Klerides'ten itiraf: Annan planını biliyorduk

Eski Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözüm planı taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahip olduklarını, bunları önleyici nitelikte hareket ettiklerini itiraf etti. Klerides ayrıca Rum tarafının planı önceden bilmesine rağmen çözüme yanaşmadığını ve Rumların Annan planı politikasının açık olmadığını söyledi.

Klerides, Rum kesimsinde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, ''Geçmişte, Annan Planı'nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. 'Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz' dedik'' ifadesini kullandı.

Ortaya koydukları bütün konular üzerinde olmazsa bile, planda bazı değişiklikler yapıldığını ifade eden Klerides, değişiklik yapılamayan maddelerin ise iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler olduğunu söyledi.

Klerides, Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmişteki görüşme sürecinde, 4 İslam ülkesinin ''Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC'yi tanıma yoluna gidecekleri'' yönünde uyarıda bulunduğunu da açıklayarak, gerek kendilerinin, gerek BM Genel Sekreteri'nin ''görüşmelerin devam ettiğini'' gerekçe göstererek tanıma niyetlerine engel olduklarını bildirdi.

KKTC SEÇİMLERİ

Glafkos Klerides, ''Aralık ayının Kıbrıs konusunda bir dönüm noktası olup olmadığı'' yolundaki bir soruyu yanıtlarken, ''seçimi KKTC'deki muhalefetin kazanması durumunda Aralık ayının dönüm noktası olabileceği
ni'' söyledi.

Klerides, KKTC'de muhalefetin kazanması ve Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda, Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu kaydetti.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, ne konuşup, ne konuşmayacağı konusunda uyaran ve Papadopulos'un, ''Annan Planı'nın kabulü, 'istila ve işgalin' sonuçlarını kabul etmektir'' gibi sözler söylememesi gerektiğini kaydeden Klerides, ''Buna inansan bile söylememelisin. Söylediğim şudur: Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve girişim onların eline geçmemelidir'' dedi.

Klerides, ''Böyle bir tehlike görüyor musunuz?'' sorusuna şu karşılığı verdi:

''Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa, böyle bir tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak. Nedeni ise görüşlerimizin Denktaş'ın görüşleriyle taban tabana zıt olmasıdır ve doğrudur.''

'ANNAN PLANI İLE İLGİLİ POLİTİKAMIZ AÇIK DEĞİL'

Muhalefetin seçimleri kazanması durumuna hazırlıklı olmaları için çok şey yapılabileceğini, girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemesi gerektiğinade eden Klerides, ''Muhalefetin kazanması durumunda zorluklarımız olacağı sonucunu mu çıkarmalıyız. Bu izlediğimiz politikanın sonucu mu. Veya şu veya bu şekilde bu zorlukları karşılayabilecek miyiz?'' şeklindeki bir soru üzerine de şunları söyledi:

'Annan Planı ile ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor. Ne istiyoruz? İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz. 'Çözüm yaşayabilir değildir' diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. 'Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmelidir' derken, bunun nasıl yapılacağını da söylemek gerekir.'

'ÇÖZÜME YAKLAŞMADIK'

Başkanlığı döneminde herhangi bir zamanda çözüme yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusuna karşılık Klerides, şöyle konuştu:

''Görüşüme göre, bir çözüme yaklaşmadık; çünkü Denktaş hiçbir konuda tutumunu değiştirmedi. Bir çözüme yakın bulunmak için bir tarafın da diğer tarafın da kımıldaması gerekir. Denktaş, görüşmeler süresince Kıbrıs sorununun temel safhaları konusunda aynı görüşte kaldı. Kımıldamadı.

Bazı örnekler vereyim: Temel konulardan biri olan toprak konusunun görüşülmesini, önce egemenliğin tanınmasını istediği için kabul etmedi. Diğer bütün konularda anlaşmamızı ve daha sonra toprak konusunu tartışmamızı istiyordu. Güvenlik konusu safhasını Yunanistan'la görüşmek istemiyordu. Bu konuyu görüşmek için bir Yunan heyeti Ankara'ya gitti, ancak Türkler bunu görüşmeye hazır olmadıklarını söylediler. İki temel konudan birinde Denktaş ve birindeTürkiye yüzünden müzakere yapılmadı ve bir yere ulaşılamadı.

Mülkiyet konusunda istimlak ve değiş tokuş üzerinde durdu. Serbest dolaşım konusunda da kimin girip kimin çıktığı konusunda denetim olmasını istiyor. Dolayısıyla Denktaş'ın değişmez tutumlarında herhangi bir kımıldama olmamasından dolayı çözüm için hiçbir olasılık doğmadı.''

Klerides, Annan Planı'nın tadiliyle ilgili bir soruya karşılık ise''Göçmenlerin dönmesi için 10 yıllık bir zaman sınırlaması getirilmesi mantık dışıdır. Bu tadil edilmelidir. Başka bir büyük konu, kalabilecek göçmenlerin sayısıdır. Bu müzakere edilmelidir'' dedi.

HURRIYET 18/09/2003

Eroğlu: Rumlar'in ideali Megali İdea'yı gerçekleştirmek

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, ''Rumların tüm arzusunun Kıbrıs'tan Türklüğü silip, Megali İdea'yı gerçekleştirmek, Avrupa Birliği'nin (AB) amacının ise Akdeniz'e inip Ortadoğu ve Kafkasları kontrolü altına almak olduğunu'' söyledi.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Eroğlu, partisinin köy ziyaretleri çerçevesinde Vadili'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, ''Ulusal Birlik Partisi'nin ulusal davanın önündeki engelleri aşmak için yabancı ülkelerde hazırlanan Kıbrıs'a yönelik çözüm paketlerine 'Evet' diyenlerle mücadele ettiğini'' belirtti. Eroğlu, ''dünyadaki tüm ülkelerin kendi menfaatine göre hareket ettiğini, burada ise bazı partilerin kendi devletini pazarlık konusu yaptığını'' kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan Kıbrıs'ta çözüm planıyla ilgili olarak, ''Annan belgesinin 55 bin insanı göç etmek durumunda bırakacağını, 'Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda Kıbrıs Türküne anayasal haklar verp azınlık durumuna düşüreceğini'' anlatan Eroğlu, ''Belge içimize Rumları sokarak bizi devlet olmaktan çıkarıyor, Türkiye'nin anlaşmalardan doğan garantilerini ortadan kaldırıyor'' dedi.

Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de bazı sorunlar olduğunu ifade eden Eroğlu, sorun vardiye kimsenin devletinden vazgeçmemesi gerektiğini vurguladı.

''Ulusal Birlik Partisi olarak Kıbrıs Türkünün özgürlüğünü ve bağımsızlığını elinden alıp devletin çatısını yıkan bir belgeye imza koyarak Avrupa Birliği'ne girmeye karşı olduklarını'' belirten Eroğlu,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti gerçeğinden hareket edilerek yapılacak kalıcı bir anlaşmadan sonra Avrupa Birliği'ne girmekten yanaolduklarını söyledi.

HURRIYET 18/09/2003

AB'den KKTC kredisine onay

Avrupa Birliği, KKTC'ye yönelik 12 milyon euro tutarındaki tartışmalara yol açan ekonomik yardım paketini onayladı.

Avrupa Birliği, KKTC'ye yönelik 12 milyon euro tutarındaki ekonomik yardım paketini onayladı. KKTC ve Türkiye'de tartışmalara yol açan paketin önemli bir bölümünün, Lefkoşa dahil olmak üzere büyük kentlerin alt yapı çalışmalarında kullanacağı belirtiliyor.

Brüksel'den yayın yapan AB Haber sitesine göre, 3 Haziran'da AB Komisyonu Genişlemeden sorumlu Üyesi Günter Verheugen tarafından açıklanan pakette öngörülen ekonomik yardımın önemli bir bölümü Lefkoşa, Magosa ve Girne'deki alt yapı çalışmalarında kullanılacak.

Haberde yardım paketinin sivil toplum örgütlerinin gelişmesi, AB ve AB Müktesebatının Kıbrıslı Türkler'e tanıtılması, sağlık ve sosyal alanlarda AB normlarına uyulmasına yönelik alt yapı çalışmaları için de kaynak sağlayacağı kaydedildi.

HURRIYET 18/09/2003

Rum komşuya aşure dağıtır gibi...



"Engin'le ilk kez, geleneksel Yunan yemekleriyle dolu bir sofrada karşılaştım... yemek kültürü hakkında konuşurken duyduğumda, Öteki'den mi yoksa benden mi söz ediyor anlayamadım.
Engin'in yanında Amerikalı bir kadın meslektaşımız, onun yanındaysa İspanyol kadın meslektaşımız oturuyordu. Bense, hayranlıkla Engin'in en güzel biçimde, Anadolu'da pide yapmak için ha
murun nasıl kulak memesi kadar yumuşadığını, memleketi Ula'da tarhanayı nasıl güneşte kuruttuklarını anlatışını dinliyordum. Engin tıpkı benim ninem, Maria'nın dediği gibi, ekmek kırıntılarını atmanın günah sayıldığını anlatıyordu.
Onun "Kapamanın lezzetli
olması için soğanın sesi gelmeli" deyişini, kurabiyelerin "iyi" tereyağından yapılması gerektiğinin altını çizmesini dinliyordum.
...
Engin ülkesine döndü. Aradan koskoca dört ay geçti ve bu yeni bir kitap fikri, itiraf etmekten korktuğum, gerçekleşmemiş
bir tutku gibi yüreğimi kemirmeye başladı. Bir salı günü, telefonu açıp, sözü fazla uzatmadan Engin'e, birlikte kitap yazmayı önerdim. Hemen kabul etti.
...
Kitabın Küçük Asyalı ninemizin her Paskalya Yortusu'nda Türk komşusuna sunduğu bir sepet kırmızıya
boyalı yumurta kadar, içtenlikle, doğal biçimde, iyi niyet ve samimiyetle yazıldığının farkına varıyorum.
Samimi ve insanca; Türk kadınlarının, İstanbul'daki Rum komşularına aşure dağıtmaları gibi..."
Mirsini Lambraki'nin, yemek yazarı Engin Akın ile kalem
e aldığı "Aynı Sofrada İki Ülke / Türk - Yunan Mutfağı" kitabının önsözüne koyduğu bu son satır olmasaydı, belki de ilk anda kitap beni bu kadar sarmayacaktı.
Bildiğim bir hali getirdi gözümün önüne Lambraki. Moda'daki komşularımız dünyanın şu anda neresin
deler bilmiyorum ama aynen böyleydi; biz onlara aşure dağıtırdık, onlar boyalı yumurta!

Zeytinlik Köyü'nü, helvayı anlatıyor
Engin Akın'ın soframızla sınırlı kalmayan zenginliğini bu kitapla görmüş olduk. Ne yalan söyleyeyim, son zamanlarda elime geçen en güzel eser!
Yalnızca iki ülkenin yemek tariflerini vermiyor yazarlar kitapta, kültürlerimizi de aktarıyorlar.
Sıcak günlerde hızlı içilen soğuk ayranın mideyi rahatsız etmemesi için saman çöpü ile sunulması; nisan ve mayıs aylarının ıtırlı otları ile besl
enmiş koyunların sütünden yapılan Urfa tereyağı; Türk ve Yunanlıların dibek kahvesi içmek için ziyaret ettikleri Gökçeada'nın Zeytinlik Köyü'nü ve helvayı anlatıyor Akın...
"Şerbet, helva gibi şekerli tatlar dinin tatalı yemeyi teşvik etmesinden güç almıştır. Kur'an'da helvanın, bıldırcın kebabı ile birlikte Yahudilere Sina Gölü'nü geçerken Tanrı tarafından gökten indirildiği yazılıdır."
Sarayda tüketilmek üzere her sonbahar sadrazam nezaretinde 4 bin kadar sığırın etinden pastırma yapıldığı da yine aynı sa
tırlarda yer alıyor.
Lamraki hepimizin merak ettiği konuya giriyor, dolmaya değiniyor. Hani Türk mü, Yunan yemeği mi diye tartıştığımız durum; musakka, kahve, cacık...
"Bütün Yunanistan'da, en bilinen yemeklerden biri de dolmadır. Dolma, lahana, labada ya
da kundağa sarılmış İsa'yı simgelediğine inanılan konserve asma yaprağından yapılır."
Dolma tarifine geçilince yazarlar yerel kalmayı tercih ediyorlar: İstanbul usulü yalancı dolma, Tokat sarması, kurulu dolma, tahinli dolma.
Dolma içinin temel malzemeleri
nden pirincin önemini gözardı ettiğimizi de yine bu kitaptan öğreniyorum.
14. yüzyılda Türk adetlerine göre yolluk olarak hazırlanan tulumlarda yağ, un ve pirinç bulunurmuş ve Avrupalılar pirinçten yapılan pilava "Türk pirinci" adını verirlermiş. Yazar P.
Valle'nin "Eğer pirinç yoksa buna Türk usulü yemek demiyorlar" cümlesi de kayıtlara girmiş.
Bir yandan okuyup, öbür yandan denenecek, torunlara saklanacak; bu tariflerle çok dolma, muhallebi, pilav, zeytinyağlı tüketilecek ve bu kitapla dostuluk üretilecek
.
SERPIL YILMAZ MILLIYET 28/09/2003

Hani Rumlar AB'li olmuştu!

KKTC'de iş bulamayan ve Rum tarafına geçen Türklerin sigortasız çalıştırıldıkları ortaya çıktı

YORGO KIRBAKİ
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin "vatandaşlarımız" diyerek dünya kamuoyunda sahiplendiği ve bir süre önce de "teşvik tedbirleri" açıkladığı Kıbrıslı Türklerin, çalışmak için Rum kesimine geçtiklerinde üçüncü dünya ülkeleri vatandaşları muamelesi gördükleri ortaya çıktı.
KKTC'de iş bulamadıkları için her gün çalışmak üzere Rum Kesimi'ne giden Türk
ler, hiçbir sosyal güvenceleri bulunmadan çalıştırılıyor. Kıbrıs Rum Sosyal Sigorta Kurumu'na (TKA) kayıtlarına göre, sadece bin Kıbrıslı Türk sigortaya kayıtlı. Buna karşı Rum parlamentosu Çalışma ve Sosyal Yardım Komisyonu Başkanı Sotirula Haralambus ise en az 7 bin 800 Kıbrıslı Türk'ün hiçbir sosyal güvenceleri bulunmadan Rum Kesimi'nde çalıştırıldıklarını açıkladı. Rum Çalışma Bakanı Mihalis Keravnos da Rum işverenlerin sigorta primlerini ödememek için Kıbrıslı Türkleri kayıt ettirmediklerini belirterek, "Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olması için çalışacağız" dedi.
Rum gazeteleri de Yeşil Hat'ta Türkler ile Rumların oluşturdukları şebekelerin adeta bir "karaborsa işçi pazarı" durumuna geldiğini yazdı. Gazetelere göre, çalışmak için Rum kesimi'ne
giden Türkler, Rum Kesimi'ndeki yevmiyelerin çok altında bir ücretle çalışmaya razı oluyor.
MILLIYET 29/09/2003

Kıbrıs eşeği

Yorgo Kırbaki

28/09/2003 RADIKAL

Öykümüz 1950'li yılların ikinci yarısında Kıbrıs'ta geçiyor. 1953'te kurulan EOKA, tüfeklerinin namlularını daha Türklere karşı yönlendirmemişti. Makarios ve Grivas'ın farklı hedeflerle de olsa Yunanistan'la 'enosis' emelleri için zaman elverişli değildi ve daha İngiliz sömürcülüğüne karşı mücadele veriliyordu.
Adını yanlış yazıyor olabilirim, İng
ilizlerin komutanı Hurting adında
bir generaldi. Bir ara EOKA'cılara af çıkarmış. Dağdan inmeleri ve silahlarını teslim etmeleri halinde yakalanıp hapsedilmeyeceklerini duyurmuş. EOKA'cılar teslim olmamışlar tabi. Ama ingiliz komutana da gerekli mesajı ve
rmeyi ihmal etmemişler. Bir sabah İngiliz askerler, Lefkoşa'da devriye gezerken, şehrin en işlek yollarından Evagoru'da tek başına dolaşan bir eşek görmüşler. Eşeğin selesinde, tahtadan yapılmış oyunca bir tüfek ve üzerinde 'My Marshall. I surrender' yazan bir kâğıt parçası bulunmuş. Yani 'Kumandanım... Teslim oluyorum.'
Önce eşeği görenler gülmeye başlamış, sonra haber tüm Kıbrıs'a yayılmış. Söylenenlere bakılırsa Hurting bir süre sonra görevden alınmış.
İngilizlerin, geçenlerde KKTC makamlarının Kıbrıs'
ta güneyden kuzeye geçişlerde pasaport gösterilmesi zorunluğunu protesto amacıyla ada sakini iki Rum ve bir Türk'ün eyleminde olduğu gibi eşeği gözaltına alıp almadıkları bilinmez.
İngilizler asil ya, belki EOKA'cı eşeği gözaltına almaya tenezzül etmemiş
olabilirler. Ancak, Yunanistan'da yine 1950'li yıllarda İlias Sguridis adlı solcu 'devlete karşı faaliyet gösterdiği' için eşeğiyle birlikte yakalanarak hapsedilmiş.
Eşekler için de olsa bazı 'gerçekler' yazılmalı..

İstanbul'da Yunan tiyatrosu
Atina Üniversitesi'nin öğretim üyelerinden Hrisothemida Stamatopulu'nun 'Diaspora'da tiyatro' çalışmasından bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum. "İstanbul'da, Yunan ihtilalinden önce bile yani 1800'lü yıllarda Yunan tiyatrosu vardı. Voltaire, Molliere, Goldoni gibi yabancı yazarların yanı sıra, bazı Yunanlı yazarların eserleri zengin ailelerin Fener'de ve Tarabya'daki evlerinde oynanıyordu.
Yunan ihtilali yüzünden yaşanan 10 yıllık bir aradan sonra 1836'dan itibaren tiyotro etkinlikleri yeniden başladı. Hat
tu Humayun'un azınlıklara tanıdığı imtiyazlar sayesinde de, 1860'tan itibaren tam bir patlama yaşanır.
Avrupa modasına kendini kaptıran ve bu yüzden yabancı kumpanyalara önem veren Atina sosyetesinin kendilerine tepeden bakan tavırlarından bıkan Yunan kum
panyaları şanlarını İstanbul'da denemeye karar verdi.
Adlarını sık sık değiştiren bu kumpanyalar, İstanbul'da 60 yıl kaldı. Shakespeare, Goethe, Hugo, İbsen ve Dumas'nın eserleri tercih edildi. İstanbul'da Yunan kumpanyaları, 60 yıl içinde 1000'den fazla
eser sahneledi.
Türklerin sansürüne uğramayan ya da dikkatlerinden kaçan Yunanlı yazarlara ait bazı eserler de İstanbul'da tiyatroseverlere sunuldu. Yunanistan'dan gelmiş kumpanyaların dışında, İstanbul'daki dernek ve kulüplerin amatör tiyatro şubeleri de
vardı ve bunlar daha çok Yunanlı yazarların eserlerini sahneye koyuyordu.
Ayrıca, halis İstanbullu tiyatro sanatçılarının oluşturduğu kumpanyalar da seviliyordu. Bunların başında Kotopuli ve Veroni aileleri geliyordu. Temsiller genellikle Pera'da (Beyoğl
u) 'Naum', 'Kristal Palas', 'Alkazar', 'Verdi', 'Croissant', 'Variete' ve 'Hipodrom'da veriliyordu. Tabii, etkinlikler Pera ile sınırlı kalmıyordu. İstanbullu tiyatro sanatçıları Yunanlıların yaşadıkları diğer semtlerde de turneye çıkıyordu".
Sokrat 'Yira
sko ain didaskomenos' demişti. Yani, sürekli öğrenerek yaşlanıyorum.

 

Glafkos Klerides itiraflarda bulundu

Eski Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm planı taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahip olduklarını, bunları önleyici nitelikte hareket ettiklerini itiraf etti.

28 Eylül 2003 — Klerides, Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, “Geçmişte, Annan Planı’nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. ‘Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz’ dedik” ifadesini kullandı.

 

Ortaya koydukları bütün konular üzerinde olmazsa bile, planda bazı değişiklikler yapıldığını ifade eden Klerides, değişiklik yapılamayan maddelerin ise iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler olduğunu söyledi. Klerides, Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmişteki görüşme sürecinde, 4 İslam ülkesinin “Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC’yi tanıma yoluna gidecekleri” yönünde uyarıda bulunduğunu da açıklayarak, gerek kendilerinin, gerek BM Genel Sekreteri’nin “görüşmelerin devam ettiğini” gerekçe göstererek tanıma niyetlerine engel olduklarını bildirdi.

KKTC SEÇİMLERİ
Glafkos Klerides, “Aralık ayının Kıbrıs konusunda bir dönüm noktası olup olmadığı” yolundaki bir soruyu yanıtlarken, “seçimi KKTC’deki muhalefetin kazanması durumunda Aralık ayının dönüm noktası olabileceğini” söyledi.
Klerides, KKTC’de muhalefetin kazanması ve Rumların görüşmelere iç
tenlikle yanaşmaması durumunda, Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu kaydetti.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u, ne konuşup, ne konuşmayacağı konusunda uyaran ve Papado
pulos’un, “Annan Planı’nın kabulü, ‘istila ve işgalin’ sonuçlarını kabul etmektir” gibi sözler söylememesi gerektiğini kaydeden Klerides, “Buna inansan bile söylememelisin. Söylediğim şudur: Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve girişim onların eline geçmemelidir” dedi. Klerides, “Böyle bir tehlike görüyor musunuz?” sorusuna şu karşılığı verdi: “Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa, böyle bir tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak. Nedeni ise görüşlerimizin Denktaş’ın görüşleriyle taban tabana zıt olmasıdır ve doğrudur.”

‘PLAN İLE İLGİLİ POLİTİKAMIZ NET DEĞİL’
Muhalefetin seçimleri kazanması durumuna hazırlıklı olmaları için çok şey yapılabileceğini, girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemesi gerektiğini ifade eden Klerides, “Muhalefetin kazanması durumunda zorluklarımız olacağı sonucunu mu çıkarmalıyız? Bu izlediğimiz politikanın sonucu mu? Veya şu veya bu şekilde bu zorlukları karşılayabilecek miyiz?” şeklin
deki bir soru üzerine de şunları söyledi:
“Annan Planı ile ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor. Ne istiyoruz? İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz. ‘Çözüm yaşayabilir d
eğildir’ diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. ‘Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmelidir’ derken, bunun nasıl yapılacağını da söylemek gerekir.”

‘ÇÖZÜME YAKLAŞMADIK’
Başkanlığı döneminde herhangi bir zamanda çözüme yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusuna karşılık Klerides, şöyle konuştu: “Görüşüme göre, bir çözüme yaklaşmadık; çünkü Denktaş hiçbir konuda tutumunu değiştirmedi. Bir çözüme yakın bulunmak için bir tarafın da diğer tarafın da kımıldaması gerekir. Denktaş,
görüşmeler süresince Kıbrıs sorununun temel safhaları konusunda aynı görüşte kaldı. Kımıldamadı. Bazı örnekler vereyim: Temel konulardan biri olan toprak konusunun görüşülmesini, önce egemenliğin tanınmasını istediği için kabul etmedi. Diğer bütün konularda anlaşmamızı ve daha sonra toprak konusunu tartışmamızı istiyordu. Güvenlik konusu safhasını Yunanistan’la görüşmek istemiyordu. Bu konuyu görüşmek için bir Yunan heyeti Ankara’ya gitti, ancak Türkler bunu görüşmeye hazır olmadıklarını söylediler. İki temel konudan birinde Denktaş ve birinde Türkiye yüzünden müzakere yapılmadı ve bir yere ulaşılamadı. Mülkiyet konusunda istimlak ve değiş tokuş üzerinde durdu. Serbest dolaşım konusunda da kimin girip kimin çıktığı konusunda denetim olmasını istiyor. Dolayısıyla Denktaş’ın değişmez tutumlarında herhangi bir kımıldama olmamasından dolayı çözüm için hiçbir olasılık doğmadı.”
Klerides, Annan Planı’nın tadiliyle ilgili bir soruya karşılık ise, “Göçmenlerin dönmesi için 10 yıllık bir zaman sınırlaması getirilmesi
mantık dışıdır. Bu tadil edilmelidir. Başka bir büyük konu, kalabilecek göçmenlerin sayısıdır. Bu müzakere edilmelidir” dedi.

NTV 28/09/2003

Klerides'ten itiraf: Annan Planı'nın içeriğini önceden biliyorduk

Eski Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözüm planı taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahip olduklarını, bunları önleyici nitelikte hareket ettiklerini itiraf etti. Klerides, Rum kesimsinde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, ''Geçmişte, Annan Planı'nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. 'Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz' dedik'' ifadesini kullandı.

Ortaya koydukları bütün konular üzerinde olmazsa bile, planda bazı değişiklikler yapıldığını ifade eden Klerides, değişiklik yapılamayan maddelerin ise iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler olduğunu söyledi.

Klerides, Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmişteki görüşme sürecinde, 4 İslam ülkesinin ''Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC'yi tanıma yoluna gidecekleri'' yönünde uyarıda bulunduğunu da açıklayarak, gerek kendilerinin, gerek BM Genel Sekreteri'nin ''görüşmelerin devam ettiğini'' gerekçe göstererek tanıma niyetlerine engel olduklarını bildirdi.

ZAMAN 28/09/2003

Kıbrıslı türklerin de AB’nin

Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu: “Türkiye ile yakınlaşma umut vericirıslı türklerin de AB’nin getireceği güvenlik ve refahtan yararlanacağını umuyoruz” ”

“Kıb

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Kıbrıs’ta, Türk ve Rumları, barış içinde birlikte yaşayabilecekleri bir ortak birliktelik inşa etme niyetinde gördüklerini söyledi.

Yunan Dışişleri Bakanı, Nisan’da Yeşil Hat’tın açılmasının ardından binlerce kişinin birbirleriyle buluştuğunu ve ortak bir gelecek paylaşabileceklerini gösterdiklerini kaydederek, ancak böylesine girişimlerin Ada’nın asıl siyasi sorununa çözüm oluşturmadığını savundu.

Papandreu, ülkesinin Güvenlik Konseyi ve AB kararlarıyla örtüşen BM Genel Sekreteri’nin uzlaşma bulunması çabalarına destek verdiğini belirtirken, tüm Kıbrıslıların tek bir vatandaşlık altında federal bir devlet içinde, yabancı askeri güçler olmadan, uyum ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri ümidini taşımaya devam edeceklerini söyledi.

1 Mayıs’ta Rum tarafının AB’ye tam üye olacağını kaydeden Papandreu, Kıbrıs Türkleri’nin de AB’nin getireceği güvenlik ve refah ortamından yararlanacağını umduklarını söyledi ve "Bu mümkün" dedi.

