Simitis dörtlü zirve istemedi

Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın, Yunanistan Başbakanı Simitis’e önerdiği 4’lü zirve Simitis tarafından reddedildi

KKTC seçimleri yaklaşırken Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, Simitis’e dörtlü bir zirve önerdiğini, ve önerinin Yunanistan Başbakanı tarafından reddedildiğini açıkladı. Hürriyet gazetesi’nin haberine göre; Tacikistan gezisinin sonunda gazetecilerle sohbet toplantısı yapan Erdoğan, Kıbrıs Rum kesiminin Mayıs 2004'te AB'ye girişinden önce çözümün sağlanması için acele etmeye gerek olmadığını söyledi.

Erdoğan, ‘‘Tam tersinden yaklaşalım. Bu dünyanın sonu mu?’’ diye konuştu. Geziye başlarken ‘‘Annan planını sürekli reddetmek çözüm değildir’’ diyen Erdoğan, bu sözlerini biraz daha açarak, planın görüşmelere zemin olabileceğini vurguladı:
‘‘Planın bütününü reddetmek başka şey, tümünü reddetmek başka. Şimdi biz diyoruz ki bunun artıları var, eksileri var. Ama bunun tümünü reddetmek, bir defa haklı olduğunuz bir davada da sizi haksız duruma düşürebilir. Eee nasıl çözeceğiz bu
işi? Masaya oturacağız. Yani şunu diyebiliriz; Annan planı görüşülebilir, tartışılabilir, müzakere edilebilir. Artılarda eksilerde anlaşabilirsek mesele yok.’’

KIBRIS’TA ÇÖZÜM VE RUM KESİMİNİN AB ÜYELİĞİ
NTV’nin haberinde ise Başbakan, Annan planını müzakere edilebilir bulduklarını söyledi.
Erdoğan “Ancak ‘Annan planını görüşmek Kıbrıs’ı vermektir’ dediğiniz zaman, uluslararası planda haksız duruma düşersiniz. Rum kesiminin AB üyeliği dünyanın sonu değil. Ancak Kıbrıs’ta yaşayan iki halk, kendi içinde sor
unlarını halletmiş gibi, ‘biz yaptık oldu’ diyerek Kıbrıs sorununu çözüyoruz yaklaşımı adil değil, riskli bir yaklaşım” dedi

NETİCE ALINAMAZ
Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'e Kıbrıs sorununun çözümü için ‘dörtlü zirve’ önerdiğini açıkladı. Erdoğan, 9 Nisan'da Belgrad'da, 16 Ekim'de de Brüksel'de buluştuğu Simitis ile görüşmesinde yaptığı sürpriz öneriyi şöyle dile getirdi:
‘‘Hatta Belgrad'da Sayın Simitis'e dedim, ‘Bu işi, Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs, siz ve biz, dörtlü oturalım konuşalım' Faka
t onların da o zamanki yaklaşımı, ‘Netice alamayacağımız bir konu için biz masaya oturmayız' şeklinde oldu. Simitis'in ifadesidir bu.’’
’Dörtlü zirve’ önerisini ilk kez Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığı sırasında 1991'de ortaya atmışı. Ancak dönemin Başbakanı
Mesut Yılmaz, ‘‘dörtlü zirve’’ye karşı çıkmış, bu da Özal ile Yılmaz arasında gernilime neden olmuştu. 

YAKIŞ: KIBRIS'TA ÇÖZÜMÜ ÖN PLANA ALAN BİR TUTUM İÇİNDE OLACAĞIZ

Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, ''Kıbrıs konusunda çözümü ön plana alan, çözümsüzlüğe son veren bir tutum içinde olacaklarını'' söyledi.

Yakış, yaptığı açıklamada, hükümetin Kıbrıs'ta çözümden yana olduğunu, bu doğrultudaki tutumunun devam edeceğini söyledi.

Hükümetin Kıbrıs'taki seçimlerde tarafsızlığını koruyacağını ifade eden Yakış, ''Oradaki seçimin en adil ve demokratik koşullarda cereyan etmesi için çaba sarf ediyoruz. Sonucunu da aynı saygı ile karşılamamız lazım'' dedi.

HALKIN SESI 27/10/2003

Akıncı: Doğru konuşmalıyız

POLİTİS’e, göre Akıncı Mayorka adasında AB’ın düzenlediği Akdeniz’in Geleceği konulu toplantıda KKTC’deki vatandaşlıklar konusunda söylediklerinin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hoşuna gitmediğini söyledi.

Akıncı, “Elbette, söylediklerim Erdoğan’ın hoşuna gitmedi ancak bundan böyle doğru bir şekilde konuşmalıyız. Ne istediğine karar vermesi için gerçek durumu toplumun önüne koymalıyız” dedi.

Akıncı devamla Erdoğan’ın sözlerinde gerçekleri kabul etmeme isteğinin fark edilmekte olduğunu iddia etti ve “Her ne kadar da doğrudan sorumlu olmasa bile Kıbrıs’ta neler olup bittiğini biliyor ve eğer yeni Türkiye hükümeti ülkeyi çağdaşlaştırmayı istiyorsa, gerçek bir şekilde ülkeyi yönetmelidir.”

Mustafa Akıncı başka bir soruyu yanıtlarken Erdoğan hükümetinin 2004 yılı Mayıs öncesi çözüm için baskı yapacağı konusunda fazla iyimser olmadığını da söyledi şunları ekledi:

“Eğer seçimleri kazanırsak Erdoğan’ın ve Papadopulos’un gerçek politikası ortaya çıkacak. Denktaş’ın uzlaşmazlığı ikisine de çıkış yolu veriyor. Eğer Denktaş düşerse her iki tarafın gerçek niyetlerini göreceğiz.”

HALKIN SESI 27/10/2003

Denktaş: Seçimler bizim milli meselemizdir

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık'ta yapılacak genel seçimlerin milli bir mesele olduğunu söyledi.

Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde (DAÜ) okuyan ''Vatan Grubu'' adındaki, bir grup öğrenciyi kabul eden Denktaş, yol ayrımında olduklarını ve birilerinin, Kıbrıs Türklerini gittiği milli yoldan başka yola davet ettiğini ifade ederek, genel seçimlerin, ''Ahmet, Mehmet efendinin hangi makama seçileceği meselesinin ötesinde milli bir mesele olduğunu'' kaydetti. 

Denktaş , şunları söyledi: 

''Gelecek seçimler, artık Ahmet, Mehmet efendinin şu veya bu makama seçilmesi, meclise girmesi, bakan veya başbakan olması meselesinin ötesinde bir milli meseledir. Yani Annan planı ve Avrupa Birliği (AB) yoluyla, Kıbrıs'ı, devleti, egemenliği, hürriyeti, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını, garantörlüğünü ortadan kaldıracak mıyız, yoksa bunları koruyarak eşit şartlarda uzlaşma istiyoruz diye yolumuza devam edecek miyiz...'' 

Üniversiteli gençlere, Kıbrıs sorununda yaşanan süreçle ilgili detaylı bilgi veren Denktaş, Kıbrıs konusunu görüşmeye başladıklarındaAB'nin gündemde olmadığını belirterek, içte dengeyi yıkan Rumların, dıştaki dengeyi, yani Türkiye'nin garantörlük haklarını ve Kıbrıs üzerindeki Türk-Yunan dengesini bozmak için yasadışı olarak AB'ye müracaat ettiğini anlattı. 
    
'MEGA PLAN'
    
Batı'nın Kıbrıs'ı Ruma ve Yunanistan'a vermede kararlı olduğunu ifade eden Denktaş, ''Ondan sonra kendi çıkarları için kullanacak. Kendi çıkarları için kullanabilmesi için de Türkiye'nin buradan elini ayağını, hele hele askeri elini ayağını çektirecek. Mega planları bu''diye konuştu. 

