ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, dün KKTC'ye gelerek devlet, hükümet ve muhalefet yetkilileriyle Kıbrıs sorununu görüştü. Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade, Weston'la görüşmesinden sonra açıklama yaptı:
BM'nin planı var

ZAMANLAMA KESİNLEŞMEDİ: Müftüzade: Genel sekreterin taraflara öneri sunmayı düşündüğünü, ama bunun zamanlamasının kesin olmadığını dile getirdiler. Türk tarafı olarak yıkılamayacak, bozulamayacak ve Rumların dünyaya dönüp de "Bu bizim iç meselemizdir" diyemeyecekleri bir çözüm istiyoruz

GÖRÜŞMECİMİZ DENKTAŞ: Eroğlu: Cumhurbaşkanımızın ameliyat olması, başlatılan bir programı sonuçsuz bırakmaz. Kaldı ki cumhurbaşkanımız hızla sağlığına kavuşmaktadır. KKTC'nin görüşmecisi de cumhurbaşkanımızdır. Bu konuda yorum yapmaya gerek yoktur. Dolaylı görüşmeler önerme bana göre yanlıştır

ÖNEMLİ OLAN ADALETTİR: Coşar: Bütün taraflar iyi niyetle bir barışa ulaşmayı amaçlamaktadır. Elbette ki KKTC yetkilileri olarak biz de barıştan yanayız. Önemli olan bu barışa giden yolda adaleti öne çıkarmak, adil yolu bulmaktır. Biz bu konuda iyi niyet intibası aldık. Bu iyi niyet devam ederse ve bu çalışmalar olursa makul bir barışa gidilebilir diye düşünüyorum

KIRK KERE DÜŞÜNMELİ Angolemli: Şimdi artık taraflar kırk defa düşünmelidirler. Bu fırsat penceresinden mutlaka yararlanmamız gerekir. Konuyu yoğun şekilde ele alıp aralıktan önce sonuçlandırmak lazım. Bana göre Türkiye'deki seçimlerden sonra masaya BM bir çözüm planı getirecek ve hepimizin beklentisi olan bir sonucu ulaşabileceğiz

ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANIYORUM: Talat: Çok yakın bir gelecekte planlar beklemek, projeler beklemek doğaldır. Bunlar BM planı olarak Annan tarafından sunulacaktır. Türkiye'deki seçimlerden sonra taraflarla çok kısa sürede, çok sıkı bir müzakerelerle, Kopenhag Zirvesi'ne kadar bütünlüklü bir çözümün gerçekleşeceğine inanıyorum

Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bir çözüm planı sunma düşüncesi olduğunu ancak zamanlamanın henüz kesinleşmediğini söyledi.

Müftüzade bu açıklamayı ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'la görüşmesinden sonra yaptı.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen diplomatik temaslar çerçevesinde adaya gelen ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, dün sabah Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçti, devlet, hükümet ve muhalefet yetkilileriyle görüştü.

Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın KKTC'nin görüşmecisi olduğunu ve bu konuda yorum yapmaya gerek olmadığını söyledi.

Ekonomiden Sorumlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Salih Coşar, iyi niyetle çalışmaların sürdüğünü, böyle devam ederse makul bir çözüme ulaşılabileceğini belirtti.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, BM'nin masaya çözüm planı getireceğini, tarafların eskisi gibi rahat davranamayacağını bildirdi.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği sorunu haline geldiği ifade etti.

Müftüzade: Yıkılmayacak anlaşma istiyoruz

Ledra Palace yakınlarındaki ABD Büyükelçiliği Bürosu'na, ABD Büyükelçiliği'ne ait 34 CD 1 plakalı araçla saat 10.33'te gelen Thomas Weston, daha önceden belirlenmiş programı çerçevesinde ilk olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade ile görüştü.

Görüşmede Cumhurbaşkanlığı'nda görevli Mütercim Tercüman Bilgin Öke de hazır bulundu.

Görüşmeden sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Hakkı Müftüzade, Weston'a Kıbrıs Türk tarafının endişelerini ifade ettiğini söyledi.

Müftüzade, BM Genel Sekreteri Koffi Annan'ın Kıbrıs konusunda bir çözüm planı sunma hazırlığı içinde olduğunu ancak bunun zamanının henüz kesinleşmediğini bildirdi.

Müftüzade, Türk tarafı olarak yıkılamayacak ve bozulamayacak bir anlaşma istediklerini vurguladı.

Uluslararası camianın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni adanın meşru hükümeti olarak tanımasından dolayı bugüne kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadığını, bu hatanın hâlâ daha devam etmekte olduğunu vurgulayan Müftüzade, "Halkımıza karşı uygulanan ambargolar devam etmektedir. Bunlara son verilmesini talep ediyoruz" dedi.

Ada bölünmüş olur

Birleştirici bir unsur olarak gördükleri AB'nin, Güney Kıbrıs'ın tek yanlı müracaatını kabul etmekle bölücü bir unsura dönüşebileceğini Weston'a anlattığını ifade eden Müftüzade sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avrupa Birliği Güney Kıbrıs'ın müracaatını tek yanlı olarak kabul etmekle, kendi açılarından Kıbrıs sorununu çözdüler. Çünkü adanın meşru hükümeti olarak Güney Kıbrıs'ı tanımış oldular. Bu Kıbrıs Türk halkına yapılan bir haksızlıktır. Şayet böyle devam eder de çözüm olmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği'ne üye olursa, Avrupa Birliği kendi eliyle adayı bölmüş olacaktır. Bu da bölgemizde bir istikrasızlık yaratacaktır."

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak isteyenlerin içteki dengeler yanında dıştaki dengeleri yani garantör ülke durumundaki Türkiye ve Yunanistan arasındaki dengeyi de muhafaza etmek durumunda olduğunu, uluslararası anlaşmaları ve hukukun üstünlüğünü dikkate almaları gerektiğini vurgulayan Müftüzade, AB'nin sadece uluslararası anlaşmaları göz ardı etmekle kalmayıp, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü de göz ardı ederek Rumların tek yanlı müracaatını kabul ettiğine dikkati çekti.

Avrupa Birliği'nin, Türk tarafının uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını teslim etmek durumunda olduğuna işaret eden Müftüzade, "Eğer bunu yaparlarsa ve taraflara eşit muamele ederlerse ve Kıbrıs Türk halkının seçilmiş olan temsilcilerini Brüksel'de görerek bizimle ayrı görüşmeler yaparlarsa, bir mesafe kat edilebilir diye düşünüyoruz" şeklinde konuştu.

Teknik komiteler çalışmaya başlayacak

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun'un yakın bir zamanda gelerek iki teknik komiteyle ilgili çalışmalara başlayacağını açıklayan Müftüzade, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın sağlığına kavuşarak en kısa sürede KKTC'ye dönüp görevine başlayacağını söyledi.

Müftüzade, "Çok kritik bir aşamadayız. Bu kritik aşamada dünyanın lideri konumunda olan Amerika Birleşik Devletleri'nin de büyük bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Eminim onlar da bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak istiyorlar. Özel temsilcileriyle bu çerçevede görüşmüş bulunuyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.

Müftüzade, "Çok yoğun şekilde çözüm planı çalışmaları olduğuna ilişkin iddialar var. Weston'la görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi" şeklindeki soruya karşılık şu yanıtı verdi:

"Genel sekreterin taraflara öneri sunmayı düşündüğünü, ama bunun zamanlamasının kesin olmadığını dile getirdiler. Bunun dışında önerilerle ilgili bir şey tartışmadık" dedi.

