SEÇİMDEN SONRA MÜZAKERE

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'deki seçimlerden sonra tarafların Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakereye başlaması gerektiğini söyledi ve çözüm kararlılığını yineledi: Seçimden sonra müzakere

İYİ NİYET ŞART... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs konusunda bir netice çıkması için her türlü iyi niyetin gösterilmesi gerektiğini belirterek, 'Kabul edebileceğimiz bir çözümü bulmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız' dedi

GERÇEKÇİ OLMAK GEREKİR... Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda, Türk tarafının durumu gayet realist ve gerçekçi bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Gül, niyetin çok önemli olduğunu, bazen güzel sözlerle bir şey kazanılamayacağını, güzel sözler yerine reel politika yapmak gerektiğini vurguladı

ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ... Gül: Kıbrıs konusunda açık açık her şeyi konuşmamız gerekir. Burada inandığımız şeylerden, haklarımızdan vazgeçmek değil ama en azından şunu göstermemiz gerekir; Oturup, biz, şuna inanıyoruz, uzlaşma Avrupa'nın bir parçasıdır, Avrupa kültürünün bir parçasıdır. Uzlaşmaya hazırız. Kabul edebileceğimiz bir çözümü bulmak için de elimizden gelen her şeyi yapacağız.

BÖYLE GİTSİN İSTEMİYORUZ... 'Kıbrıs meselesi böyle gitsin niyetinde değiliz. Kıbrıs meselesinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Avrupa Birliği'nin bir şartı olmadığını da biliyoruz. Ama siyasi atmosferi, bütün Avrupa'yı bu konunun ne kadar çok etkilediğini açıkça görüyoruz. Bunu görmemek mümkün değil. Her gün onlarla görüşen, konuşan, her konuşmamızda bu konu oluyorsa, bunu görmemek mümkün değil tabi'

KIBRIS 09/11/2003

Vakıflar’ın Maraş eylem planı hazır

Kapalı Maraş için hazırlanmış olan Master Planı ile ilgili olarak, KKTC Hükümeti ve Birleşmiş Milletlerin bilgilendirildiği belirtildi

Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Taner Derviş’in yaptığı açıklamaya göre “Eylem Planının ilk adımında, 1974 tarihi itibarıyla, Kapalı Maraş’taki işgalcilere duyuru yapılacak. Bu duyuru ile mal sahibi sıfatıyla Vakıfların tazminat hakları, işgalci tasarruf sahiplerinin yatırımları ve mal sahibi-kiracılık münasebetlerinin karşılıklı görüşmeye açılması tasarlanıyor. İkinci adımında, birinci aşamada alınacak sonuçlara bağlı olarak, hazırlanmış olan Master Plan çerçevesinde, yerel ve uluslar arası yatırımcılar ihale duyurusu ile Maraş’ta yatırım yapmaya davet edilecek.”

Açıklamada, bundan bir süre önce, Kapalı Maraş için hazırlanmış olan Master Planı ile ilgili olarak, KKTC Hükümeti ve Birleşmiş Milletlerin bilgilendirildiği belirtildi.

Vakıflar İdaresi Başkanı Taner Derviş açıklamasında “Eylem planının ilk adımı ile birlikte, Kapalı Maraş ile ilgili aşağıdaki gerçeklerin kamuoyunun bilgisine getirilmesi gerekli görülmektedir” diyerek bunları şöyle sıraladı:

“1-Kapalı Maraş’ın tümü Vakıflar İdaresine aittir.

Kapalı Maraş’ın tümü Vakıflar İdaresine ait olup, Vakıfların Kapalı Maraş’taki mülkiyet hakları aşağıdaki belgelere dayanmaktadır.

-Osmanlı İdaresi döneminde tescil edilmiş Abdullah Paşa, Lala Mustafa Paşa ve Bilal Ağa Vakfiyeleri.

-19’uncu yüzyılın başlarında, Sömürge İdaresi Tapu Dairesi tarafından isdar edilmiş 3,121 adet tapu kaydı.”

Taner Derviş “1974 tarihi itibarıyla Kapalı Maraş’taki işgalciler” kavramını şu esaslarla açıklık getirdi:

“19’uncu yüzyılın başlarında, Kapalı Maraş’ta bulunan 4638 dönüm 300 a2 tutarındaki vakıf emlakin %99.99’u hukuka aykırı bir şekilde işgal edilmiş, Vakıflar İdaresinin elinde sadece 1 dönüm 2 evlek 452 a2 tutarında emlak kalmıştır.

1974 tarihi itibarıyla işgalcilerin dökümü aşağıdaki listede yer almaktadır.

-Kıbrıslı Rumlara ait Turizm Şirketleri

-Kıbrıs Rum Kilisesi

-Kıbrıs Rum Belediyesi

-Kıbrıs Rum Okul Komisyonu

-Merkezi Hükümet

-Kıbrıslı Rum Şahıslar

-İngiliz Savunma Bakanlığı

-Kıbrıslı Türk Şahıslar”

TAZMİNAT

Derviş açıklamasında, Vakıflar İdaresi adına tahakkuk etmiş tazminat hakkının 74 milyar dolara ulaştığını belirterek, tazminat hakkı konusunda şunları söyledi:

“1974 tarihi itibarıyla, bünyesinde barındırdığı 10.000 turistik yatak kapasitesi, binlerce işyeri, konut, idari ve kültürel binalarla, Maraş adanın en zengin yerleşim birimi unvanına sahipti. Bu çerçevede, Vakıflar İdaresi adına tahakkuk etmiş 100 yıllık tazminat hakkı cari değerlerle 74 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır.”

AHKAMÜL EVKAF’IN HUKUKİ STATÜSÜ

Taner Derviş Maraş’ın kapalı bölgesiyle ilgili açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Vakıf emlakin hukuki statüsü hakkında, muhtemel yersiz endişeleri gidermek amacıyla, aşağıdaki açıklamanın öncelikle yapılması gerekli görülmüştür. Bu bağlamda, vakıf emlak mülkiyetinin hukuki temeli 4 başlık altında özetlenmiştir.

-1571 tarihinden bu yana ada üzerinde çeşitli hükümranlıklar hakim olmuş, buna karşın vakıf hükümleri ada genelinde geçerliliğini korumuştur.

-Vakıf hükümleri Kıbrıs Hukuk sisteminde Anayasal düzeyde tanınmaktadır.

-Vakfiyelerin içeriği ve vakıf emlak statüsü hiçbir şart altında değiştirilemez. Başka bir deyişle, vakıf emlak satılamaz, hibe edilemez, devletleştirilemez, elden çıkarılmaz özelliklere sahiptir.

-Vakıf emlak ile ilgili olarak zaman aşımı hükmü geçersizdir.

Vakıf hükümleri, 1958 yılında Larnaka Kaza Mahkemesi’nde karara bağlanan Tersefan Çiftliği davası ile de teyit edilmiştir.”

GÜVENLİK KONSEYİ KARARI

Derviş, Kapalı Maraş ile ilgili Güvenlik Konseyi Kararı hakkında da “550 (1984) sayılı Güvenlik Konseyi kararı, Kapalı Maraş’ta 1974 tarihli sakinlerin haklarını tanımaktadır. Ancak, hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde öncelik hakkı mal sahibi olarak Vakıflar İdaresine ait olmalıdır” dedi.

ÖNGÖRÜLEN MASTER PLAN

Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Derviş Maraş İçin Öngörülen Master Planı şu sözlerle açıkladı:

“Maraş bölgesinin yerleşim dışında tutulması, sosyal, ekonomik ve çevre sorunlarına neden olmaktadır.

Bu bağlamda Maraş bölgesi için sosyal-ekonomik temelde bir Master Plan hazırlanmış olup, plan hedeflerini üç başlık altında özetlemek mümkündür.

-20.000 turistik yatak kapasitesinin inşası

-5000 işyeri inşası

-15000 kişiye istihdam olanağı yaratılması

Yukarıdaki gerçekler ve hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde, Vakıflar İdaresi Kapalı Maraş bölgesindeki mülkiyet hakkını kullanmak üzere gerekli adımları atacaktır.”

HALKIN SESI 09/11/2003

Seçimlerden sonra müzakereler başlamalı

TC Dışişleri Bakanı Gül’den Kıbrıs değerlendirmesi:

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlarken, Kıbrıs konusunda AB’nin yanlış yaptığını belirterek, “Biz zaten bu konuyu görüyoruz, bunu bilmeleri gerekirdi” diye konuştu. 1 Mayıs’a kadar çözüm çıkması için her türlü iyi niyetin gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Gül, sadece Türk tarafına değil, Rum tarafına da yükümlülük düştüğünün söylenmesi gerektiğini kaydetti. Gül, seçimlerden sonra her iki tarafın oturup müzakereye başlaması gerektiğinin de altını çizdi.

Dışişleri Bakanı ayrıca, 2003 ilerleme raporunun siyasi kriterler bölümünde olumsuzluğun yer almadığını, raporda Türkiye’nin aldığı mesafenin açık şekilde vurgulandığını belirtti.

Raporda uygulamadaki eksikliklerin ifade edildiğini kaydeden Gül, “Bunları zaten bildiklerini, hatta Avrupalılardan da daha iyi bildiklerini” söyledi.

Gül, AB içinde Türkiye’nin üye olmasını istemeyen akımlar olduğunu ve bunların her türlü zorluğu çıkardığını belirterek, bunlarla da mücadele edeceklerini ifade etti.

Abdullah Gül, Irak’taki durum ve ABD ile yapılan görüşmeler sonunda asker göndermenin şu an için faydalı olmayacağı sonucuna vardıklarını belirtti.

Gül, gelecekte şartların değişip değişmemesiyle ilgili soruya, “Irak’ta dinamik bir süreç var, şartlara göre tavrımızı belirleriz. Ümit ediyorum ki, yarın bize ihtiyaçları kalmaz” yanıtını verdi. Dışişleri Bakanı, TBMM’den aldıkları yetkiyi iade etmeyeceklerini de kaydetti.

Türk askeri göndermeme kararını sadece Kürtlere bağlamanın doğru olmadığını belirten Gül, bu konuda kaygı duyan Irak’ta başka unsurların da bulunduğunun altını çizdi.

Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile perşembe günü yaptığı telefon görüşmesinde, asker gönderme konusunda geniş istişarelerde bulunduklarını ve ortak anlayışın çıktığını kaydetti.

Powell ile telefon görüşmesinde kuzey Irak’ta PKK/KADEK ile ilgili her türlü mücadele için mutabık kalındığını, ileride bu konuda somut gelişmeler görüleceğine emin olduğunu belirten Gül, bu konuda her türlü mücadelenin gösterileceğinin Amerikan yönetimi tarafından teyit edildiğini vurguladı.

Gül, kuzey Irak’ta terör örgütü bulunduğu sürece Türk askerlerinin de orada bulunacağını, kuzey Irak’tan Türk askerinin çekilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Abdullah Gül, “Türkiye’ye karşı bir tehdit, saldırı halinde kim olursa olsun, hiç tereddütsüz gerekli her şeyi yaparız” diye konuştu.

Powell ile Irak’ın yeniden yapılandırılması konusunda da görüştüklerini ifade eden Gül, bu konuda Türkiye ve ABD’nin lider rolü oynayacağının açık olduğunu belirterek, “Türkiye-ABD dostluğu tekrar pekişmiş oldu. Onlar da Türkiye’nin güvenilebilecek bir müttefik olduğunu gördüler" dedi.

ABD yönetiminin Irak’ta Kürtleri kayırdığı izleniminin açık olduğunu söyleyen Gül, Kürtlerin de Irak’ın bir gerçeği olduğunu, ancak dengenin bozulmaması gerektiğini belirterek, aksi halde potansiyel tehlikenin ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

Irak’ın toprak bütünlüğünün de herkesin üzerinde önemle durduğu bir konu olduğunun altını çizen Gül, “Irak’ın kendi toprak bütünlüğüne hakim olması önemli” dedi.

YENIDUZEN 11/09/2003

İHTAR

YSK; CTP-BG, ÇABP ve BDH’nın şikayetleri üzerine dün yaptığı açıklama ile Seçim Yasakları konusunda başta Cumhurbaşkanı Denktaş olmak üzere Devlet makamlarını işgal edenleri uyardı

Yüksek Seçim Kurulu, seçimlerde iki zıt görüşün yarışacağına da dikkat çekti ve tüm taraflara olgunluk çağrısı yaptı

Yüksek Seçim Kurulu; CTP-BG, ÇABP ve BDH’nın şikayetleri üzerine dün yaptığı açıklama ile Seçim Yasakları konusunda başta Cumhurbaşkanı Denktaş olmak üzere Devlet makamlarını işgal edenleri uyardı. YSK, seçimlerde iki zıt görüşün yarışacağına da dikkat çekti ve tüm taraflara olgunluk çağrısı yaptı. YSK Başkanı Taner Erginel’in imzası ile yayınlanan açıklamanın tam metni şöyle:

“Barış ve Demokrasi Hareketi, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Çözüm ve Avrupa
Birliği Partilerinden Yüksek Seçim Kuruluna yapılan şikâyetlerde Sayın
Cumhurbaşkanının seçim yasaklarını ihlâl ettiği öne sürülmüş ve önlem
alınması istenmiştir. Daha önce yaptığımız açıklamalarda ifade ettiğimiz
gibi seçim yasaklarına tüm makamların uyması gerekmektedir. Şikâyet
konularında bir karar vermeden önce
Yüksek Seçim Kurulunun benimsediği
ilkeleri hatırlatmakta yarar görüyoruz. Yüksek Seçim Kurulunun amacı siyasi
olgunluk içinde, hoşgörü ortamında örnek bir seçim gerçekleştirmektir.
Ülkemizde siyasi tartışmalar iki zıt görüş etrafında toplanmıştır. Bu
iki
görüşün saygın bir ortam içerisinde tartışılmasında ve halkımız tarafından
mümkün olduğu ölçüde iyi öğrenilip değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.
Bazı televizyon programlarında çok zıt görüşlerin kavgaya dönüşmeden hoşgörü
içinde tartışılmakta
olması, tüm dünyaya demokrasi dersi verebilecek bir
standardı yakaladığımızı göstermektedir.
Şikâyet konuları ile ilgili önlem almadan önce tüm makam ve siyasi
partileri Anayasadaki yükümlülüklerini dikkate alarak oto kontrole davet
etmek istiyoruz. Vu
rgulamak isteriz ki siyasi görüşler karşı tarafı
kötülemeden, kişisel suçlamalara gitmeden saygın bir üslûp içinde ifade
edilmelidir. Bu uyarılar dikkate alınmadığı takdirde Yüksek Seçim Kurulu
daha ciddi önlemler alma yönüne gidecektir.”

YENIDUZEN 11/09/2003

Strateji belgesi ve Kıbrıs

Gündüz Aktan

10/11/2003 RADIKAL

Strateji belgesinde Kıbrıs'a ilişkin iki hüküm var. Komisyon 'Kıbrıs'ın AB'ye gireceği 1 Mayıs 2004 gününe kadar iki toplum arasında kapsamlı çözüm için şartların elverişli olduğunu vurguluyor. Ve çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB emelleri önünde ciddi bir engel oluşturacağını söylüyor (sf. 16, 20). Yani komisyon ilerleme raporunda Kopenhag Siyasi Kıstasları'nı henüz tamamlamadığımızı bildirerek, 2004 Aralık zirvesinde giriş müzakere tarihi verilmemesi seçeneğini nasıl koruyorsa, Kıbrıs sorunu bu zirveden altı ay önce çözümlense bile tarih verileceğinden söz etmiyor.
Kıbrıs sorununun strateji belgesine girmesi kuşkusuz iyi olmadı. Şimdi 'siyasi gerçek' veya 'irtibat' diye adlandırılan ama aslın
da pekâlâ bir şart olan bu tutum esasen biliniyordu. Şifahen söylenen şeyin yazılı tekrarı fiiliyatta fazla bir şey değiştirmedi.
Biz Kıbrıs sorununda bugünkü aşamayı anlamaya çalışalım.
Bu soruna ilişkin iki grup oluştu. Bir grup, olumlu buldukları Anna
n Planı temelinde sorunun müzakere edilip 1 Mayıs 2004'ten önce çözümlenmesini savunuyor. Bu açıdan strateji belgesindeki tutumu destekliyor. Bu grubun bir tarafında Yunanistan, (nazlanmakla birlikte) Rumlar, İngiltere ve AB ile Amerika; diğer tarafındaysa TÜSİAD, bazı liberal yazarlar başta Türk medyasının büyük bölümüyle Mehmet Ali Talat ve takipçileri yer alıyor.
Diğer grupsa 1 Mayıs tarihine kadar sorun çözümlenip Kıbrıs Türkleri Kıbrıs'la birlikte AB'ye girdikten (ve Ege sorunu da Divan'a gittikten) s
onra, AB içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı çevrelerin de etkisiyle Türkiye'ye giriş tarihi verilmeyebileceğini; Türkiye'nin AB emellerinin asıl o zaman sona erebileceğini düşünüyor. Bu grupta genelde hükümet (bk.
9 Kasım 2003 tarihli Hürriyet, Sedat Ergi
n), dış politikadan sorumlu kurumlar, Sn. Denktaş ve Kıbrıs'ta onu destekleyen hükümet partileriyle benim gibi birkaç köşe yazarı bulunuyor. Bu grup Annan Planı'nın ciddi eksiklerini ve hatalarını biliyor. Hem Kıbrıs Türklerini korumak hem de üyeliğimizi imkân ölçüsünde garanti etmek için, Türkiye üye olmadan Kıbrıs'ta çözüm sürecinin tamamlanmamasını savunuyor. Sanılanın aksine Sn. Denktaş da benzer görüşlere sahip (bk. 8 Kasım 2003 tarihli Milliyet, sf. 19).
Burada dikkat çeken husus 1 Mayıs öncesi çözüm
den yana olanların içinde Türkiye ve KKTC'de önemli çevrelerin bulunması ve bunların hem Yunan/Rum tarafıyla hem de Amerika ve AB ile görüş birliği içine girmiş olmaları. Yani Türkiye ikiye bölünmüş durumda. Karşı taraf kendileriyle aynı görüşteki Türklerle birlikte olağanüstü güçlü bir cephe oluşturuyor.
İç ve dış kamuoyu bunların görüşlerinin hâkimiyetinde.
Cumhuriyet hiçbir ulusal konuda bugüne kadar böyle bir durumla karşılaşmadı. Dış politikayı yapanların müzakere gücünü kıran ve toplumsal dayanışmayı bozan bu gelişme; 'demokrasi', 'sivil toplum' veya 'dış politikada gerçekçilik' gibi gerekçelerle ya da Denktaş'ın uzlaşmazlığı, AB üyeliğine karşı olduğu gibi iddialarla haklı gösterilmeye çalışılıyor.
Hükümet KKTC'deki 14 Aralık seçimlerine kadar bir
ulusal uzlaşı oluşturamazsa, sadece Kıbrıs'ta değil, AB üyeliği konusunda da davayı kaybedebileceğiz. Bunun toplumda yaratacağı ruhsal çöküntü rejim sarsıntısına dahi dönüşebilir.
Denebilir ki biz ne yaparsak yapalım, AB bizi üye yapmayacak. Sadece Schimi
dt, D'Estaing ve Kohl gibi emekli politikacılar değil, Prodi ve Fischer'in yarı kapalı kapılar ardında söyledikleri ve Verheugen'in 4 Mart 2003 tarihli Londra konuşması biliniyor (bk. 11 Temmuz 2003 tarihli Hürriyet). 2006 Alman seçimlerinde CDU'nun kampanya teması da malum. Biz bunlara rağmen hem Kıbrıs'ta çözümü hem AB üyeliğini son noktaya kadar götürmeliyiz. Nihai 'hayır'ı onlar söylemeliler. Türkiye'nin Batı'yla ilişkilerinde çıkacak krizden, AB'nin din temelindeki ayrımcılığından ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın yıkılmasından onların sorumlu olduğu kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkmalı.
Dayan Türkiye!

Gül: Reformları uygulayacağız

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, hükümetin AB konusunda reformları uygulamaya kararlı olduğunu söyledi.

 


 

Roma
NTV-MSNBC

10 Kasım 2003— Avrupa Birliği Troykasıdışişleri bakanlarıyla görüşmek için İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan Gül, Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği’nde onuruna verilen yemekte yaptığı açıklamada, ilerleme raporunun yayımlanmasının ardından Avrupalı meslektaşlarıyla yapacağı görüşmenin, bir ilk olması bakımından önemli olduğunu belirtti.

Gül, Türkiye’nin gerek siyasi kriterleri gerekse bu doğrultuda yapılan yasal reformları tamamladığına dikkati çekerek, “Hükümet, AB konusunda müthiş bir kararlılık içindedir” dedi.
Bu kararlılığın uygulamalara da yansıyacağını belirten Gül, “1-2 ay içinde uygulamalar açısından da önemli adımlar atacağız. Milli Güvenlik Kurulu, RTÜK ve Sayışt
ay gibi kurumlara ilişkin hazırlanan yeni yönetmeliklere son noktalar konulmak üzere. Bunlar tamamlanır tamamlanmaz yürürlüğe girecek, dolayısıyla uygulamalar konusunda da hükümetimiz son derece kararlıdır” diye konuştu.

‘ABD BİZİ DİNLEMEDİ’
Gül, Irak sorunu konusunda Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde gelinen son noktayla ilgili olarak ise “ABD bizi dinlemedi, şimdi bunun sıkıntısını çekiyor” ifadesini kullandı.
ABD’nin PKK/KADEK ile de mücadele etmek zorunda olduğuna dikkati çeken Gül, “Bütün dünyada
terörle mücadele eden ABD’nin PKK konusunda farklı bir tavır sergilemesi söz konusu olamaz” açıklamasında bulundu.

KIBRIS SORUNUNDA SEÇİMLER BEKLENİYOR
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs’taki seçimlerden sonra adadaki sorunun çözümü için yeni bir hamle başlatacaklarının sinyalini verdi.
Gül, “Seçimlerden sonra, sorunun çözüme kavuşturulması için çok ciddi şekilde anlaşma gayreti içine girilecektir. Aynı gayreti Rum kesiminin de göstermesini bekliyoruz” dedi.

Denktaş’ın muhalifleri AKP’yi eleştirdi

KKTC’deki Denktaş muhaliflerinden AKP hükümetine ve Başbakan Erdoğan’a ağır eleştiriler geldi.

CNBC-E

10 Kasım 2003 — NTV’ye konuşan Kıbrıs Sosyalist Partisi Yöneticisi Mehmet Birinci, “Erdoğan hükümetinin tavrı ne kokar ne tüter. Erdoğan 15 Kasım’da Kıbrıs’a gelerek tüm partilerle görüşeceğini söylese de, bu Denktaş’a destek vermekten başka birşey değildir” dedi. Muhalif cepheye destek veren Rum Akel Partisi milletvekili Eleni Mavru ise, Kıbrıslı Türklerin çözüme hazır olduğunu öne sürdü.

14 Aralık’taki seçimler için KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a karşı güç birliği yapan Barış ve Demokrasi cephesine mensup Kıbrıs Sosyalist Partisi yöneticisi Mehmet Birinci, hükümeti, Kıbrıs’ı AB’ye katılım pazarlığında koz olarak kullanmakla suçladı. Birinci’ye göre AKP Kıbrıs konusunda ‘klasik devletçi çizgiyi’ aşabilmiş değil.
“Erdoğan hükümetinin tavrı ne kokar ne tüter bir tavır. Bir gün Kıbrıs’ta çözüm olmasından yanaymış gibi bir demeç veriyor ama ertesi gün tamamen askeri çevreler
in ağzıyla Denktaş’ın duymak istediği mesajlar veriyor” diye konuşan Birinci, “uzun süredir Kıbrıs’a gelemeyen Erdoğan’ın, tam da 15 Kasım’da seçim öncesinde, kuruluşu bahane ederek gelmesi her ne kadar bütün partilerle görüşeceğini söylese bile aslında Denktaş’a destek vermekten başka birşey değildir” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN ASKERİ MÜDAHALESİNDEN KORKUYORUZ’
Birinci, seçimleri Denktaş’a muhalif cephenin kazanması halinde adada 40 binden fazla askeri bulunan Türkiye’nin askeri bir müdahale yapmasından endişe duyduklarını da söyledi.
Kuzeydeki muhalif cepheye destek veren Rum kesimindeki Akel Partisi milletvekili Eleni Mavru ise, ilerleme raporu ile birlikte Türkiye’nin önüne seçme şansı konulduğunu savundu.
Mavru, “Bu, Türkiye’nin gerçekten çözüm istediğini kanıtlamak için son şansı. Kıbrıslı Türkler çözüme hazır. Önümüzde müzakere için Annan planı var ancak seçimi kaybetse bile Denktaş’ın kolay kolay gideceğini düşünmüyorum. Çok uzun zamandır Kıbrıslı Türkler adına karar alması için kullanılıyor. Umuyorum bu değişir çünkü Kıbrıs’ın artık krizlere tahamülü yok” diye konuştu.

Irak, AB ve Kıbrıs

Erdal Güven

Gül, bugün AB Troykası'yla buluşması öncesi, Aralık 2004'e dek Kıbrıs dahil gereken herşeyi yapacakları mesajını verdi

11/11/2003 RADIKAL

ROMA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 2003 Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nin açıklanması ardından, AB ile üst düzey ilk temas için Roma'ya giderken uçakta sorularımızı Kıbrıs, AB ve Irak'a odaklanarak yanıtladı.
Satırbaşları şöyle:
AB: Açıklanan ilerleme raporu gayet objektif, zaten biz de eksikliklerimizi biliyoruz. Fazla zamanımız yok. Kendimize güvenerek üzerimize düşeni yapmalıyız. Aralık 2004'e kadar son derece kritik bir dönem var. Eğer o tarihte olumsuz bir sonuçla karşılaşırsak, Türkiye'de başka eğilimler ağırlık kazanabilir. Türkiye, AB'nin tersine bir akıntıya sürüklenebilir. Kendimizi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaralım derken, birdenbire daha da aşağılarda bulabiliriz.

'Başörtüsünün ıskalanması talihsizlik'
Raporda başörtüsü konusunda özgürlüğün ıska geçilmesi talihsizlik. AB, eğer tarafsızlığını kaybederse, o zaman belli bir kesimin savunucusu gibi hareket ediyor konumuna düşer. Biz dinde de özgürlükten yanayız. Avrupa'da yaşayan Müslümanların yararlandığı dini haklardan Türkiye'de yaşayan gayrimüslimler de yararlanmalı. Ruhban okulunun açılmasına da Türkiye kendine, tarihine, kültürüne güvenerek yaklaşmalı.
AB'ye uyum süreci zorlu bir süreç. Biz Hırvatistan değiliz. O gibi ülkelerde sistem yeni
baştan kuruluyor. Bizde ise sistemi uyarlıyoruz. Bu daha zor. Çünkü bizim yüzyıllarca yıllık geleneklerimiz, kurumlarımız, davranış biçimlerimiz var. Tüm bunları kısa sürede değiştirmek kolay değil. Ancak Aralık 2004'e kadar yapılması gerekenleri yapmakta da kararlıyız.
Irak: ABD yönetimi elbette PKK'ya karşı mücadelemizde bize destek vermek durumunda. ABD tüm dünyada terörle mücadele için seferber olmuşken, Türkiye'nin terörle mücadele sürecini göz ardı edemez.
Irak'ta güvenlik Amerikalılardan soruluyor. Bu durumda muhatabımız da tabii ki onlar oluyor. Yoksa biz Irak yönetimini muhatap almıyor değiliz.
ABD yönetimi kimseyi dinlemedi. Bu yüzden de şimdi sıkıntılar yaşıyor. Hem askeri olarak hem de siyasi olarak. Ne bizi, ne bölge ülkelerini dinlediler. a
ma şimdi hata ettiklerini görüyorlar.

'Irak ikinci Filistin sorununa dönmesin'
Bizim için önemli olan Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması. Irak'ta kurulacak sistem hâlâ tartışılıyor. Federasyon da tartışılıyor. Önemli olan ayrılıkçılığın önüne geçecek, Irak'ın parçalanmasına, dolayısıyla da bölgenin daha da istikrarsızlaşmasına gidecek bir sürecin başlamaması. Daha Filistin sorunu çözülmemişken, bölge ikinci bir kargaşanın içine sürüklenmemeli.
Kıbrıs: Seçim sonrasında gündeme getirebileceğimiz bir hazırlığımız var. Şu anda ayrıntılarına giremem. Tek söyleyebileceğim, gerçekçi olmamız gerektiği. Hamasetle, hissiyatla, kuru lafla bir yere varamayız.

'Kıbrıs'ta artık ileriye bakıyoruz'
Politikamızı Kıbrıs'taki seçim sonuçlarına endekslemiş değiliz. Ancak şu noktada, seçim sonuçlarını beklememiz gerekiyor. Seçim sonuçları ne olursa olsun, biz Kıbrıs'ta çözüm için üzerimize düşeni yapacağız. Ancak burada karşı tarafın da iyi niyetle masaya oturup, samimi uzlaşma çabası göstermesi lazım. Bugüne dek uzlaşmaz
lıkla hep Türk tarafı suçlanmış olabilir. Biz artık ileriye bakalım. Genelkurmay Başkanı'nın bir asker olarak konuya mesleki açıdan yaklaşması doğaldır. Buna olumsuz anlamlar yüklememek lazım. Kendisinin sözünü ettiği tehlikelerin karşılıklı uzlaşma anlayışı içinde giderilebileceğini düşünüyorum.

Gül'den son not CHP'ye
CHP'den AB yolunda ve Kıbrıs sorununun çözümünde destek bekliyoruz. Çok deneyimli isimler var CHP'de, dış politika konusunda. Deneyimlerini bizimle paylaşmalarını, yol göstermelerini bekliyo
ruz.

'Kıbrıs çözülmezse müzakere tarihi sorun olur'

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer, ''Kıbrıs sorunu, AB-Türkiye müzakerelerin başlatılması için öngörülen koşullardan biri değil, sadece bir gerçek'' dedi.

Kretschmer, Mersin Sanayi ve Ticaret Odası'nı (MSTO) ziyaretinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunun, Türkiye için acilen çözülmesi gereken bir sorun olduğunu söyledi.

Gelecek yıl 25 üyenin Türkiye ile müzakerelerin başlatılıp başlatılmaması konusunu değerlendirecek
lerini hatırlatan Kretschmer, ''Kıbrıs konusu o zamana kadar çözülmezse, Türkiye ile ilgili müzakerelerin başlatılmasına onay verilmesi konusunda sorun çıkabilir'' dedi.

"KIBRIS KONUSU SİYASİ BİR GERÇEK"

Kıbrıs ve Türkiye'nin AB'ye üyeliği arasındaki ilişkinin hassasiyeti konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önemli açıklamalarda bulunduğunu ifade eden Kretschmer, ''Ben, bunlara bir şey eklemek istemiyorum. Çünkü Kıbrıs konusu, siyasi bir gerçek'' dedi.

Sorunun çözümünün sadece Türkiye'nin AB'ye üy
eliği için değil, Kıbrıs halkının menfaati için de önemli olduğunu belirten Kretschmer, şöyle devam etti:

''Çünkü, günümüze kadar tartışılan bir konunun, önümüzdeki yıllarda da tartışılması düşünülemez. Bu soruna bir şekilde çözüm bulunması gerekmektedir
.
Biz, bunun için çalışıyoruz. Hükümetin de bunu çözebileceğine inanıyoruz. Çünkü hükümet, bugüne kadar birçok konuda bizi şaşırttı. Kıbrıs konusunda bir çözüm olursa Türkiye daha çok olumlu puan toplar ve sempati kazanır.''

''BÖLGELER VE İLLER ARASINDA EŞİTSİZLİK SAĞLIKLI DEĞİL''

Kretschmer, uzun süredir Türkiye'de olduğunu ve ziyaretlerde bulunduğu iller arasında büyük ekonomik farklılıklar gözlemlediğini söyledi. Ekonomik farklılıkların siyasi farklılıklara da yol açabileceğini belirten Kretschmer, şunları kaydetti:

''En çok dikkatimi çeken husus, bölgeler arasındaki siyasi farklılıklar değil, ekonomik farklılıklardır. Türkiye'de, bölge ve iller arasında ekonomik eşitsizlik
sözkonusu. Bu durum, uzun vadede siyasi istikrarsızlığa da yol açabilir.

Bu kadar fazla eşitsizliğin olması sağlıklı değil. Yöneticilerin amacı, bu eşitsizliği çözmek olmalı. Bu yapıldığı takdirde aynı zamanda siyasi niteliği olan bazı sorunlar da çözülmüş olur.''

Toplantıya, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı İbrah
im Kiper ile oda Başkan Vekili Serdal Kuyucuoğlu katıldı.

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan ise yazılı açıklamasında, Büyükelçi Kretschmer'in ziyaretinde, hizmetler ve projeler hakkında bilgi verdiklerini bildirdi.

Özcan, açıklamasında, Avrupa Yatırım Bankası'ndan temin edilen 60 milyon euro krediyle temeli atılan atık su arıtma tesisi ile hafif raylı sistem ve sahil düzenleme çalışmalarının önemine dikkat çektiğini belirterek, ''Mersin'i modern bir Avrupa kenti yapma yolunda çalışmalarımız devam edecek'' dedi.

ADANA'DAKİ ZİYARETLER

Bu arada, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, dün kendisini ziyaret eden Kretschmer'e, ''Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı'nı desteklediklerini, Türkiye'de yerinden yönetim uygulamasının başlatılmasını istediklerini'' söyledi.