Annan planına bakarak AB takvimine sıkıştırılmak istendiklerine dikkat çeken Denktaş, AB'nin hedef olarak ortaya koyulduğunu, ancak öncelikli hedefin uzlaşma olduğunu vurguladı.  Denktaş, ''AB takvimine bizi sokmak istemeleri baskının daniskasıdır'' dedi. 
    
'DEVLETİN DOĞUŞU KANLA CANLA OLMUŞTUR'

    

Devleti kurduktan sonra, ''devleti yıkacağız, devleti ortadan kaldıracağız'' demenin büyük cesaret istediğini kaydeden Denktaş, şöyle devam etti: 

''Devlet, bir çocuğun doğuşu gibidir. Kan ile doğar, çığlıklarla doğar, acılarla doğar ve yaşatılır. Bir çocuğu öldürmek, onu ortadan kaldırmak nasıl en büyük cinayettir; doğmuş, varolmuş, 20 yaşına gelmiş bir devleti, 'ceberut devlet, ben bunu ortadan kaldıracağım, hedefim budur' diye beyanda bulunmak, 'ben bir cinayet işleyeceğim' demek kadar açık bir itiraftır. Bunu yapmasınlar. Devlet mukaddestir. Devletin doğuşu, kanla canla olmuştur. Türkiye'nin garantörlüğü bizim için bahtiyarlıktır. Bu bahtiyarlığın sulandırılmaması gereklidir.'' 

Cumhurbaşkanı Denktaş, Amerikalılarla İngilizlerin KKTC seçimlerine müdahalede bulunduğunu ve bunun büyük ayıp olduğunu da belirtti. 

Seçimlerin şeffaf olmasının herkes için en iyisi olacağını ifade eden Denktaş, seçime kadar çok tahrik olacağı uyarısında bulunarak, özellikle geçlerden tahriklere kapılmamalarını ve soğukkanlı olmalarını istedi. 

DAÜ'lü öğrenciler ise Denktaş'a desteklerini ifade ederek, KKTC'ye, Türkiye'ye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlılıklarını dile getirdiler. 

 HURRIYET 28/10/2003

 

 

Kıbrıs gençliği hoşgörü için örgütlenecek

28/10/2003 RADIKAL

ANKARA- ANKARA - Kıbrıs'ta 30 yıldır dikenli tellerin ayırdığı iki toplum birbirlerini anlamak için çabalarına hız veriyor. Kıbrıslı Türk ve Rum gençleri, Yeniden Yakınlaşma İçin Gençlik Örgütü'nü kurdu. İki toplumdan 18-35 yaşları arasındaki gençlerin oluşturacağı örgüt, 'İletişim Becerileri Atölye' çalışması ile de ilk faaliyetine imza atıyor.
Bu çalışma, iletişimin temel kuralları, iletişim becerilerinin geliştirme, karar verme süreci, toplum imajı gibi konularda gençelere bilgi vernmeyi amaçlıyor. Böylece becernilerini geliştirecek genç Kıbrıslıların arasındaki
h
oşgörünün sağlanması amaçlanıyor. Çalışma sonrasında katılımcılara Halkla İlişkiler Enstitüsü tarfından da birer diploma verilecek. Türkçe ve Rumca olarak gerçekleştirilecek atölye çalışmaları 9 Kasım'da başlayacak.

 

AVRUPA BIRLIGINDEN KIBRIS UYARISI

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen: 'Türkiye, Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını hızlandırmalı' dedi ve Türkiye'yi uyardı.AB Komisyonu'nun genişlemesinden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk hükümetinden Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını hızlandırmasını isteyerek, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü karşılığında AB'ye tam üyelik müzakerelerine başlama koşulunu getirmemesi dileğinde bulundu

Kıbrıs sorunu büyüdüğü sürece Avrupa kamuoyunun Türkiye ile müzakerelere başlanmasını kabul edemeyeceğini söyleyen Verheugen, 'Adadaki durum, özellikle Türk askerlerinin mevcudiyeti böyle kaldığı sürece, bu durumu göz ardı etmek zor olacak' diye konuştu

AB Komisyonu'nun genişlemesinden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk hükümetinden Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını hızlandırmasını isteyerek, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü karşılığında AB'ye tam üyelik müzakerelerine başlama koşulunu getirmemesi dileğinde bulundu.

KIBRIS 28/10/2003

Annan planı artık anlaşılır bir dilde

Annan planı hakkında tarafsız ve kapsamlı bilgi hizmeti sunmak amaçıyla bir grub Türk ve grup Rum tarafından geliştirilen Cyprus Decides projesi Ledra Palace’ta tanıtıldı.

İbrahim DALOĞLU

Değişik siyasi görüşlere sahip bir grup Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslu Rum tarafından geliştirilen ‘Cyprus Decides’ isimli Annan planı hakkında tarafsız ve kapsamlı bilgi hizmeti projesi dün Ledra Palace Hotel’de yapılan basın toplantısı ile Kıbrıs Türk ve Rum basınına tanıtıldı.

Mete Hatay, Ayal Gürel, Yiouli Taki ve Alexis Alexiou’dan oluşan ekip tarafından yürütülen ‘Cyprus Decides’ projesinin amacının Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm öneren Annan planının ortaya koyduğu konuları anlamakta ve planı uygulanabilir bir çözüm temeli olarak kabul veya red etmenin sonuçlarını düşünmekte vatandaşlara yardımcı olmak olduğu kaydetildi. Bu projenin sunduğu hizmetle hemfikir olmayı sağlamaya değil, bilinçli bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunmaya çalışmak olduğunu belirten PRİO ekibi, yaptıkları bu çalışmanın planın içeriğinin kabul edilmesi ya da reddedilmesi yönünde etki yapmayı değil, planın temel hükümlerinin objektif, doğru ve kolay anlaşılan özetlerini sağlamak ve bu yolla bilgiye dayalı tartışmayı teşvik etmeyi amaçladıklarını belirttiler. Cyprus Decides projesi’nin grub ve bireylere planın değindiği konuları tartışmakta yardımcı olurken üç ana yöntemi kullandığını, bunların sık güncellenen bir internet sitesi, anlaşılması kolay kitapcık ve broşür hazırlayıp dağıtmak ve bireylerin önerilen çözüm ve bunun sonuçları üzerinde açıkça tartışma fırsatını bulabilecekleri halka açık toplantıların yürütülmesine yardımcı olmak olduğu belirtildi.

Bu projenin Uluslararası Barış araştırmaları Enstitüsü, Oslo (PRİO) Kıbrıs Bürosu tarafından kordine edilen tarafsız bir bilgi ve iletişimde yardımcı olma hizmeti olduğu kaydetildi.

Projenin Birleşik Devletler Kalkındırma Bürosu ve Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Dairesi vasıtası ile Birleşmiş Milletler Kalkındırma Programı tarafından finanse edilen İki Toplumlu Kalkındırma Programı’ndan alınan bağışla gerçekleştirildiği ifad edildi.

Grub adına konuşan Mete Hatay ilk aşamada ‘Kıbrıs için Annan Planı: Vatandaş El Kitabı’nın 10 bin adet Türkçe ve 10 adet Rumca olarak basılacağını, ancak şu anda sadece bin adetinin hazır olduğunu söyledi.

Mete Hatay, bu kitabın önümüzdeki günlerde gerek medya gerekse diğer iletişim araçları ile her iki toplum bireylerine dağıtılmaya çalışılacağını ifade etti.

