TOPRAK TAVİZİ VEREBİLİRİZ

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda 'bazı tavizlerde' bulunabileceğini söyledi.

Eroğlu, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesinde çıkan demecinde, Kıbrıslı Türklerin barışı ve AB'ye katılmayı arzuladıklarını belirtti.

Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı çerçevesinde bir anlaşamaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda bazı düzenlemelerin yapılmasını kabul edebileceğini belirten Eroğlu, 'Ancak temel düşünce, Kıbrıs'ta sağlanacak bir anlaşmada, mümkün olduğunca daha az Kıbrıslı Türk'ün evlerini terk etmesini sağlamaktır' dedi.

Eroğlu, 'Örneğin Maraş'ı Rumlara verebiliriz. Adanın yüzde 3'ünü oluşturan yeşil hattı da verebiliriz. Ayrıca bazı Rumların yerleşebilmeleri için belki kuzeydeki sınırlarımızı da biraz çekebiliriz' diye konuştu.

Kıbrıs'ta, Türklerin Rumlarla eşit olmaları gerektiğini vurgulayan Eroğlu, Annan'ın planının bu konuyu kapsamadığını kaydetti. Eroğlu, '1960 Anayasası, Kıbrıslı Türklere veto hakkı tanıyordu. Oysa Annan'ın planında bu öngörülmüyor. Plana göre oluşturulacak bakanlar kurulunda alınacak kararlarda ve veto konusunda 1960'a oranla daha güçsüz olacağız' ifadesini kullandı.

Eroğlu, demecinde ayrıca, Kıbrıs'ta iki halkın anavatanlarını unutup ayrı bir ulus oluşturmasının gerçekçi olmadığını ifade ederek, 'Türkler Türk, Rumlar da Rum olarak kalacaktır' dedi.

Akıncı'nın demeci

Bu arada To Vima gazetesine demeç veren Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı da Kıbrıslı Türklerin adadaki siyasi soruna çözüm bulmakta kararlı olduklarını belirtti.

Çözüm konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı isteksiz davranmakla suçlayan Akıncı, 28 Şubat'a kadar çözüm bulunması gerektiğini, daha sonra bunun zor olacağını savundu.

Demecinde, Cumhurbaşkanı Denktaş'ı eleştirdiği için telefonlarının dinlendiğini ileri süren Akıncı, 'Ankara'nın ve Rauf Denktaş'ın şahinlerini eleştirenler, rahat yüzü görmüyor. Ancak bizi hapse atmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum. Bunun için bir gerekçeleri yok. Ben ne yapıyorsam Kıbrıs için yapıyorum' diye konuştu.

KIBRIS 06/01/2003

İŞTE REFERANDUM


Kıbrıs'ta 28 Şubat 2003'e endeksli çözüm ve barış süreci hızla daralırken, KIBRIS Gazetesi'nin KADEM'e yaptırdığı büyük kamuoyu araştırmasının sonuçlarını açıklıyoruz.

KIBRIS-KADEM işbirliği ile yapılan kamuoyu araştırması, Kıbrıs Türk halkının ezici bir çoğunluğunun Annan planını onayladığı ortaya çıktı.

27 Aralık 2002-3 Ocak 2003 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri bin 194 kişi ile yüz yüze yapılan görüşme sonucunda, Annan planının mevcut şekline yüzde 65.4 oranında 'evet' çıktı.

Yapılacak bir referandumda 'evet oyu verirdim' diyen yüzde 65.4'lük bu oran, Kıbrıs Türk halkının 3'te ikisine denk düşüyor.

Halkın günlerdir medya aracılığıyla talep ettiği ancak siyasilerin ısrarla kaçındığı referandumu yapan KIBRIS Gazetesi, ülkemizde 7'den 70'e herkesin Kıbrıs sorununda merak ettiği pek çok konuyu su yüzüne çıkardı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ilk olarak 11 Kasım 2002'de, daha sonra da 10 Aralık'ta revize edilerek taraflara sunduğu Kıbrıs çözüm planının toplumda yarattığı fırtına tüm gücüyle sürerken, KIBRIS, halkın nabzını tuttu.

Referandum niteliğindeki kamuoyu araştırması, halkın ezici bir çoğunluğunun, revize edilmiş Annan planını onayladığını ortaya çıkarırken, çok çarpıcı başka gerçekleri de su yüzüne çıkardı.

KKTC'de 57 yerleşim biriminde, nüfusu temsil edecek şekilde seçilmiş bin 194 kişi ile yüz yüze yapılan görüşmelerde, Annan planında Rum parça devletine bırakılması öngörülen ve toplumda büyük tartışmalara yol açan Güzelyurt'tan alınan veriler oldukça ilginçti. Plana en büyük desteği Güzelyurt veriyor. Güzelyurt ilçesinde plana 'evet' diyenlerin oranı yüzde 75.3 olarak karşımıza çıkıyor.

Bir başka sürpriz de planı değerlendiren meslek gruplarından çıktı. Plana en yüksek oranda destek veren meslek gruplarının başında yüzde 83.3'lük oranla asker ve polis geliyor. Bunu yüzde 78 ile öğretmen ve yüzde 77.5 ile memurlar izliyor. Bu oranlar çiftçiler, emekliler, esnaf ve zanaatkarlar arasında düşüş gösteriyor.

Plana onay verenler yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde ise en çok desteği yüzde 74 ile 35-44 yaş grubunda olanlar veriyor. Plana en ez destek ise yüzde 54.3 ile 55 yaş üzerindeki yaşlı kesime ait. Plana 18-24 yaş grubu yüzde 59.8, 25-34 yaş grubu ise yüzde 68.6 oranında destek veriyor.

Planda en fazla Türk parça devletine dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu, en yüksek oranda onay alan düzenlemeler olarak karşımıza çıkıyor.

Kamuoyu yoklaması nasıl yapıldı?

KIBRIS-KADEM işbirliği ile 27 Aralık-3 Ocak 2003 tarihleri arasında yapılan kamuoyu yoklamasında, 18 yaş ve üzeri 'KKTC'de jüri nüfusu (KKTC vatandaşı ve KKTC'de ikamet eden)' araştırmanın evreni olarak baz alındı.

Bu nüfusu temsil edecek biçimde seçilmiş bin 194 kişi, araştırmanın örneklemini oluşturdu.

57 yerleşim biriminde sürdürülen çalışmanın sonucunda elde edilen veriler de sistematik biçimde yerinde denetlendi.

Halk planı ne oranda onaylıyor?

Kamuoyu araştırmasında halka ilk olarak 'Değiştirilmiş Annan planında yer alan beğendiğiniz ve beğenmediğiniz özelliklerle birlikte düşünürseniz, gelecek pazar günü yapılacak bir referandumda bu plana 'evet' oyu mu, yoksa 'hayır' oyu mu verirsiniz?' sorusu yöneltildi.

Alınan sonuçlara göre 'evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 65.4, 'hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 28.2 oldu. Fikir/cevap yok diyenlerin oranı da yüzde 6.4.

Araştırma sonuçları, KKTC halkının yaklaşık 3'te 2'sinin, Annan planıyla ilgili olarak yapılacak bir referandumda, bu planın mevcut şekline 'evet' oyu vereceğini ortaya çıkarıyor.

Yaş gruplarına göre değerlendirme

Kamuoyu yoklamasında yaş kategorilerine göre Annan planını onaylama oranları da belirlendi.

18-24 yaş grubunda 'Evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 59.8. 'Hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 34.8. Bu yaş grubunda yüzde 5.4'lük bir kesim ise herhangi bir yanıt vermedi.

25-34 yaş grubunda plana 'evet' diyenlerin oranı yüzde 68.6'ya yükseldi. Planı onaylamayanların oranı ise 25.4'e düştü. 'Fikir/cevap yok' diyenler de yüzde 5.9 oldu.

Plana en büyük desteği veren yaş grubu olarak karşımıza çıkan 35-44 yaş grubunda ise 'evet oyu verirdim' diyenlerin oranı yüzde 74'e fırlıyor. Yani Annan planını onaylayanların oranı, 35-44 yaş kategorisinde en yüksek orana ulaşıyor. Bu yaş grubunda 'Hayır oyu verirdim' diyenlerin oranı da yüzde 19.9'a geriliyor. Fikir veya yanıt vermeyenler ise yüzde 6.

45-54 yaş grubuna baktığımız zaman ise planı onaylayanların oranı yüzde 65.2. Planı onaylamayanların oranı da yüzde 29.5. Yanıt vermeyenler ise yüzde 5.3.

Plana en az desteği veren 55 yaş üzeri yaşlı kesimde ise 'evet' oyu verenlerin oranı yüzde 54.3. Yaşlı kesimde 'hayır' diyenlerin oranı ise yüzde 36.2. Bu kesimde fikir/cevap vermeyenler ise yüzde 9.5.

Yaş gruplarına göre plan değerlendirildiğinde sonuç yine değişmiyor. Genelde plana yüzde 65.4 onay çıkıyor.

İlçelere göre

Annan planına bakış açısını bölgelere göre değerlendirdiğimizde ise oldukça ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Annan planına bölgelere göre verilen destek enteresan bir grafik oluşturuyor. Plana, Güzelyurt'ta yüzde 75.3'e kadar yükselen destek, İskele bölgesinde yüzde 50.9'a düşüyor.

Annan planına en büyük desteği, Rum parça devletine bırakılması öngörülen ve toplumda büyük tartışmalara yol açan Güzelyurt'un verdiği görülüyor.

Girne ilçesinde bu oran yüzde 71, Lefkoşa'da ise yüzde 69.2 olarak karşımıza çıkıyor.

Plana en düşük oranda 'evet' diyenler Gazimağusa (yüzde 53.7) ve İskele (yüzde 50.9) ilçelerinde ikamet ediyor. Gazimağusa ve İskele ilçelerinde fikir/cevap vermeyenlerin oranının diğer ilçelerden yüksek olması dikkat çekiyor. Gazimağusa'da fikir/cevap vermeyenlerin oranı yüzde 12.6, İskele'de ise yüzde 11.8.

Plan hakkında görüş beyan etmeyenlerin oranı Lefkoşa'da yüzde 3.9, Girne'de yüzde 3 ve Güzelyurt'ta ise yüzde 2.8.

Eğitim düzeyine göre

Araştırma sonuçları, eğitim düzeyinin Annan planını onaylama konusunda etkili bir faktör olduğunu da ortaya çıkardı.

