TC Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Annan'ın taraflara sunduğu Kıbrıs planının müzakere edilebilir olduğunu yineledi. ABD'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşen Yakış, önemli açıklamalar yaptı:
Fırsatlar penceresini açık tutacağız

SU KAYNAKLARI EŞİT DAĞITILMALI: TC Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmek için gittiği New York'ta BM planıyla ilgili açıklamalar yaptı. Yakış, "Toprak hattının düzeltilmesi ve su kaynaklarının biraz daha eşit şekilde dağıtılması gerektiğine inanıyoruz" dedi

YAKIŞ VE DENKTAŞ, BİR ARAYA GELDİ: Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bir araya geldi. Dışişleri Bakanı Yakış, hastaneden ayrılırken yaptığı kısa açıklamada, "Kıbrıs konusundaki fırsatlar penceresini açık tutmaya devam edeceğiz" dedi

MÜZAKEREYİ REDDETMİYORUZ: Bir Rum gazetecinin, "Türk hükümeti olarak planı kabul ediyor musunuz?" sorusuna Yakış, "Yasal ve diplomatik jargonda kabul etmek başka, müzakere etmek başkadır. Biz müzakere yolunun açık olduğuna inanıyoruz. En azından müzakereyi reddetmiyoruz" yanıtını verdi

AYNI NOKTADAYIZ: Yaşar Yakış, Cumhurbaşkanı Denktaş'la Annan planını görüştüklerini belirterek, "Hemen hemen aynı noktadayız. Yani biz ne düşünüyorsak plan hakkında, sayın cumhurbaşkanı da aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüyor" diye konuştu

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 11 Kasım'da Kıbrıs Türk ve Rum tarafına sunduğu plan ülke ve dünya gündemindeki yerini korurken, TC Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, ABD'de önemli açıklamalar yaptı.

ABD'de, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı tedavi gördüğü Columbia-Presbytarian Hastanesi'nde ziyaret eden Yakış, toplantının ardından yaptığı kısa açıklamada, "Kıbrıs konusundaki fırsatlar penceresini açık tutmaya devam edeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanlığı müsteşarı Ergün Olgun ise, toplantının ardından KIBRIS'a yaptığı özel açıklamada, yararlı bir toplantı gerçekleştirildiğini belirterek, "Sayın cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış görüş alışverişinde bulundular. Yararlı bir görüşme oldu. Cumhurbaşkanımız temaslarına devam edecek" ifadesini kullandı.

Yaşar Yakış, toplumda büyük tartışma yaratan ve toprak tavizini içeren haritalar konusunda ilk kez konuştu ve "Toprak hattının düzeltilmesi ve su kaynaklarının biraz daha eşit şekilde dağıtılması gerektiğine inanıyoruz" dedi.

"Planın müzakere edilebilir olduğunu düşünüyoruz" diyen Yakış, bir Rum gazetecinin, "Türk hükümeti olarak planı kabul ediyor musunuz?" sorusuna karşılık, "Yasal ve diplomatik jargonda kabul etmek başka, müzakere etmek başkadır. Biz müzakere yolunun açık olduğuna inanıyoruz. En azından müzakereyi reddetmiyoruz" diye konuştu.

Bakan Yakış, "Toprak hattının düzeltilmesi ve su kaynaklarının biraz daha eşit şekilde dağıtılması gerektiğine inanıyoruz. Devletin yapısıyla alakalı sorunlar var. Çok sayıda konu var üzerinde görüşülecek" dedi.

Denktaş'la görüşme

Cumartesi akşamı THY uçağıyla New York'a giden Yakış, KSİ 02.00'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a tedavi gördüğü Columbia-Presbytarian Hastanesi'nde geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

"Hükümetimiz adına sayın cumhurbaşkanına geçmiş olsun demek için geldim. AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın Avrupa başkentlerine yaptığı ziyaretlerdeki görüşmeler hakkında kendisine bilgi verdim" diyen Yakış, 1 saat 10 dakika süren görüşme sonrası şunları söyledi:

"KKTC cumhurbaşkanı ile planı müzakere etmek için gelmedik. Sadece fikir teatisinde bulunduk. Plan üzerindeki kendi değerlendirmelerimizi söyledim. O da kendi değerlendirmelerini söyledi. Hemen hemen aynı noktadayız. Yani biz ne düşünüyorsak plan hakkında, sayın cumhurbaşkanı da aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüyor."