Durak, yaptığı açıklamada, AB'den, uyum yasasındaki ısrarlı tavrını bu konuda da beklediklerini belirterek, ''Yasamız konusunda destek ve yardım bekliyoruz'' dedi.

GÖÇ SORUNU

Kretschmer'in sorusu üzerine, göç konusunda yaşanılan güçlükleri de anlattığını ifade eden Durak, ''Bu, devlet sorunudur. Üniter devletimizin bu konuda desteğini göstermesi gerekir. Buna ihtiyacımız var'' dediğini kaydetti.

Adana Barosu Başkanı Necati Erdem, yazılı açıklamasında, kendilerini ziyarette Kr
etschmer'e insan hakları, hukukun üstünlüğü veuyum yasalarının uygulama süreci ile ilgili bilgi verdiklerini belirtti .

Erdem, ''Büyükelçiye, Türk halkının büyük çoğunluğunun AB'ye girmeye arzulu olduğunu ve bu isteğin azaltılmaması gerektiği iletilmiş, Türkiye'nin hassas olduğu konularda kesin engeller yaratılmadan sürecin tamamlanması gerektiği vurgulanmıştır'' dedi.

HURRIYET 11/11/03

Gül: Kıbrıs'ta çözüm mayısa yetişebilir

Sedat ERGİN

Dışişleri Bakanı Gül, 2004 Mayıs'ına kadar Kıbrıs'ta çözüm için umutlu olduğunu açıkladı.

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, bugün Roma’da, İtalya ve İrlanda Dışişleri Bakanları ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen’le bir araya geleceği troyka toplantısına Türk tarafının Kıbrıs sorununda yeni bir açılıma hazırlandığı mesajını götürecek.

Troyka toplantısı, AB Komisyonu'nun ilerleme raporunu açıklamasından sonra Türkiye ile AB arasındaki siyasi diyalogda ilk buluşma olması açısından önem taşıyor.

Toplantının önemi, İrlanda'nın dönem başkanlığında
geçecek olan 2004'ün ilk altı aylık döneminin yol haritasının ana hatlarının çizilecek olmasından kaynaklanıyor.

Yol haritasının hangi durakta noktalanacağı bugünden belli. Kıbrıs Rum Yönetimi (KRY) diğer dokuz adayla birlikte 2004'ün Mayıs ayında tam üy
e olarak AB'nin kapısından içere girecek ve bu tarihten sonra Türkiye'yi ilgilendiren her kararda söz sahibi olacak, veto hakkını kullanabilecek.

Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'le beraber dün uçakta Roma'ya giderken, bir grup meslektaşımızla birlikte yaptığımız sohbet, önümüzdeki altı ayın KRY'nin tam üyeliği öncesinde Kıbrıs sorununun çözüme bağlanmasına dönük yoğun bir arayışa sahne olacağını ortaya koydu.

ANKARA, KIBRIS'TA MANEVRAYA HAZIRLANIYOR

Gül
'ün bütün açıklamaları Ankara'nın bu arayışa hazırlıksız yakalanmak istemediğini, aksine önemli bir inisiyatif üstlenerek, üzerindeki uzlaşmaz görüntüsünü kırmak niyetinde olduğunu gösterdi. Gül, bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığı'nda ‘‘Annan Planı’’ üzerinde yeni bir çalışma yapıldığını belirterek şunları söyledi:

‘‘Kalıcı, sürekli ve gerçekçi bir çözüm için makul hazırlıklarımız var. Avrupa kültürünün en önemli unsurlarından biri uzlaşı yeteneğidir. Uzlaşı, sadece bir tek tarafın çabası ile olmaz. İki tarafın da çaba göstermesi gerekir. Biz bu konuda kendi üzerimize düşeni yapıyoruz. Ancak, Rum tarafının da çaba göstermesi gerekir.’’

Belli ki Gül, bugün AB troykasına, ‘‘Biz KKTC'yi ikna için devreye giriyoruz, ama sizin de Rumları ikna etmeniz gerekir’’ mesajını verecek.

Gül, bu çerçevede, KKTC'de önümüzdeki ayın ortasında yapılacak olan seçimin ‘‘neticesi ne olursa olsun’’ geleceğe dönük doğru adımların atılması gerektiğini söyledi.

Bu sözleri
Gül'ün seçim sonrasında Ankara'nın yeni hükümeti ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Dentaş'ı yeni diplomatik manevranın içine çekebileceğine inandığını gösteriyor. Dışişleri Bakanı'nın en can alıcı açıklamalarından biri 2004 Mayıs'ına kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunabileceği konusunda ‘‘umutlu olduğunu’’ belirtmesi oldu.

AB OLMAZSA, FARKLI İSTİKAMETE GİDERİZ

Gül,
2004 yılında Türkiye açısından tarihi bir fırsat bulunduğunu belirterek, bu kritik fırsatın değerlendirilmemesi durumunda gelişmelerin Türkiye'yi, ‘‘Çok farklı istikametlere sürükleyebileceği’’ uyarısında bulundu. Gül, bu noktada şu değerlendirmeyi yaptı:

‘‘AB genişlemesi 25 ülkeye tamamlandıktan sonra biz arzu ettiğimiz noktada olmazsak, o zaman Türkiye'deki gelişmeler hangi istikamete gider, o bilinmez. Bugün AB'yi destekleyenler yarın desteklemekten vazgeçebilirler. Özel durumumuza dönük olarak devamlı yeni gerekçeler oluşturmaya çalışırsak, ummadığımız istikametlere gidebiliriz. Çağdaş ülkelerin üzerine çıkalım derken bunun uzağına düşebiliriz.

Gül, ‘‘Yani akıntının Türkiye'yi başka yerlere sürükleyebileceğini mi söylüyorsunuz’’
şeklindeki sorumuza da ‘‘Evet, onu demek istiyorum'' yanıtını verdi.

AB FOTOĞRAFINDA TÜRBAN EKSİK

Gül
, ayrıca AKP'yi yakından ilgilendiren bir konuda, AB Komisyonu'na rahatsızlık ifade etmekten de geri durmadı.

Rahatsızlığın konusu AB'nin ilerleme raporunda türban yasağının Türkiye'deki demokrasi ve insan hakları alanlarındaki sorunlar listesine dahil edilmemiş olması.

Gül muhalefette olduğu dönemde AB temsilcileri ile görüşmelerinde türban yasağını gündeme getirdiğini anlatarak, ‘‘Onlara her seferinde, ‘Türkiye'ye yardımcı olmak istiyorsanız ayrım yapmayın, objektif olun' mesajını veriyordum’’ diye konuştu.

Ancak, AB’nin AKP'nin iktidara gelmesine rağmen
Gül'ün türban konusundaki uyarılarını değerlendirmeye almadığı geçen hafta komisyon raporunun açıklanmasıyla ortaya çıktı.

Gül, komisyonun türban konusundaki tutumunu değerlendirirken şöyle dedi:

‘‘AB bu raporunda bir fotoğraf çekiyor. Bu fotoğraf eksik bir fotoğraf...’’

HURRIYET 11/11/03

Kıbrıs, laiklik, ordu

AB İlerleme Raporu'ndaki Kıbrıs bağlantısı siyasi, askeri ve entelektüel çevrelerde benzer kuşkulara yol açtı.
Koşullar giderek ağırlaştırılarak Türkiye'nin Kıbrıs, demokratikleşme, sivilleşme ve benzeri konularda 'havlu atması' mı amaçlanıyor?
Prof. Ahmet İnsel'in bu haklı soruyu içeren makalesi, Radikal İki'de 'Ha
yır Demenin Zorluğu' başlığı altında yayımlandı, aynı gün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'le yapılan röportajda usta gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, 'askerin Kıbrıs konusundaki nabzını' tutuyordu.
Özkök, Kıbrıs'ın stratejik önemini vurguluyor ve ask
eri açıdan özellikle hava gücünü azaltacak ödünler verilmesi halinde Türkiye'nin 'güneyden hapsedileceğini' belirtiyordu. Kıbrıs'ta atılacak yanlış bir adım Ege sorunları, kıta sahanlığı ve balıkçılık alanlarında 'domino efekti' yaratabilecekti.
Genelkurma
y Başkanı'nın demecinde, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin kesintiye uğraması halinde bile 'Hiçbir Avrupalının, Kıbrıs AB toprağı, buradan çıkın deyip, adaya gelip öleceğini sanmıyorum' mesajının da altı çizilmeli.
Özkök'ün sözleri 'devlet zirvesi'ndeki ulus
al çekincenin dışa vurumudur. Kıbrıs'ta işgal değil, müdahale söz konusudur. Ankara'nın kaygısı, 'Kıbrıs'ta çözüm sağlandıktan sonra AB'den müzakere takvimi alamazsak ne olacak?' sorununda düğümlenmektedir.
Dolayısıyla Türkiye üzerindeki Kıbrıs baskısının
AB'nin 'tam üyelik' perspektifiyle dengelenmesi gerekmez mi?
AB'nin 2003 İlerleme Raporu'nu yorumlayan Avrupalı gözlemciler, Türkiye açısından 'Avrupalı olmanın zorluğunu' vurgulamaya başladılar. Oysa aynı çevreler AKP'nin 'tek başına' iktidara gelmesi son
rası sergilediği kararlılığı överken 2004'te müzakere takvimi verileceğini belirtiyorlardı.
Şimdi belirsizlikten söz ediliyor.
Prof. Ahmet İnsel AB'nin tutumundaki bulanıklığı 'Kıbrıs, laiklik, ordu' üçgeninde açıklamaya çalışırken şu saptamayı yapıyor:
slami bir partinin iktidarda olduğu Türkiye'de, ordu laikliğin yegane olmasa da, en güçlü güvencesi. Ordu bugün Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün en güçlü nedeni. AB üyeliği müzakerelerine başlamak için Kıbrıs sorununu çözmek ve ordunun siyasal ağırlığını hafifletmek şart. AB üyeliği için demokrasi ve insan haklarının yanında laiklik de olmazsa olmaz koşul.
Sonuç: Ordunun siyasal alandaki gücünü AKP geriletirse, İslamın laikliği yok etmesi tehlikesi nasıl bastırılacak? Kısacası Türkiye'den bir yıl zarfında, hem TSK'yı hem de İslamı göz önünden kaldırması isteniyor."
Avrupa'nın beklediği anlamda 'toplum değiştirme' projesinden bir çırpıda sonuç çıkmayacağını, bunun demokratik bir süreç olduğunu belirtiyor Prof. İnsel.
'Nasıl olsa almazlar' diye havlu atmayalım!
DERYA S
AZAK – HURRIYET 11/11/03

Denktaş 'Akritas Planı'nı...

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın gündemi Kıbrıs Türk halkının gündeminden çok farklı... Makamında kabul ettiği gençlere Akritas Planı’nı okuyup okumadıklarını soran Denktaş, hiçbirinden olumlu yanıt almayınca “çok ayıp” dedi

Denktaş “Akritas Planı”nı okumayan gençleri ayıpladı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İstanbul basınının Kıbrıs konusundaki yayınlarını eleştirerek, “Sanki bizim hakkımız yok gibi davranıyor. Türkiye’nin pazarlık elini zayıflatıyor, Rum’a ve dünyaya yanlış mesajlar veriyor” dedi.

Türkiye hükümetinin bugün Kıbrıs konusunda “ver kurtul” baskısı altında olduğu görüşünü kaydeden Denktaş, Rumların da buna bakarak işlerini daha kolay yürüttüklerini söyledi. Denktaş, Türkiye’nin büyük meselelerinden birinin, basının Kıbrıs konusunda gereken desteği vermemesi olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Yüksek Seçim Kurulu’nun tüm makam ve siyasi partileri anayasadaki yükümlüklerini dikkate alarak otokontrole davet eden açıklamasına atıfta bulunarak, seçimlerle ilgili ihtimaller üzerinde durmasının yasaklandığını ama yabancı diplomatların açıklamalarına birşey diyen olmadığını kaydetti. Denktaş, “Biz burada davayı anlatmaya devam ediyoruz, görevimizdir, çünkü devlet tehlikededir. Devlet tehlikede olduğuna göre ben devletin niçin tehlikede olduğunu söylemek mecburiyetindeyim. Tehlike Annan Planı’ndan kaynaklanmaktadır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Girne Amerikan Üniversitesi Basın Yayın Bölümü 2. ve 3. sınıf öğrencilerini kabul etti. Öğrencilere, basının önemi ve rolü konusunda geniş açıklamalar yapan Denktaş, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

Denktaş, İstanbul basınının Kıbrıs konusundaki yayınlarını eleştirdi; öğrencilere Akritas Planı’nı okuyup okumadıklarını sordu ve hiçbirinden olumlu yanıt almayınca “çok ayıp” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Görüşmenin başında öğrencilere Kıbrıs Türk halkının yaşadığı süreci ve bugün gelinen aşamada Annan Planı nedeniyle yol kavşağında olunduğunu gösteren karikatürün fotoğrafını dağıttıran Cumhurbaşkanı, öğrencilerden bunu yorumlamalarını istedi.

YENIDUZEN 11/11/03

‘Kıbrıslılar hain çıktı!’

İşte Cumhurbaşkanı Denktaş’ın halka yaklaşımı:

‘Kıbrıslılar hain çıktı!’

Oya Berberoğlu

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarına karşı AB eliyle de bir dayatmayla karşı karşıya olduğunu, 'boyun eğip eğmeme' noktasına getirildiğini belirtti.

Denktaş, KKTC'deki seçimde muhalefetin kazanma şansı olmadığını düşünüyor ama 'Muhalefet kazanırsa Türkiye'nin işi zorlaşır. Kıbrıslılar hain çıktı hadi allahaısmarladık mı diyecek Türkiye?' diyor.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde görüştüğümüz Denktaş, 'Dayatma karşısında Türkiye de dayatmadan başka bir şey yapamaz, başka çaresi yok' görüşünde.

Başbakan Erdoğan 15'inde kuruluş yıldönümü için Ada'ya gidecek.

-Türkiye-AB-Kıbrıs üçgeninde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık bir resim meydana çıkmıştır. AB beyanatı var. 'Kıbrıs stratejik açıdan bize lazımdır' dediler. Bu baskılar bu nedenle devam ediyor. Bölgede Türkiye'nin bir bölge kuvveti haline gelmesi istenmiyor.

Annan Planı'nın felsefesi budur. İstanbul basını da Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını görmezden gelip, bu hakkımızı çiğneyen Rum'un ve buna yardımcı olan AB'yi cesaretlendirmiştir.

-AK Parti Hükümeti'nin nasıl tavır alacağını düşünüyorsunuz?

Türk Hükümeti'nin de daha diri davranacağını zannederim. Başka çaresi yok çünkü. Yani şu olsa; '1 Mayıs'ta biz Kıbrıs'ı alıyoruz, Türkiye'yi de alıyoruz onun için acele edin, Kıbrıs meselesini halledin' deseler bu heyecanı anlarım. Ama böyle bir şey yok.

Türkiye'nin elinde en büyük koz, daha erken AB'ye girmesi için Kıbrıs meselesidir. Benim bu uluslararası anlaşmalardan hakkım var alamazsınız, girmiyorlar bensiz girmeyecekler diyebilmelidir. Bunun karşısında AB hayır sen dışarı, hiç almayacağız seni mi diyecek? Öyle diyecek eğer hakikaten Türkiye'yi istemiyorsa. İster görünmesi Türkiye'nin elinden Kıbrıs'ı, Ege'yi almak için bir oyun değilse eğer. Türkiye'yi cidden istiyorsa o zaman olumlu siyaset izleyecek.

-Türkiye ve KKTC bir dayatmayla mı karşı karşıya?

Ben hastanede can alıp verirken Annan Planı'nı getirip 1 haftada cevap istediler. Tamemen tertip efendim. Tertibin arkasını artık görmemek mümkün değil. Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını ortadan kaldırmak Türk -Yunan dengesini Yunan lehine bozmak ve Türkiye'nin bu bölgede ağırlığı olan bir ülke olmasını önlemek, başka türlü tefsir edilemez yapılan. Bu Kıbrıs'ı verelim vermeyelim meselesi değildir. Türkiye uluslararası anlaşmalarla kendisine verilmiş olan bir haktan vazgeçecek mi boyun eğecek mi eğmeyecek mi meselesidir, iş oraya gelmiştir, dayanmıştır. Burada Türkiye gevşerse, boyun eğerse, bunu deniyorlar boyun eğecek mi eğmeyecek mi? Ben eğmiyorum!

-Seçimde muhalefet galip çıkarsa?

Bence yok böyle ihtimal. Eğer galip çıkarsa Türkiye'nin işi zorlaşır. Meğer ki Türkiye; artık Kıbrıslılar madem bu kadar hain çıktı beni istemiyor allahaısmarladık diyecek durumdaysa ki- yine Türk kamuoyuna baktığımızda, böyle bir şey yok- Türkiye bunu yapamaz, yapmaz, yapmayacaktır. Dolayısıyla ne olacaktır, Türkiye'nin dünya karşısında Kıbrıs'taki haklarını savunması daha da zorlaşacaktır. Önüne engel koymaya devam edeceklerdir Kıbrıs'ı. Ve bu sefer ne hakla sen hala diretiyorsun bak Kıbrıslılar bizi istiyor seni istemiyor diyecekler. Büyük bir olay olacak, onun için ben halkımızın bunu gittikçe anladığını görüyorum, kazanma ihtimalleri yoktur diyorum.

-Satranç gibi bakarsak, karşı tarafa şah mat denilebilecek bir eylem planı var mı?

Ben satranç bilmem. Bildiğim, müdafaa ettiğim nedir? Kıbrıs Türkleri'nin kolonize edilmemesi, Enosis'in engellenmesi. Kabul edilebilir bir ortaklık kurulur ya da kurulmaz. Şimdi çark durur veya ters dönmeye başlarsa Türkiye Kıbrıs'ı kaybetmiş demektir, kaybeder. Onun çiğnemiş olduğu Türk haklarını Rum'un yaptığı yasadışı müraacatı, Türkiye'ye müdafaa hakkı bırakmıyor.

Biz burada hududumuzu bekliyoruz.

60 anlaşmaları Türkiye'ye bu hududu bekleme hakkı vermiştir. Koruma hakkı vermiştir. Bundan vezgeçmesini istiyorlar. Allah rahmet eylesin Korutürk'ün bize söylediği 'Kıbrıs Rum'a, Yunan'a geçerse Türkiye denizlere açık ülke olmaktan çıkar' bu kadar basit mesele.

Bu avantajı, yine şehitler pahasına 55-58 döneminde elde etmişsin ulluslararası anlaşmayla. Bunu senden almak isteyen Rum'a karşı yıllarca direnmişsin, dünya karşısında uğraşmışsın en sonunda şehitler vermişsin bunu korumak için. Ondan sonra 'efendim hata yaptık' bunu diyemez ki herhangi bir hükümet...

Anlaşma olmayacak

-Türkiye boyun eğecek mi görünüyor?

Türkiye hakkından vazgeçmediğini söylüyor. Bensiz Kıbrıs'ı alamazsınız diyor, söylemektedir bunları.

Dayatma karşısında tabiatıyla Türkiye de dayatmadan başka bir şey yapamaz. Bu arada Kıbrıs meselesinin halli için girişimlerin durması değildir istediğimiz, ama Rumlar'a bu yücelik verildikten sonra Rumlar'la müzakere edecek, pazarlık yapacak bir konumumuzun kalmadığını görerek bu Rumlar'ı bu yüceliğe çıkarmış olanlara 'eşitliği sağlayınız, Rumlar'a artık bütün Kıbrıs'ın hükümeti olamayacaklarını söyleyiniz' denmesi lazım. Türkiye'nin bunda ısrar etmesi lazım. Yoksa adam AB'ye girmiş artık önünde hiçbir engel yok benimle anlaşma yapacak, yapar mı? Şartlarını empoze edecek.

- Peki bundan sonra ne yapılmalı?

Hak müdafaa edilirse edilir. Edilmezse... Biz Kıbrıs'ı aldık, bitirdik, tanımıyoruz bu hakları filan dediklerinde, yani

1 Mayıs'tan sonra Türkiye'nin ne yapacağına bağlıdır. Türkiye, Güney'i aldınız ama Kuzey'i asla alamazsınız, ben AB'ye girmeden olmaz, benim bu uluslararası hakkımdır diyecek, demeli. Yoksa aman efendim madem ki önleyemedik siz de boyun eğin de girin mi diyecek?

YENIDUZEN 11/11/03

Gül umut verdi, umut aldı

Gül, Türkiye-AB Troykası toplantısında, 'Kıbrıs'ta 2004 Mayıs'ına kadar çözüm için ümitliyim. Üzerimize düşenleri yaparız' dedi. Verheugen'e göre 'Türkiye hedeflere giderek yaklaşıyor'

12/11/2003 RADIKAL

AA - ROMA - Avrupa Komisyonu' nun 2003 Türkiye raporunu açıklarken Kıbrıs'ta çözümü 'siyasi şart' olarak koyması sonrasında, hükümetle AB arasındaki ilk buluşma, dün Roma'da gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB Troykası-Türkiye toplantısında, AB'nin genişlemesinin mühürleneceği Mayıs 2004'e dek Kıbrıs'ta çözüm için umut ışığı yaktı ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağının belirleneceği Aralık 2004'e dek reformları uygulama sözü verdi.
Toplantıya bugünkü Dönem Baş
kanı İtalya'nın Dışişleri Bakanı Franco Frattini, yeni yılda dönem başkanlığını üstlenecek İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve Ortak Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile Dışişleri Bakanı Gül katıldı.

Verheugen moral verdi
Ortak basın toplantısında, Verheugen görüşmelerin 'son derece yapıcı' geçtiğini belirterek Türkiye'ye moral verdi: "Üyelik süreci bağlamında, Türkiye, komisyonun belirttiği hedeflere giderek yaklaşıyor. Reformların gerek niteliğinde gerekse hızında belirgin iyileşme gözleniyor." Frattini, Kıbrıs'ın da gündeme geldiğini belirterek, "Türkiye'den Kıbrıs sorununun çözümü için yardımcı olmasını istedik. Türkiye bu talebe olumlu tavır sergilemektedir" dedi. İt
alyan Bakan "Türkiye'nin istikrara kavuşması gereken bir bölgede ne denli önemli rolü olduğunu hepimiz biliyoruz" vurgusu yaptı. Gül ise "Türkiye'deki reformların Avrupa tarafından fark edilmesi sevindirici. İlerleme Raporu'nda reformların övgüyle karşılanmasından dolayı teşekkür ettim. Bazı gözden kaçan yanlışları kendilerine ifade ettim. Bunları daha sonra rapor olarak kendilerine sunacağız" diye konuştu.

Gül: Gerçekçi olmalıyız
Avrupalı meslektaşlarına Kıbrıs'ın siyasi kriterlerle ilgili bir mesele olmadığını belirttiğini ve bunun kabul gördüğünü söyleyen Gül, şöyle konuştu: "Bununla birlikte Türkiye Kıbrıs'ta çözümden yana. Bu konuda gerçekçi olmamız gerektiğinin farkındayız. Adadaki gerçekleri nazarı itibara alarak bir uzlaşma zemini oluşturulmasını a
rzuluyoruz. Ancak uzlaşma iki taraflıdır. Türk kesimindeki demokratik seçimler sonrasında temennimiz sorunun uzlaşmayla çözümlenmesi" açıklamasını yaptı.
Kıbrıs'ta Mayıs 2004'e dek çözüm konusunda ümitli olduğunun vurgulayan Gül, 'çözüm Annan Planı çerçev
esinde mi olacak' sorusunu "BM'nin gayretlerini destekliyoruz. Çözüm için üzerimize düşeni yaparız" diye yanıtladı.
Gül, Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği'nde onuruna verilen yemekte de, bir-iki ay içinde reform uygulamaları açısından önemli adımlar atacakla
rını belirterek "MGK, RTÜK ve Sayıştay gibi kurumlarla ilgili yeni yönetmeliklere son noktalar konulmak üzere. Bunlar tamamlanır tamamlanmaz yürürlüğe girecek" diye konuştu.

'Herkes böyle olsa...'
Verheugen ise daha sonra düzenlediği basın toplantısında, Türk hükümetini AB'ye üyelik sürecinde attığı adımlardan dolayı övdü. AB yetkilisi, "İlk defa bir ülke demokraside, insan haklarında, her yönüyle tüm şartları yerine getirmek için adımlar atıyor. Herkesi böyle görmek istiyoruz" diye konuştu. 11 Eylül'ün a
rdından Türkiye'nin hem İslam hem Batı kriterlerini birlikte yaşayan bir ülke olarak çok önemli olduğunu belirten Verheugen, "Türkiye Avrupa'nın savunma ve güvenlik politikasında önemli partnerimiz, ama reformlar uygulanmadan sadece savunma ve güvenlik Türkiye'nin AB'ye alınması için bir sebep olamaz" ifadelerini kullandı.
Verheugen, Kıbrıs 'şartını' da "Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'tan önce çözülmesi çok önemli. Birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesi, Kıbrıslı Türklerin de yararına olacaktır. Kıbrıs'ta çözümsü
zlük Türkiye için çok önemli bir engeldir. Önkoşul değil ama siyasi bir gerçektir" diye değerlendirdi.

Ak Kıbrıs kara gün içindir

Perihan Mağden

12/11/2003 RADIKAL

Kıbrıs mevzuunda Askeriye'nin en tepesinin, tepesi atmış bir biçimde, en hakiki duygu ve düşünmecelerini ifade etmesi çok hayırlı oldu.
Hani Ege Ordu Komutanı vari bir mevkiden geldiğinde ya da Emekliye Ayrılan Komutan Sendromları'yla yüzleştiğimizde koştura koştura sığınmaya pek düşkün olduğumuz: 'Bu o komutanın şahsi görüşüdür, Askeriyemiz'i
n tamamını bağlamaz,' hanı, artık, yüzümüze kapılarını şaklatmış oldu!
Kapandı. Kapanmış, oldu.
Askeriyemiz'in bizzat en tepesi, Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini, savaşmak ve ambargoları göze almak dahil, çok sarih ve veciz bir şekilde, belirtmiş oldu
.
Vatana, millete hayırlı olsun.
Hatta gerçek bir demokrasi içinde yaşıyor olsak 'Al bir kaya, nerene dayarsan daya' -diye de yorumlanabilirdi bu aşırı hassasiyetin yarattığı aşırı kararlılığın aşırı dışavurumu.
Ama bizim her şeyi içine sindirmeye mukte
dir Çıfıt Çarşısı Demokrasimiz bu şiddetli görüşleri de, müthiş elastikiyetiyle içine sindirmeye muvaffak olacaktır, hiç kuşkunuz olmasın.
Biliyorsunuz, biz Radikal yazarları da, Askeriyemiz'in basınımızdaki sözcüsü ve gözcüsü -aynı zamanda Radikal'in en
ciddi eleştiricisi- olan beyle, aynı gazetede yazabiliyor olmanın, haklı gönenciyle gönen gönen göneniyoruz.
Ne kadar iftihar etsek böylesine bir çokçokseslilikle, o kadar az kalır yani.
Yetmez, sesimiz 1 kere.
Bilmiyorum aralık ayına kadar Sn. Denktaş'ın Orta Anadolulara dağıttığı Kıbrıs pasaportlarının sayısı, seçimi kazasız belasız atlatabilmesine yetecek mi?
Dünyada, hiçbir ülkenin tanımadığı bir konumda olma ayrıcalığına sahip Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ne güzel bir floş royal olarak, nasıl da yakıştı Status Quo'nun Bekçileri'nin beyaz eldivenli ellerine.
Bunca yıldır bacaklarının altında sakım sakım sakladıkları Kıbrıs kartlarının, bu denli işlerine yarayacağını; Türkiye'yi mevcut ekonomik ve politik köşesine hapsedebilmek üzere sonsuza dek, onların
güzel zihinleri bile tam olarak tahayyül edemezdi.
Ama işte yer, bir nevi yerinden oynar ve kırmızı, uzun halılar tam da altlarından onlara ait olması gereken yere kadar çekilirken, HAYIR! diyebilme fırsatını yakalamış oldular.
"Halılar bizim istediğimi
z uzunlukta serili olmalı ayağımızın altında. Bir uçtan diğer uca. Tüm demokrasi ve insan haklarının üstünde."
Şimdi en güzeli, en şık olanı; Kıbrıs Halkı'nın Denktaş'a yancı partilere oylarını vermesidir.
40 yıldır müzakerecilikle yatıp müzakerecilikle
kalkmış olan bu tontonton yaşlı adam, ordinaryüsü olduğu Çözümsüzlük Sanatı'ndan alıkonulursa, ne yapar sonra?
Onun yaşayacağı ağır düşkırıklığını göze alacak kadar nankör müyüz yoksa?
Ayrıca modelden sıkılıp daha gelişmişine binmek isteyenler için, Oğul
Denktaş'ın partisi var.
Baba-oğul ne de güzel oynarlar, oyalanırlar, oyalarlar Rum Tarafı'yla.
Hoş tüm bunlar için vakit kalmadı.
Denktaş, Annan Planı'yla fazlasıyla oynadı.
Tüm zaman çizelgelerini çiklet etti.
Kıbrıs'ın Rum Tarafı, çok yakında Avrup
a Birliği üyesi.
Böylesi tek başına, her türlü uluslararası onaydan yoksun, hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan konumu; Kıbrıslılar içine sindirecek mi, sindirmeyecek mi?
Sonuç olarak milletler hakikaten de layık oldukları biçimde yönetiliyorlar.
Layıklars
a, Askeriyeleri tarafından.

Gül: Kıbrıs'ta yeni açılım yok

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC ziyareti sırasında Kıbrıs konusuna ilişkin yeni bir açılım olmayacağını söyledi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrılışı sırasında gazetecilerin, Erdoğan'ın ziyareti sırasında yeni bir açılım olup olmayacağını sorması üzerine, ''Hayır yok. Sadece bir yıldönümü ziyareti olacak'' diye konuştu.

Irak'ta çatışmaya giren ABD ile terör örgütü PKK güçleri arasında bir esir değişimi olu
p olmadığının sorulması üzerine de Gül, kendilerine böyle bir bilginin gelmediğini kaydetti.

Dışişleri Bakanı Gül, AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda türban konusuna yer verilmemesinden dolayı kendisinin Komisyonu eleştirdiğine ilişkin haberlerin hatır
latılması ve böyle bir eleştiride bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, ''Hayır hiç alakası yok'' yanıtını verdi.

HURRIYET 12/09/2003

Yunan dışişlerinde paket çözüm endişesi

Yunan dışişleri, Türk hükümetinin Aralık 2004 öncesinde hem Kıbrıs hem de Ege anlaşmazlıkları hakkında bir paket çözüm önermesinden endişe ediyor.

Atina
NTV

12 Kasım 2003 — Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs-Türkiye dairesi tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’nin bu dönemde Yunanistan ile ilişkilerde gerginlik yaratması ihtimalinin bulunmadığı belirtildi.

Bazı bölümleri Ta Nea gazetesinde yayınlanan raporda “Gerginlik politikasının benimsenmemesi, Türkiye’deki askerlerin Ege’de baskı politikasını terkedecekleri anlamına gelmiyor” denildi.
Raporda, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, üyelik müzakerelerinin başlaması için Türkiye’ye tarih verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağı Aralık 2004 öncesinde “Kıbrıs ve Ege ile ilgili bir paket çözüm sunması
tehlikesi bulunduğu” da kaydedildi.

SECIMDEN SONRA COZUM

'ANNAN PLANI ÜZERİNDE YENİ BİR ÇALIŞMA YAPILIYOR'... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı'nda Annan Planı üzerinde yeni bir çalışma yapıldığını belirterek, 'Kalıcı, sürekli ve gerçekçi bir çözüm için makul hazırlıklarımız var. Avrupa kültürünün en önemli unsurlarından biri uzlaşı yeteneğidir. Uzlaşı, sadece bir tek tarafın çabası ile olmaz. İki tarafın da çaba göstermesi gerekir. Biz bu konuda üzerimize düşeni yapıyoruz. Ancak Rum tarafının da çaba göstermesi gerekir' diye konuştu

ÇÖZÜMÜN AYRINTILARI AÇIKLANMADI... Gül, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümden yana olduğunu yineleyerek şöyle konuştu: 'Bu konuda gerçekçi olmamız gerektiğinin farkındayız. Adadaki gerçekleri nazarı itibara alarak bir uzlaşma zemini oluşturulmasını arzuluyoruz. Ancak uzlaşma iki taraflıdır. Türk kesimindeki demokratik seçimler sonrasında temennimiz sorunun uzlaşmayla çözümlenmesidir.' Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun çözümünde Mayıs 2004'e kadar bir sonuca ulaşma konusunda umutlu olduğunun altını çizdi ancak çözümün ayrıntılarına girmedi

'ÇOK FARKLI İSTİKAMETLERE SÜRÜKLENEBİLİRİZ'... 2004 yılında Türkiye açısından tarihi bir fırsat bulunduğunu belirterek, bu kritik fırsatın değerlendirilmemesi durumunda gelişmelerin Türkiye'yi, 'çok farklı istikametlere sürükleyebileceği' uyarısında bulunan Gül, şu değerlendirmeyi yaptı: 'Bugün AB'yi destekleyenler yarın desteklemekten vazgeçebilirler. Özel durumumuza dönük olarak devamlı yeni gerekçeler oluşturmaya çalışırsak, ummadığımız istikametlere gidebiliriz. Çağdaş ülkelerin üzerine çıkalım derken bunun üzerine uzağına düşebiliriz.'

