Görüşmelerde gerginlik
'OLMAZSA OLMAZ'LAR PAZARTESİ
MASADA: Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, Annan
Planı'nda yapılmasını istediği
değişikliklere ilişkin tüm önerilerini reddetti. Aynı
şeklide Türk tarafının da Rum tarafının önerilerini
tümüyle reddettiği öğrenildi. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, her iki tarafın da 'olmazsa olmazlar'ını pazartesi
günü görüşme kararı aldığını açıkladı
Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Annan Planı'nda yapılmasını
istediği değişikliklere ilişkin tüm önerilerini reddetti.
Aynı şekilde Türk tarafının da, Rum tarafının tüm
önerilerini reddettiği öğrenildi.
Rum Yönetimi Başkanı
Glafkos Klerides ile dün sabah bir araya gelen Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, görüşme sonrasında
Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde yaptığı
açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Annan
Planı'nda istediği değişikliklere ilişkin tüm
önerilerinin Rum tarafınca reddedildiğini vurgulayarak, her iki
tarafın da ' olmazsa olmazlar'ını pazartesi günü görüşme
kararı aldığını açıkladı.
Dün saat 09.30'da BM tarafından
ara bölgede düzenlenen Lefkoşa Konferans Merkezi'nde gerçekleşen
görüşmede, Cumhurbaşkanı'na müsteşarı Ergün Olgun,
Dışişleri ve Savunma Bakanlığı
Müsteşarı Aytuğ Plümer, KKTC'nin Washington Temsilcisi Osman
Ertuğ ve Cumhurbaşkanı'nın Anayasa ve Hukuk
Danışmanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal eşlik etti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, görüşmeye gidişi öncesinde gazetecilerin
sorularını yanıtlarken, dünkü görüşmede, Rum
tarafının, Annan Planı'nda değişiklik
yapılması talebiyle Türk tarafının sunduğu önerilere
geçen hafta cuma günü vermeye başladığı yanıtları
tamamlayacağını bildirdi.
İstanbul'daki miting
Cumhurbaşkanı
Denktaş, 2 Şubat Pazar günü İstanbul'un Çağlayan semtindeki
Abideyi Hürriyet Meydanı'nda 'Türkiye'nin savunması
Kıbrıs'tan başlar' sloganıyla bir miting
yapılacağı anımsatılarak bu konudaki görüşünün
sorulması üzerine, Türkiye'de Kıbrıs'la ilgili hassasiyetin çok
iyi bilinmekte olduğuna işaret ederek, şöyle dedi:
'Türkiye'de Kıbrıs'la
ilgili var olan hassasiyet çok iyi bilinmektedir, endişeleri vardır,
gösteriler yapıyorlar. Bu aynı zamanda Türk ulusunun
Kıbrıs'la ilgili görüş ve düşüncelerinin
yansıtılması açısından olumlu bir şeydir. Ümit
ederim ki bu mitingler iç kavgada bir neden olarak kullanılmaz ve
Kıbrıs meselesi daima olduğu gibi partiler üstü bir mesele olarak
devam eder. Temennimiz ve isteğimiz budur.'
'Sürebildiği kadar...'
Cumhurbaşkanı
Denktaş, 'bugünkü görüşmenin ne kadar sürmesini bekliyorsunuz'
şeklindeki soruya karşılık ise, 'sürebildiği kadar'
dedi.
'Hiçbir şey kabul etmiyorlar'
Cumhurbaşkanı
Denktaş, 2.5 saatlik görüşme sonrasında saat 12.05'de
Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde gazetecilerin
görüşmeyle ilgili sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, dünkü görüşmede Rum tarafının, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin önerilerine yanıtlarını
verip vermediğinin sorulması üzerine, 'Bizim
yaptığımız tadilat önerilerinin cevabını
verdiler. Hiçbir şey kabul etmiyorlar, verilen cevap reddir' dedi.
Bu gelişme sonrasında 3
Şubat Pazartesi günü yapılacak görüşmede, her iki tarafın
da 'olmazsa olmazlarını' masaya yatırmasının
kaçınılmaz duruma geldiğine ve her iki tarafın da bunu
yapma kararı aldığına işaret eden
Cumhurbaşkanı, şöyle konuştu:
'Hiçbir şey kabul etmiyorlar. Rum tarafının bize sunduğu kendi tadilatları da var tabii önümüzde Bu tadilatlar, eskiden sundukları tadilatlardır ve bunlar üzerinde ısrar ediyorlar. Genel Sekreter'e gönderdikleri bir mektup vardı, onda ısrar ediyorlar. 'Her iki tarafın da 40-50 paragraflık tadilatı varsa, onlar üzerinde ısrar etmeyelim, olmazsa olmazlar nelerdir, bunlar üzerinde duralım' diyorlar.
KIBRIS 01/02/2003
Talat: Denktaş'ın hedefi çözümsüzlüğü
sürdürmektir
CTP Genel Başkanı
Mehmet Ali Talat, yine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sert
eleştiriler yöneltti.
Denktaş'ın
hedefinin 'Türkiye'yi Kıbrıs'ta AB ile çatıştırmak,
Türkiye'nin önünü kapatarak çözümsüzlüğü sürdürmek' olduğunu öne
süren Talat, bu korkunç planı sağduyu ile bertaraf etmenin tüm barış
güçlerinin görevi olduğunu söyledi. Talat, çözüm ve AB üyeliğinin,
hem Kıbrıslı Türkler'in hem de Türkiye'nin önünü açacak olan en
doğru ve gerçekçi politika olduğunu yineledi.
CTP Genel Başkanı
Talat, dün yaptığı yazılı açıklamada,
Denktaş'ın, 'yerli-yabancı, tabanlı-tabansız
örgütlerin kendisini ziyaret etmesini sağlayarak' sürekli çelişkili
ve akla mantığa sığmayan açıklamalar
yaptığını öne sürdü ve 'Tüm taleplerimize rağmen
halkımızın önünde Annan Planını tartışmaktan
kaçınarak bir dezenformasyon aracı haline getirdiği BRT
aracılığıyla gerçek dışı bilgilerle
halkımızı kandırmaya çalışıyor'
iddiasında bulundu.
Denktaş'ın
'Türkiye'deki istikrarı bozmayı göze alarak Kıbrıs Türk
halkından alamadığı desteği Türkiye'de aramaktan
çekinmediğini' savunan Talat, Denktaş'la ilgili iddialarını
şöyle sürdürdü:
'Eski çözümsüzlük
kahramanlarını toparlayıp bunların yanına taban arayan
örgütleri katıp Türkiye'de eylemler düzenletiyor. Bu arada Avrupa'da
yaşayan ama nedense ne Türkiye'nin ne de Kıbrıslı Türklerin
AB'de yer almaması gerektiğini savunan garip örgütlenmeleri
kullanarak Kıbrıs Türk halkına hem hakaret ediyor hem de
ettiriyor.
KIBRIS 01/02/2003
MGK'dan çözüm çabalarına destek
MGK Bildirisi: Kıbrıs
sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri'nin taraflara sunduğu plan
üzerinden yürütülen görüşmelerin önemi vurgulanmış ve çözümü
amaçlayan çabaların sürdürülmesine destek verilmiştir...
Görüşmelerin başarısı için her iki tarafın da iyi
niyetli ve yapıcı bir tutum izlemeleri gerektiğinin altı
çizilir...
.Hükümetimizce, ilgili
makamlarımızın katkılarıyla ve KKTC makamlarıyla
danışmalar sonucunda belirlenmiş olan görüşme pozisyonunun
gerektirdiği adımların kararlılıkla
atılmasının taşıdığı önem üzerinde
durulmuştur...'
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), dün
yaptığı toplantıda 'Kıbrıs'taki çözüm
çabalarına' destek kararı çıktı.
MGK, Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer`in başkanlığında Çankaya Köşkü'nde
toplandı.
6.5 saat süren MGK
toplantısından sonra, MGK Genel Sekreterliği'nce yayınlanan
bildiriye göre, MGK toplantısında, Kıbrıs konusu da ele
alındı. Bildiride, bu konuda şunlar kaydedildi:
'Kıbrıs sorununun çözümü
için BM Genel Sekreteri'nin taraflara sunduğu plan üzerinden yürütülen
görüşmelerin önemi vurgulanmış ve çözümü amaçlayan
çabaların sürdürülmesine destek verilmiştir.
Hükümetimizce, ilgili
makamlarımızın katkılarıyla ve KKTC makamlarıyla
danışmalar sonucunda belirlenmiş olan görüşme pozisyonunun
gerektirdiği adımların kararlılıkla
atılmasının taşıdığı önem üzerinde
durulmuştur.
Görüşmelerin
başarısı için her iki tarafın da iyi niyetli ve
yapıcı bir tutum izlemeleri gerektiğinin altı çizilerek,
doğrudan görüşmeleri öneren taraf olan KKTC Cumhurbaşkanı
Sayın Denktaş'ın görüşme sürecinde çözüm yönünde
sergilediği tutuma güçlü destek verilmiştir.'
Irak konusu
Irak konusunda öncelikle
barışçı yolların denenmeye devam olunması, öte yandan,
Anayasanın 92. maddesinin aradığı uluslararası
yasallık koşulunun gerçekleşmesine bağlı olarak,
TBMM'ce istenmeyen olası gelişmelere karşı tümüyle
Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumak üzere gerekli görülecek
askeri önlemlere işlerlik kazandırılmasına yönelik
kararların alınmasını sağlayacak adımların,
gelişmeler izlenerek belirlenecek bir takvim uyarınca Hükümet
tarafından atılması konusunda tavsiyede bulunulmasını
kararlaştırdı.
MGK toplantısından sonra
MGK Genel Sekreterliği'nce yayınlanan bildiriye göre,
toplantıda, geçen bir aylık döneme ilişkin güvenlik
raporları ışığında ülke genelindeki güvenlik ve
asayiş durumu gözden geçirildi.
Türkiye'nin güvenliğini
yakından ilgilendiren dış politika gelişmeleri de ele
alındı. Bu bağlamda, Irak konusundaki son gelişmeler
değerlendirildi.
Bildiride, şöyle devam edildi:
'Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'nin
1441 sayılı kararı uyarınca Irak'ın kitle imha
silahlarından arındırılması gereğine
inanmaktadır. Bu amaçla Irak yönetiminin BM silah denetçilerinin
faaliyetleri çerçevesinde şimdiye dek ortaya koyduğu işbirliğini
aktif bir biçimde ve zaman yitirmeden sergilemesi önem
taşımaktadır. Uluslararası toplumu tatmin edecek bilgi ve
belgeleri süratle BM ile paylaşması Irak'ın olduğu kadar
yeni bir çatışma ortamının doğmasını
istemeyen tüm bölge ülkelerinin de çıkarınadır. Türkiye,
uluslararası toplumun karşı karşıya bulunduğu bu
sorunun barışçı yollardan çözümünden yanadır.
Barışçı bir çözüm yönünde çaba harcanmaya devam edilmesi Türkiye
bakımından hala öncelikli bir hedeftir. Askeri bir seçeneğe
yönelinmesinin bölge ülkeleri bakımından sakıncalı sonuçlar
doğuracağı kuşkusuzdur.
Askeri bir operasyon
başlatılması konusunda uluslararası yasallık ve
oydaşma Türkiye'nin tutumunu yönlendiren temel ilkelerdir.
