|
Denktaş: Belgeyle ilgili hayati sorunlar söz konusu |
|
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, BM Genel Sekreterliği tarafından taraflara
sunulan Kıbrıs çözüm planının iyi niyetle,
soğukkanlılıkla ve anlaşma istemiyle ele
alınacağını, ancak haritaların
"aşılmaz bir duvar haline gelebileceğini" söyledi. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin 19'uncu kuruluş yıldönümü kutlamaları,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın saat 12.00'de BRT'den
yayınlanan konuşmasıyla başladı. New York'tan
telefon aracılığıyla Kıbrıs Türk halkına
seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Cumhuriyet
bayramımızın 19'uncu yıldönümünü maalesef birlikte
kutlayamıyoruz, ama kalben beraberiz. Bu cumhuriyeti birlikte
kurduk" dedi. Öncelikli konu
egemenliğimiz ve toprak Devletin Kıbrıs
Türkü'nün adadan tarih boyunca silinmemesi için kurulduğunu ve
halkın mücadelesiyle, fedakarlıkların eseri olduğunu
vurgulayan Denktaş, şunları kaydetti: "Bunu hiçbir zaman
unutmamak ve unutturmamak lazımdır. Bugün yeni bir safhaya
girmiş bulunuyoruz. Başkaları uzun süre bizleri dinledikten
sonra kendi görüşleri doğrultusunda bir belge
hazırlamış, kapsamlı bir belge hazırlamış
ve önümüze koymuş bulunmaktadır. Tabiatıyla devletine sahip
çıkan insanlar olarak burada bakacağım birçok husus
vardır. Bunların başında devletimiz, egemenliğimiz,
kimliğimiz, kişiliğimiz ve tabiatıyla
topraklarımız gelmektedir. Ben barış
yolunun daima açık kalması için toprak konusunun en sona
bırakılmasını istedim. Israrla istedim. Butros Gali
zamanında da kendisine 'ortaya bir harita çıkartma. harita Rumlar
açısından bize verilenler azdır, Türkler açısından
biz bunları veremeyiz kavgasını başlatır ve mesele
ortada kalır' dedim, dinletemedim. Bu kez yine bizim
topraklarımızın, egemen halkımızın egemen
olacağı kabul edilmeden harita konusunda görüşmek
istemediğimizi, ama ilkeleri konuşabileceğimizi bildikleri
halde ortaya haritalar konulmuştur. Halkımızın bu konuda
düşünceleri, reaksiyonları çok önemlidir." Dört haftalık süre
var Cumartesi adaya
dönüşünün ardından hükümet, parti liderleri, meclis ve halkla
derinliğine bu konuların ele alınacağını
söyleyen Denktaş, " Önümüze dört haftalık bir süre
konulmuştur. Dört hafta içerisinde 'ya şunu kabul edin veya
reddedin' şeklinde değilse dahi, netice böyle bir resim çizmektedir.
Biz bunu kabul edemeyiz" ifadelerini kullandı. Haritalar
aşılmaz duvar olabilir Denktaş, halka
mesajında şöyle devam etti: "Geleceğimiz
ile, egemenliğimiz ile, hürriyetimiz ile, toprağımız ile,
varlığımız ile, adada Türkiye'nin ilgisiyle, Türk-Yunan
dengesi ile ilgili hayati sorunlar bahis konusudur. Bunları
soğukkanlılıkla, iyi niyetle ve hakikaten Kıbrıs'ta
bir birleşme olması istemi ile ele alıp görüşeceğiz.
Ama hepimiz de biliyoruz ki önümüze konulmuş olan haritalar
aşılmaz bir duvar haline gelebilir." Halkı kendinden ve
devletinden emin olmaya çağıran Denktaş,
"Egemenliğimize, devletimize sahip çıkalım,
anavatanımız ile işbirliği içerisinde ve tabiatıyla
kendi aramızda artık samimi bir işbirliği içerisinde bu
kader günlerini başarıyla atlatalım" diye konuştu. Denktaş,
mesajını şu ifadelerle tamamladı: "Barış istemek hepimizin hakkıdır, akıl işidir ama barışın gerçek barış olması için uğraşmak da bir akıl işidir ve müşterek bir niyet ister. Bu düşüncelerle hepinizin bu bayramını en içten duygularla kutluyorum. Hastalığım esnasında göstermiş olduğunuz yakın ilgi, bana vermiş olduğunuz maneviyat, Türk hükümetinin bütün sorumluluğu alarak tedavimi deruhte etmek için yapmış olduğu fedakarlık, Sayın Ecevit'in ve sayın cumhurbaşkanının ve bütün ilgililerin, genelkurmay başkanı, parti liderleri dahil bütün ilgililerin çok yakın ilgileri sayesinde bu iki büyük ameliyatı atlatmış bulunuyorum. Allah'ın izniyle sizlerle bir arada olmak ümidiyle hepinizi gözlerinizden öper ve mutlu bayramlar dilerim." |
KIBRIS 16/11/2002
|
DENKTAŞ:
Anlaşma istemiyle görüşeceğiz ama... |
|
|
YENIDUZEN 16/11/2002
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat:
Olumlu ve yapıcı tutum şart!
CTP olarak açıkça şunu ifade etmek isteriz. Toprak ayarlaması
yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda kalacak kimsenin mağdur
edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir. CTP olarak yurttaşa
şunu ifade etmek isteriz. Yurttaşların iskan, ev, iş ve
diğer alanlarda rehabilite edilmeleri sağlanmadan kimse ne yerinden,
ne evinden, ne de işinden ayrılmayacaktır
Bu plan görüşme zemini olarak benimseyip, içerisindeki belli
unsurları iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı
ile yapıcı görüşmelere başlamak gerekmektedir. Bu
doğrultuda taraflara olumlu ve yapıcı bir tutumla hareket etme
çağrısı yapmayı tarihsel bir görev olarak görüyorum.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, BM
Genel Sekreteri Kofi Annanın sunduğu Çözüm Planının
görüşme zemini olarak benimsenip, içerisindeki belli unsurları
iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı ile
yapıcı görüşmelere başlanması gerektiğini
söyledi. Tüm taraflara olumlu ve yapıcı olma çağrısı
yapan Talat, planın karşılıklı olarak kabul edilen
geçmiş BM önerileri değerlendirilerek
hazırlandığını anımsattı.
