Kopenhag Zirvesi'ne 3 gün kala, diploması trafiği doruğa çıktı
Geri sayım başladı

12-13 Aralık Kopenhag Zirvesi öncesinde Kıbrıs konusundaki diplomasi trafiği doruğa çıktı.

Geçirdiği kalp ameliyatı nedeniyle iki ayı aşkın bir süre New York'ta kaldıktan sonra önceki gün yurda dönen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ayağının tozuyla temaslarına başladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, istirahat ettiği Yılanadası'ndaki ikametgahında dün Avrupa Parlamentosu

Başkanı Pat Cox'la görüştü. Cumhurbaşkanı, bu görüşmenin ardından Birleşmiş Milletler Genel

Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'yla bir araya geldi.

Basına kapalı olarak gerçekleştirilen bu görüşmelerle ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki temaslarına öğle saatlerinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'le ayrı ayrı görüşerek başladı, bunu saat 16:00'da Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), 17:00'de de Toplumcu Kurtuluş Partisi'ni (TKP)

ziyareti izledi.

Temaslarının ardından Ledra Palace'ta bir basın toplantısı düzenleyen Cox, katılım anlaşmasının imzalanmasının ardından Avrupa Parlamentosu'nun 4'ü Güney Kıbrıs, 2'si de Kuzey Kıbrıs'tan olmak üzere 6 gözlemci çağıracağını, olası problemlerin parlamentoda söz konusu gözlemciler tarafından dile getirilebileceğini ifade etti

Denktaş, De Soto'yla görüştü

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'yla görüştü.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Girne Yılanadası'ndaki konutunda yapılan görüşme saat 16.00'da başlayan görüşme saat 18.00'de sona erdi. Toplantıya basın mensupları alınmazken, görüşme sonrasında da herhangi bir açıklama yapılmadı.

Serter-Cox görüşmesi

Pat Cox, KKTC'deki ilk temasını Cumhuriyet Meclisi Başkanı Serter'le yaptı.

Serter, Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve aralarında AB "Kıbrıs" Büyükelçisi Adrian Van Der

Meer'in de bulunduğu beraberindeki heyetle dün öğle yemeğinde bir araya geldi.

Cox'un daveti üzerine Girne'de bir restoranda gerçekleşen yemekte Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi

İşler Komitesi Başkanı İlker Nevzat ve Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade de hazır bulundu.

Görüşme sonrasında Cox herhangi bir açıklama yapmazken, Serter, Kıbrıs sorunu ve AB'yle ilgili görüş alışverişinde bulundukları toplantının oldukça olumlu bir havada geçtiğini söyledi.

"Plandaki olumsuz noktaları

Cox'un dikkatine getirdik"

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu planın olumsuz noktalarına dikkat çektiklerini kaydeden Serter, özellikle toprak tavizi ve egemenlik ile garantörlüğün sulandırılmasından duyulan rahatsızlığı dile

getirdiklerini ifade etti. Serter, "Toprak tavizini verdiğimiz takdirde tarım arazisinin yüzde 70-80'inin elden çıkarılacağını, ayrıca yüzde 70-80 oranında su kaynaklarının bulunduğu Güzelyurt'un verilmesi halinde KKTC'nin susuz kalacağını ifade ettim. Bunun mümkün olamayacağını kendisine açıkça söyledim" dedi.

Plandaki 'egemence' sözcüğünün arzulanan anlamı içermediğine de dikkat çektiğini söyleyen Serter,

istenilen toprağın verilmesi halinde 70-80 bin Kıbrıslı Türk'ün 4. kez göçmen durumuna düşeceğini belirtti. Serter, Kuzey'e geçmesi öngörülen Rumlarla da iki bölgelilik esasının sulandırılacağını, siyasi eşitliğin bozulacağını kaydetti.

Denktaş-Cox görüşmesi

Cox, Serter'le görüşmesinin ardından saat 14.15 sıralarında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmek

üzere Yılanadası'na gitti.

Basının alınmadığı görüşme, yaklaşık 75 dakika sürdü. Toplantının ardından herhangi bir açıklama yapılmadı.

CTP ve TKP yetkilileriyle görüşme

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki temaslarını saat 16.15'da CTP, 17:00 sıralarında da TKP yetkilileriyle görüşerek sürdürdü.

KKTC'de temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox muhalefet partileri ile de görüştü. Cox saat Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ardından da saat de Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ile görüştü.

Toplantıların ardından Cox açıklama yapmazken, Talat ve Angolemli kısa açıklamalarda bulundu.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:

"Avrupa Parlamentosu Başkanıyla çok faydalı bir görüşme yaptık. KKTC'nin geldiği aşamada zaman limiti önemli. Kıbrıs konusuna bir çözüm bulunması çok önemli ve Pat Cox ta bizimle aynı fikirde. 12 aralık öncesi tarafların imza atıp yükümlülük altına girmesi çok önemli. Eğer imza atılmazsa 12 Aralık'ta TC ve KKTC için çok zor ve kötü olacak. Kıbrıs durumunun çerçevesinin çıkarılması lazım. Cox çalışmalarını bu doğrultuda sürdürüyor. Her iki taraf da bağlayıcı olmalı.

Bugün Pat Cox la AB ve Kıbrıs sürecini değerlendirdik. Burada önemli olan Kıbrıs'ın 12 Aralık'a nasıl gireceği. Biz bu sürece yeni Kıbrıs'ın girmesini istiyoruz ve Pat Cox ta bize destek veriyor ve bundan sonra da desteklemeye devam edecek."

