AB, İLAÇTAN ÖNCE TEŞHİS KOYMALI!..

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş İsviçre’nin Crans Montana kentinde düzenlenen forum çerçevesinde çeşitli temaslar yaparak buradaki önemli medya organlarına verdiği mülakatlarla Kıbrıs konusundaki gerçekleri anlattı.

Cumhurbaşkanı ayrıca, düzenlenen bir yemekte, Avrupa’daki bazı yapılaşmaları da örnek göstererek Kıbrıs’ta varolan durum hakkında ve Kıbrıs sorununda izlenen politika hakkında bilgi verdi.

İsviçre’de Fransızca yayınlanan saygın gazetelerden Le Temps’de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la yapılan bir röportaja geniş bir şekilde yer aldı.

Gazetede yayımlanan habere göre, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 2004 yılında AB’nin sadece Rum kesimini üyeliğe almakla AB’nin içine çözülmemiş bir problemi alacağı değerlendirmesinde bulundu.

Kıbrıs Türk tarafının Avrupa’dan beklentisinin Kıbrıslı Rumlar’ın Kıbrıslı Türkler adına konuşma karar alma ya da eylem yapma hakları olmadığı gerçeğini vurgulamaları ve kabul etmeleri olduğunu belirterek, “Bizim Avrupalılardan talebimiz Kıbrıs’ta iki eşit tarafla yeni bir ortaklık hükümeti kurulana kadar Kıbrıs’ın AB’ye üyelik sürecini askıya almalarıdır. Avrupa Birliği’nden talebimiz, ilacı yazmadan teşhisi koymalarıdır” dedi.

Gazetede yayımlanan haber şöyle:

“14. Crans Montana Formu’na davetli 79 yaşındaki Türk Lider Rauf Denktaş, 2004 yılında sadece adanın Rum kesimini almakla AB’nin içine çözülmemiş bir problemi alacağı değerlendirmesini yapıyor:

Soru: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye girecek olması sizi nasıl etkiliyor?

Cevap: Büyük bir hayal kırıklığı, son derece olumsuz. 1963’te Kıbrıs Rumları’nın üniter devleti yıkmasından sonra iki toplumu karşı karşıya getiren sorunun çözümü yönünde geçtiğimiz yıl ilerleme olmuştu. Önce bu ilerleme Yunanistan’ın şantajına boyun eğerek büyük bir hata işleyen Avrupa tarafından yıkılmıştır. Kıbrıs Rumları’nın AB’ye üyeliğini kabul etmekle onlara tüm adada yaşayanların temsil hakkını tanımaktadırlar. Soruna bütünlüklü bir çözüm bulunana kadar böyle birşeyi kabul etmemiz sözkonusu olamaz. Çünkü bizi herşeyden dışladılar; nereye gitsek sırtlarını bize dönüyorlar. Burada olduğu gibi dış temaslarda bizim olduğumuz yerde bulunmamaya çalışarak, bizimle temastan kaçınmaktadırlar.

Bizleri uzak tutmaya devam ediyorlar. Bu sürekli bir etnik temizliktir.

Soru: Avrupalılardan ne bekliyorsunuz?

Cevap: Bizim onlardan beklenti ve istediğimiz Kıbrıslı Rumlar’ın Kıbrıslı Türkler adına konuşma karar alma ya da eylem yapma hakları olmadığı gerçeğini vurgulamaları ve kabul etmeleridir.

Rumlar silah zoru ile gasbettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını bugün kullanıyorlar. Bu ünvan ortadan kalkmış olan bir devleti temsil ediyor. Bu devlet içerisinde bizim de eşit, onlar kadar eşit haklarımız vardı.

Bizim Avrupalılar’dan talebimiz Kıbrıs’ta iki eşit tarafla yeni bir ortaklık hükümeti kurulana kadar Kıbrıs’ın AB’ye üyelik sürecini askıya almalarıdır. Avrupa Birliği’nden talebimiz ‘ilacı yazmadan teşhisi koymalarıdır’

Soru: Kıbrıs’ın 25 üyeye çıkacak AB’ye kabulü sorunun çözümünü hızlandırmaz mı?

Cevap: Hayır. Tam tersine Avrupa büyük bir hata işlemektedir. Kıbrıs sorununu bünyesine alarak kendi içinde üyeleri arasındaki ilişkileri de zora sokabilir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde üye ülkelerin sağlıklı bir ortak tavır geliştirebilmelerini olumsuz yönde etkileyebilir. Biz başından beri AB’yi uyarıyoruz. Kıbrıs’ta taraflara eşit yaklaşım sergilemek durumundadırlar.

Soru: Kıbrıs’ta Yeşil Hat’ta son zamanlarda yine de bazı şeyler iyi gidiyor. İki topluluğu birbirinden ayıran Yeşil Hat 2 aydır açık

Cevap: Açan biziz. Bu bir çözümün oluşturulması için gerekli diyaloğa açık olduğumuzu ispatlamak amacıyla bir iyiniyet jesti gösterdik. Ama Rum tarafı bu açılımların önünü tıkamaya çalışmaktan vazgeçmiyor. Önce insanların geçişini engellemek istediler ama insanlar yine de geçti. Hergün yaklaşık 5 bine yakın Kuzey Kıbrıs’a geçen Rumlar Güney’e döndüklerinde taciz ediliyorlar, üstleri başları aranıyor, neleri varsa el konuluyor. Kıbrıs Rumları hiçbir konuda iyi niyet göstermiyor. Rumlar Avrupayı aldattılar.”

“TÜM VATANDAŞLARIN HAKLARINI KORUMAK İÇİN DEVLETE İNANMAK GEREKİR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta “Yeşil Hatın” 1963’te Rumların ağır saldırıları karşısında Türklerin topyekün katliamını önlemeye yönelik olarak oluşturulmış bir çizgi olduğunu anımsatarak, onaylanan bu gerçeğin yadsınamayacağını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, devletine inanan herkesin vatandaşlar arasında ayırım yapmaksızın vatandaşların haklarını korunması gerektiğini kaydetti.

Denktaş, ortaya atılan görüşlerin aksine, Annan Planını imzalamış olsaydı, TC kökenli vatandaşların büyük bir kısmının adadan ayrılmak zorunda kalacaklarını, kalacak olanların ise evlerinin topraklarının altlarından zorla alınmış olacağını yineledi ve “Ben Annan Planını imzalamadığım için bu insanlar Kıbrıs’tadırlar” dedi.

ANNAN PLANI VE TC KÖKENLİ VATANDAŞLAR

Cumhurbaşkanı, “Annan Planını imzalaması halinde Türkiye kökenli kişilerin KKTC’de kalma hakkı kazanacaklarını, imzalamadığı için şimdi bu hakkı kaybettiklerine” ilişkin görüşün de gerçeklerle bağdaşmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Annan planını imzalamış olması halinde kimlerin adada kalabileceklerinin listesini vermek zorunda kalacağını, büyük bir kesimin geri döneceğini belirterek, “Kalacak olanların da toprakları, evleri altlarından alınacaktı. Ben Annan Planını imzalamadığım için şimdi bu insanlar, Kıbrıs’ta kalıyorlar. Haklarını kullanıyorlar” dedi.

HALKIN SESI 30/06/2003

Abdullah Gül ‘umutlu’ konuştu:

“Denktaş, ‘plan öldü’ dese de!”

Gül, '' Denktaş, Annan planı ölmüştür dese de, önemli olan ortada tatmin edici bir metin olması. Kıbrıs'ta 25 yıldır yapılamayan şeyler 2 ayda yapıldı'' diye konuştu.

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB üyeliğinden her iki tarafın da kazanacağını belirterek, ''AB'ye giremezsek oturup ağlayacak halimiz yok. AB, Türkiye'yi kaçırırsa oturup ağlasın'' dedi.
Gül, ATV'de yayınlanan ''Ankara'da Sabah'' programında, Sabah gazetesi Ankara temsi
lcisi Muharrem Sarıkaya ile Haber Müdürü Okan Müderrisoğlu'nun sorularını yanıtladı.
Türkiye'nin AB'ye giremese de yoluna devam edeceğini kaydeden Gül, ''Türkiye gibi güçlü ordusu olan bir ülkenin AB'ye çok şey kazandıracağını'' ifade etti.
Türkiye'de hi
çbir kurumun tabu olmadığını belirten Gül, ''Hepsi devletin kurumlarıdır. Bazı reformlar, değişiklikler yapılacaksa her yerde yapılabilir. Bunu yanlış yöne çekmek tehlikelidir'' diye konuştu.
Gül, son MGK bildirisinde gönderme yapılan cumhuriyetin temel n
itelikleriyle kastedilenin, muasır medeniyet seviyesine ve hatta onunda üstüne çıkma hedefi olduğunu söyledi.
Abdullah Gül, Türkiye'de Kürtçe konuşmanın serbest olduğuna işaret ederek, ''Kürtçe kitaplar var, gazeteler var, yayınları da var. Belki pratikle
r mevzuatlara uyumlu hale getirilmediği için sıkıntı olabilir. Bazen mahkemeleri bağlayan mevzuatlar olabilir. Reform paketleriyle bunlar düzenlenecektir'' diye konuştu.
AB'ye uyum yolunda Anayasa değişikliğinin CHP'nin desteğine bağlı olduğunu da kaydede
n Gül, ''Eğer desteklerini açık bir şekilde deklare ederler ve konsensüs oluşursa değişiklik yapılabilir'' dedi.
Kıbrıs'ta dünyanın algılamasının, Türkiye'nin çözümsüzlüğü çözüm olarak görmesi şeklinde olduğunu kaydeden Gül, '' Denktaş, Annan planı ölmüşt
ür dese de, önemli olan ortada tatmin edici bir metin olması. Kıbrıs'ta 25 yıldır yapılamayan şeyler 2 ayda yapıldı'' diye konuştu.

YENIDUZEN 30/06/2003

Denktaş: AB Bir Hata Yaptığını Anlamıştır

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''AB bir hata yaptığını anlamıştır. Bu hatayı halletmek için kendileri söylediklerini doğrultacaklarına bizim Rumlar'a yardımcı olmamızı istiyorlar'' dedi.

İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen ''Crans Montana Forum''a katılan Denktaş, Türkiye'ye geldi. Denktaş, İstanbul Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde 1. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Yurdaer Olcan, Dışişleri Bakanlığı İstanbul Temsilcisi Fazlı Keşmir ve öteki ilgililerce askeri törenle karşılandı.

Denktaş, havalimanında yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunun da ele alındığı toplantıda, Kıbrıs davasının kritik noktalarını dile getirdiklerini söyledi. Denktaş, şunları kaydetti:

''Verdiğimiz mesaj gayet basittir: Kıbrıs'ta uzlaşma; barış, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde bulunabilir. Haksızlığa dayalı bir barış mümkün değildir. Kıbrıs'ta 40 yıldır devam eden bir haksızlık ve adaletsizlik vardır. Bu da, bir ortaklık cumhuriyetini Rum cumhuriyetine dönüştürüp 'enosis' yapmak için başlatılan kanlı bir saldırı neticesinde ortaklığın ikiye bölünmüş olması ve iki devletin meydana çıkmış olmasıdır.''

-''BİRLEŞME MÜMKÜN''-

Tekrar birleşmenin istendiğini kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Birleşme mümkündür, eğer hak ve adalet ilkeleri kabul edilirse... Halbuki hak ve adaletin tecelli etmemesi için başlangıçta ortaklığı yıkmış olan Rum tarafına 'meşru hükümet' unvanı verilmiştir. Dolayısıyla Rumlar'ın yeni bir ortaklık kurma ihtiyacı ortadan kaldırılmış oldu. Kendilerine bütün Kıbrıs'a sahip çıkma hakkı verilmiş oldu. Bunu kabul etmediğimiz, boyun eğmediğimiz sürece Kıbrıs meselesi halledilmiyor. Halledilmediği için de suçlu Türk tarafı gösteriliyor. Bu haksızlığa, adaletsizliğe de boyun eğmiyoruz.''

-''EŞİTLİĞİN ŞARTLARI ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI''-

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının ortadan kalkmasından sonra boşluğu doldurmak, iyi niyetli ve barıştan yana olduklarını göstermek için kapıları açtıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

''İki tarafın birbirini tanımasını istedik. Çünkü Rumlar'a, 'Kıbrıs Türkleri'nin aç, susuz olduğu, önlerine konacak herhangi bir anlaşmayı kabul etmeye hazır oldukları' söylenmekteydi. Rumlar geldiler ve bizi dimdik ayakta buldular. Dolayısıyla uzlaşma için gerekli olan eşitliğin şartları ortaya çıkmaya başladı. Sabırlı olmamız lazım.''

Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını koruyan 1960 anlaşmalarının da yavaşça ortadan kalkacağını dile getiren Denktaş, şöyle dedi:

''Bazıları, 'öyle değildir, garantiler devam edecektir' derler. Halbuki garantiler varsa Kıbrıs Türkiye'nin de üye olmadığı bir yere giremez. Madem ki Rumlar'ı kabul ettiler, demek ki bu hakkın var olmadığını varsayıyorlar. Biz bunu da kabul edemeyiz. Kendi imzamızla Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki en önemli jeopolitik hakkını ortadan kaldıramayız. AB bir hata yaptığını anlamıştır. Bu hatayı halletmek için kendileri söylediklerini doğrultacaklarına bizim Rumlar'a yardımcı olmamızı istiyorlar.''

-ANNAN PLANI-

Rauf Denktaş, Annan planı konusunda da, ''Masada yoktur, olamaz diyoruz. Çünkü iki tarafın uzlaşması gerekmektedir. Rumlar uzlaşmak için bizim kabul etmeyeceğimiz şartlar ileri sürmektedirler, bizim şartlarımızı kabul etmemektedirler. Devletimize sahip çıkmak suretiyle, kararlılığımızı göstermek suretiyle bir yerlere varabiliriz'' dedi.

Son günlerde, ''Toprak, mal, mülk konusunda Türkiye'nin çok zararlı çıkacağı, Annan Planı kabul edilseydi bu zararın çok hafif olacağı'' şeklinde görüşler öne sürüldüğünü hatırlatan Denktaş, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bu da doğru değildir. Biz bunu İsviçreli uzmanlarla, avukatlarla konuştuk. AB'ye girdikten sonra kişisel hakların ne olacağı belli değildir. Bir anlaşma ne yazarsa yazsın, kişisel hak diye mahkemeye başvurulduğunda çıkacak netice Türkiye'yi yine mahkum edebilirdi. Türkiye'nin hep tazminat vereceği düşünülüyor da, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkleri'nin alması gereken tazminatların varolduğunu düşünen yok. Yeni yaptığımız açılım ile bu tazminatları da Türkiye ve bizim hakkımız olan tazminatları da gündeme getirmeye çalışıyoruz.''

Rauf Denktaş, bu akşam uçakla KKTC'ye gidecek.

TV8 30/06/2003

Rumlara tazminat hakkı yasalaştı

Kıbrıslı Rumlara, 20 Temmuz 1974 öncesi Kuzey’de bıraktıkları mallarına karşılık tazminat verilmesini veya takas önerilmesini düzenleyen, taşınmaz malların tazmini yasa tasarısı, Cumhuriyet Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edildi.

NTV

30 Haziran— Meclis Genel Kurulu’nunda kabul edilen yasaya göre Rumlar, 20 Temmuz 1974 öncesinde Kuzey’de bıraktıkları taşınmaz mallar için oluşturulacak taşınmaz Mal Saptama, Değerlendirme ve Tazminat Komisyonu’na başvurabilecek.

Tazminatını alan bir Rum, Kuzey’de bıraktığı taşınmaz malları için mülkiyet hakkı iddiasından vazgeçecek.
Yasaya göre, Komisyon’a başvuracak Rum, hak sahibi olduğunu kanıtlaması halinde, kendisine, taşınmaz malının 20 Temmuz 1974’teki bedeli ile kullanım kaybından doğan tazminatının toplamı kadar tazminat ödenecek.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, bundan böyle, tazminat için başvuracak Rumları KKTC’de oluşturulacak komisyona yönlendirmesi bekleniyor.

Papadopulos'un tek ümidi Denktaş mı?


Bugün Rumların Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Tassos Papadopulos'u ilk defa 1970'li yıllarda tanımıştım. O dönemlerde, Başpiskopos Makarios'un en güvendiği, EOKA örgütünde en yakın gördüğü yardımcılarından biriydi bende gencecik bir gazeteci... Bu defa baktım, ikimizde değişmişiz.(!)
Eskiden (gençliğinin de verdiği ataklıkla) sanki kavgacı biriymiş izlenimi yansıtırdı. Lafını sakınmayan bir hali vardı.
Şimdi ise, olgunlaşmış, konuşurken kelimelerini tartan ve kendine güvendiğini açıkça göste
ren bir tutumu var. Karşısındakini ikna edebiliyor.
Rumlar genelde hayatlarından çok memnunlar.
Nasıl olmasınlar ki...
Türk tarafının sayesinde Annan planından kurtuldular ve AB'ye tam üye oldular. Hele Denktaş Şubat'ta Viyana'da da aynı tutumu sürdürünce
daha da sevindiler. Bu açıdan Papadopulos'un en yakın müttefiğinin Denktaş olduğunu söyleyebiliriz. Zira KKTC Cumhurbaşkanı çözümden kaçındıkça, Papadopulos kazanıyor. Her ikisinin ortak noktaları da, Annan planından nefret etmeleri.
Şimdi, Rumların hiç değilse önemli bir bölümünün Denktaş'tan bekledikleri en son "iyi niyet jesti", Mayıs 2004'e kadar da tutumunu aynen sürdürmesi ve çözüm için hiçbir girişimde bulunmaması. Çözümsüzlük yolunda devam etmesi.
Bu durumda, karşılığında hiçbirşey vermeden Annan pl
anından kurtulmuş ve AB'de söz sahibi konumuna gelmiş olacaklar.
İşte bu avantaj, Kıbrıs Rum siyasi çevrelerinde büyük bir rahatlama havası estiriyor. Güvenceleri artmış, eski korkularından kurtulmuşlar.
Daha da ileri gidiyorlar ve "artık Annan planı yerin
e, Türklere AB kurallarını uygulatabilecek noktaya geldik. Mayıs 2004'te bir çözüm olacaksa bile, Annan planı değiştirilip AB kurallarına uyum sağlanmalı" diyorlar.
Satranç oyununun kazandıklarına inanıyorlar.
Yani, serbest dolaşım, serbest mal mülk almak
vs...

PAPADOPULOS İSE, AKSİNİ SÖYLÜYOR
Kıbrıs Rum toplumunda da aslında kafalar karışık.
Türk tarafının oyunu kaybettiğini ve AB'ye girerek kendilerini güvenceye aldıklarını söyleyenlerin yanı sıra, tam tersini düşünenler de var.
Papadopulos, Kıbrıs'ın çözüm bulunmadan AB'ye girişinin önemli bir tehlike oluşturacağına dikkat çekti. Bugünkü sınırların kalması ve Ada'nın bölünmüşlüğünün süreklileşmesinden çekindiğini açıkça belirtti.
"... Böyle düşünenler olduğunu biliyorum. Ancak ben bu görüşleri paylaşmıyo
rum" dedi.
Peki ne olacak?
Yine Annan planı mı?
Denktaş, ben bu plan üstünde konuşmam, diyor.
Yeni bir plan mı?
Bu defa da, BM Genel Sekreteri masaya oturmayabilecek.
Papadopulos'un bu konuya verdiği yanıttan ben bir sonuç çıkaramadım. Hem EVET, hem HAYIR
ve bol AMA'lı bir konuşma yaptık.
Güney Kıbrıs'ta hissedebildiğim, bütün gözlerin Türk tarafına daha doğrusu Ankara'ya çevrilmiş olması. Herkes, Ankara'nın bir karar verip vermediğini merak ediyor.
Mayıs öncesinde Türkiye'nin yeni bir öneri ile ortaya çıka
cağı tahmin ediliyor.
Ayrıntıları ortaya çıkmadan da, kimse elini açmak istemiyor.

