Denktaş: Belgeyle ilgili hayati sorunlar söz konusu

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreterliği tarafından taraflara sunulan Kıbrıs çözüm planının iyi niyetle, soğukkanlılıkla ve anlaşma istemiyle ele alınacağını, ancak haritaların "aşılmaz bir duvar haline gelebileceğini" söyledi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 19'uncu kuruluş yıldönümü kutlamaları, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın saat 12.00'de BRT'den yayınlanan konuşmasıyla başladı. New York'tan telefon aracılığıyla Kıbrıs Türk halkına seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Cumhuriyet bayramımızın 19'uncu yıldönümünü maalesef birlikte kutlayamıyoruz, ama kalben beraberiz. Bu cumhuriyeti birlikte kurduk" dedi.

Öncelikli konu egemenliğimiz ve toprak

Devletin Kıbrıs Türkü'nün adadan tarih boyunca silinmemesi için kurulduğunu ve halkın mücadelesiyle, fedakarlıkların eseri olduğunu vurgulayan Denktaş, şunları kaydetti:

"Bunu hiçbir zaman unutmamak ve unutturmamak lazımdır. Bugün yeni bir safhaya girmiş bulunuyoruz. Başkaları uzun süre bizleri dinledikten sonra kendi görüşleri doğrultusunda bir belge hazırlamış, kapsamlı bir belge hazırlamış ve önümüze koymuş bulunmaktadır. Tabiatıyla devletine sahip çıkan insanlar olarak burada bakacağım birçok husus vardır. Bunların başında devletimiz, egemenliğimiz, kimliğimiz, kişiliğimiz ve tabiatıyla topraklarımız gelmektedir.

Ben barış yolunun daima açık kalması için toprak konusunun en sona bırakılmasını istedim. Israrla istedim. Butros Gali zamanında da kendisine 'ortaya bir harita çıkartma. harita Rumlar açısından bize verilenler azdır, Türkler açısından biz bunları veremeyiz kavgasını başlatır ve mesele ortada kalır' dedim, dinletemedim. Bu kez yine bizim topraklarımızın, egemen halkımızın egemen olacağı kabul edilmeden harita konusunda görüşmek istemediğimizi, ama ilkeleri konuşabileceğimizi bildikleri halde ortaya haritalar konulmuştur. Halkımızın bu konuda düşünceleri, reaksiyonları çok önemlidir."

Dört haftalık süre var

Cumartesi adaya dönüşünün ardından hükümet, parti liderleri, meclis ve halkla derinliğine bu konuların ele alınacağını söyleyen Denktaş, " Önümüze dört haftalık bir süre konulmuştur. Dört hafta içerisinde 'ya şunu kabul edin veya reddedin' şeklinde değilse dahi, netice böyle bir resim çizmektedir. Biz bunu kabul edemeyiz" ifadelerini kullandı.

Haritalar aşılmaz duvar olabilir

Denktaş, halka mesajında şöyle devam etti:

"Geleceğimiz ile, egemenliğimiz ile, hürriyetimiz ile, toprağımız ile, varlığımız ile, adada Türkiye'nin ilgisiyle, Türk-Yunan dengesi ile ilgili hayati sorunlar bahis konusudur. Bunları soğukkanlılıkla, iyi niyetle ve hakikaten Kıbrıs'ta bir birleşme olması istemi ile ele alıp görüşeceğiz. Ama hepimiz de biliyoruz ki önümüze konulmuş olan haritalar aşılmaz bir duvar haline gelebilir."

Halkı kendinden ve devletinden emin olmaya çağıran Denktaş, "Egemenliğimize, devletimize sahip çıkalım, anavatanımız ile işbirliği içerisinde ve tabiatıyla kendi aramızda artık samimi bir işbirliği içerisinde bu kader günlerini başarıyla atlatalım" diye konuştu.

Denktaş, mesajını şu ifadelerle tamamladı:

"Barış istemek hepimizin hakkıdır, akıl işidir ama barışın gerçek barış olması için uğraşmak da bir akıl işidir ve müşterek bir niyet ister. Bu düşüncelerle hepinizin bu bayramını en içten duygularla kutluyorum. Hastalığım esnasında göstermiş olduğunuz yakın ilgi, bana vermiş olduğunuz maneviyat, Türk hükümetinin bütün sorumluluğu alarak tedavimi deruhte etmek için yapmış olduğu fedakarlık, Sayın Ecevit'in ve sayın cumhurbaşkanının ve bütün ilgililerin, genelkurmay başkanı, parti liderleri dahil bütün ilgililerin çok yakın ilgileri sayesinde bu iki büyük ameliyatı atlatmış bulunuyorum. Allah'ın izniyle sizlerle bir arada olmak ümidiyle hepinizi gözlerinizden öper ve mutlu bayramlar dilerim."

KIBRIS 16/11/2002

 

DENKTAŞ: “Anlaşma istemiyle görüşeceğiz ama...”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreterliği tarafından taraflara sunulan Kıbrıs çözüm planının iyiniyetle, soğukkanlılıkla ve anlaşma istemiyle ele alınacağını, ancak haritaların “aşılmaz bir duvar haline gelebileceğini” söyledi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 19’uncu kuruluş yıldönümü kutlamaları, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın saat 12.00’de BRT’den yayınlanan konuşmasıyla başladı.
New-York’tan telefon aracılığıyla Kıbrıs Türk halkına seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Cumhuriyet bayramımızın 19’uncu yıldönümünü maalesef birlikte kutlayamıyoruz, ama kalben beraberiz. Bu Cumhuriyeti birlikte kurduk” dedi.
Devletin Kıbrıs Türkünün adadan tarih boyunca silinmemesi için kurulduğunu ve halkın mücadelesiyle, fedakarlıkların eseri olduğunu vurgulayan Denktaş, şunları kaydetti:
“Bunu hiçbir zaman unutmamak ve unutturmamak lazımdır. Bugün yeni bir safhaya girmiş bulunuyoruz. Başkaları uzun süre bizleri dinledikten sonra kendi görüşleri doğrultusunda bir belge hazırlamış, kapsamlı bir belge hazırlamış ve önümüze koymuş bulunmaktadır. Tabiatıyle devletine sahip çıkan insanlar olarak burada bakacağım birçok husus vardır. Bunların başında devletimiz, egemenliğimiz, kimliğimiz, kişiliğimiz ve tabiatıyla topraklarımız gelmektedir.
Ben barış yolunun daima açık kalması için toprak konusunun en sona bırakılmasını istedim. Israrla istedim. Butros Gali zamanında da kendisine ‘ortaya bir harita çıkartma. harita Rumlar açısından bize verilenler azdır, Türkler açısından biz bunları veremeyiz kavgasını başlatır ve mesele ortada kalır’ dedim, dinletemedim. Bu kez yine bizim topraklarımızın, egemen halkımızın egemen olacağı kabul edilmeden harita konusunda görüşmek istemediğimizi, ama ilkeleri konuşabileceğimizi bildikleri halde ortaya haritalar konulmuştur. Halkımızın bu konuda düşünceleri, reaksiyonları çok önemlidir.”