Eğitim düzeyi kriterine göre, plana destek verenlerin oranı lise ve üniversite mezunlarında daha yüksek.

Plana destek verenlerin oranı lise mezunlarında yüzde 73.4'e, üniversite mezunlarında da yüzde 69.6'ya çıkıyor.

Okur-yazar olmayan, okur-yazar ve ilkokul mezunlarında ise bu oran yüzde 50 dolaylarında seyrediyor.

Meslek gruplarına göre

Plana en yüksek oranda destek veren meslek gruplarının başında yüzde 83.3'lük oranla asker ve polis geliyor. Bu sonuç sürpriz olarak nitelendiriliyor.

Bunu yüzde 78 ile öğretmen ve yüzde 77.5 ile memurlar izliyor. Bu oranlar çiftçiler, emekliler, esnaf ve zanaatkarlar arasında düşüş gösteriyor.

Hangi unsurlar, ne oranda onaylanıyor?

Planda en fazla Türk parça devletine dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu, en yüksek oranda onay alan düzenlemeler oluyor.

'Şimdi de sizden değiştirilmiş Annan planındaki bazı konular ile ilgili görüş almak istiyorum. Siz bana aşağıdaki düzenlemeleri onaylayıp onaylamadığınızı belirtiniz' sorusunda, 'ortak cumhurbaşkanlığı' seçeneğine yüzde 80.5 oranında onay çıktı. 'Su kaynaklarının hakkaniyet esaslarına uygun olarak kullanılabilmesinin garanti altına alınması' seçeneğine onay verenlerin oranı da yüzde 81.8 oldu. Yüksek mahkemenin oluşumu da yüzde 78 oranında destek buldu. Parça devletlerin egemenliği konusundaki düzenlemeler de yüzde 62.7 oranında onay aldı.

Kıbrıs Türk parça devletine bırakılacak genel toprak oranı (yüzde 38) ve mal-mülk mübadelesi (yüzde 31), en yüksek oranda onaylanmayan unsurlar olarak ortaya çıktı.

Araştırma sonuçlarına göre, Bakanlar Kurulu'nun oluşumu, dönüş yapacak Rumların iskanı, güvenlik konusundaki hükümler ve parça devletlerin egemenliği, en az fikir/cevap verilen unsurlar olarak dikkat çekti.

Anlaşmaya ulaşılıp ulaşılamayacağı konusunda halk ikiye bölünmüş durumda

Kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, halk, Kıbrıs sorununda 28 Şubat 2003'e kadar bir anlaşmaya ulaşılıp ulaşılamayacağı konusunda ikiye bölünmüş durumda.

'Gerek Türk, gerekse Rum tarafı, değiştirilmiş Annan planı ile ilgili olarak 28 Şubat'a kadar görüşmeyi kabul etmiş durumda. Siz bu tarihe kadar yapılacak görüşmeler sonucunda Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşılacağına inanıyor musunuz?' sorusuna, 'evet inanıyorum' diyenlerin oranı yüzde 50.4, 'hayır inanmıyorum' diyenlerin oranı da yüzde 46.4 oldu. 'Fikir/cevap yok' diyenler de yüzde 3.3 olarak ortaya çıktı.

28 Şubat'a kadar bir anlaşmadan umutlu olanların oranı 18-24 yaş grubunda yüzde 55 iken, bu oran 25-34 yaş grubunda yüzde 51'e, 35-44 yaş grubunda yüzde 53'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 48'e ve 55 yaş üzerindeki kişilerde de yüzde 43'e düşüyor.

Tablolar

Tablo 1:

Eğitim düzeyine göre Annan planını onaylama oranları


Eğitim düzeyi evet oyu verirdim(%) hayır oyu verirdim(%) fikir/cevap yok(%) toplam

Okur-yazar değil 54.8 38.7 6.5 100

Okur-yazar 60.5 36.8 2.6 100

İlkokul mezunu 49.3 39.9 10.8 100

Ortaokul mezunu 62.4 29.2 8.4 100

Lise mezunu 73.4 21.9 4.8 100

Üniversite mezunu 69.6 25.7 4.6 100

Genel 65.4 28.2 6.4 100

Tablo 2:

Bazı mesleklere göre Annan planını onaylama oranları


Meslek Evet oyu verirdim(%)

Memur 77.5

İşçi 65.5

Çiftçi 55

Ev hanımı 55.3

Esnaf/zanaatkar 57.1

Sanayici/tüccar 63.6

Emekli 56.5

Öğrenci 62.7

Asker/polis 83.3

Öğretmen 78

Tablo 3:

Annan planının hangi unsurları ne oranda onaylanıyor?

Düzenleme onaylıyorum(%) onaylamıyorum(%) fikir/cevap yok(%)

* Kıbrıs Türk parça devletine bırakılacak genel toprak oranı 56.6 37.7 5.7

* 6 üyeli Bakanlar Kurulu'nun oluşması 68.2 20.7 11.1

* Ortak cumhurbaşkanlığı 80.5 16.2 3.4

* Kıbrıs Türk parça devletindeki evlerine dönüş yapacak Rumların köy nüfusunun % 14'ü ve belediye nüfusunun % 9'u ile sınırlanması 45.1 41.3 13.5

* Mal-mülk mübadelesi 62.9 31.1 6

* Yüksek mahkemenin 3 Türk, 3 Rum ve 3 yabancı üyeden oluşturulması 78.1 17.5 4.4

* Güvenlik konusundaki hükümler 62.3 25.1 12.6

* Vatandaşlık konusundaki hükümler 69.6 20.7 9.7

* Parça devletlerin egemenliği konusundaki düzenlemeler 62.7 22.1 15.2

* 2500 ile 7500 arasında bir rakamda Türk ve Yunan birliklerinin konuşlandırılması 64.9 23.6 11.5

* Kıbrıs'ın su kaynaklarının iki parça devlet arasında hakkaniyet esaslarına uygun olarak kullanılabilmesinin garanti altına alınması 81.8 14.5 3.7

Tablo 4:

Halk, 28 Şubat'a kadar bir anlaşmaya ulaşılabileceği konusunda ne kadar inançlı?

Görüş %

Evet inanıyorum 50.4

Hayır inanmıyorum 46.4

Fikir/cevap yok 3.3

Yarın: Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra mı, yoksa hem çözüm, hem de Türkiye'nin de girişinden sonra mı Avrupa Birliği'ne katılmalı. Avrupa Birliği'ne hiç girilmemesi gerektiğini savunanların oranı ne? Kıbrıs sorununun Annan planı çerçevesinde çözülmesi, Türkiye-AB ilişkilerini etkiler mi?

KIBRIS 06/01/2003

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Kıbrıs'ta 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını' söyledi.

Kıbrıs ile ilgili gelişmelere değinen Erdoğan, Kıbrıs meselesinin 'el zayıflatan bir mesele olmaktan çıkarılması gerektiğini, bunun için de müzakereye açık olduklarını ifade ettiğini' anımsattı. Kıbrıs konusunda statükonun yerleşik dilini kullanmaktan yana olmadıklarını ifade eden Erdoğan, bu çerçeveden bakıldığında 40 yıldır devam eden Kıbrıs problemine bir çözüm bulmak gerektiğini söyledi.

Her iki tarafın da çözümsüzlüğü bir siyaset biçimi olarak benimsememesi gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

'Bize göre Annan planı, müzakere edilebilir bir tasarımdır. Kimi çevrelerce iddia edildiği gibi bu plan tartışılmaz ve değiştirilmez bir metin değildir. Kimse Kıbrıs meselesini gözden çıkaramaz ve Kıbrıs'ın önemini küçültemez. Bizim söylediğimiz görüşme, müzakere sürecine katılarak hem Kıbrıs Türk halkının, hem de Türkiye'nin geleceğini düşünerek akılcı davranmaktır. Bu meseleyi çözebiliriz ve çözmeliyiz' diyoruz. Kimse bu iyi niyetimizi ve problem çözme irademizi çözümsüzlüğe dayalı, sonuçta bir öneri getirmeyen eski argümanlarına malzeme yapmasın. Bu hiçbir siyasetçiye yakışmaz.

Çözümsüzlük siyasetiyle Kıbrıs Türk halkının refahından, mutluluğundan ve uluslararası itibarından taviz veren bu kişiler ne bizim söylemlerimizi, ne de Sayın Denktaş'ı istismar etmeye kalkmasınlar.

Biz, Kıbrıs'ta asla (ver kurtul) politikasından yana değiliz ama bu saatten sonra 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını da söylüyoruz.'

Erdoğan, yıllarca hükümet edenlerin Kıbrıs sorununu çözemediğini, çözümsüzlük ürettiklerini ve bu kafa yapılarıyla da sorunun giderilemeyeceğini kaydetti.

KIBRIS 06/01/2003

Eroğlu: Toprakta taviz olabilir
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs`ta bir anlaşmaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda ``bazı tavizlerde`` bulunabileceğini söyledi.
AA'nın haberine göre Eroğlu, Atina`da yayımlanan To Vima gazetesinde çıkan demecinde, Kıbrıslı Türklerin barışı ve AB`ye katılmayı arzuladıklarını belirtti.
Kıbrıs`ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın planı çerçevesinde bir anlaşamaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda bazı düzenlemelerin yapılmasını kabul edebileceğin
i belirten Eroğlu, ``Ancak temel düşünce, Kıbrıs`ta sağlanacak bir anlaşmada, mümkün olduğunca daha az Kıbrıslı Türkün evlerini terk etmesini sağlamaktır`` dedi.
Eroğlu, ``Örneğin Mağusa`yı Rumlara verebiliriz. Adanın yüzde 3`ünü oluşturan yeşil hattı da
verebiliriz. Ayrıca bazı Rumların yerleşebilmeleri için belki kuzeydeki sınırlarımızı da biraz çekebiliriz`` diye konuştu.
Kıbrıs`ta, Türklerin Rumlarla eşit olmaları gerektiğini vurgulayan Eroğlu, Annan`ın planının bu konuyu kapsamadığını kaydetti. Eroğl
u, ``1960 Anayasası, Kıbrıslı Türklere veto hakkı tanıyordu. Oysa Annan`ın planında bu öngörülmüyor. Plana göre oluşturulacak bakanlar kurulunda alınacak kararlarda ve veto konusunda 1960`a oranla daha güçsüz olacağız`` ifadesini kullandı.
Eroğlu, demecin
de ayrıca, Kıbrıs`ta iki halkın anavatanlarını unutup ayrı bir ulus oluşturmasının gerçekçi olmadığını ifade ederek, ``Türkler Türk, Rumlar da Rum olarak kalacaktır`` dedi.
AKINCI
Bu arada To Vima gazetesine demeç veren Toplumcu Kurtuluş Partisi eski Başka
nı Milletvekili Mustafa Akıncı da Kıbrıslı Türklerin adadaki siyasi soruna çözüm bulmakta kararlı olduklarını belirtti.
Çözüm konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş`ı isteksiz davranmakla suçlayan Akıncı, 28 Şubat`a kadar çözüm bulunması gerektiğini,
daha sonra bunun zor olacağını savundu.
Demecinde, Cumhurbaşkanı Denktaş`ı eleştirdiği için telefonlarının dinlendiğini ileri süren Akıncı, ``Ankara`nın ve Rauf Denktaş`ın şahinlerini eleştirenler, rahat yüzü görmüyor. Ancak bizi hapse atmaya cesaret edec
eklerini sanmıyorum. Bunun için bir gerekçeleri yok. Ben ne yapıyorsam Kıbrıs için yapıyorum`` diye konuştu.

