|
İş
dünyasından ABye tepki |
|
|
|
İş
dünyası, Avrupa Birliğinin Kıbrısla ilgili
politikalarına sert tepki gösterdi. |
|
|
|
İstanbul |
|
|
|
12 Mart Avrupa Birliğinin Yunan Megalo
İdeasının oyununa geldiğini savunan TOBB
Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Kıbrıs Rum
halkı EOKA teröristini cumhurbaşkanı seçerek zaten Türklerle
birarada yaşamak istemediğini ortaya koymuştur dedi. |
Türkiye Odalar Birliği
Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Birliğinin
Kıbrısla ilgili açıklamalarını eleştirdi.
Hisarcıklıoğlu, AB, Yunan Megalo İdeasının
gerçeklemesinde Atina tarafından çok kötü bir şekilde
kullanılmaktadır dedi. TOBB Başkanı
Hisarcıklıoğlu, Türkiyeye şantaj ve dayatma
yapıldığını belirterek, Rum halkı seçimlerde
büyük çoğunlukla EOKAcı teröristi devlet başkanı seçerek
Türklerle birlikte yaşamak istemediğini ortaya koymuştur diye
konuştu.
ÇAĞLAYANDAN DESTEK
Hisarcıklıoğlunun görüşlerine
Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan da destek verdi.
Çağlayan, Kıbrıs başka, Türkiyenin AB üyeleiği başka.
Bunu böyle yapmak dayatmacı ve gayri samimi olmak anlamına gelir
dedi.
Kıbrıs meselesinin Türk tezine göre çözümü
için ekonominin güçlü olmasını gerektiğini belirten İTO
Başkanı Mehmet Yıldırım ise, Bu kafayla
Kıbrısı halledemeyiz. Bu kafayla zayıf atın
kıblesi olmaz dedi.
|
ABnin
Kıbrıs açıklaması kabul edilemez |
||
|
|
||
|
Meclis
Başkanı Bülent Arınç, AB Komisyonunun Kıbrısla
ilgili açıklamasına tepki gösterdi. |
||
|
12 Mart Açıklamayı
yanlış olarak değerlendiren Arınç, Bu şantaj
olabilir. Kesinlikle kabul etmiyoruz dedi. |
|
AB Komisyonundan gelen Türkiye
Kıbrıs konusunu çözemezse adada işgalci konumuna düşer
şeklindeki açıklamaya tepkiler sürüyor. Meclis Başkanı
Bülent Arınç AB Komisyonunun açıklamasını şantaj
olarak nitelendirdi. Arınç, Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz dedi.
Meclis Başkanına AİHMnin Öcalan ile
ilgili kararı da soruldu. Arınç, Mecliste Mehmet Akif Ersoy konulu
panele katıldığı için konu hakkında detaylı
bilgiye sahip olmadığını söyledi.
|
Denktaş: Görüşmeler başlayabilir |
HALKIN SESI 12/03/2003
Annan: Yolun sonuna geldik
"Kıbrıs'ın
AB'a girişinden önce kapsamlı çözüme ulaşmak mümkün
değil
yolun sonuna geldik"
De Soto'nun Kıbrıs'taki ofisi önümüzdeki haftalarda kapanacak
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği öncesinde
adada kapsamlı bir çözüme ulaşmanın mümkün
olmadığını söyledi.
Annan, "Yolun sonuna geldik. Liderler görüşmelere devam yönünde
isteklilik gösterdi; ancak sonuca götürücü katı ve enerjk bir
çalışma programı yürütülerek eş zamanlı ve ayrı
ayrı referanduma gidilmesi konusunda sağlam bir taahüt olmadan
Kıbrıs'ın AB'a gireceği 16 Nisan'dan önce kapsamlı bir
çözüme ulaşması mümkün olmayacak" dedi.
Planın masada bulunduğuna ve tarafların istemesi halinde bu
planı alarak sonuca götürebileceğine işaret eden Annan,
anavatanların tam desteğiyle başlatılacak müzakerelerin
sonuçlandırılacağı yönünde net ve gerçekçi
olasılık görmesi halinde yardımcı olmaya hazır
olduğunu belirtti.
Annan açıklamasında, "Süreci kurtarıp, AB'a birleşik
Kıbrıs'ın katılımı olasılığını
yaşatma çabası dün ve gece boyunca devam etti. Hatta müzakerelere 28
Mart'a kadar devam edip, 6 Nisan'da referanduma gidilmesi önerisinde bulunduk.
Ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı" dedi.
Alvaro De Soto'nun Güvenlik Konseyi'ne rapor sunmak üzere New York'a
gideceği belirtilen açıklamada, De Soto'nun Kıbrıs'taki
ofisinin de önümüzdeki haftalarda kapanacağı vurgulandı.
LİDERLERİN TAVRI
Annan'ın açıklamasına göre "Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, planı referanduma götürmeyi kabul etmeye hazır
olmadığını söyledi. Plana esas konularda temel
itirazları bulunduğunu kaydeden Denktaş, olası
müzakerlerin, tarafların temel konularda anlaşmaları ve yeni bir
noktadan başlanması halinde başarıyla sonuçlanabileceğini"
belirtti. Denktaş ayrıca, "Türkiye'nin garantörlerden istenen
açıklamayı imzalayacak pozisyonda olmadığına ve bunun
için parlamentodan yetki alınması gereğine" işaret
etti.
Papadopulos ise, "halkın ne için oy vermesi istendiğini bilmesi
halinde referanduma gitmeye hazır olduğunu söyledi. Federal yasalar,
oluşturucu devletin anayasaları gibi konulardaki
boşlukların doldurulması gerektiğini ifade eden
Papadopulos, ayrıca Türkiye ile Yunanistan'ın plandaki güvenlik
düzenlemesinde görüş birliğinde bulunmasının önemine dikkat
çekti.
"UMUDUMU KESMEDİM"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın açıklamasının son
bölümünde "Tüm barışsever Türk, Yunan, Kıbrıslı
Türk ve Rumların derin üzüntüsünü paylaşıyoruz" denildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
"Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda
karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak
Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu
kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm.
Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine
üzüldüm" .
HALKIN SESI 12/03/2003
Denktaş toptan reddetti!
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın
Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin kopmasındaki en önemli
sebebin, Kıbrıslı Türk görüşmeci Rauf Denktaşın
niyetsizliği olduğunu söyledi.
Rum görüşmeci Papadopulos planda değişiklik istemedi.
Referanduma da şartı evet dedi. Bu şartlarda imkansızı
istemedi. Ama Denktaş planın felsefesini de, temelini de, referanduma
da reddetti dedi.
De Soto, CNN Türkte yayımlanan Mehmet Ali Birand yönetimindeki
Manşet programında çarpıcı açıklamalar yaptı.
Denktaşın, görüşmelerin ciddiyetine hiç
uymadığını, hazır olmadığını,
hiçbir zaman iş planı dahi bulunmadığını anlatan
De Soto, komitelerin kurulmasını geciktirdiğini de ifade etti
ve Genel Sekreter, Denktaşta niyet görmediği, müzakerelerin meyve
vermeyeceğini anladığı için noktayı koydu
şeklinde konuştu...
İşte De Sotonun sözleri
Kıbrıslı liderler çok belirgin bir soruyu
yanıtlamaları için Hollandanın Lahey kentine
çağrılmıştı. Planı referanduma götürüp
götürmeyeceklerini söyleyeceklerdi. Genel Sekreter, her iki liderden de kendi
insanlarına planı sunmasını istemişti. Çünkü Avrupa
Birliğinin genişleme süreci açısından önümüzde çok az bir
zaman vardı. Papadopulos, planı referanduma götürmeye hazır
olduğunu söyledi. İki şartı vardı... Ancak Rauf
Denktaş planı reddetti. Tüm felsefesinin karşısında
durdu. Referandumu da reddetti. Papadopulos kadar hazır değildi.
Papadopulos şartlı evet dedi, Denktaş şartsız
reddetti. Papadopulos planda değişiklik istemedi. Müzakere sürecinin
çerçeveye uygun olmasını istedi. Çünkü, görüşmeler
Denktaştan kaynaklanan gecikmeler nedeniyle sekteye uğradı.
Denktaş, teknik komitelerde görev yapacak kişileri üç ay gecikmeyle atadı.
Papadopulos imkansızı istemedi. Taslak metin teknik komitede
hazırlanabilirdi. Anayasal bir mesele de var burada, Türkiye
bağlayıcı bir anlaşmaya giremez, Meclisten karar
çıkmadığı taktirde. Papadopulos
hazırlıklıydı ve olabilirdi, eğer Denktaş hem
planı hem de referandumu reddetmesiydi.
Denktaşın iş planı dahi yoktu!
BM Genel Sekreteri Kofi Annan çok uzun süredir uyarıda bulunuyordu. Çok
disiplinli, çok sıkı bir program ortaya koymuştu, ciddi bir
fedakarlık gerekiyordu. Sayın Denktaş hedeflere gitmek
açısından istekli olmadı. Hiçbir zaman iş programı
olmadı. Genel sekreterin çerçevesine katılmadı, oturalım,
konuşalım, bakalım dedi. Dostça söylemek gerekirse müzakere
meyve verecek şekilde yürümedi. Genel Sekreter Annan, bir sonuç alınamayacağını
düşünüyor ve Denktaştan niyet görmüyordu.
Artık adaya dönmüyorum. Ancak bu Genel Sekreter Annanın
Kıbrıslı insanlara ve Kıbrıs sorununa
sırtını döndüğü anlamına gelmiyor. Ancak bizi de üzen
bir sonuca ulaştık. Son 40 ayda ortaya konan emek açısından
üzücü oldu.
Türkiye istekliydi ama...
Şimdi Avrupa Birliğine bölünmüş bir Kıbrıs girecek.
Bunun büyük etkileri olacak. Oysa
plandaki felsefe, herkese eşit söz hakkı vermekti. Planda hedefler
vardı, Avrupa Birliğinin Kıbrıslı Türklere
koruması vardı. Avrupa toplumu da bir anlaşma
sağlanması durumunda Kıbrıslı Türklere yardım
edecekti; artık bu da mümkün değil.
Recep Tayyip Erdoğan çok açık destek vermişti, Başbakan
olmadan önce. Türkiye liderlerinin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda
istekli oldukları görünüyordu. Ama Denktaş planıın temelini
de felsefesini de referandumu da reddetti. Oysa daha önce
yaptığı açıklamada, plan temelinde görüşeceğini
açıklamıştı.
YENIDUZEN 12/03/2003
Üyelik süreci
planlandığı gibi sürecek
Avrupa Birliği Komisyonu dün yaptığı açıklamada, BM
Genel Sekreteri Kofi Annanın Kıbrıs sorununa kapsamlı bir
çözüm bulma çabalarının başarısızlıkla
sonuçlanmasından üzüntü belirterek, Komisyonun bu sürece tam destek
vermiş olduğunu hatırlattı, ABnin kuruluş ilkelerine
uygun bir çözümü Avrupa Birliğinin desteklemekte istekliliğine
dikkat çekti.
ABnin böylesi bir çözümü tercih ettiğini anımsatan Komisyon, üyelik
sürecinin varolan takvim çerçevesinde devam edeceğini, buna izin verecek
tüm zorunlu yasal adımların atıldığını
belirtti.
Komisyon, Genel Sekreter Annanın planının halen masada
olduğu yönündeki açıklamasına da dikkat çekerek Komisyon bu
çerçevede gösterilecek başka herhangi bir çabaya yardımcı olmaya
hazırdır. Komisyon tüm ilgili tarafları, özellikle de Türkiyeyi
bir çözüm için çaba harcamaya teşvik eder dedi.
Komisyonun açıklamasında tüm Kıbrıslılara
dayanışma belirtilerek, Kıbrıslı Türklerin Avrupaya
olan inançlarını cesaretle ifade etmiş olmalarına da dikkat
çekiliyor. Açıklamanın sonunda Komisyon adadaki ekonomik
dengesizlikleri azaltacak, iki toplum arasında güvenin oluşmasına
yardımcı olacak Kıbrısta her iki toplumun yararına
projeleri desteklemeyi sürdürecektir denildi
YENIDUZEN 12/03/2003
Kıbrıs için çözüm imkânı
var
TC Başbakanı Abdullah Gül, AB Komisyonu Sözcüsünün Kıbrıs
için Rum kesimi üye olursa, Türkiye işgalci duruma düşer sözlerinin
çok aşırı bir ifade olduğunu belirterek, Hâlâ çözüm için
imkân var dedi.Başbakan Abdullah Gül, AB Komisyonu Sözcüsünün
Kıbrıs için Rum kesimi üye olursa, Türkiye işgalci duruma
düşer sözlerinin çok aşırı bir ifade olduğunu
belirterek, Kıbrıs konusunda ABnin yanlışları da
oldu. Tek taraflı da hareket ettiler. Sadece Rum kesimini
almalarının yanlış olduğunu söyledik. Hâlâ çözüm için
imkân var dedi.
YENIDUZEN 12/03/2003
Kaderimizi değiştiremeyenleri
değiştirme zamanı
Talat: Denktaş Bey Türkiyeyi de kandırdı. Türkiyedeki güçlü
çevrelerin de desteğiyle karar mekanizmalarını etkileyerek
dumura uğrattı. Kararsızlığı, ciddi karar
alınmamasını kullandı. Karar alamayan Türkiye, statükoyu
muhafaza kararı aldı. Bu harakiri demektir. Çünkü bu durumun
Türkiyenin AB üyeliğini etkilemesi kaçınılmazdır.
Talat, Uygun iklim Denktaşın olmaması ve Meclis
yapısının değişmesidir diyerek, demokratik yollarla
eylemlerini sürdüreceklerini ve buna erken seçim baskısının da
dahil olabileceğini belirtti
Angolemli, erken seçim ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
başvuru dahil bir dizi demokratik eylemin gündeme gelebileceğini
bildirdi. Angolemli, değişen süreçle birlikte referandum talebiyle
Meclisi boykot eylemlerini değerlendireceklerini belirtti
Aylardan beri Annan Planı zemininde bir çözüme ve 12 Aralık
zirvesinin ardından 30 Mart referandumuna endekslenen Kıbrıs
Türk siyasi parti ve örgütleri, Lahey zirvesinin de sonuçsuz kalmasıyla bundan
sonra ne olacağını tartışıyor.
Kıbrıslı Türk ve Rum görüşmeciler 30 Martta referandum
için ikna etmeye çalışan BM Genel Sekreteri Kofi Annanın, 18
saatlik Lahey maratonundan da sonuç alınamadığını
açıklaması ve 16 Nisana endekslenen sürecin bittiğini ilan
etmesiyle, KKTCde vatandaşlar yanında hükümet ortakları,
muhalefet ve aylardan beri sokaklardan eve girmeyen sivil toplum örgütleri
bundan sonra ne olacağı konusunda değerlendirme yapmaya
başladı.
Hükümet Denktaşı bekliyor, muhalefet halkla!
KKTCdeki siyasi partiler bugün kendi bünyelerinde yaptıkları
toplantılarla Lahey sonrası durumu değerlendirmeye
çalışırken, koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi ile
Demokrat Parti net tutum için Lahey heyetinin adaya dönüşünü bekliyor.
Annan planı zemininde çözüm için aylardan beri sivil toplum örgütleriyle
birlikte eylemler düzenleyen muhalefet partileri TKP ile CTP ise, sürecin ve
zeminin şekil değiştirmesiyle birlikte bundan sonra nasıl
bir mücadele biçimi izleyeceklerini belirlemeye çalışıyorlar.
Çözüm ve AB istemiyle düzenlenen miting ve diğer etkinlikleri organize
örgütler ise, çözüm ve AB üyeliği mücadelesinin artan bir tempoda devam
edeceğini açıkladı.
UBP ve DP toplandı
Koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti, dün ayrı
ayrı yaptıkları toplantılarda Lahey sonrası durumu
değerlendirdiler.
UBP Meclis Grubunun toplantısı sürerken konuşan Genel Sekreter
Süha Türköz, Lahey heyetinin Adaya dönüşünden ve süreçle ilgili kesin
bilgi aldıktan sonra sağlıklı değerlendirme yapabileceklerini
söyledi.
UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu ise Lahey
zirvesiyle ilgili değerlendirme yaparken, Türk tarafının Annan
planıyla ilgili temel değişiklik taleplerinin
reddedildiğini ve bu nedenle zirvenin başarıya
ulaşamadığını anlattı. Uzlaşmaz tarafın
Rumlar olduğunu da söyleyen Eroğlu, Bugün için müzakere zemini
ortadan kalktı ancak ilerleyen günlerde ne olacağı henüz belli
değil diye konuştu.
Talat: Ruma altın tepside AB
Aylardan beri çözüm ve AB istemini ön plana çıkaran eylemlere öncülük
eden Cumhuriyetçi Türk Partisi de dün Lahey sonrası durumu
değerlendirmek amacıyla önce Merkez Yönetim Kurulunu, ardından
da Parti Meclisini toplantıya çağırdı.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, 12 Aralık Kopenhag
zirvesinin ardından 16 Nisana kadar çözüm olanağının da
kaçırıldığını belirterek, Cumhurbaşkanı
Denktaşı suçladı.
Rumlara AB üyeliğini altın tepsi içinde sunuyoruz diyen Talat,
Türkiyeye yönelik eleştirilerde bulunurken de şu ifadeleri
kullandı:
Denktaş Bey Türkiyeyi de kandırdı. Türkiyedeki güçlü
çevrelerin de desteğiyle karar mekanizmalarını etkileyerek
dumura uğrattı. Kararsızlığı, ciddi karar
alınmamasını kullandı. Karar alamayan Türkiye, statükoyu
muhafaza kararı aldı. Bu harakiri demektir. Çünkü bu durumun
Türkiyenin AB üyeliğini etkilemesi kaçınılmazdır.
Lahey zirvesinin ardından moral bozukluğu
yaşadığını, ancak umudunu yitirmediğini de
söyleyen Talat, Herşey bitmiş değil, umutluyum. 16 Nisana
kadar olan süreç bitti ama Annan planı ortadan kalkmadı, rafa
kalktı. Uygun iklim oluşmasıyla bu plan raftan inecek. Bunun
için de KKTCdeki siyasi iklimin mutlaka değişmesi lazım dedi.
Dentaşsız... Ve Meclis yapısı
değişerek
Talat, bu sözlerine açıklık istenmesi üzerine de, Uygun iklim
Denktaşın olmaması ve Meclis yapısının değişmesidir
diyerek, demokratik yollarla eylemlerini sürdüreceklerini ve buna erken seçim
baskısının da dahil olabileceğini belirtti.