DÖRT HAFTALIK SÜRE VAR
Cumartesi Ada’ya dönüşünün ardından hükümet, parti liderleri, Meclis ve halkla derinliğine bu konuların ele alınacağını söyleyen Denktaş, “ Önümüze dört haftalık bir süre konulmuştur. Dört hafta içerisinde ‘ya şunu kabul edin veya reddedin’ şeklinde değilse dahi, netice böyle bir resim çizmektedir. Biz bunu kabul edemeyiz” ifadelerini kullandı.
Denktaş, halka mesajında şöyle devam etti:
“Geleceğimiz ile, egemenliğimiz ile, hürriyetimiz ile, toprağımız ile, varlığımız ile, adada Türkiye’nin ilgisiyle, Türk-Yunan dengesi ile ilgili hayati sorunlar bahis konusudur. Bunları soğukkanlılıkla, iyiniyetle ve hakikaten Kıbrıs’ta bir birleşme olması istemi ile ele alıp görüşeceğiz. Ama hepimiz de biliyoruz ki önümüze konulmuş olan haritalar aşılmaz bir duvar haline gelebilir.”
Halkı kendinden ve devletinden emin olmaya çağıran Denktaş, “Egemenliğimize, devletimize sahip çıkalım, anavatanımız ile işbirliği içerisinde ve tabiatıyla kendi aramızda artık samimi bir işbirliği içerisinde bu kader günlerini başarıyla atlatalım” diye konuştu.
Denktaş, mesajını şu ifadelerle tamamladı:
“Barış istemek hepimizin hakkıdır, akıl işidir ama barışın gerçek barış olması için uğraşmak da bir akıl işidir ve müşterek bir niyet ister. Bu düşüncelerle hepinizin bu bayramını en içten duygularla kutluyorum. Hastalığım esnasında göstermiş olduğunuz yakın ilgi, bana vermiş olduğunuz maneviyat, Türk hükümetinin bütün sorumluluğu alarak tedavimi deruhte etmek için yapmış olduğu fedakarlık, Sayın Ecevit’in ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve bütün ilgililerin, Genel Kurmay Başkanı, parti liderleri dahil bütün ilgililerin çok yakın ilgileri sayesinde bu iki büyük amaliyatı atlatmış bulunuyorum. Allahın izniyle sizlerle birarada olmak ümidiyle hepinizi gözlerinizden öper ve mutlu bayramlar dilerim.”

TKP: “Halkın beklentisi çözüm ve AB”

KKTC’nin 19.kuruluş yıldönümü Kıbrıs’ta kalıcı bir barışın sağlanması için önemli adımların atıldığı bir dönemde kutlanmaktadır.
Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları çerçevesinde kendi kendini yönetmek, Kıbrıs’ta eşitlik, egemenlik ve güvenlik temelinde kalıcı bir barışa ulaşmak ve çağdaş dünya toplumları arasındaki yerini almak hedefiyle Kıbrıs Türk halkının attığı adımlar sonuca ulaşmak üzeredir.
Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümün sağlanması ve her iki toplumun birlikte Avrupa Birliği’ne üye olması için önümüzde büyük ve tarihi bir fırsat mevcuttur.
Gerek yaklaşık 10 aydır iki lider arasında sürdürülen görüşmeler gerekse BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs Planı sorunun çözümü yönünde görüşme ve pazarlık için uygun bir zemini oluşturmuş bulunmaktadır.
Bu girişimleri baltalamadan karşılaşılan pürüzleri iyi niyetle pazarlık konusu yapmak ve çözüm yolunda bir sonuca ulaşmak hem Kıbrıs’ta yaşayan iki toplumun ama özellikle Kıbrıs Türkleri’nin ve Türkiye’nin önünü açacaktır.
KKTC ekonomide ve demokraside yaşadığı sorunları barış ortamında ve AB çatısında çok daha kolay aşabilecektir.
Bugüne kadar birçok acılar yaşayan Kıbrıs Türk halkının geleceğini kurtarmak ekonomiyi üretken bir yapıya kavuşturmak, ambargolardan kurtulmak, enflasyonun ve işsizliğin yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmak ve KKTC’nin kuruluş hedeflerini gerçekleştirmek istiyorsak çözüm ve AB dorultusundaki kararlılığımızı sürdürmeliyiz. Halkımızın ve dünya kamuoyunun da beklentisi ve isteği bu doğrultudadır.

EROĞLU: “Doğru teşhisle anlaşma zor değil”

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’yle birlikte vatan yapmak için mücadele verdiği topraklarıyla kurmuş olduğu devletin gözardı edilemeyeceğine işaret etti. Eroğlu, yıllardan beri bu yönde verilen bir mücadele bulunduğunu, bu gerçeklerden hareketle çözüm yollarının aranmakta olduğunu ve bu arayışdaki ana temanın da dünyaya kabul ettirilmeye çalışıldığını vurguladı.
“Gerçekler ortada ama dünya kabullenemiyor” diyen Eroğlu, Genel Sekreter Kofi Annan’ın yanlı hareket ettiğini, Türk tarafını tatmin etmeyecek; zora sokacak hususları da anlaşma metni içine dahil ettiğini
ifade ederek, gerçekler görülüp soruna doğru teşhis konulduğu takdirde, Kıbrıs’ta anlaşmaya varmanın zor olmayacağını dile getirdi.
Eroğlu, “zamansız diyebilecekleri veyahut zamanlaması çok iyi planlanmış bir anlaşma metniyle karşı karşıya bulunduklarını” ve bunu değerlendirmeyi sürdürdüklerini belirterek, kararın hep birlikte-Cumhurbaşkanı, parpalemento, hükümet ve Türkiye yetkilileriyle de görüşülerek- verileceğini ve genel sekretere iletileceğini kaydetti.

  

 

 

YENIDUZEN 16/11/2002

 

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat:

“Olumlu ve yapıcı tutum şart!”

