Belgeli pazarlık

Açıklanan program gereği iki buçuk saat sürmesi beklenen dünkü toplantı yaklaşık bir saat sürdü. Denktaş, toplantıda Annan planı üzerinde çekincelerini içeren belge teatisinde bulunulduğunu belirterek, 'Belgeleri incelememiz gerekiyor' dedi

Denktaş, tarafların tavırlarında bir değişiklik olmadığına ve iki tarafın da pozisyonlarını koruduğuna işaret ederek, 'Onlar kendi davalarını müdafaa ediyor, biz de kendi davamızı müdafaa ediyoruz. Şimdilik pozisyonlar değişmiş değil' diye konuştu

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides, 2.5 aylık aradan sonra Annan planı zemininde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yeniden başlayan yüz yüze görüşmelerine dün de devam etti.

Daha önce açıklanan program gereği iki buçuk saat sürmesi beklenen ancak yaklaşık bir saat süren dünkü görüşmede taraflar belge teatisinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides saat 16.00'da heyetleriyle birlikte, ara bölgedeki Lefkoşa Havaalanı yakınlarında BM tarafından oluşturulan Lefkoşa Konferans Merkezi'nde bir araya geldi. Denktaş'a, Dışişleri ve Savunma Bakanlığı Müsteşarı Aytuğ Plümer, KKTC'nin Washington Temsilcisi Osman Ertuğ ve cumhurbaşkanının Anayasa ve Hukuk Danışmanı Prof Dr. Mümtaz Soysal eşlik etti.

Basına kapalı olarak yapılan görüşmede BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto da hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Denktaş ve Klerides, Kıbrıs müzakereleri kapsamında yarın saat 16.00'da yeniden bir araya gelecek.

'Karartma kalkmalı mı?'

Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmeye giderken yaptığı açıklamada, iki tarafın, Annan planında yapılmasını istediği değişiklikler hakkında karşılıklı bilgi vereceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, müzakerelerle ilgili olarak iki tarafın mutabakatıyla basına uygulanmakta olan karartmanın kalkıp kalkmadığının sorulmasına karşılık da, 'Vallahi bence söylemek lazım' demekle yetindi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde, gazetecilerin görüşmeye ilişkin soruları üzerine, tarafların, Annan planı üzerinde çekincelerini içeren belge teatisinde bulunduğunu belirterek, 'Belgeleri incelememiz gerekiyor' dedi.

Denktaş, bir soru üzerine, tarafların tavırlarında bir değişiklik olmadığını ve iki tarafın da pozisyonlarını koruduğunu belirterek, 'Onlar kendi davalarını müdafaa ediyor, biz de kendi davamızı müdafaa ediyoruz. Şimdilik pozisyonlar değişmiş değil' diye konuştu.

KIBRIS 21/01/2003

Denktaş: Şubat ortalarında Kıbrıs'ın durum belli olur

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, müzakerelerde şubat ayı ortalarına doğru nereye gidildiğinin belli olacağını belirtti.

Bu tarihte çıkmaz yolda olunması halinde durumu meclise götüreceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, meclise; 'Bu noktada kalınmıştır ben Denktaş olarak bunu imzalayamam ama halk imzala diyorsa bunu halka sorun' diyeceğini kaydetti.

Denktaş, meclisin alacağı karara göre referanduma gidilebileceğini de vurguladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar başkanlığındaki, UBP ve DP ilçe milletvekilleri, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve muhtarlardan oluşan kalabalık bir heyeti kabul etti.

Özçınar, Cumhurbaşkanı Denktaş'a ilçede seçmenler düzeyinde düzenlenen 'AB ve Çözüme Evet, Güzelyurt'un verilmesine Hayır' imza kampanyasında toplanan 5 bin imzayı sundu.

Mahmut Özçınar kampanyanın sürdüğünü de belirterek, 'Halkın gerçek iradesi budur' dedi.

Denktaş

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının geleceğinden emin olduğunda ses çıkarmayan bir halk olduğunu belirterek, 'Siz de herhalde geleceğinizden o kadar eminsiniz ki bugüne kadar fazla ses çıkarmadınız. Ama bu çalışmanız güzel' dedi.

Bizim dışımızda olan insanlar kamuoyu yoklamalarından etkileniyor' diyen Denktaş, yerinden olacak insanlarda reaksiyon olmamasını 'herkes rahatlıkla gider' olarak değerlendirildiğini ve bunun yanlış olduğunu söyledi.

Denktaş, 'Bizim dışımızda hep bizim karşımızda olan insanlarla temas ediyorlar' dedi.

İmza kampanyasının güzel bir çalışma olduğunu belirten Rauf Denktaş, imzaların kopyasını BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'ya da vereceğini çünkü kamuoyu yoklamalarından etkilendiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, görüşmeler hakkında da bilgi vererek, kabul edilmez denilen maddeler konusunda çalışmalar yaptıklarını, bunlardan birinin, ilk etapta 50 bin daha sonra Rumların gelmesiyle 60 bin daha insanı yerinden sökerek tekrar ekilmesini öngördüğünü ancak bu insanların kök tutmayarak göçüne neden olunacağını kaydetti.

 

Planı hazırlayanların bilerek veya bilmeyerek Kıbrıs Türklerinin yavaş yavaş adadan yok olmasına kapıyı açık bırakan plan hazırladıklarını kaydeden Denktaş, kendilerinin bunu düzeltmeye çalıştıklarını ancak imkanlarının ne kadar olduğunu bilmediklerini vurguladı.

Anlaşmayı Türkiye'nin de garantör devlet olarak imzalamakla yükümlü olduğunu vurgulayan Denktaş, Türkiye'nin de garantörlüğünü etkisiz hale getiren böyle bir anlaşmayı imzalamayacağını, bunun da düşünülmesi gerektiğini söyledi.

En büyük sorun

Planda görülen en büyük sorunun Rum İdaresi tarafından verilen koçanlar kabul edilirken Türk tarafının verdiği koçanların geçersiz sayılması olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, 'Bunun üzerine bina edilmiş bir gelecek. Dolayısıyla tüm Rum göçmenler ceplerinde koçanlarıyla gelip bu ev benim çık demek hakkına sahip' dedi.

Bazı koruyucu maddeler bulunduğunu ancak netice ve genelin bu olduğunu ancak bunun kabul edilemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'nin verdiği koçanların kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.

Denktaş, 'ABD mademki kesenin ağzını açtı. Rumun talebi tazminatlarla karşılanmalıdır. Hakkını inkar eden yok. Savaş nedeniyle, barış olsun diye ileride sürtüşme olmasın yeniden kavga çıkmasın diye. Nüfus mübadelesi ve iki kesimli anlaşmayı yapmış olan, bu iki kesimliliğin içerisine Rumlar yeniden gelip yerleşemez, yeniden mal mülk alamaz diye 3 özgürlüğü kısıtlama kararı almış olan iki tarafın bunları unutup, benim tapum var ben gelirim hükümetim demesi kavgaya kapıyı açık bırakması demektir.' dedi.

