Denktaş: İş teşhiste
03/10/2002
Erdal Güven
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Rum Kesimi lideri Glafkos Klerides'le görüşmeden önce görüşlerini Radikal'in dış politika yazarı Erdal Güven'e anlattı. İşte söyleşi:
New York görüşmelerinden ne bekliyorsunuz?
Herhalde müşterek bir görüş için çaba harcanacak ve sene sonuna dek görüşmelerin sonuç vermesi istenecek.
Paris ve sonra New York randevusu... Bunlar BM'nin sürece yeniden ağırlığını koyduğuna mı delalet ediyor? Öyleyse bundan rahatsız mısınız?
BM Genel Sekreteri'nin yakın ilgisi, bizimle yüz yüze teması, bilmediği birçok gerçeği öğrenmesine yarar. Bundan rahatsız değilim. İyi niyet görevinin 'arabuluculuğa' dönüşmemesi gerekir.
Bundan önceki Birleşmiş Milletler raporunda, Türk tarafı çözüm yönünde daha az yapıcı davranmakla eleştirilmişti. Bu eleştirinin bertaraf edilebilmesi için ne yapıldı?
Eleştiriler, başkalarının istedikleri yolda yürümediğimiz için. O yol, sanki varmış, bozulmamış gibi 1960 ortaklık cumhuriyetine yeni şartlarda girmemizi öngörmektedir. Böylelikle gayrimeşru Rum idaresine ve bu idarenin Kıbrıs adına AB üyeliği için yaptığı müracaata meşrutiyet kazandırmış olacağız. Üç yıl sonra 'Bu da olmadı' deyip saldırdıkları takdirde yine boşlukta kalacağız. Bu yola girmiyoruz diye eleştiriliyoruz. Bu haksızlığın devam etmemesi için genel sekretere görüşümüzü, düşüncelerimizi, vizyonumuzu yansıtan belgeler verdik. 29 Nisan belgemizde de bazı açılımlar yaptık. Rum tarafı bunları da yeterli bulmuyor. Rumları memnun etmek yolundakiler de, yaptıklarımızı benimsememektedirler. Çare? Haklı davamızı anlatmaya devamdadır. Kıbrıs meselesi 39 yıldır teşhissizlikten maluldür. Rumların Kıbrıs'a sahip çıkma eylemleri karşısında, kolonize edilmemek ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını yok ettirmemek mücadelesi veriyoruz. Rum tarafını 'meşru hükümet' olarak tanımak gafletinde bulunanlar bu direnişimizi 'uzlaşmazlık' addediyorlar ve Rum'un sahte 'Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti' unvanı altında Kıbrıs'ın tümüne sahip çıkma eyleminin devam ettiğini görmezlikten geliyorlar.
Seçim ortamı nedeniyle 'Ankara'dan net sinyaller alamadığınız'dan yakındığınız söyleniyor. Bu doğru mu?
Ankara'dan her gün sinyal beklemiyoruz. Kıbrıs meselesinin ne olduğu bilinmektedir. Nasıl halledilebileceğinin çerçevesi çizilmiş, esneklik limitleri de biliniyor. Dolayısıyla böyle bir sıkıntımız yoktur.
Türk hükümeti AB'den, üyelik süreciyle ilgili olarak Kopenhag'da ne alabileceğini görmeden Kıbrıs'ta ne vereceğini belli etmek istemiyor gibi. Ankara AB'den tatmin edici bir karşılık görür de size şu ankinden daha fazla ödün vermeniz konusunda telkinde bulunursa tavrınız ne olur?
Hayati bir konuda olasılıklar üzerinde konuşmanın yararlı olacağını sanmıyorum.
Kıbrıs sorununa bir çözüm ya da ara formül bulunamaması ve Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğine kabul edilmesi durumunda izlenmesi gereken politika için Ankara'ya ne önereceksiniz?
Bu ihtimaller birçok kez Ankara ile karşılıklı görüşüldü. AB böyle bir hata yaptığında, alternatifsiz kalacak değiliz. 1960 anlaşmalarının Türkiye'ye verdiği haklar arasında 'Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları topluluklara üye olamayacağı' kuralı vardır. Rumlar, AB yoluyla bu kuralın geçersizliğini kanıtlamaya çalışıyor; başarırlarsa, Türkiye ya bu haktan vazgeçtiğini ilan edecek ya da bu hakkın varlığını vurgulayacak bir yol izleyecektir.