“CTP olarak açıkça şunu ifade etmek isteriz. Toprak ayarlaması yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda kalacak kimsenin mağdur edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir. CTP olarak yurttaşa şunu ifade etmek isteriz. Yurttaşların iskan, ev, iş ve diğer alanlarda rehabilite edilmeleri sağlanmadan kimse ne yerinden, ne evinden, ne de işinden ayrılmayacaktır”

“Bu plan görüşme zemini olarak benimseyip, içerisindeki belli unsurları iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı ile yapıcı görüşmelere başlamak gerekmektedir. Bu doğrultuda taraflara olumlu ve yapıcı bir tutumla hareket etme çağrısı yapmayı tarihsel bir görev olarak görüyorum.”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu “Çözüm Planı”nın görüşme zemini olarak benimsenip, içerisindeki belli unsurları iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı ile yapıcı görüşmelere başlanması gerektiğini söyledi. Tüm taraflara “olumlu ve yapıcı” olma çağrısı yapan Talat, planın karşılıklı olarak kabul edilen geçmiş BM önerileri değerlendirilerek hazırlandığını anımsattı.
“Toprak ayarlaması yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda kalacak kimsenin mağdur edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir” diyen Talat, bu konuda CTP’nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini de ifade etti.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın açıklamasını tam metin olarak YeniDÜZEN okurlarına sunuyoruz.
BM Genel Sekreterinin taraflara sunduğu plan siyasi gündeme girmiş bulunmaktadır. İlk değerlendirmelerden öteye konuyu daha kapsamlı ele aldığımızda sunulan planın son derece önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu planı incelediğimizde BM Genel Sekreterinin söz konusu planı, bugüne kadar tarafların karşılıklı olarak birbirine sunduğu teklifler yanısıra, karşılıklı olarak kabul edilen geçmiş BM önerilerini değerlendirerek hazırladığı görülmektedir. Bugüne kadar Denktaş ile Klerides arasında süren yüz yüze görüşme sürecinde tarafların masaya koyduğu düşünceler ve birbirlerine yakınlaştıkları tüm noktaların da harmanlandığı bir gerçektir. Yani tarafların hiç biri, haritalar dahil, planda ifade edilen unsurların hiç birisine yabancı değildir.
İşte bu gerçekler ışığında olaya baktığımızda söz konusu belgenin Kıbrıs Türk halkının siyasal haklarına ve egemenlikteki eşitlik ile ortaklık taleplerine olumlu bir yaklaşım gösterdiğini görmekteyiz. Kıbrıs’ın, “yeni bir ortaklık devleti “olacağı ve bu ortaklığın oluşturucusunun ise iki oluşturucu devlet olacağının ifade edilmesi, somut olarak egemenliğin oluşturucu devletlerden kaynaklanacağını vurgulaması son derece önemlidir. Ayrıca her bir oluşturucu devletin birbiri ile eşit statü ve yetkiye sahip olacağı, merkezi ortak devletin oluşturucu devletlerin alanına müdahale edemeyeceği, bunun yanısıra artık yetkilerin ise oluşturucu devletlerde kalacağı vurgusu son derece önemlidir. Ve egemenlik yaklaşımımıza olumlu bir bakış açısı getirmektedir. Bunun yanıra merkezi devletin yetkilerinin sınırlı olması, hayatın pek çok alanında ise oluşturucu devletlerin yetkili olması söz konusudur.
Yine merkezi devlette AB ile ilişkiler ve dış ilişkilerin ayni oluşturucu devletten gelecek Başkanlar Konseyi üyelerine ait olmaması, söz konusu ortak devletin iki toplumlu karakterini yansıtması bakımınından da son derece önemlidir. Kimsenin dudak bükemeyeceği bir diğer gerçek ise BM Genel Sekreterinin söz konusu belgesinde açıkta 1963’ten itibaren çıkarttığımız tüm yasalar ile adli kararların ve yönetmenliklerin geçerliliğine dönük düzenlemedir. Ayrıca söz konusu planın görüşülüp kabul edilmesi ile birlikte bu ortak yapıyı oluşturacak iki oluşturucu devletin, BM Güvenlik Konseyi tarafından birbirinin eşiti olarak tanınacağı net bir şekilde ifade ediliyor.

Oluşturucu devletlerin anlaşmaları
Ayrıca oluşturucu devletlerin uluslararası ticari, kültürel ve siyasi antlaşmalar yapabilme yetkisinde olacağının belirtilmesi de dikkat çekicidir.
Bütün bunların yanısıra Kıbrıs’ta Türkiye ve Yunanistan dengesinin sağlanacağı, ayrıca Türkiye’nin garantörlüğü ile bu bağlamda 4 rakamlı bir sayıda Türk silahlı kuvvetlerinin adada kalacağının vurgulanması son derece önemlidir.
Tek uluslararası kimlik, tek temsiliyet ve ortak vatandaşlık gibi konuların AB müktesebatıyla birlikte ele alınacak olması da diğer bir olumluluk olarak yer almaktadır. Bu antlaşmanın ayrı ayrı referandumlarca onaylanması ise self determinasyon hakkı kullanımından başka birşey değildir.
Planın toprak düzenlemesi ile ilgili hususları bu süre içerisinde tartışmalara yol açmıştır. Bu noktada elbette halkımızın haklı endişeleri vardır. Ancak unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türk tarafı olarak % 29 +’yı kabul etmiş ve Gali Fikirler Dizisini de % 91 oranında benimserken o dönemde % 28.2 olarak ifade edilmiş bulunan toprak düzenlenmesinin görüşülebileceği mesajı verilmişti… Şimdi bütün bunlar yaşanmamış gibi ortalığı velveleye vermek anlamsızdır.
Bu noktada elbette daha önümüzde gün vardır. Bu konuda belli görüşmeleri gerçekleştirmek ve rahatsızlığı en aşağıya indirebilmek yolunu tutmamız gerekmektedir. Bağırıp çağırmak kesinlikle doğru değildir.
Bu konuda CTP olarak açıkça şunu ifade etmek isteriz. Toprak ayarlaması yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda kalacak kimsenin mağdur edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir. CTP olarak yurttaşa şunu ifade etmek isteriz. Yurttaşların iskan, ev, iş ve diğer alanlarda rehabilite edilmeleri sağlanmadan kimse ne yerinden, ne evinden, ne de işinden ayrılmayacaktır.

