Erdoğan, De Soto ile görüştü

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile görüştü.

12 Ocak— Bu arada eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris de Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti.

Recep Tayyip Erdoğan ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto arasındaki görüşme, AKP Genel Başkanı’nın Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki ofisinde gerçekleşti. Bu arada eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris de Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti. Erdoğan’ın Üsküdar’daki ofisine gelen Parris, burada yaklaşık 1 saat kaldı.
Çıkışta gazetecilere açıklama yapan Parris, “ziyareti sırasında herhangi bir mesaj ya da bilgi alışverişi olmadığını, gelişinin tamamen ziyaret amaçlı olduğunu” belir
terek, şunları kaydetti:
“Washington’dan herhangi bir mesaj getirmedim. Buraya Amerika Devleti’nin isteğiyle ve Birleşik Devletler’in arzusuyla gelmedim. Sayın Erdoğan belediye başkanıyken, ben de elçiydim. Ziyaret amaçlı geldim.”

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMASI

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’ya hareket etmeden önce, Atatürk Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in bugün bir gazetede yer alan sözlerinin hatırlatılarak, kendisiyle yaptıkları görüşmede bu konunun gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine, “Kendisiyle görüşme yaptığımda, böyle bir beyanatının olmadığını söyledi. Olay bu...” dedi.
Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile yaptığı görüşmenin içeriğinin sorulması üzerine de,”Kıbrıs ile ilgili görüştük. Kıbrıs ile ilgili bizim düşüncelerimiz ve kendilerinin düşünceleri dile getirildi. Bir düşünce alışverişinde bulunduk” diye konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra THY’nin tarife
li uçağıyla saat 18.00’de Ankara’ya hareket etti. Aynı uçak ile Turizm Bakanı Güldal Akşit, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu ve Başbakan Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül de Ankara’ya gitti.
Bu arada, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da Erdoğan’ı Üsküdar’
daki ofisinde ziyaret etti. Erdoğan ile yaklaşık 2 saat süren bir görüşme yapan Bakan Yıldırım, çıkışında herhangi bir açıklamada bulunmadı. İşadamı Şen ile sanatçı Şenses de, Erdoğan’ı Üsküdar’daki ofisinde ziyaret ettiler.
NTV 12/01/2003

De Soto ile röportajın tam metni


Murat Akgün: İyi akşamlar Sayın De Soto. Dün ya da dünden önceki gün çok önemli bir açıklama geldi Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsünden ve bu açıklamaya göre Türkiye’nin Kıbrıs politikası konusunda bir değişiklik olduğunu dile getirdi. Bugün Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkililerle görüştünüz. Türk politikasındaki bu değişiklikler sizi tatmin etti mi acaba?

Alvaro De Soto: Özellikle farkettiğim bir şey vardı. Bu da bu açıklama yapıldığı anda, bu açıklama Birleşmiş Milletler Genel Sekrete
ri’nin son girişiminin ardından geldi ve tabiki bunun altını çizmemiz de son derece önemli. Sayın Genel Sekreter’in de böylesi değişikliklere katkıda bulunuyor olması ve Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunuyor olması son derece önemli bir nokta. Zaten Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin umut ettiği şey de buydu. Yani Genel bir denge yaratılması ve her iki taraf için de bir denge yaratılmasıydı. Tabiki istişarelerin, Sayın Ziyal’le yaptığımız istişarelerin ayrıntılarına girmek istemiyorum ancak şunu söyleyebilirim ki umudum ve inancım şudur, bundan böyle şimdi bir hareket olacaktır, en azından bu hareket bir anlaşmaya varılması yönünde ve bunun Şubat ayının sonuna kadar sağlanması yönünde olacaktır. Yani birleşik bir Kıbrıs bu sayede Avrupa Birliği’ne üye olarak katılabilir 16 Nisan tarihinde.

Murat Akgün: Dışişleri Bakanı’yla geçen hafta bir görüşme yaptım ve kendisi 28 Şubat tarihinin yapay bir tarih olduğunu, müzakerelerin devam edebileceğini ya da devam etmesi gerektiğini söyledi bu tarihin ardın
dan. Ve Nisan ayına kadar en azından vaktimiz olabileceğini söyledi. Buna katılıyor musunuz? 28 Şubat tarihi kritik bir tarih mi yoksa müzakereler bu tarihten sonra da devam edebilir mi?

Alvaro De Soto: Aslında önemli bir tarih olduğunu söylememiz gerekiy
or ve şunu kesinlikle akılda bir hedef olarak tutmak gerekyor. Tabiki izin verirseniz bunun nedenini açıklamak istiyorum. 16 Nisan tarihinde Avrupa Birliği’nin katılım ortaklığı anlaşması imzalanacak. Yani o tarihte Kıbrıs Rum kesimi bir anlaşma imzalayacak, yani birleşmiş de olsa ayrı bir çözüm sağlanmamış olsa da bir anlaşma imzalanacak. Bu nedenle her türlü çabanın gösterilmesi ve birleşik bir Kıbrıs’ın bu anlaşmayı imzalamasıdır. Yani bölünmüş bir Kıbrıs’ın değil. Bunun yapılabilmesi için de bir anlaşmaya varılması gerekiyor her iki taraf arasında. Tabiki garantör devletlerin de gözetiminde böylesi bir anlaşmanın sağlanması gerekiyor. Yani birkaç hafta bulunuyor önümüzde ve bu anlaşmada son olarak da tabiki neler müzakere edilirse düzenlenecek hem adanın güneyinde hem de kuzeyinde düzenlenecek referandumla halkın onayına da sunulacak. Bu en azından katılım anlaşmasının imzalanmasından iki hafta önce yapılabilir. Bu nedenle de 3 Mart tarihinde yapılmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü Avrupa Birliği’nin gerekli düzenlemeleri yapması gerekecek ve aynı şekilde de temel kurumların, özellikle de birleşik yeni Kıbrıs’ın da kurumlarının kurulması gerekecek. Bu nedenle de insanların bu referandumlarda oy kullanmadan önce en azından bir şekilde zamanı olması ve onlara sunulacak şeyleri gözden geçirecek zamanı olması gerekiyor ve bizim görüşümüze göre de en azından 4 hafta gerekli böylesi bir, demokrasinin gerekleri açısından 4 hafta gerekli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle de 28 Şubat tarihinin ardından.

Murat Akgün: Efe
ndim tek sorun, dünyanın bu sorunlu bölgesinde tek sorun Kıbrıs sorunu değil, Irak sorunu da bir başka önemli sorun ve Türkiye bu konuya da çok yoğun yönelmiş durumda. Kıbrıs sorunu açısından bu bir avantaj mı yoksa bir dezavantaj mı? Sizce gerçek bir çözüm, adil bir çözüm 28 Şubat’tan önce bu koşullar altında sağlanabilir mi?

