TOPRAK TAVİZİ VEREBİLİRİZ
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda 'bazı tavizlerde' bulunabileceğini söyledi.
Eroğlu, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesinde çıkan demecinde, Kıbrıslı Türklerin barışı ve AB'ye katılmayı arzuladıklarını belirtti.
Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı çerçevesinde bir anlaşamaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda bazı düzenlemelerin yapılmasını kabul edebileceğini belirten Eroğlu, 'Ancak temel düşünce, Kıbrıs'ta sağlanacak bir anlaşmada, mümkün olduğunca daha az Kıbrıslı Türk'ün evlerini terk etmesini sağlamaktır' dedi.
Eroğlu, 'Örneğin Maraş'ı Rumlara verebiliriz. Adanın yüzde 3'ünü oluşturan yeşil hattı da verebiliriz. Ayrıca bazı Rumların yerleşebilmeleri için belki kuzeydeki sınırlarımızı da biraz çekebiliriz' diye konuştu.
Kıbrıs'ta, Türklerin Rumlarla eşit olmaları gerektiğini vurgulayan Eroğlu, Annan'ın planının bu konuyu kapsamadığını kaydetti. Eroğlu, '1960 Anayasası, Kıbrıslı Türklere veto hakkı tanıyordu. Oysa Annan'ın planında bu öngörülmüyor. Plana göre oluşturulacak bakanlar kurulunda alınacak kararlarda ve veto konusunda 1960'a oranla daha güçsüz olacağız' ifadesini kullandı.
Eroğlu, demecinde ayrıca, Kıbrıs'ta iki halkın anavatanlarını unutup ayrı bir ulus oluşturmasının gerçekçi olmadığını ifade ederek, 'Türkler Türk, Rumlar da Rum olarak kalacaktır' dedi.
Akıncı'nın demeci
Bu arada To Vima gazetesine demeç veren Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı da Kıbrıslı Türklerin adadaki siyasi soruna çözüm bulmakta kararlı olduklarını belirtti.
Çözüm konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı isteksiz davranmakla suçlayan Akıncı, 28 Şubat'a kadar çözüm bulunması gerektiğini, daha sonra bunun zor olacağını
savundu.Demecinde, Cumhurbaşkanı Denktaş'ı eleştirdiği için telefonlarının dinlendiğini ileri süren Akıncı, 'Ankara'nın ve Rauf Denktaş'ın şahinlerini eleştirenler, rahat yüzü görmüyor. Ancak bizi hapse atmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum. Bunun için bir gerekçeleri yok. Ben ne yapıyorsam Kıbrıs için yapıyorum' diye konuştu.
KIBRIS 06/01/2003
İŞTE REFERANDUM

Kıbrıs'ta 28 Şubat 2003'e endeksli çözüm ve barış süreci hızla daralırken, KIBRIS Gazetesi'nin KADEM'e yaptırdığı büyük kamuoyu araştırmasının sonuçlarını açıklıyoruz.
KIBRIS-KADEM işbirliği ile yapılan kamuoyu araştırması, Kıbrıs Türk halkının ezici bir çoğunluğunun Annan planını onayladığı ortaya çıktı.
27 Aralık 2002-3 Ocak 2003 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri bin 194 kişi ile yüz yüze yapılan görüşme sonucunda, Annan planının mevcut şekline yüzde 65.4 oranında 'evet' çıktı.
Yapılacak bir referandumda 'evet oyu verirdim' diyen yüzde 65.4'lük bu oran, Kıbrıs Türk halkının 3'te ikisine denk düşüyor.
Halkın günlerdir medya aracılığıyla talep ettiği ancak siyasilerin ısrarla kaçındığı referandumu yapan KIBRIS Gazetesi, ülkemizde 7'den 70'e herkesin Kıbrıs sorununda merak ettiği pek çok konuyu su yüzüne çıkardı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ilk olarak 11 Kasım 2002'de, daha sonra da 10 Aralık'ta revize edilerek taraflara sunduğu Kıbrıs çözüm planının toplumda yarattığı fırtına tüm gücüyle sürerken, KIBRIS, halkın nabzını tuttu.
Referandum niteliğindeki kamuoyu araştırması, halkın ezici bir çoğunluğunun, revize edilmiş Annan planını onayladığını ortaya çıkarırken, çok çarpıcı başka gerçekleri de su yüzüne çıkardı.
KKTC'de 57 yerleşim biriminde, nüfusu temsil edecek şekilde seçilmiş bin 194 kişi ile yüz yüze yapılan görüşmelerde, Annan planında Rum parça devletine bırakılması öngörülen ve toplumda büyük tartışmalara yol açan Güzelyurt'tan alınan veriler oldukça ilginçti. Plana en büyük desteği Güzelyurt veriyor. Güzelyurt ilçesinde plana 'evet' diyenlerin oranı yüzde 75.3 olarak karşımıza çıkıyor.
Bir başka sürpriz de planı değerlendiren meslek gruplarından çıktı. Plana en yüksek oranda destek veren meslek gruplarının başında yüzde 83.3'lük oranla asker ve polis geliyor. Bunu yüzde 78 ile öğretmen ve yüzde 77.5 ile memurlar izliyor. Bu oranlar çiftçiler, emekliler, esnaf ve z
anaatkarlar arasında düşüş gösteriyor.Plana onay verenler yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde ise en çok desteği yüzde 74 ile 35-44 yaş grubunda olanlar veriyor. Plana en ez destek ise yüzde 54.3 ile 55 yaş üzerindeki yaşlı kesime ait. Plana 18-24 yaş grubu yüzde 59.8, 25-34 yaş grubu ise yüzde 68.6 oranında destek veriyor.
Planda en fazla Türk parça devletine dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu, en yüksek oranda onay alan düzenlemeler olarak karşımıza çıkıyor.
Kamuoyu yoklaması nasıl yapıldı?
KIBRIS-KADEM işbirliği ile 27 Aralık-3 Ocak 2003 tarihleri arasında yapılan kamuoyu yoklamasında, 18 yaş ve üzeri 'KKTC'de jüri nüfusu (KKTC vatandaşı ve KKTC'de ikamet eden)' araştırmanın evreni olarak baz alındı.
Bu nüfusu temsil edecek biçimde seçilmiş bin 194 kişi, araştırmanın örneklemini oluşturdu.
57 yerleşim biriminde sürdürülen çalışmanın sonuc
unda elde edilen veriler de sistematik biçimde yerinde denetlendi.Halk planı ne oranda onaylıyor?
