BM, Denktaş'ı suçladı

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözüm için hazırladığı planın, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın olumsuz yaklaşımı nedeniyle referanduma sunulamadığını belirten bir karar tasarısını kabul etti.

BM, Kofi Annan'ın Kıbrıs Planı'nın, Rauf Denktaş'ın olumsuz yaklaşımı nedeniyle referanduma sunulamadığını belirten ve bu durumu üzüntüyle karşıladığını vurgulayan bir karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.

Tasarıda, bu yüzden Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusunda kendi geleceklerini tayin etme olanağından yoksun kaldıkları da vurgulandı.

Annan'ın, dengeli planına destek verdiklerini açıklayan Konsey üyeleri, taraflara çağrıda bulunarak, Genel Sekreter'in
iyi niyet misyonu çerçevesinde köklü bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakereleri sürdürmelerini istedi.
HURRIYET 14/04/2003

Atina Zirvesi’ne Abdullah Gül gidiyor

Uğur ERGAN/ANKARA

AB adayı 10 ülkenin birliğe tam üye olarak katılmasıyla ilgili Atina'da 16 Nisan Çarşamba günü düzenlenecek imza törenine Türkiye adına Başbakan Tayyip Erdoğan yerine, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül katılıyor.

Dışişleri kaynakları, Gül'ün bu toplantıya katılmasının ‘‘Ankara, Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıyor duruma düşecek’’ şeklinde yorumlanmasının doğru olmadığını ifade ettiler. Hürriyet'e bilgi veren kaynaklar, uzun süredir hem Rum Kesimi'nin, hem de Türkiye'nin AB adayı olmalarına dikkat çektiler. Bu süreç içinde Türkiye'nin Rum tarafını tanır duruma düşmediğini hatırlatan kaynaklar, şunları söyledi:

‘‘Şu anda özellikle Rumlar, Türkiye'yi zor durumda bırakmak için böyle bir kampanya başlattılar. Bu oyuna gelmemek lazım. Geçmişteki zirvelerde durum ne ise, Atina'da da aynısı olacak. Adayı olduğumuz AB'nin davetine katılmamızdan da
ha doğal bir şey olmaz. Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs konusunu birbirine karıştırmak, baştan beri Rum tarafının oynadığı bir oyun. Bu oyuna karşı uyanık olmak gerekir.’’

HURRIYET 14/04/2003

Ferai TINÇ
Kıbrıs'ta yolun sonu

GERÇEKTEN de insanın içini burkan bir durum ortaya çıkacak ayın 16'sında. Yunanistan'ın on yıldan beri adım adım geliştirdiği parlak diplomasi sonucunu gözler önüne serecek. Avrupa Birliği, Irak krizinin yol açtığı çatlaklara rağmen, o gün tam bir birlik ve bütünlük tablosu sergileyerek yeni üyelerine bu arada Kıbrıs'a kapılarını açacak.

Türkiye, tam üyelik müzakereleri için tarih alan ve kendisinden bir adım daha ileri durumda bulunan Bulgaristan ve Romanya ile birlikte aday ülke olarak bu seremoniye katılacak.

İşte bu noktada büyük bir tartışma var. Türkiye katılmalı mı, katılmamalı mı?

Katılırsa, bunun Rum kesimini tanıma anlamına geldiğini ileri sürenler var. Bence bu doğru değil. Çünkü Türkiye AGİT toplantısında Kıbrıs'ın temsilcisi olarak Rum Yönetimi'ni Türkiye'ye davet etm
ek durumunda kalmıştı anımsarsanız. O dönemde bu konu tartışıldı ve bunun Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceği yorumu yapıldı.

İslam Konferansı Örgütü ile Avrupa Birliği üyesi ve adayı ülkelerin, medeniyetler arası buluşma konulu konferans için İst
anbul'da yaptıkları toplantıda da aynı durum tekrarlandı. Ankara, Kıbrıs Rum Yönetimi'ni davet etti.

Dünyanın tanıdığı bir ülkeyi siz tanımıyorsunuz ve size ait olan bir kararı, ancak siz değiştirirsiniz. Toplantıya katılmanız ya da katılmamanızın bu açıd
an bir önemi yok.

* * *

AMA tabii burada başka bir şey var. O da Türkiye'nin Kıbrıs'ın Avrupa üyeliği ile ilgili tavrı.

Türkiye Kıbrıs'ın, çözümden önce AB'ye üye olmasına karşı çıkıyor. Eğer bu noktada kriz politikası izlemeye karar verilmişse o zaman başka.

Bunun için de, Avrupa ile ilişkileri tamamen Kıbrıs'a endeksleyen köklü bir değişiklik kararı gerekmez mi?

Üstelik, bu pozisyonun etkili olması için devamlılık da şart. O zaman da, Türkiye'nin Kıbrıs'ın üye olduğu Avrupa Birliği ile hiçbir toplantıya katılmaması gerekir.

Kıbrıs'ta Türk devleti tanınmadan, Avrupa ile ilişkilerin askıya alınmasını zorlayan bu çizgi, Türkiye için bir yol seçimidir.

Avrupa Birliği ile ilişkilerde, adaylık statüsü de dahil, bugüne kadar Türkiye'nin elde ettiği haklard
an, uzun müzakerelerle ulaşılan kazanımlardan fedakarlık ederek Avrupa yolundan ayrılmak mı, yoksa bu yola devam etmek mi?

Gelinen nokta, öncelikleri yeniden netleştirme noktasıdır.

* * *

EĞER Kopenhag'da KKTC, Annan planını kabul ettiğini açıklamış olsaydı, 16'sında Kıbrıs Türk kesimi de Avrupa Birliği anlaşmasının altına imza atıyor olacaktı.

Ve Rum kesimi, Türk tarafına katiyen tanımak istemediği hakları, Avrupa Birliği üyeliğinin onayına sunulduğu aynı referandumda onaylamak zorunda kalacaktı.

Da
ha da önemlisi Türkiye, dış politikasında Kıbrıs ipoteğinden kurtulacak, Kıbrıs ile ilgili yeni koşullara uygun etkili bir dış politika oluşturma olanağı bulacaktı.

16'sında Rum Yönetimi, Avrupa ile ilk birlik anlaşmasına imza atacak. Üstelik de, Birleşm
iş Milletler'in, Avrupa Birliği'nin ve Amerikan Kongresi'nin Türkleri ‘‘çözüm istemeyen taraf’’ olarak niteledikleri bir uluslararası ortamda.

Bu, Türkiye'nin Kıbrıs politikalarının iflasıdır. Artık bu saatten sonra, ‘‘toplantıya katılırsak tanımış olur muyuz, olmaz mıyız? AB üyeliklerini kabul etmiş olur muyuz olmaz mıyız?’’ gibi şekilsel tartışmaları, sembolik eylemler sadece Türk kamuoyunu oyalama anlamını taşır.

* * *

AVRUPA Birliği, aday ülkelerle üyelik anlaşmasını 16 Nisan'da imzalayacak ama tam üyelik 2004'de gerçekleşecek. Aynı tarihte Türkiye ile de, Kopenhag kriterlerine uyum sağlamış olması koşuluyla, tam üyelik görüşmeleri başlayabilir.

Bir yıl, net hedeflere sahip siyasetlerin hayata geçmesi için hiç de az bir süre değil. Kıbrıs'ta bugün
e kadar uygulanan politikalarla yolun sonuna gelindi. Ama yeni bir yol açmak de elimizde.

HURRIYET 14/04/2003

Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
Kıbrıs'ta çözüme medya engeli!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, çarşamba günü Belgrad'da Yunanistan Başkanı Costas Simitis ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile yaptıkları görüşmenin ardından tarihi Osmanlı kalesinde Damat Ali Paşa Türbesi'ni ziyaret ettiler.

Ziyaretin ardından birkaç adım ilerdeki tepeye ulaşıp, Sava Nehri'nin Tuna'ya karıştığı buluşma noktasının muhteşem güzelliğini seyrettiler.

Sonra yüzlerini Türbe'ye, sırtları iki nehre dönerek hatıra fotoğrafı çektirip, Türk gazetecilerle kısa bir sohbet yaptılar.

Doğal olarak sorular
Simitis'le görüşme ve Kıbrıs konusuna geldi.

İki liderin basın toplantısında,
Simitis, ‘‘Görüşme oldukça ilginçti’’ demişti. Zirveye katılan Erdoğan'ın bir kurmayına bu ilginçliğin nedenini sorduğumuzda şu yanıtı almıştık:

‘‘Sayın Başbakan çözümü ne kadar istediğini o kadar net ortaya koydu ki
Simitis bunu beklemiyordu. Başbakanımız ya çözüm, ya çözüm mesajı verdi.’’

Gazetecilerin bir sorusu da, bu ‘Ya çözüm, ya çözüm’ mesajına yönelik oldu. Erdoğan'ın bu soruya yanıtından sonra, ben de ‘‘Nedense hep Türkiye dışına çıkıldığında çözüm için güçlü vurgular yapılıyor; ama Türkiye ve Kıbrıs'a dönüldüğünde bu durum değişiyor sanki’’ dedim.

Erdoğan, bu değerlendirmeye katılmadığını belirtti. Bu sırada Gül devreye girerek, ‘‘Arkadaşımız benim son Kıbrıs gezimdeki sözleri kastediyor sanıyorum. Ama böyle değil’’ diyerek Erdoğan'a destek verdi.

Erdoğan, hep aynı yönde mesaj verildiğini tekrarlayarak, ‘‘Medya da maaşallah bize pek yardımcı oldu!’’ diye medyayı eleştirdi.

KARARLILIK VURGULARI ÇÖZÜM GETİRMEDİ

İmalı sözlerle medyayı eleştiren Erdoğan'ın kendi üzüntüsü de gizlenemez gibiydi.

AKP'nin iktidar dönemine kısa bir yolculuk yapıldığında bunun gerekçeleri de görülebiliyordu.

Davos'ta,
‘‘Denktaş da Klerides de bu sorunun çözümünü istemiyor’’ diyen ve bu nedenle de Denktaş'la polemiğe girmek durumunda kalan kendisiydi.

Kıbrıs sorununun
Denktaş'ın şahsi sorunu olmadığını söylediğinde ve ‘‘40 yıldır bu sorunu çözmeyenler vebal altında’’ dediğinde de çözüm konusundaki kararlılığını vurguluyordu.

2 Şubat'ta, AKP Kurucular Kurulu toplantısında, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önünü tıkadığını vurgularken, ‘‘Annan planı çözüme yönelik müzakerelerin sürdürülmesi ve kalıcı bir çözüm için fırsattır. Çözümü istemek, ver-kurtul anlamına da gelmez’’
diyen yine Erdoğan'dı.

ÖZELEŞTİRİ YAPAR GİBİYDİ

Aynı konuşmanın devamında ise ‘‘Biz çöz-yaşat anlayışındayız. Bunu kimse boy gösterme meselesi yapmasın. Mesele bizimdir. Müzakere kanallarının açık tutulması, çözüm üretilmesini dile getiriyoruz. Kişiye endeksli politikayla bunu çözmemiz de mümkün değildir. Çözümsüzlük siyasetinden fayda uman kimi çevreler mevcuttur veya hayatları boyunca
‘çözümsüzlük çözümdür’ mantığıyla hareket edenler, bu durumun devam etmesini isteyebilirler. Menfaatleri bunu gerektirebilir. Gerç_ek yurtseverlik, güvenliğimize gerçek düşkünlük, milli davaya sahici sadakat bu konuda bir özeleştiri yapmayı zorunlu kılıyor’’ sözleri geliyordu.

Damat Ali Paşa Türbesi’nin karşısında, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılamaması nedeniyle medyayı eleştiren Erdoğan, çözüm noktasındaki iktidar partisinin başı ve yukardak
i sözlerin sahibi olarak kendisi de özeleştiri yapar gibiydi.

HURRIYET 14/04/2003

Kıbrıs üye, Türkiye ortak


Atina'da 16 Nisan Çarşamba günü 10 yeni AB ülkesinin tam üyeliğe katılım töreni yapılacak.
Yunanistan'ın dönem başkanlığına rastlayan bu törenin özel bir anlamı var: Güney Kıbrıs da 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adı altında Avrupa Birliği çatısı altına giriyor.
Hükümet bu törene 'düşük profilli' katılacakmış! Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Atina yolcusu... Kıbrıs'ta çözümsüzlüğe rağmen 'Türkiye yoluna deva
m ediyor'. Abdullah Gül'e göre 'pire için yorgan yakmak gereksiz'. Başbakan Erdoğan ise 'Güney Kıbrıs'ı tanımadık da ne oldu?' havasında.
Erdoğan'ın Belgrad zirvesinde Simitis'e Kıbrıs'ta Sırbistan - Karadağ formülünü önerdiği ancak kabul görmediği öne sür
ülüyor.
Geçen haftanın en önemli gelişmesi Hürriyet'in yayımladığı 12 Aralık Kopenhag zirvesi bant kayıtlarıydı.
Danimarka Başbakanı Rasmussen ile Dışişleri Bakanı Möller arasındaki kulis konuşmalarının ses ve görüntü bantları, Kopenhag zirvesini 2004 sonu
nda 'Türkiye'ye AB kapısının açıldığı' şeklinde yorumlayan çevrelerin iyimserliğinin aksine geri plandaki 'oyun'u yansıtmaktadır.
Oyala ve unut!
Kopenhag'dan çıkan sonucu Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in Danimarka Başbakanı Rasmussen'e söylediği bu sözl
er özetliyor.
Kameraların çekim yaptığından habersiz Danimarka Dışişleri Bakanı Möller şöyle konuşuyor:
'Almanların içeride ve dışarıda söyledikleri birbirini tutmuyor. Joschka Fischer ile görüştüm. 12 saat içinde üç kez fikir değiştirdi. Önce Türkiye'nin
birliğe tam üyeliğini istemediklerini, dışarıda tutulması gerektiğini söyledi. Sonra benden kendisi için Türkiye'ye karşı bir oyalama formülü bulmamı istedi, daha sonra da unutalım dedi.'
Zirveden 'tarih için tarih' çıktıktan sonra Danimarka Başbakanı Rasm
ussen Erdoğan - Gül cephesinde düş kırıklığına yol açan sonucu şöyle yorumluyor:
'Masada onların dostlarından hiçbiri yoktu. Kimse Türkiye'yi desteklemedi. Ben onlara tarih konusunda ısrarlı olmamalarının Türkiye'nin yararına olacağını anlatmaya çalıştım,
anlamadılar. Tarih konusunda ısrar ettiler. Şimdi Türkiye'nin durumu 2004 Aralık zirvesinde görüşülecek.
Türkiye'yi birliğe istemeyenler o zaman da bir bahane bularak karşı çıkacaklar ve bu iş uzayacaktır.'
AB genişleme sürecinde Türkiye'nin 'tam üyeliği'
ne yazık ki gelecekte de öngörülmüyor.
TÜSİAD Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası'nın Avusturya gözlemlerini içeren bir yazısı çıktı Radikal'de. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in Türkiye için 'özel statü' öneren yaklaşımını duyurdu.
AB çevrelerinde
giderek yaygınlaşan eğilim Ankara'ya tam üyelik yerine 'ortaklık' statüsü tanınmasıdır.
İşte 40 yıllık AB serüveninin sonu:
Kıbrıs üye, Türkiye ortak!
16 Nisan'da Atina'da 'yalnızlığın resmi' çekilecek!
DERYA SAZAK – MILLIYET 14/04/2003

AB'yle kritik hafta başlıyor

Aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu 10 yeni üye, çarşamba günü AB'ye üye oluyor. Atina'daki imza töreni Türkiye ile AB arasında sorun çıkaracak

14/04/2003

RADİKAL - ANKARA - Türkiye-AB ilişkilerine bu hafta Kıbrıs damgasını vuracak. AB Genel İşler Konseyi, bugün Türkiye için hazırlanan güncellenmiş Katılım Ortaklığı Belgesi'ni (KOB) onaylayacak. AB ile birliğe alınacak
aday ülkeler arasında yapılacak katılım anlaşması töreni öncesinde en önemli sorun olarak Kıbrıs görülüyor.

KOB'a karşı UP ile yanıt
AB Komisyonu'nca 26 Mart'ta tamamlanan ve basına yansıyan KOB taslağında, Türkiye'yi memnun eden birçok unsur var. Bunların başında yeni kriter konulmaması, bugüne kadar adım atılan konuların KOB'dan çıkarılması, Türkiye'nin istediği vadenin konulması gibi unsurlar geliyor. Türkiye, söz konusu belgeye Ulusal Programı'nı (UP) güncelleyerek karşılık verecek.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dışişleri bakanları düzeyinde yapılacak KOB toplantısı için bugün Lüksemburg'a gidiyor. Gül, akşam AB Komisyonu
'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verhaugen'la görüşecek. AB'yi, Dönem Başkanı Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu başkanlığındaki bir heyet temsil edecek. Toplantıda KOB ve UP'ye ilişkin ayrıntılar gözden geçirilecek.

Atina'ya Gül de gidiyor
Gül, daha sonra AB ile 10 aday ülke arasındaki 'katılım anlaşması' imza töreni için Atina'ya geçecek. Toplantıda, Rum Kesimi'nin Kıbrıs'ın tamamı adına anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Türkiye, Kıbrıs konusundaki kaygı ve uyarılarını Ortaklık Konseyi toplantısında AB'ye iletecek. Kıbrıs'ın tek başına üyeliğiyle AB'nin soruna dahil olacağı uyarısında bulunacak olan Gül, anlaşmanın Kıbrıs sorunuyla ilgili ek protokolünde çözüm arayışlarına şans tanınmasını isteyecek. KOB'da Kıbrıs'ın siyasi kriterler ara
sında yer almasının da Türkiye ile AB arasında sorun yaratacağı belirtiliyor.

BM Kıbrıs karar tasarısını kabul etti

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’ta kalıcı ve kapsamlı çözümün taraflar arasındaki görüşmenin devamıyla sağlanabileceğini belirterek, “müzakere sürecine devam” çağrısında bulundu.

NTV

14 Nisan— Konsey anlaşmaya varılamamasından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı sorumlu tuttu

Konsey, Kıbrısla ilgili Genel Sekreter Annan’ın sunduğu çözüm planının bundan sonra yapılacak olası müzakerelere temel teşkil edebileceğini vurguladı. 1475 sayılı karar metninde bundan sonraki dönemde, cesareti kaybetmeden yeniden müzakereye dönük çabaların yoğunlaştırılması istendi.
Ru
m tarafının lobisi sonucu kararda “plan sadece müzakerelerin temelini teşkil edebilir” şeklinde bir ifade de yer aldı.
Böylece Rum Yönetimi, Annan Planı’nı olası bir anlaşmanın esası değil, müzakere sürecinin esası şeklinde kabul edilmesini sağladı.
Rum
yönetimi, ayrıca Annan Planı’nın Birleşmiş Milletler gündeminden çıkarılması amacıyla yoğun bir lobi yaptı.
Rumlar bu konuda kısmen etkili olurken karar metnine “müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasında Türk tarafının uzlaşmaz tavrı etkili oldu” ifade
sini yerleştirmeyi de başardı.
Kararda Layeh’deki toplantıda Cumhurbaşkanı Denktaş’ın uzlaşmaz bir tutum izlediği belirtilirken bundan sonra ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ve hangi tarihte yapılacağı sorularına yanıt verilmedi.

“Kıbrıs için hala çözüm umudu var"

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Kıbrıs sorununun çözümü için 2004 yılına kadar umut olduğunu söyledi.

KKTC/Atina
NTV

14 Nisan— ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston, Rum Kesimi’nin AB ile Çarşamba günü katılım anlaşmasını imzaladıktan sonra Kıbrıs sorunun çözümü konusunda yapılacakları belirlemek amacıyla, Ada’da temaslarda

Kıbrıs sorunun 2004 yılına kadar çözümlenebileceğini belirten Weston, BM Güvenlik Konseyi’nin de Kıbrıs konusunda bugün net bir karar alacağını açıkladı. Weston, bu kararın Kıbrıs konusundaki bir sonraki süreç açısından belirleyici olacağını da söyledi.
Thomas Weston, Rum Kesimi Lideri Tasos Papadopulas ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile temaslarda bulundu. Thomas
Weston, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’la görüşmesinde, ABD’nin Kıbrıs konusundaki tavrını bir kez daha aktardı.
Annan planının özünü korumak koşuluyla bazı değişiklikler yapılabileceğinin altını çizen Weston, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile y
aptığı görüşmeden sonra, Annan planının köklü bir şekilde değiştirilemeyeceğini söyledi.

‘ÇÖZÜM ÇABALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “Rum kesiminin AB üyeliğinin, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının son bulacağı anlamına gelmediğini” söyledi.
Hrisostomidis, Atina’da yaptığı basın toplantısında, Rum yönetiminin çözüme yönelik çabalarının BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu plan temelinde ve BM çerçevesinde devam edeceğini kaydetti.
Rum kesiminin AB üyelik anlaşma
sının imzalanacağı 16 Nisan’dan sonra tüm Kıbrıs’ı kapsayacak bir paket açıklayacağını belirten Hrisostomidis, “Çözüm için işbirliği sağlamaya yönelik bu paket serbest dolaşım ve istihdam politikasında düzenlemeler gibi önlemler içerecektir” dedi.
Hrisosto
midis, Rum Kesimi’nin üyeliğinden sonra Türkiye’nin AB topraklarını işgal etmiş duruma düşeceğini de savundu.

‘RUM KESİMİNİN ÜYELİĞİ ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRIR’
Bu arada Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, “Rum kesiminin AB üyeliğinin Kıbrıs’ta çözümü kolaylaştıracağını” söyledi.
Papandreu, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin verdiği desteğin Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “Uzlaşmaz tutumunu” güçlendirdiğini ve Lahey’de “başarısız sonuç alınmasına yol açtığını” kaydetti.
Öte yandan Türkiye-AB ilişkilerine de değinen
Papandreu, bölgedeki son gelişmelerin Türkiye’nin hedef AB üyeliği olmak üzere Avrupa perspektifini engelleyeceğini sanmadığını ve Atina’nın bu yoldaki desteğini sürdüreceğini vurguladı.

Güney Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros’a göre Güvenlik Konseyi “Kıbrıs sorunuyla” ilgili uzlaşmaya vardı

Annan Planı müzakere zemini

---------------------------------------------------
1-Annan planı, Kıbrıs sorununa çözüm ekseni olarak müzakere masasında kalıyor.

2-Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri’nin 26 Şubat tarihli ve dikkatli bir şekilde dengeli olan planına daha ileri müzakereler için yegane zemin olarak tam destek veriyor (değişiklik buradadır) ve ilgilileri BM Genel Sekreteri’nin iyiniyet misyonu çerçevesinde ve Genel Sekreter’in raporunun 144-151’inci maddelerinde belirtildiği gibi kapsamlı bir çözüme ulaşmaları için müzakereye davet e
der.
----------------------------------------------------

Güney Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros’a göre Güvenlik Konseyi “Kıbrıs sorunuyla” ilgili uzlaşmaya vardı. Annan Planı’nın “müzakere zemini” olarak Güvenlik Konseyi kararında yer a
lacağı belirtildi.
FİLELEFTHEROS ve diğer gazeteler, Irak savaşı dolayısıyla bir yandan ABD ve İngiltere diğer yandan Rusya, Çin ve Fransa olmak üzere Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi arasındaki şiddetli rekabetin Kıbrıs konusuna da yansıdığını, buna rağ
men Kıbrıs konusunda onaylanacak karar metni üzerinde bir uzlaşmaya varıldığını yazdı.
Gazeteler, esas sürtüşme konusu olan Annan planının kararda nasıl yer alacağı hususunun ise halledildiğini ve planın müzakere zemini olarak kalmasının öngörüldüğünü beli
rttiler.
FİLELEFTHEROS, “Bir Yandan ABD ve İngiltere, Diğer Yandan Rusya, Çin ve Fransa Arasında Şiddetli Rekabet.. Karar Konusunda Uzlaşma.. Annan Planı, Çözüm Ekseni Olarak Masada Kalıyor..” başlıklı manşet haberinde, şunları yazdı:
“Güvenlik Konseyi’nde
uzlaşıcı bir formül şekillendirmiş bulunuyorlar ve bütün göstergelere göre pazartesi günü Kıbrıs konusunda bir karar onaylanacak. Bir yanda ABD-İngiltere, diğer yanda Rusya, Çin ve Fransa arasındaki şiddetli rekabet, Irak savaşı sürtüşmesi dolayısıyla patlak veren bir durumdu. Bu sürtüşme Güvenlik Konseyi güçlü üyelerinin uluslararası sorunlarla ilgili olarak bundan sonra izleyecekleri metot konusundaki niyetlerini de ortaya koyuyor.
Varılan uzlaşmayla metinde Annan planının bir çözüm zemini oluşturduğuna
dair direkt bir ifade yer almıyor. Ancak bu nokta karar metninin başka ifadelerinden anlaşılıyor. Yani bu yoruma açık bırakılıyor. Güvenlik Konseyi üyeleri arasında saatler süren temaslar aşağıdaki eksenleri içeren kısa bir metinde sonuçlandı.
1-Annan pla
nı, Kıbrıs sorununa çözüm ekseni olarak müzakere masasında kalıyor.
2-Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri’nin 26 Şubat tarihli ve dikkatli bir şekilde dengeli olan planına daha ileri müzakereler için yegane zemin olarak tam destek veriyor (değişiklik bura
dadır) ve ilgilileri BM Genel Sekreteri’nin iyiniyet misyonu çerçevesinde ve Genel Sekreter’in raporunun 144-151’inci maddelerinde belirtildiği gibi kapsamlı bir çözüme ulaşmaları için müzakereye davet eder.
Elen tarafı her ne kadar da bu metni, daha önce
Anglo-Amerikanların Alvaro De Soto’nun desteğiyle ileri götürdükleri metinden daha olumlu görse de yeni gelişmeyi ihtiyatla karşılıyor.
Aynı doğrultudaki bilgilerimize göre Lefkoşa, her ne kadar da ‘planın daha ileri müzakeresi imkanı olacağı’na açıkça ye
r verilmesine karşın, raporun 144-151’inci tartışma konusu paragraflarının benimsenmesinin ilk taslakların temel görüşüne (yani iki taraf müzakere için önemli safhalar açmadan planın boşluklarını doldurma taahhüdüne girecekler) havale ettiği görüşündedür.
Lefkoşa’yı endişelendiren şudur: Karar metninin plana somut bir şekilde değinilerek benimsenmesi durumunda bu uluslararası camia için bir kazanım olacak. Elen tarafı bunu kabul edecek, Türk tarafı ise etmeyecek. Bundan dolayı diplomatik bir kaynağın dün gazetemize izah ettiği gibi bundan sonraki girişim, kararın Elen tarafınca kabul edilmiş olduğu olgusundan başlayacak ve Türk görüşlerine yaklaşım sağlanmaya çalışılacak. Aynı zamanda ise sahnede, yarın Lefkoşa’da temaslara başlayacak olan State Department Koordinatörü Thomas Weston olmak üzere arabulucular da görünmeye başladı. Önümüzdeki günlerde koordinasyon amacıyla Londra’da Lord Hannay’la temaslar yapacak olan Weston bir hareketlilik yaratarak bunu idame ettirmeye çalışacak.”

Konsey “Annan Planı”nı ben
imsedi
POLİTİS, “Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’la İlgili Kararı Ne Diyor? Annan Planı Peşimizde...” başlıklı manşet haberinde şunları yazdı:
“Kıbrıs diplomasisinin ısrarlı çabalarına ve Rusya, Çin ile Fransa’nın güçlü tutumlarına karşın, Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’la ilgili kararı, Lefkoşa’da Annan planını gömmek isteyenleri yalnız ifade ediliş biçimiyle tatmin ediyor. Güvenlik Konseyi, planı müzakere zemini olarak benimsiyor, ancak özde planı çözüm olarak empoze ediyor. Çünkü BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’
la ilgili raporunun 144-151’inci paragraflarını benimsiyor.”
Gazete aynı haberi, “Müzakere Zemini Ancak Çözüm Zemini De..” başlığı altında sürdürdü, şunları yazdı:
“Annan planı artık Kıbrıs sorununun çözüm zeminidir. Güvenlik Konseyi birçok kez çıkmaza gir
en ve günlerce süren temaslar sonunda yarın onaylanacak karar metninde anlaşmaya vardı. İlk bakışta, planı Kıbrıs sorununun çözüm zemini olarak benimsemekten kaçındı gibi görülüyorsa da karar metninin mantığı, soruna çözüm bulunması çabalarının bundan böyle çabaların dayanacağı zeminin ne olacağı konusunda fazla tereddüde yer bırakmıyor.
ABD, özellikle Yunanistan diplomatik misyonunun güçlü bir şekilde hareketlenmesinden sonra İngilizlerin ısrarına karşın Rusya’yla anlaşmaya vardı. İngiltere Annan planının
çözüm zemini olarak benimsenmesi konusunda net bir taahhüt ortaya konmasında ısrar ediyordu.
Daha önceki günlerde ABD ve İngiltere bir karar metni geçirmek için mücadele ediyorlardı. Bu kararda, Annan raporundaki 147’inci paragraf benimsendikten sonra sade
ce planın boşluklarının doldurulması ve ayrı referandumlara sunulması önerilecekti. Rusya ve Çin ise, BM Genel Sekreteri’nin siyasi görüş ayrılıklarında üst hakem olamayacağı ve çözüm empoze edemeyeceği görüşünü ortaya koyarak tepki gösteriyorlardı.”
Gazet
e haberinin devamında, ABD’nin BM daimi delegesininin girişim üstlenerek Rusya daimi delegesiyle bir anlaşmaya vardıklarını ve böylece bir dereceye kadar İngiltere ve Annan’ı bile teğet geçtiklerini yazdı.
POLİTİS, kararın esas metninde yapılan ifadesel değişikliğe rağmen Rum tarafının memnun olmadığını ve son anda bile olsa 144-151’inci maddelere atıfta bulunulmasından kaçınılması için çaba harcamakta olduğunu bildirdi, şöyle devam etti:

Annan’a tam destek!
“Güvenlik Konseyi’nin kararıyla taraflardan her biri yaklaşık olarak elde etmeye çalıştığını alıyor. BM Genel Sekreteri ise hem planına, hem de Kıbrıs konusunda yeniden devreye girmek için ortaya koyduğu mantığa tam destek alıyor. Yani ilgili taraflar sadece planın boşluklarını doldurmaya (onu yeniden
müzakere etmeye değil) hazır görünsünler ve planı referandumlara sunsunlar. Kıbrıs hükümeti, katı bağlayıcı ifadelerden kurtuldu. Bu gibi ifadeler Kıbrıs’ın AB’a katılımından önce AB’ı, BM mantığını benimsemeye götürebilirdi.”
Gazete haberinin devamında, G
üvenlik Konseyi kararında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a eleştiri yöneltilirken, Türkiye’den hiç söz edilmediğini, Annan planı gibi kapsamlı bir planın yer alacağı bu karardan sonra, daha önce Güvenlik Konseyi’nce alınan kararların Rum tarafı için aynı ağırlığa sahip olup olmayacağının kuşkulu olduğunu kaydetti.
HARAVGİ, Güvenlik Konseyi’nde uzlaşmaya varıldığını ve yarın kararın onaylanmasının beklendiğini yazdı. Gazeteye göre AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas radyo Astra’ya verdiği demeçte, Kıbrıs s
orununa mümkün olan kısa sürede çözüm bulunabilmesi için müzakereleri bilgelik ve iyiniyetle sürdürmeleri gerektiğini söyledi.
Hristofyas, Türk tarafının Annan planını reddettiği bir sırada, Rum tarafının bu planı olduğu gibi kabul etmesi yönünde tek yanlı
bir taahhüdünü intihar olarak niteledi.
ALİTHİA aynı konudaki haberinde, Rum diplomasisinin girişimi, Rusya ve Çin’in ısrarı üzerine Anglo-Amerikanların ve BM Sekretaryası’nın, Annan planını Kıbrıs sorunu için yegane çözüm zemini olarak gören ifadenin kar
ar taslağından çıkarılmasını kabul ettiklerini yazdı.

14/04/2003 YENIDUZEN

Panagopulos:

"Talat sandalye beklentisi içinde"

Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Hristos Panagopulos, POLİTİS’e verdiği söyleşide, Rum Yönetimi’nin Kıbrıslı Türkler’e yönelik önlemlerine CTP Başkanı Mehmet Ali Talat’ın verdiği tepkiyi yorumladı. Talat’ın tepkisinin, “sözde başbakanlık sandalyesini alma beklentisiyle ilişkili” olabileceğini söyledi.
Gazeteye göre Panagopulos, Rum Yönetimi’nin Kıbrıslı Türkler’e yönelik önlemlerinin AB’la işbirliği içinde uzun vadeli bir inceleme aşamasında olduğunu ve “Kıbrıslı Tü
rkler’in, hiçbir karşılık beklenmeksizin Cumhuriyet içindeki konumlarının yükseltilmesini hedeflediğini” savundu.
Bu konuda Kıbrıs Türk muhalefeti içinde çeşitli kulisler yapılmakta olduğunu gözlemlediklerini söyleyen Panagopulos, “Mehmet Ali Talat’ın yap
tığı U dönüşünün kendilerini hayrete düşürdüğünü, Talat’ın sözde başbakanlık koltuğu beklentisi içinde olduğunu söyleyen pek çoklarının bulunduğunu, oradan (koltuktan) başkalarının da geçtiğini ve pişman olduklarını aklından çıkarmaması gerektiğini” söyledi. Panagopulos, “Zaman zaman Denktaş tarafından kullanılan Kıbrslı Türkler’in isimlerini saymama gerek yok. Durum böyle ise, bu, Talat’ın zaman zaman çıkıp çeşitli tuhaf şeyler söylemesini açıklıyor” şeklinde konuştu.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in
18-19 Nisan’da Rum tarafına yapacağı ziyaretin Kıbrıslı Türkler’e bir birlik mesajı vereceğini söyleyen Yunan Büyükelçi, “fırsatı yakalamanın Kıbrıslı Türklere kalmış birşey olduğunu, Denktaş rejimine çakılıp kalmak istiyrolarsa bunun da kendi seçimleri olduğunu, Yunanistan’ın onlara AB içinde ortak bir süreç sunmak için her zaman burada bulunduğunu” ileri sürdü.
Hristos Panagopulos, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalarını sürdürmesi gerektiği düşüncesinde olduklarını da belirte
rek, Lahey’in bir dönemin sonu olduğu görüşünü kabul etmediklerini sözlerine ekledi.

14/04/2003 YENIDUZEN

Denktaş

Bugün Bursa’ya gidiyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu akşam Bursa’ya gitmek üzere adadan ayrılacak.
Denktaş, bu akşam saat 19.00’da İstanbul’a gidecek oradan da Bursa’ya geçecek.
Denktaş, Vali Oğuz K. Köksal’ın davetlisi olarak Bursa’da Osmangazi Türbesi’nin açılışını yapacak ve Uludağ Üniversitesi’nde konferans verecek.
Yeniden düzenlenerek restore edilen türbenin açılış törenine Türkiye Kültür Bakanı Erkan Mumcu da katılacak.

14/04/2003 YENIDUZEN

KKTC’nin VARLIGI KABUL ETTIRILMELI

Deniz Baykal: Güney Kıbrıs’ı engellemeye yönelik, onu tanımamaya yönelik, ona karşı bir siyasetle artık bir yere varılamayacağı ortaya çıkmıştır

Annan planına da atıfta bulunan Baykal, “Kıbrıs’ta tek istediğimiz getirilecek düzenin iki ayrı bölgede iki ayrı toplumun var olduğu gerçeğini kabul ettirmek” dedi

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye girişini engellemeye yönelik, onu tanımamaya yönelik, ona karşı bir siyasetle artık bir yere varılamayacağının ortaya çıktığını belirtti.