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ise kısa açıklamasında şunları söyledi:

"AB'nin Türkiye'ye tarih vermesi kilit duruma geldi. Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesi için makul bir tarih verilirse Kıbrıs sorunu çözüme ulaşacak.

AB Türkiye'ye tarih verirse, Kıbrıs sorununun çözümü süratlenecek. 12 Aralık öncesi bir çerçeve anlaşması imzalanması ve birleşik Kıbrıs olarak AB'ye girilmesi sağlanacak. AB Türkiye'ye tarih verirse, önümüz açılacak. Denktaş ve Klerides'in yaklaşımlarında herhangi bir vizyon değişikliği görmüyoruz.

Sayın Cox da Kıbrıs'ın bölünmeden AB'ye katılmasından yana görüş belirtiyor. Türkiye'ye tarih verilmesi için de dinamik olunması gerektiğini vurguladı. Bu yüzden zaman çok iyi değerlendirilmeli."

Cox: Bu fırsatı iyi değerlendirin

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox, Kopenhag Zirvesi öncesinde çok önemli bir anla karşı karşıya bulunulduğunu ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Cox, "Koşulların şimdiki gibi kesişmesinin her zaman mümkün olmadığını görmemiz lazım" dedi.

Kıbrıs'ta çeşitli temaslarda bulunan Pat Cox Ledra Palace'ta bir basın toplantısı düzenledi. Cox, AB Komisyonu Kıbrıs Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Adriaan Van Der Meer'ın da hazır bulunduğu basın toplantısında temasları hakkında bilgi verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cox, açıklamasında, oldukça kapsamlı olarak nitelediği bugünkü temasları çerçevesinde sırasıyla BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, UBP Dışilişkiler Sorumlusu İlker Nevzat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ve Ledra Palace'ta toplanan Türk-Rum Ticaret Odaları temsilcileriyle görüştüğünü söyledi. Cox, son olarak Rum Meclisi'nde temsilcisi bulunan Rum siyasi parti liderleriyle akşam yemeğinde bir araya geleceğini kaydetti.

Adada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti vurgulayan Cox, dinlemek ve mesaj getirmek açısından oldukça önemli bir an olduğunu söyledi. Kıbrıs'taki tüm taraflara "Kopenhag Zirvesi öncesinde çok önemli bir anla karşı karşıyayız. Kopenhag öncesi ve sonrasında birlikte yaşamak ve çalışmamız lazım. Koşulların şimdiki gibi kesişmesinin her zaman mümkün olmadığını görmemiz lazım" mesajını ilettiğini kaydetti. Cox ayrıca bu fırsatın iyi değerlendirilmesi halinde adadaki siyasilere ve Türkiye-AB ilişkisine yeni bir dinamik kazandırmanın mümkün olabileceğini söyledi.

İrlandalı olduğunu ve ülkesinin bölünmenin ne demek olduğunu ve zorluklarını iyi bildiğini ifade eden Cox, Kıbrıs'ın da İrlanda gibi siyasi irade ve isteksizlikten dolayı uzun süre beklemesine fırsat tanınmamasını istedi. Cox, "Daha fazla beklenmesine izin vermeyin. Bırakın bu anı yakalayalım" dedi.

Cox soruları yanıtladı

Pat Cox, bir gazetecinin "Taraflarla görüşmenizde, tavsiyenizi dikkate alacakları yönünde bir eğilim gördünüz mü?" yönündeki sorusuna "Onlar adına konuşmam mümkün değil; ancak inanıyorum ki kararlı olmaları halinde, kapsamlı bir çözüm için bazı riskleri göze almalarını gerektiren durumla karşı karşıya kalabilirler" yanıtını verdi. Cox, "Risk almak kolay değil, ancak söz konusu koşullarda siyasi liderlik de kolay değildir. Ve şimdi siyasi liderlerin cesaretli olmasını gerektiren bir zamandır" dedi.

AB Dönem Başkanı Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in üyelik müzakerelerine başlanması için Türkiye'ye Kopenhag zirvesinde takvim verilmeyeceği yönündeki açıklamasının sorulması üzerine Cox, açıklamadan haberi olmadığını, ancak söz konusu sözlerin dönem başkanının Türkiye'nin önünü kapama girişimi olduğuna inanmadığını kaydetti.

Cox, "AB-Türkiye ilişkisinde büyük ve gözle görülür bir ilerleme olacağından eminim. Bu bir süreçtir ve bir takvimi de vardır. Dönem başkanı Danimarka'nın gözle görülür bir ilerleme bulacağından eminim" dedi.

Pat Cox, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmesine ilişkin soruya karşılık ayrıntı vermek istemediğini ifade etti, "Kıbrıs Türk liderini içinde bulunulan kritik anı anlaması için cesaretlendirmeye çalıştığını" söyledi.

Cox, olası bir anlaşmanın "yasallığı" ve "Avrupa Parlamentosu ile İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ters düşüp düşmeyeceğinin" sorulması üzerine anlaşmayla ilgili müzakerelerin taraflarla BM'nin konusu olduğunu ve karışmak istemediğini kaydetti.

Weston da geliyor

Bu arada, Rum basın haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs İşleri Koordinatörü Thomas Weston da Kıbrıs'a gelmeyi planlıyor.

