Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Annan planının çözüm için iyi bir fırsat olduğunu, iki tarafı da tatmin edecek bir anlaşmanın mümkün olmadığını yineledi.

De Soto, KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü'nün hazırlayıp sunduğu 'Platform' programında Kıbrıs konusunda gelinen son aşamayı değerlendirdi ve önemli açıklamalarda bulundu.

De Soto, tarafların bazı konularda iyileştirme yapabilmek için, başka konularda fedakarlık yapması gerektiğinin bilincinde olmasının önemine işaret ederek, 'Bazı alanlar vardır ki, örneğin, toprak ve mülkiyet, bir taraf değiş tokuş yapmazsa, diğer tarafın tam olarak tatmin olabilmesi imkansızdır. Toprak ve mülkiyet alanlarında bunun böyle olduğu aşikardır. Diğer alanlarda, iki tarafı da tatmin edecek bir dengenin başarıldığını düşünüyorum' diye konuştu.

Planda yönetim konusunda tatmin edecek bir denge bulunduğunu savunan De Soto, şöyle konuştu:

'İşlevsel, fonksiyonel, sonuca varılabilecek ve kararların alınabileceği bir sistem sunulmuştur. Ancak bir tarafın çıkarlarının diğerinin çıkarlarına karşı gelmeyeceği, bir tarafın diğer taraf üzerinde üstünlük sağlayamayacağı bir sistem. Öncelikle garantörler arasında 1960'da kurulmuş sistemi koruyan ve tüm ilgili tarafların güvenliğini sağlayan dengeli bir formül üzerinde anlaşmaya varılmalıdır.'

KIBRIS TV'de yayımlanan 'Platform' programında , De Soto'nun, Ergüçlü'nün sorularına verdiği

yanıtlar aynen şöyle:

Ergüçlü:

İki lider açısından şu ana kadar direkt olarak müzakere masasında önerilere baktığımızda, Annan Planı'nda bu değişikliklerin yapılması mümkün müdür?

De Soto:

Mümkündür. Ancak zaman çok kısıtlıdır. Ve korkarım ki, çok zaman kaybedilmiştir ve zaman değerlendirilmelidir. Ve bunun için iki tarafın disiplinli olması ve uzlaşma için büyük istek göstermesi gerekir. İki tarafın ve aynı zamanda her iki taraftaki toplumun, birini veya diğerini tamamen tatmin edecek bir pozisyonu ortaya çıkaracak bir anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını kabul etmesi gerekir. Bazı konularda iyileştirme yapabilmek için, başka konularda fedakarlık gerekir. Bazı alanlar vardır ki, örneğin, toprak ve mülkiyet, bir taraf değiş tokuş yapmazsa, diğer tarafın tam olarak tatmin olabilmesi imkansızdır. Toprak ve mülkiyet alanlarında bunun böyle olduğu aşikardır. Diğer alanlarda, iki tarafı da tatmin edecek bir dengenin başarıldığını düşünüyorum. Kesinlikle, yönetim konusunda durum budur, işlevsel, fonksiyonel, sonuca varılabilecek ve kararların alınabileceği bir sistem sunulmuştur. Ancak bir tarafın çıkarlarının diğerinin çıkarlarına karşı gelmeyeceği, bir tarafın diğer taraf üzerinde üstünlük sağlayamayacağı bir sistem. Öncelikle garantörler arasında, 1960'da kurulmuş olan sistemi koruyan ve tüm ilgili tarafların güvenliğini sağlayan dengeli bir formül üzerinde anlaşmaya varılmalıdır.

Ergüçlü:

Sayın Alvoro De Soto, yoğun programınızın içinde görüşme teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Uzun bir aradan sonra, görüşmeler yeniden başladı, iki lider sizinle birlikte bir araya gelerek görüşüyorlar. Şu ana kadar gelinen noktayı (ilerlemeyi) nasıl değerlendirebiliriz?

De De Soto:

Görüşmelere henüz başladık, yani ilerlemeyi değerlendirmek zor. Taraflar esas konularda tutumlarını ortaya koymaya başladı. Bugün (önceki gün) öğleden sonra taraflarla bir araya geleceğiz ve bildiğiniz gibi, program haftada üç gün iki buçuk saat görüşme olarak kararlaştırıldı. Umarım yeterli olur, ama bir şeyler söylemek için erken_

Ergüçlü:

Gerçekleşen son iki, üç görüşmede, görüşmelerin Annan planı üzerinde odaklaştığını söyleyebilir miyiz? İki lider planda değişiklikler yapmayı düşünüyor mu veya yeni birtakım öneriler mi getirdiler?

De Soto:

Liderler, sizin söylediğiniz gibi Annan planı üzerinde odaklaştı, çünkü her iki taraf da Genel Sekreter'in sunduğu planı zemin alarak müzakere etme konusunda anlaştı, ki bu da tarafların genel olarak planı bir çerçeve olarak kabul ettiğini gösterir. Ve bir anlaşmaya varılması için tarafların planda yer alan dengeye saygı duyması gerekir.

Ergüçlü:

Yani bir değişiklik yapılacaksa, planda yer alan dengenin korunması gerekiyor

De Soto:

Bir tarafın sunduğu değişiklik önerisinin diğeri tarafından basit bir şekilde kabul edilmesi olasılığını göz ardı etmek istemiyorum, ancak yapılacak bir değişikliğin plandaki esas çerçeveden uzaklaşılmasına yol açması durumu, diğer tarafın başka bir konuda istekte bulunması anlamına gelecektir. Bunu, Genel Sekreter'in koyduğu katı bir kural olarak değil, görüşmelerin dinamiği olarak değerlendirmek gerekir.

Ergüçlü:

İki lider açısından şu ana kadar direkt olarak müzakere masasında önerilere baktığımızda, Annan Planı'nda bu değişikliklerin yapılması mümkün müdür?

De Soto:

Mümkündür. Ancak zaman çok kısıtlıdır. Ve korkarım ki çok zaman kaybedilmiştir ve zaman değerlendirilmelidir. Ve bunun için iki tarafın disiplinli olması ve uzlaşma için büyük istek göstermesi gerekir. İki tarafın ve aynı zamanda her iki taraftaki toplumun, birini veya diğerini tamamen tatmin edecek bir pozisyonu ortaya çıkaracak bir anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını kabul etmesi gerekir. Bazı konularda iyileştirme yapabilmek için, başka konularda fedakarlık gerekir. Bazı alanlar vardır ki, örneğin, toprak ve mülkiyet, bir taraf değiş tokuş yapmazsa, diğer tarafın tam olarak tatmin olabilmesi imkansızdır. Toprak ve mülkiyet alanlarında bunun böyle olduğu aşikardır. Diğer alanlarda, iki tarafı da tatmin edecek bir dengenin başarıldığını düşünüyorum. Kesinlikle, yönetim konusunda durum budur, işlevsel, fonksiyonel, sonuca varılabilecek ve kararların alınabileceği bir sistem sunulmuştur. Ancak bir tarafın çıkarlarının diğerinin çıkarlarına karşı gelmeyeceği, bir tarafın diğer taraf üzerinde üstünlük sağlayamayacağı bir sistem. Öncelikle garantörler arasında, 1960'da kurulmuş olan sistemi koruyan ve tüm ilgili tarafların güvenliğini sağlayan dengeli bir formül üzerinde anlaşmaya varılmalıdır.

Ergüçlü:

Gelişmelere ve sunulan görüşlere bakarak önümüzdeki birkaç hafta içerisinde, iki tarafın da görüşlerini içeren planın ikinci kez revize edilmiş şeklini getirmeye hazırlanıyor musunuz?

De Soto:

Bunu göreceğiz, bu da mümkün, ancak açıktır ki bu aşamada en iyi revizyon Genel Sekreter'in önerisinden çok, iki tarafın anlaşmalarından çıkacak olandır. Bu her zaman bizim dileğimizdir. Genel Sekreter tarafından sunulan planın amacı müzakereye teşvik etmekti ve biz, iki liderin ve iki taraftaki diğerlerinin neler söylediklerini çok dikkatli dinledik. Ve bunların sonucu olarak da, her iki taraf için de ilerlemeler içeren planın elden geçirilmiş olanı ortaya çıktı. Esas amaca halen ulaşılamamıştır, biz en azından taraflar arasındaki konuları kolayca belirlenecek ve ele alınacak duruma getirecek şekilde daralttığımızı umuyoruz.

Ergüçlü:

Şu anda, iki taraf arasındaki farkı nasıl görüyorsunuz?

De Soto:

Bir kaç ay öncesine göre daha az görünüyor. Ancak, taraflarda, bir tarafın diğerinden daha iyi bir durumda olduğu inancına kapılma eğilimi var. Ve bu da ilerleme sağlanan konularda diğer tarafın geri adım atmasına neden oluyor ki bunun da müzakerede olmaması gerekir. Umarız ki iki taraf bu duruma karşı koyacaktır. Sonuçlar dengelenmiş olmalıdır.

Ergüçlü:

Son zamanlarda, uluslararası topluluklar BM planının uygulanması için finans sağlanması konusunu konuşuyorlar. Amerikan Temsilcisi Büyükelçi Weston, Amerika'nın bu konuyla ilgilendiğini ve bu konu üzerinde çalıştığını söyledi. Aynı zamanda Avrupa Birliği'nde bu konuda çalışmalar var. Bununla ilgili bize neler söyleyebilirsiniz? Çünkü bildiğiniz gibi, bu hayati önem taşıyan bir konudur, eğer bir anlaşma olursa, göçmen olacak insanlar olacaktır, yer değişimi olacaktır ve bunların hepsinin finansmana ihtiyacı vardır. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

De Soto:

Bu endişelerin farkındayız ve özelikle Türk tarafının bu konudaki endişelerini çok açık bir şekilde duyduk. Bunu Kıbrıs Rum tarafıyla konuştuk ve Avrupa Birliği başta olmak üzere diğer uluslararası aktörlerle de ele alıyoruz. AB, bölünmüş bir Kıbrıs yerine birleşmiş bir Kıbrıs'ın üyeliğini istediğini çok güçlü bir şekilde ifade etti... Barış için bir bedel ödenmesi gerektiğini anlayacaklarını ve bunun için bir şeyler yapacaklarını düşünüyorum. Tabii ki, bu planın uygulanması için gereken paranın sadece

dışarıdan sağlanacağı anlamına gelmemektedir. Kıbrıslıların kendilerine karşı belli sorumlulukları vardır. Anavatanlar da burada bir rol oynayacaktır. Ama, biz bu sorunu başta AB ve yardım etmek isteyen diğer uluslararası örgütlerle ele alıyoruz.