Kimsenin 30 yıl sonra sökülüp ekilmek istemediğini kaydeden Denktaş, bugün çeşitli yörelerden gelen insanların 27 sene önce buraya geldiklerinde 25 yaşlarında insanlar olduklarını ve tüm emeklerini bu topraklara yaptıklarını ve bugün 50 yaşlarına geldiklerini ve sökülmek istemediklerini vurguladıklarını anlattı.

'Bunlara kulak vermek lazım' diyen Denktaş, Rum tarafının göçmen olmasının sebebinin Kıbrıs'ı silah zoruyla elde etmek istediğinden olduğunun unutulmamasını istedi.

Haritalarla gelen

Kendisine sürekli harita ortaya çıktığından beri ekonomik hayatın durduğunun söylendiğini ifade eden Denktaş, böyle olmayacağını, hakların ve koçanların bulunduğunu, görüşmelerde hakların korunması gerektiğini, korunmaması halinde kimsenin gelip boğazınızı sıkıp malı-mülkü almaması gerektiğini, bunun dünyaya da anlatılması gerektiğini söyledi.

Denktaş, imza çalışmasının çok yararlı olduğunu, kamuoyu yoklamalarını kimin nasıl yaptığının sorgulandığını ancak imzaların daha geçerli olduğunu söyledi.

Özçınar

Heyet adına konuşan Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Annan Planı ortaya çıktıktan sonra bölgede başlatılan çalışmalarda, Güzelyurt Belediyesi, bölge UBP ve DP milletvekilleri muhtarlar ve sivil toplum örgütlerinin imza kampanyası çalışması yaptığını belirtti.

AB'a girişe ve çözüme destek veren ancak Güzelyurt'un verilmesine karşı çıkılan kampanyada, kısa sürede, ilçe seçmenlerinden 5 bin imza toplandığını kaydeden Mahmut Özçınar, 'Halkın gerçek iradesi bu imzalardır' dedi.

İmza kampanyasında bazı aileler adına sadece reislerinin imzaladığına da dikkat çeken Özçınar, imza kampanyasının süreceğini, plandaki haritada yer alan ve verilmesi öngörülen köylerde de imza kampanyasının devam edeceğini vurguladı.

KIBRIS 21/01/2003

Denktaş: Plan olduğu gibi imzalanamaz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halk iradesine karşı olduğu yönünde iddialar bulunduğunu belirterek, bunların söyledikleri anlamazlıktan gelinerek yapıldığını, görüşülen planın olduğu gibi imzalanacak bir anlaşma olmadığını, bunu değiştirmek için uğraştıklarını vurguladı.

Denktaş, kendilerinin de Türkiye'nin de haritayı kabul etmediklerini ancak anlaşma olması halinde harita kabul edilse de edilmese de bir kısım insanın bir yerlerden kımıldamak zorunda kalacağının anlaşıldığını, uğraşlarının bunu mümkün olduğu kadar aza indirgemek olduğunu kaydetti.

Rauf Denktaş'a, çeşitli kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve yerel idareciler tarafından gerçekleştirilen Kıbrıs görüşmeleri konusundaki destek ziyaretleri dün de sürdü.

Denktaş, dün ziyaretlerinin ilk bölümünde İnsan Hakları Derneği Girne Şubesi yöneticileri, Patates Üreticileri Birliği ve Pile köyü heyetini kabul etti.

İlk ziyareti gerçekleştiren İnsan Hakları Derneği Girne Şubesi Başkanı Salih Ersoy, dernek olarak cumhurbaşkanının yanında olduklarını belirterek, iki bölgeli, iki toplumlu ve tam egemenliğe dayalı bir anlaşma istediklerini, AB'ye de Türkiye gireceğinde Türkiye'yle birlikte girmek istediklerini söyledi. Ersoy, Denktaş'a desteklerini ifade etti.

Patates Üreticileri Birliği Başkanı Ahmet Yeşilada ise, yaşadıkları topraklarda kökleştiklerini, yeniden göçmen olmak istemediklerini vurgulayarak, Rum tarafı ile Rumlarla anlaşma istediklerini ancak Rumlarla iç içe yaşamak istemediklerini, yan yana yaşayabileceklerini, ayrıca egemenliğin sulandırılması, yeniden göç ve garantilerin sulandırılması gibi girişimlere karşı olduklarını kaydetti. Yeşilada cumhurbaşkanına tam desteklerini belirtti.

Pile Muhtarı Ahmet Sakallı ise konuşmasında, Rum idaresine girmek istemediklerini, böyle bir durumda esir gibi olacaklarını, Annan Planı'na dayalı bir anlaşmanın Pile halkını mahvedeceğini kaydetti. Rumların bölgede inşaat ve yol dahil her istediklerine hemen izin verildiğini, örneğin Kıbrıs'ın en büyük kilisesini inşa etmek için bir günde izin aldıklarını kaydetti. Ancak kendilerinin bir minare inşa etmek amacıyla 8 ayda izin alabildiklerini belirten Sakallı, Pile-Yiğitler yolunun tamiri için ise kendilerine hâlâ izin verilmediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise konuşmasında, Annan Belgesi'ni düzeltmeye çalıştıklarını, mesafe kat ettikçe parlamentoyu ve halkı bilgilendirmeye devam edeceklerini ve olası bir referandumda oy kullanırken halkın bilerek oy kullanmasını sağlamaya çalışacaklarını kaydetti.

Bir konuda üzgün olduğunu, birinci plan çıkar çıkmaz 'mükemmeldir, derhal imzalansın' diyenler olduğunu ve halkta bir şartlandırmanın meydana geldiğini ifade eden Denktaş, 'Allah'tan Rum tarafı da birinci plana itiraz etti bizim yaptığımız gibi de ardından ikinci plan geldi' dedi. İkinci planda da daha çok Rumların memnun edildiğini ve en büyük hatanın da haritaların ortaya konulması olduğunu kaydeden cumhurbaşkanı, bu konuda da değişiklik istediklerini ve istemeye devam edeceklerini, 3-4 kez göçmen durumuna düşmüş insanlara yine aynı şeylerin yaşatılmasının hayır işi olmadığını vurguladı.