Türkiye barışçı bir
çözümü yeğlemekle birlikte, askeri bir operasyon kaçınılmaz
olduğu takdirde, ulusal çıkarlarını koruyacak önlemler
almaktan da geri kalmayacaktır.
Yukarıdaki görüşler
ışığında, öncelikle barışçı
yolların denenmeye devam olunması, öte yandan, Anayasamızın
92. maddesinin aradığı uluslararası yasallık
koşulunun gerçekleşmesine bağlı olarak, TBMM'ce istenmeyen
olası gelişmelere karşı tümüyle Türkiye'nin ulusal
çıkarlarını korumak üzere gerekli görülecek askeri önlemlere
işlerlik kazandırılmasına yönelik kararların
alınmasını sağlayacak adımların, gelişmeler
izlenerek belirlenecek bir takvim uyarınca Hükümet tarafından
atılması konusunda tavsiyede bulunulması
kararlaştırılmıştır.'
KIBRIS 01/02/2003
Kıbrıs'ta restleşme
Denktaş ve
Klerides, BM planında değişiklik önerilerini
karşılıklı reddetti. Liderler pazartesi günü 'olmazsa
olmaz'larını masaya getirme kararı aldı
01/02/2003
RADIKAL
LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta 28 Şubat öncesi müzakere maratonunu sürdüren KKTC
lideri Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, BM planı
ile ilgili değişiklik önerilerini karşılıklı
reddedip restleşme noktasına geldi. Lefkoşa'da dün ara bölgede
yapılan görüşmelerin tıkanması üzerine Rum ve Türk
taraflarının, önümüzdeki pazartesi günü kendileri için 'olmazsa
olmaz' sayılan noktaları tekrar ortaya koymak üzere masadan ayrıldı.
BM'nin şimdi Denktaş ve Klerides'in 'olmazsa olmaz'larını
değerlendirerek tarafları ortak noktada buluşturacak yeni
öneriler getireceği belirtiliyor. Denktaş, Klerides ile
görüşmesinin ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
sunduğu planda yapılmasını istediği
değişiklik önerilerinin Rum tarafınca reddedildiğini
açıkladı. Denktaş, "Yaptığımız tadilat
önerilerinin cevabını verdiler. Hiçbir şey kabul
etmiyorlar" dedi. Türk tarafının da Rumların taleplerini
reddettiğini kaydeden Denktaş, Rum Kesimi'nin özellikle adad iki
egemenliğin kayda geçirilmesi önerisini kabul etmeye
yanaşmadığını söyledi. KKTC lideri, Rumların
eskiden sundukları tadilatlarda ısrar
ettiğini de söylerken, "Genel Sekreter'e gönderdikleri bir mektup
vardı, onda ısrar ediyorlar. Ama işte, 'Her iki tarafın da
5-40 paragraflık tadilatı varsa, bunlar üzerinde ısrar
etmeyelim, olmazsa olmazlar neler, bunlar üzerinde duralım' diyorlar. KKTC
lideri Denktaş ayrıca Klerides'in Rum Kesimi'nin AB'ye üye olmayı
garantiye aldığı için çözüme yanaşmadığını
da öne sürdü.
Değişiklik
talepleri
Türk tarafının Annan Planı'nda yapılmasını
istediği değişiklikler arasında KKTC'nin eşitlik ve
egemenliğinin vurgulanması, iki kesimliliğin garantilenmesi,
zamanla adanın kuzeyine geçecek Rumların siyasi haklarının
kısıtlanması vardı. Rum Yönetimi Sözcüsü Mihalis Papapetru,
"Biz hazır olmamıza karşın, Denktaş'ın
tutumu nedeniyle 28 Şubat'a dek çözümün çok olası
olmadığını düşünüyoruz" dedi.
Erdoğan'a
atıflar
Bu arada Klerides, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın Denktaş
üzerinde baskı yaratabilmesi için 'ordu ve bürokrasiyle olan iktidar
mücadelesini' kazanmak zorunda olduğunu söyledi. Klerides, Cyprus Weekly
dergisine demecinde, "Çözüm için anahtarın daima Ankara'da
olduğu görüşünü savundum. Fakat yeni hükümet ordu ve devlet
bürokrasisinin oluşturduğu eski düzenin yerine kendi
egemenliğini kurmak zorunda" dedi. Klerides, Türk hükümetinin 'bu
savaşı kazanması' halinde bu yıl çözüme
ulaşılması
için 'çok güçlü bir şans' olduğunu söyledi. Klerides, "Ankara
isterse Denktaş'ın itaat emekten başka şansı yok"
diye konuştu. (aa, afp)
AB Troykası 'Çözüm' dedi
Türkiye-AB
Troykası'nda Türk tarafı, reformları 2003'te tamamlama vaadinde
bulundu. AB tarafı ise yeni KOB'da ev ödevlerine, ordunun siyasetteki
rolünün azaltılmasının da ekleneceğini aktardı
01/02/2003 RADIKAL
DENİZ ZEYREK
ANKARA - Türkiye ile AB Troykası bakanlar düzeyinde ilk kez dün Ankara'da
toplandı. Toplantıda, Türk tarafı AB'nin beklediği reform
ve uygulamaları en kısa sürede gerçekleştireceği
güvencesini vererek, altı talepte bulundu. AB tarafı ise
beklentilerinin ilk önemli adımının Kıbrıs'ta çözüme
destek olunması ve ordunun siyasetteki etkisinin azaltılması
olduğu görüşünü iletti. Dönem Başkanı Yunanistan'ın
Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu, sonraki dönem
başkanı İtalya'nın Dışişleri Bakanı
Franko Frattini ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Gunter
Verheugen dün Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış
ile Ankara Palas'ta bir araya geldi. Toplantıda Türkiye-AB
ilişkileri, Kıbrıs ve Irak konularıyla Türkiye için
hazırlanan ve martta sunulacak Katılım Ortaklığı
Belgesi'nin (KOB) ayrıntılarıyla ele alındı.
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın
toplantı sonrasında yaptığı açıklamaya ve
toplantıdan sızan bilgilere göre Türkiye AB'ye şu mesajları
verdi:
· Tam üyelik müzakerelerinin
başlaması için Kopenhag kriterlerine bu yıl içinde uyum
sağlama iradesine sahibiz. Bunun karşılığında AB
2004 için verdiği taahhüdü 2003'e çeksin.
· KOB yorum
farklılığına yol açmayacak bir şekilde kaleme
alınsın. Temel hak ve özgürlükler alanında hangi eksiklikler
görüldüğü açık bir dille ifade edilsin.
· Mali yardım
artırılsın.
· AB kamuoyunda
Türkiye'nin üyeliği tüm yönleriyle izah edilsin ve Türkiye için ayrı
bir iletişim stratejisi geliştirilsin.
· Türkiye 2004'teki
AB Anayasası'nın belirleneceği hükümetler arası konferansa
katılsın.
·
Yasadışı göçle mücadele için Türkiye'ye kaynak
sağlansın.
Ortak basın toplantısında "Şimdi beraber
çalışma zamanı" diyen Papandreu KOB'da Türkiye'ye mali
desteğe de yer verileceğini belirtti. "Türkiye'yi AB'ye daha
yakın görmek istiyoruz" diyen Papandreu, "Türkiye'nin reform
sürecini ileri götürme iradesine güveniyoruz" sözleriyle güvence veren
Yakış'a inancını vurguladı. Ankara'nın 2004
sonundan önce Kopenhag Kriterleri'ni tamamlama hedefini memnuniyetle
karşılayan Papandreu, "Türkiye'nin yeri Avrupa'dır"
dedi. İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini de
Türkiye'nin AB sürecini 'güçlü bir şekilde' desteklediklerini ifade etti.
Tek vade, kısa
vade
Verheugen ise KOB'un yenilenmiş halinin martta Avrupa Konseyi'ne
sunulacağını ve belgenin 14 Nisan'da kabulünün
öngörüldüğünü açıkladı. Yeni KOB'da kısa, orta ve uzun
vadelerin olmayacağını ancak ordunun siyasetteki rolüne dair bir
bölümün bulunacağını belirten AB yetkilisi, Türkiye'nin
hazırlıkları 2003'te tamamlamasının uygulamayı
görme şansı yaratacağını vurguladı. Ordunun
siyasetteki etkisinin kaldırılması konusuna Yunan ve
İtalyan bakanların da destek verdiği belirtilirken, Yakış'ın
MGK Yasası'nda yapılan değişiklikle atılan
adımları anlattığı öğrenildi.
Biraz geç
kalmadık mı?
İsmet
Berkan
01/02/2003
RADILKAL
Bugün 1 Şubat. Bu
ayın son günü, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ta Rum ve Türk
taraflarının Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından hazırlanan çözüm planı çerçevesinde bir
anlaşmaya varmaları için verdiği süre dolacak. Yani,
Kıbrıs'ta iki lider Rauf Denktaş ve Glafkos Klerides ayın
28'ine kadar bir anlaşmaya varmak zorundalar. Varmazlarsa ne olur? Onu
zamanla göreceğiz.
Bu köşede başından beri Kıbrıs'ta olumlu bir
pozisyonda durmanın ve bir çözümü aramanın gereğine işaret
edildi. Bu anlamda Rauf Denktaş çözüm istemeyen taraf izlenimi
verdiği için de sık sık eleştirildi. Denktaş'ı bu
sebeple eleştirirken bir haksızlık yaptığımı
ya da onun elini zayıflattığımı, onu bir müzakereci
olarak zor durumda bıraktığımı hiç düşünmedim.
Çünkü tarihi bir kişilik olan ve geçmişte büyük mücadeleleri
vermiş bir kişi olarak Denktaş'ın bugün eleştirilecek
çok tarafı olduğuna inananlardanım. Bugüne kadar
eleştirilerimi hep bir bilgiye dayanarak yapıyordum, bugün bu
bilginin bizatihi kendisini açıklamanın bir sakıncası
kalmadı artık.
Annan Planı sunulduğu günden beri Denktaş plana yönelik somut
itirazlarını ortaya koymamak için epey direndi. Rum tarafı,
itirazi mektubunda planın bir sürü maddesine somut itirazlar getirip
bunlarla ilgili değişiklik önerilerini yazarken Denktaş hep
retorik yaptı, BM'ye sunduğu belge ve mektuplarda maddeleri
eleştirmek, onların yerine yeni yazımlar önermek yerine
egemenlik kavramını anlatan, Kıbrıs sorununun tarihinden
söz eden metinler sundu.
Ne zamana kadar? Geçen haftaya kadar.
Ancak geçen hafta Denktaş plana ve ekindeki haritalara ilişkin somut
itirazlarını Rum tarafına iletti.
Yani gerçekte Kıbrıs'ta Türk tarafı müzakereye epey bir
gecikmeyle, geçen hafta başladı. Ve beklenen oldu, Rum tarafı
Denktaş'ın isteklerinin tümünü reddetti. Bunun üzerine BM, iki tarafa
Pazartesi gününe kadar kendi açılarından 'olmazsa olmaz'ları
sunmaları için zaman verdi. Yani bir anlamda BM rest çekti.
Bu sütunda bir ayı aşkın süredir bir logo yayımlıyor,
Kıbrıs'ta çözüm için kalan zamanı göstermeye
çalışıyorum. Çünkü Kıbrıs'ı çözemezsek
Türkiye'nin AB ufkunun kapanacağını düşünüyorum.