PAPADOPULOS, FARKI KAPATIR
Clerides'ten sonra Papadopulos'un Cumhurbaşkanlığına gelmesi, üzerine hem KKTC hem de Türkiye'deki bazı gözlemciler "Papadopulos'ta Clerides'in karizması yok. Üstelik batı da tanınmıyor ve sevilmiyor. Bu da bizim avantajımızadır" yorumlarını yapmışlardı.
Aman yanılgıya düşmeyelim.
Batı, karizmadan çok politikalara göre destek verir. Üstelik, Rumların yeni Cumhurbaşkanı da kendini o kadar kolaylıkla
harcatmayacak bir kişilikte...
Bundan dolayı, biz boş konuşmayı bırakıp, biran önce ne yapmamız gerektiğine karar verelim. Zira Mayıs 2004, Kıbrıs konusundaki son fırsat olacaktır... Zaten şansımız çok azaldı, bari bunu kaçırmayalım...
MILLIYET – MEHMET A
LI BIRAND 01/07/2003

ABD'den Kıbrıs'ta taraflara 'görüşün' çağrısı

ABD, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına önem verdiğini ve tarafların müzakerelere yeniden başlaması için her türlü çabayı gösterdiğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin Kıbrıs sorununa çözüm için baskı yaptığı yönündeki haberleri değerlendirirken, ''ABD, tarafların müzakerelere dönmesi ve tarafların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarında birlikte çalışmak üzere cesaretlendirilmesi için her türlü çabayı gösteriyor'' dedi.

Boucher, ''Kıbrıs sorununa çözüm için özellikle ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman'ın bastırdığı'' yönündeki bir değerlendirmeye karşılık, ''Grossman, Kıbrıs s
orununun çözümünün takipçisiydi. Bu konu bizim için hep önemli bir konu oldu'' yanıtını verdi. Richard Boucher, ''Gerçekten Kıbrıs sorununu çözmek için çalışıyoruz'' dedi.

Bir gazetecinin, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'in Washington'ı ziyareti
sırasında, Türkiye'nin Ermenistan sınırını açarak, Ermeni diasporasıyla diyalog başlatması yönünde ABD'den telkin olup olmadığı sorusu üzerine Boucher, ''Bilmiyorum'' yanıtını verdi.

Boucher, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington ziyareti için tar
ih belirlenip belirlenmediği sorusuna ilişkin olarak, ''Bir tarih üzerinde anlaşılıp anlaşılmadığını bilmiyorum. İki liderin son görüşmesi Ürdün'de olmuştu ve orada özel bir tarih hakkında konuşmadılar'' dedi.

HURRIYET 01/07/2003

Avrupa nihayet hatasını anladı

Metin AKPINAR/Hüseyin ALKAN/İSTANBUL-LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB), Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki garantörlük hakları konusunda yaptığı hatayı anladığını söyledi. Denktaş, ‘‘Bu hatayı halletmek için kendileri söylediklerini doğrultacaklarına bizim Rumlar'a yardımcı olmamızı istiyorlar’’ dedi.

İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen ‘Crans Montana Forumu’na katılan Denktaş, önceki akşam Türkiye'ye geldi. Denktaş, havalimanında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını koruyan 1960 anlaşmalarının yavaşça ortadan kalkacağını öne sürerek, şunları söyledi:

KABUL EDEMEYİZ

‘‘Bazıları, ‘Öyle değildir, garantiler devam edecektir' derler. Halbuki garantiler varsa Kıbrıs, Türkiye'nin de üye olmadığı bir yere giremez. Madem ki Rumları kabul ettiler, demek ki bu hakkın var olmadığını varsayıyorlar. Biz bunu da kabul edemeyiz. Kendi imzamızla Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki en önemli jeopolitik hakkını ortadan kaldıramayız. AB bir hata yaptığını anlamıştır. Bu h
atayı halletmek için kendileri söylediklerini doğrultacaklarına bizim Rumlara yardımcı olmamızı istiyorlar.’’

Denktaş,
Annan planı konusunda da, ‘‘Masada yoktur, olamaz diyoruz. Çünkü iki tarafın uzlaşması gerekmektedir. Rumlar uzlaşmak için bizim kabul etmeyeceğimiz şartlar ileri sürmektedirler, bizim şartlarımızı kabul etmemektedirler. Devletimize sahip çıkmak suretiyle, kararlılığımızı göstermek suretiyle bir yerlere varabiliriz’’ dedi.

KKTC’DE İLK İTTİFAK

Öte yandan Kuzey Kıbrıs'ta aralık ayında yapılacak genel seçimlerden zaferle çıkarak Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ı görüşmecilik görevinden almayı planlayan sol muhalefet, kısmen birleşti. Ana muhalefetteki Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), 16 sivil toplum örgütü ve aşırı soldaki iki parti ile ‘Barış ve Demokrasi Hareketi’ni (BDH) kurdu. Başkanlığını TKP Milletvekili Mustafa Akıncı'nın üstlendiği BDH'ye bazı işadamları, akademisyen ve sanatçılar da destek veriyor. Solun en önemli partilerinden olan Cumhuriyetçi Türk Partisi ise yeni ittifakta yer almadı. Sağ partilerin bir ittifaka gidip gitmeyecekleri ise bilinmiyor.

HURRIYET 01/07/2003

PAPADOPULOS: EKONOMİK UÇURUMLAR KAPATILMALI

Kendisi ve Rum halkının büyük çoğunluğunun günümüzde Enosis’i istemediğini kaydeden Papadopulos, Enosis’i savunan bir siyasetcinin toplumunda dışlayacağını ileri sürdü

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos, EOKA’nın İngilizlere karşı kurulduğunu ve asla Türklere saldırmadığını iddia etti.

Tassos Papadopulos HALKIN SESİ’ne yaptığı açıklamalarda, sömürgeciliğe karşı EOKA’nın mücadele verdiğini iddia ettiği harekete, o dönemde Türklerin de katılması durumunda iyi sonuçlar çıkabileceğini savundu.

Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasındaki ilk çatışmanın Türklerin EOKA’nın işlevini yanlış anladığından kaynaklandığını ileri süren dönemin EOKA’cısı bugünün devlet başkanı Papadopulos, köprünün altından çok sular geçtiği için geçmişi bırakarak geleceğe bakılması gerektiğini kaydetti.

Kendisinin ve Rum halkının büyük çoğunluğunun günümüzde Enosis’i istemediğini kaydeden Papadopulos Enosis’i savunan bir siyasetcinin ortaya çıkması durumunda toplumun onu dışlayacağını ileri sürdü.

Redçi bir kişi olarak lanse edilmesinden rahatsız olan Papadopulos, “Klerides’in Kıbrıs konusunda kabul ettiği ve benim reddettiğim bir örnek yok” diyerek kendini savundu.

Annan planının bazı değişiklere ihtiyacı olmasına rağmen bir anlaşma zemini olarak kabul ettiğini yineleyen Papadopulos, “ Bu değişiklikler iki taraf arasında yapılacak görüşmeler çerçevesinde anlaşılıp iki lider veya katılım anlaşmasını imzalayan liderlerin imzalaması gerekmektedir” dedi.

SORU: Sayın Papadopullos, 1960’lı yıllarından hatırlanan EOKA’cı kişiliğiniz acaba ne gibi değişikliklere uğradı ve o yıllarda genç bir ‘bakan’ olan kişi ile bugün ‘cumhurbaşkanı’ olan kişi arasında ne fark vardır?

CEVAP: O zamanlar İçişleri Bakanıydım. 1960 yılının ağustos aylarında ilk işim polis ve jandarma kuvvetlerini birbirinden ayırmak oldu. O zamanlar şehrin yönetsel şeklinin ve planlamasının değişmesi gerektiğini anlamıştık. Şehir planlaması yapmalıydık. Yeni komiser, muhtarlar ve belediye başkanları atamalıydık. Onları ayırmalıydık, bunlar benim karşılaşmış olduğum temel problemlerimdi. O zamanlar bir EOKA mensubuydum, fakat EOKA Türk karşıtı bir organizasyon değildi. Bu İngilizlere karşı bir organizasyondu ve kazanmış olduğum deneyimlerimden biliyorum ki EOKA asla Kıbrıslı bir Türke saldırmadı. Biz her zaman İngilizlere karşıydık. Biz devamlı anti-sömürgeci hareketlerde bulunduğumuzdan, ister istemez miliyetçi eğilimde olduğumuz görülüyordu. İnsanların inandığı şeylerden vazgeçmesi zor oluyor. Biz o zamanlar olgunlaşmamış gençlerdik. Sömürgeciliğe karşı vermiş olduğumuz savaş Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından birlikte yapılmış olsaydı ne kadar daha etkili olabilirdik diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki, bu Türklerin bize karşı savaşmasına neden oldu. Bu iki toplum arasındaki ilk saldırıları başlatan olguydu. Köprünün altından çok sular aktı eğer geçmişimizden ders almadıysak, aynı hataları tekrarlamaya mahkumuz. Umut ederim ki geçmişten dersler almışızdır.

SORU: Sorulara sizin EOKA’cılığınızla başladığımıza göre size EOKA ve Enosis konusunda bir soru sormak istiyoruz. Bazı Kıbrıslı Rumlar EOKA’nın asıl misyonu olan Enosis’i gerçekleştirdiği için, EOKA’nın artık hiç bir şekilde varolamayacağını söylüyorlar. Sebep olarak da Enosis’in Avrupa Birliği çatısı altında gerçekleştirmiş olduğudur. Kıbrıs, Yunanistan ile kültürel, ekonomik ve askeri yönden Avrupa Birliği ile birleştiği ve onun şemsiyesi altında olduğu düşüncesi vardır. Enosis, 1974’te veya daha öncesinde gerçekleşmiş olsaydı bugünkü durumun değişik olacağı düşünülüyor. Şöyle ki, Kıbrıs şu anda Avrupa Birliği’ne, kendi benliğini kaybetmeden, Yunanistan ile eşit statüde değil, Yunanistan’ın bir eyalaleti veya bir adası olarak girerdi diye düşünülüyor. Kıbrıslı Rumların çoğunluğu bu düşüncede olabilir mi ve siz bu görüşlere katılıyor musunuz?

CEVAP: Bu görüş bir propaganda bile değildir, bu delice bir düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi EOKA Türklere karşı bir organizasyon değil, sadece anti-sömürgeci bir organizasyondu. Milliyetçiler, sömürge idaresine karşı savaş vermişler ve EOKA’cı olarak bilinmişlerdir. Makarios’u bağımsızlık savaşında destekleyan güçlerin büyük bir bölümü EOKA’cılardı ve büyük bir insan grubu da Enosis rüyası ile yaşadılar. Makarios’un liderliği altında Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti Enosis taraftarı değildi. Size söyleyebilirim ki, şu anda Rumlar arasında Enosis isteyen çok insan bulamazsınız ve ben de Enosis istiyenlerden biri değilim. Enosis’i isteyebilecek olan herhangi bir siyasi, toplumdan soyutlanacak ve herhangi bir problem de yaratamıyacaktır. Size bunu emin olarak söyleyebilirim ve bu konuda da bir Türk kuruluşunun Rum halkı arasında bir kamuoyu araştırması yapılmasına da sevinirim.

Bazen işittiğim bir diğer tartışma konusu da Avrupa Birliği’nin Enosis olarak algılanmasıdır. Biz, Avrupa Birliği vasıtasıyla, İspanya, İngiltere ve Almanya’ya ne kadar bağlanmışsak Yunanistan’a da o kadar bağlanmış olduk. Bu yüzden Avrupa Birliği bir devlet olmadığı gibi bir devletler grubu da değildir. Avrupa Birliği, uluslararası asil değer olan, insan haklarına, vatandaşların yaşam kalitesi ve gururuna inanarak, insanlar arasında ırk, renk, din ve dil ayrımı yapmayan bir ekonomik eğilimler birlikteliğidir. Zanedersem, bir Avrupa Birliği ülkesinin başka bir üye ile siyasi bir Enosis yapamıyacağını ancak Avrupa Birliği’nin ne olduğunu bilmeyen bazı kişiler söyleyebilir. Fakat, daha önce de söylediğim gibi bunlar propaganda bile değil, değim yerindeyse ‘deli saçmasıdır’.

Ben, Kıbrıslı Türkler de dahil bir çok kişiye beni 1960’tan beri politikanın içinde bulunan biri olarak değerlendirmelerini söyledim. Politik hayatımda bir çok arkadaşım olduğu gibi bir çokta düşmanım oldu. Beni hâlâ anlayamayan ve beni sinirlendiren düşmalarım beni ilgilendirmiyor. Onlar beni gerçeklerden uzak olarak, kendi bakış açılarıyla tanımlıyorlar.

SORU: Seçildiğiniz zaman Kıbrıslı Türkler endişelenmişti. Çünkü büyük bir çoğunluğu Klerides’i Kıbrıs problemini çözmek isteyen kişi olarak görüyorlardı. Fakat seçimlerde siz seçildiniz ve anlaşma yanlısı olan Kıbrıslı Türkler hayal kırıklığına uğradı. Çünkü, onlar sizi anlaşması zor bir kişi olarak görüyorlardı. Geçmişinizde EOKA’cı olmanız buna neden olmuşmudur? Belki bize kim olduğunuzu, nelere inandığınızı ve Kıbrıs konusundaki hedef ve düşüncelerinizi anlatabilirisiniz?

CEVAP: Daha öncede söylediğim gibi beni olduğum gibi değerlendirin. Seçimlerden önce insanlar özellikle rakiplerim hakkımda, ‘Ona oy vermeyin o bir redçi’ diyorlardı. Öyle ise, Sayın Klerides’in Kıbrıs konusunda kabul ettiği ve benim reddettiğim bir örnek gösterinler diye, basit bir cevap verdim. Örneğin, De Cuellar planında ben hükümette değildim, parlementoda da değildim. Klerides ve Kyprianu bu konudan sorumlu kişilerdi ve benim konuşma hakkımda yoktu. Diğer bir örnek; Vasiliu tarafından kabul edilen Galli Fikirler Dizisi’ni kim reddetmişti?

Bu, Kıbrıslı Türkler yani Denktaş tarafından da reddedilmişti ve Klerides de kabul etmediğini açıklamıştı. Ben değil. Bundan sonra da Kıbrıslı Türklerin görüşmek istediği veya kabul ettiği ve aynı zamanda Sayın Klerides’n kabul ettiği bir plan bilmiyorum. Böyle birşey yoktur. Fakat, benim Annan planındaki tavrım açıktır. Sayın Annan’ın ve kamuoyu önünde Lahey öncesinde, Lahey sırasında ve Lahey sonrasında bunu açıkça bildirdim.

Bazı değişiklere ihtiyacı olan Annan planını bir anlaşma zemini olarak kabul ediyorum. Bu değişiklikler iki taraf arasında yapılacak görüşmeler çerçevesinde anlaşılıp iki lider veya katılım anlaşmasını imzalayan liderlerin imzalaması gerekmektedir. İkincisi, Annan planı daha çalışabilir ve uygulanabilir bir plan olabileceğine inanıyorum. Eminim, Türk tarafı da, benim gibi, uygulanabilir ve çalışabilir bir plan istemektedir. 1963 yılında olduğu gibi daha başlamadan çökecek olan bir çözüm değil. 1960 anayasası başarılı olabilecek yapıdaydı fakat bu anayasanın işlememesinin suçu Kıbrıslı Rum ve Türklerin omuzlarındadır. Bu konuyu sizinle saatlerce konuşabilirim. Kıbrıslı Türkleri ve diğer tarafı kızdıracak örnekler verebilirim. Ortak bir devlet yaratmak için tek çıkar yolun, her iki toplum bireylerinin ülkenin refahı ve yapılnmasına ortak çaba göstermesi gerektiğinin farkına varmamıştık.

Kıbrıs gibi küçük bir ülkede Kıbrıs Rumların tek başına adanın tüm varlıklarına ve zenginliklerine sahip olamaya devam edebileceklerine inanmak, bence akılsızlık olur. Kıbrıs’ın büyük bir nüfusunu temsilen eden Kıbrıslı Türklerin ekonomik durumları göz ardı edilemez ve geliştirilmesi için tedbirler alınması gerekmektedir. Bu bir hayırseverlik değildir. Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak yaratmak demek değildir. Bu sağduyulu olmak demektir. ‘Kendini beğenmişlik’ gibi olmazsa bu hareket iyi bir devlet adamlığı olur, çünkü aradaki ekonomik uçurumlar kapatılmadığı sürece anlaşma tarzı ne olursa olsun, şu andaki manzara değişmez.

Şimdi tekrar Annan planına dönersek, Lahey’e gitmeden önce ve Lahey’de Sayın Annan’a, bu plan konusundaki tereddütlerimizle değişmesini istediğimiz noktaların planın ruhuna ve özüne aykırı olup olmadığını tartıştık. Bunları tartışmak istiyen bir kişininin bu planın parametlerleri içerisinde mi yoksa dışında mı olduğunu sorduk. Sayın Annan, bu konuyu benimsemiş olacak ki Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda taleplerimizin planın parametreleri içerisinde olduğunu belirtmiştir.

Diğer taraf hiçbirşeyi kabul etmiyor, fakat ben görüşmek istiyorum ve planı olduğu gibi kabul etmek istemiyorum. Çünkü görüyorum ki, bu plan daha işlevsel ve daha uygulanabilir bir şekle sokulabilinir. Arzu ettiğiniz takdirde size bu konuda daha örnekler verebilirim. Kıbrıslı Türkler, benim gibi daha uygulanabilir ve daha çalışabilir bir çözüm arzu ediyorlarsa bu konuda çalışmaları gerekmektedir.

HALKIN SESI 01/07/2003

Denktaş: Açılımların karşılığını görmedik

“Rum İdaresi ‘meşru hükümet’ addedilmekle meselenin halli engelleniyor”

“Annan planını imzalamakla Türkiye’ye karşı en büyük ihaneti yapmış oluruz”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinin 40 yıldır devam eden bir hak ve adalet meselesi olduğunu vurguladı.

Uluslararası topluluğun, Rum idaresini meşru hükümet addetmekle Kıbrıs meselesinin hallini engellediğinin altını çizen Cumhurbaşkanı, “Kıbrıs meselesinin halli, bizim kararlılığımız görüldüğü ve kabul edildiği zaman yörüngesine girmiş olacaktır. Bizi dize getirip peşlerinden sürükleme olasılığını gördükleri sürece, onlar da bildikleri yolda gideceklerdir. Bu yolun çıkmaz yol olduğunu kendilerine göstermenin yolu, bizim kararlılığımızdır, devletimize olan bağlılığımız, sadakatimiz ve Türkiye’nin bunu sonuna kadar destekleyeceğinin bilinmesidir“ dedi.

Denktaş, KKTC’nin son yaptığı açılımlara gereken karşılığı uluslararası topluluktan henüz görmediklerine de işaret etti.

“ANNAN PLANININ ESAS HEDEFİ…”

Annan planının esas hedefinin, Rumların yok farzettikleri ve ortadan kaldırmak istedikleri 1960 Anlaşmaları’nda Türkiye’ye verilmiş olan en temel hakkı çiğnemek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı, “Bu da direkt ve dolaylı Enosis’i Türkiye’nin reddetme ve önleme hakkıdır. Biz, bu planı imzalamakla, Türkiye’ye karşı en büyük ihaneti yapmış oluruz” diye konuştu.

Crans Montana’da Kıbrıs konusunda yaptıkları temas ve incelemeler hakkında bilgiler veren Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusu hakkında hem genel kurulda hem de düzenlenen özel Kıbrıs toplantılarında konuştuğunu söyledi.

Toplantılarda, Kıbrıs konusunun bir hak ve adalet meselesi olduğunu söylediğini ifade eden Denktaş, adaletsizliğin 40 yıldır devam ettiğini, uluslararası topluluğun hiçbir şekilde ve hiçbir surette “meşru Kıbrıs hükümeti” olmayacak Rum idaresini “meşru hükümet” addetmekle Kıbrıs meselesini engellediğini belirtti.

“MİLLİ DAVALARDA KARARLILIK ESASTIR”

Cumhurbaşkanı, milli davalarda kararlılığın esas olduğunu vurgulayarak, “Kendimize inanmak ve güvenmek esastır. Başkalarının sizin için ‘en iyisi budur’ diye verdiği herşeyi kabul etmemek haktır” dedi ve Kıbrıs Türkü’nün bu yolda yürümeye devam edeceğini kaydetti.

ANNAN PLANI HUKUKÇULARLA MASAYA YATIRILDI

Crans Montana’daki temasları sırasında İngiliz ve Alman hukukçularla Annan Planı’nın içeriğini yeniden inceleme fırsatı bulduklarını da belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, hukukçuların “bu planın Kıbrıs Türkü’nü süratle azınlık durumuna düşürecek bir plan olduğu” sonucuna vardıklarına işaret ederek, tuzaklarla dolu, eksikleri bol bu planı kabul etmediği için bir kez daha memnun olduğunu kaydetti.

