GÜNDEM EMBARGOLAR

Avrupa Birliği, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargolar ve Kıbrıslı Türklerin esenliğine yönelik alınacak tedbirlerden oluşan bir paket üzerinde çalışıyor. 21 Mayıs'ta Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütü temsilcileri ile gazetecilerin de hazır bulunacağı toplantıda açıklanması beklenen paketin ön görüşmesi Türkiye ile Avrupa Birliği yetkilileri arasında dün yapıldı

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen ile Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargoları görüştü. Gül, Avrupa Birliği'nin Kuzey Kıbrıs'a uyguladığı ambargoları kaldırmasını istedi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında 'Adada artık daha umutlu olmamız için sebep var. Avrupa Birliği, Türk kesimine yönelik ambargoyu kaldırmalı. Biz de, Rum kesimine ambargoyu kaldırmalıyız' dedi

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, Türk basınında yer alan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun önceki gün Brüksel'de yaptığı görüşmede ambargoları ele aldığı yönündeki haberlerin yalan olduğunu ileri sürdü.

KIBRIS 17/05/2003

AB, EMBARGOLAR İÇİN ADIM ATIYOR

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC’ye yönelik ambargonun kaldırılması konusunu AB temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde sürekli gündeme getirdi

 

Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun Kıbrıs’ta ambargonun karşılıklı kaldırılması üzerinde çalıştıkları belirtildi

 

Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ta ambargonun karşılıklı kaldırılması üzerinde çalıştıkları belirtildi.

AA’nın haberine göre, iki ülke, Kıbrıs’ta taraflara uygulanan yaptırımları karşılıklı olarak kaldırmaya yönelik formüller üzerinde çalışıyor.

 

Avrupa Konvansiyonu toplantısı için Brüksel’de bulunan Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile dün yaptığı görüşmede konunun gündeme geldiği öğrenildi.

 

Yunan tarafının KKTC’ye, Türkiye’nin de Rum kesimine uyguladığı ambargonun kaldırılması konusunda çeşitli formüllerin gözden geçirildiği bildirildi.

 

Gül, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk kesimine yönelik ambargoyu, Türkiye'nin de Rum kesimine uyguladığı ambargoyu kaldırması gerektiğini söyledi.

 

Gül, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in katılımcı ve aday ülkeler temsilcileriyle yaptığı çalışma kahvaltısından sonra bir basın toplantısı düzenledi.

 

Dışişleri Bakanı Gül, AB’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik ambargoyu kaldırmasıyla ilgili bir gelişmenin olup olmadığı yönündeki soruya verdiği yanıtta, artık adada bir güven ortamının yakalandığını, 250 bin Rumun Kuzeye, 80 bin Türkün ise Güneye geçerek, adada yeni bir güven ortamının oluşmasının sağlandığını kaydetti.

 

Gül, şöyle konuştu:

 

“Sadece gidiş, gelişler değil, iki tarafta da kalışlar başladı. Adada artık daha umutlu olmamız için sebep var. AB, Türk kesimine yönelik ambargoyu kaldırmalı. Biz de, Rum kesimine ambargoyu kaldırmalıyız.”

AB AMBARGONUN KALDIRILMASI YÖNÜNDE ADIM ATILACAĞINI DOĞRULADI

 

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in sözcüsü Jean-Christophe Filori, komisyonun, KKTC’den birlik üyesi ülkelere ihracatın kolaylaştırılması ve Kıbrıs’ta ambargonun karşılıklı kaldırılması konusunda tarafların uzlaşma sağlamasına ilişkin 4 Haziran’da öneriler sunacağını bildirdi.

 

Filori, yaptığı açıklamada, AB’nin yürütme organı olan komisyonun, haziran ayı başında, KKTC’den AB ülkelerine ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan tedbirlerle ilgili ve Kıbrıs’ta iki tarafın da uzlaşmasını destekleyecek öneriler sunacağını kaydetti.

 

Ambargo terimine karşı çıkan Filori, Adalet Divanı’nın KKTC’den gelen ürünlere ilişkin menşe sertifikasına izin vermediğini ifade etti.

HALKIN SESI 17/05/2003

‘Ambargolar’

Kalkacak mı?

TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk kesimine yönelik ambargoyu, Türkiye'nin de Rum kesimine uyguladığı ambargoyu kaldırması gerektiğini söyledi.
Avrupa Konvansiyonu toplantısı için Brüksel’de bulunan Gül, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in katılımcı ve aday ülkeler temsilcileriyle yaptığı çalışma kahvaltısından sonra bir basın toplantısı düzenledi.
Dışişleri Bakanı Gül, AB’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik ambargoyu kaldırmasıyla ilgili bir gelişmenin olup olmadığı yönündeki soruya verdiği yanıtta, artık adada bir güven ortamının yakalandığını, 250 bin Rumun Kuzeye, 80 bin Türkün ise Güneye geçerek, adada yeni bir güven ortamının oluşmasının sağlandığını kaydetti. Gül, şöyle konuştu:
“Sadece gidiş, gelişler değil, iki tarafta da kalışlar başladı. Adada artık daha umutlu olmamız için sebep var. AB, Türk kesimine yönelik ambargoyu kaldırmalı. Biz de, Rum kesimine ambargoyu kaldırmalıyız.”

Avrupa Birliği
Gül, Türkiye’de Avrupa Birliği konusunda bir “uzlaşma” bulunduğunu belirterek, bu konuda iktidarla muhalefetin birlikte hareket ettiğini kaydetti.
Abdullah Gül, Türkiye’de AB üyeliğine karşı bir direnç yaşanıp yaşanmadığı yönündeki soruyu yanıtlarken, bu tür karşı çıkmaların olabileceğini söyledi ve “Ancak önemli olan Hükümetin AB konusundaki kararlığıdır” dedi.
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye’nin önünde sadece 2-3 ay kadar kısa bir süre kaldığını belirterek, şunları söyledi:
“Biz, Türkiye’de tüm sivil toplum kuruluşlarını, aydınları, medyayı seferber etmek istiyoruz. Türkiye’nin 40 yıllık devlet politikası ve hedefi, AB üyeliğidir. Buna karşı zaman zaman çeşitli direnişler ve girişimler olabilir. Kasıtlı hareketler olabilir. Ancak hükümetimiz kararlıdır. Haklı tereddütler ve müdahaleler de olabilir ve olacak. Tabii ki üyelik yolunda gözümüz kapalı gidemeyiz. Ancak amacımız, Türkiye’nin bu fırsatı kaçırmamasıdır. Hükümet ve Meclis, bu konuda kararlıdır.”

Filori’den önemli mesaj
AB Komisyonu`nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen`in sözcüsü Jean-Christophe Filori, komisyonun, Kuzey Kıbrıs’tan birlik üyesi ülkelere ihracatın kolaylaştırılması ve Kıbrıs`ta ambargonun karşılıklı kaldırılması konusunda tarafların uzlaşma sağlamasına ilişkin 4 Haziran`da öneriler sunacağını bildirdi.
Filori, yaptığı açıklamada, AB`nin yürütme organı olan komisyonun, Haziran ayı başında, Kuzey Kıbrıs`tan AB ülkelerine ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan tedbirlerle ilgili ve Kıbrıs`ta iki tarafın da uzlaşmasını destekleyecek öneriler sunacağını kaydetti.
Ambargo terimine karşı çıkan Filori, Adalet Divanı`nın Kuzey Kıbrıs`tan gelen ürünlere ilişkin menşe sertifikasına izin vermediğini ifade etti.
AB Konvansiyonu toplantıları için Brüksel`e giden Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC`ye yönelik ambargonun kaldırılması konusunu AB temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde sürekli gündeme getirdiğini belirterek, Kıbrıs konusunda AB`nin önümüzdeki günlerde önemli adımlar atmasının beklendiğini söylemişti.

YENIDUZEN 17/05/2003

GÜL-PAPANDREU GÖRÜŞMESİ...

Beglitis: “Haberler gerçeği yansıtmıyor”

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, Türk basınının, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun dün Brüksel’de yaptığı görüşmenin Kıbrıs’a ilişkin bölümünü konu alan haberlerinin gerçeği yansıtmadığını öne sürdü.
Beglitis, yaptığı yazılı açıklamada, şunları kaydetti:
“Bakanların, Kıbrıs’ın işgal altındaki kesimi üzerindeki ambargonun kaldırılması için işbirliği yapma kararı aldıklarını öne süren haberler kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Bu konuda AB’nin tezi, gayet nettir ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verhaugen de bunu açık bir şekilde dile getirdi. Türkiye ve Denktaş rejimi, buna saygı göstermeli ve de BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu plan ile BM çerçevesinde Kıbrıs sorununun çözümü için katkıda bulunmalıdır.”
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, “Türk basını gerçeği çarptırarak, kendi istediği biçime getirme çabası içinde haber üretme, çarpıtma ve yanıltma taktiğini sürdürmektedir” ifadelerini de kullandı.

YENIDUZEN 17/05/2003

TALAT

‘Yarınımız belirsiz’

Kıbrıs’ta temaslarda bulunan İsveç’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Ingemar Lindahl, dün sabah, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret etti.
Lindahl yaptığı açıklamada, 2002 Ocak ayından bu yana Kıbrıs konusunda görev yaptığını, bu süreçte Lahey’e kadar olan gelişmelere ve içinde bulunulan son duruma tanıklık ettiğini kaydetti.
Kapıların açılmasının barış sürecinin yeniden hareketlenmesine ve çözüme ulaşılmasına yardımcı olacağını umduğunu kaydeden Lindahl, 1 Mayıs 2004’te AB’ye birleşik bir Kıbrıs’ın üye olmasını diledi.
Talat ise, Kıbrıs’ta yakınlaşma için farklı bir iklim, yeni bir dinamik ve iyi bir fırsat bulunduğunu, ancak yarın ne olacağının belirsiz olduğunu kaydetti.
Talat, içinde bulunulan durumun, çözüme yardımcı olabileceğini ancak çözümün kendisi olmayacağını ifade etti.
“Barış sürecinin çöküşünde rolü olanların, zaman geçirerek, 1 Mayıs 2004’e çözüm olmadan ulaşmaya çalıştıkları” görüşünü belirten Talat, cumhurbaşkanının Rumlara Kıbrıs Türk mahkemelerine başvurma fırsatı verileceğini ve çözümün bu olduğunu söylediğine işaret etti.
Bunun çok tehlikeli bir durum olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıs Türkü’nün dünyayla bütünleşmek istediğini belirterek, “yönetimin Kıbrıs Türklerini Rum tarafından kimlik, pasaport, doğum belgesi alma durumuna getirdiğini” vurguladı. Talat şöyle dedi:
“Siz tüm vatandaşlarının başka bir yönetimin pasaportunu taşıdığı bir ülke düşünebiliyor musunuz. Bir yasal temel olmadan başka bir toplumun verdiği ayrıcalıklarla, yardımlarla yaşayan bir toplum… Kıbrıs Türkü bunu değil, Kıbrıs’ta Rumlarla, politik eşitliğini ve kurucu ortaklık istiyor. Bu da Annan Planı ile olacak birşeydir. Ama şimdi bundan uzağız.”
Talat, Türkiye’den finansal yardım alındığını, AB’nin de yardım yapacağı şeklinde açıklamalar bulunduğunu, ancak izolasyonun devamının, bir ülkenin başka güçlere bağımlı olmasının, kendi pozisyonunu ve kendini yönetme durumunun olmamasının tehlikeli bir durum yarattığını ifade etti.
Talat, temiz çözümün Kıbrıs sorununun çözümlenmesi olduğunu kaydetti ve “Bu vazgeçilmezdir” dedi.