KIBRIS 12/11/2003

Denktaş: İstediklerimizin içine girmesi halinde Annan Planı'nı müzakere ederim

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin ve KKTC'nin Kıbrıs konusunda neler yapılabileceğine ilişkin bir çalışma yaptığını, Kıbrıs konusunda 'yeni bir pencere açılacağını' bildirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş, iki halk, iki devlet, iki egemenlik, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin Annan Planı'nın içine girmesi halinde planı müzakere edeceğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, Bayrak Televizyonu'nda yayımlanan Akis programında yaptığı açıklamada, 'Annan Planı'nı hemen imzalarım' diyenlerde bir değişiklik olduğunu ve bu kesimlerin şimdi 'müzakere ederiz' dediklerine işaret ederek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, planın çerçevesinin dışına çıkılamayacağını', Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un da 'felsefeyi değiştiremezsin' dediğini anımsattı ve 'Neyi müzakere edecekler bilmiyorum' dedi

KIBRIS 12/11/2003

Denktaş, seçimleri muhalefetin kazanması halinde, müzakereci olmaktan vazgeçecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, muhalefetin, 14 Aralık'ta yapılacak genel seçimleri büyük oy farkıyla kazanması halinde, çıkmaza giren barış görüşmelerinde müzakereci olmayacağını söyledi. Denktaş, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, seçimleri, Annan Planı'na karşı çıkmasını destekleyen partilerin kazanacağına emin olduğunu belirtti. Denktaş, 'Muhalefetin büyük çoğunlukla kazanması, halkın bana olan güvenini yitirdiği anlamına gelir. Bu durumda niye burada kalıp zamanımı harcayayım? Ancak bunun olmayacağını biliyorum' dedi. Denktaş, kamuoyu yoklamalarının, mevcut koalisyon hükümetinin, parlamentodaki çoğunluğunu artıracağını gösterdiğini kaydetti. KKTC cumhurbaşkanı, uluslararası toplumun, Annan Planı'nı tek çözüm yolu olarak göstermesi nedeniyle Kıbrıs'ın mayıs ayına kadar gerçek bir birleşme şansı bulunmadığını ifade etti.

KIBRIS 12/11/2003

Gül, Mayıs’tan önce çözümde umutlu

Türkiye Dışişleri Bakanı abdullah Gül, Kıbrıs konusunda Mayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma hususunda ümitli olduğunu söyledi

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda Mayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma hususunda ümitli olduğunu söyledi.

İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan Türkiye-AB Troykası toplantısı sona erdi.

A.A’nın haberine göre TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, İrlanda Dışişleri Bakanı Brian Cowen, AB Ortak Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Gül, görüşmede, AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’nda, Türkiye’deki reformların övgüyle karşılanmasından dolayı kendilerine teşekkür ettiğini söyledi.

Türkiye’nin reformları uygulama konusundaki kararlılığını vurguladığını ifade eden Gül, Kıbrıs konusunda da, Mayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma hususunda ümitli olduğunu belirtti.

VERHEUGEN: KIBRIS BİR ÖN KOŞUL DEĞİL, SİYASİ GERÇEK

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye’nin AB üyeliği süreci konusunda, “ilk defa bir ülkenin her yönüyle tüm demokratik adımları attığını” söyledi.

Verheugen, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün katıldığı Türkiye-AB Troykası toplantısı sırasında, Roma’daki Avrupa Parlamentosu binasında düzenlediği basın toplantısında, Türk hükümetini, AB üyelik süreci çerçevesinde attığı adımlardan dolayı övdü.

Verheugen, “İlk defa bir ülke demokrasi olsun, insan hakları olsun, her yönüyle tüm demokratik şartları yerine getirmek için adımlar atıyor. Herkesi böyle görmek istiyoruz” dedi.

AB Komisyonu’nun ilerleme raporunda yer alan Kıbrıs konusuna da değinen Verheugen, “Biz BM’nin önerdiği çözümü kuvvetle destekliyoruz. Kıbrıs sorununun 1 Mayıs’tan önce çözülmesi çok önemli. Birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesi, Kıbrıslı Türklerin de yararına olacaktır. Bu siyasi bir gerçektir. Türkiye de bunu böyle bilmelidir. Kıbrıs’ta çözümsüzlük Türkiye için çok önemli bir engeldir. Ön koşul değil ama siyasi bir gerçektir” görüşünü savundu.

FRATİNİ: TÜRKİYE’DEN ÇÖZÜM İÇİN YARDIMCI OLMASINI TALEP ETTİK

Türkiye’de yapılan reformları olumlu bir gelişme olarak niteleyen İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, toplantı sırasında gündeme gelen güvenlik, savunma ve kitle imha silahlarıyla mücadele konularında taraflarla Türkiye arasında görüşbirliği bulunduğunu belirtti.

Frattini, Türkiye’nin bölgedeki istikrar açısından da önemli bir ülke olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

“Türkiye’nin istikrara kavuşması gereken bir bölgede ne denli önemli role sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Irak’ın istikrarının yanı sıra Türkiye’nin bölgedeki komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmasını da sevinçle karşılıyoruz. Özellikle Suriye ile ilişkilerde Türkiye olumsuz bir dönemi geride bırakarak, komşuluk ilişkilerini giderek daha iyi bir noktaya doğru götürmektedir. Bölgedeki barış için önemli ilkelerden biri olan Suriye ile Türkiye’nin ilişkilerinin iyileşmiş olması olumlu bir faktör.”

KIBRIS GÜNDEMİN EN ÖNEMLİ KONULARINDAN

AB dönem başkanı İtalya’nın Dışişleri Bakanı Frattini, toplantıda, Kıbrıs sorunun da gündeme geldiğini söyledi.

Frattini, “Avrupalılar olarak Türkiye’den Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması için yardımcı olmasını talep ettik. Zira bu sorunun çözülmesine büyük önem veriyoruz. Türkiye de bu talebimize karşılık olumlu bir tavır sergilemektedir” dedi.

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, görüşmeler sırasında Avrupalı meslektaşlarına Kıbrıs’ın siyasi kriterlerle ilgili bir mesele olmadığını belirttiğini ve bunun onlar tarafından da kabul edildiğini söyledi.

Gül, bununla birlikte Türkiye’nin Kıbrıs’ta çözümden yana olduğunu belirterek, “Bu konuda gerçekçi olmamız gerektiğinin farkındayız. Adadaki gerçekleri nazarı itibara alarak bir uzlaşma zemini oluşturulmasını arzuluyoruz. Ancak uzlaşma iki taraflıdır. Türk kesimindeki demokratik seçimler sonrasında temennimiz sorunun uzlaşmayla çözümlenmesi” diye konuştu.

Abdullah Gül, Kıbrıs sorunun çözümünde Mayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma konusunda ümitli olduğunun altını çizdi. Gül, çözümün ayrıntılarına ise girmedi.

Bir gazetecinin, “çözüm Annan Planı çerçevesinde mi olacak” şeklindeki sorusuna karşılık, “BM’nin gayretlerini desteklediğimizi herkes biliyor. Çözüm için üzerimize ne düşerse yaparız. Ancak bu tek taraflı olmaz. Her iki tarafın da uzlaşmaya yanaşması gerekir” dedi.

HALKIN SESI 12/11/2003

Seçimden sonra ciddi bir anlaşma

Gül: Kıbrıs’ta seçimlerden sonra, sorunun çözüme kavuşturulması için çok ciddi şekilde anlaşma gayreti içine girilecektir

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs’taki seçimlerden sonra adadaki sorunun çözümü için yeni bir hamle başlatacaklarının sinyalini verdi.

Gül, "Seçimlerden sonra, sorunun çözüme kavuşturulması için çok ciddi şekilde anlaşma gayreti içine girilecektir. Aynı gayreti Rum kesiminin de göstermesini bekliyoruz” dedi.

Bu çözümün Annan Planı çerçevesinde olup olmayacağı sorusuna ise Gül, “Gerçekçi olmamız gerektiğinin bilincindeyiz” yanıtını verdi.

Gül, Kıbrıs’taki seçimlere ilişkin de şunları söyledi:

“KKTC, öteden beri demokratik yapısıyla dikkati çekmiştir. Nitekim, bu seçimlerden önce de uluslar arası kuruluşlardan dileyen herkesin gözlemci gönderebileceği açıkça belirtilmiştir. Seçimlerin demokratik ortamda cereyan edeceğinden eminiz.”

DENKTAŞ: GÜL’ÜN MESELENİN HALLİ İÇİN UĞRAŞ VERECEĞİ HABERİ GERÇEK MESAJDIR

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “Kıbrıs meselesinin halli için uğraş vereceği” haberinin kendilerini memnun ettiğini belirterek, “Bu gerçek mesajdır. Çünkü Türkiye, Kıbrıs meselesi hallolsun diye, Kıbrıs Yunanistan’ın kolonisi gelmesin diye evlatlarını feda etmiştir. Bunun sorumlusu da Yunanistan’dır. Bunları bilerek durumu değerlendirelim” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soru üzerine, Türkiye’nin Kıbrıs meselesinin halli için daima elinden geleni yaptığını, daima fedakarlıkta bulunduğunu kaydederek, yardımcı olmayan tarafın daima Yunanistan’ın olduğunu vurguladı. Yunanistan’ın Rumları “meşru hükümetmiş” gibi desteklemek suretiyle meselenin hallini engellediğini söyleyen Denktaş, Rumların “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni gasp politikasından vazgeçmeleri, Kıbrıs Türklerini eşit, egemen ortakları olarak görmeleri, iki kesimliliği kabul etmeleri halinde meselenin kolaylıkla halledilebileceğini yineledi. Denktaş, “Biz buna daima hazır olduk. Yardımcı olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

HALKIN SESI 12/11/2003

2004 Çözüm yılı

Gül : “Seçimlerden sonra çözüm arayışı’

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs’taki seçimlerden sonra adadaki sorunun çözümü için yeni bir hamle başlatacaklarının sinyalini verdi.

Gül, “Seçimlerden sonra, sorunun çözüme kavuşturulması için çok ciddi şekilde anlaşma gayreti içine girilecektir. Aynı gayreti Rum kesiminin de göstermesini bekliyoruz" dedi.

Bu çözümün Annan Planı çerçevesinde olup olmayacağı sorusuna ise Gül, “Gerçekçi olmamız gerektiğinin bilincindeyiz” yanıtını verdi.

Gül, Kıbrıs’taki seçimlere ilişkin de şunları söyledi:

"KKTC, öteden beri demokratik yapısıyla dikkati çekmiştir. Nitekim, bu seçimlerden önce de uluslararası kuruluşlardan dileyen herkesin gözlemci gönderebileceği açıkça belirtilmiştir. Seçimlerin demokratik ortamda cereyan edeceğinden eminiz.”

“Kıbrıs 2004’te çözümlenebilir”

İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan Türkiye-AB Troykası toplantısında, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’yle ilgili yayınladığı ilerleme raporu ve Kıbrıs konusu gündeme geldiToplantıdan sonra yapılan ortak basın açıklamasında konuşan Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye’nin Kıbrıs’ta çözümden yana olduğunu belirterek, Kıbrıs sorunun çözümünde Mayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma konusunda ümitli olduğunun altını çizdi

İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan Türkiye-AB Troykası toplantısı sona erdi. AB Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’nun yayınlanmasının ardından Türkiye ile AB arasındaki ilk buluşma niteliğindeki toplantıya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, İrlanda Dışişleri Bakanı Brian Cowen, AB Ortak Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen katıldı.
Türkiye-AB Troykası toplantısından sonra yapılan ortak basın açıklamasında konuşan Frattini, dönem başkanı olarak Türkiye’nin AB ü
yeliğini kararlı biçimde desteklediklerini yineledi. Türkiye’de yapılan reformları olumlu bir gelişme olarak niteleyen Frattini, toplantıda, Kıbrıs sorunun da gündeme geldiğini söyledi.

Frattini: “Türkiye’nin tavrı olumlu
"
Frattini, “Avrupalılar olarak Türkiye’den Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması için yardımcı olmasını talep ettik. Zira bu sorunun çözülmesine büyük önem veriyoruz. Türkiye de bu talebimize karşılık olumlu bir tavır sergilemektedir” dedi.

Gül: “Türkiye uzlaşmadan yana”
Dışişleri Bakanı Gül de, görüşmeler sırasında Kıbrıs’ın siyasi kriterlerle ilgili bir mesele olmadığını belirttiğini kaydetti. Gül, bununla birlikte Türkiye’nin Kıbrıs’ta çözümden yana olduğunu belirterek, “Bu konuda gerçekçi olmamız gerektiğinin farkındayız. Adadaki gerçekleri nazarı itibara alarak bir uzlaşma zemini oluşturulmasını arzuluyoruz. Ancak uzlaşma iki taraflıdır. Türk kesimindeki demokratik seçimler sonrasında temennimiz sorunun uzlaşmayla çözümlenmesi” diye konuştu.
Abdullah Gül, Kıbrıs sorunun çözümünde M
ayıs 2004’e kadar bir sonuca ulaşma konusunda ümitli olduğunun altını çizdi.

Verheugen: “Mayıs’tan önce çözülmesi önemli”

Üyelik sürecinde Türkiye’nin komisyonun belirttiği hedeflere giderek yaklaştığını ifade eden Verheugen ise, Kıbrıs konusunda, “Biz BM’nin önerdiği çözümü kuvvetle destekliyoruz. Kıbrıs sorununun 1 Mayıs’tan önce çözülmesi çok önemli. Birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesi, Kıbrıslı Türklerin de yararına olacaktır. Bu siyasi bir gerçektir. Türkiye de bunu böyle bilmelidir. Kıbrıs’ta çözümsüzlük Türkiye için çok önemli bir engeldir. Ön koşul değil ama siyasi bir gerçektir” görüşünü savundu

YENIDUZEN 12/11/2003

Denktaş: ''Kaybedersek çekilirim''

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık’ta yapılacak genel seçimleri muhalefetin büyük oy farkıyla kazanması halinde müzakerecilik görevinden vazgeçeceğini söyledi.

Denktaş: “Kaybedersek çekilirim”

Denktaş, “Muhalefetin büyük çoğunlukla kazanması, halkın bana olan güvenini yitirdiği anlamına gelir. Dolayısıyla neden burada kalıp zamanımı harcayayım? Ancak (seçimlerde) bunun olmayacağını biliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “ancak muhalefetin seçimleri kazanması ve 1960 uluslararası

anlaşmalarına aykırı olan Annan Planı’nı imzalamaya kalkması durumunda, muhalefetle mücadelesini hukuksal zeminde yürüteceğini” de iddia etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Reuters muhabiri Gill Tudor’a dün bir mülakat vererek, KKTC’deki seçim sürecini ve Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi.

Seçimleri, Annan Planı’nı reddedişini destekleyen partilerin kazanacağından emin olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, kamuoyu yoklamalarının, mevcut koalisyon hükümetinin, parlamentodaki çoğunluğunu artıracağını gösterdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, uluslararası toplumun, Annan planını tek çözüm çerçevesi olarak göstermesi nedeniyle Kıbrıs’ın Mayıs ayına kadar yeniden birleşme şansı bulunmadığını da ifade etti.

Annan Planı’nın kendilerine, “kabul et veya bırak” temelinde sunulduğunu kaydeden Denktaş, arabulucuların, planın temel felsefesinde değişiklik yapması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, aksi takdirde 1 Mayıs’a kadar bir çözüm beklemenin boşuna olacağını belirtti.

YENIDUZEN 12/11/2003

Askerden 'AB içinde Kıbrıs'ta güvence' formülü

Murat Yetkin

Kıbrıs konusunda yakında ciddi bir hareketlilik yaşanacak

13/11/2003 RADIKAL

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 9 Kasım'da Radikal'de yayımlanan sözleri, Kıbrıs konusunda yeni pencereler açtı. Öncelikle, Özkök'ün Kıbrıs'ta konuşlanacak hasmın (ki bunu Yunanistan diye okuyabiliyorduk) Anadolu'nun doğusuna savaş uçaklarıyla erişebilir olmasından endişe dile getirmesi ilginçti. Özkök, Kıbrıs'ın hasım gücün kontrolüne geçmesiyle "Türkün Anadolu'ya hapsedilmesi" sürecinin tamamlanacağını, 8 Ocak 2003'te Gazi Orduevi'ndeki konuşmasında söylemişti.
Böylece, neyi kastettiğini açıklamış oluyor.
Ama bu açıklamanın altında başka mesajların saklı olduğu da görülebiliyor.
Neticede Yunanistan eğer Türkiye'nin doğusuna, GAP bölgesi ve petrol boru hatları, dolum tesisle
rine hava akınları yapmak isterse, bunu Kıbrıs'ta kalıcı üsleri olmadan da, örneğin havada yakıt ikmal tankerleri alarak, kiralayarak da yapabilir. Günümüz teknolojisiyle ve para ile mümkün.
Kaldı ki, general Özkök hiçbir Avrupalının (herhalde Özkök, Yuna
nistan'ın da Avrupa'nın, Avrupa Birliği'nin bir parçası olduğuna vurgu yapmak istiyor) Kıbrıs'a gelip, savaşıp öleceğini de düşünemeyeceğini söylüyor. Genelkurmay Başkanı, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde (Yunanistan gibi NATO üyesi olan) Türkiye'ye uluslararası askeri müdahale imkânı da görmüyor, "Düzene girdi o konu" diyor.
Demek ki, Kıbrıs konusunda önemli bir güvenlik gerekçesi olarak gösterdiği
"Hasım uçakların Anadolu'nun derinliklerine ulaşması, Türkiye'nin ablukaya alınması" gibi
savaşa yol açacak gelişmelere aslında pek ihtimal vermediğini de söylemiş oluyor.
Demek ki, Özkök daha geniş, daha derin bir mesaj vermek istiyor.
Bu mesajın ne olduğunu, 'uçak' bölümünün son cümlesi ile çözmeye çalışmak mümkün: "Türkiye AB'ye katılınca
bunlar ortadan kalkar deniyor."
Belli bir kuşku tonu içermekle birlikte, Genelkurmay Başkanı, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci ile birlikte ele alınmasının, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin güvenlik endişelerini de gidereceğini söylüyor.
Bu
çerçevede, bir anlaşma olacaksa, Türkiye'nin Kıbrıs'ta tıpkı İngiltere gibi AB müktesebatı dışında üsler bulundurmak isteyeceği sonucuna varmak da mümkün. Oysa Annan Planı'nda, adada Türk askeri varlığının Türkiye AB üyesi olana kadar sürebileceği yazılıyor. Demek ki, Kıbrıs'ta gerçek çözümün Türkiye'nin de AB üyesi olmasıyla bulunacağına inanan Türk Silahlı Kuvvetleri, AB üyesi olduktan sonra da, belli bir askeri gücü, AB egemenliği dışında adada tutmak istiyor.
Genelkurmay Başkanı Özkök buna İngiltere'y
i örnek gösteriyor. Bu, doğal olarak, Yunanistan da Kıbrıs'ta böyle bir üsse sahip olabilir demektir.
Alternatifi, Kıbrıs'ın (İngiltere dahil) bütünüyle askerden arındırılması demektir ki, gerek Kıbrıs'ın coğrafi konumu, gerekse Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'i
n siyasi gerilim ortamı içinde bu önerinin kabul göreceğini düşünmek zor. Özkök, Kıbrıs'ta yaşayabilir çözüm için tıpkı 1960 anlaşmasını andırır biçimde, 1960 garantörlerinin adada belli bir gücü bulundurmasının güvenlik endişelerini giderici olduğu tezini Radikal'deki söyleşiyle ortaya atmış görünüyor. Bu yeni bir siyasi pazarlık, müzakere pozisyonu olabilir.
Özkök'ün bu açıklamayı yaptığı tarih de önemli. Önce 14 Ekim'de Yunanistan'ın Elefterotipia gazetesinde yayımlanan demecinde, Türkiye'nin AB üyelik
sürecinin başlamasıyla Kıbrıs (ve Ege) sorunlarının da kısa sürede çözüm yoluna gireceğini söylüyor. Ardından 5 Kasım'da AB'nin
İlerleme Raporu yayımlandı. Rapora ek strateji belgesinde Türkiye'nin AB üyeliği ilk kez yazılı olarak Kıbrıs sorunuyla ilişkil
endirildi. Onun ardından da Genelkurmay Başkanı Özkök'ün bu açıklaması geldi.
Özkök'ün Kıbrıs konusunda söyleyeceklerini tamamladıktan sonra, "Kıbrıs'ta hiçbir zaman çözümsüzlük istemedik" demesi de basmakalıp bir sözün tekrarı olarak alınmamalı.
Başbaka
n Tayyip Erdoğan dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Dışişleri yetkilileriyle daha önceden planlanmamış bir toplantı yaptı. Erdoğan 15 Kasım'da KKTC'nin kuruluş yıldönümü için Kıbrıs'a gidecek. Muhtemelen 14 Aralık seçimlerini düşünerek "Yeni bir şey söylemeyeceğim" diyor, muhtemelen söylemeyecektir.
Ama Kıbrıs konusunda yakında ciddi hareketlilik görülebileceğine dair işaretler var. Bu hareketliliğin sonuç getireceğine dair işaretler ise henüz yok.

Loizidu için son uyarı

13/11/2003 RADIKAL

AA - STRASBOURG - Avrupa Konseyi'nin büyükelçiler seviyesinde toplanan delegeler komitesi, ara kararla 'Türkiye'nin AİHM kararı gereği, Kıbrıslı Rum kadın Titiana Loizidu'ya maddi tazminatı en geç 19 Kasım tarihine kadar ödemesini' istedi. Komite, dünkü toplantısı sonunda yayımladığı kararda, Türkiye'nin AİHM kararı gereği tazminat ödememesini sert bir dille eleştirdi ve 19 Kasım'a dek süre verdi. Kararın koşulsuz yerine getirilmesi talep edildi. Kararda, 'AİHM kararına uymaması halinde, Bakanlar Komitesi'nin Türkiye aleyhine gerekli tedbirleri alacağı' uyarısında bulunuldu.

'12 Eylül darbesinden sonra en ciddi kriz'
Konsey yetkilileri Loizidu davasında gelinen aşamayı '12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'yle yaşanan en ciddi kriz' olarak tanımlarken alınabilecek önlemlerin 'AKPM bünyesindeki Türk parlamenterler heyetinin oy hakkının elinden alınmasına kadar' gidebileceği uyarısını yaptı. İhraç olasılığı ise gündeme getirilmedi.
Türkiye, temmuzdaki toplantıda, AİHM elindeki benzeri davaları KKTC iç hukukuna yönlendirir
se 900 bin dolar olarak biçilen tazminatı bir defalığına olmak üzere yerine getireceğini duyurmuştu. Türkiye bu konudaki çekincelerini içeren tek taraflı bildiriye delegeler komitesi sonunda çıkacak karar metninde ısrarla atıfta bulunulmasını talep etmişti. Ancak başta Yunan ve Rum heyetler olmak üzere AB ülkelerinin de itirazları sonunda ekim başındaki toplantıdan sonuç alınamamıştı. Türkiye'nin çekincelerinin başında Loizidu tazminatının emsal teşkil etmemesi geliyor. Ankara ayrıca tazminatı ödeme niyetinin, Rum kesimini tanıdığı anlamına gelmediğini de vurgulamak istiyor.

Erdoğan yarın KKTC'de

Devlet ve hükümet yetkilileri ile siyasi parti liderleri, KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere KKTC'ye gelecek.

Kutlama törenlerine Cumhurbaşkanlığı adına Genel Sekreter Kemal Nehrozoğlu, TBMM adına Başkanvekili İsmail Alptekin, Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek,MP Genel Başkanı Aykut Edibali ve beraberlerindeki heyetler katılacak.

Edibali adaya bugün gelirken, Nehrozoğlu, Alptekin, Baykal ve Perinçek yarın saat 15.00'te, Ağar da yine yarın saat 23.00'te KKTC'deolacak. Nehrozoğlu Cumartesi günü saat 19.00'da, Ağar Pazar günü saat 07.00'de, Alptekin, Baykal ve Perinçek Pazar günü saat 12.00'de, Edibali Pazar günü saat 19.00'da KKTC'den ayrılacak.

Başbakan Erdoğan'ın KKTC ziyareti ise günübirlik olacak. Erdoğan, KKTC'ye Cumartesi günü saat 10.00'da gelecek ve saat 20.45'te Türkiye'ye dönecek.

Devlet ve hükümet yetkilileri ile siyasi liderler, KKTC'nin kuruluş yıldönümü olan Cumartesi günü saat 11.30'da Lefkoşa Atatürk Anıtı'ndaki törene, saat 12.15'te Boğaz Şehitliği'ndeki törene, saat 13.20'de Anıttepe'deki törene, saat 14.00'te Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törene, saat 16.50'de de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Saray Otel'de vereceği iftar yemeğine katılacaklar.

Erdoğan ve Nehrozoğlu dışındaki konuklar, saat 20.00'de de Denktaş'ın Dome Otel'deki resepsiyonunda bulunacaklar.

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN GÖRÜŞMELERİ

Başbakan Erdoğan, Cumartesi günü Lefkoşa'daki törenin ardından saat 15.40'ta Denktaş'ı ziyaret edecek.

Erdoğan, iftar yemeğinin ardından saat 18.00'de KKTC Başbakanı, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'la bir araya gelecek. Erdoğan, bu görüşmenin ardından Saray Otel'de saat 18.30'da Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Birleşik Güçler Genel BaşkanıMehmet Ali Talat, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel ile görüşecek.

Başbakan Erdoğan, saat 19.00'da da Milliyetçi Barış Partisi (MBP) Eş Başkanları Ertuğrul Hasipoğlu ve Ali Rıza Görgün, Bizim Parti (BP) Genel Başkanı Okyay Sadıkoğlu ve Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu'yla bir araya gelecek.

YARINKİ PROGRAM

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Nehrozoğlu, TBMM Başkanvekili Alptekin, CHP Genel Başkanı Baykal, İP Genel Başkanı Perinçek ve MP Genel Başkanı Edibali, yarın saat 16.00'da Cumhurbaşkanlığı'nda KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, Başbakan Eroğlu ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la görüşecek.

Konuklar, görüşmenin ardından saat 16.51'de Eroğlu'nun Saray Otel'de vereceği iftar yemeğine, saat 19.30'da da Serter'in Girne'de Merit Crystal Cove Otel'de vereceği resepsiyona katılacaklar.

HURRIYET 13/11/2003

Kıbrıs için masa başına

Zeynel LÜLE-Ömer BİLGE/BRÜKSEL-LEFKOŞA

KKTC'deki seçimlerden sonra yeniden müzakerelerin başlatılması kararı alındı. Annan planının yeniden gözden geçirilmesi konusunda Ankara'da hazırlık yapılıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bu konuda Ankara'nın kararlı olduğunu AB'li muhataplarına iletti.

rk Hükümeti, KKTC seçimlerinden sonra BM nezdindeki müzakerelerin başlatılmasını sağlayacak. Seçimlere kadar bu konudaki sessizliğini koruyacak olan Ankara, 14 Aralık'ta yapılacak olan seçimlerden sonra BM Genel Sekreteri Annan'ın hazırladığı plan üzerinde yeniden görüşmeleri başlatacak. Planın ‘‘gözden geçirilmesi’’ halinde, kalıcı çözüm sağlanabileceğini düşünen Ankara, bunun için hazırlık içinde olduğunu AB'deki muhataplarına iletti.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Roma'daki muhataplarına, h
ükümetin 2004 yılının başından itibaren BM nezdindeki görüşmelerin başlatılması konusunda kararlı olduğunu iletti. Kıbrıs'ta Türkiye'nin samimi olarak çözümden yana olduğunu belirten Gül, ‘‘Masaya oturmak ve uzlaşmanın yolunu aramak gerekir. Biz elimizden geleni yapacağız. Bunun için Rumlara baskı yapmak da AB'ye düşüyor’’ şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan da, önümüzdeki günlerde KKTC'ye yapacağı ziyarette taraflara bu konuda Ankara'nın kararlılığının iletileceği bildirildi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denkta
ş ise, Kıbrıs sorunu konusunda yeni bir çalışma yapıldığını ve yakında ayrıntılarının açıklanacağını söyledi. Yeni bir pencere açılacağını belirten Denktaş, iki halk, iki devlet, iki egemenlik ve Türkiye'nin garantörlüğünün Annan planı içinde yer alması halinde planı yeniden görüşmeye hazır olduğunu da belirtti. Denktaş, 14 Aralık'taki seçimlerde muhalefetin açık farkla kazanması halinde ise görüşmecilik görevinden istifa edeceğini belirtti.

HURRIYET 13/11/2003

Denktaş: AB taviz istiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘Loizidu’ kararını Anahtar programı’nda Mithat Bereket’e değerlendirdi.

NTV-MSNBC

13 Kasım 2003— Denktaş, “Kararla Türkiye’yi Kıbrıs’ta tavize zorlamaya çalışıyorlar” dedi ve AİHM’nin tavrının kabul edilemez olduğunu söyledi. Rum kesiminin AB’ye üyelik tarihinin yaklaşmasıyla baskıların arttığına dikkat çeken Denktaş, Kıbrıs’ın Türkiye’den koparılmaya çalışıldığını kaydetti. Seçimlerden galip çıkacağından emin konuşan Denktaş, 2004 Mayısı’na kadar çözüm sağlanamamasının da felaket olmayacağını belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AİHM’nin, Türkiye’nin, Titina Loizidu’ya 900 bin dolarlık tazminatı 19 Kasım’a kadar ödemesine ilişkin kararını NTV canlı yayınında Mithat Bereket’e yorumladı.

Loizidu’nun, “Evime gidemiyorum” diyerek dava açtığını belirten Denktaş, o günden sonra çok şeyin değiştiğini ve sınırların açıldığını söyledi. Loizidu’nun, sınırların açılmasına rağmen “işgal bitmeden gitmem” diyerek tavrını ortaya koyduğunu kaydeden Denktaş, “Kıbrıs’ta yenilik var diye bakmıyorlar. Bu doğrudan doğruya Türkiye’yi Kıbrıs’ta tazminat ödemeye mahkum etmeye ve Kıbrıs meselesinde dışlamaya yönelik kabul edilemez baskıdır” diye konuştu.

KIBRIS’TAN SONRA KITA SAHANLIĞI GELİR’
Türkiye’nin taviz vermesi için baskıların artırıldığını belirten KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs teslim edilse bile Türkiye’nin üyeliğinin önüne başka engeller konacağını vurguladı. Denktaş, “Yunanistan Başbakanı Simitis’in şimdiden kıta sahanlığı sorununu gündeme getirmeye başladığını” kaydetti.
Rauf Denktaş, Annan planıyla, Ada’da iki halk bulunduğunun göz ardı edildiğini da söyledi. Avrupa’nın Kıbrıs’ın stratejik açıdan önemi yüzünden baskı yaptığını vurgulayan Denktaş, “Türk kamuoyu herhalde düşü
necektir. Kıbrıs çok önemli ki bizim elimizden almaya çalışıyorlar” diye konuştu.

‘MUHALEFETİN KAZANMASI MÜMKÜN DEĞİL’
Denktaş, muhalefetin kazanmasının mümkün olmadığını söyleyerek, Aralık’ta yapılacak seçimlerden galip çıkacağından da emin konuştu.
2004 Mayısı’na kadar çözüm sağlanamamasının da felaket olmayacağını belirten KKTC Cumhurbaşkanı, bu durumda KKTC’nin Türkiye’nin serbest bölgesi olabileceğini kaydetti.

Türkiye’nin ‘Loizidu’ çıkmazı

Ankara ile Avrupa kurumları arasındaki ilişkilerde derin bir kriz yaratmaya aday Loizidu olayının kökleri Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargısını tanımaya başladığı 80’li yılların sonlarına dayanıyor.

NTV-MSNBC

13 Kasım 2003— Titina Loizidu adlı Kıbrıslı Rum, adadaki 1974 olayları sonrası Girne’deki 10 parsel arazisine “Türkiye tarafından el konduğu” gerekçesiyle, 22 Temmuz 1989 tarihinde Strasbourg yargısına başvurarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) başta mülkiyet hakkı olmak üzere çok sayıda maddesinin Ankara tarafından ihlal edildiği tezini savunmuştu.

Davayı 1993 yılında görmeye başlayan AİHM’de Titina Loizidu’nun yanında Rum Kesimi de taraf oldu. Loizidu ve Rum Kesimi tarafından AİHM’ye sunulan iddianamelerde, Ankara’nın 1974’ten bu yana Kuzey Kıbrıs’ta “politik ve askeri kontrolü elinde bulundurduğu” ve bu nedenle adanın kuzeyinin “Türkiye’nin hukuksal alanına girdiği” tezleri işlendi. Ankara ise bu tezlere, “KKTC demokratik, politik açıdan bağımsız ve anayasal bir hukuk devletidir. Kuzey Kıbrıs idaresi Türkiye tarafından değil, kendi hakkını tayin ilkesi çerçevesinde Kıbrıs Türk halkı tarafından kurulmuştur” karşı teziyle yanıt verdi.