Ergüçlü:

Son bir iki ay içinde, Türk toplumu içerisinde önemli demokratik hareketlenmeler oluyor. Çok sayıda, on binlerce kişi bir araya gelerek, BM planı, çözüm ve AB üyeliği için eylemler yapıyor. Bu gelişmeleri takip ettiğinizi sanıyorum, bunu nasıl yorumluyorsunuz?

De Soto:

Tabii ki takip ediyorum. Bu gösteriler yapılırken Kıbrıs'ta bulunmak ve farkında olmamak mümkün değil. Bu gösteriler, demokrasinin ifade edilmesidir. Benim bu konuda yorum yapmam gerektiğini düşünmüyorum, zaten Genel Sekreter bu konudaki görüşlerini belirtmiştir. Burada önemli olan, Genel Sekreter'in sunduğu planda Kıbrıslıların, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bir anlaşmaya varmak isteyip istemediklerine en sonunda kendilerinin karar vermeleri anlayışına dayanmasıdır. Öngörülen, 30 Mart'ta kuzeyde ve güneyde ayrı ayrı iki referandum yapılması ve insanların planla ilgili 'evet, bu planı istiyoruz' veya 'hayır istemiyoruz' demeleridir. Ve bu demokratik hareketle, halklar Kıbrıs'ta yeni devlet işlerinin oluşmasına kendileri karar vereceklerdir. Halklar, kendileri direkt hareketleri ile Kıbrıs'ta bu yeni oluşumu yapacaklardır; merkezi devletle, parça devletlerle, merkezi devletin anayasası ile, parça devletlerin anayasalarıyla ve Kıbrıs'ın yönetimi ile ilgili kurallar yani yeni devlet işleri, tarafların onaylanması ile uygulanmaya başlanacaktır. Sonuç olarak bizim umduğumuz, müzakere eden liderlerin bu referandumlara izin vermeleri ve aynı zamanda gerçekleşmesine destek olmalarıdır... Böylelikle geleceklerine karar verme hakkı olan halklar kararı vermiş olacaktır. Görüşmelerin 28 Şubat'a kadar tamamlanmasının önemli olmasının bir nedeni de budur. Aksi takdirde, halkların bilgilendirilmiş ve bilinçli bir karar alması için yeterli zaman olmayacaktır.

Ergüçlü:

Sayın De Soto, siz anavatanlarla, Ankara ve Atina ile görüşmeler yaptınız? Anavatanlardan nasıl bir mesaj aldınız?

De Soto:

Türkiye'nin ve Yunanistan'ın Şubat ayında bir anlaşmaya varılmasını desteklediklerini gördüğümü memnuniyetle söyleyebilirim, en azından şimdilik söylenen bu. Tabii ki, anavatanların yardımcı olmaları gereken bazı konular vardır; örneğin, Genel Sekreter'in planında sunulan güvenlik konusu. Bu konu, Yunanistan'ın güneyde, Türkiye'nin kuzeydeki askeri birliklerinin konuşlandırılması ile ilgilidir. Onların, Kıbrıslıları tatmin edecek bir şekilde, birliklerin sayısına, konuşlandırılmasına, donanımlarına ve görevlendirilmelerine karar vermeleri gerekmektedir. Bu anavatanların sorumluluğudur. Ancak önemli olan, her iki tarafın da Şubat ayı içerisinde bir anlaşmaya varılmasını desteklemesidir.

Ergüçlü:

Türkiye ve Yunanistan arasında güvenlik konusunda bir anlaşmaya varmak için herhangi bir tartışma (görüşme) var mı?

De Soto:

Şu anda böyle bir şey bilgimde değil.

Ergüçlü:

Peki siz anavatanlarla bu konuda tartıştınız mı?

De Soto:

Bu konu, ne zaman Türk ve Yunan yetkilileri ile görüşsem ortaya çıkıyor.

Ergüçlü:

Ankara'yı ziyaret etme planınız var mı?

De Soto:

Şu anda öyle bir planım yok, ama bazen kısa ziyaretlerim olur.

Ergüçlü:

Genel Sekreter Kofi Annan'ın Kıbrıs'ı ziyaret etme planları var mı?

De Soto:

Şu anda böyle bir planı yok.

Ergüçlü:

Ama sanırım bir anlaşma olacaksa, burada olmaktan mutluluk duyar_

De Soto:

Eminim bundan memnuniyet duyar.

Ergüçlü:

Sizce planda sunulan zaman çerçevesinde, Şubat ayının sonuna kadar, bir anlaşmaya varılması mümkün müdür?

De Soto:

Kısa cevap, evet. Ancak, bu çok zor olacak, çok sıkı bir çalışma ve uzlaşma için isteklilik gerektiriyor

Ergüçlü:

Şubat ayının sonunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda sizce ne olur?

De Soto:

Bunu şubat ayının sonunda konuşalım. Ben bir anlaşmaya varılması yönündeki inancımı korumalıyım. Yıldızlar şimdi bir yönde birleşiyor ve bu fırsatın kaçırılması durumunda böyle bir birleşmenin yerinde olup olmayacağından emin değilim ve bu fırsatı görmek bütün Kıbrıslıların, hem Kıbrıslı Rum hem de Kıbrıslı Türklerin yararındadır.

Ergüçlü:

Bir sonraki sorum, çözüm olmaması durumunda planınızın ne olacağıydı. O soruyu sormuyorum.

De Soto: Duyacağınız şey, öyle bir planım olmadığıdır.

Ergüçlü:

Sayın De Soto çok teşekkür ederim. Bu yoğun programınız içerisinde bizimle zaman geçirmeniz çok ince bir davranıştı.

De Soto:

Bu zevk bana ait Sayın Süleyman Bey.

KIBRIS 24/01/2003

Kıbrıs sorununu çözmeye niyetliyiz

Türkiye Başbakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta karşılıklı, her iki tarafı tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret içerisinde olduklarını belirterek, 'Ümit ediyorum ki 28 Şubat'ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir' dedi.

Başbakan Gül, İstanbul'da, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından onuruna verilen öğle yemeğine katılarak bir konuşma yaptı.

Gündemlerindeki önemli konulardan birisinin Kıbrıs meselesi olduğunu belirten Gül, Kıbrıs konusunda hükümetin tavrının daha önceki hükümetlerden biraz farklı olduğunu vurguladı. Abdullah Gül, şöyle devam etti:

'Şöyle bir algılama ne yazık ki dünyada yer etmişti; 'Çözümsüzlük Türklerin çözümüdür' dolayısıyla 'Türkler çözümsüzlüğü çözüm olarak görürler'. Bunu hak ettik mi etmedik mi bu ayrı mesele ama böyle bir algılama vardır. Dolayısıyla bizim hükümetimizin bu konudaki tavrı, 'Evet çözümsüzlük çözüm değildir'. Dolayısıyla Kıbrıs'ta karşılıklı her iki tarafı tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret etmek, samimi olarak uğraşmak ve çabalamak niyetindeyiz. Böyle bir gayret içerisindeyiz de.'

Karşılarında somut bir plan olduğuna işaret eden Abdullah Gül, bu plan çerçevesinde görüşmelerin, müzakerelerin devam ettiğini kaydetti.

Gül, şunları söyledi:

'Ama burada sizlerle açık konuşmak istiyorum, şöyle bir anlayış içerisinde de değiliz; Kendi kendimizi aldatacak, 'bu meseleyi çözdük' deyip her şeyden vazgeçecek bir anlayışın da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Burada her iki taraf da uluslararası camia da, Birleşmiş Milletler de, bununla direkt veya dolaylı ilgilenen bütün ülkeler de şunu bilmelidir ki, bu, karşılıklı tatmin edici bir noktaya gelmesi gerekir.

Bununla ilgili biz samimi çalışmalarımızı yapıyoruz ve müzakerelerimizi de bu çerçeve içinde yürütüyoruz. Ümit ediyorum ki 28 Şubat'ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili dediğim gibi, büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir.'

KIBRIS 24/01/2003

AB'den çözüme maddi katkı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta

kapsamlı bir anlaşmaya varılması halinde, yıllarca süren çözümsüzlüğün olumsuz ekonomik etkilerinin giderilmesi amacıyla düzenlenecek uluslararası bir yardım konferansına AB'nin ev sahipliği yapabileceğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, BM çerçevesinde devam eden müzakerelerin en hassas döneminde uluslararası topluluğun Kıbrıslılarla dayanışma içinde olması gerektiğine işaret ederek, AB'nin, BM'nin Kıbrıs konusundaki çabalarını desteklediğini belirtti.

Kıbrıs'taki müzakerelerin bir çözüm getirmesinin ardından, adanın kuzey ve güneyindeki ekonomik eşitsizliğin giderilmesi için AB'nin önemli maddi destek sağlamaya hazır olduğunu yineleyen Verheugen, düzenlenecek olası bir konferans çerçevesinde sağlanacak uluslararası katkının kapsamlı anlaşmadan etkilenecek kişiler için gerekli teminat ve güvenceyi sağlayacağını kaydetti.

Verheugen, Kıbrıs'ta uzlaşma sağlanamaması halinde AB desteğinden sadece Rum kesiminin yararlanabileceğini, çözüme ulaşılması durumunda ise AB'nin, adanın kuzeyini birliğe hazırlamak için maddi katkı sağlamakta diğer ülkelere örnek oluşturacağını anlattı ve uluslararası topluma görev düşeceğini söyledi.

KIBRIS 24/01/2003

Ortak devletin bayrağı ve marşı için yarışma düzenleniyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile RumYönetimi lideri Glafkos Klerides'in, Birleşmiş Milletler (BM)

Genel Sektreteri Kofi Annan tarafından 10 Aralık 2002 tarihinde revize edilen kapsamlı anlaşma önerisinde öngörüldüğü gibi Kıbrıs ortak devletinin bayrağı ve marşının belirlenmesi amacıyla kamuoyuna açık bir yarışma düzenlenmesi konusunda BM'yi yetkilendirdikleri açıklandı.

Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, iki liderin dün öğleden sonraki görüşmelerinde bu konuda mutabakata vardıkları belirtildi.

Açıklamada, tarafların, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin 30 Mart 2003'de düzenlenecek ayrı referandumlarla anlaşma konusunda karar vermelerinin sağlanabilmesi için, ortak devletin bayrağıyla

marşının da hazır edilerek, 28 Şubat 2003'e kadar varılacak bütünlüklü anlaşmada yer alması amacıyla, bu konudaki prosedürün harekete geçirilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldıklarına' işaret edildi.