Kamuoyu araştırmasında halka ilk olarak 'Değiştirilmiş Annan planında yer alan beğendiğiniz ve beğenmediğiniz özelliklerle birlikte düşünürseniz, gelecek pazar günü yapılacak bir referandumda bu plana 'evet' oyu mu, yoksa 'hayır' oyu mu verirsiniz?' sorusu yöneltildi.
Alınan sonuçlara göre 'evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 65.4, 'hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 28.2 oldu. Fikir/cevap yok diyenlerin oranı da yüzde 6.4.
Araştırma sonuçları, KKTC halkının yaklaşık 3'te 2'sinin, Annan planıyla ilgili olarak yapılacak bir referandumda, bu planın mevcut şekline 'evet' oyu vereceğini ortaya çıkarıyor.
Yaş gruplarına göre değerlendirme
Kamuoyu yo
klamasında yaş kategorilerine göre Annan planını onaylama oranları da belirlendi.18-24 yaş grubunda 'Evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 59.8. 'Hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 34.8. Bu yaş grubunda yüzde 5.4'lük bir kesim ise herhangi bir yanıt vermedi.
25-34 yaş grubunda plana 'evet' diyenlerin oranı yüzde 68.6'ya yükseldi. Planı onaylamayanların oranı ise 25.4'e düştü. 'Fikir/cevap yok' diyenler de yüzde 5.9 oldu.
Plana en büyük desteği veren yaş grubu olarak karşımıza çıkan 35-44 yaş grubunda ise 'evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 74'e fırlıyor. Yani Annan planını onaylayanların oranı, 35-44 yaş kategorisinde en yüksek orana ulaşıyor. Bu yaş grubunda 'Hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 19.9'a geriliyor. Fikir veya
yanıt vermeyenler ise yüzde 6.45-54 yaş grubuna baktığımız zaman ise planı onaylayanların oranı yüzde 65.2. Planı onaylamayanların oranı da yüzde 29.5. Yanıt vermeyenler ise yüzde 5.3.
Plana en az desteği veren 55 yaş üzeri yaşlı kesimde ise 'evet' oyu verenlerin oranı yüzde 54.3. Yaşlı kesimde 'hayır' diyenlerin oranı ise yüzde 36.2. Bu kesimde fikir/cevap vermeyenler ise yüzde 9.5.
Yaş gruplarına göre plan değerlendirildiğinde sonuç yine değişmiyor. Genelde plana yüzde 65.4 onay çıkıyor.
İlçelere göre
An
nan planına bakış açısını bölgelere göre değerlendirdiğimizde ise oldukça ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Annan planına bölgelere göre verilen destek enteresan bir grafik oluşturuyor. Plana, Güzelyurt'ta yüzde 75.3'e kadar yükselen destek, İskele bölgesinde yüzde 50.9'a düşüyor.Annan planına en büyük desteği, Rum parça devletine bırakılması öngörülen ve toplumda büyük tartışmalara yol açan Güzelyurt'un verdiği görülüyor.
Girne ilçesinde bu oran yüzde 71, Lefkoşa'da ise yüzde 69.2 olarak karşımıza çıkıyor
.Plana en düşük oranda 'evet' diyenler Gazimağusa (yüzde 53.7) ve İskele (yüzde 50.9) ilçelerinde ikamet ediyor. Gazimağusa ve İskele ilçelerinde fikir/cevap vermeyenlerin oranının diğer ilçelerden yüksek olması dikkat çekiyor. Gazimağusa'da fikir/cevap vermeyenlerin oranı yüzde 12.6, İskele'de ise yüzde 11.8.
Plan hakkında görüş beyan etmeyenlerin oranı Lefkoşa'da yüzde 3.9, Girne'de yüzde 3 ve Güzelyurt'ta ise yüzde 2.8.
Eğitim düzeyine göre
Araştırma sonuçları, eğitim düzeyinin Annan planını onaylama konusunda etkili bir faktör olduğunu da ortaya çıkardı.
Eğitim düzeyi kriterine göre, plana destek verenlerin oranı lise ve üniversite mezunlarında daha yüksek.
Plana destek verenlerin oranı lise mezunlarında yüzde 73.4'e, üniversite mezunlarında da yüzde 69.6'ya çıkıyor.
Okur-yazar olmayan, okur-yazar ve ilkokul mezunlarında ise bu oran yüzde 50 dolaylarında seyrediyor.
Meslek gruplarına göre
Plana en yüksek oranda destek veren meslek gruplarının başında yüzde 83.3'lük oranla asker ve polis geliyor. Bu sonu
ç sürpriz olarak nitelendiriliyor.Bunu yüzde 78 ile öğretmen ve yüzde 77.5 ile memurlar izliyor. Bu oranlar çiftçiler, emekliler, esnaf ve zanaatkarlar arasında düşüş gösteriyor.
Hangi unsurlar, ne oranda onaylanıyor?
Planda en fazla Türk parça devletine
dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu, en yüksek oranda onay alan düzenlemeler oluyor.'Şimdi
de sizden değiştirilmiş Annan planındaki bazı konular ile ilgili görüş almak istiyorum. Siz bana aşağıdaki düzenlemeleri onaylayıp onaylamadığınızı belirtiniz' sorusunda, 'ortak cumhurbaşkanlığı' seçeneğine yüzde 80.5 oranında onay çıktı. 'Su kaynaklarının hakkaniyet esaslarına uygun olarak kullanılabilmesinin garanti altına alınması' seçeneğine onay verenlerin oranı da yüzde 81.8 oldu. Yüksek mahkemenin oluşumu da yüzde 78 oranında destek buldu. Parça devletlerin egemenliği konusundaki düzenlemeler de yüzde 62.7 oranında onay aldı.Kıbrıs Türk parça devletine bırakılacak genel toprak oranı (yüzde 38) ve mal-mülk mübadelesi (yüzde 31), en yüksek oranda onaylanmayan unsurlar olarak ortaya çıktı.
Araştırma sonuçlarına göre, Bakanlar Kurulu'nun oluşumu, dönüş yapacak Rumların iskanı, güvenlik konusundaki hükümler ve parça devletlerin egemenliği, en az fikir/cevap verilen unsurlar olarak dikkat çekti.
Anlaşmaya ulaşılıp ulaşılamayacağı konusunda halk ikiye bölünmüş durumda
Kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, halk, Kıbrıs sorununda 28 Şubat 2003'e kadar bir anlaşmaya ulaşılıp ulaşılamayacağı konusunda ikiye bölünmüş durumda.
