İş dünyasından AB’ye tepki

 

İş dünyası, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’la ilgili politikalarına sert tepki gösterdi.

 

İstanbul
NTV

 

 

12 Mart— Avrupa Birliği’nin Yunan Megalo İdeası’nın oyununa geldiğini savunan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Kıbrıs Rum halkı EOKA teröristini cumhurbaşkanı seçerek zaten Türkler’le birarada yaşamak istemediğini ortaya koymuştur” dedi.

Türkiye Odalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’la ilgili açıklamalarını eleştirdi. Hisarcıklıoğlu, “AB, Yunan Megalo İdeasının gerçeklemesinde Atina tarafından çok kötü bir şekilde kullanılmaktadır” dedi. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Türkiye’ye şantaj ve dayatma yapıldığını belirterek, “Rum halkı seçimlerde büyük çoğunlukla EOKA’cı teröristi devlet başkanı seçerek Türkler’le birlikte yaşamak istemediğini ortaya koymuştur” diye konuştu.
       
ÇAĞLAYAN’DAN DESTEK
       Hisarcıklıoğlu’nun görüşlerine Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan da destek verdi. Çağlayan, “Kıbrıs başka, Türkiye’nin AB üyeleiği başka. Bunu böyle yapmak dayatmacı ve gayri samimi olmak anlamına gelir” dedi.
       Kıbrıs meselesinin Türk tezine göre çözümü için ekonominin güçlü olmasını gerektiğini belirten İTO Başkanı Mehmet Yıldırım ise, “Bu kafayla Kıbrıs’ı halledemeyiz. Bu kafayla zayıf atın kıblesi olmaz” dedi.

 

‘AB’nin Kıbrıs açıklaması kabul edilemez’

 

Meclis Başkanı Bülent Arınç, AB Komisyonunun Kıbrıs’la ilgili açıklamasına tepki gösterdi.

 

12 Mart—  Açıklamayı yanlış olarak değerlendiren Arınç, “Bu şantaj olabilir. Kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

 

AB Komisyonundan gelen “Türkiye Kıbrıs konusunu çözemezse adada işgalci konumuna düşer” şeklindeki açıklamaya tepkiler sürüyor. Meclis Başkanı Bülent Arınç AB Komisyonunun açıklamasını şantaj olarak nitelendirdi. Arınç, “Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.
       Meclis Başkanına AİHM’nin Öcalan ile ilgili kararı da soruldu. Arınç, Meclis’te Mehmet Akif Ersoy konulu panele katıldığı için konu hakkında detaylı bilgiye sahip olmadığını söyledi.
       

Denktaş: Görüşmeler başlayabilir

Görüşmelerin tıkanma nedeninin Papadopulos'un olduğunu kaydeden Denktaş, planın geçerliliğinin kalmadığını savundu

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Lahey'de Kıbrıs planıyla ilgili görüşmelerin tıkanmasından kendisinin değil, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un sorumlu olduğunu söyledi.
Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çağrısı üzerine Lahey'de önceki gün yapılan ve dün sabaha kadar devam eden görüşmelerden sonra A.A'ya yaptığı açıklamada, görüşmelerin anlaşmazlıkla sonuçlanmasının ardından Annan planının geçerliliğini yitirdiğini bildirdi.
Lahey'de uzun süren görüşmelerden sonra, Genel Sekreter'in kapanış bildirisini kendisinin kabul eder duruma geldiğini belirten Denktaş, şöyle devam etti:
"Genel Sekreter'in açıklamak istediği belgeyi birkaç değişiklikle kabul eder duruma geldim en sonunda. Ama Papadopulos, garantilerle ilgili üçüncü paragrafta ısrar etti. Henüz tekamül etmemiş bir planı, kendisinin de değiştirmek istediği bir planı, 'referanduma hazır değildir' dediği bir planı, 'Türkiye TBMM'den karar alarak geçireceğini, destekleyeceğini bildirsin' diye ısrar edince mesele tıkandı."
UNVAN
Denktaş, 1968 yılından bu yana yapılan görüşmelerde sonuca varılamamasının, esas olarak Kıbrıs Rum yönetiminin "meşru Kıbrıs hükümeti" unvanından vazgeçmemesinden ve Türkleri sürekli bu unvan altında korumaya alınmış azınlık görmek istemesinden kaynaklandığını anlattı.
"Başta Güvenlik Konseyi olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar, bu hükümete 'meşru Kıbrıs hükümeti' muamelesi yaptıkları sürece netice alınmıyor, alınamayacak" diyen Denktaş, Papadopulos'un esas taktiğini Avrupa Birliği'ne dayandırdığını, AB'nin kendilerine, "Uzlaşmazsanız da artık üyesiniz, merak etmeyiniz" yaklaşımından cesaret aldığını belirtti.
Annan planının geçerliliğini yitirmesinin yaralı olduğunu belirten Rauf Denktaş, "Bu planla Kıbrıs meselesi halledilemezdi. Bu plan, Kıbrıs meselesini yeniden ateş üzerine koyacaktı, onun için bunun burada kesildiği iyi oldu" diye konuştu.
GÖRÜŞMELER BAŞLAYABİLİR
Rauf Denktaş, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulos'a yazılı olarak göndereceğini bildirdi, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere başlayabileceklerini vurguladı.
Denktaş, Pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu hazırlayarak Papadopulos'a göndereceğini, eğer o isterse gelecek hafta içinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini kaydetti.
BM Genel Sekreteri'nin görüşmelerden çekilmesinin bundan sonra iki liderin yapacağı görüşmelere olumlu yansıyacağını söyleyen Denktaş, görüşme trafiğinin bu planla ortadan kalkması sonucu, hükümete de daha çok yararlı çalışmalar yapabilmesi için fırsat doğduğunu belirtti.
Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye tam üye olması halinde görüşmelerin devam etmesi için ortada bir neden kalmayacağını, o zaman KKTC'nin AB ile doğrudan temas kuracağını ifade eden Denktaş, AB'ye "Biz de varız, bizi de alacaksanız eşit şartlarda almanız gerekir" diye bugünden görüşlerini ilettiklerini kaydetti.

HALKIN SESI 12/03/2003

 

Annan: Yolun sonuna geldik

"Kıbrıs'ın AB'a girişinden önce kapsamlı çözüme ulaşmak mümkün değil…yolun sonuna geldik"

De Soto'nun Kıbrıs'taki ofisi önümüzdeki haftalarda kapanacak

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği öncesinde adada kapsamlı bir çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını söyledi.
Annan, "Yolun sonuna geldik. Liderler görüşmelere devam yönünde isteklilik gösterdi; ancak sonuca götürücü katı ve enerjk bir çalışma programı yürütülerek eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma gidilmesi konusunda sağlam bir taahüt olmadan Kıbrıs'ın AB'a gireceği 16 Nisan'dan önce kapsamlı bir çözüme ulaşması mümkün olmayacak" dedi.
Planın masada bulunduğuna ve tarafların istemesi halinde bu planı alarak sonuca götürebileceğine işaret eden Annan, anavatanların tam desteğiyle başlatılacak müzakerelerin sonuçlandırılacağı yönünde net ve gerçekçi olasılık görmesi halinde yardımcı olmaya hazır olduğunu belirtti.
Annan açıklamasında, "Süreci kurtarıp, AB'a birleşik Kıbrıs'ın katılımı olasılığını yaşatma çabası dün ve gece boyunca devam etti. Hatta müzakerelere 28 Mart'a kadar devam edip, 6 Nisan'da referanduma gidilmesi önerisinde bulunduk. Ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı" dedi.
Alvaro De Soto'nun Güvenlik Konseyi'ne rapor sunmak üzere New York'a gideceği belirtilen açıklamada, De Soto'nun Kıbrıs'taki ofisinin de önümüzdeki haftalarda kapanacağı vurgulandı.
LİDERLERİN TAVRI
Annan'ın açıklamasına göre "Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, planı referanduma götürmeyi kabul etmeye hazır olmadığını söyledi. Plana esas konularda temel itirazları bulunduğunu kaydeden Denktaş, olası müzakerlerin, tarafların temel konularda anlaşmaları ve yeni bir noktadan başlanması halinde başarıyla sonuçlanabileceğini" belirtti. Denktaş ayrıca, "Türkiye'nin garantörlerden istenen açıklamayı imzalayacak pozisyonda olmadığına ve bunun için parlamentodan yetki alınması gereğine" işaret etti.
Papadopulos ise, "halkın ne için oy vermesi istendiğini bilmesi halinde referanduma gitmeye hazır olduğunu söyledi. Federal yasalar, oluşturucu devletin anayasaları gibi konulardaki boşlukların doldurulması gerektiğini ifade eden Papadopulos, ayrıca Türkiye ile Yunanistan'ın plandaki güvenlik düzenlemesinde görüş birliğinde bulunmasının önemine dikkat çekti.
"UMUDUMU KESMEDİM"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın açıklamasının son bölümünde "Tüm barışsever Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rumların derin üzüntüsünü paylaşıyoruz" denildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:
"Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm. Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine üzüldüm" .

HALKIN SESI 12/03/2003

 

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvara De Soto, Lahey’deki görüşmelerle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı:

Denktaş toptan reddetti!

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin kopmasındaki en önemli sebebin, Kıbrıslı Türk görüşmeci Rauf Denktaş’ın “niyetsizliği” olduğunu söyledi.
“Rum görüşmeci Papadopulos planda değişiklik istemedi. Referanduma da şartı evet dedi. Bu şartlarda imkansızı istemedi. Ama Denktaş planın felsefesini de, temelini de, referanduma da reddetti” dedi.
De Soto, CNN Türk’te yayımlanan Mehmet Ali Birand yönetimindeki “Manşet” programında çarpıcı açıklamalar yaptı.
Denktaş’ın, görüşmelerin ciddiyetine hiç uymadığını, hazır olmadığını, hiçbir zaman iş planı dahi bulunmadığını anlatan De Soto, ‘komitelerin kurulmasını geciktirdiğini’ de ifade etti ve “Genel Sekreter, Denktaş’ta niyet görmediği, müzakerelerin meyve vermeyeceğini anladığı için noktayı koydu” şeklinde konuştu...

İşte De Soto’nun sözleri
“Kıbrıslı liderler çok belirgin bir soruyu yanıtlamaları için Hollanda’nın Lahey kentine çağrılmıştı. Planı referanduma götürüp götürmeyeceklerini söyleyeceklerdi. Genel Sekreter, her iki liderden de kendi insanlarına planı sunmasını istemişti. Çünkü Avrupa Birliği’nin genişleme süreci açısından önümüzde çok az bir zaman vardı. Papadopulos, planı referanduma götürmeye hazır olduğunu söyledi. İki şartı vardı... Ancak Rauf Denktaş planı reddetti. Tüm felsefesinin karşısında durdu. Referandumu da reddetti. Papadopulos kadar hazır değildi. Papadopulos şartlı evet dedi, Denktaş şartsız reddetti. Papadopulos planda değişiklik istemedi. Müzakere sürecinin çerçeveye uygun olmasını istedi. Çünkü, görüşmeler Denktaş’tan kaynaklanan gecikmeler nedeniyle sekteye uğradı. Denktaş, teknik komitelerde görev yapacak kişileri üç ay gecikmeyle atadı. Papadopulos imkansızı istemedi. Taslak metin teknik komitede hazırlanabilirdi. Anayasal bir mesele de var burada, Türkiye bağlayıcı bir anlaşmaya giremez, Meclis’ten karar çıkmadığı taktirde. Papadopulos hazırlıklıydı ve olabilirdi, eğer Denktaş hem planı hem de referandumu reddetmesiydi.”

Denktaş’ın iş planı dahi yoktu!
“BM Genel Sekreteri Kofi Annan çok uzun süredir uyarıda bulunuyordu. Çok disiplinli, çok sıkı bir program ortaya koymuştu, ciddi bir fedakarlık gerekiyordu. Sayın Denktaş hedeflere gitmek açısından istekli olmadı. Hiçbir zaman iş programı olmadı. Genel sekreterin çerçevesine katılmadı, ‘oturalım, konuşalım, bakalım’ dedi. Dostça söylemek gerekirse müzakere meyve verecek şekilde yürümedi. Genel Sekreter Annan, bir sonuç alınamayacağını düşünüyor ve Denktaş’tan niyet görmüyordu.
Artık adaya dönmüyorum. Ancak bu Genel Sekreter Annan’ın Kıbrıslı insanlara ve Kıbrıs sorununa sırtını döndüğü anlamına gelmiyor. Ancak bizi de üzen bir sonuca ulaştık. Son 40 ayda ortaya konan emek açısından üzücü oldu.”

Türkiye istekliydi ama...
“Şimdi Avrupa Birliği’ne bölünmüş bir Kıbrıs girecek. Bunun büyük etkileri olacak. Oysa
plandaki felsefe, herkese eşit söz hakkı vermekti. Planda hedefler vardı, Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türklere koruması vardı. Avrupa toplumu da bir anlaşma sağlanması durumunda Kıbrıslı Türklere yardım edecekti; artık bu da mümkün değil.

Recep Tayyip Erdoğan çok açık destek vermişti, Başbakan olmadan önce. Türkiye liderlerinin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda istekli oldukları görünüyordu. Ama Denktaş planıın temelini de felsefesini de referandumu da reddetti. Oysa daha önce yaptığı açıklamada, plan temelinde görüşeceğini açıklamıştı.”

YENIDUZEN 12/03/2003

 

Avrupa Birliği Komisyonu:

“Üyelik süreci planlandığı gibi sürecek”

Avrupa Birliği Komisyonu dün yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasından üzüntü belirterek, Komisyonun bu sürece tam destek vermiş olduğunu hatırlattı, AB’nin kuruluş ilkelerine uygun bir çözümü Avrupa Birliği’nin desteklemekte istekliliğine dikkat çekti.
AB’nin böylesi bir çözümü tercih ettiğini anımsatan Komisyon, üyelik sürecinin varolan takvim çerçevesinde devam edeceğini, buna izin verecek tüm zorunlu yasal adımların atıldığını belirtti.
Komisyon, Genel Sekreter Annan’ın planının halen masada olduğu yönündeki açıklamasına da dikkat çekerek “Komisyon bu çerçevede gösterilecek başka herhangi bir çabaya yardımcı olmaya hazırdır. Komisyon tüm ilgili tarafları, özellikle de Türkiye’yi bir çözüm için çaba harcamaya teşvik eder” dedi.
Komisyon’un açıklamasında tüm Kıbrıslılara dayanışma belirtilerek, Kıbrıslı Türklerin Avrupa’ya olan inançlarını cesaretle ifade etmiş olmalarına da dikkat çekiliyor. Açıklamanın sonunda “Komisyon adadaki ekonomik dengesizlikleri azaltacak, iki toplum arasında güvenin oluşmasına yardımcı olacak Kıbrıs’ta her iki toplumun yararına projeleri desteklemeyi sürdürecektir” denildi

YENIDUZEN 12/03/2003

 

Gül:

Kıbrıs için çözüm imkânı var

TC Başbakanı Abdullah Gül, AB Komisyonu Sözcüsü’nün Kıbrıs için “Rum kesimi üye olursa, Türkiye işgalci duruma düşer” sözlerinin çok aşırı bir ifade olduğunu belirterek, “Hâlâ çözüm için imkân var” dedi.Başbakan Abdullah Gül, AB Komisyonu Sözcüsü’nün Kıbrıs için “Rum kesimi üye olursa, Türkiye işgalci duruma düşer” sözlerinin çok aşırı bir ifade olduğunu belirterek, “Kıbrıs konusunda AB’nin yanlışları da oldu. Tek taraflı da hareket ettiler. Sadece Rum kesimini almalarının yanlış olduğunu söyledik. Hâlâ çözüm için imkân var” dedi.

YENIDUZEN 12/03/2003

 

Lahey sonrasında yorumlar...

Kaderimizi değiştiremeyenleri
değiştirme zamanı


Talat: “Denktaş Bey Türkiye’yi de kandırdı. Türkiye’deki güçlü çevrelerin de desteğiyle karar mekanizmalarını etkileyerek dumura uğrattı. Kararsızlığı, ciddi karar alınmamasını kullandı. Karar alamayan Türkiye, statükoyu muhafaza kararı aldı. Bu harakiri demektir. Çünkü bu durumun Türkiye’nin AB üyeliğini etkilemesi kaçınılmazdır.”

Talat, “Uygun iklim Denktaş’ın olmaması ve Meclis yapısının değişmesidir” diyerek, demokratik yollarla eylemlerini sürdüreceklerini ve buna erken seçim baskısının da dahil olabileceğini belirtti

Angolemli, erken seçim ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru dahil bir dizi demokratik eylemin gündeme gelebileceğini bildirdi. Angolemli, değişen süreçle birlikte referandum talebiyle Meclis’i boykot eylemlerini değerlendireceklerini belirtti

Aylardan beri Annan Planı zemininde bir çözüme ve 12 Aralık zirvesinin ardından 30 Mart referandumuna endekslenen Kıbrıs Türk siyasi parti ve örgütleri, Lahey zirvesinin de sonuçsuz kalmasıyla “bundan sonra ne olacağını” tartışıyor.
Kıbrıslı Türk ve Rum görüşmeciler 30 Mart’ta referandum için ikna etmeye çalışan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, 18 saatlik Lahey maratonundan da sonuç alınamadığını açıklaması ve 16 Nisan’a endekslenen sürecin bittiğini ilan etmesiyle, KKTC’de vatandaşlar yanında hükümet ortakları, muhalefet ve aylardan beri sokaklardan eve girmeyen sivil toplum örgütleri “bundan sonra ne olacağı” konusunda değerlendirme yapmaya başladı.

Hükümet Denktaş’ı bekliyor, muhalefet halkla!

KKTC’deki siyasi partiler bugün kendi bünyelerinde yaptıkları toplantılarla Lahey sonrası durumu değerlendirmeye çalışırken, koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti net tutum için Lahey heyetinin adaya dönüşünü bekliyor.
Annan planı zemininde çözüm için aylardan beri sivil toplum örgütleriyle birlikte eylemler düzenleyen muhalefet partileri TKP ile CTP ise, sürecin ve zeminin şekil değiştirmesiyle birlikte bundan sonra nasıl bir mücadele biçimi izleyeceklerini belirlemeye çalışıyorlar.
Çözüm ve AB istemiyle düzenlenen miting ve diğer etkinlikleri organize örgütler ise, çözüm ve AB üyeliği mücadelesinin artan bir tempoda devam edeceğini açıkladı.

UBP ve DP toplandı

Koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti, dün ayrı ayrı yaptıkları toplantılarda Lahey sonrası durumu değerlendirdiler.
UBP Meclis Grubu’nun toplantısı sürerken konuşan Genel Sekreter Süha Türköz, Lahey heyetinin Ada’ya dönüşünden ve süreçle ilgili kesin bilgi aldıktan sonra sağlıklı değerlendirme yapabileceklerini söyledi.
UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu ise Lahey zirvesiyle ilgili değerlendirme yaparken, Türk tarafının Annan planıyla ilgili temel değişiklik taleplerinin reddedildiğini ve bu nedenle zirvenin başarıya ulaşamadığını anlattı. Uzlaşmaz tarafın Rumlar olduğunu da söyleyen Eroğlu, “Bugün için müzakere zemini ortadan kalktı ancak ilerleyen günlerde ne olacağı henüz belli değil” diye konuştu.