HALKIN SESI 06/01/2003

Denktaş ile parti liderleri bugün 3. kez görüşecek
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti başkan ve yetkililerinin Annan planına ilişkin değerlendirme toplantıları sürüyor.
Annan planı üzerinde temel konularda görüşbirliği sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanı Denktaş ile siyasi parti temsilcileri arasında geçen Perşembe günü başlayan değerl
endirme toplantılarının üçüncüsü bugün saat 15.00'de Cumhurbaşkanlığı'nda gerçekleştirilecek.
DENKTAŞ'IN DEĞERLENDİRMESİ İLETİLDİ
Bu arada Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planıyla ilgili değerlendirmesini, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi partilere önceki gün yazılı olarak iletti.
Kıbrıs sorununun çözümü için yaklaşık bir hafta sonra başlaması planlanan yeni müzakere süreci ve Annan planı hakkında geçen hafta Perşembe ve Cuma günleri parti liderleriyle biraraya gelen Denktaş'ın, yarın yapılacak
üçüncü toplantı öncesinde partilere yazılı olarak ilettiği değerlendirmeler, 8 sayfadan oluşuyor.
Bugün öğleden önce Denktaş'ın değerlendirmesiyle ilgili görüşlerini netleştirecek olan parti liderleri, saat 15.00'te Cumhurbaşkanı Denktaş'la yeniden birara
ya gelecekler.
HALKIN SESI 06/01/2003


Erdoğan: Demokratik yollarla kendi kararını Kıbrıs halkı verecektir

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Demokratik yollarla kendi kararını Kıbrıs halkı verecektir" dedi.
Erdoğan, Kastamonu'yu ziyareti sırasında bir gazetecinin "muhalefetin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı istifaya çağırması" konusundaki sorusuna şöyle yanıt verdi:
"Kıbrıs'ın kendi içindeki sorunu. Her zamankinden daha çok birlik, beraberliğe ihtiyacı var. Ama herkes demokratik düşüncelerini o
rtaya koymak durumundadır. Karşı olan da koymalıdır düşüncesini. Demokratik yollarla kendi kararını Kıbrıs halkı verecektir. Dışarıdan müdahaleyi bizim de yapmamızın doğru olmayacağı inancındayım."
HALKIN SESI 06/01/2003

Başbakan Eroğlu’ndan ilk kez!..

‘Toprak tavizi’

Atina - KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda 'bazı tavizlerde' bulunabileceğini söyledi.
Eroğlu, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesinde çıkan demecinde, Kıbrıslı Türklerin barışı ve AB'ye katılmayı arzuladıklarını belirtti.
Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı çerçevesinde bir anlaşmaya varılabilmesi için Türk tarafının toprak konusunda bazı düzenlemelerin yapılmasını kabul edebileceğini belirten Eroğlu, 'An
cak temel düşünce, mümkün olduğunca daha az Kıbrıslı Türkün evlerini terk etmesini sağlamaktır' dedi.
Eroğlu, 'Örneğin Maraş’ı Rumlara verebiliriz. Adanın yüzde 3'ünü oluşturan yeşil hattı da verebiliriz. Ayrıca bazı Rumların yerleşebilmeleri için belki k
uzeydeki sınırlarımızı da biraz çekebiliriz' diye konuştu.
Eroğlu, '1960 Anayasası, Kıbrıslı Türklere veto hakkı tanıyordu. Oysa Annan'ın planında bu öngörülmüyor. Plana göre oluşturulacak bakanlar kurulunda alınacak kararlarda ve veto konusunda 1960'a or
anla daha güçsüz olacağız' ifadesini kullandı.
Kıbrıs'ta iki halkın anavatanlarını unutup ayrı bir ulus oluşturmasının gerçekçi olmadığını ifade eden Eroğlu, 'Türkler Türk, Rumlar da Rum olarak kalacaktır' dedi.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili de
Mustafa Akıncı da çözüm konusunda Denktaş'ı isteksiz davranmakla suçladı. Akıncı, aynı gazeteye verdiği demeçte, Denktaş'ı eleştirdiği için telefonlarının dinlendiğini ileri sürerek, 'Ankara'nın ve Rauf Denktaş'ın şahinlerini eleştirenler, rahat yüzü görmüyor. Ancak bizi hapse atmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum. Bunun için bir gerekçeleri yok. Ben ne yapıyorsam Kıbrıs için yapıyorum' diye konuştu. (aa)
YENIDUZEN 06/01/2003

Saray’da 3’üncü randevu!

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi parti başkan ve yetkililerinin Annan planına ilişkin değerlendirme toplantıları sürüyor.
Annan planı üzerinde temel konularda görüşbirliği sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanı Denktaş ile siyasi parti temsilcileri arasında geçen Perşembe gün
ü başlayan değerlendirme toplantılarının üçüncüsü bugün saat 15.00’de Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleştirilecek.
Bu arada Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planıyla ilgili değerlendirmesini, Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilere yazılı olarak
iletti.
Kıbrıs sorununun çözümü için yaklaşık bir hafta sonra başlaması planlanan yeni müzakere süreci ve Annan planı hakkında geçen hafta Perşembe ve Cuma günleri parti liderleriyle biraraya gelen Denktaş’ın, yarın yapılacak üçüncü toplantı öncesinde par
tilere yazılı olarak ilettiği değerlendirmeler, 8 sayfadan oluşuyor.
Bugün öğleden önce Denktaş’ın değerlendirmesiyle ilgili görüşlerini netleştirecek olan parti liderleri, saat 15.00’te Cumhurbaşkanı Denktaş’la yeniden bir araya gelecekler.
YENIDUZEN 06/01/2003

 

 

Mümtaz Soysal haddini aşıyor?

Rauf Raif Denktaş’ın “Anayasa Danışmanlığı”nı yapan ve Türkiye’de yüzde 0.02 oy oranı bulunan bir siyasi partinin başkanlığını sürdüren Mümtaz Soysal, “Kıbrıs sorunu” ile ilgili açıklamaları ile tepki toplamaya devam ediyor.
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası Başkanı Ahmet Barçın dün yaptığı yazılı açıklamada, Mümtaz Soysal’ı sert bir dille eleştirdi.
Barçın’ın açıklamasını aynen YeniDÜZEN okurları ile paylaşıyoruz:
Son günlerde Kıbrıs konusunda önüne gele
n herkes bir şeyler söylemeye devam etmektedir.
Özellikle kendini “Kıbrıs uzmanı” sayan ve Kıbrıs Türklerinin bunca yıldır verdiği mücadeleyi görmezlikten gelen Mümtaz Soysal yaşının gereği olarak ileri geri konuşmaya devam etmektedir. Yanlış bilgilerle sa
vsata yapmaktadır.
Kıbrıs’ın kuzeyinde yer alan eğitim sistemini sayın Soysal bilmeden devrim tarihi derslerinin okutulmadığını ve bunu da barış adına yaptıklarını söyleyerek Kıbrıs konusunda ne kadar uzman olduğunu ortaya koymuştur.
Eğitim sistemi var o
lduğundan beri okullarımızda devrim tarihi dersi okutulmakta ve öğretmenlerimiz layıkıyla görevlerini yerine getirmektedir. Okullarımızda hem devrim tarihi hem de Kıbrıs tarihi anlatıldığından gençlik tavrını ortaya koymuş ve ülkesine sahip çıkmıştır.
Kıbrıs Türk halkı olarak Mümtaz Soysal ve onun gibilerinin artık kıbrıs Türk halkının ayaklarının içinde dolaşmamasını istiyoruz. Kendisini şahin zanneden bu kişiler korkularını yenmek için karanlıkta uçan baykuşlardır.
26 Aralık mitinginde on binlerce insanın
gösterdiği kararlıktan korkan bu baykuşlar halkın sesine daha ne kadar kulak tıkayacaklardır. Meydanlarda 30-40 binler “Barış, Çözüm ve AB”diye haykırırken tedaviye muhtaç olan bu beyinler halkın bu talebini geriletemeyeceklerdir,
Son günlerde egemen çevr
eler ve uşakları örgütlü mücadele eden öğretmen ve örgütüne sistemli bir şekilde saldırmaktadır. Ülkemizde sarayı ve içindekileri bile tanımayan Kıbrıs Türk halkını hiç tanımayan bu tedaviye muhtaç insan kendi ülke halkı tarafından bile kabul görmemiştir. Bu zattın ülkemizde değil anayasa danışmanlığı saraya bekçi olarak bile alınmaması gerekir. Ne Denktaş ne de bu hastalıklı beyinlerin Kıbrıs Türk toplumu hakkında karar verme yetkileri vardır. Bu kişiler ya ağızlarını açmamak üzere kapatsınlar ya da bir kenara çekilip istirahat etsinler.
Hiç bir güç ve tavır Kıbrıs Türk insanının ve Türkiye halkının AB yolunu tıkayamayacaktır.
Kıbrıs Türk toplumunun geleceği olan gençler “Çözüm ,Barış ve AB “ mücadelesine öğretmenleriyle birlikte katkı koymaya devam edecekl
erdir. Bunu ne Denktaş ve uşakları ne de ithal malı danışmanları engelleyemeyecektir.
YENIDUZEN 06/01/2003