Bundan sonra yapılması gerekenin KKTC’nin varlığını herkese kabul ettirmek olduğunu kaydeden Baykal, “Tek istediğimiz getirilecek olan düzenin iki ayrı bölgede iki ayrı toplumun varolduğu gerçeğini kabul etmektir” dedi.

Deniz Baykal, bir gazetecinin 16 Nisan’da Yunanistan’da yapılacak AB toplantısına Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün katılacağını anımsatarak, “Türkiye bu toplantıya katılarak Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB’ye üyeliğini kabul etmiş olmuyor mu?” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Kıbrıs sorununun artık yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu açıktır. Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olarak kabul edileceği görülüyor. Tabii, hiç kuşku duymuyoruz ki, bu uluslararası anlaşmalara ve Kıbrıs’la ilgili anlaşmalara, uluslararası hukuka aykırıdır. Siyasi bakımdan doğru değildir. İlk kez AB’ye sınırları belli olmayan, varlığı tartışmalı bir coğrafya parçası bir devlet olarak kabul ediliyor. Ama bu tartışmaların geride kaldığını hep birlikte görmemiz lazım. Yani bunu tanıyıp tanımama konusu önemini kaybetmiştir. Burada önem taşıyan nokta, bizim KKTC’ye yönelik ablukaların, ambargoların, kuşatmaların kaldırılmasını sağlamaktır. Yani Güney Kıbrıs’ı engellemeye yönelik, onu tanımamaya yönelik, ona karşı bir siyasetle artık bir yere varılamayacağı ortaya çıkmıştır. Bundan sonra yapılması gereken şey bizim Güney Kıbrıs’la uğraşma yerine KKTC’nin varlığını, yaşama hakkını herkese kabul ettirmek, onun önündeki engellerin kaldırılmasını sağlamak, ona yönelik kuşatmaları etkisiz kılmak ve onun da hak sahibi olduğunu dünyaya kabul ettirmeye çalışmak olmalıdır. Bundan sonraki davranışlarımız bunu sağlamaya yönelik olmalıdır. Bu temel bir yeni dönüşüm olacak. 16 Nisan’daki toplantı da sembolik olarak bu açıdan önem taşıyan bir noktaya gelindiğini bize gösteriyor.”

Baykal, “Basında Sırbistan-Karadağ modelinden söz ediliyor. Annan planına dönüş yapılabilir mi?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Bu işlerde böyle örnek göstermek çok riskli bir iştir. Her olayın kendine özgü yönleri vardır. Bizim için önem taşıyan nokta şu:

Burada iki toplum var, millet var, iki ayrı dil var, iki ayrı din var ve bütün bunların tek bir devlet yapısı içinde bir anlaşmayla biraraya getirilmesi amaçlanıyor. Bunu biz kabul ediyoruz. Türkiye olarak bir itirazımız yok. Yani tek istediğimiz getirilecek olan düzenin iki ayrı bölgede, iki ayrı toplumun varolduğu gerçeğini kabul etmektir. Bu gerçeği ortadan kaldırmaya yönelik, yani iki bölgeliliği ortadan kaldırmaya yönelik, ya da iki milleti kabul etmeyerek, milletlerden birini azınlık saymaya yönelik projelerin kabul edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymamız lazım. Bizim iki ayrı toplum, iki ayrı bölge varlığı anlayışına dayanıyor olmamız bunların bir devlet düzeni içinde bulunmasına engel değildir. Kurulacak olan devlet düzeninin azınlığın çoğunluğu engellemediği bir devlet düzeni olmasını da istiyoruz. Bu konuda gerekli anlayışı göstermeye de hazırız. Böyle bir uzlaşma için Türkiye’nin bir toprak esnekliği göstermesi, KTC’nin bir toprak esnekliği göstermesi düşüncesi de kabul edilmiştir. Bütün bunlar hep iyi niyetli kabullerdir. Ama temel olarak alınması gereken nokta: ‘iki ayrı bölge var, bunu bozmayalım, iki ayrı millet var bunlara saygı gösterelim. Bunları ortadan kaldırmaya çalışmayalım. Birini diğerinin azınlığı haline dönüştürmeyelim fakat bunları birarada, uyum içinde işleyebilir bir devlet düzeni içine yerleştirelim.’

‘KKTC bir toprak esnekliği göstersin’ deniyorsa, o da gösterilsin. Bütün bu parametrelerle bir çözüm bulunmalıdır. Tabii şu ana kadar getirilen yaklaşım bu değil. Ama gelinen noktada artık gözüküyor ki, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye üye olacaktır. KKTC, AB’nin dışındadır. KKTC’nin de varlığını sürdürme hakkı vardır. Bunu herkesin kabul etmesini sağlamak zorundayız. Dış politikamız buna yönelik olmalıdır. Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne karşı çıkarak değil, KKTC’yi savunarak, sahiplenerek, onun engelleri aşmasını sağlayarak soruna yaklaşmalıyız.”

Baykal, “Bu durumda daha önce devlet politikası olarak belirlenen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye girmesi halinde entegrasyon masadan kalkmış mı oluyor?” sorusunu yanıtlarken de, şöyle konuştu:

“Türkiye olarak ilgilenmemiz gereken nokta Kıbrıs’ta yaşayan Türk toplumunun haklarına, refah arayışına, dünyanın bir parçası olma isteğine yardımcı olmak temel görevimiz olmalıdır. Elbette Türkiye’nin KKTC’ye olan sorumlulukları vardır, yükümlülükleri vardır. Destek olmak durumundayız. Yeni bir eylem planını acele ortaya koymalıyız, onlara sahip çıkmalıyız, onları yalnız bırakmamalıyız. Ama bu kesinlikle ilhak etme şeklinde kesinlikle anlaşılmamalıdır. Onların varlığını engelleyen tıkanıklıkları aşmak bizim görevimiz olmalıdır.”

HALKIN SESI 14/04/2003

Weston: Kıbrıs'ta farklı sayfa açılacak

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıs konusunda ''biraz daha farklı bir sayfa açılacağını'' belirterek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planı temelinde Mayıs 2004'e kadar soruna bir çözüm bulunabileceğini söyledi.

Weston, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,''Kıbrıs'ta yeni bir sayfa açılmıyor. Ancak Kıbrıs konusu kendini farklı bir durum içinde bulacaktır, çünkü, 'Kıbrıs' Avrupa Birliği'ne doğru ilerliyor. Bu da çözümün, Avrupa Birliği'ne girişle uyum içinde olması zorunluluğu bulunacak demektir'' dedi.

Annan planının, AB yasalarıyla uyumlaştırılacağını ifade eden Weston, ''Çünkü 'Kıbrıs', şu anda üyelik aşamasındadır. Bu nedenle Annan planı temelinde yapılacak müzakereler sonucunda ortaya çıkacak bir anlaşma, tahminimce yeni bir sayfa değil, bu doğru bir terim olmaz, ama biraz daha farklı bir sayfa olacaktır'' diye konuştu.

14 ve 16 Nisan'ı, ''oldukça önemli iki tarih'' olarak nitelendirenWeston, BM Güvenlik Konseyi tarafından dün oybirliğiyle alınan karardaKıbrıs'ta Annan planı temelinde kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunmasıgereğinin vurgulandığına işaret etti. Weston, Rum tarafının yarın imzakoyacağı Avrupa Birliği'ne üyelik anlaşmasının ise ''adadaki bölünmüşlüğü sona erdirecek 'yeni Kıbrıs' tarafından imzalanmayacağından dolayı hayal kırıklığı duyduğunu'' söyledi.

Weston, AB'ye giriş sözleşmesinin ''yeni Kıbrıs'' tarafından imzalanmasını tercih ettiklerini, bunu AB'nin de istediğini, ancak bunun olmadığını ifade etti.

'ANNAN PLANI TEMELİNDE ÇÖZÜM 2004 MAYIS'INA KADAR MÜMKÜN'

Annan planı temelinde 2004 Mayıs ayına kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının mümkün olduğunu dile getiren Weston, Annan planının Kıbrıs'ta anlaşmaya varılmasına yol açacak müzakerelere temel teşkil etmeye devam edeceğini söyledi.

Annan planının kelime kelimesine masada olmadığını, ancak planın masada olduğunu ve uluslararası topluluğun desteğini aldığını belirtenWeston, ''Plan, Güvenlik Konseyi kararı uyarınca kapsamlı bir çözüme varılması için yürütülecek müzakerelerde temel teşkil etmektedir ve müzakerelerde plandaki esas denge de korunmalıdır. Planda eksik kalan unsurlar, müzakereler sırasında tamamlanmak zorundadır'' dedi.

'30 MART ADİL BİR TARİH MİYDİ?'

Thomas Weston, TAK muhabirinin, ''Annan planı uyarınca ortada Kıbrıs Türk ve Rum
teknik komitelerince üzerinde çalışılarak, uyumlaştırılması ve tercüme edilmesi gereken yüzlerce yasa ve uluslararası anlaşma varken ve bunların 30 Mart tarihine kadar bitirilmesi imkansızken, Annan planında son tarih olarak ortaya konan 30 Mart tarihi adil bir tarih miydi? Güvenlik Konseyi tarafından bütün suçun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a yüklenmesi adil miydi?'' sorusuna karşılık, ''teknik komitelerin çalışmalarına zamanında başlamadığını''belirterek, Türk tarafını komite üyelerini erken atamamakla suçladı.

Weston, ''Bu arada (Denktaş'a yönelik) suçlamanın adil olup olmadığı konusuna girmek istemiyorum, çünkü açıkça ABD de Güvenlik Konseyi'nin bu kararı için oy kullandı. Dolayısıyla bu yöndeki sorunuza neden yanıt veremeyeceğimi tahmin edebilirsiniz'' dedi.

Weston, ABD'nin Kıbrıs politikasında herhangi bir değişiklik bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, ABD politikasının, BM Güvenlik Konseyi kararını yansıttığını kaydetti. Weston, ''BM GüvenlikKonseyi kararını, ABD'nin politikasının açık ve net bir tanımlaması olarak alabilirsiniz'' diye konuştu.

'TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ'

Weston, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki pozisyonuyla ilgili bir soruya karşılık da Türk hükümetinin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını arzuladığını ifade etti.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine yardımcı olacağı görüşünü dile getiren Weston, ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğini kuvvetle desteklediğini belirtti.

Bu arada Weston, KKTC'de yaptığı temaslar kapsamında, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen partilerden Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yetkilileri ile biraraya geldi.

HURRIYET 15/04/2003

Denktaş: ''Gül'ün AB zirvesine gitmemesi tercih edilirdi!''


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Yunanistan'nın başkenti Atina'da yarın yapılacak AB Zirvesi'ne katılmasıyla ilgili olarak, ''Sayın Dışişleri Bakanı'nın hiç gitmemesi tercih edilirdi. Tabiatıyla Türkiye'nin kendi açısından hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlardır... Rumlarla ilgili kısımda ayrılırlarsa zannedersem gereğini yapmış olurlar''' dedi.
Uludağ Üniversitesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Osmangazi Belediyesi'nin davetlisi olarak Bursa'ya gelen Denktaş, Vali Oğuz Kağan Köksal'ı Heykel'deki tarihi valilik binasında ziyaret etti.
Valiliği ziyaretinde gazetecilerin soruların da yanıtlayan Denktaş, Dışişleri Bakanı Gül'ün Atina'daki AB Zirvesi'nde ''Kıbrıs Rum Kesimi-AB Uyum Anlaşması''nın imzalanması sırada salonu terk edeceği yönündeki söylentilerin hatırlatılması üzerine ''Sayın Dışişleri Bakanı'nın hiç gitmemesi tercih edilirdi.
Tabiatıyla Türkiye'nin kendi açısından hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlardır, kendilerine iyi şanslar dilerim. Rumlarla ilgili kısımda ayrılırlarsa zannedersem gereğinin yapmış olurlar'' şeklinde konuştu.
Denktaş, toplantıya Başbakan Recep Tayyip Er
doğan'ın yerine Gül'ün gitmesini nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye de şu yanıtı verdi:
''Türkiye'de aynı statüde olduğuna göre katılmak istenmiştir, katılmak öngörülmüştür. Zirve başbakanlar toplantısıdır. Başbakanın gitmeyip sayın Gül'ü göndermesin
in de mesaj vermesi lazım karşı tarafa. Bizim gönlümüzü sorarsanız, 'katılmamak daha iyiydi' deriz. Ama biz Türkiye değiliz, biz dışardan bakarız. Onun için Türkiye kendi hesabını yapmış bu kararını vermiştir. Ümit ederim ki, Rum tarafı bundan şımarmaz, (Türkiye bizi tanıyor, tanımaya mecburdur) neticesine varmaz ama varacak zihniyetindedir. Onun için bizim biraz endişemiz var.'' Anlaşmanın KKTC'yi nasıl etkileyeceğini ilişkin soruyu yanıtlarken de, anlaşma imzalandıktan sonra Türk tarafına baskının artacağını kaydeden Denktaş, kendilerinin 40 yıldır baskı altında olduklarını, bu nedenle baskıyla ne istendiğini bildiklerini söyledi.
MILLIYET 16/04/2003

Atina'da yarın bir tören var!


Atina'da yarın bir tören yapılıyor. Avrupa Birliği'ne üyelikleri kesinleşen 10 ülkenin katılım belgeleri imzalanacak. Bu ülkeler arasında Güney Kıbrıs da var. Törenin adı, AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi.
AB'ye aday ülke olduğu için Türkiye de katılıyor bu törene. Ama Başbakan değil, Dışişleri Bakanı düzeyinde. Tayyip Erd
oğan anlaşılan bu törende gözükmek istemedi.
Onun yerine Atina'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı Gül'ün de bu töreni pek fazla içine sindiremediğine dair işaretler var. Bu nedenle olacak, törenin imza kısmına katılması beklenmiyor.
Belki de Güney Kıbrıs'ın
alkışlarla AB'ye kabulüne tanık olmak istemediği için böyle davranıyor Abdullah Gül...
Olabilir.
Bir fırsat kaçtı!
Kıbrıs Türkleri de Rumlarla birlikte Kıbrıs devletinin eşit ortağı olarak bu törene katılabilirdi. Böylece Kıbrıs bir sorun olmaktan çıkar, T
ürkiye de AB yolunda bir engelden kurtulmuş olurdu.
İkisi de olmadı.
Sayın Denktaş'ın, Ankara'daki sivil ve asker Kıbrısçılar'ın gözü aydın. Avrupa Birliği'ne inanmayanların, AB'ye hayır diyenlerin gözü aydın. Artık AB'de yalnız Yunanistan yok, bir de Kıbrıs Rum yönetimi var. Bir değil iki veto var karşımızda.
Kıbrıs'ın stratejik değerini bilerek bilmeyerek abarttılar. Rum yönetiminin de nefret ettiği Annan Planı'nı elbirliğiyle gömdüler. Kıbrıs'ta topa vurdular, Türkiye'yle Avrupa arasındaki duvarı biraz d
aha yükselttiler.
Hani göze alamazdı AB bunu? Güney Kıbrıs eğer tek başına AB'ye dahil edilirse, hani Doğu Akdeniz, Ege karışacaktı? Hani stratejik değeri çok yüksek Kıbrıs'ı elimizde bir koz olarak kullanıp AB kapılarını açacaktık?
Hani, nerede?
Yazıldı,
çizildi ama olmadı.
Kıbrıs'ta topa vuranların bir bölümü, bunun hiç de böyle olmadığını bal gibi biliyorlardı. Kıbrıs'ta topa hinoğlu hince vururken, Türkiye'nin Avrupa yolunun dinamitleneceğini biliyorlardı.
Gözleri aydın!
Çünkü şimdi işleri daha kolay.
H
er şeyden önce artık iki veto var Türkiye'nin karşısında. Bir Atina, iki Rum yönetimi...
Ayrıca, bundan sonra Annan Planı da olmayacağı için Rum yönetiminin çok daha katı davranacağını biliyorlar. Böylece, Türkiye'nin Avrupa yolunda 'Kıbrıs bahanesi'nin ço
k daha kolay kullanılacağının farkındalar.
Ama Türkiye'ye iyilik etmiyorlar.
Çünkü Avrupa yolunu dinamitlemek, hem Türkiye'deki hem KKTC'deki Türklerin çıkarına değil.
Yazık!
Peki ya hükümet ne yapıyor?
Siyasal irade ne alemde?
3 Kasım sonrasının kararlılığı vs...
Evet, kağıt üstünde daha 1 Mayıs 2004'e kadar zaman var. Çünkü AB'nin genişlemesi, yani Güney Kıbrıs'ın üyeliği ancak o tarihte resmiyet kazanacak.
Fakat hükümetin bugüne kadar çektiği çizgiye bakınca bundan sonrası için de iyimser olamıyorum.
HASAN CEMAL MILLIYET 16/04/2003

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden:

Denktaş'a suçlama Annan'a tam destek


Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün nedeni olarak Denktaş ve olumsuz tutumunu gösteren BM, Annan Planı'nı ise göklere çıkardı

SEMA EMİROĞLU New York

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta 16 Nisan'a kadar çözüme varılamamasından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı suçlarken, Genel Sekreter Kofi Annan'ın 26 Şubat'ta sunduğu çözüm planının, bundan sonraki müzakereler için yegane zemin oluşturduğunu bildirdi ve Türk ve Rum liderlerini, bu planı kullanarak yeniden müzakerelere girmeye çağırdı. Konsey, 1475 sayılı kararında, "Denktaş'ın izlediği ve 10 Mart'ta Lahey'de yapılan toplantıda ortaya koyduğu olumsuz tutum yüzünden, planın, Ada'da eşzamanlı referandumlara sunulamamasından ve bu nedenle Kıbrıs Türkleri ve Rumlarının, Ada'nın yeniden birleşmesine izin verecek bir plan hakkında kendi kararlarını verememesinden üzüntü duyduğunu" vurguladı.
Annan'ın dört yıldır sürdürdüğü Kıbrıs müzakereleriyle ilgili raporunu bir haftadı
r görüşmekte olan Konsey, Annan Planı'nın, bundan sonraki müzakerelere zemin oluşturup oluşturmayacağı konusunda anlaşamamıştı. Rum tarafı, Türk tarafının, planı görüşme zemini olarak almayı ve referanduma sunmayı reddettiği gerekçesiyle, artık Konsey tarafından onaylanmasını istememiş, daimi üyelerden Rusya ve Çin'in bu görüşü desteklemişti.
Rusya Daimi Temsilci Yardımcısı yaptığı açıklamada, planın revize edilebileceğini ima ederek, "Her iki tarafın da planın çeşitli unsurlarına ilişkin endişelerini göz ö
nüne alarak, uzlaşıda bulunmasına yardım edecek değişiklikler yapılmasının mümkün olacağına inanıyoruz" dedi.

'Müzakerler başlasın'
Bu arada BM Güvenlik Konseyi Başkanı Adolfo Aguilar Zinser de, "Kıbrıs'ta müzakerelerin yeniden başlamasını ve çözüme ulaşılmasını umut ettiklerini" bildirdi. Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusunda hazırlanan karar tasarısını oybirliğiyle kabul etmesinin ardından gazetecilerin sorularını cevaplandıran Zinser, "Kıbrıs sorununun yaklaşık 40 yıldır BM'yi meşgul ettiğini" hatırlat
arak, "bugün (dün) kabul edilen tasarının, müzakerelerin yeniden başlaması ve bir çözüme ulaşılması umuduyla kabul edildiğini" söyledi.

Denktaş: Avrupa Birliği adalete riayet etmeli

SİNAN TOROS İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Ümit ederiz ki AB Kıbrıs'ı bir sorun olarak değil, bir bela olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır" diye konuştu.
Denktaş, "AB Güney'i almıştır. Güney müracaat etmiştir. AB, Kıbrıs sorununu bela olarak başına almıştır. Kıbrıs Türk
lerine yaptıkları 40 yıllık haksızlık, yeter artık... Onun için ümit ederiz ki AB bunu bir sorun olarak değil, bir bela olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır" dedi.

Erdoğan: Müzakerelerin devam kararı başarıdır

SERHAT OĞUZ İstanbul

Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletlerin (BM) Türk tarafı ile ilgili olumsuz yorumlarına rağmen Kıbrıs'ta müzakerelerin devam etmesine karar vermesini başarı olarak değerlendirerek, "Bizim arzu ettiğimiz de budur" dedi. Erdoğan, BM raporunda, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından Türk tarafının sorumlu tutulması ancak müzakerenin devam etmesinin kararlaştırmasının hatırlatılması üzerine, "Müzakerelere devam kararı alınması başarıdır" diye konuştu.
MILLIYET 16/04/2
003

'AB'ye Kıbrıs belası'

BM, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılamamasından Türk tarafını sorumlu tuttu ve taraflara yine çözüm çağrısı yaptı

15/04/2003 RADIKAL

NEW YORK - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunu değerlendiren Güvenlik Konseyi, adada tarafların siyasi çözüme ulaşamamasından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı sorumlu tutan ve Annan planına tam destek veren bir karar aldı. Annan AB'nin Kıbrıs Rum Kesimi'yle tam üyelik anlaşması imzalayacağı çarşamba gününe dek bir çözüme varılması için çabalamıştı. Çözüm sağlanamamış olması, Kıbrıs sorununun, çarşamba gününden itibaren aynı zamanda AB'nin sorunu olacağı anlamına geliyor.
Konseye üye 15 ülkenin, uzun tartışmalardan sonra bir hafta gecikerek oybirliğiyle kabul ettikleri kararda "Kıbrıs Türk tara
fı liderinin olumsuz tutumu nedeniyle 11 Mart tarihinde çözüme varılamamış olmasından üzüntü duyuyoruz" denildi. Annan'ın kasımda taraflara sunduğu çözüm planını
'titizlikle dengelenmiş' ve 'siyasi çözümün yegâne temeli' diye niteleyen kararda "İlgili tüm
tarafları Annan'ın iyi niyet misyonu hizmeti çerçevesinde, kapsamlı çözüme ulaşmak için bu planı kullanarak görüşmeye çağırıyoruz" denildi.
Konseydeki görüşmelerde ABD ve Britanya karar metninde Annan planına atıfta bulunulmasını istemiş, Fransa, Rusya v
e Çin ise buna karşı çıkmıştı. Ancak Irak savaşı öncesi tartışmaların yansıdığı bu uzlaşmazlık, bu üç ülkenin itirazlarını çekmesiyle çözüldü.

Denktaş: AB başına bela aldı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kararın ardından yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs'ta müzakerelerin devamının arzu edilmesi, böyle bir şeyin karara bağlanması bile bir neticedir. Bizim arzu ettiğimiz de budur" diye konuştu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise "AB Güneyi almıştır. Böylelikle de Kıbrıs sorununu bela olarak başına almıştır. Ümit
ederiz ki AB bunu bir bela olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır."

SORUMLU: Denktaş!

BM Kıbrıs karar tasarısını kabul etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’ta kalıcı ve kapsamlı çözümün taraflar arasındaki görüşmenin devamıyla sağlanabileceğini belirterek, “müzakere sürecine devam” çağrısında bulundu.
Konsey anlaşmaya varılamamasından da Rauf Denktaş’ı sorumlu tuttu. Konsey, Kıbrısla ilgili Genel Sekreter Annan’ın sunduğu çözüm planının bundan son
ra yapılacak olası müzakerelere temel teşkil edebileceğini vurguladı. 1475 sayılı karar metninde bundan sonraki dönemde, cesareti kaybetmeden yeniden müzakereye dönük çabaların yoğunlaştırılması istendi. Rum tarafının lobisi sonucu kararda “plan sadece müzakerelerin temelini teşkil edebilir” şeklinde bir ifade de yer aldı. Böylece Rum Yönetimi, Annan Planı’nı olası bir anlaşmanın esası değil, müzakere sürecinin esası şeklinde kabul edilmesini sağladı. Rum yönetimi, ayrıca Annan Planı’nın Birleşmiş Milletler gündeminden çıkarılması amacıyla yoğun bir lobi yaptı. Kıbrıslı Rumlar bu konuda kısmen etkili olurken karar metnine “müzakerelerin başarısızlıkla
sonuçlanmasında Türk tarafının uzlaşmaz tavrı etkili oldu” ifadesini yerleştirmeyi de başardı. Kararda Laye
h’deki toplantıda Denktaş’ın uzlaşmaz bir tutum izlediği belirtilirken bundan sonra ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ve hangi tarihte yapılacağı
sorularına yanıt verilmedi.

YENIDUZEN 15/04/2003

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston

“Kıbrıs için hala çözüm umudu var”

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Kıbrıs sorununun çözümü için 2004 yılına kadar umut olduğunu söyledi.

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (güney Kıbrıs) AB ile Çarşamba günü katılım anlaşmasını imzaladıktan sonra Kıbrıs sorunun çözümü konusunda yapılacakları belirlemek amacıyla, Ada’da temas
larda bulunuyor.
Kıbrıs sorunun 2004 yılına kadar çözümlenebileceğini belirten Weston, BM Güvenlik Konseyi’nin de Kıbrıs konusunda net bir karar alacağını açıkladı. Weston, bu kararın Kıbrıs konusundaki bir sonraki süreç açısından belirleyici olacağını da
söyledi.
Thomas Weston, Kıbrıslı Türk ve Rum görüşmeciler Tasos Papadopulas ve Rauf Denktaş ile temaslarda bulundu. Thomas Weston, Denktaş’la görüşmesinde, ABD’nin Kıbrıs konusundaki tavrını bir kez daha aktardı.
Annan planının özünü korumak koşuluyla bazı değişiklikler yapılabileceğinin altını çizen Weston, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile yaptığı görüşmeden sonra, Annan planının köklü bir şekilde değiştirilemeyeceğini söyledi.

YENIDUZEN 15/04/2003

FACE="Verdana" SIZE=6 COLOR="#008000">GÜL, LÜKSEMBURG`A GİTTİ

AB’den dönüş yok!

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantılarına katılmak üzere Lüksemburg`a gitti.
Gül, hareketinden önce Esenboğa Havaalanı`nda yaptığı açıklamada, Türkiye`nin AB sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye`nin katılım müzakerelerinin başlamasına ilişkin değerlendirmenin yapılacağı
Aralık 2004`teki AB zirvesine kadar AB Konseyi ve üye ülkelerle her türlü diyaloğun artırılarak sürdürüleceğini söyleyen Gül, ``AB her iki taraf için de dönüşü olmayan bir süreçtir, kim ne derse desin, bu süreç süratlenerek gidecektir ve hem Türkiye hem AB üstlerine düşeni yapacaklardır`` diye konuştu.
B`nin Türkiye`nin gündeminde sürekli olarak bulunduğunu ifade eden Gül, AB konusunun unutulmadığını belirtti ve yapılması gerekenlerin yapılacağını söyledi.
Şimdiye kadar iki reform paketinin hazırlandığını,
üçüncüsünün de çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Gül, yapılan hazırlıkların Adalet Bakanlığı`na gönderildiğini söyledi.
`Önümüzdeki günlerde daha önemli adımların atılacağına şahit olacağız`` diyen Gül, Lüksemburg`da yapacağı temaslar hakkında bilgi verdi
.
Gül, temasları çerçevesinde Kopenhag zirvesi sonrası gelişmeler ve bugüne dek yapılan ve yapılması planlanan reformların ele alınacağını belirterek, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi`ni ilk kez AB yetkilileriyle üst düzeyde ele alma fırsatı bulacaklarını k
aydetti. Gül, toplantılarda Ulusal Program ve gümrük birliğinin de görüşüleceğini bildirdi.
Gül, temasları sırasında Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Irak, Ortadoğu, Kıbrıs ve Balkanlar`ın ele alınacağını söyledi.
Dışişleri Bakanı Gül, bir soru üzerine,
Suudi Arabistan`ın evsahipliğinde yapılacak Irak`a komşu ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına katılacağını kaydetti.
Bu toplantıda Irak`ın yeniden yapılanması görüşülecek.

YENIDUZEN 15/04/2003

GUVENLIK KONSEYI KARAR "EVET" DEDI

Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’la ilgili yeni karar tasarısını kabul etti. HALKIN SESİ’nin cumartesi yayınladığı belge S/RES/1475/ numaralı karar olarak yayınlandı

Güvenlik Konseyi, Annan’ın ‘dikkatle dengelendirilmiş olarak benimsedikleri planına ileriki müzakereler için eşsiz bir temel olarak tam desteğini verdi

Bulgaristan, Fransa, Almanya, İspanya, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile ABD tarafından sunulan taslak kararına Rusya ‘Explanation of Vote) çekincelerini ekledi

BM Güvenlik Konseyi Başkanı Adolfo Aguilar Zinser, “Kıbrıs`ta müzakerelerin yeniden başlamasını ve çözüme ulaşılmasını ümit ettiklerini” söyledi

Kararı değerlendiren Denktaş, “Ümit ederiz ki AB Kıbrıs’ı bir sorun olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır” dedi

BM Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm sağlamak amacıyla hazırlamış olduğu planın, Kıbrıs Türk liderinin olumsuz yaklaşımı nedeniyle referanduma sunulamadığını belirten ve bu durumu üzüntüyle karşıladığını vurgulayan bir karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti.

Tasarıda, bu yüzden Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, Kıbrıs’ın birleştirilmesi konusunda kendi geleceklerini tayin etme olanağından yoksun kaldıkları da vurgulandı.

Annan’ın, dengeli planına destek verdiklerini açıklayan Konsey üyeleri, taraflara çağrıda bulunarak, Genel Sekreter’in iyi niyet misyonu çerçevesinde köklü bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakereleri sürdürmelerini istedi.

BM Güvenlik Konseyi Başkanı Adolfo Aguilar Zinser, “Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başlamasını ve çözüme ulaşılmasını ümit ettiklerini” söyledi.

DENKTAŞ, BM KARARINI DEĞERLENDİRDİ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş “Ümit ederiz ki AB Kıbrıs’ı bir sorun olarak değil, bir bela olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır” dedi.

Denktaş, İstanbul’a varışında yaptığı açıklamalar sırasında, bir gazetecinin, BM Güvenlik Konseyi’nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planını oybirliğiyle kabul etmesinin nasıl değerlendirdiği yönündeki sorusu üzerine, "Annan planında, Annan’ın istediği şekilde bir karar çıkmış değildir. Dolayısıyla kararın son şeklini görelim. Onu iyice inceleyip değerlendireceğiz” diye konuştu.

“Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’ı AB’nin sorunu şeklinde görmesini nasıl değerlendirdiği” sorusu üzerine de Denktaş şunları kaydetti:

“AB Güneyi almıştır. Güney müracaat etmiştir. Öyle yapmakla da AB, Kıbrıs sorununu bela olarak başına almıştır. Halletmesi için Türk tarafına da tamamen eşit muamele yapması gerekir. Bu artık dünya edebiyatına girmiştir. Kıbrıs Türkleri’ne yaptıkları 40 yıllık haksızlık, yeter artık... Onun için ümit ederiz ki AB bunu bir sorun olarak değil, bir bela olarak değil, adalete riayet ederek halletmesi gereken bir mesele olarak ele alır.”

BM KARARININ TAM METNİ

Bulgaristan, Fransa, Almanya, İspanya, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile ABD tarafından sunulan taslak kararın tam metni:

“Güvenlik Konseyi bu öğleden sonra Kıbrıs Türk liderinin ‘olumsuz yaklaşımı’ nedeniyle Genel Sekreter’in çözüm planının Kıbrıslı Türk ve Rumlarca eşzamanlı referanduma sunulmasının mümkün olamamasından, ve bunun sonucu olarak, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılım anlaşmasının imzalanağı tarih olan 16 Nisan’dan önce adanın tekrar birleştirilmesi hakkında kapsamlı mutabakat olamamasından duyduğu üzüntüyü açıklamıştır.

Konsey, 1475 (2003) sayılı kararı görüş birliğiyle benimseyerek, Genel Sekreter’in 26 Şubat tarihli ‘dikkatle dengelendirilmiş planına’ ileriki müzakereler için eşsiz bir temel olarak tam desteğini verdi, ve tüm ilgililere, planı, Genel Sekreter’in raporunda (S/2003/398) ortaya konulduğu şekilde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için kullanarak, Genel Sekreter’in iyi niyet misyonu çerçevesinde müzakere etmeye çağırdı. Konsey, Genel Sekreter’den Kıbrıs’taki iyi niyet misyonunu bulunabilir kılmayı sürdürmesini istedi.

Bu rapora göre Genel Sekreter, başarılı bir sonuç için gerekli politik niyetin var olduğuna inanmak için sağlam bir neden olmadıkça ve oluncaya kadar, yeni bir inisiyatif önermeyecektir. Plan temelinde bir çözüme ancak, her iki anavatandaki en yüksek politik düzeyde tam ve kararlı olarak arka çıkılarak, Birleşmiş Milletler’in yardımı ile belirli bir tarihte planı -planın temel ilkelerini veya anahtar pazarlık noktalarını yeniden tartışmaya açmadan- sonuçlandırmayı ve planı, planda öngörüldüğü şekilde kesin bir tarihte eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma sunmayı taahhüt etmekte iki tarafın liderlerinin kendi paylarına açık ve net şekilde bir hazır oluş varsa ulaşılabilir.

Oylamadan sonra Rusya Federasyonu temsilcisi, ülkesinin sürekli olarak, iki toplumlu, iki bölgeli tek bir federal devletin kurulması yoluyla çözülmesi gereken Kıbrıs sorunu için, Konsey’in 1250 dahil ilgili kararlarında tasavvur edildiği gibi, adada yaşayan tüm toplumların tam politik eşitliğini sağlayarak, adil bir anlaşmayı savunduğunu söyledi. Her iki taraf da planın belirli unsurlarına ilişkin kaygılarını açıkladığı için, tavizli çözümlere ulaşmaya yardımcı olacak belli düzeltmeler ortaya konması gerektiğine inanmıştır.

11 Kasım 2002’de, Genel Sekreter ilgili taraflara, 16 Nisan’dan önce referandum gerektiren Kıbrıs sorunu için –sonuncusu 26 Şubat 2003 olmak üzere iki kere revize edilen- kapsamlı bir anlaşma sunmuştur.

10 Nisan’da Konsey’e brifing veren (bkz. Basın Açıklaması SC/7723), Genel Sekreter yönetiminde ve Genel Sekreter’e Kıbrıs hakkında Özel Danışman olan Alvaro de Soto’ya göre, taraflar arasındaki anlaşma planı hakkındaki görüşmeler, Lahey’de, Hollanda, 10 ve 11 Mart’ta başarısızlığa uğradı. Bu müzakereler sürerken Tasos Papadopulos, Kıbrıs Başkanı, planın önemli parçalarını tekrar açmamaya hazırdı, ancak Rauf Denktaş, Kıbrıs Türklerinin lideri, sonu açık bir ‘ilkelerin tartışılmasına’ dönmeyi önerdi.”

HALKIN SESI 15/04/2003

 

Weston: Annan planında köklü değişiklik olmaz

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın Kıbrıs sorununun çözümü için taraflara sunduğu planın köklü bir şekilde değiştirilemeyeceğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile görüşmesinden sonra açıklama yapan Weston, “Kıbrıs’ın Avrupa Birliği`ne üye olması nedeniyle yeni durumun göz önünde

bulundurulması için, Annan planınındaki bazı şeylerin değiştirilmesi gerektiğini” kaydetti.

“Annan planının masada olduğunu” söyleyen Weston, planın köklü bir şekilde değişmeyeceğini, ancak bazı noktalar üzerinde görüşmelerin sürdürüleceğini ifade etti.

Yakovu ise BM Güvenlik Konseyi`nde onaylanan Kıbrıs karar tasarısını “tatmin edici” olarak niteledi. Yakovu, “Kararda Rum hükümetinin arzuladığı gibi Türkiye`ye değil de, yalnızca Denktaş`a sorumluluk yükleniyor” dedi.