Yurttaşa söylenen yalanlar
Yurttaşa söylenen yalanlardan bir tanesi de kuzeye gelecek Rumlarla ilgilidir. Belgedeki haritalara göre örneğin % 28.5 toprağın kuzeyde kalacağı modelde, Rumlara geri verilecek topraklar için, yerleşim bazında %14’lük bir oranın uygulanacağı ama her halükarda ise bunun genel toplamda % 9’u geçemeyeceği öngörülmektedir. Hal böyle iken, kuzeye onbinlerce Rum’un geleceğinin propagandasının yapılması kışkırtma yapmaktan başka birşey değildir.
Nüfus bakımından ise belgedeki ilke şudur: İlgili yerleşim yerine yılda o yerleşim yerinin nüfusunun % 1 kadar Kıbrıslı Rum gelebilecek ve ancak 20 yıl sonra kuzeydeki nüfusun %20’si kadar olabilecektir. Yani 200 nüfusu olan bir yerleşim yerine ilk etapta ancak iki Kıbrıslı Rum gelebilecektir. Bunun ise Rumlar açısından ne denli cazip olabileceğini değerlendirmek mümkündür.
Bu aşamada önümüzde çok ciddi bir tarihsel dönem vardır.Ya 12 Aralık tarihine kadar bu belgeyi görüşerek çözümü ve AB üyeliğini kazanacağız; böylece Türkiye’nin de AB üyeliğinin yolu açılacak; ya da güney tek başına AB üyesi olacak ve biz tüm gelecekten soyutlanmış bir hale düşeceğiz. Yani ya geleceği eşit olarak kuracağız, ya da uluslararası soyutlamışlık içinde ekonomik, siyasi ve sosyal büyük krizler içerisinde boğulacağız. Buna karar vermemizin zamanı şimdidir. Biz halkımızın sağduyusunun galebe çalacağına inanıyoruz.
Bu plan görüşme zemini olarak benimseyip, içerisindeki belli unsurları iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı ile yapıcı görüşmelere başlamak gerekmektedir.
Bu doğrultuda taraflara olumlu ve yapıcı bir tutumla hareket etme çağrısı yapmayı tarihsel bir görev olarak görüyorum.

 

YENIDUZEN 16/11/2002

 

Annan Planı’ndan ilginç notlar...

RESMİ DİL TÜRKÇE-RUMCA... Ortak devletin resmi dilleri Rumca ve Türkçe olacak. İngilizce’nin resmi amaçlı kullanımı yasayla düzenlenecek... Ortak devletin yasama, yürütme, idari ve yargıya ilişkin karar ve dökümanları tüm resmi dillerde hazırlanacak ve Kıbrıs Resmi Gazetesi’nde tüm resmi dillerde yayımlanacak. Herkes, ortak devlette yetkililere resmi dillerden herhangi biriyle hitap edebilecek ve hitap ettiği aynı dilde yanıt alma hakkı olacak.

*** Ortak devletin resmi dilleri orta dereceli okullardaki tüm öğrencilere zorunlu ders olarak öğretilecek...

RESMİ TATİLLER... Kıbrıs’ın Ulusal Bayramı, Kuruluş Anlaşması’nın referanduma sunulduğu gün olacak. Pazar günleri dahil, Kıbrıs çapında resmi tatiller şunlar olacak: 1 Ocak Yeni Yıl, 1 Mayıs İşçi Bayramı, 25 Aralık Noel, “Good Friday”, Paskalya Pazartesi, Şeker Bayramı’nın ilk günü, Kurban Bayramı’nın ilk günü, Hazreti Muhammed’in doğumgünü. Ortak devletin kamu görevlileri, bu resmi tatillere ek olarak, parça devletçiklerin herhangi birinin resmi tatillerini de yapabilecekler.

İNSAN HAKLARI... Temel İnsan hak ve Özgürlükleri Avrupa Konvansiyonu ve onun ek protokolleri ile Birleşmiş Milletler’in Sivil ve Siyasi Haklar Konvansiyonu, Anayasa’nın ayrılmaz parçası olacak. Cinsiyete, etnik ya da dini kimliğine ya da parca devletçik yurttaşlık statüsüne dayalı herhangi bir ayırımcılık yapılamayacak. Kıbrıs çağında serbest dolaşım ve serbest ikamet hakkı olacak, meğer ki Anayasa’ya veya Kuruluş Anlaşması’nda buna sınırlama getirilmiş olsun

AZINLIK HAKLARI... Maronit, Latin ve Ermeniler dahil, dinsel ve diğer azınlıkların hakları güvence altına alınacak, ortak devlet ile parça devletçikler, kendi ilgili alanlarında, Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Konvansiyonu’nda öngörülen statüler ve hakları verecekler, buna özellikle azınlıkların kendi kültürel ve eğitim işlerini yürütme ve yasamada temsil edilme hakkı dahil olacak.

*** Karpaz köylerinde yaşayan Kıbrıslı Rumların kendi kültürel ve eğitim işlerini idare etme ve parça devletçiğin yasama organlarında temsiliyet hakkı olacak.

POLİS!.. ‘Oluşturucu’ devletçikteki polis yalnızca o ‘oluşturucu’ devletçikte konuşlandırılıp çalışacak ve ‘oluşturucu’ devletçikte yasa ve düzenle kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu olacaktır, buna ortak devlet yasalarına karşı suçlar da dahildir.

OLUŞTURUCU DEVLETLER... ‘Oluşturucu’ devletçikler kendi aralarında veya ortak devletle anlaşmalar yapabilecekler, böylece ortak örgütlenmeler ve kurumlar oluşturulabilecek. Özellikle turizm, çevrenin korunması, enerji ve su gibi doğal kaynakların idaresi, balıkçılık ve tarım, sanayi ve ticaret, sigortacılık, tüketicilerin korunması, mesleki örgütlenmeler, planlama, spor ve eğitim, sağlık, tütün, alkol ve ilaç kullanımının idaresi, veteriner hizmetler, sosyal güvenlik ve çalışma, aile yasası, şirketler yasası ve ceza yasası gibi konularda yasalar ve politikalarını koordine edip uyumlaştırmaya çalışacaklar, ortak standartlar geliştirmeye çalışacaklardır.

** ‘Oluşturucu’ devletçiklerin herhangi biri veya ortak devlet hükümetinin herhangi bir bölümü böylesi bir koordinasyon veya uyum süreci başlatabilecektir. Böylesi koordinasyon veya uyum anlaşmaları, ilgili ‘oluşturucu’ devletçiğin hükümetinin ilgili şubesi tarafından ve ortak devletin katılımı gerekiyorsa, ortak devletin ilgili bölümü tarafından onaylanacaktır.

*** Ortak devlet hem mali hem de lojistik olarak ‘oluşturucu’ devletçikler veya farklı ‘oluşturucu’ devletçiklerdeki belediyeler ve köyler arasındaki işbirliği girişimlerini destekleyecektir.

*** Hem ortak devlet, hem de ‘oluşturucu’ devletçikler hükümet yetkilileri ile eğitim, tıp ve öteki kamu kurumlarının belgelerini geçerli sayacaktır.

*** Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağlarını sürdürecek Garanti ve İttifak Anlaşması ile Kuruluş Anlaşması’nda oluşturulmuş dengeye saygı gösterecektir.

*** ‘Oluşturucu’ devletçikler, Kıbrıs’ın diplomatik misyonunun ‘oluşturucu’sı olarak akredite edilecek ticari ve kültürel alanlarda temsilciler atayabilecektir.