 HALKIN SESI 28/10/2003

Verheugen’de Türk askeri rahatsızlığı

AB Komisyonu’nun Genişlemesinden Sorumlu Üyesi Verheugen: Türkiye hakkında gelecek yıl nasıl bir tavsiye kararı alacağımız henüz belli değil.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye hakkında nasıl bir tavsiye kararı alacaklarının henüz belli olmadığını söyledi.

Verheugen, Frankfurter Allgemeine gazetesine yaptığı açıklamada, “Türkiye hakkında gelecek yıl nasıl bir tavsiye kararı alacağımız henüz belli değil. Ancak şartsız bir ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ şeklinde karar almayacağız. Türkiye’deki politik duruma göre farklı bir tavsiye kararı da alabiliriz" dedi.

Türkiye’de “karışık bir görüntünün” olduğunu savunan Verheugen, başarılı siyasi reformlara karşılık, hala insan hakları ihlalleri olduğunu ve din özgürlüğünün kısıtlandığını, Türkiye’deki demokrasi anlayışının da, ordunun gücünden dolayı AB’nin demokrasi anlayışına uygun olmadığını öne sürdü.

Gerektiği takdirde komisyonun “rahatsız edici tavsiye kararı” almakta çekinmeyeceğini ifade eden Verheugen, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti konularında Kopenhag kriterlerinden taviz verilemeyeceğini kaydetti.

Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin reform yolundaki çabalarını, “ayrıca reformları sadece AB üyeliği için yapmamasını” takdirle karşıladığını ifade eden Verheugen, buna rağmen bundan sonraki İlerleme Raporu’nda bazı eksikliklere değinileceğini, özellikle Türkiye’deki işkence iddialarının büyük engel teşkil ettiğini belirtti.

Verheugen, Türk hükümetinden Kıbrıs sorunuyla ilgili çabalarını hızlandırmasını isteyerek, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü karşılığında AB’ye tam üyelik müzakerelerine başlama koşulunu getirmemesi dileğinde bulundu.

Kıbrıs sorunu büyüdüğü sürece Avrupa kamuoyunun Türkiye ile müzakerelere başlanmasını kabul edemeyeceğini söyleyen Verheugen, “Adadaki durum, özellikle Türk askerlerinin mevcudiyeti böyle kaldığı sürece, bu durumu gözardı etmek zor olacak” diye konuştu.

Türkiye’nin üyeliğine ilişkin takvimin belirsizliğine rağmen, 2013 yılına kadar hazırlanacak AB finansman planlamasında, Türkiye’nin AB üyeliğine hazırlığı için daha fazla paranın hazır tutulması gerektiğini ifade eden Verheugen, Türkiye’nin, AB’ye üye olacak diğer Doğu Avrupa ülkeleri gibi serbest piyasa ekonomisine geçmeyeceği için, yapılacak yardımın da beklenenden daha az olabileceğini söyledi.

Verheugen, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanları da “anladığını” ifade etti ve “Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmak yasak değil. Ancak Türkiye’deki reform sürecini tehlikeye atmamak için bu tartışmalar da dengede tutulmalı. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanlar, bu ülkenin Avrupa’ya nasıl daha iyi bir şekilde yakınlaştırılabileceği konusunda inandırıcı alternatif fikirler ortaya koymalı” dedi.

AB ülkelerinin hükümet ve devlet başkanlarının Türkiye’ye AB üyeliği perspektifi sunduklarını hatırlatan Verheugen, “Komisyon da bu çizgide hareket edecektir. Lüksemburg’da 1997 yılında yapılan zirvede, Türkiye’nin ayrımcılık olarak gördüğü her şeyin krize yol açtığını gördük” şeklinde konuştu.

 HALKIN SESI 28/10/2003

Kıbrıs'ı kaybetmemize tam 6 ay kaldı...

  Türkiye'nin bilmesi gereken bir büyük tehlikeden söz etmek istiyorum. Bu gerçeği resmi yetkililer de biliyor, ancak sizlere söylemiyorlar.
    Bu tehlike de, eğer gerekli önlemler alınamaz, çözüm konusunda gerekli adımlar atılmazsa, Kuzey Kıbrıs 1 Mayıs 2004 günü kaybedilecek.
    Yani, tam tamına 6 ay süre kaldı.
    Aman
yanlış anlamayın, Kuzey Kıbrıs toprakları kısa bir süre için yine Türk tarafının elinde kalacak. Ancak, bir süre sonra bu topraklar boşalacak ve KKTC bitecek.
    Nasıl mı olacak?
    Gelin, ben size anlatayım..
    1. 1 Mayıs 2004 tarihinde, bir çözüm bulunamadığı veya çözüm ümitlerini arttıran ciddi bir müzakere süreci başlatılamadığı taktirde, Güney Kıbrıs Avrupa Birliğine resmen tam üye olacak..
    2. Ancak, Rumlar tek başlarına değil, Kıbrıs'ın tamamını (yani Kuzey Kıbrıs'ı da) temsil edecekler. Bütün kararları onlar alacak, AB karar mekanizmalarına girecekler. Bakanlar ve liderlerin toplantılarında masaya oturacaklar. Kıbrıs adına konuşacaklar.
    3. Türkiye ile ilgili her kararı vetolayıp durdurma imkanına kavuşacaklar. Türkiye'ye tarih verilmesini engelleyebilecekler. Bunu yapamasalar, müzakereler başladıktan sonra her defasında her pazarlığı bloke edebilecekler. Hadi çok iyi niyetli (!) hareket edip bunu da yapmadılar diyelim. O zaman, Türkiye'nin tam üyeliğini veto edeceklerdir : "Ya Kuzey'i verirsiniz yoksa AB'ye giremezsiniz" diyebilecek güce erişecekler.
    En önemlisi de, kimse Rumları engelleyemeyecek, ellerindeki bu hakkı alamayacaktır.
    Yani, 1 Mayıs 2004 gününden itibaren Türk tarafı, elindeki tüm kozları Rumlara teslim edecektir. Bu konuda kimsenin en küçük bir kuşkusu olmamalıdır.
   
   
TÜRKİYE İŞGALCİ ÜLKE KONUMUNA DÜŞECEK
    Bilmem hatırlıyor musunuz, eski Dışişleri Bakanımız Yaşar Yakış "Çözüm bulamaz ve Rumlar tek başlarına AB'ye tam üye olurlarsa, bir süre sonra Türkiye işgalci ülke konumuna düşecektir" demişti ve zavallı adamı param parça etmiştik. Oysa Yakış doğruyu söylemiş, başımıza gelebilecekleri göstermek istemişti.
    Rumlar tam üyeliğe tek başlarına oturduktan sonra Kuzey'i bırakmayacak ve donumuza kadar herşeyi almak isteyeceklerdir.
    Büyük olasılıkla da istediklerini elde edeceklerdir. Türkiye'yi köşeye sıkıştıracaklar ve "AB'ye tam üyelik için, Kuzey'i bırakın" diyeceklerdir.
    Türkiye tam bir tercih karşısında kalacaktır.
    Genç kuşaklarının önünü açacak, ülke'nin kaderini değiştirecek olan tam üyelik mi, yoksa Kuzey Kıbrıs mı? 70 milyon'un kaderi, zenginliği Kuzey Kıbrıs'ı elimizde tutmaya bağlanacak.
    Ne büyük haksızlık...
    Üstelik, AB'ye girememiş olan Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıs'lı Türkler ve de Türkiye'den göç etmiş Türkler de bu topraklarda kalmak istemeyecekler. Sonuçta Kuzey Kıbrıs giderek kuruyacak, boşalacak ve 70 milyon insan da kaybettikleriyle baş başa kalacak.
    Türkiye, ya Avrupa ile ilişkilerini kesmek zorunda kalacak, yatırım alamayacak, yatırım yapamayacak, ihracatı zorlaşacak veya Kıbrıs'ta adım atacak.
    Kıbrıs'ta adım atmak ne demek?
    Yani, Kıbrıs'ı bırakıp gidelim mi?
    Yavru vatanı satacak mıyız?
    Hayır, satmayacağız.
    Türkiye'nin çıkış yolu vardır.
    Çıkış yolunu merak ediyorsanız, yarın yine bu köşe'de buluşalım.
   
