Bush'tan Kıbrıs raporu

23/06/2003 RADIKAL

AA - WASHINGTON - ABD Başkanı George W. Bush, Kongre liderlerine gönderdiği Kıbrıs raporunda, sorunun kalıcı ve adil çözümü için çabalarını sürdüreceklerini iletti. Bush'un Senato lideri Cumhuriyetçi Senatör Bill Frist ve Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert'a gönderdiği 1 Nisan-31 Mayıs tarihlerindeki gelişmeleri içeren raporda, 'İki tarafı, iyi niyet misyonu uyarınca BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planı çerçevesinde görüşmelere başlamaya ikna yönünde ciddi çabalar sürdü' denildi. Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da dahil yetkililerin bu sürece yoğun diplomatik destek verdiğini belirtti.

ABDULLAH GÜL: KKTC’YE AMBARGOLAR KALDIRILSIN….

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül`ün, dün yaptığı görüşmede, BM Genel Sekreteri Kofi Annan`dan KKTC`ye uygulanan ambargonun kaldırılmasını istediği öğrenildi.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Abdullah Gül, Genel Sekreter Annan`a Kıbrıs`ta tarafların karşılıklı olarak attığı adımları hatırlatarak, çözüm yolunda KKTC`ye uygulanan ambargonun mutlaka kaldırılması gerektiğini vurguladı.

Gül`ün görüşmede, Annan`a BM Güvenlik Konseyi`nin Irak`a ilişkin 1483 no`lu kararın sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için Türkiye`nin bütün imkanları sağlamaya hazır olduğu aktardığı belirtildi.

Görüşmede, Genel Sekreter Annan ise Gül`e Irak`ta kısa vadede geçici bir yönetim kurulması, uzun vadede ise halkın tümüyle egemenliğine sahip çıkmasıyla yakından ilgilendiklerini söyledi.

Annan, içinden geçilen süreçte, Türkiye ile Irak`ın diğer komşuları ile yakın temasta olmaya önem vereceklerini de ifade ettiği bildirildi.

Abdullah Gül`ün ise insani yardım konuları başta olmak üzere Türkiye`nin Irak için yaptıklarını hatırlatarak, ``BM Güvenlik Konseyi`nin 1483 nolu kararının uygulanması için bütün imkanlarımızı seferber etmeye hazırız`` dediği öğrenildi.

HALKIN SESI 23/06/2003

Keti Klerides’ten büyük itiraf

Kıbrıs Türk muhalefeti doğal müttefikimizdir

Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides’in kızı Keti Klerides, “Kıbrıs Türk muhalefetiyle ittifak geliştirmemiz gerekir. Çünkü onlar Kıbrıs toplumuna çözüm bulmamız konusunda doğal müttefikimizdir” dedi.

Keti Klerides, Türk tarafına masaya gelmesi için baskı uygulanması gerektiğini de kaydetti.

HALKIN SESI 13/06/2003

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, Kıbrıslı Türkleri “azınlık” görmediklerini belirtti

EŞİT

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, Ada'daki Türkleri merkezi hükümet karşısında siyasi ve ekonomik açıdan eşit haklara sahip bir toplum olarak gördüğünü söyledi

“Kıbrıs Türk tarafının müzakereleri sürüklediği noktadayız. Annan Planı temelinde müzakerelere gelmeyi reddediyorlar. Dolayısıyla, Kıbrıs Türk tarafı v
e Türkiye'nin tutumu nedeniyle BM Genel Sekreteri'nin himayesinde müzakereler yapılması imkânsız hale geliyor”

Kıbrıs hükümeti 2004 Mayısı'na kadar çözüm bulunabilmesi ve birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB üyeliğinin başlaması için elinden geleni yapacak. AB üyel
iğinin sağladığı avantajlardan tüm Kıbrıslılar yararlanmalı

Kıbrıs Rum Kesimi'nde geçen şubat ayında yapılan liderlik seçimlerinden galip çıkan Tasos Papadopulos, Türk basınında ilk kez Milliyet'e konuştu.
Halkidiki Yarımadası'ndaki Porto Carras'ta düze
nlenen AB zirvesi sırasında görüştüğümüz Papadopulos, Türkiye'nin Titina Loizidu'ya tazminat ödemesi, Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin Kıbrıs politikaları gibi konular hakkında görüşlerini anlattı, Annan Planı'na soğuk baktığını vurguladı.

SORU: Zirvede Kıbrıs
konusunda alınan kararlar sizi tatmin etti mi?
PAPADOPULOS: Tam manasıyla bizi tatmin ediyor.

SORU: Şu anda Kıbrıs konusu hangi aşamada?
PAPADOPULOS: Kıbrıs Türk tarafının müzakereleri sürüklediği noktadayız. Annan Planı temelinde müzakerelere gelmeyi
reddediyorlar. Dolayısıyla, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin tutumu nedeniyle BM Genel Sekreteri'nin himayesinde müzakereler yapılması imkânsız hale geliyor.

SORU: Sayın Denktaş Ada'da dolaşımı serbest bıraktı.
PAPADOPULOS: Hiç şüphesiz memnuniyetle k
arşıladığımız bir karar. Tabii serbest dolaşım sınırlamalarının belirli bir bölümü kaldırıldı. Yüz binlerce insanın geçişleri sırasında en ufak bir olay yaşanmaması, iyi niyet gösterileri; iki toplumun birlikte yaşayamayacakları, ayrı ve yan yana yaşamaları gerektiği yolundaki iddiaları çürütüyor.

SORU: Türkiye'nin Loizidu ile ilgili kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
PAPADOPULOS: Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararına şartsız uyduğuna ilişkin bir karar verdiğinden emin değilim.
Nihayet Türkiye, uymak zorunda olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına uymaya başladı. Herkes uyuyor. Ancak, Türkiye'nin kararını tam olarak bilemiyorum. Avrupa Mahkemesi kararını verirken, hiçbir şart koşmadı. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şart koşma hakkı yok. Loizidu, başvuru tarihinden sonra geçen zaman için ek tazminat taleplerinde bulunabilir. Aynı şey Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran veya başvuracak binlerce Kıbrıslı Rum için de geçerli.