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasındaki ikinci görüşme ise dün akşam saat 21.30'da sona erdi.

Dışişleri Bakanı Yakış, hastaneden ayrılırken yaptığı kısa açıklamada, "Kıbrıs konusundaki fırsatlar penceresini açık tutmaya devam edeceğiz" dedi. Yakış, Türk saati ile saat 03.00'te ABD'den ayrılarak, temaslarda bulunmak üzere Portekiz'e hareket etti.

Grossman'la sabah kahvaltısı

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, dün ayrıca New York'ta kaldığı otelde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ile kahvaltıda bir araya geldi.

Grossman, kahvaltıdan sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda kararın kendilerine ait olmadığını, ancak taraflardan olumlu davranmalarını beklediklerini söyledi.

"BM genel sekreterinin Kıbrıs ile ilgili girişimlerini destekliyoruz" diyen Grossman, Washington'dan, Bakan Yakış'a kendisinin ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın saygılarını sunmak üzere geldiğini söyledi.

Görüşmede, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri gözden geçirdiklerini ve iki ülkenin görüşlerin aynı doğrultuda olduğunu saptadıklarını belirten Grossman, Kıbrıs konusunun da ele alındığını ifade etti.

Yakış: Denktaş'a destek vermeye devam edeceğiz

Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, "Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a her türlü desteği vermeye devam edeceğini" söyledi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ile yaptığı görüşmeden sonra açıklamada bulunan Bakan Yakış, "Kıbrıs konusunda taraf sayın Denktaş'tır. Her şeyi o yürütecektir" dedi.

"Kıbrıs konusunda açılan fırsat penceresinin iki tarafın yararına kullanılacağına inanıyoruz" diyen Yakış, "Buna KKTC, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye ve Yunanistan dahil" diye konuştu.

Planda tarafları tam olarak tatmin etmeyen noktalar bulunduğuna dikkati çeken Yakış, "İyi niyetle hareket edilirse, ortada bir yerde buluşulabilir" dedi.

"Denktaş'ın, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ne zaman cevap vereceğine kendisinin karar vereceğini" ifade eden Yakış, "Süre zaten geçmiştir. Ayrıca, bu bir Tanrı buyruğu değildir. Bir iki gün gecikme sorun yaratmayacaktır" açıklamasında bulundu.

KIBRIS 25/11/2002

İngiltere’nin Kıbrıs Temsilcisi Ankara’da İngiltere’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay, Kıbrıs konusuyla Türkiye’nin Kopenhag zirvesinden beklentileri arasında hukuki bağın bulunmadığını belirtti.

25 Kasım — Avrupa Parlementosu Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lajendik ise, Kopenhag’da Türkiye için tek seçeneğin müzakere tarihi almak olmadığını söyleyerek, “Tarih alınamasa bile bu Türkiye’nin kaybettiği anlamına gelmez” dedi.

İngiltere’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Sir David Hannay, Ankara’daki temaslarına başladı. Hannay, Kıbrıs konusuyla Türkiye’nin Kopenhag zirvesinden beklentileri arasında hukuki bağın bulunmadığını belirtti. Dışişleri Bakanlığı’nda temaslarda bulunan Hannay, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta 12 Aralık’tan önce bir çözüme ulaşılmasını istediklerini belirtti.

“TÜRKİYE DAVAYI KAYBETMİŞ OLMAZ”
Dışişleri’nde temaslarda bulunan bir başka isim de Avrupa Parlementosu Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lajendik’ti. Kopenhag’da Türkiye için tek seçeneğin müzakere tarihi almak olmadığını belirten Lajendik, “Tarih alınamasa bile bu Türkiye’nin kaybett
iği anlamına gelmez” diye konuştu. Joost Lajendik, Türkiye’nin reform sürecini devam ettirmesi ve Kıbrıs konusunda da yapıcı bir tutum göstermesi gerektiğini kaydetti.
NTV 25/11/2002

Soysal: Kıbrıs planını reddetmeyi düşünmüyoruz KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Anayasa Danışmanı Mümtaz Soysal, Türk tarafının Birleşmiş Milletler belgesini reddetmeyi düşünmediğini söyledi.