'Gerek Türk, gerekse Rum tarafı, değiştirilmiş Annan planı ile ilgili olarak 28 Şubat'a kadar görüşmeyi kabul etmiş durumda. Siz bu tarihe kadar yapılacak görüşmeler sonucunda Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşılacağına inanıyor musunuz?' sorusuna, 'evet inanıyorum' diyenlerin oranı yüzde 50.4, 'hayır inanmıyorum' diyenlerin oranı da yüzde 46.4 oldu. 'Fikir/cevap yok' diyenler de yüzde 3.3 olar
ak ortaya çıktı.28 Şubat'a kadar bir anlaşmadan umutlu olanların oranı 18-24 yaş grubunda yüzde 55 iken, bu oran 25-34 yaş grubunda yüzde 51'e, 35-44 yaş grubunda yüzde 53'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 48'e ve 55 yaş üzerindeki kişilerde de yüzde 43'e düşüyo
r.Tablolar
Tablo 1:
Eğitim düzeyine göre Annan planını onaylama oranları
Eğitim düzeyi evet oyu verirdim(%) hayır oyu verirdim(%) fikir/cevap yok(%) toplam
Okur-yazar değil 54.8 38.7 6.5 100
Okur-yazar 60.5 36.8 2.6 100
İlkokul mezunu 49.3 39.9 10.8 100
Ortaokul mezunu 62.4 29.2 8.4 100
Lise mezunu 73.4 21.9 4.8 100
Üniversite mezunu 69.6 25.7 4.6 100
Genel 65.4 28.2 6.4 100
Tablo 2:
Bazı mesleklere göre Annan planını onaylama oranları
Meslek Evet oyu verirdim(%)
Memur 77.5
İşçi 65.5
Çiftçi 55
Ev hanımı 55.3
Esnaf/zanaatkar 57.1
Sanayici/tüccar 63.6
Emekli 56.5
Öğrenci 62.7
Asker/polis 83.3
Öğretmen 78
Tablo 3:
Annan planının hangi unsurları ne oranda onaylanıyor?
Düzenleme onaylıyorum(%) onaylamıyorum(%) fikir/cevap yok(%)
* Kıbrıs Türk parça devletine bırakılacak genel toprak oranı 56.6 37.7 5.7
* 6 üyeli Bakanlar Kurulu'nun oluşması 68.2 20.7 11.1
* Ortak cumhurbaşkanlığı 80.5 16.2 3.4
* Kıbrıs Türk parça devletindeki evlerine dönüş yapacak Rumların köy nüfusunun % 14'ü ve belediye nüfusunun % 9'u ile sınırlanması 45.1 41.3 13.5
* Mal-mülk mübadelesi 62.9 31.1 6
* Yüksek mahkemenin 3 Türk, 3 Rum ve 3 yabancı üyeden oluşturulması 78.1 17.5 4.4
* Güvenlik konusundaki hükümler 62.3 25.1 12.6
* Vatandaşlık konusundaki hükümler 69.6 20.7 9.7
* Parça devletl
erin egemenliği konusundaki düzenlemeler 62.7 22.1 15.2* 2500 ile 7500 arasında bir rakamda Türk ve Yunan birliklerinin konuşlandırılması 64.9 23.6 11.5
* Kıbrıs'ın su kaynaklarının iki parça devlet arasında hakkaniyet esaslarına uygun olarak kullanılabilmesinin garanti altına alınması 81.8 14.5 3.7
Tablo 4:
Halk, 28 Şubat'a kadar bir anlaşmaya ulaşılabileceği konusunda ne kadar inançlı?
Görüş %
Evet inanıyorum 50.4
Hayır inanmıyorum 46.4
Fikir/cevap yok 3.3
Yarın: Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra mı, yoksa hem çözüm, hem de Türkiye'nin de girişinden sonra mı Avrupa Birliği'ne katılmalı. Avrupa Birliği'ne hiç girilmemesi gerektiğini savunanların oranı ne? Kıbrıs sorununun Annan planı çerçevesinde çözülmesi, Türkiye-AB ilişkilerini etkiler
mi?KIBRIS 06/01/2003
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Kıbrıs'ta 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını' söyledi.
Kıbrıs ile ilgili gelişmelere değinen Erdoğan, Kıbrıs meselesinin 'el zayıflatan bir mesele olmaktan çıkarılması gerektiğini, bunun için de müzakereye açık olduklarını ifade ettiğini' anımsattı. Kıbrıs konusunda statükonun yerleşik dilini kullanmaktan yana olmadıklarını ifade eden Erdoğan, bu çerçeveden bakıldığında 40 yıldır devam eden Kıbrıs problemine bir
çözüm bulmak gerektiğini söyledi.Her iki tarafın da çözümsüzlüğü bir siyaset biçimi olarak benimsememesi gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
'Bize göre Annan planı, müzakere edilebilir bir tasarımdır. Kimi çevrelerce iddia edildiği gibi bu plan tartışılmaz ve değiştirilmez bir metin değildir. Kimse Kıbrıs meselesini gözden çıkaramaz ve Kıbrıs'ın önemini küçültemez. Bizim söylediğimiz görüşme, müzakere sürecine katılarak hem Kıbrıs Türk halkının, hem de Türkiye'nin geleceğini düşünerek akılcı da
vranmaktır. Bu meseleyi çözebiliriz ve çözmeliyiz' diyoruz. Kimse bu iyi niyetimizi ve problem çözme irademizi çözümsüzlüğe dayalı, sonuçta bir öneri getirmeyen eski argümanlarına malzeme yapmasın. Bu hiçbir siyasetçiye yakışmaz.Çözümsüzlük siyasetiyle Kıbrıs Türk halkının refahından, mutluluğundan ve uluslararası itibarından taviz veren bu kişiler ne bizim söylemlerimizi, ne de Sayın Denktaş'ı istismar etmeye kalkmasınlar.
Biz, Kıbrıs'ta asla (ver kurtul) politikasından yana değiliz ama bu saatten sonra 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını da söylüyoruz.'
Erdoğan, yıllarca hükümet edenlerin Kıbrıs sorununu çözemediğini, çözümsüzlük ürettiklerini ve bu kafa yapılarıyla da sorunun giderilemeyeceğini kaydetti.
KIBRIS 06/01/2003
Er
oğlu: Toprakta taviz olabilirHALKIN SESI 06/01/2003
Denktaş ile parti liderleri bugün 3. kez görüşecek
Başbakan Eroğlundan ilk kez!..
Sarayda 3üncü randevu!
Mümtaz Soysal haddini aşıyor?