TİCARİ-KÜLTÜREL ANLAŞMALAR... ‘Oluşturucu’ devletçikler Kıbrıs’la ilişkisi olan devletlerle, ortak devlet hükümetinin otoritesine, öteki ‘oluşturucu’ devletçe halel getirmeyecek biçimde ve Avrupa Birliği üyeliğiyle uygun olacak şekilde ticari ve kültürel alanlarda anlaşmalar imzalayabilecektir.

PARLAMENTO... Ortak devlet parlamentosu Senato ile Temsilciler Meclisi’nden oluşacaktır. Bunların 48’er üyesi olacak ve nisbi temsil temelinde beş yıllığına seçilecektir. Senato her ‘oluşturucu’ devletçikten eşit sayıda temsilcilerden oluşacak, paça devletçiğin halkı, nisbi temsil temelinde senatonun 24 üyesini seçecektir. Temsilciler meclisinde ise ‘oluşturucu’ devletçiklerden en az dörtte bir oranında temsilci bulunacaktır. Ortak devletin parlamento üyesi aynı zamanda ‘oluşturucu’ devletçiğin yasama organında üye olamayacaktır. Maronit, Latin ve ermeni azınlıkların en az birer temsilcileri olacak, böylesi azınlıklar temsilcilerini Kıbrıs’ın neresinde yaşadıklarına bakılmaksızın seçebilecektir.

***Senato ve Temsilciler meclisi birer Başkan ve ikişer başkan yardımcısı seçecekler, başkan yardımcılarının her biri ‘oluşturucu’ devletçiklerden olacak ve bir yıllığına seçilecektir. Senato ve Temsicliler Meclisi’nin başkanları aynı ‘oluşturucu’ devletçikten olmayacak.

BAŞKANLIK KONSEYİ... Başkanlık Konseyi’ni parlamento seçecek ve çalışmalarını izleyecektir. Parlamento, Başkanlı Konseyi üyeleri ile bağımsız kurumlarla bağımsız yetkililerin görevlerini kötüye kullanması veya suç işlemeleri halinde, haklarında kovuşturma başlatabilecektir.

 

YENIDUZEN 16/11/2002

 

Şahinlerin son çırpınışı

Şahinlerin son çırpınışı

Şükrü Sina Gürel geçen hafta Dışişleri Bakanlığı'na veda etmişti.

Gürel, veda etmiş olmasına rağmen dün kamera karşısına geçerek 'şahin'liğini ortaya koydu: Plan, Rumlarla birlikte ve AB'ye ayarlı hazırlanmış. AKP dış politikamızı ipotek altına sokuyor

15/11/2002

RADİKAL - ANKARA - Geçen hafta bir basın toplantısıyla veda eden Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, dün bir kez daha basının karşısına geçti ve hem BM'ye hem de AKP'ye yüklendi. Gürel BM'yi Türkiye'yi zaman cenderesine, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ı Türk dış politikasını ipotek altına sokmakla suçladı. Gürel, KKTC lideri Rauf Denktaş'a ve yeni kurulacak olan hükümete, "Siz müzakere edilecek nitelikte bulursanız müzakere edin" çağrısında bulundu. Gürel şu mesajları verdi:
BM'NİN ZAMAN CENDERESİ: Annan'ın sunduğu belge, zamanlama, ortaya konuluş yöntemi ve amaçları açısından bir bütün oluşturmakta. Bu bütün Türkiye için kaygı vericidir. BM, planı Rum Kesimi ile hazırlamıştır ve Rum kesimi önceden sızdırdığı belgeye müdahale etme olanağı bulmuştur. BM, AB takvimine bağlı bir acelecilik içinde davrandı. Plan Türkiye'de sorumluların belli olmadığı geçiş dönemine denk getirildi. Sağlık sorunları bulunan Denktaş'ın kişisel durumuna saygı gösterilmedi. Kıbrıs'ın sorun çözülmeden 'sorunsuz' bir şekilde AB'ye üye alınmasını amaçlıyor. Türkiye AB'nin takvimine bağlı zaman cenderesine alınmıştır.
AKP KOMPLEKSLİ: AKP'yi dış politika konusunda çetin bir sınav bekliyor. Bu sınavdan geçebilmek için kimliğini ortaya koyup kendilerini Batı'ya hangi koşullar altında olursa olsun kabul ettirme duygusundan vazgeçmedikten sonra AKP hükümetinin bu çetin dış politika sınavını geçebileceğinden kaygı duyuyorum.
DURUM VAHİMDİR: Yunanistan'ın To Vima gazetesinin 10 Kasım tarihli haberinde Erdoğan'ın seçimden önce Simitis ile temasa geçtiği yazılmış. Erdoğan, Kıbrıs konusundaki 'Belçika modeli'ne dair sözlerini
eleştiriler üzerine düzelttikten sonra aracılarla 'Düzeltmeyi iç dengeleri bozmamak için yaptım' mesajı göndermiş. Yalansa ne âlâ. Ama doğrulanırsa, milletvekili dahi seçilemeyen, yetkisiz ve sorumsuz temaslarla Türkiye'yi şimdiden temsil iddiasında olan bir kişi, Türk dış politikasında ipotek yaratacak birtakım sözleri daha önce başkalarına vermiş. Durum vahimdir.
DEMOKRASİ, CUMHURİYET'İ KEMİRMEMELİ: Demokrasi bir kurallar bütünüdür. AKP seçmenlerin yüzde 35'inin oylarını alarak neredeyse Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu yakalamıştır. Sonuca saygılıyız. Ama demokrasinin kurallarını Cumhuriyet'i kemirmesine izin vermeyecek şekilde belirlemek gerek.
TOPRAK PAZARLIĞI YAPILMAMALI: Belge statü, anayasal düzenleme, dış temsil gibi konular açısından müzakereye değer olabilir. Ama toprak ve göç gibi bölümler müzakereye değecek unsurlar değildir.
ABD HÜKÜMETİ UYARDI: ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell bana 8 Kasım'da mektup yazarak Annan'ın planına olumlu bakılmasını istediğini anlattı. 9 Kasım'da hem Powell'a hem de Annan'a mektup yazdım ve görüşümüzün planın içeriğine bağlı olacağını belirttim. Başbakan Bülent Ecevit de 1 Kasım'da Annan'a mektup yazıp hassasiyetimizi iletti.