Alvaro De Soto: Benim görüşümü soracak olursanız ve sanırım Sayın Genel Sekreter de bu görüşü paylaşıyor. Kıbrıs konusunda sağlanacak bir anlaşma kendi ölçütleri içerisinde gereklidi
r. Ve kendisi de bu nedenle bu temelde duyarlılıkları, özellikle de son derece dikkatli bir şekilde son üç yıldır gerekli görüşleri dinleyerek ve gerekli tarafları dinleyerek de kendisi onlara bir plan çizmiştir ve bu planın adil ve onurlu bir uzlaşma noktası olduğunu düşünmektedir ve bu plan dahilinde her iki tarafın da belirli bir çekincelerini, endişelerini son derece zor olan konularda mesela toprak sorununda, aynı şekilde mülkiyet hakları konusunda, güvenlik konusunda ve aynı şekilde de yönetimdeki kurumlar konusuna, ilişkiler ve ortak kurulacak ortak devletlerin yetkileri açısından önemli noktalara.... Bütün bunlarda bu konuların da başka konulardan bağımsız olarak ya da sizin bahsettiğiniz gibi Irak konusundan bağımsız olarak ele alınabilir diye düşünüyorum.

Murat Akgün: İki gün önce Türk ordusu bir resepsiyon verdi ve burada Genelkurmay Başkanı’nın bazı açıklamaları oldu ve Kıbrıs konusunda belirli açıklamalar yapıldı ve tekrar şunu farkettik ki Türk ordusunun Annan planı konusunda belirli çekincele
ri, endişeleri söz konusu. İtirazları söz konusu. Sayın Denktaş’ın itirazlarını da biliyoruz. Yani bu durumda hala Annan planında bazı değişiklikler yapılabilir mi yakın gelecek içerisinde?

Alvaro De Soto: Eğer taraflar bir anlaşmaya varırsa tabiki isted
ikleri değişiklikleri yapabilirler. Aslına bakarsanız Sayın Özkök’ün açıklamalarını ben de okudum. Ve bu açıklamalarda çok büyük özellikle de kendisinin bahsettiği hedeflerle planda sunulan hedefler arasında çok büyük görüş ayrılıkları göremedim. Bu sunulan planı, Sayın Genel Sekreter’in sunduğu planı ve sunulan anlaşmayı hiçbir şekilde bir tehdit olarak ya da Türkiye’ye ya da başka herhangi bir kişiye bir tehdit oluşturduğunu göremiyorum ve düşünmüyorum. Ve genel anlamda da güvenlik konusundaki bölüm aslında...gözden geçirilmeli. Bütün bunlar da tabiki Türkiye ve Yunanistan arasında ve aynı şekilde de Kıbrıslı tarafları da tatmin edecek bir şekilde ele alınmalı.

Murat Akgün: Kıbrıslı Türkler’in bir bölümü Sayın Denktaş’ın istifasını dile getiriyor, aslınd
a Dışişleri Bakanlığı’ndan da bugün bir açıklama yapıldı yarım saat kadar önce. Türk hükümetinin Sayın Denktaş’a tam destek verdiği dile getirildi. Sayın Denktaş’ın olası bir istifası sizce olumlu ve olumsuz bir etki mi yaratır müzakereler üzerinde?

Alvar
o De Soto: Bence bu konuda yorumda bulunmamam gerektiğini düşünüyorum. Bu konu kesinlikle bir iç meseledir. Kıbrıslı Türkler’in iç meselesi olduğunu düşünüyorum. Tabiki son birkaç hafta içerisinde yaşanan olayları izliyorum. Ve Sayın Denktaş’la Kıbrıslı Türkler’in lideri olarak görüşmelerimizi sürdürüyoruz, bu durumda herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Ve herhangi bir değişiklik olmadığı sürece de ilişkilerimiz bu şekilde devam edecek.

Murat Akgün: Sayın Uğur Ziyal’le yaptığınız görüşmenin ardından
müzakerelerin gelecek hafta başlayabileceğini söylediniz. Birçok kişinin görüşüne göre, Türkiye’deki birçok kişinin görüşüne göre Annan planı Türk tarafından çok Rum tarafını koruyor imajı ve görüşü hakim, Ankara’da böylesi bir atmosfer söz konusu. Sizce Ankara’daki taraf planın Rum tarafını daha fazla koruduğunu dile getirirken bir anlaşma sağlamak mükün mü acaba?

Alvaro De Soto: Bunun adil bir değerlendirme olduğunu düşünmüyorum. Tabiki her iki tarafın da belirli endişeleri söz konusu, belirli anlamlard
a endişeleri var. Mesela güvenlik de bunlardan bir tanesi. Ancak çok fazla ayrıntılara girmek istemiyorum bu konuda. Ancak şunu söyleyebilirim ki aslında her iki tarafın korkuları, kabusları tabiki planda da Sayın Genel Sekreter’in planında gözönünde bulundurulmuştur.

Murat Akgün: Ankara’nın ardından Yunanistan’a gideceksiniz, ardından Ada’ya gideceksiniz büyük bir olasılıkla. Tekrar Ankara’ya dönecek misiniz acaba?

Alvaro De Soto: Aslında ziyaretimin sırası şu şekilde olacak; önce Ada’ya gideceğim ve gelecek haftanın sonlarına doğru da Yunanistan’a gitmeyi planlıyorum, galiba Atina’da Perşembe günü olacağım. Ancak tabiki Ankara’ya daha sonra gelmeyi umut ediyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki, tam tarihi söyleyemiyorum, belki Pazartesi günü burda olurum
ya da daha sonraki hafta burda olabilirim.

Murat Akgün: Acaba Birleşmiş Milletler’den bu süreç içerisinde yeni bir teklif olacak mı bu geliş gidişler arasında?

Alvaro De Soto: Şu anda elimizde Genel Sekreter’in sunduğu bir teklif söz konusu ve bu teklif
in planın tam olarak ve ayrıntılarıyla müzakerelerde her iki taraf tarafından ele alınması gerekiyor. Bazı son dakika girişimleri olmuştu özellikle de Kopenhag Zirvesi sırasında adada bazı tabiki girişimler ve Kopenhag’ta girişimler olmuştu anlaşmaya varılması için. Ancak bu süreç içerisinde bu fırsat değerlendirilmedi. Ve bir anlaşma sağlanamadı. Tabiki çalışmalar şu anda devam ediyor. Adada şu anda sizinle görüşürken çalışmalar devam ediyor. Teknik komiteler özellikle yeni durumu değerlendiriyor, aynı şekilde de tabiki mevcut anlaşmaların bu yeni durumla ya da yeni durumlar teknik komitelerde çalışmalar devam ediyor. Günlük düzeyde çalışmalar devam ettiriliyor. Ancak benim beklentim gelecek hafta içerisinde görüşmelerin liderler arasında yeniden başlaması. Özellikle de temel noktalarda en önemli konularda müzakerelerin yeniden başlaması.

Murat Akgün: Ankara’da şu anda bugünlerde çok iyimser olduğunu söyleyemeyeceğim özellikle Irak konusunda, yani Kıbrıs konusunda da kara senaryolardan bahsediliyor. Özelli
kle Kıbrıs konusundaki kara senaryolarda Şubat ayının sonuna ya da Nisan ayının sonuna kadar bir anlaşma salanamazsa Kıbrıs konusunda neler beklememiz gerekiyor?