HALKIN SESI 15/04/2003

KKTC vatandaşlarının Türk vatandaşlığına geçişi kolaylaşıyor


Türkiye Kıbrıs'ta strateji savaşını kaybetti. Artık Türkiye bugüne kadar tanımadığı Güney Kıbrıs'ı AB üyesi olduğu için devlet olarak kabul etmek zorunda kalacak.
Ancak Kıbrıs'ta çözüm için bütün kapılar kapanmış değil. Rum kesiminin AB üyeliğinin onaylanacağı Mayıs 2004 tarihine kadar vakit var. Türk tarafı, Mayıs 2004'e kadar Rum tarafını anlaşma masasına getirmeye çalışacak. Ancak Rum tarafının herhangi bir taviz vermesi beklenmiyor.
İş
te tam bu aşamada Türkiye, KKTC vatandaşlarının Güney'e yönelmesini engellemek için bir atak başlattı.
KKTC vatandaşlarının Türk vatandaşlığına geçmesini kolaylaştıran yasa tasarısı, TBMM İçişleri Komisyonu'nda kabul edildi.
Tasarı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhu
riyeti (KKTC) vatandaşlarının, ilgili makamlara başvurmaları halinde kendiliğinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kazanmalarını öngörüyor.
Tasarıyla ilgili bilgi veren Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Daire Başkanı Hasan Aygün, KKTC'nin uzun yıllar
dan bu yana ambargo altında olduğunu anımsattı. Türkiye ile KKTC'nin ilişkilerinin çeşitli entegrasyon aşamalarından geçtiğini, tasarının da bu gelişmelerin bir devamı olduğunu anlatan Aygün, KKTC vatandaşlarına daha önceden Türk vatandaşlığı tanındığını ancak bu düzenlemenin sorunları tam olarak karşılamadığını kaydetti.
Komisyon Başkanı Ziyaeddin Akbulut'un, ''KKTC vatandaşları rahatlıkla Türk vatandaşı olursa KKTC'de boşalma yaşanmaz mı?' yönündeki sorusunu Aygün, şöyle konuştu:
''Bu konu üzerinde uzun u
zun düşünüldü. Düzenleme ile KKTC vatandaşlığından çıkılmayacak. Tasarı yasalaştıktan sonra bu konu üzerinde daha çalışılacak. KKTC vatandaşları zaten istedikleri zaman Türkiye'de yaşıyorlar, çalışıyorlar. Bu tasarı ile onlara ayrıca bir güvence tanınmış olacak.'' Bir milletvekilinin, ''Güney Kıbrıs Rum yönetimi aynı yönde bir çağrı yapsa ne olur?'' sorusu üzerine Aygün, ''Bizim endişemiz de Güney'e doğru bir kayma olabileceği yolunda' dedi. Hasan Aygün, aldıkları duyumlara göre Güney Kıbrıs'a Kuzey'den günübirlik 9 bin KKTC vatandaşının çalışmak üzere geçtiğini söyledi.
Bir milletvekilinin ''Neden Güney Kıbrıs'a bu kadar ilgi var?'' sorusu üzerine Aygün, ''Güney Kıbrıs'ta fert başına milli gelir 16 bin dolara çıkmış durumda. AB'ye girmesiyle daha da yukarı
çıkacak. Geleceğe yönelik belirsizlik de KKTC vatandaşını rahatsız etmektedir'' dedi.
Daha sonra oya sunulan tasarı oybirliği ile kabul edildi.
MILLIYET 16/04/2003

Rum basını AB'ye katılışı kutluyor


Kıbrıs Rum yönetiminin bugün Atina'da Avrupa Birliği'ne giriş sözleşmesini imzalayacak olması, Rum basınında manşetlerden ve çok geniş bir şekilde verildi. Rum basını, bugünün Rumlar için ''tarihi bir gün'' olduğunun altını çizdi. Rum Fileleftheros gazetesi, ''Alın yazısını imzalıyoruz'' başlığıyla verdiği haberde, ''Bugünkü törenden sonra her şeyin değişeceğini ve Türkiye'nin durumu kabullenmek zorunda olduğu'' ifadelerini kullandı.
Gazetenin haberinde şöyle denildi:
''(Kıbrıs) bugün Akropolis altında tarihi yazısını, Avrupa Birliği'ne üyeliğini imzalıyor. T
arihle randevusunda (Kıbrıs Cumhuriyeti) bugünden itibaren 25 devlet üyeli Avrupa'nın bir parçası olacak. Bugünden itibaren Kıbrıs konusunda da olgular değişiyor. Çünkü AB'nin Kıbrıs çözüm çabalarına katılımı daha aktif bir hal alacak.'' Rum yönetiminin, ''anlaşmanın içeriğinin AB ilkeleriyle daha bir uyum içinde olması'' gerektiğini açıkladığını belirten gazete, Rum yönetiminin, ABD ve BM'ye çözümle ilgili olguların artık değiştiği mesajını ilettiğini yazdı.
Gazetenin haberine göre, Rum yönetimi lideri Tas
os Papadopulos, AB'ye katılım sözleşmesi imza töreninde yapacağı kısa konuşmada, ''Kıbrıs sorununun çözümünün Rum tarafının öncelikleri arasında olmayı sürdüreceğini'' söyleyecek ve Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerine yönelik aldığı ''önlemler'' konusuna değinecek.

MILLIYET 16/04/2003

'Gül keşke gitmeseydi'

ERDOĞAN PAÇİN Bursa DHA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye uyum anlaşmasını imzalayacağı Atina'daki AB Zirvesi'ne katılmasını hiç istemediklerini söyledi. Denktaş, "Ancak tabii Türkiye'nin kendi hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlar. Rumlarla ilgili kısımda ayrılırlarsa, zannederim gereğini yapmış olurlar" dedi.
Bursa Valisi Oğuz Kağan Köksal'ı ziyaret eden Denktaş, Atina'daki törene Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın gitmemesini, "karşı tarafa verilen bir mesaj" olarak nitelendirdi. Denktaş, "Ümit ederim, Rum tarafı bundan şımarmaz, 'Türkiye bizi tanıyor, tanımaya mecbur' neticesine varmaz. Onun için biraz endişemiz var" dedi.
MILLIYET 16/04/20
03

Türkiye, Atina'daki 10 ülkenin AB imza törenini buruk izliyor

Kapıdaki gözlemci

Türkiye, AB ile yarım yüzyıl önce henüz 'topluluk' düzeyindeyken ilişki kurdu. Bugün AB üyesi olan 10 ülke ise demokratik bile sayılmıyordu. Onlar üyelik anlaşmasını imzalarken, Türkiye ne yazık ki seyirci kalıyor


GÜVEN ÖZALP Brüksel UTKU ÇAKIRÖZER Ankara

Avrupa Birliği (AB) ile henüz "topluluk" düzeyindeyken yarım yüzyıl önce (31 Temmuz 1959) ilişki kurmasına karşın tam üyelik görüşmeleri için bile kesin tarih alamayan Türkiye, Yunanistan'da 'buruk' bir törene tanık olacak. 1959'dan 1990'lara kadar demokratik bir rejim ve piyasa ekonomisine bile sahip olmayan 10 ülke, bugün Atina'da AB'ye tam üyelik anlaşmalarına imza koyacak.
AB, bugün tarihinin en önemli projelerinden bi
ri olan "doğuya doğru genişleme" konusunda son adımlardan birini atmaya hazırlanıyor. Soğuk Savaş döneminde AB'nin savunduğu ilkelere ters düştükleri gerekçesiyle görmezden gelinen eski Sovyet Bloku ülkeleri, bugün birliğin üyesi olma konusunda son virajı da alıyorlar. Yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa'nın parçası olmak için çalmadık kapı bırakmayan Türkiye'ye ise, yine tribünden diğerlerini alkışlamak düşecek.

Rumlar da imzalıyor
Dışişleri Bakanı Abdulah Gül, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin de tam üyelik anlaşmasını imzalayacağı zirveye, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda önerdiği hiçbir girişimi kabul etmemesi nedeniyle "kırgın" katılacak.
Belgrad'daki Balkan Zirvesi'nde geçen hafta bir araya gelen Türk ve Yunan başbakanları, Kıbrıs konusunu da ele aldılar. Ancak Yu
nanistan Başbakanı Kostas Simitis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çözüm yönündeki, "Garantör ülkeler Türkiye - Yunanistan - İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının katılımıyla 5'li toplantı yapılsın", "Türkiye - Yunanistan buluşsun" önerilerini reddetti. Simitis, çözümün sadece BM inisiyatifinde bulunması gerektiğini savundu. Yunanistan, Türkiye'nin bugün imzalanacak anlaşmada Rum Kesimi'nin birliğe "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak değil, "Kıbrıs" adı altında kabul edilmesi ve ek protokolde çözüm için kapı aralanması yönündeki talebine de olumlu yaklaşmadı.

Gül, törene katılmayabilir...

Dışişleri Bakanı Gül'ün, Atina'daki zirvede Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyelik anlaşmasını imzalayacağı törene katılmamayı düşündüğü öğrenildi. Diplomatik kaynaklar, Gül'ün gezisinin Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyelik anlaşmasını imzalayacağı törenden sonra Atina'ya ulaşacağı şeklinde planlandığını belirterek, "Büyük bir sürpriz olmazsa, imza törenine Türkiye büyükelçi seviyesinde katılacak. Gül, sadece bu akşam verilecek yemeğe ve yarınki görüşmelere katılacak" bilgisini verdi.
MILLIYET 16/04/2003

İşte üye olacak ülkeler


Bugün Atina'da imzalayacakları anlaşma ile 1 Mayıs 2004'te AB'ye tam üye olacak 10 ülke şöyle:
• Kıbrıs Rum Kesimi: 3 Temmuz 1990'da yaptığı üyelik başvurusuna 30 Haziran 1993'te olumlu yanıt verildi. 1998'de başlayan tam üyelik müzakereleri aralık ayında tamamlandı.
• Malta: 1990'da tam üyelik başvurusu yaptı. Bir ara geri çektiği üyelik başvurusunu sonra yineledi. 1999'da başlayan üyelik müzaker
eleri aralık ayında sonuçlandı.
• Macaristan: Sovyetler Birliği'nin 1980'lerin sonundaki çöküş sürecine kadar sosyalist bir siyasi rejim ve ekonomide merkezi planla yönetiliyordu. 1994'te başvurusunu yaptığı tam üyelik için müzakereler 1998'de başladı, ara
lık ayında sonuçlandı.
• Polonya: 1980'lerin sonuna kadar Sovyet egemenliğindeki "Demir Perde" ülkelerindendi. 1990'da yöneldiği demokratik rejim ve piyasa ekonomisi düzeninin ardından tam üyelik için 1994'te AB'ye başvurdu. 1998'de başladığı müzakereler,
aralık ayında sonuçlandı.
• Slovakya: "Demir Perde" yönetimi altındaki Çekoslovakya'dan ayrıldı. Demokratik rejime geçilmesinin ardından 1995'te tam üyelik başvurusunda bulundu. 1999'da başlayan üyelik müzakereleri aralık ayında sona erdi.
• Letonya: Sovye
tler sonrası dönemde demokratik rejime kavuşan ülkelerden. 1995'te AB'ye üyelik başvurusunda bulundu. 1999'da başlayan üyelik müzakereleri aralık ayında noktalandı.
• Estonya: 1990'ların başındaki demokratik rejim ve piyasa ekonomisine yönelmenin ardından
1995'te üyelik için AB'ye başvurdu. 1998'de başlayan üyelik müzakereleri aralık ayında sonuçlandı.
• Litvanya: Eski "Demirperde" ülkelerinden. Estonya ile aynı süreçten geçtikten sonra 1995'te AB'ye başvurdu. 1999'da başlayan üyelik müzakereleri aralık ayı
nda sonuçlandı.
• Çek Cumhuriyeti: "Demir perde" dönemindeki Çekoslovakya'dan ayrılan diğer ülke. 1996'da üyelik için AB'ye başvurdu. Adaylıktan üyelik aşamasına iki yılda geçebildi. 1998'de başlayan üyelik müzakereleri aralık ayında sonuçlandı.
• Sloveny
a: "Demir Perde" döneminden sonra yöneldiği demokratik düzenin ardından 1996'da üyelik için AB'ye başvurdu. İki yıl gibi kısa bir sürenin ardından 1998'de başladığı müzakereler aralık ayında noktalandı.
MILLIYET 16/04/2003

1959'da başvurduk ve hâlâ bekliyoruz

AET'ye 5 üyeliyken başvurduk. 2003'te adı AB, üye sayısı da 29 oldu. Türkiye ise, ancak 'aday' olabildi


• Türkiye, 1959'da Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg'dan oluşan AET'ye ortaklık için başvurdu.
• 12 Eylül 1963'te üyelik yolunu başlatan Ankara Anlaşması imzalandı.
• 1980 darbesiyle askıya alınan ilişkileri canlandırma süreci 1986'da başladı.
• 14 Nisan 1987'de birliğe tam üyelik başvurusu yapan Türkiye, 1 Ocak 1996'da üye olmadan AB ile Gümrük Birliği'ne geçen ilk ülke oldu.
• Aralı
k 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde adaylık statüsü tanınan Türkiye'ye Kopenhag Zirvesi'nde 2004'te hazırlanacak İlerleme Raporu'na göre müzakere tarihi verilmesi kararlaştırıldı.
MILLIYET 16/04/2003

'Türkiye, AB'yle ilgili ev ödevini yapacak

Gül, Türkiye'nin hedefinin 2004'te tam üyelik müzakerelerine başlamak olduğunu söyledi


GÜVEN ÖZALP Lüksemburg

Türkiye ile AB arasındaki en önemli mekanizma olan Ortaklık Konseyi'nin 42. toplantısında, AB kanadı, Türk hükümetinin AB'ye yönelik söylemlerinde samimi olduğuna inandıklarını belirterek, "Türkiye'ye güveniyoruz" mesajı verdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise Türkiye'nin üyelik sürecini hızlandırmayı ve 2004'te tam üyelik müzakerelerine başlamayı hedeflediğini belirterek, "Önce ev ödevimizi yerine getireceğiz
, ardından AB'den adımlar atmasını isteyeceğiz" dedi. Lüksemburg'daki toplantıda, AB Komisyonu'nu temsil eden genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini 2003 sonuna kadar tamamlama yönündeki niyetine destek verdi. Verheugen, Kıbrıs'ın üyeliğinin Türkiye'nin üyeliği açısından engel olmadığını da belirtti

MILLIYET 16/04/2003

Bugün Kıbrıs'ı biraz daha kaybedeceğiz


Bugün Atina' da, Avrupa Birliğinin ( AB ) genişleme anlaşması imzalanacak.
Eğer Türkiye ve KKTC, uzun vadeli düşünebilen, vizyon sahibi insanlar tarafından yönetiliyor olsaydı, bu tören ülkemize yeni ufuklar açabilecekti.
Eğer çözümsüzlük tercih edilmeseydi, bugün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ta Atina'da bulunacak, Türk toplumu adına imza atacak ve Kıbrıs
'lı Türkler de Ada'nın Güneyindeki Rumlarla birlikte AB üyesi olacaklardı.
Tam tersi gerçekleşti. Rumların lideri Papadopulos, AB'nin gözünde tüm Kıbrıs'ı temsil ederek Topluluktaki yerini alacak.
Üstelik, karşılığında da hiçbir ödün vermeden bu işi başara
cak .
Daha da ilginci, başından beri istemediği Annan planından da yara almadan kurtuldu. Yani, Türk tarafının oyunu iyi oynayamamasından, sürekli direnmesinden dolayı, bedavadan Kıbrıs'ın tamamı üzerinde söz sahibi olma konumuna geldi.
Kendimizi hiç aldat
mayalım.
Bugün gelinilen nokta, Yunan ve Kıbrıs Rum politikalarının bir başarısıdır.
Biz istediğimiz kadar, Kuzey'in bize ait olduğunu söyleyelim, KKTC'nin bağımsız bir Türk toprağı olduğunu iddia edelim, Avrupa Birliği açısından Kıbrıs Rumlardan sorulacak
tır. Türk halkı da, Ankara'dan gönderilecek ödeneği bekleyerek ve giderek fakirleşerek yaşamını sürdürecek. Büyük olasılıkla da birgün sabrı taşacak ve patlayacak. İçine düşürüldükleri bu durumun hesabını birilerinden soracak.

ELİMİZDEKİ KARTLARI, ABARTILI
OYNAMAYA KALKTIK
Geçen yıl Annan planı ilk çıktığında, Türkiye'nin elinde son derece değerli kartlar vardı. Pazarlık gücü çok fazlaydı.
Aradan geçen süre içinde, planda beğenmediği noktalarda da son derece önemli değişiklikler yaptırtmayı başarmış ve ideal çözümü bulamamış olsa dahi, kabul edilebilir bir aşamaya getirmişti.
Ancak, " herşey benim istediğim gibi olmalı" diyerek Uluslararası pazarlığa uymayacak bir yaklaşım sergilendi. Türkiye'yi yönetenler ellerindeki kartları değerlerinden daha fazlasına s
atmaya kalktılar. Hele Irak pazarlıkları da işin içine girince, Kıbrıs'taki tutumumuz daha da sertleşti."ABD, biz olmadan Irak' ta savaş çıkaramaz" sandık ve elimizin çok daha güçlü olduğu hayaline, Washington'un, Kıbrıs konusunda her istediğimizi yapacağı inancına kapıldık.
Dünyaya meydan okuduk. " Rumlar tek başlarına AB' ye katılırlarsa, hayatı onlara zehir ederiz. Biz de Kuzey Kıbrıs ile bütünleşiriz" dedik.
Bütün hesaplarımız yanlış çıktı.
Bugün elimizde ağırlıklı hiçbir pazarlık kartı yok, ancak biz h
ala " Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır" diye kendimizi avutuyoruz.

BU SONUÇTA HERKESİN SORUMLULUĞU VAR
Bu noktaya gelmemizin sorumluluğu hepimize aittir.
Cumhurbaşkanı, olaya tamamen Uluslarararsı Hukuk açısından bakmış, işin politik yönünü görmezden gelmiş ve sert bir muhalefet yapmıştır.
Genelkurmay karargahının büyük bölümü -özellikle Kıbrıs barış gücü komutanlığı- önceleri esnek bir hava verirken, ardından tutumunu sertleştirmiştir.
Dışişleri Bakanlığındaki kilit yerleri tutan birkaç diplomatın çizdikle
ri felaket senaryoları, durumu daha da ağırlaştırmıştır.
CHP sırf muhalefet yapmak uğruna, tam cepheden hücuma geçmiştir.
AKP, TBMM'deki tüm gücüne rağmen , kararsız, sürekli zigzag'lar yapan, liderlik hatalarıyla dolu politikalar uygulamış, ağırlığını koy
amamış, bu direniş karşısında kolaylıkla teslim olmuştur.
Türkiye 2004 Aralığında ,AB'den tam üyelik müzakereleri için tarih almak istediğinde Kıbrıs yeniden gündeme gelecek ve Türkiye bu defa çok daha az kartla pazarlık etmek zorunda kalacaktır.
Annan pl
anı mumla aranacak, Alvaro Desoto' ya ağıtlar yakılacaktır.
Hepimiz buradayız ve kendi gözlerimizle göreceğiz.
Bari başkalarını suçlu görmeyelim. Diğerleri iyi oynadı ve kazandı, biz ise kaybettik.
Kendi düşen ağlamaz.
* * *

DÖNÜP DOLAŞIP, AYNI NOKTAYA GELDİK

Önce, Birleşmiş Milletler Güvenlik kararı çıktı. Hem Denktaş'ın, hem de Papadopulos'un kurtulmaya çalıştığı Annan planının hala masada durduğu anlaşıldı. Ne Rumlar, ne de Türkler BM'de kulis yapmalarına, tüm çabalarına rağmen Annan planını gömemediler. BM Güvenlik Konseyi bir adım daha attı ve Kıbrıs çözümünde başrolü Avrupa Birliğine bıraktı.
Ardından dün Lüksemburg'da, AB-Türkiye Ortaklık Konseyi toplantısı yapıldı. Bir de baktık ki, Kıbrıs sorunu hala Türkiye-AB ilişkilerinin en önemli engellerinden
biri olarak ortada duruyor.
Toplantı sırasında, özel görüşmelerde ve kapanış basın açıklamalarında aynı kısır döngü ortaya çıktı.
Türkiye, "önce siz katılma müzakereleri için tarih verin, ardından Kıbrıs'ta çözüm daha kolaylaşır" diyor.
Avrupa Birliği ise
, "2004 yılı sonuna kadar Kıbrıs'ta çözümü sağlayın ki, bizim müzakereleri açmamız kolaylaşsın" diyor.
Son iki yıldır sürdürülen tartışmalar aynen ve yeniden masaya konuluyor.
Bu çıkmazdan kurtulunması kaçınılmazdır. Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye giden yolunu
engellememelidir.
Bu sonuca varılmasının sorumluluğu da, sadece Türkiye'den beklenmemelidir.
Ankara, artık Kıbrıs konusunda ne yapmak istediğine karar vermeli, Rumlar da aynı şekilde Kıbrıs konusunda Türk tarafının duyarlıklarını gözardı etmemeli ve çözüme
yeşil ışık yakmalıdır.
Eğer bunu başaramazsak, önümüzdeki yıllar hem Türkler, hem de Rumlar için olumsuzluklarla dolu geçecektir.
Yazık değil mi?
MILLIYET 16/04/2003 – MEHMET ALI BIRAND

10 yeni üye imzayı attı

AB'nin en büyük genişleme hareketinde çok önemli bir adım daha atıldı. 10 yeni üye ülkenin katılım anlaşması imza töreni Atina'da yapıldı. 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adına üyelik anlaşmasını imzalayan Rum lider Tasos Papadopulos, "Güç kullanılarak dayatılan suni duvarlar ve ayırıcı hatlar, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birleşik olarak Avrupa yolunda ilerlemelerini engelliyor'' dedi.

Aralarında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğu 10 yeni üye Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovenya ve Slovakya, eski çağlarda hem ticaret merkezi hem de herkesin görüşlerini dile getirdiği bir mekan olarak önemi bulunan, bu tören için restore edilen Akropolis eteklerindeki antik Attalos pasajında AB katılım anlaşmalarını imzaladı.

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kost
as Simitis ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun hoşgeldin konuşmalarının ardından imza törenine geçildi ve yeni üyelerin de bulunduğu tüm AB ülkelerinin temsilcileri üçer dakikalık konuşmalar yaptı.

10 yeni üyenin katılım sürecinin tamamlanması için, b
ugün imzalanan anlaşmaların , halihazırda AB üyesi olan 15 ülkenin parlamentolarında onaylanması gerekiyor. Yeni üyelerin fiilen Birliğe katılımı 1 Mayıs 2004'te gerçekleşecek.

SİMİTİS: BİR ÇATI ALTINDA TOPLANDIK

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis, AB'nin tarihindeki en büyük genişleme hamlesiyle, hemen hemen tüm Avrupa kıtasını ortak ideallerin çatısı altında topladığını söyledi.

Simitis, Atina'da 10 ülkenin AB'ye katılım anlaşmalarının imza töreni için restore edilen antik Attalu
Pasajı'nda yaptığı açılış konuşmasında, tarihi bir gün yaşandığının altını çizdi.

Bu tarihi günün bugün ve yarın için yükümlülükler yarattığını da vurgulayan Simitis, ''AB'nin dış politika, savunma ve güvenlik alanında da varlık oluşturması gerekiyor. A
B, yalnızca savaşların yapılıp yapılmayacağı konusunda değil, eğer yapılacaksa ne zaman yapılacağı konusunda da söz sahibi olmalıdır'' dedi.

RUMLAR ARTIK AB ÜYESİ

Kıbrıs Rum Kesimi, AB'ye üyelik anlaşmasını bugün 10 ülkenin AB'ye katılımı için Atina'da düzenlenen törende imzaladı.

Üyelik anlaşmasını imzalayan Rum lider Tasos Papadopulos yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir biçimde çözümü çabalarını sürdürmeyi taahhüt ettiklerini söyledi.

AB'ye üyelik anlaşmasını ''Kıbrıs Cumhuriyeti
'' adına imzaladığını ve bu imzanın ''Kıbrıs halkının tümü'' için atıldığını savunan Papadopulos, ''Kıbrıslı Türkler, bu törende yer alamadıkları için üzgünüm. Güç kullanılarak dayatılan suni duvarlar ve ayırıcı hatlar, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birleşik olarak Avrupa yolunda ilerlemelerini engelliyor'' dedi.

Çok kısık bir sesle ve zorlukla konuşabildiği gözlenen Papadopulos, ''AB üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik dinamiği etkilemeyeceğini de'' belirterek, ''Aksine, AB müktesebatını
ntüm Ada'da uygulanabilmesi için çözüm çabalarının sürdürülmesi daha dazorunlu hale gelmiştir'' diye konuştu.

Kıbrıs meselesinin, Rum kesiminin AB'deki varlığını sorunlu bir hale getirmeyeceğini de savunan Papadopulos, çözüm çabalarını sürdüreceklerini v
e ''Kıbrıs'ın birleşmiş Avrupa içindeki tek bölünmüşülke olma özelliğini ortadan kaldıracaklarını'' söyledi.

İKİ PROTOKOL

Bu arada, Rum kesiminin AB üyelik anlaşması çerçevesinde 2 protokol imzalandı.

İlk protokolde, AB müktesebatının önce Rum kesiminde, Kıbrıs sorununun çözümünün ardından da tüm Ada'da uygulanacağı ve bu çerçevede AB'nin BM kararları çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin de katkısıyla adil ve kapsamlı bir çözüm istediği ifadelerine yer verildi.

Protokolde, çözümden sonra AB mükteseba
tının Kıbrıs'ın tümünde, ABKomisyonu'nun önerisi ve AB Konseyi'nin oybirliğiyle vereceği karar sonrası uygulanacağı da kaydedildi.
Diğer protokolde ise İngiltere'nin Kıbrıs'taki 2 askeri üssünün konumunun AB üyeliğiyle değişmeyeceği belirtildi.

TÜRKİYE'Yİ BÜYÜKELÇİ TEMSİL ETTİ

10 ülkenin AB'ye üyelik anlaşmalarının imza töreninde Türkiye'yi Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan'ın temsil etti.

HURRIYET 16/04/2003

Simitis: Genişleme yeni zorlukların aşılmasını gerektiriyor

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis, tarihindeki en büyük genişleme hamlesiyle 25 üyeli olan AB'nin yeni zorlukları aşması gerektiğini söyledi

Simitis, AB'ye üyelik anlaşması imzalayan 10 ülkenin liderleri, ABKomisyonu Başkanı Romano Prodi ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Üyelik anlaşmasını bugün imzalayan 10 ülkenin 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle tam üye olacaklarını belirten Simitis, o tarihe kadar bu ülkelerin AB müktesebatına uyum çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti. Simitis, ''Genişleme sonrası 25 ülkenin üye olduğu AB yeni zorluklarla karşı karşıya ve bunların aşılması gerekiyor. 2007'de 2 ülke daha üye olacak. Türkiye de belki daha ileri bir tarihte katılacaktır. 15 üyeli AB'den farklı bir sistem gerekiyor ve bu sistemin oluşturulması çabaları söz konusudur'' dedi.

Gazetecilerin soruları üzerine, ABD-AB ilişkilerine de değinen Simitis, AB içinde ilk kez görüş ayrılığı yaşanmadığını vurgulayarak, ortada ''aşılması güç bir çatlak'' bulunduğu görüşünün doğru olmadığını söyledi. Simitis ''Güçlü bir Atlantik-ötesi ilişki istiyoruz. ABD ile iyi işbirliği istiyoruz. Avrupa dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynayabilecek durumdadır'' dedi.

HURRIYET 16/04/2003

Verhaugen: Türkiye zor bir konumda

AB Genişleme Komisyonu üyesi Verheugen yaptığı konuşmada, birliğe yeni üyelerin katılmasının AB'nin ''derinleştirilmesi çalışmalarını engelleyemeyeceğini'' söyledi.

Bugün üyelik anlaşması imzalayan ülkeler dışında kalan adaylar Bulgaristan ve Romanya'nın ''iyi ilerleme'' gösterdiklerini belirten Verheugen, ''Ancak güçlü bir biçimde çabaların sürdürülmesi gerekiyor.Türkiye ise başarıyla başladığı reformları sürdürmesi için cesaretlendirilmelidir. Türkiye zor bir konumda, anlayış ve destek gerekiyor'' dedi.

Prodi de, AB Komisyonu'nun genişleme sürecinin bu bölümünü tamamlamakla en önemli hedeflerinden birisine ulaştığını belirtti. Prodi, önümüzdeki dönem için hedefin Balkan devletlerini AB üyeliğine hazırlamak ve AB'nin çevresini Rusya'dan Fas'a kadar işbirliği ve dostluk halkasıyla çevirmek olduğunu söyledi.

Basın toplantısında kısa birer konuşma yapan 10 ülkenin liderleri ise İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bölünen Avrupa'nın tekrar bütünleştiğini ve AB'nin büyük ve güçlü olmasının dünya istikrarının korunmasının önemli bir şartı olduğunu vurguladılar.

HURRIYET 16/04/2003

Rumların üyelik süreci 14 yıl sürdü

Atina'da bugün 9 ülkeyle birlikte katılım anlaşmasına ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' adıyla imza atan Rumkesimi, 2004 yılında katılım süreci yasal prosedürünün tamamlanmasıyla, adaylık sürecini 14 yılda sonlandırmış olacak.

Rum yönetiminin Temmuz 1990'da yaptığı tam üyelik başvurusuna üç yıl sonra yanıt veren AB Komisyonu, tam üyeliğe hazırlık sürecinde Rum kesimiyle siyasi ve ekonomik ilişkileri güçlendirme kararı aldı.

AB, Rum kesiminin başvurusunun ve sürecin sonunda gelecek üyeliğin''Kıbrıs'a barış ve istikrar getireceğini'' öne sürerken, Türkiye ve KKTC, Kıbrıs'ın garantör devletlerin üye olmadığı oluşumlara dahil olamayacağını belirten Garanti Anla
şmalarına dikkat çekiyor.

Güney'in tektaraflı başvurusunun hukuka aykırı olduğunu belirten Türkiye ve KKTC, alınan kararların AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsızlığını yitirmesi anlamına geldiğine işaret ediyor.

Defalarca adanın tümünü üye yapmak istediğin
i bildiren ve çözümün üyelikten önce bulunması arzusunu dile getiren AB, Kıbrıs'ta bir çözüm bulunamaması durumunda da Rumların AB'ye dahil edileceğini tekrarladı.Türk tarafı ise bu yaklaşımın Rum kesimine büyük rahatlık sağlayarak taraflar arasındaki görüşmelerin seyrini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

1994 yılındaki Korfu zirvesinde Malta ve ''Kıbrıs''ın bir sonraki genişlemede yer alacağını karara bağlayan AB liderleri, Türkiye ve KKTC'nin itirazlarına karşın Rum yönetimiyle 31 Mart 1998'de katılım m
üzakerelerini başlattı. Müzakereler, Aralık 2002'de yapılan Kopenhag zirvesinden kısa bir süre önce tamamlandı ve Kopenhag'da diğer 9 aday ülkeyle birlikte Rum yönetiminin de AB'ye katılacağı resmen açıklandı.

Atina'da tarihi Agora'da özel olarak hazırlan
an mekanda 9 ülkeyle birlikte katılım anlaşmasını törenle imzalayan Rum kesimi, önümüzdeki yıl anlaşmaların ulusal parlamentolarda onaylanmalarının ardından, başvurusunun 14. yılında AB'nin tam üyesi olacak. Rum kesiminin katılım anlaşmasını kendi dönem başkanlığında imzalamasından memnuniyet duyan Yunanistan ise Rum kesiminin de aralarında bulunduğu 10 yeni üyenin imza töreni için görkemli bir tören hazırladı. (aa)

HURRIYET 16/04/2003

Simitis'ten Denktaş'a davet

AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis'in KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KKTC'deki siyasi parti liderlerini Rum kesimine davet ettiği bildirildi.

Yunanistan Başbakanlık basın bürosu yetkilileri, siyasi partilere ''iyi niyet göstergesi'' olarak böyle bir davetin yapıldığını doğrularken, Denktaş'a davet yapıldığı konusuna açıklık getirmedi.

Simitis, Atina'da bugün başlayan ve iki gün sürecek toplantıların ardından 18 Nisan Cuma günü Rum kesiminde temaslarda bulunacak.

"DAVETE İCABET ETMEK BİR MİDE MESELESİDİR"

Bu arada Denktaş, Bursa'da yaptığı açıklamada Simitis'in, Kıbrıs'a yapacağı ziyarete KKTC'deki bütün parti liderlerini davet etmesiyle ilgili olarak, ''Böyle bir davete koşa koşa icabet etmek bir mide meselesidir, hazım meselesidir''dedi.

Denktaş, şöyle konuştu:

"Muhalefet partileri biraz da kendilerine önem verseler, kendi cumhuriyetlerine ve devletlerine saygılı olsalar, kendilerine işgal altında yaşayan insanlar diyen tarafın bu tür maksatlı siyasi davetine icabet etmezler. Nezaketle gerçekleri bildirirler, niçin gelemeyeceklerini anlatırlar ve davaya da hizmet etmiş olurlar. Katılmakla ne kazanacaklarını kendileri bilir."

Bir gazetede ''Eserinizle övünün'' diye kendisinin, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in ve diğer ilgililerin fotoğraflarını gördüğünü belirten Denktaş, bu tür haberlere "üzüldüğünü" söyledi.

HURRIYET 16/04/2003

KKTC muhalefeti Simitis ile görüşecek

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis'in, Kıbrıs Rum kesimine yapacağı ziyaret sırasında, Kıbrıslı Türk siyasi parti başkanlarıyla da görüşmek amacıyla parti başkanlarına yaptığı davete bazı muhalefet partileri olumlu yaklaştı.

Cumartesi günü Rum kesimindeki Yunanistan Büyükelçiliği'nde yapılması planlanan toplantı çağrısını Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile Yenilikçi Atılım Partisi (YAP) Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu olumsuz karşıladı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Ge
nel Başkanı Mehmet Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ise daveti olumlu bularak gitme kararı aldı.

EROĞLU VE SERDAR DENKTAŞ GİTMEYECEK

Başbakanlıktan alınan bilgiye göre, Başbakan Derviş Eroğlu'na da UBP Genel Başkanı olarak Simitis'den yazılı bir davet ulaştı, ancak Başbakan Eroğlu görüşmeye gitmeyecek.

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, Simitis ile görüşmek için yazılı bir davet aldığını, ancak görüşmeye gitmeyeceğini açıkladı.

TKP Ge
nel Merkezi'nden alınan bilgiye göre, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli'ye Simitis'in daveti yazılı olarak ulaştırıldı.

Dışişleri ve Savunma Bakanlığı'nın geçiş izni vermesi halinde Hüseyin Angolemli cumartesi günü Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'l
e görüşmek üzere Yunanistan Büyükelçiliği'ne gidecek.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Simitis'den davet aldığını ve cumartesi günü Yunanistan Büyükelçiliği'nde kendisiyle görüşeceğini belirtti. Talat, ''Bu toplantıya katıl
makta bir zarar olmadığını düşünüyorum ve ben kendi adıma katılacağım'' dedi.

YAP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu da, davete gitmeyeceğinin altını çizerek, ''Bu safhada gitmeyi doğru bulmadım'' diye konuştu.

DENKTAŞ'TAN MUHALEFETE ELEŞTİRİ

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bazı muhalefet parti liderlerinin, Simitis'in davetine sıcak bakmalarını eleştirerek, ''Muhalefet bizi dışa karşı zayıf ve parçalanmış gösterirse, haliyle işimiz daha zor olur'' dedi.

İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'de
ki Radyo Güven'e telefonla yaptığı açıklamada, ''muhalefetin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenliğinin önemli olmadığı'' yönündeki yaklaşımlarının yanlış olduğunu ifade etti.