“AB KENDİ HATASINI DÜZELTMEK İÇİN OYUN PEŞİNDE”

Yüz bine yakın insanı yerinden söküp tekrar rehabilite etmeyi göze alan bir planın, hak, adalet ve insanlığa uygun bir plan olarak tasvip edilemeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

“Planın esas hedefi, Rumların yok farzettikleri ve ortadan kaldırmak istedikleri 1960 Anlaşmaları’nda Türkiye’ye verilmiş olan en temel hakkı çiğnemektir. Bu da direkt ve dolaylı Enosis’i Türkiye’nin reddetme ve önleme hakkıdır. Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin bu hakkını göz önüne almaksızın Kıbrıs’ı götürmek için hazırlanmış olan bu plan, Kıbrıs Türklerinden de Rumların ayaklar altına almak istedikleri bu hakkı kendi imzalarıyla desteklemesini istemektedir. Bunu biz yaptığımız takdirde Türkiye’ye karşı en büyük ihaneti yapmış oluruz. Çünkü Türkiye’nin bu hakkı varolduğu sürece Kıbrıs’ta bizi koruyabilecek haklara sahip olur. Bunu yok farzederek, dolaylı şekillerde ve sanki Kıbrıs meselesini hallediyorlarmış gibi bir tavır içerisinde ‘Kıbrıs’ı bütünleştirdik’ diyerek, Kıbrıs Türkünün imzasını alıp Avrupa Birliği’ne bizi götürmek, sadece Avrupa Birliği’nin kendi hatasını düzeltmek için tevessül ettiği bir olay olarak değerlendirilmektedir.”

"HAYIRLISI OLSUN"

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu arada, TKP Eski Genel Başkanı Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı başkanlığında oluşturulan “Barış ve Demokrasi Hareketi” adlı ittifakla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, “Hayırlısı olsun” diyerek, şunları kaydetti:

“Sayın Akıncı siyasetteydi, partisi vardı. Bu partiyi başkasına devretmek mecburiyeti hasıl oldu. Şimdi yeniden siyasete girerek böyle birşey kurmak istiyor. Hayırlısı olsun…"

HALKIN SESI 01/07/2003

Rumların tazminiyle ilgili tasarı geçti

TKP ve CTP milletvekilleri tasarıya sert bir dille karşı çıkarken, YAP tasarıya destek verdi

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu dünkü oturumunda, ‘KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasanın 159’uncu Maddesinin 4’üncü Fıkrasına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’nı görüştü.

TKP ve CTP milletvekilleri tasarıya sert bir dille karşı çıkarken, YAP tasarıya destek verdi.

Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’nın “uzaktan kumandayla” çıkarılmaya çalışıldığını söyleyen Adem, “Birkaç ailenin mal varlığının korunması için Kıbrıs Türk halkının geleceğiyle oynanıyor” dedi.

Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de, ilgili tasarının kapsamlı çözümden kaçış yolu olarak gündeme getirildiğini ileri sürdü.

Uluslararası toplumun artık Kıbrıs Türklerini muhatap almaya başladığını, Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ise kaale almadığını savunan Angolemli, gündemdeki tasarıyla Kıbrıs Türkü’nün fayda değil zarar göreceğini kaydetti.

Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı da, tasarının yasalaşmasıyla özellikle Kıbrıs Türkleri açısından önemli sorunlar yaşanacağını ifade etti. Akıncı, Annan planı temelinde çözümden kaçmak için önemli sorunlar yaratacak bir yasal düzenlemenin gündeme taşındığını anlattı.

Mal-mülk konusuna köklü çözüm öngören Annan planını reddeden Türk tarafının bu tasarıyla çözümü geciktirmeye çalıştığını ileri süren CTP Milletvekili Fatma Ekenoğlu da, “Oyalama taktiklerinden vazgeçerek gerçek çözüme adım atalım” dedi.

TKP Milletvekili Tahsin Mertekçi de, “Güney’de halen Türk malını takas yoluyla Rum’a vermeye kimin hakkı var” diyerek Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’na karşı çıktı.

“Bu yasa, görüşmelere ve Annan planının tartışılmasına engel değil” diyen Bağımsız Girne Milletvekili Derviş Akter de, pasaportla geçiş konusunda olduğu gibi Rumların bu komisyona başvuruda bulunacaklarını söyledi.

Özellikle Türkiye aleyhine Rumlar tarafından AİHM’ye yapılan başvurular üzerinde duran TKP Milletvekili Gülsen Bozkurt Bozkurt, bu konuda örnek oluşturan Loizidu davasıyla ilgili süreci anlattı.

GEÇECEK DE...

CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu da “Bu yasa geçecek de ne işe yarayacak” diye sordu. Tasarıda tazminatların hangi kaynaktan ödeneceğine ilişkin düzenleme olmadığına da dikkat çeken Fellahoğlu, “Mülkiyet konusu bu yasayla daha da karmaşık hale gelecek” dedi.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, tasarıyla amaçlananın “AİHM’i kandırarak biraz daha zaman kazanmak” olduğunu savundu, ancak zamanın Türk tarafının aleyhine işlediğini söyledi. Talat, tasarının kendi içinde olduğu gibi anayasayla da çeliştiği görüşünü belirtti.

Talat’ın ardından UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün söz aldı.

Özgürgün, Loizidu davasının, yasa tasarısında öngörülen komisyonu gündeme getirdiğini anlatarak, Loizidu’nun malına ulaşamamasından dolayı kazandığı davaya temel teşkil eden sıkıntıların, geçirilecek yasayla ortadan kaldırılabileceğini söyledi.

Uluslararası hukuk açısından önemli bir adım atılmış olacağını dile getiren Özgürgün, bazı teknik düzenlemelerin yapılması halinde çıkarılacak yasanın hedefine ulaşabileceğini ifade etti.

Yapılan konuşmaların ardından, Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı önce madde madde, daha sonra da bütün olarak oylandı ve oy çokluğuyla kabul edildi

HALKIN SESI 01/07/2003

ABD’den Kıbrıs’a çağrı

‘Müzakereler başlasın’

(Ümit ENGİNSOY-Washington)
Kıbrıs sorunu konusunda yeniden devreye giren ABD yönetimi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planı temelinde, taraflararası görüşmelere, Eylül’de başlanması çağrısında bulundu.
ABD yönetimine yakın kaynaklar, bu yaklaşımın, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’ın Washington gezisi sırasında Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman tarafından dile
getirildiğine işaret etti.
Amerikalı yetkililer, son günlerde bu konuda Washington’da Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile de görüştü. Amerikalı yetkililer, Kıbrıs’ta taraflararası görüşmeler için h
alen Annan planından daha iyi bir temel bulunmadığını savunuyor.

‘ÇÖZÜM, AB ŞANSINI ARTIRIR’
Washington’da, Kıbrıs’ın artık Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir sorun olduğu yorumları yapılıyor. Washington yönetimi, Kıbrıs’ta bir çözümün, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik şansını artıracağını belirtiyor.
ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, geçtiğimiz haftalarda Ada’ya giderek, Türk ve Rum taraflarla görüşmeler yapmıştı. Weston, Annan planı çerçevesinde çözümden yana olduklarını vurgulamıştı
.

YENIDUZEN 01/07/2003

Kıbrıs Türkünden ve Türkiye’den “Annan Planı” sözleri çıktıkça

"Masada yoktur, olamaz"

Rauf Denktaş, Annan planı konusunda dün yine konuştu ve ``Masada yoktur, olamaz diyoruz. Çünkü iki tarafın uzlaşması gerekmektedir. Rumlar uzlaşmak için bizim kabul etmeyeceğimiz şartlar ileri sürmektedirler, bizim şartlarımızı kabul etmemektedirler. Devletimize sahip çıkmak suretiyle, kararlılığımızı göstermek suretiyle bir yerlere varabiliriz`` dedi.
on günlerde, ``Toprak, mal, mülk konusunda Türkiye`nin çok zararlı çıkacağı, Annan Planı kabul edilseydi bu zararın çok hafif olacağı`` şe
klinde görüşler öne sürüldüğünü hatırlatan Denktaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu da doğru değildir. Biz bunu İsviçreli uzmanlarla, avukatlarla konuştuk. AB`ye girdikten sonra kişisel hakların ne olacağı belli değildir. Bir anlaşma ne yazarsa yazsın, kişi
sel hak diye mahkemeye başvurulduğunda çıkacak netice Türkiye`yi yine mahkum edebilirdi. Türkiye`nin hep tazminat vereceği düşünülüyor da, Türkiye`nin ve Kıbrıs Türkleri`nin alması gereken tazminatların varolduğunu düşünen yok. Yeni yaptığımız açılım ile bu tazminatları da Türkiye ve bizim hakkımız olan tazminatları da gündeme getirmeye çalışıyoruz.”

YENIDUZEN 01/07/2003

Denktaş ve UBP-DP hükümeti Rumlara “mallarınızı tazmin edelim” dediler, Türk malları için boş geçtiler!

Rumlar için ‘yasa’, Kıbrıslı Türklere hava!

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, tasarıyla amaçlananın “AİHM’i kandırarak biraz daha zaman kazanmak” olduğunu vurguladı, ancak zamanın Türk tarafının aleyhine işlediğini söyledi.

Çözüm olmasa dahi Rum tarafının adayı temsilen 2004 Mayısı’nda resmen AB üyesi olacağına dikkat çeken ve bu sürecin iyi değerlendirilmesi gereğini vurgulaya
n Angolemli, tasarıyla kapsamlı çözümden kaçış yollarının arandığı görüşünü belirtti

Mal-mülk konusuna köklü çözüm öngören Annan Planı’nı reddeden Türk tarafının bu tasarıyla çözümü geciktirmeye çalıştığını söyleyen Ekenoğlu, “Oyalama taktiklerinden vazge
çerek gerçek çözüme adım atalım” dedi.

KKTC’de malı bulunan Rumların tazmin edilmesini ve bu amaçla bir komisyon kurulmasını içeren yasa tasarısı, Resmi Gazete’de yayınlandığı gün yürürlüğe girecek.

Meclis Genel Kurulu, bir süredir toplumun gündeminde ge
niş yer tutan Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’nı dünkü toplantısında ele aldı.
Rumlara Kuzey’de bıraktıkları mallar için tazminat veya takas öngören tasarının mecliste yoğun tartışmalara yol açtı.
Vehbi Z. Serter başkanlığında bir saatlik rötarla s
aat 11.00’de toplanan meclis, ilgili yasa tasarısını gündemin ilk maddesi olarak ivedilikle ele almaya başladı.

Yaz tatili kısaldı

Önce yaz tatiliyle ilgili öneri ele alındı. Yaz tatili, dün alınan kararla kısaltıldı.
Meclis İçtüzüğü uyarınca 1 Temmuz’dan 1 Ekim’e kadar 3 ay tatil yapan meclisin yaz tatili, bugün alınan kararla 1.5 aya indirildi. CTP ve TKP kararın alınış biçimine karşı çıktılar ve antidemokratik olarak meclise geldiğini söylediler.
Alınan karar göre Meclis 15 Temmuz’da tatile çıkacak ve
1 Eylül’de işbaşı yapacak

CTP ve TKP reddeti

Kıbrıslı Rumlara kuzeyde bıraktıkları mallarına karşılık tazminat verilmesini veya takas önerilmesini düzenleyen Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı, dün ivedilik önergesiyle meclis gündemine alındı.
Günlerden beri toplum gündemini belirleyen yasa tasarısı, meclisin dünkü birleşiminde öncelikli olarak yer aldı ve öğle arasına kadar 9 milletvekili söz alarak tasarıyla ilgili görüşlerini açıkladı.
TKP ve CTP milletvekilleri tasarıya sert bir dille karşı çıkar
ken, YAP tasarıya destek verdi.
Yasa tasarısıyla ilgili görüşmeler, meclisin yemek arasının ardından öğleden sonra yaptığı oturumda da devam etti.

Adem: Tek taraflı

Tasarıyı oy çokluğuyla onaylayan Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nin Başkanı UBP Milletvekili İlker Nevzat’ın Komite raporunu sunmasının ardından, tasarıyla ilgili ilk konuşmayı CTP Milletvekili Sonay Adem yaptı.
Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’nın “uzaktan kumandayla” çıkarılmaya çalışıldığını söyleyen Adem, “Birkaç ailenin mal varlığı
nın korunması için Kıbrıs Türk halkının geleceğiyle oynanıyor” dedi.
Türkiye’nin “Loizidu” ve benzer davalardan kaçmak için böylesi bir yasanın çıkarılmasının gündeme geldiğini anlatan CTP Milletvekili Sonay Adem, “Bu tasarı yasalaşırsa, tek yanlış uygulam
a olacak, Rum Yönetimi tarafından dikkate alınmadığı sürece uygulanmayacak” dedi.

Kıbrıs Türkü mağdur olacak

İlgili tasarıyla Rumlara mallarına karşılık tazminat öngörülürken, Türklerle ilgili hiçbir düzenleme yapılmadığını ifade eden Sonay Adem, “Siz kimsiniz de insanların malları üstündeki bireysel haklarını ortadan kaldırıyorsunuz… Üstelik Rum’a olanak tanırken kendi halkınıza olanak tanımıyorsunuz. Bunu hangi hakla yapıyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
Partizanca uygulamalar nedeniyle mülkiyet konusund
a birçok vatandaş mağdur olurken, bir kesimin haksız kazanç elde ettiğini söyleyen CTP Milletvekili Sonay Adem, “Şimdi bunları vatandaşa mı ödeteceksiniz ve bu arada Kıbrıs Türklerinin haklarını mı yiyeceksiniz… Yağma yok” diye konuştu.

Oyalama taktiği


Ta
sarının “2004 Aralık ayına kadar oyalama, Kıbrıs sorununu pazarlık payı olarak tutma” yaklaşımının bir parçası olabileceğini de söyleyen Adem, “İstediğiniz kadar yasa çıkarın, sorun çözümlenmezse bu iş 1 Mayıs 2004’te bitecek ve 2004 Aralık ayında Türkiye AB’dan tarih alırsa, 1960’a döneceğiz, hatta onun da gerisine döneceğiz. O nedenle kimse efelenmesin, tarihe adınızı kötü yazdırmayın” dedi.

Angolemli: Çözümden kaçış yolu

Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de, ilgili tasarının kapsamlı çözümden kaçış yolu olarak gündeme getirildiğini vurguladı.
Çözüm olmasa dahi Rum tarafının adayı temsilen 2004 Mayısı’nda resmen AB üyesi olacağına dikkat çeken ve bu sürecin iyi değerlendirilmesi gereğini vurgulayan Angolemli, tasarıyla kapsamlı
çözümden kaçış yollarının arandığı görüşünü belirtti.
Uluslararası toplumun artık Kıbrıs Türklerini muhatap almaya başladığını, Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ise kaale almadığını savunan Angolemli, gündemdeki tasarıyla Kıbrıs Türkü’nün fayda değil zarar göreceği
ni kaydetti.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı da, tasarının yasalaşmasıyla özellikle Kıbrıs Türkleri açısından önemli sorunlar yaşanacağını ifade etti.
Mayıs 2004’e kadar çözüm bulunmaması halinde Kıbrıs Türklerinin 1960 Anayasası’ndan
kaynaklanan haklarını dahi alamayacağını belirten Akıncı, Annan planı temelinde çözümden kaçmak için önemli sorunlar yaratacak bir yasal düzenlemenin gündeme taşındığını anlattı. “Karşılıklı kabul edilebilir bir düzenleme olsa itiraz etmem. Ama karşılıklı kabul edilir olmayan bir şey uygulanamaz” diyen Akıncı, Loizidu ve benzeri davaların Kıbrıs sorununun çözümsüz kalamayacağının göstergesi olduğunu söyledi.

Tehlikeler, sinyaller

Akıncı, özetle şunları söyledi:
“Türkiye AB yolunda sancılı bir ilerleyiş içinde. Sancılar bir sonuç verecek, çünkü Türk halkı AB’ı istiyor. Eğer bu sancı yeni gecikmelere neden olursa, yan çizenler ve Kıbrıs’ı rehin tutma siyaseti hakim olursa, çözümü Türkiye’nin giriş tarihine endeksleme siyaseti en tehlikelisi.”
Tasarının “za
mana oynama” anlayışının ürünü olduğunu da savunan Akıncı, “Kıbrıs Türkü’nün zamana oynayacak hali kalmadı. Kıbrıs sorunu hukuki değil, siyasi bir sorundur. Çözüm de Annan planındadır. Ona sarılalım” dedi.

Ekenoğlu: Güney’deki Türk malları peşkeş çekiliyor

CTP Milletvekili Fatma Ekenoğlu da, tasarıyı eleştiren bir konuşma yaptı.
Mal-mülk konusuna köklü çözüm öngören Annan Planı’nı reddeden Türk tarafının bu tasarıyla çözümü geciktirmeye çalıştığını söyleyen Ekenoğlu, “Oyalama taktiklerinden vazgeçerek ger
çek çözüme adım atalım” dedi.
Türk tarafının ilgili yasayla getireceği düzenlemeler ile Rum Yönetimi’nin Türklere yönelik azınlık hakları arasında fark olmadığı görüşünü belirten Ekenoğlu, Kıbrıs Türkü’nü mağdur edecek uygulamalara kimsenin hakkı olmadığını söyledi. Ekenoğlu, “İnsanımızın güneyde bıraktığı malları peşkeş çekmeye kimsenin hakkı yok” dedi.

Mertekçi: Telkinle gündeme geldi

TKP Milletvekili Tahsin Mertekçi de, “Güney’de halen Türk malını takas yoluyla Rum’a vermeye kimin hakkı var” diyerek Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı’na karşı çıktı.
Mertekçi, tasarının Türkiye’nin telkiniyle gündeme geldiğini iddia etti.

YAP’tan destek

Yenilikçi Atılım Partisi (YAP) Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu ise, hayati düzenlemeler içeren böylesine önemli bir konuda bile toplumda ve Meclis içinde konsensüs sağlanmamasını eleştirdi.
Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde Türkiye ve KKTC’nin önünün karanlık olduğunu söyleyen Hasipoğlu, Annan planının müzakere zemini olduğunu kaydetti. Hasipoğlu,
"Annan planı temelinde bir çözümden ve AB’ye girişten yanayız” dedi.
Türk dış politikasındaki yanlışlıklardan uzun uzun alıntılar yapan ve meclis gündemindeki tasarının da bu yanlışlıklardan biri olduğunu söyleyen Hasipoğlu, mülkiyet konusunda tazminat ve
takas konusunun yıllar önce gündeme gelmesi gerektiğini kaydetti.
Hasipoğlu, mülkiyet sorununa çözümü kolaylaştıracak ilgili tasarıya destek vereceklerini de bildirdi.

Akter de destek verdi

Bağımsız Girne Milletvekili Derviş Akter de, mülkiyet konusundaki hassasiyetini dile getirdi.
“Bu yasa, görüşmelere ve Annan planının tartışılmasına engel değil” diyen Akter, pasaportla geçiş konusunda olduğu gibi Rumların bu komisyona başvuruda bulunacaklarını söyledi.
Yasanın güneydeki malların takasını içermediğini,
takasın ancak kişiler arasında yapılabileceğini söyleyen Derviş Akter, Güney’deki Türk mallarının değerinin nasıl hesaplanacağı konusunda ivedi olarak yasal düzenleme yapılmasını da önerdi.
TKP Milletvekili Gülsen Bozkurt da tasarıyla ilgili görüşlerini d
ile getirdi.
Özellikle Türkiye aleyhine Rumlar tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular üzerinde duran Bozkurt, bu konuda örnek oluşturan Loizidu davasıyla ilgili süreci anlattı. Bozkurt “Bu yasa mesaj vermeden öte bir şey değil. Zam
an kazanmaya, kendi kendimizi kandırmaya yönelik ve uygulama alanı bulamayacak” diyerek, yasa tasarısına karşı çıktı.

Fellahoğlu: Geçecek ama ne olacak?

CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu da “Bu yasa geçecek de ne işe yarayacak” diye sordu.
Tasarıda tazminatların hangi kaynaktan ödeneceğine ilişkin düzenleme olmadığına da dikkat çeken Fellahoğlu, “Mülkiyet konusu bu yasayla daha da karmaşık hale gelecek” dedi.
CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu’nun konuşmasının ardından Meclis Genel Kurulu saat 15.30’a kad
ar çalışmalarına ara verdi.