BM açıklamasında, 'Bu yarışmalar, BM Genel Sekreteri'nin önerisinin B Eki'nin 3. maddesinde öngörülmektedir ve ortak devletin bayrağı ve marşıyla ilgilidir`` denildi.

Şubat'ta belirlenecek bir tarihe

kadar teklif yapılabilecek

Bayrak ve marşın, ancak planın bütününün ayrı referandumlarda onaylanması ve Kıbrıs'taki yeni durumun hayata geçirilmesi halinde bütünlüklü bir anlaşmanın parçası olarak uygulanacağının anlaşıldığı da vurgulanan açıklamada, BM'nin, söz konusu yarışmaların nasıl yürütüleceğine ilişkin ayrıntıları kısa süre içerisinde açıklayacağı, bu konudaki tekliflerin Şubat ayı içerisinde belirlenecek bir tarihe kadar yapılacağı belirtildi.

Bayrak ve marşla ilgili tekliflerin, başkanlığını BM'nin yapacağı iki taraflı bir komite tarafından gözden geçirilerek, varolan teklifler arasından konsensusla varacakları önerileri iki lidere sunacakları kaydedilen açıklamada, 'Bu karar, BM Genel Sekreteri tarafından önerilen zaman çerçevesiyle uyum içerisindeki bütünlüklü anlaşma için yapılacak olan bütün hazırlıkların yerine getirilmesini

sağlayacak ortak bir taahhüdü yansıtır. Bu, süregelen müzakerelerdeki son durumun bir göstergesi şeklinde yorumlanmamalıdır' denildi.

KIBRIS 24/01/2003

ULUSLARARASI FON

Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşan AB Genişlemeden Sorumlu Avrupa Komiseri Gunter Verheugen, çözümle birlikte Kıbrıs için “uluslararası fon”un devreye gireceğini söyledi.
Bu konuda Komisyon Başkanı R. Prodi’nin tam desteğini aldıklarını belirten Verheugen, “Avrupa Komisyonu Kıbrıs’taki bütünlüklü anlaşma çerçevesine finansal destek olması amacıyla uluslararası bir toplantı
düzenlemeye hazırdır” dedi.
Kıbrıs sorununun çözümünde Birleşmiş Milletler tarafından saptanan ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen tarihin 28 Şubat olduğunu anımsatan Verheugen, çözümle birlikte finansal sıkıntıların ortadan kalkması için uluslararası
camianın gerekli fonları yaratacağını da vurguladı.
Verheugen, “Komisyonun uzun süreli uyuşmazlıkların sonunda ortaya çıkan siyasal değişimlerden etkilenen insanları desteklemek konusunda uluslararası finansal desteği hareketlendirmede önemli deneyimleri
var” dedi.
Verheugen, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşmada BM’nin sürdürdüğü görüşmelere uluslararsı toplumun destek vermesini istedi.
Verheugen, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisinin gelişmesi ve Avrupa Birliği’ne hazırlanması için önemli finansal destek sağlanacağını da
ifade etti.
Gerekli fonların sağlanması için “uluslararsı toplantı (konferans) anlaşma imzalandıktan hemen sonra yapılmalıdır” diyen Verheugen dün yapılan açıklamada, Avrupa Birliği’nin ilk adım olarak ihtiyaçları belirlemeye ve uluslararası kurumlarla t
emas etmeye hazır olduğunun da altını çizdi.
Verheugen, Kıbrıs’taki iki liderden 28 Şubat’a kadar yakaladıkları tarihi fırsatı değerlendirmelerini istedi.
YENIDUZEN 24/01/2003

28 Şubata kadar çözüm istiyoruz!

Gündemlerindeki önemli konulardan birisinin K
ıbrıs meselesi olduğunu belirten Gül, Kıbrıs konusunda hükümetin tavrının daha önceki hükümetlerden biraz farklı olduğunu vurguladı

``Şöyle bir algılama ne yazık ki dünyada yer etmişti; `Çözümsüzlük Türklerin çözümüdür` dolayısıyla `Türkler çözümsüzlüğü
çözüm olarak görürler`. Bunu hak ettik mi etmedik mi bu ayrı mesele ama böyle bir algılama vardır. Dolayısıyla bizim hükümetimizin bu konudaki tavrı, `Evet çözümsüzlük çözüm değildir`.

Türkiye Başbakanı Abdullah Gül, Kıbrıs`ta karşılıklı, her iki tarafı t
atmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret içerisinde olduklarını belirterek, ``Ümit ediyorum ki 28 Şubat`ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir`` dedi.
Başbakan Gül, İstanbul`da, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından onuruna verilen öğle yemeğine katılarak bir konuşma yaptı.
Gündemlerindeki önemli konulardan birisinin Kıbrıs meselesi olduğunu
belirten Gül, Kıbrıs konusunda hükümetin tavrının daha önceki hükümetlerden biraz farklı olduğunu vurguladı. Abdullah Gül, şöyle devam etti:
``Şöyle bir algılama ne yazık ki dünyada yer etmişti; `Çözümsüzlük Türklerin çözümüdür` dolayısıyla `Türkler çözüms
üzlüğü çözüm olarak görürler`. Bunu hak ettik mi etmedik mi bu ayrı mesele ama böyle bir algılama vardır. Dolayısıyla bizim hükümetimizin bu konudaki tavrı, `Evet çözümsüzlük çözüm değildir`. Dolayısıyla Kıbrıs`ta karşılıklı her iki tarafı tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret etmek, samimi olarak uğraşmak ve çabalamak niyetindeyiz. Böyle bir gayret içerisindeyiz de.``
Karşılarında somut bir plan olduğuna işaret eden Abdullah Gül, bu plan çerçevesinde görüşmelerin, müzakerelerin devam ettiğini kaydet
ti.
Gül, şunları söyledi:
``Ama burada sizlerle açık konuşmak istiyorum, şöyle bir anlayış içerisinde de değiliz; Kendi kendimizi aldatacak, `bu meseleyi çözdük` deyip her şeyden vazgeçecek bir anlayışın da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Burada her iki tara
f da uluslararası camia da, Birleşmiş Milletler de, bununla direkt veya dolaylı ilgilenen bütün ülkeler de şunu bilmelidir ki, bu, karşılıklı tatmin edici bir noktaya gelmesi gerekir. Bununla ilgili biz samimi çalışmalarımızı yapıyoruz ve müzakerelerimizi de bu çerçeve içinde yürütüyoruz. Ümit ediyorum ki 28 Şubat`ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili dediğim gibi, büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir.``
YENIDUZEN 24/01/2003

“Çözümsüzlüğü sürdürmeyi çözüm diye sunuyorlar”

“Kıbrıs meselesi de diğerleri gibi Türkiye`nin geleceğini yakından ilgilendiren bir konudur Çözümsüzlüğü sürdürmeyi bir çözüm gibi sunanlar, acaba Türkiye için bizimle aynı geleceği tahayyül ediyorlar mı? İşte temel soru budur.``

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Kıbrıs`ta çözüm arayışı konusunda aktif ve inisiyatifi ele alan bir tutum içinde olmayı savunmaya devam ettiklerini be
lirterek, ``Kıbrıs meselesi de diğerleri gibi Türkiye`nin geleceğini yakından ilgilendiren bir konudur. Çözümsüzlüğü sürdürmeyi bir çözüm gibi sunanlar, acaba Türkiye için bizimle aynı geleceği tahayyül ediyorlar mı? İşte temel soru budur`` dedi.
Özilhan,
TÜSİAD 33. Genel Kurulu Toplantısı`nın açılışında yaptığı konuşmada, TÜSİAD`ın tüzüğünde Türkiye`yi iddialı bir hedefe doğru taşımak için gerekli olduğuna inandıkları her türlü çalışmanın tarifinin yer aldığını, bu iddialı hedefin Türkiye`yi gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkarmak olduğunu söyledi.
TÜSİAD`ın, Türkiye`nin gündeminde olan her konuda çalışmalar yaptığına, raporlar yayınladığına dikkati çeken Özilhan, şöyle dedi:
``Bize bazı konularda serzenişte bulunuluyor. `Bu konular işadamını ilgilendirmez
, bunlar yüksek seviyeli meselelerdir` deniliyor. Bugün de `bu konular sokakta konuşulmaz` dendiğine şahit oluyoruz.
Biz, bu görüşü yanlış buluyoruz. Diyoruz ki bireysel ve kolektif hürriyetler çerçevesinde, ülkeyi ilgilendiren tüm sorunların sokakta da t
artışılabildiği rejimlere demokrasi denir. Kurumsal yapılar geliştikçe, sokaktaki insan sesini daha iyi duyurmak için bu yapılar içinde yer almaya başlar. Modern demokrasinin temel taşı olan sivil toplum örgütleri ortaya çıkar. Böylece sistem, sivil toplum örgütlerinin enerjisi ve hayatiyeti ile katılımcı bir yapıda kendini geliştirme imkanını bulur.``

IRAK VE KIBRIS
TÜSİAD`ın bu perspektif içinde ulusal meselelerde de söz söylemeyi bir görev addederek hareket ettiğini belirten Özilhan, bu tür hassas konulara girdiklerinde söylediklerinin çarpıtılması riskini de göze aldıklarını, Irak meselesinde de böyle olduğunu söyledi.
Özilhan, şöyle devam etti:
``Bakın ne demişiz: Önce, `Savaş, getireceği yıkımın ölçüsü önceden asla kestirilemeyecek bir afettir. Soru
nların barışçı yoldan çözümünü aramak birinci önceliktir` demişiz. Ardından, `Dünya dengeleri içinde tek başınıza bu çözümü üretemeyeceğiniz bir noktaya geldiğinizde müttefiklerinizin yanında yer almalısınız` demişiz. Üstelik yer almanın biçimini de tarif etmişiz: `Zararı en aza indirecek, kayıpların telafisini en yüksek düzeye çekecek önlemleri almak` ve en önemlisi `desteği gerçekçi bir düzeyde tutmak` gerektiğini dile getirmişiz.
Bugün devletin bütün kademelerinde tartışılan bu değil midir? Zararı en az
a indirgemek, telafiyi en yüksek düzeye çekmek üzerine ve müttefiklere verilebilecek desteğin hangi düzeyde tutulacağı üzerine konuşulmuyor mu? BM`de Irak`a müdahale konusu tartışıldığı zaman, bölgeyi yeniden şekillendirecek kararlara Türkiye taraf olmak zorunda kalmayacak mı?
Kıbrıs`ta da çözüm arayışı konusunda aktif ve inisiyatifi ele alan bir tutum içinde olmayı savunduk, hala da savunuyoruz. `Annan planı mükemmel değil ama müzakere edilebilir` dedik. Bugün yapılan da bundan başka bir şey değildir. Kıb
rıs meselesi de diğerleri gibi Türkiye`nin geleceğini yakından ilgilendiren bir konudur Çözümsüzlüğü sürdürmeyi bir çözüm gibi sunanlar, acaba Türkiye için bizimle aynı geleceği tahayyül ediyorlar mı? İşte temel soru budur.``
Özilhan, bunların, sokaktaki i
nsanın günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren konular olduğunu, bu konularda dile getirilen görüşler değerlendirilirken gündemdeki sorunun kendi dar alanından sıyrılarak, Türkiye`ye nasıl bir gelecek inşa etmeyi düşündüklerine ilişkin geniş bir perspektiften bakma zorunluluğu bulunduğunu söyledi.
YENIDUZEN 24/01/2003

Eroğlu’nun başbakanlığı talihsizlik!