25 Kasım— “Kıbrıslı Türklerin varlığı ve geleceği güvence altına alınmalı” diyen Soysal, belge üzerinde önemli çekinceleri olduğunu, ancak planın doğrudan görüşmeler sürecinde ‘yararlanılacak bir belge’ olarak ele alınacağını belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Anayasa Danışmanı Mümtaz Soysal, Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte, Türk tarafının belgeyi reddetmeyi düşünmediğini vurguluyarak, Kıbrıslı Türkler açısından planda görülen sakıncaları şöyle sıraladı:
*Belgede, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devam edip etmeyeceği muğlak. Bu yüzden yeni ortaklık devleti için devletler-arası bir anlaşma yapılmalı.
*Anlaşmanın iki eşit devler arasında imzalanması için, KKTC, anlaşma öncesinde, en azından 24 saat için tanınmalı.
*Birleşmiş Milletler belgesi garanti anlaşmaları ile sağlanan güvenceyi 1960’taki süreçten de geriye götürüyor.
*
Türk tarafına geçecek Rumlar, Türk parça devletinde aday olabilecek ve oy kullanabilecek. Bu da siyasi eşitliği bozacak.
*Harita seçeneklerinin, Türk tarafının ekonomik bütünlüğü ve halkının yaşama olanakları bakımından kabul edilmesi mümkün değildir.
*Mal-mülk meselesi toptan çözüm ve tazminat yoluyla çözülmüyor. Belgede öngörülen mal-mülk değişimi gerilim yaratır.
*Askerlerin, derinlik olarak adlandırdıkları savunma kavramı bu haritalarla ortadan kalkıyor. Haritalar güvenlik açısından büyük sakıncalar getiriyor.
Türk tarafının müzakereleri sürdürme amacında olduğunu söyleyen Soysal, Kopenhag Zirvesi’nde Rum kesimi için üyelik kararı çıkması halinde, sürecin ister istemez etkinliğini yitireceğine dikkat çekti.

NTV 25/11/2002

Kıbrıs'ı çözmeye 17 gün kaldı

İsmet Berkan

25/11/2002 – RADIKAL

Çok sevdiğim bir söz var: 'Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür.' Bu söz, zamanın geçişinin acımasızlığını anlatır ve Batı'da saat kulelerinde hep bu cümle yazılıdır.
Kıbrıs konusunda zaman acımasızca geçiyor. Daha müzakere masasına oturulmuş bile değil. Ve 17 gün içinde Kıbrıs meselesini çözmeye bir yol bulunmak zorunda.
Kafanızı gereksiz detaylarla, teknik ayrıntılarla şişirmeyeceğim. Kıbrıs için Kofi Annan'ın önerdiği ve tarafları müzake
reye çağırdığı çözüm planında yer alan kuruluş anlaşmasının, anayasanın ve diğer bazı önemli dokümanların 12 Aralık'a kadar imzalanması isteniyor.
Neden böyle bir tarih sınırı var? çok basit: Her şey, Kopenhag'da yapılacak Avrupa Birliği zirvesiyle ilişkili de o yüzden.
Kıbrıs Rum tarafını masada tutabileceğimiz son tarih 12 Aralık. Ertesi gün Rumlar masadan kalkacaktır. Çünkü onlar 12 Aralık'ta yüzde 99 ihtimalle, Adada bir anlaşma olsun olmasın AB'ye tam üye olarak kabul edilecekler. O andan itibaren Ru
m tarafının Annan Planı'nı imzalaması gerekmeyecektir.
Şimdi önümüzde iki ihtimal var:
1. 12 Aralık'a kadar Kıbrıs çözüm planını müzakere edip sonra da imzalamak, bunu da Türkiye'ye AB ile müzakere tarihi verilmesi ile eşzamanlı kılmak;
2. Kıbrıs'ın tam
üyeliğini geciktirmeye çalışarak müzakereler için zaman kazanmak.
Sizce bunlardan hangisini becermek daha kolay?
Diplomasi 'imkânsız' denen durumlardan yeni yeni imkânlar üretmek, siyah-beyaz ayrımları yerine hep üçüncü, dördüncü yolları bulmak, yaratıcı formüller üretmek sanatıdır, bunu biliyoruz. O yüzden eminim bir yandan 15 AB ülkesi, bir yandan Türkiye ve bir yandan da Birleşmiş Milletler şu anda bile yaratıcı formüller üzerinde çalışıyor, yukarıda iki madde halinde sıraladığım açmazdan kurtulmaya ç
alışıyorlar.
Ancak yine de temel mesele o iki maddede gizli. Yani, ya bir anlaşma olacak ya da Kıbrıs'ın girişi biraz ötelenip çözüm arayışı sürecek.
Ancak bunun için de önce Türk tarafının o müzakere masasına oturması gerekiyor. O masaya oturulmaz ise,
bizim açımızdan en kötü sonuç alınacak, yani Rum kesimi tek taraflı olarak AB'ye üye yapılacaktır.
Aslında bu durum bile dünyanın sonu olmaz ama Kıbrıs için bundan sonra Annan Planı'ndakine yakın bir çözüm bile bulunamaz. Çünkü Rumlar, eşit egemenlik, eş
başkanlık gibi konuları bir daha konuşmazlar. Yani, 12 Aralık'a kadar alacağımızın azamisini almazsak, bir daha aynı noktaya gelmemiz söz konusu bile olamaz.
Demek bundan sonraki adımlar belli: Önce Türk tarafı müzakereye hazır olduğunu BM Genel Sekreteri'ne resmen bildirecek. Ardından masaya oturulacak. 12 Aralık'ta iki taraf da anlaşmaya imza atamıyorsa, yani müzakereler bitmemişse AB'den ilave zaman istenecek, yani Kıbrıs'ın girişi biraz geciktirilecek. Yok Rum tarafı anlaşmaya imza atmaya hazır olduğun
u söylüyor, Türk tarafı bunun tersini savunuyorsa işler karışacak.
Kıbrıs'ta çözüme 17 gün kaldı. Zaman hızla geçiyor. Unutmayın, 'Her saniye yaralar, sonuncusu öldürür.'