Burada bir haksızlık var. Çünkü, 28 Şubat'a kadar bir çözüm
olmazsa adada Türk tarafında uygulanacak yaptırım belli: AB'nin
dışında kalmak, bir daha Annan Planı'ndakine benzer
olanaklar tanıyan bir anlaşmayı belki tarih boyunca bulamamak,
diz çökmeye zorlanmak vs.
Peki, önerilen değişiklikleri görüşmeye yanaşmayan Rum
tarafının anlaşmayı imzalamaktan fiilen kaçıyor
olmasına verilecek bir ceza yok mu? Göründüğü kadarıyla yok. Bu,
müzakere masasında bir eşitsizlik yaratıyor.
Denktaş'ın talihsiz hastalığından bu yana
sergilediği tutum maalesef bizlerin müzakere masasındaki bu
eşitsizliği yeterince dikkate almamızı engelliyor. Çünkü
Denktaş geçen hafta fiilen başladığı müzakere sürecine
aslında pekâlâ hasta yatağında kasım ayı boyunca başlayabilirdi.
O zaman masada eşit oturuyor olurdu, zaman zaman istediği
değişiklikleri kamuoyuyla paylaşarak ve planda bulduğu
sakıncalı noktaları herkese anlatarak bugün onun aleyhinde gibi
gözüken Kıbrıslıları ikna edebilir ve kendi lehine bir güce
çevirebilirdi.
Ama hayır, o, bunu yapmak yerine gerilimi tırmandırmayı
seçti. O yüzden de amacının bir anlaşma olup
olmadığı konusunda ben dahil pek çok kişiyi şüpheye
düşürdü.
Bakın bugün ve yarın İstanbul'da Kıbrıs konusunda son
derece önemli toplantılar olacak. Bahçeşehir Üniversitesi'nde bugün
ve yarın devam edecek Kıbrıs konulu bir arama konferansı
yapılıyor. 40'a yakın akademisyen, diplomat ve güvenlik
uzmanının katılacağı toplantıda Annan Planı
tartışılacak ve madde madde ele alınıp 'kabul edilebilir'
bir plana dönüştürülmesi için görüş üretilecek. Yarın Bilgi
Üniversitesi'nde de Kıbrıs'taki bütün siyasi partilerin
katılacağı bir açık oturum olacak. Burada da,
Kıbrıslı politikacılar eteklerindeki taşı
dökecekler. Yine yarın İstanbul Şişli'de, 'Rauf Denktaş'a
destek mitingi' yapılacak.
Yumurta kapıya geldi. Şimdi tartışma canlanmaya
başladı. Ama galiba geç kaldık.
Olurlar ve
olmazlar
Gündüz Aktan
01/02/2003
Kıbrıs'a
ilişkin değerlendirmelerde Sn. Erdoğan'ın tutumunu dikkate
almamak belki de daha doğru olacak. Kendisi Anayasa çerçevesinde yetkili
ve sorumlu değil. Resmi karar mekanizmalarının
dışında. Zaten çözüm isterken nasıl bir çözüm
istediğini de söylemiyor. Kaldı ki, garantör ülke olarak Türkiye'nin
Sn. Denktaş'ı aşıp istediği çözümü kabul etme
yetkisini kullanmaktan kaçındığına göre, baskıyla
fazla bir şey de yapamaz.
KKTC'de yıllardır hazırlanıp gürültülü mitinglerle
uygulamaya konan dış kaynaklı psikolojik harekâtın
başarısızlığa uğradığı
anlaşılıyor. Orada ve burada bu harekâtın parçası
olanlar yenilgi sinyalleri vermeye başladılar. Yani Kıbrıs
muhalefeti ve bizim liberallerin savunduğu, Annan paketinin olduğu
gibi imzalanması tezi çöküyor. PKK ile mücadelede de öyle
olmamış mıydı?
Ama bu hatalı tutumlar çok değerli bir üç ayın heba
olmasına yol açtı. Şimdi kalan kısa fakat hayati öneme
sahip dönemde artık ciddi müzakereler yapmak mümkün.
Sn. Denktaş ve Türk tarafı çözüm için müzakere etmeli, ediyor da.
Kıbrıs'ta kaldığım sırada, 10-12 Aralık AB
Kopenhag zirvesinin marjında yapılan toplantılarda, Türk
tarafının ambargonun kalkması, zirve belgesinde
Kıbrıs'a 'ortaklık devleti' denmesi ve Klerides'in Annan
belgesini imzalaması konularında sorular sorduğu; ancak Annan
belgesini imzalamamızı isteyen Hannay-Weston-De Soto'nun bu
soruları olumlu cevaplamadığını duydum. Bu doğruysa,
sonuçtan kim sorumlu oluyor acaba?
Kaçırılmaz fırsat olarak sunulan Annan planını
(ANN-P), Türk tarafının büyük ölçüde kabul ettiği 1992 'Fikirler
Dizisi' (F-D) ile kıyaslamakta yarar var.
F-D'deki harita özellikle Yeşilyurt açısından Annan
haritalarından çok daha lehimize.
F-D'de 1960 Anayasası'ndakine benzer bir başkanlık sistemi kabul
edilmiş. Önemli konularda hem Türk başkan
yardımcısının hem de parlamentodaki Türk grubun farklı
çoğunluğuna dayalı veto yetkileri var. ANN - P'deki İsviçre
modeli veto hakkından çok daha kolay aşındırılacak bir
uzlaşma mekanizması öneriyor.
F-D'de seyahat ve yerleşme özgürlükleriyle mülkiyet hakkı
tanınıyor, ama 1977, Denktaş - Makarios anlaşmasına
göre, yani iki bölgeliliği bozmamak şartıyla. Emlak konusunun,
kişiler birbirine düşürülmeden federe devletler tarafından
halledilmesi, 'tüm emlakın toplum düzeyinde global olarak
değiş-tokuş edilmesi' öngörülüyor. ANN-P'de bir hesaba göre 30
yıl sürecek kişilerarası ihtilaflara yol açacak, iki
kesimliliğe son verecek, Türk nüfusun yarısından
fazlasını yeniden göçmen haline getirecek, parça devletlerin yetkisi
dışında bir kurulun kararlarına bağlayacak bir 'çözüm'
öneriliyor. Öte yandan Türk tarafının F-D'deki emlak
yaklaşımını dahi kabul etmediği hatırlanmalı.
F-D'de Garanti Antlaşması ve rejimi olduğu gibi devam ediyor.
ANN-P'de garanti sistemi fiilen ortadan kalkıyor. Önce Kıbrıs
bazı devletlerle 'ekonomik ve siyasi birlik' kuruyor. Fazladan Türkiye,
kendisinin üye olmadığı bir AB'ye girecek
Kıbrıs'ın üyeliğini, yani bu 'birliği' garanti etmek
gibi garip bir duruma düşüyor.
F-D'de güvenlikle ilgili olarak, ANN-P'de öngörülen Türk (ve Yunan) birlikleri
üzerindeki aşırı sınırlamalar olmadığı
gibi, BM barış gücüne de aşırı yetkiler verilmiyor.
İki öneri paketi arasındaki en önemli fark 'en ziyade müsaadeye
mazhar ülke kuralı' ile ilgili. F-D'de yer alan 1960 sisteminin bu
değiştirilemez kuralını AB içine girecek bir
Kıbrıs'ta uygulamak mümkün değil. Yani Kıbrıs,
diğer AB üyesi Yunanistan ve İngiltere'ye vereceği hakları
Türkiye'ye tanıyamaz. Bu durumda Türkiye'nin zaten küçük ve zayıf
olan Türk bölgesini Rum-Yunan hâkimiyetine karşı koruması da
mümkün olamayacak.
Kaldı ki ANN-P temelinde oluşturulacak bir çözümün, Kıbrıs
üye olduktan sonra hukuken daha üstün AB mevzuatı tarafından belli
ölçüde bertaraf edilmesi de söz konusu.
Bu şartlarda Türk tarafı iki yoldan birini izleyebilir: Türkiye
görünen bir gelecekte AB üyesi olamayacağı varsayımıyla, AB
üyesi Kıbrıs'ta yer alacak Türklerin siyasi
varlığını koruyacak şekilde ANN-P'nin
değiştirilmesini sağlar. Bu olamazsa -ki olmaması ihtimali
çok daha büyük- Annan paketini son şekliyle imzalar, ama kuzeyin güneyle
birleşmesini Türkiye'nin AB üyeliğine erteler. Bu arada güney ileride
parça devlet düzeyine inmek üzere Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB'ye
girerken, kuzey de ayrıca tanınmaya gerek göstermeden, ambargonun
kalkması ve AB yardımlarıyla üyeliğe hazırlanır.
Başka görüşü olan varsa söylesin.
Papandreu: Kıbrısta tarihi fırsatı
kaçırmayalım
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu Ortadoğu
barış sürecinde yaşanan hataya Kıbrıs sorununda
düşülmemesi gerektiğini söyledi.
NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgüne özel demeç veren Papandreu tarihi
fırsatı kaçırmayalım diye konuştu.
Yunanistan Dışişleri bakanı Yorgo Papandreu, Türkiye ile
ülkesinin Kıbrıstaki güvenlik konusunun çözülmesi için ortak
çalışmaları önerisine açıklık getirdi:
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu, BM tarafından teklif edimiş bir
konuydu ve Annan planında da yer almaktaydı. İkili güvenlik
görüşmeleri hem askeri hem diplomatik alanda yapılabilir. Belirli
yolları denememiz mümkün olabilir. Kıbrısta güvenlik konusunun
garanti altında alındığından emin olunursa adada
barış içinde yaşanması sağlanabilir.
Görüşmelerinde Türk tarafını yeni bir dinamizm içinde
gördüğünü kaydeden Papandreu, sorunun çözümü konusunda tarihi bir
fırsat yakalandığını ve bunun
kaçırılmaması gerektiğini söyledi.:
Papandreu Ortadoğu barış sürecinde anlaşma sağlanma
fırsatı öyle veya böyle bir sebepten dolayı son anda kaybedildi.
Neticede daha köklü bir öfke ortaya çıktı. Tabii Kıbrısta
bu kadar uç bir noktaya geleceğimizi söylemiyorum ama bu zamanın
geçmesine izin vermemeliyiz. Tarih her zaman önümüze çözüm için bir fırsat
çıkarmayabilir. Bahane bulmak kolay, ama çözüm bulmak zordur. Çözüm
konusunda gerekli çabayı gösterelim.dedi.
28 Şubata kadar bir anlaşma sağlanamaması halinde Rum
tarafının ABye tek taraflı üye olacağını
hatırlatan Papandreu, ancak konunun her zaman yaşayan bir sorun
olmaya devam edeceğini bu nedenle çabaların süreceğini kaydetti.
Irak operasyonuna ilişkin olarak Türkiyenin kaygılarını da
paylaştıklarını belirten Yunanistan
Dışişleri Bakanı, Türkiyenin
başlattığı barış girişimlerine destek
verdiklerini de sözlerine ekledi.
Denktaştan Hayır, Kleridesten Ohi!