AK Parti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan:
Denktaş gardiyan oldu Klerides ise kahraman
Hüseyin ALKAN / L
EFKOŞA
BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs planını sunduğu 11 Kasım'dan sonra başlayan taktik savaşını Rumlar kazandı. Güney'de halk topyekûn plana karşı çıktığı halde Klerides, ülkesini AB'ye sokan lider oldu. Denktaş ise Klerides ile aynı şekilde plana itiraz ettiği halde, AB konusundaki düş kırıklığı yüzünden miting meydanlarına taşan halkı tarafından gardiyana benzetildi.
KOPENHAG Zirvesi'nde AB üyeliklerini tehlikeye atmamak için son derece dikkatli davranan Rum Yönetimi, halkın topyekun plana karşı çıkmasına rağmen 'Denktaş'ı çözümün önündeki en önemli engel' olarak göstermeyi başardı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a karşı oluşan muhalefet rüzgarında Rumların uzlaşmazlığı gölgede kaldı. Gözlemcilere göre Denktaş'ın en büyük hatası, Güney'deki havayı bilmesine rağmen kartlarını açık oynaması ve peşinen retçi bir tavır sergilemesi oldu. Denktaş, bu tavrıyla hastalıklı sosyo-ekonomik yapının değişmesi için çözüm isteyen halkının beklentilerine yanıt veremeyen lider durumuna düştü. Kıbrıslı Türkler Haluk Levent'in şarkısından esinlenerek, mitinglerde KKTC'yi hapishaneye, kendilerine mahkuma, Yeşil Hat'tı parmaklığa, Denktaş'ı ise gardiyana benzetti. Denktaş'ın 40 yıldır masada uzlaşamadığı arkadaşı Klerides ise çözüm için hiçbir adım atmadan Güney'de 'kahraman' oldu.
MEYDANLARDA ÖFKE
Güney Kıbrıs'ta plan aleyhinde esen rüzgara rağmen, Rum Yönetimi, verilen bir haftalık süre dolmadan planı müzakereye hazır olduğunu açıkladı. Türk tarafı aynı yanıtı bir hafta gecikmeli olarak verdi. Rumlar, BM'ye planla ilgili olarak Türk tarafınınkinden daha kabarık bir itiraz dosyası sundu. Klerides, plan hakkında sessiz kalmayı tercih ederken Denktaş her fırsatta BM önerilerinin tuzaklarla dolu olduğunu söyledi. Bu durum, dünyaya Rumların planı kabul ettiği, Türk tarafının ise reddettiği mesajını verdi. Klerides, Türk tarafının da 'yardımıyla' Annan planını imzalamak zorunda kalmadan ülkesini AB'ye soktu. Düş kırıklığına uğrayan Kıbrıslı Türkler öfkesini meydanlarda Denktaş'tan çıkarttı.
KKTC'deki gösterileri 'isyan' olarak niteleyen Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türklere sempatisini bildirdi. Güney Kıbrıs'ta Türk eylemcilerle dayanışma gösterisi yapıldı. Rum partileri ve sendikalar, önceki gün eylemcilere destek belirtti. Dün de Türklere destek için imza kampanyası başlatılacak.
Güneyde Kilise ve aydınlar plana karşı
Güney Kıbrıs'ta yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 87'sinin plana karşı olduğunu ortaya koydu. Rum Kilisesi'nin en üst kararı organı Sen Sinod Meclisi, 'Yüzde 18'lik Türk azınlığa aşırı imtiyazlar verildiğini' öne sürerek planı reddetti. Spor salonlarında binlerce kişi ellerindeki 'Ohi' (Hayır) dövizleriyle plana tepki gösterdi. Kopenhag Zirvesi öncesinde 600 kişilik bir kalabalık Klerides'in sarayını bastı, Rum lidere 'Planı imzalama. İmzalayacaksan Kopenhag'dan dönme' dedi. Rum partileri, planda kabul edilemeyecek pek çok unsurun bulunduğunu dile getirdi. Rum aydın ve sanatçılar ortak bildiriler yayınlayarak, Annan planının devleti ırkçı bir yapıya soktuğunu savundu. Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Mehmet Ali Talat ise Rumlara sürpriz bir çağrı yaparak 'Çözüm istiyorsanız samimiyetinizi kanıtlayın ve siz de kiliseye karşı gösteri yapın' dedi.
HURRIYET 06/01/2003
KKTC'de anket yarışı
KKTC'de, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planıyla ilgili iki farklı gazete tarafından yaptırılan anketlerde, birbirinin tersi sonuçlar ortaya çıktı.
Kıbrıs gazetesi tarafından yaptırılan ankette, katılımcıların yüzde 65.4'ü plana mevcut haliyle ''evet'' derken, Volkan gazetesinin anketindeyse BM planının bütününe yüzde 79.8 oranında ''hayır'' deniliyor.
Kıbrıs gazetesinin yan kuruluşu olan KADEM'e, 27 Aralık 2002-3 Ocak 2003 tarihleri arasında 1194 kişi üzerinde yaptırdığı ankette, Annan planının mevcut şekline yüzde 65.4 ''evet'', yüzde 28.2'lik bir oran da ''hayır'' yanıtını verdi.
''28 Şubat'a kadar bir anlaşmaya ulaşılacağına inanıyor musunuz?''sorusuna karşılık, katılımcıların yüzde 50.4 ''inandığını'', yüzde 46.4'ü de ''inanmadığını'' belirtti.
Kıbrıs gazetesinin anketinde, BM planında en fazla, Türk parça devletine dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu en yüksek oranda onay alan dü
zenlemeler oldu.Plana, 55 yaş üzeri grup en az desteği verirken, 35-44 yaş grubu yüzde 74 ''evet'' yanıtıyla plana en fazla destek veren grup olarak dikkati çekiyor.
VOLKAN GAZETESİ'NİN ANKETİ
Volkan gazetesinin Akdeniz Haber Ajansı (AHA) ile birlikte, 25 Aralık 2002'de 1250 kişiyle yaptığı anketteyse katılanların yüzde 70.2'si Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a müzakerelerde güvendiğini belirtirken, yüzde 79.8'lik oran Annan planını olduğu şekliyle kabul etmiyor.
Ankette yöneltilen ''BM planının bütünün onaylıyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 79.8 ''onaylamıyorum'', yüzde 17.6 ''onaylıyorum'' yanıtını verirken, ''BM belgesinde yer alan son haritayla ilgili ne düşünüyorsunuz?'' sorusuna yüzde 78 ''onaylamıyorum'', yüzde 17.2 ''onaylıyorum'' görüşünde olduğunu b
elirtti.Volkan gazetesinin anketinde, ''Cumhurbaşkanı Denktaş'a güveniyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 66 ''güveniyorum'', yüzde 31 ''güvenmiyorum'' yanıtını verdi. ''Görüşmelerin bu safhasında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yerine başka bir müzakereci atanmasına nasıl bakıyorsunuz?'' sorusuna ise yüzde 70.2 ''buna gerek yok'', yüzde 24.6da ''gerekli görüyorum'' yanıtını verdi.