SORU: Kıbrıslı Türkl
er için ne düşünüyorsunuz?
PAPADOPULOS: Kıbrıs hükümeti 2004 Mayısı'na kadar çözüm bulunabilmesi ve birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB üyeliğinin başlaması için elinden geleni yapacak. AB üyeliğinin sağladığı avantajlardan tüm Kıbrıslılar yararlanmalı. Türklere e
konomik yardımdan söz ederken, Kıbrıs'ta tüm vatandaşlarıyla ilgilenen bir devlet olduğunu göstermek istiyoruz. Türk toplumu azınlık değildir. Federe bir çözümde bölge halkları merkezi hükümet karşısında eşittir. Yani azınlığın, çoğunluğun bir önemi yok. Türkler matematiksel açıdan, Rumlara kıyasla evet sayıca azınlık ancak, burada konu matematiksel değil, siyasi haklarla ilgili. Biz her iki toplumun siyasi ve ekonomik gelişmeden yararlanma haklarının eşit olmasını istiyoruz.

YENIDUZEN 23/06/2003

Recep Tayyip Erdoğan:

Kıbrıs’a barış elçisi olmaya hazırım”

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye`nin KKTC`yi her zaman çözüm yönünde cesaretlendirdiğini ifade etti. Kıbrıs`ta Ledra Palas`ta görüştüğü iki toplum temsilcilerinin kendisine artık bu sorunu çözmeleri dileğinde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ``Ben burada sadece Başbakan olarak konuşmuyorum. Barış elçisi olmaya hazırım`` dedi.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ege`de askeri uçakların sivil uçakları taciz etmesini doğru bulmadıklarını belirterek, Türk askeri uçaklarının silahsız uçtuğunu ve bu çerçevede Yunanistan`ın iddi
alarını kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi.
Erdoğan, Atatürk Evi`ni ziyareti sırasında düzenlediği basın toplantısında, bir Yunan gazetecinin sorusu üzerine, Türk ve Yunan askeri uçaklarının tatbikatlar sırasında karşılıklı olarak bazı sıkıntılar yaş
ayabileceğini kaydederek, bu konuda karşılıklı ikazların zaman zaman yapıldığını ifade etti.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök`le bu konuyu ele aldığını söyleyen Erdoğan, Orgeneral Özkök`ün kendisine ``biz askeri uçaklarımızı teçhizat almadan ve s
ilahsız uçuruyoruz`` dediğini aktardı.
Erdoğan, bu çerçevede Yunanistan`ın, Türk askeri uçaklarının sivil uçakları taciz ettiği yönündeki iddialarını kabul etmediklerini bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Yunan askeri uçaklarının da Türk uçakları gibi silahsız
uçmasını beklediklerini söyleyerek, iki dost ülke olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu sıkıntıların süratle aşılması gerektiğini kaydetti.
Erdoğan, bir soru üzerine Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile Selanik zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşmele
rde bu konuyu ele almadıklarını söyleyerek, bu konunun teknokratlar arasında görüşüldüğünü, bu çalışmaların bitiminde siyasilerin önüne getirileceğini belirtti.

TÜRKİYE`NİN AB ÜYELİĞİ
Başbakan Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis`in, ``Türkiye`nin AB üyesi olabilmesi için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerekir`` şeklindeki açıklamalarını eksik gördüğünü ve ilkeli bulmadığını söyleyerek, Kıbrıs Rum kesiminin üyeliği hakkında ``nasıl oluyor da sorunlu bir ülke AB`ye kabul edilebiliyor?`` dedi. Bu konuda
AB`nin daha insaflı ve adil yaklaşması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, Türkiye`nin KKTC`yi her zaman çözüm yönünde cesaretlendirdiğini ifade etti. Kıbrıs`ta Ledra Palas`ta görüştüğü iki toplum temsilcilerinin kendisine artık bu sorunu çözmeleri dileğinde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ``Ben burada sadece Başbakan olarak konuşmuyorum. Barış elçisi olmaya hazırım`` dedi.
Türkiye`nin 44 yıl önce AB`ye yaptığı başvurunun hala takipçisi olduğunu söyleyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
``Bizden sonra g
elenler üye oldular. Ama biz yine de gerekli adımları atıyoruz. İlla bizi AB`ye alsınlar kavgası içinde değiliz. Alsalar da almasalar da Kopenhag kriterlerinin gereklerini yapacağız.``
Yunanistan`a dönem başkanlığını başarıyla tamamlaması nedeniyle takdir
lerini ileten Erdoğan, Türkiye`nin AB`ye coğrafi bir bölge olarak değil, bir medeniyet projesi olarak baktığını kaydetti.
AB`nin siyasi değerler bütünü olduğuna dikkati çeken Erdoğan, birlik içinde ırk ya da coğrafi ayrımcılık olmaması gerektiğini belirtt
i.
Erdoğan, hükümet olarak 1 Ağustos`a kadar 7. Uyum Paketi`ni çıkarma gayreti içinde olduklarını kaydederek, diğer taraftan uygulamaya yönelik adımlar atıldığını bildirdi.
Atatürk`ün doğduğu evi ziyaretine ilişkin soru üzerine Erdoğan, bu evi ziyaret ed
en ilk Başbakan olmanın kendisine ayrı bir mutluluk verdiğini kaydetti.
Erdoğan, Yunanistan yönetimine bu evi bağışladığı için teşekkür ederek, ``Umuyorum ki bu ev, Türkiye ile Yunanistan arasındaki barışın sembolü olsun`` dedi.
Soruyu soran Yunan gazete
ci de ``O zaman İstanbul`daki Ayasofya da bir diğer sembol olsun`` diye konuştu.

``ORDU SİYASİ BOŞLUĞU DOLDURDU``
Yunan bir gazetecinin Atatürk Evi`ni ziyaret etmesinin Türk ordusuna bir mesaj olup olmadığını sorması üzerine Erdoğan, şu yanıtı verdi:
``Öncelikle şunu bilmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti`ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, Türk ordusunun başkomutanıydı ve Cumhuriyet`in kuruluşu Türkiye`nin modernleşme sürecinin miladıdır. Çok partili
siyasi hayata geçtikten sonra, ordu demokratik yaşam için elinden gelen çabayı gösterdi. Ama siyaset boşluk kabul etmez. Eğer siyasette boşluk yaratırsanız birileri doldurur. Zaman zaman da bu boşluğu ordu doldurdu. Şu anda Türkiye ciddi bir demokratik bir süreç yaşıyor.
Herhangi bir sıkıntı yok.``
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, basın toplantısının ardından Batı Trakya Türk temsilciliklerini kabul etti. Erdoğan ve beraberindeki heyet, daha sonra havaalanına gitmek üzere Atatürk Evi`nden ayrıldı.