Toprak ayarlaması yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda
kalacak kimsenin mağdur edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir
diyen Talat, bu konuda CTPnin üzerine düşen sorumluluğu yerine
getireceğini de ifade etti.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talatın
açıklamasını tam metin olarak YeniDÜZEN okurlarına
sunuyoruz.
BM Genel Sekreterinin taraflara sunduğu plan siyasi gündeme girmiş
bulunmaktadır. İlk değerlendirmelerden öteye konuyu daha
kapsamlı ele aldığımızda sunulan planın son
derece önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu planı
incelediğimizde BM Genel Sekreterinin söz konusu planı, bugüne kadar
tarafların karşılıklı olarak birbirine sunduğu
teklifler yanısıra, karşılıklı olarak kabul
edilen geçmiş BM önerilerini değerlendirerek
hazırladığı görülmektedir. Bugüne kadar Denktaş ile
Klerides arasında süren yüz yüze görüşme sürecinde tarafların
masaya koyduğu düşünceler ve birbirlerine yakınlaştıkları
tüm noktaların da harmanlandığı bir gerçektir. Yani tarafların
hiç biri, haritalar dahil, planda ifade edilen unsurların hiç birisine
yabancı değildir.
İşte bu gerçekler ışığında olaya
baktığımızda söz konusu belgenin Kıbrıs Türk
halkının siyasal haklarına ve egemenlikteki eşitlik ile
ortaklık taleplerine olumlu bir yaklaşım gösterdiğini
görmekteyiz. Kıbrısın, yeni bir ortaklık devleti
olacağı ve bu ortaklığın oluşturucusunun ise iki
oluşturucu devlet olacağının ifade edilmesi, somut olarak
egemenliğin oluşturucu devletlerden kaynaklanacağını
vurgulaması son derece önemlidir. Ayrıca her bir oluşturucu
devletin birbiri ile eşit statü ve yetkiye sahip olacağı,
merkezi ortak devletin oluşturucu devletlerin alanına müdahale
edemeyeceği, bunun yanısıra artık yetkilerin ise
oluşturucu devletlerde kalacağı vurgusu son derece önemlidir. Ve
egemenlik yaklaşımımıza olumlu bir bakış
açısı getirmektedir. Bunun yanıra merkezi devletin yetkilerinin
sınırlı olması, hayatın pek çok alanında ise oluşturucu
devletlerin yetkili olması söz konusudur.
Yine merkezi devlette AB ile ilişkiler ve dış ilişkilerin
ayni oluşturucu devletten gelecek Başkanlar Konseyi üyelerine ait
olmaması, söz konusu ortak devletin iki toplumlu karakterini
yansıtması bakımınından da son derece önemlidir.
Kimsenin dudak bükemeyeceği bir diğer gerçek ise BM Genel
Sekreterinin söz konusu belgesinde açıkta 1963ten itibaren
çıkarttığımız tüm yasalar ile adli kararların ve
yönetmenliklerin geçerliliğine dönük düzenlemedir. Ayrıca söz konusu
planın görüşülüp kabul edilmesi ile birlikte bu ortak
yapıyı oluşturacak iki oluşturucu devletin, BM Güvenlik
Konseyi tarafından birbirinin eşiti olarak tanınacağı
net bir şekilde ifade ediliyor.
Oluşturucu devletlerin anlaşmaları
Ayrıca oluşturucu devletlerin uluslararası ticari, kültürel ve
siyasi antlaşmalar yapabilme yetkisinde olacağının
belirtilmesi de dikkat çekicidir.
Bütün bunların yanısıra Kıbrısta Türkiye ve
Yunanistan dengesinin sağlanacağı, ayrıca Türkiyenin
garantörlüğü ile bu bağlamda 4 rakamlı bir sayıda Türk
silahlı kuvvetlerinin adada kalacağının vurgulanması
son derece önemlidir.
Tek uluslararası kimlik, tek temsiliyet ve ortak vatandaşlık
gibi konuların AB müktesebatıyla birlikte ele alınacak
olması da diğer bir olumluluk olarak yer almaktadır. Bu
antlaşmanın ayrı ayrı referandumlarca onaylanması ise
self determinasyon hakkı kullanımından başka birşey
değildir.
Planın toprak düzenlemesi ile ilgili hususları bu süre içerisinde
tartışmalara yol açmıştır. Bu noktada elbette
halkımızın haklı endişeleri vardır. Ancak
unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türk tarafı olarak % 29
+yı kabul etmiş ve Gali Fikirler Dizisini de % 91 oranında
benimserken o dönemde % 28.2 olarak ifade edilmiş bulunan toprak
düzenlenmesinin görüşülebileceği mesajı verilmişti
Şimdi bütün bunlar yaşanmamış gibi ortalığı
velveleye vermek anlamsızdır.
Bu noktada elbette daha önümüzde gün vardır. Bu konuda belli
görüşmeleri gerçekleştirmek ve rahatsızlığı en
aşağıya indirebilmek yolunu tutmamız gerekmektedir.
Bağırıp çağırmak kesinlikle doğru değildir.
Bu konuda CTP olarak açıkça şunu ifade etmek isteriz. Toprak
ayarlaması yapılacak yerlerden ayrılmak durumunda kalacak
kimsenin mağdur edilmemesini sağlamak hepimizin görevidir. CTP olarak
yurttaşa şunu ifade etmek isteriz. Yurttaşların iskan, ev,
iş ve diğer alanlarda rehabilite edilmeleri sağlanmadan kimse ne
yerinden, ne evinden, ne de işinden ayrılmayacaktır.