HURRIYET 16/04/2003

Kıbrıs Türkü'ne kolay TC vatandaşlığı

Türkiye, Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıslı Türkleri kendi vatandaşlığına almaya başlaması üzerine, Kıbrıslı Türklerin TC vatandaşlığına geçişini kolaylaştırıyor. KKTC vatandaşlarının Türk vatandaşlığına geçmesini kolaylaştıran yasa tasarısı, TBMM İçişleri Komisyonu'nda kabul edildi.

Tasarı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) vatandaşlarının, ilgili makamlara başvurmaları halinde kendiliğinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kazanmalarını öngörüyor.

Tasarıyla ilgili bilgi veren Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Daire Başkanı Hasan Aygün, KKTC'nin uzun yıllardan bu yana ambargo altında olduğunu anımsattı.

Türkiye ile KKTC'nin ilişkilerinin çeşitli entegrasyon aşamalarından geçtiğini, tasarının da bu gelişmelerin bir devamı olduğunu anlatan Aygün, KKTC vatandaşlarına daha önceden Türk vatandaşlığı tanındığını ancak bu düzenlemenin sorunları tam olarak karşılamadığını kaydetti.

Bir milletvekilinin, ''Güney Kıbrıs Rum yönetimi aynı yönde bir çağrı yapsa ne olur?'' sorusu üzerine Aygün, ''Bizim endişemiz de Güney'e d
oğru bir kayma olabileceği yolunda' dedi. Hasan Aygün, aldıkları duyumlara göre Güney Kıbrıs'a Kuzey'den günübirlik 9 bin KKTC vatandaşının çalışmak üzere geçtiğini söyledi.

Bir milletvekilinin ''Neden Güney Kıbrıs'a bu kadar ilgi var?'' sorusu üzerine A
ygün, ''Güney Kıbrıs'ta fert başına milli gelir 16 bin dolara çıkmış durumda. AB'ye girmesiyle daha da yukarı çıkacak. Geleceğe yönelik belirsizlik de KKTC vatandaşını rahatsız etmektedir''dedi.

Daha sonra oya sunulan tasarı oybirliği ile kabul edildi
.

HURRIYET 16/04/2003

Müzakerelerden önce Kıbrıs’ta çözüm yok

Zeynel LÜLE/LÜKSEMBURG

Türkiye ile AB arasındaki en üst düzey karar organı olan Ortaklık Konseyi Toplantısı dün Lüksemburg'da yapıldı. Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyeliği için imza atacağı Atina zirvesinden bir gün önce gerçekleşen toplantıda konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ın tek taraflı üyeliğinin, ilişkileri zedeleyeceğini söyledi.

Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlayacağı tarih olan Aralık 2004'e kadar çözüm ümidi vermeyen Gül, basın mensuplarına yaptığı açıklamada da, ‘‘Eğer Türkiye-AB müzakereleri başlarsa sorunun çözümü çabuklaşır’’ dedi. Gül böylece, Ankara’nın Kıbrıs konusunu müzakerelerin başlatılmasını sağlamak için bir koz olarak kullanacağı mesajını verdi. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Günther Verheugen ise Kıbrıs’ta çözüme yönelik sürecin bitmediğini söyledi.

HURRIYET 16/04/2003

Ertuğrul ÖZKÖK
İlk adımı Çankaya atmalıdır

ÇANKAYA bugün itibarıyla Türk halkına bir açıklama yapmalıdır. Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili kararı hakkında ne düşünmektedir?

Türkiye'nin bugünden itibaren Kıbrıs politikası ne olacaktır?

Aynen mi devam edecek, yoksa BM'nin çizdiği yörüngeye mi girecektir?

NİYE ÇANKAYA

Niye hükümet, TBMM değil de Cumhurbaşkanı diye sorabilirsiniz.

Şundan dolayı:

Sayın Cumhurbaşkanı, ikinci tezkerenin TBMM'de görüşüleceği günlerde bir açıklama yapmıştı.

Türkiye'nin ABD askerine kolaylık sağlaması için, ‘‘uluslararası meşruiyet’’ şartının aranması gerektiğini belirtmişti.

Uluslararası meşruiyetin de ancak BM Güvenlik Konseyi'nin alacağı bir
‘‘savaş’’ kararı olacağını söylemişti.

Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaptıktan bir gün sonra, bu defa sözcüsü aracılığıyla ikinci bir açıklama yapmış, söylediği sözlerin
‘‘şahsi görüşleri’’ olduğunu hatırlatmıştı.

Tabii bu da, devleti temsil eden cumhurbaşkanlarının
‘‘şahsi görüşü olur mu’’ tartışmasını başlatmıştı.

Diyelim ki şahsi görüşüydü.

Ancak hepimiz biliyoruz ki, Cumhurbaşkanı bu
‘‘şahsi görüşünü’’ daha önce Milli Güvenlik Kurulu'nda da dile getirmiş ve bizzat onun isteği üzerine MGK'nın o tarihte yaptığı açıklamaya ‘‘uluslararası meşruiyet’’ aranması cümlesi eklenmişti.

Yani o şahsi görüş daha önce devletin
‘‘en resmi görüşü’’ haline gelmişti bile.

Ayrıca ikinci tezkerenin Meclis'te görüşüleceği günü hatırlayalım.

Hükümet o gün MGK'dan ikinci tezkerenin kabulü yönünde bir destek açıklaması beklemişti.

MEŞRUİYET Mİ

Ancak o açıklama MGK bildirisine konmamıştı.

Neden?

Çünkü bildiriye bu konunun konulması halinde, Cumhurbaşkanı'nın da aynı ısrarla açıklamaya ‘‘uluslararası meşruiyet’’ şartının konmasını isteyeceği biliniyordu.

Bu da tezkereye bırakın destek, tam aksine engelleme anlamına gelecekti.

Uluslararası meşruiyet mi dediniz?

Alın işte uluslararası meşruiyet.

Tezkere için ‘‘önce o karar alsın’’ diye beklediğimiz BM Güvenlik Konseyi, önceki gün Kıbrıs sorununun çözümünü Avrupa Birliği'ne emanet etti.

Üstelik bunu yaparken, görüşmeleri KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın negatif tutumunun engellediğini kayda geçirdi.

Buyurun Kıbrıs sorununu çözmek için önünüzde artık
‘‘taş gibi’’ bir uluslararası meşruiyet belgesi var.

Bizzat kendi koyduğunuz
‘‘içtihat’’ bumerang gibi döndü, sizin üzerinize geldi.

Şimdi ne yapacaksınız?

BM'nin bu kararını
‘‘meşru’’ kabul edecek misiniz? Etmediğiniz takdirde, ikinci tezkereyle ilgili görüşünüz ne olacak?

O yüzden diyorum ki, Cumhurbaşkanı bugünden tezi yok, çıkıp Kıbrıs konusundaki görüşünü kamuoyuna açıklamalıdır.

GERİ ÇEVRİLEN GEMİ

Size, bugüne kadar kamuoyuna yansımayan, Genelkurmay ve Dışişleri dosyalarında kalan bir olayı aktarayım.

Birinci tezkereden hemen sonra ABD askeri gereçlerinin İskenderun'a indirildiği sırada bir olay yaşandı.

Askeri araç getiren gemilerden biri, Güney Kıbrıs bandıralı idi.

Türkiye bu geminin yükünü İskenderun'a indirtmedi. O gece bizzat ABD Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı devreye girdiği halde, gemi geri çevrildi.

Şimdi bugün itibarıyla Güney Kıbrıs, ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’ adı altında AB üyeliği için imza atıyor. 2004’te de üyeliği resmileşiyor.

GERÇEĞE DÖNÜŞ

Yani artık Gümrük Birliği çerçevesinde Güney Kıbrıs gemilerini geri çevirme hakkınız kalmıyor.

Güney Kıbrıs malları serbestçe Türkiye'ye girebilecek.

Güney Kıbrıslı bir müteahhit Türkiye'deki bir ihaleye girerse, ona eşit davranmak zorunda kalacaksınız.

Peki bütün bu gerçek ortada dururken, Başbakan'ın Atina’daki törene katılmamasının, Dışişleri Bakanı'nın ise törene katılıp bu kararı alkışlamadan salonu terk etmesinin ne manası var?

Kuzey Kıbrıs'ta 10 bin
vatandaşınız daha şimdiden Kıbrıs pasaportu almış.

Bütün bu gerçeklere daha ne kadar direnebileceksiniz?

O nedenle ben diyorum ki, Türkiye artık Kıbrıs politikasında gerçekçi adımlar atmaya başlamalıdır.

İlk adım da, her konuşmasında ‘‘uluslararası meşr
uiyet’’ şartını öven Cumhurbaşkanımız tarafından atılmalıdır.

HURRIYET 16/04/2003

Gül: Rum kesimi, AB projemizi engelleyemez Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye’nin AB projesini gölgeleyemeyeceğini bildirdi. Ankara NTV
AA

16 Nisan— Gül, Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, AB’nin bugün Kıbrıs Rum kesiminin de içinde olduğu 10 ülkeyi bünyesine alarak en büyük genişlemeyi yaptığını belirtti. Gül, “Bizim buna bazı itirazlarımız vardır. Sorunlu bir ülkenin AB’ye katılması fikri doğru değil” diye konuştu.

Türkiye’nin AB yolundaki yürüyüşünü devam ettireceğini belirten Gül, her iki taraf içinde de geri dönülmez noktada bulunulduğunu kaydetti.
“Rum kesimi Türkiye’nin bu büyük projesini gölgeleyecek değildir” diyen Gül, her şeyin henüz bitmiş olmadığını, 1 Mayıs 2004’e kadar bir yıllık bir süre olduğunu, bu süre içinde Kıbrıs’ta her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için müzakerelerin devam edeceğini kaydetti.
Gül, bu süre iç
inde Türkiye’nin samimi olarak kabul edilebilecek bir çözüm için gayretlerini sürdüreceğini belirtti.
“Rum kesiminin AB’ye girmesi Kıbrıs’ta çözüm sürecini Türkiye aleyhine zorlaştırır mı?” sorusuna, “Hayır” yanıtını veren Gül, “Büyük bir AB’yi Rum kesimi
nin tek başına bloke etme gücü zaten söz konusu değildir. Avrupa’nın bütün menfaatleri Rum kesimi tarafından tek başına tersine çevrilemez” dedi.
Gül, önemli olanın kabul edilebilir çözüme bu süre içinde ulaşılması olduğunu tekrarlayarak, herkesin gerçekç
i olması ve bu bir yılın iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
* * * * *

Zirvede olmadığımız için üzgün değilim’


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Atina’daki AB zirvesinde Türk tarafı olarak yer almadıkları için üzülmediğini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, NTV canlı yayınında soruları yanıtladı. Denktaş, AB’nin Rum Kesimini tek başına üye kabul etmekle büyük hata yaptığını söyledi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de törene katılmayarak jest yaptığını söyledi. Denktaş, Gül’ün bu tavrını doğru bulduğunu vurguladı. KKTC Cumhurbaşkanı, kendisini çözümsüzlükte diretmekle eleştirenleri de ‘Karen Fogg’un adamları’ olmakla suçladı.

NTV 16/04/2003

Denktaş Simitis’e ve muhalefete kızgın

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yunanistan Başbakanı Simitis’in KKTC muhalefet liderlerini toplantıya çağırmasını sert bir dille eleştirdi.

Bursa
NTV

16 Nisan— KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yunanistan Başbakanı Simitis’in KKTC’deki parti liderlerini toplantıya çağırmasını “maksatlı” olarak değerlendirdi. Denktaş daveti kabul eden KKTC’li muhalefet liderlerini de hazımsızlıkla suçladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Bursa’da habercilerin sorularını yanıtladı. Denktaş, “Simitis 18 Nisan’da adaya gidecek ve KKTC muhalefet liderlerini toplayacak. Buna nasıl bakıyorsunuz” sorusu üzerine, “Yunanistan, Kıbrıs Türkleri’nin tümüne 40 yıldır by pass yapıyor” değerlendirmesinde bulundu.
KKTC’li muhalefet liderlerini de “hazımsızlıkla” suçlayan Denktaş, “Muhalefet kendi cumhuriyetine biraz daha saygılı
olsun. Rum Yönetimi’nin müracaatı yasal değil. KKTC tanıdıkları Kıbrıs’ın parçası değil. Dolayısıyla Kıbrıs’ı üye yapmıyorlar. Kuzey ne zaman üye olur? Kuzeyi tanıdıkları zaman” diye konuştu.

Avrupa Birliği’ne 10 yeni üye

Avrupa Birliği’ne aday on ülkenin birliğe katılım anlaşmaları Atina’da imzalandı. Kıbrıs Rum Yönetimi de, AB’ye katılım anlaşmasını ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adı altında imzaladı.

Atina
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

16 Nisan— Avrupa Birliği’ne aday 10 ülke, tarihin en büyük genişleme hamlesinde AB’ye katılmak üzere imza attı. 10 üyenin fiilen birliğe katılımı 1 Mayıs 2004’te gerçekleşecek. Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Suni duvarlarla Kıbrıs Türklerinin bize eşlik etmesi engellendi” dedi. Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kararlı olduklarını da söyledi.

İngiltere Başbakanı Tony Blair, İrlanda Başbakanı Bertie Ahern ve İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, yaptıkları konuşmalarda, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın adaylık süreçlerinde gelinen aşamadan memnuniyet duyduklarını ve Türkiye ile müzakerelerin bir an önce başlamasını arzu ettiklerini belirttiler.

‘TARİHİ BİR GÜN YAŞANIYOR’
AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, imza töreninin açılışında yaptığı konuşmada, AB’nin tarihindeki en büyük genişleme hamlesiyle, hemen hemen tüm Avrupa kıtasını ortak ideallerin çatısı altında topladığını söyledi ve ‘tarihi bir gün yaşandığının’ altını çizdi.
Liderler, genişleme sürecinin devam etmesi
gerektiğini vurguladılar.

PAPADOPULOS: ÇÖZÜM ÇABALARI SÜRECEK
15 Avrupa Birliği üyesi ve 10 yeni üye ülkenin liderlerinin katıldığı törende, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ olarak üyelik protokolünü imzaladı. Papadopulos, törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türklerinin ‘suni duvarlar nedeniyle AB’ye katılamamasından üzüntü duyduğunu’ söyledi. Papadopulos, “Üyeliğimiz, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına engel olmayacak. Çabaları sürdüreceğiz” dedi.

‘ORTAK DIŞ POLİTİKA OLUŞTURULMALI’
Törende konuşan AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, yapılacak işlerin başında ortak dış politika oluşturulmasının geldiğini belirtti. Prodi, Irak savaşının, AB’nin ortak ve paylaşılan görüşlere dayanan bir dış politika oluşturması gerektiğini ortaya çıkardığını belirterek, ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıklarının bitirilmesinin önemine dikkati çekti.
Prodi, “Biz Avrupalılar özgürlüğümüzü Amerika’ya borçluyuz, AB ile ABD arasındaki işbirliği dünya barışı için istikrarlı bir temeldir”
diye konuştu.

ABDULLAH GÜL TÖRENE KATILMADI
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum lider Tassos Papadopulos’un ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ sıfatıyla imza attığı törene katılmadı. Türkiye’yi imza töreninde Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan temsil etti.

FİİLİ KATILIM MAYIS 2004’TE
İmzalanan üyelik anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için birlik üyesi 15 ülkenin parlamentolarında onaylanması gerekiyor. Yeni 10 üyenin fiilen birliğe katılımı da 1 Mayıs 2004’de gerçekleşecek.

SAVAŞ KARŞITLARI POLİSLE ÇATIŞTI
Bu arada, Atina’da zirvenin yapıldığı bölgenin yakınında savaş karşıtları gösteri yaptı. Göstericilerin polise molotof kokteyli atması üzerine çatışma çıktı.

AVRUPA’NIN GELECEĞİ GÜNDEMDE
AB devlet ve hükümet başkanları, imza töreni öncesinde, Zapion Konferans Merkezi’nde biraraya geldiler. Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valerie Giscard d’Estaing, Konvansiyon’un bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında AB liderlerine bilgi verdi. AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, gayri resmi Atina zirves
inde karar almadıklarını, Avrupa’nın geleceği konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Avrupa Konvansiyonu çerçevesinde AB içinde reform yapılmasına yönelik 5 ana konunun ele alındığını belirten Simitis, AB üyeliğine kabul edilen 10 ülkenin liderlerinin de bu toplantıda katılımcı olarak yer aldıklarını ve görüşlerini sergilediklerini söyledi. Simitis, AB liderlerinin, Konvansiyon’un çalışmalarının 20 Haziran’da yapılacak AB Selanik zirvesine kadar tamamlanmasını ve bu zirvede Avrupa Anayasası’yla ilgili anlaşma taslağının sunulmasını istediklerini bildirdi.

ZİRVENİN SONUÇ BİLDİRGESİ
Atina’da yapılan Avrupa Birliği gayri resmi zirve toplantısının sonuç bildirisinde, Birliğin hakiki bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi yapılacağı belirtildi. Bildiride, bugün 10 ülkeyle üyelik anlaşmalarının imzalanması için biraraya gelindiği hatırlatılarak, Birliğin, yüzyıllardır devam eden çatışmalara son verme ve kıtadaki eski bölünmeleri aşma konusundaki kararlılığı temsil ettiği kaydedildi. Genişlemenin e
şiğindeki Avrupa Birliği’nin, vatandaşlarının refahı ve güvenliği açısından çok önem taşıyan görevler üzerinde yoğunlaşması gerektiği belirtilen bildiride, gerek AB içinde gerekse AB dışında temel insan haklarının savunulmaya devam edileceği kaydedildi. Bildiride, Birliğin sınırları dışında istikrarı artırmak ve insani amaçlarını daha ileri götürmek için sivil ve askeri kapasitesini geliştirmeye devam edeceği de kaydedildi.

Rumların AB yolculuğu 14 yıl sürdü

AB katılım anlaşmasına “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla imza atan Rum kesimi, 2004 yılında katılım süreci yasal prosedürünün tamamlanmasıyla, adaylık sürecini 14 yılda sonlandırmış olacak.

AA

NTV 16/04/2003

Rum yönetimi, Temmuz 1990’da tam üyelik başvurusu yapmıştı. AB, Rum kesiminin başvurusunun ve sürecin sonunda gelecek üyeliğin ‘Kıbrıs’a barış ve istikrar getireceğini’, Türkiye ve KKTC ise, Kıbrıs’ın Garantör Anlaşmaları gereğince garantör devletlerin üye olmadığı oluşumlara dahil olamayacağını belirtiyor.

ney’in tektaraflı başvurusunun hukuka aykırı olduğunu belirten Türkiye ve KKTC, alınan kararların AB’nin Kıbrıs konusunda tarafsızlığını yitirmesi anlamına geldiğine işaret ediyor. Defalarca adanın tümünü üye yapmak istediğini bildiren ve çözümün üyelikten önce bulunması arzusunu dile getiren AB, Kıbrıs’ta bir çözüm bulunamaması durumunda da Rumların AB’ye dahil edileceğini tekrarladı. Türk tarafı ise bu yaklaşımın Rum kesimine büyük rahatlık sağlayarak taraflar arasındaki görüşmelerin seyrini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
1994 yılındaki Korfu zirvesinde Malta ve “Kıbrıs”ın bir sonraki genişlemede yer alacağını karara bağlayan AB liderleri, Türkiye ve KKTC’nin itirazlarına karşın Rum yönetimiyle 31 Mart 1998’de katılım müzakerelerini başlattı. Müzakere
ler, Aralık 2002’de yapılan Kopenhag zirvesinden kısa bir süre önce tamamlandı ve Kopenhag’da diğer 9 aday ülkeyle birlikte Rum yönetiminin de AB’ye katılacağı resmen açıklandı.

AB protokolünde Kıbrıs’ta çözüme atıf yok

Türkiye, Rum Kesimi’nin AB’ye katılım anlaşmasıyla birlikte imzalanacak protokolün çözüme yönelik kapıları açık bırakmasına ilişkin çabalardan sonuç alamadı.

NTV

16 Nisan— Türkiye 16 Nisan öncesinde protokole Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesinin konulmaması ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki çözüme atıfta bulunulması yönünde çaba sarfediyordu. Ancak, Ankara’nın çabalarına rağmen protokolde Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesi yer aldı.

AB’ye katılım anlaşmasıyla birlikte imzalanan protokolde, “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni birliğe alıyoruz. Adada çözüm olursa gerekli düzenlemeler yapılır” şeklinde görüş ortaya kondu.
Türkiye ise bu konudaki rahatsızlığını AB ile yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında gündeme getirdi. Protokolün çözüme ve yeni duruma kapıyı açık tutmam
asını eleştiren Ankara, protokolün BM kararlarına ve uluslararası anlaşmalara uyumlu hale getirilmesini istedi.

KKTC’de bölünme tehlikesi

“AB olmadı, Türk vatandaşlığı verelim!” Bugün Meclis komisyonlarından geçen ve KKTC vatandaşlarına Türk vatandaşlığını koşulsuz açan tasarının gerçek anlamı budur. Bir aczin de ifadesidir.

16 Nisan— Denktaş’ın direnişi başarıya ulaştı; Rumlar resmen AB üyesi... Bundan sonra her şey iki kat daha zor. En büyük tehlike paniğe kapılıp lüzumsuz tavizler vermekse, bir diğer tehlike de “kör direnişe” devam etmek.

“Sen sağ ben selamet” derler Anadolu’da dalga geçerek, “Kaldık el elde baş başta” diye de eklerler.
Bugün itibariyle durumumuz bu deyimlere fevkalade uygun. Eloğlu düğün bayram AB’ye üye oluyor, biz boynumuz bükük bakakalıyoruz.
Hangi birine yanalım, bizden onlarca yıl sonra başvuran ülkelerin AB’ye üye olmasına mı, yoksa yıllarca “Rum kesimi tek taraflı üye olamaz” yırtınmalarımıza karşın Rum kesiminin AB’ye üye oluşuna mı?
“Verkurtulcular” ve “
şanlı direnişçiler” diye neredeyse ortadan ikiye ayrılmıştık, hem biz, hem KKTC... Şimdi bakıyorum her iki taraf da fena halde üzgün ve de kızgın.
Demek ki gelinen nokta Rumlar dışında kimseyi mutlu etmedi.
Demek ki gelinen nokta hepimizin yanlış yaptığını
n en iyi göstergesi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, imza törenine katılmıyor da akşam yemeğine katılıyor. Ne anlamlı bir protesto, ne anlamlı bir adım... Şimdi Rumların burnundan gelmiştir mutlaka, bir ağız tadıyla üye olamamışlardır. Bundan sonra akılları
nı başlarına devşirirler herhalde.
Gerçi bu adım bile Denktaş’a yetmedi; “Keşke Sayın Gül Atina’ya hiç gitmeseydi” dedi. Galiba “o zaman dağ farenin küstüğünü anlardı” diye düşünüyor.

İKİ BÜYÜK RİSK
Kim hata yaptı, nerede hata?.. Daha çoook tartışılır... Hiç bir sonuç da çıkmaz.
Bundan sonra ne olacağına bakınca iki büyük risk görünüyor. Bunlardan ilki paniğe kapılıp, lüzumsuz ve anlamsız tavizler vererek Kıbrıs’ı gerçekten feda etmek... Diğer risk ise kızıp, küsüp kör direnişi sürdürmek.
İlk risk daha çok
hükümet için geçerli. KKTC’ye açılmayan AB kapılarının sonunda Türkiye’ye de kapanacağı paniğini yaşayabilirler. Bu hayali bir korku değil... Birşeyler değişmezse muhtemelen de karşımıza çıkacak. Hem de ne zaman; 2004 Aralık’ın da Türkiye’nin durumunun ele alınacağı zaman. Mayıs ayında oy hakkını almış Rumların da aralarında olduğu AB üyeleri “Sizin için süreci başlatırız ama Kıbrıs sorununu çözün” dediğinde...
Yani hükümet “ya AB’den vazgeçme ya da Kıbrıs’ı verme” ikilemiyle karşı karşıya kaldığında.
İş
te hükümet bunu yaşamamak için, aceleyle sorunu çözmek amacıyla Kıbrıs’ı feda edecek yanlış adımlar atabilir.
Paniğe gerek yok, Kıbrıs’ı feda etmeye gerek yok. Çözüm için ciddi ve kararlı olmaya ihtiyaç var.

KÖR DİRENİŞ RİSKİ
Bir diğer büyük risk de “alın atınızı istemem tımarınızı” tavrı göstermek.
Başta Denktaş olmak üzere pek çok kişide, benzer tavrın şimdiden ipuçları görünüyor.
Kısasa kısasçılar ortaya çıktılar bile. Bugün Meclis komisyonlarından geçen yasa tasarısı KKTC vatandaşlarına TC vatandaşlığını şartsız açıyor. Yani KKTC vatandaşı Türkiye’de herhangi bir nüfus idaresine gidip “Ben Türk vatandaşı olmak istiyorum” diye beyanda bulunduğunda vatandaş sayılacak.
Bu tasarı, Türkiye ile KKTC arasındaki entegrasyona dönük somut adımdır. Çözümü zorl
aştırmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Böyle bir koz da masada para etmez. Cümleten AB dışında kaldıktan sonra istediğin kadar entegre ol, kime faydası var?

CİDDİ ÇÖZÜM GERÇEKCİ EKONOMİ
Yapılması gereken belli. Öncelikle Hükümet Kıbrıs sorununu çözme konusunda gerçekten ciddi ve kararlı olmak zorunda. Çözümün karşısında, sivil asker, yetkili yetkisiz, Türk, Kıbrıslı, Avrupalı kim varsa hepsine kararlılığını kabul ettirebilmeli.
Irak sorununda attığı hatalı adımlar nedeniyle Kıbrıs’ta çözüm için diretemeye
n Hükümet artık bu yılgınlığından sıyrılmalı. Sorunu adam akıllı çözeceğine inanmalı, ama daha önemlisi herkesi inandırmalı.
Yapılması gereken ikinci şey KKTC ekonomisini ayağa kaldırmak. Elbette öyle suni teneffüslerle, hibelerle değil. Besleme bir ekonom
i değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomik yapı kurulmalı.
Aksi halde ne olur? Çok şey ama en başta KKTC ortadan bölünür. Daha şimdiden Ada’daki sol muhalefet öfke dolu... Rum kesiminin ve Yunanistan’ın çağrılarına açık. Daha şimdiden Kuzey’i
üçe beşe katlamış Güney yani Rum kesimi AB’den alacağı destekle hızla ilerlerse, KKTC’deki mutsuz insanları kimse tutamaz. Çoğunluğu yakalama ihtimali görünen sol muhalefet KKTC’de iktidara gelirse, pirincin taşını kim ayıklar bilinmez.
Bakın, Yunan Başb
akanı Simitis 18 Nisan’da Ada’ya yapacağı ziyaret sırasında KKTC’deki siyasi parti liderlerini Yunan Büyükelçiliği’nde görüşmeye çağırdı, hem de Denktaş’ı by-pass ederek. Üç muhalif partinin lideri de bu çağrıya olumlu cevap verdi.
İşte yukarda sözünü ettiğim bölünmenin en iyi kanıtı. Bu üç muhalefet liderinin yarın iktidara gelmeleri durumunda, ne olacağını varın siz hesaplayın.
NTV UMIT SEZGIN 16/04/2003

Eserinizle gurur duyun!

Türkiye'yi yönetenler çözüm bulabilse, diretmese, Kıbrıslı Türkler bugün AB kapısından girecekti. Çözüm daha da gecikirse AB'nin kararlarında Papadopulos da söz sahibi olacak

16/04/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Türkiye, üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamaması için AB'nin 2004 Aralık'ında yapacağı zirveyi beklerken, Kıbrıs Rum Kesimi ve dokuz Avrupa ülkesi, bugün Atina'da, Akropolis mabedinin eteklerindeki tarihi
Agora'da, eski Yunan'da alışveriş merkezi olarak kullanılan tarihi Stoa Attalu Pasajı'nda üyelik anlaşmasını imzalayacaklar.

Kıbrıs için ayrı karar
Aralarında Tony Blair, Jacques Chirac ve Gerhard Schröder'in de bulunduğu 15 AB üyesi ülkenin liderleriyle, 10 yeni üye ülkenin liderlerinin katılacağı törende, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 'Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı' sıfatıyla protokolü imza
layacak. Protokol gereği, Kıbrıs'ın tümü AB üyesi olacak, ancak muktesebat siyasi sorun çözümleninceye kadar KKTC'de uygulanmayacak. Yine protokol gereği, Kıbrıs'taki siyasi sorun çözümlendiği takdirde, muktesebatın adanın kuzeyinde de uygulanması için AB'nin oybirliği ile ayrı bir karar alması gerekecek.

Annan da gidiyor
Rum Kesimi ve AB'ye alınan 9 ülkenin üyeliği için tek bir anlaşma hazırlandı. Bu anlaşmanın AB üyesi 15 ülkenin parlamentolarında onaylanması
gerekiyor. Yeni 10 üyenin fiilen AB'ye katılımı 2 Mayıs 2004'te başlayacak.
Kıbrıs'ta siyasi sorunun bu tarihe kadar çözümlenirse 'Birleşik Kıbrıs', çözümlenmezse de Rum Yönetimi, AB'de her konuda söz hakkına sahip olacak.
İmza töreni ve Avrupa Kurultayı toplantısı için BM Genel Sekreteri Kofi An
nan'ın da Atina'ya gelmesi bekleniyor.
Yunanistan, iki günlük AB ve Avrupa Konferansı toplantıları için AB dönem başkanı olarak hazırladığı 'fiesta'ya Irak savaşı konusunun gölge düşürmemesine çalıştı. Ancak, Avrupa Konvansiyonu çalışmalarının ele alınacağı gayriresmi AB zirvesiyle başlayacak olan iki günlük diplomasi maratonu, öğleden sonra, aralarında Rum Kesimi'nin de bulunduğu 10 ülkenin AB üyelik anlaşmalarının imza töreniyle devam edecek. İkili düzeyde yapılacak görüşmelerin tümü Irak odaklı olacak.

Gündem AB'nin geleceği
Bugün imza töreninden önce 15'lerin liderleri bir toplantı yapacak. Toplantıya Türkiye'yi Avrupa'da istemediğini gizlemeyen Avrupa Konvansyonu Başkanı Valery Giscard D'Estaing de katılacak. Dönem Başkanı Yunanistan'ın belirlediği gündem konuları geleceğin Avrupası ile ilgili. Atina'da yarın ise hükümetlararası konferansın hazırlayıcısı olan Avrupa Konvansiyonu'nun toplantısı var. Bu toplantıda da D'Estaing, hazırladığı 'Avrupa anayasası' ile ilgili ilk taslağı sunacak.
Aday ülkeler
in hükümetlerarası konferansta asil üyelerle eş haklara sahip olup olmayacakları konusu ise hâlâ belirsiz.
Atina bugün sendikaların katılımı ile düzenlenecek dev savaş karşıtı gösteri nedeniyle tetikte. Olay çıkmasından korkan Simitis hükümeti, tüm kamu s
ektörü için tatil ilan etti. Güvenlik önlemleri için 11 bin polis seferber edildi.

Ve Rumlar imzayı attı

16/04/2003 RADIKAL

Kıbrıs Rum Kesimi, AB'ye üyelik anlaşmasını bugün 10 ülkenin AB'ye katılımı için Atina'da düzenlenen törende imzaladı. Üyelik anlaşmasını imzalayan Rum lider Tasos Papadopulos yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir biçimde çözümü çabalarını sürdürmeyi taahhüt ettiklerini söyledi.
AB'ye üyelik anlaşmasını 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adına imzaladığını ve bu imzanın 'Kıbrıs
halkının tümü' için atıldığını savunan Papadopulos, "Kıbrıslı Türkler, bu törende yer alamadıkları için üzgünüm. Güç kullanılarak dayatılan suni duvarlar ve ayırıcı hatlar, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlarla birleşik olarak Avrupa yolunda ilerlemelerini engelliyor" dedi.
Çok kısık bir sesle ve zorlukla konuşabildiği gözlenen Papadopulos, AB üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik dinamiği etkilemeyeceğini de belirterek, "Aksine, AB müktesebatının tüm Ada'da uygulanabilmesi için çözüm çabalarının sü
rdürülmesi daha da zorunlu hale gelmiştir" diye konuştu.
Kıbrıs meselesinin, Rum kesiminin AB'deki varlığını sorunlu bir hale getirmeyeceğini de savunan Papadopulos, çözüm çabalarını sürdüreceklerini ve 'Kıbrıs'ın birleşmiş Avrupa içindeki tek bölünmüş ül
ke olma özelliğini ortadan kaldıracaklarını' söyledi.

İKİ PROTOKOL

Rum kesiminin AB üyelik anlaşması çerçevesinde 2 protokol imzalandı. İlk protokolde, AB müktesebatının önce Rum kesiminde, Kıbrıs sorununun çözümünün ardından da tüm Ada'da uygulanacağı
ve bu çerçevede AB'nin BM kararları çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin de katkısıyla adil ve kapsamlı bir çözüm istediği ifadelerine yer verildi.
Protokolde, çözümden sonra AB müktesebatının Kıbrıs'ın tümünde, AB Komisyonu'nun önerisi ve AB Konseyi'nin
oybirliğiyle vereceği karar sonrası uygulanacağı da kaydedildi.
Diğer protokolde ise İngiltere'nin Kıbrıs'taki 2 askeri üssünün konumunun AB üyeliğiyle değişmeyeceği belirtildi.

Eyvah, yalnız kalıyoruz!..