YENIDUZEN 23/06/2003

ABD

Türkiye’den Kıbrıs için destek istedi

ABD, Kıbrıs sorununun mevcut BM Planı çerçevesinde çözümü için, Kıbrıs’ta tarafların biraraya gelmesi dileğini Türkiye’ye iletti.
TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in Washington temasları sırasında, Kıbrıs sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planını destekleyen Amerikan tarafı, Türkiye’den Kıbrıs’ta yeni adımlar atmasını ist
edi. ABD Başkanı George Bush da, Kongre liderlerine gönderdiği Kıbrıs raporunda, sorunun kalıcı ve adil çözümü yönünde çabalarını sürdüreceklerini bildirdi.
Ziyal’in temasları sırasında Bush yönetimi, Annan planı çerçevesinde Kıbrıs görüşmelerinin yeniden
başlaması dileğini dile getirdi. Kıbrıs Türk tarafının girişimiyle sınırdan geçişlerin kolaylaştırılmasından memnuniyetini dile getiren Washington, ancak bunun çözümün yerine geçemeyeceği ve yeni adımların atılması gerektiği görüşünde.
Bu arada, ABD Başka
nı Bush, Senato çoğunluk lideri Cumhuriyetçi Senatör Bill Frist ve Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert’a, 1 Nisan-31 Mayıs tarihleri arasında Kıbrıs’taki gelişmeleri kapsayan bir rapor göndererek, Ada’da iki tarafın da Annan planı çerçevesinde görüşmelere tekrar başlamak üzere ikna edilmeye çalışıldığını ve bu çabaların sürdürüleceğini vurguladı. Bush raporunun diğer kısmında da aralarında Dışişleri Bakanı Colin Powell, Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’ın da bulunduğu yetkililerin yaptıkları temaslarla ilgili ayrıntılı bilgi verdi.

YENIDUZEN 23/06/2003

Bush: Kıbrıs’ta çözüm çabamız sürecek

ABD Başkanı George W. Bush, Kongre liderlerine gönderdiği Kıbrıs raporunda, sorunun kalıcı ve adil çözümü yönünde çabalarını sürdüreceklerini bildirdi.

Bush’un Senato çoğunluk lideri Cumhuriyetçi Senatör Bill Frist ve Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert’a gönderdiği rapor, Kıbrıs’ta 1 Nisan–31 Mayıs tarihleri arasındaki gelişmeleri kapsıyor. ABD Başkanı Bush, raporunun giriş bölümünde, şu ifadeleri kullandı:

“ABD, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı çözüm bulunması ilkesine bağlılığını sürdürmektedir. Söz konusu dönemde, Kıbrıs’ta iki tarafı, BM iyi niyet misyonu uyarınca ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önerdiği çözüm planı çerçevesinde görüşmelere yeniden başlamaya ikna yönünde ciddi çabalar sürdü. Geçmişte olduğu gibi, aralarında Dışişleri Bakanı Colin Powell, Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıs’taki (Rum Kesimi) ABD Büyükelçisi Michael Klosson, Türkiye’deki ABD Büyükelçisi Robert Pearson ve Yunanistan’daki ABD Büyükelçisi Thomas Miller olmak üzere Amerikalı yetkililer, bu sürece yoğun diplomatik destek verdi.’’

ABD Başkanı Bush, raporun geri kalan bölümünde, söz konusu Amerikalı yetkililerin yaptıkları temaslarla ilgili ayrıntılı bilgi verdi. Washington, aa

23.06.2003 ZAMAN

"Önemli olan Kıbrıs'ta 'tatmin edici bir plan' üzerinde mutabakata varmak"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta önemli olanın, ''tatmin edici bir plan'' üzerinde mutabakata varmak olduğunu söyledi.

Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılmak üzere gittiği Ürdün'den yurda dönen Gül, Esenboğa Havalimanı'nda temaslarını değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlatılmasına ilişkin bir soru üzerine, ''Önemli olan Annan planı ya da başka bir plan olması değil, nasıl isimlendirirseniz isimlendirin, önemli olan tatmin edici bir plan üzerinde mutabakata varmaktır. Bizin için önemli olan budur'' dedi. ''Süreç çerçevesinde planı temel olarak görüp görmediklerinin'' sorulması üzerine de Gül, BM Genel Sekreteri'nin konuya ilgisini kaybetmediğini, kalıcı bir barış için BM'nin rol oynamaya devam edeceğini ifade etti. Gül, Türkiye'nin BM'nin faaliyetlerini takdirle karşıladığını, ancak ortaya çıkan planın ''takdir edici'' olmadığını kaydederek, ''Bu plan üzerinde kabul edilebilecek değişiklikler yapılabilirse, o zaman niye olmasın'' diye konuştu.

      1. ZAMAN

Denktaş: Ne yapıyorsam Türk halkı için

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halktan aldığı yetkiyle önde gittiğini ve halk adına konuştuğunu belirterek, ''79 yaşında bir insanın şahsi ihtiraslarının olamayacağını'' söyledi.

Denktaş, bir kabulü sonrasında, ABD Başkanı'nın eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke'un Rum basınında yer alan bir açıklamasında kendisini, ''şahsi ihtirasları için uzlaşma istemeyen kişi'' olarak nitelendirdiğini belirterek, buna tepki gösterdi. Denktaş, ''Holbrooke'un unuttuğu bir şey var; 79 yaşındaki bir insanınşahsi ihtirası olamaz'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Kendisinin 50 yıldır halkla birlikte Kıbrıs Yunan olmasın diy
e, Kıbrıs Türkleri koloni idaresinde yaşamasın diye, Kıbrıs Türkü'nü hor gören Kıbrıs Rumlarının tahakkümünde ikinci sınıf vatandaş olmasın diye her şeyini ortaya koymuş halkın mücadelesinde bir nefer olduğunu'' vurgulayarak, ''Önde gidiyorsam onlardan aldığım yetkiyle önde gidiyor ve onlar adına konuşuyorum'' dedi.

ARAFAT BENZETMESİ

Denktaş, Holbrooke'un kendisine ''Arafat'' benzetmesinde bulunmasıve ''ABD Başkanı George Bush karar vermelidir; Denktaş'ı Arafat mı yapacak?'' yönündeki ifadesine de tepki göstererek, bunu, ''Holbrooke'un kendini, devletini, başkanını nasıl gördüğünü gösteren ibret alınacak bir açıklama'' olarak değerlendirdi.