Müzakere zemini var

Murat Yetkin

Kıbrıs dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Ecevit'tir

15/11/2002

Başbakan Bülent Ecevit dün Başbakanlık makamında son gününü geçirdiğini söylerken sesi endişe doluydu. 11 Ocak 1999'da resmen göreve başlayan 56'ncı azınlık hükümetinin başbakanı olarak, yılların ardından yeniden oturduğu Başbakanlık koltuğunu terk etmeye hazırlanırken iki endişe kaynağı olduğunu söylüyordu: Kıbrıs'ta yeni bir çözüm için sunulan Birleşmiş Milletler planı ve kurulma hazırlığındaki AKP hükümetinin muhtemel icraatı.
AKP iktidarı konusunu biraz sonraya bırakarak Kıbrıs konusuna öncelik vermekte yarar var. Çünkü 11 Kasım'da sunulan öneriler dizisi üzerine Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in dün verdiği tepkinin, devletin refleksini ve resmi politikayı ne kadar temsil ettiği merak konusu oldu. Bunun nedeni, planın sunulmasından itibaren Cumhurbaşkanlığı çevrelerinden askeri ve diplomatik yetkililere dek alabildiğimiz bütün tepkilerin bir başka nabzı veriyor olmasıydı. Belki de ilk kez Ankara'da Kıbrıs konusunda iyimser bir havanın esmesine yol açan bu eğilimleri; "Önerilerin şu an Türk tarafının aleyhine görülen yönleri var, ancak ilk kez Türk tarafının eşitliğini tanıyan, müzakere edebileceğimiz bir zemindeyiz" şeklinde özetlemek mümkün.
Kıbrıs denildiğinde yalnız Türkiye'de değil, dünyada da ilk akla gelen isimlerden olan Ecevit'in bakışı bu nedenle önemliydi. Ecevit'e Gürel'in sözleri üzerine tepkisini ve BM planı üzerine kendi görüşlerini sorduğumda, yanıtı şöyle oldu:

·  "Sayın Gürel'in söylediklerini henüz okuyamadım. (Ecevit'le saat 14.00 gibi konuşma fırsatı bulabildim. Gürel basın toplantısına 11:00'de başlamıştı.) O nedenle ne söylediğini ayrıntısıyla bilmiyorum. Yeni planla Kıbrıs'ta ağır toprak ödünleri isteniyor. Rumlara yeni olanaklar sağlanıyor. Dikkatli olunmazsa, korkarım ki Kıbrıs Türkleri 1974 öncesi koşulları bile arayabilir. Buna karşın plan müzakere edilebilir. Müzakere zemini var. Endişem, bu müzakerelerin gerektiğince dikkatle yapılmaması noktasında."
Görülebileceği gibi Ecevit, Dışişleri Bakanı Gürel ile BM planının olası sakıncaları konusunda pek ayrı düşünmüyor. Ancak Gürel'in bu öneriler dizisini tartışmaya bile değer bulmamasına karşın, Ecevit, Ankara ölçülerine göre bile kolayca şahinler sınıfında sayılabilecek pek çok kişi gibi, BM planını müzakere edilebilir buluyor. Bunu kaydetmek gerekiyor.
Hangi hükümet?
Ecevit'in diğer endişe konusu ise, son üç gündür veda ziyaretlerinde yaptığı açıklamalarda da vurguladığı gibi, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın hukuki konumundan kaynaklanıyor:

·  "Erdoğan milletvekili olamadı, dolayısıyla başbakan da olamıyor. Hükümeti dışarıdan yönlendirme niyeti zaten vardı. Ancak şimdi
daha Meclis oluşmadan, hükümet kurulmadan ülkeyi yönetmeye kalkıyor. Yunanistan'daki
To Vima gazetesi, Erdoğan'ın Yununasitan Başbakanı Simitis ile bir kez yazılı, bir kez de sözlü olarak iki temas kurduğunu yazdı. Bu temaslar ne adına kuruluyor? Yurtdışı gezilere hangi sıfatla katılıyor, gezileri kim düzenliyor, masrafını kim karşılıyor? Bunlar halka açıklanmıyor."
Bu madalyonun bir yüzü.
Diğer yüzündeyse uluslararası sistemin Erdoğan'ı Türkiye'nin yeni lideri olarak tanımak için ne konumunun resmileşmesine, ne de onun hukuki durumunun açıklık kazanmasına ihtiyaç duymadığı ortada.
3 Kasım'dan bu yana Türk iç polikitası, Erdoğan üzerinden, saygın International Herald Tribune gazetesine 4 kere birinci sayfa haberi oldu.
Bunların 2'si manşet, 3'ü de fotoğraflıydı. Erdoğan İtalya Başbakanı'na gitti ve resmi muhatabı gibi işlem gördü. Hafta sonu KKTC'nin 19'uncu kuruluş yıldönümü törenleri için Kıbrıs'a, önümüzdeki hafta da Yunanistan, İspanya, İngiltere, Belçika ve muhtemelen İrlanda ve Almanya'ya gidecek. Dün Ankara'ya gelen Avrupa Birliği Dış Politika ve Savunma sorumlusu Javier Solana, Ecevit ve Gürel ile değil, Erdoğan ve Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ile görüştü.
Bu durumu Erdoğan'ın yüzde 34'lük oy oranıyla sağladığı seçim sonucunun getirdiği meşruiyet ile açıklamak mümkün.
Demokrasilerin gelişkinliğini, yasal olanla meşru olar arasındaki farkın azalması ile açıklamak mümkün ise, Erdoğan örneğinde de yasal olanla meşru olan arasındaki farkı bir an önce gidermenin gerekliliği ortaya çıkıyor.

RADIKAL 16/11/2002

Kıbrıs şahinleri ve niyetleri...