Ve yasalaştı!

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun dünkü toplantısı, saat 15.40’ta başlayan ikinci oturumla devam etti.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu öğleden sonraki oturumunda, “KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasanın 159’uncu Maddesinin 4’üncü Fıkrasına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı”nı görüşmeyi sürdürdü.

Talat: “Zaman aleyhimize işliyor”
Öğleden sonraki oturumda ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, tasarıyla amaçlananın “AİHM’i kandırarak biraz daha zaman kazanmak” olduğunu vurguladı, ancak zamanın Türk tarafının aleyhine işlediğini söyledi.
Talat, tasarının kendi içinde olduğu gibi anayasayla da çeliştiği görüşünü belirtti.
Türkiye’deki belli odaklar ile KKTC hükümetinin çözümsüzlük içi
n çaba sarf ettiğini anlatan, TC hükümetinin de bu şekilde bir uzlaşmayı kabul etmek zorunda kaldığını söyleyen Talat, bu yasa tasarısının Türkiye hükümeti tarafından “çaresizlik” nedeniyle gündeme getirildiğini iddia etti.
AİHM’in KKTC mahkemelerini “Türk
iye’ye bağlı kurum” olarak gördüğünü kaydeden Talat, KKTC’de mahkemeler kurmakla bu anlayışın değişmeyeceğini, ayrıca bu mahkemelere rağmen AİHM’e gitmenin yolunun açık olacağını söyledi
Çıkarılacak yasanın Rumlara mülkiyet hakkı içermediğini, bundan dolayı AİHM tarafından çare görülemeyeceğini savunan Talat, mülkiyet hakkının kutsal olduğunu, Rumların bu nedenle Loizidu’yu emsal gösterip hem tazminat isteyeceğini, hem de mülkiyet hakkını elinde tutacağını söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın tehli
keli oyunlar oynadığını, her şeyin “saltanatın devamı için” olduğunu vurguladı. Talat, zaman kazanma uğruna halkın ve devletin küçük düşürülmemesi gerektiğini kaydetti. “Parayı nerede buldunuz da Rum’a tazminat vereceksiniz?” diye soran Talat, yasa tasarısının hiç bir tutar tarafı olmadığını, hukuki tutarlılığının da bulunmadığını öne sürdü.

Özgürgün’e göre önemli adım
Talat’ın ardından UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün söz aldı.
Özgürgün, Loizidu davasının, yasa tasarısında öngörülen komisyonu gündeme getirdiğini anlatarak, Loizidu’nun malına ulaşamamasından dolayı kazandığı davaya temel teşkil eden sıkıntıların, geçirilecek yasayla ortadan kaldırılabileceğini söyledi.
Uluslararası hukuk açısından önemli bir adım atılmış olacağını dile getiren Özgürgün, ba
zı teknik düzenlemelerin yapılması halinde çıkarılacak yasanın hedefine ulaşabileceğini ifade etti.
Yapılan konuşmaların ardından, Taşınmaz Malların Tazmini Yasa Tasarısı önce madde madde, daha sonra da bütün olarak oylandı ve oy çokluğuyla kabul edildi.
KKTC’de malı bulunan Rumların tazmin edilmesini ve bu amaçla bir komisyon kurulmasını içeren yasa tasarısı, Resmi Gazete’de yayınlandığı gün yürürlüğe girecek.
Genel Kurul, Taşınmaz Malların Tazmini Yasası’nı kabul ettikten sonra, Mali Düzenleme ve Tahsila
tın Hızlandırılması (Geçici Kurallar) (Değişiklik) Yasa Tasarısı’nı ele aldı.
Devlete alan borçların (vergi ve benzeri) ödenmesine kolaylık getiren tasarı, herhangi bir tartışma olmadan oybirliğiyle onaylandı. Genel Kurul ayrıca, Başbakanlık (Kuruluş, Göre
v ve Çalışma Esasları) (Değişiklik) Yasa Tasarısı ile Bakanlıkların Kuruluş İlkeleri Değişiklik Yasa Tasarısını da oybirliğiyle kabul etti.
Gümrük ve Rüsumat Dairesi (Değişiklik) No 2 Yasa Tasarısını ise görüşen ve bütününün oylanmasını daha sonraya bıraka
n Meclis Genel Kurulu, bundan sonraki birleşimini 4 Temmuz Cuma günü yapacak.)

YENIDUZEN 01/07/2003

MANŞET KONUK; PAPADUPULOS (KIBRIS CUMHURBAŞKANI)

Yayın tarihi 30.06.2003

Sevgili seyirciler Manşet programına hoş geldiniz. Manşet’i bugün Kıbrıs’tan yapıyoruz. Kıbrıs’ta son derece önemli bir konuğum var. Bugün konuğum Tassos Papadupulos, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı....

Hoş geldiniz...

Acaba hiç aklınıza Başpiskopos Makarios’un koltuğuna oturmak geldi mi, hayal ettiniz mi?

- Hayal etmek demek
böyle bir arzu duymak demek. Hayır o anlamda hayal etmedim..

Siz onun en önemli kurmaylarından biriydiniz, Başpiskopos Makarios’un?

- Evet. Bana da zaten saygı duyduğu meslektaşı gibi davranıyordu ve belki de hiç olmayan bir oğlunun yerine koyuyordu be
ni. Her zaman şunu düşündüm. Benim görevim halka hizmet vermekti şu veya bu şekilde dolayısı ile plandığım şey kendisinin yerine geçmek değildi.

O döneme dönelim; 1950’lilerin 1960’ların sonundan bahsediyoruz özellikle 60’lardan. O dönemde ENOSİS sizin b
ayrağınızdı EOKA B kahramanların kampı olarak görülüyordu. Şimdi geriye dönüp baktığınızda o dönemde verilen mücadeleden gurur duyduğunuzu söyleyebilir misiniz Türklerden kurtulmak için verilen mücadeleden, geriye dönüp baktığınızda hala o dönemde yaptığınız çalışmalardan gurur duyuyor musunuz yoksa bir hatalar yapıldı mı diyorsunuz?

- Şimdi doğru olmadığını düşündüğümü bir sarf ettiniz,

Ama böyleydi çünkü o dönemi birlikte yaşadık?

- Hayır bu doğru değil, kesinlikle değil, bir dönem bu olayları yaşadıktan sonra bunları değerlendirmek daha sonra bilgece konuşmak daha kolay ancak önemli olan EOKA bir özgürleştirme hareketiydi İngilizlere karşı 1955’lerde başladı ve 1958’e kadar hiç bir çatışma yaşanmadı. EOKA ile Rumlarla ve Türkler arasında bir kaç ufa
k tefek olay dışında ve çok kesin talimatlar veriliyordu Türklere dokunulmasın diye. , hatta bazen sizinde söyledikleriniz yerine ben şunu da düşünüyorum. Şunu yapabilseydik çok etkili olurdu eğer Kıbrıslı Türkler yanımızda yer alsalardı sömürgeci İngiliz gücünden kurtulmak için çok daha kolay olurdu iyi ve çabuk olurdu.

Peki ne oldu?

- Ben şöyle düşünüyorum; bence her iki tarafın liderleri de o dönemde Makarios’u bir kenara koyalım şunu hiç düşünmediler. Kıbrıs halkının tek bir halk olduğunu ve düşmanı
ve sömürgeci gücü yenebileceğini düşünmediler. Bu hiç düşünülmedi ve ben şunu düşünüyorum. Herkesin, her ulusun hakkıdır kendi ülkesinin özgürleştirilmesi için savaş vermek. Tabi ben ben kesinlikle Kıbrıslı Türklerle mücadele edilmesi savaşılması taraftarı değildim. O dönemde İngiliz imparatorluğunun bölünmeye yönelik poltikalarıydı.

Siz diyorsunuz ki İngilizler burada hatalıydı sonra EOKA B ortaya çıktı ve herkes müdahil oldu?

- Hayır herkes müdahil olmadı. EOKA B’nin EOKA A ile hiç bir ilgisi yoktu.
EOKA A bir özgürleştirme mücadelesiydi. EOKA B tanımlamak istemediğim bir durumdu. Ben zaten EOKA B tarafından tutuklandım, darbe olduğu sırada ve öldürülmek üzere darbeyi gerçekleştirenler tarafından yani EOKA B ye müdahil olmadığımı söylemekle kalmıyorum, onların hedefleri olduğumu söylüyorum. Aynı zamanda pek çok kişi hedefiydi, onlar azınlıktı ama tabi ki böyle karışıklık yaratmak için böyle bir kaç kişi yeterli olabiliyor.


Ama Türkler çok acı çektiler, geriye dönüp baktığınızda bir bilançosunu çıkar
dığınızda şu yanlıştı, şurada hata yaptık diyor musunuz belki şahsen kendi hatalarınız değil ama ?

- Bu konuda hiç bir zorluk çekmiyorum. Herhangi bir hata yapıldığı konusunda bunu inkar etmem, çünkü bir defa bir Alman gazeteciye bir röportaj vermiştim v
e röportajda kendisi Türklerden özür dilemeyi reddetti dedi eğer bu işin bedeli buysa ve çözüm bulmak için bunu 100 kez yaparım., bu konuda ciddiyim.

Peki o zaman Türklerden özür diler misiniz acı çekenlerden, o dönemde ölenlerden, ailelerinden özür dile
r misiniz?

- Hayır, meseleyi basitleştirmiş olursunuz böyle yaklaşırsanız. Bu şekilde özür dilemek suçu kabul etmek demektir ki ben bunu kabul etmiyorum.

Şahsen değil belki ama tarihi olaylardan ötürü

- Hayır ancak şunu kabul etmeye hazırım. Kıbrıslı
Rumlar pek çok hata yaptılar ve Makarios’un kendisi hiç bir zaman siyasi hayatında hiç hata yapmayan,suçlanmayacak bir insan olarak da görülmemeli. Bunu kendisi de söyledi. Mesele bu değil yani suçu birilerinin üzerine yüklemek değil. Ben o dönemdeki Bakanlardan biriyim. Ortak Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumlar arasında 1958 ile 1963’e kadarki ortak hükümette görev alan Bakanlardan biriydim. Gerçekten de küçük ve büyük çaplı hatalar her iki tarafta da oldu, yanlış politikalar Türk tarafından da belki gündeme getirildi ve biraz önce dediğim gibi gerçekten de bir takım olaylar geçtikten sonra oluştuktan sonra, değerlendirmek, yargılamak çok kolaydır. İnsanlar şunun farkında değil 1963’den sonra Kıbrıslı Türkler bütün hükümet görevlerinden geri çekildiler, onlar dışlandıklarını söylüyorlar ama ben geri çekildiklerini söylüyorum, polis memurları da dahil olmak üzere. Kesinlikle bu olduktan sonra asayişi ve düzeni sağlamak için bir hükümet kurumu kalmamıştı ve fertler belki de en iyi niyetlerle değil ama bir takım görevleri üstlendiler.

Yalnız ben şunu hatırlıyorum. Grivas dönemini hatırlıyorum, gerçekten çok çirkin bir dönemdi. Bunu kabul etmek lazım, geriye dönüp baktığınızda pek çok kişi şunu söylüyor. Her şey 1974’de başladı. Sizce Türk askeri oraya geldi v
e biz bir sorunu tartışıyoruz çünkü Türkiye bir toprak parçasına sahip olmak istiyordu ve genişlemeci bir politika güdüyordu, bu muydu sebebi yoksa sebebi Atina’daki bir kaç general bir şeyler yapmaya çalışıyordu burada da ondan mı yaşandı bunlar. Buraya mı sahip olmaya çalışıyorlardı. Onlara Türkiye müdahil etmek zorunda bırakıldı mı?

- Adil olmak gerekirse pek çok şeyin buna yol açtığını söyleyebiliriz ama esas suçlanacak tabi ki Yunanistan’daki birkaç aptalca hareket eden generaldi. Gerçekten de darben
in yaşanacağı yıllara bakacak olursak ben burada Yunan Büyükelçiliğinin önünden bile geçmek istemiyordum. Burada altı çizilmesi gereken mesele şu; Türkiye müdahale etmek zorunda bırakılmadı, ben Türkiye'nin sizin de söylediğiniz gibi böyle bir toprak parçasının peşinde olduğunu da düşünmüyorum, çünkü büyük bir ülke.. Ama aynı zamanda Türkiye'nin burada bulunma sebebi de Kıbrıslı Türkleri korumak değildi. Belki toprak istemiyordu Türkiye ama stratejik açıdan Kıbrıs’ı kontrol edebilmeyi planlıyordu. Ve Kıbrıs’ın belli bir bölgesine hakim olmak ve eşit düzeyde ortak olmak istiyorlardı. Belki de şunu söyleyebiliriz; bu sizin kitaplarınızda da dile getiriliyordu. Türkiye Kıbrıs üzerinde kontrol ve hakimiyet kurmak istiyordu ve bunun en iyi formülü gevşek bir federasyon formülüydü. Kıbrıslı Rumlarında kendi başlarına izin vermeden bir federasyon içinde olmaktı ve Yunanistan’daki generallerin gerçekleştirdikleri bu darbe de Türkiye'ye bir mazeret verdi aslında Ada’ya inmek için. Çünkü ben böyle bir Ada’ya inişin 7 günde planlanacağını zannetmiyorum....

Geçmişteki yaşanan kanlı olaylardan dolayı hazırlıksız değildi Türkiye belki şimdi geçmişte kaldığını söyleyebiliriz, hiç kimse bunların bir kez yaşanmasını istemiyor ancak Türkler çok acı çekti o dönemde?

- Kıbrıs
lı Rumlarda acı çekti sadece Türkler değil. Şimdi gerçek rakamlara ve oranlara bakacak olursak Rumların daha çok acı çektiğini görürüz, işgalden önce tabi ki.

Türkler sizin için ne ifade ediyor, öncelikle nefret mi ediyorsunuz Türklerden?

- sayın Biran
a, röportajlarda hep şunu söyledim; isimler, tanımlar veriliyor bana siyasi düşmanlar genelde bu şekilde tanımlıyorlar bazı olayları.. Ben diyorum ki, beni yaptıklarımla kim olduğumla yargılayın size benimle ilgili söylenenlere bakarak bunu yapmayın.. Şimdi bununla ilgili örnekler sıralamam gerekiyor mu bilmiyorum. Ben 1963 olaylarından sonra çalışmadan sorumlu Bakandım ve herkesi ilgilendiren bir sigorta programı ile ilgileniyordum ve o dönemde maaşlarını almalarını gereken iki yıl çalışan Kıbrıslı Türklerin maaşlarını almaları konusunda ısrarcı oldum. Hatta Bakanlık görevini bıraktıktan sonra ve işgalden sonra ödemeler durdurulduğunda Cumhurbaşkanlığı saraylığına gittim ve Cumhurbaşkanı ile iyi ilişkiler içinde olmama rağmen ödemelerin yapılması için ısrar ettim. ve toplumlar arası sorunlar başladıktan sonra Mişaoğlu ve Kabazoğlu’nun öldürülmesinden sonra ben cenazelerinde bir konuşma yaptım ve tabi ki bir peygamber olduğumu iddia etmiyorum ama söylediğim sadece iki toplum arasında işbirliği ile çözüm sağlanır dedim ve dedim ki mücadele verenlere saygı duymak lazım dedim, iki toplum arasındaki yakınlaşma mücadelesi verenlere saygı duymak lazım.

1963 olaylarında çatışmaya girdiniz mi ve Türklerden herhangi birini öldürdünüz mü?

- Hiç kimseye ateş açmadım,
kimseyi öldürmedim. Ben bir Bakan’dım ve olayları kontrol altına almaya çalışan komitenin bir üyesiydim. Martin Pragag BM’nin irtibat subayıydı ve görevi yerlerinden, köylerinden ayrılan Kıbrıslı Rumları ve Türklerin durumlarına bir çare bulmaktı ve benimle ilgili son derece olumlu değerlendirmelerde bulundu. Doktor Küçük kendisine bunları söylemişti ve o benimde toplumları bir araya getirmek için görüştüğüm bir kişiydi.

siz Denktaş ile ilişkileriniz nasıl çünkü Sayın Kliredis çok farklı bir ilişkisi var
dı sayın Denkaş ile siz onu bir dost olarak mı görüyorsunuz, düşman olarak mı görüyorsunuz çünkü bir ifadesinde şöyle diyor; 1968’de sürgünden döndükten sonra tutuklandıktan sonra sizin reddettiğiniz bir açıklamada bulunuyor. Onu bir köpek gibi öldürün dediğinizi söylüyor kendisi ile ilgili ?

- Bir kez daha mı cevap vereyim buna, cevabım çok makul bence çünkü burada bile değildim tutuklandığını dahi bilmiyordum çünkü olağanüstü bir Bakanlar toplantısından bahsediliyor ve sabah saat 5 ‘de bana bu bilgi gel
di, tutuklandığı zaman ama zaten bununla ilgili cevabımı verdim. Bu bir yalandır, gerçekten bir yalandır. Şuna inanmıyorum Sayın Denktaş’ın ve sayın Klerides’in İngiliz okulunda aynı sınıfta oldukları bir efsaneden ibaret. Bunu eşleri dahi söyledi. Ama her ikisine de saygı duyuyorum. Her ikisi de dostta olsa bir şekilde kendi halkı ile bir takım şeylerden taviz vermek zorunda kalacaktı. Sayın Denktaş 1963’den önce gördüğüm, tanıdığım bir insandı ortak hükümetten dolayı sonra bir kaç kez karşılaştık. Devlet işleri ile ilgili olarak ve şimdi karşılaştım kendisi ile bana karşı kibar davrandı, saygılı davrandı Doğruluğunu düşündüğü şeyleri savunan kişi ve Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden bir kişi olarak saygı duyduğum bir insan. Bu arkadaşlık meselesi değil...

Peki sayın Denktaş, duvarları indirdiği zaman şaşırdınız mı, siz bunu daha önceden biliyor muydunuz?

- Evet biliyordum.

Şaşırdınız mı?

- Ama bu popülist bir yaklaşımdı, Kıbrıslı Türkler açısından çünkü bunu biz araştırdık ve bir takım şeylerin yapı
lacağını öngörüyorduk zaten daha önce ne yaptığımızı size anlatabilirim, bu size gösterebilir.

Peki memnun oldunuz mu? Çünkü biz şöyle bir izlenime kapıldık, çok da hoşunuza gitmedi bu duvarın kaldırılması ve serbest geçiş konusunda Kıbrıslı Rumların diğ
er tarafa geçmesi konusunda pekte niyetli değildiniz?

- Kendi tarafımızın konumunu size anlatayım.. İnsan haklarının uygulanması önemli ve bunun bir takım ilerleri var, temel özgürlük hakları var ve bütün bunlarda serbest dolaşım içinde yer alıyor. Ve bi
z diyoruz ki 3 temel özgürlüğü uygulayalım herhangi bir koşul öne sürmeden. Biz kendi halkımıza böyle bir kısıtlama getirirsek kendi davamızı savunamayız. Sayın Denktaş bizim vatandaşlarımızdan pasaport göstermesini istedi. Biz vatandaşlarımızın pasaport göstermelerini istemiyorduk ama diğer taraftan onlara bir kısıtlama da uygulamak istemiyorduk sayın Denktaş’ın talebi üzerine. İnsanların pasaport göstermeleri konusunda teşvik edilmediğini söyleyebiliriz ama bunu bir yasaklama veya men etme noktasına getirmedik ve siz bunun hayal kırıklığı ile ilgili bir gelişme olduğunu söylüyorsunuz. Sadece siyasi bir kazanç olarak görmüyoruz biz meseleyi Türklere karşı biz Kıbrıslı Türklerin yaşam standartlarını mali açıdan, ekonomik açıdan yükseltmek istiyoruz. sayın Denktaş’ın ileriye sürdüğü sav şu, iki taraf birbirinin boğazına atlayacak iddiası artık çökertilmiş oldu

peki kışkırtma yaşanmasını bekliyor muydunuz?

- Ben Kıbrıslı Türklerin ne yapacağından korkuyordum çünkü ben Kıbrıslı Rumların duygularının ne olduğ
unu biliyordum. Endişemde oraya yerleştirilen Türklerden kaynaklanıyordu. Bize ulaşan bilgilere ulaşan bilgilerden bunlara bu muameleyi gösterenler Girne’de ev alan İngiliz sömürgecilerdi ve yerleştirilen Türklerdi. Hiç bir Kıbrıslı Türk aile geri çevirmedi evlerini görmek isteyen Rumları.

olumlu anlamda şaşırdığınızı söylemek mümkün mü?