Alithia gazatesi, Londra, Brüksel ve Viyana'da temaslarda bulunmakta olan Weston'un, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bir sözcüsüne göre bu temaslarının hemen ardından Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi planladığını ancak ziyaret tarihinin henüz açıklık kazanmadığını yazdı.

KIBRIS 09/12/2002

Düğüm ABD’de çözülecek!

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Aralık Salı günü New York’ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile bir araya geleceği öğrenildi.
Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre, Erdoğan ve beraberindeki heyet, salı günü yerel saatle 17.00’de (KSİ 24.00) özel uçakla Washington’dan New York’a gelecek. Erdoğan, New York Kennedy havaalanından doğruca BM merkezine gi
derek, saat 19.00’da (KSİ 02.00) BM Genel Sekreteri Annan’la görüşecek. Ziyarete, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın da katılması bekleniyor.
Erdoğan, Genel Sekreter ile görüşmesinin ardından Türkevi binasına geçerek, burada New York ve çevresinde yaşayan Tü
rklerle tanışacak ve onlarla kısa bir sohbet toplantısı yapacak.
Erdoğan ve beraberindekilerin, aynı gece yerel saatle 22.00 sıralarında (KSİ 05.00) New York’tan özel uçakla Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a hareket edecekleri belirtildi.


Denktaş ile De Soto "sessiz ve derinden"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’yla görüştü.
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Girne Yılanadası’ndaki konutunda yapılan görüşme saat 16.00’da başladı. Görüşme basına kapalı olarak gerçekleşti. Ne görüşme öncesinde, ne de sonrasında açıklama yapıldı. Denktaş’ın Yılanadası’ndaki ikametgahında yapılan görüşme yaklaşık iki saat sürdü ve 18:00 sıralarında tamamlandı.
YENIDUZEN 09/12/2002

 

Radikal Gazetesi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Dış Politika Yazarı Erdal Güven Yeni DÜZEN’e konuştu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş hakkında ‘ilginç’ açıklamalar yaptı:

Denktaş çözümden KAÇAMAYACAK!

Annan Planı’ndaki egemenlik kavramı Denktaş’ın egemenliği değil, hukukun, insan haklarının egemenliği... Planda Kıbrıs Türküne egemenlik,siyasi eşitlik ve güvenlik konularında büyük haklar veriliyor

Denktaş işi yokuşa sürüyor, çözüm istemiyor, elindeki son koz olan toprak konusuna sarılarak gün geçiriyor.

***Denktaş çözümden kaçamayacağını anladı

*** Rum-Yunan tarafı 90’lı yılların başından sonra strateji değişikliğine giderek nihai hedefini AB üyeliği olarak koydu

*** Hep bizim Devlet politikası denen politikamız Denktaş-Asker-Elçilik üçgeninde götürüldü

***Kıbrıs Türk halkı çözüm ve Avrupa B
irliği’nden yana...

*** Şu anda Denktaş’ın Kıbrıslı Türkleri çözümsüzlük için ya da Annan Planını reddetmek için kullanamayacağı ortadadır

*** Ankara artık Kuzey Kıbrıslıların iradesini yansıtan bir süreç başlatmalı...

*** Denktaş kötü polisi, Ankara iy
i polisi oynuyor olabilir.


Röportaj: MERT ÖZDAĞ

Türkiye’nin yüksek tirajlı gazetelerinden RADİKAL Gazetesi Dış Politika Yazarı Erdal Güven, Denktaş’ın çözümden kaçamayacağını anladığını, elinde bulunan son koz olan toprağa sarıldığını söyledi. Erdal Güv
en Yeni DÜZEN’e verdiği özel röportajda Kıbrıs Türklerini sesini yansıtan bir siyasi iradenin olmadığını belirterek Kuzey Kıbrıs’taki politikanın bugüne kadar “Denktaş-Asker-Elçilik” üçgeninde döndüğünü kaydetti.
Annan Planı’ndaki egemenlik kavramının Den
ktaş’ın egemenliği olmadığını, hukukun, insan haklarının egemenliği olduğunu ifade eden Güven, Denktaş’ın Kıbrıslı Türkleri çözümsüzlük ve “planı ret için” kullanamayacağını söyledi.
“.... Annan Planı Türk tarafının bütün kaygılarını giderdiği için Denkta
ş’ın ve Türk tarafının tutunabileceği yalnızca bu Toprak ve göçmen meselesi kaldı. Ben Denktaş’ın olumsuz bakışını ve çıkışını buna bağlıyorum” diyen Erdal Güven Ankara’nın artık Kuzey Kıbrıslıların iradesini yansıtan bir süreç başlatması gerektiğini anlattı.

Plan nasıl?

Erdal Güven ile yapılan söyleşinin devamı ise şöyle:
Yeni DÜZEN---: Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm için taraflara sunduğu “Barış Planı” hakkındaki genel görüşünüz nedir?

Erdal Güven---: Genel hatlarıyla müzakere edilebilir, kapsamlı bir çözümün temeli olabilir bir belge bu...Çünkü taraflar arasında bir antlaşmanın koşulu olarak öne sürülen yaklaşımları tamamen dikkate alan ve belli ölçülerde karşılayabilen bir metin bu... Benim inceleyebildiğim kad
arıyla 5 temel parametre var planda... Bunlar siyesi eşitlik, ortak ama tek egemenlik, sosyal adalet, dış dinamiklerin kullanılması ve bir de devletin işleyebilirliği....Bu 5 parametre üzerine oturtulmuş plan, taraflar arasında bir çözüm için optimal olanı yakalamaya çalışmış. Mümkün olanı ve olabilecek olanı yakalamaya çalışılmış, içeriği akılcı önerilerle dolu bir plan. Tabi ki kapsamlı bir çözümün nihai bir hali değil. Her iki tarafında zaten bazı çekinceleri, bazı itirazları var. Ama sonuç itibariyle bunlar çözülemeyecek ya da kesinlikle aşılamayacak konular değil, yalnızca tarafların biraz canını yakacak ödünler verilmesini gerektiren bir durum bu...