AK Parti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan:

‘Çözebiliriz, çözmeliyiz’

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Annan planının tartışılmaz ve değiştirilmez bir metin olmadığını ifade ederek, 'Bu meseleyi çözebiliriz ve çözmeliyiz, diyoruz' dedi. Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, iç ve dış siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini dile getirdi. Konuşmasında, hiçkimsenin Kıbrıs meselesini gözden çıkaramayacağını ve Kıbrıs'ın önemini küçültemeyeceğini ifade eden Erdoğan, bu konudaki iyi niyetlerinin ve problem çözme iradelerinin, bu konudaki eski argümanlara malzeme yapılmamasını istedi.
Erdoğan konuşmasında, Kı
brıs meselesinin 'el zayıflatan bir mesele olmaktan çıkarılması gerektiğini, bunun için de müzakereye açık olduklarını ifade ettiğini' anımsattı. Kıbrıs konusunda statükonun yerleşik dilini kullanmaktan yana olmadıklarını ifade eden Erdoğan, bu çerçeveden bakıldığında 40 yıldır devam eden Kıbrıs problemine bir çözüm bulmak gerektiğini söyledi.
Konuşmasında, 'Çözümsüzlük siyasetiyle Kıbrıs Türk halkının refahından, mutluluğundan ve uluslararası itibarından taviz veren bu kişiler ne bizim söylemlerimizi, ne
de Sayın Denktaş'ı istismar etmeye kalkmasınlar' ifadesine yer veren AK Parti Lideri, kendilerinin, Kıbrıs'ta asla (ver kurtul) politikasından yana olmadıklarını, ama 'bu saatten sonra 40 yıldır sürdürülen politikalarla bir yere varılamayacağını' söylediklerini ifade etti.
Erdoğan, Irak konusunda BM'nin alacağı karar çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getireceklerini, 'bunun işin doğal neticesi olduğunu' da söyledi.
Dünyanın hiçbir bölgesinde ve özellikle de Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada savaş, kan v
e gözyaşı istemediklerini söyleyen Erdoğan, BM başta olmak üzere dünya ülkelerinin savaşsız çözüm ve barış için daha fazla etkinlik ortaya koymasını beklediklerini kaydetti.
YENIDUZEN 06/01/2003

Denktaş gardiyan oldu Klerides ise kahraman

Hüseyin ALKAN / LEFKOŞA

 

BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs planını sunduğu 11 Kasım'dan sonra başlayan taktik savaşını Rumlar kazandı. Güney'de halk topyekûn plana karşı çıktığı halde Klerides, ülkesini AB'ye sokan lider oldu. Denktaş ise Klerides ile aynı şekilde plana itiraz ettiği halde, AB konusundaki düş kırıklığı yüzünden miting meydanlarına taşan halkı tarafından gardiyana benzetildi.

KOPENHAG Zirvesi'nde AB üyeliklerini tehlikeye atmamak için son derece dikkatli davranan Rum Yönetimi, halkın topyekun plana karşı çıkmasına rağmen 'Denktaş'ı çözümün önündeki en önemli engel' olarak göstermeyi başardı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a karşı oluşan muhalefet rüzgarında Rumların uzlaşmazlığı gölgede kaldı. Gözlemcilere göre Denktaş'ın en büyük hatası, Güney'deki havayı bilmesine rağmen kartlarını açık oynaması ve peşinen retçi bir tavır sergilemesi oldu. Denktaş, bu tavrıyla hastalıklı sosyo-ekonomik yapının değişmesi için çözüm isteyen halkının beklentilerine yanıt veremeyen lider durumuna düştü. Kıbrıslı Türkler Haluk Levent'in şarkısından esinlenerek, mitinglerde KKTC'yi hapishaneye, kendilerine mahkuma, Yeşil Hat'tı parmaklığa, Denktaş'ı ise gardiyana benzetti. Denktaş'ın 40 yıldır masada uzlaşamadığı arkadaşı Klerides ise çözüm için hiçbir adım atmadan Güney'de 'kahraman' oldu.

MEYDANLARDA ÖFKE

Güney Kıbrıs'ta plan aleyhinde esen rüzgara rağmen, Rum Yönetimi, verilen bir haftalık süre dolmadan planı müzakereye hazır olduğunu açıkladı. Türk tarafı aynı yanıtı bir hafta gecikmeli olarak verdi. Rumlar, BM'ye planla ilgili olarak Türk tarafınınkinden daha kabarık bir itiraz dosyası sundu. Klerides, plan hakkında sessiz kalmayı tercih ederken Denktaş her fırsatta BM önerilerinin tuzaklarla dolu olduğunu söyledi. Bu durum, dünyaya Rumların planı kabul ettiği, Türk tarafının ise reddettiği mesajını verdi. Klerides, Türk tarafının da 'yardımıyla' Annan planını imzalamak zorunda kalmadan ülkesini AB'ye soktu. Düş kırıklığına uğrayan Kıbrıslı Türkler öfkesini meydanlarda Denktaş'tan çıkarttı.

KKTC'deki gösterileri 'isyan' o
larak niteleyen Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türklere sempatisini bildirdi. Güney Kıbrıs'ta Türk eylemcilerle dayanışma gösterisi yapıldı. Rum partileri ve sendikalar, önceki gün eylemcilere destek belirtti. Dün de Türklere destek için imza kampanyası başlatılacak.

Güney’de Kilise ve aydınlar plana karşı

Güney Kıbrıs'ta yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 87'sinin plana karşı olduğunu ortaya koydu. Rum Kilisesi'nin en üst kararı organı Sen Sinod Meclisi, 'Yüzde 18'lik Türk azınlığa aşırı imtiyazlar verildiğini' öne sürerek planı reddetti. Spor salonlarında binlerce kişi ellerindeki 'Ohi' (Hayır) dövizleriyle plana tepki gösterdi. Kopenhag Zirvesi öncesinde 600 kişilik bir kalabalık Klerides'in sarayını bastı, Rum lidere 'Planı imzalama. İmzalayacaksan Kop
enhag'dan dönme' dedi. Rum partileri, planda kabul edilemeyecek pek çok unsurun bulunduğunu dile getirdi. Rum aydın ve sanatçılar ortak bildiriler yayınlayarak, Annan planının devleti ırkçı bir yapıya soktuğunu savundu. Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Mehmet Ali Talat ise Rumlara sürpriz bir çağrı yaparak 'Çözüm istiyorsanız samimiyetinizi kanıtlayın ve siz de kiliseye karşı gösteri yapın' dedi.

HURRIYET 06/01/2003

KKTC'de anket yarışı

KKTC'de, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planıyla ilgili iki farklı gazete tarafından yaptırılan anketlerde, birbirinin tersi sonuçlar ortaya çıktı.

Kıbrıs gazetesi tarafından yaptırılan ankette, katılımcıların yüzde 65.4'ü plana mevcut haliyle ''evet'' derken, Volkan gazetesinin anketindeyse BM planının bütününe yüzde 79.8 oranında ''hayır'' deniliyor.

Kıbrıs gazetesinin yan kuruluşu olan KADEM'e, 27 Aralık 2002-3 Ocak 2003 tarihleri arasında 1194 kişi üzerinde yaptırdığı ankette, Annan planının mevcut şekline yüzde 65.4 ''evet'', yüzde 28.2'lik bir oran da ''hayır'' yanıtını verdi.

''28 Şubat'a kadar bir anlaşmaya ulaşılacağına inanıyor musunuz?''sorusuna karşılık, katılımcıların yüzde 50.4 ''inandığını'', yüzde 46.4'ü de ''inanmadığını'' belirtti.

Kıbrıs gazetesinin anketinde, BM planında en fazla, Türk parça devletine dönüş yapacak Rumlar, toprak ve mal-mülk konularına karşı çıkılıyor. Ortak cumhurbaşkanlığı, egemenlik, su kaynaklarının ortak kullanılabilmesinin garanti altına alınması ve yüksek mahkemenin oluşumu en yüksek oranda onay alan düzenlemeler oldu.

Plana, 55 yaş üzeri grup en az desteği verirken, 35-44 yaş grubu yüzde 74 ''evet'' yanıtıyla plana en fazla destek veren grup olarak dikkati çekiyor.

VOLKAN GAZETESİ'NİN ANKETİ

Volkan gazetesinin Akdeniz Haber Ajansı (AHA) ile birlikte, 25 Aralık 2002'de 1250 kişiyle yaptığı anketteyse katılanların yüzde 70.2'si Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a müzakerelerde güvendiğini belirtirken, yüzde 79.8'lik oran Annan planını olduğu şekliyle kabul etmiyor.

Ankette yöneltilen ''BM planının bütünün onaylıyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 79.8 ''onaylamıyorum'', yüzde 17.6 ''onaylıyorum'' yanıtını verirken, ''BM belgesinde yer alan son haritayla ilgili ne düşünüyorsunuz?'' sorusuna yüzde 78 ''onaylamıyorum'', yüzde 17.2 ''onaylıyorum'' görüşünde olduğunu belirtti.

Volkan gazetesinin anketinde, ''Cumhurbaşkanı Denktaş'a güveniyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 66 ''güveniyorum'', yüzde 31 ''güvenmiyorum'' yanıtını verdi. ''Görüşmelerin bu safhasında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yerine başka bir müzakereci atanmasına nasıl bakıyorsunuz?'' sorusuna ise yüzde 70.2 ''buna gerek yok'', yüzde 24.6da ''gerekli görüyorum'' yanıtını verdi.

Ankete katılanların yüzde 64.9'u gelecek bir yıl içinde anlaşma umudu görmezken, yüzde 32.4'lük bir oran anlaşmadan umutlu.

''Planın devletimizi, egemenliğimizi ve eşitliğimizi koruyacağına inanıyor musunuz?'' sorusuna, yüzde 68.4 ''inanmıyorum'', yüzde 25.8'de ''inanıyorum'' yanıtını verdi.

Rumların eski yerlerine ve mallarına dönmesine yüzde 69.5'lik bir oranda karşı çıkılırken, yüzde 26'lık bir kesimse bunu onaylıyor.

Ankete katılanların yüzde 81.6'sı, Rumların yüzde 28 oranında içlerine gelerek seçme seçilme hakkına sahip olmasına karşı çıkarken, yüzde 14.6'lık bir kesimi buna karşı çıkmıyor.

