İmza töreni 29 Nisan’da

Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; 7 Nisan 2004 tarihine kadar yeni Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluş Antlaşması’nın iki ayrı referandum ile onaylanmasını kabul ettiklerini Bm Genel Sekreteri Kofi Annan’a teyit edecekler, Referandum 24 Nisan’da gerçekleşecek.

Garantör ülkeler 29 Nisan’a kadar ise referandum sonuçlarını onaylayacaklar. Taraflar, 29 Nisan 2004 tarihinde ise Kıbrıs’ta gerçekleşecek imza töreninde hazır bulunacaklar.

Annan, taraflara ilettiği mektubunda, Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in, Birleşik Kıbrıs’ın Kuruluş Antlaşması’nın “Birincil Hukuk” olması için 24 Nisan’a kadar Avrupa Komisyonu’na sunacağının garantisini verdiğini ve sonucun en kısa zamanda çıkması için de gerekeni yapacağını teyit ettiğini de bildirdi.

YENIDUZEN 03/04/2004

“Denktaş ‘benim haberim yoktur’ diyemez”

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs görüşmelerinde atılan adımlardan herkesin haberi olduğunu belirterek, “Sayın Denktaş ile telgraflarla yazışmalar yapılmıştır. Atılan adımlardan herkesin haberi oldu. Kimse ‘benim haberim yoktur’ diyemez” dedi.

Başbakan Erdoğan, Ukrayna’ya hareketinden önce Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, Ukrayna Başbakanı Victor Yanıkoviç’in geçtiğimiz aralık ayında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında kendisine iletilen davete icabetle Ukrayna’yı ziyaret edeceğini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulundu.

Bir gazetecinin “ABD Başkanı ile telefon görüşmesi yaptınız mı?” sorusuna, Erdoğan, böyle bir görüşmenin olduğunu belirterek, İsviçre’de Kıbrıs konusunda çıkan neticeden dolayı ABD Başkanı Bush’un teşekkür için arayarak, Türk tarafının iyi niyetinden dolayı memnuniyetini dile getirdiğini söyledi.

“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyet’i ortaya çıkacak”

Erdoğan, “Sizde görüşmelerden çıkan sonuç memnuniyetini görüyoruz, fakat Sayın Denktaş’ta göremiyoruz. Dolayısıyla Ada’da yapılacak referandumda ‘evet’ oyunun çıkması için çalışmayacağını anlıyoruz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki bir soruya, şu yanıtı verdi:

“Biz bu yola iyi niyetle çıktık. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ın garantörü olan bir ülkedir. Bu iyi niyetimizden kimsenin şüphe etmeye hakkı yoktur. Kaldı ki Kuzey Kıbrıs’tan Başbakan ve Sayın Rauf Denktaş’ın oğlu Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş tam yetkiyle görüşmelere katılıyorlar. Yapılan görüşmelerde ayrıca Genelkurmay Başkanlığı’nı da temsilen bir Tuğamiral bulunuyor ve orada en geniş manada Dışişlerimizin tüm teknokratları görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerde zaman zaman da Sayın Denktaş ile telgraflarla yazışmalar yapılmıştır. Atılan adımlardan herkesin haberi oldu. Kimse ‘benim haberim yoktur’ diyemez. Kaldı ki şu ana kadar Türkiye’den başka kimsenin tanımadığı KKTC var, bu anlaşma ile artık Bileşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkmaktadır. Artık dünyada bütün ülkelerin tanıyacağı bir devlet ortaya çıkmaktadır. Bunu kimse görmemezlikten gelemez, gelmemelidir. Ortak bayrak, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı, bunun yanında iki ayrı kurucu devletin bayrakları, iki ayrı marş olmaktadır.”

Erdoğan, görüşmelerde, Türkçe’nin uluslararası dil olarak kabul edilmesi için de adımlar atıldığını, belirterek, “Simültane çevirilerde Türkçe uluslararası dil olarak kullanılmaz. Bunun oluşumuyla birlikte artık Türkçe de uluslarası bir dil olarak bu görüşmelerde uygulanacak. Hatta teknik sıkıntıların olmadığı yerlerde 1 Mayıs’tan itibaren bunun da uygulanmaya konulması kayıtlara geçilmiştir” diye konuştu.

YENIDUZEN 03/04/2004

Talat: "Denktaş ikna oldu”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Annan Planı’nda iyileştirmeler olduğu konusunda ikna olduğunu, ancak önemli olanın bunları benimsemesi olduğunu belirterek, “Değerlendirmelerimiz sürecek” dedi.

Annan Planı’yla ilgili tüm kademelerde yapılacak değerlendirmelerin ardından kısa sürede referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, verilen taahhüt uyarınca “Türkiye kökenli KKTC vatandaşları”yla ilgili 45 bin kişilik listenin de hazırlandığını bildirdi.

CTP Meclis grubu toplandı

Cumhurbaşkanlığında sabah yapılan yaklaşık 4 saatlik değerlendirme toplantısının ardından saat 14.30’da CTP Meclis Grubu’nu toplantıya çağıran Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ardından partisine bilgi vereceğini, ayrıca hükümet içinde ortak değerlendirme yapılacağını ve Bakanlar Kurulu ile Meclis’in de toplantıya çağrılabileceğini söyledi. Talat, değerlendirme toplantılarının ardından referandum için kampanya başlatılacağını kaydetti.

“Denktaş’ın benimsemesi önemli.."

CTP Meclis Grubu toplantısına girerken gazetecilere açıklamalarda bulunan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, İsviçre müzakerelerine katılan heyetle birlikte bu sabah ilk olarak Cumhurbaşkanı Denktaş’a bilgi verdiklerini anlattı.

Başbakan Talat, “Plandaki iyileştirmeler hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ikna ettiniz mi” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Değerlendirmelerimiz sürüyor. Ama planda iyileştirmeler olduğu kesin, bunu sanıyorum Cumhurbaşkanı da kabul eder. İyileştirme olduğu konusunda ikna oldu. Bu açık ve nettir. Önemli olan bunları benimseyip benimsemediğidir. Bu konuda değerlendirmeler sürüyor....”

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bugünkü bilgilendirmeden sonraki tutumu ve referanduma yaklaşımıyla ilgili sorulara ise, “Ona sormanız gerekir” diyerek yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile ortak değerlendirmelerin süreceğini, koalisyon ortaklarının kendi aralarında ve hükümet içinde gelişmeleri değerlendireceğini söyleyen Talat, özetle şunları kaydetti:

“Bana göre optimum sonuç elde edilmiştir. Yani bu bir zafer değil. Çünkü zafer olursa diğer taraf kaybetmiş demektir ve böyle bir anlaşma olmaz. Bu bizim bütün olanaklarımızla elde edebileceğimiz en iyi sonuçtu, bunu elde ettik. Bu noktada artık herkes oturup düşünecek, hesabını kitabını yapacak, ‘bugünkü durumla kıyaslandığında lehimize mi, aleyhimize mi’ diye değerlendirip karara varacaklar.”

45 bin kişilik liste

Hızlı bir değerlendirme sürecinin ardından 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, bununla birlikte yeni meclisin oluşumu, eş başkanların tayini, federal kurumların personeli ve federal yönetime ayrılacak binalarla ilgili taahhütler bulunduğunu anlattı.

“Yapacak çok işimiz var” diyen Talat, bir soruya karşılık, BM’nin 9 Nisan’a kadar istediği garantilerle ilgili yazılı taahhüdün Kıbrıs’taki tarafları değil, Türkiye ve Yunanistan’ı kapsadığını da söyledi.

Başbakan Talat, referanduma kadar TC kökenli vatandaşlarla ilgili 45 bin kişilik listeyi BM Genel Sekreteri’nin adadaki temsilcilerine teslim etmek zorunda olduklarını da söyledi ve “Liste hazırlanıyor” dedi.

YENIDUZEN 03/04/2004

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül: Mümkün olan her şey anlaşmaya girmiştir, biz tehlike görmüyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İsviçre'de varılan mutabakatın ve referandum yolunun açılmasının, Türkiye'ye karşı çok büyük bir sempati oluşmasına yol açtığını söyledi.

NATO Konseyi toplantıları nedeniyle Brüksel'de bulunan Gül, düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs konusundaki soruları da yanıtladı.

Brüksel'deki temasları sırasında Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tavrı nedeniyle büyük destek gördüğünün kendisine ifade edildiğini belirten Gül, NATO'daki temasları sırasında Kıbrıs müzakerelerinde iki tarafa da yardımcı olan ABD ve İngiltere'ye teşekkür ettiğini belirtti.

"Mümkün olan her şey anlaşmaya girmiştir, biz tehlike görmüyoruz" diyen ve hukuki garantiler alındığını ifade eden Gül, Rum tarafının referandumlarda "hayır" demesi halinde ne olacağının sorulması üzerine "O zaman Türk tarafı bütün dünyada hak ve hukukunu korumak için çok meşru bir zemin almış olur" dedi.

Referandum sonucuna saygı gösterileceğini belirten Gül, Rum Kesimi ile referandum sonuçları konusunda kaygılar olduğunu herkesin gördüğünü söyledi ve "Türkiye'nin önünü kesmek kolay değildir" dedi.

Annan Planı'nın, artıları ve eksileriyle tartışılacağını kaydeden Gül, "Benim gönlümden geçen, bağımsız bir KKTC'nin tanınması, BM üyesi olmasıdır, bunun gerçekleşmeyeceği görülmüştür. Bugünkü statükoyu devam ettirmek mi daha iyi, yoksa plana (evet) demek mi, herkes buna bakacaktır" diye konuştu.

Bütün dünyanın, Türk tarafının yapıcı ve iyi niyetli yaklaşımını gördüğünü belirten ve AB'nin Rum tarafında etkin gayret göstereceği işaretlerini aldığını belirten Gül, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'i İsviçre'ye kendisinin davet ettiğini söyledi. Abdullah Gül, Verheugen'in müzakerelere katılmadığını, İsviçre'de bulunmasının iyi olduğunu, Türkçenin resmi dil olarak hemen tanınması, ekonomik yardım gibi konularda kendisiyle görüşülerek planda önemli değişiklikler yapılabildiğini anlattı.

Bakan Gül, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine çok yaklaştığına inandığını da belirterek, yapılması gereken anayasa değişikliklerinin gerçekleşeceğini ve reformların en iyi şekilde uygulandığının gösterileceğini söyledi. Gül, "AB söz konusu olduğunda, Kıbrıs diye bir sorun yoktur, Türkiye bu meseleyi çözmüştür" dedi.

Gül, bu sabah Brüksel'den Hollanda'ya geçecek.

KIBRIS 03/04/2004

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos: Baskılara rağmen haklarımızı teslim etmedim

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs müzakerelerinin tamamlandığı İsviçre'nin Bürgenstock kasabasından adaya dönüşünde Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada "Kıbrıs halkının duygularını ve infialini paylaşıyorum. Yalnız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığı ve bekasıyla ilgili değil, aynı zamanda vatanımızın geleceği ve gelecek nesiller konusunda da haklı bir infial ve endişe vardır dedi.

Geçilmekte olan günlerde gerginlik ve çatışmalardan kaçınılmasını isteyen Papadopulos, "bütün iyi niyetlerine rağmen Kıbrıs Türk tarafının tutumu yüzünden" uzlaşmaya varılamadığını, prosedür gereği olarak da genel sekreterin çözüm planının nihai metni konusunda hakemlik uygulayarak planı kendilerine teslim ettiğini söyledi.

"Bütün görüşme süreci boyunca sadece Kıbrıs Türk tarafının değil, maalesef Türkiye'nin de uzlaşmazlığı yüzünden sonuç alamadık" diyen Papadopulos, Türk tarafının Bürgenstock görüşmelerinde 11 yeni istek öne sürdüğünü söyledi. Papadopulos "Bu istekler, esas itibarıyla Kıbrıs sorununu istismar eden Türkiye'nin çıkarları ve emellerine hizmet ediyordu" ifadesini kullandı.

Papadopulos şöyle dedi:

"Önümüzdeki günlerde siyasi liderlik ve ben metni inceleyecek ve görüşümüzü halka açıklayacağız. Şimdi, sağduyu ve akıllı davranma zamanıdır. Şu anda aşırı söylemlerin ve çatışmaların yeri yoktur. Bu kritik dönemde bütün halkı, siyasi liderliği, basını bu şart ve düşünce şartlarını benimsemeye çağırıyorum. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yannis Valinakis'e, Yunan uzmanlara ve Ulusal Konsey üyelerine; sıcak işbirliği ve desteklerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum."

Gazetelerin manşetleri

Papadopulos'un açıklamalarına geniş yer ayıran şu başlıkları kullandılar:

POLİTİS: Başkan Niyetine İlişkin İşaretler Verdi ve Sağduyu İstedi - 'Gitmeden Önce, Halkımızın Haklarını Yabancıların Maksatları veya Baskılar Uğruna Halkımızın Haklarını Feda Etmemin Söz konusu Olmadığı Taahhüdünde Bulunmuştum' - Hayır'ı Yükseltti "

HARAVGİ : "Taahhüdümü Tuttum - Başkan Papadopulos Kıbrıs Halkına, İsviçre'de Haklarını Feda Etmeyeceği Yönündeki Taahhüdünü Tuttuğunu İletti -Acı da Olsa Tarihi Ancak Onurlu Bir Uzlaşı İçin, Bütün İyi Niyetimiz ve Siyasi İrademizle İsviçre'ye Gittik"

FİLELEFTHEROS "Tasos'un Mesajı: Zaman, Sağduyu ve Akıllı Davranma Zamanı - Verdiğim Sözü Tuttum - Halkın Haklarını Baskılar Uğruna Feda Etmedim - Barışçıl ve Güvenli Çözüm İçin Uzlaşı Tavrın Sınırlarını Zorladım - Plan, Önümüzdeki Günlerde Değerlendirilecek"

ALİTHİA "Tasos Açıklamadı Ancak Dolaylı Olarak Olumsuza Hazırladı";

SİEMERİNİ "Tasos'tan Hayır Mesajı - Annan Planını Türkiye'nin Çıkarına Tesis Etti"

KIBRIS 03/04/2004

Avrupa Konseyi: Annan Planı, Kıbrıs'a daha iyi bir geleceğin kapısını açıyor

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan planın, "Kıbrıs'a daha iyi bir geleceğin kapısını açtığını" bildirdi.

Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için Annan Planı'na tam destek verdiğini belirten Schwimmer, taraflara "referandumda barış için bu şansın kaçırılmaması" çağrısında bulundu.

Schwimmer, yaptığı yazılı açıklamada, "planın bir tarafa, diğer taraf üzerinde zafer sağladığı" şeklinde algılanmaması gerektiğini ifade etti ve bu tür bir yaklaşımın olumlu sürecin sonuçlarını tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu.

"Referandumun Kıbrıslılara kalıcı barış için vazgeçilmez bir fırsat oluşturduğunu" kaydeden genel sekreter, "Bugünden itibaren, uluslararası topluluk, ilgili ülkelerin liderleri ve özellikle adadaki toplumun siyasi parti liderleri, Kıbrıslılara, planın daha iyi bir gelecek için kapı açtığını anlatmaları gerekir" ifadesini kullandı.

Kıbrıs'ta iki kesimdeki siyasi parti liderlerine referandumdan önce Strasbourg'a gelmeleri için yaptığı daveti yineleyen Schwimmer, referandumda olumlu sonuç çıkması halinde Avrupa Konseyi'nin elindeki bütün imkanları kullanarak BM planının uygulanması için gerekli her türlü yardıma yapmaya hazır olduğunu bildirdi.

KIBRIS 03/04/2004

Güvenlik Konseyi, taraflara "evet deyin" çağrısı yapacak

Annan Planı, BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu

Güvenlik Konseyi, taraflara "evet deyin" çağrısı yapacak

Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amacıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan ve İsviçre'nin Bürgenstock kasabasındaki müzakerelerde tarafların referanduma götürme konusunda görüş birliğine vardıkları Kıbrıs planı, BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu.

Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun, 9 bin sayfadan oluşan belgeyi konseye sunduğu belirtildi.

Bu arada, De Soto, konseyde yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak özellikle son dönemde meydana gelen gelişmeler hakkında açıklamalarda bulunuyor.

De Soto'yu dinlemek üzere yaptığı açık toplantının ardından danışmalarını kapalı kapılar ardında sürdürecek olan Güvenlik Konseyi'nin toplantı sonunda Kıbrıs ile ilgili bir başkanlık açıklaması yapması ve tarafları 24 Nisan'daki referandumda "evet" oyu kullanmaya davet etmesi bekleniyor.

Alvaro de Soto'nun, plan hakkındaki açıklamalarının ardından, planın referandumda kabul edilmesi halinde Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nde (UNFICYP) yapılması gereken değişiklikler konusunda da Konsey'e bilgi vereceği öğrenildi.

Barış Gücü takviye edilecek

Diplomatların verdiği bilgiye göre, BM tarafından, BM Kıbrıs Barış Gücü ( UNFICYP) ile ilgili olarak hazırlanan planlarda, Türk ve Yunan birliklerinin çekilmesine paralel olarak Barış Gücü'nün, adanın tamamında görev yapacak biçimde genişletilmesi ve görev süresinin uzatılması konusu yer alıyor.

Alvaro de Soto'nun, BM Güvenlik Konseyi'ne bilgi verdikten sonra, gazetecilerin sorularını cevaplandırması bekleniyor. UNFICYP, 1200 asker ve gözlemciden oluşuyor ve sadece ara bölgede görev yapıyor.

KIBRIS 03/04/2004

Tarih kitapları değişiyor

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, ortaöğretimde okutulan Kıbrıs tarihi kitaplarının değiştirilmesi için çalışma başlattı

Tarih kitapları değişiyor

Lise ve ortaokullarda, "hatır gönül" ilişkileri çerçevesinde yıllarca okutulan Kıbrıs tarihi kitapları, tarihe karışıyor... Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlı Talim ve Terbiye Dairesi, ortaöğretimde okutulan Kıbrıs Türk tarihi programının değiştirilmesi ve kitaplarının yeniden yazılması için çalışma başlattı

l Talim ve Terbiye Dairesi Müdürü Dr. Hasan Alicik, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı yasasında belirtilen genel amaçlar, toplumun gereksinimleri ve öğrenci merkezli öğreti anlayışı çerçevesinde Kıbrıs Türk tarihi program ve kitaplarının yeniden yazılacağını söyledi. Alicik, "Birey, çeşitli kültürler içerisinde kendi yerinin farkına varacaktır" dedi

Yeliz K. SARICA

Lise ve ortaokullarda, "hatır gönül" ilişkileri çerçevesinde yıllarca okutulan Kıbrıs tarihi kitapları tarihe karışıyor...

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na bağlı Talim ve Terbiye Dairesi, ortaöğretimde okutulan Kıbrıs Türk tarihi programının değiştirilmesi ve kitaplarının yeniden yazılması için çalışma başlattı.

Kıbrıs Türk tarihi program ve kitaplarının değiştirilmesiyle, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, topluma karşı sorumluluğunun farkında olan, bunları davranışa dönüştüren, barışçı ve haklarını korumasını bilen vatandaşlar yetiştirilmesini hedefliyor.

Talim ve Terbiye Dairesi'nin, eğitimde öğrenci merkezli bir anlayışla tüm yerel kitapları da gözden geçirmesi gündemde.

Tarih kitabı için komisyon oluşturuldu

Kıbrıs Türk tarihi programı ve kitaplarının değiştirilmesi için Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı bünyesinde komisyon oluşturuldu.

Komisyon, geçtiğimiz günlerde ilk oturumunu yaptı. Komisyonda, Talim ve Terbiye Dairesi Müdürü Dr. Hasan Alicik başkanlığında, Doğu Akdeniz Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Gül Barkay, Yakın Doğu Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ali Erdal Özkul, Lefke Avrupa Üniversitesi öğretim görevlisi Meltem Onurkan Samani, talim terbiye kurulu uzmanı, bakanlık müfettişi, 2 ortaokul ve 2 lise öğretmeni görev alıyor.

Komisyon görevlileri, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil'e nezaket ziyaretinde bulundu ve çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.

Yerel kitaplar gözden geçiriliyor

İlköğretim ve ortaöğretimde okutulan tüm yerel kitapların da yeniden gözden geçirileceği belirtildi.

Okullarımızda okutulan ve gözden geçirilecek olan yerel kitaplar şöyle:

Okul öncesi okullarda ; "Kavramları öğreniyorum", "Matematik öğreniyorum", "İlk bilgilerim çizgilerim" kitapları;

İlköğretimde; "İlköğretim trafik 1-2'nci sınıf", "ilköğretim trafik 3-4-5'inci sınıf", "Sosyal Bilgiler 4'üncü sınıf", Sosyal Bilgiler 5'inci sınıf", "Ülkemi Tanıyorum 3'üncü sınıf".

Ortaöğretimde; "Kıbrıs Tarihi orta 1-2-3'üncü sınıf", "Kıbrıs Coğrafyası orta 1-2'nci sınıf", " Kıbrıs Türk Mücadele tarihi Lise 1-2-3'üncü sınıf", "Kıbrıs Türk Tarihi Türk Dönemi".

Alicik: Tarih kitapları yeniden yazılacak

Talim ve Terbiye Dairesi Müdürü Dr. Hasan Alicik, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı yasasında belirtilen genel amaçlar, toplumun gereksinimleri ve öğrenci merkezli öğreti anlayışı çerçevesinde Kıbrıs Türk tarihi program ve kitaplarının yeniden yazılacağını söyledi.

Alicik, yeni Kıbrıs tarihi kitaplarında, Kıbrıs Türk toplumunun varoluşundaki tarihi gerçeklerin bilincine varan, kendini toplumunu ve diğer toplum ve kültürlerini tanıyan, devlete ve topluma karşı sorumluluğunu bilen ve bunları davranışa dönüştüren, barışçı ve haklarını korumasını bilen vatandaşlar yetiştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Alicik, "Birey, çeşitli kültürler içerisinde kendi yerinin farkına varacaktır" dedi.

KIBRIS 03/04/2004

Türkiye "evet"te kararlı

Türkiye'de devlet ve hükümet yetkilileriyle iş çevreleri, Kıbrıs konusunda gelinen aşamadanve İsviçre zirvesinde alınan sonuçtan memnun... Türk halkının ezici çoğunluğu, Kıbrıs Türklerinin referandumda "evet"oyu vereceğine inanıyor...

Türkiye "evet"te kararlı

ARINÇ: GELİNEN NOKTA UMUT VERİCİ... TBMM Başkanı Bülent Arınç, İsviçre'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taraflara sunduğu planın, Türkiye ve KKTC'de de tartışılmaya başlandığını belirterek, "Ben gelinen noktayı ümit verici buluyorum ve referandumdan en hayırlı sonucun çıkmasını bekliyorum" dedi. Arınç, "Ümit ediyor ve arzuluyorum ki, Birleşik Kıbrıs Devleti, bundan sonra AB'de Türkiye'yi destekleyen, Türkiye'nin de onu desteklediği yeni bir devlet olarak yerini alsın" diye konuştu

GÜL: TÜRKİYE'NİN ÖNEM VERDİĞİ KONULAR DÜZELTİLDİ... Annan Planı'nda Türk tarafının önceliklerinin ortaya konduğunu ve bu öncelikler çerçevesinde değişikliklerin yapıldığını aktaran Gül, "Eminim ki planı inceleyen herkes, önem verdiğimiz konuların hepsiyle ilgili çok önemli değişiklikler yapıldığını açıkça görecektir. Dolayısıyla bu plan Türkiye'nin önem verdiği konuların düzeltildiği bir plan olmuştur" diye konuştu

SABANCI: TÜRKİYE, KUTLANMASI GEREKEN BİR İRADE GÖSTERDİ... TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, Türk hükümetinin, Kıbrıs meselesinde kapsamlı bir siyasal ve toplumsal uzlaşmadan güç alarak gerçekten kutlanması gereken bir çözüm iradesi gösterdiğini belirterek, "Bu iradeyi göstermek, Kıbrıs Türk halkına egemenlik, refah ve mutluluk yolunu açmaya ve Türkiye'nin AB üyeliği pozisyonunu güçlendirmeye yönelik bir bakış açısıyla, inisiyatifi elinde tutma yaklaşımı sayesinde mümkün olmuştur." dedi

Türkiye'de devlet ve hükümet yetkilileriyle iş çevreleri Kıbrıs konusunda gelinen aşamadan ve İsviçre zirvesinde alınan sonuçtan memnun... Türk halkının ezici çoğunluğu, Kıbrıs Türklerinin referandumda "evet" oyu vereceğine inanıyor...

TBMM Başkanı Bülent Arınç, İsviçre'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taraflara sunduğu planın, Türkiye ve KKTC'de de tartışılmaya başlandığını belirterek, "Ben gelinen noktayı ümit verici buluyorum ve referandumdan en hayırlı sonucun çıkmasını bekliyorum" dedi.

Bülent Arınç, Manisa'da gazetecilerin, Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili sorularını cevaplandırırken, Türkiye'nin görüşmelerde çok başarılı olduğunu söyledi.

Türk dış politikasındaki atak ve dinamik çalışmaların başarıyı getirdiğini ve bütün dünyanın dikkatini Türkiye'nin üzerinde topladığını belirten Arınç, 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs'ta yeni statünün ortaya çıkmasının beklendiğini belirtti. Arınç, "Ümit ediyor ve arzuluyorum ki, Birleşik Kıbrıs Devleti, bundan sonra AB'de Türkiye'yi destekleyen, Türkiye'nin de onu desteklediği yeni bir devlet olarak yerini alsın' dedi.

Planda ve uzlaşmada en son kararı halkın vereceğini kaydeden TBMM Başkanı Arınç, şunları söyledi:

"İki toplum da 24 Nisan'da referandum yapılacaktır. Bu referandumda Türk tarafının da, Rum tarafının da ne diyeceği önemlidir. Bizi ilgilendiren yönü, Kıbrıs'ta Türk soydaşlarımızın bu plana (evet mi, hayır mı) diyecekleridir. Karar, tamamen onlara aittir. Bizim onları teşvik etmemiz veya yönlendirmemiz düşünülemez. Kıbrıs halkı, Türk halkı yıllardır yaşadığı sıkıntı ve çektiği üzüntüleri biliyor. Kendilerine acil kalıcı bir barış temin ediyorsa, bu plana elbette (evet) oyu vereceklerdir. Aksi takdirde düşünürlerse,

bu da onların kararı olacaktır ve her zaman saygıyla karşılanacaktır."

İsviçre'deki müzakereler

Arınç, İsviçre'deki müzakerelerin ve son planın" ne getirip, ne götürdüğü" konusunda hükümetten TBMM'ye bilgi sunmasını istediğini ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüştüğünü belirtti.

Bülent Arınç, "Kendileri bu talebi memnuniyetle karşıladılar. Önümüzdeki salı günü 6 Nisan'da Sayın Gül, mecliste bir konuşma yapacak, Kıbrıs konusundaki çalışmaları Millet Meclisi'ne, milletvekili arkadaşlara takdim edeceklerdir. Gruplar da ayrıca konuşma yapacaklardır. Ben gelinen noktayı ümit verici buluyorum ve referandumdan en hayırlı sonucun çıkmasını bekliyorum" dedi.

Kıbrıs sorunu ve AB yolu

Bülent Arınç, bir gazetecinin "Kıbrıs konusunda varılacak anlaşmanın Türkiye'nin AB yolunu açıp açmayacağına" ilişkin sorusuna da şu karşılığı verdi:

"Bildiğiniz gibi 24 Nisan'dan sonra bir haftalık sürede referandumdan evet çıkması halinde, TBMM'nin de onayı gerekmektedir. O bakımdan Türkiye'nin AB'ye üyelik noktasında müzakerelere başlaması, fevkalade kolaydır. Bununla da kalmaz, Türkiye'nin saygınlığı her noktada artar. Çünkü yıllardır süren bir sorunu bir şekilde çözümlenmiş olmasında en büyük pay, Türkiye'ye ait olacaktır. Çünkü bu müzakereleri Türkiye başlatmıştır. Müzakereleri Türkiye sonuçlandırmıştır. Bunun en büyük payı, Türkiye'nin uluslararası camiadaki saygınlığını artması olacaktır. AB, bunun sadece bir bölümüdür."

Gül: Cumhurbaşkanı Denktaş'ın planı

incelemek için vakte ihtiyacı var

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan Planı'nın son şeklini incelemek için vakte ihtiyacı olduğunu belirterek, tam olarak bilgilendirildiğinde onun da kanaatinin ortaya çıkacağını söyledi.

Gül, İsviçre'de çok özverili bir çalışma yapıldığını ve Türk ekibince olağanüstü bir gayret gösterildiğini söyledi.

Annan Planı'nda Türk tarafının önceliklerinin ortaya konduğunu ve bu öncelikler çerçevesinde değişikliklerin yapıldığını aktaran Gül, "Eminim ki planı inceleyen herkes, önem verdiğimiz konuların hepsiyle ilgili çok önemli değişiklikler yapıldığını açıkça görecektir. Dolayısıyla bu plan Türkiye'nin önem verdiği konuların düzeltildiği bir plan olmuştur" diye konuştu.

Denktaş'ın plana eleştirilerine ilişkin bir soru üzerine Gül, şüphesiz ki onun da vakte ihtiyacı olduğunu ve plandaki bütün bu değişiklikleri göreceğini, çalışacağını, değerlendireceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı'nın İsviçre'de olmadığını, ancak onun tam yetki verdiği iki kişinin, ayrıca kendisinin, çok iyi bir hukukçu olan esas danışmanının Bürgenstock'ta bulunduğuna dikkati çeken Gül, Denktaş'ın müzakereler süresince herkesle her gün görüştüğünü ve süreci yakından takip ettiğini ifade etti.

Denktaş'ın geçtiğimiz günkü açıklamalarında plan aleyhindeki sözlerine ilişkin olarak, "Onlarla ilgili henüz tam bilgilendirme ulaşmamış, ulaşınca kanaati ortaya çıkacaktır" ifadesini kullanan Gül, herkesin kanaatini ortaya koyacağını ve neticede kararı halkın vereceğini söyledi.

Derogasyonlar

Bakan Gül, derogasyonlar konusunda Türk tarafının tatmin olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine de, uyum senedi formülünün hemen devreye gireceğini, bütün AB ülkesi parlamentolarının onayıyla ilgili sürecin de hemen başlatılacağını belirtti.

Gül, geçen yılki Lahey görüşmelerinde müzakereler yapılmış olsaydı, bugün Türk tarafının elde ettiği sonuçlar, eğer müzakere edilip de o zaman elde edilseydi, 15 AB ülkesi parlamentosunun bunu onaylamış olacağını ve "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bu şekilde AB'ye girmiş olacağına dikkati çekti.

O zamanlarda bunun yapılmadığını ve dolayısıyla sorunun bugüne kaldığını ifade eden Gül, 1 Mayıs'a kadar 25 AB ülkesinin parlamentolarının bunu onaylamasının teknik olarak mümkün olmadığını belirterek, "Burada iki zırh peşindedir Türkiye. Birincisi, uyum senedi tamamen girecektir, öbürünün (Parlamentolarda onaylanması) gerçekleşmesi için de hemen işlemler başlatılacaktır. Yapılabilecek her türlü hukuki iş yapıldı" diye konuştu.

"Verheugen herhangi bir pazarlığa girmedi"

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Bürgenstock'ta Türk tarafının derogasyonlara karşılık olarak Karpaz'ı Rumlara vermeyi kabul ettiği ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen'in Rumlar adına müzakere yaptığı haberlerine ilişkin olarak da, "bunların hepsinin yalan olduğunu" söyledi.

"Tabii ki her türlü pazarlık yapılır. Biz Kıbrıs'ın tamamını almak isteriz, onlar da tamamını almak ister. Pazarlık yapılır, sonra da bir yerde durulur" diye konuşan Gül, Verheugen'in kendi daveti üzerine İsviçre'ye geldiğini ve müzakerelerin bir parçası olmadığını aktardı.

Gül, şöyle konuştu:

"Brüksel'de kendisine, başbakanlar geldikten sonra gelebilirsin dedim. Çünkü orada AB ile ilgili hususlar vardı. Bu konularla ilgili kendisinin de yapacakları vardı. Eğer Rum tarafı ve Yunanistan imza atmayı kabul etselerdi, o zaman imzalar atılırken Verheugen de AB adına imza atacaktı. Bizimle ya da herhangi bir grupla, Kıbrıs metniyle ilgili herhangi bir pazarlığa girmemiştir, zaten yetkisi söz konusu değildir. Ayaküstü olarak kendi fikirlerini söylemiş olabilir, onlar ayrıdır, ama kesinlikle müzakerelerin bir parçası olmamıştır."

Gül: Annan Planı, Türkiye'nin önem verdiği

konuların çerçevesinde düzeltildi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının son şeklinin Türkiye'nin önem verdiği konuların düzeltildiği bir plan olduğunu söyledi.

Gül, İsviçre'de çok özverili bir çalışma yapıldığını kaydetti. Abdullah Gül, "Önceliklerimiz çerçevesinde değişiklikler yapıldı. Bu plan Türkiye'nin önem verdiği bir plan olmuştur" dedi.

Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın plan aleyhindeki açıklamalarına ilişkin olarak da Denktaş'ın henüz yeterince bilgilendirilmediğini tahmin ettiğini, KKTC heyetince bilgilendirildiğinde bu değişiklikleri göreceğinden emin olduğunu ifade etti.

Derogasyonla ilişkin bir soru üzerine de Gül, uyum senedi formülünün hemen devreye gireceğini, hemen ardından da anlaşmanın AB parlamentolarında onaylanması sürecinin başlatılacağını kaydetti.

Gül, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'i İsviçre'ye kendisinin davet ettiğini belirterek, AB yetkilisinin Kıbrıs metniyle ilgili herhangi bir pazarlığa girmediğini ve müzakerelerin bir parçası olmadığını bildirdi.

Abdüllatif Şener: Çözüme yaklaşılması

önemli bir kazanım ve gelişmedir

Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Kıbrıs'ta referandum aşamasına gelinmiş olmasını önemli bir gelişme olarak niteleyerek, "Kıbrıs sorununun çözümüne yaklaşılmış olmasını önemli bir kazanım ve gelişme olarak görüyorum" dedi.

Akdeniz Üniversitesi tarafından düzenlenen bir konferansta konuşmak üzere Antalya'ya gelen Başbakan Yardımcısı Şener, Büyükşehir Belediye Başkanı Türel'i ziyareti sırasında bir gazetecinin sorusu üzerine, Kıbrıs sorunuyla ilgili Newyork ve İsviçre'deki gelişmeleri özetledi ve son olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın boşluklarını doldurarak hazırladığı metnin 24 Nisan'da Rum ve Türk tarafında referanduma sunulacağını anlattı.

Abdüllatif Şener, referandumun ardından çıkan metnin hukuki işlerliğinin olması için Türkiye parlamentosundan uluslararası anlaşma olarak geçmesi gerektiğini bildirdi. Şener, şöyle devam etti:

"Referanduma sunulacak metin belli oldu. Şimdi önümüzdeki süreçte referandum vardır. Bu sorunun mutlaka çözülmesi gereken boyutları vardır. Bu sorun, Yunanistan ve Türkiye açısından uluslararası arenada sürekli gündeme gelen bir konudur. Geldiğimiz nokta itibariyle Kıbrıs sorununun çözümüne yaklaşılmış olmasını önemli bir kazanım ve gelişme olarak görüyorum.

Bundan sonraki süreç içerisinde sorunun tamamıyla çözümlenmesini umut ediyorum. referandumun hem Rum hem de Türk tarafında olumlu neticelenmesini bekliyorum. Netice itibariyle Birleşik Kıbrıs

Cumhuriyeti olarak tek bayrak, ortak marş, iki kesimliliğin ve garantilerin korunduğu bir Kıbrıs'ın herkes açısından dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyorum."

"Denktaş ve Talat'tan büyük katkı"

Şener, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, sorunun çözümüne katkı koymadığı yolunda görüşler bulunduğu sorusunu üzerine şöyle konuştu:

"Sayın Denktaş konuya ilişkin olarak bakış açısını ifade etmektedir. Her konuya, herkesin aynı yerden, aynı şekilde bakacağı düşünülemez. Farklı değerlendirmeler, farklı yaklaşım tarzları her zaman olabilir. Bu bir yaklaşım tarzıdır. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bugüne kadar olan süreçte sorunun çözümüne büyük katkı sağlamışlardır."

Başbakan Yardımcısı Şener, bir başka gazetecinin Rum tarafında referanduma "hayır" denilmesi halinde KKTC'ye uygulanan ambargo konusunda olumlu bir gelişme sağlanıp sağlanmayacağı şeklindeki sorusuna ise şu cevabı verdi:

"Şu anda iki ayrı devlet var. KKTC 1983'te bağımsızlığını ilan etti. Ama KKTC'yi şu ana kadar tanıyan devlet olmamıştır. KKTC'ye yönelik resmi spor müsabakalarına varıncaya dek bir ambargo uygulanıyor. KKTC Türk'ü pasaport sahibi olamıyor. Böyle bir ortamda Türkiye sorunun çözümlenebilmesi için tüm iyi niyetini göstermektedir. Bu iyi niyet gösterisinden ve olumlu adımlardan sonra Rum tarafından kaynaklanan sorunlar çıkarsa elbette Türkiye olarak bizim elimiz güçlenecektir. Artık dünyanın bu konuda takındığı tavır Türkiye lehine değişim gösterecektir ve bu konuda Türkiye açısından mesafe alınması mümkün olabilecektir."

TC Devlet Bakanı Mehmet Aydın: Kıbrıs

sorunu genel bir devlet politikasıdır

Almanya'nın başkenti Berlin'de bulunan Türkiye Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Almanya'da yaşayan Türklere, Kıbrıs sorununun genel bir devlet politikası olduğunu söyledi.

Almanya'da Türkevi'nde Türk toplum temsilcileriyle yaptığı sohbette, Kıbrıs sorununa da değinen Aydın, "Kıbrıs sorunu genel bir devlet politikasıdır. Bu konuda rahat olun. Görüşmelerde masayı terk eden taraf Türkiye değildir. Türkiye çok yönlü dinamik bir dış politika izlemektedir. Dışişleri Bakanlığı'nda çok iyi yetişmiş, konuları en ufak ayrıntısına kadar bilen çalışma arkadaşlarımız var. Bilgi ve belgelerle hareket ediyoruz. İsviçre'de de ne kadar hazırlıklı olduğumuzu gösterdik" dedi.

Ömer Sabancı: Hükümet, Kıbrıs meselesinde

kutlanması gereken bir çözüm iradesi göstermiştir

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, AKP hükümetinin Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu çözüm iradesini kutladı.

Sabancı, Bandırma'da düzenlenen, "Sanayici ve İşadamları Dernekleri (SİAD) Platformu Başkanlar Kurulu Toplantısı"nda, birçok açıdan önemli bir dönemden geçildiğine işaret ederek, Kıbrıs müzakerelerinin kritik bir aşamada olduğunu, istikrarlı ve dengeli bir yönetimin devamı açısından çok önemli bir kilometre taşı olan yerel seçimlerin geride bırakıldığını, ancak ülkenin önünde hala ciddi gündem maddeleri bulunduğunu kaydetti.

"Kıbrıs'ta kutlanması gereken çözüm iradesi"

Sabancı, uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin, dört yanındaki sorunların çözümünde inisiyatifi eline alan bir tutum benimsemesinin zorunlu olduğunu, Kıbrıs konusunda gösterilen yaklaşımın da, bunun en güzel örneği olarak gösterilebileceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Hükümet, Kıbrıs meselesinde kapsamlı bir siyasal ve toplumsal uzlaşmadan güç alarak gerçekten kutlanması gereken bir çözüm iradesi göstermiştir. Bu iradeyi göstermek, Kıbrıs Türk halkına egemenlik, refah ve mutluluk yolunu açmaya ve Türkiye'nin AB üyeliği pozisyonunu güçlendirmeye yönelik bir bakış açısıyla, inisiyatifi elinde tutma yaklaşımı sayesinde mümkün olmuştur."

Ahmet Aksu: Biz, Türk delegasyonunun

en iyisini yaptığına inanıyoruz

Türkiye'deki Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu, Kıbrıs konusunda gelinen noktayı değerlendirirken, "Biz Türk delegasyonunun en iyisini yaptığına inanıyoruz" dedi.

Aksu, yaptığı yazılı açıklamada, adada barış ve birleşmenin artık iki toplumun özgür iradesine bırakıldığını ve sonucun, 24 Nisan'da halk oylamasında belli olacağını belirtti.

"Türk delegasyonunun en iyisini yaptığına" inandıklarını ifade eden Aksu, ancak uluslararası ilişkilerde bazen detayların, genelden daha büyük önem taşıdığını, hükümetin artık bu kriteri esas alması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 03/04/2004

Denktaş: Ben bu plana 'hayır' derim

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nın olumsuzluklarını göz önünde bulundurduğunda, plana "hayır" diyeceğini ve neden "hayır" diyeceğini de halka açıklayacağını söyledi.

Devleti ve egemenliği koruma yemini olduğunu ve halka yol gösterme sorumluluğu bulunduğunu ifade eden Denktaş, halka, Annan Planı'nı 'kabul edin'' deme zorunluluğu olmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'den yayın Avrasya Radyo ve Televizyonu'nda (ART) yayımlanan "Kamuoyu" programında yaptığı açıklamada, Annan Planı'nın, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkaran bir plan olduğunu belirtti.

Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, kendisinden, referandum sürecinde ''tarafsız olmasını'' istediğinin anımsatılması üzerine, Annan Planı konusundaki tavrını, gerekçesiyle birlikte halkına söylemekle mükellef olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

''Mal-mülk konusunda perişanlık yaratan, garantileri zaman içinde kaldıran, deragasyonları sadece şu kadar yıl kabul edip, ondan sonra bizim koruyucu tedbirlerimizi sıfırla çarpıp ortadan kaldırmak suretiyle bizi eskiye götüren bir planı 'kabul ediniz' demek mecburiyetim yoktur.''

Referandum sürecinde bir fikir mücadelesinin yapılacağına işaret ederek, kimsenin işi kavgaya götürmemesini, medeni bir şekilde davranılmasını isteyen Denktaş, ''Herkes hangi fikri benimsiyorsa istediği şekilde fikrini beyan etsin, ama kimse işi kavgaya, sövüşmeye, darbeye, taşkınlığa götürmesin. Çünkü kardeşiz. Çünkü bu adada yaşayacağız. Çünkü Rum'un karşısında yumruk gibi olmalıyız. Onlar yumruk gibidirler'' dedi.

''DEVLETTEN YANA TARAFIM''

''Tarafsız ol'' çağrısının partilerarası seçimlerde olacağını, kendisinin devletten yana taraf olduğunu kaydeden Denktaş, şöyle devametti:

''Ama bu 'Devlet ortadan kalksın mı, Türkiye'nin garantisi sona gelsin mi, bizim talep ettiğimiz koruma tedbirleri (derogasyonlar) daimi olarak kalsın mı yoksa bir süre sonra ortadan kalksın ve Kıbrıs, 1963'ten evvelki Kıbrıs haline gelsin mi? Toprak konusunda yaratılan harabiyet kabul edilsin mi?' bütün bunlar gündemdedir. Ve benim değerlendirmeme göre, Kıbrıs Türkü'nün, Miçotakis'in deyimiyle, bu plan kabul edildiği takdirde Kıbrıs'ta 10 yıl içinde Ada'dan çekilip gitmesi bahis konusudur. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumda, ben bu plana 'hayır' derim. Ve halkıma da niçin 'hayır' dediğimi anlatmak görevim olur.''

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, Türk Hükümeti ile aralarında mesafe olmadığını, ancak Türk Hükümeti'nin konuya bakış açısının kendilerinden biraz farklı olduğunu belirterek, ''Kıbrıs Türkü, bugün kaderini tayin aşamasına gelmiş bulunuyor. Anavatanlarını arkalarında görmek ister'' dedi.

(aa)

HURRIYET 03/04/2004

‘Evet’e kadar referandum

İngiliz The Guardian Gazetesi, 24 Nisan’da yapılacak referandumda Kıbrıs’ın iki kesiminden de Annan planına ‘HAYIR’ çıkması halinde Aralık’taki AB zirvesi öncesinde ikinci bir halk oyu yapılabileceğini öne sürdü.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kıbrıs’ta taraflara sunduğu planın 24 Nisan’da yapılacak halk oylamasında, iki taraftan da olumsuz sonuç çıkması halinde, Aralık’taki AB zirvesi öncesinde yeni bir referandum daha yapılabileceği belirtildi.

İngiltere basınının etkili gazetelerinden The Guardian’da Helena Smith ve Ian Black imzasıyla yer alan habere göre, AB diplomatları, Kıbrıs’ta 24 Nisan’da yapılacak ref
erandumların Kıbrıs için ‘son söz’ olmadığını düşünüyorlar. Kıbrıs dahil AB’ye yeni üyelerin kabul edileceği 1 Mayıs tarihinden birkaç gün önce yapılacak referandumda iki taraftan da ‘evet’ oyu çıkarsa Kıbrıs iki kesimli tek devlet olarak AB’ye girecek. İki taraftan da ‘hayır’ çıkarsa Kıbrıs Rum Kesimi tek başına AB üyesi olacak.

DANİMARKA ÖRNEĞİ

İşte bu nedenle diplomatik çevreler, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’ın Annan Planı’na ‘hayır’ demeleri halinde ‘gizli olasılık planları’ hazırlıyorlar.

Ancak Guardian’ın başvurduğu bazı diplomatik çevreler, Türkiye’nin AB ile müzakere görüşmeleriyle ilgili kararının alınacağı Brüksel zirvesinin hemen öncesinde ikinci bir referandum yapılmasına karşı çıkabileceklerini de belirtiyorlar. İsveç ve Danimarka’da da AB üyel
iği kabul edilene kadar referandum yapılmıştı.

O zamana kadar Kıbrıslı Rumlar, AB üyesi olmuş olacak ve topluluğun sağladığı haklar ve faydalardan yararlanabilecekler. Karşı tarafta, Türklerin, bu süreçte AB’ye girebilmek için planda değişikliklere onay v
erebileceği umudu bulunuyor. Kıbrıs medyasında bu konu tartışma konusu olurken, iki taraftan da ‘evet’ oyu çıkmasını umut eden AB ve BM yetkilileri resmi açıklamalarında ikinci bir şansın bulunmadığıın savunuyorlar. Nitekim AB’nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Günter Verheugen, ‘Yakın gelecekte yeni bir fırsat penceresinin açılacağına kimse inanmıyor’ diyor.

EOKA’DAN HAYIR

1955 yılında kurulan EOKA örgütünün Türklere karşı silahlı faaliyetlere başladığı 1 Nisan’ın yıldönümü nedeniyle yapılan törenlerde ‘Ohi’ yani hayır yazılı pankartlar vardı.

HURRIYET 03/04/2004

Başkentler planı değerlendiriyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın İsviçre’de yapılan dörtlü Kıbrıs görüşmelerinin sonunda sunduğu plan dört başkentte değerlendiriliyor.

ANKARA

TBMM’de Kıbrıs oturumu

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, 6 Nisan Salı günü Kıbrıs konusunda bilgi vermek üzere TBMM Başkanlığı’na başvurdu. Gül, Genel Kurul’da bilgi verme istemini, TBMM Başkanı Bülent Arınç’a iletti. Bu çerçevede önümüzdeki salı günü TBMM’de genel görüşme yapılacak. NATO toplantıları için Brüksel’de bulunan Gül, dün Kıbrıs konusunda bir açıklama yaparak, ‘Ben de KKTC’nin bağımsızlığını isterdim, olmadı. En iyi ikinci seçenek bu anlaşmadır. Kıbrıs meselesi Türkiye açısından çözümlenmiştir’ dedi.

ATİNA


Kıbrıslı Türkler göçmen kuş mu

Annan’ın Kıbrıs Planı’nı tartışan Yunan meclisinde dün elektrikli bir hava yaşandı. Başbakan Karamanlis ile muhalefet lideri Papandreu kapıştı. Komünist Partisi lideri Papariga ise Malta’daki kısıtlamaların göçmen kuşları korumak için AB tarafından kabul edildiğini belirterek ‘Kıbrıslı Türkler göçmen kuş mu’ dedi.

BÜRGENSTOCK zirvesinin üzerinden 24 saat geçmeden Yunanistan karıştı. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’le ana muhalefet partisi Pasok’un lideri Yorgo Pap
andreu Yunan Parlamentosunda kapıştı. Türk-Yunan yakınlaşmasının mimarı olan Papandreu, Karamanlis’i siyasi karar almaktan kaçmakla suçladı. Papandreu ‘Rumlar karar verir deyip kaçıyorsunuz. Böyle demek çok kolay ama Yunanistan’ın da görüşü var’ dedi. Karamanlis, karar almaktan kaçmadığını savundu, ‘Ben İsviçre’ye New York’ta alınan bağlayıcı karara rağmen gittim. Eğer kaçsaydım gitmezdim. Ama onlar birlikte yaşayacaklar. Onlara çözüm empoze edemeyiz’ dedi.

Komünist Partisi lideri Aleka Papariga ise, ‘Pro
di, Malta’yla Kıbrıs’ı nasıl karşılaştırabilir. Malta’da göçmen kuşları korumak için kısıtlamaları kabul ettiler. Kıbrıs’daki kısıtlamalarla ne ilişkisi var’ diyerek AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi’yi eleştirdi. Prodi, Annan Planı’nda yer alan kısıtlamaların AB hukukunun parçası haline gelmesi konusundaki Türk talebine karşılık, derogasyonların çok doğal olduğunu, hatta Malta’ya, yabancıların mülk edinmesi konusunda kalıcı derogasyon uygulandığını söylemişti.

KONSENSUS ÇAĞRISI

Başbakan Kostas Karamanlis dün milli birlik çağrısı yaparak, 24 Nisan’daki referandumdan önce tüm partilerin katılacağı bir konferans düzenleneceğini açıkladı. Ayrıntıların önümüzdeki günlerde hükümet tarafından belirleneceğini söyleyen Karamanlis, Kıbrıs konusunda tüm toplumu kapsayan bir oydaşmanın gerekli olduğunu vurguladı.

KKTC

KKTC planı değerlendirdi

KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda dün bir değerlendirme toplantısı yapıldı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığında yapılan toplantı, yaklaşık 4 saat sürdü. İsviçre’deki müzakerelerde KKTC’yi temsil eden Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki heyet, plana soğuk bakan Cumhurbaşkanı Denktaş’a toplantıda ayrıntılı bilgi verdi. Toplantıdan sonra bir açıklama yapan Talat, ‘Cumhurbaşkanı iyileştirme konusunda ikna oldu. Önemli olan bun
u benimsemesi’ dedi.

RUM

Papazlardan hayır

Rum Ulusal Konseyi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un çağrısıyla bugün toplanıyor. EOKA örgütünün Kıbrıslı Türklere karşı silahlı faaliyetlere başladığı 1 Nisan dolayısıyla dün düzenlenen etkinliğe katılanlar, Annan planına karşı olduklarını açıkladı. Rum basınında yer alan haberlere göre Baf Metropoliti Hrisostomos, Limasol Metropoliti Athanasios ve Cikko Manastırı Piskoposu Nikiforos, Rum halkının referandumda Annan planına olumsuz yaklaşacağını savundu
lar. Sen Sinod meclisi başkan vekili de olan Baf Metropoliti Hrisostomos, Rum halkının, ‘gururlu bir şekilde plana ‘hayır’ diyeceğini’ ve Güney Kıbrıs’ın sıkıntısız olarak Avrupa Birliği’ne gireceğini söyledi.

HURRIYET 03/04/2004

Rumların son anda aldığı iki taviz

Nur BATUR/ATİNA

Rum lideri Tasos Papadopulos’un Bürgenstock’ta son dakikada BM Genel Sekreteri Kofia Annan’la yaptığı sert pazarlıkta bazı tavizler kopardığı ortaya çıktı.

2007’de asker sayısı gözden geçirilecek

Rumlar, Türkiye AB’ye üye olduktan sonra Ada’nın askerden arındırılmasını istediler. Kabul görmeyince Ada’da kalacak asker sayısının her 5 yıl yerine 3 yılda bir incelenmesini istediler. Annan kabul etti. Türkiye’nin AB üyesi olmasından sonra Ada’da 650 Türk ve 950 Yunan askeri kalacak. Rumların son önerisinin kabülüyle, 2009 yerine 2007’de asker sayısı yeniden gözden geçirilecek.

Rumlara mal mülk kısıtlaması yumuşadı

Rumların Kuzey’i satın almasını önlemek için 4. planda yer alan, Kuzey’in milli gelirinin Güney’in yüzde 85’e ulaşmasından sonra mal-mülk satın alma kısıtlaması yumuşatıldı. Satın alma kısıtlaması 15 seneyle sınırlandı. Eğer 15 seneden önce Kuzey’in milli geliri yüzde 85’e ulaşırsa, satın alma izni verilecek. Ama 15 sene sonra da ulaşmazsa kısıtlamalar tamamen kalkacak.

HURRIYET 03/04/2004

Son Annan Planı

Sedat ERGİN yazıyor

İsviçre’deki Kıbrıs maratonu sonunda Türkiye masadan ‘çözüm isteyen’ taraf olarak kalktı. 24 Nisan’daki referandumda son kararı Kıbrıs Türk ve Rum halkları verecek. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ‘Ya çözümsüzlük ya bu çözüm’ sözleriyle sunduğu Annan Planı, Kıbrıs’a yeni bir düzen getiriyor.

2 resmi dil 4 bayrak 3 milli marş

KIBRIS Cumhuriyeti’nin iki resmi dili olacak: Rumca ve Türkçe. İngilizce’nin resmi amaçlarla kullanımı yasa ile düzenlenecek.

Federal hükümetin yasama, yürütme, idari ve yasal işlemleri ve belgeleri her iki resmi dilde düzenlenecek, Resmi Gazete her iki dilde yayımlanacak. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dilleri, tüm ortaöğrenim öğrencilerine zorunlu olarak okutulacak;
Kıbrıslı Rumlar Türkçe’yi, Türkler de Rumca’yı zorunlu olarak öğrenecekler.

Kıbrıs’ın tam 4 ayrı resmi bayrağı olacak.

A) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağı,

B) AB’nin mavi renkli bayrağı,

C) Türk Oluşturucu Devleti’nin bayrağı,

D)
Rum Oluşturucu Devleti’nin bayrağı.

Federal Devlet’in bir milli marşı olacak. Buna ek olarak her iki oluşturucu devletin de ayrı milli marşları olacak.

İki devletin siyasal eşitliği kabul ediliyor

ANNAN Planı, iki taraf arasındaki ilişkinin bir ÇOĞUNLUK ve AZINLIK ilişkisi değil SİYASİ EŞİTLİĞE dayalı bir ilişki olduğunu belirtiyor, iki oluşturucu devletin eşitliğini tanıyor. Nitekim, federal organların büyük bir bölümünde Türkler ile Rumlar arasında sayısal eşitlik gözetiliyor.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, fed
eral hükümeti ile biri ‘Kıbrıs Rum Devleti’ diğeri ise ‘Kıbrıs Türk Devleti’ olan iki EŞİT oluşturucu devletten oluşan, feshedilemez bir ortaklık yapısı bulunan bağımsız bir devlet kimliği taşıyacak.

Kıbrıs’ın tek bir uluslararası kimliği ve egemenliği olacak. Federasyon, hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, siyasi eşitlik, iki bölgelilik ve oluşturucu devletlerin EŞİT STATÜSÜ temel ilkeleri çerçevesinde yapılandırılacak.

Oluşturucu devletler eşit statüde olacak ve Anayasa’nın koyduğu sınırlar çerçevesinde ve Anayasa’nın federal hükümetine verdiği tüm yetkilerden arta kalan yetkileri
EGEMENCE kullanacaklar. Oluşturucu devletlerin kendi parlamentoları ve devletleri de olacak. Oluşturucu devletler, Belçika modeli çerçevesinde üçüncü ülkelerle ticari ve kültürel ilişki kurma hakkına SAHİP OLACAKLAR.

Plan, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın Yunanistan ve Türkiye arasındaki dengeye saygı gösterme taahhüdünü de içeriyor.

Kıbrıslı Türkler Türkiye’den önce AB’de

PLAN 24 Nisan tarihinde düzenlenecek olan referandumda kabul edilirse, Oluşturucu Türk Devleti de federasyonun bir parçası olarak 1 Mayıs tarihinde resmen AB’nin tam üyesi olacak, Kıbrıslı Türkler de bu çerçevede AB vatandaşı sıfatı kazanacaklar. Böylelikle, Avrupa tarihinde ilk kez bir Müslüman-Türk topluluk, 1 Mayıs tarihi itibarıyla birliğin eşit üyesi olacak.

TÜRKÇE, AB’NİN 21. RESMİ DİLİ

Bunun sonucu olarak Türkçe, AB’nin 21. resmi dili haline gelecek. AB’deki her önemli belge, aynı zamanda Türkçe’ye de çevrilecek, AB Komisyonu’nda Kıbrıslı Türk bürokratlar ve Türkçe çevirmenler istihdam edilecek.

Federal organlar

TÜRKLERE ÜÇTE BİR KONTENJAN

Federal hükümet organlarında görev alacak memurların atama ve terfi işlemleri bir KAMU HİZMETİ KOMİSYONU tarafından yürütülecek. Bu komisyonda Türk ve Rumlar arasında sayısal eşitlik gözetilecek. Böylelikle federal bürokrasinin atama ve işlemlerinde Türk tarafına eşit söz hakkı tanınıyor. Federal kurumlara kamu görevlilerinin yerleştirilmesinde ise Türk oluşturucu devlet vatandaşlarına toplamın ÜÇTE BİR’i oranında bir kontenjan tanınıyor.

BÜROKRASİDE ÇAPRAZ DENETİM

Kıbrıs Merkez Bankası, biri başkan olmak üzere üç kişilik bir kurul tarafından yönetiliyor. Kurul, her oluşturucu devletten en az bir üyeden oluşuyor, üçüncü üye yabancı olabiliyor.

İki taraf arasında kurulan denge mekanizmaları, Başsavcı ve Sayıştay Başkanı’nın seçiminde kendisini gösteriyor. Başsavcı ve Sayıştay Başkanı, aynı oluşturucu devletten atanamıyor. Sayıştay Başkanı Türk olursa, Başsavcılık Rum tarafına gidiyor. Aynı ç
apraz denetim ilkesi, Başsavcı ve Sayıştay Başkanı yardımcılıklarında da geçerli. Yardımcının, muhakkak diğer oluşturucu devletin vatandaşı olması gerekiyor. Benzer bir model Federal Polis ile Federal Soruşturma Örgütü’nün yönetimlerinde de uygulanıyor. Birinin başkanı Türk ise diğerinin başkanı otomatik olarak Rumlara geçiyor.

Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere federal bürokratik organların tümünde Türk ve Rum üyelerin sayısı eşit tutuluyor. Ancak her kurula yabancı üyeler atanıyor. Bu haliyle Türk ve Ru
mlar’ın uzlaşamamaları durumunda, son sözü her seferinde yabancı üyeler söyleyecek.

BÜYÜKELÇİLİKLERDE PAYLAŞIM

Diplomatik misyonların oluşumunda kısmi bir paylaşım modeli işleniyor. Büyükelçiliklerin büyük bir bölümünün yönetimi Rumlarda kalıyor. Ancak, aralarında Washington, Moskova, BM, AB gibi 10 kadar önemli diplomatik misyon, iki taraf arasında eşit dağıtılıyor. Bu uygulamada da her birinde büyükelçiliğin iki numaralı diplomatı diğer oluşturucu devletten geliyor.

4 AYRI GÜVENLİK ÖRGÜTÜ

Güvenliği sağlamak üzere
A) Federal Polis Örgütü, B) Ortak Soruşturma Örgütü, C) Türk Oluşturucu Devlet Polisi, D) Rum Oluşturucu Devlet Polisi olmak üzere 4 ayrı güvenlik birimi kuruluyor.

Senatoda eşitlik

YASAMA yetkisi, ‘Senato’ ve ‘Temsilciler Meclisi’ olmak üzere iki meclisten oluşan federal parlamento tarafından kullanılacak. Her meclisin 48 üyesi bulunacak. Alt Meclis’te Türkler 12, Rumlar 36 sandalye alacak. Ancak bu üstünlük Senato kanadında getirilen 24/24 sayısal eşitlikle dengeleniyor.

DÖNÜŞÜMLÜ CUMHURBAŞKANI

Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nde yürütme erkini Devlet Başkanlığı makamına sahip olan Başkanlık Konseyi kullanacak. Başkanlık Konseyi’nin 6 Rum, 3 Türk üyesi olacak. Konsey üyeleri, tek liste içinden Senato’da ÖZEL ÇOĞUNLUKLA seçilecek. Cumhurbaşkanlığı makamı, Türk ve Rum üyeler arasında dönüşümlü bir şekilde işleyecek. Cumhurbaşkanı 40 ay bir Rum, 20 ay ise bir Türk olacak.

2007’ye kadar 30 bin asker çekilecek

TÜRKİYE KKTC’de bulundurduğu 36-37 bin dolayında ve kolordu büyüklüğündeki askeri gücünü 2007 yılına kadar 6 bine indirecek.

Türk askerinin sayısı 2007-2011 yılları arasında 6 bin düzeyinde kalacak. Asker sayısı 2011-2018 döneminde 3 binle sınırlı olacak. Sonrasında ya da Türkiye AB’ye girdikten hemen sonra asker sayısı 650’ye inecek. Yu
nanistan ise güneyde 950 asker bulundurabilecek. Anlaşmanın uygulanmasını izlemek için bir BM Barış Gücü oluşturulacak. Operasyonel yetki BM gücünde olacak. Bu arada 20 bin dolayındaki Rum Ulusal Muhafız Gücü olduğu gibi lağvedilecek.

Kıbrıs’a her türlü
silah satışı yasaklanacak. Yalnızca av amaçlı tüfekler serbest olacak.

Kuzeye gelecek Rumlara, 19 yıllık sınırlama

KUZEYE yerleşecek olan Rumlar için 19 yıl sürecek barajlı bir takvim işleyecek. Buna göre ilk 5 yıl içinde Rumlar kesin geri dönüş yapamayacak. Ardından aşamalar halinde geçişler başlayacak. 19 yıl sonuna kadar (ya da Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine kadar) Rumların oranı kuzeydeki nüfusun yüzde 18’ini geçmeyecek.

Bu eşiğin ardından Rumların oranı yüzde 33’e kadar çıkabilecek, ancak bu tavanı aşamayacak. Buna karşılık, Karpaz bölgesinde özel statüdeki Rum köylerinin sakinleri ve 1974’te güneye göç etmek zorunda kalan ve bugün 65 yaşına varmış olan Rumlar bu sınırlamaların dışında tutulacaklar.

50 bin kadar Türk evinden ayrılacak

ANNAN Planı’nın Türk tarafı açısından ilk aşamadaki en sancılı bölümü toprak düzenlemeleri. KKTC’nin kontrolünde olan ve adanın yüzde 36.4’üne tekabül eden alan, verilecek toprak ödünleri sonucu yüzde 28.6’ya düşecek. Kuzeydeki en verimli topraklara sahip olan Güzelyurt İlçesi de dahil olmak üzere toplam 65 yerleşim birimi Rum bölgesine geçecek.

Türk tarafının hesaplamasına göre bu durumda en az 55 bin kişi evinden olacak. BM, bu sayıyı 46 bin olarak veriyor. Evinden olan kişilere üç yıllık bir dönem içinde toplu kon
utlar yapılacak.

Ancak evlerini terk eden Kıbrıslı Türklerin yeni konutlarına yerleştirilmelerinden sonradır ki, bu topraklar Rumlara bırakılacak. Toprak ödünleri üç yıl içinde aşamalı bir şekilde tamamlanacak. Ödünlerin en kapsamlı bölümü üçüncü yılın s
onunda bırakılacak.

ABD VE AB’DEN FİNANSMAN

Evinden olan Kıbrıslı Türklerin yerleştirilecekleri toplu konutların finansmanının karşılanması için bu ay ABD, AB ülkeleri ve uluslararası finans kuruluşlarının katılacağı bir bağışçılar konferansı düzenlenecek. Havuzda toplanacak olan para, süratle toplu konutların yapımına harcanacak.

Türk bölgesi içinde yeniden yerleştirilecek olan kişiler için inşa edilecek toplu konutlarda kişi sayısına orantılı makul bir yaşam alanı sağlanacak.

Yaşam alanı, iki kişili
k aileler için 70 metrekare, üç kişilik aileler için 100 metrekare, dört veya beş kişilik aileler için 120 metrekare ve daha kalabalık aileler için 140 metrekareden az olmayacak. (aa)

HURRIYET 01/04/2004

Mal-mülk konusunda Türklerin dediği oldu

Sedat ERGİN yazıyor

Türk toplumunda ‘evimiz elden mi gidiyor’ korkusu yaratan belirsizlik, son Annan Planı’yla giderildi. Yeni modelin temel mantığı Rumlara bırakılacak taşınmazların, kuzeydeki mülklerinin üçte birini geçemeyeceği şartına dayanıyor. Kalan üçte ikilik bölüm ise tazminat ya da takasla karşılanıyor.

ANNAN Planı üzerinde yapılan son değişikliklerde Türk tarafının en çok kazançlı çıktığı bölümü Kıbrıslı Türk ve Rumların 1974 sonrasında geride kalan mal ve mülklerinin düzenlenmesi başlığı oluşturuyor.

1974 sonrasında yaklaşık 150 bin Rum’un güneye göç ettiği, 60 bin kadar Türk’ün de kuzeye geçtiği dikkate alınırsa, bu başlık Türklere kıyasla Rumlar açısından daha büyük bir hassasiyet yaratıyor.

Üçüncü taslağın Türk tarafında yarattığı en büyük rahatsı
zlık konularından biri, mal ve mülk konularında içinden çıkılması neredeyse imkánsız olan son derece karmaşık ve belirsizliklerle dolu bir sistem getirmesiydi.

Bu sistem, her Rum’un 1974 sonrasında kuzeyde bırakmış olduğu mal ve mülkün üzerindeki mülkiyet
hakkını (aynı hak Türklere de tanınıyor) öne sürebilmesini kabul ederken, mülklerin Rumlara devrinde ciddi bir sınırlama getirmiyordu.

RUMLAR, MÜLKÜN ÜÇTE BİRİNİ ALACAK

Bu durum, 2020’li yılların ortalarına gelindiğinde, Rumların muhtelif mekanizmalarla kuzeydeki mülklerin çok önemli bir bölümünü kendi envanterlerine geçirmelerine yol açabilecekti.

Ayrıca, güneydeki ve kuzeydeki mülklerin takasında uygulanacak eşdeğer sisteminin işleyişindeki kıstaslar belirgin bir şekilde Rumların lehine işliyordu.

Sonuçta, çözümden sonra kuzeydeki toprakların ve konutların ne kadarının Rumlara geri döneceği belli değildi ve bu durum Türk toplumunda ‘evimizden mi oluyoruz?’ tedirginliğine yol açmıştı. Bu kaygılar, referandumda Annan Planı’nın reddedilmesi olasılığını da güçlendiriyordu.

PANDORA’NIN KUTUSU OLMAKTAN ÇIKTI

BM’nin nihai planı, mülkiyet düzenlemelerini üçüncü taslakta olduğu gibi ‘Pandora’nın kutusu’ olmaktan çıkarıyor ve en azından eskisi gibi karmaşık olmayan yalın ve Türk toplumunun kaygılarını önemli ölçüde hafifleten farklı bir sisteme oturtuyor.

Yeni modelin temel mantığı, Rumlara bırakılacak olan taşınmazların kuzeydeki mülklerinin üçte birini geçemeyeceği gibi bir tavanın getirilmesine dayanıyor. Kalan üçte ikilik bölüm ise ya tazminat yoluyla k
apatılıyor ya da güneyde kalan Türk taşınmazları ile kuzeyde kalan Rum taşınmazları takas yöntemiyle mahsup ediliyor.

Bonoları ‘Tazminat Kurulu’ çıkartacak


BU sistemin işleyişinde, kuzeydeki mülklerini geri alacak olan Rumların geri alacakları müklerin oranı hiçbir şekilde toplam Rum mülklerinin üçte birini geçmeyecek, kotanın dolması halinde tazminat ve takas yöntemleri işylemeye başlayacak.

Tazminat sistemi, oluşturulacak bir Tazminat Kurulu tarafından yürütülecek. Bu mali operasyon için gerekli miktarın 10 milyar dolara kadar çıkabileceği hesaplanıyor. Bunun üstüne çıkan rakamlar da telaffuz ediliyor. Bu fonun ABD, AB ülkeleri ve uluslararası finans kuruluşları tarafından finanse edilmesi tasarlanıyor.

ÖNCE EKONOMİ SONRA YABANCIYA ARSA SATIŞI

1974 sonrasında mülkü geride kalanlarla ilgili bütün anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulduğunu varsayalım. Peki, Rumlar ya da başka AB ülkelerinin vatandaşları, Türk bölgesinde satın alma yoluyla mal ve mülk edinebilecekler mi?

Bu takdirde, ekonomik açıdan Türk
tarafına kıyasla çok daha güçlü olan Rumlar, çok kısa zamanda Türk bölgesindeki toprakların önemli bir bölümünü kendi mülkiyetlerine geçiremezler mi?

15 YIL İÇİNDE RUMLAR KUZEYDE MÜLK EDİNECEK

Annan Planı’nın nihai metninde getirilen bir yenilik, Türk tarafının bu alandaki kaygılarını önemli ölçüde gideriyor. Bu yenilikle, Türk Federe Devleti’ne, taşınmazların yabancılara satışı konusunda ciddi bir moratoryum imkánı getiriyor.

Buna göre, kuzeydeki Türk oluşturucu devletinde kişi başına düşen milli geli
r Rum tarafındaki gelirin yüzde 85’ine ulaşıncaya kadar ya da en geç 15 yıl içinde Rumların ya da AB vatandaşlarının Kuzey Kıbrıs’ta mülk edinme hakları Türk tarafınca sınırlanabilecek.

EN ERKEN 2019’DA EV YA DA ARSA ALINABİLECEK

Bir başka deyişle, Rumlar ve diğer AB vatandaşları muhtemelen en erken 2019 yılından itibaren kuzeyde arsa ya da ev satın almaya başlayabilecekler. Ancak Kıbrıslı Türkler, bu tarihe kadar ekonomik açıdan güçlü bir konuma geleceklerinden, bu dalgayı göğüsleyebilmeleri kolaylaşacak.

HURRIYET 03/04/2004

Rum’a ait evleri boşaltma yolları

Sedat ERGİN yazıyor

10 YIL ŞARTI

Kuzeyde mülkü kalan bir Rum, taşınmazın kendisine iade edilmesini talep edebiliyor. Başvuru konusu bir konut ise Rum’un 1974 öncesinde bu evde en az 10 yıl oturmuş olması şart.

EVDE OTURANA BAĞLI

Rum’un evine dönüp dönemeyeceği, bugün evde kimin oturduğuyla yakından ilgili. Evde oturan şahıs 1974 sonrasında güneyden göç etmiş bir Kıbrıslı Türk değilse, Kıbrıslı Rum evinin mülkiyetini kısmen kolay bir şekilde ye
niden elde edebiliyor.

ÇIKANA ÖZEL BONO

Evin bugünkü sahibine ne oluyor? Kendisine evi boşaltması söyleniyor. Peki, bu şahsın evi satın alırken ödediği bedelden kaynaklanan zararı nasıl telafi ediliyor? Yanıtı: A) Ya kendisine taşınması için yeni bir ev gösteriliyor, ya da B) çıkartılacak özel bonolardan veriliyor. Bu bono daha sonra nakde çevrilebiliyor.

TAZMİNAT İSTEYEBİLİR

Kıbrıslı Rum, evin mülkiyetini yeniden üzerine geçirmek yerine, kendisine tazminat ödenmesi şıkkını da seçebilir. Bu takdirde de kendisine evin değeri kadar tutan tazminat bonosu veriliyor.

RUM’A ARSA BEDELİ

Evde bugün oturmakta olan şahıs, 1974’te kuzeye göç etmeyen, sonradan adaya yerleşmiş biri olabilir. Gelgelelim, mülkü kayda değer oranda geliştirmiştir. Örneğin Rum’a ait bir arsanın üzerinde ev yapmış olabilir ya da aldığı evin üstüne iki kat çıkmış olabilir. Bu takdirde arsanın bedelini ya da evin eski halindeki değerinin karşılığını Rum’a ödemek zorundadır.

DEĞERLER TUTARSA TAKAS

Evde oturan şahıs 1974’te kuzeye göç etmiş ve bütün mal ve mülkünü güneyde bırakmış olabilir. Bu takdirde evde oturmak hakkına sahiptir. Ancak güneyde bıraktığı taşınmazlarla bugün oturduğu evin değeri 1963 rakamları esas alınarak yapılacak bir hesaplamayla karşılaştırılacaktır. Aradaki far
k Rum’un aleyhine ise Türk bunu tazmin edecektir. Değerler tutuyorsa, takas gerçekleşmiş olacaktır.

Modelin mimarı


MAL ve mülk konusundaki yenilikler, büyük ölçüde Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın başında bulunduğu Demokrat Parti’nin geliştirdiği yaratıcı bir formüle dayanıyor.

Patent hakkı Türk tarafına ait olan bu model, BM tarafından büyük ölçüde benimsenerek BM pozisyonu olarak plana konuldu ve Rum kesiminde büyük bir rahatsızlığa yol açtı. KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş’ın da bu modele onay verdiği biliniyor.

HURRIYET 03/04/2004

Rumların kotalarında Türk tarafı kazançlı

 

Sedat ERGİN yazıyor

BM’nin 3. taslağı, güneyden gelip kuzeye yerleşecek olan Rumların 15 yıllık geçiş dönemi sonuna kadar (yani 2019 yılında) kuzeydeki oluşturucu devletin nüfusunun yüzde 21’ini geçemeyeceğini öngörüyordu. Bu sürenin sonunda geçişlere ilişkin sınırlayıcı tavan olduğu gibi kalkıyordu.

Taslağa göre, ayrıca Rumların kuzeye dönüşü ancak ilk altı yıldan sonra başlayacaktı. Ayrıca, A) Karpaz’daki özel bölgeye dönecek olan Rumlarla, B) 1974’ten sonra güneye göç etmiş ve bugün yaşı 65 üstünde olan Rumların kuzeye dönüşlerine herhangi bir sınırlama getirilmiyor, dönüşlerinin ilk iki yıldan sonra başlayabileceği belirtiliyordu.

Türk tarafı, getirdiği öner
ide, yüzde 21’lik sınırın yüzde 15’e düşürülmesini, ayrıca Rumların dönüşünün başlamasıyla ilgili moratoryumun 7 yıla çıkartılmasını talep etti. Türk tarafı, ayrıca geçiş dönemi sonunda kuzeye gelecek olan Rumların sayısının ‘dondurulmasını’ da istedi. Karpaz’a gelecek olanlar ve 65 yaş üstündeki Rumların yüzde 15’lik kotanın içine dahil edilmesi bir diğer Türk önerisiydi.

DÖNÜŞ YAPACAK RUMLARA KONTENJAN SINIRLAMASI

BM’nin geçen çarşamba akşamı taraflara verdiği nihai metinde, kuzeye geçecek Rumların geçiş dönemindeki oranı yüzde 21’den 18’e indirilerek Türk tarafı belli ölçülerde tatmin edildi. Ancak, moratoryum süresi üçüncü taslaktaki 6 yıldan bir yıl geriye çekilerek 5 yıla indirildi.

Bu arada, üçüncü taslakta 15 yıllık geçiş dönemi bittikten sonra k
uzeye yerleşecek olan Rumların sayısı ucu açık tutulurken, Türk tarafının bu geçişlere sınır getirilmesi yolundaki talebi kabul gördü. Buna göre, geçiş dönemi sonunda kuzeye gelip yerleşebilecek olan Rumların oranı, Türk devleti nüfusunun üçte birini aşamayacak.

Bu sınırlama, planın mal ve mülk düzenlemeleriyle ilgili bölümünde getirilen ‘Rumlar, 1974’te geride bıraktıkları mülklerinin en çok üçte birini geri alabilirler’ şeklindeki hükümle de uyumlu gözüküyor ve planın mantığıyla örtüşüyor.

RUMLARIN DÖNÜŞÜ, AB TAM ÜYELİĞİ İLE İRTİBATLANDI

Bu başlıkta getirilen bir diğer düzenleme, yine Türk tarafını tatmin etmeyi amaçlıyor. Üçüncü taslakta, Rumların kuzeye dönüşleriyle ilgili geçiş dönemi 15 yıl olarak gösterilirken, son metinde geçiş dönemi ‘ya 19 yıl ya da Türkiye’nin AB tam üyeliği gerçekleşinceye kadar’ şeklinde bir ifadeyle tanımlandı.

Buna karşılık, Karpaz sakinleri ve 65 yaş üstündeki Rumların yüzde 15’lik ana kotaya dahil edilmesi yolundaki Türk talebi kabul görmedi. Ancak, geçiş döneminde kuzeye gelen Rumların herhangi bir köy ya da kasabada nüfuslarının ulaşabileceği oranlar aşağı çekilerek Türk tarafına ek bir esneklik gösterildi.

Örneğin, üçüncü taslakta yedinci yıl ile onuncu yıl arasında bir köyde Rumların nüfusunun yüzde 7’yi aşmayacağı b
elirtilirken, dördüncü metinde altıncı yıl ile dokuzuncu yıl arasında bu oran yüzde 6’ya indirildi.

Bu bölümdeki nihai düzenlemelerde her iki tarafa da ödünler verilmesine karşılık, son tahlilde Türk tarafının daha kazançlı çıktığı söylenebilir. Özellikle
geçiş dönemi sonrasında kuzeye gelecek Rumların sayısına kesin bir tavan getirilmiş olması, en önemli kazanım olarak gösterilebilir.

HURRIYET 03/04/2004

Kár-zarar analizi

Sedat ERGİN yazıyor

Annan Planı’nın 3. taslağı ile 4. nihai metin arasında ne gibi farklar var? Türk tarafı istediği iyileştirmeleri ne ölçüde metne koydurabildi? Rum tarafı kendi açısından ne gibi artılar elde etti? Bu soruların yanıtlarını şöyle irdeleyebiliriz:

Senatörlerde Türk-Rum sayısal eşitliği

ANNAN Planı’nın 26 Şubat 2003 tarihinde masaya konulan üçüncü şeklinin Türk tarafı açısından en sakıncalı bölümlerinden biri, 48 sandalyeli Senato’da taraflar arasındaki sayısal eşitliğin iki toplum değil, iki oluşturucu devlet arasında tanımlanmış olmasıydı.

Görünüşte iki taraf ara
sında 24-24 eşitlik var gibi gözükse de, uzun dönemde sayısal eşitlik Rumlar lehine bozulacaktı. Çünkü, Türk oluşturucu devlete belli kotalar içinde yerleşecek olan Rumlar, belli bir süre içinde seçme ve seçilme haklarını, bu çerçevede senatör seçilebilme ehliyetini de kazanacaklardı. Bu durumda zamanla Senato’daki sayısal üstünlüğün Rumlara geçmesi kaçınılmazdı.

Türk tarafı, BM’ye ilettiği listede bu sakıncayı bertaraf etmek için senatörlerin etnik temeller üzerinde iki toplumluluk esasına göre dağıtılmasını, yani Senato’nun 24 Türk ve 24 Rum üyeden oluşmasını istedi. Bu talep kabul gördü ve metne ‘Senato, eşit sayıda Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk senatörden oluşur’ ifadesiyle girdi. Bu ekleme, Türk tarafının pazarlıktaki en stratejik kazançlarından birini
oluşturuyor.

Senato’daki veto yetkisinin kuvvetlenmesi

ÜÇÜNCÜ taslak, Senato’daki karar alma mekanizmasının işleyişinde şu sistemi getirmişti: Karar alınabilmesi için basit çoğunluk yeterli oluyor, ancak ayrı ayrı her iki tarafın senatörlerinin dörtte birinin karara katılması şartı aranıyordu.

Bu durumda Türk oluşturucu devletini temsil eden 24 senatörden 6’sının Rum tarafının getirdiği bir karar tasarısına olumlu oy kullanması, kararın geçmesi için yeterli oluyordu. Bir başka deyişle, Türk senatörler
arasında görüş ayrılığı çıkması ve Türk bölgesinden küçük bir partinin 6 senatörünün topluca Rumlarla birlikte davranması halinde Türk çoğunluk (örneğin 18 senatör) bu kararı engelleyebilecek bir anayasal araçtan yoksun kalıyordu.

Türk tarafı, bu sakıncayı gidermek için BM’nin geçmişte hazırladığı muhtelif çözüm planlarında emsalleri olduğu (ve 1960 Anayasası) üzere karar yeterliği için 24 Türk senatörden 6’sının değil, en az 13’ünün lehte oy kullanması koşulunun getirilmesini istedi. Ancak bu talep müzake
reler sırasında kabul görmedi. Bu durumda, Senato’daki Türk çoğunluğun Rumların herhangi bir karar tasarısını tehlikeli görüp engellemek istemesi halinde, büyük bir uyum içinde davranması gerekecek. Bir anlamda veto yetkisinin işleyebilmesi için toplam 24 üyeden 19’unun birlikte hareket etmesi şart.Buna karşılık aynı mekanizma teorik olarak ters yönden Türk tarafının lehine de işleyebilir. Şöyle ki; 24 Türk üye topluca hareket ederek bir karar tasarısı sunar ve Rum tarafından 6 senatör Türk tarafıyla birlikte haraket ederse, bu karar da rahatlıkla kabul edilir.

Konsey’deki Türk üyeleri kim seçecek

ÜÇÜNCÜ taslak, Başkanlık Konseyi üyelerinin Senato içinden seçilmesini öngörürken şu düzenlemeyi getiriyordu:

A) Konsey üyeleri Senato tarafından özel çoğunlukla seçilir. Özel çoğunluk, Senato’daki her iki kanadın da en az beşte ikisinin oyunu zorunlu kılıyor. Yani, en az 10 Rum ve en az 10 Türk senatörün bu seçime katılması gerekiyor. B) İkinci aşamada 48 üyeden 12’sinin Türk, 36’sının Rum olduğu alt meclis, y
ani Temsilciler Meclisi’nin çoğunluğu tarafından onaylanıyor. Burada getirilen seçim mekanizması, Rumları da Başkanlık Konseyi’nin Türk üyelerinin seçiminde belli ölçülerde söz sahibi yapıyor. Teorik olarak özellikle Senato’da Türk üyelerin bu oylamada kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri halinde Rumların belirleyici olabilmelerine kapıyı aralıyor.

Örneğin, nitelikli oylamada 10 Türk senatörün Rumlarla birlikte hareket etmesi halinde Senato’daki Türk çoğunluğun istediği kişileri seçebilmesinin önü kesi
lebilir.

İşte, ileride ortaya çıkabilecek bu gibi olumsuzlukları gidermek üzere Türk tarafı, Türk üyelerin yalnızca Türk parlamenterler arasından seçilmesini talep ediyordu. Bu talep kabul görmedi ve muhtelif görüşmelerde ‘
Kendinize güvenmiyor musunuz?’ yanıtı verildi.

Haritadaki sınır düz çizgi haline gelmedi


TÜRK tarafının önemli bir şikayeti, Annan Planı’nda getirilen haritada Türk ve Rum oluşturucu devletlerini ayıran sınır çizgisinin girintili çıkıntılı olmasıydı.Sınır çizgisi, bir elin parmakları gibi Türk tarafına doğru birden çok girme yapıyor. Bu durum, girmelerin arasında kalan Türk köylerinin birbirleriyle bağlantılarının kısmen kesilmesine yol açıyor. Bu girmeler nedeniyle Rum bölgesi Türk bölgesindeki Magosa-Lefkoşa karayolunu tam üç noktada kesip, yukarı doğru uzanıyor. BM, çözüm olarak Türk tarafının kontrolündeki karayolunun Rum bölgesi tarafından kesildiği aralıklarda alt geçit ya da üst geçitler yapmayı planlıyor.

Bunun sonucu Magosa’dan otomobiliyle yola çıkan bir sürücü, Lefkoşa’ya ka
dar olan yaklaşık 60 kilometrelik yolu katedebilmek için en az üç kez Rum topraklarının ya altından ya da üstünden geçmek zorunda kalacak. Türk tarafı, müzakereler sırasında bu girinti ve çıkıntıların düzeltilerek sınırın mümkün olduğunca düz bir çizgi haline getirilmesini istedi. Ancak bu talebin karşılanması mümkün olmadı. Bunun muhtelif nedenleri var: Birincisi, KKTC’ye kalacak yüzde 28.6’lık toprak oranını tutturabilmek bir yer geri alınırsa, karşılığında başka bir yerin Rumlar’a verilecek olması. Ancak, bunu mümkün kılacak fazla bir alan derinliği yok. Ayrıca, bu yola gidilirse eskiden beri Türk yerleşim bölgesi olan bazı köylerin Rum bölgesine bırakılması gerekebilir. Bir başka deyişle, bu talebin karşılanabilmesi pratik açılardan kolay değildi.
HURRIY
ET 01/04/2004

Konsey’de görüş ayrılığı olursa

 

Türk tarafının olumlu karşılık görmeyen bir başka talebini, Federal Devlet’in yürütme organı olan Başkanlık Konseyi’ndeki veto yetkisi oluşturuyor. Üçüncü taslakta, dördü Rum, ikisi Türk olmak üzere 6 üyeden oluşacak olan Başkanlık Konseyi’nde karar alınabilmesi yine basit çoğunluk esasına dayandırılmıştı. Karar yeterliliği için ek koşul olarak, iki Türk üyeden birinin karara katılması zorunluluğu getirilmişti.

Bu durumda, iki Türk üyenin kendi ar
alarında görüş ayrılığına düştüğü durumlarda, birinin Rumlarla aynı doğrultuda oy kullanması, kararın yönünü Rum üyelerin doğrultusuna kaydırabilir.

Türk tarafı, karar yeterliği için her iki Türk üyenin de ortak oyunun aranması koşulunda ısrar etti. Buna
karşılık, nihai metin, bu başlıkta Türk tarafının sakıncalı gördüğü eski düzenlemeyi koruyor.

Nihai metin, konsey üyelerinin sayısını altıdan dokuza çıkartıyor ve iki taraf arasında 3/6 olmak üzere dağıtıyor. Ancak konseye sonradan dahil edilen ve iki t
araf arasında 1/2 dağıtılan yeni üyelerin oy hakkı olmayacağı için yukarıdaki oylama kalıpları genişlemeden etkilenmiyor.

HURRIYET 01/04/2004

Güvenlik garantisinde tatmin edici formül

Sedat ERGİN yazıyor

BM, üçüncü taslağında güvenlik garantisinde şu sistemi getiriyordu: A) Türkiye, tohrak ödünlerinin tamamlanacağı ilk üç yıllık bölümün sonuna kadar yaklaşık mevcut 36-37 binlik askeri gücünü aşamalar halinde 6 bine indirecek ve ardından B) Türkiye AB’ye tam üye olduğu tarihe kadar 6 bin asker adada kalacaktı. Tam üyelikle birlikte, Türk askerlerinin sayısı sıfırlanacaktı.

Türk tarafı, müzakereler sırasında Türkiye’nin AB tam üyeliğinden sonra da belli bir askeri gücün adada tutulmasında ısrarlı oldu. Önceki gün masaya konan nihai metin, Türk tarafının
bu beklentisini belli ölçülerde karşılıyor.

Buna göre, 2011 yılına kadar Türkiye kuzeyde 6 bin asker bulundurabilecek. 2011-2018 yılları arasında (ya da 2011’den Türkiye’nin tam üye olduğu güne kadar) 3 bin asker bulunduracak. Bu eşikten sonra asker sayı
sı sembolik düzeyde 650’ye indirilecek. (Bu sayı Yunan birliği için 950) Yabancı asker bulundurma konusu, daha sonra her 5 yılda bir gözden geçirilecek. (Nihai hedef tümden askersizleştirme)

Adada barışın yerleşmesi, Türkiye’nin AB’ye tam üye olması ve Kıbrıs’a ilişkin güvenlik kaygılarının ortadan kalkması halinde, bu başlık ileride bir pürüz yaratamayabilir. Kaygılarını haklı kılan bir senaryoda, Türk tarafı, gözden geçirme aşamalarında adada asker bulundurmakta ısrar edebilir.

HURRIYET 01/04/2004

Kıbrıs'ın FBI'ı kuruluyor

PLANIN ADALETİ

Annan Planı, federal ve oluşturucu devlete mensup eşit sayıda polis personelinden oluşan ve Federal Başsavcı'ya bağlı olarak çalışacak bir ‘‘Ortak (Federal) Soruşturma Örgütü’’ (FSÖ) kurulmasını da öngörüyor. Söz konusu örgüt, tasarım olarak ABD'de bütün eyaletler üzerinde yetkili olan FBI benzeri bir modeli öngörüyor.

ANNAN Planı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde iç güvenliği sağlamak üzere üç ayrı örgütün kurulmasını öngörüyor. A) Federal düzeyde görev yapan ve sınır güvenliği ile koruma hizmetlerinden sorumlu FEDERAL POLİS, B) Oluşturucu devletlerin güvenliğini sağlayan OLUŞTURUCU DEVLET POLİSİ ve C) Hepsinin üstünde yer alan, geniş yetkilerle donatılmış federal düzeydeki ORTAK SORUŞTURMA ÖRGÜTÜ.

Planda her üç örgütün de işbirliği içinde olmaları öngörülüyor.

Oluşturucu Devlet Polisi, her iki kesimde nüfus oranına paralel bir büyüklüğe sahip olacak. Buna karşılık gerek Federal Polis, gerek Federal Soruşturma Örgütü'nde iki kesim eşit sayıda personelle temsil edilecek.

Ayrıca, Federal Polis Başkanı ve Federal Polis Başkanvekili ile Ortak Soruşturma Örgütü Başkanı ve Ortak Soruşturma Örgütü Başkanvekili aynı oluşturucu devletten gelemeyecek. Birinin başında Rum olursa, diğerinin başında muhakkak diğer kesimden bir ‘‘şef’’ bulunacak.

ŞİDDETE HOŞGÖRÜ YOK

Annan Planı, federal ve oluşturucu devlete mensup EŞİT sayıda polis personelinden oluşan ve Federal Başsavcı'ya bağlı olarak çalışacak bir ‘‘Ortak (Federal) Soruşturma Örgütü’’ (FSÖ) kurulmasını da öngörüyor. Söz konusu örgüt, tasarım olarak ABD'de bütün eyaletler üzerinde yetkili olan FBI ‘‘Federal Bureau of Investigation/Federal Soruşturma Bürosu’’ benzeri bir modeli öngörüyor.

Örgüt, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele edecek. Ayrıca örgüt, talep üzerine federal ya da oluşturucu devlet polisi hakkındaki görevi suiistimal iddialarını veya anayasanın 6'ncı maddesinin 3 ve 4'üncü maddelerinin ihlaline ilişkin iddiaları soruşturacak.

Anayasanın 6/3 fıkrası, ‘‘Lisanslı spor amaçlı tüfeklerin dışında tüm silahlar yasaklanır’’ hükmünü taşıyor. Böylelikle, FSÖ'nün önemli bir görevi, adada yasadışı yollardan silahlanma faaliyetlerini denetlemek şeklinde tanımlanıyor.

Maddenin 4'üncü fıkrası ise oluşturucu devletlere hem genel olarak hem de federal hükümete, diğer oluşturucu devlete ve garantör devletlere karşı şiddet ve şiddeti teşvik edici hareketleri yasaklama ve ‘‘hoşgörülü davranmama’’ görevi yüklüyor.

YORUM
Bu durumda FSÖ, bu eğilimde olan kişi, grup ve örgütlerin oluşturucu devletler tarafından hamaye edildiğine ilişkin iddiaları doğrudan soruşturmakla görevli olacak. Böylelikle her iki oluşturucu devlette 1960'lı yıllarda örnekleri yaşandığı şekilde gizli milis oluşumlarını önlemek için federal bir organ devreye sokulmuş oluyor.

OLUŞTURUCU DEVLET POLİSİ

Planda her oluşturucu devlete, 700'ü aşmayacak polis memuruna ek olarak oluşturucu devlette yaşayan her 1000 kişiye altı polis memuru düşecek sayıda polis memuru kotası tanınıyor. Bu durumda Türk tarafının nüfusu 200 bin kabul edilirse, kuzeyde 700+1.200 olmak üzere 1.900 Kıbrıslı Türk oluşturucu devlet polisi görev yapacak. Rum kesiminin nüfusu 730 bin dolayında kabul edilirse, bu kategorideki ulusal polis sayısı yaklaşık 5.000 olacak. Oluşturucu devlet polisi, sadece rutin sivil polis görevlerini yerine getirmeye uygun silahlar taşıyabilecek.

EŞİT SAYIDA FEDERAL POLİS

Federal polis, her oluşturucu devletten eşit sayıda personelden oluşuyor ve Kıbrıs'ın sınırlarını kontrol etmek, federal yetkilileri, binaları ve malları, yabancı devlet adamları ve diplomatik misyonları korumakla görevlendiriliyor.

Poliste sayısal eşitlik

FEDERAL hükümet organlarında görev alacak memurların atama ve terfi işlemleri bir ‘‘KAMU HİZMETİ KOMİSYONU’’ tarafından yürütülüyor. Bu komisyonun oluşumunda Türk ve Rum tarafları arasında sayısal eşitlik gözetiliyor. Böylelikle federal bürokrasinin atama ve işlemlerinde Türk tarafına eşit söz hakkı tanınıyor.

Federal kurumlara kamu görevlilerinin yerleştirilmesinde ise Türk oluşturucu devlet vatandaşlarına toplamın ‘‘ÜÇTE BİR’’i oranında bir kontenjan tanınıyor. Federal kamu görevlilerinin aynı zamanda oluşturucu devlette kamu görevi yapmaları yasak.

Üçte bir kontenjan düzenlemesi iki ayrı federal polis örgütünde yerini önemli bir istisnaya bırakarak, bu kuruluşların her iki taraftan eşit sayıda personelden oluşması öngörülüyor.

Merkez Bankası’na yabancı

Annan Planı'na göre, Kıbrıs Merkez Bankası, biri başkan olmak üzere üç kişilik bir kurul tarafından yönetiliyor. Kurul, her oluşturucu devletten en az bir üyeden oluşuyor, üçüncü üye yabancı olabiliyor. Merkez Bankası Yönetim Kurulu'nun tüm kararları basit çoğunlukla alınıyor. Bu üçüncü üye yabancı olursa, hangi tarafa yöneleceği kararların doğrultusunu da belirliyor. Kurul üyeleri, Başkanlık Konseyi tarafından yedi yıllık bir süre için atanıyorlar. Annan Planı'nda başkanın hangi kesimden olacağına ilişkin bir gönderme yok. Varılacak uzlaşıya göre, Türk, Rum ve yabancı üyelerden biri başkan seçilebilir. Başkanın seçiminde Başkanlık Konseyi'nin karar almasında geçerli olan kurallar uygulanıyor. Bu durumda, Başkanlık Divanı'ndaki iki Türk üyenin birlikte veto etmesi halinde Rumların göstereceği bir aday seçilemez. Getirilen düzenleme, konseyin Türk ve Rum üyeleri arasında bir uzlaşıyı zorunlu kılıyor.

BAŞSAVCI RUM SAYIŞTAY TÜRK

Çapraz denetim

Annan Planı'nda iki taraf arasında kurulan denge mekanizmalarından biri, Başsavcı ve Sayıştay Başkanı'nın seçiminde kendisini gösteriyor. Plan, bu dengeyi kurabilmek için önce A) Başsavcı, B) Sayıştay Başkanı, C) Başsavcı Yardımcısı ve D) Sayıştay Başkanı Yardımcısı olmak üzere dörtlü bir havuz oluşturuyor.

Getirilen kurala göre, Başsavcı ve Sayıştay Başkanı aynı oluşturucu devletten olamıyor. Sayıştay Başkanı Türk olursa, Başsavcılık Rum tarafına gidiyor.

Aynı çapraz denetim ilkesi, Başsavcı ve Sayıştay Başkanı yardımcılıklarında da geçerli. Yardımcının, muhakkak diğer oluşturucu devletin vatandaşı olması gerekiyor.

(Benzer bir model, Federal Polis ile Federal Soruşturma Örgütü'nün yönetimlerinde de uygulanıyor.)

TAM BAĞIMSIZ

Annan Planı, Başsavcı, Sayıştay Başkanı ve yardımcılarına tam bir bağımsızlık tanıyor ve herhangi bir bakanlık altında olmayacaklarını belirtiyor. Söz konusu 4 görevli, bir defaya mahsus olmak üzere 75 yaşını aşmamak kaydı ile 9 yıllık süreyle Başkanlık Konseyi tarafından atanıyor.

Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı, aynı zamanda Federal Hukuk Dairesi'nin Başkan ve Başkan Yardımcısı pozisyonlarını taşıyorlar. Başsavcı, aynı zamanda federal hükümetin hukuk danışmanı olarak da görev yapıyor. Başsavcı kamu yararına uygun gördüğü hallerde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde federal yasalara karşı işlenen suçlar hakkında herhangi bir kişi aleyhine dava açma yetkisine de sahip.

Sayıştay Başkanı ise federal hükümet tarafından veya federal hükümetin yetkisi altında yapılan tüm ödemeler, gelirlerin kontrolü, yönetilen diğer varlıklar ve hesapların ve ödenmesi gereken borçlarının murakebesini ve denetimini yapıyor; bu amaçla tüm defterlere, kayıtlara, bu hesaplarla ilgili gelirlere ve bu varlıkların muhafaza edildiği yerlere ulaşabilme yetkisine sahip oluyor.

HER YIL RAPOR

Sayıştay Başkanı, her yıl Başkanlık Konseyi'ne görev ve işlevleri hakkında bir rapor sunuyor. Bu rapor, Başkanlık Konseyi tarafından parlamentoya iletiliyor.

ELÇİLİKLER PAYLAŞILACAK

Kritik misyonlar

Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin diplomatik misyonlarının oluşumunda kısmi bir paylaşım modeli yolu izleniyor.