Yurttaşa söylenen yalanlar
Yurttaşa söylenen yalanlardan bir tanesi de kuzeye gelecek Rumlarla
ilgilidir. Belgedeki haritalara göre örneğin % 28.5 toprağın
kuzeyde kalacağı modelde, Rumlara geri verilecek topraklar için,
yerleşim bazında %14lük bir oranın uygulanacağı ama
her halükarda ise bunun genel toplamda % 9u geçemeyeceği öngörülmektedir.
Hal böyle iken, kuzeye onbinlerce Rumun geleceğinin propagandasının
yapılması kışkırtma yapmaktan başka birşey
değildir.
Nüfus bakımından ise belgedeki ilke şudur: İlgili
yerleşim yerine yılda o yerleşim yerinin nüfusunun % 1 kadar
Kıbrıslı Rum gelebilecek ve ancak 20 yıl sonra kuzeydeki
nüfusun %20si kadar olabilecektir. Yani 200 nüfusu olan bir yerleşim
yerine ilk etapta ancak iki Kıbrıslı Rum gelebilecektir. Bunun
ise Rumlar açısından ne denli cazip olabileceğini
değerlendirmek mümkündür.
Bu aşamada önümüzde çok ciddi bir tarihsel dönem vardır.Ya 12
Aralık tarihine kadar bu belgeyi görüşerek çözümü ve AB
üyeliğini kazanacağız; böylece Türkiyenin de AB üyeliğinin
yolu açılacak; ya da güney tek başına AB üyesi olacak ve biz tüm
gelecekten soyutlanmış bir hale düşeceğiz. Yani ya
geleceği eşit olarak kuracağız, ya da uluslararası
soyutlamışlık içinde ekonomik, siyasi ve sosyal büyük krizler
içerisinde boğulacağız. Buna karar vermemizin zamanı
şimdidir. Biz halkımızın sağduyusunun galebe
çalacağına inanıyoruz.
Bu plan görüşme zemini olarak benimseyip, içerisindeki belli
unsurları iyileştirmek için BM ve Kıbrıs Rum tarafı
ile yapıcı görüşmelere başlamak gerekmektedir.
Bu doğrultuda taraflara olumlu ve yapıcı bir tutumla hareket
etme çağrısı yapmayı tarihsel bir görev olarak görüyorum.
YENIDUZEN 16/11/2002
Annan
Planından ilginç notlar...
RESMİ DİL TÜRKÇE-RUMCA... Ortak devletin resmi dilleri Rumca ve
Türkçe olacak. İngilizcenin resmi amaçlı kullanımı yasayla
düzenlenecek... Ortak devletin yasama, yürütme, idari ve yargıya
ilişkin karar ve dökümanları tüm resmi dillerde hazırlanacak ve
Kıbrıs Resmi Gazetesinde tüm resmi dillerde yayımlanacak.
Herkes, ortak devlette yetkililere resmi dillerden herhangi biriyle hitap
edebilecek ve hitap ettiği aynı dilde yanıt alma hakkı
olacak.
*** Ortak devletin resmi dilleri orta dereceli okullardaki tüm öğrencilere
zorunlu ders olarak öğretilecek...
RESMİ TATİLLER... Kıbrısın Ulusal Bayramı,
Kuruluş Anlaşmasının referanduma sunulduğu gün
olacak. Pazar günleri dahil, Kıbrıs çapında resmi tatiller
şunlar olacak: 1 Ocak Yeni Yıl, 1 Mayıs İşçi
Bayramı, 25 Aralık Noel, Good Friday, Paskalya Pazartesi,
Şeker Bayramının ilk günü, Kurban Bayramının ilk
günü, Hazreti Muhammedin doğumgünü. Ortak devletin kamu görevlileri, bu
resmi tatillere ek olarak, parça devletçiklerin herhangi birinin resmi
tatillerini de yapabilecekler.
İNSAN HAKLARI... Temel İnsan hak ve Özgürlükleri Avrupa Konvansiyonu
ve onun ek protokolleri ile Birleşmiş Milletlerin Sivil ve Siyasi
Haklar Konvansiyonu, Anayasanın ayrılmaz parçası olacak.
Cinsiyete, etnik ya da dini kimliğine ya da parca devletçik
yurttaşlık statüsüne dayalı herhangi bir
ayırımcılık yapılamayacak. Kıbrıs
çağında serbest dolaşım ve serbest ikamet hakkı
olacak, meğer ki Anayasaya veya Kuruluş Anlaşmasında buna
sınırlama getirilmiş olsun
AZINLIK HAKLARI... Maronit, Latin ve Ermeniler dahil, dinsel ve diğer
azınlıkların hakları güvence altına alınacak,
ortak devlet ile parça devletçikler, kendi ilgili alanlarında, Avrupa
Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Konvansiyonunda
öngörülen statüler ve hakları verecekler, buna özellikle azınlıkların
kendi kültürel ve eğitim işlerini yürütme ve yasamada temsil edilme
hakkı dahil olacak.
*** Karpaz köylerinde yaşayan Kıbrıslı
Rumların kendi kültürel ve eğitim işlerini idare etme ve parça
devletçiğin yasama organlarında temsiliyet hakkı olacak.
POLİS!.. Oluşturucu devletçikteki polis yalnızca o
oluşturucu devletçikte konuşlandırılıp
çalışacak ve oluşturucu devletçikte yasa ve düzenle kamu
güvenliğinin sağlanmasından sorumlu olacaktır, buna ortak
devlet yasalarına karşı suçlar da dahildir.