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “kendi şahsi çıkarlarını şerefli bir çözümün önüne” koyduğu için Dr. Derviş Eroğlu’nun başbakanlığını “talihsizlik” olarak nitelendirdi.
Talat, Kıbrıs sorununun en kritik aşamasında memleketi bırakıp Türkiye’ye KTHY organizasyonunda giden Başbakanın hangi amaçla bu ziyaretleri gerçekleştirdiğinin de karanlık olduğunu belirtti.
“Kendi evinden b
aşka bir şeyi düşünmeyenlerin toplumu sırf kendi çıkarlarını korumak için her türlü felakete sürükleyeceği aşikardır” diyen Talat, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
Kıbrıs Türk halkına hakaret edenlerin tümünden özür dileyen Başbakan Eroğlu, son İzmir
ziyaretinde ise antlaşmayı imzalayacak olandan nefret edeceğini, çünkü atılacak imza ile evinin elinden alınacağını söylemiş. Kendi şahsi çıkarlarını düşünerek Kıbrıs sorununa hakça bir çözümün gelmesini, Kıbrıs Türk halkının uluslararası meşruiyetini ve Kıbrıs’ın bütünündeki eşitlik ve ortaklık haklarını umursamayan bir kişinin Başbakanlığı, Kıbrıs Türk halkı için tam bir talihsizliktir.
Bu kritik ve yaşamsal aşamada Cumhurbaşkanının Meclis karar verse, hatta referandumda halk “evet” dese dahi imzalamam de
diği, Başbakanın da kendi şahsi çıkarlarını şerefli bir çözümün önüne koyduğu bir yönetim altında bulunuyoruz. Güney Kıbrıs’ın 16 Nisan’da tek başına tüm Kıbrıs adına AB üyesi olacağı gerçeği karşısında, kendi evini kurtarma peşinde olan bir Başbakan ve halka rağmen kendi ideolojik ve siyasi saplantılarının dışında hiç bir şeyi kabul etmeyeceğini açıklayan bir Cumhurbaşkanı ne bu günümüzü ne de yarınımızı kurtarabilir.
Bu çerçevede Kıbrıs sorununun en kritik aşamasında memleketi bırakıp Türkiye’ye KTHY orga
nizasyonunda giden Başbakanın hangi amaçla bu ziyaretleri gerçekleştirdiği de karanlıktır.
Başbakan son İzmir ziyaretini kimlerle gerçekleştirmiştir ve sureten yaptığı konferanstan sonra kimlerle görüşmüştür? Bu görüşmelerinde eski istihabaratcılar hazır
bulunmuş mudur? KTHY’nin Türkiye’deki bir siyasi partinin eski ülkücülerle bağlantılı yöneticilerinin organize ettiği bu gezide, Kıbrıs’ta gerçekleşecek muhtemel bir referandumda nefret edeceğini açıkladığı imzanın atılmaması için bu eski ülkücülerden Kıbrıs’a gelerek destek vermelerini istediği doğru mudur?
Bütün bu gezilerin masrafları, KTHY’nın katkıları ile birlikte ortaya konmak ve kimlerle temas yapıldığı ve tüm bunlardan ne gibi bir toplumsal fayda beklendiği açıklanmalıdır.
Kendi evinden başka bir ş
eyi düşünmeyenlerin toplumu sırf kendi çıkarlarını korumak için her türlü felakete sürükleyeceği aşikardır.
YENIDUZEN 24/01/2003

Klerides'in Denktaş sevgisi...

Mehmet ALİ BİRAND -MİLLİYET

Hürriyet ekibi Kıbrıs'ta, Klerides ile başlayarak nabız tutuyor. Güney Kıbrıs liderinin söyledikleri son derece ilginçti. Özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ile ilgili yaklaşımı,
Kıbrıs'ta çözümün olamayacağının işaretleriyle doluydu. Klerides, müzakereci olarak Denktaş'ın çok zeki bir insan olduğunu ve değişmemesi
gerektiğini söylüyor.
Acaba neden?
Doğrudur. Denktaş zekidir ve iyi müzakerecidir. Ancak, Klerides'in bu aşamada bu kadar destek çıkmasının ardında, bence Denktaş'ın Annan planına olan sert muhalefeti yatıyor. Denktaş bu tutumunu sürdürdükçe, Rumlar isteme
dikleri bu plandan kötü kişi olmadan kurtulabilecekler.
Türk tarafı reddetmiş olacak, oyun bozan sayılacak. Rumlar taktik bir zafer kazanıp, Avrupa Birliği’ne girecekler. Tek başlarına Kıbrıs'ın tamamını temsil edebilecekler. İlerde de Türk tarafını, karşı
lığında hiçbirşey vermeden teslim alabilecekler.
Böyle bir fırsatı kim yakalasa Denktaş'ı destekler. KKTC Cumhurbaşkanı, Rumlardan övgü almakla gurur duymalı. (!)
Klerides'in Denktaş ile aynı fikirde olduğu ve desteklediği bir cümlesi daha var.
'Müzakerele
r 28 Şubat'ta bitmeyeceği için daha sonra da sürmesi gerektiğini' belirtiyor.
Çok önemli bir yaklaşım.
Bunun anlamı da açık.
Rumlar, AB'ye tam üyelik anlaşmasını imzalayana kadar, müzakerelerin sürmesini istiyorlar. Böylece, AB'ye katılımı tehlikeye atmada
n geçiş dönemini tamamlayacaklar. Kriz çıkmadan, Türk tarafına yeni müzakereci gelmeden kapağı tam üyeliğe atabilecekler.
Sonrası, Allah kerim...

Denktaş da “Glafkos” kalsın dedi


Hüseyin ALKAN / LEFKOŞA-Hürriyet

Yeni hükümetin politikasını, Çankaya'da Sayın Gül'ün Dışişleri Bakanı'yla birlikte katıldığı toplantıda gördüm. Denktaş'ı desteklediklerini söylediler.
Hürriyet yazarlarıyla görüşen Rauf Denktaş, Rum Kesimi'nde 16 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerini Klerides'in kazanmasını tercih ettiğini s
öyledi.
Denktaş, ''Klerides'in en önemli rakibi Demokrat Parti Başkanı Tasos Papadopulos. Aşırı
bir EOKA'cıdır. Güney'de Slobodan Miloseviç'in paralarını aklayan avukattır. Amerikalılar seçilmemesi için harekete geçmiştir. Papadopulos seçilirse çözüm için
çıkış yolu büsbütün kapanmış olur bence'' dedi.
Türkiye'de yeni hükümetin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Yeni hükümetin politikasını, Çankaya'da Sayın Gül'ün Dışişleri Bakanı'yla birlikte katıldığı
toplantıda gördüm. Denktaş'ın politikasını desteklediklerini söylediler. Politika değişikliği yok.
Tayyip Erdoğan'ın ayrı bir politikası olduğunu düşünüyor musunuz?
- Başlangıçta yaptığı beyanatlar yavaş yavaş değişmiştir. Dolayısıyla bir farklılık görmüyorum.
Erdoğan 3 hafta kadar önce İstanbul Sanayi Odası'ndaki bir konuşmasında 'Kıbrıs sorunu 40 yıldır çözümsüz kalmışsa bunda yalnız çözüm için çaba göstermeyenlerin değil, buna seyirci kalanların da sorumluluğu vardır' demişti.
- Gördüm ve kendisine güzel bir mektup yazdım. 40 yıldır Kıbrıs mese
lesinin halledilememesinin nedenlerini anlattım. Kıbrıs sorunu, 40 yıl önce Rumlar'ın Türkiye'nin de garantisi altındaki ortaklık cumhuriyetini yıkıp, bu cumhuriyetin adını çalmalarıyla başlar. Hırsızlık yani. Dava budur. Bu unvan bunlarda olduğu sürece ne yaparsak yapalım Kıbrıs meselesini halletmezler. Hizaya gelmezler, gelme ihtiyacını duymazlar. Çünkü bu unvan altında 40 sene daha bekleyebilirler. Kıbrıs Türkü'nü daha da perişan ederler. Dağıtırlar.

EKONOMİK HAYAT DURDU


Annan planında itiraz ettiğiniz noktalar neler?
- Siyasi eşitlik, iki kesimlilik, Türkiye'nin hakları sulandırılıyor. Haritalar gündeme gelir
gelmez Kuzey'de ekonomik hayat durdu. Kimse bir çivi bile çakmıyor. Haritayı bizim Rumlar'la konuşmamız lazım. Klerides iki haritanın birleştirilmesini ve içimizde altı kanton oluşturulmasını istiyor. Toprak ayarlaması yüzünden yer değiştirecek insanların tazmin edileceği söyleniyor planda.
Ama fonların nereden sağlanacağı yok. Plan önce 50 bin Türk'ü söküyor yerinden. Zaman içinde 60 bin Türk
de yerlerine Rum geldiği için gidiyor. Onlara tek seçenek bırakılıyor: Güney'deki malını satıp Ada'dan gitmek... Yüzde 28 toprak bıraktılar. Bunun yüzde 12-13'ü Beşparmak Dağları. Yani tarıma elverişsiz arazi. Topraklarımızın yüzde 9'una Rumlar gelecek. Bize yüzde 5-6 toprak kalıyor. Bunlar da Türk tapulu mallar.
Ben bu kadar insanı nereye yerleştireceğim?