Yeni DÜZEN---: Kıbrıs Sorunu’nda gelinen aşamada, “Plan” karşısında Türk tarafının rolü ne olmalı sizce
?

Erdal Güven---: Öncelikle Kıbrıs Sorunu’nu çözmek mi Türk tarafının lehinedir, yoksa çözmemek mi?... Bunu önce iyi düşünmek lazım. Bu planı diğerlerinde ayıran bir unsur daha var. “Avrupa Birliği” etkeni... Bu planın arkasında yalnızca BM, yalnızca ABD,
ya da yalnızca uluslar arası camia yok. Aynı zamanda bir de AB var... Dolayısıyla bu planı Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs’ın, AB’ye üyelik bağlamında da değerlendirmek lazım. Hem başlı başına bir çözüm platformu olarak hem de Kıbrıs Türk tarafının AB’ye entegrasyonunu hem de Türkiye’nin AB’ye üyeliğindeki ciddi bir engeli ortadan kaldıracak bir süreç olarak bakmak lazım... Bunun dışında Kıbrıs’ın çözümünün neden Türk tarafının çıkarına olduğunu düşündüğümüzde, söyleyebilecek başka şeylerimiz de var. Türkiye’nin “Devlet politikası” tarafından stratejik olarak isimlendirilen bir adada potansiyel bir çatışma unsuru bertaraf edilecek çözüm olması durumunda...Aynı zamanda Türkiye’nin sürekli olarak yakındığı bir dış politika sorunu halledilmiş olacak dünya ile ilişkilerinde... Hem siyesi hem ekonomik hem sosyal anlamda Türkiye bir “yükünden” kurtulmuş olacak. Siyasiler neden çözüm üretmeli, çünkü siyasiler halkın temsilcisidir, halkın vekilleridir ve halkın iradesi doğrultusunda hareket etmeleri gerekir. Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye halkının da çoğunluğunun Kıbrıs’ta çözüm istediğini biliyoruz. Çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği istediğini biliyoruz. Dolayısıyla bunu da bir etken olarak saymak lazım. Bütün bunlara baktığınız zaman Türkiye’nin neden Kıbrıs Sorunu’nu çözmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çözüm için yapabileceği bir şey var mı?... Tabi ki var... Herkes biliyor ki Kıbrıs politikası Ankara’da belirlenir.Şu anda bu inisiyatif tamamen Türkiye’nin eline geçmiş durumda...Bu anlamda teni bir İktidar var. Siyasi anlamda hiçbir boşluğu bulunmayan, çok net bir parlamento çoğunluğu bulunan bir hükümet var. Bir şekilde bu hükümet diğerlerine nazaran Kıbrıs’ta çözüm isteyen bir hükümet. Bu yönde bir söylemi ve icraatı var en azından...Türkiye çözüm için her zamankinden çok daha fazla bastırması lazım. Hem inisiyatif elinde hem sağlan kazançları var bu işten...

İşte siyasi eşitlik

Yeni DÜZEN---: Barış Planı’nda Kıbrıs Türk tarafına kazandırılan büyük derece haklardan bahsediliyor. Siyasi eşitlik, egemenlik, iki
kesimlilik, güvenlik konularında... Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz ?

Erdal Güven---: Bu güne kadar Türk tarafının savunduğu neydi?.. İşte Siyasi eşitlik, egemenlik ve güvenlik...egemenlik konusunda kurulacak ortak Devlet dışarı ile alakalı olarak tek bir egemenlik sahibi olacak. Fakat içerideki iki kurucu devlet içeride egemen olacaklar. Şimdi egemenlik derken eski klasik egemenlik anlayışıyla değerlendirmemek lazım.Artık egemenlik anlayışı dünyada çok farklı ölçütlere oturtuldu.. Hukukun üstünlüğüne, insan haklarına... yani eskiden kalma “mutlak hakimiyet” anlamında değil. Dolayısıyla bu egemenlik anlayışı yeni uluslar arası iklimin elverdiği çerçevede sağlanmış durumda. Bu tabi ki bu güne kadar Denktaş’ın çizdiği egemenlik anlayışıyla örtüşen bir anlayış değil.Ayrılıkçılığa, her an ortaklıktan ayrılma hakkını elinde bulundurma diye özetleyebileceğimiz bir egemenlik anlayışı değil bu. Daha ziyade ortaklığı yaşatmaya, ve ortaklığı yaşatırken dindi, kültürdü, yargıydı.. bu tür konularda gösterilen bir egemenlik anlayışı var planda. Diğerleri çok net olarak karşılanıyor. Siyasal eşitlikte ve güvenlik konusunda neredeyse tamamen karşılanmış durumda kaygılar. Siyasal eşitlik sağlanmaya çalışılırken benim görebildiğim kadarıyla dersler de çıkarılarak, Devletin işleyemez duruma gelmesi önlenmeye çalışılmış. Annan Planı’nda Kıbrıs Türk tarafının azınlık durumundan hem siyasi eşitliği sağlanılmış olunuyor. Bu bazı cümlelerle ortaya çıkıyor. “Aramızdaki ilişki azınlık çoğunluk değil, ortaklık ilişkisi olacaktır” diye planda ifade ediliyor.Başkanlık Konseyi ve Mecliste gözetilenler hep bu siyasal eşitlik kaygısı gözetilerek yapılmış durumda. Bence mümkün mertebe denge kurulmuş durumda. Güvenlik konusunda da aynı şeyi söyleyebilirim... Garanti ve İttifak Antlaşmaları Kıbrıs’ın bir AB ülkesi olması nedeniyle elbette bir takım değişikliklere uğrayacak. Bunu normal karşılamak lazım. Her şey bir yana Türkiye’nin orada on bini geçmemek koşuluyla asker bulunduracak olması bence yeterli bir güvencedir. Oradaki asker birincisi Türkiye’nin askeri olacaktır. İkincisi de Türkiye yalnızca bütün Kıbrıs’ın değil aynı zamanda Kurucu Devletlerin toprak bütünlüğünün, hukuk düzeninin de garantörü olacak. Bu ne demek Kuzey Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin askeri güvencesinde olacaktır. Herhalde bu da yeterince bir güvencedir bazı art niyetli planlar ve girişimler olacaksa.