Kıbrıs'ta zor viraj
Kritik önemdeki Kopenhag zirvesi yaklaşırken, Annan Kıbrıslı Türk ve Rum taraflarını bugün New York'ta bir araya getiriyor
03/10/2002
NEW YORK - AB'nin genişleme
sürecinde Rum Yönetimi'nin üyeliği ve Türkiye'ye müzakere takvimi verilmesinin netleşeceği Aralıktaki Kopenhag zirvesi yaklaşırken, Kıbrıs sürecine daha aktif katılmaya karar veren BM Genel Sekreteri Kofi Annan adanın iki lideriyle New York'ta buluşuyor. Yılbaşından beri doğrudan görüşmeler yürüten Denktaş ile Rum lider Glafkos Klerides, yıl sonunda anlaşmaya varacağa benzemiyor. Denktaş'ın 11 Eylül'de sunduğu 130 maddelik yeni ortaklık planı Rumlar kabul etmiş görünmezken çözüm için zaman da daralıyor. Klerides Kıbrıs'ın 1974'ten beri en kritik aşamada bulunduğunu söyleyerek, gelecek ayların son 28 yılın en şiddetli diplomasi savaşlarına sahne olacağını öngördü.
Türkiye'deki genel seçimler yüzünden iyice zorda kalan Annan'ın öncelikle New York'ta ilerleme sağlamaya çalışacağı ve Kasım ortasında bir barış planı sunacağı söyleniyor. Annan'ın önerilerini büyük olasılıkla Türkiye'de yeni hükümet kurulduktan sonra sunacağı söyleniyor. Türkiye ise egemenlik paylaşımı sorunu çözülmeden yeni öneri istemiyor. Annan planını Kasım ortasında sunarsa, Kopenhag'a dek anlaşmak için üç-dört hafta kalıyor.
Denktaş'a anjiyo yapıldı
Öte yandan dün New York'ta KKTC lideri Rauf Denktaş'a çekaptan geçirilmesinin ardından anjiyo yapıldığı öğrenildi. Damarlarda tıkanılık olmaması üzerine taburcu edilen Denktaş'ın ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Tom Weston ve Britanya Özel Temsilcisi David Hannay'le görüşmelerini programlandığı gibi yapacağı açıklandı.
Denktaş-Klerides görüşmelerinde gözlemci konumunda kalan BM'nin masaya etkin dönüşü için uğraşan Annan, bugün ayrı ayrı görüşeceği iki lideri akşam buluşturacak. Cuma günü sürecek görüşmelere Weston ile Hannay gözlemci olarak katılıyor. (Dış Haberler)
Gözler New York'ta
Denktaş ve Klerides bugün New York'ta buluşuyo
r. Sonuçlar, hem Kıbrıs sorununun kaderini hem de Türkiye'nin AB sürecini etkileyecek
03/10/2002
Erdal Güven
Kıbrıs'ta dokuz aydır yürüttükleri baş başa görüşmelerde çözüm yolunda somut ilerleme sağlayamayan iki toplum lideri, bu kez New York'ta BM'nin sahasında bir araya geliyor. İki günle sınırlandırılan New York buluşmasında ilk gün Annan'ın Denktaş ve Klerides'le ayrı ayrı görüşmesi, ikinci gün üçlü toplantıda buluşulması bekleniyor. Kıbrıs'ta 'Çözümün Yı
lı' ilan edilen 2002'de, 'son düzlüğe ilk adım'ı oluşturan görüşmelerden çıkacak sonuç, AB'nin hem Kıbrıs hem de Türkiye'nin üyelik süreci açısından belirleyici nitelikteki Kopenhag zirvesinde alınacak kararları da doğrudan etkileyecek.
New York buluşması aslında BM'nin görüşme masasına etkin biçimde dönüşünün de göstergesi. Hatırlanacak olursa Türk tarafı yılbaşında baş başa görüşmeleri başlatan açılımı BM'nin 'kenarda durması' koşuluna bağlamış, BM de kabul etmişti. Görüşmelere gözlemci olarak katılan De Soto, konumunu, "Duvardaki sinek olacağım" diye açıklamıştı. Önce Paris, şimdi de New York derken belli ki, sinek duvardan havalanıp masaya kuruldu.