TÜRKİYE

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, ülkesi ile Türkiye arasında son dönemde meydana gelen yakınlaşmanın istikrar ve demokrasi adına umut verici olduğunu bildirdi.

BM’nin 58. Genel Kurul toplantısında konuşan Papandreu, ülkesi ve Türkiye arasında 40 yılı aşkın gerginlik ve kuşku ortamının yaşandığını, 2 kez savaşa girmeye ramak kaldığını anlatarak, “Bugün Türkiye ve Yunanistan turizmden tarıma, eğitimden güvenliğe 14 anlaşmayı onaylamış durumdalar” diye konuştu.

"10 adet karşılıklı güven anlaşması imzaladık ve aramızdaki en önemli görüş ayrılıklarının bazılarını gidermek için işbirliği ve çözüm çabalarını sürdürüyoruz” diyen Papandreu, dün de Başbakan Abdullah Gül’le kara mayınlarının yasaklanmasını öngören Ottawa Anlaşması’nın onaylanmış halini sunduklarını belirtti.

AB: ÇOK YANLILIĞIN MODELİ

Bugün AB’nin çok yanlılığın modeli olduğunu ifade eden Papandreu, AB düşüncesinin Balkanlar’da birlik oluşturduğunu, Türk-Yunan ilişkilerine ümit verdiğini ve Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar için ortak vizyon yarattığını ifade etti.

BM’DE REFORM

Papandreu, BM’nin Irak konusunda kaybettiği itibarı yapılacak reformlarla yeniden yakalayabileceğini belirterek, BM’nin güvenlik, barış ve refahın korunmasından bir merkez olabileceğini söyledi.

“Irak’a barışı ancak birlikte çalışarak getirebiliriz” diyen Papandreu, 2005’e kadar İsrail ve bağımsız Filistin Devleti’ni yan yana görmeyi arzuladıklarını ifade etti.

OLİMPİYATLAR

Papandreu, 2004 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak olmaları sebebiyle, Genel Kurul’a “Spor ve Olimpik İdealle Daha İyi ve Barış Dolu Dünya” adlı bir karar tasarısı sunduklarını belirterek, “İstenirse savaşlara ara verilebileceği kavramını güçlendirmek istedik” dedi. Papandreu, bu karar tasarısıyla 1993’den beri yapıla geldiği üzere Olimpiyatlar boyunca BM üyesi ülkelere ateşkes çağrısı yapılacağını belirtti.

YENIDUZEN 28/09/2003

Kıbrıs seçimden sonra

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü

TC Dışişleri Bakanı Gül: “Aralık seçimlerinden sonra Kıbrıs’ta ivme bekliyoruz” dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile 20 dakika süren bir görüşme yaptı.

Görüşmede, Bakan Gül ile Annan, Irak ve Kıbrıs konularını ele aldılar.

“Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılmasını Türkiye’nin her zaman arzuladığını” vurgulayan Abdullah Gül görüşmede, “KKTC’de Aralık ayında yapılacak olan seçimlerden sonra müzakere sürecinin bir ivme kazanmasının beklenebileceğini” ifade etti.

Gül, "Sorunun çözümlenebilmesi için iki tarafın da gayret göstermesi gerektiğini” sözlerine ekledi.

TC Dışişleri Bakanı Gül, BM Genel kurulu’nda yaptığı konuşmada ise, “Türkiye Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümü samimi olarak arzulamaktadır” dedi

Gül, “Türkiye Kıbrıs’ta yeni bir ortaklık çerçevesinde kalıcı bir siyasi çözüme ulaşılmasını samimi olarak arzulamaktadır. Bu konu 1963’ten beri bizimledir. Adadaki gerçekleri saptırma girişimlerinin köklü bir çözüme ulaşılmasına yardımcı olmayacağı kanısındayız. Bu alanda Genel Sekreter’in iyi niyet misyonunu desteklemeye devam edeceğiz. Kıbrıs’ta kurulacak yeni ortaklık Türk ve Rumların eşit bazda sağlayacakları uzlaşıya dayanmalıdır. Bulunacak çözüm iki-bölgeliliği muhafaza etmeli ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini teminat altına almalıdır” şeklinde konuştu

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümü samimi olarak arzuladığını vurgulayarak, bu bağlamda kuzey Kıbrıs’a uygulanan ambargonun kaldırılmasını istedi.

Bakan Gül, İsrail’e, Arafat’ı sürgüne gönderme kararını yeniden gözden geçirme, Filistinlilere ise terörist saldırıları önleme çağrısında bulundu.

“Terörizm insanlığa karşı bir suçtur. Bu suçu yeryüzünden, hem de en kısa zamanda kaldırmak bizim görevimizdir” diyen bakan Gül şunları söyledi:

“Dünyamızın bugün karşı karşıya bulunduğu problemler BM’nin ne kadar merkezi bir rol oynadığını gözler önüne sermektedir. Dünyanın, temsil kabiliyeti daha yüksek ve etkili bir BM’ye ihtiyacı vardır. Türkiye BM ile birlikte yaptığı çalışmalar sonucu bölgesel işbirliği, barışı koruma ve anlaşmazlıkların önlenmesi alanlarında geniş tecrübe sahibi olmuştur.

Ayrıca, ikili sorunlarımızı çözme konusunda güçlü bir iradeye sahibiz. Bugün, geçmişte sorun yaşadığımız pek çok komşumuzla çok iyi ilişkiler içerisinde bulunuyoruz. Ayrıca Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslardaki sorunların çözümü için çaba harcamaktayız.

Hükümetimizin ülke içinde gerçekleştirdiği reformlar, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünün sağlanması, sivil toplum, iyi yönetim ve kadın-erkek eşitliği yolundaki çabalarımızın bir göstergesidir. Dünya ile entegrasyonunun, geleneksel değerlerimiz modernlikle biraraya getirilmeden mümkün olmadığının bilincindeyiz.”

GÜVENLİK KONSEYİ ADAYLIĞI

Konuşmasında Türkiye’nin Güvenlik Konseyi adaylığını da ilan eden Abdullah Gül, “Elde ettiğimiz tecrübe ve uluslararası toplumla olan zengin ilişkilerimiz nedeniyle Türkiye 2009-2010 dönemi için Güvenlik Konseyi üyeliğine aday olmuştur” dedi.

Bakan Gül, şöyle devam etti:

“Ortadoğu’daki durumun daha bir süre uluslararası gelişmeler açısından hayati önemini korumaya devam edeceği kanısındayız. Ayrıca Ortadoğu’nun ebedi çatışmaya ve acı çekmeye mahkum olduğuna inanmıyoruz. İnancımız Ortadoğu’nun güvenlik, işbirliği ve refah bölgesi haline dönüştürülebileceği merkezindedir.

Bu yıl meydana gelen olaylar Irak’ı yeni bir dönemin eşiğine getirmiştir. Hepimiz Irak halkına, birleşik, hür, demokratik ve müreffeh bir gelecek kurması için yardımcı olmalıyız. Bu açıdan Güvenlik Konseyi’nin istikrar ve yeniden yapılanmayı öngören bir metin üzerinde anlaşması büyük önem taşımaktadır.”

Irak’ın Türkiye’nin komşusu olduğuna ve bu ülkenin geleceği ile bölgedeki istikrarın birbiriyle yakından bağlantısı bulunduğuna dikkat çeken Bakan Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ortadoğu’da terör ve şiddet sarmalının barış çabalarını rehin aldığına tanık olmaktayız. Filistinlilerle İsrail arasındaki iletişim kanallarının yeniden tesis edilmesini, en acil iş olarak görüyoruz. Filistinlilerin seçtikleri başkanlarının sürgüne gönderilmesinin olumlu hiçbir amaca hizmet etmeyeceği görüşündeyiz ve İsrail Hükümeti’ne bu husustaki tutumunu gözden geçirmesi için çağrıda bulunuyoruz. Aynı zamanda Filistinlilerin de terörist saldırıları önlemek için gayret sarf etmelerini talep ediyoruz. Türkiye iki tarafla da yakın ilişki içindedir. Bu nedenle, alternatifi olmayan yol haritasının uygulanmasına katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu açıklıyoruz.

Dünyamızın, kitle imha silahlarının yayılmasına değil tasfiyesine ihtiyacı vardır. Bu nedenle dünya uluslarını KİS’nın yayılmasını önleme sözleşmelerine katılmaya çağırıyoruz.”

KIBRIS VE YUNANİSTAN’LA İLİŞKİLER

Konuşmasında Yunanistan’la ilişkilere de yer veren bakan Gül şunları söyledi:

“Yunanistan’la ilişkilerimizi yapıcı diyalog çerçevesinde iyileştirme kararlılığındayız. Gelişmeler bizi memnun etmektedir. Devam eden diyalog ve oluşan karşılıklı güven atmosferinin gerek Türkiye gerekse Yunanistan’ın çıkarlarına hizmet edeceği görüşündeyiz.

Türkiye Kıbrıs’ta yeni bir ortaklık çerçevesinde kalıcı bir siyasi çözüme ulaşılmasını samimi olarak arzulamaktadır. Bu konu 1963’ten beri bizimledir. Adadaki gerçekleri saptırma girişimlerinin köklü bir çözüme ulaşılmasına yardımcı olmayacağı kanısındayız. Bu alanda Genel Sekreter’in iyi niyet misyonunu desteklemeye devam edeceğiz. Kıbrıs’ta kurulacak yeni ortaklık Türk ve Rumların eşit bazda sağlayacakları uzlaşıya dayanmalıdır. Bulunacak çözüm iki-bölgeliliği muhafaza etmeli ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini teminat altına almalıdır.”

“Kıbrıs’ta esasa yönelik müzakereler için gerekli temelin oluşturulmasını” da isteyen Gül, “Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, taraflar arasındaki güvensizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen son önerileriyle doğan fırsatın kullanılmasında yarar vardır. Kıbrıs Rum tarafı, AB’ye tek yanlı katılma avantajından yararlanmak yerine, iyi niyetle hareket etmeli ve müzakere sürecine katkıda bulunmalıdır. Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs’a konan tüm ambargolar kaldırılmalıdır” dedi.

Ermenistan’ın, Yukarı Karabağ ile ilgili BM kararlarına uymasını da talep eden bakan Gül, “Bu sorunun çözülmesinin, Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesine ve bölgesel işbirliğine de katkı sağlayacağını” kaydetti.

Türkiye’nin Afganistan’ın onarılmasına yaptığı katkıları da dile getiren Bakanı Gül, “Türkiye’nin kendi bölgesi ve bölge dışında barış, güvenlik ve istikrara katkıda bulunmaya kararlı olduğunun” altını çizdi.

YENIDUZEN 28/09/2003

''Cinayet gününde Çatlı KKTC’de yoktu''!

Polis’ten Kutlu Adalı cinayetine ilişkin açıklama

Polis genel Müdürlüğü gazeteci Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde Abdullah Çatlı veya takma olarak kullandığı Mehmet Özbay adında birinin KKTC’de bulunmadığını açıkladı.

Polis Genel Müdürlüğü’nden yapılan basın açıklamasında, Türkiye’de yayınlanan 24-30 Eylül 2003 haftalık Aktüel dergisinde “Kıbrıs’ta Susurluk” başlığı ile verilen haberde “Cinayet Günü Çatlı Kıbrıstaydı” iddialarının yer aldığı ve Kutlu Adalı’yı öldürenin Abdullah Çatlı olduğunun vurgulandığına dikkat çekilerek, şöyle denildi:

“Bu hususta hazırlanan dosyada yapılan incelemede, Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde Abdullah Çatlı veya takma olarak kullandığı iddia edilen Mehmet Özbay adında birinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bulunmadığı tespit edilmiştir.

Muhaceret kaynaklarından yapılan incelemede ise, Abdullah Çatlı’nın KKTC’ye 11 Temmuz 1997 tarihinde giriş, 13 Temmuz 1997 tarihinde çıkış yaptığı, Mehmet Özbay isimli şahsın, 26 Nisan 1996 tarihinde giriş, 1 Mayıs 1996 tarihinde çıkış yaptığı; Yavuz Alat isimli şahsın, 21 Ekim 1997 tarihinde giriş-28 Ekim 1997 tarihinde çıkış yaptığı tespit edilmiştir.

Adı geçen kişilerin cinayet döneminde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine giriş çıkışlarının görülmemekte olduğu kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.”

YENIDUZEN 28/09/2003

Seçimlere gözlemci gelirse KKTC tanınır mı?

Rum gazeteleri Aralık seçimlerinde gözlemci geleceğini yazdı. ALİTHİA, “Gözlemiler, Kesin Olarak Geliyor” başlıklı haberinde şunları yazdı.

“Amerikalılar’ın, Kıbrıs Türk muhalefetini fiili olarak destekleme yönündeki kararlılığı Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos’un, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marka Grosmann ile dün yaptığı görüşmede en açık bir şekilde ortaya kondu.

Grosmann, Papadopulos’a, Lefkoşa kabul eder ve etmez, yabancı gözlemcilerin 14 Aralık ‘seçimleri’ için işgal bölgelerine gideceğini kesin bir şekilde anlattı.

Elde edilen bilgilere göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesine gözlemci göndermeleri için uzmanlık alanları seçim konularında olan hükümet dışı örgütlere yanaşmış bulunuyor. Carter Vakfı bu gibi kuruluşlardan biridir.

Aynı doğrultudaki bilgilere göre Gorsmann, bu görüşme sırasında Papadopulos’a, Denktaş’ın uzaklaştırılması yönündeki ABD kararlılığının sözde kalmayacağını ve başlangıç olarak gözlemci gönderilmesiyle, Kıbrıs Türk muhalefetini desteklemek için elden gelen herşeyi yapacaklarını söyledi.

Papadopulos ise görüşme sonrası verdiği demeçte gözlemci gönderilmemesi yolunda harcadığı çabaların başarısız olduğunu dolaylı olarak itiraf etti, iki tarafın farklı görüşleri olduğunu anlattı şunları ekledi:

"Gözlemcilerin yararlılığı, seçim listelerinde sömürgecilerin yazılı olup olmadıkları ve ne kadarının yazılı olduğunu denetleme yetkileri var mı noktasındadır? Bu konudaki görüşümüzü izah ettim. Sürtüşme değil farklı değerlendirmeler meselesidir.”

SİMERİNİ gazetesine göre Papadopulos Grosmann ile görüşmesinde seçimlerin zaten şimdiden tahrip edildiğini bundan dolayı gözlemcilere gerek olmadığı şeklindeki Rum görüşünü iletti.

Papadopulos, gözlemcilerin varlığının, KKTC Cumhurbaşkanı’na bölücü politikasını ileri götürme gerekçesi vereceğini söyledi.

Öte yandan Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas SİGMA TV’ye konu hakkında konuşurken Türkiye arzu etmesi durumunda gözlemci gönderebilirdi dedi.

NEO Başkanı Nikos Kutsu da mevcut olmayan bir rejime gözlemci gönderilmesi kabul edilirse o zaman Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararının yıpranacağını iddia etti.

YENIDUZEN 28/09/2003

Çözüm için Denktaş’ı teşvik ediyoruz

Müzakere masasına dönmesi için Denktaş’a baskı yapmadıklarını kaydeden Gül, ‘Biz adada barışçıl bir çözüme ulaşılması için kendilerini teşvik ediyoruz’ dedi.

BM genel kurul toplantıları münasebetiyle New York’ta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile bir araya geldi.

Yaklaşık bir saat süren görüşmede, iki bakanın genel kurul çalışmaları ve ikili temasları konusunda birbirlerini bilgilendirdikleri belirtildi.

Toplantıdan sonra gazetecilere açıklama yapan Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu “Ortak bir mücadelenin ortak savunucuları olarak bir araya geldik. Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu süreci enine boyuna değerlendirdik. Her yönüyle mutabakat içersinde olduğumuzu saptadık. İzlenecek politikamız bellidir. Bu yeniden teyit edildi” dedi. Ertuğruloğlu, Kıbrıs Rum yönetimi Lideri Tasos Papadopulos’un BM kürsüsünden yaptığı konuşmayla ilgili olarak da şöyle konuştu:

“Azılı bir EOKA’cının BM’de kürsüye çıkarak sarf ettiği sözler, ne tür bir diplomasi ayıbıyla karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor. Azılı bir EOKA’cı ve Türk düşmanı olan bu şahıs, uluslararası toplumun Rum tarafına yıllardır tanıdığı yasadışı statü nedeniyle BM Genel Kurulu’nda kürsüye çıkarak hukuktan ve adaletten söz edebiliyor”.

Dışişleri Bakanı, Papadopulos’un düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hakkında söylediği sözlerle ilgili bir soruya karşılık da “Bu sözlerin ayıbı Papadopulos’a aittir” cevabını verdi. Ertuğruloğlu, “Papadopulos’un kim olduğunu bütün dünya biliyor. Kara para aklama operasyonlarının sahibi bir kişi. Azılı bir Türk düşmanı. Eli kanlı bir EOKA’cıdır” şeklinde konuştu.

“Annan planında temelden değişiklik yapılması gerektiği” görüşünü tekrarlayan Ertuğruloğlu, “Planın üzerine oturtulduğu temellerin aynı kalması halinde yapılabilecek bir şey yoktur” dedi.

DIŞİŞLERİ BAKANI ERTUĞRULOĞLU’NDAN WESTON’A ELEŞTİRİ

Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’ın, tarafsızlığını yitirdiğini ve ne ölçüde ABD’nin Kıbrıs politikasını temsil ettiğinden emin olmadığını söyledi.

Ertuğruloğlu, ABD’deki temasları sırasında “görüşmeye gerek görmediği” Weston’a eleştiri yöneltti.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, New York’ta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesine Weston’ın da katıldığının hatırlatılması üzerine Ertuğruloğlu, “Weston görevine devam ediyor. Görüşmeye katılması olağan” karşılığını verdi.

Güney Kıbrıs’ın AB’ye katılım anlaşmasını imzalamasından sonra Annan planından bahsetmenin “cehalet ve art niyeti” gösterdiğini söyleyen Ertuğruloğlu, Avrupa’nın bu hareketiyle, “Annan planını sıfırladığını” kaydetti.

AB’nin KKTC için bıraktığı seçeneğin, “Doğu Almanya’nın, Almanya’ya bağlı olarak varlığını sürdürmesi ve Türkiye’siz AB’ye girerek Kıbrıs Türklüğünün sonunun başlangıcını hazırlaması veya bunu yapmaması” olduğunu belirten Ertuğruloğlu, “Kıbrıs Türk halkının tercihi açıktır. Aralık seçimiyle dünyaya bu bir kez daha kanıtlanacaktır” dedi.

“PLANA ANNAN ADI VERİLMESİ TALİHSİZLİK”

KKTC’nin, BM Genel Sekreteri Annan’a büyük saygı duyduğunu ve onun tarafsızlığına inandığını belirten Ertuğruloğlu, “Bu belgeye Annan adının verilmesi talihsizlik. Annan’ın, planın içeriğiyle ilgili rolü olduğunu sanmıyoruz. Planın sahipleri malum. Aralarında David Hannay’ın da olduğu bir ekip var. Bu yaklaşımla uzlaşı olmaz” diye konuştu.

Kıbrıs gazetesinin sahibi, işadamı Asil Nadir’in de Annan planını desteklediğinin hatırlatılması üzerine Ertuğruloğlu, Nadir’in bu planı destekleme nedenini ancak kendisinin açıklayabileceğini söyledi.

GÜL, PAPANDREU İLE GÖRÜŞTÜ

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusundaki Annan planının, iki tarafı da tatmin edecek şekilde değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Abdullah Gül, dün New York’ta Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi. Bir saat süren görüşmeden sonra iki bakan gazetecilere açıklamalarda bulundular ve soruları yanıtladılar.

Dışişleri Bakanı Gül, “Müzakere masasına dönmesi için Denktaş’a baskı yapıyor musunuz” sorusuna, “Bu konudaki karar sayın Denktaş’a aittir. Biz adada barışçıl bir çözüme ulaşılması için kendilerini teşvik ediyoruz. Sanıyorum KKTC seçimlerinden sonra müzakereler yeniden başlayabilir” karşılığını verdi.

Gül, “Annan planını müzakerelere temel olarak kabul ediyor musunuz” sorusunu yanıtlarken de “planın her 2 tarafı tatmin etmesi gerektiğini, bu nedenle de üzerinde değişiklik yapılması gerekebileceğini” kaydetti. Abdullah Gül, “Biz tarafları tatmin edecek bir çözümden yanayız. Çözüm tarafları tatmin etmezse kalıcı olmaz” dedi.

MAYINLAR TEMİZLENİYOR

Baş başa ve heyetler halinde yaptıkları görüşmelerden sonra Türk ve Yunan dışişleri bakanları, kara mayınlarının üretim, taşınma ve kullanımını yasaklayan uluslararası sözleşmenin onay belgelerini, Ottawa sözleşmesine ev sahipliği yapan Kanada Dışişleri Bakanı William Graham’a birlikte teslim ettiler. Bunun için BM binasında bir tören düzenlendi.

HALKIN SESI 28/09/2003

COZUM ISTIYORUZ

HER ZAMAN ÇÖZÜMÜ ARZULUYORUZ:BM Genel Sekreteri Annan ile yaklaşık 20 dakika görüşen Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununu gündeme getirdi. Gül, “Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılmasını Türkiye’nin her zaman arzuladığını” vurguladı

MÜZEKERELER SEÇİMDEN SONRA:Abdullah Gül, “KKTC’de aralık ayında yapılacak olan seçimlerden sonra müzakere sürecinin bir ivme kazanmasının beklenebileceğini” ifade ederek, “Kıbrıs’ta sorunun çözümlenebilmesi için iki tarafın da gayret göstermesi gerektiğini” kaydetti

ANNAN’I DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ:Gül: Kıbrıs konusu 1963’ten beri bizimledir. Adadaki gerçekleri saptırma girişimlerinin köklü bir çözüme ulaşılmasına yardımcı olmayacağı kanısındayız. Bu alanda Genel Sekreter Annan’ın iyi niyet misyonunu desteklemeye devam edeceğiz

EŞİT ORTAKLIK:“Kıbrıs’ta kurulacak yeni ortaklık Türk ve Rumların eşit bazda sağlayacakları uzlaşıya dayanmalıdır. Bulunacak çözüm iki-bölgeliliği muhafaza etmeli ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini teminat altına almalıdır”

TEMEL OLUŞTURULMALI:'Kıbrıs'ta esasa yönelik müzakereler için gerekli temelin oluşturulmasını istiyoruz. Taraflar arasındaki güvensizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen son Türk önerileriyle doğan fırsatın kullanılmasında yarar vardır. Kıbrıs Rum tarafı, AB'ye tek yanlı katılma avantajından yararlanmak yerine, iyi niyetle hareket etmeli ve müzakere sürecine katkıda bulunmalıdır. Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs'a konan tüm ambargolar kaldırılmalıdır'

KIBRIS 28/09/2003

Klerides'ten geciken itiraf

Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'ta çözüm planı taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahip olduklarını, bunları önleyici nitelikte hareket ettiklerini açıkladı.

Klerides, Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, ‘‘Geçmişte, Annan Planı'nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. ‘Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz' dedik’’ ifadesini kullandı. Ortaya koydukları bütün konular üzerinde olmasa bile, planda bazı değişiklikler yapıldığını ifade eden Klerides, değişiklik yapılamayan maddelerin ise iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler olduğunu söyledi. Klerides, Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmiş görüşmelerde, 4 İslam ülkesinin ‘‘Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC'yi tanıma yoluna gidecekleri’’ yönünde uyarıda bulunduğunu da açıklayarak, gerek kendilerinin, gerek BM Genel Sekreteri’nin ‘‘görüşmelerin devam ettiğini’’ gerekçe göstererek tanıma niyetlerine engel olduklarını bildirdi.

HURRIYET 29/09/2003

Klerides uyardı: Uzlaşmaz taraf olmayalım

Eski Rum lideri Klerides, KKTC'de muhaliflerin seçimi kazanması ihtimaline karşı politika belirlenmesi çağrısı yaptı

29/09/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, KKTC'de aralıktaki seçimi çözüm ve AB üyeliği yanlısı muhalefetin kazanması halinde Rum tarafının uzlaşmaz konuma düşebileceği uyarısı yaparak BM planı'na dair politikanın netleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Klerides, Fileleftheros gazetesine demecinde KKTC lideri Rauf Denktaş ile yürüttüğü görüşme süreci ve adanın kuzeyindeki seçi
mlere dair değerlendirmelerde bulundu. "Seçimi KKTC'deki muhalefetin kazanması halinde dönüm noktası olabilir" diyen eski lider, bu durumda Rum tarafı görüşmelere içtenlikle yanaşmazsa Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceği uyarısında bulundu. Klerides, "Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa, böyle bir tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak. Nedeni görüşlerimizin Denktaş'ınkilerle taban tabana zıt olmasıdır ve doğrudur" dedi. Muhalefetin seçimleri kazanmasına hazırlıklı olunması gerektiğini belirten Klerides şöyle dedi: "Annan Planı ile ilgili politikamızın ne olacağına dair zihnimizde açıklık yok. Ne istiyoruz? İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz. 'Çözüm yaşayabilir değildir' diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. 'Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmelidir' derken, nasıl yapılacağını da söylemek gerek."
Rum lideri Tasos Papadopulos'u, ne konu
şup konuşmayacağı konusunda uyaran ve "Annan Planı'nın kabulü, 'istila ve işgalin' sonuçlarını kabul etmektir" gibi sözlerini eleştiren eski lider, "Buna inansan bile söylememelisin. Söylediğim şu: Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve girişim onların eline geçmemeli" dedi.

'İslam ülkeleri KKTC'yi tanıyacaktı'
BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs için çözüm planını taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda önceden bazı bilgilere sahip olduklarını, bunları önleyici nitelikte hareket ettiklerini itiraf etti.
Rum lideri, Denktaş ile birlikte yürüttüğü görüşme sürecinde, dört İslam ülkesinin 'Kıbrıs sorununun altı ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC'yi tanıma yoluna gidecekleri' yönünde uyarıda bulunduğunu da açıklayarak, gerek kendiler
inin, gerek BM Genel Sekreteri'nin
'görüşmelerin sürdüğünü' gerekçe göstererek tanıma niyetlerine engel olduğunu söyledi.

Edelman: Denktaş bloke etmesin

 

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı eleştirerek, “Kıbrıs’taki ilerlemeyi bloke etmemeli” diye konuştu.

 

Ankara
NTV

 

29 Eylül 2003— Eric Edelman, PKK/KADEK’le mücadelede ülkesinin Türkiye’nin en güçlü partneri olmaya devam edeceğini söyledi.

Altıncı Uluslararası Savunma Sanayi Havacılık ve Denizcilik Fuarı İDEF 2003 çerçevesinde düzenlenen sempozyumuna katılan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Kıbrıs sorunu konusunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sert bir mesaj gönderdi. Edelman, “Denktaş ilerlemeyi bloke etmemeli” diye konuştu. Büyükelçi, Kıbrıs için zamanın daraldığı uyarısında da bulundu.