AİHM : KKTC ANKARA DENETİMİNDE
AİHM 18 Aralık 1996 tarihinde, 6’ya karşı 11 oyla Rum tezlerini haklı bulan “Loizidu kararını” açıkladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Avrupa Konseyi, Avrupa Topluluğu ve ‘Commonwealth’ ülkelerinin 1974 sonrası Kıbrıs hakkında aldıkları kararlara dayandırılan hükümde, “Ulusl
ararası topluluk ‘KKTC’yi uluslararası hukuk çerçevesinde bir devlet olarak görmemektedir. Türkiye, askeri güçleri aracılığıyla adanın kuzeyini kontrolü altında bulundurmaktadır. Bu kontrol, Bayan Loizidu’yu adanın kuzeyindeki mülkünü kullanma hakkından mahrum bırakmıştır” ifadelerine yer verildi.
Mahkeme, Türkiye’nin AİHS’nin 1 numaralı ek protokolünün mülkiyet hakkıyla ilgili 1’nci maddesini ihlal ettiğini hükmetmekle kalmıyor, aynı zamanda Girne’deki arazilerin Loizidu’ya “geri iade edilmesi gerektiğini
" de karara bağlıyordu. Bu ilk karara ek olarak, 28 Temmuz 1998 tarihinde açıklanan ikinci kararda ise Ankara, Titina Loizidu’ya yaklaşık 650 bin dolar maddi ve manevi tazminat ödemekle cezalandırıldı.
Söz konusu iki karar, Loizidu konumunda olan onbinler
ce Kıbrıslı Rum için içtihat oluşturacağından ve Kıbrıs sorununun en önemli boyutlarından mülkiyet konusuyla ilgili müzakereleri doğrudan etkilediğinden, Ankara kararı “Kıbrıs sorununa global bir çözüm bulunmadıkça yerine getiremeyeceğini” duyurmaya başladı. Kararı tanımamak söz konusu değildi. Zira, AİHS’ye taraf bir ülkenin böyle bir lüksü bulunmadığı gibi, Ankara davada savunma yapmıştı. Bir diğer deyişle çıkacak kararı baştan kabullenmişti.

LOİZİDU KARARI VE KOPENHAG KRİTERLERİ
Konu 1999 yılından itibaren AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu Avrupa Konseyi dairesi ve Konsey’in karar organı olan Bakanlar Komitesi’nin gündemine taşındı. Aralık 1999’daki Helsinki zirvesiyle Ankara’nın AB perspektifi daha ciddiye bindiğinden, Kopenhag siyasi kriterleri
ne uyum konusu da her zamankinden daha fazla önem kazanıyordu. Kopenhag siyasi kriterlerinin “olmazsa olmaz” unsurlarının başında ise AİHM kararlarının “koşulsuz uygulanışı” geliyordu.
Ankara, AKP iktidarının da itmesiyle Kıbrıs konusunda yeni açılım arayı
şına girdi. Kıbrıs’ta Nisan 2003’te iki taraf arasındaki “sınırın” açılması ve Rumların mülkiyet başvurularını Strasbourg yerine, kurulacak özel bir komisyona yapmalarının sağlanacağı bir mekanizmanın geliştirilmesinin ardından, Türk hükümeti 19 Haziran 2003 tarihinde Strasbourg’daki Bakanlar Komitesi’nin “Loizidu oturumunda” süpriz bir beyanda bulundu. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ndeki daimi temsilcisi Numan Hazar, kapalı oturumdaki beyanda, “Bayan Loizidu için AİHM tarafından hükmedilen tazminat miktarını 8 Ekim 2003 tarihine kadar ödeyeceğiz” diyordu. Dahası, ödemenin “şart koşulmadan” yapılacağını da ima ediyordu. Rum ve Yunan heyetleri afallamıştı. Diğer devlet temsilcileri ise mutlulukla karışık bir şaşkınlık içindeydi. Zira hemen herkes, tüm AİHM sistemini tehdit eden Loizidu krizinin en kısa sürede sona ermesinden yanaydı.

‘İFADE’ KRİZİ
Ancak beklenen gerçekleşmedi. 8 Ekim tarihinde ödeme hakkında hazırlanacak Bakanlar Komitesi kararı üzerinde yeni bir kriz patlak verdi. Ankara, hem bu karara ekleyeceği görüş niteliğindeki bildirinin dikkate alınmasını istiyor, hem de AİHM Loizidu kararının mülkiyetin iadesiyle ilgili bölümünün Bakanlar Komitesi gündemine 2005 sonundan önce bir daha gelmemesini şart koşuyordu. Bir diğer deyişle Ankara, konunun kendi AB
perspektifi netleştikten sonra yeniden tartışmaya açılmasını istiyordu.
Başını aynı zamanda AB üyesi olan ülkelerin çektiği çok sayıda devlet Ankara’nın bir AİHM kararına “şartlı uyum” denemesine karşı çıktı. Böyle olunca da Bakanlar Komitesi bugüne kada
r görülmedik derecede sert bir üslupla kaleme alınmış son kararı aldı. Bu son kararda ilk defa Ankara’nın önüne bir mühlet (19 Kasım 2003) konuluyor ve yine ilk defa kararın yerine getirilmemesi durumunda “yaptırımdan” söz ediliyordu.
AİHM’nin Loizidu kara
rı, Ankara ile 1949 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyi arasında, Ankara’nın 2004 AB perspektifi açısından hiç de olumlu görünmeyen ciddi bir kriz yaşanmasına neden oluyor. Ankara ile Strasbourg arasında son ciddi kriz 12 Eylül askeri darbesi döneminde yaşanmış, Türkiye 1981-1984 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nden dışlanmıştı.

Avrupa ile ‘Loizidu krizi’

 

Türkiye ile Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, “Loizidu kararı” konusunda anlaşmaya varamadı.

 

AA

 

13 Kasım 2003— Ankara’ya 1 milyon dolarlık tazminatı ödemesi için 19 Kasım’a kadar süre tanıyan Avrupa Konseyi, aksi halde Türkiye’ye karşı “her türlü önlemi alacağı” uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanı Gül ise konuyla ilgili olarak Türkiye’nin uzlaşmacı bir tavır gösterdiğini ve görüşmelerin süreceğini söyledi. Kıbrıslı Rum Titiana Loizidu, AİHM’ye başvurarak 1974’te Girne’de kendine ait olan arazilerinin işgal edildiğini öne sürerek, Ankara’ya karşı dava açmıştı.

Strasbourg’da toplanan Avrupa Konseyi’nin karar organı daimi delegeler komitesi, AİHM’nin “Loizidu kararına” uymadığı gerekçesiyle Ankara’ya yönelik ültimatom niteliği taşıyan bir karar aldı.
Kararda, Kıbrıslı Rum Titiana Loizidu için hükmedilen yaklaşık 1 milyon dolarlık maddi tazminati ödemesi için Ankara’ya 19 Kasım tarihine kadar süre verildi. Bu tarihe kadar ödeme yapılmaması durumunda Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye karşı “her türlü önlemi a
lacağı” uyarısında bulunuldu.
Kararda sözü edilen “önlemler” konusuna açıklık getirilmedi. Ancak Strasbourg kulislerinde, bu yönde ilk yaptırımın Avrupa Konseyi’nin danışma organı Parlamenterler Meclisi’ndeki Türk parlamenterlerin oy hakkının ellerinden alınması olabileceği belirtiliyor.

Türkiye böyle bir uygulamaya en son 12 Eylül askeri darbesi sonrasında maruz kalmıştı. Türk Hükümeti, geçen Temmuz’da Loizidu davasıyla ile ilgili kararın maddi tazminat bedeliyle ilgili bölümünün gereklerini 8 Ekim’de yapılacak ilk delegeler komitesi toplantısına kadar yerine getireceğini açıklamıştı.

Tazminatı ödemeye hazır olduğunu belirten Ankara, buna karşılık Loizidu davasının Rumların daha sonraki başvurularına örnek teşkil etmemesini istemişti. Ancak Avrupa Konseyi’nde başta Yunan ve Rum heyetleri olmak üzere AB ülkelerinin de bu konudaki itirazları sonucu taraflar arasında anlaşmaya varılamamıştı.
Titiana Loizidu, 1990’lı yılların başlarında AİHM’ye başvurarak, Türkiye’nin 1974 olaylarıyla Girne’deki 9 parsel arazis
ini “işgal ettiğini” öne sürmüş ve Ankara’dan maddi tazminat ve arazilerini kendisine geri devretmesi talebinde bulunmuştu.

GÜL: TÜRKİYE UZLAŞMACI TAVIR GÖSTERDİ
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Loizidu davası ile ilgili olarak Türkiye’nin önemli adımlar attığını belirtti. Gül Türkiye bu konuda uzlaşmacı bir tavır göstermiştir. Görüşmeler devam edecektir. ” dedi.

Erdoğan, ‘Seçim sonrası Annan Planı’nı müzakere edin’ diyecek

Avrupa Birliği'ne üyelik süreciyle resmen ilişkilendirilen Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye, seçim sonrasına yönelik kapsamlı bir açılım paketi hazırlıyor. Annan Planı üzerinde yapılacak bazı değişiklikler ve AB üzerinden alınacak garantilere dayalı yeni girişimde, mevcut toprak paylaşımının gözden geçirilmesi öngörülüyor.

Pakette, Türkiye'nin Kıbrıs'taki asker sayısını kademeli olarak azaltması, buna karşılık ada üzerindeki garantörlük haklarının korunması yer alıyor. Açılım çalışmalarını KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da olumlu buldu. Cumartesi günü adaya gidecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a pakete ilişkin dün brifing verildi. Bilkent Otel'deki sürpriz brifinge Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Bakanlık Müsteşarı Uğur Ziyal ve diğer bürokratlar katıldı.

Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti sırasında Ankara’nın sorunun çözümüne ilişkin düşünceleri Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve muhalefet liderlerine aktarılacak. Erdoğan, Kıbrıs ziyareti sırasında tüm siyasi taraflara ‘seçim sonrası sonuçlarına bakmaksızın Annan Planı çerçevesinde müzakere masasına oturmalısınız.’ mesajı verecek. Ankara’da süren yeni açılım çalışmalarına KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan olumlu tepki geldi. Kıbrıs konusunda ‘yeni bir pencere açılacağını’ açıklayan Rauf Denktaş, Türkiye ile neler yapılabileceğine ilişkin bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Başbakan Erdoğan’ın, KKTC’nin 20. kuruluş yıldönümü kutlamaları dolayısıyla cumartesi günü adaya yapacağı ziyarete ilişkin ise Denktaş, “Büyük bir heyecanla, sevinçle beklediğimizi söyledim. Burada yapacağı konuşma, göstereceği yol hepimiz için önemli.’’ dedi.

Türkiye ile birlikte yapılan değerlendirmeler sonrasında yeni bir durumun hasıl olacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, iki halk, iki devlet, iki egemenlik, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin Annan Planı’nın içine girmesi halinde planı müzakere edeceğini dile getirdi. Bayrak Televizyonu’na konuşan Denktaş, “Rumların gelip içimize yığılması olamaz, bunlar bir kotaya göre, bizim yasalarımıza göre olur. Böyle 100 bin insanı göçmen edecek bir yaklaşım olamaz. Bu da bir yerde kısıtlanacaktır.” dedi.

İtalyan La Repubblica gazetesine demeç veren Verheugen ise Türkiye konulu görüşmelerinde Kıbrıs’ın en hararetli mesele olduğuna dikkat çekerek, “Bunun kriterlerden biri olmadığını biliyorum. Ama sorunu saydam bir şekilde dile getirdiğimi, bu tercihimin de doğru olduğunu düşünüyorum.” dedi. NTV’ye konuşan Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış da Kıbrıs sorununun çözülememesi durumunda, Türkiye’nin “işgalci güç” gibi gösterilmesi tehlikesinin hâlâ var olduğu uyarısını yineledi. AK Parti Milletvekili Yakış, halen Meclis AB Uyum Komisyonu başkanlığını sürdürüyor. Salih Boztaş, Ankara

ZAMAN 13/11/2003

Kıbrıs'tan başka bir engel yok

AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen Türkiye'nin üyeliği konusunda görüşlerini anlattı. Kıbrıs sorununun çözümü halinde Türkiye'ye başka engel çıkarılmayacağını söyledi

Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı ile yaptığı toplantılarda, Başkanlığa Kıbrıs'la ilgili şartlarını söyledi. SABAH gazetesi Roma muhabiri Yasemin Taşkın'a Roma'da Avrupa Birliği Komisyonu merkezinde bir mülakat veren Verheugen, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin reaksiyonunun kendisi için bir sürpriz olduğunu belirtti. Kıbrıs probleminin çözümünde Türkiye'den yardım isteyen Verheugen, bunun AB'nin Türkiye hakkındaki kararını etkileyeceğini de açık biçimde ifade etti. Genişlemeden sorumlu AB komiseri Verheugen, KKTC'deki seçimlerle ilgili olarak da kuşkularını dile getirdi. Verheugen, Kıbrıs'tan sonra Türkiye'nin önüne başka bir engel çıkarılmayacağı konusunda garanti verirken, Avrupa'nın Türkiye'ye evet demeden önce kendi dış politika ve güvenlik problemlerini çözmesi gerektiğini de vurguladı.

ALFABEYE MÜDAHALE YOK
* AB ile Türkiye arasında bir alfabe krizi olması söz konusu mu?

Bu çok teknik bir sorun, ilerleme raporunda bürokratik bir engele örnek olarak gösterildi. Ama politik bir problem değil. Bildiğim kadarı ile de bu harflerin yazımı için bir çözüm bulundu. Burada problem, Kürtler'in kültürel hakları sorunu, isimlerin yazımı için eğer bu harfler kullanılmazsa isimler de kaydedilemez. Bu yüzden bir çözüm bulmak gerekir, bulundu da. Yoksa Komisyonun Türk diline ya da alfabesine müdahale etmek gibi bir niyeti yok.

* Komisyonunuzun hazırladığı raporda Kıbrıs'ın Türkiye için ciddi bir engel olarak gösterilmesi Ankara'da bir deprem etkisi yarattı. Kıbrıs bir Kopenhag kriteri değil. Ankara'nın tepkisine ne diyorsunuz?

DÜRÜST DAVRANDIK
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin reaksiyonu benim için bir sürpriz oldu. Ben Türk yetkilileri ile bütün toplantılarımda bunu gündeme getirdim. Herkesin komisyonun nihai kararını vermeden önce, Türkiye, Kopenhag kriterlerine uysa da uymasa da, Kıbrıs probleminin çözülmezse ciddi bir engel olabileceğini bilmesini istedim. Tek fark, bunu ilk kez kağıda döktük. Bunu ilk kez belgelemek kararını kuvvetle savunuyorum. Türkiye'ye engellerin neler olabileceğini söylemek namuslu bir tavır. Aksine bunu beyaz kağıda yazmamak ve önümüzdeki yıl 'kriterleri yerine getirdiniz ama Kıbrıs problemini çözmediniz' demek Türkiye'ye karşı dürüst bir tavır olmazdı. Biz açık, saydam ve dürüst davrandık. Bu sorunu 2004 sonundan önce ortaya koymamız özellikle Kıbrıslı Türkler'in lehine oldu. Kıbrıs'ın (Güney kesiminin) AB'ye girmesinden sonra Kıbrıslı Türkler'in daha iyi anlaşma koşulları bulacağına inanmak çok yanlış olur. Annan planı, Kıbrıslı Türkler'in lehine ve Kıbrıslı Türkler'in isteklerini karşılayabilecek bir plan. Çünkü güçlerin reel bölüşümüne dayanıyor. Kıbrıs Türkleri'nin elde edebileceği en iyi çözüm. Biz buna kuvvetle inanıyoruz. Kıbrıs'ın AB'ye girişinden önce bir çözüme ulaşmak girişinden sonra ulaşmaktan çok daha kolay.

SEÇİMLERİ TANIMIYORUZ
* Türkiye'den beklentileriniz nedir?

Türkiye'nin göstereceği artı bir çaba bize Kıbrıs probleminin çözümünde yardımcı olabilir, öte yandan o anda bütün politik iklim bundan etkilenecektir ve bu iklim içinde Türkiye için önemli bir karar verilecektir.

* Size göre Kıbrıs probleminin çözümündeki "ciddi engel" nedir?

Kıbrıs bir şart değil, bununla bir bağ yok, sadece politik bir sorun, 'de facto' bir sorun. Çok sayıda AB üyesi ülke, kendi üyesini tanımayan bir aday ülke ile görüşmeleri başlatmaya hazır değil. Bu gerçek bir engel.

* Avrupa Kıbrıs'taki seçimlere nasıl bakıyor?

Her şeyden önce biz bu seçimleri tanımıyoruz. Bunu özellikle yayınlamanızı istiyorum. Aksi takdirde Sayın Denktaş benim sözlerimi bir tanıma olarak kullanabilir, dolayısıyla bu seçimleri tanımadığımızı söylemem lazım. Bu Avrupa Birliği'nin tanıdığı bir parlamentonun seçimleri olmamakla birlikte bu, bu seçimlerin önem ve anlamını azaltmıyor. Eğer bu seçimler, son 12 ayda Kıbrıs Türk halkının kamuoyunda gördüklerimizi önümüzdeki Parlamento'ya yansıtacak ise, o zaman hem anlaşmanın (Annan) hem de AB'ye girişin lehinde geniş bir çoğunluk göreceğiz. Bu iki konu da birbiri ile ilintili. Bugün Kıbrıs Türk tarafı mağlup taraf ama kazanan taraf da olabilirler. AB'ye girişi kazanabilirler. Bunu Türkiye'deki dostlarından çok çok önce yapabilirler. Bu şekilde Kıbrıslı Türkler bize ve Türkiye'ye görüşmelerin başlatılması için yardımcı olabilirler.

TÜRKÇE RESMİ DİL OLUR
* KKTC'de yapılacak seçimler konusunda kuşkularınız mı var?

Seçim öncesi dönemde bazı faktörler listeler, seçmenlere baskı yapıldığını gösteriyor. Bu seçimlere gölge düşmemesine, dürüst ve özgür biçimde yapılmasına yardım etmek ve bunu gözetmek Türkiye'nin çıkarına olduğuna inanıyorum. Birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinden elde edilecek ilk olumlu sonuç Türkçe'nin AB'nin resmi dili haline gelmesi olacaktır.

'Türkiye bize yeni komşular kazandıracak'
* 2004 sonunda Türkiye'ye evet ya da hayır diyecek misiniz? Yoksa gri bir bölge olacak mı?

Bu çok zor bir soru. Üye ülkeler kesinlikle açık bir evet ya da kesin bir hayır demeyi bekliyorlar ama komisyonun nasıl karar vereceğini öngörmek mümkün değil. Yapacağımız analizlere bağlı. Basit bir evet ya da hayırdan çok daha fazlasının söyleneceğine inanıyorum. Bizim kendimizle ilgili birtakım şeyleri de söylememiz lazım. Avrupa'nın ihtiyaçları ile ilgili bir çift laf etmemiz de gerekecek. Biz hep bu sorunu, 'Türkiye AB tarafından kabul edilmek için ne yapmalı' diye tartışıyoruz. Avrupalılar için diğer önemli soru 'Türkiye'yi üye olarak kabul etmek için biz ne yapmalıyız?' olmalı, Türkiye üye olduğunda bunun bizim kurumlarımız, politikalarımız üzerine doğrudan etkisi olacak. Size bir örnek vereyim, Türkiye'nin üyeliğinden önce Avrupa Birliği güvenlik politikasına bir açıklık getirmeli. AB güvenlik problemlerini bu tarihten önce çözmeli. Türkiye AB'ye yeni komşular getirecek. Türkiye ile çatışmaların olduğu büyük bir bölgenin merkezinde olacağız. AB'nin Avrupa için inanılır, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası saptamadan önce bu durumun içine kendini atmasının mümkün olduğuna inanmıyorum. Biz kendimizi savunmak için bu politikaları önce saptamalıyız. Avrupa kamuoyuna kendi savunmamızı sağlamak için ne yapmamız gerektiğini söylemek konusunda komisyonun çok büyük sorumluluğu var.

Bir gün düşman oluyorum bir gün kahraman
* 2004 yılı sonunda olumlu bir yanıt olup olmayacağı da bir bilinmeyen mi?

Türk kamuoyu son derece değişken. Bir ara Türkiye'nin bir numaralı düşmanı idim sonra ulusal kahraman oldum, bu böyle, benim imajım bir tavana, bir tabana vuruyor. Komisyon açısından Türkiye'nin karşısına bugün masada olmayan yeni talep ve koşulların getirilmeyeceğini garanti edebilirim. Bizim yapmamız gereken Türkiye'nin siyasi kriterlere uymasını sağlamaktır. Kıbrıs problemini de bu kapsamda görmek gerekir. Türkiye'nin AB'nin üyesi olabileceği yolundaki temel sorun aşılmıştır. Helsinki'de (1999) Türkiye'nin üye olabileceğine prosedür ve şartların aynı olacağına karar verildi. 2004 sonuna kadar kriterler yerine getirilirse Türkiye'nin üye olabileceğine karar verildi. Bu gerçekleşirse görüşmeler başlayacaktır. Türkiye'ye yeni kriter çıkartmayacağız ki..

Yasemin TAŞKIN – SABAH 13/11/2003

ANNAN PLANI TEMELINDE COZUM

'YENİ BİR ÇÖZÜM METODU'... Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Sakarya Milletvekili, Avrupa Konseyi ve Batı Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisi Türk Delegasyonu üyesi Dr. Süleyman Gündüz, Annan Planı temelinde yeni bir çözüm metodu geliştirildiğini ve bunun önümüzdeki günlerde açıklanacağını söyledi

KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLECEK... Dr. Süleyman Gündüz, 'AK Parti olarak Kıbrıs sorununu çözeceğiz, Türkiye'nin kendi yapması gereken ev ödevlerini yapmış olacağız. Biz, Aralık 2004 tarihinde bütün sorunlarını çözmüş, ödevlerini yapmış AK Parti olarak Avrupa Birliği kapısına dayanacağız' dedi

SEÇİMLER ADİL OLMALI... Gündüz, Kıbrıs'taki seçimlerin dünyanın çok dikkatle izlediği seçimler haline geldiğini, Kıbrıs halkının son derece adil, hakkaniyetli ve kendi geleceğini düşüneceği bir kader anını yakalayan bir karar verebileceğini belirterek, 'Adada seçimin adaletli, demokratik ve eşitlikli bir düzlemde yapılmasından yanayız' diye konuştu

HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANMAMALI... KIBRIS TV'de Aysu Basri Akter'in hazırladığı programda, bazı gazetecilere Askeri Mahkeme'de yargılanmak üzere dava açıldığını anımsatması üzerine, Gündüz, gazeteci ve yazarın, haber alma özgürlüğünün kısıtlanmaması ve yazdıklarından dolayı sorumlu hale getirilmemesi gerektiğini vurguladı

KIBRIS 13/11/2003

Kıbrıs konusunda yeni bir pencere

İki halk, iki devlet, iki egemenlik, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi Annan planının içine girerse o zaman herşey konuşulabilir... Bu bir geri adım değildir’

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kıbrıs konusunda neler yapılabileceği üzerinde çalıştıklarını bildirerek, “Bu çalışmalar ortaya çıkacak ve yeni bir pencere açılacak” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, iki halk, iki devlet, iki egemenlik, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin Annan Planı’nın içine girmesi halinde planı müzakere edeceğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı, bunun geri adım olmadığını, bugüne kadar söylediklerinin aynısı olduğunu, bunların olması için çalıştıklarını söyledi.

Bugüne kadar sağlam durduklarını ifade eden Denktaş, bunların gireceği bir planın adının da zaten “Annan Planı” olmayacağını kaydetti.

Denktaş, “14 Aralık’ta yapılacak milletvekilliği genel seçimlerinden devletin korunarak çıkılması sonrasında oluşacak hükümetle işbirliği içinde tüm kesimlerin katılacağı bir Milli Kongre’nin toplanabileceğini” de bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün akşam BRT’de Akis programına katılarak, Kıbrıs konusunda gelinen son nokta ve gelişmeler hakkında açıklamalarda bulundu.

“Annan Planı’nı hemen imzalarım” diyenlerde bir değişiklik olduğunu ve bu kesimlerin şimdi “müzakere ederiz” dediklerine işaret eden Cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, “planın çerçevesinin dışına çıkılamayacağını”, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un da “felsefeyi değiştiremezsin” dediğini anımsattı ve “Neyi müzakere edecekler bilmiyorum” dedi.

“TÜRKİYE İLE KKTC KIBRIS KONUSUNDA ÇALIŞMA YAPIYOR...BEKLEYİN”

Kıbrıs konusunda neler yapılabileceği üzerinde Türkiye ile KKTC’nin çalışma yaptığını belirten Denktaş, “Bekleyeceksiniz, bu çalışmalar ortaya çıkacak, yeni bir pencere açılacak. Bu pencereyi dış dünya beğenecek mi, beğenmeyecek mi, Rum bu pencereyi kabul edecek mi, etmeyecek mi bunların münakaşasına başlayacağız” diye konuştu.

“ORTAYA YENİ BİR FORMÜL ÇIKARILACAK”

Türkiye ve KKTC’de yapılan hazırlıkların birleştirilerek ortaya yeni bir formül çıkarılacağını da bildiren Denktaş, bu hazırlığın genel çerçevesini şöyle açıkladı:

“Bunu herkesin bilmesi lazım; devletimizden vazgeçme imkanımız yoktur. Garantilerden vazgeçme imkanımız yoktur. Rumların gelip içimize yığılması olamaz, bunlar bir kotaya göre, bizim yasalarımıza göre olur. Böyle 100 bin insanı göçmen edecek bir yaklaşım olamaz. Bu da bir yerde kısıtlanacaktır.”

“SEÇİMDEN SONRA YENİ DEĞERLENDİRME YAPILACAK”

Denktaş, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak milletvekilliği genel seçimi sonrasında yeni değerlendirme yapılacağını ifade ederek, “Bu değerlendirme neticesinde, Bizim yaptığımız, Türkiye’nin yapmakta olduğu hazırlıklar yeniden gözden geçirilecek, yeni bir durum hasıl olacaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “müzakerelerin hangi zeminde başlaması gerektiği” yönündeki bir soruya karşılık, “O başka mesele. Evvela seçimleri geçelim. Bunlar hep kararlaştırılır. Bunları kimse dert yapmasın. Dert; devletin altımızdan alınmasıdır ve bütün mücadele bunun içindir” diye yanıt verdi.

“MİLLİ KONGRE”

Cumhurbaşkanı Denktaş, “14 Aralık’ta yapılacak milletvekilliği genel seçimlerinden devletin korunarak çıkılması sonrasında oluşacak hükümetle işbirliği içinde tüm kesimlerin katılacağı bir Milli Kongre’nin toplanabileceğini” de belirtti.

Denktaş, toplanacak Milli Kongre’nin, ülkedeki sorunların aşılması yönünde ne yapılabileceğini değerlendirebileceğini ifade etti. Denktaş, içte yaşanan olumsuzlukların tekrarlanmaması için hükümetle birlikte halkın daha iyi koşullarda yaşamını sürdürülebilmesi için çalışacağını da kaydetti.

“ÇÖZÜM İÇİN TARAFLARA EŞİT DAVRANILMASI GEREKİR”

Denktaş, yıllardır süren müzakerelerde taraflara eşit davranılmamasının, görüşmelerden sonuç alınamamasında etkili olduğuna işaret ederek, Kıbrıs sorununun çözümü için taraflara eşit davranılması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in, AB’nin Türkiye Strateji Raporunu, “Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir dinamizm olarak” nitelediğinin hatırlatılması üzerine Denktaş, “Verheugen, Kıbrıs sorununu bilseydi bu sözleri söylemezdi” dedi. “Aslında Verheugen’in Kıbrıs sorununu bal gibi bildiğini” ifade eden Denktaş, ancak, uyguladıkları siyasetin, Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek ve Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını ortadan kaldırmak için bugünkü tavırlarını öngördüğünü kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı’nın felsefesinin Rum felsefesi olduğunu belirterek, mevcut çerçevede müzakere edilemeyeceğini yineledi.

Annan Planı’nın müzakere edilmesi için, taraflara eşit davranılması, ambargoların kalkması için Yunanistan’ın da Rumlara baskı yapması, Kıbrıs konusunun konuşulduğu her platformda Kıbrıs Türklerine de söz hakkı verilmesi, Rumların Kıbrıs Türklerinin hükümeti olmadığı ve olmayacağının söylenmesi ve kabul ettirilmesi gerektiğinin altını çizen Denktaş, “Bunlar yapılmazsa Rum bizimle niye uzlaşsın” dedi.

“YOL AYRIMINA ÇOK GELDİK”

Kıbrıs Türkünün geçmişte de çok yol ayrımına geldiğini ve halkın hep doğru yolu seçtiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, şimdi çok daha önemli bir yol ayrımına geldiklerinin altını çizerek, şöyle dedi:

“Neden; çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek istemesinden istifade ederek, bizi, iki ayağımızı bir pabuca sokmak suretiyle Rumların yapmış olduğu bir müracaatın takvimine sokmak istiyorlar. Bu da tabi hesaplı bir davranıştır.”

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ta anlaşma olmaması için elinden geleni yaptığını ifade eden Denktaş, Kıbrıs’ın bütününü isteyen AB’nin büyük bir sıkıntı içinde olduğunu, bu sıkıntıdan kurtulmak ve Türkiye’yi Kıbrıs’tan atmak için kendilerinin imzasını istediğini, bunun için Annan Planı’nın sunulduğunu anlattı.

HALKIN SESI 13/11/2003

'Rumlar tarihi eser peşinde'

14/11/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'ye geçen Kıbrıslı Rumların, çeşitli kiliselerden tarihi eserleri çaldığı söyleniyor. Politis gazetesinin haberine göre, Rum vekiller dün bir oturumda konuyu ele aldı. Rumların bazı hallerde Türklerden tarihi ve kültürel değeri olan eserleri satın aldıkları bilgisi bulunduğu da kaydedildi. Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) milletvekili Yorgos Yorgiu, bir Rum papazın Mağusa'nın Alaniçi Köyü'ndeki Ayos Anastasios'ta bir kazıya katılıp çıkarılan kemiklerin güneydeki kiliselere inananları çekmek için 'kutsal kişilerin kemikleri' olarak tanıtıldığını anlattı.

Ankara Loizidu için çıkış arıyor

Avrupa Konseyi'nin 'Loizidu'nun tazminatını bir hafta içinde ödeyin yoksa yaptırımlar kapıda' ültimatomu Ankara'yı telaşlandırdı. Gül, 'Görüşüyoruz' dese de Ankara kaygılı

14/11/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Loizidu davasının gereklerini
yerine getirmesi için Türkiye'ye bir hafta süre tanıması, Ankara'da gerilimi doruk noktasına taşıdı. Türkiye, 'ilk ve son' olmadıkça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yeni başvuruları Kıbrıs'taki iç hukuk yoluna yönlendirmedikçe tazminatı ödemeyecek. Ancak bu da Konsey'in Türkiye'ye karşı bir dizi yaptırımını gündeme getirecek.
Ankara şimdilik, 'Muhatabınız KKTC gidin oradan alın' siyasetinde ısra
rlı. Dış-işleri Bakanı Abdullah Gül, "Bu konuda Türkiye önemli adımlar atmış, uzlaşmacı tavır göstermiştir. Bu alınan 4. ara karardır. Görüşmeler devam edecektir" dedi.
Türkiye geçen mayısta Avrupa Konseyi'ne AİHM'nin benzeri davaları KKTC'
de iç hukukun
a yönlendirmesi ve bir defaya mahsus olması koşulları kabul edilirse Loizidu'nun 900 bin dolarlık tazminatının 8 Ekim'e dek ödeyeceğini vaat etmişti. Ancak ekimde başlayan konsey toplantılarında Türkiye önerilerini kabul ettirememişti. Delegeler Komitesi'nin 4. ara kararını altı ay engelleyen Türkiye bu kez başarılı olamadı. Komite, 4. kez Loizidu'nun tazminatının ödemesi kararı aldı. Her kararda ifadeler sertleştirilirken, Türkiye'ye 'Siz ödemezseniz, Rusya da ödemez. AİHM kararlarının ciddiyeti kalmaz' mesajı verildi.
Türkiye'nin tazminatı ödemesi, binlerce emsal kararın ve milyarlarca dolar tazminatın art arda gelmesiyle sonuçlanacak. Ödememe halinde ise üyeliğin askıya alınmasına varan yaptırımlar uygulanabilir. Konsey tarihinde görülmemiş bu yaptırımla
rın 53 yıllık üye Türkiye'ye uygulanması AB üyeliğini de doğrudan ve olumsuz etkileyecek.

Denktaş: Karar siyasi
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise dün alınan kararın 'siyasi' olduğunu belirterek, "AİHM kararından sonra meydana gelen gelişmeleri dikkate almadılar. Türkiye'yi Kıbrıs'ta tavize zorlamaya çalışıyorlar" dedi. Denktaş, "Evine gidemediği şikâyetiyle bu parayı almaya hak kazanan bu bayan, biz kapıları açtıktan sonra 'işgal devam ettiği sürece evine gitmeyeceğini' söyledi. Böylece meselenin evine
dönüş değil, siyasi bir saldırı olduğunu ispat etti. Bu davaya bakanlar bunu kaale almadı" diye konuştu. KKTC lideri KKTC'de kurulan komisyona pek çok Rum'un başvurduğunu ama Rum Yönetimi'nin onları engellediğini hatırlatıp, Rumların da güneyde Türklerin mallarını istimlak ettiğine dikkat çekti.