Büyükelçiliklerin büyük bir bölümünün yönetimi Rumlarda kalıyor. Ancak, iş kritik diplomatik misyonlara geldiğinde hadisenin rengi değişiyor. Buna göre, 5'i BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olmak üzere 10 önemli diplomatik misyonun büyükelçileri, iki oluşturucu devlet arasında eşit sayıda paylaşılıyor.

Paylaşılan misyonlar şunlar: New York ve Cenevre'deki BM delegasyonları, Brüksel'deki AB Temsilciliği, Yunanistan, Türkiye, İngiltere, Fransa, ABD, Rusya ve Çin nezdindeki büyükelçilikler.

Geçmişteki teamüle göre, Atina Büyükelçiliği'ne bir Rum, Ankara Büyükelçiliği'nin başına ise bir Türk diplomatın atanması bekleniyor. Ancak, bu önemli misyonların oluşumunda da yine çapraz denetim sistemi getiriliyor.

Bu büyükelçiliklerde ‘‘maslahatgüzar’’ sıfatını kazanan ‘‘iki numaralı’’ diplomatlar, diğer oluşturucu devlet kontenjanına gidiyor.

Yüksek Mahkeme’de son sözü yabancı yargıçlar söyleyecek

KIBRIS'ta oluşturulacak yeni düzenin en üst hukuk organı Yüksek Mahkeme olacak. Yüksek Mahkeme, anayasanın uygulanmasını ve anayasaya tam saygıyı sağlayacak.

Yüksek Mahkeme, her oluşturucu devletten üçer üye ve Yunanistan, Türkiye ve İngiltere vatandaşı olmamak kaydıyla üç. Kıbrıslı olmayan yargıçtan oluşacak. Mahkeme üyeleri Başkanlık Konseyi'nce atanacak.

Bu durumda Türk ve Rum üyelerin blok halinde oy kullanmaları durumunda, kararların yönünü yabancı üyelerin tutumu belirleyecek.

BAĞLAYICI MÜTALAA YETKİSİ

Yüksek Mahkeme'nin görevi, ‘‘oluşturucu devletler arasındaki ya da oluşturucu devletlerden biri veya her ikisi ile federal hükümet arasındaki anlaşmazlıkları çözümlemek’’ şeklinde tanımlanıyor. Federal kurumlar arasındaki çıkmazların çözümü görevi de yine Yüksek Mahkeme'ye veriliyor. Mahkemeye, bu ihtilaflar üzerinde ‘‘münhasır yargı’’ yetkisi veriliyor.

Oluşturucu devlet mahkemelerinin ya da federal devlet veya oluşturucu devlet yetkililerinin talepleri üzerine Yüksek Mahkeme bağlayıcı mütalaa verme yetkisine de sahip.

Mahkeme, aynı zamanda Kuruluş Anlaşması, anayasa, federal yasalar, federal idari kararlar ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayıcı anlaşmaların yorumlanmasından doğacak anlaşmazlıklarda temyiz mahkemesi olarak da faaliyet gösterecek.

BASİT ÇOĞUNLUKLA KARAR

Mahkemenin belli bir konuya bakmak için heyet oluşturması halinde bu heyete katılacak üyeler, Türk ve Rum tarafları arasında eşit sayıda belirlenecek.

Planda, Yüksek Mahkeme'nin kararlarını oybirliği ile almak için çaba sarf edeceği belirtiliyor. Ancak, ortak karar çıkmadığı durumlarda kararlar basit çoğunlukla alınacak

HURRIYET 25/03/2004

Ağabey’lere dikkat

PLANIN DENGESİ

Annan Planı'nın en önemli bölümünü ‘Kuruluş Anlaşması’ oluşturuyor. 10 sayfalık anlaşmada Türk-Yunan dengesine özel önem veriliyor. Anlaşma, önce çözümün ‘ana maddelerini’ sıralıyor.

Bir anlamda çözümün ruhunu oluşturan ana maddelere ilişkin bölüm şöyle:

KIBRIS ORTAK VATANIMIZ

Kıbrıs'ın ortak vatanımız olduğunu teyit ederek ve 1960 yılında kurulan Cumhuriyet'in ortak oluşturucuları olduğumuzu hatırlıyoruz.

BİRBİRİMİZE HÜKMETMEYECEĞİZ

Geçmişte yaşanan trajik olayların hiçbir zaman tekrarlanmaması azmiyle tehdit ve güç kullanımı veya herhangi bir tarafın diğer bir tarafa hükmetmesi söz konusu olmayacaktır.

İLİŞKİMİZ SİYASİ EŞİTLİĞE DAYALI

Tarafların kendine özgü kimliğini ve bütünlüğünü, ilişkimizin bir ÇOĞUNLUK ve AZINLIK ilişkisi değil SİYASİ EŞİTLİĞE dayalı bir ilişki olduğunu kabul ediyoruz.

ORTAK GELECEK TAAHHÜDÜ

Ortaklığımızı bu zeminde yenilemeye karar veriyoruz ve bu yeni iki bölgeli ortaklığın birleşik ve bağımsız bir Kıbrıs'ta dostluk, barış, güvenlik ve refahı güvence altına alacak ortak bir gelecek konusunda kararlılık gösteriyoruz.

BM AMAÇLARINA BAĞLIYIZ

Uluslararası hukuk ve BM'nin ilke ve amaçlarına bağlıyız.

FARKLI KİMLİKLERE KARŞILIKLI SAYGI

Demokratik ilkeler, bireysel insan hakları ve temel özgürlüklerle birlikte taraflar bir diğer tarafın kültürel, dini, siyasi ve sosyal kimliğine ve diline saygı gösterecektir.

TÜRK-YUNAN DENGESİNE SAYGI

Doğu Akdeniz'de barışçıl bir ortamda Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağlarımızı devam ettirmeye, Yunanistan ve Türkiye arasındaki dengeye saygı göstermeye kararlıyız.

TÜRKİYE'Yİ AB'YE BEKLERİZ

Avrupa Birliği'ne katılmaya ve Türkiye'nin de katılacağı güne ümitle bakıyoruz.

OLUŞTURUCU YETKİMİZİ KULLANIYORUZ

Bizler, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, asli oluşturucu yetkimizi kullanarak özgür, demokratik ve ayrı ayrı ifade edilen ortak irademizle işbu Kuruluş Anlaşması'nı kabul ederiz.

TÜRKİYE'YE EN FAZLA MÜSAADEYE MAZHAR ÜLKE

Anayasa, Kıbrıs'a dış politikasında Yunanistan ve Türkiye ile olan özel dostluk bağlarını sürdürme; Garanti Anlaşması, İttifak Anlaşması ve Kuruluş Anlaşması ile oluşturulan dengeye saygılı olma ve anlaşmaya varılacak uygun şartlarda, her iki ülkeye AB üyeliği yükümlülüklerine ve Kuruluş Anlaşması'na uyumlu olduğu derecede ‘‘en fazla müsaadeye mazhar ülke’’ muamelesi yapma yükümlülüğünü getiriyor.

Garantör beyanı

TÜRK ve Rum taraflarının taahhüdünü garantörlerin, yani Yunanistan, Türkiye ve İngiltere'nin bir beyanı izliyor. Üç garantör ülke, bu beyanlarıyla ‘‘Kuruluş Anlaşması'nın bu şekliyle ayrı ayrı, eşzamanlı referanduma sunulacağını kabul ediyorlar’’ ve şu yükümlülüğün altına giriyorlar:

‘‘Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kuruluş Anlaşması'nın ayrı ve eşzamanlı referandumlarda onaylanması üzerine, Kıbrıs'ta kurulacak yeni düzen ile ilgili Kuruluş Anlaşması'na eklenmiş ve BM Anayasası'nın 102. maddesi uyarınca uluslararası anlaşma olarak kaydedilecek anlaşmayı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte imzalamayı taahhüt ederler.’’

Bu bölümün altını Yunanistan, Türkiye ve İngiltere imzalıyorlar. BM Genel Sekreteri ise ‘‘şahit’’ olarak imza atıyor.

YORUM
Böylelikle garantör ülkeler de referanduma sunulacak olan Annan Planı'nı hukuki ve siyasi düzlemde sahiplenmiş olu
yorlar.

Niyet mektubu

ANNAN Planı, Kıbrıs'taki iki toplumun liderlerinin altına imza atacakları tek sayfalık bir referandum taahhütnamesi ile başlıyor.

Bu metnin altında imza için ‘‘Kıbrıs Rum tarafı’’ adına ve ‘‘Kıbrıs Türk tarafı adına’’ olmak üzere açık bölüm bulunuyor.

Taahhütname, ‘‘Bizler, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin demokratik olarak seçilmiş liderleri, BM Genel Sekreteri'nin himayelerinde yürütülen ve her bir tarafın bir diğerinin SİYASİ EŞİTİ olarak sadece kendisini temsil ettiği ve başkasını temsil etmediği görüşmeleri müteakip Kuruluş Anlaşması'nı ekleri ile birlikte onay için ayrı ve eşzamanlı olarak referandumlara sunmaya karar verdik’’ diye başlıyor.

Yine bu bölümde, ‘‘Bizler, Avrupa Komisyonu'nun uluslararası bağışçılar konferansı düzenleme yönündeki istekliliğini ve uluslararası topluluğun tam desteğinin sağlanması yönündeki talebini memnuniyetle karşılarız’’ ifadesine yer veriliyor.

YORUM 1
Bağışçılar konferansı, çözümden sonra yerlerinden olacak kişiler için yeni konut yapımı ve ayrıca kısmen tazminatlar konusunda ortaya çıkacak yüksek miktardaki finansman ihtiyacını karşılamak üzere ABD, AB ülkeleri, Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının da davet edileceği toplantıyı anlatıyor. Bosna'ya barışın getirilmesinden sonr
a ülkedeki imar faaliyeti için benzer bir bağışçılar konferansı toplanmış, katılan her ülke ve kuruluş belli bir yardım taahhüdünde bulunmuştu.

YORUM 2
Giriş bölümündeki ‘‘her bir tarafın bir diğerinin siyasi eşiti olarak sadece kendisini temsil ettiği’’ ifadesi, özellikle Kıbrıs Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu ‘‘siyasi eşitlik’’ ilkesini karşılamayı amaçlıyor.

Tam üyelik olmazsa kriz çıkar

TÜRKİYE'nin tam üyeliği yalnızca girişteki bir ana hedef olarak gösterilmekle yetinilmiyor. Planın asker çekme, Rumların kuzeye geçişi gibi başlıkları dikkatli okunduğunda, düzenlemelerin Türkiye'nin tam üyeliği ile bazen açık, bazen dolaylı şekilde ilişkilendirildiği görülüyor. Örneğin, Türkiye'nin adadaki bütün askerlerini geri çekmesi yükümlülüğü ancak AB'ye tam üye olduğu zamana bırakılıyor. Rumların kuzeye geçişlerine getirilen 15 yıllık geçiş dönemi de yine dolaylı olarak bu hedefi gözeten bir takvim olarak görülebilir. Denilebilir ki, Annan Planı çerçevesinde adada çözüm süreci ancak Türkiye AB'ye tam üye olduğu gün tamamlanacaktır. Özetle, ‘‘Türkiye'nin tam üyelik sürecinin ilerlemesi’’ ile ‘‘Annan Planı'nın uygulamada sonuçlanması’’ iç içe geçmiş bulunuyor. Bunun muhtemel bir sonucu, Türkiye'ye AB karşısında önemli bir pazarlık kartı vermesidir. Türkiye'nin tam üyelik sürecinde engellerle karşılaşması, Kıbrıs'ta çözümün yerleşmesini de sekteye uğratacaktır. Türkiye'nin tam üyeliği ile ilgili patlak verecek bir felaket senaryosu, çözüm sürecinin askıya alınması sonucunu doğurabilir.

Taksim yasak

Anlaşmanın girişinde, şu madde de dikkat çekiyor:

‘‘Anlaşma ile kurulan düzene yapılacak tek taraflı herhangi bir değişiklik, Kıbrıs'ın özellikle bir bütün veya kısmi olarak başka diğer bir ülke ile birleşmesi veya herhangi bir şekilde taksimi veya ayrılması, yasaklanır. İşbu anlaşmadaki hiçbir husus, bu yasakla çelişir biçimde yorumlanamaz.’’

YORUM
Bu madde, Kıbrıs'ın Türkiye ile Yunanistan arasında taksim edilmesini ya da taraflardan birinin yoluna kendi başına devam etmek üzere kopması seçeneklerini yasaklıyor. Ayrıca, bu yönde hareket edildiği izlenimini verecek adımlardan da uzak durma yükümlülüğünü getiriyor.

TÜRKİYE'NİN AB'YE TAM ÜYELİĞİNE DESTEK

Annan Planı, birinci maddesinde, Kıbrıs'ta kurulacak yeni düzenin ana ilkelerini sıralarken, ‘‘Türkiye'nin AB tam üyeliğini’’ de bir hedef olarak gösteriyor, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bu hedefi destekleme taahhüdünün altına sokuyor. Bu taahhüt, planda şöyle ifade ediliyor:

‘‘Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye ile olan özel dostluk bağlarını sürdürür, Garanti ve İttifak Anlaşmaları ile işbu anlaşmanın oluşturduğu dengeye saygı göstererek ve bir Avrupa Birliği üyesi ülke olarak Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ne katılımını destekler.’’

YORUM
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, Annan Planı'nın kurgusundaki en önemli eksenlerden birini oluştur
uyor.

Daha birinci maddeden de görüleceği gibi, Kıbrıs ve bu çerçevede Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini destekleme konusunda uluslararası bir yükümlülük altına sokuluyor.

Böylelikle, Kıbrıslı Rumlardan, 1 Mayıs tarihinde AB'ye tam üye olarak girmelerinden sonra Türkiye'nin tam üyeliğini engellemeyecekleri konusunda önemli bir taahhüt alınmış oluyor. Engelleme yoluna gitmeleri, uluslararası bir anlaşmanın ihlalini oluşturur ve Annan Planı'nın uygulamasını tehlikeye atabilir.

TÜRKÇE, AB'NİN 21. RESMİ DİLİ

Annan Planı'nın kabul edilmesi, AB bağlamında siyasi ve felsefi planda başka önemli sonuçlar da doğuracak. Kıbrıs Federal Cumhuriyeti'nin tam üye olarak Avrupa kulübüne katılmasıyla birlikte, AB tarihinde ilk kez bir Türk ve Müslüman topluluk birliğin eşit üyesi olacak.

Bunun yaratacağı ilk sonuçlardan biri, Türkçe'nin AB'nin 21. resmi dili haline gelecek olması. Mevcut durumda AB'nin İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Yunanca, Fince, İsveççe ile Danimarka ve Hollanda dilleri olmak üzere tam 11 resmi dili var. Yeni katılan ülkelerle birlikte bu sayı 20'ye çıkıyor. Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta bütün olarak AB'ye katılması halinde Türkçe de AB'nin dil ailesine katılan en son dil olacak. Bunun sonucu, AB'deki her önemli belge aynı zamanda Türkçe'ye de çevrilecek, AB Komisyonu'nda Kıbrıslı Türk bürokratlar ve Türkçe çevirmenler istihdam edilecek.

Bir anlamda, bundan yıllar sonra gerçekleşebilecek olan Türkiye'nin tam üyeliği öncesindeki AB'nin Türkiye ile ilgili hazırlık süreci de aslında fiilen başlamış olacak.

KIBRISLI TÜRKLER TRUVA ATI MI

KIBRIS Federal Cumhuriyeti'nin Başkanlık Konseyi'ndeki Türk üyeler de AB'nin karar toplantılarına katılarak Türkiye ile ilgili konularda AB'yi içten etkileme imkánına sahip olacaklar, etkili bir lobi yapabilecekler. Bir anlamda, Kıbrıslı Türkler, Türkiye'den önce Türkiye'nin ‘‘öncü kolu’’ olarak AB'nin içine demir atmış olacaklar.

Plandaki dönüşümlü başkanlık ilkesinin bugünkü haliyle kabul edilmesi durumunda, AB zirvelerine Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak 20 ay bir Rum, 10 ay da bir Türk katılacak. Kıbrıslı Türk katıldığında, Türkiye ile ilgili kritik kararlarda diğer AB liderleriyle birlikte eşit söz sahibi olacak. Kıbrıs'ı Rum lider temsil ettiğinde de Başkanlık Konseyi'nin ortak eğilimini temsil etmek zorunda olduğundan, Türk üyelerle uyumlu bir çizgi izlemek durumunda olacak.

Ancak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye katılmasının bütün bunları aşan felsefi, tarihi ve kültürel boyutlarda çok ayrı bir sonucu var: Tarihte ilk kez Türk ve Müslüman kimliği, bir tuğra olarak resmen Avrupa Birliği'nin üzerine vurulmuş olacak.

HURRIYET 25/03/2004

Rumlar Mevlit Kandili kutlayacak Türkler de paskalyayı

PLANIN RENKLERİ

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi tatillerini Annan Planı'nın 10. maddesi düzenliyor. Her şey planlandığı gibi gider ve Annan Planı 22 Nisan tarihinde düzenlenecek referandumda kabul edilirse, ada bir tatil cumhuriyeti olacak. İki toplumun dini günleri de tatil kabul edilecek. Rumlar Mevlit Kandili'nde, Türkler da paskalyada tatil yapacak.

Annan Planı'nda yer alan anayasa metninin 10. maddesi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi tatillerini düzenliyor. Buna göre, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin milli tatil günü, Kuruluş Anlaşması'nın referandumda onaylandığı gün olacak. Her şey planlandığı gibi gider ve Annan Planı 22 Nisan tarihinde düzenlenecek referandumda kabul edilirse, 22 Nisan tarihi Kıbrıs'ın milli günü olarak kutlanacak. Annan Planı, federal organlarda cumartesi gününü çalışma günü olarak sayıyor, yalnızca pazar günleri tatil hakkı veriyor.

TATİL CUMHURİYETİ OLACAK

Anayasaya göre, ayrıca her iki kesimin dini tatilleri de belli sınırlamalar içinde resmi tatil olarak kutlanacak. Bu durumda, Kıbrıs'ın tam 9 ayrı resmi tatili olacak. Tüm Kıbrıs'ta uygulanacak resmi tatillerin listesi şöyle:

1-Milli Kuruluş Günü
2- 1 Ocak yılbaşı
3- 1 Mayıs İşçi Bayramı
4- 25 Aralık Noel
5- Paskalya arifesi
6- Paskalya
7- Ramazan Bayramı'nın ilk günü
8- Kurban Bayramı'nın ilk günü
9- Mevlit Kandili

Federasyonun resmi tatillerine ek olarak, oluşturucu devletlere de kendi tatillerini belirleyip uygulama hakkı tanınıyor. Federal kamu görevlileri de her iki oluşturucu devletin resmi tatillerini kutluyorlar.

Yorum
Sonuçta Kıbrıs, devlet dairelerinin çok sıkça tatile girdiği bir devlet olacak. Ayrıca Kıbrıslı Türkler, Ramazan ve Kurban bayramlarının yalnızca ilk günleri izinli olacakları için diğer bayram günlerinde mesaiye gitmek zorunda kalacaklar. Ancak bu günler, paskalya arifesi, paskalya ve Noel günlerindeki üç güne mahsup ediliyor. Plan, dini bayramlar açısından Türk tarafı ile Rum tarafı arasında üç gün üzerinden sayısal eşitlik gözetiyor. Sayısal eşitliği tutturabilmek için Mevlit Kandili'ni de resmi tatil olarak ilan ediyor. 1960 Anayasası'nda da aynı sistem geçerliydi.

Böyle başladılar

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın masaya koyduğu plan, yeni Kıbrıs Federal Cumhuriyeti'nin federal organlarda Türk ve Rum tarafları arasında bir dizi çapraz denetim mekanizması getiriyor. Planda bu mekanizmaların dengesini BM sağlıyor. Annan'ın davetine uyan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos, 10 Şubat'ta New York'taki BM merkezinde bir araya geldiklerinde Annan aracılığıyla çapraz tokalaştılar. Bu tokalaşma da aslında Annan Planı'nın temel felsefesini yansıtıyordu.

Türkçe Rumlara zorunlu dil

Anayasanın 9. maddesi, resmi dilleri düzenliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki resmi dili olacak: Rumca ve Türkçe. İngilizce'nin resmi amaçlarla kullanımı yasa ile düzenlenecek. Federal hükümetin yasama, yürütme, idari ve yasal işlemleri ve belgeleri tüm resmi dillerde düzenlenecek, Resmi Gazete her iki dilde yayımlanacak. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları, federal makamlara resmi dillerden herhangi biriyle hitap etme ve aynı dilde yanıt alma hakkına sahip olabilecekler. Bir Kıbrıslı Türk, federal bakanlıklarla ya da federal başsavcılık ile Türkçe, Rum ise Rumca yazışabilecek.

Annan Planı'nın dil faslında getirdiği ilginç bir düzenleme, ‘‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmi dillerinin tüm ortaöğrenim öğrencilerine zorunlu olarak öğretilmesini’’ öngörmesi.

YORUM 1
1974 öncesi düzende Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü Rumca da konuşabilmekteydi. Ancak Rumlar içinde iyi derecede Türkçe bilenlerin oranı oldukça düşüktü. Yine de Türkler ve Rumlar çat pat her iki dilde anlaşabiliyorlardı. Örneğin, Rauf Denktaş'ın Glafkos Klerides'e zaman zaman Rumca takıldığı biliniyor.

Ancak, 1974 sonrasında iki kesim arasına çekilen duvar, yaklaşık 30 yıl süreyle Türk ve Rumları ayrı yaşamak durumunda bıraktı ve bu süre içinde dünyaya gelen yeni kuşaklar karşı tarafın dilini öğrenemediler. Annan Planı'nın zorunlu eğitim yoluyla getirdiği bu düzenleme, çözüm olduğu takdirde bir arada yaşayacak olan iki halkın birbiriyle iletişim kurabilmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

ÇEVİRMEN ORDUSU

1960 düzeninde taraflar, karşı tarafın dilini okullarda ‘‘seçmeli ders’’ olarak alabiliyorlardı. Yeni düzende ise karşı tarafın dili ‘‘zorunlu ders’’ haline getiriliyor.

Rum kesiminde İngilizce zorunlu ders olarak okutulduğu için Kıbrıslı Rumlar, Latin alfabesini biliyorlar. Ancak Türkçe dersi alırken ö, ü, ş, ç gibi yeni harflerle tanışacaklar. Rumlar, klasik Türkçe alfabe okutulursa ‘‘Koş Ali koş’’ ya da ‘‘Ayşe kapıyı a璒 şeklindeki klasik alıştırmalarla yola koyulacaklar. Türkler ise son derece güç Yunan alfabesini öğrenmek zorunda kalacaklar. Ancak, zamanla İngilizce'nin iki cemaat arasındaki ortak iletişim dili haline gelmesi şaşırtıcı olmamalıdır.

YORUM 2
Federal makamlarla her iki dilde temas kurulacağı, bütün resmi yazışmalar iki dilde düzenleneceği için federal organlarda bir ‘‘çevirmen ordusu’’nun çalışması gerekecek. Örneğin, Bir Türk'ün herhangi bir federal bakanlıkta muhatap olduğu bürokrat Türkçe bilmeyen bir Rum ise kaçınılmaz olarak bir çevirmenin yardımı gerekecek.

KIBRIS LAİKTİR LAİK KALACAK

Mezarlar açılacak

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte her iki taraf için sıkıntılı bir konu olan ‘‘kayıp kişiler’’ konusunun çözümü de gündeme oturuyor. Annan Planı, bu konuda 1997 yılında dönemin cumhurbaşkanları Glafkos Klerides ile Rauf Denktaş arasında varılan anlaşmayı devreye sokuyor. Buna göre, oluşturucu devletler, bu anlaşma çerçevesinde ‘‘Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi’’ ile tam işbirliği yapma yükümlülüğü altına giriyorlar. Her oluşturucu devlet, mezarların açılması dahil olmak üzere tüm gerekli soruşturmayı sürdürmek ve sonuçlandırmak yükümlülüğü altına giriyor.

Yorum Türk tarafının resmi rakamlarına göre, kayıp Kıbrıslı Türklerin sayısı 700 dolayında. Bunların çoğu 1963-74 yılları arasındaki baskı döneminde Türk anklavları arasında gidip gelirken kaybolan ya da baskınlarda alıp götürüldükten sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Kıbrıslı Türklerden oluşuyor. Rum tarafının resmi rakamları, kayıp Rumların sayısını 2 binin üstünde gösteriyor. Rumlar, kayıpların ezici çoğunluğunun 1974'teki Türk müdahalesi sırasında ortaya çıktığını ve bu şahısların toplu mezarlara gömüldüklerini ileri sürüyorlar. Türk tarafı ise bu sayıyı abartılı buluyor ve kayıpların bir bölümünün 1974'teki Sampson darbesi sırasındaki iç çatışmalarda öldüğünü ileri sürüyor, bu yönde tanık ifadelerinin bulunduğunu belirtiyor.

Papazlara siyaset yasağı

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın beşinci maddesi, laikliği düzenliyor ve ‘‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, federal hükümeti ve oluşturucu devletleri laiktir’’ hükmünü getiriyor.

Aynı maddede, ‘‘din adamlarının siyasi makamlara veya kamu makamlarına seçilemeyecekleri ya da atanamayacakları’’ şeklinde bir sınırlama da getiriliyor.

YORUM
Düzenlemenin gerisinde Kıbrıs tarihinin acı tecrübeleri yatıyor. Bu hükümle, özellikle Kıbrıs Rum kesiminde toplumun büyük bir manevi otorite ve siyasal güce sahip olan kilise görevlilerinin siyaset ve devlet yönetimine girişlerinin önüne set çekilmiş oluyor. Böylelikle, yeni Başpiskopos Makarios'ların siyaset sahnesine çıkmalarının da önü kesilmiş oluyor. Bu yasak, Rauf Denktaş'ın yakın dostu olan ve dergáhı Lefke'de bulunan Nakşibendi tarikatından Şeyh Nazım için de geçerli.

Bayrak cümbüşü

ANNAN Planı kabul edilirse, Kıbrıs'ta tam bir bayrak cümbüşü yaşanacak. Bunun nedeni, anayasanın sekizinci maddesinin tam 4 ayrı bayrağı resmileştiriyor olması. Bunlardan birincisi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı. İkincisi, Avrupa Birliği'nin 1 Mayıs günü itibarıyla 25 yıldızın yer alacağı mavi renkli bayrağı. Anayasaya göre, federasyonun bayrağı, federal hükümet binaları üzerinde ya tek başına ya da AB bayrağı ile yan yana göndere çekilecek. Federasyonun bir de milli marşı olacak. Oluşturucu devletler, kendi milli marş ve bayraklarına sahip olacaklar. Oluşturucu devletin bayrağı, oluşturucu devletin hükümet binaları üzerinde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile birlikte dalgalanabilecek. Oluşturucu devletin yasasınca öngörülürse, AB bayrağı da bu iki bayrağa eşlik edebilecek. Bu durumda Türk bölgesinde AB bayrağına da izin çıkarsa, 1) Federasyon bayrağı, 2) Türk Federe Devlet bayrağı ve 3) AB bayrağı birlikte dalgalanabilecek.

Anayasada getirilen dikkat çekici bir hüküm, oluşturucu devletlerin hükümet binaları ya da kamu malları üzerinde başka hiçbir bayrağın göndere çekilemeyeceğine ilişkin kısıtlama. Bir başka deyişle, oluşturucu devletlerde Türkiye ve Yunanistan'ın bayraklarının resmi davlet dairelerine çekilmesi yasaklanmış oluyor. Özel şahıs ve kurumlara ait binalarda Türk ve Yunan bayraklarına herhangi bir kısıtlama yok.

YORUM
Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki kent ve kasabaların siluetlerinde toplam 6 ayrı bayrağa rastlamak mümkün olabilecek.

HURRIYET 25/03/2004

İçte İsviçre dışta Belçika

PLANIN MODELİ

Annan Planı, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucularının, iki eşit devlet olduğunun altını çiziyor. Plana göre kurucu Türk ve Rum devletleri, İsviçre modelindeki gibi içişlerinde kendi egemenliklerini kullanacak, dış ilişkilerde ise Belçika'da olduğu gibi federal devlet kurumları devreye girecek.

Annan Planı, federal hükümet ve oluşturucu devletlerin statüsü ile birbirleriyle olan ilişkisini İsviçre modelindeki federal devlet-kanton ilişkisini esas alarak düzenliyor. Plan, oluşturucu devletlere sınırlı alanda dış ilişki kurma hakkı tanırken de Belçika modelinden esinleniyor.

Planda federal devlet ve oluşturucu devletlerin statüsü şu şekilde tanımlanıyor:

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, federal hükümet ile biri ‘‘Kıbrıs Rum Devleti’’ diğeri ise ‘‘Kıbrıs Türk Devleti’’ olan iki EŞİT oluşturucu devletten oluşan, feshedilemez bir ortaklık yapısı bulunan bağımsız bir devlettir.

ULUSLARARASI EGEMENLİK TEK

Kıbrıs'ın tek bir uluslararası kimliği ve egemenliği vardır ve BM üyesidir. Kıbrıs, anayasası uyarınca hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, siyasi eşitlik, iki bölgelilik ve oluşturucu devletlerin EŞİT STATÜSÜ temel ilkeleri çerçevesinde yapılandırılır.

Federal hükümet, Kıbrıs'ın uluslararası alanda ve AB'de tek sesle konuşmasını ve hareket etmesini, bir AB ülkesi olarak yükümlülüklerini yerine getirmesini, bütünlüğünü, sınırlarını, kaynaklarını ve tarihi mirasını korumasını sağlayan anayasada belirtilen yetkilerini egemence kullanır.

Oluşturucu devletler eşit statüdedir. Anayasanın koyduğu sınırlar çerçevesinde ve anayasanın federal hükümete verdiği tüm yetkilerden arta kalan yetkileri EGEMENCE kullanarak kendi anayasaları altında kendilerini özgürce yapılandırırlar.

3. ÜLKELERLE TİCARİ İLİŞKİ

Annan Planı'nın girişindeki temel hükümler faslında, oluşturucu devletlere Belçika modeli çerçevesinde üçüncü ülkelerle ticari ve kültürel ilişki kurma hakkı tanınıyor. Anayasada ise bu ilişkilerin hangi kurallara göre yürütüleceği düzenleniyor. Buna göre, oluşturucu devletler ticari ve kültürel konularda Kıbrıs'ın diplomatik misyonlarına akredite olacak yetkili temsilciler atayabiliyorlar.

Ancak, oluşturucu devletlerin, yabancı hükümetlerle siyasi temaslarını federal hükümetin Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yapmaları zorunluluğu getiriliyor. Üçüncü bir ülkeyle anlaşma müzakere edilirken, Federal Dışişleri Bakanlığı'nı bilgilendirme şartı var.

Aynı devletten 3 dönem üst üste başkan seçilemiyor

Başkaknlık Konseyi'ne üyelerine eşit statü veriliyor. Her üye, bir departmanın başkanlığını yapıyor. Dışişleri ve Avrupa Birliği ilişkileri ile ilgili departmanların başkanları, yani bakanları aynı oluşturucu devletten olamıyor. Başkanlık ve başkan yardımcılığı makamları, konsey üyeleri arasında her on ayda bir rotasyona tabi. Aynı oluşturucu devletten, birbirini izleyen iki dönemden daha fazla başkan seçilemiyor. Başkanın yokluğunda kendisine başkan yardımcısı vekálet ediyor. Başkan ve yardımcısı, konseyde belirleyici oy hakkına veya başka şekilde artırılan yetkilere sahip olamaz. Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk on yıl içinde oluşturucu devletlerin yürütme organlarının başkanları da konseyin toplantılarına oy hakkı olmadan katılmaya ‘‘davet ediliyorlar’’, on yıl sonunda ise bu katılım düzenli bir hale getiriliyor.

TÜRKLERİN VETO YETKİSİ BOŞLUKTA

Sadece Senato’da eşitlik

Yasama yetkisi, ‘‘Senato’’ ve ‘‘Temsilciler Meclisi’’ olmak üzere iki meclisten oluşan federal parlamento tarafından kullanılacak. Her meclisin 48 üyesi bulunuyor. Alt Meclis'te Rumlar'ın sayısal (36/12) üstünlüğü var. Ancak bu üstünlük Senato kanadında getirilen sayısal eşitlikle (24/24) dengeleniyor.

Meclislerden birinin başkanı Kuzey'den olursa, diğeri Güney'deki devletten geliyor. Her birinde başkan yardımcıları diğer devletten oluyor.

Türk tarafı açısından bu bölümün sakıncası, senatodaki dengenin ‘‘iki toplum’’ arasında değil, ‘‘iki oluşturucu devlet’’ arasında kurulmuş olması. Çünkü, plana göre, 15 yıllık geçiş dönemi içinde kuzeye yerleşecek Rumlar siyasal haklarını kazanıp senatör seçilebilecekler. Bu durumda orta vadede Üst Meclis'teki sayısal eşitlik Rumlar lehine bozulabilir.

Türk tarafı, bu nedenle müzakerelerde seçme ve seçilme haklarının iki oluşturucu devlet arasında değil, ‘‘iki toplumluluk’’ esas alınarak tanımlanmasını, yani Kuzey'deki devletten çıkacak 24 senatörün tümünün de Kıbrıslı Türkler arasından seçilmesini istiyor.

Parlamento kararları, her iki meclisin basit çoğunluk onayına bağlı. Buradaki kritik ayrıntı, karar kabulü için ‘‘her oluşturucu devletten gelen senatörlerin ayrı ayrı dörtte birinin oylamaya katılması ve oy kullanması’’ koşulunun getirilmiş olması. Özel konulara ilişkin nitelikli oylamalarda ise ‘‘her oluşturucu devletten katılan senatörlerin beşte iki özel çoğunluğu’’ aranıyor.

Bu maddeye göre, bir yasanın basit çoğunlukla geçebilmesi için senatodaki 24 Türk üyeden 6'sının karara katılması yeterli oluyor. Türk tarafı, veto yetkisini güçlendirmek için bu oranın yükseltilmesini istiyor. Çünkü, Kıbrıslı Türk senatörlerin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri halinde çoğunluktan farklı düşünen 6 Türk üye rahatlıkla kararın Rumların istediği şekilde geçmesini sağlayabilir.

Benzer bir sıkıntı 2 üyenin Kuzey'den, 4 üyenin Güney'den geldiği Başkanlık Konseyi'nde yaşanıyor. Konsey, diğer oluşturucu devletten bir temsilcinin katılması koşuluyla basit çoğunlukla karar alabiliyor. Yani, bir Türk üye Rumlarla birlikte oy kullandığı takdirde karar çıkabiliyor.

Türk tarafı, karar alınabilmesi için her iki Türk üyenin de ortak oy kullanmaları koşulunun getirilmesini istiyor.

Ayrıca, Başkanlık Konseyi üyeleri senatörler arasından ‘‘nitelikli oylama’’ yöntemiyle seçiliyor; dolayısıyla Rum senatörler Türk üyeler için de oy kullanabiliyorlar. Konseyin Türk üyelerinin yalnızca Türk senatörler tarafından seçilmesi, Ankara'nın bir başka hassas talebi.

Karpaz’a özel statü verilecek

Annan Planı, kuzeyde Karpaz bölgesindeki eski Rum köylerine dönecek olan Rumlar ile toprak ayarlamalarından sonra Rum bölgesi içinde kalacak olan Türk köylerindeki Türkler için özel haklar getiriyor. Plan, bu kategoriye giren Kıbrıslı Türkler ve Rumların ‘‘yaşadıkları oluşturucu devlette kendi kültürel, dini ve eğitim alanlarında idare ve oluşturucu devlet yasama organında temsil edilme hakkına sahip olduklarını ve köyleriyle ilgili planlama ve kadastro konularında kendilerine danışılacağını’’ belirtiyor. Böylelikle bu köylerde yaşayan Türk ve Rumlara bir anlamda bulundukları oluşturucu devlet içinde belli ölçülerde özerklik tanınıyor.

HURRIYET 25/03/2004

Denktaş: ''Ben bu plana 'Hayır' derim''


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın olumsuzluklarını göz önünde bulundurduğunda, plana ''hayır'' diyeceğini ve neden ''hayır'' diyeceğini de halka açıklayacağını söyledi.
Devleti ve egemenliği koruma yemini olduğunu ve halka yol gösterme sorumluluğu bulunduğunu ifade eden Denktaş, halka, Annan Planı'nı 'kabul edin'' deme zorunluluğu olmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'den yayın Avrasya Radyo ve Televizyonu'nda (AR
T) yayımlanan 'Kamuoyu'' programında yaptığı açıklamada, Annan Planı'nın, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkaran bir plan olduğunu belirtti.
Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, kendisinden, referandum sürecinde ''tarafsız olmasını'' istediğinin anımsatılması üze
rine, Annan Planı konusundaki tavrını, gerekçesiyle birlikte halkına söylemekle mükellef olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
''Mal-mülk konusunda perişanlık yaratan, garantileri zaman içinde kaldıran, deragasyonları sadece şu kadar yıl kabul edip, onda
n sonra bizim koruyucu tedbirlerimizi sıfırla çarpıp ortadan kaldırmak suretiyle bizi eskiye götüren bir planı 'kabul ediniz' demek mecburiyetim yoktur.'' Referandum sürecinde bir fikir mücadelesinin yapılacağına işaret ederek, kimsenin işi kavgaya götürmemesini, medeni bir şekilde davranılmasını isteyen Denktaş, ''Herkes hangi fikri benimsiyorsa istediği şekilde fikrini beyan etsin, ama kimse işi kavgaya, sövüşmeye, darbeye, taşkınlığa götürmesin. Çünkü kardeşiz. Çünkü bu adada yaşayacağız. Çünkü Rum'un karşısında yumruk gibi olmalıyız. Onlar yumruk gibidirler'' dedi.
-''DEVLETTEN YANA TARAFIM''- ''Tarafsız ol'' çağrısının partilerarası seçimlerde olacağını, kendisinin devletten yana taraf olduğunu kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:
''Ama bu 'Devlet ortada
n kalksın mı, Türkiye'nin garantisi sona gelsin mi, bizim talep ettiğimiz koruma tedbirleri (derogasyonlar) daimi olarak kalsın mı yoksa bir süre sonra ortadan kalksın ve Kıbrıs, 1963'ten evvelki Kıbrıs haline gelsin mi? Toprak konusunda yaratılan harabiyet kabul edilsin mi?' bütün bunlar gündemdedir. Ve benim değerlendirmeme göre, Kıbrıs Türkü'nün, Miçotakis'in deyimiyle, bu plan kabul edildiği takdirde Kıbrıs'ta 10 yıl içinde Ada'dan çekilip gitmesi bahis konusudur. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumda, ben bu plana 'hayır' derim. Ve halkıma da niçin 'hayır' dediğimi anlatmak görevim olur.'' Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, Türk Hükümeti ile aralarında mesafe olmadığını, ancak Türk Hükümeti'nin konuya bakış açısının kendilerinden biraz farklı olduğunu belirterek, ''Kıbrıs Türkü, bugün kaderini tayin aşamasına gelmiş bulunuyor. Anavatanlarını arkalarında görmek ister'' dedi.
MILLIYET 03/04/2004

Annan, Kıbrıs müzakereleriyle ilgili rapor ve öneri paketi hazırlıyor...


BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs ile ilgili olarak yürütülen müzakerelerin ayrıntılarını gözler önüne sermek amacıyla bir rapor hazırladığı bildirildi.
Söz konusu rapor, Güvenlik Konseyi'ne sunulacak. Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, raporun birkaç hafta içind
e hazır olacağını söyledi.
Annan'ın buna ek olarak, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili olarak bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili bir de tasarı hazırlayacağı, De Soto tarafından ifade edildi. Annan'ın önerilerinin, 24 Nisan'da yapılacak referan
dumdan Annan planına ''evet'' çıkması durumunda UNFICYP'in ne şekilde takviye edilmesi ve personel sayısının ne oranda artırılması gerektiği noktalarını içermesi bekleniyor.
Annan'ın, sunacağı öneriler konusunda Konsey'in, 24 Nisan referandumundan önce bir
karar almasını arzuladığı da De Soto tarafından belirtildi.
Annan'ın 9 bin sayfa tutan ayrıntılı planı, Güvenlik Konseyi üyelerinin inceleyebilmeleri için internete konuldu. Annan planına www.annanplan.org adresinden ulaşılabiliyor.

KONSEY MÜDAHALE ETMİYO
R

Öte yandan, Güvenlik Konseyi toplantısından sonra açıklamada bulunan başkan Gunter Pleuger, ''bu önemli yol ayırımında kendi geleceklerini tayin etme hakkının Kıbrıslılara ait olduğunu'' ifade etti.
Annan ve De Soto'ya, soruna çözüm getirmek amacıyla harcadıkları çabalardan ötürü teşekkür eden Pleuger ile aynı görüşü savunan De Soto da ''Konsey üyelerinin kararı Kıbrıslılara bıraktıklarını ve aşırı müdahaleci görünmek istemediklerini'' vurguladı.
Konsey üyelerine Annan planıyla ilgili brifing verdikten
sonra gazetecilerin sorularını cevaplandıran De Soto, ''Kıbrıs halkının referandumda, liderlerinin tayin edecekleri istikamet yönünde oy kullanacaklarını sandığını'' sözlerine ekledi.
MILLIYET 03/04/2004

Kıbrıs Planı, BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu


Kıbrıs sorununa çözüm getirmek amacıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan ve İsviçre'nin Burgenstock kasabasındaki müzakerelerde tarafların referanduma götürme konusunda görüş birliğine vardıkları Kıbrıs planı, BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu.
Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, 9 bin sayfadan oluşan belgeyi Konsey'e sunduğu belirtildi.

KONSEY, ''EVET'' DEYİN ÇAĞRISI YAPACAK

Bu arada, De Soto, Konsey'de yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak özellikle son dönemde meydana gelen gelişmeler hakkında açıklamalarda bulunuyor.
De Soto'yu dinlemek üzere yaptığı açık toplantının ardından danışmalarını kapalı kapılar ardında sürdürecek olan Güvenlik Konseyi'nin toplantı sonunda Kıbrıs ile ilgili bir başkanlık açıklaması yapma
sı ve tarafları 24 Nisan'daki referandumda ''evet'' oyu kullanmaya davet etmesi bekleniyor.
Alvaro de Soto'nun, plan hakkındaki açıklamalarının ardından, planın referandumda kabul edilmesi halinde Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nde (UNFICYP) yapılması gereken d
eğişiklikler konusunda da Konsey'e bilgi vereceği öğrenildi.

UNFICYP, TAKVİYE EDİLECEK

Diplomatların verdiği bilgiye göre, BM tarafından UNFICYP ile ilgili olarak hazırlanan planlarda, Türk ve Yunan birliklerinin çekilmesine paralel olarak Barış Gücü'nün, Ada'nın tamamında görev yapacak biçimde genişletilmesi ve görev süresinin uzatılması konusu yer alıyor. Alvaro de Soto'nun, BM Güvenlik Konseyi'ne bilgi verdikten sonra, gazetecilerin sorularını cevaplandırması bekleniyor.
UNFICYP, 1200 asker ve gözlemci
den oluşuyor ve sadece ara bölgede görev yapıyor.
MILLIYET 03/04/2004

Hükümete üç baraj

Hükümet, Kıbrıs'ta referanduma sunulacak planın Türkiye'de onaylanması konusunda askerler, TBMM ya da Çankaya engeliyle karşılaşmaktan korkuyor


ELÇİN ERGÜN, UTKU ÇAKIRÖZER Kiev-Ankara


Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM ile yapılan müzakereler geride kalırken, AKP hükümetinin anlaşmanın referandumun sonucundan 4 gün sonra Türkiye tarafından onaylanması şartını askerlerin, TBMM ya da Çankaya engeli nedeniyle yerine getirememekten endişe ettiği ortaya çıktı.
Türkiye, 7 Nisan'a kadar BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, planın 24 Nisan'da referanduma götürülmesini kabul ettiğini ve çıkacak sonucu resmi onay için TBMM'ye ileteceğini bildirecek. Bunun için garantör ülkeler ve
iki tarafın da aynı süreci tamamlaması gerekecek, aksi takdirde referandum olmayacak.
Hükümetin asıl işi, referandumdan sonra başlayacak. 24 Nisan'da Türk ve Rum taraflarında yapılacak referandumda iki tarafın da "evet" demesi durumunda yeni devlet 29 Ni
san'da dünyaya ilan edilecek. Annan 31 Mart'ta verdiği nihai planda, 29 Nisan öncesi garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'den anlaşmayı kabul ettiklerini ve yeni ortaya çıkan durumu onayladıklarını bir törenle imzalamaları şartını getirdi. Planda, üç garantör ülkeden birinin bu imzayı atmaması durumunda anlaşmanın geçersiz olacağı da açıkça belirtildi.

Tezkere korkusu geri geldi
Annan'ın bu şartı doğrultusunda Türkiye 25 - 28 Mart arasında anlaşmayı TBMM onayından geçirip Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e imzalatarak yürürlüğe sokacak. Ancak sızan bilgilere göre hükümet, bu 4 günde yaşanabilecek bir kriz nedeniyle, söz verilen tarihte onayın sağlanamamasından endişe duyuyor. Hükümet, 29 Nisan'da "kazasız" onay verebilmek için Genelkurmay'ı, CH
P'yi ve Sezer'i ikna etmenin yollarını arayacak:
1. Askerler: Önceki gün yapılan MGK'da planı ele alan komutanların görüşleri pazartesi günü yapılacak toplantıda netleşecek. Hükümet, daha sonraki onay sürecini hesaba katarak hem MGK sonrası hem de TBMM'dek
i oylama öncesi askerlerin somut desteğini isteyecek.
2. CHP ve Meclis: Referandumda "evet" çıkarsa, plan 25 ya da 26 Nisan'da "uluslararası anlaşma" olarak TBMM'ye sevk edilecek. AKP Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz, yasa tasarısı haline getirilecek metni
"öncelikli" olarak görüşeceklerini bildirdi. Önergelerle TBMM'yi kilitlememesi için CHP'yle yakın temas kurulacak.
3. Çankaya: Uluslararası anlaşma statüsünde olduğundan, TBMM'nin alacağı kararın yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı'nın onayı gerekiyor.
Çankaya'nın onayının 29 Nisan'ı aşması durumunda, anlaşmanın iptali gündeme geleceği için hükümet Sezer'i ikna çalışmalarına gelecek hafta başlayacak. İsviçre'deki görüşmeleri yürüten heyetin Sezer'e kapsamlı brifing vermesi de gündeme gelebilecek.
MILLIYE
T 03/04/2004

Askerler direnecek mi?

Askerlerin, Annan Planı'nda eksilerin artılardan fazla olduğuna karar vermesi durumunda MGK'da plana 'hayır' diyecekleri öne sürülüyor


BARKIN ŞIK Ankara


Askerlerin, MGK'nın 5 Nisan'da yapılacak Kıbrıs gündemli olağanüstü toplantısında, plana soğuk yaklaşan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüşlerini de dikkate alarak "direnç" gösterebileceği öne sürüldü. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında 9 bin sayfalık Annan Planı metninin analizi ve Türk tarafının olmazsa
olmazlarının planda ne kadar yer aldığının belirlenmesi için kurulun üçüncü kez toplanması teklifini götüren askeri kanat, metni incelemeye başladı. Karargâh çalışmaları ve Denktaş'ın raporuyla MGK'ya katılmayı planlayan askerin çalışması, bugün ve yarın da sürecek. Çalışmalar sonucu eksilerin artılardan fazla olduğuna kanaat getirilmesi durumunda askeri kanat MGK'da "direnç" gösterebilecek.
Denktaş'ın değerlendirmelerine de önem veren TSK komuta kademesinin, plana ilişkin olumsuz görüşlerini koruması halin
de MGK'da ağırlığını "hayır"dan yana koyabileceği belirtildi.

Miting sorun olabilir
Denktaş, İsviçre'deki görüşmeler öncesi Türk tarafının olmazsa olmazlarının planda yer almaması durumunda referandumdan "hayır" çıkması için mitingler düzenleyeceğini açıklamıştı. Bu açıklamanın da, kritik süreçte Ankara - Lefkoşa arasında bazı pürüzlere yol açabileceği ifade ediliyor.
MILLIYET 03/04/2004

Vasiliu: Erdoğan'ın olması büyük şans

Eski Rum Yönetimi lideri Vasiliu, Kıbrıs'ta gelinen noktada Erdoğan'ın çok etkili olduğunu söyledi

HABER MERKEZİ

Eski Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Yorgo Vasiliu, Kıbrıs'ta çözüme çok yaklaşıldığını, gelinen noktada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çok büyük payı olduğunu söyledi. Vasiliu, "Erdoğan'ın orada olması herkesin şansıydı. O modern, dünyanın gereklerini bilen bir lider" ifadesini kullandı.
CNN Türk'te Manşet programına katılan Vasiliu, Rumlar ya da Türkler açısından ideal sayılamayacak olan planın son versiyonlarındaki unsurların hiç müzakere edilmediğini savundu. Türk tarafının
, Karpaz'ın askeri açıdan çok önemli olduğunu söylediğini, ancak bunun hiç önemli olmadığını düşündüğünü vurgulayan Vasiliu özetle şöyle konuştu:

Federasyonu kabul etmeliyiz
"Bu tartışmaların hepsi geride kaldı. Gelinen noktada ya çözüm olacak ya çözümsüzlük. Bence federasyon fikrini kabul etmeliyiz. Müzakerelerde maalesef hiç karşılıklı görüşme olmadı, hep devrede BM vardı. Geçen yıl Denktaş üçüncü planı reddetti. Sonra Türkiye'nin tavrı değişti. Erdoğan, gelinen noktada çok etkili oldu. Türk tarafı bizi
hep AB'nin dışında tutmak için çaba gösterdi. AB yolunun Kıbrıs'tan geçtiğini anladı. Bu iki tarafın da kazandığı bir çözüm. Plan hepimize barış getirecek.

Sağduyunun zaferi
Türkiye'nin AB yolu açıldı. Erdoğan'ın memnun olması çok doğal. Bu, sağduyunun zaferidir. Aslında biz Denktaş ile çözüm bulmak için çaba gösterdik. Ama şimdi fark AB. 1 Mayıs sonrası federal bir devlet olacak ve ilk kez iki taraf işbirliği yapmak zorunda kalacak.
Federal hükümet için şimdiden bazı binalar belirlendi. Anlaşma zaman alı
r, ama özgürlükler ortada. İlk başlarda karşıya geçiş, serbest dolaşım gibi konularda zorluklar olabilir, ama sorunları büyütmemek gerek. İkinci ikametgâh meselesi ortadan kalkacak. Şimdi karar verecek olan siyasi partilerdir. Bence çoğunluk 'evet' diyecek. Şu an 'evet' demek, 'hayır' demekten daha çok şey sunuyor."
MILLIYET 03/04/2004

Yeni 'Makarios' olmayacak

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs'ta çözüm için hazırladığı nihai çözüm planının satır araları, Kıbrıslı Türk ve Rumların referandumda "evet" yanıtı vermesiyle Ada'da günlük yaşamın nasıl şekil alacağını da gösteriyor.
Bürgenstock'ta taraflara 29 Mart'ta sunulan taslak planın "temel hak ve özgürlükler" kısmında Maruni, Latin ve Ermenilerin yanı sıra Ada'daki Çingenelere de "azınlık" sıfatı ver
ildi.
Taslakta, Çingenelerin dini ve kültürel haklarının korunacağı, federal Temsilciler Meclisi'nde en az bir temsilcilerinin bulunacağı belirtiliyordu.
"Kıbrıs Türk tarafında yeni bir ayrım yaratabileceği" gerekçesiyle eleştirilen maddedeki "Çingeneler
", Bürgenstock'ta Türk ve KKTC heyetlerinin talebiyle, 31 Mart'ta sunulan nihai plandan çıkarıldı. Böylece Çingenelere tanınan "azınlık" statüsü sadece iki gün sürebildi.
Nihai planın satır aralarındaki çarpıcı maddelerden bazıları şunlar:
• Birleşik Kıbrı
s Cumhuriyeti ve kurucu devletler laiktir. Din adamları siyaset yapamaz, kamu görevine atanamaz. Bu maddeyle, Rum Kesimi'nde büyük otorite sahibi olan kilise görevlilerinin siyasete atılmaları engelleniyor, "yeni Makarios'lar"ın önü kesiliyor.
• Kurucu dev
letler, federal anayasada belirtilenin dışında istedikleri günü tatil ilan edebilir. Ada'da federal düzeyde dokuz tatil günü belirlendi.
MILLIYET 03/04/2004

'İlk başkan Türk olursa' endişesi

Rumlar, ortak devletin ilk başkanının Türk olması ihtimali nedeniyle 'yazı - tura' kuralına karşı çıktı

Utku Çakırözer


İsviçre'deki görüşmelerde Rum tarafının, ortak devletin 1 Mayıs'tan sonraki ilk başkanının Türk olma ihtimalini doğuracak olan "yazı - tura" kuralına da şiddetle itiraz ederek plandan çıkarılmasını sağladığı ortaya çıktı.
Annan Planı'nın adadaki halkların oyuna sunulacak son halinde iki ay sürecek eşbaşkanlık döneminin ilk ayında kimin devlet lideri olarak ülkeyi temsil edeceği de sorun oldu.
Annan'ın Bürgenstock'ta 29 Mart'ta verdiği taslakta, refer
andumdan sonra 1 Temmuz'a kadar sürecek 60 günlük süreçte ortak devletin yürütme organı olarak eşbaşkanlık sistemi belirlendi. Ortak devletin iki aylık geçici yönetimini, uluslararası platformlarda ilk ay hangi eşbaşkanın devlet lideri olarak temsil edeceği de taslağa göre "kurayla" belirlenecekti. Böylece, "şansı yaver gitmesi durumunda" planın kabul edilmesi halinde 29 Nisan'da ilan edilecek Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk liderinin Türk olma ihtimali doğdu.
Kendilerini dünyaya 30 yıldır Kıbrıs Cumhur
iyeti adıyla tanıtan Rumlar ise Türk tarafının bir aylık da olsa ilk lider olma olasılığını plandan çıkartmak için mücadele verdi. İki gün süren pazarlık sonrasında 31 Mart'ta son hali verilen planda Rumların baskısıyla "kurayla başkan seçimi" ilkesinden vazgeçildi. Ortak devletin geçiş dönemindeki liderliğini düzenleyen Anayasa'nın 40. maddesinde, kura yöntemi yerine "devleti temsil edecek ilk eşbaşkan nüfusu kalabalık olan kurucu devletten seçilir" ifadesi kullanıldı.
MILLIYET 03/04/2004

Denktaş'tan 'mülk' onayı


Kıbrıs görüşmelerinde KKTC Dışişleri Bakanı'nın önerdiği ve aynen kabul edilerek Annan Planı'na giren mülkiyet rejimi için Denktaş'ın onay verdiği belirlendi

UTKU ÇAKIRÖZER Ankara
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Köstek olanı tarih affetmez" diyerek eleştirdiği KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Annan Planı'nın son şeklindeki mal - mülk edinme rejimine ilişkin bölüme "yazılı onay" verdiği ortaya çıktı.
Edinilen bilgiye göre, müzakereler sırasında KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş mülkiyet rej
imi için metin önerisinde bulundu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Bu değişikliklere Rauf Denktaş'ın onayı var mı?" diyerek yazılı onay istedi. Yapılan temas sonrası Rauf Denktaş "uygundur" diyerek yazılı onayını gönderdi ve Türk tarafının önerisi olarak BM'ye iletilen metin aynen kabul edildi. Kuzeyde mülkü olan Rumlara, bunun üçte birinin teslimini, kalan üçte ikisinin ise zamanla tapuya çevrilebilir tahvil-senet formülüyle teslimini içeren önerisi kabul edilen Denktaş daha sonra "Her şey bütün zorluklarıyla, pürüzleriyle halka bırakılmıştır" diyerek, planı kabul etmeyeceğinin sinyalini verdi.

Bağış zirvesi
Plana göre yerinden olacak Türklerin, yeniden iskânı ve ortak devletin ihtiyaçları için 2 milyar dolarlık bir kaynağa ihtiyaç olduğu hesabını yapan Dışişleri, 15 Nisan'da Brüksel'de yapılacak bağış konferansında bunun 1 milyar dolarının toplanmasını bekliyor. Bu toplantıya ABD, AB, Japonya, Rusya gibi ülkelerin yanı sıra çok sayıda uluslararası finans kuruluşunun temsilcileri de katılacak.

KKTC'de 'sessiz' zirve

LEFKOŞA Milliyet

İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerinin ardından adaya dönen KKTC ekibi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la bir toplantı yaptı. Denktaş'ın başkanlık ettiği ve Kıbrıs görüşmelerinde taraflara sunulan 5. Annan Planı'nın ele alındığı toplantıya Başbakan Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve bürokratlar katıldı. 4 saat süren toplantı sonrası herhangi bir açıklama yapılmadı. Bakan Denktaş, "Kıbrıs görüşmeleri hakkında Cumhurbaşkanı'na bilgi verdik. Değerlendirmelerimiz devam
edecek" dedi.
MILLIYET 03/04/2004

Atina 'orta yol' izleyecek

'Hayır'cı Rumlar baskıdan korkuyor

Papadopulos, Kıbrıs görüşmelerinde sergilediği olumsuz tutum nedeniyle uluslararası baskı altına girdi. Yunanistan da tavır belirlemeye çalışıyor

Yorgo Kırbaki
Bürgenstock'taki görüşmelerin sonunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan "Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm" başlıklı plan, Atina ve Rum kesimini, referandumla ilgili tavır belirleme konusunda sıkıntıya soktu.
Yunanistan Başbakanı Ko
stas Karamanlis, bir yandan PASOK'u suçlarken, bir yandan "orta yol" izleyerek Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında siyasi liderler toplantısından sonra "ülke tavrı"nın belirleneceğini söyledi. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da, artan uluslararası baskı ve Atina'nın kararsızlığından kaygı duymaya başladı.

PASOK'a suçlama
Referandum gününe kadar tarafsız görünme niyetinde olan Karamanlis, New York mutabakatı için dönemin iktidarı PASOK'u suçladı ve kendisinin değiştirebileceği bir şey bulunmadığını belirtti. Karamanlis, Yunanistan'ın referandum için resmi görüşünün Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos'un başkanlığında yapılacak toplantıdan sonra belirleneceğini söyledi. PASOK'un lideri Yorgo Papandreu ise New York sürecini Papadopulos'un istediğini kaydetti.

'Baskı gelecek'
Bürgenstock'taki olumsuz tutumunun faturasını ödemeye başlayan Rum Yönetimi lideri Papadopolus da BM, ABD ve AB'den gelen tepki ve uyarılardan sonra bu kez Yunanistan'dan gelen mesajlardan endişe duyuyor. Papadopulos, nihai kararının Annan Planı'na "hayır" olması halinde, Atina'dan tam destek alamamaktan korkuyor.
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, referandumda "evet" demeleri için kendilerine dünya çapında baskı geleceğini itiraf etti. Yakovu, "Bize son şans olduğunu söylüyorlar.
Durum öyle değil. Annan Planı'nda Türkiye ne istiyorsa aldı" dedi.

Papadopulos, Ulusal Konsey'i topluyor

LEFKOŞA Milliyet

Rum Ulusal Konseyi, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un çağrısıyla bugün toplanıyor. Ulusal Konsey toplantısında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın İsviçre'de taraflara sunduğu nihai çözüm planı üzerinde durulacak ve planın onaylanıp onaylanmaması konusunda 24 Nisan'da yapılacak olan referandumun düzenlenmesine ilişkin ayrıntılar ele alınacak. Son Annan Planı'nda,
ağırlıklı olarak Türk tarafının istediği değişikliklerin yapıldığını savunan Rum halkı, "referanduma hayır" kampanyalarına başladı. Rum Ulusal Konseyi üyeleri, dörtlü Kıbrıs görüşmelerinin yapıldığı İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a eşlik etmişti.
MILLIYET 03/04/2004

Türkiye'nin zaferi

Ankara'nın AB şansının arttığını belirten Avrupa'nın önde gelen gazetelerine göre, "Diplomasi maratonunun galibi Türkiye"

DIŞ HABERLER SERVİSİ


Avrupa'nın önde gelen gazeteleri, Türkiye'nin Bürgenstock'taki Kıbrıs müzakerelerinde başarılı bir performans sergileyerek AB şansını artırdığı yorumunda birleşti.
Fransız basını, İsviçre'de tamamlanan Kıbrıs müzakerelerinin sonuçlarını "Türkiye'nin başarısı" olarak nitelendirdi. Le Figaro g
azetesi, "Ankara'nın diplomatik zaferi" başlıklı haberde, Kıbrıs ve AB konusunda engellerin geçilmesinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başarı hanesine yazılacağını belirtti.

'AB artık karşı çıkamaz'
Liberation'un "Kıbrıslı Rumlar için acı verici oy sandığı" başlıklı haberinde de "diplomasi maratonunun galibinin Türkiye olarak gözüktüğü" belirtildi. Gazete, AB'nin artık Türkiye'ye karşı çıkamayacağını savundu.
Le Monde gazetesi de BM planının Kıbrıslı Rumlarca reddedilme ihtimalinin fazla olduğunu yazdı.


'Ender diplomatik zafer'
İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye'nin Kıbrıs görüşmelerinden güvenilirliğini artırarak çıktığını vurguladı. Gazete, Türkiye'nin gelecekte AB üyesi olacak bir ülke sıfatıyla kredisini artırdığını bildirdi, müzakerelerde Türkiye'nin çok ender elde ettiği diplomatik zaferlerden birini kazandığını ifade etti.

BM, Rumların tavrından kaygılı

BM, Rum Yönetimi'nin olumsuz tavrından rahatsız. Türk tarafının yapıcı tutumuna karşın Rum Yönetimi'nin sergilediği uzlaşmaz tavırdan endişe duyan BM yetkilileri, Rum liderliğinin, referandum öncesinde perde arkasından "hayır" kampanyası yürütebileceğini belirtiyor. BM kaynakları, özellikle Rum lider Tasos Papadopulos'un geçmişi ve kilisenin aşırı uçlarıyla ilişkilerine dikkati çekiyor. Rum Kesimi'nde yayımlanan Sunday Mail gazetesi, Papadopulos'un Annan Planı'nı sabote etmek amacıyla din adamlarıyla aktif siyasi işbirliğine yöneldiğini ileri sürdü. Makalede ayrıca, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos yerine, asıl Türk tarafının müzakerelerde güvence istemesi gerektiği de ifade edildi.
MILLIYET 03/04/2004


Lozan'da 'böcek' var mıydı?


DİPLOMASİ hayatının önemli yönlerinden biri gizliliktir. Sonunda her şey açıklanır, parlamentoya sunulur ama görüşmeler sürerken eldeki kartlar, taktikler çok gizli tutulur.
Bunun için tedbirler alınır.
Dünkü Milliyet'te çok ilginç bir haber vardı. Türk heyetinin toplantılar yaptığı odada, önceden "böcek" araması yapılmış. "Böcek" yani gizli dinleme cihazı.
Telefonların dinlenmesi ihtimaline karşı "filtre"ler t
akılmış.
Dahası, uzaktan dinlemeyi önlemek için "karıştırıcılar" kurulmuş. Çünkü çağımızda, bir odaya cihaz koymadan, orada konuşulanları uzaktan 'dinleyen' cihazlar da var.
Çağımızda bütün önemli gizli görüşmelerde böyle tedbirler alınıyor.
Telefonu özell
eştirirsek devletin gizli görüşmeleri dinlenir diyenlere ithaf olunur...
***
LOZAN müzakereleri yapılırken ne böyle dinleme cihazları vardı ne de önleme cihazları...
Türk heyeti Ankara ile telefonda görüşmüyor, telgrafla haberleşiyordu.
Fakat, masaya oturu
nca İsmet Paşa ve Rıza Nur bakıyordu ki, Ankara ile yaptıkları gizli telgraflaşmaları Lord Curzon biliyor!
Hem İsmet Paşa'nın Ankara'ya, hem Ankara'nın 'şöyle yap' diye İsmet Paşa'ya çektiği telgrafları biliyor!
Curzon, Türk heyetinin karşısına 'hazırlanmı
ş' çıkıyor!
İsmet Paşa ve Türk heyeti, elindeki kartı onlardan gizleyerek masada açmak istediği halde, Lord Curzon masaya 'hazırlanmış' olarak oturuyor!
Türk heyeti telefon kullanmıyordu. O zaman uzaktan dinleme cihazı icat edilmemişti. Türk heyetinin odasında "böcek" de olamazdı.
Peki Türk heyetinde, karşı tarafa bilgi sızdıran bir "köstebek" mi vardı!?
***
TÜRK heyetinde köstebek falan asla yoktu.
Lozan'la Ankara arasında iki telgraf hattı vardı; Romanya üzerinden geçen hat Fransızların, Akdeniz'den geçen
hat İngilizlerin kontrolündeydi. Akdeniz hattı teknik olarak daha iyi çalıştığı için Türkler bu hattı kullanıyordu.
Ve İngiliz istihbaratı "telgraf hatlarına girerek" Ankara ile İsmet Paşa arasındaki telgrafları öğreniyordu; tabii şifre kodlarını çözdükle
ri zamanlarda!
Ben bu bilgiyi, akademisyen Fatma Müge Göcek'in, Lozan dolayısıyla sunduğu tebliğden öğrendim. (The Politics of History and Memory: A Multidimensional Analysis of Lausanne Peace Conference, sf.19 - 21)
İsmet ve Mustafa Kemal Paşa'larla Rauf
Bey, tabii ateş çemberinden geçmişler; nice tecrübeler yaşamışlar. Göcek'e göre, telgraf hatlarına 'müdahale' olduğundan şüphelenmiş olmalılar ki, Mustafa Kemal zaman zaman kapalı zarf içinde yeni şifre kodlarını Lozan'a elden göndermiş, İngilizlerin çözdüğü kodların yerine yeni kodlar...
Gizlilik korunabilseydi neticeler farklı olur muydu? Mesela Türklerin Musul için veya Patrikhane'yi yurtdışına çıkarmak için çok fazla ısrarlı olmayacaklarını İngilizler 'istihbar' etmişler miydi? Bilmiyorum.
Lozan büyük b
ir başarıdır. Analitik ve irdeleyici gözle bakmak onu küçültmez. Ama Lozan'ı iyi öğrenmek bize çok şey öğretir.

MILLIYET 03/04/2004 TAHA AKYOL

AB ve halkın kararı


Kıbrıs konusunu Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkları karara bağlayacak. New York'ta kabul edilen yöntem uygulanıyor. Plana son şekli verildi ve sonuç referanduma kaldı.
Referanduma kadar geçecek sürede "evet"çilerle "hayır"cılar Ada'nın her iki tarafında kampanya yürütecekler.
Sandıklar açılınca da sonuç ortaya çıkacak...
Bu süreçte önemli olan A
da halkının doğru bilgilendirilmesidir. Planın ne getirip ne götürdüğü konusunda halkın yeterli bilgiye sahip olabilmesidir.
Kapsamlı bir metin olan Annan Planı'nın tüm yönleriyle okunup anlaşılması açısından yeterli zaman tanınmamış olmakla birlikte, tara
flar kendilerini bağladıkları için bu kısa süre içinde yoğun çaba göstereceklerdir.
Ada halkı kaderini alabildiği bilgilerle belirleyecek...
Bu işin bir yönü...
Diğer yönü ise Türkiye'yi bu politikaya iten AB'den müzakere tarihi alma beklentisi. Herkes bil
iyor ki, Ankara hükümetinin gözettiği asıl hedef bu...
AB'nin Kıbrıs koşulunu kabul ederek, tarih alma konusunda bir engeli aşmaya çalıştı. Sırf bu amaçla haklı olduğu konuda bile AB ve ABD dayatmasını kabul ederek Kıbrıs'ı bir ön koşul olarak kabullendi.
Engel aşıldı mı veya aşılacak mı?
Eğer tek "engel" Kıbrıs idiyse bu koşulun yerine getirildiği kabul edilmeli. Referandumlardan çıkacak sonuç ne olursa olsun, AB, haksız yere öne sürdüğü "Kıbrıs koşulu"nun yerine getirildiğini kabul etmek zorundadır. Türki
ye ve Türk tarafı masadan kaçan taraf olmamış. Uzlaşan taraf olduğunu kanıtlamış ve tam içine sinmese de Annan Planı'na imza atmaya hazır olduğunu açıklamış, AB'nin bu özel koşulunun "gereği"ni yerine getirmiştir. Bunu yaparken de mümkün olduğunca Türk tarafı lehine bir metin ortaya çıkarmaya çalışmıştır. En iyisi olarak nitelemese de en iyi ikinci durum nitelemesiyle Ankara hükümeti sonucu benimsemiş, referandumda evet oyu kullanılmasını bizzat Başbakan'ın ağzından istemiştir. Riski ve sorumluluğu üstlenmiştir.
Hükümeti memnun eden bu sonucun alınmasında, süreç boyunca hedef tahtasında tutulan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın büyük katkısı olduğu unutulmamalıdır. Annan Planı beşinci kez değiştirildiyse bu Denktaş'ın gösterdiği direnç sayesinde olmuştur. A
nnan Planı'nın birinci halinin imzalanması gerektiğini savunanlar Denktaş'ın direnciyle planın Türk tarafı lehine değiştirilebildiğini görmüş olmalıdırlar.
Artık bundan sonra Kıbrıs Türkü'nün veya Kıbrıs Rumu'nun evet veya hayır demesi sonucu değiştirmemel
i ve AB Türkiye'ye müzakere tarihini hemen vermelidir.
KKTC'de 14 Aralık'ta yapılan seçimlerde olduğu gibi "muhalefet kazanırsa sayarım, iktidar kazanırsa saymam" garipliğini gösterip, "hayır çıkarsa sayılır, evet çıkarsa sayılmaz" dememelidir.
Zaten sonuc
un Kıbrıs Rum tarafı açısından bir yaptırımı yoktur. Onlar hayır deseler bile 1 Mayıs'ta Güney Kıbrıs AB'ye girecektir.
Kuzey Kıbrıs ve Türkiye de yaptırım altında olmamalıdır. Kuzey Kıbrıs'tan hayır çıksa bile cezalandırılmamalıdır.
AB haksız koşullarına
yenilerini eklememelidir.
FIKRET BILA MILLIYET 03/04/2004

Çalınan yıllarla gelecek!


Kulağıma eğilip "Bugün sanki haber değil, geleceğimi izliyorum" diyor. İsviçre Alpleri'nde Bürgenstock'ta son gün, son saatler...
Zirveden haber bekliyoruz.
Türk tarafı Annan planını benimseyecek mi? Başbakan Erdoğan bunun işaretini hemen verecek mi? Bürgenstock'tan ayrılmadan önce medyanın karşısına çıkıp, bundan iyisi can sağlığı diyerek KKTC'deki referandum için evet düğmesine de basabilecek mi?
Özlemin dili böyle diyor
.
Beklentiler de farklı değil.
Ama saatler geçiyor, haber yok.
Cep telefonlarını da kapatmışlar. Dışarıya hiçbir şey sızmıyor. Bir haftadır zirveyi birlikte izlediğim çiçeği burnunda bir meslektaşımla sohbet ediyorum.
Kıbrıslı bir Türk.
Çok genç bir haberc
i.
Annesi babası Girne'de yaşıyor. 1974'te Limasol'dan Kuzey'e göç etmişler. Geçen yıl kapı açılıp Kuzey'le Güney arasında geçişler serbest bırakılınca, anne ve babasıyla doğup büyüdükleri Limasol'a gitmiş. Gezip dolaşmışlar.
Annesi hüzünlenmiş.
Güney'deki
gelişmişlikten, zenginlik ve yaşam kalitesinden etkilenmiş. Kuzey'le Güney'i karşılaştırmış. Sonra da içini dökmüş:
"Otuz yılımı çalmışlar!"
Saatler geçiyor, haber yok. "Çok heyecanlıyım. Bu sefer çözülecek mi?" diye soruyor, "Erdoğan - Gül ikilisi kısır
döngüyü kırabilecekler mi?"
Kulağıma eğiliyor:
"Bugün sanki haber değil de geleceğimi izliyorum."
Gece yarısından sonra Başbakan Erdoğan'ın konuşması. Hem planın benimsendiğini, hem de 'evet'ten yana olduklarını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açık
laması... Yanıma koşuyor, "Galiba sonunda oluyor bu iş!" derken gözleri doluyor.
Bir annenin "Otuz yılımı çalmışlar" diye hüzünlenmesi... Gencecik Kıbrıslı Türk gazetecinin "Sanki haber değil de geleceğimi izliyorum" demesi... Bu sözlerde yatan duyguları a
nlamaya çalışın. Çünkü Kıbrıs'ta çözüm bu duygulardan geçiyor.
Adada barışın dinamikleri de böylesi duygu ve düşünceler sayesinde harekete geçti. Kuzey Kıbrıs'ta tüm baskılara, 'vatan hainliği'ne kadar varan suçlamalara rağmen yüzde 50'nin üzerine çıkabile
n bir oy patlaması böyle gerçekleşti.
Çalınan otuz yıl...
Ve geleceğin kurtarılması...
Kıbrıs'ta çözüm bu iki nedenle gerekiyor. Evet ile hayır arasında duraksayanlar, Annan planından şu ya da bu nedenle kuşku duyanlar, 24 Nisan referandumuna giderken bir
noktayı çok iyi düşünmek zorundalar:
Çözümsüzlüğün alternatifi...
Çözüm olmazsa ne olur?
Gelecek kurtarılabilir mi?
Hiç sanmıyorum.
Refah ve barışa yatırım çözümden geçiyor. Annan planının eksikleri elbette var. Bu yalnız Türkler için değil, Rumlar için de
geçerli. Ama Annan planı iyi bir çerçeve. İki tarafın da bu sayede kurulacak ortak çatı altında barış ve refah içinde yaşabileceklerini düşünüyorum.
Merak etmeyin.
Barışın dinamikleri, bugün engel gibi duran birçok eksiği hayatın içinde yok eder.
Gelecek,
çözümde yatıyor.
Ve devlet adamlığı geçmişe esir olmaktan değil, geleceği kurtarmaktan geçiyor. Başbakan Erdoğan bu bakımdan büyük bir adım attı. Güneyiyle kuzeyiyle Kıbrıs'ta da, Yunanistan'da da bu adımlar ne kadar çoğalırsa, geleceği kurtarmak da o kad
ar kolaylaşır.
MILLIYET 03/04/2004 HASAN CEMAL

En iyisi çifte 'evet'...

ANNAN planının son çıkan şekli ile, Rumlardan çok Türk tarafının lehinde olduğuna kanaat getirmek için, galiba Rum - Yunan ve ayrıca dünya basınına bakmak lazım!
"Le Figaro"dan "Financial Times"a, "Washington Post"tan, "Die Presse"ye kadar büyük dünya gazeteleri, Bürgenstock'ta noktalanan Kıbrıs müzakerelerinden Türk tarafının kazançlı çıktığını belirtiyorlar. Kıbrıs Rum ve Yunan gazeteleri de, Türkiye'nin Annan planının dördüncü versi
yonunu kendi istediği biçimde çıkartmayı başardığını, sonuçta da Rum tarafının yenilgiye ve hüsrana uğradığını öne sürüyorlar. O kadar ki, Lefkoşa'nın ciddi gazetelerinden "Simerini" dahi manşetini "Türler Her Şeyi Alıp Götürdüler" şeklinde koydu ki, bu Rum kesiminde hakim olan havayı yansıtmaya kafi...
Tabii ki bu abartılı değerlendirmeler, bizi Annan planının bazı eksiklerini veya olumsuzluklarını görmeye engel olmamalı. Ancak dün de belirttiğimiz gibi, Türk açısından planın artıları, eksilerinden fazla.
Eğer değerlendirmedeki "bakış açısı" geleceğe dönük bir "vizyon"a dayanıyorsa, bunu böyle görmemek olanaksız...
***
KIBRIS Rum kesiminde şu andaki genel eğilim, referandumda "ohi" demek yönündedir. Partilerin çoğu (DİKO, EDEK dahil) bu konudaki tavırlarını
açıkladılar bile. DİSİ ve AKEL de aslında hoşnut değil, ama şimdilik ihtiyatlı davranıyor. Anketler, "hayır" demeyi düşünenlerin hala çoğunlukta olduğunu gösteriyor.
Tabii 24 Nisan'a kadar bu hava değişebilir. Rum tarafı şimdi AB'nin, ABD'nin ve BM'nin ağır baskıları (ve uyarıları ile) karşı karşıya. Rumlar, "hayır" demenin bedelini iki kez düşünmek durumundalar.
Rum siyasi liderleri (ve kilise), bu sonuçları hesaplayacak ve plana eksikliklerine ve aksaklıklarına rağmen "evet" diyecek mi? Bunu ancak önümüz
deki günlerde anlayacağız...
***
TÜRK tarafına gelince, plan konusunda Türk hükümeti ile Kıbrıs Türklerinin bir kesimi (başta Cumhurbaşkanı Denktaş) arasında görüş ayrılıklarının bulunduğu apaçık.
Bunun referandum sandığına nasıl yansıyacağını kestirmek şu
anda zor. Gerçekten Kıbrıslı Türkler, "evet" veya "hayır" demekle hem kendi kaderleri, hem de Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli bir karar almış olacaklar.
Son günlerde - belki bu ağır sorumluluğun verdiği sıkıntı sonucunda - "Türkler evet desinler
, nasıl olsa Rumlar hayır diyecek" şeklinde bir görüş ortaya atılıyor. Hatta Rumların "hayır" demesinin Türk tarafının hayrına olacağı da öne sürülüyor...
Bir kere, Türk tarafının Rumların ne diyeceğine göre bir "taktik" uygulaması, hem yanlış, hem de risk
li. Kıbrıs Türkleri doğru - ve yararlı - olanı yapmalıdır...
Öte yandan Rumların "hayır" demesini dilemenin de doğru ve mantıklı olduğunu hiç sanmıyoruz. O takdirde ne gibi komplikasyonlar çıkacağını ve Türk tarafının da bundan neler kaybedeceğini iyi hesa
plamak lazım.
Her şeye rağmen, en iyi çözüm, iki tarafın da referanduma "evet" demesi ve yeni ortaklık ve birliktelik projesini pozitif duygularla hayata geçirmesidir...
SAMI KOHEN MILLIYET 03/04/2004

Kıbrıs, Derviş, sol


CNN Türk'teki söyleşisinde Kemal Derviş, Kıbrıs'ta çözüm konusunda gelinen aşamayı yorumluyor. Taha Akyol'un referanduma ilişkin sorusu üzerine 'evet' ya da 'hayır' demiyor, ancak Türkiye'nin 30 yıldır uzlaşmaz göründüğü bir davada ilk defa BM ve Avrupa'ya olumlu mesajlar verdiğini söylüyor. İyi bir noktaya gelinmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyor. Masada sorunu müzakere etmekle Türkiye'nin kazandığını vurguluyor.
Söyleşinin çerçevesi 28 Mart sonrası CHP'nin durumunu içerse de Akyol Derviş'i öncelikle Kıbrıs üzerine konuşturuyor.
C
HP kurultayı ertesinde Derviş, Baykal tarafından genel başkan yardımcılığa getirilirken, görev alanı 'ekonomi'yle sınırlandırılmış, 'dış politika' sözcülüğü ise Onur Öymen'e bırakılmıştı.
Öymen'in Kıbrıs konusundaki çekinceleri nedeniyle CHP'nin çözümsüzlüğü isteyen parti konumuna sürüklenmesi, haksız biçimde AB karşıtı görünmesi 28 Mart seçimlerindeki oy kaybının gerekçelerinden biri oldu.
Derviş'in CNN Türk'te dün Kıbrıs'ta iyi bir noktaya gelindiğini bunun Türkiye'nin yararına olduğunu savunması CHP'nin
tutumu açısından ilginçtir. Kemal Derviş'in kişisel görüşleri partiyi bağlamıyor olsa da konuşan kişi CHP'nin genel başkan yardımcısıdır.
Demek ki CHP de Kıbrıs politikasında 'çözüm olasılığını' dikkate almaya başladı. Derviş'in sözleri bu anlamda partiyi
sürekli negatif siyaset üretme çizgisinden uzaklaştırma çabası olarak görülebilir.
28 Mart tablosuna gelince.
Kemal Derviş, Baykal'ın aksine yerel seçimlerin CHP açısından başarılı görülemeyeceğini söyledi. Bu başarısızlık soldaki partilerin tümü için geçe
rliydi.
Derviş bu tür programlara 'dersini çalışarak' çıkıyor. 28 Mart'ı irdelerken 3 Kasım 2002 seçimlerine döndü. CHP'nin asıl genel seçimleri kaybettiğini, 'kardeş parti' DSP'nin yüzde 1.5'a düşen oylarını da hesaba katarak sol yelpazedeki yüzde 30 - 35
'lik tabanın çözüldüğünü anlatmaya çalıştı.
CHP'nin ve sosyal demokratların bugünkü dağınıklıktan kurtulması için partinin Atatürkçü kökleriyle Avrupa'daki sol partilere özgü çağdaşlık vizyonu arasında yeni bir sentez yapmak gerektiğini savundu.
Derviş bu
görüşlerini son aylarda çeşitli akademik çevreler,aydınlarla toplanarak somutlaştırmaya çalışıyor. 55 sayfalık bir doküman hazırlamış. Bu notları CHP lideri Baykal'a da sunduğu anlaşılıyor.
Kemal Derviş'in çözüm arayışları CHP'ye endeksli. CHP'nin siyasete
n kendini yenilemeden kişilerle ilgili tercihlerin solu seçenek haline getirmesinin güçlüklerini görüyor.
Kıbrıs'ta çözüm ve AB'den yıl sonunda alınacak müzakere takvimi tek başına AKP'nin tercihi olmamalı. CHP Avrupa liginde AKP ile yarışmalı, aşırı milli
yetçi alanı MHP ve DYP'ye bırakmalıdır.
DERYA SAZAK MILLIYET 03/04/2004

Kıbrıs'ı, Erdoğan ve Gül çözdüler

Hezimetler öksüz çocuklardır. Başarıların ise çok sahibi çıkar. Kıbrıs konusunda gelinilen bu noktaya çok kişinin katkısı oldu. Kimi küçük, kimi büyük katkıda bulundu. Ancak, bir de en önde siyasi sorumluluğu alanlar var. Kıbrıs konusunda varılan aşama hakkında daha uzun süre yazılar yazılacak ve bilançolar çıkarılacaktır mutlaka, ancak bu aşamada sıcağı sıcağına, elde edilen sonuçta en çok kimlerin katkısı olduğuna bakarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.(1)

ERDOĞAN- GÜL İKİLİSİ: SİYASİ BAŞARI ONLARA AİT
Kim ne derse desin, bugün bir noktaya gelindiyse bunda en büyük pay Başbakan Tayyip Erdoğan'a ve hemen onun yanı başında da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e aittir. Türkiye İsviçre'de beşinci Annan planını bu noktaya getirememiş olsaydı, bugün hala yerimizde sayıyor olacaktık.
40 yıldır süre giden, kemikleşmiş, kimselerin dokunamadığı ve toplum olarak tabulaştırdığımız Kıbrıs sorunu çözerken, siyasi
irade gösterdiler. Cesur davrandılar ve daha da önemlisi, bu noktaya gelinirken etrafı döküp kırmadılar. Yönetime katılan kurumları karşılarına almadılar. Silahlı Kuvvetleri ve Cumhurbaşkanı'nı ikna etmesini bildiler. Direnmeleri "ben karar verdim, bu şekilde olacaktır" şeklindeki dayatmalara gitmeden, aksine bir yandan siyasi irade gösterip, öte yandan da ikna yöntemiyle yumuşattılar.
Gül'ün genel yaklaşımı buna müsait idi, ancak doğrusu ben Tayyip Erdoğan'ın bu kadar iyi oynayabileceğini tahmin etmiyordum
. 2002 Kopenhag doruğunda ve 2003 Lahey toplantılarındaki inişli çıkışlı yaklaşımı gördükten sonra, yoğurdu üfleyerek yemeğe başlamıştım. Başbakanın, belirli bir aşamadan sonra böylesine kararlı ve daha da önemlisi cesur davranabileceğini beklemiyordum. Tayyip Erdoğan'ın başından itibaren son dakikaya kadar sergilediği tutum, vücut dili ve kararlılık BM yetkililerini dahi şaşırttı.
Erdoğan- Gül ikilisi Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli kararını almış oldular. Yüklendikleri risk çok büyüktü ve her siyase
tçinin kolay kolay taşıyamayacağı nitelikteydi.
Eğer bugün bir yere gelindeyse, herkes çok iyi bilmelidir ki, kredinin büyük bölümü bu iki siyasetçiye aittir.

UĞUR ZİYAL: SIRADIŞI BİR DİPLOMAT
Bazı kişiler vardır, kendilerini öne atmazlar. Reklama hiç önem vermezler. İnsanlar belki tam algılayamazlar, ancak bu kişiler tutumlarıyla tarihin değişmesine sessiz sedasız inanılmaz katkıda bulunurlar.
Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal'den söz ediyorum.
Ziyal Kıbrıs konusundaki yaklaşımıyla, Türk dışişleri
Bakanlığının bir ara yıpranmaya başlayan prestijini kurtarmıştır. Sadece bununla kalmamış, direnen bürokrasiyi, Cumhurbaşkanlığını, Denktaş'ı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde kaygı duyan çevreleri ikna etmiştir.
Ziyal en büyük desteği Gül'ün gösterdiği siyasi
iradeden almış, ancak bunun ötesine geçerek kişisel prestijini kullanmış ve Türkiye' nin herkesi şaşırtan kararının alınmasında anahtar rol oynamıştır.
Hem içerdeki direnişleri kırmış, hem de dış ilişkilerdeki orkestra şefliğini inanılmaz bir başarıyla ge
rçekleştirmiştir.
Kıbrıs müzakerelerine başından itibaren katılan, BM' nin üst düzey bir diplomatının Uğur Ziyal hakkındaki şu sözleri, sanıyorum herşeyi çok iyi özetliyor:
"Uluslararası düzeyin çok üstünde bir diplomat. Onun bu aşamada dışişleri müsteşarı
olması sizin için büyük bir şanstır. Eğer Ziyal bu görüşmelerde olmasaydı anlaşma bu haliyle çıkamazdı. Tam bir orkestra şefi gibi sadece Türk tarafını değil bizi (BM) ve Rumları dahi etkileyen bir performans gösterdi. "

ORG.ÖZKÖK: ANAHTAR ROL OYNADI
Eğer tüm riskleri omuzlayarak gösterdikleri cesaret ve irade ile Erdoğan- Gül ikilisi, siyasi açıdan en büyük prime hak kazandılarsa, Kıbrıs denilince en büyük duyarlığı gösteren Silahlı Kuvvetlerin başındaki isim de tarihe geçecektir.
Org. Özkök'ün bu dönemd
e Genelkurmay Başkanlığında bulunması, Türkiye'nin büyük bir şansı olmuştur. Özellikle Kıbrıs konusunda gösterdiği sağduyulu yaklaşım unutulmamalıdır. Kamu oyuna yansıyan izlenim, Kara Kuvvetleri ve Jandarmanın Annan planına ters baktıkları şeklindeydi. Nitekim basında çıkan bazı demeç ve söylentiler, emekli bazı Komutanların yaydıkları hava, TSK içinde bir direnmenin işaretleriyle doluydu.
Org. Özkök, Silahlı Kuvvetler içindeki direnmeleri son derece ustalıkla yönlendirmeyi bildi. AKP hükümetine karşı kuşk
u ve kaygıları, Kıbrıs konusuyla karıştırılmasına izin vermedi. Kendi açısından o da, Erdoğan gibi büyük cesaret ve irade gösterdi. İstese, bugün gelinilen noktayı kolaylıkla engelliyebilirdi.
Yapmadı.
Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarının nereden geçtiğini
çok net şekilde gördü ve hükümet ile uyumlu bir çalışma yaptı. TSK içindeki muhaliflere, böyle bir kararın siyasi iktidarların sorumluluğunda olduğunu, askerin görüşünü vermenin ötesine geçmemesi gerektiğini ve TSK' nın tutumu konusundaki son sözün de kendisine ait olduğunu anlattı.
Benim dışardan algıladığım buydu. İzlenimlerin gerçeği yansıttığını düşünürsek, Org. Özkök'ü hepimizin tebrik etmesi gerekir.

DENKTAŞ VE TALAT: KİLİT ROL OYNADILAR
Rauf Denktaş'ın kendi kendini muhalefete çekmesi ve New York anlaşmasını imzalamasına rağmen Annan planına sürekli karşı çıkması, Kıbrıs müzakereleri sürecinden kopmasıyla sonuçlandı. Baba Denktaş kendi kendini saf dışı etti. Onun yerine Başbakan Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş geçtiler. Aralarındaki ilişkiler tah
minlerin ötesinde iyi oldu. Aynı şekilde Ankarayla ilişkilerini de sağlıklı tutmasını bildiler.
Aslında buraya gerçek "kahraman" olarak konması gereken kişi Kıbrıs Türk seçmeni olmalıydı. Zira onlar çözüm istediklerini son seçimlerde Mehmet Ali-Serdar iki
lisini başa getirerek gösterdiler. Bende onlar adına Talat-Denktaş koalisyonunu ön plana çıkarıyorum.
Mehmet Ali Talat Başbakan olduktan sonra adeta kendini yeniledi ve eski hırçın ve aşırı muhalif bir politikacı görüntüsünden kendini kurtarıp kısa sürede
"devlet adamı" diye nitelendirebileceğimiz bir tutum benimsedi. Cumhurbaşkanı Denktaş ile ilişkilerini saygı düzeyinde sürdürdü, Ankarayla arasını kısa sürede düzeltti, Serdar Denktaş'la iyi bir iletişim kurdu.
Serdar Denktaş babası ile siyasi kimliği arasında kalmasına rağmen, kalbinin çözümden yana olduğunu gösterdi. İki cami arasında bi-namaz durumuna rağmen (şu ana kadar) uzun vadeli düşündüğünü ortaya koydu. Bundan sonraki tutumu geleceğini de saptayacak. Ya babası ile birlikte hareket edip çözüme karşı çıkacak ve küçük bir muhalif politikacı olarak kalacak veya yeni kurulacak Kıbrıs'ta ön planda rol oynayacak genç bir lider konumuna girecek
Özetle, Rauf Denktaş'ın yerine bu ikilinin devreye girmesi bu sonucun alınmasında son derece önemli bir rol oynadı
.

SİMİTİS-PAPANDREU-KARAMANLIS
Kıbrıs konusunda bugünkü noktaya gelinmesinde Simitis ve Papandreu ikilisinin önemli rolü oldu. 7 Mart'ta başbaşa giden bir seçim öncesinde, kaybedeceklerini bilmelerine rağmen New York anlaşmasına onay vererek siyasi cesaret ve vizyon gösterdiler. Nitekim sonunda da iktidarı kaybettiler.
Karamanlis İsviçre'deki görüşmelerde istese Kıbrıslı Rumların arkasında çok daha kesin durur ve onları daha da sertleştirebilirdi. Yapmadı, mesafeli kaldı. Hatta referandumdan EVET oyu çık
ması gerektiği sinyallerini de verdi.

POWELL- STRAW-VERHEUGEN: PERDE ARKASI OYUNCULARI
Ekran önünde görünmeyen yabancı aktörleri de unutmamamız lazım. Bunların başında da Amerikan Dışişleri Bakanı Powell var. Tüm müzakereler süresince her gerektiğinde devreye girdi. Zamanını ayırdı ve özel temsilcisi Weston ile birlikte tüm tarafları ikna etmek konusunda son derece etkili bir rol oynadı.
Powell'dan hemen sonra İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw geliyordu. Tüm tarafları ve AB başkentlerini yönlendirdi.
O
rtalarda daha az görünmelerine rağmen Almanlar ve Fransızlar da önemli katkılarda bulundular.
En büyük süprizi AB Komisyonu yaptı. Başta Verheugen ve tabii ona destek veren patronu Prodi (Komisyon Başkanı) tarafları tatmin edecek bir uzlaşı formülü bulabil
mek için çırpındılar. Verheugen neredeyse 3 gününü tüm resmi işlerini ve randevularını iptal ederek bu konuya ayırdı. Türk tarafını hiç bir zaman yanıltmadı. Hem doğruları söyledi hem de Ankara'yı belirli oranda tatmin eden formülü bulmakta kilit rol oynadı.
(1) Bu yazıyı 19.02.2004 günü Kıbrıs'la ilgili New York görüşmelerinden sonra yazmıştım. Bu defa İsviçre'de varılan noktaları da dikkate alarak yeniden gözden geçirdim. Bazı kişileri listeden çıkardım. Bazılarının derecesini arttırdım. Ben yargıç değili
m sadece görebildiğim kadarıyla kimlerin daha ön planda rol oynadığını size aktarmaya çalışıyorum. Bu listeyi mutlaka genişletebilirim. İsimlerine hiç yer vermediğim daha nice kahramanlar, nice görünmeyen ancak etkili olanlar var. Yerim bu kadarına müsait. Kusura bakmasınlar.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 03/04/2004

Dünya Kıbrıs'ı övdü

ABD'nin yanı sıra hem AB ve hem de üye ülkeler, Annan Planı'nı açıkça destekleyerek iki tarafa da 'Barış fırsatını kaçırmayın' mesajları yağdırdı

03/04/2004 RADIKAL

WASHINGTON/STRASBURG - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planı adada 24 Nisan'da referandumlara sunulmaya hazırlanırken, başta ABD ve AB olmak üzere, birçok ülke, plana destek verilmesi için taraflara telkinlerde bulunuyor. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, Başkan Bush'un, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'i arayarak, Annan Planı'nın referandumlarda kabulü için etkinliklerini kullanmalarını istediğini hatırlatarak, "Şimdi bu tarihi anlaşmanın kaderi Kıbrıslıların elinde. Başkan Bush, onlara destek için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu vurguladı" diye konuştu.
ABD Dışişleri de, Annan Planı'nın Kıbrıs'ta her iki tarafın çıkarına hizmet edeceğini anlatmayı sürdüreceklerini açıkladı. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam E
reli, "Şimdi adanın geleceği Kıbrıslı seçmenlere bağlı" dedi. Annan'ın çözüm planının ortak bir gelecek için güvenli bir çerçeve sağladığına inandıklarını belirten Ereli, Annan ve diğer yetkililerle birlikte, bu planın desteklenmesi için çalışacaklarını vurguladı.

'Barış şansını kaçırmayın'
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer yaptığı yazılı açıklamada,
"Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için Annan Planı'na tam destek veriyoruz" diyerek, referandumda tarafların barış şansını kaçırmamaları çağrısında bulundu. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, "Bugünden itibaren, uluslararası topluluk, ilgili ülkelerin liderleri ve özellikle adadaki toplumun siyasi parti liderleri, Kıbrıslılara, planın daha iyi bir gelecek için kapı açtığını anlatmaları gerekir" ifadesini kul
landı. Plana referandumda 'evet' denmesi için bir destek de Fransa ve Belçika'dan geldi. Fransa Dışişleri Bakanlığı, Annan'ın girişimlerine tam destek verildiği ve planın, Kıbrıs'ta taraflarca kabul edilmesinin arzu edildiğini duyurdu. Belçika Dışişleri Bakanı Luis Michel de, yaptığı açıklamada adadaki yöneticilerden 'sorumlu bir tavır sergilemeleri' ve referandumlardan 'evet' çıkması için halkları ikna etmeye çağırdı.
(aa, afp)

'Türkler istediğini aldı'

Yunan Başbakanı Karamanlis, Rum lideri Papadopulos'a 'Annan Planı'na hayır dersen destek vermem' mesajı verdi. Rum lideri büyük baskı altında

03/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerinde mutabakat sağlanamamasına neden olan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopolus, BM, ABD ve AB'den gelen uyarılardan sonra Yunanistan'dan gelen mesajlardan da endişeli.
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, New York mutabakatı için o dönemde iktidar olan PASOK'u suçlayarak, değiştirebileceği bir şey olmadığını kaydetti. PASOK lideri Yorgo
s Papandreu ise New York sürecini Papadopulos'un istediğini söyledi. Bugün Rum Milli Konseyi'ni toplayacak olan Papadopulos'un Atina'dan aldığı mesaj, Annan Planı'na 'hayır' derse tam destek bulamayacağı, muhtemel bir 'evet'inin derhal destekleneceği yönünde.
Karamanlis dün Yunan parlamentosunda, hükümetin Annan Planı'nı inceleyerek görüşünü açıklayacağını, ortak karar için Cumhurbaşkanı'nın siyasi partileri toplayacağını duyurdu. Ancak Annan Planı için "Uzlaşma ürünü. Olumlu unsurları da var, güçlükleri d
e" diyen Karamanlis, Kıbrıslı Rum ve Türklerden sandığa 'aklı selim sahibi olarak gitmeleri ve geleceği görmeye çalışmalarını' istedi. Karamanlis "Rumlara ne bir şeyi empoze ettirmek niyetindeyiz, ne de böyle bir şeyi yapabiliriz. Adadaki yeni durumla yaşayacak onlardır" dedi. Karamanlis Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinden yana olduğunu tekrarladı.

Ermeni bahanesi
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu 'evet' demeleri için büyük baskı olduğunu itiraf ederken, Rum tarafı, 24 Nisan tarihini değiştirme çabasında. Rum tarafı bu tarihe 'Ermeni soykırımı'nı anma günü olduğu için tepki gösterdi. Rumlar 21 Nisan olan referandum tarihine Albaylar Cuntası'nın Yunanistan'da iktidarı ele geçirdiği tarih olması nedeniyle itiraz etmişti.

'Hayır' mitingleri
Güney Kıbrıs'ta ise 'hayır' mitingleri başladı. EOKA'cıların Lefkoşa'daki Elefteria Spor Salonu'nda düzenlendiği toplantıda 4 bin Rum 'Annan Planı'na hayır' sloganı attı. Kıbrıs Gençler Hareketi adlı dernek de Limasol'daki Rum öğrencileri plana 'hayır' mitingine çağır
dı. Rum polisi referandum için yoğun önlem alıyor.