Parti içinde ve birlikte hareket ettikleri örgütlerle ortak
değerlendirmelerin ardından yeni eylem şekillerinin belirleneceğini
söyleyen Talat, bir soruya karşılık, Kişi olarak bu
durumda referandum talebinin çok fazla önemi kalmadığını
düşünüyorum. Başka yöntemler geliştirmemiz gerekecek ama
bunları değerlendireceğiz diye konuştu.
Kıbrıs konusundaki sürece baskı yapmak amacıyla TKP ile
birlikte 30 Marta kadar Meclis çalışmalarını boykot
eylemlerinin de yeniden değerlendirileceğini söyleyen Talat, Amaç
sorunun çözümüne yönelik baskıydı. Şimdi şartlar
değiştiğine göre yeniden değerlendireceğiz dedi.
CTP Genel Başkanı Talat, Rum Yönetiminin Kıbrıs adına
AB üyeliğinin Mayıs 2004te resmen uygulamaya gireceğini,
aynı yıl Türkiyenin de ABla müzakerelerin başlaması için
tarih almasının gündemde olduğunu anımsatarak, Türkiye AB
yolunda yürüyecekse 2004 sonuna kadar Kıbrıs sorununu çözmek zorunda.
Bunun için en elverişli zaman da Mayıs 2004 öncesi diye ekledi.
Angolemli: Ankara çözümsüzlüğe destek verdi
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de yaptığı
değerlendirmede, Cumhurbaşkanı Denktaşın tutumu ve
Ankara zirvesinden sonra Laheyden böyle bir sonuç çıkacağı
belliydi, beklediğimiz bir sonuçtu. Denktaş çözümsüzlüğü savundu
ve buna Ankara da destek verdi dedi.
Lahey zirvesinden de sonuç çıkmamasıyla zeminin
değiştiğini ve bundan sonra sürecin yeni şekil
alabileceğini belirten Angolemli, Zemin değiştiğine göre
mücadele şekli de değişecek dedi.
Yeni mücadele şeklinin aylardan beri çözüm için birlikte mücadele
verdikleri partiler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte
saptanacağını söyleyen Angolemli, erken seçim ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine başvuru dahil bir dizi demokratik eylemin
gündeme gelebileceğini bildirdi.
Angolemli, değişen süreçle birlikte referandum talebiyle Meclisi
boykot eylemlerini değerlendireceklerini de ekledi.
Örgütler: Mücadelemiz sürecek
Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Ortak Vizyon Eylem Komitesi ve Bu
Memleket Bizim Platformu, Laheyde Kıbrıs zirvesi ile ilgili
yapılan toplantıyı değerlendirirken, Kıbrıs Türk
halkının Çözüm ve AB yolundaki mücadelesini kararlılıkla
sürdüreceğini bir kez daha vurguladı. K.T.Sivil Toplum Örgütleri
Ortak Vizyon Eylem Komitesi adına Mustafa Damdelen ve Bu Memleket Bizim
Platformu adına Ahmet Barçının yayınladığı
basın açıklaması şöyle:
10 Mart 2003 tarihinde Kıbrıs Türk Halkının duygu,
düşünce, geleceğe yönelik vizyon ve iradesini temsil etmeyenler bir
kez daha Kıbrıs Türk Halkına kulaklarını
tıkayarak kendi bildikleri yolda çözümsüzlük ürettiler. Kıbrıs
Türk Halkının ve Türkiye Halkının bu hareketlerinin
neticesinde ödeyeceği bedel onların umurunda değildir. Onlar
kendi statükolarının devamından başka birşeyi
düşünmediler, düşünmeyecekler. Kıbrıs Türk Halkı ve
Kıbrıs Türk Halkının Sivil Toplum Örgütleri olarak bu
durumu ve varılan neticeyi kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Çözüm ve AB
yolunda mücadelemiz devam edecektir. Son geldiğimiz noktayı ve
bilgileri değerlendirmekte olan örgütlerimiz gerekli detaylı
açıklamayı en kısa sürede neticelendirip halkımıza
duyuracaklardır.
Çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği mücadelemiz
başarılıncaya kadar artan bir tempoda devam edecektir.
YENIDUZEN 12/03/2003
Kıbrıslıların
gözlerinde barışı gördüm
Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda
karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak
Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu
kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm.
Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine
üzüldüm
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrısın AB üyeliği
öncesinde adada kapsamlı bir çözüme ulaşmanın mümkün
olmadığını söyledi.
Annan, Yolun sonuna geldik. Liderler görüşmelere devam yönünde isteklilik
gösterdi; ancak sonuca götürücü katı ve enerjk bir çalışma
programı yürütülerek eş zamanlı ve ayrı ayrı
referanduma gidilmesi konusunda sağlam bir taahüt olmadan
Kıbrısın ABa gireceği 16 Nisandan önce kapsamlı bir
çözüme ulaşması mümkün olmayacak dedi.
Planın masada bulunduğuna ve tarafların istemesi halinde bu
planı alarak sonuca götürebileceğine işaret eden Annan,
anavatanların tam desteğiyle başlatılacak müzakerelerin
sonuçlandırılacağı yönünde net ve gerçekçi
olasılık görmesi halinde yardımcı olmaya hazır
olduğunu belirtti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Lahey zirvesi sonrasında Kıbrıs
Özel Danışmanı Alvaro De Soto tarafından okunan
açıklamasında toplantıyı değerlendirdi. BM
Barış Gücü Sözcüsü Brian Kellynin dağıtımını
yaptığı açıklamada, liderlerin Laheyde yürütülen
yoğun müzakerelerde dile getirdikleri görüşleri ve BMnin bundan
sonraki tutumu ifade edildi.
Annan açıklamasında, Süreci kurtarıp, ABa birleşik
Kıbrısın katılımı
olasılığını yaşatma çabası dün ve gece
boyunca devam etti. Hatta müzakerelere 28 Marta kadar devam edip, 6 Nisanda
referanduma gidilmesi önerisinde bulunduk. Ancak bu çabalar sonuçsuz
kaldı dedi.
Alvaro De Sotonun Güvenlik Konseyine rapor sunmak üzere New Yorka
gideceği belirtilen açıklamada, De Sotonun Kıbrıstaki
ofisinin de önümüzdeki haftalarda kapanacağı vurgulandı.
Görüşmecilerin tavrı
Annanın açıklamasına göre Kıbrıslı Türk
görüşmeci Rauf Denktaş, planı referanduma götürmeyi kabul etmeye
hazır olmadığını söyledi. Plana esas konularda temel
itirazları bulunduğunu kaydeden Denktaş, olası
müzakerelerin, tarafların temel konularda anlaşmaları ve yeni
bir noktadan başlanması halinde başarıyla
sonuçlanabileceğini belirtti. Denktaş ayrıca, Türkiyenin
garantörlerden istenen açıklamayı imzalayacak pozisyonda
olmadığına ve bunun için parlamentodan yetki alınması
gereğine işaret etti.
Kıbrıslırum görüşmeci Tasos Papadopulos ise, halkın ne
için oy vermesi istendiğini bilmesi halinde referanduma gitmeye hazır
olduğunu söyledi. Federal yasalar, oluşturucu devletin
anayasaları gibi konulardaki boşlukların doldurulması
gerektiğini ifade eden Papadopulos, ayrıca Türkiye ile
Yunanistanın plandaki güvenlik düzenlemesinde görüş birliğinde
bulunmasının önemine dikkat çekti.
Doğru dürüst bir referandum kampanyası için mevcut zamandan daha
fazlasına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Papadopulos, Bu
koşulların referanduma gidilmeden önce tamamlanması gerekir
dedi.
Umudumu kesmedim
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın açıklamasının son
bölümünde Tüm barışsever Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk
ve Rumların derin üzüntüsünü paylaşıyoruz denildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
Buna benzer bir başka fırsatın yakın zamanda
karşınıza çıkacağını sanmıyorum. Ancak
Kıbrıs insanının bilmesini isterim ki; onlardan umudumu
kesmedim. Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini gördüm.
Kendi geleceklerini belirleme şansının onlardan esirgenmesine
üzüldüm
YENIDUZEN 12/03/2003
Kıbrıs kâbusu başlıyor
Son takvimi de reddedilen Annan, 'Yolun sonuna geldik' dedi.
Denktaş sevinçli. AB'den mesaj: Kıbrıs (Rum Kesimi) AB'ye
girecek. AB toprağını işgal etmiş konumdaki
Türkiye'nin üyeliği zorda
12/03/2003 RADIKAL
AA - LAHEY - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 11 Aralık 2002'de
sunduğu ve iki kez değişiklik yaptığı
Kıbrıs çözüm planı için ümitler, Lahey'de 19 saatlik müzakere
maratonundan sonra dün sabah söndü. Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos'un
uzlaşmayacağını anlayınca, "Yolun sonuna
gelindi" diyerek aradan çekildi. BM, önümüzdeki haftalarda Alvaro De
Soto'nun adadaki bürosunu kapatacak. Annan, "Plan masada" dese de, planın
canlandırılması artık Denktaş ile Papadopulos'a
bağlı. Rum Kesimi'nin AB'ye üyelik anlaşmasını
imzalayacağı 16 Nisan'a kadar taraflar arasında bir uzlaşma
olabilceğine ihtimal verilmiyor.
Lahey'de karşılıklı restleşmelerin
yaşandığı görüşmelerde, Annan iki liderin de 30
Mart'ta referanduma niyetli olmadığını gördü. Bunun
üzerine, planının hayatta kalabilmesi için müzakerelerin 28 Mart'a
kadar sürmesi, garantör ülkeler Türkiye ile Yunanistan'ın 31 Mart'a dek
güvenlik anlaşması imzalaması ve 6 Nisan'da referandum önerdi.
Ancak takvimi esnetmesi kâr etmedi.
Müzakereler sürerken, Yunan Başbakanı Kostas Simitis, AKP lideri
Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradı. Erdoğan'ı
'milletvekili seçilmesinden dolayı tebrik eden' Simitis, Türkiye'nin çözüm
için katkıda bulunmasını istedi.
Annan, müzakerelerin sona erdiğini "Maalesef barış
çabalarımız başarılı olamadı. Yolun sonuna
geldik. Bu gece barışsever tüm Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türklerin Yunanlıların ve Türklerin derin
üzüntülerini paylaşıyorum. Böyle bir fırsat tekrar ortaya
çıkar mı, emin değilim" sözleriyle duyurdu. Annan,
çözümsüzlükten daha çok Denktaş'ı sorumlu tutarken, "Çözüm
planını referanduma götürmeye hazır
olmadığını söyledi. Temel noktalarda ciddi itirazları
olduğunu belirtti. Yeni bir başlangıç noktası
gerektiğine inandığını, TBMM'nin onayı olmadan
Türkiye'nin güvenlik anlaşmasını
imzalayamayacağını söyledi" dedi.
'Rum lideri niyetliydi'
Papadopulos'un görüşmeleri sürdürmeye niyetli olduğunu, ancak
Denktaş'ın karşı çıktığını
belirten Annan, Rum liderin tavrını şu sözlerle
açıkladı: "Halkın ne için oy kullanacağını
bilmesi halinde referandum yapabileceğini belirtti. Bunun için plandaki
federe devletin yasaları ile kurucu devletlerin anayasalarıyla ilgili
boşlukların doldurulmasını şart koştu. Türkiye
ile Yunanistan'ın güvenlik anlaşması imzalamalarına önem
verdiğini kaydetti. Referandum için ek zaman istedi."
Papadopolus da, Denktaş'ı çok radikal değişiklikler
isteyip, görüşmeleri tıkamakla suçladı.
KKTC
lideri ise çözümsüzlükten Rum liderini sorumlu tuttu. İstediği
değişiklikleri hem yazılı hem sözlü olarak Annan'a
ilettiğini kaydeden Denktaş, Papadopulos'un güvence alamayınca
referandumu reddettiğini savundu. Denktaş, süreci şöyle açıkladı:
"Genel Sekreter'in açıklamak istediği belgeyi birkaç
değişiklikle kabul eder hale geldim sonunda. Ama Papadopulos,
garantilerle ilgili üçüncü paragrafta ısrar etti. Henüz referanduma
hazır değil dediği bir planda, 'Türkiye TBMM' den karar alarak
geçireceğini, destekleyeceğini bildirsin' diye ısrar edince
mesele tıkandı."
'İkili görüşebiliriz'
"Annan Planı'yla Kıbrıs sorunu çözülemezdi. Burada
kesildiği iyi oldu" diyen KKTC lideri, BM Genel Sekreteri'nin
çekilmesinin iki liderin yapacağı görüşmelere olumlu
yansıyacağını iddia etti. Denktaş, yeni plan ortaya
çıkması ya da Annan Planı'nın gerçek bir plan
kılınması için değişmesi gerekenleri pazartesiye kadar
Papadopulos'a göndereceğini belirtti. KKTC lideri önerileri kabul görürse
kısa sürede ikili görüşmelerin başlayacağını
söyledi.
Denktaş hariç herkes kaybetti
12/03/2003
RADIKAL
Olmadı,
olmadı, olmadı. Kıbrıs sorunu bir çözüm planını
daha yuttu, bir BM genel sekreterini daha eskitti. 'Son son şans' olarak
nitelenen Lahey zirvesinden de sonuç çıkmayınca Annan havlu
attı. 'Annan Planı' hâlâ masada, ama artık sahibi yok. Bunca
çabaya direnen tarafların BM olmadan kendi başlarına
anlaşmaya varabilmesi için herhalde mucize lazım.
Annan,
Aralık 1999'da el attığı Kıbrıs sorununda çözüm
için üç yıl uğraştıktan ve tarafların bir
anlaşmaya varamadıklarını gördükten sonra kendi
planını ortaya koymuş, liderler bu plana da karşı
çıkınca o zaman planı referanduma götürmelerini istemişti.
Aslında önceki gün iki lideri referandum konusundaki kararlarını
öğrenmek için çağırmıştı Lahey'e
Annan. Ancak
Lefkoşa'daki hesap Lahey'e uymadı ve Barış Sarayı'nda
müzakere gereği doğdu. Normalde 16.30'da sona ermesi planlanan zirve,
gece 22.00'de adeta yeniden başladı. Ancak hiçbir ilerleme yoktu.
Tıkanıklığı
aşabilmek için Annan yeni bir takvim koydu ortaya: 28 Mart'a kadar
görüşmeleri sürdürün, 6 Nisan'da da referanduma gidin. Malum, normalde
görüşmeler 28 Şubat'ta bitmiş olmalı, 30 Mart'ta da
referandum yapılmalıydı. Bu formül de işe yaramadı.
Çünkü taraflar temel konularda anlaşamıyordu. Denktaş egemenlik
ve toprak-mülkiyet-yerleşim konularındaki itirazlarından
vazgeçmiyor, Papadopulos da Türklere siyasal alanda haddinden fazla hak
tanınmasını, Rumların kuzeye dönüşlerinin
sınırlandırılmasını, Türkiye'ye güvenlik
konusunda fazla söz verilmesini eleştiriyordu. Ancak arada bir fark
vardı: Rum tarafı itirazlarına karşın planı
istemeyerek de olsa referanduma götürmeye hazırdı. Oysa Türk
tarafı şiddetle karşı çıkıyordu planı bu
haliyle halkoyuna sunmaya.
Denktaş
zaten başından beri 'Annan Planı'na karşıydı.
Görüşme öncesinde de son dakikaya kadar itirazlarını dile
getirmeyi sürdürdü. Zaten geçen hafta Ankara'da yapılan zirvede de
Türkiye'nin tam desteğini almıştı. Kafasını tek
kurcalayan konu, yani Türkiye'nin yeni başbakanı Erdoğan'la
arasındaki görüş ayrılığı da belli ki son
dakikada hallolmuştu. Erdoğan, görüşmeye bir gün kala, önceki
gün Radikal'de yayımlanan demecinde Annan tarafından
kandırıldığını söylüyordu. AKP liderinin çözüm
niyetinin, niyetten öteye gitmediği, gitmeyeceği de böylece
anlaşılıyordu. Denktaş'ı artık kimse
tutamazdı zaten. Nitekim öyle oldu. Ülkesinde olup bitenler,
halkının beklentileri, sivil toplumun talepleri, muhalefet
partilerinin eleştirileri zaten hiçbir zaman pek umrunda
olmamıştı.
Rum
tarafının hesabı farklıydı. Onlar için
başından beri 'Annan Planı'nın takviminden daha önemli bir
takvim vardı: AB'ye üyelik takvimi. Ve o takvim tıkır
tıkır işliyordu. Atina'yla eşgüdüm içerisinde AB
üyeliği uğruna başından beri olduğu gibi Lahey'de de
'iyi çocuk' rolünü başarıyla oynadılar.
Gece
yarısı geçip salının ilk saatlerine
varıldığında işin rengi belli oldu. Papadopulos
görüşme odasından çıkıp gazetecilere anlaşmaya
varılamadığını söyledi. Nitekim şafak sökerken
önce
De Soto
aracılığıyla Annan, sonra da Denktaş Rum lideri
doğruladı. Papadopulos Denktaş'a, Denktaş Annan'a
çattı. Annan ise kaçan fırsata yanıyordu. Ancak BM genel
sekreteri çözümsüzlüğün faturasını Rum tarafından ziyade
Türk tarafına, Denktaş'a kesiyordu. Bush, Ankara'yı arayıp
Annan Planı'na destek bildirdiğinde ise artık çok geçti.
Annan
mağlubiyetini ilan ettiği dünkü açıklamasında,
Kıbrıs'ta çözüm isteyen iki halktan umudunu kesmediğini
söylüyor, "Gözlerinde barış ve yeniden birleşme özlemini
görüyorum" diyordu.
Ben de Lahey'den
Kuzey Kıbrıs'ın üstüne iyice çöken umutsuzluk
bulutlarını görebiliyorum. Bu bulutlar Kopenhag sonrasında
toplanmaya başlamıştı. Umutsuzluğun, Aralık
1999'dan beri olduğu gibi öfke olarak sokağa taşacağını
söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Evet Lahey'de
herkes kaybetti. Rumlar kısa sürede kazançlı görünebilir. Yunanistan
da Kıbrıs'ı öyle ya da böyle AB üyesi yaparak ulusal
hedeflerinden birine ulaşmış olabilir. Ancak hasım bir
Türkiye orta ve uzun vadede iki ülkenin de işine gelmez.
Evet herkes
kaybetti. Annan prestijini, AB yeniden birleşmiş bir
Kıbrıs'a imza attırma şansını, ABD Doğu
Akdeniz'e istikrar getirme fırsatını, Yunanistan Ege
sorunlarını da çözüp Türkiye'yle ilişkilerini normalleştirme
imkânını, Rumlar da Türk askeri varlığından kurtulma
olanağını kaybetti. Ama en acısı
Kıbrıslı Türkler, AB üyesi bir ülkenin yurttaşı olup
dünyayla yeniden bütünleşme şansını kaçırdı.