Denktaş tavşanları çıkarmaya başlarken

İsmet Berkan

14/11/2003 RADIKAL

Evet Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, tam da bu köşede tahmin edildiği gibi seçimlere kısa bir süre kala şapkasından çeşitli tavşanlar çıkarmaya hazırlanıyor.
Daha önce bu köşede Denktaş'ın şapkasındaki esas tavşanın seçimden kısa bir süre önce Rum tarafıyla görüşmeleri başlatmak olacağını söylemiştim. Böylece Denktaş, seçimi muhalefet
kazansa dahi 'Dere geçilirken at değiştirilmez' mantığıyla baş müzakereci sıfatıyla masada oturmaya devam edebilecekti.
Şimdilerde Denktaş'ın tam da böyle bir manevraya hazırlandığı anlaşılıyor. Bir yandan kendisi, bir yandan da danışmanlarından Mümtaz S
oysal aracılığıyla Kıbrıs'ta çözüme temel teşkil etmek üzere bir plan hazırladıklarını duyuruyor.
Öte yandan anlaşılan benzer bir hazırlık Ankara'da da yapılıyor, yani Türk Dışişleri Bakanlığı da Kıbrıs konusunda bir paketi hazır etmekte.
Kuşkusuz Denkta
ş'ın paketiyle Ankara'nın paketi bir noktada uyumlulaştırılacak ve sonra da Rum tarafına bir biçimde teklif edilecek.
Bu noktada sorun, Ankara'da ve Lefkoşa'da hazırlanan bu paketlerin daha önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan pakete n
e kadar benzediği ya da benzemediği.
'Eğer bizi adil bir çözüme götürecekse ne fark eder?' denilebilir belki ama bu yöntemin ne kadar gerçekçi olduğu bence fevkalade tartışmalı.
O yüzden belki Kıbrıs'ta şu anki durumu gerçekçi olarak tanımlamak gerek önc
e...
Gerçek 1: Güney Kıbrıs, 1 Mayıs 2004 itibarıyla biz istemesek de Avrupa Birliği'nin tam üyesi olacak.
Gerçek 2: Rum Kesimi açısından şu anki durum bir 'zafer'i ifade ediyor. O yüzden, onları masaya oturtmak kolay değil.
Gerçek 3: Kıbrıs'ta anlaşmaz
lığın, dolayısıyla bölünmüşlüğün sürmesi uzun vadede Rumların işine gelen bir durum; onlar böylece bir süre sonra ya Türk tarafını teslim alacaklarına ya da Türkiye'nin Avrupa'dan tamamen dışlanmasını sağlayacaklarına inanıyorlar. Yani gelinen noktada kısa vadede çözümsüzlüğü izleyecek bütün sonuçlarda kazanacaklarını görüyorlar.
Gerçek 4: Türk tarafı, Rauf Denktaş'ın Annan Planı'nı müzakereye yanaşmadığı geçen yılki Kopenhag zirvesi öncesinde arzu edilebilir bir çözümü bulma şansını da kaybetti zaten; bu
saatten sonra görüşmelerde eşitliği sağlamak kolay değil.
Gerçek 5: Rauf Denktaş'ın Kıbrıs'ta gerçekten çözüm istediğinden de hiçbir zaman emin olamayız, hatta istemediğine inanmamız için elde yeterince sebep mevcut.
Şimdi konuya bu 'gerçek'ler ışığında
baktığımızda ve özellikle son sıradaki argümana da inanıyorsak, Denktaş'ın asıl amacının sadece ve sadece şu zor ve dar günleri atlatmanın bir yolunu bulmak olduğu sonucuna varabiliriz.
Ki, bana göre Denktaş'ın şu sıralar tek amacı 1 Mayıs 2004'e kazasız
belasız varmaktan başka bir şey değil. Bu uğurda da şapkasından gerektiği kadar tavşan çıkarmaya hazır. Nitekim o tavşanların kulakları gözükmeye başladı bile...

Denktaş, Erdoğan ziyareti öncesi elini göstermiyor

Murat Yetkin

Denktaş, çözüm için uzlaşma sinyalleri verse de ayrıntı açıklamıyor

14/11/2003 RADIKAL

Başbakan Tayyip Erdoğan'ı yarın KKTC'nin 20'nci kuruluş yıldönümü törenlerinde Lefkoşa'da ağırlayacak olan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, çözüm için uzlaşma sinyalleri verse de, ayrıntı açıklamıyor, elini göstermiyor.
Son demeçlerinde Annan Planı'nı bütünüyle reddetme tavrını bir yana bırakan Denktaş, Radikal'e yaptığı son açıklamada, planın iki devletin varlığını ve Türkiye'nin 'etkin garantisini' reddet
memesi koşullarıyla tartışabileceğinin işaretini veriyor. Denktaş, orgeneral Hilmi Özkök'ün demeçleri ve Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda da görüldüğü türden, Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs'ta çözüm arasında bağlantı kuruyor.
Denktaş'ın sorularımıza
verdiği yanıtlar şöyle:
- Bayrak televizyonunda yaptığınız konuşmada yeni bir açılım üzerinde çalıştığınızı söylediniz. Bu açılımın öncekilerden farkını ve anahtar unsurlarını söyleyebilir misiniz? Açılış Annan Planı'nda değişiklikler mi öngörüyor, yoksa
Annan Planı'nı muhatap almayan bir temel üzerinde mi yükseliyor?
- Bu soruyu sağlıklı bir şekilde cevaplayabilmemiz için Kıbrıs meselesinin 40 yıldır niye halledilmediğine bakmak gerekir. (Denktaş burada Annan Planı'nın, 'Türk egemenliği ve garantisinin a
dadan silinmesini öngören Rum ve Yunan planlarını esas aldığını, oysa çözümün önündeki asıl engelin bu olduğuna dair ayrıntılı açıklama yapıyor. Daha önce, daha ayrıntılı olarak çeşitli kerelerde yazıldığı için ve yer azlığı nedeniyle Denktaş'ın hoşgörüsüne sığınarak, kendi sözleriyle devam ediyorum. M.Y) Yunanistan garantörlüğüne yakışanı yapmalı, Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye girebilmesi için Kıbrıs meselesinin halledilmesi gereğini Rum liderliğine anlatmalıdır. Annan Planı, Kıbrıs'ta tek halk, tek egemenlik, tek devlet, tek demokrasi öngörmekte ve Türkiye'nin fiili ve etkin garantisinden kaynaklanan öğeleri reddedip, zaman içinde Kıbrıs'ı Türk askerinden ve etkin garantiden soyutlamaktadır. Bunların değişmesi gerekmektedir. Gerçeklere, hak ve statümüze saygı istiyoruz.
- Bu planı 14 Aralık seçimlerinden önce mi, sonra mı açıklamayı düşünüyorsunuz?
- Türkiye'den benzeri bir hazırlık vardır. Bunlar karşılaştırılacak, uyum sağlanacaktır. Herhalde seçimlerden sonraya kalacak bir konudur. (Buradan, Denktaş
'ın, Dışişleri Bakanlı Abdullah Gül'ün duyurduğu çalışmadan ayrı bir çalışmaya sahip olduğunu, ancak Türkiye'den gelecek öneriye uyacağını çıkarabiliriz. Çalışmaların birbirinden tamamen habersiz olmadığı anlaşılıyor.)
- Sizce Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin A
B'ye üye kabul edileceği açıklanan 1 Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs'a yeni bir çözüm sürecinin başlatılması ihtimali var mı? Varsa, bunun için atılması gereken somut adım nelerdir?
- Olabilir. Kıbrıs meselesi çok çabuk halledilebilir. Yeter ki 40 yıldır Rum i
daresini başımıza buyruk yapmış olanlar, seçimlerin sonucunu da kaale alarak Rumlara hiçbir zaman Türklerin hükümeti olamayacaklarını, çarenin gerçeklere dayanan yeni bir ortaklıkta olduğunu açıkça söylemiş olsunlar.
- Başbakan Erdoğan'ın 15 Kasım törenle
ri için KKTC'yi ziyaretinden beklentileriniz nelerdir?
- Karşılıklı diyalog ile sağlıklı bir değerlendirme yapacağız. 20 yaşına girmiş olan devletimizi tanıyan, destekleyen ve koruyan anavatanın başbakanı olarak sevincimize ve gururumuza katılmasından büy
ük haz duyacağız: büyük moral alacağız.
- Türk hükümetinin Kıbrıs politikasında onaylamadığınız noktalar var mı? Varsa nelerdir?
- Milli Kıbrıs davasında kararlar birlikte alınır, birlikte uygulanır.
- Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs'ta yeni bir idare
biçiminin, bir arada ve birbirine bağlı olarak adım adım çözülebileceği (paralel ya da simültane çözüm) önerileri konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Türkiye'nin AB üyeliği Kıbrıs'ta güvene dayanan birçok sorunun çözülmesine yardımcı olur. 1960 antlaşmalarınd
a Kıbrıs'ın, Türkiye'nin üye olmadığı bir yere giremeyeceği yönündeki tedbir çok akıllıca bir tedbirdir. Rum-Yunan ikilisinin bunu ayaklar altına alarak silah yolu ile yapamadıklarını, hukuku çiğneyerek yapmaya kalkışmaları hiç de akıllıca bir iş olmamış ve Kıbrıs meselesinin hallini daha da zorlaştırmıştır. Kanunsuzluklara, insan haklarını ihlale dayanan bir zemin üzerinde güven ve uyum sağlamak çok zordur.

Özkök, Kıbrıs, hukuk

Erdal Güven

14/11/2003

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, geçen pazar günü Radikal'de yayımlanan söyleşisinde özellikle Kıbrıs sorunu bağlamında üstünde durmaya değer ifadeler kullandı.
Benim çıkış noktam Özkök'ün kullandığı şu cümleler olacak: "Kıbrıs, AB'ye girerse Türk Silahlı Kuvvetl
eri orada AB topraklarının bir kısmını işgal etmiş olacak sözü karşı tarafın sözü. Bizim için öyle değil. Biz orada bir uluslararası anlaşmaya istinaden bulunuyoruz. Bu işgal değil. Biz hep 'müdahale' kelimesini kullandık. Onlar öyle desinler."
Özkök diyo
r ki, "Biz orada (Kıbrıs) bir uluslararası anlaşmaya istinaden bulunuyoruz."
Bu doğru bir saptama değil.
Özkök'ün bahsettiği uluslararası anlaşma 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuran Londra ve Zürih anlaşmalarına ek olarak imzalanan Garanti Anlaşması
. Britanya, Yunanistan ve Türkiye'nin imzalarını
taşıyan bu anlaşma 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve korunması' ve 'Anayasa ve oluşturulan düzene uyulmasının güvenceye alınması' amacıyla kaleme alın
mıştır. Anlaşma BM Şartı'nın 102'nci maddesi gereği BM Genel Sekreterliği nezdinde tescil ettirilip uluslararası bir nitelik kazanmıştır.
Özkök'ün ima ettiği madde de beş maddelik bu anlaşmanın iki paragraflık 4'üncü maddesidir ve aynen şöyledir:
"Yunani
stan, Türkiye ve Britanya işbu anlaşmanın hükümlerinin herhangi birinin ihlali halinde söz konusu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli girişim ve önlemlerde bulunmak amacıyla aralarında danışmalarda
bulunma yükümlülüğünü üstlenir.
Ortak veya berabe
rce harekete geçilememesi durumunda üç garantör devletten biri, ancak ve ancak işbu anlaşmanın oluşturduğu düzeni yeniden kurmak amacıyla harekete geçme hakkını saklı tutar."
Bu cümlelerdeki kritik ifadeler 'işbu anlaşmanın (...) söz konusu hükümler(in)e
uyulmasını sağlamak için' ve 'ancak ve ancak işbu anlaşmanın oluşturduğu düzeni yeniden kurmak amacıyla' ifadeleridir.
Söz konusu düzen 1963'te Rum tarafının 13 maddelik anayasa değişikliği paketini tek taraflı gündeme getirmesi, buna karşılık Türk tarafı
nın temsil organlarından çekilmesiyle 'fiili olarak' çöktü. Bu fiili durum 1974'e dek sürdü. Aynı yılın 15 Temmuz'unda EOKA B öncülüğündeki Rum faşistler darbe yaparak söz konusu düzeni siyasi olarak da çökertti. O noktada Türkiye tam da Garanti Anlaşması'nın 4'üncü maddesinin ikinci paragrafında kendisine tanınan hakkı kullanarak adaya askeri müdahalede bulundu. Her şey normaldi. Hem meşru hem de hukuki bir temeli vardı Türkiye'nin müdahalesinin. Uluslararası kamuoyunda da 'hava' bu yöndeydi.
Ancak Türkiy
e'nin müdahalesinin uluslararası kamuoyunda gayrimeşrulaşıp uluslararası hukuk nezdinde gayrihukukileşmesi, dolayısıyla uluslarası
'hava'nın değişmesi fazla sürmedi. Çünkü çok geçmeden anlaşıldı ki Türkiye Garanti Anlaşması'nın kendisine tanıdığı hakkı 'i
şbu anlaşmanın (...)
söz konusu hükümler(in)e uyulmasını sağlamak için' ve 'ancak ve ancak işbu anlaşmanın oluşturduğu düzeni yeniden kurmak amacıyla' kullanmamıştı. Türkiye'nin amacı adada yeni bir siyasi düzen kurmak, askeri olarak adada kalıcı hale gel
mek ve nihayet Doğu Akdeniz'e yönelik stratejik bir hamle yapıp Kıbrıs'ı bir köprübaşı haline getirmekti. Türkiye zaman içinde amacına adım adım ulaştı.
Bu noktadan sonra uluslararası hukuk nezdinde Türkiye'nin yaptığı
'müdahale' olmaktan çıkıp 'işgal'e
dönüşmüştür. Zaten bu yüzden BM Güvenlik Konseyi 1974'ten itibaren Kıbrıs'a ilişkin aldığı hemen hemen bütün kararlarda Türkiye'yi adadaki askeri varlığına son vermeye çağırır.
Uluslararası hukuka ve BM kararlarına aykırı olarak müdahelenin ardından adanı
n kuzeyinde yaşayan Rumların topluca göç etmek durumunda kalması,
adaya Türkiye'den nüfus nakli yapılması, 1983'te KKTC adıyla tek taraflı devlet ilan edilmesi, AB'nin Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü Türkiye'nin üyeliği önünde engel olarak görmesi, Ankara'nın Avru
pa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'a ilişkin kararlarıyla mütemadiyen ters düşmesi ve nihayet önceki gün bir davadan ötürü Avrupa Konseyi'nin 'ültimatom'uyla karşı karşıya kalması... Bunları hangi uluslararası anlaşmayla açıklayabiliriz?
Dış politika o
luşturma ve yürütme sürecinde uluslararası hukuk elbette tek belirleyici değildir, bunu biliyoruz. Ancak Kıbrıs'ta uluslararası hukuk Türkiye'nin yanında değil, bunu da bilelim.

 

 

Ada Erdoğan'a kilitlendi

Başbakan Erdoğan'ın yarın yapacağı KKTC ziyareti, yeni açılımlar ve çözüm yolunda adımlar bekleyen Rumları, KKTC muhalefeti ve iktidarını umutlandırdı. Rum Fileleftheros gazetesi, ziyaretle ilgili "üç senaryodan" söz ederken, Erdoğan, seçim öncesi kendisinden destek bekleyen KKTC muhalefet temsilcileriyle de görüşecek.

Kıbrıs'ta yarın Başbakan Tayyip Erdoğan yapacağı ziyaret öncesinde tüm taraflar beklenti içinde. Erdoğan'ın Rum tarafına geçeceği iddialarının yalananmasından ardından, Rum Kesimi'nde Erdoğan'dan çözüm konusunda Türkiye'nin açılımlarını neteştirmesi yönünde sesler yükselmeye başladı. Rum basını, ziyaret sırasında ortaya çıkabilecek çeşitli senaryolardan bahsetti.

Öte yandan, Erdoğan'ın ziyareti Rumların yanısıra KKTC iktidarı ve muhalefetinde de farklı beklentiler ortaya çıkardı. Erdoğan'ın ziyareti sırasında görüşeceği açıklanan KKTC muhalefeti, Aralık ortasında gerçekleştirilecek seçimler öncesi çözüm yönündeki görüşlere destek verilmesini bekliyor.

RUMLAR, ERDOĞAN'IN AÇILIMLARI NETLEŞTİRMESİNİ BEKLİYOR

Kıbrıslı Rumlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 20. kuruluş yıldönümü törenlerine katılmak üzere yarın KKTC'ye yapacağı ziyarette, Kıbrıs konusunda gündemle olan açılımları netleştirmesini bekliyor.

Fileleftheros gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın ziyaretiyle ilgili olarak ''üç senaryodan'' söz etti. Güven artırıcı önlemler, Maraş ve asker konularında açılım beklendiğini iddia eden gazete, bunların 14 Aralık seçimlerinden önce mi, sora mı yapılacağının net olmadığını yazdı.

Gazete, haberinde şu iddialarda bulundu:

''Tablonun, yarın 'sahte' devletin yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 'işgal' bölgelerine gidecek Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyaretinde netleşmesi bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye'nin üzerinde değerlendirmeler yaptığı bir dizi senaryo var.

İlk olarak 'sahte' seçimlerden sonra, Evkaf'ın malların sahibi olarak takdim edilmesi bilinen formülüyle Maraş'ın BM Barış Gücü'ne (UNFICYP) devredilmesi; ikinci olarak adadaki Türk 'işgal' kuvvetlerinin zaman içerisinde azaltılacağı yönünde Türkiye'nin niyet belirtmesi; üçüncü olarak da 'sahte' seçimlerden sonra güven yaratıcı önlemler açıklanması.''

GÜL: SEÇİM SONRASI ÇÖZÜM HAZIRLIĞI VAR

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrılırken, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili yeni açılımlar yapıp yapmayacağının sorulması üzerine, KKTC'deki seçimlerin çok yakın olduğunu belirterek, ''Seçim sonrası Türkiye ve KKTC, Kıbrıs'ta çözüm bulmak için her türlü samimi gayreti gösterecektir. Bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor'' dedi. Gül, bu çerçevede Erdoğan'ın gezisinde buna dönük bir şey olmayacağını söyledi.

Abdullah Gül, seçimler öncesi Maraş'ın iskana açılacağı ve asker sayısının kademeli olarak azaltılacağı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, ''Nereden çıkıyor bu haberler, bilmek mümkün değil'' yanıtını verdi.

Gül, ABD'nin Eylül'de yapılan İKÖ toplantısında üye ülkelere KKTC'yi tanımamaları yönünde bir mektup gönderdiği ve bu mektuplardan birinin de kendisine ulaştığı yönündeki haberin hatırlatılması üzerinede, ''Böyle bir şey var, ama bu eski bir şey'' ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi'nin Loizidu kararıyla ilgili bir soru üzerine, konunun çok boyutu olduğunu belirterek, bu çerçevede çalışıldığını kaydetti.

Gül, Erdoğan'ın KKTC ziyaretiçerçevesinde Rum kesimine geçmesine yönelik bir öneride bulunulup bulunulmadığının sorulması üzerine, ''Hayır gerçekten üzücü bu. Böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir şey düşünülmedi de tartışılmadı da'' diye konuştu.

DENKTAŞ: ZİYARET SIRASINDA YENİ AÇILIM GÜNDEMDE YOK

KKTC Cumhurbaşkan
ı Rauf Denktaş, KKTC'nin ve Türkiye'nin Annan planıyla ilgili çalışma başlattığını, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yarın adaya yapacağı günübirlik ziyarette yeni bir açılımın gündemde olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında, ''Başbakan Erdoğan'ın KKTC ziyareti sırasında Maraş'ın yerleşime açılacağına ilişkin açıklama yapılacağıyla'' ilgili iddiaların hatırlatılması üzerine, ''Yok öyle bir şey'' diyerek yalanladı.

Annan planıyla ilgili açılımların gündemde olduğuna ilişkin haberlerin anımsatılması üzerineyse Denktaş, şunları söyledi:

''Yarın için öyle bir şey yok. Plan üzerinde her iki taraf çalışıyor, taraflar biraraya gelecek, müşterek plan haline getirip ondan sonra açıklanacak. Şeker suya düştü diye bir durum yok.''

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Erdoğan'ın ziyareti sırasındaaçılım olup olmayacağı yönündeki ısrarlı sorulara da, ''Ben yeni bir şey beklemiyorum. Olursa da güzel olur inşallah'' karşılığını verdi.

(aa)

HURRIYET 14/11/2003

Annan yeniden devreye girmeye hazır

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununu ancak kapsamlı bir çözümün sona erdireceğini, Kıbrıs'ta uygun bir fırsat belirdiği takdirde yeniden devreye girmeye hazır olduğunu söyledi.

Annan, yayınladığı Kıbrıs raporunda, adada kalıcı çözüme ulaşılmadıkça BM barış gücünün (UNFICYP) varlığının gerekli olduğunu
belirterek, BM Güvenlik Konseyi'ne barış gücünün görevinin 6 ay süreyle, 15 Haziran 2004 tarihine kadar uzatılmasını önerdiğini
bildirdi.

Kofi Annan, 21 Mayıs-10 Kasım arasında
ki dönemi kapsayan raporda, Kıbrıs konusunda iyi niyet görevine yeniden başlamasının, adada
tarafların yanı sıra Türkiye ve Yunanistan'ın müzakereleri sonuçlandırmaya hazır olmaları durumunda söz konusu olabileceğini dile getirdi.

Müzakerelerin, 26 Şuba
t 2003 tarihinde taraflara ve garantör ülkelere sunmuş olduğu revize edilmiş öneriler temel alınarak
sonuçlandırılması gerektiğini belirten Annan, ''Varılacak anlaşma, eş zamanlı olarak kısa sürede referanduma sunulmalıdır'' dedi.

Annan, BM Güvenlik Kon
seyi'nin, 14 Nisan 2003 tarihli kararıyla bu plana tam destek verdiğini belirterek, ''Kararda, benim iyi niyet misyonum çerçevesinde müzakerelerin devamı çağrısı da yapılmıştır. Üzülerek belirtmeliyim ki bu konudaki taleplerim, maalesef henüz yerine getirilmemiştir. Buna rağmen, Kıbrıs'taki gelişmeleri yakından izlemeye devam ediyorum ve uygun bir fırsat belirdiği takdirde yeniden devreye girmeye hazırım'' diye konuştu.

Kofi Annan, KKTC'de 14 Aralık'ta yapılacak seçimler nedeniyle her 6 ayda bir yayınladığı raporu, bu kez yaklaşık 20 gün önce yayınlama kararı almıştı.

GÖZLEMLER

Annan, raporun ''Gözlemler'' bölümünde, adanın kuzey ve güneyi arasında uygulanan geçiş serbestisi sayesinde çok sayıda Kıbrıslının iki kesim arasında sorun yaşamadan gidip geldiğini vurgulayarak, ''Kıbrıslı Türk makamların UNFICYP'e kısıntısız hareket serbestisi vermemesini üzüntüyle karşılandığını'' kaydetti. Raporunda, KKTC makamlarını, görevini tüm sorumluluk alanını
kapsayacak şekilde yerine getirebilmesi için UNFICYP'e ''bu
serbestiyi tanımaya'' çağıran Annan, Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun başka bir göreve atandığını hatırlattı.

Kıbrıs müzakerelerinin çıkmaza girmesi üzerine De Soto, Annan'ın Batı Sahra temsilciliğine getirilmişti.

Annan raporunda yer alan diğer hususlar şöyle sıralanıyor:

-Ateşkes hattı boyunca durum genel olarak sakindir.

-Akyar'da eski statüye dönülmesi konusunda fazla bir ilerleme sağlanamamıştır.

-BM, Maraş bölgesinde statükonun korunmasından Türk hükümetini sorumlu tutmaktadır.

-
Kara mayınlarıyla ilgili Ottawa sözleşmesinin onaylanmasından sonra, Ulusal Muhafızların ara bölgeye yerleştirdikleri mayınların
temizlenmesi için bir uzman atandı. Kıbrıs Türk tarafı da Lefkoşa ve çevresindeki mayınların temizlenmesi konusunda UNFICYP il
e temasa geçti ve taraflar arasında müzakerelere başlandı.

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs raporunu önümüzdeki günlerde görüşmeye başlayacak.
HURRIYET 14/11/2003

Denktaş: Kıbrıs'ta Girit modeli isteniyor

Annan planını Girit'te yaşananlara benzeten Denktaş, asıl hedeflenenin adadan Türklerin arındırılması olduğunu söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş KKTC'nin 20'inci kuruluş yılı kutlmaları nedeniyle bir konuşma yaptı. Annan planını Girit modeline benzeten Denktaş, Kıbrıs'ta Rum Kesiminin, AB'ye girmesi ve Kıbrıslı Türklerin bunun dışında kalması durumunda KKTC'nin 21'inci yaşını kutlayacağını söyledi.

KKTC'NİN 20. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KUTLAMALARI BAŞLADI

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''KKTC'nin 20. yaş gününü Anavatan'ın en etkili, en yetkili kişileriyle, misafirlerle bir arada kutlamanın sevincini, övüncünü, gururunu, hazzını doya doya yaşamanın halkın hakları olduğunu'' belirterek, halktan, ''KKTC'nin 20. yaşını sevinç, gurur ve haz alarakdoya doya yaşamasını'' istedi.

KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümünün resmi kutlamaları, CumhurbaşkanıDenktaş'ın saat 12.00'de Bayrak Radyo Televizyonu'ndan yayınlanan konuşmasıyla başladı. Aynı sırada Lefkoşa'da 21 pare top atışı yapıldı.

'RUM AB'YE GİRERSE 21. YAŞI KUTLAYACAĞIZ'

''1 Mayıs 2004'te Rum tarafının Avrupa Birliği'ne girmesi ve Kıbrıslı Türklerin bunun dışında kalması halinde, KKTC'nin 21. yaşının, daha sonra 22. yaşının kutlanacağını'' ifade eden Denktaş, Türkiye Avrupa Birliği'ne girinceye kadar Rum'un oyununa gelinmeyeceğini vurguladı.

''Efendim Amerika bastırıyor, İngiltere bastırıyor bu kadar. Avrupa Birliği bastırıyor. Bu baskılara karşı nasıl dayanacağız?'' denilebileceğini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:

''1963-1974 yıllarının yokluğu içinde, fecaati içinde, kan gölü içinde dayanmış olan siz halkımız, bana bunu sorabilir misiniz! Birlikte dayanacağız, vatan için dayanacağız, bayrağın gönderden düşmemesi için, şehitlerimizin kemikleri sızlamasın diye dayanacağız... Güle güle, oynaya oynaya ve ekonomimizi güzelleştire güzelleştire de dayanacağız. Göreceksiniz çok daha iyi olacaktır. Şimdiye kadar size 'daha iyi olacaktır' dediğim her konuda, daha iyi olduğuna inanıyorum.''

'GİRİT DÜŞÜNÜLSÜN. KIBRIS'I DA TÜRKTEN ARINDIRACAKLAR'

Cumhurbaşkanı Denktaş, Akritas Planı'nın okunmasını, Makarios'un 'ben Kıbrıs mücadelesini Girit mücadelesine benzetiyorum, model Girit modelidir' dediğinin hatırlanmasını, Girit faciasının nasıl sonuçlandığının düşünülmesini istedi. Girit'te Türklerin önce topluca öldürüldüklerini, ardından kendilerine havuçlar uzatılıp güler yüz göste
rildiğini, daha sonra da tehdit ve baskılarla adanın Türklerden arındırıldığını anlatan Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti:

''Biliyorsunuz, biz de tehdit altındayız. Girit'te Türkler mallarını, mülklerini yok pahasına satarak Girit'i terk ederler... Bize uygulanan plan bu. Bunda benim hiç bir şüphem yok. Kıbrıs'ı Türk'ten arındıracaklar. İlk adım Annan Planı çerçevesinde Türkiye'ninbizi koruma hakkını ortadan kaldırmak. Kaldırmamış gibi görünüyorlar ama, bu planı iyi okuyunuz göreceksiniz, -Türkiye'yle Yunanistan henüzyeni bir garanti anlaşmasında anlaşmamış- Türk-Yunan dengesi nasıl korunacak. Böyle bir mutabakat yok... Egemenlikten vazgeçmemizi istiyorlar, devletimizden vazgeçmemizi istiyorlar.

Bir anaya '20 yaşına gelmiş senin oğlun, ama sen onun var olduğunuunut, sen onun hatta adını da unut, sen onun hangi okulları bitirdiğini unut, ne olabileceğini de düşünme, o oğlun yokmuş farz et,gel seninle bir ortaklık anlaşması yapalım' deseler; o ana çıldırmaz mı? O ana feryat etmez mi? Siz benden bunu nasıl istersiniz demez mi?''

'HAKKIMIZDIR'

Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti:

''Bir evladı 20 yıl yaşatan bir anne bir baba hangi duygular içerisinde onun 20. yaş gününü kutlarsa; biz de, bu Cumhuriyet doğuncaya kadar zulme karşı verdiğimiz mücadeleyi, yapılan baskıları, toplu mezarları, şehitleri, çektiğimiz acıları, yoklukları hatırlayarak, bugünü aynı duygularla gurur duyarak, övünerek, sevinerek kutlamaktayız. Bu bizim hakkımızdır. Çünkü bu yolu nasıl katettiğimizi, nelere katlandığımızı bilenler bizleriz ve Allah'tır.''

Cumhurbaşkanı Denktaş, 1974'ten sonra Rumlara çeşitli defalar barış önerilerinde, uzlaşma önerilerinde bulunanın kendileri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Önümüze birkaç kez konmuş olan planları kabul eden, 'geliniz imzalayın' diyen biziz. Nüfus mübadelesini yaparak, iç içe yaşamaktan kaynaklanan zorlukları, tehlikeleri, huzursuzlukları bertaraf eden biziz... 1977-1979 anlaşmalarıyla bu nüfus mübadelesinin bir temel olacağını ve insanlarımızın gelecekte Rumlarla iç içe değil, yan yana dostluk içinde, iyi komşular olarak, yeni ortaklar olarak yaşabileceklerinin temelini atmış olan biziz. Ama bugüne kadar bir sonuç alamamışsak ve bütün dünya ve içimizden bazı arkadaşlar bunun suçunu bize ve şahsen bana yüklemek istiyorlarsa, bunlara her gün ve her saat gereken cevapları vermek mümkündür. Zaten veriyoruz ve zaten siz gerçekleri biliyorsunuz.''

'KÖR DEĞİLLER. NEDENLERİ VAR'

KKTC'nin kuruluşunun 20. yılının kutlandığını, fakat hala dünyanındevletin varlığını görmek istemediğini kaydeden Denktaş, ''Kör değiller, herhalde bir nedenleri var. Zannediyorlar ki bizi görmezlikten gelmeye devam ederlerse, gün gele biz bundan sıkılacağız.Türkiye bize yardım etmekten yorulacak, bizi terk edecek ve biz bu yalnızlık içerisinde onların istedik
lerini yapacağız'' diye konuştu.

20 yaşına gelmiş bir çocuğu tanımamanın, onun köle olmasını, birilerine bağlı olmasını istemekten kaynaklandığını belirten Denktaş,''Devleti tanımamak haksızlıktır. Bütün dünya literatürü bunu söyler. Bize doğumdan bu yana 20 yıldır haksızlık yapılmaktadır. Niye yapıyorlar bu haksızlığı, çünkü Kıbrıs meselesini halletmek yönünde kendilerine öz planları vardır da ondan. Bu planları bize kabul ettirmek için baskılar devam ediyor, belki daha da edecektir'' dedi.

Baskılara direnerek göğüs germeleri gerektiğini, boyun eğmenin, devletten vazgeçmek olduğunu ifade eden Denktaş, Annan planının bu maksatla hazırlandığını anlattı.

'OYUNA GELMİYORUZ'

Kıbrıs Türküne, 20 yaşına gelmiş devletin var olduğunu ''unutunuz'' dendiğini belirten Denktaş, ''(Egemenlik tektir) diyorlar. Devlet tek, egemenlik tek, halk tek. İki halk yokmuş. Kıbrıs'ta bir halk varmış. Yüzde 80 Rumlardan oluşan. Dolayısıyla söz hakkı onlarda. Kaderimizi tayin etme hakkı, gün gele yeni bir anlaşmayı yırtıp atınca yine onlarda. Biz bu oyuna gelmiyoruz. Çünkü gelecek nesillere borcumuz var. Onların hür yaşamasını, bizim çektiklerimizi çekmemelerini istiyoruz ve bu da bizim hakkımızdır. Bu hakkımızı biz şehitler vererek kazandık. Bunları ne unuturuz, ne de unuttururuz'' dedi.

'ALTERNATİF ÇOK. MİLLİ KONGRE'

Ekonomi ve idaredeki sıkıntıları düzeltmenin yolunun devletten geçtiğini ifade eden Denktaş, devlete sıkı sıkı sarılarak korunmasını istedi. Neler yapılabileceği konusunda alternatifin çok olduğunun kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

''Kıbrıs'ı serbest bölge ilan etmek büyük olanaklar sağlar. Yapalım mı yapmayalım mı? Bütün bunları, seçimlerden sonra bütün şikayetlerimizi büyük milli bir kongre çağırarak halletmek yollarını geliniz birlikte açalım.''

'HİÇBİR ÜLKE KENDİ KENDİNİ İFLAS ETTİRMEZ'

1968'de de Rumlarla görüşmelere başlandığını ve ''derhal bitir, derhal bu işi hallet, artık halimiz kalmadı'' diyenler olduğunu anımsatan Denktaş, hakları korunarak yola devam edildiğini, yeni günlerin geldiğini, yeni fırsatlar doğduğunu, ardından da Barış Harekatı'nın gerçekleştiğini anlattı.