Ankete katılanların yüzde 64.9'u gelecek bir yıl içinde anlaşma umudu görmezken, yüzde 32.4'lük bir oran anlaşmadan umutlu.
''Planın devletimizi, egemenliğimizi ve eşitliğimizi koruyacağına inanıyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 68.4 ''inanmıyorum'', yüzde 25.8'de ''inanıyorum'' yanıtını verdi.
Rumların eski yerlerine ve mallarına dönmesine yüzde 69.5'lik bir oranda karşı çıkılırken, yüzde 26'lık bir kesimse bunu onaylıyor.
Ankete katılanların yüzde 81.6'sı, Rumların yüzde 28 oranında içlerine gelerek seçme seçilme hakkına sahip olmasına karşı çıkarken, yüzde 14.6'lık bir kesimi buna karşı çıkmıyor.
HURRIYET 06/01/2003
Klerides seçimlerde
sağ kolu Markides'e karşıRUM Yönetimi Lideri Glafkos Klerides, 16 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerine adaylığını koyacağını açıklayınca, müzakerelerdeki sağ kolu Başsavcı Alekos Markides'le ters düştü. Markides de aday olacağını duyurdu. Markides, Kıbrıs görüşmelerindeki katı tutumu ve Klerides üzerindeki etkisi nedeniyle Türk tarafının çekindiği en önemli isimlerden biriydi. Markides'in bu aşamadan sonra müzakere heyetinde yer alıp almayacağı bilinmiyor. Rum basınına göre Markides, Klerides'in ada
ylığını açıklamasına sert tepki gösterdi. Klerides'in yerine aday olmayı bekleyen Markides, Rum lidere giderek 'Adaylığımı destekleme sözü vermiştiniz. Beni aldattınız. Ben de aday olacağım' dedi. Klerides seçimlerde muhalefetin adayı Tasos Papadopulos'u ancak kendisinin yenebileceğini belirterek Markides'i ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Klerides'in onursal başkanlığını yaptığı iktidardaki Demokratik Seferberlik Birlik Partisi de Markides'i adaylıktan vazgeçiremedi. Parti Merkez Komitesi, 2'ye karşı 30 oyla Klerides'in adaylığını destekleme kararı aldı. Markides, adaylığını açıklarken Kıbrıs sorununa 'temiz bir çözüm' bulma sözü verdi ve 'Tüm vatandaşlarımız Türk işgalinin ve Ada'nın bölünmüşlüğü için mücadele vermelidir' diye konuştu. Gazeteler, Markides'in adaylığını 'siyasi intihar' olarak nitelediler.HURRIYET 06/01/2003
Newsweek: Kıbrıs konusunda problem derin devlet
Newsweek dergisi, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda problemi Kıbrıs'ı hayati bir türk çıkarı olarak gören ve Denktaş'ın sert çizgisini destekleyen derin devletin oluşturduğunu öne sürdü.
Newsweek dergisi, Kıbrıs sorununun çözümünde problemi, "derin devlet" olarak tanımladığı ve Ankara'nın karar mekanizmasında en az secilmiş liderler kadar önemli bir rol oynayan seçilmemiş generaller ve üst düzey bürokratların oluşturduğunu iddia etti.
Newsweek dergisi, "Genç Türkler Adanın Geleceğinde Söz Sahibi Olmak İstiyor" haber yorumunda KKTC'nin nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan 30 bin kişinin sokağa dökülmesinin "Kıbrıs stili halkın gücü" olarak yorumlarken bu gösteriler karşısında "ağladığını" açıklayan 78 yaşındaki Rauf Denktaş'ı "yok olan bir düzenin son savuncusu" olarak nitelendirdi.
Kıbrıs adasının Rum kısmı AB'ye girmeye hazırlanırken Kıbrıslı Türklerin "geri bırakılmak istemediği" yolunda net bir mesaj verdiğini öne süren dergi, halen Kıbrıs'ı birleştirmek ve adanın iki halkının AB üyeliğinin sağlayacağı zenginlik ve ilerlemede pay alması için bir fırsat olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs'ta bir çözüme varılamaması halinde Kıbrıslı Türkler ortada kalırken adanın Türkiye, Yunanistan ve tüm Avrupa için sürekli bir sorun kaynağı oluşturacağını savundu.
Denktaş'ın sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Ankara'nın desteğini de giderek kaybetmekte olduğunun işaretlerinin bulunduğunu öne süren Newsweek, yeni AKP hükümetinin tek bir kişinin inatçılığının esiri olmak istemediğini, lideri Tayyip Erdoğan'ın da "30 bin kişinin gösteri yaparsa bu Kuzey Kıbrıs'ın başka bir istikamete doğru gittiği demek" sözlerine dikkat çekti.
Erdoğan'ın ifade ettiği görüşlerin artık Türk medyasında geniş bir biçimde dile getirildiğini kaydeden Newsweek, şöyle devam etti:
"İş çevreleri devam eden çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB talebine verdiği zarar yüksek sesle dile getiriyorlar. Problem, Türkiye'nin "derin devleti" olarak adlandırılan ve Ankara'nın karar mekanizmasında en az seçilmiş liderleri kadar önemli bir rol oynayan seçilmemiş generaller ve üst düzey bürokratlardır. Bu milliyetçi eski tüfekler, Kıbrıs'ı hayati bir Türk çıkarı gibi görüyor ve Denk
taş'ın sert çizgisini destekliyor. Ancak onların politika üzerindeki etkisi artan uluslararası baskının karşısında zayıflıyor gibi. AB, BM, Yunanistan, ABD ile Kıbrıs'ın eski koloniyal sahibi İngiltere, hepsi hem Denktaş'ı, hem de Rum lideri Klafkos Klerides'i bir anlaşmaya varmaya itiyor ve Türk muhafazakarlarını, karışmamaları için uyarıyor."Kıbrıs sorununda çözüme varılması amacıyla önümüzdeki bir ayda yoğun çabaların yapılacağına dikkat çeken Newsweek, diplomatların iki temel zorluğu aşması gerekeceğini belirterek bunları, "AB'ye alınan Rumlar için anlaşma teşviklerinin azalmış olması" ve bundan daha da zor olan, "mülkiyet sorunu" olarak sıraladı.
