|
Denktaş: Annan planı Kıbrıs Türkünün sonunu getirir |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs çözüm planını inceledikçe tedirginliğinin arttığını söyledi. |
|
|
Ankara
NTV-MSNBC VE AJANSLAR |
|
|
|
23 Aralık Ankarada İbni Sina Hastanesinde sağlık kontrolünden geçen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BMnin Kıbrıs çözüm planını mevcut haliyle kabul etmenin, Kıbrıs Türk halkının sonunu getirmek olacağını ifade etti. Denktaş, Toprak konusunda yapılanlar ve bizden istenenler, Kıbrıs Türklerini sefalete sürükleyecek bir zaman içerisinde Adadan boşalmalarını temin edecek durumdadır dedi. |
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın planında Kıbrıs Türkleri açısından sakıncalı unsurları Annana yazılı olarak ileteceğini söyleyen Denktaş, bu çalışmayı birkaç gün içinde sonuçlandıracağını belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum Başsavcı Alekos Markidesin Denktaşla anlaşma olmaz sözlerine de tepki gösterdi. KKTC Cumhurbaşkanı, Ama Denktaş ayaktadır, bu iş Denktaş ile yürüyecek
tir dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusundaki görüşmelerin BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto, 7 Ocakta Adaya geldikten sonra başlayacağını da açıkladı. Denktaş bu hafta içinde Adaya geri dönmüş olmayı ümit ettiğini de söyledi..
NTV 23/12/2002
Weston: Şubat sonuna kadar kesinlikle çözüm sağlanmalı
Weston, 'Kıbrıs'ta galip ve mağlup taraf olması zorunlu değildir. Biraz kaybederek, biraz kazanılabilir. Her iki taraf da taviz vererek, uzlaşmalıdır' dedi
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıs'ta şubat ayı sonuna kadar 'kesinlikle bir çözüme varılması gerektiğini' söyledi.
Weston, Atina'da yayınlanan Ethnos gazetesindeki demecinde, Kıbrıs konusunda herkesin üyelik anlaşmasıyla bütünleşecek bir çözüme varılması konusuna odaklandığını belirtti.
Thomas Weston, 'Bu nedenle anlaşma, BM genel sekreterinin planında belirlediği süre içerisinde sağlanmalıdır. Bu da, referandumun Kıbrıs'ın üyeliği öncesinde zamanında yapılabilmesi için anlaşmanın şubat ayı sonundan önce imzalanması gerektiği anlamına gelir' dedi.
Kıbrıs'ta taraflar arasında temel konulardaki farklılıkların iki hafta öncesinde olduğundan daha aza indiğini belirten Weston, çözüm için yeterli zaman olduğunu savundu.
Weston, 'Kıbrıs'ta galip ve mağlup taraf olması zorunlu değildir. Biraz kaybederek, biraz kazanılabilir. Her iki taraf da taviz vererek, uzlaşmalıdır' dedi.
Kopenhag'daki gelişmelerin, Helsinki kararlarının Türkiye'nin Avrupa ile olan ilişkisini yasal olarak Kıbrıs sorununu çözümüyle bağlamamasına karşın, Avrupalıların bu sorunun çözümüne önem verdiği görüşünü güçlendirdiğini belirten Weston, zirvede olumlu şeyler de olduğunu kaydetti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, 'Kopenhag'da Kıbrıs koşulsuz olarak temiz bir şekilde üyelik daveti aldı. Bu olumludur. Ayrıca, Türkiye de müzakereleri başlatma tarihi aldı. Eğer Kopenhag kriterlerine uyarsa 2004 yılı sonunda tarih alacaktır' diye konuştu.
KIBRIS 23/12/2002
KARPAZA KARŞI DEĞİRMENLİK'
Toprak konusunda büyük çaplı bir çalışma yapmış olan BM'nin, Rum idaresi altında geri dönecek olan Rum göçmen sayısı olan 85 bin ve Kıbrıslı Türklere kalacak olan toprak oranı olan %28.5 ekseninde sabit durduğu iddia edildi.