 

Denktaş'ın tavrı Rumlara yarıyor

Annan Planı bizim hayal edemeyeceğimiz bir şeydi. Derhal görüşülmeli. Planın müzakeresini engelleyenler Rumlara hizmet ediyor. Kıbrıs'ta, derin devleti öne çıkaran bir mekanizma var. Denktaş çözümü bozmaya çalışıyor. Türk hükümeti duruma hâkim olmazsa bozabilir de Türkiye'nin politikası, Kıbrıslı Türk'ün çıkarına değil. Zaten Denktaş Kuran'a el basıp Kıbrıs'ı Türkiye'ye bağlama yemini eden nesildendir.

25/11/2002 RADIKAL

NEŞE DÜZEL

NEDEN? Mehmet Ali Talat
Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkisi yıllar içinde garip bir biçime dönüştü. Türkiye, Kıbrıs'ın geleceğini belirlemeye çalışırken Kıbrıs, Türkiye'nin geleceğini belirleyen bir güç haline dönüştü. Bu tuhaflık, Kıbrıs sorununun çözümünü de hergün biraz daha imkânsız hale getirdi. Türkiye'de hiç kimse, hangi politikaların ve kimlerin Kıbrıs'ı ve Denktaş'ı, Türkiye'nin geleceğini belirleyecek bir güç haline getirdiğini kavrayamadı. Kıbrıs konusu öyle bir tabuya dönüştürüldü ki, bu konunun tartışılması neredeyse yasaklandı. Yapılan her şeyin, Kıbrıslı Türklerin çıkarına yapıldığı söyleniyordu ama Kıbrıslı Türklerin ne düşündüğüne yer
veren bir habere ya da röportaja Türk basınında pek rastlanmıyordu. Şimdi Kıbrıs sorunu ilk kez Türkiye'de bir hükümet tarafından çözülmek isteniyor.
Biz de, Kıbrıs'taki son yerel seçim
lerde yüzde 34 oy alan ve birinci parti olan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin lideri Mehmet Ali Talat'la BM'nin Kıbrıs planını, bu planın Türkiye'ye ve Kıbrıslı Türklere neler getirdiğini, Kıbrıslı Türklerin ne istediğini, planın görüşülmemesi halinde nelerin olabileceğini konuştuk.



