'Bizi Ecevit ile karıştırma'

Atina'daki Avrupa Konferansı'ndan sonra açıklama yapan Dışişleri Bakanı Gül, "AKP hükümetinin Kıbrıs için pozisyonu farklı" dedi

ATİNA Milliyet 18/04/2003

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Atina ziyaretinden memnun kalmayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a "Bu işlere karar vermek Türkiye'nin bileceği şey. AKP hükümetinin Kıbrıs için pozisyonu, Ecevit hükümetinin pozisyonundan farklı" sözleriyle sert çıktı. Atina'daki Avrupa Konferansı'ndan sonra basın t
oplantısı düzenleyen Gül, "Kıbrıs sorununun çözümü için kapılar kapalı değil" dedi. Gül, Türkiye'nin eşsiz coğrafi konumunun önemini anımsatarak, Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyeliğinin Türkiye'nin AB sürecine gölge düşürmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.
G
ül, AB'nin aile fotoğrafı konusunda da "Atina'ya gelirken hiçbir sıkıntı duymadım. Kimse Kıbrıs Rum Kesimi'ni diğer 9 yeni AB üyesiyle aynı göremez. Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi'ni devlet olarak tanımamıştır. Ancak, daha önce olduğu gibi bundan sonra da karşı karşıya gelinecek ve aynı fotoğrafta yer alınacaktır. Avrupa Konferansı için çekilen fotoğrafta da aynı karede yer aldık" dedi. Gül, Kıbrıs Rum kesiminin, siyasi konumunun tartışmalı olduğu bir sırada AB'ye girdiğini belirtti.
Yunanistan Başbakanı Kostas
Simitis, Konferans'ta samimi bir şekilde karşıladığı Gül'e, "Türkiye'nin de AB üyeliğine kabul edileceği bir imza töreni düzenlenmesi" dileğinde bulundu, ancak ardından bunun zaman alacağının altını çizdi. Simitis, Gül ile sohbetinde Türkiye'nin AB üyeliği için "Siz de istiyorsunuz, biz de istiyoruz. İlerlemeliyiz" diye konuştu.

Gül: İsteyen gider
Gül, Simitis'in KKTC partilerini Güney Kıbrıs'a davetini ve bu davete hükümete bilgi vermek kaydıyla icabet edilmesini "normal" olarak niteledi. Gül, KKTC'den isteyen partilerin de davete, kendi hükümetlerinin bilgisi dahilinde katılabileceklerini kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ise, davet konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Rum liderle tokalaştı

Gül, toplantıya girerken Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile de el sıkıştı. Papadopulos, basın toplantısında, bu tokalaşmaya siyasi hiçbir boyut vermediğini belirterek, "Türkiye'nin AB'nin genişlemesi anlaşması için düzenlenen törene nasıl katılacağı kendi bileceği iş. Türk hükümetinin kendisine sorun yaratması hakkıdır" dedi. Papadopulos, AB üyesi oldukları için Rumların silahlanmada kısıtlamaya gitmeyeceklerini açıklarken, "AB üyeliği için attığım imza, benim galibiyetim ve Denktaş'ın yenilgisi değildir. Kıbrıslıların zaferidir" diye konuştu. Kıbrıs Rum Devlet Televizyonu muhabirinin "AB üyesi olarak Ankara'da ofis açmayı düşünüyor musunuz?" sorusuna Papadopulos "Hayır düşünmüyoruz" cevabını verdi.

KKTC, kontrol dışı bölgedir!

Türkiye ile ipleri koparmamaya özen gösteren Avrupa Birliği, protokollerinde "Türk askeri varlığı"ndan söz etmedi


YORGO KIRBAKİ Atina MILLIYET 18/04/2003

Avrupa Birliği (AB), Kıbrıs Rum Kesimi'ni üyeliğe kabul ederken, Türkiye ile ipleri koparmamaya özen gösterdi. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da imzaladığı, 10 yeni ülkeyi kapsayan, ekleriyle birlikte yaklaşık 5 bin sayfa tutan üyelik anlaşmasında yer alan ve AB müktesebatının KKTC ile Rum bölgesindeki İngiliz üslerinde uygulanmayacağını belirten iki protokolde de "Kuzey'de işgal" veya "Türk askeri varlığı" ifadeleri kullanılmadı.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen'in sözcüsü Jean Christophe Filori'nin 14 Mart'ta bir soruya cevap verirken, Kıbrıs'ın birliğe tam üye olacağı 1 Mayıs 2004 tarihine kadar adada çözüm olmaması h
alinde, Türkiye'nin AB topraklarını işgal etmiş sayılacağı açıklamasına rağmen, bu bakış açısı protokole yansımadı.
AB'nin dikkatli bir üslupla düzenlediği protokolün hazırlık çalışmaları sırasında Türkiye'yi "işgalci" konumda niteleyen herhangi bir ifade
kullanılması gündeme gelmedi. AB, böyle bir durumda hem Türkiye'yi aday ülke ilan ettiği Helsinki zirvesi kararları ile çelişkiye düşecek, hem de Kopenhag kriterlerini uygulaması ve Kıbrıs sorununun çözümü için teşvik ettiği Türkiye ile ipleri koparacak ve kendisini "işgali sona erdirmek için" eylem veya yaptırıma başvurma pozisyonuna sokmuş olacaktı.
Protokolün hazırlık çalışmaları sırasında Rum Kesimi'nin AB üyesi olmasında başrolü oynayan Yunanistan'dan da Türkiye'yi suçlayıcı bir ifadenin yer alması ta
lebi gelmedi. Yunanistan, Rum Kesimi'nin üyeliğinde AB ile ihtilafa girmek istemedi.
Protokolde, Rum Kesimi ve AB kastedilerek, "Taraflar Kıbrıs sorununun, BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda çözümü ve BM Genel Sekreteri'nin bu hedef için gayretler
ini güçlü şekilde destekledikleri taahhütlerini teyit etmektedirler" denildi. Protokolde, Kıbrıs sorununun henüz çözümlenmediği, dolayısıyla AB müktesebatının KKTC'de uygulanmasının ertelenmesi gerektiği" belirtilirken, KKTC'nin sınırları "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde sonuç verici denetimi bulunmadığı bölgeler" olarak tanımlandı.

Yardım kapısı açık tutuldu
Siyasi sorunun çözümlenmesi halinde erteleme kararının AB Konseyi'nin oybirliği ile alacağı kararla kaldırılacağı kaydedilen protokolde, "Şimdilik hiçbir şey, söz konusu bölgelerin ekonomik gelişmesi için önlemler alınmasını engellememektedir" denilerek, KKTC'ye AB yardımı kapıları açık tutuldu.
Aynı protokolde "Çözüm halinde AB Konseyi, Komisyon'un hazırlayacağı rapor doğrultu
sunda ve oybirliği ile hareket ederek, Kıbrıs Türk toplumuyla ilgili olarak Kıbrıs'ın AB'ye giriş şartlarının yeniden düzenlenmesine karar verecektir" denildi. Rumların AB'ye üyelik protokolünde ayrıca "Kıbrıs'ın AB üyeliği tüm Kıbrıs vatandaşlarının yararına olacak ve içte barış ile birlikteliğin sağlanmasına katkıda bulunacaktır" ifadesi yer aldı.

Kanla alındı, masada gitti

Kıbrıs Rum kesiminin AB ile katılım anlaşmasını imzalaması, KKTC basınında da manşetten verildi. Kıbrıs Rum kesiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tüm Kıbrıs adına imza attığına dikkat çeken gazeteler, Rumların 16 Nisan'ı bayram olarak kutladığını, bugünün Kıbrıslı Türkler içinse burukluk olduğunu yazdı.
Gazeteler, Rumların AB rüyasını Atina'daki tarihi törenle gerçekleştirdiğini belir
tti.
KKTC'nin 62 yıllık gazetesi Halkın Sesi, Türkçe ve İngilizce olarak "AB, utanmalısın" başlığını kullandı.
Kıbrıs gazetesi, "Güney'de Avrupa Birliği coşkusu... Kıbrıs Türkü buruk... Ve Rumlar imzayı attı" başlığını attı.
KKTC gazetelerinden Vatan, "
Avrupa Birliği'nden 16 Nisan ayıbı"; Afrika "Kanla alındı, masada gitti"; Ortam, "Kıbrıs AB'ye girdi, bağnazlık iflas etti"; Kıbrıslı, "Yeni dönem"; Yenidüzen "Kaldık el elde, baş başta", Yeni Çizgi, "Aykırı"; Volkan, "Denktaş: KKTC o tanıdıkları Kıbrıs'ın bir parçası değildir" başlıklarını kullandı.

'Helenizm için büyük gün'

ATİNA Milliyet 18/04/2003

Güney Kıbrıs'ın AB'ye üyelik anlaşmasını imzalaması Yunan ve Kıbrıs Rum basınında bayram havası yaratırken, KKTC gazeteleri haberlerini buruk bir atmosfer içinde yansıttı.
Rum ve Yunan medyası, imza töreninin yapıldığı 16 Nisan'ın Rumlar ve Helenizm için "büyük", Türkiye için ise "kara gün" olduğunu ileri sürdü.

Ey tatlı bahar
AB üyeliğini Rumlar için başarı olarak yorumlayan Rum Politis gazetesi "Ey tatlı bahar" manşetini kullandı. Simerini gazetesi de, "Avrupa'da güneş ilk defa Kıbrıs'tan doğdu. Avrupa'nın sınırları artık Kıbrıs'tan başlıyor. Vizyon gerçekleşti. AB'de iki devlet, iki oy, tek dil, tek din, tek ses var" dedi.
Yunan gazeteleri de coşkulu b
aşlıklarla okuyucularının karşısına çıktı. To Vima, "Türkiye Atina'da verilen partiyi ekranlardan izledi. Bundan sonra verilecek AB partilerini yine ekrandan izleyip izlemeyeceği ise kendi sorunu. Türkiye AB'nin gözünde ABD'nin Truva atı, ABD'nin gözünde de fazla güvenilir olmayan bir müzakereci" dedi.
Etnos, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı "Günün out"ları seçti. Elefterotipia, "Atina'da Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyeliği anlaşması imzalandığı sırada 26 Türk savaş uçağı Eg
e'de ihlallerde bulundu" dedi. Kathimerini, Yunanistan'ın koyduğu bahsi kazandığını, buna karşı Avrupa'daki gelişmelerin dışında kalan Türkiye'nin zor durumda bulunduğunu savundu.

AB Kıbrıs'ta çözüme müdahil olsun!

KKTC'deki muhalefet partisi CTP'nin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın Yunanlı Bakan Yorgo Papandreu'ya mektup gönderdiği ortaya çıktı

BARKIN ŞIK Ankara 18/04/2003 MILLIYET

KKTC muhalefeti yarın Güney Kıbrıs'ta Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'le görüşmeye hazırlanırken, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'ya mektup gönderdiği ortaya çıktı. AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'a da iletilen mektupta, "Annan Planı'nın kabul edilmesi ve AB'nin sürece müdahil olması" istendi.
Talat, Güney Kıbrıs'ın AB'ye tam üyeliğine ilişkin anlaşmayı imzalamasından iki gün önce, 14 Nisan'da gönderdiği mektupta şu görüşleri dile getirdi:
• BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından adadaki taraflara sunulan plan hem Rum, h
em de Türk kesimi için kabul edilebilecek niteliktedir. Planın belirli düzenlemelerin ardından kısa vadede hayata geçirilmemesi için gerçekçi hiçbir neden yoktur. Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik atılacak yeni adımların başlangıç noktası Annan Planı olmalıdır.
• Kıbrıs'ın AB üyesi olması bağlamında, Kıbrıslı Türklerin ekonomik, siyasi ve hukuki haklarının toplumsal ve bireysel düzeyde gözetilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Elence'nin yanı sıra Türkçe'nin de AB dilleri arasında yer alması gerekmektedir.
•
Kıbrıslı Türkler için Avrupa Parlamentosu'nda ayrılan kotaların saklı tutulmasını öneriyorum.

AB katkıda bulunsun
Talat, mektubun son bölümünde, AB'nin Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmasını istedi. AB'nin Kıbrıs konusunda sorumluluk yüklendiğini belirten Talat, "Çözüme katkı için sürece doğrudan müdahil olun" çağrısında bulundu. Talat, önerilerini yarın Simitis ile Güney Kıbrıs'ta yapacağı görüşmede yineleyecek.

Düşünce plana sarıldık

Türkiye, kabul etmediği Annan Planı'nı, Rumların AB üyeliği kesinleşince savunmaya başladı

UTKU ÇAKIRÖZER ELÇİN ERGÜN Ankara MILLIYET 18/04/2003

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye tam üyelik anlaşmasını imzalamasıyla "köşeye sıkışan" Ankara, daha önce sürekli eleştirdiği Annan Planı'nı savunmaya başladı. Ankara, planı, AB zemininde daha fazla sıkışmamak için kurtuluş olarak görüyor. Diplomatik kaynaklar, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün "Annan Planı temelinde görüşmelerin devam etmesinden yana olduğuna" işaret etti. Erdoğan'ın, görüşmelerin Annan Planı üzerinde sürdürülmesinin "başarı olacağı"nı düşündüğü ifade edildi.
Türkiye, BM'nin "Kıbrıs sorunu çözülmedi" vurgusunu yapan bir karar alması için büyük uğraş verdi. New York'taki pazarlıklarda, Türkiye Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan beş ülke üzeri
nde büyük baskı kurdu. Türkiye, sorunun çözümünü AB'ye bırakmayarak BM'nin devrede kalmasını istedi. Bunun için "Annan Planı'nın temel alınmasına" ilişkin ifadelerin BM metnine konulması için uğraştı. Ve bunda da başarılı oldu. Dışişleri'nden yapılan açıklamada "Annan'ın katkılarını memnuniyetle karşılayacağız" denildi.

'Eşsiz fırsat kaçırıldı'

ATİNA Milliyet

AB vizyonu çok önemli

Atina'daki konferansta İngiltere Başbakanı Blair ile birlikte görülen BM Genel Sekreteri Kofi Annan, "Ortak değerlerin savunulması için yapılacak en iyi şeyin, bir araya gelmek olduğunu tüm dünya anladı" dedi. AB'nin genişleme sürecinin sonuna gelinmediğini anımsatan Annan, "Daha katılmayı bekleyen ülkeler var. Türkiye'yi de dahil ettiğim Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa'nın gelişmesi ve istikrarı için AB'ye üyelik vizyonu yaşamsal önem taşımaktadır" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, "Kıbrıs konusunda eşsiz bir fırsatın kaçırıldığını" belirtirken, çözüm için hâlâ umutlu olduğu mesajını verdi. Atina'daki Avrupa Konferansı
'nda konuşan Annan, taraflara sundukları planın hâlâ çözüm çabalarına temel olabileceğini belirtirken Türkiye'nin aldığı son pozisyona uygun bir tutum sergiledi. Annan şunları söyledi: "Kıbrıs'ın bölünmüş bir ada olarak AB'ye girmesinden duyduğunuz hayal kırıklığını paylaşıyorum. Ortaya koyduğumuz planın adil ve dengeli olduğuna ve sorunun çözülmesi için temel teşkil edebileceğine inanıyorum. Kıbrıs'ta eşsiz bir fırsat kaçırıldı, ancak bir çözüm bulunacağına dair en ufak bir şüphem yok. Eksik olan tek şey siyasi irade."
Kofi Annan, bu çerçevede BM ile AB'nin birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

Denktaş: Kıyamet kopmadı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin "Kıbrıs devleti" diye Rum yönetimini kabul etmesinin adadaki durumu değiştirmediğini söyledi.
Denktaş, dün yaptığı açıklamada, "Biz Rumların peşinden ve Annan Planı çerçevesinde AB'ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde bireyler olarak girecektik. Bunun ne anlama geldiğini sanırım herkes değerlendirebilir"
dedi. Denktaş, "17 Nisan'dan itibaren kıyamet kopacaktır" diyenlerin, bugünden itibaren böyle bir şeyin olmayacağını ve normal hayatın devam edeceğini göreceklerini ifade etti. Yapılan haksızlığa verilecek cevabın, "içteki ihtilafları bir yana bırakarak dört elle devleti koruma kararlılığını dünyaya göstermek olduğunu" vurgulayan Denktaş, "Bunu gösterdiğimiz takdirde, Avrupa bizimle ilgilenecek ve yeni bir yaklaşımla, bizi AB bünyesine ayrı bir anlaşmayla almak suretiyle birleştirme yolunu açık tutmaya çalışacaktır" diye konuştu.
Denktaş, Kıbrıs'ta yanlış bir değerlendirmeyle Rum idaresinin devlet olarak kabul edildiğini söyledi.
MILLIYET 18/04/2003

Simitis Güney Kıbrıs'a gidiyor

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis, bu akşam saat 19.00'da Kıbrıs Rum kesimine gidecek. Simitis, Kıbrıs Türk kesiminden siyasi parti yetkilileriyle de görüşecek.

Rum kesimi, Simitis'in, AB Katılım Anlaşması'nı 16 Nisan'da Atina'da imzalayan 10 yeni ve diğer 14 AB ülkesini kapsayacak gezisinin ilk durağını oluşturuyor. Simitis'e Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile bazı bürokratlar da eşlik edecek.

Temaslarına yarın başlayacak olan Simitis, ilk görüşmesini Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yapacak. Bu görüşmede, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da hazır bulunacak.

Rum meclis başkanı Dimitris Hristofyas ile öğle saatlerinde biraraya gelecek olan Simitis, saat 13.00'da Rum meclisinde milletvekillerine hitap edecek. Simitis, Rum kesiminden yarın akşam ayrılacak.