- Biz kararlıydık zaten, bu tür olayları engellemeye kararlıydık. Sadece bir olay yaşandı .

Kıbrıslı Türkleri nasıl görüyorsunuz, onları azınlık olarak mı görüyorsunu
z.?

- Bir ülkenin eşit vatandaşı olarak görüyorum. Siyasi düzenlemelere baktığınızda rakamlardan bahsetmezsiniz sonuçta siyasi eşitliği kabul ettik. bir dizi fikir Butros Gali’nin fikirler dizisini baz alarak bunu kabul ettik.

Eşitlikten bahsediyorsunu
z?

- evet.

Bir direniş var?

- Hayır kategorik açıdan baktığınızda onları herkesten eşit görüyoruz. Hiç bir ülke, toplum, hiç bir fert içinde bulunduğu refah düzeyinden eğer toplumun bir başka kesimi yoksulluk içindeyse ve ihmal edilmişse bu durumdan
hiç bir kişi kendi içinde bulunduğu refah düzeyinden memnun olamaz dolayısı ile bir acıma duygusu değil Kıbrıslı Türklerin refah düzeyinin arttırma isteği bu aslında geleceği doğru görmek ve doğru devlet adamlığı yapmaktır. Sizde takdir edersiniz ki, ne azınlık olarak ne de çoğunluk olarak nitelenen tarafa şu imkan verilmemeli, karar alma mekanizmalarındaki sürecin tıkamalarına izin verilmemeli....

Bana öyle geliyor ki Kıbrıslı Rumlar kendilerinden çok emin çünkü AB’ye kabul edildiler sonuçta üyelik artık
ceplerinde ve bir anlamda bir üstten bakma söz konusu olabilir acaba sizin hedeflediğiniz AB müktesebatı mı yoksa amacınız eşitliği paylaşmak mı bağımsız bir devletten bahsetmiyorum kuzey de sadece siyasi anlamda eşitlikten bahsediyorum yoksa daha ziyade müktesebatı mı hedefliyorsunuz. ?

- Bir böyle bir kibirli tavır içinde değiliz, üstten bakmıyoruz.

Böyle bir izlenim var?

- Yanlış bir izlenim çünkü AB’ye bakacak olursak ve Kıbrıslı Türklere yaklaşımımın ne kadar farklı olduğu ortaya çıkacaktır. AB
müktesebatı yanlış yönlere çekiliyor burada anayasal hükümler dizisi değil bu bize empoze edilen bir takım çekirdek ana noktalar var. insan haklarına saygı, temel özgürlükler, demokrasi, ayırmcılığa karşı eşitlik bütün bunlar işte bu anahtar noktaları oluşturuyor. Şimdi AB’ye üye olabilmek için bunları yerine getirmek gerekiyor. AB sadece ticari ve mali alışverişten oluşmuyor.

Mesela ben Kıbrıslı bir Rum olsaydım bir çözüm olması için mücadele vermezdim çünkü nasıl olsa Ada’yı temsil ediyorum ve sonuç iti
barı ile benim refah düzeyim artacak dolayısı ile niye uğraşayım, sayın Denktaş ile niye kendisine taviz vereyim. ?


Kendisinin Kıbrıslı Rumlarla ilgili değerlendirmelerini biliyorum. Bu yaklaşım doğru değil. herhangi bir düşmanlığı teşvik etmemeliyiz. Eğer ayrı bölünmüş bir Kıbrıs girerse sınırlar burada gündeme geliyor. AB Türkiye’de üretilecek olan bir takım ürünlerin Kuzey Kıbrıs’tan geçerek gelmesini kabul etmeyecektir ki bu bölge üzerinde kontrol sahibi değiliz. Bu aslında Kıbrısın bölünmüşlüğünü or
taya koyacak bir durum. Demografik nüfus profiline bakmamız lazım. pek çok kişi yerleşiyor Kıbrıs’a. Eğer Kıbrıs birleşmiş bir şekilde AB’ye girerse Kıbrıslı Türk bölgesinin de ekonomik durumu dikkate alınırsa o zaman AB nin bölgesel politikalarının birinci hedefi gündeme gelecektir. Oradaki kişi başına düşen milli gelire bakacak olursak yeterli değil Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu durum. Hem siyasi, hem psikolojik hem de pratik açıdan hem de mali açıdan bir çok sebep var. verilen tarihlerle ilgili hiçbir özel not yok. AB konseyi parlamentolara gidip tekrar onay almadan bu çözüme destek verecektir.

Şimdi Türk tarafının istediği iki bölgeli bir eşitlik ve siz diyorsunuz ki bu formülle yaşayabiliriz diyorsunuz neden bir sonuç çıkmıyor? Acaba Kuzeyin tekrar dahil olmasını istiyor musunuz?

- Tabi haklı olarak iki bölgeli bir çözüm istiyoruz. Kıbrıs Rum tarafının verdiği en önemli tavizlerden biri şu oldu; Viyana‘da ki önerilerde iki bölgeli bir federal devlet gündeme getirildi. Ben inanıyorum ki Kıbrıslı Tü
rklerin konumu şu; istenen orada iki eşit devletin egemenliği söz konusu.

Sayın Denktaş çok açık biçimde tek bir ayrı egemen devletin peşinde olmadığını söyledi?

- Hayır böyle görmüyorum. Bunu istediğiniz yöne çekebilirsiniz. Sayın Denktaş’ın istediği
bağımsız bir devlete verilecek yetkilerin verildiği bir çözüm merkezi bir koordinasyon bölümüne devredilmesi öngörülüyor.burada hemen göreve başlayacak İki oluşum olduğu varsayılıyor. Ve çok kısıtlı bir yetkiye sahip ama her şeyle ilgili karar alınması gereken bir koordinasyon birimi var. Burada da Başkanlık konseyinde en az bir Kıbrıslı Rum ve başka Kıbrıslı Türk üyenin olması gerekiyor. Bence böyle bir reçete tıkanıklığın sürekli olması demektir. Etkin bir çözüm bulunamaz. Ben şöyle düşünüyorum. Bizim tarafımızdaki önerilerde; işleyebilir bir devlet formülü. Her iki tarafında sosyal bir karmaşıklığa ihtiyacı yok. plan her iki toplumunda çıkarına hizmet ediyor.

Her ikinizde Annen planından nefret ediyorsunuz. ?

- Hayır,bilakis aslında bence üzerinde çalışmamız gereken bir zemin ve platform. Biz planı kabul ediyoruz ama planında öyle noktalar var ki müzakerelerle değiştirilebilir.

Sayın Denktaş da böyle söylüyor...

- Lahey’de sayın Annen’a acaba benim çekincelerim sizin planlarınızın dışında kalıyor m
u dedim, ve kayda geçildi. Ben çekincelerim plan çerçevesinde yapılabilecek şeyler. Sayın Denktaş bütünü ile planı reddediyorum dedi. fark var bakış açılarımızda dedi..

Mayıstan önce yeni bir öneri ile giderse kendisi bu sizi rahatsız eder mi?


- Ben s
ize cevabını söyledim. Ben elimden gelenin her şeyi sorunun son bulması için her şeyi yapacağım. Yeniden baskı altında olmayı istemiyorum.

BM, Ankara’nın planını kabul edeceğini söyledi mi?

- Evet. Bize şu güvenceyi verdiler. Ankara’dan aldıkları işare
tlerin olumlu olduğunu söylediler. Planın bu şekilde olabileceğini söylediler. Lahey’deki müzakerelerin çökmesinin temel nedeni Türkiye' nin Yunanistan ve İngiltere tarafından oluşturulması istenen güvenlik anlaşmasını ret etmesiydi bu anlaşmada Annen planının uygulanmaya konulmasından sonra Türk birliklerinin nasıl geri çekileceğinden söz ediliyordu. . Bu da Annen planının güvenlik planının bir parçası. Ben dedim ki; Kıbrıs’ın güvenliğinden bahsediyorsunuz dedim. Ne sayın Denktaş, ne de ben bu görüşmelerde yer almıyoruz dedik ama bu üç gücün garantörlerin müzakeresi etmesi gereken bir şey dendi. Ama ben Kıbrıs’ın güvenliğinden bahsediliyorsa söz sahibi olma istediğimi belirttim. Türkiye anlaşmanın imzalanamayacağını söyledi işin içine bazı iç meseleler karıştı.

Türk tarafının harekete geçmemesi sizi rahatlattı mı?

- Hayal büyük hayal kırıklığına uğradım. Ben Viyana’da 1977’de yaşadığım hayal kırıklığının aynısını yaşadım. Onlar bana şu teminatı verdiler. Ben Viyana’da taviz verirsem Türk tarafına aynı şe
kilde tavizler verileceğini söylediler toprak konusunda. . Ben ilk gün böyle bir tavizde bulundum. Türk tarafı bu konuyu konuşmak bile istemediler.

Şimdi Kıbrıs Türk tarafının muhalif kesimi, partiler sizin çizginize daha yakın görünüyor onların Denktaş’
tan farklı olduklarını mı düşünüyorsunuz/

- Bence herkesi aynı kefeye koymamalıyız çünkü farklı muhalefet partilerinin farklı görüşleri var. bazılarına katılıyorum, bazılarına katılmıyorum. Buradaki politikaların en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi ol
duğumu söyleyemem. Ama diyorlar ki Annan planı temel alınarak bir çözüm bulunmalı ki bu tutum da sayın Denktaş ın tutumundan farklı. Hangi dereceye kadar planı temel alıyorlar bilemiyorum. Birde Türkiye’den yerleştirilen kişiler meselesi var. muhalefet partileri onların evlerine dönmeleri konusunda bir düzenleme yapılması gerektiğini söylüyorlar, bir takım istisnalar var.

Sonuç itibarı ile onların zihniyeti çok mu farklı?

- Farklı. Sayın Denktaş’ı çok iyi tanımıyorum. Daha önce hukukçuydum, pek çok Türk
ü tanıyorum.

Şimdi ne bekliyorsunuz Mayıs 2004’e kadar bir şey yapmayacaksınız, ne gibi beklentiniz var?

- Çabalarımızı sürdürüyoruz. Sayın Genel sekreterin müzakere çağrısına devam etmesini istiyoruz. sayın Annan ben müzakere içinde bulunmayacağım dem
işti, her iki taraftan yeşil ışık görmezsem. Bunlar gündeme gelirse belki müzakereler tekrar başlayabilir. Kıbrıs meselesi ile ilgili müzakereleri konuşmaya hazırız. Sadece iki ayrı devlet arasındaki iyi komşuluk ilişkilerini konuşalım derse hata yapar.

Peki yeni bir öneri ile gündeme gelirse?

- Hayır, ben diyorum ki bütün müzakereler genel sekreterin BM çatısında altında olmalı. Annen planını bir zemin olarak kabul ediyoruz. Annen planı hala müzakere masasında duruyor olsa dahi ki bence her iki tarafın
düzeltmesi gereken konular var. mali konularda mesela. Sadece siyasi konular değil, düzeltilmesi gerekenler.

O zaman 2004 mayıs ayından önce bir çözüm bulunmasını istiyorsunuz?

- Eğer Kıbrıs AB’ye birleşmiş bir şekilde katılırsa bu herkes için çok iyi
olur.

Bu gerçek bir tehlike mi Kıbrıs’ın gerçek anlamda bölünmesi eğer bir çözüm bulunmazsa?

- Bunun bir olasılık olduğunu söyleyelim. Bizi birbirinden ayıran duvarlar bunu mecazi anlamda söylüyorum ve belki de Kıbrıs’ın bölünmesini isteyenleri teşvik
etmiş oluruz.

Neden ambargoyu kaldırmıyorsunuz?

- Şimdi sanki böyle kurallar dizisi varmış gibi konuşuyorsunuz. Bunların hepsi kalkar aslında eğer ayrı bir devlet olarak tanınma iddiasından vazgeçerlerse. Ambargoyu da koyanlar kaldıracaklardır. örneği
n limanlardan ve hava alanlardan bahsediyorsunuz. Birçok uçak tanınmamış bir devlete iniyor. Limanlara gelelim AB bizden şunu istiyor: Bizim ihracat ürünlerini belgelememizi istiyor. Bu belgeleri verirken de bir ticari kuralların ihlali halinde yine bundan bizi sorumlu tutacağı uyarısında bulunuyor. Diyelim ki çok miktarlarda Girne’den tekstil ürünü geldiğini düşünelim ve Kıbrıs Türk ticaret odası belgesi ile bunun hareket ettiğini düşünelim, kurallara uyulmadığı takdirde Kıbrıs cumhuriyeti çok büyük ceza öder. Yapılacak yardımlardan mağdur kalabiliriz. Dün üç önlem daha gündeme getirildi. Bunu yapmaya devam edeceğiz. Her Kıbrıslı Türkün; onlara yardımcı olacak bir devlet olduğunu bilmelerini istiyorum..

çok teşekkür ediyoruz ve umuyoruz ki bir gün ortakla
şa bir mülakat gerçekleştirebiliriz.

- Bende isterim, sayın Denktaş

MANŞET; MÜZAKERELER BAŞLAYABİLİR...

Kıbrıs Rum kesimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos; Kıbrıs’ta müzakereleri konuşmak için hazır olduğunu vurgulayarak “Denktaş sadece iki ayrı devlet arasındaki iyi komşuluk ilişkilerini konuşalım” derse hata eder diye konuştu.


“ANNAN PLANI’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILABİLİR”

Papadopulos Kıbrıs’ta görüşmelerin BM çatısı altında gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak “ Biz Annın planını müzakere zemini olarak kabul ediyoruz. İki tarafın da isteği ile plan üzerinde değişiklikler yapılabilir” dedi.

“HİÇ BİR TÜRKÜ ÖLDÜRMEDİM”

Papadopulos, “Denktaş’ı köpek gibi öldürün “emri vermediğini vurgulayarak “ bu bir yalan, hiç bir zaman, hiç bir Türkü öldürmed
im. "EOKA B’nin eylemleri ile hiç bir ilgim yoktur" dedi.


“DENKTAŞ AYRI DEVLETTEN VAZGEÇMELİ...”

Kıbrıs Rum kesimi Cumhurbaşkanı, Denktaş’ın ayrı bir devlet olarak tanınma iddiasından vazgeçmesi halinde Kuzey kesimine uygulanan tüm ambargoların kaldırılacağını söyledi.


WWW.E-KOLAY.NET/MANSET. MEHMET ALI BIRAND – PAPADOPULOS MULAKATI

Papadopulos: KKTC topraklarının yüzde 89.3'ü bizimdir!


Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün kendilerinin olduğunu iddia etti.
Papadopulos, Halkın Sesi Gazetesi'nde bugün son bölümü yayımlanan açıklamasında, ''KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rum ve Ermenilerin öz malı olduğunu'' öne sürerek, bu iddiasının belgelerinin Rumlar dışı
nda hazırlandığını ve orijinallerinin ellerinde olduğunu kaydetti.
Papadopulos şu iddialarda bulundu:
''Rumlara ve Ermenilere ait olan oran yüzde 89.3'tür. Geri kalan Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararla nasıl bu insanların kendi malına
gidebilme hakkını inkar edebilirsiniz? Bu insanlar bu haklarından yalnız kendileri vazgeçebilirler. Bazıları bunları satmak veya takas etmek ister, ancak bazıları da topraklarına geri gitmeye hazırdırlar.'' Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili değerlendirme yaparken, iki kesimliliğinin bir ortaçağ düşüncesi olduğunu iddia eden Papadopulos, iki kesimliliğinin insanların evlerine dönme ilkesiyle bağdaşmadığını savundu.
Papadopulos, ''Kıbrıslı Rumların 'işgalden' beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki topl
umlu federal devleti kabul etmiş olmalarıdır'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 03/07/2003

Kıbrıs halkları hepimizi utandırdı


Kıbrıs'ta yaşananların mutlaka derinden derine incelenmesi, sosyologlar tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.
Herkes şaşkınlık içinde.
Kıbrıs Rum hükümeti olsun, Kıbrıs Türk hükümeti olsun, yaşananları anlayabilmiş değiller.
Türk tarafının bu süpriz kararı hepimizi şoke etti.
Önce bizden başlayalım.
Yıllardan beri KKTC yönetimi, Rauf Denktaş, hatta Ecevit'in dehşet senaryolarını dinl
edik. Kıbrıs'lı Türkler ile Rumlar bir araya geldikleri anda birbirlerini boğazlayacaklar, bıçaklar çekilecek ve kan dökülecekti.
Hep 1974 öncesindeki olaylar örnek gösterililir, kanlı katil Rumların Türkleri nasıl kıtır kıtır kestikleri anlatılırdı. Üstel
ik, söylenenler de yalan değildi. Yaşananlar, insanları yeterince korkutmuştu.
Ecevit'in, Annan planı uygulandığı taktirde bir soykırım ile karşı karşıya kalınacağına dikkat çekmesini hala hatırlıyoruz.
İşte hep bu uygulamalarla bugüne gelen bizler, kapıla
rın aralandığını duyduğumuzda, kulaklarımıza inanamadık. "İşte şimdi kargaşa başlayacak" diyenlerimiz çoğunluktaydı.
Rumlar arasındaki şokta büyük oldu.
İlk günlerde Rum yönetimi geçişleri kısıtlı tutmak istediler. Onlar da, yıllar boyunca Türklerin ne kad
ar canavar oldukları, elleri kanlı insanlardan oluştukları propagandası ile büyümüşlerdi. Kuzey Kıbrıs'ın fakir , hırsızlığın kol gezdiği bir bölge olduğunu dinlemişlerdi.
50 yıl süren bir kavgadan sonra, mutlaka büyük olayların yaşanacağı beklentisine gir
mişlerdi.

600 BİN GEÇİŞ OLDU ANCAK OLAY ÇIKMADI...
Bugün Ada'nın her iki kesiminde de bambaşka bir ortam var. Birkaç ay içinde karşılıklı 600 bin geçiş yaşandı. Ciddi hiçbir olay çıkmadı.
İstatistiklere göre, Rumlar 400 bin geçiş yapmış, Türklerden ise 200 bin geçiş gerçekleşmiş. Bazıları 4-5 defa gidip gelmiş. İlk günlerin heyecanı giderek azalıyor ve insanlar ellerini kollarını sallayarak seyahat edebiliyorlar. Rum yönetemi de, artık ister istemez, bazı kısıtlamaları giderek kaldırıyor.
Rumlardaki şaşkın
lık çok daha fazla.
Yapılan araştırmalara göre, Rumlardaki Türk imajı tamamen değişmiş. Özellikle, eski evlerine gidenlerin güler yüzle karşılanmaları, tanınmamalarına rağmen, Türkler tarafından dostça karşılanmaları, Rumları hayretler içinde bırakmış.
Kapıların açılmasının yıktığı diğer bir tabu da, Kuzeyin fakir fukaralık içinde kıvrandığı propagandası olmuş.
Güney Kıbrıs'ta, Kuzey'e gidip dönmüş kimle konuştumsa, bana aynı izlenimi tekrarladılar. "Biz büyük bir fakirlikle karşılaşacağımızı sanıyorduk. Oy
sa, hiç fakirlik görmedik. Aksine, gelişmiş bir bölge bulduk. Güney kadar zengin değiller, ancak fakirlik edebiyatı da doğru değilmiş."