Talat: Rum’a altın tepside AB
Aylardan beri “çözüm ve AB” istemini ön plana çıkaran eylemlere öncülük eden Cumhuriyetçi Türk Partisi de dün Lahey sonrası durumu değerlendirmek amacıyla önce Merkez Yönetim Kurulu’nu, ardından da Parti Meclisi’ni toplantıya çağırdı.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, 12 Aralık Kopenhag zirvesinin ardından 16 Nisan’a kadar çözüm olanağının da kaçırıldığını belirterek, Cumhurbaşkanı Denktaş’ı suçladı.
“Rumlar’a AB üyeliğini altın tepsi içinde sunuyoruz” diyen Talat, Türkiye’ye yönelik eleştirilerde bulunurken de şu ifadeleri kullandı:
“Denktaş Bey Türkiye’yi de kandırdı. Türkiye’deki güçlü çevrelerin de desteğiyle karar mekanizmalarını etkileyerek dumura uğrattı. Kararsızlığı, ciddi karar alınmamasını kullandı. Karar alamayan Türkiye, statükoyu muhafaza kararı aldı. Bu harakiri demektir. Çünkü bu durumun Türkiye’nin AB üyeliğini etkilemesi kaçınılmazdır.”
Lahey zirvesinin ardından moral bozukluğu yaşadığını, ancak umudunu yitirmediğini de söyleyen Talat, “Herşey bitmiş değil, umutluyum. 16 Nisan’a kadar olan süreç bitti ama Annan planı ortadan kalkmadı, rafa kalktı. Uygun iklim oluşmasıyla bu plan raftan inecek. Bunun için de KKTC’deki siyasi iklimin mutlaka değişmesi lazım” dedi.

Dentaşsız... Ve Meclis yapısı değişerek
Talat, bu sözlerine açıklık istenmesi üzerine de, “Uygun iklim Denktaş’ın olmaması ve Meclis yapısının değişmesidir” diyerek, demokratik yollarla eylemlerini sürdüreceklerini ve buna erken seçim baskısının da dahil olabileceğini belirtti.
Parti içinde ve birlikte hareket ettikleri örgütlerle ortak değerlendirmelerin ardından yeni eylem şekillerinin belirleneceğini söyleyen Talat, bir soruya karşılık, “Kişi olarak bu durumda referandum talebinin çok fazla önemi kalmadığını düşünüyorum. Başka yöntemler geliştirmemiz gerekecek ama bunları değerlendireceğiz” diye konuştu.
Kıbrıs konusundaki sürece baskı yapmak amacıyla TKP ile birlikte 30 Mart’a kadar Meclis çalışmalarını boykot eylemlerinin de yeniden değerlendirileceğini söyleyen Talat, “Amaç sorunun çözümüne yönelik baskıydı. Şimdi şartlar değiştiğine göre yeniden değerlendireceğiz” dedi.
CTP Genel Başkanı Talat, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs adına AB üyeliğinin Mayıs 2004’te resmen uygulamaya gireceğini, aynı yıl Türkiye’nin de AB’la müzakerelerin başlaması için tarih almasının gündemde olduğunu anımsatarak, “Türkiye AB yolunda yürüyecekse 2004 sonuna kadar Kıbrıs sorununu çözmek zorunda. Bunun için en elverişli zaman da Mayıs 2004 öncesi” diye ekledi.

Angolemli: “Ankara çözümsüzlüğe destek verdi”
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de yaptığı değerlendirmede, “Cumhurbaşkanı Denktaş’ın tutumu ve Ankara zirvesinden sonra Lahey’den böyle bir sonuç çıkacağı belliydi, beklediğimiz bir sonuçtu. Denktaş çözümsüzlüğü savundu ve buna Ankara da destek verdi” dedi.
Lahey zirvesinden de sonuç çıkmamasıyla zeminin değiştiğini ve bundan sonra sürecin yeni şekil alabileceğini belirten Angolemli, “Zemin değiştiğine göre mücadele şekli de değişecek” dedi.
Yeni mücadele şeklinin aylardan beri çözüm için birlikte mücadele verdikleri partiler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte saptanacağını söyleyen Angolemli, erken seçim ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru dahil bir dizi demokratik eylemin gündeme gelebileceğini bildirdi.
Angolemli, değişen süreçle birlikte referandum talebiyle Meclis’i boykot eylemlerini değerlendireceklerini de ekledi.

Örgütler: “Mücadelemiz sürecek”

Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Ortak Vizyon Eylem Komitesi ve Bu Memleket Bizim Platformu, Lahey’de Kıbrıs zirvesi ile ilgili yapılan toplantıyı değerlendirirken, Kıbrıs Türk halkının “Çözüm ve AB” yolundaki mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini bir kez daha vurguladı. K.T.Sivil Toplum Örgütleri Ortak Vizyon Eylem Komitesi adına Mustafa Damdelen ve Bu Memleket Bizim Platformu adına Ahmet Barçın’ın yayınladığı basın açıklaması şöyle:
“10 Mart 2003 tarihinde Kıbrıs Türk Halkının duygu, düşünce, geleceğe yönelik vizyon ve iradesini temsil etmeyenler bir kez daha Kıbrıs Türk Halkına kulaklarını tıkayarak kendi bildikleri yolda çözümsüzlük ürettiler. Kıbrıs Türk Halkının ve Türkiye Halkının bu hareketlerinin neticesinde ödeyeceği bedel onların umurunda değildir. Onlar kendi statükolarının devamından başka birşeyi düşünmediler, düşünmeyecekler. Kıbrıs Türk Halkı ve Kıbrıs Türk Halkının Sivil Toplum Örgütleri olarak bu durumu ve varılan neticeyi kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Çözüm ve AB yolunda mücadelemiz devam edecektir. Son geldiğimiz noktayı ve bilgileri değerlendirmekte olan örgütlerimiz gerekli detaylı açıklamayı en kısa sürede neticelendirip halkımıza duyuracaklardır.
Çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği mücadelemiz başarılıncaya kadar artan bir tempoda devam edecektir.”

YENIDUZEN 12/03/2003

 

ANNAN:

Kıbrıslıların gözlerinde barışı gördüm

“Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm. Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine üzüldüm”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ın AB üyeliği öncesinde adada kapsamlı bir çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını söyledi.
Annan, “Yolun sonuna geldik. Liderler görüşmelere devam yönünde isteklilik gösterdi; ancak sonuca götürücü katı ve enerjk bir çalışma programı yürütülerek eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma gidilmesi konusunda sağlam bir taahüt olmadan Kıbrıs’ın AB’a gireceği 16 Nisan’dan önce kapsamlı bir çözüme ulaşması mümkün olmayacak” dedi.
Planın masada bulunduğuna ve tarafların istemesi halinde bu planı alarak sonuca götürebileceğine işaret eden Annan, anavatanların tam desteğiyle başlatılacak müzakerelerin sonuçlandırılacağı yönünde net ve gerçekçi olasılık görmesi halinde yardımcı olmaya hazır olduğunu belirtti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Lahey zirvesi sonrasında Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto tarafından okunan açıklamasında toplantıyı değerlendirdi. BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly’nin dağıtımını yaptığı açıklamada, liderlerin Lahey’de yürütülen yoğun müzakerelerde dile getirdikleri görüşleri ve BM’nin bundan sonraki tutumu ifade edildi.
Annan açıklamasında, “Süreci kurtarıp, AB’a birleşik Kıbrıs’ın katılımı olasılığını yaşatma çabası dün ve gece boyunca devam etti. Hatta müzakerelere 28 Mart’a kadar devam edip, 6 Nisan’da referanduma gidilmesi önerisinde bulunduk. Ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı” dedi.
Alvaro De Soto’nun Güvenlik Konseyi’ne rapor sunmak üzere New York’a gideceği belirtilen açıklamada, De Soto’nun Kıbrıs’taki ofisinin de önümüzdeki haftalarda kapanacağı vurgulandı.

Görüşmecilerin tavrı
Annan’ın açıklamasına göre Kıbrıslı Türk görüşmeci Rauf Denktaş, planı referanduma götürmeyi kabul etmeye hazır olmadığını söyledi. Plana esas konularda temel itirazları bulunduğunu kaydeden Denktaş, olası müzakerelerin, tarafların temel konularda anlaşmaları ve yeni bir noktadan başlanması halinde başarıyla sonuçlanabileceğini belirtti. Denktaş ayrıca, Türkiye’nin garantörlerden istenen açıklamayı imzalayacak pozisyonda olmadığına ve bunun için parlamentodan yetki alınması gereğine işaret etti.
Kıbrıslırum görüşmeci Tasos Papadopulos ise, halkın ne için oy vermesi istendiğini bilmesi halinde referanduma gitmeye hazır olduğunu söyledi. Federal yasalar, oluşturucu devletin anayasaları gibi konulardaki boşlukların doldurulması gerektiğini ifade eden Papadopulos, ayrıca Türkiye ile Yunanistan’ın plandaki güvenlik düzenlemesinde görüş birliğinde bulunmasının önemine dikkat çekti.
Doğru dürüst bir referandum kampanyası için mevcut zamandan daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Papadopulos, “Bu koşulların referanduma gidilmeden önce tamamlanması gerekir” dedi.

“Umudumu kesmedim”
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın açıklamasının son bölümünde “Tüm barışsever Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rumların derin üzüntüsünü paylaşıyoruz” denildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm. Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine üzüldüm”

YENIDUZEN 12/03/2003

 

Kıbrıs kâbusu başlıyor

Son takvimi de reddedilen Annan, 'Yolun sonuna geldik' dedi. Denktaş sevinçli. AB'den mesaj: Kıbrıs (Rum Kesimi) AB'ye girecek. AB toprağını işgal etmiş konumdaki Türkiye'nin üyeliği zorda

12/03/2003 RADIKAL

AA - LAHEY - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 11 Aralık 2002'de sunduğu ve iki kez değişiklik yaptığı Kıbrıs çözüm planı için ümitler, Lahey'de 19 saatlik müzakere maratonundan sonra dün sabah söndü. Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos'un uzlaşmayacağını anlayınca, "Yolun sonuna gelindi" diyerek aradan çekildi. BM, önümüzdeki haftalarda Alvaro De Soto'nun adadaki bürosunu kapatacak. Annan, "Plan masada" dese de, planın canlandırılması artık Denktaş ile Papadopulos'a bağlı. Rum Kesimi'nin AB'ye üyelik anlaşmasını imzalayacağı 16 Nisan'a kadar taraflar arasında bir uzlaşma olabilceğine ihtimal verilmiyor.
Lahey'de karşılıklı restleşmelerin yaşandığı görüşmelerde, Annan iki liderin de 30 Mart'ta referanduma niyetli olmadığını gördü. Bunun üzerine, planının hayatta kalabilmesi için müzakerelerin 28 Mart'a kadar sürmesi, garantör ülkeler Türkiye ile Yunanistan'ın 31 Mart'a dek güvenlik anlaşması imzalaması ve 6 Nisan'da referandum önerdi. Ancak takvimi esnetmesi kâr etmedi.
Müzakereler sürerken, Yunan Başbakanı Kostas Simitis, AKP lideri Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradı. Erdoğan'ı 'milletvekili seçilmesinden dolayı tebrik eden' Simitis, Türkiye'nin çözüm için katkıda bulunmasını istedi.
Annan, müzakerelerin sona erdiğini "Maalesef barış çabalarımız başarılı olamadı. Yolun sonuna geldik. Bu gece barışsever tüm Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin Yunanlıların ve Türklerin derin üzüntülerini paylaşıyorum. Böyle bir fırsat tekrar ortaya çıkar mı, emin değilim" sözleriyle duyurdu. Annan, çözümsüzlükten daha çok Denktaş'ı sorumlu tutarken, "Çözüm planını referanduma götürmeye hazır olmadığını söyledi. Temel noktalarda ciddi itirazları olduğunu belirtti. Yeni bir başlangıç noktası gerektiğine inandığını, TBMM'nin onayı olmadan Türkiye'nin güvenlik anlaşmasını imzalayamayacağını söyledi" dedi.

'Rum lideri niyetliydi'
Papadopulos'un görüşmeleri sürdürmeye niyetli olduğunu, ancak Denktaş'ın karşı çıktığını belirten Annan, Rum liderin tavrını şu sözlerle açıkladı: "Halkın ne için oy kullanacağını bilmesi halinde referandum yapabileceğini belirtti. Bunun için plandaki federe devletin yasaları ile kurucu devletlerin anayasalarıyla ilgili boşlukların doldurulmasını şart koştu. Türkiye ile Yunanistan'ın güvenlik anlaşması imzalamalarına önem verdiğini kaydetti. Referandum için ek zaman istedi."
Papadopolus da, Denktaş'ı çok radikal değişiklikler isteyip, görüşmeleri tıkamakla suçladı.

KKTC lideri ise çözümsüzlükten Rum liderini sorumlu tuttu. İstediği değişiklikleri hem yazılı hem sözlü olarak Annan'a ilettiğini kaydeden Denktaş, Papadopulos'un güvence alamayınca referandumu reddettiğini savundu. Denktaş, süreci şöyle açıkladı: "Genel Sekreter'in açıklamak istediği belgeyi birkaç değişiklikle kabul eder hale geldim sonunda. Ama Papadopulos, garantilerle ilgili üçüncü paragrafta ısrar etti. Henüz referanduma hazır değil dediği bir planda, 'Türkiye TBMM' den karar alarak geçireceğini, destekleyeceğini bildirsin' diye ısrar edince mesele tıkandı."

'İkili görüşebiliriz'
"Annan Planı'yla Kıbrıs sorunu çözülemezdi. Burada kesildiği iyi oldu" diyen KKTC lideri, BM Genel Sekreteri'nin çekilmesinin iki liderin yapacağı görüşmelere olumlu yansıyacağını iddia etti. Denktaş, yeni plan ortaya çıkması ya da Annan Planı'nın gerçek bir plan kılınması için değişmesi gerekenleri pazartesiye kadar Papadopulos'a göndereceğini belirtti. KKTC lideri önerileri kabul görürse kısa sürede ikili görüşmelerin başlayacağını söyledi.

 

Denktaş hariç herkes kaybetti

Erdal Güven

12/03/2003 RADIKAL

Olmadı, olmadı, olmadı. Kıbrıs sorunu bir çözüm planını daha yuttu, bir BM genel sekreterini daha eskitti. 'Son son şans' olarak nitelenen Lahey zirvesinden de sonuç çıkmayınca Annan havlu attı. 'Annan Planı' hâlâ masada, ama artık sahibi yok. Bunca çabaya direnen tarafların BM olmadan kendi başlarına anlaşmaya varabilmesi için herhalde mucize lazım.

Annan, Aralık 1999'da el attığı Kıbrıs sorununda çözüm için üç yıl uğraştıktan ve tarafların bir anlaşmaya varamadıklarını gördükten sonra kendi planını ortaya koymuş, liderler bu plana da karşı çıkınca o zaman planı referanduma götürmelerini istemişti. Aslında önceki gün iki lideri referandum konusundaki kararlarını öğrenmek için çağırmıştı Lahey'e

Annan. Ancak Lefkoşa'daki hesap Lahey'e uymadı ve Barış Sarayı'nda müzakere gereği doğdu. Normalde 16.30'da sona ermesi planlanan zirve, gece 22.00'de adeta yeniden başladı. Ancak hiçbir ilerleme yoktu.

Tıkanıklığı aşabilmek için Annan yeni bir takvim koydu ortaya: 28 Mart'a kadar görüşmeleri sürdürün, 6 Nisan'da da referanduma gidin. Malum, normalde görüşmeler 28 Şubat'ta bitmiş olmalı, 30 Mart'ta da referandum yapılmalıydı. Bu formül de işe yaramadı. Çünkü taraflar temel konularda anlaşamıyordu. Denktaş egemenlik ve toprak-mülkiyet-yerleşim konularındaki itirazlarından vazgeçmiyor, Papadopulos da Türklere siyasal alanda haddinden fazla hak tanınmasını, Rumların kuzeye dönüşlerinin sınırlandırılmasını, Türkiye'ye güvenlik konusunda fazla söz verilmesini eleştiriyordu. Ancak arada bir fark vardı: Rum tarafı itirazlarına karşın planı istemeyerek de olsa referanduma götürmeye hazırdı. Oysa Türk tarafı şiddetle karşı çıkıyordu planı bu haliyle halkoyuna sunmaya.

Denktaş zaten başından beri 'Annan Planı'na karşıydı. Görüşme öncesinde de son dakikaya kadar itirazlarını dile getirmeyi sürdürdü. Zaten geçen hafta Ankara'da yapılan zirvede de Türkiye'nin tam desteğini almıştı. Kafasını tek kurcalayan konu, yani Türkiye'nin yeni başbakanı Erdoğan'la arasındaki görüş ayrılığı da belli ki son dakikada hallolmuştu. Erdoğan, görüşmeye bir gün kala, önceki gün Radikal'de yayımlanan demecinde Annan tarafından kandırıldığını söylüyordu. AKP liderinin çözüm niyetinin, niyetten öteye gitmediği, gitmeyeceği de böylece anlaşılıyordu. Denktaş'ı artık kimse tutamazdı zaten. Nitekim öyle oldu. Ülkesinde olup bitenler, halkının beklentileri, sivil toplumun talepleri, muhalefet partilerinin eleştirileri zaten hiçbir zaman pek umrunda olmamıştı.

Rum tarafının hesabı farklıydı. Onlar için başından beri 'Annan Planı'nın takviminden daha önemli bir takvim vardı: AB'ye üyelik takvimi. Ve o takvim tıkır tıkır işliyordu. Atina'yla eşgüdüm içerisinde AB üyeliği uğruna başından beri olduğu gibi Lahey'de de 'iyi çocuk' rolünü başarıyla oynadılar.

Gece yarısı geçip salının ilk saatlerine varıldığında işin rengi belli oldu. Papadopulos görüşme odasından çıkıp gazetecilere anlaşmaya varılamadığını söyledi. Nitekim şafak sökerken önce

De Soto aracılığıyla Annan, sonra da Denktaş Rum lideri doğruladı. Papadopulos Denktaş'a, Denktaş Annan'a çattı. Annan ise kaçan fırsata yanıyordu. Ancak BM genel sekreteri çözümsüzlüğün faturasını Rum tarafından ziyade Türk tarafına, Denktaş'a kesiyordu. Bush, Ankara'yı arayıp Annan Planı'na destek bildirdiğinde ise artık çok geçti.

Annan mağlubiyetini ilan ettiği dünkü açıklamasında, Kıbrıs'ta çözüm isteyen iki halktan umudunu kesmediğini söylüyor, "Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini görüyorum" diyordu.

Ben de Lahey'den Kuzey Kıbrıs'ın üstüne iyice çöken umutsuzluk bulutlarını görebiliyorum. Bu bulutlar Kopenhag sonrasında toplanmaya başlamıştı. Umutsuzluğun, Aralık 1999'dan beri olduğu gibi öfke olarak sokağa taşacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Evet Lahey'de herkes kaybetti. Rumlar kısa sürede kazançlı görünebilir. Yunanistan da Kıbrıs'ı öyle ya da böyle AB üyesi yaparak ulusal hedeflerinden birine ulaşmış olabilir. Ancak hasım bir Türkiye orta ve uzun vadede iki ülkenin de işine gelmez.