Gündüz Aktan

16/04/2003 RADIKAL

Irak yüzünden Amerika'yla, Kıbrıs yüzünden de AB'yle ilişkiler bozuldu. Bir başımıza kaldık.
Peki şimdi ne yapacağız? Biz yalnız kalamayız. Sanki ana-baba tarafından terk edilme korkusuna kapılmış çocuklar gibiyiz.
Belki de bu ruh hali nedeniyle, Kıbrıs'ta çözümü ve
AB üyesi olmamızı en çok isteyenler, köşe yazılarında ve televizyon konuşmalarında sürekli maddi hatalar yapıyorlar.
Güney Kıbrıs'ın bugün giriş anlaşmasını imzalamasıyla birlikte, 'Bizim için son fırsat olan' Annan paketinin öldüğü söyleniyor. Bundan son
ra çözüm, Kuzey'in Güney ile bir iç hukuk işlemiyle birleşmesi şeklinde olabilirmiş. Zaten AB Konseyi'nde artık iki vetoya sahip olacak olan Rum-Yunan cephesi Annan paketinden çok daha kötü bir çözümü bize istediği gibi dayatabilirmiş. Bazıları da AB'nin Rumları tek başına alamayacağını söyleyenlere, 'İşte aldı' diyorlar. Bu durumda Doğu Akdeniz ve Ege'de istikrarsızlık çıkabileceği uyarısını yapanlara da 'Hani nerede karışıklık' diye soruyorlar.
Evvelki gün BM Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 1475 sayılı
kararda, Rum tarafının tüm çabalarına rağmen, Kıbrıs sorununun çözümü AB'ye değil, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuna bırakıldı; Annan paketinin de 'bundan sonraki müzakerelerin tek temelini oluşturacağı' vurgulandı. Aynı şekilde AB'nin yeni Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de 'Annan paketinin masada olduğu' belirtiliyor. 'Maalesef' Annan paketi yaşıyor. 1475'e göre bunun 'dikkatle dengelenmiş' yapısı bundan sonraki görüşmelere de esas olacak.
1475 sayılı kararda genel sekreterin bu misyonunu 1250 sa
yılı karara göre devam ettirmesi isteniyor. 1250 sayılı kararın 7. işlem paragrafına göre, müzakerelerin zaten sonuç alınıncaya kadar devamı kararlaştırılmış. Yani 16 Nisan 2003, Mayıs veya Aralık 2004 süreç sonunu gösteren tarihler değil.
Rumların AB üye
si olmasıyla bir yerine iki vetoyla karşılaşacak olmamızın pratikte bir değeri yok. Yunanistan'ın tek vetosu birden çok vetonun yapacağı işi zaten yapabilir.
1475'te Sn. Denktaş'ın suçlanması haksız. Rum-Yunan tarafı kendi lehlerine olduğunu çok iyi bildi
kleri paketi hemen internete geçirip açıklamakla anlamlı müzakereleri engellediler. Pakette kendilerine sağlananlar üzerinden ödün vermeleri halinde kendi kamuoylarının kaçınılmaz olarak yapacağı itirazlar, müzakere ihtimalini fiilen ortadan kaldırdı. Bu nedenle pakette yapılan 'değişiklikler' bize bir şeyler veriyormuş gibi yaparken hep bizden de bir şeyleri alıp Rumlara verdi. Böylece esasen Kuzey aleyhine olan dengeyi muhafaza etti.
Hükümet, Irak'a ilişkin hatalar yaptı. Ama Kopenhag zirvesinde olanlar
AB üyeliğimiz konusunda, müzakere sürecinde Amerikan, İngiliz ve BM yetkilileriyle yapılan yoğun temaslar da Kıbrıs'ta çözüm konusunda hükümetin umutlarını büyük ölçüde yitirmesine yol açtı. Hükümet Kıbrıs'ta çözüm olup da Kuzey, Güney ile birlikte AB'ye girdikten sonra, Türkiye'nin AB üyesi olmayabileceğinden haklı olarak kuşkulandı. Kopenhag zirvesi dolayısıyla Alman yetkililerin söylediklerini içeren kaset de bu kuşkuları artırdı.
Bu bağlamda İngiltere'nin de iki kez vetoya rağmen politikasında sebat ed
erek üye olduğu örneği geçerli değil.
İngiltere, temelde 'Common Wealth' ile ayrıcalıklı ilişkilerini koruyarak üye olmak istediğinden De Gaulle tarafından vetolanmıştı. Türkiye'nin üyeliğine itirazlar özünde değiştirilmesi imkânsız din-kültür farklılığı
üzerine oturuyor.
AB'nin Güney'i Kıbrıs'ın tümünü temsilen alabileceğini ispatladığını söyleyenler, bunun doğru ve hukuki bir tavır olduğunu iddia etmiyorlarsa, acaba neden AB'ye karşı bu bağlamda mücadele etmediler de, içe dönüp AB'nin böyle yapacağını s
avunmakla yetindiler?
AB'nin bizi üye yapmak isteyip istemediğini hâlâ sınayabiliriz. Türk tarafı, Annan 'Planı'nı 'Türkiye AB üyesi olduktan sonra uygulayacağı' şerhini koyarak, tek yanlı olarak imzalayabilir. Rum-Yunan tarafı ve AB, bunu mantıklı bir ge
rekçe olmadan reddederse, üyeliğimizi istemediği ortaya çıkar.
Türkiye, AB dışında bırakılırsa Türk-Yunan ilişkileri Kardak krizi öncesi şartlara döneceğinden, Ege ve Doğu Akdeniz'in istikrarı da herhalde bundan olumlu etkilenmez.

Kıbrıs'ta 16 Nisan hüznü

Çözüm konusunda içten bir şekilde çaba göstermeyenler, Kıbrıslı Türkleri bugünden itibaren etkisi çok daha fazla biçimde hissedilecek hüzün ve yalnızlık dolu bir döneme mahkûm ettiler

16/04/2003 RADIKAL

Prof. Dr. ŞÜKRÜ HATUN
Kıbrıs'a her gidişimde içim dolu olarak dönerim. İçimi dolduran yalnızca Karpaz'ın ucundan içine düşmek istediğim Akdeniz, Sadrazam köyünün yakınında horoz sesleriyle uyanmak, Lefkoşa'nın dar sokaklarında yürümek değildir; onlarla birlikte ama daha çok Kıbrıs'ın sade, güngörmüş, insancıl, evrensel değerleri sindirmiş, ihtirassız ama çalışkan insanlarının yüzleriyle dolar içim...

Portreler
Her defasında hem onların öykülerini dinlerim hem de umutlarını, yaşamlarını paylaşırım... Kökleri Güney Kıbrıs'taki Bodamya köyüne uzanan, 32 yaşında kocasını yitirmiş bir anne ve kız kardeşle iki kez göç etmiş, son 7 yılda, Kıbrıs'ın iki önemli sivil toplum örgütünden olan Kıbrıs Türk Diabet Derneği ve Evrensel Hasta Hakları Derneği'ndeki çalışmalarıyla
hepimizi heyecanlandıran Emete İmge'yi ve onun annesini...
Kıbrıs'ın doğasını ve kültürünü yaşamlarında birleştiren; Belgin Demirel ve Mazhar Özkol'u... Geçenlerde Güzelyurt'a gelen, oturduğu evin eski Rum sahiplerinin çocuklarına kapılarını ve kalbini aç
an ve "Çözüm olacaksa bir kez daha göç etmeye hazırım" diyebilen Zühre Ustaoğlu'nu...
Taşkent'te oğlu ve kocası katliama kurban gitmiş ama bir gazeteci kendisine "Rum komşularına kin besliyor musun?" diye sorduğunda "Oğlumu ve kocamı komşularımın öldürmed
iğini biliyorum" cevabını veren Cemaliye teyzeyi... Şimdilerde yaşlılara evde sağlık bakımı sunma projesinin heyecanıyla yaşayan ve halk desteği giderek artan Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk'i...
Bundan on yıl önce Türk Tabipleri Birliği kongre
lerinde bize Kıbrıs'ın
'öteki yüzünü' anlatan Dr. Mustafa Hami'yi...

Kıbrıslı doğmak
Yıllardır onca karalama kampanyasına rağmen bütün hücreleriyle Kıbrıs için çalışan Hasan Kahvecioğlu'nu ve daha onlarca kişiyi herkes tanısın isterim... Onlarla konuştukça ve bugünlerde kaybolmaya yüz tutan umutlarına tanık oldukça "Kıbrıslı doğmak ağır bir şeydir" diye hüzünlenir ve aslında, kimseye göstermesem de Kıbrıs'a her gidişimde gözlerim dolu dolu dönerim. Her defasında üstlerindeki depresyona benzeyen ağırlığın
kalkmasını ve yüzlerindeki karaltının bir gün sevince dönüştüğünü görmek isterim.
Geçen aylarda üç günü onlarla geçirmiş ve fazla sevinmekten korkan bir çocuğun tutukluğu içinde olsalar da bu kez kendilerinin değil, çocuklarının
geleceğinin kurtulacağını umut ettiklerini ve bunun çok yakınlarına geldiğini düşündüklerini hissetmiştim. Bu umut sayesinde kimsenin anlamayacağı kadar kararlı ve özgür olduklarını görmüştüm. Ama olmadı. Bodamya doğumlu Niyazi Kızılyürek'in ayrıntılarıyla anlattığı gibi, onlarca
yıldır milliyetçilik kıskacında yaşayan Kıbrıslılar, "Merhametleri tahrip edildiği için, sana yapılmasını istemediğin her şeyi başkasına yapmayı haklı çıkaran bir aklın" egemenliğine yine mahkûm edildiler.

Helen milliyetçiliği
Helen milliyetçiliğinin 1974'teki saldırısından Türkiye'nin yardımıyla kurtulan Kıbrıslı Türkler, bu kez, Türkiye ve adadaki oligarşik yapının koruyucu-kollayıcı otoritesinin belirleyici olduğu 'paternalist' (hastasının her türlü yararını düşünme ve onun adına karar verme yetkisine
sahip olduğunu varsayan hekimlik yaklaşımı) tutuma mahkûm oldular.
Bu yaklaşımın bir yüzünde yardım varsa, öte yüzünde bu yardım karşılığı
'Hiyerarşik uysallık' beklentisi vardı ve bu nedenle Kıbrıslı Türkler kendi özgür seslerini çıkarttıklarında hep a
şağılandılar.
Bu nedenle, 50-60 bin kişinin imrenilesi bir olgunlukla katıldığı ve sadece çözüm isteyenlerin seslerini duyurmak amacıyla düzenlenen mitinglerde yer alanlar hepimizi yıllardır damgalayan aynı dil tarafından
'ihanetle' suçlandı.

Baskı ve kandırmaca
Hepimiz biliriz ki 'paternalist' tutum, hem yalnızlığa neden olur, hem de gerçekleri işine geldiği gibi ayıklayarak çarpıtır. Bir süre sonra ise, şefkatin sırları dökülür ve geriye yalnızca baskı ve kandırmaca kalır.
Çözüm konusunda içten çaba göstermeyenler, Kıbrıslı Türkleri 16 Nisan sonrası etkisi daha çok hissedilecek hüzün ve yalnızlık dolu bir döneme mahkûm ettiler.
Bu şekilde davranarak onları, manevi olarak kaybedeceklerini ve böylece aslında ellerinde insansız bir Kıbrıs'ın kalacağını
asla düşünmediler. Oysa, Kıbrıslı Türklerin haklı olduklarını anlamak için "Denktaş'la omuz omuza" mitinginde konuşanların -Doğu Perinçek, Muhsin Yazıcıoğlu, Şevket Bülent Yahnici, Nevzat Ercan, Şükrü Sina Gürel, Kemal Alemdaroğlu, Osman Özbek Türkiye'de neyi temsil ettiğine bakmak bile yeterliydi.

Görevimiz
Hepimize düşen görev, bundan sonra da, Kıbrıs'ın aydınlık insanlarının sesine kulak vermek, ülkemizde estirilen milliyetçilik rüzgârının demagojilerini boşa çıkarmak ve Kıbrıs'ta mücadele eden sivil toplum kuruluşlarına destek olmak. Ben gerek Kıbrıs'taki, gerekse ülkemizdeki düzenle çıkar bağları olmayan bu çalışkan ve temiz insanların bir gün başarılı olacağına ve yüzündeki karaltının sevince dönüşeceğine hâlâ inanmak istiyorum.
Prof. Dr. Şükrü Hatun: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi

Gözler

Atina Zirvesi’nde

TÜRKİYE’NİN İLGİNÇ PROTESTOSU
AB`nin, aralarında Kıbrıs (güney) Cumhuriyeti’nin de bulunduğu 10 yeni üyesinin katılım anlaşmalarını imzalayacakları törenin sona ermesinden sonra Atina`ya ulaşması beklenen Gül`ün, yarın sabahı yapılacak Avrupa Konferansı toplantısına katılacağı kaydedildi.

Yunanistan`ın başkenti Atina`da bugün başlayacak iki günlük AB ve Avrupa Konferansı toplantılarına 40 Avrupa ülkesi lideri ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın katılacağı açıklandı.
Avrupa Konva
nsiyonu çalışmalarının ele alınacağı gayri resmi AB zirvesiyle başlayacak olan iki günlük diplomasi maratonu, öğleden sonra, aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de (Rum kesimi) bulunduğu 10 ülkenin AB üyelik anlaşmalarının imza töreniyle devam edecek.
Tören
, bu toplantı için restore edilen Akropalis eteklerindeki antik Attalu Pasajı`nda gerçekleştirilecek.
Atina zirvesinin Perşembe günü yapılacak bölümünde ise AB üyeleri ve adaylardan oluşan 28 ülke ve diğer Avrupa ülkelerinin liderleri, Avrupa`nın geleceği
nin ele alınacağı Avrupa Konferansı toplantısına katılacaklar.
Toplantının ardından ``Olimpiyat barışını`` simgeleyen zeytin ağacı dikimi töreni yapılacak ve Atina zirvesi, AB Dönem Başkanı Yunanistan`ın Başbakanı Kostas Simitis`in düzenleyeceği basın top
lantısıyla son bulacak.
Bu arada, Atina zirvesinde Türkiye`yi temsil edecek olan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül`ün, bu akşam saatlerinde Atina`ya gitmesi bekleniyor.
AB`nin, aralarında Kıbrıs (güney) Cumhuriyeti’nin de bulunduğu 10 y
eni üyesinin katılım anlaşmalarını imzalayacakları törenin sona ermesinden sonra Atina`ya ulaşması beklenen Gül`ün, yarın sabahı yapılacak Avrupa Konferansı toplantısına katılacağı kaydedildi.

Müthiş güvenlik!
Öte yandan, toplantılar için Atina`da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.
Kent merkezi 48 saat süreyle araç trafiğine kapatılırken, 11 bin polisin toplantılar süresince görev yapacağı açıklandı.
Atina`da yapılacağı açıklanan ve özellikle Irak savaşındaki rolleri nedeniyle İngiltere Başbakanı Ton
y Blair ve İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar`ı hedef alması beklenen protesto gösterileri sırasında, göstericilerin toplantıların yapılacağı bölgeye sokulmayacakları bildirildi.
Yunan basını, toplantılar süresince Atina hava sahasının F-16 ve Mirage 2000
tipi savaş uçakları ile Atina`nın kuzeyine konuşlandırılan Patriot bataryaları tarafından korunacağını yazdı.

YENIDUZEN 16/04/2003

Yunanistan Başbakanı Simitis,

Güney Kıbrıs’a gidiyor

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, AB Dönem Başkanı olarak 18 Nisan Cuma akşamı Güney Kıbrıs’ı ziyaret edecek. Simitis’in Güney Kıbrıs’a ziyareti, 10 yeni AB adayı ülkeye ziyaretinin ilk durağını teşkil edecek. Rum Basınına göre Kostas Simitis, cumartesi günü Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve siyasi parti başkanlarıyla görüşecek. Daha sonra olağanüstü toplanacak Rum Meclisi’ne gidecek olan Simitis, Papadopu
los eşliğinde Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüşecek. Simitis’in Hristofyas’la yapacağı görüşmede her iki ülke dışişleri bakanları Yorgo Yakovu ve Yorgo Papandreu ile Rum Yönetimi’nin Atina Büyükelçisi Leonides Pantelis ve Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Hristos Panagopulos da hazır bulunacak. Simitis, görüşmenin ardından Rum Meclisi’nde konuşma yapacak.
Rum Basını, Yunan Başbakanı Kostas Simitis’in AB Dönem Başkanı olarak Güney Kıbrıs’a yapacağı ziyaret sırasında Kıbrıs Türk siyasi part
i temsilcileri ile de görüşmek istediğini İbelirten haberler yayımladı

YENIDUZEN 16/04/2003

Denktaş şimdi de gözünü Türkiye’ye dikti:

Amaç Türkiye’yi de AB’den uzaklaştırmak

Denktaş, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “Avrupa Birliği Zirvesi”ne katılımını eleştirdi, “Gitmeseydi daha iyi olurdu” dedi, imza töreni sırasında salondan ayrılarak mesaj vermesini istedi

Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs adasının eşit ve egemen ortağı olarak Avrupa Birliği’ne girişini engelleme çabalarını sürdüren Denktaş, şimdi Türkiye’yi de Avrupa Birliği’nden uzaklaştırma ve “Kıbrıs’taki çözümsüzlüğü” garanti altına alarak stat
ükoyu koruma mücadelesine başladı

Kıbrıslı Türk halkının çıkarlarını savunmayan ve Kıbrıslı Türkleri temsil etmeyen ‘görüşmeci’ Rauf Denktaş, TCDışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Yunanistan'nın başkenti Atina'da bugün yapılacak AB Zirvesi'ne katılmasıyla i
lgili olarak, ''Sayın Dışişleri Bakanı'nın hiç gitmemesi tercih edilirdi. Tabiatıyla Türkiye'nin kendi açısından hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlardır... Rumlarla ilgili kısımda ayrılırlarsa zannedersem gereğini yapmış olurlar''' dedi.
Uludağ Üniver
sitesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Osmangazi Belediyesi'nin davetlisi olarak Bursa'ya gelen Denktaş, Vali Oğuz Kağan Köksal'ı Heykel'deki tarihi valilik binasında ziyaret etti.
Denktaş, ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, Anadolu'nun her köşesinde Kıb
rıs denince insanların hem heyecanlandığını hem de ''ne oluyor, ne olacak'' diye endişelendiklerini belirterek, bu soruların yanıtlarını vermeye, Bursalılara Kıbrıs'ı anlatmaya geldiğini söyledi.
Valiliği ziyaretinde gazetecilerin soruların da yanıtlayan D
enktaş, Dışişleri Bakanı Gül'ün Atina'daki AB Zirvesi'nde ''Kıbrıs Rum Kesimi-AB Uyum Anlaşması''nın imzalanması sırada salonu terk edeceği yönündeki söylentilerin hatırlatılması üzerine ''Sayın Dışişleri Bakanı'nın hiç gitmemesi tercih edilirdi. Tabiatıyla Türkiye'nin kendi açısından hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlardır, kendilerine iyi şanslar dilerim. Rumlarla ilgili kısımda ayrılırlarsa zannedersem gereğinin yapmış olurlar'' şeklinde konuştu.

Eroğan’ın gitmemesine sevinmiş!
Denktaş, toplantıya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yerine Gül'ün gitmesini nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye de şu yanıtı verdi:
''Türkiye'de aynı statüde olduğuna göre katılmak istenmiştir, katılmak öngörülmüştür. Zirve başbakanlar toplantısıdır. Başbakanın gitmeyi
p sayın Gül'ü göndermesinin de mesaj vermesi lazım karşı tarafa. Bizim gönlümüzü sorarsanız, 'katılmamak daha iyiydi' deriz. Ama biz Türkiye değiliz, biz dışardan bakarız. Onun için Türkiye kendi hesabını yapmış bu kararını vermiştir. Ümit ederim ki, Rum tarafı bundan şımarmaz, (Türkiye bizi tanıyor, tanımaya mecburdur) neticesine varmaz ama varacak zihniyetindedir. Onun için bizim biraz endişemiz var.'' Anlaşmanın KKTC'yi nasıl etkileyeceğini ilişkin soruyu yanıtlarken de, anlaşma imzalandıktan sonra Türk tarafına baskının artacağını kaydeden Denktaş, kendilerinin 40 yıldır baskı altında olduklarını, bu nedenle baskıyla ne istendiğini bildiklerini söyledi.
Denktaş, şöyle konuştu:
''Baskıyla Kıbrıs'ı istiyorlar, bizim azınlık olmamızı istiyorlar. Baskıyla Tü
rkiye'nin Kıbrıs'tan elini çekmesini istiyorlar, askerini çekmesini istiyorlar. Bu baskılara halkımız göğüs germiştir. Baskıyla hiçbir yere varamayacaklarını, 40 yıllık tarihe baksalar anlayacaklar. Onun için baskı değildir istenilen, adalettir. Taraflardan birini diğerinin hükümeti yaparsanız o da bazen böyle olsun diye ortaklığı yıkmışsa, tabiatıyla netice alamazsınız. Kıbrıs Rumlarını meşru hükümet olarak gören dünya bu yanlıştan, bu hatadan vazgeçmeli ve Rumlara (hiçbir şekilde siz Kıbrıs Türklerinin hükümeti olamazsınız, olmayacaksınız. Ortaklık kurulacaksa kendinizi aşağıya indirin ya da Türklerin kendi seviyenizde olduğunu kabul edin) demesi lazım''

YENIDUZEN 16/04/2003

TC Dışişleri Bakanı Gül’e Denktaş’ın sözleri soruldu:

Gül: Denktaş değil, Türkiye karar verir!

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Denktaş’ın “Atina’daki Avrupa Birliği Zirvesi’ne gitmeseydi iyi olurdu” yönündeki sözlerini son derce soğuk karşıladı ve “Buna Türkiye karar verir” dedi.
Gül’e Lüksemburg’daki basın toplantısı sırasında Denktaş’ın sözleri anımsatıldı. Abdullah Gül, “Türkiye karar verir... Ankara’
da kararlaştırırız.. Ne yapacağımıza Ankara’da karar veririrz” diye konuştu ve Denktaş’ın sözlerini daha fazla yorumlamadı

YENIDUZEN 16/04/2003

“Kapsamlı bir Kıbrıs çözümü üzerinde bir anlaşma sağlanmasını amaçlayan

İşte BM Güvenlik Konseyi Kararı

“Kapsamlı bir Kıbrıs çözümü üzerinde bir anlaşma sağlanmasını amaçlayan, 29 Haziran 1999 tarih ve 1250 (1999) sayılı karar başta olmak üzere, Kıbrıs konusunda tüm kararlarını yeniden teyit ederek,
“Tüm ilgili Güvenlik Konseyi karar ve antlaşmalarını göz önünde bulunduran, kapsamlı bir siyasi Kıbrıs çözümünün sağlanmasına güçlü ilgisini yineleyerek,
“Birleşm
iş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki iyi niyet misyonuna ilişkin 1 Nisan 2003 (S/2003/398) raporunu memnuniyetle karşılayarak;
“1. İyi niyet misyonu uyarınca ve 1250 (1999) sayılı Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde, 1999 yılından bu yana, Genel Se
kreterin ve onun Özel Danışmanı ve ekibinin harcadığı olağanüstü çabayı över;
“2. Aralarındaki farklılıklar arasında köprü kurmayı amaçlayan, kapsamlı bir çözüm planını taraflara sunma, Birleşmiş Milletler gözetiminde, aralık 1999’da başlayan görüşmeleri s
ürdürme ve müzakerelerin ardından, planı 10 aralık 2002 ve 26 Şubat 2003’de revize etme konusunda insiyatif alan Genel Sekreteri ayrıca över;
“3. Genel Sekreterin raporunda anlatıldığı gibi; Kıbrıs Türk liderinin 10-11 Mart 2003 Lahey toplantısındaki pozis
yonuyla doruğa çıkan olumsuz yaklaşımından dolayı ve Genel Sekreterce önerildiği şekilde, planı ayrı ayrı referanduma sunma konusunda anlaşmaya varılmasının mümkün olmayışını ve böylelikle, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine olanak sağlayacak bir plan üzerinde kendi kendilerine karar verme fırsatından mahrum edilmelerini ve sonuçta 16 Nisan 2003 tarihinden önce kapsamlı bir çözüm sağlanmasının mümkün olamayacağını üzüntü ile karşılar;
“4. Genel Sekreterin dikkatlice dengeli
26 Şubat 2003 tarihli planına, yeni müzakerelere eşsiz bir zemin olarak tam destek verir ve Genel Sekreterin raporunu 144-151 paragraflarında öngörüldüğü gibi planı, kapsamlı bir çözüm sağlama yolunda kullanmak sureti ile, Genel Sekreterin iyi niyet misyonu çerçevesinde müzakere etmeleri için tüm ilgili taraflara çağrıda bulunur;
“5. Genel Sekreterin, kendisine 1250 (1999) kararı ile tevdi edilen iyi niyet misyonuna tam desteğini vurgular ve raporunda özetlenen iyi niyet misyonunu yürütmeye devam etmesini
Genel Sekreterden ister;
“6. Konu ile aktif olarak ilgilenmeye devam etme kararı alır.”

“Annan Raporu”nun 144-151’inci paragrafları

144. Lahey’deki başarısızlığın ardından açıkça belirttiğim gibi, 1999 sonlarında başlayan çabaların sonuna gelindiğine inanıyorum. O zaman açılmış olan fırsatlar penceresi, 10 ve 11 mart 2003’te kapatıldı. Kıbrıslı Rum ve Türklerin kendi kararlarını verme haklarından yoksun bırakılmaları derin bir üzüntüye neden olmuştur. Bu plan, Kıbrıs’ın tekrardan birleşmesine ve onurlu, d
engeli ve kalıcı bir çözüme yol açarak, her iki tarafın da temel çıkarları ile arzularını koruyacak ve garantileyecekti.
145) Bu zaman dilimi içerisinde Birleşmiş Milletler’in harcadığı çabanın seviyesi, yoğunluğu ve süresi emsalsizdir. Bu çabanın neticesi
olarak planım, 26 Şubat 2003 tarihinde değiştirilmiş şekliyle, masada durmaktadır.
146) 27 Şubat’ta Kıbrıs’ta her iki liderle görüştüğümde onlara, politik tartışmalara bundan fazla devam etmenin daha iyi bir sonuç oluşturamayacağını kabul etmelerini isted
im. Bu temele dayanarak neticeyi anlamalarını ve halkların kendi geleceklerine karar vermelerine müsaade etmelerini istedim. İki taraf için de önlerinde duran ve dengeli olarak işlenmiş olan bu plana sarılmaları iyi olacaktır. Bu bağlamda, Sn. Papadopulos’un benim planım çereçevesinde bir anlaşma yapma arzusunu Avrupa Birliği’ne alındıktan sonra da devam edeceğini tekrarlaması, beni memnun etmiştir.
147) Başarılı bir çözüme ulaşabilmek için gerekli olan siyasi arzunun ortada olduğuna inanmam için gerekli s
omut nedenler olursa ve olacağı zamana kadar, yeni bir insiyatif önermeyeceğim. Böyle bir fırsatın yakın bir zamanda oluşacağına inanmadığımı zaten kamuoyuna açıklamıştım.
Böyle bir planın eriyip gitmesinin, geriye atılmış büyük bir adım olacağına inanıyo
rum.
148) Benim görüşüme göre, bu plan çerçevesinde bir çözüm ancak iki tarafın liderlerinin açık ve net bir şekilde hazır olduklarını belirtmeleri ve anavatanlarının en yüksek düzeydeki siyasilerinin tam ve kararlı destekleri ile aşağıdaki konuları taahhü
t etmeleri durumunda gerçekleşebilir;
Birleşmiş Milletler’in yardımı ile belirli bir tarihte planı (planın temel prensiplerini veya esas pazarlık noktalarını yeniden tartışmaya açmadan) sonuçlandırmak, ve
Planı, planda öngörüldüğü şekilde ondan sonraki ke
sin bir tarihte eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma sunmak.
149) Bu çaba içerisinde bizlerle işbirliği yapan birçok kişiye samimi teşekkürlerimi sunmak isterim. Kıbrıs sorunu, bu konuya destek veren hükümetlerle yaptığım konsültasyonlarda birçok kez ele alınmıştı. Birçokları, sonuçta, Genel Sekreter’in dostu olarak hareket ederek, fikir vermek yanında pratik ve diplomatik destek vermişler ve benim çabalarımın aynısını yapmak veya benim yerime geçmek cazibesine kapılmamışlardır. Güvenlik Konseyi üyeleri bana
yılmadan destek vermişlerdir. Bazı hükümetler özel temsilci atayarak zaman zaman benim Özel Temsilci’m ile temas kuruyorlardı. Özellikle bana desteği ve fikirleri ile yardımcı olan Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı özel temsilcisi Sir David Hannay ve Birleşik Amerika özel temsilcisi Thomas Weston’un ayrıcalığı vardır. Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği dönem başkanlıkları ile olan mükemmel işbirliğim, verdiğim çabalarda bana yardımcı olmuştur. Birleşik Krallık, Hollanda, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve İsviçre’nin özel uçak için yaptığı katkılar olmasa Özel Temsilci’min bölgede yaptığı seyahatler ile benim Şubat ayında yaptığım misyon, çok komplike ve zaman alıcı olacaktı.
150) Ayrıca Özel Danışman’ım Alvaro de Soto’ya teşekkürlerimi sunmak
istiyorum ve kendisini, emsal olabilecek bir çözüm planını yaratıcılık ve hünerle bir araya getirdiğinden dolayı, kutlarım. Diplomasi yeteneği de kusursuzdu. Çözüm bulunamamasının sorumluluğu, başka yerde aranmalıdır.
151) Özel Danışman’ım, çabalarımı dest
eklemek için son derece yetenekli ve yüksek kapasiteli bir ekibi biraraya getirmiştir. Onlar olmadan Kıbrıs halklarına -hem Kıbrıslı Rum hem de Kıbrıslı Türklere- bu şansı sunmak mümkün olamazdı. Fırsat kaçırılmıştır; ama dua ediyorum ki bu uğurda harcanan çabalar boşuna gitmeyecektir.

YENIDUZEN 16/04/2003

BM Güvenlik Konseyi Başkanı Zınser:

“Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başlamasını
ümit ediyoruz”

BM Güvenlik Konseyi başkanı Adolfo Aguilar Zinser, “Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başlamasını ve çözüme ulaşılmasını ümit ettiklerini” söyledi.
Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusunda hazırlanan karar tasarısını oybirliğiyle kabul etmesinin ardından gazetecilerin sorularını cevaplandıran Zinser, “Kıbrıs sorununun yaklaşık 40 yıldır BM’yi meşgul ettiğini” belirtti.
Zinser, “Kabul edilen tasarının, müzakerelerin yeniden başlaması ve bir çözüme ulaşılması ümidiyle kabul edildiğini” söyledi

YENIDUZEN 16/04/2003

Erdoğan:

“Kıbrıs’ta müzakerelerin devamı bir netice”

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıs’ta müzakerelerin devamının arzu edilmesi, böyle bir şeyin karara bağlanması bile bir neticedir. Bizim arzu ettiğimiz de budur” dedi.
Anadolu Ajansı’nın ev sahipliğinde dün İstanbul’da başlayacak. Dünya Haber Ajansları Zirvesi dolayısıyla dün gece The Marmara Oteli’nde verilen yemeğe katılan Başbakan Erdoğan, otelden ayrılırken, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, BM Güvenlik Konseyi Başkanı Adolfo Aguilar Zinser, “Kıbrıs’ta müza
kerelerin yeniden başlamasını ve çözüme ulaşılmasını ümit ettiklerini” söylediğini hatırlatması üzerine Erdoğan, “Müzakerelerin devamının arzu edilmesi, böyle bir şeyin karara bağlanması bile bir neticedir. Bizim arzu ettiğimiz de budur” dedi.

YENIDUZEN 16/04/2003

Weston: Annan planı AB yasalarıyla uyumlaştırılacak

TAK ajansına özel demeç veren Weston, “Annan planı artık kelimesi kelimesine masada değil” dedi

(T.A.K.: Selim Kumbaracı) - Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıs konusunda daha farklı bir sayfa açılacağını söyledi.

“Kıbrıs’ta yeni bir sayfa açılmıyor. Ancak Kıbrıs konusu kendini farklı bir durum içinde bulacaktır, çünkü, ‘Kıbrıs’ Avrupa Birliği’ne doğru ilerliyor. Bu da çözümün, Avrupa Birliği’ne girişle uyum içinde olması zorunluluğu bulunacak demektir” diyen Weston, “Annan planı, AB yasalarıyla uyumlaştırılacaktır, çünkü ‘Kıbrıs’, şu anda üyelik aşamasındadır. Bu nedenle, Annan planı temelinde yapılacak müzakereler sonucunda ortaya çıkacak bir anlaşma, tahminimce yeni bir sayfa değil, bu doğru bir terim olmaz, ama biraz farklı bir sayfa olacaktır” şeklinde konuştu.

14 ve 16 Nisan tarihlerini, “oldukça önemli iki tarih” olarak nitelendiren Weston, BM Güvenlik Konseyi tarafından önceki gün oybirliğiyle alınan kararda Kıbrıs’ta Annan planı temelinde kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunması gereğinin vurgulandığına işaret etti. Weston, Rum tarafının bugün imza koyacağı Avrupa Birliği’ne üyelik anlaşmasının ise adadaki bölünmüşlüğü sona erdirecek olan ‘yeni Kıbrıs’ tarafından imzalanmayacağından hayalkırıklığı duyduğunu dile getirdi.

Weston, Kıbrıs konusunda yaşanmakta olan şu anki sürece işaret edilerek, Kıbrıs konusunda yeni bir sayfaya girilmesi olasılığıyla ilgili bir soruya karşılık, yeni olmamakla birlikte şu ankine göre biraz daha farklı bir sayfa açılacağını söyledi.

"ANNAN PLANI TEMELİNDE ÇÖZÜM 2004 MAYISI’NA KADAR MÜMKÜN”

“AB’a üyelik anlaşmasına atılacak olan imza ve bu anlaşmaya eklenecek olan protokol, Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşeceği esas tarih olan 2004 Mayısı’na kadar çözümü dışlamıyor. Bu tarihe kadar çözüm Annan Planı temelinde hala daha mümkündür.Tabii bunun yapılmasının yolu bulunursa…”

Annan planının Kıbrıs’ta anlaşmaya varılmasına yol açacak müzakerelere temel teşkil etmeye devam edeceği belirtilen BM Güvenlik Konseyi kararına atıfta bulunularak, Annan planının bütün unsurlarıyla masada bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de Weston, bu konuda Güvenlik Konseyi kararının gayet açık ve net olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

“PLANDA BAZI DEĞİŞİKLİKLER OLACAK AMA TEMEL DENGE KORUNACAK”

“Güvenlik Konseyi kararında, Annan planının kapsamlı bir çözüme ulaşılmasında temel olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak sanırım şu anda artık herkes farkındadır ki, Annan planında değiştirilmesine ihtiyaç bulunan bazı ayrıntılar ve teknik kısımlar var. Örneğin planın ilk iki sayfası 30 Mart’ta referandumdan bahsediyor, ama bu tarih artık geçti. Bunun yanında değişen durum dolayısıyla da planda değişiklikler yapılması gerekecektir.

Dolayısıyla ileriki müzakereler sırasında planda bazı değişikliklere gidilecektir, ancak bu değişiklikler yapılırken, temel dengenin sağlanması esas olacaktır. Planda şu veya bu husus değiştirilirken, buna karşılık planın dengesinin korunması için başka bir hususun da tazmin edilmesi gerekecektir.

“ANNAN PLANI ARTIK KELİMESİ KELİMESİNE MASADA DEĞİL”

Kısacası bütün plan, herşeyiyle, kelimesi kelimesine masada mı? Hayır, durum bu değil. Durum, planın hala daha orada durmasıdır ve bu plan uluslararası topluluğun da desteğini almıştır. Plan, Güvenlik Konseyi kararı uyarınca kapsamlı bir çözüme varılması için yürütülecek müzakerelerde temel teşkil etmektedir ve müzakerelerde plandaki esas denge de korunmalıdır. Planda eksik kalan unsurlar, müzakereler sırasında tamamlanmak zorundadır.”

Thomas Weston, “Annan Planı uyarınca ortada Kıbrıs Türk ve Rum teknik komitelerince üzerinde çalışılarak, uyumlaştırılması ve tercüme edilmesi gereken yüzlerce yasa ve uluslararası anlaşma varken ve bunların 30 Mart tarihine kadar bitirilmesi imkansızken, Annan Planı’nda son tarih olarak ortaya konan 30 Mart tarihi adil bir tarih miydi? Güvenlik Konseyi tarafından bütün suçun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yüklenmesi adil miydi?” şeklindeki bir soruya karşılık da “teknik komitelerin çalışmalarına zamanında başlamadığını” belirterek, Türk tarafının komite üuyelerini erken atamadığını savunarak şu görüşü ileri sürdü:

“Dahası teknik komitelerin çalışmalarının bitirilememesi durumunda iki taraf tarafsız bir kaynak olarak BM Genel Sekreteri’ne danışılması konusunda da mutabık kalabilirlerdi. Annan’a göre de bu çalışmanın bitmesi için gerekli zaman da mevcuttu."

Weston, ABD’nın Kıbrıs politikasında herhangi bir değişiklik bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de ABD politikasının, BM Güvenlik Konseyi kararını yansıttığını vurguladı. Weston “BM Güvenlik Konseyi kararını, ABD’nin politikasının açık ve net bir tanımlaması olarak alabilirsiniz” diye konuştu.

TÜRKİYE’NİN YERİ…

Weston, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki haklı yeriyle ilgili bir soruya karşılık da, Türk Hükümeti’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını arzuladığını ifade etti.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine yardımcı olacağı görüşünü dile getiren Weston, ABD’nin Türkiye’nin AB üyeliğini kuvvetle desteklediğini ifade etti.