TÜRK SİYASİ PARTİ YETKİLİLERİYLE DE GÖRÜŞECEK

Simitis, yarın öğleden sonra ise ''AB Dönem Başkanı'' olarak yaptığı açıklanan davete icabet eden bazı Kıbrıs Türk siyasi parti yetkilileriyle görüşecek.

Yunanistan'ın Rum kesimindeki büyükelçiliğinde yapılacak görüşmenin saat 16.30'da başlaması ve bir saat sürmesi bekleniyor.

Görüşmeye, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ile parti üyesi Yücel Köseoğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile partinin dışilişkiler sorumlusu ve Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) Dışilişkiler Sekreteri Alpay Durduran, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan ile Dışilişkiler Sekreteri Özker Özgür, Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP) Genel Sekreteri Mehmet Süleymanoğlu ve Siyasi Büro Sekreteri Kazım Öngen katılacak. YBH, BKP ve KSP, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilmiyor.

KKTC koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP) ile Cumhuriyet Meclisi'nde üç milletvekiliyle temsil edilenYenilikçi Atılım Partisi (YAP) ve mecliste temsil edilmeyen Ulusal Diriliş Partisi (UDP), Yunanistan Başbakanı Simitis'in ''AB Dönem Başkanı'' sıfatıyla yaptığı açıklanan daveti reddederek, söz konusu görüşmeye katılmayacaklarını bildirmişlerdi.

MILLIYET 18/04/2003

Atina'da zül ve Gül

Haluk Şahin

18/04/2003 RADIKAL

AKP hükümetini tutarsız olmakla eleştirenler bence haksızlık ediyor. Bu hükümet aslında fevkalade tutarlı: Yaptığı her şeyi yarım yamalak yapıyor.
Buna, daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi, 'Ne şiş yansın ne kebap!' politikası da diyebiliriz. Uygulanan politikalar hem İsa'yı hem de Musa'yı memnun etmeye çalıştığı için, sonunda kimseyi memnun edemiyor; üstelik, sorunları çözülmesi
daha zor hale getiriyor.
16 Nisan günü Atina'da yapılan AB doruk toplantısında ve ertesinde yaşananlar bu yarım yamalakçı siyaset tarzının, isterseniz zül, isterseniz gülünç deyin, bir örneği oldu.
Biliyorsunuz, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 10 ülkeyle
birlikte Avrupa Birliği'ne katılacak olan Kıbrıs'ın sadece Güney Kıbrıs tarafından temsil edilmesini protesto amacıyla imza törenine katılmadı, AB'ye üye ve aday ülkelerle birlikte aile fotoğrafı çektirmedi. Bir tavır sergiledi.
Ama yarım bir tavır. Çünk
ü, aynı insanların bulunduğu akşam yemeğine katıldı ve ertesi gün Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nın tüm adanın temsilcisi olarak bulunduğu konferansta yer aldı. (Sevgili Yalçın Pekşen'in dünkü yazısında belirttiği gibi, akşam yemeğinde tatlı yemeyerek protestoya devam edip etmediğini bilmiyoruz!)
Bu konuda önce Başbakan Tayyip Erdoğan, sonra da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından uygulanan protestoların hiçbir 'kıymet-i harbiyesi'nin bulunmadığını, olguları hiçbir şekilde değiştirmediğini biliyoruz. Rum
Kesimi'nin Cumhurbaşkanı Papadopulos toplantılarda ülkenin yasal temsilcisi
muamelesi gördü. Rum Kesimi artık AB üyesi sıfatıyla AB adayı Türkiye'yi her gördüğü yerde sıkıştıracak, AB heyetleriyle ve kurallarıyla Türkiye'nin
yenilgiyle sonuçlanan politik
alarının üzerinde palikarya dansı yapacak!
Bizimkilerin yarım yamalak protestosuysa, olsa olsa, tarihe bir dipnotu olarak geçecek.
Dünyanın birçok dilinde 'Yarım ilaç en kötü tedavidir' anlamına gelen atasözleri vardır. Abdullah Gül, ya Türkiye'nin AB'de
n kopmasını da göze alarak Atina'ya hiç gitmeyecek ya da komik jestler yapmak yerine tüm toplantılara katılıp Türkiye'nin itirazını her platformda yüksek sesle dile getirecekti.
Bence, doğru olan bu ikincisini yapmasıydı.
Hiç gitmemek, Rauf Denktaş ile ç
evresindeki kliğin koskoca Türkiye'nin en temel stratejik hedefi ilan ettiği Avrupa politikasını ipotek altına almasına izin vermek anlamına gelirdi.
Bir tezin varsa, onu her yerde savunabilmelisin! Irak savaşıyla ilgili tartışmalarda da gördük, Avrupa'da
politika böyle yapılıyor.
Artık biliyoruz ki, Denktaş ve çevresindeki klik kendi amaçlarını koskoca Türkiye'nin stratejik hedeflerinin üzerinde tuttu ve Türkiye'yi şimdi içine düştüğü ve çok ter dökeceği çıkmaza sürükledi. Niyetleri böyle olmasa da, sonu
çları itibarıyla, Türkiye'nin düşmanlarının ekmeğine yağ sürdüler.
Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerek: Denktaş hiçbir zaman AKP hükümeti gibi yarım yamalakçı olmadı, bildiği yolda ısrar ve azimle yürüdü ve amacına ulaştı. Yüzlerce saat süren çözüm
müzakerelerinde çözüm konusunda bir saniye bile zaaf göstermeden, yarım adım atmadan dayandı, kendi halkının muhalefetine rağmen hedefine ulaştı.
Başta Erdoğan ve Gül olmak üzere AKP'lilerse, bir öyle konuştular, bir böyle; tezlerinin ne olduğu anlaşılmadı, söylediklerini her platformda
savunacak cesareti kendilerinde bulamadılar, yarım adımlarla (ve galiba,
'yarım adamlar'la) bir yerlere varabileceklerini sandılar.
Gelinen noktayı Atina'da seyrettik. İçimiz burkularak seyrettik.
Denktaş amacına kavuşt
u, Türkiye ortada kaldı!

Ortasından AB geçen ada

KKTC ve Ankara çözüm üretebilseydi, Kıbrıslı Türkler, Rum tarafını kaplayan 'Avrupa coşkusu'nu paylaşıyor olacaktı

18/04/2003 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA/ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi, AB'ye katılım anlaşmasını şampanyalı, top atışlı törenlerle kutladı. Lefkoşa'nın Rum Kesimi'nde düzenlenen kutlamaya Yunanistan'ın Büyükelçisi Hristos Panagopulos, AB'nin Rum Kesimi Temsilcisi Adrian Van Der Meer ve Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambellas katıldı. Törende şampanyalar patlatılırken, 25 pare top atışının ardından AB bayrağı AB marşı eşliğinde gönderine çekildi.

AB bayrağı çekildi
Limasol'da antik Girne gemisinin bir maketine AB bayrağı çekildi ve denizde
kısa bir gezinti yaptırıldı. Törenlere AB üyesi ülkelerin büyükelçileri de katıldı. Baf'taki törenlerin resmi konukları ise Rum Çalışma Bakanı Yakavos Karavnos ve Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Kıbrıs Özel Raportörü Jacques Poos'tu. Baf Belediyesi AB üyeliğine
katkısından dolayı Poos'a şehrin
altın anahtarını verecek.
Rumların AB'ye girişi Yunan ve Rum basınında geniş yer aldı. To Vima gazetesi, "Zorda kalan Türkiye Atina' da verilen partiyi ekranlardan izledi. AB'nin gözünde ABD'nin Truva atı, ABD'nin gözünde fazla güvenilir olmayan bir müzak
ereci" diye yazdı.

Günün out'ları
Etnos gazetesi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le Cumhurbaşkanı Denktaş'ı
'günün out'ları seçti. Gazete Gül için, "Hem imza töreni sonrası geldi, hem AB'yi Kıbrıs'ın geleceği hakkında tek taraflı karar almaması için uyardı", Denktaş için de, "Haksızlık ve yasadışılık için konuşana bak" dedi.
Kathimerini, Yunanistan'ın kazandığını, Türkiye'nin Kıbrıs politikası yüzünden zor durumda olduğunu yazdı. Elefteros Tipos 'Kıbrıs ve Helenizm aklandı' başlığını kullandı.
Rum Kesim
i'nde yayımlanan Politis gazetesi 'Ey tatlı bahar' manşeti atarken, Simerini, "Avrupa'da güneş Kıbrıs'dan doğdu. AB'de iki devlet, iki oy, tek dil, tek din var" dedi.

Gül'den Rum liderine jest

18/04/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Konferansı'na katılmak için gittiği Atina'da, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis tarafından samimi bir biçimde karşılanırken, artık AB üyesi olan Rum Yönetimi'ne de jest yaptı. Simitis, Gül'e, "Türkiye'nin AB'ye girmesini biz de istiyoruz" dedi.
Gül, konferans salonuna girdiğinde bir ara Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la el sıkıştı. Rum lider, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le el sıkışmasına dair soruları yanıtlarken, buna siyasi bir boyut katmadığını söyledi.
Gül, otelde karşılaştığı Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis'le de konuştu. Sözcü, Gül'ün kendisine, "Bugün için tebrik ederim" dediğini söyledi. Hrisostomidis bu tebriki, 'nezaket' gösterisi olarak algıladığını,
Türkiye'nin politikasının değiştiği olarak değerlend
irmediğini belirtti.

Simitis yarın adaya gidiyor

18/04/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, yarın Kıbrıs Rum Kesimi'ne gidiyor. Simitis, Güney Kıbrıs'ta, KKTC'den bazı siyasi parti liderleriyle görüşecek. Simitis'in, Lefkoşa'daki Yunan Büyükelçiliği'nde, Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi lideri Hüseyin Angolemli'yle saat 16.30' da bir araya gelmesi bekleniyor.
AB Dönem Başkanı sıfatıyla, 24 AB ülkesi başkentlerine yönelik turu ç
erçevinde ilk olarak Rum Kesimi'ni seçen Simitis, beraberinde ne Kıbrıslı Rumlar, ne de Kıbrıslı Türkler için bir öneri götürdüğünü söyledi. Lefkoşa'daki Yunan Büyükelçisi Hristos Panagopulos, "Görüşme yapılacaksa en iyisi elçilikte olması" dedi. KKTC'li politikacılarla buluşan ilk Yunan Başbakanı olacak Simitis, Rum Milli Meclisi' nde konuşma yapacak.

Denktaş: Bizi de alın

18/04/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin Kıbrıs Rum Kesimi'yle üyelik sözleşmesi imzalamasını 'Birliğin Kıbrıs'la ilgili yeni bir hatası' sözleriyle eleştirirken, KKTC'ye sahip çıkmak gerektiğini savundu. Denktaş, AB'nin KKTC'yle ayrı bir anlaşma imzalayarak adada birleşmeyi sağlayabileceğini öne sürdü.
AB'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni 'Kıbrıs devleti' olar
ak üyeliğe kabulünün
adadaki durumu değiştirmediğini savunan Denktaş, "Biz Rumların peşinden ve Annan Planı çerçevesinde AB'ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde bireyler olarak girecektik. Bunun ne anlama geldiğini sanırım herkes değerlendirebilir" dedi. Denktaş, "17 Nisan'dan itibaren kıyamet kopacak" diyenlerin, böyle bir şeyin olmayacağını ve normal hayatın süreceğini göreceklerini de ifade etti. Denktaş, Yunan Başbakanı Kostas Simitis'i de, KKTC'li siyasi parti liderl
erine yaptığı görüşme çağrısı nedeniyle eleştirdi.

KKTC'de umut kesilmedi

18/04/2003 RADIKAL

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye üyelik sözleşmesi imzalaması, adanın güneyinde coşkuyla kutlanırken, KKTC'de burukluk ve siyasi kargaşa hâkim. AB Dönem Başkanı olan Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis'in KKTC'deki siyasi partilere görüşme davetinde bulunması ortalığı iyice karıştırdı.
Rum Kesimi'nin AB'ye katılım sözleşmesini imzalaması KKTC basınında dün manşetlere taşınırken, geniş katılımlı gösterile
rle Annan Planı'na destek veren Kıbrıslı Türklerin hüznü de gazetelere yansıdı. Kıbrıs gazetesi, haberi 'Güney'de coşku, Kıbrıs Türk'ü buruk' başlığıyla verdi. Afrika gazetesi, 'Kanla alındı masada gitti', Ortam gazetesi, 'Kıbrıs AB'ye girdi, bağnazlık iflas etti', Kıbrıslı gazetesi, 'Yeni dönem', Yenidüzen gazetesi, 'Kaldık el elde baş başta', Vatan gazetesi, 'AB'den 16 Nisan ayıbı' başlıklarını kullandı.
Kıbrıs gazetesi, görüşlerine başvurduğu Kıbrıslı Türklerin, Rum Kesimi'nin AB üyeliği karşısında buru
k, ancak çözüm konusunda kararlı olduğunu yazdı. Gazeteye konuşan Kıbrıslı Türkler, sorunun çözülmesi ve kuzeyin de AB'ye girmesi gerektiğini söyledi.

Simitis'in daveti ortalığı karıştırdı
İktidar ve muhalefet partilerinin çözüme ilişkin görüş ayrılıkları, Yunan Başbakanı Simitis'in görüşme davetiyle bir kez daha su yüzüne çıktı. Daveti reddeden iktidar partileri, görüşmeyi kabul eden muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) lideri Hüseyin An
golemli'ye yükleniyor.
KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, daveti kabul eden liderleri, karşı tarafa daha yakın olmakla suçladı. Buna karşılık CTP lideri Talat,
"Kuzey ve güneyin işbirliği imkânını konuşacağız. Denktaş'ın uzun yıllar görüşmeyerek,
görüşürmüş gibi yaparak Kıbrıs Türk'ünü, Türkiye'yi getirdiği
nokta budur" derken, Angolemli de Denktaş'a yüklendi. TKP lideri, "Denktaş çağdaş bir düşüncenin sahibi değil" diye konuştu. (Dış Haberler)

Gül: Kararı Türkiye verir

Gül, Rum Kesimi'nin de yer aldığı AB'nin genişlemesiyle ilgili törene katılmasından rahatsızlık duyduğunu belirten Denktaş'a yanıt verdi: Bu işlere karar vermek Türkiye'nin bileceği bir şey

18/04/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum Kesimi'nin de yer aldığı AB'nin genişlemesiyle ilgili törene katılmasından rahatsız olan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, "Bu işlere karar vermek Türkiye'nin bileceği bir şey" yanıtını verdi. Bakan Gül, Atina'da katıldığı Avrupa Konferansı'nın ardından büyükelçilik binasında düzenlediği
basın toplantısında, AB fotoğrafında yer almasıyla ilgili şöyle konuştu:

'Sıkıntı duymadım'
"Atina'ya gelirken hiçbir sıkıntı duymadım. Kimse, Kıbrıs Rum Kesimi'ni, diğer dokuz yeni AB üyesiyle aynı göremez. Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi'ni devlet olarak tanımamıştır. Ancak, önce olduğu gibi bundan sonra da karşı karşıya gelinecek ve aynı fotoğrafta yer alınacaktır. Avrupa Konferansı için çekilen fotoğrafta da aynı karede yer aldık."

'Kapılar kapalı değil'
Abdullah Gül, AKP hükümetinin Kıbrıs konusundaki pozisyonunun geçmiş hükümetlerden farklı olduğunu söylerken, "Kıbrıs sorununun çözümü için kapılar kapalı değil" ifadelerini kullandı. Rum Kesimi'nin AB'ye, siyasi sorun tartışmalıyken girmiş olduğunu belirten Gül, Rumların üyeliğinin Türkiye'nin AB sürecine gölge düşürmesine izin vermeyeceklerini de vurguladı.
AB ile ilişkilerin memnun edici bir düzeyde ilerlediğini, AB sürecini hızlandırmak için ellerinden geleni yapacaklarını kaydeden Dışişleri Bakanı, "Önümüzde
ki bir yıl önemli. Türkiye, Kıbrıs'ta kalıcı barışın sağlanması için gayret gösteriyor ve bu gayretler sürecek. Temaslarım sırasında bu konuyu da gündeme getirdim" diye konuştu. Gül, Annan Planı hakkında sorulan bir soruya da, "Önemli olan kalıcı barışı sağlamak. Annan Planı buna yardımcı olabilecekse değerlendirilir" yanıtını verdi.

'Ziyaret normal'
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in Rum Kesimi'ne yapacağı ziyarete ilişkin soru üzerine de Gül, AB Dönem Başkanı olan Yunanistan'ın böyle bir ziyaretinin normal olduğunu, demokratik bir ülke olan KKTC'den isteyen partilerin de Simitis'in davetine hükümetlerinin bilgisi dahilinde katılabileceğini kaydetti.
Gül, ayrıca Yunan meslektaşı Yorgos Papandreu ile mayısta Yunanistan'ın Meis Adası'nda bir araya gele
ceklerini ve daha sonra da Kaş'a geçeceklerini
belirtti. Papandreu, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem'le de aynı turu yapmıştı.