İsmet Berkan

15/11/2002

Avrupa Birliği karşıtlarının şu sıralar sarılabildikleri yegâne dal, Kofi Annan'ın sunduğu çözüm planı.
Peki ama bu plan ne? Nelerden oluşuyor?
Basitçe, Kofi Annan'ın sunduğu plan, Türk tarafının yıllardır üstünde durduğu en temel konu olan 'eşit egemenlik'ten hareket ediyor. Bu bir. ikincisi, siyasi eşitlikle toprak ve nüfus tavizi arasında bir denge var.
Yani, az toprak vereyim diyorsanız, siyasi eşitliğiniz de o ölçüde azalıyor. Siyasi eşitliği sağlamak için toprak tavizinde bulunmanız gerekiyor.
Eğer amacınız Kıbrıs'ta bu sorunu çözmekse, bu basit sayılabilecek al-ver dengesine bakacaksınız.
Yok, amaç zaten Kıbrıs'ta çözümsüzlükse, o zaman aynen Şükrü Sina Gürel'in yaptığını, Rauf Denktaş'ınsa için için yapmak istediğini yapacaksınız, Annan planını reddedeceksiniz.
Önce amacımızı saptayalım: Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
İstiyorsak, 28 yıl sonra ulaşılan bu noktayı iyi değerlendirmek lazım.
Kofi Annan planını bir 'zafer' olarak nitelemek de mümkün. Çünkü 28 yıl sonra ilk kez Kıbrıs Barış Harekâtı uluslararası bir belgede 'meşruiyet' kazanıyor.
Pazarlık yaparken bazen kendinizi karşınızdakinin yerine de koymalı, onu anlamaya çalışmalısınız. Klerides açısından bakıldığında, uluslararası planda Ada'nın yegâne temsilcisi olarak tanınan bir devletiniz var. Demokrasisi, ekonomisi hayli gelişmiş bu devletin. O kadar ki, Avrupa Birliği'ne girmek üzere, bütün şartları fazlasıyla yerine getirmiş durumda ve bu giriş sadece bir ay sonra gerçekleşecek. Ama siz, tek başınıza yönettiğiniz, hiçbir egemenlik alanını paylaşmadığınız bu devletin kapısına kilit vurup Ada'nın öteki yarısıyla eşit egemenlik ve siyasi eşitlik prensipleri ışığında bir araya gelmeyi ve yeni bir devlet kurmayı kabul ediyorsunuz. Karşılığında ne istiyorsunuz? Ada'nın Kuzey'inde bir miktar toprak ya da oraya nüfus transferi.
Şimdi gelinen noktada Kıbrıs meselesi, tamamen bardağın neresinden baktığınızla ilgili bir soruna dönüşmüş durumda anlayacağınız.
Türk tarafı bardağın dolu tarafını görmek istiyorsa, 'Bu bir siyasi ve diplomatik zaferdir' diyebilir. Bardağın boş tarafını görmek istiyorsak da, 'Bir karış toprak bile vermeyiz' denebilir. Ama Allah aşkınıza, biz ikinci harekâtı zaten ileride pazarlık kozumuz olsun diye yapmadık mı? Bunca yıldır Maraş'ı neden insansız tutuyoruz?
Kofi Annan kesin bir metin sunmuyor, bir pazarlık zemini ve takvim öneriyor.
Öncelikle karar verilmesi gereken şey, bu pazarlık zeminini reddedebilir miyiz?
Reddetmenin faturasını ödeyebilir miyiz? Ret sonrası olacakları, AB ufkunun tamamen kaybolmasını vs. Türk halkına kim anlatabilir?
Zaten gördüğüm kadarıyla Annan'ın sunduğu seçenekleri tartışanlar var ama bu pazarlık zeminini reddeden (Şükrü Sina Gürel dışında) pek yok.
Son olarak bir de takvim meselesi var, Türkiye'de herkesin diline doladığı... Neden zaman sıkışık olsun ki?.. Sorun bakalım Rauf Denktaş'a, şu 28 yılda Kıbrıs meselesinin konuşulmadık tarafı kalmış mı, Ada'nın her taşıyla ilgili kaç kez pazarlık yapılmış? 28 yıl yetmedi mi ki, birkaç haftaya, birkaç aya daha ihtiyaç olsun.
Seçimin üstünden 11 gün geçti. AKP ne zaman olup bitenlerin ve olacakların siyasi sorumluluğunu üstlenecek? Daha ne kadar bekleyecekler ve siyaseten gayrimeşru hale düşmüş bu hükümetin bakanlarının bizim adımıza demeçler verip uluslararası kamuoyunu etkilemesine daha ne kadar izin verecekler?
Ve nihayet dün akşam saatlerinde beklenen oldu. Cumhurbaşkanı, Erdoğan'ı bu sabah için Köşk'e davet etti. Muhtemelen başbakan adayımız bugün belli olacak.

Annan planı: Siyasi eşitlik

Erdal Güven

15/11/2002

Ayrıntılar sızdıkça 'Annan Planı'nı daha sağlıklı değerlendirme imkânı doğuyor. Elimdeki 'kapsamlı özet'te yer alan öneriler plana ilişkin ilk izlenimlerimi pekiştirir nitelikte: Siyasi eşitlik, tek uluslararası kişilik, devletin işleyebilirliği, sosyal adalet ve dış dengeler olmak üzere beş temel parametre üzerinde 'optimal'i yakalamaya çalışan rasyonel bir plan var önümüzde.
Siyasi eşitlikten başlayayım...
Planın girizgâhında bazı ifadeler dikkat çekici: ortak vatan, kurucu ortaklar, yeni ortaklık... Özellikle de şu: taraflar arasında bir çoğunluk ile azınlık değil, siyasi eşitlik ilişkisi kurulacak.
Peki fiiliyatta nasıl sağlanacak bu siyasal eşitlik?
Öncelikle siyasi eşitlik anayasal güvenceye alınıyor. Federal devletlerde, gerek federal yönetim (Annan Planı'ndaki ifadeyle ortak devlet) gerekse federe yönetimler (Annan Planı'ndaki ifadeyle parça devletler) yetkilerini birbirlerinden değil doğrudan doğruya anayasadan alır. Bu yüzden de her şeyden önce anayasanın üstünlüğü esastır. Federe yönetimler de bu anayasa karşısında eşittir (*). Annan Planı, siyasi eşitliği güvenceye alan
anayasanın ancak parça devlet halklarının ayrı ayrı çoğunluk oyuyla değiştirilebileceğini öngörüyor. Pratikte bu, Türk tarafının onaylamadığı hiçbir anayasa değişikliğinin yapılamaması demek.
Siyasi eşitlik ayrıca hukuken de güvenceye alınıyor. Hukuk nezdinde parça devletler birbirine eşit statüde. Aralarında hiyerarşik bir ilişki söz konusu değil.
Dahası aynı eşit statü ortak devlet ile parça devletler arasında da sağlanıyor.
Gelelim siyasi karar alma mekanizmasına... Planda öngörülen üç yıllık geçiş sürecinde halihazırdaki iki toplum lideri cumhurbaşkanlığı makamını paylaşacak (eşbaşkanlık). Dolayısıyla iki lider yürütmeden ortaklaşa sorumlu olacak.
Ayrıca bir de altı kişilik bir başkanlık kurulu öneriliyor. Bu kurul icracı organ görevini üstlenecek. Oluşumu nüfus orantılı olacak, ancak bu oran üçte birin altına düşmeyecek. Bu kurul üyeleri özel çoğunlukla senatoca seçilip temsilciler meclisince onaylanacak. Başkan ile yardımcısı farklı parça devletten olacak. Daha da önemlisi başkanlık 10 ay üzerinden dönüşümlü olarak yürütülecek ve başkan iki dönemden fazla aynı parça devletten olmayacak.
Başkanlık kurulu, kararları tercihen oybirliğiyle alacak. Oybirliği sağlanamazsa basit çoğunluk aranacak ama parça devlet üyelerinden birinin onayı aranacak. Pratikte bu, sayısı en az iki olacak Türk üyelerden en az birinin evet demediği hiçbir kararın alınmaması demek. Kurul üyleri eşit ve bakanlık sorumluluğunda olacak. Dışişleri ve Avrupa Birliği bakanlıkları farklı parça devlet üyelerinde olacak. Yani dışişleri bakanı Rum ise Avrupa Birliği bakanı Türk üyeye verilecek.
Ve nihayet yasama... Parlamento iki kamaralı:
Halkı temsilen temsilciler meclisi ile parça devletleri temsilen senato. Her iki kamarada da 48'er üyenin bulunması öngörülüyor. Temsilciler meclisinde Türklerin oranı yüzde 25'in altına düşmeyecek.
Senatoda ise eşit sayıda yer alınacak. Kararlar basit çoğunlukla alınacak ancak senatoda iki parça devlet senatörlerinin de en az dörtte birinin oyu aranacak. Bazı konularda bu oran beşte ikiye çıkarılabilecek.
Tüm bunlar, özellikle Denktaş'ın dilinden düşürmediği 'yeniden azınlık konumuna düşme' kaygısını bertaraf etmeyi amaçlayan ifade ve düzenlemeler. Aynı zamanda 'Rum Cumhuriyeti'ne yamanma' kaygısını da.
(*) Federe Devlet, Oktay Uygun, İtalik Yayınları, 2002