Kıbrıs konusu hayati bir dönemece girmiş gibi gözüküyor. Bu konuda ardı ardına yorumlar, haberler yayımlanıyor. Ama benim görebildiğim kadarıyla Kıbrıslı Türklerin düşünceleri Türk basınında pek yer bulamıyor. Siz, Birleşmiş Milletler'in son Kıbrıs planı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu plan derhal görüşülmeli. Derhal diyorum çünkü Birleşmiş Milletler'e göre, taslağın özü 12 Aralık'ta yapılacak Kopenhag zirvesine kadar kabul edilmek zorunda. Ayrıca bizim, bu planın müzakere edilmesi dışında bir seçeneğimiz de yok. Kıbrıslı Rumlar bu planla bize çok şey veriyor ve uluslararası düzeyde kabul gören egemenliklerini bizimle yarı yarıya paylaşıyor. Rumlar, Kopenhag zirvesinde olumlu görünmek ve AB'ye girişte zorluk yaşamamak için, büyük
öfke duydukları bu planı müzakere etmeye 'evet' dedi. Biz ise hâlâ 'evet' demedik.
BM'nin Kıbrıs planı, Türklerin lehine mi sizce?
Evet, daha çok Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin lehine. Böylece Kıbrıslı Türklerin dünyadan tecrit edilmişliği bitecek, ambargo kalkacak. Kıbrıslı Türkler, AB vatandaşı olacak. Kıbrıs devletini Rumlarla paylaşacak, dünyanın eşit haklarından biri sayılacak. Bunlar bizim ve Türkiye'nin hayal edemeyeceği şeylerdi. Çünkü bugüne kadar Kıbrıs Adası'nı dünyada tek başına Rumlar tem
sil ediyordu.
KKTC lideri Denktaş, sizce niye Kıbrıslı Türklerin hayal bile edemeyeceği bir çözüme hayır diyor bu durumda?
Büyük hata... Denktaş, Kuran'a ve silaha el basıp Kıbrıs'ı Türkiye'ye bağlama yemini eden nesildendir. Denktaş bey, Kıbrıs sorununun çözümünü istemiyor. AB'ye de kafası basmıyor. Denktaş'a göre Kıbrıs'ın kuzeyindeki otorite safkan Türk olmalıdır ve istediğini yapabilmelidir. Bu otorite ister döver, ister sever. Soğuk savaş zihniyet içindedir Denktaş. Türklerle Rumlar sohbet edecek, bi
r araya gelecek, bunu kabul edemez o. Bir de tabii Türkiye'de bir derin devlet ve onun zihniyeti var.
Nasıl bir zihniyet bu?
Özellikle dışişlerinin ve askeri çevrelerin bir bölümünde 'Kanla alınan toprak kalemle verilmez' diye bir kanaat var. Bunlar, Kıbrıs'a bir toprak gibi bakıyor, bu toprağı fethettik diyor ve çözümü çok istekle karşılamıyor. Denktaş işte bu politikaya dayanarak çözümsüzlüğü savunuyor. Annan Planı'yla ilgili olarak da 'Harita sunulmamalıydı' diyor. Harita sunulmasın olur mu? Rumlar Kıb
rıs'ı bizimle paylaşmanın karşılığında bir şey almayacak mı? Onlar da toprak alacak tabii. Rum tarafı, 200 bin göçmeninin kendi yerlerine dönmesini öngörüyor. Karşılıklı taviz verilmeden çözüm olmaz.
Asker toprak vermeyi istemiyor diyorsunuz ama, Kenan Evren, Mehmet Ali Birand'ın programında '1974'te Maraş'ı, pazarlık masasına oturulduğunda geri vermek için aldığımızı, çözüm için toprak verilebileceğini ve bunu zamanında Denktaş'a söylediğini' açıkladı. Evren, 'Türkiye bir daha böyle bir fırsatı yakalamaya
bilir' dedi.
Denktaş bu konuşmayı bize anlatmıştı. Evren'in o gün onayladığı harita, bugün BM'nin sunduğu haritaya çok yakındır. Ama Denktaş meseleyi uyuttu ve Türkiye'deki muhalif unsurları harekete geçirdi. Böylece zaman içinde Türk tarafı elde ettiği t
oprakların üzerine yattı, haritayı değiştirmeyi reddetmeye başladı. Denktaş bugün de Kıbrıs'ta çözümü bozmaya çalışıyor. Eğer Türk hükümeti duruma hâkim olmazsa, bozabilir de. AKP hükümeti Kıbrıs sorununa doğru yaklaşıyor. Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB sürecindeki en büyük probleminin Kıbrıs olduğunu gördü ve devlet politikasının değişmesi gerektiğini söyledi.
Peki sizce BM'nin önerileri Kıbrıs'ta bir çözüm getirir mi?