YENIDUZEN 17/05/2003

KKTC'de izinsiz ayine müdahale

Kıbrıs'ta bir Rum piskopos, karşılıklı geçişlerin başlamasından bu yana ikinci kez geldiği Güzelyurt kentinde müze olarak kullanılan St. Mamas kilisesinde izinsiz ayin düzenleyince, KKTC polisi tarafından kiliseden dışarı çıkarıldı. Piskopos Neofitos'un ayin sırasında kiliseden çıkarılması, Rum Kesimi tarafından BM nezdinde protesto edildi. Piskopos, polisin, kendisine, "KKTC yetkililerinin izni olmadan ayin düzenlemenin yasadışı olduğunu" söylediğini belirtti.
 MILLIYET 17/05/2003

Kıbrıslı Rumlara vizesiz giriş hakkı

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs vatandaşlarının, 22 Mayıs’tan itibaren Türkiye’ye vizesiz giriş yapabileceklerini açıkladı.

 

Antalya
NTV

 

 

17 Mayıs 2003— Erdoğan Yunanistan’ın da karşı adımları atmasını beklediklerini söyledi.

Erdoğan, AKP Antalya İl Binası’nın açılışında, parti otobüsünden vatandaşlara seslendi. Antalya’dan sadece Türkiye’ye değil, Avrupa’ya ve dünyaya da seslenmek istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin bakışını ve dünya barışını nasıl değerlendirdiğini herkesin görmesi gerektiğini söyledi. Bir süre önce KKTC’ye yaptığı ziyarette, adada yaşayan her iki tarafla da görüşmelerde bulunduğunu dile getiren Erdoğan, Güney Kıbrıs vatandaşlarının, 22 Mayıs 2003 tarihinden itibaren Türkiye sınırlarından vizesiz girebileceklerini açıkladı.
       Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, kapılarını tüm Güney Kıbrıslılar’a 40 yıl aradan sonra ilk kez açacağını belirten Başbakan Erdoğan, bu izinle giriş yapacakların 1 ay Türkiye’de kalabileceğini, istemeleri halinde bu süreyi uzatabileceklerini söyledi. Erdoğan, “Türkiye bu adımı nasıl atıyorsa, Yunanistan’dan da aynı adımı atmasını bekliyoruz” dedi. Dünyanın da buna ihtiyacı olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, “kavganın” kimseye bir şey kazandırmayacağını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili detayların Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanacağını ifade ederek, Güney Kıbrıslılar’ın KKTC hattını kullanmak kaydıyla Türkiye’ye gireceklerini kaydetti. KKTC de, Güney Kıbrıs vatandaşlarına, 23 Nisan 2003’ten itibaren ülkeye vizesiz girme olanağı tanımıştı.
       Erdoğan, yaptığı açıklamada vasıfsız orman arazilerinin satışıyla ilgili Anayasa değişikliğinin Meclis’ten yeterli oyla geçmemesi durumunda gerekirse referandum yolunu göze alacaklarını da bildirdi. Erdoğan, “Yazılan çizilen hiçbir şey bizi ırgalamıyor. Biz yolumuza devam ediyoruz ” şeklinde konuştu.

Kıbrıs'ta yeni bir başlangıcın engelleri aşıldı

Sadece 1974'ün yarattığı uçurum değil, iki toplumu ayıran ve iki tarafın da sorumlu olduğu bir uçurum aşıldı. Başarı, Simitis'in Türkiye'yle yakınlaşma politikalarıyla geldi

17/05/2003 RADIKAL

ANTONİS LİAKOS
Kıbrıs'tan gelen iyi haberler, Simitis'in 1996'dan beri tutarlı biçimde sürdürdüğü Türk-Yunan yakınlaşma politikasının sonucu. Bu politikanın, muhalefetin yanı sıra iktidar partisi Pasok'un geveze 'vatansever' kanadından, Kıbrıs'ın AB üyeliğine ret oyu veren Yunanistan Komünist Partisi'nden, kilise çevrelerinden ve hatta yakınlaşmanın ideolojik hazırlıklarını yapanları lekemekten çekinmeyen sağ ve soldaki bir grup aydın tarafından hayli yoğun tepkilerle karşılandı.
Doğrusu, Türk-Yunan ilişkilerinde yumuşama ve Kıbrıs konusunda sürekli krizden çıkış yanlısı olanlar bile güvensizlik buzlarının bu kadar hızla eriyeceğini, vicdanlardaki değişim boyutlarının bu kadar büyük olacağını ve olayların böylesi bir dinamizm göstereceğini beklemiyordu. Sadece 1974 saldırısının yarattığı uçurum değil, aynı zamanda Kıbrıs'ın bağımsızlığına kavuşması öncesine dayanan iki toplumu ayıran uçurum da aşıldı. Kıbrıs'ta 1 Mayıs'ın ortak kutlanması en son 1957'de olmuştu. Yani sorumlusunun bir değil her iki tarafın da olduğu bir uçurum aşıldı. Bu değişimin önceden kestirilmesi zordu.
Zamanın, bir toplumu diğerinden psikolojik açıdan uzaklaştırdığını, yeni nesillerin Kıbrıs'ta öteki toplumun dilini unuttuğunu, eğitim ile medyanın anavatanlarla birleşmeyi ve bir toplumun diğerine düşmanlığı körüklediğini düşünüyorduk. Bir çatışma kültürü oluşturulmuştu. Bu kültüre hizmete hazır aydın, sanatçı, politikacı, gazeteci ve din adamları vardı. Bu, çözümsüzlüğün en iyi çözüm olduğu esasını sabitleştirdi. Ancak, durumun farklı olduğu ortaya çıktı.
Genişletilmiş AB çerçevesinde, Türkiye'yle dostluk politikası ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesindeki ısrar, tarihin getirdiği ağır yükü de güvensizlikleri de dengeleyebilecek ve bertaraf edebilecek yeni bir dinamizmin oluşabileceğini kanıtladı.
Tarihten süregelen düşmanlık duygularına, yani iki toplumu birbirinden ayıran unsurlara çok fazla önem verdik. Buna karşılık, gelecek için olan beklentilerin vicdanlardaki rolünü küçümsedik. Kıbrıslı Türklerin Avrupa gibi büyük bir topluma girebilmek için olan beklentilerini, refaha kavuşmak, serbestçe dolaşmak ve Avrupai bir statüye sahip olmak umutlarını hesaba katmadık. Kıbrıslı Türklerin bu beklentileri, Kıbrıs'ta iki toplumu ayıran psikolojik engelleri aşılabilir hale getirdi.
Geçmişle bağların abartılması ve beklentilerin küçümsenmesi, iki toplumun Annan'ın çözüm planına şüphe ile bakmasında kendini gösteriyor. İki toplum arasında dengeler kurulması elbette zaruri. Ancak dengelerin oluşturulmasında kullanılan yöntem, Kıbrıslıların geleceklerini faal bir şekilde kendileri belirlemeleri için olan ortak arzularını bertaraf etmemeli. Huysuz öğrencilerle baş etmesi gereken öğretmen felsefesine dayalı Annan Planı, her ne kadar bugünkü ortamın oluşmasında olumlu bir rol oynadıysa da, artık geride kalmıştır. Çözümü için yeni bir başlangıç noktası bulunmalı. Bunun hareket noktası da bugünkü veriler olmalı. Çözüm Kıbrıs vatandaşlarının yaratıcılığına ve girişimlerine dayandırılarak Avrupa mevzuatı ile bütünleştirilmeli. Siyasi inisiyatiflerin üstlenilmesi
zamanıdır. Kıbrıs davasında kariyeri olan bir düşüncenin de emekliye ayrılma zamanı geldi. Kıbrıs'ın Yunanistan ile 'enosis'ini istiyorduk, Kıbrıs, AB ile birleşti. Bundan daha iyi ne olabilir ki?
(ANTONİS LİAKOS: Yunan To Vima gazetesi, Atina Üniversitesi öğretim üyesi, 11 Mayıs 2003)

Rumlar serbest geçişi engellemeye çalışıyor

 

KKTC Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar uyarınca 23 Nisan'da başlayan serbest geçişler çerçevesinde KKTC'ye geçen Rumlara, sınır kapılarında dağıtılan bildirilerle engel olunmaya çalışılıyor.

''Magromadis Milli Kulübü'' imzasıyla geçişlerin yapıldığı sınır kapılarında dağıtılan bildirilerde, ''geçilen noktanın ilerisinin 'işgal' altında bulunan Avrupa toprağı olduğu'' öne sürüldü. 

''Dikkat!'' diye başlayan bir bildiride, Rumlara KKTC'ye ''kutsal topraklarda ve kiliselerde ibadet, evlatlarına halis Yunan mirası ile atalarının mezar ve evlerini göstermek'' amacı dışında bir ziyarette bulunmaması telkini yapılıyor. 

''Hatırla'' diye başlayan bir başka bildiride ise ''Oturup yemek yediğin o yerde Elen kanı aktı. Bulunduğun ve eğlenmekte olduğun gazino ve eğlence yerinde özgürlük mücadelecileri yatıyor'' ifadeleriyle KKTC'ye geçmek isteyen Rumlar engellenmeye çalışılıyor. 

KKTC'DEN ALIŞVERİŞ YAPAN RUMLARIN EŞYALARINA EL KONULDU

Öte yandan, Rum Gümrük Dairesi memurları ve Rum polisi, KKTC'den alışveriş yapan Rumların eşyalarına el koydu. 

Fileleftheros gazetesinin haberine göre, KKTC'ye geçen 7 Rumun üzerinde bulunan 16 karton sigara, 17 adet iç çamaşırı, 5 adet pantolon ve 1 adet kemere el konuldu.

HURRIYET 17/05/2003 

İlter TÜRKMEN
Kıbrıs'ta beklentiler ve gerçekler

KIBRIS'ta iki taraf da yeni oyun planları geliştiriyor. Mart 2003'te Kofi Annan ile Lahey toplantısından önce Güney Kıbrıs, adadaki statükoyu delmek için bazı açılımlar yapmaya hazırlanıyordu.

Fakat Türk tarafınca provokasyon olarak algılanmalarından kaygı duyan BM, o zaman bunları ertelettirmişti. Daha sonra geçen ayın 23'ünde, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, herkesi şaşırtarak, yeşil hattan karşılıklı geçişlere izin verdi ve Güney'in yönetimini hazırlıksız yakaladı. AB'nin olumsuz tepkilerinden çekinen Güney Kıbrıs, KKTC'nin siyasi otoritesinin tanınması anlamına gelmesine rağmen vatandaşlarının Kuzey'e geçişlerine engel olmadı. Türklerin Güney'e geçişlerine de izin verdi ve mukabil bazı güven artırıcı önlemler açıkladı. Başlayan süreçten artık iki taraf da kolay kolay geriye dönemez.

***

Denktaş'
ın yaratıcı zekásının ürünü olan taktik şimdiye kadar her bakımdan başarılı oldu. KKTC içindeki siyasi gerginlik önemli ölçüde azaldı, adada bir buluşma ve barışma ortamı yaratıldı. Kıbrıs Türklerinin özgüveni kuvvetlendi. Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyi raporunda çizdiği uzlaşmaz lider imajını düzeltme fırsatını buldu, her taraftan destek ve takdir topladı. Ne var ki, stratejik bir vizyonla tamamlanmadığı takdirde bu taktik hamlenin ne sonuç vereceği bu aşamada kestirilemiyor. Denktaş son konuşmalarında Annan planına dayalı bir çözüm arayaşını terk etmek eğiliminde olduğu intibaını verdi. Onun nazarında Güney Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle Enosis artık gerçekleşmiştir. Bu nedenle hiç değilse Kuzey Kıbrıs'ın Enosis dışında kalmasını sağlamak lazımdır. Büyük bir olasılıkla yeni yeni açılımlarla KKTC'nin meşruiyetini yavaş yavaş kabul ettirebileceğinin ve bu evrimle Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye ile aynı anda AB'ye girebileceğinin hesabını yapıyor. Ancak çözümsüzlük varsayımından hareket edilirse, Güney Kıbrıs'ın da bir oyun planı herhalde vardır. 2004 Mayıs'ında Güney Kıbrıs ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’ olarak bütün AB kurumlarında yerini alacaktır. O tarihten sonra bir çözümün ancak bu çerçeve içinde ve AB müktesebatının kuralları temelinde mümkün olduğunu rahatlıkla iddia edebilecektir. Bundan sonra takvim KKTC'nin değil, fakat Güney Kıbrıs'ın lehine işleyecektir.