''Eskiden sundukları tadilatlarda ısrar ediyorlar. Genel Sekreter'e
gönderdikleri bir mektup vardı, onda ısrar ediyorlar. Ama işte,
'Her iki tarafın da elli-kırk paragraflık tadilatı varsa,
bunlar üzerinde ısrar etmeyelim, olmazsa olmazlar nelerdir, bunlar üzerinde
duralım' diyorlar. Şimdi Pazartesi günü artık
kaçınılmaz olan 'olmazsa olmazları' nelerdir onlara
bakacağız. Her iki taraf da bunları getirme sözünü verdi.
Dolayısıyla o çalışmayı yapacağız.''
Kıbrıslı liderler Denktaş ve Klerides, Kıbrıs
sorununun çözümü yönündeki görüşmelerde birbirlerinin önerilerine
hayır diyerek, yine bir adım mesafe almadılar.
Denktaş önerilerini halkından gizlerken, Klerides kabul etmedi
demekle yetindi.
Pazartesi günü olmazsa olmazları görüşeceklerini söyleyen
Denktaş, bugüne kadar ne görüştüklerini ifade etmedi... Olursa
olurlar kabul görmedi, sıra olmazsa olmazlarda...
Denktaş ile Klerides arasında dün yapılan görüşme yine
olumsuz sona erdi. Denktaş, görüşmeden sonra
Cumhurbaşkanlığı'na dönüşünde yaptığı
açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın sunduğu planda yapılmasını istediği
değişiklik önerilerinin Rum tarafınca reddedildiğini
belirterek, iki tarafın Pazartesi günü ''olmazsa olmazları''
görüşme kararı aldığını söyledi.
Denktaş, dünkü görüşmede Rum tarafının Türk önerilerine yanıtlarını
verip vermediğinin sorulması üzerine, ''Bizim
yaptığımız tadilat önerilerinin cevabını
verdiler. Hiçbir şey kabul etmiyorlar, verilen cevap reddir'' dedi.
Rumların Annan planıyla ilgili tadilat isteğini sunup
sunmadığı yönündeki bir soruya karşılık ise
Denktaş, şunları söyledi:
''Eskiden sundukları tadilatlarda ısrar ediyorlar. Genel Sekreter'e
gönderdikleri bir mektup vardı, onda ısrar ediyorlar. Ama işte,
'Her iki tarafın da elli-kırk paragraflık tadilatı varsa,
bunlar üzerinde ısrar etmeyelim, olmazsa olmazlar nelerdir, bunlar
üzerinde duralım' diyorlar.
Şimdi Pazartesi günü artık kaçınılmaz olan 'olmazsa
olmazları' nelerdir onlara bakacağız. Her iki taraf da
bunları getirme sözünü verdi. Dolayısıyla o
çalışmayı yapacağız.'' Denktaş, gelinen aşamada
üçüncü bir Annan planının gündemde olup olmadığına
ilişkin bir soruya karşılık, ''Bu ana kadar gündemde böyle
bir şey yok, bilmiyoruz. Her şeyi bizden aldıktan sonra üçüncü
bir şey getirirler mi, getirmezler mi, o konu şu an bizim bilgimizde
değil'' dedi.
''Bu gelişme, 28 Şubat'a kadar bir imzanın söz konusu
olmayacağı anlamına mı geliyor?'' sorusuna ise
Denktaş, ''Göreceğiz'' yanıtını verdi.
Denktaş ve Klerides, görüşmelerine Pazartesi günü devam edecek.
Denktaşın mantığı saltanata devam!
Türkiyedeki istikrarı bozmayı göze alarak Kıbrıs Türk
halkından alamadığı desteği Türkiyede aramaktan
çekinmiyor. Eski çözümsüzlük kahramanlarını toparlayıp
bunların yanına taban arayan örgütleri katıp Türkiyede eylemler
düzenletiyor
Denktaşa göre Türkiye para verirse çözümsüzlük devam edecek. Yani
Kıbrıs Türk halkı para ile satılan insanlar... Mitingleri
ABye satılanların yaptığına inanan Denktaş
Türkiyeden para istiyor
Para ver ki saltanatım devam etsin diyor. Para
ver ki müzakere eder gibi yapıp hem Kıbrıs Türkünü
dağıtayım hem de Kıbrısta Türkiye ile AByi
çatıştırayım
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat,
halkından yabancılaşan Denktaşın
saltanatını sürdürmek amacında olduğunu söyledi. Talat,
Kıbrıs Türk halkından alamadığı desteği
Türkiyede arayan Denktaşın, eski çözümsüzlük kahramanlarına
sığındığına dikkat çekti.
Denktaşın Kıbrıstan sonra Türkiyenin de
istikrarını bozmak gibi tehlikeli bir oyun içerisine girdiğine
vurgu yapan Talat, Kendi halkını anlamayan Cumhurbaşkanı
Denktaş bizim için herhalde talihsizliklerin en büyüğüdür dedi.
Talatın açıklaması şöyle:
Cumhurbaşkanı Denktaş halktan koptukça Kıbrıs sorununu
bilmeyen ya da bu sorunu iç politika konusu yapmak isteyen eski siyasetçilere
sığınarak, hamaset edebiyatıyla kendi insanından
yabancılaşmaya devam ediyor. Yerli-yabancı,
tabanlı-tabansız örgütlerin kendisini ziyaret etmesini
sağlayarak sürekli çelişkili ve akla mantığa
sığmayan açıklamalar yapıyor. Tüm taleplerimize rağmen
halkımızın önünde Annan Planını tartışmaktan
kaçınarak bir dezenformasyon aracı haline getirdiği BRT
aracılığıyla gerçek dışı bilgilerle
halkımızı kandırmaya çalışıyor.
Daha tehlikelisi ise Türkiyedeki istikrarı bozmayı göze alarak
Kıbrıs Türk halkından alamadığı desteği
Türkiyede aramaktan çekinmiyor. Eski çözümsüzlük kahramanlarını
toparlayıp bunların yanına taban arayan örgütleri katıp
Türkiyede eylemler düzenletiyor. Bu arada Avrupada yaşayan ama nedense
ne Türkiyenin ne de Kıbrıslı Türklerin ABde yer almaması
gerektiğini savunan garip örgütlenmeleri kullanarak Kıbrıs Türk
halkına hem hakaret ediyor hem de ettiriyor.
Gerçek dışı olduğunu bile bile Kıbrıslı
Türklerin Annan Planı konusunda bölündüğü izlenimi yaratmaya
çalışıyor. Kuzey Kıbrısı barış
ateşleri ile aydınlatıp ısıtan Kıbrıs Türk
halkının bir yanda, kendisinin ise tek başına bir yanda
bulunduğunu kamufle etmek için beş on kişilik eylemlerle hala
hayatta olduğunu kanıtlamaya uğraşıyor.
Annan Planının sunulduğu 11 Kasımdan beri planı
müzakere etmediğini gözlerden saklayarak, zamanın
darlığından şikayetle 28 Şubatın dünyanın
sonu olmadığını iddia ederek Türkiyenin
Kıbrıslı Türklere para vereceğini, bunun için de
hazırlık yapılmakta olduğunu iddia ediyor. Bugüne kadar
Türkiyeden aktarılan kaynakların nerelere ve kimlere
akıtıldığını çok iyi bilen halkımız
Denktaşın bu sözleri ile mutlu olmak yerine öfkeye
kapılıyor.
Kendi halkını anlamayan Cumhurbaşkanı Denktaş bizim
için herhalde talihsizliklerin en büyüğüdür. Kendi halkına hakaret
etmekten ve ettirmekten çekinmeyen Denktaş çözümsüzlüğün
devamına tahammül edilebilmesi için Türkiyeden yine para istiyor. Bu
ayıba Türkiyedeki siyasetçileri de alet ederek örneğin Sayın
Deniz Baykala siyasi değil ama ekonomik destek sağlanması
gerektiğini söyletiyor.
Yani Sayın Denktaşa göre Türkiye para verirse çözümsüzlük devam
edecek. Yani Kıbrıs Türk halkı para ile satılan insanlar...
Mitingleri ABye satılanların yaptığına inanan
Denktaş Türkiyeden para istiyor
Para ver ki saltanatım devam etsin
diyor. Para ver ki müzakere eder gibi yapıp hem Kıbrıs Türkünü
dağıtayım hem de Kıbrısta Türkiye ile AByi
çatıştırayım. Böylece Türkiyenin AB sürecini durdurup
artık sürdürülemez hale gelen bugünkü statükoyu biraz daha sürdüreyim.
Yani ver parayı, gözünü oyayım
Bu politika Kıbrıs Türkünü yolun sonuna taşırken
Denktaşı Rum tarafı ile aynı çizgide buluşturuyor:
Acele etmeye gerek yok, daha nice 28 Şubatlar, ABnin bize kucak
açacağı nice dönemeçler var. Zararı yok Rum tarafı ABye
girdikten sonra da görüşmeler devam eder
Tekrar vurgulamakta yarar görüyorum. Denktaşın hedefi Türkiyeyi
Kıbrısta AB ile çatıştırmak, Türkiyenin önünü
kapatarak çözümsüzlüğü sürdürmek
Bu korkunç planı sağduyu ile
bertaraf etmek tüm barış güçlerinin görevidir. Çözüm ve AB bunun için
hem Kıbrıslı Türklerin hem de Türkiyenin önünü açacak olan en
doğru ve gerçekçi politikadır.
YENIDUZEN
01/02/2003
|
Erdoğan-Denktaş çatışmasını
da ele alacak olan MGK bugün |
|
|
Kıbrısa son nokta |
|
|
Bugün toplanacak olan
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, Kıbrısla ilgili son
gelişmeleri değerlendirecek. MGKnın, Tayyip
Erdoğanın Kıbrıs konusundaki
açıklamalarının yarattığı
rahatsızlığı da görüşerek hükümet kanadına
uyarıda bulunması bekleniyor... Basına yansıyan
haberlere göre, toplantıda Başbakan Abdullah Gül
Kıbrısla ilgili sözlerine özen gösterdiği halde Tayyip
Erdoğan tam aksi söylem içinde mesajı da verilecek... Türkiyede seçim mağlupları Kıbrıs için meydanlara çıkıyor... Mağlupların AKP intikamı Türkiyedeki AB
karşıtları bir taşla iki kuş vurmak için
Kıbrısı kullanıyorlar... Amaç hem AKPyi tertiplemek,
hem de ABdan kurtulmak! Önümüzdeki Pazar günü
İstanbulda büyük bir miting düzenlendi. KKTCye ve Denktaşa
destek olarak adalndırılan mitinge AKP ve HADEP
dışındaki tüm siyasi partilerle 800 sivil toplum örgütü destek
verdi... Bu Memleket Bizim
Platformu heyeti Ankarada aradığını bulamadı.