HURRIYET 06/01/2003

Klerides seçimlerde sağ kolu Markides'e karşı

RUM Yönetimi Lideri Glafkos Klerides, 16 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerine adaylığını koyacağını açıklayınca, müzakerelerdeki sağ kolu Başsavcı Alekos Markides'le ters düştü. Markides de aday olacağını duyurdu. Markides, Kıbrıs görüşmelerindeki katı tutumu ve Klerides üzerindeki etkisi nedeniyle Türk tarafının çekindiği en önemli isimlerden biriydi. Markides'in bu aşamadan sonra müzakere heyetinde yer alıp almayacağı bilinmiyor. Rum basınına göre Markides, Klerides'in adaylığını açıklamasına sert tepki gösterdi. Klerides'in yerine aday olmayı bekleyen Markides, Rum lidere giderek 'Adaylığımı destekleme sözü vermiştiniz. Beni aldattınız. Ben de aday olacağım' dedi. Klerides seçimlerde muhalefetin adayı Tasos Papadopulos'u ancak kendisinin yenebileceğini belirterek Markides'i ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Klerides'in onursal başkanlığını yaptığı iktidardaki Demokratik Seferberlik Birlik Partisi de Markides'i adaylıktan vazgeçiremedi. Parti Merkez Komitesi, 2'ye karşı 30 oyla Klerides'in adaylığını destekleme kararı aldı. Markides, adaylığını açıklarken Kıbrıs sorununa 'temiz bir çözüm' bulma sözü verdi ve 'Tüm vatandaşlarımız Türk işgalinin ve Ada'nın bölünmüşlüğü için mücadele vermelidir' diye konuştu. Gazeteler, Markides'in adaylığını 'siyasi intihar' olarak nitelediler.

HURRIYET 06/01/2003

Newsweek: Kıbrıs konusunda problem derin devlet

Newsweek dergisi, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda problemi Kıbrıs'ı hayati bir türk çıkarı olarak gören ve Denktaş'ın sert çizgisini destekleyen derin devletin oluşturduğunu öne sürdü.

Newsweek dergisi, Kıbrıs sorununun çözümünde problemi, "derin devlet" olarak tanımladığı ve Ankara'nın karar mekanizmasında en az secilmiş liderler kadar önemli bir rol oynayan seçilmemiş generaller ve üst düzey bürokratların oluşturduğunu iddia etti.

Newsweek dergisi, "Genç Türkler Adanın Geleceğinde Söz Sahibi Olmak İstiyor" haber yorumunda KKTC'nin nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan 30 bin kişinin sokağa dökülmesinin "Kıbrıs stili halkın gücü" olarak yorumlarken bu gösteriler karşısında "ağladığını" açıklayan 78 yaşındaki Rauf Denktaş'ı "yok olan bir düzenin son savuncusu" olarak nitelendirdi.

Kıbrıs adasının Rum kısmı AB'ye girmeye hazırlanırken Kıbrıslı Türklerin "geri bırakılmak istemediği" yolunda net bir mesaj verdiğini öne süren dergi, halen Kıbrıs'ı birleştirmek ve adanın iki halkının AB üyeliğinin sağlayacağı zenginlik ve ilerlemede pay alması için bir fırsat olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs'ta bir çözüme varılamaması halinde Kıbrıslı Türkler ortada kalırken adanın Türkiye, Yunanistan ve tüm Avrupa için sürekli bir sorun kaynağı oluşturacağını savundu.

Denktaş'ın sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Ankara'nın desteğini de giderek kaybetmekte olduğunun işaretlerinin bulunduğunu öne süren Newsweek, yeni AKP hükümetinin tek bir kişinin inatçılığının esiri olmak istemediğini, lideri Tayyip Erdoğan'ın da "30 bin kişinin gösteri yaparsa bu Kuzey Kıbrıs'ın başka bir istikamete doğru gittiği demek" sözlerine dikkat çekti.

Erdoğan'ın ifade ettiği görüşlerin artık Türk medyasında geniş bir biçimde dile getirildiğini kaydeden Newsweek, şöyle devam etti:

"İş çevreleri devam eden çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB talebine verdiği zarar yüksek sesle dile getiriyorlar. Problem, Türkiye'nin "derin devleti" olarak adlandırılan ve Ankara'nın karar mekanizmasında en az seçilmiş liderleri kadar önemli bir rol oynayan seçilmemiş generaller ve üst düzey bürokratlardır. Bu milliyetçi eski tüfekler, Kıbrıs'ı hayati bir Türk çıkarı gibi görüyor ve Denktaş'ın sert çizgisini destekliyor. Ancak onların politika üzerindeki etkisi artan uluslararası baskının karşısında zayıflıyor gibi. AB, BM, Yunanistan, ABD ile Kıbrıs'ın eski koloniyal sahibi İngiltere, hepsi hem Denktaş'ı, hem de Rum lideri Klafkos Klerides'i bir anlaşmaya varmaya itiyor ve Türk muhafazakarlarını, karışmamaları için uyarıyor."

Kıbrıs sorununda çözüme varılması amacıyla önümüzdeki bir ayda yoğun çabaların yapılacağına dikkat çeken Newsweek, diplomatların iki temel zorluğu aşması gerekeceğini belirterek bunları, "AB'ye alınan Rumlar için anlaşma teşviklerinin azalmış olması" ve bundan daha da zor olan, "mülkiyet sorunu" olarak sıraladı.

AKP hükümetinin manevra gücünün, Denktaş'ı ve "eski kuşak dostlarını" aşıp aşmayacağının henüz belli olmadığını, ancak değişim lokomotifinin gençler olması gerektiğini öne süren dergi, yazıyı notlakarken "Yeni kuşak Kıbrıslı Türkler, geleceklerini yaşlı adamların ellerinden almak için çabalıyor. Er veya geç, onlar kazanacak" yorumunu yaptı.

HURRIYET 06/01/2003

Erdoğan'ın aklı Kıbrıs'ta
Ya çözüm ya da çözüm

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün benimsenemeyeceğini söyleyen AKP lideri, siyasetini çarpıtanları sert bir dille uyardı

06/01/2003 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, dün partisinin il başkanları toplantısında, Kıbrıs ve Irak konusunda bir dizi mesaj verdi. Kıbrıs'ta statükonun dilini kullanmayacaklarını söylerken, "Ne bizim söylediklerimiz ne de Denktaş istismar edilmesin" diyen Erdoğan, olası Irak savaşıyla ilgili olarak BM kararlarının bağlayıcı olduğunu vurguladı.
KIBRIS'TA AKILCI YAKLAŞIM: Kıbrıs konusunda statükonun yerleşik dilini kullanmamaktan yanayız. 40 yıldır süren probleme çözüm bulmak gerek. Her iki taraf artık çözümsüzlüğü bir siyaset biçimi olarak benimsememeli. Bize göre Annan Planı, müzakere edilebilir. Kimse Kıbrıs meselesini gözden çıkaramaz ve önemini küçültemez. Hem Türkiye'nin, hem de Kıbrıs halkının geleceğini düşünerek akılcı davranmalıyız.
UYARIYORUM: Kimse bu iyi niyetli ve problem çözme irademizi çözümsüzlüğe dayalı, sonuçta bir öneri getirmeyen eski argümanları malzeme yapmasın. Bizim çözümden yana tavrımızı 'Kıbrıs'ta taviz veriyorlar' diye sunmaya kalkanları uyarmak istiyorum. Çözümsüzlük siyasetiyle Kıbrıs Türklerinin refahı, mutluluğu ve uluslararası itibarından taviz veren bu kişiler, ne bizim söylemlerimizi, ne de Denktaş'ı istismar etmeye kalkmasınlar. 'Ver-kurtul' politikasından yana değiliz. Bizi eleştirenlerden biz daha milliyiz.
IRAK'TA BM KARARI BAĞLAYICI: Savaşın ne büyük bir acı olduğunu biliyoruz. Bir tek insanın burnu bile kanamasın, hiçbir çocuk babasız kalmasın, hiçbir ocak sönmesin istiyoruz. Hükümetimizin ve sürece dahil olan bütün kurumların gösterdikleri pozitif tavır takdire şayan olup, BaşbakanınOrtadoğu seyahati barış imkânının henüz bitmed
iğini göstermesi açısından çok anlamlı. BM kararını bağlayacı sayıyoruz. Irak konusunda BM'nin alacağı karar çerçevesinde yükümlülüklerimizi de yerine getireceğiz. Halklarına acı ve ıstırap çektiren otoriter yönetimler istemediğimiz gibi, uluslararası ilişkiler de güç ve kudret ilişkisine dayalı olmamalı.

Atina da bastıracak

Yunanistan Başbakanı, Ankara'yı Kıbrıs'ta çözümü geciktirerek AB adaylığını zorlaştırmaması yönünde uyardı. Simitis, Erdoğan'ın Kıbrıs'la ilgili açıklamaları için de 'Devamı gelecektir' dedi

06/01/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Danimarka'nın dönem başkanlığında olduğu gibi ülkesinin dönem başkanlığında da, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye baskı yapmaya devam edeceğini belirtti. Ankara'da bazı çevrelerin Kopenhag'da Türkiye'ye tarih olarak 2004 sonu verildiğine göre, Kıbrıs sorununun çözümünün bekleyebileceğine ilişkin görüşlerinin yanlış olduğunu söyleyen Simitis, bugünkü dinamizmden uzaklaştıkça hem çözümün hem de Türkiye'nin Avrupa perspek
tifinin zorlaşacağını kaydetti.