AKP hükümetinin manevra gücünün, Denktaş'ı ve "eski kuşak dostlarını" aşıp aşmayacağının henüz belli olmadığını, ancak değişim lokomotifinin gençler olması gerektiğini öne süren dergi, yazıyı notlakarken "Yeni kuşak Kıbrıslı Türkler, geleceklerini yaşlı adamların ellerinden almak için çabalıyor. Er veya geç, onlar kazanacak" yorumunu yaptı.
HURRIYET 06/01/2003
Erdoğan'ın aklı Kıbrıs'ta
Ya çözüm ya da çözüm
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün benimsenemeyeceğini söyleyen AKP lideri, siyasetini çarpıtanları sert bir dille uyardı
06/01/2003 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, dün partisinin il başkanları toplantısında, Kıbrıs ve Irak konusunda bir dizi mesaj verdi. Kıbrıs'ta statükonun dilini kullanmayacaklarını söylerken, "Ne bizim söylediklerimiz ne de Denktaş istismar edilmesin" diyen Erdoğan, olası Irak savaşıyla ilgili olarak BM kararlarının bağlayıcı olduğunu vurguladı.Atina da bastıracak
Yunanistan Başbakanı, Ankara'yı Kıbrıs'ta çözümü geciktirerek AB adaylığını zorlaştırmaması yönünde uyardı. Simitis, Erdoğan'ın Kıbrıs'la ilgili açıklamaları için de 'Devamı gelecekti
r' dedi06/01/2003 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
AB yanlıları güçleniyor
'Kürdistan' formülü
AKP'nin Kıbrıs'a cesareti yetmiyor
İktidar mücadelesi Kıbrıs'ta veriliyor. AKP Kıbrıs'ı çözmezse iktidar olamayacak. Çözme gücü de yok. Denktaş'ın arkasında ordu var AKP kuşatma altında. Çünkü reformist tutumu bazılarını korkutuyor. AKP'nin İslamcı geçmişi biraz mazeret olarak kullanılıyor Katı bir laiklik anlayışı var. Devletin İslam'a bakışı değişti. İslam'ın kendisi tehdit oldu. Biz bu çok katı laikliği demokrasiden vazgeçerek koruyoruz
06/01/2003 RADIKAL
NEŞE DÜZELNEDEN? Menderes Çınar
AKP iktidarı, seçimi kazandıktan hemen sonra çok kararlı bir görünüm sergiledi. Ne yapacağını bilen, programı hazır bir parti görüntüsü verdi. Şimdi ise neredeyse her konuda bir kararsızlık sergiliyor. Ne oldu AKP'ye? O günlerdeki kararlı halleri niye kayboldu?
Tam bir kararsızlık sergilediklerini düşünmüyorum. AKP kuşatma altında. Her istediği adımı atamıyor. Erdoğan böyle olacağını öngörmüştü. Seçim kampanyasında 'Biz üç ay içinde duruma hâkim olacağız' demişti. Bu üç aylık süre biraz uzuyor. Hem onlar da öyle dünyaları vaat etmediler ki.
Nasıl olur? Bütün diğer partilerden çok daha fazla şey vaat ettiler halka. AKP iktidar olunca mazot fiyatı hemen yarıya inecekti. Mazot inince diğer bütün enerji ürünleri de zaten ucuzlayacaktı. Mazot fiyatı her gün artıyor şimdi. Nemaları hemen ödeyeceğiz dediler, sonra zikzak çizdiler, zamana yaydılar. Asgari ücretten vergi almayacaklarını söylediler, alıyorlar. Oysa Bakanlar Kurulu'nun alabileceği kararlardı bunlar. Ekonomide de mi kuşatma altında bunlar?
Hayır. AKP hükümetinde biraz acemilik var ama duruma hâkim olmak için de kendi kadrosunu kuramıyor. Her yeni hükümette üst düzey bürokratlar değişir. Bu hükümetin atamaları uzun sürüyor. Bu atamalar, devlet kadroları içinden oluyor ama ayrı bir güvenlik soruşturması yapılıyormuş gibi bir süreç çalışıyor. Cumhurbaşkanı bazı atama isteklerini reddediyor.
Bu iktidarın çok korkak bir hali var. Hiçbir sözlerinin arkasında duramıyorlar. Ne korkuttu onları?
Kuşatma korkuttu. Her taraftan tepki geliyor. Devletle sürtüşmek, gerginlik yaratmak istemiyorlar. Sürekli uzlaşmayı vurgulamalarının nedeni de bu. Ayrıca iktidar mücadelesi de daha yeni başladı. Türkiye'de hükümet olmak, iktidara sahip olmak anlamına gelmiyor. Cumhuriyet tarihine baktığımızda, 'Laiklik, Kürt meselesi, ulusal kimlik, Türk kimliği, vatandaşlık kimliği, Kıbrıs meselesi ve dış politika' gibi toplumun ortak değerlerini ve çıkarlarını belirleyen temel konular hep siyaset üstü ve siyaset dışıdır. Hangi siyasetçi bugüne kadar bu alanlarda reform yapabildi ki? Bu alanlar, kendilerine 'devlet seçkinleri' veya 'muktedirler' denilen gruplar tarafından belirleniyor. Bu ülkede sivil siyaset için alan çok kısıtlı. Bu nedenle, AKP iktidar oldu mu diye sorarken, acaba daha evvelki hükümetler iktidar oldular mı, bundan önceki üçlü koalisyon iktidar oldu mu diye sormak gerekir. Türkiye'de hiçbir iktidar, iktidar değil aslında. İktidarmış gibi iktidar bunlar.
AKP niye kuşatma altında?
İki nedenle. Bir, AKP'den İslamcı geçmişi nedeniyle şüphe duyuluyor. Bu şüpheyi, devlet kurumları, yargı ve Deniz Baykal dahil herkes besliyor. İki, AKP'nin reformist duruşundan endişe ediliyor. Çünkü AKP yeni bir merkez oluşturmak istiyor. Klasik merkez partileri gibi olmak istemiyor. Bu yüzden Tayyip Erdoğan 'İç ve dış siyasette statüko değişmeli' diyor. Taşları düpedüz oynatmaktır bu. Erdoğan, 'Ekonomik kalkınma, demokrasi olmadan olmaz. İnsanların ekmek kadar özgürlüğe de ihtiyacı var. Kıbrıs sorunu çözülmeli' gibi ilerici şeyler söylüyor. Kürt meselesine de 'Terör, neden değil, sonuçtur' diye bakıyor. Aslında, AKP'nin İslamcı geçmişi biraz mazeret olarak kullanılıyor. Varsayalım ki AKP takiye yapıyor. İslamcı hedefine ulaşmak için Türkiye'yi demokratikleştirmek istiyor. Zaten bizim problemimiz, İslamcılıkla demokratik yoldan mücadele etmemiş olmamız değil mi? AKP demokrasiyi güçlendirecekse, korkacak bir şey yok demektir. Kendimize güvenmeli ve 'Biz bunlarla demokratik yoldan mücadele edebiliriz' diyebilmeliyiz.