“TÜRKİYE, ABD’NİN GÜÇLÜ PARTNERİ”

Eric Edelman, PKK/KADEK’le mücadelede ülkesinin Türkiye’nin en güçlü partneri olmaya devam edeceğini söyledi. K. Irak’ın, PKK/KADEK’ten temizlenmesi konusunda, ülkesiyle Türkiye’nin aynı doğrultuda olduklarını vurgulayan Edelman, kimsenin bundan şühe duymaması gerektiğini kaydetti. Büyükelçi, ABD’nin Irak’ın, toprak bütünlüğünün korunmasında kararlı olduğunu da belirtti.
Büyükelçi Edelman, ABD’nin Ermenistan’la komşularının ilişkilerinin gelişmesi için çalışmaya devam edeceğini ifade etti. Edelman, bu çerçevede, Türkiye’nin Ermenistan’la arasındaki sınırı a
çması, Ermenistan’ın ise, Türkiye’nin sınırlarını tanıması gerektiğini vurguladı.

‘Genişlemeden önce Kıbrıs’ı çözün’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel’de, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen’la bir araya geldi

29 Eylül 2003—NTV- Günter Verheugen görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada, Türkiye’nin genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini söyledi. Verheugen, Yargıtay’ın DEHAP kararıyla ilgili olarak da, “Umarız Türkiye’deki siyasi istikrarı bozmaz” yorumunu yaptı. Gül ise, kararın seçim sonuçlarını değiştirmeyeceğini, seçim olsa da kendilerini etkilemeyeceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve AB’nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen Brüksel’de bir araya geldi. Gül ve Verheugen görüşmeden sonra ortak bir basın toplantısı düzenlediler. Görüşmede Hükümet’in gerekleştirdiği uyum yasalarının ve 5 Kasım’da açıklanacak “ilerleme raporunun” yanısıra Kıbrıs konusu da görüşüldü.
Günter Verheugen, “Önümüzde Kıbrıs için Annan planına bağ
lı olarak bir çözüm fırsatı var”dedi. Kıbrıs sorununa genişleme sürecinden önce bir çözüm bulunması gerektiğini vurgulayan Verheugen, Türkiye’nin de önümüzdeki yıl bu konuda çaba göstermesi gerektiğini söyledi. Verheugen, “Genişleme sürecinde böyle bir sorun olmaması gerekiyor. Türkiye’nin genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül ise, Kopenhag zirvesinde alınan kararlar doğrultusunda reformların devam ettiğini söyledi ve Türkiye’nin 2004 yılınd
a müzakerelerin başlaması için hazır olduğunu belirtti.

‘UMARIZ SİYASİ İSTİKRARI BOZMAZ’
Yargıtay’ın DEHAP kararı konusunda ise, Verheugen, “Umarız bu karar Türkiye’deki siyasi istikrarı bozmaz” yorumunu yaptı. Dışişleri Bakanı Gül ise, DEHAP’ın oyları var
. Gerçek oylar bunlar. Seçim olsa da bizi etkilemez. Meclis’te daha çok sandalye alabiliriz” şeklinde konuştu.

Klerides: 4 İslam ülkesinin KKTC’yi tanımasına engel olduk

Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm planı taraflara sunulmadan önce, planın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahip olduklarını itiraf etti. Klerides, 4 İslam ülkesinin ‘Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC’yi tanıma yoluna gidecekleri’ uyarısı yaptıklarını açıkladı. Rum lider, kendilerinin ve BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin devam ettiğini gerekçe göstererek bu ülkelerin Kuzey Kıbrıs’ı tanımalarına engel olduğunu bildirdi.

Rum Kesimi’nde yayımlanan Fileleftheros gazetesine demeç veren Klerides, “Annan Planı’nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. ‘Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz.’ dedik.” ifadesini kullandı. Glafkos Klerides, Kuzey Kıbrıs’ta 14 Aralık’taki seçimler için ‘dönüm noktası olabilir’ yorumunu yaptı.

Rum Yönetimi eski lideri Klerides, KKTC’de muhalefetin kazanması ve Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda, Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu öne sürdü.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’u, ne konuşup, ne konuşmayacağı konusunda uyaran ve Papadopulos’un, “Annan Planı’nın kabulü, ‘istila ve işgalin’ sonuçlarını kabul etmektir.” gibi sözler söylememesi gerektiğini kaydeden Klerides, “Buna inansan bile söylememelisin. Söylediğim şudur: Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve girişim onların eline geçmemelidir.” dedi.

Muhalefetin seçimleri kazanması durumuna hazırlıklı olmaları için çok şey yapılabileceğini, girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemesi gerektiğini ifade eden eski Rum lideri Glakos Klerides, “Annan Planı ile ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor.” şeklinde konuştu. Lefkoşa, aa

ZAMAN 29/09/2003

Klerides'ten itiraflar
4 İslam ülkesi, KKTC'yi tanıyacaktı. BM'yi devreye soktuk. KKTC'nin tanınmasını engelledik. Annan planının içeriğini daha yazılmadan biliyorduk. "Şu ve bu değişsin" gibi isteklerde bulunduk

Rum Fileleftheros gazetesine konuşan Eski Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides tarihi itiraflarda bulundu. Bu itiraflar arasında KKTC'nin tanınması, yeni Rum lider Tasos Papadopulos'la yapılan görüşmeler bulunuyor...

PLANI REDDETMEKLE TEHDİT ETTİLER
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs'ta çözüm planını taraflara sunmadan önce, bu planın içeriğini öğrenmiştik. Annan Planı'nın neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. "Şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz" dedik. Planda bazı değişiklikler yapıldı. Değişiklik yapılamayan maddeler, iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler oldu.

4 İSLAMCI ÜLKE HANGİLERİ?
Görüşme sürecinde, 4 İslam ülke Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC'yi tanıma yoluna gidecekleri yönünde uyarıda bulundu. Gerek biz, gerek BM Genel Sekreteri görüşmelerin devam ettiğini gerekçe gösterdi ve bu ülkelerin tanıma niyetlerine engel oldu.

UZLAŞMIYOR GİBİ GÖRÜNÜRÜZ
Aralık ayında Kıbrıs Türk tarafında yapılacak olan seçimler önemli. Seçimi muhalefet kazanırsa, Aralık ayı dönüm noktası olacak. Çünkü muhalefet çözüm için masaya oturacak. Rumlar'ın görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda Rum tarafı da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabilecek. Buna dikkat etmek gerekir. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a görevi devrederken bir konuşma yaptım. Onu Türk tarafıyla ne konuşup, ne konuşmayacağı konusunda uyardım.

DENKTAŞ'LA TABAN TABANA ZITIZ
Papadopulos'a, "Annan Planı'nın kabulü, istila ve işgalin sonuçlarını kabul etmektir" gibi sözler söylememesi gerektiğini belirttim. "Buna inansan bile söylememelisin" dedim. Söylediğim şudur Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve girişim onların eline geçmemeli. Türk muhalefeti kazanırsa, böyle bir tehlike görüyorum. Görüşlerimiz Denktaş'ın görüşleriyle taban tabana zıttır ve doğrudur.

NE İSTEDİĞİMİZİ BİLMEMİZ GEREKİYOR
Muhalefet seçimleri kazanırsa, duruma hazırlıklı olmak için çok şey yapılabilir. Girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemeli. Annan Planı ile ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor. İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz? 'Çözüm yaşayabilir değildir' diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. 'Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmeli' derken, nasıl yapılacağını da söylemek gerekir.

DENKTAŞ HİÇ KIMILDAMADI
Başkanlığım döneminde bir çözüme yaklaşamadık, çünkü Denktaş hiçbir konuda tutumunu değiştirmedi. Kımıldamadı. Bazı örnekler vereyim Temel konulardan biri olan toprak konusunun görüşülmesini, önce egemenliğin tanınmasını istediği için kabul etmedi. Diğer bütün konularda anlaşmamızı ve daha sonra toprak konusunu tartışmamızı istiyordu. Güvenlik konusu safhasını Yunanistan'la görüşmek istemiyordu.

Bu konuyu görüşmek için bir Yunan heyeti Ankara'ya gitti, ancak Türkler bunu görüşmeye hazır olmadıklarını söyledi. İki temel konuda, birinde Denktaş ve birinde Türkiye yüzünden müzakere yapılmadı ve bir yere ulaşılamadı.

Stelyo BERBERAKİS
SABAH 29/09/2003

Muhalefet kazanırsa işimiz çok zor

Klerides’ten çarpıcı açıklama:

"Aralık ayının Kıbrıs konusunda bir dönüm noktası olup olmadığı" yolundaki bir soruyu yanıtlayan Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Kleridis, kuzeyde muhalefetin seçimleri kazanması durumunda dönüm noktası olabileceğini söyledi. Klerides, muhalefetin kazanması durumunda ve Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu söyledi.

"Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak.” (2. sayfada)

Güney Kıbrıs’ın en yükek tirajlı gazetesi FİLELEFTHEROS, Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides’le Kıbrıs konusunda yaptığı bir söyleşiyi yayınladı.

“Aralık ayının Kıbrıs konusunda bir dönüm noktası olup olmadığı” yolundaki bir soruyu yanıtlayan Klerides, kuzeyde muhalefetin seçimleri kazanması durumunda dönüm noktası olabileceğini söyledi. Klerides, muhalefetin kazanması durumunda ve Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu söyledi. Papadopulos’un konuşmalarına dikkat etmesi, “Annan planının kabulü, istila ve işgalin sonuçlarını kabul etmektir” gibi sözler söylememesi gerektiğini, bunların derhal BM Genel Sekreteri ve bütün ülkelere, buradaki temsilcileri aracılığıyla iletildiğini söyleyen Klerides şöyle devam etti:

“Buna inansan bile söylememelisin. Söylediğim şudur, Türkler bizden bir adım önde olmamalı ve ve girişim onların eline geçmemelidir”.

Klerides, “böyle bir tehlike görüyor musunuz” sorusuna şu cevabı verdi:

“Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa böyle bir tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak. Nedeni ise görüşlerimizin Denktaş’ın görüşleriyle taban tabana zıt olmasıdır ve doğrudur.”

Muhalefetin kuzeydeki seçimleri kazanması durumunda, hazırlıklı olmaları için çok şey yapılabileceğini anlatan Klerides, çok şey yapılabileceğini ve girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemesi gerektiğini söyledi.

Klerides, “Muhalefetin kazanması durumunda zorluklarımız olacağı sonucunu mu çıkarmalıyız? Bu izlediğimiz politikanın sonucu mu? Veya şu veya bu şekilde bu zorlukları karşılayabilecek miyiz?” şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı:

“Annan planıyla ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor. Ne istiyoruz? İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz. ‘Çözüm yaşayabilir değildir’ diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. ‘Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmelidir’ derken, bunun nasıl yapılacağını da söylemek gerekir.”

Başkanlığı döneminde herhangi bir zamanda çözüme yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusunu yanıtlayan Klerides, şöyle konuştu:

“Görüşüme göre bir çözüme yaklaşmadık çünkü Denktaş hiçbir konuda tutumunu değiştirmedi. Bir çözüme yakın bulunmak için bir tarafın da diğer tarafın da kımıldaması gerekir. Denktaş görüşmeler süresince Kıbrıs sorununun temel safhaları konusunda aynı görüşte kaldı. Kımıldamadı. Bazı örnekler vereyim. Temel konulardan biri olan toprak konusunun görüşülmesini, önce egemenliğin tanınmasını istediği için kabul etmedi. Diğer bütün konularda anlaşmamızı ve daha sonra toprak konusunu tartışmamızı istiyordu. Güvenlik konusu safhasını Yunanistan’la görüşmek istemiyordu. Bu konuyu görüşmek için bir Yunan heyeti Ankara’ya gitti, ancak Türkler bunu görüşmeye hazır olmadıklarını söylediler. İki temel konudan birinde Denktaş ve birinde Türkiye yüzünden müzakere yapılmadı ve bir yere ulaşılamadı. Mülkiyet konusunda istimlak ve değiş tokuş üzerinde durdu. Serbest dolaşım konusunda da kimin girip kimin çıktığı konusunda denetim olmasını istiyor. Dolayısıyla Denktaş’ın değişmez tutumlarından herhangi bir kımıldama olmamasından dolayı çözüm için hiçbir olasılık doğmadı.”

Geçmişte bazı İslam ülkelerinin KKTC’yi tanıma niyeti belirttikleri ancak gerek kendilerinin gerek BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin devam ettiği gerekçesini öne sürerek buna engel olduklarını anlatan Klerides, 4 İslam ülkesinin, Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC’yi tanıma yoluna gidecekleri uyarısında bulunduklarını anlattı.

Annan Planı’nda değişiklik talep edilmesini destekleyip desteklemediği yolundaki bir soruyu yanıtlayan Klerides, şöyle konuştu:

“Geçmişte, Annan planının neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. ‘Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz’ dedik. Ortaya koyduğumuz bütün konular üzerinde olmasa bile bazı değişiklikler yapıldı. Yapılamayanlar iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddelerdir. Göçmenlerin dönmesi için 10 yıllık bir zaman sınırlaması getirilmesi mantık dışıdır. Bu tadil edilmelidir. Başka bir büyük konu, kalabilecek sömürgecilerin sayısıdır. Bu müzakere edilmelidir.”

YENIDUZEN 29/09/2003

Amerika ve BM kararlı: ''Kıbrıs’ta çözüm''

“Annan’ın Mesajı Çok Net -Kıbrıs Konusundaki Görüşmeler Sadece Denktaş Uzaklaştırılırsa... Kofi Annan Mesai Arkadaşlarıyla Görüşmelerinde R. Denktaş’a Karşı Olan Güçlerin Zaferine Dua Ediyor.”

“Aralık ayına kadarki dönem Kıbrıs sorununun çözümü için ‘ölü bir dönem’ olarak addediliyor. Yine de Thomas Weston, 2004 yılı başlarında görüşmeler için zemin hazırlığında bulunmak maksadıyla seyahatler gerçekleştirecek. Washington, BM, hatta Erdoğan hükümeti (Abdullah Gül’e yakın çevrelere göre) Denktaş’ın uzaklaştırılmasını destekliyor ve muhalefetin zaferine yatırım yapıyor

Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Millletler’in aralık ayı sonrasında Kıbrıs sorununun çözümü için “ciddi hareket” beklediği bildirildi.

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanlarıyla görüşmesine yer verdi.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in 1 Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm istediğini belirten gazete BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ise Papadopulos ve Yorgo Papandreu ile Abdullah Gül’le görüşmesinden sonra Annan planında değişiklik yapılması önerileri üzerinde görüş belirtmekten kaçındığını kaydetti.

Gazeteye göre diğer taraftan Amerikalılar, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un tepkisine rağmen KKTC’ye gözlemci (seçimler için) gönderilmesi konusunda ısrar ediyor ve hükümet dışı (sivil toplum) örgütleriyle işbirliğinde bulunmaya hazırlanıyor. Amaçları seçimlerde “müdahalelerden mümkün olduğu oranda kaçınılması için Denktaş yönetimine baskı yapılmasıdır.”

Gazete haberinin devamında şunları da yazdı:

“Aralık ayına kadarki dönem Kıbrıs sorununun çözümü için ‘ölü bir dönem’ olarak addediliyor. Yine de Thomas Weston, 2004 yılı başlarında görüşmeler için zemin hazırlığında bulunmak maksadıyla seyahatler gerçekleştirecek. Washington, BM, hatta Erdoğan hükümeti (Abdullah Gül’e yakın çevrelere göre) Denktaş’ın uzaklaştırılmasını destekliyor ve muhalefetin zaferine yatırım yapıyorlar.

Diplomatik çevreler ‘büyük pazarlık’ için belirleyici tarihin 1 Mayıs değil Aralık 2004 olduğunu düşünüyor.

Yukarıdaki bilgi ve haberler, 58. BM Genel Kurul toplantısı çerçevesinde New York’ta yapılan görüşmelerin sonuçlarından çıkıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston’un New York’tan ayrılmadan önce üçüncü kez Cumhurbaşkanı Papadopulos’la görüşmek istemesi, çok yoğun temaslar yapılmakta olduğuna bir örnektir.

Kofi Annan Kıbrıs konusunda beklemede bulunuyor ve uygun koşullar oluştuğunda yeniden konuya dönmeye hazırdır. Bu tespit cuma günü geç saatlerde kendisiyle görüşen Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’ya aittir. Papandreu, ‘görüşme çok faydalı geçti ve Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirme fırsatı bulduk’ diye konuştu.

Papandreu görüşmenin Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları arasındaki ‘yeni ruh’ ve AB üyeliği çerçevesinde gerçekleştirildiğini, çözüm ve birleşik bir Kıbrıs talep eden Kıbrıs Türk güçlerini ise yakından izlediklerini de belirtti.

Papandreu ‘Genel Sekreter’in de dediği üzere siyasi irade ortaya konduğunda uluslararası toplum ve BM’den muhtemel girişimleri değerlendirme fırsatı bulduk. Genel Sekreter iyi niyet misyonunu sunmaya mutlaka hazırdır’ diye de konuştu.

Papandreu bir soruyu yanıtlarken Kıbrıs Rum tarafının Annan planında önerdiği değişikliklerin tartışılmadığını da söyledi.”

Öte yandan POLİTİS “Kofi Annan Kıbrıs Konusunda Tutumunu Netleştirdi -Denktaş’ı Tanımıyoruz –Sadece Denktaş Uzaklaştırılırsa Görüşmeler Başlar –ABD Mayıs 2004 Öncesinde Çözüm İstiyor -Herkes Kuzey’deki Seçimleri Bekliyor” başlığıyla manşetten verdiği haberinde şunları yazdı:

“Kofi Annan, Kıbrıs konusunda tekrar Denktaş’ın oyununu oynamayı inatla reddediyor. New York’tan elde ettiğimiz çok güvenilir haberlerimize göre BM Genel Sekreteri Kofi Annan, sadece Denktaş’ın aralıkta seçimleri kaybetmesi durumunda görüşmelerin başlamasına davet yapmaya hazırdır.

Amerikalıların analizi de aynı yönde hareket ediyor ve Denktaş’ın uzaklaştırılmasından sonra Kıbrıs sorununun Mayıs 2004’e kadar çözümlenmesini bekliyorlar."

Gazete iç sayfasında daha geniş şekilde yer verdiği haberine şu başlık ve spotları kullandı:

“Annan’ın Mesajı Çok Net -Kıbrıs Konusundaki Görüşmeler Sadece Denktaş Uzaklaştırılırsa... Kofi Annan Mesai Arkadaşlarıyla Görüşmelerinde R. Denktaş’a Karşı Olan Güçlerin Zaferine Dua Ediyor.”

/ / /

Rum basınında Kıbrıslı Türklerle ilgili haberler…

HARAVGİ, Güney Kıbrıs’taki suç unsurlarının 100 KL karşılığında KKTC’den tabanca temin ettiklerini iddia etti.

Gazeteye göre Rum polisi, çok kolay bir şekilde Güney Kıbrıs’a geçen bu silahlar hakkında Rum polisi kaygılarını gizlemiyor.
Gazeteye göre önceki gün Girne’de devamlı olarak ikamet eden bir Türkiyeli fark edilmeden barikatları geçti ve Lefkoşa’nın Rum kesiminde elektronik eşya satan bir dükkana gi
tti. Bir ara bu dükkandan mobil bir bilgisayar kaptı ve koşmaya başladı. Peşine düşen dükkan sahibi ve diğerleri onu yakaladı. Polise teslim edilen bu kişi aleyhine hırsızlık yanında “yasa dışı” Geçitkale Havaalanı’ndan adaya giriş yapmasından dolayı dava getirildi.

Dün ise arabasıyla Ay Napa bölgesine giden bir Kıbrıslı Türk bir dükkandan çeşitli eşyalar çaldı ve hemen akabinde polisler tarafından yakalandı.

HARAVGİ başka bir haberinde Akaça kökenli 180 dolayında Kıbrıslı Türk’ün cuma akşamı bu köyde düzenlenen halk örgütlerinin yıllık geleneksel balosuna katıldığını yazdı.

Gazeteye göre baloda bir konuşma yapan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Akaçalı Kıbrıslı Türklerin davet veya prosedürlere gereksinim olmadan köylerine rahatça gidebilmeleri için Kıbrıs sorununa yakın bir zamanda çözüm bulunmasını temenni etti.

MAHİ ise onlarca Kıbrıslı Türk’ün her gün Lefkoşa Rum Hastanesi acil servisine başvurup tedavi gördüğünü, KKTC hastanesi ambulanslarıyla götürülenlerin bunlara dahil olduğunu, en büyük sıkıntının lisan olduğunu yazdı.

Gazete başka bir haberinde İbrahim Sıdkı Mustafa (55) isimli bir Kıbrıslı Türk’ün Oroklini köyünde bir inşaatta çalışırken iki metre yükseklikten düşüp ağır şekilde yaralandığını ve Larnaka Rum Hastanesi’nde tedavi altına alındığını yazdı.

SİMERİNİ ise “Kıbrıslı Türk uyuşturucu babalarının” Rum tarafı için baş ağrısı olduğunu yazdı.

Gazeteye göre Rum Narkotik Şubesi Müdür Yardımcısı Haritos Yangu, dolaşımdaki sınırlamaların kısmen kaldırıldığı günden beri tespit edilen Kıbrıslı Türkler tarafından Güney Kıbrıs’a uyuşturucu madde götürülmesi olayının 6 olduğunu belirtti. Yangu, bir çok Kıbrıslı Rum’un, uyuşturucu temin etmek için KKTC’ye geçtiğini ve KKTC’de uyuşturucu tacirleriyle anlaşma yaptıklarını, Rum polisinin barikatlardaki denetim yanında bilgi toplamaya da önem verdiğini anlattı.

HARAVGİ Ekonomi Eki ise Güney Kıbrıs’ta çalışan Kıbrıslı Türklerin eşit muamele görmesi yolunun hala daha uzun olduğunun belirtildiğini yazdı.

Gazeteye göre PEO Genel Sekreter Yardımcısı Sotiris Fellas son zamanlarda 600 dolayında Kıbrıslı Türk’ün haklarının savunulması çabası içinde sendikaya üye kaydedildiğini bildirdi.

HARAVGİ başka bir haberinde, dün Lefkoşa’nın Rum kesiminde Filistin ve Irak halkına dayanışma belirtilmesi için yapılan ve olaysız geçen gösteriye Kıbrıslı Türklerin de katıldığını kaydetti.

YENIDUZEN 29/09/2003

Peristerona’da Türk ve Rum politikacılar Kıbrıs sorununu tar

BDH (Barış ve Demokrasi Hareketi) Dış İlişkiler Sorumlusu Özker Özgür, Aralık ayındaki seçimlerin yalnız Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin de geleceği ile doğrudan ilgili olduğunu söyledi.

“Gelinen aşamada 14 Aralık’ta kuzeyde gerçekleşecek seçimlerin sonuçları Türkiye’deki statükocuları gerileterek Kıbrıs’ta çözümün önünü, Türkiye’nin de AB yolunu açabilir mi?” sorusuna yanıt aradığımızı belirten Özgür şöyle konuştu:

“Bu mümkündür. Mümkün olduğu için Türkiye’deki statükoyu koruma çabası içinde olanların Aralık 2003 seçimlerimizi etkileme çalışmaları şimdiden başlamıştır.”

Güney Kıbrıs’ta Peristerona köyünde konuşan Özgür, sorunun yalnızca Kıbrıs’taki statükoyu değiştirmekten ibaret olmadığını söyledi. “Türkiye’deki statükonun Kıbrıs’taki statükoyu, Kıbrıs’taki statüko da Türkiye’dekini etkilemekte olduğunu belirten Özgür, “Bu nedenle sorunun çözümü zorlaşmaktadır” şeklinde konuştu.

Gelinen aşamada Kıbrıs sorunun hakça bir çözüme ulaşması Türkiye’deki statükonun değişmesine de yol açacağını belirten özgür “Yani demokratikleşme sürecinin hızlanarak Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunun açılmasına neden olacaktır” dedi.

Aslen Peristerona köyünden olan şair Neşe Yaşın’ın kendi şiirlerinden örnekler de sunduğu gecede, köy muhtarı Neşe Yaşın’a dedesinin evinden alınarak yıllarca saklanan bir seramik su kabı hediye edildi.

YENIDUZEN 29/09/2003

Klerides: Planı değiştirmiştik

Klerides ‘Geçmişte, Annan planının neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik’

Rum Yönetimi’nin eski Başkanı Glafkos Klerides, Kıbrıs konusu, Annan planı ve görüşme süreciyle ilgili önemli açıklamalar yaptı.

“Geçmişte, Annan planının neler içereceği konusunda bazı bilgilere sahiptik ve önleyici mahiyette hareket ettik. ‘Eğer şu veya bu konuyu içerirse biz onu reddedeceğiz’ dedik” açıklamasında bulunan Klerides, ortaya koydukları bütün konular üzerinde olmasa bile, planda bazı değişiklikler yapıldığını, değişiklik yapılamayan maddelerin ise iki taraf arasındaki dengeyi bozan maddeler olduğunu söyledi.

Klerides, Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmişteki görüşme sürecinde, 4 İslam ülkesinin “Kıbrıs sorununun 6 ay içinde çözümlenmemesi durumunda KKTC’yi tanıma yoluna gidecekleri” yönünde uyarıda bulunduğunu belirterek, gerek kendilerinin gerek BM Genel Sekreteri’nin “görüşmelerin devam ettiğini” gerekçe gösterip tanıma niyetlerine engel olduklarını bildirdi.

Glafkos Klerides, söz konusu açıklamaları, FİLELEFTHEROS gazetesine yaptı.

Gazete muhabiriyle söyleşi yapan Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides, “Aralık ayının Kıbrıs konusunda bir dönüm noktası olup olmadığı” yolundaki bir soruyu yanıtlarken, seçimi KKTC’deki muhalefetin kazanması durumunda Aralık ayının dönüm noktası olabileceğini söyledi.

Klerides, KKTC’de muhalefetin kazanması ve Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda, Rum tarafının da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabileceğini, bunun dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu kaydetti.

“MUHALEFET KAZANIRSA TEHLİKE GÖRÜYORUM”--

Papadopulos’un konuşmalarına dikkat etmesi, “Annan planının kabulü, istila ve işgalin sonuçlarını kabul etmektir” gibi sözler söylememesi gerektiğini, bunların derhal BM Genel Sekreteri ve bütün ülkelere, buradaki temsilcileri aracılığıyla iletildiğini söyleyen Klerides, “böyle bir tehlike görüyor musunuz” sorusuna şu cevabı verdi:

“Eğer Kıbrıs Türk muhalefeti kazanırsa böyle bir tehlike görüyorum. Eğer kazanmazsa endişe edecek nedenimiz yoktur. Çünkü görüşmeler yapılsa da çözüm olmayacak. Nedeni ise görüşlerimizin Denktaş’ın görüşleriyle taban tabana zıt olmasıdır ve doğrudur.”