Fileleftheros 'Karpaz'a Karşılık Değirmenlik... BM'den Kıbrıslı Türklere: İkinciyi Almak İçin Birinciyi Vermeniz Gerekir' başlıklı manşet haberinde Birleşmiş Milletler'in toprak konusunda, etkilenenlerin oranı ve geri dönecek olanların sayısı felsefesini çürütmeden, alternatif öneriler şekillendirdiğini bildirdi.
Gazete güvenilir bilgilerine dayandırdığı haberinde, toprak konusunda büyük çaplı bir çalışma yapmış olan BM'nin, Rum idaresi altında geri dönecek olan Rum göçmen sayısı olan 85 bin ve Kıbrıslı Türklere kalacak olan toprak oranı olan %28.5 ekseninde sabit durduğunu yazdı.
Gazete, AB'nin Kopenhag Zirvesi çerçevesinde yer alan perde gerisi çalışmalara gönderme yapan iyi bilgili kaynakların, oran ve sayı ekseninde sabit kalınmasının kendilerine kağıt üzerinde değişiklikler yapma olanağı tanıdığına işare
t ettiklerini belirtti.
Habere göre aynı kaynaklar, Kıbrıslı Türklerin, hem Karpaz'ın Rum idaresine verilmesini öngören 2. Haritayı hem de birinci haritayı, Pirhan, Dörtyol ve Mormenekşe bölgesine maddi yatırım yaptıklarını söyleyerek reddettiklerine işaret ederek, bunun üzerine BM'nin de alternatif senaryolar önerdiğini kaydettiler.
BM'nin Kıbrıslı Türklere, Karpaz için öngörülen sayı kadar Rum'un geri dönmesi mantığıyla Değirmenlik'te özel bir bölge oluşturulmasını önerdiği belirtilen haberde devamla şun
lar kaydedildi:
'Birleşmiş Milletler Kıbrıslı Türklere Karpaz yarımadası için ( BM'nin Karpaz için daha sonra da ısrar edeceği görünüyor) çözümden sonra sayıları artacak olan Kıbrıslı Rumların şu ya da bu şekilde Karpaz'da kalacaklarını söylüyor. BM bu argümanla, Kıbrıslı Türkleri, revize edilmiş haritayı kabul etmeye ve BM'nin dinlemeye ve önermeye hazır olduğu değişikliklerin yapılmasına ikna etmeyi hedefliyor.
Kıbrıslı Türkler, ifade etmeseler de Değirmenlikle ilgili argümana yaklaşımları olumsuzdu. Kıbrıslı Türkler, Değirmenlik bölgesinde Türk kuvvetleri komutanlığının iskan edilmiş bulunduğunu ve (Türk kurucu devletinde konuşlanacak olan kuvvetler için bölgede büyük bir kışla oluşturacaklar) anlaşmadan sonra da burada bulunmaya devam edeceğini ifade e
ttiler. Kıbrıslı Türkler, Değirmenlik'in iade edilmesinin, Kıbrıslı Türkleri Beşparmak sıradağlarına çekeceğini ve dağın esasta, iki kurucu devletin sınırı haline geleceğini düşünüyorlar.'
Gazete, BM'nin Mağusa kenti bölgesi için de fikir ve senaryoları bulunduğunu yazdı. Gazeteye göre revize edilmiş belgedeki öneri, Mağusa'daki hattı değiştiriyor ve kenti Kıbrıslı Rumlar lehine 700 metre 'açıyor' fakat Rumlar bu yeniden düzenlemeyi tatmin edici bulmuyor.
BM'nin, toprak konusunun, Kıbrıs sorununun temel konularının büyük engellerinden biri ve doğrudan görüşmelerde ele alınmayan bir konu olduğuna inandığını kaydeden Fileleftheros gazetesi, yoğun müzakerelerin başlayacağı 8 Ocak'tan itibaren öncelikli olarak gündeme gelecek konulardan birinin, her iki tarafı
da özellikle meşgul ettiği görünen toprak konusu olmasının beklendiğini haberine ekledi.