Türkiye de AB'ye üyelik sürecindeki en önemli engellerden birini geride
bırakma imkânını...
Peki hiç mi
kazanan yok: Var: Denktaş ve Denktaş'ı destekleyen
sivil-asker-siyasi Kıbrısçılar. Denktaş bir anlamda
Helsinki'nin öcünü aldı. Kıbrıs'a üyelik, Türkiye'ye
adaylık kapısının açıldığı Aralık
1999 Helsinki zirvesinin tek mağlubuydu Denktaş, Lahey'den ise tek
galip olarak dönüyor. Kıbrıslı Türklerin geleceğini,
Türkiye'nin de AB ufkunu karartarak -Kıbrısçıların
desteği, AKP'nin seyirciliğiyle-Tebrikler.
Düşünsenize,
AB adayı bir ülke, yani Türkiye, yakında AB üyesi bir ülkeyi, yani
Kıbrıs'ı tanımayan bir ülke konumuna düşecek. O
ülkenin topraklarında BM Güvenlik Konseyi kararlarına
aykırı biçimde 40 bin kişilik bir askeri güç bulunduracak
olması da cabası.
16 Nisan'da 2003
model Birleşik Kıbrıs Devleti değil 1960 model
Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye imza atacak.
İsviçre,
Belçika modeli geride kaldı. Artık Kuzey Kıbrıs'ın
Doğu Almanyalaşma süreci başlıyor. Sanmıyorum ama
umarım yanılıyorumdur. İzleyin, bugünden itibaren Kuzey
Kıbrıs'ta olacakları izleyin....
Kabûs
Başladı: ABDnin
kucağına tam oturacağız
İsmet
Berkan
12/03/2003
RADIKAL
Rauf
Denktaş'ın Lahey'de 'Hayır' diyeceğini günler önceden haber
vermiştik Radikal'de. Tayyip Erdoğan'ın iktidar
manevrasını tamamlayıp Kıbrıs'ta 'şahin' cepheye
geçişini de pazartesi günü okudunuz.
Kıbrıs,
son 28 yıldır olduğu gibi bundan sonra da Türkiye'nin kaderine
hükmedecek anlaşılan. Kıbrıs'ta Annan Planı ölmüş
bulunuyor. 16 Nisan'da Rumlar, bizim tanımadığımız
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliği'nin tam üyesi
olacak. Üyelikle ilgili muamele, 1 Nisan 2004'te tamamlanacak, yani Haziran
2004'ten itibaren Türkiye'nin 'Kıbrıs Rum Kesimi' diye
adlandırdığı ama bütün dünyanın 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' olarak tanıdığı Kıbrıs, AB
zirvelerinde o masada oturuyor olacak.
Bundan sonra
Kıbrıs'ta 1960 çerçevesinin dışına çıkan bir
anlaşma söz konusu olamayacak; bu türden bir anlaşmayı
Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin kabul etmesi herhalde söz
konusu olmaz.
O zaman AB, daha
dün açıkladığı politikasını uygulamaya koyup,
Türkiye'yi Kıbrıs'ı işgal altında tutan güç olarak
tanımlar; doğal olarak bir AB üyesinin topraklarını
'işgal altında' tutan bir ülkenin bu birliğe değil üye
olması, onunla tam üyelik müzakereleri yapması bile söz konusu
olamaz.
Yani Türkiye'nin
Avrupa Birliği ufku dün itibarıyla (ve 16 Nisan'a kadar bir sürpriz
olmaması halinde) sona ermiş bulunuyor. üstüne bir bardak su
içebiliriz. Artık istediğimizi asabilir, istediğimiz herkese
işkence yapabiliriz.
İşkence
mağdurlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
gitmesi de kısa bir gelecekte imkânsız hale gelebilir, çünkü bu
mahkeme 'Loizidiu kararı' diye bilinen bir kararıyla Türkiye'yi
mahkûm etti. Türkiye bu tazminatı ödemeyi kabul ederse sırada
bekleyen 1500 civarında dava daha var. Ama zaten mesele para da
değil, 'prensip.'
Türkiye'nin
sadece Avrupa ufku kararmadı, ister istemez kendimizi Amerika'nın
kucağında biraz daha fazla otururken buluverdik. Çünkü şimdi BM
Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi BM Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs'ta
BM'nin uğradığı başarısızlıkla ilgili
bir rapor sunacak. Bu raporun sonunda Güvenlik Konseyi belki de eski
kararlarına atıfta bulunan bir yeni karar alacak. Malum, BM Güvenlik
Konseyi de Türkiye'yi Kıbrıs'ta 'işgalci güç' olarak
nitelendiriyor.
Güvenlik Konseyi
kararlarının bugüne kadar Türkiye'ye uygulanmamasının tek
nedeni, Türkiye'nin Amerika ve Avrupa'dan da kısmen İngiltere için
taşıdığı stratejik önemdi.
Şimdi
Avrupa karşısında yalnızlık tehlikesiyle
karşı karşıya kalan Türkiye, kendini Amerika'nın daha
fazla yanında yer almak zorunda hissedebilir.
Burada da,
açıkça söyleyeyim, Türkiye'de hükümetin maalesef tezkereyi ikinci kez
geçirmekten başka seçeneği yokmuş gibi gözüküyor. Öyle ki, ABD,
Irak'a saldırmak için BM'den onay alamasa, hatta BM'de reddedilse bile
Türkiye bu desteği bu hafta bitmeden vermek zorunda kalabilir.
Nitekim AKP
hükümeti Annan Planı'nı imzalamak istemeyen Rauf Denktaş'a
açık destek vererek, Türkiye'nin izole edilmesine yeşil
ışık yaktığına göre, bunun sonuçlarına da
hazırlanmış olmalı.
Böylesi bir
stratejik seçimin AKP hükümeti tarafından yapılacak olması da
kaderin bir cilvesi belki de...ahey zirve
|
Yunanistan: Kıbrıs rafa kalkmaz |
|
|
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, ''Kıbrıs konusunun ne buzdolabına, ne de rafa kaldırılacağını'' söyledi. Beglitis, yaptığı basın toplantısında, Atina'nın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin dinamiğin korunması yolundaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti. Hiç kimsenin
Lahey'de gelinen noktadan memnun olmadığını vurgulayan
Beglitis, her şeye rağmen AB ve BM'nin gündemindeki yerini koruyan
Kıbrıs konusunun uluslararası düzeyde ilgi görmeye devam
edeceğini belirtti. AK Parti Genel
Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, ''KKTC'nin eşit, egemen
kurucu devlet olarak tanınması gerektiği'' yolundaki
açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan
Beglitis, Türkiye'deki ''yeni siyasi düzenin'' Kıbrıs sorununun
çözümünü arzu ettiğini kaydederek, bu açıklamanın ''iç
nedenlerle'' yapıldığı kanısında olduğunu
söyledi. Beglitis,
''Türkiye'deki iktidar partisi çözüm istiyor, ama uluslararası ve
bölgesel koşullar Irak ve Kıbrıs gibi 2 büyük sorunu aynı
anda ele almasına engel oldu. Özellikle Irak meselesi
Türkiye'ninKıbrıs konusunda uzlaşmaya yönelik adımlar
atmasını zorlaştırdı'' dedi. Atina'nın
Türkiye'nin AB perspektifini desteklediğini de vurgulayan Beglitis,
Türkiye'nin önümüzdeki zaman dilimi içinde iç reformlarını
gerçekleştirmesi gerektiğini kaydetti. Beglitis, ''Bu, hem Türkiye,
hem de bölge için olumlu olacaktır'' diye konuştu. Bu arada,
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Andreas
Loverdos, ''KKTC'li Türklerin daha iyi bir gelecek arzularının er
veya geç Kıbrıs sorununa çözüm sağlayacağını''
söyledi. Loverdos,
Atina'da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''gelişmelerin
gerisinde kaldığınıve devrinin geçtiğini, Lahey'deki
tavrıyla kanıtladığını'' öne sürdü. Türk
tarafının ''uzlaşmazlığının''
Kıbrıs Rum Kesimi'ni avantajlı bir duruma getirdiğini
kaydeden gazeteler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini koruma çabası
çerçevesinde Kıbrıs konusunda olumlu bir tutum
takınmasının büyük olasılık olduğunu
savundular. Gazeteler, Türkiye'nin ''uzlaşmaz tutumunu'' sürdürerek,
Avrupa perspektifinden vazgeçmesinin beklenmediği yorumunu da
yaptılar. AB'nin
Lahey'deki başarısızlığa Türkiye'yi sert bir biçimde
uyararak yanıt verdiğini kaydeden Yunan basını, tüm
dünyanın olumsuz gelişmenin sorumlusu olarak
Cumhurbaşkanı Denktaş'ı gördüğünü de iddiaetti.
Gazeteler,
Erdoğan'ın Kıbrıs konulu açıklamalarına da
değinerek, ''AK Parti lideri Erdoğan, Kıbrıs konusunda
askeri kurulu düzenin tezlerini benimsedi'' yorumunu yaptılar. Öte yandan,
hükümet yanlısı Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir yorumda, Atina
ve Rum Kesimi'nin, tersini iddia eden resmi açıklamalara rağmen
rahatladıklarını, çünkü aslında çözüm istemedikleri
değerlendirmesinde bulunuldu. Yorumda,
''Samimi olmak gerekirse, maalesef Kıbrıslı Türkler ile
birlikte yaşamayı öngören bir çözümü zor kabul edebileceklerini
söylemek durumundayız'' ifadesi kullanıldı. HURRIYET 12/03/2003 |
|
Biz de
ABye başvuracağız
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye üye olması durumunda Türkiye'nin işgalci durumuna düşeceği yönündeki açıklamalara karşılık olarak, Türkiye işgalci olamaz. Türkiye insanlığa en büyük hizmeti yapmak için kendi evlatlarını feda etmiştir ve bizi kurtarmıştır dedi.
Denktaş
ayrıca KKTC olarak AB'ye başvuracaklarını
açıkladı ve Bu başvuruda Türkiye'nin AB üyeliği ile
beraber bunun gerçekleşmesini isteyeceğiz diye konuştu.
Denktaş, Lahey'den yurda dönüşünde Atatürk Havalimanı Devlet
Konuk Evi'nde yaptığı açıklamada, Türkiye işgalci
olmaz. İşgalci varsa Kıbrıs'ta ortaklık
makamını terörle işgal etmiş olan Rum kesimidir diye
konuştu. Denktaş, Türkiye açısından en haklı
olduğu davada Türkiye'nin geri adım atması demek çorap
söküğü gibi daha bir çok belayı başına geçirmesi
anlamına gelir diye düşünenlerdeniz dedi.
KKTC olarak AB'ye başvuracaklarını ancak bunun henüz tarih ve
sürecinin belirlenmediğini belirten Denktaş,Biz de AB'ye
başvuracağız. Bu başvuruda ekonomik yardım
isteyeceğiz Türkiye'nin AB üyeliği ile beraber bunun
gerçekleşmesini isteyeceğiz. Belki bizi Türkiye'den daha önce üye
olarak kabul ederler. Bu gerçekleşirse tepede Rum tarafı ile beraber
ortak oluruz dedi.
HURRIYET
12/03/2003
|
Nerede anlaşamadılar |
|
|
||
|
DENKTAŞ: KKTC
topraklarının önemli bir bölümü Rumlara verilecek. 60 bine
yakın Rum göçmenin Kuzey'e gelmesi iki kesimliliği ortadan
kaldıracak. Tüm göçmenlerin mülkiyet hakkının tescil edilmesi,
Ada'da kaos yaratacak. 100 bine yakın Kıbrıslı Türk
yeniden yerlerinden olacak. Türkler korunmaya alınmış
azınlık olacak. Türkiye'nin garantörlük hakları ortadan
kalkacak. |
|
|||
|
Her ikisi de reddetti |
|
|
||
|
Hüseyin ALKAN / LAHEY BM Genel Sekreteri Annan'ın geçen 11 Kasım'da sunduğu Kıbrıs çözüm planı, Lahey'de 19 saatlik görüşme maratonu sonunda tarihe gömüldü. Hem Denktaş, hem de Papadopulos planı reddetti. ZİRVE,
diplomasi tarihinin eşine az rastlanır bir görüşme maratonuna
sahne oldu. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, referandum önerisine 'Evet' ya da
'Hayır' yanıtını almak için liderleri 19 saat süreyle
görüşmelerin yapıldığı Lahey Barış
Sarayı'na 'hapsetti'. Ekim ayında ameliyat geçiren 79
yaşındaki Cumhurbaşkanı Denktaş ile Rumların
yeni lideri Tasos Papadopulos, pazartesi günü saat 11.00'de girdikleri
saraydan dün sabaha 06.00'da çıktılar. |
|
|||
|
Ankara: Görüşmeler devam etsin |
|
|
||
|
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa siyah-beyaz olarak bakmadıklarını, çözüm aradıklarını, bunun için de müzakerelerin sürdürülmesinden yana olduklarını söyledi. Başbakan Abdullah Gül de, Lahey görüşmelerinde uzlaşmaya varılamadığını ancak tüm kapıların da kapanmadığını söyledi. Dün AKP Grubunda konuşan Erdoğan şunları söyledi: Sorun daha çok müzakare edilmeye muhtaçtır. Annan Planı tamamen kabul edilebilir veya tamamen reddedilebilir bir mahiyet taşımamaktadır. Konuya siyah veya beyaz bakmak yerine çözüm aranmasından yanayız. Çözümsüzlük çözümdür diyenler de ver kurtul diyenler de realiteden kopuk yaklaşımlara sahiptir. Biz, çöz ve yaşat diyoruz. Bu bakımdan KKTC'nin egemen ve eşit siyasal statüye sahip kurucu bir devlet olarak tanınmasını ve ekonomik rekabeti de sürdürülebilecek bir çözüme gidilmesini öngörüyoruz. |
|
|||
|
İşte çözümsüzlüğün takvimi |
|
|
||
|
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL Avrupa
Birliği, Türkiye'nin AB üyeliği önünde Kıbrıs çözümünü
bir ön şart olarak gördüğünü resmen açıkladı ve
Kıbrıs'ta çözüm olmaması halinde Türkiye'nin AB
üyeliğinin de gerçekleşmeyeceğini resmi olarak ilk kez dile
getirdi. AB aynı zamanda, Kıbrıslı Türklere de umut
vermeyi sürdürdü ve açık olmasa da, çözümü siz bulun. AB
üyeliğiniz gerçekleşir mesajı verdi. Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinin başlatılması için saptanan Aralık 2004
tarihine kadar adada bir çözüm olmazsa, AB takvimi şöyle işleyecek
: |
|
|||
|
Yaşar Yakış uyarmıştı |
|
|
||
|
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, 16 Aralık 2002 tarihinde katıldığı bir televizyon programında Kıbrıs'ta Annan planı çerçevesinde bir çözüm sağlanamaması halinde Türk Ordusu'nun işgalci olarak görüleceğini söylemişti. Kıbrıs'ta çözüm olmadığı takdirde Rum tarafının tüm adayı temsilen tek başına AB'ye gireceği uyarısında bulunan Yakış, bu nedenle Kıbrıs'ta çözümün kaçınılmaz hale geldiğini savumuştu. Yakış'a CHP lideri Deniz Baykal sert tepki göstererek, Türkiye Dışişleri Bakanı kesinlikle kabul edemeyeceğimiz sözler söyledi. Bu sözler her bakımdan yanlıştır, çok büyük talihsizliktir demişti. |
|
|||
|
İşgalci değil garantörüz |
|
||
|
Uğur ERGAN / ANKARA AB
Komisyonu'nun işgalci açıklaması, Ankara'daki diplomatik kulislere
bomba gibi düştü. Diplomatik kaynaklar, 1959-1960 Zürih ve Londra
anlaşmalarıyla Türkiye'nin Kıbrıs'ta garantör ülke olarak
bulunduğunu hatırlatarak, şu değerlendirmede bulundular: |
|||
|
Ankara: Görüşmeler devam etsin |
|
|
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa siyah-beyaz olarak bakmadıklarını, çözüm aradıklarını, bunun için de müzakerelerin sürdürülmesinden yana olduklarını söyledi. Başbakan Abdullah Gül de, Lahey görüşmelerinde uzlaşmaya varılamadığını ancak tüm kapıların da kapanmadığını söyledi. Dün AKP Grubunda konuşan Erdoğan şunları söyledi: Sorun daha çok müzakare edilmeye muhtaçtır. Annan Planı tamamen kabul edilebilir veya tamamen reddedilebilir bir mahiyet taşımamaktadır. Konuya siyah veya beyaz bakmak yerine çözüm aranmasından yanayız. Çözümsüzlük çözümdür diyenler de ver kurtul diyenler de realiteden kopuk yaklaşımlara sahiptir. Biz, çöz ve yaşat diyoruz. Bu bakımdan KKTC'nin egemen ve eşit siyasal statüye sahip kurucu bir devlet olarak tanınmasını ve ekonomik rekabeti de sürdürülebilecek bir çözüme gidilmesini öngörüyoruz. |
|
HURRIYET 12/03/2003
Denktaş yine kazandı
Kıbrıs'ta çözümsüzlük yine zafer
kazandı.
Bu noktaya gelinmesinde hem Denktaş, hem de
Rum lider Papadopulos'un önekmli katkıları olmuştur.
Papadopulos, reddetse dahi AB üyeliğini kazanmanın verdiği
rahatlıkla hareket ederken, Denktaş çok daha büyük çaba harcamak
zorunda kalmıştır.
KKTC Cumhurbaşkanının , hem KKTC
hem de Türk kamuoyunun önemli bir bölümünün istemesine AKP lideri ve
başbakanın farklı yaklaşımına rağmen,
Türkiye'yi "seçilmeden yönetenlere" Annan planını kabul
ettirmemesi, son yılların mutlaka ayrıntılı
şekilde incelenmesi gereken son derece önemli bir politik
manevrasıdır.
Denktaş hastalığına rağmen
başarılı bir mücadele sergilemiş ve kabul edilir veya
edilmez ancak, Rumlar'ın da önemli katkılarıyla KKTC'nin AB'ye
girişini engelleme noktasına getirmiştir.
Denktaş'a göre, KKTC'nin Rumlarla birlikte
AB'ye girmesi büyük bir tehlikedir. Türk toplumunun sonudur. Denktaş New
York'tan döner dönmez direnişini iyi planlamış,
HAYIR'cıları etrafında toplamayı başarmış,
herkesi en duyarlı olduğu noktadan yakalamış ve ikna edebilmiştir.