Müftüzade, Türk tarafı adına ortaya koydukları endişeler karşısında Weston'un tutumunun ne olduğuna ilişkin bir başka soruyu ise şöyle yanıtladı:

"Anlayışla karşıladı. Çünkü Kıbrıs tarihi ortadadır. Geçmişi hepimiz biliyoruz. Bu geçmiş, acı tecrübelerle yoğrulu bir geçmiştir. Türk tarafı olarak bizi tekrar maceraya sürüklemeyecek, garantör ülke Anavatanımızı tekrar bir maceraya sürüklemeyecek, yıkılamayacak, bozulamayacak ve Rumların dünyaya dönüp de 'Bu bizim iç meselemizdir' diyemeyecekleri bir çözüm istiyoruz. Daha büyük garantiler ve kendi tarafımızda egemen olmak istiyoruz. Bu da bizim en tabii hakkımızdır.

Dünya bu küçücük adada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni egemen bir devlet olarak tanıyor, İngiliz Üsleri egemen olarak yaşamını sürdürüyor ama Kıbrıs Türk halkı egemenlik kelimesini gündeme getirdiğinde 'Bunu yapamazsınız' diyorlar. Bu bize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır diye düşünüyoruz."

Angolemli: AB, Türkiye'nin endişelerini giderirse...

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Büyükelçi Thomas Weston, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde, dün öğleden sonra da anamuhalefet partisi TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ile CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli görüşme çıkışında yaptığı açıklamada, BM'nin masaya çözüm planı getireceğini ve bu kez tarafların geçmişte olduğu gibi rahat davranamayacağını ifade etti.

Weston'la görüş alışverişinde bulunarak son gelinen noktayı değerlendirdiklerini söyleyen Angolemli, bu değerlendirme çerçevesinde, aralık ayında yapılacak Kopenhag zirvesine giderken çok çaba harcanması gerektiğinin ortada olduğunu belirtti. Angolemli, bu nedenle ilgili tüm tarafların kalan zamanı iyi değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek, Türkiye'deki seçimlerden sonra soruna çözüm bulmaya yönelik çabaların daha da yoğunlaşacağını kaydetti.

Kıbrıs sorununun çözümünün, AB'nin Türkiye'ye bakışında olumlu sonuç yaratacağına işaret eden Hüseyin Angolemli, "AB Türkiye'nin birtakım endişelerini giderirse, Kıbrıs görüşmelerinde de olumlu çalışmalar süratlenebilecektir" dedi.

Angolemli, bugün bir tarafta AB'ye aday ülkeler Kopenhag zirvesine hazırlanırken, buna paralel olarak Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının da yoğunlaştığına dikkat çekerek, sorunsuz bir Kıbrıs'ın AB'ye alınmak istendiğini söyledi.

12 Aralık tarihinin yaklaştığını, bu nedenle çabaların yoğunlaştığını, temasların da bu nedenle yapıldığını anlatan Angolemli, bugüne kadar yapılan görüşmelerde genellikle BM'nin araya girerek planlar sunduğunu ifade etti. Angolemli, yine bugüne kadar sunulan planlara bir taraf evet demişse diğer tarafın hayır dediğini anımsatarak, gelinen noktada masaya bir plan konulduğunda tarafların eskiden olduğu gibi rahat davranamayacağını kaydetti. Angolemli, BM'nin masaya bir çözüm planı koyacağına dikkat çekerek, taraflardan hiçbirinin bu aşamada sunulacak plana bugüne kadar olduğu gibi rahatlıkla "hayır" diyemeyeceğini belirtti.Hüseyin Angolemli, bugünkü şartların geçmişe göre çok değiştiğini, masaya, her iki tarafa yakın bir planın gelmesi halinde tarafların kolay kolay bunu reddedemeyeceklerini söyledi.

"Şimdi artık taraflar kırk defa düşünmelidirler. Bu nedenle bu fırsat penceresinden mutlaka yararlanmamız gerekir" diyen Angolemli, gelecek nesilleri düşünmek zorunda olunduğunu vurguladı. Hüseyin Angolemli, bu nedenle konuyu yoğun şekilde ele alıp aralıktan önce sonuçlandırmak gerektiğini belirtti.

"Bana göre Türkiye'deki seçimlerden sonra masaya BM bir çözüm planı getirecek ve hepimizin beklentisi olan bir sonucu ulaşabileceğiz" diye konuşan Angolemli, bir soruya karşılık, Kıbrıs konusundaki diplomasi trafiğinin 12 Aralık'a kadar daha da artacağını söyledi.

Angolemli, AB'nin Kıbrıs'ı bütün olarak almak istediğini ifade ederek, bunu sağlamak için de Kıbrıs'ta bir çözümün gerçekleşmesi gerektiğini belirtti ve şöyle dedi:

"AB Kıbrıs'ta çözüm olmasını istiyor. Aynı şekilde ABD de yoğun şekilde devrededir. O da bölgede istikrar istiyor. Dolayısıyla tüm taraflar, bütün bu olayları gördükten sonra bu trafiği de yoğunlaştırmışlardır. Öyle olmak durumundadırlar."

Talat: Hareketlenme daha da artacak

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ise, Kopenhag zirvesi yaklaştıkça bu hareketlenmenin daha da artacağını söyledi.

Talat, Kopenhag zirvesi yaklaştıkça Kıbrıs sorununu çözüm için planlar, projeler ortaya çıkacağını ifade ederek, "Kendi sorununuzu kendiniz çözemezseniz başkaları hareketlenir ve bu sorunu size çözdürür" dedi.

Talat, Kıbrıs sorunun, Kıbrıs Türk, Kıbrıs Rum, Türkiye veya Yunanistan sorunu olmaktan çıktığına işaret ederek, Kıbrıs sorununun AB sorunu haline geldiğini söyledi.

AB'nin genişlemesinin Kıbrıs sorununa bağlı hale geldiğini kaydeden Mehmet Ali Talat, ABD'nin bölgedeki çıkarları ve ABD'nin Türkiye, Yunanistan ve AB ile ilişkileri açısından da Kıbrıs sorununun odak noktasına yerleştiğini belirtti.

Talat, bütün bunlar düşünüldüğünde Kıbrıs sorununun çözümünü salt Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum Yönetimi Lideri Klerides; Yunanistan veya Türkiye'ye bırakmanın artık mümkün olmadığını söyledi. Talat, bunun bir süre öncesine kadar olabileceğini, ancak bugün için artık mümkün olmadığını savundu. Talat, uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununa çözümümün bugün artık uluslararası normlarla ve uluslararası platformda mümkün olacağı görüşünü kaydetti. "Bu bakımdan çok yakın bir gelecekte planlar beklemek, projeler beklemek tabi ki doğaldır. Beklenecektir ve olacaktır da bunlar. BM planı olarak Annan tarafından sunulacaktır bunlar" diye konuşan Talat, Türkiye'deki seçimlerden sonra taraflarla çok kısa sürede, çok sıkı bir müzakere gerçekleşerek Kopenhag zirvesine kadar bütünlüklü bir çözümün gerçekleşeceğine inandığını söyledi. Talat, anlaşmanın detaylarının ileriki aylara kalabileceğini kaydetti.

Mehmet Ali Talat, yine de bunun olmaması halinde, herkes için iyi şeyler olmayacağını ifade ederek, en başta Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin zarar göreceğini söyledi. "Türkiye'nin AB rüyasının sona erebileceğini, Kıbrıs Türkünün toplumsal varlığının tamamen yok olmaya gideceğini" savunan Talat, "Onun için bunları düşünmek bile istemiyorum. Benim inancım bir çözümün olacağıdır. Bunun parametrelerinin olduğudur. Görüşmelerde ilerleme de olmuştur" dedi. Talat, görüşmelerde ilerleme olduğu yönünde iddialı olduğunu, Rumların tutumunda geçmişe göre önemli gelişmeler olduğunu belirtti.

Mehmet Ali Talat, Türkiye'de de AB yanlısı bir hükümetin ortaya çıkmasıyla Kıbrıs sorununun da çözümleneceğini söyledi. Talat, gözleminin bu olduğunu, bugünkü trafiğin de yoğunlaşarak devam edeceğini ifade etti.