Gerçekler

Gündüz Aktan

03/04/2004 RADIKAL

Dün sabaha karşı Bürgenstock görüşmeleri sonuçlandı ve Annan'ın nihai
belgesi çıktı. Ayrıca Annan taraflara 31 Mart tarihli bir mektupla durumu özetledi ve bundan sonra izlenecek yolu bildirdi.
Referanduma sunulacak 'Anlaşma ve ekleri'ne olmazsa olmazlarımızın ne ölçüde sokulduğu konusunu bir yana bırakalım ve Türk toplumu lehine istisnai (koruma) hükümlerinin, yani derogasyonların AB birincil hukuku yapılıp
yapılmadığına bakalım. Zira çözüm anlaşması ne kadar iyi olursa olsun, Türkler lehine hükümler Rumlar tarafından Lüksemburg Adalet Divanı'nda açılacak davalarla ortadan kaldırılacaksa, bugüne kadar ne diye müzakere edildi?
Annan, mektubunun dördüncü sayfa
sında Verheugen'in kendisine verdiği sözü aktarıyor. Verheugen derogasyonlar konusunda, 'Anlaşma'nın ekindeki 'Uyum Senedi'nin referandumun yapılacağı 24 Nisan tarihinden önce Komisyon'ca Konsey'e sunulacağını ve 'anlaşma'nın referandumda onayından sonra Konsey tarafından kabul edileceğini' bildiriyor. Komisyon ayrıca, 'AB hukuk sistemi çerçevesinde hukuki belirginliği ve güvenliği sağlamayı ve birincil hukukun uyumu sonucunu verecek şekilde nihai çözümü oluşturmayı da taahhüt ediyor.'
Son cümleyi herhalde
anlamadınız? Ben de anlamadım, ama İngilizcesinden olduğu gibi tercüme ettim. Dikkatinizi çekmiştir, cümlenin öznesi yok. Yani neyin belirginliği ve güvenliği sağlanıyor, belli değil. Belirgin ve güvenli olmayan bir şey var, o da derogasyonların akıbeti. Ama daha da önemlisi 'birincil hukukun uyumu'ndan söz ediliyor. Oysa sorun istisnaların birincil hukuk yapılması. Bu anlam ise cümleden çıkmıyor.
AB yetkilileri bir şeyi vermek istemezlerse, çok basit bir konuda bile böyle çapraşık bir dil kullanırlar. An
ahtar kelime olan birincil hukuku anlamsız biçimde metne sokarak insanı sevindirirler. Öte yandan da ileride herhangi bir taahhüt altına girmediklerini söylemek imkânı elde ederler.
Halbuki isteyen için, sorunu birden çok yöntemle çözümlemek mümkündü:
İl
k yol olarak, bir üçüncül hukuk aracı olan 'senet' yerine 'protokol' tercih edilebilirdi. Sonra metin 'karar' yapısından, 'anlaşma' yapısına çevrilirdi. Daha sonra imzayla birlikte yürürlüğe sokulur ve zaman kaybı engellenirdi. Uzun zaman almasından korkulan parlamentolarda onay süreci bilahare tamamlanırdı. Bir üye ülkenin, örneğin, Yunanistan'ın parlamentosu protokolü onaylamazsa, anlaşmanın uygulaması durdurulur ve gerekirse geriye döndürülebilirdi. O zaman sorumluluk onaylamayanda olurdu.
Diğer bir yol
'Anlaşma'nın yürürlüğünü, referandumdan sonra, Protokol'ün üye ülke parlamentolarında onayına bağlamak olabilirdi. Böylece çözüm anlaşması kabul edilir ama yürürlük, onay süreci sonuna ertelenir, bu arada bize giriş müzakere tarihi verilmesi ve Ege sorununun çözüme bağlanması gibi önemli sorunların çözümü de sağlanabilirdi.
Bunlar yapılmadı. Çünkü Türkiye yeterince ısrarlı olmadı; çözüm iradesi milli çıkarları sağlama iradesinin üstüne çıktı; Verheugen'in afra tafrasından çekinildi vb.
Fazladan 'Uyum Sen
edi'nin metni de berbat. Dili bağlayıcı değil. İçinde olmasına gerek olmayan birçok şey sokulmuş. Ama mutlaka bulunması gereken üç derogasyon ise unutulmuş(?). Türkiye, AB üyesi olduktan sonra, kuzeye çıkacak Rum sayısı üzerindeki yüzde 18'lik tavanın kalkması üzerine Rumların Türk nüfusun üçte birini çok geçmemesi; Rumlara, kuzeydeki emlaklerinin üçte birinin iadesi veya değerinin üçte birinin tazmin edilmesi; senatörlerin Türk ve Rum olması nedeniyle siyasi hakların kısıtlanmasından söz edilmiyor.
Bunlar
belki de en önemli derogasyonlar. 2 Mayıs 2004 günü bunlardan etkilenen Rumlar dava açarlarsa, bu derogasyonlar sonradan birincil hukuk yapılsa dahi savunulamaz.
Bu durumda bir tek çıkış yolu kalıyor: AB 1 Mayıs'a
kadar derogasyonları birincil hukuk yap
malı. Bu açıdan kesin
bir taahhüt alınamazsa Türkiye, yine Annan'ın mektubuna göre, 'Anlaşma'yı referanduma sunmayı kabul ettiğini bildiren belgeyi 7 Nisan'da imzalamamalı.
Ey mahzun Rumlar artık numarayı bırakın!
Ey sevindirik Türkler alnınızda ne yazı
yor diye aynaya bir bakın

KKTC'de Denktaş-Erdoğan çekişmesi mi başlayacak?

Hakkı Devrim

03/04/2004 RADIKAL

En tanınmış Kıbrıslı Türk'-ün ne diyeceğini biliyoruz. Denktaş dün, ĞRumlar hayır der sanmayın. İstedikleri verilmiştir, evet diyeceklerğ derken, Kıbrıslı Türkleri alenen ĞHayır!ğ demeye teşvik ediyordu. ĞHayır!ğ oyu çıkması için elinden geleni yapacağını çoktan açıklamıştı zaten, bugünkü tavrı sürpriz değil.
Beni, İsviçre'deki kulis haberlerinden çok,
referandum sonucuna dair tahminler ilgilendiriyor. Dün, en işe yarar malzemeyi Metin Münir'in köşeyazısında buldum (Vatan, 2 nisan).
Muharrem Faiz adlı kamuoyu araştırmacısı, 20 gün önce Kıbrıslı Türklere sormuş: ĞKararınızı en çok hangi lider etkiler?ğ.

Yüzde hesabıyla, Denktaş'ın ağırlığı 21, Erdoğan'ın 19; fark yüzde 2. (M. Ali Talat 8, ĞKimseden etkilenmemğ diyenler 42.)
Türkiye kökenli Kıbrıslılar ile sağda yer alan Ulusal Birlik ve Demokrat Parti yanlıları ĞHayır!ğ deme eğiliminde. Rumlardan kalan
gayrimenkulleri terk etmek istemeyenler de bu safta.
Türkiye'den gitmişlerin yarısından çoğu, anavatanda olsa AKP'ye oy verirdi, deniyor. ĞEvet!ğten yana bir diğer etken olarak, Bayrak Radyo ve Televizyon Kurumu'nun sol kanadın denetimine geçmiş olması ü
zerinde duruluyor. (Anavatan gazete ve televizyonlarının KKTC'de kamuoyunu etkileme gücüne dair bilgi yok.) Muharrem Faiz, ĞSol güçler daha örgütlü, sağ emlakçılıkla meşgulğ diyor; kısa ifadesiyle ĞEvet!ği daha şanslı görüyor.
Ona ve bilgileri aktaran Met
in Münir'e teşekkür ettikten sonra, ben, şu günlerde Türkiye'de ve Dünya'da itibar bakımından tırmanışa geçmiş görünen Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da, KKTC kamuoyu üzerinde hatırı sayılır etki gücü olacağına inanıyorum.
Zihnimdeki sual şu:
– Erdoğan önümü
zdeki günlerde, Denktaş'ın karşısındaki kefeye ağırlığını koymak ister mi, istemez mi?
Etkili olacağından eminim de, bunu yapması doğru olur mu, olmaz mı? Onu da bilemiyorum.

Takdiri ilahi
Kemal Derviş'in parti başkanlığı konusunda Cumhuriyet'ten İlhan Selçuk ile Gözcü'den Cemil Tosun fikir birliğine vardılar.
Bana hüzün veren, cesaret kırıcı bir buluşmadır.

Dil Yâresi

Ekonomi sayfasında başlık: Ğ150 bin Euro'ya mutfak alır mısınız?ğ (Sabah, 31 mart). Türkçe konuşan herkese soruyorum:
– Utanılacak hal değil midir bu? Nasıl okunacak ve söylenecek? İngilizce bilenler ĞYuroğ, Fransızca bilenler ĞÖroğ, Almanca bilenler ĞOyroğ, yabancı dil bilmeyenler ĞE-u-roğ diyecekler. Bu başlığı çok ayıpladığımı söylersem, beni ayıplar mısınız?
Aynı gün İsmet Berkan'ı
n yazısında AB parasından ĞAvroğ diye söz ediliyordu; serinkanlılığını koruyan, akıllı, sakin ve adil bir kalem. Huysuz, geçimsiz yazarlar var, ki avro adında buluşabilmişler: Mümtaz Soysal gibi, Cihannüma yazarı gibi...
Gecikmiş bir ortak karardır, bizim
beklediğimiz.

Alemdar Kemal Paşa takımı
Haber şu: ĞRektör Kemal Alemdaroğlu hakkında verilen iki ay meslekten men cezası durdurulduğ (Hürriyet, 1 nisan).
Danıştay'da, Tabip Odası Disiplin Yönetmeliği'nin Resmî Gazete'de yayımlanması gerekirdi, diye düşünenler var. Bir kısım da, meslek odalarının Ğresmî kuruluşlarda çalışanları yargılama yetkisi yokturğ düşüncesinde. Şekil gerekçeli bir durdurma kararıdır; intihal (başkasının yazdığını, ben yazdım diye aynen yayımlama fiili) suç değildir ve Alemdaroğlu s
uç işlememiştir anlamında bir karar yok ortada.
İlk bakışta yanlış anlamalara açık bu haberden heyecanlanmış hekimler de var. Odanın eski yöneticilerinden ve dahi Alemdaroğlu'nun sıkı taifesinden Prof. Orhan Arıoğul ile İrfan Gökçay, Hikmet Çevik, Yeşim E
rbil adlı hekimler, ĞUlusal Güçbirliği Grubuğnu kurmuşlar; 18 nisan Oda seçimleri öncesi bir beyanname yayımladılar; tamamını yayımlamak isterdim. Bilmiyorum, gazetelerden kullanan oldu mu bu çok önemli haberi.
Geleceğin Kıbrıs ve Yunanistan fatihi Alemda
r Kemal Paşa'nın şânına layık bir metin. Bir kısım Etibba'nın 2004 yılındaki konumu hakkında güvenilir bilgi içeren değerli bir belgedir.

Gökhan ve ĞMartin Edenğ
Burada, Kim 500 Milyar İster? yarışmasına katılan Gökhan Samur'dan söz ettim. Boğaziçi Üniversitesi'nde Endüstri Mühendisliği okuyormuş; ben olmadık bir bölüm adı icat etmişim.
Öğrencinin bir itirazı daha var:
– Ben, Martin Eden, Deniz Kurdu ve Demir Ökçe adlı kitaplardan hiçbirini okumadım, dedim. Siz Steinbeck, London, Hemingway ve Twain'in h
içbir kitabını okumamış diye yazdınız, diyor.
Ve ilave ediyor: ĞBeni tanıyan insanlarda hakkımda yanlış bir fikir oluşturmuş oldunuzğ.
Çok özür dilerim! Umarım, onu tanıyanlar ben öyle dedim diye fikir değiştirmemişlerdir. Gökhan'ın, yazarları tanıdığı h
alde bu üç kitabın, özellikle de Martin Eden adlı olanın, Jack London'ın kaleminden çıktığını hatırlamayışına şaşmakta, müsaadesiyle devam edeceğim.
Yaşıtlarının, kitap okumaya ayıracak, biz dedeleri kadar bol zamana sahip olmadıkları konusundaki düşüncem
den de vazgeçmiyorum.

Kaderleri kendi ellerinde

Oldukça rahatladım, ama şimdi nefesimi tuttum, 24 Nisan'ı bekliyorum. Her iki referandumdan da 'Evet' çıkmadan mutlu olmayacağım

03/04/2004 RADIKAL

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun önceki gün CNN Türk Manşet Programı'nda Mehmed Ali Birand'la yaptığı söyleşi:
Bir hayal mi görüyoruz yoksa bu bir gerçek mi, yani bir anlaşmaya varıldı mı?
Aslında nihai hale getirilmiş bir metin var önümüzde. Adil, makul ve
ilk defa Kıbrıs halklarına gerçek bir seçenek sunan bir metin bu. Çünkü
bu vakte kadar son 30 yıldır, belki de son 40 yıldır halkların karşısına konulan birtakım girişimler oldu, teşebbüsler oldu, diplomatik hareketlilik oldu, ama bu tam bir çözüm. Gerçek bir seçenekle karşı kar
şıya bırakıyor halkları, istiyorlar mı istemiyorlar mı? Çünkü istiyorlarsa bu gerçekten makul ve mükemmele yakın bir plan.
Pek çok kişi inanamıyor buna, sanki rüyadan uyancağız ve yeniden her iki taraf da 'Hayır hayır bunlar hataydı' diyecek...

Gerçekten bu doğru. Son derece karmaşık ve zor bir yol var önümüzde. Önümüzdeki üç hafta içinde insanların gerçekle yüzleşmeleri gerekecek. Ben nefesimi tutacağım 24 Nisan'a kadar mutlu olamayacağım.
Gerçekten mi? Evet ama yine de mutlu olmalısınız, memnun olmalısınız...
Oldukça rahatladım diyebilirim, her şeyden evvel şu var: Genel Sekreter'in de ifade ettiği gibi bu artık her şeyin sonu, müzakerelerin sonuydu. Şimdi artık her şey halkların elinde. Liderlerinin de bir sorumluluğu var. Bunu halklarına izah etmeleri gerekecek ve aynı zamanda da şunu söylemeleri gerekecek: Seçenek bu planla daha iyi bir plan arasında değil. Uzun süre hiçbir çözüm olmayacak bu kabul edilmezse.
Peki bir noktada işe yaramayacağını hissettiniz mi tüm çabalarınızın?
Benim kalp atışlarımı ölçen elektro hayli iniş-çıkış gösterdi. Çok büyük değişiklikler oldu gerçekten. Ama sanırım New York'ta üzerinde mutabakata varılan anlaşmadan bu yana bir kaçınılmazlık ortaya çıktı.
Peki New York muydu esas mesele, yani olay New York'ta mı başladı?

Evet, çok hayati önem taşıyordu. New York'ta anlaşmaya varılmış olması ve tabii sadece prosedüre dair taahhütlerden dolayı değil, liderlerin ortaya koyduğu bu yöndeki iradeden ve taahhütten dolayı değil. Türkiye ve Yunanistan da dahil olmak üzere bütün taraflar şunun bilincine vardı: 'Hayır' demek, böyle bir aşamada itiraz etmek sorumsuzluğun en had safhası olacaktı. Dolayısıyla da bizleri bugünkü bu bütünlük içeren metnin oluşturulması noktasına getirdi. New York anahtar noktaydı. Ama New York toplantısı da birden ortaya çıkmadı elbette, ona doğru giden bir yol oluşturuldu. Lahey'de bir yıl önce şahit olduğumuz o başarısızlığa bakacak olursak taraflarda başarısızlığın mutlaka kaçınılması gereken bir şey olduğu, bedeli olduğu kanaati hasıl oldu. Bu yılın başı ve geçen yılın sonuna doğru bu girişim başlatıldı Türkiye tarafından.
Ne zaman bunu hissettiniz?
Sanırım en kilit nokta şu oldu: Davos'taki toplantıda Erdoğan'la BM Genel Sekreteri arasındaki toplantı esnasında ortaya çıktı bu ve bu aşamada şu açıklıkla dile getirildi: Erdoğan kararlı olduğunu ortaya koydu ve bu çerçevede de Kıbrıslı Türkleri teşvik edeceğini, bunun zeminini oluşturacağını taahhüt etti. Tabii ki müzakereler de genel sekreterin planı üzerinde olmak kaydıyla Rumlar tarafından da uzun süred
ir kabul ediliyordu.
Şaşırdınız mı Türk Başbakan'ın böyle bir girişimde bulunmasına? Çünkü Türk tarafı hep çüzüme 'Hayır' diyordu, birdenbire değişiklik oldu...
Erdoğan seçildikten birkaç hafta sonra gördüğüm ilk andan itibaren ne kadar kararlı olduğuna dair izlenim edindim. Bunu çözme iradesini hissettim. Sadece kendisi için değil ama aynı zamanda Türkiye için ve Doğu Akdeniz'deki ortamın daha da iyileştirilmesi için elbette. Başka gelişmeler oldu araya giren ve durumu karmaşıklaştıran, ancak sanıyorum k
i Erdoğan'ın başından beri niyet ettiği bir şeydi çözüm. Çok memnunum, çok mutluyum, ki çok ciddi bir irade ve uzlaşma ortaya çıktı.
Papadopulos, Talat ve ve Denktaş nasıl bir tavır takındılar sizin gözünüzden bakıldığında? Eleştirme açısından söylemiyorum, örneğin vücut dilleri nasıldı? Yani bir sanatçı gibi onları bize resmedebilirsiniz...
Şimdi bir araya geldikleri ortamın çok hayati bir önemi vardı. Yani aynı ortamda bulunuyor olmaları, yemeklerini aynı alanda yiyiyor olmaları ve birbirleriyle sürekli görüşebilecek konumda olmaları farklı bir atmosfer yarattı.
Bu, sizin fikriniz miydi?
Bu, BM'nin oluşturduğu bir fikirdi ve bu yakın temasın ortamına baktığımız zaman insanları mahkûm ettiğim için beni eleştirenler de oldu yani. Siz de gördünüz çok da çaba gerektirmedi tarafları bu şekilde bir araya getirmek. Geçen çarşamba akşamı bir araya geldi üst düzey yetkililer. Buzlar eridi, taraflar birbirleriyle konuşuyordu. Toplantı öncesi Papadapolus Erdoğan'la diyalog halindeydi. Hiçbir kopukluk yoktu, akıcı
bir diyalog vardı normal bir diyalog vardı, buzlar kırıldı, çok büyük bir fark yarattı bu.
Peki en belirleyici faktör ne oldu? Karamanlis ve Erdoğan arasındaki yakınlaşma mı?
Elbette hiç kuşku yok ki iki lider arasındaki kimya tutuyor ve birlikteyken bir vücut diline bakın, ayrıyken de bir vücut diline bakın
her ikisi de modern liderler.
Birtakım şeyleri ileriye götürmek isteyen liderler. Bu, tabii ki yeni karşılaştığımız bir şey demiyorum. Bu yakınlaşma zaten birkaç yıldır var
ancak tabii bunun güçlen
erek devam etmesini alkışlamak lazım.
Peki Türk Başbakanı'nın vücut dili nasıldı toplantı esnasında, ne tür bir müzakereciydi?
Tam olarak işin içinde yer alan bir liderdi. Mesai arkadaşlarıyla konuyu
ele alan bir liderdi sanıyorum. Buradaki anahtar nokta şu: Öyle bir liderdi ki anlaşmaya dönüktü, yani ilerleme istiyordu, geri gitmektense.
İsteksiz bir müzakereci değil olumlu yaklaşan bir müzakereciydi. Bir çözüm yolu, çıkış yolu arayan bir kişiydi.
Peki Denktaş'ın burada olmamasından memnun musunuz, kendisininin
yokluğunu hissettiniz mi?

Aslında Rauf beyi oldukça severim. Şahsi düzeyde de çok iyi anlaştığımızı söylemem mümkün. Kendisi burada olmamayı tercih etti, onun tercihi,
buna saygı duymak gerekiyor.
Peki herhangi bir farklılık yarattı mı olmaması?
Hiç kuşku yok ki Talat ve Serdar Denktaş modern politikacılar ve çözüm arayan kişiler. Birlikte ve yapıcı biçimde çalıştılar.
Sizce referandumda bir tehlike var mı?
Çok zor bir değerlendirme olur benim için bu, elbette ki olumsuz yaklaşan
kişiler var böyle bir çözüme, ancak şöyle düşünüyorum.
Eğilim genel anlamda olumlu.
Neden 24 Nisan peki? Niçin bu tarihte bir değişiklik oldu?
Çünkü şöyle düşünüldü, iyi ve sağlam bir tartışma yapılması için zamanın yeterli olmadığına karar verildi. 20'sine kadar olmayacaktı. Sadece o da değil. Dikkate almamız gereken şeylerden biri, zaman zaman göz ardı edilen noktalardan biri şu: Nisanın ikinci haftası kutsal bir hafta güneyde, bu da bir bayram kadar önemli. Dolayısıyla Genel Sekreter tüm taraflardan talepte b
ulundu, Türkiye ve Yunanistan dahil olmak üzere bir tarih seçme şansını vermelerini istedi kendilerinden.
24 Nisan'ı belirledi, bu bir avantaj, çünkü cumartesiye geliyor.

Artık geleceğe bakmak lazım

03/04/2004 RADIKAL

BM Genel Sekreteri'nin dün akşam geç saatlerde yaptığı değişikliklerden sonra Kıbrıs için çözüm planı, çok daha dengeli hale geldi. Artık müzakere perdesi kapandı ve yeni planı ölçülü bir şekilde değerlendirme zamanı geliyor. Son planın, öncekinden açıkça daha iyi olduğunu düşünüyoruz. Bunun sebebi şunlardır:
Tüm göçmenlere (yüzde 33'lük oranla) ister tam siyasi haklara sahip daimi sakinler olarak, isterse oyunu oturduğu yerden başka yerde kullanan kişiler olarak (güneyde oy kullanacaklar) kuzeye geri dönme hakkı veriyor.
Kalıcı derogasy
onları engellemekte ve tüm istisnaların en geç 20 yıl sonra kaldırılmasını şart koşuyor.
Yunanların ve Türklerin Kıbrıs'a yerleşmeleriyla ilgili yüzde 5'lik kalıcı derogasyonu yeniden gündeme getiriyor. Bu, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı
Rumların nüfus oranını korumak için ısrarla talep ettiği bir konuydu.
Kıbrıs Rum yönetimine verilecek toprakların teslim edilme şeklini önemli ölçüde değiştiriyor. Çünkü teslim edilme prosedürüne BM de katılıyor. BM, toprakların Rumlara tesliminden önce
altı ay boyunca yönetimi devralıyor.
Dürüst olmamız gerekirse, Rumlar olarak Karpaz'ın Rum yönetimine geri verilmesini, Türkiye'nin garantör haklarının tamamıyla ortadan kaldırılmasını ve zamanla Türk askerlerinin tamamının adadan ayrılmasını isterdik. El
bette bu tip müzakerelerde bir yerde kazanacak, bir yerde de kaybedeceksin. 1960'ta nelere sahip olduğumuzu ve şimdi neler aldığımızı düşünen bir kişi, kesinlikle kendini mutsuz hisseder. Ancak 1974'te neler kaybettiğimiz ve şimdi neler kazandığımız göz önüne alınırsa, tatmin olunabilir.
Annan planı, Rumlar için 1960'tan daha kötü sonuçlar doğuracak, öte yandan Kıbrıslı Türkleri de 1974'te kazandıklarından daha kötü şeyler bekliyor. BM'ye göre Annan Planı adil ve dengeli. Rumlar olarak mevcut planı reddede
rek, daha fazla ne kazanabileceğimizi hesaplamalıyız. Zaman aleyhimize işliyor. Geriye kalan tek şey, geleceğe gerçekçi ve özgüvenle bakmaktır. (Rum Politis gazetesi, başyazı, 1 Nisan 2004)

Bu kez Türkler kazançlı çıktı

03/04/2004 RADIKAL

MICHAEL JANSEN
BM, Kıbrıs sorununu çözmek için 40 yıl süren çaba ve başarısızlıklardan sonra, tarafları toplayıp bir çözüm dayatmaya karar vermiş bulunuyor.
Herhangi bir antlaşmanın nihai hedefinin, etnik federal eyaletlerde yaşasalar da iki toplumun aşamalı bütünleşm
esi olduğunda ısrarlı Kıbrıslı Rumlar, şimdi 'evet' oyu kullanmaları için yoğun baskı altında. Bir
yanda AB, Kıbrıs'ı -ülke etnik hatlar boyunca köklü bir biçimde bölünmüş halde de olsa- birliğin temel ilkelerine aykırı olarak üyeliğe kabule hazır gibi gö
rünürken, diğer yanda Annan Planı, BM Güvenlik Konseyi'ne hemen yarın onay için sunulabilir, ki bu durumda planı reddetmek daha da zorlaşır.
Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın, Batılı güçlerin sevgilisi Türkiye, kazanan taraf olacak. Eğer her iki Kı
brıslı toplum, planı kabul ederse, Türkiye Kıbrıs sorununun çözülmesini mümkün kıldığı için övülecek. Türkiye, Kıbrıslı Türklerin kontrolünü elinde tutacak ve yeni devletin merkezi hükümeti üzerinde nüfuz sahibi olacak. Kuzey kesiminin ötesinde Kıbrıs'ın tamamı, bir ölçüde Türkiye'nin himayesine girecek. Keza, Ankara'ya AB üyelik müzakerelerine başlamak için bir tarih de verilecek.
Kıbrıslı Rumlar, Annan Planı'nı reddederse (Kıbrıslı Türkler öyle yapmayacaktır) Kuzey Kıbrıs'taki statüko sürecektir. Türkiye
görevde kalacak ve 35 bin askeri varlığını sürdürecek. Bölgeye Türkiye'den daha fazla göçmen gelecek, bu da yerli Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunu ya Kıbrıs AB pasaportuna sahip olmak ya da başka yerlere gitmek için güneye göç etmeye sevk edecek. Kuzey Kıbrıs daha çok Anadolulu Kürtlerle meskûn denizaşırı bir Türk vilayeti haline gelecek.
Bürgenstock'ta olanlardan Arapların çıkaracağı ders şudur: Zayıfı kurban seçen ve zaferi güçlüye bağışlayan barış yapıcılardan uzaklaşın. Kaçması zor ya da imkânsız olan v
e İsrail'i kayıran tuzaklara düşmekten sakının. (Lübnan gazetesi, 1 Nisan 2004)

Çözüme doğru

Murat Belge

03/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs konusu artık çözüme doğru gidiyor galiba. İsviçre'deki son toplantıda Yunanistan'dan gelen, 'toplantıyı birlikte terk etme' önerisinin de kabul görmemesiyle, önümüzdeki aşama halkoylaması oldu. Özellikle Türk tarafındaki referandumdan 'hayır' çıkacağını hiç sanmıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti, AKP hükümetiyle ve çözümün gerekliliğini benimsemiş diplomatlarıyla, bu işin içinden
alnının akıyla çıktı.
Onun için, genellikle 'bizim tarafta' görmeye alışık olduğumuz bazı tuhaf sahneleri bu sefer sadece Yunan tarafında seyrettik: Karamanlis'in 'Terk edelim' önerisi burada erişilmesi zor bir 'rekor' teşkil ediyor. Ama Papandreu'nun An
nan Planı için 'Son şekliyle kabul edilemez' diyerek
'arkadan dolanıp puan alması' da alışık olduğumuz politik manevralar arasında epey 'klas' bir tanesiydi.
Bu arada, planı kabul etsinler diye o tarafa baskı yapan Batılı güçlerin 'Sonra karapara aklama
işlerini bir sorun haline getirebiliriz' demeleri de bir başka hoşluktu.
Bütün bu işler olurken Türk tarafı (öncelikle Türkiye'yi kastediyorum; Denktaş'ın varlığı, Kıbrıs Türk tarafı için aynı şeyleri söylemeyi güçleştiriyor) başından sonuna kadar temiz,
net ve tutarlı bir tavır takındı ve devam ettirdi. Bu üslup yalnız Kıbrıs'la ilgili bir olumluluk yaratmakla kalmıyor; başka sorunlarla ve gelecekle ilgili iyimser beklentiler doğmasına da imkân tanıyor.
Tarihte sıkça rastlanan bir şeydir: asıl savaş bite
r, ama kaybeden taraftan bazıları çeşitli nedenlerle (sonucu kabul etmedikleri için veya haberleri olmadığı için) direnmeye devam etmektedir. Hani, çeşitli ücra Japon adalarında böyle yıllardır savaş halinde adamlar bulunurdu, onun gibi durumlar. Şimdi, özellikle referanduma kadarki kısa sürede buna benzer bazı örneklerle karşılaşacağımızı tahmin ediyorum. Aslında ondan sonra bile tek tük 'yalnız savaşçılar' çıkabilir: çözümden sonra yeniden etnik çatışma çıkmasına yatırım yapanlar vb.
Denktaş belli ki ref
erandumda 'hayır' kampanyasına hazırlanıyor. Bunu yapmamak onun için tutarsızlık olacaktır ki Denktaş'tan beklenecek bir şey değil, tutarsızlık.
Ama burada genellikle yazıldığı, söylendiği gibi, adanın Türk tarafında böyle bir şey, imkânsız olmamakla birl
ikte, akılcı bir davranış da değil. Her şey bir yana, başından beri insanların belini büken ambargo ve benzeri birçok ciddi dertten kurtulmayı, kendi elleriyle reddetmiş olacaklar. Büyük önder Denktaş'ı mutlu etmek için bile bunu yapacaklarına
ihtimal ver
miyorum. Denktaş'ın istediği şekilde oy kullanmayı zorlayacak bir gücün harekete geçebileceğini de sanmıyorum.
Demek ki bu durumda umudumuz Rum tarafı. Gelen ilk sinyaller böyle bir şeyin pekâlâ mümkün olduğunu söylüyor. Gene bizim buradaki yorumcular bun
un da çok uzak bir ihtimal olduğu konusunda fikir birliğine varıyorlar: bölünmüş bir adayla ve Avrupa Birliği'nin geri kalanıyla kavga etmiş olarak birliğe girmek vb. Bunlar 'rasyonel' olduğu için doğru görünüyor, ama halkların her durumda rasyonel davranacağına dair bir kural yok. Kıbrıs Rum Kesimi de şimdiye kadar dünyaya bu konuda bir garanti verecek şekilde davranmış değil.
Onların 'hayır' demesi üstüne olabilecekler konusuna hiç girmeyeyim; bunlar benim bilebileceğim işler değil. Ben kendi hesabıma, u
zun yıllardır, uluslararası bir konjonktürde, Türkiye Cumhuriyeti'nin davranışından mutlu ve kıvançlı olduğumun bilincindeyim. Irak'a asker göndermeme (çok olumlu) tavrı dahi, bu şimdiki olay gibi net ve temiz biçimde cereyan edememişti.
Çözümü istemeyenl
er için, 'Ne günlere kaldık' demeli: koca Türkiye, Rumların eline kaldık.

Denktaş: Bu plan kabul edilemez

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Annan planı ne kadar iyileştirilmiş olursa olsun, olduğu şekliyle kalırsa kabul edilemez” dedi.

NTV

2 Nisan 2004— Denktaş, KKTC’den yayın yapan Avrasya Radyo Televizyonu’ne verdiği demeçte, birinci Annan Planı’nda ne istendiyse nihai planda da aynı şeylerin istendiğini savundu

“Benim görüşlerim aynıdır. Bu plan, olduğu şekliyle kabul edilemez” diyen Denktaş, Annan Planı’nda istedikleri eşit egemenliğin olmadığını, iki kesimliliğin sulandırıldığını, koruyucu tedbirlerin ve yer değiştirecekler için rehabilitasyon programının bulunmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviç
re görüşmelerinin, Türkiye’nin, “Ben varım, hala devam edebilirim” demesi, Yunanistan’ın geri çekilmesi ve Rumlar’ın, “Hayır olmaz” demesi açısından diplomatik başarı olduğunu kaydetti. Ancak Denktaş derogasyonların kalıcı olması, Türk askerinin Ada’da devam edip etmeyeceği açısından bakıldığında ise bunun başarı sayılamayacağı söyledi.

Gül: Planla ilgili iki zırhımız var

Kuzey Atlantik Konsey Toplantısına katılmak üzere Brüksel’de bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Annan Planı’yla ilgili, Türkiye’nin iki zırhının bulunduğunu söyledi.

NTV

3 Nisan 2004— Abdullah Gül, NATO karargahında düzenlediği basın toplantısında Annan Planı’nda Türkiye’nin isteklerinin yer aldığını hatırlattı.

Gül bunların; birinci zırh olarak uyum senediyle, ikinci olarak da birincil hukuk sayesinde korunduğunu söyledi.
Dördüncü Annan Planı’nın ikinci plandan daha iyi olduğunu ileri süren Gül, adadaki referandum sürecinden sonra, Annan Planı’nın TBMM’nin gündemine geleceğini açıkladı.
T
ürkiye olarak Kıbrıs sorununun çözümü için mümkün olan herşeyin yapıldığına dikkat çeken Gül, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Lüksemburg ve Almanya dışişleri bakanlarıyla yaptığı temaslarda Türkiye’nin gayretlerinin ve inisiyatifinin takdir edildiğini söyledi.

Rum kesimi referanduma hazırlanıyor

Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında toplanarak Annan Planı ve referandum konusunu ele aldı.

NTV-MSNBC

3 Nisan 2004— Toplum lideri sıfatıyla halka 24 Nisan’da referanduma gidilmesi çağrısında bulunan Papadopulos, Annan Planı’na ilişkin net tavrını Yunan Hükümeti’yle görüştükten sonra halka açıklayacağını söyledi.

 


İsviçre’deki görüşmelerden sonra ilk kez toplanan Rum Ulusal Konseyi, referandumun teknik ve yasal açıdan nasıl yapılacağını değerlendirildi. Rum yönetimi lideri Papadopulos, 24 Nisan’da referanduma gidilmesi çağrısında bulundu. Papadopulos’un bu çağrıyı BM’nin kullandığı “toplum lideri” sıfatıyla yapması dikkat çekti.

NET TAVIR YUNANİSTAN’LA GÖRÜŞTÜKTEN SONRA
Rum radyosunun haberine göre toplantıdan sonra açıklama yapan Papadopulos, 24 Nisan’da yapılacak referandumu kritik olarak niteledi ve nihai Annan planına ilişkin net tavrını, Yunanistan hükümetiyle müzakerede bulunduktan sonra Rum halkına resmen açıklayacağını da kaydetti.
‘Yabancıların Rum tarafına baskı yaptığına” ilişkin bilgileri yorumlaması istenen Papadopulos, “uluslararası unsurun Kıbrıs sorununun Annan planı temelinde çözülmesi tercihini ortaya koyduğunu, ancak R
um tarafının bütün şartları ve olguları değerlendirerek, hem ‘evet’in, hem de ‘hayır’ın yapacağı etkileri hesap ederek karar vereceğini” belirtti. Papadopulos, Rum halkına, planı detaylı olarak incelemesi, soğukkanlı ve sağduyuyla karar vermesi tavsiyesinde de bulundu.
Lüzern müzakerelerinin sonuçlarına da değinen Tasos Papadopulos, “Rum tarafının başarabildiği değişikliklerle karşılaştırıldığında, Kıbrıs Türk tarafına çok fazla şey verildiğini” söyledi.
Dün de Yunan Parlamentosu toplanarak Annan Planı ve
beraberindeki gelişmeleri görüşmüştü. Yunanistan referandum konusundaki tavrını Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos başkanlığında siyasi parti liderleriyle yapılacak toplantıda belirleyecek.

De Soto, BM Güvenlik Konseyi’ni bilgilendirdi

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Güvenlik Konseyi’ni İsviçre’deki Kıbrıs görüşmeleri hakkında bilgilendirdi. De Soto planda en kapsamlı değişikliğin mal-mülk konusunda yapıldığını söyledi.

NTV

3 Nisan 2004— Nihai planın daha kesin, daha adil ve daha basit olduğunu belirten De Soto, Kıbrıslı Türklerle Rumlara planın kendinlerine sunduğu olanağı kaçırmamaları için çağrı yaptı.

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto Güvenlik Konseyi’ne Bürgenstock’ta yapılan Kıbrıs müzakareleri hakkında bilgi verdi. Toplantı uluslararası baskılardan çekinen Yunan tarafının girişimlerine rağmen açık oturum şeklinde yapıldı. Oturumda yaklaşık 9 bin sayfalık Annan Planı’nı Güvenlik Konseyi üyelerine sunan de Soto, nihai planda en kapsamlı değişikliğin mülkiyet konusunda yapıldığını söyledi.
BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, “Biz, BM bu fırsatı onlara sunabilmek için liderleri ile birlikte çalışabilmiş olmaktan gurur duyuyoruz. Umarız ne kadar eşsiz bir imkan elde ettiklerinin değerini anlar ve Kıbrısta adil v
e kalıcı bir barış için bu fırsatı değerlendirirler” dedi.

29 MAYIS’TAN SONRA İŞLERLİK KAZANACAK
De Soto, 24 Nisan’da Ada’nın her iki tarafında yapılacak referandumda kabul edilmesi gereken planın, 29 Mayıs’ta garantör ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirmelerinin ardından işlerlik kazanacağını belirtti. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi, “Revize edilmiş plan daha adil, basit ve kesin. Yeni plan, mal ve mülkülerine el konulanlara geri verilecek toprak oranını artıracak. Ayrıca mal ve mülklerinin bir bölümünü g
eri alarak topraklarına dönecek göçmenlerin sayısında da önemli bir artış sağlayacak” diye konuştu.
Alvaro de Soto, AB’nin de birleşik Kıbrıs’ın 1 Mayıs’ta birliğe üye olabilmesi için acilen anlaşmadaki şartları düzenlemesi gerektiğini anlattı. Bu ayın Kıb
rıslılar için son 30 yılın en kritik dönemi olduğunu ifade eden de Soto Kıbrıslı Türk ve Rumlara planın kendinlerine sunduğu olanağı kaçırmamaları için çağrı yaptı.

Annan, Kıbrıs raporu hazırlıyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Güvenlik Konseyi’ne sunmak üzere, Kıbrıs müzakerelerinin ayrıntılarına ilişkin bir rapor hazırladığı bildirildi.

3 Nisan 2004— Annan’ın ayrıca Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusunda atması gereken adımlarla ilgili de bir tasarı hazırlayacağı belirtildi.


Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, söz konusu raporun birkaç hafta içinde hazır olacağını söyledi. Genel Sekreter’in buna ek olarak, Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusunda bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili bir de tasarı hazırlayacağı belirtildi. Tasarıda, 24 Nisan’da yapılacak referandumda Annan Planı’nın kabul edilmesi halinde, Ada’daki BM barış gücünün ne şekilde takviye edileceği ve personel sayısının hangi oranda artırılacağıyla ilgili önerilerin yer alması bekleniyor. Alvaro De Soto, Konsey’in Annan’ın sunacağı önerilerle ilgili 24 Nisan’dan önce bir karar almasını arzuladığını söyledi.
Öte yandan Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı daimi temsilcisi Büyükelçi Günter Pleuger, “Kendi geleceklerini tayin etme hakkının Kıbrıslılara ait olduğunu”
belirterek, Konsey’in sürece müdahale etmeyeceğini açıkladı.

Bu plana ‘hayır’ derim

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Annan planına hayır kampanyası başlatan Denktaş, Rumların dönüşü ve mülkiyet gibi konularda konulan sınırlamaların geçici olduğunu ve davet alırsa TBMM’de de konuşma yapacağını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planına hayır diyeceğini belirterek, Türk tarafına ayrıcalıklar tanıyan maddelerin tümünün geçici olduğunu söyledi. Mal mülk, tazminat, Rumların dönüşü gibi kısıtlamaların belirli yıllar için geçerli olduğunu kaydeden Denktaş, tarafsız olmayacağını ve neden hayır oyu kullanacağını halka açıklayacağını söyledi.

Devleti ve egemenliği koruma yemini olduğunu ve halka yol gösterme sorumluluğu bulunduğunu ifade eden Denktaş, hal
ka, Annan Planı’nı ‘kabul edin’ deme zorunluluğu olmadığını kaydetti.

Denktaş, ’Mal-mülk konusunda perişanlık yaratan, garantileri zaman içinde kaldıran, deragasyonları sadece şu kadar yıl kabul edip, ondan sonra bizim koruyucu tedbirlerimizi sıfırla çar
pıp ortadan kaldırmak suretiyle bizi eskiye götüren bir planı ’kabul ediniz’ demek mecburiyetim yoktur’ dedi.

REFERANDUMA GİDİLMEYEBİLİR

Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 9 Nisan’a kadar garantör ülkelerden istediği taahhütlerin verilmemesi halinde referanduma gidilmeyeceğini de kaydetti.

HURRIYET 04/04/2004

Rum partileri 15 Nisan’a kadar tavır belirleyecek

KIBRIS’ta 24 Nisan’da yapılacak referandumda Rumların ‘evet’ ya da ‘hayır’ oyu vereceği, 15 Nisan’a kadar belli olacak. Rum siyasi partilerinin en büyükleri AKEL ve DİSİ’nin alacağı kararın belirleyici olduğuna dikkat çekiliyor.

AKEL salı günü planın özünü tartışacak. 14 Nisan’da gerçekleştirilecek parti kurultayında ise nihai karar alınacak. DİSİ 15 Nisan’daki genel kurulta
y toplantısında kararını verecek. DİSİ lideri Nikos Anastasiadis ‘Rum tarafı planda talep ettiği değişikliklerin %90’ını temin etti’ dedi.

HURRIYET 04/04/2004

BM taraflara baskı yapmayacak

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Bürgenstock’ta son şeklini alan 9 bin sayfalık belgeyi Güvenlik Konseyi’ne sundu. De Soto’yu dinleyen Konsey’in taraflara 24 Nisan’daki referandumda ‘evet’ oyu kullanmayı tavsiye edeceği, ancak baskı yapmayacağı öğrenildi.

Güvenlik Konseyi toplantısından sonra açıklamada bulunan başkan Gunter Pleuger, ‘bu önemli yol ayırımında kendi geleceklerini tayin etme hakkının Kıbrıslılara ait olduğunu’ ifade etti
.

HURRIYET 04/04/2004

Ankara’da zorlu Kıbrıs haftası

Uğur ERGAN-Turan YILMAZ/ANKARA

ANKARA, önümüzdeki hafta Kıbrıs konusunda seri toplantılara ve önemli gelişmelere sahne olacak. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı son plan, yarın önce Bakanlar Kurulu’nda, ardından MGK toplantısında değerlendirilecek.

TBMM’de salı günü yapılacak Kıbrıs
özel oturumunda, gelinen nokta tüm boyutlarıyla tartışılacak. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, salı günü İsviçre’deki görüşmeler hakkında TBMM’ye bilgi verecek. Hükümet, Birleşmiş Milletler’in, taahhütün verilmesi için tanıdığı sürenin son günü olan 7 Nisan Çarşamba günü de TBMM’den karar çıkarma üzerinde duruyor. Referandumdan olumlu sonuç çıkması durumunda meclisin anlaşmayı onaylayacağına dair verilecek taahhütte, ‘meclis kararı’ formülü öne çıktı. Diplomatik kaynaklara göre formül MGK’da görüşülecek. Tamamlanmamış bir anlaşmanın TBMM’de onaylanamayacağı yorumu çıkarsa, Bakanlar Kurulu kararı veya yetki tezkeresi formülleri de gündeme gelebilecek.

HURRIYET 04/04/2004

Powell:Kıbrıs'ta B planı yok

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta her iki tarafın da 24 Nisan'daki referanduma olumlu yanıt vermelerinin kilit önem taşıdığına işaret ederek, bir B planı olmadığını referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.

Powell, Berlin'den Washington'a dönerken uçakta gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planıyla şimdi Kıbrıs'ta tarihi bir fırsatın elde edildiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dağıtımını yaptığı metne göre Powell, ''şimdi ile Nisan ayında yapılacak referandum arasında, Kıbrıslılar'ın, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat
olduğunu anlamaları için çok çalışmalıyız. Bir B planı yok. Olan bu.

Her iki taraf da ne tür çekincelere sahip olursa olsun, daha iyi bir düzenlemenin ortaya çıkması muhtemel değil'' dedi. Powell, ''Gerçek şuki, bu düzenleme kabul edilmezse, uzun bir zaman için her şey duracak.

Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda ben
de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar'ın bu anlaşmayı kavramasını cesaretlendirmek ve liderlerin durumu kendi halklarına açıklamasına yardım etmek için çok çalışıyor olacağım. Tatmin edici bir referandum sürecinin 24 Nisan'da tamamlanmasını umuyorum'' ifadelerini kullandı.

Powell, Kıbrıs konusunda, Avrupa Birliği'nin dış ilişkilerden sorumlu en üst düzeydeki yetkilisi Javier Solana ile de görüşmede bulunduğunu kaydetti.

HURRIYET 04/04/2004

Simitis, neden 'evet'i destekleyecek?

Eski Yunanistan Başbakanı, "Rumlar plana hayır derse Rum - Yunan cephesi uluslararası baskı görür" dedi

YORGO KIRBAKİ Atina

Atina'dan Annan Planı'nın son haline ilk "evet"ler çıktı. Eski Başbakan Konstantin Miçotakis'den sonra yine eski Başbakan Kostas Simitis de "evet"ten yana tavır koydu. Simitis, ayrıca Kıbrıslı Rumların 24 Nisan'da "hayır" demelerinin 8 tehlike yaratacağını belirterek, bunları sorularla şöyle sıraladı:
1. Rum yönetimi, bir daha BM'nin desteğini isteyebilecek mi?
2. Rum yönetimi, bir daha Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunabilecek mi?
3. Yunanistan, Kıbrıs yüzün
den Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkabilecek mi?
4. AB, KKTC'ye uygulanan ambargoyu daha ne kadar devam ettirecek?
5. Uluslararası toplum daha ne kadar KKTC'yi tanımayacak?
6. Bölünmüş Kıbrıs, Birleşik Kıbrıs'tan daha büyük bir gerginlik odağı olmaz mı?

7. Atina ve Rum tarafının Kıbrıs için olumsuz tavırlarına AB karşılık vermeyecek mi?
8. Bölünmüşlük resmileşirse Annan Planı'nda Rumlara verilmesi öngörülen topraklar tümden kaybedilmeyecek mi?
MILLIYET 04/04/2004

'Kararı halklar versin'

Kıbrıs Özel Temsilcisi De Soto, Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi. BM, 9 bin sayfalık çözüm planına 'ters teper' kaygısıyla onay vermekten kaçındı


Sema Emiroğlu


Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında 24 Nisan'da referanduma sunulacak çözüm planına "ters teper" kaygısıyla onay vermekten kaçındı. Konsey, "gelecek konusundaki kararın Kıbrıs halkına ait olduğunu" açıkladı. Lefkoşa ve Bürgenstock'taki görüşmeleri yürüten Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro D
e Soto, adaya dönmeden önce New York'a gelerek 9 bin sayfalık planı Güvenlik Konseyi'ne sundu.
Toplantının basına açık bölümünde bir konuşma yapan De Soto, Konsey'den planın onaylanmasını istemedi. Bürgenstock'ta anlaşmayı kabul etmeyen Rum tarafını eleşt
irmekten de kaçınan De Soto, "Genel Sekreter, çözüm metnine nihai şeklini verdi ve liderler bunu referanduma sunmayı kabul etti. Şimdi karar Kıbrıs halkının elinde" dedi.

'Kıbrıslılara bıraktık'
Güvenlik Konseyi toplantısından sonra açıklamada bulunan Başkan Günter Pleuger de, "bu önemli yol ayırımında kendi geleceklerini tayin etme hakkının Kıbrıslılara ait olduğunu" ifade etti. Pleuger, "Konsey üyelerinin kararı Kıbrıslılara bıraktıklarını ve aşırı müdahaleci görünmek istemediklerini" vurguladı.
Öte yand
an BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs ile ilgili olarak yürütülen müzakerelerin ayrıntılarını gözler önüne sermek amacıyla bir rapor hazırlıyor.

Annan'dan öneri paketi
Annan buna ek olarak, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'a ilişkin olarak bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili bir de tasarı hazırlayacak. Annan'ın önerilerinin, 24 Nisan'da yapılacak referandumdan Annan Planı'na "evet" çıkması durumunda Kıbrıs'taki BM barış gücünün (UNFICYP) ne şekilde takviye edilmesi ve personel sayısının ne oranda ar
tırılması gerektiği noktalarını içermesi bekleniyor.
Annan'ın, sunacağı öneriler konusunda Konsey'in 24 Nisan referandumundan önce bir karar almasını arzuladığı da De Soto tarafından belirtildi.

Denktaş kararlı: Plana hayır

SEFA KARAHASAN

KKTC Cumhurbaşka
nı Rauf Denktaş, referandumda, Annan Planı'na 'hayır' diyeceğini söyledi. Denktaş, KKTC'deki Avrasya Radyo ve Televizyonu'na dün yaptığı açıklamada, "Halka, 'Planı kabul edin' deme zorunluluğum yok" dedi. Planla Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkarıldığını da öne süren Denktaş, Başbakan M. Ali Talat'ın kendisinden, referandum sürecinde 'tarafsız olmasını' istediğinin anımsatılması üzerine, tavrını gerekçesiyle birlikte halkına söylemekle mükellef olduğunu belirtti. Plan kabul edildiğinde, Kıbrıs Türkü'nün, 10 yıl içinde Ada'dan gitmesinin söz konusu olduğunu anımsatan Denktaş, "Bunun için ben bu plana 'hayır' derim" diye konuştu.

Tolon: Rumların tutumu aldatmasın

TURAÇ TOP İzmir

Ege Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon, Rumların Kıbrıs'taki çözüm sürecine yönelik tutumunun aldatıcı olabileceğini belirterek, "Bütün ayrıntıları bilmeden üstünkörü olaya bakarsak, bazı şeyleri kaçırabiliriz" dedi. Toplumsal gelişimi destek faaliyetleri kapsamındaki gezisi sırasında Annan Planı'yla ilgili soruları yanıtlayan Tolon, şunları
söyledi: "Kıbrıs'ta kazançlıyız yorumları yapılıyor. Bunu söyleyenler acaba içeriğini iyi biliyor mu? Ortada 9000 sayfalık metin var. Bunu gece gündüz incelememiz lazım. Birileri kazançlı olduğumuzu söylüyor. Rumların tasarıyı istemediği söyleniyor. Buna aldanmamalıyız. Kalıcı, adil anlaşmayı destekleyeceğiz."

Genelkurmay rahatsız oldu

BARKIN ŞIK Ankara

Yunanistan'ın, Annan Planı'nda KKTC lehine derogasyonların AB birincil hukuku olabilmesi amacıyla gerekli yazılı garanti vermekten kaçınması, Genelkurmay Başkanlığı'nda rahatsızlık yarattı. AB Komisyonu, derogasyonların AB açısından kabul edildiğine ilişkin "uyum senedi"ni referandum öncesi Konsey'e sunacak. AB Konseyi, referandum sonrası senedi oylamaya götürecek. Derogasyonların birincil hukuk olabilmes
i için AB üyesi ülkelerin ulusal parlamentolarında ayrı ayrı oylanıp kabul edilmesi gerekecek. Yunanistan'ın bu aşamalarda ret oyu kullanması, derogasyonların hayata geçmesini engelleyecek.

AİHM'ye mektup: Davaları silin

YORGO KIRBAKİ

Yunan hükümeti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşbaşkanlarının, adadaki mal mülk bölüşümü konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile çözüm anlaşmasının birincil hukuk teşkil etmesi için AB'ye gönderecekleri mektupları açıkladı. AİHM mektubunda, çözüm anlaşmasının mal mülk dahil Kıbrıslı Rumları ve Türkleri birbirinden ayıran tüm sorunları çözdüğü vurgulanarak, böylesi konuların çözümünde tek söz sahibinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu belirtildi. Mektupta "AİHM'den askıdaki davaların tümünü silmesini istiyoruz" denildi. AB mektubunda da AB'den anlaşma şartlarını birincil hukuka uyumlu olacak şekilde kabul edip onaylaması istendi.
MILLIYET 04/04/2004

'Hayır'ın dayanılmaz ağırlığı

OSHAN SABIRLI Lefkoşa DHA
Kıbrıs görüşmelerinde ortaya çıkan tablodan ve Annan Planı'ndaki son değişikliklerden memnun kalmayan Kıbrıslı Rumlar, referandumda verecekleri yanıtı düşünüyor. Rum halkı, plana "hayır" denilmesi halinde, BM ile AB'nin yeni bir referandum ve "evet" denilmesi için baskı yapabileceğini düşünüyor. Plan hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaktan şikâyet eden halk, "Referanduma çok az zaman kaldı" diye yakınıyor. KKTC'de yaşayan Türklerle bir sorunlarının olmadığını belirten Rumlar, sorunun asıl kaynağının Türkiye ve Yunanistan olduğunu savunuyor. Rumlar, planda istemlerinin çok az yer bulduğunu, Türklere hakettiklerinden fazlasının verildiğini iddia ederken, Kıbrıslı Türkler ise plandaki değişikliklerden memnun.
MILLIYET 04/04/2004

'Türklere çok şey verildi'

Rum lider Papadopulos, son Annan Planı'na ilişkin tavrını, Atina'yla görüştükten sonra açıklayacak

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, İsviçre'deki Kıbrıs müzakerelerinin sonucunda çıkan plana değindi ve "Rum tarafının başarabildiği değişikliklerle karşılaştırıldığında, Kıbrıs Türk tarafına çok fazla şey verildiğini" söyledi. Ancak KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, referandumda Annan Planı'na 'hayır' diyeceğini ima eden açıklamalarına karşın Rum lider, nihai Annan Planı'na ilişkin net tavrını, Yunanistan hükümetiyle müzakered
en sonra açıklayacağını belirtti.
Rum Ulusal Konseyi toplantısının ardından açıklama yapan Papadopulos, 24 Nisan'da yapılacak referandumu kritik olarak niteledi. "Yunanistan'da plana ilişkin bazı düşüncelerin, yardımcı olmak yerine, Yunanistan'ı çok büyük
zorluklara sokacağını" kaydeden Papadopulos, Rum halkına, planı detaylı olarak incelemesi, sağduyuyla karar vermesi tavsiyesinde bulundu.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise, 24 Nisan'da Rum tarafında yapılacak referandumun geçerli olabilmesi iç
in, referandumun organize edilmesi ve gerçekleştirilmesi görevini Rum toplumu başkanı sıfatıyla Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üstleneceğini açıkladı.

MILLIYET 04/04/2004



Powell: Kıbrıs'ta B Planı yok, kabul edilmezse herşey duracak

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta her iki tarafın da 24 Nisan'daki referanduma olumlu yanıt vermelerinin kilit önem taşıdığına işaret ederek, referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.

''KIBRIS'TA BİR B PLANI YOK

Powell, Berlin'den Washington'a dönerken uçakta gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planıyla şimdi Kıbrıs'ta tarihi bir fırsatın elde edildiğini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dağıtımını yaptığı metne göre Powell, ''şimdi ile Nisan ayında yapılacak referandum arasında, Kıbrıslılar'ın, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat olduğunu anlamaları için çok çalışmalıyız. Bir B planı yok. Olan bu. Her iki taraf da ne tür çek
incelere sahip olursa olsun, daha iyi bir düzenlemenin ortaya çıkması muhtemel değil'' dedi. Powell, ''Gerçek şu ki, bu düzenleme kabul edilmezse, uzun bir zaman için her şey duracak. Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda ben de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar'ın bu anlaşmayı kavramasını cesaretlendirmek ve liderlerin durumu kendi halklarına açıklamasına yardım etmek için çok çalışıyor olacağım. Tatmin edici bir referandum sürecinin 24 Nisan'da tamamlanmasını umuyorum'' ifadelerini kullandı.
Powell, Kıbrıs konusunda, Avrupa Birliği'nin dış ilişkilerden sorumlu en üst düzeydeki yetkilisi Javier Solana ile de görüşmede bulunduğunu kaydetti.
MILLIYET 04/04/2004

Kıbrıs'ta anketler ne diyor?

KKTC'de yapılan bir ankette, 24 Nisan'da referanduma sunulacak nihai Annan planına yüzde 51.1'lik kesimin ''evet'', yüzde 48.7'lik oranın da ''hayır'' diyeceği sonucu çıktı.
Kıbrıs Genç TV'de bu akşam canlı yayımlanan ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın da konuk olarak katıldığı ''Televizyon Gazetesi'
' programında, izleyicilere, referandumda nasıl oy kullanacakları soruldu.
İnternet ve telefon aracılığıyla yapılan ankete 917 kişi katıldı. Katılımcıların yüzde 51.1'i, referandumda ''evet'', yüzde 48.7'si de ''hayır'' diyeceğini ortaya koydu.

BAŞBAKAN TALAT

Bu arada Başbakan Mehmet Ali Talat, programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, meclisten geçen referandum yasasıyla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirerek, referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını, mahkemenin vereceği kararın belli olduğunu söyledi.
''Bu anayasal bir mesele değil'' diyen Talat, şunları söyledi:
''Bu bir referandum. Cumhurbaşkanının, 'halka evet mi hayır mı diye sorabilir miyim?' diye sorması zaten abes. Hiç böyle bir şey mi olur. Hangi mahkeme 'ha
yır sormazsınız' diyecek. Olamaz öyle bir şey. Tabiki mahkeme 'tamamdır' diyecek...Yani siz bir yapı kuruyorsunuz ve artık hiç bir şekilde o yapıyı değiştiremiyorsunuz, var mı böyle bir şey dünyada?. Dünyada böyle bir yapı yoktur kalamaz zaten orada. Dolayısıyla halkın iradesi önemlidir. Halk eğer 'ben bunu değiştirdim' derse buna kimin ne söyleme hakkı var.''

''CTP 'EVET' DİYECEK''

Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP), 24 Nisan'da yapılacak referandumda ''evet'' denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.
Talat, her kuruluşun referanduma yönelik karar almada bağımsız olduğunu, ancak hükümet ortağı Demokrat Parti'nin (DP) ''hayır'' kararı alması
ndan büyük üzüntü duyacağını söyledi.
DP'nin ve DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın Annan planının iyileştirilmesinde büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, ''Bu katkıları yaptıktan sonra 'hayır' derse üzülürüm'' de
di.
Referandumda, DP'nin tutumunun belirleyici olacağının ve DP'nin kilit bir noktada bulunduğuna işret eden Talat, DP'nin referanduma ''evet'' kararı alması halinde referandum sürecinde hiç bir gerginliğinin olmayacağını kaydetti. Talat, ''Eğer DP 'evet'
kampanyası açarsa bu toplumda hiç bir gerginlik olmayacak demektir'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Denktaş ile DP'nin tavırlarının teorik olarak farklı olabileceğini, pratik olarak olmasının da Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tutumuna bağlı olduğunu ifade eden Tala
t, ''Cumhurbaşkanı eğer bunu, 'ölüm, felaket...' olarak nitelerse DP çok zorda kalır'' ifadesini kullandı.

''CUMHURBAŞKANINDAN PLANA 'EVET' DEMESİNİ RİCA ETTİM''

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, referandum sürecini gergin bir kampanyaya dönüştürmesini hiç istemediğini ve bunu Cumhurbaşkanına da söylediğini kaydeden Başbakan Talat, Denktaş'tan ''evet'' oyu vermesini rica ettiğini söyledi.
Denktaş'a, ''Hayır bunu yapmayacak olursanız lütfen gerginlik yaratmayacak bir üslup kullanın, karşı olduğunuzu söyleyin, anla
tın, ama lütfen gerginliğe yol açacak bir üslup kullanmayınız. Çünkü gerginlik yaratırsanız, kaçınılmaz olarak biz de bu yola gireceğiz'' dediğini aktaran Talat, ''Bu ayrıca siyasi kriz de doğuracak. Cumhurbaşkanı'nın şu ana kadarki tutumu 'hayır' yönünde görünmektedir. Ama dikkat ediyorsanız çok aşırı nitelemelerden kaçınmaktadır'' dedi.
Denktaş'ın tutumunun DP'yi etkileyeceğini kaydeden Talat, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP) sürpriz beklemediğini ve ''hayır'' demesini beklediğini söyledi. T
alat, ''Ben tabi demesini tavsiye etmiyorum. Eğer UBP'de bu plana 'evet' derse sanırım ki tarihin en büyük sonucunu almış oluruz'' diye konuştu.

''RUM TARAFINDA İKİ KİLİT VAR''

Talat, Kıbrıs Rum kesiminde de komünist AKEL partisi ile anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) kilit durumunda olduğunu belirterek, ''Bu iki kilit açılırsa, 'evet' derse, sonuç mutlaka olur'' ifadesini kullandı.
Rumların takıntılarından kurtulması gerektiğini belirten Talat, Kıbrıs Türkünün ayrılıkçı olmadığını ve
zamanı kollayarak Kıbrıs'ı bölmek istemediğini söyledi. Talat, ''Eskiden böyle bir iddiada bulunulabilirdi, ama bugün böyle bir şey yok. Kıbrıs Türk halkı kullandığı oylarla tutumunun ne olduğunu, ne olacağını ispat etti. Ayrılıkçı olmayanları çoğunluğa getirdi'' dedi.

MILLIYET 04/04/2004

Powell: Kıbrıs'ta B planı yok

04/04/2004 RADIKAL

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta her iki tarafın da 24 Nisan'daki referanduma olumlu yanıt vermelerinin kilit önem taşıdığına işaret ederek, referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.
Powell, Berlin'den Washington'a dönerken uçakta gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planıyla Kıbrıs't
a tarihi bir fırsatın ele geçtiğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dağıtımını yaptığı metne göre Powell, "Şimdi ile nisan ayında yapılacak referandum arasında, Kıbrıslıların, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat olduğunu anlamaları için çok çalışmalıyız. Bir B planı yok. Olan bu. Her iki taraf da ne tür çekincelere sahip olursa olsun, daha iyi bir düzenlemenin ortaya çıkması muhtemel değil" dedi. Powell, "Gerçek şu ki, bu düzenleme kabul edilmezse, uzun bir zaman için her şey duracak. Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda ben de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların bu anlaşmayı kavramasını cesaretlendirmek ve liderlerin durumu kendi halklarına açıklamasına yardım etmek için çok çalışıyor olacağım. Tatmin edici bir referandum sürecinin 24 Nisan'da tamamlanmasını umuyorum" ifadelerini kullandı.
Powell, Kıbrıs konusunda, Avrupa Birliği'nin dış ilişkilerden sorumlu en üst düzeydeki yetkilisi Javier Solana ile de görüşmede bulunduğunu kaydetti

Rumlara 'evet' dersi

Rumlara 'Referanduma evet' çağrısı yapan eski başbakan Simitis sordu: Aksi halde olumsuz Rum-Yunan tavırlarına AB'den yanıt gelmez mi?

04/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunan hükümeti, İsviçre'de mutabakat sağlanamamasına yol açan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a referandum için 'evet' mesajını verirken, Atina'dan Annan Planı'na ilk 'evet'ler çıktı. Eski Başbakan Konstantinos Miçotakis'den sonra yine eski Başbakan Kostas Simitis
'evet'ten yana tavır koydu. Simitis, Rumların 24 Nisan'da 'hayır' demelerinin se
kiz tehlike gizlediğini belirterek, bunları şöyle sıraladı.
1. Rum Yönetimi bir daha BM'nin desteğini isteyebilecek mi?
2. Rum Yönetimi bir daha Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunabilecek mi?
3. Yunanistan, Türkiye'nin AB üyeliğine Kıbrıs şartını
koyabilecek mi?
4. AB, KKTC'ye uygulanan ambargoyu daha ne kadar devam ettirecek?
5. Uluslararası toplum daha ne kadar süre için KKTC'yi tanımayacak?
6. Bölünmüş Kıbrıs birleşik Kıbrıs'tan daha büyük gerginlik odağı olmaz mı?
7. Atina ve Rum tarafının
Kıbrıs için olumsuz tavırlarına AB cevap vermeyecek mi?
8. Taksim resmileşirse Annan Planı' nda Rumlara verilecek topraklar bütünüyle kaybedilmeyecek mi?
Yunan hükümeti ise Annan Planı uyarınca Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşbaşkanlarının mal-mülk-se
rvet konularında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Çözüm Anlaşması'nın birincil hukuk teşkil etmesi için AB'ye gönderecekleri mektupları açıkladı. AİHM'ye gönderilecek mektupta, Çözüm Anlaşması'nın servet dahil Kıbrıslı Rumlarla Türkleri birbirinden ayıran tüm konuları çözdüğü vurgulanıyor. Anlaşmanın servet sorunlarının Kıbrıs'ta halledilmesi imkânı sağladığı ve tek sorumlu devletin de birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu belirtilen mektupta, "AİHM'den askıda bulunan davaların tümünü silmesini istiyoruz" deniliyor.
AB'ye gönderilecek mektupta ise, birlikten birincil hukukuna uyumlu şekilde anlaşmanın tüm şartlarını kabul edip onaylaması isteniyor. Mektupta "AB'den muktesebatın uygulanabilmesi için gerekli tedbirleri almasını ve ve Kıbrıs Türk devleti
ne ekonomik yardım dahil özel tedbirler sahiplenmesini istiyoruz" deniliyor.

'Türkler bizden çok kazandı'
Rum Yönetimi ise dün Milli Konseyi topladı. Toplantı sonrası Papadopulos "Luzern'de Kıbrıs Türk tarafına çok şey verildi. Kıbrıs Türk tarafının Annan Planı'nda yapılan değişikliklerden kazandıkları, bizim kazandıklarımızdan çok daha önemli" dedi. 24 Nisan'daki referandumla ilgili görüşünü Yunan hükümetiyle istişareler yaptıktan sonra halka açıklayacağını belirten Rum lider, diğer yandan bu dönemde Ati
na'ya gitme niyetinde olmadığını söyledi. Papadopulos "Yunan ve Rum siyasi parti liderlerinin katılımıyla Atina'da panetnik bir toplantı yaparsak, Yunanistan'ı zorda barıkabiliriz. Sorumluluk bize ait. Niye sorumluluklar Yunanistan'a devredilsin? Böyle bir şeyin başka sakıncaları da olur" diye konuştu.
Güney'de Annan Planı'nın kitapçık olarak halka bedava dağıtılacağı duyuruldu. Planının İngilizce versiyonu ve körler için İngilizce-Yunanca özel basımı da yapılacak. Referandum tarihi 24 Nisan, Rumlar için i
ki açıdan önemli. Birincisi, eski Rum lideri Glafkos Klerides'in 24 Nisan'da 86 yaşına girecek olması. İkincisi, KKTC'nin geçişleri serbest bırakma uygulamasının birinci yılını tamamlayacak olması.

Şairler birleşti bile

04/04/2004 RADIKAL

LEFKOŞA- Kıbrıs'ta 15 Rum ve Türk şair bir araya gelip İngilizce ortak bir şiir yazdı. Referandumda 'evet' çağrısı yapan şiiri Neşe Yaşın, Filiz Naldöven, Lily Michailidou, Fikret Demirağ, Elli Peoni-dou, Zeki Ali, Takis Hadjigeorgiou, Tamer Öncül, Feriha Altok, Neriman Cahit, M. Kansu, Stephanos Stephanides, Gür Genç, Jenan Selçuk, Michalis Papadopoulos, Aydın Mehmet Ali kaleme aldı.

EVET: NE MÜJDELİ BİR KELİME!
Uçan kuşa, 'evet'/Açık gökyüzüne, açık denize/Gülümseyen dudaklara 'evet' /Arzuya, umuda,
Sihirli kelimeler,/Suskun kalplerin tarihten intikamı,/Öperken aşkın rüzgârını,/Aynı ateşi paylaşmak,
Aynı şarkıyı söylemek,/Aynı tutkuyla sarhoş olmak,/Aynı ayın altında sevişmek,/Kalbimi, bedenimi tasasız bırak
Ki, konuşabileyim,/Nedir Rum nedir Türk,/Onlar birbirin
in yerini alan iki ev mi/Ağzına kadar dolu iki hayat mı?
Kendi kendilerini boşaltan,/Kum torbalarının içine,/Evet, dedim, zordur güzel bir kuşu çizmek kadar/Soyu tükenmeye yaklaşmış
Onu sana veriyorum,/Bir renk de sen katabilesin diye/Bir kuş, uzun zaman
dır kalbimde saklı,/Bir EVET kuşu, kalbimi yerinden hoplatmaya çok yakın
Al bu sevinci,/ Kuşun kanadına iliştir,/Yeni fidanlar diker gibi,/Güzel bir ormanda,
Otururum, terleyerek nefessiz,/Derinlerden içime bir dalga göndermek için/ Oraya bak, kalbimin d
ipsiz derinliklerine/ Ateşler arasındaki o şey EVET'tir
Hayat kayacak, yıldız gibi/Ve biz de değişeceğiz/Evet, başkasına açık bir el/ Farklı olana, bilinmeyene,/
Sınırdan geçtim,/Binlerce göç eden kelebeğin uğultusu arasında,/Biliyorum 1 Mayıs işte o gün
olacak/Ölüler sadece bir kere uyanacak
Senin taşlarını/Biz gömeceğiz,/Ortak evimizin temellerinde/Ah! Duvar
Bütün evren/Bir kelimeye sığıyor,/EVET, ne müjdeli bir kelime!/ Cennet gibi aşkın şarkısını söylemek
Evet de! Sürgündeki güzel komşuların için/Y
arım aralık kapını aç kendi ellerinle/Evet de! Kapının önündeki basamaklara çıkalım
Yaralarımızı temizleyelim/Öpücük üstüne öpücükle. (Dış Haberler)

KKTC'de ortam kızışıyor

Denktaş, 'Ben bu plana hayır derim. Halkıma nedenini anlatmak görevimdir' dedi. DP'de hayır kampanyası yürütmeme eğilimi ağır basarken, UBP ise Türk hükümetini Kıbrıs'ı satmakla suçladı

04/04/2004 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planı için 24 Nisan'da düzenlenecek halkoylaması için kampanya havasına girdi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önceki gece Avrasya Radyo ve Televizyonu'nda (ART) yayımlanan 'Kamuoyu' programına, "Ben bu plana 'hayır' derim. Ve halkıma da niçin 'hayır' dediğimi anlatmak görevim olur" diye konuştu. Ancak Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) hükümet ortağı olan Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti'de (DP) önceki akşam yapılan parti meclisi toplantısında 'Evet' eğiliminin ağır bastığı söyleniyor.
KKTC lideri Başbakan Mehmet Ali Talat'ın referandum sürecinde 'tarafsız olmasını' i
stediğinin anımsatılması üzerine, plana mal-mülk, garantiler ve derogasyonlarla ilgili eleştirilerini sıralayarak "Bizi eskiye götüren bir planı 'kabul ediniz' demek mecburiyetim yoktur" dedi. 'Tarafsız ol' çağrısının partilerarası seçimlerde olacağını, kendisinin devletten yana taraf olduğunu savunan Denktaş, referandum sürecinin fikir mücadelesi olarak geçmesi uyarısı yaptı: "Herkes hangi fikri benimsiyorsa istediği şekilde beyan etsin, ama kimse işi kavgaya, sövüşmeye, darbeye, taşkınlığa götürmesin. Çünkü kardeşiz. Çünkü bu adada yaşayacağız. Çünkü Rum'un karşısında yumruk gibi olmalıyız. Onlar yumruk gibidirler" dedi.
Türk hükümetiyle bakış açılarının farklı olduğunu söyleyen KKTC lideri, İsviçre görüşmeleri için 'Türkiye'nin 'Ben varım, hâlâ devam ede
bilirim' demesi, Yunanistan'ın geri çekilmesi ve Rumların 'hayır olmaz' demesi açısından diplomatik başarı' yorumunu yaptı. Denktaş, "Ama sen bu başarıyı referandumda 'evet' dedirtmek için kullanacaksan, o zaman diğer açıdan bakan, egemenlik, derogasyonların kalıcılığı, Türk askerinin kalması açısından bakan bizler için başarı sayılmaz" dedi.

'Avrupa'da isyan çıkardı'
BM Genel Sekreteri'nin 9 Nisan'a kadar garantör ülkelerden istediği taahhütlerin verilmemesi halinde referanduma gidilmeyeceğini hatırlatan Denktaş, taahhüt için TBMM'den yetki alınması ihtimaline değinerek, TBMM Genel Kurulu'ndaki Kıbrıs görüşmesinde konuşma yapması için resmi davet alması halinde gitmenin kendisi için görev olduğunu belirtti. KKTC lideri, referandumda içiçe bir dizi soru yö
neltileceğine dikkat çekerek, "Yasal açıdan bu yapılamaz. Avrupa'da bir Avrupalı'ya bu yapılamaz. Mümkün değil, isyan çıkar. Burada bize yapıyorlar" diye çıkıştı.
DP toplantısında ise 'hayır' kampanyasının Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) güçlendireceği ve
Türkiye'yle ters düşüleceği gündeme gelirken, parti kararı en geç salıya bırakıldı. DP kaynaklarına göre, 'hayır' kararı yakın bir ihtimal değil, 'evet'ten yana tavır koyulmazsa da oğul Denktaş kendi tabanını serbest bırakacak.

'Türkiye karışmasın'
Ana muhalefetteki UBP ise Türk hükümetine sert çıktı. ART' ye konuşan UBP vekili ve eski Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, "Erdoğan ulusal davayı sattı. Açıklamalarını dinlerken kahroldum.Erdoğan,Türkiye'nin başbakanlığına yakışmıyor. Anlaşıldı ki bu yükü taşıyamıyor, gaflet ve dalalet içersindedir" dedi. UBP lideri Derviş Erdoğlu da Türkiye'nin Kıbrıslı Türklerin özgür iradesine müdahale etmemesini istedi.
(aa, Radikal)

BM Güvenlik Konseyi suskun

Güvenlik Konseyi oturumundan Kıbrıs'ta taraflara 'Evet oyu verin' çağrısı çıkmadı. Annan BM'ye Kıbrıs raporu sunacak

04/04/2004 RADIKAL

AA - NEW YORK - Bürgenstock'taki Kıbrıs müzakereleri sonucunda tarafların referanduma sunma konusunda görüş birliğine vardığı Annan Planı'nın nihai hali, BM Güvenlik Konseyi'ne sunuldu. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, önceki gün Konsey'i müzakereler ve plandaki değişiklikler hakkında bilgilendirdi. Uluslararası baskıdan çekinen Yunan tarafının girişimlerine karşın açık oturum şeklinde yapılan toplantıda De Soto, "Umarız, taraflar Kıbrıs'ta adil ve kalıcı barış fırsatını değerlendirir" dedi. Ancak Güvenlik Konseyi'nin, taraflara 24 Nisan'daki referandumda 'evet' oyu kullanma çağrısı yapması yönündeki beklenti gerçekleşmedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve De Soto'ya Kıbrıs'ta çözüm çabaları için teşekkür etmekle yetinen Konsey, 'yorumsuz' kalmayı tercih etti. Başkan Gunter Pleuger, "Bu önemli yol ayırımında kendi geleceklerini tayin etme hakkı Kıbrıslılara aittir" açıklamasını yaptı. De Soto, Konsey'in bu tavrını "Kons
ey üyeleri aşırı müdahaleci görünmek istemiyor" diye yorumlarken Kıbrıs halkının referandumda, liderlerinin tayin edeceği istikamette oy kullanacağını sandığını sözlerine ekledi.

Barış gücünün takviyesi için tasarı
Öte yandan Annan da, Kıbrıs müzakerelerinin ayrıntılarına ilişkin bir rapor hazırlığında. Genel Sekreter'in raporu birkaç hafta içinde Konsey'e sunması bekleniyor. Annan ayrıca, Konsey'in Kıbrıs'ta bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili bir de tasarı hazırlayacak. 24 Nisan'daki referandum
dan 'evet' çıkması halinde Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) takviyesine dair olması beklenen tasarının, Konsey'de 24 Nisan'dan önce kabulü hedefleniyor. 9 bin sayfalık Annan Planı da, Konsey üyelerinin incelemesi için www.annanplan.org adlı sitede yayımlandı.

Diplomatik manevra

Mahfi Eğilmez

04/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs konusu çözülemeden kaldı. Ama çözülmüş olan bir şey var: Türkler, Kıbrıs konusunda son 30 yılda ilk kez diplomatik bir başarı sağlamış oldular. İlk kez Kıbrıs'ta çözüm teklifini bizim kabul ettiğimiz halde Rumların kabul etmediği ortaya çıktı. Ve dünya ilk kez bizim değil de Rumların mızıkçı olduğunu gördü. Bu başarı hükümete aittir. Geçmişin bütün şartlanmışlıklarından sıyrılıp, bütün tehdit ve şantajlara karşın bu noktaya kadar gelmemiz bir mucizeydi. Bu, yalnızca Kıbrıs konusuyla sınırlı bir adım değil bence. Öyle olsa bu kadar büyütmek gerekmezdi. Bu, bence asıl olarak bizim korkularımızdan kurtulmaya başlamamız demek. Onun için çok önemli. Eğer korkularımızın esiri olmaya devam etsek ve bu yumuşamayı göstermeseydik dünya yine bizi mızıkçı olarak bilecekti. Keşke bu adımı Annan Planı'nın ilk açıklandığı tarihte atabilmiş olsaydık. Öyle yapmış olsak bugün dünya 1.5 yıldır Rumların mızıkçılığını konuşuyor olacaktı.
Ermenistan'la ticari ilişkileri geliştirmek için yola çıkmamızın tam zamanı şimdi. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunlarda bizim Azerbaycan'ı tutmamız, onları desteklememiz son derecede doğal. Çünkü o konuda Ermenistan hak
sız. Bizim sonuna kadar Azerbaycan'ın yanında olmamızın gerektiğini düşünüyorum. Ama bu tür bir destek bizim Ermenistan'la iş yapmamıza engel oluşturmamalı.
İsrail ve Ermenistan Batı dünyası gözünde gerçekte olduğundan çok daha fazla öneme sahip iki ülke.
Bunda bu ülkelerin halkının kendilerini olduğunda daha mazlum olarak lanse etmesinin, bu ülke insanlarının önemli bölümünün ABD ve Avrupa'da yerleşmiş olmasının ve bu kişilerin gerek maddi güç olarak gerekse o toplumlarda elde ettikleri makamlar olarak önemli yerlere gelmiş olmasının etkisi olabilir. Ne olursa olsun bu ülkeler Batı uygarlığı açısından önemli görünüyor. Bizim bunlarla ilişkilerimizi iyileştirmemiz gerek. İsrail ile ilişkilerimizi iyileştirmenin karşılığını gördük. ABD'nin bize bakışı çok değişti. Öyle sanıyorum ki Ermenistan ile ilişkileri biraz düzeltsek Avrupa'nın bakışı da değişecek. Ve bu hamle bizim Avrupa Birliği maceramızı öne çekecek.
Bazı konularda çözüm yoktur. Bu gibi durumlarda rasyonel diplomasi, çözüm için değil çözüme çabalam
ak biçiminde ortaya çıkar. Çünkü çözülmeyecek bile olsa bu tür anlaşmazlıkları çözmeye çalışan taraf olmak prim yaptırır. Yunanistan bugüne kadar Kıbrıs konusunda hep böyle bir diplomasiyle prim yaparken Türkiye, hep çözümsüzlükten yana göründü. Sanki Rumlar çözüm istiyormuş da Türkler karşı çıkıyormuş gibi bir hava oluştu. Bu, yaklaşık 30 yıldır böyle algılandı dünyada. Biz ne dersek diyelim, ne kadar haksızlığa uğradığımızı anlatırsak anlatalım dünyayı çözümden yana olduğumuza ikna edemedik. Dünya, hep Rumların haklı, bizim haksız olduğumuzu düşündü. Şimdi ilk kez bizim haklı olduğumuz konuşuluyor. Bu yalnızca akılcı bir diplomasinin değil aynı zamanda geçmişteki uygulamalarımızın ne kadar hatalı olduğunun da kanıtıdır.
Onun için diyorum ki benzer bir adı
mı Ermenistan konusunda atmamızın tam zamanıdır. Sorun çözülsün ya da çözülmesin önemli olan bizim çözümden yana tavır koymamızdır.

İki devlet tek egemenlik

5. Annan Plan'nın geniş özeti....

04/04/2004 RADIKAL

Yeni devletin esasları
BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Bürgenstock'ta taraflara sunduğu Kıbrıs çözüm planına göre, iki kurucu devletten oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, tek bir uluslararası kişilik ve egemenliğe sahip olacak.
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, ancak federal parlamenton
un kabul etmesi ve Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti seçmenlerinin çoğunluğunun ayrı referandumlar aracılığıyla onayı halinde değiştirilebilecek. Anayasanın (Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ile iki kurucu devleti tarif eden) iki temel maddesi değiştirilemeyecek.
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın uygulanması Yüksek Mahkeme tarafından denetlenecek. Kuruluş Anlaşması ile kurulan yeni düzende herhangi bir tek taraflı değişiklik yapılması, herhangi bir şekilde
bölünme veya ayrılma, özellikle Kıbrı
s'ın tamamının veya bir kısmının diğer bir ülkeyle birleşmesi yasaklandı.
Kurucu Anlaşma, Garanti Anlaşması ve İttifak Anlaşması yürürlükte kalacak. Ancak bunlar 'gerekli değişikliklerle' yeni devlete uygulanabilecek.

Senato'da 24 Türk

Planda "İki kurucu devletin ilişkisinde bir tarafı öteki taraf üzerinde otorite veya yasama yetkisi iddia edemez" deniyor.
Ortak devletin senatosunda 48 sandalye, Türklerle Rumlar arasında eşit paylaştırılacak. Türk tarafının talebi üzerine, Türk kurucu devletinin senatör
lerinin sadece Türklerden oluşacağı maddesi plana kondu.
Federal devlette, Senato'nun yanı sıra Temsilciler Meclisi de bulunacak. 48 üyeli Temsilciler Meclisi'nde 36 Rum, 12 Türk var.

Başkanlık Konseyi

Başkanlık Konseyi, Rumların talebi doğrultusunda 6 Rum, 3 Türk üyeden oluşacak. İki Rum üyeyle bir Türk üyenin (toplam üç üye) oy hakkı olmayacak.
Senato ve Başkanlık Konseyi'nde tarafların veto yetkisi olmayacak. Ancak Senato'da karar çıkması için hem çoğunluk şartı hem de Türk senatörlerin beşte ikisini
n oyu aranacak. Aynı şekilde Başkanlık Konseyi'nde oy hakkı olan iki Türk üyeden en az birinin onayı olmazsa karar çıkmayacak.
13 Haziran'da tüm AB'yle birlikte Kıbrıs'ta da Avrupa Parlamentosu ve iki tarafın parlamentolarının seçimi yapılacak. Bu seçim s
onrası Başkanlık Konseyi üyeleri belirlenecek. Konsey, kendi içinden başkan ve başkan yardımcısı seçecek. Farklı kurucu devletlerden çıkacak başkan ve başkan yardımcısı, Avrupa Konseyi toplantılarına birlikte katılacak.

Davalar yeni devlete

Birleşik Kıbrıs, AİHM'ye, Rumların 1974'ten beri Türkiye aleyhine açtıkları 47 davanın muhatabının artık kendisi olduğunu bildirecek. AİHM'den, bekleyen 4 bin başvurunun düşürülmesi de talep edilecek.

Yeni bayrak göndere

24 Nisan referandumlarında iki taraftan da 'evet' çıkarsa, sonucun onaylanmasının hemen ardından şunlar yaşanacak:
Adanın her tarafında törenler düzenlenecek. Törenlerde, anayasada belirlenen bayrak dışındaki bayraklar (örneğin Türk ve Yunan bayrakları) indirilecek. Birleşik Kıbrıs'ın ve kurucu devle
tlerin marşları çalınacak, bayrakları göndere çekilecek.
Yeni plan, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Yunanistan, Türkiye ve Britanya'nın imzasını 'şart' koşuyor.
Anayasada, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının federal hükümet binalarında AB bayrağıyla
birlikte dalgalanacağı belirtiliyor. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti için belirlenen sözsüz ulusal marşın notaları ve yeni bayrağın ölçüleri de tanımlanıyor.

Yetki dağılımı

Annan Planı, kurucu anayasada açıkça belirtilmeyen tüm yetkilerin, kurucu devletler tarafından kullanılmasını öngörüyor. Buna göre kurucu devletler, federal hükümete açıkça verilmemiş olan tüm yetkileri, kendi bölgesinde ve Birleşik Kıbrıs Anayasası sınırları içerisinde, egemen bir şekilde kullanacak.
Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk
Devleti eşit yetkilere sahip olacak. İki kurucu devlet, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları içerisinde ve hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve temsili hükümet temel ilkeleri çerçevesinde kendi anayasalarını düzenleyecek.
İki kurucu devlet,
asayiş ve kamu güvenliği, turizm, kurucu devlet seviyesinde adli sistemin yönetimi, spor ve eğitim, sanayi ve ticaret, balıkçılık ve tarım, çevrenin korunması, sosyal güvenlik ve çalışma yaşamı, sağlık, şehir ve bölgesel planlama, aile, şirketler ve ceza hukuku alanlarında yetkili.
Federal devlet, dış ilişkiler, Merkez Bankası'nın çalışmaları, federal düzeydeki mali işler, AB ile ilişkiler, doğal kaynaklar, iletişim ve ulaştırma, Kıbrıs vatandaşlığı, genel ve özel aflar, fikri haklar, tarihi miras, meteor
oloji, havacılık, uluslararası denizcilik, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kıta sahanlığı ve karasuları, terörizmle mücadele alanlarında yetkili olacak.
Federal hükümet, federal seçimler ve halkoylamaları, federal yasalara karşı işlenen suçlar, federal adli s
isteminin yönetimi, federal mülkiyet konularında da yetkili olacak.

AB ile ilişkiler

Birleşik Kıbrıs'ın AB içindeki temsiliyeti, federal hükümetin yetkisindeki alanlarda federal hükümet aracılığıyla gerçekleştirilecek.
Konu kurucu devletlerin yetki alanına giriyorsa Kıbrıs, ya bir federal hükümet temsilcisi, ya da Birleşik Kıbrıs adına hareket etme yetkisi bulunması şartıyla bir kurucu devlet temsilcisince temsil edilecek.
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye karşı olan bir yükümlülüğü kurucu devletler
in yetki alanına giriyorsa, ancak bir kurucu devlet yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, söz konusu kurucu devlet sorumluluklarının gereğini yapana kadar, federal hükümet gereken önlemleri alabilecek. Kurucu devlet, aynı zamanda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu aksaklık sonucunda karşılaştığı masraflardan veya ödediği cezalardan da sorumlu olacak.

Ayrı polis teşkilatları

Kurucu devletlerin ve federal hükümetin ayrı polis teşkilatları olacak. Her iki kurucu devlette de eşit sayıda personelle hizmet verecek olan federal polis, 'Kıbrıs'ın sınırlarını denetleme, federal görevlileri, binaları ve gayrimenkulu ve yabancı yetkililerle diplomatik misyonları koruma' görevlerini üstlenecek.
Sadece bağlı bulunduğu kurucu devlet sınırları içinde faaliyet gösterece
k kurucu devlet polisleri ise, asayişin korunması ve sağlanmasıyla kamu güvenliğinden sorumlu olacak.
Devletlerin polis sayısı 700'er olacak; kurucu devlette yaşayan her 1000 kişiye en çok altı polis memuru düşebilecek. Polisler, sadece sivil görevlere uy
gun silah taşıyabilecek.
Federal ve kurucu devlet polis görevlilerinden oluşan bir ortak soruşturma bürosu da oluşturulacak. İki kurucu devletin de eşit sayıda görevliyle temsil edileceği büro, federal başsavcıya karşı sorumlu olacak.

Toprak devri

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle yasal olarak Kıbrıs Rum Devleti'nin bir parçası olacak toprak ayarlamasına tabi bölgeler, üç yılı geçmeyecek geçici bir süre için Kıbrıs Türk Devleti tarafından yönetilecek.
Bu bölgelerin yönetimi Rum Devleti'ne BM gö
zetiminde altı aşamada devredilecek:
1. aşama, 104 günde devredilecekler: Ara Bölge, Maraş, Erenköy
2. aşama, 6 ayda devredilecekler: Düzce ve Taşköy
3. aşama, 1 yılda devredilecekler: Bademliköy, Ömerli ve Kırklar bölgeleri
4. aşama, 2 yılda devredile
cekler: Çayönü, Güvercinlik, Akdoğan, Türkmenköy, Gayretköy, Yeşilırmak ve Soli bölgeleri
5. aşama, 2.5 yılda devredilecekler: Gazimağusa, Haspolat, Alayköy ve Bostancı bölgeleri
6. aşama, 3 yılda devredilecekler: Korkuteli, Dörtyol, Pirhan, Paşaköy, Tür
keli, Yılmazköy, Şirinevler, Akçiçek, Kozan, Kılıçarslan,
Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Mevlevi, Kalkanlı, Akçay, Güzelyurt, Güneşköy, Aydınköy, Yeşilyurt, Gemikonağı ve Yedidalga bölgeleri.

Mülkiyet hakları

Taşınmaz mallara ilişkin talepleri Kuruluş Anlaşması'nda yer alan kriterlere göre değerlendirmek üzere bağımsız ve tarafsız bir Mülkiyet Kurulu oluşturulacak. Mülkiyet haklarının ne şekilde kullanılabileceği, etkilenen malın bulunduğu yere göre olacak.
Toprak ayarlamasına tabi bölgelerin şimdiki sakinl
erinin haklarını ve menfaatlerini korumak için özel düzenlemeler yapılacak. Yeniden yerleştirilecek kişilerin hane halkı olarak kaydı yapılacak. Topluluk halinde yaşayan kişiler topluluk olarak yeniden yerleştirilmeyi talep edebilecek. Yeterli maddi imkâna sahip kişiler, ilgili bölgenin idaresinin devri için anlaşılmış tarihten en geç bir ay önce malı boşaltacak. Yeterli maddi imkâna sahip olmayan kişilere, alternatif konut belirlendikten sonra, yeniden yerleştirme için üç aydan az olmayan bir ihbar süresi verilecek. Küçük çocukları, yaşlı bireyleri ve sakat bireyleri olan aileler için özel tedbirler alınacak.

Mülkiyet hakları

Tasarrufu kaybeden mal sahibine, mal üzerinde etkin denetim kullanabilmesini sağlayacak şekilde, kendi amaçları için kullanım da dahil olmak üzere malın yasal ve fiziksel tasarrufunu vermek suretiyle haklarının yeniden kazandırılması sağlanacak. Herhangi bir tasarrufu kaybeden mal sahibi tazminat talep edebilecek. Tazminat almayı seçen veya mallarına ilişkin hakları mülkiyet düzenlemeleri altında iade edilmeyen tasarrufu kaybeden mal sahipleri tam ve etkin tazminat alabilecek.
Tazminatın düzeyi, Mülkiyet Kurulu tarafından uluslararası standartlara göre belirlenecek ve tasarrufun kaybedildiği zamanki
değerin kıyaslanabilir yerlerdeki
gayrimenkul değerlerindeki artışa göre ayarlanması temelinde hesaplanacak. Tazminat, etkilenen malın Mülkiyet Kurulu'na devredilmesi karşılığında Tazminat Fonu'ndan hazırlanan tazminat bonoları şeklinde ödenecek.

Hak iadesinde kısıtlamalar

Kurucu devletteki toplam toprak alanının ve konut sayısının en çok yüzde 10'una ve herhangi bir belediye veya köydeki toplam alanın ve konut sayısının en çok yüzde 20'sine ilişkin tasarruf hakları, diğer kurucu devletten gelen kişilere iade edilecek.
Büyükten küçüğe o
lmak üzere yaş sırasına göre öncelik tanınarak uygun talep sahiplerine hakları iade edilecek. Ancak, bu kısıtlamalar 1974'te çoğunlukla Marunilerin yaşadığı köyler ve Karpaz bölgesindeki Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Sipahi ve Adaçay için geçerli değil.

Askerler

Garanti Antlaşması; Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenine ek olarak, kurucu devletlerin toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzeni kapsayacak.
Anlaşmaya göre, 2011'e kadar tüm rütbeler dahil olmak üzere 6 biner, 2018'e kadar 3 biner Türk ve Yunan askeri, Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti'nde konuşlandırılabilecek. Bu tarihten sonra 1960 anlaşmalarındaki gibi sembolik olarak 950 Yunan, 650 Türk askeri kalabilecek. Ancak Türkiye'nin AB'
ye girişiyle, tüm Türk ve Yunan askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi de değerlendirilecek.
Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe konulması, BM Barış Gücü tarafından izlenecek. BM Barış Gücü, federal hükümet her iki kurucu devletin onayını da alarak aksine karar alınc
aya kadar adada kalacak.
Kıbrıslı Türk ve Rum askeri birlikleri feshedilecek. Sportif silahlar haricindeki tüm silahların kullanımı yasaklanacak.
Kıbrıs, her iki kurucu devletten onay almadan, toprağını uluslararası askeri operasyonlara açmayacak. Bu kon
uda Türkiye AB'ye girene kadar, Türkiye ve Yunanistan'ın rızası da gerekli.

Vatandaşlık

Tek bir Kıbrıs vatandaşlığının yanı sıra, aynı zamanda Türk kurucu devleti veya Rum kurucu devleti iç vatandaşlık statülerinden birine sahip olunması öngörülüyor.
Federal seçimlerde iç kurucu devlet vatandaşlığı statülerine göre, kurucu devlet seçimleri ile yerel seçimlerde ise sürekli ikâmet edilen yerde oy verilecek.
Hangi kurucu devlet vatandaşı olunduğuna bakılmadan, tüm Kıbrıslılar için dolaşım özgürlüğü olacak.
Sonradan Kıbrıs vatandaşı olabilme koşulları da sıralanıyor.
Vatandaşlığa kabul edilmek için koşullar: 18 yaş veya üzerinde olmak, dört yılı Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra olmak üzere Kıbrıs'ta kesintisiz en az dokuz yıl ikamet etmek,
resmi dillerden birini bilmek, güvenlikle ilgili bir yasağa tabi olmamak ve cezai mahkûmiyeti bulunmamak.
Kolaylaştırılmış vatandaşlık kazanmak için de Kıbrıs vatandaşı olan veya Kıbrıs vatandaşlığına kabul edilen kişilerle en az 2 yıldan bu yana evli ola
n eşlerin talebi gerekiyor. Vatandaşlık, Kıbrıs vatandaşlığı kazanmış kişilerin reşit olmayan çocukları tarafından doğrudan kazanılacak.
Anlaşmaı yürürlüğe girdiğinde, 1963'te Kıbrıs vatandaşlığına sahip olan herhangi bir kişiyle onun soyundan gelenler ve
bu kişilerin eşleriyle adadaki her iki tarafın lideri tarafından verilecek ve eşlerle çocuklar dahil 45 bin kişiyi içerecek listede yer alan kişiler Kıbrıs vatandaşı olacak.
BM Genel Sekreteri'ne iki tarafın ayrı ayrı sunacağı listede yer almak için şu k
işiler müracaat edebilecek: 18 yaşına basmadan önce en az 7 yıl ve son 5 yıl içinde en az 1 yıl Kıbrıs'ta sürekli ikamet etmiş olan 18 yaş veya üzerindeki kişiler ve bu kişilerin Kıbrıs'ta sürekli ikamet eden reşit olmayan çocukları. Kıbrıs'ta kesintisiz 7 yıldan fazla bir süre sürekli ikamet etmiş olan kişiler. Öncelik, kaldıkları sürenin uzunluğuna bağlı olacak.
Bir Kıbrıs vatandaşı, Kuruluş Anlaşması yürürlüğe girdiğinde Kıbrıs Rum kurucu devleti veya Kıbrıs Türk kurucu devleti bölgesinde ikamet ediyor
olmasına bağlı olarak, iki devletten birinin vatandaşlığını kazanacak.
Anlaşma yürürlüğe girdiğinde, aşağıdaki köylerden birinde yaşayan kişiler 1 yıl içerisinde, diğer iç kurucu devlet vatandaşlığı statüsüne sahip olmayı tercih edebilecek.
Maruni köyler
i: Gürpınar, Özhan, Karpaşa ve Koruçam/Kormakiti
Mesarya: Pile, Yılmazköy ve Türkeli
Dillirga: Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy
Karpaz: Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Sipahi, Adaçay, Yeşilköy, Agios Therissos ve
Ziyamet
Kıbrıs dışında yaşayan Kıbrıs vatandaşları, atalarının 1974 öncesinde
Kıbrıs Rum veya Kıbrıs Türk toplumuna mensup olmalarına bağlı olarak iç kurucu devlet vatandaşlığı statüsü kazanacak.
Bir kurucu devlet, Kuruluş Anlaşması'ndaki hükümlere uygu
n olarak kendi bölgesinde ikamet etmeyi seçen diğer devletten kişilere, kendi vatandaşlığı statüsünü vermek zorunda değil. Ancak kurucu devletler bu durumdaki vatandaşlara siyasi haklar tanımak zorunda.
İlk 6 yıl boyunca, sürekli ikamet hakkı üzerinde mor
atoryum konulurken, 7. ve 10. yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun en çok yüzde 7'si kadar kişiye, 11. ve 15. yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun en çok yüzde 14'ü kadar kişiye, 15. yıldan sonra da, ilgili kurucu devlet nüfusunun en çok yüzde 21'i kadar kişiye ikamet hakkı tanınıyor.
Bu sınırlamalar, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden 2 yıl sonra, 65 yaş üzerindeki eski sakinlerden herhangi biri ve onun eşi veya tek bir kardeşi ile belirli köylerin eski sakinleri ve onların soyundan
gelenlere uygulanmayacak. Bu köyler şunlar:
Dillirga köyleri: Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Erenköy ve Madenliköy
Mesarya: Pile, Yılmazköy ve Türkeli
Karpaz: Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Sipahi ve Adaçay
Diğer kurucu devlette i
kamet tesis etmede öncelik, ilk olarak malının tasarrufu kendisine iade edilen kişilere ve onların ailelerine, ikinci olarak ilgili belediye veya köyün sırasıyla 1963 veya 1974'ten önceki sakinlerine, üçüncü olarak da her iki kategorideki kişilerin vârislerine verilecek.
İkamet üzerindeki sınırlamalar adanın tümünde dolaşım özgürlüğüne engel olmayacak. Buna; herhangi bir Kıbrıs vatandaşının ortalama olarak haftada 3 gün, tasarrufu kendisine iade edilen malında veya Kıbrıs'ın herhangi bir yerindeki bir kona
klama yerinde tatil yapması veya kalması da dahil ediliyor.