Ankara ve Lefkoşa'da Denktaş'ın
etkilediği veya destek elde ettiği kesimleri ve gerekçelerini
şöyle özetleyebiliriz:
-KOMUTANLAR:
Annan planının kabul edilmemesinde en
etkili rolü Türk Silahları Kuvvetleri oynamıştır. TSK,
Annan önerisini - doğal olarak- tamamen güvenlik açısından
değerlenmiştir. KKTC'nin Rumlarla AB'ye tam üye olduklarında
durumun tamamen değişeceği varsayımından değil
de, Türk toplumunun güvenliği ve Kuzey Kıbrıs'ın stratejik
değeri açısından plana bakmışlar ve bu koşullarda
planın sakıncaları olduğu sonucuna
varmışlardır. Neresinden bakılırsa bakılsın,
Kıbrıs'ın 1970- 80'lerdeki gibi Türkiye açısından
hayati bir stratejik öneme sahip olduğu görüşü
inandırıcı olmamasına rağmen, bu tutum, AKP'nin ve
kamuoyunun belirli kesitlerinin ilk başlardaki esnek
yaklaşımlarının değişmesine yol
açmıştır.
TSK, bu şekilde, Türkiye'de bazı
konularda kimin karar verdiğini de göstermiştir.
-DIŞİŞLERİ :
Dışişleri
Bakanlığında özellikle Kıbrıs'ta görev
yapmış kadrolar da inanılmaz bir direniş
sergilemişlerdir. Bu kadrolar, çözümü uzun vadeli politik dengeler ve
ülkenin Avrupa Birliğine yürüyüşünü engelleyebileceği
hesapları yerine, adeta Türk bürokrasisinin hakimiyet kurduğu arka
bahçesini kaybedeceği varsayımından hareket ederek
değerlendirmişlerdir. Türkiye'yi en dar dönemlerde dahi hep ileriye götürmesiyle,
ülkenin önünü açan tutumları korkusuzca savunmasıyla tanınan
Dışişlerinin çözüm yanlısı kadroları da, bu
tutucu yaklaşımı engelleyememişlerdir. Eski
Yunan-Kıbrıs dairelerinde kariyer yapmış ve zaman içinde
Denktaşlaşmış meslekdaşları
karşısında seyirci kalmışlardır.
Dışişlerinin o eski
pırıltılı efsanesi Kıbrıs'ta çökmüştür.
-CHP'NİN TUTUMU:
Sosyal Demokrat niteliğiyle ilerici
olması gereken CHP, Kıbrıs konusunda inanılmaz bir
tutuculuk ve milliyetçilik gösterisi yapmış ve son derece de etkili
olmuştur. CHP'nin bu yaklaşımı, Annan planına
karşı çıkmaktan çok, AKP'yı yıpratmaya yönelik
uygulanmıştır.
-CUMHURBAŞKANI SEZER:
Kıbrıs'ta çözüm konusunda
Cumhurbaşkanı da engelleyici bir tutum sergileyerek Denktaş'in
istediği cepheyi kurmasına çok yardımcı olmuştur.
Sezer, Annan planına, TSK gibi bakmış ve bu haliyle kabul
edilmemesi gerektiğine inanmıştır.
-KKTC'DEKİ DİRENİŞ :
KKTC'de bugünkü düzenin AB tam üyeliği ile
birlikte bozulacağına inanan Türkiye'den göç edip yerleşmiş
kişiler ve Kıbrıs'lı Türklerden oluşan siyasi ve
bürokratik kadrolar, Denktaş'ın en hayati müttefiklerini
oluşturmuşlardır. Kimi ellerindeki parasal olanakları veya
elde ettikleri ev ve arsaları kaybetmemek, kimi kurulu yolsuzluk düzenini
değiştirmemek, kimileri de siyasi imkanları bırakmamak,
özetle, insanlar ellerine geçirdikleri ve yıllar boyunca
alıştıkları düzenin bozulmaması için mücadele
etmişlerdir. Bir diğer bölümü de, iktidarı elinde tutanlardan
korktuklarından dolayı seslerini çıkaramamışlardır.
KKTC'de genç Kıbrıslı Türk kuşakların
dışında çözüm isteyenlerin sayısı zaman içinde
azalmıştır. Annan planının üzerinde ciddi biçimde
durulmasını öneren çevreler "vatan haini" olarak
nitelenmişler ve bu propaganda etkili olmuştur.
-RUMLARIN KATILIĞI:
Denktaş'ın işini
kolaylaştıran dış etkenlerin başında, Irak
savaşı ve bu savaşta Türkiye'nin desteğine muhtaç durumdaki
Washington ve Londra'nın, beklenenin aksine seslerini pek
çıkarmamaları geliyorsa, diğer ve daha önemli etken Rum
tarafının katılığı olmuştur. Klerides bu
tutumu Uluslararası camiaya fark ettirmeden sürdürmüş, son anda ise
yeni Cumhurbaşkanı Papadopulos'un da Annan planındaki
referanduma red yanıtı vermesi, KKTC Cumhurbaşkanının
işini kolaylaştırmış, hiç değilse
"sorumluluğun" paylaşılmasını
sağlamıştır.
-MEDYA'NIN TEREDDÜDÜ:
Türk medyası ilk başlarda çözüme büyük
destek vermiş, ancak haftalar geçtikçe bu destek yavaş yavaş
erimeye başlamıştır. Medya'nın önemli kalemlerinin bir
bölümü Denktaş'ın gerekçelerini doğru bulmaya başlarken,
diğer bölümü AKP'ye muhalefet etmek için tutum
değiştirmiştir.
-AKP'NİN KARARSIZLIĞI:
Annan planında gereken ilerlemenin
sağlanamamasının diğer en önemli etkeni, hükümetin Irak
Krizine çok fazla zaman harcanması yanında, Kıbrıs
konusunda AKP'nin genelde bilgisizliği ve kararsızlığı
olmuştur. Gül hükümeti, politik bir karar verip bunu uygulatmaya
çalışmak yerine, bir süre çözüme inanmayan kurumları ve
Denktaş'ı ikna için zaman harcamış, kararları erteleme
yoluna gitmiş, sonunda da karşıt görüştekilere boyun
eğmiştir. Gereken cesarete ve beklenen vizyona sahip
olmadığını göstermiştir. Hükümetin kendi
kadrolarından da olaya eski sloganlarla yaklaştıkları için
pek destek bulamadığını unutmamak gerekmektedir.
KİMSE VATAN HAİNİ DEĞİLDİR...
Bu büyük tartışma belki
ertelenmiş, ancak bitmemiştir.
Türk tarafında Annan ne kadar benimsenmiyor
ve bu yolla çözüm istenmiyorsa, Rumlar da aynı oranda çözüma
karşıdırlar. Her iki taraf kendi çözümünü istemektedir.
Çözümün bulunmasını isteyenler kadar,
Annan planını benimsemeyenler de Türkiye ve Kıbrıs'lı
Türklerin çıkarları için hareket etmişlerdir. Tek farkları
ayrı yöntemleri benimsemeleridir. Bu şekilde Türk
çıkarlarının daha iyi savunulacağına
inanmalarıdır.
Yoksa kimsenin kimseyi vatan hainliği ile
suçlamaması gerekir.
Bir de unutmayalım ki, Kıbrıs
sorunu bitmemiştir. Sadece ertelenmiş ve 2004'te "ya, AB, ya
Kıbrıs" kıskacına sokulmuştur. Eğer bir
çözüm bulunabilse dahi, bu çözüm Türk tarafının daha fazla özveride
bulunmasıyla sonuçlanacaktır.
Hayırlı olsun...
MILLIYET 12/03/2003 MEHMET ALI BIRAND
Kıbrısta yolun sonu
BM Genel Sereteri Annan, Türk ve Rum
tarafları arasında Laheydeki müzakerelerden de sonuç çıkmayınca
havlu attı, Kıbrısta çözüm şansının kalmadığını
açıkladı
YORGO
KIRBAKİ Atina
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için
siyasi kredisini riske eden BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Laheyde
görüştüğü KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında, çözüm planı çerçevesinde
bir uzlaşma sağlayamayarak 16 Ocaktan bu yana sürdürdüğü
barış çabalarına son verdi.
Uluslararası Adalet Divanının
bulunduğu Barış Sarayındaki 19 saatlik maraton
görüşmelerden sonra dün sabah bir açıklama yapan Annan, 11
Kasımda sunduktan sonra 2 kez değiştirdiği çözüm
planının 30 Martta referanduma sunulması önerisinin taraflarca
kabul edilmediğini ve görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlandığını belirtti, "yolun sonuna geldik"
dedi.
Annan, sorunun Kıbrısın ABye
üyelik anlaşmasını imzalayacağı 16 Nisana kadar çözüm
şansı kalmadığını vurguladı.
Bu aşamada, Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulma gayretlerinden de vazgeçen Annan, 18 aydan beri Kıbrısta
faaliyet gösteren BM bürosunun kapatılacağını ancak iki
tarafı ayıran BM kontrolündeki Yeşil Hatın
kalacağını bildirdi.
Laheyde sonuç alınamamasını
Denktaşa fatura eden Annan, KKTC Cumhurbaşkanı için,
"Çözüm planını referanduma götürmeye hazır
olmadığını söyledi. Temel noktalarda plan üzerinde ciddi
itirazları bulunduğunu belirtti. TBMMnin önceden onayı olmadan
da Türkiyenin güvenlik anlaşmasını
imzalayamayacağını bildirdi" dedi.
Rum haveti
BM Genel Sekreteri, Papadopulos için de,
"Halkın ne için oy kullanacağını bilmesi halinde 30
Martta referandum yapabileceğini belirtti. Bunun için plandaki federe
devletin yasaları ile kurucu devletlerin anayasalarıyla ilgili
boşlukların doldurulmasını şart koştu"dedi.
MILLIYET 12/03/2003
Rumlar artık daha rahat
ATİNA
Milliyet 12/03/2003
Laheydeki Kıbrıs görüşmelerinin
başarısızlıkla sonuçlanması, birbirinden farklı
nedenlerle de olsa Atina ve Rum Yönetimine rahat bir nefes aldırdı.
Rum Kesiminde 16 Şubatta yapılan
başkanlık seçimlerinin galibi Tasos Papadopulos, Laheydeki
başarısızlıktan sonra hemen hiç müzakere yapmadan
planı referanduma götürmek zorunda kalma tehlikesinden kurtuldu. Annan
Planının referanduma götürülmesi halinde Rumların,
"hayır" demesi olasılığı büyüktü. Bu durumda
hem Rum tarafı Kıbrısta çözümü reddeden taraf olacak hem de 16
Nisanda üyelik anlaşmasını imzalamaya
hazırlandığı AByi karşısına alacaktı.
Ya Evet derse
Kıbrıs Rum Kesiminde Lahey öncesi Rauf
Denktaşın referanduma, "evet" demesi halinde,
Papadopulosun çok zor bir pozisyonda kalacağı endişesi
yaşanıyordu.
Annan ve AB Komisyonunun açıklamaları,
Rum tarafı için rahatlatıcı unsurlar oldu.
AB:
Türkiye adada işgalci
Avrupa Birliği Komisyonundan,
Annan Planının Laheyde rafa kalkması üzerine sert açıklama:
2004e kadar Kıbrısta çözüm olmazsa Türkiye AB toprağını
işgal etmiş sayılır
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Son bir haftadır Kıbrıs
konusundaki söylemini sertleştirme sinyalleri veren Avrupa Birliği
(AB) Komisyonu, Laheyde yürütülen görüşmelerden sonuç
alınamaması üzerine çok sert bir çıkış yaptı.
Komisyon, Türkiyeye yönelik iki zehir zemberek açıklamada bulundu.
Birincisi: "2004e kadar çözüm olmazsa Türkiye, AB
toprağını işgal etmiş sayılır."
İkincisi: "Çözümsüzlük durumunda Türkiyeyle üyelik müzakerelerine
başlanması çok zorlaşır."
Komisyonun açıklamasında
görüşmelerdeki başarısızlığın
faturasının sadece Türkiye ve KKTCye kesilerek Güney
Kıbrısa, "Ne olursa olsun üye olacaksınız"
mesajı verilmesi de dikkat çekti.
AB Komisyonu sözcülerinden Jean Christophe
Filori, Kıbrısın Kopenhag Zirvesinde alınan karar
çerçevesinde şu an tanındığı şekliyle ve
belirlenen takvim çerçevesinde üye olacağını belirterek,
"Birlik müktesebatı sadece Güneye uygulanacak, çünkü diğer
taraf işgal altında" dedi.
Filori, 1 Mayıs 2004e kadar soruna bir
çözüm bulunmaması halinde 2004te Türkiyenin AB topraklarını
işgal eder sayılacağını söyledi. Filorinin bu
açıklamasıyla "işgalci" kelimesi, ABnin Türkiyeye
yönelik politikasının resmi parçası haline geldi.
Filori geçtiğimiz hafta AB Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen tarafından yapılan
bir konuşmayı da hatırlatarak, "AB Komisyonu 2004 sonunda
Türkiyeye ilişkin bir rapor sunacak. Türkiyenin tam üyelik müzakerelerinin
başlatılması kararı, bu rapor doğrultusunda
alınacak. O tarihte soruna bir çözüm bulunamamışsa Türkiyenin
tanımadığı bir devlet AB üyesi olacak. Bu durumda
Türkiyeyle tam üyelik müzakerelerine başlanması çok zor olur"
dedi.
Serter: AB Güneyi alırsa kendi işgalci duruma
düşer
Serter: Görüşmelerin başarısızlığa uğramasından sorumlu olanların planın değiştirilmesine yanaşmayan Rum-Yunan tarafı ile onlara destek olanlar olduğunu belirtti
AB Komisyonunun Kıbrıs'la ilgili açıklamasına tepki gösteren Meclis Başkanı Bülent Arınç, "Bu şantaj olabilir. Kesinlikle kabul etmiyoruz" dedi
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, Avrupa Birliği'nin, uluslararası anlaşmaları çiğneyerek Rum tarafını üye yapması halinde, 1960 Anlaşmalarının yürürlükten kalkmaması nedeniyle kendisinin Kıbrıs topraklarında işgalci durumuna düşeceğini belirtti.
Vehbi Zeki Serter, "Görüşmelerin başarısızlığa uğramasının en büyük sorumlusu olan AB yetkilileri hala yangına körükle gitmeyi sürdürerek tek hedeflerinin tamamen Rum egemenliğinde bir Kıbrıs yaratmak olduğunu gösteriyorlar" dedi.
Serter yaptığı yazılı açıklamada, AB'ın Kıbrıs konusundaki tumunu eleştirdi.
Uluslararası 1960 Londra-Zürih Anlaşmaları'yla kurulan ortaklık cumhuriyetini gaspeden Rum tarafının tek yanlı ve hukuk dışı üyeliğine yeşil ışık yakan AB'ın taraf tutan tutumunu ısrarla sürdürdüğünü belirten Serter, AB'ın Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin haklı ve sert tepkilerle karşılanan son açıklamasını buna örnek gösterdi. Vehbi Zeki Serter, Filori'nin, çözüm bulunmadığı taktirde Rum kesiminin bugünkü yapısıyla "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak AB'ye tam üye olacağını ve Türkiye'nin de AB toprağını "işgal etmiş" sayılacağını açıkladığını hatırlattı.
Türk tarafının inisiyatifiyle başlatılan son görüşme sürecinin her aşamasında AB çevrelerinin Rum tarafını uzlaşmazlığa kışkırtan açıklamalar yaptığına dikkat çeken Vehbi Zeki Serter, görüşmelerin başarısızlığının sorumlusu olan AB'ın hala yangına körükle giderek tek hedeflerinin tamamen Rum egemenliğinde bir Kıbrıs yaratmak olduğunu gösterdiğini vurguladı.Serter şöyle devam etti:
"Türkiye Kıbrıs'ta 'işgalci' olarak değil, kan dökülmesini önleyen garantör bir ülke olarak bulunmaktadır. Uluslararası Garanti Anlaşmaları bu garantörlüğün yetki ve haklarını belirlemektedir. Garantörlük görevlerini başarıyla yerine getiren Türk Barış Kuvvetleri sayesinde Kıbrıs'ta 30 yıldır kan dökülmüyor.
Görüşmelerin başarısızlığa uğramasından sorumlu olanların planın değiştirilmesine yanaşmayan Rum-Yunan tarafı ile onlara destek olanlar olduğunu da belirten Cumhuriyet Meclisi Başkanı Serter, Rum tarafının Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'ye alınmasının uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına geleceğini vurguladı.
"Türkiye'nin meşru ve etkin güvencesi altında olan egemen ve bağımsız KKTC toprakları üzerinde ne Rum-Yunan tarafının ne de AB'nin söz ve yetki hakkı olmayacaktır" diyen Vehbi Zeki Serter, "Onların söz ve yetki hakları KKTC sınırlarında son bulur" dedi.
HALKIN SESI 13/03/2003
Denktaş, "Annan noktayı koydu iyi
yaptı"
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, eğer Rumlar tüm Kıbrıs'a sahip çıkmaktan
vazgeçerse, iki eşit ve egemen halk ve onların idaresine dayanan
gerçekçi zeminde iki halkı yeni bir ortaklığa götürmek için
basit bir teşebbüsün Kıbrıs meselesini halledebileceğini
söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a,
adını taşıyan planla 100 bin Kıbrıslı
Türk'ün göçmen olacağını söylediğini ve Annan'ın bunu
öğrenince şoke olduğunu bildirdi.
Denktaş, NTV'de Anahtar programına katılarak Mithat Bereket'in
Lahey zirvesi ve son gelişmeler hakkındaki sorularını
yanıtladı.
Lahey'den çıkan sonucu nasıl gördüğü sorusuna
karşılık Cumhurbaşkanı Denktaş,
Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan olayların
yaşanmamış kabul edilemeyeceğini belirterek, "Biz
Rumlar kadar eşit ve egemeniz. Devlet kurmuş bir halkız,
Türkiye'nin tanıdığı bir devletiz. Bugünkü
ayrılığın sebebi Rumlardır" dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, Kıbrıs'a gelme zamanı
olmadığını, elinin boş döneceğini
söylediğini kaydeden Denktaş, Lahey'deki gelişmelerle
Annan'ın iki tarafın yakınlaşmadığını
anladığını ifade etti.