Kıbrıs'ta devlet suçu

M.Ali Kışlalı

18/04/2003 RADIKAL

Türkiye-Avrupa Birliği ve Kıbrıs ilişkileri konusunda, bugüne kadar hep, ya Rum ya da AB görüşünü savunmuş kimileri, bulunulan noktadan dolayı Türkiye'nin en sağlam kurumlarını suçluyorlar.
Cumhurbaşkanı'nı, Genelkurmay'ı ve Dışişleri Bakanlığı'nı.
Bunlar -Cumhurbaşkanı da dikkate alındığında- siyasi boyutları olmayan, k
onuya teknik açıdan yaklaşan, uzmanlık alanlarındaki başarıları tartışılmaz olan kurumlar.
Onlara güvenemeyeceksiniz de, uzmanlıkları ve hemen her karmaşık sorunu çözümleme yetenekleri kendilerinden menkul, kimi meslektaşlara mı güveneceğiz?
Öncelikle bu
teknik sorunun yanıtının verilmesi gerek!
Sonra gelelim bugüne kadar ülkeyi yöneten siyasi iktidarlara.
Radikal, önceki gün birinci sayfasına, suçladığı son 30 yılın başbakanlarının fotoğraflarını koymakla gerçek suçluyu saptadı.
İşte sorun orada, devl
eti işletmekle görevli olanlarda düğümlendi.
Son derece ayrıntılara boğulmuş, karmaşık olma vasfını korumuş, üzerinde kim bilir şimdiye kadar kaç kitap yazılmış 'Kıbrıs problemi' tartışmasına o alanlarda girmek istemiyorum.
Sadece, konuyu 1950'li yıllard
an itibaren yakından izlemiş bir basın mensubu olarak ele alıp, devlet yönetenlere, iki soru sormak istiyorum.
Bunlardan biri, Kuzey Kıbrıs'ın neden geri bırakılmış oluşuyla ilgili; diğeriyse, Türk yaklaşımı karşıtı hareketin güç kazanmasıyla. Ankara'da g
örevli bir bayan AB temsilci, tüm acemilikleriyle örtülü operasyon yapıp
nasıl KKTC'de Denktaş ve Türk devletine karşı bir ayaklanma tertipleyebilmiştir.
KKTC 250 bin civarındaki nüfusuyla orta büyüklükte kasaba değil mi?
Böyle bir kasabanın, Güney Kıbrıs karşısında ekonomik-sosyal ve güvenlik bakımından desteklenerek yüz ağartıcı bir hale getirilmesi
neden mümkün olamamıştır?
Türk güvenlik kurumları neden AB Temsilcisi Karen Fogg'un örgütleyip faaliyete geçirdiği yeraltı teşkilatını kontrol edememişle
rdir?
Eleştirilmesi gereken suçlular, Radikal'in dün birinci sayfasından teşhir ettiği, devletin, ya kurumlarını harekete geçiremeyen ya da onların ürettikleri doğru politikaları uygulamayanlar değil midir?
Şimdi 'çok bilmiş' meslektaşlarım arasına katıl
arak, soruna günün koşulları içinde ve Kofi Annan raporu çerçevesinde, çözümler arayacak değilim. Ama bugüne kadar yaptığım 'gazeteci gözlemleri' ile saptadığım noktada sözünü ettiğim iki soruya inandırıcı, iç rahatlatıcı bir yanıt bulamadığımı belirtmeliyim.
Beni KKTC'nin bugünkü konumunun Türkiye'nin AB üyeliğini engelleyip engellemediğinden ziyade, orada yaşayan birkaç yüz bin Türk'e neden, Güney'deki Rumlarınkine benzer maddi manevi koşulların sağlanamamış olması ilgilendirmektedir.
Uzun yıllar Dışişl
eri Bakanlığı Müsteşarlığı da yapmış olan büyükelçi Nüzhet Kandemir, "Devlet sözünü ettiğin KKTC'yi Güney Kıbrıs ekonomik ve sosyal düzeyine getirebilecek imkân ve kabiliyete sahipti. Devletin görevli kurumlarına siyasi iktidarlar gerekli direktifi verip KKTC vatandaşlarının muhatap oldukları yıkıcı faaliyetlere karşı korunmasını isteseler, o da yapılırdı. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Ama maalesef ilgili siyasi iktidarlar bu konularda gerekli kararlılığı gösterememişlerdir" demektedir.
Kıbrıs ile ilgili ol
ayları, Ankara'dan çeşitli açılardan izlemenin verdiği rahatlık ve İstanbul'daki kimi meslektaşımın muhatap olduğu etkilerden uzak kalmanın olanaklarıyla, farklı değerlendirme yapabiliyorum.
KKTC'nin Türkiye için, kamuoyunca bilinen ya da bilinmeyen, birç
ok önem taşıdığının farkındayım. Bundan dolayı da, yaşamını KKTC'ye adamış Denktaş'ın neden mücadelesine devam edebildiğini anlıyorum.
Atina'da yapılan, Türkiye için parlak görünmeyen AB törenine rağmen 'Kıbrıs'ı kaybediyoruz' kaygısı da taşımıyorum.
İşi
n politikasını bir yana bırakmakla birlikte, neden bu birkaç yüz bin nüfuslu KKTC'yi bu kadar yıldır, hiç olmazsa ekonomik alanda yüzümüzü ağartacak bir vitrin haline getiremediğimizi, sorumlu devlet adamlarının bu hataya nasıl düştüklerini, hâlâ anlamış değilim.

Tek sorumlu Denktaş değil

Erdal Güven

18/04/2003 RADIKAL

Başlığa bakıp da Denktaş'ı savunacağımı sanmıyorsunuz herhalde. Türkiye'nin biraz (!) geç de olsa Kıbrıs'ta çözümün Denktaş'la değil, ancak ve ancak Denktaş'a rağmen kotarılabileceğini kavramaya başlaması olumlu bir gelişme elbette.
Evet, Denktaş'a rağmen... Bu açıdan 'taze bilgi' olarak Annan'ın 14 Nisan'da BM Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen raporundan şu cümleleri alıntılamak yetecek:
"Tüm ç
abalarıma rağmen Denktaş'ı şuna ikna edemedim: Kıbrıs sorununun
'gerçekler'i yalnızca fiili durumun gerçekleri değildi, aynı zamanda uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin gerçekleriydi; her iki tarafın da hem zayıf hem kuvvetli yanları vardı; ç
özüme giden tek yol müzakerelerle bulunabilirdi."
Evet Denktaş'ın çizgisi malum ve bir kez daha deşifre edilmiş durumda. Gelgelelim 16 Nisan 2003 itibarıyla gelinen noktada Denktaş'ı 'tek sorumlu' ilan etmek yalnızca Kıbrıs'ın geçmişini bilmemek değil, ge
leceğini de görememek anlamına geliyor.
Türkiye'nin Kıbrıs politikası 1950'li yılların ortalarında Lefkoşa'da değil, Ankara'da oluşturuldu ve ilk günden itibaren de Lefkoşa'dan değil Ankara'dan yönetildi... Denktaş 'parlak' bir taktisyendi, hâlâ da öyle;
ancak stratejiyi belirleyen Ankara'ydı hep. Meclis'iyle, Köşkü'yle, Genelkurmay'ıyla, İstihbarat'ıyla, Dışişleri'yle... buralarda yuvalanmış Kıbrısçılarıyla Ankara (Kıbrısçılar demişken medyadaki, iş âlemindeki, aydınlar arasındaki destekçilerini de unutmamak lazım tabii ki).
Nitekim Annan aynı raporda, Denktaş'ın tüm süreç boyunca Ankara'nın tam desteğini her zaman arkasında bulduğunu da belirtiyor. Bir alıntı daha yapayım: "(Mayıs 2002'de)... güvenlik konusunda ilerleme sağlanmıştı. İki lider (Klerides v
e Denktaş) bazı anahtar noktalarda koşullu olarak görüş birliğine varmıştı. Ancak Denktaş Türkiye'yle istişarelerde bulunduktan sora söz konusu görüş birliğinin belli başlı unsurlarını sorgulamaya başladı."
1960'ta, 1963'te, 1974'te, 1983'te ve sonrasında
böyleydi bu. Son olarak Helsinki'den Kopenhag'a, oradan da Lahey'e uzanan süreçte de... Bundan sonra da böyle olacak.
Bu demek değil ki Denktaş zaman zaman stratejiyi etkilemedi, yönlendirmedi.
Elbette bunlar da oldu. Ama Türkiye'nin Kıbrıs politikasınd
a son sözü daima Ankara söyledi, Denktaş değil. Doğru ya da yanlış... Maalesef çoğu zaman da yanlış.
Başından beri Kıbrısçıların Denktaş'a, Denktaş'ın Kıbrısçılara ihtiyacı vardı. Ortak payda çözümsüzlüktü.
Kendimizi kandırmayalım. Denktaş yalnız değildi
, şu anda da değil. Diplomatların Denktaş hayranlığı sır mı? Ya siyasetçilerin TBMM'ye her gelişinde Denktaş'ı ayakta alkışlayıp konuşmasını ağzı açık dinlediği? Genelkurmay başkanları saygıda kusur etmiş midir hiç kendisine; son olarak Özkök Paşa Kopenhag zirvesi sırasında 'Yüce bir kişilik' diye övmedi mi Denktaş'ı? Cumhurbaşkanı başkanlığındaki MGK'lardan, Köşk'teki zirvelerden Denktaş'a kaç kez 'tam destek' bildirisi çıktığını sayan var mı?
İstisnalar bir yana Türkiye medyası Kıbrıs sorunu bağlamında u
zun yıllar boyunca aklını Denktaş'a ve Kıbrısçılara emanet etmedi mi?
Ve tüm bunların etkisiyle Denktaş emperyalizme karşı mücadele veren bir Üçüncü Dünya kahramanı mertebesine yükseltilmedi mi Türkiye kamuoyu nezdinde?
İşte kahramanınızın Kıbrısçılarla
el ele verip Türkiye'yi
16 Nisan 2003 tarihiyle getirdiği noktay: Muhatapları Atina'da yepyeni bir Avrupa'nın altına imza atmak üzere peş peşe boy gösterirken Türk Dışişleri Bakanı amiyane tabirle sıvışacak delik arıyor!
Evet fiyasko, hem de nasıl, ama ş
aşılacak bir şey yok. 16 Nisan 2003'ün gelişi 12 Aralık 2002'den, 11 Mart Lahey'den belliydi. Bir fırsat kaçırıldı.
Peki ya bundan sonra? Pazar gününe...

Siyasi iradeyle çözüm mümkün

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'ta siyasi iradeyle çözümün hâlâ mümkün olduğunu söyledi.Annan, Kıbrıs konusunda eşsiz bir fırsatın kaçırıldığını, Kıbrıs konusunda çözüm bulunmasında eksik olan konunun, siyasi irade olduğunu kaydetti.

KIBRIS 18/04/2003

PAPADOPULOS ALDATMACASI

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ``Bir hafta içinde Kıbrıslı Türklerin de AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketi açıklayacağını`` söyledi.

Papadopulos, bugün sona eren Atina zirve toplantıları için bulunduğu Atina`da yaptığı açıklamada, önlem paketinin AB`nin onayından sonra açıklanmasının söz konusu olduğunu belirtti.

Önlem paketinin Kıbrıs sorununun çözümüne kadar geçerli olacak geçici nitelik taşıyacağını kaydeden Papadopulos, KKTC`nin karşı önlemler almasını beklemediğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş`ın ``Ankara`nın onayı olmadan tahrik edici önlemler alamayacağını`` kaydeden Papadopulos, bu tür bir yaklaşımın Türkiye`nin ``AB yolunda karşılaştığı engel ve problemleri daha karmaşık hale getireceğini`` söyledi.

Papadopulos, ``Barış ve kamu düzenini tehlikeye düşürecek önlemler ve karşı önlemler alınmayacağını düşünüyorum ve umuyorum`` dedi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in yarın Rum kesimine yapacağı ziyaret sırasında KKTC muhalefet partileri liderleri ile görüşme isteğine de değinen Papadopulos, ``Yunanistan Başbakanı bu çağrıyı AB dönem başkanı olarak yaptı. Amacı, AB`nin elini Kıbrıs Türk tarafına da uzattığını göstermekti`` diye konuştu.

HALKIN SESI 18/04/2003

Denktaş: AB geçmişe gözlerini kapattı

İngiliz milletvekili Balfe’yi kabul eden Denktaş, “Görüşmeler aynı ekip ve planla yürüyemez" dedi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’taki geçmişe gözlerini kapatarak, uluslararası hukuka aykırı bir kararla Güney Kıbrıs’ı üyeliğe kabul ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Parlamentosu İngiliz Milletvekili Richard Balfe’i dün kabul ederek görüştü.

Richard Balfe, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Brüksel’e gönderdiği gözlemlerle ilgili daha önce konuşamadığı, cumhurbaşkanını detayları konuşmak üzere ziyaret ettiğini söyledi.

Kıbrıs konusunda ele alınacak daha birçok iş olduğunu kaydeden Balfe, Kıbrıs Türklerinin daha iyi günlere varacağına dair umut beslediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Balfe’nin, görüşmelerin yeniden başlaması gerektiği yönündeki Güvenlik Konseyi kararını anımsatması üzerine, görüşmelerin aynı ekip ve aynı planla yürüyemeyeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, 40 yıl boyunca Kıbrıs Türklerine her yönden saldıran Kıbrıslı Rumlara, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Avrupa Birliği üyeliğinin dünya tarafından bir ödül olarak sunulduğunu söyledi.

Kıbrıs Türkü’nün Rum-Yunan ikilisinin ENOSİS fikrini hiçbir zaman kabul etmeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, garantilerin sulandırılmadığı, iki bölgeli bir anlaşmadan yana olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Birliği’nin Rum tarafını gözlerini geçmişe kapatarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Güney Kıbrıs’ı “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak kabul etmesini kullanarak, uluslararası hukuka ve adalete aykırı şekilde Avrupa Birliği üyeliğine kabul ettiğini söyledi.

Gelinen noktada Kıbrıs’ta bir çözümün daha da zor bir duruma girdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş “Kıbrıs’ın bir bölümü Avrupa Birliği’nde, bir bölümü değil. Avrupa Birliği’nin istediği bu mu? Umarım değildir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Birliği’nin tüm Kıbrıs’ı istediğini belirterek, Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile temasa geçmesi gerektiğini ve Rumlarla birlikte neden bir anlaşmaya varıp Avrupa Birliği’ne girilmediğinin, girilmesi için Kıbrıs Türkü’nün ne istediğinin sorulması gerektiğini kaydetti.

Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisini yükselterek, Güney Kıbrıs’la turizm ve bölgesel gelişme olarak aynı seviyeye getirmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, Güney Kıbrıs’ın “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin sahibi olarak kabul edilmeyeceğini söyledi. Denktaş, yapılan yardımların “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Güney Kıbrıs’a refah getirdiğini ve bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Annan Planı’na da değinen Denktaş, planın İngiliz Temsilci Lord David Hannay, ABD’li Özel Koordinatör Thomas Weston ve Rum Yönetimi Dışişileri Eski Bakanı Alekos Markides’in yardımlarıyla hazırlanan çok akıllıca bir plan olduğunu söyledi. Denktaş, Planda, Kıbrıs Türkü için birçok tuzak bulunduğunu kaydetti.

DENKTAŞ: BİZİM MÜCEDELEMİZ BU OYANA GELMEMEK

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği’nin hata yaptığını, devletleri bünyesine alan AB’nin “Kıbrıs Devleti” diye Rum Yönetimini devlet olarak kabul ettiğini belirterek, “Biz Rumlar’ın peşinden ve Annan Planı çerçevesinde AB’ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde bireyler olarak girecektik. Bunun ne anlama geldiğini sanırım herkes değerlendirebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, 17 Nisan’dan itibaren “kıyamet kopacaktır” diyenlerin, bugünden itibaren böyle birşeyin olmayacağını ve normal hayatın devam edeceğini göreceklerini kaydederek, yapılan haksızlığa verilecek cevabın içteki ihtilafları bir yana bırakarak dört elle devleti koruma kararlılığını dünyaya göstermek olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu gösterdiğimiz takdirde, Avrupa bizimle ilgilenecek ve yenbi bir yaklaşımla bizi AB bünyesine ayrı bir anlaşmayla almak suretiyle birleştirme yolunu açık tutmaya çalışacaktır” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “AB’de fırsatı kaçırdık” diyenlere seslenerek, AB’nin devletleri üye yaptığına, Kıbrıs’ta yanlış bir değerlendirmeyle Kıbrıs Devleti dedikleri Rum idaresini devlet olarak kabul ettiklerinin söyledi.

Denktaş, AB’nin bu hareketle KKTC’yi dikkate almadığına dikkat çekerek, “Dolayısıyla biz Rumların peşinden ve Annan Planı çerçevesinde AB’ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde Türk bireyler olarak Türk bireyler olarak girmiş olacaktık. Bunun da ne anlama geldiğini aklı başında herkes zannedersem değerlendirebilir” şeklinde konuştu.

HALKIN SESI 18/04/2003

Şener: Refah seviyesini yükselteceğiz

Şener, resmi temaslarda bulunmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) geldi. Abdüllatif Şener ve beraberindeki heyeti, Geçitkale Havaalanı”nda, Türkiye”nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Turizmden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Mehmet Bayram, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Salih Coşar ve diğer yetkililer karşıladı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şener, Geçitkale Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, KKTC’yi ziyaret etmekten mutlu olduğunu, hükümetinin Kıbrıs Türklerine en iyi dileklerini getirdiğini söyledi.

KKTC’nin ekonomik patansiyelinin harekete geçirilmesi için yapılabilecek her şeyin masaya yatırılacağını kaydeden Şener, “Ben inanıyorum ki, KKTC, hem üretim, hem de de yatırım potansiyelinin artırılmasının mümkün olduğu bir alandır” dedi.

Kıbrıs Türk toplumunun refah seviyesinin artırılmasının temel çabaları arasında bulunduğunun altın çizen Şener, Türkiye’nin KKTC”nin ekonomik ve sosyal gelişimi için her türlü katkıyı yaptığını ve yapmaya devam deceğini kaydetti.

“HASSASİYETİMİZ DEVAM EDECEK”

Şener, Türk hükümetinin Kıbrıs konusunda bugüne kadar gösterdiği hassasiyet ve politikanın, bundan sonraki süreçte de ekonominin geliştirilmesine yönelik olarak devam edeceğini bildirdi.