OLUŞTURUCU DEVLETLER... Oluşturucu devletçikler kendi
aralarında veya ortak devletle anlaşmalar yapabilecekler, böylece
ortak örgütlenmeler ve kurumlar oluşturulabilecek. Özellikle turizm,
çevrenin korunması, enerji ve su gibi doğal kaynakların idaresi,
balıkçılık ve tarım, sanayi ve ticaret,
sigortacılık, tüketicilerin korunması, mesleki örgütlenmeler,
planlama, spor ve eğitim, sağlık, tütün, alkol ve ilaç
kullanımının idaresi, veteriner hizmetler, sosyal güvenlik ve
çalışma, aile yasası, şirketler yasası ve ceza
yasası gibi konularda yasalar ve politikalarını koordine edip
uyumlaştırmaya çalışacaklar, ortak standartlar
geliştirmeye çalışacaklardır.
** Oluşturucu devletçiklerin herhangi biri veya ortak devlet hükümetinin
herhangi bir bölümü böylesi bir koordinasyon veya uyum süreci
başlatabilecektir. Böylesi koordinasyon veya uyum anlaşmaları,
ilgili oluşturucu devletçiğin hükümetinin ilgili şubesi
tarafından ve ortak devletin katılımı gerekiyorsa, ortak
devletin ilgili bölümü tarafından onaylanacaktır.
*** Ortak devlet hem mali hem de lojistik olarak oluşturucu devletçikler
veya farklı oluşturucu devletçiklerdeki belediyeler ve köyler
arasındaki işbirliği girişimlerini destekleyecektir.
*** Hem ortak devlet, hem de oluşturucu devletçikler hükümet yetkilileri
ile eğitim, tıp ve öteki kamu kurumlarının belgelerini
geçerli sayacaktır.
*** Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk
bağlarını sürdürecek Garanti ve İttifak Anlaşması
ile Kuruluş Anlaşmasında oluşturulmuş dengeye
saygı gösterecektir.
*** Oluşturucu devletçikler, Kıbrısın diplomatik
misyonunun oluşturucusı olarak akredite edilecek ticari ve kültürel
alanlarda temsilciler atayabilecektir.
TİCARİ-KÜLTÜREL ANLAŞMALAR... Oluşturucu devletçikler
Kıbrısla ilişkisi olan devletlerle, ortak devlet hükümetinin
otoritesine, öteki oluşturucu devletçe halel getirmeyecek biçimde ve
Avrupa Birliği üyeliğiyle uygun olacak şekilde ticari ve
kültürel alanlarda anlaşmalar imzalayabilecektir.
PARLAMENTO... Ortak devlet parlamentosu Senato ile Temsilciler Meclisinden
oluşacaktır. Bunların 48er üyesi olacak ve nisbi temsil
temelinde beş yıllığına seçilecektir. Senato her
oluşturucu devletçikten eşit sayıda temsilcilerden oluşacak,
paça devletçiğin halkı, nisbi temsil temelinde senatonun 24 üyesini
seçecektir. Temsilciler meclisinde ise oluşturucu devletçiklerden en az
dörtte bir oranında temsilci bulunacaktır. Ortak devletin parlamento
üyesi aynı zamanda oluşturucu devletçiğin yasama
organında üye olamayacaktır. Maronit, Latin ve ermeni
azınlıkların en az birer temsilcileri olacak, böylesi
azınlıklar temsilcilerini Kıbrısın neresinde
yaşadıklarına bakılmaksızın seçebilecektir.
***Senato ve Temsilciler meclisi birer Başkan ve ikişer başkan
yardımcısı seçecekler, başkan yardımcılarının
her biri oluşturucu devletçiklerden olacak ve bir
yıllığına seçilecektir. Senato ve Temsicliler Meclisinin
başkanları aynı oluşturucu devletçikten olmayacak.
BAŞKANLIK KONSEYİ... Başkanlık Konseyini parlamento
seçecek ve çalışmalarını izleyecektir. Parlamento,
Başkanlı Konseyi üyeleri ile bağımsız kurumlarla
bağımsız yetkililerin görevlerini kötüye kullanması veya
suç işlemeleri halinde, haklarında kovuşturma
başlatabilecektir.
YENIDUZEN 16/11/2002
Şahinlerin
son çırpınışı
|
|
|
Şükrü Sina Gürel geçen hafta
Dışişleri Bakanlığı'na veda etmişti. |
Gürel, veda
etmiş olmasına rağmen dün kamera karşısına
geçerek 'şahin'liğini ortaya koydu: Plan, Rumlarla birlikte ve AB'ye
ayarlı hazırlanmış. AKP dış
politikamızı ipotek altına sokuyor
15/11/2002
RADİKAL - ANKARA - Geçen hafta bir
basın toplantısıyla veda eden Dışişleri
Bakanı Şükrü Sina Gürel, dün bir kez daha basının
karşısına geçti ve hem BM'ye hem de AKP'ye yüklendi. Gürel BM'yi
Türkiye'yi zaman cenderesine, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ı Türk dış
politikasını ipotek altına sokmakla suçladı. Gürel, KKTC
lideri Rauf Denktaş'a ve yeni kurulacak olan hükümete, "Siz müzakere
edilecek nitelikte bulursanız müzakere edin"
çağrısında bulundu. Gürel şu mesajları verdi:
BM'NİN ZAMAN CENDERESİ: Annan'ın sunduğu belge,
zamanlama, ortaya konuluş yöntemi ve amaçları açısından bir
bütün oluşturmakta. Bu bütün Türkiye için kaygı vericidir. BM,
planı Rum Kesimi ile hazırlamıştır ve Rum kesimi
önceden sızdırdığı belgeye müdahale etme
olanağı bulmuştur. BM, AB takvimine bağlı bir
acelecilik içinde davrandı. Plan Türkiye'de sorumluların belli
olmadığı geçiş dönemine denk getirildi. Sağlık
sorunları bulunan Denktaş'ın kişisel durumuna saygı gösterilmedi.
Kıbrıs'ın sorun çözülmeden 'sorunsuz' bir şekilde AB'ye üye
alınmasını amaçlıyor. Türkiye AB'nin takvimine
bağlı zaman cenderesine alınmıştır.