Kesinlikle getirir. Bazı boşlukları ve hataları olmasına rağmen çok iyi hazırlanmış bir plan bu. Zaten BM sürpriz olmayan bir plan sundu. Bunlar 40 yıldır konuşulan, tartışılan, bilinen şeylerdi. Niyet olsa Kıbrıs sorunu çok kolay, birkaç haftada çözülebilir. Biz, BM planını tartışmaya karar verirsek Rumlar çok zor durumda kalacak. Çünkü adım gibi biliyorum Rumlar çözüm istemiyor. Rum kamuoyu yoklamalarına göre, yüzde 70 BM planına olumsuz bakıyor. Rumlar bakımından kabul edilebilecek bir plan değil bu. Ne alıyorlar ki? Alt tarafı bazı küçük yerleşim bölgelerini alıyorlar. Bunun dışında kend
ilerinin olan bir devleti, her şeyi bizimle paylaşıyorlar.
Türkiye ve KKTC, planda neleri kabul etmeli, neleri reddetmeli?
Bu planda doğrudan reddedilmesi gereken bir şey yok, düzenlenmesi gereken şeyler var. En genelde tamamen bizim lehimize bir plan bu. Bu plan, Türkler için kesinlikle kabul edilebilir bir plan. Ama Kıbrıs'ın kuzeyinde yaygın bir paranoya var. 'Yılda yüzde 1, 20 yılda da yüzde 20 oranında Rum geri dönecek ve 20 yıl sonra Kıbrıslı Türkler azınlığa düşecek' deniyor. Yok öyle bir şey. Kuze
y'e Rumların yerleşmesinden ve hatta sayılarının nüfusun yarısına ulaşmasından ben korkmuyorum. Önemli olan siyasi hayata yapacakları etkidir.
Anlamadım...
Planda, topraklarına geri dönen Rumların siyasi faaliyetlere katılmasının nasıl olacağı düzenlenir ve böylece sorun ortadan kalkar. Çünkü BM planına göre iki ayrı devlet oluşacak. Tepede de bir ortak devlet kurulacak. Eğer Kıbrıs Rum parça devletinin vatandaşı, Kıbrıs Türk parça devletinin topraklarına yerleşir, bu devletin vatandaşlığını alır ve siyas
i haklara kavuşursa, Rumlar zaman içinde yönetimi ele geçirebilirler. Ama bu sorun müzakereyle çözülebilir. Göçen vatandaşa sadece serbest oturma hakkı verilir ve bu korku ortadan kalkar.
Siz, Kıbrıs'taki son yerel seçimleri büyük farkla kazanan partinin başkanısınız. Türkiye'nin Kıbrıs politikası belirlenirken Kıbrıslı Türklerin ve KKTC Meclisin'in söz hakkı nedir? Size danışılır mı bu politikanın oluşmasında?
Hayır danışılmaz. Türkiye'nin Kıbrıs politikasının oluşmasında en büyük güç, Türkiye Dışişleri Bakanı'ndan ziyade Denktaş'tır. Denktaş bu gücünü derin devletle olan tarihsel bağlarından, asker ve sivil bürokrasinin bir bölümü tarafından oluşturulan bu derin devlet nezdinde yarattığı güvenden alıyor. Ayrıca Denktaş'ın Türk halkı üzerinde de iyi bir i
majı var.
Kıbrıs Türk halkı nasıl bir çözüm istiyor peki?
Kıbrıs halkı iki konuda çok hassas. Bir 'güvenlik', iki 'eşitlik'. Halk, Türkiye'den başkasına güvenmiyor. Türkiye'nin çözümü engellemesine kızmasına rağmen onun garantisinden vazgeçmiyor. Zaten BM taslağı da garanti anlaşmalarına dokunmuyor ve güvenliği daha güçlendiriyor. Ayrıca plan eşitlik de getiriyor. Dolayısıyla bu planda sağlananlar, bizim aradığımızdan daha fazla. Sorun çözülürse, Kıbrıs Adası bütün halinde AB'ye girecek.
Sizce bu nasıl bi
r sonuç verecek?
Kıbrıs Türk ekonomisinin geliştirilmesi için Brüksel zirvesinde şimdiden özel kaynaklar ayrıldı bile. 2004'ten sonra da AB'nin Kıbrıs'a 206 milyon euro'luk bir kaynağı var. BM paketini reddetmek akıl işi değil. Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'ye girmiş bir Kıbrıs Rum kesimi, bir daha bu şartlarda masaya oturmaz. Plandaki hakların hiçbirini, özellikle eşitlik haklarını bize vermez. BM taslağı bizim için son fırsattır.
Kıbrıs, bugün Türkiye'nin Avrupa üyeliği yolundaki en büyük engellerden biri olarak gözüküyor. Türkiye, bu sorunu bugüne kadar çözemedi. Çözümsüzlük bize hep, Kıbrıslı Türkleri korumak adına uygulanan bir politika olarak gösterildi. Türkiye'nin politikası, Kıbrıslı Türklerin çıkarına mı sizce?