Weston, son olarak adada 2004 Mayısı’na kadar kapsamlı bir anlaşma olasılığının hala daha bulunduğu mesajını vererek, şu görüşleri yineledi:

“Kıbrıs Türk nüfusunun büyük çoğunluğu arasında, Avrupa Birliği’nin sunduğu hakların, sorumlulukların ve avantajların Kıbrıs Türkleri’ne de uygulanmasını içeren bir çözüm olması gerektiği görüşü hakimdir ve bu çözüm, bugün müzakere masasında olan Annan Planı’nda mevcuttur. ABD, Kıbrıs sorununun çözümüne giden yolu mümkün kılmak için elinden geleni yapacaktır.

Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında siyasi eşitliği gözeten ‘yeni Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne gireceği çözüme ulaşılamamasının yarattığı hayalkırıklığına rağmen ABD bu konudaki taahhütünü yerine getirmek, Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı adil ve kalıcı bir çözüm için elinden gelen gayreti göstermeye devam edecektir.”

HALKIN SESI 16/04/2003

Fotoğraftaki eksiği bulun
Kıbrıs'ta çözüm iradesi oluşturamayan Ankara, Rum liderle görünmemek için 'aile fotoğrafı'na girmedi ve Cumhuriyet tarihinin en ağır diplomatik yenilgisini tescil etti

Onlar artık AB'li
AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın başkenti Atina'da hem Kıbrıs'taki siyasi sorun, hem de adanın Rum Kesimi için yeni bir sayfa açıldı. Üstelik, Ankara'nın AB yolunda girdiği çıkmaz tescil edildi. Rum Yönetimi lideri Papadopulos saat 16.20'de 'Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı' sıfatıyla ada
nın güneyine Avrupa Birliği tam üyeliğini getiren protokole imzayı koydu.
Gül törene katılmadı
Papadopulos, yeni 10 AB üyesinden biri olmanın keyfiyle, "Suni duvar ve şiddet yoluyla çizilen sınırlar Kıbrıslı Türklerin burada bulunmalarına engel oldu" diyerek, Ankara'ya karşı elde ettiği gücü kullandı. Dışişleri Bakanı Gül, manzarayı görmemek için törene katılmamaktan başka yol bulamadı. Gül'ün yerine Türkiye'yi, Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan temsil etti.
Her şeyi anlatan görüntü
Gül, akşam saatlerinde
Atina'ya gelerek resepsiyona katıldı. Törenden sonra Kıbrıs'ta resmi binalara AB bayrakları çeken Rumlar, kutlama şenlikleri düzenledi. Gelinen noktanın özetiyse 'aile fotoğrafı' oldu: Müzakere sürecindeki Bulgaristan ve Romanya temsilcilerinin de yer aldığı karede Türkiye yoktu.

RADIKAL 17/04/2003

Resimdeki gözyaşları

İsmet Berkan

17/04/2003 RADIKAL

Söylentisi günler önceden başladı. Atina'da yapılacak Avrupa Birliği zirvesine ve imza törenine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan katılacak mıydı katılmayacak mıydı? Katılırsa, Kıbrıs Rum kesimi Cumhurbaşkanı AB'ye katılım için ortaklık anlaşmasını imzalarken onunla aynı salonda bulunursa bu, Türkiye'nin Rumları Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak görmesi anlamına mı gelirdi?
Neyse sonra anlaşıldı ki Erdoğan bu kaygılardan ötürü törene katılmayacak ama yerine Dışişleri Bakanı Abdullah Gül gidecekti. Hemen Gül'ün törende ne yapacağına ilişkin spekülasyonlar başladı. Katılacaktı ama alkışlamayacaktı, katılacaktı ama
imza sırasında sırtını dönecekti, katılacaktı ama imza sırasında salondan çıkacaktı, katılacaktı ama törene değil sadece akşam yemeğine...
Dışişleri Bakanı son seçeneği tercih etti, törene değil akşam yemeğine katıldı. Bugün de Avrupa Konvansiyonu toplantısına katılacak zaten.
Abdullah Gül, dün çekilen 'aile fotoğrafı'nda da yer almadı. Fotoğraf, AB'nin bugününü ve geleceğini gösteriyor. Aynı Gül, aralıktaki Kopenhag zirvesi sonrasında aile fotoğrafına Kıbrıslı Rum liderlerle birlikte girmişti. Şimdi girm
edi.
Semboller ve korkular üzerine kurulu bir dış politikanın iflasına tanık olduk dün. Kıbrıslı futbol takımlarıyla maç yapmamak, Kıbrıslı Rum bakanların Türkiye'ye gelmesini engellemek, onlarla aynı masada oturmamak gibi çocukça semboller ve 'Ya Rumlar
bizi keserse' cümlesinden oluşan korkular iflas etti.
Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye giriş bileti değil. Bunu biliyoruz. Yani, Kıbrıs'ta bir çözüm olsa bile Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşmeyebilir. Ama bir şey kesin: Kıbrıs'ta çözüm olmazsa Türkiye'nin AB üy
eliği hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.
Yani dün, Türkiye'nin 40 yıllık AB macerasının da son günüydü. Resmen değil, fiilen bu macera bitmiş bulunuyor. Şimdi Türkiyeli şahinler gönül huzuru içinde işkence yapabilir, istediğini asıp kesebilir...
Kısacası,
dün Abdullah Gül'ün katılmadığı aile fotoğrafı AB'nin son halidir. Türkiye bir daha o aile içinde olmayacak, olmaya kalkışsa bile üvey evlat muamelesi görecek, köşede tek ayak üstünde bekletilecektir. Böyle bir muameleye de Türk halkı gelmez, gelemez.
He
nüz farkında değiliz belki ama dün bir yas günüydü. Bu yasın son siyasi sorumlusu da, bizzat kendi geleceğini de Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonunda gören AKP. Bakalım bugüne kadar Türkiye'nin kaderine hâkim olamayan AKP bundan sonra kendi kaderini nasıl belirleyecek...
Büyük bir içe kapanma dönemine giriyoruz, haberiniz olsun...
* * *
Kısa bir tatil için ayrılıyorum. Önümüzdeki hafta çarşamba günü yeniden görüşene kadar hoşça kalın.

Kıbrıs'ın son kullanma tarihi

Murat Yetkin

Türkiye, hedefinin önünde engel olan Kıbrıs politikasını gözden geçirmiyor

17/04/2003 RADIKAL

Türkiye Cumhuriyeti'nin 80 yıllık dış politikası dün en ağır yenilgisini aldı. Kırbıs Rum Cumhuriyeti'nin, resmi Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla, Yunanistan'ın dönem başkanlığında Avrupa Birliği üyesi oluşunun imza altına alınması, son 40 yıldır izlenen Kıbrıs politikasının çöküşünü belgeledi.
Türkiye 40 yıldan da önce AB macerasına başladığında, ayrı bir sisteme dahil olanlar, kurtuluşu Türkiye'y
e iltica etmekte bulanlar bugün modern çağların en başarılı barış ve kalkınma projesinin bir parçası. Türkiye ise, gururla dış politikasının temel direği saydığını her fırsatta söylediği Kıbrıs politikasını yenileyemediği için hâlâ dışarıdan bakıyor.
Kıbrıs'ta izlenen 'Haklıyız, kazanacağız' politikası sonuç getirmedi. Gerçi tarih, haklı olduğu halde kazanamayanların, güçlünün karşısında haklının yenilmesinin örnekleriyle doludur. O yüzden soruyu daha da açabiliriz: Türkiye'nin Kıbrıs politikası haklı olduğu halde karşı cephe çok güçlü olduğu için mi, haklı olduğu halde yanlış kurulduğu için mi, yoksa haklı olmadığı ve yanlış kurulduğu için karşı cephenin güçlenmesine katkıda bulunduğu için mi çöktü?

Elimizde ne kaldı?
Artık sıfıra sıfır kaldığımız için bunu tartışmaya başlamamız gerekiyor.
Gerçi sıfıra sıfır sayılmamamız gerektiğini düşünen güçlü bir kesim var. Örneğin eski Dışişleri Bakanlarından Şükrü Sina Gürel, bundan aylar önce kendisine "Kıbrıs politikası nedeniyle Kuzey Kıbrıs'ın AB üyeliği, Türki
ye'nin de müzakerelere başlaması suya düşerse ne olur" diye soranlara, "İyi ya, Kuzey Kıbrıs hâlâ elimizde kalmış olur" yanıtı vermişti. Gürel'in değerlendirmesiyle, Kuzey Kıbrıs "elimizde" kaldı.

Kaldı ama, şimdi ne yapacağız?
Bu noktada Gürel'in DSP lideri ve Türkiye'nin Kıbrıs politikasının baş aktörü Bülent Ecevit'ten ödünç alarak sık kullandığı bir değerlendirmeyi daha anımsamak gerekiyor: "Kıbrıs, Türkiye için üzerinde Türkler yaşadığı için önemlidir. Ama üzerinde hiç Türk yaşamasaydı da yine aynı önemde olacaktı."
Bu değerlendirmeyi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 8 Ocak konuşmasında dile getirdiği, 'Kuzey Kıbrıs'ta Türkiye'ye dost yönetim bulunmasının, Türklerin Orta Anadolu'ya hapsedilmemesi açısından önemi' ile paralel düşününce, T
ürk dış politikasının en önemli çelişkilerinden birini görebiliriz:
Türkiye hem stratejik hedefinin AB üyeliği olduğunu, Milli Güvenlik Kurulu, hükümet ve Meclis bünyelerinde yıllar süren tartışmalar ardından resmen açıklıyor, hem de bu stratejik hedefin
önündeki en büyük engel olduğunu bile bile Kıbrıs politikasını gözden geçirmiyor.
Neden?

Kullanım tarihi geçti mi?
Acaba, Ankara Kuzey Kıbrıs'taki askeri ve siyasi Türk varlığını, Türkiye'nin AB üyeliği için bir pasaport olarak kullanmayı düşündüğü için mi? Ya da hâlâ Soğuk Savaş dengeleri üzerine yapılan hesaplarla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın birlikte oluşturduğu jeostratejik gücün AB açısından vazgeçilemezliğini varsaydığı için mi?
Eğer böyleyse, o pasaportun son kullanım tarihi 16 Nisan 2003'te, yani
dün resmen doldu. Belki 12 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi'nde dolduğu, ama düne kadar yenileme süresinin bulunduğu da söylenebilir ama, artık yok.
Şimdi yeni bir yorum var: Dün AB'ye katılan 10 yeni üye 1 Mayıs 2004'e dek karar mekanizmasına dahil olamayaca
kları için, o tarihe dek Türkiye'nin müzakerelere başlama şansı olabilir deniyor. Bunu söyleyenler, hâlâ Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayamayacağı gerçeğini görmek istemeyenler.
Mayıs 2004'e kadar Türkiye'nin Kıbrıs politika
sında değişiklik olmasının en büyük ihtimali, KKTC'de bir yönetim değişikliği ve buna bağlı olarak Ankara'da bir bakış değişikliği olabilir.
KKTC'de bu yıl seçim yapılması gerekiyor. Yakın zamana dek, aralık ayında yapılması gereken bu seçimlerin hazirana
alınması tartışılıyordu. Ancak son olarak, KKTC seçimlerinin aralıkta da yapılmaması için derin kulis yapıldığı haberleri alınıyor. Amacın ise KKTC seçimlerini Mayıs 2004 sonrasına atarak, Kıbrıs'ta çözümün önünü açabilecek bir yönetim değişikliğini engellemek olduğu öne sürülüyor.
Eğer bu doğruysa, yaşadığımız hiçbir yenilgiden ders çıkarmayı bilmiyor ve ne yazık ki kazanmayı hak etmiyoruz demektir.

Kıbrıs'ı tartışmak

Turgut Tarhanlı

17/04/2003 RADIKAL

Kronik siyasi sorunlarımızdan Kıbrıs uyuşmazlığı, adanın güneyindeki Rum yönetiminin, tüm adayı temsilen Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmesiyle yeniden ve yeni bir biçimde iç siyasetin de gerilim hatları içine oturdu. Bu bilinen ve beklenen bir gelişmeydi. Bu nedenle en azından bunun bilincinde olan bir tartışma söyleminin önemi gözardı edilemez.
Bu tartışmada, Güvenlik Konseyi'nin 14 Nisan günü kabul ettiği 1475 sayılı kararına da yer veriliyor. Bu kararda, Genel Sekreter Kofi Annan'ın raporuna atfen, Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs görüşmelerinde 'olumsuz
bir yaklaşım' içinde olduğu ve bunun Lahey'deki görüşmelerde bir anlaşmaya varılmasını engellediği de belirtiliyor. Bundan yaklaşık iki ay önce, Irak'a yönelik askeri harekât bağlamında, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bir Konsey kararının gerekliliğine dikkat çekilmesi, bu kez Kıbrıs konusuna ilişkin Konsey kararı karşısında, bu görüşün de yeniden eleştirilmesine yol açmış gözüküyor.
Her şeyden önce, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunun, bu zeminde bir tartışmaya sürüklenmesi boşa enerji harcanmasıyla eşdeğer. Z
ira, Irak sorununda söz konusu olan hukukun meşru saymadığı bir kuvvet kullanma eyleminin hangi koşulların varlığı halinde 'meşru' sayılacağı tartışmasıydı ve bunun bir Konsey kararını gerektirdiği gerçeği hukuk fakülteleri ikinci sınıf öğrencilerinin de bilgisi dahilinde olan bir konudur. Dolayısıyla Kıbrıs uyuşmazlığına ilişkin 1475 sayılı kararda, Denktaş'ın görüşmelerdeki tutumuna ilişkin niteleme, 'kuvvet kullanma' konusundaki meşruiyet sorunuyla değil, bilakis BM Genel Sekreteri'nin barışçı çözüm misyonuyla ilgili olduğu için, önceki sorundan tamamen farklı bir yetki alanına ilişkindir.
Bu durumda, Denktaş'ın 'olumsuz yaklaşımı' vurgusu, gerçek dışı bir nitelemeyi mi ifade eder? Herhalde Kıbrıs'ın Türk tarafındaki yönetimin ve Türkiye'nin merkezi yakl
aşım tarzının Annan Planı konusunda 'olumlu' bir yaklaşımı ortaya koymaya karşı bir nitelik taşıdığı, tartışma götürmeyecek bir biçimde beyan edilmişti. O halde bunun, yersiz ve şaşırtıcı bir vurgu olduğunu iddia etmek de çok anlamlı olmasa gerek.
Değişik
çözüm önerileri karşısında sabit ve red şeklinde beliren bir görüşme tutumunun 'olumlu' olarak tanımlanması olanaksızdır. Denilebilir ki, aslında böyle bir yakıştırmayı ortadan kaldıracak bir tutum, görüşmeler sırasındaki değişik girişimlerle ortaya konulmuştu. Fakat uluslararası ilişkilerde, insanlararası ilişkilerde de olduğu gibi,
'gerçek' söz ve eylemlerin yanısıra, bunların 'algılanma' biçimi de bir başka gerçektir. Ve asıl başarılı bir kriz yönetimi, büyük ölçüde bu algıyı etkisiz kılmaya yönelik bi
r politikanın inşasını gerektirir. Yapılan bu muydu, yoksa tam aksi mi?
Bu durumda, Kıbrıs uyuşmazlığının giderilmesine uzanan yol, Kıbrıs'ın Türk tarafının ve Türkiye'nin, öncekinden daha mahirane ve yaratıcı bir diplomatik tutum ortaya koymaya çalışması
ndan başka bir anlam taşımıyor. Zira bunun aksini iddia edenlerin görmekte zorlandığı gerçek, böyle bir farklılık etkili bir biçimde ortaya konulmadığı sürece, uyuşmazlığın giderilmesi konusunda birşeyler yapacak ya da statükonun avantajlarından yararlanacak olan tarafın, Kıbrıs'ın Türk tarafı veya Türkiye olmayacağının gitgide görünmeye başlaması.

Rum Kesimi'yle ticaret serbest

17/04/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Bakanlar Kurulu, dün KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki ticaret yasağının kaldırılmasını kararlaştırdı. Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında alınan karar uyarınca, KKTC'den Rum tarafına ihracat ve Rum tarafından KKTC'ye ithalat serbest olacak, sadece gümrük mevzuatı uygulanacak. Ekonomi Bakanı Salih Coşar, Kıbrıs Rum Kesimi ile yapılan ticaretle ilgili mevzuatta değişikliğe gidildiğini ve geçmişte ticareti yasak olan bazı emtianın yasaklarının kaldırıldığını söyledi.
KKTC'de üretilen ve ithal edilen her tü
rlü malın Rum Kesimi'ne ihracının serbest olduğunu, bununla ilgili mevzuatın düzenlendiğini belirten Coşar, Rum Kesimi'nden de KKTC'ye, gümrük mevzuatı uygulanmak suretiyle mal ithalatı yapılabileceğini bildirdi. Coşar ayrıca, yapılan düzenlemelerle ekonomik hayatta canlılık yaşanacağına inandıklarını dile getirdi.

Rumlar artık daha güçlü

17/04/2003 RADIKAL

STATHİS EFSTATHİADİS
Hem Avrupa hem de bütün dünya için tarihi bir gün yaşıyoruz. Daha 12 yıl öncesine kadar kimlik kartlarında 'Batı Avrupalı' yazan ülkelerin de üyesi olduğu 'Demirperde' bir bakıma kurumsal açıdan resmen ortadan kalktı. Avrupa'nın 10 ülkesinin lideri, üye olacakları siyasi-ekonomik tesisi kuran ve geliştiren 15 AB üyesi ülkenin liderleri önünde dün Genişleme Anlaşması'nı imzaladı. Y
eni ülkelere AB kapısını resmen açmak dönem başkanı Yunanistan'a nasip oldu. Genişleme Anlaşması'nın hazırlanması için bu dönemde olağanüstü çaba sarf eden Yunanistan, hazırlıkları rekor süre içinde tamamladı. AB'nin genişlemesi, hem üyeler hem de komşuları için barışın, istikrarın ve refahın geleceği açısından teminat teşkil etmektedir.

AB geleceğine yön veriyor
Bugünün (dün) Yunanistan için ayrı bir önemi de vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olmuştur. Atina ve Lefkoşa'nın verdiği mücadele mutlu sona ulaşmıştır. Bu bir rüya idi. Gerçekleşemeyeceğini söyleyenlerin sayısı az değildi. Ancak rüya gerçek oldu. Lefkoşa artık, diplomatik ve siyasi açıdan
daha güçlüdür. AB'nin desteğini arkasına almıştır. Lefkoşa şimdi Kıbrıs siyasi sorununun çözümü için daha
sonuç verici şekilde çalışabilir. Birleşik Avrupa yeni genişleme ile tamamlanmıyor. AB üyesi olması kararlaştırılan ya da günün birinde AB üyesi olması gereken ülkeler vardır. AB, sınırlarının neresi olacağına karar vermedi. Romanya, Bulgaristan, Türkiye, Ukrayna ve hatta Rusya'nın katılımı ile Avrupa Konferansı düzenlenmesinin bir nedeni de Avrupa'nın sınırlarının belirlenmesi hedefine yöneliktir. Bugün üye sayısı 25 olan, daha sonra da sayısı 27'ye ulaşacak dev Avrupa bölgesi nasıl yönetilecek? Avrupa Parlamentosu'nun, AB Komisyonu'nun rolü ne olacak? Bu sorulara Atina'da cevap aranacak. (16 Nisan 2003)

Milli davamız bir tane mi?


KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Atina'ya gitmesi konusunda "keşke gitmeseydi" dedi. Gül ise "Buna Türkiye karar verir" diye tepki gösterdi.
Hatta, basına yansımadı ama Gül bayağı sinirlenmiş, şunları söylemiş:
- Sayın Denktaş Türkiye'yi de mi idareye kalkıyor?!
Zaten Gül'ün "Türkiye karar verir" demesindeki anlam açık!
Kıbrıs meselesi dün, Sami Kohen
ağabeyimizin deyimiyle "Ankara ve Denktaş'ın yenilgisi, Atina ve Rum kesiminin zaferi" sayılacak bir noktaya geldi; AB üyeliğini kutladılar! Bu durumda Ankara elbette yeni çıkış yolları arayacaktır; Gül bunun işaretini vermektedir.
Kıbrıs elbette Ankara'nın da milli davasıdır ama tek milli davası değil... Denktaş'ın ise kendini adadığı milli dava, Kıbrıs'tır.
***
SAYIN Denktaş tabii ki milli bir liderdir. Kıbrıs davasının kan ve ateş dolu çilesini herkesten çok o çekmiştir. Dünyaya bu gözlükten bakmaktadır
.
Ama Türkiye için ekonomik kalkınma da bir milli davadır. Hele de etnik farkların artık bastırılamadığı, milli bütünlüğün güçlendirilmesinde ekonominin çok önemli bir faktör haline geldiği çağımızda!
Türkiye için Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu gibi stratej
ik bölgelerde sağlam ilişkiler geliştirmek, enerji köprüsü olmak, AB'ye girmek, ABD ile stratejik ortaklığımızdan yararlanarak diğer hedeflere daha güçlü yürümek gibi birçok milli dava vardır.
Denktaş'ın kendisi de diyor ki:
"Sayın Gül'ün hiç gitmemesi ter
cih edilirdi. Ama tabiatıyla Türkiye'nin kendi açısından hesapları vardır. Gitmeyi uygun bulmuşlar..."
Evet mesele bu... "Türkiye'nin kendi açısından hesapları"nın olması Kıbrıs meselesine sadece Denktaş'ın gözüyle değil, Türkiye'nin bütün "hesapları" açısından bakmayı gerektiriyor.
Önce şunu görmek lazım: Türkiye'nin KKTC gibi dünyada yalnızlığa sürüklenmesi Türkiye'ye de, Kıbrıs Türklüğüne de çok büyük zarar getirir.
***
KALDI ki, işte Rum - Yunan tarafı AB çatısı altında kısmen de olsa Enosis'i gerçekleş
tiriyor! Kıbrıs Türkleri artık dünyanın tanımadığı, soyutlanmış bir toplum olmaktan bunalmıştır ve "Kıbrıs pasaportu" birçok KKTC vatandaşına da cazip gelmektedir!
Geldiğimiz gibi devam edersek, Türkiye ve KKTC toplumlarının birbirini ayak bağı gibi göreceği bir noktaya sürüklenmemiz tehlikesini görmemek mümkün mü?
Artık karşımızda "Rum yönetimi" değil, "AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti" vardır! Türkiye'yi ilgilendirecek her AB kararı için Rum onayı da gerekecektir artık!
Dün referanduma götürmeyi reddettiğimiz
Annan Planı'nı şimdi Güvenlik Konseyi bari rafa kaldırmadı diye sevinmiyor muyuz?!
Türkiye içeride AB'nin gerektirdiği kaçınılmaz reform sürecini hızlandırıyor. Bu reformların yol açacağı kültürel farklılaşmaların ayrışmaya dönüşmemesi için, AB üyeliği per
spektifimizin, ABD ile stratejik ortaklığımızın, Kafkasya ufkumuzun gelişmesine ihtiyacımız yok mu?!
İş işten geçmiş değil... 1 Mart 2004 tarihine kadar Türkiye'nin de, KKTC'nin de önünü açacak "yeni politikalar"la sonuç almak mümkün. Asıl son fırsat budur
...
TAHA AKYOL – MILLIYET 17/04/2003

Denktaş, Yunan Başbakanı'yla buluşmayı kabul eden KKTC muhalefetini eleştirdi

Simitis'e gitmek bir mide sorunu

Yunanistan Başbakanı, Güney Kıbrıs'a davet ettiği KKTC'li parti liderlerine, Rumların Türklere yönelik sosyal ve ekonomik paketle, pasaport kolaylığı gibi projeleri anlatacak

HABER MERKEZİ

Milliyet'in 13 Mart'ta "AB'nin gizli Kıbrıs planı" başlığıyla manşetinden duyurduğu program çerçevesinde Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in attığı ilk somut adım KKTC'de tartışma yarattı. Simitis, KKTC partilerini "AB Dönem Başkanı" sıfatıyla ilk ziyaretini yapacağı Güney Kıbrıs'ta görüşmeye davet etti. Rauf Denktaş, muhalefet partilerinin olumlu yanıt verdiği daveti kabul etmenin "bir mide meselesi" olduğunu söyledi.
Si
mitis'in yarın gerçekleştireceği ziyaret için KKTC partilerine çıkarılan davet, "Güney Kıbrıs'ın açıklamayı planladığı 'Kıbrıslı Türkler'e yönelik sosyal ve ekonomik açılımlar' paketi hakkında görüş almak, geçiş ve pasaport kolaylığı gibi projeleri anlatmak" gerekçesiyle hazırlandı. Güney Kıbrıs'ın AB'ye tam üye olacağı 1 Mayıs 2004'e kadar adadaki sorunun nasıl çözülebileceği konusunda görüş almak da davetin gerekçeleri arasında yer aldı.

Muhalefet katılıyor
Bir Yunan Başbakanı'nın KKTC'li partiler ile ilk buluşmasını sağlayacak davete muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Mehmet Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi Başkanı Hüseyin Angolemli'nin katılmalarının kesinleştiği haberleri yalanlanmadı. İktidardaki koalisyonu oluşturan Ulusal Birlik P
artisi ile Demokrat Parti ise Simitis'in davetini reddetti.

İhanet iması
Denktaş, dün Bursa'da soruları yanıtlarken Simitis'in daveti için "Yunanistan KKTC'yi zaten 40 yıldır by - pass ediyor" yanıtını verdi. Simitis'in Kıbrıs ziyareti için tüm parti liderlerine davet yapıldığını vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:
"Hangi parti liderlerine? Rumlar'a göre, 'kuzeyde işgal altında yaşayan vatandaşlarının oluşturduğu partilerin liderlerine.' Bizi böyle gören insanların davetine koşa koşa icabet etmek mide mesel
esidir. İktidar değil sadece muhalefet partileri katılıyor. Muhalefet, biraz da kendilerine, cumhuriyetlerine önem verseler ve devletlerine saygılı olsalar, kendilerine işgal altında yaşayan insanlar diyen tarafın maksatlı siyasi davetine icabet etmezler. Nezaketle gerçekleri bildirirler, davaya hizmet etmiş olurlar. Katılmakla ne kazanacaklarını kendileri bilir."
MILLIYET 17/04/2003

KKTC'liye hemen Türk pasaportu

Rum tarafının KKTC'lilere pasaport kolaylığı sağlamak istemesi üzerine Türkiye de soruşturmasız pasaport verecek tasarıyı komisyondan geçirdi


ANKARA Milliyet

KKTC'nin, Rumlar'ın vermek istediği Kıbrıs pasaportlarıyla boşalmasını önlemek isteyen Türkiye karşı atağa geçti. 1974'ten beri ambargo altındaki KKTC vatandaşlarına, başvurmaları halinde güvenlik soruşturması bile yapılmadan hemen Türk vatandaşlığı verilmesi kararlaştırıldı.
Türk Vatandaşlığı Yasası'nda değişiklik yapılmasını öngören tasarının yasalaşması halinde, TC. pasaportu alabilecek ve çifte vatandaşlık kazanacak KKTC'li Türkler, ülke
lerine uygulanan ambargoyu aşabilecek ve dünyaya açılabilecek. Uluslararası hiçbir organizasyona katılamayan KKTC'li sanatçılar, sporcular ve işadamları da, artık Türkiye adına katılım hakkı kazanabilecek. Tasarı, Rum Kesimi'nin AB'ye tam üyelik için dün Atina'da anlaşmaya imza atacağı saatlerde, TBMM İçişleri Komisyonu'nda oybirliğiyle kabul edildi. Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Dairesi Başkanı Hasan Aygün, Komisyon Başkanı Ziyaettin Akbulut'un "KKTC boşalır mı?" sorusu üzerine, "KKTC vatandaşlığından çıkmaları söz konusu değil. Kendilerine çifte vatandaşlık veriliyor. Şu anda 9 bin kadar KKTC vatandaşı Rum kesiminde çalışıyor. Getirilecek rahatlık güvence olacak" dedi. KKTC'nin Türkiye'ye değil Rum kesimine doğru boşalmasından endişe ettiklerini kaydeden Aygün, "Bunu engellemek için biz de kendi imkanlarımızı sunmalıyız. Rum kesimindeki 500 Euro olan asgari ücret, KKTC vatandaşına çok cazip gelebiliyor" diye konuştu.

Rumlar sabaha kadar kutladı

Avrupa Birliği üyeliği, Kıbrıs Rum Kesimi'nde dün sevinç gösterileriyle kutlandı. Çeşitli şehirlerde düzenlenen törenlerde konserler verildi, havai fişekler atılarak, tüm devlet dairelerine AB bayrağı çekildi. Kutlamalar sabah saatlerine kadar sürdü. İmza töreni ise Yeşil Hat'tın ötesindeki Hürriyet Meydanı'nda dev monitörlerle halka izlettirildi. Rum politikacılar kutlama törenlerinde yaptıkları konuşmalarda, 1960'ta Kıbrıs'ın bağımsızlığının ilanından sonra en mutlu günlerini yaşadıklarını söylediler

MILLIYET 17/04/2003

Denktaş: AB kendine zarar verdi


SİNAN TOROS İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin, uluslararası anlaşmaları hiçe saymak suretiyle ancak kendi kendine zarar verdiğini ve vermeye devam edeceğini söyledi. Kıbrıs Türk Hava Yolları'na ait uçakla KKTC'ye giden Denktaş, gazetecilerin sorularını cevapladı. Denktaş, şöyle konuştu: "AB, uluslararası anlaşmaları hiçe saymak suretiyle ancak kendi kendine zarar vermiştir ve vermeye devam edecektir. AB, 5 tarafın imzaladığı uluslararası anlaşmayı ortadan kaldıramaz. Kaldıramayacağını kendisi de bilir ki 'bizim yetkimiz Rumların yaşadığı yerlere kadardır, şimdilik kuzeyi bunun dışında tutuyoruz' demek mecburiyetinde kalmıştır. Bu vesileyle Türkiye'nin üzerinde duracağı en büyük konu, 1960 anlaşmalarında kendilerine verilmiş olan yetkilerdir, haklardır. "
MILLIYET 17/04/2003

KKTC, güneye ticari kısıtlamaları kaldırdı


KKTC hükümeti, güneydeki Rum Kesimi'ne uyguladığı ticari kısıtlamaları kaldırdığı bildirildi. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra açıklamada bulunan Ekonomi Bakanı Salih Coşar, hükümetin Kıbrıs Rum Kesimi'yle ihracat ve ithalata karış yürürlükte olan sınırlamaların tamamen kaldırılmasına karar verdiğini söyledi. Bakan Coşar, kararın, yıllardan beri ambargo ıstırabı çeken KKTC ekonomisinin canlanması için sarfedilen çabaların bir parçası olduğunu kaydetti. Gözlemciler ise, önmeli olan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uyguladığı ambargonun bir an önce kalkmasının gerektiğini savunuyorlar.
MILLIYET 17/04/2003

Dışişleri: İlkelerle bağdaşmıyor


ANKARA Milliyet

Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin imzaladığı Katılım Antlaşması'nın, AB'nin dayandığı hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet ilkeleri ve temel yaklaşımlarıyla bağdaşmadığını bildirdi. Bakanlıktan dün yapılan yazılı açıklamada, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ne üye olduğu ancak, Ada'nın kuzeyinde KKTC yönetiminin egemen ve hükümran olduğu kaydedildi. AB'nin genişleme sürecinin de, Katılım Andlaşması'nın 1 Mayıs 2004'e kadar mevcut üyelerin ve yeni katılımcıların parlamentolarınca onaylanmasından sonra kesinleşeceği hatırlatılan açıklamada, "BM Güvenlik Konseyi'nin gündeminde bulunan bir uluslararası ihtilafın, Türk tarafının muhalefetine rağmen, AB'nin bu şekilde içine dahil etmesinin, AB'nin dayandığı hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet ilkeleriyle ve Birliğin temel yaklaşımlarıyla bağdaşmadığına inanıyoruz" denildi.
MILLIYET 17/04/2003

Türkiye AB'den vazgeçmesin


AHMET AY Antalya DHA

DYP
Genel Başkanı Mehmet Ağar, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Avrupa Birliği'ne kabul edilmesi nedeniyle Türkiye'nin tam üye olma düşüncesinden vazgeçmemesi gerektiğini söyledi. Rum Kesimi'nin tam üyeliğinin kabulünün "ilk defa sınırları, çerçevesi belli olmayan bir devletin AB'ye üye olarak adım atması anlamına" geldiğini belirten Ağar, "Bu AB'nin problemi. Ancak şunu ifade etmek lazım; Türkiye bu yanlışlığı tespit etmekle birlikte, AB'ye tam üye olma düşüncesinden vazgeçmemelidir" dedi.
MILLIYET 17/04/2003

Rauf Beye, ağlıyarak sarılmak isterdim


Atina' daki töreni içim sızlayarak izledim.
Orada Rauf Denktaş'ı da görmek isterdim.
Yok olmak üzereyken, Türkiye'nin müdahelesi sayesinde kurtarıp ayağa diktiği ve Devlet konumuna getirdiği Türk Toplumunu AB üyeliğine yükseltişini seyretmenin gururunu paylaşacaktık. Fakirliğin geride kalmasını, küçük bir toprak parçasına sıkışmanın, ambargo altında yaşamanın
güçlüklerinden kurtulmayı birlikte kutlayacaktık.
Lefkoşa sokaklarında insanların coşkusunu, genç Kıbrıs'lıların önlerine açılan pırıl pırıl bir geleceği kucaklamalarının heyecanını Televizyonlar'dan canlı yayınlarda görecektik.
En büyük arzum, AB'ye katı
lma imzasını attıktan sonra Rauf beyin yanına gitmek, heyecandan titreyen sesimi gizliyerek "35 yıldır bu mücadelede farklı konumlarda dahi olsa birlikte olduk. Onca emek, onca eziyet, onca şehit ve sonunda bugün siz kazandınız. Bana neler hissettiğinizi anlatın" diyebilmekti.
Eminim Rauf bey gözyaşlarını tutamayacak ve bana "artık ölsem de gam yemem" diyecekti. Birbirimize sarılacak ve belki de başkalarına ayıp olmasın diye, içimizden ağlayacaktık.
O gece Atina'da o da ben de doktor tavsiyelerini gözardı e
dip içki içecek, dans edecek, sabahlara kadar konuşacak, eski anılarımızı tazeleyecektik. Hava ağarırken, hepimizin çoğu zaman gururla, kimi zaman yorgunlukla paylaştığımız olayları, birbirimize kırgınlıklarımızı, hatalarımızı unutup, yepyeni ve bembeyaz bir sayfa açıp ayrılacaktık.
Rauf Denktaş Atina'da Türk toplumu adına imza atarken eski EOKA'cıları da mutlaka görmek isterdim. Yaptıkları hataları düşünüp kafalarını taştan taşa vuruşlarını "Türkleri silmek isterken, şu hale bakın adamlar Kıbrıs'ın yarısını elimizden aldıkları gibi, bir de AB üyeliğine bizimle eşit konumda girmeyi başardılar" demelerini duymaktan çok keyif alırdım.
Ne yazık ki bunların hepsi rüya oldu.
Hiçbirini yaşayamadık.
Ne Kıbrıs Türkleri sokaklarda dans edebildiler, ne genç kuşaklar ö
nlerinin açıldığını görmenin çoşkusu yaşayabildiler.
Rumlar pupa yelken AB denizine doğru açılırken, Kıbrıs Türk'ü yarınının ne olacağının hesaplarını yapıyor. Ambargodan nasıl kurtulabileceğini, Ankara'nın vermeyi taahüt edip bir türlü yollayamayacağı par
aların yolunu gözlüyor.
Rauf bey beni görünce sinirleniyor.
Ben ise hala ona sarılıp ağlayacağım günleri düşlüyorum…

* * *

KIBRIS ÇIKMAZINDAN YİNE DE KURTULABİLİRİZ

Kıbrıs konusunda bu noktaya gelmemizin en temel nedeni, Türkiye'yi yönetenlerin bir türlü karar verememeleridir. Türkiye'yi yönetenler derken, iktidar partisini, askeri, Cumhurbaşkanlığını, kararları dışardan etkileyen medya ve düşünürleri kastediyorum.
Yol boyunca o kadar çok zigzak yaptık, o kadar çok tutum değiştirdik ki, sonunda tam bir ka
rmaşa ile karşı karşıya kaldık.
Bugün gelinilen noktada, kendi kendimizi gereksiz biçimde köşeye sıkıştırdık ve Rumların istediklerini elde etmelerine yol açtık.
Önceleri (1980-1990) Federasyon olsun dedik. Ardından, vazgeçtik ve Konfederasyon tezini ortay
a attık.
"Rumlar tek başlarına AB üyesi olurlarsa, Kuzey'i ilhak ederiz, birleşme sürecini hızlandırırız", dedik. Hiçbir şey yapamadık.
AKP iktidara gelince Belçika modelinden söz ettik, ardından "İsviçre modelinden de yararlanılmalı" dedik.
Erdoğan AB tur
unun ilk bölümünde "Paket çözüm" önerdi. Yani, "Annan planını bazı değişikliklerle kabul edelim, AB'de bize Mayıs 2003'te müzakereleri başlatma tarihi versin" diye ortaya çıktı. Bu formül, ABD-İngiliz-Alman-Fransız cephesine çarpınca vazgeçtik.
AKP önce An
nan planına destek verdi, "çözümsüzlük çözüm değildir" dedi, sonra Cumhurbaşkanı- Asker cephesinden itiraz gelince tornistan etti.
Sonuç ortada...
Rumlar istediklerini elde ettiler.
Atina doruğunda gösterilen katılmama protestosu, eğer sürdürülecekse, bu T
ürkiye'nin kendi kendini izole etmesi anlamına gelecek. Bu mantıkla Ankara'nın BM, Avrupa Konseyi, AGİT gibi Uluslararası tüm kurumlardan de çekilmesi gerekecek. Habitat konferansında, AGİT doruğunda Kıbrıs Rum bayrağını direğe çektiren ve Klerides'i "Cumhurbaşkanı" sıfatıyla kabul eden Türkiye'nin, bugün AB doruğuna katılmaması çelişki değil mi?
Şimdi önümüzde iki seçenek var:
1. Rumları tam üye aldığımıza göre, biz de Kuzey ile birleşmeye gider ve aynı anlaşmaları yaparız.
Bu seçenek, Türkiye'nin AB ile b
irleşmesini imkansızlaştırır ve Kıbrıs sorununun Uluslararası açıdan daha da büyümesine neden oluruz. Türkiye giderek Saddam'ın durumuna düşer ve kendi kendini daha büyük zora sokar.
2. Biran önce bir Kıbrıs politikası saptar ve zararın neresinden dönüleceğini iyi hesap edip, önümüzdeki kısa sürede bir çözüme gideriz.
Eğer bunlardan hiçbirini yapmaz ve eski kararsızlıklarla yolumuza devam eder , bir gazete manşetinden korkup yaklaşım değiştirir, şu veya bu kurumdan gelen baskıya göre tutum saptar ve Denktaş
'ın politikalarına kendimizi teslim edersek, 70 milyonluk bu ülkenin önünü kapatırız.
Buna da kimsenin hakkı yoktur.
MILLIYET 17/04/2003

Rumlardan Türklere AB jesti

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Bir hafta içinde Kıbrıslı Türklerin de AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketi açıklayacağını" söyledi.