KIBRIS 23/12/2002
BU SESE KULAK VERİN !
ATVdeki Siyaset Meydanında söyleyemediklerim başlığı altında düşüncelerini kaleme alan Emekli Kurmay Albay Halil Sadrazam, KIBRIS gazetesinde yayımlanan makalesinde çarpıcı açıklamalar yaptı
Bu sese kulak verin!
CHP iktidarının Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Ocak 1950'de Kıbrıs meselesi diye bir mesele yoktur. Kıbrıs, İngiliz hakimiyetindedir. Başka bir devlete devretm
e niyetinde olmadıkları hakkında da kanaatimiz mevcuttur demişti.
** Demokrat Parti iktidarının Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü de Türkiye için Kıbrıs meselesinin mevcut olmadığını söylemişti.
** 1950 yıllarında Dr. Fazıl Küçük liderliğinde Kıbrıs Türklerinin girişimleriyle KIBRIS, 1958de Türkiye kamuoyunun malı olmuştu. Londra-Zürih antlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş fakat Rum ve Yunan saldırıları nedeniyle sorun 1963de tekrar sorun ortaya çıkmıştı.
** 1963de İsmet İnönü Kıbrıs benim sorunumdur. Kıbrıs, Türkiye'nin sorunudur. Fazla söze gerek yok. Her türlü yardım yapılacaktır demişti. Fakat bu sırada Türkiyenin Genel Kurmay Başkanı, Kıbrıs sorunu bir Ali Alekko kavgasıdır diyerek Kıbrısın önemini azaltmıştı.
** Kıbrısın, Türkiye için önemi şimdi yetkililerce her fırsatta vurgulanmakta ve vazgeçilmezliği dile getirilmektedir. Burada MacMillanın şu değerlendirmesi herhalde rol oynamaktadır. Çok az kişi Kıbrıs'ın gerek İngiltere gerek Türkiye için taşıdığı önemin farkındadır. Gerçek şudur ki, Kıbrısı kim elinde bulundurursa, İskenderun Limanını ve Türkiye'nin arka kapısını kontrol altına almaktadır.
** Bugün Annan planında bize teklif edilen toprak % 28.5 civarında görülmektedir. Sayın Kenan Evrenin hiç düşünmeksizin ortaya attığı harekat planındaki sınırlar ise bunun çok altındadır. Bir toprak tavizi verilirken bu oranın % 28 veya % 29 olabileceği konusunda samimi inancımı belirtirken Sayın Kenan Evrenin yaptığı açıklamada yer alan harekat planındaki sınırlar konusunu büyük bir gaf olarak değerlendiriyorum.
** KKTC meclisi bu planı resmi olarak ilk defa 19 ARALIK 2002de incelemeye başlamıştır. Bu büyük gecikmenin nedeni ne olursa olsun affedilemez bir hata ve sorumsuzluk örneğidir.
** Çözümsüzlük yanlıları gerçekleri çarpıtarak korku senaryoları üretmekte ve halkın barış arzusunu yok etmeye çalışmaktadır. Barış isteyenlere haksızca, Rum yanlısı, vatan haini damgası vurulmaya çalışılmaktadır. Planla ilgili herhangi bir öneri getirilmeden sadece TUZAKLAR VAR denilmektedir.
** Kıbrısta bir karış toprak / bir çakıltaşı verilmeyecek- verilemez söylemleri tamamen yalandı. Senelerce Maraş ve Düzce gibi bazı yerlere sivil halkın iskanı önlenerek bu ve benzeri bölgeler bir toprak tavizi olarak düşünülmüş fakat bu gerçek halkımızdan gizlenmişti. Hukuki eşitlik, uluslararası kimlik, egemenlik istiyorsak, karşılığında biz de bazı şeyleri ve öncelikle bazı toprakları vermek zorundayız.
** Veremeyiz dediğimiz yerlere yeterli yatırım yapmadığımız için göçü durduramadık. Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen bazı altyapı yatırımları dışında Türkiyeli iş adamlarımız da KKTCde yatırım yapmaktan kaçınmıştır.