***

Denktaş,
Güney Kıbrıs'ın AB'ye girmesi ile 1960 Antlaşmaları'na aykırı olarak Enosis'in gerçekleştiği savında ne kadar haklı? Bu mesele hukukçular arasında sonsuza dek tartışılabilir. Önemli olan işin siyasi yönüdür. Enosis bütün adanın Yunanistan'a ilhakı tasavvuruydu. Şayet Güney Kıbrıs, AB'ye değil Yunanistan'a katılsaydı, biz de Kuzey'i ilhak ederdik, sonuç taksim olurdu ve mesele halledilirdi. Aslında gerçekleşen Türkiye için Enosis'ten çok daha kötü; çünkü AB'de şimdi hem iki Elen devleti var, hem de Rumlar AB'de bütün Kıbrıs'ı temsil ediyorlar. 12 Aralık'tan önce Annan planı parametreleri içinde bir çözüme varılsaydı bir Türk-Rum devleti AB üyesi olacaktı. Bunun bugünkünden daha kötü bir durum yaratmış olacağını iddia edebilmek için gerçekten büyük bir beyin akrobisisi gerekiyor.

***

KKTC'nin Türkiye ile beraber AB'ye girmesi projesi ise siyasi gerçekçilik ile bağdaşmıyor; çünkü Kıbrıs meselesi çözümlenmeden Türkiye'nin AB'ye üye olabileceğine inanmak ancak dini iman ile mümkündür. İtalya Başbakanı'nın İstanbul'da keyifli bir anında çözüm olmasa da Türkiye'nin AB'ye kabul edilebileceği yolunda söylediklerine kanmak saflığını göstermeyelim. Bırakın AB üyeliğini, Kıbrıs çözümlenmeden üyelik müzakerelerinin başlayabileceği bile son derece şüpheli. AB üyeliği için Kıbrıs'ta ödün mü vereceğiz diye kıyameti koparanların en zayıf tarafı, Türkiye AB'ye girsin veya girmesin, Kıbrıs için aynı bedelin ödeneceğini bir türlü anlayamamalarıdır. Kaldı ki Irak Savaşı'ndaki politik ve stratejik kayıptan sonra AB üyeliği Türkiye için her zamandan daha önemli olmuştur.

***

Irak krizinden Türkiye faydalı dersler çıkartmalıdır. Kararları son dakikaya kadar savsaklamanın bedeli çok ağırdır. Gerçek potansiyelin ötesinde güç hayallerine dalmak tehlikelidir. Kaçan fırsatlar bir daha kolay kolay geri gelmez. Türkiye 2004 yılında yeni ve daha büyük bir hasrana uğramak istemiyorsa, Kıbrıs sorununun nihayet çözümlenmesi ve AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması için gerekli diğer koşulların yerine getirilmesi amacı ile bütün enerjisini seferber etmelidir. İçeride ve dışarıda daha önemli bir dava yoktur

HURRIYET 15/05/2003

TURKIYE KAPILARINI RUM’A ACTI

YUNANİSTAN'DAN DA AYNI ADIMI BEKLİYORUZ: Başbakan Erdoğan, AK Parti Antalya İl Binası'nın açılışında, parti otobüsünden vatandaşlara seslenirken yaptığı bu önemli açıklamada, 'Biz bu adımı nasıl atıyorsak, Yunanistan'dan da aynı adımı atmasını bekliyoruz' dedi

VİZELER PASAPORTA VURULMAYACAK: TC Dışişleri Bakanlığı, yeni düzenlemenin ayrıntılarını da kısa sürede açıkladı. Buna göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) pasaportlu Kıbrıslı Rumlar'a, yalnızca turistik amaçlı, bir ay süreli giriş vizesi verilmesi öngörülüyor. Uygulama gereği vizeler, pasaporta değil, ayrı bir forma tatbik edilecek

LEFKOŞA BÜYÜKELÇİĞİ DE VİZE VERECEK: Halen GKRY'de ikamet etmekte olan Kıbrıslı Rumlar, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği ve Atina-Pire Başkonsolosluğu'ndan vizelerini ücretsiz alabilecekler. Ada dışında yaşayan Kıbrıslı Rumlara ise bulundukları ülkedeki Türkiye temsilcilikleri tarafından vize verilecek. Söz konusu vizeler, müracaat üzerine hemen verilecek

10 EURO KARŞILIĞI BANDROL: GKRY uyruklular, tüm bu başvuruları yapmayıp, vize almadan Türkiye'nin hudut kapılarına gelirlerse, yine bir ay süreyle turistik amaçlı giriş yapabilecekler ancak bu durumda ücretsiz uygulama geçerli olmayacak. Kıbrıslı Rumlar hudut kapısında, 10 Euro karşılığı bandrol alacaklar

ÖZEL ARAÇLARIYLA GİDERLERSE: Kıbrıslı Rumların özel araçlarıyla Türkiye'ye giriş yapmaları halinde kendilerinden, normal koşullarda yabancıların tabi olduğu uygulama çerçevesinde, araç girişi için gerekli belgeler istenecek. Bu durumda kendilerinden, ruhsat ve uluslararası geçerliliğe sahip trafik sigorta poliçesi talep edilecek

KKTC LİMANLARINDAN ÇIKIŞ YAPMA KOŞULU VAR: GKRY uyruklulara ait, ticari amaç taşımayan özel yatların, KKTC limanlarından çıkış yapmak kaydıyla, mürettebat ve yolcularıyla birlikte Türk limanlarını ziyaretlerine de imkan tanınacak

KIBRIS 18/05/2003

TURKIYE, KAPILARINI RUMLARA ACTI!

Erdoğan, Rumların KKTC hattını kullanmak kaydıyla Türkiye’ye gireceklerini kaydetti. KKTC de, Güney Kıbrıs vatandaşlarına, 23 Nisan 2003’ten itibaren ülkeye vizesiz girme olanağı tanımıştı.
       
Erdoğan’ın açıklamasının ardından giriş işleminin ayrıntıları da belli oldu. Rumlar yurtdışındaki Türk büyükelçiliklerinden alacakları ücretsiz vize ile Türkiye’ye girebilecekler.

 

Üç ay geçerliliği olan vizesi bulunan Rum vatandaşları, Türkiye’de bir ay kalabilecekler. Vizenin, pasaportlara değil, ayrı bir kağıda basılarak verileceği öğrenildi.


Bu arada, TC Dışişleri Bakanlığı yetkilileri yaptıkları açıklamada  bu açılımın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tanındığı veya tanınacağı anlamına gelmediğini ifade ettiler.

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Erdoğan'ın, Güney Kıbrıs vatandaşlarının 22 Mayıs'tan itibaren Türkiye'ye vizesiz girebilecekleri açıklaması için 'Yerinde ve zamanında bir karar' dedi.

HALKIN SESI 18/05/2003

 

Muhalefetin söyledikleri bir bir gerçekleşiyor...

Ambargo rumlara kalktı!

Muhalefetin söyledikleri bir bir gerçekleşiyor... Türkiye Başbakanı Erdoğan Kıbrıslırumların 22 Mayıs’tan itibaren Türkiye’ye vizesiz girebileceklerini açıkladı

Ambargo rumlara kalktı!

'Güney Kıbrıs vatandaşları, 22 Mayıs’tan itibaren Türkiye’ye vizesiz girebilecek... Biz bu adımı nasıl atıyorsak, Yunanistan’dan da aynı adımı atmasını bekliyoruz...Dünyanın da buna ihtiyacı var, ‘kavga’ kimseye bir şey kazandırmayacak...”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin, kapılarını tüm Güney Kıbrıslılar`a 40 yıl aradan sonra ilk kez açacağını belirten Türkiye Başbakanı Erdoğan, bu izinle giriş yapacakların 1 ay Türkiye`de kalabileceğini, istemeleri halinde bu süreyi uzatabileceklerini söyledi. Erdoğan, 'Türkiye bu adımı nasıl atıyorsa, Yunanistan`dan da aynı adımı atmasını bekliyoruz' dedi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs vatandaşlarının, 22 Mayıs`tan itibaren Türkiye`ye vizesiz giriş yapabileceklerini bildirdi.
Erdoğan, AK Parti Antalya İl Binası`nın açılışında, parti otobüsünden vatandaşlara seslendi.
Antalya`dan sadece Türkiye`ye değil, Avrupa`ya ve dünyaya da seslenmek istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Türkiye`nin bakışını ve dünya barışını nasıl değerlendirdiğini herkesin görmesi gerektiğini söyledi. Bir süre önce KKTC`ye yaptığı ziyarette, adada yaşayan her iki tarafla da görüşmelerde bulunduğunu dile getiren Erdoğan, Güney Kıbrıs vatandaşlarının, 22 Mayıs 2003 tarihinden itibaren Türkiye sınırlarından vizesiz girebileceklerini açıkladı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin, kapılarını tüm Güney Kıbrıslılar`a 40 yıl aradan sonra ilk kez açacağını belirten Başbakan Erdoğan, bu izinle giriş yapacakların 1 ay Türkiye`de kalabileceğini, istemeleri halinde bu süreyi uzatabileceklerini söyledi. Erdoğan, 'Türkiye bu adımı nasıl atıyorsa, Yunanistan`dan da aynı adımı atmasını bekliyoruz' dedi.
Dünyanın da buna ihtiyacı olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, 'kavganın' kimseye bir şey kazandırmayacağını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili detayların Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanacağını ifade ederek, Güney Kıbrıslı Rumların KKTC hattını kullanmak kaydıyla Türkiye`ye gireceklerini kaydetti.