Heyet Baykal tarafından kabul edilmedi... Yapılan bir ankette
CTPye %35, TKPye ise %3 oy çıktığının ileri
sürülmesi TKPliler arasında huzursuzluk yarattı... ABD Büyükelçisi Klosson: Plan adil Kaybedecek zaman yok
diyen Klosson, ABDnin Kuzey Kıbrıstan askeri üs talebinin
olmadığını söyledi. |
|
AFRIKA 01/02/2003
|
Erdoğan: Çözüm ver-kurtul demek
değil |
|
|
AKP lideri Erdoğan, Kıbrıs'ın 28 yıldır hem adada yaşayanlar hem de Türkiye ve Yunanistan arasında bir anlaşmazlık konusu olduğunu ve önünü tıkadığını belirterek "Annan planı çözüme yönelik müzakerelerin sürdürülmesi ve kalıcı bir çözüm için fırsattır" dedi. Erdoğan, çözüm için müzakere edilebilir bir fırsat olduğunu, çözümün 'ver-kurtul' demek olmadığını da vurguladı. AK Parti Genel
Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs meselesinin
önemli ve milli bir mesele olduğunu, ortada Annan planı gibi
müzakere edilebilir bir fırsat bulunduğunu söyledi. AK Parti
Kurucular Kurulu, Genel Başkan Erdoğan'ın
başkanlığında Bilkent Otel'de toplandı. Erdoğan,
toplantının açılışında yaptığı
konuşmada, Türkiye'nin yeni bir sürece girdiğini kaydetti.
Türkiye'nin son dönemde dünya politikalarını etkileme
noktasına geldiğini vurgulayan Erdoğan, Kıbrıs
konusundaki görüşlerini dile getirmek istediğini belirtti. Türkiye'nin
itibarını, dünyadaki bütün gelişmeler
ışığında yükseltmek zorunda olduklarını
kaydeden Erdoğan, ''Eski, çatışmacı siyaset
anlayışını sürdürenlerin bütün çekişmeleri ve
polemik zeminine çekme çabaları, bizi Türkiye'nin çıkarlarına
odaklanmaktan alıkoyamaz'' dedi. Kıbrıs,
AB ve Irak konusunda attıkları bütün adımların bilincinde
olduklarını dile getiren Erdoğan, ''Bu alanlarda beyhude
çabalarla AK Parti'yi gölgelemek isteyenler, Türkiye'nin
çıkarlarını gölgelemiş olurlar'' ifadesini kullandı.
Erdoğan, şöyle konuştu: ''Kıbrıs,
güncelliğini koruyan bir konu olmasının yanında bir sürü
spekülasyon ve polemik konusu yapılmak isteniyor. Bizler kuşkusuz
hiçbir konuda tek seslilikten yana değiliz. İyi niyetli bütün
eleştirilerin başımızın üstünde yeri olduğunu
her fırsatta söylüyoruz. Ancak, Kıbrıs konusu gündelik bir
polemik konusu yapılamayacak kadar önemlidir, hayatidir ve
millidir. "ANLAŞMAZLIK,
PROBLEMDİR" Kıbrıs,
28 yıldır adada yaşayan iki toplum arasında Türkiye ve
Yunanistan arasında uluslararası arenada bir anlaşmazlık
konusudur. Kıbrıs'ın tarihi ve coğrafi önemi hiçbir
şekilde gözardı edilemez. Öyle ise bu anlaşmazlık adada
yaşayan Türkler ve Türkiye için problem midir? Evet, bir problemdir ve
her problem çözüm gerektirir. Adada yaşayanlar açısından KKTC,
uluslararası camiada tanınmayan, bir anlamda ambargo altında
yaşamak mecburiyetinde bırakılan ve tabii ki
sıkıntı doğuran bir husustur bu anlaşmazlık.
Türkiye açısından ise Yunanistan ile olan bütün
ihtilaflarımızda ve ilişkilerimizde Kıbrıs her zaman
öncelik almakta olup, diğer bütün gelişmelerin önünü
tıkayıcı bir rol oynamaktadır. Çözümün
dinamik tarafı olmak zorunda olduğumuza göre, yapılması
gereken nedir? Yapılması gereken, bu anlaşmazlık
konusunun çözümlenmesidir ve çözüm için şimdi ortada müzakere edilebilir
bir fırsat bulunmaktadır. Annan planı... Bizler öteden beri
şunu söyledik:Annan planı çözüme yönelik müzakerelerin sürdürülmesi
ve kalıcı bir çözüm için fırsattır.'' Erdoğan,
Kıbrıs konusunda ''Çözümsüzlük siyasetinden'' fayda
umanlarınbulunduğunu ifade ederek, bu meselenin hamasetle ve
ver-kurtul demagojisiyle çözümlenemeyeceğini söyledi. Erdoğan,
Kıbrıs konusunda ver-kurtul anlayışının
Türkiye'ye yakışmayacağını ifade ettiği
konuşmasında, adada yaşayan Türk
vatandaşlarının egemenlik haklarından vazgeçmenin de söz
konusu olamayacağını dile getirdi. Ada üzerinde Türkiye'nin
garantörlüğünün askıya alınması veya
kazanılmış haklardan geri adım atmanın da söz konusu
olamayacağını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Çözüm
istemek, adadaki Türk varlığını korumak için toprağa
düşenşehitlerimizin ruhlarını incitir mi? Evet, bunu ima
etmek ve bununla iyi niyetimize gölge düşürmek, büyük bir bühtandır
(kara çalmak). Bu çabaya girmek, şehitlerimizin ruhlarına
değil bütün milletimizin ruhuna azap verir.'' ''VER-KURTUL
DEĞİL ÇÖZ-YAŞAT'' İyi
niyetlerine gölge düşürülmeye çalışılmasını da
''bühtan'' olarak değerlendiren Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü: ''Bu mesele ne
hamasetle ne ver-kurtul demagojisiyle çözümlenir. Bizim
anlayışımız ver-kurtul değil, çöz-yaşat
anlayışıdır. Bizim gayrimilli meselemiz yoktur. Öyleyse
bu meselede kimse duyguları kabartma yarışına girmesin.
Bunu kimse boy gösterme meselesi, iç politika meselesi yapmaya
çalışmasın. Bu mesele bizimdir. Müzakere
kanallarınınaçık tutulmasını ve akıl yoluyla
bir çözüm üretilmesini dile getiriyoruz. Bunu boy
gösterme meselesi yapanlara sesleniyorum: Sizler bu ülkeyi yönettiniz, bu
ülkede en üst noktalara, karar noktalarına geldiniz. Soruyorum: Türkiye
Cumhuriyeti'nin milli takımına, KKTC'ye götürüp milli maç
yaptırabildiniz mi? KKTC takımını Türkiye'ye getirip maç
yaptırabildiniz mi? Ama Rum yönetimine götürüp, maç
yaptırdınız. Bu nasıl bir anlayış? Bütün
samimiyetini ortaya koyan bir AK Parti iktidarını köşeye
sıkıştırmaya hiçbirinizin gücü yetmez.'' Erdoğan,
bütün bunların arkasında neyin yattığını çok
iyi bildiklerini dile getirerek, her zaman, her anlamda Kıbrıs
meselesininkalplerinin bir parçası olduğunu kaydetti. Duygusal bir
yarışla Kıbrıs davasına hizmet edilemeyeceğini
anlatan Erdoğan, bugüne kadar Türk tarafının bütün
müzakerelerde uzlaşma adına hep önde olduğunu, Rum kesiminin
ise geride durduğunu gözardı etmediklerini söyledi. Tarafların
sorunun çözümüne özverili yaklaşması gerektiğini dile getiren
Erdoğan, ''Kişiye endeksli bir politikayla hiçbir zaman
Kıbrıssorununu çözemeyiz. Kişiye bağlantılı
olarak bunu çözmemiz de mümkün değildir'' dedi. ''Müzakerecilik
adına, AB'ye karşı olan anlayışları
müzakerelere katacak olursak bu iş çözülür mü?'' diye soran AK Parti
Lideri Erdoğan, şöyle devam etti: ''Buralardaki
yaklaşımlarımızı doğru yapmamız
lazım. Halkımızın yüzde 75'i (girelim) diyor. Eğer
egemenlik kayıtsız şartsız milletinse, bu karara
saygı duymak lazım. Biz öteden beri anlaşmanın olabilmesi
için adadaki tarafların karışlıklı özveride
bulunmasının altını kalın çizgilerle çizdik. Mevcut durum
gözönüne alındığında, bütün özveriler Türk
tarafındanistenilecek olursa, Rum tarafı hiçbir özveride
bulunmayacak olursa, ortak bir noktada buluşup anlaşmanın
mümkün olmayacağı açıktır. Tek taraflı özveri
istenilerek diyalog ve uzlaşmadan sonuç alınamaz. ''ÇÖZÜMSÜZLÜK
ÇÖZÜMDÜR MANTIĞIYLA HAREKET EDENLER'' Peki, neden
öyleyse kimi çevrelerce bu konuda önü kapalı tartışma
açılmak isteniyor? Üzülerek ifade
etmek istiyorum ki, çözümsüzlük siyasetinden fayda uman kimi çevreler
mevcuttur veya hayatları boyunca 'çözümsüzlük çözümdür'
mantığıyla hareket edenler, bu durumun devam etmesini
isteyebilirler. Menfaatlerinin gereği bunu gerektirebilir. Gerçek
yurtseverlik, milli davaya sahici sadakat ve güvenliğimize gerçek
düşkünlük, bu konuda bir özeleştiri yapmayı zorunlu
kılıyor.'' AK Parti
Lideri Erdoğan, diplomatik meselelerle ilgili kullandıkları
üslubun da tartışma malzemesi yapıldığını
ifade ederek, diplomatik dilin inceliklerini, çok şey söyleyerek hiçbir
şey söylememiş olmak şeklinde algılayanların, bu
konuda kendi üsluplarını yadırgayabileceğini söyledi. Erdoğan,
''Doğrusu yıllardır ben de bu belirsiz diplomatik dili
yadırgıyorum'' dedi. Statükonun
dilini kullanmayacaklarına işaret eden Erdoğan, açık,
şeffaf, net bir yönetim ortaya koyduklarını, ülkenin güvenlik
sınırlarını zedelemeden her şeyi halkla
paylaşacaklarını dile getirdi. Önceliklerinin
Türkiye'nin layık olduğu medeniyet düzeyine yükseltmek ve dünya
milletler ailesinin onurlu bir üyesi yapmak olduğunu dile getiren
Erdoğan, tek dileklerinin komşuları ve dünya
ilebarışık bir Türkiye olduğunu belirterek, şöyle
dedi: ''Bu yüzden
Irak meselesinde, Kıbrıs meselesinde statükonun dilinikullanmıyoruz
ve son ana kadar bütün vurgumuzu barışa yapıyoruz. Bu yüzden,
dünyanın bütün diplomatlarını, dünyanın bütün devlet
adamlarını insanlığın vicdanına kulak vermeye
çağırıyoruz. Bu yüzden ABD'ye, AB'ye, Irak yönetimine,
Kıbrıs müzakerecilerine BM örgütünün kararlarını,
uluslararası hukukun kurallarını döne döne
hatırlatıyoruz.'' TÜZÜK
DEĞİŞİKLİKLERİ Öte yandan, AK
Parti Kurucular Kurulu toplantısında, parti tüzüğünün
bazı maddelerinde değişiklik yapılacak. Organ ve
delege seçimlerini düzenleyen tüzüğün 46. maddesinde 'Çarşaf Liste'
yöntemi yerine 'Liste Yöntemi' getirilecek. Ayrıca,
MYK üyelerinin genel başkan tarafından ''Kısmen veya tamamen
her zaman değiştirilebileceği gibi MKYK'da yapılacak
güven oylaması ile de değiştirilebileceği'' hükmü de
tüzüğe konulacak. (aa) |
|
HURRIYET 01/02/2003

ÇÖZÜMSÜZLÜK MENFAATLERİ
GEREĞİ... Erdoğan: Üzülerek ifade etmek istiyorum ki
Kıbrıs'ta çözümsüzlük siyasetinden fayda uman kimi çevrelerle veya
hayatları boyunca 'çözümsüzlük çözümdür' mantığı ile hareket
edenler bu durumun devam etmesini isteyebilirler, çünkü menfaatleri bunu
gerektirebilir. 'Gerçek yurtseverlik', 'milli davaya sahici sadakat' ve
'güvenliğimize gerçek düşkünlük' bu konuda bir özeleştiri
yapmayı zorunlu kılıyor
KİŞİYE ENDEKSLİ
POLİTİKA OLMAZ... 'Kişiye endeksli bir politikayla hiçbir zaman
Kıbrıs sorununu çözemeyiz. Kişiye bağlantılı
olarak bunu çözmemiz mümkün değildir. Ortaya anlayış
koymamız lazım, öneri koymamız lazım, hamlelerimizi
yapabilmemiz lazım. Kusura bakmayın, müzakerecilik adına Avrupa
Birliği'ne karşı olan anlayışları eğer bu
müzakerelere katacak olursak Allah aşkına soruyorum, bu iş
çözülür mü?'