** Bazı imtiyazlı kişilerin kolayca haksız maddi ve siyasi kazanç elde edebilmesi için yaratılan düzende, sistemin kaymağını yiyerek halk yararına kılını kıpırdatmayanlara, devlet olanaklarını kendileri ve yandaşları için kullananlara, torpil mekanizmasına, haksızlıklara, üretimsizliğe, işsizliğe, döviz altında ezilmeye karşı halkın dayanma gücü kalmamıştır.
** Bugün dünyada insan hak ve özgürlükleri, uluslararası hukukun öncelikli kaynakları arasındadır. Hakkın suiistimal edilemeyeceği görüşü temel prensiptir. Bu çerçeveden bakıldığında BM ve dünya kamuoyu açısından, Türkiye Kıbrısta çözümü engelleyen ve hukuk nezdinde hak ihlali yapan taraf olarak görülmektedir.
** 1974 Barış harekatı o dönemde TC yetkililerin açıklamalarına göre Bozulan anayasal düzeni yeniden kurmak maksadıyla icra edilmişti. Uluslararası hukukta, stratejik ihtiyaç nedeniyle müdahale ve işgal hakkı olmadığı için harekatın gerekçeleri arasına stratejik ihtiyaç konmamıştı. Fakat yıllar sonra bazı TC yetkilileri Kıbrıs adasının stratejik önemini ön plana çıkartarak adada Türkler yaşamasa dahi bir müdahalenin yapılacağını açıkça ifade etmiştir.
** Türkiyenin de imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine dayanarak AİHM Loizidounun başvurusu üzerine, Kuzeydeki mülkünü tasarruf edememesi nedeniyle Türkiyeyi 650 bin $ tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
** Kuzeyde evlerini ve mallarını bırakan 200 bin civarında Rum olduğuna göre, verilen sürenin sonunda, AİHM'de, Loizidou benzeri binlerce dava açılabilecek ve Türkiye 20-30 milyar $ tazminat ödemeye mahkûm olabilecektir. AİHM kararlarının tanımaması halinde, Avrupa Siyasi Topluluğunun 1856 Paris Konferansından beri mensubu ve Avrupa Konseyinin 1949dan beri kurucu üyesi olan Türkiye, Konseyden atılma veya üyeliğinin dondurulması tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
** 1999 Helsinki kararlarında Türkiye ve Yunanistan arasındaki sınır sorunları 2004 yılına kadar halledilemediği takdirde adalet divanına gidilmesi kabul edilmişti. AB hiçbir şekilde ihtilaflı ülke istemediği için Kıbrıs sorunu çözümlenemezse Türkiyenin ABne girişi engellenecek, gümrük birliği ve ihracat dengesi bozulacaktır.
** Kopenhag sonrasında, daha önce olduğundan çok daha fazla KKTCnin bir polis devleti durumuna dönüşme tehlikesi vardır. GKRYnin ABye alınması ve KKTCnin dışarıda kalması sonucu artan gerilim nedeniyle, halkımızı ağır baskılar beklemektedir.
** Kıbrısta birkaç yerleşim yerini terk etmem diyerek ve hatta toprak konusunda hiçbir hazırlık yapmadan planı reddetmekle KKTC halkına dünya vatandaşı olma kapıları kapatılmaktadır. KKTC ve TC halkına karanlık ve belirsiz bir gelecek hazırlanmaktadır.
** Toprak tavizi olarak verilemeyecek yerlerin başında kanaatimce Çamlıbel ve Kozanköy bölgeleri gelmektedir. Bu yerlerin verilmesi KKTCye (veya kuzey parça devlete) kalacak bölgenin fiilen ikiye ayrılmasına neden olabilecek ve hiç arzu edilmediği halde ortaya çıkabilecek bir çatışmada büyük bir sorun yaşamamıza neden olabilecektir. KKTC topraklarının güvenliği için bu bölgelerin elimizde kalmasına ihtiyaç vardır.