YENIDUZEN 18/05/2003

 

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat

‘Mayıs 2004’ten önce çözümle yükümlüyüz’

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, DAÜ-SEN yetkililerinin ziyaretinde vurguladı:

‘Mayıs 2004’ten önce çözümle yükümlüyüz’

Talat: “CTP seçimin sonucunun tarihsel öneminin farkındadır. Seçimlerde barışyanlısı kesimin açık bir çoğunluğu elde etmesi için üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Çoğunluğu elde etmek için kullanılacak yöntemleri iyi değerlendirmek ve çok basitce ifade edildiği şekliyle tek listenin yeralacağı bir hülle partisi oluşumuna gitmekle yetinmemek gerektiğine inanıyorum

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat dün, Trabzon Empati Grubu’nun düzenlediği “Kıbrıs, Avrupa Birliği, Annan Planı üzerine düşünceller” konulu toplantıya katılarak konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. Panel Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda yer aldı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN), Kıbrıs’ın içinde bulunduğu süreci değerlendirmek ve gerek Aralık 2003 seçimleri gerekse de Mayıs 2004 AB üyeliği olguları ile ve bu süreçte barış güçlerinin davranımlarını tartışmak için başlatmış olduğu girişimler çerçevesinde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret etti.
DAÜ-SEN Mayıs 2004’e giden yolda, özellikle 23 Nisan 2003 tarihinden sonra Kıbrıs’ta 29 yıldır halkları birbirinden ayıran kapıların açılması ile Kıbrıs’ta gerçek bir çözümün zamanının geldiğini belirtti.
DAÜ-SEN yetkilileri ziyarette yaptıkları konuşmada, bu anlamda Aralık 2003’te yapılacak seçimlerin barış güçleri tarafından çok iyi değerlendirilmesini ve “Barış ve Çözüm” fırsatının kaçırılmaması gerektiği görüşünü ortaya koydu.
Görüşmede CTP Genel Başkanı Talat ise Aralık seçimlerinin halktan esirgenen referandumun gerçekleşmesini sağlayacağını vurguladı.
Talat, “Barış güçleri, Annan Planı zemininde bir çözümü Mayıs 2004’ten önce başarmakla yükümlü olduklarını bilmektedir” diyerek düşüncelerini şu sözlerle ortaya koydu: “Bu bağlamda CTP seçimin sonucunun tarihsel öneminin farkındadır. Seçimlerde barışyanlısı kesimin açık bir çoğunluğu elde etmesi için üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Çoğunluğu elde etmek için kullanılacak yöntemleri iyi değerlendirmek ve çok basitce ifade edildiği şekliyle tek listenin yeralacağı bir hülle partisi oluşumuna gitmekle yetinmemek gerektiğine inanıyorum.
Geniş halk kitlelerinin desteğini toparlayacak bir renklilikle yola çıkılabileceği gibi bunun yanında koordineli bir çalışmanın da yürütülebileceği gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Kısacası alternatifleri değerlendirerek en iyi çıkış yolunu bulmalıyız. Bilmelisiniz ki CTP, duyarlılığınızı anlamakta ve arzularınızı tamamen paylaşmaktadır.”
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat dün, Trabzon Empati Grubu’nun düzenlediği “Kıbrıs, Avrupa Birliği, Annan Planı üzerine düşünceller” konulu toplantıya katılarak konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. Panel Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda yer aldı.
YENIDUZEN 18/05/2003

 

CTP'den
'Genel Af' önerisi

CTP'nin önerisi ile 'askeri yasak bölge'yi ihlal ederek Güney Kıbrıs'a geçen ve dolaşım serbestliğinden yaralanamayan kişilerin affedilmesi amaçlanıyor

Talat: Bu insanları dışlamaya hakkımız yoktur. Bu drama son verilmesi konusunda yaptığımız öneri tahmin ediyorum ki tüm partilerimiz tarafından olumlu değerlendirilecek ve yaşanan bu dram sonlanacaktır'

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı'na dün 'Genel Af Yasa Önerisi' ve ivedilik önergesi sundu.
Öneri ile 'askeri yasak bölge'yi ihlal ederek Güney Kıbrıs'a geçen ve dolaşım serbestliğinden yaralanamayan kişilerin affedilmesi amaçlanıyor.
CTP Genel Başkanı ve Lefkoşa Milletvekili Mehmet Ali Talat ile Milletvekilleri Ferdi Sabit Soyer, Sonay Adem, Kadri Fellahoğlu ve Fatma Ekonoğlu'nun imzası ile Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı'na sunulan 'Genel Af Yasa Önerisi'nin gerekçesinde şu hususlara dikkat çekildi.
'Kıbrıs sorununda sıcak günlerin yaşandığı bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği yönünde ortaya koyduğu büyük çoğunluklu irade, birçok ülkede ilgi uyandırmış ve bu gelişmeler, yetkililerce yeni adımlar atılmasına ivme kazandırmıştır.
Bakanlar Kurulu kararı ile iki bölge arasında geçişi sağlayan kapıların açılmasıyla, Kıbrıs halkı anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğüne kavuşurken, askeri yasak bölge olması nedeniyle geçişleri izne bağlı olan bu bölgelerden herhangi bir nedenle izinsiz olarak ya da gizlice Güney Kıbrıs'a geçen ve orada yerleşmek zorunda kalan yurttaşlarımız, haklarındaki tutuklama ve yargılanma endişesi ile iki halkın yoğun olarak yaşadığı serbest dolaşım hakkını kullanamamakta ve kendi topraklarına geçememektedir.
Bu gibi kişilere, mahrum kaldığı dolaşım ve belki yurduna dönebilme hakkının verilmesi kişi hak ve özgürlüğü ile çağdaş hukuk açısından önem arz etmektedir. Bu yasa önerisi bu bağlamda bu gibi kişilerin suç ve cezalarının affını amaçlamaktadır.'

Salıya görüşülecek
Af Yasa Önerisi'nde bu yasanın sadece Askeri Yasak Bölgeler Yasası'nın ihlalinden kaynaklanan suçların ve cezaların affını içerdiğine dikkat çekilerek, aynı suçlama ile halen cezaevinde olan kişilerin de cezalarının ortadan kalkması isteniyor.
'Askeri Yasak Bölgeyi' ihlal suçundan hakkında hüküm verilmiş olan ancak yurt dışında olması nedeniyle cezasını çekmeyen mahkumların da cezalarının sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmasını öngören yasa önerisi, açılmış ve hükme bağlanmamış olan davaların düşmesini de talep ediyor.
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin 'Genel Af Yasa Önerisi' ve ivedilik istemi dün Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı'na sunuldu. İvedilik önergesi Salı günkü Meclis birleşiminde görüşülecek.

Talat: Bu drama son verelim
Cumhuiyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, serbest geçişlerin başlaması ile birlikte dramların da yaşandığını belirterek, 'Rum İçişleri Bakanı ile önceki hafta Limasol'da yaptığım görüşme sırasında yaşadığım manzara beni gerçekten üzmüştür. Çok sayıda Kıbrıslı Türk’ün, Limasol'da yaşadığını ve kuzeye geçemediklerini gözlemleme fırsatı buldum' dedi.
Talat, Güney Kıbrıs'ın birçok yerleşim biriminde Kıbrıslı Türklerin yaşadığını belirterek, serbest dolaşımın başlaması ile birlikte 'Güney Kıbrıs'a geçişin de 'suç' olmaktan çıktığını anlatarak, 'Seyahat özgürlüğü insanlık hakkıdır, anayasal haktır. Şimdi, Güney'de kalan ve ailelerinden kopan insanlar vardır. Onları da affetmemiz zorunluluk haline gelmiştir. Bu insanları dışlamaya hakkımız yoktur. Bu drama son verilmesi konusunda yaptığımız öneri tahmin ediyorum ki tüm partilerimiz tarafından olumlu değerlendirilecek ve yaşanan dram sonlanacaktır' şeklinde konuştu. İşte öneri

Genel Af Yasa Önerisi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki yasayı yapar:

Kısa İsim: 1. Bu Yasa, “Genel Af Yasası” olarak isimlendirilir.
Af Kapsamı 2. Askeri Yasak Bölgeler Yasası tahtında Bakanlar Kurulunca yasak bölge 51979 veya belgeler olarak ilan edeilmiş olan sahalara veya bölgelere izinsiz, gizlice 291983 veya hile ile girmiş olması nedeniyle askeri yasak bölgeyi ihlalden dolayı 341995 Askeri yasak Bölgeler yasası ile Askeri Suç ve Cezalar Yasası uyarınca işlenen suçlarla ilgili olarak:

(1) Hakkında hüküm verilmiş ve halen cezaevinde hükümlü mahkum olarak cezasını çekmekte olan mahkumların geriye kalan cezaları sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılır.
(2) Hakkında hüküm verilmiş olan ve KKTC’de olmaması nedeniyle cezasını çekemeyen mahkumların cezaları sonuçlarıyle birlikte ortadan kaldırılır.
(3) Açılmış olan ve hükme bağlanmamış olan ceza davaları düşer.
(4) Başlatılan tahkikatlar durdurulur.

Ödenmiş veya ödenmemiş para cezaları ile müsadere edieln mallar

3. Bu Yasa kapsamındaki suçlar için ödenmiş para cezaları geri istenemez ve müsadere edilip de tahrip edilmiş olan veya elden çıkarılan herhangi bir mal için bu yasanın uygulanması ile ilgili olarak herhangi bir talepte bulunulamaz. Ayrıca bu yasanın uygulanmasından sonra daha önce hükme bağlanıp da tahsil edilemeyen para cezaları tahsil edielmez. Yürürlüğe giriş
4. Bu Yasa, Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten başalyarak yürürlüğe girer.

Genel Af Yasa Önerisinin Gerekçesi

Kıbrıs sorununda sıcak günlerin yaşandığı bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği yönünde ortaya koyduğu büyük çoğunluklu irade, birçok ülkede ilgi uyandırmış ve bu gelişmeler yetkililerce yeni adımlar atılmasına ivme kazandırmıştır.
Bakanlar Kurulu kararı ile iki bölge arasında geçişi sağlayan kapıların açılmasıyla, Kıbrıs halkı anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğüne kavuşurken askeri yasak bölge olması nedeniyle geçişleri izne bağlı olan bu bölgelerden herhangi bir nedenle izinsiz olarak veya gizlice Güney Kıbrıs’a geçen ve orada yerleşmek zorunda kalan yurttaşlarımız haklarındaki tutuklama ve yargılanma endişesi ile iki halkın yoğun olarak yaşadığı serbest dolaşaım hakkını kulanamamakta ve kendi topraklarana geçememektedir.
Bu gibi kişilere, mahrum kaldığı dolaşım ve belki yurduna dönebilme hakkının verilmesi kişi hak ve özgürlüğü ile çağdaş hukuk açısından önem arzetmektedir. Bu yasa önerisi bu bağlamda bu gibi kişilerin suç ve cezalarının affını amaçlamaktadır.

Madde gerekçeleri:

Madde 1: Yasanın kısa adı düzenlenmiştir.

Madde 2: Bu yasanın sadece Askeri Yasak BölgelerYasası’nın ihlalinden kaynaklanan
suçların ve cezaların affı kapsayacağı öngörülmüştür.

Madde 3: Kapsamdaki suçlarla ilgili olarak ödenmiş ve ödenmemiş para cezaları ile ilgili olarak düzenleme getirilmiştir.

Madde 4: Yasanın yürülüğe girişi düzenlenmiştir.

YENIDUZEN 18/05/2003

 

Cumhurbaşkanı

Denktaş: “Dimdikiz!”