MİLLİ MAÇ BİLE
YAPTIRAMADINIZ... 'Bu ülkeyi daha önce yönetenlere sesleniyorum; bugüne kadar,
Türkiye milli takımını bir gün olsun KKTC'ye götürüp orada bir
milli maç yaptırabildiniz mi? Bir gün olsun KKTC'nin milli
takımını alıp da Türkiye'de maç yaptırabildiniz mi?
Ama, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne götürdünüz maç
yaptırdınız. Onları da alıp burada maç
yaptırdınız. Öyle milletin ruh dünyasını tahrik ederek
AKP iktidarını köşeye sıkıştırmaya gücünüz
yetmez'
AKP Genel Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a örtülü
eleştirilerini sürdürdü. Statükonun dilini kullanmayacaklarını
söyleyen Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümsüzlükten fayda bekleyenler
olduğunu savundu.
Recep Tayyip Erdoğan, AKP
Kurucular Kurulu toplantısına başlarken yaptığı
konuşmada Kıbrıs, Irak ve AB konusunda attıkları
adımların bilincinde olduklarını söyledi. Kıbrıs'ta
tarafların bir özveri anlayışı göstermesi gerektiğini
belirten Erdoğan 'Kişiye endeksli politikayla Kıbrıs
sorununu çözemeyiz. Müzakerecilik adına AB
karşıtlarını bu müzakerelere katarak bu iş çözülür
mü?' dedi.
Erdoğan, Kıbrıs
konusunun polemik konusu yapılamayacak kadar hayati ve milli konular olduğunu
belirterek 'Annan Planı müzakerelerin sürdürülmesi için bir
fırsattır. Çözüm istemek 'Ver-kurtul demek değildir. Biz ne
zaman çözümden söz ettiysek çözümün eşit iki kurucu halka dayalı
ortaklık devleti olduğunu belirttik. Bizim
anlayışımız 'çöz ve yaşat'
anlayışıdır.' dedi.
Erdoğan 'Bu meselede kimse
duyguları kabartma yarışına girmesin. Bunu kimse iç
politika meselesi yapmaya çalışmasın. Bugüne kadar KKTC milli
takımını Türkiye'de maç yaptırabildiniz mi, ama Rum milli
takımını yaptırdınız. Öyle milletin ruh
dünyasını tahrik ederek AKP iktidarını köşeye
sıkıştırmaya gücünüz yetmez.' dedi.
Kıbrıs'ta tarafların
bir özveri anlayışı göstermesi gerektiğini belirten
Erdoğan 'Kişiye endeksli politikayla Kıbrıs sorununu
çözemeyiz. Müzakerecilik adına AB karşıtlarını bu
müzakerelere katarak bu iş çözülür mü?' dedi.
Erdoğan Kıbrıs'da
'yüzde 29 artı'nın daha önce zaten telaffuz edildiğini
belirterek 'Toprak konusunda ortadaki oran halledilir, garantörlükten ve
egemenlikten fedakarlık edemeyiz. Konular müzakere masasında
çözülebilir. Çözümsüzlük çözümdür mantığıyla hareket edenler
var. Bu konuda özeleştiri yapılmalı. Ben de bu belirsiz
diplomatik dili yadırgıyorum. Bu üslup çözüm üslubu değildir.
Biz statükonun dilini kullanmayacağız. Irak ve Kıbrıs
meselesinde statükonun dilini kullanmıyoruz. ' dedi.
Recep Tayyip Erdoğan'ın,
AKP Kurucular Kurulu toplantısına başlarken
yaptığı, Kıbrıs'la ilgili konuşma şöyle:
'Bugün Kıbrıs konusundaki
son gelişmeleri ve bu konudaki düşüncelerimi ayrıntılı
olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Kıbrıs güncelliğini
koruyan bir konu olmasının yanında bir sürü spekülasyon ve
polemik konusu yapılmak isteniyor.
Bizler kuşkusuz hiçbir konuda
tek seslilikten yana değiliz. İyi niyetli bütün eleştirilerin
başımızın üzerinde yeri olduğunu her fırsatta
söylüyoruz. Ancak, Kıbrıs konusu gündelik bir polemik malzemesi
yapılamayacak kadar önemlidir, hayatidir ve millidir.
Peki, nedir konu? Kıbrıs,
1974'den bu yana tam 28 yıldır adada yaşayan iki toplum
arasında, Türkiye ile Yunanistan arasında uluslararası arenada
bir anlaşmazlık konusudur. Kıbrıs'ın tarihi ve
coğrafi önemi, hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Ama şimdi
bizler, bugünü ve doğrudan sorunu konuşuyoruz. Öyleyse bu anlaşmazlık
adada yaşayan Türkler ve Türkiye için bir problemdir. Ve her problem bir
çözüm gerektirir. Adada yaşayanlar arasından KKTC, uluslararası
camiada tanınmayan, bir anlamla ambargo altında yaşamak
mecburiyetinde ve tabii ki sıkıntı doğuran bir husustur bu
anlaşmazlık. Türkiye açısından ise Yunanistan ile olan
bütün ihtilaflarımızda ve ilişkilerimizde Kıbrıs, her
zaman öncelik almakta olup diğer bütün gelişmelerin önünü
tıkayıcı bir rol oynamaktadır.
3 Kasım'dan sonra
yürüttüğümüz Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin üyelik sürecinde önümüze
mutlaka Kıbrıs kartının sıkıldığını
bizzat yaşadık. Kaldı ki mesele Avrupa Birliği konusundan
Türk - Yunan ilişkilerinden bağımsız olarak ele
alındığında da çözüm gerektiriyor. Çözümün dinamik
tarafı olmak zorunda olduğumuza göre yapılması gereken
nedir? Yapılması gereken bu anlaşmazlık konusunun
çözülmesidir. Ve çözüm için şimdi ortada müzakere edilebilir bir de
fırsat bulunmaktadır; Annan Planı. Bizler öteden beri bunu
söyledik. Annan Planı çözüme yönelik müzakerelerin sürdürülmesi ve
kalıcı bir çözüm için bir fırsattır. Bunun aynen kabulünü
konuşmadık. Peki, çözüm istemek; 'ver, kurtul' demek midir?
Kesinlikle değildir. Hiç kimse böyle bir şey istemez, isteyemez
zaten. Kaldı ki bunun adı 'çözüm' ya da 'anlaşma' olmaz. 'Ver
kurtulun' adı teslimiyettir. Teslimiyet ise ne dün, ne bugün ne de
yarın hiçbir zaman Türkiye'ye
yakıştırılamamıştır ve
yakıştırılamaz.
Çözüm istemek adada yaşayan
Türk vatandaşlarının egemenlik haklarından vazgeçmek
değildir. Aksine Kıbrıs Türkünün bekasını güvenceye
alma çabasıdır. Kaldı ki biz ne zaman çözümden söz ettiysek
aynı cümlede çözümün eşit iki topluma dayalı ve iki kurucu halka
dayalı ortaklık devleti olduğunu ifade ettik. Peki çözüm istemek
Türkiye'nin güvenlik çemberini zayıflatmak anlamına gelir mi? Bu
hayati sorunun cevabı da hayırdır.
Bildiğiniz gibi taraflar
anlaşma sonrası adada bulundurulacak asker konusunda da birbirlerine
çok yaklaşmış bulunmaktadırlar. Kaldı ki Türkiye,
siyasi, askeri, diplomatik ve akademik olarak gerekli güvenliğini her
zaman koruyabilecek kudrettedir.
Peki çözüm istemek ada üzerinde
Türkiye'nin garantörlüğünü askıya alan kazanılmış
haklara helal** getirir mi hayır. Kesinlikle vazgeçmeyeceğimiz bir
husustur. Zaten Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde en çok
bu konu konuşulmaktadır. Çözüm istemek adadaki Türk
varlığını korumak için toprağa düşen
şehitlerimizin ruhlarını muazzep eder mi? Bize göre hayır.
Niye, çünkü biz o ruha uygun ve o yönde adımları atıyoruz. Ve
şehitlerimizin ruhunu muazzep edebilecek bir adımın da hiçbir
zaman AKP kadrolarında yeri olamaz.
Bununla birlikte birilerinin bizim
niyetlerimize gölge düşürmeye çalışmaları ayrıca bir
bühtandır. Bu, bütün milletimizin ruhuna azap verir.
Bu mesele ne hamasetle, ne 'ver
kurtul demagojisiyle' çözülmez. Bizim anlayışımız 'ver
kurtul' değil, bizim anlayışımız 'çöz ve yaşat'
anlayışıdır.
Herkes şunu bilmelidir: Bizim,
gayri mili meselemiz yoktur, olamaz. Öyleyse bu meselede kimse duyguları
kabartma hevesine girmesin. Bunu kimse boy gösterme meselesi, bunu kimse iç
politika meselesi yapmaya çalışmasın. Bu mesele bizimdir ve biz
özetle müzakere kararlarının açık tutulmasını ve
aklın yolu ile bir çözüm üretilmesini dile getiriyoruz.
Şu anda bunu boy gösterme
meselesi yapanlara sesleniyorum: Sizler bu ülkeyi yönettiniz. Bu ülkede en üst
noktalarda karar verme noktalarına geldiniz. Peki soruyorum; Türkiye
Cumhuriyeti'nin milli takımını bir gün olsun KKTC'ye götürüp
orada bir milli maç yaptırabildiniz mi? Bir gün olsun KKTC'nin milli
takımını alıp da Türkiye'de maç yaptırabildiniz mi?
Ama, Güney Kıbrıs Rum yönetimine götürdünüz, maç
yaptırdınız. Onları da alıp burada maç
yaptırdınız. Bunlar çok yanlış. Öyle milletin
kalkıp da ruh dünyasını tahrik ederek, bütün samimiyetini ortaya
koyan ve hücresinin en derinliklerine kadar bunu duyan bir AK Parti
iktidarını köşeye sıkıştırmaya hiçbir
tanesinin gücü yetmez.