Kıbrıs Rum yönetiminin dün Atina’da Avrupa Birliği”ne giriş sözleşmesini imzalamasına da değinen Şener, bunun, “yeni bir farklı süreci ifade ettiğini” belirtti. Şener, “Ancak bildiğiniz gibi uluslararası anlaşmalarla ve sorunun BM Güvenlik Konseyi’nde ihtilaflı bulunduğu bir safhada AB”nin almış olduğu bu kararın uluslararası hukuk açısından terhib (korkutucu) bir yanı yoktur. Biz bu yöndeki görüşlerimizi, düşüncelerimizi devamlı şekilde değişik zeminlerde ifade ettik” diye konuştu.

Yeni süreçte, Kıbrıs Türk toplumuyla birlikte, Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin artırılmasına yönelik çok önemli projelerin hayata geçirileceğini açıklayan Şener, “Uluslararası hukukun tanıdığı meşruiyet ölçüleri içinde tezlerimizin kabul göreceğine de inanıyoruz” dedi.

SERDAR DENKTAŞ’IN AÇIKLAMASI

Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımsısı Serdar Denktaş da ziyaretin son derece önemli bir dönemde yapıldığına işaret ederek, dün, çıkarlar gerektirdiğinde, “uluslararası hukukun nasıl çiğnendiğinin törenini yaşadıklarını” söyledi.

Annan planıyla yapılan tartışma nedeniyle KKTC ekonomisinin durağan bir döneme girdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Türkiye ile birlikte yollarına devam edeceklerini ve yeni süreçte halkın refah seviyesini nasıl daha yükseğe çıkaracaklarını belirleyeceklerini kaydetti.

Serdar Denktaş, Türkiye”nin KKTC’ye yardım ve katkılarının devam edeceğine inandıklarını ifade ederek, bu katkıların daha verimli bir şekilde kullanılacağını dile getirdi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, temaslarına yarın başlayacak. Şener, yarın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter ve Başbakan Derviş Eroğlu ile ayrı ayrı görüşecek. Abdüllatif Şener, iki ülke heyetleri arasında yapılacak toplantıda Türkiye heyetine başkanlık edecek.

HALKIN SESI 18/04/2003

Gül: Rumlar’ın AB’ye girişi tartışma kaldırır!

TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum Kesimi`nin tartışmalı biçimde AB`ye girdiğini söyledi.

Atina`daki temaslarını, büyükelçilik binasında ağırladığı Türk gazetecilere değerlendiren Gül, Türkiye`nin Kıbrıs`ta kalıcı barışın sağlanması için gayret gösterdiğini ve çabaların süreceğini söyledi.

Kıbrıs`ta kalıcı barışın sağlanabilmesi için adil ve kabul edilebilir olması gerektiğine de işaret eden Gül, temasları sırasında bu konuyu dile getirdiğini ve Türkiye`nin gayretlerini sürdüreceğini belirttiğini kaydetti.

Gül, Rum Kesimi`nin katılım anlaşması imzalayacağı Atina`ya gelip gelmemekte tereddüt edip etmediğine ilişkin soru üzerine, kendisinin Avrupa Konferansı toplantısına katıldığını hatırlatarak, ``Türkiye`nin AB ısrarı açık, AB sürecimiz engellenemez`` dedi ve Türkiye ile Rum Kesimi`nin ilk kez aynı fotoğrafta yer almadıklarına da işaret etti.

Gül, Annan planı hakkında bir soruya da ``Önemli olan kalıcı barışı sağlamak. Annan planı buna yardımcı olabilecekse değerlendirilir`` diye yanıt verdi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in Rum Kesimi`ne yapacağı ziyarete ilişkin soru üzerine de Gül, AB dönem başkanı olan Yunanistan`ın böyle bir ziyarette bulunmasının normal olduğunu, demokratik bir ülke olan KKTC`den isteyen partilerin ise Simitis`in davetine, kendi hükümetlerinin bilgisi dahilinde katılabileceklerini kaydetti.

HALKIN SESI 18/04/2003

Papadopulos

‘AB imkanlarından Türkler de yararlanacak’
Kıbrılı Rum lider Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketini bir hafta içinde açıklayacağını söyledi.

Tasos Papadopulos, AB üyeliği için attığı imzanın ne kendisinin galibiyeti ne de Denktaş’ın yenilgisi olduğunu, zaferin sadece Kıbrıslılara ait olduğunu vurguladı. Papadopulos, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AB’nin genişleme törenine katılmamasını da “Türk Hükümeti kendisine zarar vermek istiyorsa bu
hakkıdır” sözleriyle yorumladı.
Tasos Papadopulos, bir hafta içinde Kıbrıslı Türklerin de AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketi açıklayacağını söyledi.
Papadopulos, önlem paketinin AB’nin onayından sonra açıklanmasının söz konusu old
uğunu ve Kıbrıs sorununun çözümüne kadar geçerli olacak geçici nitelik taşıyacağını kaydetti. KKTC’nin karşı önlemler almasını beklemediğini ifade eden Papadopulos, bu tedbirlerden bazılarını Rum tarafının tek taraflı alacağını, bazılarınınsa AB’yle mutabakata varılarak alınacağı vurguladı. Rum lideri, bazı tedbirlerdeyse Kıbrıslı Türklerin işbirliğinin gerekeceğini kaydetti.

YENIDUZEN 18/04/2003

Talat, İngiltere’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekillerinden Richard Balfe, CTP Genel Başkanı Talat’la görüşmesinde üzüntülerini açıkladı

"Size Avrupa’ya hoşgeldiniz diyemedik!”

Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslı Türk milletvekillerine hoşgeldin deme fırsatı görünmediği için üzgün olduğunu belirten Balfe, gelişme için, yapılandırma, inşaat, endüstri, altyapı, turizm ve daha bir çok alanda, ayrılan birçok fondan, Kuzey Kıbrıs’ın yararlanamayacak olmasından dolayı da üzüntü içinde bulunduğunu ifade etti.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah İngiltere’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekillerinden Richard Balfe’yi kabul etti.
Balfe yaptığı açıklamada, en son Şubat’ta Kıbrıs’a geldiğini ve bu ge
lişinde ümit dolu bir resimle gelemediği için üzgün olduğunu ifade etti.
Hala yapılacak çok şey olduğunu kaydeden Balfe, herkesin Kıbrıs sorunun çözümünü istediğini, Kıbrıs Türkleri için de en iyi anlaşma koşullarını istediklerini söyledi.
Avrupa Parlament
osu’nun Kıbrıslı Türk milletvekillerine hoşgeldin deme fırsatı görünmediği için üzgün olduğunu belirten Balfe, gelişme için, yapılandırma, inşaat, endüstri, altyapı, turizm ve daha bir çok
alanda, ayrılan birçok fondan, Kuzey Kıbrıs’ın yararlanamayacak ol
masından dolayı da üzüntü içinde bulunduğunu ifade etti.
Talat ise büyük bir fırsat kaçırıldığını, Annan Planı’nın önemli bir fırsat olduğunu belirterek, dünyadan izole edilmiş, ekonomik sorunlarla boğuşan, ekonomik, sosyal, sportif ve kültürel alanlarda y
alnız olan tarafın Kıbrıs Türkü olduğunu, gençlerin Türkiye ile bile maç yapamadıklarını söyledi.
Talat, bu izolasyondan kurtulma şansının kaçırıldığını belirterek, bu olaydan sorumlu olanın Rauf Denktaş olduğunu ve Denktaş’ın Kıbrıs Türkleri’nin çıkarını
gözönünde bulundurmadığını anımsattı.
Referandumun bir self-determinasyon yolu olduğunu ancak Denktaş’un bunu kabul etmediğini belirten Talat, 10 adayın AB için imza attığını ve Kıbrıs Türkleri’nin üzüntü dolu olduğunu anlattı.
Talat, Kıbrıs Türkleri’nin s
özkonusu programlardan yararlanma fırsatını kaçırmasının yanısıra, Türkçe’yi Avrupa’nın resmi dillerinden biri yapma fırsatını kaçırdığını belirtti.
CTP olarak şimdi bu konuyu hukuki bir dava konusu haline getirmeye hazırlandıklarını söyleyen Talat, Kıbrıs
Anayasası’na göre Türkçe’nin resmi dillerden biri olduğunu ve “Kıbrıs”ın AB’ye girmesiyle Türkçe’nin de resmi dillerden biri olması gerektiğini vurguladı.
Bunun iki nedenden dolayı Kıbrıs Türkü için önemli olduğunu kaydeden Talat, birinci nedenin Kıbrıs’t
a, Kıbrıs Türk Halkı’nın, Rum Toplumunun eşit ortağı olması ve her ne kadar da Kıbrıs Türk Toplumu şu anda AB’ye girmese de veya AB müktesebatı şu anda kuzeyde uygulanmayacak olsa da, AB’de Türkçe’nin resmi bir dil olmasının Kıbrıs Türkleri’nin de orada olacağının veya beklendiğinin, Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin bir göstergesi olacağını ifade etti.
Talat, ikinci konunun ise, Kıbrıslı Türk gençlerinin Avrupa kurumlarında bir işe başvurması halinde resmi dillerden birini bilme zorunluluğu olduğunu, şu
anda Kıbrıs için bunun sadece Rumca olduğunu, içinde bulunulan durumda, Kıbrıslı Türk gençlerinin, İngilizce, Fransızca, veya Almanca bildikleri halde Rumca bilmedikleri için başvuru yapamayacaklarını anlattı.
Bu olayın peşine düşeceklerini kaydeden Talat,
bu konuda birşeyler yapmayı başaracaklarına inandığını söyledi. Ayrıca, Annan Planı’na göre, Kıbrıs için Avrupa Parlamentosu’nda 4’ü Rum, 2’si Türk olmak üzere 6 parlamenter öngörüldüğünü ifade eden Talat, ancak şu anda parlamentoya 6 Rum parlamenterin gideceğini ve Türklere ait koltukların Rumlar tarafından kullanılacağını, bunun adil olmadığını, bu konuda da mücadele vereceklerini söyledi.
Talat, Türkler için öngörülen bu iki sandalyenin boş bırakılmasını isteyeceklerini söyledi. Talat BM Güvenlik Konsey
i ve Avrupa Konseyi’ne Annan Planı’nın hala masada olduğuna atıfta bulundukları için teşekkür etti.

YENIDUZEN 18/04/2003

Denktaş

Oyuna gelmeyelim" dedi!
Kıbrıs Türk halkını temsil etmeyen ve çıkarlarını savunmayan Rauf Raif Dentkaş, Avrupa Birliği’nin hata yaptığını, devletleri bünyesine alan AB’nin “Kıbrıs Devleti” diye Rum Yönetimini devlet olarak kabul ettiğini belirterek, “Biz Rumlar’ın peşinden ve Annan Planı çerçevesinde AB’ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde bireyler olarak girecektik. Bunun ne anlama geldiğini sanırım herkes değerlendirebilir” dedi.
Denkta
ş, 17 Nisan’dan itibaren “kıyamet kopacaktır” diyenlerin, bugünden itibaren böyle birşeyin olmayacağını ve normal hayatın devam edeceğini göreceklerini kaydederek, yapılan haksızlığa verilecek cevabın içteki ihtilafları bir yana bırakarak dört elle devleti koruma kararlılığını dünyaya göstermek olduğunu vurguladı.
Denktaş, bunu gösterdiğimiz takdirde, Avrupa bizimle ilgilenecek ve yenbi bir yaklaşımla bizi AB bünyesine ayrı bir anlaşmayla almak suretiyle birleştirme yolunu açık tutmaya çalışacaktır” şeklind
e konuştu.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş İstanbul ve Bursa’daki temaslarını tamamlayarak, türbe açılışını yaptıktan sonra yurda döndü.

YENIDUZEN 18/04/2003

Annan:

“Kıbrıs’ta eşsiz bir fırsat kaçtı”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda eşsiz bir fırsatın kaçırıldığını belirterek, Kıbrıs konusunda çözüm bulunmasında eksik olan konunun, siyasi irade olduğunu söyledi.
Annan, Atina`da dün sabah başlayan Avrupa Konferansı toplantısında yaptığı konuşmada, taraflara sundukları planın hala çözüm için temel teşkil edeceğine inandığını belirtti.
Kofi Annan, şöyle konuştu:
'Kıbrıs`ın bölünmüş bir ada o
larak AB`ye girmesinden duyduğunuz hayal kırıklığını paylaşıyorum. Ortaya koyduğumuz planın adil ve dengeli olduğuna ve sorunun çözülmesi için temel teşkil edebileceğine inanıyorum. Kıbrıs`ta eşsiz bir fırsat kaçırıldı, ancak bir çözüm bulunacağına dair en ufak bir şüphem yok. Eksik olan tek şey siyasi irade.'
Uluslararası sistemin Avrupa Birliği`nin katkısına ihtiyacı olduğunu, devletlerin terörizmle mücadele, kaçakçılık ve çevre gibi pek çok sorunla mücadele ettiğini ifade eden Annan, tüm dünyanın, ortak
değerlerin savunulması için yapılacak en iyi şeyin, biraraya gelmek olduğunu anladığını kaydetti ve bu çerçevede BM ile AB`nin birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi.
AB`nin genişleme sürecinin sonuna gelinmediğine işaret eden Annan, 'Daha katılmayı bekl
eyen ülkeler var. Türkiye`yi de dahil ettiğim Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa`nın gelişmesi ve istikrarı için AB`ye üyelik vizyonu yaşamsal önem taşımaktadır' diye konuştu.
Irak ile ilgili alınacak tüm kararlarda Irak halkının geleceğinin öncelikli olarak dü
şünülmesi gerektiğini ifade eden Annan, insani konular ile kamu düzeni ve güvenliğin sağlanmasının acil öneme sahip olduğunu belirtti. Annan, koalisyon güçlerinin Cenevre ve Lahey kuralları çerçevesinde üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerektiğini de vurguladı.
Annan, Irak`ın toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının korunmasının önemine işaret ederek, normal hayata bir an önce geçilmesi gerektiğini söyledi.

YENIDUZEN 18/04/2003

TC DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ŞENER:

“AB yolumuzdan kırılma yok!”

TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, ``Güney Kıbrıs’ın AB`ye katılım anlaşması imzalamış olması ile birlikte Türkiye`nin AB yolunda devam eden sürecinde bir kırılma olacağı düşüncesinde değilim`` dedi.
Türkiye`nin Kıbrıs konusunda yürüttüğü politikaların değişik zamanlarda ifade edildiğini kaydeden Şener, bu
politikaların devam ettiğini vurguladı.
ıbrıs bütçesinden yapılan 50 trilyon liralık kesintiye ilişkin soruyu da Şener, bunu kesinti olarak değerlendirmenin doğru olmadığını belirterek, şöyle yanıtladı:
``Türkiye Cumhuriyeti her zaman Kıbrıs Türkü`nün yanındadır. KKTC`nin ekonomik canlanması ve önemli gelişme kaydetmesi KKTC`nin arzusu, bizim de beklentimizdir. Bunun sağlanması için iki taraf da ne gerekiyorsa birlikte yapmaktadır, yapacaktır. Dolayısı ile biz Kıbrıs`a yönelik olarak her türlü desteği ihti
yaç düzeyinde vermeye hazırız.

YENIDUZEN 18/04/2003

 

Talat: Denktaş duvara tosladı

Çözümsüzlükte Rumlar da rahat etmez

CTP lideri Talat, Yunan başbakanı Simitis’le buluşmasından önce Milliyet’e konuştu

BARKIN ŞIK Ankara

KKTC’de muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Rauf Denktaş’ın Kıbrıs politikasının duvara tosladığını savundu. Talat, Yunanistan’ın AB dönem başkanlığının da, Kıbrıs sorununun çözümünde büyük fırsat olduğunu belirtti.
Bir Yunan Başbakanı bugün
ilk kez KKTC muhalefetinin liderleriyle Güney Kıbrıs’ta bir araya gelecek. Simitis ile bugün saat 16.30’da bir araya gelecek olan muhalefet lideri Talat, görüşmede "Annan Planı’nın ayakta durmasını istiyoruz" mesajı vereceğini kaydetti. Rumlar’ın Annan planından kurtulmak istediğini kaydeden Talat, "Simitis’e, çözüm olmadan Kıbrıs’ın rahat edemeyeceğini söyleyeceğim. Rumlar’ın AB’ye girerek elde ettiği avantajın kalıcı olması, sadece çözümle mümkün olur" dedi.
Talat görüşmede Simitis’e ayrıca şu görüşleri a
nlatacağını ifade etti: "Yunanistan’ın dönem başkanlığında bu sorunu çözelim. Sizden sonra dönem başkanlığı Hollanda’ya geçecek. Hollanda’nın Kıbrıs’la ilgisi yok." Talat, Simitis’ten, Türkçe’nin de AB dilleri arasında yer almasını ve Kıbrıslı Türkler için Avrupa Parlamentosu’nda ayrılan kotaların saklı tutulmasını isteyeceğini vurguladı.

Simitis’e Ada’da sevgi gösterisi...

YORGO KIRBAKİ Lefkoşa
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, bazı Kıbrıs Türk siyasi liderlerle de görüşeceği Kıbrıs Rum Kesimi’nde dün sevgi gösterileriyle karşılandı. Rum öğrenciler, ellerinde çok sayıda Yunan, daha az sayıda da Rum ve AB bayraklarıyla Simitis’e sevgi gösterilerinde bulundu. Simitis, "Kıbrıs layık olduğu yere gelmiştir. AB üyesi olmak büyük çaba gerektirdi. Kıbrıs Türk Toplumu’na BM çerçevesinde çözüm için gayretlerimizi aralıksız sürdüreceğimizi taahhüt ediyorum" derken, Rum Yönetimi lideri Papadopulos da, "Tüm Kıbrıs halkı adına size hoş geldiniz diyorum" ifadesini kullandı.