Alvaro De Soto: Belki de benim profesyonel konumum nedeniyle özellikle de senaryolar üzerinde
ya da çeşitli senaryolar üzerinde yorumlarda bulunmak istemiyorum. Eğer dikkatimizi belirli noktalar üzerine yoğunlaştırırsak, eğer kararlılıkla hareket edebilirsek, eğer taraflar, insanlar belirli algılayışlarını bir kenara bırakırsa ve geleceği düşünerek hareket ederse ve gelecek nesilleri düşünerek hareket ederse bence bir anlaşmaya varmak o halde mümkün olabilir. Onlara bir teklif plan sunulmuş durumda ve o planda onların aslında tartıştıklarını yansıtan, uzun zamandır....yansıtan bir plan ve tabiki...girişimleri, Genel Sekreterin girişimiyle bir araya getirme çabası söz konusu. Her şey planda mevcut. Burada planda genel bir denge de söz konusu. Ve büyük bir olasılıkla da bunun korunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bütün bunlar yapılabilir.

Murat A
kgün: Tabiki diplomasiyi siz çok iyi biliyorsunuz, diplomaside pazarlıklar çok önemli, bir şeyler verirsiniz, karşılığında bir şeyler alırsınız. Türk tarafında, evet tamam bazı hazırlıklar tavizler yapması konusunda bazı hazırlıklar söz konusu ancak Rum tarafına bakarsak, tırnak içinde söyleyecek olursak, tabiki bir şekilde Avrupa Birliği’ne girmiş durumdalar, istediklerini elde ettiler. Sizce Rum tarfı gerçekten bazı tavizler verebilir mi anlaşma sağlamak için?

Alvaro De Soto: Aslında çok dikkatlice bakacak olursanız plana, özellikle de Sayın Genel Sekreter’in teklifine bakacak olursanız şu anda bile planda karşılıklı tavizlerin verilmesini öngören bir plandan bahsediyoruz. Her iki tarafın taviz vermesini gerektiren bir plandan bahsediyoruz. Rum tarafı ist
edikleri her şeyi elde etmiyorlar. Ve aynı şekilde de Türk tarafı da istedikleri, sahip olmak istedikleri her şeye sahip olmuyorlar. Her iki tarafın da belirli tavizler vererek uzlaşmaya varması bekleniyor.

Murat Akgün: Aslına bakarsanız, şu anda adada b
irbirini artık çok fazla tanımayan nesiller söz konusu. 1970’ten önce her iki taraf da Rumca konuşuyordu, Türkçeyi biliyordu, taraflar birbirini tanıyordu. Ancak şimdi adada bir nesil söz konusu, 30 yaşında olan bir nesil birbirlerini çok fazla da tanımıyor. İsterseniz pembe senaryolardan bahsedelim, bir anlaşmanın sağlandığını varsayalım. Rumlar’ın kuzeye, Türkler’in güneye gittiğini varsayalım. Sizce birazcık en azından 30 yıldan sonra adada yeniden birlikte yaşaması insanların zor olmayacak mı? Hiçbir şekilde güvenlik açısından endişeleriniz yok mu?

Alvaro De Soto: Bence tabiki belirli açılardan bazı sorunların yaşanması, en azından eksiklikler olması söz konusu olabilir. Ancak her iki tarafın da birbirine karşı anlayış göstermesi gerekecek. Plana bakaca
k olursanız eğer, planın içerisinde son derece uzun bir geçiş döneminden bahsedildiğini görüyoruz. Şu anda mevcut olan durumdan, bir geçiş döneminden bahsediyoruz. Ayrı bir bölünmüş bir adadan, iletişimin olmadığı bir adadan tam olarak bir geçişten bahsediyoruz. Hareket özgürlüğünün olduğu, serbest dolaşımın olduğu bir geçiş sağlanacak. Tabiki her iki tarafın da en azından tekrar bu iletişimi sağlaması için çabalar olacak. Ancak dikkatlice bakacak olursanız Birleşmiş Milletler’in varlığı da söz konusu olacak. Tampon bölgelerden bahsetmiyoruz ve bölünmüş bir adadan bahsetmiyoruz. Aynı şekilde her iki tarafın işbirliğinden bahsediyoruz. Ve özellikle de sivillerin iletişiminden bahsediyoruz. Ve Birleşmiş Milletler’in sivil öğelerinin çalışmasından bahsediyoruz. Bütün bunlar adada Birleşmiş Milletler yetkililerinin....göreceğiz. Ve özellikle de Türk tarafına geçecek Rumlar’ın aynı şekilde aynı muameleyi görmesini, adil muamele görmesi, polislerinin aynı muameleyi görmesi söz konusu olacak. Aynı şekilde tam tersine Türkler için geçerli olacak. Mesela güneyde kendi evlerini görmeye gidecek Türkler’e de aynı şekilde adil muamele gösterilecek, yerel yetkililer ve orada yaşayanlar tarafından...

Murat Akgün: Yani ikinci bir Bosna örneği yaşanmayacak adada..

Alvaro De
Soto: Hiçbir şekilde böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. Tabiki Bosna’da çok şey bir durum söz konusu şu anda. En önemli olan nokta da son zamanlarda çatışmalar yaşanmıyor Bosna’da o zaman sağlanmaya çalışan durum en azından çatışmaların öncesindeki duruma dönmek ve insanların mülkiyetlerini korumak açısından belirli çabalar söz konusuydu ve çatışmaların hemen ardından da böyle çabalar söz konusuydu. Ancak Kıbrıs’a baktığımız zaman burada yeniden bir iletişim kurmaktan bahsediyoruz. Bu zaman mevcut olmayan bir iletişimi kurmaktan bahsediyoruz. Plandaki iletişimlere bakacak olursak belirli adımların atıldığını görüyoruz ve bu planda her iki tarafın belirli önlemler alması gerekiyor. Uzlaşma sağlanması için belirli önlemler alınması gerekiyor. Özellikle de derinlemesine bir inceleme yapılması, farklılıkların gözden geçirilmesi, karşılaşılan farklı noktaların ne olduğu ve ne olup bittiğinin gözden geçirilmesi ve ardından da uzlaşma sağlanması gerekiyor ve benzer adımların atılması gerekiyor. Mesela eğitim alanında da aynı şey olabilir. Belirli bir ortak anlayış geliştirilebilir. Yani en azından bazılarının korktuğu gibi insanların birbirinin içerisine karışması mümkün olduğunca kısa sürede sağlanmalı.

Murat Akgün: Sayın De Soto çok teşekkür ederiz NTV’nin so
rularını yanıtladığınız için.