Amerikalıların, 'plan uygulanırsa göçmen durumuna düşecek insanlar ne olacak' soruları üzerine bu parayı vermeye hazır olduklarını belirttiklerini anımsatan Denktaş, ancak bunların laf ile olamayacağını, göçmen durumuna düşecek insanların nereye gideceğinin, ne ile geçineceğinin açıklığa kavuşturulması, ortaya proje çıkması gerektiğini ifade etti. 'Bunu söylerken, bu haritayı kabul ettik de söylüyorum değil... Ama, bir kısım insanımızın bir yerlerden kımıldamak zorunda kalacağı anlaşılıyor... Hangi haritayı kabul etsek veya etmesek.' diyen Denktaş, bu projeler içinden elle tutulur, gözle görülür, parasının nerede olduğu belli ve planla yürürlüğe girecek bir proje gerektiğini vurguladı. Denktaş, (Amerikalılar tarafından) 'biz vermeye hazırız' denildiğine işaret ederek, 'Vermeye hazırsın ama, 'Kongre geçirdiydi, geçirmediydi, Rum vasıtasıyla vereceğim, hayır direkt vereceğim' kavgaları onlarca sene devam edebilir. Onun için bu konularda hassas olmamız lazımdır' dedi.

Halkın bilmesi gereken bir şey olduğunu, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 'Kıbrıs Türkleri'nin içinde bulunduğu mücadele bunca yıldır elde etmek istediğimiz neticedir' dediğine dikkat çekti. Denktaş, Rumların, Kıbrıs Türklerini, Kıbrıs hükümeti varmış gibi, anayasasını değiştirerek, buraya monte etmeye ve Türk'ün içine gelmeye kalkacaklarını, Kıbrıs Türkü'nün arasına 50-60 bin Rum'un geleceğini, ancak aynı oranda Türk'ün Güney'e gidemeyeceğini kaydederek, 'Nerede bunun dengesi' diye sordu.

Kilisenin şimdiden Türk tarafına gelecek olanları eğitmeye başladığını ifade eden Denktaş, kendilerine kilisenin önemli olmadığının söylendiğini, ancak Türk düşmanı ve paralı kilisenin önemli olduğunu, geçmişteki olaylarda önemli rol oynadığını, hâlâ oynamaya devam ettiğini kaydetti.

'Anlaşma olmasın' demediklerini, Kıbrıs Türkü'nün başına gelenler bir daha gelmesin diye sağlam bir anlaşma istediklerini kaydeden Denktaş, bu konuda da birlik ve beraberlik gerektiğini söyledi.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın 'hodri meydan' dediğini söyleyen Denktaş, Annan Planı'na, KKTC'nin varlığının, egemenliğinin, iki kesimliliğin nasıl korunacağı gibi konular bulunduğunu, bunların nasıl olacağına Talat'ın karar vermesi, 'hodri meydan' okuyacaklarına kendileriyle oturarak bu ciddi konularda kendileriyle diyalog kurmaları gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin vazgeçilmezleri bulunduğunu ve garanti anlaşmasının sulandırılmamasının bunlardan biri olduğunu ifade eden Talat, şimdiki önerilerle, garantiyle ilgili olarak kendileriyle alay edildiğini, ancak Türkiye'nin itirazları olduğunu, Rumların da itirazları bulunduğunu, planı süratle gözden geçirdiklerini, planın her sayfasında sorulacak, temizlenecek hiç olmazsa 5-10 konu bulunduğunu belirtti. Denktaş, 'Arkadaşlarımız bunların hepsini temizleyip anladılar mı ki halka 'fevkaladedir, buyurun, imzayı atsın Denktaş' diyorlar' dedi.

Denktaş şöyle dedi:

Bir suçlama var; ne meclisi tanıyormuşum ne de halka gittiğimde halk 'evet' derse tanıyacakmışım, halk iradesine karşıymışım... Söylediğimi anlamazlıktan gelerek yapıyorlar bunları. Bu olduğu gibi imzalanacak bir anlaşma değildir. Değiştirmek için uğraşıyoruz. Rum'un da değiştirmek istediği yerler var... Pazarlık yapabilirsek, onun değiştirmesi bizim değiştirmemiz ne ala... Ama 'halk değişmezse de imzalanmasını istiyor' diyenler var. Madam Fogg'un istediği gibi, Hrsitofyas'ın istediği gibi... 'Olduğu gibi imzala... Halk cumhuriyetin içine statüsü belirsiz, flu bazı haklarla girsin, sonu Allah Kerim diyenler' var... Bunlar tüm halkın istediği mi, yoksa bir bölümün istediği mi?... Bunu ben meclise götüreceğim, meclis bunu 31 Mart referandumundan evvel referanduma koysun 'olduğu gibi imzalanır mı' diye. Çünkü 31 Mart referandumuna gidebilmesi için imzalanması lazım. Ben bunu imzalamayacağıma göre halka sorulması lazım. 'İmzalanmasın' derlerse Rum AB'ye girecek. İleride AB ile tekrar görüşmeye devam ederek AB üzerinden birleşmek amacıyla mücadeleye devam edecek, ekonomimizin kalkınması için gereğini yapacağız. Ama halkın çoğunluğu 'hayır imzalansın' derse, ben görüşmeci olarak görevli bir insanım... Halk yapılanı kabul ediyor, ama benim vicdanım kabul etmiyor, bu halka karşı gelmek değil, halkın kendi istemini yapıp sorumluluğu da omuzlaması anlamına geliyor. Bu durumda sorumluluğu ben omuzlamıyorum halk omuzluyor; ben de engel olmuyorum. Her söylediğimi yozlaştırarak halka götürmek becerisi artık bir sanat haline gelmiştir... Halkımız herhalde farkındadır...'

Denktaş, De Soto'yu birçok şeyi yeniden ele almak için, planda neyin ne manaya geldiğini, nereye götürdüğünü konuşmak için tekrar davet ettiğini kaydetti.

Patates Üreticileri Birliği'ni kabulünde, iki tarafta da planı kendi lehine çevirme çabası olduğunu kaydeden Denktaş, Rum'un planda Türk tarafına verilen hakları geri almaya çalıştığını, kendilerinin de bu hakları somut hale getirmeye uğraştıklarını belirten Denktaş, garantilerin sulandırılmamasının çok önemli olduğunu, bunlar üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Kuzeye göçün Rumlarla anlaşma sonucunda olduğunu ve BM'nin kapı kapı gezerek insanlara gitmek isteyip istemediklerini sorduğunu, bunun sonucunda da bir nüfus mübadelesi yapıldığını kaydeden Denktaş, bu olaydan 2 yıl sonra Makarios'la yeni kavgaların başlamaması için iki kesimlilikle ilgili anlaşmayı yaptıklarını anımsattı.

Annan Planı'na göre Rum'un gelerek 'evimden bahçemden çık' diyeceğini kaydeden Denktaş, '27-30 sene sonra nereye çıkalım!' dedi.