Seçimler

Kıbrıs vatandaşları, kurucu devlet ve yerel seviyedeki seçimlerle ilgili siyasi haklarını iç kurucu devlet vatandaşlığı statüsüne bakılmadan, sürekli ikamet ettikleri yerde kullanacak. Federal seviyedeki seçimlerde ise tüm Kıbrıs vatandaşları, yine ikamet ettikleri yere bakılmaksızın, iç kurucu devlet vatandaşlığı statüsüne göre oy kullanacak.
Bir Kıbrıs vatandaşı, seçimlerde, ikamet ettiği yerde oy kullanma hakkını, ikametini tesis etm
esini izleyen altı ayda elde edecek.

Türk ve Yunanlı ikameti

Türk ve Yunan vatandaşları Birleşik Kıbrıs'tan, ülkeye giriş ve ikamet hakları konusunda, AB kanununun ve AB'ye katılım anlaşmasının izin verdiği ölçüde eşit olacak.
Kurucu devletlere, Türk ve Yunan vatandaşlarına, Kıbrıs Türk ya da Kıbrıs Rum kurucu devletinin iç kurucu devlet vatandaşlığı statüsüne sahip Kıbrıs vatandaşlarının yüzde 10 seviyesine kadar sürekli ikamet hakkı verme yetkisi verilecek. Öncelik, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girm
esinden itibaren Kıbrıs'ta kalma süresinin uzunluğuna bağlı.
Bu sınırlamalar, 7 yıldan fazla kalmamaları şartıyla, öğrenciler ve üniversitelerin geçici akademisyenlerine uygulanmayacak.
Sürekli ikamet hakkı kazanan Yunan ve Türk vatandaşlarının siyasi ha
kları yok. Bu kişilerin siyasi hak kullanabilmeleri için, Kıbrıs vatandaşlığını kazanması gerekiyor.

Tatil günleri

Referandum tarihi olan 24 Nisan, Birleşik Kıbrıs'ın milli bayramı. Şu günlerde resmi tatil yapılacak: 1 Ocak (yılbaşı), 1 Mayıs (İşçi Bayramı), 9 Mayıs (Avrupa Günü), 25 Aralık (Noel), Paskalyadan önceki cuma (Good Friday), Paskalya, Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günleri, Mevlid Kandili.
Türkler ve Rumlar arasında karşılıklı anlayışı geliştirmek için bağımsız bir 'Uzlaştırma Komisyonu'
oluşturulacak. Bu komisyon, Kıbrıs sorununun tarihini yeniden yazacak.

S. Denktaş: Partide farklı görüşler var

Demokrat Parti Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Annan planı ve referandum konusunda partisinde farklı görüşler olduğunu belirterek, “Karar almak için acele etmeyeceğiz. En büyük çekincem hissi ve partisel hareketlerle halkın bölünmesidir” dedi.

Referanduma karşı tavır belirlemeleri halinde dahi koalisyon ortağı olarak süreçle ilgili hazırlıkları tamamlayacaklarını ve hükümetin etkilenmeyeceğini söyleyen Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın tutumuyla ilgili olarak ise, “Değişikliklerle ilgili şikayeti yok, işin felsefesi, zemini ile ilgili çekinceleri var” dedi.

Koalisyon ortağı Demokrat Parti Parti Meclisi, İsviçre Zirvesi’yle yaşanan gelişmeleri değerlendirmek amacıyla bu akşam toplandı. Bakanlar ve milletvekillerinin de katılımıyla saat 20.30’da başlayan toplantıda, İsviçre zirvesinde KKTC’yi temsil eden heyette yer alan Genel Başkan Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş gelişmeler hakkında bilgi verecek.

KARAR ALINMAYACAK

Parti Meclisi toplantısına girmeden soruları yanıtlayan Denktaş, toplantıda genel değerlendirme yapacaklarını, ancak karar almayacaklarını söyledi.

“Hissiyatla değil mantıkla hareket etmek durumundayız” diyerek ancak ayrıntılı değerlendirmelerin ardından karar üretme noktasına geleceklerini söyleyen Denktaş, Annan Planı’nda önemli iyileştirmeler olduğunu, ancak süreçle ilgili soğukkanlı değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu kaydetti.

PARTİDE FARKLI DÜŞÜNCELER VAR

“Siz sürece, değişikliklere katkıda bulundunuz. Bu koşullarda DP’nin referandumda hayır deme ihtimali var mı” şeklindeki soruya Denktaş, şu karşılığı verdi:

“Partide bu anlamda farklı düşünceler var. Partinin iç durumu tam anlamıyla halkın konumunu yansıtıyor. Bu nedenle çok tartışmamız, konuşmamız lazım. Unutmamamız gerekir ki bu planın bu şekilde oluşmasında bizim katkımız oldu, ama bu plan bizim planımız değil. Bize sunulan planda elimizden geldiğince düzeltmeler yaptık. Bundan sonra önemli olan varılacak sonucun yaşayabilir bir sonuç olması...”

MÜKELLEFİYETLER YERİNE GETİRİLECEK... HÜKÜMET ETKİLENMEYECEK

Partinin referanduma yönelik tavrının hazırlıkları engellemeyeceğini belirterek, “Hayır desek bile son güne kadar mükellef olduğumuz, taahhüt ettiğimiz adımların atılması konusunda en ufak bir sıkıntı olmayacak” diyen Denktaş, “Hükümet partisi olarak referanduma yönelik hazırlık yaparken referandumda hayır demeniz çelişki olmaz mı” şeklindeki soruya da şu karşılığı verdi:

“Çelişki olmaz. Hükümet olarak üzerimize düşen sorumluluklar var. Ben hayır diyebilirim, sonuç evet çıkar...Bu durumda mükellef olduğumuz hazırlıkları yapmazsak bütün halk kaybeder. Bu nedenle karar ne isterse olsun hazırlıkları bitirmek zorundayız.”

DP Genel Başkanı Denktaş, koalisyon ortaklarının referanduma yönelik farklı tutum takınmaları halinde hükümetin etkilenmeyeceğini de kaydetti.

CUMHURBAŞKANI FELSEFEYE KARŞI

DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Denktaş’la bu sabah yaptıkları 4 saatlik değerlendirme toplantısıyla ilgili sorulara karşılık da, çalışmalar tamamlanmadan yorum yapmanın doğru olmadığını söyledi ve Cumhurbaşkanı ile yarın yeniden bir araya geleceklerini bildirdi.

Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın endişelerinin anımsatılması üzerine ise şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı yapılan değişikliklerle ilgili şikayetçi değil, zaten kimse olamaz. Cumhurbaşkanı’nın işin felsefesi, zemini ile ilgili çekinceleri var. Değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz.”

Denktaş, “Cumhurbaşkanı’nın ikna olacağına inanıyor musunuz” sorusuna da, “Bilemiyorum, şu anda tahminde bulunmak istemem. Bu aşamada benim için önemli olan partimin vereceği karar” ifadelerini kullandı.

HALKIN SESI 04/04/2004

45 bin kişilik liste hazırlanıyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Annan planında iyileştirmeler olduğu konusunda ikna olduğunu, ancak önemli olanın bunları benimsemesi olduğunu belirterek, “Değerlendirmelerimiz sürecek” dedi.

Annan planıyla ilgili tüm kademelerde yapılacak değerlendirmelerin ardından kısa sürede referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, verilen taahhüt uyarınca Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili 45 bin kişilik listenin de hazırlandığını bildirdi.

CTP MECLİS GRUBU TOPLANDI

Cumhurbaşkanlığında dün sabah yapılan yaklaşık 4 saatlik değerlendirme toplantısının ardından saat 14.30’da CTP Meclis Grubu’nu toplantıya çağıran Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ardından partisine bilgi vereceğini, ayrıca hükümet içinde ortak değerlendirme yapılacağını ve Bakanlar Kurulu ile Meclis’in de toplantıya çağrılabileceğini söyledi. Talat, değerlendirme toplantılarının ardından referandum için kampanya başlatılacağını kaydetti.

DENKTAŞ’IN BENİMSEMESİ ÖNEMLİ

CTP Meclis Grubu toplantısına girerken soruları yanıtlayan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, İsviçre müzakerelerine katılan heyetle birlikte dün sabah ilk olarak Cumhurbaşkanı Denktaş’a bilgi verdiklerini anlattı.

Başbakan Talat, “Plandaki iyileştirmeler hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ikna ettiniz mi” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Değerlendirmelerimiz sürüyor. Ama planda iyileştirmeler olduğu kesin, bunu sanıyorum Cumhurbaşkanı da kabul eder. İyileştirme olduğu konusunda ikna oldu. Bu açık ve nettir. Önemli olan bunları benimseyip benimsemediğidir. Bu konuda değerlendirmeler sürüyor....”

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın dünkü bilgilendirmeden sonraki tutumu ve referanduma yaklaşımıyla ilgili sorulara ise, “Ona sormanız gerekir” diyerek yanıtladı.

OPTİMUM SONUÇ

Cumhurbaşkanı Denktaş ile ortak değerlendirmelerin süreceğini, koalisyon ortaklarının kendi aralarında ve hükümet içinde gelişmeleri değerlendireceğini söyleyen Talat, özetle şunları kaydetti:

“Bana göre optimum sonuç elde edilmiştir. Yani bu bir zafer değil. Çünkü zafer olursa diğer taraf kaybetmiş demektir ve böyle bir anlaşma olmaz. Bu bizim bütün olanaklarımızla elde edebileceğimiz en iyi sonuçtu, bunu elde ettik. Bu noktada artık herkes oturup düşünecek, hesabını kitabını yapacak, ‘bugünkü durumla kıyaslandığında lehimize mi, aleyhimize mi’ diye değerlendirip karara varacaklar.”

ÇOK İŞ VAR...45 BİN KİŞİLİK LİSTE DE HAZIRLANIYOR

Hızlı bir değerlendirme sürecinin ardından 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, bununla birlikte yeni meclisin oluşumu, eş başkanların tayini, federal kurumların personeli ve federal yönetime ayrılacak binalarla ilgili taahhütler bulunduğunu anlattı.

“Yapacak çok işimiz var” diyen Talat, bir soruya karşılık, BM’nin 9 Nisan’a kadar istediği garantilerle ilgili yazılı taahhüdün Kıbrıs’taki tarafları değil, Türkiye ve Yunanistan’ı kapsadığını da söyledi.

Başbakan Talat, referanduma kadar TC kökenli vatandaşlarla ilgili 45 bin kişilik listeyi BM Genel Sekreteri’nin adadaki temsilcilerine teslim etmek zorunda olduklarını da söyledi ve “Liste hazırlanıyor” dedi.

TÜRKİYE VE DÜNYA KIBRIS’A ENDEKSLİ

Bakanlar Kurulu ile Meclis’in ne zaman toplantıya çağrılacağı ise kesinleşmedi.

Rum Ulusal Konseyi ise bugün toplanacak.

Türkiye de tüm birimleriyle Kıbrıs’a endekslenmiş durumda. Kıbrıs’la ilgili yoğun bir trafiğin yaşandığı Türkiye’de Milli Güvenlik Kurulu pazartesi Kıbrıs gündemiyle ikinci toplantısını yapacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi de Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla salı günü toplanacak.

BM Güvenlik Konseyi de dün akşam Kıbrıs konulu özel bir oturum yaptı. Kapalı oturumda BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto Konsey’e Kıbrıs gelişmeleri hakkında bilgi verdi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Annan planında iyileştirmeler olduğu konusunda ikna olduğunu, ancak önemli olanın bunları benimsemesi olduğunu belirterek, “Değerlendirmelerimiz sürecek” dedi.

Annan planıyla ilgili tüm kademelerde yapılacak değerlendirmelerin ardından kısa sürede referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, verilen taahhüt uyarınca Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili 45 bin kişilik listenin de hazırlandığını bildirdi.

CTP MECLİS GRUBU TOPLANDI

Cumhurbaşkanlığında dün sabah yapılan yaklaşık 4 saatlik değerlendirme toplantısının ardından saat 14.30’da CTP Meclis Grubu’nu toplantıya çağıran Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ardından partisine bilgi vereceğini, ayrıca hükümet içinde ortak değerlendirme yapılacağını ve Bakanlar Kurulu ile Meclis’in de toplantıya çağrılabileceğini söyledi. Talat, değerlendirme toplantılarının ardından referandum için kampanya başlatılacağını kaydetti.

DENKTAŞ’IN BENİMSEMESİ ÖNEMLİ

CTP Meclis Grubu toplantısına girerken soruları yanıtlayan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, İsviçre müzakerelerine katılan heyetle birlikte dün sabah ilk olarak Cumhurbaşkanı Denktaş’a bilgi verdiklerini anlattı.

Başbakan Talat, “Plandaki iyileştirmeler hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ikna ettiniz mi” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Değerlendirmelerimiz sürüyor. Ama planda iyileştirmeler olduğu kesin, bunu sanıyorum Cumhurbaşkanı da kabul eder. İyileştirme olduğu konusunda ikna oldu. Bu açık ve nettir. Önemli olan bunları benimseyip benimsemediğidir. Bu konuda değerlendirmeler sürüyor...."

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın dünkü bilgilendirmeden sonraki tutumu ve referanduma yaklaşımıyla ilgili sorulara ise, “Ona sormanız gerekir” diyerek yanıtladı.

OPTİMUM SONUÇ

Cumhurbaşkanı Denktaş ile ortak değerlendirmelerin süreceğini, koalisyon ortaklarının kendi aralarında ve hükümet içinde gelişmeleri değerlendireceğini söyleyen Talat, özetle şunları kaydetti:

“Bana göre optimum sonuç elde edilmiştir. Yani bu bir zafer değil. Çünkü zafer olursa diğer taraf kaybetmiş demektir ve böyle bir anlaşma olmaz. Bu bizim bütün olanaklarımızla elde edebileceğimiz en iyi sonuçtu, bunu elde ettik. Bu noktada artık herkes oturup düşünecek, hesabını kitabını yapacak, ‘bugünkü durumla kıyaslandığında lehimize mi, aleyhimize mi’ diye değerlendirip karara varacaklar."

ÇOK İŞ VAR...45 BİN KİŞİLİK LİSTE DE HAZIRLANIYOR

Hızlı bir değerlendirme sürecinin ardından 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik kampanyanın başlayacağını söyleyen Talat, bununla birlikte yeni meclisin oluşumu, eş başkanların tayini, federal kurumların personeli ve federal yönetime ayrılacak binalarla ilgili taahhütler bulunduğunu anlattı.

“Yapacak çok işimiz var” diyen Talat, bir soruya karşılık, BM’nin 9 Nisan’a kadar istediği garantilerle ilgili yazılı taahhüdün Kıbrıs’taki tarafları değil, Türkiye ve Yunanistan’ı kapsadığını da söyledi.

Başbakan Talat, referanduma kadar TC kökenli vatandaşlarla ilgili 45 bin kişilik listeyi BM Genel Sekreteri’nin adadaki temsilcilerine teslim etmek zorunda olduklarını da söyledi ve “Liste hazırlanıyor” dedi.

TÜRKİYE VE DÜNYA KIBRIS’A ENDEKSLİ

Bakanlar Kurulu ile Meclis’in ne zaman toplantıya çağrılacağı ise kesinleşmedi.

Rum Ulusal Konseyi ise bugün toplanacak.

Türkiye de tüm birimleriyle Kıbrıs’a endekslenmiş durumda. Kıbrıs’la ilgili yoğun bir trafiğin yaşandığı Türkiye’de Milli Güvenlik Kurulu pazartesi Kıbrıs gündemiyle ikinci toplantısını yapacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi de Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla salı günü toplanacak.

BM Güvenlik Konseyi de dün akşam Kıbrıs konulu özel bir oturum yaptı. Kapalı oturumda BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto Konsey’e Kıbrıs gelişmeleri hakkında bilgi verdi.

HALKIN SESI 03/04/2004

Askerlik kalkıyor

İKİ YIL SONRA ASKERLİK YOK... Kıbrıs'ta varılacak bir çözümden sonra askerlik de kalkacak. Annan Planı zemininde, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesinden iki yıl sonra askeri birlikler dağılacak ve askerlik kalkmış olacak

ANNAN PLANI NE DİYOR? Annan Planı'da "güvenlikle ilgili geçici düzenlemelerin" ele alındığı beşinci ekin ikinci maddesinde konu, zaman dilimlerine bölünerek hallediliyor. Planda, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum askeri birlikleri ve yedek birliklerinin tasfiye edileceği, silahlarının da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarından, belirli bir zaman çizelgesine bağlı kalınarak kaldırılacağı belirtiliyor

l DÖRT AŞAMADA KALDIRILACAK... Askerlik dört safhada kaldırılacak. Tasfiye işlemleri, plan yürürlüğe girdikten 150 gün sonra başlayacak. İlk dört ay içerisinde birliklerin yüzde 20'si tasfiye edilecek. Daha sonraki altı aylık süreçte yüzde 25, ikinci altı aylık süreçte yüzde 25 ve son sekiz aylık süreçte de yüzde 30'luk askeri birlik tasfiye edilecek ve iki yıl tamamlandığında askerlik kalkacak

Kıbrıs'ta varılacak bir çözümden sonra askerlik de kalkacak. Annan Planı zemininde, Birleşik Kıbrıs'ın kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesinden iki yıl sonra askeri birlikler dağılacak ve askerlik kalkmış olacak.

Askerlik dört safhada kaldırılacak. Tasfiye işlemleri, plan yürürlüğe girdikten 150 gün sonra başlayacak.

İlk dört ay içerisinde birliklerin yüzde 20'si tasfiye edilecek. Daha sonraki altı aylık sürede yüzde 25'i, ikinci altı aylık süreçte yüzde 25'lik ve son sekiz aylık süreçte de yüzde 30'luk askeri birlik tasfiye edilecek ve askerlik toplam iki yılda tamamlanmış olacak.

Annan Planı'nın son şeklinin taraflara sunulmasıyla birlikte referandum sürecine giren Kıbrıslı Türkler, referandumda çıkacak sonuç ile birlikte en çok askerlik konusunun planda nasıl ele alındığını merak ediyor.

Annan Planı'da "güvenlikle ilgili geçici düzenlemelerin" ele alındığı beşinci ekin ikinci maddesinde konu, zaman dilimlerine bölünerek hallediliyor.

Planda, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum askeri birlikleri ve yedek birliklerinin tasfiye edileceği, silahlarının da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarından, belirli bir zaman çizelgesine bağlı kalınarak, kaldırılacağı belirtiliyor.

Tasfiye işlemleri, ilk aşamada plan yürürlüğe girdikten 150 gün sonra başlayacak.

270'ini güne ulaşıldığında tasfiye işlemleri, mevcut birliklerin toplamının %20'sini kapsayacak. Yani ilk 4 ay içerisinde tüm birliklerin %20'si tasfiye edilecek.

Bu ilk sürecin ardından 271'inci günde başlayacak olan ikinci süreç 450'nci güne kadar sürecek olan altı aylık süreçte birliklerin %25'i tasfiye edilecek.

451'inci günde başlayacak olan üçüncü zaman dilimi yani ikinci altı aylık süreç dahilinde %25lik birlik daha tasfiye edilip son dönem olan 631'inci günden 870'inci güne kadar da kalan %30'luk birlik de tasfiye edilmiş olunacak. Yani son zaman dilimi sekiz aylık bir sürece yayılıyor ve bunun sonunda tüm birliklerin tasfiyesi tamamlanmış olacak.

KIBRIS 04/04/2004

CTP "Evet" diyor

OLAĞANÜSTÜ KURULTAYA ÖNERİLECEK... CTP-Birleşik Güçler Parti Meclisi, dün yaptığı toplantıda, 24 Nisan'da yapılacak referandumda Annan Planı çerçevesinde çözüme "evet" denilmesi yönünde tavsiye kararı aldı. Başbakan Mehmet Ali Talat, parti meclisinin "evet" kararının 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya önerileceğini açıkladı. Talat, kurultaydan oybirliğiyle "evet" kararı beklediklerini söyledi

CTP-Birleşik Güçler Parti Meclisi, dün yaptığı toplantıda, 24 Nisan'da yapılacak referandumda Annan Planı çerçevesinde çözüme "evet" denilmesi yönünde tavsiye kararı aldı.

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat, dün gece Genç TV'de yayımlanan "TV Gazetesi" programında yaptığı açıklamada, parti meclisinin "evet" kararının 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya önerileceğini ifade etti. Talat, kurultaydan oybirliğiyle "evet" kararı beklediklerini söyledi.

Başbakan Talat, Annan Planı'nın son şeklinin tamamen istenilen şekilde olmamakla birlikte, Bürgenstock'taki kazanımlarla birlikte, çok önemli haklar içerdiğini ve Türk tarafı için "evet" denilebilecek nitelikte olduğunu ifade etti.

Nikah şahidi önerisi

Başbakan Talat, bu sözlerinin hemen ardından canlı yayına bağlanan genç bir bayanın, "Nişanlım Türkiye uyruklu ve evlenmeye çekiniyoruz" şeklindeki sorusu üzerine; oldukça keyiflenerek, "Bu pazara yetişmez ama gelecek pazara nikahı kıyınız, ben de şahidiniz olayım. Çekinecek bir şey yok" dedi.

DP'nin 'hayır'ı üzer

Başbakan Talat, iktidar ortağı DP'nin "hayır" kararı almasının kendisini üzeceğini belirterek, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve arkadaşlarının plandaki yeni kazanımlar için çok emek harcadığını vurguladı.

Talat, DP'nin "hayır" kararının referandum sürecinde gerginliğe de neden olabileceğini kaydetti.

Denktaş ve UBP'ye "evet" çağrısı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBP'ye, Annan Planı çerçevesinde çözüm için referandumda "evet" deme çağrısı da yaptı.

KIBRIS 04/04/2004

Annan, Güvenlik Konseyi'ne rapor ve öneri paketi hazırlıyor

BİRKAÇ HAFTA İÇİNDE HAZIR OLACAK... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs ile ilgili olarak yürütülen müzakerelerin ayrıntılarını gözler önüne sermek amacıyla bir rapor ve öneri paketi hazırladığı bildirildi. Rapor ve öneri paketi Güvenlik Konseyi'ne sunulacak. Raporun birkaç hafta içinde hazır olacağı bildirildi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs ile ilgili olarak yürütülen müzakerelerin ayrıntılarını gözler önüne sermek amacıyla bir rapor hazırladığı bildirildi.

Söz konusu rapor, Güvenlik Konseyi'ne sunulacak. Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, raporun birkaç hafta içinde hazır olacağını söyledi.

Annan'ın buna ek olarak, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili olarak bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili bir de tasarı hazırlayacağı, De Soto tarafından ifade edildi. Annan'ın önerilerinin, 24 Nisan'da yapılacak referandumdan Annan Planı'na "evet" çıkması durumunda UNFICYP'in ne şekilde takviye edilmesi ve personel sayısının ne oranda artırılması gerektiği noktalarını içermesi bekleniyor.

Annan'ın, sunacağı öneriler konusunda konseyin, 24 Nisan referandumundan önce bir karar almasını arzuladığı da De Soto tarafından belirtildi.

Annan'ın 9 bin sayfa tutan ayrıntılı planı, Güvenlik Konseyi üyelerinin inceleyebilmeleri için internete konuldu. Annan Planı'na www.annanplan.org adresinden ulaşılabiliyor.

Konsey müdahale etmiyor

Öte yandan, Güvenlik Konseyi toplantısından sonra açıklamada bulunan başkan Gunter Pleuger, "bu önemli yol ayırımında kendi geleceklerini tayin etme hakkının Kıbrıslılara ait olduğunu" ifade

etti.

Annan ve De Soto'ya, soruna çözüm getirmek amacıyla harcadıkları çabalardan ötürü teşekkür eden Pleuger ile aynı görüşü savunan De Soto da "Konsey üyelerinin kararı Kıbrıslılara bıraktıklarını ve aşırı

müdahaleci görünmek istemediklerini" vurguladı.

Konsey üyelerine Annan Planı'yla ilgili brifing verdikten sonra gazetecilerin sorularını cevaplandıran De Soto, "Kıbrıs halkının referandumda, liderlerinin tayin edecekleri istikamet yönünde oy

kullanacaklarını sandığını" sözlerine ekledi.

KIBRIS 04/04/2004

De Soto, BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi

EN KAPSAMLI DEĞİŞİKLİK MAL- MÜLK KONUSUNDA... BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Güvenlik Konseyi'ni, İsviçre'deki Kıbrıs görüşmeleri hakkında bilgilendirdi. De Soto, planda en kapsamlı değişikliğin mal-mülk konusunda yapıldığını söyledi. Nihai planın daha kesin, daha adil ve daha basit olduğunu belirten De Soto, Kıbrıslı Türklerle Rumlara planın kendilerine sunduğu olanağı kaçırmamaları için çağrı yaptı

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Güvenlik Konseyi'ni İsviçre'deki Kıbrıs görüşmeleri hakkında bilgilendirdi. De Soto planda en kapsamlı değişikliğin mal-mülk konusunda yapıldığını söyledi.

Nihai planın daha kesin, daha adil ve daha basit olduğunu belirten De Soto, Kıbrıslı Türklerle Rumlara planın kendilerine sunduğu olanağı kaçırmamaları için çağrı yaptı.

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Güvenlik Konseyi'ne Bürgenstock'ta yapılan Kıbrıs müzakereleri hakkında bilgi verdi. Toplantı uluslararası baskılardan çekinen Yunan tarafının girişimlerine rağmen açık oturum şeklinde yapıldı. Oturumda yaklaşık 9 bin sayfalık Annan Planı'nı Güvenlik Konseyi üyelerine sunan de Soto, nihai planda en kapsamlı değişikliğin mülkiyet konusunda yapıldığını söyledi.

BM'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, "Biz, BM bu fırsatı onlara sunabilmek için liderleri ile birlikte çalışabilmiş olmaktan gurur duyuyoruz. Umarız ne kadar eşsiz bir imkan elde ettiklerinin değerini anlar ve Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barış için bu fırsatı değerlendirirler" dedi.

29 Mayıs'tan sonra işlerlik kazanacak

De Soto, 24 Nisan'da Ada'nın her iki tarafında yapılacak referandumda kabul edilmesi gereken planın, 29 Mayıs'ta garantör ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirmelerinin ardından işlerlik kazanacağını belirtti.

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi, "Revize edilmiş plan daha adil, basit ve kesin. Yeni plan, mal ve mülklerine el konulanlara geri verilecek toprak oranını artıracak. Ayrıca mal ve mülklerinin bir bölümünü geri alarak topraklarına dönecek göçmenlerin sayısında da önemli bir artış sağlayacak" diye konuştu.

Alvaro de Soto, AB'nin de birleşik Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta birliğe üye olabilmesi için acilen anlaşmadaki şartları düzenlemesi gerektiğini anlattı. Bu ayın Kıbrıslılar için son 30 yılın en kritik dönemi olduğunu ifade eden de Soto Kıbrıslı Türk ve Rumlara planın kendilerine sunduğu olanağı kaçırmamaları için çağrı yaptı.

KIBRIS 04/04/2004

Cumhurbaşkanı Denktaş: Annan Planı'na "hayır" diyeceğim

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın olumsuzluklarını göz önünde bulundurduğunda, plana "hayır" diyeceğini ve neden "hayır" diyeceğini de halka açıklayacağını söyledi.

Devleti ve egemenliği koruma yemini olduğunu ve halka yol gösterme sorumluluğu bulunduğunu ifade eden Denktaş, halka, Annan Planı'nı 'kabul edin" deme zorunluluğu olmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, önceki akşam bir televizyon programında yaptığı açıklamada, Annan Planı'nın, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkaran bir plan olduğunu belirtti.

Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, kendisinden, referandum sürecinde "tarafsız olmasını" istediğinin anımsatılması üzerine, Annan Planı konusundaki tavrını, gerekçesiyle birlikte halkına söylemekle mükellef olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

"Mal-mülk konusunda perişanlık yaratan, garantileri zaman içinde kaldıran, deragasyonları sadece şu kadar yıl kabul edip, ondan sonra bizim koruyucu tedbirlerimizi sıfırla çarpıp ortadan kaldırmak

suretiyle bizi eskiye götüren bir planı 'kabul ediniz' demek mecburiyetim yoktur."

Referandum sürecinde bir fikir mücadelesinin yapılacağına işaret ederek, kimsenin işi kavgaya götürmemesini, medeni bir şekilde davranılmasını isteyen Denktaş, "Herkes hangi fikri benimsiyorsa

istediği şekilde fikrini beyan etsin, ama kimse işi kavgaya, sövüşmeye, darbeye, taşkınlığa götürmesin. Çünkü kardeşiz. Çünkü bu adada yaşayacağız. Çünkü Rum'un karşısında yumruk gibi olmalıyız.

Onlar yumruk gibidirler" dedi.

Devletten yana tarafım

"Tarafsız ol" çağrısının partilerarası seçimlerde olacağını, kendisinin devletten yana taraf olduğunu kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

"Ama bu 'Devlet ortadan kalksın mı, Türkiye'nin garantisi sona gelsin mi, bizim talep ettiğimiz koruma tedbirleri (derogasyonlar) daimi olarak kalsın mı yoksa bir süre sonra ortadan kalksın ve Kıbrıs,

1963'ten evvelki Kıbrıs haline gelsin mi? Toprak konusunda yaratılan harabiyet kabul edilsin mi?' bütün bunlar gündemdedir. Ve benim değerlendirmeme göre, Kıbrıs Türkü'nün, Miçotakis'in deyimiyle, bu plan kabul edildiği takdirde Kıbrıs'ta 10 yıl içinde adadan çekilip gitmesi bahis konusudur. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumda, ben bu plana 'hayır' derim. Ve halkıma da niçin 'hayır' dediğimi anlatmak görevim olur."

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, Türk hükümeti ile aralarında mesafe olmadığını, ancak Türk Hükümeti'nin konuya bakış açısının kendilerinden biraz farklı olduğunu belirterek, "Kıbrıs

Türkü, bugün kaderini tayin aşamasına gelmiş bulunuyor. Anavatanlarını arkalarında görmek ister" dedi.

Denktaş, KKTC'den 1. Annan Planı'nda ne istendiyse 5. Annan Planı'nda da aynı şeylerin

istendiğini belirterek, "Benim görüşlerim aynıdır. Bu plan, olduğu şekliyle kabul edilemez" dedi.

İsviçre görüşmelerinin, "Türkiye'nin 'Ben varım, hâlâ devam edebilirim' demesi, Yunanistan'ın geri çekilmesi ve Rumların 'hayır olmaz' demesi açısından diplomatik başarı olduğunu" kaydeden Denktaş,

şöyle devam etti:

"Ama sen bu başarıyı niçin kullanacaksın. Planı kabul ettirmek için, referandumda 'evet' dedirtmek için kullanacaksan, o zaman bu plana, diğer açıdan bakan, egemenlik açısından, derogasyonların kalıcı

olup olmadığı açısından, Türk askerinin adada devam edip etmeyeceği açısından bakan bizler için başarı sayılmaz."

Denktaş, Annan Planı'nda istedikleri eşit egemenliğin olmadığını, iki kesimliliğin sulandırıldığını, koruyucu tedbirlerin ve yer değiştirecekler için rehabilitasyon programının olmadığını söyledi.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusunda kandırıldığını ve yanlış bir kararla Güney Kıbrıs'ı üyeliğe aldığını ifade eden Denktaş, AB'nin bu yanlışını anlayarak, şimdi bütün Kıbrıs'ı istediğini, bu nedenle her şeyin 1 Mayıs takvimine yetiştirilmeye çalışıldığını ve kendilerine akıl almaz baskılar yapıldığını kaydetti.

Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmediğini, referandumlarda tek sorunun sorulduğunu, ancak 24 Nisan'da yapılacak referandumda "Anlaşmayı kabul ediyor musunuz, eklerini kabul ediyor musunuz, yasalarını kabul ediyor musunuz, iki tarafın anayasasını ve müşterek devletin anayasasını kabul ediyor musunuz ve bütün bunların neticesinde AB'ye de girmeyi istiyor musunuz?" diye iç içe geçmiş sorular sorulacağını anlattı.

Yasal açıdan bunun yapılamayacağını ve Avrupa'da bir Avrupalıya bunun yapılamayacağını ifade eden Denktaş, "Mümkün değil, isyan çıkar. Burada bize yapıyorlar" dedi.

Annan'ın istediği taahhütler

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 9 Nisan'a kadar garantör ülkelerden istediği taahhütlerin verilmemesi halinde referanduma gidilmeyeceğini söyledi.

Türkiye'nin bu imzayı verebilmesi için meclisten yetki alması gerekebileceğini kaydeden Denktaş, şunları söyledi.

"1960 anlaşmalarını değiştirecek olan, Türkiye'nin 'tanırım' dediği ve bunca yıl tanıdığı ve kurtuluşu için de şehitler verdiği bir devleti ortadan kaldıracak olan bir anlaşmayı meclisten yetkisiz imzalayabilirler mi, imzalayamazlar mı, ben Türk kanunlarını bilmediğim için bir şey söyleyemem."

Denktaş, başka bir soruya karşılık, Kıbrıs konusunun görüşüleceği Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda konuşma yapması için resmi bir davet alması halinde gitmenin kendisi için görev olduğunu da belirtti

KIBRIS 04/04/2004

Toplumcu Kurtuluş Partisi, halka çağrı yaptı: Referandumda "evet" oyu kullanın

TKP Genel Başkan Vekili Mehmet Davulcu, "TKP'nin referandumla ilgili kararı, 50 yıllık acılara son verecek 'evet'tir" diyerek, Kıbrıs'ta yaşayan tüm halklara referandumda "evet" oyu kullanmaları çağrısı yaptı.

TKP Lefkoşa İlçe Örgütü tarafından önceki akşam Lefkoşa Boğaz Restaurant'ta dayanışma gecesi düzenlendi. Dayanışma gecesine TKP üye ve sempatizanları yanında KSP, BKP, BES, Çağ-Sen, Tıp-İş ve bazı sivil örgütlerinin temsilcileri de katıldı.

TKP Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, gecede konuşma yapan TKP Genel Başkan Vekili Mehmet Davulcu, referandumda verilecek evet yanıtının, Kıbrıs Türk halkını mevcut düzeninden çıkaracağını ve Kıbrıs'a barış ve huzuru getireceğini söyledi.

Çözüm, barış ve AB üyeliği yolunda büyük mesafe kat edildiğini ve artık sonuca ulaşılmak üzere olduğunu belirten Davulcu, "Bu süreç son derece zorlu oldu. Ancak kısa sürede başarıyla tamamlanacağına inanıyoruz. Yarım yüzyıldır süren çözümsüzlük yakında artık tarihe karışacaktır" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın adıyla anılan çözüm planının, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik olarak bugüne kadar ortaya konulan en iyi seçenek olduğunu ifade eden Mehmet Davulcu, TKP'nin bu plana en başından "müzakereye zemin" olarak sahip çıktığını ve son şeklini de büyük süratle değerlendirerek çözüme zemin olarak kabul ettiğini kaydetti.

Davulcu, aralık seçimleri öncesinde TKP ile güçbirliğine giden parti ve örgütlerin bu güçbirliğini hâlâ sürdürdüklerini belirtirken, partisinin gelinen yeni süreçte de emeğin savunucusu olmaya devam edeceğini vurguladı. Davulcu şöyle dedi:

"Çözüm ve barış yolunda güç birliği yaptığımız örgütlerle birlikteliğimizi koruyarak yolumuza devam etmekte kararlıyız. Bizim birlikteliğimiz, Kıbrıs'ta barışın gücü olacaktır. Birlikte durduğumuz sürece başarısızlık söz konusu olamaz. Hep birlikte Kıbrıs'ta barış ve demokrasi için çalışacağız."

KIBRIS 04/04/2004

Meclis’te Kıbrıs görüşülecek

28 Mart yerel seçimler nedeniyle çalışmalarına ara veren TBMM, haftaya Kıbrıs konusundaki gelişmelerle başlayacak.

Ankara
AA

4 Nisan 2004— Bürgenstock’taki görüşmelerin tamamlanmasının ardından TBMM Başkanlığı’na Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında bilgi vermek istediğini bildiren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Genel Kurul’un bu haftaki çalışmasının ilk gününde bunu gerekleştirecek.

TBMM’de bu hafta Kıbrıs konusundaki gelişmeler ele alınacak. 28 Mart yerel seçimler nedeniyle çalışmalarına ara veren TBMM, haftaya Kıbrıs konusundaki gelişmelerle başlayacak. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 6 Nisan Salı günü Genel Kurul’a bilgi verecek.
Bürgenstock’taki görüşmelerin tamamlanmasının ardından TBMM Başkanlığı’na Kıb
rıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında bilgi vermek istediğini bildiren Gül, Genel Kurul’un bu haftaki çalışmasının ilk gününde bunu gerekleştirecek.

SİYASİ PARTİLERİN GÖRÜŞLERİ
Gül’ün konuşmasının ardından siyasi parti temsilcileri de görüşlerini dile getirecek. Kıbrıs ile ilgili görüşmenin ardından Uzman Jandarma Kanunu’nda değişiklik içeren yasa tasarısı ele alınacak. Tasarı, Jandarma Genel Komutanlığı bandosuna bayan uzman personel alınmasına imkan tanıyor.
Genel Kurul’da bu hafta sözlü sorular
da görüşülecek. Ayrıca, Genel Kurul gündeminde bulunan çok sayıda uluslararası ve ikili anlaşmanın da 7 Nisan Çarşamba ve 8 Nisan Perşembe günü yasalaşması bekleniyor.

İHTİSAS KOMİSYONLARI
TBMM’deki bazı ihtisas komisyonları da gündemlerindeki yasa tasarısı ve tekliflerini ele alacak. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, 6 Nisan Salı günü Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ile TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın verdiği Meclis Vakfı Kanunu teklifini görüşecek.
Bazı bakanlar hak
kında oluşturulan soruşturma komisyonları da çalışmalarını sürdürecek. CHP ve AK Parti TBMM Grubu, 6 Nisan salı günü toplanarak, yerel seçimlerin ardından ilk grup toplantılarını gerçekleştirecek.

Powell: Kıbrıs’ta B planı yok

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs’ta referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.

Washington
NTV-MSNBC

4 Nisan 2004— Powell, “Gerçek şu ki, bu düzenleme kabul edilmezse, uzun bir zaman için her şey duracak. Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs’ta her iki tarafın da 24 Nisan’daki referanduma olumlu yanıt vermelerinin kilit önem taşıdığına işaret ederek, referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.
Powell, Berlin’den Washington’a dönerken uçakta gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planıyla şimdi Kıbrıs
’ta tarihi bir fırsatın elde edildiğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın dağıtımını yaptığı metne göre Powell, “şimdi ile Nisan ayında yapılacak referandum arasında, Kıbrıslılar’ın, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat olduğunu anlamaları için çok çalışmalıyız. Bir B planı yok. Olan bu. Her iki taraf da ne tür çekincelere sahip olursa olsun, daha iyi bir düzenlemenin ortaya çıkması muhtemel değil” dedi.

“ÇOK ÇALIŞIYOR OLACAĞIM”

Powell, “Gerçek şu ki, bu düzenleme kabul edilmezse, uzun bir zaman için he
r şey duracak. Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda ben deKıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar’ın bu anlaşmayı kavramasını cesaretlendirmek ve liderlerin durumu kendi halklarına açıklamasına yardım etmek için çok çalışıyor olacağım. Tatmin edici bir referandum sürecinin 24 Nisan’da tamamlanmasını umuyorum” ifadelerini kullandı.

Rum Kesimi’nde ‘hayır’ protestosu

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin başkenti Lefkoşa’da Annan Planı’na ‘hayır’ denmesini isteyen 7 bin kişilik bir kalabalık gösteri düzenledi.

 


 

Lefkoşa
AA

4 Nisan 2004— Bu arada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılan bir ankette, 24 Nisan’da referanduma sunulacak nihai Annan Planı’na yüzde 51.1’lik kesimin “evet”, yüzde 48.7’lik oranın da “hayır” diyeceği sonucu çıktı

Başkent Lefkoşa’daki ana meydan, 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan Planı’nın son haline hayır denmesini isteyen 7 bin kişinin düzenlediği bir gösteriye sahne oldu. Gösteride üzerinde Rumca “hayır” yazan mavi beyaz pankartlar taşıdı.

KKTC’DE TV ANKETİNDE ‘EVET’ ÇIKTI
Öte yandan Kıbrıs Genç TV’de yayınlanan ve Başbakan Mehmet Ali Talat’ın da konuk olarak katıldığı “Televizyon Gazetesi” programında, yapılan ankette katılan 917 kişinin yüzde 51.1’i, referandumda “evet”, yüzde 48.7’si de “hayır” diyeceğini belirtti.
Talat, programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, Meclis’ten geçen referandum yasasıyla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirdi.
Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu Cu
mhuriyetçi Türk Partisi’nin 24 Nisan’da yapılacak referandumda “evet” denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.

KKTC’deki ankette ‘evet’ çıktı

KKTC’de yapılan bir ankette, 24 Nisan’da referanduma sunulacak nihai Annan planına yüzde 51.1’lik kesimin “evet”, yüzde 48.7’lik oranın da “hayır” diyeceği sonucu çıktı.

Lefkoşa
AA

4 Nisan 2004— Bu arada, Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP), 24 Nisan’da yapılacak referandumda “evet” denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.


Kıbrıs Genç TV’de bu akşam canlı yayımlanan ve Başbakan Mehmet AliTalat’ın da konuk olarak katıldığı “Televizyon Gazetesi” programında, izleyicilere, referandumda nasıl oy kullanacakları soruldu.
İnternet ve telefon aracılığıyla yapılan ankete 917 kişi katıldı. Katılımcıların yüzde 51.1’i, referandumda “evet”, yüzde 48.7’
si de “hayır” diyeceğini ortaya koydu.

TALAT’TAN ELEŞTİRİ
Bu arada Başbakan Mehmet Ali Talat, programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, meclisten geçen referandum yasasıyla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirerek, referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını, mahkemenin vereceği kararın belli olduğunu söyledi. “Bu anayasal bir mesele değil” diyen Talat, şunları söyledi:
“Bu bir referandum. Cumhurbaşkanının, ‘halka evet mi hayır mı diye sorabilir miyim?’ diye sorması zaten
abes. Hiç böyle bir şey mi olur. Hangi mahkeme ‘hayır sormazsınız’ diyecek. Olamaz öyle bir şey. Tabiki mahkeme ‘tamamdır’ diyecek...Yani siz bir yapı kuruyorsunuz ve artık hiç bir şekilde o yapıyı değiştiremiyorsunuz, var mı böyle bir şey dünyada?. Dünyada böyle bir yapı yoktur kalamaz zaten orada. Dolayısıyla halkın iradesi önemlidir. Halk eğer ‘ben bunu değiştirdim’derse buna kimin ne söyleme hakkı var.”

“CTP ‘EVET’ DİYECEK”
Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP), 24 Nisan’da yapılacak referandumda “evet” denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.
Talat, her kuruluşun referanduma yönelik karar almada bağımsız olduğunu, ancak hükümet ortağı Demo
krat Parti’nin (DP) “hayır” kararı almasından büyük üzüntü duyacağını söyledi. DP’nin ve DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Annan planının iyileştirilmesinde büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, “Bu katkıları yaptıktan sonra ‘hayır’ derse üzülürüm” dedi.
Referandumda, DP’nin tutumunun belirleyici olacağının ve DP’nin kilit bir noktada bulunduğuna işret eden Talat, DP’nin referanduma “evet” kararı alması halinde referandum sürecinde hiç bir gerginliğinin olmayacağı
nı kaydetti.
Talat, “Eğer DP ‘evet’ kampanyası açarsa bu toplumda hiç bir gerginlik olmayacak demektir” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Denktaş ile DP’nin tavırlarının teorik olarak farklıolabileceğini, pratik olarak olmasının da Cumhurbaşkanı Denktaş’ın tutu
muna bağlı olduğunu ifade eden Talat, “Cumhurbaşkanı eğer bunu, ‘ölüm, felaket...’ olarak nitelerse DP çok zorda kalır” ifadesini kullandı.

“DENKTAŞ’TAN ‘EVET’ DEMESİNİ RİCA ETTİM”
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, referandum sürecini gergin bir kampanyaya dönüştürmesini hiç istemediğini ve bunu Cumhurbaşkanına da söylediğini kaydeden Başbakan Talat, Denktaş’tan “evet” oyu vermesini rica ettiğini söyledi.
Denktaş’a, “Hayır bunu yapmayacak olursanız lütfen gerginlik yaratmayacak bir üslup kullanın, karşı olduğunuz
u söyleyin, anlatın, ama lütfen gerginliğe yol açacak bir üslup kullanmayınız. Çünkü gerginlik yaratırsanız, kaçınılmaz olarak biz de bu yola gireceğiz” dediğini aktaran Talat, “Bu ayrıca siyasi kriz de doğuracak. Cumhurbaşkanı’nın şu ana kadarki tutumu ‘hayır’ yönünde görünmektedir. Ama dikkat ediyorsanız çok aşırı nitelemelerden kaçınmaktadır” dedi.
Denktaş’ın tutumunun DP’yi etkileyeceğini kaydeden Talat, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi’nden (UBP) sürpriz beklemediğini ve”hayır” demesini beklediğini
söyledi. Talat, “Ben tabi demesini tavsiye etmiyorum. Eğer UBP’de bu plana ‘evet’ derse sanırım ki tarihin en büyük sonucunu almış oluruz” diye konuştu.

“RUM TARAFINDA İKİ KİLİT VAR”
Talat, Kıbrıs Rum kesiminde de komünist AKEL partisi ile anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DİSİ) kilit durumunda olduğunu belirterek, “Bu iki kilit açılırsa, ‘evet’ derse, sonuç mutlaka olur” ifadesini kullandı. Rumların takıntılarından kurtulması gerektiğini belirten Talat, Kıbrıs Türkünün ayrılıkçı olmadığını
ve zamanı kollayarak Kıbrıs’ı bölmek istemediğini söyledi.
Talat, “Eskiden böyle bir iddiada bulunulabilirdi, ama bugün böyle bir şey yok. Kıbrıs Türk halkı kullandığı oylarla tutumunun ne olduğunu, ne olacağını ispat etti. Ayrılıkçı olmayanları çoğunluğ
a getirdi" dedi.

Ankara’da Kıbrıs yoğunluğu

Ankara bu hafta Kıbrıs’la ilgili önemli toplantılara sahne olacak. Gelişmeler Pazartesi günü önce Bakanlar Kurulu’nda ardından olağanüstü toplanacak MGK’da, Salı günü de Meclis Genel Kurulu’nda ele alınacak.

Ankara
NTV

4 Nisan 2004— Bürgenstock’taki görüşmelerin tamamlanmasının ardından Meclis Başkanlığı’na Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi vermek istediğini bildiren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Salı günü bunu gerçekleştirecek.


Kıbrıs’taki son durum yarın önce Bakanlar Kurulu’nda değerlendirilecek. Öğleden sonra saat 14.30’da da MGK gündemine taşınacak. İsviçre’de yapılan Kıbrıs müzakerlerinde varılan noktanın değerlendirilmesi için Perşembe günü tek gündem maddesiyle yapılan MGK’da, Kurul’un Pazartesi günü yeniden toplanması kararlaştırılmıştı.
Toplantı sonrasında yayınlanan bildiride, MGK’nın “ortaya çıkan metinlerin kapsamlı bir biçimde değerlendirilmesine fırsat tanımak üzere” Pazartesi günü yenide
n biraraya geleceği bildirilmişti.
Bürgenstock’taki görüşmelerin tamamlanmasının ardından Meclis Başkanlığı’na Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi vermek istediğini bildiren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Salı günü bunu gerçekleştirecek. Gül’
ün Genel Kurul’daki konuşmasının ardından siyasi parti temsilcileri de görüşlerini dile getirecek.

Gözler Ankara’da

TBMM Başkanı Bülent Arınç, ''Denktaş ne zaman arzu ederlerse ne zaman uygun bulurlarsa biz kendilerine konuşma imkanı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız'' dedi.

Arınç, AA muhabirinin, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın da 6 Nisan Salı günü TBMM Genel Kurulu'nda konuşması yönünde CHP Grup Başkan vekili Haluk Koç'un başvurusuna neden olumlu yanıt vermediğine ilişkin sorusunu yanıtladı.

Denktaş şu veya bu kuruluşun şu veya bu partinin önermesi ile Meclisimize gelebilecek, konuşma yapabilecek bir kişi olduğu gibi, kendi arzuları, iradeleri ile ne zaman arzu ederlerse ne zaman uygun bulurlarsa biz kendilerine konuşma imkanı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız. Ancak endişem ve korkum şudur ki bir kısım siyasi partilerin ve siyasetçilerin Kuzey Kıbrıs Türk toplumunda yapılacak referandumu bir iç politika malzemesi haline getirmek ve bazı kişiler üzerinden siyaset yapmak istemesi doğru bir davranış değildir. Kuzey Kıbrıs Türk toplumunda 24 Nisan'da yapılacak olan referandumu Türkiye'den olumlu ya da olumsuz bir karara yol açacak bir şekilde yönlendirmemiz hiçbir zaman doğru olamaz.

DENKTAŞ'A BÜYÜK SAYGI VAR

Denktaş ve Talat'ın konuşma istemlerine gelince; Denktaş'a TBMM'nin büyük bir saygısı vardır. Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye ne zaman teşrif etmişlerse ne zaman Meclis'te konuşmayı arzu etmişlerse Meclis kendilerine daima bu konuşma imkanını tanımıştır. Bu bizim için de büyük bir onurdur. Sayın Başbakanların konuşması ise Meclis'te mutat değildir. Bu zamana kadar Sayın cumhurbaşkanları hangi ülkeden olursa olsunlar arzu ettikleri takdirde konuşmuşlardır, bunun dışında cumhurbaşkanı seviyesinde protokolde kabul gören veya Türkiye açısından konuşmaları partilerin uygun görüşü veya Danışma Kurulu'nca öngörülen kişiler de Meclis'te konuşmuşlardır. Bunlar yerine göre parlamento başkanları olmuştur, mesela en son AP Başkanı Cox gibi ya da protokolde Avrupa'da çok daha üst seviyelerde tanınan AB Komisyonu Başkanı Prodi gibi olmuştur.''

DENKTAŞ İLE TALAT'IN STATÜLERİ

TBMM Başkanı Arınç, bir ülkenin cumhurbaşkanının arzu ettiği takdirde Genel Kurul'da mutlaka konuşabildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şüphesiz Kıbrıs konusunda 24 Nisan'da yapılacak referandum ve referandumun olumlu çıkması nedeniyle TBMM'de bir sözleşmenin uygun bulunduğuna ait görüşmeler yapılacaksa ve bu konu Türkiye'yi doğrudan ve çok önemli biçimde ilgilendiriyorsa yeterli bilgilenmeye milletvekillerimizin ihtiyacı olabilir. Bu ihtiyaç partiler, gruplar veya hükümet tarafından Meclis Başkanlığımıza bildirildiği takdirde biz öngörüşmeleri yaparız, genel kabul görüldüğünde kendilerini davet eder, konuşma imkanları sunarız.

Dolayısıyla Sayın Başbakan Talat ile Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş'ın statüleri birbirinden farklıdır. Denktaş şu veya bu kuruluşun şu veya bu partinin önermesi ile meclisimize gelebilecek, konuşma yapabilecek bir kişi olduğu gibi, kendi arzuları, iradeleri ile ne zaman arzu ederlerse ne zaman uygun bulurlarsa biz kendilerine konuşma imkanı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız.

Ancak endişem ve korkum şudur ki bir kısım siyasi partilerin ve siyasetçilerin Kuzey Kıbrıs Türk toplumunda yapılacak referandumu bir iç politika malzemesi haline getirmek ve bazı kişiler üzerinden siyaset yapmak istemesi doğru bir davranış değildir. Kuzey Kıbrıs Türk toplumunda 24 Nisan'da yapılacak olan referandumu Türkiye'den olumlu ya da olumsuz bir karara yol açacak bir şekilde yönlendirmemiz hiçbir zaman doğru olamaz.

Türk toplumunun vereceği karara hepimiz saygı duyacağız. Bu karar ister evet ister hayır olsun. Kendilerini doğrudan ilgilendiren bir konuda ve yıllardır içinde yaşadıkları şartları en iyi bilen Türk toplumunun vereceği kararın mutlaka hayırlı olmasını diler ve bunun için çaba gösteririz.''

''EN DOĞRU KARAR''

TBMM Başkanı Arınç, Kıbrıs konusunda 24 Nisan'da Ada'da referandum yapılacağını anımsatarak, şöyle konuştu:

''Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızın yıllardan beri içinde bulundukları şartları geçmişi ile bugüne kadar çok iyi değerlendireceklerine inanıyorum. Planın ne getirdiğini, Türk toplumuna ne vaat ettiğini, hangi güvenceleri sağladığını önümüzdeki ufuk ve vizyon içerisinde de değerlendirerek en hayırlı kararı vereceklerine inanıyorum.

Kıbrıs Aralık ayında çok önemli bir demokratik sınav verdi ve bu sınavdan çok önemli sonuçlar çıktı. Bu sonuç şudur: ‘Ben bu sorunun çözülmesini, mutlaka uzlaşma ile çözülmesini istiyorum’ dedi. 50 parlamenterlik parlamentoda

iktidar ve muhalefet bıçakla kesilmiş gibi iki bloka ayrıldı. Birbirini acımasızca eleştiren bu siyasi partilerin ortaya koydukları tablo uzlaşma ve çözüm tablosu idi.

Seçim sonrası kurulan hükümet New York'ta başlayan müzakereleri Ada'da ve İsviçre'de devam ettirdi ve bir planla Ada'ya döndü. O toplumun kavga etmeden, birbirlerini acımasızca eleştirmeden ama gerçekleri görmek suretiyle geleceği için en doğru kararı vermesini arzu ediyoruz.

Seçimler sırasında da Türkiye'den pek çok kurum ve kuruluşun Ada'ya gittiğini, seçim sonucunu şu veya bu parti lehine değiştirmek istediğini anlatan Arınç, sözlerini şöyle tamamladı:

''Ama Ada'daki soydaşlarımız onlara çok önemli bir mesaj verdi. Dolayısıyla bir referandum öncesinde seviyeyi düşürmeden, ama kararı oradaki soydaşlarımıza bırakarak neticeyi beklemek gerektiğine inanıyorum. Bizim için en önemli, en doğru, en haklı en makul sonuç Ada'daki Türk soydaşların vereceği karardır. O karara hepimizin saygı göstermesi gereklidir.''

HALKIN SESI 05/04/2004

Talat: CTP evet diyecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını söyledi.

Kıbrıs Genç TV’de önceki gün akşam canlı yayına katılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, meclisten geçen referandum yasasıyla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirerek, referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını, mahkemenin vereceği kararın belli olduğunu söyledi.

“Bu anayasal bir mesele değil” diyen Talat, şunları söyledi:

“Bu bir referandum. Cumhurbaşkanının, ‘halka evet mi hayır mı diye sorabilir miyim?’ diye sorması zaten abes. Hiç böyle bir şey mi olur? Hangi mahkeme ‘hayır soramazsınız’ diyecek. Olamaz öyle bir şey. Tabi ki mahkeme ‘tamamdır’ diyecek...Yani siz bir yapı kuruyorsunuz ve artık hiç bir şekilde o yapıyı değiştiremiyorsunuz, var mı böyle bir şey dünyada? Dünyada böyle bir yapı yoktur kalamaz zaten orada. Dolayısıyla halkın iradesi önemlidir. Halk eğer ‘ben bunu değiştirdim’ derse buna kimin ne söyleme hakkı var.”

“CTP ‘EVET’ DİYECEK”

Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu CTP’nin, 24 Nisan’da yapılacak referandumda “evet” denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.

Talat, her kuruluşun referanduma yönelik karar almada bağımsız olduğunu, ancak hükümet ortağı Demokrat Parti’nin “hayır” kararı almasından büyük üzüntü duyacağını söyledi.

DP’nin ve DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Annan planının iyileştirilmesinde büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, “Bu katkıları yaptıktan sonra ‘hayır’ derse üzülürüm" dedi.

Referandumda, DP’nin tutumunun belirleyici olacağına ve DP’nin kilit bir noktada bulunduğuna işaret eden Talat, DP’nin referanduma “evet” kararı alması halinde referandum sürecinde hiç bir gerginliğinin olmayacağını kaydetti. Talat, “Eğer DP ‘evet’ kampanyası açarsa bu toplumda hiç bir gerginlik olmayacak demektir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile DP’nin tavırlarının teorik olarak farklı olabileceğini, pratik olarak olmasının da Cumhurbaşkanı Denktaş’ın tutumuna bağlı olduğunu ifade eden Talat, “Cumhurbaşkanı eğer bunu, ‘ölüm, felaket...’ olarak nitelerse DP çok zorda kalır” ifadesini kullandı.

“CUMHURBAŞKANINDAN PLANA ‘EVET’ DEMESİNİ RİCA ETTİM”

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, referandum sürecini gergin bir kampanyaya dönüştürmesini hiç istemediğini ve bunu cumhurbaşkanına da söylediğini kaydeden Başbakan Talat, Denktaş’tan “evet” oyu vermesini rica ettiğini söyledi.

Denktaş’a, “Hayır bunu yapmayacak olursanız lütfen gerginlik yaratmayacak bir üslup kullanın, karşı olduğunuzu söyleyin, anlatın, ama lütfen gerginliğe yol açacak bir üslup kullanmayınız. Çünkü gerginlik yaratırsanız, kaçınılmaz olarak biz de bu yola gireceğiz” dediğini aktaran Talat, “Bu ayrıca siyasi kriz de doğuracak. Cumhurbaşkanı’nın şu ana kadarki tutumu ‘hayır’ yönünde görünmektedir. Ama dikkat ediyorsanız çok aşırı nitelemelerden kaçınmaktadır” dedi.

Denktaş’ın tutumunun DP’yi etkileyeceğini kaydeden Talat, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi’nden sürpriz beklemediğini ve “hayır” demesini beklediğini söyledi. Talat, “Ben tabi demesini tavsiye etmiyorum. Eğer UBP’de bu plana ‘evet’ derse sanırım ki tarihin en büyük sonucunu almış oluruz” diye konuştu.

“RUM TARAFINDA İKİ KİLİT VAR”

Talat, Kıbrıs Rum kesiminde de komünist AKEL partisi ile ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi’nin kilit durumunda olduğunu belirterek, “Bu iki kilit açılırsa, ‘evet’ derse, sonuç mutlaka olur” ifadesini kullandı.

Rumların takıntılarından kurtulması gerektiğini belirten Talat, Kıbrıs Türkünün ayrılıkçı olmadığını ve zamanı kollayarak Kıbrıs’ı bölmek istemediğini söyledi. Talat, “Eskiden böyle bir iddiada bulunulabilirdi, ama bugün böyle bir şey yok. Kıbrıs Türk halkı kullandığı oylarla

HALKIN SESI 05/04/2004

Referandum Yasası, anayasaya aykırı değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, meclisten geçen Referandum Yasası'yla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirdi

Referandum Yasası, anayasaya aykırı değil

DP, "HAYIR" DERSE ÜZÜLÜRÜM: DP'nin ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Annan Planı'nın iyileştirilmesinde büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, "Bu katkıları yaptıktan sonra 'hayır' derse üzülürüm" dedi. Referandumda, DP'nin tutumunun belirleyici olacağına ve kilit bir noktada bulunduğuna işaret eden Talat, DP'nin referanduma "evet" kararı alması halinde referandum sürecinde hiçbir gerginliğinin olmayacağını kaydetti

RUM TARAFINDA İKİ KİLİT VAR: Talat, Kıbrıs Rum kesiminde de komünist AKEL partisi ile anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin kilit durumunda olduğunu belirterek, "Bu iki kilit açılırsa, 'evet' derse, sonuç mutlaka olur" ifadesini kullandı

Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP), 24 Nisan'da yapılacak referandumda "evet" denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.

Talat, ayrıca referandum yasasının anayasaya aykırı olmadığını söyledi.

Kıbrıs Genç TV'de önceki akşam canlı yayına katılan Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, meclisten geçen Referandum Yasası'yla ilgili başsavcılıktan görüş istemesini eleştirerek, Referandum Yasası'nın anayasaya aykırı olmadığını, mahkemenin vereceği kararın belli olduğunu söyledi.

"Bu anayasal bir mesele değil" diyen Talat, şunları söyledi:

"Bu bir referandum. Cumhurbaşkanının, 'Halka evet mi hayır mı diye sorabilir miyim?' diye sorması zaten abes. Hiç böyle bir şey mi olur? Hangi mahkeme 'hayır soramazsınız' diyecek. Olamaz öyle bir şey. Tabii ki mahkeme 'tamamdır' diyecek... Yani siz bir yapı kuruyorsunuz ve artık hiçbir şekilde o yapıyı değiştiremiyorsunuz, var mı böyle bir şey dünyada? Dünyada böyle bir yapı yoktur kalamaz zaten orada. Dolayısıyla halkın iradesi önemlidir. Halk eğer 'ben bunu değiştirdim' derse buna kimin ne söyleme hakkı var."

CTP "evet" diyecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, genel başkanı olduğu CTP'nin, 24 Nisan'da yapılacak referandumda "evet" denmesi yönünde karar aldığını ve bu kararı, 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı.

Talat, her kuruluşun referanduma yönelik karar almada bağımsız olduğunu, ancak hükümet ortağı Demokrat Parti'nin "hayır" kararı almasından büyük üzüntü duyacağını söyledi.

DP'nin ve DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın Annan Planı'nın iyileştirilmesinde büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, "Bu katkıları yaptıktan sonra 'hayır' derse üzülürüm" dedi.

Referandumda, DP'nin tutumunun belirleyici olacağına ve DP'nin kilit bir noktada bulunduğuna işaret eden Talat, DP'nin referanduma "evet" kararı alması halinde referandum sürecinde hiçbir gerginliğinin olmayacağını kaydetti. Talat, "Eğer DP 'evet' kampanyası açarsa bu toplumda hiç bir gerginlik olmayacak demektir" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile DP'nin tavırlarının teorik olarak farklı olabileceğini, pratik olarak olmasının da Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tutumuna bağlı olduğunu ifade eden Talat, "Cumhurbaşkanı eğer bunu, 'ölüm, felaket...' olarak nitelerse DP çok zorda kalır" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanından plana "evet" demesini rica ettim

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, referandum sürecini gergin bir kampanyaya dönüştürmesini hiç istemediğini ve bunu cumhurbaşkanına da söylediğini kaydeden Başbakan Talat, Denktaş'tan "evet" oyu vermesini rica ettiğini söyledi.

Denktaş'a, "Hayır bunu yapmayacak olursanız lütfen gerginlik yaratmayacak bir üslup kullanın, karşı olduğunuzu söyleyin, anlatın, ama lütfen gerginliğe yol açacak bir üslup kullanmayınız. Çünkü gerginlik yaratırsanız, kaçınılmaz olarak biz de bu yola gireceğiz" dediğini aktaran Talat, "Bu ayrıca siyasi kriz de doğuracak. Cumhurbaşkanının şu ana kadarki tutumu 'hayır' yönünde görünmektedir. Ama dikkat ediyorsanız çok aşırı nitelemelerden kaçınmaktadır" dedi.

Denktaş'ın tutumunun DP'yi etkileyeceğini kaydeden Talat, anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi'nden sürpriz beklemediğini ve "hayır" demesini beklediğini söyledi. Talat, "Ben tabii demesini tavsiye etmiyorum. Eğer UBP'de bu plana 'evet' derse sanırım ki tarihin en büyük sonucunu almış oluruz" diye konuştu.

Rum tarafında iki kilit var

Talat, Kıbrıs Rum kesiminde de komünist AKEL partisi ile anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin kilit durumunda olduğunu belirterek, "Bu iki kilit açılırsa, 'evet' derse, sonuç mutlaka olur" ifadesini kullandı.

Rumların takıntılarından kurtulması gerektiğini belirten Talat, Kıbrıs Türkünün ayrılıkçı olmadığını ve zamanı kollayarak Kıbrıs'ı bölmek istemediğini söyledi. Talat, "Eskiden böyle bir iddiada bulunulabilirdi, ama dün böyle bir şey yok. Kıbrıs Türk halkı kullandığı oylarla tutumunun ne olduğunu, ne olacağını ispat etti. Ayrılıkçı olmayanları çoğunluğa getirdi" dedi.

KIBRIS 05/04/2004

Ankara'da ve KKTC'de Kıbrıs trafiği

Kıbrıs konusundaki gelişmeler bugün önce Türkiye Bakanlar Kurulu'nda, ardından olağanüstü toplanacak MGK'da, yarın da TBMM'de ele alınacak. Öte yandan KKTC Cumhuriyet Meclisi de bugün saat 10.00'da olağanüstü toplanarak Kıbrıs sorununu görüşecek

Kıbrıs Türk ve Rum halklarının kaderinin belirleneceği 24 Nisan'daki referandumlara sayılı günler kala, gerek Ankara, gerekse KKTC önemli toplantılara sahne olacak.

Kıbrıs'taki son durum, bugün önce Türkiye Bakanlar Kurulu'nda değerlendirilecek; öğleden sonra saat 14.30'da da MGK gündemine taşınacak. Bugün KKTC Meclisi, yarın da TBMM son gelişmeler hakkında bilgilendirilecek.

İsviçre'de yapılan Kıbrıs müzakerelerinde varılan noktanın değerlendirilmesi için geçtiğimiz perşembe günü tek gündem maddesiyle yapılan MGK'da, kurulun pazartesi günü yeniden toplanması kararlaştırılmıştı.

Toplantı sonrasında yayınlanan bildiride, MGK'nın "ortaya çıkan metinlerin kapsamlı bir biçimde değerlendirilmesine fırsat tanımak üzere" pazartesi günü yeniden bir araya geleceği bildirilmişti.

Bugün Cumhuriyet Meclisi olağanüstü toplanacak

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugün olağanüstü toplanarak Kıbrıs sorununu görüşecek.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat 10.00'da toplanacak genel kurulda, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler konusunda İsviçre'deki zirveye katılan Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş milletvekillerine bilgi verecek.

Meclis birleşiminin basına kapalı olması bekleniyor.

Yarın TBMM'de

28 Mart yerel seçimler nedeniyle çalışmalarına ara veren TBMM, haftaya Kıbrıs konusundaki gelişmelerle başlayacak. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 6 Nisan Salı günü genel kurula bilgi verecek.

Bürgenstock'taki görüşmelerin tamamlanmasının ardından TBMM Başkanlığı'na Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında bilgi vermek istediğini bildiren Gül, genel kurulun bu haftaki çalışmasının ilk gününde bunu gerekleştirecek. Gül'ün konuşmasının ardından siyasi parti temsilcileri de görüşlerini dile getirecek.

Ayrıca, genel kurul gündeminde bulunan çok sayıda uluslararası ve ikili anlaşmanın da 7 Nisan Çarşamba ve 8 Nisan Perşembe günü yasalaşması bekleniyor.

KIBRIS 05/04/2004

İki eşit devlet

KIBRIS 0 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan Planı'nın son şeklini yayımlamaya devam ediyoruz. Geleceğimizi, kısacası kaderimizi oylayacağımız 24 Nisan'a sayılı günler kala, kafanızı karıştırmaya çalışanların sesine değil, orijinal planın neler öngördüğüne bakınız...

İki eşit devlet

İKİ EŞİT KURUCU DEVLET: "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, biri Kıbrıs Rum devletinden diğeri Kıbrıs Türk devletinden oluşan, iki eşit kurucu devlet ile feshedilmesi mümkün olmayan ortaklığa sahip, bağımsız bir devlettir. Kıbrıs Birleşmiş Milletler üyesidir ve tek bir uluslararası tüzel kişiliğe ve egemenliğe sahiptir"

l EŞİT STATÜ VE EGEMENLİK: "Kurucu devletler, eşit statüye sahiptir. Kurucu devletler, anayasanın koyduğu sınırlar içerisinde ve federal hükümete verilmemiş olan yetkileri, egemen bir şekilde kullanır ve kendi anayasaları altında kendilerini özgür bir şekilde düzenler"

l KIBRIS VATANDAŞLIĞI: "Tek bir Kıbrıs vatandaşlığı vardır... Tüm Kıbrıs vatandaşları ayrıca kurucu devlet, iç vatandaşlık statüsünden yararlanacaktır. Bu statü, Kıbrıs vatandaşlığını tamamlayıcı özelliktedir ve onun yerine geçmez"

l SİYASİ HAKLAR: "Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türkleri tarafından ayrı ayrı seçilen senatörlerin seçimi haricinde federal seviyedeki siyasi haklar, kurucu devlet iç vatandaşlık statüsüne dayalı olarak kullanılacaktır. Kurucu devlet ve yerel düzeydeki siyasi haklar, daimi ikametgah yerinde kullanılır"

l SENATODA EŞİT TEMSİLİYET: "Yasama yetkisi, senato ve temsilciler meclisi olmak üzere iki meclisten oluşan federal parlamento tarafından kullanılır. Her bir meclis, 48 üyeye sahip olacak. Senato, eşit sayıda Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk senatörlerinden oluşacak"

l BAŞKANLIK KONSEYİ: "Devlet başkanlığı makamına sahip olan Başkanlık Konseyi, yürütme yetkisini kullanır. Başkanlık Konseyi, 5 yıllığına, tek liste içinden, senatoda özel çoğunluk ile seçilerek temsilciler meclisi çoğunluğu tarafından onaylanır... Başkanlık Konseyi, her 20 ayda bir değişmek üzere, üyeleri arasından, aynı kurucu devletten gelmeyecek şekilde iki üyeyi konsey başkanı ve başkan yardımcısı olarak seçer... Başkan yardımcısı, Avrupa Konseyi toplantılarında başkana eşlik eder"

l GARANTİ ANLAŞMASI: "Garanti anlaşması, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzeni yanında kurucu devletlerin de toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenini kapsayacaktır"

İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında yapılan tarihi Kıbrıs zirvesinin ardından çözüme ve Avrupa Birliği'ne (AB) sadece 19 gün kaldı. Geleceğimizi, kısaca kaderimizi oylayacağımız 24 Nisan'daki referandumlarda Kıbrıs Türk ve Rum halkları "evet" derse, 40 yıldır sürüp giden Kıbrıs sorunu bitecek; ayrıca Kıbrıs Türkü çağdaş ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı bir dünyaya merhaba diyecek.

İşte böylesine kritik bir süreçten geçerken, statüko yanlılarının yine halkı yalan dolanla korkutmaya çalışarak, "hayır" kampanyasını sahneye koyduğunu görüyoruz.

Ancak gazeteniz KIBRIS, son şeklini almış olan Annan Planı'nın Türkçe tam metnini yayımlayıp merak ettiğiniz düzenlemeleri okuyup öğrenmeniz için büyük bir görev üstlendi.

Kıbrıs'ta çözümü ve AB'yi amaçlayan Annan Planı'nın her satırında merak ettiğiniz konularla ilgili yanıtları bulacaksınız.

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti

Planın ana hatlarına bakılacak olursa, üzerinde fırtınalar koparılan devlet olgusunda, varılacak anlaşma ile iki eşit kurucu devletin oluşacağı görülebilir.

Planda bu konuda "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, biri Kıbrıs Rum devletinden diğeri Kıbrıs Türk devletinden oluşan, iki eşit kurucu devlet ile feshedilmesi mümkün olmayan ortaklığa sahip, bağımsız bir devlettir. Kıbrıs Birleşmiş Milletler üyesidir ve tek bir uluslararası tüzel kişiliğe ve egemenliğe sahiptir" ifadeleri yer alıyor.

Yine eşit statü ve egemenlik konularında bazı çevrelerin halkı yanıltıcı beyanlarda bulunduğu ortaya çıkıyor. Çünkü planda eşit statü ve egemenlik konularında şu hususlar yer alıyor:

"Kurucu devletler, eşit statüye sahiptir. Kurucu devletler, anayasanın koyduğu sınırlar içerisinde ve federal hükümete verilmemiş olan yetkileri, egemen bir şekilde kullanır ve kendi anayasaları altında kendilerini özgür bir şekilde düzenler."

Kıbrıs vatandaşlığı ve siyasi haklar

Kıbrıs vatandaşlığı ile ilgili düzenlemeler ise şöyle:

"Tek bir Kıbrıs vatandaşlığı vardır... Tüm Kıbrıs vatandaşları ayrıca kurucu devlet, iç vatandaşlık statüsünden yararlanacaktır. Bu statü, Kıbrıs vatandaşlığını tamamlayıcı özelliktedir ve onun yerine geçmez."

Siyasi haklar konusuna yığınla eleştiri getirenlere yanıt olabilecek düzenlemelerle ilgili olarak da son plan şöyle şekillendi:

"Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türkleri tarafından ayrı ayrı seçilen senatörlerin seçimi haricinde federal seviyedeki siyasi haklar, kurucu devlet iç vatandaşlık statüsüne dayalı olarak kullanılacaktır. Kurucu devlet ve yerel düzeydeki siyasi haklar, daimi ikametgah yerinde kullanılır.

Yasama yetkisi, senato ve temsilciler meclisi olmak üzere iki meclisten oluşan federal parlamento tarafından kullanılır. Her bir meclis, 48 üyeye sahip olacak. Senato, eşit sayıda Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk senatörlerinden oluşacak."

Başkanlık Konseyi ve Garanti Anlaşması

Başkanlık Konseyi ve Garanti Anlaşması konusunda planda yer alan ifadeler şöyle:

"Devlet başkanlığı makamına sahip olan Başkanlık Konseyi, yürütme yetkisini kullanır. Başkanlık Konseyi, 5 yıllığına, tek liste içinden, senatoda özel çoğunluk ile seçilerek temsilciler meclisi çoğunluğu tarafından onaylanır... Başkanlık Konseyi, her 20 ayda bir değişmek üzere, üyeleri arasından, aynı kurucu devletten gelmeyecek şekilde iki üyeyi konsey başkanı ve başkan yardımcısı olarak seçer... Başkan yardımcısı, Avrupa Konseyi toplantılarında başkana eşlik eder."

"Garanti Anlaşması, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzeni yanında kurucu devletlerin de toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzenini kapsayacaktır."

KIBRIS 5/04/2004

KKTC'de referandum anayasaya aykırı iddiası

KKTC Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "Referandum yasasının anayasaya aykırı olup olmadığı talebini görüştü. Başsavcılığa göre referandum yasası anayasaya aykırı.

KKTC Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, hükümetin hazırladığı ve meclisin de onayladığı, Annan planını referanduma sunmayı öngören referandum yasasının ''anayasaya aykırı olup olmadığı'' yönündeki talebini görüştü.

Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erdinel başkanlığındaki Metin Hakkı, Nevver Nolan, Mustafa Özkök ve Seyit Bensen'den oluşan Yüksek Mahkeme yargıçları, Anayasa Mahkemesi göreviyle toplandı.

Başsavcı Akın Sait, Cumhurbaşkanlığı adına, avukat Ali Fevzi Yeşilada da meclisi temsilen toplantıya katılarak görüşlerini sundu.

Toplantıda, Başsavcı, referandum yasasının anayasaya aykırı olduğu görüşünü belirterek, ''anayasaya göre bir anayasa maddesini veya anayasanın tümünün değiştirilebilmesi için, öncelikle yasama meclisinde 10 milletvekilinin önerisi ile üçte iki milletvekilinin oyu gerektiğini'' kaydetti.

Bu şartların yerine getirilmediğini ifade eden Başsavcı, bu şartlar yerine getirilmediği ve referandum yasasında anayasal değişiklikler bulunduğu için anayasasaya aykırı olduğu görüşünü savundu.

Toplantıya Meclis'i temsilen katılan avukat Ali Fevzi Yeşilada ise referandum yasasında, ''anayasaya bir aykırılık olmadığını, çünkü bir anayasa değişikliğinin söz konusu olmadığını, yeni bir devlet oluşturma çalışması bulunduğunu'' iddia etti.

Her iki tarafın da görüşlerini dinleyen Anayasa Mahkemesi, toplantıyı, karar için süresiz ertedi. Anayasa Mahkemesi'nin, konuyla ilgili görüşünü en erken zamanda açıklayacağı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, referandum yasasının anayasaya aykırı olup olmadığı yönünde Anayasa Mahkemesi'nin görüşünü sormuştu.

HURRIYET 05/04/2004

Hükümet Annan Planı'nın olumlu yanını açıkladı

Bakanlar Kurulu toplantısında, ''Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları'' başlıklı bir metin ele alındı.

Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamalarının ardından gazetecilere de dağıtılan ve 7 sayfadan oluşan metnin devamı aynen şöyle:

''GÜVENLİK VE GARANTİLER"

1. Kıbrıs'ın tümünün veya bir parçasının bir başka ülke ile birleşemeyeceği (Enosis yasağı),

2. 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın yeni düzene de uygulanmak üzere geçerli olacağı,

3. 1960 Garanti Anlaşması'nın, sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı zamanda Kurucu Devletlerin de toprak bütünlüğünü (territorial integrity) güvenliğini ve anayasal düzenlerini garanti etmesi,

4. Ada'daki Türk askeri varlığının 2011 yılına kadar 6000 asker, 2018 yılına veya daha erken gerçekleşirse Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3000 asker düzeyinde kalması; ve herhal ve karda Türk askeri varlığının, Türkiye gözden geçirme aşamalarında tamamen kaldırılmasına rızasını vermediği müddetçe, İttifak Anlaşması seviyesinde (650) Ada'da kalmaya devam etmesi,

5. Ada'da konuşlanacak BM Barış Gücü'nün Ada'daki görev süresinin ancak Kurucu Devletlerin rızasıyla sona erebileceği,

6. Kurucu Anlaşma'nın uygulanmasını izleyecek olan komitede (Monitoring Committee) Garantör Ülkelerin temsilcilerinin de bulunması,

7. Kurucu Devletlerin, yekdiğeri ve Garantör ülkelere karşı şiddeti ve şiddete teşviği önleme yükümlülüğü altına girmeleri

8. Kıbrıs'ın topraklarını uluslararası askeri operasyonlara iki Kurucu Devletin ortak rızası olmaksızın tahsis edemeyeceği; ayrıca Türkiye AB Üyesi olana kadar Türkiye ve Yunanistan'ın da rızalarının aranacağı,

9. Güvenlikle ilgili hükümlerin 1959-60 Garanti ve İttifak Anlaşmaları hükümlerine halel getirmeyeceği,

10. Rum tarafına devredilecek ve esasen Anlaşma yürürlüğe girdiği tarihte hukuken Rum devletinin sayılacak toprakların geçici bir süreyle Türk devletinin yönetiminde kalması,

TÜRKİYE'NİN ROLÜ

1. Türkiye ve Yunanistan ile özel ilişkilerin devam edeceği, Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin bu iki ülkeye en ziyade müsadeye mazhar ülke statüsü bahşedeceği,

2. Tarafların Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeye saygı gösterecekleri,

3. Yeni Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımını destekleyeceği (shall support),

4. Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için sadece referandumlarda onaylanmasının değil, aynı zamanda garantör ülkelerce yeni düzene dair antlaşmanın imzalanmasının da gerekeceği,

ORTAKLIĞIN YENİLİĞİ VE ULUSLARARASI GÜVENCELER

1. Anlaşma ile Kıbrıs'ta yeni bir düzenin (a new state of affairs) kurulacağı,

2. Tarafların ortaklıklarını yenilemeye karar verdiklerini ilan etmeleri,

3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) yeni marşının olması,

4. BKC'nin yeni bir bayrağının olması,

5. Kurucu Anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak olması,

6. Kıbrıs'ın BM üyeliğinin Ada'da kurulacak yeni düzen çerçevesinde olacağı ve bu kapsamda, BM'de yeni BKC bayrağının göndere çekileceği,

7. Avrupa Konseyi'nin Kurucu Anlaşmayı onaylayacağı,

8. AB'nin de Kurucu Anlaşmayı onaylayacağı, kendisini çözümün parametrelerine uyarlayacağı,

9. Eş-Başkanların AB'den çözümün parametrelerini AB'nin Birinci Hukukunun parçası haline getirmesini isteyecek olmaları,

10. Eş-Başkanların ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni mülkiyete ilişkin yasal başvuruların muhatabının bundan böyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı hususunda bilgilendirmeleri ve Mahkeme'den, önünde bulunan mülke dair davaların düşürülmesini isteyecek olmaları,

11. İki Kurucu devletten temsilcilerin (4 Rum+2 Türk) Avrupa Parlamentosunda görev almaları,

12. AB Konseyi toplantılarında yeni Kıbrıs'ı, Konsey Başkanı ve Başkan Yardımcısının birlikte temsil etmeleri,

13. Türkçenin, personel ve teknik ihtiyaçların karşılanmasını takiben, AB'nin resmi ve çalışma dillerinden biri olacağı,

DiĞER HUSUSLAR

1. Geçmişteki acı tecrübelerin tekrarlanmayacağının taraflarca ilanı,

2. Yeni Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce tarafların yapmış oldukları tüm yasama, yürütme ve adli işlemlerin, Kurucu Anlaşma ile ters düşmemek kaydıyla geçerli olacağı,

3. Anlaşma yürürlüğe girdiği anda, geçiş dönemi boyunca, Kurucu Devlet yasama, yürütme ve yargı organlarının da işler durumda olmaları,

4. Türkiye'den Ada'ya zaman içinde göç edenlerden 45.000'inin vatandaşlık kazanarak Ada'da kalmaya devam edebilmeleri,

5. Mülkiyet iddialarının bireyler arasında bir işlem olmaktan çıkarılması ve her iki Kurucu Devletten eşit sayıda temsilcinin yer alacağı bir Mülkiyet Kurulu tarafından ele alınacak olması,

6. 1964 yılından bu yana yapılan dış borçlanmaların geri ödemelerinin, borçtan yararlanmış olan Kurucu Devlet tarafından yapılacağı,

7. Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yıllarda federal ekonomik politikanın iki Kurucu Devlet ekonomilerinin uyumlaştırılmasına öncelik vereceği,

8. AB'nin Kıbrıs Türk Devletinin AB müktesabatı ile uyumlaştırılması kapsamında mali yardımda bulunacak olması,

9. Rum tarafına devredilecek toprakların etkilenecek sakinleri için, alternatif ikamet ve yaşam (livelihood) imkanı hazırlanması, mali durumu kötü olanların yer değiştirmesi için tanınan sürenin uzatımı gibi özel düzenlemelerin öngörülmüş olması, 2005 federal bütçesine bunun için tahsisat konması,

10. Bu topraklarda en az 5 yıl süreyle oturmuş ve Kıbrıs vatandaşlığı bulunmayanların kendi ülkelerine dönüşleri için mali teşvik verilmesi,

11. Rum tarafına toprak devrinin 3,5 yıllık bir döneme yayılmış olması,

12. Mülk iadesinin, halen boş olanlar için 3, dolu olanlar için ise 5 yıldan önce başlamayacağı,

13. Mülkün kullanılmamasından kaynaklanan (loss of use) tazminat taleplerinin, talebi yapanın vatandaşı olduğu Kurucu Devlete yöneltileceği.''

(aa)

HURRIYET 05/04/2004

MGK, Kıbrıs'ı ele alıyor

Ankara

Kıbrıs sorununa çözüm konusunda İsviçre’de taraflara verilen 5. Annan Planı, bugün Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Bakanlar Kurulu’nda, yarın da TBMM Genel Kurulu’nun gündeminde.

MGK, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında toplandı.

Kıbrıs konusunun ele alınacağı Çankaya Köşkü'ndeki toplantı, saat 14.30'da başladı.

Geçen haftaki MGK toplantısından, Kıbrıs’ta barışçı çözüme destek kararı çıkmıştı.

Kıbrıs konusu, daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınmıştı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yarın da Meclis Genel Kurulu'nda Annan Planı hakkında bilgi verecek.

(Hürriyetim)

HURRIYET 05/04/2004

Denktaş'tan Kıbrıs için Kosova - Filistin benzetmesi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Kosova'yı, Filistin'i yıllardır görüyoruz. (Hallettik) diyorlar, sonra kan gövdeyi götürüyor. Kıbrıs'ta, benzer bir baskıyla neticeye varmaya çalışıyorlar. (Barış yaptık) dedikten sonra, meydana gelecek olaylardan korkuyorum'' dedi.
Bursa Barosu'nca düzenlenen bir konferansa katılmak üzere Bursa'ya gelen Denktaş, ''Avukatlar Günü'' nedeniyle Adliye Sarayı'nda yapılan törene katıldı.
Denktaş, törenin ardından Baro Başkanı Asude Şenol
'u ziyaretinde, 21. yüzyılda, en güçlü kuvvet olan hukuk ve adaletin yerini, kaba kuvvetin aldığını söyledi.
Kendi çıkarları doğrultusunda, sorunların çözümü için reçete yazanların, zor kullanarak bunu kabul ettirmeye çalıştıklarını kaydeden Denktaş, şöyle
konuştu: ''Kosova'yı, Filistin'i yıllardır görüyoruz. (Hallettik) diyorlar, sonra kan gövdeyi götürüyor. Kıbrıs'ta benzeri bir baskıyla neticeye varmaya çalışıyorlar. (Barış yaptık) dedikten sonra, meydana gelecek olaylardan korkuyorum. Irak'ta, yalan, yanlış, abartma bilgiler üzerine savaş başlattılar. Demokrasi, hak ve adalet insanlara tank ve bombalarla götürülmeye çalışıldı. Belki (çağdaş değilsin) diyecekler ama, hak, hukuk her şeyin üzerinde olursa bir memlekette saadet olur. Yoksa, kaba kuvvetle elde edilenler, geçici olur. Ben mesleğimi kaç yıldan beri yapamıyorum. Bildiğiniz gibi, halkın davasını savunuyorum. Bazen muhaliflerim sorarlar, (dava avukatı derler sana. Ama, bu davayı bir türlü bitiremedin. Çıkarın, bu davayı devam ettirmek midir?) diye sorarlar. Cevabım, (hayır). Halkımızla birlikte, dava müdafaasında devlete kadar geldik. Devleti kurduktan sonra, devleti yüceltme fırsatı vermediler. Devleti altımızdan alma oyunu başladı. Biz de kaybetmeme mücadelesi başlattık, bugüne kadar da kaybetmedik. Bundan sonra da inşallah kaybetmeyiz. Tehlikeli sulardan geçiyoruz. İnşallah hayırlı günler görürüz.'' Denktaş, basında Kıbrıs'la ilgili tek yanlı yayınlar çıktığını öne sürerek, ''Biraz da kendilerini sansür ediyorlar galiba. Bugün söyleyeceklerim, umarım yerini bulur'' dedi.

''HALKA GERÇEKLERİ SÖYLEYELİM''-

Bir gazetecinin Kıbrıs'taki referandum hakkında görüşlerini sorması üzerine Denktaş, ''Kıbrıs'taki referandum hakkında olumlu olduğuma inanıyorum. Olumlu olmak, doğruyu yapmaktır. Gözümüzü gerçeklere kapatarak, (çok güzel netice aldık) dersek ve (bu neticeye evet dememiz lazım) diyerek halkın karşısına çıkarsak, bu çok olumlu bir yaklaşım olmaz. Halka gerçekleri söyleyelim'' diye konuştu.
Denktaş, referanduma kadar 9 bin sayfalık Annan Planı'nı kim
senin halka anlatamayacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
''Bizim için bir gazetedeki taslaktan anayasa hazırlamışlar. Bu, dünyanın hiçbir yerinde yok. Bizim olumsuz addedilen tutumumuz, bunlara (hayır) dediğimiz içindir. 9 bin sayfalık belgeyi, halk bi
lmiyor, biz de bilmiyoruz. Referandumun ertelenmesi lazım. Yasaları düzeltmek gerekirse, düzeltelim. Başkalarının yaptığı anayasayı, zorla kabul ettirmek suretiyle, onların anayasası olur mu bunu düşünelim. Yani, hukuk açısından ne kadar yanlış varsa, bu prosedürün içinde vardır.'' Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal ve Cumhuriyet Başsavcısı Emin Özler'i de ziyaret eden Denktaş, öğleden sonra Tayyare Kültür Merkezi'nde düzenlenen ''Kıbrıs'' konulu konferansa katılacak.
MILLIYET 05/04/2004

AKP: "Kimse Kıbrıs'ı parti meselesi haline getirmesin"


AK Parti Grup Başkanvekili Faruk Çelik, Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu belirterek, ''Ama kimsenin bunu parti davası haline getirmeye hakkı yoktur'' dedi.
Çelik, TBMM'de parlamento muhabirleriyle yaptığı sohbet toplantısında Kıbrıs konusundaki çeşitli soruları yanıtladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın TBMM'de konuşmak için herhangi bir talebi olmadığını ifade eden Çelik, bir talep gelmesi durumunda Meclis'in gerekeni yapacağını söyledi.
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda i
zlediği yolun, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve devletin tüm organlarının bilgisi dahilinde olduğunu anlatan Çelik, ortada farklı bir görüş varmış gibi değerlendirme yapmanın yanlış olacağını kaydetti.
Denktaş'ın TBMM'de konuşması için AK Parti'nin bir talebi
bulunmadığını ifade eden Çelik, ''Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bir talebi olursa gelir konuşur. Sayın Denktaş'ın bir talebi yokken birilerinin bunu Denktaş adına talep etmesi çirkin bir tavırdır. Kıbrıs milli davadır. Ama kimsenin bunu parti davası haline getirmeye hakkı yoktur. Kimse bu davayı kişisel davası haline getirmeye kalkmasın'' diye konuştu.
Görüşmelerde neler olup bittiğinin herkes tarafından görüldüğünü ifade eden Çelik, işin hamasete dökülmemesini istedi. Denktaş'ın geçen yıl gelip TBMM'de k
onuştuğunu hatırlatan Çelik, ''sona yaklaşılan süreçte olayı, güreşe veya taraflar haline sokmamalıyız. Yapılması gereken şey Kıbrıs Türkleri'nin menfaatlerinin korunmasıdır'' dedi.
Çelik, daha önce yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından çözümü
n sürecine katkıda bulunulması yönünde bir karar çıktığını hatırlatarak, konunun MGK'nın bugünkü toplantısında ele alınacağını söyledi.

7 NİSAN
Garantör devletler olarak Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve KKTC ile Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 7 Nisan'da BM Genel Sekreteri'ne referandumun yapılmasına ilişkin bir taahhüt mektubu göndereceğini bildiren Çelik, 24 Nisan'da yapılacak referandumdan sonra yapılan anlaşmanın TBMM tarafından 28 Nisan akşamına kadar onaylanması gerektiğini söyledi.
KKTC halkının referandum
a ''evet'' demesi durumunda konunun TBMM'nin onayına sunulacağını anlatan Çelik, referandum sonuçlarının ''hayır'' çıkması durumunda ise farklı bir sürecin ortaya çıkacağını söyledi. Çelik, ''hayır'' sonuçlarından sonra ise anlaşmanın TBMM'ye getirilemeyeceğine dikkati çekti.
Çelik, KKTC halkının referandumda müspet oy kullanacağını umduğunu kaydetti.

KAMPANYA
Çelik, AK Parti'nin ve Hükümet'in KKTC'de yapılacak referandum için kampanyaya katılmasının söz konusu olmadığını belirterek, ''KKTC halkı, bu anlaşma ile neler kazandığını bilmelidir. Bu bilgilendirmeyi de KKTC hükümeti yapacaktır'' diye konuştu.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yarın AK Parti TBMM Grubu'na bilgi vereceğini kaydeden Çelik, CHP'nin talebi üzerine yarın TBMM Gene
l Kurulu'nun normal çalışma yapacağını söyledi.
MILLIYET 05/04/2004

Kıbrıs'ta referandum, anayasaya aykırı mı?


KKTC Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, hükümetin hazırladığı ve meclisin de onayladığı, Annan planını referanduma sunmayı öngören referandum yasasının ''anayasaya aykırı olup olmadığı'' yönündeki talebini görüştü.
Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erdinel başkanlığındaki Metin Hakkı, Nevver Nolan, Mustafa Özkök ve Seyit Bensen'den oluşan Yüksek Mahkeme yargıçları, Anayasa Mahkemesi gö
reviyle toplandı.
Başsavcı Akın Sait, Cumhurbaşkanlığı adına, avukat Ali Fevzi Yeşilada da meclisi temsilen toplantıya katılarak görüşlerini sundu.
Toplantıda, Başsavcı, referandum yasasının anayasaya aykırı olduğu görüşünü belirterek, ''anayasaya göre bir
anayasa maddesini veya anayasanın tümünün değiştirilebilmesi için, öncelikle yasama meclisinde 10 milletvekilinin önerisi ile üçte iki milletvekilinin oyu gerektiğini'' kaydetti.
Bu şartların yerine getirilmediğini ifade eden Başsavcı, bu şartlar yerine g
etirilmediği ve referandum yasasında anayasal değişiklikler bulunduğu için anayasasaya aykırı olduğu görüşünü savundu.
Toplantıya Meclis'i temsilen katılan avukat Ali Fevzi Yeşilada ise referandum yasasında, ''anayasaya bir aykırılık olmadığını, çünkü bir
anayasa değişikliğinin söz konusu olmadığını, yeni bir devlet oluşturma çalışması bulunduğunu'' iddia etti.
Her iki tarafın da görüşlerini dinleyen Anayasa Mahkemesi, toplantıyı, karar için süresiz ertedi. Anayasa Mahkemesi'nin, konuyla ilgili görüşünü en
erken zamanda açıklayacağı belirtildi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, referandum yasasının anayasaya aykırı olup olmadığı yönünde Anayasa Mahkemesi'nin görüşünü sormuştu.
MILLIYET 05/04/2004

Talat: Meclise bilgi verdik


KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin, Kıbrıs konusunda basına kapalı yapılan olağanüstü toplantısına ara verildi.
Meclis, saat 14.30'da yeniden toplanarak, Kıbrıs konusunu görüşmeyi sürdürecek. Toplantının bu bölümü basına açık olacak.
Başbakan Mehmet Ali Talat, toplantının ardından yaptığı açıklamada, İsv
içre'deki Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili meclise bilgi verdiklerini söyledi.
Talat, toplantıda genelde kendisinin konuştuğunu, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın da ço
k kısa söz aldığını belirtti.
Talat, bir soru üzerine, toplantı sırasında mecliste bir gerginlik olmadığını ve milletvekillerinin sorduğu tüm sorulara, hiçbir şey gizlemeyerek yanıt verdiklerini kaydetti.
Bu toplantıyla hem partileri, hem de milletvekiller
ini bilgilendirdiklerini ifade ededn Talat, ''Bir taşla birkaç kuş vurduk'' dedi.
MILLIYET 05/04/2004

Papadopulos, referandum kararını Çarşamba açıklayacak

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 24 Nisan'da Kıbrıs Türk ve Rum tarafında referandumlara sunulacak nihai Annan planıyla ilgili tutumunu çarşamba günü açıklayacak.
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, plana ''evet'' mi, da ''hayır'' mı diyeceğini, 7 Nisan Çarşamba günü Rum halkına açıklayacak.
Bu arada, Papadopulos, Annan planıyla ilg
ili takınılacak tavır hakkında görüş teatisinde bulunmak üzere, Rum iktidar ortağı siyasi partilerin başkanlarıyla bugün bir araya gelecek.
Rum başkanlık sarayında saat 17.00'da başlayacak görüşmede, Annan planına ''evet'' mi, ''hayır'' mı denileceği üzeri
nde durulacak.
İktidarın büyük ortağı Komünist AKEL partisi, referandumla ilgili tutumunu 14 Nisan'da belirleyecek.
İktidarın küçük ortağı, Papadopulos'un partisi Demokratik Parti (DİKO) ise Rum lider Papadopulos alacağı kararı benimseyeceğini açıkladı. Es
ki Rum yönetimi liderlerinden Yorgo Vasiliu'nun başkanı olduğu Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), referandumla ilgili kararını çarşamba günü açıklayacağını duyurdu.
Vasiliu, başından beri Annan planına destek veriyor. Rum ana muhalefet Demokratik Seferber
lik Partisi de (DİSİ), referanduma yönelik kararını 15 Nisan'da açıklayacak.
Kıbrıs Rum kesiminde, AKEL ve DİSİ'nin tutumu referandumun sonucunu etkileyecek durumda. Her iki partinin içinde plana destek veren ve karşı çıkan unsurlar var.
MILLIYET 05/04/200
4

Talat: Referandumdan 'hayır' çıkması iki taraf için de felaket olur


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rum Kesimi'nin ''Hayır'' demesinin iki taraf için de felaket olacağını söyledi.
Talat, Atina'da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte, ''Hayır'' oyunun tüm dengeleri altüst edeceği uyarısında bulundu ve bu durumda Ada'nın 1974'teki durumuna geri döneceğine dikkati çekti.
Burgenstock'ta yapılan müzakerelerin sonucunu ''zafer ya da yenilgi'' o
larak algılamadığını belirten Talat, ''Sonuç adildi, çünkü her iki tarafın endişelerine de yanıt verildi. Ben şahsen tatmin olmuş durumdayım, çünkü bu sürecin tamamlanmasına kararlı bir biçimde katkıda bulunduk'' dedi.
Kalıcı derogasyonlar ve birincil huku
k konusuna da değinen Talat, Kıbrıs'taki Türk devletinin nüfusunun üçte ikisinin Türkçe konuşanlardan ve Rum devletinin nüfusunun üçte ikisinin Rumca konuşanlardan oluşması gereği dışında ortada kalıcı derogasyon bulunmadığını belirtti.