    ***
    MILLIYET 29/10/2003

'Kıbrıs'ta kendinizi köşeye sıkıştırmayın'

29/10/2003 RADIKAL

RADİKAL - İSTANBUL - Britanya'nın Kıbrıs özel temsilcisi David Hannay, Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmediği sürece AB karşısında çok zor durumda kalacağı uyarısında bulundu. CNN Türk'te Mehmed Ali Birand'ın sorularını yanıtlayan Hannay, Kıbrıs'ta Rumların resmen AB üyesi olacağı 1 Mayıs 2004'e kadar çözüm bulunamazsa, Türkiye'nin AB ile tüm müzakerelerde Kıbrıs'la karşı karşıya kalacağını ve sürekli Rumların vetolarına takılacağını söyledi. Çözümün asıl Türk tarafı için gerekli olduğunu vurgulayan Britanyalı temsilci, "Çözümü geciktirmek son derece riskli bir politikadır, sürekli AB'nin Kıbrıs baskısı altında kalacaksınız" dedi.
Hannay, şu noktalara dikkat çekti:

· Bugüne kadar müzakerelerde iki şey yanlış gitti. Türk lider Rauf Denktaş'ın bir çözüm istememesiydi. Kendi çözümünü istiyordu ki ne yazık ki müzakere edilebilir bir çözüm değildi. Dolayısıyla aslında iyi niyetle müzakere etmedi. Türk hükümetini kesinlikle eleştirmiyorum. Çok kısa sürede çok fazla şey yapmaları istendi.

'Çok geç değil'

· 1 Mayıs 2004'ün son tarih olduğunu düşünmüyorum. Ancak Kıbrıslı Türkler ve Türkiye öyle bir müzakere dönemine girer ki çok daha zayıf olurlar. Bu tarih Türklerin ve Rumların eşit roller üstleneceği bir birleşmiş Kıbrıs'ın AB'ye üye olması için son fırsat. Dolayısıyla çok geç değil.

'Rumlar avantajlı çıkar'

· Çözüm olursa AB Kıbrıslı Türk bir dışişleri bakanıyla belki masada oturup karar alacak. Türkiye'nin AB'ye giriş konusunda da söz sahibi olacak. Bu avantaj değilse nedir bilemiyorum. Aksi halde sadece Rum hükümeti masada olacak. Rumlar büyük taktik avantaja sahip olacaklar.

· Bence Türkiye müzakerelere 2004'ten sonra girerse ki bu bir risk. Diyelim ki Kıbrıs çözüme ulaştırılamadı. O zaman Türkiye boynuna bir zincir halkası takmış olacak. Çünkü müzakerelerde Kıbrıs'taki çözüm gündeme gelecek ve Türkiye'nin katılım şartları müzakereleri zorlaşacak.

· AB'ye tam üyeliğiniz, Kıbrıs'ta çözüm gerçekleşmedikçe tamamlanamaz. Kendinizi neden köşeye sıkıştırıyorsunuz, anlayamıyorum. En akılcı yaklaşım Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a kadar çözüm bulmak ve AB ile rahat rahat müzakere etmektir.

· Türkiye'nin AB'ye katılımı zaman alacak. Türkiye büyük bir ülke, çıkarların gözetilmesini çok zorlayacak, hassas biçimde ele alınacak konular var. Bence AB Türkiye'yi kabul etmeli. Şartlar yerine getirildiğinde Türkiye'ye kapılar açılmalı. Bu kendi görüşüm ama kendinizi de kandırmayın bu kolay olmayacak.

İktidarın sesi ve Kıbrıs

Gündüz Aktan

29/10/2003 RADIKAL

Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileri konusunda bir toplantıya katılmak üzere geçen hafta Atina'ya gittim. Bazı izlenimlerimi aktarmak istiyorum.
1988 sonunda başlayan Atina'daki görevim 1991'in ortasında bitti. Baba Papandreu'unun geçirdiği hastalıklar dolayısıyla bir yılda üç genel seçim yapılmış; büyük umutlar bağlanan Davos süreci akim kalmış; azınlık üzerindeki baskılar 29 Ocak 1990'da sopalı saldırılara dönüşmüş; ben ayrılmad
an kısa bir süre önce de '17 Kasım' Deniz Bölükbaşı'na bombalı saldırıda bulunmuştu. Üç yıl içinde Yunan Dışişleri'ndeki muhataplarımla bir kere bile Türk-Yunan ya da Kıbrıs konularını görüşmek imkânım olmadı. Sadece Türkiye'yi protesto edecek bir şey varsa, bakanlığa davet edildim. Tabii bu tür görüşmelerin havası da gergin oluyordu. Genelde altı sayfalık günlük İngilizce resmi ana bülteninin dört ila beş sayfası Türkiye'nin eleştirisine ayrılıyordu. Yunan basınının bir yılda Türkiye hakkında hemen hepsi olumsuz haber ve yorum sayısı 8 bin civarındaydı.
Bu kez havanın epeyce değişmiş olduğunu görmekten mutlu oldum. Hemen tüm konuları açıkça ve uygar biçimde konuşabildik. Bu gelişmede oğul Papandreu ile Sn. İsmail Cem'in başlattığı sürecin büyük payı olduğuna kuşku yok. Bu sürece Davos-II de denebilir. Zira yaklaşımın altında aynı mantık yatıyor. Kolay olandan başlayıp yavaş yavaş zor sorunlara gitmek amaçlanıyor. Bu çerçevede çok sayıda anlaşma imzalanmış. Yılın ilk 10 ayında ikili ticaretin 1.5 milyar dola
ra ulaştığı söylendi ki, benim zamanımda bu hayal dahi edilemezdi.
Kısıtlı katılımlı, küçük ve dışa kapalı olmasına rağmen, Papandreu toplantıya katılıp, uzun sayılabilecek bir konuşma yaptı. Soruları cevaplandırdı. Umutluydu. Talepkârdı. PASOK'un 2004 ba
harındaki genel seçimlerde bir dış politika zaferine ihtiyacı olduğu anlaşılıyordu.
Ben, Kıbrıs'ta çözüme ilişkin görüşümü anlattım. Türkiye'ye 2004 Aralık ayında giriş müzakereleri için bir tarih bile verilmezken (Verheugen'in son 'parlak' beyanına bakın
) ve AB içinde din temelinde üyeliğimize karşı çıkanlar varken, Kıbrıs'ta Mayıs 2004'e kadar bir çözüme varılması ve KKTC'nin lağv edilerek Kıbrıs Türklerinin geriye dönüşü olmayan bir süreç halinde AB'ye girmesinin, her şey bir yana, iç politika açısından mümkün olmayabileceğini belirttim. Annan Planı'nın son bir kez daha müzakere edildikten sonra taraflarca imzalanmasını, Türkiye AB üyesi olurken, Kıbrıs Türklerinin de hızla uygulanacak Annan Planı'na göre Kıbrıs içinde yer alabileceğini söyledim.
Yunanlı muhataplarımdan bu öneriye ciddi bir itiraz gelmemesi iyi bir sürpriz oldu. Yunanlılar muhtemelen KKTC'de 14 Aralık seçimlerinin sonuçlarını bekliyor. Sadece yüksek bir NATO yetkilisi, Kıbrıs'ta çözüme
adım adım gidilirken Türkiye'nin de paralel bir sür
eçte üyeliğe doğru ilerlemesini öngören bir yol haritasının daha gerçekçi olacağını, bana ifade etti. Belki de bir ay kadar önce IHT gazetesinde Abramowitz- Wilkinson imzasıyla çıkan yazının etkisinde kalmıştı.
Duyduğuma göre, bazıları Kıbrıs'ta çözümün e
rtelemesini öngören bu öneriyi bazı uluslararası toplantılarda dile getirmişler ve Amerikalılardan olumsuz cevap alınca da "İşte kabul etmiyorlar" diyorlarmış. Dış politikada "Bir de böyle bir öneri var. Ne dersiniz" diye sorulmaz. Öneriler savunulur.
Ama
bizde ulusal çıkarlar değil, teslimiyetçilik savunuluyor.
Asıl vahimi, hükümetin de KKTC'deki seçimleri beklediği ve kamuoyu önünde savunacağı bir politikasının olmadığı izlenimi vermesi. Bu tutum, kendimizi olayların seyrine bırakmak demek.
Belirsizlik nedeniyle Sn. Denktaş da seçim platformunu Annan Planı'nın öldüğü görüşüne oturtmak zorunda kalıyor. Kendisini Türkiye'nin yerine koyup politika yapamıyor.
Hükümet YÖK'ten sonra, Cumhuriyet'in 80. yıl törenleri dolayısıyla yeniden alevlenen türban konusun
da da kan kaybediyor. Böyle bir hükümetin Kıbrıs gibi zor politika konularındaki sesi de ikna edici olmayabilir. Türkiye gücünün çok altında çözümlere mahkûmmuş görüntüsü veriyor. Çok yazık.