'Para yok' denilince Amerikalıların 'para vermeye hazırız' dediklerini yineleyen Denktaş, 30 yıldır buralarda oturan insanları yerinden sökerek para verileceğine, Rum'un yerinde kalması için tazminatın Rum'a verilebileceğini ifade etti.

Patates yetiştirerek hayatını kazanan insanların bu yerlerden sökülmesi halinde hangi sulu tarlaya yerleştirileceğini soran Denktaş, tüm bu nedenlerden dolayı halkın iyi düşünmesi gerektiğini vurguladı.

Tüm Rum tapularının geçerli, KKTC tapusunun ise geçersiz olduğunun ileri sürüldüğünü belirten Denktaş, bunun kabul edilemeyeceğini belirterek, 'Sen halkı insanca yaşasın, terör dursun diye topyekün gönüllü olarak alıp değiştirmişsin. Şimdi bu toprağa eski sahibi gelecek... Böyle bir şeyi kabul edemeyiz.' diye konuştu.

Denktaş, 'Denktaş istifa' diye bağırılan nümayişlerde, hiç olmazsa Rumlardan istenilen bazı şeylerin de pankartlara konulması halinde, dünyanın Türk'ün Rum'dan alacağı çok şey olduğunu göreceğini kaydetti.

Denktaş, tazminatlar konusuna da değinerek, Türkiye'nin, Rumlara milyarlarca dolar tazminat vereceği yönünde propaganda olduğunu, Rumlar tarafından yakılıp yıkılan, ardından yıllarca ekilip biçilerek kullanılan 103 köyün tazminatı ve şehit düşen insanların, kurşuna dizilenlerin tazminatının olup olmadığını sorarak, 'Sanki onlar melek, biz suçluyuz! Rumlar bunun meyvesini yiyecek! Bu haksızlıklara son vermek için uğraşıyoruz. Siz de gönüllerinizi rahat tutun' dedi.

Denktaş, Pile heyetini kabulünde yaptığı konuşmada, uğraşlarının mümkün olduğu kadar az insanın yerinden kımıldaması olduğunu belirterek önlerine konulan haritayı kendilerinin de, Türkiye'nin de kabul etmediğini söyledi. Denktaş, birçok meselenin tazminatlarla halledilebileceğini ifade etti.

Muhtar Sakallı'nın söylediği şeylerin olmayacağını ve Pile'deki Türklerin yaşamlarını Türk idaresine bağlı olarak, okullarına bayraklarına bağlı yaşamlarını sürdürmeleri için gerekenin yapılabileceğini ifade eden Denktaş, 'Şimdiye kadar yaşadığınız gibi başınız dik yaşarsınız... Rumlarla daha iyi bir komşuluk kurmak için bir fırsat doğar, bundan da istifade edersiniz... Göçü düşünmeyin... Bir endişeniz olmasın. Anlaşmayı yeniden gözden geçiriyorum. Bunun ne şekilde tanzim edilerek, rahatınız bozulmadan hayatınıza devam edebilmeniz için anlaşmaya bir daha bakarım' dedi.

KIBRIS 21/01/2003

Talat:'Denktaş'ın oynamaya çalıştığı tehlikeli oyuna fırsat vermeyin'

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı 'bir yandan kendi halkı ile kavga ederken, öte yandan Türkiye'nin iç siyasetine dönük tehlikeli oyunlara yönelmek'le suçladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, 'Bozkurt Denktaş' nidaları arasında Türkiye'de belli bir siyasi ve ideolojik görüşe sahip örgütleri 'Kıbrıs satılacak' diye harekete geçmeye teşvik etmekte olduğunu, ayni zamanda son seçimlerde TBMM'de çoğunluğu sağlamış olan, Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının önünü tıkayan 'çözümsüzlük çözümdür' tezinin tersine, hak eşitliğine dayalı, hayatın her alanında çözüm üretmeye çalışan AKP çoğunluğuna dayalı hükümeti yıpratmak için de, 'oyun içinde oyun' düzenlemeye başladığını savunan Talat, Denktaş'ın, son seçimlerde AKP'nin muhalefeti olarak meclis dışında kalmış siyasi partileri 'sanki, Kıbrıs'ı verip kurtulmak isteyen bir TC Hükümeti var ve onlar da hükümeti bu yanlıştan döndürmeye çalışan siyasilerdir' izlenimi veren bir tarzda, arka arkaya Kıbrıs'a davet etmekte olduğunu' ifade etti.

Cumhurbaşkanının, 'kendi tehlikeli amaçları için Kıbrıs Türk halkının demokratik birliğini sarstığı yetmezmiş gibi, şimdi de Türkiye'nin istikrarına karşı oynamaya başladığını' belirterek, 'Denktaş'ın, Türkiye'nin Irak meselesinden ötürü çetin günler yaşadığı bu aşamada, Kıbrıs kozunu Türkiye'nin iç istikrarını bozmak için Türkiye iç siyasetine taşıması daha büyük bir tehlikedir' dedi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat dün yaptığı yazılı açıklamada, daha sonra şu görüşlere yer verdi:

 

'Herkes yakın tarihten ders almalıdır'

'Bu vesile ile tüm Türkiye siyasi partilerine bir tarihi gerçeği hatırlatmak istiyorum. Denktaş tarihsel süreç boyunca Kıbrıs sorununu hak eşitliğine dayalı olarak çözmek için adım atmaya çalışan tüm Türkiye hükümetlerinin karşısına hep Türkiye iç siyasetine oynayarak çıkmış ve muhalefet partilerini kışkırtarak süreçleri tıkamaya çalışmıştır. Ancak bir süre sonra o muhalefet partileri iş başına geçip Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Türkiye'nin siyasi ve ekonomik ilişkilerini kilitleme noktasına ulaşması gerçeği karşısında bu kez onlar çözüm yönünde adım atmaya kalkışınca, ayni oyunu bu kez onlara karşı da oynamıştır. Herkes yakın tarihten ders almalıdır.

Bugün Ülkü Ocakları, Saadet Partisi ve MHP vasıtası ile meclis dışında aynı oyunu tehlikeli bir şekilde oynamaya başlarken, Meclis içinde de AKP hükümetine karşı yine muhalefet üstüne hesap yaparak çözümsüzlük oyununu sürdürmeyi denemektedir.

Yani Sayın Denktaş, kendi siyasi ve ideolojik hedefleri için Kıbrıs Türk halkının 'birlik ve beraberliğini' darbelediği gibi, şimdi Türkiye'nin de istikrarını bozmaya çalışmaktadır.

Denktaş'ın 'Kıbrıs'ı satacaklar' masalı ve gerçek dışı iddiaları ile kardeşi kardeşe düşürerek oynamaya çalıştığı tehlikeli oyunu herkes görmelidir ve kimse dar siyasi çıkarlar uğruna onun bu tehlikeli oyununa fırsat vermemelidir.'