Yeni DÜZEN---: Türk tarafının Annan Planı’na vermesi gereken cevabı geciktirmesi ve Denktaş’ın olumsuz açıklamalar yapmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Erdal Güven-
--: Kıbrıs’taki çözüm sürecinin bir al-ver süreci olduğunu unutmamak lazım.Tüm kaygıları, istekleri, ödünleri Türk tarafı almış durumda. Bunun dışında bir AB etkeni var.Bütün bunlar göz önünde bulundurulursa Türk tarafının yapması gereken nedir? Kendi üzerine düşen esnekliği göstermek, kendine düşen ödünleri vermektir.Türk tarafından ne konuda ödün isteniyor? Toprak konusunda, 1974’ten sonra Kuzeyden güneye göç etmiş Rumların tamamının değil ama işte bir kısmının dönüş haklarının teslim edilmesi ve buna göre mal-mülk ve nüfus nakli yapımı...Türk tarafından somut anlamda istenen neredeyse tek ödün, daha doğrusu can yakacak ödün budur. Bu bir al-ver süreci ise ve her iki tarafta bir şekilde ödün vermek durumundaysa bu verilmesi gereken bir ödün... Bu müzakere masasında siz bu ödünü mümkün mertebe azaltmaya, mümkün mertebe kendi lehinize çevirmeye çalışırsınız. Elinizde daha fazla toprak bırakmaya, daha az göçmenin geri dönmesini sağlamaya... Bunların olması mümkün. Şunu unutmamak lazım. Toprak mı önemlidir insan mı? Bence birazcık da böyle bakmak lazım. Maalesef Denktaş bu zihniyette değil.Tutunacağı tek bir dal kalmış durumda. Siyasal eşitlik, egemenlik, güvenlik Türkiye’nin ve Kıbrıs’ın AB üyeliği konularında.... Annan Planı Türk tarafının bütün kaygılarını giderdiği için Denktaş’ın ve Türk tarafının tutunabileceği yalnızca bu Toprak ve göçmen meselesi kaldı. Ben Denktaş’ın olumsuz bakışını ve çıkışını buna bağlıyorum. Denktaş’ın başından bu yana ne kadar çözüm istediği, ne kadar çözümden yana olduğu tartışılır. Bu tavrı çözümü kalaylaştıran bir tavır değil, zorlaştıran bir tavır. Eğer bu tavır sürerse, yani “toprak tavizi verilemez. Geri dönecek Rum sayısı fazladır” denirse bu fırsatta kaçar ve bir yere varamayız, plan da çöpe gider.Denktaş’ın tavrını ben işi yokuşa sürmeye bağlıyorum. Bu başından beri Denktaş’ın çözüm istemediğini, yine çözüme karşı çıktığını görüyorum. İyimser yorumum da şu: Her iki taraf çözüm istiyor.En azından Denktaş çözümden kaçamayacağını anlıyor. Bir anlamda da Türkiye’nin AB üyeliğine zaman kazandırmaya çalışıyor.Biliyorsunuz Ankara AB’den Kopenhag’da ne koparacağını görmeden Kıbrıs konusu ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) konusunda ne vereceğini göstermek istemiyor. Bu anlamda bir “danışıklı dövüş” de söz konusu olabilir. Yani Denktaş kötü polisi, Ankara iyi polisi oynayabilir. Sonuç itibarıyla Türk tarafı bir karar vermek zorunda. Eğer bu karar Annan Planı’nın müzakere zemini olarak kabul edilmeyişi şeklinde olursa hem Kıbrıslı Türklerin hem Rumların, Yunalıların, AB’nin , Türkiye’nin ve bölgenin zararına olacak

2005 dünyanın sonu değil

Yeni DÜZEN---: Eğer çözümsüzlük devam ederse, 12 Aralık’tan sonra Rumlar tek yanlı AB’ye girerse Kıbrıs’ta neler olabilir?