 

Kıbrıs'ta, ya Annan ya hiç...



Dünkü yazımda kamuoyunu son derece önemli bir konuda uyarmış ve 1 Mayıs 2004 gününe kadar bir çözüm bulunamadığı veya ciddi bir müzakere sürecine girilmediği taktirde, Kıbrıs'ı kaybedeceğimizi ve AB ile ilişkilerimizi koparma noktasına kadar getireceğimizi anlatmıştım.
Bir Allahın kulu
dahi söylediklerimizi yalanlayamaz.
Özellikle Rauf Denktaş yalanlayamaz. Zira ne olacağı tüm resmi yetkililer tarafından biliniyor.
Peki, bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız?
İster beğenin, ister beğenmeyin tek çıkış yolu, Annan planını –belki bazı bölümlerini
değiştirip- imzalamaktan geçmektedir.
Başka yolu yoktur.
Kendi kendimizi aldatmayalım.
Ya Annan planı ile önemli bazı kazanımlar elde edeceğiz veya "AB müktesebatı" (Aquis Communautaire) ile başbaşa kalacağız.
Yani, Kıbrıs'ta hiç istemediğimiz bir çözüm i
le karşı karşıya kalacağız.
Gelin, size bu AB muktesebatını anlatayım:
- Kıbrıs'ta yaşayan herkes istediği yere gidebilecek, yerleşebilecek, istediği malı satın alabilecek. Ülke içinde hiçbir kısıtlama kalmayacak.
- Kıbrıs'ı Rumlar temsil edecekler ve ülke
nin tüm yönetimini Rumlara bırakılacak.
Özetlemek gerekirse, Aquis Communautaire (AB muktesebatı) Kıbrıs'ın Kuzey'inin tümüyle Türklerin elinden alınması, Rumlara geri verilmesi ve Kıbrıs'ın 1974 değil, daha da kötüsü 1960 öncesine dönmesi anlamına geliyor
.
Rumlar gayet tabii AB muktesebatını istiyorlar. Onlar, Annan planından Denktaş'tan daha fazla nefret ediyorlar. Kıbrıs'ı bu şeklide geri alacaklarını anlatıyorlar.
Şimdi gelin, Annan planının avantajlarına bakalım.
Annan, Türk tarafına kendi kendini yöne
tme imkanı veriyor, belirli bir toprak üstünde egemenlik sağlıyor. Bağımsızlık dışında her türlü olanağı veriyor.

HANGİSİNİ TERCİH EDERSİNİZ?
Türkiye'nin elindeki kozlar, 2001 Kopenhag doruğunda en üst düzeydeydi. Ancak Denktaş çözümü engelledi ve elindeki kozlardan büyük bölümünü kaybetti.
Şimdi, "yangından ne kaçırabilirsek kardır" hesabıyla, son kozlar kullanılacak. Ancak köşeye sıkışmış durumdayız.
Ya Annan planı imzalanacak veya Kıbrıs orta vadede tümden kaybedilecek.
Annan planı acaba değiştirilebili
r mi?
Birkaç ufak tefek rötuşun dışında hiç bir temel değişiklik yapılamayacak bir durumla karşı karşıyayız. Zira Türk tarafının isteyeceği her değişikliğe karşılık Rumlar, dört değişiklikle çıkacaklar. Zamana oynayacaklar ve 1 Mayıs 2004'e kadar direnip m
açı kazanacaklar.

PLANI İMZALAMASAK DAHİ YAPILACAKLAR VAR
Türk tarafı Annan planının imzalanmasını biraz daha ertelemek istiyor ise, bu alanda da yapabilecekleri var.
Eğer 1 Mayıs 2004'e kadar Türkiye;
- Ada'dan 20 bin asker çeker...
- Lefkoşa havaalanı, Magosa ve Maraş konularında fiilen adımlar atar...
- Annan planının ilke olarak kabul ettiğini açıklarsa...
Bu olasılıkta AB, 1 Mayıs 2004'te Rumları tam üyeliğe kabul etse dahi Kıbrıs konusunda varılacak olan nihai anlaşmaya şerh koydurur.
Türkiye hem zam
an kazanabilecek, hem de –en önemlisi- sırtındaki Kıbrıs sorumluluğundan kurtulacak. Tarih alma konusundaki baskılar öneli orada bitecek.
Annan planının yeniden düşünmekte yarar var.
MILLIYET 30/10/2003 MEHMET ALI BIRAND

İzcan: Taraflar yapıcı olmalı

BDH Koordinatörü İzzet İzcan, Güney Kıbrıs’ta katıldığı bir televizyon programında, ‘Her iki taraf da yapıcı olmalı, mümkün olmayan taleplerle ortaya çıkıp, çözüm sürecini tıkamaktan kaçınmalıdır’ dedi