REFERANDUM ZORUNLU
Annan planı Türklere azınlık statüsü veren, iki egemen entiteyi tanımayan bir pakettir diyorsunuz.
- Azınlık hakkı vermiyor. Azınlık hakkının üstünde koruyucu haklar veriyor, ama zaman içinde bunların azınlık hakkına döndürülmesi mümkündür.
Referandumda kararlı mısınız?
- Meclisimizde 1990'da geçen bir referandum yasası var. KKTC'nin egemenliğine ve uluslararası varlığına sınırlamalar getirecek antlaşmalar için referandumun zorunlu olduğu söyleniyor zaten.
Çözüm için 28 Şubat sınırlaması olmadığı anlaşılıyor. Klerides de zaten öyle söylüyor.
- Klerides rahatlıkla bunu söylüyor. Çünkü her tarih onu bir adım daha AB'den içeri
sokuyor. AB bizi insan yerine koymuyor diye, kuzu kuzu, sonu gelmeyecek görüşmelere devam mı edelim? Yoksa kendi işimize mi bakalım? 16 Şubat'ta Rumlar'ın ilk tur seçimleri var. Bir hafta sonra ikinci tur yapılacak. Adamlar bu süre içinde görüşecek değil. Dolayısı
yla biz de 16 Şubat'a kadar planda değişiklik imkanı var mı yok mu göreceğiz. Meclis'e gidip bilgi vereceğiz. Ne yapacağımızı soracağız. Bize '28'inde imzalayın' diyorlar. İmzalayalım mı imzalamayalım mı halka sorulması lazım.
Referandumdan 'İmzala' diye bir karar çıkarsa istifa etmekteki kararlılığınızı koruyacak mısınız?
- 110 bin insanımızı yerinden edecek bir anlaşmayı imzalamam diyorum. Vicdanen razı
değilim. Ama halk bunu şu veya bu nedenle, baskı altında ya da ekonomik bunalım nedeniyle imzalarsa, ben buna engel olmam. Yeni bir görüşmeci atarlar, gider imzalar. Benim bu yasanın zorunluluğu ortaya çıkmadan evvel düşündüğüm buydu. Çünkü beni engel olarak görüyorlar. Hayır ben engellemeyeceğim. İyi niyetle değiştirmeye çalışacağım. Halk belki şimdi gör
müyor ama 5-10 sene sonra görecek. 'Denktaş imzaladığı için biz oy verdik' diyecek. Ben bu sorumluluğun altına girmem.
Peki halk referandumda 'İmzalama' derse ne olur?
- O zaman anlaşmada referandumda hayır çıkarsa her şeyin geçersiz olacağı belirtiliyor. Biz
Türkiye'nin haklarını kendi imzamızla ortadan kaldıramayız. Bu 70 milyonun jeopolitik
hakkıdır.

KKTC'NİN SORUNLARI

1974'ün galibi Türk tarafı. Ama bugünkü dengelere baktığımızda neredeyse bire 7 gelir farkı var. Kendi içinizde KKTC içinde kurduğunuz sosyo-ekonomik yapının problemi yok mu?
- Tabii var. Ama 200 bin kişilik bir ekonominin nasıl ayağa kaldırılabileceği konusu
şimdiye kadar doğru dürüst masaya yatırılmadı. Hep altyapı dedik. Oysa üretime yatırım yapacaktık. Rum Güney'den Kuzey'e bakıp hudutta Mehmetçik'i görüyor. Rum Kuzey'e baktığında Mehmetçik'in arkasında Türkiye'den gelen ortaklarla kurulmuş fabrikaları görse, 'Gelin ortak olalım' diyecek.
Siz projeler üretip Türkiye'ye götürmediniz mi?
- Fizibilitesi olan projeler var. Bazılarına yardım yapılmıştır, bazılarına yapılmamıştır.
Bazı projeleri biz bürokrasimiz yüzünden geciktirdik. Bunu kırmamız lazım. Esnaf, KKTC'nin serbest bölge ilan edilmesini istiyor. Bunun üzerinde düşünüldü mü? Türkiye'nin Hong Kong'u olsun diyoruz.
Siz müdahale etmiyor musunuz?
- Benim müdahale şansım yok. Tenkit şansım var. Öyle usulsüzlükler oldu ki. Halkın
şikayeti tabiatıyla Türk Hükümeti'ni harekete geçirdi. Ve böylelikle Türkiye'den IMF paketi gibi bir paket geldi. Bizi kontrol açısından. Yeni yatırımlar, maaş artışları, istihdam durduruldu. Şikayet üzerine iyiliğimiz için yapıldı. Bunu beklenmedik, devalüasyon, enflasyon ve banka krizleri izledi. Bir yangın çıktı. Bu yangına rağmen itfaiye 'Varsın yansın benim dediğimizi yapacaksınız' deyince burada artık
insanlar bunalıma girmeye başladı. Gösteriler oldu, Meclis bile basıldı. Anlaşma olsun olmasın, AB'ye girelim girmeyelim, süratle ekonomiyi kurtaracak tedbirler lazım. Türkiye bugünkü ekonomik durumuyla bunu verebilir mi, veremez mi bilemem.
28 yıla baktığınızda hiç kendi kendinizi eleştirmek istediğiniz noktalar var mı? Şuralar da hata yaptığım dediğiniz yerler?
- Hem de ne kadar... Oğlum enayilik etti. Mitingler bende bir şeyler eksiltti. Müzakere masasında elimi zayıflattı. Halk yanlış bilgilendiriliyor. Muhalefet, Ticaret Odası bana gelip 'Şu şu maddeler değişmeli' diyor, dışarıda farklı konuşuyor. İnsanlar mitinge barış ve AB üyeliği diye götürülüyor. Oraya gidince 'Denktaş istifa', 'Türkiye'ye hayır' diye manzaralarla karşılaşıyorlar. Serdar'ın (Oğl
u, Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş) partisi barış ve Avrupa Birliği'nin belli kişilerin monopolünde olmadığını göstermek için mitinge katıldı. Türk bayrakları sadece onların ellerinde vardı. 'Enayilik ettiniz. Niçin böyle bir şeyin içine düştünüz' dedim. Onların partisinde böyle bir kanat türedi. Asil Nadir'in gazetesi anlaşmayı destekliyor. Asil Nadir bana geçmiş olsun ziyaretine geldi. Bu planı imzaladığımız takdirde derhal yatırımların başlayacağını, otellerin dolacağını, halkın refaha kavuşacağını söyledi. Bütün otellerin Rum'a iade edileceğini söyledim. 8-9 ayda otellerin yapılabileceğini anlattı. Yani bu anlaşmanın yapılmasından yana. Zaten gazetesi de o yola döndü.

Erdoğan'a sitem mektubu gönderdi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, cumhurbaşkanlığı sarayında kabul ettiği Hürriyet
yazarlarına Erdoğan'a mektup gönderdiğini açıklayarak, ''Kıbrıs'ta 40 yıldır yanlış politikalar
uygulandığını söyleyen Recep Tayyip Erdoğan'a mektup gönderdim. Kıbrıs gerçeklerini anlattım,'' dedi.
Denktaş, söz konusu m
ektubu Recep Tayyip Erdoğan'a üç hafta önce gönderdi. Denktaş
''sitem'' mektubunda Erdoğan'a Kıbrıs gerçeklerini anlatarak, ''Kıbrıs meselesi Rumlar'ın, ortağı olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkıp bu cumhuriyetin adını çalmalarıyla başladı. Bu unvanı elle
rinde tuttukları sürece de çözüm olmaz'' dedi. Tayyip Erdoğan Denktaş'ın yanıtına mektup göndermedi.

Mitinglerin bir başka yüzü

Oktay EKŞİ-Hürriyet

KIBRIS'ta hálá 26 Aralık ve 14 Ocak tarihinde yapılan ve Kuzey Kıbrıs ölçülerine göre ''büyük'' olduğunu kimsenin inkár etmediği mitingler konuşuluyor.
Büyüklüğü nedeniyle hem Glafkos Klerides'in hem de Rauf Denktaş'ın hayret ettiği mitingler.
Klerides bu mitinglere kendilerinin herhangi bir destek vermediğini net bir şekilde söylüyor. Ama Rauf Denktaş, Gün
ey Kıbrıs'taki en güçlü parti olan komünist Akel Partisi Genel Sekreteri Dimitri Hristofyas'ın 27 Aralık 2002'de alenen ''Mitingin Kuzey'deki dostlarıyla uzun zamandır sürdürdükleri işbirliğinin başarılı bir sonucu olduğunu'' açıkladığını anımsatıyor.
Bu b
üyük mitinglerin arkasında Rauf Denktaş'a göre Amerikalı bazı vakıfların desteklediği Conflict Resolution Center (İhtilaf Çözme Merkezi) tarafından eğitilip yetiştirilen kişilerin ciddi bir rolü var.
Sorduk ''Nedir bu Conflict Resolution'' meselesi diye...

Meğer Kuzey Kıbrıs'ta 1987 yılından beri her dönemde 20 Türk, 20 Rum genci (genellikle zeki ve nitelikli) bu merkezin kursunda yetiştirilirmiş. Maksat ''çatışma kültürü değil, barışma
kültürü'' aşılamakmış. Başarılı olanlara ''Liderlik niteliği nasıl kaza
nılır? Sorunlar nasıl çözülür?'' gibi masum (!?) sayılacak eğitim verilirmiş. O eğitimi alanlardan bazıları (anlaşılan uzun vadede işe yarayacak gibi görünenler) Amerika'ya davet edilir, orada da ayrı bir eğitim sürecinden geçirilirmiş.
Denktaş bu kurslard
a yetiştirilenlerin sonra başkalarını yetiştirdiğini söylüyor. Nitekim giden bir ABD Büyükelçisi kendisine veda ziyareti yaparken ''Şimdi sayıları 2800'ü buldu. Ama 12
bini bulunca onların dediği olacak'' demiş. Ama KKTC yönetimi yine de uyumuş.
Denktaş şi
mdi egemenlik, siyasi eşitlik, Türkiye'nin etkin garantörlüğü gibi Kuzey Kıbrıs
Türklerinin geleceği yönünden ''temel'' saydığı koşulları önemsemeyen, ''Kofi Annan
Planı'nı hemen kabul edelim ve Rumlarla birlikte Avrupa Birliği'ne girelim'' diye sokakları
dolduranların büyük çapta bu kadroların etkisi altında hareket ettiklerini düşünüyor. İlginç bir tesadüf sonucu bu kurslarda eğitilmiş bir Kıbrıs milletvekiliyle Lefkoşa'dan dönerken Geçitkale Havaalanı'nda karşılaştık. Bu kursların uzun zamandır sürüp geldiğini doğruladı. ''Ben de eğitim aldım. Sonra Amerika'ya davet edildim. Ama oradaki yönlendirmeler kafama yatmadı. Bu yüzden bıraktım döndüm'' dedi.
Yukarıda yazdıklarımız Kuzey Kıbrıs'taki mitingin baştan sona düzmece olduğunu savunduğumuzu ifade etmiyo
r. Tam tersine, bir yerde tüm nüfusun dörtte biri büyüklüğünde katılımla bir miting yapılıyorsa, gerideki etken ne olursa olsun, orada çok ciddi ve büyük sorun var demektir.
Denktaş içeriden engellenmiş, dışarıdan kuşatılmış bir halde ve bu zeminde ayakta
durmak ve oradaki Türklere ''egemenlik'' sağlamak için çalışıyor. Kavgayı bırakmak niyetinde değil, ama işi gerçekten çok zor.