ANLAŞMAYA ONAY
Anlaşmanın birincil hukuk statüsüne girmesi için üye ülkelerin parlamentolarının onayına sunulabileceğini kaydeden Talat, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e böyle bir durumda Yunan Meclisi'nin onay vereceği vaadinde bulunduğunu açıkladı.
Annan planının her iki tarafça da yüzde 60'ın üzerinde bir çoğunlukla onaylanmasını arzu ettiğini kaydeden Talat, KKTC'de ''Hayır'' denmesini beklemediğini, Türkiye'nin de bu konuda net tutum almış olduğunu belirtti.
Kıbrıslı Türkl
erin Rumlara oranla çözüme daha hazır olduklarının altını çizen Talat, ''Ekonomik desteğe gereksinim var. Uluslararası toplumun katkıda bulunacağını ve Türkiye'nin de ekonomik desteğini sürdüreceğini umuyorum'' dedi.
MILLIYET 05/04/2004

Kıbrıs TBMM'de görüşülecek


TBMM Genel Kurulu'nda yarın Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ele alınacak.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Hükümet adına söz alarak Kıbrıs görüşmelerinde gelinen noktaya ilişkin olarak yarın Genel Kurul'a bilgi verecek.
Gül'ün bilgilendirmesinden sonra TBMM İçtüzüğü gereği gruplara söz verilecek. CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Onur Öymen konuşacak. AK Parti Grubu adına ise Düzce Milletvekili Yaşar Yakış'ın konuşması bekleniyor.
Gruplar adına yapılacak konuşmalardan s
onra grubu bulunmayan bir milletvekiline de kişisel görüşlerini açıklamak üzere söz verilecek.
TBMM İçtüzüğüne göre, Hükümet adına yapılacak konuşma süre ile sınırlandırılmazken, gruplar adına konuşma süresi 10, kişisel konuşma süresi ise 5 dakika ile sını
rlı tutulacak. Danışma Kurulu kararıyla bu süreler artırılabiliyor.
MILLIYET 05/04/2004

Yunanistan: Kıbrıs'ın kuzeyi bizim için sahte devlettir!


Yunanistan Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, Rum kesiminden referandumda ''hayır'' oyu çıksa da, Atina açısından KKTC'nin ''sahte devlet'' olarak kalmayı sürdüreceğini söyledi.
Rusopulos yaptığı basın toplantısında, soru üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Türk basınında yayımlanan ve Rum kesiminin referandumda ''Hayır'' demesi hal
inde KKTC'nin tanınması için çaba harcayacağına ilişkin ifadelerine değindi.
Rusopulos, KKTC'nin ''Atina için sahte devlet olduğunu ve öyle olmaya devam edeceğini'' belirtti.
MILLIYET 05/04/2004


'Dünya KKTC'yi tanır'

Rum Başsavcı Markidis, Rumları, 'Hayır derseniz KKTC'yi dünya tanır' diyerek uyardı. Başsavcı'ya göre son Annan Planı Rumlar için en iyi çözüm yolu...

SEFA KARAHASAN Lefkoşa - YORGO KIRBAKİ Atina


Rum Başsavcı Alekos Markidis, 24 Nisan'da Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Rum tarafının çözüme "hayır" demesinin, KKTC'nin dünya tarafından tanınması sonucu doğuracağını söyledi. Markidis, Rum gazetesi Filelefteros'a verdiği demeçte "Durumların bu noktaya doğru gitmekte olduğu kesin" dedi. Rum tarafından çıkacak "hayır"ın, KKTC'nin önce İslam ülkel
eri tarafından tanınmasına yol açacağını ileri süren Markidis, bu kez ABD'nin gelişmeleri durdurmak için müdahale etmeyeceğini belirtti. Markidis, gelecekte Rumlar için BM'nin şimdi sunduğundan daha iyi bir çözüm planının ortaya çıkmasının söz konusu olmadığını da kaydetti.

Yunan Bakan da uyardı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis de, Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte, Annan Planı'nın 24 Nisan'daki referandumda kabul edilmemesi halinde müzakerelerin tekrar başlamasının çok zor olacağını, çözüm için yeni bir girişim üstlenilmesi için uzun süre geçeceğini belirterek Rumları uyardı.
Moliviatis, Annan Planı'nın bir uzlaşma ürünü olduğunu söyledi. Referandumda "hayır" çıkması halinde Kıbrıs'ta taksimin resmileşip resmileşmeyeceği sorusuna "Görec
eğiz" yanıtını veren Moliviatis, bir veya iki taraftan "hayır" çıkmasının Türk - Yunan ilişkilerini etkilemeyeceğini, ilişkileri geliştirmek için çalışacaklarını vurguladı

MILLIYET 05/04/2004

Rumların yüzde 85'i 'hayır'cı...

Annan Planı'ndaki değişiklikler, Kıbrıslı Rumların referandumda 'hayır' deme eğilimini artırdı. Son ankete göre Rumların yüzde 84.7'si 'hayır', yüzde 6.6'sı 'evet' diyor

Yorgo Kırbaki


Kıbrıs Rum Kesimi'nde yapılan son ankete göre Kıbrıslı Rumların yüzde 84.7'si Annan Planı'nın öngördüğü çözümü istemiyor ve planı haksız buluyor. Buna karşılık Rumların yaklaşık yarısı, 24 Nisan'daki referandumda oyunu kullanmadan önce, liderleri Tasos Papadopulos ve diğer siyasi partilerin ne diyeceğini bekliyor.
Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'da, Bürg
enstock görüşmeleri sonrası 1 - 2 Nisan'da 1200 kişinin katılımıyla VPRC şirketinin gerçekleştirdiği ve sonuçları Elefterotipia gazetesinde yayımlanan kamuoyu araştırmasına göre, yüzde 84.7'si Annan Planı'na "hayır" diyen Rumların sadece yüzde 6.6'sı "evet" diyor. Rumların yüzde 50'si referandumda kullanacağı oydan emin. Yüzde 46.1'i de, önce Papadopulos ve diğer siyasi partilerin plan hakkındaki görüşlerini açıklamasını bekliyor.

'Haksız çözüm'
Kıbrıslı Rumların yüzde 91.5'i Annan Planı'nın "haksız bir çözüm" olduğuna inanırken, sadece yüzde 66.5'i Annan Planı'nın içeriği hakkında bilgi sahibi olduğunu dile getiriyor. Rumların yüzde 63.6'sı da, Papadopulos'un Bürgenstock'daki tavrından memnun olduğunu vurguluyor.
"Referandumun ertelenmesi ve yeni müzakere
ler yapılmasının Rum tarafı için ne gibi sonuçlar getireceği" şeklindeki soruyu, araştırmaya katılanların yüzde 42.9'u "Hiçbir şey değişmeyecek", yüzde 20.6'sı "Olumlu olur", yüzde 22.4'ü de "Olumsuz olur" diyerek yanıtladı.
Araştırmada Rumların, Annan Pl
anı'nda en büyük sorun olarak gördüğü konular da ele alıındı. Buna göre önemli sorunlar, "güvenlik" (yüzde 18.5) "Türkiyeli göçmenler" (yüzde 11.7) "çözümün ekonomik yükü" (yüzde 10.9) ve "temel hürriyetlerin kısıtlanması" (yüzde 10.1) olarak sıralandı.

Evet - hayır nedenleri
Bu arada Yunan gazetesi Elefterotipia, Annan Planı'nın Rumlar açısından olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirdi. Gazetenin yorumunda, "15 yıl sonra tüm derogasyonlar iptal olacak, Türk askerinin büyük kısmı adadan ayrılacak. Ancak ek
onomimiz de zarar görecek" denildi.

'Hayır'cılarda büyük artış

Annan Planı'nda yapılan son değişikliklerin Rum kesimindeki referandumda plana "hayır" deme eğilimini güçlendirdiği ortaya çıktı. Politis gazetesinin 5 - 6 Mart'ta ACnielsen şirketine yaptırdığı ankete katılanların yüzde 47'si, "Annan Planı'nın bugün öngördüklerine yakın bir çözüm için referandumda oyunuz ne olur?" sorusuna "hayır", yüzde 19 "evet", yüzde 28 "bilmiyorum" yanıtı vermişti. Fileleftheros gazetesinin RAI Consultants şirketine 2 - 3 Mart'ta yaptırttığı ankete katılan 810 kişiden yüzde 62'si, Annan Planı'nın değiştirilmeden önceki haline "hayır", yüzde 24'ü "evet" oyu vereceğini açıklamıştı. n SEFA KARAHASAN Lefkoşa

7 bin Rum'dan 'Ohi' yürüyüşü

LEFKOŞA Milliyet

24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan Planı'na "Ohi" (Hayır) diyen yaklaşık 7 bin Rum, Lefkoşa'nın Rum tarafındaki Elefterios (Özgürlük) Meydanı'nda gösteri yaptı. Papazların ön saflarda yer aldığı gösteriye katılanlar, Rumca "Ohi" (Hayır) pankartları taşıdı.
MILLIYET 05/
04/2004

Asker, Denktaş'ı soracak

Komutanlar, bugünkü MGK toplantısında, hükümetin Rauf Denktaş'la ipleri koparmasından duyulan rahatsızlığı ve derogasyonları gündeme getirecek

BARKIN ŞIK Ankara


Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) bugün yapılacak toplantısı öncesi bir araya gelen TSK komuta kademesi, Annan Planı'nda KKTC lehine yer alan derogasyonların AB hukuku açısından garanti altına alınmadığı değerlendirmesini yaptı. Anlaşmanın bu haliyle kabul edilmesinin "Buz üstüne yazı yazmak" olduğu görüşünü MGK'ya
taşıyacak olan asker kanadı, hükümetle KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasındaki ilişkilerin bozulmasını da gündeme getirecek.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve kuvvet komutanları dün Genelkurmay karargâhında yaptıkları değerlendirme toplantısı
nda, plandaki nüfus, yerleşim ve mülkiyet açısından getirilen derogasyonları tartıştı. AB Komisyonu'nun verdiği "Uyum Senedi" garantisinin AB mevzuatı açısından ikincil hukuk olduğunu kaydeden askerler, derogasyonların kalıcı olması gerektiği yönünde görüş birliğine vardı. Toplantıda KKTC lehine hükümleri Rumların delmemesi için anlaşmanın AB ülkelerinin ulusal parlamentolarından geçirilmesi gerektiğini belirtecek olan askerler, Yunanistan'ın İsviçre'deki görüşmelerde bu konuda yazılı garanti vermekten kaçındığını da anımsatacak.

'Hudut düz olmalı'
Annan Planı'ndaki hudut çizgisinin "anormal" olduğu görüşüne varan askerler, sınırın düz bir hatta çizilmesinin Türk tarafının "olmazsa olmazları" arasında bulunduğunu anımsatacak. Askerler, yerlerinden olacak 57 bin KKTC vatandaşının rehabilitasyonu konusundaki eksiklikleri de masaya taşıyacak. Kıbrıs konusundaki gelişmeler bu hafta TBMM'nin gündemine de gelecek. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yarın Genel Kurul'a konuyla ilgili bilgi verecek.
MILLIYET 05/04/2004

Annan Planı, Bakanlar Kurulu'nda...


Bakanlar Kurulu toplantısında, ''Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları'' başlıklı bir metin ele alındı.
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamalarının ardından gazetecilere de dağıtılan ve
7 sayfadan oluşan metin aynen şöyle:

ANNAN PLANININ TÜRK TARAFI İÇİN OLUMLU UNSURLARI


İKİ KESİMLİLİK

1. Yeni ortaklığın iki kesimli olacağı,
2. İki tarafın birbirinin ayrı kimliğini ve bütünlüğünü (distinct identity and integrity) tanıması,
3. Tarafların birbirlerinin kültürel, dini, siyasi, sosyal ve dil kimliklerine de saygı gösterecekleri,
4. Bir tarafın diğeri üzerinde hakimiyet kurmasının reddi (renounce),
5. Bir tarafın diğeri üzerinde otorite ve yetki (authority and jurisdiction) iddia edemeyeceği,
6. Kurucu Devletlerin kendi alanlarında yetkilerini egemence (sovereignly) kullanacakları ve kendilerini özgürce organize edebilecekleri (freely organizing themselves),
7. Kurucu Devletlerin kendi Anayasalarının olacağı,
8. Kurucu Devletlerin kara sını
rlarının (territorial boundaries) bulunacağı,
9. Kurucu Devletlerin kendi bayrak ve marşlarına sahip olabilecekleri,
10. Kurucu Devletlerin kimliklerine, güvenliklerine ve anayasal düzenlerine herkes tarafından saygı gösterileceği,
11. Kurucu Devletlerin v
e Federal Hükümetin birbirlerinin yetki ve işlevlerine karışamayacakları,
12. Yeni haritada Kıbrıs Türk Devleti'nin ismen gösterilmesi,
13. İki Kurucu devlet arasında yeni bir sınır belirlenmesi (demarcation), geçiş noktalarının olması,
14. Federal ve Kuru
cu Devlet yasaları arasında hiyerarşi olmayacağı,
15. Kurucu Devletlerin iç vatandaşlık verebileceği ve bir kişinin aynı zamanda her iki kurucu devletin de iç vatandaşlığına sahip olamayacağı,
16. Kurucu Devletlerin kendi milli kimliklerini korumak amacıyl
a diğer Kurucu Devlet vatandaşlarının ikametine sınırlama getirebileceği, bu çerçevede Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra:
a. 5 yıl süreyle ikamete tam sınırlama (moratorium) olacağı, bilahare, b. 6'ıncı-9'uncu yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yü
zde 6'sına kadar, c. l0'uncu-14'üncü yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 12'sine kadar, d. 14'üncü-19'uncu yıllar arasında (veya daha erken gerçekleştiği takdirde Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) bir Kurucu Devletin nüfusunun en fazla yüzde 18'ine kadar ikamet hakkına sınırlama getirilebileceği 17. İstisna olarak 2 yıl sonra dönebilecek 65 üstü yaş grubu ve Karpaz köyleri eski sakinlerinin diğerlerinden önce dönüş yaptıkları takdirde yukarıdaki sınırlama oranları içinde sayılacakları, 18. Bir Kurucu Devletin kimliğini koruma düşüncesiyle alabileceği tedbirler çerçevesinde nüfusunun en fazla 1/3'ünün yabancı olabileceği, 19. Senato'ya Kıbrıs Türk Devleti'nden seçileceklerin daima Türk olacağı, 20. Kurucu Devletlerin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişki kurabilecekleri, anlaşma imzalayabilecekleri, 21. Federal yasalara karşı işlenen suçlar üzerinde Kurucu Devletlerin öncelikli adli işlem yetkisine sahip olmaları, 22. Kurucu Devletlerin ayrı polis teşkilatlarının olması,

ORTAKLIK VE EŞİTLİK


1. Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ''ortak evi'' (common home) olduğu,
2. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları'nın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ''ortak kurucuları'' (co-founders) olduklarının kaydedilmesi,
3. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumları
n yeni sistemi, ayrı ayrı sahip oldukları kurucu yetkilerini (inherent constitutive power) kullanarak oluşturacakları,
4. İki Kurucu Devletin ''Kıbrıs Türk Devleti'' ve ''Kıbrıs Rum Devleti'' oldukları,
5. İki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlık-çoğunlu
k değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğu,
6. Kurucu Devletlerin birbirinin eşiti olduklarının Anayasa'da açıkça belirtilmiş olması,
7. Geçiş dönemi süresince Federal düzeyde Devlet Başkanlığının iki Eş-Başkan'dan oluşması; Federal Hükümetin eşit sayıda üyed
en oluşması (3+3),
8. Kurucu Devlet Parlamentolarından eşit sayıda parlamenterin (24+24) geçiş dönemi Parlamentosunda görev almaları,
9. 13 Haziran 2004 tarihinde Kurucu Devletler, Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu için düzenlenecek seçimlerden son
ra Başkanlık Konseyi'nin ilk 2 görev dönemi boyunca başkan ve yardımcısı arasındaki rotasyonun 10'ar aylık eşit sürelerle gerçekleşmesi,
10. İki Kurucu Devletin yekdiğeri ile İşbirliği Anlaşması yapabileceği,
11. Kurucu Devletlerin Dış İlişkiler ve AB poli
tikalarının belirlenmesine katılacakları,
12. Federal Parlamento'nun Senato kanadında Kurucu Devletlerin eşit sayıda temsil edilecekleri (24+24 sandalye),
13. Senato'nun karar alabilmesi için mutlak surette bir Kurucu Devletten gelen Senatörlerin 1/4'inin
oyunun (6) aranacak olması, bu asgari gerekliliğin özel konularda (federal bütçenin onaylanması, Başkanlık Konseyi üyelerinin seçimi gibi) alınacak kararlar için en az 2/5 olması (10 Senatör)
14. Milletvekilleri Meclisi'nin kurucu devletlerden nispi temsil
oranına göre belirleneceği, ancak bir kurucu devletin asgari 1/4 oranında (12 Milletvekili) temsilinin zorunlu olduğu
15. Parlamento'nun ancak her iki meclisinin de onayıyla karar alabileceği
16. Milletvekilleri Meclisi ve Senato'nun Başkan ve Başkan Yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mensup olamayacakları 17. Toplam 9 üyeli (3'ü oy hakkı olmayan üye) Başkanlık Konseyinde, Kurucu Devletlerin en az 1/3 oy hakkı sahibi (2); ve en az 1/3 oy hakkı bulunmayan üyeyle (1) temsil edilmeleri zorunluluğu
18. Başkan
lık Konseyi'nin kararlarını konsensüs ile almaya çaba göstereceği, bunun elde edilemediği hallerde oylama ile karar alınması, ancak her bir Kurucu Devletten en az bir olumlu oy aranması
19. Dışişleri Bakanı ile Avrupa Bakanının mutlak surette ayrı Kurucu D
evletlerden gelmeleri
20. Başkanlık Konseyi Başkanı ile Yardımcısının ayrı Kurucu Devletten gelmeleri ve Başkanlığı aralarında rotasyonla üstlenmeleri
21. Kurucu Devletlerin Hükümet Başkanlarının 10 yıl süreyle Başkanlık Konseyi toplantılarına katılmaları,

22. Yeni devletin Anayasasını korumakla da görevlendirilen Yüksek Mahkemenin iki Kurucu Devletten eşit sayıda yargıca sahip olması,
23. Türkçe'nin de, Rumca ile birlikte yeni devletin resmi dili sayılacağı,
24. Ramazan ve Kurban bayramları gibi Türk tarafı için önem taşıyan günlerin de, diğer bayramlarla birlikte Ada'nın tümünde resmi bayram sayılacağı,
25. Federal polis teşkilatında eşit sayıda Türk ve Rum polisin görev alması,
26. Kamu görevlilerinin atamalarından sorumlu komisyonda eşit sayıda Türk ve R
um üyenin görev alması,
27. Tüm kamu yönetiminde çalışanların en az 1/3'nin Kıbrıs Türk Kurucu Devletinden gelmesi,
28. Merkez Bankası Başkan ve Yardımcısının aynı devletten gelemeyeceği; bir Kurucu Devletin, 5 üyeli Yönetim Kurulunda en az 2, 7 üyeli para
Politikaları komitesinde ise en az 3 temsilciye sahip olacağı,
29. Başsavcı ve Sayıştay Başkanları ile bunların yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mensup olamayacakları,
30. İki Kurucu devlet arasında yeni sınırı belirleyecek (demarcation) komitede eşit
sayıda Türk ve Rumun görev alması,
31. Anayasanın Temel Maddelerinin değiştirilemeyeceği; diğer maddelerinin ise ancak iki Kurucu devletle istişare içinde parlamento onayı ile değiştirilebileceği ve bunun her iki tarafta ayrı referandumlara sunulacağı,
32.
Kişilere, sahip oldukları Kurucu Devlet vatandaşlığı, etnik orijin veya dini temelde ayrımcılık yapılamayacağı.'

'GÜVENLİK VE GARANTİLER

1. Kıbrıs'ın tümünün veya bir parçasının bir başka ülke ile birleşemeyeceği (Enosis yasağı),
2. 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın yeni düzene de uygulanmak üzere geçerli olacağı, 3. 1960 Garanti Anlaşması'nın, sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı zamanda Kurucu Devletlerin de toprak bütünlüğünü (territorial integrity) güvenliğini ve anayasal düzenler
ini garanti etmesi,
4. Ada'daki Türk askeri varlığının 2011 yılına kadar 6000 asker, 2018 yılına veya daha erken gerçekleşirse Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3000 asker düzeyinde kalması; ve herhal ve karda Türk askeri varlığının, Türkiye gözden geçirme aş
amalarında tamamen kaldırılmasına rızasını vermediği müddetçe, İttifak Anlaşması seviyesinde (650) Ada'da kalmaya devam etmesi,
5. Ada'da konuşlanacak BM Barış Gücü'nün Ada'daki görev süresinin ancak Kurucu Devletlerin rızasıyla sona erebileceği,
6. Kurucu
Anlaşma'nın uygulanmasını izleyecek olan komitede (Monitoring Committee) Garantör Ülkelerin temsilcilerinin de bulunması,
7. Kurucu Devletlerin, yekdiğeri ve Garantör ülkelere karşı şiddeti ve şiddete teşviği önleme yükümlülüğü altına girmeleri 8. Kıbrıs'ın topraklarını uluslararası askeri operasyonlara iki Kurucu Devletin ortak rızası olmaksızın tahsis edemeyeceği; ayrıca Türkiye AB Üyesi olana kadar Türkiye ve Yunanistan'ın da rızalarının aranacağı,
9. Güvenlikle ilgili hükümlerin 1959-60 Garanti ve İtti
fak Anlaşmaları hükümlerine halel getirmeyeceği,
10. Rum tarafına devredilecek ve esasen Anlaşma yürürlüğe girdiği tarihte hukuken Rum devletinin sayılacak toprakların geçici bir süreyle Türk devletinin yönetiminde kalması,

TÜRKİYE'NİN ROLÜ


1. Türkiye ve Yunanistan ile özel ilişkilerin devam edeceği, Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin bu iki ülkeye en ziyade müsadeye mazhar ülke statüsü bahşedeceği,
2. Tarafların Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeye saygı gösterecekleri,
3. Yeni Kıbrıs'ın, Türkiye'nin A
B'ye katılımını destekleyeceği (shall support),
4. Kurucu Anlaşmanın yürülüğe girebilmesi için sadece referandumlarda onaylanmasının değil, aynı zamanda garantör ülkelerce yeni düzene dair antlaşmanın imzalanmasının da gerekeceği,

ORTAKLIĞIN YENİLİĞİ VE UL
USLARARASI GÜVENCELER

1. Anlaşma ile Kıbrıs'ta yeni bir düzenin (a new state of affairs) kurulacağı,
2. Tarafların ortaklıklarını yenilemeye karar verdiklerini ilan etmeleri,
3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) yeni marşının olması,
4. BKC'nin yeni bir bayrağının olması,
5. Kurucu Anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak olması,
6. Kıbrıs'ın BM üyeliğinin Ada'da kurulacak yeni düzen çerçevesinde olacağı ve bu kapsamda, BM'de yeni BKC bayrağının göndere çekileceği,
7. Avrupa Konseyi'nin K
urucu Anlaşmayı onaylayacağı,
8. AB'nin de Kurucu Anlaşmayı onaylayacağı, kendisini çözümün parametrelerine uyarlayacağı,
9. Eş-Başkanların AB'den çözümün parametrelerini AB'nin Birinci Hukukunun parçası haline getirmesini isteyecek olmaları,
10. Eş-Başkan
ların ayrıca, Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi'ni mülkiyete ilişkin yasal başvuruların muhatabının bundan böyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı hususunda bilgilendirmeleri ve Mahkeme'den, önünde bulunan mülke dair davaların düşürülmesini isteyecek olmaları,
11. İki Kurucu devletten temsilcilerin (4 Rum+2 Türk) Avrupa Parlamentosunda görev almaları,
12. AB Konseyi toplantılarında yeni Kıbrıs'ı, Konsey Başkanı ve Başkan Yardımcısının birlikte temsil etmeleri,
13. Türkçe'nin, personel ve teknik ihtiyaçların
karşılanmasını takiben, AB'nin resmi ve çalışma dillerinden biri olacağı,

DiĞER HUSUSLAR

1. Geçmişteki acı tecrübelerin tekrarlanmayacağının taraflarca ilanı,
2. Yeni Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce tarafların yapmış oldukları tüm yasama, yürütme ve adli işlemlerin, Kurucu Anlaşma ile ters düşmemek kaydıyla geçerli olacağı,
3. Anlaşma yürürlüğe girdiği anda, geçiş dönemi boyunca, Kurucu Devlet yasama, yürütme ve yargı organlarının da işler durumda olmaları,
4. Türkiye'den Ada'ya zaman içinde
göç edenlerden 45.000'inin vatandaşlık kazanarak Ada'da kalmaya devam edebilmeleri,
5. Mülkiyet iddialarının bireyler arasında bir işlem olmaktan çıkarılması ve her iki Kurucu Devletten eşit sayıda temsilcinin yer alacağı bir Mülkiyet Kurulu tarafından ele
alınacak olması,
6. 1964 yılından bu yana yapılan dış borçlanmaların geri ödemelerinin, borçtan yararlanmış olan Kurucu Devlet tarafından yapılacağı,
7. Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yıllarda federal ekonomik politikanın iki Kurucu D
evlet ekonomilerinin uyumlaştırılmasına öncelik vereceği,
8. AB'nin Kıbrıs Türk Devletinin AB müktesabatı ile uyumlaştırılması kapsamında mali yardımda bulunacak olması,
9. Rum tarafına devredilecek toprakların etkilenecek sakinleri için, alternatif ikamet
ve yaşam (livelihood)imkanı hazırlanması, mali durumu kötü olanların yer değiştirmesi için tanınan sürenin uzatımı gibi özel düzenlemelerin öngörülmuş olması, 2005 federal bütçesine bunun için tahsisat konması,
10. Bu topraklarda en az 5 yıl süreyle oturm
uş ve Kıbrıs vatandaşlığı bulunmayanların kendi ülkelerine dönüşleri için mali teşvik verilmesi,
11. Rum tarafına toprak devrinin 3,5 yıllık bir döneme yayılmış olması,
12. Mülk iadesinin, halen boş olanlar için 3, dolu olanlar için ise 5 yıldan önce başla
mayacağı,
13. Mülkün kullanılmamasından kaynaklanan (loss of use) tazminat taleplerinin, talebi yapanın vatandaşı olduğu Kurucu Devlete yöneltileceği.''
MILLIYET 05/04/2004

Çiçek: "Referandum sonucunun TBMM'ye gelmesine gerek yok"


Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta yapılacak referandum sonucunun TBMM'ye getirileceğine ilişkin BM'ye verilecek taahhüt konusunda, ''Meclis'e gelmesine gerek yok. Hükümet adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz'' dedi.
Çiçek,
Bakanlar Kurulu toplantısının gündemine ilişkin yaptığı açıklamanın ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Annan Planı'nın TBMM'ye sunulması ve BM'ye verilecek taahhüt konusunda bir yöntemin belirlenip belirlenmediğine ilişkin soru üzerine Çiçek, '
'TBMM'ye onay anlamında bir metin ancak, referandumdan, yani 24 Nisan'dan sonra gelecektir. Ondan önce Dışişleri Bakanımız, TBMM'ye konuyu getirmiş olacaktır'' dedi.
BM'ye verilecek taahhüt konusunda da Çiçek, ''Onun için Meclis'e gelmesine gerek yok. Hükü
met adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz'' diye konuştu.
Çiçek, bir gazetecinin, ''en büyük endişe AB temel hukukuna girmemesi'' sözleri üzerine de ''Yarın, o konuları dinlersiniz, biz de buradayız, o soruların cevabını ya
rın ve yarından sonra cevaplandırmaya devam ederiz'' şeklinde konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir görüşmenin olup olmayacağının sorulması üzerine Çiçek, şöyle konuştu:
''Her defasında (tahterevallinin bir tarafında Türk Hükümeti, diğer tarafın
da Denktaş) gibi bir ikilemin içerisine hiç girmeyelim, o zaman Türkiye'nin aleyhine, oradaki soydaşlarımızın aleyhine bir yanlışı yapmış oluruz. Bizim de aradığımız orada adil ve kalıcı bir barıştır. Oradaki soydaşlarımız ve Türkiye'nin haklarını korumaktır. Kimse, bu noktada karşı karşıya getirme durumunda olmamalıdır.
Baştan beri bir cümleyi hep söylemeye çalıştım. Şu ana kadar müzakereleri hem Türkiye'deki ilgili kuruluşlarımızın temsilcileri ile birlikte değişik kademelerde bunları istişare ederek orta
ya koymaya çalıştık. Önceliklerimizi, vazgeçilmezlerimizi hem de KKTC'nin ilgili taraflarıyla hep beraber oturarak görüşerek, yöntemleri de birlikte belirleyerek, belli bir noktaya gelmişizdir. Meseleye bu çerçevede bakmış olalım. Yoksa böylesine milli bir meseleyi bir iç politik tartışma, beyan konusu haline getirmiş oluruz.
Özellikle, bu ay çok önemlidir. Nisan ayı çok önemlidir. Türkiye için, KKTC'deki kardeşlerimiz, soydaşlarımız için önemlidir, meseleye böyle bakalım.''
MILLIYET 05/04/2004

Milli Güvenlik Kurulu toplandı

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında toplandı.
Kıbrıs konusunun ele alınacağı Çankaya Köşkü'ndeki toplantı, saat 14.30'da başladı.
MILLIYET 05/04/2004

Çiçek: "Kıbrıs meselesi halkın kararına göre şekillenecek''


Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Kıbrıs sorunuyla ilgili takvimin işlediğini ifade ederek, ''Sonuçta kararı verecek olan Ada'da yaşayan Kıbrıslı soydaşlarımız, kardeşlerimiz ile Rum tarafıdır. Onların vereceği karara göre de Kıbrıs meselesi şekil alacaktır. Ümit ederiz ki, iki tarafın da hayrına bir sonuç orada çıkmış olsun'' dedi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, yarın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AK Parti Grubu'na ve TBMM'ye Kıbrıs ile ilgili kapsamlı bir açıklama yapacağını bildirdi.
Bakanlar Kurulu'nun bugünkü toplantısında, Kıbrıs konusunun ele alındığını ifade eden Bakan Çiçek, bu yüzden açıklamasını kısa tutacağını bildirdi.
Toplantıda, ''Ada'nın gerçeklerinin'' konuşulduğunu belirten Çiçek, şöyle konuştu:
''Ve bugün gelinen nokta itibariyle Ada'da adil ve kalıcı bir barışın tesisinin nasıl olabileceğiyle ilgili daha önce kamuoyuna yaptığımız açıklamalar ve son ortaya çıkan m
etni değerlendirdik.
İsviçre'de yapılan müzakerelerle ilgili Sayın Gül, Bakanlar Kurulu üyelerine kapsamlı açıklamalar yapmıştır. Esasen, orada yapılan müzakereler ortak bir metin olarak da zaten ortaya çıkmıştır. Bu metin de bizlere dağıtıldı ve inceledik
, görüşlerimizi dile getirdik.
Tabiatıyla, Türk tarafı Kıbrıs meselesine, her zaman milli bir mesele olarak bakmıştır. Adil ve kalıcı bir barışın tesisine bu açıdan yaklaşmaya çalıştık. Orada müzakereler sürdürülürken, devletin ilgili birimleri ve onların
temsilcilerinin içinde bulunduğu heyet üyeleri ile birlikte ve herşeyden evvel KKTC yetkilileri ile birlikte bu müzakereler sürdürülmüştür. Bugün gelinen noktaya da böyle gelinmiştir. Neticede bir takvim de işlemektedir. Sonuçta kararı verecek olan Ada'da yaşayan Kıbrıslı soydaşlarımız, kardeşlerimiz ile Rum tarafıdır. Onların vereceği karara göre de Kıbrıs meselesi şekil alacaktır. Ümit ederiz ki, iki tarafın da hayrına bir sonuç orada çıkmış olsun. Bizim bu saat itibariyle temennimiz budur.'' Çiçek, bu müzakerelerin ortaya çıkan sonuçları ile ilgili yarın hem AK Parti Grubu'nda hem de TBMM'de kapsamlı bir açıklama yapılacağını yineledi.
MILLIYET 05/04/2004


ABD "evet" için çalışacak

Başkan Bush, Başbakan Erdoğan'ı bir hafta içinde iki kez tebrik etti: Önce, hafta başında, AKP'nin yerel seçimlerdeki başarısını kutladı. Ardından, İsviçre'deki Kıbrıs müzakerelerinin bitiminde, Türkiye'nin çözüme yönelik iyi niyetli çalışmasından ve Erdoğan'ın gösterdiği kişisel liderlikten dolayı teşekkürlerini ileterek bundan sonraki süreçte destek sözü verdi.
Washington'da, Kıbrıs'ı yıllardır yakından izleyen ve Türkiye'yi iyi tanıyan bir emekli diplomat, haftasonu sohbetimizde, gelinen noktada Türkiye'nin performansının nasıl algılandığını şöyle anlatıyordu:
"Türk hükümeti,
çözüme yönelik siyasi irade ve çaba bakımından kendisinden istenebilecek herşeyi yaptı. Türk Dışişleri yönetimi, Türk tarafının benimseyebileceği bir sonuç için yapıcı bir üslupla ve olağanüstü bir hünerle çalıştılar. Süreci bilen herkesin, Erdoğan'a ve (Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Uğur) Ziyal'e şapka çıkarması gerekir."
Bu sözler, Bush yönetiminin hissiyatını da yansıtıyor. Başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümeti ve başta Ziyal olmak üzere Türk Dışişleri'nin üst düzey diplomatları, Kıbrıs müzakerelerinde
ki rollerinden dolayı ABD başkentinde büyük takdir topladılar.
Bir Beyaz Saray kaynağı, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tutumuna ve tezlerine hiçbir zaman sempatiyle yanaşmamış olan ABD Kongresi çevrelerinde bile, son gelişmeler ışında, Ankara'nın hanesine "
kocaman bir artı" yazıldığı izlenimini aktardı.

Plana tam destek

Washington'ın, Kıbrıs'taki anlaşma belgesine desteği tam. Bu tutum, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın 1 Nisan'daki, yazılı açıklamasına çok net yansıdı. İşte açıklamanın, önümüzdeki haftalarda ABD'li yetkililerden sık sık işiteceğimiz bölümü:
"Varılan sonuç, kaçınılmaz biçimde, iki tarafın da her istediğini elde edemediği bir orta noktadır. Ancak, nihai metin iki tarafa karşı da adildir. Annan'ın, nihai çözümün, iki halkın da temel çıkarlarını
gözettiği ve ortak gelecek için sağlam bir çerçeve oluşturduğu yönündeki değerlendirmesine katılıyoruz."
Bush yönetimi böylece, kaderi 24 Nisan referandumlarında belirlenecek olan plana sahip çıkarken, Türk ve Rum halklarına da "evet" mesajı gönderiyor.
Z
aten Powell, önceki gece Berlin'den dönerken, uçakta gazetecilerin sorularını bile beklemeden, konuyu Kıbrıs'a getirdi ve referandumlardan "evet" çıkması için bizzat çalışacağını ilan etti. Annan'ın planını "tarihi fırsat" diye nitelendiren Powell'ın sözleri, taraflara, özellikle de "hayır" çizgisindeki Rumlar'a bir uyarı sayılabilir:
"Şu an ile nisandaki referandum arasında, hem Kıbrıslı Türkler'in, hem de Kıbrıslı Rumlar'ın, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat olduğunu görmelerini sağlamak için çok çalış
malıyız. Bir 'B planı' yok; plan budur. Her iki tarafın da çekinceleri ne olursa olsun, daha iyi bir anlaşmanın ortaya çıkması pek olası değil. Esasen, bu düzenlemenin kabul edilmemesi, herşeyi uzun süre durduracaktır."
Bush yönetimi, bu şekilde kayda geçi
rdiği "evet" tavrını, önümüzdeki ikibuçuk hafta boyunca Lefkoşa'nın iki yakasına, Atina'ya ve Ankara'ya yüksek sesle anlatmayı sürdürecek. Washington, nazının geçtiği AB başkentlerini de devrede tutmaya çalışacak ve özellikle 1 Mayıs'ta bu aileye katılmaya hazırlanan Rum yönetimi üzerinde baskı kurmalarını isteyecek.

Liderlerden beklenen

Ankara ve Atina'nın referandumda "evet" denmesinden yana liderlik sergileyip sergilemeyecekleri, Washington için özellikle önem taşıyor.
Başbakan Erdoğan'ın, Bürgenstock'taki son gününde "İyi niyetle çalıştık; sonucunu da almak isteriz" diyerek, topu Türkiye'deki herhangi başka bir kuruma atmadan, cesaretle "evet" mesajı vermesi, ABD'de not edildi.
Şimdi AKP hükümetinin, ordu dahil birçok kesimden gelebilecek itirazlara,
KKTC lideri Rauf Denktaş'ın "hayır" kampanyasının bulabileceği desteğe ve yaratabileceği milliyetçi dalgalanmalara rağmen - ve bu ters telkinlerin etkisini kırabilecek bir kararlılıkla - referandumda "evet" denmesinin, niçin hem Kıbrıs Türkü'nün, hem Türkiye halkının çıkarına olduğunu topluma anlatabilmesi, Washington'ın umudu.
Üst düzey bir ABD yetkilisi geçen hafta bir grup Amerikalı gazeteci ile özel sohbetinde, "Türk Başbakanı bu konuda cesur ve yapıcı. Ama Yunan tarafında Simitis ve Papandreu'yu çok ar
ayabiliriz" diyerek son seçimlerde iktidarı kaybeden PASOK liderlerine gönderme yapmış ve yeni Yunan Başbakan Konstantin Karamanlis'e tam da güvenemedikleri izlenimini vermiş. Nitekim Karamanlis'in henüz yapmadığını, Simitis haftasonunda yaptı ve "hayır" kararının Rumlar'a neler kaybettirebileceğini bir bir açıkladı.
Buna karşın, geçen cuma günü görüştüğüm bir ABD'li diplomat, "Karamanlis'in üslubunu giderek yumuşattığını" söyleyerek, "Anketlere ve ilk olumsuz tepkilerine rağmen, Yunan hükümetinin de Kıbrıs
(Rum) liderlerinin de referandumda 'hayır' çıkmasına peşinen razı bir politika izleyecekleri kanısında değiliz" diyordu.
Bu diplomata göre, herşeye "oldu - bitti" gözüyle bakıp, Rumlar'ın "hayır" diyeceğini varsaymak hata, ve ABD, bunu yapmaya hiç de niy
etli değil.
Kıbrıs'ın CBC televizyonundan meslekdaşım Lukas Fourlas'ın yorumuna göre de, "Papadopulos çıkıp 'hayır' demenin ulusal çıkarlara aykırı olacağını açıkça anlatacak olursa, Rumlar'ın plana muhalefeti bir anda eriyebilir."

Olmazsa ne olur?

ABD'li yetkililer bir yandan Türk, Yunan ve Rum liderlerinden "evet" çizgisinde açıklamalar umarken, bir yandan da taraflara bu anlaşmanın "olabileceğin en iyisi" olduğunu anlatma çabasındalar.
Bu kapsamda, Washington'dan Türk tarafına giden mesaj, "1960 anlaş
masından çok daha ileri kazanımlar elde ediyorsunuz. İki kesimlilik ve siyasi eşitlik konusunda istediğinizi alıyorsunuz. Kıbrıs Türkü AB'ye giriyor. Türkiye'nin önü açılıyor. Mal mülk konularında istediğiniz oluyor" diye özetlenebilir. Bu mesajın özünün özü ise, "Bundan iyi bir anlaşmayı bir daha göremezsiniz" uyarısı. ABD, Türkler "evet," Rumlar "hayır" bile dese, bunun sanıldığı gibi "Türkler için ideal sonuç" olmayacağını, çok avantajlı bir çözüm şansının yitirileceğini vurguluyor.
Washington'ın diploma
tik kanallardan Rumlar'a söylediği de şu:
"Anlaşmaya 'hayır' derseniz, çözümü ve birlikte yaşamayı reddeden taraf olursunuz. Tezlerinize verilen uluslararası desteği yitirebilirsiniz. 'Taksim' dahil, her türlü olumsuz sonucun sorumluluğunu taşırsınız."
A
BD'liler, Türkler'in "evet," Rumlar'ın "hayır" demesi durumunda, KKTC'yi resmen tanıyacakları yönünde bir işareti asla vermiyorlar, ama Kıbrıs Türkleri'ne yönelik birçok açılımın gündeme geleceğini de gizlemiyorlar.
Buna karşın, referandumdan olumsuz sonu
ç çıkması, ve diyelim ki 2005'te, AB bünyesinde Kıbrıs müzakerelerinin yeniden açılması halinde, Türk tarafının Annan düzenlemesi ile yakaladığı koşulların gerisine düşmesi de, Washington'da "ciddi bir olasılık" sayılıyor.
MILLIYET 05/04/2004 YASEMIN CONGA
R


Çiçek: Referandum sonucunun TBMM'ye gelmesine gerek yok

05/04/2004 RADIKAL

Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta yapılacak referandum sonucunun TBMM'ye getirileceğine ilişkin BM'ye verilecek taahhüt konusunda, "Meclis'e gelmesine gerek yok.
Hükümet adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz" dedi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının gündemine ilişkin yaptığı açıklamanın ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Annan Planı'nın TBMM'ye sunulması ve BM
'ye verilecek taahhüt konusunda bir yöntemin belirlenip belirlenmediğine ilişkin soru üzerine Çiçek, "TBMM'ye onay anlamında bir metin ancak, referandumdan, yani 24 Nisan'dan sonra gelecektir. Ondan önce Dışişleri Bakanımız, TBMM'ye konuyu getirmiş olacaktır" dedi.
BM'ye verilecek taahhüt konusunda da Çiçek, "Onun için Meclis'e gelmesine gerek yok. Hükümet adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz" diye konuştu.
Çiçek, bir gazetecinin, "En büyük endişe AB temel hukukuna girmem
esi" sözleri üzerine de "Yarın, o konuları dinlersiniz, biz de buradayız, o soruların cevabını yarın ve yarından sonra cevaplandırmaya devam ederiz" diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir görüşmenin olup olmayacağının sorulması üzerine Çiçe
k, şunları söyledi:
"Her defasında 'Tahterevallinin bir tarafında Türk Hükümeti, diğer tarafında Denktaş' gibi bir ikilemin içerisine hiç girmeyelim, o zaman Türkiye'nin aleyhine, oradaki soydaşlarımızın aleyhine bir yanlışı yapmış oluruz. Bizim de aradığımız orada adil ve kalıcı bir barıştır. Oradaki soydaşlarımız ve Türkiye'nin haklarını korumaktır. Kimse, bu noktada karşı karşıya
getirme durumunda olmamalıdır.
Baştan beri bir cümleyi hep söylemeye çalıştım. Şu ana kadar müzakereleri hem Türkiye'deki i
lgili kuruluşlarımızın temsilcileri ile birlikte değişik kademelerde bunları istişare ederek
ortaya koymaya çalıştık. Önceliklerimizi, vazgeçilmezlerimizi hem de KKTC'nin ilgili taraflarıyla hep beraber oturarak görüşerek, yöntemleri de birlikte belirleye
rek, belli bir noktaya
gelmişizdir. Meseleye bu çerçevede bakmış olalım. Yoksa böylesine milli bir meseleyi bir iç politik tartışma, beyan konusu haline getirmiş oluruz.
Özellikle, bu ay çok önemlidir. Nisan ayı çok önemlidir. Türkiye için, KKTC'deki
ka
rdeşlerimiz, soydaşlarımız için önemlidir, meseleye böyle bakalım."

Bakanlar Kurulu'nun gündemi Kıbrıs

05/04/2004 RADIKAL

Bakanlar Kurulu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplandı. Başbakanlık Merkez Bina'da saat 10.45'de başlayan toplantıya, gecikmeli katılacak olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs görüşmeleri hakkında kurul üyelerine bilgi verecek. Toplantıda ayrıca AB uyum çalışmaları hakkında Bakanlar Kurulu bilgilendirilecek. Toplantıya, programları dolayısıyla Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Devlet bakanları Mehmet Aydın
ve Kürşad Tüzmen, Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe katılmıyor.

Arınç: Denktaş isterse konuşur

TBMM Başkanı Arınç, 'Denktaş'a Meclis'te konuşma imkanı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız' dedi

05/04/2004 RADIKAL

AA - ANKARA - TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Denktaş ne zaman arzu ederlerse, kendilerine konuşma imkânı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız" dedi. Arınç, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın da 6 Nisan Salı günü TBMM Genel Kurulu'nda konuşması yönünde CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç'un başvurusuna neden olumlu yanıt vermediğine ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
"Meclis İçtüzüğü'ne göre,
yabancı ülkelerin Cumhurbaşkanları isterse, TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerine hitap eder, meclis başkanı seviyesinde olan yabancı devlet adamlarına da 'uygun görüldüğü takdirde' bu imkân tanınır. 24 Nisan'da yapılacak referandum ve referandumun olumlu çıkması nedeniyle TBMM'de bir sözleşmenin uygun bulunduğuna ait görüşmeler yapılacaksa ve bu konu Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyorsa, bilgilenmeye milletvekillerimizin ihtiyacı olabilir."

Statü farkı
"Bu ihtiyaç partiler, gruplar veya hükümetçe Meclis
Başkanlığımıza bildirilirse, biz öngörüşmeleri yaparız, genel kabul görüldüğünde kendilerini davet eder, konuşma imkânları sunarız. Dolayısıyla sayın Başbakan Mehmet Ali Talat ile sayın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın statüleri farklıdır.
Cumhurbaşkanı Ra
uf Denktaş şu veya bu kuruluşun şu veya bu partinin önermesi ile Meclisimize gelebilecek, konuşma yapabilecek bir kişi olduğu gibi, kendi arzuları, iradeleri ile ne zaman arzu ederlerse ne zaman uygun bulurlarsa biz kendilerine konuşma imkânı tanımaktan büyük bahtiyarlık duyarız."

Simitis'in sekiz sorusu

İsmet Berkan

05/04/2004 RADIKAL

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, İsviçre'de, Kıbrıs'ta konunun tarafı dört ülkeye çözüm planını teslim ettiğinden beri Kıbrıs Rum
kesimi ile Yunanistan'dan değişik sesler gelmeye başladı.
Konuyu yakından izleyenler biliyor, Rum-Yunan tarafı ortaya çıkan metinden memnun değil. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, anlaşmaya ilişkin memnuniyetsizliğini dah
a İsviçre'de açıkladı, Kıbrıslı Rumlara evet oyu vermeleri için bir telkinde bulunmayacağını söyledi. Papadopulos'un oyunun rengi henüz belli değil belki ama Kıbrıslı Rum liderin anlaşmayı beğenmediği ortada.
***
Türkiye'de meseleyi yakından bildiğini sa
nan bir sürü izolasyoniste göre Rum tarafının anlaşma olmasa da kaybedeceği bir şey yoktu. Onlara göre
Kıbrıs pazarlıkları bu yüzden eşitsiz bir zeminde yapılıyordu.
Oysa bu görüşleri dile getirenlerin cevap vermesi gereken bir soru vardı: Madem kaybedec
ek bir şeyleri yok, o zaman Rumlar neden masada oturmaya devam ediyorlar? Ve şimdi de, 'hayır' kampanyasını açık açık neden yürütmüyorlar?
Rum tarafının neden masada oturmaya devam ettiğini ve bugün de 'Hayır, biz bu anlaşmayı referanduma bile götürmüyoru
z' diyemediklerini isterseniz bugün Yunanistan'ın eski başbakanı Kostas Simitis'in ağzından dinleyelim. Geçen gün referandumda hayır çıkması durumunda olabileceklerle ilgili sekiz tane akıl dolu soru sordu Simitis Yunanistan halkına ve Kıbrıslı Rumlara. Bakın o sorular neydi:
"1. Rum yönetimi bir daha BM'nin desteğini isteyebilecek mi?
2. Rum yönetimi bir daha BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunabilecek mi?
3. Yunanistan, Kıbrıs yüzünden Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkabilecek mi?
4. Avrupa
Birliği, KKTC'ye uygulanan ambargoyu daha ne kadar devam ettirecek?
5. Uluslararası toplum daha ne kadar süre için KKTC'yi tanımayacak?
6. Bölünmüş Kıbrıs, birleşik Kıbrıs'tan daha büyük bir gerginlik odağı olmaz mı?
7. Atina ve Rum tarafının Kıbrıs içi
n olumsuz tavırlarına AB cevap vermeyecek mi?
8. Taksim resmileşirse Annan Planı'nda Rumlara verilmesi öngörülen topraklar kaybedilmeyecek mi?"
Simitis'in bu soruları, dolaylı olarak Rum tarafının hayır oyu vermekle neleri kaybedeceğini de söylüyor aslın
da.
Gerçek şu ki, Rum tarafı son bir buçuk ay boyunca devam eden görüşme sürecinde kendileri açısından da son derece kötü performans sergiledi. Kötü performansın nedeni, Rum tarafının uzlaşmaz tutumuydu. Adeta roller değişmiş, daha öncenin 'Mister No'su R
auf Denktaş'ın yerini bu kez Papadopulos almıştı.
Görüşme sürecindeki bu olumsuz tutuma bir de referandumdan çıkacak hayır oyunun eklenmesi halinde Rum tarafı ve onlarla birlikte Yunanistan da çok zor durumda kalacak. Zorlukların başlıcası, Rum kesiminin
AB'ye tam üye olsa bile adanın tamamını temsil edemeyecek olması. Simitis, "Bir daha BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunabilecek miyiz?"
diye sorarken bunu kastediyor. Hiç kuşku yok, referandumdan sonra Güvenlik Konseyi toplanıp bir karar daha ve
recek.

Kıbrıs'ın aklı karışık

Referandum öncesi iki kesimde de saflar belirsiz. Papadopulos oyunun rengini yarın açıklayacak. KKTC'de gözler, Serdar Denktaş'ın DP'sinde

05/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı için 24 Nisan'da düzenlenecek referandumda büyük olasılıkla 'hayır' yönündeki görüşünü yarın açıklamaya hazırlanırken, anketlerde Rumların büyük çoğunluğunun planın öngördüğü çözümü istemediğini ortaya koyuyor. Yine de Rumların gözü kulağı Papadopulos kadar diğer Rum siyasi parti liderlerinde...
VPRC şirketinin 1-2 Nisan'da 600'ü Rum, 600'ü Yunanlı 1200 kişi ile yapılan anketine göre, bugün referandum yapılsa Rumların yüzde 84.7'si 'hayır' diyecek. Katılımcıların sadece yüzde 6.6'sı Annan Planı'n
a 'evet' diyeceğini söyledi. Rumların yüzde 50'si de oyunun yönünden emin. Yüzde 46.1'i ise önce liderlerin görüşlerini dinlemeyi bekliyor. Ancak Rumların yüzde 65.5'i desteklediği partinin, yüzde 50.8'i ise Papadopulos'un ne diyeceğinden etkilenmeyeceğini belirtti. Ankete göre, Rumların yüzde 91.5'i de Annan Planı'nın 'haksız bir çözüm' olduğu görüşünü dile getirdi. Yüzde 66.5'i ise plana dair bilgi sahibi değil. Yine ankete göre Yunanistan'da Kıbrıs için referandum yapılsaydı referandum sorusuna verilen cevaplar da yüzde 61.7 orarında 'hayır' olacaktı.
Papadopulos'un bir yakın çalışma arkadaşına göre, Rum lideri halkına, referandumda 'hayır' oyu kullanması çağrısında bulunacak. Ancak bunu 'hayır' diyerek mi yoksa dolaylı yoldan mı söyleyeceği merak konusu
. Papadopulos, bugün başkanlık seçiminde kendisini destekleyen komünist
AKEL partisinin lideri Dimitrios Hristofyas'la görüşecek. 2001 seçiminde yüzde 35 oranında oy alan AKEL bölünmüş durumda. Parti polit bürosu 'hayır', merkez komitesi ise 'evet' yanlısı. Son sözü ise 14 Nisan'da Hristofyas söyleyecek. Son seçimde yüzde 34 oranında oy alan Demokratik Birlik (DİSİ) ise kararını 15 Nisan'da verecek. 'Evet' yanlısı görünen DİSİ'nin kararını bir gün önce AKEL'in alacağı tavır etkileyecek. İki partiyi etkiley
ecek bir faktör de Atina'nın görüşü.

'Evet diyen denize girer'
Papadopulos'un lideri olduğu ve seçimlerde yüzde 15 oranında oy alan Demokratik Parti (DİKO) ile yüzde 6.5 alan sosyalist EDEK 'hayırcı' cephede. Yüzde 3 oranında oyu olan Yeni Boyutlar ile yüzde 2 oyu olan Yeşiller ise baştan 'hayır' kararı aldı. Kesin 'Evet' diyen tek parti eski lider Yorgos Vasiliu'nun yüzde 2 oy potansiyeli olan Birleşik Demokratlar'ı.
Güzelyurt metropoliti Neofitos hariç tüm metropolitler 'Annan Planı'na hayır' gösterile
rinde yerlerini alırken, Yunan ve Rum gazeteleri halka planının artı ve eksilerini anlatıyor. Bu arada mizah konusu olabilecek tespitler şöyle: Lefkoşalı Rumlar yazın denize girmek için 1.5 saat yolculuk yapacaklarına, 15 dakika mesafedeki Girne'nin sularında serinleyebilecek. Girne'de canlı balık yemek isteyen merkez bankasının para makinelerinden para çekebilecek. 'Yeşil Hat'taki askeri devriye kulübeleri sigara ve gazete bayisi olabilir' gibi...

Papadopulos ve şeytancıklar

Papadopulos, İsviçre'ye de Annan Planı'nı öldürmeye gitti. Başkan hiçbir şeyi konuşmaya niyetli değildi. Görüşmeleri torpilledi ve inandırıcılığı kalmadı

05/04/2004 RADIKAL

MAKARİOS DRUSİOTİSİ
Lüzern görüşmelerinde ne müzakere yapıldı ne de al-ver sürecine girildi. Sadece Lefkoşa'daki görüşmelere devam edildi. Bunun sorumluluğu da sadece karşı tarafın değil hiçbir şeyi müzakere etmek istemeyen başkan Tasos Papadopulos'a aittir. Başkan dönüşünde "İsviçre'ye kederlendirici de olsa tarihi ve onurlu bir uzlaşmaya varmak için iyi niyetli
ve siyasi irade ile gittik" dedi. Maalesef gerçek bu değil.
Papadopulos, New York'ta da olduğu gibi Lüzern'e Annan planını öldürmeye gitti. Başkan hiçbir şeyi konuşmaya niyetli değildi. Kıbrıs Rum tarafı özellikle yapılan son değişikliklerle Lüzern'de eld
e ettiği kazançları Papadopulos'a değil Rum heyetindeki diğer üyelerin yaptıkları baskılara ve üstlendikleri girişimlere borçludur.

1950'yi hortlatma planı
Annan Planı'nda denge özellikle Hristofyas (komünist AKEL partisi lideri), Anastasiadis (merkez-sağ Demokratik Birlik-DİSİ partisi lideri) ve Vasiliu'nun (eski Rum yönetimi lideri) çabaları sonucu sağlanabilmiştir.
İsviçre'deki görüşmeler boyunca Tasos Papadopulos planı torpillemeyi amaçlayan bir plan uyguladı. Bu çerçevede, bazı politikacıların Lefko
şa'da bağırıp çağırmalarını, bazı ekonomi uzmanlarının halka korku saçmasını sağladı. Kiliseyi de seferber ederek 1950 dönemini hortlatmaya çalıştı.

Dezenformasyon
Papadopulos, Annan Planı'nı öldürmek amacıyla ayrıca bir dezenformasyon mekanizması kurdu. Örneğin, geçen pazartesi günü öncekilerden farklı olan 204 sayfalık nihai Annan planı'nın ilk taslağı taraflara verildiğinde, Kıbrıs'ta zaten olumsuz önyargıları olan halk İsviçre'den gelen karamsar mesajlarla olumsuz görüşünü daha da güçlendirdi. Plan da
ha mercek altına alınmadan ve Rum Milli Konseyi'nde görüşülmeden Papadopulos gazetecilere 'bilgi vermeleri' için hükümet sözcüsü Hrisostomidis ile basın danışmanı Koroyan'ı basın merkezine gönderdi.

Olumlu unsurları söylemedi
Hrisostomidis Annan Planı'nda Türk taleplerinin yüzde 85'inin tatmin edildiğini söyledi. Yüzde 100 yalan. Ardından planın Rumlar için olumsuz unsurlarını sıralamaya başladı. Yunanlı bir gazeteci plandaki olumlu unsurları sorduğunda, Hrisostomidis bir an tereddüt etti ve Başkanlık Kon
seyi üyelerinin artırıldığını söyledi. Üstelik bu unsur da Rum tarafının tam istediği gibi değilmiş. Papadopulos'un hükümet sözcüsü Hrisostomidis aracılığıyla gönderdiği mesaj adeta, BM'nin Türkiye'yi aklamak uğruna Kıbrıs'ın ipini çektiği şeklindeydi.

İsyancılar!
Çoğunluğu Papadopulos'un propaganda mekanizmasının araçları olan televizyon kanalları muhabirleri tek kelime ile bayram ettiler. BM'nin Kıbrıs'ın ipini çektiğini söyleyerek bağırıyorlardı. Sayıları 100 kadar olan ve plan hakkında hiçbir bilgileri bulunmayan bu gazeteciler 'kötü haberi' tez yoldan Atina ve Lefkoşa'ya ulaştırdılar. Şu işi biraz araştırmak isteyen az sayıdaki soğukkanlı gazeteci ise isyancı muamelesi gördü.

Ekonomide istediği oldu
Kamuoyunun İsviçre'den gelen haberlerden etkilenmesi ve referandum için 'hayır'ların yüzde 90'ı geçmesi doğaldı. Oysa yeni Annan planı, Papadopulos'un işlevsellik ve ekonomi ile ilgili taleplerini yerine getiriyor, Rum göçmenlere servetlerinin üçte birini koruma ve
oy kullanmamak kaydıyla sınırsız yerleş
im haklarını tanıyordu. 30 yıldır neredeyse folklor haline dönüşen 'Tüm göçmenler yurtlarına dönsün' sloganı 4. Annan Planı sayesinde gerçek olmaya çok yakın bir duruma geldi.

Annan'dan tokat
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, planının nihai şeklini taraflara sunarken yaptığı konuşmada basına göndermeler yaparak dezenformasyondan sözetti. Annan'ın sözleri Papado-pulos'a tokattı. Annan bu sözleri sadece Papadopulos için söyledi. BM ve yabancı arabulucular, Papadopulos'un planı imha etmek amacıyla uyguladığı il
etişim oyununu uzun zamandır idrak etmiş durumdalar.
Planın taslağında elbette düzeltilmesi gereken olumsuz noktalar vardı. Bunlardan en önemlisi de derogasyonlar ile ilgili noktalardı.
BM nihai planını belirlemeden önce, işbirliği yapmayan Papadopulos i
le değil de Kıbrıs sorununun gerçekten çözümünü isteyen liderlerle birlikte bazı değişikliklere teşebbüs etti.
Yeni değişiklikler çok önemliydi.
Bunların en önemlisi de derogasyonların 15 yılda kalkacak olması.

Bu insafsızlıktır
Daha önce ne diyorduk? H
er Avrupalı, Kıbrıs Türk devletine giderek orada yaşabilecek ve yatırım yapabilecek, Rumlara ise kısıtlamalar olacak diyorduk. Eh işte böyle bir şey sözkonusu değil. Kıbrıs 15 yıl sonra tüm Avrupa gibi olacak. Papadopulos, Annan'ın yaptığı değişiklikler
listesini içeren metni alınca, hükümet sözcüsü Hrisostomidis'i yeniden basın merkezine gönderdi. Hrisostomidis açıklamasında "yapılan değişiklikler bizi tatmin etmiyor" dedi.
Papadopulos halkın bir umut nefesi bile almasına izin vermedi. Halkın daha ilk t
aslak ile olan şokunun geçmesini bile beklemeden planda hiçbir düzelme sağlanamadığı mesajını yolladı. Başkan Papadopulos'un bu davranışı insafsızlıktır ve siyasi açıdan kabul edilemez.

Anadolu mu işgal altında?
Enformasyon 'şeytancıkları' yeniden ölüm dansına başladı. Bazı televizyon kanallarından sanki Türkiye Kıbrıs'ı değil de Kıbrıs Anadolu'yu işgal etmiş ve direniyormuş gibi "Papadopulos bir mektupla Annan'a planını reddettiğini duyuracak" şeklinde yayın yapıldı.
Papadopulos referandum hakkında daha
'hayır' demedi. Ancak 'evet' demesi imkânsız sayılıyor. Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nın 'hayır'ı destekleyebilmesi için elinde hiçbir ciddi argüman yok. Varılan noktadan sonra ciddi argümanları da olsaydı 'hayır'ı destekleyebilecek durumda değildir. Kıbrıs görüşmelerini torpillemiştir ve bu yüzden hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.

Panik havası dağılıyor
Papadopulos'un dezenformasyoncu propaganda mekanizmasının halkta yarattığı panik ortamı değişmektedir. Çünkü cuma gününden itibaren Kıbrıs'ta başlayan tartışmalar, Papadopulos'un propaganda mekanizmasının ürettiği dezenformasyonun değil de olumsuz olduğu kadar olumlu unsurlar da içeren Annan Planı esasında yapılmaktadır. Eğer siyasi partiler sorumluluklarını üstlenir de halka samimi bir şekilde Annan Planı'nı an
latırlarsa o zaman Papadopulos'un tavrı ne olursa olsun, bu plan referandumda ve hatta büyük bir çoğunlukla kabul edilebilir. Eğer siyasi partiler bunu yapmazsa ve aşırı milliyetçilerin, sorumsuzların ve fanatik papazların görüşü empoze edilirse o zaman eyvah halimize.
"Hayır" dersek Papadopulos bizi nereye götürecek? Daha iyi bir çözümü ne zaman, nasıl sağlayabilecek? Değerlendirmelerinde yüzde 100 yanılan Papadopulos referandumdan 'hayır' çıkarsa bunu nasıl anlatabilecek? Kıbrıs'ın en iyi dostlarının bil
e sabrının taşarken hangi ittifaklara gü-venebilecek?
(Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis Gazetesi, 4 Nisan 2004)

Kuzeyde saflar netleşiyor

KKTC'de meclis bugün toplanırken, CTP lideri Talat 24 Nisan'daki referandumda 'evet' deme kararı aldı. Sağ kanat MAP ve KAP 'hayır' kampanyası başlattı, gözler Serdar Denktaş'ın DP'sinde

05/04/2004RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de Annan Planı'nın referanduma götürülmesi için kritik haftaya girilirken, siyasi partiler saflarını belirliyor. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın liderliğini yaptığı koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) referandumda 'evet' diyeceğini açıkladı. Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ile Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) liderleri ise 'hayırcı' cephede. Böylesi bir ortamda, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti'nin (DP) alacağı tavır önem kazandı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tutumunun DP'yi nasıl etkileyeceği de merak konusu. KKTC meclisi, bugün Kıbrıs gündemiyle olağanüstü toplanıyor.
Talat
, CTP'nin, 24 Nisan'daki referandumda 'evet' denmesi kararı aldığını, bu kararı 6 Nisan'da yapılacak olağanüstü kurultaya götüreceğini açıkladı. Hükümet ortağı DP'ye mesaj gönderip, 'hayır' kararından büyük üzüntü duyacağını söyleyen Talat, "Planın iyileştirilmesinde büyük katkıları oldu. Hayır derlerse üzülürüm" dedi. KKTC Başbakanı, Denktaş'ın tutumunun 'hayır' olduğuna dikkat çekip, referandum sürecini en azından gerginleştirmemesini rica ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş ise, Annan Planı'na refer
andumda 'hayır' diyeceğini tekrarladı. Ancak Denktaş, referandum sürecini gerginleştirmeyeceğinin işaretlerini de verdi. Denktaş, "Bu süreç bir düşünce pazarlığıdır, birbirimizi kırmayarak, birbirimizi yemeyerek yapalım. Aynı gemideyiz, gemiyi delip batacak duruma getirmeyelim. Yine beraber çalışacağız" dedi. 'Evet' cephesinde yer alan BDH lideri Mustafa Akıncı ise "Akıntıya karşı kürek çekiyor" dediği Denktaş'ın statüko yanlısı olduğunun bir kez daha kanıtlandığını belirtti. MAP ve KAP da plana karşı 'hayır' kampanyası açacaklarını açıkladı.
Bu arada, bir televizyon anketinde, Annan Planı'na yüzde 51.1'lik kesimin 'evet', yüzde 48.7'lik bir kesimin ise 'hayır' diyeceği sonucu çıktı. Kıbrıs Genç TV'deki izleyicilere oylarının yönü soruldu. ankete katılan 91
7 kişinin yüzde 51.1'i 'evet', yüzde 48.7'si de 'hayır' oyu kullandı.

Soysal: Plan fiyasko
Denktaş'ın anayasa danışmanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise, Annan Planı'nı bir 'fiyasko' olarak niteledi. Soysal, planın 'iki egemen devlet' yaklaşımını benimsemediğini, anlaşmanın AB'nin birincil hukuku olması konusunda garanti alınamadığını savundu. Soysal, sunulan haritanın değişmediğini, Karpaz dışında aynı bırakıldığını belirtti.

Ankara'da 'iç müzakere' zamanı

05/04/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - 24 Nisan'da
Kıbrıs'ta düzenlenecek referandumlar öncesinde Ankara, kritik 'iç müzakere' dönemine giriyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planı bugün önce Bakanlar Kurulu, ardından olağanüstü toplanacak MGK'da değerlendirilecek. Kıbrıs trafiği yarın TBMM'ye taşınacak.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığındaki Dışişleri heyeti, Annan Planı Değerlendirme Raporu'nu bugün sunuyor. Raporda, 'olmazsa olmazlar' dikkate alınarak, Türk tarafının kâr-zarar bilançosu şöyle özetleniyor:
Kıbrıs'ta varılacak anlaşma,
AİHM'ye açılacak davalarla delinemeyecek. Kurucu devletlerin eşbaşkanları, AİHM'ye mektup yazıp yeni başvuruların durdurulmasını isteyecek. Yeni başvuruların iç hukuka havale edilmesiyle ödenecek tazminat kurucu devletten alınacak.
BM'den Kıbrıslılarla ev
lenmiş Türkiyelilere ek olarak, Kıbrıs'ta doğmuş olan Türkiyelilerin de yeni devletin vatandaşı olması talep edildi. Ancak BM'nin bu konuda koyduğu 45 bin kişilik kota yükseltilemedi.
Türk-Rum dengesinin nüfusa göre değiştirilmeyeceğine dair güvence alındı. İki kesimlilik güçlendi. Kuzeye yerleşecek Rum oranının yüzde 18 olması kaygı vermiyor.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra Rumlar, Türk tarafına yerleşemeyecek. Yerleşim konusundaki kısıtlamalardan 65 yaş üstü kişiler, eşleri ya da bir kardeş
leri ve Karpaz ahalisi muaf tutulacak. Karpaz, ortak devletin parçası olacak.
Türk Kurucu Devleti senatörleri, yalnızca Kıbrıslı Türkler tarafından seçilecek. Birleşik devletin eşbaşkanını belirleme hakkı, oy çoğunluğuna sahip partinin olacak.
Avrupa Kom
isyonu, plana eklediği mektupla 'AB'nin birincil hukuku olmasını sağlayacak işlemleri başlatacağım' dedi. AB derogasyon sıkıntısını anlayışla karşılıyor.

MGK'da net tavır belirlenecek
31 Mart'ta toplanan, Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül'ün
İsviçre'deki görüşmelerde bulunması yüzünden 1 Nisan'a da sarkan ve 'acil sonuç' almak istenmediği için ertelenen MGK toplantısı da bugün. Toplantıya tam kadro katılması beklenen asker kanadının yanı sıra İsviçre görüşmelerinden hazır bulunan Genelkurmay'ın Kıbrıs ve Yunanistan Daire Başkanı Mücahit Şişlioğlu da eşlik edecek ve devletin net tavrı belirlenecek.

Yazılı taahhüt şekillenecek
Bakanlar Kurulu ile MGK'da, referandum sonucuna Meclis onayı alınmasına dair BM'ye 9 Nisan'da iletilecek yazılı taahhüdün şekline dair çalışmaların da netleştirilmesi bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, taahhütte, 'meclis kararı formülü' öne çıkıyor. Bugünkü toplantıların 'Kıbrıs için iç müzakere' olarak görülmesini isteyen diplomatik kaynaklara göre, MGK'dan 'tamamlanmamış bir anlaşmanın TBMM'de onaylanamayacağı' yorumu çıkarsa Bakanlar Kurulu kararı veya yetki tezkeresi formülleri gündeme gelebilir.

TBMM'de Kıbrıs oturumu
Kıbrıs trafiği, yarın TBMM'ye de yansıyacak. Gül, Genel Kurul'daki özel oturumda İsviçre'deki görüşmeler dahil, Kıbrıs konusunda hükümetin izleyeceği stratejiye dair bilgi verecek. Ardından AKP ve CHP grupları adına da birer konuşma yapılacak. Her iki partinin Meclis grubu da Kıbrıs'ı ele alacak.

Powell da 'evet' için çalışacak

05/04/2004 RADIKAL

AA - WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta her iki
tarafın da 24 Nisan'daki referanduma olumlu yanıt vermelerinin kilit önem taşıdığına işaret ederek, referandumlardan olumsuz sonuç çıkması halinde bunun geri dönüşü olmayacağı ve tarihi
bir fırsatın kaçırılacağı uyarısında bulundu.
Powell, Berlin'den Washington'a dönerken uçakta gazetecilere, Annan Planı'yla şimdi Kıbrıs'ta tarihi bir fırsatın elde edildiğini söylerken şöyle dedi: "Şimdi ile nisan ayında yapılacak referandum arasında, Kıbrıslıların, bunun bir daha gelmeyecek bir fırsat olduğunu anlamaları için çok çalışmalıyız. Bir B planı yok. Olan bu. Her iki taraf da ne tür çekincelere sahip olursa olsun, daha iyi bir düzenlemenin ortaya çıkması muhtemel değil.
Gerçek şu ki, bu düzen
leme kabul edilmezse, uzun bir zaman için her şey duracak" diyen Powell, "Bu yüzden hepimiz çok çalışıyor olacağız. Önümüzdeki haftalarda ben de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların bu anlaşmayı kavramasını cesaretlendirmek ve liderlerin durumu kendi halklarına açıklamasına yardım etmek için çok çalışıyor olacağım. Tatmin edici bir referandum sürecinin 24 Nisan'da tamamlanmasını umuyorum" ifadelerini kullandı. Powell, Kıbrıs konusunda, AB Güvenlik ve Savunma yetkilisi Javier Solana ile de görüştüğünü kaydetti.

KKTC Cumhuriyet Meclisi olağanüstü toplandı

05/04/2004 RADIKAL

KKTC Cumhuriyet Meclisi, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri görüşmek üzere saat 10.50'de olağanüstü toplandı. Toplantı, daha önce belirlenen saatten 50 dakika geç başladı. Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan Genel Kurul'a, Kıbrıs konusundaki gelişmelerleĥ
ilgili bilgi verecek. Talat ve Denktaş, milletvekillerini, İsviçre'deki
Kıbrıs görüşmeleri ve nihai Annan planıyla ilgili bilgilendirecek. Toplantı, Başbakanlığın önergesi üzerine basına kapalı yapılıyor.
KKTC Cumhuriyet Meclisi, yeni dönemdeki ikinci olağanüstü toplantısını da Kıbrıs sorunu konusunda yapıyor.

Rumlara şantaj var

05/04/2004 RADIKAL

ARİSTOS MİHAİLİDİS
Annan Planı'nın en hararetli savunucuları ve bu planı beş değil 20 parmakla onaylayacaklarını söyleyenler bile bazı şeyleri düşünmek zorunda:
Kıbrıslı Rumların 'evet'i eğer şantajların ve korkutmayı hedefleyen müdahalelerin sonucu oluştuğu şeklinde algılanırsa, anlaşmanın başarıyla uygulanması ihtimali ne olur? Halkın istemediği bir anlaşmayı hür irade ile değil de korkudan onaylaması ne anlama gelir? Aynı halk gerçekte arzu etmediği bir anlaşmayı uygulamak içi
n ne denli iyi niyetle hareket eder? Yoksa gelecek o kadar önemli değil de önemli olan bugün mü? Yani şimdi 'evet' diyelim de yarın Allah büyük zihniyetinde miyiz?
Geçmişte meselelerimizi hep başkalarının zoru ile ve kısa vadeyi düşünerek halletmeye çalış
tık. Bu defa daha aklıselim sahibi olarak hareket etmeliyiz. 'Evet'i söylemek için yabancıların kepaze şantajları yeterli olmamalıdır. Bu anlaşma ile biz yaşayacağız. Bu anlaşma ile yaşayacak olan ne Bush ne Verheugen, ne Blair, ne de De Soto'dur. Onların hepsi bizi tehdit etmeye, korkutmaya devam edeceklerdir. Bunu kafamıza koyalım ve hazırlıklı olalım. Gerçekler ile propagandayı ve bizi aldatmayı hedefleyen oyunları birbirinden ayırmayı bilmeliyiz. Hatırlarsanız bir yıl önce de bizim başkanlık seçimlerimize müdahale etmişlerdi.
De Soto, eğer planını kabul etmememiz ve çözüm sağlanmadan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye üyelik anlaşmasını imzalaması halinde bizi 'karanlık ve belirsizliğin' beklediğini söylemişti. O zamanlar aslı astarı olmadığı kısa sürede anla
şılan o utanmaz tehditler bugün de maalesef tekrarlanıyor. Bu utanmaz tehditler maalesef uluslararası hukuku temsil eden makamlar tarafından savruluyor.
BM ve AB yetkilileri, BM ve AB üyesi küçük bir devleti bir işgal gücünün insafına terk edeceklerini ve
dahası kendilerinin de gerekli muameleyi yapacaklarını söyleyerek tehdit ediyorlar. Eğer bu halk Annan Planı'nı reddederse hiçbir ülke hiçbir uluslararası müessesenin bizi cezalardıramayacağını ve Kıbrıs sorununun çözümünün uzun bir süre için rafa kaldırılamayacağını çok iyi bilmelerine rağmen tehditler savurmaktan çekinmiyorlar.
Bu tehditlerin tek gerçek payı bir süre için, birkaç ay için Kıbrıs Cumhuriyeti ve belki de Yunanistan'ın AB'de 'kötü çocuk' muamelesi görecek olmasıdır. Buna karşı Kıbrıs ve Yun
anistan, Türkiye'nin AB yolunu kontrol altında tutmaya devam edeceklerdir. Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs sorununa çözüm zorunluluğunu sürekli karşısında bulacaktır.
Rumların muhtemel bir 'hayır'ını önlemek için yapılan tehditlerin AB'de hukuki bir uzantısı
olamaz. AB hiçbir şekilde bir üyesine karşı yaptırımlarda bulunamaz. Aksine, Kıbrıs sorunu 1 Mayıs'tan sonra bir AB sorunu haline gelecektir. AB işte bundan kaçınmak istiyor. AB, Kıbrıs halkının demokratik bir kararı yüzünden bu belayı başından savamazsa bu, dünyanın sonu değildir. AB'nin sayısız siyasi ve diplomatik başarısızlığı vardır. Bunlara biri daha eklenecektir hepsi o kadar.
Referandumda 'hayır' denilmesi halinde Kıbrıs Cumhuriyeti işgalci rejimin illegalliğine karşı hukuki varlığını daha da güçle
ndirecek ve Avrupa standartlardında bir çözüm için mücadele verebilecektir. Umudu kaosa tercih ederiz.
(Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, 3 Nisan 2004)

Oedipus ya da Denktaş

05/04/2004 RADIKAL

Tarihte, büyük sorunların çözümünde kullanılan ve her zaman vazgeçilmez bir kavram olarak görülen 'siyasi irade' son kertede ideolojik bir tavrın ifadesidir. Kazanmak eğer siyasi iradeye bağlıysa, bu, konjonktürün artık 'siyasi irade'yle tanımlanan ideolojiyi taşıma noktasına geldiğini gösterir. Siyasetin, kendi tabiriyle söylemek gerekirse, 'aşkınsal' olduğu ve sanatsallaştığı tek nokta da budur. Çünkü, bu aşamada, siyasi iradenin taşıyıcısı olan kişi veya gruplar, kolektif bir bilinçle hareket ederek ama ondan da önemlisi sezgilerini ve algılarını harekete geçirerek durumun nereye doğru evrildiğini 'sezer'ler. Bu, bilinçle at başı giden son derecede önemli bir olgudur. Devrimcilik, bilinç, tarihsellik ve sezgi arasındaki bu ince dengenin ve ilişkinin kurulması evresidir.
Kıbrıs konusunda sürdürül
en pazarlıkların, alınan sonuçların uzmanlıkla ilgili yanları var. Bir noktadan sonra 'teknik' bir sorun. Bu bir gerçek. Ne var ki, uluslararası bütün sorunlarda olduğu gibi Kıbrıs konusunda da öne çıkan başka bir boyut var. Bu türden her sorunun çözümü öncelikle siyasaldır. O anlamıyla ideolojiktir. Nihayet bir iradeye dayanır. İşin bu yanı bu süreçte gözden kaçtı. Hiç değilse vurgulanmadı. Oysa hâlâ devam eden bu süreçte bu hususlar özel bir önem taşıyor. Bu önem yeterince algılanmadığından çözüm isteyenlerle çözüm istemeyenler gibi bir ayrım ortaya çıkıyor. Veya Kıbrıs'la Lozan, İnönü'yle Denktaş ya da Erdoğan mukayese ediliyor.
Öncelikle şunu kavramak gerek: Dibinde ideolojik olmayan bir siyasal süreç olmaz. Bu, eşyanın doğasına aykırıdır. Eğer herhangi
anlamda bir siyasallaşmadan söz ediliyorsa orada ideolojik bir belirlenimden de söz açmak gerek. Bunun yok sayılması veya ideolojiyle sürecin yer değiştirmesini istemek arabayı atın önüne bağlamak anlamına gelir..
Muhafazakârlık bunu algılayamamak, koşul
ların olgunlaştığını ve artık ileriye doğru harekete geçirileceğini sezememektir. Tersi de doğru olabilir: koşulların değişmemesini istememek de bir ideolojiye tekabül eder. Ne var ki, ana özelliği tarihsel olamaması, tarih dışı kalmasıdır. Marx, 'Sınıflı tarihlerin tarihi, tarih öncesidir' derken biraz da bu anlama gelen bir şey söylüyordu.
Kıbrıs'ta da buna benzer bir şey yaşandı. Kuşkusuz bitirilmiş bir şey yok ortada. Her şey başa dönebilir. Süreç kesintiye uğrayabilir. Fakat önemli olan şu ki, bu soru
nda da taraflar tarihsellik ve tarih dışılık düzeylerinde karşı karşıya geldiler. Bir taraf dönemin ve koşulların değiştiğini sezdi ve algıladı, sürecin zorlanabileceğini gördü. Diğeri bunu ötelemek ve tarih dışı kalmak istedi. Kısacası, tarihi anlamaktan ve tanımlamaktan geçen, tarih felsefesi temelinde yaşanan bir ikilem ortaya çıktı. Şöyle de söyleyebiliriz: tarihin ideolojikleştirilmesi sürecin ana belirleyicisi oldu.
Bu, aynı zamanda tragedya kavramının da kristalize olduğu bir nokta. Kader dediğimiz
şeyi eğer bu noktalara olan tekabüliyetiyle ele almazsak ortaya fantastik bir şey çıkar. Oysa kader dediğimiz şey tarihsel olanın kişide veya belli bir dönem ve toplumda somutlaşmasından başka bir şey değil. Antik Yunan'ın bize en büyük armağanı buydu, ama fark edemedikleri de oydu: trajik kahramanın tarihi dönüştürme ve kendi gerçeğini sırtlanma noktasındaki yetersizliğinden ötürü o sonucu yaşadığını bilemiyorlardı. O noktada Oedipus gerçeği öğrenir ve kendisi olarak kalmaya kendisini mahkûm eder.
Denktaş
İsviçre'ye gitmedi. Artık tarihin kendisini aştığını fark etmişti. Şimdi ona kahraman deniyor. Kuşkusuz öyledir. Çünkü tragedyalar da kahramanlarla örülür. Bilmem ki, yanılıyor muyum?

Bakanlar Kurulu’na 7 sayfalık Kıbrıs raporu

 

Kıbrıs konusunun ele alındığı Bakanlar Kurulu toplantısında, Annan Planı’nın Türk tarafı için olumlu unsurlarını içeren yedi sayfalık bir rapor sunuldu.

 

Ankara
NTV

 

5 Nisan 2004— Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Kıbrıs’la ilgili takvimin işlediğini belirterek, “Ümit ederiz her iki tarafın da hayrına bir sonuç çıkar” dedi.

Cemil Çiçek, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün İsviçre’de yapılan müzakerelerle ilgili kurul üyelerine kapsamlı açıklamalar yaptığını belirtti. Kıbrıs’ın Türkiye için milli bir mesele olduğunu belirten Çiçek, “Sonuçta kararı verecek olan ada halkıdır. onların vereceği karara göre Kıbrıs meselesi şekil alacaktır” dedi.
Meclis’e planın onayı anlamındaki bir metni
n ancak referandumdan sonra geleceğini söyleyen Çiçek, referandum sonucuna Meclis onayı alınmasına dair yazılı taahhüt için de, “Hükümetimiz adına bir arkadaşımızın imzası yeterli olacak” açıklamasını yaptı.

7 SAYFALIK RAPOR SUNULDU
Annan Planı’nın Türk tarafı için olumlu tarafları 7 sayfalık bir rapor halinde Bakanlar Kurulu’na sunuldu. Raporda kurulacak ortaklığın niteliğinden ,devlet yapısına, güvenlik ve garantilerden, ikamet sınırlamalarına kadar Türk tarafının kazanımları madde madde sıralanıyor.
Ada
let Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’nın ortak hazırladığı rapor yarın Meclis’te yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde de milletvekillerine anlatılacak.

İKİ KESİMLİLİK
Bir taraf diğeri üzerinde hakimiyet kuramayacak. Kurucu devletlerin kendi anayasası, bayrağı ve marşı olacak. Yeni haritada “Kıbrıs Türk Devleti” ismen gösterilecek.

İKAMET VE MÜLK İADESİ
5 yıl süreyle ikamete tam sınırlama olacak. Bir kurucu devletin nüfusunun en fazla 1/3 ü yabancı olabilecek. Rum tarafına toprak devri 3.5 yıllık bir döneme yayılacak.

ORTAKLIK VE EŞİTLİK
Federal hükümet eşit sayıda üyeden oluşacak ve iki eş başkan görev yapacak. Geçiş parlamentosunda eşit sayıda üye olacak. Parlemento ancak her iki meclisin onayı ile karar alabilecek.
Senatodaki Kıbrıs Türk Devleti temsilcileri daima Türk olacak. Türkçe resmi dil sayılacak. Kamu yönetiminde çalışanların en az 1/3’ü Türk Kurucu Devleti’nden gelecek.

GÜVENLİK VE GARANTİLER
Kıbrıs’ın tümü ya da bir parçası başka bir ülke ile birleşemeyecek. 1960 garanti ve ittifak anlaşmaları geçerli olacak. Adada ki Türk askeri varlığı 2011 yılına kadar 6000 asker, Türkiye’nin AB üyeliğine kadar 3 bin asker düzeyinde kalacak. Türk askeri Türkiye’nin AB üyeliğinden sonra da 650 kişi olarak adada kalmaya devam edebilecek.

TÜRKİYE’NİN RÖLÜ
Yeni Kıbrıs Türkiye’nin AB’ye katılımını destekleyecek. Kurucu anlaşmaların yürürlüğe girmesi için referandum sonrası garantör ülkeler anlaşmayı imzalayacak. Türkiye’den adaya göç eden 45 bin kişi vatandaşlık kazanarak adada kalmaya devam edecek.

ULUSLARARASI GÜVENCELER
Kurucu anlaşma BM Güvenlik Konseyi’nce onaylanacak. AB Konseyi de kurucu anlaşmayı onaylayacak. Eş başkanlar çözümün AB’ nin birincil hukukunun parçası haline getirilmesini isteyecek. BM Barış Gücü’nün Ada’daki görevi ancak kurucu devletlerin rızası ile sona erecek.

Kıbrıs’ın kuzeyi sahte devlettir’

 

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, Rum kesiminden referandumda ‘hayır’ oyu çıksa da, Atina açısından KKTC’nin “sahte devlet” olarak kalmayı sürdüreceğini söyledi.

 

Atina
AA

   

5 Nisan 2004 — Bu arada Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, ABD’nin Atina Büyükelçisi Thomas Miller ile görüştü.

 

Rusopulos yaptığı basın toplantısında, soru üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün Türk basınında yayımlanan ve Rum kesiminin referandumda ‘Hayır’ demesi halinde KKTC’nin tanınması için çaba harcayacağına ilişkin ifadelerine değindi.
Rusopulos, KKTC’nin Atina için sahte devlet olduğunu ve öyle olmaya devam edeceğini belirtti.

ABD ATİNA’DA
BASTIRIYOR
Bu arada Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, ABD’nin Atina Büyükelçisi Thomas Miller ile görüştü. Molivyatis ile Miller arasındaki görüşmede, Kıbrıs konusundaki gelişmeler ele alındı.
Miller, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta 24 Nisan’da yapılacak referanduma kadar geçecek süre içinde, olumsuz gibi görünen mevcut durumun değişeceğini ümit ettiğini söyledi.
Annan planı üzerinde, uzunluğu nedeniyle yeterince çalışılamadığını, ancak buna rağmen çeşitli görüşler öne sürüldüğ
ünü kaydeden Miller, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu 9 bin sayfanın okunması ve değerlendirilmesinin zorluğuna dikkati çekti.
Miller, yapılacak referandumlarda evet ya da hayır oyu verme kararını almanın yalnızca Kıbrıslı Türkler ve Rumlara ait ol
duğunu vurguladı.

Denktaş Ankara’dan şikayetçi

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bakanlar Kurulu’nda sunulan Annan Planı’nın olumlu unsurlarını içeren raporu eleştirdi. Denktaş, planın kabul edilmesinin Türkiye’den başka taleplerin yolunu açacağını öne sürdü.

 

NTV-MSNBC

   

5 Nisan 2004— Türkiye’nin yavaş yavaş parçalanması için bir senaryo başlatıldığını söyleyen Denktaş, AB’nin başka şeyleri çekip almak için Türkiye’ye bekleteceğini savundu. Annan Planı’nın Rumların meselelerinin halledilmesine yönelik olduğunu kaydeden Denktaş, Türk askeri, iki kesimlilik, derogasyonlar, Rumların Kuzey’e geçişi, mal-mülk gibi pek çok konuda sorunlar olduğunu belirtti.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bursa Barosu’nda Kıbrıs’la ilgili gelişmeler hakkında bir konuşma yaptı. Bakanlar Kurulu’nun Kıbrıs toplantısında, Annan Planı’nın Türk tarafı için olumlu unsurlarını içeren yedi sayfalık bir rapor sunulmasına dikkat çekti ve “Bu Ankara’nın Annan Planı’nından memnun olduğunu göstermektedir” diye konuştu.
9 Nisan’da BM’nin garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den planın referanduma götürüleceği konusunda taahhüt istediğini belirten Denktaş, Türkiye’nin taahhüt vermesi durumunda Kıbrıs Türkünün referandumda ‘evet’ oyu kullanacağını sö
yledi.

‘TÜRK ASKERİ ADA’DAN ÇIKARTILACAK’
Planın Rumların meselelerinin halledilmesine yönelik olduğunu kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı, Türk askerinin kademeli olarak Ada’dan çıkartılmaya çalışıldığını ifade etti. Denktaş, “Şimdi ben görevim icabı Türk askerini Ada’dan uğurlayacakmışım. Torunlarıma, çocuklarıma gidiyorlar ama geri dönmeyecekler diyecekmişim. Ama ben bu acıyı yaşamak istemiyorum” diye konuştu.

‘HAKLARIMIZ SÜRATLE KALDIRILABİLİR’
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş planla, Rumların Kuzey’e geçişi ile ilgili yalnızca 15 senelik bir kısıtlama bulunduğunu, egemenlik ve iki kesimliliğin çözümlenemediğini ve derogasyonların da kalıcı hale getirilemediğini belirtti.
Denktaş, “Bize verilmiş olan hakların çoğu AB normlarına aykırı diye süratle kaldırılılabili
r" dedi.

‘MAL-MÜLK KONUSU SORUN OLUR’
Rauf Denktaş, KKTC’nin Türkiye üye olmadan AB’ye girmemesi gerektiğini de savundu. “Rumlar, AB’ye girecek diye haklarımızdan vazgeçemeyiz” diyen Denktaş, toprak, göç ve mal-mülk konusunun yıllarca Türkiye’yi üzeceğini
söyledi.

‘HARİTADAN RAHATSIZIZ’
Planla birlikte sunular haritanın da rahatsız edici olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı, bir çok köyün Rum idaresine geçeceğini ve bir süre sonra göçün söz konusu olabileceğini vurguladı.
Plana Rum tarafının hayır demesi halinde hiçbir ceza olmadığını ancak Türk tarafının cezalandırılacağını da belirtti ve Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliği önüne engel olarak konmasını eleştirdi.

‘TÜRKİYE’DEN BAŞKA TALEPLERİ OLACAK’
Türkiye’nin üzerinde bir oyun oynandığını savunan Denktaş, “Türkiye bu haklı davayı müdafaa edemezse, kendine güvenen ülkeler arasında itibar kaybedecektir. Türkiye haklı olduğu davada baskılara razı olursa, başka neler koparırlar” dedi.
Türkiye’yi yavaş yavaş parçalamak için başlatılan senaryonun gözle görül
ebilir bir biçime dönüştüğünü söyleyen Denktaş, planın sağlıklı hale getirilmesi gerektiğini, aceleye gerek olmadığını belirtti.

Papadopulos’un kararı Çarşamba’ya

Kıbrıs’ta siyasi partiler, Annan Planı’nın oylanacağı referandum öncesi tutum belirlemeye çalışıyor. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos kararını Çarşamba günü açıklayacak.

NTV

5 Nisan 2004— Rum kesimindeki iki büyük siyasi parti AKEL ve DİSİ ile Türk tarafında Başbakan Mehmet Ali Talat’ın partisi CTP’nin “evet” deme eğiliminde olduğu belirtiliyor. Kamuoyunun ise kafası karışık. Rum ve Türk taraflarında yapılan anketler, bu kafa karışıklığını ve belirsizliği gözler önüne seriyor.

Kıbrıs’ta Annan Planı’nın oylanacağı eşzamanlı referandumlar için geri sayım sürerken, siyasi partiler, referandumda izleyecekleri politikayı ilan etmeye hazırlanıyor. KKTC’de, iktidardaki koalisyonun büyük ortağı, Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki CTP, “evet” kararını 6 Nisan’daki olağanüstü kurultayında tartışacak.

Ortağı, Serdar Denktaş’ın liderliğindeki Demokrat Parti ise, kararını yarın ya da en geç salı günü ilan edecek. Ulusal Birlik Partisi’nde “hayır” deme kararına karşılık, tabanda “evet” oyu verme eğilimde bir grup olduğu öne sürülüyor.
       
PAPADOPULOS PARTİ LİDERLERİYLE GÖRÜŞECEK

       Rum lider Tasos Papadopulos ise kararını Çarşamba günü açıklayacak. Papadopulos, Annan planıyla ilgili takınılacak tavır hakkında görüş teatisinde bulunmak üzere, Rum iktidar ortağı siyasi partilerin başkanlarıyla bugün bir araya gelecek. Papadopulos’un "hayır” deme eğiliminde olduğu belirtiliyor. İktidarın küçük ortağı, Papadopulos’un partisi Demokratik Parti (DİKO) ise Rum lider Papadopulos alacağı kararı benimseyeceğini açıkladı.
       
AKEL VE DİSİ ‘EVET’ EĞİLİMİNDE
       İki büyük siyasi parti AKEL ve DİSİ, resmen ilan etmemiş olmakla birlikte, “evet” deme eğiliminde. AKEL tutumunu 14 Nisan’da, DİSİ de 15 Nisan’da açıklayacak. Eski Rum yönetimi liderlerinden Yorgo Vasiliu’nun başkanı olduğu Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), referandumla ilgili ka
rarını çarşamba günü açıklayacağını duyurdu.
       
KKTC’DE ‘EVET’ RUM KESİMİNDE ‘HAYIR’
       Bu belirsizlik ortamında yapılan anketlerse, Rum Kesimi’nde halkın büyük çoğunluğunun Annan Planı’na karşı olduğunu, KKTC’de ise, çok az bir farkla “evet” oylarının daha fazla olduğunu gösteriyor.
       KKTC’de, Genç TV’nin 917 kişinin katılımıyla yaptığı kamuoyu yoklamasında, yüzde 51,1’lik bir kesim referandumda “evet” oyu kullanacağını söyledi. “Hayır” oyu kullanacakların oranıysa, sadece 2,4’lük bir farkl
a, yüzde 48,7 çıktı.

Rum Kesimi’nde ise, “VPRS” adlı araştırma şirketinin yaptırdığı anket, bugün referandum yapılsaydı Rumların yüzde 84,7’sinin Annan Planı’na “hayır”, yüzde 6,6’sının ise “evet” diyeceğini ortaya koydu. 600 kişinin katıldığı araştırmada, Rumların yüzde 50’si referandumda kullanacağı oydan emin olduğunu söyledi. Yüzde 46.1’lik bir kesim ise, kesin kararını vermek için Papadopulos ve siyasi partilerin görüşlerini dinlemeyi beklediklerini söyledi.

MGK: Sorumluluk hükümette

İsviçre’de sona eren Kıbrıs müzakereleri sonrasında düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, gerekli sürecin başlatılması için bundan sonra takdirin ve sorumluluğun hükümette olduğu bildirildi.

Ankara
NTV-MSNBC

5 Nisan 2004— MGK’nın bildirisinde Annan Planı’nın son şeklinin olumlu yanlarının yanı sıra Türk tarafının bazı isteklerinin karşılanamadığı belirtildi.

MGK bildirisinde, “Annan Planı’nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğuna” işaret edilerek, “Sürecin başlaması durumunda, Ada’daki Türk varlığının, Türkiye’nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla uygulamada gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi vurgulanmıştır” denildi.

Bildiride, Türkiye ve KKTC’ye verilen güvencelerin fiilen uygulamaya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesinin gerekliği üzerinde duruldu.

Ankara
AA MGK bildirisinin tam metni


A- Kurul, Kıbrıs konusunda geçtiğimiz hafta içinde sonuçlanan müzakerelerde ortaya çıkan metinleri 23 Ocak 2004 günlü MGK bildirisinde değinilen hususlar ışığında ayrıntılı olarak değerlendirmiştir.
B- İsviçre’de son biçimi verilen Annan Planı tümüyle incelendiğinde, olumlu yönleri yanında kimi isteklerimizin karşılanmadığı ve planın uygulanmasında sorunların çıkabilme olasılığı bulunduğu görülmekle birlikte, konunun Türkiye ve KKTC bakımından taşıdığı duyarlılık, planın içerdiği tüm ögelerin Türkiye ve KKTC’de ulusal yarar açısından irdelenmesinin ilgili hükümetlerce titizlikle yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevede çözümün Avrupa Birliği’nin birincil hukuku durumuna getirilmesinin önemi ve müzakere süreci içinde bu yönde Türkiye ve KKTC’ye verilen güvencelerin fiilen uygulam
aya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesi;
C- Annan Planı’nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğuna işaret edilerek, sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının,Türkiye’nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla, uygulamada gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi vurgulanmıştır.”

NTV 05/04/2004

Erdoğan: Kıbrıs’da süreç ilerliyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MGK bildirisindeki, ''Annan Planı'nın uygulanmasında sorunlar çıkabileceğine'' ilişkin ifadenin hatırlatılması üzerine, ''O sizin yorumunuz. Bu bir süreçtir, süreç devam ediyor'' dedi. Erdoğan, MGK toplantısının ardından Başbakanlık Resmi Konutu'na geçerek, MGK üyesi bazı bakanlarla görüştü.

Bir gazetecinin, ''MGK bildirisini nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Bildiride yayınlandığı gibi'' dedi.

Erdoğan, bir başka gazetecinin, ''askerlerin çekincesinin olduğunu'' ifade etmesi üzerine, ''Biz ne diyoruz? İki kesimin garantisini savunmuyor muyuz? O da alınmadı mı? Alındı, böyle bir sıkıntı yok'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, MGK bildirisinde, ''Annan Planı'nın uygulanmasında sıkıntılar çıkabileceğine'' ilişkin bir ifadenin yer aldığını hatırlatan gazeteciyi yanıtlarken de, ''O sizin yorumunuz. Bunlar bir süreçtir, süreç devam ediyor'' diye konuştu.