Papadopulos, bugün sona eren Atina zirve toplantıları için bulunduğu Atina'da yaptığı açıklamada, önlem paketinin AB'nin onayından sonra açıklanmasının söz konusu olduğunu belirtti.

Önlem paketinin Kıbrıs sorununun çözümüne kadar geçerli olacak geçici nitelik taşıyacağını kaydeden Papadopulos, KKTC'nin karşı önlemler almasını beklemediğini ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''Ankara'nın onayı olmadan tahrik edici önlemler alamayacağını'' kaydeden Papadopulos, bu tür bir yaklaşımın Türkiye'nin ''AB yolunda karşılaştığı engel ve problemleri daha karmaşık hale getireceğini'' söyledi.

Papadopulos, ''Barış ve kamu düzenini tehlikeye düşürecek önlemler ve karşı önlemler alınmayacağını düşünüyorum ve umuyorum'' dedi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in yarın Rum kesimine yapacağı ziyaret sırasında KKTC muhalefet partileri liderleri ile görüşme isteğine de değinen Papadopulos, ''Yunanistan Başbakanı bu çağrıyı AB dönem başkanı olarak yaptı. Amacı, AB'nin elini Kıbrıs Türk tarafına da uzattığını göstermekti'' diye konuştu.

HURRIYET 17/04/2003

Türkiye uzlaşmaz tutumunu bırakmalı

Yunanistan hükümet sözcüsü Hristo Protopapas, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ''uzlaşmaz tutum'' takındığını öne sürdü.

Protopapas, yaptığı açıklamada, ''Türkiye, dün olup bitenin, bu yeni Avrupa gerçeğinin ve Kıbrıs'ın (Rum kesimi) üyeliğinin farkında değilmiş gibi görünüyor'' dedi.

''Bunun, sonu çıkmaza giden bir siyaset olduğunu'' savunan Protopapas, ''Türkiye uzlaşmaz tutumunu bırakmalı, Kıbrıs'ta çözüm için işbirliği yapmalı ve böylelikle AB'ye karşı tutumunu güçlendirmeli'' diye konuştu.

HURRIYET 17/04/2003

Annan: Kıbrıs'ta tarihi fırsat kaçırıldı

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda eşsiz bir fırsatın kaçırıldığını belirterek, soruna çözüm bulunmasında eksik olanın siyasi irade olduğunu söyledi.

Annan, Atina'da bu sabah başlayan Avrupa Konferansı toplantısında yaptığı konuşmada, taraflara sundukları planın hala çözüm için temel teşkil edeceğine inandığını belirtti.
Kofi Annan, şöyle konuştu:

''Kıbrıs'ın bölünmüş bir ada olarak AB'ye girmesinden duyduğunuz hayal kırıklığını paylaşıyorum. Ortaya koyduğumuz planın adil ve dengeli olduğuna ve sorunun çözülmesi için temel te
şkil edebileceğine inanıyorum. Kıbrıs'ta eşsiz bir fırsat kaçırıldı, ancak bir çözüm bulunacağına dair en ufak bir şüphem yok. Eksik olan tek şey siyasi irade.''

Uluslararası sistemin Avrupa Birliği'nin katkısına ihtiyacı olduğunu, devletlerin terörizmle
mücadele, kaçakçılık ve çevre gibi pek çok sorunla mücadele ettiğini ifade eden Annan, tüm dünyanın, ortak değerlerin savunulması için yapılacak en iyi şeyin, biraraya gelmek olduğunu anladığını kaydetti ve bu çerçevede BM ile AB'nin birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi.

AB'nin genişleme sürecinin sonuna gelinmediğine işaret eden Annan,''Daha katılmayı bekleyen ülkeler var. Türkiye'yi de dahil ettiğim Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa'nın gelişmesi ve istikrarı için AB'ye üyelik vizyonu yaşamsal önem taşımaktadır'' diye konuştu.

Irak ile ilgili alınacak tüm kararlarda Irak halkının geleceğinin öncelikli olarak düşünülmesi gerektiğini ifade eden Annan, insani konular ile kamu düzeni ve güvenliğin sağlanmasının acil öneme sahip olduğunu belirtti. Annan, k
oalisyon güçlerinin Cenevre ve Lahey kuralları çerçevesinde üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerektiğini de vurguladı.

Annan, Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının korunmasının önemine işaret ederek, normal hayata bir an
önce geçilmesi gerektiğini söyledi

HURRIYET 17/04/2003

Denktaş: AB hata yaptı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ta yaptığı hatalara bir yenisini eklediğini belirterek, AB'nin ''Kıbrıs devleti'' diye Rum yönetimini kabul etmesinin Kıbrıs'taki durumu değiştirmediğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yaptığı açıklamada, ''Biz Rumların peşinden ve Annan planı çerçevesinde AB'ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarakdeğil, devletin içinde bireyler olarak girecektik. Bunun ne anlama geldiğini sanırım herkes değerlendirebilir'' dedi.

Denktaş, 17 Nisan'dan itibaren ''kıyamet kopacaktır'' diyenlerin, bugünden itibaren böyle bir şeyin olmayacağını ve normal hayatın devamedeceğini göreceklerini ifade etti. Yapılan haksızlığa verilecek cevabın, içteki ihtilafları bir yana bırakarak, dört elle devleti koruma kararlılığını dünyaya göstermek olduğunu vurgulayan Denktaş, ''Bunu gösterdiğimiz takdirde, Avrupa bizimle ilgilenecek ve yeni bir yaklaşımla, bizi AB bünyesine ayrı bir anlaşmayla almak suretiyle birleştirme yolunu açık tutmaya çalışacaktır'' diye konuştu.

''Rumların, Kıbrıs'a sahip çıkma mücadelesinin devam ettiğine, silahla ve ambargolarla Kıbrıs Türküne yapamadığını AB yoluyla elde etmeye çalıştığına'' işaret eden Denktaş, ''Onların mücadelesi bu şekilde devam ederken, bizim mücadelemiz, bu oyuna gelmemek mücadelesiolarak, devletimize sahip çıkma eylemi şeklinde devam edecektir'' dedi.

Annan planıyla Türk tarafının çok büyük baskı altında bırakıldığını kaydeden Denktaş, ''baskıyı yapanların hesaplarının yanlış çıktığını, çünkü Kıbrıs Türk halkının egemenliğini ve devletini korumak kararlılığıyla hareket ettiğini, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkını bu konuda desteklediğini'' vurguladı. Türkiye'nin 1960 anlaşmasından kaynaklanan haklarını kendisinin imzasıyla ortadan kaldırma oyununun sökmediğine işaret eden Denktaş, ''Bunu yapmadık, yapmayız, yapmayacağız'' dedi.

Rauf Denktaş, ''AB'de fırsatı kaçırdık'' diyenlere seslenerek, ''AB'nin devletleri üye yaptığını, Kıbrıs'ta yanlış bir değerlendirmeyle 'Kıbrıs devleti' dedikleri Rum idaresinin devlet olarak kabul edildiğini'' kaydetti.

SİMİTİS'İN DAVETİ

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, AB Dönem Başkanı Yunanistan'ın Başbakanı Kostas Simitis'in Kıbrıs Türk siyasi partilerine görüşme
daveti yaptığına değinerek, bu konuda çok dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Denktaş, ''Simitis ve Rum yönetimi lideri Tasos, Papadopulos'un davetinin, kendi vatandaşları saydığı ve 'İşgal altında yaşıyor' diye hakaret ettiği Kıbrıs Türklerinin partilerine yapıldığına, davetin KKTC partilerine yapılmadığına'' dikkat çekerek, ''İktidar partilerinin olumlu, olgun bir yaklaşımla bu daveti reddettiğini, bazı partilerin ise gideceğini öğrendiğini'' kaydetti.

Denktaş, ''Nereye gittiklerini bilmeleri lazım. Simitis, 'Türkiye'nin AB üyeliği Kıbrıs'tan geçer' diyen kişidir. Bugün Papadopulos'un imzadan sonra söylediklerini de iyi değerlendirmek lazım. Vatandaşlarından bahsediyor. 'Kıbrıs cumhuriyetinin cumhurbaşkanı olarak imzayı attıklarını' söylüyor. Dolayısıyla hangi oyuna gelmediğimizi, zannedersem artık herkes görebilmektedir'' diye konuştu.

HURRIYET 17/04/2003

KKTC basını: Utanmalısın AB

Kıbrıs Rum kesiminin dün Atina'da ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' adı altında tüm Kıbrıs'ı temsilen AB katılım anlaşmasını imzalaması, KKTC basınında manşetten verildi. KKTC'nin 62 yıllık gazetesi Halkın Sesi, Türkçe ve İngilizce olarak ''AB, utanmalısın'' başlığını kullandı.

Kıbrıs Rum kesiminin ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' olarak tüm Kıbrıs adına imza attığına dikkat çeken gazeteler, Rumların 16 Nisan'ı bayramolarak kutladığını, bu günün Kıbrıslı Türkler içinse burukluk olduğunu yazdı. Gazeteler, Rumların AB rüyasının Atina'daki tarihi törenle gerçekleştirdiğini belirtti.

KKTC'nin 62 yıllık gazetesi Halkın Sesi, Türkçe ve İngilizce olarak ''AB, utanmalısın'' başlığını kullandı.

Kıbrıs gazetesi, haberi ''Güney'de Avrupa Birliği coşkusu... Kıbrıs Türkü buruk... Ve Rumlar imzayı attı'' başlıklarıyla verdi.

Vatan gazetesi, ''Avrupa Birliği'nden 16 Nisan ayıbı''; Afrika gazetesi, ''Kanla alında masada gitti''; Ortam gazetesi, ''Kıbrıs AB'ye girdi, bağnazlık iflas etti''; Kıbrıslı gazetesi, ''Yeni dönem''; Yenidüzen gazetesi, ''Kaldık el elde baş başta'', Yeni Çizgi gazetesi ''Aykırı''; Volkan gazetesi, ''Denktaş: KKTC o tanıdıkları Kıbrıs'ın bir parçası değildir'' başlıklarını kullandı.

YUNAN BASINI: KIBRIS ÜYE, TÜRKİYE ÖFKELİ

Yunan basını, Kıbrıs Rum kesiminin dün Atina'da AB'ye üyelik anlaşması imzalamasının Türkiye'de öfke yarattığı yorumunu yaptı.

Türkiye'nin bu üyeliğe tepkisini dile getiren Dışişleri Bakanlığı açıklamasının tam metnini yayımlayan gazeteler, imza töreninin yapıldığı 16 Nisan'ın Rumlar ve Elenizm için ''büyük'', Türkiye için ise ''kara gün'' olduğunu ileri sürdü.

Türkiye'nin artık kontrol edemediği gelişmeler karşısında çaresiz olduğunu iddia eden Yunan basını, ''Ankara'nın öfkesini dün Ege'de Yunan hava sahasını defalarca ihlal eden Türk savaş uçaklarıyla gösterdiğini'' öne sürdü.

Türk basınının, ''bu noktaya nasıl varıldığı'' sorusuna yanıt aradığını belirten Yunan gazeteleri, Ankara'nın ise KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve milliyetçi çevrelerin tüm taleplerini karşılamaya çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.

''Türk elit tabakasının imza törenini televizyondan seyretmek zorunda kaldığını'' yazan Yunan basını, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de ''zor durumda kalmamak için'' Atina'ya törenden sonra geldiğini iddia etti.

''Türkiye'nin tepkilerinin aslında içinde bulunduğu durumun zorluğunu kanıtladığını'' savunan gazeteler, Ankara'nın izlediği politikanın Avrupa'dan tecrit politikası haline geldiğini öne sürdü.

HURRIYET 17/04/2003

KKTC’de Rumlarla ticaret serbest

KKTC Bakanlar Kurulu, Rumların AB ile üyelik sözleşmesini imzaladığı gün, Kıbrıs Türk halkını ekonomik açıdan rahatlatacak önemli kararlar aldı. Hükümet ayrıca Rum tarafıyla ticareti serbest bıraktı.

İki taraf arasındaki ithalat ve ihracat serbest olacak, ancak gümrük mevzuatı uygulanacak. Bakanlar Kurulu ayrıca, esnaf, zanaatkar, çiftçi ve hayvan üreticileriyle, yeni evlenecekler ve ev yapacak olanlara kredi kolaylıkları sağlanacağını açıkladı. Bu çerçevede başvuru sahiplerine yıllık yüzde 12 faizle 30 milyara kadar kredi verilecek

HURRIYET 17/04/2003

Annan: Kıbrıs’ta çözüm için siyasi irade eksik

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunda eşsiz bir fırsatın kaçırıldığını belirterek, Kıbrıs konusunda çözüm bulunmasında eksik olan konunun, siyasi irade olduğunu söyledi.

17 Nisan— NTV-Kofi Annan, Atina’da bu sabah başlayan Avrupa Konferansı toplantısında yaptığı konuşmada, taraflara sundukları planın hala çözüm için temel teşkil edeceğine inandığını belirtti.

Kofi Annan, “Kıbrıs’ın bölünmüş bir ada olarak AB’ye girmesinden duyduğunuz hayal kırıklığını paylaşıyorum. Ortaya koyduğumuz planın adil ve dengeli olduğuna ve sorunun çözülmesi için temel teşkil edebileceğine inanıyorum. Kıbrıs’ta bir çözüm bulunacağına dair en ufak bir şüphem yok. Eksik olan tek şey siyasi irade” dedi.

‘IRAK HALKININ GELECEĞİ DÜŞÜNÜLMELİ’
Irak ile ilgili alınacak tüm kararlarda Irak halkının geleceğinin öncelikli olarak düşünülmesi gerektiğini ifade eden Annan, insani konular ile kamu düzeni ve güvenliğin sağlanmasının acil öneme sahip olduğunu belirtti


Annan, koalisyon güçlerinin Cenevre ve Lahey kuralları çerçevesinde üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerektiğini de vurguladı. Annan, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının korunmasının önemine işaret ederek, normal hayata bir an önce geçilmesi gerektiğini söyledi

Denktaş: AB hatalarına hata ekledi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ta yaptığı hatalara bir yenisini eklediğini söyledi

17 Nisan— NTV-Denktaş Avrupa Birliği’nin “Kıbrıs devleti” diye Rum yönetimini kabul etmesinin Kıbrıs’taki durumu değiştirmediğini belirtti.

Denktaş, yapılan haksızlığa verilecek cevabın, içteki ihtilafları bir yana bırakarak, dört elle devleti koruma kararlılığını dünyaya göstermek olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, bunun gösterilmesi halinde Türk tarafının Avrupa Birliği bünyesine ayrı bir anlaşmayla alınması yolunun açık tutulacağına dikkat çekti

Denktaş, Rumların, Kıbrıs’a sahip çıkma mücadelesinin devam ettiğine, silahla ve ambargolarla Kıbrıs Türküne yapamadığını Avrupa Birliği yoluyla elde etmeye çalıştığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bizim mücadelemiz bu oyuna gelmemek, devletimize sahip çıkmaktır” dedi. Denktaş, “Biz Rumların peşinden ve Annan planı çerçevesinde AB’ye girmiş olsaydık, devlet olarak, egemen olarak değil, devletin içinde bireyl
er olarak girecektik” ifadesini kullandı.

‘AB ULUSLARARASI ANLAŞMALARI HİÇE SAYDI’
Atina’daki AB zirvesini değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş; “Avrupa Birliği’ni uluslarası anlaşmaları hiçe saymakla” da suçladı.
Kıbrıs’a giderken İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Avrupa Birliği’nin Rum Kesimi’ni kabul etmekle, birliğin kendine zarar verdiğini söyledi.
Denktaş Türkiye’nin uluslarası anlaşmalardan kaynaklanan haklarının geri alınamayacağını ifade etti. Rum Kes
imi’nin çözüm istemediğini söyleyen Denktaş, Kıbrıs Türklerine de seslendi ve “1974’e kadar direnen halkımız, KKTC zemininde direncini devam ettirmelidir ki bir yere varabilelim” dedi.

AB imkanlarından Türkler de yararlanacak’

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketini bir hafta içinde açıklayacağını söyledi.

Atina
NTV-MSNBC

 

17 Nisan— NTV-Tasos Papadopulos, dün AB üyeliği için attığı imzanın ne kendisinin galibiyeti ne de Denktaş’ın yenilgisi olduğunu, zaferin sadece Kıbrıslılara ait olduğunu vurguladı. Papadopulos, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün AB’nin genişleme törenine katılmamasını da “Türk Hükümeti kendisine zarar vermek istiyorsa bu hakkıdır” sözleriyle yorumladı.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bir hafta içinde Kıbrıslı Türklerin de AB imkanlarından faydalanmasına imkan tanıyacak önlem paketi açıklayacağını söyledi. Papadopulos, önlem paketinin AB’nin onayından sonra açıklanmasının söz konusu olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümüne kadar geçerli olacak geçici nitelik taşıyacağını kaydetti. KKTC’nin karşı önlemler almasını beklemediğini ifade eden Papadopulos, bu tedbirlerden bazılarını Rum tarafının tek taraflı alacağını, bazılarınınsa AB’yle mutabakata varılarak alınacağı vurguladı. Rum lideri, bazı tedbirlerdeyse KKTC’nin işbirliğinin gerekeceğini kaydetti.

‘SAVUNMA HARCAMASINI KISMAYIZ’
Tasos Papadopulos, AB üyesi oldukları için Rumların savunma harcamalarında kısıtlamaya gitmeyeceklerini de belirtti. Rum lider Papadopulas “AB üyesi olarak Ankara’da temsilcilik açmayı düşünüyor musunuz? ” sorusuna ise “hayır düşünmüyoruz” cevabını verdi.

SİMİTİS: TÜRKİYE TEMSİL EDİLDİ
AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis ise , dün yapılan AB genişlemesinin imza töreninde Türkiye’nin temsil edildiğini savundu. Simitis, “Türkiye’nin Atina Büyükelçisi törendeydi. Ayrıca sayın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, dün akşam geldi ve bugünkü toplantılara katıldı” ded
i.

Simitis’in daveti KKTC’de tartışma yarattı

AB dönem başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Simitis’in parti liderlerine görüşme davetinin ardından, Kuzey Kıbrıs’ta yeni bir tartışma başladı.

17 Nisan— NTV-Davete, muhalefet partileri, Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Kurtuluş Partisi olumlu yanıt verdi. Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti ise Simitis’le görüşmeye gitmeyeceklerini açıkladı. Son gelişmeleri NTV’ye değerlendiren muhalefet liderleri ve iktidar, karşılıklı suçlamalarda bulundu.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistan Başbakanı Simitis’in davetinin adadaki tüm parti liderlerine yapıldığına dikkat çekti. Talat, toplantıda Kıbrıs’ta çözüm perspektiflerinin ele alınacağını söyledi. Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kuzey ve güneydeki ayrı ayrı bulunulan şu andaki durumda işbirliği olanakları var mıdır? Bu konu konuşulacak. Denktaş Bey, görüşmeyerek, uzun yıllar görüşmeyerek, uzun yıllar da görüşürmüş gibi yaparak Kıbrıs Türk’ünü getirdiği nokta budur. Türkiye’yi getirdiği nokta budur

‘DENKTAŞ’IN DÜŞÜNCESİ ÇAĞDAŞ DEĞİL’
Diyalogtan kaçılmaması gerektiğini belirten Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, toplantıda ekonomik önlemleri gündeme getireceğini söyledi. Angolemli de KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ı suçladı. Angolemli şunları söyledi: “AB hedefimiz olduğuna göre, AB’nin birçok alacağı kararlarda bunun gözönünde bulundurulması gerektiğini vurgulayacağız. Sayın Denktaş, çağdaş bir düşüncenin sahibi değildir bu durumda. Çünkü, 21. yüzyı
lda bir diyaloğu bu şekilde eleştirmek ve bunu bölücülükle ortaya koymak büyük bir yanlışlık.”

ERTUĞRULOĞLU MUHALEFETİ SUÇLADI
KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu da muhalefete yüklendi: “Bu ulusal davanın karşısında yeralan unsurlarla kendi ülkesiyle, kendi devletiyle, kendi anavatanıyla yakın olmaktan daha fazla yakın olan insanların böyle bir daveti memnuniyetle karşılayıp, icabet edecekleri de zaten belliydi. Onlar da kendilerinden bekleneni yaptılar. Sayın Simitis’in bu davetini iyi n
iyetle karşılamak mümkün değil. Sinsi bizans taktiklerinin bir parçası olmaktan öte değil. KKTC gerçeğini gözardı etme yaklaşımından başka bir şey değil.”

‘Kaldık el elde, baş başta’

Ve işte o 'tarihi gün' de artık geride kaldı. 16 Nisan Kıbrıslı Rumlar için bir 'bayram' olarak takvimlere kazınırken, hayıflanmak yine Kıbrıslı Türklere düştü. Papadopulos AB'ye katılım anlaşmasına imza koyarkenne kadar mağrursaydı, Kıbrıslı Türkler de o kadar üzgündü...

Sesi kısıktı, ama Papadopulos'un 3 dakikaya sığdırdığı konuşmasından çıkan mesajlar bizi yakından ilgilendiriyordu. Papadopulos birkaç önemli mesaj veriyordu: 'AB'ye girdiğimiz için mutluyum. Ama Kıbrıslı Türkler giremediği, tüm Kıbrıs AB üyesi olamadığı için de üzgünüm. Hedefim tüm Kıbrıs'ı AB üyesi yapmak
tır' diyen Rum lider, çözüm için daha fazla çaba harcamak gerektiğini söylüyor ve ciddi olduğunu belirtiyordu. Ancak Papadopulos'un konuşmasında Annan Planı'na hiç atıfta bulunmaması dikkatlerden kaçmıyordu. Tıpkı 'Plan öldü' diyen Kıbrıs Türk liderliği gibi...

Oysa Annan Planı'na atıf yapan önemli bir isim vardı. AB Dönem Başkanı ve Yunanistan Başbakanı Simitis 'BM çerçevesinde bir çözüm' istediklerini söylüyor ve muhtemelen yalnız Denktaş'ın değil, Papadopulos'un da canını sıkıyordu. Tıpkı Güvenlik Konse
yi kararında Türkiye hükümetinin, 'çözümsüzlük lobisi'nin canını sıktığı gibi...

YENIDUZEN 17/04/2003

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (güney Kıbrıs)

AB macerası

Atina`da dün 9 ülkeyle birlikte katılım anlaşmasına 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adıyla imza atan güney Kıbrıs, 2004 yılında katılım süreci yasal prosedürünün tamamlanmasıyla, adaylık sürecini 14 yılda sonlandırmış olacak.
“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Temmuz 1990`da yaptığı tam üyelik başvurusuna üç yıl sonra yanıt veren AB Komisyonu, tam üyeliğe hazırlık sürecinde Rum kesimiyle siyasi ve ekonomik ilişkileri güçlendirme kararı aldı.
1994 yılındaki Korfu zirvesi
nde Malta ve 'Kıbrıs'ın bir sonraki genişlemede yer alacağını karara bağlayan AB liderleri, Rum yönetimiyle 31 Mart 1998`de katılım müzakerelerini başlattı. Müzakereler, Aralık 2002`de yapılan Kopenhag zirvesinden kısa bir süre önce tamamlandı ve Kopenhag`da diğer 9 aday ülkeyle birlikte Rum yönetiminin de AB`ye katılacağı resmen açıklandı.
Atina`da tarihi Agora`da özel olarak hazırlanan mekanda 9 ülkeyle birlikte katılım anlaşmasını törenle imzalayan “Kıbrıs Cumhuriyeti”, önümüzdeki yıl anlaşmaların ulusal
parlamentolarda onaylanmalarının ardından, başvurusunun 14. yılında AB`nin tam üyesi olacak.

YENIDUZEN 17/04/2003

AB Delegasyon Başkanı Büyükelçi Adriaan van der Meer Kıbrıs’a “Avrupa’ya Hoşgeldiniz” mesajı:

‘Kıbrıslı Türklere ‘az daha sabır’ mesajı
"Bu genişleme diğer tüm genişlemelerden farklı bir konumdadır. Tarihimiz boyunca en iyi hazırlanılmış genişlemedir. Mali desteğimiz de bunu olanaklı kılmıştır. Birliğe 10 yeni ülkeyle birlikte 75 milyon vatandaş ekliyoruz”

“Avrupa Birliği, BM Genel Seketerliğinin iyi niyet misyonu ve sunduğu öneriler çerçevesinde, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılması
nı güçlü bir şekilde desteklemektedir. Adanın bölünmüşlüğü yakın bir zamanda sona erdirilmelidir. Buna paralel olarak, toplumlar arasındaki anlayış ve güveni oluşturabilmek için, AB tüm projeleri mümkün olduğunca destekleyecektir”

“Tüm Kıbrıs adası Avrupa
Birliğine katılacaktır. Müktesebatın adanın kuzeyinde uygulanması, AB’ye katılım noktasında askıya alınacaktır. Katılım Antlaşması’nda, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde bulunacak bir çözümden hemen sonra, bu askıya alınmanın kaldırılması için özel bir prosedür öngörülmüştür. Bu prosedür, adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin kısa sürede Avrupa ailemizin bir parçası olmalarını sağlayacaktır”

AB Delegasyon Başkanı Büyükelçi Adriaan van der Meer Kıbrıs’a “Avrupa’ya Hoşgeldiniz” mesajı vedi. B
u mesajda Kıbrıslı Türkler de unutulmadı. Tüm Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılığı duyurulan mesajda, çözüme kadar AB müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alındığına dikkat çekti. Büyükelçi Adriaan van der Meer, Kıbrıslı Türklere şu mesajı verdi:
“Katılı
m Antlaşmasında, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde bulunacak bir çözümden hemen sonra, bu askıya alınmanın kaldırılması için özel bir prosedür öngörülmüştür. Bu prosedür, adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin kısa sürede Avrupa ailemizin bir parçası olmalarını sağlayacaktır”

İşte açıklamanın tam metni
Yeni bir genişlemenin eşiğindeyiz. Şüphesiz bu olay Avrupa’nın en önemli kazanımlarından birisidir. Bu genişleme, kıtamızı yeniden birleştirme fırsatından öte, geçmişi düzeltmek için tarihsel bir zorunluluktur.
Birliğin kurucularının, bütünleşme aracılığıyla üye ülkelere barış getirmek hayali gibi, biz de bu genişlemenin, istikrar ve zenginlik alanını tüm Avrupa’ya yayacağına inanıyoruz.
Bugünkü imzanın birleşik ve özgür bir Avrupa’da yaşama haya
li kuran milyonlarca insan üzerinde doğrudan etkisi bulunmaktadır. Kıbrıs’ta da olduğu gibi, çağdaş toplumlar yaratabilmek için güçlü ve ulaşılması zor reformlar gerçekleştirildi.
Kıbrıs’ın katılımı Avrupa Birliği’nin çalışmasına yeni bir bakış getirecekti
r. Kıbrıslılarla birlikte Akdeniz’deki ortak değer ve hedeflerimizi savunmak için çalışacağız.
Güneye doğru bu genişleme, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya ulaşma bağlamında, Birliğe yeni coğrafik bir boyut kazandıracaktır. Kıbrıs’ın rolü hayatidir.

Yeni Genişleme
Bu genişleme diğer tüm genişlemelerden farklı bir konumdadır. Tarihimiz boyunca en iyi hazırlanılmış genişlemedir. Mali desteğimiz de bunu olanaklı kılmıştır.
Birliğe 10 yeni ülkeyle birlikte 75 milyon vatandaş ekliyoruz. Bu katılım Avrupa Birliğinin nüfusunu % 20, toplam alanını da % 23 artıracaktır. Şu anki durumla kişi başı ortalama milli gelir, Birlik ortalamasının % 40’ına denk gelmektedir ki, bu durum önceki genişlemelerle olan farkı ortaya koymaktadır.

16 Nisan’ın Önemi

Bugünkü imza töreni çok önemlidir. Tam üyelik yolundaki son adımdır. Şimdiye kadar “Biz” ve “Siz” diye konuştuk, bugünden itibaren “Hepimiz” ve “Yeni Üye Devletler” temelinde çalışacağız. Bundan böyle, “kararların uygulayıcısı” olma yerine “kararları alan” konumuna geleceksiniz.
Kıbrıs, Avrupa Birliği kurumlarının, Parlamento, Konsey ve Komisyonun çeşitli komitelerinin çalışmalarında yer alacaktır. Bu ileriye dönük çok kesin bir adım.

Bu noktadan itibaren ne olacak?
Bugünden sonra, Katılım Antlaşması eski ve yeni Üye Devletler tarafından onaylanacak. 10 yeni Üye Devletin katılımı, 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren geçerli olacaktır.
Çoğu yeni Üye Devlet, referandumlarını gerçekleştiriyor. İlk üç referandum halihazırda gerçekleşmiştir. Malta, Slovenya ve Macaristan’da insanlar, Avr
upa Birliği’ne ait olduklarını açık bir şekilde ifade ettiler. Bu çok cesaret vericidir.
Yeni Üye Devletlerin hazırlıkları devam etmelidir. Tamamlanması gereken reformlar sözkonusudur ve AB’ye katılım hazırlıklarının son sürat sonuçlandırılması gerekmekted
ir. Bu Kıbrıs için de geçerlidir.
Komisyon, bu konuda teknik ve mali desteğine devam etmektedir. Katılım müzakerelerinde verilen sözlerin hayata geçirilmesini yakından izleyecektir. Katılım tarihinden altı ay önce yani önümüzdeki sonbaharda Komisyon kapsam
lı bir izleme raporu sunacaktır.
Gelecekteki Üye Devletlerin idari ve adli yapılarının verimliliğinin desteklenmesi katılımdan sonra da gerekecektir. Yeni bir geçiş düzenlemesi yapılacaktır. Bu da bizim desteğimizin başka bir işareti olarak algılanabilir.

Avrupa Parlamentosu Seçimleri
Haziran 2004’de, katılımdan hemen sonra Kıbrıs’ta Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleştirilecektir. Komisyon Kıbrıs’tan, zaman kaybetmeden vatandaşların seçme ve seçilme haklarının düzenlenmesi için gerekli AB yasalarını ke
ndi sistemlerine geçirmelerini istemiştir.

Avrupa’nın Geleceği
25 üye ile Avrupa Birliği, ilk 6 hatta bugünkü 15 üyeden daha dramatik bir şekilde büyüyecektir. Avrupa’nın Geleceği Konvansiyonu, çalışma yöntemlerimizi kolaylaştırma ve AB vatandaşları için daha erişilebilir kılmak için çalışmalarına devam etmektedir.
Ben, paylaştığımız ilkeler ve değerleri; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıkların korunmasını içeren bir AB Anayasası arzu etmekteyim.
Dünyada, ortak dış ve güvenlik politika
mıza yönelik reformlarımızla, ekonomik gücümüze eşdeğer bir rol oynayabileceğimizi öngörmekteyim.
Yeni üye devletler bu tartışmaların ve AB’nin ileri oluşumlarındaki kararların bir parçasıdırlar.

Kıbrıs
Avrupa Birliği, BM Genel Seketerliğinin iyi niyet misyonu ve sunduğu öneriler çerçevesinde, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılmasını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Adanın bölünmüşlüğü yakın bir zamanda sona erdirilmelidir. Buna paralel olarak, toplumlar arasındaki anlayış ve güveni oluşturabilmek içi
n, AB tüm projeleri mümkün olduğunca destekleyecektir. Olanaklar dahilinde etkinliklerimizi artıracağız.

Özel Düzenlemeler
Tüm Kıbrıs adası Avrupa Birliğine katılacaktır. Müktesebatın adanın kuzeyinde uygulanması, AB’ye katılım noktasında askıya alınacaktır.
Katılım Antlaşmasında, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde bulunacak bir çözümden hemen sonra, bu askıya alınmanın kaldırılması için özel bir prosedür öngörülmüştür. Bu prosedür, adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin kısa sürede Avrupa ai
lemizin bir parçası olmalarını sağlayacaktır.
Düzenlememiz, Birliğin Kıbrıs’taki kapsamlı bir çözümün temellerini içselleştirmeye hazır olduğunu ifade etmektedir. Bu düzenleme, AB kurumlarının Kıbrıs Türk toplumunun özel durumunu dikkate alarak çeşitli uya
rlamalar yapmasını olanaklı kılmaktadır. Bu düzenlemenin amacı esas olarak Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği ile bütünleşmesini sağlamaktır.