AB yanlıları güçleniyor
To Vima gazetesine konuşan Yunanistan Başbakanı, Türkiye'de AB üyeliği için yapılması gereken köklü değişikliklerin, illa da bir çekişme ortamı içinde ve büyük güçlüklerle gerçekleşeceğine dair önyargılı olamamak gerektiğini söyleyerek, "Türkiye'de AB'ye üyelik görüşü giderek güçleniyor" dedi. Simitis, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarına dikkat çekerek "karakteristiktir ve bunların arkası gelecektir" dedi.
AB dönem başkanı olarak o
lası Irak savaşını da değerlendiren Simitis, "BM Güvenlik Konseyi kararlarına saygı gösterilmeli. Dönem başkanlığımızda hedefimiz bu konuda AB ülkeleri arasında ortak tavır benimsenmesi. 1
Ocak'tan itibaren Güvenlik Konseyi'nde Almanya, Fransa ve Britanya
gibi AB'nin güçlü ülkelerinin yer alması işimizi kolaylaştırmakta. Bugün önemli olan, BM'nin gayretlerinin başarıya ulaşması ve savaş olmaması".
Bu arada, Pire Üniversitesi'nin Avrupa hukuku kürsüsünde doçent olan Panayotis Kanallepulos, Elefterotipia ga
zetesine verdiği demeçte, 'Türkiye için kâbus, AB için rüya senaryosu'nu anlattı. Türkiye'nin bugün AB üyesi olması halinde Avrupa Parlamentosu'nda 72 milletvekiline, AB Konseyi'nde 29 oya sahip olacağını, nüfus artışıyla 20 yıl sonra AB'nin vekil ve oy açısından en güçlü ülkesi haline geleceğini belirtti. Kanallepulos, Avrupalıların nüfus yüzünden Türkiye'yi kendilerine fazla yaklaştırmadıklarını söyledi.

'Kürdistan' formülü
Yunan akademisyenin bu sorunun çözümü için ortaya attığı öneri ise 'Kürdistan'ın kurulma-sı': "Türkiye'nin güneyinde ve Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması çözümdür. O zaman Türkiye ve Irak'taki Kürt unsuru birleşebilir. Türkiye'deki Kürt unsuru özerkliğe kavuşursa, bu ülkenin nüfusu yarıya inebilir. Bu Türkiye için kâbus, AB
üyesi ülkeler için de bir rüyadır."

 

AKP'nin Kıbrıs'a cesareti yetmiyor

İktidar mücadelesi Kıbrıs'ta veriliyor. AKP Kıbrıs'ı çözmezse iktidar olamayacak. Çözme gücü de yok. Denktaş'ın arkasında ordu var AKP kuşatma altında. Çünkü reformist tutumu bazılarını korkutuyor. AKP'nin İslamcı geçmişi biraz mazeret olarak kullanılıyor Katı bir laiklik anlayışı var. Devletin İslam'a bakışı değişti. İslam'ın kendisi tehdit oldu. Biz bu çok katı laikliği demokrasiden vazgeçerek koruyoruz

06/01/2003 RADIKAL

NEŞE DÜZEL

NEDEN? Menderes Çınar
AKP, iktidara geldiğinden itibaren art arda büyük sorunlarla karşılaştı. Avrupa Birliği, Kıbrıs sorunu, Irak savaşı, yeni hükümetin önüne, ona hiç vakit tanımadan çıkıverdi. AKP, bu sorunlar konusunda, iktidarının ilk günlerinde takındığı kararlı tavrı sürdüremedi. Zikzaklar çizmeye başladı. Geri adımlar attı. Korkmuş bir iktidar görüntüsü verdi. Milletvekili dokunulmazlığı ve İhale Yasası'nda ise dürüstlüğüyle ilgili soru işaretleri yarattı. Siyasal İslam'la ve Milli Görüş üzerine araştırmalar yapan Başkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi yardımcı doçent Menderes Çınar'la AKP'nin niye böyle zikzak çizdiğini, kimden korktuğunu, Kıbrıs'ta neden kararlı davranmadığını, İhale Yasası'nda niye yolsuzluklara açık bir tutum takındığını, devletin AKP'ye nasıl baktığını, AKP'nin Cumhurbaşkanı ve orduyla ilişkisinin nasıl olduğunu konuştuk. Menderes Çınar'ın, İslamcılık, Kemalizm, ikisi arasında benzerlik, din ve siyaset, Milli Görüş hareketi üzerine yayımlanmış çok sayıda makalesi var.



AKP iktidarı, seçimi kazandıktan hemen sonra çok kararlı bir görünüm sergiledi. Ne yapacağını bilen, programı hazır bir parti görüntüsü verdi. Şimdi ise neredeyse her konuda bir kararsızlık sergiliyor. Ne oldu AKP'ye? O günlerdeki kararlı halleri niye kayboldu?
Tam bir kararsızlık sergilediklerini düşünmüyorum. AKP kuşatma altında. Her istediği adımı atamıyor. Erdoğan böyle olacağını öngörmüştü. Seçim kampanyasında 'Biz üç ay içinde duruma hâkim olacağız' demişti. Bu üç aylık süre biraz uzuyor. Hem onlar da öyle dünyaları vaat etmediler ki.
Nasıl olur? Bütün diğer partilerden çok daha fazla şey vaat ettiler halka. AKP iktidar olunca mazot fiyatı hemen yarıya inecekti. Mazot inince diğer bütün enerji ürünleri de zaten ucuzlayacaktı. Mazot fiyatı her gün artıyor şimdi. Nemaları hemen ödeyeceğiz dediler, sonra zikzak çizdiler, zamana yaydılar. Asgari ücretten vergi almayacaklarını söylediler, alıyorlar. Oysa Bakanlar Kurulu'nun alabileceği k
ararlardı bunlar. Ekonomide de mi kuşatma altında bunlar?
Hayır. AKP hükümetinde biraz acemilik var ama duruma hâkim olmak için de kendi kadrosunu kuramıyor. Her yeni hükümette üst düzey bürokratlar değişir. Bu hükümetin atamaları uzun sürüyor. Bu atamalar, devlet kadroları içinden oluyor ama ayrı bir güvenlik soruşturması yapılıyormuş gibi bir süreç çalışıyor. Cumhurbaşkanı bazı atama isteklerini reddediyor.
Bu iktidarın çok korkak bir hali var. Hiçbir sözlerinin arkasında duramıyorlar. Ne korkuttu onları
?
Kuşatma korkuttu. Her taraftan tepki geliyor. Devletle sürtüşmek, gerginlik yaratmak istemiyorlar. Sürekli uzlaşmayı vurgulamalarının nedeni de bu. Ayrıca iktidar mücadelesi de daha yeni başladı. Türkiye'de hükümet olmak, iktidara sahip olmak anlamına gelmiyor. Cumhuriyet tarihine baktığımızda, 'Laiklik, Kürt meselesi, ulusal kimlik, Türk kimliği, vatandaşlık kimliği, Kıbrıs meselesi ve dış politika' gibi toplumun ortak değerlerini ve çıkarlarını belirleyen temel konular hep siyaset üstü ve siyaset dışı
dır. Hangi siyasetçi bugüne kadar bu alanlarda reform yapabildi ki? Bu alanlar, kendilerine 'devlet seçkinleri' veya 'muktedirler' denilen gruplar tarafından belirleniyor. Bu ülkede sivil siyaset için alan çok kısıtlı. Bu nedenle, AKP iktidar oldu mu diye sorarken, acaba daha evvelki hükümetler iktidar oldular mı, bundan önceki üçlü koalisyon iktidar oldu mu diye sormak gerekir. Türkiye'de hiçbir iktidar, iktidar değil aslında. İktidarmış gibi iktidar bunlar.
AKP niye kuşatma altında?
İki nedenle. Bir, AKP'den İslamcı geçmişi nedeniyle şüphe duyuluyor. Bu şüpheyi, devlet kurumları, yargı ve Deniz Baykal dahil herkes besliyor. İki, AKP'nin reformist duruşundan endişe ediliyor. Çünkü AKP yeni bir merkez oluşturmak istiyor. Klasik merkez partileri gibi olmak
istemiyor. Bu yüzden Tayyip Erdoğan 'İç ve dış siyasette statüko değişmeli' diyor. Taşları düpedüz oynatmaktır bu. Erdoğan, 'Ekonomik kalkınma, demokrasi olmadan olmaz. İnsanların ekmek kadar özgürlüğe de ihtiyacı var. Kıbrıs sorunu çözülmeli' gibi ilerici şeyler söylüyor. Kürt meselesine de 'Terör, neden değil, sonuçtur' diye bakıyor. Aslında, AKP'nin İslamcı geçmişi biraz mazeret olarak kullanılıyor. Varsayalım ki AKP takiye yapıyor. İslamcı hedefine ulaşmak için Türkiye'yi demokratikleştirmek istiyor. Zaten bizim problemimiz, İslamcılıkla demokratik yoldan mücadele etmemiş olmamız değil mi? AKP demokrasiyi güçlendirecekse, korkacak bir şey yok demektir. Kendimize güvenmeli ve 'Biz bunlarla demokratik yoldan mücadele edebiliriz' diyebilmeliyiz.
AKP'den şüphelenilmesi için bir temel yok mu?
AKP, Refah Partisi'nin eleştirisi üzerine kurulmuş, 28 Şubat'tan dersler çıkarmış bir grubun kurduğu parti. Erbakan'dan farklılar. Erbakan, Türkiye'de siyasetin kurumsal yapısını değiştirmek istemedi. O, Kemalist yapının içini İslam'la doldurmak istedi. Erbakan İslamcı Kemalistti. Erdoğan değil. İslamcı Kemalizm, aynen Kemalizm gibi homojen bir toplum tasarlar, toplumun içindeki farklılıkları kabul etmez, çoğulcu olmayan bir laikliği savunur ve siyaseti seçkinlerin faali
yeti olarak görür. İslamcı Kemalizm için sorun, devletin dini kontrol etmesi değildir. Sorun, devletin dini, 'laik bir anlayışla' kontrol etmesidir. Erbakan devletin din üzerindeki kontrolünü 'dindarlaşmayı sağlamak' için sürdürmek istiyordu. AKP ise devletin kurumsal yapısını sorun olarak görüyor ve yapısal bir dönüşüm istiyor. Devletin hâkim olduğu alanların küçültülmesini, toplumun önünün açılmasını hedefliyor. AKP, Refah gibi İslamcı bir parti de değil. Erdoğan'ın meselesi, İslami kimliğin, dindar insanların, başörtülü öğrencilerin yaşam alanlarının genişletilmesi. Çünkü '28 Şubat'ta laik devletin İslam'a bakışı değişti.
Nasıl değişti?
Bugün çok katı bir laiklik anlayışı var. Bunu esnetmek çok zor. 1980 sonrasındaki laiklik anlayışıyla 28 Şubat sonrasının laikliği çok farklı. 1980 sonrasında Türk-İslam sentezi vardı. İslam, sol tehlikeye karşı kullanılmak isteniyordu. Kenan Evren konuşmalarında Kuran'dan ayetler okuyordu. Şimdiki Genelkurmay başkanının bunu yaptığını düşünebiliyor musunuz. Şimdi İslam'ı
n kendisi tehdit oldu. Hem dış konjonktürden, hem 28 Şubat'ın getirdiği tanımlamadan dolayı böyle oldu. Yargı dahil çeşitli kurumların laiklik vurguları bu yüzden. Biz, laikliği demokrasiden vazgeçerek koruyoruz. Oysa demokrasinin kendisi laikliği korur ama Türkiye bir türlü bu noktaya gelemiyor. Laiklik irtica kutuplaşması demokrasi aleyhine işliyor.
Türkiye'de laiklik tehlikede mi?
Laiklik, laikliği koruyanların tehdidi altında. Dini kişiye bırakmayan, çoğulcu olmayan, tek mezhebin tek bir yorumunu kabul eden bir laiklik anlayışı olamaz. Kişiye nasıl inanması gerektiğini söyleyerek laik olmuyorsunuz. Aksine dini oluyorsunuz ve devleti de dinileştiriyorsunuz.
AKP iktidarı sürekli hakarete uğruyor. YÖK Başkanı hakaret
ediyor. Dışişleri bakanlığı bürokratları yalanlamalar yayımlıyor. Rauf Denktaş alaycı açıklamalar yapıyor. Niye herkese böyle 'kolay lokma' olarak gözüküyorlar?