** Halkımızın tekrar göçmen durumuna düşürülmesini istemeyenler haklıdır. Yalnız şunu da unutmamak gerekir ki insanlarımız halen göç etmekte ve KKTC dışında yeni bir yaşam aramaktadır. Hiçbir toprak tavizi ve asgari ölçüde yeni göçler olmadan bir barışın imzalanması mümkün değildir. Hiç göçmen yaratılmaması söz konusu olsa Lozan barış anlaşmasının da imzalanamayacağı hatırlanmalıdır.
** Plan büyük oranda bizim isteklerimizi karşılamaktadır. Sayın Denktaşın yapması gereken sadece bu planı gözden geçirerek değerlendirmek ve bazı hususların değiştirilmesi için görüşmekti. O bunu yapmamış, planı inceleme zamanı olmadığını savunmuş ve reddetme yollarını aramıştır. Hastalığının planı incelemeye ve görüşmeye engel olduğu fakat yaptığı açıklamalarla barışı engellemeye mani olmadığı görülmüştür.
** Kıbrıs Türkünün bunca yıllık bir dava avukatı bir kahraman olarak tarihe geçebilecekken, bir barış anlaşmasını kabul etmediği taktirde halkının geleceğini karartan istenmeyen bir adam durumuna düşebilecektir.
** Toprağı ve şehitlerimizi düşündüğümüz kadar yaşayanları da düşünmeli ve gençlerimiz için Kıbrısta iyi bir gelecek hazırlamalıyız. Kopenhag sonrasında kararsızlığımızı fırsat bilen Rum yönetimi ortaya attığı onurumuzu kırıcı Kuzeye yardım paketinde bizim şehitlerimizi, kendi kayıpları ile bir değerlendirdiğini ve şehit ailelerine yardım elini uzatacağını söyleyerek KKTC yöneticilerinin her zaman kullandıkları şehit kanlarının bedeli söylemini de ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
** 28 Şubata kadar bir anlaşma olmaması KKTCde halk arasında bir iç çatışmanın ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Bunun sorumluluğu Kopenhaga gerekli ilgiyi göstermeyen seçilmiş ve atanmış yöneticilerimizin üstünde olacaktır.
** Kopenhag zirvesi sırasında gözlerimiz KKTCde hükümet edenleri aramıştı. Çeşitli TV ve radyo kanalları Kopenhag özel programları yaparken, BRT normal yayınına devam etmiş ve başbakanın bazı seçilmiş ve atanmış yöneticilerle birlikte muz seralarını ziyaretini yayınlamıştı. KKTCden çeşitli medya mensupları Kopenhagda yerini alırken devletimizin sesi olan BRT uzak kalmıştır. BRT gibi birer devlet kurumu olarak oluşturulan Radyo Vatan ve Radyo Güven de bu konuda bir destek vermemişti.
** Yıllarca Kıbrıs sorunu iki toplum arasında bir sorundur diyerek kendi kendimizi kandırdık. Denktaşa karşı çıkan herkes hain olarak damgalandı. Türkiye Cumhuriyetinin sivil ve asker yöneticileri sadece Denktaşı destekledi onun dışında olan yöneticilerimize değer vermedi ve güvenmedi. KKTC devleti yaratıldı fakat Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri Denktaş dışında kimseyi tanımadı, iktidar partisi başkanını dahi zaman zaman dışladı. Sivil toplum örgütlerinin iç işlerine dahi Türkiye Cumhuriyetinin sivil ve asker yetkilileri tarafından müdahale edildi. KKTC kökenli Türklere karşı güvensizlik çeşitli alanlarda iç çatışmalarına ve uyumsuzluklara neden oldu. Şimdi çekilen sıkıntılar bu hatalı davranışların bir sonucudur.
** 28 Şubat Kıbrıs için önemli bir gün olacak buradan da belki 16 Nisan 2003e kadar bir uzatma çıkacaktır. Bunun sonrası da Kıbrıs Türkünün sonunu hazırlayacaktır.