KAPILARIN AÇILMASI ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRDI

Benim dikkatimi çeken bir diğer nokta, Türk ve Rum militanların, kışkırtıcı kesimlerin devreye girmemeleri oldu. Bunlar isteseler, bu olayı kana boyayabilirlerdi.
Yapmadılar veya yapamadılar. KKTC ve GKRY yöneticileri de kışkırtmalardan özellikle kaçınmışlar.
Yine Güney'de, giderek dikkat çeken bir gelişme, Rumların çoğunlukla gezdiğ
i bölgelerde Türk askerinin görünmemesi. Anlaşılan, Genelkurmay Başkanlığı Türk kuvvetlerini kışlaya çekmiş. Sokaklarnda eskisi kadar üniformalı asker görünmüyor.
Çok hoş ve akılcı bir yaklaşım...
İki toplumun birbirini canavar gibi görmemesi, bir araya ge
ldiklerinde kanlı olayların çıkmaması, olası bir çözümü çok daha yakınlaştırmış. Hiç değilse, kafalardaki duvarların önemli bir bölümü yıkılmış.
Tabii bu konuda çok da hayale kapılmamak gerekir.
Kapıların açılmasıyla ortaya çıkan bu durum, iki toplumun esk
isi gibi iç içe yaşayabileceği sonucunu doğurmuyor. İnsanlar, gece olunca, kendilerini daha güvence altında hissettikleri evlerine geri dönmekten memnunlar. Ancak bu olayla, Rumlar ve Türkler ne kadar olgunlaştıklarını artık yan yana yaşayabileceklerini gösterdiler ve hepimizi utandırdılar.
29 yıllık bir aradan sonra, eski evlerine giden Rumlar da artık eskiye dönülemeyeceğini görüyorlar. Türklerin içine girip, eskisi gibi yaşamalarının zorluğunu, evlerini yeni sahiplerinden geri almalarının imkansızlığını
hissetmeye başlamışlar. Bir şekilde hesaplaşıp bu defteri kapatmalarının daha akılcı bir yol olduğu giderek yaygınlaşan bir görüş.
Özetle, kapılar belki farklı amaçlarla açıldı, ancak bugün artık Kıbrıs'ta bambaşka bir hava esiyor ve eski kavgalı, tabularl
a dolu dönemlere geri dönmenin imkansızlığı herkes tarafından kabul ediliyor.
Kıbrıslı Rum ve Türk halkları çok büyük bir değişim sürecine girmiş durumdalar.
Buna karşılık, Kıbrıs'lı politikacılar ve Ana vatanlarda siyaset üretenler hala eski kafadalar.
Ne
yazık ki, onlar bu değişimi yeterince okuyamıyorlar veya okumak istemiyorlar. Halkların, siyasetin önüne geçtiğini göremiyorlar.
MEHMET ALI BIRAND – MILLIYET 03/07/2003

Papadopulos: KKTC toprağının yüzde 89.3'ü bizim

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rum ve Ermenilere ait olduğunu iddia etti. İddiasını kanıtlayan belgelerin ellerinde olduğunu savunan Papadopulos, isteyen Rum vatandaşlarının Kuzey'deki mülklerine geri dönmesine izin verilmesini de istedi.

Papadopulos, Halkın Sesi Gazetesi'nde bugün son bölümü yayımlanan açıklamasında, ''KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rum ve Ermenilerin öz malı olduğunu'' öne sürerek, bu iddiasının belgelerinin Rumlar dışında hazırlandığını ve orijinallerinin ellerinde olduğunu kaydetti.

Papadopulos şu iddialarda bulundu:

''Rumlara ve Ermenilere ait olan oran yüzde 89.3'tür. Geri kalan Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararla nasıl bu insanların kendi malına gidebilme hakkını inkar edebilirsiniz? Bu insanlar bu haklarından yalnız kendileri vazgeçebilirler. Bazıları bunları satmak veya takas etmek ister, ancak bazıları da topraklarına geri gitmeye hazırdırlar.''

Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili değerlendirme yaparken, iki kesimliliğinin bir ortaçağ düşüncesi olduğunu iddia eden Papadopulos, iki kesimliliğinin insanların evlerine dönme ilkesiyle bağdaşmadığını savundu.

Papadopulos, ''Kıbrıslı Rumların 'işgalden' beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmalarıdır'' ifadesini kullandı.

Kıbrıs'ta yayınlanan Halkın Sesi gazetesine Papadapulos'un yaptığı açıklamaların bugün çıkan son bölümü şöyle:

"Soru: Sizin iki kesimlilikten hoşlanmadığınızı işittik. İki kesimlilik hakkındaki düşüncelerinizi söyler misiniz?

Cevap: İlk önce, iki kesimlilik bir anayasal deyim değildir. İki kesimlilik veya iki toplumluluk gibi birşey yoktur. Bunlar politik deyimlerdir. İki kesimlilik, insanların evlerine geri dönme ilkesiyle bağdaşmaz. İki kesimlilik, etnik olarak temiz bölgeler anlamına gelmez. İki kesimlilik, bir toplumun yönettiği bir bölge ve diğer toplum tarafından yönetilen diğer bir bölge olacak demektir. İki kesim olacaktır; herbiri farklı toplumlarca yönetilen, ancak yalnızca bir toplum tarafından sahip olunmayacaktır. Devletin sahibi olduğu bir ülke düşüncesi ‘orta çağda’ kalmıştır. Ormanlar ve bazı devlet arazisi dışında topraklar insanlara ait olmalıdır. Yapılacak olan bir nüfus ayarlanmasından sonra, çizilmesi düşünülen bir çizgiyi göz önünde bulunduracak olursak ve bütün Kıbrıslı Rumların geri döneceğini kabul etsek dahi, bunlar Kıbrıs Türklerinin idare edeceği bölgede azınlık olacaklardır. Zaten Kıbrıslı Rumlardan kaçının Türk bölgesine döneceğinden emin değilim. Size söylemeyi unuttum, ancak çok önemlidir ki; Kıbrıslı Rumların işgalden beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmasıdır. Bana bunun, 1960’dan beri vermiş olduğumuz büyük bir taviz olmadığını söylemeyin. Bu öneriyi kim yaptı? Ben. Öneriyi yapan komitenin başkanıydım ve fikir de bana aittir. Makarios’un yönetimi adına bu teklifi yaptım, hem de yazılı olarak. Bu ‘redçi’(Papadopulos), bu önemli gelişmeyi ve büyük öneriyi yaptı. İşgal bölgesinin etnik olarak temizlenmesinden bahsetmemiz gerekir. İşgal dememden hoşlanmayabileceğinizi biliyorum. Ancak inkar edemeyeceğiniz husus da işgal bölgesindeki Kıbrıslı Rum ve Ermenilere ait olan mallardır. Bu mallarının oranın bilir misiniz? 1929’dan beri toprak kayıt dairesinin kayıtları inkar edilemez. O zamanda beri, Rumlardan Türklere ve Türklerden Rumlara ne kadar toprak satıldı; ne kadar toprak, yollar ve köprüler için istimlak edildi; ne kadarı Evkaf, ne kadarı Kilise ve ne kadarı devlet toprağıydı?.. Rumlara ve Ermeniler ait olan oran % 89.3’dür. Geri kalan Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararla nasıl bu insanların kendi malına gidebilme hakkını inkar edebilirsiniz? Bu insanlar bu haklarından yalnız kendileri vazgeçebilirler, eğer bunları satmak veya takas etmek isterlerse ancak bazıları da geri topraklarına gitmeye hazırdırlar.

Soru: Bildiğiniz gibi Sn. Denktaş, Annan planının mal-mülk değişimi ile ilgili maddesinde değişiklik yapmak için bir öneride bulundu; Türk tarafı bireysel takas yerine bir global toprak takası istemektedir. Sizin görüşleriniz nedir?

Cevap: Burada inkar edilemeyecek konu bu tapu ve kadastro kayıtlarının Kıbrıslı Rumlar tarafından değil, Lord Kitchener’in oğlu tarafından hazırlandığıdır. 3 Türk bölge yetkilisi, 2 Ermeni ve 1 İngiliz vardı. Hazırlayanlar arasında bir tek Kıbrıslı Rum yoktu. Bütün bu kayıtlar el yazısı ile orjinal olarak elimizde mevcuttur. Bildiğiniz gibi o zamanlarda daktilo da yoktu. Ama daha önce de söylediğim gibi, ben global takasa karar versem ve kabul etsem bile, bireyleri mahkemeye gitmekten kim alıkoyabilir?

Soru: 1963 ve 1974 arasında evlerini terk eden ve geri dönmeleri engellenen Kıbrıslı Türkler vardır. Kıbrıslı Türklerin tazmin edilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Türkler her zaman kapılarımız açıktır ve her zaman aramıza gelmekte serbesttirler. Verilecek olan bir tazminat tek taraflı olamaz. Bu bir anlaşmanın parçası olmalıdır. 1974’den önce Kıbrıs’ta yaşayıp da o tarihten önce ayrılanlara malları geri verilecektir, ki bunlardan Larnaka’da bulunan iki çok büyük toprak sahibi tazmin edilmişlerdir. Gelirlese tazminat alacaklardır. Ancak, diyemezsiniz ki; “63’ten 68’e veya 74’te köylerinden ayrılan Kıbrıslı Türklere tazminat verin, ama Kıbrıslı Rumlara vermeyin.” Ki bu Kıbrıslı Rumlar kendi arzularıyla değil, ordu zoruyla, silah zoruyla evlerinden dışarıya atıldılar, ayrıldılar.

Soru: Kıbrıslı Türklere ait olan, yok edilen köyler hakkında ne diyorsunuz?

Cevap: Türkler, Annan planıyla topraklarını, mülk kayıpları için tazmizat ve para ödemelerini almaya başlayacaklardır. Üzerine basarak söylemek istiyorum ki Annan planındaki bölgeler arasındaki toprak dengesine bundan dolayı özel başlık altında ele alınması gerektiğine inanıyorum. Tabii ki, bir tarafa, tek yanlı olarak haklar tanıyamazsınız. Anlaşılan şudur ki, bir çözüm olduğu takdirde bu sorunun üstesinden gelinecektir.

Soru: Kıbrıslı Türk ihracatçıların mallarını ihraç edebilmeleri için, Ticaret Odası’ndan menşe şahadetnamesi almaları ve Kıbrıs Rum limanı kullanmaları gerekmektedir. Bunun pratik ve mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap: İtalya veya Fransa’da bir limana ulaştığınızda, AB’nin kural ve tüzüklerine göre, ihracatın yapıldığı ülke vergileri öder. Örneğin, eğer Türkiye, T-shirt ve pamuklu giysiler gibi, çokça sahip olduğu tekstil ürünlerini AB’ye gönderirse ve Gazimağusa Limanı’ndan ihraç ederse, Avrupa’ya vardığında menşenin Kıbrıs değil de Türkiye olduğunu görürlerse, bu durumda Kıbrıs Cumhuriyeti cezayı ödemek zorundadır. Ya daha ciddi olan tarım ürünleri? Türkiye’nin tekstilini ihraç ederseniz, bizim kotamızı kullanmış olacaksınız. Her halukarda tanınmış bir limandan İngiltere’ye ihracat yapmakla ilgili bir sorun yoktur. Bu duruma Sn. Denktaş’ın memnun olmamasının tek nedeni, politiktir. Biz, Kıbrıs’tan ihraç edilenin sorumluluğunu alıyoruz. Kıbrıslı Türklerin ‘Cumhuriyetin’ limanlarından ihracat yapmaya olanak sağlamak amacıyla, Türk kamyonlarının kuzeyden güneye geçebilmeleri için temsilciler meclisine öneri sunacağım ve tabii ki izin vereceğiz.

Son olarak, insanlardan beni, diğer insanların benim için söylediklerini göre değil, ben olduğum için yargılamalarını istiyorum."

HURRIYET 03/07/2003

Denktaş: Rumlarla işbirliği ve AB planı yapılıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye'nin haklarını heba etmeksizin AB'ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır" dedi.

Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla İstanbul'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde, İstanbul Vali Yardımcısı Saim Eskioğlu, 1. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Yurdaer Olcan ve öteki yetkililerce askeri törenle karşılandı.

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş, ''KKTC'nin Kıbrıs'ta çözüm için hazırladığı plana'' ilişkin bir soruyaşu karşılığı verdi:

''Plan hakkında bilgi vermem mümkün değildir. Bunun üzerinde çalışılmaktadır. Bizim neler üzerinde durduğumuzu biliyorsunuz. Rumlar'ın azınlığı, tebası, vatandaşı değiliz. 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' diye bir devlet kurulmuştur. Referandumla, halkın isteğiyle kurulmuştur. Niçin kurulmuştur? Çünkü devletsiz bırakıldık.''

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, devletin ''asayiş, barış, halkın iradesi'' anlamına geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bu, orada vardır. Yokmuş gibi bizi Annan planı, bilmem ne planı diye bir yere götürmek isteyenler karşısında direndik ve bana göre kazandık. Baskılar sökmedi. Şimdi bu varlığımız çerçevesinde, Rumlarlahangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye'nin haklarını heba etmeksizin AB'ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır.

Türkiye'nin hakkı nedir? Türkiye AB üyesi olmaksızın Kıbrıs AB'ye giremez. Rum, bu hakkı ortadan kaldırmak için müracaat etmiştir. Bu hak ortadan kalkarsa, Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi ortadan kalkmış olur. Bu kalktığı takdirde bizim hakkımız diye bir şey kalmaz Kıbrıs'ta... Biz Türkiye'nin bu hakkını korurken, kendi varlığımızı dakoruyoruz.

'Türkiye AB'ye girdi mi, girecek mi, hangi yıl girecek', bunlar ortada varken ve Türkiye bize 'bu hakkımdan vazgeçtim' demediği sürece, bizim bu hakkı korumamız vatan borcudur, namus borcudur. Onun için biz bundan vazgeçmeyiz.''

''SERBEST BÖLGE''

Rauf Denktaş, ''Kıbrıs'ta bir yere varılmaması durumunda ambargoları kırmanın yolunun, 'Kuzey'i serbest bölge ilan etmek' olduğunu'' belirterek, ''Hem Batı'dan, hem Doğu'dan ne gelirse, orada en ucuz şekilde vergisiz satabilecek bir duruma gelmektir. Zenginlik de bu olacaktır'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra Belediye Kültür Sitesi ve adının verildiği bulvarın açılışını yapmak üzere Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine hareket etti.

HURRIYET 03/07/2003

Denktaş: Rum pasaportu olanların oy hakkı tartışılsın

Hüseyin ALKAN/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Aralık ayında yapılacak kritik genel seçimler öncesinde tartışma yaratacak bir açıklama yaptı ve ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’ pasaportu olan Kıbrıslı Türkler'in seçimlerde oy kullanma hakkının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Denktaş, ‘‘Rumlar, pasaport alanların seçimlerde Denktaş'ın siyasetini yok etmek için oy kullanacağını söylüyor. Rum pasaportu olan Türkler, Güney'de oy kullanamıyor. Peki bu tarafta Rum pasaportu olanların ne kadar oy kullanma hakkı var. Bunu tartışmamız, araştırmamız lazım’’ diye konuştu.

Serbest geçişlerin başlamasından sonra 20 binden fazla Kıbrıslı Türk'ün
pasaport başvurusunda bulunduğu açıklanmıştı.

HURRIYET 03/07/2003

Papadopulos: KKTC’nin % 89.3 toprağı bizimdir

KKTC topraklarının yüzde 89.3’ünün Rum ve Ermenilerin özmalı olduğunu savunan bu iddiasının belgelerinin de Rumlar dışında hazırlandığının ve orğinallerinin ellerinde mevcut olduğunu kaydetti

“Kıbrıslı Rumların işgalden beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmasıdır”

Türkler, Annan planıyla topraklarını, mülk kayıpları için tazmizat ve para ödemelerini almaya başlayacaklardır. Toprak sorununun üzerinden çözüm olduğu takdirde gelinecektir

Güney Kıbrıs Rum yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos HALKIN SESİ’ne yaptığı açıklamalarda insanların kendisini diğer insanların söyledikleriyle değil de kendi yaptıklarıyla yargılamasını istedi.

HALKIN SESİ’nde bugün son bölümü yayınlanan söyleşi yoğun ilgi görürken Rum liderin dün yayınladığımız açıklamaları Anadolu Ajansı ile dünyaya duyuruldu. Papadopulos, KKTC’de de büyük yankı uyandıran açıklamalarında azınlıkların hiçbir zaman çoğunluklara hükmedemeyeceğini savunmuştu.

KKTC topraklarının yüzde 89.3’ünün Rum ve Ermenilerin özmalı olduğunu savunan bu iddiasının belgelerinin de Rumlar dışında hazırlandığının ve orğinallerinin ellerinde mevcut olduğunu kaydetti.

Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili değerlendirmeleri sırasında iki kesimliliğin bir Ortaçağ düşüncesi olduğunu iddia etti.

Rum lider, “Kıbrıslı Rumların işgalden beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Soru: Sizin iki kesimlilikten hoşlanmadığınızı işittik. İki kesimlilik hakkındaki düşüncelerinizi söyler misiniz?

Cevap: İlk önce, iki kesimlilik bir anayasal deyim değildir. İki kesimlilik veya iki toplumluluk gibi birşey yoktur. Bunlar politik deyimlerdir. İki kesimlilik, insanların evlerine geri dönme ilkesiyle bağdaşmaz. İki kesimlilik, etnik olarak temiz bölgeler anlamına gelmez. İki kesimlilik, bir toplumun yönettiği bir bölge ve diğer toplum tarafından yönetilen diğer bir bölge olacak demektir. İki kesim olacaktır; herbiri farklı toplumlarca yönetilen, ancak yalnızca bir toplum tarafından sahip olunmayacaktır. Devletin sahibi olduğu bir ülke düşüncesi ‘orta çağda’ kalmıştır. Ormanlar ve bazı devlet arazisi dışında topraklar insanlara ait olmalıdır. Yapılacak olan bir nüfus ayarlanmasından sonra, çizilmesi düşünülen bir çizgiyi göz önünde bulunduracak olursak ve bütün Kıbrıslı Rumların geri döneceğini kabul etsek dahi, bunlar Kıbrıs Türklerinin idare edeceği bölgede azınlık olacaklardır. Zaten Kıbrıslı Rumlardan kaçının Türk bölgesine döneceğinden emin değilim. Size söylemeyi unuttum, ancak çok önemlidir ki; Kıbrıslı Rumların işgalden beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmasıdır. Bana bunun, 1960’dan beri vermiş olduğumuz büyük bir taviz olmadığını söylemeyin. Bu öneriyi kim yaptı? Ben. Öneriyi yapan komitenin başkanıydım ve fikir de bana aittir. Makarios’un yönetimi adına bu teklifi yaptım, hem de yazılı olarak. Bu ‘redçi’(Papadopulos), bu önemli gelişmeyi ve büyük öneriyi yaptı. İşgal bölgesinin etnik olarak temizlenmesinden bahsetmemiz gerekir. İşgal dememden hoşlanmayabileceğinizi biliyorum. Ancak inkar edemeyeceğiniz husus da işgal bölgesindeki Kıbrıslı Rum ve Ermenilere ait olan mallardır. Bu mallarının oranın bilir misiniz? 1929’dan beri toprak kayıt dairesinin kayıtları inkar edilemez. O zamanda beri, Rumlardan Türklere ve Türklerden Rumlara ne kadar toprak satıldı; ne kadar toprak, yollar ve köprüler için istimlak edildi; ne kadarı Evkaf, ne kadarı Kilise ve ne kadarı devlet toprağıydı?.. Rumlara ve Ermeniler ait olan oran % 89.3’dür. Geri kalan Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararla nasıl bu insanların kendi malına gidebilme hakkını inkar edebilirsiniz? Bu insanlar bu haklarından yalnız kendileri vazgeçebilirler, eğer bunları satmak veya takas etmek isterlerse ancak bazıları da geri topraklarına gitmeye hazırdırlar.

Soru: Bildiğiniz gibi Sn. Denktaş, Annan planının mal-mülk değişimi ile ilgili maddesinde değişiklik yapmak için bir öneride bulundu; Türk tarafı bireysel takas yerine bir global toprak takası istemektedir. Sizin görüşleriniz nedir?

Cevap: Burada inkar edilemeyecek konu bu tapu ve kadastro kayıtlarının Kıbrıslı Rumlar tarafından değil, Lord Kitchener’in oğlu tarafından hazırlandığıdır. 3 Türk bölge yetkilisi, 2 Ermeni ve 1 İngiliz vardı. Hazırlayanlar arasında bir tek Kıbrıslı Rum yoktu. Bütün bu kayıtlar el yazısı ile orjinal olarak elimizde mevcuttur. Bildiğiniz gibi o zamanlarda daktilo da yoktu. Ama daha önce de söylediğim gibi, ben global takasa karar versem ve kabul etsem bile, bireyleri mahkemeye gitmekten kim alıkoyabilir?

Soru: 1963 ve 1974 arasında evlerini terk eden ve geri dönmeleri engellenen Kıbrıslı Türkler vardır. Kıbrıslı Türklerin tazmin edilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Türkler her zaman kapılarımız açıktır ve her zaman aramıza gelmekte serbesttirler. Verilecek olan bir tazminat tek taraflı olamaz. Bu bir anlaşmanın parçası olmalıdır. 1974’den önce Kıbrıs’ta yaşayıp da o tarihten önce ayrılanlara malları geri verilecektir, ki bunlardan Larnaka’da bulunan iki çok büyük toprak sahibi tazmin edilmişlerdir. Gelirlese tazminat alacaklardır. Ancak, diyemezsiniz ki; “63’ten 68’e veya 74’te köylerinden ayrılan Kıbrıslı Türklere tazminat verin, ama Kıbrıslı Rumlara vermeyin.” Ki bu Kıbrıslı Rumlar kendi arzularıyla değil, ordu zoruyla, silah zoruyla evlerinden dışarıya atıldılar, ayrıldılar.