Bu da BM'nin, dolayısıyla da genellikle Rum tarafının tezlerini destekleyici nitelikteki Güvenlik Konseyi kararlarının ağırlık kazanması anlamına gelebileceği için, Türk tarafını başından beri rahatsız ediyor. Görüşme öncesi ayyuka çıkan bir çözüm planı bulunacağına dair söylentilere Annan'ın önceki günkü "Kıbrıs'ın üyelik kararına kadar sorun çözülmemişse, görüşmelerin AB'ye üyelikten sonra da sürmesini umuyorum" yollu demeci eklenince, rahatsızlık katlandı. Türk tarafı özellikle egemenlik sorunu halledilmeden bir plan sunulmasına karşı çıktığı gibi, Rumların AB'ye üyeliğine kabulü halinde de görüşmelerin kesileceğini defaatle bildirmişti.
Denktaş, Kıbrıs'tan ayrılmadan önce New York buluşması için 'Pek ümidim yok' demişti. Nitekim görüşme öncesi New York'taki KKTC temsilciliğinde karşılaştığımız Denktaş, doğrusu hiç de çözüm yolunda ilerleme sağlamaya gelmiş bir lider gibi konuşmadı. Sıkıntılıydı. Bir an önce ayrılmak istiyor gibiydi New York'tan. Çünkü ilerleme sağlanabileceğine ihtimal vermiyor, ayrıca baskılara maruz kalmaktan çekiniyordu. Muhtemelen bugün ve yarın görüşme masasında yeterince baskı görece
k zaten. Bu yüzden kimseyle görüşme niyetinde değil. Ancak kırılamayacak isimler var tabii ki. Bunlardan biri Amerikalıların, diğeri İngilizlerin bir numaralı Kıbrıs diplomatları: Thomas Weston ve David Hannay. Karşılaştığımızda az önce Klerides'in o günkü (1 Ekim) açıklaması ulaşmıştı eline Denktaş'ın. Klerides, Kıbrıs'ın AB yolculuğunun son aşamasına geldiğini belirterek,
"Hedefimiz önümüzdeki aylarda Kıbrıs sorununu çözmek ve Kıbrıs'ı büyük Avrupa ailesine katmaktır" diyordu. Rum liderin bir de uyarısı vardı: "Türkiye tehditlerini hayata geçirmeye kalkarsa, kendine zarar verir, AB'ye girişini engeller."
Denktaş'a göre bu sözler, Rumların "Terörle, ekonomik ambargoyla, siyasi tehditle yapamadıklarını AB'yi kullanarak yapmak ve ENOSİS'i (Yunanistanla birleşme) diplomatik yoldan gerçekleştirmek istediklerini açıkça ortaya koyuyordu."
Tam da o sırada, önüne uzatılan kâğıtta yazılanlar, Denktaş'ı daha da öfkelendirdi. Verheugen yarın (dün) Rumların AB'ye üyelik için gerekli tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini açıklayacak. Denktaş'a göre bu da Türk tarafını New York görüşmesi öncesinde köşeye sıkıştırmayı amaçlayan AB'nin bir manevrasıydı.
Aslında bir haber daha vardı.
Ama Denktaş pek de umursamış görünmüyordu bu haberi.
Kuzey Kıbrıs'ta yayımlanan Yeni Düzen gazetesi manşetten verdiği habere, 'Denktaş'a güven yok' başlığını atmıştı. Haber Kıbrıs Toplumsal Araştırma ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nin yaptığı bir kamuoyu araştırmasından bahsediyordu. Araştırmaya göre Kuzey Kıbrıslıların yüzde 51'i Cumhurba
şkanlarına güvenmiyordu! Denktaş'ın çözümden yana 'Ümidim yok' demesiyle, Kuzey Kıbrıslıların çoğunun Denktaş'tan yana 'Güvenim yok' demesi arasında bir alaka kurulabilir mi acaba?..
RADIKAL 03/10/2002