Denktaş'ın itirazı var

Denktaş'ın itirazı var

KKTC Meclis Başkanı Serter, orgeneral Özkök'e meclisin anı tabağını hediye etti. FOTOĞRAF: MUSTAFA SAĞIROĞLU/AA

Annan'ın Kıbrıs çözüm planına ilk tepkisi olumlu olan Denktaş, sunulan haritalar ve toprak tavizinden rahatsız oldu. Denktaş, temel konularda 30 günde çözüm talebi için de, 'Bunu kabul edemeyiz' dedi

15/11/2002 (161 defa okundu)

MURAT GÜRGEN
GİRNE - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu Kıbrıs çözüm planına dair olumlu rüzgârlar Türk tarafında rahatsızlık yaratan konuları vurgulayan sert açıklamalarla ters yönde dönmeye başladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de katılımıyla düzenlenen KKTC'
nin kuruluşunun 19. yıldönümü törenlerinde, adanın kuzeyinden toprak konusunda taviz verilemeyeceği sesleri yükseldi. KKTC lideri Rauf Denktaş geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında istirahata çekildiği ABD'den telefonla bağlandığı BRT televizyonundan yayımlanan mesajında, "Biz Cumhuriyet'i Türk devleti tarih boyu adadan silinmesin diye kurduk" dedi. Böylece BM Genel Sekreteri Annan'ın toprak konusunda ortaya koyduğu haritaları eleştirdi. Kıbrıs'ta yeni bir aşamaya gelindiğine dikkat çeken Denktaş şöyle konuştu:

'Yine harita koydular'
"Başkaları bizi dinledikten sonra kendi görüşleri doğrultusunda belge hazırlayıp önümüze koymuşlardır. Kıbrıs'ta barış yolunun daima açık kalması için her zaman bu konunun en sona bırakılmasını talep ettik. Ama bu kez yine bizim topraklarımızda halkımızın egemen olacağı daha kabul bile edilmeden toprak konusunu konuşmayacağımızı bilmelerine rağmen harita önümüze konulmuştur. Geleceğimiz, toprağımız, egemenliğimiz için bir hayati durum söz konusudur. Hepimiz de biliyoruz ki önümüze konmuş olan haritalar aşılmaz bir duvar oluşturabilir."

Mektubu eleştirdi
Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin taraflara birer mektup yazarak, AB'nin 12-13 Aralık'taki Kopenhag zirvesinden önce, çözüm planının egemenlik, toprak dağılımı ve göçmenler gibi önemli konularının 30 gün içinde çözümünü istemesine de değindi. Denktaş şöyle konuştu: "Önümüzde dört haftalık bir süre kondu. 'Ya kabul edersin, ya etmezsin' denilmese de, nihayetinde böyle bir izlenim yaratılmaktadır. Bunu kabul edemeyiz."
Denktaş, cumartesi günü adaya dönmeyi umduğunu, sonra BM planının hükümette ve mecliste tartışılacağını söylerken, "Planı titizlikle ve iyi niyetle değerlendireceğiz" diye konuştu.

Özkök'ün mesajı
KKTC'nin 19. kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere adaya giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök de Rum Yönetimi'nin AB'ye tek yanlı üye yapılmasının adada barış ve istikrarı bozacağını vurguladı. Özkök, "Olumsuz gelişmeleri önlemek, sürekli barış ve huzur ortamının tesisini sağlamak için adada iki eşit egemen devletin varlığı ve çözümün iki egemen devletin yeni ortaklığına dayandırılması gerçeğinin kabulünün çözümü kolaylaştıracağını değerlendirmekteyiz" dedi. Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türkleri'nin arkasında olduğunu göstermek için bir faydası olabileceğini düşündüğünü ifade eden Özkök, "Ben buraya, karşı tarafa mesaj vermek için geldim" ifadelerini kullandı.
Genelkurmay Başkanı, Rum yönetiminin silahlanma çabalarını yakından izlediklerini ve bu çabaların Rumların uzlaşmadan uzak olduklarının göstergesi olduğuna dikkat çekerken de şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye ve TSK, adada barış ve huzuru bozucu, Kıbrıs Türkü'nün güvenliğini tehdit edecek bir yaklaşıma izin vermeyecektir. Kıbrıs Türk halkı geçmişin karanlık günlerine asla dönmeyecek, TSK, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türk halkının haklı varoluş mücadelesinde yanında olmaya devam edecektir."

Serter: Kabul edilemez
Özkök'ün görüştüğü KKTC Meclis Başkanı Vehbi Zeki Serter de, Annan'ın çözüm planında, Türk tarafından büyük oranda toprak tavizinin istendiğini belirterek, bunun kabul edilemeyeceğini söyledi. Serter, "Öncelikle toprak konusunda istenmekte olan taviz çok büyüktür ve bizce kabul edilmez. Ayrıca içimize sokulmak istenen 70-80 bin Rum' un, iki ayrı bölgeliliği sulandıracağı ortadadır. Garanti ve İttifak Anlaşmaları da sulandırılmak istenmektedir. Bir de Kıbrıs Türkü'nün teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asker sayısında önemli azaltma isteniyor. Biz bu şartları kabul edemeyiz" diye konuştu. Serter, "Bizi birlikte olduğumuz anavatandan ve kahraman TSK'dan hiçbir güç ayıramaz" ifadelerini kullandı.
KKTC'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle bugün yapılacak olan kutlamalar çerçevesinde Deniz Kuvvetleri'ne ait iki savaş gemisi de dün Girne'ye gitti

RADIKAL 16/11/2002