Soru: Kıbrıslı Türklere ait olan, yok edilen köyler hakkında ne diyorsunuz?

Cevap: Türkler, Annan planıyla topraklarını, mülk kayıpları için tazmizat ve para ödemelerini almaya başlayacaklardır. Üzerine basarak söylemek istiyorum ki Annan planındaki bölgeler arasındaki toprak dengesine bundan dolayı özel başlık altında ele alınması gerektiğine inanıyorum. Tabii ki, bir tarafa, tek yanlı olarak haklar tanıyamazsınız. Anlaşılan şudur ki, bir çözüm olduğu takdirde bu sorunun üstesinden gelinecektir.

Soru: Kıbrıslı Türk ihracatçıların mallarını ihraç edebilmeleri için, Ticaret Odası’ndan menşe şahadetnamesi almaları ve Kıbrıs Rum limanı kullanmaları gerekmektedir. Bunun pratik ve mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap: İtalya veya Fransa’da bir limana ulaştığınızda, AB’nin kural ve tüzüklerine göre, ihracatın yapıldığı ülke vergileri öder. Örneğin, eğer Türkiye, T-shirt ve pamuklu giysiler gibi, çokça sahip olduğu tekstil ürünlerini AB’ye gönderirse ve Gazimağusa Limanı’ndan ihraç ederse, Avrupa’ya vardığında menşenin Kıbrıs değil de Türkiye olduğunu görürlerse, bu durumda Kıbrıs Cumhuriyeti cezayı ödemek zorundadır. Ya daha ciddi olan tarım ürünleri? Türkiye’nin tekstilini ihraç ederseniz, bizim kotamızı kullanmış olacaksınız. Her halukarda tanınmış bir limandan İngiltere’ye ihracat yapmakla ilgili bir sorun yoktur. Bu duruma Sn. Denktaş’ın memnun olmamasının tek nedeni, politiktir. Biz, Kıbrıs’tan ihraç edilenin sorumluluğunu alıyoruz. Kıbrıslı Türklerin ‘Cumhuriyetin’ limanlarından ihracat yapmaya olanak sağlamak amacıyla, Türk kamyonlarının kuzeyden güneye geçebilmeleri için temsilciler meclisine öneri sunacağım ve tabii ki izin vereceğiz.

Son olarak, insanlardan beni, diğer insanların benim için söylediklerini göre değil, ben olduğum için yargılamalarını istiyorum.

HALKIN SESI 03/07/2003

Cumhurbaşkanı Denktaş’a göre 1 yıl önce “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu alanlar “vatan haini”ydi!..

Hoppala!

Cumhurbaşkanı Denktaş’a göre 1 yıl önce “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportu alanlar “vatan haini”ydi!..
Sonra, “Güney’den pasaport alanları hapse atalım” dedi...
Ama, Dektaş Bey’e pasaportlarını teslim edenler ve özür dileyenler “af” edilecekti!..
Derken, dört ay önce “Almak isteyen gitsin alsın” deyiverdi!..
Ardından Hükümet, “Pasaport alanları hapse atmak” için
hazırladığı yasa önerisini Mecl
is’ten geri çekti...
Denktaş Bey, Türkiye medyasına da açıkladı, “Rum pasaportu değil Kıbrıs pasaportudur ve bizim en doğal hakkımızdır, herkes gidip pasaport alabilir”...
Cumhurbaşkanı Denktaş’a göre “dün dündür bugün bugün” felsefesi son derece sağlıklıy
dı ve bir söylediğini, ertesi gün inkar ettiği çok olmuştu ama...
Kıbrıslı Türkler de elbette Denktaş Bey’in oyuncağı değildi!..

Denktaş Bey, son günlerde havaların iyice ısınması ile birlikte dün ‘pasaport’la ilgili yeni görüşler ortaya koydu.
“Kıbrıs Cu
mhuriyeti” pasaportuna yine “Rum” pasaportu demeye başladı ve bu pasaportu kullananların aralık seçimlerde “oy kullanıp kullanamayacağının araştırılmasını” istedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs’ta, “Rum pasaportu alan Tür
klerin, Denktaş siyasetini yok etmek için oy kullanacağı düşüncesinin hakim olduğunu, bunun da hukuki bir durumu ortaya çıkardığını” söyledi. Rauf Denktaş, Rum pasaportu alan Kıbrıslı Türklerin, KKTC’de oy kullanma hakkının araştırılması ve tartışılması gerektiğini söyledi.

YENIDUZEN 03/07/2003

Serdar Denktaş:

“KKTC her an sürprizler yapmaya hazırdır"
Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, KKTC’deki Maronitlerin yaşam şartlarının iyileştirilmesi konusunda çalışma içinde olduklarını açıkladı.
Başbakan Yardımcısı Denktaş, söz konusu çalışmanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve hükümetle de görüşülerek, kısa zamanda sonuca bağlanacağını bildirdi.
Serdar Denktaş, TAK muhabirinin, Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis gazetesinin dün manşetten verdiği haberle ilgili sorularını yanıtlarken, KKTC’de yaşayan Maronitlerin Güney Kıbrıs
’a gidiş-gelişleri ve Güney Kıbrıs’ta yaşayan akrabalarıyla ilişki ve temasları konusunda varolan çeşitli sorunlarının kendilerine iletildiğini ve buna ilişkin bir çalışma, bir düzenleme içine girdiklerini söyledi. Denktaş, “Bu konuda bizim bir düzenleme, bir çalışma yapma zorunluluğumuz var. 3’üncü Viyana Konvansiyonu’na göre de bu böyle olmalı. Beklentiler ve yapılabilecek olanlar, olabilecek olanlar, farklı farklı şeyler olabilir. Bakalım…“ diye konuştu.

“3 BİN GİBİ BİR TALEP YOK ASLINDA…”


Denktaş, gaze
teye göre KKTC’ye iskanı söz konusu olan Maronit sayısının 3 bin dolaylarında olduğuna dikkat çekilmesi üzerine, böyle bir talep bulunmadığını belirtti ve bu konuda şöyle dedi:
“Şimdi böyle bir talep yok aslında. Herkes, (Güney Kıbrıs’ta) kendi işini, gü
cünü, yerleşimini kurmuş durumda… Gelip onların buraya yeniden yerleşmesi gibi bir beklenti yok; ama buraya daha rahat gelişleri, evlerini daha rahat kullanabilmeleri gibi -belki de bir yazlık ev gibi- bir çalışma vardır. Rum Ortodokslar için KKTC’ye geçişler 23 Nisan öncesine göre kolaylaşmışken, Katolik Maronitler açısından ise bu uygulamalar nedeniyle geçişler zorlaştı. Doğan bu bir takım anomalilere bakmamız gerekir.
Bu çalışma, bizim kendi içimizde ne yapılmalı diye yaptığımız bir çalışmadır ve cumhurb
aşkanıyla da hazır olduğumuzda görüşülecek, hükümetle de görüşülecek…”
Denktaş, konunun bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınmasının söz konusu olup olmadığına ilişkin soru üzerine ise “Hayır” dedi.

“KKTC HER ZAMAN SÜRPRİZ YAPABİLİR”


Başbakan Ya
rdımcısı Denktaş, bu arada TAK muhabirinin “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, bugünlerde Kıbrıs konusunda yeni bir açılımda bulunması söz konusu mu” şeklindeki sorusuna karşılık, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti her an sürprizler yapmaya hazırdır, her zaman sürpriz yapabilir, bu becerimiz var” dedi, ancak ayrıntı vermedi.

POLİTİS HABERİNDE NE DEDİ

Politis gazetesi haberinde, KKTC Hükümeti’nin, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın
girişimiyle, “Kıbrıs sorununda önceden kestirilemez siyasi sonuçlar yaratacak bir harekete hazırlanmakta olduğunun” yazdı.
Gazete ismini açıklamadığı bir Maronit’e dayanarak verdiği haberde, “Bakan Serdar Denktaş’ın, ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de Maronit temsilciliğiyle görüştüğünü ve görüşme sırasında, Maronit cemaatının
2-3 bin kişilik bölümünün, KKTC’deki Maronit köylerine yeniden iskan edilmesi konusunun da ele alındığını” belirtti. Gazete ayrıca, “Serdar Denktaş’ın bu konuda bir öneri hazırlayarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sunduğunu, Denktaş’ın öneriye ilişkin ilk tepkisinin olumlu göründüğünü ancak nihai karar için orduyla istişarede bulunacağını” iddia etti. Gazete, “bu yeni hareketin, Maronitlerin geri dönmeleri yoluyla KKTC’nin varlığının dolaylı yoldan tanınması şartlarını yaratacağı ve bunun da Annan planının gömülmesini, inisiyatiflerin Türk tarafına kalmasını ve KKTC’nin uluslararasındaki görüntüsünün düzelmesini gündeme getireceği” değerlendirmesinde bulundu.

YENIDUZEN 03/07/2003

Amerika Birleşik Devletler

“Denktaş uzlaşmazlık odağı!”
Amerika Birleşik Devletler (ABD) Kongresi Demokrat Parti Üyesi Robert Wexler KKTC’deki temaslarını sürdürüyor.
Wexler, dünkü görüşmeleri çerçevesinde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli’yle ayrı ayrı görüştü.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, görüşme çıkışında yaptığı konuşma
da, zaman daraldıkça (Mayıs 2004’e yaklaştıkça) Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik ilginin arttığını ifade ederek, “Türkiye de dahil bütün dünyanın uğraşının Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın uzlaşmazlığını kırmaya yönelik olduğunu” ileri sürdü.
Açıklamasında Cu
mhurbaşkanı Rauf Denktaş için “çözümü engelleyen”, “uzlaşmazlık odağı”, “Türkiye’nin önündeki en büyük engel olan Kıbrıs sorununun yürütücüsü, sürdürücüsü ve Türkiye’nin AB yolunu karartan” gibi ifadeler kullanan Talat, Kongre üyesi ve ekibiyle, Cumhurbaşkanı Denktaş’la yaptığı görüşmeden sonra bir araya geldiğine işaret ederek, kendilerine “Kıbrıs Türk halkının düşüncelerini” anlattığını söyledi.
Görüşmede, Kıbrıs Türk halkının çözüm, AB ve dünyayla bütünleşmek istediğini anlattıklarını kaydeden Talat, kapıların açılmasının çözüm olmadığını, çözümün yerine geçmediğini, ancak iyi bir adım olduğunu, bu adım sayesinde Kıbrıs Türk halkının çözümsüzlükten ne kaybettiğini daha iyi gördüğünü, çözümle neler kazanacağını anladığını ve bugünkü durumun değişmesi için
de elinden geleni yapacağını ABD’li kongre üyesi ve ekibine söylediğini belirtti.
Aralık ayında yapılacak seçimle ilgili kendi tahminini sorduklarını belirten Talat, seçimlerin Kıbrıs Türk halkının hür iradesiyle şekilleneceğini, ezici bir çoğunlukla “şu a
ndaki uzlaşmazlığı yürüten Cumhurbaşkanı ve hükümet partilerinin siyasi arenadan silineceğini” bu toplantıda da dile getirdiğini söyledi.
“Önce biz kendimiz hesaplaşacağız. Kıbrıs Türk halkına yapılan kötülükler, fenalıklar yıl sonunda yapılacak seçimlerl
e hak ettiği cevabı alacak. Bu cevabın arkasından da Kıbrıs sorununun çözümü yolunda yürüyeceğiz. Halkımızın isteği, talebi çerçevesinde yürüyeceğiz” diye konuşan Talat, görüşmede bütün bunları anlattığını söyledi.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Rober
t Wexler’in Türkiye ve Kafkaslarla ilgili bir birimin başında olduğunu ifade ederek, Wexler’in Türkiye’yi çok iyi bildiğini, heyetinin içinde Türkiye uzmanı Alan Makovski’nin de bulunduğunu belirtti.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün önemini onların da bil
diğini ifade ederek, soruna çözüm bulmak amacıyla görüşmelerin bir an önce başlamasını istediklerini, bu isteğe Kıbrıs Türk halkının da katıldığını söyledi.

Angolemli: “ Maytıs 2004’e kadar sorun bitmeli”

Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli ise, görüşmenin daha çok görüş alışverişine olanak sağladığını söyledi. Angolemli, Amerikalı yetkililerin yerinde inceleme yaptığını, bu çerçevede, öncelikle Kofi Annan planı konusunda ne düşünüldüğünü öğrenmek istediklerini belirtti.
Amer
ika’nın görüşmelerin başlatılması için her taraftan devreye gerdiğinin belli olduğunu söyleyen Angolemli, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Annan Planı çerçevesinde görüşmeye hazır olduğunu açıkladığını belirterek, şimdi Türk tarafından böyle bir beyanat beklendiğini kaydetti.
Angolemli, ABD’nin 1 Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs sorununun bitirilmesini istediğini ifade ederek, bunun dışında aralık ayında yapılacak seçimlerin de ABD’nin ilgi alanı içinde olduğunu, meydanlara inen insanların iradesi ve çözü
me yönelik düşüncesinin sandığa da yansıyıp yansımayacağı konusunu merak ettiğini kaydetti. “Öyle görünüyor ki ülkemizde aralık ayında yapılacak seçimleri bütün dünya izleyecektir. Büyük bir sınavdan geçeceğiz” diyen Angolemli, seçim sonuçlarının, Kıbrıs sorununun çözümüne etki yapacağını düşündüklerini söyledi.

Serter,Serdar Denktaş, Türköz, ve Nevzat ile de biraraya geldi...

Wexler dün saat 10.45’te Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, UBP Genel Sekreteri Süha Türköz ve Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı İlker Nevzat’la da bir araya geldi.
Robert Wexler, ABD Büyükelçiliği’nin KKTC Binası’nda saat 10.00’da başlaması öngörülen görüşmeye Cumhurbaşkanı Rau
f Denktaş’la gerçekleştirdiği görüşmenin uzaması nedeniyle 45 dakika geç geldi.

YENIDUZEN 03/07/2003

Denktaş: Ambargoları Kırmanın Yolu, Kuzey'i 'Serbest Bölge' İlan Etmektir

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye'nin haklarını heba etmeksizin AB'ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır'' dedi.

Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla İstanbul'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde, İstanbul Vali Yardımcısı Saim Eskioğlu, 1. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Yurdaer Olcan ve öteki yetkililerce askeri törenle karşılandı.

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş, ''KKTC'nin Kıbrıs'ta çözüm için hazırladığı plana'' ilişkin bir soruya şu karşılığı verdi:

''Plan hakkında bilgi vermem mümkün değildir. Bunun üzerinde çalışılmaktadır. Bizim neler üzerinde durduğumuzu biliyorsunuz. Rumlar'ın azınlığı, tebası, vatandaşı değiliz. 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' diye bir devlet kurulmuştur. Referandumla, halkın isteğiyle kurulmuştur. Niçin kurulmuştur? Çünkü devletsiz bırakıldık.''

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, devletin ''asayiş, barış, halkın iradesi'' anlamına geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bu, orada vardır. Yokmuş gibi bizi Annan planı, bilmem ne planı diye bir yere götürmek isteyenler karşısında direndik ve bana göre kazandık. Baskılar sökmedi. Şimdi bu varlığımız çerçevesinde, Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye'nin haklarını heba etmeksizin AB'ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır.

Türkiye'nin hakkı nedir? Türkiye AB üyesi olmaksızın Kıbrıs AB'ye giremez. Rum, bu hakkı ortadan kaldırmak için müracaat etmiştir. Bu hak ortadan kalkarsa, Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi ortadan kalkmış olur. Bu kalktığı takdirde bizim hakkımız diye bir şey kalmaz Kıbrıs'ta... Biz Türkiye'nin bu hakkını korurken, kendi varlığımızı da koruyoruz.

'Türkiye AB'ye girdi mi, girecek mi, hangi yıl girecek', bunlar ortada varken ve Türkiye bize 'bu hakkımdan vazgeçtim' demediği sürece, bizim bu hakkı korumamız vatan borcudur, namus borcudur. Onun için biz bundan vazgeçmeyiz.''

-''SERBEST BÖLGE''-

Rauf Denktaş, ''Kıbrıs'ta bir yere varılmaması durumunda ambargoları kırmanın yolunun, 'Kuzey'i serbest bölge ilan etmek' olduğunu'' belirterek, ''Hem Batı'dan, hem Doğu'dan ne gelirse, orada en ucuz şekilde vergisiz satabilecek bir duruma gelmektir. Zenginlik de bu olacaktır'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra Belediye Kültür Sitesi ve adının verildiği bulvarın açılışını yapmak üzere Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine hareket etti.

Kaynak: Anadolu Ajansı
03.07.2003 10:27:37

TV8 03/07/2003

Papadopulos: Yüzde 89.3 bizim

04/07/2003 RADIKAL

AA – LEFKOŞA – Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Halkın Sesi gazetesine adada gerginliği tırmandırıcı demeçler vererek, azınlığın çoğunluğa hükmedemeyeceğini ve adanın yüzde 89.3’lük kısmının kendilerinin olduğunu söyledi.
“Siyasi oluşumda azınlık ve çoğunluk sorunu yok. Küçük bir toplum, çoğunluğa kendi isteklerini empoze edemez. Çoğunluk bunu istemiyorsa
anayasa ne yazarsa yazsın bu kural çalışmaz” diyen Papadopulos, toprak paylaşımı ve geri dönüş konusunda da sert çıktı. “Rumlara ve Ermeniler
e ait oran yüzde 89.3’tür. Geri kalan, Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararla nasıl bu insanların kendi malına gidebilme hakkını inkâr edebilirsiniz?” diyen Papadopulos, iki kesimliliğin bir ortaçağ düşüncesi olduğunu ve insanların evlerine dönme ilkesiyle bağdaşmadığını söyledi.

Kıbrıs’ta ne yapacağımızı bilmiyoruz


Kıbrıs’ta bir çözüm bulunabilmesi için en son randevu tarihi Nisan 2004.
İlk randevumuz, 2002 Aralığındaki Kopenhag doruğundaydı. Türkiye’nin elindeki kozlar son derece güçlüydü. Annan planında bazı değişiklikler isteyerek kabul etse, Rum tarafı köşeye sıkışacak ve AB’ye tam üyeliği kaçırmamak için boyun eğmek zorunda kalacaktı. Reddettiğimiz haliyle Annan planı KKTC’nin ayrı bir kimliği olduğunu kabul ediyor ve Türk beklentilerinin tamamını benimsiyordu. Türkiye, Kopenhag doruğundaki fırsatı kaçırdı ve elindeki kozların bir bölümünü de, Rumlara kaptırmış oldu. Rumlar AB’ye resmen üye ilan edildiler.
İkinci randevumuz 2003 Mart ayı idi.
Türk tarafı Annan planını –yeni bazı deği
şikliklere rağmen- yine reddetti. AB tam üyeliğini cebine yerleştiren Rum yönetimi ikinci adımını da bu tarihte attı ve AB’ye katılım anlaşmasını imzaladı. Bu şekilde, Türkiye’nin elindeki pazarlık kozlarından yeni bir bölümünü daha aldı ve yoluna devam etti.
En son randevu tarihi Nisan 2004. O gün Kıbrıs’ın tam üyeliği resmen başlayacak. Bu tarihe kadar bir çözüm bulunabilirse, KKTC’de AB’ye girebilecek. Rumlar telaş içinde. Türk tarafı yeni bir öneri paketiyle ortaya çıktığı taktirde, zor durumda kalacakl
ar. Reddetmeleri çok güç olacak. Hayır, Türk tarafı kıpırdamazsa çok memnun kalacaklar ve tam üyelik sürecini tamamlayacaklar. Türk tarafının elindeki pazarlık kartları biraz daha eriyecek ve Rumlar sırtlarını AB’ye dayayarak avantajlarını arttıracak.
Nisa
n 2004 randevusu aslında Tük tarafının kullanabileceği son fırsat. Rumlar, bu tarihten sonra veto hakkını da elde edebilecekleri için, artık çözüm için çaba harcamaya gerek görmeyecek, Annan planında Türk tarafına sağlanan tüm avantajları silecek ve karşılığında hiçbir şey vermeden Ada’nın Kuzeyini de kontrolünün altına almaya çalışacaktır.