Denktaş: Annan Planı nefesleri kesecek

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı’ndaki tuzakların "nefesleri keseceğini" belirterek, vatandaşları bu planın lehinde gösteri yapmaya iten asıl nedenin "para" olduğunu ileri sürdü. Antalya’da yaşayan Kıbrıs mücahidi Hüseyin Laptalı, arkadaşlarıyla verdiği silahlı mücadeleyi anlatan "Erenköy Sürüngeni" adlı kitabının birini Denktaş’a gönderdi. 14 Nisan’da kendisine yanıt gönderen Denktaş da, kitapla ilgili düşüncelerini şu ifadeyle dile getirdi: "Bunun altında yatan ‘kudret’ dış kaynaklardan gelen ‘telkin ve para’dır."

Baykal: KKTC’ye baskı hangi kitapta var?

MERT İLKUTLUĞ, TURAÇ TOP İzmir DHA

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, deprem nedeniyle incelemelerde bulunmak üzere İzmir’i ziyaret etti. Havaalanında partililer tarafından karşılanan Baykal, soruları şöyle yanıtladı: "AB, Güney Kıbrıs’a fonları yağdıracak, ama kuzeye bir mektup gelmesine dahi izin vermeyecek, 30 yıl ambargo uygulayacak. Böyle bir şey kabul edilemez. Kimsenin artık kuzeye zulmetme hakkı yok. Böyle bir uygulama nerede var? İncil’de, Tevrat’ta, Kuran’da AB’nin anayasasında, nerede var?"

MILLIYET 19/04/2003

* * * * *

Kıbrıs'ın stratejik önemi kaldı mı?

Irak olayı birçok kavramları, dengeleri ve içi boşalmış inançların da yıkılmasına neden oluyor.
Bunlardan biri, Kıbrıs'ın Akdeniz'in en büyük uçak gemisi sayılması ve özellikle petrol hatları açısından vazgeçilmez bir stratejik önemi olduğudur.
Amerika binlerce kilometreden gelip koskoca bir ülkeyi istila edebildi. Bu olay öylesine bir teknolojik patlamayı da beraberinde getirdi, Kıbrıs
gibi küçücük bir adanın stratejik önemi de beraberinde yok oluverdi.
Kıbrıs konusunda başka gerçekler bulalım da, petrol hatlarının korunması açısından hayati önemde olduğunu artık söylemeyelim. Zira artık ABD kendi kalktı ve bölgeye oturdu. Petrol yollarını kendi koruması altına aldı.
* * * * * * *

MILLIYET 19/04/2003 – MEHMET ALI BIRAND

Gül: Kıbrıs sorunu bir yılda çözülür

Uğur ERGAN / ANKARA-RİYAD

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘‘Kıbrıs'ta sorunun bir yıl içerisinde çözüleceğine inanıyorum’’ dedi. Dün Irak'a komşu ülkeler toplantısına katılmak üzere Suudi Arabistan'a giden Gül, ATA uçağında Hürriyet'in sorularını yanıtladı.

Güney Kıbrıs'ı kastederek, AB'nin sorunlu bir ülkeyi üye yapmasının yanlış olduğunu belirten Gül, ‘‘Ada'da çözüm olmadığı için Türk tarafı da tedirginlik içinde. Müzakerelere devam edilmesi herkesin çıkarınadır’’ diye konuştu.

HURRIYET 19/04/2003

Türkiye'den KKTC'ye ek yardım paketi

Hüseyin ALKAN/LEFKOŞA

Türkiye, Kuzey Kıbrıs'a ek yardım olarak 2005’e kadar 450 milyon dolar verecek. Kıbrıs İşlerinden de sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener ile KKTC’li yetkililer arasında dün iki protokol imzalandı.

Rumların tüm Kıbrıs adına Atina'da AB ile üyelik sözleşmesi imzalamasından iki gün sonra gündeme gelen protokoller, Rumların Kıbrıslı Türkler için önümüzdeki günlerde açıklamayı planladığı 'sosyal ve ekonomik açılımlar' paketinin önünü kesmeyi de amaçlıyor.

HURRIYET 19/04/2003

'Türkiye Kıbrısla ilgilenemedi'

Yunanistan Başbakanı Simitis Türkiye'nin Irak sorunu nedeniyle Kıbrıs konusuna eğilemediğini belirtti. Simitis ayrıca Kıbrıs Türkleri için uyum paketi ve yardım konusunda çalıştıklarını söyledi.

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis, ''Türkiye'nin, Irak nedeniyle Kıbrıs konusuna eğilemediğini, ancak bundan sonra dikkatini bu konuya yönelteceğine'' inandığını belirtti.

Rum kesimini ziyaret eden Simitis, bugün parlamentoda Rum milletvekillerinin alkışlarıyla sık sık kesilen konuşmasında, ''Rum tarafının AB üyeliğinin gerçekleştiğini, ancak Kıbrıs sorununun çözümlenmediğini'' söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümlenmemesinin Türk tarafının ''uzlaşmaz'' tutumundan kaynaklandığını savunan Simitis, Ada'daki siyasi sorunun çözümlenmesinin Kıbrıslı Türklerin yanı sıra Türk-Yunan ilişkilerine ve Türkiye'nin AB perspektifine de olumlu katkıları olacağını kaydetti.

Simitis, Kıbrıs'ta çözüm bulunma isteği bulunduğunu ve bunun cesaret verici olduğunu belirterek, ''Bu nedenle Türkiye 2004'e kadar bu konuda ne şekilde yardımcı olacağına karar vermek durumundadır. Annan planı çözüm için yol göstermektedir. Bu mesaj bugün Türk tarafına iletilmiştir'' dedi.

Kıbrıs'taki yeşil hattın Ankara'yı Brüksel'den ayırmaya devam ettiğini de sözlerine ekleyen Simitis, ''Türkiye'nin AB'ye girmesi mümkündür. Ancak, Türkiye, bir yere üye olmak istiyor ama o yerin üyesini tanımıyor. Bu olmaz'' dedi.

Rum parlamentosu Başkanı Dimitris Hristofyas da konuşmasında, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ''uzlaşmaz'' bir tutum izlediğini ileri sürerek, ''Türkiye bu tutumunu sürdürürse Avrupa rüyasına veda etmesi gerekecek'' dedi.

Rum tarafının AB üyeliğinin Ada'da ''yeni bir dönem açtığını'' kaydeden Hristofyas, ''AB üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmek için çaba göstereceğiz'' diye konuştu.

TÜRKLERE ÖZEL UYUM PAKETİ

AB Dönem Başkanı ve Yunanistan Başbakanı Simitis, Rum yönetiminin AB'ye ekonomik uyum paketi üzerinde çalıştığını belirterek "bu paketin, Türk toplumunun AB imkanlarından faydalanmalarına yönelik olduğunu" söyledi.

Simitis, ''Kıbrıs'ta çözüm için daha oluml
u koşulların oluşması gerektiğini'' söyledi. Simitis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştükten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümünde Annan planının müzakere temeli oluşturabileceğini, ancak bu konuda daha olumlu koşulların oluşturulabilmesi için planda bazı değişikliklerin yapılmasının da mümkün olduğunu belirtti.

Yapılacak müzakerelerde adanın tümünün AB'ye uyum sağlayabilmesi için AB müktesebatının uyumu yönünde de bazı düzeltmeler yapılmasının gündeme gelebileceğini ifade eden Simitis, ''Çünkü AB içinde, AB ilkelerine uyum sağlayamayan bir sistem çalışamaz'' dedi.

Bu arada, Rum yönetiminin AB'ye uyum konusunda ekonomik bir paket üzerinde çalıştığını da ifade eden Simitis, ''bu paketin, Türk toplumunun AB imkanlarından faydalanmalarına yönelik olduğunu'' söyledi.

Yunan-Rum tarafının Annan'a yeni bir girişim başlatması için talepte bulunmayacağını belirten Simitis, önümüzdeki dönemde Türkiye ile KKTC'nin üzerindeki çözüm baskısının artacağını kaydetti.

Sorular üzerine, Rum kesiminin AB üyeliğinin 1960 anlaşmasına aykırı olmadığını savunan Simitis, ''Burada illegal olan üyelik değil, mevcut durumdur'' dedi.

Aynı soruları yanıtlayan Papadopulos da, ''AB'nin üç kez Türk tarafının bu iddiasını incelediğini, hukuki ve siyasi açıdan reddettiğini'' söyledi.

Simitis, toplumlararası görüşmelerin devamına ilişkin bir soruyu da, '' Sayın Denktaş Annan planını anahtar olarak kabul etmediği takdirde, Kıbrıslı Türkler kalkınmanın nimetlerinden ve AB'ye girmenin getirdiği refahtan yararlanamayacak'' diye yanıtladı.

Basın toplantısını, KKTC'den yaklaşık 50 Türk gazeteci de izledi. Simitis, Rum kesiminin parlamentosunda yapacağı konuşmanın ardından bazı Kıbrıslı Rum ve Türk siyasi parti temsilcileriyle bir araya gelecek, akşam saatlerinde de Atina'ya dönecek.

SİMİTİS TÜRK PARTİ YETKİLİLERİYLE GÖRÜŞTÜ

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in, Yunanistan'ın Kıbrıs Rum kesimi büyükelçiliğinde Rum ve KKTC'deki bazı siyasi parti yetkilileriyle görüşmesi sona erdi.

Simitis, 1 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu planın temel olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Annan planı üzerinde değişiklikler yapılabileceğini, bu konuda farklı görüşler olduğunu ifade eden Simitis, Türk ve Rum partilerle görüşmesinde aldığı notları Avrupa Birliği'ne aktaracağını kaydetti.

KKTC ana muhalefet Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de, Simitis'in kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

''Avrupa Parlamentosu'nda Rumlara verilen 6 sandalyeden 2'sinin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklara göre Türklere verilmesi yönündeki görüşlerin ve Türkçe'nin de AB dili olması konusunun görüşmede dile getirildiğini'' belirten Angolemli, Simitis'den, Türkçe ve AP'deki sandalye konusunun, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümden sonra halledileceği yönünde izlenim edindiğini ifade etti.

Angolemli, ''Avrupa Birliği müktesebatı adanın kuzeyinde geçerli olmayacağı için, Türkçe ve sandalye konusunda olumlu bir gelişme olacağı yönünde iyimser olmadığını'' dile getirdi.

'AB NORMLARINA DEĞİNMEDİ'

Simitis'in, Annan planı temelinde bir çözümü ısrarla dile getirirken, çözümün AB normlarında olması gerektiğine hiç değinmediğine işaret eden Angolemli, KKTC ile Rum kesimi arasında ticaretin serbest olması ve Rum kesiminden KKTC'ye geçen turistlere, Rum kesimine geri dönüşlerinde getirilen zaman sınırlamasının kaldırılmasını istediklerini, bu konuda Yunanistan'ın desteğini talep ettiklerini belirtti.

Rum tarafının Kıbrıslı Türklere yapacağı ''açılımlara'' değinerek,bunların azınlık hakları içermemesi gerektiğini dile getirdiklerini söyleyen Angolemli, Simitis'in Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görmediklerini, azınlık olan Maruni ve Ermeni toplumundan tamamen ayırdıklarını söylediğini aktardı.

rüşmenin faydalı olduğunu dile getiren Angolemli, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun, bu görüşmelerin devam etmesi ve kendilerine, AB ile teması kesmemeleri gerektiğini söylediğini belirtti.

CTP GENEL BAŞKANI TALAT

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da,Simitis'in, görüşleri dinleyerek not aldığını, bunları AB ve özelliklede AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşeceğini belirttiğini kaydetti.

Annan planı temelindeki çözüm arayışlarının devam etmesi, Türkçe'nin de AB'nin resmi dili olması ve Avrupa Parlamentosu'nda Rumlara verilen 6 sandalyenin 2'sinine Kıbrıslı Türklere verilmesi konularını gündeme getirdiklerini anlatan Talat, Simitis'in bu konularla ilgileneceğini söylediğini ifade etti.

Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk'in görüşmede, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin uluslararası temsiliyetinin tanınmasını gündeme getirdiğini belirten Talat, 1958'de kurulan Lefkoşa Türk Belediyesi'nin Lefkoşa Rum Belediyesi ile işbirliği yaptığını, ancak uluslararası temaslarda Rumlar tarafından engellendiğini, bunun ortadan kaldırılması ve uluslararası alanda temsiliyetinin tanınması için Yunanistan'ın desteğini istediklerini söyledi.

TÜRKLER KONUŞTU RUMLAR DİNLEDİ


Edinilen bilgiye göre, Yunanistan Başbakanı Simitis'in Türk ve Rum partilerle görüşmesinde, ağırlık olarak Türk parti yetkilileri konuştu.

Rum siyasilerden sadece komünist AKEL partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, görüşmede, Türkçe'nin de ABdili olması konusu gündeme geldiğinde söz aldığı öğrenildi.

Simitis ve Papandreu ile beraber, Türk parti yetkilileri konuştu. Rum siyasiler genelde konuşulanları dinleyerek sessiz kaldı.

Kıbrıs Rum kesimindeki temaslarını tamamlayan Simitis ve beraberindeki heyet Atina'ya dönüyor.

HURRIYET 19/04/2003

Verheugen: Kıbrıs tavsiye raporunu etkiler

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs meselesinin çözümsüz kalmasının, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine başlanması yönünde 2004 yılında sunulacak tavsiye raporunu olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Verheugen, Alman Focus dergisine yaptığı açıklamada, Kıbrıs meselesiyle ilgili hukuki sorunların çözüldüğünü, ancak siyasi çözüme kadar AB haklarının KKTC için geçerli olmayacağını belirtti.

''Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü engellemesinin, diğer bir yandan da AB'ye girmek istemesinin bir biriyle bağdaşıp bağdaşmadığı''şeklindeki bir soruya karşılık da Verheugen, ''Türkiye'nin engellemesidiye bir şey yok. Sorun çok karışık. Ancak Türk hükümetinin, sorunun çözümü için çaba harcaması akıllıca olacaktır'' dedi.

Verheugen, ''AB neden bölünmüş bir ülkeyi üyeliğe kabul ediyor?'' şeklindeki bir soruya da, ''Kıbrıs, AB'ye üye alınan ilk bölünmüş ülke değil. Almanya da AB'ye girdiği dönemde bölünmüş bir ülke idi. Üstelik Kıbrıs'ın AB üyeliği, birleşme müzakerelerine katalizör etkisi yapabilir. AB üyeliğinin gerçekleşeceği 2004 yılının Mayıs ayına kadarbelki bir çözüm bulunabilir'' şeklinde konuştu.

Derginin haberinde ayrıca, Kıbrıs'ın tarihine ve adada geçmişteki gelişmelere yer verildi.

HURRIYET 19/04/2003

AB Girne'ye dayandı

Hüseyin ALKAN/LEFKOŞA

9 Avrupa ülkesiyle birlikte AB'ye ilk adımını atan Güney Kıbrıs'ta bayram havası esiyor. KKTC'de ise Rumların tek başına Kıbrıs adına AB katılım ortaklığına imza atması hem AB'ye hem de KKTC yönetimine karşı öfke yarattı. Zafer naraları atan Kıbrıs Rum basını ‘‘AB Girne'ye dayandı’’ diye manşet attı.

Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliği'yle önceki gün Atina'da üyelik sözleşmesi imzalamasından sonra Ada'da
belirsizliklerle dolu bir dönem başladı. Rumların üyeliğinin resmen gerçekleşeceği 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulunamazsa Ada'nın bölünmüşlüğü kalıcı hale gelecek. Kıbrıslı Rumlar, üyeliğin çözüm çabalarına ivme kazandıracağını iddia ederken, Türk diplomatlar, Ada'da bir uzlaşmaya varılmasının daha da zorlaşacağına dikkat çekiyorlar.

Katılım anlaşmasının imzalanması Güney Kıbrıs'ta bayram havası yarattı. Bu hava Rum gazetelerine de yansıdı. Gazeteler, Rumların 1974 sonrasının en önemli zafe
rini elde ettiğini öne sürdü.

AB BAYRAĞI ÇEKİLDİ

Rum siyasi parti liderleri, Güney Kıbrıs'ın üyelik sözleşmesi imzalamasını Kıbrıs tarihindeki en önemli dönemeçlerden biri olarak nitelediler. Demokratik Seferberlik Partisi'nden yapılan açıklamada 'Bu tarihi olay bizi ulusal hedefimize bir adım daha yaklaştırdı. Atina'da attığımız imza, vatanımızın yeniden birleştirilmesi çabalarında katalizör rol oynayacak' denildi.

İktidardaki AKEL Partisi, üyelik sözleşmesinin çözüm perspektifinde yeni olgular yaratac
ağını belirtirken koalisyon ortağı Demokratik Parti, 'Yıllar süren büyük uğraş ve kocaman vizyonumuz hakkını buldu' açıklamasını yaptı. Bu arada dün Güney Kıbrıs'taki tüm hükümet binalarına AB marşı eşliğinde AB bayrakları çekildi.

MUHALEFET: ÇOK ACI

KKTC'deki sol muhalefet, Rumların Tüm Kıbrıs adına AB ile sözleşme imzalamasının üzücü olduğunu belirtti. Toplumcu Kurtuluş Partisi Başkanı Hüseyin Angolemli, 'Çok acı bir olay. Rumlar imza töreni sırasında tüm Kıbrıs'ın sahibiymiş gibi bir görüntü verdiler' dedi. Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Mehmet Ali Talat ise '16 Nisan Denktaş'ın politikalarının iflas ettiği gündür. Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs artık bir yaradır' diye konuştu.