KIBRIS 21/01/2003

 

CTP Genel Başkanı Talat’tan Denktaş’a:
‘Hem Kıbrıs’ı karıştırdı, hem Türkiye’yi’

“Bugün Ülkü Ocakları, Saadet Partisi ve MHP vasıtası ile Meclis dışında aynı oyunu tehlikeli bir şekilde oynamaya başlarken, Meclis içinde de AKP hükümetine karşı yine muhalefet üstüne hesap yaparak çözümsüzlük oyununu sürdürmeyi denemektedir.”

Denktaş, kendi siyasi ve ideolojik hedefleri için Kıbrıs Türk halkının “birlik ve berabe
rliğini” darbelediği gibi, şimdi Türkiye’nin de istikrarını bozmaya çalışmaktadır. Denktaş’ın “Kıbrıs’ı satacaklar” masalı ve gerçek dışı iddiaları ile kardeşi kardeşe düşürerek oynamaya çalıştığı tehlikeli oyunu herkes görmelidir

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bir yandan kendi halkı ile kavga ederken öte yandan Türkiye’nin iç siyasetine yönelik girişimler yapan Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “tehlikeli oyunlar”a yöneldiğini belirtti.
Talat dün yaptığı y
azılı açıklamada, Cumhurbaşkanı’nın “Bozkurt Denktaş” nidaları arasında Türkiye’de belli bir siyasi ve idelojik görüşe sahip örgütleri “Kıbrıs satılacak” diye harekete geçmeye teşvik ettiğini ifade etti.
Talat’ın açıklamasının tam metni söyle:
Haftada üç k
ez Klerides’le buluşacağı ve Annan Planı ile ilgili olarak görüşme yapacağı açıklanan Denktaş, bir yandan kendi halkı ile kavga ederken, öte yandan Türkiye’nin iç siyasetine dönük de tehlikeli oyunlara yönelmiş bulunmaktadır.
“Bozkurt Denktaş” nidaları ara
sında Türkiye’de belli bir siyasi ve idelojik görüşe sahip örgütleri “Kıbrıs satılacak” diye harekete geçmeye teşvik etmektedir. Ayni zamanda da son seçimlerde TBMM’de çoğunluğu sağlamış olan, Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının önünü tıkayan “çözümsüzlük çözümdür” tezinin tersine, hak eşitliğine dayalı, hayatın her alanında çözüm üretmeye çalışan AKP çoğunluğuna dayalı Hükümeti yıpratmak için de, “oyun içinde oyun” düzenlemeye başlamış bulunmaktadır.
Son seçimlerde AKP’nin muhalefeti olarak Meclis dışında ka
lmış siyasi partileri sanki, Kıbrıs’ı verip kurtulmak isteyen bir TC Hükümeti var ve onlar da Hükümeti bu yanlıştan döndürmeye çalışan siyasilerdir, izlenimi veren bir tarzda, arka arkaya Kıbrıs’a davet etmektedir.

Türkiye’nin istikrarına karşı!
Böylece kendi tehlikeli amaçları için Kıbrıs Türk halkının demokratik birliğini sarstığı yetmezmiş gibi, şimdi de Türkiye’nin istikrarına karşı oynamaya başlamıştır. Denktaş’ın, Türkiye’nin Irak meselesinden ötürü çetin günler yaşadığı bu aşamada, Kıbrıs kozunu Türkiye’nin iç istikrarını bozmak için Türkiye iç siyasetine taşıması daha büyük bir tehlikedir.

Bu vesile ile tüm Türkiye siyasi partilerine bir tarihi gerçeği hatırlatmak istiyorum. Denktaş tarihsel süreç boyunca Kıbrıs sorununu hak eşitliğine dayalı olarak çözmek için adım atmaya çalışan tüm Türkiye Hükümetlerinin karşısına hep Türkiye iç siyasetine oynayarak çıkmış ve muhalefet partilerini kışkırtarak süreçleri tıkamaya çalışmıştır. Ancak bir süre sonra o muhalefet partileri iş başına geçip Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Türkiye’nin siyasi ve ekonomik ilişkilerini kilitleme noktasına ulaşması gerçeği karşısında bu kez onlar çözüm yönünde adım atmaya kalkışınca, ayni oyunu bu kez onlara karşı da oynamıştır. Herkes yakın tarihten ders almalıdır.
Bugün Ülkü
Ocakları, Saadet Partisi ve MHP vasıtası ile Meclis dışında aynı oyunu tehlikeli bir şekilde oynamaya başlarken, Meclis içinde de AKP hükümetine karşı yine muhalefet üstüne hesap yaparak çözümsüzlük oyununu sürdürmeyi denemektedir.
Yani Sayın Denktaş, ken
di siyasi ve ideolojik hedefleri için Kıbrıs Türk halkının “birlik ve beraberliğini” darbelediği gibi, şimdi Türkiye’nin de istikrarını bozmaya çalışmaktadır.
Denktaş’ın “Kıbrıs’ı satacaklar” masalı ve gerçek dışı iddiaları ile kardeşi kardeşe düşürerek o
ynamaya çalıştığı tehlikeli oyunu herkes görmelidir ve kimse dar siyasi çıkarlar uğruna onun bu tehlikeli oyununa fırsat vermemelidir.