Denktaş; 'Kapılar açıldığı takdirde (tek bir Türk kuzeyde kalmayacak) diyenlerin yalanını ortaya koydum” dedi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinin Türkiye`nin hayati bir meselesi olduğunu belirterek, 'Kıbrıs meselesi, Başbakan`ın dediği gibi gerçekler çerçevesinde halledilecektir' dedi.
Denktaş, Çukurova Üniversitesi Mithat Özsan Amfisi`nde gerçekleştirilen 'Kıbrıs`ta Son Gelişmeler' konulu konferansta, Kıbrıs`ın Türkiye`nin güvenliği için çok önemli olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türkü ile Anadolu Türkünün et ve tırnak gibi olduklarını belirten Denktaş, 'Ancak, Kıbrıs Türkü (ölürüz ama Kıbrıs üzerindeki Türkiye`nin haklarından vazgeçmesini istemeyiz) diyor. Kıbrıs konusunda yapılan propagandalar et ve tırnağı birbirinden ayırmak için ama etle tırnak ayrılmadı' diye konuştu.
Denktaş, (kapılar açıldığı taktirde tek bir Türk, Kuzey`de kalmayacak) diyenlerin yalanını ortaya koyduklarını da ifade ederek, şunları söyledi:
('Kıbrıs Türkleri diz çökmüştür, teslim olacaktır) diyenlere cevabını verdim. Kapıları açtıktan sonra Güney Kıbrıs`a geçenler (Gezdik, tozduk gördük ama hududu geçince oh dedik) diyorlar. Ambargoların kaldırılması için Kıbrıs meselesinin Türkiye`nin önüne engel olarak konmaması için gereken girişimler yapılmaktadır. AB içerisinde (Kıbrıs Türklerine nasıl yardım) yaparız diye görüşülüyormuş. İnşallah yine bizi Rum hükümetine bağlamak suretiyle yardım yapmaya kalkmazlar.``
HAYATİ MESELE
'Demek kapıları açarak yaptığımız çok faydalı oldu' diyen Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
'Biz ayaktayız, dimdikiz. Çünkü sizin parçanızız, çünkü Anadolu'yla Kıbrıs Türkü etle tırnaktır, çünkü geçirmiş olduğumuz o felaket günlerinden sonra devletine sahip olan, devletini kurmuş olan halkımız devletini pazarlık edip satacak değildir. Dünyanın hiçbir yerinde devletinin ortadan kaldırılmasını öngören bir planı destekleyen bir halk görülmüş değildir. Bu yönde adım atanlar varsa tekrar söylüyorum, azınlıktırlar. Bunların peşinde giden insanların çoğu bir tepki reaksiyonu göstermektedirler, yapılan oyunu görmemektedirler, görseler gitmezler Kıbrıs meselesi Türkiye`nin hayati bir meselesidir. Kıbrıs Türkü, Türkiye bu konuda zarar görmesin diye elinden gelen her şeyi bugüne kadar yapmıştır, yapmaya da devam
edecektir.'
Denktaş, konuşmasının ardından dinleyicilerin Kıbrıs`la ilgili sorularını yanıtladı. Denktaş, bir soru üzerine, Başbakan Tayyip Erdoğan`ın Kıbrıs`ta yaptığı açıklamaları hatırlatarak, şöyle konuştu:
'Bu milli davanın, bütün milli ilkeleri bugüne kadar müdafaa ettiğimiz her şey Sayın Başbakan tarafından da müdafaa edilir durumdadır. Kıbrıs meselesi milli bir meseledir derken, bu TBMM`den karar alınan, güvenlik kurulu kararlarına bizim cumhurbaşkanları ile yapmış olduğumuz protokollere bağlı meseledir. Dolayısıyla bizim bir endişemiz yoktur. Ümit ederiz ki şimdi açılmış olan yeni safhada Türk hükümetiyle beraber alınacak kararlarla Rumlara gerçekler iyice anlatılmış olur.
Kıbrıs meselesi Başbakan`ın söylediği gibi gerçekler çerçevesinde halledilecektir. Gerçekler de Kıbrıs`ta iki ayrı halkın, iki ayrı milletin varlığı, bu iki ayrı halkın kendi devletlerinin de var olduğu, egemen oldukları ve Türkiye`nin garantörlüğünün, Türk-Yunan dengesinin devam edeceğidir. Dolayısıyla bizim bir endişemiz yoktur. Sizin de olmasın.'
Konferansın ardından, Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Kekeç, Denktaş`a bir plaket Verdi.

YENIDUZEN 18/05/2003

 

Hükümetten Kıbrıs için tarihi adım

Rumlara kapı açık sıra Yunanistan'da

 

Güney Kıbrıslılar, 40 yıldır gelemedikleri Türkiye'ye perşembe gününden itibaren vizesiz girebilecekler


     
ABDULLAH KARAKUŞ Antalya UTKU ÇAKIRÖZER Ankara

     KKTC kapılarını Güney Kıbrıslılara açarak başta AB ve ABD olmak üzere tüm dünyadan olumlu puan toplayan Türk tarafı, devrim niteliğindeki ikinci büyük adımı gelecek hafta atıyor. Türkiye, 40 yıldır giriş - çıkışına izin vermediği Rumlara sınır kapılarını açıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın resmen açıkladığı karar, 22 Mayıs Perşembe gününden itibaren hayata geçirilecek. Güney Kıbrıs vatandaşları, bu tarihten itibaren Türkiye'ye vizesiz girebilecekler. Rumlar, sınır kapılarında ibra edecekleri belgeye 10 dolar karşılığında bir bandrol yapıştırarak Türkiye giriş yapabilecekler.
     Tarihi kararla ilgili ilk açıklamayı Antalya'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yaptı. Türkiye'ye Güney Kıbrıs pasaportuyla giremeyen Rumlara Türk sınır kapılarının açılacağını belirten Gül, "40 yıldır giriş - çıkışlar yasaktı. Artık serbest bırakacağız" dedi.
     Erdoğan da kararı resmen duyururken, şunları söyledi: "Avrupa ve dünyaya sesleniyorum. Dünya, Kıbrıs'ı ve barışı nasıl değerlendiriyor? Dünya nasıl bakıyor? Türkiye Cumhuriyeti, kapılarını tüm Güney Kıbrıslı Rumlara açmıştır. 40 yıl aradan sonra ilk defa Türkiye kapıları açıyor. 22 Mayıs'tan itibaren artık sınır kapılarından girebilirler. Bir ay kalabilecekler. Şimdi Yunanistan'ın karşı adım atmasını diliyoruz. Çünkü dünyanın bu barışa ihtiyacı var. Artık kavga bir şey kazandırmıyor. Bu adımları atmak lazım. Hatta Kuzey Kıbrıs'ı kullanmak suretiyle yatlarla da gelebilirler. Oradan havaalanı yoluyla da gelebilirler. Limanlarımıza ve havaalanlarımıza girebilirler. Onlara kapımız açılmıştır."
     
     Nasıl uygulanacak?
     Dışişleri, uygulamanın nasıl olacağı konusunda Milliyet'e şu bilgileri verdi:
•  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vatandaşları, ya KKTC'deki Türk Elçiliği'nden isterlerse vize alacak ya da Türkiye'deki havaalanları ve limanlardaki sınır kapılarında bandrol satın alacak. Vize için para alınmazken, sınır kapılarında verilecek bandrol için 10 dolar talep edilecek.
•  Rum pasaportları tanınmadığı için, vize ya da bandrol Güney Kıbrıslı vatandaşların ibra edecekleri ayrı bir belgeye işlenecek.
•  Kıbrıs dışında bir ülkeden Türkiye' ye gelen Rumların girişinde sınırlama olmazken, adadan gelen Rumların KKTC havaalanı ya da limanlarından çıkış yapmış olmaları şartı aranacak.
     

Hukukçular ne diyor?

     Kararın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması anlamına mı geldiği yolundaki soruları yanıtlayan uluslararası hukukçular, şu değerlendirmeleri yaptı:
•  Prof. Dr. Aslan Gündüz: Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni 40 senedir 'tanımıyorum' diyordu. Karar, o devleti tanıma anlamına geliyor. Türkiye, 2004'te AB ile görüşmelere başlayacak. Tanımadığınız bir devletin üyesiyle nasıl başlarsınız? Yapmak zorunda olunan bir şey erkenden yerine getirildi. Bence de doğru bir adım.
•  Prof. Dr. Bakır Çağlar: Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıdığı anlamına da gelir. Çok önemli sonuçları olacak bir karar. AB için yapılması gerekiyordu.
     

Denktaş: Karar sürpriz olmadı

     KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ta yaşayanlara 22 Mayıs'tan itibaren vize uygulamasını kaldırma kararını olumlu karşıladı. Ceyhan dönüşü Adana Havalimanı'nda açıklama yapan Denktaş, "Güzel bir karar. Biz Rumlara vize muamelesini kaldırdık, kapıları açtık. Zannedersem şimdi biraz daha dengelenmiş oldu" dedi. Denktaş, kararı sürpriz olarak nitelendirmeyip, "Beklenen bir karardı, iyi bir karar" diye konuştu. KKTC Cumhurbaşkanı, "Yunan kesiminden de böyle bir davranış bekliyor musunuz?" sorusunu da, "Muhakkak bekleriz. Bakalım nasıl reaksiyon gösterecekler?" diye yanıtladı. Denktaş, THY'nin 19.05 uçağıyla İstanbul'a gitti.
MILLIYET 18/05/2003

 

De Soto: Annan planında değişiklik yapılabilir

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs’ta tarafların anlaşarak, Annan planında değişik yapmalarının mümkün olabileceğini belirtti.

 

Atina
AA

18 Mayıs—  De Soto, Atina’da yayınlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, “İki liderin kendi aralarında anlaşmaları koşuluyla planda değişiklik yapmalarını engelleyen bir şey yok” dedi. ABD’nin Kıbrıs özel temsilcisi Weston da, Annan planının müzakere masasında durduğunu ve Ada’daki tarafların kendi aralarında anlaşması halinde planda değişiklik yapılabileceğini söyledi.

İlgili tarafların Annan planını çözüm için temel olarak kabul etmelerinin Genel Sekreter’in bu alandaki çabalarını yeniden başlatmasına yardımcı olacağını kaydeden De Soto, “Şu anda önemli olan, Yunanistan ve Türkiye ile Kıbrıs’ta iki liderin Genel Sekreter’in raporunda ortaya koymuş olduğu parametrelere bağlılıklarını kesin olarak şüphe götürmeyecek şekilde açıklamalarıdır” dedi.
       
‘ANNAN PLANI MASADA’
       Annan planının hala müzakere masasında “beklediğini” kaydeden De Soto, tüm ilgili taraflara bir an önce müzakerelere başlamaları çağrısında bulundu. De Soto, planın halk oylamasına sunulması durumunda Kıbrıslı Türklerin ve Rumların büyük bölümü tarafından kabul göreceğine inandığını da belirtti.
       
WESTON: TARAFLAR ANLAŞIRSA HERŞEY DEĞİŞİR
       Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da, Ethnos gazetesine yaptığı açıklamada, Ada’daki tarafların kendi aralarında anlaşmaları şartıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planında değişiklik yapılacağını belirtti. Weston, “Tarafların mutabık kalmaları durumunda her şey değişebilir” dedi.
       
ABD ANNAN PLANINI DESTEKLİYOR
       Weston, Kıbrıs’ta son dönemde yaşanan gelişmelere rağmen, adadaki siyasi sorunun çözümü konusunda, Annan planının, izlenmesi gereken yegane yol olmayı sürdürdüğünü belirterek, “Açık şekilde söylüyorum; plan müzakere masasında duruyor. İlgili tarafların üzerinde müzakere etmeleri için orada duruyor. Taraflar derken de iki anavatanları da kastediyorum. Bu, 1475 sayılı kararda da açıkça belirtilmiştir” dedi.
       ABD’nin Kıbrıs’ta bir an önce çözüme varılmasını arzuladığını, ancak bunun için “yeni bir formülü ya da planı bulunmadığını” belirten Weston, Washington’un bu konuda Annan planını desteklediğini kaydetti

 

Papandreu’dan Türkiye’yi şikayet mektubu

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu, Türkiye’nin Ege’deki askeri faaliyetlerini, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’e şikayet etti.

 

Atina
AA

18 Mayıs—  AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun, Günter Verheugen’e gönderdiği “Ege’de Türk ihlallerini” konu alan mektubu, Yunan basınında yayımlandı. Papandreu, mektupta , Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son aylarda Ege’deki sınır bölgelerindeki gerginliği sürekli artırdığını öne sürdü.

To Vima gazetesi, Papandreu’nun mektubunun İngilizce ve Yunanca metnine bugünkü sayısında yer verdi. Mektupta, Türk ordusunun 20’yi aşkın yıldan beri Ege’de hava sahası ve sulardaki tavrının gerginliği artırmayı hedeflediği öne sürüldü. “Sevgili Günter” diye başlayan mektupta, “Türk savaş uçakları ve gemilerinin Yunan hava sahası ve karasularını ihlallerinin, bu politikanın açık göstergesi olduğu” görüşü savunuldu.
       
‘TÜRKİYE GERGİNLİĞİ ARTIRDI’
       “Türk-Yunan ilişkilerindeki sürekli olumlu gelişmelere karşın, Türk askeri faaliyetlerinin azalmadığı” iddia edilen mektupta, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son iki ayda Ege’deki sınır bölgelerinde gerginliği sürekli artırarak ‘görülmemiş bir düzeye’ getirdiği öne sürüldü. Mektupta, Yunan hava sahası ihlallerinin sadece bu yılın Nisan ayı içinde 965’e ulaştığı, bu rakamın önceki dönemlerdeki yıllık ihlal sayısına eşit olduğu kaydedildi.
       