Türkiye'nin şu ana kadar yürütülen p
olitikası, Kıbrıslı Türklerin çıkarına değil. Türkiye bugüne kadar Kıbrıs'la ilgili iki yönlü politika izledi. Birincisi, Kıbrıs'ı şantaj olarak kullanmaktır.
İkinci politika da, halkın ve aydınların AB'yi çok istemesi karşısında AB'ye açıkça karşı çıkam
ayan ve suçlanmaktan çekinen derin devletin 'ulusal dava' Kıbrıs'ı bahane ederek Türkiye'nin AB'ye girişini engellemek istemesidir.
Siz tek yetkili olsaydınız, BM planını onaylar mıydınız peki?
Aynen değil ama planı derhal müzakere ederdim. Çünkü zamanla yarışan benim. Müzakereyi kabul etmemek Rumlara yarıyor. Rumlar ne kadar oyalarsa, onlar için o kadar iyi. Planın görüşülmesini sürüncemede bırakanlar ve Denktaş, bu tavırlarıyla adeta Rumlara hizmet ediyorlar.
Eğer Kıbrıs'ta bir barış olursa ve sorun çözülürse, Kıbrıslı Türklerin hayatı ve geleceği tehlikeye düşer mi? Çoğunlukta olan Rumlar azınlıkta olan Türkleri baskı altına alır mı? Geçmişteki kanlı olaylar yeniden yaşanır mı?
Bunların hiçbirinin olabileceğine inanmıyorum. Çünkü plana göre güvenlik yeterli olanın da ötesinde sağlanıyor. Türk ordusunun varlığı sürüyor. Üstelik Kıbrıs Türk'üyle, Rum'uyla bir bütün halinde AB'ye giriyor.
Peki Kıbrıslı Türkler, Türkiye'yi nasıl değerlendiriyor? Türkiye, minnettar kalmanız gereken bir 'kurtarıcı' mı yoksa size gelişmenizde 'ayak bağı' olan bir güç mü?
Toplumun ciddi bir kesimi, Türkiye'ye bir yandan minnettar olan, diğer yandan da Türkiye'yi ayak bağı gören iki farklı duyguyu aynı anda yaşıyor. Çünkü Kıbrıslı Türklere en kötü gününde yardım eden Türkiye, biraz zücaciye dükkânına girmiş fil gibi kırıp döken bir karakter gösterdi.
Peki Kıbrıs'ı kim yönetiyor?
Çok karmaşık bu. Burada kaçınılmaz ve doğal olarak hem ekonomik hem askeri güç Türkiye. Kıbrıs'ta, Türkiye'dekinin birkaç misli daha fazla derin devleti öne çıkaran bir mekanizma var. Yani hükümet Türkiye'dekinden daha zayıf, Türk askeri daha güçlü. Üstelik bir de Türk elçiliği faktörü var. Bütün bu unsurlarla birlikte Denktaş'ın da karizmasıyla var olduğu bir yönetim bu. Normal bir devlet değil, kukla
bir devlet var burada.
Yani...