AKP'den şüphelenilmesi için bir temel yok mu?
AKP, Refah Partisi'nin eleştirisi üzerine kurulmuş, 28 Şubat'tan dersler çıkarmış bir grubun kurduğu parti. Erbakan'dan farklılar. Erbakan, Türkiye'de siyasetin kurumsal yapısını değiştirmek istemedi. O, Kemalist yapının içini İslam'la doldurmak istedi. Erbakan İslamcı Kemalistti. Erdoğan değil. İslamcı Kemalizm, aynen Kemalizm gibi homojen bir toplum tasarlar, toplumun içindeki farklılıkları kabul etmez, çoğulcu olmayan bir laikliği savunur ve siyaseti seçkinlerin faaliyeti olarak görür. İslamcı Kemalizm için sorun, devletin dini kontrol etmesi değildir. Sorun, devletin dini, 'laik bir anlayışla' kontrol etmesidir. Erbakan devletin din üzerindeki kontrolünü 'dindarlaşmayı sağlamak' için sürdürmek istiyordu. AKP ise devletin kurumsal yapısını sorun olarak görüyor ve yapısal bir dönüşüm istiyor. Devletin hâkim olduğu alanların küçültülmesini, toplumun önünün açılmasını hedefliyor. AKP, Refah gibi İslamcı bir parti de değil. Erdoğan'ın meselesi, İslami kimliğin, dindar insanların, başörtülü öğrencilerin yaşam alanlarının genişletilmesi. Çünkü '28 Şubat'ta laik devletin İslam'a bakışı değişti.
Nasıl değişti?
Bugün çok katı bir laiklik anlayışı var. Bunu esnetmek çok zor. 1980 sonrasındaki laiklik anlayışıyla 28 Şubat sonrasının laikliği çok farklı. 1980 sonrasında Türk-İslam sentezi vardı. İslam, sol tehlikeye karşı kullanılmak isteniyordu. Kenan Evren konuşmalarında Kuran'dan ayetler okuyordu. Şimdiki Genelkurmay başkanının bunu yaptığını düşünebiliyor musunuz. Şimdi İslam'ın kendisi tehdit oldu. Hem dış konjonktürden, hem 28 Şubat'ın getirdiği tanımlamadan dolayı böyle oldu. Yargı dahil çeşitli kurumların laiklik vurguları bu yüzden. Biz, laikliği demokrasiden vazgeçerek koruyoruz. Oysa demokrasinin kendisi laikliği korur ama Türkiye bir türlü bu noktaya gelemiyor. Laiklik irtica kutuplaşması demokrasi aleyhine işliyor.
Türkiye'de laiklik tehlikede mi?
Laiklik, laikliği koruyanların tehdidi altında. Dini kişiye bırakmayan, çoğulcu olmayan, tek mezhebin tek bir yorumunu kabul eden bir laiklik anlayışı olamaz. Kişiye nasıl inanması gerektiğini söyleyerek laik olmuyorsunuz. Aksine dini oluyorsunuz ve devleti de dinileştiriyorsunuz.
AKP iktidarı sürekli hakarete uğruyor. YÖK Başkanı hakaret
ediyor. Dışişleri bakanlığı bürokratları yalanlamalar yayımlıyor. Rauf Denktaş alaycı açıklamalar yapıyor. Niye herkese böyle 'kolay lokma' olarak gözüküyorlar?
AKP'yi tam olarak iktidar görmüyorlar. Mesela Denktaş'ın hükümet dışında destekleri var. Genelkurmay Başkanı, hastaneye gidip Denktaş'ı destekliyor. Zaten 'Kıbrıs meselesi bir devlet politikasıdır. İktidarların meselesi değildir' dediğinizde, AKP'nin iktidar olarak tanınmasına da gerek olmuyor. YöK Başkanı'nın tavrında da aynı şey sözkonusu. Devletin bir kuşatması gibi bunların hepsi. Olaylara bakıp, AKP'nin orduyla ve cumhurbaşkanıyla çok iyi ilişkiler içinde olmadığını düşünüyoruz. Eğer Türkiye'de iktidar olmanın şartlarından biri bunlarla iyi geçinmekse, yani siyasal meşruiyetin tek kaynağı toplumsal temsil ve seçim değilse, devlet gözünde kabul edilir olmak da önemli meşruiyet kaynağı ise, o zaman hükümete bu tür hakaretlerin yapılması tabii mümkün oluyor. Aslında Türkiye'de siyaset alanının genişletilmesinde Baykal çok önemli bir rol üstlenebilir, ama Kıbrıs'ta ve ardından Anayasa değişikliği meselesinde kendisini utandıracak derecede muhafazakâr bir tavır aldı. Baykal'ın bu tavrı nedeniyle siyaset alanının genişlemesi çok güç.
Önümüzde Irak savaşı var. Ama bu iktidarın bu konuda da çizgisi çok belirsiz. Bilerek mi böyle belirsiz bir görüntü yaratıyorlar?
Amerika vazgeçmezse, biz savaşa aslında çoktan girdik. Savaşa sadece AKP'nin tabanı değil bütün toplum karşı olduğu için şimdi bir belirsizlik yaratarak durum idare ediliyor. Türkiye savaşa girip girmemeyi saptayabilecek bir durumda değil. Amerika'nın elinde o kadar çok koz var ki, istesek de istemesek de bu savaşa gireceğiz. AKP bundan sorumlu tutulmasa da, savaş nedeniyle dengeler değişeceğinden ve AKP istediği performansı gösteremeyeceğinden, sonuçta durum AKP aleyhine olabilir ve AKP oy kaybedebilir.
AKP Kıbrıs konusunda da açık bir tavır koyamıyor. Sorunu çözmek istediklerini söylüyorlar. Ama sorunu çözecek iradeyi gösteremiyorlar. Güçleri mi yok, yoksa cesaretleri mi yetmiyor?