** TC ve KKTCnin entegrasyonu geçmiş hükümetlerin ve Denktaşın söylemidir. Şimdiki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bunu ortaya koymamakta ve yeni bir Hatay istememektedir. AKP Hükümeti Kıbrısta bir çözüm ve barış istemektedir.
YENIDUZEN 23/12/2002
KKTCDE SON DURUM
Acı ama GERÇEK!
17 kişi daha Güneye kaçtı!
12-13 Aralık Kopenhag doruğundan bugüne kadar geçen 10 günlük sürede, 17 kişinin daha Güney Kıbrısa kaçtığı öğrenildi. Kopenhag Zirvesinin hemen ardından 14-15 Aralık cumartesi ve pazar günlerinde 10 Kıbrıslı Türkün Pile, Beyarmudu ve çeşitli kaçak
yollardan Güneye geçtiği, hafta içerisinde de 7 kişinin daha kuzeyden ayrıldığı tesbit edildi. Polis, Güney Kıbrısa geçen kişilerin aileleriyle görüşerek soruşturmalarını sürdürürken, aynı 10 günlük süre içerisinde bir kişi de pişmanlık duyduğunu söyleyerek yeniden kuzeye döndü. Polis, Güneye kaçan ve sonra pişman olduğunu belirterek kuzeye dönenleri açıklarken, Güney Kıbrısa kaçanlarla ilgili herhangi bir bilgi vermiyor.
900 kişi daha hayal kırıklığında
Polis ve itfaiyeci olmak için 960 gencimiz başvurdu, 60 kişi sınavı geçerken 900 kişi işsizler ordusu içerisinde kalmaya devam etti. Polis ve itfaiyeci olmak için ilk
başvurular 960 kişiydi, ön eleme
sonrasında 868 kişi sınava girmeye hak kazandı. 60 kişi de başarılı kabul edildi. Başvuranlar arasında 64 üniversite mezunu dikkat çekti. Polis adaylarına ön eleme sorularından biri de Kıbrıs sorunu hakkındaki düşünceleri oldu!
Son İki Yılda 11 Cinayet
Ülkemizde son iki yılda toplam 11 cinayet işlenirken, katillerin büyük çoğunluğunun 15-25 yaş grubunda olması gençlerinin geldiği noktayı gözler önüne serdi. Kıbrıslı Türkler her iki ayda bir cinayete şahitlik ederek, savaş yıllarından sonra
can güvenliği endişesini ilk kez bu kadar yakın hissetti. Cinayetler toplumun yaşadığı psikolojik çöküntü, Kuzey Kıbrısa kontrolsüz girişler ve ekonomik sıkıntılarla ilintili olarak karşımıza çıktı.
YENIDUZEN 23/12/2002
Denktaş'ın çıkış yolu
Gündüz Aktan
23/12/2002 RADIKAL
Sn. Denktaş'ın geçen cuma günü Ankara TV'yle yaptığı mülakatta söylediklerini irdelemekte yarar var.
Sn. Denktaş, Annan paketinden önce, BM Genel Sekreteri Cuellar'ın 1986 tarihli paketinin tümünü, Butros Gali'nin 1992 'Fikirler Dizisi' paketinin yüzde 95'ini kabul etmiş; ilkini Kipriyanu, ikincisini de Vasiliu tümüyle redd
etmişlerdi. Her iki paket de Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını öngörmüyordu ve federasyon temeline dayalı çözümler öneriyordu. Bugünkü yüz yüze müzakere süreci de Sn. Denktaş'ın önerisi üzerine başladı. Bu durumda kendisinin uzlaşmaz gösterilmesine üzülmekte haklı.