NTV 10/01/2003


'HALK TUTTUĞU YOLDAN DÖNMEYECEK' Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Cüneyt Zapsu, Kıbrıs'ta bugüne kadar 'çözümsüzlük politikası' uygulandığını belirterek, 'Kıbrıs'ta halk kendi yolunu seçti. Geri dönüşü de olmayacak' dedi

'HALKA RAĞMEN POLİTİKA YAPILAMAZ' Dünyanın değiştiğine işaret ederek, 'Dış politikada her şey karşılıklı çıkara bağlıdır. Büyük çıkarlar için küçük çıkarlar göz ardı edilir. Satrançta oyunu kazanmak için küçük taşlar verilir'diye konuşan Zapsu, halka rağmen politika yapılamayacağını vurguladı

ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN YARAR SAĞLAYANLAR VAR''Kıbrıs'ta bugüne kadar uygulanan çözümsüzlük politikasıdır' diyen Zapsu, bu politikadan yarar sağlayanlar olduğunu ifade etti

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Cüneyt Zapsu, Kıbrıs'ta bugüne kadar 'çözümsüzlük politikası' uygulandığını belirterek, 'Kıbrıs'ta halk kendi yolunu seçti. Geri dönüşü de olmayacak' dedi.

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politika danışmanlığını da yapan Zapsu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nca düzenlenen Siyaset Akademisi'nde, 'Ak Parti Programı' konulu bir ders verdi.

Konuşmasında dış politika konularına değinen Zapsu, 'Dış politikada yeni dünya düzenine göre politikalar yeniden belirlenmelidir. Halen 1930-40'ların devlet politikalarını uygulayamayız' dedi.

'Halka rağmen politika yapılamaz'

Dünyanın değiştiğini dile getiren Zapsu, 'Dış politikada her şey karşılıklı çıkara bağlıdır. Büyük çıkarlar için küçük çıkarlar göz ardı edilir. Satrançta oyunu kazanmak için küçük taşlar verilir' şeklinde konuştu.

Kıbrıs konusuna da işaret eden Zapsu, halka rağmen politika yapılamayacağını dile getirdi.

'Kıbrıs'ta bugüne kadar uygulanan çözümsüzlük politikasıdır' diyen Zapsu, bu politikadan yarar sağlayanlar olduğunu iddia etti.

Zapsu, 'Kıbrıs'ta halk kendi yolunu seçti. Geri dönüşü de olmayacak' diye konuştu.

Bu arada Almanya'da yaşayan Türklerin Alman vatandaşı, böylece bir seçmen olmalarını da istediklerini ifade eden Zapsu, böylece Almanya'da lobi faaliyeti sürdürülebileceğini anlattı.

Sivil itaatsizlik

'AK Parti oluşumunu da bir sivil itaatsizlik olarak görmek lazım' diyen Zapsu, Türkiye'de kimsenin 'neden' ve 'niçin' sorularını sormadığını, her şeyin sorgusuz kabul edildiğini dile getirdi.

Zapsu, 'Eskimiş tüm kalıpları biz değiştireceğiz. AK Parti Programı iddialı bir programdır' dedi.

Siyasi partilerin en büyük sivil toplum kuruluşları olduğunu da ifade eden Zapsu, 'Biz bir politbüro değiliz. 'Hükümet biziz, her istediğimizi yaparız' diye de bir şey yok' dedi.

Partililerin görevinin bir kişiye bağlı kalmadan partiyi kurum haline getirmek olduğunu söyleyen Zapsu, aksi halde o kişi bir sebepten dolayı olmadığında partinin de çökeceğini anlattı.

YÖK de bu reformlardan payını alacak

Zapsu, parti olarak 8 yıllık temel eğitimi, kademeli, tercih ve yönlendirmeye imkan sağlayacak şekilde 11 yıla çıkaracaklarını anlatarak, 'YÖK de bu reformlardan payını alacak. YÖK'ün standart belirleyici, koordinasyon sağlayan bir yapısı olacak' dedi.

AK Parti'nin kadına yönelik pozitif ayrımcılık konusuna önem verdiğini de ifade eden Zapsu, 'Türkiye'de kadınların toplam nüfusa oranı yüzde 52. TBMM'deki kadın milletvekili oranı ise yüzde 4. Bizim partimiz de bir erkek partisi şu anda' diye konuştu.

KIBRIS 12/01/2003

Eroğlu: Planın ruhu önce Türkiye'yi sonra bizi adadan çıkarmak

Başbakan Derviş Eroğlu, Paşaköy ve Akdoğan'da Annan planını anlattı. Eroğlu, 'Yaşayabilir bir anlaşma için güçlü olmak, bunun için de birlik gerek' dedi

l Anlaşma olmasa da hayatın devam edeceğini söyleyen Eroğlu, şimdiki hayatın iyileştirilmesine çalışılacağını belirtti

Başbakan Derviş Eroğlu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 11 Kasım'da sunduğu Kıbrıs çözüm planının ruhunun önce Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarmak ve ardından Kıbrıslı Türkleri yok etmek olduğu görüşünü belirterek, 'Planın bu haline imza atılırsa bana göre her şey bitmiş olur' dedi.

Kıbrıs'ta yaşayabilir bir anlaşma yapılabilmesi için güçlü olmak gerektiğine işaret eden Eroğlu, bunun için de birlik ve bütünlük içinde olunmasını istedi.

Başbakan Eroğlu, anlaşma konusunda son sözü vatandaşların söyleyeceğini hatırlatarak, Annan planının yararlı ve zararlı maddelerinin iyi görülmesinin ve tavırların ona göre belirlenmesinin önemini vurguladı.

Başbakan Derviş Eroğlu, Annan planıyla ilgili görüşlerini açıklamak üzere dün İnönü ve Vadili'den sonra Paşaköy ve Akdoğan'da UBP örgütlerinin düzenlediği toplantılarda köylülerle bir araya geldi.

Köylülerin görüşlerini dinleyen ve sorularını yanıtlayan Eroğlu'na, Maliye Bakanı Mehmet Bayram, Tarım ve Orman Bakanı İrsen Küçük, UBP Gazimağusa İlçe Başkanı ve Milletvekili Ersoy İnce, Milletvekili Derviş Çobanoğlu ve çeşitli bakanlıklardan bazı bürokratlar eşlik etti.

Yüzde 75 evet diyorsa...

Paşaköy Meydan Kahvehanesi'nde saat 15.00'te başlayan toplantıda Ersoy İnce'nin sunuş konuşmasından sonra vatandaşların sorularını alan ve yanıtlamaya başlayan Başbakan Eroğlu, Annan planıyla KKTC'nin topraklarının azalacağına işaret ederek, kamuoyu yoklamalarına göre yüzde 75 plana evet diyorsa, Paşaköylülerin de bir komite oluşturarak Beşparmak dağları eteklerinde yer araması gerektiğini söyledi.

Eroğlu, planın en büyük tedirginliği verilecek topraklar yüzünden yarattığını belirterek, egemenlik ve Türkiye'nin garantisinin de sulandırıldığını, karmaşık bir diplomatik dille yazılan belgeyi vatandaşların anlamasının kolay olmadığını, referandumda vatandaşın nereye oy vereceğini bilmesi için toplantılar düzenlediklerini ifade etti.