Kıbrıs izlenimleri (2) -

İpteki diğer cambaz

Cüneyt ÜLSEVER-Hürriyet


KIBRIS'ta görüştüğümüz bir diğer lider Rauf Denktaş idi. Klerides'ten sonra öğle yemeğinde
ziyaret ettiğimiz Rauf Denktaş bana, meselelere yaklaşımı ve hatta fiziki görünümü ile Klerides'i hatırlattı
İki cambaz bir ip üzerinde karşı karşıya gelmişler ve yıllarca aynı ip üzerinde usta manevralarla satranç oynamışlar.
* * *
Benim intibam odur ki, sadece fiziken benzemiyorlar, her ikisi Annan Planı çerçevesinde de
benzer tavır içindeler.
Her ikisi de Annan Planı'nı müzakere ediyormuş gibi yapıp, anlaşmamak üzere anlaşmışlar.
Klerides kendi halkına, zaten beğenil
meyen Annan Planı'nı referanduma sunmak zorunda kalmadan,
AB'ye katılım tarihi olan 16 Nisan'dan önce onaylamak zorunda olduğu AB üyeliğini tek
başına oylatmak istiyor.
* * *
Rauf Denktaş da Annan Planı müzakerelerine nihayet katılmayı kabul ediyor ama ta
lepleri Annan Planı'nın önerdiği ''AB şemsiyesi altında iki ara devlet, bir ana devlet'' ruhunun tamamen dışına çıkıyor.
* * *
Rauf Denktaş müzakerelerde imkánsızı istiyor!
Ona göre; AB KKTC'yi, Kıbrıs Cumhuriyeti dışında, ayrı ve doğrudan muhatap almak v
e
Türkiye ile birlikte AB'ye entegre etmek zorunda.
Halbuki:
1) BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 sayılı kararları ''KKTC'nin herhangi bir şekilde
tanınmaması'' kararını vurguluyor.
2) AB'nin KKTC ile müzakerelere başlaması için, AB üyesi olmuş Kıbrıs Cu
mhuriyeti'nin Kuzey Kıbrıs'taki egemenlik haklarından feragat etmesi gerekiyor.
3) Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantörü ve aynı zamanda AB üyesi İngiltere ve Yunanistan'ın bu durumu kabullenmesi elzem.
4) Artık aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunacağı 3
0 adet AB üyesinin ''KKTC'yi tanımak'' için oybirliği ile onay vermesi lazım.
5) Müzakereleri yönetecek AB Komisyonu'nun da onay vermesi şart.
Rauf Denktaş Kaf Dağı'nın ardındaki lepiska saçlı dilberi istiyor!
* * *
İmkánsızlıklar kendisine hatırlatıldığın
da ise Avrupalıların daha önce reddettikleri bir sürü
olguyu yıllar içinde hazmettiklerini belirterek yüreklere serin sular serpiyor!
* * *
1974'te % 76 destek bulan, bu güveni harcaya harcaya sonunda % 33'e indiren Rauf Denktaş son kamuoyu yoklamalarına
göre, artık % 27 destek buluyor.
O bu kamuoyu yoklamalarının ''misyonerler'' tarafından yapıldığını söylese de, ''misyonerler''
kendi kamuoyu yoklamaları hakkında yakın geçmişte nasıl övgüyle bahsettiğini belgeleri ile

gösteriyorlar.
1968'de sürgünden A
da'ya geldiğinde Ada'nın tarihinde yapılmış en büyük mitingle karşılanmış Denktaş, geçen ay ameliyat sonrası Ada'ya döndüğünde halktan gizlenen bir saatte Ada'ya habersizce indirildi ve alandan evine helikopterle götürüldü.
Ada, 1968'den sonra en büyük mit
ingini ise geçen hafta ''Denktaş karşıtlarının'' bir araya gelmesi ile yaptı.
Artık Denktaş Ada'nın yalnız cambazı!
* * *
Klerides bölgesinde yalnız değil, zira o ülkesini geleceğe taşımaya çalışıyor.
Onun paradigması 21. yüzyıl!
O milletine geleceği için
umut dağıtmaya çalışıyor
Rauf Denktaş ise yalnız, zira o milletini durdurma çabasında.
Onun paradigması 1974'te donmuş!
Denktaş, milletini sadece korkutmaya çalışıyor
YENIDUZEN 24/01/2003

Gül: Kıbrıs'ta tarafları tatmin edecek çözüme ulaşmak için çaba içindeyiz

"Ümit ediyorum ki 28 Şubat`ta bu sorun, tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili büyük bir gayret içerisindeyiz"

Türkiye Başbakanı Abdullah Gül, Kıbrıs`ta karşılıklı, her iki tarafı tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret içerisinde olduklarını belirterek, ``Ümit ediyorum ki 28 Şubat`ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir`` dedi.
Başbakan Gül,
İstanbul`da, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından onuruna verilen öğle yemeğine katılarak bir konuşma yaptı.
Gündemlerindeki önemli konulardan birisinin Kıbrıs meselesi olduğunu belirten Gül, Kıbrıs konusunda hükümetin tavrının daha
önceki hükümetlerden biraz farklı olduğunu vurguladı. Abdullah Gül, şöyle devam etti:
``Şöyle bir algılama ne yazık ki dünyada yer etmişti; `Çözümsüzlük Türklerin çözümüdür` dolayısıyla `Türkler çözümsüzlüğü çözüm olarak görürler`. Bunu hak ettik mi etmed
ik mi bu ayrı mesele ama böyle bir algılama vardır. Dolayısıyla bizim hükümetimizin bu konudaki tavrı, `Evet çözümsüzlük çözüm değildir`. Dolayısıyla Kıbrıs`ta karşılıklı her iki tarafı tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için gayret etmek, samimi olarak uğraşmak ve çabalamak niyetindeyiz. Böyle bir gayret içerisindeyiz de.``
Karşılarında somut bir plan olduğuna işaret eden Abdullah Gül, bu plan çerçevesinde görüşmelerin, müzakerelerin devam ettiğini kaydetti.
Gül, şunları söyledi:
``Ama burada sizlerle açık k
onuşmak istiyorum, şöyle bir anlayış içerisinde de değiliz; Kendi kendimizi aldatacak, `bu meseleyi çözdük` deyip her şeyden vazgeçecek bir anlayışın da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Burada her iki taraf da uluslararası camia da, Birleşmiş Milletler de, bununla direkt veya dolaylı ilgilenen bütün ülkeler de şunu bilmelidir ki, bu, karşılıklı tatmin edici bir noktaya gelmesi gerekir.
Bununla ilgili biz samimi çalışmalarımızı yapıyoruz ve müzakerelerimizi de bu çerçeve içinde yürütüyoruz. Ümit ediyorum ki 28
Şubat`ta bu sorun tatmin edici bir noktada çözülür. Bununla ilgili dediğim gibi, büyük bir gayret içerisindeyiz ama aynı gayreti, sadece Türk tarafı olarak biz değil diğer tarafın da göstermesi gerekir"

HALKIN SESI 24/01/2003

Başbakan'ın vicdanı hiç mi sızlamayacak

Başbakan Eroğlu, 100 bin Euro'luk Mercedes makam arabasını nihayet kullanmaya başladı. Başladı, ama vatandaşlardan da yoğun tepkiler geliyor.Şimdi halkın duygularıyla Başbakan'a soruyoruz:
Ekonomi dibe vurup vatandaş sokağa dökülmüşken, fabrikalar ve işyerleri bir bir iflas bayrağını çekip, işsizlik doruk noktaya çıkmışken, ülkesinden umudunu kesen 6 bin kişi ekmek parası için Rum sınırında kuyruklar oluştururken, binlerce üniversite mezunu genç evde otorurken ve bir o kadarı da geleceğini yur
t dışında ararken, binlerce vatandaşımız çek yasağına girip, hacizler rekora giderken, bu şatafatın manası nedir?
Böyle davaranmakla amacınız nedir? Halka ne gibi mesajlar vermek istiyorsunuz? Bu halkın parasını düşüncesizce harcarken; sizde hiç mi vicdan
ve merhamet yok mudur?

HALKIN SESI 24/01/2003

'Rumların inadı yüzünden bir yere varamadık'

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, şimdiye kadar sürdürülen müzakerelerden bir sonuç çıkmamasının nedeninin, Rumların ''Kıbrıs Cumhuriyeti''ne sahip çıkma inatlarının sürmesi olduğunu söyledi.

Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides ile görüşmeye giderken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Klerides'in, ''Annan planı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını ve egemenliğini garanti altına alıyor'' yolundaki sözlerine ilişkin bir soru üzerine şöyle konuştu:

''Bütün zorluğumuz budur. Şimdiye kadar herhangi bir müzakere sonuç vermemişse, Rumların bu tutumları ve bu inatları yüzünden bir yere varamadık. Şimdi yine, artık açıkça kendilerini güvende zannettikleri bir durumda 'Kıbrıs Cumhuriyeti vardır, var olacaktır' esasını tekrar gündeme getirmiş oluyorlar. Bu kadar açığını yeniden söylemeye başladılar. Eğer böyle dururlarsa, tabiatıyla bir yere varmak güçtür.''

Görüşmede, ortak devletin bayrağı ve marşının günde gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine Denktaş, anlaşmaların, anayasal, siyasal, göçmenler, toprak ve mal-mülk gibi bölümlere ayrıldığını ve boş sayfalar olduğunu ifade ederek, boş sayfalara belirli yasaların işleneceğini, bir boş sayfanın da bayrak ve marş olduğunu kaydetti.