Holbrooke'un, Kıbrıs Türk halkının yıllardır verdiği hürriyet kavgasını, ikinci sınıf vatandaş olmamak için göster
diği fedakarlıkları ve çekilen acıları çekmediğini vurgulayan Denktaş, Richard Holbrooke'un Rumlar ve Yunanlılarla şahsi ekonomik çıkarları olduğunun söylendiğine işaret etti. Denktaş, ''Var veya yok, bu beni ilgilendirmez. Ama hak ve hürriyet müdafaasında halkın seçtiği bir kişiye dil uzatılmasını kimse hazmedemez'' dedi.

HURRIYET 24/06/2003

HEDEF ÇÖZÜM

'TARAFLARA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR'... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm için taraflara önemli görevler düştüğüne dikkat çekerek, adımların karşılıklı aşılması gerektiğini belirtti. Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, çözüm için BM'nin rol oynamaya devam etmesinin gerekliliği üzerinde durdu

'KARŞILIKLI ANLAYIŞ İÇİNDE İLERLEYEBİLİRİZ'... Başbakan Erdoğan: Kıbrıs'ta çözüm için adımların karşılıklı atılması gerekiyor. Tek taraflı hareketler sonuç vermez. Adımlar karşılıklı olmalı. Bu şekilde karşılıklı anlayış içinde ilerleyebiliriz. Türkler ve Yunanlılar olarak bunu başarabileceğimizi sanıyorum. Biz bunu arzuluyoruz

KIBRIS 24/06/2003

Denktaş: Uzlaşmayı engelleyen biz değiliz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, görüşmeler sürecinde Türk tarafının Kıbrıs’ta uzlaşmayı engelleyen taraf olmadığının bilincinde olduğunu vurguladı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta uzlaşmayı engelleyen taraf olmadıklarının bilinci içinde Rum’un tahakkümü altına girmemeye, eşit egemenlikte ısrara ve 1960’tan kaynaklanan hakları korumaya devam edeceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Gönyeli İlkokulu heyetiyle görüşmesı sırasında Kıbrıs konusunda da açıklamalar yaptı.

“İMZALAMAYANLARDAN ALLAH RAZI OLSUN"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum Yönetimi eski Savunma Bakanı Sokrates Hasikos’un, (Rum basınında) Annan Planı’nın güzelliklerini anlattığını ve “Annan Planı imzalanmadıkça biz gidip Girne’ye yerleşemeyiz” dediğini belirterek, “Allah razı olsun imzalamayanlardan o halde” diye konuştu.

“UZLAŞMAYI ENGELLEYEN TARAF DEĞİLİZ”

Denktaş, bir gazetecinin Annan planına atıfta bulunulan AB sonuç bildigesiyle ilgili değerlendirmelerini sorması üzerine şöyle dedi:

“Bu bildigeler Annan planına ve her yere atıfta bulunacak. Herkes Kıbrıs’ta bir an evvel barış, uzlaşma olsun diyecek ve demektedir. Biz uzlaşmayı engelleyen taraf olmadığımızın bilinci içinde hareket edeceğiz. Ne kadar bizi suçlu gösteriyorlarsa göstersinler. Çünkü suçumuz, Rum’un tahakkümü altına girmemektir, girmemekte ısrar etmektir, eşit egemenliğimizde ısrar etmektir, Türkiye’nin dolaylı Enosis’i de engelleyen ve Türk-Yunan dengesini Kıbrıs üzerinde kurmak suretiyle bize verilen haklara anlam kazandıran 1960’tan kaynaklanan haklarını korumaya ve bunda ısrar etmeye devam etmemizdir. Bunlara biz devam edeceğiz.”

“ENOSİS VE DOLAYLI ENOSİS’İ KABUL ETMEYİZ”

Cumhurbaşkanı Denktaş, Enosis gibi dolaylı Enosis’i de kabul etmediklerini, Rum’un tahakkümünü kabul etmediklerini vurgulayarak, eşit, egemen şartlarda, devlete dayalı bir anlaşmaya her zaman hazır olduklarını ifade etti.

Bunu dış dünyanın kabul etmiyor ve hala anlamıyorsa bunun kendilerinin suçu olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Bizi suçlamak suretiyle boyun eğeceğimizi zannediyorlarsa buna da biz yokuz. Uzlaşma isteyen taraf biziz. Uzlaşma ihtiyacı kalmayan taraf Rum tarafıdır. Neden? Çünkü herkes kendilerine ‘Sen bütün Kıbrıs’ın meşru hükümetisin’ dedikleri sürece Rumların bizimle uzlaşma ihtiyacı yoktur” diye konuştu.

"BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

Denktaş, uzlaşma ihtiyaçları varmış, istiyorlarmış gibi davranmalarının Klerides’in söylediği gibi taktik icabı ve Türk tarafını uzlaşmaz göstermek için olduğunu kaydederek, böyle saçma sapan bir taktiğin başarı kazanmasını görmekle ancak üzüldüklerini ama başarı kazandılar diye boyun eğmeyeceklerini, temsil ettiği halkın bunu kendisinden bunu beklediğini ve bunu yaptıklarını söyledi.

“KAALE ALDIĞIMIZ TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜK HAKKIDIR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı, Türkiye Dışişleri Eski Bakanı, Büyükelçi İlter Türkmen’in cumartesi günü yayımlanan yazısına tepki gösterdi ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük hakkını kaale aldıklarını açıkladı.

Denktaş, Türkmen’in Kıbrıs’ı ziyareti sonrasında yazdığı yazının sonunda “Kıbrıslı Türk liderler, AB konusunda Türkiye’nin durumunu pek kaale almıyorlar” demesinin kendisini üzdüğünü söyledi.

"ÇOK YANILIYOR"

Türkmen’in “Türkiye’nin AB’ye giriş yolunda duyarlı olmadıkları değerlendirmesini” şiddetle reddettiklerini açıklayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Çok yanılıyor” dedi.

Denktaş, Türkmen’e Kıbrıs’ta, “Size göre Türkiye’nin bu hakkı ne olacak, eğer biz herkesin dediği gibi Rum’un peşinden, Türkiye girmeden AB’ye girersek? Türkiye’nin bu hakkı var mı yok mu? Varsa Kıbrıs giremez. O halde niye bizi zorluyorsunuz, bu hak yokmuş gibi davranalım” diye sorduğunu ancak tatminkar cevap alamadığını bildirdi.