‘ASKERİ TATBİKAT ALANINA GİRDİLER’
       Papandreu, mektubunda, Türk pilotların tavırlarının daha saldırgan hale geldiği ve ihlallerin daha derin bölgelerde, çoğu zaman kara üzerinde, Yunan adalarının üzerinden uçuş şeklinde meydana geldiği iddiasında bulundu. 5 Mayıs’ta Türk savaş uçaklarının Rodos adasının güneydoğusunda, Yunan askeri tatbikatı ‘Triena’ için ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü) aracılığıyla tahsis edilen bölgelere girdiklerini belirten Papandreu, bu tavrın 13 Mayıs’ta tatbikatın sürdürüldüğü Kuzey Ege bölgesinde Türk savaş uçaklarının tatbikata katılan Yunan uçaklarını taciz etmeleriyle tekrarlandığını, aynı gün Yunan hava sahasının 44 kez ihlal edildiğini iddia etti.
       
‘BİLGİLENDİRME SÜRECEK’
       Türk savaş uçaklarının ICAO kurallarını ihlal ederek yeniden gece uçuşları başlattığını da öne süren Papandreu, mektubunun sonunda, “Askeri gerginlik düzeyini sürekli tırmandıran Türk faaliyetleri, Yunan hükümetinin, Türkiye’ye karşı sistemli yakınlaşma ve karşılıklı çıkar içeren konularda işbirliğini geliştirme politikası izleyen ve AB’ye aday olan bu ülkenin AB perspektifini destekleyen tutumuyla tamamen çelişki içindedir. Bu alandaki gelişmeler konusunda sizleri sistemli olarak bilgilendirmeyi sürdüreceğim” ifadelerine yer verdi.

 

Kıbrıs için yeni adım

Gül'den çözüm için yeni adım: Türkiye, 1963'ten beri kabul etmediği Rumlara sınır kapılarını açıyor

18/05/2003 RADIKAL  

ERGUN AKSOY
TEKİROVA/ANKARA - Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmak için tarihi bir adım atarak 22 Mayıs'ta sınırlarını Kıbrıs Rumlarına açıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bu haberi Antalya'da 'dünyaya müjde' olarak açıkladı ve "Dünyanın bu barışa ihtiyacı var. Şimdi Yunanistan'dan adım bekliyoruz" dedi. Aynı haberi Tekirova kampındaki AKP'li milletvekillerine Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de alkış aldı.
Uygulamayla, 1963'ten beri, Türkiye tarafından tanınmayan 'Rum Cumhuriyeti'nin' vatandaşları vize alarak Türkiye'ye girebilecek ve bir ay kalabilecek. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da kararı "Yerinde ve zamanında atılmış bir adım" diye değerlendirdi.
Edinilen bilgiye göre, uygulama Dışişleri Bakanlığı'nın Lahey'de Kıbrıs görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra başlattığı eylem planının yeni adımı olacak. Uygulama çerçevesinde 1963'te Kıbrıs Rumlarının
1960 Anayasası'yla 1959-60 Zürih-Londra anlaşmalarına rağmen ilan ettikleri
cumhuriyetin pasaportu 'belge' olarak kabul edilecek. Bu, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması anlamına gelmiyor. Arcak uzlaşma zemininin hazırlanması çerçevesinde önemli bir aşama sayılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Vizesi, 'Rum Cumhuriyeti' yazan pasaporta vurulmayacak.
Vize pulu ayrı bir kâğıda yapıştırılacak. Rum vatandaşları isterlerse Lefkoşa'daki Türkiye Büyükelçiliği'nden vize alabilecek. Türkiye'nin bütün büyükelçilikleri de Rumlara vize verebilecek. Vize alamayan Rum Kesimi vatandaşları sınırda 10 dolara bandrol (pul) alıp Türkiye'ye girebilecek. Rumlar bu vizelerle 30 gün Türkiye'de kalabilecek. Vize süresi bitenler, ilgili yerlere uzatma başvurusu yapacak.
Rumların Türkiye'ye giriş yapabileceği gümrük kapılarının listesi yapıldı. Rumlar isterlerse Kıbrıs'taki Ercan Havaalanı'ndan THY ya da KTHY uçaklarıyla Ankara ya da İstanbul'a gelebilecek. Bunu Rum yönetiminin engellemesi bekleniyor. Ancak Rum Kesimi'nden başka ülkelerden aktarma ile de Türkiye'ye gelinebilek. Rumlar ayrıca Türkiye'nin sahillerindeki gümrük kapılarından da giriş yapabilecek. Ticari olmayan Rum gemilerine Türk limanlarına demir atma izni de verilecek.

Denktaş'ın kara listesi

18/05/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - KKTC lideri Rauf Denktaş, 1974 öncesi Kıbrıslı Türklerin katledilmesine karışmış Rumları, kuzeye gelmemeleri için uyardı. Denktaş, Rum Politis gazetesine demecinde, serbest geçişlerde provokasyon yaşanmasından endişe duyup duymadığı sorusuna "Umarım bir şey olmaz. Eski lider Klerides'le serbest dolaşımı konuşurken kara liste hazırlanmayı kararlaştırmıştık. Biz listemizi hazırladık" dedi. Denktaş, listede toplu katliamlara katılanların isimlerinin olduğunu belirtti.

Adadan Kuzey geldi

Kuzey Kıbrıs'ta hatırı sayılır bir şöhret edindikten sonra Türkiye'ye yerleşen Kuzey, 'Benim müziğim tıpkı şivem gibidir' diyor. Kuzey, içekapanık bir çocukluktan 'renkli' bir hayat çekip çıkarabilmiş gençlerden

18/05/2003 RADIKAL

ŞEBNEM İYİNAM
İSTANBUL - Kıbrıs'ta kurduğu müzik grubuyla müthiş bir popülarite yakaladıktan sonra 'Gaz çıkarsak alkış alıyoruz, ilerlemek lazım' diye İstanbul'a gelen Kuzey, içekapanık bir çocukluktan rengârenk bir Kuzey çıkarmayı başarmış.
Bir insan hem pop, hem kendi olabilir mi?
Promosyon döneminin bazı sıkıntıları oluyor tabii, ama ben kendimi bulma çabalarına başlayalı epey oldu.
Aslında annemi kırmakla başladı her şey.
Sizin yaşınızda pek çok genç erkek; hepsinin saçları meçli, renkli giyimli, kulakları küpeli. İmaj neresinde duruyor hayatınızın?
Bu noktada insanları nasıl inandırabileceğimi düşünmüyor değilim, ama yemin edip yüreğime basabilirim ki, ben buyum.
Nasıl bir ailede doğdunuz?
Fakir bir ailede doğdum, ama çok iyi bir aile... Sonra boyum kısaydı. Bisikletimin olması için karneye hep 10 getirmeliydim ki, ailenin zenginleri bana bisiklet alsın. Bu arada boyum gene kısa, bu yüzden çok acı çektim. Kızlar hemen serpiliyordu, bana bücür derlerdi. Güçsüzleşip, içime çekilirdim.
Çekildiğiniz yer neresiydi?
Aile gene. Para yok, kız yok. Lefkoşa'nın surları içinde kalıyorduk. Bodrum gibi dar sokaklar. Hem dürüsttü o sokaklar, hem sinsi. Resimli kitaplar okurdum en çok. Yavaş yavaş çizmeye başladım. Hacettepe Grafik Bölümü'nü bitirdim zaten. Resim sergileri açtım.
Ne zaman dışavurumcu oldunuz?
Birden değiştim. Ve annem, içekapanıkken nasıl böyle olduğuma inanamadı.
Anneniz çok mu önemliydi sizin için?
Doğum günlerim olurdu ve ben hiç kız arkadaş çağırmazdım. Evimizden utanırdım kendimce. Sonra bir gün annem "Neden hiç kız yok aralarında?" dedi, bayağı da anlamlı söyledi. Kendi cinsime yönelip yönelmediğimi sorguluyordu bana kalırsa. Kırılmıştım ona. Kendimi kopardıktan sonra da "Yahu dur, el âlemin kızının günahına girme" oldu bu sefer.
Annenize kızgınlığınızı kızlardan mı çıkardınız o dönem, onlara acı mı çektirdiniz?
Herhalde çektiler, çünkü hiç âşık olamıyordum. Ama kızlardan kaçtığım ya da onlar beni kabul etmezse sürekli onları yazıp çiziyordum.
Albümde 'dolanıp duran' sarı saçlı kız kim?
O benim aşkım işte. Ayrılalı iki yıl oldu gerçi. Ayrıldığımızı da hiç düşünmüyorum aslında, beyinlerimiz, ruhlarımız sürekli beraber... Hikâyemiz uzun. Taşınmalar, ayrılmalar, intiharlar. Ailesi beni oğulları gibi görüyordu, ama biz beraber olunca istemediler birlikte olmamızı. Ensest gibi geldi onlara.
Kız ne dedi?
Bana kaçtı diyebilirim. Onların aile okumuş, bizimkiler okumamış. Babam ilkokul mezunu, annem lise. Geçindiremiyorum kızı, kendimi, grup arkadaşlarımı kurtarmam lazım. Önüne geçemediğim bir şekilde gıcıklığa başladım. Nişanlandık bu arada.
Yüzüğü fırlatıp atan kim oldu?
Ben oldum. Kıbrıs dilinde söyleyeyim, benimkiler hız ediyordu, yani çok gayret gösteriyordu. Sonuçta seni ve aileni istemiyorum dedim.
İstanbul serüveni nasıl başlamıştı?
Aslında üç kez denedik olmadı. Kıbrıs'ta bizim müzik yaptığımız bara Haluk Levent gelmişti. Bizim elimizden tuttu. İstanbul'a gelip albüme giriştik, üç parça kalmıştı okuyacağımız. Haluk Levent hapishaneye girdi. Çıktı, albümü yaptık, 10 gün sonra deprem oldu. Üçüncüsünde de ekonomik kriz patladı. Her seferinde Kıbrıs'a geri dönüyorduk.
Müziğinizdeki rock esintisinden ötürü soruyorum, protest bir yanınız var mı sizin?
Benim müziğim ruhum, soundum şivem gibi oldu. Kıbrıs'ta yaşadıklarımla beraber geldim buraya, burada bir yaşantım oldu. Hepsini karıştırıp, böyle bir tarz çıktı ortaya. Bazen domestik TV programlara çıkmam gerekiyor herhalde diye düşünüyorum. Göbek atmak istemiyorum, atmıyorum da zaten. Fakat bu kez de şansımı kaybedersem, ne paylaşacak ruhum, ne de buna gerek kalır zaten.
Gelecek kaygınız var mı?
Şu an diken üstündeyim, en azından beni bu kadar destekleyen insanlar için yırtmak zorundayım. Bir yandan da üniversitede mastır programındayım. Ruhsal problemlerde olduğu gibi, maddi problemlerimi de halletmeliyım. Aşkı, cinselliği, güneşi gereğinden fazla kullanıyoruz. Kendimden biliyorum bunu. Belki de o yüzden çok aşkı özlüyoruz.


 

Evde politika yok ki...
Kıbrıs sorununu çözüme yakın hissediyor musunuz?
Hiçbir lider çözüme yakın değil ki, çözüm de yakın olsun. Kıbrıslı gençler arasında şöyle bir sorun var; umurlarında değil, ilgisizler... Çünkü babaları da artık evde politika konuşmaz olmuş bir kuşak bu. Türk-Yunan çekişmesinin anlamı onlar için Rum tarafına geçip oradaki Avrupa mallarını, marka dükkânları görebilmekten ibaret. Gençler 'Çarşamba dışarı çıktım, ne giyindim, kim hangi arabayla geldi, kimle geldi'yi düşünüyor. O gece bitsin, bir dahaki sefer cuma mı çıkacak? Cumaya kadar aynı sorular. Tabii ki içlerinde farkında olan kesim de var, ama azınlıkta. Her şey buradaki gibi aslında. Kıbrıs, Türkiye'nin küçük bir sahnesi, o kadar. Ama şimdi bizim sınır açıldığına göre, elimizden geldiğince biz de Sony'yle birlikte bir misyon yüklenebiliriz. Oraya gidip, gençlerle karma olarak yakınlaşabiliriz. Tek korkum iki-üç cümleyle kendini yanlış tanıtmak olur sadece.