Erdal Güven---:Rumlar tek yanlı AB’ye girerse bence dünyanın so
nu olmayacak.Tabi ki Türkiye aleyhine bir durum söz konusu olacaktır.Çünkü şunu gözden çıkarmamak lazım. Rum-Yunan tarafı 1990’lı yılların başından sonra strateji değişikliğine giderek nihai hedefini AB üyeliği olarak koydu.aha öncesinde nihai hedef adayı birleştirmek mümkünse 1974 öncesine 1960’a geri döndürmekti. Rum- Yunan tarafı strateji değişikliğine gittiler ve AB üyeliğine kilitlendiler. Ve şimdi Kopenhag’da Rum tarafı çok büyük bir ihtimalle bana göre resmen üye ilan edilirse bu stratejiyi başarıyla uygulamış olacaklar. Uluslararası meşru bakımdan “Kıbrıs” AB üyesi olacak. Bundan sonra ne olur? Görüşme süreci tekrar başlar mı?
Kopenhag’da Türkiye’ye de tatmin edici bir cevap verilirse... Tarihin tarihi veya 2005 gibi bu dünyanın sonu olmaz bence.Bir
şekilde yeniden bir görüşme süreci başlayacaktır.Türk tarafı için eskisine göre daha zor bir süreç yürütülecektir. Ben her halükarda bir kabus senaryosu gömüyorum. Diplomaside çıkarlar el veriyorsa bir çıkış yolu bulunabilir. Ama bunu unutmamak lazım. 12 Aralık’tan önce bir çözüm bulunursa Türk tarafının eli güçlenecektir ve ancak ve ancak o zaman Kıbrıs’ın üyeliği için bir ara formül gündeme gelebilir. AB Türk tarafının Kıbrıs’ta ne yapabileceğini görmek istiyor. Türk tarafı da AB’nin Kopenhag’da ne verebileceğini görmek istiyor.


Yeni DÜZEN---: Kıbrıs Türk halkının çözüm ve Avrupa Birliği isteği yüzlerce kez dile getirildi. Siz Kıbrıs Türk halkı ve sivil toplum hareketlerini nasıl buluyorsunuz?

Erdal Güven---: Şimdi şöyle bir şey var. Ben hep önceden ber
i yazıp çiziyorum. Ankara’nın Kıbrıs politikasındaki yanlışlarından biri Kuzey Kıbrıs’ı hep Denktaş’tan ibaret sayması. Hep bizim Devlet politikası denen politikamız Denktaş-Asker-Elçilik üçgeninde götürüldü.Oysa özellikle bu son dönemlerde giderek ortaya çıktığı gibi Kuzey Kıbrıs’ta çok canlı bir sivil toplum var.Canlı bir muhalefet, canlı bir medya var.Öğrenciler var, Üniversiteler var...Bütün bunları Ankara’nın değerlendirmesi lazım.Çünkü Ankara diyor ki “ben çözüm istiyorum” Kuzey Kıbrıs’taki sivil toplum örgütleri ve saydığım diğer çevreler de çözüm istiyor.Ankara bu güne kadar yaptığı hatadan döner de Kuzey Kıbrıs’taki sivil topluma da sorarsa kendi elini güçlendirecektir çözüm yönünde.Şu anda Denktaş’ın Kıbrıs Türklerini çözümsüzlük için yada bu Annan Planını reddetmek için kullanamayacağı ortadadır. Çünkü kamuoyu yoklamaları yapılıyor, sanıyorum. Mesela Milliyet Gazetesi’nde Yasemin Çongar’ın yazısında Kuzey Kıbrıs’taki Sivil toplum örgütlerinin bu hareketliliğinin ABD tarafından da not edildiğine dair bazı cümleler var.Dolayısıyla bunlar suya yazılan yazılar değil. Benim umudum Ankara’nın da bunu görmesi. Bir ABD bunu not ediyorsa Ankara’nın da kaydetmesi not etmesi hatta bunu kamuoyuna paylaşması lazım ki çözüm yönünde bir itici güç oluşturabilsin. Çözüm istemeyen, çözümsüzlük lobisine karşı...Kuzey Kıbrıslıların iradesini yansıtan bir süreci başlatmalı Ankara..
Sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini de ben çok olumlu buluyorum, mümkünse daha da canlı hale getirilip daha yüksek sesle yapılmasını öne
riyorum.

Yeni DÜZEN---: CNN TURK Televizyonu’nda Mehmet Ali Birand’ın hazırlayıp sunduğu “Manşet” Programının Kuzey Kıbrıs ayağında yaşananları gördünüz sanırım.Programda yaşananlar, Provokatör Türkiyeli gençlerin yaptıkları ve Kıbrıslı Türklerin kısılan
sesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Erdal Güven---:Programı evet izledim.O programda ben şöyle bir terslik gördüm.Bu program Yunanistan’da yapıldı, Türkiye’de ve Rum tarafında da yapıldı.Oralarda Türkiyeliler konuştu, Rumlar konuştu, Yunanlılar konuştu. Kuz
ey Kıbrıs’ta yapılan programda da ağırlıklı olarak en azından Kuzey Kıbrıslılar konuşmalıydı. Tabi ki Türkiye’den gelmiş orda yaşayan yerleşmişler vardır. O insanlar tabi ki konuşmalıydı.Programda bir dengesizlik var. Bu dengesizliğin oluşmasında bazı işte örgütlenmiş bir durum söz konusu olmuş olabilir. Oraya ne tür görüş belirteceği bilinen insanların kasten toplanması da yapılmış olabilir. Bunlar Kuzey Kıbrıs’ta görmediğimiz şeyler değil böyle ufak tefek ayak oyunları. Ben Kuzey Kıbrıs’a sık sık gittiğim ve Kuzey Kıbrıslıları kendimce tanıdığım için oradaki genel havanın Kuzey Kıbrıs ortalamasını yansıttığını düşünmüyorum. Kuzey Kıbrıslıların ağırlıkta olduğu bir program olsaydı bence çok farklı bir hava çıkardı.En azından Kuzey Kıbrıslıların yansıtılan az da olsa görüşleri büyük bir kitle tarafından izlendi.