Kıbrıs'ın uluslararası bir sorun olduğu için sadece Kıbrıs'a yönelik değil, AB, Berlin, Kopenhag, Paris ve Londra'ya yönelik çalışmalar da yapmak gerektiğini anlatan Talat, "Ama en başta Ankara, Atina ve tabi ki Lefkoşa önemlidir. Buralarda, çabalarımızı yürütmek gerekir. Uluslararası çabalara katkı koymak gerekir" dedi.

Eroğlu ve Coşar, Weston ile bir araya geldi

Başbakan Derviş Eroğlu ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Salih Coşar, Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak üzere adayı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ile bir araya geldi.

Başbakan Eroğlu, ABD Büyükelçiliği'nin KKTC'deki bürosunda yapılan görüşme öncesindeki açıklamasında, kalıcı, onurlu, sağlam bir anlaşma istediklerini belirterek, "Yine eskisi gibi birbirimizin boğazına sarılmayalım. Huzur içerisinde bu topraklarda yaşayabilelim" dedi.

Kopenhag Zirvesi'ne çok az bir zaman kaldığını ve bu zirveye kadar bir anlaşma yapılmasının istendiğini kaydeden Eroğlu, "Ama anlaşma olabilmesi için, Rumların bazı olmazsa olmazları, bizim olmazsa olmazlarımız vardır. Biz, bizi ilgilendiren konularda Sayın Weston'a görüşlerimizi aktaracağız" diye konuştu.

Türk tarafının görüşlerini daha önce İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay'e de aktardığını anımsatan Eroğlu, "Onların da kendilerine göre düşünceleri var. Bize ters gelen görüşleri de var. Müzakere esnasında ısrarlarımızın olacağı hususlar vardır. O konularda ısrarlarımızı ortaya koyacağız" dedi.

Eroğlu, Rum basınında, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda sunacağı plan konusunda tedirginlik içinde olduğu yönünde haberler yer aldığının hatırlatılarak bu konudaki görüşlerinin sorulması üzerine, bunun, Rumların istedikleri yönde bir çözüm planı çıkartabilmek için BM Genel Sekreteri'ni baskı altına alacak bir çeşit politika olabileceğini söyledi.

Başbakan Eroğlu, BM Genel Sekreteri'nin ortaya koyacağı bir anlaşma metninin, her iki tarafı tatmin etmeyecek hususlar içermesinin doğal olduğunu belirterek, "Bugüne kadar görüşme masasına konan görüşleri alarak bir orta yol bulmaya çalışacaklar. Bizi de tatmin etmeyebileceği gibi, karşı tarafı da etmeyebileceği varsayımından hareketle şimdiden endişelerini ortaya koyuyorlar ki, endişe ile sayın genel sekreteri baskı altına alabilsinler, düşündükleri doğrultuda bir çözüm şekli ortaya çıkarabilsinler. Yani biraz da politika" diye konuştu.

Eroğlu: Komiteler oluşturuluyor

Başbakan Derviş Eroğlu, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Büyükelçi Thomas Weston'la bir saatten fazla süren görüşme sonrası yaptığı açıklamada, görüşlerini ifade ettiklerini, Weston'un da kendi görüşlerini ortaya koyduğunu söyledi.

Weston'un, ortaya koydukları görüşlere sempatiyle baktığını, bir anlaşma olması yönünde ABD olarak üzerlerine düşeni yapmaya çalıştıklarını ortaya koyduğunu belirten Eroğlu, "Yani iyi niyetle, Kıbrıs'ta bir anlaşma olabilmesi için Amerika Birleşik Devletleri'ne düşen görevleri yerine getirmeye çalışmıştır" dedi.

"Bana göre yararlı bir görüşme oldu. Özellikle bir kere daha hükümet kanadının görüşünü alma fırsatını buldukları için onlar da memnun olmuştur. Özellikle yararlı bir görüşme olmuştur" diyen Başbakan Derviş Eroğlu, çözüm planının gündeme gelip gelmediğine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

"Sayın Weston çözüm planı konusunda pek açıklamalarda bulunmadı. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri'nin iyi niyetle Kıbrıs'ta bir anlaşmadan yana olduğunu, BM Genel Sekreteri'nin şu anda herhangi bir formül üzerinde çalışıp çalışmadığını bilmediğini söyledi. Buna karşın geçen gün görüştüğümüz Lord Hannay bunu bize açıkça ima etmişti" dedi.

Başbakan Derviş Eroğlu, görüşmeler konusunda oluşturulacak teknik komiteler konusunda gelinen son noktayla ilgili olarak ise şu açıklamayı yaptı:

"Ben dün (önceki gün) Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonda görüştüm. Yürüyüş yapıyordu ve sağlığının her geçen gün daha iyiye gittiğini ifade etti. Cuma günü doktorlar kontrol ettikten sonra bir müddet daha istirahat etmesi ve bu arada Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sayın Ergün Olgun'un görevlendirilmiş olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelip komisyonların oluşması ve görüşmelerin başlaması yönünde talimat alacağı söylenmiştir. Bunun beklentisi içerisindeyiz.

Denktaş, KKTC'nin görüşmecisidir

Başbakan Derviş Eroğlu, Klerides'in "görüşmelerin dolaylı devam edebileceği," Kasulides'in ise "yeni bir Türk görüşmeciyi değerlendireceklerine" ilişkin açıklamalarını bulunduğuna ilişkin bir soruya karşılık ise şu görüşleri ortaya koydu:

"Bir kere şu anda başlatılmış direkt görüşmeler vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ameliyat olması, şu anda iyileşme devrini geçirmekte olması, başlatılan bir programı sonuçsuz bırakmaz. Kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanımız hızla sağlığına kavuşmaktadır ve şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin görüşmecisi de Cumhurbaşkanımızdır. Dolaylı görüşmeler önerme bana göre yanlıştır. Bir insan hasta da olabilir, ameliyat da olabilir. Ama başlatılmış bir prosedür ve yöntem vardır. Bu yöntem devam ederken değiştirme, hele başka bir görüşmeci tayin edilirse tanıyıp tanımayacaklarını söylemeleri fevkalade yanlıştır. Kuzeyde bir devlet vardır ve istediği zaman görüşmeci de tayin eder. Ama şu anda Cumhurbaşkanımız hızla sağlığına kavuşmaktadır ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin görüşmecisidir. Dolayısı ile bu konuda yorum yapmaya gerek yoktur."

Başbakan Derviş Eroğlu, "Türkiye'ye müzakere takvimine karşılık Rum tarafının AB'ye üyeliğine Türk tarafının ses çıkarmayacağına ilişkin" haberlerle ilgili bir başka soruyu yanıtlarken ise, Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ile Dışişleri Bakanı Şükrü Gürel'in bu konudaki tavırlarını açıkça ortaya koymakta olduklarını hatırlattı. Eroğlu devamla şöyle dedi:

"Sayın Ecevit ve Gürel, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi ile Kıbrıs konusunun bağlantılı olmadığını, dolayısıyla Kıbrıs konusunda tavizkar politika izlemeyeceklerini, bundan sonra başka hükümetler de gelse tavizkar politika izleyemeyeceklerini net şekilde ortaya koymuştur. Dolayısıyla Türkiye'ye müzakere takvimi verilebilir. Bu zaten Türkiye'nin hakkıdır. Ulusal Programı'nı hazırlamış meclisten birçok yasaları geçirmiş, demokratikleşme yönünde birçok adımlar atmıştır. Dolayısıyla dün Doğu Bloku'nda Varşova Paktı'nda olan ülkelere tam üyelik müzakeresi konusunda tarih verilip tam üyelik noktasına getirilir ve Türkiye bunun dışında bırakılırsa, Avrupa Birliği hata yapmış olur diye düşünüyorum. Ama neticede Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişiyle Kıbrıs konusunun bağlantısı olmadığını Türkiye'deki hükümet yetkilileri sık sık tekrarlamaktadırlar."