Ve biz özel gayretle yapılan bu
düzenlemelerin, sanal düzenlemelerin, yapay düzenlemelerin ne anlama
geldiğini çok iyi biliriz. Bütün bunların arkasında ne
yattığını da çok iyi biliriz. Ama şunu iyi bilmemiz gerekir
ki biz, her zaman her anlamda bu meseleyi kalbimizin bir parçası
olduğunu bilerek ifade ediyoruz. Biz gerçekçi olmak zorundayız ve
burada duygusal bir yarışla Kıbrıs davasına hizmet
etmiş olmayız. Bütün bunları söylerken bugüne kadar Türk
tarafının bütün müzakerelerde uzlaşma adına hep önde
olduğunu, Rum kesiminin ise hep geri durduğunu göz ardı
etmiş değiliz. Fakat bir gerçeği de ifade etmeden
geçemeyeceğim. O da şu; her zaman söylediğimiz gibi yine söylüyorum,
taraflar biz özveri anlayışıyla buna yaklaşmak durumundadır.
Kişiye endeksli bir politikayla hiç bir zaman Kıbrıs sorununu
çözemeyiz. Ve kişiye bağlantılı olarak bunu çözmemiz de
mümkün değildir. Ortaya anlayış koymamız lazım, öneri
koymamız lazım, hamlelerimizi yapabilmemiz lazım. Kusura
bakmayın, müzakerecilik adına Avrupa Birliği'ne karşı
olan anlayışları eğer bizler bu müzakerelere katacak
olursak Allah aşkına soruyorum bu iş çözülür mü?
Bu yöndeki
yaklaşımlarımızı da doğru yapmamız
lazım, dürüst yapmamız lazım. Temel politikamız
belirlenmeli, Avrupa Birliği'ne girecek miyiz girmeyecek miyiz? Ne diyor
halkımız? Yüzde 75-80'ni ile girelim diyor. Eğer egemenlik
kayıtız şartsız milletin ise ki milletin olduğuna
inanıyoruz. O zaman bu karara da saygı duymak zorundayız. Her
zaman ne dedik; alırlar veya almazlar. Bu bizim için o kadar önemli
değildir. Ama biz. Temel kriterleri ile ifade edilen kriterlerin
insanımızın yaşam standardını yükselttiğine
inanıyoruz ve bunu yerine getirmenin bize kayıp getireceğine
değil, kazanım getireceğine inanıyoruz.
İnandığımıza göre bu yolda da gerekli
adımları atmak bizim görevimizdir.
Bildiğiniz gibi
Kıbrıs'ta toprak konusunda daha önceki müzakerelerde yüzde 29
artı telaffuz edilmiş bulunmaktadır. Kontrolümüz altında
olan nedir; yüzde 35 - 36. Peki yüzde 29 artıyı telaffuz eden veya
edenler kim? Bu müzakereye bugüne kadar katılanlar. Annan Planı ile
bugüne kadar ortaya konan 28.2 veya yüzde 28.9
aralığındadır. Peki geriye ne kalıyor; mülkiyet,
mübadele, nüfus dengesi vs...
Bunlar da zaten müzakere
masasının konularındır. Hiçbir zaman egemenlik
haklarından taviz veremeyiz, vermemeliyiz. Türkiye'nin
garantörlüğünden taviz veremeyiz. Toprak konusunda ise ortadaki oran öyle
zannedildiği kadar çok fazla değil. Müzakerelerle inanıyoruz ki
halledilebilir. Diğer konuların da halledilebileceğini ilgili
arkadaşlarımız söylüyorlar. Öyleyse burada önemli bir husus da
şudur; Biz öteden beri anlaşmanın olabilmesi için adadaki
tarafların az önce söylediğim gibi karşılıklı özveride
bulunmasının altını kalın çizgilerle çizdik. Mevcut
durum göz önüne alındığında bütün özveriler Türk
tarafından istenecek olursa, Rum tarafı hiçbir özveride bulunmayacak
olursa böyle bir anlayışla ortak bir noktada buluşup
anlaşmanın mümkün olmayacağı açıktır. Net olarak
bunu her zaman söyledik ve söylüyoruz. Bugün de ifade ediyorum. Tek
taraflı özveri istenerek diyalog ve uzlaşmadan sonuç alınamaz.
Peki neden öyleyse kimi çevrelerce
bu konuda önü kapalı tartışa açılmak, derinleştirilmek
isteniyor. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki çözümsüzlük siyasetinden fayda uman
kimi çevrelerle veya hayatları boyunca 'çözümsüzlük çözümdür'
mantığı ile hareket edenler bu durumun devam etmesini
isteyebilirler çünkü menfaatlerinin gereği bunu gerektirebilir. Gerçek
yurtseverlik milli davaya sahici sadakat ve güvenliğimize gerçek düşkünlük
bu konuda bir öz eleştiri yapmayı zorunlu kılıyor. Bu
vesile ile diplomatik meselelerle ilgili üslubumuz da tartışma
malzemesi kılınmak isteniyor. Diplomatik dilin inceliklerini, 'çok
şey söyleyip, hiçbir şey söylememiş olmak' olarak anlayanlar bu konuda
bizim açık ve net üslubumuzu yadırgayabilirler. Doğrusu
yıllardır ben de bu belirsiz diplomatik dili yadırgıyorum
kusura bakmasınlar.
Bu üslup çözüm üslubu değildir.
Kaldı ki biz daha önce 'statükonun dilini kullanmayacağız'
demiştik. Yine söylüyoruz bu dili kullanmayacağız. Bu meseleler
o kadar dolaşık ve karmaşık değildir. Biz başka
ülkelerin diplomatlarıyla sürekli temas halindeyiz. Ayrıca biz
açık, şeffaf net bir yönetim ortaya koyarak ülkemizin güvenlik
sınırlarını zedelemeden her şeyi halkımızla
paylaşacağımızı söyleyerek, halkımızdan oy
almış bir partiyiz. Statükodan diline mahkum olmak statükonun tamamen
o anlayışın kulu kölesi olmak hiçbir zaman statükoya mahkum
olmak demek olduğunu söylüyorum ve bunu bizler çok iyi biliyoruz. Ve bir
kez daha tekrarlamak istiyorum ki biz Türkiye'nin ve halkımızın
uzun yıllardır beklediği yapısal değişiklikleri
halkımızın önünü tıkayan o eskimiş politik
anlayışları değiştirmeye kararlıyız. Bu
nedenle diyorum ki biz Türkiyeliyiz... Bizim bütün çabamız devletimizin ve
ülkemizin ilelebet payidar olması ve yaşamasıdır.
Bizim bütün arzumuz, çabamız;
halkımızın birliği refah ve mutluluğudur. Bizim bütün
önceliğimiz Türkiye'nin layık olduğu medeniyet düzeyine yükselip
dünya milletler ailesinin onurlu bir üyesi olmasını
sağlamaktır. Bizim tek istediğimiz komşularımızla
ve dünya ile barışık bir Türkiye'dir. Bu yüzden Irak
meselesinde, Kıbrıs meselesinde statükonun dilini kullanmıyorum
Son anda kadar bütün vurgumuzu barışa yapıyoruz. Bu yüzden
dünyanın bütün diplomatlarını, dünyanın bütün devlet
adamlarını insanlığın vicdanına kulak vermeye
çağırıyoruz. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri'ne,
Avrupa Birliği'ne, Irak Yönetimine, Kıbrıs müzakerecilerine,
Birleşmiş Milletler örgütünün kararlarını uluslararası
hukukun kurallarını döne döne hatırlatıyorum. Dünya sadece
silah denetçilerini, sadece siyasetçileri, sadece diplomatları dinleyerek
barışa ulaşamaz. Terör kadar, savaş kadar ve nükleer
silahlar kadar öldürücü ve insanlığın geleceğini tehdit
eden şey yeryüzüne nefret tohumları saçmaktır. Bu böyle biline.
İnsanlığın
geleceği adına Irak'ta ve dünyanın hiç bir yerinde göz
yaşı istemiyoruz.' KIBRIS 02/02/2003
Cumhurbaşkanı Denktaş:Asker ve garantörlük
konusunun pazarlığını Türkiye yapacak
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, bir devlet kurulduktan sonra, o ülkenin insanının o
devleti ortadan kaldırıp başkasına ilhak etmek için
değil, yaşatılması için mücadele vermesi gerektiğini
vurguladı.
Denktaş, 'Bu planda Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı kaale
alınmamaktadır. Verdiği tapular bile kaale
alınmamaktadır. Dolayısı ile Rum'un tapusunu tanımak
suretiyle büyük bir belirsizlik ve kaos yaratılmış
olmaktadır' dedi. Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün ateş
üstünde oturması demek olan bu durumun kabul edilmez yönlerinin çok
olduğunu yineledi.
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Caner Ercantan başkanlığındaki Minareliköy
heyetini kabul ederek bir süre görüştü. Muhtar Caner Ercantan, kabulün
başında yaptığı konuşmada,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a tam destek belirtti
Annan Planı'nın bu
şekilde kabul edilmesinin mümkün olmadığına işaret
eden Ercantan, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bunu sonuna kadar
en iyi şekilde savunacağına olan inancını dile
getirdi.
Denktaş
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ise yaptığı konuşmada, planda yer alan
olumsuzlukları değiştirmeye çalışmalarına
karşın Rum tarafının böyle bir niyeti
olmadığını gördüklerini söyledi.
'28 Şubat'tan sonra
kıyamet kopmaz. Kıbrıs Türklerin Avrupa Birliği'ne girme
şansları da ortadan kalkmaz. Türkiye ile birlikte yapılacak
çalışmalar neticesinde gün gele bu da tahakkuk eder. Yeter ki
sabırlı olalım, devletimizin pazarlık gücünü bilelim ve
kendi kendimizi yıpratmayalım' diyen Denktaş, 28 Şubat'ta
bir anlaşma olmazsa Kıbrıs Türkünün geriye gitmeyeceğini,
daha da ileriye gitmek için hem KKTC'de, hem de Türkiye'de gerekli
hazırlıkların yapılmakta olduğunu, bunun
sonuçlarını yakında vatandaşların göreceğini
belirtti. Gençler için yeni imkanlar açılacağına, bunların
bilincinde olarak 'kendi kendimizi sıfırla çarpmamamız'
gerektiğine işaret eden Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:
'Çünkü bir pazarlık
yürütüyoruz. O pazarlığı yürüten insanın arkasından
'Önüne konan ne varsa imzala, muhakkak imzalayacaksın. İmzalamazsan
şu olur, bu olur' diye sesler yükselirse, o insanın artık
pazarlık gücü kalmaz. Bu yapılmıştır. Bizim bir
ağırlığımız olmasa, Türkiye'nin devam eden
desteği olmasa çok zor durumda kalacaktık ama zannedersem halkın
da gözü açılmaktadır. Planın ne getirdiği, neleri
götüreceğinin bilincine varan insanlarımız yavaş yavaş
kendilerini toparlamakta, 'Pazarlığı iyi yap, sakın bizi
felakete atma' demektedirler. Sabırla, akılla, daha iyi günlere
ulaşacağımıza ben inanıyorum. Yeter ki kendimizden
emin olalım, devletimize sahip çıkalım. Daha iyi yapmak için
uğraşalım ve Türkiye'ye dört elle sarılalım.'