Ege-Kıbrıs-AB

Yorgo Kırbaki

18/05/2003 RADIKAL

Şairin "Bir kuş uçtu, Türk mü Yunan mı bilemedim" dediği, rengi sularına yansıyan Ege'nin masmavi semalarında, Türk ve Yunan savaş uçakları arasında
yaşanan 'it dalaşları' geçen günlerde Atina'nın gündeminde önemli bir yer tuttu.
Yunan makamlarına göre, Türk savaş uçakları, Yunan uçaklarının tatbikat yaptığı bir sahaya girip tehlikeli manevralar gerçekleştirdi. Hatta Türk uçakları, tatbikat yapan Yunan uçağıymış gibi Yunan gemilerinin çektiği seyyar hedeflere dalışlar yaptı. Türk Genelkurmayı'nın açıklaması tabii çok farklı. Yunan uçaklarının Türk uçaklarını taciz ettikleri belirtildi.
Atina'da 'son yılların en büyük tahriki' denilerek epey gürültü kopartıldı.
Hemen ardından Yunan Savunma Bakanlığı, 2000'den bu yana Türk savaş uçaklarının 'ihlalleri' ve 'it dalaşları'nın sayısı hakkında basına bilgi sızdırdı. Üç yıl öncesine kıyasla rakamlar yüksek. Ama geçen yıldan pek farklı değil. Ege'deki sortilerin sayısında 'hafif' bir artma olduğunu kabul eden Türkiye, bunun 11 Eylül sonrası alınan ek güvenlik nedenlerinden
kaynaklandığını Yunanistan'a izah etmiş durumda.
Sonraki gelişme, suni tırmanmanın nedenini gösterdi. Yunanistan 'ihlaller'le ilgili şikâyetlerini ilk kez yazılı olarak AB'ye bildirdi. Bundan sonra da Türkiye-AB arasında yüksek düzeyli her temastan önce aynısını yapacak.
Ege'de karasuları Türkiye gibi 6 mil olan Yunanistan, 75 yıl önceki bir kraliyet kararnamesine dayanarak hava sahasını 10 mil sayıyor. Tek taraflı bir karar söz konusu. Tabii bu paradoksal durum ne Türkiye ne de NATO tarafından kabul ediliyor. İşte 6 ile 10 mil arasında uluslararası hava sahası olan bölgedeki uçuşları Yunanistan 'ihlal' sayarak, bu bölgeye giren Türk savaş uçaklarını taciz ediyor.
Önümüz yaz. İki ülkenin 1988 'Atina Mutabakatı' çerçevesinde, önce resmi sonra gayriresmi uyguladığı ve yazın Ege sularını balıklara, semalarını kuşlara teslim eden moratoryumu bu defa da tekrarlayacaklarını temenni ederiz.
Kıbrıs'a gelince... AB'nin mayıs sonuna kadar Kıbrıslı Türklere yönelik bir dizi tedbir açıklaması bekleniyor. Gözümüz AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'de olsun. KKTC ürünlerinin 'Kıbrıs Türk Ticaret Odası' üzerinden (nasıl olacaksa) AB'ye ihracı ve Türkiye'nin de Rum bandıralı gemi ve uçaklara kolaylık tanıması formülü üzerinde çalışılıyormuş. Kıbrıs da Ege de giderek AB kapsamına giriyor. Atina'nın çözüm sıralamasındaki tercihi, önce Kıbrıs, sonra Ege. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması için kararın verileceği 2004 sonu yaklaştıkça daha çok gelişmeler yaşayacağız.

İzmirli Rumlar
İzmir'in Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki önemi malum. 1920'lerde İzmir'de yaşananlara bakış açıları çok farklı. Bir yanda Kurtuluş Savaşı, bir yanda Küçük Asya Felaketi. Rumların göçü. Büyük yangının sorumluluğu hakkında da anlatılanlar, yazılanlar birbirlerinden kutuplar kadar uzak. Acaba hâlâ İzmir'de yaşayan Rum kaldı mı?
Neredeyse 15 yıl sonra gittiğim ve gördüklerim-yaşadıklarımla şaşırdığım güzel İzmir'de, bu sorunun cevabını, bir üniversitenin öğrenci korosunu
26 Mayıs'ta vereceği konsere hazırlayan şan öğretmeni sanatçı Tina Samoğlu'ndan aldım: "Galiba 27 Rum kaldık".
Bu rakkam ilgimi çekti. İzmir'de kalan Rumlar kimler? Ne yaparlar? Nasıl yaşarlar? İzmir'de toplam 48 saat kalacaktım. Birkaç Rum tanımaya çalıştım. Tek kelimeyle mükemmel insanlar. Kiminin dalgıç okulu var, kimi işadamı. Birbirlerini tanıyorlar ve yolda karşılaştıklarında, ne kadar acele etseler de mutlaka hal hatır soruyorlar. Bazıları Türklerle evli. Bunu gayet doğal karşılamalarını, hatta Türk eşlerinin de kendilerini farklı bir azınlıktan gelmelerini hiç önemsemediklerini, sevgiyi her şeyden üstün tuttuklarını görmek sevindirici bir sürprizdi. Eşleri Türk olan Rumlar, çocuklarına doğal olarak Rum isimleri veriyor. Ancak, çocuklar pek Rumca bilmiyorlar. Yazık.

De Soto: Annan planı değişebilir

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, ''Kıbrıs'ta tarafların anlaşarak, Annan planında değişik yapmalarının mümkün olabileceğini'' belirtti.

De Soto, Atina'da yayınlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, ''İki liderin kendi aralarında anlaşmaları koşuluyla planda değişiklik yapmalarını engelleyen bir şey yok'' dedi. 

İlgili tarafların Annan planını çözüm için temel olarak kabul etmelerinin Genel Sekreter'in bu alandaki çabalarını yeniden başlatmasına yardımcı olacağını kaydeden De Soto, ''Şu anda önemli olan, Yunanistan ve Türkiye ile Kıbrıs'ta iki liderin Genel Sekreter'in raporunda ortaya koymuş olduğu parametrelere bağlılıklarını kesin olarak şüphe götürmeyecek şekilde açıklamalarıdır'' dedi. 

Annan planının hala müzakere masasında ''beklediğini'' kaydeden De Soto, tüm ilgili taraflara bir an önce müzakerelere başlamaları çağrısında bulundu.
   
De Soto, planın halk oylamasına sunulması durumunda Kıbrıslı Türklerin ve Rumların büyük bölümü tarafından kabul göreceğine inandığını da belirtti.

 (aa)

HURRIYET 18/05/2003

Rumlara kapılar açılıyor

Turan YILMAZ/ANTALYA

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin kapılarını 40 yıl aradan sonra 22 Mayıs'tan itibaren Kıbrıslı Rumlara vizesiz açacağını belirterek, "Yunanistan'dan da aynı adımı bekliyoruz" dedi.

Başbakan Tayyip Erdoğan, KKTC'nin ardından Türkiye'nin de 22 Mayıs perşembe gününden itibaren kapılarını açacağını açıkladı.

Erdoğan, partisinin Antalya il binasının açılışında yaptığı konuşmada ‘‘Buradan Avrupa'ya, dünyaya sesleniyorum’’ diyerek, ‘‘müjde’’ olarak nitelendirdiği açıklamayı yaptı:

‘‘Türkiye Cumhuriyeti kapılarını tüm Güney Kıbrıs Rumlarına açmıştır. 40 yıl aradan sonra. 22 Mayıs Perşembe gününden itibaren Türkiye'nin sınır kapılarından Rumlar vize uygulamadan girebilecekler.’’

Rumların Türkiye'de bir ay süreyle kalabileceklerini belirten Erdoğan, KKTC'den hareket etmek koşuluyla, isteyen Rumların uçak ya da yatla Türkiye'nin liman ve havaalanlarına gelebileceklerini söyledi. Erdoğan, Rumların aynı şekilde arabalarıyla da Türkiye'ye gelebileceklerini belirtirken, ‘‘Şimdi Yunanistan'dan da aynı adımları atmasını bekliyoruz. Dünyanın artık bir barışa ihtiyacı var, kavga birşey kazandırmıyor’’ dedi.

Rumların Türkiye'ye geçişinde KKTC'ye geçişlerindekine benzer bir uygulamaya gidilerek, giriş vizelerinin pasaportlarına değil, boş bir forma vurulacağı ve bunun 1 ay süreyle de geçerli olacağı öğrenildi.

MİLLETVEKİLLERİNE GÜL AÇIKLADI

Rumlara kapıların açılmasını ilk olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP'nin Antalya'da basına kapalı yapılan kurucular kurulu toplantısında açıkladı. Gül, ‘‘40 yıl aradan sonra sınırlarımızı Rumlara açacağız’’ deyince, AKP'li milletvekillerinden alkış yükseldi. Gül özetle şunları söyledi:

‘‘KKTC'nin Rumlara kapıları açması çok önemlidir. Şimdi adım atma sırası Rumlardadır. Rumların da buna karşılık KKTC'ye uyguladıkları ambargoyu kaldırmalarını bekliyoruz. Onlar kaldırırsa biz de ambargoları kaldırmaya hazırız. Bu adımlar Kıbrıs sorununun çözümünü kolaylaştıracaktır. Şimdi bir adım daha atarak, KKTC'den sonra Türkiye sınırlarını da Rumlar'a açacağız. Rumlar, vize alarak Türkiye'ye de gelebilecekler.’’

AB İÇİN ÖNEMLİ İKİ AY

Türkiye'nin AB üyeliği açısından önümüzdeki iki ayın çok önemli olduğunu söyleyen Gül, ‘‘Önümüzdeki yıl AB'de seçim var, bütün organlar değişecek. Bu iki ay içinde çok önemli kararları alıp uygulamaya koymazsak AB defterini kapatıp, bu rüyayı temelli unutmamız gerekebilir. Onun için bu süre içinde gerekli bütün uyum yasalarını çıkarıp, mevzuatımızı AB'ye göre yeniden düzenlemeliyiz. Ancak, yasaları değiştirmek yetmez, bunları çıkardıktan sonra uygulamak da gerekiyor. Çünkü AB uygulamaya bakıyor. Yasaları çıkarıp uygulamazsanız AB buna kanmaz, bunu yutmaz. Siz kimi kandırıyorsunuz derler’’ dedi.

Nasıl girecekler?

Rumların 22 Mayıs'tan itibaren Türkiye'ye vizesiz giriş yapabilmelerine olanak sağlayacak düzenlemelerin ayrıntıları belli oldu. Dışişleri Bakanlığı'nın verdiği bilgiye göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) pasaportlu Rumlara, yalnızca turistik amaçlı, bir ay süreli giriş vizesi verilmesi öngörülüyor. Vizeler pasaporta değil ayrı bir forma tatbik edilecek. GKRY'de ikamet etmekte olan Rumlar, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği ve Atina-Pire Başkonsolosluğu'ndan vizelerini ücretsiz alabilecekler. Ada dışında yaşayan Kıbrıslı Rumlara ise bulundukları ülkedeki Türkiye temsilcilikleri tarafından vize verilecek. Vizeler, müracaat üzerine hemen verilecek.