YENIDUZEN 21/01/2003

Kıbrıs'ta iki ana konu

İsmet Berkan

21/01/2003 RADIKAL

Rauf Denktaş nihayet Kofi Annan'ın sunduğu plana itirazlarını derli
toplu biçimde dile getirdi, biz de öğrenmiş olduk.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila'ya verdiği demeçte, kabaca Annan Planı'na itirazlarını iki noktaya indirgemiş durumda.
Bunların birincisi, egemenlikle ilgili itirazlar. Başlıca itiraz, 20 yıl sonra Kuzey'de, Türk parça devletinde oluşması muhtemel olan Rum nüfusla ilgili. Plana göre bu nüfus, Türklerin yüzde 30'unu aşamayacak.
Bu yüzde 30'luk
nüfusun da 20 yıl sonra Türk tarafındaki parlamentoda dengeleri değiştireceğinden söz ediliyor.
Denktaş bu itirazı daha önce de dile getirdi ve bunun üstüne BM Genel Sekreteri yazdığı ek mektupta bu itirazı dikkate alacağını söyledi. Bulunan plana göre,
Rumlar Türk tarafına göçseler bile oylarını kendi parça devletlerinde kullanacaklardı.
Bu itiraz yeni başlayan görüşmelerde de konuşuluyor ve sorun çözümsüz gibi gözükmüyor.
Denktaş'ın ikinci tür itirazları toprak konusuyla ilgili. Dikkatli okuyucular fa
rkına varmıştır, Kıbrıs'ta toprak paylaşımıyla ilgili konuların detayına bu köşede hiç girilmedi, bundan sonra da girilmeyecek.
Burada meselenin prensibi önemli: Türkiye, 1974'te, sonradan pazarlık masasında iade etmek üzere fazladan toprak aldı.
Yapılma
ması gerektiği halde, başkaları adına tapusu bulunan topraklar için yeni tapu belgeleri düzenlendi, 'Rum evleri' ve tarlaları, bahçeleri bunca yıldır alındı, satıldı.
şimdi bu mülkiyet konularında inanılmaz bir karmaşa yaratılmış durumda. Ve toprakla ilgi
li konuların en karmaşığı bu.
Yalnız meseleye prensipler açısından bakmak lazım...
Bizim açımızdan birinci öncelik, adadaki Türklerin bir daha azınlık durumuna düşmesini önlemek. Bunun için de eşit egemenlik ilkesini savunuyoruz yıllardır. Annan Planı eşit egemenliği sağlıyor.
Toprak ise bugüne kadar dile getirildiği biçimiyle Türkiye açısından ikincil önemde bir sorun.
Kofi Annan Planı'nın önemi de buradan geliyor. Türk tarafı, esas olarak istediği her şeyi bu planla almış bulunuyor. Kıbrıslı gazeteci Metin Münir'in deyimiyle 'Kıbrıs'te nüfusun yüzde 20'siyle toprakların yüzde 28'ine ve devletin de yüzde 50'sine sahip oluyor Türk tarafı.'
Toprak konusunun önemsiz olduğunu iddia ediyor değilim. Maalesef bir sürü insani sorun yaşanacak toprak meselesi çö
zülmeye kalkıldığında.
Ama bunun da taa baştan düşünülmesi, Kuzey'deki Rum mallarının hiç değilse sadece kiraya verilmesi vs. gerekmez miydi? Kıbrıs'ın bir gün çözüleceğini, adanın bir gün yeniden birleşeceğini düşünen, toprak meselesi için de daha uygun
bir çözüm bulabilmeliydi.
Ama hayır, onun yerine biz Rum topraklarına kooperatifler, villalar diktik.
Acaba kaç Kıbrıslı politikacı 'Rum evi'nde oturuyor?
Onlar o evlerde oturdukça bu sorunun çözülmesine yardımcı olurlar mı?
Bir de, Kıbrıs'ı çözmemenin
bedelini kimse merak etmiyor mu bu memlekette?

RADIKAL 21/01/2003

ABD teklifi Denktaş'ı kızdırdı

21/01/2003 RADIKAL

AFP - LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planına eklenen haritaların 200 bin KKTC'linin dörtte birini yerinden edecek olmasına sert eleştiriler yönelten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Washington'ın bu sorunu çözmeye yönelik mali yardım teklif ettiğini aktardı. Denktaş, bu teklife dolaylı ret yanıtı verdi. Annan Planı'nı 50 bin Türk'ü yerinden etmeyi öngörürken hiçbir yardım projesi üretmemekle eleştiren Denktaş, KKTC haber ajansı TAK'a demecinde, ABD'nin yardım teklifine atıfta bulunarak, "Para vermeye hazırmışlar. Ama Kongre'nin bunu onaylayıp
onaylamayacağı, doğrudan mı yoksa dolaylı mı verileceği tartışması yıllar sürebi
lir" dedi. "Bu, sözlerle halledilecek iş değil. Mülteciler nereye gidecek, nasıl geçinecek" diyen KKTC lideri, Washington'ın yerlerinden edilecek Türklere mali yardım önerme yerine Rumlara şimdiki yerlerinde kalmaları karşılığında tazminat ödemesi önerisini getirdi.

Denktaş sonunda rotayı çizdi...


     KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs müzakerelerinin nasıl gelişeceğini Milliyet Ankara temsilcisi Fikret Bila'ya anlatmış. Pazar günü yayınlanan demeciyle süreç ortaya çıkmış oldu.
     Sayın Denktaş'ın sözlerinden şöyle bir manzara çıkıyor:
     - Geçmişte Güney Kıbrıs AB'ye tam üye kabul edildiği taktirde masaya oturmayacağını söylemesine rağmen, Ankara'nın isteğini kırmayıp, sonuna kadar masadan kalkmayacağını belirtiyor.
     - İlk aylarda Annan planını müzakere
dahi edilemeyeceğini söylemesine ve kesinlikle karşı durmasına rağmen, tutumunda yine Ankara'nın ricası üzerine olacak önemli bir esneklik yaparak, planı temel olarak kabul edip görüşmeleri sürdürmeyi kabul ediyor.
     - Ankara ile birlikte, planda yapılm
ası istenen değişiklikleri BM'ye teslim ettiğini, ancak muhalefetten dolayı pazarlık gücünün azaldığını ve Rumların bu durumda pek birşey kabul etmeyeceklerini söylüyor yani sorumluluğu hem muhalefete hem de Rumlara yüklüyor.
     - Önümüzdeki aylarda BM,
her iki taraf ile görüşüp, büyük olasılıkla Washington ve AB'nin de araya girmesiyle, son bir (3 üncü olacak) plan çıkaracaktır.
     - Denktaş, Türk tarafının isteklerinin aynen kabul edilmeyeceğini bildiği için, ortaya çıkacak son paketi imzalamayacağını
açıklıyor. Referanduma götüreceğini ve halkına soracağını belirtiyor.
     - Referandumdan "son haliyle Annan planının kabul edilmesi", yani EVET çıkarsa dahi, Denktaş "müzakereci" olarak imza etmeyeceğini açıklıyor. Meclis'e gidip, yeni bir müzakereci bu
lmalarını isteyeceğini söylüyor " ve ben halkımı yok etmem, cesareti olan imzalasın" diyor. Böylece hem 28 Şubat tarihi geçiriliyor, hem de imza atacak yeni bir müzakereciye şimdiden "vatan haini" diye damgalanabileceği mesajı veriliyor.
     
     
SONUÇ: AKP, BU İŞİN ALTINDAN ZOR KALKAR
     Son haftalardaki gelişmeler, bir ara yeşeren çözüm ümitlerini söndürüyor. T.C. Devleti ve KKTC yönetimi ağırlıklarını koydular. Askeriyle, bürokrasisi ile birlikte çözüm isteyenlere karşı müthiş bir kampanya başlattılar.
     KKTC Cumhurbakanı'nın son açıklamasıyla tünelin sonu da gözüktü. Ben referandumdan EVET çıkabileceğine de pek inanmıyorum. Şimdiden öylesine bir karalama kampanyası var ki, referandum da bu baskı daha artacak ve kamuoyu korkutulacaktır.
     Geriy
e, AKP'nin ağırlığını koyması kalıyor ki, o konuda da derin kuşkularım var. Sayın Arınç'ın tutumu, bu partinin sağlam ve sürekli bir politika oluşturamadığını gösteriyor.
     Herşey ayın sonuna kadar belli olacaktır.
     Bakalım , kim kazanacak kim kaybe
decek...
     