PEKİ, ANKARA NE YAPMAK İSTİYOR?
Anlayacağınız, Nisan 2004 bizim için önemli bir tarih. Yani bugünkü gibi çözümsüzlük yönünde çaba harcamak, Annan planını ne pahasına olursa olsun öldürmeye çalışmak yerine, Türk tarafının hızla kendi çözüm formülünü ortaya atması gerekiyor.
Oysa KKTC yönetimi, tam fren yapıyor. Denktaş çözüm istemediğini açıkça gösteriyor.
Peki Ankara’daki hava ne?
AKP hükümeti, Kopenhag’I kaçırdığının fa
rkında. İlk defa “Kıbrıs’ta mutlaka bir çözüm bulunmalı” inancı yaygınlaşıyor. Dışişleri Bakanlığınının ünlü HAYIR’cıları bile yumuşama eğilimine girmiş durumdalar.
Buraya kadar iyi… Ancak “nasıl bir çözüm isteyelim?” sorusunu sorduğunuz zaman işler karışı
yor.
Nedeni de basit: Türkiye’nin Kıbrıs’ta çözüm için, maksimalist değil, kabul görecek bir politikası yok.
Kafalar karışık.
Üstelik, ulusalcılar da AB’ye gidişi engellemek için Kıbrıs kozunu kullanmak istediklerinden dolayı büyük bir direnişe hazırlanıyo
rlar. CHP’de bu direnişe katkıda bulunmaktan kendini kurtaramıyor.
Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu, hükümetin bir karar vermesi ve uygulamaya geçmesidir.
Aksi halde, Türkiye hem Kıbrıs’i kaybedecek, hem de AB yolu üstündeki en önemli kamburdan kurtu
lamayacağı için, kendi geleceğini gereksiz şekilde zora sokacak.
Artık harekete geçme zamanıdır…
MEHMET ALI BIRAND – MILLIYET 04/07/2003

KKTC'nin tapusu Rumlardaymış!

KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rum ve Ermenilerin öz malı olduğunu savunan Rum lider, bu iddiasını kanıtlayacak belgeleri olduğunu söyledi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün kendilerinin olduğunu iddia etti. Halkın Sesi gazetesinde dün son bölümü yayımlanan açıklamasında, "KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rum ve Ermenilerin öz malı olduğunu" öne süren Papadopulos, bu iddiasını kanıtlayacak tarihi belgelerin Rumlar tarafından değil, başka devletler tarafından hazırlandığını ve orijinallerinin ellerinde bulunduğunu söyledi.
Papadopulos şu idd
ialarda bulundu:
"Rumlara ve Ermenilere ait olan oran yüzde 89.3'tür. Geri kalan Kıbrıslı Türklere aittir. Böyle olunca, politik kararlarla nasıl bu insanların kendi malına sahip olma hakkını inkâr edebilirsiniz? Bu insanlar bu haklarından yalnız kendi is
tekleriyle vazgeçebilirler. Bazıları bunları satmak veya takas etmek ister, ancak bazıları da topraklarına geri gitmeye hazırdır.''
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili değerlendirme yaparken, iki kesimliliğini bir ortaçağ düşüncesi olduğunu savunan Papadopu
los, iki kesimliliğini insanların evlerine dönme ilkesiyle bağdaşmadığını savundu. Papadopulos, "Kıbrıslı Rumların 'işgalden' beri verdiği en büyük taviz, iki kesimli, iki toplumlu federal devleti kabul etmiş olmalarıdır" ifadesini kullandı.

Denktaş: Papadopulos çarpıtıyor

MUSTAFA BAĞDİKEN Kocaeli DHA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Dentktaş, Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos'un KKTC topraklarının yüzde 89.3'ünün Rumlara ait olduğuna ilişkin iddiasına "Papadopulos'un sözleri Rumlar'ın yeni oyunu" yanıtını verdi.
Eşi Aydın Denktaş ile birlikte Karamürsel'in düşman işgalinden kurtarılışının 82. yıldönümü törenlerine katılan Denktaş, Papadopulos'un "Belgeler elimizde, isteyen Rumlar'ın kuzeydeki topraklarına dönmesine izin verilmeli" sözlerini değerlendirdi. Denkt
aş şöyle konuştu:
"Papadopulos sayıları çarpıtıyor. Türkleri topraksız göstermek bunların kendini bildim bileli oyunlarıdır. Türk toprakları vakıf topraklarıdır. Rumların gasp ettikleri topraklar ise saymakla bitmez. 'Tapuları varsa gelsinler' önerisi hikâ
yedir. O tapulara karşılık insanlarımız güneyde o kadar toprak ve emlak bırakmışlardır."
MILLIYET 04/07/2003

Kıbrıs'a Gül çözümü

NEVSAL ELEVLİ Londra

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün Londra'da İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile bir saati aşkın çalışma kahvaltısında bir araya geldi (üstte). Kahvaltı sonrasında ortak basın toplantısı düzenleyen Gül, Kıbrıs'la ilgili bir soru üzerine "Biz, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün çözüm olmadığını savunduk. Önemli olan kalıcı ve tarafları tatmin eden bir çözümün bulunmasıdır" dedi. Gül'le Türkiye'nin AB'yle ilgili attığı olumlu adımları konuştuklarını belirten Straw, Kıbrıs'taki gelişmelerden dolayı iyimserlik içinde bulunduklarını, adanın iki tarafında da yapıcı yaklaşım gördüklerini söyledi. Straw'la öğleden sonra tekrar buluşan Gül, görüşmede Irak'ın yeniden yapılanmasını masaya yatırdı. Gül, Straw'la görüşmesinin ardından bir araya geldiği İngiltere'nin Uluslararası Kalkınma Bakanı Baronas Amos'la da Irak'ın yeniden inşası konusunda ortak projeleri ele aldı.
MILLIYET 04/07/2003

Serter: Papadopulos görüşmeleri daha başlamadan sabote etti

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, HALKIN SESİ’ne yaptığı özel açıklamalarında ortaya koyduğu iddialar geniş yankı buldu

Kıbrıs sorununun siyasal çözümüne ilişkin görüşmelerin yeniden başlamasının gündemde olduğunu hatırlatan Serter, Papadopulos’un görüşmeleri, daha başlamadan sabote ettiğini vurguladı

Ertuğruloğlu: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Kıbrıs konusunun tüm veçhelerinde olduğu gibi, global mal-mülk takas ve tazmini konusunda da gerçek dışı iddialarda bulunmaktadır

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, HALKIN SESİ’nde yayınlanan KKTC’nin %89.3’ünün Rum ve Ermenilere ait olduğu yönündeki açıklamalarına Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter ve Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’ndan tepki geldi.

Cumhurbaşkanı Vekili Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, KKTC’nin % 89.3’ünün Rum ve Ermenilere ait olduğu iddiasını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Vekili Serter, Papadopulos’un görüşmeleri, daha başlamadan sabote ettiğini vurguladı.

Kıbrıs sorununun siyasal çözümüne ilişkin görüşmelerin yeniden başlamasının gündemde olduğunu hatırlatan

Serter, Papadopulos’un bir yandan görüşmelerin başlaması taraftarı görünürken, bir yandan da görüşmeleri daha başlamadan sabote etmek için kampanya açtığını söyledi. Serter şöyle devam etti:

“Sayın Papadopulos’un son günlerde seslendirmekte olduğu, kabulü asla mümkün olmayan saçma görüşler bu acı gerçeğin göstergesidir. Papadopulos, görüşme masasına eğer bu çarpık mantıkla oturacaksa, görüşmelerin kaderinin nasıl bir hüsrana dönüşeceği şimdiden bellidir.

Papoadopulos, Kıbrıs Türklerinin asla egemenlik hakkı olmayacağını, KKTC toprağının yüzde 89.3’ünün Rumlara ait olduğunu, Kıbrıs’ın tek egemeninin ‘çoğunluk’ olarak tanımladığı Rumlar olduğunu, ‘azınlık’ olarak tanımladığı Türklerin çoğunluğa hükmedemeyeceğini öne sürerken, bir yandan da takiyeciliğe başvurup Rumlarla Türkler arasındaki ekonomik uçurumların kapatılması gerektiğini, EOKA’nın asla Türklere saldırmadığını ve Rumların ENOSİS’ten vazgeçtiğini iddia ediyor.”

ERTUĞRULOĞLU: PAPADOPULOS’UN TOPRAKLA İLGİLİ İDDİASI GERÇEK DIŞI

Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos’un KKTC topraklarının yüzde 89.3’ünün Rum ve Ermenilerin malı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu vurguladı.

Tahsin Ertuğruloğlu, Papadopulos’un sözkonusu açıklamasına ilişkin olarak TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Ertuğruloğlu, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Kıbrıs konusunun tüm veçhelerinde olduğu gibi, global mal-mülk takas ve tazmini konusunda da gerçek dışı iddialarda bulunmakta, 1960 sonrası yasa dışı yollarla gaspettikleri Türk mal varlığını inkara yeltenmektedir” dedi.

Rum Lider Tassos Papadopulos’un bir gazetede yayınlanan beyanatında KKTC toprağının % 89.3’ünün Rum ve Ermenilere ait olduğunu önce sürerken, aslında Kıbrıs adasını bir Yunan adası gibi gösterme gayretini sergilemekte olduğuna dikkat çeken Ertuğruloğlu, Papadopulos’un bu şekilde 5 asırdır adada yaşayan Türklerin mal varlıklarını tanımadığını ifade ettiğini kaydetti.

Kıbrıs Türk Halkının gasbedilmiş haklarının yasal zeminde sonuna kadar savunulacağını belirten Ertuğruloğlu, şöyle dedi:

“Kıbrıs’ta Türk mallarının yasa dışı yollarla gaspı İngiliz Sömürge Yönetimi sırasında Türk vakıf mallarına el konulmasıyla başlamıştır. Rum-Yunan ikilisinin adayı Yunanistan’a bağlamak üzere gerçekleştirdiği silahlı saldırılar nedeniyle, 1955’de EOKA tedhiş örgütünün kuruluşuyla başlayan ve 1963-1974 arası süregelen zorunlu göçlerle, Kıbrıs Türk halkı 11 yıl boyunca sahip olduğu mallarını terketmek ve adanın yüzde 3’lük bölümünde yaşamak zorunda bırakılmıştı.

Ertuğruloğlu, “Konunun hukuki boyutlarda ele alınması aşamasına gelindiği bugünlerde Sayın Papadopulos’un yaptığı bu tahrikkar açıklamayı, suçluluklarının teşhirinden duydukları telaşın bir göstergesi olarak değerlendirmekteyiz.”

HALKIN SESI 04/07/2003

Türk tarafı plan hazırlıyor

'Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, AB’ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye’nin haklarını heba etmeksizin AB’ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır” dedi.

Denktaş, “KKTC’nin Kıbrıs’ta çözüm için hazırladığı plana” ilişkin bir soruya şu karşılığı verdi:

“Plan hakkında bilgi vermem mümkün değildir. Bunun üzerinde çalışılmaktadır. Bizim neler üzerinde durduğumuzu biliyorsunuz. Rumlar’ın azınlığı, tebası, vatandaşı değiliz. ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ diye bir devlet kurulmuştur. Referandumla, halkın isteğiyle kurulmuştur. Niçin kurulmuştur? Çünkü devletsiz bırakıldık.”

Cumhurbaşkanı Denktaş, devletin “asayiş, barış, halkın iradesi” anlamına geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bu, orada vardır. Yokmuş gibi bizi Annan planı, bilmem ne planı diye bir yere götürmek isteyenler karşısında direndik ve bana göre kazandık. Baskılar sökmedi. Şimdi bu varlığımız çerçevesinde, Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapabiliriz, birleşiriz, hangi şartlarda Türkiye’nin haklarını heba etmeksizin AB’ye gidilebilir konularını içeren bir plan yapılmaktadır.

Türkiye’nin hakkı nedir? Türkiye AB üyesi olmaksızın Kıbrıs AB’ye giremez. Rum, bu hakkı ortadan kaldırmak için müracaat etmiştir. Bu hak ortadan kalkarsa, Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi ortadan kalkmış olur. Bu kalktığı takdirde bizim hakkımız diye bir şey kalmaz Kıbrıs’ta... Biz Türkiye’nin bu hakkını korurken, kendi varlığımızı da koruyoruz.

'Türkiye AB’ye girdi mi, girecek mi, hangi yıl girecek’, bunlar ortada varken ve Türkiye bize ‘bu hakkımdan vazgeçtim’ demediği sürece, bizim bu hakkı korumamız vatan borcudur, namus borcudur. Onun için biz bundan vazgeçmeyiz."

"SERBEST BÖLGE"

Rauf Denktaş, “Kıbrıs’ta bir yere varılmaması durumunda ambargoları kırmanın yolunun, ‘Kuzey’i serbest bölge ilan etmek’ olduğunu” belirterek, “Hem Batı’dan, hem Doğu’dan ne gelirse, orada en ucuz şekilde vergisiz satabilecek bir duruma gelmektir. Zenginlik de bu olacaktır” dedi.

HALKIN SESI 04/07/2003

Türkiye ve İngiltere Dışişleri Bakanlarından

“Amacımız Kıbrıs’ta kalıcı çözüm”

Gül: 'Önemli olan Kıbrıs’ta kalıcı ve iki tarafı tatmin eden bir çözümün bulunmasıdır'‘
Straw: 'Bütün çabamız Kıbrıs’taki iki toplumun aralarındaki sorunu giderip kalıcı barışa kavuşması için gereken çabaların gösterilmesi'

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta kalıcı ve her iki toplumu da tatmin eden bir çözümün bulunmasının önemine işaret etti.
Gül ve İngiltere Dış
işleri Bakanı Jack Straw, yaklaşık bir saat süren çalışma kahvaltısının ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.
Dışişleri Bakanı Gül, Afganistan, Irak, İran, Kıbrıs ve AB konularını ele aldıklarını, bu konularda görüş alışverişine öğleden sonra devam
edeceklerini bildirdi.
Reform çalışmaları hakkında Straw’a bilgi verdiğini ifade eden Gül, Kıbrıs konusuyla ilgili bir soru üzerine, 'Biz her zaman çözümsüzlüğün çözüm olmadığını savunageldik. Bu konudaki çabalarımız sürüyor. Zaten son dönemde karşılıklı
güven artırıcı bir takım adımlar da atıldı. İki toplum arasında karşılıklı geçişler de buna yardımcı oldu. Durumu izliyoruz. Önemli olan kalıcı ve tarafları tatmin eden bir çözümün bulunmasıdır' dedi.
Straw ise Gül ile son zamanlarda özellikle AB zemininde
sık sık görüşme imkanı bulduklarını, bu kez de çok geniş yelpazeye yayılan konuları ele aldıklarını belirtti.
Gül’e Tahran, Kandahar, Kabil, Basra, Kuveyt ve Bağdat ziyaretleri hakkında bilgi verdiğini ifade eden Straw, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde ya
ptıklarını da konuştuklarını, kaydedilen ilerlemeyi ve reform çabalarını büyük bir ilgi ve dikkatle izlediklerini kaydetti. İngiliz Bakan, bu değişiklerin artık Türkiye’de dışarıdan bir baskı olduğu için değil, Türk vatandaşlarının kendi yararı ve esenliği için yapıldığı duygusunu taşıdıklarını belirtti.
Straw, Kıbrıs’taki gelişmelerden dolayı iyimserlik içinde bulunduklarını, adanın iki tarafında da yapıcı bir yaklaşım gördüklerini söyledi. Straw, 'Bütün çabamız adadaki iki toplumun aralarındaki bütün soru
nları giderip bir an önce kalıcı bir çözüme kavuşabilmeleri için gereken çabaların gösterilmesi' dedi.
İngiliz Bakan, 'İran’ın ikinci bir tehdit oluşturduğunu düşünüp düşünmediklerinin' sorulması üzerine, hafta başında İran’a yaptığı ziyarete atfen, 'İran
ile öteden beri iyi ilişkilerimiz var. İkili ilişkilerimizi de geliştiriyoruz. İran cumhurbaşkanı, dışişleri bakanı ve ulusal güvenlik danışmanıyla çok yapıcı ve samimi görüşmelerde bulundum. İran’ın nükleer programıyla ilgili uluslararası anlaşmaları imzalaması konusunda uluslararası kamuoyunun beklentisini ilettim' diye konuştu.
Straw, Irak ile ilgili bir soru üzerine de, Irak’ta sorunlar olduğunu, ancak genel durumun iyiye gittiğini belirtti.
Gül, basın toplantısının ardından İngiltere’nin Uluslararası
Kalkınma Bakanı Baronas Amon ile biraraya geldi.

YENIDUZEN 04/07/2003

Gül: Kıbrıs'ta bir çözüm gerçekten nihai olmalı"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk hükümetinin Kıbrıs'ta yapmak istediğinin, güvenli bir ortam yaratmak ve müzakereler başladığında gerçekçi bir zemin üzerinde tatmin edici bir sonuca oluşmak olduğunu belirtti. Gül, ''Kıbrıs'ta bir çözüm bulundu dendiğinde, bu çözüm gerçekten nihai olmalı. Çözüm sonrasında yeniden tatsız olaylar yaşanırsa, o bir felaket olur'' dedi.

İngiltere'ye yaptığı çalışma ziyaretinin sonunda basın toplantısı düzenleyen ve gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, Dışişleri Bakanı Jack Straw ile yaptığı görüşmede, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a baskı yapılması konusunda kendisinden istekte bulunulduğu yolundaki haberleri yalanladı.

ASKERLERİN GÖRÜŞÜ

Bir başka soru üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının masada olduğunu, ancak bu planının iki tarafı da tatmin edebilmesi için değişiklik gerektiğini anlattı.

Gül, ''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ta çözümü engelleyen bir tutumu olup olmadığının'' sorulması üzerine, bir ülkede siyasi liderlik varsa, bu tür tartışmaların hiçbirinin yaşanmayacağına işaret etti. Askerlerin görüşlerini hükümetle paylaşarak kararı tümüyle siyasetçilere bıraktığını belirten Gül, ''Politik liderlik ise bunu dinler, tartışır ve durumun sorumluluğunu alıp yürür. Kıbrıs meselesinde de durum aynıdır. Ben geçmişte olan benzeri durumlar için de askerlerimizi değil, siyasetçileri suçluyorum'' dedi.

''KAPATMA KARARI RTÜK'ÜN''-

Dışişleri Bakanı Gül, Uzan grubu televizyonlarına verilen kapatma cezasına ilişkin bir soru üzerine de, bu cezanın hükümetin bir organının değil, tümüyle bağımsız çalışan Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) kararı olduğuna dikkat çekti.

Abdullah Gül, ''teröristleri affettikleri'' yolundaki suçlamaları da reddetti ve ''Uyum yasaları sadece Türk halkına hakkı olan demokrasiyi sağlamak için yapılıyor'' dedi.

ZAMAN 04/07/2003

 

Denktaş: "Kıbrıs, Türkiye'nin AB yoluna engel değildir"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) yoluna engel olmadığını söyledi.

Denktaş, Kocaeli'nin Karamürsel İlçesi'ndeki Kurtuluş Şenlikleri'nde yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ı, Türkiye'nin AB yolunda engel gibi gösterenlerin, Türkiye'nin haklılığını ortadan kaldırmak isteyenler olduğunu belirterek, ''Kimse sizi kandırmasın. Kıbrıs meselesi, Türkiye'nin AB yoluna engel değildir'' dedi.

ZAMAN 04/07/2003

Rus şirketleri, Kıbrıs Rum kesiminden ayrılıyor

Kıbrıs Rum kesiminde faaliyet gösteren off-shore Rus şirketlerinin, Kıbrıs Rum yönetiminin uygulamak durumunda olduğu Avrupa Birliği (AB) yasaları nedeniyle, faaliyetlerini durdurmaya başladığı bildirildi.

ZAMAN 04/07/2003

‘Serbest bölge’ önerisi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumlarla hangi şartlarla işbirliği yapılabileceği, hangi şartlarda Türkiye’nin haklarını heba etmeksizin AB’ye gidilebileceği konularını içeren bir plan hazırlığı içinde olduklarını söyledi.

Denktaş, Kıbrıs’ta çözüm olarak bir yere varılmaması durumunda ambargoları kırmak için Kuzey’in serbest bölge ilan edilebileceğini söyledi.

ZAMAN 04/07/2003