İkisi de... Hükümetin muktedir olup olmayacağına dair ilk sınavı Kıbrıs
olacak. İktidar mücadelesi Kıbrıs'ta verilecek. Eğer AKP, Kıbrıs sorununu çözemezse dişini geçirememiş, muktedir olamamış olacak. Kendisine çok kısıtlı bir iktidar alanı kalacak. Ondan sonra artık ekonomiyle ilgili bir şey yaparsa yapar. Bence AKP iktidar olamayacak. Muktedir olması pek mümkün değil. AB'den müzakere tarihi çıksaydı, AKP düşündüğü reformları, AB'yle uyum adına hızla yapacaktı. Şimdi böyle bir şeyi denemesi çok zor. Zaten Türkiye'de bir partinin demokrasi çabası varsa, bu hep AB yoluyla yapılıyor. Çünkü kurulu düzen, kim gelirse gelsin siyasete hep kuşkuyla bakıyor.
AKP, 'Ben Kıbrıs sorununu çözeceğim' dese ve çözüm yolunda adımlar atsa ne olur?
İkinci kuşatma dalgası başlar. Çünkü Kıbrıs meselesi bir devlet politikası olarak sunuluyor ve kimse dokunamıyor. Bu politika, askeri bürokrasi ve bu askeri bürokrasiyle sıkı bağlantısı olan Dışişleri'ndeki bürokrasi tarafından belirleniyor. AKP'nin Kıbrıs meselesinde ciddi adımlar atması, onun daha fazla baskı görmesine yol açabilir. Hükümetin gitmesine bile neden olabilir. Gerçi Kıbrıs'ın içinde muhalefet var ama Denktaş'ı oynatmak kolay mı.
Niye kolay değil?
Denktaş'ın arkasında ordu var. Bir de Türkiye'nin Irak'ta Amerika'nın yanında savaşa gireceği düşünülürse, Türkiye'nin önünde iki alternatif olduğu söylenebilir. Birincisi, Amerika- İsrail Türkiye üçgeni. Bu denklemde Kıbrıs çözülmeyebilir, statüko devam edebilir. Zira Amerika bir güvenlik devleti olmaya ve Amerikan demokrasisi kaybolmaya başladı. İkinci alternatif ise Avrupa Birliği ve demokrasi. Bu denklemde Kıbrıs sorunu çözülmek zorunda. Çözülmezse Türkiye'nin AB' ye girme şansı sıfır. Türkiye demokrasi öncelikli bloktan, güvenlik öncelikli bloka kayacak. İsrail ve Amerika üçgenine girecek. İyice içine kapanan, muhafazakâr bir ülke olacak.
AKP, en önemli özelliklerinden biri olarak dürüstlüğü göstermişti. Ama şimdi dürüstlükleri de sorgulanıyor. Mesela dokunulmazlıkları kaldırmadılar. Niye milletvekili dokunulmazlığını kaldırmıyorlar?
Aleyhlerine işleyebilecek bir süreçten korkuyorlar. Türkiye'de hukuk siyasallaştı. Hukukun bu kadar siyasallaştığı bir ortamda türlü siyasal nedenlerle milletvekilleri üzerinde çeşitli oyunlar oynanmaz mı?
Bir iktidarın dürüstlüğünü test etmenin en iyi ölçülerinden biri de İhale Yasası'dır. Bizdeki ihale Yasası'nı Avrupa standartlarına uydurmadığımız zaman ihalelerde hep bir yolsuzluk ihtimali olacak. AKP, niye Avrupa standartlarında bir ihale yasası istemiyor?
İki nedeni olabilir. Bir, hızlı çalışmak için olabilir. Çünkü yeni yasaya göre ihale için ödenek gerekiyor. İki, AKP'nin tabanında küçük sermaye var. Onlara biraz kaynak dağıtmak istiyor. Patronaj, Türkiye siyasetinin
önemli unsurudur. O kadar dar alanda siyaset yapıyorsunuz ki, yapabileceğiniz tek siyaset, dağıtmaya dayanıyor. AKP bu sistemi sürdürmek istiyor. Yeni yasa kaynak dağıtmayı önlüyor.
AKP eski iktidarlar gibi devlet hazinesinden taraftarlarına biraz para dağıtmayı düşünüyor mu?
Kısaca evet.
AKP'nin yerel yöneticilerinin yerel bürokratları denetleyip raporlar tuttukları açıklandı gazetelerde. Ne yapmak istiyor AKP?
Haber doğruysa, bürokrasiyi kuşatmak istiyor. Erdoğan seçim öncesinde, 'Ben başbakan olamazsam, partide beyaz masalar kurduracağım, orada halk şikâyetlerini dile getirebilecek ve ben o beyaz masalar vasıtasıyla bakanları, hükümeti denetleyeceğim' demişti. Bu, iddia edilen uygulamaya çok yakın bir anlayış. Çok tehlikeli bu. Çünkü devleti özerk olmaktan çıkarır ve parti devletine yol açarsınız. Bu biraz komünist sistem gibidir. Parti, devleti kontrol eder. İnsanlar devletin kanallarını baypas edip parti kanalıyla iş yapar. Ve bu uygulama, asılsız suçlamalarla cadı avına, öç almaya dönüşebilir.
AKP'nin içinde yeni bir 28 Şubat yaşama korkusu mu var?
AKP'de yeni bir 28 Şubat'ın yaşanması korkusu değil de, askerin kendisine baskı yapması korkusu var. Askerle karşı karşıya gelmek istemiyor.
İktidarda, her kafadan başka bir ses çıkıyor görüntüsü var. Niye dağınık bir görüntü veriyorlar?
Tecrübesizlik ve biraz hazırlıksızlık diyebiliriz ama eğer Erdoğan başbakan olsaydı hükümet daha derli toplu gözükürdü. Gül'ün partide Erdoğan kadar ağırlığı yok. Gerçi Erdoğan da sanıldığı kadar AKP'ye hâkim değil ya. Mir Dengir Fırat'ı Meclis grup başkanvekili yapmak istedi yapamadı.
AKP tabanında Gülcü'ler ve Tayyipçiler diye bölünme var mı?
Yok ama ikisinin tarzı çok farklı olduğu için ileride olabilir. Bir kısım Gül'ü, bir kısım da Erdoğan'ı benimseyebilir. Bir de bu parti Bülent Arınç'ı kontrol edemiyor. Arınç'ın çıkışları ileride parti için bir sorun yaratabilir.
AKP'nin başarılı mı başarısız mı olacağını kesin ne zaman anlarız?
Bir yılda bunun işareti alınır. Hükümet kurulalı henüz 55 gün oldu. Biraz beklemek lazım. Hükümete verilen kredi bir seneden önce tükenmez.
'Annan planı kabul edilemez'
Teknokrat zihniyetiyle
hazırlanmış Annan planı. İşlevsel olmayan, kalıcı olmayan, AB müktesebatıyla uyumsuz bir yapı öngörüyor06/01/2003 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