      * * *
     

KIBRIS TÜRK'ÜNÜ YARALIYORSUNUZ

     Çözüm isteyen Kıbrıs Türkleri yerden yere vuruluyor. Ne hainlikleri bırakılıyor, ne işbirlikçilikleri, ne de topraklarını satmak sitedikleri. Hem ayıp, hem de büyük haksızlık ediliyor. Ilerde pişman olacağımız çok tehlikeli bir tutum sergileniyor.
     Bir süredir, çözüm lehine gösteri yapan, görüş açıklayan Kıbrıs Türkleri yerden yere vuruluyor. Farklı düşünen siyasi partiler "Rumla işbirlikçi" , yani düşman gibi gösteriliyor.
     Hem An
kara, hem de KKTC'de, "Annan planını güçlü pozisyonda müzakere edebilmek" gerekçesi arkasına saklanan yöneticiler, veryansın ediyorlar. Kıbrıs ve Türk kamuoyunda da Ada'yı sadece "stratejik bir meta" olarak görenler amansız bir karşı taarruz sürdürüyorlar. TBMM başkanı Arınç'ınki gibi, büyük şaşkınlık yaratan ve ne mesaj vermek istediği de doğrusu tam olarak anlaşılamayan kırıcı ve sert konuşmalar duyuluyor.
     Gösterilere katılan, resmi tutumu kabul etmeyip farklı konuşan binlerce kişiye açıkça göz dağı
veriliyor. Bu tutumlarını sürdürdükleri taktirde başlarına nelerin geleceği örnekleriyle gösteriliyor.
     Ne nankörlükleri kalıyor, ne kansızlıkları...
     Adeta vatan hainiymişler gibi muamele ediliyor.
     Türkiye'den, Türk bayrağından nefret ettikl
eri, sırf biraz daha zenginleşebilmek için ülkelerini için ülkelerini satmaya hazır oldukları yazılıyor, söyleniyor...
     Kıbrıs Türklerine ayıp ediliyor.
     Ada'ya bizlerin bakışımız ile, Kıbrıs Türklerinin bakışı arasındaki fark da bu şekilde daha ne
t şekilde ortaya çıkıyor.
     Bu insanlar Türkiye'den veya Türkler'den nefret etmiyorlar. Türk bayrağını dalgalandırmaktan onur duyuyorlar. Tek hataları, resmi politikaları desteklemek yerine, farklı görüşlerini açıklamalarıdır. Yıllar boyunca iyi yönetil
memiş olmanın birikimini ortaya koyuyorlar. Tercihlerini gösteriyorlar.
     Neden kızıyoruz?
     Mutlaka bizim gibi düşünmeleri mi gerekiyor?
     Bir topluma gözdağı verekek, korkutarak susturmaya çalışmanın ilerde çok daha büyük tepkiler yaratacağını b
ilmiyor muyuz?
     
     
BU İNSANLARI UZAKLAŞTIRIYORUZ...
     Böylesine hoyrat muamele ettiğimiz, hırpaladığımız bu insanları "Türkiye'ye ve Türk'lere karşı soğuttuğumuzu" görmüyor muyuz?
     Ayrıca, Kıbrıs kamuyoundaki farklı görüşleri zorla pıstırma kampanyasının ters sonuçlar verebileceğini de unutmamak gerekir.
     Bu kadar suçladığımız insanların, yarın çözüm bulunamadığı ve aynı koşullarda yaşamak zorunda kaldıkları taktirde, tepkilerinin ne olabileceğini düşünüyor musunuz?
     "Canım yardımı art
tırır, para pompalar ve gayri memnunları sustururuz" diyorsak çok hata ederiz. Çözümsüzlük, bugün yerden yere vurup hakaret ettiğimiz insanları daha da tahrik edecektir. Anavatan ile yavruvatan arasındaki ilişkiler daha da zehirlenecek ve gerilim artacaktır.
     Çözüm bulunsa dahi, bugün açılan yaralar kolay kolay kapanmayacaktır. Ellerimizle, Kıbrıs Türk'ünü kendimizden uzaklaştırıyoruz.
     Sokaklara dökülen onbinler, birkaç yazarın kışkırtması veya birkaç partinin çağrısı ile hareket edemezler. Ağızlar
dan düşmeyen "dış güçler tehdidi" bu kadar insanı aldatamaz.
     Bizler, istediğimiz kadar Kopenhag kriterlerine uyum için yasalar çıkaralım, zihniyetimizi, düşünce şeklimizi değiştirmedikçe farklı görüşleri hazmedemeyeceğiz.
     İşte, en son örneği de Kıbrıs'tır.
     Yapmayın, etmeyin Kıbrıs Türk'ünü yaralamayın. Bizim gibi düşünmediğinden dolayı onbinleri dışlamayın... Yarın bu insanlara -şu veya bu şekilde- ihtiyaç duyacaksınız.
     Çözüm bulunamazsa, kazan kaldırmamaları için dua edecek; AB üyesi ol
dukları taktirde de, Türkiye'ye yardım etmelerini isteyeceksiniz.
     Bu insanları suçlamayın. Eğer bugün ellerinde tek tük Türk bayrağı ile yürüyorlarsa, bunun asıl sorumlusunun bizler olduğunu unutmayın. Kendi suçumuzu, gençlerin omuzlarına yüklemeyin.
     Eğer onlara güven veremedinizse, önlerini açamadınızsa, gelecekleri açısından ümit sağlayamadınızsa, geçmişin acılarını ve günün gerçeklerini anlatamadınızsa, suç kimin?
     Meydanları dolduran gençlerin mi, yoksa sizin gibi yöneticilerin mi?
     Kıbrıs Türklerini kurtarmış, onlara rahat yaşayacakları bir toprak sağlamış olabiliriz.
     29 yıl önceki bir özveriyi, DİYET istemeye dönüştürmemeliyiz. Büyüklüğümüzü bilelim, değişen dünya koşullarını doğru anlayalım.
     Kuzey Kıbrıs, Türkiye'nin babası
nın malı değildir. Kıbrıs'lı Türklerin malıdır. Hayır, Ada'yı kendi malımız gibi görüyor ve elimizden kaçırmak istemiyorsak, o zaman açıkça söyleyelim. Kıbrıs Türk'üne de mertçe "1974'te biz sizin kara gözleriniz için asker yollamadık. Stratejik çıkarlarımız için şehit kanı döktük. Bundan dolayı sesinizi çıkartmayın. Ben aldım, istersem geri verir, istersem tutarım"diyelim.
     Kıbrıs Türk'ünü, aşağılamayalım...
     MILLIYET 21/01/2003 – MEHMET ALI BIRAND

Denktaş yine Annan planına sert çıktı

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planının şimdiki haliyle imzalanmasının, Kıbrıs Türk halkının kısa süre içinde yok oluşu anlamına geldiğini belirterek, ''Bu, Kıbrıs Türklerini zaman içerisinde köksüz, etkisiz hale getirmek için mükemmel bir hazırlıktır'' dedi.