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Koordinatörü İzzet İzcan, Mayıs 2004'ten önce bir çözüme ulaşılıp, birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliğini mümkün kılmak için her iki tarafın da dikkatli olması gerektiğini ifade ederek, "14 Aralık'tan sonra başlaması kaçınılmaz olan yeni süreçte, her iki taraf da yapıcı olmalı, mümkün olmayan taleplerle ortaya çıkıp, çözüm sürecini tıkamaktan kaçınmalıdır" dedi.
Güney Kıbrıs'ta yayın yapan RIK1 Televizyonu'ndaki bir haber programına katılan BDH Koordinatörü İzzet İzcan, Kıbrıs Türkü'nün sesini, Kıbrıslı Rumlar'a aktardı
.
Önümüzdeki günlerde Türkçe altyazılı olarak tekrar yayınlanması beklenen programa, İzzet İzcan'ın yanısıra Kıbrıs Rum Yönetimi eski Dışişleri Bakanı Dr. Katsulidis ve Avrupa Birliği Büyükelçisi Van Der Mir de katıldı.
Programda Kıbrıs sorununun geldiği n
okta ve Avrupa Birliği yolunda Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeler ele alındı.
BDH Koordinatörü İzzet İzcan programda yaptığı konuşmada öncelikle Kıbrıs'ın bölünmesine yolaçan olayları hatırlatarak, konuyu tartışırken bu noktadan hareket edilmesi g
erektiğini vurguladı.
İzcan, 1960 yılında Kıbrıs'a tanınan sınırlı bağımsızlığa ne Kıbrıslırumlar'ın ne de Kıbrıslıtürkler'in sahip çıkmadığını, Enosis ve Taksim ülküleri peşinde koşarak Kıbrıs adasının istikrarsızlaştırıldığını, iki toplumun bu yüzden büy
ük acılar çektiğini dile getirerek, en büyük kaybı, küçük ve ekonomik yönden zayıf olan Kıbrıs Türk halkının yaşadığını ifade etti.
"KIBRIS TÜRKÜ VE BDH, STATÜKOYLA MÜCADELE EDİYOR"
İzzet İzcan, Avrupa Birliği genişleme sürecinin Kıbrıs için bulunmaz bir fırsat olduğunu belirterek, "AB, Kıbrıs'ı bir bütün olarak almak istiyor, bizler Kıbrıs'ta mayıs 2004 tarihinden önce çözüme ulaşabilme becerisini gösterebilmeliyiz" dedi.
İzcan konuşmasında önümüzdeki genel seçimlerin önemine de dikkat çekerek, Barış ve De
mokrasi Hareketi'nin 14 Aralık seçimlerinden başarı ile çıkmasının ardından görüşmelerin başlamasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
BDH'nın, Kıbrıs Türk halkının haklarını sonuna kadar korumaya kararlı olduğunu kaydeden İzcan, "Denktaş ve statükoculardan
farkımız, onlar Kıbrıs'ta bir çözüme karşı oldukları gibi, Avrupa Birliği üyeliğine de karşıdırlar. Türkiye'deki çözüm karşıtı güçlerle el ele vermiş, Kıbrıs sorununu kullanarak, hem Kıbrıslıtürkler'in hem de Türkiye halkının barış, demokrasi ve çağdaşlaşma projesi olan AB üyeliğini engellemeye çalışıyorlar" dedi.
"TALEPLER MAKUL OLMALI"
İzcan, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki kararlılığını meydanları doldurarak ortaya koyduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Rum tarafını mümkün olmayan talepler ortaya koyarak
çözüm sürecini engellememesi konusunda uyardı.
Kıbrıs'ta bulunacak çözümün ne bir tarafın zaferi ne de diğer tarafın mağlubiyeti şeklinde algılanmaması gerektiğini hatırlatan İzcan, herkesin karlı çıkacağı bir çözüme yönelmenin, Kıbrıs adasında yıllardır a
cı çeken insanlarımıza karşı yapılacak en büyük hizmet olacağını söyledi.
"Kıbrıslı Rumlar, AB'ye üye olmanın rahatlığı içinde Annan Planı'nın Kıbrıs Türkleri'ne sağladığı güvenceleri yadsımaya kalkarsa, statükocuların oyununa gelmiş olur ve Kıbrıs'ın yeni
den bütünleşme olanağı tamamen ortadan kalkar" diyen İzcan, Kıbrıslırumlar'ın 1963-1974 dönemini çok iyi anımsamasını ve yapılan hataların tekrarlanmamasına özen göstermesini istedi.
İzcan, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslıtürkler'e dönük politikalarında Avru
pa Birliği'nin ilke ve normlarına bağlı kalarak, ayrımcı davranmaması gerektiğini belirterek, zamanın daralmış olmasına rağmen henüz geç olmadığını, çözüm yanlısı güçlerin birbirine yardımcı olarak Kıbrıs'ta çözümü sağlayabileceklerini sözlerine ekledi.

HALKIN SESI 30/10/2003

 

Talat: Seçimlerde oluşacak tabloyla Türkiye’nin yolu açılacak

'Seçimden sonraki koşulların sorunu çözeceğine ve Türkiye'nin önünü açacağına inanıyorum’

CTP- Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ''14 Aralık'taki seçimlerden sonra ortaya çıkacak koşulların Kıbrıs sorununu çözeceğine ve Türkiye'nin önünü açacağına inandığını'' söyledi.

Talat, Arı Grubu'nun İstanbul Ayazağa Ticaret Merkezi'ndeki Konferans Salonu'nda düzenlenen toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin geleceği açısından Kıbrıs sorununun büyük önem taşıdığını belirtti.

Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin önünde büyük bir engel olarak durmasının sadece AB süreciyle ilgili olmadığını ifade eden Talat, ''Türkiye bölgede lider olmak istiyorsa, uluslararası hukukla uyum sağlamak

zorundadır'' diye konuştu.

AA’nın haberine göre Talat, 1999 Helsinki Zirvesi ile Türkiye'nin AB'ye aday ülke olarak kabul edildiğini hatırlatarak, Türkiye'nin adaylığı sürecinde Kıbrıs sorununun etkileri bulunduğunu kaydetti.

AB'nin, Avrupa'da savaşların ortadan kalkması düşüncesiyle kurulduğunu vurgulayan Talat, savaş potansiyeli olan herhangi bir sorunun AB'ye taşınamayacağını ifade etti.

Bu nedenle Türkiye'nin adaylığı için Kıbrıs sorununun çözülmesinin şart olduğunu savunan Talat, Helsinki Zirvesi kararı uyarınca aday ülkelerin kendi aralarındaki sınır sorunlarını çözmelerinin zorunlu

olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin AB'ye adaylık sürecinin Kıbrıs sorununa bağlandığını öne süren Talat, ''14 Aralık'taki seçimlerden sonra ortaya çıkacak koşulların Kıbrıs sorununu çözeceğine ve Türkiye'nin önünü açacağına inanıyorum'' dedi.

''Kıbrıs'ta statükoyu yaşatmak isteyenlerin Türkiye'de AB'ye girmek istemeyenlerle kutsal ittifak gerçekleştirdiğini'' iddia eden Talat, ''bu ittifakın Türkiye'yi AB ile Kıbrıs'ta çatıştırmak istediğini'' savundu.

Kıbrıs Türk halkının tarihinde ilk kez kendi iradesiyle vereceği kararın sadece kendi geleceğini değil Türkiye'nin de geleceğini etkileyeceği görüşünü belirten Talat, bu nedenle halkın büyük heyecanla 14 Aralık'ta gerçekleşecek seçimleri beklediğini söyledi.

Bu heyecanı en çok gençlerin taşıdığını anlatan Talat, KKTC gençlerinin büyük bir kimlik sorunu yaşadıklarını ve geleceklerini aradıklarını kaydetti

HALKIN SESI 30/10/2003

Denktaş: Görüşmelerin başlaması için seçimleri bekliyoruz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, görüşmelerin başlaması konusunda herkesin ve kendilerinin de aralık seçimlerini beklediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Reuters ajansına verdiği demeçte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopoulos ile müzakere masasına geri dönüp dönmeyeceği yönündeki soruya, ''Herkes seçimleri bekliyor. Biz de öyle. Seçimler, 'Kıbrıslılar BM planını kabul ediyor, Denktaş tek engel' diyerek dünyayı aldatan muhalefetin doğru ya da yanlış olup olmadığını ortaya çıkaracak'' dedi.

Papadopoulos'un BM planı altında görüşmelere başlama çağrılarını ''taktik açıklamalar'' olarak değerlendiren Denktaş, ''Rumların bir anlaşmaya veya BM planını tartışmaya ihtiyacı yok çünkü AB tarafından garanti altına alındılar'' diye konuştu.

AB ve uluslararası arabulucuların, görüşmeye yeniden başlamaları konusunda iki tarafa baskı yapmalarının olumsuz tepkiye neden olabileceğini vurgulayan Denktaş, ''İki tarafın görüşleri birbirinden

çok ayrıyken, başkalarını mutlu etmek ve başkalarının çıkarlarına hizmet etmek için taraflara geçici bir anlaşmayı imzalatmaya çalışmak sadece felaketle sonuçlanır'' dedi.