Olası bir çözümde adada kalacak
Türk askerinin pazarlığını Türkiye'nin
yapacağını, çünkü Türkiye'nin önerilen rakamlara henüz razı
olmadığını, garantörlüğünün
sulandırılmasını da istemediğini, ortaya konulan
haritayı da katiyen kabul etmediğini ifade eden Denktaş,
'Dolayısıyla Türkiye'nin de büyük bir
ağırlığı var. Yunanistan'la bunları nasıl
konuşurlar, ne yaparlar, ben bunu bilemem. Ama bizim söylediğimiz 'Bu
önümüze konan güvenlik programını biz kabul etmiyoruz. Türkiye'nin
bunu işlemesi lazım, Türkiye'nin bunu kabul etmesi lazım. Onun
için biz rahatız' dedi.
Geçmişte yaşanan
endişelerin ve bundan duyulan tedirginliğinin ve buna bağlı
herkesin kendi kurduğu devleti yaşatması yönündeki
görüşlerin haklı olduğuna da işaret eden
Cumhurbaşkanı Denktaş, 'Bir devletin bekası için bu
düşünceler de muhakkak lazımdır. Ama iyileştirebilirsek,
komşumuzla iyi komşuluk kurabilirsek, yeni bir ortaklık
yapabilirsek ve buna garantörümüz Türkiye'de 'İyi olmuştur
tamamdır' diyorsa tabiatıyla böyle bir anlaşma yapmakta yarar
vardır. Rum yine delilik yapacak olursa onun tedbiri ise garantilerdedir.
Onun tedbiri yine halkın iradesindedir' şeklinde konuştu.
En büyük sorunun hangi harita kabul
edilirse edilsin göç edecek insanların durumu olduğunu, herhangi bir
proje de bulunmadığını, bunu işaret edince şimdi
'paçaları tutuşan' ilgili devletlerin sözle 'yapacağız'
dediklerini kaydeden Denktaş, 'Hayır sözle olmaz.
İnsanların yer değiştireceğine ilişkin projeni
getireceksin. Projenin parasını da ortaya koyacaksın. Bizim
hükümetimiz bunları yerleştirmek için kolları sıvayacak ve
bir çözüm bulunmaya çalışılacak. Yoksa öyle 'Nereye istersen yerleştir'
olmaz öyle şey' diyerek sözlerini tamamladı.
Denktaş, Bankalar
Birliği'ni de kabul etti
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Yusuf Değirmencioğlu
başkanlığındaki Bankalar Birliği heyetini kabul ederek
bir süre görüştü.
Birlik Başkanı Yusuf
Değirmencioğlu, görüşmenin başında
yaptığı konuşmada, üyeleri adına
Cumhurbaşkanı Denktaş'a acil şifalar ve görüşmelerde
başarı dileklerini getirdiklerini söyledi.
Bankalar Birliği olarak Annan
Planı'nı incelediklerini, ilgi alanlarına giren çok şey
olduğunu ancak uzmanlık alanına giren bir tek banka konusunun
bulunduğunu belirten Değirmencioğlu, 'O konuda bir rapor
hazırladık. Olası bir çözümde Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti bankacılık sektörünün olumlu, güçlü, avantajları
yanlarıyla, olumsuz ve dezavantajlı yanlarını bu
raporumuzda dile getirdik. Bunları size takdim ediyoruz. Davanın
kritik bir aşamadan geçtiği bu dönemde bizlere zaman
ayırdığınız için üyelerimiz adına teşekkür
ederiz' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş
ise konuşmasına, 'Asıl ben size teşekkür ederim. Çünkü bu
bankalar konusu, eğer anlaşma olursa kurulacak ortaklık
devletinde merkez bankasının durumu, merkez bankası ile bizim
bankaların durumu tabiatıyla gündeme gelmiş olacaktır' diye
başladı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, planda 'Şu
kadar zamanda Kıbrıs Lirası'na geçilecektir' diye ifadeler
bulunduğunu belirtti.
Denktaş, 'Planda
Kıbrıs Lirası diyor. Hangi Kıbrıs'ın hangi
lirası meselesi ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yeni bir
Kıbrıs kurulacağına göre herhalde yeni bir Kıbrıs
lirası diye düşünülüyor. Çünkü biz 'Herşey yeni Kıbrıs
için ortaya konulmuştur' diyoruz. Rum tarafı da 'Hayır
Kıbrıs Cumhuriyeti vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti
esastır. Kıbrıs cumhuriyetinin içerisinde, anayasasını
değiştirmek suretiyle bir yerlere varacağız' diyor.
Yaklaşımda 180 derece zıt bir görüş
ayrılığı vardır' dedi.
Bunlar hakkında Bankalar
Birliği ile zaten görüşme ihtiyacı bulunduğunu kaydeden
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu nedenle randevu talep eden
Bankalar Birliği'ne cumartesi olmasına rağmen randevu verdiğini
vurguladı.
KIBRIS 02/02/2003
Klerides: Karpaz'ın iadesinde bir santim gerilemeyiz
Rum Yönetimi Başkanı
Glafkos Klerides, Karpaz'ın Rum Yönetimi'ne iadesinden bir santim bile
gerilemeyeceklerini söyledi.
Alithia gazetesinin haberine göre
Klerides, 'Karpaz'ın Rum idaresinde Rumlara iade edilmesinde bir santim
dahi gerilememiz söz konusu değildir' dedi.
Gazete, Klerides'in sözde 'Karpaz
Koordinasyon Komitesi'ne bu yönde güvence verdiğini kaydetti.
'28 Şubat'a kadar çözüm mümkün
değil'
Rum Yönetimi Başkanı
Glafkos Klerides, Kıbrıs sorununun 28 Şubat'a kadar çözümünün
mümkün olmadığını da söyledi.
Rum basınına göre, BBC'yle
yaptığı söyleşide yeniden aday olmasını
haklı göstermeye çalışan Klerides, 'yeni bir görüşmesinin
kendi yarattığı olumlu havayı tersine çevirme
tehlikesinden' bahsetti.
Klerides, 28 Şubata kadar bir
çözüme ulaşılacağına inanmadığını ifade
ederek şunları kaydetti:
'Kesin olarak o tarihe kadar bir
çözüm olmayacak. Çözüm olacağını tahmin etmediğimi BM Genel
Sekreteri'ne de söyledim. 28 Şubat'a kadar bir çözüm
olacağını görsem adaylığımı koymazdım.
Çünkü o tarihe kadar zaten ben başkanım.'
KIBRIS 02/02/2003
Kıbrıs
Kıbrıs
02/02/2003
RADIKAL
16 Nisan'da
Kıbrıs'ı resmen AB üyesi yapacak katılım
anlaşması imzalanacak.
Bu imza ya 2003 model Türk-Rum ortak devleti adına atılacak ya da
1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti.
Birinci seçenek mi, yoksa ikinci seçenek mi? Bu soru 28 Şubat'ta
yanıtını bulacak.
Peki şu anda hangi noktadayız? De Soto'nun son üçlü turu
(Atina-Ankara-Lefkoşa) sırasında ve sonrasında
yaptığı açıklamalara bakılırsa çözüm
ışığı hâlâ yanmış değil.
Nitekim Denktaş ile Klerides de 'Annan Planı'na ilişkin
karşılıklı değişiklik önerilerini birbirlerine
kabul ettiremedi. İki liderin yarın 'olmazsa olmaz'larını
masaya koyması ve bir anlamda 'son sözler'ini söylemesi bekleniyor. BM de
bu önerileri alıp bir orta yol bulmaya çalışacak (yine,
yeniden). Muhtemelen görüşmelerde izlenen yol da değiştirilecek.
Önümüzdeki günlerde De Soto'nun tıkanıklığı
aşabilmek amacıyla sürece daha etkin biçimde katılması
gündeme gelebilir.
Şurası kesin: 'Annan Planı'nde köklü değişiklik mümkün
değil. Tarafların geçen aralık ayında ilettikleri
önerilerin ışığında yapılan
değişiklikler gibi, BM'nin yarından itibaren düşünmeye
başlayacağı değişiklikler de işin özüne
inmeyecek. Rakamlar değişebilir, bir de belki harita.
Atina ve Ankara'nın yanı sıra Lefkoşa'da da 28 Şubat'a
kadar bir anlaşma sağlanabileceğine ilişkin umut
cılız. Klerides ve Denktaş'ın son açıklamaları bu
yönde.
BM Güvenlik Konseyi geçen yıl temmuz ayında aldığı
Kıbrıs kararında uzlaşmayı Türk tarafının
zora soktuğu görüşüne dile getirmişti. Avrupa Konseyi de
aynı görüşü paylaştığını ortaya
koymuştu, Kopenhag zirvesinde
Kıbrıs'ın üyeliğini resmen onaylayarak.
Yine De Soto'nun özellikle Ankara'da yaptığı açıklamalardan
anlaşılan o ki BM şu anda da uzlaşmayı zora sokan
taraf olarak Türk tarafını görüyor. Denktaş'ın 'Annan
Planı'na başından beri karşı
çıktığı sır değil. Aynı durum
Denktaş'ı arkalayan/çevreleyen Ankara'nın
'Kıbrısçı' sivil-askeri bürokrasisi için de geçerli. Son olarak
Yalman Paşa'nın çıkışıyla itirazlar iyice
pekiştirildi.
Asıl 'karar verici' rolü oynaması gereken siyasi iktidar
işbaşına geldiği günden beri çözüm niyetini dile getiriyor.
Gelgelelim bu niyeti hâlâ daha iradeye dönüştürebilmiş değil.
Söz konusu iradeyi Erdoğan temsil ediyor ama her nasılsa hükümetin
söylemine ve icraatına yansımıyor bu. Gerçi Erdoğan'ın
iradesinde de bazı boşluklar söz konusu. Ama genel olarak
bakıldığında Denktaş'ı açıktan
eleştirebilmesi ve Ankara'nın Kıbrıs politikasına
karşı çıkabilmesi itibarıyla Erdoğan hayli ileri bir
noktada duruyor.
28 Şubat, 11-12 Aralık'taki uzatmanın son tarihi. Gerçi
diplomaside çare tükenmez, dolayısıyla bu süre esnetilebilir. Ancak
bir koşulla: O tarihe kadar anlamlı bir ilerleme
sağlanması. Şu anda bu yönde bir işaret yok.
28 Şubat son tarih, çünkü 'Annan Planı'nın takvimine göre
taraflar arasında varılması öngörülen anlaşma 30 Mart'ta
adadaki iki halkın onayına sunulacak. Zaten işin püf
noktası da burada. Anlaşma gereği halkoylamasında
halklara 'Varılan anlaşmayı onaylıyor musunuz' ve 'AB
üyeliğini onaylıyor musunuz' diye iki soru sorulacak ama tek
yanıt istenecek. Yani Rumlar AB üyeliğini istiyorsa
anlaşmayı da kabul etmek durumunda kalacak.
Oysa süreç 'Annan Planı'nın yörüngesinden çıkarsa Rumlar böyle
bir zorunlulukla bağlı olmayacak.
Çözümü çok daha ağırdan satabilecekler.
Fazla zaman kalmadı. Önümüzdeki günlerde çözüm için gerekli siyasi
iradenin Erdoğan'dan hükümete, hükümetten de Denktaş'a ve
Kıbrısçılara geçişimi sağlanması lazım. Aksi
takdirde 11-12 Aralık'ta izlediğimiz filmi 28 Şubat'ta bir kez
daha izleyeceğiz. Ancak bu kez filmin sonu daha acı bitecek...