HALKIN SESI 06/04/2004

Denktaş Ankara’dan şikayetçi

Türkiye’nin yavaş yavaş parçalanması için bir senaryo başlatıldığını söyleyen Denktaş, AB’nin başka şeyleri çekip almak için Türkiye’ye bekleteceğini savundu. Annan Planı’nın Rumların meselelerinin halledilmesine yönelik olduğunu kaydeden Denktaş, Türk askeri, iki kesimlilik, derogasyonlar, Rumların Kuzey’e geçişi, mal-mülk gibi pek çok konuda sorunlar olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bursa Barosu’nda Kıbrıs’la ilgili gelişmeler hakkında bir konuşma yaptı. Bakanlar Kurulu’nun Kıbrıs toplantısında, Annan Planı’nın Türk tarafı için olumlu unsurlarını içeren yedi sayfalık bir rapor sunulmasına dikkat çekti ve “Bu Ankara’nın Annan Planı’nından memnun olduğunu göstermektedir” diye konuştu.
9 Nisan’da BM’nin garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den planın referanduma götürüleceği konusunda taahhüt istediğini belirten Denkta
ş, Türkiye’nin taahhüt vermesi durumunda Kıbrıs Türkünün referandumda ‘evet’ oyu kullanacağını söyledi.
‘TÜRK ASKERİ ADA’DAN ÇIKARTILACAK’
Planın Rumların meselelerinin halledilmesine yönelik olduğunu kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı, Türk askerinin kademeli o
larak Ada’dan çıkartılmaya çalışıldığını ifade etti. Denktaş, “Şimdi ben görevim icabı Türk askerini Ada’dan uğurlayacakmışım. Torunlarıma, çocuklarıma gidiyorlar ama geri dönmeyecekler diyecekmişim. Ama ben bu acıyı yaşamak istemiyorum” diye konuştu.
‘HAK
LARIMIZ SÜRATLE KALDIRILABİLİR’
Cumhurbaşkanı Denktaş planla, Rumların Kuzey’e geçişi ile ilgili yalnızca 15 senelik bir kısıtlama bulunduğunu, egemenlik ve iki kesimliliğin çözümlenemediğini ve derogasyonların da kalıcı hale getirilemediğini belirtti.
De
nktaş, “Bize verilmiş olan hakların çoğu AB normlarına aykırı diye süratle kaldırılılabilir” dedi.
‘MAL-MÜLK KONUSU SORUN OLUR’
Rauf Denktaş, KKTC’nin Türkiye üye olmadan AB’ye girmemesi gerektiğini de savundu. “Rumlar, AB’ye girecek diye haklarımızdan va
zgeçemeyiz” diyen Denktaş, toprak, göç ve mal-mülk konusunun yıllarca Türkiye’yi üzeceğini söyledi.
‘HARİTADAN RAHATSIZIZ’
Planla birlikte sunular haritanın da rahatsız edici olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı, bir çok köyün Rum idaresine geçeceğini ve
bir süre sonra göçün söz konusu olabileceğini vurguladı.
Plana Rum tarafının hayır demesi halinde hiçbir ceza olmadığını ancak Türk tarafının cezalandırılacağını da belirtti ve Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliği önüne engel olarak konmasını eleştirdi.
‘TÜRKİYE’DEN BAŞKA TALEPLERİ OLACAK’
Türkiye’nin üzerinde bir oyun oynandığını savunan Denktaş, “Türkiye bu haklı davayı müdafaa edemezse, kendine güvenen ülkeler arasında itibar kaybedecektir. Türkiye haklı olduğu davada baskılara razı olursa, başka neler kopa
rırlar” dedi.
Türkiye’yi yavaş yavaş parçalamak için başlatılan senaryonun gözle görülebilir bir biçim
e dönüştüğünü söyleyen Denktaş, planın sağlıklı hale getirilmesi gerektiğini, aceleye gerek olmadığını belirtti

HALKIN SESI 06/04/2004

 

Talat: Annan Planının felsefesi doğrudur

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun Kıbrıs konusunda kapalı yaptığı olağanüstü toplantısına verdiği aradan sonra öğleden sonraki otorumu basına açık yaptı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, saat 13.00 sıralarında birinci bölümü tamamlanan toplantıdan çıkarken gazetecilere yaptığı açıklamada, milletvekillerine bilgi verdiğini, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı’nın da kısa birer konuşma yaptığını söyledi.

İsviçre’de yürütülen süreçle ilgili milletvekillerine bilgi verdiğini ifade eden Başbakan Talat, saat 14.30’da başlayacak ikinci bölümde “Annan Planı’nı ve kapalı olması gerekmeyen hususları” hep birlikte konuşacaklarını kaydetti.

Başbakan Talat, “Toplantının havası nasıldı? Gerginlik var mıydı” sorularına, “İyiydi, çok iyiydi, sadece bilgi olduğu için gerginlik falan yoktu” karşılığını verirken, milletvekillerinin tüm sorularına yanıt verdiklerini, herhangi birşey gizlemediklerini belirtti.

“GÖNÜL RAHATLIĞIYLA ‘EVET’ DEYİN”

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısının açık bölümünde de ilk sözü Başbakan Mehmet Ali Talat aldı.

Talat bu bölümde partisi CTP-BG adına konuştu.

CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, İsviçre’ye giderken belirsizliklerle dolu olan Annan Planı’nın yapılan müzakereler sonucu değiştirildiğini, belirsizliklerin ortadan kalktığını söyledi. Siyasi eşitliği gözeten planın felsefesinin doğru olduğunu belirten Talat, Türk tarafının müzakere eder duruma geldiğini, pazarlıklar yapıldığını ve New York’tan itibaren bugüne kadar geçen süreçte başarılı olunduğunu kaydetti.

Komite çalışmalarında büyük mesafeler alındığını vurgulayan Talat, bugüne kadar 121 yasanın hazırlandığını ifade ederek komitelerde görev alan ve özveriyle çalışan herkese teşekkür etti.

Senatonun 24-24 eşitlikle oluşmasının siyasi eşitliği sağladığına işaret eden Talat, Kuzey’in nüfusunun en az 3’te 2’sinin ana dili Türkçe olanlardan, Güney’in nüfusunun en az 3’te 2’sinin ana dili Rumca olanlardan oluşması gerektiğinin planda yer aldığını belirtti.

Talat, uluslararası anlaşmalar konusunda da Türk tarafının itirazları dikkate alınarak düzenlemeler yapıldığını, yer değiştirmelerle ilgili tedbirlerin güçlendirildiğini söyledi.

Derogasyonlar konusuna değinirken, “16 Nisan 2003’e kadar anlaşma olsaydı, anlaşma AB ülkelerinin parlamentolarından geçecekti; ama olmadı” diyen Talat, hiçbir konunun kesin hukuk kurallarıyla korunamayacağını ama mal-mülk konusunda önemli adımlar atıldığını, önemli kazanımlar elde edildiğini ifade etti.

Talat, Rum arsasına ev yapmış olanlar bulunduğunu, bu durumda arsanın 74 fiyatıyla evin bugünkü fiyatının hesaplanacağını ve evin arsayı yenmesinden dolayı arsanın evi yapana geçeceğini belirtti.

Optimum bir plana ulaşıldığını, ancak “zafer kazandık” denilemeyeceğini, çünkü bu söylenirse bunun çözümsüzlük anlamına geleceğini dile getiren Başbakan Talat, Türkiye’nin de Yunanistan’ın da ve Kıbrıs’taki iki tarafın kazandığını, bu nedenle gönül rahatlığıyla “evet” denilebileceğini belirtti ve “Evet deyin” çağrısı yaptı. Talat, referandumda evet çıkmazsa Türkiye’nin de yanacağını söyledi.

SERDAR DENKTAŞ: PLAN ÇOK MELEKLEŞTİ; ŞEYTANİ TARAFLARI DA VAR

DP adına Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Talat’ın anlatımıyla planın çok melekleştiğini, kendisinin biraz da şeytani taraflara değineceğini kaydetti.

Planın çok değiştiğini, ama artıları gibi eksilerinin de bulunduğunu belirten Serdar Denktaş, halkın neyle karşılaşacağını bilerek karar vermesi gerektiğini söyledi.

Sürecin yanlışlığından yakınan Serdar Denktaş, Kıbrıs’ta da İsviçre’de de karşılıklı al-ver sürecinin yaşanmadığını, dolaylı şekilde müzakereler yapıldığını, yemeklerin dahi ayrı ayrı yendiğini anlattı ve tarafların bir metin üzerinde uzlaşıldığı imajının yanlış olduğunu vurguladı.

Siyasi eşitlik ve değer konuların yalnız İsviçre’deki 8 günde değil, yıllardır yaşanan bir sürecin de sonucu olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, harita konusunun müzakere edilmediğini, 3. plandakinin aynen kaldığını kaydetti.

Mal-mülk konusunda mükemmel bir noktaya gelinemediğini, Rumlara mal-mülk için verilecek bonolar için maddi kaynağa gereksinim olduğunu söyleyen Serdar Denktaş, bunun kaynağının mevcut olmadığını, Türkiye’nin katkısı olmaması halinde bu rejimin sorun olacağını belirtti.

Serdar Denktaş, AB normlarının bir anda uygulanamayacağını, ihracatta büyük sorunlar yaşanacağını dile getirerek, ekonomi ve ticaret alanında zorluklar çekileceğini ifade etti.

ÖZGÜRGÜN

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun Kıbrıs konusundaki olağanüstü birleşiminin basına ve halka açık ikinci bölümünde Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın ardından siyasi parti grupları adına konuşmalara geçildi.

UBP Grup Başkan Vekili Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununda kalıcı ve yaşayabilir bir çözümden yana olduklarını ancak gelinen noktada çok ciddi kaygıları bulunduğunu söyledi. En iyi anlaşmanın bile yaşayabilir olmasının önemine işaret eden Özgürgün, planın ne getirip götürdüğünün bilinmesi gerektiğini kaydetti. Özgürgün, doğru karar verebilmesi için halka doğruları söylemek gerektiğini vurguladı.

Hüseyin Özgürgün, Annan Planı’ndaki değişiklikleri “bir arpa boyu yol alınmadı” diye niteleyerek, planın felsefesinin değişmediğini savundu. Türkiye Başbakanı’nın “olmazsa olmazlarımız var” derken bugün gelinen noktayı anlayamadığını belirten Özgürgün, mal mülk konusuna getirilen “hisse” konusunun çok muğlak olduğunu belirtti. İnsanların mal-mülk düzenlemelerini anlayamadığını kaydeden Özgürgün, düzenlemelerin açık ve yalın dille yazılması gerektiğine işaret etti.

UBP Grup Başkan Vekili Hüseyin Özgürgün, derogasyonların AB Komiseri Verheugen’in dediği gibi abartılmadığını, Kıbrıs’ta geçmişte yaşananlar dikkate alınarak deragasyonların gerekliliğini vurguladı.

AKINCI

Meclis’teki olağanüstü toplantıda BDH grubu adına Genel Başkan Mustafa Akıncı konuştu.

Kıbrıs sorununun 40 yıldır görüşüldüğüne işaret eden Akıncı, “Bunların anlaşmaya niyeti yok” diyen yabancıların tarafları bir tünele tıkadığını ve bugünlere gelindiğini söyledi.

Akıncı, De Soto ve ekibinin inanılmaz bir çalışma yaptığını kaydederek, Türkiye’nin plandan memnun olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın da “güvenlik sulandırıldı” söyleminden vazgeçmesi gerektiğini belirtti.

Rumların 2/3 hisselerinin nasıl ödeneceği konusunda ortaya atılan 10 milyar dolar konusuna değinen Akıncı, 25 yıl sonra, AB üyesi Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin çok artmış olacağının dikkate alınmasını istedi.

Akıncı, AİHM’e gitmenin önüne hiçbir şeyin geçemeyeceğini söyledi.

Herşeyi bitmiş Annan Planı’nın 24 Nisan’da oylanacağına işaret eden Akıncı, New York mutabakatını hatırlattı. Akıncı, planın Türkçe metni yanında çok iyi bir özetinin de devletçe yapılmasını istedi. Anayasanın son şeklinin de yayınlanması gerektiğini kaydeden Mustafa Akıncı, ayrıca seçim ve vatandaşlık yasalarının da halkın bilgisi için yayınlanmasını talep etti. Akıncı, 24 Nisan’da verilecek kararın önemini vurguladı.

ANGOLEMLİ

TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, bugüne dek kaybedilen fırsatlara işaret ederek, 1 Mayıs’taki fırsat da kaçırılırsa artık mumla aranacağını söyledi

Annan Planı’nın Türkçeleştirilerek kahve ve benzeri yerlerde askıya alınmasını isteyen Angolemli, çalışmaların süratlendirilmesi çağrısı yaptı.

Ret cephesinin otorumdaki konuşmalarında yumuşama gördüğünü belirten Angolemli, “Bu iyiye işarettir” diye konuştu.

Hüseyin Angolemli, halkın mal-mülk, siyasi eşitlik ve garantiler konularına ağırlık verdiğini ve İsviçre’deki müzakerelerde bu konuların açığa çıktığını kaydetti.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Rumların mallarının nasıl tazmin edileceğinin tartışıldığını, geçen bu yasanın da Rumların mallarının tazmininin düzenlendiğini belirterek, “Demek ki o zaman para vardı” dedi.

UBP Milletvekili Hasan Taçoy, 45 bin TC kökenlinin vatandaşlığından sonra %5 Türkiye ve Yunan vatandaşına kota tanınacağını, ancak çifte vatandaşlık olamayacağını kaydetti.

BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi, anlaşma için en büyük fedakarlığın güney göçmenleri ve özellikle yer değiştireceklerce gösterileceğini söyledi.

Mertekçi, özel bölge statüsüyle yer değiştirecek insanlara sıkıntılarını aşabilecekleri yardımlar yapılmasını istedi.

Son konuşmayı yapan DP Milletvekili Ahmet Kaşif, yer değiştirecek insanların ve yerinde kalacakların sahip olduğu mallar konusuna değinerek, “toprak reformu yapılacak mı” diye sordu.

Kaşif’in konuşmasının ardından Cumhuriyet Meclisi’nin yaklaşık 7.5 saat süren Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısı saat 18.50’de tamamlandı. Meclis olağan toplantısını Cuma günü yapacak.

HALKIN SESI 06/04/2004

“Anlaşıldı, Ankara plandan memnun!”

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bakanlar Kurulu’nda sunulan Annan Planı’nın olumlu unsurlarını içeren raporu eleştirdi. Denktaş, planın kabul edilmesinin Türkiye’den başka taleplerin yolunu açacağını öne sürdü.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bursa Barosu’nda Kıbrıs’la ilgili gelişmeler hakkında bir konuşma yaptı. Bakanlar Kurulu’nun Kıbrıs toplantısında, Annan Planı’nın Türk tarafı için olumlu unsurlarını içeren yedi sayfalık bir rapor sunulmasına dikkat çekti ve “Bu Ankara’nın Annan Planı’nından memnun olduğunu göstermektedir” diye konuştu.
9 Nisan’da BM’nin garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den planın referanduma götürüleceği konusunda taahhüt istediğini belirten Denktaş, Türkiye’nin taahhüt vermesi durumunda Kıbrıs Türkünün referandumda ‘evet’ oyu kullanacağını söyledi.
Planın Rumların meselelerinin halledilmesine yönelik olduğunu kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı, Türk askerinin kademeli olarak Ada’dan çıkartılmaya çalışıldığını ifade etti. Denktaş, “Şimdi ben görevim icabı Türk askerini Ada’dan uğurlayacakmışım. T
orunlarıma, çocuklarıma gidiyorlar ama geri dönmeyecekler diyecekmişim. Ama ben bu acıyı yaşamak istemiyorum” diye konuştu.

‘HAKLARIMIZ SÜRATLE KALDIRILABİLİR’
Denktaş planla, Rumların Kuzey’e geçişi ile ilgili yalnızca 15 senelik bir kısıtlama bulunduğunu, egemenlik ve iki kesimliliğin çözümlenemediğini ve derogasyonların da kalıcı hale getirilemediğini belirtti.
Denktaş, “Bize verilmiş olan hakların çoğu AB normlarına aykırı diye süratle kaldırılılabilir” dedi.
Rauf Denktaş, KKTC’nin Türkiye üye olmada
n AB’ye girmemesi gerektiğini de savundu. “Rumlar, AB’ye girecek diye haklarımızdan vazgeçemeyiz” diyen Denktaş, toprak, göç ve mal-mülk konusunun yıllarca Türkiye’yi üzeceğini söyledi.

‘HARİTADAN RAHATSIZIZ’
Planla birlikte sunular haritanın da rahatsız edici olduğunu belirten KKTC Cumhurbaşkanı, bir çok köyün Rum idaresine geçeceğini ve bir süre sonra göçün söz konusu olabileceğini vurguladı.
Plana Rum tarafının hayır demesi halinde hiçbir ceza olmadığını ancak Türk tarafının cezalandırılacağını da bel
irtti ve Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliği önüne engel olarak konmasını eleştirdi.

YENIDUZEN 06/04/2004

Türkiye’den ONAY

Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu toplantısında, ''Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları'' başlıklı bir metin ele alındı.
TC Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamalarının ardından gazetecilere de dağıtılan ve 7 sayfadan oluşan metin aynen şöyle:

ANNAN PLANININ TÜRK TARAFI İÇİN OLUMLU UNSURLARI


İKİ KESİMLİLİK
1. Yeni ortaklığın iki kesimli olacağı,
2. İki tarafın birbirinin ayrı kimliğini ve bütünlüğünü (distinct identity and integrity) tanıması,
3. Tarafların birbirlerinin kültürel, dini, siyasi, sosyal ve dil kimliklerine de saygı gösterecekleri,
4. Bir tarafın diğeri üzerinde hakimiyet kurmasının reddi (
renounce),
5. Bir tarafın diğeri üzerinde otorite ve yetki (authority and jurisdiction) iddia edemeyeceği,
6. Kurucu Devletlerin kendi alanlarında yetkilerini egemence (sovereignly) kullanacakları ve kendilerini özgürce organize edebilecekleri (freely orga
nizing themselves),
7. Kurucu Devletlerin kendi Anayasalarının olacağı,
8. Kurucu Devletlerin kara sınırlarının (territorial boundaries) bulunacağı,
9. Kurucu Devletlerin kendi bayrak ve marşlarına sahip olabilecekleri,
10. Kurucu Devletlerin kimliklerine,
güvenliklerine ve anayasal düzenlerine herkes tarafından saygı gösterileceği,
11. Kurucu Devletlerin ve Federal Hükümetin birbirlerinin yetki ve işlevlerine karışamayacakları,
12. Yeni haritada Kıbrıs Türk Devleti'nin ismen gösterilmesi,
13. İki Kurucu de
vlet arasında yeni bir sınır belirlenmesi (demarcation), geçiş noktalarının olması,
14. Federal ve Kurucu Devlet yasaları arasında hiyerarşi olmayacağı,
15. Kurucu Devletlerin iç vatandaşlık verebileceği ve bir kişinin aynı zamanda her iki kurucu devletin
de iç vatandaşlığına sahip olamayacağı,
16. Kurucu Devletlerin kendi milli kimliklerini korumak amacıyla diğer Kurucu Devlet vatandaşlarının ikametine sınırlama getirebileceği, bu çerçevede Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra:
a. 5 yıl süreyle ikamete tam sı
nırlama (moratorium) olacağı, bilahare, b. 6'ıncı-9'uncu yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 6'sına kadar, c. l0'uncu-14'üncü yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 12'sine kadar, d. 14'üncü-19'uncu yıllar arasında (veya daha erken gerçekleştiği takdirde Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) bir Kurucu Devletin nüfusunun en fazla yüzde 18'ine kadar ikamet hakkına sınırlama getirilebileceği 17. İstisna olarak 2 yıl sonra dönebilecek 65 üstü yaş grubu ve Karpaz köyleri eski sakinlerinin diğerlerinden önce dönüş yaptıkları takdirde yukarıdaki sınırlama oranları içinde sayılacakları, 18. Bir Kurucu Devletin kimliğini koruma düşüncesiyle alabileceği tedbirler çerçevesinde nüfusunun en fazla 1/3'ünün yabancı olabileceği, 19. Senato'ya Kıbrıs Türk Devleti'nden seçileceklerin daima Türk olacağı, 20. Kurucu Devletlerin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişki kurabilecekleri, anlaşma imzalayabilecekleri, 21. Federal yasalara karşı işlenen suçlar üzerinde Kurucu Devletlerin öncelikli adli işlem yetkisine sahip olmaları, 22. Kurucu Devletlerin ayrı polis teşkilatlarının olması,

ORTAKLIK VE EŞİTLİK
1. Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ''ortak evi'' (common home) olduğu,
2. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları'nın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ''ortak kurucuları'' (co-founders) olduklarının kaydedilmesi,
3. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların yeni sistemi, ayrı ayrı sahip oldukları kurucu yetkilerini (inherent constitutive power) kullanarak oluşturacakları,
4. İki Kurucu Devletin ''Kıbrıs Tür
k Devleti'' ve ''Kıbrıs Rum Devleti'' oldukları,
5. İki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlık-çoğunluk değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğu,
6. Kurucu Devletlerin birbirinin eşiti olduklarının Anayasa'da açıkça belirtilmiş olması,
7. Geçiş dönemi süresin
ce Federal düzeyde Devlet Başkanlığının iki Eş-Başkan'dan oluşması; Federal Hükümetin eşit sayıda üyeden oluşması (3+3),
8. Kurucu Devlet Parlamentolarından eşit sayıda parlamenterin (24+24) geçiş dönemi Parlamentosunda görev almaları,
9. 13 Haziran 2004 t
arihinde Kurucu Devletler, Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu için düzenlenecek seçimlerden sonra Başkanlık Konseyi'nin ilk 2 görev dönemi boyunca başkan ve yardımcısı arasındaki rotasyonun 10'ar aylık eşit sürelerle gerçekleşmesi,
10. İki Kurucu De
vletin yekdiğeri ile İşbirliği Anlaşması yapabileceği,
11. Kurucu Devletlerin Dış İlişkiler ve AB politikalarının belirlenmesine katılacakları,
12. Federal Parlamento'nun Senato kanadında Kurucu Devletlerin eşit sayıda temsil edilecekleri (24+24 sandalye),

13. Senato'nun karar alabilmesi için mutlak surette bir Kurucu Devletten gelen Senatörlerin 1/4'inin oyunun (6) aranacak olması, bu asgari gerekliliğin özel konularda (federal bütçenin onaylanması, Başkanlık Konseyi üyelerinin seçimi gibi) alınacak kararlar için en az 2/5 olması (10 Senatör)
14. Milletvekilleri Meclisi'nin kurucu devletlerden nispi temsil oranına göre belirleneceği, ancak bir kurucu devletin asgari 1/4 oranında (12 Milletvekili) temsilinin zorunlu olduğu
15. Parlamento'nun ancak her iki me
clisinin de onayıyla karar alabileceği
16. Milletvekilleri Meclisi ve Senato'nun Başkan ve Başkan Yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mensup olamayacakları
17. Toplam 9 üyeli (3'ü oy hakkı olmayan üye) Başkanlık Konseyinde, Kurucu Devletlerin en az 1/3 oy
hakkı sahibi (2); ve en az 1/3 oy hakkı bulunmayan üyeyle (1) temsil edilmeleri zorunluluğu
18. Başkanlık Konseyi'nin kararlarını konsensüs ile almaya çaba göstereceği, bunun elde edilemediği hallerde oylama ile karar alınması, ancak her bir Kurucu Devlet
ten en az bir olumlu oy aranması
19. Dışişleri Bakanı ile Avrupa Bakanının mutlak surette ayrı Kurucu Devletlerden gelmeleri
20. Başkanlık Konseyi Başkanı ile Yardımcısının ayrı Kurucu Devletten gelmeleri ve Başkanlığı aralarında rotasyonla üstlenmeleri
21
. Kurucu Devletlerin Hükümet Başkanlarının 10 yıl süreyle Başkanlık Konseyi toplantılarına katılmaları,
22. Yeni devletin Anayasasını korumakla da görevlendirilen Yüksek Mahkemenin iki Kurucu Devletten eşit sayıda yargıca sahip olması,
23. Türkçe'nin de, R
umca ile birlikte yeni devletin resmi dili sayılacağı,
24. Ramazan ve Kurban bayramları gibi Türk tarafı için önem taşıyan günlerin de, diğer bayramlarla birlikte Ada'nın tümünde resmi bayram sayılacağı,
25. Federal polis teşkilatında eşit sayıda Türk ve R
um polisin görev alması,
26. Kamu görevlilerinin atamalarından sorumlu komisyonda eşit sayıda Türk ve Rum üyenin görev alması,
27. Tüm kamu yönetiminde çalışanların en az 1/3'nin Kıbrıs Türk Kurucu Devletinden gelmesi,
28. Merkez Bankası Başkan ve Yardımcı
sının aynı devletten gelemeyeceği; bir Kurucu Devletin, 5 üyeli Yönetim Kurulunda en az 2, 7 üyeli para Politikaları komitesinde ise en az 3 temsilciye sahip olacağı,
29. Başsavcı ve Sayıştay Başkanları ile bunların yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mens
up olamayacakları,
30. İki Kurucu devlet arasında yeni sınırı belirleyecek (demarcation) komitede eşit sayıda Türk ve Rumun görev alması,
31. Anayasanın Temel Maddelerinin değiştirilemeyeceği; diğer maddelerinin ise ancak iki Kurucu devletle istişare içind
e parlamento onayı ile değiştirilebileceği ve bunun her iki tarafta ayrı referandumlara sunulacağı,
32. Kişilere, sahip oldukları Kurucu Devlet vatandaşlığı, etnik orijin veya dini temelde ayrımcılık yapılamayacağı.'

'GÜVENLİK VE GARANTİLER
1. Kıbrıs'ın tümünün veya bir parçasının bir başka ülke ile birleşemeyeceği (Enosis yasağı),
2. 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın yeni düzene de uygulanmak üzere geçerli olacağı,
3. 1960 Garanti Anlaşması'nın, sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı za
manda Kurucu Devletlerin de toprak bütünlüğünü (territorial integrity) güvenliğini ve anayasal düzenlerini garanti etmesi,
4. Ada'daki Türk askeri varlığının 2011 yılına kadar 6000 asker, 2018 yılına veya daha erken gerçekleşirse Türkiye'nin AB üyeliğine k
adar 3000 asker düzeyinde kalması; ve herhal ve karda Türk askeri varlığının, Türkiye gözden geçirme aşamalarında tamamen kaldırılmasına rızasını vermediği müddetçe, İttifak Anlaşması seviyesinde (650) Ada'da kalmaya devam etmesi,
5. Ada'da konuşlanacak BM
Barış Gücü'nün Ada'daki görev süresinin ancak Kurucu Devletlerin rızasıyla sona erebileceği,
6. Kurucu Anlaşma'nın uygulanmasını izleyecek olan komitede (Monitoring Committee) Garantör Ülkelerin temsilcilerinin de bulunması,
7. Kurucu Devletlerin, yekdiğe
ri ve Garantör ülkelere karşı şiddeti ve şiddete teşviği önleme yükümlülüğü altına girmeleri
8. Kıbrıs'ın topraklarını uluslararası askeri operasyonlara iki Kurucu Devletin ortak rızası olmaksızın tahsis edemeyeceği; ayrıca Türkiye AB Üyesi olana kadar Tü
rkiye ve Yunanistan'ın da rızalarının aranacağı,
9. Güvenlikle ilgili hükümlerin 1959-60 Garanti ve İttifak Anlaşmaları hükümlerine halel getirmeyeceği,
10. Rum tarafına devredilecek ve esasen Anlaşma yürürlüğe girdiği tarihte hukuken Rum devletinin sayıla
cak toprakların geçici bir süreyle Türk devletinin yönetiminde kalması,

TÜRKİYE'NİN ROLÜ
1. Türkiye ve Yunanistan ile özel ilişkilerin devam edeceği, Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin bu iki ülkeye en ziyade müsadeye mazhar ülke statüsü bahşedeceği,
2. Tarafların Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeye saygı gösterecekleri,
3. Yeni Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımını destekleyeceği (shall support),
4. Kurucu Anlaşmanın yürülüğe girebilmesi için sadece referandumlarda onaylanmasının değil, aynı zamanda
garantör ülkelerce yeni düzene dair antlaşmanın imzalanmasının da gerekeceği,

ORTAKLIĞIN YENİLİĞİ VE ULUSLARARASI GÜVENCELER

1. Anlaşma ile Kıbrıs'ta yeni bir düzenin (a new state of affairs) kurulacağı,
2. Tarafların ortaklıklarını yenilemeye karar verdiklerini ilan etmeleri,
3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) yeni marşının olması,
4. BKC'nin yeni bir bayrağının olması,
5. Kurucu Anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak olması,
6. Kıbrıs'ın BM üyeliğinin Ada'da kurulacak yeni düzen çer
çevesinde olacağı ve bu kapsamda, BM'de yeni BKC bayrağının göndere çekileceği,
7. Avrupa Konseyi'nin Kurucu Anlaşmayı onaylayacağı,
8. AB'nin de Kurucu Anlaşmayı onaylayacağı, kendisini çözümün parametrelerine uyarlayacağı,
9. Eş-Başkanların AB'den çözümü
n parametrelerini AB'nin Birinci Hukukunun parçası haline getirmesini isteyecek olmaları,
10. Eş-Başkanların ayrıca, Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi'ni mülkiyete ilişkin yasal başvuruların muhatabının bundan böyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı hususun
da bilgilendirmeleri ve Mahkeme'den, önünde bulunan mülke dair davaların düşürülmesini isteyecek olmaları,
11. İki Kurucu devletten temsilcilerin (4 Rum+2 Türk) Avrupa Parlamentosunda görev almaları,
12. AB Konseyi toplantılarında yeni Kıbrıs'ı, Konsey Baş
kanı ve Başkan Yardımcısının birlikte temsil etmeleri,
13. Türkçe'nin, personel ve teknik ihtiyaçların karşılanmasını takiben, AB'nin resmi ve çalışma dillerinden biri olacağı,

DiĞER HUSUSLAR

1. Geçmişteki acı tecrübelerin tekrarlanmayacağının taraflarca ilanı,
2. Yeni Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce tarafların yapmış oldukları tüm yasama, yürütme ve adli işlemlerin, Kurucu Anlaşma ile ters düşmemek kaydıyla geçerli olacağı,
3. Anlaşma yürürlüğe girdiği anda, geçiş dönemi boyunca, Kurucu Devl
et yasama, yürütme ve yargı organlarının da işler durumda olmaları,
4. Türkiye'den Ada'ya zaman içinde göç edenlerden 45.000'inin vatandaşlık kazanarak Ada'da kalmaya devam edebilmeleri,
5. Mülkiyet iddialarının bireyler arasında bir işlem olmaktan çıkarıl
ması ve her iki Kurucu Devletten eşit sayıda temsilcinin yer alacağı bir Mülkiyet Kurulu tarafından ele alınacak olması,
6. 1964 yılından bu yana yapılan dış borçlanmaların geri ödemelerinin, borçtan yararlanmış olan Kurucu Devlet tarafından yapılacağı,
7.
Kurucu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yıllarda federal ekonomik politikanın iki Kurucu Devlet ekonomilerinin uyumlaştırılmasına öncelik vereceği,
8. AB'nin Kıbrıs Türk Devletinin AB müktesabatı ile uyumlaştırılması kapsamında mali yardımda b
ulunacak olması,
9. Rum tarafına devredilecek toprakların etkilenecek sakinleri için, alternatif ikamet ve yaşam (livelihood)imkanı hazırlanması, mali durumu kötü olanların yer değiştirmesi için tanınan sürenin uzatımı gibi özel düzenlemelerin öngörülmuş o
lması, 2005 federal bütçesine bunun için tahsisat konması,
10. Bu topraklarda en az 5 yıl süreyle oturmuş ve Kıbrıs vatandaşlığı bulunmayanların kendi ülkelerine dönüşleri için mali teşvik verilmesi,
11. Rum tarafına toprak devrinin 3,5 yıllık bir döneme y
ayılmış olması,
12. Mülk iadesinin, halen boş olanlar için 3, dolu olanlar için ise 5 yıldan önce başlamayacağı,
13. Mülkün kullanılmamasından kaynaklanan (loss of use) tazminat taleplerinin, talebi yapanın vatandaşı olduğu Kurucu Devlete yöneltileceği.''

YENIDUZEN 06/04/2004

Asker topu AKP’ye attı!..

SORUMLUK HÜKÜMETİN...İsviçre’de sona eren Kıbrıs müzakereleri sonrasında düzenlenen Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, gerekli sürecin başlatılması için bundan sonra takdirin ve sorumluluğun hükümette olduğu bildirildi

PLANIN OLUMLU YANLARI VAR... MGK’nın bildirisinde Annan Planı’nın son şeklinin olumlu yanlarının yanı sıra Türk tarafının bazı isteklerinin karşılanamadığı belirtildi

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirisinde, “Annan Planı’nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğuna” işaret edilerek, “Sürecin başlaması durumunda, Ada’daki Türk varlığının, Türkiye’nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla uygulamada gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi vurgulanmıştır” denildi

Bildiride, Türkiye ve KKTC’ye verilen güvencelerin fiilen uygulamaya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesinin gerekliği üzerinde duruldu.

İşte MGK bildirisi

A- Kurul, Kıbrıs konusunda geçtiğimiz hafta içinde sonuçlanan müzakerelerde ortaya çıkan metinleri 23 Ocak 2004 günlü MGK bildirisinde değinilen hususlar ışığında ayrıntılı olarak değerlendirmiştir.
B- İsviçre’de son biçimi verilen Annan Planı tümüyle incelendiğinde, olumlu yönleri yanında kimi isteklerimizin karşılanmadığı ve planın uygulanmasında sorunların çıkabilme olasılığı bulunduğu görülmekle birlikte, konunun Türkiye ve KKTC bakımından taşıdığı duyarlılık, planın içerdiği tüm ögelerin Türkiye ve KKTC’de ulusal yarar açısından irdelenmesinin ilgili hükümetlerce titizlikle yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevede çözümün Avrupa Birliği’nin birincil hukuku durumuna getirilmesinin önemi ve müzakere süreci içinde bu yönde
Türkiye ve KKTC’ye verilen güvencelerin fiilen uygulamaya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesi;
C- Annan Planı’nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğuna işaret edilerek, sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının,Türkiye’nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla, uygulamada gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi vurgulanmıştır.”(ntv)

YENIDUZEN 06/04/2004

Talat: ‘Plana hayır’ Türkiye’ye de fenalıktır!..

TÜRKİYE’YE FENALIK... ''Optimum bir plan ortaya çıkardıklarını'' ifade eden Talat, ''plana (hayır) diyenlerin Türkiye'ye de fenalık yapacağını'' kaydetti.

KIBRIS KAZANDI..''Zafer kazandık'' havasına girilmemesini isteyen Talat, ''İki taraf da kazandı. Bütün Kıbrıs kazandı. Daha da genişinde Türkiye kazandı, Yunanistan kazandı, barış ve dostluk kazandı'' dedi.

BÜYÜK SIKINTI...''Gönül rahatlığıyla (evet) denilecek bir plan ortaya çıktığını'' kaydeden Talat, ''plana (evet) demekle, hem Kıbrıs Türkünün, hem Kıbrıs'ın bütününün, hem de Türkiye'nin büyük sıkıntıdan kurtarılacağını'' söyledi.

Cumhuriyet Meclisi’ndeki olağanüstü toplantının başında konuşan Başbakan Mehmet Ali Talat, ''İsviçre'ye giderken belirsizliklerle dolu olan Annan planının değiştiğini ve belirsizliklerin ortadan kalktığını'' söyledi.
''Optimum bir plan ortaya çıkardıklarını'' ifade eden Talat, ''plana (hayır) diyenlerin Türkiye'ye de fenalık yapacağını'' kaydetti.
''Zafer kazandık'' havasına girilme
mesini isteyen Talat, ''İki taraf da kazandı. Bütün Kıbrıs kazandı. Daha da genişinde Türkiye kazandı, Yunanistan kazandı, barış ve dostluk kazandı'' dedi.
''Gönül rahatlığıyla (evet) denilecek bir plan ortaya çıktığını'' kaydeden Talat, ''plana (evet) dem
ekle, hem Kıbrıs Türkünün, hem Kıbrıs'ın bütününün, hem de Türkiye'nin büyük sıkıntıdan kurtarılacağını'' söyledi.
''Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne ihtiyacı olduğunu'' ifade eden Talat, ''(Hayır) diyen arkadaşlar bilsinler ki, hem Türkiye'ye fenalık
yapacak, hem işe de yaramayacak. Bu yapılan fenalığın sonucunda zaman içinde bu planı bulamayacağız ve böyle planlara can atacağız. Çünkü bu yük çekilecek bir yük değil. Şu anda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önünde 40 küsür dava tazminat için beklemektedir. 4000 küsür dava da askıdadır. Bu paraları Türkiye ödeyemez, mümkün değil'' diye konuştu.
''Annan planının siyasi eşitliği gözettiğini'' belirten Talat, ''New York'tan itibaren bugüne kadar geçen sürede, Türk tarafının başarılı olduğunu'' kaydetti.
''Teknik komitelerin çalışmalarında mesafeler alındığını ve bugüne kadar 121 yasanın hazırlandığını'' anlatan Talat, komitelerde görev alanlara teşekkür etti.
''Beklenildiği gibi Rum tarafının İsviçre'de müzakere sürecine katılmadığını ve dolaylı görüşmele
r yapıldığını'' belirten Talat, planın son şekliyle ilgili bilgiler verdi.
''Senatonun 24-24 eşitlikte olmasının siyasi eşitliği sağladığını'' kaydeden Talat, ''uluslararası anlaşmalar konusunda Türk tarafının itirazlarının dikkate alınarak bazı düzenlemel
er yapıldığını, yer değiştirmelerle ilgili tedbirlerin güçlendirildiğini'' anlattı.
Başbakan Talat, ''Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili listenin hazırlandığını ve referandumdan önce BM'ye sunulacağını'' belirterek, ''hiç kimsenin mağdur olmayacağını'' söyledi.

‘Hayır’ iki taraf için de felaket

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta 24 Nisan’da yapılacak referandumlarda Rum Kesimi’nin “Hayır” demesinin iki taraf için de felaket olacağını söyledi.

Talat, Atina’da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte, “Hayır” oyunun tüm dengeleri altüst edeceği uyarısında bulundu ve bu durumda Ada’nın 1974’teki durumuna geri döneceğine dikkati çekti.

Burgenstock’ta yapılan müzakerelerin sonucunu “zafer ya da yenilgi” olarak algılamadığını belirten Talat, “Sonuç adildi, çünkü her iki tarafın endişelerine de yanıt verildi. Ben şahsen tatmin olmuş durumdayım, çünkü bu sürecin tamamlanmasına kararlı bir biçimde katkıda bulunduk” dedi.

Kalıcı derogasyonlar ve birincil hukuk konusuna da değinen Talat, Kıbrıs’taki Türk devletinin nüfusunun üçte ikisinin Türkçe konuşanlardan ve Rum devletinin nüfusunun üçte ikisinin Rumca konuşanlardan oluşması gereği dışında ortada kalıcı derogasyon bulunmadığını belirtti.

Anlaşmanın birincil hukuk statüsüne girmesi için üye ülkelerin parlamentolarının onayına sunulabileceğini kaydeden Talat, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis’in Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e böyle bir durumda Yunan Meclisi’nin onay vereceği vaadinde bulunduğunu açıkladı.

Annan planının her iki tarafça da yüzde 60’ın üzerinde bir çoğunlukla onaylanmasını arzu ettiğini kaydeden Talat, KKTC’de “Hayır” denmesini beklemediğini, Türkiye’nin de bu konuda net tutum almış olduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin Rumlara oranla çözüme daha hazır olduklarının altını çizen Talat, “Ekonomik desteğe gereksinim var. Uluslararası toplumun katkıda bulunacağını ve Türkiye’nin de ekonomik desteğini sürdüreceğini umuyorum” dedi. (AA)

YENIDUZEN 06/04/2004

Serdar Denktaş: “Planın şeytani tarafları var”

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun olağanüstü toplantısında Başbakan Talat’ın ardından DP adına Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş konuştu.

Serdar Denktaş, Talat’ın anlatımıyla planın çok melekleştiğini, kendisinin biraz da şeytani taraflara değineceğini kaydetti.

Planın çok değiştiğini, ama artıları gibi eksilerinin de bulunduğunu belirten Serdar Denktaş, halkın neyle karşılaşacağını bilerek karar vermesi gerektiğini söyledi.

Sürecin yanlışlığından yakınan Serdar Denktaş, Kıbrıs’ta da İsviçre’de de karşılıklı al-ver sürecinin yaşanmadığını, dolaylı şekilde müzakereler yapıldığını, yemeklerin dahi ayrı ayrı yendiğini anlattı ve tarafların bir metin üzerinde uzlaşıldığı imajının yanlış olduğunu vurguladı.

Siyasi eşitlik ve değer konuların yalnız İsviçre’deki 8 günde değil, yıllardır yaşanan bir sürecin de sonucu olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, harita konusunun müzakere edilmediğini, 3. plandakinin aynen kaldığını kaydetti.

Mal-mülk konusunda mükemmel bir noktaya gelinemediğini, Rumlara mal-mülk için verilecek bonolar için maddi kaynağa gereksinim olduğunu söyleyen Serdar Denktaş, bunun kaynağının mevcut olmadığını, Türkiye’nin katkısı olmaması halinde bu rejimin sorun olacağını belirtti.

Herkesin kendi durumunu düşünerek referandumda oy vereceğini ifade eden Denktaş, tüm partilerde evet ve hayır diyecekler olduğunu, kendi partisinde de yarı yarıya evet-hayır bulunduğunu, kararlarını birkaç gün içinde açıklayacaklarını bildirdi.

Serdar Denktaş, referandum öncesi halkın bölünmesinin çok tehlikeli olacağını belirterek, referandumlardan hayır çıksa bile tarafların anlaşabileceği yeni fırsatlar yaratılması gerektiğini söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 24’üne kadar vatandaşa artıları ve eksileri anlatacaklarını, DP’nin kararının mini referandumla açıklanacağını belirtti.(tak)

YENIDUZEN 06/04/2004

Kıbrıs meselesinin alacağı şekil, adada belirlenecek

Türkiye Bakanlar Kurulu'nda "Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları" görüşüldü... Hükümet sözcüsü Çiçek, takvimin işlediğine dikkat çekerek, kararı Kıbrıs Türk ve Rum halklarının vereceğini vurguladı:

Kıbrıs meselesinin alacağı şekil, adada belirlenecek

KARARI KIBRISLILAR VERECEK... Türkiye Bakanlar Kurulu'nun dün yaptığı toplantıda, Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları değerlendirildi. Toplantıdan sonra, "Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları" başlıklı metni basın mensuplarına dağıtan Bakanlar Kurulu sözcüsü, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrıs sorunuyla ilgili takvimin işlediğine dikkat çekerek, sonuçta kararı adada yaşayan Kıbrıs Türk ve Rum halklarının vereceğini söyledi. Çiçek, "Onların vereceği karara göre, Kıbrıs meselesi şekil alacaktır" dedi

Türkiye Bakanlar Kurulu'nun dün yaptığı toplantıda, Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları değerlendirildi. Toplantıdan sonra, "Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları" başlıklı metni basın mensuplarına dağıtan Bakanlar Kurulu sözcüsü, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrıs sorunuyla ilgili takvimin işlediğine dikkat çekerek, sonuçta kararı adada yaşayan Kıbrıs Türk ve Rum halklarının vereceğini söyledi. Çiçek, "Onların vereceği karara göre, Kıbrıs meselesi şekil alacaktır" dedi.

Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AK Parti Grubu'na ve TBMM'ye Kıbrıs ile ilgili kapsamlı bir açıklama yapacağını bildirdi.

Türkiye Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısında, "Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları" başlıklı 7 sayfadan oluşan bir metin ele alındı. 7 sayfalık metin, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamalarının ardından gazetecilere de dağıtıldı.

Bakanlar Kurulu'nun toplantısında, Kıbrıs konusunun ele alındığını ifade eden Bakan Çiçek, bu yüzden açıklamasını kısa tutacağını bildirdi. Toplantıda, "adanın gerçeklerinin" konuşulduğunu belirten Çiçek, şöyle konuştu:

"Ve bugün gelinen nokta itibariyle adada adil ve kalıcı bir barışın tesisinin nasıl olabileceğiyle ilgili daha önce kamuoyuna yaptığımız açıklamalar ve son ortaya çıkan metni değerlendirdik.

İsviçre'de yapılan müzakerelerle ilgili Sayın Gül, Bakanlar Kurulu üyelerine kapsamlı açıklamalar yapmıştır. Esasen, orada yapılan müzakereler ortak bir metin olarak da zaten ortaya çıkmıştır. Bu metin de bizlere dağıtıldı ve inceledik, görüşlerimizi dile getirdik. Tabiatıyla, Türk tarafı Kıbrıs meselesine, her zaman milli bir mesele olarak bakmıştır. Adil ve kalıcı bir barışın tesisine bu açıdan yaklaşmaya çalıştık. Orada müzakereler sürdürülürken, devletin ilgili birimleri ve onların temsilcilerinin içinde bulunduğu heyet üyeleri ile birlikte ve her şeyden evvel KKTC yetkilileri ile birlikte bu müzakereler sürdürülmüştür. Bugün gelinen noktaya da böyle gelinmiştir. Neticede bir takvim de işlemektedir. Sonuçta kararı verecek olan adada yaşayan Kıbrıslı soydaşlarımız, kardeşlerimiz ile Rum tarafıdır. Onların vereceği karara göre de Kıbrıs meselesi şekil alacaktır. Ümit ederiz ki, iki tarafın da hayrına bir sonuç orada çıkmış olsun. Bizim bu saat itibarıyla temennimiz budur."

Çiçek, bu müzakerelerin ortaya çıkan sonuçları ile ilgili yarın hem AK Parti Grubu'nda hem de TBMM'de kapsamlı bir açıklama yapılacağını yineledi.

"Referandum sonucunun

TBMM'ye gelmesine gerek yok"

Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta yapılacak referandum sonucunun TBMM'ye getirileceğine ilişkin BM'ye verilecek taahhüt konusunda, "Meclise gelmesine gerek yok. Hükümet adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz" dedi.

Annan Planı'nın TBMM'ye sunulması ve BM'ye verilecek taahhüt konusunda bir yöntemin belirlenip belirlenmediğine ilişkin soru üzerine Çiçek, "TBMM'ye onay anlamında bir metin ancak, referandumdan, yani 24 Nisan'dan sonra gelecektir. Ondan önce dışişleri bakanımız, TBMM'ye konuyu getirmiş olacaktır" dedi.

BM'ye verilecek taahhüt konusunda da Çiçek, "Onun için meclise gelmesine gerek yok. Hükümet adına bir arkadaşımızın imzalamasının da yeterli olacağı kanaatindeyiz" diye konuştu.

Çiçek, bir gazetecinin, "en büyük endişe AB temel hukukuna girmemesi" sözleri üzerine de "Yarın, o konuları dinlersiniz, biz de buradayız, o soruların cevabını yarın ve yarından sonra cevaplandırmaya devam ederiz" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir görüşmenin olup olmayacağının sorulması üzerine Çiçek, şöyle konuştu:

"Her defasında (tahterevallinin bir tarafında Türk hükümeti, diğer tarafında Denktaş) gibi bir ikilemin içerisine hiç girmeyelim, o zaman Türkiye'nin aleyhine, oradaki soydaşlarımızın aleyhine bir yanlışı yapmış oluruz. Bizim de aradığımız orada adil ve kalıcı bir barıştır. Oradaki soydaşlarımız ve Türkiye'nin haklarını korumaktır. Kimse, bu noktada karşı karşıya getirme durumunda olmamalıdır.

Baştan beri bir cümleyi hep söylemeye çalıştım. Şu ana kadar müzakereleri hem Türkiye'deki ilgili kuruluşlarımızın temsilcileri ile birlikte değişik kademelerde bunları istişare ederek ortaya koymaya çalıştık. Önceliklerimizi, vazgeçilmezlerimizi hem de KKTC'nin ilgili taraflarıyla hep beraber oturarak görüşerek, yöntemleri de birlikte belirleyerek, belli bir noktaya gelmişizdir. Meseleye bu çerçevede bakmış olalım. Yoksa böylesine milli bir meseleyi bir iç politik tartışma, beyan konusu haline getirmiş oluruz.

Özellikle, bu ay çok önemlidir. Nisan ayı çok önemlidir. Türkiye için, KKTC'deki kardeşlerimiz, soydaşlarımız için önemlidir, meseleye böyle bakalım."

Toplantıda ele alınan metin

Türkiye Bakanlar Kurulu toplantısında, "Annan Planı'nın Türk tarafı için olumlu unsurları" başlıklı bir metin ele alındı.

Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamalarının ardından gazetecilere de dağıtılan ve 7 sayfadan oluşan metin aynen şöyle:

Annan Planı'nın Türk

tarafı için olumlu unsurları

İki kesimlilik

1. Yeni ortaklığın iki kesimli olacağı,

2. İki tarafın birbirinin ayrı kimliğini ve bütünlüğünü (distinct identity and integrity) tanıması,

3. Tarafların birbirlerinin kültürel, dini, siyasi, sosyal ve dil kimliklerine de saygı gösterecekleri,

4. Bir tarafın diğeri üzerinde hakimiyet kurmasının reddi (renounce),

5. Bir tarafın diğeri üzerinde otorite ve yetki (authority and jurisdiction) iddia edemeyeceği,

6. Kurucu devletlerin kendi alanlarında yetkilerini egemence (sovereignly) kullanacakları ve kendilerini özgürce organize edebilecekleri (freely organizing themselves),

7. Kurucu devletlerin kendi Anayasalarının olacağı,

8. Kurucu devletlerin kara sınırlarının (territorial boundaries) bulunacağı,

9. Kurucu devletlerin kendi bayrak ve marşlarına sahip olabilecekleri,

10. Kurucu devletlerin kimliklerine, güvenliklerine ve anayasal düzenlerine herkes tarafından saygı gösterileceği,

11. Kurucu devletlerin ve federal hükümetin birbirlerinin yetki ve işlevlerine karışamayacakları,

12. Yeni haritada Kıbrıs Türk devletinin ismen gösterilmesi,

13. İki kurucu devlet arasında yeni bir sınır belirlenmesi (demarcation), geçiş noktalarının olması,

14. Federal ve kurucu devlet yasaları arasında hiyerarşi olmayacağı,

15. Kurucu devletlerin iç vatandaşlık verebileceği ve bir kişinin aynı zamanda her iki kurucu devletin de iç vatandaşlığına sahip olamayacağı,

16. Kurucu devletlerin kendi milli kimliklerini korumak amacıyla diğer kurucu devlet vatandaşlarının ikametine sınırlama getirebileceği, bu çerçevede anlaşma yürürlüğe girdikten sonra:

a. 5 yıl süreyle ikamete tam sınırlama (moratorium) olacağı, bilahare,

b. 6'ncı-9'uncu yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 6'sına kadar,

c. l0'uncu-14'üncü yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 12'sine kadar,

d. 14'üncü-19'uncu yıllar arasında (veya daha erken gerçekleştiği takdirde Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) bir kurucu devletin nüfusunun en fazla yüzde 18'ine kadar ikamet hakkına sınırlama getirilebileceği

17. İstisna olarak 2 yıl sonra dönebilecek 65 üstü yaş grubu ve Karpaz köyleri eski sakinlerinin diğerlerinden önce dönüş yaptıkları takdirde yukarıdaki sınırlama oranları içinde sayılacakları,

18. Bir kurucu devletin kimliğini koruma düşüncesiyle alabileceği tedbirler çerçevesinde nüfusunun en fazla 1/3'ünün yabancı olabileceği,

19. Senatoya Kıbrıs Türk devletinden seçileceklerin daima Türk olacağı,

20. Kurucu devletlerin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişki kurabilecekleri, anlaşma imzalayabilecekleri,

21. Federal yasalara karşı işlenen suçlar üzerinde kurucu devletlerin öncelikli adli işlem yetkisine sahip olmaları,

22. Kurucu devletlerin ayrı polis teşkilatlarının olması,

Ortaklık ve eşitlik

1. Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının "ortak evi" (common home) olduğu,

2. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin "ortak kurucuları" (co-founders) olduklarının kaydedilmesi,

3. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların yeni sistemi, ayrı ayrı sahip oldukları kurucu yetkilerini (inherent constitutive power) kullanarak oluşturacakları,

4. İki kurucu devletin "Kıbrıs Türk devleti" ve "Kıbrıs Rum devleti" oldukları,

5. İki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlık-çoğunluk değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğu,

6. Kurucu devletlerin birbirinin eşiti olduklarının anayasada açıkça belirtilmiş olması,

7. Geçiş dönemi süresince federal düzeyde devlet başkanlığının iki eş-başkandan oluşması; federal hükümetin eşit sayıda üyeden oluşması (3+3),

8. Kurucu devlet parlamentolarından eşit sayıda parlamenterin (24+24) geçiş dönemi parlamentosunda görev almaları,

9. 13 Haziran 2004 tarihinde kurucu devletler, Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu için düzenlenecek seçimlerden sonra başkanlık konseyinin ilk 2 görev dönemi boyunca başkan ve yardımcısı arasındaki rotasyonun 10'ar aylık eşit sürelerle gerçekleşmesi,

10. İki kurucu devletin yekdiğeri ile işbirliği anlaşması yapabileceği,

11. Kurucu devletlerin dışilişkiler ve AB politikalarının belirlenmesine katılacakları,

12. Federal Parlamento'nun senato kanadında kurucu devletlerin eşit sayıda temsil edilecekleri (24+24 sandalye),

13. Senatonun karar alabilmesi için mutlak surette bir kurucu devletten gelen senatörlerin ĵ'inin oyunun (6) aranacak olması, bu asgari gerekliliğin özel konularda (federal bütçenin onaylanması, başkanlık konseyi üyelerinin seçimi gibi) alınacak kararlar için en az 2/5 olması (10 Senatör)

14. Milletvekilleri meclisinin kurucu devletlerden nispi temsil oranına göre belirleneceği, ancak bir kurucu devletin asgari ĵ oranında (12 milletvekili) temsilinin zorunlu olduğu

15. Parlamentonun ancak her iki meclisinin de onayıyla karar alabileceği

16. Milletvekilleri meclisi ve senatonun başkan ve başkan yardımcılarının aynı kurucu devlete mensup olamayacakları

17. Toplam 9 üyeli (3'ü oy hakkı olmayan üye) başkanlık konseyinde, kurucu devletlerin en az 1/3 oy hakkı sahibi (2); ve en az 1/3 oy hakkı bulunmayan üyeyle (1) temsil edilmeleri zorunluluğu

18. Başkanlık konseyinin kararlarını konsensüs ile almaya çaba göstereceği, bunun elde edilemediği hallerde oylama ile karar alınması, ancak her bir kurucu devletten en az bir olumlu oy aranması

19. Dışişleri bakanı ile Avrupa bakanının mutlak surette ayrı kurucu devletlerden gelmeleri

20. Başkanlık konseyi başkanı ile yardımcısının ayrı kurucu devletten gelmeleri ve başkanlığı aralarında rotasyonla üstlenmeleri

21. Kurucu devletlerin hükümet başkanlarının 10 yıl süreyle başkanlık konseyi toplantılarına katılmaları,

22. Yeni devletin anayasasını korumakla da görevlendirilen Yüksek Mahkeme'nin iki kurucu devletten eşit sayıda yargıca sahip olması,

23. Türkçe'nin de, Rumca ile birlikte yeni devletin resmi dili sayılacağı,

24. Ramazan ve Kurban bayramları gibi Türk tarafı için önem taşıyan günlerin de, diğer bayramlarla birlikte adanın tümünde resmi bayram sayılacağı,

25. Federal polis teşkilatında eşit sayıda Türk ve Rum polisin görev alması,

26. Kamu görevlilerinin atamalarından sorumlu komisyonda eşit sayıda Türk ve Rum üyenin görev alması,

27. Tüm kamu yönetiminde çalışanların en az 1/3'nin Kıbrıs Türk kurucu devletinden gelmesi,

28. Merkez Bankası başkan ve yardımcısının aynı devletten gelemeyeceği; bir kurucu devletin, 5 üyeli yönetim kurulunda en az 2, 7 üyeli para politikaları komitesinde ise en az 3 temsilciye sahip olacağı,

29. Başsavcı ve sayıştay başkanları ile bunların yardımcılarının aynı kurucu devlete mensup olamayacakları,

30. İki kurucu devlet arasında yeni sınırı belirleyecek (demarcation) komitede eşit sayıda Türk ve Rum'un görev alması,

31. Anayasanın temel maddelerinin değiştirilemeyeceği; diğer maddelerinin ise ancak iki kurucu devletle istişare içinde parlamento onayı ile değiştirilebileceği ve bunun her iki tarafta ayrı referandumlara sunulacağı,

32. Kişilere, sahip oldukları kurucu devlet vatandaşlığı, etnik orijin veya dini temelde ayrımcılık yapılamayacağı.'

Güvenlik ve garantiler

1. Kıbrıs'ın tümünün veya bir parçasının bir başka ülke ile birleşemeyeceği (Enosis yasağı),

2. 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının yeni düzene de uygulanmak üzere geçerli olacağı,

3. 1960 Garanti Anlaşması'nın, sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı zamanda kurucu devletlerin de toprak bütünlüğünü (territorial integrity) güvenliğini ve anayasal düzenlerini garanti etmesi,

4. Adadaki Türk askeri varlığının 2011 yılına kadar 6000 asker, 2018 yılına veya daha erken gerçekleşirse Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3000 asker düzeyinde kalması ve her hal ve karda Türk askeri varlığının, Türkiye gözden geçirme aşamalarında tamamen kaldırılmasına rızasını vermediği müddetçe, İttifak Anlaşması seviyesinde (650) adada kalmaya devam etmesi,

5. Adada konuşlanacak BM Barış Gücü'nün adadaki görev süresinin ancak kurucu devletlerin rızasıyla sona erebileceği,

6. Kurucu anlaşmanın uygulanmasını izleyecek olan komitede (Monitoring Committee) garantör ülkelerin temsilcilerinin de bulunması,

7. Kurucu devletlerin, yekdiğeri ve garantör ülkelere karşı şiddeti ve şiddete teşviki önleme yükümlülüğü altına girmeleri

8. Kıbrıs'ın topraklarını uluslararası askeri operasyonlara iki kurucu devletin ortak rızası olmaksızın tahsis edemeyeceği; ayrıca Türkiye AB üyesi olana kadar Türkiye ve Yunanistan'ın da rızalarının aranacağı,

9. Güvenlikle ilgili hükümlerin 1959-60 garanti ve ittifak anlaşmaları hükümlerine halel getirmeyeceği,

10. Rum tarafına devredilecek ve esasen anlaşma yürürlüğe girdiği tarihte hukuken Rum devletinin sayılacak toprakların geçici bir süreyle Türk devletinin yönetiminde kalması,

Türkiye'nin rolü

1. Türkiye ve Yunanistan ile özel ilişkilerin devam edeceği, Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti'nin bu iki ülkeye en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü bahşedeceği,

2. Tarafların Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeye saygı gösterecekleri,

3. Yeni Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımını destekleyeceği (shall support),

4. Kurucu anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için sadece referandumlarda onaylanmasının değil, aynı zamanda garantör ülkelerce yeni düzene dair antlaşmanın imzalanmasının da gerekeceği,

Ortaklığın yeniliği ve

uluslararası güvenceler

1. Anlaşma ile Kıbrıs'ta yeni bir düzenin (a new state of affairs) kurulacağı,

2. Tarafların ortaklıklarını yenilemeye karar verdiklerini ilan etmeleri,

3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) yeni marşının olması,

4. BKC'nin yeni bir bayrağının olması,

5. Kurucu anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak olması,

6. Kıbrıs'ın BM üyeliğinin adada kurulacak yeni düzen çerçevesinde olacağı ve bu kapsamda, BM'de yeni BKC bayrağının göndere çekileceği,

7. Avrupa Konseyi'nin kurucu anlaşmayı onaylayacağı,

8. AB'nin de kurucu anlaşmayı onaylayacağı, kendisini çözümün parametrelerine uyarlayacağı,

9. Eş-başkanların AB'den çözümün parametrelerini AB'nin birinci hukukunun parçası haline getirmesini isteyecek olmaları,

10. Eş-başkanların ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni mülkiyete ilişkin yasal başvuruların muhatabının bundan böyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı hususunda bilgilendirmeleri ve mahkemeden, önünde bulunan mülke dair davaların düşürülmesini isteyecek olmaları,

11. İki kurucu devletten temsilcilerin (4 Rum+2 Türk) Avrupa Parlamentosu'nda görev almaları,

12. AB Konseyi toplantılarında yeni Kıbrıs'ı, konsey başkanı ve başkan yardımcısının birlikte temsil etmeleri,

13. Türkçe'nin, personel ve teknik ihtiyaçların karşılanmasını takiben, AB'nin resmi ve çalışma dillerinden biri olacağı,

Diğer hususlar

1. Geçmişteki acı tecrübelerin tekrarlanmayacağının taraflarca ilanı,

2. Yeni kurucu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce tarafların yapmış oldukları tüm yasama, yürütme ve adli işlemlerin, kurucu anlaşma ile ters düşmemek kaydıyla geçerli olacağı,

3. Anlaşma yürürlüğe girdiği anda, geçiş dönemi boyunca, kurucu devlet yasama, yürütme ve yargı organlarının da işler durumda olmaları,

4. Türkiye'den adaya zaman içinde göç edenlerden 45.000'inin vatandaşlık kazanarak adada kalmaya devam edebilmeleri,

5. Mülkiyet iddialarının bireyler arasında bir işlem olmaktan çıkarılması ve her iki kurucu devletten eşit sayıda temsilcinin yer alacağı bir Mülkiyet Kurulu tarafından ele alınacak olması,

6. 1964 yılından bu yana yapılan dış borçlanmaların geri ödemelerinin, borçtan yararlanmış olan kurucu devlet tarafından yapılacağı,

7. Kurucu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yıllarda federal ekonomik politikanın iki kurucu devlet ekonomilerinin uyumlaştırılmasına öncelik vereceği,

8. AB'nin Kıbrıs Türk devletinin AB müktesebatı ile uyumlaştırılması kapsamında mali yardımda bulunacak olması,

9. Rum tarafına devredilecek toprakların etkilenecek sakinleri için, alternatif ikamet ve yaşam (livelihood) imkanı hazırlanması, mali durumu kötü olanların yer değiştirmesi için tanınan sürenin uzatımı gibi özel düzenlemelerin öngörülmuş olması, 2005 federal bütçesine bunun için tahsisat konması,

10. Bu topraklarda en az 5 yıl süreyle oturmuş ve Kıbrıs vatandaşlığı bulunmayanların kendi ülkelerine dönüşleri için mali teşvik verilmesi,

11. Rum tarafına toprak devrinin 3,5 yıllık bir döneme yayılmış olması,

Mülk iadesinin, halen boş olanlar için 3, dolu olanlar için ise 5 yıldan önce başlamayacağı,

Mülkün kullanılmamasından kaynaklanan (loss of use) tazminat taleplerinin, talebi yapanın vatandaşı olduğu kurucu devlete yöneltileceği."

KIBRIS 06/04/2003

MGK'dan çözüme onay

24 Nisan'da yapılacak referandum öncesi Kıbrıs sorunu hem Türkiye'de, hem de KKTC'de bir kez daha masaya yatırıldı. KKTC hükümeti, dün olağanüstü toplanan Cumhuriyet Meclisi'ni son gelişmelerle ilgili bilgilendirirken, Türkiye Milli Güvenlik Kurulu da statükocuları hayal kırıklığına uğratan kararlar aldı

MGK'dan çözüme onay

"PLANIN RESMİYET KAZANMASI, HÜKÜMETİN TAKDİR VE SORUMLULUĞUNDA":MGK bildirisinde "Annan Planı'nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının, hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğu" belirtilerek, "Sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla uygulamada gerekli dikkat ve özen gösterilmeli" denildi

ULUSAL YARAR: "İsviçre'de son biçimi verilen Annan Planı tümüyle incelendiğinde, olumlu yönleri yanında kimi isteklerimizin karşılanmadığı ve planın uygulanmasında sorunların çıkabilme olasılığı bulunduğu görülmekle birlikte, konunun Türkiye ve KKTC bakımından taşıdığı duyarlılık, planın içerdiği tüm öğelerin Türkiye ve KKTC'de ulusal yarar açısından irdelenmesinin ilgili hükümetlerce titizlikle yapılmasını zorunlu kılmaktadır"

TALAT: HALKIMIZ GÖNÜL RAHATLIĞI İLE "EVET" DİYEBİLİR: Başbakan Mehmet Ali Talat, son şeklini alan Annan Planı'yla haklarımızın önemli bir bölümünün kazanıldığını, siyasi haklarımızın da sonsuza dek güvence altına alındığını vurgulayarak, "Sanırım halkımızın gönül rahatlığı ile 'evet' diyebileceği bir plan ortaya çıkmıştır" dedi

SERDAR DENKTAŞ: PLAN ÇOK MELEKLEŞTİ, ŞEYTANİ YANLARI DA VAR: DP Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Talat'ın anlatımıyla planın çok melekleştiğini, kendisinin biraz da şeytani taraflara değineceğini kaydetti. Planın çok değiştiğini, ama artıları gibi eksilerinin de bulunduğunu belirten Denktaş, partisinin referandumla ilgili tavrını birkaç güne kadar yapılacak mini referandumla saptayıp ilan edeceklerini söyledi

Kıbrıs Türk halkını çözüm ve AB üyeliğine taşıyacak 24 Nisan'daki referandum için geriye sayım sürerken, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında son şeklini alan Annan Planı ve Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler, dün gerek KKTC'de, gerekse Türkiye'de yeniden masaya yatırıldı.

KKTC hükümeti, dün olağanüstü toplanan Cumhuriyet Meclisi'ni son gelişmelerle ilgili bilgilendirirken, Türkiye'deki Milli Güvenlik Kurulu da statükocuları hayal kırıklığına uğratan kararlar aldı.

Hemen herkesin merakla beklediği MGK toplantısından, Kıbrıs'ta çözüme onay çıktı.

4 saat 20 dakika süren MGK toplantısı sonrası yayımlanan bildiride, planın resmiyet kazanmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğu vurgulandı.

MGK bildirisinde,bildirisinde "Annan Planı'nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının, hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğu" belirtilerek, "Sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla uygulamada gerekli dikkat ve özen gösterilmeli" denildi.

Öte yandan dün olağanüstü toplanan Cumhuriyet Meclisi de son gelişmeler hakkında bilgilendirildi. Meclis toplantısı yaklaşık 7.5 saat sürdü.

Meclisin sabahki oturumu basına kapalı yapıldı. Ancak öğleden sonra yapılan açık oturumda yaklaşık 1.5 saat konuşan Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk tarafının kazanımlarını en ince ayrıntısına kadar anlattı ve Annan Planı'yla haklarımızın önemli bir bölümünün kazanıldığını vurguladı. Başbakan Talat, siyasi haklarımızın da sonsuza dek güvence altına alındığına dikkat çekerek, "Sanırım halkımızın gönül rahatlığı ile 'evet' diyebileceği bir plan ortaya çıkmıştır" dedi.

DP Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise Talat'ın anlatımıyla planın çok melekleştiğini, kendisinin biraz da şeytani taraflara değineceğini kaydetti. Planın çok değiştiğini, ama artıları gibi eksilerinin de bulunduğunu belirten Denktaş, partisinin referandumla ilgili tavrını birkaç güne kadar yapılacak mini referandumla saptayıp ilan edeceklerini söyledi.

MGK toplantısı

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında dün saat 14.30'da Çankaya Köşkü'nde toplandı.

Kıbrıs konusunun değerlendirildiği 4 saat 20 dakikalık toplantıdan sonra bildiri yayımlandı.

Bildiride, "Annan Planı'nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının, hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğu" belirtilerek, "Sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla uygulamada gerekli dikkat ve özen gösterilmeli" denildi.

Türkiye ve KKTC'ye verilen güvencelerin fiilen uygulamaya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesinin gerekliği üzerinde durulan bildiri şöyle:

"'A- Kurul, Kıbrıs konusunda geçtiğimiz hafta içinde sonuçlanan müzakerelerde ortaya çıkan metinleri 23 Ocak 2004 günlü MGK bildirisinde değinilen hususlar ışığında ayrıntılı olarak değerlendirmiştir.

B- İsviçre'de son biçimi verilen Annan Planı tümüyle incelendiğinde, olumlu yönleri yanında kimi isteklerimizin karşılanmadığı ve planın uygulanmasında sorunların çıkabilme olasılığı bulunduğu görülmekle birlikte, konunun Türkiye ve KKTC bakımından taşıdığı duyarlılık, planın içerdiği tüm öğelerin Türkiye ve KKTC'de ulusal yarar açısından irdelenmesinin ilgili hükümetlerce titizlikle yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu çerçevede çözümün Avrupa Birliği'nin birincil hukuku durumuna getirilmesinin önemi ve müzakere süreci içinde bu yönde Türkiye ve KKTC'ye verilen güvencelerin fiilen uygulamaya geçirilmesinin yakından ve ısrarlı bir biçimde izlenmeye devam edilmesi;

C- Annan Planı'nın son şeklinin resmiyet kazanması için gerekli sürecin başlatılmasının hükümetin takdir ve sorumluluğunda olduğuna işaret edilerek, sürecin başlaması durumunda, adadaki Türk varlığının,

Türkiye'nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması amacıyla, uygulamada gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi vurgulanmıştır."

Meclis sabah kapalı oturum yaptı

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik İsviçre'de yapılan müzakereler ve Annan Planı'nı ele almak üzere dün olağanüstü toplandı.

Saat 10:50'de başlayan olağanüstü toplantı, basına kapalı yapıldı. Kapalı birleşimde Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş genel kurula bilgi verdi, milletvekilleri de kendi görüşlerini aktardı.

Toplantıya saat 13.00'te 1.5 saat yemek arası verildi.

Öğleden sonraki birleşim ise basına açıktı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, saat 13.00 sıralarında birinci bölümü tamamlanan toplantıdan çıkarken gazetecilere yaptığı açıklamada, milletvekillerine bilgi verdiğini, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'nın da kısa birer konuşma yaptığını söyledi.

Başbakan Talat, "Toplantının havası nasıldı? Gerginlik var mıydı" sorularına, "İyiydi, çok iyiydi, sadece bilgi olduğu için gerginlik falan yoktu" karşılığını verirken, milletvekillerinin tüm sorularına yanıt verdiklerini, herhangi bir şey gizlemediklerini belirtti.

Talat, dünkü toplantıyla hem partileri hem milletvekillerini bilgilendirmek suretiyle bir taşla iki kuş vurduklarına da işaret etti.

Talat: Siyasi eşitliği gözeten planın felsefesi doğru

Meclisin öğleden sonraki toplantısında ilk sözü Başbakan Mehmet Ali Talat aldı ve partisi adına konuştu.

CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, İsviçre'ye giderken belirsizliklerle dolu olan Annan Planı'nın yapılan müzakereler sonucu değiştirildiğini, belirsizliklerin ortadan kalktığını söyledi. Siyasi eşitliği gözeten planın felsefesinin doğru olduğunu belirten Talat, Türk tarafının müzakere eder duruma geldiğini, pazarlıklar yapıldığını ve New York'tan itibaren bugüne kadar geçen süreçte başarılı olunduğunu kaydetti.

Komite çalışmalarında büyük mesafeler alındığını vurgulayan Talat, bugüne kadar 121 yasanın hazırlandığını ifade ederek komitelerde görev alan ve özveriyle çalışan herkese teşekkür etti.

Mehmet Ali Talat, Rum tarafının İsviçre'de düşünülen şekilde müzakere sürecine katılmadığını, dolaylı görüşmeler yapıldığını anlattı ve planın son şekli hakkında bilgiler verdi.

Senatonun 24-24 eşitlikle oluşmasının siyasi eşitliği sağladığına işaret eden Talat, kuzeyin nüfusunun en az 3'te 2'sinin ana dili Türkçe olanlardan, güneyin nüfusunun en az 3'te 2'sinin ana dili Rumca olanlardan oluşması gerektiğinin planda yer aldığını belirtti.

Talat, uluslararası anlaşmalar konusunda da Türk tarafının itirazları dikkate alınarak düzenlemeler yapıldığını, yer değiştirmelerle ilgili tedbirlerin güçlendirildiğini söyledi.

Neler kazandık?

Dışişleri ve savunma, ticaret ve ekonomi, ulaştırma ve telekomünikasyon bakanlıklarının Türk tarafına ait olacağını, bazı bakanlıkların Rum tarafına, bazı konuların da (tarım gibi) kurucu devletlere ait olacağını anlatan Başbakan Talat, daha önce 6 üyeli olan Başkanlık Konseyi'nin sayısının Türk tarafının önerisiyle oy hakkı olmayan 2+1 üyeyle artırıldığını kaydetti.

Derogasyonlar konusuna değinirken, "16 Nisan 2003'e kadar anlaşma olsaydı, anlaşma AB ülkelerinin parlamentolarından geçecekti; ama olmadı" diyen Talat, hiçbir konunun kesin hukuk kurallarıyla korunamayacağını ama mal-mülk konusunda önemli adımlar atıldığını, önemli kazanımlar elde edildiğini ifade etti.

Talat, Rum arsasına ev yapmış olanlar bulunduğunu, bu durumda arsanın 74 fiyatıyla evin bugünkü fiyatının hesaplanacağını ve evin arsayı yenmesinden dolayı arsanın evi yapana geçeceğini belirtti.

Rum arsasına 31 Aralık 2002'den sonra vize alıp inşaat yapanların arsa sahibi Rum'un gelip arsasını istemesi halinde yaptığı inşaatın parasını alıp inşaattan çıkması gerekeceğini anlatan Talat, Karpaz bölgesi için Rumların gelip yerleşmesinin önüne önemli engeller konulduğunu ifade etti.

Optimum bir plana ulaşıldığını, ancak "zafer kazandık" denilemeyeceğini, çünkü bu söylenirse bunun çözümsüzlük anlamına geleceğini dile getiren Başbakan Talat, Türkiye'nin de Yunanistan'ın da ve Kıbrıs'taki iki tarafın kazandığını, bu nedenle gönül rahatlığıyla "evet" denilebileceğini belirtti ve "Evet deyin" çağrısı yaptı.

Talat, referandumda evet çıkmazsa Türkiye'nin de yanacağını söyledi.

Talat konuşmasının sonunda bir milletvekilinin sorusu üzerine, emeklilerin ve kamu görevlilerinin haklarının aynen devam edeceğini, hatta daha iyi olacağını söyledi.

Halen KKTC'de yaşayan Türkiyeli kökenlilerin tümünün Kıbrıs'ta kalacağını, hiçbirinin mağdur olmayacağını belirten Talat, liste çalışması tamamlandığı zaman kesin konuşulabileceğini, ancak referanduma kadar listenin verilmesi gerektiğini dile getirdi.

Serdar Denktaş, planın "şeytani" yanlarını anlattı

DP adına Genel Başkan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da konuşmasında, Talat'ın anlatımıyla planın çok melekleştiğini, kendisinin biraz da şeytani taraflara değineceğini kaydetti.

Planın çok değiştiğini, ama artıları gibi eksilerinin de bulunduğunu belirten Serdar Denktaş, halkın neyle karşılaşacağını bilerek karar vermesi gerektiğini söyledi.

Sürecin yanlışlığından yakınan Serdar Denktaş, Kıbrıs'ta da İsviçre'de de karşılıklı al-ver sürecinin yaşanmadığını, dolaylı şekilde müzakereler yapıldığını, yemeklerin dahi ayrı ayrı yendiğini anlattı ve tarafların bir metin üzerinde uzlaşıldığı imajının yanlış olduğunu vurguladı.

Siyasi eşitlik ve değer konuların yalnız İsviçre'deki 8 günde değil, yıllardır yaşanan bir sürecin de sonucu olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, harita konusunun müzakere edilmediğini, 3. plandakinin aynen kaldığını kaydetti.

Mal-mülk konusunda mükemmel bir noktaya gelinemediğini, Rumlara mal-mülk için verilecek bonolar için maddi kaynağa gereksinim olduğunu söyleyen Serdar Denktaş, bunun kaynağının mevcut olmadığını, Türkiye'nin katkısı olmaması halinde bu rejimin sorun olacağını belirtti.

Planın oturulan malın satın alınması üzerine oturtulduğunu, böylece uluslararası hukuktan korunmanın amaçlandığını dile getiren Serdar Denktaş, eşdeğeri olmayanların oturduğu evleri satın almak zorunda kalacağını söyledi. Serdar Denktaş, Rumların mallarının üçte ikisi için ödenmesi gereken rakam ile yeni yerleşim yerleri için harcanacak rakamın yaklaşık 15 milyar dolar olacağını, bunun bir şekilde bulunmasının şart olduğunu kaydetti.

Serdar Denktaş, AB normlarının bir anda uygulanamayacağını, ihracatta büyük sorunlar yaşanacağını dile getirerek, ekonomi ve ticaret alanında zorluklar çekileceğini ifade etti.

Ortak devlet ile kurucu devlette çalışacak kamu görevlilerinin maaş sisteminin farklı olacağını dile getiren Serdar Denktaş, buna çözüm bulmak gerektiğini kaydetti.

Türkiye kökenlilerin 45 bin kişilik listesine karşı dava açma niyeti olanları uyaran Serdar Denktaş, bunun çok tehlikeli bir durum yaratacağını, binilen dalın kesilmiş olacağını söyledi.

Serdar Denktaş, çözüm olmazsa Rum tarafının sınırlara gözlem yerleri koymak; Türk tarafı tüm sınırları kaldırsa bile Rum tarafının insan ve mal geçişini kontrol altında tutmak zorunda olacağını, TC'den geleceklerin de vizesi yoksa 1 Mayıs'tan sonra geçemeyeceğini kaydetti.

DP kararını birkaç güne kadar açıklayacak

Herkesin kendi durumunu düşünerek referandumda oy vereceğini ifade eden Denktaş, tüm partilerde evet ve hayır diyecekler olduğunu, kendi partisinde de yarı yarıya evet-hayır bulunduğunu, kararlarını birkaç gün içinde açıklayacaklarını bildirdi.

Serdar Denktaş, referandum öncesi halkın bölünmesinin çok tehlikeli olacağını belirterek, referandumlardan hayır çıksa bile tarafların anlaşabileceği yeni fırsatlar yaratılması gerektiğini söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 24'üne kadar vatandaşa artıları ve eksileri anlatacaklarını, DP'nin kararının mini referandumla açıklanacağını belirtti.

Özgürgün: Çok ciddi kaygılarımız var

Serdar Denktaş'ın ardından siyasi parti grupları adına konuşmalara geçildi.

UBP Grup Başkan Vekili Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununda kalıcı ve yaşayabilir bir çözümden yana olduklarını ancak gelinen noktada çok ciddi kaygıları bulunduğunu söyledi. En iyi anlaşmanın bile yaşayabilir olmasının önemine işaret eden Özgürgün, planın ne getirip götürdüğünün bilinmesi gerektiğini kaydetti. Özgürgün, doğru karar verebilmesi için halka doğruları söylemek gerektiğini vurguladı.

Hüseyin Özgürgün, Annan Planı'ndaki değişiklikleri "bir arpa boyu yol alınmadı" diye niteleyerek, planın felsefesinin değişmediğini savundu. Türkiye Başbakanı'nın "olmazsa olmazlarımız var" derken bugün gelinen noktayı anlayamadığını belirten Özgürgün, mal mülk konusuna getirilen "hisse" konusunun çok muğlak olduğunu belirtti. İnsanların mal-mülk düzenlemelerini anlayamadığını kaydeden Özgürgün, düzenlemelerin açık ve yalın dille yazılması gerektiğine işaret etti.

Maliyet ve ekonominin planda yer almadığını öne süren Özgürgün, 10 milyar dolarlık kaynağa ihtiyaç duyulduğunu söyledi ve bunun nereden bulunacağının belirlenmiş olması gerektiğini söyledi.

UBP Grup Başkan Vekili Hüseyin Özgürgün, derogasyonların AB Komiseri Verheugen'in dediği gibi abartılmadığını, Kıbrıs'ta geçmişte yaşananlar dikkate alınarak deragasyonların gerekliliğini vurguladı.

Özgürgün, planda ve Yunanistan'ın açıklamalarında derogasyonların yer almadığını belirtti.

Harita düzenlemelerine değinirken insanların yerlerinden çıkarılmasının insan haklarına aykırı, ciddi bir sıkıntı olduğunu kaydeden Özgürgün, bunun Kıbrıs'ta yaşayamayacak bir düzenleme olacağını söyledi.

15 yıl içinde kısıtlamaların kalkacak olmasının da ciddi ve sıkıntılı bir konu olduğunu ifade eden Özgürgün, süre yerine milli gelirin Rumlarınkinin %85'ine ulaşması koşulunun uygulanmasının daha uygun olacağını kaydetti.

Hüseyin Özgürgün, cumhurbaşkanının KKTC anayasasını sunduğunu açıklamasına rağmen Başbakan'dan bunun böyle olmadığını öğrendiklerini, konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini anlatan Özgürgün, Rumların 1 Mayıs'ı atlatması engellenecek diye hata yapılmamasını istedi.

Özgürgün, Annan Planı'nın 5. versiyonunda da halkın endişeleri bulunduğunu ve evet-hayır oranının dengeli kaldığını ifade etti.

UBP'nin Annan Planı'nın kabul edilemez olduğunu söylediğini, bugün de fazla değişiklik olmadığını belirten Özgürgün, İsviçre'deki müzakerelerde dünyada görülmemiş bir yöntem izlendiğini ve bunu anlayamadığını dile getirdi.

Akıncı: Mahkeme referandum yasasıyla ilgili kararını çabuk açıklamalı

Meclis'teki olağanüstü toplantıda BDH grubu adına genel başkan Mustafa Akıncı konuştu.

Kıbrıs sorununun 40 yıldır görüşüldüğüne işaret eden Akıncı, "Bunların anlaşmaya niyeti yok" diyen yabancıların tarafları bir tünele tıkadığını ve bugünlere gelindiğini söyledi.

Akıncı, De Soto ve ekibinin inanılmaz bir çalışma yaptığını kaydederek, Türkiye'nin plandan memnun olduğunu, Cumhurbaşkanı'nın da "güvenlik sulandırıldı" söyleminden vazgeçmesi gerektiğini belirtti.

Rumların 2/3 hisselerinin nasıl ödeneceği konusunda ortaya atılan 10 milyar dolar konusuna değinen Akıncı, 25 yıl sonra, AB üyesi Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin çok artmış olacağının dikkate alınmasını istedi.

Akıncı, AİHM'e gitmenin önüne hiçbir şeyin geçemeyeceğini söyledi.

Her şeyi bitmiş Annan Planı'nın 24 Nisan'da oylanacağına işaret eden Akıncı, New York mutabakatını hatırlattı. Akıncı, planın Türkçe metni yanında çok iyi bir özetinin de devletçe yapılmasını istedi. Anayasanın son şeklinin de yayınlanması gerektiğini kaydeden Mustafa Akıncı, ayrıca seçim ve vatandaşlık yasalarının da halkın bilgisi için yayınlanmasını talep etti. Akıncı, 24 Nisan'da verilecek kararın önemini vurguladı.

Akıncı, Cumhurbaşkanı'nın Referandum Yasası konusunda Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasını eleştirerek "Hakkıdır başvurur dersek Mahkeme de 'hayır bu yasa anayasaya uygun değil' derse ne yapacağız? Bu işler bu kadar basit mi? Uluslararası arenada bu kadarı da olur mu diye düşünen yok galiba" dedi.

Akıncı, bir toplumun geleceğinin söz konusu olduğuna işaret ederek mahkemeye kararını çabuk açıklaması çağrısında bulundu.

Angolemli: Bu fırsat da kaçarsa mumla ararız

TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, bugüne dek kaybedilen fırsatlara işaret ederek, 1 Mayıs'taki fırsat da kaçırılırsa artık mumla aranacağını söyledi

Annan Planı'nın Türkçeleştirilerek kahve ve benzeri yerlerde askıya alınmasını isteyen Angolemli, çalışmaların süratlendirilmesi çağrısı yaptı.

Ret cephesinin bugünkü konuşmalarında yumuşama gördüğünü belirten Angolemli, "Bu iyiye işarettir" diye konuştu.

Hüseyin Angolemli, halkın mal-mülk, siyasi eşitlik ve garantiler konularına ağırlık verdiğini ve İsviçre'deki müzakerelerde bu konuların açığa çıktığını kaydetti.

Angolemli, halkın 24 Nisan'da gönül rahatlığıyla "evet" demesi gerektiğini söyledi.

1 Mayıs'ta çözüm olmazsa Annan Planı'ndan daha kötü planların gündeme geleceğini belirten Angolemli, Rumların bu yüzden 1 Mayıs'ı atlatma ve referandumu erteletme girişimleri yürüttüğünü belirtti.

TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, TKP'nin referandumda "evet" diyeceğini hatırlatarak, evet veya hayır diyenleri hoşgörüyle karşılamak gerektiğini vurguladı.

Gruplar adına konuşmaların ardından milletvekillerine de 5'er dakika konuşma hakkı verildi.

Soyer: Anlaşma olmazsa tüm Rum emlaki ödenecek

Bu sırada ilk sözü alan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, 2003 Mart'ında meclisten mal tazmin yasası geçtiğini hatırlattı ve yasanın içeriğiyle ilgili bilgiler verdi.

Soyer, Kıbrıslı Rumların mallarının nasıl tazmin edileceğinin tartışıldığını, geçen bu yasanın da Rumların mallarının tazmininin düzenlendiğini belirterek, "Demek ki o zaman para vardı" dedi.

10 Milyar dolarlık kaynak aranırken halkın bu gerçeği de bilmesini isteyen Ferdi Sabit Soyer, meclisin o yasayı geçirirken Rumlara "gel müracaat et, tazminatını al" dediğini anlattı.

Soyer, siyasal çözüm olmazsa mülkiyet hakkının kullanılamayacağını vurguladı.

Annan Planı'nda 10 milyar dolarlık Rum emlaki ele alınırken kuzeydeki emlakin de doğru değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Soyer, anlaşmaya varılamazsa Rum emlaklerinin tümünün ödenmesi gerekeceğine işaret etti.

Taçoy: Çifte vatandaşlık olamayacak

UBP Milletvekili Hasan Taçoy, 45 bin TC kökenlinin vatandaşlığından sonra %5 Türkiye ve Yunan vatandaşına kota tanınacağını, ancak çifte vatandaşlık olamayacağını kaydetti.

Taçoy, 6 yıl içinde boşaltılacak bölgeler ve mal-mülk konusundaki görüşlerini dile getirerek, Annan Planı'na eleştiriler yaptı.

Mertekçi: Yer değiştirecek insanlara yardım yapılmalı

BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi, anlaşma için en büyük fedakarlığın güney göçmenleri ve özellikle yer değiştireceklerce gösterileceğini söyledi.

Mertekçi, özel bölge statüsüyle yer değiştirecek insanlara sıkıntılarını aşabilecekleri yardımlar yapılmasını istedi.

Mertekçi, BDH'nın plana olumlu baktığını, insanların 40 yıllık sorunlardan kurtulması, gençlerin sıkıntılarını aşması için olumlu bakmaya devam edeceklerini kaydetti.

Kaşif: Topraksız devlet olmaz

Son konuşmayı yapan DP Milletvekili Ahmet Kaşif, yer değiştirecek insanların ve yerinde kalacakların sahip olduğu mallar konusuna değinerek, "toprak reformu yapılacak mı" diye sordu.

Satışı yapılan malların ne olacağını da soran Kaşif, insanların bu konularda iyice bilgilendirilmesinin önemine işaret etti.

Kaşif, mal-mülk konusunda yazılanların anlaşılmaz olduğunu da belirterek, federal devletlerin ve ortak devletin memurlarının hangi kriterlere göre seçileceğinin de belirlenmesini istedi.

Yer değiştirecek insanlara yeni evlerin satılacağını ama bunun doğru anlatılmadığını kaydeden Kaşif, vatandaşın evet veya hayır derken gerçekleri bilmesi gerektiğini vurguladı.

Kaşif, topraksız devlet ve vatan olamayacağını belirtti.

Kaşif'in konuşmasının ardından Cumhuriyet Meclisi'nin yaklaşık 7.5 saat süren Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısı saat 18.50'de tamamlandı. Meclis olağan toplantısını cuma günü yapacak.

KIBRIS 06/04/2003

Referandum konusu karara kaldı

Referandum Yasası, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüş istemesi üzerine dün sabah Anayasa Mahkemesi'nde görüşüldü...

Referandum konusu karara kaldı

Annan Planı için 24 Nisan'da yapılması öngörülen referandumu düzenleyen Referandum Yasası, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüş istemesi üzerine dün sabah Anayasa Mahkemesi'nde görüşüldü.

Taner Erginel başkanlığında yargıçlar Metin Hakkı, Nevvar Nolan, Mustafa Özkök ve Seyit Bensen'den oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, Başsavcı Akın Sait ve Cumhuriyet Meclisi Avukatı Ali Fevzi Yeşilada'yı dinledikten sonra, mahkemeyi karar için süresiz erteledi

Annan Planı için 24 Nisan'da yapılması öngörülen referandumu düzenleyen Referandum Yasası, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüş istemesi üzerine dün sabah Anayasa Mahkemesi'nde görüşüldü.

Taner Erginel başkanlığında yargıçlar Metin Hakkı, Nevvar Nolan, Mustafa Özkök ve Seyit Bensen'den oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, Başsavcı Akın Sait ve Cumhuriyet Meclisi Avukatı Ali Fevzi Yeşilada'yı dinledikten sonra, mahkemeyi karar için süresiz erteledi.

Mevzuata göre Anayasa Mahkemesi, Referandum Yasası'nın anayasaya uygun olup olmadığı şeklindeki kararını 45 gün içinde vermek zorunda.

Sait: Yasa, anayasanın devlet düzeni ve anayasal

düzeni ilgilendiren maddelerine aykırı

Başsavcı muavini Osman Talat Enginsoy ile birlikte mahkemede hazır bulunan Başsavcı Akın Sait, Annan Planı'nın 9 bin sayfa olduğuna dikkat çekerek, planın federal devlet ve kurucu devletler anayasaları yanında federal devlet ve kurucu devletler yasalarını da içerdiğini ancak bunların henüz ellerine gelmediğini belirtti.

Cumhuriyet Meclisi'nden 22 Mart'ta geçen Referandum Yasası'nın, yarıdan bir fazla oyla 9 bin sayfalık Annan Planı'nın kabulünü öngördüğüne dikkat çeken Akın Sait, referandumdan "evet" çıkması halinde yeni bir anayasal düzene geçileceğine dikkat çekti.

Yasa tasarı halindeyken Başsavcılık'ın görüşünün alındığına da işaret eden Sait, mevcut anayasa kuralları çerçevesinde bu yasanın içeriğine olumlu görüş verilemeyeceği şeklindeki görüşlerini 10 Mart'ta cumhurbaşkanı ve başbakana sunduklarını belirtti.

Bugüne kadar siyasiler tarafından yeni bir devlet kurulmasına yönelik olarak yürütülen görüşmelerin de anayasaya aykırı olduğunu öne süren Sait, görüşmelerde referandum taahhüdünde bulunulduğunu ancak bunun anayasada bulunmadığını söyledi.

Bu konunun siyasi sorumluluk gerektirdiğini ve siyasilerin bunu üstlenmesi gerektiği görüşünde olduklarını da ifade eden Akın Sait, "bunun bir darbe olarak düşünülmesi halinde bile mevzuata göre ancak başarıya ulaşırsa yasal olacağını" kaydetti.

Sait, yasanın anayasanın devlet düzeni ve anayasal düzeni ilgilendiren maddelerine aykırı olduğunu savundu.

Anayasada değiştirilmesi önerilemeyecek kurallar bulunduğunu ve anayasanın da ancak 10 milletvekilinin önerisi ve meclisin de üçte iki çoğunluğunun ardından halkoylamasıyla değişebileceğini vurgulayan Sait, ancak bu yöntemin izlenmediğini ifade etti.

Mevcut anayasa ile yasanın 2, 3 ve 9'uncu maddelerinin bağdaşmadığını belirten Akın Sait, referandumda "evet" çıkması halinde ne olacağının yasada bulunmadığını, bunun Annan Planı'nda belirtilmekte olduğunu kaydetti.

Anayasa Mahkemesi ve Hukuk Dairesi'nin güç bir görevi bulunduğunu ifade eden Akın Sait, bugüne kadar görüşmeler sürecinde Anayasa Mahkemesi ve Hukuk Dairesi'nin görüşü alınmadan siyasilerin sorumluluğuyla yürütüldüğünü söyledi.

"Bu konuda bir çıkış yolu bulunabilir ve siyasilere ışık tutulabilir mi," mahkemenin buna bakması gerektiğini belirten Akın Sait; "Referandumun bir hak olarak anayasa üzerinde görülebilir mi? Referandum Yasası'na daha ağır kurallar getirilebilir mi? Başka bir gözlük takılabilir mi" sorularına mahkemenin bakması gerektiğini ifade etti.

Yasaya konulacak bir maddeyle referandum sonrası tekrar meclise gidip bir anlaşma yapılacağından, üçte iki çoğunluk istenebileceğini ancak bunun zaman alacağını ve mecliste üçte iki çoğunluğun sağlanmasının şüpheli olduğunu anlatan Sait, toplumun bir süreçten geçmekte olduğunu ve herkesin bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini kaydetti.

Yeşilada: Anayasa değiştirilmiyor,

bir devlet yeniden şekilleniyor

Cumhuriyet Meclisi Avukatı Ali Fevzi Yeşilada da, bir konu hakkında Anayasa Mahkemesi'nden görüş istenmesi için o konunun anayasada olması gerektiğini, ancak anayasanın hangi konuların referanduma götürülebileceği hangi konuların götürülemeyeceğini düzenlemediğini belirtti.

Böyle bir durumda yasa koyucunun takdir hakkını kullanabileceğini kaydeden Yeşilada, bunun anayasaya aykırı olmayacağını vurguladı.

Referandum Yasası'nda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin bulunduğuna işaret eden Ali Fevzi Yeşilada, Anayasa Mahkemesi'nin ancak soyut bir denetleme yapabileceğini kaydetti.

Genel hukuk ilkelerinin anayasanın üzerinde sayıldığını da vurgulayan Yeşilada, bütün görüşmelerin ve bunların sonuçlarının genel hukuk ilkeleri çerçevesinde yapıldığını ifade etti.

Yeşilada, anayasa maddelerine bakmak yerine KKTC hukuk sistemine sunulan dünyayla bütünleşme imkanına bakılmasını da istedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, Referandum Yasası ile ilgili görüş isteminin ilgili maddeye uymadığını da savunan Yeşilada, burada sadece bir maddeye atıfta bulunulmadığını, söz konusu olanın tüm anayasaya uygunluk olduğunu söyledi.

Savunmasında 1983 yılında KKTC kurulurken yayınlanan Bağımsızlık Bildirgesi'nden de alıntılar yapan Yeşilada, bildirgede iki halkın federasyon çatısı altında birleşmesi için çalışma yapılabileceğinin ve KKTC'nin kuruluşunun bu çabaları engellemeyeceğinin yer aldığına işaret etti.

Bu paralelde düşünüldüğünde Referandum Yasası'nın anayasaya uygun olduğunu kaydeden Yeşilada, referandumların ardından garanti sistemi çerçevesinde garantör ülkelerin de bu anlaşmayı onaylayacağını da hatırlattı.

Burada bir anayasa değişikliği olmadığını, bir devletin yeniden şekillenmekte olduğunu, yeni bir anayasa yapılmakta olduğunu da vurgulayan Yeşilada, bu yapılırken eski anayasanın bağlayıcı olmayacağını, meşruluğun halkoyu ile kazanılacağını söyledi.

KIBRIS 06/04/2003

Hayırcı militanların parası devletten

Annan Planı için hayır kampanyası başlatan ve AKP hükümeti üzerinde baskı yaratmak için Türkiye'nin çeşitli kentlerine ziyaretler gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, beraberinde götürdüğü militanların masraflarını da devlete ödettiriyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Türkiye'ye götürdüğü "hayırcı militanların" masraflarının, 010154 numaralı beklenmedik giderler kaleminden ödendiği ortaya çıktı.

Denktaş, 31. 3. 2004 tarihinde verdiği talimatla, 14 kişiye 300'er milyon TL'lik çek çıkmasını sağladı.

Yani Annan Planı aleyhinde propaganda yapacak olan 14 militana yalnızca "cep harçlığı masrafları" için 4 milyar 200 milyon TL ödenmiş oldu.

Hayırcı militanlara ödeme yapılması için Cumhurbaşkanı Denktaş, el yazısıyla şunları yazdı:

"Malatya'ya gidecek olan 14 kişiye 300'er milyon TL karşılığı çeki acele Mete Tümerkan'a veriniz... İsimler ektedir..."

300'er milyon TL almaları için Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından talimat verilen kişiler, şu isimlerden oluşuyor:

"Hande Kayasal, Salih Can Doratlı, Kerem İzmen, Mine Arıhan, Tuna Arıhan, Bengü Kişmir, Göktürk Ötüken, Okyay Sadıkoğlu, Barış Taşkıran, Mehmet Küçük, Durali Güçlüsoy, Tuğberk Yazgı, Erel Rüstemoğlu, İlker Aslan."

KIBRIS 06/04/2004

Ankara'ya göre 'evet'in 94 faydası

İktidarın yedi sayfalık belgesinden: Rum hegemonyası önleniyor, siyasi eşitlik geliyor, garantörlük kalıyor ve Türkiyeliler kollanıyor

06/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısında 'Annan Planı'nın Türk tarafı için Olumlu Unsurları' başlıklı yedi sayfalık belge ortaya konuldu. Belgenin tam metni:

İki kesimlilik
1. Yeni ortaklığın iki kesimli olacağı.
2. İki tarafın birbirinin ayrı kimliğini ve bütünlüğünü tanıması.
3. Tarafların birbirlerinin kültürel, dini, siyasi, sosyal ve dilsel kimliklerine de saygı gösterecekleri.
4. Bir tarafın diğeri üzerinde hâkimiyet kurmasının reddi.
5. Bir tarafın diğeri üzerinde otorite ve yetki iddia edemeyeceği.
6. Kurucu Devletl
erin kendi alanlarında yetkilerini egemence kullanacakları ve kendilerini özgürce organize edebilecekleri.
7. Kurucu Devletlerin kendi Anayasalarının olacağı.
8. Kurucu Devletlerin kara sınırlarının bulunacağı.
9. Kurucu Devletlerin kendi bayrak ve marş
larına sahip olabileceği.
10. Kurucu Devletlerin kimliklerine, güvenliklerine ve anayasal düzenlerine herkes tarafından saygı gösterileceği.
11. Kurucu Devletlerin ve Federal Hükümetin birbirlerinin yetki ve işlevlerine karışamayacakları.
12. Yeni harit
ada Kıbrıs Türk Devleti'nin ismen gösterilmesi.
13. İki Kurucu devlet arasında yeni bir sınır belirlenmesi, geçiş noktalarının olması.
14. Federal ve Kurucu Devlet yasaları arasında hiyerarşi olmayacağı.
15. Kurucu Devletlerin iç vatandaşlık verebileceğ
i ve bir kişinin aynı zamanda her iki kurucu devletin de iç vatandaşlığına sahip olamayacağı.
16. Kurucu Devletlerin kendi milli kimliklerini korumak amacıyla diğer Kurucu Devlet vatandaşlarının ikametine sınırlama getirebileceği, bu çerçevede Anlaşma yür
ürlüğe girdikten sonra:
a. Beş yıl süreyle ikamete tam sınırlama olacağı, bilahare,
b. 6'ncı-9'uncu yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 6'sına kadar,
c. 10'uncu-14'üncü yıllar arasında köy veya belediye nüfusunun yüzde 12'sine kadar,
d. 1
4'üncü-19'uncu yıllar arasında (veya daha erken gerçekleştiği takdirde Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) bir Kurucu Devletin nüfusunun en fazla yüzde 18'ine kadar ikamet hakkına sınırlama getirilebileceği.
17. İstisna olarak iki yıl sonra dönebilecek 65 üst
ü yaş grubu ve Karpaz köyleri eski sakinlerinin diğerlerinden önce dönüş yaptıkları takdirde yukarıdaki sınırlama oranları içinde sayılacakları.
18. Bir Kurucu Devletin kimliğini koruma düşüncesiyle alabileceği tedbirler çerçevesinde nüfusunun en fazla 1/
3'ünün yabancı olabileceği.
19. Senato'ya Kıbrıs Türk Devleti'nden seçileceklerin daima Türk olacağı.
20. Kurucu Devletlerin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişki kurabilecekleri, anlaşma imzalayabileceği.
21. Federal yasalara karşı işlenen suçlar üze
rinde Kurucu Devletlerin öncelikli adli işlem yetkisine sahip olması.
22. Kurucu Devletlerin ayrı polis teşkilatlarının olması.