Belgenin başındaki bir buçuk sayfalık metne imza atıldığı zaman, haritanın ve mülkiyet konusundaki düzenlemelerin kabul edilmiş sayılacağına işaret ederek, 'Biz onun için önce müzakere diyoruz. İmzayı atarsanız; bana göre her şey bitmiş olur' dedi.

Eroğlu, Rumlara verilecek yerleşim birimlerindeki vatandaşların başka yerlere yerleştirilmesinin güç bir konu olduğunu ve bu sırada birçok sıkıntı yaşanacağını kaydederek, bu yüzden Türk-Rum kavgasından önce Türk'ün Türk'le kavgaya girişebileceğini söyledi.

Eurolar yağmayacak

Annan planının imzalanmasının hemen arkasından ülkeye yatırımcı geleceğini, eurolar yağacağını söyleyenler bulunduğunu ve bunun doğru olmadığını, kuzey parça devletin gücü oranında maaşların euro para birimiyle ödeneceğini belirten Başbakan Eroğlu, plana göre 750 bin dekar toprağın Rumlara verileceğinin ve 9 bin çiftçi ailenin bundan etkileneceğinin hesaplandığını bildirdi.

Başbakan Derviş Eroğlu, Annan planında fondan bahsedildiğini ama kaynağın ne olacağının belirtilmediğini ifade ederek, ülkede şu anda bu belgeye evet dedirtmek için psikolojik savaş uygulandığını kaydetti.

'Bu belgede ne olduğunu bilmemiz ve sandığa giderken ona göre oy vermemiz lazım. Bu planın ruhu önce Türkiye'yi adadan çıkarmak, sonra da bizi... Bunlar yazılmasa da inceleyince bunu görüyorsunuz' diyen Eroğlu, kuzeye yerleşebilecek yüzde 28 oranındaki Rum'un kendilerini öldüreceğinden değil, ekonomik gücünün üstünlüğünden korktuklarını söyledi.

Eroğlu, KKTC'de yaşanan ekonomik krizin ortadan kaldırılması için girişimler bulunduğunu, Teşvik Yasası ile yeni yatırımların temelinin atılacağını ve işsizliğin azalacağını belirterek, Maliye Bakanlığı'nın da üniversite mezunu gençlerin istihdamı için başlattığı projenin yakında sonuçlanacağını açıkladı.

Yanlış adım geleceği karartır

Sıkıntılar var diye devletten vazgeçilmemesi gerektiğini, bugünlerde atılacak yanlış bir adım veya imzanın geleceği karartabileceğini dile getiren Başbakan Eroğlu, Annan belgesinin detaylı incelediklerini, bu gibi konularda birlik beraberlik gerektiğini, dağınıklığın toplumun çıkarına olmadığını anlattı.

Eroğlu, yapılan mitinglere Güney'den destek geldiğini belirterek, 'Onlara ne oluyor? Onlar Klerides'e baskı yapıp, biraz da Türklerin lehine maddeler koyalım desinler. Bu belgeyle Klerides'in bugüne kadar söyleyip istedikleri, oluyor' diye konuştu.

Türklerle Rumların barış içinde iç içe yaşayabileceğini söyleyen Annan planının, düşmanlığın tohumlarını ektiğini, çünkü evini Rum'a verecek kişinin öfke duyacağını belirten Eroğlu, toplumsal mücadelelerin birlik ve beraberlikle kazanıldığını, bu nedenle herkese bu çağrıyı yaptığını kaydetti.

'Provokasyondan vazgeçilsin'

Türkmenköy ve Lefkoşa'da arabalara yapılan saldırılardan duyduğu kaygıları dile getiren Başbakan Eroğlu, provokasyonlardan ve düşmanlıktan vazgeçilmesini istedi.

Eroğlu, eylemlere öğrencilerin de katılması konusuna değinirken, 'öğretmelerin öğrencileri miting alanlarına sürdüğünü, mitinge katılım için grev yapılmasını yanlış bulduğunu ' ifade etti ve eylemlerin hafta sonları yapılabileceğini belirtti.

Mal-mülk konusuna sıfırlamayla çözüm istediklerini ancak bu isteğin Annan planına girmediğini ifade eden Eroğlu, müzakereler sırasında yine ısrarlı olacaklarını bildirdi.

Başbakan Eroğlu, Kıbrıs politikasının her zaman Türkiye'yle birlikte belirlendiğini ve yürütüldüğünü, Türkiye'deki seçim sonrasında yeni hükümet politika belirlesin diye kendilerinin biraz sessiz kaldığını ve AKP hükümetinin politikasının KKTC hükümetininkiyle aynı paralelde olduğunu ve müzakereler sürerken fazla beyanata gerek kalmayacağını söyledi.

Akdoğan'da daha kalabalık bir toplantı yapıldı


Başbakan Eroğlu, Akdoğan Gençlik Kulübü'nde saat 16.45'te başlayan toplantıda ise daha kalabalık ve daha çok konuşan, soru soran bir kitleyle karşılaştı.

Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgil'in sunuş konuşmasından sonra Annan planıyla ilgili görüşlerini açıklayan ve soruları yanıtlayan Eroğlu, kendilerinin Türkiye'nin Kıbrıs politikası belirlensin diye bir süre sessiz kaldıklarını, bu sürede televizyon kanallarında birçok program yayımlandığını, insanların kafasının karıştığını söyledi.

Gelecek hafta konferans vermek üzere Türkiye'den iki uzmanı davet ettiklerini ifade eden Eroğlu, planın tarafsız incelenmesi için bunu yapacaklarını bildirdi.

Eroğlu, Türk tarafının isteklerinin Annan planında yer almadığını, yeni yerleşim birimi yapıp insanları yerleştirmenin kolay bir iş olmadığını kaydederek, plan imzalanırsa memur ve öğretmenin bugünkü yaşantısından daha iyi bir gelir elde etmeyeceğini, kuzey parça devletinin geliri neyse bugün aldığı maaşa muadil Euro alacağını söyledi.

Mitinglere katılanların çoğunun devletten maaş çekenler olduğunu belirten Eroğlu, 'AB'ye girince Euro yağmayacak. Parça devletin geliri neyse o verilecek. Gene Türkiye'den destek isteyeceğiz. O yüzden insanlar fazla hayale kapılmasın' dedi.

AB ülkelerinde de ekonomik sıkıntılar ve işsizlik sorunu bulunduğunu kaydeden Eroğlu, kamuoyu yoklamalarına değinirken, herkesin barış ve anlaşma istediğini, anketlerde soruların soruluş şeklinin önemli olduğunu ifade etti.

Başbakan Eroğlu, 'Yaşayabilir bir anlaşma için güçlü olmalıyız, onun için de birlik ve bütünlük içinde olmalıyız. Kimsenin insanları bölme hakkı yoktur, kimse bunlara tevessül etmesin' diye konuştu.

Kendilerinin 'bu belge müzakere edilsin' derken, bazılarının 'hemen yarın imzalanmalıdır' dediğini kaydeden Eroğlu, plana göre kuzeye kalacak toprakları kısa sürede inkişaf ettirme şansı bulunmadığını çünkü oluşacak mülkiyet kurulunun çalışmalarını tamamlaması için 10 yıl süre öngörüldüğünü anlattı.