AKP KOMPLEKSLİ: AKP'yi dış politika konusunda çetin bir
sınav bekliyor. Bu sınavdan geçebilmek için kimliğini ortaya
koyup kendilerini Batı'ya hangi koşullar altında olursa olsun
kabul ettirme duygusundan vazgeçmedikten sonra AKP hükümetinin bu çetin
dış politika sınavını geçebileceğinden kaygı
duyuyorum.
DURUM VAHİMDİR: Yunanistan'ın To Vima gazetesinin 10
Kasım tarihli haberinde Erdoğan'ın seçimden önce Simitis ile
temasa geçtiği yazılmış. Erdoğan, Kıbrıs
konusundaki 'Belçika modeli'ne dair sözlerini
eleştiriler üzerine düzelttikten sonra aracılarla 'Düzeltmeyi iç
dengeleri bozmamak için yaptım' mesajı göndermiş. Yalansa ne
âlâ. Ama doğrulanırsa, milletvekili dahi seçilemeyen, yetkisiz ve
sorumsuz temaslarla Türkiye'yi şimdiden temsil iddiasında olan bir
kişi, Türk dış politikasında ipotek yaratacak birtakım
sözleri daha önce başkalarına vermiş. Durum vahimdir.
DEMOKRASİ, CUMHURİYET'İ KEMİRMEMELİ: Demokrasi
bir kurallar bütünüdür. AKP seçmenlerin yüzde 35'inin oylarını alarak
neredeyse Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu
yakalamıştır. Sonuca saygılıyız. Ama demokrasinin
kurallarını Cumhuriyet'i kemirmesine izin vermeyecek şekilde
belirlemek gerek.
TOPRAK PAZARLIĞI YAPILMAMALI: Belge statü, anayasal düzenleme,
dış temsil gibi konular açısından müzakereye değer
olabilir. Ama toprak ve göç gibi bölümler müzakereye değecek unsurlar
değildir.
ABD HÜKÜMETİ UYARDI: ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powell bana 8 Kasım'da mektup yazarak Annan'ın planına olumlu
bakılmasını istediğini anlattı. 9 Kasım'da hem
Powell'a hem de Annan'a mektup yazdım ve görüşümüzün planın
içeriğine bağlı olacağını belirttim. Başbakan
Bülent Ecevit de 1 Kasım'da Annan'a mektup yazıp hassasiyetimizi
iletti.
Müzakere
zemini var
Kıbrıs
dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Ecevit'tir
15/11/2002
Başbakan Bülent Ecevit
dün Başbakanlık makamında son gününü geçirdiğini söylerken
sesi endişe doluydu. 11 Ocak 1999'da resmen göreve başlayan
56'ncı azınlık hükümetinin başbakanı olarak,
yılların ardından yeniden oturduğu Başbakanlık
koltuğunu terk etmeye hazırlanırken iki endişe kaynağı
olduğunu söylüyordu: Kıbrıs'ta yeni bir çözüm için sunulan
Birleşmiş Milletler planı ve kurulma
hazırlığındaki AKP hükümetinin muhtemel icraatı.
AKP iktidarı konusunu biraz sonraya bırakarak Kıbrıs
konusuna öncelik vermekte yarar var. Çünkü 11 Kasım'da sunulan öneriler
dizisi üzerine Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in
dün verdiği tepkinin, devletin refleksini ve resmi politikayı ne
kadar temsil ettiği merak konusu oldu. Bunun nedeni, planın
sunulmasından itibaren Cumhurbaşkanlığı çevrelerinden
askeri ve diplomatik yetkililere dek alabildiğimiz bütün tepkilerin bir
başka nabzı veriyor olmasıydı. Belki de ilk kez Ankara'da
Kıbrıs konusunda iyimser bir havanın esmesine yol açan bu
eğilimleri; "Önerilerin şu an Türk tarafının aleyhine
görülen yönleri var, ancak ilk kez Türk tarafının
eşitliğini tanıyan, müzakere edebileceğimiz bir zemindeyiz"
şeklinde özetlemek mümkün.
Kıbrıs denildiğinde yalnız Türkiye'de değil, dünyada
da ilk akla gelen isimlerden olan Ecevit'in bakışı bu nedenle
önemliydi. Ecevit'e Gürel'in sözleri üzerine tepkisini ve BM planı üzerine
kendi görüşlerini sorduğumda, yanıtı şöyle oldu:
· "Sayın
Gürel'in söylediklerini henüz okuyamadım. (Ecevit'le saat 14.00 gibi
konuşma fırsatı bulabildim. Gürel basın
toplantısına 11:00'de başlamıştı.) O nedenle ne
söylediğini ayrıntısıyla bilmiyorum. Yeni planla
Kıbrıs'ta ağır toprak ödünleri isteniyor. Rumlara yeni
olanaklar sağlanıyor. Dikkatli olunmazsa, korkarım ki
Kıbrıs Türkleri 1974 öncesi koşulları bile arayabilir. Buna
karşın plan müzakere edilebilir. Müzakere zemini var. Endişem,
bu müzakerelerin gerektiğince dikkatle yapılmaması
noktasında."
Görülebileceği gibi Ecevit, Dışişleri Bakanı Gürel ile
BM planının olası sakıncaları konusunda pek ayrı
düşünmüyor. Ancak Gürel'in bu öneriler dizisini tartışmaya bile
değer bulmamasına karşın, Ecevit, Ankara ölçülerine göre
bile kolayca şahinler sınıfında sayılabilecek pek çok
kişi gibi, BM planını müzakere edilebilir buluyor. Bunu
kaydetmek gerekiyor.
Hangi hükümet?
Ecevit'in diğer endişe konusu ise, son üç gündür veda ziyaretlerinde
yaptığı açıklamalarda da vurguladığı gibi,
AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın hukuki konumundan
kaynaklanıyor:
· "Erdoğan milletvekili
olamadı, dolayısıyla başbakan da olamıyor. Hükümeti
dışarıdan yönlendirme niyeti zaten vardı. Ancak şimdi
daha Meclis oluşmadan, hükümet kurulmadan ülkeyi yönetmeye kalkıyor.