Annan paketi birçok açıdan, bu iki paketten de, Rumların yıktığı 1960 sisteminden de geride. Fazladan Kıbrıs AB üyesi olacak. Bütünleştirici AB mevzuatı ise Kıbrıs Türklerinin varlıklarını koruyucu özel hükümlere (derogasyonlar) müsait değil. Annan paketine göre en bereketli topraklarının ve su kaynaklarının hemen tümünü kaybeden, malvarlıkları elinden alınan en az 50 bin insanını dağlık kıyı şeridine yerleştirmek zorunda kalan, içine çok önemli bir Rum nüfusunu alan, 1960 sistemindeki 'en ziyade müsaadeye mazhar ülke' kuralına göre AB üyesi Yunanistan'a tanınacak hakları Türkiye'ye tanıyamayan, Türkiye'nin garantisinden mahrum kalan ve veto hakkı da olmadığından gerçek anlamda siyasi eşitliği bulunmayan Türk bölgesi, Sn. Denktaş'a göre "Beş değilse bile 10 yıl içinde yok olur".
Buna rağmen Sn. Denktaş, Annan planının siyasi açıdan reddinin zor olduğunu görüyor. Planı müzakere etmeye hazır. Ama kamuoyuna mal olmuş bir paketi, hele haritaları müzakere etmenin imkânsız denecek kadar zor olduğunu da söylüyor. Annan paketinin şimdiki halinden pek farklı olmayacak son şeklini kabul etmek için tek bir çıkar yol bulunduğunu düşünüyor: Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla birlikte Annan paketinin Kıbrıs'ta uygulanması. Rumlar giriş müzakerelerini bitirdiklerini, Türkiye üye oluncaya kadar AB dışında bekleyemeyeceklerini söylüyorlar. Sn. Denktaş, Güney Kıbrıs'ın hemen AB üyesi olmasına karşı değil. Tabii Güney Kıbrıs'ın giriş anlaşmasına, 'ortak devleti' temsilen devlet yetki ve işlevlerini kullanacağı, ancak çözüm sırasında Rum 'parça devleti' olacağı uygun bir formülle kaydedilmeli.
Türkiye üye oluncaya kadar Kuzey Kıbrıs, AB üyeliğine hazırlanmalı. Ambargo kalkmalı, AB yardımları gelmeli ve müktesebata uyum başlamalı. Güney ile ticari ve insani ilişkiler geliştirilmeli. Yılların iki tarafta açtığı yaralar kapatılmalı, karşılıklı güven kurulmalı.
Sn. Denktaş'ın Rumlara önereceği bu çıkış yolu Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye ile eşzamanlı üye olmasını, bu amaçla da Annan paketinin uygulanmasının Türkiye'nin üyeliğine ertelenmesini öngörüyor. Böylece Kıbrıs Türklerinin varlığını korumak mümkün olacak. Ama daha da önemlisi, Kuzey Kıbrıs yanlız girdiğinde büyük sakınca yaratabilecek Annan paketindeki birçok unsur, Türkiye ile birlikte girildiğinde kendiliğinden ortadan kalkacağından, müzakereler çok kolaylaşacak. Örneğin derogasyonlar, garanti sistemi, 'en ziyade müsaadeye mazhar ülke' hakkı sorun niteliğini kaybedecek. Hatta veto hakkı, geri dönecek göçmenler de nispeten kolay çözümlenecek.
Sn. Denktaş'ın önerisi son bir çaba niteliğinde. Ufukta başka bir çözüm de görünmüyor.
Bu öneri, Türkiye'de AB üyeliğini en yüksek dış politika amacı görenlerle kuzey Kıbrıs'ta çözümsüzlükten yakınanları herhalde tatmin edecektir. Belki de yakın tarihimizde rastlanmayan bir biçimde bu öneri etrafında birleşebilir, birlikte mücadele edebiliriz.
Güney Kıbrıs'ın amacı Kuzey'i AB içinde korumasız yutmak değilse bu öneriyi kabul eder. Yunanistan son üç yıllık açılımında samimiyse, tarihi nitelik kazanacak AB dönem başkanlığı sırasında bu son çözüm fırsatını değerlendirir. AB, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın bir daha bozulmayacak şekilde kurulmasını ve Türkiye'nin üye olmasını gerçekten istiyorsa, bu öneriyi destekler.
Bu öneri Rum-Yunan tarafı ve AB tarafından reddedilirse, biz de artık belirsizlikten kurtulur, ne yapacağımızı biliriz.
Şimdi tarih onları sınıyor.