Denktaş, kurtuluştan sonra barış için, uzlaşma için ellerinden geleni yaptıklarını belirterek, ''Olmadı sevgili kardeşlerim. Her ülkenin, her devletin komşusuyla ihtilafı olabilir. Hiçbir devlet, hiçbir ülke, kendi kendini iflas ettirmez, yok ettirmez, komşusunun hatırı olsun diye'' ifadesini kullandı.

'ALLAH İÇİN DÜŞÜNELİM'

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuşmasını şöyle tamamladı: ''Bizim komşumuz, hala hayvanat bahçelerinde 'Türklere ve yılanlara güven olmaz' diyebilen bir komşu. Hala Türkiye'yi suçlayan, Kıbrıs Türklerini suçlayan, Kıbrıs Türklerinin Güney'de nesi varsa harap etmiş, yok etmiş bir komşu... Ve hala, 'ben bütün Kıbrıs'ın meşru hükümetiyim' diyerek, bizi azınlığı, bizi
vatandaşı addetmek suretiyle dünyayı kandırmaya devam eden bir komşu.

Allah için olsun bunları düşünelim. Akritas Planı'nı düşünelim, Girit modelinin devam ettiğini bilelim. O zaman da bütün dünya Türkiye'nin karşısındaydı. Girit'i almak için o zaman zayıf Osmanlı İmparatorluğu oyuna getirildi, zafiyetinden istifade edildi, Girit gitti.

Şimdi Kıbrıs bizim elimizde, bizim vatanımız, bizim devletimizle yaşıyor. İki devlete dayalı bir barış mümkündür. Eğer biz devletimize,bütün dünyaya göğüs gererek dört elle sarıldığımızı gösterirsek...

Önümüzdeki günler bu imtihanı vereceğimiz günlerdir. Allah yardımcınız olsun. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bayramınızkutlu olsun. 'Nice nice 20 yıllar' diyorum. Ve Anavatanımıza, Mehmetçik'e, Anadolu'nun kahraman insanlarına, şehitlerimize, şehit ailelerimize, şükranlarımı duyuruyorum. Sağ olunuz, var olunuz.''

HURRIYET 14/11/2003

Erdoğan: Rum kesimine gitmeyeceğim

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yapacağı ziyaret sırasında Güney Kıbrıs'a geçmeyeceğini bildirdi.

Erdoğan, Rize Valiliği'ne gelişi sırasında, bir gazetecinin, ''Güney Kıbrıs'a geçerek bir barış mesajı vereceğiniz haberleri var. Bu ziyaret gerçekleşecek mi'' sorusuna, ''Böyle bir şey yok'' karşılığını verdi.

Başbakan Erdoğan, Rize Valiliği'ndeki brifingden ayrılırken, bir gazetecinin, ''Sayın Denktaş 14 Aralık'taki seçimden önce 'muhalefet açık ara ile seçimi kazanırsa, müzakerecilik vasfından çekileceğini' açıkladı. Bu bir destek turu mu? '' sorusunu şöyle yanıtladı:

"SADECE KKTC'NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ İÇİN"

''Benim Kıbrıs'a gidişimin tek nedeni var, o da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü ile ilgili bir gidiştir. Bugünkü bazı gazetelerde çıkan haberlerin benim şahsımla yakından uzaktan alakası yoktur.

Haber tamamiyle yalandır. Benim söylemediğim bir şeyi kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Benim düşünmediğimi düşünmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu tür haberlerle bir spekülasyon yaratmaya da hakkı yoktur. Bunu da milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdık
ları için de kınıyorum.''

Başbakan Erdoğan'a Rize Valiliği'nde Vali Enver Salihoğlu ve bölgedeki kamu kuruluşlarının yöneticileri tarafından bölgenin sorunları hakkında brifing verildi.

Brifinge Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile Bayındır
lık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen de katıldı.

HURRIYET 14/11/2003

Nehrozoğlu, Alptekin, Baykal ve Perinçek'te KKTC'de

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM Başkanvekili İsmail Alptekin, CHP Genel BaşkanıDeniz Baykal ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, KKTC'nin 20.kuruluş yıldönümü törenlerine katılmak üzere adaya geldiler.

Heyeti Geçitkale Havaalanı'nda KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter ve Başbakan Derviş Eroğlu karşıladı. Karşılamada, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve diğer yetkililer de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, burada yaptığı açıklamada, mutlu bir yıldönümü vesilesiyle KKTC'ye gelmekten mutlulukduyduklarını söyledi.

Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin simgesi olan KKTC'nin 20. yıldönümü kutlamalarına katılmaktan onur duyduklarını ifade eden Nehrozoğlu, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Kıbrıs Türk halkına selam ve sevgilerini getirdiğibelirtti.

Nehrozoğlu, uzun mücadeleler sonunda kurulan KKTC'nin esenliği ve güvenliğinin Türkiye için önemli olduğunu vurgulayarak, KKTC'nin sosyal ve ekonomik yönden gösterdiği gelişmenin kıvanç verici olduğunukaydetti.

TBMM Başkanvekili İsmail Alptekin de, KKTC'nin 20. yılı kutlamaları için iktidar ve muhalefetiyle Türkiye'nin bütün kurumlarıyla Kıbrıs Türklerinin yanında olduklarını söyledi.

Cumhuriyetin kazanılmasının büyük mücadeleler sonucunda olduğunu dile getiren Alptekin, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tarihi görev ve sorumluluklarının bilincinde olduğunu dile getirdi.

Alptekin, Türkiye için sadece Kıbrıs'ın değil, bölgenin güvenliği ve esenliğinin de önemli olduğunu kaydetti.

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu da, Cumhuriyetin 20. kuruluş yıldönümü kutlamaları için anavatanın Kıbrıs Türkü ile birlikte olduğunu dile getirerek, bunun kendileri için büyük onur olduğunu belirtti.

Devlet ömründe 20 yılın uzun bir süre sayılamayacağını işaret edenEroğlu, devletin temellerini sağlamlaştırmak için Türkiye ile işbirliği içinde çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

Eroğlu, son yıllarda devleti ortadan kaldırmak isteyenlerin olduğunu ifade ederek, buna da Türkiye ile birlikte direndiklerini vurguladı.

Bu arada, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına da, kutlamalara katılmak üzere KKTC'ye geldi.

HURRIYET 14/11/2003

Dev KKTC bayrağı adada

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün yaptırdığı 1 kilometre uzunluğunda, 4,5 metre genişliğindeki KKTC bayrağı, Geçitkale Havaalanı'nda düzenlenen törenle KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu'na teslim edildi.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, CHP'li bazı milletvekilleriyle birlikte 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı törenlerine kamak üzere KKTC'ye geldi.

Sarıgül, Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığını ve özgürlüğünü simgeleyen bayrağı, Başbakan Eroğlu'na teslim etmenin onur ve mutluluğunu taşıdığını söyledi. Sarıgül, ''Bayrağı bayrak yapan altında toplananlardır'' dedi.

HURRIYET 14/11/2003

Loizidu'ya tazminat sevinci

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Rum medyası, Avrupa Konseyi'nin Titina Loizidu davasına ilişkin önceki gün aldığı, ‘900 bin dolarlık tazminatın 19 Kasım’a kadar ödenmesi' yönündeki kararı sevinçle karşıladı.

Rum gazeteleri, konseyin Türkiye'ye tazminat ödemesi için bir hafta süre vermesini, ‘Türkiye’ye ültimatom' ve ‘Türkiye’ye Titina Loizidu Kriteri' başlıklarıyla manşetlerine taşıdı ve Ankara'nın karara uymaması halinde yaptırımlarla karşılaşacağını belirtti. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Avrupa Konseyi Daimi Delegeler Komitesi'nin Loizidu kararının Türkiye'nin dışında AK üyesi tüm ülkelerin desteğiyle alındığına dikkat çekerek, ‘‘Komite, kararını Türkiye'nin tazminat ödemeyi reddetmesiyle mahkeme ve Avrupa Konseyi'nin otoritesini rencide edecek kabul edilmez koşullarda ısrar etmesi üzerine aldı’’ dedi. Haber gazetelere de şöyle yansıdı:

Haravgi ve Politis: Türkiye kendisine karşı yaptırımlar yolunu açtı. ‘Türkiye’ye Titina Loizidu Kriteri' geldi. Avrupa Konseyi Daimi Temsilciler Komitesi'nin kararından sonra Türkiye'nin AB üyelik süreci tehdit altında.

Alithia: İtalya Dışişleri Bakanı, Loizidu davasına ilişkin karar konusunda yeni bir erteleme elde etmeye çalıştı. Ancak bu çaba sonuç vermedi.

Denktaş: Karar

politik
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, kararın politik olduğunu belirti, ‘‘AİHM kararından sonra meydana gelen gelişmeleri dikkate almadılar. Türkiye'yi Kıbrıs'ta tavize zorlamaya çalışıyorlar’’ dedi.

HURRIYET 14/11/2003

Türkiye Kıbrıs açmazında...


Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin adaylığının önüne Kıbrıs şartını koymasının ardından gözler "Yavru Vatan"a çevrildi. Gelişmelerle birlikte Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yeni açılımlarda bulunup bulunmayacağı tartışılmaya başlandı. Rumlar, konu hakkında çeşitli senaryolar üretirken Denktaş, yeni açılım iddialarını yalanladı.

RUMLAR: AÇILIMLAR NETLEŞSİN

Kıbrıslı Rumlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 20. kuruluş yıldönümü törenlerine katılmak üzere yarın KKTC'ye yapacağı ziyarette, Kıbrıs konusunda gündemle olan açılımları netleştirmesini bekliyor.

Fileleftheros gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın ziyaretiyle ilgili olarak
''üç senaryodan'' söz etti. Güven artırıcı önlemler, Maraş ve asker konularında açılım beklendiğini iddia eden gazete, bunların 14 Aralık seçimlerinden önce mi, sora mı yapılacağının net olmadığını yazdı.
Gazete, haberinde şu iddialarda bulundu:
''Tablonun
, yarın 'sahte' devletin yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 'işgal' bölgelerine gidecek Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyaretinde netleşmesi bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye'nin üzerinde değerlendirmeler yaptığı bir dizi senaryo var.
İlk olarak 'sahte' seçimlerden sonra, Evkaf'ın malların sahibi olarak takdim edilmesi bilinen formülüyle Maraş'ın BM Barış Gücü'ne (UNFICYP) devredilmesi; ikinci olarak adadaki Türk 'işgal' kuvvetlerinin zaman içerisinde azaltılacağı yönünde Türkiye'nin niyet belirtmesi; üçüncü olarak da 'sahte' seçimlerden sonra güven yaratıcı önlemler açıklanması.''

DENKTAŞ: YENİ BİR AÇILIM YOK

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'nin ve Türkiye'nin Annan planıyla ilgili çalışma başlattığını, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yarın adaya yapacağı günübirlik ziyarette yeni bir açılımın gündemde olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında, ''Başbakan Erdoğan'ın KKTC ziyareti sırasında Maraş'ın yerleşime açılacağına ilişkin açıklama yapılac
ağıyla'' ilgili iddiaların hatırlatılması üzerine, ''Yok öyle bir şey'' diyerek yalanladı.
Annan planıyla ilgili açılımların gündemde olduğuna ilişkin haberlerin anımsatılması üzerineyse Denktaş, şunları söyledi:
''Yarın için öyle bir şey yok. Plan üzerind
e her iki taraf çalışıyor, taraflar biraraya gelecek, müşterek plan haline getirip ondan sonra açıklanacak. Şeker suya düştü diye bir durum yok.'' KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Erdoğan'ın ziyareti sırasında açılım olup olmayacağı yönündeki ısrarlı sorulara da, ''Ben yeni bir şey beklemiyorum. Olursa da güzel olur inşallah'' karşılığını verdi

GÜL: ÇÖZÜM HAZIRLIKLARI YAPILIYOR

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili yeni açılımlar yapıp yapmayacağının sorulması üzerine kKTC'deki seçimlerin çok yakın olduğunu belirterek, ''Seçim sonrası Türkiye ve KKTC, Kıbrıs'ta çözüm bulmak için her türlü samimi gayreti gösterecektir. Bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor'' dedi. Gül, bu çerçevede Erdoğan'ın gezisinde buna dö
nük bir şey olmayacağını söyledi.
Abdullah Gül, seçimler öncesi Maraş'ın iskana açılacağı ve asker sayısının kademeli olarak azaltılacağı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, ''Nereden çıkıyor bu haberler, bilmek mümkün değil'' yanıtını verdi.
Gül,
ABD'nin Eylül'de yapılan İKÖ toplantısında üye ülkelere KKTC'yi tanımamaları yönünde bir mektup gönderdiği ve bu mektuplardan birinin de kendisine ulaştığı yönündeki haberin hatırlatılması üzerine de, ''Böyle bir şey var, ama bu eski bir şey'' ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi'nin Loizidu kararıyla ilgili bir soru üzerine, konunun çok boyutu olduğunu belirterek, bu çerçevede çalışıldığını kaydetti.

"ULUSLARARASI ETİĞİ KİMSE DÜŞÜNMÜYOR"


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uluslararası etik veya hukuku kimsenin düşünmediğini, bunun büyük güçlerin tercihleri çerçevesinde şekillendiğini belirterek, ''Maalesef tercihlerini Kıbrıs'ı bir Rum cumhuriyetine dönüştürmekten yana kullandılar'' dedi.
Denktaş, Girne'deki Merit Crystal Cove O
tel'de, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılan konuk basın mensupları ve diğer konuk heyet temsilcileriyle biraraya gelerek Kıbrıs konusunu değerlendirdi.
''Rumların daha önce silahlarla, toplu mezarlarla, ambargolarla yapamadıklarını şimdi Avrupa Birliğ
i yoluyla yapmaya çalıştıklarını'' ifade eden Denktaş, ''Kıbrıs sorunun bu olduğunu'' söyledi.
Konuklardan, ''Ülkenize döndüğünüzde, insanlarınıza 'kimsenin tanımak istemediği, ancak tanımaya değecek bir ülkeye gittik' dersiniz'' diye seslenen Denktaş, ''Kıbrıslı'' diye bir millet olmadığını, 1960 anlaşmaları yapıldığında Rum lider Makarios'un ''Anlaşmalar bir devlet yarattı, bir millet değil. Biz Kıbrıs'ın Elenleriyiz' dediğini'' söyledi.
Bunun doğru olduğunu ifade eden Denktaş, ''Yüzyıllardır adada yaşaya
n Türkler ve Rumlar var, ama entegre olup da bir Kıbrıslı milleti yaratamadılar'' dedi.
Ortaklık anlaşmasının oluşturulmasını, anlaşmanın şartlarını ve garanti sistemini, ardından meydana gelen olayları ve Rumların Enosis çabalarını anlatan Denktaş, Rumların adayı Yunanistan'a bağlama çabalarına Kıbrıs Türkünün direndiğini vurguladı.
Kıbrıs Türklerine 40 yıldır uygulanan adaletsizliğin sürdüğünü ve 40 yıldır buna direndiklerini ifade eden Denktaş, günümüze kadar sorunu çözmek yönünde yapılan girişimleri ve
Rumların takındıkları olumsuz tutumu anlattı.
Denktaş, Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides'in, görevdeyken, ''Aramızda görüşülecek ortak hiçbir şey yok. AB üyeliği için başvuruda bulunduk. Eğer AB üyeliğimizi desteklersen o zaman seninle her şeyi gör
üşürüm'' dediğini belirterek şunları söyled:
''Bu başvuruyu desteklemeyeceğimi biliyordu. Çünkü başvuru 'Kıbrıs' tarafından değil, Kıbrıslı Rumlar tarafından yapılmıştı. Klerides'in sözleriyle 'garanti sisteminden kurtulmak ve tüm Rum göçmenleri geri gönde
rmek' amacıyla yapılmıştı. Klerides'e göre bu gerçekleşirse, Elenizm zafer kazanmış olacaktı.'' AB'ye Rum başvurusunun politik nedenlerle yapıldığının altını çizen Denktaş, 1960 anlaşmalarına göre Kıbrıs'ın hem Türkiye, hem de Yunanistan'ın birlikte üye olmadığı herhangi bir organizasyona üye olamayacağını vurguladı. Denktaş, bu nedenle AB konusuna itiraz ettiklerini ve ''önceliğimiz Kıbrıs sorunun çözümüdür'' dediklerini kaydetti.
Denktaş, Rumların taktik gereği, ''Türkleri uzlaşmaz göstermek'' için görüşm
eleri devam ettirdiklerini de itiraf ettiklerini anımsatarak, Rum yetkililerin ''Bu taktikte çok başarılı olduk niye taktiği değiştirelim ki'' dediklerine dikkati çekti.

ANNAN PLANINA ELEŞTİRİ

Adada iki halk, iki demokrasi, iki bölge bulunduğunu belirten Denktaş, bu çerçevede uluslararası alanda tek ses olan, ancak iki ayrı devletten oluşan yeni bir devlet, diğer bir ifadeyle bunun konfederasyon kurulması önerisinde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, herhangi iki ülke arasında kurulan konfeder
asyondan sonra güven sağlanırsa bunun federasyona dönüştürülebildiğini kaydetti.
Annan planına da değinen Denktaş, Klerides ile yüz yüze görüşmelerde bulunduğu ve ardından ameliyat için New York'a gittiği bir sırada planın masaya konulduğunu söyledi.
Plana
bakınca Kıbrıs Türkünün yarısının tekrar mülteci durumuna geleceğini, kimsenin bilmediği bir yere yerleştirilmelerinin öngörüldüğünü, plana göre Kıbrıslı Türklerin topraklarının büyük bölümünün alındığını ve garantilerin sulandırıldığını gördüklerini kaydeden Denktaş, bunun kabul edilemez olduğunu açıkladıklarını belirtti.
Denktaş, Amerikalılar, İngilizler ve Rumların, şimdi de AB'nin, planı kabul etmediği için kendisine saldırdığını kaydetti.

14 ARALIK SEÇİMLERİ

Seçimlere doğru gidildiğini ve böyle bir dönemde ABD koordinatörü Thomas Weston, İngiltere yüksek komiseri ve İngiliz üsleri komutanının, Annan planını kabul edeceğini bildikleri muhalefeti tuttuklarını ve yardım ettiklerini dile getiren Denktaş, ''14 Aralık'ta gerçekleştirilecek seçimlere doğru
çok büyük bir mücadele veriyoruz'' dedi.
Kendilerine karşı yöneltilen en büyük suçlamanın, ''Anlaşmayı kabul etmezseniz Türkiye'nin AB'ye girme şansını yok edersiniz'' iddiası olduğunu belirten Denktaş, Türkiye'nin ''Bu Kopenhag kriterleri arasında yok, Ko
penhag kriterlerini yerine getirmek için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve sizin insanlarınızdan takdir alıyorum, neden Kıbrıs'ı önüme koyuyorsunuz. Kıbrıs sorununu ben yaratmadım. Bunu 1963'de Yunanistan'ın yardımıyla Kıbrıslı Rumlar yarattı. Bunu onların önüne koyun ve halletmelerini isteyin'' dediğini, ancak yanıt alamadığını kaydetti.
Denktaş, kendisini ziyarete gelen Weston ve AB diplomatlarının tümüne yaşanan yasal süreçten bahsettiğini ve onların da kendisine, ''Sayın Denktaş, bu yasa
l bir sorun değil siyasi bir sorundur. Karar verilmiştir. Kıbrıs treni hareket ediyor. Trene atlayın yoksa kaçıracaksınız'' dediklerini kaydetti.
Rauf Denktaş, söz konusu trenin ''Kıbrıs treni'' değil ''Kıbrıs Rum treni'' olduğunu belirterek, ''Eğer Kıbrıs
treni olmasını istiyorlarsa, bize görüşmelere devam etmek için zaman vermeleri lazım ve Rumlara da 'siz Kıbrıslı Türklerin hükümeti değilsiniz, biliyorsunuz ki sizi hiçbir zaman da böyle kabul etmediler, o zaman bunu kabul edin ve bulunduğunuz yerden inin' demeleri lazım. O zaman bu tren Kıbrıs treni olabilecek'' diye konuştu.

DENKTAŞ: BASKILARA BİRLİKTE DAYANACAĞIZ


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''KKTC'nin 20. yaş gününü Anavatan'ın en etkili, en yetkili kişileriyle, misafirlerle bir arada kutlamanın sevincini, övüncünü, gururunu, hazzını doya doya yaşamanın halkın hakları olduğunu'' belirterek, halktan, ''KKTC'nin 20. yaşını sevinç, gurur ve haz alarak doya doya yaşamasını'' istedi.
KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümünün resmi kutlamaları, Cumhurbaşkanı Den
ktaş'ın saat 12.00'de Bayrak Radyo Televizyonu'ndan yayınlanan konuşmasıyla başladı. Aynı sırada Lefkoşa'da 21 pare top atışı yapıldı.
''1 Mayıs 2004'te Rum tarafının Avrupa Birliği'ne girmesi ve Kıbrıslı Türklerin bunun dışında kalması halinde, KKTC'nin 2
1. yaşının, daha sonra 22. yaşının kutlanacağını'' ifade eden Denktaş, Türkiye Avrupa Birliği'ne girinceye kadar Rum'un oyununa gelinmeyeceğini vurguladı.
''Efendim Amerika bastırıyor, İngiltere bastırıyor bu kadar. Avrupa Birliği bastırıyor. Bu baskılara
karşı nasıl dayanacağız?'' denilebileceğini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:
''1963-1974 yıllarının yokluğu içinde, fecaati içinde, kan gölü içinde dayanmış olan siz halkımız, bana bunu sorabilir misiniz! Birlikte dayanacağız, vatan için dayanacağız, bayrağın gönderden düşmemesi için, şehitlerimizin kemikleri sızlamasın diye dayanacağız... Güle güle, oynaya oynaya ve ekonomimizi güzelleştire güzelleştire de dayanacağız. Göreceksiniz çok daha iyi olacaktır. Şimdiye kadar size 'daha iyi olacaktır' dediğim her
konuda, daha iyi olduğuna inanıyorum.''

''HAKKIMIZDIR''

Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti:
''Bir evladı 20 yıl yaşatan bir anne bir baba hangi duygular içerisinde onun 20. yaş gününü kutlarsa; biz de, bu Cumhuriyet doğuncaya kadar zulme karşı verdiğimiz mücadeleyi, yapılan baskıları, toplu mezarları, şehitleri, çektiğimiz acıları, yoklukları hatırlayarak, bugünü aynı duygularla gurur duyarak, övünerek, sevinerek kutlamaktayız. Bu bizim hakkımızdır. Çünkü bu yolu nasıl katettiğimizi, nelere katlandığı
mızı bilenler bizleriz ve Allah'tır.'' Cumhurbaşkanı Denktaş, 1974'ten sonra Rumlara çeşitli defalar barış önerilerinde, uzlaşma önerilerinde bulunanın kendileri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Önümüze birkaç kez konmuş olan planları kabul eden, '
geliniz imzalayın' diyen biziz. Nüfus mübadelesini yaparak, iç içe yaşamaktan kaynaklanan zorlukları, tehlikeleri, huzursuzlukları bertaraf eden biziz... 1977-1979 anlaşmalarıyla bu nüfus mübadelesinin bir temel olacağını ve insanlarımızın gelecekte Rumlarla iç içe değil, yan yana dostluk içinde, iyi komşular olarak, yeni ortaklar olarak yaşabileceklerinin temelini atmış olan biziz. Ama bugüne kadar bir sonuç alamamışsak ve bütün dünya ve içimizden bazı arkadaşlar bunun suçunu bize ve şahsen bana yüklemek istiyorlarsa, bunlara her gün ve her saat gereken cevapları vermek mümkündür. Zaten veriyoruz ve zaten siz gerçekleri biliyorsunuz.''

''KÖR DEĞİLLER. NEDENLERİ VAR''

KKTC'nin kuruluşunun 20. yılının kutlandığını, fakat hala dünyanın devletin varlığını görmek istemediğini kaydeden Denktaş, ''Kör değiller, herhalde bir nedenleri var. Zannediyorlar ki bizi görmezlikten gelmeye devam ederlerse, gün gele biz bundan sıkılacağız. Türkiye bize yardım etmekten yorulacak, bizi terk edecek ve biz bu yalnızlık içerisi
nde onların istediklerini yapacağız'' diye konuştu.
20 yaşına gelmiş bir çocuğu tanımamanın, onun köle olmasını, birilerine bağlı olmasını istemekten kaynaklandığını belirten Denktaş, ''Devleti tanımamak haksızlıktır. Bütün dünya literatürü bunu söyler. Bi
ze doğumdan bu yana 20 yıldır haksızlık yapılmaktadır. Niye yapıyorlar bu haksızlığı, çünkü Kıbrıs meselesini halletmek yönünde kendilerine öz planları vardır da ondan. Bu planları bize kabul ettirmek için baskılar devam ediyor, belki daha da edecektir'' dedi.
Baskılara direnerek göğüs germeleri gerektiğini, boyun eğmenin, devletten vazgeçmek olduğunu ifade eden Denktaş, Annan planının bu maksatla hazırlandığını anlattı.

''GİRİT DÜŞÜNÜLSÜN. KIBRIS'I DA TÜRKTEN ARINDIRACAKLAR''

Cumhurbaşkanı Denktaş, Akritas Planı'nın okunmasını, Makarios'un 'ben Kıbrıs mücadelesini Girit mücadelesine benzetiyorum, model Girit modelidir' dediğinin hatırlanmasını, Girit faciasının nasıl sonuçlandığının düşünülmesini istedi. Girit'te Türklerin önce topluca öldürüldüklerini, a
rdından kendilerine havuçlar uzatılıp güler yüz gösterildiğini, daha sonra da tehdit ve baskılarla adanın Türklerden arındırıldığını anlatan Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti:
''Biliyorsunuz, biz de tehdit altındayız. Girit'te Türkler mallarını, mülkle
rini yok pahasına satarak Girit'i terk ederler... Bize uygulanan plan bu. Bunda benim hiç bir şüphem yok. Kıbrıs'ı Türk'ten arındıracaklar. İlk adım Annan Planı çerçevesinde Türkiye'nin bizi koruma hakkını ortadan kaldırmak. Kaldırmamış gibi görünüyorlar ama, bu planı iyi okuyunuz göreceksiniz, -Türkiye'yle Yunanistan henüz yeni bir garanti anlaşmasında anlaşmamış- Türk-Yunan dengesi nasıl korunacak. Böyle bir mutabakat yok... Egemenlikten vazgeçmemizi istiyorlar, devletimizden vazgeçmemizi istiyorlar.
Bir
anaya '20 yaşına gelmiş senin oğlun, ama sen onun var olduğunu unut, sen onun hatta adını da unut, sen onun hangi okulları bitirdiğini unut, ne olabileceğini de düşünme, o oğlun yokmuş farz et, gel seninle bir ortaklık anlaşması yapalım' deseler; o ana çıldırmaz mı? O ana feryat etmez mi? Siz benden bunu nasıl istersiniz demez mi?'' Kıbrıs Türküne, 20 yaşına gelmiş devletin var olduğunu ''unutunuz'' dendiğini belirten Denktaş, ''(Egemenlik tektir) diyorlar. Devlet tek, egemenlik tek, halk tek. İki halk yokmuş. Kıbrıs'ta bir halk varmış. Yüzde 80 Rumlardan oluşan. Dolayısıyla söz hakkı onlarda. Kaderimizi tayin etme hakkı, gün gele yeni bir anlaşmayı yırtıp atınca yine onlarda. Biz bu oyuna gelmiyoruz. Çünkü gelecek nesillere borcumuz var. Onların hür yaşamasını, bizim çektiklerimizi çekmemelerini istiyoruz ve bu da bizim hakkımızdır. Bu hakkımızı biz şehitler vererek kazandık. Bunları ne unuturuz, ne de unuttururuz'' dedi.
Ekonomi ve idaredeki sıkıntıları düzeltmenin yolunun devletten geçtiğini ifade eden Den
ktaş, devlete sıkı sıkı sarılarak korunmasını istedi. Neler yapılabileceği konusunda alternatifin çok olduğunun kaydeden Denktaş, şunları söyledi:
''Kıbrıs'ı serbest bölge ilan etmek büyük olanaklar sağlar. Yapalım mı yapmayalım mı? Bütün bunları, seçimler
den sonra bütün şikayetlerimizi büyük milli bir kongre çağırarak halletmek yollarını geliniz birlikte açalım.''

''HİÇBİR ÜLKE KENDİ KENDİNİ İFLAS ETTİRMEZ''

1968'de de Rumlarla görüşmelere başlandığını ve ''derhal bitir, derhal bu işi hallet, artık halimiz kalmadı'' diyenler olduğunu anımsatan Denktaş, hakları korunarak yola devam edildiğini, yeni günlerin geldiğini, yeni fırsatlar doğduğunu, ardından da Barış Harekatı'nın gerçekleştiğini anlattı.
Denktaş, kurtuluştan sonra barış için, uzlaşma için elleri
nden geleni yaptıklarını belirterek, ''Olmadı sevgili kardeşlerim. Her ülkenin, her devletin komşusuyla ihtilafı olabilir. Hiçbir devlet, hiçbir ülke, kendi kendini iflas ettirmez, yok ettirmez, komşusunun hatırı olsun diye'' ifadesini kullandı.
Cumhurbaşk
anı Rauf Denktaş, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Bizim komşumuz, hala hayvanat bahçelerinde 'Türklere ve yılanlara güven olmaz' diyebilen bir komşu. Hala Türkiye'yi suçlayan, Kıbrıs Türklerini suçlayan, Kıbrıs Türklerinin Güney'de nesi varsa harap etmiş, y
ok etmiş bir komşu... Ve hala, 'ben bütün Kıbrıs'ın meşru hükümetiyim' diyerek, bizi azınlığı, bizi vatandaşı addetmek suretiyle dünyayı kandırmaya devam eden bir komşu.
Allah için olsun bunları düşünelim. Akritas Planı'nı düşünelim, Girit modelinin devam
ettiğini bilelim. O zaman da bütün dünya Türkiye'nin karşısındaydı. Girit'i almak için o zaman zayıf Osmanlı İmparatorluğu oyuna getirildi, zafiyetinden istifade edildi, Girit gitti...
Şimdi Kıbrıs bizim elimizde, bizim vatanımız, bizim devletimizle yaşıyo
r. İki devlete dayalı bir barış mümkündür. Eğer biz devletimize, bütün dünyaya göğüs gererek dört elle sarıldığımızı gösterirsek...
Önümüzdeki günler bu imtihanı vereceğimiz günlerdir. Allah yardımcınız olsun. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bayra
mınız kutlu olsun. 'Nice nice 20 yıllar' diyorum. Ve Anavatanımıza, Mehmetçik'e, Anadolu'nun kahraman insanlarına, şehitlerimize, şehit ailelerimize, şükranlarımı duyuruyorum. Sağ olunuz, var olunuz.''

BAYKAL:ENGELLERİ AŞMAK GEREK


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs'ın önemli gelişmelerin arifesinde olduğunu belirterek, ''Kıbrıs'taki insanların tümünün barış ve işbirliği içinde yaşayabileceklerini göstermek için varolan engelleri aşma doğrultusunda adımlar atılmasına elbette ihtiyaç vardır'' diye konuşt
u.
20. kuruluş yıldönümü kutlamaları için KKTC'ye giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Esenboğa Havalanı'ndan hareketinden önce gazetecilere açıklamalarda bulundu.
KKTC'nin ilanının 20. yıldönümü törenlerine CHP'yi temsilen bir heyetle katılacaklarını bel
irten Baykal, ''Kıbrıs önemli gelişmelerin arifesinde. Gelinen son noktada durumu, Sayın Denktaş'tan, KKTC yetkililerinden ve Kıbrıs halkından dinlemenin yararlı olacağını düşünüyorum'' dedi.
Baykal, bir gazetecinin ''Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yeni bir
açılım yapıp yapmayacağı tartışılıyor. Sizce yeni bir açılıma ihtiyaç var mı?'' şeklindeki sorusu üzerine, şunları söyledi:
''Daima var. Sayın Denktaş bir süreden beri yapıcı, iyi niyetli, Kıbrıs'ta iki toplumun birarada, iki ayrı siyasi yapılanmayı esas a
larak yaşayabileceğini gösteren açılımlar gerçekleştirdi. Bu doğrultuda yeni girişimler yapılabilir. Önemli olan açılımların hangi temelde düşünüldüğü ve hangi amaca yönelik olduğudur.
Kıbrıs'taki insanların tümünün barış ve işbirliği içinde yaşayabilecekl
erini göstermek için varolan engelleri aşma doğrultusunda adımlar atılmasına elbette ihtiyaç vardır. Böyle girişimleri memnuniyetle karşılarız, destekleriz.'' Kıbrıs'ta iki ayrı toplumun ve iki ayrı bölgenin bulunduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Baykal, ''Bu gerçeği bozmaya yönelik arayışlara meydanı bırakmadan ama iki ayrı toplumun işbirliği yapabileceğini kanıtlamaya dönük açılımlar yararlı olabilir'' Bir gazetecinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'de muhalefet partilerinin temsilcileriyle de görüşmeler yapacağını anımsatması üzerine, Baykal kendisinin resmi programa uyacağını ayrıca bir temas planlamadıklarını söyledi.
Baykal'la birlikte TBMM Başkanvekili Yılmaz Ateş, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve Merkez Yönetim
Kurulu (MYK) Üyesi Bülent Tanla da KKTC'ye gitti.
MILLIYET 14/11/2003

Annan, Kıbrıs raporunu tamamladı


BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılması ve Ada'daki durumla ilgili raporunu tamamladığı öğrenildi.
Diplomatik kaynaklar, Annan'ın raporunu bugün ya da pazartesi günü yayınlamasının beklendiğini belirtiler.
BM Genel Sekreteri'nin, raporunu Kıbrıs'taki çözüm çabaları göz önünde bulundurarak hazırladığını kaydeden diplomatik kaynaklar, raporun genel o
larak olumlu kabul edilebileceğini ifade ettiler.
BM Genel Sekreteri'nin 6 ayda bir yayınladığı raporu, bu kez KKTC'de 14 Aralık'ta yapılacak seçimler nedeniyle öne aldığı belirtiliyor.
Raporun yayınlanmasının ardından BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta buluna
n BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 15 Haziran'a kadar uzatacak.