Yunanistan'daki
To Vima gazetesi, Erdoğan'ın Yununasitan Başbakanı Simitis
ile bir kez yazılı, bir kez de sözlü olarak iki temas kurduğunu
yazdı. Bu temaslar ne adına kuruluyor? Yurtdışı
gezilere hangi sıfatla katılıyor, gezileri kim düzenliyor, masrafını
kim karşılıyor? Bunlar halka açıklanmıyor."
Bu madalyonun bir yüzü.
Diğer yüzündeyse uluslararası sistemin Erdoğan'ı
Türkiye'nin yeni lideri olarak tanımak için ne konumunun
resmileşmesine, ne de onun hukuki durumunun açıklık
kazanmasına ihtiyaç duymadığı ortada.
3 Kasım'dan bu yana Türk iç polikitası, Erdoğan üzerinden,
saygın International Herald Tribune gazetesine 4 kere birinci sayfa haberi
oldu.
Bunların 2'si manşet, 3'ü de fotoğraflıydı.
Erdoğan İtalya Başbakanı'na gitti ve resmi muhatabı
gibi işlem gördü. Hafta sonu KKTC'nin 19'uncu kuruluş yıldönümü
törenleri için Kıbrıs'a, önümüzdeki hafta da Yunanistan,
İspanya, İngiltere, Belçika ve muhtemelen İrlanda ve Almanya'ya
gidecek. Dün Ankara'ya gelen Avrupa Birliği Dış Politika ve
Savunma sorumlusu Javier Solana, Ecevit ve Gürel ile değil, Erdoğan
ve Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ile
görüştü.
Bu durumu Erdoğan'ın yüzde 34'lük oy oranıyla
sağladığı seçim sonucunun getirdiği meşruiyet ile
açıklamak mümkün.
Demokrasilerin gelişkinliğini, yasal olanla meşru olar
arasındaki farkın azalması ile açıklamak mümkün ise,
Erdoğan örneğinde de yasal olanla meşru olan arasındaki
farkı bir an önce gidermenin gerekliliği ortaya çıkıyor.
RADIKAL 16/11/2002
Kıbrıs
şahinleri ve niyetleri...
15/11/2002
Avrupa Birliği
karşıtlarının şu sıralar sarılabildikleri
yegâne dal, Kofi Annan'ın sunduğu çözüm planı.
Peki ama bu plan ne? Nelerden oluşuyor?
Basitçe, Kofi Annan'ın sunduğu plan, Türk tarafının
yıllardır üstünde durduğu en temel konu olan 'eşit
egemenlik'ten hareket ediyor. Bu bir. ikincisi, siyasi eşitlikle toprak ve
nüfus tavizi arasında bir denge var.
Yani, az toprak vereyim diyorsanız, siyasi eşitliğiniz de o
ölçüde azalıyor. Siyasi eşitliği sağlamak için toprak
tavizinde bulunmanız gerekiyor.
Eğer amacınız Kıbrıs'ta bu sorunu çözmekse, bu basit
sayılabilecek al-ver dengesine bakacaksınız.
Yok, amaç zaten Kıbrıs'ta çözümsüzlükse, o zaman aynen Şükrü
Sina Gürel'in yaptığını, Rauf Denktaş'ınsa için
için yapmak istediğini yapacaksınız, Annan planını
reddedeceksiniz.
Önce amacımızı saptayalım: Kıbrıs'ta bir çözüme
ulaşmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
İstiyorsak, 28 yıl sonra ulaşılan bu noktayı iyi
değerlendirmek lazım.
Kofi Annan planını bir 'zafer' olarak nitelemek de mümkün. Çünkü 28
yıl sonra ilk kez Kıbrıs Barış Harekâtı
uluslararası bir belgede 'meşruiyet' kazanıyor.
Pazarlık yaparken bazen kendinizi karşınızdakinin yerine de
koymalı, onu anlamaya çalışmalısınız. Klerides
açısından bakıldığında, uluslararası planda
Ada'nın yegâne temsilcisi olarak tanınan bir devletiniz var.
Demokrasisi, ekonomisi hayli gelişmiş bu devletin. O kadar ki, Avrupa
Birliği'ne girmek üzere, bütün şartları fazlasıyla yerine
getirmiş durumda ve bu giriş sadece bir ay sonra gerçekleşecek.
Ama siz, tek başınıza yönettiğiniz, hiçbir egemenlik
alanını paylaşmadığınız bu devletin
kapısına kilit vurup Ada'nın öteki yarısıyla eşit
egemenlik ve siyasi eşitlik prensipleri ışığında
bir araya gelmeyi ve yeni bir devlet kurmayı kabul ediyorsunuz.
Karşılığında ne istiyorsunuz? Ada'nın Kuzey'inde
bir miktar toprak ya da oraya nüfus transferi.
Şimdi gelinen noktada Kıbrıs meselesi, tamamen
bardağın neresinden baktığınızla ilgili bir
soruna dönüşmüş durumda anlayacağınız.
Türk tarafı bardağın dolu tarafını görmek istiyorsa,
'Bu bir siyasi ve diplomatik zaferdir' diyebilir. Bardağın boş
tarafını görmek istiyorsak da, 'Bir karış toprak bile
vermeyiz' denebilir. Ama Allah aşkınıza, biz ikinci
harekâtı zaten ileride pazarlık kozumuz olsun diye yapmadık
mı? Bunca yıldır Maraş'ı neden insansız
tutuyoruz?
Kofi Annan kesin bir metin sunmuyor, bir pazarlık zemini ve takvim
öneriyor.
Öncelikle karar verilmesi gereken şey, bu pazarlık zeminini
reddedebilir miyiz?
Reddetmenin faturasını ödeyebilir miyiz? Ret sonrası
olacakları, AB ufkunun tamamen kaybolmasını vs. Türk
halkına kim anlatabilir?