"İYİ YAPTI, NOKTAYI KOYDU"
Denktaş, Annan Planı'nın Rumlara istedikleri her şeyi
verdiğini, Rumların 1960 anlaşmalarından kaynaklanan
Türk-Yunan dengesini kaale almadan AB'ye gittiğini belirterek, "Sanki
o hakkı varmış gibi müracaat ettiler, kabul gördüler ve bize de
kollarını açıp siz de gelin dediler. Bu olmadı ve Annan
anladı ki taraflar çok ayrıdır. İyi yaptı,
noktayı koydu" diye konuştu.
Bundan sonra gerçekçi bir zeminde iki eşit ve ayrı egemen bir halk ve
onların idaresindeki hükümeti yeni bir ortaklığa götürmek için
basit bir teşebbüsün yeterli olduğunu belirten Denktaş, bunun
şartının Rumların tüm Kıbrıs'ı almaktan
vazgeçmesi olduğunu vurguladı.
Denktaş, "Lahey'den sonra kaos olacak, felaket olacak, Türkiye'ye
işgalci diyecekler" şeklindeki söylemlerini eleştirerek,
basının Kıbrıs'tan vazgeçmedim diyen Türkiye hükümetine
yardımcı olmasını istedi.
BM Güvenlik Konseyi'nde 1964'te alınan yanlış karara işaret
eden Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta gerçekten çözüm
isteyenleri bu yanlış kararı düzetlmeye davet etti.
Rumların meşru kendilerinin gayrimeşru hükümet
sayıldığını, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alvaro De Soto'nun da bu karara bakarak, Rum'un
verdiği tapuları geçerli, KKTC'nin verdiklerini geçersiz saydığını
anlatan Denktaş, Annan Planı'yla nüfus mübadelesinin de ters yüz
edildiğini, kuzeye Rumların sokulduğunu, Türk garantisinin
Türkiye'nin AB'ye girmesine bağlandığını söyledi.
"BOYUN EĞSEYDİK FELAKET OLACAKTI"
"Felaket bizim bunları reddetmemiz mi?" diye soran Denktaş,
"Biz bunlara boyun eğseydik felaket o zaman olacaktı" dedi.
Annan Planı'nın eğer istedikleri tadilatlar yapılırsa
yeniden masaya konabileceğini ifade eden Denktaş, özetle şöyle
devam etti:
DE SOTO'YA ELEŞTİRİLER
"Ben Klerides'le yüz yüze görüşme istedim, araya De Soto girdi, ben
sadece not tutacağım dedi.
Baktık ki hakem oldu.Yaptığı girişimlerle kendisi
taraf olmuştur, bizim Rumlarla müzakere etmemizi engelledi, kendisi
bizimle müzakere etti. Devamlı 'Rum'a birşey vermiyorsunuz' diye karşımıza
dikildi.
Tamamlanmamış bir belge vardı. İki taraf kabul ettim
dememiş henüz, eksiği var, değişmesi gerekir diyor, iki
tarafın da yasasına göre hükümetinin kabul etmesi ve meclise gönderip
referandum yasası yapması lazım. Hükümeti atlıyorlar, meclisi
atlayıp diyorlar ki siz halka referanduma sunacağınıza dair
taahhüt verin.
Neyi? Henüz tamamlanmamış bir belgeyi. Dünyanın hiçbir yerinde
böyle şey olmadı."
"ANNAN ŞOKE OLDU"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
plana ilişkin görüşlerini ifade ettiğinde Annan'ın
şoke olduğunu açıkladı.
Denktaş, Annan'a "Biliyor musunuz ki adınızı
taşıyan plan 100 bin insanı kısa sürede göçmen
yapacak" dediğinde Annan'ın De Soto'ya
baktığını De Soto'nun da "O kadar da değil"
yanıtını verdiğini söyledi. HALKIN
SESI 13/03/2003
CTP'den 'vatandaşlık' davası
Cumhuriyetçi Türk Partisi "(CTP) 30 Haziran 2002 tarhinde KKTC'de gerçekleştirilen yerel seçimlerin ardından yasalara aykırı olarak "vatandaş" yapıldığı ve bunları seçmen kütüklerine kaydedildikleri gerekçesiyle Bakanlar Kurulu, İçişleri Köy İşler ve İskan Bakanlığı ile Yüksek Seçim Kurulu aleyhinde dava açtı. CTP'nin konuyu Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlara da şikayet edeceği açıklandı.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Avukatları Emine Erk ve bazı parti yetkilileri ile dün saat 10.15'te gittiği Yüsek İdare Mahkemesi Mukayitliği'nde Mukayit Belgin Pelit huzurunda yemin ederek biri ara emri olmak üzere iki dava başvurusu yaptı.
Başvurularda 1 numaralı davacı CTP, 2 numaralı davacı ise "vatandaş" olarak Mehmet Ali Talat olarak görüldü.
TALAT'IN AÇIKLAMASI
CTP Genel Başkanı Talat, "vatandaşlık davası" konusunda basına yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkeme Genel Sekreterliği'nden aldıkları resmi verilere göre Haziran 2002 ile Eylül 2002 tarhihleri arasında 1600 kişinin vatandaş yapılarak seçmen kütüklerine kaydedildiğin, tespit ettiklerini söyledi.
Bakanlar Kurulu'nun yasalara aykırı olarak vatandaşlık dağıttığını, bunları yasa gereği olmasına karşın Resmi Gazete'de yayınlamaktan kaçındığını, böylesi yetkilerin krallarda bile olmadığını ifade eden Talat, "CTP olarak hükümete geldiğimiz dönemde bu tür vatandaşlık yapılmasını engellemiştik. Şimdi yeniden yasal olmayan yollarla vatandaşlık yapmaya başladılar. Bu kabul edilecek bir şey değildir" dedi.
ESAS DAVANIN GEREKÇELERİ
CTP ve Mehmet Ali Talat tarafından açılan esas davada da , hükümetin yasalara, Anayasaya ve temel hukuk prensiplerine aykırı vatandaşlık kararları aldığı görüşü dile getirildi.
Davanın gerekçeleri özetle şöyle sıralandı:
"Davacılar iddia eder ki mezkur yurttaşlıklar usulsüz, ard niyetle, kötü niyetle, yetki aşımı ile verilmiş, herhalükarda yasanın amir yükmü olan Resmi Gazete'deki yayınlanma şartı yerine getirilmediği cihetle bu yurttaşlık kararları geçersiz ve batıl olup, bunların seçmen kütüğüne eklenmeleri de gayrı yasaldır ve davacıların meşru menfaatlerini doğrudan doğruya olumsuz yönde etkilemiştir, şöyle ki; yasaları hiçe sayarak yapılan bu listelere dayalı yer alacak herhangi bir seçim veya halkoylamasında, oyvermemesi gerekenler de oy verme hakkına kavuşmuştur ki bu da KKTC'de daimi ikameti olan veya yasal olarak seçmen olanların siyasi iradesini saptırır, etkiler veya gerçek siyasi iradelerini yansıtmalarını engeller. Neticede, bir seçim veya halkoylaması sonucunda KKTC'nin gerçek vatandaşlarının arzuları hilafına bir sonuç çıkmasına yol açacak seçmen listeleri oluşmuştur.
Yukarıdaki iddialara halel gelmeksizin ve herhalükarda davacılar iddia eder ki 30 Eylül 2002 tarihinden bu yana davalı no.1 (Bakanlar Kurulu) 25/93 yasanın 9.(B) maddesine istinaden aldığı yurttaşlık kararları geçersiz, yetki aşımıdır (ultra vires) çünkü bu kişiler gerçekte KKTC'ye sanayi ticaret turizm sosyal ve ekonomik alanda yatırım yapmış olan veya bilim teknik siyaset veya kültür alanlarında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmet verebilecek kişiler değildirler. Yurttaşlık keyfi ve bir nevi "fahri vatandaşlık" anlayışı ile gayrı ciddi bir şekilde dağıtılmış ve/veya dağıtılmakta, KKTC'nin anayasal düzenini ve ciddiyetini ortadan kaldırmaktadır. Keza bu kişiler hakkında yurttaşlık verme kararları kötü niyetle, siyasi ard niyet veya yetki aşımı ile verilmiş olduğundan geçersiz ve/veya hükümsüz ve/veya batıldır (null and void). Davacılar iddia eder ki yukarıda belirtilenlere istinaden, davalılar tarafından gayrıyasal olarak yurttaş olmaları karara bağlanan kişilerin seçmen kütüğüne kaydetmekle gayrı yasal bir işlem yapılmış olup, yasal hakları olmadığı halde KKTC'de yer alacak herhangi bir seçim ve/veya halkoylamasında oy verme olanakları elde etmiştirler. Netice itibarıyla yasal yollarla yurttaş olan KKTC'de yaşayan, kendinin ve çocuklarının geleceğini Kıbrıs'ta gören, Kıbrıs'ın geleceği hakkında söz sahibi olup seçim ve/veya halkoylamaıs yolu ile siyasi iradesini ve kararını ortaya koyma hakkı olan ve/veya bu hakları savunmakla yükümlü davacıların meşru menfaati doğrudan doğruya olumsuz yönde etkilenmektedir.
Davalıların dava konusu kararları ve/veya işlemleri yasalara, Anayasaya ve temel hukuk prensiplerine aykırıdır ve yetki aşımı teşkil etmektedir. HALKIN SESI 13/03/2003
ABD, çözümsüzlüğün suçlusunun Türk tarafı olduğunu belirtti:
Hayal kırıklığına uğradık
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher:
Denktaşın, Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini
belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını reddetmesini üzüntü
verici buluyoruz
ABD, BMnin başarısızlıkla
sonuçlandığını açıkladığı Kıbrıslı
liderlerin Lahey toplantısının ardından, hayal
kırıklığına uğradığını
belirtirken, anlaşma olmamasının suçunu Türkiye ve
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa yükledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher,
Laheydeki görüşmelerin, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
barış planını, her iki toplumda da referanduma sunacak bir
anlaşmayla sonuçlanmamasından, derin hayal
kırıklığına uğradık dedi.
Boucher, bu gelişmeye rağmen ABDnin, adil ve kalıcı çözüm
arayışında kararlılığını
sürdüreceğini belirtirken, BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro
de Sotonun, Kıbrıs konusunda BM Güvenlik Konseyine sunulmak üzere
ayrıntılı bir rapor hazırlayacağını ve bu
raporda, kimin ne kadar çaba gösterdiğinin görüleceğini kaydetti.
Richard Boucher, bir gazetecinin, BM Genel Sekreteri Annanın, daha çok
Denktaşı suçladığı yönündeki yorumu üzerine,
Annanın, hem Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, hem de
Denktaşın gerekçeli yanıtlarını açıkladığını
belirtti ve Denktaşın, Kıbrıslı Türklerin kendi
geleceklerini belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını
reddetmesini çok üzüntü verici buluyoruz dedi.
Gazetecilerin ısrarla, neden sorumluluğun Denktaşa
yüklendiği ve Papadopulosa karşı yorum
yapılmadığını sormasına karşılık
Boucher, Kıbrıslı Türklerin, bu konulara bir referandumla karar
verme fırsatı olmalıydı. Konuyu burada bırakalım
dedi. Bir gazetecinin, Peki ya Papadopulos? demesi üzerine Boucher, Konuyu
burada bırakacağım. Her iki taraf da tavrını ortaya
koydu. Analiz etmesi size kalmış diye konuştu.
Türkiyede yeni hükümetin Kıbrıs konusundaki tutumunun sorulması
üzerine Boucher, bu konuda konuşmanın spekülasyon
olacağını söyledi. Boucher, Kıbrısın, Türkiye
ile ABD arasında yakın danışma konusu olduğunu ve ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powellın, Türk, Yunan ve
diğer Avrupalı diplomatlarla her görüşmesinde konunun önemini
vurguladığını kaydetti. Richard Boucher, Anlaşma
gerçekleşmediği için bir hayal kırıklığı
var. BM önerisi üzerinde biz çok çalıştık. Sadece
Kıbrıs halkı için değil, Türkiyenin güvenliği ve AB
üyeliği için de avantaj olduğunu düşünüyoruz. Bunları da
görüşmelerimizde sık sık dile getirdik diye konuştu.
YENIDUZEN
13/03/2003
Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Beglitis:
``Kıbrıs ne buzdolabına, ne de rafa
kaldırılacak``
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos
Beglitis, ``Kıbrıs konusunun ne buzdolabına, ne de rafa kaldırılacağını``
söyledi.
Beglitis, yaptığı basın toplantısında,
Atina`nın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin dinamiğin
korunması yolundaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti.
Hiç kimsenin Lahey`de gelinen noktadan memnun olmadığını
vurgulayan Beglitis, her şeye rağmen AB ve BM`nin gündemindeki yerini
koruyan Kıbrıs konusunun uluslararası düzeyde ilgi görmeye devam
edeceğini belirtti.
AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan`ın, ``KKTC`nin
eşit, egemen kurucu devlet olarak tanınması gerektiği``
yolundaki açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan
Beglitis, Türkiye`deki ``yeni siyasi düzenin`` Kıbrıs sorununun
çözümünü arzu ettiğini kaydederek, bu açıklamanın ``iç
nedenlerle`` yapıldığı kanısında olduğunu
söyledi.
Beglitis, ``Türkiye`deki iktidar partisi çözüm istiyor, ama uluslararası
ve bölgesel koşullar Irak ve Kıbrıs gibi 2 büyük sorunu
aynı anda ele almasına engel oldu. Özellikle Irak meselesi
Türkiye`nin Kıbrıs konusunda uzlaşmaya yönelik adımlar
atmasını zorlaştırdı`` dedi.
Atina`nın Türkiye`nin AB perspektifini desteklediğini de vurgulayan
Beglitis, Türkiye`nin önümüzdeki zaman dilimi içinde iç reformlarını
gerçekleştirmesi gerektiğini kaydetti. Beglitis, ``Bu, hem Türkiye,
hem de bölge için olumlu olacaktır`` diye konuştu.
Bu arada, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı
Andreas Loverdos, ``Kıbrıslı Türklerin daha iyi bir gelecek
arzularının er veya geç Kıbrıs sorununa çözüm
sağlayacağını`` söyledi.
Loverdos, Atina`da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, Rauf
Denktaş`ın, ``gelişmelerin gerisinde
kaldığını ve devrinin geçtiğini, Lahey`deki
tavrıyla kanıtladığını`` öne sürdü.
YUNAN BASINI
Yunan basını ise Lahey`deki olumsuz gelişmenin ardından
Kıbrıs konusunda bir süre hareketsizlik
yaşanacağını, ancak 2004 yılı başı
itibarıyla konunun tekrar gündeme geleceğini yazdı.
Türk tarafının ``uzlaşmazlığının``
Kıbrıs Rum Kesimi`ni avantajlı bir duruma getirdiğini
kaydeden gazeteler, Türkiye`nin AB ile ilişkilerini koruma çabası
çerçevesinde Kıbrıs konusunda olumlu bir tutum
takınmasının büyük olasılık olduğunu savundular.
Gazeteler, Türkiye`nin ``uzlaşmaz tutumunu`` sürdürerek, Avrupa
perspektifinden vazgeçmesinin beklenmediği yorumunu da yaptılar.
AB`nin Lahey`deki başarısızlığa Türkiye`yi sert bir
biçimde uyararak yanıt verdiğini kaydeden Yunan basını, tüm
dünyanın olumsuz gelişmenin sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı
Denktaş`ı gördüğünü de iddia etti.
Gazeteler, Erdoğan`ın Kıbrıs konulu
açıklamalarına da değinerek, ``AK Parti lideri Erdoğan,
Kıbrıs konusunda askeri kurulu düzenin tezlerini benimsedi`` yorumunu
yaptılar.
Öte yandan, hükümet yanlısı Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir
yorumda, Atina ve Rum Kesimi`nin, tersini iddia eden resmi açıklamalara
rağmen rahatladıklarını, çünkü aslında çözüm
istemedikleri değerlendirmesinde bulunuldu.
Yorumda, ``Samimi olmak gerekirse, maalesef Kıbrıslı Türkler ile
birlikte yaşamayı öngören bir çözümü zor kabul edebileceklerini
söylemek durumundayız`` ifadesi kullanıldı.
YENIDUZEN
13/03/2003
BM planı temelinde çözüm istediğini açıkladı
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunun BM
planı temelinde çözümünü istediğini açıkladı.
Papadopulos, Laheyden dönüşünde yaptığı açıklamada,
Laheydeki görüşmelerin başarısızlıkla
sonuçlanmasına rağmen, BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulması ümidini taşıdığını
belirtti.
Bugünkü ritminde olmasa da, çabaların kuşkusuz süreceğini söyleyen
Papadopulos, Güvenlik Konseyinin, Kıbrıs sorununun çözümü için her
zaman bir çözüm ümidinin bulunduğu değerlendirmesini
yapacağı ümidini taşıyoruz dedi.
YENIDUZEN 13/03/2003
KIBRIS AÇIKLAMASI:
Türkiye geç kalmadan Annan Planının referanduma sunulmasına
evet dediğini açıklamalıdır
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD),
Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün Türkiyenin ulusal
çıkarları ile de bağdaşmadığını
bildirdi.
TÜSİADdan yapılan yazılı açıklamada, Annan planı
çerçevesinde Laheyde yapılan görüşmelerin
başarısızlıkla sonuçlanmasının, Türkiyenin
siyasi ve ekonomik geleceği açısından çok önemli bazı
tehlikelere kapı açmakta olduğu belirtildi.
Annan planında KKTC ve Türkiyenin haklı olarak talep ettiği
bazı değişikliklerin mevcut olduğu, son planda bu
açıdan birçok iyileştirme yapılmış olsa da, yine de
yetersiz kalınan noktalar bulunduğu ifade edilen açıklamada,
burada önemli olanın çözümden yana bir iradenin varlığı
olduğu, çözümden yana bir irade varsa, uluslararası bir
uzlaşıda, her iki taraf arasında orta yolun
bulunmasının kaçınılmaz olduğunu görmemenin mümkün
olmadığı kaydedildi.
Çözümü, çözümsüzlükte gören yaklaşım benimseniyorsa, bunun
Türkiyenin ulusal çıkarlarının bütünlüğüyle
bağdaşmadığına dikkat edilmesi gerektiği
belirtilen açıklamada, Kıbrıs sorununda ulusal
çıkarlarımızın bütünlüğü göz ardı edilmemelidir
denildi.
OLASI TEHLİKELİ GELİŞMELER
Açıklamada, çözümsüzlüğün Türkiyeyi bir dizi tehlikeli
gelişmeyle karşı karşıya bırakacağı
savunularak, bu tehlikeler şöyle sıralandı:
-BMnin çözüm sürecinden kendimizi dışlayarak, uluslararası
camiayı tümüyle karşımıza alıyoruz.