AKP'yi tam olarak iktidar görmüyorlar. Mesela Denktaş'ın hükümet dışında destekleri var. Genelkurmay Başkanı, hastaneye gidip Denktaş'ı destekliyor. Zaten 'Kıbrıs meselesi bir devlet politikasıdır. İktidarların meselesi değildir' dediğinizde, AKP'nin iktidar olarak tanınmasına da gerek olmuyor. YöK Başkanı'nın tavrında da aynı şey sözkonusu. Devletin bir kuşatması gibi bunların hepsi
. Olaylara bakıp, AKP'nin orduyla ve cumhurbaşkanıyla çok iyi ilişkiler içinde olmadığını düşünüyoruz. Eğer Türkiye'de iktidar olmanın şartlarından biri bunlarla iyi geçinmekse, yani siyasal meşruiyetin tek kaynağı toplumsal temsil ve seçim değilse, devlet gözünde kabul edilir olmak da önemli meşruiyet kaynağı ise, o zaman hükümete bu tür hakaretlerin yapılması tabii mümkün oluyor. Aslında Türkiye'de siyaset alanının genişletilmesinde Baykal çok önemli bir rol üstlenebilir, ama Kıbrıs'ta ve ardından Anayasa değişikliği meselesinde kendisini utandıracak derecede muhafazakâr bir tavır aldı. Baykal'ın bu tavrı nedeniyle siyaset alanının genişlemesi çok güç.
Önümüzde Irak savaşı var. Ama bu iktidarın bu konuda da çizgisi çok belirsiz. Bilerek mi böyle belirsiz bir görüntü yaratıyorlar?
Amerika vazgeçmezse, biz savaşa aslında çoktan girdik. Savaşa sadece AKP'nin tabanı değil bütün toplum karşı olduğu için şimdi bir belirsizlik yaratarak durum idare ediliyor. Türkiye savaşa girip girmemeyi saptayabilecek bir durumda değil. Amerika'nın elinde o kadar çok koz var ki, istesek de istemesek de bu savaşa gireceğiz. AKP bundan sorumlu tutulmasa da, savaş nedeniyle dengeler değişeceğinden ve AKP istediği performansı gösteremeyeceğinden, sonuçta durum AKP aleyhine olabilir
ve AKP oy kaybedebilir.
AKP Kıbrıs konusunda da açık bir tavır koyamıyor. Sorunu çözmek istediklerini söylüyorlar. Ama sorunu çözecek iradeyi gösteremiyorlar. Güçleri mi yok, yoksa cesaretleri mi yetmiyor?
İkisi de... Hükümetin muktedir olup olmayacağına dair ilk sınavı Kıbrıs
olacak. İktidar mücadelesi Kıbrıs'ta verilecek. Eğer AKP, Kıbrıs sorununu çözemezse dişini geçirememiş, muktedir olamamış olacak. Kendisine çok kısıtlı bir iktidar alanı kalacak. Ondan sonra artık ekonomiyle ilgili bir şey yaparsa
yapar. Bence AKP iktidar olamayacak. Muktedir olması pek mümkün değil. AB'den müzakere tarihi çıksaydı, AKP düşündüğü reformları, AB'yle uyum adına hızla yapacaktı. Şimdi böyle bir şeyi denemesi çok zor. Zaten Türkiye'de bir partinin demokrasi çabası varsa, bu hep AB yoluyla yapılıyor. Çünkü kurulu düzen, kim gelirse gelsin siyasete hep kuşkuyla bakıyor.
AKP, 'Ben Kıbrıs sorununu çözeceğim' dese ve çözüm yolunda adımlar atsa ne olur?
İkinci kuşatma dalgası başlar. Çünkü Kıbrıs meselesi bir devlet politikası olarak sunuluyor ve kimse dokunamıyor. Bu politika, askeri bürokrasi ve bu askeri bürokrasiyle sıkı bağlantısı olan Dışişleri'ndeki bürokrasi tarafından belirleniyor. AKP'nin Kıbrıs meselesinde ciddi adımlar atması, onun daha fazla baskı görmesine yol
açabilir. Hükümetin gitmesine bile neden olabilir. Gerçi Kıbrıs'ın içinde muhalefet var ama Denktaş'ı oynatmak kolay mı.
Niye kolay değil?
Denktaş'ın arkasında ordu var. Bir de Türkiye'nin Irak'ta Amerika'nın yanında savaşa gireceği düşünülürse, Türkiye'nin önünde iki alternatif olduğu söylenebilir. Birincisi, Amerika- İsrail Türkiye üçgeni. Bu denklemde Kıbrıs çözülmeyebilir, statüko devam edebilir. Zira Amerika bir güvenlik devleti olmaya ve Amerikan demokrasisi kaybolmaya başladı. İkinci alternatif ise
Avrupa Birliği ve demokrasi. Bu denklemde Kıbrıs sorunu çözülmek zorunda. Çözülmezse Türkiye'nin AB' ye girme şansı sıfır. Türkiye demokrasi öncelikli bloktan, güvenlik öncelikli bloka kayacak. İsrail ve Amerika üçgenine girecek. İyice içine kapanan, muhafazakâr bir ülke olacak.
AKP, en önemli özelliklerinden biri olarak dürüstlüğü göstermişti. Ama şimdi dürüstlükleri de sorgulanıyor. Mesela dokunulmazlıkları kaldırmadılar. Niye milletvekili dokunulmazlığını kaldırmıyorlar?
Aleyhlerine işleyebilecek bir s
üreçten korkuyorlar. Türkiye'de hukuk siyasallaştı. Hukukun bu kadar siyasallaştığı bir ortamda türlü siyasal nedenlerle milletvekilleri üzerinde çeşitli oyunlar oynanmaz mı?
Bir iktidarın dürüstlüğünü test etmenin en iyi ölçülerinden biri de İhale Yasası'dır. Bizdeki ihale Yasası'nı Avrupa standartlarına uydurmadığımız zaman ihalelerde hep bir yolsuzluk ihtimali olacak. AKP, niye Avrupa standartlarında bir ihale yasası istemiyor?
İki nedeni olabilir. Bir, hızlı çalışmak için olabilir. Çünkü yeni yasaya göre ihale için ödenek gerekiyor. İki, AKP'nin tabanında küçük sermaye var. Onlara biraz kaynak dağıtmak istiyor. Patronaj, Türkiye siyasetinin
önemli unsurudur. O kadar dar alanda siyaset yapıyorsunuz ki, yapabileceğiniz tek siyaset, dağıtmaya dayanıyor.
AKP bu sistemi sürdürmek istiyor. Yeni yasa kaynak dağıtmayı önlüyor.
AKP eski iktidarlar gibi devlet hazinesinden taraftarlarına biraz para dağıtmayı düşünüyor mu?
Kısaca evet.
AKP'nin yerel yöneticilerinin yerel bürokratları denetleyip raporlar tuttukları açıklandı gazetelerde. Ne yapmak istiyor AKP?
Haber doğruysa, bürokrasiyi kuşatmak istiyor. Erdoğan seçim öncesinde, 'Ben başbakan olamazsam, partide beyaz masalar kurduracağım, orada halk şikâyetlerini dile getirebilecek ve ben o beyaz masalar vasıtasıyla bakanları, hükümeti denetleyeceğim' demişti. Bu, iddia edilen uygulamaya çok yakın bir anlayış. Çok tehlikeli bu. Çünkü devleti özerk olmaktan çıkarır ve parti devletine yol açarsınız. Bu biraz komünist sistem gibidir. Parti, devleti kontrol eder. İnsanlar devletin kanallarını baypas edip parti kanalıyla iş yapar. Ve bu uygulama, asılsız suçlamalarla cadı avına, öç almaya dönüşebilir.
AKP'nin içinde yeni bir 28 Şubat yaşama korkusu mu var?
AKP'de yeni bir 28 Şubat'ın yaşanması korkusu değil de, askerin kendisine baskı yapması korkusu var. Askerle karşı karşıya gelmek istemiyor.
İktidarda, her kafadan başka bir ses çıkıyor görüntüsü var. Niye dağınık bir görüntü veriyorlar?
Tecrübesizlik ve biraz hazırlıksızlık diyebiliriz ama eğer Erdoğan başbakan olsaydı hükümet daha derli toplu gözükürdü. Gül'ün partide Erdoğan kadar ağırlığı yok. Gerçi Erdoğan da sanıldığı kadar AKP'ye hâkim değil ya. Mir Dengir Fırat'ı Meclis grup başkanvekili yapmak istedi yapamadı.
AKP tabanında Gülcü'ler ve Tayyipçiler diye bölünme var mı?
Yok ama ikisinin tarzı çok farklı olduğu için ileride olabilir. Bir kısım Gül'ü, bir kısım da Erdoğan'ı benimseyebilir. Bir de bu parti Bülent Arınç'ı kontrol edemiyor. Arınç'ın çıkışları ileride parti için bir sorun yaratabilir.
AKP'nin başarılı mı başarısız mı olacağını kesin ne zaman anlarız?
Bir yılda bunun işareti alınır. Hükümet kurulalı henüz 55 gün oldu. Biraz beklemek lazım. Hükümete verilen kredi bir seneden önce tükenmez.