Altını çizmek isterim ki, bu düzenleme ancak çözümsüzlük durumunda, 1 Mayıs 2004’den itibaren yürürlüğe girecektir
. AB’ye katılıma kadar bir yıldan fazla bir süre vardır ve AB o tarihe kadar Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılacağına inanmaktadır. Bu durumda sözkonusu düzenleme Antlaşma yürürlüğe girmeden önce yeni devlet durumuna uyarlanacaktır.

Takdir
Tüm barışsever Kıbrıslılara özellikle Kıbrıslı Türkler’e övgülerimi sunmak isterim. BM Genel Sektreterinin de Lahey’de ifade ettiği gibi onlardan vazgeçmedik.
Aksine, AB’ye katılım isteklerini açıkca gösteren Kıbrıslı Türklerin yanındayız.

Son olarak
Kıbrıs yakın bir zamanda eşit hak ve yükümlülüklerle AB’nin karar alma sürecine katılacaktır. AB, tek bir ülkenin çoğunluk olmadığı bir azınlıklar birliğidir. Dünya tarihinde AB, üyelik haklarını ülkelerin küçük veya büyüklüklerini dikkate almadan saygı gösteren eşsiz bir örnekti
r.
Kıbrıs yakında bunun bir parçası olacağı için çok mutluyum.

YENIDUZEN 17/04/2003

KKTC bakanlar kurulu

Rumların ab’ye girdiğini farketti!

Rumların ab’ye girdiğini farketti!

KKTC Hükümeti, Avrupa Birliği (AB) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında dün imzalanan Katılım Anlaşması’nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı açısından bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği bulunmadığını açıkladı.
KKTC Bakanlar Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Atina’da Kıbrıslı Rumların “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına AB ile imzalanan Katılım Anlaşması’nın, uluslararası hukukun üstünl
üğü ilkesini çiğnediği ve adada bulunan iki eşit egemen halkın varlığını yok saydığı ileri sürülerek, “Bu anlaşmayı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkının kabul etmesi mümkün değildir” denildi.
Bakanlar Kurulu açıklaması şöyle:
“Adada ve böl
gede barışın tesis edilmesi amacıyla 1960 Antlaşmaları’yla Kıbrıs’ta iki halk arasında bir iç denge ve anavatanlar Türkiye ile Yunanistan arasında bir dış denge kurulmuştur. Bu amaçla Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları ekonomik ve siyasi birliklere veya uluslararası kuruluşlara katılması yasaklanmıştır. Hal böyle iken Güney Kıbrıs’ın tam üyeliğe alınmasının 1960 Antlaşmaları’yla adada ve bölgede tesis edilen iç ve dış dengeleri ortadan kaldıracağı ve barış ve istikrar ortamına katkıda bulunmayacağı kesindir.
Söz konusu Katılım Anlaşması’nın imzalanmasıyla Kıbrıs Türk halkının eşit egemenliği ve adanın geleceğinde eşit söz hakkı olduğu gerçeği gözardı edilmektedir. 1963 yılında Türk tarafının ortaklık cumhuriyetinden Rumlarca silah z
oruyla dışlanmasıyla birlikte adanın tümünü temsil etme yetkisi olan tek bir devlet, hükümet ve parlamento ortadan kalkmıştır.
Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halkın oluşturduğu iki ayrı devlet mevcuttur. Bu çerçevede Güney Kıbrıs Rrum Yönetimi’nin tek taraflı o
larak AB üyeliğine kabul edilmesi, egemen bir devlet olarak varlığını devam ettiren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varolmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu bağlamda demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri ile istikrar ve barışın korunması prensipleri üzerine kurulmuş olduğu ifade edilen AB’nin, bu prensipleri dikkate almadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle imzalamış olduğu Katılım Anlaşması’nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı açısından bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği olmadığının altını çizmekte yarar görüyoruz.”

YENIDUZEN 17/04/2003

Denktaş istanbul'da konuştu:

“Türk tarafi olarak atina’daki AB zirvesinde yer almadiğimiz için üzgün değilim”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Atina’daki AB zirvesinde Türk tarafı olarak yer almadıkları için üzülmediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, özel bir televizyon kanalında yapılacak 'Kıbrıs Sorunu' konulu programa katılmak üzere Bursa’dan İstanbul'a geçti.
NTV canlı yayınında soruları yanıtlayan Denktaş, Türk tarafı olarak Atina’daki AB zirvesinde yer almadıkları için üzgün olmadığını ifade ettikten sonra, AB
’nin Rum Kesimini tek başına üye kabul etmekle büyük hata yaptığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de törene katılmayarak jest yaptığını söyledi. Denktaş, Gül’ün bu tavrını doğru bulduğunu vurguladı. KKTC Cumhurbaşkanı, kendisini çözümsüzlükte d
iretmekle eleştirenleri de ‘Karen Fogg’un adamları’ olmakla suçladı
İstanbul Deniz Otobüsleri'ne (İDO) ait Cezayir Hasan Paşa feribotuyla Yalova'dan İstanbul'a giden Rauf Denktaş, İstabul’a varışında da basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Yunanistan
Başbakanı Simitis'in Kuzey Kıbrıslı muhalefet partisi liderlerine yaptığı davetle ilgili olarak, 'Hazmedebiliyorlarsa gitsinler' eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Denktaş, 'Simitis kim oluyor ki böyle bir davette bulunuyor! Kendisi Kıbrıs'taki Türk tarafını tanımayan, 1960'lardan beri Rum'u Kıbrıs'ta tek iktidar gören ve bunun için çabalayan birisi. Muhalefet partileri kendilerince tavırlarını alacaklardır. Bu gerçekten bir hazım meselesidir' dedi.
'Abdullah Gül'ün toplantıda nasıl bil tavır sergiley
eceğini düşünüyorsunuz?' şeklindeki bir soruya Denktaş, 'Abdullah Gül kendisini bilen bir insandır. Gereken tavrı alacaktır' yanıtını verdi.
Basın mensuplarının, 'Sizce bundan sonraki gelişmeler ne doğrultuda olacaktır?' sorusunu Denktaş, şöyle yanıtladı:

'Öncelikle adada iki ayrı devletin ve Türk tarafının varlığının kabul edilmesi, bu gerçeğe göre görüşmelere devam edilmesi şart.'

YENIDUZEN 17/04/2003

Davet Denktaş’ın midesini bulandırdı; UBP ve DP başkanları açıklamadan Denktaş Bursa’dan açıkladı, “Onlar katılmayacak”

Simitis’den Kıbrıslı Türk siyasilere davet

Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını savunmayan ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmeyen Rauf Raif Denktaş, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Yunanistan’a gidişinden sonra şimdi de Simitis’in davetine öfkelendi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in “Avrupa Birliği Dönem Başkanı” sıfatı ile Kıbrıs’a yapacağı ziyarette, Kıbrıslı Türk siyasi parti başkanlarını da toplantıya dava etmesi Denktaş’ı kızdırdı. Denktaş “midesi olan davete katılır” dedi.

Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını savunmayan ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmeyen Rauf Raif Denkta
ş, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Yunanistan’a gidişinden sonra şimdi de Simitis’in davetine öfkelendi.
Denktaş, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in, Kıbrıs`a yapacağı ziyarete Kuzey`deki bütün parti liderlerini davet etmesiyle ilgili olarak, 'Böyl
e bir davete koşa koşa icabet etmek bir mide meselesidir, hazım meselesidir' dedi.
Davet Denktaş’ın midesini bulandırdı; UBP ve DP başkanları açıklamadan Denktaş’tan Bursa’dan açıkladı, “Onlar katılmayacak”
Denktaş, şöyle devam etti:
' Sayın Simitis Kıbrıs`a gelecek diye davet bütün parti liderlerine yapılmıştır. Hangi parti liderlerine? Rumlara göre (Kuzeyde işgal altında yaşayan vatandaşlarının oluşturduğu partilerin liderlerine.) Bizi böyle gören insanların davetine koşa koşa icabet etmek bir mide mese
lesidir, hazım meselesidir. Dolayısıyla sadece muhalefet katılıyor, iktidar partileri katılmıyor. Bu da Kıbrıs`taki durumu göstermeye kafidir”

UBP, DP, YAP olumsuz karşıladı
AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, Kıbrıs’a yapacağı ziyaret sırasında, Kıbrıslı Türk siyasi parti başkanlarıyla da görüşmek amacıyla parti başkanlarına davet gönderdi.
Cumartesi günü Kıbrıs’taki Yunanistan Büyükelçiliği’nde gerçekleşmesi planlanan toplantı çağrısını UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu,
DP Genel Başkanı, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve YAP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu olumsuz karşıladı.
TKP Genel Merkezi’nden alınan bilgiye göre, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli’ye Simitis’in daveti yazılı o
larak ulaştırıldı. Dışişleri ve Savunma Bakanlığı’nın geçiş izni vermesi halinde Hüseyin Angolemli cumartesi günü Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’le görüşmek üzere Yunanistan Büyükelçiliği’ne gidecek.

Talat: Denktaş’tan izin alacak değiliz!

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ı ziyaret edecek olan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile görüşmek için davet aldığını ve cumartesi günü Yunanistan Büyükelçiliği’nde kendisi ile görüşeceğini belirtti.
DAÜ-Sen heyetini kabu
lü sırasında bir soru üzerine Mehmet Ali Talat, Yunanistan’ın AB Dönem başkanı olduğunu hatırlatarak, Simitis’in AB dönem başkanının başbakanı olduğunu ve her iki tarafın siyasi partilerini biraraya getireceği bir toplantı organize ettiğini söyledi.
Talat,
“Bu toplantıya katılmakta bir zarar olmadığını düşünüyorum ve ben kendi adıma katılacağım” dedi. Talat, Denktaş’ın yaptığı eleştirileri de, “Denktaş’tan izin alacak değiliz. Bu toplantıya Kıbrıslı Türkler adına katılacak ve Kıbrıs Türk halkının azınlık hakları ile yetinmeyeceğini söyleyeceğiz” diye konuştu.

YENIDUZEN 17/04/2003

KKTC vatandaşlarına

Türk vatandaşlığı yasa tasarısı onaylandı

KKTC vatandaşlarının Türk vatandaşlığına geçmesini kolaylaştıran yasa tasarısı, TBMM İçişleri Komisyonu`nda kabul edildi.
Tasarı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) vatandaşlarının, ilgili makamlara başvurmaları halinde kendiliğinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kazanmalarını öngörüyor.
Tasarıyla ilgili bilgi veren Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Daire Başkanı Hasan Aygün, KKTC`nin uzun yıllardan bu yana ambargo altında olduğunu anımsattı. Türkiye ile
KKTC`nin ilişkilerinin çeşitli entegrasyon aşamalarından geçtiğini, tasarının da bu gelişmelerin bir devamı olduğunu anlatan Aygün, KKTC vatandaşlarına daha önceden Türk vatandaşlığı tanındığını ancak bu düzenlemenin sorunları tam olarak karşılamadığını kaydetti.
Komisyon Başkanı Ziyaeddin Akbulut`un, ``KKTC vatandaşları rahatlıkla Türk vatandaşı olursa KKTC`de boşalma yaşanmaz mı?` yönündeki sorusunu Aygün, şöyle konuştu:
``Bu konu üzerinde uzun uzun düşünüldü. Düzenleme ile KKTC vatandaşlığından çıkılmaya
cak. Tasarı yasalaştıktan sonra bu konu üzerinde daha çalışılacak. KKTC vatandaşları zaten istedikleri zaman Türkiye`de yaşıyorlar, çalışıyorlar. Bu tasarı ile onlara ayrıca bir güvence tanınmış olacak.``
Daha sonra oya sunulan tasarı oybirliği ile kabul e
dildi.

YENIDUZEN 17/04/2003

AB…UTANMALISIN

EU…SHAME ON YOU

Avrupa Birliği’ne aday on ülkenin birliğe katılım anlaşmaları dün Atina’da imzalandı. Kıbrıs Rum Yönetimi de, AB’ye katılım anlaşmasını ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adı altında imza koydu

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Papadopulos’un ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ sıfatıyla imza attığı törene katılmadı. Türkiye’yi imza töreninde Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan temsil etti

KKTC Hükümeti, AB ile Güney Kıbrıs arasında imzalanan Katılım Anlaşması’nın, KKTC açısından bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği bulunmadığını vurguladı

Avrupa Birliği’ne aday 10 ülke, tarihin en büyük genişleme hamlesinde AB’ye katılmak üzere imza attı. 10 üyenin fiilen birliğe katılımı 1 Mayıs 2004’te gerçekleşecek. Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Suni duvarlarla Kıbrıs Türklerinin bize eşlik etmesi engellendi” dedi. Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kararlı olduklarını da söyledi.

AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, imza töreninin açılışında yaptığı konuşmada, AB’nin tarihindeki en büyük genişleme hamlesiyle, hemen hemen tüm Avrupa kıtasını ortak ideallerin çatısı altında topladığını söyledi ve ‘tarihi bir gün yaşandığının’ altını çizdi.

PAPADOPULOS: ÇÖZÜM ÇABALARI SÜRECEK

15 Avrupa Birliği üyesi ve 10 yeni üye ülkenin liderlerinin katıldığı törende, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ olarak üyelik protokolünü imzaladı. Papadopulos, törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türklerinin ‘suni duvarlar nedeniyle AB’ye katılamamasından üzüntü duyduğunu’ söyledi. Papadopulos, “Üyeliğimiz, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına engel olmayacak. Çabaları sürdüreceğiz” dedi.

ABDULLAH GÜL TÖRENE KATILMADI

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum lider Tassos Papadopulos’un ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ sıfatıyla imza attığı törene katılmadı. Türkiye’yi imza töreninde Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan temsil etti.

FİİLİ KATILIM MAYIS 2004’TE

İmzalanan üyelik anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için birlik üyesi 15 ülkenin parlamentolarında onaylanması gerekiyor. Yeni 10 üyenin fiilen birliğe katılımı da 1 Mayıs 2004’de gerçekleşecek.

SAVAŞ KARŞITLARI POLİSLE ÇATIŞTI

Bu arada, Atina’da zirvenin yapıldığı bölgenin yakınında savaş karşıtları gösteri yaptı. Göstericilerin polise molotof kokteyli atması üzerine çatışma çıktı.

AVRUPA’NIN GELECEĞİ GÜNDEMDE

AB devlet ve hükümet başkanları, imza töreni öncesinde, Zapion Konferans Merkezi’nde biraraya geldiler. Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valerie Giscard d’Estaing, Konvansiyon’un bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında AB liderlerine bilgi verdi. AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, gayri resmi Atina zirvesinde karar almadıklarını, Avrupa’nın geleceği konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Avrupa Konvansiyonu çerçevesinde AB içinde reform yapılmasına yönelik 5 ana konunun ele alındığını belirten Simitis, AB üyeliğine kabul edilen 10 ülkenin liderlerinin de bu toplantıda katılımcı olarak yer aldıklarını ve görüşlerini sergilediklerini söyledi. Simitis, AB liderlerinin, Konvansiyon’un çalışmalarının 20 Haziran’da yapılacak AB Selanik zirvesine kadar tamamlanmasını ve bu zirvede Avrupa Anayasası’yla ilgili anlaşma taslağının sunulmasını istediklerini bildirdi.

ZİRVENİN SONUÇ BİLDİRGESİ

Atina’da yapılan Avrupa Birliği gayri resmi zirve toplantısının sonuç bildirisinde, Birliğin hakiki bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi yapılacağı belirtildi. Bildiride, bugün 10 ülkeyle üyelik anlaşmalarının imzalanması için biraraya gelindiği hatırlatılarak, Birliğin, yüzyıllardır devam eden çatışmalara son verme ve kıtadaki eski bölünmeleri aşma konusundaki kararlılığı temsil ettiği kaydedildi. Genişlemenin eşiğindeki Avrupa Birliği’nin, vatandaşlarının refahı ve güvenliği açısından çok önem taşıyan görevler üzerinde yoğunlaşması gerektiği belirtilen bildiride, gerek AB içinde gerekse AB dışında temel insan haklarının savunulmaya devam edileceği kaydedildi. Bildiride, Birliğin sınırları dışında istikrarı artırmak ve insani amaçlarını daha ileri götürmek için sivil ve askeri kapasitesini geliştirmeye devam edeceği de kaydedildi.

HALKIN SESI 17/04/2004

Denktaş: Simitis’in davetine koşmak ‘hazım meselesidir’

Denktaş: Muhalefet partileri biraz da kendilerine önem verseler, kendi cumhuriyetlerine, devletlerine saygılı olsalar, bu tür maksatlısiyasi davete icabet etmezler

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in, Kıbrıs`a yapacağı ziyarete KKTC`deki bütün parti liderlerini davet etmesiyle ilgili olarak, 'Böyle bir davete koşa koşa icabet etmek bir mide meselesidir, hazım meselesidir' dedi.

Denktaş, bir gazetede Simitis`in kendisini by-pas ederek Kıbrıs`ta muhalefet liderlerini toplantıya çağırdığına ilişkin bir haberin yer aldığının hatırlatılması üzerine, Yunanistan`ın KKTC`ye 40 yıldır 'by pas' uyguladığını söyledi.

Yunanistan`ın 40 yıldır Kıbrıs`a sahip çıkmak için Makarios`a gereken askeri, silahı, her şeyi verdiğini, imzaladığı anlaşmalara rağmen Rum idaresini meşru Kıbrıs hükümeti olarak AB`ye sokmak için elinden geleni yaptığını anlatan Denktaş, Yunanistan`ın Türkiye`yi de, bu anlaşmalar altında Kıbrıs Türklerini ölümden kurtardığını bildiği halde, 'işgalci' diye sağa sola şikayet ettiğini söyledi.

Denktaş, şöyle devam etti:

'Dolayısıyla by-pas 40 yıldır Kıbrıs Türklüğüne yapılmıştır... Gazetenin haberi yanlıştır. Sayın Simitis Kıbrıs`a gelecek diye davet bütün parti liderlerine yapılmıştır. Hangi parti liderlerine? Rumlara göre (Kuzeyde işgal altında yaşayan vatandaşlarının oluşturduğu partilerin liderlerine.) Bizi böyle gören insanların davetine koşa koşa icabet etmek bir mide meselesidir, hazım meselesidir. Dolayısıyla sadece muhalefet katılıyor, iktidar partileri katılmıyor. Bu da Kıbrıs`taki durumu göstermeye kafidir.

Muhalefet partileri biraz da kendilerine önem verseler, kendi cumhuriyetlerine ve devletlerine saygılı olsalar, kendilerine işgal altında yaşayan insanlar diyen tarafın bu tür maksatlı siyasi davetine icabet etmezler. Nezaketle gerçekleri bildirirler, niçin gelemeyeceklerini anlatırlar ve davaya da hizmet etmiş olurlar. Katılmakla ne kazanacaklarını kendileri bilir.'

UBP, DP VE YAP DAVETİ OLUMSUZ KARŞILADI

AB Dönem Başkanı Yunanistan’ın Başbakanı Kostas Simitis, Güney Kıbrıs’a yapacağı ziyaret sırasında, Kıbrıslı Türk siyasi parti başkanlarıyla da görüşmek amacıyla parti başkanlarına davet gönderdi.

Cumartesi günü Güney Kıbrıs’taki Yunanistan Büyükelçiliği’nde gerçekleşmesi planlanan toplantı çağrısını UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, DP Genel Başkanı, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve YAP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu olumsuz karşıladı.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ise daveti olumlu bularak gitme kararı aldı.

EROĞLU VE SERDAR DENKTAŞ GİTMEYECEK

Başbakanlıktan alınan bilgiye göre, Başbakan Derviş Eroğlu’na da UBP Genel Başkanı olarak Simitis’den yazılı bir davet ulaştı ancak Başbakan Eroğlu görüşmeye gitmeyecek.

DP Genel Başkanı, Turizmden de Sorumlu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, Simitis ile görüşmek için yazılı bir davet aldığını ancak görüşmeye gitmeyeceğini belirtti.

ANGOLEMLİ

TKP Genel Merkezi’nden alınan bilgiye göre, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli’ye Simitis’in daveti yazılı olarak ulaştırıldı. Dışişleri ve Savunma Bakanlığı’nın geçiş izni vermesi halinde Hüseyin Angolemli cumartesi günü Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’le görüşmek üzere Yunanistan Büyükelçiliği’ne gidecek.

TALAT: KATILACAĞIM

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs’I ziyaret edecek olan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile görüşmek için davet aldığını ve cumartesi günü Yunanistan Büyükelçiliği’nde kendisi ile görüşeceğini belirtti.

DAÜ-Sen heyetini kabulü sırasında bir soru üzerine Mehmet Ali Talat, Yunanistan’ın AB Dönem başkanı olduğunu hatırlatarak, Simitis’in AB dönem başkanının başbakanı olduğunu ve her iki tarafın siyasi partilerini biraraya getireceği bir toplantı organize ettiğini söyledi.

Talat, “Bu toplantıya katılmakta bir zarar olmadığını düşünüyorum ve ben kendi adıma katılacağım” dedi.

HASİPOĞLU: DOĞRU BULMADIM

YAP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu da, davet konusunda bir ağız yoklaması yapıldığını ancak kendisinin gitmeyeceğini söyledi.

Hasipoğlu, “Bu safhada gitmeyi doğru bulmadım” dedi.

HALKIN SESI 17/04/2004

Güney’den ticaret serbest bırakılıyor

Esnafa, zanaatkara, çiftçilere, yeni evlenenlere ve konuta kredi kolaylığı sağlanıyor. Kredilerin faizleri yıllık yüzde 24 ve yüzde 12 olacak

Bakanlar Kurulu dünkü toplantısında önemli kararlar aldı. KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaret yasaklarının kaldırılmasını kararlaştıran UBP-DP Koalisyon Hükümeti, KKTC’den Güney’e ihracat gibi Güney’den KKTC’ye ithalatın da serbest olacağını, sadece gümrük mevzuatının uygulanacağını açıkladı.

Hükümet, esnafa, zanaatkara, çiftçilere, hayvan üreticilerine yani küçük işletmelere, yeni evleneceklere, sosyal konuta ve yeni iş kuracaklara ise kredi kolaylığı getiriyor.

Önümüzdeki günlerde uygulamaya girecek kredi kolaylığı çerçevesinde, yeni iş kuracak olanlar yıllık yüzde 12 faizle

kredi alabilecek. Normalde 20 milyar TL’ye kadar, araç-gereç alımında ise 30 milyara kadar alınabilecek kredilerin ödeme süresi 10 yıl olacak.

Halen işletmesi bulunanlara, yeni evleneceklere ve sosyal konut alıp yaptıracaklara yönelik kredi limitleri ve süreler aynı olacak, ancak faizler yüzde 24 oranında uygulanacak.

Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş başkanlığında yapılan bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısı, yaklaşık 2 saat sürdü.

Toplantının ardından, alınan kararlarla ilgili açıklamalar, Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Miroğlu ile Ekonomi Bakanı Salih Coşar’dan geldi.

MİROĞLU: KARARLAR EKONOMİYİ OLUMLU YÖNDE ETKİLEYECEK

Bakanlar Kurulu Sözcüsü Miroğlu açıklamasında, bir süreden beri gündemde bulunan ekonomik konularla ilgili olarak bugün somut adımlar atıldığını belirterek, bugün, Faiz Farkı Fonu Yasası altında tüzük çıkarıldığını, bunun Resmi Gazete’de yayınlanıp uygulamaya gireceğini anlattı.

Alınan kararların ülkede ekonomiyi ve bazı sektörleri olumlu yönde etkileyeceğini söyleyen Miroğlu, bugün kabul edilen esnaf, zanaatkar, çiftçi, hayvan üreticisi, sosyal konut alıp yaptıracaklar ile yeni iş kuracaklarla ilgili kredilendirme sisteminin, KKTC’de bugüne kadar sağlanan kredilendirmelerin en kolay ve olumlusu olduğunu belirtti.

COŞAR: HÜKÜMET CİDDİ TEDBİRLER ALMA ÇALIŞMASI İÇERİSİNDEDİR

Ekonomiyi canlandırma ve istihdam yaratma için hükümetin ciddi tedbirler alma çalışması içerisinde olduğunu kaydeden Ekonomi Bakanı Coşar, bugün kabul edilen kredilendirme sisteminin de, her sahadaki küçük işletmeleri hedef alan bir çalışma olduğunu ifade etti. Coşar, ekonominin canlanmasında kamu kesimini büyütmek değil, müteşebbise can suyu vermek gerektiğine inandıklarını, bu çerçevede kredi kolaylıkları yarattıklarını söyledi.

Coşar, yeni düzenlemeyle faizlerin yüzde 24’e indirildiğini, ödeme süresinin 10 yıla çıkarıldığını, ipotek konusunda kefil göstermenin ve kişisel kefaletin gündeme getirildiğini, faiz oranının yeni iş kuracaklara yüzde 12 olarak uygulanacağını açıkladı.

Coşar, gerek iş kurmada, gerek işletmelerde 20 milyar TL’ye kadar verilecek kredi miktarının, makine ve araç alımında gerekirse 30 milyara kadar çıkarılabileceğini belirtti. Coşar, yeni kredi sisteminin, yeni evlenenler ile sosyal konut yapacaklar veya alacaklara da uygulanacağını bildirdi.

“GEÇMİŞTEKİ FAİZLER DONDURULACAK”

Mevcut sistem içerisinde geçmiş yıllarda borçlananlara da, 1 Ocak 2003 tarihi itibarıyla yeni sistemin uygulanacağını belirten Salih Coşar, mevcut sistem içerisinde borçlananların geçmişteki faizlerinin 2 yıl süre için dondurulacağını da açıkladı.

Bakan Coşar, bir soru üzerine, krediler için Kooperatif Merkez Bankası, Akdeniz Garanti Bankası ve Vakıflar Bankası’yla anlaşıldığını, bu üç bankanın aracı banka olarak fonksiyonları ifa edeceklerini belirtti.

“ŞENER’LE ELE ALINACAK”

Coşar, dövizle konut alanların durumunun sorulmasına karşılık ise, Türkiye’nin Ekonomiden Sorumlu Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in KKTC ziyareti sırasında, dövizle konut alanların durumu da dahil olmak üzere çok değişik konuların ele alınacağını, çalışamaların ardından açıklama yapılabileceğini ifade etti.

“GÜNDEY’DEN İTHALAT YAPILABİLECEK”

Coşar, ayrıca, Güney’le yapılan ticaretle ilgili mevzuatta değişikliğe gidildiğini ve geçmişte ticareti yasak olan bazı emtianın yasaklarının kaldırıldığını söyleyerek, KKTC’de üretilen ve ithal edilen her türlü malın Güney’e ihracının tamamen serbest olduğunu, bununla ilgili mevzuatın düzenlendiğini kaydetti.

Coşar, Güney’den de KKTC’ye, gümrük mevzuatı uygulanmak suretiyle mal ithalatı yapılabileceğini bildirdi.

Coşar ayrıca, yapılan düzenlemelerle ekonomik hayatta kımıldıma olabileceğine inandıklarını dile getirdi.

“HEPSİ GÜNDEMDEDİR”

Ekonomi Bakanı Coşar, “Güney’e gidiş ve gelişlerin” sorulmasına karşılık ise, “gidiş-gelişler ve kapılar konusu, hepsi gündemdedir” dedi.

Salih Miroğlu ise, ticaretle ilgili kararın gidiş-gelişlerle karıştırlmaması gerektiği uyarısında bulundu.

HALKIN SESI 17/04/2004

KKTC Bakanlar Kurulu: AB-Rum anlaşması KKTC’yi bağlamaz

KKTC Hükümeti, Avrupa Birliği (AB) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında bugün imzalanan Katılım Anlaşması’nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı açısından bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği bulunmadığını vurguladı.

KKTC Bakanlar Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, dün Atina’da sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile AB arasında imzalanan Katılım Anlaşması’nın, uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesini çiğnediği ve adada bulunan iki eşit egemen halkın varlığını yok saydığı belirtilerek, “Bu anlaşmayı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkının kabul etmesi mümkün değildir” denildi.

Kıbrıs Türk halkının onayı alınmadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek yanlı ve gayrı yasal bir şekilde AB üyeliğine kabul edilmesinin, 1959-1960 Antlaşmaları’nın açık ihlali olduğunun altı çizilen Bakanlar Kurulu açıklamasında, şöyle denildi:

“İÇ VE DIŞ DENGELER ORTADAN KALKACAK”

“Adada ve bölgede barışın tesis edilmesi amacıyla 1960 Antlaşmaları’yla Kıbrıs’ta iki halk arasında bir iç denge ve anavatanlar Türkiye ile Yunanistan arasında bir dış denge kurulmuştur. Bu amaçla Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları ekonomik ve siyasi birliklere veya uluslararası kuruluşlara katılması yasaklanmıştır. Hal böyle iken Güney Kıbrıs’ın tam üyeliğe alınmasının 1960 Antlaşmaları’yla adada ve bölgede tesis edilen iç ve dış dengeleri ortadan kaldıracağı ve barış ve istikrar ortamına katkıda bulunmayacağı kesindir.

Söz konusu Katılım Anlaşması’nın imzalanmasıyla Kıbrıs Türk halkının eşit egemenliği ve adanın geleceğinde eşit söz hakkı olduğu gerçeği gözardı edilmektedir. 1963 yılında Türk tarafının ortaklık cumhuriyetinden Rumlarca silah zoruyla dışlanmasıyla birlikte adanın tümünü temsil etme yetkisi olan tek bir devlet, hükümet ve parlamento ortadan kalkmıştır.

Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halkın oluşturduğu iki ayrı devlet mevcuttur. Bu çerçevede Güney Kıbrıs Rrum Yönetimi’nin tek taraflı olarak AB üyeliğine kabul edilmesi, egemen bir devlet olarak varlığını devam ettiren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varolmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu bağlamda demokrasi, temel insan hak ve özgürlükleri ile istikrar ve barışın korunması prensipleri üzerine kurulmuş olduğu ifade edilen AB’nin, bu prensipleri dikkate almadan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle imzalamış olduğu Katılım Anlaşması’nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk halkı açısından bağlayıcı hiçbir hukuki ve yasal geçerliliği olmadığının altını çizmekte yarar görüyoruz.”

UBP, AB’Yİ KINADI

Ulusal Birlik Partisi (UBP); Avrupa Birliği’ni, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni haksız, tek yanlı ve hukuk dışı bir kararla tam üyeliğe kabul etmesi” nedeniyle şiddetle kınadığını açıkladı.

UBP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, bu durumun, Kıbrıs Türk halkının uluslararası anlamalardan kaynaklanan haklarına açık bir tecavüz olduğu belirtildi.

Kıbrıs Türk halkını ve adadaki hukuka dayalı gerçekleri yok sayan bu tutumun, Kıbrıs’ta anlaşma gayretlerini olumsuz etkileyeceği kaydedilen açıklamada, Rum Yönetimi’nin olumsuz tavrını daha da ileri götüreceğinin kesin olduğu ifade edildi.

“AB, Türkiye’nin tam üyelik sürecine daha adil bir vizyonla yaklaşmak suretiyle ve Kıbrıs’ta tarihsel gerçeklere saygı göstererek Doğu Akdeniz’de bir refah ve istikrar ortamına katkı yapabilecek tarihi bir fırsatı hukukun dışına çıkarak heba etmiştir” denilen UBP açıklamasında, insan hakları ve demokrasi şampiyonu Avrupa ülkelerinin Kıbrıs Türk halkına yıllardır uyguladığı ambargoların ve çifte standardın, başta kendi prensiplerine ters düştüğü kaydedildi.

HALKIN SESI 17/04/2004

Gül: Rum kesimi, Türkiye’nin AB projesini gölgeleyemez!..

Türkiye’nin AB yolundaki yürüyüşünü devam ettireceğini belirten Gül, her iki taraf içinde de geri dönülmez noktada bulunulduğunu kaydetti

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye’nin AB projesini gölgeleyemeyeceğini bildirdi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, AB’nin bugün Kıbrıs Rum kesiminin de içinde olduğu 10 ülkeyi bünyesine alarak en büyük genişlemeyi yaptığını belirtti. Gül, “Bizim buna bazı itirazlarımız vardır. Sorunlu bir ülkenin AB’ye katılması fikri doğru değil” diye konuştu.

Türkiye’nin AB yolundaki yürüyüşünü devam ettireceğini belirten Gül, her iki taraf içinde de geri dönülmez noktada bulunulduğunu kaydetti.

“Rum kesimi Türkiye’nin bu büyük projesini gölgeleyecek değildir” diyen Gül, her şeyin henüz bitmiş olmadığını, 1 Mayıs 2004’e kadar bir yıllık bir süre olduğunu, bu süre içinde Kıbrıs’ta her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için müzakerelerin devam edeceğini kaydetti.

Gül, bu süre içinde Türkiye’nin samimi olarak kabul edilebilecek bir çözüm için gayretlerini sürdüreceğini belirtti.

“Rum kesiminin AB’ye girmesi Kıbrıs’ta çözüm sürecini Türkiye aleyhine zorlaştırır mı?” sorusuna, “Hayır” yanıtını veren Gül, “Büyük bir AB’yi Rum kesiminin tek başına bloke etme gücü zaten söz konusu değildir. Avrupa’nın bütün menfaatleri Rum kesimi tarafından tek başına tersine çevrilemez” dedi.

Gül, önemli olanın kabul edilebilir çözüme bu süre içinde ulaşılması olduğunu tekrarlayarak, herkesin gerçekçi olması ve bu bir yılın iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum Yönetimi`nin imzaladığı Katılım Andlaşması ile, AB`nin halen BM Güvenlik Konseyi`nin gündeminde bulunan bir uluslararası ihtilafı Türk tarafının muhalefetine rağmen içine aldığını, bunun birliğin dayandığı hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet ilkeleri ve temel yaklaşımlarıyla bağdaşmadığını belirtti.

Bakanlığın açıklamasında, AB`nin bugün Atina`da yapılan zirvesinde, genişleme süreci çerçevesinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi`nin de AB ile Katılım Andlaşması imzaladığı hatırlatıldı. Ada`daki mevcut durumda, sadece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi`nin AB`ye üye olmasının söz konusu olduğu kaydedilen açıklamada, 'Zira Ada`nın kuzeyinde KKTC yönetimi egemen ve hükümrandır' denildi.

AB`nin genişleme sürecinin de, Katılım Andlaşması`nın 1 Mayıs 2004 tarihine kadar mevcut üyelerin ve yeni katılımcıların parlamentolarınca onaylanmasından sonra kesinleşeceği hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

'1959-60 Anlaşmaları, Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyetini kurmuş, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere`ye garantörlük görevi vermiştir. Ancak, 1960 ortaklık devletinin 1963 yılında Rumlarca güç kullanılarak yıkılmasından bu yana, Ada`nın tümünü temsil etmeye yetkili tek bir siyasal otorite, hükümet veya parlamento mevcut değildir. Bugün Kıbrıs`ta eşit statüde iki ayrı halk ve bunların oluşturduğu iki ayrı çoğulcu demokratik yapı ve hukuki düzen ile iki ayrı devlet mevcuttur.

AB Kopenhag Zirvesi`nin Kıbrıs`la ilgili kararları üzerine de tarafımızdan açıklandığı veçhile, Avrupa Birliği uluslararası anlaşmaları ihlal ederek Kıbrıs Adası`nın geleceği ile ilgili tek taraflı kararlar almak ve uluslararası mükellefiyetler yaratmak hakkına sahip değildir. Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi`nin tam üyeliği ile ilgili Katılım Andlaşmasını ve ekli Protokolü hukuki ve siyasi bakımdan kabul etmemektedir. Bu görüş ve çekincelerimiz 15 Nisan günü Lüksemburg`da yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında Sayın Bakanımızın yaptığı bir beyanla kayda geçirilmiştir. Ayrıca bu hususlar AB üyesi ülkelere ve AB Komisyonuna diplomatik yoldan bildirilmektedir.'

HALKIN SESI 17/04/2004