Zaten gördüğüm kadarıyla Annan'ın sunduğu seçenekleri
tartışanlar var ama bu pazarlık zeminini reddeden (Şükrü
Sina Gürel dışında) pek yok.
Son olarak bir de takvim meselesi var, Türkiye'de herkesin diline
doladığı... Neden zaman sıkışık olsun ki?..
Sorun bakalım Rauf Denktaş'a, şu 28 yılda Kıbrıs
meselesinin konuşulmadık tarafı kalmış mı,
Ada'nın her taşıyla ilgili kaç kez pazarlık
yapılmış? 28 yıl yetmedi mi ki, birkaç haftaya, birkaç aya
daha ihtiyaç olsun.
Seçimin üstünden 11 gün geçti. AKP ne zaman olup bitenlerin ve olacakların
siyasi sorumluluğunu üstlenecek? Daha ne kadar bekleyecekler ve siyaseten
gayrimeşru hale düşmüş bu hükümetin bakanlarının bizim
adımıza demeçler verip uluslararası kamuoyunu etkilemesine daha
ne kadar izin verecekler?
Ve nihayet dün akşam saatlerinde beklenen oldu. Cumhurbaşkanı,
Erdoğan'ı bu sabah için Köşk'e davet etti. Muhtemelen
başbakan adayımız bugün belli olacak.
Annan
planı: Siyasi eşitlik
15/11/2002
Ayrıntılar
sızdıkça 'Annan Planı'nı daha sağlıklı
değerlendirme imkânı doğuyor. Elimdeki 'kapsamlı özet'te
yer alan öneriler plana ilişkin ilk izlenimlerimi pekiştirir
nitelikte: Siyasi eşitlik, tek uluslararası kişilik, devletin
işleyebilirliği, sosyal adalet ve dış dengeler olmak üzere
beş temel parametre üzerinde 'optimal'i yakalamaya çalışan rasyonel
bir plan var önümüzde.
Siyasi eşitlikten başlayayım...
Planın girizgâhında bazı ifadeler dikkat çekici: ortak vatan,
kurucu ortaklar, yeni ortaklık... Özellikle de şu: taraflar
arasında bir çoğunluk ile azınlık değil, siyasi
eşitlik ilişkisi kurulacak.
Peki fiiliyatta nasıl sağlanacak bu siyasal eşitlik?
Öncelikle siyasi eşitlik anayasal güvenceye alınıyor. Federal
devletlerde, gerek federal yönetim (Annan Planı'ndaki ifadeyle ortak
devlet) gerekse federe yönetimler (Annan Planı'ndaki ifadeyle parça
devletler) yetkilerini birbirlerinden değil doğrudan doğruya
anayasadan alır. Bu yüzden de her şeyden önce anayasanın
üstünlüğü esastır. Federe yönetimler de bu anayasa
karşısında eşittir (*). Annan Planı, siyasi
eşitliği güvenceye alan
anayasanın ancak parça devlet halklarının ayrı ayrı
çoğunluk oyuyla değiştirilebileceğini öngörüyor. Pratikte
bu, Türk tarafının onaylamadığı hiçbir anayasa
değişikliğinin yapılamaması demek.
Siyasi eşitlik ayrıca hukuken de güvenceye alınıyor. Hukuk
nezdinde parça devletler birbirine eşit statüde. Aralarında
hiyerarşik bir ilişki söz konusu değil.
Dahası aynı eşit statü ortak devlet ile parça devletler
arasında da sağlanıyor.
Gelelim siyasi karar alma mekanizmasına... Planda öngörülen üç
yıllık geçiş sürecinde halihazırdaki iki toplum lideri
cumhurbaşkanlığı makamını paylaşacak
(eşbaşkanlık). Dolayısıyla iki lider yürütmeden
ortaklaşa sorumlu olacak.
Ayrıca bir de altı kişilik bir başkanlık kurulu
öneriliyor. Bu kurul icracı organ görevini üstlenecek. Oluşumu nüfus
orantılı olacak, ancak bu oran üçte birin altına düşmeyecek.
Bu kurul üyeleri özel çoğunlukla senatoca seçilip temsilciler meclisince
onaylanacak. Başkan ile yardımcısı farklı parça
devletten olacak. Daha da önemlisi başkanlık 10 ay üzerinden
dönüşümlü olarak yürütülecek ve başkan iki dönemden fazla aynı
parça devletten olmayacak.
Başkanlık kurulu, kararları tercihen oybirliğiyle alacak.
Oybirliği sağlanamazsa basit çoğunluk aranacak ama parça devlet
üyelerinden birinin onayı aranacak. Pratikte bu, sayısı en az
iki olacak Türk üyelerden en az birinin evet demediği hiçbir kararın
alınmaması demek. Kurul üyleri eşit ve bakanlık
sorumluluğunda olacak. Dışişleri ve Avrupa Birliği
bakanlıkları farklı parça devlet üyelerinde olacak. Yani dışişleri
bakanı Rum ise Avrupa Birliği bakanı Türk üyeye verilecek.
Ve nihayet yasama... Parlamento iki kamaralı:
Halkı temsilen temsilciler meclisi ile parça devletleri temsilen senato.
Her iki kamarada da 48'er üyenin bulunması öngörülüyor. Temsilciler
meclisinde Türklerin oranı yüzde 25'in altına düşmeyecek.
Senatoda ise eşit sayıda yer alınacak. Kararlar basit
çoğunlukla alınacak ancak senatoda iki parça devlet senatörlerinin de
en az dörtte birinin oyu aranacak. Bazı konularda bu oran beşte ikiye
çıkarılabilecek.
Tüm bunlar, özellikle Denktaş'ın dilinden düşürmediği
'yeniden azınlık konumuna düşme' kaygısını
bertaraf etmeyi amaçlayan ifade ve düzenlemeler. Aynı zamanda 'Rum
Cumhuriyeti'ne yamanma' kaygısını da.