Denktaş: Güzel bir karar

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ta yaşayanlara 22 Mayıs'tan itibaren vize uygulamasını kaldırma kararını olumlu karşıladı. Ceyhan dönüşü Adana Havalimanı'nda DHA'nın sorularını cevaplandıran Denktaş, ‘‘Güzel bir karar. Biz Rumlara vize muamelesini kaldırdık, kapıları açtık. Zannedersem şimdi biraz daha dengelenmiş oldu’’ dedi. Denktaş, kararı sürpriz olarak nitelendirmeyip, ‘‘Beklenen bir karardı, iyi bir karar’’ diye konuştu.

HURRIYET 18/05/2003

Sevgi'nin Diviti
Eğitimsiz ülkelerin müzelerine en büyük zararı kendi halkı verir

Bir Bizans kilisesinin mihrap ve tavanı KKTC'den tanıdığım bir antikacı aracılığıyla Kıbrıslı Türklerin yardımıyla söktürülüp, parça parça Amerika'ya kaçırılmış ve De Menill Müzesi'ne satılmıştı.

Benim Türk olduğumu unutup, depodaki freskleri gösterdikleri zaman ‘‘Bu kiliseyi nasıl kaçırdınız?’’ diye o kadar söylendim ki, sonunda ‘‘Kıbrıslılar bize bu eseri borç verdiler’’ gibisinden bir sürü palavra sıktılar.

Bir ülkede savaş çıkar veya kargaşa olursa, tok-açgözlülerle, aç-açgözlüler derhal işbaşına geçerek çalışmaya başlarlar.

Tok-açgözlüler kimlerdir? Bunlar dünya çapında antika ticareti yapan tüccarlardır. Bu tüccarlar fevkalade zengindirler, bütün dünyayı gezerler, kendi ilgilendikleri konuda hangi ülkede ne gibi müzelerde neler var, özel koleksiyonerler kimler, bunların elinde ne gibi bir birikim var, hepsini ezbere bilirler. Yaptıkları uluslararası ticaretten fevkalade kazanmışlardır, zengindirler. Bunlara 'açgözlü' denir, zira rakibinden daha fazla bilmek ister ve herkesten evvel malı kapıp müşteriye pazarlayabilmek için her türlü dümene başvurur.

Aç-açgözlüler ise hırsızlardır. Bunlar paraya ihtiyaçları olduğu için vurulmak, hapse girmek dahil her tehlikeyi göze alarak antikaları kaçırırlar veya çalarlar. Bilinçsiz oldukları için ne çaldıklarını bilmezler, değeri nedir pek anlamazlar, dolayısıyla ekmek parası için bazı risklerin altına girerler. Zaten biraz bilinçli olanları iyi para kazanıp antika dükkanı sahibi olmuşlar veya köşeyi dönüp başka iş yapmaktadırlar. Akılsızları ise yakalanıncaya kadar çalma ve kaçırma işlerine karın tokluğuna devam ederler.

KKTC'DEN SÖKÜLEN KİLİSE

Nereden anlatmaya başlasam bilememekteyim. Birinci müşahedem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden çalınan bir Bizans kilisesinin mihrap kısmı ve tavanıydı. Dünya KKTC'yi tanımadı, Türkler de Müslümandırlar diye o devrede ne yapacaklarını bilemediklerinden, kargaşa içinde son derece kıymetli ve hakiki Bizans eseri olan bir kilisenin freskleri tanıdığım bir antikacı aracılığıyla Kıbrıs'taki Müslümanların yardımıyla söktürülüp, parça parça Amerika'ya kaçırılmış ve De Menill Müzesi'ne satılmıştı. Benim Türk olduğumu unutup, bana depodaki parça parça freskleri gösterdikleri zaman hemen infial ederek ‘‘Bunu oradan almaya hiç hakkınız yok, bu kiliseyi nasıl kaçırdınız?’’ diye o kadar çok söylendim ki, sonunda ‘‘Biz bunu Kıbrıs'tan izin alarak çıkardık, Kıbrıslılar bize bu eseri borç verdiler’’ gibisinden bir sürü palavra sıktılar. Sonunda Teksas Houston'da ufacık ama harika modern bir kilise yaparak freskleri içine yerleştirdiler. Freskler şahane bir restorasyonla birleştirilmişti ve kapısına da ‘‘Kıbrıs halkından ödünç olarak alınmıştır’’ diye yazmışlardı. Bizim Kıbrıslılar gözlerini açmadıkları için giden gitti. Yazık oldu.

Derken 1991'de demirperde yıkıldı. Müthiş bir kargaşa vardı. Pek çok antikacı bana ‘‘Rus müzelerinden beğendiğinizi emrinize getirelim’’ gibi tekliflerle geldiler. Bu münasebetsiz teklifleri derhal reddettim ama acaba dalga mı geçiyorlardı yoksa hakikaten getirebilirler miydi sualleri kafamı epey meşgul etti. Tabii, parayı peşin istiyorlardı ve birtakım riskleri göze almam gerekmekteydi.

Bulgaristan'dan ve Romanya'dan da çok eser teklifleri gelmişti. Buralardan da gidenler gitti.

İki sene önce New York'un en nadide semtinde bulunan bir antikacı ahbabım bizim şerefimize bir davet tertiplemişti. Davette koleksiyonerler, bankacılar, müzeciler ve pek çok vakıf kurmuş, mütevelli heyetlerinde bulunmuş önemli şahsiyetler vardı. Masada bir aralık iki koleksiyonerin birbirleriyle konuşmalarına kulak misafiri oldum. Afganistan'dan gelen nadide eserleri nasıl koleksiyonlarına kazandırdıklarını anlatıyorlardı. Birbirlerine nispet yapmaktaydılar. Anlaşılan piyasa artık Afgan antikalarıyla doluydu. İdaresi zayıf olan ülkelerin ne hallere düştüğünü düşünerek birden içimin cızladığını hissettim. Artık çok geçti, giden gitmişti.

Irak, Kuveyt'e girdiği zaman Şeyh Nasır Al-Sabah'ın koleksiyonu da yağmalanmıştı. Bu müzenin yağmalanmasına basının gereken ilgiyi gösterdiğini hatırlamıyorum. Bugün Irak'taki müze soygunculuğuna verilen önem kadar ilgi gösterilmemişti. Iraklılar Kuveyt Müzesi'ni talan etmişlerdi. Allah’tan her şeyi kayıtlı olan müze bütün eserlerinin peşine düştü ve hemen hepsini tekrar piyasadan tek tek topladı. Zaten büyük bir bölümü o sırada Cambridge'de sergilendiği için müze dışındaydı. Mücevherlerin haricinde tek tek bütün eserleri buldular ve kendilerine ait olduğunu ispat ederek geri aldılar. Mücevherler gitmişti ama hiç değilse koleksiyonun büyük bir kısmını bulmuşlardı.

Ben Sadberk Hanım Müzesi'ni kurduğumda, Kültür Bakanlığı'nın bana sorduğu ilk sual, herhangi bir harp halinde müzedeki eserleri nereye saklayacağım olmuştu. Biz de, kendimize göre münasip bir adres vermiştik.

Şimdi gelelim Irak Müzesi’ne... Benim anlayamadığım nokta şu: Bush, Irak'a gireceğini aylar öncesinden ilan ettiği halde eserler paketlenerek müze dışında gizli bir yere neden saklanmamıştı veyahut herhangi bir önlem niçin alınmamıştı? Time mecmuası ‘‘Müze binasına bomba atmamaya özen gösterdik ama ganimet avcılarını durduramadık’’ diye yazıyor. Enteresandır, 'hırsızlık' kelimesi kullanılmayıp ‘‘ganimet elde etmek’’ gibi terimler kullanılıyor.

Tabii ki halkı eğitimsiz olan ülkelerdeki müzelere en büyük ziyanı kendi halkı veriyor. Yapacak bir şey yok, gitti giden, kırılan kırıldı ve koskoca Sümer, Akad, Asur ve Babilonya medeniyetlerinden kalan eserlerin dağılmasına ve harap hale getirilmesine yazık oldu.

Birden düşündüm, Arkeoloji Müzesi'ndeki lahitleri kaldıramayacağımıza göre acaba nasıl saklarız diye günlerdir kafa yoruyorum. Allah bizim ülkemizi savaştan ve kargaşalıktan korusun yoksa giden, gider...

 

HURRIYET 18/05/2003

Oktay EKŞİ
Kıbrıs'ta sil baştan...

DİPLOMAT dostlarımızdan, Emekli Büyükelçi Nurver Nureş dikkatimizi çekmese daha bir süre belki de farkına varmayacaktık:

Önemli iç ve dış her olayı yakından izleyen Nureş geçen gün, ‘‘Kıbrıs sorununun çözümünde artık yeni bir başlangıç noktası doğduğundan’’ söz ediyordu...

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'taki satranç oyununda ‘‘mat edilmesine ramak kalmışken’’ Güney'deki Rum bölgesini ayıran sınır kapısını geliş ve gidişlere açınca... Oyundaki kuvvet dengesi birden değişiverdi:

‘‘Güney taraf Avrupa Birliği'ne girince Kuzey'de kimse kalmaz... Güney'e büyük bir akın olur’’ denirken, tam tersi yaşandı. Güneye bir Türk inerken Kuzey'e üç Rum geldi.

Bu Rumlar Kuzey'e geçerken, bağlı oldukları yönetimin ‘‘gayri meşru’’ saydığı bir devlet sınırlarından içeri girmekte olduklarını biliyorlardı... Geçiş için doldurdukları formu o tanımadıkları devlet polisinin onayladığının farkında idiler. Kuzey'de bir suç işleseler KKTC mahkemelerinde yargılanacaklarını da...

Kısaca, bir başka devlet toprağına girdiklerini bile bile gelmişlerdi.

Rum yönetimi istediği kadar ‘‘yok’’ saysın... Sayısı yüz bini aşkın bir Rum nüfus o yok sayılan devleti var olarak kabul etti mi etmedi mi?

Biz Rumlar mı çok geçti Türkler mi sorusuyla meşgulken Nureş bu tablonun siyasi ve hukuki sonuçlarını değerlendiriyor ve özetle diyordu ki:

‘‘Kıbrıs sorununun çözümü için artık hareket noktası Kofi Annan Planı değildir ve olamaz. Artık adada iki ayrı devletin varlığını tescil eden geri dönülmesi imkánsız bir gelişme oldu. Bunu kimse reddedemez. Öyle ise çözüm bu gerçeğin, Annan dahil tüm ilgililer tarafından başlangıç noktası olarak kabul edilmesiyle sağlanabilir.’’

Doğrusu bu görüşü benimsemiş olarak dinledik. Ama hemen ardından Yunanistan'da yayınlanan TO VİMA isimli gazetenin 11 Mayıs 2003 tarihli sayısında, Antonis Liakos isimli bir akademisyen tarafından kaleme alınan makalede de aynı görüşün savunulduğunu görünce Nureş'in sözleri zihnimizde bir kere daha yankılandı. Liakos şöyle diyordu:

‘‘Huysuz öğrencilerle baş etmesi gereken öğretmen felsesefesine dayalı Annan Planı her ne kadar bugünkü ortamın oluşmasında olumlu bir rol oynadıysa da, artık geride kalmıştır. Çözüm için yeni bir başlangıç noktası bulunmalı. Bunun hareket noktası da bugünkü veriler olmalı. (...)’’ (17 Mayıs 2003 Radikal Gazetesi).

Peki aynı görüşü Berliner Zeitung isimli Alman gazetesi de ‘‘Denktaş'ın açılımları aynı zamanda (...) Kıbrıs'ta iki ayrı devlet anlayışının kabulü yolunu açtı. Denktaş bu suretle bir taşla birçok kuş vurdu’’ diyerek savunuyorsa (16 Mayıs 2003 Anadolu Ajansı), ortada ciddi bir gelişme olduğunu reddedebilir miyiz?

HURRIYET 18/05/2003