-Referandumu reddeden tavrı benimseyerek, bağımsız bir
cumhuriyet olarak tanımış olduğumuz KKTCnin ve
halkının kendi geleceği hakkında özgürce karar vermesine
engel olan bir konuma düşüyor ve demokratik
saygınlığımızın yaralanmasına neden oluyoruz.
-Kıbrısın yalnızca güney tarafıyla dahil olduğu
bir ABnin karar alma mekanizmalarının, Türkiye konusunda yeni bir
veto sorunu ile tıkanmasına kendi ellerimizle imkan
sağlıyoruz.
-AB ile siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi derin bir krize doğru sürüklüyoruz.
-Türkiyeyi tazminat ödemeye mahkum eden Lazidiou kararına yenilerinin
eklenmesine imkan yaratıyoruz. AİHM tarafından milyarlarca
dolarlık bir faturayı ödemeye mahkum edileceğiz, Avrupa Konseyi
üyeliğimiz sorgulanır hale gelecek, birçok alanda Avrupa
kuruluşlarına olan üyeliklerimiz de tehlikeye girecek ve mutlak
tecride sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya
kalacağız.
-Türkiye karşıtı lobilere ülkemiz aleyhine çok daha etkin bir
kampanya yapma fırsatı yaratıyoruz.
Açıklamada, Kıbrıs sorununun geç kalmadan çözülmek zorunda
olunduğu savunularak, Bu yönde en geçerli araç, her iki kesimde de
uygulanmasını şart koşarak, Annan planının
KKTCde referanduma götürülmesinin kabul edildiğini ilan etmektir denildi.
CUMA AKŞAMI DÖNÜYOR
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın 10 Martta verdiği randevu için 8
Mart cumartesi günü Laheye gitmek üzere KKTCden ayrılan
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş cuma akşamı yurda dönüyor.
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlüden
alınan bilgiye Cumhurbaşkanı Denktaş cuma akşamı
saat 22.45te adada olacak. Laheydeki zirvenin ardından İstanbula
giden Denktaşın orada bulunduğu süre içinde Harp Akademileri
tarafından düzenlenecek konferansa katılacak. Denktaşın
İstanbulda sağlık kontrolünden de geçti.
YENIDUZEN
13/03/2003
Çözmümü
zorlayacağız, bitmedi!
BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın, Lahey`de Türk ve Rum taraflarına
sunduğu planın taraflarca kabul edilmemesine rağmen, Ankara
çözüm arayışlarının bittiğine inanmıyor.
AAnın haberine göre, Annan`ın devreden çıkması
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos`un görüşmeleri sürdürmesine engel teşkil
etmediği görüşü Ankara`da ağırlık kazanmaya
başladı.
Lahey`deki görüşmeden bir sonuç çıkmaması ve Rum kesiminin AB
yolunda hızla ilerlemesi, Ankara`yı Kıbrıs konusundaki
gelişmeleri yeniden gözden geçirmeye ve yeni süreçle ilgili bir politika
geliştirmeye itti.
Ankara`yı en fazla Güney Kıbrıs Rum Yönteminin üye olduğu
bir AB ile ilişkilerin geleceği konusu
kaygılandırıyor. Ankara, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmadığı takdirde, AB ile ilişkilerde masanın
karşı tarafında Rum kesimini bulacak.
'YENİ DÖNEM POLİTİKASI'
Ankara, Annan planı çerçevesinde çözüm arayışlarını
bundan sonra da sürdürme kararı alırken, ayrıca Denktaş ile
bir yeni dönem politikası değerlendirmesinde bulunulabileceği
belirtiliyor.
AB Komisyonu`nun, Türk askerinin 2004 yılından itibaren
'Kıbrıs`ta işgalci konumuna düşeceği'`
açıklaması, Ankara`nın sert tepkisine neden oldu.
Ankara`da
yapılan ilk değerlendirmede, Komisyonu`nun hukukçularına
danışmadan 'bilgisizce' açıklama yaptığı
kanaatine varılırken, Türk askerinin 1960 anlaşmasından
kaynaklanan garantörlük hakkından dolayı Ada`da olduğu, bunun AB
hukukçuları tarafından incelemesi halinde çok net bir şekilde
görülebileceği kaydediliyor.
Türk ve Rum taraflarının Annan planı üzerinde anlaşmaya
varamaması, 1960 anlaşmasının geçerliliğinin devam
etmesine neden olurken, diplomatik kaynaklar, 'Bir anlaşma
olmadığı için 1960 anlaşması bundan sonra da geçerli
olacak' dediler.
Kıbrıs faturası: AB
Verheugen,
'AB süreci olumsuz etkilenir' derken Ankara, adada doğrudan
görüşmelerden yana
13/03/2003
RADIKAL AA - STRASBOURG - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
birleşmiş Kıbrıs'ın AB üyeliği için
yürüttüğü iyi niyet misyonu çökerken, ortama büyük bir belirsizlik hâkim
oldu. Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs'ta çözüm olmasa dahi Rum Kesimi'nin
üyeliğe kabul edileceği, Türkiye'nin adada 'işgalci güç'
sayılacağı ve Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirse bile
üyeliğinin zorlaşacağı uyarısı belirsizliğe
tuz biber ekti. Komisyon'un genişlemeden sorumlu yetkilisi Günter
Verheugen, Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) konuşmasında bu görüşü
pekiştirirken, Alman basınına demecinde çözümsüzlükten Türk
ordusunu sorumlu tuttu.
'Kıbrıs'sız
olmaz'
Verheugen,
AP'de, Kıbrıslı Türkler için BM planındandaha iyi
koşullarda bir teklif olamayacağını söyledi. AB yetkilisi,
Komisyon'un 2004 sonunda Türkiye'yle üyelik müzakereleri başlatma perspektifi
için "Kıbrıs'ta gelişme olmazsa, üyelik süreci olumsuz
etkilenir. Türkiye'nin tanımadığı bir ülke, AB üyesi
olacak. Bu durum Kıbrıs'ın da bulunduğu AB'yle
müzakerelerin gerçekleşmesini imkânsız kılıyor" dedi.
Verheugen,
Süddeutsche Zeitung'a da, "Türkiye, katılım öncesi
Kıbrıs sorununu çözmek zorunda. Hükümet ve parlamentonun Türk
ordusunu kontrol etmesi gerekir, tersi olmamalı" diye konuştu.
2004 güzünde Türkiye'nin ilerleme raporunu sunacağı ve müzakerelerin
başlamasına dair tavsiyede bulunacağını kaydeden
Verheugen, "Samimi söyleyeyim, Kıbrıs'taki durum şimdiki
gibi olursa olumlu tavsiyede bulunamam. Son Ankara ziyaretimde
görüşmelerin çökmesinin, AB üyeliğini etkileyeceğini
aktarmıştım" diye yakındı.
'AKP'yle
konuşabildim'
"Bugüne
dek Kıbrıs'ı bu kadar açık konuşabildiğim bir
Türk hükümeti görmedim. İzlenimim, ordunun hükümete KKTC'ye baskı
yapması için yeşil ışık yakmaya hazır
olmadığı. Ankara'nın, böyle önemli konularda ordu
desteği olmadan hareket etmesi mümkün değil. Ve böyle bir
desteğe sahip değildi" diyen AB yetkilisi, Irak krizinin de
olumsuz etki yaptığını vurguladı. Ancak
Kıbrıs'ın katılımını, anlaşma olursa,
adanın tümünün AB üyeliğinden faydalanabileceği şekilde
düzenleyeceklerini ekledi.
Verheugen'in
Sözcüsü Jean-Christophe Filori de, dünkü basın toplantısında, BM
ile AB'nin Kıbrıs yaklaşımlarının
farklılığına dair soruyu şöyle yanıtladı:
"BM de, Kıbrıs'taki işgali hep kınamıştır.
Kimse KKTC'yi tanımamıştır."
Filori,
Rumların tek başına üyeliğinin yaratacağı
sorunları "İdaresi çok güç bir durum çıkacak. Türkiye,
üyelik müzakerelerinin başlamasını isteyecek, ama bir üyeyi
tanımayacak. Söyler misiniz, ne yaparız o zaman? Bu durumda, komisyon
Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlatılması önerisini
getiremez" diye aktardı.
ABD Denktaş'a kızdı
13/03/2003
RADIKAL
AA -
WASHINGTON - ABD, Kıbrıs için düzenlenen Lahey zirvesinin
başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından
'hayal kırıklığına'
uğradığını belirtirken, anlaşma
olmamasının suçunu Türk tarafına yükledi. ABD
Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher, "BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın barış planını, referandumlara sunacak bir
anlaşmayla sonuçlanmamasından, derin hayal
kırıklığına uğradık" dedi.
Boucher, bir
gazetecinin, Annan'ın, daha çok Denktaş'ı
suçladığı yorumu üzerine, Annan'ın, hem Kıbrıs Rum
Kesimi lideri Tasos Papadopulos, hem de Denktaş'ın gerekçeli
yanıtlarını açıkladığını belirtti ve
"Denktaş'ın, Kıbrıslı Türklerin kendi
geleceklerini belirleme ve temel konularda oy kullanma hakkını
reddetmesini çok üzüntü verici buluyoruz" diye konuştu. Gazetecilerin
ısrarla, neden sorumluluğun Denktaş'a yüklendiğini
sormasına karşılık Boucher, "Kıbrıslı
Türklerin, bu konulara bir referandumla karar verme fırsatı
olmalıydı. Konuyu burada bırakalım" diye konuştu.
Bir gazetecinin, 'Peki ya Papadopulos?' demesi üzerine Boucher, "İki
taraf da tavrını ortaya koydu. Yorum size kalmış"
dedi. Türkiye'de yeni hükümetin Kıbrıs'a dair tutumunun
sorulması üzerine Boucher, bu konuda konuşmanın spekülasyon olacağını
belirtti.
'Rapora
bakıp göreceğiz'
Boucher, bu
gelişmeye rağmen, adil ve kalıcı çözüm
arayışında kararlılığını
sürdüreceklerini belirtirken, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de
Soto'nun, Güvenlik Konseyi için ayrıntılı rapor
hazırlayacağını ve kimin ne kadar çaba gösterdiğinin
görüleceğini kaydetti. Kıbrıs'ın, Türkiye ile ABD
arasında yakın danışma konusu olduğunu kaydeden sözcü,
Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, sürekli konunun
önemini vurguladığını hatırlattı.
Ankara çıkış arayışında
13/03/2003 RADIKAL
DENİZ ZEYREK
ANKARA - AB ile ilişkileri Kıbrıs yüzünden bozmak istemeyen
Türkiye, Lahey zirvesindeki olumsuz sonucun çözüm umudunu söndürmesini
istemiyor. Bu nedenle KKTC lideri Rauf Denktaş'tan, Rum tarafıyla
'doğrudan görüşmelere' dönmesi bekleniyor.
Dışişleri kulislerinde konuşulanlara göre, BM Genel Sekreteri'nin
'pes etmesi', Kıbrıs'ta 'müzakere diplomasisi' dönemini bitirdi ve
'yaptırım diplomasisi' dönemini başlattı. AB'nin Rum
Kesimi'ni üyeliğe kabul edeceği 16 Nisan öncesi tarafların 'BM
gözetiminde olsun ya da olmasın' masaya dönmemesi halinde AB, ABD ve
BM'nin yaptırım başlatmasından endişe ediliyor.
Rumların AB sürecinde Türkiye'nin karşısındaki masada
oturacak olması da kaygıyı artırıyor. Bu nedenle
Dışişleri'nde ağırlık kazanan görüş, 'Annan
Planı'nı da kapsayacak bir görüşme süreci yeniden başlatılabilir'
olurken, Denktaş'ın muhatabını 'bir an önce'
görüşmelere davet etmesi isteniyor. Dışişleri Bakanı
Yaşar Yakış da sürecin tam olarak
kapanmadığını kaydetti.
'1960 anlaşmalarına dayanıyoruz'
Türkiye, AB ve BM nezdinde girişimde bulunarak, Lahey zirvesini kenti
açısından anlatırken Dışişleri, Avrupa
Komisyonu'nun 'Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci güç
sayılacağı' değerlendirmesine tepki gösterdi.
Yazılı açıklamayla, bu beyanın 'Türkiye'nin hangi
koşullarda ve niye adada olduğuna dair bilgisizliğe işaret
ettiği' belirtildi. Açıklamada, 'Türkiye'nin adadaki
varlığı 1960 anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük
haklarına dayandığı vurgulandı. Ayrıca AB,
Kıbrıs'ta uluslararası anlaşmaları yok sayarak
adanın geleceği hakkında tek yanlı karar almakla itham
edildi.
'Kapı açık kalacak'
13/03/2003 RADIKAL
AA - İSTANBUL - BM inisiyatifindeki Kıbrıs görüşmelerinin çökmesinin ardından AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecine kapıyı kapaması üzerine, KKTC lideri Rauf Denktaş Ankara'nın telkiniyle müzakereleri sürdürmenin yolunu arıyor. Lahey zirvesinden KKTC'ye dönüşünde İstanbul'a uğrayan Denktaş, görüşmelerin çökmesini önemsiz göstermeye çalışıp, Rum lider Tasos Papadopulos'la irtibatta olacağı mesajını verdi. Her ülke gibi KKTC'nin de komşusuyla ihtilafı olduğunu savunan Denktaş, "Bu halledilmedi diye, devletimizi kenara itecek değiliz. Kapıları açık tutacağız" dedi. KKTC lideri, Papadopulos'a tadil edilmek istenen belgeleri göndereceklerini kaydederek, "Bakalım, bir yol varsa buluruz" ifadesini kullandı.
'Türkiye işgalci güç olmaz'
Denktaş, Avrupa Komisyonu'nun Rumların AB üyeliğinin
ardından Türkiye'nin işgalci güç olacağı uyarısı
için "Türkiye işgalci olmaz. Türkiye insanlığa en büyük
hizmeti yaparak kendi evlatlarını feda etmiş ve bizi
kurtarmıştır" dedi. Komisyon'un genişlemeden sorumlu
üyesi Günter Verheugen'i 'yıllardır Kıbrıs Türkleri ve
Türkiye'ye korku vermek için elinden gelen herşeyi yapmakla suçlayan
Denktaş, "Türkiye'nin AB'ye alınıp alınmayacağına
Verheugen karar veremez" diye konuştu.
Rum lideri atağa kalkıyor
13/03/2003 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Lahey'deki Kıbrıs
zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra BM
Genel Sekreteri Kofi Annan, AB Komisyonu ve ABD'nin sorumluluğu Türk
tarafına yükleyen açıklamalarından cesaret alarak
uluslararası çapta propaganda kampanyasına hazırlanıyor.
Lahey'de referanduma şartlı 'evet' dese de yara almadan çıkan
Papadopulos, "Başarısızlığın sorumlularını
dünyaya göstermek için kampanya başlatacağım" dedi.
Papadopulos, Rum Kesimi'nin AB üyeliğinin ardından KKTC'nin
uluslararası planda tanınmasının imkânsız
kılınacağını belirtti. Rum Kesimi'nde Lahey zirvesi
'Büyük diplomatik savaş verildi ve kazanıldı. Uzlaşmaz
profilli Papadoulos ilk sınavı verdi' havası hâkim.
Papandreu'dan Türkiye'ye destek
Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Yunan Dışişleri Bakanı
Papandreu ise Türkiye'ye zaman verilmesi gerektiğini kaydetti. "Ne
bizim, ne Türkiye ne de AB için Kıbrıs konusu
kapanmıştır. Kıbrıs AB üyesi olurken Kıbrıs
Türkleri çözümsüzlüğün kurbanı olamaz" diyen Papandreu,
şöyle konuştu:
"AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın bazı sözleriyle
değerlendirme yapmamalıyız. Irak yüzünden Türk hükümetinin büyük
sorunları var. Kıbrıs için Türkiye'nin nihai tavrını
şimdi değerlendirmek zamansız."