HALKIN SESI 24/06/2003

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül

Gül: “Kıbrıs’ta önemli olan tatmin edici bir plan üzerinde mutabakata varmaktır"

Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılmak üzere gittiği Ürdün`den Türkiye’ye dönen Gül, Esenboğa Havalimanı`nda temaslarını değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Gül, Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın planı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlatılmasına ilişkin bir soru üzerine, ``Önemli o
lan Annan planı ya da başka bir plan olması değil, nasıl isimlendirirseniz isimlendirin, önemli olan tatmin edici bir plan üzerinde mutabakata varmaktır. Bizin için önemli olan budur`` diye konuştu.
``Süreç çerçevesinde planı temel olarak görüp görmedikler
inin`` sorulması üzerine de Gül, BM Genel Sekreteri`nin konuya ilgisini kaybetmediğini, kalıcı bir barış için BM`nin rol oynamaya devam edeceğini ifade etti.
Gül, Türkiye`nin BM`nin faaliyetlerini takdirle karşıladığını, ancak ortaya çıkan planın ``takdir
edici`` olmadığını kaydederek, ``Bu plan üzerinde kabul edilebilecek değişiklikler yapılabilirse, o zaman niye olmasın`` diye konuştu.

YENIDUZEN 24/06/2003

Denktaş

“İmzalamayanlardan Allah razı olsun”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta uzlaşmayı engelleyen taraf olmadıklarının bilinci içinde Rum’un tahakkümü altına girmemeye, eşit egemenlikte ısrara ve 1960’tan kaynaklanan hakları korumaya devam edeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Gönyeli İlkokulu heyetiyle görüşmesı sırasında Kıbrıs konusunda da açıklamalar yaptı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum Yönetimi eski Savunma Bakanı Sokrates Ha
sikos’un, (Rum basınında) Annan Planı’nın güzelliklerini anlattığını ve “Annan Planı imzalanmadıkça biz gidip Girne’ye yerleşemeyiz” dediğini belirterek, “Allah razı olsun imzalamayanlardan o halde” diye konuştu.

“UZLAŞMAYI ENGELLEYEN TARAF DEĞİLİZ”


Denktaş, bir gazetecinin Annan Planı’na atıfta bulunulan AB sonuç bildigesiyle ilgili değerlendirmelerini sorması üzerine şöyle dedi:
“Bu bildigeler Annan Planı’na ve her yere atıfta bulunacak. Herkes Kıbrıs’ta bir an evvel barış, uzlaşma olsun diyecek ve dem
ektedir. Biz uzlaşmayı engelleyen taraf olmadığımızın bilinci içinde hareket edeceğiz. Ne kadar bizi suçlu gösteriyorlarsa göstersinler. Çünkü suçumuz, Rum’un tahakkümü altına girmemektir, girmemekte ısrar etmektir, eşit egemenliğimizde ısrar etmektir, Türkiye’nin dolaylı Enosis’i de engelleyen ve Türk-Yunan dengesini Kıbrıs üzerinde kurmak suretiyle bize verilen haklara anlam kazandıran 1960’tan kaynaklanan haklarını korumaya ve bunda ısrar etmeye devam etmemizdir. Bunlara biz devam edeceğiz.”

“ENOSİS VE DOLAYLI ENOSİS’İ KABUL ETMEYİZ”

Cumhurbaşkanı Denktaş, Enosis gibi dolaylı Enosis’i de kabul etmediklerini, Rum’un tahakkümünü kabul etmediklerini vurgulayarak, eşit, egemen şartlarda, devlete dayalı bir anlaşmaya her zaman hazır olduklarını ifade etti.
Bunu dış dünyanın kabul etmiyor ve hala anlamıyorsa bunun kendilerinin suçu olmadığını belirten
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Bizi suçlamak suretiyle boyun eğeceğimizi zannediyorlarsa buna da biz yokuz. Uzlaşma isteyen taraf biziz. Uzlaşma ihtiyacı kalmayan taraf Rum tarafıdır. Neden? Çünkü herkes kendilerine ‘Sen bütün Kıbrıs’ın meşru hükümetisin’ dedikleri sürece Rumların bizimle uzlaşma ihtiyacı yoktur” diye konuştu.

“BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

Denktaş, uzlaşma ihtiyaçları varmış, istiyorlarmış gibi davranmalarının Klerides’in söylediği gibi taktik icabı ve Türk tarafını uzlaşmaz göstermek için olduğunu kaydederek, böyle saçma sapan bir taktiğin başarı kazanmasını görmekle ancak üzüldüklerini ama başarı kazandılar diye boyun eğmeyeceklerini, temsil ettiği halkı
n bunu kendisinden bunu beklediğini ve bunu yaptıklarını söyledi.

DENKTAŞ, İLTER TÜRKMEN’İ DE YANITLADI

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı, Türkiye Dışişleri Eski Bakanı, Büyükelçi İlter Türkmen’in cumartesi günü yayımlanan yazısına tepki gösterdi ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük hakkını kaale aldıklarını açıkladı.
Denktaş, Türkmen’in Kıbrıs’ı ziyareti sonrasında yazdığı yazının sonunda “Kıbrıslı Türk liderler, AB konusunda Türkiye’nin durumunu pek kaale almıyorlar” demesini
n kendisini üzdüğünü söyledi.
Rauf Denktaş, “Çünkü bizim kaale aldığımız 1960 anlaşmalarında Enosis’in ve dolaylı Enosis’in yasaklanmasını sağlayan Türkiye’nin garantörlük haklarıdır. Orada ‘Türkiye’nin de üye olmadığı bir yere Kıbrıs giremez’ diye kapı ka
dar bir hak vardır. Türkiye bu hakkını devamlı surette mahfuz tutmaktadır. Kıbrıs’ın Türkiye’siz bir yere giremeyeceğini her vesileyle söylemektedir. Biz bu hakkı da korumaktayız” dedi.
Türkmen’in “Türkiye’nin AB’ye giriş yolunda duyarlı olmadıkları değerl
endirmesini” şiddetle reddettiklerini açıklayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Çok yanılıyor” dedi.
Denktaş, Türkmen’e Kıbrıs’ta, “Size göre Türkiye’nin bu hakkı ne olacak, eğer biz herkesin dediği gibi Rum’un peşinden, Türkiye girmeden AB’ye girersek? Türkiye’ni
n bu hakkı var mı yok mu? Varsa Kıbrıs giremez. O halde niye bizi zorluyorsunuz, bu hak yokmuş gibi davranalım” diye sorduğunu ancak tatminkar cevap alamadığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bu görüşlerini İlter Türkmen’e ayrıca yazacağını kaydederek, “
Kıbrıs Türkü’nü ‘Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki en temel hakkını feda etmek suretiyle AB’ye yöneldi’ suçlamasıyla tarihe geçirme hakkı kimsede yoktur” diye konuştu.