Başbakan Derviş Eroğlu, "toprak tavizi ve Güzelyurt'un verileceğine ilişkin" Rum basınında çıkan iddialar konusundaki soruya yanıtlarken, Rum basınında buna benzer spekülasyonların yapıldığını, Rum Yönetimi'nin de bu bölgelere insanlarını göndererek eylemler yaptırdığını anımsattı. Bu konunun hassas bir konu olduğunu, dolayısıyla spekülasyonlara göre değil masa başında varılacak bir anlaşmaya göre konuşulacağına dikkati çeken Eroğlu, "Bizim de bu konuda hükümetimizce almış olduğumuz kararlar vardır. Almış olduğumuz kararlar çerçevesinde hareket edeceğiz. Bu dönemde bu gibi spekülasyonlar daha da artacaktır. Sayın Klerides toprağımızın yüzde 24'e inmesini istemiş ve görüşme masasına da bunu koymuştu. Ama bu kabul edilecektir anlamı çıkarılmamalıdır" dedi.

Coşar: İyi niyetle çalışmalar var

DP Genel Başkanı Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Salih Coşar ise yaptığı kısa açıklamada, çözüm planları konusunda çok spekülasyonlar yapıldığına işaret ederek, "Gerek geçen gün, gerek bugün yaptığımız görüşmelerde bizim algılamamız şöyledir:

"Bütün taraflar iyi niyetle bir barışa ulaşmayı amaçlamaktadır. Elbette ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri olarak biz de barıştan yanayız. Önemli olan bu barışa giden yolda adaleti öne

çıkarmak, adil yolu bulmaktır. Biz bu konuda iyi niyet intibası aldık. Bu iyi niyet devam ederse ve bu çalışmalar olursa makul bir barışa gidilebilir diye düşünüyorum."

Başbakan Derviş Eroğlu, Coşar'ın bu sözleri üzerine, "Zaten anlaşmanın karşısında olan yok. Mühim olan Kıbrıs Türk halkını tatmin eden kalıcı bir anlaşmanın olmasıdır" dedi.

Serdar Denktaş'la görüşme

Özel Koordinatör Büyükelçi Thomas Weston, daha sonra Turizm ve Çevre Bakanı Serdar Denktaş'la görüştü.

Serdar Denktaş, görüşmeden sonra yaptığı kısa açıklamada, Weston'a babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın sağlık durumuyla ilgili bilgi verdiğini ve diğer konularda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. "Diğer konular" ifadesini açmayan Serdar Denktaş, bunlarla ilgili olarak hükümet ve diğer ilgili makamlara bilgi vereceğini kaydetti.

KIBRIS 29/10/2002

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Büyükelçi Thomas Weston, CTP Genel Başkanı Talat ve TKP Genel Başkanı Angolemli ile görüştü

Kıbrıs sorunu “AB sorunu”!

AB’nin genişlemesinin Kıbrıs sorununa bağlı hale geldiğini kaydeden CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve ABD’nin Türkiye, Yunanistan ve AB ile ilişkileri açısından da Kıbrıs sorununun odak noktasına yerleştiğini belirtti


TKP Gene
l Başkanı Hüseyin Angolemli görüşme çıkışında yaptığı açıklamada, BM’nin masaya çözüm planı getireceğini ve bu kez tarafların geçmişte olduğu gibi rahat davranamayacağını ifade etti.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Talat, Kopenhag zirvesi ya
klaştıkça Kıbrıs sorununu çözüm için planlar, projeler ortaya çıkacağını ifade ederek, “Kendi sorununuzu kendiniz çözemezseniz başkaları hareketlenir ve bu sorunu size çözdürür” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Büyükelçi Thomas Weston
, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde, dün öğleden sonra, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ile görüştü.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kopenhag zirvesi yaklaştıkça bu hareketlenmenin daha da artac
ağını söyledi.
Talat, Kıbrıs sorunun, Kıbrıs Türk, Kıbrıs Rum, Türkiye veya Yunanistan sorunu olmaktan çıktığına işaret ederek, Kıbrıs sorununun AB sorunu haline geldiğini söyledi.
AB’nin genişlemesinin Kıbrıs sorununa bağlı hale geldiğini kaydeden Mehmet
Ali Talat, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve ABD’nin Türkiye, Yunanistan ve AB ile ilişkileri açısından da Kıbrıs sorununun odak noktasına yerleştiğini belirtti.
Talat, bütün bunlar düşünüldüğünde Kıbrıs sorununun çözümünü salt Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum
Yönetimi Lideri Klerides; Yunanistan veya Türkiye’ye bırakmanın artık mümkün olmadığını söyledi. Talat, bunun bir süre öncesine kadar olabileceğini, ancak bugün için artık mümkün olmadığını savundu. Talat, uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununa çözümümün bugün artık uluslararası normlarla ve uluslararası platforumda mümkün olacağı görüşünü kaydetti. “Bu bakımdan çok yakın bir gelecekte planlar beklemek, projeler beklemek tabi ki doğaldır. Beklenecektir ve olacaktır da bunlar. BM planı olarak Annan tarafından sunulacaktır bunlar” diye konuşan Talat, Türkiye’deki seçimlerden sonra taraflarla çok kısa sürede, çok sıkı bir müzakere gerçekleşerek Kopenhag zirvesine kadar bütünlüklü bir çözümün gerçekleşeceğine inandığını söyledi. Talat, anlaşmanın detaylarının ileriki aylara kalabileceğini kaydetti.
Mehmet Ali Talat, yine de bunun olmaması halinde, herkes için iyi şeyler olmayacağını ifade ederek, en başta Kıbrıslı Türkler ile Türkiye’nin zarar göreceğini söyledi. “Türkiye’nin AB rüyasının sona erebileceğini, Kıbrıs Türkünün toplumsal varlığının tamamen yok olmaya gideceğini” anlatan Talat, “Onun için bunları düşünmek bile istemiyorum. Benim inancım bir çözümün olacağıdır. Bunun parametrelerinin olduğudur. Görüşmelerde ilerleme de olmuştur” dedi. Talat, görü
şmelerde ilerleme olduğu yönürde iddialı olduğunu, Rumların tutumunda geçmişe göre önemli gelişmeler olduğunu belirtti.
Mehmet Ali Talat, Türkiye’de de AB yanlısı bir hükümetin ortaya çıkmasıyla Kıbrıs sorununun da çözümleneceğini söyledi. Talat, gözlemini
n bu olduğunu, bugünkü trafiğin de yoğunlaşarak devam edeceğini ifade etti.
Kıbrıs’ın uluslararası bir sorun olduğu için sadece Kıbrıs’a yönelik değil, AB, Berlin, Kopenhag, Paris ve Londra’ya yönelik çalışmalar da yapmak gerektiğini anlatan Talat, “Ama en
başta Ankara, Atina ve tabi ki Lefkoşa önemlidir. Buralarda, çabalarımızı yürütmek gerekir. Uluslararası çabalara katkı koymak gerekir” dedi.