Ortaklık ve eşitlik
1. Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının 'ortak yurdu' olduğu.
2. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları'nın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
'ortak kurucuları' olduğunun kaydedilmesi.
3. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların yeni sistemi, ayrı ayrı sahip oldukları kurucu yetkilerini kullanarak oluşturacağı.
4. İki Kurucu Devletin 'Kıbrıs Türk Devleti'
ve 'Kıbrıs Rum Devleti' olduğu.
5. İki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlıkçoğunluk değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğu.
6. Kurucu Devletlerin birbirinin eşiti olduklarının anayasada açıkça belirtilmiş olması.
7. Geçiş dönemi süresince Federal Devle
t Başkanlığının iki eşbaşkandan oluşması; Federal Hükümetin eşit sayıda üyeden oluşması (3+3).
8. Geçiş dönemi Parlamentosunda Kurucu Devlet Parlamentolarından eşit sayıda parlamenterin (24+24) görev alması.
9. 13 Haziran 2004 tarihinde Kurucu Devletler,
Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu için düzenlenecek seçimlerden sonra Başkanlık Konseyi'nin ilk iki görev dönemi boyunca başkan ve yardımcısı arasındaki rotasyonun 10'ar aylık eşit sürelerle gerçekleşmesi.
10. İki Kurucu Devletin yekdiğeri ile İş
birliği Anlaşması yapabileceği.
11. Kurucu Devletlerin Dış İlişkiler ve AB politikalarının belirlenmesine katılacağı.
12. Federal Parlamento'nun Senato kanadında Kurucu Devletlerin eşit sayıda temsil edilecekleri (24+24 sandalye).
13. Senatonun karar al
abilmesi için mutlak surette bir Kurucu Devletten gelen Senatörlerin 1/4'ünün oyunun (altı) aranacak olması, bu asgari gerekliliğin özel konularda (federal bütçenin onaylanması, Başkanlık Konseyi üyelerinin seçimi gibi) alınacak kararlar için en az 2/5 olması (10).
14. Temsilciler Meclisi'nin kurucu devletlerden nispi temsil oranına göre belirleneceği, ancak bir kurucu devletin asgari 1/4 oranında (12 Milletvekili) temsilinin zorunlu olduğu.
15. Parlamento'nun ancak her iki meclisin de onayıyla karar alab
ileceği.
16. Temsilciler Meclisi ve Senato'nun Başkan ve Başkan Yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mensup olamayacağı.
17. Toplam 9 üyeli (3'ü oy hakkı olmayan üye) Başkanlık Konseyinde, Kurucu Devletlerin en az 1/3 oy hakkı sahibi (2); ve en az 1/3 oy
hakkı bulunmayan üyeyle (1) temsil edilmeleri zorunluluğu.
18. Başkanlık Konseyi'nin kararlarını konsensüs ile almaya çaba göstereceği, bunun elde edilemediği hallerde oylama ile karar alınması, ancak her bir Kurucu Devletten en az bir olumlu oy aranması.

19. Dışişleri Bakanı ile Avrupa Bakanının mutlak surette ayrı Kurucu Devletlerden gelmesi.
20. Başkanlık Konseyi Başkanı ile Yardımcısının ayrı Kurucu Devletten gelmesi ve Başkanlığı aralarında rotasyonla üstlenmesi.
21. Kurucu Devletlerin Hükümet Başk
anlarının 10 yıl süreyle Başkanlık Konseyi toplantılarına katılabilmesi.
22. Yeni devletin Anayasasını korumakla da görevlendirilen Yüksek Mahkemenin iki Kurucu Devletten eşit sayıda yargıca sahip olması.
23. Türkçenin de, Rumca ile birlikte yeni devleti
n resmi dili sayılacağı.
24. Ramazan ve Kurban bayramları gibi Türk tarafı için önem taşıyan günlerin de, diğer bayramlarla birlikte adanın tümünde resmi bayram sayılacağı.
25. Federal polis teşkilatında eşit sayıda Türk ve Rum polisin görev alması.
26.
Kamu görevlilerinin atamalarından sorumlu komisyonda eşit sayıda Türk ve Rum üyenin görev alması.
27. Tüm kamu yönetiminde çalışanların en az 1/3'nin Kıbrıs Türk Kurucu Devletinden gelmesi.
28. Merkez Bankası Başkan ve Yardımcısının aynı devletten gelem
eyeceği; bir Kurucu Devletin, beş üyeli Yönetim Kurulunda en az iki, yedi üyeli Para Politikaları komitesinde ise en az üç temsilciye sahip olacağı.
29. Başsavcı ve Sayıştay Başkanları ile bunların yardımcılarının aynı Kurucu Devlete mensup olamayacakları
.
30. İki Kurucu devlet arasında yeni sınırı belirleyecek komitede eşit sayıda Türk ve Rum'un görev alması.
31. Anayasanın Temel Maddelerinin değiştirilemeyeceği; diğer maddelerinin
ise ancak iki Kurucu devletle istişare içinde parlamento onayı ile deği
ştirilebileceği ve bunun her iki tarafta ayrı referandumlara sunulacağı.
32. Kişilere, sahip oldukları Kurucu Devlet vatandaşlığı, etnik orijin veya dini temelde ayrımcılık yapılamayacağı.

Güvenlik ve garantiler
1. Kıbrıs'ın tümünün veya bir parçasının bir başka ülke ile birleşemeyeceği (enosis yasağı).
2. 1960 Garanti ve İttifak anlaşmalarının yeni düzene de uygulanmak üzere geçerli olacağı.
3. 1960 Garanti Anlaşması'nın bundan böyle sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı zamanda Kurucu De
vletlerin de toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal düzenlerini garanti etmesi.
4. Adadaki Türk askeri varlığının 2011 yılına kadar 6 bin asker, 2018 yılına veya daha erken gerçekleşirse Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3 bin asker düzeyinde kalması; v
e herhalükârda Türk askeri varlığının, Türkiye gözden geçirme aşamalarında tamamen kaldırılmasına rızasını vermediği müddetçe, İttifak Anlaşması seviyesinde (650 asker) adada kalmaya devam etmesi.
5. Adada konuşlanacak BM Barış Gücü'nün adadaki görev süre
sinin ancak Kurucu Devletlerin rızasıyla sona erebileceği.
6. Kurucu Anlaşma'nın uygulanmasını izleyecek komitede Garantör Ülkelerin temsilcilerinin de bulunması.
7. Kurucu Devletlerin, yekdiğeri ve Garantör ülkelere karşı şiddeti ve şiddete teşviki önle
me yükümlülüğü altına girmesi.
8. Kıbrıs'ın topraklarını uluslararası askeri operasyonlara iki Kurucu Devletin ortak rızası olmaksızın tahsis edemeyeceği; ayrıca Türkiye AB üyesi olana kadar Türkiye ve Yunanistan'ın da rızalarının aranacağı.
9. Güvenlikl
e ilgili hükümlerin 1959-60 Garanti ve İttifak anlaşmaları hükümlerine halel getirmeyeceği.
10. Rum tarafına devredilecek ve esasen Anlaşma yürürlüğe girdiği tarihte hukuken Rum devletinin sayılacak toprakların geçici bir süreyle Türk devletinin yönetimin
de kalması.

Türkiye'nin rolü
1. Türkiye ve Yunanistan ile özel ilişkilerin devam edeceği, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu iki ülkeye en ziyade mü-saadeye mazhar ülke statüsü bahşedeceği.
2. Tarafların Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeye saygı göstereceği.
3. Yeni Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımını destekleyeceği.
4. Kurucu Anlaşma'nın yürürlüğe girebilmesi için sadece referandumlarda onaylanmasının değil, aynı zamanda garantör ülkelerce yeni düzene dair antlaşmanın imzalanmasının da gerek
eceği.

Ortaklığın yeniliği ve uluslararası güvenceler
1. Anlaşma ile Kıbrıs'ta yeni bir düzenin kurulacağı.
2. Tarafların ortaklıklarını yenilemeye karar verdiklerini ilan etmesi.
3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) yeni marşının olması.
4. BKC'nin yeni bir bayrağının olması.
5. Kurucu Anlaşma'nın BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak olması.
6. Kıbrıs'ın BM üyeliğinin adada kurulacak yeni düzen çerçevesinde olacağı ve bu kapsamda, BM'de yeni BKC bayrağının göndere çekileceği.
7. Avrupa Ko
nseyi'nin Kurucu Anlaşma'yı onaylayacağı.
8. AB'nin de Kurucu Anlaşma'yı onaylayacağı, kendisini çözümün parametrelerine uyarlayacağı.
9. Eşbaşkanların AB'den çözümün parametrelerini AB'nin birincil hukukunun parçası haline getirmesini isteyecek olması.

10. Eşbaşkanların ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni mülkiyete ilişkin yasal başvuruların muhatabının bundan böyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı hususunda bilgilendirmesi ve mahkemeden, önünde bulunan mülke dair davaların düşürülmesini isteyecek olması.
11. İki Kurucu devletten temsilcilerin (4 Rum+2 Türk) Avrupa Parlamentosu'nda görev alması.
12. AB Konseyi toplantılarında yeni Kıbrıs'ı, Konsey Başkanı ve Başkan Yardımcısının birlikte temsil etmesi.
13. Türkçenin, personel ve teknik ihtiya
çların karşılanmasını takiben, AB'nin resmi ve çalışma dillerinden biri olacağı.

Diğer hususlar
1. Geçmişteki acı tecrübelerin tekrarlanmayacağının taraflarca ilanı.
2. Yeni Kurucu Anlaşma'nın yürürlüğe girmesinden önce tarafların yapmış oldukları tüm yasama, yürütme ve adli işlemlerin, Kurucu Anlaşma ile ters düşmemek kaydıyla geçerli olacağı.
3. Anlaşma yürürlüğe girdiği anda, geçiş dönemi boyunca, Kurucu Devlet yasama, yürütme ve yargı organlarının da işler durumda olması.
4. Türkiye'den adaya zaman
içinde göç edenlerden 45 bininin vatandaşlık kazanarak adada kalmaya devam edebilmesi.
5. Mülkiyet iddialarının bireyler arasında bir işlem olmaktan çıkarılması ve her iki Kurucu Devletten eşit sayıda temsilcinin yer alacağı bir Mülkiyet Kurulu tarafında
n ele alınacak olması.
6. 1964 yılından bu yana yapılan dış borçlanmaların geri ödemelerinin, borçtan yararlanmış olan Kurucu Devlet tarafından yapılacağı.
7. Kurucu Anlaşma'nın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yıllarda federal ekonomik politikanın iki
Kurucu Devlet ekonomilerinin uyumlulaştırılmasına öncelik vereceği.
8. AB'nin Kıbrıs Türk Devleti'nin AB müktesabatı ile uyumlulaştırılması kapsamında mali yardımda bulunacak olması.
9. Rum tarafına devredilecek toprakların mevcut sakinleri için, alterna
tif ikamet ve yaşam imkanı hazırlanması, mali durumu kötü olanların yer değiştirmesi için tanınan sürenin uzatımı gibi özel düzenlemelerin öngörülmüş olması, 2005 federal bütçesine bunun için tahsisat konulması.
10. Bu topraklarda en az beş yıl süreyle ot
urmuş ve Kıbrıs vatandaşlığı bulunmayanların kendi ülkelerine dönüşleri için mali teşvik verilmesi.
11. Rum tarafına toprak devrinin 3.5 yıllık bir döneme yayılmış olması.
12. Mülk iadesinin, halen boş olanlar
için üç, dolu olanlar için ise beş yıldan ö
nce başlamayacağı.
13. Mülkün kullanılmamasından kaynaklanan tazminat taleplerinin, talebi yapanın vatandaşı olduğu Kurucu Devlete yöneltileceği.

AB'den 'evet' kampanyası

06/04/2004 RADIKAL

Avrupa Birliği ülkeleri, Kıbrıs'ta 24 Nisan'da referanduma sunulacak nihai Annan planına Kıbrıs Rum tarafının 'evet' demesi için kampanya başlatmaya hazırlanıyor.
Rum Politis gazetesi, 'Avrupa ülkelerinin Kıbrıs Rumlarının 24 Nisan'daki referandumda 'evet' demesi için koordineli baskılar başlattığını' yazdı. Gazete
nin haberine göre, bu yönde girişim başlatan ülkelerin başında Britanya geliyor. Britanya, Rumların referandumda 'evet' demesi için üç sayfalık bir belge hazırladı ve bu belgeyi diğer yabancı hükümetlere de verdi.
Habere göre, 'söz konusu belge mülkiyet,
Türk askerleri ve tazminatlar konusunda Rumların endişelerine yanıt veriyor. Belgede Rumların 12 noktada kazanım elde ettiği belirtiliyor ve bu noktalar şöyle sıralanıyor:
"1. Kıbrıs Rum göçmenlerinin yarıdan fazlası (120 bin) Kıbrıs Rum idaresine devredi
lecek bölgelere dönüyor.
2. Tazminatlar konusu iyileştirildi.
3. Türkiye'den göçe etkin koruma.
4. Kıbrıs Rum idaresindeki toprak yüzde 64'den yüzde 72'ye yükseldi.
5. BM toprak ayarlamasına gözcülük edecek.
6. Türk askeri sayısı azaltılacak. Türkiye'
nin AB üyeliğinden sonra veya 2018'de sayı 650'ye düşecek.
7. Ev ve toprak alımlarındaki sınırlamanın bitiş tarihi var. Fakat piyasa gücü bunu
de-facto olarak ortadan kaldıracak.
8. Kıbrıs Rumlarının Türk kurucu devletinde gece konaklama sınırlamaları k
aldırıldı.
9. Hemen hemen tüm federal yasalar Kıbrıs Rum tarafınca hazırlandı.
10. İki ay içerisinde seçilmiş federal kurumlar etkin şekilde faaliyete geçecek.
11. Daimi bölünme tehdidine son verilecek.
12. Yeni plan Avrupai bir çözüm teşkil eder."

B
M DE DEVREDE-

Rum Fileleftheros gazetesi de, Rum tarafının referandumda 'evet' demesi için, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da katılımıyla Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nun referandum tarihinden 3 gün önce ortak toplantı planladığını yazdı. Ha
bere göre, bu toplantıda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde tavsiye kararı alınması
bekleniyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer aynı tarihte Strasbourg'da Türk ve Rum siyasi parti başkanlarını bir araya getirmeyi düşünüyor.
Haberde, Avrupa P
arlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in referandumdan birkaç gün önce adaya geleceği belirtildi.

Denktaş'ın komplo uyarısı

06/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - BURSA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak referanduma 'hayır' kampanyasını sürdürüyor. Avukatlar gününde Bursa Barosu'nca düzenlenen Kıbrıs konulu konferansa katılan Denktaş, dün bakanlar kuruluna sunulan ve Annan Planı'nın Türkiye için olumlu unsurlarını sıralayan yedi sayfalık rapordan rahatsızlığını dile getirdi.
Türkiye'nin yavaş yavaş parçalanması için bir senaryo başlatıldığını öne süren Denktaş, "Türkiye haklı olduğu davada baskılara razı olursa, başka neler kopartırlar" dedi. Türkiye'nin dünyada kendisine güvenen milletler
nezdinde itibar kaybedeceğini belirten Denktaş, "Bu kadar haklı, bu kadar güçlü olduğu bir davayı müdafaa edemeyen Türkiye'ye güvenen milletlerin güveni azalacak" dedi.
Son dönemde sıklıkla avukat geçmişini gündeme getirerek hukukun üstünlüğünden bahsede
n KKTC lideri şöyle konuştu: "9 bin sayfanın ne içerdiğini, bizi nereye götüreceğini bilmeden imza atmak, oy vermek, zannedersem hukuk açısından da yanlıştır. Bu belgeyi, halk bilmiyor, biz de bilmiyoruz. Referandumun ertelenmesi lazım. Hukuksal ne kadar yanlış varsa, bu prosedürün içinde vardır."
Konuşması sık sık 'Kıbrıs Türk'tür Türk kalacak' sloganlarıyla kesilen Denktaş'ın, adadaki Türk askerinden bahsederken gözleri doldu.

Annan Planı'ndaki değişiklik ve ilaveler...

06/04/2004 RADIKAL

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planının 31 Mart'ta yayınlanan son hali, bir kitapçıkta yayınlandı. TBMM'de, AKP'nin grup toplantısı öncesinde dağıtılan 'Çözüme Doğru Kıbrıs Notları' başlıklı kitapçıkta, plandaki değişiklik ve ilaveler 38 maddede şöyle sıralanıyor:
1. 'Ana Maddeler' arasına, tarafların birbirleri üzerinde otorite ve yetki iddia edemeyecekleri eklenmiştir.
2. Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut dengenin Doğu Akdeniz'de değil, 'Kıbrıs'ta' olduğu tashih edilmiştir.
3. Kıbrıs'ta kendi kimliğini korumak amacıyla, göç alanında tedbirler alma yetkisi verilmektedir.
4. Kıbrıs buna ilaveten, 19 yıllığına veya Türkiye AB'ye girinceye kadar, Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının göçüne yüzde 5'lik sınırlama getirebilecektir.
5. İkamete kurucu dev
letler tarafından getirilebilecek sınırlama dönem ve oranları değiştirilmiştir. Buna göre, ilk 5 yıl moratoryum olacaktır, 6 ila 9. yıl arasında kısıtlama bir köy veya belediyenin nüfusunun yüzde 6'sı kadar olabilecektir, 10 ila 14. yıl arasında bu oran yüzde 12 olacaktır, 14. yıldan sonra ise 9. yıla veya Türkiye AB'ye girinceye kadar ilgili kurucu devlet nüfusunun yüzde 18'inden fazla ikamet verilemeyecektir.
6. Senato'nun kurucu devletlerden eşit sayıda 48 senatörden oluşacağı yerine, eşit sayıda Kıbrıs
lı Türk ve Kıbrıslı Rum senatörden oluşacağı belirlenmiştir. Bu senatörler nispi temsil sistemiyle, Kıbrıs vatandaşlarınca, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türkleri olarak ayrı ayrı oylamayla seçilecektir.
7. Başkanlık Konseyi 5 yıllığına, 6'sı oy sahibi, 3'ü oy hak
kı olmayan, toplam 9 üyeden oluşacak. Konsey, üyeleri arasındaki görev dağılımını kendi belirleyebilecektir. İki üye, her biri ayrı kurucu devletten olmak kaydıyla, başkan ve başkan Yardımcısı olarak tek listeden seçileceklerdir. Bunlar, daha fazla nüfusa sahip devletten gelen üyeden başlayarak (Rum tarafı) 20 aylık rotasyona tabi olacaklardır. Başkan yardımcısı, AB Konseyi toplantılarında başkana eşlik edecektir. İlk 5 yıl Başkanlık Konseyi onar aylık rotasyon şeklinde yürütülecektir.
8. Federal kurumlar,
anlaşma yürürlüğe girdiği andan itibaren işler olacak ve bir geçiş dönemine tabi olacaklardır. Federal düzeyde Devlet Başkanlığı bir Eş-Başkanlık tarafından üstlenebilecek. Federal hükümet 6 üyeli (3 Kıbrıslı Türk-3 Kıbrıslı Rum) bir Bakanlar Konseyi'nce üstlenilecektir. Her kurucu devlet parlamentosundan 24 Kıbrıslı Rum ve 24 Kıbrıslı Türk delege geçici federal parlamentoda, 4 Kıbrıslı Rum ve 2 Kıbrıslı Türk ise Avrupa Parlamentosu'nda görev alacaktır.
9. Kurucu Devlet, Federal Parlamento ve AB Parlament
osu seçimleri 13 Haziran 2004'de yapılacaktır. Bundan sonra bütün federal ve kurucu devlet organları normal işleyişine geçecektir. Ancak başkan ve başkan yardımcıları ilk beş yıl süreyle onar ay arayla rotasyona tabi olacaktır. Ondan sonra yirmişer aylık rotasyon olacaktır.
10. İttifak anlaşması uyarınca Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletlerinde aşağıdaki şekilde Türk ve Yunan birlikleri konuşlandırılabilecektir.
2011 yılına kadar altı bin, 2018 yılına veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar üç bin, bu tarihten
sonra, her üç yılda bir, tümüyle geri çekilme düşüncesiyle, askeri mevcudiyet gözden geçirilecek. Tabiatıyla bu gözden geçirmenin sonucunda asker çekilmesi için iki tarafın da mutabakatı gerekecektir. Eski planda Türkiye AB'ye tam üye olunca adadaki askerlerin sıfırlandırılması öngörülmekteydi.
11. Rum tarafına terk edilecek toprakların yönetimi geçici bir süreyle Kıbrıs Türk Devleti'nde olacaktır. BM bir yıl sonra devreye girecektir. Yönetim BM gözetiminde 42 aylık bir döneme yayılan 3-6-10'ar aylık aral
arla Rum tarafına devrolunacaktır. İlk aşamada 104. günde başlayacaktır. BM'nin toprak devrine ilişkin gözetimi, ilgili bölgenin devri öncesindeki son aylarda yoğunlaşacaktır.
12. Anlaşma, her iki tarafa da referandumlarda onaylandıktan ve yeni düzene ili
şkin antlaşmanın Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından imzalanmasından sonra yürürlüğe girecektir.
13. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayan tüm anlaşmalar, federal veya kurucu devlet yasaları üzerinde olacaktır.
14. Silah ambargosunu ihlal edenl
er en az 3 yıldan başlamak üzere hapis cezasına çarptırılacaktır.
15. Milli günlere '8 Mayıs Avrupa Günü' de eklenmiştir.
16. Kurucu devletlerin kendilerinin tespit edebileceği tatiller, hem kurucu anlaşma, hem Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındak
i yeni ilişkiye uygun olacaktır.
17. Anlaşmaya İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Katalogu eklenmiştir.
18. Koruçam Köyü sakinleri, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve Koruçam Köyü'nün 1960 yılı idari sınırları içinde kalan mallarının satış ve alışı için Kıbrı
s Türk Devleti'nin uzun süreli sakinleriyle aynı haklara sahip olacaklardır.
19. Federal hükümetin yetkileri arasında bulunan ''su kaynakları''ndan, balıkçılık ve ziraat ile ilgili olanların kurucu devletlerin yetkisinde olacağı kayda geçilmiştir.
20. Ku
rucu devletlerin yurtdışına temsilci atayabilecekleri ve ayrı anlaşma yapabileceklerinden bahsolunan bölümde, 'ticari ilişkiler'in ekonomik yatırım ve mali yardımı da kapsadığı tasrih edilmiştir.
21. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) AB üyeliğinden ka
ynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilememesi durumunda, BKC'ye kesilecek cezalar sorumlu federal veya kurucu devlet makamlarınca karşılanacaktır.
22. AB müktesebatının kurulmasını öngördüğü koordinasyon ve işbirliği organları, kurucu devletlerce yapı
lacak işbirliği anlaşmalarıyla kurulacaktır.
23. AB'nin karma anlaşmaları da, Kıbrıs tarafından onaylanacak anlaşmalar listesine alınmıştır.
24. Kıbrıs Merkez Bankası, para tedavüle çıkaracak ve diğer federal hükümet organlarından bağımsız olacaktır. Ban
kanın bir başkanı, bir başkan yardımcısı, bir idare kurulu ve bir para politikaları komitesi olacaktır. Başkan ve başkan yardımcısı aynı kurucu devletten gelemeyecektir. İdare kurulu 2 Kıbrıslı Türk ve 2 Kıbrıslı Rum ve 1 yabancı üyeden oluşabilecektir.
2
5. Kıbrıs Yüksek Mahkeme üyelerinin görev süresi 7 yıldan 9 yıla çıkarılmış ve yeniden seçilebilme imkanı getirilmiştir.
26. Yeni seçilen Federal Parlamento, Başkanlık Konseyi'ni seçinceye kadar devlet başkanlığı eş-başkanlık tarafından üstlenilecektir. E
ş-başkanlar, isimleri referandumdan iki gün sonra BM Genel Sekreteri'ne bildirilen şahıslar veya bu yapılmadığı takdirde ilgili kurucu devletin hükümet başkanları olacaktır. Eş-başkanlar her ay rotasyona tabi olacaklardır.
27. Yeni Başkanlık Konseyi seçil
inceye dek, Bakanlar Konseyi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti olarak görev yapacaktır. Referandumdan iki gün sonra isimleri BMGS'ye bildirilen şahıslar Bakanlar Konseyi üyesi olacaklardır.
28. Bakanlar Konseyi'nin Kıbrıslı Rum üyeleri AB işleri, maliy
e, adalet ve içişleri bakanlıklarını, Kıbrıslı Türk üyeleri ise ulaştırma ve doğal kaynaklar, dışişleri ve savunma, ticaret ve ekonomi bakanlıklarını üstleneceklerdir.
29. BKC'nin geçici bağımsız yetkilileri, Başkanlık Konseyi yenilerini atayıncaya kadar
ve her halükarda 31 Temmuz 2004 tarihi aşamayacak şekilde görevde kalacaklardır.
30. BKC'nin geçici başsavcısı Kıbrıs Türk Devleti'nin başsavcısı, geçici başsavcı yardımcısı ise Kıbrıs Rum Devleti'nin geçici başsavcı yardımcısı olacaktır. Kararlar konsens
üs ile alınacaktır.
31. Kıbrıs'ta yeni düzenin yürürlüğe girmesinden önce kamu görevi yürütmekte olan herkes, BKC'nin kamu görevlisi sayılacaktır.
32. Kurucu devletlere ticaret ve kültürel konularda anlaşma yapma yetkisi esasen verilmiştir. Buna Kıbrıs T
ürk tarafının Türkiye ile ilişkileri de göz önünde tutularak yatırım ve mali anlaşmalar da ilave edilmiştir.
33. Tarafların birbirlerinin akdettiği anlaşmalara yapabilecekleri itiraz mercilerine Bakanlar Konseyi'nin yanı sıra Başkanlık Konseyi de eklenmiş
tir.
34. Federal Parlamento, Meclis veya Senato'dan 16 üyenin başvurusu üzerine, Kurucu Anlaşma'ya ekli anlaşmaların uygunluğunu incelemeye alabilecektir.
35. Mal-mülk rejimiyle ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının istekleri doğrultusunda kapsamlı bir değ
işiklik getirilmiştir. Buna göre, Rumlar Kuzey Kıbrıs'ta bıraktıkları malların 1/3'ü üzerinde hak iddia edebilecekler, diğer kısımlar ise bono ve tazminat konusu olacaktır. Planda Türk tarafının muhalefetine rağmen Karpaz Rumlarının mülkiyet hakkı tam olarak tanınmıştır.
36. Anayasa ekinde yer alan ve kamu malı sayılmayacak mallar listesine belediye malları da ilave olunmuştur.
37. BM, devredilemeyecek toprakların idaresini, yerel nüfusun günlük yaşamının idaresine halel getirmeksizin yapacaktır. BM yerel
yetkililere direktif verebilecek ve gerektiği hallerde, yerel yetkilileri bir görev bölgesine sokmayabilecek.
38. Yeniden İskan Kurulu, uluslararası ajanslarla işbirliği ve kurucu devletlerle birlikte yeniden iskan için kapsamlı bir plan geliştirecektir.
Bu plan 31 Ağustos 2004'de tamamlanmış olacaktır. Plan, yeniden iskanın maliyetine ilişkin uygun hükümlerin yapılması amacıyla Başkanlık Konseyi'ne sunulacaktır. 2005 bütçesinden tahsisat yapılması öngörülmektedir.

DEROGASYONLAR

BM Genel Sekreteri Kof
i Annan'ın yenilenmiş Kıbrıs planında, derogasyonlar (ayrıcalıklar) için farklı süreler öngörülüyor. 'Çözüme Doğru Kıbrıs Notları'nda, Annan planıyla kurulacak düzen içindeki derogasyonlar şu şekilde sıralanıyor:

1. Kıbrıs vatandaşlarının, vatandaşı olma
dığı kurucu devlette ikamet etmesine ilişkin kısıtlama: ilk 5 yıl moratoryum; 6-9. yıllar arası yüzde 12; genel toplamda Türkiye AB üyesi oluncaya kadar ya da 19. yılın sonuna kadar yüzde 18.
2. Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının Kıbrıs'ta ikamet etmel
erine ilişkin yüzde 5'lik kısıtlama: 19 yıl ya da Türkiye AB üyesi olana kadar.
3. Kıbrıs'ın AGSP'ye katılımı: Garanti ve İttifak Anlaşmaları ile Protokollerine uygun olacak.
4. Kurucu devletlerin kendi ana dillerini konuşan daimi mukimlerinin toplam nüf
usun 2/3 oranında kalması için tedbir alınması.
5. Türk kurucu devletinde kişilerin ya da tüzel kişilerin gayrimenkul alımlarına ilişkin kısıtlama: Türk kurucu devletinde kişi başına düşen GSMH Rum kurucu devletininkinin yüzde 85'ine ulaşıncaya dek ya da
15 yıl.
6. Anlaşma yürürlüğe girdikten sonraki 6 yıl içinde, AB iç pazarına ilişkin düzenlemelerin Kıbrıs Türk tarafının ekonomisi için tehlike yaratması halinde yetkili Kıbrıs makamlarının 3 ay süreli tedbirler alması. Talep üzerine AB Komisyonu bu tedbi
rlerin bir bölümünü veya tamamını uzatabilir."

TAKVİM

Kitapçıkta, Annan planının öngördüğü takvim de şöyle belirtiliyor:
"7 Nisan 2004'ten önce: Garantör ülkeler, kuruluş anlaşmasının referanduma götürülmesi keyfiyetini ve referandumdan olumlu sonuç çıkması ve kendi iç onay süreçlerini tamamlamalarının ertesinde, yeni düzeni yürürlüğe sokacak Antlaşma'yı imzalayacaklarını kabul ettiklerini BM'ye bildireceklerdir.
24 Nisan 2004'ten önce: AB Komisyonu Konsey'e taslak 'Uyum Yasası'nı sunacaktır.
24 Nisa
n 2004: Adada eş zamanlı referandumlar yapılacaktır.
29 Nisan 2004'ten önce: Kıbrıs'ta imza töreni yapılacaktır. Garantör ülkeler yeni düzene dair Antlaşma'yı imzalayacaktır.
1 Mayıs 2004: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye üye olacaktır."

TÜRK KURUCU D
EVLETİ'NİN ÖZELLİKLERİ

Kitapçıkta, 'Kıbrıs ta nasıl bir Türk kurucu devleti oluşturulacak?' başlığı altında, Türk kurucu devletinin özellikleri şöyle sıralanıyor:
"* Kıbrıs Türk Devleti, kendi toprakları üzerinde Federal Anayasa'ya bırakılmayan tüm konu
larda hak ve yetkilerini egemence kullanacaktır. Bu çerçevede Kıbrıs Türk Devleti'nin kendi anayasası, çoğulcu ve demokratik bir siyasal sistemi, hükümeti, parlamentosu, bağımsız mahkemeleri ve kolluk kuvvetleri olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devleti, kamu düze
ninin korunmasından sorumlu olup, bu maksatla ayrı bir polis gücüne sahip olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devleti'nin ayrı bir milli marşı ve bayrağı olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devleti'nin kendi mülkiyetinde hava ve deniz limanları olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devle
ti ekonomik, kültürel, ticari, mali ve yatırım alanlarında anlaşmalar yapma yetkisine sahip olacaktır. Ayrıca, yetkisine giren bu alanlarda Kıbrıs'ı AB toplantılarında temsil edebilecektir. (Örneğin tarımsal konularda).
* Kıbrıs Türk Devleti ile birlikte
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye girmesini takiben Türkçe, AB'nin resmi lisanları arasına girecektir.
* Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yurtdışındaki en önemli 10 temsilciliğinden 5'ine Kıbrıslı Türk Büyükelçi atanacak, misyon şeflerinin Rum olduğu d
iğer misyonlarda Kıbrıslı Türkler ikinci adam olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devleti, anayasadaki şartlara göre iç vatandaşlık verme yetkisine sahip olacaktır.
* Kıbrıs Türk Devleti, kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili af yetkisine sahip olacaktır.
*
Kıbrıs Türk Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yurtdışındaki temsilcilikleri bünyesinde kültürel, ticari ve ekonomik temsilcilikler açabilecektir.
* Kıbrıs Türk Devleti, dolaysız vergileri toplama hakkına sahip olacaktır."

ANNAN PLANI'NIN 1960 ANL
AŞMASINDAN FARKLARI

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yenilenmiş Kıbrıs planı çerçevesinde kurulması öngörülen düzenle, Kıbrıs Türklerinin 1960 düzenlemelerinin çok ötesine giden siyasal ve hukuki haklara sahip olacağı belirtiliyor. TBMM'de 'Çözüme Doğru
Kıbrıs Notları'' başlığıyla dağıtılan kitapçıkta, Annan planıyla kurulacak düzen ile 1960 anlaşmalarıyla kurulan düzen şu şekilde karşılaştırıldı:
• 1- ORTAKLIĞIN NİTELİĞİ:
1959-1960 anlaşmalarıyla Kıbrıs'ta coğrafi bir ayırıma değil, iki ayrı topluma da
yanan fonksiyonel bir federasyon öngörülmüştür. Annan planıyla öngörülen çözüm ise federal bir yapı ve yeni ortaklığa dayanmaktadır. Bir tarafın diğer taraf üzerinde otorite veya yetki iddiasında bulunamayacağı kaydedilmektedir. Böylelikle Güney Kıbrıs Rum yönetiminin (GKRY) 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adı altında tüm Ada'yı temsil iddiası son bulmaktadır.
1960 düzeninde iki toplumun Türk ve Yunan bayraklarını kullanma hakkı, ayrı cemaat meclisleri, belirli büyük şehirler için ayrı belediyeleri bulunmaktaydı. Ann
an planıyla kurulan düzen ise ayrı bayrakları, parlamentoları, hükümetleri, kuruluş anlaşmasıyla uyumlu hale getirilmiş ayrı anayasaları bulunacak iki kurucu devletten oluşmaktadır. Kurucu devletler kararlarını bağımsız ve 'egemence' alacaktır. Kurucu devlet yasaları ile federal devletin yasaları arasında herhangi bir hiyerarşi bulunmayacaktır. Kıbrıs Türk devleti kültürel ve ticari konulara ilaveten ekonomik yatırım ve mali yardım konularında da tek başına Türkiye ve diğer ülkelerle anlaşmalar imzalayabilecektir. Ayrıca iki tarafın önceden imzalamış oldukları uluslararası anlaşmalar bir liste dahilinde geçerli olmayı sürdürecektir.
Yeni ortaklık devleti, anlaşma her iki tarafta da referandumlarda onaylandıktan ve yeni düzene ilişkin anlaşmanın Türkiye, Yun
anistan ve İngiltere tarafından imzalanmasından sonra hayata geçecektir.

• 2-DEVLET YAPISI:
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk'tü. Bunlar 5 yıl için seçilirdi. 50 üyeli Temsilciler Meclisi yasama yetkisine sahip
ti ve 5 yıl için iki toplum tarafından ayrı ayrı seçilen yüzde 70 Rum, yüzde 30 Türk üyeden oluşurdu. Başkan Türk, Başkan Yardımcısı Rum'du. Kararlar basit çoğunlukla alınırdı. Ancak anayasada değişiklik yapılması için Kıbrıslı Türk ve Rum üyelerin 2/3'ünün ayrı ayrı çoğunluğu; keza seçim, belediyeler ve vergi gibi konularda ise Türk ve Rum üyelerin ayrı basit çoğunlukları gerekli idi. Bakanlar Kurulu'nda 7 Rum, 3 Türk bakan bulunmaktaydı. Kararlar çoğunlukla alınırdı. Ancak Türk cumhurbaşkanı yardımcısının veto yetkisi bulunmaktaydı. Cumhurbaşkanına Rum Temsilciler Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısına ise Türk Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı vekalet ederdi.
Annan planıyla öngörülen düzende ise oy kullanma yetkisine sahip 6 üyesi (4 Rum, 2 Türk
) bulunan ve oy kullanma yetkisine sahip olmayacak ilave üyeler atanmasına Parlamento tarafından karar verebilecek (en az 1/3'ü Türk olmak kaydıyla) bir Başkanlık Konseyi kurulacaktır. Başkan ve Başkan Yardımcısı daima ayrı kurucu devletlerden olacak ve 20 aylık rotasyonla işbaşına gelecektir. Gaybubetinde Başkana, Başkan Yardımcısı vekalet edecektir. Başkan Yardımcısı AB Konseyi toplantılarına Başkan ile birlikte katılacaktır. Dışişleri Bakanı ile AB Bakanı ayrı kurucu devletlerden olacaktır. Başkanlık Konseyi oydaşma ile karar almaya çalışacak, bu mümkün olmadığı takdirde basit çoğunlukla karar alınacak, ancak en az bir Türk üyenin olumlu oyu aranacaktır.
Ortak devletin yasama organı, Senato ve Alt Meclis'ten oluşacaktır. Senato ve Alt Meclis'in başkanları aynı millete mensup olmayacaktır. Alt ve Üst Meclisler 5'er yıl süre ile seçilecek, 48'er üyeden oluşacaktır. Alt Meclis'te en az dörtte bir oranında Türk milletvekili bulunacak, Senato ise 24 Türk ve 24 Rum senatörden oluşacaktır. Senato seçimleri toplu
msal bazda yapılacaktır. Temsilciler Meclisi'nde kararlar basit çoğunlukla alınacaktır. Senato'da ise oylamaya katılan Türk üyelerin en az dörtte birinin (tüm üyelerin hazır bulunması halinde 6) olumlu oyu olmadan karar alınamamaktadır. Kurucu devlet yetkilerini ilgilendiren ve deniz ve hava sahaları ile ilgili uluslararası anlaşmaların onaylanmasında vatandaşlık, göç, su kaynakları ve vergilerle ilgili yasalarda, federal bütçede, Başkanlık Konseyi'nin seçiminde ve özel çoğunluk gerektiren diğer konularda ise oturuma katılan Türk üyelerin asgari oyu 2/5 olacaktır. (Tüm üyelerin hazır bulunması halinde 10)

• 3- GÜVENLİK VE GARANTİLER:
1960 Garanti ve İttifak anlaşmaları varlığını sürdürmektedir. 1960 İttifak anlaşması Ada'da Türkiye ve Yunanistan'ın birer
askeri kontenjan bulundurmasını öngörmüştür. Buna göre, Yunan alayı 950, Türk alayı 650 askerden müteşekkildir. Garanti anlaşması ile, 1960 anayasası ile kurulan düzen, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantisi altına alınmakta ve bu düzenin bozulması halinde üç ülkenin birlikte veya ayrı müdahale hakkını içermektedir.
Annan planı ile kurulan düzende de garanti ve ittifak anlaşmalarının aynen devamı güvence altına alınmaktadır. İttifak anlaşması uyarınca Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletlerinde aşağıda
ki şekilde Türk ve Yunan birlikleri konuşlandırılabilecektir:
• 2011 yılına kadar 6 bin
• 2018 yılına veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3 bin
• Bu tarihten sonra, 1960'taki sayılar olan 650 Türk, 950 Yunan (Her üç yılda bir tümüyle geri çekilme düşünc
esiyle askeri mevcudiyet gözden geçirilecektir.)
6 bin sayısına ulaşılabilmesi için ilk aşaması Ocak 2005'te (yüzde 20-yaklaşık 7 bin) tamamlanmak üzere 29 aylık bir geri çekilme takvimi öngörülmektedir.
Garantör ülkeler sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyet
i'nin değil, aynı zamanda kurucu devletlerin de toprak bütünlükleri, güvenlikleri ve anayasal düzenlerini garanti edeceklerdir.

• 4-AB ÜYELİĞİ VE DEROGASYONLAR
1960 düzeninden farklı olarak Annan planı ile kurulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üy
esi olması öngörülmektedir. Bu çerçevede iki kesimliliğin muhafazası açısından derogasyon ve kalıcı kısıtlamalar uzun süreli (19 yıl veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) olarak öngörülmüştür. Buna göre,
• Kuzey'e dönmesine izin verilecek Rumların oranı 19
'uncu yıla ya da Türkiye'nin AB üyeliğine kadar yüzde 18 olacaktır. (Planın önceki versiyonunda yüzde 21'di)
• Türk ve Yunan vatandaşlarının Ada'ya yerleşmesine ilişkin yüzde 5'lik kısıtlama Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla ya da 19'uncu yıldan itibaren kal
dırılacaktır.

• 5-HARİTA VE TOPRAK

Üçüncü Annan planının ekindeki harita aynen muhafaza edilmiştir. Buna göre Güzelyurt şehrinin tamamı ile Güzelyurt bölgesinin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümü Rum tarafına bırakılmaktadır. Harita ile 58 bin civa
rındaki Kıbrıs Türk'ü yerlerinden olacaktır.
Toprak devri 3'üncü ayın sonundan itibaren (Ağustos 2004 başı) ara bölge ve meskun olmayan yerlerden başlamak üzere 6 aşamalı bir takvim çerçevesinde gerçekleşmektedir. Söz konusu takvim planın son versiyonunda
29 aydan 42 aya çıkartılmıştır. Bu süre uzatımı esas itibariyle önceki takvime ilaveten Türk tarafınca aşamalı olarak boşaltılacak toprakların belirli sürelerle BM yönetiminde kalacak olmasından kaynaklanmaktadır. Hukuken ilk günden itibaren Rum tarafına terk edilmiş olacak toprakların yönetimi söz konusu takvim uyarınca geçici bir süreyle Kıbrıs Türk Devleti'nde olacaktır. Birinci yılın sonuna kadar terk edilecek topraklar, önceki takvime göre Rum tarafına devredilecektir. Birinci yıldan sonra ise önceki takvime ilaveten terk edilecek topraklar Rum yönetimine geçmeden önce 3 ila 10 aylık sürelerle BM gözetimine devredilecektir.

• 6-İKAMET SINIRLAMALARI VE MAL-MÜLK MESELESİ

İkamete kurucu devletler tarafından getirilebilecek sınırlamanın oranları (Rumla
rın Kuzey Kıbrıs'a yerleşmesi) lehimize indirilirken, süreler ise Rum tarafı lehine kısaltılmıştır. Buna göre,
• İlk 5 yıl moratoryum olacaktır.
• 6 ila 9'uncu yıl arasında, kısıtlama, bir köy veya belediyenin nüfusunun yüzde 6'sı kadar olabilecektir.
•
10 ila 14'üncü yıl arasında bu oran yüzde 12 olacaktır.
• 14'üncü yıldan sonra ise 19'uncu yıla veya Türkiye AB'ye girene kadar ilgili kurucu devlet nüfusunun yüzde 18'inden fazla ikamet izni verilemeyecektir.
Bunun dışında 65 yaşını dolduran her Kıbrıs
lı Rum ve refakatindeki bir kişi ile Karpaz'daki 4 köyün eski sakini olan yaklaşık 12 bin 500 Rum, ikinci yılın sonundan itibaren sınırsız geri dönüş hakkına sahip olabileceklerdir. (BM bunların yüzde 18'lik nihai sayı dolsa da dönmeye devam edebileceklerini, ancak yüzde 18'lik kotanın bunlar tarafından önceden doldurulması halinde diğerlerinin kotadan yararlanmasına imkan kalmayacağı şeklinde izahatta bulunmaktadır.)
Rumların Kuzey Kıbrıs'taki eski mülklerinin 1/3'üne yeniden sahip olmaları öngörülmektedi
r. Geri kalan 2/3'ü için ise tazminat alacaklardır. Karpaz'a yerleşecek Rumlar ise malının tümünü geri almaya hak kazanacak ve dolayısıyla hemen hemen tamamı tapulu Rum malı olan bu bölge Rumlara geçmiş olacaktır.

. SONUÇ:
Yeni ortaklık devleti iki kuru
cu devletin eşit statüsüne ve siyasi eşitliğine dayanmaktadır. AB Komisyonu'nun anlaşma ile birlikte yaptığı taahhüt bu anlaşmada öngörülen derogasyon ve kısıtlamaları birincil hukuk haline getirmektedir. Diğer taraftan yeni ortaklık devletinin eşbaşkanları Avrupa Konseyi'ne gönderecekleri bir mektupla, Kıbrıs'ta varılacak kapsamlı anlaşmanın mal-mülk ihtilafları bakımından da dostane bir çözüm teşkil ettiğini ve bundan sonra açılacak davalarda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin muhatap olacağını ifade edeceklerdir. Dolayısıyla Kıbrıs'ta tarafların imzalayacakları kapsamlı anlaşma garantör ülkelerce garanti altına alınacağı gibi, oluşturulacak yeni düzen AB ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarca Avrupa hukukunun bir parçası olarak kabul edilecektir. Neticede Türk tarafı toprak ve asker çekme konularında fedakarlıklarda bulunurken, Kıbrıs'ta 'Kıbrıs Türk Devleti' adı altında yeni bir kurucu devlet oluşacak, Rumların temsil ettiklerini iddia ettikleri 1960 'Kıbrıs Cumhuriyeti' de son bulmuş olacaktır.
E
zcümle, Annan planının nihai versiyonu ile ortaya çıkan tabloda Kıbrıs Türkleri 1960 düzenlemelerinin çok ötesine giden siyasal ve hukuki haklara sahip olmuş olacaklardır."

Erdoğan-Denktaş zirvesi saat 19.00'da

06/04/2004 RADIKAL

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu akşam KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir araya gelecek. Başbakanlık Resmi Konutu'nda gerçekleşecek görüşme, saat 19.00'da başlayacak.

Rum basını: Papadopulos 'hayır' diyecek

06/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs Rum basını, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 24 Nisan'da Kıbrıs Türk ve Rum tarafında referanduma sunulacak Annan planına 'hayır' diyeceğini yazdı. Haberlere göre Papadopulos, yarın akşam televizyonlardan Rum halkına hitaben yapacağı konuşmada, plana niçin 'hayır' diyeceğini gerekçeleriyle anlatacak.
Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Haravgi gazetesi, partiler düzeyinde temaslar sürerken Papadopulos'un kesin kararını aldığını yazdı. Gazete, 'güvenilir bilgilere' dayanarak, 'Papadopulos'un yarın akşam saat 20.00'de Rum halkına seslenerek,
argümanlarıyla plana karşı duruşunu ortaya koyacağını' kaydetti. Gazeteye göre Papadopulos, görüşlerini bugün Güney Kıbrıs'a gelecek olan, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis başkanlığındaki Yunan heyetine de anlatacak.
Simerini gazetesi de 'Tasos
'Hayır'ı Mühürlüyor' başlığıyla verdiği haberde, 'tüm bilgilerin, Papadopulos'un yarın akşamki halka sesleniş konuşmasında Annan planına 'hayır'ı mühürlemeye çalışacağını gösterdiğini' yazdı. Haberde, 'Papadopulos'un Rum halkına sesleniş konuşmasında, Annan planını neden destekleyemeyeceğini izah edeceği' belirtilerek, Papadopulos'un gerekçelerinin güvenlik, ekonomi ve devletin fonksiyonelliği konularında olduğu kaydedildi.
Papadopulos'un başkanı olduğu iktidarın küçük ortağı Demokratik Parti (DİKO), Papa
dopulos'un referanduma yönelik kararını benimseyeceğini açıklamıştı. Rum basını, iktidarın büyük ortağı komünist AKEL partisinin ise referandumda plana 'evet' deme eğiliminde olduğunu belirtiyor. İktidar ortaklarının birinin 'evet', diğerinin 'hayır' demesinin koalisyonun bozulmasına yol açmayacağı konusunda anlaştıkları da Rum basınında yer alıyor.

Talat: Plana gönül rahatlığıyla 'evet' diyebiliriz

06/04/2004 (43 defa okundu)

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, İsviçre'deki müzakerelerin ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son halini verdiği planın, 'artık çok daha fazla Kıbrıslı Türkün ve Rumun gönül rahatlığıyla 'evet' diyebileceği bir plan olduğunu' söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) lokalinde düzenlenen toplantıda, İsviçre'
deki müzakereler ve Annan planının son durumu hakkında, 'Bu Memleket Bizim Platformu' ile 'Ortak Vizyon'u oluşturan kuruluşların temsilcilerine bilgi verdi. Talat, kalabalık bir grubun katıldığı toplantıda soruları da yanıtladı. Referandumda Kıbrıs'taki her iki tarafın da Annan planını kabul etmesi için gereken çalışmaları yapacaklarını belirten Talat, "Plan, ufak tefek karmaşalar olmakla beraber kabul edilebilir hale geldi" dedi.
Rumlara devredilecek topraklarda daha önce 30 ay olan geçiş döneminin son dü
zenlemeyle 50 güne düşürülmesinden endişe duyduğunu ve bunun çok zorluklar yaratacağını anlatan Talat, 'Annan planının ilk kez İsviçre'de müzakere edildiğini, bu yüzden planda denge korunarak epeyce değişiklikler olduğunu' söyledi.

EN KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK MÜ
LKİYETTE

Talat, Annan planında İsviçre'deki müzakereler sırasında en köklü değişikliğin Kıbrıs Türk tarafının önerisiyle mülkiyet konusunda yapıldığına işaret ederek, kuzeydeki Rum malının 3'te 1'inin iadesi, 3'te 1'inin tazminatının alınması ve 3'te 1'i
nin takas amacıyla kullanılacak olmasının, her iki tarafa da avantajlar getiren bir formül olduğunu belirtti. Talat, "Bu yöntemle Rumların mallarını uzun vadeli kiralayarak sonunda sahip çıkacakları endişesi ortadan kalkt, Rumların ne kadar mal alabileceğinin belirginleşti, mülkiyetin değişik bölgelerden dengeli şekilde iadesi sağlandı" diye konuştu. Talat, mülk iadesi ve tazminat şeklinde uygulanacak düzenlemeyi insan haklarına uygun bir yöntem diye niteledi.
En büyük tartışmayı Karpaz konusunda yaşadıkla
rını belirten Talat, bu formülü Karpaz dahil diye önerdiklerini ama Rumların karşı çıktığını, sonuçta BM'nin 'geri dönecekler mallarının tümünü, dönmeyecekler 3'te 1'ini alacak' diye formüle ettiğini anlattı. Talat, her iki taraf için mal mülk konusundaki düzenlemenin daha tatmin edici olduğunu ifade etti.
Senatoya seçilecek 24 Kıbrıslı Türk ve 24 Kıbrıslı Rumun anadil temeline göre seçileceğine işaret eden Talat, bunun siyasi eşitlik için çok önemli oldğunu kaydetti. Talat, şöyle devam etti:
"Plana göre
Türkiye AB'ye tam üye olunca, kuzeye geçecek Rum oranındaki yüzde 21'lik sınırlama kalkacak. Demografik yapının bozulmaması için Kıbrıs Türk devletinde yaşayanların 3'te 2'sinin anadilinin Türkçe, Kırbıs Rum devletinde yaşayanların 3'te 2'sinin anadilinin de Rumca olması koşulunun getirildi."
İade edilecek topraklardaki sınır düzenlemelerinin süresinin 3 yıldan 3.5 yıla çıkarıldığını anlatan Talat, 1 Ağustos'a kadarki geçiş sürecinde 3 Kıbrıslı Türk, 3 Rum bakanın görev yapacağını, birer aylık sürelerde ik
i de eşbaşkan olacağını, 13 Haziran'da ise tüm seçimlerin yapılacağını kaydetti.
Talat, 'Kıbrıs Türk tarafının istediği istisnaların (derogasyon) AB birincil hukuku yapılmasının büyük ölçüde sağlandığını' ifade ederek, 'adaptasyon sürecinin arkasından tüm
istisnaların da birincil hukuk sayılabileceğini, AB yetkililerinin en kısa sürede bu konuda girişim başlatacağını söylediğini' belirtti.
Talat, Annan planındaki son düzenlemelerle polis sayısının artırıldığını, Merkez Bankası'nın kuzeyde bir yıl süreyle
şubesi olacağını, Merkez Bankası guvernörünün ilk 7 yıl Kıbrıslı Türk olacağını, güneyde veya kuzeyde istimlak edilmiş malların parası alınmamışsa eşdeğer amacıyla kullanılabilmesinin sağlandığını kaydetti.

TÜRKİYE KÖKENLİLERİN DURUMU

Talat, daha sonra
katılımcıların sorularını da yanıtladı. KKTC'deki Türkiye kökenli nüfus konusunda devletin elinde kesin bir kayıt olmadığını, doğum ve ölüm kayıtlarının çok çağdışı olduğunu belirtti.
Talat, bugüne dek bin vatandaşlık verildiğini ama bunlardan 44 bininin
kimlik kartı aldığını, 9 bininin kimlik kartı almadığını, bundan da bu 9 bin kişinin KKTC'de yaşamadığının anlaşıldığını kaydetti. Talat, poliste 1990'dan önceki döneme ait ülkeye giriş ve çıkış kayıtlarının da bulunmadığını söyledi.
Bu konulara açıklık
getirebilmek için İçişleri Bakanlığı'nda yoğun bir çalışma sürdüğünü, birkaç gün içinde Türkiye kökenlilerle ilgili listenin hazırlanacağını belirten Başbakan Talat, rakamın Annan planındaki gibi 45 bin civarında olacağını sandığını açıkladı. Başbakan Talat, ülkede 60 bin de kaçak bulunduğunun tespit edildiğini bildirdi.
Talat, BM'ye 10 Nisan'a kadar vatandaşlığa alınacak Türkiye kökenlilerle ilgili 45 bin kişilik listeyi vermek zorunda olduklarını belirterek, 'Aksi halde toplumsal sorunlar yaşanabileceğin
i' söyledi.
Aynı şekilde Rum tarafının da vatandaş yaptıklarının listesini BM'ye sunacağını kaydeden Başbakan Talat, "Bu listeler yeni devletin ilk resmi gazetesinde yayımlanacak, üç aylık müracaat süresi tanınacak ve yanlışlıklarla haksızlıkların düzelti
lmesi fırsatı olacak" dedi.
Referandumda, sandık seçmen listesindeki seçmenlerin oy kullanacağını belirten Talat, Türkiye AB'ye girdikten sonra Türkiyelilerin kalmak için Kıbrıs'ı çok fazla tercih edeceğini sanmadığını, hatta anlaşmadan sonra AB vatandaşlığını alıp gidecekler de bulunacağını söyledi.
Talat, Türkiye'nin anlaşmadan sonra Kıbrıs'a para verip vermeyeceğinin belli olmadığını, ancak mayısa kadar kredi anlaşması bulunduğunu, İsviçre'deki görüşmeler sırasında Türk heyetinin "Biz yükümlülüklerimiz
i sürdüreceğiz, bir pürüz olmayacak" dediğini de anımsattı.
Talat, geçici dönemde Dışişleri ve Savunma, Telekomüniksyon ve Ulaştırma, Ekonomi ve Finans bakanlıklarının Kıbrıslı Türk, Maliye, Avrupa ve İçişleri bakanlıklarının ise Rum olacağını belirtti.

Programını değiştiren Denktaş, Sezer'le görüşecek

06/04/2004 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, adaya dönmek üzere geldiği İstanbul Atatürk Havalimanı'nda son anda uçağa binmekten vazgeçerek, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşmek üzere Ankara'ya hareket etti.
Program değişikliğine ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kıbrıs'a gittikten sonra, Milli Güvenlik Kurulu'ndan (MGK) alınmış olan karar çerçevesinde arkadaşlarım bana soracak, 'ne diyorsun, ne
yapılabilir?' diye. Bunun hakkında bilgi almak üzere Ankara'ya gitmeyi uygun buldum" dedi.
Denktaş, bir basın mensubunun "Size Ankara'dan telefon mu geldi?" sorusu üzerine, "Ben dün Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonla konuşmuştum. 'Gelirsen görüşebiliriz'
demişti. Onun için gidiyorum" diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra THY'nin tarifeli uçağıyla saat 10.30'da Ankara'ya hareket etti.

Arınç: Birleşik Kıbrıs 1 Mayıs'ta AB'ye girmeli

06/04/2004 RADIKAL

Annan Planı’nda yer alan bazı konularda kendisinin kişisel olarak tatmin olmadığını söyleyen TBMM Başkanı Bülent Arınç, ancak Birleşik Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği’ne girmesi gerektiğini belirtti.
Arupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlık Divanı’nın İstanbul’da düzenlenen to
plantısına katılan Arınç, parlamenterlerin Kıbrıs’la ilgili sorularını yanıtladı. Arınç, "Kıbrıs sorununun çözülmesi şart, yalnızca Türkiye için ve bölge için değil dünya için de şart” dedi.
Kıbrıs sorununun diplomatik olarak çözümünden yana olduğunu söyl
eyen Arınç, “Biz Irak için de, Ortadoğu için de, Kıbrıs için de harp ederek bombalayarak değil, diplomatik olarak bir sonuca varılabileceğini düşünüyoruz." diye konuştu.
Arınç, Türkiye’nin referandum öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta bir yönlendirmesi olmayacağını
da söyledi.

Weston: Referandum sonucu Türkiye'nin AB üyeliğini etkilememeli

06/04/2004 RADIKAL

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, Kıbrıs Rum Kesimi'nin referandumu reddetmesi durumunda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden aralık ayında tarih almasının sıkıntıya girmemesi gerektiğini söyledi.
Weston, Türk-Amerikan Konseyi'nin Washington'da gerçekleştirilen 23. yıllık konferansında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta elde edilen gelişmelerde özellikle Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının
önemli payı bulunduğuna işaret etti. Weston, "Diğer AB üyesi ülkeler arasında artan konsensus şu ki, Türkiye üzerine düşeni yaparsa ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin referanduma hayır demesi yüzünden Kıbrıs'ta gelişme sağlanamazsa, bu durumda Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş Türkiye'nin AB dışında kalmasına izin verilmemeli" dedi ve ABD'nin de bu görüşe destek verdiğini söyledi.
Weston, referandumların kabul edilmemesi halinde bunun herkes için çok kötü olacağını ve uzun süre bu konunun duracağını söyledi. We
ston, Annan planı hakkında yeterli bilgilendirme yapıldığı takdirde, referandumlardan olumlu sonuçlar alınacağı konusunda iyimser olduğunu da kaydetti.
Weston, referandumlarda olumsuz sonuç çıkması halinde Kıbrıs'ta 'ikinci şans' olup olmadığı yönündeki b
ir soruya ise "Eğer bu çabalar yenilgiye uğrarsa, yani her iki taraf da veya taraflardan biri reddederse, görünür gelecekte Kıbrıs'ta bir şeyler olabileceğini görmek benim için çok zor" karşılığını verdi.

AB'nin hayati sorumluluğu

Turgut Tarhanlı

06/04/2004 RADIKAL

Geçen hafta, İsviçre'de, Bürgenstock'taki müzakereler sonucunda, Kıbrıs uyuşmazlığının giderilmesi konusunda bir çözüm planı ortaya çıktı denilebilir. Bundan sonraki adım, 24 Nisan günü, adanın her iki kesiminde ayrı ayrı yapılacak referandumlar sonucunda, iki halkın iradesinin de ortaya konulması olacak. Ancak, yüz yüze müzakerelerin sona ermiş olması, henüz diplomatik çabaların da tamamen bittiği anlamına gelmiyor. Bu durum, adadaki düzeni garanti eden devletler ve özellikle Türkiye bakımından da geçerlidir.
31 Mart günü sona eren müzakerelerin ardından Annan'ın açıklamasıyla varılan aşama Birleşmiş Milletler örgütünün yetkileri dahilinde kabul edilmiş bir çözüm süreci bağlamında değerlendirilmek zorundadır. Bu, yeni bir durum da değil, Kıbrıs uyuşmazlığı işin başından beri bu eksende ele alınan ve çözüme bağlanmaya çalışılan bir sorundur. Bu süreç üzerinde, 1990'lı yıllarda başka bir faktör etkili olmaya başladı: Avrupa Birliği. Zira Kıbrıs hükümeti (adanın güneyi)
AB tam üyeliği için başvu
ruda bulunmuştu.
Uyuşmazlıkların çözümü bağlamında genel kabul gören bir durum vardır: Şayet uyuşmazlık taraflarından birisi için anlaşmayla varılacak bir çözüme oranla daha iyi bir seçenek varsa, karşılıklı uzlaşma yoluyla çözüm hedefi çok önemli olmayab
ilir. En azından konumunu böyle tanımlayan bir taraf, bunun avantajlarından yararlanmaya çalışır. AB tam üyeliği hedefi, Kıbrıs'ın Rum tarafı açısından hep böyle bir faktör olmuştur. Aslında, Bürgenstock'taki müzakerelerin ardından, Tasos Papadopulos'un ortaya koyduğu tavrın geri planında da, hâlâ böyle bir seçeneğin sağladığı rahatlığın etkisi olsa gerek.
Denilebilir ki, Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü sürecinde, asıl itici güce sahip olan gelişme AB üyeliği değil midir? Bu, elbette doğru. Ama, özellikle Tür
kiye'nin AB üyeliği bakımından geçerli bir doğru. Annan Planı çerçevesinde sağlanan son gelişmelerin asıl yapıcı unsurunun Türkiye diplomasisi olduğu tartışmasızdır. Ancak bu noktada, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik azmi ve Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü birbirinden ayrı değerlendirilmek zorundadır. Türkiye'nin başarılı diplomatik tutumu, kendisinin AB'ye üyeliği yolunda göz ardı edilemeyecek bir referans
oluşturabilir. Ama Kıbrıs uyuşmazlığının gerçekten çözümü için yapılması gerekenler bununla bitmiyor. Çözüm
sürecinin bu evresinde, AB'nin de sorumlu bir politika ortaya koyması şart.
Bunun anlamı, günlerdir üzerinde durulan AB hukukuyla bağdaşmayan anlaşma koşullarının AB birincil hukuku statüsüne kavuşturulmasıdır. Bu konuları, AB'nin bugüne kadar ki, uygula
masını göz önüne alıp, örneğin Malta, Faroe Adaları ya da Man adacığı gibi örneklerde belirlenen istisnai koşulların
ışığında düşünmek hiç de isabetli bir değerlendirme olmaz. Çünkü bütün bu örnek vakalarda söz konusu olan durum, ne uluslararası barış ve
güvenliğe ilişkin bir uyuşmazlığın çözümüyle ilgilidir ne de bu örnekler daha önce Birleşmiş Milletler yetkileri sayesinde çözüm eksenine oturtulmuş birer sorunla ilgilidir.
Evet, bugün Kıbrıs'ta, gerçekten bir barış ve güvenlik sorunuyla karşı karşıya değiliz. Ama bu uyuşmazlığın Birleşmiş Milletler hukuku bağlamındaki karakteri, kategorik olarak böyle tanımlanır ve bu çerçevede bir çözüm süreci içinde değerlendirilir. O halde, bu kapsamda bir çözüm hedefi karşısında AB hukukunun gücü nedir? Birleşmiş Mil
letler hukuku bakımından bunun cevabı açıktır: Madem ki, Kıbrıs uyuşmazlığının Annan Planı sayesinde çözümü çabaları, Birleşmiş Milletler kurucu andlaşmasının (Charter) verdiği yetkilere dayalı olarak yürütüldü ve böyle bir hukuki anlama sahip kılındı, bu durum, açıkça Avrupa Birliği'nin de görmezden gelemeyeceği ve hatta uymak zorunda olduğu bir yükümlülüğü ifade eder.
AB, kendi hukuki esaslarını ileri sürerek veya bazı vakalardaki uygulamalarına dayanarak, Birleşmiş Milletler'in barış ve güvenlik hukukun
a uyma yükümlülüğünden sıyrılamaz. Zira bu yükümlülükler, devletleri olduğu kadar, AB gibi hukuki ve siyasi oluşumları da kapsar. O halde AB'nin, Kıbrıs uyuşmazlığındaki hayati sorumluluğu, Annan Planı çerçevesinde belirlenen Kıbrıs'ın yeni düzenini, kendi hukukuyla bağdaşmayan yanlarıyla birlikte, bir an önce birincil hukuk statüsüne kavuşturmaktır.
Bu hukuki ve siyasi gerçeğin hafife alınması, AB'nin, dünya hukuku karşısında, daha önceki uyumlu çıkışlarını silip götüreceği gibi, geleceğini de, anlamsız g
üç politikaları ve çelişkiler üzerine kurma gibi bir yanılgıyı ifade edecektir.

Talat: Hayır felaketimiz olur

06/04/2004 RADIKAL

LEFKOŞA - Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlar öncesi ibre güneyde açık farkla 'hayır'ı, kuzeyde ufak bir farkla 'evet'i gösterirken, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat hayır ihtimalini 'felaket' olarak değerlendirdi. Yunan Elefterotipia gazetesine konuşan Talat, "Rum tarafından böyle bir sonuç çıkması senaryosuna cevap veremem. Ancak bu, her ikimiz için de felaket olacaktır. Tüm dengeler yıkılacaktır. Eğer Kıbrıs Türk tarafından hayır çıkarsa, 1974'teki noktaya döneriz. Düşünmek bile istemiyorum" dedi.
KKTC Meclisi dün olağanüstü toplanırken, Talat 'hayır'cıları uyardı: "Evet demekle, hem Kıbrıs Türkü, hem Kıbrıs'ın bü
tünü, hem de Türkiye büyük sıkıntıdan kurtarılacak. Hayır diyenler bilsin ki, Türkiye'ye fenalık yapacaklar." Bu planın çok aranacağını savunan Talat, "Şu anda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde 40 küsur dava tazminat için beklemektedir. 4 bin küsur dava askıdadır. Türkiye'nin bunları ödemesi mümkün değildir" dedi.
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, liderliğini yaptığını Demokrat Parti için, "bizim partide 'evet' ve 'hayır' diyecekler yarı yarıya" dedi. Denktaş, partide oylama yapılacağını ve referandumda
ki tavrın belirleneceğini kaydetti. Dışişleri Bakanı, mal-mülk rejiminin uygulamasında karşılaşılacak sorunların giderilmesi için Türkiye'den destek istedi.

Referandum mahkemelik
Meclisin onayladığı referandum yasası, Denktaş'ın, 'anayasaya aykırılığına' dair inceleme talebi doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nde görüşüldü. Başsavcı, anayasa değişikliği için 10 vekilin önerisi ile üçte iki vekilin oyu gerektiği için bunun anayasaya aykırı olduğunu savundu. Meclisi temsil eden avukat ise anayasa değişikliği d
eğil, yeni bir devlet oluşumu yaptıklarını dile getirdi. Oturum ertelendi. (Radikal, aa)

Başkent Kıbrıs'a kilitlendi

Ankara'da tek konu Kıbrıs. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sabah İstanbul'dan Ada'ya dönerken, Çankaya'dan gelen davet üzerine Ankara'ya uçtu. Denktaş, Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan ile görüşecek.TBMM Kıbrıs gündemiyle toplandı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Annan Planı'nın ayrıntılarını anlattı. CHP tepki gösterdi.

Başkent Ankara'a Kıbrıs'a kilitlendi. Meclis, Kıbrıs gündemiyle toplanırken, gözler Denktaş'ın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmelere kilitlendi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, bu sabah İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Lefkoşa'ya giderken, son anda fikir değiştirdi ve Ankara'ya uçtu.

İstanbul'da uçağa binmeden önce program değişikliğine ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş, ''Kıbrıs'a gittikten sonra, Milli Güvenlik Kurulu'ndan (MGK) alınmış olan karar çerçevesinde arkadaşlarım bana soracak, 'ne diyorsun, ne yapılabilir?' diye. Bunun hakkında bilgi almak üzere Ankara'ya gitmeyi uygun buldum'' dedi.

Denktaş, bir basın mensubunun ''Size Ankara'dan telefon mu geldi?'' şeklindeki sorusu üzerine, ''Ben dün Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonla konuşmuştum. 'Geli
rsen görüşebiliriz' demişti. Onun için gidiyorum'' diye konuştu.

Denktaş, Esenboğa Havaalanı'na geldişinde gazetecilerin soruları üzerine, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile saat 17.30'da görüşeceğini belirtti.

Denktaş, Başbakan Erdoğan ile de saat 19.00'da Başbakanlık Resmi Konutu'nda görüşecek.

TBMM'DE KONUŞMA DAVETİ ALMADIM"

''TBMM'de konuşma yapacak mısınız'' sorusuna, ''Böyle bir davet almadım'' yanıtını veren Denktaş, MGK bildirisi hakkında yorum yapmasının istenmesi üzerine de bildiriyi yorumlamasına yardımcı olacak gerekli bilgileri almak üzere Ankara'da bulunduğunu kaydetti. TBMM GÜNDEMİ : KIBRIS Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu da Kıbrıs gündemiyle toplandı.. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP Grubunda yapktığı konuşmada “Güney Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'na 'hayır' demesi halinde zor durumda kalacaklarını” söyledi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de Genel Kurul'da plan hakkında milletvekillerine bilgi verirken, Kıbrıs sürecini anlattı. Ortadaki anlaşmayı “iyi” diye nitelendiren Gül, uluslararası anlaşmalarda taviz de verileceğini, taviz de alınacağını bildirdi.

Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin İsviçre'deki müzakerelerde uzlaşmaz tutum sergilediğini belirterek, ''Türkiye olarak işleri orada bırakabilirdik. Ama Kıbrıslı Türklerin geleceğini düşündüğümüz için müzakerelerin devamının daha doğru olacağı kanaatine varılmıştır'' dedi.

Hükümet olduklarında Kıbrıs Rum kesiminin Ada'yı temsilen 1 Mayıs 2004'te AB'ye tam üye olmasını durdurmanın mümkün olmadığını gördüklerini anlatan Gül, 1995 yılında
Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği anlaşması yapılırken ''Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesi karşılığında Rum Kesiminin AB'ye tam üyelik sürecinin kabul edildiğini'' belirtti.

Gül, isviçre'deki görüşmelerle ilgili olarak şunları söyledi: ''Burada keskin müzakereler olmuştur. Bu müzakerelerde heyetimiz büyük gayret göstermiştir. Sonuç almak için diplomasinin bütün imkanları devreye sokulmuştur. İsviçre'den önce Türkiye, BM, ABD ve İngiltere nezdinde yoğun bir çalışmaya girmiştir, tezlerini anlatmıştır, bu tezlerin sağlanması için destek istemiştir. Rum tarafısonuna kadar uzlaşmaz bir tutum izlemiştir. Rum yönetimi sonuna kadar masadan ayrılmak için fırsat aramış; Türk tarafı ise anlaşma ortaya çıkartabilmek için
öncelikleri üzerinde yoğunlaşmış
tır. Bu öncelikleri herkese sonuna kadar anlattık. RUMLAR SON DAKİKAYA KADAR UĞRAŞTILAR
Neticede taraflar arasıda bir uzlaşma olmamıştır. Son dakikaya kadar Rum tarafı bu işin orada kalması için açık gizli her türlü teklifi yapmıştır. Türkiye açısından orada işleri bırakmak mümkün olabilirdi ama Kuzey Kıbrıs Türklerinin geleceğini
düşündüğümüz için müzakerelerin devamının daha doğru olduğu kanaatine varılmıştır. Bu öneri dile getirilmiştir.

Rumların bütün amacı, 1 Mayıs'ta AB'ye girmektir. 1 Mayıs'ta AB
'yetek başına girdikten sonra rahat nefes alacakları ve çok rahatlayacaklarına inanmaktadırlar.
Türkiye ve KKTC heyeti olarak müşterek alınan kararla, buna fırsat verilmemiştir.'' Sonuçta Annan Planı üzerinde değişiklikler yapıldığını belirten Gül, ''Bu
değişikliklerle ortaya yeni bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çıkmaktadır'' dedi. Gül, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin oluşumu konusunda Genel Kurul'a bilgi de verdi. METNİN İÇERİĞİNİ BİLMEDEN ONAY İSTİYORLAR CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP milletvekillerini eleştirdi. Öymen, "Başbakan Erdoğan, dokuz bin sayfalık metnin içeriğini bilmemesine rağmen, bizden de onay vermemizi bekliyor" dedi.

TBMM'de süren Kıbrıs görüşmelerinde söz alan CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen, Burgenstock'ta ortaya çıkan metnin henüz tam olarak okunmadığını ve bu yüzden neleri kapsadığının bilinmediğini söyledi. Öymen, "Son 30 yılın en önemli dönemecine girdik. Tarafların üzerinde mutabık olmadığı bir metin, her iki tarafında onayına sunuluyor. Biz bu yöntemi doğru bulmuyoruz. Bu yöntemin dünlyada bir örneği yok" dedi.

CHP Grubu adına söz alan Öymen, Kıbrıs'ta "özel" bir durum uygulandığını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: , "Son sözü kendimizi söylemeliydik. BM Genel Sekreteri'ne tam yetki vermek, kendimize saygısızlıktır.

Kendisine saygısı olan ülkeler, son sözü kendileri söylerler. Diplomasiyi bilenler, uluslararası sözleşmelerin böyle yapılmadığından haberdardır. Yapılması gereken, önce iki devletin bir metin üzerinde anlaşmasıydı. Ancak bu süreç Kıbrıs'ta tersine işledi. Hükümetler yerine, yetki halka bırakıldı. Hükümetlerin iradesi yok sayıldı..."

Sözlerini, "Biz bunu yadırgıyoruz" şeklinde sürdüren Öymen, üzerinde uzlaşmaya varılmamış bir metnin Kıbrıslı Türklere dayatıldığını savundu. Dokuz bin sayfalık metni ve ayrıntıları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'li vekillerin de okumadığına dikkat çeken CHP'li Öymen, diplomasiden de örnek verdi.

Diplomatik çevrelerde "Şeytan ayrıntıda gizlidir" sözünün geçerli olduğunu belirten Öymen, Başbakan'ı da uyardı. "Ayrıntı" denilerek üzerinde durulmayan çeşitli konuların bir süre sonra "sorun yaratacağı"nı belirten Öymen, yanlıştan dönülmesini istedi.

"Yıllardan bu yana zulüm ve katliama uğramış" bir halkın kaderinin çizildiğini savunan Öymen, "Bu dokuz bin sayfalık belgeyi hepimize getirin, önce Kıbrıslı Türkler okusun ve kararlarını öyle versinler. Onlara da bu belgeyi okutmadan onay verdirmek istiyorsunuz" dedi.

Öymen, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı metin onaylandığı taktirde, yarın Kıbrıs'la kıta sahanlığı konusunda da çeşitli sorunlar yaşanacağını sözlerine ekledi.

CHP'li Öymen, bir saati aşkın süren konuşmasında, AKP'nin "sorunu çözüyoruz" derken, "çözülme"ye uğradığını da belirtti.

(Hürriyetim)

HURRIYET 06/04/2004

AB 'evet' kampanyası başlatıyor

Kıbrıs'ta 24 Nisan'da referanduma sunulacak nihai Annan planına Kıbrıs Rum tarafının "evet" demesi için Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin kampanya başlatacağı bildirildi. Rum Politis gazetesi, "Avrupa ülkelerinin Kıbrıs Rumlarının 24 Nisan'daki referandumda 'evet' demesi için koordineli baskılar başlattığını" yazdı.

Gazetenin haberine göre, ''bu yönde girişim başlatan ülkelerin başında İngiltere geliyor. İngiltere, Rumların referandumda 'evet' demesi için üç sayfalık bir belge hazırladı ve bu belgeyi diğer yabancı hükümetlere de verdi''.

Habere göre, ''söz konusu belge mülkiyet, Türk askerleri ve tazminatlar konusunda Rumların endişelerine yanıt veriyor. Belgede Rumların 12 noktada kazanım elde ettiği belirtiliyor ve bu noktalar şöyle sıralanıyor:

1. Kıbrıs Rum göçmenlerinin yarıdan fazlası (120 bin) Kıbrıs Rum idaresine devredilecek bölgelere dönüyor.
2. Tazminatlar konusu iyileştirildi.
3. Türkiye'den göçe etkin koruma.
4. Kıbrıs Rum idaresindeki toprak yüzde 64'den yüzde 72'ye yükseldi.
5. BM toprak ayarlamasına gözcülük edecek.
6. Türk askeri sayısı azaltılacak. Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra veya 2018'de sayı 650'ye düşecek.
7. Ev ve toprak alımlarındaki sınırlamanın bitiş tarihi var. Fakatpiyasa gücü bunu de-facto olarak ortadan kaldıracak.
8. Kıbrıs Rumlarının Türk kurucu devletinde gece konaklama sınırlamaları kaldırıldı.
9. Hemen hemen tüm federal yasalar Kıbrıs Rum tarafınca hazırlandı.
10. İki ay içerisinde seçilmiş federal kurumlar etkin şekilde faaliyete geçecek.
11. Daimi bölünme tehdidine son verilecek.
12. Yeni plan Avrupai bir çözüm teşkil eder.

BM DE DEVREDE

Rum Fileleftheros gazetesi de, ''Rum tarafının referandumda 'evet'demesi için, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da katılımıyla Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nun referandum tarihinden 3 gün önce ortak toplantı planladığını'' yazdı.

Habere göre, ''bu toplantıda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde tavsiye kararı alınması bekleniyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer aynı tarihte Strasbourg'da Türk ve Rum siyasi parti başkanlarını bir araya getirmeyi düşünüyor.''

Haberde, ''Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in referandumdan birkaç gün önce adaya geleceği'' belirtildi.

'Kıbrıslı Türkler 1960'ın ötesinde hak kazanıyor'

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yenilenmiş Kıbrıs planı çerçevesinde kurulması öngörülen düzenle, Kıbrıs Türklerinin 1960 düzenlemelerinin çok ötesine giden siyasal ve hukuki haklara sahip olacağı belirtiliyor.

TBMM'de ''Çözüme Doğru Kıbrıs Notları'' başlığıyla dağıtılan kitapçıkta, Annan planıyla kurulacak düzen ile 1960 anlaşmalarıyla kurulan düzen şu şekilde karşılaştırıldı:

1- ORTAKLIĞIN NİTELİĞİ:

1959-1960 anlaşmalarıyla Kıbrıs'ta coğrafi bir ayırıma değil, iki ayrı topluma dayanan fonksiyonel bir federasyon öngörülmüştür. Annan planıyla öngörülen çözüm ise federal bir yapı ve yeni ortaklığa dayanmaktadır.

Bir tarafın diğer taraf üzerinde otorite veya yetki iddiasında bulunamayacağı kaydedilmektedir. Böylelikle Güney Kıbrıs Rum yönetiminin (GKRY) ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' adı altında tüm Ada'yı temsil iddiası son bulmaktadır.

1960 düzeninde iki toplumun Türk ve Yunan bayraklarını kullanma hakkı, ayrı cemaat meclisleri, belirli büyük şehirler için ayrı belediyeleri bulunmaktaydı.

Annan planıyla kurulan düzen ise ayrı bayrakları, parlamentoları, hükümetleri, kuruluş anlaşmasıyla uyumlu hale getirilmiş ayrı anayasaları bulunacak iki kurucu devletten oluşmaktadır.

Kurucu devletler kararlarını bağımsız ve 'egemence' alacaktır. Kurucu devlet yasaları ile federal devletin yasaları arasında herhangi bir hiyerarşi bulunmayacaktır.

Kıbrıs Türk devleti kültürel ve ticari konulara ilaveten ekonomik yatırım ve mali yardım konularında da tek başına Türkiye ve diğer ülkelerle anlaşmalar imzalayabilecektir. Ayrıca iki tarafın önceden imzalamış oldukları uluslararası anlaşmalar bir liste dahilinde geçerli olmayı sürdürecektir.

Yeni ortaklık devleti, anlaşma her iki tarafta da referandumlarda onaylandıktan ve yeni düzene ilişkin anlaşmanın Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından imzalanmasından sonra hayata geçecektir.

2-DEVLET YAPISI

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk'tü. Bunlar 5 yıl için seçilirdi. 50 üyeli Temsilciler Meclisi yasama yetkisine sahipti ve 5 yıl için iki toplum tarafından ayrı ayrı seçilen yüzde 70 Rum, yüzde 30 Türk üyeden oluşurdu.

Başkan Türk, Başkan Yardımcısı Rum'du. Kararlar basit çoğunlukla alınırdı. Ancak anayasada değişiklik yapılması için Kıbrıslı Türk ve Rum üyelerin 2/3'ünün ayrı ayrı çoğunluğu; keza seçim, belediyeler ve vergi gibi konularda ise Türk ve Rum üyelerin ayrı basit çoğunlukları gerekli idi.

Bakanlar Kurulu'nda 7 Rum, 3 Türk bakan bulunmaktaydı. Kararlar çoğunlukla alınırdı. Ancak Türk cumhurbaşkanı yardımcısının veto yetkisi bulunmaktaydı. Cumhurbaşkanına Rum Temsilciler Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısına ise Türk Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı vekalet ederdi.

Annan planıyla öngörülen düzende ise oy kullanma yetkisine sahip 6 üyesi (4 Rum, 2 Türk) bulunan ve oy kullanma yetkisine sahip olmayacak ilave üyeler atanmasına Parlamento tarafından karar verebilecek (en az 1/3'ü Türk olmak kaydıyla) bir Başkanlık Konseyi kurulacaktır.

Başkan ve Başkan Yardımcısı daima ayrı kurucu devletlerden olacak ve 20 aylık rotasyonla işbaşına gelecektir. Gaybubetinde (bulunmama halinde) Başkana, Başkan Yardımcısı vekalet edecektir. Başkan Yardımcısı AB Konseyi toplantılarına Başkan ile birlikte katılacaktır.

Dışişleri Bakanı ile AB Bakanı ayrı kurucu devletlerden olacaktır. Başkanlık Konseyi oydaşma ile karar almaya çalışacak, bu mümkün olmadığı takdirde basit çoğunlukla karar alınacak, ancak en az bir Türk üyenin olumlu oyu aranacaktır.

Ortak devletin yasama organı, Senato ve Alt Meclis'ten oluşacaktır. Senato ve Alt Meclis'in başkanları aynı millete mensup olmayacaktır. Alt ve Üst Meclisler 5'er yıl süre ile seçilecek, 48'er üyeden oluşacaktır. Alt Meclis'te en az dörtte bir oranında Türk milletvekili bulunacak, Senato ise 24 Türk ve 24 Rum senatörden oluşacaktır.

Senato seçimleri toplumsal bazda yapılacaktır. Temsilciler Meclisi'nde kararlar basit çoğunlukla alınacaktır. Senato'da ise oylamaya katılan Türk üyelerin en az dörtte birinin (tüm üyelerin hazır bulunması halinde 6) olumlu oyu olmadan karar alınamamaktadır.

Kurucu devlet yetkilerini ilgilendiren ve deniz ve hava sahaları ile ilgili uluslararası anlaşmaların onaylanmasında vatandaşlık, göç, su kaynakları ve vergilerle ilgili yasalarda, federal bütçede, Başkanlık Konseyi'nin seçiminde ve özel çoğunluk gerektiren diğer konularda ise oturuma katılan Türk üyelerin asgari oyu 2/5 olacaktır. (Tüm üyelerin hazır bulunması halinde 10)

3- GÜVENLİK VE GARANTİLER

1960 Garanti ve İttifak anlaşmaları varlığını sürdürmektedir. 1960 İttifak anlaşması Ada'da Türkiye ve Yunanistan'ın birer askeri kontenjan bulundurmasını öngörmüştür.

Buna göre, Yunan alayı 950, Türk alayı 650 askerden müteşekkildir. Garanti anlaşması ile, 1960 anayasası ile kurulan düzen, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantisi altına alınmakta ve bu düzenin bozulması halinde üç ülkenin birlikte veya ayrı müdahale hakkını içermektedir.

Annan planı ile kurulan düzende de garanti ve ittifak anlaşmalarının aynen devamı güvence altına alınmaktadır. İttifak anlaşması uyarınca Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletlerinde aşağıdaki şekilde Türk ve Yunan birlikleri konuşlandırılabilecektir:

2011 yılına kadar 6 bin

2018 yılına veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar 3 bin

Bu tarihten sonra, 1960'taki sayılar olan 650 Türk, 950 Yunan (Her üç yılda bir tümüyle geri çekilme düşüncesiyle askeri mevcudiyet gözden geçirilecektir.)

6 bin sayısına ulaşılabilmesi için ilk aşaması Ocak 2005'te (yüzde20-yaklaşık 7 bin) tamamlanmak üzere 29 aylık bir geri çekilme takvimi öngörülmektedir.

Garantör ülkeler sadece Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, aynı zamanda kurucu devletlerin de toprak bütünlükleri, güvenlikleri ve anayasal düzenlerini garanti edeceklerdir.

4-AB ÜYELİĞİ VE DEROGASYONLAR

1960 düzeninden farklı olarak Annan planı ile kurulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olması öngörülmektedir. Bu çerçevede iki kesimliliğin muhafazası açısından derogasyon ve kalıcı kısıtlamalar uzun süreli (19 yıl veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar) olarak öngörülmüştür. Buna göre,

Kuzey'e dönmesine izin verilecek Rumların oranı 19'uncu yıla ya da Türkiye'nin AB üyeliğine kadar yüzde 18 olacaktır. (Planın önceki versiyonunda yüzde 21'di)

Türk ve Yunan vatandaşlarının Ada'ya yerleşmesine ilişkin yüzde 5'lik kısıtlama Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla ya da 19'uncu yıldan itibaren kaldırılacaktır.

5-HARİTA VE TOPRAK

Üçüncü Annan planının ekindeki harita aynen muhafaza edilmiştir. Buna göre Güzelyurt şehrinin tamamı ile Güzelyurt bölgesinin ve tarım arazilerinin büyük bir bölümü Rum tarafına bırakılmaktadır. Harita ile 58 bin civarındaki Kıbrıs Türk'ü yerlerinden olacaktır.

Toprak devri 3'üncü ayın sonundan itibaren (Ağustos 2004 başı) ara bölge ve meskun olmayan yerlerden başlamak üzere 6 aşamalı bir takvim çerçevesinde gerçekleşmektedir. Söz konusu takvim planın son versiyonunda 29 aydan 42 aya çıkartılmıştır. Bu süre uzatımı esas itibariyle önceki takvime ilaveten Türk tarafınca aşamalı olarak boşaltılacak toprakların belirli sürelerle BM yönetiminde kalacak olmasından kaynaklanmaktadır.

Hukuken ilk günden itibaren Rum tarafına terk edilmiş olacak toprakların yönetimi söz konusu takvim uyarınca geçici bir süreyle Kıbrıs Türk Devleti'nde olacaktır. Birinci yılın sonuna kadar terk edilecek topraklar, önceki takvime göre Rum tarafına devredilecektir. Birinci yıldan sonra ise önceki takvime ilaveten terk edilecek topraklar Rum yönetimine geçmeden önce 3 ila 10 aylık sürelerle BM gözetimine devredilecektir.

6-İKAMET SINIRLAMALARI VE MAL-MÜLK MESELESİ

İkamete kurucu devletler tarafından getirilebilecek sınırlamanın oranları (Rumların Kuzey Kıbrıs'a yerleşmesi) lehimize indirilirken, süreler ise Rum tarafı lehine kısaltılmıştır. Buna göre,

İlk 5 yıl moratoryum olacaktır.

6 ila 9'uncu yıl arasında, kısıtlama, bir köy veya belediyenin nüfusunun yüzde 6'sı kadar olabilecektir.

10 ila 14'üncü yıl arasında bu oran yüzde 12 olacaktır.

14'üncü yıldan sonra ise 19'uncu yıla veya Türkiye AB'ye girene kadar ilgili kurucu devlet nüfusunun yüzde 18'inden fazla ikamet izni verilemeyecektir.

Bunun dışında 65 yaşını dolduran her Kıbrıslı Rum ve refakatindeki bir kişi ile Karpaz'daki 4 köyün eski sakini olan yaklaşık 12 bin 500 Rum, ikinci yılın sonundan itibaren sınırsız geri dönüş hakkına sahip olabileceklerdir. (BM bunların yüzde 18'lik nihai sayı dolsa da dönmeye devam edebileceklerini, ancak yüzde 18'lik kotanın bunlar tarafından önceden doldurulması halinde diğerlerinin kotadan yararlanmasına imkan kalmayacağı şeklinde izahatta bulunmaktadır.)

Rumların Kuzey Kıbrıs'taki eski mülklerinin 1/3'üne yeniden sahip olmaları öngörülmektedir. Geri kalan 2/3'ü için ise tazminat alacaklardır. Karpaz'a yerleşecek Rumlar ise malının tümünü geri almaya hak kalacak ve dolayısıyla hemen hemen tamamı tapulu Rum malı olan bu bölge Rumlara geçmiş olacaktır.

SONUÇ

Yeni ortaklık devleti iki kurucu devletin eşit statüsüne ve siyasi eşitliğine dayanmaktadır.

AB Komisyonu'nun anlaşma ile birlikte yaptığı taahhüt bu anlaşmada öngörülen derogasyon ve kısıtlamaları birincil hukuk haline getirmektedir. Diğer taraftan yeni ortaklık devletinin eşbaşkanları Avrupa Konseyi'ne gönderecekleri bir mektupla, Kıbrıs'ta varılacak kapsamlı anlaşmanın mal-mülk ihtilafları bakımından da dostane bir çözüm teşkil ettiğini ve bundan sonra açılacak davalarda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin muhatap olacağını ifade edeceklerdir. Dolayısıyla Kıbrıs'ta tarafların imzalayacakları kapsamlı anlaşma garantör ülkelerce garanti altına alınacağı gibi, oluşturulacak yeni düzen AB ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarca Avrupa hukukunun bir parçası olarak kabul edilecektir.

Neticede Türk tarafı toprak ve asker çekme konularında fedakarlıklarda bulunurken, Kıbrıs'ta ''Kıbrıs Türk Devleti'' adı altında yeni bir kurucu devlet oluşacak, Rumların temsil ettiklerini iddia ettikleri 1960 ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' de son bulmuş olacaktır.

Ezcümle, Annan planının nihai versiyonu ile ortaya çıkan tabloda Kıbrıs Türkleri 1960 düzenlemelerinin çok ötesine giden siyasal ve hukuki haklara sahip olmuş olacaklardır.'' YENİ ANNAN PLANINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER VE İLAVELER

''Çözüme Doğru Kıbrıs Notları'' başlıklı kitapçıkta, plandaki değişiklik ve ilaveler 38 maddede şöyle sıralanıyor:

1. ''Ana Maddeler'' arasına, tarafların birbirleri üzerinde otorite ve yetki iddia edemeyecekleri eklenmiştir.

2. Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut dengenin Doğu Akdeniz'de değil, ''Kıbrıs'ta'' olduğu tasrih edilmiştir.

3. Kıbrıs'ta kendi kimliğini korumak amacıyla, göç alanında tedbirler alma yetkisi verilmektedir.

4. Kıbrıs buna ilaveten, 19 yıllığına veya Türkiye AB'ye girinceye kadar, Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının göçüne yüzde 5'lik sınırlama getirebilecektir.

5. İkamete kurucu devletler tarafından getirilebilecek sınırlama dönem ve oranları değiştirilmiştir. Buna göre, ilk 5 yıl moratoryum olacaktır, 6 ila 9. yıl arasında kısıtlama bir köy veya belediyenin nüfusunun yüzde 6'sı kadar olabilecektir, 10 ila 14. yıl arasında bu oran yüzde 12 olacaktır, 14. yıldan sonra ise 9. yıla veya Türkiye AB'ye girinceye kadar ilgili kurucu devlet nüfusunun yüzde 18'inden fazla ikamet verilemeyecektir.

6. Senato'nun kurucu devletlerden eşit sayıda 48 senatörden oluşacağı yerine, eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum senatörden oluşacağı belirlenmiştir. Bu senatörler nispi temsil sistemiyle, Kıbrıs vatandaşlarınca, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türkleri olarak ayrı ayrı oylamayla seçilecektir.

7. Başkanlık Konseyi 5 yıllığına, 6'sı oy sahibi, 3'ü oy hakkı olmayan, toplam 9 üyeden oluşacak. Konsey, üyeleri arasındaki görev dağılımını kendi belirleyebilecektir. İki üye, her biri ayrı kurucu devletten olmak kaydıyla, başkan ve başkan yardımcısı olarak tek listeden seçileceklerdir. Bunlar, daha fazla nüfusa sahip devletten gelen üyeden başlayarak (Rum tarafı) 20 aylık rotasyona tabi olacaklardır. Başkan yardımcısı, AB Konseyi toplantılarında başkana eşlik edecektir. İlk 5 yıl Başkanlık Konseyi onar aylık rotasyon şeklinde yürütülecektir.

8. Federal kurumlar, anlaşma yürürlüğe girdiği andan itibaren işler olacak ve bir geçiş dönemine tabi olacaklardır. Federal düzeyde Devlet Başkanlığı bir Eş-Başkanlık tarafından üstlenebilecek. Federal hükümet 6 üyeli (3 Kıbrıslı Türk-3 Kıbrıslı Rum) bir Bakanlar Konseyi'nce üstlenilecektir. Her kurucu devlet parlamentosundan 24 Kıbrıslı Rum ve 24 Kıbrıslı Türk delege geçici federal parlamentoda, 4 Kıbrıslı Rum ve 2 Kıbrıslı Türk ise Avrupa Parlamentosu'nda görev alacaktır.

9. Kurucu Devlet, Federal Parlamento ve AB Parlamentosu seçimleri 13 Haziran 2004'de yapılacaktır. Bundan sonra bütün federal ve kurucu devlet organları normal işleyişine geçecektir. Ancak başkan ve başkan yardımcıları ilk beş yıl süreyle onar ay arayla rotasyona tabi olacaktır. Ondan sonra yirmişer aylık rotasyon olacaktır.

10. İttifak anlaşması uyarınca Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum devletlerinde aşağıdaki şekilde Türk ve Yunan birlikleri konuşlandırılabilecektir.

2011 yılına kadar altı bin, 2018 yılına veya Türkiye'nin AB üyeliğine kadar üç bin, bu tarihten sonra, her üç yılda bir, tümüyle geri çekilme düşüncesiyle, askeri mevcudiyet gözden geçirilecek. Tabiatıyla bu gözden geçirmenin sonucunda asker çekilmesi için iki tarafın da mutabakatı gerekecektir. Eski planda Türkiye AB'ye tam üye olunca adadaki askerlerin sıfırlandırılması öngörülmekteydi.

11. Rum tarafına terk edilecek toprakların yönetimi geçici bir süreyle Kıbrıs Türk Devleti'nde olacaktır. BM bir yıl sonra devreye girecek yönetim BM gözetiminde 42 aylık bir döneme yayılan 3-6-10'ar aylık aralarla Rum tarafına devrolunacaktır. İlk aşamada 104. günde başlayacaktır. BM'nin toprak devrine ilişkin gözetimi, ilgili bölgenin devri öncesindeki son aylarda yoğunlaşacaktır.

12. Anlaşma, her iki tarafa da referandumlarda onaylandıktan ve yeni düzene ilişkin antlaşmanın Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından imzalanmasından sonra yürürlüğe girecektir.

13. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bağlayan tüm anlaşmalar, federal veya kurucu devlet yasaları üzerinde olacaktır.

14. Silah ambargosunu ihlal edenler en az 3 yıldan başlamak üzere hapis cezasına çarptırılacaktır.

15. Milli günlere ''8 Mayıs Avrupa Günü'' de eklenmiştir.

16. Kurucu devletlerin kendilerinin tespit edebileceği tatiller, hem kurucu anlaşma, hem Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındaki yeni ilişkiye uygun olacaktır.

17. Anlaşmaya İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Katalogu eklenmiştir.

18. Koruçam Köyü sakinleri, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve Koruçam Köyü'nün 1960 yılı idari sınırları içinde kalan mallarının satış ve alışı için Kıbrıs Türk Devleti'nin uzun süreli sakinleriyle aynı haklara sahip olacaklardır.

19. Federal hükümetin yetkileri arasında bulunan ''su kaynakları''ndan, balıkçılık ve ziraat ile ilgili olanların kurucu devletlerin yetkisinde olacağı kayda geçilmiştir.

20. Kurucu devletlerin yurtdışına temsilci atayabilecekleri ve ayrı anlaşma yapabileceklerinden bahsolunan bölümde, ''ticari ilişkiler''in ekonomik yatırım ve mali yardımı da kapsadığı tasrih edilmiştir.

21. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (BKC) AB üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilememesi durumunda, BKC'ye kesilecek cezalar sorumlu federal veya kurucu devlet makamlarınca karşılanacaktır.

22. AB müktesebatının kurulmasını öngördüğü koordinasyon ve işbirliği organları, kurucu devletlerce yapılacak işbirliği anlaşmalarıyla kurulacaktır.