Yunan Dışişleri Sözcüsü Panos Beglitis de Kıbrıs
konusunun ne buzdolabı, ne de rafa
kaldırılacağını söylerken, Yunan basını ise
sorunun en erken Irak krizinin ardından gündeme gelebileceği yorumunu
yaptı.
|
Lahey'i Rumlar tıkatmış |
|
|
BM Kıbrıs planını görüşüldüğü Lahey'de Türk tarafının müzakerelerin sürmesini istediği ancak Rumların 6 Nisan'da referandumu reddettiği ortaya çıktı. BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın daveti üzerine, Lahey'de yapılan Kıbrıs
görüşmelerinin ayrıntıları belli olmaya
başladı.
|
|
HURRIYET 13/03/2003
|
Papadopulos başbaşa görüşmeyi kabul etmedi |
|
|
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''isterse görüşebiliriz'' önerisini reddederek, Rum tarafının yalnızca BM himayesinde görüşmeler yapacağını söyledi. Papadopulos,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''isterse kendisiyle
görüşebileceği'' yönündeki açıklamasını yorumlarken,
''Rum tarafı yalnızca BM himayesinde olursa Kıbrıs
görüşmelerine oturur. Biz yalnızca BM himayesinde görüşme
yaparız'' dedi. KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş, Lahey'den ayrılmadan önce A.A'ya
yaptığı açıklamada, yeni bir planın ortaya
çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline
gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulos'a
yazılı olarak göndereceğini bildirmiş, onun da kabul
etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere
başlayabileceklerini vurgulamıştı. Denktaş,
Pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu hazırlayarak
Papadopulos'a göndereceğini, eğer o isterse gelecek haftaiçinde ilk
görüşmeyi yapabileceklerini kaydetmişti.
|
|
HURRIYET 13/03/2003
|
KKTC'den AB'ye tepki |
|
|
KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanlığı, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin ''Kıbrıs Rum Kesimi Avrupa Birliği'ne tam üye olunca Türkiye'nin işgalci konumuna düşeceği'' yönündeki açıklamasına sert tepki göstererek, Türkiye'nin 1960 Garantive İttifak Antlaşmaları çerçevesinde garantör ülke olarak Kıbrıs'ta asker bulundurma hakkına sahip olduğunu vurguladı. Bakanlıktan
yapılan yazılı açıklamada, ''BM Genel Sekreteri'nin
davetiyle Lahey'de yapılan görüşmelerin Rum tarafının
katı tutumu nedeniyle netica alınamadan
dağılmasının ardından'', Flori'nin söz konusu
açıklamasının ''hayretle karşılandığı''
belirtilerek, ''Açıklama, Flori'nin Kıbrıs'taki tarihi ve
hukuki gerçekler hakkında en ufak bilgi sahibi
olmadığını ortaya koymuştur'' denildi. Türkiye'nin
1974 yılında, Yunan Cuntası'nın Kıbrıs'ı
Yunanistan'a bağlama girişimi üzerine ve Kıbrıs Türk
halkını olası bir katliamdan kurtarmak amacıyla 1960
Antlaşmalarının kendisine verdiği garantörlük
haklarını kullanarak askeri müdahele yaptığı
hatırlatılan açıklamada, bu müdahale sayesinde
Kıbrıs Türkünün 11 yıllık esaret hayatından
kurtularak özgürlüğüne kavuştuğu kaydedildi. Ada'da 1974
yılından beri bir çatışma yaşanmamasının
yegane nedeninin, Türk askerinin Kıbrıs'ta güvenleği fedakarca
sağlaması olduğunun altı çizilen açıklamada,
Yunanistan ve Rum tarafına demokrasinin 1974 harekatı sonrası
yerleştiğinin de unutulması gerektiğine işaret
edildi. KKTC
Dışişleri ve Savunma Bakanlığı'nın
açıklamasında, daha sonra şu ifadelere yer verildi: HURRIYET 13/03/2003 |
|
|
Rum Kesiminden propaganda atağı |
|
|
Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının başarısızlığa uğramasının hemen ardından, sorumluluğun Türk tarafına yüklenmesi ve BM kararları temelinde bir çözüm hedefiyle, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunun yinelenmesi yönünde diplomatik atak başlatıyor. Rum
basınında yer alan haberlere göre, Rumlar, Lahey
görüşmelerinin hemen ardından,
başarısızlığın Rum tarafına yüklenmemesi
için öncelikle BM Güvenlik Konseyi nezdinde harekete geçiyor. Geçmişte
gündeme gelen Kıbrıslı Türklere yönelik sözde
açılımlar da yeniden gündeme getiriliyor. Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un direktifiyle, Rum diplomatik misyonları
harekete geçirilerek, Avrupa Parlamentosu'nda büyük bir seferberlik
başlatıldı. Rum Yönetimi uluslararası medya düzeyinde de
propaganda atağı başlattı. Kıbrıs
Rum Yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İslam ülkeleri
tarafından tanınmasını önlemek amacıyla, İslam
ülkeleri nezdinde girişimlerini yoğunlaştıracak. Rumlar
ayrıca, Kıbrıs konusundaki olası gelişmeler
nedeniyle Kıbrıs Rum Kesimi'nin Avrupa Birliği'ne
katılım sözleşmesinin dondurulmaması için de AB yönünde
faaliyetlerde bulunacak. Rum Sözcü
Hrisostomidis, açıklamasında, ''Biz Kıbrıslı
Türklerin ülkelerinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşı
olarak kalmalarını ve daha iyi bir gelecek kurmalarını
istiyoruz, Kıbrıslı Türklerin güvenliği vede
geleceği için en iyisini yapmaya çalışacağız'' dedi.
Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklere yönelik sözde
açılımları, eski lider Glafkos Klerides döneminde
hazırlanarak, geçen Aralık ayında basın
aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Rum
Yönetimi,Avrupa Birliği Komisyonu'nun uyarısı üzerine, ''önlemleri''
resmen açıklamaktan vazgeçmişti. - KKTC'den,
(Kıbrıs Cumhuriyeti) mühürüyle ve Güney Kıbrıs üzerinden
ürün ihracatı imkanı ve iç ticaret olanağı
sağlanması, ayrıca Avrupa Birliği'nin bu amaçla denetleme
mekanizması kurması. -
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ta çalışması
için, sınırlamanın azaltılması. - KKTC
kurumları tanınmadan KKTC'deki eğitim kurumlarından
diplomaalan gençlere yönelik kararlar alınması. - Türklerin,
2004 yılı Temmuz ayında yapılacak AB Parlamentosu
seçimlerine katılması. - 1963-1974
dönemindeki Kıbrıslı Türk kayıpların
yakınlarına Kıbrıslı Rumlarla aynı muamelenin
yapılması. - Turizm
alanında kararlar. - Pasaport ve
diğer resmi evrakların verilmesinde kolaylıklar. |
|
Denktaş Türkiyenin yolunu
tıkadı
Kıbrıslı Rumların tek bir amacı vardı: Avrupa
Birliğine tek başlarına girmek. Kuzey Kıbrıstaki
"fiili durumun", bir "işgal" olduğunu tescil
ettirmek. Türkiyenin AB üyeliğini, Kıbrısta "teslim
olmaya" bağlamak.
Rauf Denktaş ve destekçilerinin bu planı görmemiş olduklarını
düşünmek için çok saf olmak gerek.
Bunu biliyorlardı ve değiştirmek için de hiçbir şey
yapmadılar. Hatta, tam tersine bu tablonun gerçekleşmesi için
ellerinden ne geliyorsa artlarına koymadılar.
Oysa yine biliniyordu ki Kıbrısın yeni Rum yönetimi de Annan
Planına karşıydı ve Kıbrısın güneyinde
yapılacak bir referandumda bu plan reddedilecekti.
Denktaş, Rumların uzlaşmaya niyetli olmadıklarını
tüm dünyaya ve ABye bir kez daha gösterme olanağını elinin
tersiyle itti ve masadan kalktı.
Bu tablonun, Türkiyeyi AB dışında tutacak bir büyük oyunun
parçası olduğuna inanıyorum.
Kıbrıslıların iki seçeneği
Türkiyedeki AB aleyhtarları, kamuoyundaki AB yanlısı rüzgâra
hiçbir zaman açıkça karşı çıkamayacaklarını
biliyorlardı. Ve Denktaşın bilinçli hareketleriyle bu
"tehlikeyi" belirsiz bir süre için bertaraf etmiş oldular.
Şimdi olacak olan şudur: Güney Kıbrıs, tek başına
AB üyesi olacak. Adanın kuzeyini eskisinden daha kötü bir tecrit dönemi
bekliyor. Kıbrısta, Türklerin de haklarını koruyacak bir
yeni birlik anlaşmasının gündeme gelme
olasılığı dahi yok. Kıbrıslı Türklerin
artık iki seçeneği var: Tecrit edilmeye razı olup Türkiyeden
gelecek yardımlarla ayakta kalmaya çalışmak, ya da bir gün
ABnin bir parçası olmak için 1960ta kurulmuş Kıbrıs
Cumhuriyeti çatısı altına girmek.. Bugün Annan
Planını beğenmeyenlerin, o kaçınılmaz gün
geldiğinde neler söyleyeceklerini çok merak ediyorum.
ABnin vizyonu yok
Kıbrıs müzakerelerinin anlaşmazlıkla
sonuçlanmasının ardından AB Komisyonu tarafından ortaya
konulan görüşler, Avrupa Birliğinin uluslararası politika
konularında ne kadar çapsız ve vizyonsuz olduğunun bir kez daha
ortaya çıkmasını da sağladı.
Balkanlarda yüz binlerce masum insanın ölümüyle sonuçlanan büyük
fiyaskonun ardında da özellikle Almanyadan kaynaklanan böyle bir
vizyonsuzluk vardı. Türkiyenin AB dışına ve ABDnin
kucağına itilmesine varacak son açıklamalarda da aynı
çapsızlık rol oynadı.
AB, Kıbrıs gibi karmaşık ve çözülmesi zor bir sorunu kendi
içine almakla kalmadı, bir de Türkiyeyi AB topraklarını
işgalcilikle suçlayarak yeni bir uluslararası krizin
tohumlarını da Doğu Akdenize ekmiş oldu.
Nasıl bir bela biçeceklerini şu ana kadar düşünmediklerine de
eminim.
MEHMET YILMAZ MILLIYET 13/03/2003
AB,
KKTCyi içten vuracak
KKTCdeki
direnişi kırmak için gizli formül: Türklerin güneye geçişi
özendirilecek, AB yanlısı partilere para desteği verilecek
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla
sonuçlanması üzerine Ankarayı "işgalci" olarak
tanımlayacak kadar tonunu sertleştiren ve Türkiyenin tam üyelik
müzakereleriyle Kıbrıs konusunu doğrudan ilişkilendiren
Avrupa Birliği (AB), bundan sonra izleyeceği politikanın
çerçevesini de oluşturmaya başladı. Bu çerçevede AB
önceliği KKTCyi "içten fethetmeye" verecek. ABnin izlemeyi
düşündüğü süreç şu şekilde belirginleşiyor:
1- Kuzey yok sayılacak
AB, her şeyden önce 16 Nisanda Atinada imzalanacak olan ve Güney
Kıbrısın tüm ada adına Birliğe
katılımını sağlayacak olan Katılım
Antlaşmasına bir protokol ekleyecek. Bu protokol
ışığında Kıbrıs coğrafyasının
tamamı AB üyesi sayılsa da Birlik kuralları kuzey için geçerli
olmayacak, kuzey, ABnin nimetlerinden yararlanamayacak. Bir başka
deyişle AB müktesebatı adanın kuzeyi için askıya
alınacak. Bu protokol geçtiğimiz hafta bir ihtiyati planlama önlemi
olarak Daimi Temsilciler Komitesi COREPER tarafından hazırlandı.
AB, müktesebatın, Kuzey için askıya alınmasına gerekçe
olarak, Brüksel tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti olarak
tanınan Güney Kıbrısın adanın kuzeyinde etki ve yetki
uygulayamamasını gösteriyor. Olası bir çözüm halinde bu
askıya alma işlemi ortadan kaldırılacak.
2- KKTC yetkililerine abluka
Katılım Antlaşmasının imzalanmasından sonra 1
Mayıs 2004e kadar olan sürede ABnin girişimleri KKTC üzerinde
giderek artan bir şekilde yoğunlaşacak. Bu çerçevede öncelikle
KKTC yetkilileri baskı altında tutularak, "Çözüme
katkınız her zamankinden daha fazla gerekli" mesajı sürekli
bir biçimde verilecek.
3- AB yandaşlarına para desteği
KKTC vatandaşları da Birliğin hedefleri arasında.
Birliğin, "kuzeydekilerin güneydekilerle birlikte ABye girmelerinin
sağlanması" olarak özetlediği yaklaşım
çerçevesinde KKTC vatandaşlarının güneye geçmeleri teşvik
edilecek, "KKTC yönetimi açısından baskı unsuru olmak"
gibi yöntemler kullanılacak. Bu politika bağlamında KKTCdeki
"AB yanlısı" ve "Denktaş
karşıtı" kesimler gerek mali gerekse siyasi açıdan
desteklenecek. Bu "tam destek" seçimler için de geçerli olacak.
4- Türkiyeye ağır baskı
AB, Türkiyeyi de sürekli baskı altında tutmaya devam ederken, bir
yandan Katılım Antlaşması çerçevesinde
"aşırı bir tepki" vermesini engellemek için baskı
dozunu artırma yoluna gidecek. Uluslararası platformlarda konu
gündemde tutulacak ve Türkiyeye baskı çeşitlenecek.
MILLIYET 13/03/2003
Verheugeni topa tutu
TAHSİN
AKSU İstanbul
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugene sert tepki
göstererek, "Kendisi yıllardır bize ve Türkiyeye korku vermek
için her şeyi yapmıştır" dedi.
İstanbul Valisi Muammer Güleri makamında
ziyaret eden Denktaş, Kıbrıs sorununun çözülmesinde yeni bir
fırsat doğduğunu belirtti. Böyle olması için
çalışacaklarını belirten Denktaş, şunları
kaydetti:
"Yoksa yıllardır AB, Rum
tarafının yapmış oldukları müracatı benimseyerek
siz en iyi adayımızsınız mesajını
vermiştir. Anlaşsanız da anlaşmasanız da üyesiniz
mesajını vermiştir. Anlaşma yollarını
tıkamışlardır. Kıbrıs Rumlarının
geçmişine bakmamışlardır. Bebekleri dahi annesinin
kucağında kurşuna dizen, köy halkını kurban edenleri
desteklemektedir." Rauf Denktaş, Verheugenin Türkiyenin ABye
alınıp alınmamasına karar veremeyeceğini belirterek,
"Verheugen yıllardır bize ve Türkiyeye korku vermek için her
şeyi yapmıştır. Kendisi bir bürokrattır.
Söylediği sözler kendisini ilgilendirir" diye konuştu
MILLIYET 13/03/2003
Kıbrıs'ı Rumlara hediye
ediyoruz...
Okurlarımın bir bölümünden rica ediyorum. " Birbirimizi vatan
hainliği ile suçlamayalım. Artık bir karar verildi ve hep
birlikte bunun sonuçlarına katlanalım... Hele,
Kıbrıs'ı kurtardığımızı hiç ilan
etmeyelim.
Ancak, bazı gerçekleri de görelim.
Bu gerçeklerden biri, Kıbrıs'ın tamamını bedavadan
Rumlara hediye ettiğimizdir. Karşılığında hçbir
ödün alamadık, hiçbir avantaj sağlayamadık. Tam aksine,
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği müzakerelerinin 2004
Aralığında başlamasını tehlikeye
attığımız gibi, AB tarafından "işgalci"
olarak suçlanacağımızın ilk işaretleri
alındı.
Kıbrıs'ta çözüm bulunamadığı ve 16 Nisan'a kadar da
bulunamayacağından dolayı, 17 Nisan günü Kıbrıs,
Avrupa Birliğine tam üye olacak. İşin en kötü yanı
Kıbrıs'ın tümünü Rum lider Papadopulos temsil edecek. Hem Güney,
hem de Kuzey Kıbrıs'ın hukuki sahibi sayılacak. Bizler,
Kuzey'i fiilen kontrolümüzün altında tutacağız, ancak bu durumda
da işgalci olmakla suçlanacağız. Zaten şimdiden açıkça
söylemeye dahi başladılar.
"Ne olacak yani, AB'nin Ordusu mu var? Gelip bizi Ada'nın kuzeyinden
mi atacaklar?" diye sorabilirsiniz.
Hayır, AB Türk ordusunu Ada'dan atmaya kalkmaz. Sadece " eğer
katılma müzakerelerine başlamak istiyorsanız, Kıbrıs'tan
çıkın" der.
İşin daha da kötü yanı, Türkiye'nin karşısındaki
AB masasında artık Kıbrıs'lı Rumlar da oturacaklar.
Yanıt bekleyen ve bizi çok güç duruma sokacak soru: Resmen
tanımadığımız Rumlarla nasıl müzakere
edeceğiz?
Özetlemek gerekirse, bugün karar alamadığımız için,
erteleme yoluna gittik. Kendimizi kıskaca soktuk. 2004 yılı
içinde, "ya Kıbrıs, ya Avrupa Birliği" ikilemi ile
karşı karşıya kalacağız.
Yunanistan ve Kıbrıs'lı Rumlar, istediklerini elde edene kadar
direnecekler. Türkiye ile müzakerelerin açılmasını
engelleyecekler. Üstelik, tam üye oldukları için istedikleri çözüm
formülünü kabul ettirmeye çalışacaklar.
O zaman ne yapacağız?
Kıbrıs uğruna, AB'yi mi feda edeceğiz, yoksa AB uğruna
Kıbrıs'ta, bugünkü Annan planının çok daha gerisinde bir
çözümü mü kabul edeceğiz?
Türkiye vizyonsuz liderler sayesinde elindeki kartları birer birer
kaybetti. Önce 12 Aralık Kopenhag doruğunda, ardından
şimdi... Kartların tümü gitmedi, ancak önemli bölümü kaybedildi.
Bakalım kim haklı çıkacak?
Hepimiz buradayız ve göreceğiz.
Haklı çıkmamayı çok tercih ederim.
* * *
TAYYİP'Lİ AKP FARKLI MI OLACAK?
Tayyip Erdoğan dağları
taşları, tüm suni engelleri aştı ve sandıktan
çıkan oylarla ülkenin kaderine hükmedecek bir noktaya geldi.
Doğrudur, sandık bir yanlışı düzeltti.
Zorlamalarla bir yere varılamayacağını artık
anlamamız gerekiyor. Eğer resim tehlikeye girer, lider veya parti
laik sisteme ters tutuma girerse, bunun cezalanması ve engellenmesi suni
davalar veya MGK vasıtasıyla olmamalı. Bizler, Sivil Toplum
Örgütleri hep birlikte ayaklanmalı ve gereken dersi vermeliyiz.
Tayyip Erdoğan, işte bu yanlışı düzeltti.
O, artık başbakan.
Hem partisini, hem ülkenin direksiyonunu eline alacak.
Şimdi çok kimsenin sorduğu bir soru var: AKP hükümet edebilecek mi?
Bu soru son derece yerinde. Zira AKP, dört aylık performansı ile
kartondan kaplan görüntüsü verdi. Hükümet olamadı. Karar veremedi.
Tezkere konusunda öylesine tutarsız davrandılar ki, sonunda ne
yaptıklarını kendileri dahi anlayamadılar.
Kıbrıs konusunda da, yine kararsızlıkları sonucu
Türkiye elindeki fırsatları değerlendiremedi.
Genel izlenim, Asker'in, "tezkere geçmeli" demesi üzerine, AKP'nin 2
inci tezkerenin hazırlıklarına başladığı,
Asker'in "Kıbrıs'ta Annan planı kabul edilmemeli"
demesiyle, AKP'nin tutum değiştirdiği ve çözümü engellediği
şeklinde...
IMF'e karşı olduklarını söylediler, sonunda IMF ne dediyse
kabul ettiler.
İşte bütün bu nedenlerle insanlar soruyor:
Tayyip Erdoğan'lı AKP farklı mı olacak? Söylediklerini
yapacak mı? Yapamayacaklarını söylemekten vaz geçecek mi?
MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 13/03/2003
|
Rumlar
diplomatik atağa kalkıyor |
|
|
|
Kıbrıs
Rum Yönetimi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının
başarısızlığa uğramasının hemen
ardından, sorumluluğun Türk tarafına yüklenmesi amacıyla
diplomatik atak başlatıyor. |
|
|
|
Lefkoşa |
|
|
|
13 Mart Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun
direktifiyle harekete geçirilen Rum diplomatik misyonları, Avrupa
Parlamentosunda ve uluslararası medya düzeyinde büyük bir
seferberliğe girişiyor. Bu çerçevede, daha önce gündeme gelen
Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik açılımlar da
yeniden gündeme getiriliyor. |
Rum basınında yer alan haberlere göre, Rumlar, Lahey görüşmelerinin hemen ardından, başarısızlığın Rum tarafına yüklenmemesi için öncelikle BM Güvenlik Konseyi nezdinde harekete geçiyor. Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTCnin İslam ülkeleri tarafından tanınmasını önlemek amacıyla, İslam ülkeleri nezdinde girişimlerini yoğunlaştıracak. Rumlar ayrıca, Kıbrıs konusundaki olası gelişmeler nedeniyle Kıbrıs Rum Kesiminin Avrupa Birliğine katılım sözleşmesinin dondurulmaması için de AB yönünde faaliyetlerde bulunacak.