YENIDUZEN 24/06/2003

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat

“Bozguna ve batağa sürüklüyorlar!”

"Annan Planını müzakere etmeyi bile reddederek Kıbrıs Türküne pozisyon kaybettirilirken, Türkiye de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile karşı karşıya bırakılmıştır”
“Cumhurbaşkanı Denktaş ve yandaşlarının çözümsüzlük politikaları süratle durdurulamadığı takdirde her geçen gün Kıbrıs Türkü ile birlikte Türkiye de yeni çıkmazlara sürüklenmeye
devam edecektir.”
“Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin çıkarlarının ortak sentezinin, Denktaş’ın bağnaz siyasetlerinden değil ama çözüm ve AB’yi hedef alan, Kıbrıs Türk halkının eşitliğini ve Türkiye’nin garantörlüğünü gözeten, Kıbrıs Türk barış güçlerini
n çağdaş barışçı yaklaşımından geçtiği artık kavranmalıdır.”

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, statükocuların sorumsuz, bencil, yanlış, akıldışı ve çağdışı ideolojilerine dayalı politikalarının Kıbrıs Türk halkına ve Türkiye’ye daha fazla zarar vermesinin önlenmesi gerektiğini söyledi.
Talat, dün yaptığı yazılı açıklamada cumhurbaşkanı Denktaş ve UBP ile DP’den oluşan takımını sert bir dille eleştirdi.
Talat, Denktaş ve takımının Annan Planı’nı müzak
ere etmeyi bile reddederek Kıbrıs Türküne pozisyon kaybettirilirken, Türkiye’yi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile karşı karşıya bıraktığını söyledi.
Talat’ın açıklaması şöyle:
Statükocuların sorumsuz, bencil, yanlış, akıldışı ve çağdışı ideol
ojilerine dayalı politikalarını inatla sürdürmeleri sonucunda Kıbrıs Türkü büyük bir bozguna ve batağa sürüklenirken, Türkiye de giderek iyice zora sokulmaktadır.
Annan Planını müzakere etmeyi bile reddederek Kıbrıs Türküne pozisyon kaybettirilirken, Türki
ye de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile karşı karşıya bırakılmıştır. Çözüm yönünde adım atılmasıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine kararları önlenebilecekken, çözümsüzlük siyasetiyle Türkiye dava bombardımanı altına itilmiştir.
Cumhurbaşkanı Denktaş ve yandaşlarının çözümsüzlük politikaları süratle durdurulamadığı takdirde her
geçen gün Kıbrıs Türkü ile birlikte Türkiye de yeni çıkmazlara sürüklenmeye devam edecektir.

Loizidou davası
Bunun son örneği Loizidou davasında yaşanmıştır. Annan Planını reddedip sorunu çıkmaza sokarak Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’yi büyük zorluklar karşısında bırakan Denktaş ve çözümsüzlük lobileri, şimdi Loizidou’ya Türkiye’nin ödemek zorunda kaldığı tazminatın ve bu karardan sonra da AİHM’nde bek
leyen binlerce davanın Türkiye’nin önüne çıkmasının esas sorumlusudurlar. Kuzey Kıbrıs’ta mal-mülkle ilgili olarak kurulmaya çalışılan mekanizmanın ise biraz zaman kazandırmanın ötesinde bir çare olamayacağı açıktır.
Denktaş, Annan Planını öldürmeye çalışm
ak yerine görüşmeye başlamış olsaydı, kesinleşen davalar dışında kalan binlerce dava düşecek, ayni zamanda artık “kullanım kaybı” iddiası ile dava açmak isteyenler Türkiye’yi değil ama kendi Kurucu Devletlerini muhatap almak durumunda olacaklardı.
Ayrıca
bu davalarda gündeme gelecek tazminatlar değerlendirilirken ilgili kişinin kendi devletinden aldığı mal veya hizmetler de dikkate alınacaktı.
Annan Planı zemininde görüşme ve müzakere yaparak çözüme ulaşmayı reddedenler işte bu imkanları reddederek Kıbrıs
Türk halkı ile Türkiye’yi büyük sorunlarla karşı karşıya bırakmışlardır.
Denktaş ve UBP ile DP’den oluşan takımı, Annan Planını görüşmeyi reddetmekle, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini ve uluslararası hukukun tanıyacağı bir çözümün tarafı olması zem
inini de dinamitlemişlerdir.
Loizidou davasının geldiği aşama, Denktaş siyasetinin bize ve Türkiye’ye getirdiği kötülüklerin ne kadar büyük olacağının daha ilk örneğidir. Bunun arkasının binlerce dava olmasına ilaveten, aynı zamanda çözüm olmadan Kıbrıs’ın
, Kıbrıs Rum hakimiyetinde AB üyesi olması koşullarında başımıza nelere geleceğinin de ilk işareti olarak görülmelidir.
Bu yüzden artık Denktaş ve takımının daha fazla zarar vermesi engellenmelidir. Bir an önce seçim gündeme gelmeli ve statükocuların sorum
suz, bencil, yanlış, akıldışı ve çağdışı ideolojilerine dayalı politikalarının Kıbrıs Türk halkına ve Türkiye’ye daha fazla zarar vermesi önlenmelidir.
Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin çıkarlarının ortak sentezinin, Denktaş’ın bağnaz siyasetlerinden değil ama çözüm ve AB’yi hedef alan, Kıbrıs Türk halkının eşitliğini ve Türkiye’nin garantörlüğünü gözeten, Kıbrıs Türk barış güçlerinin çağdaş barışçı yaklaşımından geçtiği artık kavranmalıdır.

YENIDUZEN 24/06/2003

Birand

Papadopulos’la görüşecek

CNN Türk TV’den Mehmet Ali Birand Güney Kıbrıs’ta başkan Tasos Papadopulos ile görüşmek üzere adaya geliyor.
Atina’daki zirveye katılan gazeteci Mehmet Ali Birand 25 Haziran Çarşamba günü adaya gelecek ve Perşembe günü Papdopulos’la görüşecek. Kıbrıs’ta bir gün kalacak olan Mehmet Ali Birand bir sonraki gün yine Larnaka üzerinden Atina’ya dönecek.