Evet herkes kaybetti. Annan prestijini, AB yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'a imza attırma şansını, ABD Doğu Akdeniz'e istikrar getirme fırsatını, Yunanistan Ege sorunlarını da çözüp Türkiye'yle ilişkilerini normalleştirme imkânını, Rumlar da Türk askeri varlığından kurtulma olanağını kaybetti. Ama en acısı Kıbrıslı Türkler, AB üyesi bir ülkenin yurttaşı olup dünyayla yeniden bütünleşme şansını kaçırdı. Türkiye de AB'ye üyelik sürecindeki en önemli engellerden birini geride bırakma imkânını...

Peki hiç mi kazanan yok: Var: Denktaş ve Denktaş'ı destekleyen sivil-asker-siyasi Kıbrısçılar. Denktaş bir anlamda Helsinki'nin öcünü aldı. Kıbrıs'a üyelik, Türkiye'ye adaylık kapısının açıldığı Aralık 1999 Helsinki zirvesinin tek mağlubuydu Denktaş, Lahey'den ise tek galip olarak dönüyor. Kıbrıslı Türklerin geleceğini, Türkiye'nin de AB ufkunu karartarak -Kıbrısçıların desteği, AKP'nin seyirciliğiyle-Tebrikler.

Düşünsenize, AB adayı bir ülke, yani Türkiye, yakında AB üyesi bir ülkeyi, yani Kıbrıs'ı tanımayan bir ülke konumuna düşecek. O ülkenin topraklarında BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı biçimde 40 bin kişilik bir askeri güç bulunduracak olması da cabası.

16 Nisan'da 2003 model Birleşik Kıbrıs Devleti değil 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye imza atacak.

İsviçre, Belçika modeli geride kaldı. Artık Kuzey Kıbrıs'ın Doğu Almanyalaşma süreci başlıyor. Sanmıyorum ama umarım yanılıyorumdur. İzleyin, bugünden itibaren Kuzey Kıbrıs'ta olacakları izleyin....

Kabûs Başladı:  ABD’nin kucağına tam oturacağız

İsmet Berkan

12/03/2003 RADIKAL

Rauf Denktaş'ın Lahey'de 'Hayır' diyeceğini günler önceden haber vermiştik Radikal'de. Tayyip Erdoğan'ın iktidar manevrasını tamamlayıp Kıbrıs'ta 'şahin' cepheye geçişini de pazartesi günü okudunuz.

Kıbrıs, son 28 yıldır olduğu gibi bundan sonra da Türkiye'nin kaderine hükmedecek anlaşılan. Kıbrıs'ta Annan Planı ölmüş bulunuyor. 16 Nisan'da Rumlar, bizim tanımadığımız 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliği'nin tam üyesi olacak. Üyelikle ilgili muamele, 1 Nisan 2004'te tamamlanacak, yani Haziran 2004'ten itibaren Türkiye'nin 'Kıbrıs Rum Kesimi' diye adlandırdığı ama bütün dünyanın 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanıdığı Kıbrıs, AB zirvelerinde o masada oturuyor olacak.

Bundan sonra Kıbrıs'ta 1960 çerçevesinin dışına çıkan bir anlaşma söz konusu olamayacak; bu türden bir anlaşmayı Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin kabul etmesi herhalde söz konusu olmaz.

O zaman AB, daha dün açıkladığı politikasını uygulamaya koyup, Türkiye'yi Kıbrıs'ı işgal altında tutan güç olarak tanımlar; doğal olarak bir AB üyesinin topraklarını 'işgal altında' tutan bir ülkenin bu birliğe değil üye olması, onunla tam üyelik müzakereleri yapması bile söz konusu olamaz.

Yani Türkiye'nin Avrupa Birliği ufku dün itibarıyla (ve 16 Nisan'a kadar bir sürpriz olmaması halinde) sona ermiş bulunuyor. üstüne bir bardak su içebiliriz. Artık istediğimizi asabilir, istediğimiz herkese işkence yapabiliriz.

İşkence mağdurlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmesi de kısa bir gelecekte imkânsız hale gelebilir, çünkü bu mahkeme 'Loizidiu kararı' diye bilinen bir kararıyla Türkiye'yi mahkûm etti. Türkiye bu tazminatı ödemeyi kabul ederse sırada bekleyen 1500 civarında dava daha var. Ama zaten mesele para da değil, 'prensip.'

Türkiye'nin sadece Avrupa ufku kararmadı, ister istemez kendimizi Amerika'nın kucağında biraz daha fazla otururken buluverdik. Çünkü şimdi BM Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi BM Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs'ta BM'nin uğradığı başarısızlıkla ilgili bir rapor sunacak. Bu raporun sonunda Güvenlik Konseyi belki de eski kararlarına atıfta bulunan bir yeni karar alacak. Malum, BM Güvenlik Konseyi de Türkiye'yi Kıbrıs'ta 'işgalci güç' olarak nitelendiriyor.

Güvenlik Konseyi kararlarının bugüne kadar Türkiye'ye uygulanmamasının tek nedeni, Türkiye'nin Amerika ve Avrupa'dan da kısmen İngiltere için taşıdığı stratejik önemdi.

Şimdi Avrupa karşısında yalnızlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkiye, kendini Amerika'nın daha fazla yanında yer almak zorunda hissedebilir.

Burada da, açıkça söyleyeyim, Türkiye'de hükümetin maalesef tezkereyi ikinci kez geçirmekten başka seçeneği yokmuş gibi gözüküyor. Öyle ki, ABD, Irak'a saldırmak için BM'den onay alamasa, hatta BM'de reddedilse bile Türkiye bu desteği bu hafta bitmeden vermek zorunda kalabilir.

Nitekim AKP hükümeti Annan Planı'nı imzalamak istemeyen Rauf Denktaş'a açık destek vererek, Türkiye'nin izole edilmesine yeşil ışık yaktığına göre, bunun sonuçlarına da hazırlanmış olmalı.

Böylesi bir stratejik seçimin AKP hükümeti tarafından yapılacak olması da kaderin bir cilvesi belki de...ahey zirve

Yunanistan: Kıbrıs rafa kalkmaz

 

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, ''Kıbrıs konusunun ne buzdolabına, ne de rafa kaldırılacağını'' söyledi. Beglitis, yaptığı basın toplantısında, Atina'nın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin dinamiğin korunması yolundaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti.

Hiç kimsenin Lahey'de gelinen noktadan memnun olmadığını vurgulayan Beglitis, her şeye rağmen AB ve BM'nin gündemindeki yerini koruyan Kıbrıs konusunun uluslararası düzeyde ilgi görmeye devam edeceğini belirtti. 

AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, ''KKTC'nin eşit, egemen kurucu devlet olarak tanınması gerektiği'' yolundaki açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan Beglitis, Türkiye'deki ''yeni siyasi düzenin'' Kıbrıs sorununun çözümünü arzu ettiğini kaydederek, bu açıklamanın ''iç nedenlerle'' yapıldığı kanısında olduğunu söyledi. 

Beglitis, ''Türkiye'deki iktidar partisi çözüm istiyor, ama uluslararası ve bölgesel koşullar Irak ve Kıbrıs gibi 2 büyük sorunu aynı anda ele almasına engel oldu. Özellikle Irak meselesi Türkiye'ninKıbrıs konusunda uzlaşmaya yönelik adımlar atmasını zorlaştırdı'' dedi. 

Atina'nın Türkiye'nin AB perspektifini desteklediğini de vurgulayan Beglitis, Türkiye'nin önümüzdeki zaman dilimi içinde iç reformlarını gerçekleştirmesi gerektiğini kaydetti. Beglitis, ''Bu, hem Türkiye, hem de bölge için olumlu olacaktır'' diye konuştu. 

Bu arada, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Andreas Loverdos, ''KKTC'li Türklerin daha iyi bir gelecek arzularının er veya geç Kıbrıs sorununa çözüm sağlayacağını'' söyledi. 

Loverdos, Atina'da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''gelişmelerin gerisinde kaldığınıve devrinin geçtiğini, Lahey'deki tavrıyla kanıtladığını'' öne sürdü.
        
YUNAN BASINI
    
Yunan basını ise Lahey'deki olumsuz gelişmenin ardından Kıbrıs konusunda bir süre hareketsizlik yaşanacağını, ancak 2004 yılı başı itibarıyla konunun tekrar gündeme geleceğini yazdı. 

Türk tarafının ''uzlaşmazlığının'' Kıbrıs Rum Kesimi'ni avantajlı bir duruma getirdiğini kaydeden gazeteler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini koruma çabası çerçevesinde Kıbrıs konusunda olumlu bir tutum takınmasının büyük olasılık olduğunu savundular. Gazeteler, Türkiye'nin ''uzlaşmaz tutumunu'' sürdürerek, Avrupa perspektifinden vazgeçmesinin beklenmediği yorumunu da yaptılar. 

AB'nin Lahey'deki başarısızlığa Türkiye'yi sert bir biçimde uyararak yanıt verdiğini kaydeden Yunan basını, tüm dünyanın olumsuz gelişmenin sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Denktaş'ı gördüğünü de iddiaetti. 

Gazeteler, Erdoğan'ın Kıbrıs konulu açıklamalarına da değinerek, ''AK Parti lideri Erdoğan, Kıbrıs konusunda askeri kurulu düzenin tezlerini benimsedi'' yorumunu yaptılar. 

Öte yandan, hükümet yanlısı Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir yorumda, Atina ve Rum Kesimi'nin, tersini iddia eden resmi açıklamalara rağmen rahatladıklarını, çünkü aslında çözüm istemedikleri değerlendirmesinde bulunuldu. 

Yorumda, ''Samimi olmak gerekirse, maalesef Kıbrıslı Türkler ile birlikte yaşamayı öngören bir çözümü zor kabul edebileceklerini söylemek durumundayız'' ifadesi kullanıldı. 

 HURRIYET 12/03/2003

Biz de AB’ye başvuracağız

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye üye olması durumunda Türkiye'nin işgalci durumuna düşeceği yönündeki açıklamalara karşılık olarak, ‘‘Türkiye işgalci olamaz. Türkiye insanlığa en büyük hizmeti yapmak için kendi evlatlarını feda etmiştir ve bizi kurtarmıştır’’ dedi.

Denktaş ayrıca KKTC olarak AB'ye başvuracaklarını açıkladı ve ‘‘Bu başvuruda Türkiye'nin AB üyeliği ile beraber bunun gerçekleşmesini isteyeceğiz’’ diye konuştu.

Denktaş, Lahey'den yurda dönüşünde Atatürk Havalimanı Devlet Konuk Evi'nde yaptığı açıklamada, ‘‘Türkiye işgalci olmaz. İşgalci varsa Kıbrıs'ta ortaklık makamını terörle işgal etmiş olan Rum kesimidir’’ diye konuştu. Denktaş, ‘‘Türkiye açısından en haklı olduğu davada Türkiye'nin geri adım atması demek çorap söküğü gibi daha bir çok belayı başına geçirmesi anlamına gelir diye düşünenlerdeniz’’ dedi.

KKTC olarak AB'ye başvuracaklarını ancak bunun henüz tarih ve sürecinin belirlenmediğini belirten Denktaş,‘‘Biz de AB'ye başvuracağız. Bu başvuruda ekonomik yardım isteyeceğiz Türkiye'nin AB üyeliği ile beraber bunun gerçekleşmesini isteyeceğiz. Belki bizi Türkiye'den daha önce üye olarak kabul ederler. Bu gerçekleşirse tepede Rum tarafı ile beraber ortak oluruz’’ dedi.  

HURRIYET 12/03/2003

Nerede anlaşamadılar

 

 

DENKTAŞ: KKTC topraklarının önemli bir bölümü Rumlara verilecek. 60 bine yakın Rum göçmenin Kuzey'e gelmesi iki kesimliliği ortadan kaldıracak. Tüm göçmenlerin mülkiyet hakkının tescil edilmesi, Ada'da kaos yaratacak. 100 bine yakın Kıbrıslı Türk yeniden yerlerinden olacak. Türkler korunmaya alınmış azınlık olacak. Türkiye'nin garantörlük hakları ortadan kalkacak.

PAPADOPULOS: 1974'ten sonra Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a yerleşen göçmenlerden en az 45 bini Ada'da kalacak. Kıbrıs'ın demografik yapısı bozulacak. Planla tüm Rum göçmenler yerlerine dönemeyecek. Türkiye'nin tek yanlı müdahale hakkı ortadan kalkmayacak. Merkezi hükümetin yapısına ilişkin düzenlemeler devlet mekanizmasını kilitleyecek. Karpaz Türk toprağı olacak

 

Her ikisi de reddetti

 

 

Hüseyin ALKAN / LAHEY

BM Genel Sekreteri Annan'ın geçen 11 Kasım'da sunduğu Kıbrıs çözüm planı, Lahey'de 19 saatlik görüşme maratonu sonunda tarihe gömüldü. Hem Denktaş, hem de Papadopulos planı reddetti.

ZİRVE, diplomasi tarihinin eşine az rastlanır bir görüşme maratonuna sahne oldu. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, referandum önerisine 'Evet' ya da 'Hayır' yanıtını almak için liderleri 19 saat süreyle görüşmelerin yapıldığı Lahey Barış Sarayı'na 'hapsetti'. Ekim ayında ameliyat geçiren 79 yaşındaki Cumhurbaşkanı Denktaş ile Rumların yeni lideri Tasos Papadopulos, pazartesi günü saat 11.00'de girdikleri saraydan dün sabaha 06.00'da çıktılar.

Zirve sırasında Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve Yunanistan heyetleriyle BM yetkilileri, İngiliz ve Amerikalı diplomatlar arasında müthiş bir diplomasi trafiği yaşandı. Annan iki kez liderlerle, üç kez de Türk-Yunan heyetleriyle görüştü.

Papadopulos, referandumu kabul etmek için, öncelikle Denktaş'tan olumlu yanıt gelmesini, planının yaşayabilirliği konusunda güvence verilmesini ve Rum tarafının planla ilgili değişiklik taleplerinin dikkate alınmasını şart koştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş ise, planının kabul edilemez olduğunu, dolayısıyla referanduma sunulamayacağını söyledi.

UZLAŞMA YOK

Kofi Annan, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada sorumluluğu Türk tarafına attı, 'Yolun sonuna geldik. Bu koşullarda Kıbrıs'ın AB'yle üyelik sözleşmesini imzalayacağı 16 Nisan tarihinden önce bir uzlaşmaya varılması mümkün değil' dedi.  

 

Ankara: Görüşmeler devam etsin

 

 

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa ‘‘siyah-beyaz’’ olarak bakmadıklarını, çözüm aradıklarını, bunun için de müzakerelerin sürdürülmesinden yana olduklarını söyledi. Başbakan Abdullah Gül de, Lahey görüşmelerinde uzlaşmaya varılamadığını ancak tüm kapıların da kapanmadığını söyledi. Dün AKP Grubunda konuşan Erdoğan şunları söyledi: ‘‘Sorun daha çok müzakare edilmeye muhtaçtır. Annan Planı tamamen kabul edilebilir veya tamamen reddedilebilir bir mahiyet taşımamaktadır. Konuya siyah veya beyaz bakmak yerine çözüm aranmasından yanayız. ‘‘Çözümsüzlük çözümdür’’ diyenler de ‘‘ver kurtul’’ diyenler de realiteden kopuk yaklaşımlara sahiptir. Biz, çöz ve yaşat diyoruz. Bu bakımdan KKTC'nin egemen ve eşit siyasal statüye sahip kurucu bir devlet olarak tanınmasını ve ekonomik rekabeti de sürdürülebilecek bir çözüme gidilmesini öngörüyoruz.’’  

 

İşte çözümsüzlüğün takvimi

 

 

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

Avrupa Birliği, Türkiye'nin AB üyeliği önünde Kıbrıs çözümünü bir ön şart olarak gördüğünü resmen açıkladı ve Kıbrıs'ta çözüm olmaması halinde Türkiye'nin AB üyeliğinin de gerçekleşmeyeceğini resmi olarak ilk kez dile getirdi. AB aynı zamanda, Kıbrıslı Türklere de umut vermeyi sürdürdü ve açık olmasa da, ‘çözümü siz bulun. AB üyeliğiniz gerçekleşir’ mesajı verdi. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılması için saptanan Aralık 2004 tarihine kadar adada bir çözüm olmazsa, AB takvimi şöyle işleyecek :

16 Nisan'da, Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyelik anlaşması imzalanacak.

Kuzey Kıbrıs'ın AB toprağı olduğu ilan edilecek. AB mevzuatının Kuzeyde uygulanamayacağı bildirilecek. Kıbrıslı Türklere ‘siz de AB vatandaşısınız. Çözümü sağlayın, üyeliğinizi askıdan indiririz’ mesajı verilecek.

1 Mayıs 2004'te Kıbrıs Rum Kesimi resmen AB ülkesi olacak.

2004'ün ekim ayı sonu, ya da kasım ayı başında AB Komisyonu, Türkiye ile ilgili ‘ilerleme raporunu’ yayınlayacak. AB, raporunda Kıbrıs sorununa değinerek, AB liderlerine 'müzakerelere başlamayın' tavsiyesinde bulunacak.

Kopenhag zirvesinde resmen, ‘müzakerelerin başlayabilmesi, AB Komisyonu’nun tavsiyesiyle gerçekleşir' kararını alan AB liderleri, Aralık 2004'te yapacakları zirve toplantısında, ‘‘müzakerelerin başlaması için şartlar oluşmamıştır' kararı verebilecek. 

 

Yaşar Yakış uyarmıştı

 

 

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, 16 Aralık 2002 tarihinde katıldığı bir televizyon programında Kıbrıs'ta Annan planı çerçevesinde bir çözüm sağlanamaması halinde Türk Ordusu'nun işgalci olarak görüleceğini söylemişti. Kıbrıs'ta çözüm olmadığı takdirde Rum tarafının tüm adayı temsilen tek başına AB'ye gireceği uyarısında bulunan Yakış, bu nedenle Kıbrıs'ta çözümün kaçınılmaz hale geldiğini savumuştu. Yakış'a CHP lideri Deniz Baykal sert tepki göstererek, ‘‘Türkiye Dışişleri Bakanı kesinlikle kabul edemeyeceğimiz sözler söyledi. Bu sözler her bakımdan yanlıştır, çok büyük talihsizliktir’’ demişti. 

 

 

İşgalci değil garantörüz

 

 

Uğur ERGAN / ANKARA

AB Komisyonu'nun ‘işgalci’ açıklaması, Ankara'daki diplomatik kulislere bomba gibi düştü. Diplomatik kaynaklar, 1959-1960 Zürih ve Londra anlaşmalarıyla Türkiye'nin Kıbrıs'ta garantör ülke olarak bulunduğunu hatırlatarak, şu değerlendirmede bulundular:

‘‘AB'nin dönem başkanı Yunanistan ile AB üyesi İngiltere'nin de bu garantörlük anlaşmasında imzası bulunmaktadır. AB Türkiye'nin garantörlüğünü kabul etmiş durumdadır. Böyle bir durumu işgal olarak nitelemek, son dönemde gelişen Türkiye-AB ilişkilerini zedelemekten öteye gitmez.  