HURRIYET 18/04/2003

KKTC basını

Efharisto Denktash

KIBRIS:
Ve Rumlar imzayı attı... Kıbrıslı Rumlar, AB rüyalarını Atina'daki tarihi törenle hayata geçirdiler. Eğer çözüm olsaydı, AB'nin aile fotoğrafında biz de yer alacaktık. Kıbrıslı Türkler, Rum Yönetimi'nin tüm Kıbrıs'ı temsilen AB'ye girmesi karşısında buruk. Ancak halkımız çözüm umutlarını koruyor.

YENİDÜZEN: Efharisto (Teşekkürler) Denktash... Kaldık el elde baş başta. Parthenon'un taşlarına kimliğimizin değil, küslüğümüzün damgasını vurduk. Papadopulos, Atina'da Avrupa'ya imza attı. Denktaş Bursa'da türbe açtı. 16 Nisan Rumlar için bayram olarak takvimlere kazınırken Kıbrıslı Türklere yine hayıflanmak düştü.

ORTAM: Kıbrıs AB'ye girdi, bağnazlık iflas etti. Tüm dünya tarafından uzlaşmazlığıyla tanınan Denktaş'ın dümen suyunda sürüklenen Türkiye, iflas eden Kıbrıs politikası yüzünden AB politikasında da altından kalkılması güç büyük bir yenilgiye uğradı. Türkiye, Avrupa Birliği'ne üyelik şansını büyük ölçüde yitirdi.

HALKIN SESİ: AB Utanmalısın. EU shame on you... KKTC Hükümeti, imzanın bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği olmadığını açıkladı

AFRİKA: Kanla alındı, masada gitti. Kıbrıs'ın yarısı değil tümü Avrupa toprağı oldu. ‘Kanla aldık verilemez’ diyorlardı. Masada kansız teslim ettiler. Kıbrıslı Türklerin Ankara ve Denktaş tarafından bastırılan sesleri Atina'da duyulmadı. Türkiye 1974'ün faturasını halkımıza çok ağır ödettirdi.

HURRIYET 18/04/2003

Rum basını

Kıbrıs’ın tümü AB toprağı

Fileleftheros:
Sınırları Girne ve Apostol Andreas'a kadar uzanan Avrupa. Yarına imza attık. AB sınırlarımızın Yeşil Hat'ta bitmediğini tescil ettik. Atina'da tarih yazıldı. Kıbrıs'ın tümü AB'ye üye oldu. Ancak AB normları, kuzeyde anlaşma sağlandıktan sonra geçerli olacak.

Simerini: Ümit verici yeni başlangıç. Kıbrıs, dünden itibaren Avrupa toprağı oldu.

Mahi Gazetesi: Kıbrıs Avrupa'nın kucağında. Kıbrıs için en büyük gün. Adaletin zirve durağı.

Alithia Gazetesi: Günaydın Avrupa'mız. Tatlı bahar

HURRIYET 18/04/2003

"Güney Kıbrıs'ın üyeliği Türkiye'nin önünü tıkayabilir"

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Davut Ökütçü, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne(AB) katılmış olması ve bu süreçte Kıbrıs konusunda bir çözüm bulunamamasının, Türkiye'nin tam üyeliğinin önünde tıkanıklığa sebep olabileceğini bildirdi.

Ökütçü, ''Gönül isterdi ki Kuzey Kıbrıs da Rum kesimi ile birlikte AB'ye katılmış olsun. Ancak bu görüşmelerin bir anlamda tıkanmış olmasının sonucu olarak bu noktaya geldik. Çözüm olmaması bizi bu noktaya getirdi'' dedi.

''Yine de önümüzde 1 yılı biraz aşan bir süreç var'' diyen Ökütçü, bu süreç içinde görüşmelerin devam etmesi, çözümün bulunması halinde Türkiye'nin müzakerelere başlama kararının verileceği Aralık 2004'ten önce bu sorunu aşma fırsatı da bulunduğunu kaydetti.

Ökütçü, şunları söyledi:

''Tabii ki Güney Kıbrıs'ın AB'ye katılmış olması ve bu süreçte birçözüm bulunamaması halinde gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından, gerek Türkiye açısından sıkıntılar vermeye devam edecektir ve burada en büyük sıkıntı Türkiye'nin hem müzakerelere başlaması sürecinde, hem de daha sonra müzakerelere başlasa dahi sonraki süreçtede çözüm olmaması halinde tam üyeliğinin önünde tıkanıklığa sebep olabilir.''

2004'te Türkiye tüm siyasi kriterleri karşılamış ve AB'nin arzu ettiği uygulamada yeterli örnekleri sergilemiş olsa dahi Kıbrıs Rum kesimiyle Yunanistan'ın bir blok oluşturacağını söyleyen Ökütçü, ''Yunansitan ve Kıbrıs Rum kesiminin dışındaki 20 üyeyi ikna etsek dahi, geri kalan üyelerin Türkiye yönünde oy kullanarak ve gerekirse de bu blok karşısında baskı kurarak müzakerelerin başlamasına gayret etmesi gibi gerçekleşmesi zor bir durumla karşı karşıya kalırız'' dedi.

''HÜKÜMETİN KARARLILIĞINI GÖRÜYORUM''

Ökütçü, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün oraya katılması bir anlamda Güney Kıbrıs'ın tanınması noktasına götürür bizi. Bence bu toplantıya katılması bu konuda Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması gibi bir sorunu yahut sonucu getirmezdi. Zira bundan önce gerek İstanbul'da düzenlenmiş AGİT toplantısında, gerekse Avrupa Birliği, İslam ülkeleriyle düzenlenmiş olan toplantılarda Güney Kıbrıs, bu ülkeyi Kıbrıs devletini temsilen katılmıştır. Eğer o toplantılarda bulunması bir tanınmışlığa götürmüyorsa bu toplantıya katılmamızın da böyle bir sonucu doğurmayacağı kanaatindeydim. Ama tabii takdir Hükümetimizindir, bu bir tavır sergilemedir. Bu da Hükümetimizin takdirleri içinde bir tavır sergilemedir.''

Türkiye'nin önünde 2 olay bulunduğunu ifade eden Ökütçü, ''Birisi Kıbrıs meselesi, diğeri bize verilmiş olan katılım ortaklığı belgesi çerçevesinde siyasi kriterleri tam olarak karşılamaktır'' dedi.

Türkiye'nin 2004 Aralık ayından önce siyasi kriterleri tam olarak karşılamasının müzakerelerin başlaması için ön koşul olduğunu belirtenÖkütçü, bu süreç içinde Kıbrıs'ta müzakerelere devam etmek yoluyla Kıbrıs sorunu da aşıldığı takdirde 2004'ün sonunda tam müzakereye başlayabilir bir Türkiye'yi göreceklerini kaydetti.

Ökütçü, ''Neticede Güney Kırıs ve Yunanistan bu problemin aşılmaması nedeniyle resistans koyabileceklerdir. Ama görüşmelerin belli bir aşamada ilerleme yoluna girmiş olması sanıyorum bu resistansı ortadan kaldırır'' diye konuştu.

Kıbrıs'ta 2 tarafın da eşit olarak temsil edildiği, egemenliğin, iki tarafın da eğemenlik haklarının garanti altına alındığı Türkiye'nin garantörlük hakkının korunduğu bir çözüme yönelik çabalar gösterileceğini ifade eden Ökütçü, bunun altındaki detayların müzakereler yoluyla, uzlaşma yoluyla çözülebilecek hadiseler olduğunu belirtti.

Ökütçü, ''Ben Hükümet'in bu konuda kararlılığını görüyorum. Hem Kuzey Kıbrıs Türk Cuhuriyeti, hem de Türkiye'nin çıkarına uygun olduğunu görerek bir çözüme gideceklerine inanıyorum'' dedi.

''SÜRECİ ÇOK İYİ DEĞERLENDİRMELİYİZ''

Davut Ökütçü, sözlerini şöyle tamamladı:

''Görüşme masasına oturduğumuz zaman her istediğimizi elde etmeyi beklememeliyiz. Ama karşı tarafın da her istediğini elde edemeyeceğini, bunun bir uzlaşma zemini olarak ele alınması gerektiğini düşünürsek bizim çözüm arayan taraf olarak tavrımızı devam ettirmemiz hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, hem de Türkiye'nin çıkarına olacaktır.

Üzerinde hassasiyetle durmamız gereken konu bizim 2004'ün sonuna kadar olan süreci çok iyi değerlendirmemiz, bu sürecin sonunda da tam müzakerelere başlayacak şekilde kaybedecek zamanımızın olmadığı bir ülke anlayışı içinde hareket etmemizdir.''

HURRIYET 18/04/2003

Rum pasaportuna ilgi artacak

Hüseyin ALKAN/LEFKOŞA

Güney Kıbrıs'ın önceki gün Atina Zirvesi'nde AB ile üyelik sözleşmesi imzalamasından sonra, Kuzey Kıbrıs'ta Rum pasaportuna ilginin artması bekleniyor.

Rumların üyeliğinin tescil edildiği 12 Aralık 2002'deki Kopenhag Zirvesi'nin ardından Rum Yönetimi binlerce Kıbrıslı Türk'e pasaport verdiğini açıklamıştı. Bu sayının önümüzdeki günlerde büyük rakamlara ulaşacağı tahmin ediliyor.

KKTC'de şimdiye kadar kaç Kıbrıslı Türk'ün Rum pasaportu (Kıbrıs Cumhuriyeti) a
ldığı konusunda kesin bir veri bulunmuyor. Ancak özellikle ülkede ekonomik krizin derinleşmeye başladığı 1999 yılından itibaren, bu sayının arttığı söyleniyor. Rumların AB üyeliğinde hızla yol alması Rum pasaportuna ilgiyi de beraberinde getirdi.

HURRIYET 18/04/2003

Abdullah Gül: AB'nin vicdanı rahat değil

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, konferansın ardından yaptığımız sohbet sırasında, AB'li liderlerin Kıbrıs yüzünden vicdanlarının rahat olmadığını söyledi.

Gül, basın toplantısında da Atina zirvesinin ilk gününde AB'nin aile fotoğrafında yer almayışını eleştirenlere yanıt verdi, ‘‘Aile fotoğrafı ilk değildir. Bugün de çekildi ve Yunanistan da Rumlar da vardı. Ama biz Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumumuzu kayıtlara geçirdik. Kıbrıs'da adil bir barış istiyoruz’’ dedi. Türkiye'nin Rumlar girdi diye AB'den vazgeçmeyeceğini de vurgulayan Gül, Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum devletini tanımadığını ancak gerekli olan platformlarda da karşı karşıya geleceğini bildirdi. Rumların Mayıs 2004'e kadar gözlemci gibi kalacaklarını hatırlatan Bakan, ‘‘Bir sene içinde sorunun çözümü için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.Ama çözüm tatmin edici olmalıdır’’ diye konuştu.

Bm genel sekreteri iki tarafa da çattı

Zirvenin en şaşırtan gelişmelerinden biri de Avrupa Konferansında konuşan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın müzakerelerde ‘‘iki taraf da yardım etmedi ’’ diyerek KKTC Cumhurkanı Rauf Denktaş'ı suçlayan tavrını yumuşatması oldu. Bunun üzerine Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos hemen itiraz eden bir konuşma yaptı. Gül ise Türkiye'
nin Kıbrıs'da sorununun çözümüne hazır olduğu mesajını verdi.

HURRIYET 18/04/2003

Baykal: AB hata yaptı

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''AB, Güneyi alarak büyük hata etti. Ortaya koyduğu politikaların tuzağına düştü'' dedi.

Baykal, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda gazetecilere yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs Rum yönetimini birliğe almasının hata olduğunu söyledi. Bu durumun, AB'nin ilkelerine, kararlarına ve Kıbrıs Anayasası'na ters düştüğünü ifade eden Baykal, gelinen noktanın AB açısından, siyasi yenilgi, başarısızlık olduğunu ve memnuniyet verici bir tablo olmadığını söyledi.

Baykal, yepyeni bir anlayışa ihtiyaç duyulduğunu, KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılarak, dünyayla bütünleşmesinin sağlanması gerektiğini belirterek, ş
unları söyledi:

''AB büyük adaletsizliğini sürdürüyor. Bugüne kadar Kuzey ile Güney'in anlaşması umut ediliyordu. Bu denendi, işlemedi, herkes seçimini yaptı. KKTC'ye (evet) dedirmek istediler alamadılar. Güney Kıbrıs, AB'ye girdi. Kıbrıs'ın bütünlüğü adına girmiş olamaz, 30 yıldır Kuzey'de ayrı bir siyasi kimlik var. 30 yıldır Güney'in, Kuzey'de söz hakkı yok. Kuzey'in ayrı Güney'in ayrı coğrafyası var, bölgesi var, toplumu var. Ayrı ayrı saygı gösterilmesi lazım...İki bölgeli iki toplumlu hak eşitliğine
dayanan bir anlaşmanın kabul edilmesi yararlı gelişme olur. AB'ye girme vaadiyle Kuzey'in haklarından vazgeçeceği üzerine müzakare yürütüldü.''

HURRIYET 18/04/2003

Kıbrıs depresyonu

Gündüz Aktan

19/04/2003 RADIKAL

Verheugen sorun çözümlenmese de Rumların üye olacağı müjdesini bize defalarca verdi. Buna rağmen Atina'da yapılan tören hepimizi üzdü. Adeta depresyona girdik. 1960 Anayasası'nı yıkıp Kıbrıs Türklerine 1963'ten 1974'e kadar mezalim yapan Rumlar, masum sivil Türk öldüren bir adamın imzasıyla, büyük 'barış projesi' AB'ye katılıyordu. Mazlum ve mağdur Türkler uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan haklarına uygun bir çözüm istediklerinden, sadece AB dışında kalmıyorlar, insafsız bir ambargonun altında ezilmeye devam ediyorlardı. Bu, Türkiye'nin Kıbrıs politikasının iflasıydı. Sn. Denktaş ve 'Ankara'daki' sivil-asker Kıbrısçılar bundan sorumluydular.
Doğru, dış politika gerçeklere dayanmak zorunda.
Doğru, dış politika, her politika gibi sonuçlarıyla ölçülür.
Türk tarafı uluslararası antlaşmala
ra göre haklı olabilir.
Ama AB, Yunanistan'ın da etkisiyle, çözüm olmadan Rum tarafını üye yapma gücüne sahip olduğuna göre, siyasi gerçekçilik, hukuki haklarımızın çok daha aşağısında bir çözümü kabul etmemizi gerektirmez mi?
Bu soruya 'evet' desek bile
, siyasi gerçekçilik ilkesini konunun tümüne uygulamamız gerekiyor. AB üyesi olmayan Türkiye'nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan koruması olmadan, Annan paketi temelinde Rumlarla birlikte AB'ye girecek Türklerin varlıklarını koruyup koruyamayacakları sorusu da gerçekçilikle ilgili. Sorun çözümlendikten ve Kıbrıs, AB üyesi olduktan sonra Türkiye'nin üye yapılmaması ihtimali de, bir diğer gerçekçilik ölçüsü. Nihayet gerçekçilik, Kuzey Kıbrıs'ı verdikten sonra, 2004 Aralık ayında Ege sorunu mahkemeye giderken Yunan tarafının 12 milde ısrar etmesi ve bizim reddetmemiz halinde de AB üyesi olmayacağımızı göz önüne almak zorunda.
Bu sorulara cevap vermeden, içinde bulunduğumuz durumdan sürekli Türk tarafını suçlu bulmanın gerçekçilikle alakası var mı? Anna
n paketinin amacının Kıbrıs Türklerini korumak olmadığı açık. Çözümlenmiş bir Kıbrıs'ın
AB üyesi olurken, Türkiye'nin üyeliği konusunda AB'den alınan hemen tüm işaretlerin olumsuz olduğu görülüyor. Yunanistan mahkemeye gidecek Ege paketinde karasularının
6 mil olabileceğini ima dahi etmiyor.
Aslında bizi AB üyesi yapma iradesine sahip bir AB'nin Türkiye'ye ve Kıbrıs sorununa tavrı bambaşka olurdu.
Rumları tek muhatap almasının küçük ve mağdur taraf olan Türklerin aleyhine bir çözüm getireceğinin bilincin
de hareket edebilirdi. Giriş müzakereleri için bize en azından Kopenhag zirvesinde erken ve kesin bir tarih verebilirdi. Yeni KOB'da Güneydoğu ile diğer bölgeler arasındaki farklılıkların kaldırılmasını kısa vadeli siyasi kıstas olarak ileri sürmez, mali yardımı gerçekten üye yapacağı bir ülke için gerekli düzeye yani en az 10 katına çıkarabilirdi. Oysa bunların hiçbirini yapmadan sürekli bizden taleplerde bulunuyor.

Neden?
Muhtemelen, Türk tarafının AB üyeliğini her türlü fedakârlıkta bulunacak kadar istediğine inandığından. Ya da bizi üye yapmak istemediğinden. Rumlar üyelikle birlikte Türk tarafının çözüm için Annan paketinden de ileri tavizler vermesini bekleyecek ve üyeliğimizi engelleyecekler. Ama beklediklerini bulamayınca, Sn. Denktaş'ın aslında ma
kul olan önerilerini reddetmek suretiyle neler kaybettiklerini anlayacaklar. Yeni müzakere şartları ancak bu sürecin sonunda ortaya çıkabilir.
Bu arada İstanbul iş çevreleri ve eski sol/yeni liberal köşe yazarları, dış politikaya 'monist' yaklaşımdan vazg
eçerlerse iyi olur. Türkiye'nin demokratik ve ekonomik gelişmesi için AB üyeliği tek yol değil. İdeal demokratik hukuk devleti olmayan Uzakdoğu ülkelerine, makroekonomik istikrara, ucuz, eğitimli ve disiplinli işgücüne sahip olduklarından,
'politik' amaçlı yatırım alan yeni AB üyelerinden çok daha fazla dış yatırım geliyor. Türkiye demokrasi içinde ekonomik istikrar programını uygularsa yılda 3-4 milyar dolar yatırımı rahatça çekebilir. Bu arada bir süre daha gümrük birliğini geliştirmeye devam edebilir.
Kıbrıs ve AB'ye ilişkin sorunların arttığı bir noktada dış politikamızın başarılı olduğunu söylemiyorum. Bu konuyu ilk yazımda ele alacağım.