HALKIN SESI 30/10/2003

Türkiye’nin tavrı AB’yi memnun etti

Başbakan Tayyip Erdoğan, Avrupa Komisyonu raporunda yer alan ‘uygulamada eksikler var’ uyarısını ‘sudan bahaneler’ olarak değerlendirdi. Dışişleri Bakanı Gül ise rapor için ‘Beklediğimiz gibi objektif’ yorumunu yaptı.

Erdoğan, şu ana kadar uyumla ilgili gerekli adımların atıldığını söyledi. Uygulamanın sadece 2004 Aralık’ına kadar yapılacak işler anlamına gelmediğini söyleyen Erdoğan, müzekere sürecinde de bu çalışmaların devam edeceğini belirtti.

2004 Aralık ayında müzakere tarihinin alınması ve süreç içinde uygulamaların tamamlanmasıyla Türkiye’ye üyelik verileceğini belirten Erdoğan “Tamamlanmazsa üyelik vermeyeceklerdir” dedi.
Erdoğan, uygulamalarla ilgili eleştirileri de “sudan bahaneler” olarak nitelendirdi.
Dışiş
leri Bakanı Gül ise rapor için “Beklediğimiz gibi objektif” yorumunu yaptı. Raporun uygulama alanındaki eksikliklere dikkat çektiğini belirten Gül, “Biz de zaten bunu söylüyoruz. Uygulama alanında yapmamız gerekenler var diyoruz. Bunları gidermek için zaten reform izleme grubu kurduk. Bu grup düzenli olarak toplanıyor” dedi.
‘ANNAN PLANI İZLENMELİ’
Avrupa Komisyonu, Türk hükümetinin, Kıbrıs sorununun çözümü için, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış planını esas alarak müzakerelerin yenid
en başlamasını desteklediğini, bunun da memnuniyet verici olduğunu vurguluyor.

AB KOMİSYONU: TÜRKİYE, KKTC İLE ANLAŞMAYI ONAYLAMAYACAK

AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin “KKTC ile imzaladığı Gümrük Birliği çerçeve anlaşmasını onaylamayacağı”kaydedildi. Raporda 8 Ağustos’ta imzalanan anlaşma özetle şöyle eleştirildi:
“Uluslararası hukuk çerçevesinde hiçbir geçerliliği olmayan böyle bir anlaşma, Türkiye’nin AB ile gümrük birliği yükümlülüklerini ihlal anlamı gelebilir. Türk hükümeti anlaşma so
nrasında, bunun onaylanmayacağına ve uygulamaya geçirilmeyeceğine işaret etmiştir.”
AB Komisyonu, daha önce Selanik Zirvesi’nde yapılan çağrıyı yineleyerek, özellikle Türk tarafından Annan planı temelinde görüşmelerin yeniden başlatılmasını istedi.

HALKIN SESI 31/102003

TC’nin Annan Planı’nı desteklemesi olumlu

Avrupa Birliği Komisyonu, 5 Kasım’da yayınlayacağı Türkiye’yle ilgili 2003 yılı ilerleme raporu ile Türk hükümetinin Annan Planını destekleyici yöndeki tavrını takdirle karşılandığını açıklayacak

Avrupa Komisyonu raporda, Türk hükümetinin, Kıbrıs sorununun çözümü için, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış planını esas alarak müzakerelerin yeniden başlamasını desteklediğini, bunun da memnuniyet verici olduğunu vurguluyor.

İlerleme raporunda, TBMM’de kabul edilen uyum paketlerinin gözden geçirilmiş ulusal program ile katılım ortaklığı belgesinde yer alan önceliklerin büyük bir kısmını kapsadığı belirtiliyor. Avrupa Komisyonu, Türk hükümetinin, Kıbrıs sorununun çözümü için, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış planını esas alarak müzakerelerin yeniden başlamasını desteklediğini, bunun da memnuniyet verici olduğunu vurguluyor.

133 sayfadan oluşan ilerleme raporunda eleştiriler de bulunuyor. Avrupa Komisyonu, reform paketlerinin kabul edilmesine rağmen uyum yasalarının ve ilgili yönetmeliklerin henüz yayınlanmadığını, bu yüzden de yasaların henüz uygulanmadığını belirtiyor.

MGK’nın rolü eleştiriliyor

Raporda, eleştiri okları genel olarak siyasi merciiden çok, idari yapıya ve kadroya yöneltiliyor. Yasaların mecliste kabul edilmesinin ardından, uygulanabilmesi için gereken yönetmeliklerin bürokratik engelleri aşamadığı ve birçok bürokratın uyum yasalarının hayata geçirilmesini engellediğine vurgu yapılıyor. Avrupa Komisyonu raporunda, yasal değişiklikler gereği MGK’nın bir danışma kurulu haline geldiğini, ama siyasetteki ağırlığının devam ettiğini belirtiyor. MGK’nın, siyasetteki tartışmalı konularda, ön planda olmaya devam ettiğine de dikkat çekiyor.

Savunma harcamaları şeffaf değil’
Avrupa Komisyonu, YÖK ile RTÜK’te de hala birer askeri üyenin bulunmasına da kayıt düşüyor. Savunma harcamalarının şeffaf olmadığını dile söyleyen Avrupa Komisyonu, bu harcamalarının savunma bütçesine dahil edilerek, meclis denetimine sunulması gerektiğini belirtiyor.

‘Uygulama zayıf’

Raporun Kopenhag siyasi kriterlerine uyum bölümünde, anadil eğitimi konusunda yasal düzenlemeler yapıldığı, ama yönetmelik yayınlanmadığından yasanın hala uygulanmadığını kaydediliyor. Bu konuda idari engellerin kaldırılmasının önemine işaret ediliyor ve Avrupa Komisyonu’nun 2004 yılında yasanın uygulanmasını gözleyeceği belirtiliyor. Avrupa Komisyonu, anadilde radyo ve televizyon yayını önündeki idari engellerin de henüz kalkmadığını, RTÜK’ün konuyla ilgili yönetmeliği hala yayınlanmadığına işaret ediyor.

‘İşkenceyle mücadelede gelişme yok’
Kanun değişiklilerine rağmen, rakamsal açıdan ufak bir iyileşmenin dışında, işkenceyle mücadele konusunda gözle görülür bir gelişme yaşanmadığını belirten avrupa komisyonu, bu konudaki hakim kararlarının çelişkili olduğuna dikkat çekiyor. İlerleme raporunda, genel olarak ifade özgürlüğü önündeki yasal engellerin kısmen kaldırılmış olmasına rağmen, uygulamada çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalındığına da kayıt düşülüyor.

‘Annan planı izlenmeli’
Avrupa Komisyonu, Türk hükümetinin, Kıbrıs sorununun çözümü için, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın barış planını esas alarak müzakerelerin yeniden başlamasını desteklediğini, bunun da memnuniyet verici olduğunu vurguluyor.