Muhalefetin seçimleri kazanması durumuna hazırlıklı olmaları için çok şey yapılabileceğini, girişim hareketlerinin Türk tarafına geçmesine fırsat verilmemesi gerektiğini dile getiren Klerides, “muhalefetin kazanması durumunda zorluklarımız olacağı sonucunu mu çıkarmalıyız? Bu izlediğimiz politikanın sonucu mu? Veya şu veya bu şekilde bu zorlukları karşılayabilecek miyiz?” şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı:

“Annan planıyla ilgili politikamızın ne olacağı konusunda henüz zihnimizde açıklık bulunmuyor. Ne istiyoruz? İstediğimizin, çözümün yaşayabilir olması olduğu havası yaratmak için ne yapıyoruz. ‘Çözüm yaşayabilir değildir’ diyoruz. Yaşayabilir olması için neyi tadil etmek istiyoruz. ‘Bu yaşayabilir değildir ve yaşayabilir duruma getirilmelidir’ derken, bunun nasıl yapılacağını da söylemek gerekir.”

“ÇÖZÜME YAKLAŞMADIK ÇÜNKÜ DENKTAŞ KIMILDAMADI”--

Başkanlığı döneminde herhangi bir zamanda çözüme yaklaşılıp yaklaşılmadığı sorusunu yanıtlayan Klerides, şöyle konuştu:

“Görüşüme göre bir çözüme yaklaşmadık; çünkü Denktaş hiçbir konuda tutumunu değiştirmedi. Bir çözüme yakın bulunmak için bir tarafın da diğer tarafın da kımıldaması gerekir. Denktaş görüşmeler süresince Kıbrıs sorununun temel safhaları konusunda aynı görüşte kaldı. Kımıldamadı.

Bazı örnekler vereyim. Temel konulardan biri olan toprak konusunun görüşülmesini, önce egemenliğin tanınmasını istediği için kabul etmedi. Diğer bütün konularda anlaşmamızı ve daha sonra toprak konusunu tartışmamızı istiyordu. Güvenlik konusu safhasını Yunanistan’la görüşmek istemiyordu. Bu konuyu görüşmek için bir Yunan heyeti Ankara’ya gitti, ancak Türkler bunu görüşmeye hazır olmadıklarını söylediler. İki temel konudan birinde Denktaş ve birinde Türkiye yüzünden müzakere yapılmadı ve bir yere ulaşılamadı.

Mülkiyet konusunda istimlak ve değiş tokuş üzerinde durdu. Serbest dolaşım konusunda da kimin girip kimin çıktığı konusunda denetim olmasını istiyor. Dolayısıyla Denktaş’ın değişmez tutumlarında herhangi bir kımıldama olmamasından dolayı çözüm için hiçbir olasılık doğmadı.”

Klerides, Annan planının tadiliyle ilgili bir soruya karşılık ise, “göçmenlerin dönmesi için 10 yıllık bir zaman sınırlaması getirilmesi mantık dışıdır. Bu tadil edilmelidir. Başka bir büyük konu, kalabilecek sömürgecilerin sayısıdır. Bu müzakere edilmelidir” dedi.

HALKIN SESI 29/09/2003

SECIMDE IKTIDARDA DERSINI VERIN

ODA YÖNETİMİ, SERT KARARLAR ALDI: Ekonomik yıkımın en çok etkilediği kesimin başında gelen, KKTC'nin en büyük kitle örgütü arasında yer alan Esnaf ve Zanaatkar Odası, mevcut iktidar döneminde ülke ekonomisinin alt üst olduğuna dikkat çekti. Oda, 14 Aralık 2004 seçimlerinde, seçmene çağrı yaparak 'Seçimde iktidara dersini verin' mesajını gönderdi

SANDIĞA GİDERKEN YAŞADIKLARINIZI UNUTMAYIN: Oda Sözcüsü Hürrem Tulga: 'Seçimlerde mevcut hükümete ders verme yanında, adanın ve insanımızın geleceği de belirlenecek. Ülkede şimdiye kadar yaşanan ve yaşanmakta olan çarpıklıkları unutmayalım. Beş yıldır yaşanan anomalileri dikkate alarak sandığa gitmeliyiz'

İKTİDARLAR STATÜKOYU BESLEDİ: Esnaf ve Zanaatkarlar Odası: 'Sorunların yaşanmasında statüko ve Kıbrıs sorunu ne kadar etkense, bir o kadar da iktidarın pay sahibi olduğunu belirtmek zorundayız. İktidarlar, statükoyu (gör beni göreyim seni sistemi) beslerken, büyütürken, kendileri de statükodan beslendiler'

KARNE ZAYIF: Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'na göre hükümetin yarattığı yıkım tablosu: 'Yatırımlar durdu, sigortalar çöktü, bankalar batırıldı, hacizler başını alıp gitti. 1.5 yılda rakamlar 17 bine ulaştı, bileşik faizle kredi maliyeti yüzde 200 - 300 oldu, üretim geriledikçe geriledi, ödediğimiz astronomik vergiler maaş ödemelerine dahi yetmez oldu, işsizlik dev boyutlara ulaştı, işçilerin, ustaların güneye çalışmak için göçü devam ederken bunlara işletme sahipleri katıldı, yerel gelirler azaldı, bütçe açıkları büyüdü...'

KIBRIS 29/09/2003

Denktaş: Annan planında tuzaklar var

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Planı'nda kendilerine karşı büyük tuzaklar olduğunu belirterek, ''Bunları bulduğumuz için bizi uzlaşmaz görüyorlar'' dedi.

Ankara'dan İstanbul'a gelen Denktaş, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde askeri törenle karşılandı. Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra gazetecilere, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos'un, ''ABD'li yetkililer ile BM Genel Sekreteri Annan'ın Denktaş'ın uzaklaştırılmasını istedikleri izlenimi verdikleri'' yönündeki açıklamalarını değerlendirdi.

''Duaları, temennileri budur. Beni engel görüyorlar'' diyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ben nereye engelim, Kıbrıs'ta Rum hakimiyetinin Türk halkına empoze edilmesine engelim. Türkiye'nin 1960'da elde etmiş olduğu hakların ortadan kaldırılmasına ve Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgisinin koparılmasına engelim. Halkımın kurucu, ortak statüsünden azınlık statüsüne indirilmesine engelim. İki kesimlilik anlaşmasının, içimize 80 bin Rum koyarak bozulmasına engelim. Halkımın yarısından fazlasınınyeniden göçmen olmasına ve Kıbrıs'ın Avrupa Birliği (AB) yoluyla dolaylı Enosis'e ulaşmasına engelim. Çünkü Annan Planı, bütün bunların yapılabilmesini mümkün kılmaktadır.''

MUHALEFETİ ELEŞTİRDİ

Denktaş, Annan'ın Kıbrıs Planı'nın ''çok incelikli düşüncelerle hazırlanmış bir plan olduğunu'' vurgulayarak, şunları kaydetti:

''İçinde bize karşı büyük tuzaklar vardır. Bunları bulduğumuz için bizi uzlaşmaz görüyorlar. Papadopulos, Annan Planı'nın büyük ölçüde kendi lehlerine tadil edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Demek ki, hazır bir plan yok. Biz bunun tamamen felsefesinin değişmesini istiyoruz. Felsefesi Kıbrıs'ı bir Rum adası olarak görmekte, Kıbrıs Türkleri'nin korunabilmesi için haklar vermektedir ki, bizce bunlar yeterli değildir. Tabiatıyla bizim ortadan kalkmamızı hepsi dua etmekte, beklemektedir.

İçimize de buna uygun bir muhalefeti, buna uygun bir şekle sokmuşlardır. Maddi ve manevi yardımları, müdahaleleriyle Rum tarafı, 'doğal müttefikimizdir Türk muhalifleri' demektedir. Doğal müttefik haline geldikten sonra siz artık durumu anlayın. Onun için kendi açılarından doğruyu söylemişlerdir.''

'GÖREVİM DEVLETİ KORUMAKTIR'

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halkın seçtiği kişi olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
''Görevim, Meclis'te yaptığım yemin gereğince devleti korumaktır. Devletin korunabilmesi için Türkiye'ye verilmiş olan hakların baki kalması, bunların sulandırılmaması gerekmektedir.

Ümit ederim ki, seçimlerden sonra Türk halkı, iradesini devletinden yana, Türkiye'nin haklarının, etkin garantörlüğünün devamından yana gösterecektir. Rumlar'a 'meşru hükümetsin' diyenler, Annan Planı'nı hazırlayanlar bir kez daha düşünecekler. Türkler'e yapmış oldukları haksızlığı görecekler ve bu haksızlığı ortadan kaldırmak için 2 devlet arasında ortaklık kurulmasına yardımcı olacaklar.''

HURRIYET 30/09/2003

Verheugen: Annan planı hala masada

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye-AB ilişkilerinin umut verici bir noktada olduğunu söyledi ve hükümetin siyasi reformlar konusundaki çabasını övdü.

Güldener Sonumut/Brüksel
NTV

30 Eylül 2003— NTV Brüksel muhabiri Güldener Sonumut’un sorularını yanıtlayan Verheugen Kıbrıs konusunda is,e Annan planının müzakerlerele temel teşkil etmesi gerektiğini söyledi.

Güldener Sonumut: Sayın Verheugen, ilk olarak, bugün itibarı ile Türkiye-AB ilişkilerinin vardığı noktayı kısaca değerlendirir misiniz?
Verheugen: Çok umut verici bir aşamadayız. Stratejilerimiz başarılı bir şekilde işlemekte. Geçen yıl Kopenhag’da güncellenen strateji ile, modern Türkiye, kuruluşundan bu yana en önemli, en ileri siyasi reform sürecini uygulamaya koydu. Şunu itiraf etmeliyim, mevcut hükümetin bu sürece bu denli bağlı olduğunu görmek bizi hayli etkiledi. Türkiye bizim için artık istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak. Çünkü mevcut hükümet, siyasi reformları, sadece üyelik müzakerelerine başlamak için bir yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk olarak değil, bunun ötesinde, kendisi için koyduğu bir amaç olarak görüyor.

Yani bu hükümetle önceki hükümetler arasında böyle bir fark mı görüyorsunuz?
Önceki koalisyon hükümetinin bazı ortakları, siyasi reformları kabul etmediler, bu süreci de gönülsüz desteklediler. Gerçi onlar için de AB yapılarıyla bütünleşmek önemliydi, ama reform fikrinden hiç hoşlanmadılar. Tabii koalisyonun bazı ortaklarından söz ediyorum, hepsinden değil.

DEHAP’la ilgili son karara ne diyorsunuz?
Bakan Gül, açıkça ifade etti; “Bu siyasi istikrarı bozmayacak bir karar” dedi. Ben, Meclis’te çoğunluğa sahip olan bu hükümetin siyasi ve ekonomik reformları sürdüreceğine inanıyorum.

5 Kasım’da yayımlanacak “İlerleme Raporu’nda” Türkiye’ye nasıl bir mesaj verecek Avrupa Birliği?
Bunu söylemek için çok erken. Daha raporun taslağını bile görmedik, ama tahminim, raporda, reform sürecine ilişkin pozitif değerlendirmeler yer alacağı ve hükümetin çabalarına, kaydedilen gelişmeye vurgu yapılacağı yönünde. Tabii ki, eksikler ve zaaflar da bildirilecek. Türk yetkililer, reformları uygulamada zorlu
klarla karşılaştıklarını söylemiş ve bu yönde daha fazla çaba harcayacaklarını zaten söylemişlerdi.

Son sorum Kıbrıs’la ilgili. Annan Planı sizce hala geçerli mi ve 14 Aralık seçimlerinden önce müzakereler yeniden başlayabilir mi?
Annan planı hala masada ve bizce bu plan, müzakerelere temel teşkil etmeli. Müzakereler her an yeniden başlayabilir. Türk tarafının yıl sonunda önce masaya dönmesini beklemek pek gerçekçi görünmeyebilir. Ama bence hala fırsat var ve bu fırsat, Kıbrıs’ın 2004 Mayıs ayında AB’ye b
irleşik bir ada olarak katılması için kesinlikle değerlendirilmelidir.

Denktaş: Amerika'nın iç işlerimize bu denli karışmasını kabul edemeyiz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türklerinin, ABD'den kendilerini kurtarması konusunda yardım istemediklerini belirterek, ''Şimdi onun bize ver de kurtul demeye hakkı yok'' dedi.

ABD'nin, Annan planının kendi çıkarlarına uygun olduğunu daha önce açıkladığını ifade eden Denktaş, ''Biz, Amerikan çıkarlarına zarar vermek istemeyiz ama çıkarlarımız uyuşmuyor'' dedi.

Türkiye'nin garantisini ortadan kaldıran bir planı kabul etmelerinin mümkün olamayacağını kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

''Biz Amerikalılardan bunca yıldır destek bekledik, ama Yunan lobisini memnun etmek için, Miloseviç'in yaptıklarını bize yapan Makaryos'u meşru hükümet olarak tanımayı tercih ettiler. Biz Amerikadan gel bizi kurtar diye yardım beklemedik. Şimdi onun bize ver de kurtul deme hakkı yoktur. Çünkü söyledikleri ver ve kurtuldur.''

Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs makamını 40 yıldır terör zoruyla işgal ettiğini kaydeden Denktaş, ABD'nin bunun bilinci içinde olduğunu ve gerçeği görmeye başlaması gerektiğini söyledi. Denktaş, ''Amerikanın iç işlerimize bu denli karışmasını kabul edemeyiz. Bize yardımcı olacaklarsa taraf tutmasınlar'' diye konuştu.

ZAMAN 30/09/2003

SKANDAL!

Kutlu Adalı cinayetine ilişkin polis açıklaması, yeni soru işaretlerini gündeme getiriyor...

Polis Genel Müdürlüğü açıklamasına göre göre gazeteci Kutlu Adalı cinayetinde adı sıkça geçen ülkücü mafya lideri Abdullah Çatlı “öldükten sonra da” Kuzey Kıbrıs’a giriş-çıkış yapmış! 3 Kasım 1996’da ünlü “Susurluk kazası”nda ölen Çatlı, KKTC Polis Genel Müdürlüğü’nün resmi açıklamasına göre 11 Temmuz 1997’de KKTC’ye giriş, 13 Temmuz 1997’de de çıkış yapmış!

3 Kasım 1996’da Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı, 1997’de kuzey Kıbrıs’a giriş çıkış yapamayacağına göre, ya kazada ölmemiş ya da Abdullah Çatlı’nın kimliğiyle adaya giriş çıkış yapan başkaları bulunuyor!...

Türkiye’de yayımlanan haftalık haber dergisi AKTÜEL’in 24-30 Eylül 2003 tarihli sayısında “Kıbrıs’taki susurluk” başlığıyla ve Ferruh Yazıcı imzasıyla yayımlanan geniş röportajın YENİDÜZEN gazetesinde iktibas edilmesi üzerine Polis Genel Müdürlüğü’nün 27 Eylül 2003 tarihinde TAK Ajansı aracılığıyla Kıbrıs Türk medyasına yaptığı açıklama, yeni soru işaretlerini de gündeme getirdi. AKTÜEL dergisinin “Cinayet günü Abdullah Çatlı Kıbrıs’taydı” sözlerini “yalanlayan” polis, YENİDÜZEN gazetesi yazarlarından gazeteci Kutlu Adalı’nın 6 Temmuz 1996’da evinin önünde “faili belli” bir cinayetle öldürülmesinde adı sıkça geçen ülkücü mafya lideri Abdullah Çatlı’nın öldükten sonra da “kuzey Kıbrıs’a giriş-çıkış yaptığını” beyan ediyor. 3 Kasım 1996’da ünlü “Susurluk kazası”nda ölen Çatlı, KKTC polis kayıtlarına göre, “öldükten sonra” da 11 Temmuz 1997’de KKTC’ye giriş, 13 Temmuz 1997’de de KKTC’den çıkış yapmış!

3 Kasım 1996’da Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı, 1997’de kuzey Kıbrıs’a giriş-çıkış yapamayacağına göre, ya kazada ölmemiş ya da Abdullah Çatlı’nın kimliğiyle adaya başkaları giriş çıkış yapmış...

POLİS AÇIKLAMASI NE DİYORDU

Polis Genel Müdürlüğü’nün 27 Eylül 2003 tarihinde TAK Ajansı aracılığıyla yaptığı ve Kıbrıs Türk basınında 28 Eylül 2003 günü yayımlanan açıklamasında şöyle deniliyordu:

“Polis Genel Müdürlüğü gazeteci Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde Abdullah Çatlı veya takma olarak kullandığı Mehmet Özbay adında birinin KKTC’de bulunmadığını açıkladı.

Polis Genel Müdürlüğü’nden yapılan basın açıklamasında, Türkiye’de yayınlanan 24-30 Eylül 2003 haftalık Aktüel dergisinde “Kıbrıs’ta Susurluk” başlığı ile verilen haberde “Cinayet Günü Çatlı Kıbrıstaydı” iddialarının yer aldığı ve Kutlu Adalı’yı öldürenin Abdullah Çatlı olduğunun vurgulandığına dikkat çekilerek, şöyle denildi:

“Bu hususta hazırlanan dosyada yapılan incelemede, Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde Abdullah Çatlı veya takma olarak kullandığı iddia edilen Mehmet Özbay adında birinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bulunmadığı tespit edilmiştir.

Muhaceret kaynaklarından yapılan incelemede ise, Abdullah Çatlı’nın KKTC’ye 11 Temmuz 1997 tarihinde giriş, 13 Temmuz 1997 tarihinde çıkış yaptığı, Mehmet Özbay isimli şahsın, 26 Nisan 1996 tarihinde giriş, 1 Mayıs 1996 tarihinde çıkış yaptığı; Yavuz Alat isimli şahsın, 21 Ekim 1997 tarihinde giriş-28 Ekim 1997 tarihinde çıkış yaptığı tespit edilmiştir.

Adı geçen kişilerin cinayet döneminde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine giriş çıkışlarının görülmemekte olduğu kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.”

GONCA US’LA TATİLİ KAYITLARA DAHİL EDİLMEDİ

Polisin açıklamasında, Abdullah Çatlı’nın sevgilisi Gonca Us’la, Kutlu Adalı cinayeti işlendiği sırada Kıbrıs’ta tatilde olduğu belirtilmemiş. “Gladio’nun Türk Tetikçisi: REİS” başlıklı “ÖTEKİ YAYINEVİ” tarafından yayımlanan Ekim 1997’de basılmış Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul’un kitabında ise bu konuda şöyle deniliyor:

“...Mağusa yolu üzerindeki 1520 yıllık St. Barnabas Kilisesi 14 Mart 1996 gecesi kimliği bilinmeyen bir grup tarafından soyuldu. Soyguna katılanların KKTC’nin istihbarat örgütü Sivil Savunma Teşkilatı’ndan olduğu söyleniyordu. ‘Kıbrıs’ın MİT’i’ ile Abdullah Çatlı’nın yakın ilişkisi olduğu da iddia ediliyordu. Bu olayı araştıran ‘Kıbrıs’ın Uğur Mumcusu’ lakaplı gazeteci Kutlu Adalı 6 Temmuz 1996 akşamı Lefkoşa’da evinin kapısının önünde vurularak öldürüldü. Cinayeti, TİT (Türk İntikam Tugayı) üstlendi ve cinayet ‘Faili meçhul’ olarak kaldı. Ama Adalı’yı vuran kurşunların Uzi marka bir silahtan çıktığı kesinleşti. Kıbrıs polisinin kayıtlarına göre Abdullah Çatlı ailesiyle yaptığı tatilden iki ay sonra “yavru vatana” bu kez de Gonca Us ile gelmişti. 5 Temmuz tarihinde giriş yapan Çatlı sekiz gün kaldıktan sonra Kıbrıs’tan ayrılmıştı. Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü tarihte Kıbrıs’ta bulunan Abdullah çatlı’nın cinayetle bir ilgisi var mıydı? Hiçbir delil yoktu..."

AKTÜEL’E HERHANGİ BİR AÇIKLAMA GÖNDERİLMEDİ!

Öte yandan ne Polis Genel Müdürlüğü, ne de AKTÜEL dergisindeki yazıda adı geçen emekli polis Altay Sayıl’ın AKTÜEL dergisine herhangi bir açıklama göndermediği öğrenildi. Yazıyı iktibas eden YENİDÜZEN ve AFRİKA’ya açıklama göndererek “yasal yollara başvuracağını” bildiren Sayıl’ın aynı açıklamayı esas yazının kaynağı olan AKTÜEL’e göndermediği öğrenildi.

YENIDUZEN 30/09/2003

Gizli pazarlıklar yapılıyor!

Kapalı kapılar ardında

FİLELEFTHEROS “Türkiye Kendine Göre Değişiklik Talep Etti –Ankara ABD’yi Yardıma Çağırdı Ancak Şimdi Karşılık Bulmadığı Görülüyor –Amerikalılar Askersizleştirmeden De Söz Ediyor” başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Ankara’nın son zamanlarda, Kıbrıs konusunda görüşmeler yapıldığını da Annan planında yapılması muhtemel değişiklikler için ABD’den yardım talebinde bulunduğunu iddia etti, şunları yazdı:

“Amerikalı yetkililer Brüksel’de son ABD-AB görüşmelerinde Avrupalı muadillerini bilgilendirirken Türk hükümetiyle yapılan son görüşmelere de değindi ve Türk yetkililerin, Kıbrıs sorununa ilişkin bir dizi temel konuda Ankara’nın hassasiyetlerinin dikkate alınmasını talep ettiklerini söylediler.

Türk tarafının Amerikalılara bahsettiği konulara değinilmiyor. Bunlar ise dolaylı ancak net şekilde ABD-AB troikası arasında yapılan görüşmelerden anlaşılıyor. Amerikalıların Brüksel toplantısında Kıbrıs Türk tarafının diyalog masasına dönmesi ve Ankara’nın da 1 Mayıs 2004’ten önce bir çözüm bulunması için çözüm çabalarına daha fazla dahil olması gerektiğini Türk yetkililere vurguladığı söyleniyor.

Amerikalıların Avrupalıları bilgilendirmesine göre Türklerin güvenlik konusunda belirttiği endişelere rağmen ABD, Kıbrıs’ın sonuçta askerden arındırılabileceğini savundu.

Amerikalılara göre, Türk yetkililerle görüşmelerinde sözde dikenli konular da gündeme geldi.

Somut olarak yeniden yerleşme ve konunun ekonomik boyutu (tazminat, konut inşası, konutların tamiratı) konusunda ABD’nin uluslararası bağış kuruluşları tarafından katkı olacağı yönünde Türkleri rahatlattığı söyleniyor. Amerikalılar, toprak ayarlaması çerçevesinde yer değiştireceklerin sayısının Türklerce yüksek gösterildiği değerlendirmesinde de bulundular.”

YENIDUZEN 30/09/2003

Edelman: ''Denktaş bloke etmesin''

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı eleştirerek, “Kıbrıs’taki ilerlemeyi bloke etmemeli” diye konuştu

Altıncı Uluslararası Savunma Sanayi Havacılık ve Denizcilik Fuarı İDEF 2003 çerçevesinde düzenlenen sempozyumuna katılan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Kıbrıs sorunu konusunda, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sert bir mesaj gönderdi. Edelman, “Denktaş ilerlemeyi bloke etmemeli” diye konuştu. Büyükelçi, Kıbrıs için zamanın daraldığı uyarısında da bulundu.

“TÜRKİYE, ABD’NİN GÜÇLÜ PARTNERİ”
Eric Edelman, PKK/KADEK’le mücadelede ülkesinin Türkiye’nin en güçlü partneri olmaya devam edeceğini söyledi. K. Irak’ın, PKK/KADEK’ten temizlenmesi konusunda, ülkesiyle Türkiye’nin aynı doğrultuda olduklarını vurgulayan Edelman, kimsenin bundan şühe duymaması gerektiğini kaydetti. Büyükelçi, ABD’nin Irak’ın, toprak bütünlüğünün korunmasında kararlı olduğunu da belirtti.
Büyükelçi Edelman, ABD’nin Ermenistan’la komşularının ilişkilerinin gelişmesi için çalışmaya devam edeceğini ifade etti. Edelman, bu ç
erçevede, Türkiye’nin Ermenistan’la arasındaki sınırı açması, Ermenistan’ın ise, Türkiye’nin sınırlarını tanıması gerektiğini vurguladı

YENIDUZEN 30/09/2003

''CTP-BİRLEŞİK GÜÇLER'' DEKLARASYONU

YENİ BİR KIBRIS İÇİN

Kıbrıs Türk toplumunun ezici bir çoğunlukla karar verdiği şekilde, Avrupa Birliği mensubu yeni bir Kıbrıs kurmak için birleşiyoruz. Halkın referandum hakkını gasp ederek, yeni bir Kıbrıs’a giden yolu tıkayan statükocuları, Aralık 2003 seçimlerinde demokratik yöntemlerle siyasetten sileceğiz. Bu tarihi görevi, gerçek halk iradesini KKTC Meclisi’ne yansıtarak, “CTP-Birleşik Güçler”in tek başına ezici bir çoğunluk elde etmesini sağlayarak başaracağız.

Statükonun bitişi ile, kendi saltanat dönemlerinin sona ereceğini anlayan ve bundan korkan statükocuların (Denktaş ve UBP-DP yönetiminin), çözümsüzlüğü sürdürmek yönünde göstermekte oldukları nafile çabaları boşa çıkararak; halkımızın Avrupa Birliği’ndeki eşit ortaklığını, hatta toplumsal varlığını tehlikeye atmalarına izin vermeyeceğiz. Bir avuç statükocu dışında ayrımsız tüm KKTC yurttaşları, daha önce hangi partiye oy vermiş olursa olsun “CTP-Birleşik Güçler”in kendi öz insanıdır. Toplumumuzu dünya toplumları dışına, yalnızlığa, ekonomik sefalete ve dolayısı ile yoksulluk ve yok oluşa sürükleyen ve bu rotalarında ısrar eden statükocuları tam bir hezimete uğratmak için, ayni hedefi gözeten herkesle el ele ve omuz omuza, aşağıdaki şu ana amaçları gerçekleştireceğiz:

1- Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin, Kıbrıs Rum Kurucu Devleti ile eşit statü ve yetkide olacağı bir ortaklık devletine dayanan “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” çatısı altında Avrupalı olacağız.

2- Halkımızın kendini özgürce ifade edeceği ve ekonomik refahı paylaşacağı “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nde güvenlik gereksinimlerimize önem verecek ve Türkiye’nin garantörlüğünün devamını sağlayacağız.

3- Mayıs 2004’e dek yukarıdaki ilkelerle bir çözüme ulaşarak, Kıbrıs Türk tarafının da Avrupa Birliği’ne eşitlik ve ortaklık zemininde katılımını sağlayacağız.