Turizmde düşüş var
Hilton Park Otel Satış Direktörü Yiannakis Georgiou gazetemiz YeniDÜZEN’e konuştu. Yiannakis Georgiou ile yaptığımız görüşmede Güney Kıbrıs’taki turizmi ve Kıbrıs konusunu görüştük.
Güney Kıbrıs’a gelen turist sayısında yüzde otuz civarında bir gerileme olduğunu belirten Georgiou, kendisinin satış direktörü olduğu Hilton Park Otel’de ve diğer iş turizmi alanında faaliyet gösteren otellerde böyle bir düşüşün olmadığını belirtti.

“Denktaş oldukça bu adada çözüm olmaz”
Kıbrıs sorununa da değinen Yiannakis Georgiou Denktaş’ın var olduğu sürece bu adada bir çözüme ulaşmanın imkansız olduğunu ifade etti.
Adada kalıcı bir çözümün olabilmesi için Türkiye hükümetine de çok önemli görüvler düştüğünü belirten Yiannakis, Erdoğan hükümetinin de diğer geçmiş hü
kümetlerden farklı bir hükümet politikası izleyeceğine pek inanmadığını söyledi.

Mehmet Ali Birand’a çağrı
Hilton Park Otel Satış Direktörü Yiannakis Georgiou konuşmamızın sonunda gazeteci Mehmet Ali Birand’ı Hilton Otel’de ağırlayacakları için memnun olduklarını belirtirken, daha önce Kuzey Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde öğrencilerle gerçekleştirmiş olduğu açık oturumda öğrenciler arasında yaşanan problemleri üzülerek izlediğini ifade ederek, Birand’ın Kıbrıs’ta bir açık oturum yapmak istemesi ha
linde kendisine Hilton Otel’in kapılarının her zaman için açık olduğunu ve Kıbrıslı gençlerin burada rahatlıkla herşeyi tartışabileceklerini söyleyerek sözlerini noktaladı.

YENIDUZEN 24/06/2003

Tartışmalı Kıbrıs raporu kabul edildi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Strasbourg’daki genel kurul toplantılarında, Türkiye ve KKTC’ye eleştiriler yönelten Kıbrıs’la ilgili iki raporu oy çokluğuyla kabul etti.

Strasbourg
NTV

 

24 Haziran 2003— Siyasi yaptırımı bulunmayan rapor, onaylanması durumunda, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin tutanaklarına geçmiş olacak ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından referans belge olarak kullanılabilecek.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Strasbourg’daki genel kurul toplantılarında, Türkiye ve KKTC’ye eleştiriler yönelten Kıbrıs’la ilgili iki raporu oy çokluğuyla kabul etti. Finlandiyalı bir parlamenter tarafından kaleme alınan raporda “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Anadolu’dan giden Türk göçmen sayısının, yerli Kıbrıslı Türkler’in sayısını aştığı” belirtiliyor.

‘BİLİNÇLİ DEMOGRAFİK DEĞİŞİM’
Oy çokluğuyla kabul edilen raporda, Ankara ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, bilinçli bir “demografik değişim” politikası güttüğü ve adayı “sömürge” haline getirmeye çalıştığı öne sürülüyor.
Adanın Türkçe konuşan nüfusunun, uzun vadede kayda değer biçimde artmasının, Türk tarafınca müzakere masasında “daha fazla politik yönetim ve toprak hakkı” talebinde bulunmak için kullanılabileceği de söyleni
yor.
Oy çokluğuyla kabul edilen bir diğer raporda ise “KKTC’deki Rum ve Maronit azınlığın haklarının güvence altına alınması” çağrısında bulunuyor.

SİYASİ YAPTIRIMI YOK
Siyasi yaptırımı bulunmayan rapor, onaylanması durumunda, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin tutanaklarına geçmiş olacak ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından referans belge olarak kullanılabilecek.

Eroğlu: Denktaş, Arafatlaştırılamaz

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, son günlerde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Arafatlaştırılmasının” gündeme getirilmeye çalışıldığını ifade ederek, “Böyle bir şey mümkün değil” dedi.

Lefkoşa
AA

25 Haziran 2003— Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC’de askerlik süresinin kısaltılması yönünde çalışma yaptıklarını belirterek, askerliğinin 1 Eylül’den itibaren kısalacağını bildirdi

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Bayrak Televizyonu’nda (BRT) yayımlanan AKİS programında yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “yanlızlığa itilmesini” amaçlayan “Arafatlaştırılması” isteminin, ABD Başkanı’nın eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke tarafından dile getirildiğine işaret ederek, “Türk hükümeti ve Genelkurmay’ın böyle bir politika izleme düşüncesinde olmadığını” söyledi.
Başbakan Eroğlu, Annan planını
n sunulmasının ardından, mecliste temsil edilen partilerle Başbakanlık’ta yaptıkları toplantıda “Meclis Konseyi” kurma kararı aldıklarını, ertesi gün meclise gittiklerinde muhalefetin “Cumhurbaşkanı görevden alalım” önerisinde bulunduğunu ve bunu reddettiklerini anımsatarak, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın etkisiz hale getirilmesi yönündeki açıklamaların içişlerine müdahale olduğunu kaydetti.

“KİMSE DENKTAŞ’I SUSTURUMAZ”
Eroğlu, “Hiç kimsenin Cumhurbaşkanı Denktaş’ı konuşmadan men edemeyeceğini ve Cumhurbaşkanı’nı kimsenin susturamayacağını” belirtti.
1985 yılından beri, arada bazı dönemler hariç, başbakan olduğunu ifade eden Eroğlu, 1998’de 5 yıllık süre için hükümete gelirken halka vaadettiklerinin tamamını yerine getiremediklerini, bankalar krizi çıktığını, döv
iz krizinin yaşandığını ve en sonunda da halkı ikiye bölen Annan planının çıktığını anlattı.
Eroğlu, 1998 yılından beri başbakanlıkta en zor 5 yılını yaşadığını belirtti. Sorunların geçici olduğunu kaydeden Eroğlu, şöyle konuştu:
“Eğer devletin çatısı yıkı
lırsa işte o zaman açıkta kalırız. KKTC devletine sahip çıkalım. KKTC gerçeğinden hareket edildiği zaman, bu gerçek kabul edildiği zaman bir anlaşmaya varmak çok daha mümkün olacaktır. Devletimize inanalım, sahip çıkalım. Bu devlet gerçeğinden hareket ederek bir anlaşmaya varmanın yollarını arayalım.”
Hedefinin, KKTC’de yaşayabilir kalıcı bir anlaşmayı sağlamak olduğunu vurgulayan Eroğlu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu planın, Kıbrıs Türk halkını mutlu sona götürecek bir belge olmadığını, aksine m
utsuzluklarla dolu bir belge olduğunu kaydetti.