Derviş Eroğlu, sık sık hararetli tartışmaların olduğu Akdoğan'daki toplantı sırasında, 'Bu planın esasında hem Türkiye'yi hem bizi adadan çıkarmak var' görüşünü yineledi ve planın Yunanistan ve İngiltere'nin parmağıyla hazırlandığını ve Cumhurbaşkanı'nın hasta olduğu, Türkiye'de ise yeni hükümetin daha oluşmadığı bir dönemde sunulduğunu belirtti.

Müzakere süresinin iyi kullanılması gerektiğini vurgulayan Başbakan Eroğlu, anlaşmanın olup olmamasının halkın kararına bağlı olduğunu, kendilerinin planı Kıbrıs Türkü'nün lehine döndürmek için uğraştığını söyledi.

Anavatan elini uzatmasa

Ülkede yaşanan ekonomik krizin aşılması için uğraştıklarını, geçen yıl devletten maaş çekenlere artış vermediklerini bunun için tepki olduğunu belirten Eroğlu, 'Yine de tedbirler aldık, iki ayda bir hayat pahalılığını verdik, Anavatan elini uzatmasa, maaşsız da kalabilirdik. Unutmayın ki bu ülke 200 bin insanın yarattığı katma değerle dönüyor' diye konuştu.

Başbakan Derviş Eroğlu, plan üzerine her iki tarafın da öneri sunacağını, bunların halkın bilgisine geleceğini kaydederek, bir anlaşma için her iki tarafın evet demesi gerektiğine işaret etti ve 'Artık kendi kendimizi suçlamaktan vazgeçelim. Hep Rum'u değil kendimizi suçluyoruz' dedi.

Muhalefet etmek daha kolay

Bu dönemde muhalefette olmanın daha kolay bir iş olduğunu belirten Eroğlu, 'Onlar konuşur ve evlerine gider. Biz eve gidince uykularımız kaçar' diye konuştu.

Eroğlu, Annan planı açıklandığından beri ülkede ekonomik faaliyetlerin durduğuna işaret ederek, anlaşma imzalansa da 10 yıl daha sıkıntılar yaşanacağını kaydetti.

Hayat devam edecek

Bir soruyu yanıtlarken, 'Bir anlaşmaya varılmaması durumunda bugünkü varlığımızı sürdüreceğiz. Türkiye'yle imzaladığımız anlaşmaları yaşama geçireceğiz. Teşvik sistemiyle yeni iş sahaları açacağız. Hayat devam edecek. Anlaşma olursa yeni bir hayat, olmazsa şimdiki hayatın iyileştirilmesi için çalışacağız' diyen Eroğlu, hükümet etmenin zorluklarını en uzun süre yaşayan kişi olarak bir anlaşmaya varılmasını en çok kendisinin istediğini söyledi.

Başbakan Eroğlu, bir soru üzerine polis alımlarına müdahalenin söz konusu olmadığını, sınavda başarılı olanların alındığını ve alınanların tümünün vatandaş olduğunu; öğretmen atamalarını ise hükümetin değil Kamu Hizmeti Komisyonu'nun yaptığını kaydetti.

KIBRIS 12/01/2003

Londra'daki Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs konusuna odaklandı

Kıbrıs'ta hareketli günlerin ve tartışmaların yaşandığı şu günlerde, Londra'da da bir kıpırdanma göze çarpıyor... Başkentte art arda platformlar kurulurken, dernekler bildiri yağmuru başlattı

Emine DAVUT -LONDRA

'Kıbrıs' konusu, Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türkleri temsil eden derneklerin de gündeminde ön sırada yer almaya başladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Kıbrıs için hazırlanan plan doğrultusunda bazı dernekler bir araya gelerek platform oluştururken, diğer derneklerden de olumlu ve olumsuz tepkiler yağıyor.

Londra'da, 13 dernek tarafından kurulan 'Kıbrıs'ta Barış İçin Platform' hareketi, KKTC'de düzenlenen 26 Aralık mitingine destek verdiklerini beyan etti.

İngiltere Kıbrıslı Türkler Koordinasyon Kurulu, Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği, Cumhuriyetçi Türk Partisi Londra Dayanışma Derneği, Londra Toplumcu Dayanışma Derneği, Birleşik Kıbrıs Partisi Londra Dayanışma Derneği, Yurtsever Birlik Hareketi Londra Dayanışma Derneği, Kıbrıs Sosyalist Parti Londra Dayanışma Derneği, Yeni Kıbrıs Birleşik Sol Parti, Kıbrıs Demokratik Haklar Komitesi, Kıbrıs Türk Toplum Merkezi, Kıbrıs Türk Güzel Sanatlar Derneği, Kıbrıs Türk İnsan Hakları ve Özgürlükler Derneği, Avrupa Birliği için Kıbrıslı Türkler Formu adlı kuruluşlar tarafından oluşturulan platform, Kıbrıs'taki halk hareketinin dayanışma çağrısına destek olmak ve yayılmalarına katkıda bulunmak için bir araya geldiklerini açıkladı.

26 Aralık mitingini, 'Halk hareketi' olarak tanımlayan platform, bu harekete dayanışma göstermek amacıyla 28 Şubat'a kadar bir dizi etkinlik düzenleme kararı aldıklarını ve halkın iradesinin temsil edileceği demokratik bir çözüm sağlanana kadar mücadelesini sürdüreceğini belirtti.

İngiltere Kuzey Kıbrıs Egemenlik

Platformu'nun görüşü

Başkentte oluşturulan diğer bir platform olan 'İngiltere Kuzey Kıbrıs Egemenlik Platformu', AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Türkiye'nin 30 - 40 yıldır sürdürdüğü politikaya karşı olduğu' yolundaki açıklamasına tepki gösterdi.

Platform, AB üyeliği uğruna Kıbrıs'ın feda edilme safhasına getirildiğine ve bunun da büyük bir yanılgı olduğuna dikkat çekti. Kuzey Kıbrıs'ın egemenliğinin, Kuzey Kıbrıs halkının olduğunu vurgulayan Platform, 'ayrı bayrak ve ayrı devletimiz tanına değin, Kuzey Kıbrıs Türk yurtseverlerinin mücadelesi devam edecektir' görüşünü ortaya koydu.

İngiltere Kuzey Kıbrıs Egemenlik Platformu, çözüm görüşmelerinde Türk halkını temsil eden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a destek beyanında da bulundu.

Londra Erenköy Mücahitler Derneği, Kıbrıs'ın içinden geçmekte olan kritik günleri dikkatle izlediğini söyleyerek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a tam destek verdi.

BM planının tuzaklarla dolu ve inandırıcılıktan uzak olduğu görüşüne sahip olan Dernek, 21 Aralık 1963'te başlayan ve Kıbrıs Türkünü adadan silmek için girişilen vahşet olaylarının halen zihinlerde olduğunu aktardı.