İlter TÜRKMEN
16 Nisan'dan sonra Kıbrıs meselesi

16 Nisan'da Güney Kıbrıs ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’ adı altında AB ile Katılım Antlaşması'nı imzaladı.

Parlamentoların onaylarını takiben Mayıs 2004'te üyeliği tekemmül edecek. O tarihe kadar AB Konseyi'ne gözlemci sıfatı ile katılacak. Şayet Annan planı temelinde bir uzlaşmaya varılmış olsaydı, Katılım Antlaşması'nı ‘‘Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti’’ni temsilen eş başkanlar olarak Papadopulos ve Denktaş beraberce imzalayacaklardı. AB'ye ikinci bir Yunan devleti değil, fakat Türkler ile Rumların egemen iradeleriyle kurdukları ve ortak egemenliğini paylaştıkları bir federasyon girecekti. Türkçe, Yunanca ile eşit düzeyde AB'nin resmi dillerinden biri sayılacaktı. Yeni Kıbrıs devleti Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeyi peşinen taahhüt etmiş olacaktı. Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi aynı zamanda AB için de büyük bir başarı teşkil edeceğinden, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci mutlaka yeni bir ivme kazanacaktı. Büyük bir fırsat kaçırıldı.

***

Neden böyle oldu? Çünkü Irak krizinde de görüldüğü gibi Ankara'da kritik konularda cesaretle karar alabilecek bir otorite yok. ABD'de ve Batı Avrupa'da olduğu gibi siyasi sorumluluğu yüklenebilecek bir kişi veya merci bulunmuyor. Çeşitli karar merkezlerinin üzerinde en kolay anlaşabileceği eylem, güçlükleri ertelemekten ibaret. Kıbrıs konusunda bir başka unsuru da göz önünde bulundurmak gerekir. Karar almak mevkiinde olanlardan galiba hiç kimse 192 sayfalık Annan planını okumak zahmetine katlanmadı. Bürokrasinin brifinglerinden veya Denktaş'ın söylemlerinden akıllarında ne kaldıysa değerlendirmelerini buna göre yaptılar. O kadar ki Annan planının 1960 Antlaşmaları'ndan bile geride kaldığına inandılar. Oysa 1960 Antlaşmaları'nda ve Anayasası'nda bölge sistemi yoktu. Türklere ancak toplumsal haklar tanınmıştı. Annan planında ise Türklere Ada'nın % 29'dan biraz fazlası ve Kıbrıs sahillerinin % 50'si bırakılıyor. 1960 Antlaşmaları'nda bu öğeler olsaydı Rumların ve Yunanistan'ın 1963, 1967 ve 1974 saldırılarını yapamayacakları kesindir. Annan planının Garanti Antlaşması'nı zayıflattığı iddiası ise inandırıcılıktan yoksundur. Kaldı ki çözümün AB şemsiyesi altında olması güvenliği azaltan değil, fakat artıran bir unsurdur. AB bütün evriminin gösterdiği gibi çatışma kültürünü değil, fakat toplumsal barış ve dayanışmayı kuvvetlendiren bir yapıdır. Kıbrıs ve Türkiye için stratejik önemine gelince, Irak Savaşı ve Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği bütün stratejik dengeleri aleyhimize değiştirmiştir. Politik ve ekonomik temeli olmayan stratejik avantaj olmaz.

***

Peki bundan sonra ne olacak? BM Güvenlik Konseyi, 11 Nisan tarihinde Genel Sekreter Annan'ın raporu üzerine bir karar kabul etti. Karardan önceki tartışmalarda ABD ve İngiltere, Annan planının son şeklindeki parametrelere ve dengelere dayanan bir çözümün Konsey tarafından benimsenmesini istediler. Fakat Rumlar plandan artık kurtulmak peşinde olduklarından, Rusya ve Çin'in yardımı ile Annan planına çok daha sulandırılmış bir referansla yetinilmesini sağladılar. Prensip olarak yeni kararla Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu devam ediyor, fakat kendiliğinden bundan sonra bir atılım yapması kolay değil. Diğer taraftan 16 Nisan'da, AB'ye Katılım Antlaşması'na Kıbrıs hakkında eklenen protokolde Annan planına atıfta bulunulmadı. Kısacası, Annan planı yine bir şekilde masada, fakat bütün dengeleri tartışmaya açık ve Türkiye ile KKTC'nin pazarlık kozları bir hayli zayıflamış durumda. 2004 Mayıs'ına kadar bir çözüme varılamazsa, AB'nin Türkiye ile 2004 yılı sonunda üyelik müzakerelerine başlaması tehlikeye düşebilir. Müzakereler başlasa bile üyelik için çözüm şart olur. Fakat o zaman çözümü ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’nin bir iç düzenleme yöntemi ile gerçekleştirmekten başka çare kalmayabilir. Bütün tezlerimiz iflas eder.

***

Türkiye iki noktada süratle karar almalıdır: AB üyeliği bir tarafa, Kıbrıs'ta sürekli çözümsüzlüğün çok ağır politik bedeline katlanabilir mi? AB üyeliği gerçekten amaç ise Kıbrıs meselesinde Mayıs 2004'ten önce çözüme nasıl ulaşılabilir? Bir Çin atasözü var: ‘‘Hata yapılır, fakat dersi kalır.’’ Bunca hatadan sonra nihayet gereken dersi alabildik mi? Aldıysak kaybedecek bir vaktimiz yok. Yine 1999 AB Helsinki Zirvesi'nden sonra yaptığımız gibi işi son dakikaya bırakırsak hiçbir yere varamayız, dövünmekle yetiniriz.

HURRIYET 19/04/2003

Simitis KKTC muhalefetiyle görüştü

Avrupa Birliği Dönem Başkanı sıfatıyla, Kıbrıs Rum Kesimi’ne giden Yunanistan Başbakanı Simitis, Rum parti liderleri ve KKTC’nden muhalefet temsilcileri ile de görüştü.

19 Nisan—NTV- Muhalefetteki Türk parti liderleri, Rum tarafı ve Simitis’ten “Annan planının temel olarak kalması”, “Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türklerin kontenjanı olan 2 sandalyenin anlaşma olana kadar boş bırakılması” ve “Türkçe’nin AB’nin resmi dili olmasını” istedi.

Lefkoşa’daki Yunan büyükelçiliğinde gerçekleşen ve KKTC’deki hükümet partilerinin katılmadığı görüşmede, muhalefet partilerinden Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi lideri Hüseyin Angolemli yer aldı.
Muhalefetteki Türk parti liderleri, Rum tarafı ve Simitis’ten “Annan planının temel olarak kalması”, “Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türklerin kontenjanı olan 2
sandalyenin anlaşma olana kadar boş bırakılması” ve “Türkçe’nin AB’nin resmi dili olmasını” istedi.
Annan planının temel olarak kalması konusunda mutabakat sağlanırken, KKTC muhalefetinin diğer iki isteği kabul görmedi. Simitis bugün, Rum yönetimi lideri
Papadolulos’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, önümüzdeki dönemde, Türkiye üzerindeki çözüm baskılarının artacağını söylemişti. Simitis, Kıbrıslı Türklere yönelik önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen bir paket üzerinde de görüştüklerini kaydetmişti. Öte yandan Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı Hristofiyas, “Kıbrıs’ta bugünkü politikasını sürdürmesi halinde, Türkiye’nin AB hayalinden vazgeçmesi gerekeceğini” öne sürdü.
DENKTAŞ: SİMİTİS’TEN DAVET GELMEDİ
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise Simitis’in, görüşmek için kendisini davet etmediğini açıkladı. “Simitis’in dostluk adına görüşme yapmak için kendisini de davet ettiğine” ilişkin olarak gazetelerde çıkan haberlere işaret eden Denktaş, “Bu yalandır. Beni davet etmiş değillerdir. Ben KKTC’nin
Cumhurbaşkanı’yım. Beni davet etmiş olsa statümü kabul etmiş olur” dedi ve Simitis’in KKTC’nin partilerini değil azınlık addettiği Türk cemaatinin partilerini davet ettiğini söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı davetin maksatının “İşte biz azınlığı da tanıyoruz, azınlığı da benimsiyoruz” mesajı vermek olduğunu vurguladı.

EKONOMİDE SEFERBERLİK

Türkiye ile 2 protokol imzalandı

Ekonomik ve Mali işbirliği protokolü ve yatırımlara ilişkin protokol KKTC ekonomisinde iyileştirmeler öngörüyor

KKTC ekonomisinin güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma hızına kavuşturulması, üretimin ve refah seviyesinin yükseltilmesi amacıyla dün KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri arasında iki protokol imzalandı.

Protokollere Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener ile Başbakan Derviş Eroğlu ve Ekonomi Bakanı Salih Coşar imza koydu.

Başbakanlık’ta Bakanlar Kurulu Salonu’nda saat 15.30’da yer alan imza töreninde, protokolleri imzalayan Eroğlu, Şener ve Coşar yanında TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Mehmet Bayram, Türkiye teknik heyeti ve bazı müsteşarlar da hazır bulundu.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile KKTC Hükümeti Arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü, ‘acil ekonomik önlemler’ öngörüyor.

30 maddelik bu protokole göre, Türkiye, KKTC’ye 2005 yılına kadarki 3 yıllık sürede 450 milyon dolar yardım yapacak.

EKONOMİK VE MALİ İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ

Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü’nde, “Acil Ekonomik Önlemlerin ve Uygulanacak Politikaların Esasları” başlığı altında, önlemlerin uygulanmasına protokol yürürlüğe girer girmez başlanacağı belirtiliyor.

Bu uygulamanın KKTC’de üretimin tekelleşme yaratmadan artırılması ve tüketicinin korunması için her türlü yasal ve idari önlemlerin alınacağı ve buna 2004 ve 2005 yılında da devam edileceği kaydedilen protokole göre, KKTC ticaretinin önündeki tüm engeller kaldırılacak. Yabancı yatırımcıların ülkeye gelmesine engel teşkil eden tüm düzenlemeler yürürlükten kalkacak ve bu yatırımcılara benzer ülkelerde sağlanan vergi ve teşvikler sağlanacak.

KKTC ekonomisinde alınacak önlemler, öncelikle turizm, yükseköğrenim, finans ve ihracata dayalı sanayi sektörlerinin geliştirilmesine yöneltilecek.

Ekonominin düzenli ve dengeli şekilde gelişmesi için gerekli mali şeffaflık ve denetimine ilişkin önlemlerin alınmasına ve uygulanmasına devam edilecek.

Programın hedefine ulaşması için etkin bir teşvik ve kredi politikası uygulanacak.

Protokole göre KKTC hükümeti öngörülen acil ekonomik tedbirlerle ilgili yükümlülüklerini uygulama takviminde öngörülen sürler içinde yerine getirmeyi taahhüt ederken; Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, önceki yıllarda imzalanan protokoller ile öngörülen finansman desteklerine ilaveten 2003 yılından başlamak üzere 2004 ve 2005 yıllarında 450 milyon ABD Doları’na kadar finansman desteğinde bulunmayı ve acil ekonomik önlemlerin uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin KKTC tarafından yerine getirilmesine paralel olarak söz konusu desteği, kredi anlaşmaları imzalanması suretiyle dilimler halinde sağlamayı taahhüt ediyor.Acil ekonomik önlemlerin uygulanması, TC-KKTC teknik heyetleri tarafından izlenecek. Heyetler, 4 ayda bir Lefkoşa’da durum değerlendirme toplantıları yapacak.

KKTC teknik heyeti, önlemlerin uygulanmasından sorumlu bakanlar başkanlığında her ayın 15’inde yapacağı toplantıyla uygulama sonuçlarını değerlendirecek ve aylık uygulama sonuç raporu hazırlayacak. Bu raporlar TC teknik heyetince aylık olarak Ankara’da yapılacak toplantılarda değerlendirilecek ve TC tarafınca yapılacak mali yardımlar ve kredi ödemeleri bu değerlendirme sonucu belirlenerek Kıbrıs işlerinin eşgüdümünden sorumlu Devlet Bakanlığı’nın önerisi üzerine Hazine Müsteşarlığı’nca aktarılacak.

YATIRIMLARLA İLGİLİ PROTOKOL

KKTC-TC arasında bugün imzalanan ikinci protokol, “yatırımlar” konusunda… Başbakan Derviş Eroğlu ile Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in imza koyduğu bu protokolün metni basına dağıtılmadı.

Şener’in açıklamasına göre, yatırımlara ilişkin protokolün içeriği özetle şöyle:

“Boru ile Türkiye’den 75 milyon metre küp su taşıma işinin etüd çalışmalarına fiilen hemen başlanacak. Böylece Kuzey Kıbrıs’taki ilave su talebi bu projeyle birlikte karşılanmış olacak.

ODTÜ Kampüs inşaatı hızlandırılacak ve 2004 yılı öğrenim yılı başında ilk öğrenciler kampüste öğrenime başlayacak. Bu seneden öğrenci alımı için Yüksek Öğretim Kurulu’na başvurulmuş olup uygun görülürse alınan öğrenciler ilk yıl Ankara’da öğrenim görecek, gelecek yıl inşaatların tamamlanmasıyla birlikte öğrenimlerine burada devam edecekler.

Kuzey sahil yolunun bu sene içinde öngörülen programının öne çekilmesi için 3 trilyon lira ek ödenek ayrılacak.

Bafra turizm bölgesinin altyapı çalışmalarına başlanacak.

Girne’ye ikinci bir elektrik trafosu kurulması ve diğer bazı yörelerdeki gücün artırılması için planlanan üçüncü paket 3.3 milyon ABD Dolarlık elektrik altyapı yatırımlarına ilişkin ihaleye çıkılacak.

Gazimağusa’da Teknojoji Geliştirme Merkezi inşaatına bu yıl başlanacak. Teknoloji Geliştirme Merkezi kısa bir süre içerisinde tamamlanacak.

Lefkoşa’daki yeni polikilinik inşaatı bu yıl tamamlanacak.

Bülent Ecevit Rehabilitasyon Merkezi inşaatı bu yıl tamamlanarak hizmete açılacak.

Atatürk Stadı’nın ışıklandırılması gerçekleştirilecek.”

Acil ekonomik önlemler

Dün imzalanan “Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü”nde “acil ekonomik önlemler” başlığı altında yer alan 30 madde şöyle:

1-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yatırım ortamının iyileştirilmesi hedefine yönelik olarak mevcut serbet bölgelerin altyapılarının geliştirilmesi ve serbest bölge uygulamasının ülke çapında yaygınlaştırılması dahil çeşitli alternatiflere ilişkin kapsamlı bir teknik çalışma yapılacaktır. Bu çalışma, orta vadeli bir yaklaşım çerçevesinde kurum kazançları üzerindeki vergi yükünün ve girdi maliyetlerinin azaltılmasını ve yatırımların önündeki vergi kaynaklı olumsuzlukların giderilmesini hedefleyen mali düzenlemeleri de içerecektir.

2-1 Mayıs 2003 tarihinden itibaren, KKTC’ndeki tüm işletmeler için bir önceki yılın aynı ayında çalıştırdığı KKTC vatandaşı işçi sayısına ilaveten 1 Mayıs 2003 tarihinden itibaren çalıştıracağı KKTC vatandaşı işçiler için Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığına yatırılan primlerin (İhtiyat Sandığı için %10’u geçmemek üzere) Asgari Ücret üzerinden hesaplanan tutarın %50’si, bunların fakülte ve yüksekokul mezunu olması veya turizm işletmeleri için turizm alanında eğitim ve kurs görmüş olması halinde ise asgari ücret üzerinden hesaplanan tutarın tamamı, azami bir yıl süreyle bütçeden işverene iade edilerek devletçe karşılanacaktır. Bu uygulama üç yıl süreyle devam edecektir.

3-Ekonomik kriz sonucu borçlarını ödemekte zorluk çeken ve ekonomiye kazandırılması mümkün bulunan eğitim, turizm işletmeleri ve sanayi kuruluşlarının Kalkınma Bankası’na olan borçlarının faiz ve cezalarında tatmin edici indirimler yapılacak ve borçları 10 yılı aşmamak üzere yeniden taksitlendirilecektir. Kalkınma Bankası ve özel bankalara borçlu olup, özel bankalara olan borçlarının yüksek faizi nedeniyle zor durumda bulunan ve bu borçlarının uygun koşullarda yeniden yapılandırılması halinde karlı ve verimli şekilde çalışmaları ve ekonomiye kazandırılmaları mümkün bulunan oteller ile sanayi kuruluşlarının borçları KKTC Kalkınma Bankası’nın katkılarıyla yeniden yapılandırılacaktır.

4-Kendi işini kurmak isteyen genç girişimcilere, esnaf ve zanatkarlara, küçük sanayicilere, sosyal konut boyutlarında ev yapmak veya satın almak isteyenlere, küçük çaplı tarımsal sanayi kuruluşlarına, özellikli küçük sanayiye 20 milyar liraya kadar uygun koşullarda faiz farkı fonundan kredi verilecektir. Aynı şekilde tarım ve hayvancılıkla uğraşanlara da fondan uygun koşullarda kredi verilmeye devam edilecektir.