(*) Federe Devlet, Oktay Uygun, İtalik Yayınları, 2002
Denktaş'ın
itirazı var
|
|
|
KKTC Meclis Başkanı
Serter, orgeneral Özkök'e meclisin anı tabağını hediye
etti. FOTOĞRAF: MUSTAFA SAĞIROĞLU/AA |
Annan'ın
Kıbrıs çözüm planına ilk tepkisi olumlu olan Denktaş,
sunulan haritalar ve toprak tavizinden rahatsız oldu. Denktaş, temel
konularda 30 günde çözüm talebi için de, 'Bunu kabul edemeyiz' dedi
15/11/2002 (161
defa okundu)
MURAT GÜRGEN
GİRNE - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu
Kıbrıs çözüm planına dair olumlu rüzgârlar Türk tarafında
rahatsızlık yaratan konuları vurgulayan sert açıklamalarla
ters yönde dönmeye başladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Hilmi Özkök'ün de katılımıyla düzenlenen KKTC'
nin kuruluşunun 19. yıldönümü törenlerinde, adanın kuzeyinden
toprak konusunda taviz verilemeyeceği sesleri yükseldi. KKTC lideri Rauf
Denktaş geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında istirahata
çekildiği ABD'den telefonla bağlandığı BRT
televizyonundan yayımlanan mesajında, "Biz Cumhuriyet'i Türk
devleti tarih boyu adadan silinmesin diye kurduk" dedi. Böylece BM Genel
Sekreteri Annan'ın toprak konusunda ortaya koyduğu haritaları eleştirdi.
Kıbrıs'ta yeni bir aşamaya gelindiğine dikkat çeken
Denktaş şöyle konuştu:
'Yine harita koydular'
"Başkaları bizi dinledikten sonra kendi görüşleri
doğrultusunda belge hazırlayıp önümüze koymuşlardır.
Kıbrıs'ta barış yolunun daima açık kalması için
her zaman bu konunun en sona bırakılmasını talep ettik. Ama
bu kez yine bizim topraklarımızda halkımızın egemen
olacağı daha kabul bile edilmeden toprak konusunu
konuşmayacağımızı bilmelerine rağmen harita
önümüze konulmuştur. Geleceğimiz, toprağımız, egemenliğimiz
için bir hayati durum söz konusudur. Hepimiz de biliyoruz ki önümüze
konmuş olan haritalar aşılmaz bir duvar
oluşturabilir."
Mektubu eleştirdi
Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin taraflara birer mektup yazarak, AB'nin
12-13 Aralık'taki Kopenhag zirvesinden önce, çözüm planının
egemenlik, toprak dağılımı ve göçmenler gibi önemli
konularının 30 gün içinde çözümünü istemesine de değindi.
Denktaş şöyle konuştu: "Önümüzde dört haftalık bir
süre kondu. 'Ya kabul edersin, ya etmezsin' denilmese de, nihayetinde böyle bir
izlenim yaratılmaktadır. Bunu kabul edemeyiz."
Denktaş, cumartesi günü adaya dönmeyi umduğunu, sonra BM
planının hükümette ve mecliste
tartışılacağını söylerken, "Planı
titizlikle ve iyi niyetle değerlendireceğiz" diye konuştu.
Özkök'ün mesajı
KKTC'nin 19. kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere
adaya giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök de Rum Yönetimi'nin
AB'ye tek yanlı üye yapılmasının adada barış ve
istikrarı bozacağını vurguladı. Özkök, "Olumsuz
gelişmeleri önlemek, sürekli barış ve huzur ortamının
tesisini sağlamak için adada iki eşit egemen devletin
varlığı ve çözümün iki egemen devletin yeni
ortaklığına dayandırılması gerçeğinin kabulünün
çözümü kolaylaştıracağını
değerlendirmekteyiz" dedi. Türkiye'nin her zaman Kıbrıs
Türkleri'nin arkasında olduğunu göstermek için bir faydası
olabileceğini düşündüğünü ifade eden Özkök, "Ben buraya,
karşı tarafa mesaj vermek için geldim" ifadelerini
kullandı.
Genelkurmay Başkanı, Rum yönetiminin silahlanma çabalarını
yakından izlediklerini ve bu çabaların Rumların uzlaşmadan
uzak olduklarının göstergesi olduğuna dikkat çekerken de şu
ifadeleri kullandı:
"Türkiye ve TSK, adada barış ve huzuru bozucu, Kıbrıs
Türkü'nün güvenliğini tehdit edecek bir yaklaşıma izin
vermeyecektir. Kıbrıs Türk halkı geçmişin karanlık
günlerine asla dönmeyecek, TSK, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
Kıbrıs Türk halkının haklı varoluş mücadelesinde
yanında olmaya devam edecektir."
Serter: Kabul edilemez
Özkök'ün görüştüğü KKTC Meclis Başkanı Vehbi Zeki Serter
de, Annan'ın çözüm planında, Türk tarafından büyük oranda toprak
tavizinin istendiğini belirterek, bunun kabul edilemeyeceğini
söyledi. Serter, "Öncelikle toprak konusunda istenmekte olan taviz çok
büyüktür ve bizce kabul edilmez. Ayrıca içimize sokulmak istenen 70-80 bin
Rum' un, iki ayrı bölgeliliği sulandıracağı
ortadadır. Garanti ve İttifak Anlaşmaları da
sulandırılmak istenmektedir. Bir de Kıbrıs Türkü'nün
teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asker sayısında
önemli azaltma isteniyor. Biz bu şartları kabul edemeyiz" diye
konuştu. Serter, "Bizi birlikte olduğumuz anavatandan ve
kahraman TSK'dan hiçbir güç ayıramaz" ifadelerini kullandı.
KKTC'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle bugün yapılacak olan
kutlamalar çerçevesinde Deniz Kuvvetleri'ne ait iki savaş gemisi de dün
Girne'ye gitti
RADIKAL 16/11/2002