Enosis'in, Kıbrıs Rum'u ve Yunanistan'ın siyasi ve ideolojik hedefi olduğu doğrultusundaki inançlarının her geçen gün pekiştiğini vurgulayan Dernek, Kıbrıslı Rumların ve Yunanistan'ın barıştan yana olduklarına inanmadıklarını ifade etti.

İngiltere Muhafazakar Parti Türk Örgütü ise BM planının müzakere edilebilir bir plan olduğu görüşünü dile getirip, planın Türk tarafı açısından kabul edilemeyen bazı unsurlar taşıdığını tüm bunların KKTC halkının menfaatleri doğrultusunda görüşülerek sonuçlandırılmasından yana oldukları bir tavır ortaya koydu.

Örgüt, halkın istek ve beklentilerinin dışında hareket eden parti ve siyasilerin, her zaman kendi sonlarını hazırladıklarından da söz etti.

Konferans düzenleniyor

İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konseyi, BM Genel Sekreteri tarafından sunulan planının inceleneceği halka açık bir konferans düzenliyor.

Shen Ola Salonu'nda, 15 Ocak 2002 tarihinde yer alacak olan konferansta, KKTC'den katılacak olan konuşmacıların, planın Kıbrıs Türk tarafı için sakıncalı olan yanlarını açıklayacağı bildirildi.

Konferansta, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüşmelerde savunduğu noktaların neler olduğunun da anlatılacağı belirtildi.

KIBRIS 12/01/2003

 

Çözüm karşıtlarında

PANİK

Kıbrıs sorununun çözümünün kaçınılmaz bir aşamaya ulaşması, Çözüm, Barış ve Avrupa Birliği üyeliği karşıtlarında panik yarattı. Derin devletin desteğine de sahip olan bu çevreler telaş içerisinde ne yapacaklarını şaşırdılar. Statükodan ve çözümsüzlükten beslenenler ve mevcut durumun rantını yiyenler; barış sürecini hızlandırmak için halkımızın top yekün ayağa kalkmasından dolayı içerisine düştükleri panikle, halkı terörize etmek için provokatif eylemleri gündeme getirdiler. Önceki akşam yaşanan olay
lar, halkımızın “ülkemizde neler oluyor” sorusunu sormasına neden olurken, 58’li yılların karanlık günlerini hortlatmaya çalışan bu çevrelerin, hiçbir şansının olmadığına da işaret ediyorlar. Yurttaşlarımız, bu karanlık çevrelerin halkımızın cevabını, 14 Ocak tarihinde gerçekleşecek Çözüm ve AB mitingi ile bir kez daha alacaklarını da ifade ediyorlar.

1. CTP MAĞUSA İLÇE BİNASINA BOMBA İHBARI

CTP Mağusa İlçe binasına önceki akşam bomba ihbarı yapıldı. Yoğun katılımlı İlçe toplantısının başlayacağı sırada yapılan bomba ihbarı üzerine bina boşaltıldı. Binaya gelen polis bomba uzmanlarının yaptığı araştırma sonucunda ihbarın asılsız olduğu ortaya çıktı.

2. KTOEÖS BAŞKANI AHMET BARÇIN’IN ARABASINA SALDIRI DÜZENLENDİ

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Ahmet Barçın’ın arabasına saldırıda bulunuldu. Ahmet Barçın’ın ES 414 plakalı salon aracının iki ön ve bir arka lastiği, Barçın’ın Kermiya bölgesindeki evinin önünde park halindeyken, delici ve kesici aletle parçalandı.
Kıbrıs Sendika
lar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi de olan Ahmet Barçın, saldırıyı “barış karşıtı güçlerin son çırpınışları” olarak niteledi.
Olayın önceki gece meydana geldiği tahmininde bulunan Barçın, “1958 yöntemleriyle ne bizleri ne de halkımızı korkutamazlar. O
günler çok geride kaldı” dedi.
Lefkoşa Polis Müdürü Cemal Akar da olay yerine gelerek incelemelerde bulundu. Olayın 10.30 - 11.00 sıralarında bilgilerine getirildiğini belirten Akar, gerekli soruşturmanın süratle başlatıldığını kaydetti.
Saldırıyı duyan
sendikacılar ve Barçın’ın arkadaşları olay yerine gelerek kendisine destek oldular ve tepkilerini ifade ettiler.
YENIDUZEN 12/01/2003

Klerides'e de açık mektup

12/01/2003

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a 28 Şubat'a kadar BM'nin Kıbrıs çözüm planını imzalaması, aksi halde halkın önünü açmasını talep eden Kıbrıs gazetesi, bu kez Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides'e yönelik bir açık mektup yayımladı. Ünlü işadamı Asil Nadir'in sahibi olduğu Kıbrıs'ın en yüksek tirajlı gazetesi, Rum liderden devlet adamlığı sergileyerek çözüm yolunu açmasını talep etti. Mektupta şöyle denildi:
"Sayın Glafkos Klerides, 40 yıldan uzun süredir üzerinde çalıştığınız Kıbrıs sorunu, ilk kez, ciddi şekilde çözüm fırsatıyla karşı karşıya. Sorunun nasıl ort
aya çıktığı, suçlu ve sorumlularının kimler olduğu tartışmalarının şu an kimseye faydası yoktur. Eğer, Kıbrıs Türkleri ve Rumları uzlaşmaya varacaksa, geçmişi unutmamak, affetmek zorundalar. Bunu yaparken, geçmişin acı olaylarının tekrarını önleyecek tedbirleri almalılar. İki halk arasında ciddi güvensizlik vardır. Bu nedenle, varılacak anlaşma, önce güvensizlik temeli üzerine oturtulmalı ve zaman içinde güven ve işbirliği zeminine dönüştürülmeli. Bunu başarmanın mümkün olduğuna ve Annan'ın çözüm planının, bu ortamın yaratılması için yolu açtığına inanmaktayız.

'Devlet adamlığı' bekliyoruz
Kıbrıs Türk halkı, sizden, tehlikeli bir sürecin sona erdirilmesi için siyasi kariyerinizi taçlandıracak bir devlet adamlığı beklemektedir. Türk tarafının endişelerini ciddiye alın ve çözüm yollarını açın. Toprak konusunu, Türk ve Rumların acılarını birlikte değerlendirerek ele alınız. Kuzeyde kalmış bir Rum köyünden 1974'te ayrılmak zorunda kalan bir Rum ne kadar büyük acı çekmişse, o köyde doğup orayı vatan bilmiş ve şi
mdi terk etmek zorunda kalacak Türk'ün de aynı acıyı çekeceğini unutmayınız. Olayın duygusal boyutu, ekonomik boyutunun çok ötesindedir. Önünüzde zor kararlar olacaktır. Belirttiğimiz bakış açısı ile zor kararları alma cesaretini göstermekten çekinmeyiniz. Kıbrıs'ın güneyi ve kuzeyindeki gençlere borcunuz olduğunu unutmayınız.
Saygılarımızla."