MILLIYET 14/11/2003

Uzmanlara göre Türkiye AB'ye en erken 2010'da girebilir


Reuters ajansının, uluslararası düzeyde önde gelen ekonomistler ve siyasetçiler arasında yaptığı ankete göre, ''Türkiye'nin AB'ye en erken 2010'da gireceği'' düşünülüyor.
Toplam 36 isimle yapılan ankete göre, AB'nin, Türkiye ile Aralık 2004'te müzakerelere başlamayı kabul edeceğini düşünenlerin düzeyi yüzde 30'da kalıyor.
Katılımcılar, müzakereler hangi tar
ihte başlarsa başlasın, sonuçlanmasının uzun süre alacağı, üyeliğin en erken 2010'da gerçekleşeceği görüşünde birleşiyorlar

MILLIYET 14/11/2003

'Kıbrıs'ta Belçika modeli istiyoruz'

Mümtaz Soysal, Kıbrıs'ta Belçika Modeli'ni esas aldıklarını ve Annan Planı'na alternatif bir plan hazırladıklarını söyledi

İSTANBUL Milliyet


Bağımsız Cumhuriyet Partisi Genel Başkanı Mümtaz Soysal, Kıbrıs'ta Avrupa Birliği ilişkileri açısından "Belçika Modeli"ni esas aldıklarını belirterek Annan Planı'na alternatif bir plan hazırladıklarını açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın danışmanlığını da yapan Soysal, Tempo dergisine yaptığı açıklamada Kıbrıs konusunda Türkiye'nin 1960'ların ortalarından beri çözüm istediğini, ancak bu çözümün 'çözümsüzlük' olarak değerlendirild
iğini hatırlatarak şöyle konuştu: "Oysa bizim çözüm önerimiz çok basit. Biz iki devlet içinde çözüm istiyoruz. Biz diyoruz ki bu gerçek tanınsın. Güney'de kalan devlet bizim gözümüzde gayri meşru bizim Kuzey'de kurduğumuz devlet onların gözünde gayri meşru. Ama dünya onlardan yana seçim yapmış. En büyük temel haksızlık orada. Biz diyoruz ki bu gerçek tanınsın. İki devlet olduğu kabul edilsin"

'Olmayan şey değil'
İki ayrı devlet statüsü ile AB'ye girilebileceğini de belirten Soysal açıklamasında "Coğrafya gereği bu iki ayrı devletin tek devlet haline getirilmesi zorunludur, ancak o tek devlet kendi içerisinde devletler içeren bir devlet olmalıdır. Avrupa Birliği buna baktığında en azından geride iki ayrı devlet görmemelidir. Bu da olmayan bir şey değil" değe
rlendirmesinde bulundu. Bu konuda Belçika örneğini veren Soysal "AB ile ilgili ilişkileri açısından uygulamak istediğimiz bir model. Annan Planı bunu bir ölçüde içeriyor ama tam bizim istediğimiz ölçüde değil" dedi.
MILLIYET 14/11/2003

Loizidu'ya para yok

Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Rum Loizidu'ya tazminat ödenmesi kararını ciddiye almayan Ankara, Yunanistan ve Rumlardan uzlaşma yönünde adım bekliyor...

UTKU ÇAKIRÖZER Ankara YORGO KIRBAKİ Atina


Türkiye, Avrupa Konseyi'nin (AK) Kıbrıslı Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya 900 bin dolarlık tazminatının 19 Kasım'a kadar ödenmesi yönündeki uyarısını önemsemedi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Bu alınan 4. ara karar. Görüşmeler devam edecek" diyerek, tazminatla ilgili karşı taraftan adımlar bekledikleri mesajı ver
di. Bir Dışişleri yetkilisi de "Kıbrıs sorunu siyasi. Bu çözülmeden toprak - tazminat konuları çözülemez. Parayı, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakereler sürerken konunun Türkiye'nin karşısına çıkarılmaması şartıyla ödeyeceğimizi bildirdik" dedi.
AK'
nin daha önce benzer üç karar aldığını, her kararda bir tarih sınırı koyduğunu anımsatan yetkililer, "Yunanistan, Rum tarafı ve arkalarındaki grup uzlaşma adımı atmazsa 19 Kasım'a kadar ödeme olmaz" dedi. Türk diplomatlar da, "Kıbrıs yüzünden bizi ne konseyden çıkarabilirler, ne de üyeliğimizi askıya alabilirler. Atacak olsalar baştan atarlardı" diye konuştu. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Türkiye'nin karara uyacağını sanmadığını belirterek "Türkiye, ihraç edilmez. Çünkü bu Türkiye'nin ölüme mahkûm edilmesi anlamına gelir. Yaptırım muhtemelen Türkiye'nin AK'nin bazı organlarında temsil edilmemesi olur" dedi.

'Temsil hakkı askıya alınır'

BELMA AKÇURA

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bakır Çağlar, Türkiye'nin Loizidu davasına ilişkin tazminatı bir hafta içinde ödememesi halinde Parlamenter Asamble'de temsil hakkının askıya alınabileceğini söyledi. Çağlar, şu değerlendirmeyi yaptı: "Avrupa Konseyi iki şey yapabilir. Türkiye'nin üyeliğini askı
ya alırsa, bu hafif yaptırımdır. Ya da konsey üyeliğinden çıkarabilir. Ekonomik yaptırım uygulayabilir."
MILLIYET 14/11/2003

Org. Fırtına: Kıbrıs’ta güvenlik esas

Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Fırtına, Kıbrıs’ta çözüm için Ada’daki Türk halkının ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenliğinin esas alınması gerektiğini söyledi.

Lefkoşe
AA

 

14 Kasım 2003— Orgeneral Fırtına, AB’nin Kıbrıs sorununun çözümü için taraflara eşit mesafede yaklaşmadığını da belirterek, ver kurtul yaklaşımının kabul edilmeyeceğini vurguladı.

 

KKTC’nin 20. kuruluş yıldönümü kutlamalarına Türk Silahlı Kuvvetleri adına katılmak için KKTC’ye giden Orgeneral Fırtına, Geçitkale havaalanında yaptığı açıklamada, 1974 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerini barış harekatına zorlayan olayların unutulmadığını belirterek, “Sadece güncel ve ikincil sorunları içeren tek yanlı çözüm arayışlarında ısrar edilmesinin, “en iyimser tahminle bilgi eksikliğinden kaynaklandığını” söyledi.

RUM KESİMİ SİLAHLANMAYI SÜRDÜRÜYOR

"Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, bir yandan Avrupa Birliği’ne dahil olmak isterken, diğer yandan silahlanmasını ciddi ölçüde ve aralıksız sürdürdüğünü” vurgulayan Hava Kuvvetleri Komutanı, Kıbrıs’ta çözüm için adadaki Türk halkının ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenliğinin sağlanmasının esas alınması gerektiğini söyledi.

‘VER KURTUL YAKLAŞIMI KABUL EDİLEMEZ’
Orgeneral İbrahim Fırtına, “Bir an önce çözüme ulaşabilmek pahasına soruna temel teşkil eden ve 1974 öncesine dayanan nedenlerin göz ardı edilmesi ve neredeyse ‘Ver kurtul’ anlayışının dikte ettirilmeye çalışılması, kabul edemeyeceğimiz bir yaklaşımdır” diye konuştu.

‘AB EŞİT MESAFEDE DEĞİL’
Orgeneral Fırtına, Özellikle AB başta olmak üzere bazı ülke temsilcilerinin, Kıbrıs sorununun çözümü için tarafların her ikisine eşit mesafede yaklaşmak yerine sadece KKTC’yi ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı hedef aldığını belirtti.

BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs raporu yayınlandı

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununu ancak kapsamlı bir çözümün sona erdireceğini, Kıbrıs'ta uygun bir fırsat belirdiği takdirde yeniden devreye girmeye hazır olduğunu söyledi.

Annan, yayınladığı Kıbrıs raporunda, adada kalıcı çözüme ulaşılmadıkça BM barış gücünün (UNFICYP) varlığının gerekli olduğunu belirterek, BM Güvenlik Konseyi'ne barış gücünün görevinin 6 ay süreyle, 15 Haziran 2004 tarihine kadar uzatılmasını önerdiğini bildirdi.

Kofi Annan, 21 Mayıs-10 Kasım arasındaki dönemi kapsayan raporda, Kıbrıs konusunda iyi niyet görevine yeniden başlamasının, adada tarafların yanı sıra Türkiye ve Yunanistan'ın müzakereleri sonuçlandırmaya hazır olmaları durumunda söz konusu olabileceğini dile getirdi.

Müzakerelerin, 26 Şubat 2003 tarihinde taraflara ve garantör ülkelere sunmuş olduğu revize edilmiş öneriler temel alınarak sonuçlandırılması gerektiğini belirten Annan, ''Varılacak anlaşma, eş zamanlı olarak kısa sürede referanduma sunulmalıdır'' dedi.

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs raporunu önümüzdeki günlerde görüşmeye başlayacak.

ZAMAN 14/11/2003

"Kıbrıs'a gidişimin tek nedeni KKTC'nin kurtuluş yıldönümü"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yapacağı ziyaretin tek nedeninin kuruluş yıldönümü kutlamaları olduğunu söyledi.

Rize'de bulunan Başbakan Erdoğan, Valilik'teki brifingden ayrılırken, bir gazetecinin, ''Sayın Denktaş 14 Aralık'taki seçimden önce (muhalefet açık ara ile seçimi kazanırsa, müzakerecilik vasfından çekileceğini) açıkladı. Bu bir destek turu mu? '' sorusunu şöyle yanıtladı:

''Benim Kıbrıs'a gidişimin tek nedeni var, o da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü ile ilgili bir gidiştir. Bugünkü bazı gazetelerde çıkan haberlerin benim şahsımla yakından uzaktan alakası yoktur. Haber tamamiyle yalandır. Benim söylemediğim bir şeyi kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Benim düşünmediğimi düşünmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu tür haberlerle bir spekülasyon yaratmaya da hakkı yoktur. Bunu da milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdıkları için de kınıyorum.''

ZAMAN 14/11/2003

Başbakan, Güneye Geçeceği Haberlerini Yalanladı

Başbakan Erdoğan, Lefkoşa ziyareti sırasında Rum kesimine geçmeyi planladığı yönündeki haberleri yalanladı. Erdoğan, KKTC'ye yapacağı ziyaretin tek nedeninin kuruluş yıldönümü kutlamaları olduğunu söyledi.Rize'de bulunan Başbakan Erdoğan, Valilik'teki brifingden ayrılırken, bir gazetecinin, ''Sayın Denktaş 14 Aralık'taki seçimden önce (muhalefet açık ara ile seçimi kazanırsa, müzakerecilik vasfından çekileceğini) açıkladı.

Bu bir destek turu mu? '' sorusunu şöyle yanıtladı:

''Benim Kıbrıs'a gidişimin tek nedeni var, o da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü ile ilgili bir gidiştir. Bugünkü bazı gazetelerde çıkan haberlerin benim şahsımla yakından uzaktan alakası yoktur.

Haber tamamiyle yalandır. Benim söylemediğim bir şeyi kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Benim düşünmediğimi düşünmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu tür haberlerle bir spekülasyon yaratmaya da hakkı yoktur. Bunu da milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdıkları için de kınıyorum.''

Başbakan Erdoğan'a Rize Valiliği'nde Vali Enver Salihoğlu ve bölgedeki kamu kuruluşlarının yöneticileri tarafından bölgenin sorunları hakkında brifing verildi.

Brifinge Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen de katıldı.

GÜL, BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN RUM KESİMİNE GEÇMESİNE YÖNELİK BİR ÖNERİNİN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI SÖYLEDİ

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC ziyareti çerçevesinde Rum kesimine geçmesine yönelik bir öneride bulunulmadığını kaydetti.

Gül, Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrılırken, Erdoğan'ın KKTC ziyareti çerçevesinde Rum kesimine geçmesine yönelik bir öneride bulunulup bulunulmadığının sorulması üzerine, ''Hayır gerçekten üzücü bu. Böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir şey düşünülmedi de tartışılmadı da'' diye konuştu.

Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili yeni açılımlar yapıp yapmayacağının sorulması üzerine de Gül, KKTC'deki seçimlerin çok yakın olduğunu belirterek, ''Seçim sonrası Türkiye ve KKTC, Kıbrıs'ta çözüm bulmak için her türlü samimi gayreti gösterecektir. Bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor'' dedi. Gül, bu çerçevede Erdoğan'ın gezisinde buna dönük bir şey olmayacağını söyledi.

Abdullah Gül, seçimler öncesi Maraş'ın iskana açılacağı ve asker sayısının kademeli olarak azaltılacağı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, ''Nereden çıkıyor bu haberler, bilmek mümkün değil'' yanıtını verdi.

Gül, ABD'nin Eylül'de yapılan İKÖ toplantısında üye ülkelere KKTC'yi tanımamaları yönünde bir mektup gönderdiği ve bu mektuplardan birinin de kendisine ulaştığı yönündeki haberin hatırlatılması üzerine de, ''Böyle bir şey var, ama bu eski bir şey'' ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi'nin Loizidu kararıyla ilgili bir soru üzerine, konunun çok boyutu olduğunu belirterek, bu çerçevede çalışıldığını kaydetti

 

Kıbrıs konusunda uyanamadık

Hakkı Devrim

15/11/2003 RADIKAL

Yalnız iktidarda olanlar değil, siyasetçilerin topu algılama noksanıyla malul; yani sakat, eksik, arızalı.
Bir konuda, Kıbrıs anlaşmazlığında olduğu kadar kamuoyu yaratılabilir mi?
Geriye dönmeyelim! Bugün Türkiye'nin en önemli hedef bellediği yönde, en tehditkâr engel Kıbrıs çözümsüzlüğü değil mi?
Ne yapıyoruz bu noktada?
İsmet Berkan'ın deyişiy
le, durmuş, Rauf Denktaş'ın şapkasından nasıl bir tavşan çıkaracağını bekliyoruz.
14 kasım günü yazıyorum ben bunları. KKTC'deki seçimlere tam bir ay var. Neylesine geciktiğimizin farkındaymış gibi de görünmüyoruz. Gazetelere bakarsanı, Madam Loizidu'ya t
azminatın nasıl ödeneceği, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusundaki Ğsiyasîğ uyarısından daha önemli.
Doğrusu da bu galiba. Toptan çözüm sağlanamayacağına göre, sonunda bize kalan, o bir milyar dolara yakın tazminatı ödemek olacak.
– Arkası gelir!
Ee gelec
ek! ĞOna verelim, ama başka isteyen olmasın!ğ talebini ciddiye alıp beklemek akıl kârı mıydı? Denktaş, ĞKapıyı açtık, madam gelsin!ğ diyor. Madam, Ğİşgal devam ettikçe gelememğ buyuruyor.
Mesele çözmek bu mudur? Diplomasiden bu mu anlaşılır?
Nihayet iyiy
e benzer bir haber.
Başbakan Tayyip Erdoğan'la birlikte Kıbrıs'a, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Meclis Başkanvekili, başta anamuhalefet lideri Deniz Baykal, diğer siyasî parti başkanları da gideceklermiş. Başbakan Kıbrıs'ta yalnız Denktaş'la değil, or
adaki diğer parti başkanlarıyla da görüşecekmiş.
Baş başa konuşmalarla çözümlere erişme ümidi ham hayale benziyor. Keşke daha kapsamlı bir buluşma hazırlansaydı. Viyana Kongresi'ni Talleyrand'dan sakınmak için kafa dengi temsilcilerle buluşmayı tercih ede
n Metternich manevraları hâlâ yürürlükte mi?
Mesela, bir araya gelenlere bakarak, katılanların, toplantının
Ğvahametiniğ daha kolay anlayacakları bir buluşma: Evet, tam bugünlerde, hemen! Eski-yeni tecrübeli hariciyecilerin, ilim ve işadamlarının, yargı
temsilcilerinin, o zaman elbette ve öncelikle Genelkurmay Başkanı Özkök'ün, mümkünse Cumhurbaşkanı Sezer'in de katılacakları bir toplantı.
Yabancılara gözdağı vermek için değil, hayır! Durumun Ğacil ve çok mühimğ olduğuna önce kendimizi inandırmak için.

Kıbrıs'ta iki ayrı devlet var

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs'ta her açıdan eşit, dini ve dili ayrı iki ayrı devlet olduğunu belirterek, Kıbrıs'ta çözümün bu gerçeklere dayanması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, ''Bugün Kıbrıs Türk halkı, demokratik ve hukuki yapısıylaKKTC'de varılacak kapsamlı bir uzlaşının eşit ortağı durumundadır '' dedi.

Başbakan Erdoğan, KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende Kıbrıslılar'a hitap etti.

Amaçlarının Türk halkının hayat standardını yükseltmek ve geleceğedaha büyük güvenle bakmasını sağlamak olduğunu ifade eden Erdoğan, buna KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının da dahil olduğunu söyledi.

''TÜRKİYE, HUZURUN TEMİNATI''

Türkiye'nin kendi bölgesinde ağırlıklı bir konumu bulunduğunu, çatışmalarla ve risklerle dolu bu bölgede istikrar unsuru olmaya devam ettiğini kaydeden Erdoğan, ''Türkiye; Balkanlar'da, Ege'de, Doğu Akdeniz'de Ortadoğu'da ve Kafkaslar'da barış ve huzurun teminatıdır'' dedi.

Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyeliğin Türkiye'nin temel stratejik hedefi olduğunu, amaçlarının halkın yaşam standartlarını yükseltmek vegeleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu belirten Erdoğan, ''Kuşkusuz Türkiye'nin bu vizyonuna Kıbrıs Türk halkı ve KKTC de dahildir'' diye konuştu.

''Bölgemizde güvenlik, barış ve istikrarın hayati önem taşıdığına inanıyor ve bu amaçlara hizmet ediyoruz. Bu bağlamda kırılma noktalarının giderilmesi ve Doğu Akdeniz'de bir anlayış ve işbirliği ortamının sağlanması, öncelikli hedefimizdir'' diyen Erdoğan, Kıbrıs Türkleri'nin 40 yıldır, KKTC'nin de 20 yıldır dimdik ayakta durmasınınbir iftihar kaynağı olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar her türlü sorunu aşmasını bildiğini, kendi kaderini çizme cesaretini göstererek eşitlik temelinde özgür ve onurlu bur hayat yolunu tercih ettiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kıbrıs Türk halkı, 15 Kasım 1983 günü bağımsızlığını ilan ederektarihi mücadelesini taçlandırmıştır. O tarihten bu yana KKTC, adada barış ve istikrarın temel bir unsuru olmuştur. Bu gerçeğin kabulü, adada aynı zamanda kalıcı bir uzlaşının da temelini oluşturmaktadır. İktidarı ve muhalefeti ile oluşturduğu çoğulcu demokratik yapısı, Kıbrıs Türk halkının en büyük kazanımı ve zenginliğidir. KKTC'de insanhaklarına saygılı, çağdaş değerleri titizlikle koruyan barışçı bir siyasi ve hukuki sistem vardır. Kıbrıs Türk demokrasisi, Kıbrıs Türk halkının gurur kaynağıdır.''

Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin KKTC'yi yalnız bırakmayacağını, siyasi ve ekonomik destek sağlayacağını bildirdi.

SEÇİMLER

Kıbrıs Türkü'nün geleceği açısından önemli bir dönemden geçildiğini işaret eden Erdoğan, ''Bu dönem, milli davamız olan Kıbrıs meselemizde birlik ve dayanışmamızı muhafaza ettirmemizi gerektiren kritik bir süreçtir. Yaklaşık yarım asıdır el ele gönül gönüle sürdürdüğümüz varlık ve özgürlük mücadelesinde, bugüne kadar katedilenmesafenin temelinde, Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının birlik ve bütünlüğünün muhafaza etmekte gösterdiği kararlılık ve başarı yatmaktadır'' diye konuştu.

KKTC'de yakında seçimlerin yapılacağını anımsatan Erdoğan, ''Seçimlerin şeffaf ve demokratik bir ortamda cereyan edeceğinden ve Kıbrıs Türkü'nün bu seçimlerden demokrasi daha da güçlenerek çıkacağından eminiz'' dedi.

Toplumların hayatında seçimlerin demokratik bir aşama olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, bu süreçte seçim mücadelesi yapılmasınıntabii olduğunu vurguladı. Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kıbrıs Türkü barış istemektedir. Adil ve kalıcı bir çözümü arzu etmektedir. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın son dönemde atmış olduğu adımlar ve yapmış olduğu açılımlar, bu niyetin açık göstergesidir.

Açıkça ifade emeliyim ki, Kıbrıs'ta sadece bir tarafın, KKTC'nin atmış olduğu adımlarla çözüm yönünde ilerleme sağlanması mümkün değildir. Biz, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı bu açılımların, çözüm için heba edilmemesi gereken bir imkan ve fırsat olduğunu düşünüyoruz. Böylelikle karşılıklı güvenin yeniden ihdas edilebileceğine, dolayısıyla adil ve kalıcı çözümün de kolaylaşacağına inanıyoruz. Kıbrıs'ta çözümün yolu eşitlikten geçecektir. Herkesin gerçekleri kabulünden geçecektir. Kıbrıs sorununa çözüm bulunması, Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin müşterek arzu ve hedefidir.''

''ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ ÇÖZÜM OLARAK GÖRMÜYORUZ''

''Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü bir çözüm olarak görmüyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ancak, varılacak çözümün Kıbrıs Türkleri ve Rumları'nın barış vegüvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri bir ortamı sağlaması gerekir.

Bugün Kıbrıs'ta her açıdan eşit, dini ve dili ayrı iki halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır. Kıbrıs'ta çözüm çabaları da bu gerçeklere dayanmalıdır. KKTC ve Türkiye, Kıbrıs adasında adil ve kalıcı bir uzlaşmanın nasıl sağlanabileceği konusunda geçmişin tecrübelerine ve bugünün gerçeklerine dayalı yapıcı ortak görüşlere ve tutuma sahiptirler.

Türk tarafı olarak bugüne kadar Kıbrıs meselesini azim ve inançla belli bir noktaya getirmiş bulunmaktayız. Bugün Kıbrıs Türk halkı, demokratik ve hukuki yapısıyla KKTC'de varılacak kapsamlı bir uzlaşının eşit ortağı konumundadır.''

Adada 29 yıldır huzur ve istikrar bulunduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Dolayısıyla, önemli olan, adada yeniden olaylara ve gerginlikle yol açmayacak kalıcı bir çözüme varılmasıdır. Her ne pahasına olursa olsun bir çözüme varılması düşünülemez. Zira, böyle bir çözümün yaşaması da mümkün değildir. Kalıcı bir çözüm istiyorsak, öncelikle bunun unsurları vardır: Kıbrıs Türkleri'nin güvenliği, eşit statü, siyasi eşitliğin korunması ve iki kesimliliğinin muhafaza edilmesidir.Çözüm, Türk-Yunan dengesini her halükarda dikkate alacak yeni bir ortaklık temelinde olmalıdır.''

Türk tarafının bu görüşten hareketle BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu her zaman desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Kıbrıs Türk halkının beklentileri, nihai çözümü biçimlendirecektir. Ancak, hem garantör devlet hem de anavatan olma vasfıyla, bunun da altını çiziyorum, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taahdi ve tarihi hakları ve sorumlulukları bulunmaktadır. Buradan uluslararası camiaya sesleniyorum: Biz Doğu Akdeniz'in geleceğini yanimüşterek geleceğimizi belirsizliklerden ve potansiyel istikrarsızlıktan kurtarmak istiyoruz. Barış ve istikrardan yanayız, bunun için de üzerimize düşeni her zaman yapmaya hazırız. Kıbrıs Türk halkının da bu görüş ve beklentilerimizi paylaştığını yakinen biliyorum.''

Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının hiçbir hukuki dayanağı olmayan ambargolara maruz kalmasına rağmen gelişimini sürdürdüğünü anlattı. Ambargoların kaldırılması gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin KKTC'nin ekonomisinin gelişmesi için enerji, turizm, su ve altyapı projelerine destek vereceğini kaydetti.

ANAVATAN, YAVRUVATAN

KKTC'nin ulaşım ve altyapısında büyük gelişmeler sağlandığını, karayolları ağının büyük ölçüde tamamlandığını anlatan Başbakan Erdoğan, KKTC'nin yatırımlar noktasındaki beklentilerinin enerji ve su projelerinin hayata geçirilmesiyle hızla gerçekleşeceğine dikkati çekti.

Başbakan Erdoğan, sözlerini, ''Huzur ve güven içinde olunuz. Şartlar ne olursa olsun, KKTC ve Kıbrıs Türk halkı, anavatan Türkiye'yi her zaman yanında bulacaktır. Biz sizleri yavruvatan olarakgörüyoruz, sizler de inanıyorum ki Türkiye'yi anavatan olarak görüyorsunuz. Anavatan ile yavruvatan arasındaki ilişkilerimiz daha da güçlenerek sonsuza kadar devam edecektir'' diye tamamladı.

HURRIYET 15/11/2003

Denktaş: Devletin geri vitesi yoktur

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkünün anavatanla gönül gönüle, el ele vererek zor günlerden bu günlere geldiğini ve bu günlerden geriye dönüş olmayacağını vurgulayarak "Bu devletin geri vitesi yoktur" dedi. Denktaş, Başbakan Erdoğan'ın ziyareti sırasında verdiği mesajın halkın yüreğine su serptiğini söyledi.

Denktaş, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, devletsiz bırakıldıkları için devlet kurduklarını belirterek, yapılacak bir anlaşmada bu devletin sıfırla çarpılmasını hiç kimsenin istemediğini vurguladı.

Türkiye'den en üst makamlardan gelen temsilcilerle devletin doğuşunun 20. yılını kutladıklarını ifade eden Denktaş, bir ara dili sürçerek 120. diyecek oldu ve ''100 yılını da inşallah kutlayacağız. 20. yılını kutluyoruz. Allah söyletince söyletir'' ifadesini kullandı.

Halkın coşkusunun büyük olduğunu belirten Denktaş, ''Sayın Başbakan'ın(Recep Tayyip Erdoğan) yapmış olduğu konuşma zannedersem içinizdeki soru işaretlerini, 'Yarınımız ne olabilir, ne olacak' düşüncelerini ortadan kaldırmıştır. Anavatan-yavru vatan, etle tırnak beraber yürüyeceğiz. Barış için beraber çalışacağız'' dedi.

Kıbrıs'ta barışı Türk tarafının bozmadığını, barış olması için yıllarca direndiklerini ama olmadığını, anavatanın barış olması için evlatlarını feda ettiğini anlatan Denktaş, sağlanan barışı 30 yıldır devam ettirdiklerini kaydetti.

''BARIŞTAN RAHATSIZ OLAN VAR''

Denktaş, Kıbrıs'ta kan akmamasından ve sağlanan barışın kalıcı olmasından rahatsız olanlar bulunduğunun altını çizerek, ''İki devlet esasına dayanan bir ortaklığın barışın temeli olması, iki halkın dost olarak birbirine güvenerek yaşaması birilerini rahatsız ediyor gibi geliyor bana. Bu nedenledir ki bütün gayretler, devletimizi ortadan kaldırmaktır. Bütün gayretler, Kıbrıs'ta iki olanı bir görmektir'' diye konuştu.

Kıbrıs'ta gerçeklerin görülmesi ve kabul edilmesiyle barışın çok kolay geleceğini ifade eden Denktaş, Kıbrıs'ta, dili, dini, ırkı ayrı iki halk ve iki millet bulunduğunu belirterek, bundan bir millet çıkarmak için, Kıbrıs'ı Rumlara vermek için oynanan oyunları 40 yıldır gördüklerini ve 40 yıldır bu oyunlara gelmediklerini vurguladı.

Bu oyunlardan vazgeçilmesini isteyen Denktaş, gerçekten bir uzlaşma istediklerini, uzlaşmanın eşitliğe dayanmasının kaçınılmaz olduğunu kaydetti.

Dış dünyanın Rumlara, ''Siz Türklerin hükümeti değilsiniz, olamazsınız'' demesi gerektiğini ifade eden Denktaş, Rumların, ''meşru hükümet'' adı altında Kıbrıs'a sahip çıkma oyununa devam ettiğini söyledi.

Denktaş, Kıbrıs Türkünün, devletsiz bırakıldığı için, egemenlik haklarını kullanarak kendi devletini kurduğunu kaydederek, ''bir devletin doğuşunun bir çocuğun doğuşuna benzediğini, sancılı ve kanlı olduğunu'' ifade etti. Denktaş, ''gelinen yol ayrımında halkın bunlarıiyi düşünmesi gerektiğini'' kaydetti.

''Devletin sıfırla çarpılmasını hiç kimsenin istemediğinin'' altını çizen Denktaş, iki eski ortağın yeni bir ortaklık kurmasının vedış dünyada Kıbrıs'ı temsil edecek bir formül bulunmasının, Rumların Kıbrıs'ı kendilerine has bir devlet yapma isteğinden vazgeçmelerine bağlı olduğunu söyledi. Denktaş, Kıbrıs'ın birleşmesinin, öncelikle Kıbrıs'ta iki egemenlik olduğunu kabulden geçtiğini belirtti.

''KIBRIS ENGEL DEĞİL''

Kıbrıs Türklerinin de Avrupa Birliği'ne (AB) girmek istediğini ve Türkiye'nin AB'ye girme vizyonunu desteklediği kaydeden Denktaş, ''Kıbrıs'ı Türkiye'nin önüne engel koyma açıkgözlülüğünden vazgeçiniz.Böyle bir kriter yoktur. Eğer Kıbrıs herhangi bir kimsenin önüne engelolarak konabilecekse, Rumların ve Yunanistan'ın önüne konması gerekir'' dedi.

Denktaş, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs'a sahip çıkma sevdasından vazgeçmeye ve Kıbrıs Türkünün egemenliğini tanımaya çağırdı.

Gelinen bugünkü aşamadan geriye gidiş olmadığını ve ''devletin geri vitesinin olmadığını'' vurgulayan Denktaş, ''İlerleyeceğiz. İlerigideceğiz. Daha güzel günlere muhakkak birlikte, el birliğiyle, gönül birliğiyle ulaşacağız. Çabamız, ümidimiz, amacımız budur'' diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, konuşmasının sonunda şöyle dedi:

''Sevgili halkım, 20. yılı kutluyoruz, nice nice 20 yılları kutlayacağız. Anavatanımız Türkiye 80. yılını kutluyor. Atatürk'ün yolunda bayrağın gölgesinde, Mehmetçiklerin himayesinde nice nice yıllar, nice nice mutluluklar diliyorum.''

DENKTAŞ: DESTEK MESAJI YÜREKLERE SU SERPTİ

Denktaş, Kıbrıs Türkünün anavatanına bağlı olduğunu, bu bağlılığı sarsmak isteyenler bulunduğunu belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyareti sırasında verdiği mesajın halkın yüreğine su serptiğini söyledi.

Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı'nda baş başa yaptığı görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, bugün çok güzel ve çok coşkulu bir gün yaşadıklarını söyleyerek şöyle dedi:

''Halkımıza vermiş olduğunuz destek mesajı, tabiatıyla yüreklere su serpmiştir. Halkımız, gördüğünüz gibi anavatana yürekten bağlıdır. Bu bağlılığı sarsmak isteyenler vardır. Bizi birbirimizden ayırmak isteyenler vardır. Bunların çabalarını her iki taraftan da görüyoruz.''

Kıbrıs konusunun milli ve kutsal bir dava olduğunun altını çizen Denktaş, ''Uzlaşma ve barış yapmak da kutsal bir görevdir'' ifadesini kullandı.

''Sizlerle işbirliği içerisinde ümit ederiz ki, arzu edilen, sağlam, kalıcı, iki halkın eşit egemenliğine dayalı bir anlaşma yaparız'' diyen Denktaş, ziyareti için Başbakan Erdoğan'a teşekkür etti. HURRIYET 15/11/2003

Annan: Siyasi irade yoksa aracı olmam

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, dün Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs dönem raporunu sundu. Annan raporunda, Türk ve Rum yönetimleri ile Türkiye ve Yunanistan, çözüm için siyasi irade koymadıkları takdirde, ‘‘iyi niyet girişimlerine’’ başvurmayacağını bildirdi

. HURRIYET 15/11/2003

Rumlara gitmiyorum

Başbakan Erdoğan, KKTC ziyareti sırasında Rum tarafına geçmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Erdoğan haberi yalanlayarak, ‘‘Benim söylemediğim bir şeyi, kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Benim düşünmediğimi, düşünmeye de kimsenin hakkı yoktur’’ dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün yapacağı KKTC ziyareti sırasında Rumların ilgi göstermesi halinde Rum kesimine de geçmeyi tasarladığı yolundaki haberleri, dün kuvvetli ifadelerle yalanladı.