Bizim hükümetimiz 'BM taslağı müzakere edilemez' diye bir karar aldı. Bu kararı, Ecevit döneminde Türkiye'nin dışişleri bürokrasisinden gelen ve 'BM planını reddedin' diyen kripto yüzünden aldı. Türk dışişleri bürokrasisi çok güçlü. Eğer Ecevit hükümeti devam etseydi ve Denktaş sağlıklı olsaydı, KKTC'nin dışişleri bakanlığını lağvedip, Türkiye'ye bağlama planı vardı. Bu, Türkiye'nin Kıbrıs'ı ilhakının ön adımı olacaktı. Böyle bir planın olduğunu öğrendim ben. Bu planı bozan
, Denktaş'ın bazı komplikasyonlara yol açan ameliyatı ve Ecevit'in seçim sürecinde iyice küçülmesi ve AKP'nin yükselmesi, seçimi kazanması oldu. Yoksa Türkiye 1983'teki gibi bir oldu-bittiyle karşılaşabilirdi. Ve bundan şahinler çıkar sağlardı. Böylece Türkiye'nin AB süreci engellenirdi.
1983'te ne olmuştu?
Özal seçimi kazandı. Askeri hükümet görevden ayırılırken ve Özal henüz hükümeti kurmamışken, KKTC ilan edildi. KKTC'nin ilanı tamamen boşluktan yararlanarak, Denktaş'ın Türkiye'nin şahinleriyle ve derin devletiyle yaptığı bir operasyondu. KKTC ilan edilinceye kadar biz dünyadan izole değildik. Her türlü ihracatımızı yapabiliyorduk. KKTC ilan edildikten itibaren her şeyimiz geriye gitti.
Kıbrıs Rum Kesimi'nde kişi başına milli gelir 17 bin doları buldu. KKTC'de ise bu rakam 2 bin 500 dolar civarında. Bu büyük fark başka nereden kaynaklanıyor?
Temel neden çözümsüzlük ve ambargolar. Biz bir memur devleti olduk. 10 yıl çalışan insanı 20, 25 yıl üzerinden emekli yaptık. Bir yandan Türkiye'nin verdiği parayı kullandık, diğer yandan Rumlardan kalan ganimeti dağıttık. Ganimet bitince ekonomi de bitti. Bir de tabii Türk Lirası kullanıyoruz biz. Ankara'nın yanlış politikaları yüzünden biz de batıyoruz.
Türkiye'nin yardımı olmadan Kıbrıs ekonomisi ayakta kalabilir
mi peki?
Bu şartlarda hayır.
KKTC'de yolsuzluk oluyor mu?
Çoook. Böyle bir rant ekonomisinin sürdüğü yerde yolsuzluk olmaz mı?
KKTC'de Kıbrıslı Türkler üzerinde baskılar var mı?
Var. Ama çok fazla aykırı olmazsanız, görünen bir baskıyla karşılaşmayabilirsiniz. Ama aykırı olursanız, hem bir kısım örgütlerin ve kişilerin baskılarıyla, hem de devletin baskısıyla karşılaşırsınız. Kıbrıs'ta ateşkes ortamı olduğu için askeri sistem Türkiye'dekinden daha ağırdır. Ayrıca bir dönem karapara, kumarhane ve birt
akım bankalar derken, Kıbrıs bazı şeylerin kesiştiği bir nokta oldu. Susurluk'u çağrıştıran Uzi silahlarının kullanıldığı olaylar oldu. Gazeteci Kutlu Adalı bombayla öldürüldü. Susurluk kahramanları buraya gelip gitti.
Kuzey Kıbrıs'ta eroin işi yapıldı mı
peki?
Mümkün. Bir zamanlar İngiltere'ye eroin trafiği çok oluyordu. Bir milletvekilinin VİP'ten geçirdiği biri eroinle yakalanmıştı. Sonra hapishaneden ansızın kaçtı ve ortalıktan kayboldu.


Gelecekten umutlu musunuz?

1999 Aralık'ında Helsinki'de Türkiye'yi Avrupa Birliği adayı yaptıklarından beri çok umutluyum ben. Helsinki'den önce umutlu değildim. Ama Kıbrıs sorununu, Helsinki'de çözüme mahkûm ettiler. Türkiye, AB'ye aday yapıldığı andan itibaren anlaşıldı ki, artık Kıbrıs sorunu çözülecekti. Çünkü T
ürkiye'nin AB üyeliğinin önünde en büyük engel Kıbrıs'tı. Bu, Helsinki'de ortaya çıktı. Kıbrıs'ın geleceğinden şimdi çok umutluyum ben...