Angolemli: Taraflar rahat olamayacak
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli görüşme çıkışında yaptığı açıklamada, BM’nin masaya çözüm planı getireceğini ve bu kez tarafların geçmişte olduğu gibi rahat davranamayacağını ifade etti.
Weston’la görüş alışverişinde bulunarak son gelinen noktayı değerlendirdiklerini söyleyen Angolemli, bu değerlendirme çerçevesinde, aralık
ayında yapılacak Kopenhag zirvesine giderken çok çaba harcanması gerektiğinin ortada olduğunu belirtti. Angolemli, bu nedenle ilgili tüm tarafların kalan zamanı iyi değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek, Türkiye’deki seçimlerden sonra soruna çözüm bulmaya yönelik çabaların daha da yoğunlaşacağını kaydetti.
Kıbrıs sorununun çözümünün, AB’nin Türkiye’ye bakışında olumlu sonuç yaratacağına işaret eden Hüseyin Angolemli, “AB Türkiye’nin birtakım endişelerini giderirse, Kıbrıs görüşmelerinde de olumlu çalışm
alar süratlenebilecektir” dedi.
12 Aralık tarihinin yaklaştığını, bu nedenle çabaların yoğunlaştığını, temasların da bu nedenle yapıldığını anlatan Angolemli, bugüne kadar yapılan görüşmelerde genellikle BM’nin araya girerek planlar sunduğunu ifade etti. A
ngolemli, yine bugüne kadar sunulan planlara bir taraf evet demişse diğer tarafın hayır dediğini anımsatarak, gelinen noktada masaya bir plan konulduğunda tarafların eskiden olduğu gibi rahat davranamayacağını kaydetti. Angolemli, BM’nin masaya bir çözüm planı koyacağına dikkat çekerek, taraflardan hiçbirinin bu aşamada sunulacak plana bugüne kadar olduğu gibi rahatlıkla “hayır” diyemeyeceğini belirtti.Hüseyin Angolemli, bugünkü şartların geçmişe göre çok değiştiğini, masaya, her iki tarafa yakın bir planın gelmesi halinde tarafların kolay kolay bunu reddedemeyeceklerini söyledi.

YENIDUZEN 29/10/2002

 

Weston, Eroğlu ve Coşar’la da görüştü.. Bir de süpriz yaptı...

Serdar Denktaş’la süpriz görüşme!

Serdar Denktaş, görüşmeden sonra yaptığı kısa açıklamada, Weston’a babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlık durumuyla ilgili bilgi verdiğini ve diğer konularda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. “Diğer konular” ifadesini açmayan Serdar Denktaş, bunlarla ilgili olarak hükümet ve diğer ilgili makamlara bilgi vereceğini kaydetti

Eroğlu: “Ben dün Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonda görüştüm. Yürüyüş yapıyordu ve sağlığının her geçen gün daha iyiye gittiğini ifade etti. Cuma günü doktorlar kontrol et
tikten sonra bir müddet daha istirahat etmesi ve bu arada Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sayın Ergün Olgun’un görevlendirilmiş olarak Kıbrıs’a gelip komisyonların oluşması ve görüşmelerin başlaması yönünde talimat alacağı söylenmiştir”

Coşar: Bütün taraflar iyi niyetle bir barışa ulaşmayı amaçlamaktadır. Elbette ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri olarak biz de barıştan yanayız. Önemli olan bu barışa giden yolda adaleti öne çıkarmak, adil yolu bulmaktır. Biz bu konuda iyi niyet intibası aldık

ABD Dış
işleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Büyükelçi Thomas Weston, UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu ile DP Genel Başkanı Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Salih Coşar’la da görüştü. Bir de süpriz yaptı ve Demokrat Parti Başkan adayı, Turzim Bakanı Serdar Denktaş’ı da ziyaret etti.
Başbakan Derviş Eroğlu bir saatten fazla süren görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Weston’a görüşlerini ifade ettiklerini, Weston’un da kendi görüşlerini ortaya koyduğunu söyledi.
Weston’un, ortaya ko
ydukları görüşlere sempatiyle baktığını, bir anlaşma olması yönünde ABD olarak üzerlerine düşeni yapmaya çalıştıktıklarını ortaya koyduğunu belirten Eroğlu, “Yani iyi niyetle, Kıbrıs’ta bir anlaşma olabilmesi için Amerika Birleşik Devletleri’ne düşen görevleri yerine getirmeye çalışmıştır” dedi.
“Bana göre yararlı bir görüşme oldu. Özellikle bir kere daha hükümet kanadının görüşünü alma fırsatını buldukları için onlar da memnun olmuştur. Özellikle yararlı bir görüşme olmuştur” diyen Başbakan Derviş Eroğlu, çözüm planının gündeme gelip gelmediğine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Sayın Weston çözüm planı konusunda pek açıklamalarda bulunmadı. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri’nin iyi niyetle Kıbrıs’ta bir anlaşmadan yana olduğunu, BM Genel Sekreteri’nin
şu anda herhangi bir formül üzerinde çalışıp çalışmadığını bilmediğini söyledi. Buna karşın geçen gün görüştüğümüz Lord Hannay bunu bize açıkça ima etmişti” dedi.

Komiteler oluşturuluyor
Başbakan Derviş Eroğlu, görüşmeler konusunda oluşturulacak teknik komiteler konusunda gelinen son noktayla ilgili olarak ise şu açıklamayı yaptı:
“Ben dün Sayın Cumhurbaşkanı ile telefonda görüştüm. Yürüyüş yapıyordu ve sağlığının her geçen gün daha iyiye gittiğini ifade etti. Cuma günü doktorlar kontrol ettikten sonra bi
r müddet daha istirahat etmesi ve bu arada Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sayın Ergün Olgun’un görevlendirilmiş olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelip komisyonların oluşması ve görüşmelerin başlaması yönünde talimat alacağı söylenmiştir. Bunun beklentisi içerisindeyiz.
Başbakan Derviş Eroğlu, Klerides’in “görüşmelerin dolaylı devam edebileceği,” Kasulides’in ise “yeni bir Türk görüşmeciyi değerlendireceklerine” ilişkin açıklamalarını bulunduğuna ilişkin bir soruya karşılık ise şu görüşleri ortaya koydu:

“Bir kere şu anda başlatılmuış direkt görüşmeler vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ameliyat olması, şu anda iyileşme devrini geçirmekte olması, başlatılan bir programı sonuçsuz bırakmaz. Kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanımız hızla sağlığına kavuşmaktadır ve şu
anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görüşmecisi de Cumhurbaşkanımızdır. Dolaylı görüşmeler önerme bana göre yanlıştır. Bir insan hasta da olabilir, ameliyat da olabilir. Ama başlatılmış bir prosödür ve yöntem vardır. Bu yöntem devam ederken değiştirme, hele başka bir görüşmeci tayin edilirse tanıyıp tanımayacaklarını söylemeleri fevkalede yanlıştır. Kuzeyde bir devlet vardır ve istediği zaman görüşmeci de tayin eder. Ama şu anda Cumhurbaşkanımız hızla sağlığına kavuşmaktadır ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görüşmecisidir. Dolayısı ile bu konuda yorum yapmaya gerek yoktur.”
Başbakan Derviş Eroğlu, “Türkiye’ye müzakere takvimine karşılık Rum tarafının AB’ye üyeliğine Türk tarafının ses çıkarmayacağına ilişkin” haberlerle ilgili bir başka soruyu yanıtla
rken ise, Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ile Dışişleri Bakanı Şükrü Gürel’in bu konudaki tavırlarını açıkça ortaya koymakta olduklarını hatırlattı. Eroğlu devamla şöyle dedi:
“Sayın Ecevit ve Gürel, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi ile Kıbrıs konusun
un bağlantılı olmadığını, dolayısıyla Kıbrıs konusunda tavizkar politika izlemeyeceklerini, bundan sonra başka hükümetler de gelse tavizkar politika izleyemeyeceklerini net şekilde ortaya koymuştur. Dolayısıyla Türkiye’ye müzakere takvimi verilebilir. Bu zaten Türkiye’nin hakkıdır. Ulusal Programı’nı hazırlamış meclisten birçok yasaları geçirmiş, demokratikleşme yönünde birşok adımlar atmıştır. Dolayısı ile dün Doğu Bloku’nda Varşova Paktı’nda olan ülkelere tam üyelik müzakeresi konusunda tarih verilip tam üyelik noktasına getirilir ve Türkiye bunun dışında bırakılırsa, Avrupa Birliği hata yapmış olur diye düşünüyorum. Ama neticede Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişiyle Kıbrıs konusunun bağlantısı olmadığını Türkiye’deki hükümet yetkilileri sık sık tekrarlamaktadırlar.”
Başbakan Derviş Eroğlu, “toprak tavizi ve Güzelyurt’un verileceğine ilişkin” Rum basınında çıkan iddialar konusundaki soruya yanıtlarken, Rum basınında buna benzer spekülasyonların yapıldığını, Rum Yönetimi’nin de bu bölgelere insanlarını göndererek eylemler yaptırdığını anımsattı. Bu konunun hassas bir konu olduğunu, dolayısıyla spekülasyonlara göre değil masa başında varılacak bir anlaşmaya göre konuşulacağına dikkati çeken Eroğlu, “Bizim de bu konuda hükümetimizce almış olduğumuz kararlar
vardır. Almış olduğumuz kararlar çerçevesinde hareket edeceğiz. Bu dönemde bu gibi spekülasyonlar daha da artacaktır. Sayın Klerides toparğımızın yüzde 24’e inmesini istemiş ve görüşme masasına da bunu koymuştu. Ama bu kabul edilecektir anlamı çıkarılmamalıdır” dedi.