Yeni DÜZEN---: Türk tarafının Annan Planı ile ilgili tam olarak tek bir görüş ortaya koymadığı görülüyor. Kenan Evren başka söylüyor, KKTC Başbakanı başka,Denktaş başka söylüyor, Mümtaz Soysal başka,
Tayyip Erdoğan başka söylüyor, TC Dışişleri başka... Bu karışıklık neyi gösteriyor?

Erdal Güven---:Türkiye’nin o çok da övündüğü bir Devlet politikasının olmadığını gösteriyor. Tutarlı bit politikasının olmadığını gösteriyor. Çelişkilerle dolu bir polit
ikasının olduğunu gösteriyor.Yanlışlarla dolu bir politikası olduğunu göstertiyor. Kenan Evren’in söylediği şey bilinmeyen ilk defa Kenan Evren’in ağzından duyduğumuz bir şey değil. Bunun böyle yansıtılması da bence yansıtılması da yanlış oldu. Önemli olan bunları söyleyenin Kenan Evren olmasıdır. Askeri darbeyle iş başına gelmiş 3 yıl boyunca ülkeyi cuntayla yönetmiş KKTC’nin kurulmasına onay vermiş şu anki süreçte de belli bir sorumluluğu olan, rolü olan birisi. İşte bu insan kalkıp ta “Önemli olan toprak değil anayasal güvencedir. Toprak tavizi verilmelidir” diyebiliyorsa önemli olan budur artık. Kenen Evren bile bunu söylüyorsa “Çözümsüzlük lobisi”nin şöyle durup düşünmesi lazım diye düşünüyorum.Öbür kafa karışıklıklarına gelince... UBP’nin neyi temsil ettiğini biliyoruz. Denktaş’ın bu güne kadar ki söylemini de biliyoruz. Kuzey Kıbrıs’taki sivil toplumun ve muhalefetin ne savunduğunu da biliyoruz.. Buradaki asıl önemli olan değişken Ankara’daki yeni siyasi anlayıştır. Bu değiştiği için ve bu değişiklik tam olarak yerine oturmadığı için bu kafa karışıklığı oluyor bence. Yakış’ın son olarak Denktaş ile yaptığı görüşmeden de anladığımız kadarıyla AKP henüz kendisini yumruğunu masaya vurabilecek yetkide görmüyor. Sorun burada...Bu kafa karışıklığı bir müddet daha devam eder gibi geliyor bana...
AB’den ve ABD’den gelen sesler Türkiye’nin kafasına “dank” ettiği anda Ankara dönüp Denktaş’a bu güne kadar yaptığı gibi son sözünü söyleyecek ve bu iş tekrar görüşme masasına dönecektir diye umuyorum.
Son olarak ben çö
züm için hem uluslararası olarak hem de tarafların çıkarlarının bu kadar çözüme müsait olduğu ortamı ben bilmiyorum, hatırlamıyorum. Mantık tarafların çıkarları uluslararası çevre, bütün veriler çözümden yana...Çözüm olmamasını gerektiren bir unsur göremiyorum. Çözüm ihtimali yüksek. Çözümün üst yapısı hazır durumda.Bundan dolayı bir çözüm ihtimali hiç olmadığı kadar yüksek. Eğer bu fırsat kaçırılırsa öncekiler gibi yalnızca bir çözüm fırsatı kaçırılmış olmayacak. Türk tarafına kesilirse fatura Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin AB,BM ve ABD ile ilişkileri zarar görecek. İnşallah siyasiler de bunu çözüm potansiyelini görüp gereğini yaparlar.

YENIDUZEN 09/12/2002

Kıbrıs'ta trafik çok yoğun

KKTC lideri, Cox ve De Soto ile başlayan yoğun diplomasi trafiği yürütüyor. Rum Dışişleri Bakanı Kasulides ise 'Denktaş'ın her açıklamasına ağırlık vermeyin' dedi

09/12/2002 RADIKAL

AA - GİRNE - New York'tan adaya önceki gün dönüşünün ardından Girne Yılan adasındaki evinde istirahata çekilen KKTC lideri Rauf Denktaş, hızlı diplomasi trafiği yürütüyor. Dün Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'un ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'yu kabul eden Denktaş, Annan'ın planına ilişkin görüşlerini ve Rum tarafının yanıtıyla ilgili değerlendirmesini aktardı. Denktaş'ın Rum lider Glafkos Klerides'in Annan planına ilişkin itirazları hakkında yaptığı sert açıklamalara Rumlardan tepki geldi. Rum Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides, 'perde arkasında planla ilgili çok şey olduğunu', bu nedenle Denktaş'ın her açıklamasına 'ağırlık verilmemesi' gerektiğini kaydetti. Üçüncü kişilerin Ankara'nın tamamen değişik tavırlarını ortaya koyduğunu' söyleyen Kasulides, Türkiye'nin AB'den tarih alma çabasına dikkat çekti.