'Annan planı kabul edilemez'

Teknokrat zihniyetiyle hazırlanmış Annan planı. İşlevsel olmayan, kalıcı olmayan, AB müktesebatıyla uyumsuz bir yapı öngörüyor

06/01/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
Yunanistan anamuhalefet partisi Yeni Demokrasi'nin uluslararası ilişkiler sorumlusu ve Atina Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğretim üyesi Prof. Yiannis Valinakis'le söyleşi:
Annan planını nasıl buluyorsunuz, bundan sonra planda ne değişebilir?
Teknokrat zihniyetle hazırlanmış bir plan. İşlevsel olmayan, kalıcı olmayan AB müktesebatına uymayan bir devlet yapısı öngörüyor. Tabii bu plan düzeltilebilir. İki tarafı da tatmin edecek düzeltmelerin yapılabilmesi için de zamana ihtiyaç var.
Ancak, zaman baskısı da var. Annan planı 28 Şubat'a kadar çözüm istiyor.
BM Genel Sekreteri ve uluslararası toplum 28 Şubat'a kadar çözüm istiyor diye zaman açısından baskı var. Oysa iki tarafın da daha fazla zamana ihtiyacı bulunuyor. Planın detaylı incelenmesi, uygulamaya geçildiğinde her bir cümlesinin ne anlama geleceğinin idrak edilmesi ve en nihayet iki taraf arasında karşılıklı
güvenin tesis edilebilmesi için zamana ihtiyaç var. Geçen 28 yıla bakalım. Taraflar arasında karşılıklı güvenin bulunmadığını tespit etmek zor değil. Önce bu güveni tesis edelim, sonra kabul edilebilir bir çözümde anlaşalım.
O halde önce Rum tarafı 16 Nisan'da AB'ye üyelik anlaşmasını imzalayacak, çözüm sonrasına kalacak diyorsunuz...
Mantıklısı bu. Kopenhag zirvesinde de zaten bu prosedür öngörüldü. Unutmayın ki AB'ye başvuruyu Kıbrıs Rum tarafı yapmıştı. Rumlar AB'de Türklerle birlikte olmak istiyor. Ancak, Türkler bugüne kadar çok tren kaçırdı. Şimdi AB trenini yakalayabilmeleri için zamana ihtiyaçları var.
Yeni Demokrasi'nin Pasok'la Kıbrıs konusunda farklılıkları ne?
Annan planı sadece müzakere için zemin oluşturmakta. Bunun ötesinde planı olduğu gibi kabul etmiyoruz. Bu şekliyle Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümü sağlayamaz. Bir daha Kıbrıs'ta kriz yaşanmasını istemiyoruz.
Tabii AB üyeliği işleri biraz kolaylaştırıyor ama taraflara çözüm için tabancayı şakağa dayayıp hemen anlaşın demenin bir manası yok.

Ankara, Atina ve Kıbrıs'taki iki taraf, Annan planından iyisini hazırlayabilir miydi?
Evet hazırlayabilirlerdi. Şu anda Kıbrıs Türk tarafında sorun var. Geçmişe yapışmış durumda, geleceği göremiyor. Rum tarafına hep kuşkuyla bakıyor. Ancak bu durum değişebilir. Kuzey Kıbrıs'ta zaten bu yönde sesler yükseliyor. Dolayısıyla, iki taraf Annan planından daha iyi bir çözüm bulabilir.
Kıbrıs'ta karşılıklı güven diyorsunuz. Bu nasıl sağlanacak?
Öncelikle zaman gerek. Sonra Kıbrıs Türk yönetimi ile Türkiye güçlükleri ve riski ne olursa olsun AB trenini bu defa kaçırmamaları gerektiğini idrak etmeli.
Annan planında Rum tarafının özellikle dikkat etmesi gereken noktalar hangileri?

Planda pek çok yetkili, herhangi bir karar verilebilmesi için bir sürü oylama, bir
sürü başkan, bir sürü bayrak, bir sürü parlamento öngörülüyor. Bu modelle işlevsel bir devlet olamaz. Karşılıklı güven de olmadığına göre bu devlet modeli hep krizlere yol açar. Kıbrıs kilitlenip herhangi bir konuda karar çıkaramayacak. AB'nin avantajlarından yararlanamayacak. Sorunları çözmek yerine, hem Kıbrıs'a hem Türkiye'ye hem de Yunanistan'a sorun yaratan bir devlet olacak.
Rum tarafındaki seçimler, müzakereleri ne denli etkileyebilir?
Bir seçim her zaman etkileyici bir etken. Bize göre Kıbrıs'taki arabulucular, Rum Kesimi'nde seçim öncesi döneme saygı göstermeli.
Ama müzakereler ne olacak?
Bunun sorumlusu, şimdi müzakere diye direten BM'dir. Kıbrıs'ta iki taraf Annan planındaki tarihleri değiştirmeli. 28 Şubat'a kadar mutlaka çözüm bulmak diye bi
r şey olamaz. Zoraki evlilik olmaz.
Oysa ABD ve Britanya'nın Kıbrıs temsilcileri Thomas Weston ile sir David Hannay son derece iyimser.
Arabulucu iyimser olmayacak da kim olacak? Bir şey başaramayız diyecek halleri yok herhalde.
Sizce Rumlar AB'ye girdiklerine göre artık neden çözüm istesin?
Rum tarafı adada 28 yıldır süren anormalliğin sona ermesi için çözüm istiyor. Ama Rumlar AB üyeliğinden sonra hiç şüphe yok ki kendilerini daha güçlü daha güvenli hissediyor.
Annan planındaki haritaları nasıl buldu
nuz?
Haritalar öyle sanıyorum ki Yunan ve Rum tarafını tatmin ediyor. Ancak sınır bir kilometre sağa ya da bir kilometre sola mı gidecek bu müzakerelerde halledilebilir.
Ya garantörlükler?
Kabul edilemez. Bir ülke 21. yüzyılda AB üyesi oluyor ve o ülkenin demokrasisini ve anayasasına bağımlılığı AB üyesi olmayan bir başka ülke, yani Türkiye garanti edecek. AB'nin demokrasi eksikliği olduğu için üyelik müzakerelerini başlatmayı reddettiği Türkiye nasıl AB üyesi Kıbrıs'ın garantörü olabilir? Plandaki gara
ntörlükler ile ilgili maddeler, sömürgecilik dönemini hatırlatıyor.
Başka neler değişmeli?
Türk göçmenler konusu tabii. Kaç Türk adayı terk edecek bunu belirlemek gerek. Açıkça bir rakam verilmeli.
Peki, 15-20 yıl sonra nüfusunun yüzde 28'ini Rumların oluşturacağını düşünen bir Kıbrıslı Türk ne yapmalı?
15-20 yıl sonra Türkiye, AB üyesi olacağına göre bu hiç sorun olmaz. Kıbrıslı Türk'ün korkacağı birşey yok.
Kıbrıs Türk yönetiminin politikasını nasıl buluyorsunuz?
Denktaş geçmişte yaşıyor. Muhalefetten Mustafa Akıncı mantıklı şeyler söylüyor.
Ama seçimlerde muhalefetin gücü yüzde 25 civarındaydı.
O eskidendi. Kıbrıslı Türkler şimdi treni kaçırmak üzere olduklarını
anladı. Bunun nedeni de sadece ekonomik değil. Kıbrıs'ın işgal altındaki bölümü dünya haritasında kara bir leke. Türkiye hariç kimseyle teması yok, kimse onu tanımıyor. Şimdi ne oluyor? Aniden bir gece içinde karşısına
AB üyesi olma fırsatı çıkıyor. Onca aday ülke ve Türkiye, Kopenhag Kriterleri'ne uyum için bunca sınavdan geçmek zorunday
ken Kıbrıs Türk tarafı hiçbir şey yapmadan bir gecede AB üyeliğinin eşiğine kadar geliyor. Kazançları çok büyük. Kıbrıs Türkleri bir anda 19. yüzyıldan
21. yüzyıla fırlatılıyor.
Ya çözüm bulunmazsa?
Müzakereler 2003, 2004 hatta 2005 yılına kadar devam ettirilmeli. Bir sonuca ulaşılamazsa o zaman oturup son bir defa düşünürler. O zaman dostça ayrılmayı bile düşünebilirler. Ayrı yaşamak istiyorlarsa ayrı yaşarlar. Çek Cumhuriyeti ile Slovakya gibi olur.
Annan planında öngörülen referandumu nasıl değerlendi
riyorsunuz?
Öyle sanıyorum ki, çözüm ile AB üyeliği ayrı ayrı cevaplar isteyen sorular halinde sunulsaydı, çözüme hayır cevaplarının fazla olabileceğinden korkuldu. Bunun doğru bir şey olduğuna inanmıyorum. Kıbrıs vatandaşı ayrı ayrı konularda, ayrı ayrı
kararlar verebilmeli. Şimdiki durumla, daha sonra pişman olunabilecek bir karar verilmesi tehlikesi mevcut.
Bu plana dayalı bir çözümden sonra Kıbrıs Milli Takımı'nın kalecisi dönüşümlü mü olacak?
Eğer bu plan olduğu gibi kabul edilirse, bir sürü gariplikler yaşanacak. Mantıklı çözüm gerek. Kıbrıs'ta bir başkan, bir de başkan yardımcısı olmalı. Çoğunluk seçimlerle kimi başkan istiyorsa o ülkeyi yönetmeli.
Kıbrıslı Rumlar, Annan planında öngörülen dönüşümlü başkanlıkta 10 aylığına Türk başkan olmasına day
anabilecek mi?
Şüphesiz bu konu da rahatsız edici. Kıbrıs'ta başkanın Türk veya Rum olmasından çok her 10 ayda bir başkanın değişmesinin öngörülmesi rahatsız edici. Devlet nasıl çalışabilir?
Karşılıklı güven ortamı bulunmadığına göre, başkanın her değişiminde, karşı tarafın şüpheleri artacak mı?
Özellikle ilk yıllar için bu gayet mantıklı. Her bir taraf başkanlığı üstlendiğinde kendi emellerini gerçekleştirmek istemesi mantıklı.