Coşar: Biz de barıştan yanayız!
DP Genel Başkanı Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Salih Coşar ise yaptığı kısa açıklamada, çözüm planları konusunda çok spekülasyonlar yapıldığına işaret ederek, “Gerek geçen gün, gerek bugün yaptığımız görüşmelerde bizim algılamamız şöyledir: Bütün taraflar iyi niyetle bir barışa ulaşmayı amaçlamaktadır. Elbette ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri olarak biz de barıştan yanayız. Önemli olan bu barışa giden yolda adaleti öne çıkarm
ak, adil yolu bulmaktır. Biz bu konuda iyi niyet intibası aldık. Bu iyi niyet devam ederse ve bu çalışmalar olursa makul bir barışa gidilebilir diye düşünüyorum.”
Başbakan Derviş Eroğlu, Coşar’ın bu sözleri üzerine, “Zaten anlaşmanın karşısında olan yok.
Mühim olan Kıbrıs Türk halkını tatmin eden kalıcı bir anlaşmanın olmasıdır” dedi.

Serdar Denktaş’la görüşme
Özel Koordinatör Büyükelçi Thomas Weston, daha sonra Turizm ve Çevre Bakanı Serdar Denktaş’la görüştü. Serdar Denktaş, görüşmeden sonra yaptığı kısa açıklamada, Weston’a babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlık durumuyla ilgili bilgi verdiğini ve diğer konularda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. “Diğer konular” ifadesini açmayan Serdar Denktaş, bunlarla ilgili olarak hükümet ve diğer il
gili makamlara bilgi vereceğini kaydetti.

YENIDUZEN 29/10/2002

ABD Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston, Kıbrıs’taki temaslarına başladı,

"Annan plan sunacak"

Weston ilk olarak Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Siyasi İşler Özel Danışmanı Müftüzade ile görüştü. Müftüzade: “Annan’ın bir çözüm planı sunma düşüncesi var. Zamanlanması kesinleşmedi”

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun’un yakın bir zamanda gelerek iki teknik komiteyle ilgili çalışmalara başlayacağını a
çıklayan Müftüzade, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlığına kavuşarak en kısa sürede KKTC’ye dönüp görevine başlayacağını söyledi

BM Genel Sekreteri Koffi Anann’ın Kıbrıs konusunda bir çözüm planı sunma hazırlığı içinde olduğu ancak bunun zamanının henüz
kesinleşmediği bildirildi.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen diplomatik temaslar çerçevesinde adaya gelen ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, düne sabah Kuzey’e geçti.
Ledra Palace yakınlarındaki ABD Büyükelçiliği Bürosu’na, ABD B
üyükelçiliği’ne ait 34 CD 1 plakalı bir araçla saat 10.33’da gelen Thomas Weston, daha önceden belirlenmiş programı çerçevesinde ilk olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade ile görüştü. Görüşmede Cumhurbaşkanlığı’nda görevli Mütercim Tercüman Bilgin Öke de hazır bulundu.
Görüşmeden sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunann Hakkı Müftüzade, Weston’a Kıbrıs Türk tarafının endişelerini ifade ettiğini söyledi.
Müftüzade, BM Genel Sekreteri Koffi Anann’ın Kıbrıs kon
usunda bir çözüm planı sunma hazırlığı içinde olduğunu ancak bunun zamanının henüz kesinleşmediğini de açıkladı. Müftüzade, Türk tarafı olarak yıkılamayacak ve bozulamayacak bir anlaşma istediklerini vurguladı.
Uluslararası camianın Güney’in adanın meşru
hükümeti olarak tanımasından dolayı bugüne kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadığını, bu hatanın hala daha devam etmekte olduğunu vurgulayan Müftüzade, “Halkımıza karşı uygulanan ambargolar devam etmektedir. Bunlara son verilmesini talep ediyoruz” dedi.
Birleştirici bir unsur olarak gördükleri AB’nin, Güney Kıbrıs’ın tek yanlı müracaatını kabul etmekle bölücü bir unsura dönüşebileceğini Weston’a anlattığını ifade eden Müftüzade sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avrupa Birliği Güney Kıbrıs’ın müracaatını tek y
anlı olarak kabul etmekle, kendi açılarından Kıbrıs sorununu çözdüler. Çünkü adanın meşru hükümeti olarak Güney Kıbrıs’ı tanımış oldular. Bu Kıbrıs Türk halkına yapılan bir haksızlıktır. Şayet böyle devam eder de çözüm olmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği’ne üye olursa, Avrupa Birliği kendi eliyle adayı bölmüş olacaktır. Bu da bölgemizde bir istikrasızlık yaratacaktır.”
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak isteyenlerin içteki dengeler yanında dıştaki dengeleri yani garantör ülke durumundaki Türkiye ve
Yunanistan arasındaki dengeyi de muhafaza etmek durumunda olduğunu, uluslararası anlaşmaları ve hukukun üstünlüğünü dikkate almaları gerektiğini vurgulayan Müftüzade, AB’nin sadece uluslararası anlaşmaları gözardı etmekle kalmayıp, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü de gözardı ederek Rumların tek yanlı müracaatını kabul ettiğine dikkati çekti.
Avrupa Birliği’nin, Türk tarafının uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını teslim etmek durumunda olduğuna işaret eden Müftüzade, “Eğer bunu yaparlarsa
ve taraflara eşit muamele ederlerse ve Kıbrıs Türk halkının seçilmiş olan temsilcilerini Brüksel’de görerek bizimle ayrı görüşmeler yaparlarsa, bir mesafe katedilebilir diye düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun’un yakın bir
zamanda gelerek iki teknik komiteyle ilgili çalışmalara başlayacağını açıklayan Müftüzade, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sağlığına kavuşarak en kısa sürede KKTC’ye dönüp görevine başlayacağını söyledi.
Müftüzade, “Çok kritik bir aşamadayız. Bu kritik aşam
ada dünyanın lideri konumunda olan Amerika Birleşik Devletleri’nin de büyük bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Eminim onlar da bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak istiyorlar. Özel temsilcileriyle bu çerçevede görüşmüş bulunuyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
Müftüzade, “Çok yoğun şekilde çözüm planı çalışmaları olduğuna ilişkin iddialar var. Weston’la görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi” şeklindeki soruya karşılık şu yanıtı verdi:
“Genel Sekreter’in taraflara öneri sunmayı düşündüğünü, ama bunun zama
nlamasının kesin olmadığını dile getirdiler. Bunun dışında önerilerle ilgili bir şey tartışmadık” dedi.
Müftüzade, Türk tarafı adına ortaya koydukları endişler karşısında Weston’un tutumunun ne olduğuna ilişkin bir başka soruyu ise şöyle yanıtladı:
“Anla
yışla karşıladı. Çünkü Kıbrıs tarihi ortadadır. Geçmişi hepimiz biliyoruz. Bu geçmiş, acı tecrübelerle yoğrulu bir geçmiştir. Türk tarafı olarak bizi tekrar maceraya sürüklemeyecek, garantör ülke Anavatanımızı tekrar bir maceraya sürüklemeyecek, yıkılamayacak, bozulamayacak ve Rumların dünyaya dönüp de ‘Bu bizim iç meselemizdir’ diyemeyecekleri bir çözüm istiyoruz. Daha büyük garantiler ve kendi tarafımızda egemen olmak istiyoruz. Bu da bizim en tabii hakkımızdır.
Dünya bu küçücük adada Güney’i egemen bir d
evlet olarak tanıyor, İngiliz Üsleri egemen olarak yaşamını sürdürüyor ama Kıbrıs Türk halkı egemenlik kelimesini gündeme getirdiğinde ‘Bunu yapamazsınız’ diyorlar. Bu bize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır diye düşünüyoruz.”