Ankara: Görüşmeler devam etsin

 

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa ‘‘siyah-beyaz’’ olarak bakmadıklarını, çözüm aradıklarını, bunun için de müzakerelerin sürdürülmesinden yana olduklarını söyledi. Başbakan Abdullah Gül de, Lahey görüşmelerinde uzlaşmaya varılamadığını ancak tüm kapıların da kapanmadığını söyledi. Dün AKP Grubunda konuşan Erdoğan şunları söyledi: ‘‘Sorun daha çok müzakare edilmeye muhtaçtır. Annan Planı tamamen kabul edilebilir veya tamamen reddedilebilir bir mahiyet taşımamaktadır. Konuya siyah veya beyaz bakmak yerine çözüm aranmasından yanayız. ‘‘Çözümsüzlük çözümdür’’ diyenler de ‘‘ver kurtul’’ diyenler de realiteden kopuk yaklaşımlara sahiptir. Biz, çöz ve yaşat diyoruz. Bu bakımdan KKTC'nin egemen ve eşit siyasal statüye sahip kurucu bir devlet olarak tanınmasını ve ekonomik rekabeti de sürdürülebilecek bir çözüme gidilmesini öngörüyoruz.’’  

HURRIYET 12/03/2003

Denktaş yine kazandı


     Kıbrıs'ta çözümsüzlük yine zafer kazandı.
     Bu noktaya gelinmesinde hem Denktaş, hem de Rum lider Papadopulos'un önekmli katkıları olmuştur. Papadopulos, reddetse dahi AB üyeliğini kazanmanın verdiği rahatlıkla hareket ederken, Denktaş çok daha büyük çaba harcamak zorunda kalmıştır.
     KKTC Cumhurbaşkanının , hem KKTC hem de Türk kamuoyunun önemli bir bölümünün istemesine AKP lideri ve başbakanın farklı yaklaşımına rağmen, Türkiye'yi "seçilmeden yönetenlere" Annan planını kabul ettirmemesi, son yılların mutlaka ayrıntılı şekilde incelenmesi gereken son derece önemli bir politik manevrasıdır.
     Denktaş hastalığına rağmen başarılı bir mücadele sergilemiş ve kabul edilir veya edilmez ancak, Rumlar'ın da önemli katkılarıyla KKTC'nin AB'ye girişini engelleme noktasına getirmiştir.
     Denktaş'a göre, KKTC'nin Rumlarla birlikte AB'ye girmesi büyük bir tehlikedir. Türk toplumunun sonudur. Denktaş New York'tan döner dönmez direnişini iyi planlamış, HAYIR'cıları etrafında toplamayı başarmış, herkesi en duyarlı olduğu noktadan yakalamış ve ikna edebilmiştir.
     Ankara ve Lefkoşa'da Denktaş'ın etkilediği veya destek elde ettiği kesimleri ve gerekçelerini şöyle özetleyebiliriz:
     -KOMUTANLAR:
     Annan planının kabul edilmemesinde en etkili rolü Türk Silahları Kuvvetleri oynamıştır. TSK, Annan önerisini - doğal olarak- tamamen güvenlik açısından değerlenmiştir. KKTC'nin Rumlarla AB'ye tam üye olduklarında durumun tamamen değişeceği varsayımından değil de, Türk toplumunun güvenliği ve Kuzey Kıbrıs'ın stratejik değeri açısından plana bakmışlar ve bu koşullarda planın sakıncaları olduğu sonucuna varmışlardır. Neresinden bakılırsa bakılsın, Kıbrıs'ın 1970- 80'lerdeki gibi Türkiye açısından hayati bir stratejik öneme sahip olduğu görüşü inandırıcı olmamasına rağmen, bu tutum, AKP'nin ve kamuoyunun belirli kesitlerinin ilk başlardaki esnek yaklaşımlarının değişmesine yol açmıştır.
     TSK, bu şekilde, Türkiye'de bazı konularda kimin karar verdiğini de göstermiştir.
     -DIŞİŞLERİ :
     Dışişleri Bakanlığında özellikle Kıbrıs'ta görev yapmış kadrolar da inanılmaz bir direniş sergilemişlerdir. Bu kadrolar, çözümü uzun vadeli politik dengeler ve ülkenin Avrupa Birliğine yürüyüşünü engelleyebileceği hesapları yerine, adeta Türk bürokrasisinin hakimiyet kurduğu arka bahçesini kaybedeceği varsayımından hareket ederek değerlendirmişlerdir. Türkiye'yi en dar dönemlerde dahi hep ileriye götürmesiyle, ülkenin önünü açan tutumları korkusuzca savunmasıyla tanınan Dışişlerinin çözüm yanlısı kadroları da, bu tutucu yaklaşımı engelleyememişlerdir. Eski Yunan-Kıbrıs dairelerinde kariyer yapmış ve zaman içinde Denktaşlaşmış meslekdaşları karşısında seyirci kalmışlardır.
     Dışişlerinin o eski pırıltılı efsanesi Kıbrıs'ta çökmüştür.
     -CHP'NİN TUTUMU:
     Sosyal Demokrat niteliğiyle ilerici olması gereken CHP, Kıbrıs konusunda inanılmaz bir tutuculuk ve milliyetçilik gösterisi yapmış ve son derece de etkili olmuştur. CHP'nin bu yaklaşımı, Annan planına karşı çıkmaktan çok, AKP'yı yıpratmaya yönelik uygulanmıştır.
     -CUMHURBAŞKANI SEZER:
     Kıbrıs'ta çözüm konusunda Cumhurbaşkanı da engelleyici bir tutum sergileyerek Denktaş'in istediği cepheyi kurmasına çok yardımcı olmuştur. Sezer, Annan planına, TSK gibi bakmış ve bu haliyle kabul edilmemesi gerektiğine inanmıştır.
     -KKTC'DEKİ DİRENİŞ :
     KKTC'de bugünkü düzenin AB tam üyeliği ile birlikte bozulacağına inanan Türkiye'den göç edip yerleşmiş kişiler ve Kıbrıs'lı Türklerden oluşan siyasi ve bürokratik kadrolar, Denktaş'ın en hayati müttefiklerini oluşturmuşlardır. Kimi ellerindeki parasal olanakları veya elde ettikleri ev ve arsaları kaybetmemek, kimi kurulu yolsuzluk düzenini değiştirmemek, kimileri de siyasi imkanları bırakmamak, özetle, insanlar ellerine geçirdikleri ve yıllar boyunca alıştıkları düzenin bozulmaması için mücadele etmişlerdir. Bir diğer bölümü de, iktidarı elinde tutanlardan korktuklarından dolayı seslerini çıkaramamışlardır. KKTC'de genç Kıbrıslı Türk kuşakların dışında çözüm isteyenlerin sayısı zaman içinde azalmıştır. Annan planının üzerinde ciddi biçimde durulmasını öneren çevreler "vatan haini" olarak nitelenmişler ve bu propaganda etkili olmuştur.
     -RUMLARIN KATILIĞI:
     Denktaş'ın işini kolaylaştıran dış etkenlerin başında, Irak savaşı ve bu savaşta Türkiye'nin desteğine muhtaç durumdaki Washington ve Londra'nın, beklenenin aksine seslerini pek çıkarmamaları geliyorsa, diğer ve daha önemli etken Rum tarafının katılığı olmuştur. Klerides bu tutumu Uluslararası camiaya fark ettirmeden sürdürmüş, son anda ise yeni Cumhurbaşkanı Papadopulos'un da Annan planındaki referanduma red yanıtı vermesi, KKTC Cumhurbaşkanının işini kolaylaştırmış, hiç değilse "sorumluluğun" paylaşılmasını sağlamıştır.
     -MEDYA'NIN TEREDDÜDÜ:
     Türk medyası ilk başlarda çözüme büyük destek vermiş, ancak haftalar geçtikçe bu destek yavaş yavaş erimeye başlamıştır. Medya'nın önemli kalemlerinin bir bölümü Denktaş'ın gerekçelerini doğru bulmaya başlarken, diğer bölümü AKP'ye muhalefet etmek için tutum değiştirmiştir.
     -AKP'NİN KARARSIZLIĞI:
     Annan planında gereken ilerlemenin sağlanamamasının diğer en önemli etkeni, hükümetin Irak Krizine çok fazla zaman harcanması yanında, Kıbrıs konusunda AKP'nin genelde bilgisizliği ve kararsızlığı olmuştur. Gül hükümeti, politik bir karar verip bunu uygulatmaya çalışmak yerine, bir süre çözüme inanmayan kurumları ve Denktaş'ı ikna için zaman harcamış, kararları erteleme yoluna gitmiş, sonunda da karşıt görüştekilere boyun eğmiştir. Gereken cesarete ve beklenen vizyona sahip olmadığını göstermiştir. Hükümetin kendi kadrolarından da olaya eski sloganlarla yaklaştıkları için pek destek bulamadığını unutmamak gerekmektedir.
     
     
KİMSE VATAN HAİNİ DEĞİLDİR...
     Bu büyük tartışma belki ertelenmiş, ancak bitmemiştir.
     Türk tarafında Annan ne kadar benimsenmiyor ve bu yolla çözüm istenmiyorsa, Rumlar da aynı oranda çözüma karşıdırlar. Her iki taraf kendi çözümünü istemektedir.
     Çözümün bulunmasını isteyenler kadar, Annan planını benimsemeyenler de Türkiye ve Kıbrıs'lı Türklerin çıkarları için hareket etmişlerdir. Tek farkları ayrı yöntemleri benimsemeleridir. Bu şekilde Türk çıkarlarının daha iyi savunulacağına inanmalarıdır.
     Yoksa kimsenin kimseyi vatan hainliği ile suçlamaması gerekir.
     Bir de unutmayalım ki, Kıbrıs sorunu bitmemiştir. Sadece ertelenmiş ve 2004'te "ya, AB, ya Kıbrıs" kıskacına sokulmuştur. Eğer bir çözüm bulunabilse dahi, bu çözüm Türk tarafının daha fazla özveride bulunmasıyla sonuçlanacaktır.
     Hayırlı olsun...
MILLIYET 12/03/2003 MEHMET ALI BIRAND

 

‘Kıbrıs’ta yolun sonu’

 

BM Genel Sereteri Annan, Türk ve Rum tarafları arasında Lahey’deki müzakerelerden de sonuç çıkmayınca havlu attı, Kıbrıs’ta çözüm şansının kalmadığını açıkladı

YORGO KIRBAKİ Atina

     Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için siyasi kredisini riske eden BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Lahey’de görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında, çözüm planı çerçevesinde bir uzlaşma sağlayamayarak 16 Ocak’tan bu yana sürdürdüğü barış çabalarına son verdi.
     Uluslararası Adalet Divanı’nın bulunduğu Barış Sarayı’ndaki 19 saatlik maraton görüşmelerden sonra dün sabah bir açıklama yapan Annan, 11 Kasım’da sunduktan sonra 2 kez değiştirdiği çözüm planının 30 Mart’ta referanduma sunulması önerisinin taraflarca kabul edilmediğini ve görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti, "yolun sonuna geldik" dedi.
     Annan, sorunun Kıbrıs’ın AB’ye üyelik anlaşmasını imzalayacağı 16 Nisan’a kadar çözüm şansı kalmadığını vurguladı.
     Bu aşamada, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulma gayretlerinden de vazgeçen Annan, 18 aydan beri Kıbrıs’ta faaliyet gösteren BM bürosunun kapatılacağını ancak iki tarafı ayıran BM kontrolündeki Yeşil Hat’ın kalacağını bildirdi.
     Lahey’de sonuç alınamamasını Denktaş’a fatura eden Annan, KKTC Cumhurbaşkanı için, "Çözüm planını referanduma götürmeye hazır olmadığını söyledi. Temel noktalarda plan üzerinde ciddi itirazları bulunduğunu belirtti. TBMM’nin önceden onayı olmadan da Türkiye’nin güvenlik anlaşmasını imzalayamayacağını bildirdi" dedi.
     
     
Rum ‘havet’i
     BM Genel Sekreteri, Papadopulos için de, "Halkın ne için oy kullanacağını bilmesi halinde 30 Mart’ta referandum yapabileceğini belirtti. Bunun için plandaki federe devletin yasaları ile kurucu devletlerin anayasalarıyla ilgili boşlukların doldurulmasını şart koştu"dedi.
  MILLIYET 12/03/2003

 

Rumlar artık daha rahat

ATİNA Milliyet 12/03/2003
     Lahey’deki Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması, birbirinden farklı nedenlerle de olsa Atina ve Rum Yönetimi’ne rahat bir nefes aldırdı.
     Rum Kesimi’nde 16 Şubat’ta yapılan başkanlık seçimlerinin galibi Tasos Papadopulos, Lahey’deki başarısızlıktan sonra hemen hiç müzakere yapmadan planı referanduma götürmek zorunda kalma tehlikesinden kurtuldu. Annan Planı’nın referanduma götürülmesi halinde Rumların, "hayır" demesi olasılığı büyüktü. Bu durumda hem Rum tarafı Kıbrıs’ta çözümü reddeden taraf olacak hem de 16 Nisan’da üyelik anlaşmasını imzalamaya hazırlandığı AB’yi karşısına alacaktı.
     
     
Ya ‘Evet’ derse
     Kıbrıs Rum Kesimi’nde Lahey öncesi Rauf Denktaş’ın referanduma, "evet" demesi halinde, Papadopulos’un çok zor bir pozisyonda kalacağı endişesi yaşanıyordu.
     Annan ve AB Komisyonu’nun açıklamaları, Rum tarafı için rahatlatıcı unsurlar oldu.
     

AB: Türkiye adada işgalci

 

Avrupa Birliği Komisyonu’ndan, Annan Planı’nın Lahey’de rafa kalkması üzerine sert açıklama: ‘2004’e kadar Kıbrıs’ta çözüm olmazsa Türkiye AB toprağını işgal etmiş sayılır’


     
GÜVEN ÖZALP Brüksel

     Son bir haftadır Kıbrıs konusundaki söylemini sertleştirme sinyalleri veren Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Lahey’de yürütülen görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine çok sert bir çıkış yaptı. Komisyon, Türkiye’ye yönelik iki zehir zemberek açıklamada bulundu. Birincisi: "2004’e kadar çözüm olmazsa Türkiye, AB toprağını işgal etmiş sayılır." İkincisi: "Çözümsüzlük durumunda Türkiye’yle üyelik müzakerelerine başlanması çok zorlaşır."
     Komisyon’un açıklamasında görüşmelerdeki başarısızlığın faturasının sadece Türkiye ve KKTC’ye kesilerek Güney Kıbrıs’a, "Ne olursa olsun üye olacaksınız" mesajı verilmesi de dikkat çekti.
     AB Komisyonu sözcülerinden Jean Christophe Filori, Kıbrıs’ın Kopenhag Zirvesi’nde alınan karar çerçevesinde şu an tanındığı şekliyle ve belirlenen takvim çerçevesinde üye olacağını belirterek, "Birlik müktesebatı sadece Güney’e uygulanacak, çünkü diğer taraf işgal altında" dedi.
     Filori, 1 Mayıs 2004’e kadar soruna bir çözüm bulunmaması halinde 2004’te Türkiye’nin AB topraklarını işgal eder sayılacağını söyledi. Filori’nin bu açıklamasıyla "işgalci" kelimesi, AB’nin Türkiye’ye yönelik politikasının resmi parçası haline geldi.
     Filori geçtiğimiz hafta AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen tarafından yapılan bir konuşmayı da hatırlatarak, "AB Komisyonu 2004 sonunda Türkiye’ye ilişkin bir rapor sunacak. Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinin başlatılması kararı, bu rapor doğrultusunda alınacak. O tarihte soruna bir çözüm bulunamamışsa Türkiye’nin tanımadığı bir devlet AB üyesi olacak. Bu durumda Türkiye’yle tam üyelik müzakerelerine başlanması çok zor olur" dedi.

 


Serter: AB Güneyi alırsa kendi işgalci duruma düşer

 

Serter: Görüşmelerin başarısızlığa uğramasından sorumlu olanların planın değiştirilmesine yanaşmayan Rum-Yunan tarafı ile onlara destek olanlar olduğunu belirtti

 

AB Komisyonunun Kıbrıs'la ilgili açıklamasına tepki gösteren Meclis Başkanı Bülent Arınç, "Bu şantaj olabilir. Kesinlikle kabul etmiyoruz" dedi

 

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, Avrupa Birliği'nin, uluslararası anlaşmaları çiğneyerek Rum tarafını üye yapması halinde, 1960 Anlaşmalarının yürürlükten kalkmaması nedeniyle kendisinin Kıbrıs topraklarında işgalci durumuna düşeceğini belirtti.

Vehbi Zeki Serter, "Görüşmelerin başarısızlığa uğramasının en büyük sorumlusu olan AB yetkilileri hala yangına körükle gitmeyi sürdürerek tek hedeflerinin tamamen Rum egemenliğinde bir Kıbrıs yaratmak olduğunu gösteriyorlar" dedi.

Serter yaptığı yazılı açıklamada, AB'ın Kıbrıs konusundaki tumunu eleştirdi.

Uluslararası 1960 Londra-Zürih Anlaşmaları'yla kurulan ortaklık cumhuriyetini gaspeden Rum tarafının tek yanlı ve hukuk dışı üyeliğine yeşil ışık yakan AB'ın taraf tutan tutumunu ısrarla sürdürdüğünü belirten Serter, AB'ın Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin haklı ve sert tepkilerle karşılanan son açıklamasını buna örnek gösterdi. Vehbi Zeki Serter, Filori'nin, çözüm bulunmadığı taktirde Rum kesiminin bugünkü yapısıyla "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak AB'ye tam üye olacağını ve Türkiye'nin de AB toprağını "işgal etmiş" sayılacağını açıkladığını hatırlattı.

Türk tarafının inisiyatifiyle başlatılan son görüşme sürecinin her aşamasında AB çevrelerinin Rum tarafını uzlaşmazlığa kışkırtan açıklamalar yaptığına dikkat çeken Vehbi Zeki Serter, görüşmelerin başarısızlığının sorumlusu olan AB'ın hala yangına körükle giderek tek hedeflerinin tamamen Rum egemenliğinde bir Kıbrıs yaratmak olduğunu gösterdiğini vurguladı.Serter şöyle devam etti:

"Türkiye Kıbrıs'ta 'işgalci' olarak değil, kan dökülmesini önleyen garantör bir ülke olarak bulunmaktadır. Uluslararası Garanti Anlaşmaları bu garantörlüğün yetki ve haklarını belirlemektedir. Garantörlük görevlerini başarıyla yerine getiren Türk Barış Kuvvetleri sayesinde Kıbrıs'ta 30 yıldır kan dökülmüyor.

Görüşmelerin başarısızlığa uğramasından sorumlu olanların planın değiştirilmesine yanaşmayan Rum-Yunan tarafı ile onlara destek olanlar olduğunu da belirten Cumhuriyet Meclisi Başkanı Serter, Rum tarafının Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'ye alınmasının uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına geleceğini vurguladı.

"Türkiye'nin meşru ve etkin güvencesi altında olan egemen ve bağımsız KKTC toprakları üzerinde ne Rum-Yunan tarafının ne de AB'nin söz ve yetki hakkı olmayacaktır" diyen Vehbi Zeki Serter, "Onların söz ve yetki hakları KKTC sınırlarında son bulur" dedi.    