5-Mevcut pazarlarda, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarını içeren kış döneminde otellerde konaklama kaydıyla getirilecek turistler için ulaşım desteği sağlanacaktır. 2003 yılına mahsus olmak üzere mayıs ve haziran ayları içinde bu ulaşım desteği uygulanacaktır. Yeni pazarlarda ise başlayacak seferler için gerektiğinde tüm yıl boyunca ulaşım destek projesi başlatılacaktır.

6-İnşaatı devam eden en az 60 yataklı otel yatırımlarından asgari %50’si tamamlanmış olanlar ile mevcut otellerin doluluk oranlarının artırılması amacıyla yapacakları ilave yatırımlar için KKTC Kalkınma Bankası aracılığıyla uygun koşullarda kredi sağlanacaktır.

7-Türkiye’ye yönelik olarak 2003 yılı Mayıs ve Haziran aylarında büyük bir tanıtım ve reklam kampanyası başlatılacaktır. Bu çerçevede yapılacak reklam ve kampanya faaliyetlerine finansman desteği sağlanacaktır. Ayrıca, 2003 yılı kış sezonuna yönelik olarak, toplantı ve konferans turizminin geliştirilmesi ile spor takımlarının KKTC’de kamp yapmalarının temini için bir çalışma başlatılacaktır.

8-KTHY ile THY arasında bir işbirliği protokolü imzalanması, THY tarafından çeşitli merkezlerden İstanbul’a ve Antalya’ya taşınan yolcuların, buradan KKTC’ye KTHY’yle taşınabilmesi, KTHY’nin bu amaçla her iki saatte bir bu merkezlerden dolmuş seferi yapacak küçük uçaklar edinmesi imkanları araştırılacak ve gerekli girişimlerde bulunulacaktır.

9-Devlet Laboratuvarı’nın Avrupa Birliği standartlarında akreditasyon belgesi alabilmesi için gerekli her türlü yatırım ve harcama yapılacaktır.

10-Sanayicilerin ürünlerinin kalitesini uluslararsı standartlara uygun hale getirmesi için uluslararası alanda aranan belgeleri alması (TSE, ISO9000/14000, CE- HACCP), pazar araştırması faaliyetleri yürütmesi, yurt dışında uluslarası fuarlara katılması, Türkiye Patent Enstütüsü’nden patent, faydalı model belgesi, endüstriyel tasarı belgesi alması, sanayi ürünlerinin yurt dışında pazarlanması amacıyla tanıtım ve reklam faaliyetlerinde bulunması, yurt dışında kendi ünvan ve markası ile satış yapmak amacıyla ofis, depo ve mağaza açması hallerinde devlet desteği sağlanacaktır.

11-Ödeme güçlüğü içinde bulunan çiftçilerin tarımsal üretim amacıyla kullanmış bulundukları kredilere ilişkin olarak yeniden yapılandırma programı uygulanacaktır. Yerleşim birimleri dışında oluşturulan organize hayvan barınakları bölgelerine barınak yapacak hayvan üreticilerine belirlenecek kıstaslar dahilinde katkıda bulunulacaktır.

12-2003 yılı temmuz ayı sonuna kadar, Gazimağusa Serbest Bölge ve Liman’da faaliyette bulunacak işletmelerin kuruluşunun azami üç gün içinde tamamlanması için gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılacak ve bölge imkanlarının tanıtılması amacıyla bir proje başlatılacaktır. Serbest Bölge’de alınmakta olan kira ve benzeri ücretler ile diğer maliyet teşkil eden unsurlar, aktif olmayan işletmeler için de ilave önlem alınarak rekabet edebilir düzeye indirilecektir.

13-Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yolcu ve yük trafiğinde liman, serbest liman ve havalimanlarında alınan ücret, vergi ve fonlar gözden geçirilecektir. Bu amaçla iki ülke temsilcilerinden oluşturulan komisyonun yapmakta olduğu çalışmalar 2003 yılı haziran ayı sonuna kadar sonuçlandırılacak.

14-Kaçak ve kayıtdışı işsizlikle mücadele amacıyla gerekli yasal ve idari tedbirler 2003 yılı temmuz ayına kadar alınacaktır.

15-Üniversitelerin, TC Yükseköğretim Kurulu’nca belirlenmiş akreditasyon kurumlarına akretide olmaları halinde bu amaçla yaptıkları masrafların (15.000 Euroyu geçmemek üzere) %50’si devletçe karşılanacaktır.

16-Karpaz bölgesinde, yabancı dil hazırlık okulu ve yurt binası yapılması amacıyla bir projenin başlatılması ve bu projenin gerçekleştirilmesi amacıyla bütçe dışı kaynaklardan finansman desteği sağlanması amacıyla girişimlerde bulunulacaktır.

17-Kamu kurum ve kuruluşlarına (kamudan finans temin edilen kurum ve kuruluşlar dahil) alınacak personelin seçiminde, sözlü sınav kaldırılacak, merkezi test usulü ile yazılı sınav sistemine geçilecektir. Bu programın uygulanmasına başlanmasından itibaren hangi statüde olursa olsun sözleşmeli, geçici personel ve işçiler dahil merkezi sınava girmeden hiçbir personel istihdamı yapılmayacaktır. Sınava tabi tutulması gerekmeyen geçici mevsimlik işçiler ise talipliler önünde kura çekilerek işe alınacaktır.

18-KKTC’de tekel oluşturan Acentelik Yasası 2003 yılı Haziran ayı sonuna kadar kaldırılacak, tüketici haklarını düzenleyen yasa ve rekabet yasası aynı tarihe kadar yürürlüğe konulacaktır.

19-Yatırımlarda Devlet Yardımları Anlaşması’nın uygulanması kapsamında yasal düzenlemeleri tamamlanan yeni teşvik sistemi kapsamında Türkiye Kalkınma Bankası’nca kredi kullandırılmasına en geç 1 Temmuz 2003 tarihinde başlanacaktır.

20-KKTC’de üretilen malların, sağlık sertifikası ve TC mevzuatının öngördüğü zorunlu standartlar ve gıda kontrol belgeleri dışında hiçbir engele tabi olmadan Türkiye’ye girişine imkan sağlanması ve TC ile KKTC arasındaki gümrüklerde yaşanan sorunların ivedilikle çözümü için iki ülke temsilcilerinden oluşacak bir teknik komisyon görevlendirilecek, bu komisyon ihtiyaç hasıl olduğunda toplanarak sorunlara çözüm üretecektir. Sağlık sertifikalarının düzenlenmesi, gıda kontrol sisteminin kurulması ve gıda mevzuatının Türkiye ve AB’ne uyumlu hale getirilmesi için gerekli tüm çalışmalar 2003 yılı sonuna kadar tamamlanacak.

21-Gazimağusa’da bir Teknoloji Merkezi kurulacaktır. Teknoloji Merkezi’nin yönetimi DAܒnün önderliğinde diğer üniversitelerle birlikte gerçekleştirilecektir. Merkezin tüm inşaat ve altyapısı devletçe karşılanacaktır. Bu amaçla hazırlanacak Yüksek Teknoloji Merkezleri Yasası 2003 yılı Temmuz ayına kadar kanunlaşacak, merkezin inşaatına da aynı tarihe kadar başlanacaktır.

22-Tarımda doğrudan gelir desteği sistemi, girdi desteği ve gelir desteği şeklinde uygulanmaya devam edilecektir. Girdi ve gelir desteği uygulamasına paralel olarak ihracat teşvikleri tedricen azaltılacaktır. Süt üretiminde verimliliğin yükseltilmesi amacıyla uygulanmakta olan projeye devam edilecek, süt teşviğinin küçük üreticilere yönelmesi sağlanacaktır.

23-Ürün fazlası bulunan tarımsal alanlarda, alternatif ürünlerin yetiştirilmesi için özendirici bir proje başlatılacak, arz ve talebin dengede tutulabilmesi için 2004 döneminde uygulanmak üzere özendirici ve yönlendirici üretim planlaması yapılacaktır.

24-Tarımsal biyoteknoloji alanında yatırım yapılması teşvik edilecek ve Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarıyla işbirliği içinde dünyanın önde gelen firmaları KKTC’ye davet edilecek, bu amaçla yapılacak yatırımlara her türlü kolaylık gösterilecektir.

25-Güzelyurt’ta inşaatı devam eden ODTÜ kampüsünün bir an önce tamamlanması için gerekli finansman desteği sağlanacaktır.

26-Meslek liselerinin piyasa ihtiyaçlarına göre ara teknik personel yetiştirmesini öngören (METGE) projesi kademeli olarak uygulamaya konulacaktır.

27-Off-shore bankalar yasası değiştirilecek, bu bankaların kuruluş şartları basitleştirilecek, banka hesaplarıyla ilgili olarak kara para soruşturmaları dışında bilgi verme yasağı getirilecektir.

28-Kamu kesiminde etkinliğin sağlanması, kamu borçlanma gereğinin sınırlanması ve ekonomik alanda rekabete dayalı daha etkin kaynak dağılımının gerçekleştirilebilmesi için KİT ve diğer işletmeci kamu kuruluşlarının yeniden yapılandırılmaları bir takvim dahilinde uygulanacaktır.

29-DPÖ bünyesinde, ekonomik veri sistemi oluşturularak, uluslararası kabul görmüş veri yayınlama standartlarına uygun olarak ilgili kuruluşlar tarafından reel sektör, mali sektör, kamu sektörü ve dış hesaplarla ilgili olarak kapsamlı ve düzenli bilgi zamanında yayınlanacaktır. Bu verilerin yayınlanması, gerek ekonomik birimler arasında doğru bilgi akışının sağlanması gerek kamuoyunun ekonomideki gelişmelerden düzenli olarak haberdar edilmesi bakımından önemli olup kamu hesaplarında şeffaflığı sağlayacaktır. Bu çerçevede sistem 2003 yılı sonuna kadar tamamlanacak ve ilk bilgiler 2004 yılı Ocak ayından itibaren açıklanacaktır.

30-AB normlarına uyum için Türkiye’yle yapılan işbirliğinin daha da geliştirilmesi ve derinleştirilmesi amacıyla TC ve KKTC arasında yasaların uyumlaştırılması için başlatılan çalışmalar hızlandırılarak sürdürülecek ve ivedilikle tamamlanacaktır.

HALKIN SESI 19/04/2003

Annan: Kıbrıs’ta çözüm çabaları sürdürülmeli

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs`ta barışçı bir çözüme varılabilmesi çabalarının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

AB zirvesi için Atina`da bulunan Annan, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile görüşmesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ``Kıbrıs`ta bir fırsat kaçtı. Ancak, barışçı bir çözüm için gerekli koşulların hala mevcut olduğuna inanıyorum`` dedi.

Kıbrıs konusunun çözümü için BM`nin sunduğu planın müzakerelere açık bir plan olduğunun altını çizen Annan, ``Bunun için bir temel, sunulan bir plan var. Tabii ki bu önerilen değişiklikleri tarafların ille de kabul etmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Ancak, bu konuda siyasi isteklilik varsa ilerleyebileceğimize inanıyorum`` diye konuştu.

Simitis de açıklamasında, Kıbrıs konusunun ``BM çerçevesinde görüşülüp çözülmesi gereken bir sorun`` olduğunu belirtti.

Bu konuda başka çözüm yolları aramanın zamanı olmadığını ve buna ihtiyaç da duyulmadığını ifade eden Simitis, ``Bu konuda izlenmesi gereken yol belirlenmiştir. Bu da, Annan`ın planıdır. Bu plan üzerinde müzakereleri sürdürebiliriz`` dedi.

“DEĞİŞİKLİK İÇİN İKİ TARAFIN RIZASI OLMALI”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, masada bulunan planında değişiklikler olabileceğinin altını çizerek, “tarafların hemfikir olduğu noktalarda değişiklik yapılabilir” dedi.

Lahey zirvesinde taraflarda yeterli irade görmediğini vurgulayan Annan, eğer kararlı bir irade varsa ve gerçek bir kararlılıkla ileri doğru hareket etmeye yürek hissedersem, yardım etmek için her ne yapabilirsem yapacağım.” şeklinde konuştu

YEŞİL HAT

Simitis, Kıbrıs`ta varılacak bir çözümün, iki bölge arasındaki yeşil hattın ortadan kaldırılarak iptal edilmesi şeklinde bir çözüm olması gerektiğini kaydederek, ``Yeşil hattın kaldırılması aynı zamanda Türkiye ile AB arasındaki ayırım çizgisini de ortadan kaldıracaktır`` diye konuştu.

Simitis ayrıca, 2004 yılının Kıbrıs için AB kararları açısından kritik bir yıl olacağını ve bu nedenle o yılın sonuna kadar bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

HALKIN SESI 19/04/2003

Denktaş: Devleti yağatmak en büyük pazarlık gücümüzdür

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün Doğu Akdeniz Akdeniz Üniversitesi Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Türkiye Cumhuriyeti Atatürk Araştırma Merkezi işbirliğinde düzenlenecek olan ‘Atatürk Şöleni’ne katılmak üzere adada bulunan Prof. Dr. Sadık Tural başkanlığındaki Türkiye Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu heyetini kabul ederek bir süre görüştü.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı, Yunan kolonisi haline gelmemek ve Rum’un hegomanyası altına girmemek için büyük bir mücadele vermiş bir halk olduğunu söyledi.

Bu mücadelenin Dr. Küçük zamanında öğretmenler ve köy liderleriyle başladığını, daha sonra kendilerinin mücadeleyi devraldıklarını ve bugün bir devlet haline gelindiğini anımsatan Dentaş, “Bu devleti yaşatmak bizim en büyük pazarlık gücümüzdür. Rumla uzlaşma olacaksa devletimiz esasında olur. Olmayacaksa devletimizin varlığı devamlılığı bizim kurtuluşumuz ve yarınımızdır. Türkiye ile olan ilişkilerimizde büyük bir temeldir. Türkiye’nin tanıdığı bir temeldir” dedi.

Bugün içte “Derhal anlaşma. Önünüze konan belgeyi imzala. İmzalamazsan istifa et. Avrupa Birliği yolunu halkımıza ve Türkiye’ye kapatıyorsun” diye büyük bir çalkantı ve hareketlilik olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu yapanların ve yaptıranların kimler olduğunu kendilerinin bildiklerini ifade ederek şöyle konuştu:

“Masum ve sıkıntı içinde bir halk, bilmeden bunların peşinden ‘kurtuluştur’ diye gidiyor. En büyük nedenleri ‘pasaport ve dışa açılış.’. Türkiye şimdi Kıbrıs Türk vatandaşlarına “Arzu ettiğiniz taktirde vatandaşım olun’ demek suretiyle o dışa açılış pasaportunu veriyor. Onurlu, şerefli Anavatan pasaportu. Kimseye boyun eğmeden alacağın şerefli bir pasaport. Dolayısıyle ‘Ama AB pasapotu, aman dünyaya açılalım’ meselesi ortadan kalkmış oldu.

Bazılarının “Avrupa Birliğine girilirse bizim maaşlarımız Rumlarınki ve Avrupa Birliğindeki gibi olacaktır” dediğini, bunun gerçekle alakası olmadığını, herkesin kendi devletinde, kendi bütçesinde nesi varsa maaşların da ona göre olacağını belirten Denktaş, Avrupa Birliği normlarının KKTC’deki memurların yarısının derhal işten çıkarılması anlamına geldiğini söyledi.

“Bunları Avrupa Birliği’ni kötülemek için söylemiyorum. Halka gerçekleri söylemiyorlar ve bu Avrupa Birliği meselesini bağımsızlıktan da egemenlikten de vazgeçebileceğimiz büyük bir altın elma olarak gösteriyorlar. Bu yanlıştır. Evvela şunun bilinmesi lazım. Avrupa Birliği’ne devletler üye olur. Kıbrıs Cumhuriyeti diye Rumu almak suretiyle o Rumun bizi Avrupa’ya azınlık olarak gösterdiği statümüz tescil edilmiştir” diyen Cumhurbaşkanı Rauıf Denktaş, bu statüyü kabul etmediklerini, etmeyeceklerini, 40 yıldır bunu kabul etmemek için, eşitlik ve egemenlik için mücadele edilip şehitler verildiğini anımsattı.

Kıbrıs Türkünün büyük bir mücadele verdiğini, Kurtuluş Savaşı’nın bir mikro modelini yaşadığını bu nedenle Rum ve Yunan’ı çok iyi bildiğine işaret eden Denktaş şöyle konuştu:

“Dolayısıyle bu mukaddes davada, biz devletimizin kabul edilmesini, varlığımızın kabul edilmesini, egemenliğimizin, eşitliğimizin, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sulandırılmaksızın devamını istiyoruz. Bunlar halkımızın hakkıdır. Bunlar uğruna hem biz hem Türkiye’deki kardeşlerimiz şehitler vermiştir. Onun için bu bayrak tekrar gönderden indirilemez. Rumun insafı olsa, esas emelinden vazgeçmiş olsa, bu bizim istediklerimizi çoktan kabul ederdi. Ama hiçbirşey kabul etmiş değillerdir. İşte ‘Azınlık statüsü ile buyurun’ diyorlar.”

PROF. SADIK TURAL

“Sizi bu adanın içerisinde her türlü emperyal baskılara karşın bir yiğitlik abidesi gibi duruşunuzla tanırız. Biz tanırız, bizden sonraki nesil de sizi böyle tanıyacaktır” diyerek konuşmasına başlayan Türkiye Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural, Kıbrıs’ta ne oldu, ne olacak?” diye merak ettiği bir dönemde KKTC’de bulunmaktan ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret etmekten büyük onur ve gurur duymakta olduklarını vurguladı.

HALKIN SESI 19/04/2003