Amaçlarımızı gerçekleştirmek için “CTP-Birleşik Güçler” olarak izleyeceğimiz yöntem ve uygulayacağımız program ise şöyledir:

1- Kıbrıs sorununun Annan Planı zemininde müzakere edilerek çözümünü ve Kıbrıs Türk Toplumunun Avrupa Birliği’ne hazırlanmasını esas alan bir hükümet kuracağız.

2- BM gözetimindeki görüşmelere hemen başlayacak siyasi iradeye ve donanıma sahip yeni bir görüşme heyeti belirleyeceğiz. Görüşme sürecini, Meclis ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla halkı bilgilendirerek yürüteceğiz.

3- Yeni bir Kıbrıs’ın kurulmasında ve Avrupa’ya üyelik sürecinde Türkiye ile istişare halinde ve birlikte Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını savunulurken, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve çıkarları da gözetilecektir.

4- BM ile AB’nin yanısıra, Annan Planı’na dayalı bir çözümün tarafları olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında karşılıklı yarara dayalı olarak gelişecek ilişkiler kurulması için diplomatik girişimler yapacağız. Kıbrıs sorununun çözümlenme ve AB’ye giriş sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’nin de Avrupa Birliği yolunda ilerlemesine katkıda bulunmakta olduğumuzun bilincindeyiz.

5- “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin diğer tarafı olan Kıbrıs Rum Toplumuyla, onların siyasal oluşumları ve diğer toplumsal, ekonomik, kültürel kurumlarıyla, her iki toplumun eşitliği temelinde, çözüme yardımcı olacak ve barışı kökleştirecek bir işbirliği ortamı geliştireceğiz.

6- Toplumumuzun siyasal ve ekonomik yapısını Kopenhagen ve Maastricht kriterlerine uyarlamaya ve AB ile tam uyumu sağlamaya dönük bir program uygulayacağız. “CTP-Birleşik Güçler”in şimdiden çalışmaya başlayan “Yeni bir Kıbrıs için Kurucu Komiteler”ini toplumun değişik kesimlerine açacağız.

7- Avrupalı değer ve ilkeleri gözeten bir Hükümet Programı uygulayacağız. Hukukun üstünlüğüne dayalı, hesap verilebilen, şeffaf ve demokratik bir ortamı teşvik ederken, kamu kaynaklarının partizanca savurganlığını engelleyeceğiz. Kaynakları, ekonomik gelişme, kobilerin desteklenmesi, sağlık, eğitim, çalışma yaşamı, sosyal güvenlik ve çevreye dönük yatırımlar için kullanacağız. Avrupa Birliği’nin serbest rekabete dayalı piyasa ekonomisi temelindeki ekonomik ilişkilerinin bilincinde olarak, toplum ekonomisinin hem dış rekabete kabiliyetli ve açık olması, hem de iç dinamiklere dayandırılması ve ekonomik üretkenlik ile verimliliğin artırılması için gereken yapılırken, ayni zamanda Avrupa Sosyal Sözleşmesi’ni de imzalayarak çalışma dünyasında sosyal adalete dönük bir refahı sağlayacağız. Avrupalı bir yaklaşımla, devleti, yapısındaki hantallıktan ve aşırı merkeziyetçilikten kurtaracak ve teknik devlet özelliğinde yapılandırarak Yerel Yönetim’lerin etkinliğini artıracağız.

8- “CTP-Birleşik Güçler’in öncelikli icraatlarından biri de, Annan Planı zemininde ulaşılacak çözümde, özellikle nüfus, vatandaşlık ve mal-mülk konularında tüm KKTC yurttaşlarının sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik haklarını korumak olacaktır. Ayrıca uygulamalarda, özellikle yer değiştirme zorunda kalacak insanlarımızın mağdur olmayacağı düzenlemelere, Uluslararası Hukuk ilkeleri bağlamında Kıbrıslı Türklerin mülkiyet rejiminin güvence altına alınmasına özen gösterilecek ve yurttaşların herhangi bir mağduriyete düşmemeleri için gerekli önlemler alınacaktır.

Yukarıdaki amaçlarla, “CTP- Birleşik Güçler”i oluşturan Cumhuriyetçi Türk Partisi ile sendikalar, birlikler, odalar, dernekler ve diğer sivil toplum örgütleri; ayrıca bağımsız aydınlar ve toplumun öncü siyasi temsilcileri olarak hiçbir kişisel ya da zümresel çıkar gözetmeden biraraya geldik. Parti çıkarlarına, siyasi çekişmelere kapılmaksızın, bu kritik dönemde, ayrımsız tüm KKTC yurttaşlarının gönül rahatlığıyla oy verebileceği bir birliktelik oluşturduk. Sağ-sol cepheleşmeye değil, tüm toplumla birleşmeye yönelen “CTP-Birleşik Güçler”, halkımızı Avrupa Birliği’ne taşıyabilecek yegane güçtür.

“CTP- Birleşik Güçler”, halkımızı iktidar yapmak ve yeni bir Kıbrıs kurmak için seçim sürecinde oluşturacağı birlik ve bütünlüğü seçim sonrasında da yürütecektir. Seçimlerle ortaya çıkacak Meclis Gurup’umuz, parti ve grup kararları doğrultusunda tam bir dayanışma ve disiplin içerisinde hareket ederek çözümü ve Avrupalı yeni Kıbrıs’ın kuruluşunu gerçekleştirmek için üzerine düşen her görevi yerine getirecektir.

CTP - Birleşik Güçler

“Yeni bir Kıbrıs projesi”

Siyasi, Ekonomik ve Toplumsal Yeniden Yapılanma

ve Avrupa Birliğine uyum

Çözüm ve Avrupa Birliği hedefimiz doğrultusunda halkın vereceği icra görevi ile hayata geçireceğimiz siyasi, ekonomik ve toplumsal yeniden yapılanma ve Avrupa Birliği muktesebatına uyum perspektifi içerisinde gerekli hazırlık ve adımları bilimsel bir sistematikle ortaya koymak üzere bir çalışma programlanmıştır.

Bu amaçla bir Genel Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Genel Koordinasyon Kurulu’nda değerlendirilip sonuçlandırılmak üzere de Avrupa Birliği muktesebatındaki dağılımı da dikkate alarak Komisyonlar oluşturulmuş ve çalışmalar başlatılmıştır.

Genel Koordinasyon Kurulu, belirlediği kapsam ve sistematik çerçevesinde başlattığı çalışmaları, komisyonlarda hazırlanacak uzman raporları ile nihai komisyon raporlarını da değerlendirerek sonuçlandıracaktır.

Her komisyonda görev alan uzmanlar, konuyla ilgili kendi raporlarını sunma yanında, komisyona sunulan tüm raporların tartışılarak müşterek bir komisyon raporunun hazırlanmasına katkıda bulunacaklardır. Komisyonlar, bir koordinatör ve bir raportörü kendi arasında seçerek çalışmalarını başlatmıştır.

CTP - Birleşik Güçler, Yeni Bir Kıbrıs için Siyasi, Ekonomik ve Toplumsal Yeniden Yapılanma ve Avrupa Birliği’ne Uyum Projesi, Genel Koordinasyon Kurulu ve toplam 17 komisyondan oluşmaktadır. Bu komisyonlarda toplam 152 uzman ve akademisyen görev yapmaktadır.

KOMİSYONLAR

Genel Koordinasyon Kurulu

1- Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık Komisyonu

2- Ekonomi ve Maliye Komisyonu

3- Eğitim Komisyonu

4- Kültür Komisyonu

5- Çalışma Yaşamı Komisyonu

6- Bayındırlık ve Ulaşım Komisyonu

7- Enerji Komisyonu

8- Çevre Komisyonu

9- Sağlık Komisyonu

10- İletişim Komisyonu

11- Hukuk Komisyonu

12- Dış İlişkiler ve Güvenlik Komisyonu

13- Turizm Komisyonu

14- Gençlik ve Spor Komisyonu

15- Tüketici Hakları Komisyonu

16- Kamu Yönetimi Komisyonu

17- Yerel Yönetimler Komisyonu

YENIDUZEN 30/09/2003

Genişlemeden önce Kıbrıs’ı çözün

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel’de, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen’la bir araya geldi

Günter Verheugen görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada, Türkiye’nin genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini söyledi. Verheugen, Yargıtay’ın DEHAP kararıyla ilgili olarak da, “Umarız Türkiye’deki siyasi istikrarı bozmaz” yorumunu yaptı. Gül ise, kararın seçim sonuçlarını değiştirmeyeceğini, seçim olsa da kendilerini etkilemeyeceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve AB’nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen Brüksel’de bir araya geldi. Gül ve Verheugen görüşmeden sonra ortak bir basın toplantısı düzenlediler. Görüşmede Hükümet’in gerekleştirdiği uyum yasalarının ve 5 Kasım’da açıklanacak “ilerleme raporunun” yanısıra Kıbrıs konusu da görüşüldü.
Günter Verheugen, “Önümüzde Kıbrıs için Annan planına bağlı olarak bir çözüm fırsatı var”dedi. Kıbrıs sorununa genişlem
e sürecinden önce bir çözüm bulunması gerektiğini vurgulayan Verheugen, Türkiye’nin de önümüzdeki yıl bu konuda çaba göstermesi gerektiğini söyledi. Verheugen, “Genişleme sürecinde böyle bir sorun olmaması gerekiyor. Türkiye’nin genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekiyor” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül ise, Kopenhag zirvesinde alınan kararlar doğrultusunda reformların devam ettiğini söyledi ve Türkiye’nin 2004 yılında müzakerelerin başlaması için hazır olduğunu belirtti.
‘UMARI
Z SİYASİ İSTİKRARI BOZMAZ’
Yargıtay’ın DEHAP kararı konusunda ise, Verheugen, “Umarız bu karar Türkiye’deki siyasi istikrarı bozmaz” yorumunu yaptı. Dışişleri Bakanı Gül ise, DEHAP’ın oyları var. Gerçek oylar bunlar. Seçim olsa da bizi etkilemez. Meclis’te
daha çok sandalye alabiliriz” şeklinde konuştu.
VERHEUGEN, PAPANDREU İLE DE GÖRÜŞTÜ

Yunanistan Dışişleri Bakanı George Papandreu AB Komiseri Günter Verheugen ile görüştü.ABHaber’in aldığı bilgiye göre toplantının ana gündemini Kıbrıs ile Türkiye-AB ilişkileri oluşturdu.
Papandreu’nun toplantıda , Kıbrıs Rum kesiminin AB üyeliği süreci ile Türkiye-KKTC Gümrük Birliği çerçeve antlaşması, KKTC’de aralık ayında yapılacak seçimleri gündeme getirdiği ayrıca AB Komisyonunun üzerinde çalıştığı Türkiye raporu ile
ilgili bilgi aldığı öğrenildi.
Günter Verheugen ise Yunan Dışişleri Bakanı ile görüşmesinde şunları kaydetti:
‘’Türkiye AB sürecinde önemli reformlar yaptı. Ancak söz konusu reformlar henüz sonuçlanma aşamasında değil.Şimdi sıra uygulamada bunlara bakacağız. Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB’ye girmesini arzuluyoruz.Kuzey Kıbrıs’ta aralık ayında yapılacak seçimleri yakından takip edeğiz.’’

HALKIN SESI 30/09/2003

Kıbrıs sorununu halletmeyen Rumlar’dır

İngilizlerin, Rumların öncüsü olduğunu ifade eden Denktaş, bütün Kıbrıs’ı AB’ye götürmeyi hedefleyenlerin amaçlarının Türk askerinin tümünün adadan çıkması olduğunu söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ın, uluslararası antlaşmalara göre, Türkiye’nin üye olmadığı bir kuruluşa giremeyeceğini söyledi.

Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu’nu makamında ziyaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, burada yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ın tarihi gelişimi hakkında bilgi vererek, 1960 yılında imzalanan antlaşmayı anımsattı.

Kıbrıs’ın, Türkiye’nin üye olmadığı bir kuruluşa giremeyeceğini ifade eden Denktaş, “Uluslararası antlaşmalar buna amildir. Ama İngilizler, ne der: (1960 antlaşmasında üsler bana bırakılmıştır...) Üsleri korumak İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin görevleri arasındadır. Kurulan ortaklığı korumak da aynı garantörlerin yetkisi altındır. Ama İngiliz, (Ben bu antlaşmayı sizin okuduğunuz gibi okumuyorum) diyor. Türkiye’nin haklarına gelince antlaşmayı okumaz” diye konuştu.

“İNGİLİZLER RUMLARIN ÖNCÜSÜDÜR”

İngilizlerin, Rumların öncüsü olduğunu ifade eden Denktaş, bütün Kıbrıs’ı AB’ye götürmeyi hedefleyenlerin amaçlarının Türk askerinin tümünün adadan çıkması olduğunu söyledi.

Ortaya çıkacak bu durumda, adadaki üslerden İngiliz ve ABD’lilerin istifade edeceklerini anlatan Denktaş, şöyle devam etti:

"AB de bundan istifade edecek. AB’nin katılımıyla, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin de asker vereceği bir teşkilat haline getirilecek olan Kıbrıs’ta, (Türk askerinin işi ne?, Türkiye’nin hakkı ne?) diyecekler. Bunu oraya götürüyorlar. Bunu kimsenin gördüğü yok.”

"HALLETMEYEN RUM TARAFIDIR"

Rum tarafının, kendilerini, bütün Kıbrıs’ın meşru hükümetiymiş gibi gördüklerini dile getiren Denktaş, “Bir an önce halledin diyorlar. Halletmeyen taraf biz değiliz. Halletmeyen taraf, (bütün Kıbrıs’ın meşru hükümetiyim) diyen Rum tarafıdır. Onlar niçin direniyorlar? İngiliz, ABD ve diğer ülkeler kendilerine (sen bütün Kıbrıs’ın meşru hükümetisin) demişler. Şimdi bunu cebine atmış. Adam çıkarıp bize bir şey verir mi? Ama biz diyoruz ki, senin kadar biz de devletiz, senin kadar biz de hükümetiz. Eğer sözleşmek istiyorsan, bu gerçekleri kabul et...”

“ANNAN PLANI İNTİHARDIR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Planı’yla ilgili olarak, “Bir İngiliz hukukçunun da söylediği gibi ‘Türkler tarafından kabul edildiği taktirde bir intihar meselesidir...’ Hakikaten bir intihar olur bizim için. Onun için direnmek, diretmek lazım. Pazarlığı sürdürmek lazım” dedi.

Denktaş, Rum kesimi eski lideri Klerides’in, “4 Müslüman devlet KKTC’yi tanıyacaktı, biz baskı yaptık ve önledik” sözlerinin hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:

“Her İslam ülkesindeki toplantıya geliyorlar, muazzam kulis yapıyorlar. İslam ülkeleriyle büyük iş ilişkileri kurmuşlar bu maksatla ve engellemeye çalışıyorlar. Dostluk değil tabii bu. Bizim Türk-Müslüman halk olarak İslam Konferansı’nda yerimizi almamız bir haktır. Bu hakkı önlemek suretiyle dostluk değil, düşmanlık gösteriyorlar, buna devam ediyorlar.”

Denktaş, Klerides’in, “Annan planı hazırlanırken, bunun neler içereceği konusunda bilgilere sahip olduk, bizimle görüştüler ve aleyhimize olan kısımları önleyici tedbirler alma fırsatını bulduk” şeklindeki beyanını da hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Bu bizim eskiden beri söylediğimizdir. De Soto, Rumların Başsavcısı Markidis’le tam bir işbirliği içerisinde hareket etmiştir. Ben Klerides’le bu planın felsefesi, vizyonu üzerinde konuşmak istediğimde, tabiatıyla bunu konuşsak ve haklı, adaletli bir netice çıksa biz kazanacağız. Klerides buna karşı çıkar çıkmaz De Soto da karşı çıktı. Dolayısıyla bütün dünyayla savaştık. Annan Planı bir İngiliz hukukçunun da söylediği gibi ‘Türkler tarafından kabul edildiği taktirde bir intihar meselesidir’. Ne gibi intihar... Egemenliğimiz, devletimiz ortadan gider, eşitliğimiz zaten çok yarım yamalak bir şeydir. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hakları gider”

HALKIN SESI 30/09/2003

Rumlar, Türkiye'yi veto edebilir

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerine ilişkin karar alınması beklenilen Aralık 2004 zirvesinde Rum yönetiminin veto hakkına sahip olacağını hatırlatarak, Rum tarafının bu gücünü uygulamaya geçirmesinin mümkün olduğunu söyledi.

CNN-Türk'teki Manşet programına konuk olan Verheugen, Ada'daki ikitarafa BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı üzerinden müzakerelere yeniden başlanması çağrısında bulundu. Verheugen, Rum kesiminin AB'ye katılım tarihi olan Mayıs 2004'ten önce soruna bir çözüm bulunamaması durumunda, ek bazı sorunların ortaya çıkacağını belirtti. Verheugen, Rum tarafının 2004 yılının Aralık ayında veto gücüne sahip olup olmayacağının sorulması üzerine de, şöyle konuştu:

‘‘Evet, tam olarak böyle. Elbette kullanabilirler, sadece teorik açıdan değil bunu uygulamaya da geçirebilirler. 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tam üye olacak ve diğer üye
lerle aynı hak ve yükümlülükler geçerli olacak. Avrupa hukuku Ada'nın kuzeyinde askıya alınmış denecekve bu gerçekten de çok endişe verici bir durum olur. Çünkü Kıbrıs Rum hükümetinin veto hakkı olacak. Türkiye'nin müzakerelerini engelleme hakkı olacak.’’
HURRIYET 02/10/2003

Verheugen: Ankara Kıbrıs'ta işgalci olacak

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen, Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini Kıbrıs'ta çözüme bağladı

ANKARA Milliyet 02/10/2003


Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerine ilişkin karar alınması beklenen Aralık 2004 zirvesinde Rum Yönetimi'nin veto hakkını uygulamaya geçirmesinin mümkün olduğunu söyledi.
CNN Türk'te M. Ali Birand'ın Manşet progra
mına konuk olan Verheugen, Kıbrıs'ta iki tarafa Annan Planı üzerinden müzakerelere yeniden başlama çağrısında bulundu. Rum Kesimi'nin AB'ye katılım tarihi olan Mayıs 2004'ten önce soruna çözüm bulunamaması durumunda ek bazı sorunların ortaya çıkacağını belirten Verheugen, şöyle konuştu:
"Eğer Ada'da durum değişmezse o zaman şu kararı vermek gerekecek: Acaba Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için bir tarih verilebilecek mi? Bu, kuşkusuz bir engel olacak. Yasal açıdan baktığımız zaman Türk birliklerinin Ada'
nın kuzeyindeki mevcudiyeti zaten uluslararası hukuka aykırı."
Rum tarafının Aralık 2004'te veto gücüne sahip olup olmayacağı ve bu gücü kullanıp kullanamayacağı sorusu üzerine Verheugen, şöyle konuştu:
"Evet, tam olarak böyle. Elbette kullanabilirler, sad
ece teorik açıdan değil, bunu uygulamaya da geçirebilirler. 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tam üye olacak, 'Avrupa hukuku Ada'nın kuzeyinde askıya alınmış denecek' ve bu gerçekten çok endişe verici bir durum olur. Çünkü Kıbrıs Rum hükümetinin veto hakkı, Türkiye'nin müzakerelerini engelleme hakkı olacak."
Verheugen, Rum tarafının üyeliğinden sonrasına değinirken, "Türk birliklerinin Ada'da bulunması, AB üyelerinden birisinin toprağının AB'ye aday ülkelerden biri tarafından işgali anlamına geliyor" dedi.

"Türkiye hedefe yaklaşıyor


BRÜKSEL- MEHMET ALI BIRAND – MILLIYET 02/10/2003

Gunther Verheugen, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri. Türkiye dosyasını uzun yıllardan beri yöneten ve 2004 Aralağı'nda tam üyelik müzekerelerinin başlayıp başlamaması yolundaki kararı en çok etkileyebilecek konumda bulunan bir isim...
Verheugen ile uzun yıllardır söyleşiler yaptım, özel görüşmelerim oldu. Şimdiye kadar hiçbir zaman böylesine olumlu konuştuğunu görmedim. Daima "evet, tam üyelik hakkınız ancak..." diye b
aşlayan ve Türkiye'nin eksikliklerinin bir listesi şeklinde uzayan cümlelerini dinlemişimdir.
Son görüşmemde, kameralara açık bölümü olsun, yazılmamak üzere söyledikleri olsun, bambaşka bir Verheugen ile karşılaştım. Komiser, kelimelerini yuvarlayan ve her
kese çiçek dağıtıp şirin görünmeye çalışan bir yönetici değildir. İnandığını, zaman zaman diplomatik formatların dışına çıkarak anlatır.
Bu defa da aynısını yaptı...
Genel yaklaşımı son derece açık:
"Bugünden 2004 Aralığında çıkacak kararın ne olabileceğin
i kimse bilemez. Spekülasyon da yapılamaz. Ancak, Türkiye herkesi şaşırttı ve çok kimsenin beklemediği reformları gerçekleştirdi... Avrupa başkentlerinde artık Türkiye ile müzakerelerin başlaması tartışılıyor. Türkiye'yi reddetmek veya ertelemek giderek güçleşiyor..."
Verheugen'e göre, bundan önceki hükümetler uyum yasalarına hep yarım yaklaştılar. Asıl değişimi, AKP gerçekleştirdi. Her konuşmasında bu farkı vurguluyor ve ekliyor: Aman şimdi dikkat edin, koşunun geri kalan bölümünde nefesiniz tıkanmasın.
T
ürkiye bir atlete benzetiliyor.
Yarışın ilk etabının sonuna doğru hızlanan ve finiş çizgisine az kalan bir atlet gibi, "acaba kayar mı?" veya "acaba ayağı takılır mı?" diye izleniyor.

ANCAK, BİR DE KIBRIS ENGELİ VAR
Avrupa Birliğinde kiminle konuşursanız konuşun, hemen aynı yanıtı alıyorsunuz:
"Eğer Kıbrıs sorunu çözümlenmezse, herşey iyi gittiği bir sırada, Türkiye'yi istemeyenler harekete geçecekler ve gidişi durduracaklar..."
Kıbrıs bir Kopenhag kriteri değil.
Ancak, bir de siyasi gerçekler var. Kıbrıs
Rumları, istediklerini elde edemedikleri taktirde, Türkiye'ye karşı vetolarını kullanacaklar.
Peki, o zaman ne yapalım?
Rumlara her istediklerini verelim mi?
Hayır...
Rumlara reddedemeyecekleri bir teklifte bulunalım.
Örneğin, bazı bölümlerini değiştirip,
Annan planını kabul edelim. Annan planını reddetmenin ilerde Türk tarafına çok pahalıya mal olacağını görelim...
Verheugen, özel ve açık konuşmamız sırasında hep aynı nokta üstünde durdu... "Kıbrıs'ta hergün kartlarınızı kaybediyorsunuz. Mayıs 2004'te herş
eyi kaybedeceksiniz".
Bu arada Gündüz Aktan'ın son olarak ortaya attığı öneriyi sordum: "Annan planını imza edelim, ancak uygulamayı Türkiye'nin tam üyeliğine bırakalım..."
"Zarar edersiniz" dedi.
Türkiye'nin tam üye olması, AB çevrelerinde 2010-15 olarak
hesaplanıyor. O zamana dadar da, aday ülke Türkiye'nin tam üye Kıbrıs'ı işgal altında tuttuğu gibi bir durumla karşı karşıya kalınacağı hesaplanıyor.
Aslına bakacak olursanız, Türkiye'ye müzakere tarihi vermek isteyenler bu olasılığı fazla önemsemiyorlar.
Rum yönetiminin veto kullanamayacağını ileri sürüyorlar. Türkiye'nin AB'ye doğru yürüyüşünü engellemek isteyenler ise, Kıbrıs konusunu ön plana çıkarıyorlar.