HALKIN SESI 13/03/2003

 

Denktaş, "Annan noktayı koydu iyi yaptı"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eğer Rumlar tüm Kıbrıs'a sahip çıkmaktan vazgeçerse, iki eşit ve egemen halk ve onların idaresine dayanan gerçekçi zeminde iki halkı yeni bir ortaklığa götürmek için basit bir teşebbüsün Kıbrıs meselesini halledebileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, adını taşıyan planla 100 bin Kıbrıslı Türk'ün göçmen olacağını söylediğini ve Annan'ın bunu öğrenince şoke olduğunu bildirdi.
Denktaş, NTV'de Anahtar programına katılarak Mithat Bereket'in Lahey zirvesi ve son gelişmeler hakkındaki sorularını yanıtladı.
Lahey'den çıkan sonucu nasıl gördüğü sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan olayların yaşanmamış kabul edilemeyeceğini belirterek, "Biz Rumlar kadar eşit ve egemeniz. Devlet kurmuş bir halkız, Türkiye'nin tanıdığı bir devletiz. Bugünkü ayrılığın sebebi Rumlardır" dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Kıbrıs'a gelme zamanı olmadığını, elinin boş döneceğini söylediğini kaydeden Denktaş, Lahey'deki gelişmelerle Annan'ın iki tarafın yakınlaşmadığını anladığını ifade etti.
"İYİ YAPTI, NOKTAYI KOYDU"
Denktaş, Annan Planı'nın Rumlara istedikleri her şeyi verdiğini, Rumların 1960 anlaşmalarından kaynaklanan Türk-Yunan dengesini kaale almadan AB'ye gittiğini belirterek, "Sanki o hakkı varmış gibi müracaat ettiler, kabul gördüler ve bize de kollarını açıp siz de gelin dediler. Bu olmadı ve Annan anladı ki taraflar çok ayrıdır. İyi yaptı, noktayı koydu" diye konuştu.
Bundan sonra gerçekçi bir zeminde iki eşit ve ayrı egemen bir halk ve onların idaresindeki hükümeti yeni bir ortaklığa götürmek için basit bir teşebbüsün yeterli olduğunu belirten Denktaş, bunun şartının Rumların tüm Kıbrıs'ı almaktan vazgeçmesi olduğunu vurguladı.
Denktaş, "Lahey'den sonra kaos olacak, felaket olacak, Türkiye'ye işgalci diyecekler" şeklindeki söylemlerini eleştirerek, basının Kıbrıs'tan vazgeçmedim diyen Türkiye hükümetine yardımcı olmasını istedi.
BM Güvenlik Konseyi'nde 1964'te alınan yanlış karara işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta gerçekten çözüm isteyenleri bu yanlış kararı düzetlmeye davet etti. Rumların meşru kendilerinin gayrimeşru hükümet sayıldığını, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'nun da bu karara bakarak, Rum'un verdiği tapuları geçerli, KKTC'nin verdiklerini geçersiz saydığını anlatan Denktaş, Annan Planı'yla nüfus mübadelesinin de ters yüz edildiğini, kuzeye Rumların sokulduğunu, Türk garantisinin Türkiye'nin AB'ye girmesine bağlandığını söyledi.
"BOYUN EĞSEYDİK FELAKET OLACAKTI"
"Felaket bizim bunları reddetmemiz mi?" diye soran Denktaş, "Biz bunlara boyun eğseydik felaket o zaman olacaktı" dedi.
Annan Planı'nın eğer istedikleri tadilatlar yapılırsa yeniden masaya konabileceğini ifade eden Denktaş, özetle şöyle devam etti:
DE SOTO'YA ELEŞTİRİLER
"Ben Klerides'le yüz yüze görüşme istedim, araya De Soto girdi, ben sadece not tutacağım dedi.
Baktık ki hakem oldu.Yaptığı girişimlerle kendisi taraf olmuştur, bizim Rumlarla müzakere etmemizi engelledi, kendisi bizimle müzakere etti. Devamlı 'Rum'a birşey vermiyorsunuz' diye karşımıza dikildi.
Tamamlanmamış bir belge vardı. İki taraf kabul ettim dememiş henüz, eksiği var, değişmesi gerekir diyor, iki tarafın da yasasına göre hükümetinin kabul etmesi ve meclise gönderip referandum yasası yapması lazım. Hükümeti atlıyorlar, meclisi atlayıp diyorlar ki siz halka referanduma sunacağınıza dair taahhüt verin.
Neyi? Henüz tamamlanmamış bir belgeyi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle şey olmadı."
"ANNAN ŞOKE OLDU"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a plana ilişkin görüşlerini ifade ettiğinde Annan'ın şoke olduğunu açıkladı.
Denktaş, Annan'a "Biliyor musunuz ki adınızı taşıyan plan 100 bin insanı kısa sürede göçmen yapacak" dediğinde Annan'ın De Soto'ya baktığını De Soto'nun da "O kadar da değil" yanıtını verdiğini söyledi. 
 HALKIN SESI 13/03/2003

 

CTP'den 'vatandaşlık' davası

Cumhuriyetçi Türk Partisi "(CTP) 30 Haziran 2002 tarhinde KKTC'de gerçekleştirilen yerel seçimlerin ardından yasalara aykırı olarak "vatandaş" yapıldığı ve bunları seçmen kütüklerine kaydedildikleri gerekçesiyle Bakanlar Kurulu, İçişleri Köy İşler ve İskan Bakanlığı ile Yüksek Seçim Kurulu aleyhinde dava açtı. CTP'nin konuyu Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlara da şikayet edeceği açıklandı.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Avukatları Emine Erk ve bazı parti yetkilileri ile dün saat 10.15'te gittiği Yüsek İdare Mahkemesi Mukayitliği'nde Mukayit Belgin Pelit huzurunda yemin ederek biri ara emri olmak üzere iki dava başvurusu yaptı.

Başvurularda 1 numaralı davacı CTP, 2 numaralı davacı ise "vatandaş" olarak Mehmet Ali Talat olarak görüldü.

TALAT'IN AÇIKLAMASI

CTP Genel Başkanı Talat, "vatandaşlık davası" konusunda basına yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkeme Genel Sekreterliği'nden aldıkları resmi verilere göre Haziran 2002 ile Eylül 2002 tarhihleri arasında 1600 kişinin vatandaş yapılarak seçmen kütüklerine kaydedildiğin, tespit ettiklerini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun yasalara aykırı olarak vatandaşlık dağıttığını, bunları yasa gereği olmasına karşın Resmi Gazete'de yayınlamaktan kaçındığını, böylesi yetkilerin krallarda bile olmadığını ifade eden Talat, "CTP olarak hükümete geldiğimiz dönemde bu tür vatandaşlık yapılmasını engellemiştik. Şimdi yeniden yasal olmayan yollarla vatandaşlık yapmaya başladılar. Bu kabul edilecek bir şey değildir" dedi.

ESAS DAVANIN GEREKÇELERİ

CTP ve Mehmet Ali Talat tarafından açılan esas davada da , hükümetin yasalara, Anayasaya ve temel hukuk prensiplerine aykırı vatandaşlık kararları aldığı görüşü dile getirildi.

Davanın gerekçeleri özetle şöyle sıralandı:

"Davacılar iddia eder ki mezkur yurttaşlıklar usulsüz, ard niyetle, kötü niyetle, yetki aşımı ile verilmiş, herhalükarda yasanın amir yükmü olan Resmi Gazete'deki yayınlanma şartı yerine getirilmediği cihetle bu yurttaşlık kararları geçersiz ve batıl olup, bunların seçmen kütüğüne eklenmeleri de gayrı yasaldır ve davacıların meşru menfaatlerini doğrudan doğruya olumsuz yönde etkilemiştir, şöyle ki; yasaları hiçe sayarak yapılan bu listelere dayalı yer alacak herhangi bir seçim veya halkoylamasında, oyvermemesi gerekenler de oy verme hakkına kavuşmuştur ki bu da KKTC'de daimi ikameti olan veya yasal olarak seçmen olanların siyasi iradesini saptırır, etkiler veya gerçek siyasi iradelerini yansıtmalarını engeller. Neticede, bir seçim veya halkoylaması sonucunda KKTC'nin gerçek vatandaşlarının arzuları hilafına bir sonuç çıkmasına yol açacak seçmen listeleri oluşmuştur.

Yukarıdaki iddialara halel gelmeksizin ve herhalükarda davacılar iddia eder ki 30 Eylül 2002 tarihinden bu yana davalı no.1 (Bakanlar Kurulu) 25/93 yasanın 9.(B) maddesine istinaden aldığı yurttaşlık kararları geçersiz, yetki aşımıdır (ultra vires) çünkü bu kişiler gerçekte KKTC'ye sanayi ticaret turizm sosyal ve ekonomik alanda yatırım yapmış olan veya bilim teknik siyaset veya kültür alanlarında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmet verebilecek kişiler değildirler. Yurttaşlık keyfi ve bir nevi "fahri vatandaşlık" anlayışı ile gayrı ciddi bir şekilde dağıtılmış ve/veya dağıtılmakta, KKTC'nin anayasal düzenini ve ciddiyetini ortadan kaldırmaktadır. Keza bu kişiler hakkında yurttaşlık verme kararları kötü niyetle, siyasi ard niyet veya yetki aşımı ile verilmiş olduğundan geçersiz ve/veya hükümsüz ve/veya batıldır (null and void). Davacılar iddia eder ki yukarıda belirtilenlere istinaden, davalılar tarafından gayrıyasal olarak yurttaş olmaları karara bağlanan kişilerin seçmen kütüğüne kaydetmekle gayrı yasal bir işlem yapılmış olup, yasal hakları olmadığı halde KKTC'de yer alacak herhangi bir seçim ve/veya halkoylamasında oy verme olanakları elde etmiştirler. Netice itibarıyla yasal yollarla yurttaş olan KKTC'de yaşayan, kendinin ve çocuklarının geleceğini Kıbrıs'ta gören, Kıbrıs'ın geleceği hakkında söz sahibi olup seçim ve/veya halkoylamaıs yolu ile siyasi iradesini ve kararını ortaya koyma hakkı olan ve/veya bu hakları savunmakla yükümlü davacıların meşru menfaati doğrudan doğruya olumsuz yönde etkilenmektedir.

Davalıların dava konusu kararları ve/veya işlemleri yasalara, Anayasaya ve temel hukuk prensiplerine aykırıdır ve yetki aşımı teşkil etmektedir.  HALKIN SESI 13/03/2003

 

ABD, çözümsüzlüğün suçlusunun Türk tarafı olduğunu belirtti:

 

“Hayal kırıklığına uğradık”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher: “Denktaş’ın, Kıbrıslı Türkler’in kendi geleceklerini belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını reddetmesini üzüntü verici buluyoruz”

ABD, BM’nin başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladığı Kıbrıslı liderlerin Lahey toplantısının ardından, “hayal kırıklığına” uğradığını belirtirken, anlaşma olmamasının suçunu Türkiye ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yükledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, “Lahey’deki görüşmelerin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış planını, her iki toplumda da referanduma sunacak bir anlaşmayla sonuçlanmamasından, derin hayal kırıklığına uğradık” dedi.
Boucher, bu gelişmeye rağmen ABD’nin, adil ve kalıcı çözüm arayışında kararlılığını sürdüreceğini belirtirken, BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun, Kıbrıs konusunda BM Güvenlik Konseyi’ne sunulmak üzere ayrıntılı bir rapor hazırlayacağını ve bu raporda, kimin ne kadar çaba gösterdiğinin görüleceğini kaydetti.
Richard Boucher, bir gazetecinin, BM Genel Sekreteri Annan’ın, daha çok Denktaş’ı suçladığı yönündeki yorumu üzerine, Annan’ın, hem Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, hem de Denktaş’ın gerekçeli yanıtlarını açıkladığını belirtti ve “Denktaş’ın, Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını reddetmesini çok üzüntü verici buluyoruz” dedi.
Gazetecilerin ısrarla, neden sorumluluğun Denktaş’a yüklendiği ve Papadopulos’a karşı yorum yapılmadığını sormasına karşılık Boucher, “Kıbrıslı Türklerin, bu konulara bir referandumla karar verme fırsatı olmalıydı. Konuyu burada bırakalım” dedi. Bir gazetecinin, “Peki ya Papadopulos?” demesi üzerine Boucher, “Konuyu burada bırakacağım. Her iki taraf da tavrını ortaya koydu. Analiz etmesi size kalmış” diye konuştu.
Türkiye’de yeni hükümetin Kıbrıs konusundaki tutumunun sorulması üzerine Boucher, bu konuda konuşmanın spekülasyon olacağını söyledi. Boucher, Kıbrıs’ın, Türkiye ile ABD arasında yakın danışma konusu olduğunu ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Türk, Yunan ve diğer Avrupalı diplomatlarla her görüşmesinde konunun önemini vurguladığını kaydetti. Richard Boucher, “Anlaşma gerçekleşmediği için bir hayal kırıklığı var. BM önerisi üzerinde biz çok çalıştık. Sadece Kıbrıs halkı için değil, Türkiye’nin güvenliği ve AB üyeliği için de avantaj olduğunu düşünüyoruz. Bunları da görüşmelerimizde sık sık dile getirdik” diye konuştu.

YENIDUZEN 13/03/2003

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Beglitis:

``Kıbrıs ne buzdolabına, ne de rafa kaldırılacak``

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, ``Kıbrıs konusunun ne buzdolabına, ne de rafa kaldırılacağını`` söyledi.
Beglitis, yaptığı basın toplantısında, Atina`nın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin dinamiğin korunması yolundaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti.
Hiç kimsenin Lahey`de gelinen noktadan memnun olmadığını vurgulayan Beglitis, her şeye rağmen AB ve BM`nin gündemindeki yerini koruyan Kıbrıs konusunun uluslararası düzeyde ilgi görmeye devam edeceğini belirtti.
AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan`ın, ``KKTC`nin eşit, egemen kurucu devlet olarak tanınması gerektiği`` yolundaki açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan Beglitis, Türkiye`deki ``yeni siyasi düzenin`` Kıbrıs sorununun çözümünü arzu ettiğini kaydederek, bu açıklamanın ``iç nedenlerle`` yapıldığı kanısında olduğunu söyledi.
Beglitis, ``Türkiye`deki iktidar partisi çözüm istiyor, ama uluslararası ve bölgesel koşullar Irak ve Kıbrıs gibi 2 büyük sorunu aynı anda ele almasına engel oldu. Özellikle Irak meselesi Türkiye`nin Kıbrıs konusunda uzlaşmaya yönelik adımlar atmasını zorlaştırdı`` dedi.
Atina`nın Türkiye`nin AB perspektifini desteklediğini de vurgulayan Beglitis, Türkiye`nin önümüzdeki zaman dilimi içinde iç reformlarını gerçekleştirmesi gerektiğini kaydetti. Beglitis, ``Bu, hem Türkiye, hem de bölge için olumlu olacaktır`` diye konuştu.
Bu arada, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Andreas Loverdos, ``Kıbrıslı Türklerin daha iyi bir gelecek arzularının er veya geç Kıbrıs sorununa çözüm sağlayacağını`` söyledi.
Loverdos, Atina`da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, Rauf Denktaş`ın, ``gelişmelerin gerisinde kaldığını ve devrinin geçtiğini, Lahey`deki tavrıyla kanıtladığını`` öne sürdü.
YUNAN BASINI
Yunan basını ise Lahey`deki olumsuz gelişmenin ardından Kıbrıs konusunda bir süre hareketsizlik yaşanacağını, ancak 2004 yılı başı itibarıyla konunun tekrar gündeme geleceğini yazdı.
Türk tarafının ``uzlaşmazlığının`` Kıbrıs Rum Kesimi`ni avantajlı bir duruma getirdiğini kaydeden gazeteler, Türkiye`nin AB ile ilişkilerini koruma çabası çerçevesinde Kıbrıs konusunda olumlu bir tutum takınmasının büyük olasılık olduğunu savundular. Gazeteler, Türkiye`nin ``uzlaşmaz tutumunu`` sürdürerek, Avrupa perspektifinden vazgeçmesinin beklenmediği yorumunu da yaptılar.
AB`nin Lahey`deki başarısızlığa Türkiye`yi sert bir biçimde uyararak yanıt verdiğini kaydeden Yunan basını, tüm dünyanın olumsuz gelişmenin sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Denktaş`ı gördüğünü de iddia etti.
Gazeteler, Erdoğan`ın Kıbrıs konulu açıklamalarına da değinerek, ``AK Parti lideri Erdoğan, Kıbrıs konusunda askeri kurulu düzenin tezlerini benimsedi`` yorumunu yaptılar.
Öte yandan, hükümet yanlısı Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir yorumda, Atina ve Rum Kesimi`nin, tersini iddia eden resmi açıklamalara rağmen rahatladıklarını, çünkü aslında çözüm istemedikleri değerlendirmesinde bulunuldu.
Yorumda, ``Samimi olmak gerekirse, maalesef Kıbrıslı Türkler ile birlikte yaşamayı öngören bir çözümü zor kabul edebileceklerini söylemek durumundayız`` ifadesi kullanıldı.

YENIDUZEN 13/03/2003

Papadopulos

BM planı temelinde çözüm istediğini açıkladı

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunun BM planı temelinde çözümünü istediğini açıkladı.
Papadopulos, Lahey’den dönüşünde yaptığı açıklamada, Lahey’deki görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorununa bir çözüm bulması ümidini taşıdığını belirtti.
“Bugünkü ritminde olmasa da, çabaların kuşkusuz süreceğini” söyleyen Papadopulos, “Güvenlik Konseyi’nin, Kıbrıs sorununun çözümü için her zaman bir çözüm ümidinin bulunduğu değerlendirmesini yapacağı ümidini taşıyoruz” dedi.

YENIDUZEN 13/03/2003

 

TÜSİAD’DAN

KIBRIS AÇIKLAMASI:

“Türkiye geç kalmadan Annan Planının referanduma sunulmasına evet dediğini açıklamalıdır”

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün Türkiye’nin ulusal çıkarları ile de bağdaşmadığını bildirdi.
TÜSİAD’dan yapılan yazılı açıklamada, Annan planı çerçevesinde Lahey’de yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği açısından çok önemli bazı tehlikelere kapı açmakta olduğu belirtildi.
Annan planında KKTC ve Türkiye’nin haklı olarak talep ettiği bazı değişikliklerin mevcut olduğu, son planda bu açıdan birçok iyileştirme yapılmış olsa da, yine de yetersiz kalınan noktalar bulunduğu ifade edilen açıklamada, burada önemli olanın çözümden yana bir iradenin varlığı olduğu, çözümden yana bir irade varsa, uluslararası bir uzlaşıda, her iki taraf arasında orta yolun bulunmasının kaçınılmaz olduğunu görmemenin mümkün olmadığı kaydedildi.
Çözümü, çözümsüzlükte gören yaklaşım benimseniyorsa, bunun Türkiye’nin ulusal çıkarlarının bütünlüğüyle bağdaşmadığına dikkat edilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, “Kıbrıs sorununda ulusal çıkarlarımızın bütünlüğü göz ardı edilmemelidir” denildi.