RUM ULUSAL KONSEYİ KIBRISLI
TÜRKLERİ GÖRÜŞECEK
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis de, yaptığı açıklamada, Rum Ulusal Konseyi
ve Bakanlar Kurulunun gelecek hafta Kıbrıslı Türkleri
ilgilendiren konular hakkında bir toplantı yapacağını
bildirdi. Rum Sözcü Hrisostomidis, açıklamasında, Biz
Kıbrıslı Türklerin ülkelerinde Kıbrıs Cumhuriyeti
vatandaşı olarak kalmalarını ve daha iyi bir gelecek
kurmalarını istiyoruz, Kıbrıslı Türklerin
güvenliği ve de geleceği için en iyisini yapmaya
çalışacağız dedi.
TÜRKLERE EKONOMİK AÇILIM PAKETİ
Kıbrıs Rum Yönetiminin,
Kıbrıslı Türklere yönelik açılımları, eski
lider Glafkos Klerides döneminde hazırlanarak, geçen Aralık
ayında basın aracılığıyla kamuoyuna
duyurulmuştu. Rum Yönetimi, Avrupa Birliği Komisyonunun
uyarısı üzerine, önlemleri resmen açıklamaktan vazgeçmişti.
Rum basınında yer alan önlemler şunlardı:
Kıbrıslı
Türklere pasaport verilmesi
KKTCden,
Kıbrıs Cumhuriyeti mühürüyle ve Güney Kıbrıs üzerinden
ürün ihracatı imkanı ve iç ticaret olanağı
sağlanması, ayrıca Avrupa Birliğinin bu amaçla denetleme
mekanizması kurması.
Kıbrıslı
Türklerin Güney Kıbrısta çalışması için, sınırlamanın
azaltılması.
KKTC
kurumları tanınmadan KKTCdeki eğitim kurumlarından diploma
alan gençlere yönelik kararlar alınması.
Türklerin,
2004 yılı Temmuz ayında yapılacak AB Parlamentosu
seçimlerine katılması.
1963-1974
dönemindeki Kıbrıslı Türk kayıpların
yakınlarına Kıbrıslı Rumlarla aynı muamelenin
yapılması.
Turizm
alanında kararlar.
Pasaport
ve diğer resmi evrakların verilmesinde kolaylıklar.
|
|
|
|
||
|
|
|
13 Mart Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın, isterse kendisiyle görüşebileceği yönündeki
açıklamasını yorumlarken, Rum tarafı yalnızca BM
himayesinde olursa Kıbrıs görüşmelerine oturur. Biz
yalnızca BM himayesinde görüşme yaparız dedi. |
|
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Laheyden ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi gerektiğini Papadopulosa yazılı olarak göndereceğini bildirmiş, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili görüşmelere başlayabileceklerini vurgulamıştı.
![]()
Denktaş, Pazartesi gününe kadar tadilatlara
ilişkin mektubunu hazırlayarak Papadopulosa göndereceğini,
eğer o isterse gelecek hafta içinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini
kaydetmişti.
Halka bedel ödeyecekler
Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Ortak Vizyon Komitesi ve Bu
Memleket Bizim Platformu, bugün saat 15.00te Kuğulu Parkta
sunacakları bir bildiri ile Birleşmiş Milletler, Avrupa
Birliği ve garantör devletlere Kıbrıs Türk halkının
barış ve Avrupa Birliği kararlılığını
duyuracak.
Kıbrıs Türk halkının barış
kararlılığının sürdüğünü bildiren örgütler,
Kıbrıs Türk Halkının ezici bir çoğunluğunun
istencine rağmen halk iradesine direnen güçlere karşı ulusal ve
uluslararası hukuksal yollar dahil her türlü demokratik mücadele
metodlarına başvurmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha
vurgularız dedi.
Dün yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Kıbrıs Türk Halkının çözüm, barış, ve A.B.
istenci her zamankinden daha fazla olarak sürmektedir. Statükoyu ayakta tutma
gayreti içinde olan Sn. Denktaş ve arkasındaki güçler
halkımızın istencine Laheyde de sırt çevirmişlerdir.
Sn. Denktaş ve arkasındaki güçler, köhnemiş ve
çağdışı saltanatlarını koruma pahasına
halkın barış istencine kulaklarını
tıkamışlardır.
Laheyde tarihi bir fırsatın kaçırılmasına sebep olan
Sn. Denktaş, kendi halkına ve Türkiye halkına
barışı ve demokrasiyi çok görmüştür. Halkımız Sn.
Denktaşın ve piyonlarının bu ayak oyunlarına
rağmen dimdik ayaktadır. Çözüm, barış, ve AB üyeliği
isteyen bu halk teslim alınamayacaktır. Mücadelemiz her koşulda
kararlılıkla sürecektir. Halkımıza ve dünya kamuoyuna
deklare ettiğimiz halkımızın iradesini ortaya
çıkaracak kararlı çalışmayı muhakkak
gerçekleştireceğiz. Yasaklamalarla, ayak patırdılarıyla
bu çabamızı engelleyeceklerini sananlar bir defa daha
yanıldıklarını anlayacaktır.
Kıbrıs Türk Halkının ezici bir çoğunluğunun
istencine rağmen halk iradesine direnen güçlere karşı ulusal ve
uluslararası hukuksal yollar dahil her türlü demokratik mücadele
metodlarına başvurmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha
vurgularız.
Yasaları hiçe sayarak,
halkımızın özgür iradesine müdahale etmek amacıyla
vatandaşlıklar vererek bu mücadeleyi engellemek mümkün değildir.
Halkımız, iradesini ayaklar altına alan bu sahtekarlığı
asla kabul etmeyecektir. Halkımızla ters düşen Sn. Denktaş
ve halktan kopan iktidar partileri bunun siyasi bedelini halka ödeyeceklerdir.
Mücadelemiz hiç bir tereddüde yer bırakmadan sürecek ve bu hak yiyici
statükodan beslenenler ve onların temsilcisi Sn. Denktaş ve hükümet
edenler kısa süre içinde kaybedenlerin kendileri olduğunu
göreceklerdir.
Halkımız çözüm, barış ve A.B. yolundaki iradesine
sımsıkı sarılmaya ve bütünleşmeye devam etmektedir.
14 Mart 2003 CUMA günü saat 15:00de Kuğulu Parkta toplanarak
örgütlerimiz B.M.ye, A.B.ye ve garantör ülkelere barış
kararlılığını vurgulayan bildirge sunacaklardır.
Halkımız bu etkinliğe davetlidir.
YENIDUZEN 14.03.2003
CTPnin
sahte vatandaşlık davası
Ara emri haftaya görüşülecek
Cumhuriyetçi Türk Partisinin (CTP), 30 Haziran 2002 tarihinde KKTCde
gerçekleştirilen yerel seçimlerin ardından yasalara aykırı
olarak vatandaş yapıldığı ve bunların seçmen
kütüklerine kaydedildikleri gerekçesiyle Bakanlar Kurulu, İçişleri
Köy İşleri ve İskan Bakanlığı ile Yüksek Seçim
Kurulu aleyhinde açtığı davayla ilgili ara emri
başvurusunun görüşülmesi haftaya kaldı.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve avukatlarından Süleyman
Dolmacı dün mahkeme çıkışında konuyla ilgili
açıklamalarda bulundu. Dolmacı, tedbir için istidaları
bulunduğunu ve bunun ara emri olduğunu ifade ederek, mahkemenin
gerekli incelemeyi yaptığını, bu incelemenin
ışığında, bu dava ve istidanın
savcılığa ve ilgili davalılara tebliğ edilmesi
kararının alındığını kaydederek, bu maksatla
konunun mahkeme tarafından 21 Mart Cuma günü ele
alınacağını söyledi.
Dolmacı, davalıları veya onları temsil edecek
savcılığın ne diyeceğini mahkemenin dinlemek
istediğini, bu nedenle 21 Martta tekrar geleceklerini söyledi.
Dolmacı, mahkemenin tek taraflı müracaatlarını
incelediğini ve bunun çift taraflı ele alınmasının
daha uygun olacağı görüşünü belirttiğini kaydetti.
Talat ise, 21 Marta kadar gerekli hukuki hazırlıkların
yapılacağını anlattı ve bu mücadeleyi
kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.
Talat,
İtalyan Büyükelçiyi kabul etti
Annan Belgesi, 16 Nisanda Rumlarla
imzalanacak anlaşmaya eklensin
Rumlara, ABye girdikten sonra, Kıbrıslı Türklerin tüm
haklarını inkar etme fırsatını vermemek için de
çalışacaklarını anlatan Talat, Annan Planının,
AB ve Güvenlik Konseyi tarafından resmen onaylanması ve resmi bir BM
belgesi haline getirilmesinin, gelecekte yeniden ele almak için uyur bir
pozisyonda bekletilmesinin öneminin önemli olduğunu belirtti.
Talat, bir imkan yaratılarak, 16 Nisanda Rumlar tarafından
imzalanacak anlaşmaya, Annan Planının da ilave olarak
eklenebileceğini ifade etti.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan belgesinin Güvenlik Konseyi
ve AB tarafından onaylanarak resmi BM belgesi haline getirilerek uyur
pozisyonda bekletilmesini, ayrıca ABnin 16 Nisanda Rumlarla
imzlayacağı anlaşmaya eklenmesi (attache) önerisinde bulundu.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dün öğleden sonra
İtalyanın Güney Kıbrıstaki Büyükelçisi Gerardo La
Francescayla görüştü.
Talat görüşmede yaptığı açıklamada, Kıbrıs
konusunda gelinen son noktaya işaret ederek, görüşme sürecinin
çöktüğünü, konuyla ilgili bütün uyarılarının
gerçekleştiğini, Kıbrısın AB üyeliğine davet
edildiğini ve Rum tarafının Türkler olmadan ABye üye
olacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Rauf
Dektaşı Rumlara bu yolu açmakla suçlayan Talat,
Denktaşın en sonunda Rumların ABye bugünkü statüyle üye
olmasını sağladığını savunarak,
Kıbrıslı Türklerin bu zararlı gelişmelerin bedelini
ödemek durumunda kalacağını vurguladı.
Bu gelişmelerden dolayı üzüntü duyduklarını ifade eden
Talat, umutları canlı tutmak ve sürecin tamamen ölmemesini
sağlamak için çalıştıklarını belirtti.
Rumlara, ABye girdikten sonra, Kıbrıslı Türklerin tüm
haklarını inkar etme fırsatını vermemek için de
çalışacaklarını anlatan Talat, Annan Planının,
AB ve Güvenlik Konseyi tarafından resmen onaylanması ve resmi bir BM
belgesi haline getirilmesinin, gelecekte yeniden ele almak için uyur bir
pozisyonda bekletilmesinin öneminin önemli olduğunu belirtti. Talat, bir
imkan yaratılarak, 16 Nisanda Rumlar tarafından imzalanacak
anlaşmaya, Annan Planının da ilave olarak eklenebileceğini
ifade etti.
Talat bölünmüşlüğün devamının hem Rumlara, hem Türklere,
hem de bölgeye zarar vereceğini belirtti. Topun şimdi taraflarda
olduğunu kaydeden Talat, böylece gelecekte soruna bir çözüm bulmak için
ellerinden gelenin en iyisini yapmak zorunda olduklarını söyledi.
İtalyan Büyükelçi Francesca ise, Kıbrıs konusundaki sürecin daha
ileri götürülebilmesini ve durmamasını arzu ettiğini kaydederek,
Kıbrıs sorununun bir gün çözümlenmesini, adanın
birleşmesini, böylece hem Kıbrıslı Türk, hem de
Kıbrıslı Rum dostlarının ABye birlikte üye
olmalarını diledi.
ABD büyükelçisi ile de görüşme
Talat, dün öğleden sonra, ABD Büyükelçisi Michael Klossonla da
görüşerek Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele
aldıklarını kaydetti.
Talat, Annan Planının yeniden ele alınması
imkanını canlı tutmak için ABDden de destek istediklerini
kaydetti.
YENIDUZEN 14.02.2003
BM himayesinde görüşürüm
Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos, Rauf Denktaşın,
'isterse görüşebiliriz' önerisine, BM himayesinde görüşmeye
hazır olduğu yanıtını verdi.
Papadopulos, Kıbrıslı Türk görüşmeci Rauf
Denktaşın, 'isterse kendisiyle görüşebileceği' yönündeki
açıklamasını yorumlarken, 'Rum tarafı yalnızca BM
himayesinde olursa Kıbrıs görüşmelerine oturur. Biz
yalnızca BM himayesinde görüşme yaparız' dedi.
Denktaş, Laheyden ayrılmadan önce yaptığı
açıklamada, yeni bir planın ortaya çıkması ya da Annan
planının gerçek plan haline gelebilmesi için nelerin değişmesi
gerektiğini Papadopulosa yazılı olarak göndereceğini
bildirmiş, onun da kabul etmesi halinde kısa süre içinde ikili
görüşmelere başlayabileceklerini vurgulamıştı.
Denktaş, pazartesi gününe kadar tadilatlara ilişkin mektubunu
hazırlayarak Papadopulosa göndereceğini, eğer o isterse gelecek
hafta içinde ilk görüşmeyi yapabileceklerini kaydetmişti.
Denktaş ayrıca Birleşmiş Milletlerin Kıbrıstaki
ofisini kapatacak olmasından dolayı memnuniyetini de dile
getirmişti.
YENIDUZEN 14.02.2003
'Denktaş takvimi reddetmedi'
14/03/2003
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın davetiyle,
Lahey'de yapılan ve başarısızlıkla biten
Kıbrıs görüşmelerinde Türk tarafının müzakerelere
devam için ısrar ettiği, ancak metin üzerinde
anlaşılırsa, takvime itirazının
olmadığını ilettiği öne sürüldü. Rum
tarafının ise referandum için 6 Nisan tarihini kabul etmediği
kaydedildi.
Diplomatik kaynaklara göre, Annan, KKTC ve Rum Yönetimi liderleri Rauf
Denktaş ve Rum lideri Tasos Papadopulos'tan 28 Mart'a dek müzakerelere
devam edip mutabık kalmaları ve referandumun 6 Nisan'da
yapılmasını öngören 9 maddelik belge sundu. 4 maddeye indirilen
belgede, garantör ülkelerin referandum sürecine dair taahhütte bulunması
da yer aldı. Türk tarafının takvimi benimsediği, Türkiye'nin
de referandum sonucuna saygı duyacağı, ancak onayın TBMM
iradesine bağlı olacağını hatırlatıp sürecin
hızlı işleyeceğini ilettiği kaydedildi. Rum
tarafının ise Rum halkının metni iyi anlaması
gerektiği düşüncesiyle, referandum için iki aylık süre istediği
ve 6 Nisan'a onay vermediği savunuldu. Rumlar planın referanduma
götürülmeden önce, garantörlerin, 'geri dönülmez, bağlayıcı ve
hukuki' tahahhütlerde bulunmalarını da istedi. Annan, zirve sonunda
yaptığı açıklamada, "Denktaş, çözüm
planını referanduma götürmeye hazır
olmadığını söyledi. Temel noktalarda ciddi itirazları
olduğunu, yeni bir başlangıç noktası gerektiğine
inandığını kaydetti" demişti. Annan, Rum liderinin
referandum için ek zaman istediğini de belirtmişti.
|
Rum müzakereci Vasiliu istifa etti |
|
|
|
Kıbrıs Rum yönetiminin Avrupa Birliği ile müzakere heyeti başkanı Yorgo Vasiliyu'un, AB müzakere heyeti başkanlığından istifası, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos tarafından kabul edildi. Papadopolus,
Vasiliyu'ya bir mektup göndererek, istifasını kabul ettiğini
bildirdi. |
|
|
|
Papadopulos kiliseye bilgi verdi |
|
|
|
Kıbrıs Rum yönetimilideri Tasos Papadopulos, Lahey'deki Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından dün gece geç saatlerde Rum kilisesinin en yüksek organı Sen Sinod Meclisi üyelerine Kıbrıs konusunda bilgi verdi. Papadopulos,
bir saat süren bilgilendirmenin ardından, Rum kilisesinin
Kıbrıs konusundaki rolüyle ilgili bir soruyu yanıtlarken,
''Her iki taraf da ayrı rolünü anlıyor, hükümet başka kilise
başkadır'' dedi. Papadopulos, ''İzlenen çizginin
çeliştiği izlenimi vermeden, herkesin kendi rolünü
oynamasının zor olmadığı gibi çelişkili de
olmadığını'' ifade etti. Papadopulos,
''çizginin çeliştiğinin görülmesinin dışta olumsuz
intibalar yarattığını'' kaydetti. Başpiskopos
Hrisostomos'un hastalığı nedeniyle en kıdemli dini lider
konumundaki Baf Metropoliti Hrisostomos ise ''Ulusal davamıza zarar
vermemek için demeçlerimizde dikkatli olmalıyız'' dedi. Baf
Metropoliti, Tasos Papadopulos'tan bilgi aldıktan sonra, ''dini
liderlerin Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün adil
olmayacağınınartık farkında olduklarını''
belirtti. Baf Metropoliti Hrisostomos, çözümün çalışabilir
olması gerektiğini dile getirerek, ''Çünkü çalışmazsa
beraberinde birçok sorun getirecek'' diye konuştu. Rum yönetimi
liderliğinden yapılan açıklamada, muayenenin Kasım
2002'de planlandığı, ancak seçim kampanyası ve
Kıbrıs konusundaki gelişmeler nedeniyle bunun
gerçekleştirilemediği belirtildi. Papadopulos'un
Londra üzerinden ABD'ye gideceği ve Kıbrıs Rum kesimine
gelecek haftanın sonunda döneceğini kaydedildi. HURRIYET 14.03.2003 |
||
en de sonuç
çıkmayınca Annan havlu attı. 'Annan Planı' hâlâ masada, ama
a
k. Bunca çabaya direnen
tarafların BM olmadan kendi başlarına anlaşmaya varabilmesi
için herhalde mucize lazım.
Annan, Aralık 1999'da el attığı Kıbrıs sorununda
çözüm için üç yıl uğraştıktan ve tarafların bir
anlaşmaya varamadıklarını gördükten sonra kendi
planını ortaya koymuş, liderler bu plana da karşı
çıkınca o zaman planı referanduma götürmelerini istemişti.
Aslında önceki gün iki lideri referandum konusundaki kararlarını
öğrenmek için çağırmıştı Lahey'e