim için ayrı, milli bir sorundur. Bu konuda ben gerilemem" diyebilmesi halinde korkularının olmayacağını kaydetti.

KIBRIS 08/10/04