'Makarios bundan öldü'
Simerini gazetesi ise Klerides'e hitaben yayımladığı açık mektupta,
'Kıbrıs'ın her karış toprağının Elen olduğu'nu iddia ederek, 'Kopenhag öncesi imzanın kölelik getireceğini' savundu. 'Sayın Klerides Dinleyin' başlıklı mektubun girişinde 'Kin' şiirine yer verilip '19
77-79'da Türklerle federasyon kurmaya çalıştık, ancak daha sonra hatasını anlayan Makarios kahrından öldü' dendi.

 

Rumlar'dan BM planına hayır mitingi

Kıbrıs Rum Kesiminde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 11 Kasım'da sunduğu çözüm planına karşı miting yapıldı.

Lefkoşa'nın Rum kesiminde Eleftheria Meydanı'nda, ''Vatandaşlar Hareketi'' grubu tarafından dün gece düzenlenen ''Annan Planına Hayır'' mitingde, ''çözüm Girne'den geçer'' sloganı atıldı. Yoğun yağmur altında yapılan mitinge, Rum Kilisesi Meclisi (Sen Sinod) üyeleri de katılarak destek verdi.

Mitingde yapılan konuşmalarda, Rum halkından plana karşı çıkarak planı reddetmeleri istendi. Konuşmacılar, Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides'ten, Kopenhag zirvesi öncesinde hiçbir belge imzalamamasını de istedi.

KKTC'DE MİTİNG VAR

KKTC'de de yarın, ''Çözüme Evet Bu Plana Hayır'' mitingi düzenlenecek. Lefkoşa'da İnönü Meydanı'nda saat 11.00'de başlayacak mitingde, sanatçı Haluk Levent de konser verecek. Sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen mitinge, Başbakan Derviş Eroğlu'nun genel başkanlığını yaptığı Ulusal Birlik Partisi (UBP) destek verdiğini açıkladı. Aynı meydanda, 27 Kasım'da ''Çözüm ve AB'' mitingi düzenlenmişti.

HURRIYET 09/12/2002

Maraş, Avrupa'nın örnek kenti olacak

Hüseyin ALKAN / LEFKOŞA

Rum Yönetimi, Kıbrıs'ta bir uzlaşmaya varılması halinde, 1974'ten beri iskana kapalı tutulan Maraş'ı yeniden inşa ederek Avrupa'nın en modern kentine dönüştürmeyi planlıyor. Rumlar Maraş için, büyük bir kısmı AB fonlarından olmak üzere 10 milyar Euro harcayacak. Şimdiden bazı Yunan ve çokuluslu inşaat şirketlerinin inşaata talip oldukları belirtiliyor.

RUM Şehircilik Planlama Dairesi yetkilileri, 1974'ten önce dünyanın en büyük 10 turizm merkezinden biri olan Maraş için üç senaryo üzerinde çalışıyor. İlk senaryo, Maraş'taki mevcut binaların elden geçirilmesini öngörüyor. İkinci senaryoda sadece 4 kilometrelik sahil şeridindeki turistik tesis ve evlerin yeniden inşası yer alıyor. Ancak üçüncü ve gerçekleşmesi en muhtemel senaryoya göre tüm şehir yıkılarak yeniden yapılacak.

Rum uzmanlara göre şehrin yeni baştan yaratılması 'tamirinden' ucuza çıkacak. İçinde yaşanması ve bakımının yapılması halinde bir betonarme binanın ortalama ömrünün 60 yıl olduğuna dikkat çeken Rum uzmanlar, 'Hayalet şehirde 28
yıldır kimse yaşamıyor. Tuz ve nemin vereceği zarar dikkate alınırsa tüm kentin yıkılması en akıllı seçenek' diyor.

GELECEĞİN ŞEHRİ

Bu seçeneğe karar verilmesi halinde Maraş'taki tüm binalar yıkılacak. 20 yılda Maraş, altyapısı, yolları ve ileri teknoloji ürünü binalarıyla Avrupa'nın örnek kenti olacak. Şehrin enkazı daha önce Ortodoks Kilisesi'nin işlettiği terkedilmiş dev bakır madeni yataklarına boşaltılacak.

Maraş şimdiye kadar birçok kez Türk tarafınca masaya kondu. Maraş'ın Rumlara iadesi en son 1
994'te tartışılan güven artırıcı önlemler paketiyle gündeme geldi. Paket Maraş'ın Rumlara verilmesine karşılık 1974'ten beri kullanılmayan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın iki topluma da hizmet verecek şekilde yeniden faaliyete geçmesini öngörüyordu.

BM
, 1984'te Güvenlik Konseyi'nin aldığı bir kararla Maraş'ın statüsünden doğrudan Türkiye'yi sorumlu tutuyor. KKTC askerlerinin kontrolündeki bölgede BM Barış Gücü'nün de kontrol noktaları var.

Beyrut modeli uygulanabilir

14 yıllık iç savaşta harabeye döndükten sonra yeniden imar edilen Lübnan'ın başkenti Beyrut'un inşasında olduğu gibi, Maraş'ın yıkıntılarının denize boşaltılarak küçük bir ada yaratılması seçeneği üzerinde de çalışılıyor. Maraş'ta 100'den fazla 4 ve 5 yıldızlı otelin yanı sıra, çok sayıda taverna, tiyatro ve restoran bulunuyor.

HURRIYET 09/12/2002