Denktaş, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği heyetini kabulünde yaptığı konuşmada, 28 Şubat'a kadar devam edecek görüşmelerde, planın bazı noktalarını değiştirerek, daha sağlam hale getirmek için uğraşacaklarını ifade ederek, ''planın olduğu şekliyle imzalanmasının, Kıbrıs Türk halkının kısa bir sürede yok olması anlamına geldiğini, böyle bir şeyin olamayacağını'' kaydetti. 

Rauf Denktaş, ''Bu halk fidan olsa, ikide bir de sökülüp ekildiğinde gene kök salmaz. İnsandır bu, 27-30 yaşında yerinden sökülüp, buraya gelip kök salmış insanı, şimdi 60 yaşına gelmiş, tekrar sökeceksin ve bir yerlere ekeceksin tekrar. Mümkün mü, o adam artık kök salabilir mi'' diye konuştu. 

''Annan planının en büyük ayıbının, nüfus mübadelesi, iki kesimlilik anlaşmalarını ortadan kaldırması ve Türkiye'nin garantörlük anlaşmalarına dayanan haklarını etkisiz hale getirmesi'' olduğuna işaret eden Denktaş, ''Bu plan, Rumların koçanlarını geçerli addediyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hiç var olmamış gibi, hakkı, yetkisi yokmuş gibi, verdiği koçanları da kaale almıyor'' ifadesini kullandı. 

Annan planının şu anki haliyle sadece Rum tarafına hizmet edeceğinin altını çizen Denktaş, planın tek yanlı olduğunu söyledi. 

Denktaş, mal-mülk sorununun tazminatlar yoluyla halledilebileceğini ifade ederek, tazminatların belirlenmesi için bir komisyon kurulması yönündeki görüşlerini yineledi. Görüşmede bazı şehit aileleri, çektikleri Rum zulmünü anlatarak, Rumlarla kesinlikle bir kez daha iç içe yaşamak istemediklerini belirttiler. 

 

HURRIYET 21/01/2003

Kıbrıs, Churchill ve düdüklü tencere

Bakmayın benim ekonomi, kamu idaresi filan okuduğuma. Öyle devlet meselelerinden, derin ve ince politikalarından anlamam, mesleğimin her konuda bilgisi olan böyyükleri gibi. Ben de sizin gibi seyirciyim. Diyorum ki, millî siyasetimizde şu Churchill Kanunu ve Düdüklü Tencere Taktiği'ni artık değiştirsek...

Gönlüm Rauf Denktaş'tan yana....

Bunu ben söylemiyorum, sizin görüşünüz bu. Hani bir "anket" yaptık ya, Kıbrıs konusunda ne düşünüyorsunuz, diye. Bir kere, ilgilenmediğinizi, demek ki konunun biraz "gına getirdiğini" katılımınızla belli ettiniz. Magazin sorularına bile bin, bin beşyüz cevap verirken, Kıbrıs konusu sizi açmadı.

Topu topu 412 oy geldi bu "ankete."  Cevaplar:

Gönlüm Rauf Denktaş'tan
yana : % 47,3
Recep T.Erdoğan gibi düşünüyorum : % 20,9
Ne olursa olsun, bir an önce (Kıbrıs sorunu) halledilsin : % 18,7
Ne biri, ne diğeri, görüşüm farklı : % 8,0
Bilmiyorum, ilgilenmiyorum : % 5,1

*
İLERİYE DOĞRU KAÇMAK

Türkiye'nin millî politikalarda
uyguladığı taktik daima aynıdır. (Bu Bizans'tan Osmanlı'ya, ondan da bize geçmiş olabilir.)

Meseleyi zamana yaymak, yarına ertelemek...

Yani "ileriye doğru kaçmak."

Yarına Allah kerim!
Geç olsun da güç olmasın!
Sabah ola, hayır ola!
Gün doğmadan neler doğar!

(Karşımda
Reha Öz oturuyor, bu mealde başka ne atasözü var, diye soruyorum. Reha Müdür beni kafaya alıyor: Ak akçe kara gün içindir!)

*

Siyasî felsefe böyle olunca, uygulanacak strateji de belli, taktik de : Çare üretmek yerine sorunu ertelemek.

Siyaset ilmi cahili Serdar
, iki isim takıyor bu politikalara:

(1) Churchill taktiği
(2) Düdüklü tencere taktiği

Churchill'in meşhur bir sözü vardır: "Belli bir süre geçip, ilgilenmediğiniz bir sorun, yarı yarıya halledilmiş sayılır."

Kıbrıs politikamız
işte budur.

Kımıldamadan dur ve bekle!

İşi sakız gibi uzat, bıktır (Fransızlar'ın "bıktırarak kazanmak" diye bir sözü vardır; karşındakinin "Allah kahretsin, tamam peki!" demesini beklersin), yıprat, aşındır...

İkincisi, "olmayan" Kürt ve yine "olmayan" din meselelerinde uyguladığımız taktiktir. (Unutmayın ki yakın bir tarihe kadar, karda yürürken ayağından kırt kırk diye ses çıkan dağlı Türkler dışında kimse yoktu Güneydoğu'da.)


Birinciyle farkı, burada biraz "kuvvet kullanmak" gerekebilir. Hani kapağı bastırmak için...

Düdüklü tencere gibi meselenin üstünü kapat, basınç arttığında düdüğü kaldırıp arasıra gazını al, bekle ki mesele kendiliğinden hal olsun!

*

Tabii, her iki politikanın da riski var.

Birincisinde, yara uzun zaman açık kaldığı için ka
ngren olabilir.

Ve "fethederek sizin kolunuzu kesmiş olduk" diye böbürlendiğimiz Kıbrıs'ı, bağırta bağırta, kolumuzu keserek geri alırlar işte böyle...

İkincisindeyse, ara sıra gazını almanız yetmez, basınç o kadar artar ki... artık düdüklü tencerenin ka
pağını da açamayacağınıza göre, oturur, patlamasını beklersiniz!

Neyse, ne üstümüze vazife! Böyle "ağır konular" bizi aşar! 

 SERDAR DEVRIM - HURRIYET 21 /01/2003