Haberlerde, Erdoğan'ın kurmayları arasında bu yönde bir eğilimin bulunduğu, ziyaretin Rumlardan yeşil ışık gelmesi halinde gerçekleşebileceği belirtilmişti. Başbakan Erdoğan, dün Rize'de yaptığı açıklamada şunları söyledi:

‘‘Benim Kıbrıs'a gitmemin tek nedeni var. O da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü ile ilgilidir. Bu arada bugün bazı gazetelerde çıkan haberin, benim şahsımla uzaktan yakından alakası yoktur. Haber tamamiyle yalandır. Benim söylemediğim bir şeyi, kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Benim düşünmediğimi, düşünmeye de kimsenin hakkı yoktur ve bu tür haberlerle, kimsenin bir sp
ekülasyon yaratmaya hakkı yoktur. Bunu da milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdıkları için de kınıyorum.’’

GÜL: SÖZKONUSU DEĞİL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, bu konudaki soruya, ‘‘Hayır böyle bir öneri yok. Gerçekten üzücü bu. Böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir şey düşünülmedi de, tartışılmadı da’’ yanıtını verdi.

Haberin öyküsü

Başbakan Erdoğan'ın KKTC gezisi sırasında Rum kesimine geçmeyi tasarladığı haberi dün Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yayımlandı. Bu konudaki duyumlar Hürriyet'e önceki gün Başbakan'ın yakın çevresinden ulaştı. Bu duyumlara göre, Erdoğan'ın yakın çevresi içinde KKTC gezisi sırasında Rum kesimine geçmesi bir öneri olarak gündeme gelmiş, bunun artı ve eksileri tartışılmıştı. Hürriyet An
kara Bürosu, bunun üzerine değişik kaynaklardan haberin doğruluğunu araştırdı. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, kesin ifadelerle gezi programında Rum kesimine gidilmesinin yer almadığını belirttiler. Buna karşılık, Hürriyet'in temas ettiği Başbakan Erdoğan'ın yakın bir kurmayı, bu yönde bir eğilimin bulunduğunu doğruladı. Aynı kaynak, bununla birlikte, ‘‘Risk almak istemediklerini, bu projenin Rumların yeşil ışık yakması halinde gerçekleşecebileceğini’’ söyledi. Hürriyet de, bu kaynağın verdiği bilgiler doğrultusunda olayı bir eğilim olarak duyurdu, ‘‘Sürprizi öteki taraf mı?’’ başlığını attı.

Baykal’dan KKTC’ye: Moralinizi bozmayın

CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, KKTC Meclis Başkanı Serter'in verdiği resepsiyonda Bayrak Radyosu'na konuştu. Baykal, ‘‘AB İlerleme Raporu'nda, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engel olarak gösterilmesi kabul edilemez. Kıbrıs halkı Türkiye'nin AB üyeliğine engel olduğu duygusuna kapılıp moralini bozmasın. Kendi umutları doğrultusunda gerektiği şekilde yürüsün’’ dedi.

HURRIYET 15/11/2003

KKTC’de yabancı öğrencilerden kutlama jesti

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC'nin 20'nci kuruluş yıldönümü renkli etkinliklerle kutlanıyor. Gazi Magosa'da Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde öğrenim gören yabancı öğrenciler, kutlama etkinlikleri çerçevesinde kendi ülkelerinin bayrakları ile geçit törenine katılacak.

Gazi Magosa'daki Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Zafer Öztürk, 64 ülkeden 14 binden fazla öğrencilerinin bulunduğunu belirterek, ‘‘Yabancı öğrencilerimiz arasında ABD'den gelenler bile var. 14 bin öğrencinin yüzde onu yani yaklaşık 1500'ü 64 ülkeden gelerek öğrenim görüyor. Kuruluş kutlamalarına bu öğrencilerin büyük bir çoğunluğu katılacak’’ dedi. 1500 öğrenciden en az 500'ünün ellerinde ülkelerinin bayrakları ile Gazi Magosa sokaklarında olacağını belirten Öztürk, törenlerin BM gününe dönüşeceğini kaydetti. Öztürk, kendi bayrakları ile geçit törenine katılmayı öğrencilerin teklif ettiğini de sözlerine ekledi.

HURRIYET 15/11/2003

Annan: Kıbrıs'ta artık yokum

Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunda Annan, çözüm planının sonuçlandırılması için uygun bir fırsat çıkması halinde yeniden devreye gireceğini bildirdi

SEMA EMİROĞLU New York


BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla şu anda yeniden devreye girmesi için bir neden bulunmadığını bildirdi. Genel Sekreter, bunu, ancak Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarına ek olarak Türkiye ve Yunanistan'ın da Annan Planı'na dayalı müzakereleri sonuçlandırmaya ve varılacak anlaşmayı ref
eranduma sunmaya hazır olmaları halinde yapabileceğini kaydetti.
Annan, bu görüşlerini dün akşam Güvenlik Konseyi'ne sunduğu ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 ay daha uzatılmasını tavsiye eden raporunda dile getirdi.

KKTC'yi suçladı
Kıbrıs Türk tarafında gelecek ay yapılacak seçimler nedeniyle, bu yılki raporunu 20 gün önce yayımlayan Annan, Kıbrıs'la ilgili iyi niyet misyonunu yeniden başlatmamasına rağmen, Ada'daki gelişmeleri yakından izlediğini bildirdi. Annan, sunduğu çözüm planının sonuçlandırılması için uygun bir fırsat çıkması halinde yeniden devreye gireceğini de vurguladı.
Annan, son altı ay içinde Ada'daki ateşkes hattı çevresinde oldukça az olay meydana gelmesine rağmen, sadece kapsamlı bir çözümün Kıbrıs sorununu orta
dan kaldıracağını kaydetti ve bunun yokluğunda, adadaki BM gücünün varlığının, ateşkesin korunması için gerekli olduğunu söyledi.
Annan, raporunda, Kıbrıs Türk makamlarını da, BM Gücü'ne tam hareket özgürlüğü ve engelsiz giriş hakkı tanımamakla suçladı ve
gücün, sorumluluk alanındaki görevlerini yerine getirmesine izin verilmesini istedi.
MILLIYET 15/11/2003

Başbakan, sadece kutlama için gidiyor

RİZE Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün KKTC'ye sadece kuruluş yıldönümü kutlamak için gideceğini söyledi. İki gündür Rize'de dinlenen ve dün bazı açılışlara katılan Erdoğan, KKTC ziyaretinde Rum Kesimi'ne geçip geçmeyeceği yönündeki soruya, "Böyle bir şey yok" yanıtını verdi. Erdoğan, şunları söyledi:
"Kıbrıs'a gidişimin tek nedeni KKTC'nin kuruluş yıld
önümüyle ilgilidir. Bazı gazetelerde çıkan haberlerin benim şahsımla yakından uzaktan alakası yoktur. Benim söylemediğim bir şeyi yazmaya, benim düşünmediğimi düşünmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu tür haberlerle spekülasyon yaratmaya da kimsenin hakkı yoktur."
MILLIYET 15/11/2003

KKTC muhalefeti Strasbourg yolcusu


GÜVEN ÖZALP Brüksel

Avrupa Parlamentosu (AP), KKTC'deki seçimler öncesindeki siyasi havayı koklamak amacıyla bazı parti yetkililerini Strasbourg'a davet etti.
Strasbourg'da düzenlenecek Genel Kurul toplantısı sırasında AP'de temaslarda bulunacak olan grupta Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi lideri Ali Erel ve Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk yer alıyor. AP'de temaslarda bulunacak olan hey
et KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve kendisine destek veren kanada muhalif isimlerden oluşuyor. Ancak diplomatik gözlemciler, AB'nin başından bu yana KKTC'deki muhalefetle sıkı ilişkiler içinde olduğunun altını çiziyorlar.
MILLIYET 15/11/2003

Loizidu davasında gereksiz bir gol yedik


Türkiye, Loizidu davasıyla ilgili ödemenin nasıl yapılacağı ve bundan sonraki davaların ne şekilde ele alınacağının pazarlığı içindeyken inanılmaz bir "son dakika" golü yedi.
Görüşmelerin son aşamasına gelinmiş ve adeta uzatmalar oynanıyordu ki, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bir uyarı kararı aldı. Bu uyarı Loizidu'ya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Kuzey Kıbrıs'taki evine gidemediği için Türkiye'yi 900 bin dolar tazminat ödemekle cezalandırması ile ilgili.
Türki
ye bu tazminatı 19 Kasım gününe kadar ödemezse Avrupa Konseyinin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacak.
Loizidu davası çok önemli, zira bundan sonra aynı şekilde AİHM'ne başvuracak olan tüm Rum göçmenler Türkiye'den milyonlarca dolarlık tazminat alabilecek
ler.
Avrupa Konseyi'nin bu kararı Ankarayı köşeye sıkıştırıyor. Zira yapılan pazarlıklarda, paranın ödenmesi karşılığında, bundan sonra açılacak davaların KKTC'nin oluşturduğu bir iç mekanizmadan geçmesi karara bağlanmaya çalışılıyordu. Sonuç alınmak üzere
yken, Rumlar akıllı bir manevra ile Konseyden bu kararı çıkarttılar. 45 üye ülkeden 34'ü (Azerbaycan dahil) lehte oy kullanmış.
İşin asıl dramatik yönü, Dışişleri yetkililerine göre bu gelişmeden Ankara'nın haberi dahi olmaması. "Çok şaşırdık. İşi toparlam
aya çalışıyoruz" diyen bir yetkili, Avrupa Konseyi gibi kapalı bir klüp gibi çalışan Bakanlar Konseyindeki bu gelişmenin önceden haber alınıp önlenememesi, tek kelimeyle AYIP...
Bu kararın bir başka yönü daha var.
Avrupa Konseyi Türkiye'ye bir başka mesaj
yolluyor: "Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varamazsanız, Kuzey'deki topraklarda malı mülkü olan Rumlara büyük tazminat ödemek zorunda kalacağınızı bilin...
Anlayacağınız, Türkiye'nin etrafındaki Kıbrıs çemberi giderek daralıyor.
MILLIYET 15/11/2003

Erdoğan: Rum tarafına gideceğim haberi yalan
KKTC'nin kuruluş yıldönümünde Kıbrıs Rum kesimine geçeceği iddialarına sinirlenen Erdoğan, 'Söylemediğim şeyi yazdıkları için kınıyorum' dedi

Başbakan Tayyip Erdoğan, yarın KKTC'nin 20'inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla Kıbrıs'a yapacağı gezi sırasında Rum kesimine geçmeyi planladığı iddialarını sert bir dille yalanladı. Erdoğan, "Bunu milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdıkları için de kınıyorum" dedi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de bu yöndeki iddiaları yalanladı ve Rum kesimine Erdoğan'ın geçmesi gibi bir planlarının olmadığını bildirdi.

SERT TEPKİ GÖSTERDİ
Başbakan Tayyip Erdoğan dün sabah gazeteleri okurken iki gazetenin manşetinde yer alan "Sürpriz öteki taraf mı?" ve "Güneye ilk adım" başlıklı haberleri görünce sert tepki gösterdi. Erdoğan, haberin nereden çıktığının ve kaynağının araştırılmasını istedi. Erdoğan, Kıbrıs'a gitmesinin bir tek nedeni bulunduğunu, bunun da KKTC'nin 20'inci kuruluş yıldönümü ile ilgili olduğunu belirterek şöyle dedi "Söylemediğim bir şeyi yazmaya kimsenin hakkı yok. Haber tamamıyla yalandır. Benim söylemediğim bir şeyi kimsenin yazmaya hakkı yoktur. Bu tür haberlerle kimsenin bir spekülasyon yaratmaya hakkı yoktur. Bunu da milletimin huzurunda yalanlıyorum. Kimseye söylemediğim bir şeyi yazdıkları için de kınıyorum."

Erdoğan, "haberin kasıtlı olarak yaptırıldığı görüşünü" yakın çevresine ve danışmanlarına aktarırken, haberin kaynağının mutlaka bulunması yönünde talimat verdiği öğrenildi. Bu arada Başbakanlık da iki gazetede yer alan haberlerle ilgili olarak yazılı bir açıklama ile yalanladı. Başbakanlık yazılı açıklamasında Erdoğan'ın Rize'deki sert sözlerine de yer verildi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de Başbakan Erdoğan gibi haberi yalanladı. Gül, dün Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrılırken gazetecilerin Erdoğan'ın Rum kesimine geçeceğine ilişkin habere ilişkin sorularına şöyle yanıt verdi "Hayır. Gerçekten üzücü bu. Böyle bir şey söz konusu değil. Böyle bir şey düşünülmedi de tartışılmadı da...'' Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili yeni açılımlar yapıp yapmayacağının sorulması üzerine de Gül, KKTC'deki seçimlerin çok yakın olduğunu belirterek, "Seçim sonrası Türkiye ve KKTC, Kıbrıs'ta çözüm bulmak için her türlü samimi gayreti gösterecektir. Bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor" dedi.

GÜL: DOĞRU DEĞİL
Gül, Erdoğan'ın gezisinde bu çabalara dönük bir şey olmayacağını da bildirdi. Gül, seçimler öncesi Maraş'ın iskana açılacağı ve asker sayısının kademeli olarak azaltılacağı yönündeki haberleri de yalanladı ve "Nereden çıkıyor bu haberler, bilmek mümkün değil" yanıtını verdi. Gül, ABD'nin Eylül'de yapılan İKÖ toplantısında üye ülkelere KKTC'yi tanımamaları yönünde bir mektup gönderdiği ve bu mektuplardan birinin de kendisine ulaştığı yönündeki haberin hatırlatılması üzerine de, "'Böyle bir şey var, ama bu eski bir şey'' açıklamasında bulundu. Gül,Avrupa Konseyi'nin Loizidu kararıyla ilgili bir soru üzerine, konunun çok boyutu olduğunu belirterek, bu çerçevede çalışıldığını kaydetti.

Erdoğan: Dar alanda siyaset yapmayın
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, türban konusunda kamusal-toplumsal alan tartışması yapanları siyasete davet etti. Erdoğan, "Dar alanda siyaset yapmayın, gelin milletin önünde siyaset yapın" dedi. Başbakan şunları söyledi "Bu eski dar alan tartışmaları beyhudedir ve muasır medeniyet yolunda yürüyen Türkiye'ye yakışmamaktadır. Bu dar alanda siyaset yapanlar milletimizin tasfiyesine uğramışlardır. Eğer siyaset yapmak istiyorlarsa demokratik cumhuriyetimizde alabildiğine geniş bir siyasi alan vardır. Buyursun yapsınlar. Bizim gündemimizde dar alanda kısa paslaşmalar değil üretim var, yatırım var, hukuk var, adalet var."

Denktaş: Annan planı Girit modeli gibi
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş KKTC'nin 20'nci kuruluş yılı kutlmaları nedeniyle yaptığı konuşmada Annan Planı'nı Girit modeline benzetti. Girit'in unutulmamasını isteyen Denktaş şunları söyledi "Biliyorsunuz, Girit'te Türkler mallarını, mülklerini yok pahasına satarak Girit'i terk ederler. Bize uygulanan plan bu. Bunda benim hiçbir şüphem yok. Kıbrıs'ı Türk'ten arındıracaklar. İlk adım Annan Planı çerçevesinde Türkiye'nin bizi koruma hakkını ortadan kaldırmak. Kaldırmamış gibi görünüyorlar ama, bu planı iyi okuyunuz göreceksiniz. Türkiye'yle Yunanistan henüz yeni bir garanti anlaşmasında anlaşmamış. Türk-Yunan dengesi nasıl korunacak. Böyle bir mutabakat yok. Egemenlikten vazgeçmemizi istiyorlar, devletimizden vazgeçmemizi istiyorlar.

FIRTINA'DAN AÇIK DESTEK
Bu arada Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, dün KKTC'ye gitti. Denktaş tarafından kabul edilen Orgeneral Fırtına, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin önümüzdeki dönemde de devletine ve cumhuriyetine sahip çıkan Denktaş ile Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde daima yanında olacağını" söyledi. Rum Yönetimi'nin AB'ye dahil olmak isterken bir yandan silahlanmasını sürdürdüğüne dikkat çeken Fırtına, "Bir an önce çözüme ulaşabilmek pahasına, neredeyse 'ver kurtul' anlayışının dikte ettirilmeye çalışılması kabul edilemez" dedi.
SABAH 15/11/2003

KKTC'de Bayram Kutlaması

KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Lefkoşa Atatürk Anıtı'nda tören düzenlendi. Başbakan Erdoğan, dev KKTC bayrağıyla yürüyüşü başlattı.

Törene, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter ve Başbakan Derviş Eroğlu ile Türkiye'den Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM Başkanvekili İsmail Alptekin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, KKTC Bakanlar Kurulu üyeleri, komutanlar, kurum, kuruluş, siyasi parti ve üniversite temsilcileri, Türkiye'den gelen diğer heyet üyeleri, okullar ve vatandaşlar katıldı.

Törende, protokol sırasına göre anıta çelenkler kondu. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi. Anıt Özel Defteri'ni ise Denktaş, Nehrozoğlu, Alptekin, Erdoğan ve Orgeneral Fırtına imzaladı.

Başbakan Erdoğan, Anıt Özel Defteri'ne şunları yazdı:

''Ulu Önder Atatürk; Kıbrıs Türkünün nice fedakarlıklarla sürdürdüğü özgürlük mücadelesini taçlandıran KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümünü Kıbrıslı kardeşlerimizle güç ve gönül birliği içinde kutlamanın gurur ve coşkusunu taşıyorum.

80. yılı büyük bir heyecanla ve mutlulukla idrak ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti ve bugün 20. yılını kutladığımız KKTC, senin çizdiğin yolda ilke ve inkılapların ışığında geleceğe güvenle bakmakta ve emin adımlarla ilerlemektedir.

Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkünün aydınlık yarınlarına olan güçlü inancımızı manevi huzurunuzda bir kez daha ifade ediyor, aziz hatıran önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. Ruhun şad olsun.''

-DEV BAYRAKLA YÜRÜYÜŞ BAŞLADI-

Atatürk Anıtı'ndaki törenin ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile birlikte, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül tarafından yaptırılan 1 kilometre uzunluğundaki dev KKTC bayrağıyla yürüyüşü başlattı.

Vatandaşlar, tören ve bayraklı yürüyüş sırasında Başbakan Erdoğan'a büyük sevgi gösterisinde bulundu.

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar da bir süre KKTC bayrağını tutarak yürüyüşe eşlik etti.

Dev KKTC bayrağı, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenecek tören alanına kadar taşınacak.

Kaynak: Anadolu Ajansı
15.11.2003 18:11:56

TV8

KKTC'nin 20. Kuruluş Yıldönümü...

Cumhurbaşkanı Sezer: ''Türkiye ve KKTC, hakça ve kalıcı bir uzlaşıdan

ve barıştan yanadır. Kıbrıs'ta yeni bir ortaklığın, ancak adadaki

gerçeklerin kabulü ile sağlanabileceği açıktır''

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ''hakça ve kalıcı bir uzlaşıdan ve barıştan yana olduğunu belirterek, ''Kıbrıs'ta yeni bir ortaklığın, ancak adadaki gerçeklerin kabulü ile sağlanabileceği açıktır'' dedi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Sezer, KKTC'nin kuruluşunun 20. yıldönümü dolayısıyla, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu aracılığıyla bir mesaj gönderdi.

KKTC'nin kuruluşunun 20. yıldönümü nedeniyle Kıbrıs Türk halkını Türk ulusu ve şahsı adına en içten dilekleriyle kutladığını belirten Sezer, mesajında şunları kaydetti:

''Yirminci yılına ulaşmanın gururunu hep birlikte yaşadığımız KKTC, Kıbrıs Türkü'nün özgürlük istencinin simgesidir.

Kuruluşundan beri, önderliğinizde önemli aşamalar kaydeden KKTC, demokratik yapısıyla ve insan haklarına saygılı, çağdaş değerleri titizlikle koruyan barışçı bir devlet niteliğiyle, Türkiye için sürekli övünç kaynağıdır.

KKTC'nin varlığı, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasının güvencesini, Kıbrıs Türkleri ve Rumları'nın barış ve güvenlik içerisinde yan yana yaşayabilecekleri bir ortamın da temellerini oluşturmaktadır. Kuruluşundan bu yana geçen 20 yıl boyunca, KKTC, adada ve bölgede barış ve istikrar ögesi olmuştur.''

-''ORTAKLIK, GERÇEKLERİN KABULÜ İLE SAĞLANABİLİR''

Cumhurbaşkanı Sezer, ''Türkiye ve KKTC'nin hakça ve kalıcı bir uzlaşıdan ve barıştan yana'' olduğunu vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi:

''Kıbrıs'ta yeni bir ortaklığın, ancak adadaki gerçeklerin kabulü ile sağlanabileceği açıktır. Bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının Türkiye'nin tam desteğine güvenebileceğini bir kez daha yinelemek isterim.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu anlamlı yıldönümünde, yüce kişiliğinizin sağlık ve esenliği ile Kıbrıs Türk halkının mutluluk ve gönenci için en iyi dileklerimi sunarım.''

15.11.2003 14:23:30

TV8

KKTC 20. Yaşını Kutladı

Türkiye'den kalabalık bir heyetin katıldığı kutlamalar coşkulu geçti.

YAYIN: 15.11.2003 16:36:16 TRT

KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü törenlerle kutlandı.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören, İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üstü açık bir araca binerek, tören birliklerini ve halkın bayramını kutladı.

Lefkoşa Atatürk Anıtı
önünde açılarak taşınmaya başlayan 1 kilometrelik KKTC bayrağı da tören alanından geçirildi. Bu yılki kutlamalara, geçen yıllara oranla daha kalabalık bir halk kitlesinin katılması dikkat çekti.

Törendeki Konuşmalar
Törende bir konuşma yapan Başbakan Rece
p Tayyip Erdoğan, hem garantör devlet hem de anavatan olarak Türkiye'nin Kıbrıs'ta tarihi hakları ve sorumlulukları bulunduğunu söyledi.

Kıbrıs Türkü'nün barış istediğini vurgulayan Erdoğan; "Kıbrıs'ta çözümün yolu eşitlikten ve herkesin gerçekleri kabu
lünden geçecektir" diye konuştu.

Denktaş'ın son dönemde attığı adımlar ve gerçekleştirdiği açılımların bunun göstergesini olduğunu kaydeden Erdoğan, Kıbrıs'ta 29 yıldan bu yana huzur bulunduğunu belirtti.

Başbakan Erdoğan, (her ne pahasına olursa olsun
) bir çözüme varılmasının düşünülemeyeceğini kaydederek, "Kalıcı bir çözüm istiyorsak öncelikle bunun unsurları vardır. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, eşit statü, siyasi eşitliğin korunması ve iki kesimliliğin muhafaza edilmesidir" dedi.

Türkiye'nin KKTC'
ye desteğini sürdüreceğini vurgulayan Erdoğan, "Elbette Kıbrıs Türk Halkının beklentilerinin nihayet çözümü altını çiziyorum biçimlendirecektir. Ancak hem garantör devlet hem de anavatan olma vasfı ile bunun da altını çiziyorum; Türkiye Cumhuriyeti'nin ,Kıbrıs'ta ahdi ve tarihi hakları ve sorumlulukları bulunmaktadır" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, KKTC'de gerçekleştirilecek seçimlerin şeffaflık ve demokrasi içinde geçeceğine, sonuçta, Kıbrıs Türk halkının demokrasisinin daha da güçleneceğine inandıkları
nı kaydetti.

Denktaş: "Türkiye İle Et ve Tırnak Gibiyiz"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, törendeki konuşmasına başlarken dili sürçtü ve 100'üncü yılı kutladıklarını söyledi.

Denktaş, "100'üncü yılını da kutlayacağız inşallah. 20'inci yılını kutluyoruz. Allah söyletince söyletir. Coşkumuz büyük, sayın başbakanın yapmış olduğu konuşma zannedersem içinizdeki soru işaretlerini, 'yarınımız ne olabilir, ne olacak' düşüncelerini ortadan kaldırmıştır. Anavatan-Yavruvatan, et ve tırnak beraber yürüyeceğiz" diye k
onuştu.

Geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Türkiye ve KKTC'nin barış için beraberce çalışacağını söyleyen Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu barışı 20-30 yıldır devam ettiriyoruz. Herhalde birileri rahatsız oluyor ki Kıbrıs'ta kan akmıyor, herh
alde birileri rahatsız oluyor ki barış kalıcı olmuştur. İki devlet esasına dayanan bir ortaklığın barışın temeli olması, iki halkın dost olarak birbirine güvenerek yaşaması, birilerini rahatsız ediyor gibi geliyor bana. Bu nedenledir ki bütün gayretler, devletimizi ortadan kaldırmaktır. Bütün gayretler Kıbrıs'ta iki olanı bir görmektir."

Denktaş, Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Birliği'ne girmek istediklerini ve Türkiye'nin bu konudaki vizyonunu da desteklediklerini belirterek, Kıbrıs'ı Türkiye'nin önüne engel
olarak koyma açıkgözlülüğünden vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

Denktaş, "Kıbrısta çözümün yolu eşitlikten geçecektir. Herkesin gerçekleri kabulünden geçecektir. Kıbrıs sorununa çözüm bulunması Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin müşterek arzusu ve hed
efidir. Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü bir çözüm olarak görmüyoruz" dedi.

Erdoğan'ın Temasları
Başbakan Erdoğan, törenlerin ardından ilk olarak Cumhurbaşkanı Denktaş ile biraraya geldi.

Denktaş ve Erdoğan görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Erdoğan, Türkiye'nin KKTCi'ye her alandaki desteğini bir kez daha vurguladı. Denktaş ise Kıbrıs konusuna çözüm bulunması için Türkiye ile işbirliği içinde çalıştıklarını belirtti.

Daha sonra KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile görüşen Erdoğan, adadaki muhal
efet partilerinin liderlerini de kabul etti.

KKTC 20 YASINDA

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı, tüm yurtta coşkulu törenlerle kutlanıyor

YURT GENELİNDE COŞKULU KUTLAMALAR... Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 20'nci yıldönümü, yurt genelinde parlak ve coşkulu törenlerle kutlanıyor. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dün saat 12.00'de BRT'den halka hitaben yaptığı konuşma ve 21 pare top artışıyla başlayan kutlamalar, bugün başkent Lefkoşa ve öteki büyük yerleşim birimlerinde düzenlenecek tören ve öteki etkinliklerle sürdürülecek

BAŞKENTTEKİ TÖRENLER... Bugünkü kutlamalar, saat 08.30'da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Cumhurbaşkanlığı'ndaki tebrik kabulüyle başlayacak. Saat 09.00'da, Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda yapılacak töreni ise Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı'nda saat 11.30'da, Boğaz Şehitliği'nde saat 12.15'te ve saat 13.20'de de özgürlük mücadelemizin önderi Dr. Fazıl Küçük'ün kabrinin bulunduğu Anıttepe'de gerçekleştirilecek törenler izleyecek

LEFKOŞA'DAKİ RESMİ GEÇİTTE, TC BAŞBAKANI ERDOĞAN DA KONUŞACAK...Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreni, saat 14.00'te İstiklâl Marşı'yla başlayacak. Tören birlikleri ve halkın bayramlarının kutlanmasının ardından, mesaj teatisi gerçekleştirilecek. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birer konuşma yapacakları tören, resmi geçitle tamamlanacak

KIBRIS 15/11/2003

Genel Sekreteri Annan:Adadaki gelişmeleri izliyorum, yeniden devreye girmeye hazırım

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununu ancak kapsamlı bir çözümün sona erdireceğini, Kıbrıs'ta uygun bir fırsat belirdiği takdirde yeniden devreye girmeye hazır olduğunu söyledi. Annan, yayınladığı Kıbrıs raporunda, adada kalıcı çözüme ulaşılmadıkça BM Barış Gücü'nün varlığının gerekli olduğunu belirterek, BM Güvenlik Konseyi'ne barış gücünün görevinin 6 ay süreyle, 15 Haziran 2004 tarihine kadar uzatılmasını önerdiğini bildirdi. Kofi Annan, 21 Mayıs-10 Kasım arasındaki dönemi kapsayan raporda, Kıbrıs konusunda iyi niyet görevine yeniden başlamasının, adada tarafların yanı sıra Türkiye ve Yunanistan'ın müzakereleri sonuçlandırmaya hazır olmaları durumunda söz konusu olabileceğini dile getirdi. Müzakerelerin, 26 Şubat 2003 tarihinde taraflara ve garantör ülkelere sunmuş olduğu revize edilmiş öneriler temel alınarak sonuçlandırılması gerektiğini belirten Annan, 'Varılacak anlaşma, eş zamanlı olarak kısa sürede referanduma sunulmalıdır' dedi. Annan, BM Güvenlik Konseyi'nin, 14 Nisan 2003 tarihli kararıyla bu plana tam destek verdiğini belirterek, 'Kararda, benim iyi niyet misyonum çerçevesinde müzakerelerin devamı çağrısı da yapılmıştır.

KIBRIS 15/11/2003

KKTC 20 yaşında

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20’inci kuruluş yıldönümü kutlamaları dün başladı.

Kutlamalar, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın saat 12.00’den BRT’den halka sesleneceği konuşmayla başladı. Bu arada Lefkoşa’da 21 pare top atışı yapıldı.

Bugünkü kutlamalar ise, saat 08.30’da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığı’ndaki tebrik kabulüyle başlayacak.

Saat 09.00’da ayrıca, Lefkoşa Şehitler Anıtı’ndaki tören başlayacak. Şehitler Anıtı önündeki törende, anıta çelenkler konulup saygı duruşunda bulunulacak. Saat 09.00’da da Özgürlük Mücadelesi Önderi Dr. Fazıl Küçük’ün kabrinin bulunduğu Anıttepe’deki törenler başlayacak.

Cumhuriyet Meydanı Atatürk Anıtı’nda yer alacak törenin başlangıç saati 11.30. Saat 12.15’te Boğaz Şehitliği’ndeki, KKTC ve Türkiye’nin devlet ve hükümet yetkilileri ile siyasilerinin de katılacağı bu üç törende de, çelenklerin konulmasından sonra saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek. Törenler, özel defterlerin imzalanmasıyla sona erecek.

Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’ndaki resmi geçit töreni ise, saat 13.30’te İstiklal Marşı’yla başlayacak. Tören birlikleri ve halkın bayramlarının kutlanmasının ardından, mesaj teatisi gerçekleştirilecek. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yapacakları tören, resmi geçitle tamamlanacak.

İLÇELERDEKİ TÖRENLER

KKTC’nin kuruluş yıldönümü, bugün Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele’de de törenlerle kutlanacak.

Gazimağusa’da ilk önce Zafer Anıtı’na çelenkler konulacak, saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek. Saat 14.30’daki ilk törenin ardından, Polatpaşa Bulvarı’nda yer alacak ikinci törene geçilecek. Tören birlikleri ve halkın bayramının kutlanmasıyla saat 15.00’te başlayacak

törende, daha sonra İstiklal Marşı’yla bayraklar göndere çekilecek. Konuşmaların ve şiirlerin yer alacağı törenin sonunda, resmi geçit gerçekleştirilecek.

Girne’de Atatürk Anıtı önündeki tören saat 10.00’da başlayacak. Törende anıta çelenkler konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek. Özel defterin imzalanmasının ardından tören birlikleri ve halkın bayramı kutlanacak. Konuşmaların yapılacağı, şiirlerin okunacağı tören resmi geçitle tamamlanacak.

Güzelyurt’ta saat 10.00’da Atatürk Anıtı’na çelenkler konulacak. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından özel defter imzalanacak. Güzelyurt’ta müze önündeki tören ise saat 10.30’da tören birliklerinin bayramının kutlanmasıyla başlayacak. Konuşmaların yapılması ve şiir okunmasından sonra folklor gösterisi sunulacak. Tören resmi geçitle son bulacak.

İskele’deki tören Ecevit Meydanı’nda yer alacak. Saat 09.00’da Atatürk Anıtı’na çelenklerin konulmasıyla başlayacak törende, saygı duruşundan sonra İstiklal Marşı’yla bayrak göndere çekilecek. Tören birlikleri ve halkın bayramının kutlanmasının ardından konuşmalar gerçekleştirilecek, şiirler okunacak. Resmi geçit törenin son bölümünü oluşturacak.

Lefke’de de iki tören gerçekleştirilecek. İlk tören Lefke Şehitliği’nde saat 09.00’da, ikinci tören de Atatürk Anıtı önünde saat 10.00’da yer alacak.

Geçitkale’de ise saat 18.00’de kortej ve fener alayı gerçekleştirilecek. Ardından da düğün salonunda şölen düzenlenecek.

YÜRÜYÜŞ

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Gençlik Elele İnisiyatif Grubu” tarafından düzenlenen etkinlikte gençler yürüyecek. “Cumhuriyetimiz Hep Yaşayacak” sloganıyla gerçekleştirilecek gençlik yürüyüşü için saat 10.00’da Lefkoşa Cumhuriyet Meydanı’nda (Girne Kapısı) toplanılacak ve yürüyüşte dev KKTC bayrağı taşınacak.

HALKIN SESI 15/11/2003