OLASI TEHLİKELİ GELİŞMELER
Açıklamada, çözümsüzlüğün Türkiye’yi bir dizi tehlikeli gelişmeyle karşı karşıya bırakacağı savunularak, bu tehlikeler şöyle sıralandı:
“-BM’nin çözüm sürecinden kendimizi dışlayarak, uluslararası camiayı tümüyle karşımıza alıyoruz.
-Referandumu reddeden tavrı benimseyerek, bağımsız bir cumhuriyet olarak tanımış olduğumuz KKTC’nin ve halkının kendi geleceği hakkında özgürce karar vermesine engel olan bir konuma düşüyor ve demokratik saygınlığımızın yaralanmasına neden oluyoruz.
-Kıbrıs’ın yalnızca güney tarafıyla dahil olduğu bir AB’nin karar alma mekanizmalarının, Türkiye konusunda yeni bir veto sorunu ile tıkanmasına kendi ellerimizle imkan sağlıyoruz.
-AB ile siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi derin bir krize doğru sürüklüyoruz.
-Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum eden Lazidiou kararına yenilerinin eklenmesine imkan yaratıyoruz. AİHM tarafından milyarlarca dolarlık bir faturayı ödemeye mahkum edileceğiz, Avrupa Konseyi üyeliğimiz sorgulanır hale gelecek, birçok alanda Avrupa kuruluşlarına olan üyeliklerimiz de tehlikeye girecek ve mutlak tecride sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.
-Türkiye karşıtı lobilere ülkemiz aleyhine çok daha etkin bir kampanya yapma fırsatı yaratıyoruz.”
Açıklamada, Kıbrıs sorununun geç kalmadan çözülmek zorunda olunduğu savunularak, “Bu yönde en geçerli araç, her iki kesimde de uygulanmasını şart koşarak, Annan planının KKTC’de referanduma götürülmesinin kabul edildiğini ilan etmektir” denildi.

DENKTAŞ

CUMA AKŞAMI DÖNÜYOR

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 10 Mart’ta verdiği randevu için 8 Mart cumartesi günü Lahey’e gitmek üzere KKTC’den ayrılan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş cuma akşamı yurda dönüyor.
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü’den alınan bilgiye Cumhurbaşkanı Denktaş cuma akşamı saat 22.45’te adada olacak. Lahey’deki zirvenin ardından İstanbul’a giden Denktaş’ın orada bulunduğu süre içinde Harp Akademileri tarafından düzenlenecek konferansa katılacak. Denktaş’ın İstanbul’da sağlık kontrolünden de geçti.

YENIDUZEN 13/03/2003

Ankara uyanıyor:

“Çözmümü zorlayacağız, bitmedi!”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın, Lahey`de Türk ve Rum taraflarına sunduğu planın taraflarca kabul edilmemesine rağmen, Ankara çözüm arayışlarının bittiğine inanmıyor.
AA’nın haberine göre, Annan`ın devreden çıkması Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos`un görüşmeleri sürdürmesine engel teşkil etmediği görüşü Ankara`da ağırlık kazanmaya başladı.
Lahey`deki görüşmeden bir sonuç çıkmaması ve Rum kesiminin AB yolunda hızla ilerlemesi, Ankara`yı Kıbrıs konusundaki gelişmeleri yeniden gözden geçirmeye ve yeni süreçle ilgili bir politika geliştirmeye itti.
Ankara`yı en fazla Güney Kıbrıs Rum Yöntemi’nin üye olduğu bir AB ile ilişkilerin geleceği konusu kaygılandırıyor. Ankara, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadığı takdirde, AB ile ilişkilerde masanın karşı tarafında Rum kesimini bulacak.
'YENİ DÖNEM POLİTİKASI'
Ankara, Annan planı çerçevesinde çözüm arayışlarını bundan sonra da sürdürme kararı alırken, ayrıca Denktaş ile bir yeni dönem politikası değerlendirmesinde bulunulabileceği belirtiliyor.
AB Komisyonu`nun, Türk askerinin 2004 yılından itibaren 'Kıbrıs`ta işgalci konumuna düşeceği'` açıklaması, Ankara`nın sert tepkisine neden oldu.

Ankara`da yapılan ilk değerlendirmede, Komisyonu`nun hukukçularına danışmadan 'bilgisizce' açıklama yaptığı kanaatine varılırken, Türk askerinin 1960 anlaşmasından kaynaklanan garantörlük hakkından dolayı Ada`da olduğu, bunun AB hukukçuları tarafından incelemesi halinde çok net bir şekilde görülebileceği kaydediliyor.
Türk ve Rum taraflarının Annan planı üzerinde anlaşmaya varamaması, 1960 anlaşmasının geçerliliğinin devam etmesine neden olurken, diplomatik kaynaklar, 'Bir anlaşma olmadığı için 1960 anlaşması bundan sonra da geçerli olacak' dediler.

Kıbrıs faturası: AB

Verheugen, 'AB süreci olumsuz etkilenir' derken Ankara, adada doğrudan görüşmelerden yana

13/03/2003 RADIKAL AA - STRASBOURG - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın birleşmiş Kıbrıs'ın AB üyeliği için yürüttüğü iyi niyet misyonu çökerken, ortama büyük bir belirsizlik hâkim oldu. Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs'ta çözüm olmasa dahi Rum Kesimi'nin üyeliğe kabul edileceği, Türkiye'nin adada 'işgalci güç' sayılacağı ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirse bile üyeliğinin zorlaşacağı uyarısı belirsizliğe tuz biber ekti. Komisyon'un genişlemeden sorumlu yetkilisi Günter Verheugen, Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) konuşmasında bu görüşü pekiştirirken, Alman basınına demecinde çözümsüzlükten Türk ordusunu sorumlu tuttu.

'Kıbrıs'sız olmaz'

Verheugen, AP'de, Kıbrıslı Türkler için BM planındandaha iyi koşullarda bir teklif olamayacağını söyledi. AB yetkilisi, Komisyon'un 2004 sonunda Türkiye'yle üyelik müzakereleri başlatma perspektifi için "Kıbrıs'ta gelişme olmazsa, üyelik süreci olumsuz etkilenir. Türkiye'nin tanımadığı bir ülke, AB üyesi olacak. Bu durum Kıbrıs'ın da bulunduğu AB'yle müzakerelerin gerçekleşmesini imkânsız kılıyor" dedi.

Verheugen, Süddeutsche Zeitung'a da, "Türkiye, katılım öncesi Kıbrıs sorununu çözmek zorunda. Hükümet ve parlamentonun Türk ordusunu kontrol etmesi gerekir, tersi olmamalı" diye konuştu. 2004 güzünde Türkiye'nin ilerleme raporunu sunacağı ve müzakerelerin başlamasına dair tavsiyede bulunacağını kaydeden Verheugen, "Samimi söyleyeyim, Kıbrıs'taki durum şimdiki gibi olursa olumlu tavsiyede bulunamam. Son Ankara ziyaretimde görüşmelerin çökmesinin, AB üyeliğini etkileyeceğini aktarmıştım" diye yakındı.

'AKP'yle konuşabildim'

"Bugüne dek Kıbrıs'ı bu kadar açık konuşabildiğim bir Türk hükümeti görmedim. İzlenimim, ordunun hükümete KKTC'ye baskı yapması için yeşil ışık yakmaya hazır olmadığı. Ankara'nın, böyle önemli konularda ordu desteği olmadan hareket etmesi mümkün değil. Ve böyle bir desteğe sahip değildi" diyen AB yetkilisi, Irak krizinin de olumsuz etki yaptığını vurguladı. Ancak Kıbrıs'ın katılımını, anlaşma olursa, adanın tümünün AB üyeliğinden faydalanabileceği şekilde düzenleyeceklerini ekledi.

Verheugen'in Sözcüsü Jean-Christophe Filori de, dünkü basın toplantısında, BM ile AB'nin Kıbrıs yaklaşımlarının farklılığına dair soruyu şöyle yanıtladı: "BM de, Kıbrıs'taki işgali hep kınamıştır. Kimse KKTC'yi tanımamıştır."

Filori, Rumların tek başına üyeliğinin yaratacağı sorunları "İdaresi çok güç bir durum çıkacak. Türkiye, üyelik müzakerelerinin başlamasını isteyecek, ama bir üyeyi tanımayacak. Söyler misiniz, ne yaparız o zaman? Bu durumda, komisyon Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlatılması önerisini getiremez" diye aktardı.

ABD Denktaş'a kızdı

13/03/2003 RADIKAL

AA - WASHINGTON - ABD, Kıbrıs için düzenlenen Lahey zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 'hayal kırıklığına' uğradığını belirtirken, anlaşma olmamasının suçunu Türk tarafına yükledi. ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher, "BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın barış planını, referandumlara sunacak bir anlaşmayla sonuçlanmamasından, derin hayal kırıklığına uğradık" dedi.

Boucher, bir gazetecinin, Annan'ın, daha çok Denktaş'ı suçladığı yorumu üzerine, Annan'ın, hem Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, hem de Denktaş'ın gerekçeli yanıtlarını açıkladığını belirtti ve "Denktaş'ın, Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını reddetmesini çok üzüntü verici buluyoruz" diye konuştu. Gazetecilerin ısrarla, neden sorumluluğun Denktaş'a yüklendiğini sormasına karşılık Boucher, "Kıbrıslı Türklerin, bu konulara bir referandumla karar verme fırsatı olmalıydı. Konuyu burada bırakalım" diye konuştu. Bir gazetecinin, 'Peki ya Papadopulos?' demesi üzerine Boucher, "İki taraf da tavrını ortaya koydu. Yorum size kalmış" dedi. Türkiye'de yeni hükümetin Kıbrıs'a dair tutumunun sorulması üzerine Boucher, bu konuda konuşmanın spekülasyon olacağını belirtti.

'Rapora bakıp göreceğiz'

Boucher, bu gelişmeye rağmen, adil ve kalıcı çözüm arayışında kararlılığını sürdüreceklerini belirtirken, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, Güvenlik Konseyi için ayrıntılı rapor hazırlayacağını ve kimin ne kadar çaba gösterdiğinin görüleceğini kaydetti. Kıbrıs'ın, Türkiye ile ABD arasında yakın danışma konusu olduğunu kaydeden sözcü, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, sürekli konunun önemini vurguladığını hatırlattı.

Ankara çıkış arayışında

13/03/2003 RADIKAL

DENİZ ZEYREK
ANKARA - AB ile ilişkileri Kıbrıs yüzünden bozmak istemeyen Türkiye, Lahey zirvesindeki olumsuz sonucun çözüm umudunu söndürmesini istemiyor. Bu nedenle KKTC lideri Rauf Denktaş'tan, Rum tarafıyla 'doğrudan görüşmelere' dönmesi bekleniyor.
Dışişleri kulislerinde konuşulanlara göre, BM Genel Sekreteri'nin 'pes etmesi', Kıbrıs'ta 'müzakere diplomasisi' dönemini bitirdi ve 'yaptırım diplomasisi' dönemini başlattı. AB'nin Rum Kesimi'ni üyeliğe kabul edeceği 16 Nisan öncesi tarafların 'BM gözetiminde olsun ya da olmasın' masaya dönmemesi halinde AB, ABD ve BM'nin yaptırım başlatmasından endişe ediliyor. Rumların AB sürecinde Türkiye'nin karşısındaki masada oturacak olması da kaygıyı artırıyor. Bu nedenle Dışişleri'nde ağırlık kazanan görüş, 'Annan Planı'nı da kapsayacak bir görüşme süreci yeniden başlatılabilir' olurken, Denktaş'ın muhatabını 'bir an önce' görüşmelere davet etmesi isteniyor. Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış da sürecin tam olarak kapanmadığını kaydetti.

'1960 anlaşmalarına dayanıyoruz'
Türkiye, AB ve BM nezdinde girişimde bulunarak, Lahey zirvesini kenti açısından anlatırken Dışişleri, Avrupa Komisyonu'nun 'Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci güç sayılacağı' değerlendirmesine tepki gösterdi. Yazılı açıklamayla, bu beyanın 'Türkiye'nin hangi koşullarda ve niye adada olduğuna dair bilgisizliğe işaret ettiği' belirtildi. Açıklamada, 'Türkiye'nin adadaki varlığı 1960 anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük haklarına dayandığı vurgulandı. Ayrıca AB, Kıbrıs'ta uluslararası anlaşmaları yok sayarak adanın geleceği hakkında tek yanlı karar almakla itham edildi.

 

'Kapı açık kalacak'

13/03/2003 RADIKAL

AA - İSTANBUL - BM inisiyatifindeki Kıbrıs görüşmelerinin çökmesinin ardından AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecine kapıyı kapaması üzerine, KKTC lideri Rauf Denktaş Ankara'nın telkiniyle müzakereleri sürdürmenin yolunu arıyor. Lahey zirvesinden KKTC'ye dönüşünde İstanbul'a uğrayan Denktaş, görüşmelerin çökmesini önemsiz göstermeye çalışıp, Rum lider Tasos Papadopulos'la irtibatta olacağı mesajını verdi. Her ülke gibi KKTC'nin de komşusuyla ihtilafı olduğunu savunan Denktaş, "Bu halledilmedi diye, devletimizi kenara itecek değiliz. Kapıları açık tutacağız" dedi. KKTC lideri, Papadopulos'a tadil edilmek istenen belgeleri göndereceklerini kaydederek, "Bakalım, bir yol varsa buluruz" ifadesini kullandı.

'Türkiye işgalci güç olmaz'
Denktaş, Avrupa Komisyonu'nun Rumların AB üyeliğinin ardından Türkiye'nin işgalci güç olacağı uyarısı için "Türkiye işgalci olmaz. Türkiye insanlığa en büyük hizmeti yaparak kendi evlatlarını feda etmiş ve bizi kurtarmıştır" dedi. Komisyon'un genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'i 'yıllardır Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'ye korku vermek için elinden gelen herşeyi yapmakla suçlayan Denktaş, "Türkiye'nin AB'ye alınıp alınmayacağına Verheugen karar veremez" diye konuştu.

 

Rum lideri atağa kalkıyor

13/03/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Lahey'deki Kıbrıs zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan, AB Komisyonu ve ABD'nin sorumluluğu Türk tarafına yükleyen açıklamalarından cesaret alarak uluslararası çapta propaganda kampanyasına hazırlanıyor. Lahey'de referanduma şartlı 'evet' dese de yara almadan çıkan Papadopulos, "Başarısızlığın sorumlularını dünyaya göstermek için kampanya başlatacağım" dedi. Papadopulos, Rum Kesimi'nin AB üyeliğinin ardından KKTC'nin uluslararası planda tanınmasının imkânsız kılınacağını belirtti. Rum Kesimi'nde Lahey zirvesi 'Büyük diplomatik savaş verildi ve kazanıldı. Uzlaşmaz profilli Papadoulos ilk sınavı verdi' havası hâkim.

Papandreu'dan Türkiye'ye destek
Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu ise Türkiye'ye zaman verilmesi gerektiğini kaydetti. "Ne bizim, ne Türkiye ne de AB için Kıbrıs konusu kapanmıştır. Kıbrıs AB üyesi olurken Kıbrıs Türkleri çözümsüzlüğün kurbanı olamaz" diyen Papandreu, şöyle konuştu:
"AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın bazı sözleriyle değerlendirme yapmamalıyız. Irak yüzünden Türk hükümetinin büyük sorunları var. Kıbrıs için Türkiye'nin nihai tavrını şimdi değerlendirmek zamansız."
Yunan Dışişleri Sözcüsü Panos Beglitis de Kıbrıs konusunun ne buzdolabı, ne de rafa kaldırılacağını söylerken, Yunan basını ise sorunun en erken Irak krizinin ardından gündeme gelebileceği yorumunu yaptı.

 

Lahey'i Rumlar tıkatmış

 

BM Kıbrıs planını görüşüldüğü Lahey'de Türk tarafının müzakerelerin sürmesini istediği ancak Rumların 6 Nisan'da referandumu reddettiği ortaya çıktı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın daveti üzerine, Lahey'de yapılan Kıbrıs görüşmelerinin ayrıntıları belli olmaya başladı.

Edinilen bilgiye göre, Türk tarafı, müzakerelere devam edilmesi yönünde ısrar etti ve metin üzerinde anlaşmaya varılması durumunda, takvime itirazının olmadığını bildirdi. 

Rum tarafının ise referandum için 6 Nisan tarihini kabul etmediği öğrenildi.

Diplomatik kaynaklar, Annan'ın, tarafları ortak bir zeminde buluşturma umudunun azalması sonucu, sürece son verdiğini kaydettiler.

20 saat süren görüşmelerde Annan, önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı, daha sonra birlikte görüştü. Annan, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin yetkilileriyle de ayrı bir toplantı yaptı.

Annan, iki liderle yaptığı görüşmeden sonra, tarafların, plan üzerinde yapılmasını istedikleri değişiklikler çerçevesinde, 28 Mart'akadar müzakerelere devam etmelerini ve referandumun 6 Nisan'da yapılmasını öngören bir belge sundu. 9 madde olarak hazırlanan, daha sonra 4 maddeye indirilen belgede, tarafların 28 Mart'a kadar müzakereleri sürdürerek, metin üzerinde mutabık kalmaları ve 28 Mart'ta, uzlaşılan metni 6 Nisan'da referanduma götüreceklerini bildirmeleri öngörüldü.

Belgede ayrıca, garantör ülkelerin referandum süreciyle ilgili taahhütte bulunmaları, Türkiye ile Yunanistan arasında güvenlik konusunun tamamlanması ve referandumdan olumlu sonuç alındığında anlaşmanın yürürlüğe girmesi konuları yer aldı.

TÜRK TARAFI TAKVİME OLUMLU YAKLAŞTI

''Annan planındaki boş sayfaların doldurulması gerektiğini'' düşünen Türk tarafı, taraflar arasında planda yapılması istenen değişiklikler konusunda 28 Mart'a kadar müzakerelerin devam etmesi ve metin üzerinde uzlaşıya varılması durumunda, 6 Nisan'da referanduma gidilmesi görüşünü benimsedi.

Görüşmelerde ayrıca, garantör ülke olarak Türkiye'nin referandumdan çıkacak sonuca saygı göstereceği, ancak onayın TBMM'nin iradesine bağlı olacağı hatırlatılarak, varılacak anlaşmayı onaylamak üzere sürecin hızlı bir şekilde işleyeceği konusunda BM'ye taahhütte bulunuldu.

Türk tarafı, Türkiye ile Yunanistan arasında başlatılan güvenlik görüşmelerinin devamı konusunda da ısrarlı tavır sergiledi.

RUM TARAFI 2 AY SÜRE İSTEDİ

Rum tarafı ise Yunanistan'ın da desteğini alarak, adadaki Rum halkının her şeyden önce metni iyice anlaması gerektiği düşüncesiyle, referandum öncesinde iki aylık süreye ihtiyacı olduğunu belirtti ve 6 Nisan tarihine onay vermedi.

Rumlar ayrıca, planın referanduma götürülmeden önce, garantör ülkelerin, planın oylamasına ilişkin ''geri dönülmez, bağlayıcı ve hukuki'' tahahhütlerde bulunmalarını istedi.

Kaynaklar, Papadopulos'un takvimle oynayarak, garantör ülkelerin onay süreçlerini öne çıkaran talepleriyle, dikkatleri referandum üzerinden çekmeye çalıştığını belirttiler.

Bu arada, AB Dönem Başkanı olarak Yunanistan'ın, 16 Nisan'a kadar sürecin tamamlanması gerektiği görüşüyle, Rum tarafının iki aylık süreistemini destekleyen tavrının çelişki yaratması, görüşmelerin dikkat çekici noktalarından birini oluşturdu.

Bundan sonraki süreç için Ankara'nın ''değerlendirme'' aşamasında olduğu belirtilirken, Annan'ın iyi niyet misyonunu devam ettireceği kaydedildi.

 

HURRIYET 13/03/2003

 

Papadopulos başbaşa görüşmeyi kabul etmedi

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''isterse görüşebiliriz'' önerisini reddederek, Rum tarafının yalnızca BM himayesinde görüşmeler yapacağını söyledi.