SON KARARI ÜYE ÜLKELER VERECEK
Son kararı Komisyon vermeyecek.
Komisyon, hazırlayacağı raporla üye ülkelere bir sinyal verecek.
Gerisi, üye ülke hükümetlerinin kararına bağlı. Verheugen genel ortama bakıyor. Genel ortam şu sıralarda "Türkiye'ye hayır demenin güç olduğu" yönünde. Yarın, hava tam tersine dönebilir.
Gerisi , Türkiye'nin ne yapacağına bağ
lı.
Türkiye oyunu kurallarına göre oynarsa, 2004 Aralığında tam üyelik müzakereleri için tarih alabilir. Oyunu iyi oynayamaz ve bindiği dalı kendi eliyle keserse, o zaman söylenecek birşey kalmaz

AB yolu size açık

İlerleme Raporu'nda şu belirtilecek: Türkiye AB'nin bir üyesi olabilir, şayet siyasi kriterleri yerine getirirse. Ve Türkiye buna yaklaşıyor

02/10/2003 RADIKAL

Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen dün 'Manşet' programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı. Söyleşinin geniş özetini sunuyoruz.
Türkiye doğru yönde ilerliyor mu?
Helsinki stratejisinin geçen yıl Kopenhag'da güncelleştirilmesi son derece başarılı bir süreç oldu. Türkiye'nin siyasi ve ekonomik reform sürecini başlatmasına sebep oldu. Gerçekten de modern Türkiye tarihinde çok önemli reformlar bunlar ve hâlâ da yapılmakta. Yalnız şunu söylemek lazım. Son iki yıl içinde gerçekleştirilenler bir kenara atılamaz. Şimdiden
bir başarı olduğunu söylemek mümkün.
Dolayısıyla bunları takdir ettiğimizi söyleme
miz son derece önemli. Türkiye'de kaydedilen mesafe, kaydedilen ilerleme son derece etkileyici.
Biz hep iyi yorumlar duyuyoruz. Ama sonuçta hep bir 'ama' sözcüğü ortaya çıkıyor.
Evet doğru, haklısınız. Hiçbir şey, hiç kimse mükemmel değil. Her şey mükemmel olsaydı zaten bütün bu meseleleri tartışıyor olmazdık, buna ihtiyaç olmazdı. Çok önemli ilerlemeler var. Ve dediğim gibi takdir ediliyor. Türkiye bunları sürdürmek için teşvik ediliyor. Biz ama demeyelim ya da diyelim. Türk hükümeti şunu kabul etmeli. B
azı sorunlar var. Özellikle de reformların uygulanması konusunda.
Hep uygulama diyorsunuz. Peki bunu nasıl denetleyeceksiniz?
Şimdi Türk hükümeti biliyorsunuz bu denetim sürecini başlattı. Gözden geçiriliyor. Böyle bir denetleme mekanizması Türk hükümeti tarafından kuruldu. En üst düzeyde sayın Dışişleri Bakanı kendisi buna başkanlık ediyor. Bu görevi üstlenen komiteye başkanlık ediyor. Ve ben bunun son derece önemli bir çözüm olduğunu düşünüyorum. Yani Türkiye'nin bunu üstleniyor olması çok önemli. Tabii
bu bizim denetimimiz ve düzenli olarak hazırlanan raporlar da hazırlanmaya devam edilecek. Bundan sonraki rapor İlerleme Raporu beş hafta içinde hazırlanmış olacak. 5 Kasım'da.
Peki ne çıkacak bu rapordan? Ana hatlarıyla söyleyebilir misiniz?
Hayır. Çünkü tasarıyı taslak haliyle bile görmüş değilim. Ama şu kabul edilecek. Türkiye'de kat edilen mesafe, yapılan ilerleme kabul edilecek. Türkiye'ye bazı mevcut sorunların da üzerine gitmesi tavsiye edilecek. Ve daha önceki İlerleme Raporlarında ve komisyonun
aldığı kararlarda da bunlar belirtiliyor. Türkiye AB'nin bir üyesi olabilir, şayet Türkiye siyasi kriterleri yerine getirirse. Ve Türkiye buna yaklaşıyor. Hiç kuşku yok.
Peki acaba bazı eksik kalan noktalar var mı?
Tam olarak yerine getirilmesini istediği
niz.
Şimdi size üç örnek vereyim. Biz Türkçe dışında başka dillerde de yayın yapma meselesini gündeme getirdik. Bu belki kararlarda alınıyor olabilir ama uygulanmıyor. İnsanların Türkçe dışındaki dillerde eğitim alabilmesi konusunda da aynı şey geçerli. Burada da geniş olarak, yaygın olarak bir uygulama görünmüyor. Ve belki biraz daha ciddi bir konu. Türkiye'de işkence yasak, ancak çok endişe verici bazı raporlar geliyor bize bazı hapishanelerden. Bazı karakollarda bunun hâlâ sürdüğü belirtiliyor. Bana gö
re aslında uygulama sorunu hükümetin uygulamayı istememesinden kaynaklanmıyor. Buradaki sorun kamu idaresindeki bazı kesimler aslında çok da istekli değil, çok da hazırlıklı değil bu uygumaları gerçekleştirmek için.
Uygulama ilerlemeli çünkü artık saat il
erliyor.
Bir yıl var önümüzde bugünden itibaren, bir yıllık bir zaman kaldı. Çünkü 2004 yılının eylül ayının sonunda zaten son tasarı halinde rapor ortaya çıkacak. Kapsamlı bir şekilde Türkiye ile ilgili bu rapor taslak halinde en azından belirlenmiş olac
ak.
Neler Türkiye'nin işini kolaylaştırır, neler zorlaştırır?
Uygulama üzerine odaklanmak gerekiyor. Özellikle belirli alanlarda temel haklarla temel özgürlüklerle ilgili olarak. İfade özgürlüğü, dernek, vakıf kurulması özgürlüğü, dini özgürlük, işkenceye karşı mücadele, yolsuzluğa karşı mücadele bunlar da son derece önemli konular. Ama olumsuz açıdan baktığımız zaman yani nelerle mücadele etmemiz gerektiğini söyleyecek olursak bunları sıralarız. Olumlu yönden baktığımız da da biraz daha liberal bir uygul
ama olması gerekiyor bazı alanlarda. Türkiye'de özellikle bazı alanlarda içtihat alanlarında ben gerçekten çok endişeliyim. Özellikle de Leyla Zana davasıyla ilgili. Yeniden yargılanmayla ilgili.
Neden Zana? Çünkü parlamentoda hep aynı şeyi söylüyorlar. Za
na, Zana diye. Bir sembol mü oldu?
Tabii muhakkak. Ama sadece bir sembol değil. Çünkü kendisi bir parlamenter. Herkesin şunu anlaması gerekiyor. Diğer parlamenterler buna çok hassasiyetle yaklaşıyor. Bu sadece bir kişiyle ilgili değil, bir kurumla ilgili. Yani özgür olarak seçilmiş bir parlamenterle ilgili ve Avrupa'daki parlamenterlerin çoğu Leyla Zana'nın gözaltına alınması gerekçelerinin demokrasilerde var olmayan gerekçeler olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla yeniden yargılanma olduğu zaman çok adil ve ço
k açık bir yargılama olması gerekiyor ve Türkiye'ye de bu sorunu çözme fırsatı tanıyacak diye düşünüyorum. Ancak bugün yeniden yargılanma sürecine baktığımız zaman gerçekten çok endişe veriyor. Bu son derece önemli. Sembolik açıdan son derece önemli. Ben komisyon üyesi olduğum zaman o dönem Türkiye'nin başbakanıyla, dışişleri bakanıyla görüştüm. Dedim ki bu dava çok önemli. Buna dikkat edin çözmeye çalışın dedim. Ne yazık ki hâlâ çözülmüş değil. Çok üzülüyorum.
Şimdi tabii sürekli Kıbrıs gündeme geliyor. Acaba bir engelleyici unsur mu, bir engel mi? Çünkü Kopenhag Kriterleri içinde yer almıyor.
Mesele şu. Kıbrıs, Kopenhag Kriterleri içinde ele alınabilir mi, değerlendirilebilir mi buna bakmak lazım. Çünkü bir ülkenin uluslararası yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesi kriterlerin bir parçası. Bu tartışma konusu dahi değil...
İki yıl önce durum son derece açıktı. Herhangi bir katılım anlaşmasının gerçekleşmesi, onaylanması için Kıbrıs ile ilgili bir katılım olmadığı sürece bir sıkıntı doğacaktı. Bu, b
u kadar açıktı. Bazı üye devletlerse, üye ülkelerse açıkça şu fikri öne sürdü. Kıbrıs'ın siyasi bir çözüm olmaksızın üye olamayacağını söylediler. Bütün bunların da siyasi sonucu şu oldu. Genişleme sürecinin anahtar konumunda bulunan kişi belki de Denktaş'tı ve ben Denktaş ile ilk görüşmemde şunu söyledim: Avrupa'da, Orta Avrupa'da, Doğu Avrupa'da 75 milyon insana, özgürlük, egemenlik için mücadele eden bütün bu Çeklere ve diğer ülkelere beklemeleri gerektiğini söylüyoruz. Çünkü sizin Kıbrıs meselesine bir şekilde çözüm bulmanızı bekliyoruz, onların katılması için. Buna inanmadı. Ta ki çok geç bir noktaya gelinene kadar. Ancak durum şu anda çok açık. Biz hâlâ 1 Mayıs 2004'ten önce bir çözüm bulmaya çalışıyoruz ve bence hâlâ bu tercih edilen seçenek. Hâlâ bir fırsat penceresi olduğunu düşünüyorum. Annan Planı üzerinden hareket edilerek ve çok ciddi bir biçimde taraflara çağrıda bulunuyorum Kıbrıs'ta hazır olmaları için. Görüşmelerin, müzakerelerin yeniden başlaması için. Eğer 1 Mayıs'tan önce bir çözüm sağlanamazsa ve Kıbrıs'ın katılımı birleşmiş bir Kıbrıs'ın, adanın birleşmiş olarak katılımı sağlanamazsa o zaman gerçekten ek birtakım sorunlar çıkacaktır yılın ikinci yarısında. Gül buradayken de kendisine onu söyledim. Dedim ki zaten 2004'ün ikinci yarısında yeterince sorunumuz olacak. Bütün bunların üzerine Kıbrıs sorunu gelirse işler kolaylaşmaz. Dolayısıyla bu sorunu mümkün olduğunca çabuk bertaraf etmemiz gerekiyor ve eğer adada durum değişmezse o zaman şu kararı vermek gerekecek. Acaba Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için bir tarih verilebilecek mi? Bir engel olacak kuşkusuz bu.
Bir engel diyorsunuz. Ciddi bir engel mi?
Kesinlikle. Yasal açıdan Türk birliklerinin adanın kuzeyinde mevcudiyeti zaten uluslararası hukuka aykırı. Bunu unutmamamız gerekiyor.

Rumların veto gücü olacak mı Aralık 2004'te?
Evet. Kesinlikle.
Bunu kullanabilirler mi?
Elbette. 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tam üye olacak ve aynı haklar ve yükümlülükler geçerli olacak diğer üyelerle. Eğer bir çözüm olmazsa o zaman protokol uygulanmaya başlanacak. Bu protokolde Avrupa hukuku adanın kuzeyinde askıya alınmış denecek ve bu gerçekten de çok endişe verici bir durum olur. Çünkü Rum hükümetinin veto hakkı olacak. Türkiye'nin müzakerelerini engelleme hakkı olacak. Ben tabii böyle bir bekle
nti içinde değilim. Ama tabii buradaki cevap çok net bir biçimde evet ve bu benim her zaman çok ciddi argümanlarımdan biri olmuştur Kıbrıslı Türklerle yaptığım görüşmelerde. Katılım anlaşması gerçekleşmeden önce kuvvetlisiniz, bundan bir sonraki gün konumunuz çok zayıf olacak dedim.
Şu an zayıf mı?
Evet, elbette öyle. Zaten bu gördüğümüz, şahit olduğumuz şeydi. Denktaş'ın konumu çok daha güçlüydü biz Kıbrıs'la müzakereleri tamamlamadan önce.
Elindeki kartları kaybetti mi diyorsunuz?

Bence öyle. Gerçekten çok büyük bir hata yaptı ve bu hatanın kurbanları da Kıbrıslı Türkler. Kıbrıslı Türklerin ne istediği çok açık. Çözüm istiyorlar ve katılım gerçekleşmesini istiyorlar ve hâlâ bunun mümkün olduğunu düşünüyorlar. Bunu kolaylıkla yapabiliriz.
Denktaş egemenlik istiyor. Papadopulos da cumhuriyeti olduğu haliyle korumak istiyor.
Hayır, hayır.
O zaman sıfır noktasında mıyız?
Hayır bu açıdan görüşlerinizi paylaşamıyorum. Papadopulos müzakerelere başlanması konusunda çok açık davrandı. Annan Planı üzerinden ha
reket ederek.
Evet söylenen bu.
Evet, ama Denktaş işte bunu söylemiyor. Bu sorunu çözmenin tek yolu yeniden müzakerelere başlamak. BM'nin planı üzerinden hareket ederek. Bunun şu anda hemen yapılması gerekiyor.
Peki Annan Planı üzerinde ciddi müzakerele
r başlarsa o zaman saati durdurur musunuz?
Yapamayız. Katılım tarihi yani 1 Mayıs 2004 tarihi ertelenemez. Çünkü bu tarih anlaşmanın birçok ülke tarafından onaylanmış bir parçası. Ancak yapılabilecek şey şu. Şunu açıkça yapabileceğimizi söyleyebilirim. Müzakereler başlar başlamaz, bir çözüme gidilir gidilmez o zaman bütün ada dikkate alınır.
Şimdi pek çok kişi bugünlerde şunu söylüyor. Türk tarafını kastediyorum tabii. Annan Planı'nı üzerinde birtakım değişiklikler yapılarak imzalayalım. Bu haliyle Türkiye tam üye olana kadar bekletelim deniyor, bu işe yarar mı?
Buna inanmıyorum. Bunun siyasi anlamı şu oluyor, yani siyasi irademizi gösterelim ama uygulamayalım. İmzaladık ama bırakalım diyorsunuz. Durum mecvut haliyle korunsun Türkiye tam üye olana kadar diyorsunuz. Hayır bunun kabul edilecek olduğunu zannetmiyorum. Çünkü, ben karşı karşıya olduğumuz hukuki sorundan bahsettim. Yani siyasi soruna değinmiyorum dahi. Buradaki yasal sorun şu: Yasal mevzuata baktığımız zaman şunu anlıyoruz, bütün adanın AB üyes
i olması isteniyor ve Türk birliklerinin adanın kuzeyinde hâlâ var olması şu anlama geliyor. Yani bunu kibarca söylemeye çalışıyorum...
Kibarlığa gerek yok. İnsanlar duymak istiyor.
Çok net bir ifade kullanmak zorundayım.
Bu şu anlama geliyor. Uygulamada gerçekte bu adanın bir parçasının yani AB üyelerinden birinin bir aday ülke tarafından işgali anlamına gelir.
Bu durumda ne olur?
Buna gerçekten inanabiliyor musunuz? Bunun kabul edilebilecek ya da kamuoyuna açıklanabilecek bir durum olduğunu düşünüyor musunuz? Durum son derece açık. Burada stratejik açıdan bu konuyla baş etmenin sorunu çözmenin en iyi yolu Annan Planı'nı tartışmak. Tabii ki 1 Mayıs 2004'ten önce çözüm çok iyi olur. O zaman birleşmiş bir adayı bir üye ülke olarak kabul ederiz.
Bu da Tü
rkiye açısından da olumlu bir karar olur.
Gül özel konuşmalarında da açıkça hep şunu söylüyor: "Bir çözüm üzerinde anlaşma sağlayacağız. Ama sonuçta, AB 'Kusura bakmayın biz size tarih veremiyoruz müzakereler için'''' diyebilir. Benim de bir işarete ihtiyacım var."
Tabii bu da oyunun bir parçası. Yani televizyonda tartışamayacağım bir parçası.
Bir pazarlık mı?
Öyle görünüyor. Ama Şunu söylemek istiyorum. Kıbrıs'ı bir pazarlık unsuru olarak kullanmamak gerekiyor ama bu tabii ki Türk dostlarıma, Kıbrıslı Türklere kalmış bir karar. AB'den gönderilen mesaj ise şu, biz bu süreci desteklemeye hazırız. Sadece adanın kuzeyine çok ciddi hatırı sayılır bir yardım da sağlamayı düşünüyoruz. Çözüm sağlanır sağlanmaz.
Bu hafta adadan iki ziyaretçi geldi ve çok etkile
ndim. Lefkoşa'nın iki belediye başkanı Türk ve Rum belediye başkanları birlikte beni görmeye geldi.
Birlikte mi geldiler?
Evet birlikte geldiler ve ortak bir proje sundular. İki toplumlu bir proje sundular ve bana şunu sordular. AB buna mali destek verebilir mi dediler. Ben de derhal şu cevabı verdim. Evet bunu destekleyeceğimizi söyledim, gerçek bir çözüm olduğu takdirde. Ancak gerçek bir çözüm olmadan bunu yapamayız. Şunu söylemek durumunda kaldım. Proje belki adanın kuzeyinde oluşturulsa da herkes bu p
rojeden faydalanacak. Bu ziyaretin siyasi önemi çok farklıydı tabii. İnsanlar sadece bir arada yaşamak istemiyor. Birlikte yaşayabileceklerini göstermek istiyorlar ve 1963 değil, 2003 yılındayız. Dolayısıyla da tekrarlanmamalı geçmişteki hatalar.
Gül'e Türkiye-KTTC gümrük birliği anlaşmasıyla ilgili bir şikâyette bulundunuz mu?
Kısaca gözden geçirdik. Gül açıklıkla ortaya koydu ki bu sözde anlaşma şu an dondurulmuş durumda.
Bir hata mıydı sizce imzalanan anlaşma?
Beni şaşırtmıştı. Belki de bir yanlış anlaşılma oldu Türk tarafı açısından. Uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi belki gözden kaçtı. Neyse ki hükümet uluslararası yükümlülüklerin yerine getirileceğini söyledi. Yani mecvut gümrük birliği, AB ile geçerli.
Türkiye, Kıbrıs ile gümrük birliği anlaşması imzalayabilir mi veya bir başka ülkeyle? AB ile gümrük birliği anlaşmasına zarar vermeden?
Hayır böyle bir şey olamaz. Zaten mevcut bir anlaşma var. Dolayısıyla ortak üyeler mevcut anlaşmayı değiştiremez, olduğundan başka bir noktaya taşıyam
azlar.
Peki bardak nasıl görünüyor? Ne kadarı dolu?
Artık bardağın dibini göremiyorsunuz. Yani oldukça dolu belki. Çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini söylemek istiyorum ve ben şuna ikna oldum. Hükümet kararlı ve cesur. AB'deki karşılığı da bunun görülmesi olacak. Olumlu bir yansıması olacak. Bu bizim staratejimizi teyit etmemiz anlamına geliyor. Türkiye AB'nin bir üyesi olabilir mi, olamaz mı? Esas mesele bu. Buna ilke olarak evet diyoruz. Türkiye üye olabilir diyoruz ve burada bu ilkeyi tartışmıyoruz
. Şu an mevcut uygulamalara, pratik uygulamalara bakıyoruz.
Teorik açıdan ne zaman başlayabilir denetleme?
Bu önümüzdeki yılın sonunda alınacak karara bağlı. Olumlu karar alınırsa müzakereler ertesi gün başlayabilir.
Pek çok kişi şunu söylüyor. Biz bir köşeye sıkışmış gibi hissediyoruz. Türkiye'ye de artık hayır diyemiyoruz diyorlar. Acaba bu doğru mu?
Şimdi tabii siyasi bir baskı var. Birtakım siyasi değerlendirmeler var. Son derece önemli stratejik değerlendirmeler var. Kapsamı da geniş bunların. Ancak bu stratejik değerlendirmeler ilkelerin yerini alamaz ve komisyon da son derece kararlı. İlkelere saygı duymak gerekiyor ve ilkeler de son derece açık. Müzakere eden bir ülke, üyeliğini müzakere eden bir ülkenin siyasi kriterleri yerine getirmesi gerekiy
or.

AB Kıbrıs sorununun çözümünü istiyor

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tassos Papadopulos, Kıbrıs'ın AB’ye katılımıyla adanın siyasi sorunu, AB perspektifi, ve umudu olarak ,yaşayabilir ve işlevsel bir çözümü AB'nin arzusu, isteği ve amacı olarak gündeme getirdiğini açıkladı.

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının, iki kez gözden geçirilen BM barış planını, Kıbrıs sorununu çözme müzakerelerinde zemin olarak kabul ettiğini kesin bir biçimde ortaya koydu. Rum lider :" Ne planın içeriğini , felsefesini ve parametrelerini değiştirmeyi, ne de planın Kıbrıslı hemşerilerimize sağladığı hakları ve ayrıcalıkları ellerinden almayı amaçlıyoruz" dedi.
Papadopulos Kıbrıs'ın AB'ye katılımı konusunda "Kıbrıs sorununu AB perspektifine ve umuduna dönüştürdü " diyen Papadopulos , "
Kıbrıs sorunu şimdi bir AB konusu oldu. Ancak , bu nefret uyandıran bir yük değil ,referans konusu ve ilgi unsuruna dönüştü" dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerdiği barış planına da değinen Papadopulos :" Annan planını görüşmelere zemin olarak kab
ul ediyoruz. Ve müzakereler yoluyla ,şart ve on koşul ileri sürmeden,Annan planı üzerinde bazı iyileştirmeler yapmayı başaracağımızı ve böylece Kıbrıs sorununun çözümünü daha işlevsel ve bunun sonucu olarak daha yaşayabilir yapacağımızı umut ediyoruz" dedi.
Papadopulos: "Tüm iyileştirme telkinlerimiz Annan planı parametreleri ve felsefesi içinde olup süreçte yer alan insanlar, giderek artan sayıda ileri sürdüğümüz fikir ve argümanların doğruluğunu teslim etmeye başladılar" şeklinde konuştu.
Papadopulos :"
Kıbrıs'ın , ülkesiyle halkının yeniden birleşmesi,ayrılık hatlarının ortadan kaldırılması, Türk kuvvetleri ve Türkiyeli yerleşiklerin adadan ayrılması, temel insan hak ve özgürlüklerin yeniden tesis edilmesi ve devlet mekanizmasının pürüzsüz işlemesinin, işlevsel ve yaşayabilir bir çözümün unsurları olduğunu" belirtti.

YENIDUZEN 02/10/2003

''Kıbrıs için görüşmeleri başlattık''

CTP – Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dünya liderlerinden İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Kıbrıs’ı konuştu. Talat vurguladı:

· CTP – Birleşik Güçler Genel Başkanı Talat, Kıbrıs’ın garantörlerinden İngiltere’nin lideri Tony Blair ile yaptığı görüşmede, “Kıbrıslı Türklerin eşit ortak olarak Avrupa Birliği’nde yerini alması için İngiltere’den daha aktif rol almasını” istedi.

· “Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak için görüşmelere başladık” diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması için dünya liderleriyle görüşeceklerini ve Kıbrıs Türkünü aydınlık yarınlara taşıyacaklarını söyledi

· Talat ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avupa Bakanı Dennis Mc. Shane ve Savunma Bakanı Jeff Hoon ile de görüştü.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) – Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak için görüşmelere başladıklarını” söyledi. Talat, uluslarası bir resepsiyona katılmak için bulunduğu İngiltere’de dün dünya liderlerinden, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüştü.

Talat, Kıbrıs’ın garantörlerinden İngiltere’nin lideri Tony Blair ile yaptığı görüşmede, “Kıbrıslı Türklerin eşit ortak olarak Avrupa Birliği’nde yerini alması için İngiltere’den daha aktif rol almasını” istedi.

Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması için dünya liderleriyle görüşeceklerini ve Kıbrıs Türkünü aydınlık yarınlara taşıyacaklarını belirten Talat, “Kıbrıs Türkünün siyasi eşitliğinden, Türkiye’nin garantörlüğünden taviz vermeyeceğimizi ve Mayıs 2004’te Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliği’ne tüm Kıbrıs adına girişinin mümkün olmadığını söyledik. Kıbrıslı Türkler’in eşit ortak olarak Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerini alması konusundaki kararlılığını da bir kez daha vurgulama fırsatı bulduk” diye konuştu.

Talat ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avupa Bakanı Dennis Mc. Shane ve Savunma Bakanı Jeff Hoon ile de görüştü.

Resepsiyona da katıldı İngiliz İşçi Partisi tarafından Londra’nın 160 km. güneyindeki sahil kasabası Bournemouth’da düzenlenen Yıllık Parti Konferansı’na davet edilen CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Talat, Uluslararası Davetliler Resepsiyonu’nda İngiliz İşçi Partisi ve hükümet yetkilileri ile de çeşitli görüşmeler yaptı. Konferansa davetli diğer ülkelerin parti temsilcileri ile de görüş alışverişinde bulunan Talat’a CTP Londra Dayanışma Derneği Başkanı İlker Kılıç eşlik etti. İşçi Partisi’nin yıllık

konferanslarına ilk kez Kıbrıs Türk toplumundan bir lider davet edilirken, Talat ziyaretin çok verimli geçtiğini söyledi.

Klerides ve Denktaş biliyordu Konferans sırasında İngiliz basınının Kıbrıs sorununa yönelik sorularını da yanıtlayan Talat, Kıbrıs Türk halkının kararını verdiğini, çözüm ve Avrupa Birliği karşıtlarına gerekli dersi vereğinden şüphesi olmadığını anlattı.

“Annan Planı”na ilişkin sorular üzerine de Talat, “Annan planı samimiyetle müzakere edilmemiştir. Bizler, Türkiye ile de istişare halinde planı müzakere edeceğiz ve Kıbrıs Türk halkının hakları korunacak şekilde sonuçlandıracağız, ardından da halkın onayına sunacağız. Son söz halkımızındır” diye konuştu.

Klerides’in son günlerde “Planı daha önceden biliyorduk” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Talat şöyle konuştu:

“Bu yeni bir bilgi değil. Planı hem Klerides hem de Denktaş önceden biliyordu. Biz, daha plan çıkmadan önce BM Genel Sekreteri’nin Özel Danışmanı Alvaro De Soto tarafından Türk ve Rum tarafına sunulan ‘non paper’ denilen belge olmayan belgeleri bizzat Denktaş’tan alıp okuma fırsatı bulmuştuk. Dolaylı görüşmeler sürecinde anayasal, güvenlik, toprak

sınır düzenlemeleri ile ilgili öneriler iki tarafa da sunulmuştu. Hatta tarafların sadece kendilerini temsil ettikleri bir diğerini temsil etmediklerini söyleyen Kofi Annan’a Klerides çok öfkelenmiş ve iki-üç gün görüşmelere katılmayı reddetmişti. Bununla da kalınmadı... Eylül 2000’de BM Genel Sekreteri düşüncelerini sözlü olarak ortaya koydu. Annan Planı’nın temelini Denktaş da Klerides de biliyordu... Yıllarca sürdürülen görüşmelerin bir toplamıydı zaten. Keşke samimiyetle görüşselerdi.”

YENIDUZEN 02/10/2003

İslamiyetten Rum’a destek

İKÖ bakanlar toplantısına sunulan Kıbrıs raporunda ‘Kıbrıs hükümeti olarak Rum yönetiminin tanındığı’ belirtiliyor ve Kıbrıslı Rumların tutumlarına destek verildi

BM Genel Kurulu'na paralel olarak New York'ta düzenlenen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bakanlar toplantısına sunulan Kıbrıs raporu skandala sebep oldu.

İKÖ'nün Genel Sekreteri Tunuslu Abdelouahed Belkeziz tarafından kaleme alınan raporda, ''Kıbrıs hükümeti olarak Kıbrıs Rum yönetiminin tanındığı'' belirtiliyor ve Kıbrıslı Rumların uzlaşmaz tutumlarına destek veriliyor.

Raporda, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un seçimi kazanması da ''zafer'' olarak nitelendiriliyor.

ERTUĞRULOĞLU’NDAN TEPKİ

Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Dr. Abdelouahed Belkeziz’in örgütün Dışişleri Bakanları Yıllık Koordinasyon Toplantısı için hazırlamış olduğu, ancak yaptığı konuşmada dile getirdiği görüşlerle çelişen Rum yanlısı raporuna tepki gösterdi.

Bakan Ertuğruloğlu, Belkeziz’e tepkisini, New York’ta gerçekleştirilen İKÖ Dışişleri Bakanları Yıllık Koordinasyon Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ortaya koydu. Bakan, raporu “talihsiz ve yanlış yönlendirici bir rapor“ olarak tanımladı.

Ertuğruloğlu, söz konusu toplantı için hazırladığı konuşma metnini, Belkeziz’in Rum-Yunan propagandasının desteklendiği raporunu gördükten sonra, imtina ederek, Belkeziz’in raporuna tepki koyan bir konuşma yaptı.

Belkeziz’in raporunun sadece Rum propagandasını ebedileştirme amacını güttüğünü ve daha önceki İKÖ kararlarına ters düştüğünü vurgulayan Ertuğruloğlu, bu yüzden raporun üzücü olduğunu ve kabul edilemeyeceğini belirterek, toplantıdan geri çekilmesini talep etti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ‘Kıbrıs Hükümeti’ olarak tanınmaya devam edilmesinin, Rum uzlaşmazlığını teşvik edeceğini de belirten Bakan Ertuğruloğlu, Rum tarafının bu uzlaşmazlığının önünün alınabilmesi için İK֒ye üye ülkelerin Kuzey Kıbrıs’a uygulanan anlamsız ambargoların kaldırılmasında ve Kıbrıs’taki gerçeklere dayalı yeni bir anlaşma ortamı yaratılmasında her türlü yardımı yapmasını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak beklediklerini söyledi.

Ertuğruloğlu, İK֒nün uluslararası toplumu yanıltmakta olan Kıbrıs hakkındaki hayali fikirleri gömebilecek ve gerçekleri su üzerine çıkarabilecek konumda olduğuna da işaret etti.

Konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin İKÖ gözlemcisi olarak dünya ülkeleri arasındaki haklı yerini alabilmesi için eşit statüsü ve devletinin uluslararası açıdan tanınması konusunda İslam ülkelerinin daha etkin ve aktif destekte bulunmalarını talep etti.

Bakan Ertuğruloğlu konuşmasının sonunda, doğru sıfat ve isimle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak İKÖ gözlemci statüsünden tam üyeliğe terfi edilmesi yönündeki taleplerini yineledi.

Bu arada, İKÖ Genel Sekreteri Belkeziz’in Kıbrıs raporuna karşın TC-KKTC girişimleri ve sergilenen tutum sayesinde söz konusu raporun değil, gerçekleri yansıtan sonuç bildirgesinin oybirliğiyle kabul edildiği bildirildi. Bu konudaki açıklama, KKTC’nin New York Temsilcisi Reşat Çağlar tarafından yapıldı.

Temsilci Çağlar, İKÖ Genel Sekreteri’nin de kendi konuşmasında, raporuyla çelişen ve daha gerçekçi ifadelere yer vermiş olmasının dikkat çekici olduğunu bildirdi.

İKÖ'DEN KIBRIS TÜRK HALKINA DESTEK

Öte yandan, İKÖ bakanlar toplantısı sonunda yayınlanan bildiride, ''İKÖ, Müslüman Kıbrıs Türk halkının haklı davasını destekler'' görüşüne yer verildi.

''BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, taraflar arasında eşitliği öngören, müzakere yoluyla çözüm çabalarının takdirle karşılandığını'' vurgulayan İKÖ bakanları, ''Kıbrıs Türk tarafının, adada olumlu bir hava yaratan önlemlerini memnunlukla karşıladığını ve bu konuda Genel Sekreter Annan ile görüş birliği içinde olduklarını'' kaydettiler.

HALKIN SESI 02/10/2003

TALAT: KIBRIS ICIN GORUSMELER BASLATTIK

CTP- Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dünya liderleriyle görüşmeler başlattı. Talat, ilk olarak İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya gelerek Kıbrıs'ı konuştu

İNGİLTERE AKTİF ROL ÜSTLENMELİ_ CTP- Birleşik Güçler Genel Başkanı Talat, Kıbrıs'ın garantörlerinden İngiltere'nin lideri Tony Blair ile yaptığı görüşmede, 'Kıbrıslı Türklerin eşit ortak olarak Avrupa Birliği'nde yerini alması için İngiltere'den daha aktif rol almasını' istedi. Talat, ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avrupa Bakanı Dennis Mc. Shane ve Savunma Bakanı Jeff Hoon ile de görüştü

AYDINLIK YARINLARA ULAŞMAK İÇİN_ 'Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak için görüşmelere başladık' diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması için dünya liderleriyle görüşeceklerini ve Kıbrıs Türkü'nü aydınlık yarınlara taşıyacaklarını söyledi

EŞİT OLARAK AB'YE_ Talat: Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğinden, Türkiye'nin garantörlüğünden taviz vermeyeceğimizi ve Mayıs 2004'te Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliği'ne tüm Kıbrıs adına girişinin mümkün olmadığını söyledik. Kıbrıslı Türklerin eşit ortak olarak Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerini alması konusundaki kararlılığını da bir kez daha vurgulama fırsatı bulduk

KIBRIS 02/10/2003

Seçim takvimi açıklandı

YSK’nın açıkladığı seçim takvimi şöyle:

15 Ekim: Seçimin başlangıç tarihi

15 Ekim: Siyasal partilerce sandık seçmen listeleri için yapılacak talebin son günü

4 Kasım: Siyasal partilerce adayların saptanmasının son günü

7 Kasım: Adaylık için başvurma günü

8 Kasım: Adayların Yüksek Seçim Kurulu tarafından geçici ilanı

8 Kasım: İlçe seçim kurullarının kendi ilçelerinde çıkacak adayları geçici olarak ilanı. (İSK kapısına asmak suretiyle)

9 Kasım: Sandık seçmen lisetlerinin askıya alınmasının en son günü (Sandık seçmen listeleri askıya alınıdğı günden itibaren 7 gün askıda kalır)

16 Kasım: Adayların kesinleşmesi

17 Kasım: Kesinleşen adayların YSK tarafından ilanı

17 Kasım: İlçe seçim kurullarının kendi ilçelerinde kesinleşen adayları ilanı

17 Kasım: Duvar ilanları için ilçe seçim kurullarında ad çekme

17 Kasım: Oy pusulalarının tanzimi için adaylar arasında yapılacak adçekmenin YSK tarafından duyurulması

18 Kasım: Seçim propagandasının başlangıç günü

18 Kasım: Siyasal partilerin BRT’de propaganda yapmak için YSK’ya dilekçe vermelerinin son günü

19 Kasım: Oy pusulalarının tanzimi için YSK’da adçekme

19 Kasım: YSK tarafından BRT konuşmaları için yayın zaman ve sıra saptanması

19 Kasım: BRT konuşmaları için adçekme

24 Kasım: Sandık seçmen listelerinin tamamlanmasının son günü (Düzeltmeler olmuşsa, bu husus siyasal partilere bildirilir)

29 Kasım: Seçimlerle ilgili kamuoyu yoklama ve araştırmalarının yayımlanmasının son günü

4 Aralık: YSK tarafından seçim eşyalarının ilçe seçim kurullarına gönderilme işlemlerinin son günü

11 Aralık: Seçmen kartlarının dağıtılmasının son günü

13 Aralık: Seçim propagandasının son günü

14 Aralık: Oy verme günü

5 ilçeden toplam 50 milletvekilinin seçileceği 14 Aralık seçimleri için ilçelere göre milletvekili sayıları dün açıklanmıştı. Buna göre Lefkoşa’dan 16, Gazimağusa 13’dan, Girne’den 9, Güzelyurt’tan 7 ve İskele’den de 5 milletvekili seçilecek.

YENIDUZEN 02/10/2003

KKTC muhalifi dünyaya açılıyor

03/10/2003 RADIKAL

RADİKAL - LONDRA/LEFKOŞA - Kıbrıs Rus Yönetimi'nin 1 Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olması sürecinde geri sayım başlarken, adada çözüm açısından kilit önem taşıyan KKTC genel seçimine umutla bakan muhalefet, uluslararası toplumla kaynaşma çabasında.
Seçime ortaklaşa giren Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Birleşik Güçler Hareketinin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki ga
rantör ülkelerden Britanya'da Başbakan Tony Blair ile görüştü.
İktidardaki İşçi Partisi'nin yıllık konferansına davet edilen ilk Kıbrıs Türk toplumu lideri olan Talat, Blair'den 'Kıbrıslı Türklerin eşit
olarak AB'de yerini alması için daha aktif rol alma
larını' istedi.

'Liderlerle görüşeceğiz'
"Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak için görüşmelere başladık" diyen Talat, çözüm sürecinde bir tek Türk yurttaşın mağdur olmaması için dünya liderleriyle görüşeceklerini vurguladı. Kıbrıs Türklerinin kararını verdiğini ve aralıktaki genel seçimlerde çözüm ve Avrupa Birliği karşıtlarına gerekli dersi vereceğinden şüpheleri bulunmadığını belirten Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planını samimiyetle müzakere
edeceklerini de sözlerine ekledi.
CTP lideri Tal
at kongrede verilen resepsiyonda, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Avrupa Bakanı Denniz McShane'in yanı sıra Savunma Bakanı Geoffrey Hoon'la da görüştü.

Kıbrıs’ta adım sırası Avrupa’da

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs’ta Türkiye ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ‘atması gereken adımları attığını’ kaydetti

Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, Kıbrıs sorunun en kısa sürede iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümlenmesini istediklerini söyledi.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Vladimir Spidla, “Türkiye’nin AB’ye girişini desteklediklerini” belirterek, Kıbrıs sorununun iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülmesinden yana olduklarını söyledi.

Spidla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ortak basın açıklamasında, ziyaretinin, “İki ülke arasında siyasi bir sorun olmadığı ve ilişkilerin iyi gittiğinin bir kanıtı” olduğunu ifade etti.

Spidla, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in “Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda Türk tarafının işgalcı olacağı” açıklamasıyla ilgili soru üzerine, Çek Cumhuriyeti’nin Annan’ın önerilerine saygı duyduğunu ve sorunun bu çerçevede çözümünden yana olduklarını belirterek, “Kıbrıs sorununun en kısa sürede, iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümünü istiyoruz” dedi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın atması gereken adımları attığını, Avrupa’nın bu konuda olumlu adım atmasını ve çifte standart uygulamamasını beklediklerini söyledi.

TBMM’nin yeni yasama yılı kokteylinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğanşöyle konuştu:

“Avrupalı dostlarımızın bu konuda olumlu adım atmasını ve çifte standart uygulamamasını istiyoruz. İki ayrı kesimin varlığını kabul ediyorsak, Kıbrıs AB’ye alınacaksa; görünen gerçek şu ki, Güney Kıbrıs alınacaktır. Bu Kopenhag siyasi kriterlerine uymaz. Aşılmak istenen husus, eğer alma eğilimini gerçekleştiririlerse ki, öyle görünüyor, bunlar Kıbrıs’ı değil, Güney Kıbrıs’ı almış olacaklar. Biz de diyoruz ki, KKTC dostluksa dostluğunu ortaya koydu, kapılarını açtı, kapalı bölgeyi açtı. Türkiye garantör ülke olarak kapılarını 40 yıl sonra Kıbrıslı Rumlara açtı. Yunanistan olumlu gelişmelere rağmen KKTC yurttaşlarına kapılarını açmıyor. Güney Kıbrıslıların Kuzey’den aldığı peynir ve zeytinine el konuluyorsa, Kuzey’de bir otelde kalanlara 1 yıldan 2 yıla kadar mahkumiyet talebinde bulunuluyorsa bu anlayışın, zihniyetin ne noktalarda olduğunu gösteriyor. Biz barış istiyoruz. Sayın Denktaş elinden gelen çabayı gösteriyor. Annan Planı çerçeve olabilir, bu plan çerçevesinde artı ve eksiler gözden geçirilerek çalışma yapılabilir. Ama bu çalışma yapılırken (hep bana, hep bana) yok. İşin orta yolu bulunmalıdır.”

HALKIN SESI 03/10/2003

BARIKATA GUMRUK GELIYOR

Hükümetin Kıbrıslı Türklere bir süreden beri Güney Kıbrıs'tan yaptıkları alışverişlerde çıkardığı zorluklara yenileri ekleniyor. Vatandaşlar, yakın bir gelecekte güneyden aldıkları malları KKTC'ye geçirirken barikatlarda yüzde 30 gümrük ödeyecek

50 EUROLUK UYGULAMA KALDIRILIYOR: Kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki serbest ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasına çalışılacağı yerde, zorluk üstüne zorluk çıkarılıyor. Hükümete yakın kaynaklara göre, Kıbrıslı Türklerin güneyden 50 euroya kadar alışveriş yapma uygulaması ortadan kaldırılıyor, bunun yerine yüzde 30 gümrük geliyor

UYGULAMA YAKINDA: Maliye Bakanlığı, Rum malından yüzde 30 gümrük alınmasını öngören önergesini önceki gün toplanan Bakanlar Kurulu'na sundu. Hükümet ortaklarının konuyu

değerlendirmeye başladığı ve önümüzdeki Bakanlar Kurulu toplantısında karar verebileceği bildiriliyor. Bakanlar Kurulu'nun böyle bir karar alması halinde, vatandaşlar, güneyden aldıkları mallar için yüzde 30 gümrük ödeyecek

BAYRAM DOĞRULADI: Maliye Bakanı Mehmet Bayram, mevcut uygulamada yaşanan sıkıntıların giderilmesi için güneyden alınabilecek mallarla ilgili bir düzenleme çalışması yaptıklarını söyledi. Kişilerin yanlarında getirebilecekleri mallarla ilgili bir liste çıkarılacağını da ifade eden Bayram, ticaret kapsamına girebilecek ürünlerle ilgili de gümrük çalışması yapıldığını doğruladı ancak oran vermedi (Dilek ÇETEREİSİ)

KIBRIS 03/10/2003

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Annan Planı'nın çerçeve olabileceğini söyledi :Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözülmesini istiyoruz

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Annan Planı'nın çerçeve olabileceğini belirterek, 'Kıbrıs sorununun en kısa sürede iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülmesini istiyoruz' dedi.Ankara'da Çek Cumhuriyeti Başbakanı Vladimir Spidla ile görüşmesinden sonra yaptığı ortak basın açıklamasında, düzenlenen 'Türkiye'nin AB'ye girişini desteklediklerini' belirterek, Kıbrıs sorununun iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülmesinden yana olduklarını söyledi.

KIBRIS 03/10/2003

''Veto ederim, olmazsa giderim!''

Denktaş:...

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 14 Aralık seçimlerini muhalefetin kazanması halinde yeni kurulacak hükümetin Kıbrıs politikalarını 'veto' hakkını kullanarak veto edeceğini, fakat bu da işe yaramazsa "hoşçakalın" diyerek görevden ayrılacağını söyledi.

Denktaş dün yaptığı açıklamada şöyle dedi:

"Muhalefetin oluşturacağı hükümetin uygulayacağı Kıbrıs politikasının ne olacağını

bekleyip göreceğim. Bu politikayla görüş birliği içinde olmazsam Cumhurbaşkanı olarak vetomu kullanacağım ve halka zarar vermelerini önlemeye çalışacağım. Fakat bu da işe yaramazsa benim görevim 'hoşçakalın' diyerek, bu işten ayrılmak ve sorumluluğu onlara bırakmak olacaktır.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 14 Aralık seçimlerini muhalefetin kazanması halinde yeni kurulacak hükümetin Kıbrıs politikalarını ‘veto’ hakkını kullanarak veto edeceğini, fakat bu da işe yaramazsa “hoşçakalın” diyerek görevden ayrılacağını söyledi.

Denktaş dün yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Muhalefetin oluşturacağı hükümetin uygulayacağı Kıbrıs politikasının ne olacağını bekleyip göreceğim. Bu politikayla görüş birliği içinde olmazsam Cumhurbaşkanı olarak vetomu kullanacağım ve halka zarar vermelerini önlemeye çalışacağım. Fakat bu da işe yaramazsa benim görevim ‘hoşçakalın’ diyerek, bu işten ayrılmak ve sorumluluğu onlara bırakmak olacaktır. Ancak, seçimi kazanma şansları hiç yok, çünkü halk gerçekleri görmeye başladı.”

“Muhalefet seçimleri kazanamayacaktır”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 14 Aralık’ta yapılacak olan genel seçimlere değinirken ,

%30 oranında oyu bulunduğunu söylediği muhalefetin seçimlere Avrupa Birliği’nin büyük maddi desteğiyle hazırlandığı görüşünü dile getirerek, “Muhalefet partileri, bu büyük para desteğine karşın Aralık’ta yapılacak seçimleri kazanamayacaklardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün Almanya’dan bir grup gazeteciyi kabul ederek, Kıbrıs konusunda

mülakat verdi. Denktaş, kendisini büyük bir ilgiyle izleyen ve geniş şekilde not alan 13 Alman gazeteciye Kıbrıs konusuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunurken, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Yine AB’yi suçladı!

Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin kendi çıkarları için Rum’la işbirliği içerisinde KKTC’deki Annan Planı yanlısı muhalefeti açıkça desteklediklerini de söyleyen Denktaş, Rum tarafının tüm hedefinin, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanını Avrupa Birliği üyeliğiyle perçinlemek istediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı, “Kıbrıs’taki demokratik kuruluşlardan biri olarak biz diyoruz ki ‘Avrupa Birliği’nin uluslararası anlaşmaları değiştirme hakkı yoktur. Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs Rum kuruluşuna ‘bütün Kıbrıs’ı temsil ettiğini’ söyleme hakkı da yoktur. Hele hele bize AB üyeliği konusunda görüşümüzü sormadan, rızamızı almadan Rum tarafını ‘bütün Kıbrıs’ adına üyeliğe kabul ederek, Rum tarafının bize silahla yapamadığını yapmasına olanak sağlama hakkı hiç yoktur’ ” şeklinde konuştu.

Mitingleri karşılaştırdı

Bir soruya karşılık KKTC’de Annan Planı yanlısı muhalefetin düzenlediği ve 25 bin kişinin katıldığı mitinge karşılık 70 bin kişinin katıldığı ve devlete sahip çıkıldığının gösterildiği miting yapıldığını ifade eden Denktaş, “Ancak, 25 bin kişilik miting AB’ın desteğiyle tüm dünyaya duyurulurken, devletine sahip çıkan sessiz çoğunluğun yaptığı 70 bin kişilik miting dünyaya duyurulamadı, bu konudaki haber adeta öldürüldü” dedi.

“Seçimleri muhalefet kazanırsa ne yapacaksınız?”

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Seçimleri muhalefet kazanacak olur ve AB’a üyeliğe onay verecek olursa bunu kabul edecek misiniz?” şeklindeki soru üzerine, muhalefetin seçimleri kazanmasını olası görmediğini yineleyerek, ancak muhalefetin kazanması halinde kendisinin Kıbrıs Türk Halkı’nın adada azınlık yapılmasına müsade etmeyeceğini, yeni oluşacak hükümetin Kıbrıs politikası ile görüş birliği içinde olmaması halinde veto hakkını kullanacağını ifade etti. Denktaş, şöyle dedi:

“Muhalefetin oluşturacağı hükümetin uygulayacağı Kıbrıs politikasının ne olacağını bekleyip göreceğim. Bu politikayla görüş birliği içinde olmazsam Cumhurbaşkanı olarak vetomu kullanacağım ve halka zarar vermelerini önlemeye çalışacağım. Fakat bu da işe yaramazsa benim görevim ‘hoşçakalın’ diyerek, bu işten ayrılmak ve sorumluluğu onlara bırakmak olacaktır. Ancak, seçimi kazanma şansları hiç yok, çünkü halk gerçekleri görmeye başladı.”

YENIDUZEN 03/10/2003

Biz barış ve çözüm istiyoruz

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Annan Planı’nın çerçeve olabileceğini belirterek “Biz barış istiyoruz” dedi. Erdoğan, Kıbrıs sorunun un en kısa sürede iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümlenmesini de istediklerini kaydetti.

Erdoğan TBMM’nin yeni yasama yılı kokteylinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, Kıbrıs konusunda bazı gelişmelerin hatırlatılması üzerine de Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “atması gereken adımları attığını” kaydederek, şöyle konuştu:

“Avrupalı dostlarımızın bu konuda olumlu adım atmasını ve çifte standart uygulamamasını istiyoruz. İki ayrı kesimin varlığını kabul ediyorsak, Kıbrıs AB’ye alınacaksa; görünen gerçek şu ki, Güney Kıbrıs alınacaktır. Bu Kopenhag siyasi kriterlerine uymaz. Aşılmak istenen husus, eğer alma eğilimini gerçekleştiririlerse ki, öyle görünüyor, bunlar Kıbrıs’ı değil, Güney Kıbrıs’ı almış olacaklar. Biz de diyoruz ki, KKTC dostluksa dostluğunu ortaya koydu, kapılarını açtı, kapalı bölgeyi açtı. Türkiye garantör ülke olarak kapılarını 40 yıl sonra Kıbrıslı Rumlara açtı. Yunanistan olumlu gelişmelere rağmen KKTC yurttaşlarına kapılarını açmıyor. Güney Kıbrıslıların Kuzey’den aldığı peynir ve zeytinine el konuluyorsa, Kuzey’de bir otelde kalanlara 1 yıldan 2 yıla kadar mahkumiyet talebinde bulunuluyorsa bu anlayışın, zihniyetin ne noktalarda olduğunu gösteriyor. Biz barış istiyoruz. Sayın Denktaş elinden gelen çabayı gösteriyor. Annan Planı çerçeve olabilir, bu plan çerçevesinde artı ve eksiler gözden geçirilerek çalışma yapılabilir. Ama bu çalışma yapılırken (hep bana, hep bana) yok. İşin orta yolu bulunmalıdır.”

"Çözüm istiyoruz"

Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, Kıbrıs sorunun un en kısa sürede iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümlenmesini istediklerini söyledi.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Vladimir Spidla, “Türkiye’nin AB’ye girişini desteklediklerini” belirterek, Kıbrıs sorununun iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülmesinden yana olduklarını söyledi.

Spidla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ortak basın açıklamasında, ziyaretinin, “iki ülke arasında siyasi bir sorun olmadığı ve ilişkilerin iyi gittiğinin bir kanıtı” olduğunu ifade etti.

“Çek Cumhuriyeti, Türkiye’nin AB sürecini desteklemektedir” diyen konuk Başbakan, bu zor süreçte kendi deneyimlerini Türk tarafına aktarmaktan memnuniyet duyacaklarını belirtti.

Spidla, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in “Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda Türk tarafının işgalcı olacağı” açıklamasıyla ilgili soru üzerine, Çek Cumhuriyeti’nin Annan’ın önerilerine saygı duyduğunu ve sorunun bu çerçevede çözümünden yana olduklarını belirterek, “Kıbrıs sorununun en kısa sürede, iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümünü istiyoruz” dedi.

YENIDUZEN 03/10/2003

Blair-Talat görüşmesinin perde gerisini arkadaşımız Serhat İncirli Londra’dan yazdı
İngiliz, Talat’ı davet edip etmemeyi önce Türkiye’
ye sordu
Türkiye daveti onayladı

CTP lideri Mehmet Ali Talat’ın Londra’daki İngiliz İşçi Partisi resepsiyonuna Türkiye’nin onayıyla ve “Kıbrıslı Türklerin temsilcisi” olarak çağrıldığı öğrenildi.

Resepsiyonda Talat’ı arayıp bulan Türkiye Büyükelçisi, Talat’ın yanına yaklaşıp “Merhaba, sayın Talat buralardaymış, gördünüz mü?” diye sordu. Talat da kendisine “Benim” deyince yanından hiç ayrılmadı...

Denktaş dün verdiği bir demeçte İngiltere’ye sitem etti... Şimdiye kadar kendisini resmi ünvanı ile kabul etmeyen İngiliz Başbakanının muhalefet liderini kabul ettiğini belirten Denktaş “Kıbrıs Türk halkı bunun ne anlama geldiğini anlamayacak kadar saf değil” dedi...

Ergün Olgun’u Ombudsmanlık görevi için öneren Denktaş, Özel Kalem Müdürünü de Londra’ya gönderince “pılıyı pırtıyı topluyor” yorumlarına yol açtı...

Denktaş “Muhalefet kazanmaz" diyor...

Ama kazanırsa veto edecek

Seçimleri muhalefetin kazanması durumunda, Kıbrıs politikasında hükümetle uyum olmaması halinde Denktaş veto hakkını kullanacağını söyledi.

Sezer’den sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yalman’dan da Denktaş’a destek...

Yalman: Denktaş’ın her zaman yanındayız

“Denktaş’ın seçim öncesi yalnız bırakılması sözkonusu mu?” sorusuna Orgeneral Yalman “Biz her zaman yanındayız Devlet olarak hep yanında olmuşuzdur. Hep de yanında olmaya devam edeceğiz” diye karşılık verdi.

Bir destek de Erdoğan’dan...

“Denktaş atması gereken adımları attı”

Erdoğan: Sayın Denktaş elinden gelen çabayı gösteriyor. Annan planı çerçeve olabilir, bu plan çerçevesinde artı ve eksiler gözden geçirilerek çalışma yapılabilir. Ama bu çalışma yapılırken hep bana bana yok...

AFRIKA 03/10/2003


Bazı İslam ülkeleri KKTC’yi tanıyacak

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, aralık seçimlerini muhalefetin kazanması halinde veto hakkını kullanabileceğini açıklarken, New York'tan dün Ada’ya dönen KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, bazı Müslüman ülkelerin KKTC’yi tanımaya hazırlandığını duyurdu. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) de Kıbrıs'ta Türk tezlerine açık destek verdi.

BM Genel Kurulu'na paralel olarak New York'ta düzenlenen İKÖ toplantılarına da katılan Ertuğruloğlu, söz konusu İslam ülkelerinin ismini, Rum tarafının baskı yapacağı endişesiyle açıklamak istemedi. Bakan Ertuğruloğlu, “Bu olay ciddi bir şekilde gündemdedir. Bunu bildikleri içindir ki Rum tarafı, İslam Konferansı Örgütü’ne büyük önem atfetmekte ve çok korktukları kararı gerçekleştirmemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.” dedi.

İKÖ bakanlar toplantısının sonuç bildirisinde ise Kıbrıs konusunda Türk tezlerine destek verilerek, KKTC’nin son dönemde aldığı tedbirlerin olumlu bulunduğu belirtildi. Toplantıda önceki gün sunulan taslağa Türk tarafının tepki göstermesi üzerine toplantı sonunda yayımlanan bildiride, Türk tezlerini destekleyen ifadelere yer verildi. Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye ve KKTC’nin tezlerinin kararda yer aldığını belirterek, sonuç bildirgesinde Kıbrıs Türk halkına desteğin açıkça ifade edildiğini belirtmişti.

Denktaş: Muhalefet kazanırsa veto ederim

Cumhurbaşkanı Denktaş da aralık seçimini muhalefetin kazanması halinde, “halkın zararına olan gidişatı durdurmak için” veto hakkını kullanacağını, bunda başarılı olamaması halinde ise çekilip halkla birlikte mücadeleye devam edeceğini açıkladı. Ancak seçimi muhalefetin kazanamayacağını ve merak edilecek bir durum olmadığını savunan Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat’ın İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüşmesini ise ‘çok tuhaf’ diye niteledi. New York, Lefkoşa, aa, Cihan

ZAMAN 04/10/2003

Denktaş: Seçimi veto edebilirim

KKTC genel seçimlerindeki şeffaflık kaygısına Denktaş'ın 'Muhalefet kazanırsa veto ederim' tehdidi eklendi

04/10/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs sorunun çözümünde kilit önem taşıyan 14 Aralık'taki KKTC genel seçiminin şeffaf geçmeyeceği yolundaki endişelere, KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın veto tehdidi eklendi. Denktaş, seçimi AB ve çözüm yanlısı muhalefetin kazanması halinde anayasadaki veto hakkını kullanacağını ilan etti.
Denktaş, önceki akşam bir grup Alman gazeteciyi kabulünd
e, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planına ve AB politikalarına yönelik eleştirilerini yineledi. Denktaş, 'Genel seçimi muhalefet kazanır ve AB üyeliğine onaylarsa, bunu kabul edecek misiniz?' sorusunu şöyle yanıtladı: "Muhalefetin seçimleri kazanmasını olası görmüyorum. Aksi halde Kıbrıs Türk halkının azınlık yapılmasına izin vermeyeceğim. Muhalefetin oluşturacağı hükümetin uygulayacağı Kıbrıs politikasının ne olacağını bekleyip göreceğim. Bu politikayla görüş birliği içinde olmazsam Cumhurbaşkanı olarak vetomu kullanıp halka zarar vermelerini önlemeye çalışacağım."
KKTC lideri, sözlerini şöyle sürdürdü: "Fakat bu da işe yaramazsa görevim
'Hoşça kalın' diyerek bu işten ayrılmak ve halkımla birlikte mücadele etmek olacaktır. Ancak, seçimleri kazanma
şansları hiç yok."
Denktaş, yüzde 30 oranında oyu bulunduğunu belirttiği muhalefetin seçimlere AB'nin büyük maddi desteğiyle hazırlanmasına karşın kazanamayacağını öngördü. Denktaş, muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali T
alat'ın Londra'daki İşçi Partisi konferansına davet edilip Başbakan Tony Blair ile görüşmesini 'çok tuhaf' olarak niteledi.