Bayrak ve marş konusunda yapılanların gerekli bir egzersiz olduğunu ifade eden Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun, ''Anlaşırsanız eğer, bayrak ve marş meselesini biz şimdiden halka sormadık, bir numune çıkartmadık, o gün geldiğinde, yani referanduma gidileceği günde bayraksız gidilecek, yetiştiremeyiz artık müsabaka açalım. Dolayısıyla şimdiden yapalım bunu. Eğer anlaşıyorsanız son gün 'Bayrak da budur' dersiniz, eklersiniz. Anlaşmazsanız resim olarak ortada kalır'' dediğini hatırlattı.

Ortak devletin bayrağının ve marşının belirlenmesi için yarışma düzenlenmesi konusunda BM'ye yetki verilmesine atıfta bulunularak, ''Anlaşılıyor ve bitti'' yönünde yapılan değerlendirmelerin yanlış olduğunu belirten Denktaş, bayrak ve marş konusunun, çalışmanın bir parçası olduğunu kaydetti.

Denktaş, ''Yeni ortaklık devletinin adı üzerinde de görüştünüz mü'' sorusuna karşılık da konunun, Çarşamba günü yapılan görüşmede konuşulduğunu, aynı konuyu bugün de ele alacaklarını söyledi. Ortak devletin ismi konusunda birçok formül ortaya konulduğunu belirten Denktaş, ''Ama bu ana kadar biz herhangi birini tercih etmiş değiliz''dedi.

Klerides'le görüşmeye, belirlenen programdan yarım saat geç giden Denktaş'a danışmanları da eşlik ediyor.

HURRIYET 24/01/2003

Klerides: Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliği güvence altında

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu çözüm planının ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin egemenliğini güvence altına aldığını söyledi.

Klerides, Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, egemenlik konusunda perde gerisinde yaşanan gelişmelere değinerek, ''egemenlik parça devletler tarafından egemence kullanılır'' ifadesinin ''otonomca'' (Autonomously) olarak değiştirilmesini istediklerini, ancak kullanılan ifadenin de uluslararası egemenlik tanınmasından çok uzak olduğunu belirtti.

Klerides, ''Annan planındaki ilgili ifadenin, (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin uluslararası kişiliği, uluslararası egemenliği ve devamlılığını güvenceye aldığını'' kaydetti.

Egemenlik verilmesinin mümkün olabilmesi için Anayasa ve Kuruluş Anlaşması'nın tadil edilmesi gerektiğini ifade eden Klerides, İngilizlerin buna şiddetli tepki koyduğunu ve koymaya devam ettiğini, çünkü böyle bir durumun otomatik olarak İngiliz üsleri ve diğer konuları gündeme getireceğini söyledi.

Revize edilmiş Annan planında, parça devletlerin egemenliğinden söz edilmesinin, uluslararası egemenlik verilmesinden çok uzak olduğuna işaret eden Klerides, şunları söyledi:

''Haklarını (Sovereingly-egemence yürütürler) diyor. Şimdi bu ifade, uluslararası egemenlik verilmesinden çok uzaktadır. Çünkü dış egemenliğe sahip olmak için bir devlete sahip olman, bir bölgeyi denetimde vs. bulundurmak yetmiyor. Uluslararası alanda tanınman gerekir. Bir parça devlet bir bölgeyi denetiminde bulundurduğu için otomatik olarak egemen devlet olarak tanınmıyor.

Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nintoprağa sahip olduğu ve bunu denetim altında bulundurmasına rağmen, tanınmak için çaba harcamalarına karşın tanınmamış olması bunun kanıtıdır.

Gerçek şudur: Hükümetin, anayasanın 'kantonların konuları' olarak belirlediği konulara müdahale edemediği bir gerçektir. Bu da, federal sistemin geçerli olduğu bütün dünyadaki devletlerde geçerlidir. Anayasada kantonların sorumlu olduğu ve devletin müdahale edemeyeceği meseleler vardır ve fazla örnek vermem gerekmez. Orada, 'egemence' yerine 'autonomously' ifadesi kullanılmalıydı. Yani bu konularda otonomiye sahip oldukları ifadesi yer almalıydı. Ancak egemenlik konusunu ortaya atan Denktaş'ı, 'az da olsa' memnun etmek için 'autonomously' yerine 'egemence' ifadesini kullandılar. Yani hükümet bu konulara müdahale edemez ve müdahale edemediği bir gerçektir. Aslında, Denktaş'ı 'az da olsa' değil, hiç tatmin etmedi. Her halükarda biz bu kelimeyi kabul etmediğimizi ve 'autonomously' olması gerektiğini söyledik.''

NEW YORK GÖRÜŞMESİ

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 3-4 Ekim 2002'de New York'ta kendisi ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile yaptığı görüşmelere de değinen Klerides, şöyle devam etti:

''Egemenlik konusu çatışma konusu olduğu için Annan şu soruyu sordu: 'Kıbrıs BM üyesi olduğuna ve AB üyesi de olacağına göre, egemenlikten söz etmeye gerek var mı?' Ben, Denktaş'ın ısrar edeceğinibildiğimden Denktaş'ın cevap vermesini bekledim ve Denktaş bunu kesin bir şekilde reddetti. Bu önerinin yapıldığı ve reddedildiği konusunda Ulusal Konsey'e de bilgi verdim. Ancak Annan'a şunu söyledim: 'Eğer Denktaş kabul ederse sorunum yoktur. Kıbrıs BM'ye üye olacak değil de BM üyesidir ve üye olmaya devam edecek ve AB üyesi de olacak' diyeceğimize göre, bu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası kişiliğe ve uluslararası egemenliğe sahip olduğuna açıklık getirir.

Devamında, o zaman bu soruya karşı takındığım tutum 'yeni bir devlet kurmayacağız, mevcut olan bir anayasayı tadil ediyoruz ve daha önce mevcut olan anayasa iki toplumun eşitlik unsurunu içeriyordu. Aynı unsur, anayasanın tadil edilmesinden sonra da mevcut olacak.' Bu temel görüşten hiçbir şekilde taviz vermedik. Ve yeni bir devlet olduğunu kabul etmemiz için hiçbir taraftan baskı görmedik. BM Genel Sekreteri 'evet devamıdır, ancak aynı zamanda yeni bir ortaklıktır da'görüşünü destekledi. Biz de, 'madem ki bu ortaklık anayasadan kaynaklanacak o zaman itirazımız yoktur' dedik.''

''Meleklerin soy-sopunun nereden geldiğini müzakere etmiyoruz'' ifadesini kullanan Klerides, ''(Kıbrıs Cumhuriyeti)nin devamını talep etme nedenlerinin, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ''biri tanınmamış olsa bile iki devlet, yeni bir şey oluşturmak için biraraya geliyorlar' şeklindeki tutumundan kaçınmak için'' olduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides, ''Bundan dolayı BM üyesi bir ülke olarak güvence altına alındığımız andan itibaren, AB veAvrupa Konseyi üyeliği için yeniden adaylık başvurusu yapılması gerekmeyecek. Ayrıca, kuruluş anlaşması gibi başka unsurlar da vardır.Bu anlaşmayla dağılma ve yeniden kurulma tehlikesinden kaçınıyorsunuz.Biz, Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşması tadil edilmedikçe egemenlik tahsisinin yapılamayacağını söyledik. Eğer bu olursa örneğin İngiliz üsleri vs. gibi diğer sorunlar ortaya çıkacak. Bu konularda değişiklikolamayacağı konusunda İngilizler de çok ısrar etti. Çünkü olayların nereye sürükleneceğini biliyorlardı'' diye konuştu.

HURRIYET 24/01/2003

 

Denktaş: Anadolu'dan gelen ses güçlü

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğuplanın olduğu şekliyle imzalanmasının, Kıbrıs Türkünün 5-10 yılda kökten sökülmesi, darmadağın edilmesi anlamına geldiğini'' söyledi.

Görüşmeler sürerken, Rum tarafının Kıbrıs adına Avrupa Birliği'ne üyelik başvurusu yapmasının siyasi bir manevra olduğunu ifade eden Denktaş, Rumların silahla ve masada eşit şartlarda yapamayacaklarını AB yoluyla yapmayı denediğini ve bunu başardığını kaydetti

Denktaş, Türk Barış Kuvvetleri Gaziler Derneği heyetiyle görüşmesinde yaptığı açıklamada, hasatlığı süresince 3 ay ada dışında olması nedeniyle ''bu boşluktan yararlanıldığını'' ve adaya döndüğünde, büyük bir kesimin, ''Annan planı güzeldir, her şeyi bize veriyor, egemenliğimizi, devletimizi tanıyor, daha ne isteriz'' dercesine şartlandırıldığını gördüğünü kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, pazartesi günü Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ile Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın KKTC'yi ziyaret edeceğine işaret ederek, ''onlarla da görüşüp durumu gözden geçireceklerini'' söyledi.

Denktaş, ''Onun için sağlam yere basmaktayız. Anadolu'dan gelen sesler gayet güçlü, gayet sağlam. Bütün partilerin sesleri gayet sağlam. Sayın Gül'ün (Başbakan Abdullah Gül) geçen gün yaptığı bugün basında çıkan beyanatı gayet sağlam; 'barış, uzlaşma istiyoruz ama herhangi bir uzlaşma değil' Onun için gönlünüz rahat olsun'' diye konuştu.

BAYRAK VE MARŞ KONUSU

Annan belgesini incelediklerini ve değişmesi gereken yerler üzerinde durduklarını belirten Denktaş, ''Her konuda anlaşma olmadıkçahiçbir konuda anlaşma olmayacağı'' prensibini hatırlattı. Denktaş, ''Dolayısıyla kimse merak etmesin, görüşmeler devam ediyor, 'şurada, burada anlaşıldı, demek ki bütününde anlaşmaya gi
diliyor' diye bir merak ve endişe olmasın'' dedi. Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

''Bugün bana sabah sabah gelen arkadaşlar, 'bayrak ve marş meselesini gündeme getirmişsiniz ve BM'ye bu konuda müsabaka açsın diye yetki vermişsiniz, ne oluyor, anlaştınız mı, bitti mi? Bu en sonunda yapılacak değil mi?' diye endişelerini dile getirdiler.

Bu anlaşma kısım kısımdır. İdari kısmı, anayasal kısmı, toprak, harita kısmı var ve doldurulması gereken birçok boş sayfa var. Bu boş sayfalardan bir tanesi de, müşterek devletin bayrağı ve milli marşıdır. Bu boş sayfaları doldurma istemi içindedir BM. Onun için bu en basitidir, müsabaka lazım. Çıkacak ortaya bir hayli bayrak, bir hayli marş. Onların arasından seçilmesi lazım. Ne zaman seçersiniz bunu? Eğer anlaşma oluyorsa seçeceksiniz zaten. Ama hazırlığı yapılsın, zemini hazırlansın, anlaşma oluyorsa ve artık o noktaya gelmişsek, onu da seçersin ve çeker gider.''