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''isterse kendisiyle görüşebileceği'' yönündeki açıklamasını yorumlarken, ''Rum tarafı yalnızca BM himayesinde olursa Kıbrıs görüşmelerine oturur. Biz yalnızca BM himayesinde görüşme yaparız'' dedi. 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Lahey'den ayrılmadan önce A.A'ya yaptığı açıklamada, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulos'a yazılı olarak göndereceğini bildirmiş, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere başlayabileceklerini vurgulamıştı. 

Denktaş, Pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu hazırlayarak Papadopulos'a göndereceğini, eğer o isterse gelecek haftaiçinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini kaydetmişti.

 

HURRIYET 13/03/2003

KKTC'den AB'ye tepki

 

KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanlığı, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin ''Kıbrıs Rum Kesimi Avrupa Birliği'ne tam üye olunca Türkiye'nin işgalci konumuna düşeceği'' yönündeki açıklamasına sert tepki göstererek, Türkiye'nin 1960 Garantive İttifak Antlaşmaları çerçevesinde garantör ülke olarak Kıbrıs'ta asker bulundurma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, ''BM Genel Sekreteri'nin davetiyle Lahey'de yapılan görüşmelerin Rum tarafının katı tutumu nedeniyle netica alınamadan dağılmasının ardından'', Flori'nin söz konusu açıklamasının ''hayretle karşılandığı'' belirtilerek, ''Açıklama, Flori'nin Kıbrıs'taki tarihi ve hukuki gerçekler hakkında en ufak bilgi sahibi olmadığını ortaya koymuştur'' denildi. 

Türkiye'nin 1974 yılında, Yunan Cuntası'nın Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama girişimi üzerine ve Kıbrıs Türk halkını olası bir katliamdan kurtarmak amacıyla 1960 Antlaşmalarının kendisine verdiği garantörlük haklarını kullanarak askeri müdahele yaptığı hatırlatılan açıklamada, bu müdahale sayesinde Kıbrıs Türkünün 11 yıllık esaret hayatından kurtularak özgürlüğüne kavuştuğu kaydedildi. 

Ada'da 1974 yılından beri bir çatışma yaşanmamasının yegane nedeninin, Türk askerinin Kıbrıs'ta güvenleği fedakarca sağlaması olduğunun altı çizilen açıklamada, Yunanistan ve Rum tarafına demokrasinin 1974 harekatı sonrası yerleştiğinin de unutulması gerektiğine işaret edildi. 

KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanlığı'nın açıklamasında, daha sonra şu ifadelere yer verildi: 

''1959 ve 1960 uluslararası Kıbrıs anlaşmalarına aykırı bir şekilde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni üyeliğe kabul ederek Kıbrıs'taki uzlaşı çabalarına en büyük darbeyi vuran Avrupa Birliği'nin, bu kez desorumsuz açıklamalar yaparak, Rum tarafını silah zoruyla çözebileceği gibi gerçekleşmeyecek eylemlere sürüklemesinden endişe duyulmaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu Sözcü Yardımcısının yaptığı açıklamayı esefle karşılamaktayız.'' 

 HURRIYET 13/03/2003

 

Rum Kesiminden propaganda atağı

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının başarısızlığa uğramasının hemen ardından, sorumluluğun Türk tarafına yüklenmesi ve BM kararları temelinde bir çözüm hedefiyle, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunun yinelenmesi yönünde diplomatik atak başlatıyor.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rumlar, Lahey görüşmelerinin hemen ardından, başarısızlığın Rum tarafına yüklenmemesi için öncelikle BM Güvenlik Konseyi nezdinde harekete geçiyor. Geçmişte gündeme gelen Kıbrıslı Türklere yönelik sözde açılımlar da yeniden gündeme getiriliyor. 

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un direktifiyle, Rum diplomatik misyonları harekete geçirilerek, Avrupa Parlamentosu'nda büyük bir seferberlik başlatıldı. Rum Yönetimi uluslararası medya düzeyinde de propaganda atağı başlattı. 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İslam ülkeleri tarafından tanınmasını önlemek amacıyla, İslam ülkeleri nezdinde girişimlerini yoğunlaştıracak. 

Rumlar ayrıca, Kıbrıs konusundaki olası gelişmeler nedeniyle Kıbrıs Rum Kesimi'nin Avrupa Birliği'ne katılım sözleşmesinin dondurulmaması için de AB yönünde faaliyetlerde bulunacak. 
    
RUM SÖZCÜNÜN AÇIKLAMASI
    
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de, yaptığı açıklamada, ''Rum Ulusal Konseyi ve Bakanlar Kurulu'nun gelecek hafta Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren konular hakkında bir toplantı yapacağını'' bildirdi. 

Rum Sözcü Hrisostomidis, açıklamasında, ''Biz Kıbrıslı Türklerin ülkelerinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşı olarak kalmalarını ve daha iyi bir gelecek kurmalarını istiyoruz, Kıbrıslı Türklerin güvenliği vede geleceği için en iyisini yapmaya çalışacağız'' dedi. 

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklere yönelik sözde açılımları, eski lider Glafkos Klerides döneminde hazırlanarak, geçen Aralık ayında basın aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Rum Yönetimi,Avrupa Birliği Komisyonu'nun uyarısı üzerine, ''önlemleri'' resmen açıklamaktan vazgeçmişti. 
    
SÖZDE 'ÖNLEMLER'
    
Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklere yönelik aldığı ''önlemlerin'' başında, Kıbrıslı Türklere pasaport verilmesi bulunuyor.  Rum basınına göre, söz konusu ''önlemler'' diğerlerinin yanında şunları da kapsıyor:

- KKTC'den, (Kıbrıs Cumhuriyeti) mühürüyle ve Güney Kıbrıs üzerinden ürün ihracatı imkanı ve iç ticaret olanağı sağlanması, ayrıca Avrupa Birliği'nin bu amaçla denetleme mekanizması kurması. 

- Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ta çalışması için, sınırlamanın azaltılması. 

- KKTC kurumları tanınmadan KKTC'deki eğitim kurumlarından diplomaalan gençlere yönelik kararlar alınması. 

- Türklerin, 2004 yılı Temmuz ayında yapılacak AB Parlamentosu seçimlerine katılması. 

- 1963-1974 dönemindeki Kıbrıslı Türk kayıpların yakınlarına Kıbrıslı Rumlarla aynı muamelenin yapılması. 

- Turizm alanında kararlar. 

- Pasaport ve diğer resmi evrakların verilmesinde kolaylıklar.  
  HURRIYET 13/03/2003

Denktaş Türkiye’nin yolunu tıkadı


Kıbrıslı Rumların tek bir amacı vardı: Avrupa Birliği’ne tek başlarına girmek. Kuzey Kıbrıs’taki "fiili durumun", bir "işgal" olduğunu tescil ettirmek. Türkiye’nin AB üyeliğini, Kıbrıs’ta "teslim olmaya" bağlamak.
Rauf Denktaş ve destekçilerinin bu planı görmemiş olduklarını düşünmek için çok saf olmak gerek.
Bunu biliyorlardı ve değiştirmek için de hiçbir şey yapmadılar. Hatta, tam tersine bu tablonun gerçekleşmesi için ellerinden ne geliyorsa artlarına koymadılar.
Oysa yine biliniyordu ki Kıbrıs’ın yeni Rum yönetimi de Annan Planı’na karşıydı ve Kıbrıs’ın güneyinde yapılacak bir referandumda bu plan reddedilecekti.
Denktaş, Rumların uzlaşmaya niyetli olmadıklarını tüm dünyaya ve AB’ye bir kez daha gösterme olanağını elinin tersiyle itti ve masadan kalktı.
Bu tablonun, Türkiye’yi AB dışında tutacak bir büyük oyunun parçası olduğuna inanıyorum.

Kıbrıslıların iki seçeneği
Türkiye’deki AB aleyhtarları, kamuoyundaki AB yanlısı rüzgâra hiçbir zaman açıkça karşı çıkamayacaklarını biliyorlardı. Ve Denktaş’ın bilinçli hareketleriyle bu "tehlikeyi" belirsiz bir süre için bertaraf etmiş oldular.
Şimdi olacak olan şudur: Güney Kıbrıs, tek başına AB üyesi olacak. Adanın kuzeyini eskisinden daha kötü bir tecrit dönemi bekliyor. Kıbrıs’ta, Türklerin de haklarını koruyacak bir yeni birlik anlaşmasının gündeme gelme olasılığı dahi yok. Kıbrıslı Türklerin artık iki seçeneği var: Tecrit edilmeye razı olup Türkiye’den gelecek yardımlarla ayakta kalmaya çalışmak, ya da bir gün AB’nin bir parçası olmak için 1960’ta kurulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altına girmek.. Bugün Annan Planı’nı beğenmeyenlerin, o kaçınılmaz gün geldiğinde neler söyleyeceklerini çok merak ediyorum.

AB’nin vizyonu yok
Kıbrıs müzakerelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanmasının ardından AB Komisyonu tarafından ortaya konulan görüşler, Avrupa Birliği’nin uluslararası politika konularında ne kadar çapsız ve vizyonsuz olduğunun bir kez daha ortaya çıkmasını da sağladı.
Balkanlar’da yüz binlerce masum insanın ölümüyle sonuçlanan büyük fiyaskonun ardında da özellikle Almanya’dan kaynaklanan böyle bir vizyonsuzluk vardı. Türkiye’nin AB dışına ve ABD’nin kucağına itilmesine varacak son açıklamalarda da aynı çapsızlık rol oynadı.
AB, Kıbrıs gibi karmaşık ve çözülmesi zor bir sorunu kendi içine almakla kalmadı, bir de Türkiye’yi AB topraklarını işgalcilikle suçlayarak yeni bir uluslararası krizin tohumlarını da Doğu Akdeniz’e ekmiş oldu.
Nasıl bir bela biçeceklerini şu ana kadar düşünmediklerine de eminim.
MEHMET YILMAZ MILLIYET 13/03/2003

 

AB, KKTC’yi içten vuracak

 

KKTC’deki direnişi kırmak için gizli formül: Türklerin güneye geçişi özendirilecek, AB yanlısı partilere para desteği verilecek

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Ankara’yı "işgalci" olarak tanımlayacak kadar tonunu sertleştiren ve Türkiye’nin tam üyelik müzakereleriyle Kıbrıs konusunu doğrudan ilişkilendiren Avrupa Birliği (AB), bundan sonra izleyeceği politikanın çerçevesini de oluşturmaya başladı. Bu çerçevede AB önceliği KKTC’yi "içten fethetmeye" verecek. AB’nin izlemeyi düşündüğü süreç şu şekilde belirginleşiyor:

1- Kuzey yok sayılacak
AB, her şeyden önce 16 Nisan’da Atina’da imzalanacak olan ve Güney Kıbrıs’ın tüm ada adına Birliğe katılımını sağlayacak olan Katılım Antlaşması’na bir protokol ekleyecek. Bu protokol ışığında Kıbrıs coğrafyasının tamamı AB üyesi sayılsa da Birlik kuralları kuzey için geçerli olmayacak, kuzey, AB’nin nimetlerinden yararlanamayacak. Bir başka deyişle AB müktesebatı adanın kuzeyi için askıya alınacak. Bu protokol geçtiğimiz hafta bir ihtiyati planlama önlemi olarak Daimi Temsilciler Komitesi COREPER tarafından hazırlandı. AB, müktesebatın, Kuzey için askıya alınmasına gerekçe olarak, Brüksel tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınan Güney Kıbrıs’ın adanın kuzeyinde etki ve yetki uygulayamamasını gösteriyor. Olası bir çözüm halinde bu askıya alma işlemi ortadan kaldırılacak.

2- KKTC yetkililerine abluka
Katılım Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 1 Mayıs 2004’e kadar olan sürede AB’nin girişimleri KKTC üzerinde giderek artan bir şekilde yoğunlaşacak. Bu çerçevede öncelikle KKTC yetkilileri baskı altında tutularak, "Çözüme katkınız her zamankinden daha fazla gerekli" mesajı sürekli bir biçimde verilecek.

3- AB yandaşlarına para desteği
KKTC vatandaşları da Birliğin hedefleri arasında. Birliğin, "kuzeydekilerin güneydekilerle birlikte AB’ye girmelerinin sağlanması" olarak özetlediği yaklaşım çerçevesinde KKTC vatandaşlarının güneye geçmeleri teşvik edilecek, "KKTC yönetimi açısından baskı unsuru olmak" gibi yöntemler kullanılacak. Bu politika bağlamında KKTC’deki "AB yanlısı" ve "Denktaş karşıtı" kesimler gerek mali gerekse siyasi açıdan desteklenecek. Bu "tam destek" seçimler için de geçerli olacak.

4- Türkiye’ye ağır baskı
AB, Türkiye’yi de sürekli baskı altında tutmaya devam ederken, bir yandan Katılım Antlaşması çerçevesinde "aşırı bir tepki" vermesini engellemek için baskı dozunu artırma yoluna gidecek. Uluslararası platformlarda konu gündemde tutulacak ve Türkiye’ye baskı çeşitlenecek.
MILLIYET 13/03/2003

 

Verheugen’i topa tutu

TAHSİN AKSU İstanbul

     KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’e sert tepki göstererek, "Kendisi yıllardır bize ve Türkiye’ye korku vermek için her şeyi yapmıştır" dedi.
     İstanbul Valisi Muammer Güler’i makamında ziyaret eden Denktaş, Kıbrıs sorununun çözülmesinde yeni bir fırsat doğduğunu belirtti. Böyle olması için çalışacaklarını belirten Denktaş, şunları kaydetti:
     "Yoksa yıllardır AB, Rum tarafının yapmış oldukları müracatı benimseyerek ‘siz en iyi adayımızsınız’ mesajını vermiştir. ‘Anlaşsanız da anlaşmasanız da üyesiniz’ mesajını vermiştir. Anlaşma yollarını tıkamışlardır. Kıbrıs Rumlarının geçmişine bakmamışlardır. Bebekleri dahi annesinin kucağında kurşuna dizen, köy halkını kurban edenleri desteklemektedir." Rauf Denktaş, Verheugen’in Türkiye’nin AB’ye alınıp alınmamasına karar veremeyeceğini belirterek, "Verheugen yıllardır bize ve Türkiye’ye korku vermek için her şeyi yapmıştır. Kendisi bir bürokrattır. Söylediği sözler kendisini ilgilendirir" diye konuştu

MILLIYET 13/03/2003

 

Kıbrıs'ı Rumlara hediye ediyoruz...


Okurlarımın bir bölümünden rica ediyorum. " Birbirimizi vatan hainliği ile suçlamayalım. Artık bir karar verildi ve hep birlikte bunun sonuçlarına katlanalım... Hele, Kıbrıs'ı kurtardığımızı hiç ilan etmeyelim.
Ancak, bazı gerçekleri de görelim.
Bu gerçeklerden biri, Kıbrıs'ın tamamını bedavadan Rumlara hediye ettiğimizdir. Karşılığında hçbir ödün alamadık, hiçbir avantaj sağlayamadık. Tam aksine, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği müzakerelerinin 2004 Aralığında başlamasını tehlikeye attığımız gibi, AB tarafından "işgalci" olarak suçlanacağımızın ilk işaretleri alındı.
Kıbrıs'ta çözüm bulunamadığı ve 16 Nisan'a kadar da bulunamayacağından dolayı, 17 Nisan günü Kıbrıs, Avrupa Birliğine tam üye olacak. İşin en kötü yanı Kıbrıs'ın tümünü Rum lider Papadopulos temsil edecek. Hem Güney, hem de Kuzey Kıbrıs'ın hukuki sahibi sayılacak. Bizler, Kuzey'i fiilen kontrolümüzün altında tutacağız, ancak bu durumda da işgalci olmakla suçlanacağız. Zaten şimdiden açıkça söylemeye dahi başladılar.
"Ne olacak yani, AB'nin Ordusu mu var? Gelip bizi Ada'nın kuzeyinden mi atacaklar?" diye sorabilirsiniz.
Hayır, AB Türk ordusunu Ada'dan atmaya kalkmaz. Sadece " eğer katılma müzakerelerine başlamak istiyorsanız, Kıbrıs'tan çıkın" der.
İşin daha da kötü yanı, Türkiye'nin karşısındaki AB masasında artık Kıbrıs'lı Rumlar da oturacaklar. Yanıt bekleyen ve bizi çok güç duruma sokacak soru: Resmen tanımadığımız Rumlarla nasıl müzakere edeceğiz?
Özetlemek gerekirse, bugün karar alamadığımız için, erteleme yoluna gittik. Kendimizi kıskaca soktuk. 2004 yılı içinde, "ya Kıbrıs, ya Avrupa Birliği" ikilemi ile karşı karşıya kalacağız.
Yunanistan ve Kıbrıs'lı Rumlar, istediklerini elde edene kadar direnecekler. Türkiye ile müzakerelerin açılmasını engelleyecekler. Üstelik, tam üye oldukları için istedikleri çözüm formülünü kabul ettirmeye çalışacaklar.
O zaman ne yapacağız?
Kıbrıs uğruna, AB'yi mi feda edeceğiz, yoksa AB uğruna Kıbrıs'ta, bugünkü Annan planının çok daha gerisinde bir çözümü mü kabul edeceğiz?
Türkiye vizyonsuz liderler sayesinde elindeki kartları birer birer kaybetti. Önce 12 Aralık Kopenhag doruğunda, ardından şimdi... Kartların tümü gitmedi, ancak önemli bölümü kaybedildi.
Bakalım kim haklı çıkacak?
Hepimiz buradayız ve göreceğiz.
Haklı çıkmamayı çok tercih ederim.

* * *

TAYYİP'Lİ AKP FARKLI MI OLACAK?

Tayyip Erdoğan dağları taşları, tüm suni engelleri aştı ve sandıktan çıkan oylarla ülkenin kaderine hükmedecek bir noktaya geldi.
Doğrudur, sandık bir yanlışı düzeltti.
Zorlamalarla bir yere varılamayacağını artık anlamamız gerekiyor. Eğer resim tehlikeye girer, lider veya parti laik sisteme ters tutuma girerse, bunun cezalanması ve engellenmesi suni davalar veya MGK vasıtasıyla olmamalı. Bizler, Sivil Toplum Örgütleri hep birlikte ayaklanmalı ve gereken dersi vermeliyiz.
Tayyip Erdoğan, işte bu yanlışı düzeltti.
O, artık başbakan.
Hem partisini, hem ülkenin direksiyonunu eline alacak.
Şimdi çok kimsenin sorduğu bir soru var: AKP hükümet edebilecek mi?
Bu soru son derece yerinde. Zira AKP, dört aylık performansı ile kartondan kaplan görüntüsü verdi. Hükümet olamadı. Karar veremedi.
Tezkere konusunda öylesine tutarsız davrandılar ki, sonunda ne yaptıklarını kendileri dahi anlayamadılar.
Kıbrıs konusunda da, yine kararsızlıkları sonucu Türkiye elindeki fırsatları değerlendiremedi.
Genel izlenim, Asker'in, "tezkere geçmeli" demesi üzerine, AKP'nin 2 inci tezkerenin hazırlıklarına başladığı, Asker'in "Kıbrıs'ta Annan planı kabul edilmemeli" demesiyle, AKP'nin tutum değiştirdiği ve çözümü engellediği şeklinde...
IMF'e karşı olduklarını söylediler, sonunda IMF ne dediyse kabul ettiler.
İşte bütün bu nedenlerle insanlar soruyor:
Tayyip Erdoğan'lı AKP farklı mı olacak? Söylediklerini yapacak mı? Yapamayacaklarını söylemekten vaz geçecek mi?
MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 13/03/2003

 

Rumlar diplomatik atağa kalkıyor

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının başarısızlığa uğramasının hemen ardından, sorumluluğun Türk tarafına yüklenmesi amacıyla diplomatik atak başlatıyor.