YENIDUZEN 29/10/2002

Kıbrıs'ın tek umudu çözüm

Birleşik bir Kıbrıs AB üyeliğinden elbette kârlı çıkacak, ancak asıl yararı 28 yıldır tecrit olmuş Kıbrıs Türk toplumu görecek. Bu, Türkiye'nin de yararına

29/10/2002

Theo Georgiou


Biri zamanında Avrupa'nın birleşme yönünde ilerleyeceğini, çünkü savaştan kaçınmanın tek yolunun bu olduğunu söylemişti. Şöyle devam etmişti:
"Dünyanın bu bölgesinde her ulusu savaşın sürgit dehşetinden ve vahşetinden, silahlı barışın ruh bunaltan ve ufuk karartan ağırlığından uzak durabilmes
i için yegâne umudumuz Avrupa'nın birliğidir, tabii eğer bunu başarabilirsek. Başka umudumuz yok." (Europe Since Napoleon/ Napolyon'dan Bu Yana Avrupa, David Thompson, 1957)
Bu birlik çağrısı beş ya da 10 ya da 50 yıl önce gelmedi. 1897'de dönemin Britany
a Başbakanı Lord Salisbury'ydi bu sözleri sarf eden.
Bölünmüş Kıbrıs adasındaki iki toplum kendilerini ülkelerini birleştirmeye adamış durumda. Kıbrıslıların çoğu hâlâ biraz geç de kalmış olsa AB üyeliğinin bir çözüm bulmayı kolaylaştırabileceğini umuyor. Bu temkinli iyimserlik barışı sağlamaya hâlâ vakit kaldığını düşünen AB içindeki ve dışındaki siyasetçilerce de paylaşılıyor. Çünkü hem adadaki toplumların, hem de Türkiye'nin hedefi AB üyeliği.
Birleşik bir Kıbrıs AB üyeliğinden elbette kârlı çıkacak, a
ncak asıl yararı 28 yıldır tecrit olmuş Türk toplumu görecek. Çözüm sağlanması, ekonomik yeniden yapılanma ve AB standartlarını yakalama için birliğin yapısal ve bölgesel fonlarının yüklü meblağlarla adanın kuzeyine akışını da beraberinde getirecek. Yabancı yatırımlardaki çarpıcı artış, Türk toplumunun milli gelirini de artıracak.
Ancak AB üyeliğinden tek kazançlı çıkacak Türk toplumu değil. Rumların refah seviyesi ciddi biçimde yükselecek. Çünkü Avrupa ekonomileriyle daha fazla bütünleşme, Rum ekonomisini
n gelişmemiş sektörlerini güçlendirecek. Ayrıca adanın kuzeyi Rumlara da açılacak.
Komşu Türkiye de Kıbrıs'ta çözüm sağlanmasından ölçülemeyecek derecede kazançlı çıkacak. Türkiye, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak aleyhinde kararlar alınmış örgütlerde artık
tecrit edilmeyecek. Yunanistan'la bağları gelişecek, bu da iki ülke arasındaki başka müzmin sorunlarla, özellikle Ege'yle ilgili ortak çözüm arayışı çabalarını güçlendirecek. İki ülke ilişkilerinin normalleşmesi, AB üyesi devletin aday ülkenin üyelik çabasını şevkle desteklemesi anlamına gelecek.
Adada her iki cemaatin liderleri arasında yıllardır süregelen görüş ayrılıkları, özellikle de Rauf Denktaş'ın BM kararlarının dışladığı konfederal iki devlet çözümünde ısrar etmesi dikkate alındığında, toplumlara
rası görüşmelerin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı meçhul. Bu yüzden de gelecek yıl şöyle bir sonuç doğabilir: Kıbrıs Cumhuriyeti gelecek yıl birliğe katılabilir, ama güney kısmı üyelerin nimetlerinden yararlanırken, kuzeyi giderek Türkiye'ye yakınlaşır.
Anc
ak birleşmiş bir Kıbrıs'a muhalefette direten güçler, tarihi bir uzlaşmayla federasyona yanaşırsa, yukarıdaki senaryodan kaçınılabilir. Ben birkaç nedenden dolayı böyle bir çözümü destekliyorum.
Öncelikle gelecekteki federal bir çözüm, adadaki bir toplumu
n diğerine baskın çıkması ihtimaline karşı katı önlemler getirecek. Kısacası devletin iki toplumlu yapısı, sayıca daha az Türk toplumunun ülkenin yönetiminde, nüfusunun elverdiğinden daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacak. Aynı zamanda çift bölgelilik her iki toplumun da kendilerine ayrılan bölgede nüfus çoğunluğunu oluşturmasını güvenceye alacak.
İkincisi, AB boyutu Türk toplumunun 'üzerimizde egemenlik kurulabilir' yönündeki son derece meşru korkularını giderebilir. Çünkü Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını t
akiben, merkezi hükümetin elindeki birçok güç zaten giderek azalacak. Bir düzeyde bu yetkiler Brüksel'e, bir başka düzeyde de iki ayrı bölgeye devredilecek.
Üçüncüsü, cemaat liderleri, 1977 ve 1979'da federasyonda uzlaşmıştı. O dönemlerde Rum Kesimi'nin n
üfusunu yansıtırken, Türk toplumunun ekonomik ve güvenlik kaygılarını dikkate alan toprak düzenlemeleriyle iki toplumlu,
iki bölgeli bir federal devlet kurmaktan bahsediyorlardı. Rum toplumu liderleri, federasyondan bahsetmeye devam ederken, Türk toplumu
liderleri
1998'de bu ilkeden uzaklaştı.
Son gerekçe de uluslararası toplumun Kıbrıs ve Kıbrıs halkı için istediği çözümün federasyon olması. Birbirini izleyen BM kararları, tek vatandaşlık, tek egemenlik ve tek uluslararası kimlik ilkesine dayanan federa
l bir çözüm sağlanması çağrılarında bulunur. Gali'nin 1992'de sunduğu ünlü Fkirler Demeti, aynı koşulları temel alarak, siyaseten eşit iki toplumdan oluşan, Türk toplumunun bütün devlet organlarına, federal yönetimin ve hükümetin bütün karar alma mekanizmalarına etkin biçimde katılmasını öngören bir federasyon kurulmasına yönelik önerileri ana hatlarıyla ortaya koyar. Fikirler Demeti, yabancı askerlerin aşamalı olarak geri çekilmesini ve nihayetinde adanın askerden arındırılmasını da içerir.
Elbette ki ne
tür bir çözüm geliştirileceği, adanın tarihine nasıl bakıldığına bağlı. Kıbrıs'a bakarken, 1950'ler ve 60'lardaki acı olaylara karşın, adanın yüzyıllarca kendine özgü bir karaktere, tarihe, siyasi ve sosyal yapıya sahip, çok kültürlü ve çok etnili bir işbirliğinin merkezi olduğunu dikkate alan bir duruş benimsenebilir (Tarihte bunu doğrulayacak birçok örnek var). Bu durumda federal çözüm pekâlâ uygun, çünkü kültürel çeşitliliği öne çıkaracak, ama aynı zamanda bütünlüğü ve ortaklığı sağlayacak bir çözüm bu. Fakat diğer yandan, Kıbrıs birbirine hep ters düşen, bir arada yaşayamayan iki ulustan oluşan bir ülke olarak görüldüğünde, hedef de konfederasyon ya da iki devletli yapı olur. Bu ikinci bakış açısının sorunu, gerçekleri yeterince yansıtmaması.