23. AB'nin karma anlaşmaları da, Kıbrıs tarafından onaylanacak anlaşmalar listesine alınmıştır.

24. Kıbrıs Merkez Bankası, para tedavüle çıkaracak ve diğer federal hükümet organlarından bağımsız olacaktır. Bankanın bir başkanı, bir başkan yardımcısı, bir idare kurulu ve bir para politikaları komitesi olacaktır. Başkan ve başkan yardımcısı aynı kurucu devletten gelemeyecektir. İdare kurulu 2 Kıbrıslı Türk ve 2 Kıbrıslı Rum ve 1 yabancı üyeden oluşabilecektir.

25. Kıbrıs Yüksek Mahkeme üyelerinin görev süresi 7 yıldan 9 yıla çıkarılmış ve yeniden seçilebilme imkanı getirilmiştir.

26. Yeni seçilen Federal Parlamento, Başkanlık Konseyi'ni seçinceye kadar devlet başkanlığı eş-başkanlık tarafından üstlenilecektir. Eş-başkanlar, isimleri referandumdan iki gün sonra BM Genel Sekreteri'ne bildirilen şahıslar veya bu yapılmadığı takdirde ilgili kurucu devletin hükümet başkanları olacaktır. Eş-başkanlar her ay rotasyona tabi olacaklardır.

27. Yeni Başkanlık Konseyi seçilinceye dek, Bakanlar Konseyi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti olarak görev yapacaktır. Referandumdan iki gün sonra isimleri BMGS'ye bildirilen şahıslar Bakanlar Konseyi üyesi olacaklardır.

28. Bakanlar Konseyi'nin Kıbrıslı Rum üyeleri AB işleri, maliye, adalet ve içişleri bakanlıklarını, Kıbrıslı Türk üyeleri ise ulaştırma ve doğal kaynaklar, dışişleri ve savunma, ticaret ve ekonomi bakanlıklarını üstleneceklerdir.

29. BKC'nin geçici bağımsız yetkilileri, Başkanlık Konseyi yenilerini atayıncaya kadar ve her halükarda 31 Temmuz 2004 tarihi aşamayacak şekilde görevde kalacaklardır.

30. BKC'nin geçici başsavcısı Kıbrıs Türk Devleti'nin başsavcısı, geçici başsavcı yardımcısı ise Kıbrıs Rum Devleti'nin geçici başsavcı yardımcısı olacaktır. Kararlar konsensüs ile alınacaktır.

31. Kıbrıs'ta yeni düzenin yürürlüğe girmesinden önce kamu görevi yürütmekte olan herkes, BKC'nin kamu görevlisi sayılacaktır.

32. Kurucu devletlere ticaret ve kültürel konularda anlaşma yapma yetkisi esasen verilmiştir. Buna Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile ilişkileri de göz önünde tutularak yatırım ve mali anlaşmalar da ilave edilmiştir.

33. Tarafların birbirlerinin akdettiği anlaşmalara yapabilecekleri itiraz mercilerine Bakanlar Konseyi'nin yanı sıra Başkanlık Konseyi de eklenmiştir.

34. Federal Parlamento, Meclis veya Senato'dan 16 üyenin başvurusu üzerine, Kurucu Anlaşma'ya ekli anlaşmaların uygunluğunu incelemeye alabilecektir.

35. Mal-mülk rejimiyle ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının istekleri doğrultusunda kapsamlı bir değişiklik getirilmiştir. Buna göre, Rumlar Kuzey Kıbrıs'ta bıraktıkları malların 1/3'ü üzerinde hak iddia edebilecekler, diğer kısımlar ise bono ve tazminat konusu olacaktır. Planda Türk tarafının muhalefetine rağmen Karpaz Rumlarının mülkiyet hakkı tam olarak tanınmıştır.

36. Anayasa ekinde yer alan ve kamu malı sayılmayacak mallar listesine belediye malları da ilave olunmuştur.

37. BM, devredilemeyecek toprakların idaresini, yerel nüfusun günlük yaşamının idaresine halel getirmeksizin yapacaktır. BM yerel yetkililere direktif verebilecek ve gerektiği hallerde, yerel yetkilileri bir görev bölgesine sokmayabilecek.

38. Yeniden İskan Kurulu, uluslararası ajanslarla işbirliği ve kurucu devletlerle birlikte yeniden iskan için kapsamlı bir plan geliştirecektir. Bu plan 31 Ağustos 2004'de tamamlanmış olacaktır. Plan, yeniden iskanın maliyetine ilişkin uygun hükümlerin yapılması amacıyla Başkanlık Konseyi'ne sunulacaktır. 2005 bütçesinden tahsisat yapılması öngörülmektedir.

(aa)

HURRIYET 06/04/2004

Erdoğan: Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunan tarihe hesap veremez

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunanların, tarihe hesap veremeyeceklerini söyledi.

Erdoğan, AKP Meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada, 28 Mart yerel seçimlerinde partisinin aldığı başarı ve Kıbrıs konusunda son ayda kaydedilen gelişmeler üzerinde durdu.

Kıbrıs konusunda yola çıkarken, ''çözümsüzlük çözüm değildir'' ve ''siyaset çözüm üretme sanatıdır'' dediğini hatırlatan Erdoğan, bunu temel ilke olarak benimsediklerini, bugün de aynı noktada olduklarını ve bunun AKP siyasetinin temel ilkesi olduğunu kaydetti.

Hiçbir zaman çözümsüzlüğü çözüm olarak görmeyeceklerini, si
yasi partilerin çözüm için varolduklarını, sorun üretmek yerine sorun çözmek için hizmet ettiklerini belirten Erdoğan, hükümet olarak Kıbrıs'ta adil, kalıcı bir barışın tesisinden yana olduklarını, çözüm için yapıcı gayret içinde olacaklarını her vesileyle vurguladıklarını kaydetti.

DAVOS-NEW YORK-BURGENSTOCK

Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüm için hazırlanan 5. Annan Planı'nın, Davos'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile kendileri tarafından yapılan temaslar sonucu başladığını, New York'ta resmiyet kazandığını ve Bürgenstock'ta yapılan müzakereler sonucu son halini aldığını anlattı.

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Müzakere süreci boyunca izlediğimiz siyaset, devletin tüm kurumlarıyla istişare içinde ve bu istişareler sonrasında ortaya çıkan düşünce zemininde, buna mutabakat zemini de diyebiliriz. Tabi bazı konularda mutabık olmadığımız da olabilir. Hükümetimiz orta yol neyse bunu tutturmak suretiyle kararını vermiş ve şu ana kadar adımlarını atmıştır.

Bu çerçevede müzakerelerin her adımında gerek Kıbrıs Türk halkının varoluş davasını gerekse Türkiye'nin tezlerini en etkili ve güçlü biçimde savunmuş olduğumuz inancındayım.

İKİ AYRI HALK, İKİ AYRI DEMOKRASİ

Türkiye, Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve iki ayrı demokrasinin varlığını her zeminde dile germiştir. Ada'da adil ve kalıcı barışa ancak bu gerçekten hareketle ulaşılabileceğinin altı ısrarla çizilmiştir.

Türkiye'nin garantörlük haklarının korunmasında da azami hassasiyet gösterilmiştir. Vazgeçilmez gördüğümüz bu temel ilkeler çerçevesinde Annan Planı son halini almadan önce, BM'ye bazı değişiklik önerileri sunduk. Devletimizin tüm kurumlarıyla istişare edilerek üzerinde daha önce görüşüp mutabık kaldığımız ama bunun büyük kısmını kabul ettirdiğimize inandığımız ve gerçekten de önem verdiğimiz hususların Plan'da yer almasına ısrarla özen gösterdik.''

Son planın, kazan-kazan esasına göre şekillendiğini dile getiren Erdoğan,

Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının isteklerinin büyük ölçüde karşılandığını ifade etti.

Son planda bazı olumsuz yönler olabileceğini ve anlaşmanın AB'nin birincil hukuku haline getirlemesinde eksikler olduğunu belirten Erdoğan, tarihte hiçbir uluslararası sorunun çözümünde yüzde yüz başarı sağlandığının görülmediğini belirtti.

''BİRİNCİL HUKUKTA RİSKİMİZ VAR''

Başbakan Erdoğan, anlaşma sonucunun AB birincil hukuku haline getirilmesi konusunda sonucun yüzde yüz alındığını söyleyemeyeceklerini belirterek, ''Orada şüphesiz ki bir riskimiz var'' dedi.

Erdoğan, iki kesimliliğin korunması, Ada'nın kuzeyinde Kıbrıs Türkdevletinin siyasi eşitliğinin güvence altına alınması, Kıbrıs Türk toplumunun ulusal birliğinin korunması, Ada'da belli oranda Türk askerinin Türkiye'nin AB'ye tam üye olduktan sonra da Kıbrıs'ta kalması, güvenlik ve garantilerin güçlendirilmes
i, Kıbrıs Türkü'nün refahı ve ekonomik gelişmesinin teminat altına alınması, Ada'da yaşayan anavatan kökenlilerin haklarının korunmasının da planda olmasına özen gösterdiklerini bildirdi.

"ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ SAVUNUNLAR TARİHE HESAP VEREMEZ"

Erdoğan, 28 Mart seçimlerinde AKP dışındaki tüm partilerin Kıbrıs'ı konuştuğunu
belirterek, "Kıbrıs konusunu basit siyasi çıkarların malzemesi yapmaya çalışanlara millet 28 Mart'ta gerekli cevabı verdi" dedi.

Son plana olumsuz yaklaşanlar olduğunu kaydeden Erdoğan, ancak Kıbrıs'ı çözümsüzlüğe mahkum etmek isteyenlerin tarihe hesap veremeyeceklerini vurguladı.

Komşularıyla hala anlaşamayan bir Türkiye istemediklerini söyleyen Erdoğan, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrar arzuladıklarını ifade etti. “9 BİN SAFYALIK PLANIN BÜYÜK BÖLÜMÜ, AB İÇİN TEKNİK DÜNLEMELERİ İÇERİYOR”

5. Annan Planı'nın 9 bin sayfadan oluştuğunu, bu nedenle referandumum yapılacağı 24 Nisan'a kadar bunların halka anlatılamayacağını ileri süren KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Denktaş gibi düşünün çevrelere ad vermeden seslenen Erdoğan, bunların büyük kısmının Avrupa Birliği müktesebatını ilgilendirdiğini ve teknik konular olduğunu anlattı.

Erdoğan, AB müktesebatı çerçevesinde Türkiye'nin de bu tür teknik düzenlemeler yaptığını belirtti.

"SİYASETÇİNİN GÖREVİ ÇÖZÜM ÜRETMEK"

Siyasetin ve siyasetçilerin görevinin sorun üretmek değil, sorunları çözmek olduğunu belirten Erdoğan, bu konuda AKP hükümetine bu konuda yöneltilen eleştirilerin haksız olduğunu belirtti.

Annan Planı'nın eleştirenleri "marjinal gruplar" olarak niteleyen Erdoğan, "bu çevrelerin kuru gürültüsüne pabuç bırakmayacaklarını" bildirerek, herkesi, bu milli davada sorumlu olmaya davet etti.

“30 YILDIR NERELERDEYDİNİZ?”

Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümünün çok kısa bir sürece sığdırıldığını söyleyenleri ise "1974'ten beri, 30 yıldır nerelerdeydiniz" diye yanıtladı.

Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümü için iyi niyetle hareket ettiklerini anlatan Erdoğan, referandumda Kıbrıs Türk halkının da bunu dikkate alacağını umduğunu belirtti.

Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Kıbrıs Türk halkının referandum konusunda vereceği karara saygılı olacaklarını duyurdu.

(Hürriyetim) HURRIYET 06/04/2004

Referandumu ertelemek için Denktaş’la anlaştı iddiası

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Rum lider Tasos Papadopulos ile gizlice temas kurarak, referandum tarihini erteletme anlaşması yaptığı ileri sürüldü. Denktaş iddianın asılsız olduğunu belirterek, ‘Yalandır, iftiradır’ dedi.

Denktaş ile Papadopulos’un ortak bir dil kullanarak, 24 Nisan’daki referandumun ertelenmesini istemesi ve halkın yasaları anlayabilmesi için zamana ihtiyaç olduğuna dikkat çekmesi, iki liderin anlaştığı yolunda haberlerin çıkmasına neden oldu. Denktaş ile Papadopulos’un gizlice temas kurarak, hemfikir oldukları referandum tarihinin ertelenmesi için görüş birliğine vardığı öne sürüldü. Rum gazeteciler de aynı doğrultuda bilgiler aldıklarını ancak doğrulatamadıklarını söylediler.

Bu arada, KKTC Meclisi dün olağanüstü toplanarak Annan Planı’nı ele aldı.

HURRIYET 06/04/2004

Devletimizi almaya çalışıyorlar, vermeyiz

Erdoğan PAÇİN-Nail KAHRAMAN GÜLER/BURSA,DHA

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta, Kosova ve Filistin gibi baskıyla sonuca gidilmek istendiğini savundu.

Denktaş, ‘Devleti altımızdan alma oyunu başladı. Kaybetmemek için mücadele veriyoruz. Bugüne kadar kaybetmedik, bundan sonra da kaybetmeyiz. Ama tehlikeli sulardan geçiyoruz’ dedi. Bursa Barosu’nun düzenlediği ‘Kıbrıs’ konulu panelde yaptığı konuşmada referandumun ertelenmesini isteyen Denktaş, 9 bin sayfalık belgeyi halkın bilmediğini söyledi. Denktaş, bir Rum diplomatın kendisine Annan Planı hakkındaki şu sözlerini anlattı: ‘Rum diplomat dedi ki ‘Türkler 40 bin askerini çekiyor. Yüzde 10’dan fazla toprak bırakıyor. Rum göçmenlerin yüzde 33’ünü içine alıyor. 15 yıl sonra tüm Rumlar, bütün adaya yayılmak imkanını elde edecekler. Bunu vermiş olan Türk tarafı bayram yapıyor. Bunları almış olan Rum tarafı matem tutuyor. Fikrim karıştı, anlayamadım ne olduğunu.’ Denktaş, referandumda Rumların ‘Hayır’ demesi halinde hiçbir şey kaybetmeyeceklerini ileri sürerek, ‘Rumların evet demesi halinde birkaç asık surat olur. Biz evet dersek, ekonomimiz çöker, bankalarımız batar’ dedi.

HURRIYET 06/04/2004

Anketçiler Kıbrıs’tan ellerini çeksinler

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Kıbrıs’ta referandum öncesi yapılan anketlerin anımsatılması üzerine ‘Son seçimlerde iki seksen uzanan anketçiler, Kıbrıs’tan ellerini eteklerini çeksinler’ dedi.

Ağar, dünkü basın toplantısında, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Ağar, hükümetin Kıbrıs konusunda, irade dayatmalarıyla karar alan bir sürece girdiğinin görüldüğünü savunarak, ‘Eğer gerçekten bu konularda hükümetin çözüm iradesi veya hazırlığı olsaydı, iktidara gelir gelmez bu konuya hız vermesi gerekirdi’ dedi.

HURRIYET 06/04/2004


ABD: KKTC'yi tanıma taahhüdümüz yok

Kıbrıs halkını referandumda "evet" demeye teşvik etmek için "çok aktif bir rol" oynayacaklarını belirten bir ABD yetkilisi, Rum tarafının "hayır" oy kullanması halinde ABD'nin KKTC'yi tanımayı düşündüğü yolunda bir taahhüdünün olmadığını söyledi.

ABD'nin, 24 Nisan'da Kıbrıs'ta iki yapılacak referandumda iki halkı "evet" demeye teşvik etmek için "aktif bir rol" oynayacağı bildirildi. Kıbrıs halkının, Kıbrıs sonununu çözmek için verilen fırsatı kaçırmayacağı umudunu koruyan ABD'nin, Rum tarafının "hayır" oy kullanması halinde KKTC'yi tanımayı düşündüğü yolunda bir taahhüdünün olmadığı da belirtildi.

ABD çevreleri, Annan Planı'na ilişkin olarak 24 Nisan'da Kıbrıs'ın her iki tarafında düzenlenecek olan referandumlardan "evet" çıkacağı umudunu koruyorlar. Kıbrıs sorununun çözmek için bir fırsatın bulunduğu, adadaki iki halkın bu fırsat kaçırmaması gerektiği belirtilirken olumsuz bir sonucun "olumsuz" sonuçlarının olacağı da düşünülüyor.

Bu arada, ABD'nin diplomatik temsilciliklerinin, Annan Planının taşıdığı öneme dikkat çekerek referandumlarda "kabul" oyunun kullanılmasını sağlamak için çaba gösterecekleri de ifade ediliyor.

Buna karşın, ABD'nin, yoğun bir baskı uygulayacağı iddialarını yorumlayan bir ABD yetkilisi de "Elbette ki halkı tehdit etmeyeceğimiz ancak halkı 'evet' demeye teşvik etmek konusunda çok aktif bir rol oynayacağız" şeklinde konuştu.

TANIMA TAAHHÜDÜMÜZÜ YOK

Öte yandan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, "Rumlar hayır derse KKTC'nin tanınmasını istiyeceğiz" yolundaki açıklamalarının ardından böyle bir durumda ABD'nin takınacağı tutum merak ediliyor.

ABD yetkilisi, Türkiye'nin böyle bir beyanda bulunma hakkı olduğunu belirtmle birlikte ülkesinin yaklaşımı konusunda net bir ifadede bulunmadı. Yetkili "Böyle bir şey söylemek Türkiye'nin hakkıdır ve bu konudaki karar Türkiye'ye aittir ancak tanımayı düşündüğümüz yönünde bizim tarafımızdan yapılmış bir taahhüt yoktur" dedi.

Nitekim, bir süre önce ABD Büyükelçisi Eric Eldeman, "Plan Rumlarca reddedilirse KKTC'yi tanır mısınız?" sorusu üzerine "Eğer yeni bir durum olursa, değerlendireceğiz" yolundaki bir karşılığı vermişti.

HURRIYET 06/04/2004

Herald Tribune: Türkiye'nin ekonomik istikrarı Kıbrıs'a bağlı

Dünya siyaset çevrelerinin yakından izlediği International Herald Tribune gazetesi, Türkiye'de, ekonomik açıdan pek çok gelişme kaydedildiğine dikkat çekilirken, tam istikrarın sağlanması için artık "birleşik bir Kıbrıs"ın gerekli olduğu öne sürüldü.

Gazete, Türkiye'de enflasyonun denetim altına alındığı, faiz oranlarının düştüğü ve ekonomik reforma ağırlık veren AKP hükümetinin yerel seçimlerde büyük bir zafer kazandığı belirterek, Türkiye'nin mali piyasalarının istikrarı açısından artık tek gerekli olanın "birleşik Kıbrıs" olduğunu savundu.

International Herald Tribune gazetesinde, Barbara Wall imzasıyla yer alan habere göre, pazar ekonomisine sahip bir ülke olarak Türkiye'nin başarı beklentisi artıyor. Enflasyon kontrol altına alındı, faiz oranları düşüyor ve son yapılan yerel seçimlerde, ekonomik reforma ağırlık veren iktidardaki AKP büyük bir zafer kazandı. Türkiye'nin şimdi ihtiyacı olan şey, finans sektörü yöneticilerine göre, birleşik bir Kıbrıs. Söz konusu yöneticiler, yerel finans piyasalarının buna bağlı olduğunu da öne sürüyorlar.

Haberde, HSBC'nin Londra'da bulunan Ekonomi uzmanı David Lubin'in, Kıbrıs'ta Türk tarafının Annan Planı'na olumlu oy vermesini beklediği belirtildi. Lubin'in, olumsuz oyun iç tahvil ve hisse piyasalarını da olumsuz etkileyeceği yönündeki uyarısına yer verildi.

Lubin'in, Rum tarafı üzerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir denetimi olmadığına belirttiğine ve Rumlar'ın "hayır" demesi halinde bile, AB'nin bundan Türkiye'yi sorumlu tutamayacağını kaydettiğine de dikkat çekildi.

(ANKA)

HURRIYET 06/04/2004

Arınç: Birleşik Kıbrıs 1 Mayıs’ta AB’ye girmeli

TBMM Başkanı Bülent Arınç, 5. Annan Planı’nda yer alan bazı konularda kendisinin kişisel olarak tatmin olmadığını, ancak Birleşik Kıbrıs’ın 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği’ne girmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, İstanbul'da düzenlenen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlık Divanı toplantısına katıldı.

Arınç, daha sonra parlamenterlerin Kıbrıs'a ilişkin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs sorununun diplomatik yollardan çözülmesinden yana olduğunu belirten Arınç, “Biz Irak için de, Ortadoğu için de, Kıbrıs için de harp ederek değil, diplomatik olarak bir sonuca varılabileceğini düşünüyoruz” dedi.

Arınç, 24 Nisan'da Kıbrıs'ta yapılacak referandum önce Türkiye'nin Kıbrıslı Türkleri yönlendirmeyeceğini bildirdi.

Son Annan Planı’nda yer alan bazı konularda kendisinin kişisel olarak tatmin olmadığını açıklayan Arınç, 1 Mayıs 2004 tarihinde Birleşik Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne girmesi gerektiğini kaydetti.

(Hürriyetim)

HURRIYET 06/04/2004

AB, Güney Kıbrıs'ın 'evet' demesi için kampanya başlatıyor

Kıbrıs'ta 24 Nisan'da referanduma sunulacak nihai Annan planına Kıbrıs Rum tarafının ''evet'' demesi için Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin kampanya başlatacağı bildirildi.
Rum Politis gazetesi, ''Avrupa ülkelerinin Kıbrıs Rumlarının 24 Nisan'daki referandumda 'evet' demesi için koordineli baskılar başlattığını'' yazdı.
Gazetenin haberine göre, ''bu yönde girişim başlatan ülkelerin başında İ
ngiltere geliyor. İngiltere, Rumların referandumda 'evet' demesi için üç sayfalık bir belge hazırladı ve bu belgeyi diğer yabancı hükümetlere de verdi''.
Habere göre, ''söz konusu belge mülkiyet, Türk askerleri ve tazminatlar konusunda Rumların endişelerin
e yanıt veriyor. Belgede Rumların 12 noktada kazanım elde ettiği belirtiliyor ve bu noktalar şöyle sıralanıyor:
1. Kıbrıs Rum göçmenlerinin yarıdan fazlası (120 bin) Kıbrıs Rum idaresine devredilecek bölgelere dönüyor.
2. Tazminatlar konusu iyileştirildi.
3. Türkiye'den göçe etkin koruma.
4. Kıbrıs Rum idaresindeki toprak yüzde 64'den yüzde 72'ye yükseldi.
5. BM toprak ayarlamasına gözcülük edecek.
6. Türk askeri sayısı azaltılacak. Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra veya 2018'de sayı 650'ye düşecek.
7. Ev ve
toprak alımlarındaki sınırlamanın bitiş tarihi var. Fakat piyasa gücü bunu de-facto olarak ortadan kaldıracak.
8. Kıbrıs Rumlarının Türk kurucu devletinde gece konaklama sınırlamaları kaldırıldı.
9. Hemen hemen tüm federal yasalar Kıbrıs Rum tarafınca hazırlandı.
10. İki ay içerisinde seçilmiş federal kurumlar etkin şekilde faaliyete geçecek.
11. Daimi bölünme tehdidine son verilecek.
12. Yeni plan Avrupai bir çözüm teşkil eder.''

BM DE DEVREDE-

Rum Fileleftheros gazetesi de, ''Rum tarafının referandumda 'evet' demesi için, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da katılımıyla Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nun referandum tarihinden 3 gün önce ortak toplantı planladığını'' yazdı.
Habere göre, ''bu toplantıda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde tavsiye kara
rı alınması bekleniyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer aynı tarihte Strasbourg'da Türk ve Rum siyasi parti başkanlarını bir araya getirmeyi düşünüyor.'' Haberde, ''Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in referandumdan birkaç gün önce adaya geleceği'' belirtildi.
MILLIYET 06/04/2004

Erdoğan: Rumlar 'hayır' derse uluslararası platformda zor durumda kalır


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güney Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'na (hayır) demesi halinde zor durumda kalacaklarını'' söyledi.
Alınan bilgiye göre, AK Parti'nin TBMM Grubu'nun basına kapalı bölümünde Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunu değerlendirdi.
Kıbrıs'ın ''milli bir dav
a'' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, bu davada şahsi endişelerle hareket edilemeyeceğini söyledi.
Erdoğan, Kıbrıs sorununun yeni ortaya çıkmadığını, 1974'ten beri gündemde olduğunu belirterek, bu dönemdeki yetkililerin sorunun çözümüne yönelik ciddi a
dımlar atamadığını kaydetti. Plan'a yönelik kendilerine eleştiriler yöneltildiğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''30 yıldır neredeydiler?'' diye sordu.
Yapılacak referandumda Türk tarafının (hayır) demesi halinde sorunun çözümüne katkı sağlanamayacağını ve çö
züm sürecinin zorlaşacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, Rumların (hayır) demesi halinde uluslararası platformda zor durumda kalacağını kaydetti.
Abdullah Gül de Plan hakkında milletvekillerine bilgi verirken, Kıbrıs sürecini anlattı. Ortadaki anlaşmayı ''
iyi'' diye nitelendiren Gül, uluslararası anlaşmalarda taviz de verileceğini, taviz de alınacağını bildirdi.
MILLIYET 06/04/2004

Weston: ''Rum Kesimi 'Hayır' derse Türkiye AB dışında bırakılmamalı''

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, Kıbrıs Rum Kesimi'nin referandumu reddetmesi durumunda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden Aralık ayında tarih almasının sıkıntıya girmemesi gerektiğini söyledi.
Weston, Türk-Amerikan Konseyi'nin Washington'da gerçekleştirilen 23. yıllık konferansın
da yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta elde edilen gelişmelerde özellikle Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının önemli payı bulunduğuna işaret etti.
Weston, ''Diğer Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında artan konsensus şu ki, Türkiye üzerine düşeni yaparsa ve Kıbrıs R
um Kesimi'nin referanduma hayır demesi yüzünden Kıbrıs'ta gelişme sağlanamazsa, bu durumda Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş Türkiye'nin AB dışında kalmasına izin verilmemeli'' dedi ve ABD'nin de bu görüşe destek verdiğini söyledi.
Tom Weston, referand
umların kabul edilmemesi halinde bunun herkes için çok kötü olacağını ve uzun süre bu konunun duracağını söyledi.
Weston, Annan planı hakkında yeterli bilgilendirme yapıldığı takdirde, referandumlardan olumlu sonuçlar alınacağı konusunda iyimser olduğunu k
aydetti.
Weston, referandumlarda olumsuz sonuç çıkması halinde Kıbrıs'ta ''ikinci şans'' olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık, ''Eğer bu çabalar yenilgiye uğrarsa, yani her iki taraf da veya taraflardan biri reddederse, görünür gelecekte Kıbrıs'ta b
ir şeyler olabileceğini görmek benim için çok zor'' dedi.
MILLIYET 06/04/2004

Korgeneral Saygun: Kıbrıs her zaman büyük bir güvenlik sorunu oldu


Türk Silahlı Kuvvetleri'nin NATO temsilcisi Korgeneral Ergin Saygun, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Türkiye'nin, ''hedef ülkelerle değil, Avrupa ülkeleriyle'' gruplandırılması gerektiğini söyledi.
Korgeneral Saygun, Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC) 23'üncü konferansındaki bir panelde yaptığı konuşmada, ''Ortadoğu'da makul bir girişimi desteklem
eye istekliyiz. Türkiye, bölgesinde barış ve istikrar görmek istiyor. ABD'nin Büyük Ortadoğu girişimi takdire şayan. Bu girişimin politikalarımızda derin etkisi olacak. Ancak halen projede belirsizlikler var. Karanlık noktalar aydınlanmalı'' dedi. Saygun, Ortadoğu'da istikrarın ancak barışçı yöntemlerle sağlanabileceğini vurguladı.
Korgeneral Saygun ayrıca, ''Türkiye, diğer Avrupa ülkeleriyle gruplandırılmalı, hedef ülkelerle birlikte değil'' diye konuştu.

ANNAN PLANI

Annan planını değerlendirmesi istenen Saygun, ''Kıbrıs, Türkiye için her zaman büyük bir güvenlik endişesi oldu. Halen öyle. Kıbrıs probleminde şu anda hangi aşamaya geldiğimiz veya sonuç konusunda yorum yapmak benim işim değil'' dedi.
Bu yılın Irak'ın geleceğinin belirlenmesinde önemli olacağına işaret eden Saygun, İran'ın son dönemde Türkiye ile daha yakın işbirliği içinde olduğunu ve daha iyi ilişkilerin, ''ihtiyatlı iyimserlikle'' kabul edildiğini kaydetti.
Suriye'de Araplar ile Kürtler arasındaki son çatışmalara dikkati çeken Saygun, bu ç
atışmaların büyük endişe kaynağı olduğunu ve bölgede domino etkisi yaratmasından endişe edildiğini belirtti. Saygun, İsrail-Filistin probleminin, bölgede problemlerin çözümünde kilit önemde olduğuna işaret ederken, Türkiye-İsrail ilişkilerinin ''çok sağlam'' olduğunu vurguladı.
Konuşmasında Ermenistan ile ilişkilere değinen Saygun, Türkiye'nin, Ermenistan ile daha iyi ilişkiler kurulmasına karşı olmadığını ancak buna uygun bir ortamın bulunması gerektiğini söyledi. Saygun, Ermenistan'ın, Türkiye'nin uluslar
arası alanda yerini küçültme çabaları ve toprak iddiasını, Ermeni dış politikasının bir parçası haline getirdiğini, Azeri toprağının yüzde 20'sini işgal etmekte olduğunu kaydetti.
Aynı panelde konuşan ABD Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Dairesi Başk
anı Korgeneral Walter Sharp da terör örgütlerinin Irak'ta duramayacağına işaret etti. Sharp, terör örgütü PKK'nın bölgeden temizleneceğini vurgularken, ''En iyi zamanı ve yöntemi tespit etmeliyiz'' dedi.
Sharp, oturumda, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı
n, Türkiye'yi İslam Cumhuriyetleri arasında sayan konuşması hakkındaki yorumu sorulunca, ''Bu soruyu ABD Dışişleri Bakanlığı'na yöneltmelisiniz. Türkiye, laik, demokratik bir ülke'' dedi.

MILLIYET 06/04/2004

Hisarcıklıoğlu: Rumların hayır demesi belki bizim için hayırlı olur


Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 4. Annan Planı'na Rumların (Hayır) demesi halinde KKTC'nin uluslararası arenada devlet olarak tanınması ve uygulanan ambargonun kalkmasının söz konusu olabileceğini belirterek, ''belki de bizim için bu daha hayırlı bir sonuç olur'' dedi.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Türkiye Milli Komitesi'nin Odalar Birliği'nin sponsorluğunda Ankara Hilton Otel'de düzenlediği Milletlerarası
Tahkim Semineri'ne katılarak bir konuşma yaptı.
Hisarcıklıoğlu, uluslararası alanda tahkimin, anlaşmazlıkları konunun uzmanı hakem veya hakemlerce en çok altı ay gibi kısa bir sürede çözmesinin ve aldığı kararların mahkeme kararı gibi geçerli olması neden
iyle giderek yaygınlaşan bir müessese haline geldiğini bildirdi.
Konuşmasının ardından toplantıdan ayrılışı sırasında gazetecilerin Kıbrıs ile ilgili sorularını yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, Kıbrıs sorunu ile ilgili yürütülen görüşmelerde artık son aşamaya ge
lindiğini bildirdi.
Ancak bu konuda Türkiye ile Avrupa Birliği'nin (AB) yapması gerekenler bulunduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, bunlardan ilkinin adada uzun süreli bir barışın sağlanabilmesi için yapılacak anlaşmanın AB'nin birincil hukuku içinde olması ge
rektiğini kaydetti. Birincil hukuk içinde olmayan bir anlaşmanın ileride mahkemeler kararıyla AB müktesebatı çerçevesinde bozulmasının söz konusu olabileceğine dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, bunun da bütün topluma çok pahalıya mal olabileceğini vurguladı.
Hi
sarcıklıoğlu, şöyle dedi:
''Bence ikinci önemli nokta Kıbrıs'ın bugüne kadar Kopenhag siyasi kriterlerinin içinde olmadığı her halükarda söylense de hepimizin bildiği gibi masanın arkasında veya kapalı kapıların arkasında Kıbrıs sorununun AB ile müzakere t
arihi alınmasında önemli rol oynayacağı ifade ediliyordu. Fakat gördüğümüz kadarıyla Aralık sonunda müzakere tarihinin alınmasıyla ilgili bir bağlantı yok. Türkiye'nin bunu alıyor olması lazım. Yani Kıbrıs'taki yapılan anlaşmanın AB birincil hukuku içinde olması, ikincisi de müzakere tarihinin Aralık sonunda verileceğinin kesin olarak ifade edilmesi.
Bir başka şey de bu arada yapmamız gereken muhakkak AB perspektifinde kalmamız lazım. Tam üyelik perspektifinde. Bugüne kadar maalesef üzüntü ile seyrediyorum
kamuoyunda herkes tarafından (müzakere tarihine başlayalım da nasıl olsa tam üyelik için 10-15 yıl bekleriz) deniliyor. Bugün baktığımız zaman AB'de müzakere tarihi en uzun süren ülke İspanya olmuş 8 yıl. Bizim bu perspektifi alıyor olmamız lazım. Yani en azından İspanya'yı düşünürsek 8 yıllık bir perspektifte alıyor olmamız lazım. Bunlar için geç değil. Ancak Annan Planı'nın içindeki şartların değişmesi için artık imkan yok. Ama onun haricindeki bu üç madde bence işin esas ana noktası bunlar. Bunlara dikkat etmemiz lazım.''

''BİZİM İÇİN DAHA HAYIRLI SONUÇ OLUR''
Bir gazetecinin Annan Planı'na Rumların (Hayır), Türklerin (Evet) demesi halinde ne olacağını sorması üzerine de Hisarcıklıoğlu, ''Bu senaryoların hangisi olursa olsun mutlaka herkes kendi yerini bulacaktır. Rumlar (Hayır) derse bu seferde KKTC'nin ambargosunun kalması ve uluslararası arenada da devlet olarak tanınması söz konusu olabilir. Belki de bizim için bu daha hayırlı bir sonuç olur'' dedi.
MILLIYET 06/04/2004

Denktaş: Cumhurbaşkanı ile görüşmek için Ankara'ya gidiyorum"


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara'ya gitti.
Atatürk Havalimanı'nda uçağa binmeden önce program değişikliğine ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Kıbrıs'a gittikten sonra, Milli Güvenlik Kurulu'ndan (MGK) alınmış olan karar çerçevesinde arkadaşlarım bana soracak, 'ne diyorsun, ne yapılabilir?' diye. Bunun hakkında bilgi almak üzere Ankara'ya gitmeyi uygun buldum'' dedi.
Denktaş, bir basın mensubunun ''Size Ankara'dan telefon m
u geldi?'' şeklindeki sorusu üzerine, ''Ben dün Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonla konuşmuştum. 'Gelirsen görüşebiliriz' demişti. Onun için gidiyorum'' diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra THY'nin tarifeli uçağıyla saat 10.30'da Ankara'ya ha
reketti.

MILLIYET 06/04/2004

Arınç: ''1 Mayıs'ta Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye girmeli''


TBMM Başkanı Bülent Arınç, Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumun Türkiye'den yönlendirilmesinin söz konusu olmadığını belirterek, bu sorunun halkların vereceği kararla çözülmesi gerektiğini söyledi.
Arınç, Ritz Carlton Oteli'nde gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlık Divanı Toplantısı'nda, konuk parlamenterlerin sorularını yanıtladı.
İngiliz parlamenter Tony Lloyd'un ''Anna
n Planı ile herhangi bir ilerleme kaydedilebilir mi, Kıbrıs sorunu tarihe karışabilir mi, Kıbrıs, bir bölünmeden ziyade barış köprüsü olabilir mi?'' şeklindeki sorusu üzerine Arınç, bu sorunun Türkiye, Yunanistan, AB ve dünya açısından çözülmesinin şart olduğunu söyledi.
Siyasetçilerin görevinin konuşmak değil, sorunları çözmek olduğunu dile getiren Arınç, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin bu konuda büyük bir inisiyatif aldığını kaydetti.
Sorunun çözülmesi için Davos'ta başlatılan süreci anlatan Arınç, kesil
en sürecin yeniden başlatılmasının diplomatik bir başarı olduğunu bildirdi.
Arınç, Türkiye'nin sorunların kavgayla değil, diplomasi ve barışla çözülmesini istediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
''Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, BM Genel Sekreteri Annan'ın i
yi niyet misyonu çerçevesinde bu sürecin başlamasını arzu etti, inisiyatif aldı. Eleştirileceklerini bile bile bu sorunun çözülmesi için iyi niyetle yola koyuldular. Referandumun dışında yol haritası tamamlandı. Şimdi iki toplum da 24 Nisan'da referandum yapacak. Eğer Türk toplumu plan için evet oyunu kullanırsa, TBMM de varılacak anlaşmayı uygun bulacak veya bulmayacak. Oradaki toplumların verecekleri karar milletvekillerimizi etkileyebilir. Çünkü birinci derecede orada yaşayan halkların vereceği karar bizim de kararımızı etkiler.'' Arınç, Annan Planı için kişisel değerlendirmelerde bulunurken ''Plan yüzde yaz başarılı, uygun, iki tarafı da tatmin edecek düzeyde değil'' ifadesini kullandı.
Planın iki tarafın itiraz ve taleplerini dengelemeye çalıştığını dil
e getiren Arınç, plana KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da dahil olmak üzere farklı kesimlerden itirazlar bulunduğunu hatırlattı.
''Plan üzerinde okumuş ve çalışmış birisi olarak bazı konularda tatmin olmadığımı söylemek durumundayım'' diyen Arınç, bazı kon
ularda ise sorunların geleceğe bırakıldığını kaydetti.
Arınç, şöyle devam etti:
''Doğrudan Kıbrıs'ta yapılacak referandumu Türkiye'den bizim yönlendirmemiz söz konusu değildir. Ancak bütün gönlümle şunu arzediyorum ki, bu sorun halkların vereceği kararla ç
özülmelidir. Ama 1 Mayıs 2004'te Birleşik Kıbrıs Devleti AB'ye girmelidir. Aksi taktirde AB içerisinde bu sorun kendini her zaman hissettirecektir.''
* * * * * * *

MILLIYET 06/04/2004

ANAP, Kıbrıs'taki çözüm sürecini desteklediğini açıkladı


ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, partisinin Kıbrıs'taki çözüm sürecini desteklediğini bildirdi.
Nas, yaptığı yazılı açıklamada, Annan Planı'nın son şekliyle Türkiye'nin tezlerine yaklaştığını, böylece siyasi eşitlik sağlandığını ve çözüme yakın hale gelindiğini ifade et
ti.
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı çözüm noktasında önemli bir kapı aralandığını belirten Nas, partisinin çözüm sürecini desteklediğini bildirdi.
Nas, şunları kaydetti:
''Bu çözüm çerçevesinde, Kıbrıs Türk Devleti, kendi anayasası olan, demokratik sistemle yönet
ilen, kendi bağımsız mahkemelerine sahip bir devlet hüviyeti kazanacaktır. Kendi toprakları üzerinde egemenlik hakkı Kıbrıs Türk Devleti'ne ait olacaktır. Kuşkusuz her anlaşmada olduğu gibi tüm kazanımlar hanemize yazılamamıştır.
Derogasyonlar sorunu halen
devam etmektedir. Ancak, bu haliyle dahi Kıbrıs Türkleri'nin ve dolayısıyla Türkiye'nin olmazsa olmazları büyük ölçüde anlaşmada yer bulmuştur. Hem Kıbrıs Türkleri'nin hem de Türkiye'nin önü açılmıştır.''
MILLIYET 06/04/2004

Annan: "Kıbrıs'ta son söz halkların"


BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'ta son sözü 24 Nisan'da yapılacak referandumda Türk ve Rum halklarının söyleyeceğini belirtti.
Annan, resmi bir ziyaret için geldiği Moskova'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ortak basın toplantısı düzenledi.
New York'taki BM Genel Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Annan basın toplantısında Kıbrıs ile ilgili soruları yanıtlarken, Ada'da son sözü Türk ve Rum halklarının 24 Nisan'da düzenlenecek referandumda söyleyeceklerini, halkların buna karar v
ereceğini ifade etti.
''Kimsenin halkların kararı üzerinde etki yapacağını düşünmüyorum'' diyen Annan, Kıbrıs sürecinin tarafların New York'ta 13 Şubat'ta özgürce ve kendi istekleriyle vardıkları bir karar olduğunu kaydetti.
Kofi Annan, buna göre, Türk ve
Rum taraflarının kritik aşamada Türkiye ve Yunanistan liderlerinin uzlaşma için devreye girmeleri, başarısız olunursa kendisinin boşlukları doldurması, bunun da halkoylamasına sunulması konusunda anlaşmaya vardıklarını anımsattı.
BM Genel Sekreteri, ayrıca
bir soru üzerine Moskova'daki temasları sırasında Devlet Başkanı Vladimir Putin'in BM'ye inancını, BM ile çalışmadaki kararlılığını ve uluslararası işbirliğindeki önemini dile getirdiğini belirterek, Rusya'dan bu ortaklığın sağlamlığına inancıyla ayrılacağını kaydetti.
Annan, Rusya ile Irak, Afganistan, Kosova ve diğer konularda birlikte yakın çalışma ortamı içinde bulunacaklarını da sözlerine ekledi.
Rusya Federasyonu'nun da dahil olduğu Dörtler (Quartet) grubunun Ortadoğu'da tarafları masaya geri getirme
k ve ileriye dönük bir yol bulmak için çabalarını yeniden canlandırmaya kararlı olduğunu söyleyen Kofi Annan, Irak'taki BM varlığının bir Irak hükümetinin ülke halkını temsil edebilmesini sağlamak için elinden geleni yapacağını kaydetti.
Annan, Irak'ta her
kese birbirleriyle işbirliği yapmaları ve sivillerin yaşamına mal olan şiddeti durdurmaları çağrısında bulundu.
MILLIYET 06/04/2004

Talat: Plana gönül rahatlığıyla 'evet' denilebilir...


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, İsviçre'deki müzakerelerin ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son halini verdiği planın, ''artık çok daha fazla Kıbrıslı Türkün ve Rumun gönül rahatlığıyla 'evet' diyebileceği bir plan olduğunu'' söyledi.
Başbakan Talat, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) lokalinde düzenlenen
toplantıda, İsviçre'deki müzakereler ve Annan planının son durumu hakkında, ''Bu Memleket Bizim Platformu'' ile ''Ortak Vizyon''u oluşturan kuruluşların temsilcilerine bilgi verdi. Talat, kalabalık bir grubun katıldığı toplantıda soruları da yanıtladı.
Ref
erandumda Kıbrıs'taki her iki tarafın da Annan planını kabul etmesi için gereken çalışmaları yapacaklarını belirten Talat, ''Plan, ufak tefek karmaşalar olmakla beraber kabul edilebilir hale geldi'' dedi.
Başbakan Talat, Rumlara devredilecek topraklarda da
ha önce 30 ay olan geçiş döneminin son düzenlemeyle 50 güne düşürülmesinden endişe duyduğunu ve bunun çok zorluklar yaratacağını kaydetti.
Talat, ''Annan planının ilk kez İsviçre'de müzakere edildiğini, bu yüzden planda denge korunarak epeyce değişiklikler
olduğunu'' anlattı.

EN KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK MÜLKİYETTE

Mehmet Ali Talat, Annan planında İsviçre'deki müzakereler sırasında en köklü değişikliğin Kıbrıs Türk tarafının önerisiyle mülkiyet konusunda yapıldığına işaret ederek, kuzeydeki Rum malının 3'te 1'inin iadesi, 3'te 1'inin tazminatının alınması ve 3'te 1'inin takas amacıyla kullanılacak olmasının, her iki tarafa da avantajlar getiren bir formül olduğunu söyledi.
Başbakan Talat, ''Bu yöntemle Rumların mallarını uzun vadeli kiralayarak sonunda sahip çıkaca
kları endişesinin ortadan kalktığını, Rumların ne kadar mal alabileceğinin belirginleştiğini, mülkiyetin değişik bölgelerden dengeli şekilde iadesinin sağlanacağını'' söyledi. Talat, mülk iadesi ve tazminat şeklinde uygulanacak düzenlemeyi insan haklarına uygun bir yöntem diye niteledi.
En büyük tartışmayı Karpaz konusunda yaşadıklarını belirten Talat, ''Bu formülü Karpaz dahil diye önerdiklerini ama Rumların karşı çıktığını, sonuçta BM'nin 'geri dönecekler mallarının tümünü, dönmeyecekler 3'te 1'ini alacak
' diye formüle ettiğini'' anlattı. Talat, her iki taraf için mal mülk konusundaki düzenlemenin daha tatmin edici olduğunu ifade etti.
Senatoya seçilecek 24 Kıbrıslı Türk ve 24 Kıbrıslı Rumun anadil temeline göre seçileceğine işaret eden Talat, bunun siyasi
eşitlik için çok önemli oldğunu kaydetti.
Talat, ''Plana göre Türkiye AB'ye tam üye olunca, kuzeye geçecek Rum oranındaki yüzde 21'lik sınırlamanın kalkacağını, bunun nedenini sorduğunda kimseden cevap alamadığını, sonuçta demografik yapının bozulmaması i
çin Kıbrıs Türk devletinde yaşayanların 3'te 2'sinin anadilinin Türkçe, Kırbıs Rum devletinde yaşayanların 3'te 2'sinin anadilinin de Rumca olması koşulunun geldiğini'' belirtti.
İade edilecek topraklardaki sınır düzenlemelerinin süresinin 3 yıldan 3.5 yıl
a çıkarıldığını anlatan Başbakan Talat, 1 Ağustos'a kadarki geçiş sürecinde 3 Kıbrıslı Türk, 3 Rum bakanın görev yapacağını, birer aylık sürelerde iki de eşbaşkan olacağını, 13 Haziran'da ise tüm seçimlerin yapılacağını kaydetti.
Başbakan Talat, ''Kıbrıs T
ürk tarafının istediği istisnaların (derogasyon) AB birincil hukuku yapılmasının büyük ölçüde sağlandığını'' ifade ederek, ''adaptasyon sürecinin arkasından tüm istisnaların da birincil hukuk sayılabileceğini, AB yetkililerinin en kısa sürede bu konuda girişim başlatacağını söylediğini'' bildirdi.
Talat, Annan planındaki son düzenlemelerle polis sayısının artırıldığını, Merkez Bankası'nın kuzeyde bir yıl süreyle şubesi olacağını, Merkez Bankası guvernörünün ilk 7 yıl Kıbrıslı Türk olacağını, güneyde veya ku
zeyde istimlak edilmiş malların parası alınmamışsa eşdeğer amacıyla kullanılabilmesinin sağlandığını kaydetti.

TÜRKİYE KÖKENLİLER

Talat, daha sonra katılımcıların sorularını da yanıtladı. KKTC'deki Türkiye kökenli nüfus konusunda devletin elinde kesin bir kayıt olmadığını, doğum ve ölüm kayıtlarının çok çağdışı olduğunu belirtti.
Talat, bugüne dek bin vatandaşlık verildiğini ama bunlardan 44 bininin kimlik kartı aldığını, 9 bininin kimlik kartı almadığını, bundan da bu 9 bin kişinin KKTC'de yaşamadığının
anlaşıldığını kaydetti. Talat, poliste 1990'dan önceki döneme ait ülkeye giriş ve çıkış kayıtlarının da bulunmadığını söyledi.
Bu konulara açıklık getirebilmek için İçişleri Bakanlığı'nda yoğun bir çalışma sürdüğünü, birkaç gün içinde Türkiye kökenlilerle
ilgili listenin hazırlanacağını belirten Başbakan Talat, rakamın Annan planındaki gibi 45 bin civarında olacağını sandığını açıkladı. Başbakan Talat, ülkede 60 bin de kaçak bulunduğunun tespit edildiğini bildirdi.
Talat, BM'ye 10 Nisan'a kadar vatandaşlığa
alınacak Türkiye kökenlilerle ilgili 45 bin kişilik listeyi vermek zorunda olduklarını belirterek, ''Aksi halde toplumsal sorunlar yaşanabileceğini'' söyledi.
Aynı şekilde Rum tarafının da vatandaş yaptıklarının listesini BM'ye sunacağını kaydeden Başbaka
n Talat, ''Bu listelerin yeni devletin ilk resmi gazetesinde yayımlanacağını, üç aylık müracaat süresi tanınacağını ve yanlışlıklarla haksızlıkların düzeltilmesi fırsatı olacağını'' anlattı.
Referandumda, sandık seçmen listesindeki seçmenlerin oy kullanacağını belirten Talat, ''Türkiye AB'ye girdikten sonra Türkiyelilerin kalmak için Kıbrıs'ı çok fazla tercih edeceğini sanmadığını, hatta anlaşmadan sonra AB vatandaşlığını alıp gidecekler de bulunacağını'' söyledi.
Talat, Türkiye'nin anlaşmadan sonra Kıbrıs'
a para verip vermeyeceğinin belli olmadığını, ancak mayısa kadar kredi anlaşması bulunduğunu, İsviçre'deki görüşmeler sırasında Türk heyetinin ''biz yükümlülüklerimizi sürdüreceğiz, bir pürüz olmayacak'' dediğini anlattı.
Başbakan Mehmet Ali Talat, geçici
dönemde Dışişleri ve Savunma, Telekomüniksyon ve Ulaştırma, Ekonomi ve Finans bakanlıklarının Kıbrıslı Türk, Maliye, Avrupa ve İçişleri bakanlıklarının ise Rum olacağını belirtti.
MILLIYET 06/04/2004

Rum basını: Papadopulos 'hayır' diyecek

Kıbrıs Rum basını, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 24 Nisan'da Kıbrıs Türk ve Rum tarafında referanduma sunulacak Annan planına ''hayır'' diyeceğini yazdı.
Rum lider Papadopulos, yarın akşam televizyonlardan saat 20.00'de Rum halkına hitaben yapacağı konuşmada
, plana niçin ''hayır'' diyeceğini gerekçeleriyle anlatacak.
Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Haravgi gazetesi, partiler düzeyinde temaslar sürerken Papadopulos'un kesin kararını aldığını yazdı. Gazete, ''güvenilir bilgilere'' dayanarak, ''Papadopulos'un yarın a
kşam saat 20.00'de Rum halkına seslenerek, argümanlarıyla plana karşı duruşunu ortaya koyacağını'' kaydetti.
Gazeteye göre, Papadopulos, görüşlerini bugün Güney Kıbrıs'a gelecek olan, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis başkanlığındaki Yunan heyeti
ne de anlatacak.
Simerini gazetesi de ''Tasos 'Hayır'ı Mühürlüyor'' başlığıyla verdiği haberde, ''Tüm bilgilerin, Papadopulos'un yarın akşamki halka sesleniş konuşmasında Annan planına 'hayır'ı mühürlemeye çalışacağını gösterdiğini'' yazdı.
Haberde, ''Papa
dopulos'un Rum halkına sesleniş konuşmasında, Annan planını neden destekleyemeyeceğini izah edeceği'' belirtilerek, Papadopulos'un gerekçelerinin güvenlik, ekonomi ve devletin fonksiyonelliği konularında olduğu kaydedildi.
Haberde, Papadopulos'un bugün öğl
e saatlerine Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides'le bir araya geleceği de bildirildi.
Gazeteye göre, Papadopulos, dün Güney Kıbrıs'a gelen Yunan PASOK heyetine de ''hayır'' şeklindeki görüşünü bildirdi.
Papadopulos'un başkanı olduğu iktidarın küçük o
rtağı Demokratik Parti (DİKO), Papadopulos'un referanduma yönelik kararını benimseyeceğini açıklamıştı.
Rum basını, iktidarın büyük ortağı komünist AKEL partisinin ise referandumda plana ''evet'' deme eğiliminde olduğunu belirtiyor.
İktidar ortaklarının bi
rinin ''evet'', diğerinin ''hayır'' demesinin koalisyonun bozulmasına yol açmayacağı konusunda anlaştıkları da Rum basınında yer alıyor.
MILLIYET 06/04/2004


Yeter ki barış kazansın!


Annan Planı son halini aldı ve referanduma sunulmaya hazır hale geldi.
Şimdi gündemimizde "referandum" var.
Önce kendi tavrımı açıklıkla ortaya koyayım: Ben Kıbrıs'ta kalıcı ve barışçı bir çözüm bulunmasını istiyorum.
"Kalıcı" çözüm olmasını istiyorum, çünkü Bosna'da, Kosova'da yaşadıklarımızın benzerlerini, geçmişte Kıbrıs'ta
yaşadık.
Eğer Kıbrıs'ta, Bosna benzeri bir "etnik arındırma" süreci yaşanmadıysa bunu Türkiye'nin, Samson Darbesi sonrasındaki kararlı tavrına ve askeri müdahalesine borçluyuz. Bunu unutmamak gerekiyor.
Öte yandan yine biliyorum ki "kalıcı" çözüm, sorunun
iki tarafının da çıkarlarını gözetebilecek bir anlaşmanın yaşama geçirilmesiyle mümkün olabilir.
Böyle bir anlaşma kaçınılmaz olarak karşılıklı tavizlerin verilmesini gerektiriyor. İki tarafın da kazanacağı, iki tarafın da kaybedeceği şeyler olmalı ve bun
lar da karşılıklı bir denge içinde olmalıdır ki anlaşma kalıcı olabilsin.
Geçmişin olaylarının esiri olur, günün şartlarını iyi değerlendiremezseniz böyle bir anlaşma yapılması da mümkün olamaz.
Benim siyasal görüşüm 1974'ten bu yana değişikliğe pek uğrama
dı. Özellikle de Kıbrıs ile ilgili olarak..
Kıbrıs'ın bağımsızlığının ve bütünlüğünün korunmasını savundum hep.. Kıbrıs'taki iki toplumu birbirine düşman eden faşist ve aşırı milliyetçi ideolojilerin sadece ada halkına değil, dünya barışına da zarar verdiğ
ini düşündüm. Hâlâ da böyle düşünüyorum.
Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde bir çözüme bu nedenle taraftarım.

En iyisi değil ama...
Bunun nedeni, anlaşmanın yapılabilecek en iyi anlaşma olması değil. Ama bu anlaşmanın Türklerin başına gelebilecek en kötü çözüm olduğu görüşlerine de katılmıyorum.
Anlaşmanın Kıbrıslı Türkler açısından iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de olabilir. Bunu biliyorum. Ancak uluslararası ilişkilerde karşılıklı tavizler verilmeden barışçı bir çözümün oluşmayacağını da biliyorum
.
Ortaya çıkıp "bu anlaşma en iyisidir" demek ne kadar yanlışsa, anlaşmanın bazı maddelerini görmezden gelip, bazı maddelerini ortaya sererek "bu anlaşma esaret anlaşmasıdır" demenin de o kadar yanlış ve haksız olduğunu düşünüyorum.

Yanıt arayan sorular

Bence şu soruların yanıtlarını doğru ve samimi olarak verebilirsek Annan Planı ile ilgili referandum sırasında ne yapılması gerektiği de ortaya çıkacaktır.
1- Türkiye, dünyanın bugünkü gerçekleri içinde KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak dünyada tanınmasını sağlayabilir mi? Bugüne kadar neden sağlayamadı, bundan sonra nasıl sağlayabilir?
2- Türkiye ve KKTC, ekonomik ambargoyu kırabilecek önlemler geliştirebilirler mi? Bugüne kadar bunu neden yapamadılar?
3- Kıbrıs'ın Rum kesimi ile Türk kesimi arasındaki ek
onomik uçurum, bugünkü statüko böylece korunursa kapanabilir mi? Neden Kıbrıs'ın Rum kesiminde milli gelir 17 bin doları geçti de Türk kesiminde 3 bin doları bulamadı?
4- Kıbrıs Rumları'nın, 1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsilen Avrupa Birliği'ne
tam üye olmalarını önlemek mümkün mü?
5- Hangisi daha iyi: Rumların Kıbrıs'ın tek meşru temsilcisi olarak AB üyesi olması mı, yoksa içinde Türklerin de olduğu birleşik yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olması mı?
6- Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye, AB
üyesi olabilir mi?
Çözüme karşı çıkanlar, bu soruların yanıtlarını da açıklıkla ortaya koyabilmeliler.
MEHMET Y. YILMAZ MILLIYET 06/04/2004

Denktaş: Büyük kazık yiyeceğiz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda gelinen

aşamayı değerlendirirken, "Büyük kazık yiyeceğiz. Kazık yiyeceğimiz belliydi. Ben yontmak, küçültmek, inceltmek için çaba gösterdim" dedi.
İstanbul'da dün akşam yemeğinde birlikte olduğumuz Denktaş, referanduma sunulacak metnin kabul edilmesi halinde 10 - 15 yıllık bir süre içinde
Kıbrıs Türkünün tasfiye olacağını öne sürdü.
Denktaş, müzakere sürecinin her aşamasında kendisinin de bilgisi olduğu ve onayının alındığı yolunda Başbakan Erdoğan tarafından yapılan açıklamaları ise şöyle değerlendirdi: "Ben her aşamada bütün uyarılarımı
sözlü ve yazılı olarak yaptım. Eğer ben bu direnci göstermeseydim, Annan Planı'nın ilk haline de imza atmaya hazır olanlar ne yapacaklardı? Eğer bu plan beş kez değişmiş ve Türk tarafı lehine tatminkâr olmasa da bazı kazanımlar sağlanmışsa bu gösterdiğimiz bir direnç ve çetin müzakere anlayışımızdan kaynaklanmıştır. Ancak sonuçta ortaya çıkan metin, Kıbrıs Türkü'nün geleceği, Türkiye'nin jeopolitik çıkarları bakımından tatminkar değildir."

Evet denirse

KKTC Cumhurbaşkanı, plana evet denilmesi halinde ortaya çıkacak durumu da şöyle özetledi:
"Biz binbir zorluk içinde devletimizi kurduk, Türkiye'nin garantisini ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güvencesini sağladık. 30 yıldır adada kavga yok, kan yok. Huzur var. Şimdi, KKTC'yi ortadan kaldırıyorlar. Evet sonucu
çıkmasının anlamı budur. Ancak biz bu koşullarda yeni bir ortak devlet kurulacaksa bunun eşit egemenliğe dayalı ve Türkler bakımından mutlaka Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi altında yapılması gerektiğini savunduk. Bu yapılamamıştır. Türkler, bu formülle bir azınlık durumuna düşürülecekleri gibi Türkiye'nin garantisi de ortadan kalkacaktır. İtirazımız bunadır."

Birincil hukuk

Denktaş, İsviçre aşamasından sonra da ortaya bir uzlaşma çıkmadığını, tarafların anlaşamadıkları bir metni referanduma götürmeyi kabul ettiklerini, bunun dünyada ilk kez görüldüğünü kaydetti ve şu değerlendirmeyi yaptı: "Şimdi 30 yıldır barışın hâkim olduğu adanın iki tarafına tarafların uzlaşamadığı bir metin bırakılıyor ve hiçbir güvence sağlanmadan Rumların Türkler arasına sokulması sağlanıyor. Bu riskli bir durumdur. Annan Planı'nın beşinci halinin Türk tarafına sağlayacağı kazanımlar, Avrupa Birliği birincil hukuku haline getirilmez, derogasyonlar kalıcı niteliğe kavuşturulmaz ise kazanımların Türkler açısından hiçbir kıymeti yoktur. Bu durum, bütün kazanımların sıfırla çarpılması anlamına gelir. Biz, güvenliğimiz bakımından derogasyonların kalıcı olmasını istiyoruz. Rumlara diyoruz ki: Biz eskiden bize yaptıklarınızı bir daha yapmayın diye derogasyonların kalıcılığını istiyoruz. Siz buna niye karşı çıkıyorsunuz? Güvenlik ve barış istediğimiz bu kalıcılık sizi niye rahatsız ediyor? Bize cevap veremiyorlar."
Denktaş, derogasyonlar kalıcı hale getirilmediği için kuzeye geçecek Rum sayısının geçici olarak sınırlandırılmasının güvenc
e oluşturmadığını, 15 yıl sonra bütün sınırlamaların kalkacağını ve Rumların kuzeyde istedikleri sayıda yerleşebileceklerini ve mal - mülk alabileceklerini vurguladı.

Asker güvencesi

KKTC Cumhurbaşkanı'nın Annan Planı'nın Kıbrıs Türküne 1960 anlaşması ile sağlanan güvenceyi ortadan kaldırdığını belirtti ve şöyle devam etti:
"1960 anlaşması garantör devlet olarak Türkiye'ye müdahale hakkı tanımaktaydı. Nitekim, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, bu hakka dayanarak yapılmış ve Kıbrıs Türkü kurtarılmıştı. Ancak Anna
n Planı, Türkiye'nin bu hakkını, dolayısıyla Kıbrıs Türkü'nün askeri güvencesini ortadan kaldırıyor. 2011'e kadar 6 bin Türk askeri, 2018'e kadar 3 bin, 2018'den sonra 650 Türk askerine izin veriyor. Ve 650 askerin de 3 yılda bir tamamen çekilmesi için gözden geçirme şartı getiriyor. 15 - 20 yıl devletlerin hayatında kısa sürelerdir. Bu süre sonunda adada Türk askeri kalmayacaktır. 1960 anlaşmasıyla Türkiye'ye verilen hakların tümü, kısa bir zaman içinde etkisiz hale getiriliyor ve ortadan kaldırılıyor. Bu süreç sonunda Türkiye'nin Kıbrıs'ta askeri kalmayacağına göre daha sonra hayati gelişmeler olsa bile Türkiye'nin müdahalesi bahis konusu olmayacaktır. Kıbrıs Türkleri güvencesiz biçimde Rum çoğunluğun eline bırakılacaktır."

Mateme inanmayın

Denktaş, Rum tarafından plana tepki gösterilmesi ve bir matem havası yansıtılmasının da gerçeği yansıtmadığını ve bu duruma inanılmaması gerektiğini vurgulayarak, şöyle dedi:
"Türkiye'de ve Türk tarafında zafer havası gerçekçi ve inandırıcı olmadığı gibi Rum tarafındaki
matem havası da gerçekçi ve inandırıcı değildir. Bir Yunan diplomat bana şunları söyledi: Türk tarafı 40 bin askerini adadan çekiyor. Rumlara yüzde 10'dan fazla toprak veriliyor. Bütün Rum göçmenlere belli bir süre sonunda kuzeye dönme hakkı veriliyor. Bu koşullarda Türk tarafı başardık diye niye seviniyor ve Rum tarafı da neden matem tutuyor, anlamış değilim, kafam karıştı. Ya da benim bilmediğim bir şey var."
Denktaş, Yunan diplomatın bilmediği şeyin, "Rumların AB yoluyla Kıbrıs'ı tümüyle almaları" olduğ
unu vurguladı.

Bizimle gelmiyorsunuz

Denktaş, referandumda her iki tarafın da evet demesi halinde Türk tarafının da 1 Mayıs'ta AB'ye gireceğinin ve uygulamanın başlayacağının sanıldığını, oysa gerçeğin böyle olmadığını kaydetti. Denktaş, "Rumlar şimdi bize şunu söylüyorlar: 1 Mayıs'ta biz AB'ye girdikten sonra, siz en az 7 yıl beklemek zorundasınız. Bizimle gelmiyorsunuz. En az 7 yıl beklemeniz lazım. Kuzeyin ekonomi, bankacılık, sigorta, yasal düzenlemeler, birçok konuda AB standartlarına gelmesi lazım, en az 7 yıl beklemeniz lazım."

Kukla olmam

Denktaş, bu gerçeklerin Kıbrıs Türkü'ne iyi anlatılması halinde referandum sonucunun, "hayır" çıkacağına inandığını ve Kıbrıs Türkü'ne güvendiğini belirtti. Denktaş, iki taraftan da evet çıkması halinde ise hiçbir güvenceye bağlanmadan KKTC'nin ortadan kalkması ve Kıbrıs Türkünün azınlık durumuna düşürülmesi anlamına geleceğini, böyle bir durumda da konumunu yeniden değerlendireceğini kaydederek, "Ben kukla olmam" diye konuştu

MILLIYET 06/04/2004

AB'lilik

KKTC'nin önde gelen gazetecilerinden Hasan Hastürer, "Burgenstock toplantısı açıklamalarının hemen ertesi sabahı iki İngiliz yatırım şirketinin bilgi almak için başvurduklarını" söyledi. Referandum kararının üzerinden 24 saat bile geçmemiş ama yatırım kokuları burunlarına gelmeye başlamış.
Yabancı sermaye siyasal istikrar ve hukuk güvencesi arıyor. KKTC'nin ufkunda AB üyeliği görünmesi, bu iki ön koşulun karşılanacağı işaretini vermiş olmalı. Güney Kıbrıs'ı kanatlandıran etkenlerden biri de AB üyesi olacağına artık
kesin gözüyle bakılan süreçtir. Yabancı sermaye güven duyarak gelmiştir.

Almanya - Kore modeli

Bir diğer etken Kıbrıs'a, Almanya - Kore nano modelinin uygulanmış olmasıdır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Batı siyasası ve sermayesi, Batı Almanya'yı, Doğu Almanya'nın... Güney Kore'yi de Kuzey Kore'nin çok üzerinde zenginliklere, refah düzeyine taşımaya yoğunlaşmıştı.
Bu iki modelin başarısı diğerlerini çökertmenin mesajı olacaktı. Oldu da...
Böyle bir makro plan çapında elbette değil ama Türkiye ile silahlı çatışmaya girmeden KKTC'yi çökertmek için nokta strateji olarak, Güney Kıbrıs'a da Batı, ekonomik doping yapmıştır. KKTC ise ambargolarla, yok farz edilerek oksijensiz bırakılmıştır.
Bir yanda fert başına milli geliri 3 bin dolar dolaylarında olan ve yur
ttaşları, uluslararası hukuka göre haymatlos (vatansız) sayılan KKTC... Öte yandan fert başına milli geliri 19 bin dolar olan, yurttaşlarına AB pasaportu vermenin eşiğindeki Güney Kıbrıs...
Sonuç.
Seçim sonuçlarıyla her şey ortada. Ev, dükkân, toprak iade
si kaygıları olmasa Talat'ın partisi yüzde 70 oy bile alabilirdi.
Ancak... Birleşik Kıbrıs'ı öngören anlaşma, referandumlardan geçerek yürürlüğe girerse bir "U dönüşü süreci yaşanma olasılığı var. Rum şovenliği fren yaptırsa da Avrupa Birliği'nin bölgeler
arası kalkınmayı dengelemek ilkesi KKTC'ye hız vitesi olabilir.

Sınır komşusu AB

Türkiye sınırlarında üçüncü bir AB ülkesi daha oluşmakta... Batısında Yunanistan ve Bulgaristan'dan sonra, güneyinde de Kıbrıs... Ortadoğu'nun belalı coğrafyasında, Avrupa Konseyi üyesi olan Gürcistan ve Rusya da artık bundan 10 yıl önce olduğu gibi tehlike değil. Sadece, İran, Irak ve Suriye hâlâ "sıkıntı veren" komşular.
Türkiye sınırları giderek daha çok AB ve Avrupa Konseyi üye ülkeleriyle çevrilmekte.

Gündemdeki Türkiye

Önceki hafta Milano'da TİM'in (İtalya Mobil Telefon) yıllık toplantısı konuğuydum.
Basın konferansında, bütün büyük ajanslar, gazeteler, ekonomik yayın kuruluşları temsil ediliyordu.
Ve en ilginci, Türkiye odaklı soruların fazla olmasıydı. CEO Marco de Ben
edetti'ye soruyorlardı:
"- Türkiye'de Aria sorunu çözüldü mü?
- Devletle ortaklığınız nasıl gidiyor?
- Türkiye'de Telsim'i alacak mısınız?
- Türkiye Telecom'u almayı düşünüyor musunuz?
- Türkiye'de yatırımı sürdüreceğiniz güveni hâlâ buluyor musunuz?"
Dikk
at çekti...
Sorunlar 2 yıl önce Aria'ya yanlışların güvensizlik ve kuşku izlerini yansıtıyordu.
Devlet, rooming için anlaşmada verdiği sözleri tutmamış görünüyordu.
Hukuk yolları tıkanmış gibiydi.
3 başlı koalisyon hükümetinden karar çıkmıyordu. 2 milyar d
oları bir defada getirmiş olan TİM'de rahatsızlık vardı."
CEO de Benedetti "o zor günlerin geride kaldığını, TİM'in Türkiye'de gücünü arttıracak yatırımlar, sürdüreceğini, siyasi istikrar ve hukuki güven ortamını bulduklarını" söyledi.
Telsim ve Telecom'u
konuşmak için henüz erkendi.
Daha sonra ayaküstü söyleşimizde "2004 sonu, AB'den görüşme tarihi alınmasının bunun dönüm noktası olacağına" işaret etti.
Zihniyetin, kurumsal ve hukuki yapının AB ölçütlerinde olacağı beklentisinin, Türkiye'ye yatırımları yoğ
unlaştıracağı inancını yansıttı.
AB'lilik hem Türkiye'ye, hem KKTC'ye referans haline gelmekte.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 06/04/2004

Kendimi, çok daha iyi hissediyorum


Bir süredir kendimi çok iyi hissetmeye başladım.
40 yıldır gazetecilik yapıyorum.
Hayatım sürekli karamsarlıklar içinde geçti.
Bir gün dahi "OH" diyemedik.
Ülke içindeki gelişmeler hep olumsuzdu. Bitmeyen ekonomik sorunlar, bir türlü zenginleşemeyen bir ülke, siyasi kavgalar, sonu gelmeyen terörlü yıllar, darbeler, işkenceler ve kayıplara k
arışan binlerce insanın hikayeleri buna karşılık bir türlü karar alamayan koalisyon hükümetleri... Hep karanlıklar içinde yaşadık. İçimiz kapandı.
Uluslararası ilişkilerde durum daha da kötüydü.
Hele 1974 Kıbrıs harekatından sonraki dönemde, Türkiye tüm Ul
uslararası toplantıların itilip kakılan çocuğu idi. Kıbrıs harekatı (çok haklı olmamıza rağmen) nedeniyle sürekli eleştirilir, Ege sorunları nedeniyle sürekli suçlanır, Ermeniler tarafından (haksız şekilde) yargılanır, insan hakları-işkence suçlarıyla tahrip edilirdi.
Eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in bir deyişini hiç unutmam: "Kardeşim, bu dünya'da Türk olmak çok zor" derdi.
Türkiye ne evini toparlayabilir, ne ekonomisini düzeltebilir, ne iç sorunlarını ne de dış sorunlarını çözebilirdi. Her konuda soru
nlar ertelenir veya hiçbir anlama gelmeyen uzlaşılarla dosyalar rafa kaldırılırdı.
Ne vizyon, ne cesaret (Turgut Özal'ın kısa Başbakanlığı dönemi hariç) ne de kararlılık vardı.
Hep savunma, hep erteleme, topu taca atma,,,
Bizim kuşak işte böyle bir karanlı
k dünya'da yaşadı. Sıkıntı içinde, içimiz daralarak büyüdük.
Ancak son birkaç yıldır bazı şeyler değişmeye, sanki güneş açmaya başladı.

İLK DEFA KENDİMİZE GÜVENİMİZ ARTTI

Türkiye'nin 2001 ekonomik krizinden başlayarak, önce ekonomik reformlar devreye girdi
. Ardından, Avrupa Birliğine katılma müzakereleri için tarih alabilme amacıyla Kopenhag kriterlerine uyum yasalarız çıkarıldı.
İşkence yasaklandı, insan hakları, ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırıldı.
Kısa bir süre öncesine kadar varlıkları dahi
reddedilen Kürtlere temel hakları tanındı. En büyük şeytan olarak nitelendirilen Öcalan'ın idam cezası affedildi. Türkiye Kürt kökenli vatandaşlarını yeniden keşfetti.
Bir zamanlar basit bir eleştirinin dahi yöneltilemediği TSK'nın siyasi karar mekanizmal
arı içindeki rolü azaltıldı. Milli Güvenlik Kurulunun yetkileri kısıtlandı.
Tabular ardı ardına devrilirken, eski kemikleşmiş sloganlar terkedilirken, en son tabu sayılan Kıbrıs'a el atıldı ve çözüm yolunda kesin tutum alındı.
Bunlar, bizim kuşağımız için
inanılmaz gelişmelerdi.
İlk defa çocuğumun ve torunumun bu ülkede geleceği olduğuna inanmaya başladım. Karamsarlığım bitti. Yerine ümit dolu bakış açısı geldi.
Hele Uluslararası toplantılarda Türklüğümle gurur duyar oldum. Başım dik, ne istediğini bilen ve
elde eden bir ülkenin gazetecisi olmanın keyfi meğer ne kadar hoşmuş...
Eskiden defolu elbise satar gibi, Türkiye'nin eksiklerini kapatmak için "bizim özel koşullarımız var" diyerek AB'yi iknaya çalışırdık.
Şimdi alnı açık, sorunlarını hızla çözen bir Tü
rkiye hakkını arıyor. Artık tam üyelik müzakereleri için tarih almak kolaylaşıyor.
Bugün artık Türk olmak zor değil.
Herşey bitmiş, tüm sorunlar çözülmüş değil. Ancak kararlılık var. Doğru yolda ilerleyen, Avrupa'nın uygar ülkeleri arasında yerine almaya h
azırlanan bir Türkiye var. İlk defa kötü haber ve karamsarlık yerine güneş doğuyor. İyimserlik giderek artıyor.
Türkiye elini ayağını bağlayan zincirleri kırıyor.
Artık ezilmişlik kompleksi kalmıyor. Suçluluk kompleksi bitiyor.
Yepyeni, güçlü, insan haklarına saygılı, kendiyle barışık, demokratik, laik, zenginleşen ve AB üyeliğine giden bir Türkiye doğuyor.
Bundan daha güzel bir his olabilir mi?
Kendimi çok iyi hissediyorum.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 06/04/2004

TBMM’de Kıbrıs oturumu

 

TBMM’de yapılan Kıbrıs oturumunda Dışişleri Bakanı Gül, Annan Planı’nın Türk tarafı için pekçok kazanımlar getirdiğini, CHP Grup Başkanvekili Onur Öymen ise Türkiye’nin ‘çözülmesi’ olduğunu söyledi.

 

Ankara
NTV-MSNBC

   

6 Nisan 2004— Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türk tarafının Kıbrıs’ta statükonuyu sürdüremeyeceğini bildirdi. Kendi tercihinin de KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi olduğunu anlatan Gül “Ancak bu gerçekçi değildir. KKTC’yi bizden başka tanıyan ülke var mı?” diye sordu.

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada Annan Planı’nda pekçok olumlu değişiklik yapılmasını sağladıklarını söyledi. Kendi tercihinin de KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi olduğunu anlatan Gül gençliğinde de bu amaç için çeşitli hareketler içinde yeraldığını anlattı.
Dışişleri Bakanı bu amacın gerçekçi olmadığını söyleyerek şöyle konuştu:
“KKTC’yi dünyaya tanıtabilir miyiz. Ne Türk devletleri ne din kardeşlerimiz hiçbir ülke KKTC’yi tanımamıştır. KKTC’yi Türkiye’ye ilhak etmeği de gerçekçi görmüyorum.
Statükoyu sürdürmenin de bazı avantajları vardır ama ambargolarla karşı karşıyayız. Bu ambargoları delemedik.”

"KARAR KKTC HALKININ"
Referandum konusunda son kararı KKTC’deki Türklerin verececini anlatan Gül, “Kararlarına saygı duyacağız. Referandumda da genel seçimler gibi açık olacaktır” dedi.

DEROGASYONLAR
Dışişleri Bakanı, İsviçre’deki görüşmelerde, derogasyonların Avrupa Adalet Divanı tarafından AB’nin temel ilkelerine aykırı bulunmasına engel olunmasını amaçladıklarını söyledi.
Gül, derogasyonların geçici süreye sağlandığını, Rumların Kuzey’de mülk edinme ve ikametlerinin geçici sürelerle sınırlandırıldığını bildirdi.
Dışişleri Bakanı, Annan Planı sayesinde Rum Kesimi’nini tek başına A
B’ye girmesinin engellendiğini anlattı.

Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin İsviçre’deki müzakerelerde uzlaşmaz tutum sergilediğini de belirterek, “Türkiye olarak işleri orada bırakabilirdik. Ama Kıbrıslı Türklerin geleceğini düşündüğümüz için müzakerelerin devamının daha doğru olacağı kanaatine varılmıştır
Rumların bütün amacı, 1 Mayıs’ta AB’ye girmektir. 1 Mayıs’ta AB’ye tek başına girdikten sonra rahat nefes alacakları ve çok rahatlayacaklarına inanmaktadırlar. Türkiye ve KKTC heyeti olarak müşterek alınan kara
rla, buna fırsat verilmemiştir” diye konuştu.

ÖYMEN: KIBRIS’I DA KAYBEDERİZ
CHP Grup Başkanvekili Onur Öymen ise hiç okunmamış 9 bin sayfanın onaylanmasının istendiğini belirterek Annan Planı’nın Kıbrıs’ın Girit gibi kaybedilmesine yol açacağını anlattı.
Kendilerine verilen 200 sayfalık metinde anlaşmada yeralan hayati önemdeki belgelerin olmadığnı anlatan Öymen “Kıbrıslı Türklerin anayasası yok. Nasıl bir anayasa belli değil. Uzmanların hazırladığı bir Anayasa olduğu belirtiliyor. Bizdeki metinde yok. KKT
C Meclis’i kabul etmeten, KKTC Cumhurbaşkanı onaylamadan kabul ettirilmek isteniyor. Rum Kesimi’nin anayasasını da aynı şekilde bilmiyoruz” diye konuştu.

“9 BİN SAYFA BİLİNMİYOR”
Temel yasaların da ne kendilerine ne de AKP milletvekillerine verilmediğini anlatan Öymen Türkçe’ye bile çevrilmemiş 9 bin sayfanın ayrıntı olarak değerlendirilemeyeceğini, incelenmeden onaylanmasının büyük hata olduğunu söyledi.
İnceleme imkanı olmadığı için Annan Planı’nın Rum kesiminin yıllarca çeşitli devletlerle imzaladığı b
irçok anlaşma konusunda ne dediğinin, Kıbrıs’ın kıta sahanlığı, hava sahanlığı konusunda ne içerdiğinin bilinmediğini anlattı.
Bir metre sahilin bile Türk tarafının kontrolünde olmadığını söyleyen CHP Grup Başkanvekili “Kıbrıs’tan bir sandalla çıkan Türkiy
e’ye izinsiz gelemeyecek” diye konuştu.
Onur Öymen, “Tarihimizin en utanç verici belgesi Sevr’de bile Osmanlı neyi imzaladığını biliyordu. Şimdi okumadığımız bir metni imzalıyoruz. Bu bir milli davadır. Parti meselesi değildir. AKP milletvekillerinin de ö
yle davranmasını bekliyorum” diye konuştu.
Anlaşmanın kabul edilmesi halinde Rum tarafına bırakılacak topraklardan 60 bin Türk’ün evlerinden alınarak Beşparmak Dağları’na yerleştirileceğini anlatan Öymen, “Bunlara ne iş verilecek, bu insanlar ne yiyecek”
diye sordu.

“DEROGASYONLARDA İLERLEME YOK”
Derogasyon konusunda ilerleme sağlanamadığını da savunan Onur Öymen, Hükümet’in AB’ye üyeliği kolaylaşsın diye Kıbrıs’ı feda ettiğini ancak buna rağmen AB kapılarının açılmasının garanti olmadığını söyledi.

AA Gül’ün açıklamasının tam metni


Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, son şekli verilen Annan Planı ve Kıbrıs konusunda herkesin, gerçekçi, parti mülahazalarından uzak, soğukkanlı bir değerlendirme yapmasını ve buna göre karar vermesini istedi.
Abdullah Gül, TBMM Genel Kurulu’nda Annan Planı’nın son şekli ve Kıbrıs konusunda bilgi verirken, “Neticede kararı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki vatandaşlar verecektir. Onlar nasıl karar verirse o kararlara saygı duyacağız. Çünkü bu başından k
abul edilmiştir. Önemli olan bu referandumun gayet açık, şeffaf ve düzgün bir şekilde olmasıdır” dedi.
KKTC vatandaşlarının Plan’a “evet” demesi halinde TBMM’ye de sorumluluk düşeceğini kaydeden Gül, o zaman yeniden görüşme yapılacağını anımsattı. Gül, sö
zlerini şöyle sürdürdü:
“Bizden önceki gibi bugünkü statükoyu devam ettirmek bir tercihtir. Böyle olursa ne olur? Böyle olursa şu ihtimaller vardır: Birincisi, KKTC’yi dünyaya tanıtabilir miyiz? O zaman Rumlar AB’ye girmiş, biz de statükoyu devam ettiriyo
r olacağız.

KKTC TANINMADI
Hepimizin gönlünden geçen, benim de Kıbrıs davasını dava olarak kabul etmiş, fiilen de hareketlerin içinde bulunmuş bir kişi olarak gönlümden geçen şey, KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınmasıdır. Ama bu en daha iyi imkanlar içinde bu olmamıştır. Ne bir Türk Cumhuriyeti kardeşimiz ne bir dindaşımız Müslüman bir ülke tanımıştır. Dolayısıyla bunun tanınabileceğini gerçekçi görmüyorum.
İkincisi, KKTC’nin Türkiye’ye ilhak etmesi. Bunu da gerçekçi görmüyorum. Çünkü bu dünyada
birçok dengeyi, birçok şeyi değiştirecektir.
Geriye bugünkü durumun devam etmesi kalıyor. Bu statüko ambargolarla karşı karşıyadır. Bizim orda 40 bin civarında askerimiz vardır. Ama dünyadaki ambargo delinememiştir.”

"SIKINTILAR OLACAK"
Annan Planı’nın uygulamaya geçtiğinde muhakkak ki sıkıntılar olacağını ifade eden Gül, “Açık konuşuyorum. Kolay değildir” dedi.
Abdullah Gül, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk Devleti vatandaşı olmak kararı” meselesine herkesin çok dikkatli bir şekilde bakması
gerektiğini kaydetti. Gül, şöyle konuştu:
“Hepimizin sorumluluğu vardır. Kıbrıs’ta yaşayanların da sorumluluğu vardır, bizim de sorumluluğumuz vardır. Bu konuları lütfen hepimiz gerçekçi, her türlü parti kaygısından ve her türlü karşılıklı (onun dediğine
evet demeyim, bunun hayır dediğine de ben evet demeyeyim) zihniyetinden uzak, soğukkanlı bir şekilde değerlendirelim ve buna göre karar verelim.
Buna göre oturduk, hükümet olarak çalıştık, bizim kanaatimiz; bu şekliyle ortaya çıkacak Kıbrıs Türk Devleti i
çinde Kıbrıs Türklerinin daha iyi yaşayacağı yönündedir. Şüphesiz ki bu kararı kendileri verecektir. Bu karara da hepimiz saygı göstereceğiz.”

“İKİ KESİMLİ OLACAK”
Gül, son Annan Planı’na göre Kıbrıs’taki yeni ortaklıkta iki kesimliliğin olacağının açıkça ortaya konduğunu, bir tarafın diğer taraf üzerinde hakimiyet kurmasının reddedilerek, iki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlık ve çoğunluk değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğunun açıkça kabul edildiğini bildirdi.
Gül, TBMM Genel Kurulu’nda Kıbrıs ile
ilgili gelişmeler konusunda bilgi verirken, son Anan Planı ile elde edilen kazanımları da sıraladı. Yeni ortaklıkta iki kesimliliğin açıkça ortaya konduğunu belirten Gül, şunları kaydetti:
“İki tarafın da birbirinin ayrı kimliğini ve bütünlüğünü tanıması
ortaya konmuştur, kabul edilmiştir. Tarafların, birbirinin kültürel, dini, siyasi, sosyal kimliklerine saygı gösterecekleri açıkça yazılmıştır. Bir tarafın diğer taraf üzerinde hakimiyet kurması reddedilmiştir. Bir tarafın diğeri üzerinde otorite ve yetki iddia edemeyeceği açıkça yazılmıştır.

RUMLARIN EGEMENLİĞİ GERİ ALINDI
Biz aslında egemenlik üzerinde çok ısrar ettik. Bu ilerde bağımsızlık yolunu da açabilirdi. Ama, Birleşik Kıbrıs Devleti’nin devam ettirilmesi planın ana gayesi olduğu için bu egemenlik tam olarak alınamamıştır. Ama, burada şu olmuştur:
Rum tarafının dünyaca tanınmış olan egemenliği de geri alınmıştır. Yani Türk tarafı, Rum tarafı üzerinde bir otorite ve yetki kullanamayacaktır. Rum tarafı da Türk tarafı üzerinde bir baskı, otoride ve
yetki kullanamayacaktır. Dolayısıyla tersinden böyle bir durum ortaya çıkmıştır.”

İKİ KURUCU DEVLET
Abdullah Gül, kurucu devletlerin kendi anayasaları, kara sınırları, kendi bayrak ve marşları olacağını anlattı.
Kurucu devletlerin kimliklerine, güvenliklerine, anayasal düzenlerine her iki tarafın da saygı göstereceğini kaydeden Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kurucu devletlerin ve federal hükümetin birbirlerinin yetki ve işlevlerine kimse karışamayacaktır. Kıbrıs Türk Devleti, haritada ismen gösterilec
ektir. İki kurucu devlet arasında yeni bir sınır belirlenmesi ve geçiş noktalarının olması kararlaştırılmıştır.
Federal ve kurucu devletlerin yasaları arasında hiyerarşi olmayacaktır. Kurucu devletlerin iç vatandaşlık verebileceği, bir kişinin aynı zamand
a her iki devletin iç vatandaşı olamayacağı açıkça yazılmıştır. Bir kişi Türk tarafında durur ve Türk vatandaşı olursa Rum vatandaşlığını kaybedecektir. Dolayısıyla bu da Türk tarafına geçişi azaltacaktır. Biz yüzde 18’e ulaşacağını tahmin etmiyoruz.
Kuru
cu devletlerin kendi milli kimliklerini korumak amacıyla diğer kurucu devlet vatandaşlarının ikametine sınırlama getirebilecekleri planda ortaya çıkmıştır. Senatoya Kıbrıs Türk Devleti’nden seçileceklerin daima Türk olacağı anlaşmaya açıkça yazılmıştır.”
Kurucu devletlerin sınai, ticari, kültürel anlaşmalar da yapabileceğini ifade eden Gül, federal yasalara karşı işlenen suçlar üzerinde kurucu devletlerin öncelikli işlem yetkisine de sahip olağını söyledi.

SİYASİ EŞİTLİK
Kurucu devletlerin ayrı polis teşkilatı da bulunacağını vurgulayan Abdullah Gül, “ortaklık ve eşitlik açısından” durumu da şöyle açıkladı:
“Kıbrıs’ın, Kıbrıs Türkleri ve Kubrıs Rumlarının ortak evi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ortak kurucular olduğ
u kabul edilmiştir. Kıbrıs’lı Türklerin ve Rumların yeni sistemleri ayrı ayrı sahip oldukları kurucu yetkilerini kullanarak oluşturacakları kararlaştırılmıştır. İki taraf arasındaki ilişkinin bir azınlık ve çoğunluk değil, siyasi eşitlik ilişkisi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Türklerin nüfusu 220 bindir, diğerleri 700 bin civarındadır. Ama burada siyasi eşitlik vardır. Dolayısıyla bizim korkumuz şuydu: AB’ye Rumlar Ada’yı temsilen tek başına AB’ye girerse, ondan sonra (Gelin siz de bize katılın) diyecekler. O zaman Kıbrıs’lı Türkler ayrı bir devlet değil azınlık olarak gireceklerdi. Bunun için hala son dakikaya kadar ısrar ediyorlar, (gelin bu işi yapmayalım) diye.”
Abdullah Gül, önemli 10 ülkedeki büyükelçilerin de Türk ve Rum devletleri arasında paylaşı
lacağına işaret etti.
Türkiye ile Kıbrıs Türkleri arasındaki özel ilişkilerin devam edeceğini dile getiren Gül, Kıbrıs Türk Devleti ile Türkiye’nin mali, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkiler kurabileceğini, anlaşmalar yapabileceğini ve bürolar açabileceğ
ini de söyledi.

NTV 06/04/2004

Birincil hukuk konusunda risk var’

 

Başbakan Erdoğan, Annan Planı’nda pekçok konuda olumlu değişiklik yapıldığını, ancak AB’nin birincil hukuku olarak kabul edilmesi konusunda risk olduğunu söyledi.

 

NTV

   

6 Nisan 2004— Erdoğan “Referandumdan çıkacak sonucu saygıyla karşılarız” dedi.

 

Partisinin Meclis Grubunda konuşan Recep Tayyip Erdoğan, önce seçim sonuçlarını değerlendirdi. Erdoğan, seçime katılımın düşük olmasının AKP’nin başarısını gölgeleyemeyeceğini belirtti.

KIBRIS KONUSU
Erdoğan, Kıbrıs ile ilgili olarak çözümsüzlüğü çözüm olarak görmediklerini belirterek, “Devletin tüm kurumlarıyla istişare içindeydik. Hükümetimiz kararını vermiş, adımlarını atmıştır. Müzakerelerin her adımında Türkiye’nin tezlerini en etkili biçimde savunduk. Kıbrıs için gereken adımları layıkıyla attık” dedi.

BİRİNCİL HUKUK RİSKİ VAR
Türkiye’nin garantörlük haklarının korunmasına azami gayret gösterdiklerini anlatan Erdoğan, “Müzakerelerde BM’ye bazı değişiklik önerileri sunduk. Önem verdğimiz hususların planda yer almasına özen gösterdik. Anlaşma sonucunun AB birincil hukuku olması konusunda riskimiz var. Ancak bunun dışındaki iki kesimlilik, Kıbrıs Türk toplumunun ulusal birliği, Ada’da Türk askerinin belli s
ayıda kalması gibi hususların yer almasını sağladık” diye konuştu.
Erdoğan bu tür uluslararası müzakarelerde herşeyin yüzde yüz hallolduğunun görülmediğini belirterek, “Bir tarihe bakın, şu anlaşmanın ne kadar önemli olduğu ortada. Kıbrıs’ın çözümsüzlüğe
bırakılması tarihe hesap verilemeyecek bir süreç olur. Kuzey Kıbrıs’taki kardeşlerimiz tarafından bu iyi niyetimizin paylaşılacağı kanısındayım. Referandumdan ne çıkarsa çıksın saygılıyız” dedi.

ÇOĞUNLUĞU TALİ HÜKÜMLER
Hazırlanan belgenin 9 bin sayfa olduğu ve halka bu kısa sürede anlatılamayacağı yönünde eleştirilerin geldiğini anlatan Erdoğan, “Bu 9 bin sayfanın çoğu AB ile ilgili tali düzenlemedir. Bunun tamamını herkesin satır satır okumasını beklemek polemik yapmaktır. 30 yıldır neredeydiniz? Niçin a
dımları atmadınız? Şimdi çok kısa zamana sıkıştırıldı deniyor. Bu eleştiriler doğru değil “dedi.

Talat: Planın kabulü için çalışacağız

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nın son halinin ufak tefek karmaşalar olmakla beraber kabul edilebilir hale geldiğini söyledi. Talat, planın kabul edilmesi için gereken çalışmaları yapacaklarını kaydetti.

 

Lefkoşa
AA

   

6 Nisan 2004— KKTC Başbakanı, Rumlara devredilecek topraklarda daha önce 30 ay olan geçiş döneminin son düzenlemeyle 50 günü düşürülmesinden ise endişe duyduklarını belirtti ve bunun çok zorluklar yaratacağını ifade etti.

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, İsviçre’deki müzakerelerin ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın son halini verdiği planın, “artık çok daha fazla Kıbrıslı Türkün ve Rumun gönül rahatlığıyla ‘evet’ diyebileceği bir plan olduğunu” söyledi.
Başbakan Talat, Referandumda Kıbrıs’taki her iki tarafın da Annan planını kabul etmesi için gereken çalışmaları yapacaklarını belirten Talat, “Plan, ufak
tefek karmaşalar olmakla beraber kabul edilebilir hale geldi” dedi.
Başbakan Talat, Rumlara devredilecek topraklarda daha önce 30 ay olan geçiş döneminin son düzenlemeyle 50 güne düşürülmesinden endişe duyduğunu ve bunun çok zorluklar yaratacağını kaydetti
.

’MAL-MÜLK KONUSU TATMİN EDİCİ’
Mehmet Ali Talat, Annan planında İsviçre’deki müzakereler sırasında en köklü değişikliğin Kıbrıs Türk tarafının önerisiyle mülkiyet konusunda yapıldığına işaret ederek, mal mülk düzenlemelerinin her iki taraf için daha tatmin edici olduğunu ifade etti.
En büyük tartışmayı Karpaz konusunda yaşadıklarını belirten Talat, “Bu formülü Karpaz dahil diye önerdiklerini ama Rumların karşı çıktığını, sonuçta BM’nin ‘geri dönecekler mallarının tümünü, dönmeyecekler 3’te 1’ini alacak’
diye formüle ettiğini” anlattı. Talat, her iki taraf için mal mülk konusundaki düzenlemenin daha tatmin edici olduğunu ifade etti.

‘İSTİSNALAR BÜYÜK ÖLÇÜDE SAĞLANDI’
Başbakan Talat, “Kıbrıs Türk tarafının istediği istisnaların AB birincil hukuku yapılmasının büyük ölçüde sağlandığını” savundu. Talat, adaptasyon sürecinin arkasından tüm istisnaların da birincil hukuk sayılabileceğini, AB yetkililerinin en kısa sürede bu konuda girişim başlatacağını söylediğini bildirdi.
Başbakan Mehmet Ali Talat, geçici
dönemde Dışişleri ve Savunma, Telekomüniksyon ve Ulaştırma, Ekonomi ve Finans bakanlıklarının Kıbrıslı Türk, Maliye, Avrupa ve İçişleri bakanlıklarının ise Rum olacağını belirtti.

 

‘Papadopulos hayır diyecek’

 

Kıbrıs Rum basını, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, referanduma sunulacak Annan planına “hayır” diyeceğini yazdı.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

   

6 Nisan 2004— Gazetelere göre, Rum lider Papadopulos, yarın akşam televizyonlardan saat 20.00’de Rum halkına hitaben yapacağı konuşmada, plana niçin “hayır” diyeceğini gerekçeleriyle anlatacak. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise referandumdaki tavrını bugün halka duyuracak. Talat, halka ‘evet oyu verin’ çağrısı yapacak.

 

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Haravgi gazetesi, partiler düzeyinde temaslar sürerken Papadopulos’un kesin kararını aldığını yazdı. Gazete, Papadopulos’un yarın akşam saat 20.00’de Rum halkına seslenerek, plana karşı duruşunun nedenlerini açıklayacağını belirtti.
Gazeteye göre, Pap
adopulos, görüşlerini bugün Güney Kıbrıs’a gelecek olan, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis başkanlığındaki Yunan heyetine de anlatacak.
Simerini gazetesi de, Papadopulos’un ‘hayır’ kararını yarın halka açıklayacağını yazdı. Haberde, Papadopulos’
un gerekçelerinin güvenlik, ekonomi ve devletin fonksiyonelliği konularında olduğu kaydedildi.
Papadopulos’un bugün öğle saatlerine Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides’le bir araya geleceği de bildirildi. Gazeteye göre, Papadopulos, dün Güney Kıbrıs
’a gelen Yunan PASOK heyetine de “hayır” şeklindeki görüşünü bildirdi. Papadopulos’un başkanı olduğu iktidarın küçük ortağı Demokratik Parti (DİKO), Papadopulos’un referanduma yönelik kararını benimseyeceğini açıklamıştı.
İki büyük siyasi parti AKEL ve Dİ
Sİ’nin “evet” deme eğiliminde olduğu belirtiliyor. AKEL tutumunu 14 Nisan’da, DİSİ de 15 Nisan’da açıklayacak.

TALAT ‘EVET’ DİYECEK
KKTC’de de, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın lideri olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi de, bu akşamki olağanüstü kurultayda, referandumdaki tutumunu halka duyuracak. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin kurultayında, Başbakan Talat’ın daha önce söylediği gibi, referanduma ‘evet’ denilmesi çağrısında bulunulacak.
Koalisyon ortağı Demokrat Parti’nin Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ise partisinde evet ve hayır oylarının yarı yarıya olduğunu söylemişti. Serdar Denktaş, referandum konusundaki tavrını Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Ankara temaslarının ardından duyuracak.

AKINCI: İKİ TARAFTAN DA EVET ÇIKAR
Öte yandan, NTV canlı yayınında Selim Sayarı’nın sorularını yanıtlayan Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı, referandum konusunda iyimser konuştu. Akıncı her iki kesimde de yüzde 50’den fazla ‘evet’ çıkacağı yorumunda bulundu. BDH lideri, Türkiye ve Yunanistan’dan
da giderek netleşen mesajlar geldiğine dikkat çekerek, Kıbrıs’ta çözüme yönelik fırsatın değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ise duygusal davrandığını belirterek, tutumunu eleştirdi.

UBP: Endişeleri MGK da paylaşıyor

KKTC’deki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), “Kıbrıs konusunda içinde bulunulan durumdan endişe duymasındaki haklılığın, Türkiye Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) dünkü toplantısından sonra yayınladığı bildiriyle de ortaya konulduğunu” belirtti.

Lefkoşa
AA

6 Nisan 2004— UBP; MGK’nın açıklamasında yer alan, kimi hayati isteklerin karşılanmadığı ve planın uygulanmasında sorunlar çıkma olasılığı bulunduğu ifadelerine dikkat çekti.

UBP’den yapılan açıklamada, “Annan Planı’yla harita ve göç, iki kesimlilik, mal-mülk durumu, egemenlik ve güvenlik konularındaki istemlerin büyük ölçüde erozyona uğratıldığı ve Kıbrıs Türkünün adadaki geleceğini tehlikeye atacak bir içeriğin referanduma sunulmasıyla karşı karşıya kalındığı” savunuldu.
Açıklamada, “MGK bildirisinde ‘çözümün AB birincil hukuku durumuna getirilmesinin’ önemine işaret edilmesinin de bir eksikliğin varlığına işaret ettiği belirtilerek, Kıbrıs konusundaki endişelerin MGK tarafından da paylaşıldığı kayd
edildi.