 

Lefkoşa
AA

 

 

13 Mart— Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un direktifiyle harekete geçirilen Rum diplomatik misyonları, Avrupa Parlamentosu’nda ve uluslararası medya düzeyinde büyük bir seferberliğe girişiyor. Bu çerçevede, daha önce gündeme gelen Kıbrıslı Türklere yönelik ‘ekonomik açılımlar’ da yeniden gündeme getiriliyor.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rumlar, Lahey görüşmelerinin hemen ardından, başarısızlığın Rum tarafına yüklenmemesi için öncelikle BM Güvenlik Konseyi nezdinde harekete geçiyor. Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC’nin İslam ülkeleri tarafından tanınmasını önlemek amacıyla, İslam ülkeleri nezdinde girişimlerini yoğunlaştıracak. Rumlar ayrıca, Kıbrıs konusundaki olası gelişmeler nedeniyle Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliği’ne katılım sözleşmesinin dondurulmaması için de AB yönünde faaliyetlerde bulunacak.

RUM ULUSAL KONSEYİ KIBRISLI TÜRKLERİ GÖRÜŞECEK
       Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis de, yaptığı açıklamada, “Rum Ulusal Konseyi ve Bakanlar Kurulu’nun gelecek hafta Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren konular hakkında bir toplantı yapacağını” bildirdi. Rum Sözcü Hrisostomidis, açıklamasında, “Biz Kıbrıslı Türklerin ülkelerinde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ vatandaşı olarak kalmalarını ve daha iyi bir gelecek kurmalarını istiyoruz, Kıbrıslı Türklerin güvenliği ve de geleceği için en iyisini yapmaya çalışacağız” dedi.
       
TÜRKLERE ‘EKONOMİK AÇILIM PAKETİ’
       Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Kıbrıslı Türklere yönelik ‘açılımları’, eski lider Glafkos Klerides döneminde hazırlanarak, geçen Aralık ayında basın aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Rum Yönetimi, Avrupa Birliği Komisyonu’nun uyarısı üzerine, önlemleri resmen açıklamaktan vazgeçmişti. Rum basınında yer alan önlemler şunlardı:
*Kıbrıslı Türklere pasaport verilmesi
*KKTC’den, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ mühürüyle ve Güney Kıbrıs üzerinden ürün ihracatı imkanı ve iç ticaret olanağı sağlanması, ayrıca Avrupa Birliği’nin bu amaçla denetleme mekanizması kurması.
*Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’ta çalışması için, sınırlamanın azaltılması.
*KKTC kurumları tanınmadan KKTC’deki eğitim kurumlarından diploma alan gençlere yönelik kararlar alınması.
*Türklerin, 2004 yılı Temmuz ayında yapılacak AB Parlamentosu seçimlerine katılması.
*1963-1974 dönemindeki Kıbrıslı Türk kayıpların yakınlarına Kıbrıslı Rumlarla aynı muamelenin yapılması.
*Turizm alanında kararlar.
*Pasaport ve diğer resmi evrakların verilmesinde kolaylıklar.

 

Papadopulos: BM olmadan Denktaş’la görüşmem

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, ‘isterse görüşebiliriz’ açıklamasına yanıt vererek, Rum tarafının yalnızca BM himayesinde görüşmeler yapacağını söyledi.

 

Lefkoşa
AA

 

 

 

 

 

13 Mart—  Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, “isterse kendisiyle görüşebileceği” yönündeki açıklamasını yorumlarken, “Rum tarafı yalnızca BM himayesinde olursa Kıbrıs görüşmelerine oturur. Biz yalnızca BM himayesinde görüşme yaparız” dedi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Lahey’den ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulos’a yazılı olarak göndereceğini bildirmiş, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere başlayabileceklerini vurgulamıştı.


       Denktaş, Pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu hazırlayarak Papadopulos’a göndereceğini, eğer o isterse gelecek hafta içinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini kaydetmişti.

 

Bugün saat 15.00’te Kuğulu Park’ta B.M.'ye, A.B.'ye ve garantör ülkelere barış kararlılığı duyurulacak

‘Halka bedel ödeyecekler’

Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Ortak Vizyon Komitesi ve Bu Memleket Bizim Platformu, bugün saat 15.00’te Kuğulu Park’ta sunacakları bir bildiri ile Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve garantör devletlere Kıbrıs Türk halkının barış ve Avrupa Birliği kararlılığını duyuracak.
Kıbrıs Türk halkının barış kararlılığının sürdüğünü bildiren örgütler, “Kıbrıs Türk Halkı’nın ezici bir çoğunluğunun istencine rağmen halk iradesine direnen güçlere karşı ulusal ve uluslararası hukuksal yollar dahil her türlü demokratik mücadele metodlarına başvurmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurgularız” dedi.
Dün yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Kıbrıs Türk Halkı’nın çözüm, barış, ve A.B. istenci her zamankinden daha fazla olarak sürmektedir. Statükoyu ayakta tutma gayreti içinde olan Sn. Denktaş ve arkasındaki güçler halkımızın istencine Lahey’de de sırt çevirmişlerdir. Sn. Denktaş ve arkasındaki güçler, köhnemiş ve çağdışı saltanatlarını koruma pahasına halkın barış istencine kulaklarını tıkamışlardır.
Lahey’de tarihi bir fırsatın kaçırılmasına sebep olan Sn. Denktaş, kendi halkına ve Türkiye halkına barışı ve demokrasiyi çok görmüştür. Halkımız Sn. Denktaş’ın ve piyonlarının bu ayak oyunlarına rağmen dimdik ayaktadır. Çözüm, barış, ve AB üyeliği isteyen bu halk teslim alınamayacaktır. Mücadelemiz her koşulda kararlılıkla sürecektir. Halkımıza ve dünya kamuoyuna deklare ettiğimiz “halkımızın iradesini ortaya çıkaracak” kararlı çalışmayı muhakkak gerçekleştireceğiz. Yasaklamalarla, ayak patırdılarıyla bu çabamızı engelleyeceklerini sananlar bir defa daha yanıldıklarını anlayacaktır.
Kıbrıs Türk Halkı’nın ezici bir çoğunluğunun istencine rağmen halk iradesine direnen güçlere karşı ulusal ve uluslararası hukuksal yollar dahil her türlü demokratik mücadele metodlarına başvurmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurgularız.

Yasaları hiçe sayarak, halkımızın özgür iradesine müdahale etmek amacıyla vatandaşlıklar vererek bu mücadeleyi engellemek mümkün değildir. Halkımız, iradesini ayaklar altına alan bu sahtekarlığı asla kabul etmeyecektir. Halkımızla ters düşen Sn. Denktaş ve halktan kopan iktidar partileri bunun siyasi bedelini halka ödeyeceklerdir. Mücadelemiz hiç bir tereddüde yer bırakmadan sürecek ve bu “hak yiyici” statükodan beslenenler ve onların temsilcisi Sn. Denktaş ve hükümet edenler kısa süre içinde kaybedenlerin kendileri olduğunu göreceklerdir.
Halkımız çözüm, barış ve A.B. yolundaki iradesine sımsıkı sarılmaya ve bütünleşmeye devam etmektedir.
14 Mart 2003 CUMA günü saat 15:00’de Kuğulu Park’ta toplanarak örgütlerimiz B.M.’ye, A.B.’ye ve garantör ülkelere barış kararlılığını vurgulayan bildirge sunacaklardır. Halkımız bu etkinliğe davetlidir.

YENIDUZEN 14.03.2003

 

CTP’nin “sahte vatandaşlık” davası

Ara emri haftaya görüşülecek

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP), 30 Haziran 2002 tarihinde KKTC’de gerçekleştirilen yerel seçimlerin ardından yasalara aykırı olarak “vatandaş” yapıldığı ve bunların seçmen kütüklerine kaydedildikleri gerekçesiyle Bakanlar Kurulu, İçişleri Köy İşleri ve İskan Bakanlığı ile Yüksek Seçim Kurulu aleyhinde açtığı davayla ilgili ara emri başvurusunun görüşülmesi haftaya kaldı.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve avukatlarından Süleyman Dolmacı dün mahkeme çıkışında konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Dolmacı, tedbir için istidaları bulunduğunu ve bunun ara emri olduğunu ifade ederek, mahkemenin gerekli incelemeyi yaptığını, bu incelemenin ışığında, bu dava ve istidanın savcılığa ve ilgili davalılara tebliğ edilmesi kararının alındığını kaydederek, bu maksatla konunun mahkeme tarafından 21 Mart Cuma günü ele alınacağını söyledi.
Dolmacı, davalıları veya onları temsil edecek savcılığın ne diyeceğini mahkemenin dinlemek istediğini, bu nedenle 21 Mart’ta tekrar geleceklerini söyledi.
Dolmacı, mahkemenin tek taraflı müracaatlarını incelediğini ve bunun çift taraflı ele alınmasının daha uygun olacağı görüşünü belirttiğini kaydetti.
Talat ise, 21 Mart’a kadar gerekli hukuki hazırlıkların yapılacağını anlattı ve bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.

 

Talat, İtalyan Büyükelçiyi kabul etti

“Annan Belgesi, 16 Nisan’da Rumlarla imzalanacak anlaşmaya eklensin”

Rumlara, AB’ye girdikten sonra, Kıbrıslı Türklerin tüm haklarını inkar etme fırsatını vermemek için de çalışacaklarını anlatan Talat, Annan Planı’nın, AB ve Güvenlik Konseyi tarafından resmen onaylanması ve resmi bir BM belgesi haline getirilmesinin, gelecekte yeniden ele almak için “uyur” bir pozisyonda bekletilmesinin öneminin önemli olduğunu belirtti.

Talat, bir imkan yaratılarak, 16 Nisan’da Rumlar tarafından imzalanacak anlaşmaya, Annan Planı’nın da ilave olarak eklenebileceğini ifade etti.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan belgesinin Güvenlik Konseyi ve AB tarafından onaylanarak resmi BM belgesi haline getirilerek “uyur pozisyonda” bekletilmesini, ayrıca AB’nin 16 Nisan’da Rumlar’la imzlayacağı anlaşmaya eklenmesi (attache) önerisinde bulundu.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dün öğleden sonra İtalya’nın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Gerardo La Francesca’yla görüştü.
Talat görüşmede yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda gelinen son noktaya işaret ederek, görüşme sürecinin çöktüğünü, konuyla ilgili bütün uyarılarının gerçekleştiğini, “Kıbrıs”ın AB üyeliğine davet edildiğini ve Rum tarafının Türkler olmadan AB’ye üye olacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Dektaş’ı “Rumlara bu yolu açmakla” suçlayan Talat, Denktaş’ın en sonunda Rumların AB’ye bugünkü statüyle üye olmasını sağladığını savunarak, Kıbrıslı Türklerin bu zararlı gelişmelerin bedelini ödemek durumunda kalacağını vurguladı.
Bu gelişmelerden dolayı üzüntü duyduklarını ifade eden Talat, umutları canlı tutmak ve sürecin tamamen ölmemesini sağlamak için çalıştıklarını belirtti.
Rumlara, AB’ye girdikten sonra, Kıbrıslı Türklerin tüm haklarını inkar etme fırsatını vermemek için de çalışacaklarını anlatan Talat, Annan Planı’nın, AB ve Güvenlik Konseyi tarafından resmen onaylanması ve resmi bir BM belgesi haline getirilmesinin, gelecekte yeniden ele almak için “uyur” bir pozisyonda bekletilmesinin öneminin önemli olduğunu belirtti. Talat, bir imkan yaratılarak, 16 Nisan’da Rumlar tarafından imzalanacak anlaşmaya, Annan Planı’nın da ilave olarak eklenebileceğini ifade etti.
Talat bölünmüşlüğün devamının hem Rumlara, hem Türklere, hem de bölgeye zarar vereceğini belirtti. Topun şimdi taraflarda olduğunu kaydeden Talat, böylece gelecekte soruna bir çözüm bulmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmak zorunda olduklarını söyledi.
İtalyan Büyükelçi Francesca ise, Kıbrıs konusundaki sürecin daha ileri götürülebilmesini ve durmamasını arzu ettiğini kaydederek, Kıbrıs sorununun bir gün çözümlenmesini, adanın birleşmesini, böylece hem Kıbrıslı Türk, hem de Kıbrıslı Rum dostlarının AB’ye birlikte üye olmalarını diledi.

ABD büyükelçisi ile de görüşme
Talat, dün öğleden sonra, ABD Büyükelçisi Michael Klosson’la da görüşerek Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele aldıklarını kaydetti.
Talat, Annan Planı’nın yeniden ele alınması imkanını canlı tutmak için ABD’den de destek istediklerini kaydetti.

YENIDUZEN 14.02.2003

 

Papadopulos:

BM himayesinde görüşürüm

Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos, Rauf Denktaş’ın, 'isterse görüşebiliriz' önerisine, “BM himayesinde görüşmeye hazır olduğu” yanıtını verdi.
Papadopulos, Kıbrıslı Türk görüşmeci Rauf Denktaş’ın, 'isterse kendisiyle görüşebileceği' yönündeki açıklamasını yorumlarken, 'Rum tarafı yalnızca BM himayesinde olursa Kıbrıs görüşmelerine oturur. Biz yalnızca BM himayesinde görüşme yaparız' dedi.
Denktaş, Lahey’den ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulos’a yazılı olarak göndereceğini bildirmiş, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere başlayabileceklerini vurgulamıştı.
Denktaş, pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu hazırlayarak Papadopulos’a göndereceğini, eğer o isterse gelecek hafta içinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini kaydetmişti. Denktaş ayrıca Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’taki ofisini kapatacak olmasından dolayı memnuniyetini de dile getirmişti.

YENIDUZEN 14.02.2003

 

'Denktaş takvimi reddetmedi'

14/03/2003 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın davetiyle, Lahey'de yapılan ve başarısızlıkla biten Kıbrıs görüşmelerinde Türk tarafının müzakerelere devam için ısrar ettiği, ancak metin üzerinde anlaşılırsa, takvime itirazının olmadığını ilettiği öne sürüldü. Rum tarafının ise referandum için 6 Nisan tarihini kabul etmediği kaydedildi.
Diplomatik kaynaklara göre, Annan, KKTC ve Rum Yönetimi liderleri Rauf Denktaş ve Rum lideri Tasos Papadopulos'tan 28 Mart'a dek müzakerelere devam edip mutabık kalmaları ve referandumun 6 Nisan'da yapılmasını öngören 9 maddelik belge sundu. 4 maddeye indirilen belgede, garantör ülkelerin referandum sürecine dair taahhütte bulunması da yer aldı. Türk tarafının takvimi benimsediği, Türkiye'nin de referandum sonucuna saygı duyacağı, ancak onayın TBMM iradesine bağlı olacağını hatırlatıp sürecin hızlı işleyeceğini ilettiği kaydedildi. Rum tarafının ise Rum halkının metni iyi anlaması gerektiği düşüncesiyle, referandum için iki aylık süre istediği ve 6 Nisan'a onay vermediği savunuldu. Rumlar planın referanduma götürülmeden önce, garantörlerin, 'geri dönülmez, bağlayıcı ve hukuki' tahahhütlerde bulunmalarını da istedi. Annan, zirve sonunda yaptığı açıklamada, "Denktaş, çözüm planını referanduma götürmeye hazır olmadığını söyledi. Temel noktalarda ciddi itirazları olduğunu, yeni bir başlangıç noktası gerektiğine inandığını kaydetti" demişti. Annan, Rum liderinin referandum için ek zaman istediğini de belirtmişti.

Rum müzakereci Vasiliu istifa etti

 

 

Kıbrıs Rum yönetiminin Avrupa Birliği ile müzakere heyeti başkanı Yorgo Vasiliyu'un, AB müzakere heyeti başkanlığından istifası, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos tarafından kabul edildi.

Papadopolus, Vasiliyu'ya bir mektup göndererek, istifasını kabul ettiğini bildirdi. 
Vasiliyu, Kıbrıs Rum kesiminde 16 Şubat'ta yapılan ''başkanlık'' seçimlerini, Papadopulos'un kazanmasının ardından, bu görevinden istifa ettiğini açıklamıştı. Vasiliyu, seçimlerde Glafkos Klerides'i desteklemişti. 
      HURRIYET 14.03.2003

 

Papadopulos kiliseye bilgi verdi

 

Kıbrıs Rum yönetimilideri Tasos Papadopulos, Lahey'deki Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından dün gece geç saatlerde Rum kilisesinin en yüksek organı Sen Sinod Meclisi üyelerine Kıbrıs konusunda bilgi verdi.

Papadopulos, bir saat süren bilgilendirmenin ardından, Rum kilisesinin Kıbrıs konusundaki rolüyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, ''Her iki taraf da ayrı rolünü anlıyor, hükümet başka kilise başkadır'' dedi. Papadopulos, ''İzlenen çizginin çeliştiği izlenimi vermeden, herkesin kendi rolünü oynamasının zor olmadığı gibi çelişkili de olmadığını'' ifade etti. 

Papadopulos, ''çizginin çeliştiğinin görülmesinin dışta olumsuz intibalar yarattığını'' kaydetti. 

Başpiskopos Hrisostomos'un hastalığı nedeniyle en kıdemli dini lider konumundaki Baf Metropoliti Hrisostomos ise ''Ulusal davamıza zarar vermemek için demeçlerimizde dikkatli olmalıyız'' dedi. 

Baf Metropoliti, Tasos Papadopulos'tan bilgi aldıktan sonra, ''dini liderlerin Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün adil olmayacağınınartık farkında olduklarını'' belirtti. Baf Metropoliti Hrisostomos, çözümün çalışabilir olması gerektiğini dile getirerek, ''Çünkü çalışmazsa beraberinde birçok sorun getirecek'' diye konuştu. 
    
PAPADOPULOS SAĞLIK KONTROLÜ İÇİN ABD'YE GİDİYOR
    
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, yıllık sağlık kontrolünden geçmek amacıyla hafta sonu ABD'ye gideceği bildirildi. 

Rum yönetimi liderliğinden yapılan açıklamada, muayenenin Kasım 2002'de planlandığı, ancak seçim kampanyası ve Kıbrıs konusundaki gelişmeler nedeniyle bunun gerçekleştirilemediği belirtildi. 

Papadopulos'un Londra üzerinden ABD'ye gideceği ve Kıbrıs Rum kesimine gelecek haftanın sonunda döneceğini kaydedildi. 

 HURRIYET 14.03.2003

 

 

 

en de sonuç çıkmayınca Annan havlu attı. 'Annan Planı' hâlâ masada, ama a

k. Bunca çabaya direnen tarafların BM olmadan kendi başlarına anlaşmaya varabilmesi için herhalde mucize lazım.
Annan, Aralık 1999'da el attığı Kıbrıs sorununda çözüm için üç yıl uğraştıktan ve tarafların bir anlaşmaya varamadıklarını gördükten sonra kendi planını ortaya koymuş, liderler bu plana da karşı çıkınca o zaman planı referanduma götürmelerini istemişti. Aslında önceki gün iki lideri referandum konusundaki kararlarını öğrenmek için çağırmıştı Lahey'e