Tarih es geçilmemeli
Elbette ki her iki toplumdan da insanlar yakın geçmişte, amaçlarını izlerken çirkin eylemlere girişti. Bugüne dek yaşanan en büyük trajedilerden biri de, her iki tarafta da bazı insanların geçmişteki hatalarını kabulden kaçınması. Geçmişin yaralarının sarılması ve hâlâ geçerliliğini koruyan güvenlik kaygılarının yatıştırılması yolunda, Kıbrıs Rumlarının 1963-64'te çıkardığı olayların daha nesnel bir değerlendirmesinin, 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Türkleri (ve Türklerin) karıştığı olaylara yönelik d
aha dürüst bir yaklaşımın alması gereken uzun bir yol var. Fakat sorun Avrupa'nın başka bölgelerinde benzer olaylar meydana gelmesine karşın sonunda amacın hep uzlaşma ve birlik olması.
Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve hatta bütün bölgeyi bugünlerde zorlu b
ir tercih bekliyor. Birlik ya da federasyon olsun, farklılığı bastırmak yerine öne çıkaran, toprak bütünlüğüne saygı duyulan çoğulcu, çok etnili toplumların devamını ya da kurulmasını mı istiyoruz? Yoksa parçalanma yolunda daha ileri gidip birbiriyle savaş halinde, zaman zaman bölge için pek de ulvi tasarımları olmayan daha büyük güçlerin elinde oyuncak olan tek etnili oluşumlar yaratmayı mı istiyoruz? Ben tercihimi biliyorum.
(Theo Georgiou: Radikal'e özel, İngiltere'deki Bradford Üniversitesi'nde Barış Araştırmaları' nda yüksek lisans yapmış araştırmacı)

RADIKAL 29/10/2002

AB, Türkiye'yi dışlamayı göze alır mı?

Murat Yetkin

AB tüm ekonomik gücüne rağmen siyasal konularda ABD'ye muhtaç

29/10/2002

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgilenen hemen herkes, AB liderlerinin 12-13 Aralık'ta Kıbrıs'ın üyeliği konusunda alacağı kararın aslında yalnızca Kıbrıs'la ilgili olmadığının farkında. Bu karar daha çok Türkiye'nin Batı sistemler bütünü içinde tutulmak istenip istenmediğinin göstergesi olacak.
Hafta sonunda Avrupa Parlamentosu grup sözcülerinden biri Ankara'daydı. Söz verdiğim için yazamıyorum, parlamento üyesinin ülkesinin büyükelçisi de cumartesi akşamı evinde dar katılımlı bir yemek düzenledi. Yemekte, AP üyesi Türkiye'n
in AB ilişkilerinin düzelmesi için Kıbrıs ve asker-sivil ilişkilerinde ilerleme kaydetmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kendisine, acaba Türkiye ne gibi somut ilerleme kaydederse bunun Avrupa siyasetçileri tarafından "Türkiye'nin önünü açabilecek bir ilerleme" kabul edilebileceğini sordum. "Kıbrıs'ta, Loizidou davasında Türk avukatlar karşı tarafı muhatap alsalar, bir görüşme randevusu verseler yeterli. Bu çok şeyin göstergesi olur" dedi. Ben devamını getirmeden İlnur Çevik atıldı: "Bu yapıldığı anda on binlerce dava izleyecek ve bütün Kıbrıs görüşmeleri ve aslında Türkiye'nin AB ilişkileri de ağır darbe alacak. Bunun farkında mısınız?" AP üyesinin hiç bu açıdan bakmamış olduğunu biz de fark ettik, kendisi de. Olaya soyut bir "Avrupalılık" penceresinden bakıyordu.
Avrupa parlamenterini düzeltmek ve ikna etmek, kendi vatandaşı büyükelçiye düştü. Etkili AB üyesi ülkenin büyükelçisi, sanki bir Türk diplomatı gibi şu görüşü savundu: "Olay Kıbrıs'ın üye alınmasının, Türkiye'ye tarih verilmesinin ötesinde. A
vrupa'nın güvenlik ve istikrarından bölgesel kalkınmaya dek, Müslüman bir ülkede Batı tipi demokrasinin ve kalkınma modelinin yaşayıp yaşayamayacağına dek, çok önemli birçok konu bu çerçeveye sıkışmış durumda. Önümüzdeki iki ay içinde Türkiye konusunda vereceğimiz kararla birlikte, bütün bu konuların geleceğine de karar vermiş olacağız."
Cumhurbaşkanı Sezer'in dün Kopenhag'da AB Dönem Başkanı Danimarka'nın Başbakanı Rasmussen'in yanı sıra, AB Komisyonu Başkanı Prodi ve Genişleme Sorumlusu Verheugen'le görüşmesi ardından yaptığı açıklamadaki teması da aynıydı.
Sezer, AB'nin üyelik süreci hakkında kesin görüş bildirmediği tek adayın hâlâ Türkiye kaldığına dikkat çekti ve bu sorunu doğrudan, Avrupa'nın gelecekte çokkültürlü bir dünya gücü olup olamayacağına
bağladı. Sezer'e göre Avrupa yalnızca bir ekonomik güç olmanın ötesinde, stratejik ağırlığı olan küresel bir siyasi güç olmak istiyorsa, Türkiye'nin üyeliği konusunda daha fazla tereddüt göstermemeli.
AB, bugün dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olmasına
karşın, stratejik ve siyasi konularda (ki buna kendi kıtasındaki Bosna, Kosova ve Makedonya anlaşmazlıkları dahil) bile ABD'ye yaslanmadan bir şey yapamıyorsa,
bu hâlâ küresel düşünebilen bir dünya gücü olamamasından kaynaklanıyor.
Eğer AB liderleri Türk
iye'nin Müslüman nüfuslu, köylü, fakir ve Asya kökleri olan bir ülke olarak kendi içlerinde yeri olmadığını düşünüyorlarsa, artık bunu açıkça söylemenin zamanı geldi. Yok her şeye rağmen Müslüman bir nüfusun Batılı siyasi, sosyal ve ekonomik değer sistemi içinde yaşayıp gelişebileceğine kanıt vermek istiyorlarsa, bunu da söylemenin tam zamanı.
Hem Kıbrıs sorunu, hem Türkiye, hem de Avrupa'nın geleceği açısından, bütün tarafların kazançlı çıkacağı (winwin) çözüm imkânı varken, AB liderleri ideolojik açmazla
ra düşmemeli.

Emlakçılardan AB atağı
Merkezi Paris'te bulunan Uluslararası Emlak Federasyonu (FIABCI), 3-5 Ekim'de Portekiz'in Porto şehrindeki toplantılarında Türkiyeli emlakçıları da üyeliğe kabul ettiler. Toplantılarda Türkiye'yi Sabri Ateş, Salim Taşçı ve Neşe Can temsil etti. Türk heyeti daha sonra kuruluşun İtalyan dönem başkanı Enrico Campagnoli'ye bir mesaj göndererek, AB bünyesi içindeki emlakçılar federasyonundan Türkiye'ye üyelik müzakere tarihi verilmesi için girişimde bulunmasını istemişler.
O da bu yönde bir söz vermiş.
Bu bilgiyi bana aktaran Taşçı, henüz Avrupa coğrafyasında kadastrosunu tamamlamayan tek ülkenin Türkiye olduğunu söylüyor. Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya'daki kadastro sorunları ise ancak Osmanlı döneminden kalma tapular
bulundukça çözülebiliyormuş.

RADIKAL 29/10/2002