Adada gösteri: Hedef 80 bin kişi

KKTC'de sivil toplum örgütleri Annan Planı'na destek amaçlı 14 Ocak'taki üçüncü mitinge, 80 bin kişinin katılımını hedefliyor

12/01/2003

LEFKOŞA/ANKARA - KKTC'de sivil toplum örgütlerinin 'Ortak Vizyon Eylem Komitesi' ve 'Bu Memleket Bizimdir Platformu'nun 14 Ocak'ta Lefkoşa'da düzenleyeceği 'Çözüm ve AB Kararlılık Mitingi' için geriye sayım başladı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planına destek için düzenlenen 3. mitingde, organizatörler 80 bin kişiyi meydana toplamayı hedefliyor. Milliyetçi Adalet Partisi ise mitinge gençlerin katılmasına yasak getirmek için Başbakan Derviş Eroğlu'na başvurdu. Eroğlu ortaokul ve lise öğrencilerinin katılımını önlemek için tedbir düşüneceklerini söyledi.

'TBMM heyeti mitinge katılmayacak'
Mitinge milletvekilleri de davet edildi. Vekillere 'halk iradesini halkın yararına kullanmaları' çağrısı yapılarak meydanda açılacak anı defterini imzalamaları isteniyor. Katılmayanların isimleri kamuoyuna duyurulup bu kişilere oy verilmemesi istenecek. 13-15 Ocak'ta KKTC'yi ziyaret edecek olan TBMM Başkanı Bülent Arınç ve heyetinin de gayriresmi biçimde mitinge katılabileceği iddia edildi. Ancak TBMM Başk
anlığı olayı yalanladı. CHP'li vekiller ise Radikal'e mitinge katılımı düşünmediklerini, ancak adadaki sivil toplum örgütleriyle görüşülüp halkın nabzının tutulacağını kaydetti.

Rumlardan Denktaş'a 'şişeli mesaj'
KKTC'deki eylemlere Rum Kesimi'nden de destek geliyor. Rum çözüm yanlıları herkese barış için bir cümle yazdırıp şişelere koyarak KKTC lideri Rauf Denktaş'ın konutu önüne yığma kararı aldı. Kamyonlarla taşınacak şişelerle binadan daha yüksek bir 'mesaj tepesi' oluşturularak Denktaş'a baskı yapılması hedefleniyor.
Bu arada BM Temsilcisi Alvaro De Soto'nun önümüzdeki hafta adada başlatacağı görüşmeler öncesi Denktaş ve siyasi parti temsilcilerinin 28 Şubat'ta gelinen noktayı referanduma sunmakta anlaştığı öne sürüldü. Buna göre 28 Şubat öncesi orta
ya çıkacak olan sonuç halkın onayına sunulacak.
'Evet' yanıtı alınırsa ön anlaşma imzalanacak. Planın tümü ve AB üyeliği için 30 Mart'ta başka bir referandum yapılacak.
(Radikal, Reuters)

Seçim baskısı Rumları etkiler

12/01/2003 RADIKAL

Kopenhag zirvesinde '15'ler tarafından alınan, Kıbrıs'ın kayıtsız şartsız
AB üyeliğine ilişkin karar olumlu gelişmelere yol açtı. En kritik adımı atmış olan Kıbrıs Rum kesimi bu kararla önemli avantaj sağladı. Ancak bundan sonra, adanın yeniden birleşmesini ve bir büt
ün olarak AB üyesi olmasını başarabilmesi için dikkatli ve esnek davranması gerekir.
Denktaş'ın görüşme masasına oturacağını açıklamış olmasına rağmen, Türk politikacılar bile onun yapıcı bir tavır takınmasını beklemiyorlar. Denktaş'ın niyeti ne olursa ol
sun, Ankara'da konuyla ilgili iktidar çevreleri nasıl biçimlenirse biçimlensin, Kıbrıs Rum tarafının çok dikkatli olması gerekir. Kopenhag zirvesinden sonra Kıbrıs Rum tarafının müzakerelere 'tabanca şakağına dayalı olmadan' katılabilmesi büyük bir siyasi avantaj sağladı ancak bu avantaj, gerçeğe dayanmayan tezler savunmasına neden olmamalı.
Annan planı üzerinde, aslında pek az değişiklik yapılabilir. Buna rağmen, önerilen çözümün daha işlevsel, kalıcı ve AB ilkelerine uygun olması yönünde bazı değişiklikl
erin yapılması üzerinde mutabakatın sağlanması hem mümkündür hem de zorunlu.
Müzakereler maalesef serbest Kıbrıs kesimindeki seçim öncesi döneme rastlıyor. Bu nedenle de müzakerelerin parti sürtüşmelerine karıştırılması tehlikesi büyük. Vatanseverlik göst
erisinde bulunmak, Kıbrıs Rum tarafını zor duruma düşürecek, aynı zamanda da Denktaş'a ortamdan yararlanmak ve kendisi için olumlu izlenimler yaratma fırsatını verecektir.
Klerides şimdiye kadar izlediği rota dışına çıkmamaya kararlı olsa dahi, seçim önce
si baskılar onu da etkileyecektir. Özellikle, Başsavcı Alekos Markidis'in aday olacağını açıklaması, bugünkü cumhurbaşkanının tekrar seçilmesini zorlaştırıyor, ortamı daha da karıştırıyor.
Markidis'in bu kararı kırgınlığı yüzünden aldığı belli oluyor.
An
cak, bu kadar kritik aşamalarda duygusallığın hüküm sürmesi tehlikelidir.
Durumun bu şekilde gelişmesinden sonra artık söz Kıbrıslı Rumlarındır. Kimler tarafından yönetilecekleri, aynı zamanda da -dolaylı bir şekilde de olsa Lefkoşa'nın Kıbrıs konusunda h
angi politikayı uygulayacağını oylarıyla kararlaştıracaklar.
(Yunan Kathimerini gazetesi, başyazı, 8 Ocak 2003)

Arınç yarın KKTC'ye gidiyor

TBMM Başkanı Bülent Arınç, resmi bir ziyaret için yarın KKTC'ye gidecek. Arınç'a, KKTC ziyareti sırasında TBMM Dışişleri ve Milli Savunma Komisyonu üyesi 20 parlamenter eşlik edecek.

Arınç ve beraberindeki heyetin adadaki temasları, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından kabul edilmeleriyle başlayacak. Daha sonra Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter ile biraraya gelecek olan Arınç ve beraberindeki heyet, ardından Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşecek.

TBMM Başkanı Arınç ve beraberindekiler, 14 Ocak Salı günü Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Ahmet Özteker ve KKTC Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul'u ziyaret edecek. Aynı gün Ulusal Birlik Partisi, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Yenilikçi Atılım Partisi yetkilileriyle biraraya gelecek olan TBMM heyeti, sivil toplum örgütü temsilcileri ile de görüş alışverişinde bulunacak.

Arınç ve beraberindeki heyet, 15 Ocak Çarşamba günü de Güzelyurt, Gazimagosa ve Maraş'ta incelemelerde bulunup Doğu Akdeniz Üniversitesi'ni ziyaret edecek. Arınç ve beraberindekiler aynı gün akşam Türkiye'ye dönecekler.

HURRIYET 12/01/2003