Çözümsüzlüğün FATURASI

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Kıbrıs Türk halkını dünyadan uzaklaştırmaya devam ediyor. Önceki gün Lüksemburg’ta ‘Avrupa Toplumlar Mahkemesi’ (EDK) tarafından alınan karar tarım ürünlerimizin Türkiye üzerinde ihraç kapısını da kapattı.

Avrupa Toplumlar Mahkemesi (EDK), Türkiye'nin verdiği menşe belgesiyle KKTC'den Avrupa ülkelerine narenciye ve patates ihracatına son verdi.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ve 'tanınmamışlık' nedeniyle Avrupa'ya tarım ürünleri ihracatını kolaylaştırma çabasıyla kullandığımız pencere, bir kez daha yüzümüze kapandı.

Dünyadan giderek uzaklaşan ve yalnızlaşan KKTC, Avrupa Toplumlar Mahkemesi'nden bir darbe daha yedi.

Karar, Kuzey Kıbrıs ürünleri için Türkiye'nin düzenlediği belgelerle Avrupa'ya ihracatın kabul edilip edilmediği konusunda Lordlar Kamarası Mahkemesi'nin sorusuna yanıt olarak verildi.

"KKTC"nin çıkardığı belgelerin kabul edilmediği yönünde 1994'te çıkan ilk karardan sonra Türkiye, aracı rolü üstlenmişti. Bu usule bir "Kıbrıs" (Rum) şirketi S.P Anastasiu Ltd karşı çıktı ve patates ve narenciye ithalatıyla ilgili olarak İngiltere Tarım ve Balıkçılık Bakanlığı'na başvurdu.

Önceki gün, AB'ın en yüksek yargı organı olan EDK'nin verdiği kararla şirketin görüşü benimsendi. Tüm belgelerin, ürünün üretildiği ülke tarafından, yani "Kıbrıs Cumhuriyeti" tarafından çıkarılması görüşü de ortaya kondu.

"İhracatlar Sadece Kıbrıs Cumhuriyeti Aracılığıyla Yapılacaktır" yönündeki karar, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle, uluslararası hukuğun dışında bir yaşam süren Kıbrıs Türk insanını bir kez daha zora sokarken ve yalnızlığa iterken, Türkiye'yi de güç durumda bıraktı.

YENIDUZEN 04/10/2003

Annan Planı iyi bir zemin!

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Annan Planı’n9ın Kıbrıs müzakereleri için iyi bir zemin olduğunu söyledi.

Powell “Sıfır noktasına geri dönmeyelim ve planı yeniden yazmaya çalışmayalım” diyerek barış müzakerelerinin yeniden başlaması gerektiğini belirtti.

FİLELEFTHEROS ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in Kıbrıs sorununda taraf olanlara gönderdiği net mesajda 1 Mayıs 2004 öncesi Kıbrıs sorununa Annan Planı zemininde bir anlaşma sağlanması için ileri gitmeleri gerektiğini duyurduğunu yazdı.

Gazeteye göre, MEGA TV’nin Washington muhabirinin sorularını yanıtlayan Powell, “Bu tarihten sonra durumlar daha zor olacak” dedi ve tarafların arzuladıkları herhangi bir değişikliği müzakere masasına koymaları gerektiğini anlattı.

 “Yeniden yazmaya çalışmayın””

 Konuyu Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanlarıyla görüştüğünü belirten Powell, şöyle devam etti:

"Onlara BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan planın müzakereler için iyi bir zemin olduğunu söyledim. Umarım taraflar bu planı, bu ışıkta görmeyi sürdürecekler. Eğer taraflardan birinin planda değiştirmek istediği şeyler varsa bunu da, planın uygulanması için iki taraf arasındaki görüşmelerin bir parçası yapalım. Sıfır noktasına geri dönmeyelim ve planı yeniden yazmaya çalışmayalım”

ABD Dışişleri Bakanı bunun yanında iki bakandan, prosedürü ayakta tutmak, barış sürecini ileri götürmek ve bunu mümkün olduğu oranda süratli bir şekilde yapmaları için tarafları cesaretlendirmelerini istediğini belirtti ve “Eğer bu yapılmazsa, 2004 ortasında bazı faaliyetler AB içinde gerçekleşeceği için, bunun devamında durumlar zorlaşacak” dedi.

 "Powell dinamik olarak devreye girdi"

 ALİTHİA haberi “Colin Powell’in Kıbrıs Konusunda Dinamik Bir Şekilde Devreye Girişi; Planın Hayata Geçirilmesi İçin Değişiklikler Yalnız Müzakereler İçinde” başlığıyla verdi şunları yazdı:

“ABD, Dışişleri Bakanı Powell ile bir kez daha Kıbrıs konusunda devreye girerek, Kıbrıs hükümetinin Annan Planı konusunda düzeltmelerle ilgili çabalarının yolunu kesiyor. Powell’in bu açıklaması buna paralel olarak Cumhurbaşkanı Papadopulos’un ‘Kıbrıs Rum tarafının görüşleri konusunda uluslar arası bir anlayış mevcuttur; buna sadece Kıbrıs’taki bir kesim kuşkuyla bakıyor’ şeklindeki ısrarlı demecine net bir cevap vermiş oluyor.

Powell dünkü demeciyle, değişikliklerin, planın hayata geçirilmesi sırasında iki taraf arasındaki müzakerelerin bir bölümü olduğuna açıklık getirdi. Buna paralel olarak iki tarafın plana, ABD’nin baktığı gibi bakmaları gereğine işaret etti.”

Gazeteye göre Powell bu demecinde 14 Aralık seçimleri için Kuzey Kıbrıs’a gelecek gözlemciler konusuna da değindi.

Powell, konuyu son zamanlarda görüştüğü Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ele aldığını hatırlattı ve Gül’den, Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerde gözlemciler konusuna engel konmamasını istediğini anlattı.

Gazeteye göre Powell, ayrıca Gül’den, seçim günü seçim merkezleri dışına silahlı askerler yerleştirilmemesini istedi.

YENIDUZEN 04/10/2003

Müzakereye hazırız

Güney Kıbrıs Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas önceki gün Rum Meclisinde yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için görüşmelere hazır olduklarını söyledi.

HARAVGİ, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas’ın önceki gün Rum Meclisinde yaptığı konuşmada Rum tarafının AB üyeliği öncesi Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için görüşmelere hazır olduğunu söylediğini yazdı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve tarihçesine değinen Hristofyas bağımsızlığın, Rum halkının verdiği sömürge karşıtı mücadelenin hedefi olmadığını ancak uzlaşmayla sonucun bağımsızlıkla noktalandığını anlattı.

Zürih ve Londra Anlaşmalarının içerdiği olumsuz koşul ve taahhütlerin sonucu olarak bu uzlaşmanın acı olduğunu, herkesin bağımsız Kıbrıs devletinin olanak ve prespektiflerine inanmış olması durumunda Kıbrıs halkının bunca acıları yaşamamış olmuş olacağını anlattı. Kıbrıs sorununa bulunacak çözüm çerçevesini, BM kararları doruk anlaşmaları uluslar arası hukuk kuralları ve AB müktesebatı olarak sıralayan Hristofyas 1 Mayıs 2004 öncesi çözüm bulunması hedefiyle Annan Planını müzakereye hazır olduklarını iddia etti.

YENIDUZEN 04/10/2003

Çözüm için masaya oturacağız

CTP – Birleşik Güçler Genel Başkanı Talat:

·          Talat, Londra Radyosu’nda Kıbrıs sorununundaki son gelişmeler hakkındaki düşüncelerini açıkladı ve Oxford Üniversitesi - St Antony’s College’e bağlı Avrupa Araştırmaları Merkezi, Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Programı çerçevesinde düzenlenen iki günlük atölye çalışmasına katılmak üzere Oxford’a geçti

 ·          "Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin en temel görevi Kıbrıslı Türklerin zarar görmeyecekleri, mağdur olmayacakları bir çözüm için masaya oturmak olacaktır. Gerek anayasal, gerek toprak, gerekse de güvenlikle ilgili olarak sağlama basan bir anlaşmaya varmanın yolu budur”

 ·          "Annan Planı aynen imzalansın diye değil, müzakere edilsin diye sunulmuştu. Genel Sekreter hiçbir zaman aynen imzalayın demedi. Hatta en son aşamada imzadan önce referanduma sunulmasını istedi”

 Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) – Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Annan Planı”nın aynen imzalansın diye değil müzakere için masaya konduğunu anımsatarak, “Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin en temel görevi Kıbrıslı Türklerin zarar görmeyecekleri, mağdur olmayacakları bir çözüm için masaya oturmak olacaktır. Gerek anayasal, gerek toprak, gerekse de güvenlikle ilgili olarak sağlama basan bir anlaşmaya varmanın yolu budur” dedi.

İngiliz İşçi Partisi’nin davetlisi olarak Londra’da bulunan CTP - Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Londra Türk Radyosu’nda Nazif Akpınar’ın sunduğu “Kıbrıs Masası” programına canlı yayın konuğu olarak katıldı.

Talat daha sonra, Oxford Üniversitesi - St Antony’s College’e bağlı Avrupa Araştırmaları Merkezi, Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Programı çerçevesinde düzenlenen iki günlük atölye çalışmasına katılmak üzere Oxford’a geçti. Atölye çalışmasının konusu: “Hala masada mı? Annan Planı ve Kıbrıs’ta yakınlaşma”

Söz konusu uluslararası etkinliğe Kıbrıs, Türkiye, İngiltere, Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler’den uzman akademisyenler, politikacılar ve sivil toplum mensupları katılacak.

 Londra’daki Kıbrıslı Türklere seslendi

 Talat, Londra Radyosu’nda Kıbrıs sorununundaki son gelişmeler hakkındaki düşüncelerini açıkladı.

İki saati aşkın bir süre devam eden programda yazılı ve canlı telefon bağlantıları ile gelen soruları da yanıtlayan Talat özetle şunları anlattı:

“Kıbrıs Türkünü aydınlık yarınlara taşımak için dünya liderleri ile görüşmelere başladık. İngiliz İşçi Partisi’nin yıllık konferansına ve uluslararası davetliler resepsiyonuna CTP Genel Başkanı olarak ilk kez davet edilmem Sosyalist Enternasyonal’e yaptığımız başvuruyu ilerletme bakımından da önemli bir adım olmuştur. İşçi Partisi ve hükümet yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler de Kıbrıs’ta çözüme ve Avrupa perspektifimize ivme katacak nitelikteydi. Çözüm kapıda, Avrupa kapıda, demiştik. O günlerde yerel şartlardaydık. Şimdi gerçekten artık Avrupa’nın eşiğindeyiz.

Kıbrıs sorunu tarihinin en kritik aşamasına ulaşmış bulunmaktadır. Bu sorun artık çözümlenmek zorundadır. Bugünkü statüko sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Ancak Kıbrıs Türk halkını temsil ettiği ve onlar adına konuştuğu varsayılan gerek Cumhurbaşkanı, gerekse hükümet artık halkı temsil yeteneğini tamamen yitirmişlerdir. Önümüzdeki Aralık seçimlerinde statükonun temsilcileri ağır bir yenilgiye uğrayacaklar ve Kıbrıs Türk halkı açısından uygun politik zemine ulaşılmış olacaktır. Türkiye ile istişare sonucu görüşme masasına yeniden dönecek ve Mayıs 2004’ten önce çözümü gerçekleştirmek için üzerimize düşeni yapacağız. Bu arada AB ile müzakerelere de başlayarak Kıbrıs Türk toplumunun uyumunu da başaracağız.

Kıbrıs’ta yapılan büyük eylemlerin kökeni 2000 yılında Kıbrıs Türküne dayatılan paketlerin reddine ve bankaları batıran hükümetin vurdumduymazlığına kadar uzanır. Anımsayacaksınız, siz Londralıların da büyük parasal kayıplarına yol açan beceriksiz hükümet Türkiye hükümetinin dayattığı paketleri dahi kendi paketi gibi yansıtmaya çalışıyordu. Anti-demokratik baskılar vardı. Dünyanın da büyük ilgisini çeken Meclis baskını o günlerde yaşanmıştı. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın da katıldığı casusluk komplosu o günlerin olayları arasındaydı. İşte çözüme yönelik büyük hareketlenmenin başlangıcı bu olaylardı. Biz CTP olarak tüm bu mücadele sürecinde halkımızla, sizinle beraberdik. Bugün de beraberiz ve Kıbrıs sorununu çözerek halkımızı huzura kavuşturma görevi de bize düşmüştür. CTP-Birleşik Güçler olarak göreve hazırız.

Annan Planı aynen imzalansın diye değil, müzakere edilsin diye sunulmuştu. Genel Sekreter hiçbir zaman aynen imzalayın demedi. Hatta en son aşamada imzadan önce referanduma sunulmasını istedi. Annan Planı’nın temelleri her iki tarafça da biliniyordu. 1999 yılı sonunda başlayan dolaylı görüşmeler sürecinde De Soto tarafından taraflara sunulan “belge olmayan belge”lerde bu unsurlar yer alıyordu. O yüzden Annan Planı Rumlar tarafından bilinirken Türkler bundan habersizdi demek tamamen gerçek dışıdır.

Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin en temel görevi Kıbrıslı Türklerin zarar görmeyecekleri, mağdur olmayacakları bir çözüm için masaya oturmak olacaktır. Gerek anayasal, gerek toprak, gerekse de güvenlikle ilgili olarak sağlama basan bir anlaşmaya varmanın yolu budur. Türkiye’nin AB süreci de Kıbrıs sorununun çözümünü zorunlu kılıyor. Bu nedenle de Kıbrıs sorunu süremez. Uluslararası koşullar da çözümü gerektiriyor. Buna tek engel, bizim sultanların saltanatı. Bu saltanatı da 14 Aralık’ta halk yıkıyor”.

YENIDUZEN 04/10/2003

Muhalefete ağır suçlama!

Denktaş’tan

AB İÇİN ACELESİ YOKMUŞ... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün Avrupa Birliği için acelesi olmadığını ve Türkiye üye olmadan AB üyeliğinin Türkiye’yi inkar anlamına geldiğini söyledi.

MUHALEFETE HAKARET ETTİ... “AB 3 tane adam buldu, besledi, doyurdu ve bunlar halkın önüne düştü. ‘Gelin kurtuluşu Türkiye’den kopup AB’a girerek bulacağız’ diyerek… Avrupa Birliği’ne giriş Türkiye’yi inkardır, Türkiye’nin haklarını ortadan kaldırmaktır. Zaten burada öyle sendika ağaları var ki Türkiye’ye ‘ne paranı, en askerini’ demiştir… Ama Türkiye’nin de parasını, her şeyini alıp nemalanmaktan da utanmıyorlar”

 HALKLA BİRLİKTE MÜCADELE EDECEKMİŞ... “Halkın zararına olacak bir gidişat varsa onu durdurmak için benim elimde anayasal ne yetki varsa onu kullanırım. Etkisiz olmuştur, halkı harap etmeye devam ediyorlar, o zaman çekilirim, halkın içine girerim ve mücadeleye halkla birlikte devam ederim”

 

TALAT’IN AVRUPA TURUNA ÇOK KIZDI...Denktaş, Talat’ın dünya liderlerinden İngiltere Başbakanı ile görüşmesine kızdı, “ayak üstü görüşmeyle olmaz” dedi ancak 40 yıldır “oturarak” Kıbrıs sorununu nasıl çözümsüz bıraktığını anlatmadı.

 Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün bir kabülü sırasında gazetecilerin muhalefetin seçimi kazanacağı yönündeki sorusuna karşılık muhalefete hakarete varan ağır suçlamalar yaptı. Denktaş Talat,Akıncı ve Erel için “AB 3 tane adam buldu, besledi, doyurdu ve bunlar halkın önüne düştü. ‘Gelin kurtuluşu Türkiye’den kopup AB’a girerek bulacağız’ diyerek… Avrupa Birliği’ne giriş Türkiye’yi inkardır, Türkiye’nin haklarını ortadan kaldırmaktır. Zaten burada öyle sendika ağaları var ki Türkiye’ye ‘ne paranı, en askerini’ demiştir… Ama Türkiye’nin de parasını, her şeyini alıp nemalanmaktan da utanmıyorlar” gibi ifadeler kullandı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün Avrupa Birliği için acelesi olmadığını ve Türkiye üye olmadan AB üyeliğinin Türkiye’yi inkar anlamına geldiğini söyledi.

Yabancı çevrelerle işbirliği halinde seçimlere hazırlananların bu süreç sonunda büyük şok yaşayacaklarını ve “eski pabuç gibi kullanılıp atılacaklarını” kaydeden Denktaş, muhalefetin seçimleri kazanması halinde anayasal yetkilerini kullanacağını da tekrarladı.

Denktaş, seçimler için “sandığa gidin ve mühür kırmayın” önerisinde de bulundu.

 Muhalefete "babalikkocu"…

Çiftçiler Birliği Yönetim Kurulu’ndan bir heyet, dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret ederek çiftçi ve köylünün desteğini belirtti.

Heyet adına konuşan Yönetim Kurulu üyesi Turgut Ceyda, muhalefetin “Annan planına dört elle sarılarak devleti ortadan kaldırmaya çalıştığını” savunarak, bu kesimi “satılık, babalikkocu” gibi ifadelerle eleştirdi.

Statükodan yakınanlara, “Neden bu devletin maaşını alıyorlar, neden bu devletin verdiği evlerde oturuyorlar” sözleriyle eleştirilerde bulunan Ceyda, bu kesimi ellerindeki malları açık artırmayla satıp parasını Rumlara vermeye çağırdı. Ceyda, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile ÇABP Başkanı Ali Erel’in bu konuda öncülük yapması gerektiğini de ileri sürdü.

 "AB için acelemiz yok"

 Avrupa Birliği’nin uluslararası anlaşmaları çiğneyerek Rumları “tüm Kıbrıs’ı temsilen” üyeliğe kabul ettiğini ve Kıbrıs Türk halkını kaale almadığını tekrarlayan Denktaş, “Rum’un müracaatında bizim imzamız var mı! Türkiye’nin haklarına saygılı oldu mu! Muhalefet bunu görmüyor mu..! ‘Yapamazsınız’ diyecekleri yerde ‘geliyoruz, gelmem diyenleri dinlemeyin, halkı biz temsil ediyoruz’ diyorlar ve dünyayı kandırıyorlar..” ifadelerini kullandı.

“AB standardında maaş”tan söz edenleri de, “okul bitirmiş, diploma almış bu insanların hiç aklı yok mu” sözleriyle eleştiren Denktaş, “AB, üyelerinin maaşlarını vermiyor ki... Bu maaşları yine senin bütçen verecek. Bütçeni dengeleyebilmek için de memurlarının yarısını dışlayacaksın, sosyal yardımların çoğu ortadan kalkacak. Bunları bilmezler mi, bir daha okusunlar…” diye konuştu.

 Muhalefete hakarete varan suçlamalar...

 Kıbrıs Türkü’nün devletiyle ayakta durduğunu yineleyen Denktaş, muhalefete sert eleştiriler yaparken, özetle şu ifadeleri kullandı:

“Hiç acelemiz yok. Avrupa Birliği’nin acelesi var. Çünkü yanlış yola çıktı. Hukukun üstünlüğünü, uluslararası anlaşmaları çiğnedi. Bütün Kıbrıs’ı alamadığını ve alamayacağını anladı. Bu kanunsuzluktan çıkmak için Türklerin imzasını ister. 3 tane adam buldu, besledi, doyurdu ve bunlar halkın önüne düştü. ‘Gelin kurtuluşu Türkiye’den kopup AB’a girerek bulacağız’ diyerek… Avrupa Birliği’ne giriş Türkiye’yi inkardır, Türkiye’nin haklarını ortadan kaldırmaktır. Zaten burada öyle sendika ağaları var ki Türkiye’ye ‘ne paranı, en askerini’ demiştir… Ama Türkiye’nin de parasını, her şeyini alıp nemalanmaktan da utanmıyorlar. En büyük şoku yiyecek olanlar bunların başında olanlar, diğer taraftan başı çeken insanlar olacak. Bir insana başka bir milletten biri ‘senin davana yardımcı olacağım’ derse, onu sonuna kadar kullanır. İşi bitince de eski pabuç gibi atarlar… Göreceksiniz…"

 “Muhalefet kazanırsa yetkileri kullanırım”

 Bir soru üzerine, seçimlerde muhalefetin kazanması halinde veto hakkını kullanacağına ilişkin ifadelerine açıklık getiren Cumhurbaşkanı Denktaş, özetle şunları söyledi:

“Halkın zararına olacak bir gidişat varsa onu durdurmak için benim elimde anayasal ne yetki varsa onu kullanırım. Etkisiz olmuştur, halkı harap etmeye devam ediyorlar, o zaman çekilirim, halkın içine girerim ve mücadeleye halkla birlikte devam ederim. Ama bunu ısrarla ‘karşı taraf kazanırsa ne yaparsın’ sorusu karşısında söylüyorum. Karşı taraf kazanacak değildir, ama ‘ya kazanırsa’ denince, cevabım budur. Boyun eğip teslim mi olacağız….”

Seçimlerde halkın iradesini ortaya koyacağını ve barışın o zaman geleceğini söyleyen Denktaş, “`Devlet’ diyenler kazandığı takdirde artık bu dünya dinlemek zorunda olacak ve önümüze getireceği planları ona göre getirecek. Veya Rumlar’la yaptığı gibi bizimle de planlar yapmak zorunda olacak” diye ekledi.

 Blair-Talat görüşmesine çok kızdı

 Denktaş, Talat’ın dünya liderlerinden İngiltere Başbakanı ile görüşmesine kızdı, “ayak üstü görüşmeyle olmaz” dedi ancak 40 yıldır “oturarak” Kıbrıs sorununu nasıl çözümsüz bıraktığını anlatmadı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Talat’ın İngiltere Başbakanı Tony Blair’le görüşmesiyle ilgili olarak, “Çok tuhaf” yorumunu yaptı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Çiftçiler Birliği’ni kabulünde konuyla ilgili bir soruya karşılık, “Çok tuhaf. Talat’ın böyle bir yere davet edilmesi, ‘biz muhalefetinizle beraberiz’ mesajını vermek için yapıldı” diye konuştu.

CTP Genel Başkanı Talat’ın Blair’le görüşmesinin “Kıbrıs görüşmeleri başladı” şeklinde yansıtıldığına dikkat çekerken de Denktaş, “5-10 dakika ayak üstü merhabalaşıp da ‘Kıbrıs meselesini dış dünyayla görüşmeye başladık’ diye palavra sıkmayı ben ilk defa görüyorum. Okuyunca utandım. Görüşmeleri başlatmak bu ise vay halimize, yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

YENIDUZEN 04/10/2003

Türkiye’ye tarih için Kıbrıs şartı yolda

Powell: Kıbrıs’ta 2004 ortasına kadar ilerleme ve başarı sağlayamazsak, 2004 ortasından sonra daha da zor olacak

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alıp alamayacağında belirleyici bir tarih olarak görülen 12-13 aralık'ta Brüksel'de yapılacak AB liderler zirvesinden, Kıbrıs’ın müzakere tarihi için Türkiye’nin önüne şart olarak konulması gündeme geldi.

Abhaber internet sitesi, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ile Brüksel’de, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen’in yaptığı görüşmenin perde arkasıyla ilgili ayrıntıları açıkladı.
Brüksel'deki Gül ile Verheugen arasında yapılan toplantının ana gündemini Kıbrıs oluşturdu. AB üyesi ülkelerin Kıbrıs konusunda duydukları kaygıları Gül'e ileten Günter Verheugen , Tü
rkiye'nin AB genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesini istemesinin arkasında bazı AB üyesi ülkelerin baskılarının bulunduğu iddia edildi.

Aralarında Skandinav ülkelerinin de bulunduğu Yunanistan'ın başını çektiği bir dizi AB üyesi ülke, 12-13 aralık'ta Brüksel'de yapılacak AB liderler zirvesi sonuç bildirgesinde ''Kıbrıs'ta bir anlaşmaya yönelik herhangi bir adım atılmadığı takdirde Türkiye'ye AB üyelik müzakereleri için gün verilmesinin zorlaşacağı'' şeklinde bir paragraf eklenmesi yönünde görüş birliğine varmaya çalışıyor.

Açıklama yapan AB bürokratları,''Kıbrıs sorunu kim ne derse desin artık AB konusu oldu. Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004'de üyeliği sonrası, adada bir çözüm olmaması durumunda Ankara-Brüksel ilişkilerini sil baştan tanımlamak gerekecek açıklamasında bulundular.'' Dediler.

ALMANYA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ BORN: KIBRIS’I UNUTMAYIN

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda yaptığı reformların önemli olduğunu ancak Kıbrıs’ın unutulmaması gerektiğini söyledi.

Born, Ankara Büyükelçiliği Konutu’nda gazetecilerle dün akşam yaptığı görüşmede, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin olumlu yönde ilerlediğini belirtirken, Türkiye’nin AB sürecinde Kopenhag kriterlerini karşılamaya yönelik önemli mesafe kaydettiğini belirtti.

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI POWELL

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs plânının, üzerinde çalışılabilecek “iyi bir temel” olduğunu belirterek, “Umarım taraflar bu plânı, bu ışıkta görmeyi sürdürecekler. Eğer taraflardan birinin plânda değiştirmek istediği şeyler varsa bunu da, plânın uygulanması için iki taraf arasındaki görüşmelerin bir parçası yapalım. Sıfır noktasına geri dönmeyelim ve plânı yeniden yazmaya çalışmayalım” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, bir gazetecinin, Kıbrıs konusundaki sorusu üzerine, New York’taki BM zirvesi sırasında Türk ve Yunan dışişleri bakanları ile bu konuyu ayrı ayrı ele aldıklarını kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanı, “Kıbrıs’ta her iki tarafı da uzlaşma sürecini ilerletmek için ellerinden geleni yapmaya ve bunu mümkün olduğu kadar çabuk gerçekleştirmeye çağırıyorum. Çünkü 2004 ortasında Avrupa Birliği’nde belli eylemler ortaya çıkacak. O zamana kadar ilerleme ve başarı sağlayamazsak, 2004 ortasından sonra daha da zor olacak” diye konuştu.

HALKIN SESI 04/10/2003