Cox: “Birleşmiş Kıbrıs’ı AB’de görmek istiyoruz”

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox gaztecilerin Kıbrıs ile ilgili sorularına şu yanıtları verdi:

“Avrupa Parlamentosu, 1 Mayıs 2004’ün, sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne katıldığı tarih olarak değil, adadaki iki toplumun iradesi doğrultusunda ve Annan Planı temelinde kendi içinde uzlaşmış bir Kıbrıs’ın birliğe katıldığı gün olarak görmek istiyoruz, bu konuda hala umutluyuz. Bu hem Kıbrıs için, hem Ada’daki iki toplum için, hem de bölge için, aynı zamanda Türkiye ve Avrupa Birliği için de en iyisi. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı tutumu bir paket aslında ve şüphem yok ki, 2004’te meseleleri yeniden değerlendirirken içinde bulunacağımız durum, yıllardır çözümsüz duran Kıbrıs sorununun anlaşmayla çözülmesi halinde bundan çok olumlu etkilenecektir.
Aslında her iki tarafla da aktif bağlantılarımız var. İki tarafın temsilcileriyle burada, bu ofiste kısa süre önce bir araya geldik. Seçim sürecine gelince. Bu halkın seçimi ve buna saygı göste
iriz. Kıbrıs halklarının ne yapacağına, nasıl yaşayacağına biz değil, kendileri karar verir. Kendilerini temsil edecek parlamenterleri yine kendileri seçer. Biz adil ve özgür bir seçim olmasını diliyoruz. Her siyasi hareketle siyasi diyaloga açığız. Umarız, çıkan sonuç bizi çözüme götürür. Fakat dediğim gibi, tercih Kıbrıslılara ait.
Sorun çözülür, kendi içinde uzlaşmış bir Kıbrıs AB’nin parçası olursa, Annan planının öngördüğü gibi 6 Kıbrıslı temsilciden 2’si Türk toplumundan olacak ve Avrupa Parlamentosu,
temsilcilerinin kültürel haklarına sonuna kadar saygı gösterir.

Yeniduzen 31/10/2003

Loizidu çıkmazı!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Kıbrıslı Rum kadın Titina Loizidu’nun Türkiye aleyhine açtığı dava ile ilgili ‘siyasi kriz’ giderek büyüyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Titina Loizidu davasında verdiği kararı Türkiye’nin yerine getirmesi prosedürüne uzlaşı çözümü isteyen Avrupa Konseyi ülkelerinin sayısının artmakta olduğu bildirildi.

Daimi Temsilciler Komitesi’nin önceki günkü toplantısı yeni bir çıkmazla bitti ve bu nedenle 2 haftalık yeni bir ertelemeye karar verildi. Siyasi gözlemciler 2 haftalık erteleme kararını Avrupa İnsan Hakları Mehkemisi’nin Loizidu konusunda büyük bir çıkmaza girdiği yönünde yorumlar yaparak açıkladı.

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Fileleftheros, “Avrupa Konseyi - Titina Oyunu Büyüyor - Dışişleri Bakanlarını Atlatmak İçin Türkiye’ye İki Haftalık Yeni Erteleme” başlığıyla verdiği haberinde, Daimi Temsilciler Komitesi’nin dünkü toplantısının yeni bir çıkmazla bittiğini ve bu nedenle 2 haftalık yeni bir ertelemeye karar verildiğini yazdı.

Gazete, Türkiye’nin Loizidu davasındaki ilk hedefini hali hazırda başardığını ve önceki gün yeni bir erteleme daha elde ettiğini, böylece, Avrupa Komisyonu’nun ilerleme raporunun yayınlanmasından birkaç gün önce hakkında bir kınama kararı çıkmasını atlattığını yazdı. Önceki gün yeniden toplanan Daimi Temsilciler Konseyi’nin bir uzlaşmaya varamadığını bu yüzden de iki haftalık erteleme kararı aldığını belirten gazete şöyle devam etti:

“Bir hükümet kaynağının Fileleftheros’a söylediğine göre bu iki haftalık erteleme süresi içinde (AB dönem başkanı) İtalya’nın Ankara nezdinde yeni girişimlerde bulunacağı varsayılıyor. Hakim olan hava, Ankara’nın mahkeme kararına uymamakta ısrar etmesi durumunda hakkında bir kınama kararı çıkması olasılığının uzaklaştığını gösteriyor. Çünkü gittikçe daha fazla ülke, bu konunun bir uzlaşıyla halledilmesi çabalarına dahil oluyor. Ancak Kıbrıs tarafı, AİHM kararlarının olduğu gibi uygulanmasında ısrar ediyor.

İyi bilgili kaynakların söylediğine göre, bugüne kadar olduğu gibi bir değil iki hafta erteleme kararı verilmesindeki esas neden, dışişleri bakanlarının önümüzdeki çarşamba ve perşembe günleri Strazburg’ta olacakları ve bunlardan hiçbirinin bu toplantıyı Titina Loizidu davası tekeline sokmayı istememesidir. Bir hükümet kaynağı Fileleftheros’a; ‘Bu konu Bakanlar Komitesi’ne gitmiş olsaydı herşeyin havaya uçması muhtemeldi’ dedi.

Edinilen bilgilere göre önceki günkü prosedür sırasında başta İtalya, İngiltere ve Hollanda olmak üzere çeşitli ülkeler, bu konuyu kapatması için Türkiye’ye ‘birşey vermeye’ çalıştı. Tartışmalar, AİHM kararının ikinci ayağı yani Loizidu’nun barışçıl şeklde mülküne ulaşma hakkı ve Ankara’nın kararı uygulamasının 2005 yılı sonuna havale edilmesi üzerinde yoğunlaşmış görünüyor. Ankara’nın, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin desteğini de alarak, ısrar etmesindeki nedenlerden biri; AB’la arasındaki ilişkilerdeki gelişmeler ve üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesi talebidir."

Papadopulos AİHM kararlarının ‘tam uygulanması’ talebinde ısrar edecek

Gazete, Rum lider Tasos Papadopulos’un bu gelişmeleri yorumlarken, Avrupa Konseyi’nde yalnız İtalya, İngiltere ve Hollanda’dan değil, başka ülkelerden de, bu konunun halledilmesi gerektiğine ilişkin görüşler olduğunu söylediğini yazdı.

Habere göre Papadopulos, ana ihtilaf konusunun, AİHM’de davaları kazanılan mülklere geri dönülmesi hakkının uygulanmasının 2005’e kadar ertelenmesine ilişkin Türk talebi olduğunu söyledi. Bu şekilde davranan ülkeler nezdinde girişimde bulunulup bulunulmadığına ilişkin bir soru üzerine ise Tasos Papdopulos, “Bu, girişimler konusu değildir. Biz çabalarımızı, gürültülü şekilde ilan ederek değil, mahkeme kararlarının uygulanması gerektiği talebiyle aylardır sürdürüyoruz.”

Politis haberi, “Titina Davasında İki Haftalık Yeni Bir Erteleme – İtalyanların Alayı – Loizidu Davasındaki Retçi Tavrının Komisyon Raporunda Kaydedilmemesi için İtalyanların ve Hollandalıların Türkiye’ye Uzatma Hediyesi” başlığıyla yayımladı.

Gazete, Rum lider Papadopulos’un şu sözlerine de yer verdi:

“Türkiye, Titina Loizidu konusunun emsal teşkil etmediğinin, geriye kalan bütün benzer konuların Denktaş’ın ‘mahkemelerine’ havale edilmesi ve geri dönüş hakkının 2005’e kadar ertelenmesi gerektiğinin söylenmesini istiyor.”

Alithia haberi, “Titina Loizidu Davası: Türkiye Önemli Erteleme Sağladı” başlığıyla verirken, diğer gazeteler şu başlıkları kullandı:

Mahi: “Tasos, AİHM Kararlarının Tam Olarak Uygulanması Talebimizde Israr Edeceğimizi Tekrarladı – Titina Davasında Yeni Erteleme – İtalya ve İngiltere Türkiye’nin İleri Götürdüğü Tutumu Uygun Görüyor”

Haravgi: “T. Loizidu Davasında Yeni Erteleme – T. Papadopulos: Kıbrıs Cumhuriyeti AİHM Kararlarının Tam Uygulanması Talebinde Israr Edecek...”

Yeniduzen 31/10/2003