Türk bayrağının yasaklanmak istendiğini, bunun kabul etmedikleriniifade eden Denktaş, ''Türk bayrağını yasaklamak istemişlerdir, bunu kabul etmedik. Türk bayrağı bizde yine devam edecektir. Bizim bayrağımızın devam etmesi gerekmektedir. Tüm bunlar üzerinde konuşmalar, görüşmeler devam etmektedir. Henüz yol uzundur ama ısrarlabir barış arayışı içinde bulunuyoruz'' dedi.

HURRIYET 24/01/2003

Kıbrıs’ta ortak bayrak ve marş


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides’in, "BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 10 Aralık’ta revize edilen kapsamlı anlaşma önerisinde öngörüldüğü gibi, Kıbrıs ortak devletinin bayrağı ve marşının belirlenmesi amacıyla kamuoyuna açık bir yarışma düzenlenmesi konusunda BM’yi yetkilendirdikleri" açıklandı. Kıbrıs’taki BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly’in yaptığı açıklamada, "iki tarafın, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin 30 Mart 2003’te düzenlenecek ayrı referandumlarla anlaşma konusunda karar vermelerinin sağlanabilmesi için, ortak devletin bayrağıyla marşının da hazır edilerek, 28 Şubat 2003’e kadar varılacak bütünlüklü anlaşmada yer alması amacıyla, bu konudaki prosedürün harekete geçirilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldıklarına" işaret edildi. İki liderin görüş birliğine vardığı belirtilen açıklamada, önerilerin şubat içinde belirlenen tarihe kadar yapılacağı kaydedildi.

MILLIYET 24/01/2003

Adada bayrak yarışı

24/01/2003 RADIKAL

AFP - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planında yer alan nihai tarih olan 28 Şubat tarihine doğru geri sayım sürerken, taraflar henüz anlaşma yolunda adım atmadı. Ancak ümit verici işaretler de eksik olmuyor. Bunun son örneği BM'nin, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Kesimi lideri Glafkos Klerides'in, sağlanacak olası anlaşmanın ardından kurulacak yeni devletin bayrağı ve milli marşını belirlemek üzere bir yarışma açacağını duyurması oldu.
BM
açıklamasına göre, iki lider yeni bayrak ve marşın, ada halkı tarafından belirlenmesinde anlaştı. Çarşamba günkü toplantıda iki lider, planda belirtildiği üzere yeni devletin bayrak ve marşının, BM tarafından düzenlenecek bir yarışmada, halkın oyuyla belirlenmesinde uzlaştı. Yarışma, planında öngörüldüğü gibi sadece 'ortak devlet'in bayrağı ve milli marşı için yapılacak.
BM açıklamasında, "Liderlerin bu kararı, Genel Sekreter'in önerdiği takvim uyarınca anlaşmanın tamamlanması için ortak kararlılığa işaret
ediyor" denildi.
28 Şubat'ta anlaşmaya imza koymak için hızlandırılmış müzakere programı çerçevesinde haftada üç kez buluşan Klerides ve Denktaş, bugün yine yüz yüze görüşecek. Teknik komiteler de, anlaşma sonrası düzenlemelere ilişkin çalışmaları sürdür
üyor.

Kıbrıs

Murat Belge

24/01/2003 RADIKAL

Hürriyet'in birkaç önemli yazarı birden Kıbrıs'ta Klerides'le, Denktaş'la görüştüler. İzlenimlerini, analizlerini, vardıkları sonuçları aktarıyorlar şimdi. Şu ortamda Kıbrıs'ın Türkiye için ağırlığı her geçen gün artıyor. Dolayısıyla medyanın konuyu böyle gündemde tutması iyi. Görüşler doğal olarak değişiyor ve kimi zaman 'karşıt' oluyor; ama bu da normal, zaten durum böyle. Yalnız, bu kargaşada söylenen her şey 'görüş' mü? Bunların ne kadarı sorunun uluslararası çözümünde yeri olan nesnel değerlendirmeler? Ne kadarı, yalnız Türkiye içinde 'kullanım değeri' olan propaganda malzemesi?
Cüneyt Ülsever, Denktaş'ın ne gibi imkânsız taleplerle işi yokuşa sürdüğünün ve çözümü imkânsızlaştırdığının analizini yapmış.
Onun söylediklerini tekrar etmeme gerek yok. Ben, Denktaş'ın tekrar ettiği, şu son Kıbrıs tartışmalarında benim de iyice kafamı taktığım 'jeopolitik' konusunu işaret edeyim. Denktaş'ın bu konuda söyledikleri de son derece net: "Biz Türkiye'nin haklarını kendi imzamızla ortadan kaldıramayız. Bu 70 milyonun jeopolitik hakkıdır."
Açıkça görülüyor ki Rauf Denktaş sanıldığı gibi Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye Türklerinin haklarının koruyuculuğunu yapmaktadır. Konuya, Annan planına, bu 'jeopolitik' açısından
bakılınca, herhangi bir planla uzlaşmanın imkânı yoktur. Demek ki durum devam edecektir.
'Görüş' ve 'propaganda malzemesi'ni ayırmakla bunu göstermek istiyorum. Bu, konunun uluslararası düzeyde çözümüne ilişkin bir 'görüş' değil. Bu, Türkiye'nin (Kuzey Kıbrıs burada ikincil konumda, aslında) sorunu çözmeme kararının ilanı, böyle bir kararın gereği hakkında da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs halklarına sunulan bir açıklama, bir meşrulaştırma çabası.
Belli ki Denktaş buna kararlı; belli ki burada da böyle düşünen
ve isteyenler var.
Ama böyle istemeyenler de var. O zaman onların 'Jeopolitik nereden çıktı?' diye ortaya çıkmaları gerekiyor. Uluslararası platformlarda da bir açıklama yapmak gerektiğinde, 'Türk'ü Anadolu'ya tıkan' planlardan mı söz edeceğiz?
Siz, poli
tikanızı, bu gibi özlemler üzerine inşa ettikçe, barışı, uzlaşmayı, uluslararası işbirliği ve paylaşım yerine gerilimi, silahlanmayı, kendine pay çıkarmayı tercih ettikçe, bunların propagandasını yapacağınız halkınızın da bunları yutacak ve bunlardan mutlu olacak kıvama gelmesi gerekiyor. Denktaş'ın söylediği doğruysa, demek o mitinglerde toplanan binlerce insan yanlış. Peki, nasıl yanlış? Bu kadar insan niye yanılıyor? Bunu, olayı izleyen buradaki insanlara da açıklamak durumundasınız.
Efendim, 'conflict
resolution' adı altında Amerikalılar beyin yıkamış, Kıbrıs Türklerini yönlendirmiş, o yönlendirilenler de ötekileri yönlendirmiş, böyle olmuş.
Peki, Denktaş niçin bu uzun vadeli sinsi planları engellememiş? Kandırılmış mı? Oysa biz onu, hiç kandırılmaz bi
ri diye bellemiştik.
Burada önemli konu şu: 'conflict resolution', amaçları bakımından, Denktaş'ın veya başkalarının karşı çıkabileceği, yasaklayabileceği bir şey değildir. Bunu yapacaksa da, 'faşist' damgasını yemeye hazır olmalıdır. Yani, siz şimdi Kıbrıs'ta bu istemediğiniz mitinglerin niçin olabildiğini açıklamak üzere, 'conflict resolution' gibi kavramlara ve onların altında yatan değerlere savaş açarsanız, faşizm cephesinde yer almakla kalmaz, toplumunuzu faşizmle birlikte ahmaklığa mahkûm edersiniz.

Kimisi de o mitingleri Karen Fogg'la açıklamaya çalışıyor: Fogg, 10, 20 aydına bu yönde direktif vermiş, sonunda Kıbrıs'ta 40 bin kişi mitinge katılmış.
Bu gibi propagandaları yutmak, ancak bir budala için mümkün. Sözünüzün etkili olması buna bağlı. Zat
en her türlü cehalete mahkûm ettiğiniz ve bu tür lakırdıları tartışmasız yutmaya koşullandırdığınız sevgili vatandaşlarımız elde bir; geri kalanları, bir yolunu bulup, aynı budalalık düzeyine indirmek gerekiyor.
Çünkü bu politika, akılla ve zekâyla olmaz.

Faşizm, toplumu, en tehlikeli zaaflarından yakalayarak ikna etme sanatıdır.

‘Kıbrıs’ta çözüm olmazsa BM yeni plan sunabilir’

 

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in, kabinesiyle yaptığı toplantıda Kıbrıs sorununu ele aldığı ve 28 Şubat’a kadar çözümün zor olduğunu söylediği bildirildi.

 

Atina
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

   

24 Ocak— Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas’ın verdiği bilgiye göre, Simitis toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs’taki müzakerelerde ilerleme kaydedilememesi halinde BM’nin ‘ya dosyayı kapatacağını ya da küçük değişiklikler yapılmış 3. bir plan sunacağını’ belirtti.

 

BM’nin 3. önerisini, Rum kesiminde başkanlık seçimlerinin tamamlanabileceği 23 Şubat sonrasında ya da daha erken bir tarihte sunabileceğini kaydeden Simitis, BM’nin bu planı sunması halinde taraflardan nihai yanıtlarını istemesi olasılığı bulunduğunu vurguladı. Simitis, BM’nin bu yönde davranması halinde, bu tavrın “Siyasi ağırlığı” olacağına da dikkati çekti.
Simitis, üçüncü planın tarih
iyle ilgili açıklama yapmadı. Ancak diplomatik kaynaklar, değiştirilmiş planın 18-20 Şubat tarihleri arasında sunulması ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti.

‘DE SOTO PLAN GETİRMEDİ’

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas, bu sabah Atina’da Başbakan
Kostas Simitis ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile biraraya gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun, “Yeni bir Kıbrıs planı getirmediğini” söyledi. Protopapas, yaptığı basın toplantısında, De Soto’nun Kıbrıs’ta devam eden müzakereler hakkında bilgi verdiğini belirtti.
De Soto’nun müzakerelerin Annan planı çerçevesinde yürütülmesi için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Protopapas, yeni bir plan sunulup sunulmayacağına ilişkin kararın ise BM tarafından alınacağını vurguladı. Protopapas, sorular üzerine, 28 Şubat’a kadar Kıbrıs sorunun çözümlenmemesinin Rum Kesimi’nin AB üyeliğine ilişkin olumsuz bir etkisi olmayacağını da kaydetti.