ASKERLİK KKTC’DE DE KISALIYOR
Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC’de askerlik süresinin kısaltılması yönünde çalışma yaptıklarını belirterek, askerliğinin 1 Eylül’den itibaren kısalacağını bildirdi.
Bu konudaki çalışmaların devam ettiğini ifade eden Başbakan Eroğlu, 1 Eylül’den itibaren, 24 ay olan erlerin askerlik süresinin 18 aya, yedek subayların da 22 aylık askerlik süresinin 18 aya ineceğini açıkladı. Eroğlu, indirimden, halen askerlik hizmetini yapanların da y
ararlanacaklarını belirtti.

Şimdi de Kıbrıs'ta sömürgeci olduk!

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs raporunda, Türkiye, Ada'ya göçmen göndererek sömürgecilik yapmakla itham edildi

GÜVEN ÖZALP Strasbourg

Yıllardır Kıbrıs konusunda her türlü eleştiriyle karşı karşıya kalan Türkiye, bu kez de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) ele alınan bir raporun hedefinde yer aldı. Türkiye, Kıbrıs'la ilgili uluslararası nitelikli raporlarda, genelde en sert söylem olarak 'işgalci' olmakla suçlanırken, AKPM raporunda bir adım daha ileri gidilerek Ankara 'sömürgeci' olmakla suçlandı. Finlandiyalı parlamenter Jaakko Laakso tarafından hazırlanan rapor ve buna bağlı tavsiye kararında, Ankara'nın bilinçli bir 'demografik değişim' politikası güderek, Ada'yı 'sömürge' haline getirmeye çalıştığı iddia ediliyor. Türk heyetinin raporu erteletme ve yumuşatma girişimleri sonuç vermedi.
Son yılların en tartışmalı içeriğine sahip olan ve 'Kıbrıs'ın işgal altındaki bölümünün Türk yerleşimciler tarafından kolonizasyonu' başlığını taşıyan raporda, Türkiye'nin Anadolu'dan Ada'ya insan gönderme yoluyla, KKTC'nin de bu 'akımı' kolay vatandaşlık verme gibi yöntemlerle özendirme politikası izleyerek demografik yapıyı değiştirdikleri öne sürülüyor. Laakso, r
aporunda bu sürecin Ada'yı 'sömürge' haline getirme amacı güttüğüne vurgu yapıyor.

Türkler tehdit
Ada'daki Türkçe konuşan nüfusun kayda değer biçimde artmasının uzun vadede, Türk tarafınca müzakere masasında daha fazla politik güç ve toprak hakkı talebinde bulunmak için mazeret olarak kullanılabileceği öne sürülüyor. Avrupa Birliği (AB) gibi kurumlar tarafından referans olarak alınma riski bulunan bu raporda, Türkiye'den gelenlerin geri gönderilmesi fikri işlenirken, bunun finansmanını sağlayacak uluslara
rası bir fon kurulması da öneriliyor. Raportör Türkiye'ye 'kolonizasyonu durdur' çağrısı yapmaktan da geri kalmıyor.
Rapor, AKPM oturumunda 15'e karşı 68 oyla kabul edilirken, Türk parlamenterlerin rapora ilişkin bir tek değişiklik önergesi dahi vermemeler
i dikkat çekti.

'Hayati' bir tehdit

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) ele alınan raporun yumuşatılması için gerek Türk delegasyonu gerekse her kesimden KKTC siyasi parti temsilcileri yoğun çaba harcarken, Rum Kesimi de boş durmadı. Özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a 'aşırı düzeyde' muhalif olmalarıyla tanınan kesimler, Rumların himayesinde, raporun geçmesi için lobi yaptılar.
Yurtsever Birlik Hareketi de bunlardan biriydi. Hareket adına Strasbourg'a gelen Hayati Yaşamsal, AKPM üyele
rini etkilemek için bildiri yayımlayarak raporda yer alan ifadelerin doğru olduğunu, Türkiye'nin izlediği politikayla uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini savundu. KKTC'deki temsil oranı son derece düşük olan Yurtsever Birlik Hareketi'nin lobi çalışmalarını Rum diplomatlara paralel bir çizgide yürütmesi de dikkatlerden kaçmadı. Yaşamsal, AKPM raporunda yer alan ifadeleri savunurken, çözümsüzlüğün kangren etkisi yarattığını söyledi. Türkiye'den gelenlerin Ada'daki dengeler üzerinde Denktaş lehine değişiklik yarattığını ve gerçek eğilimin yansımasını zorlaştırdığını söyleyen Yaşamsal, Türkiye'nin son açılımlarının ümit verdiğini söyledi.
MILLIYET 25/06/2003

Girne Baf'tan yakın

MAKARİOS DRUSİOTİS
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin işgal topraklarına giriş ve çıkışları artık rutin hale geldi. Rakamlar artık pek değişmiyor. Daha çoğu Türkler olmak üzere günde 6-7 bin kişi giriş ve çıkış yapıyor. Hafta sonları bu rakam iki katına çıkıyor. Rumlar haftasonları eğlenmek için kuzeye gidiyorlar. Lefkoşalılar 29 yıl tecritten sonra Kıbrıs'ın kuzeyini
ziyaret edebiliyor. Bugünlerde hava sıcaklığı yükseldikçe ziyaretçi sayısı da artıyor.
Girne sahilleri ünlüdür ve sözgelimi Baf'a gitmekten beş kat kısa bir mesafededir Girne.

Kuzeyde eğlence olmaz!
Eğer konaklama ile ilgili etik tereddütler olmasaydı, rakamlar çok daha büyük olacaktı. Kıbrıslı Rumların siyasi yönetimi, işgal topraklarına 'secde etmek' için ziyaretleri mubah, eğlenmek için ziyaretleri 'tahrik' sayıyor. Hatta parlamentoda bir sandalyesi bulunan 'v
atanperver' Nei Orizontes (Yeni Ufuklar) Partisi, işgal topraklarında geceleyenlere karşı yasal işlem yapılması ve ceza kanununa yeni madde getirilmesi yönünde bir yasa tasarısı sundu. Bu tasarının parlamentodan geçeceği şüpheli. Muhtemelen, daha önce Demokratik Parti'nin (DHKO) taviz verilmesinin ceza kanununda yer alması istemiyle hazırladığı yasa tasarısı ile akıbeti aynı olacak. Bugün iktidarda olan DHKO, Kıbrıs konusunda vatanperver görüşleri dile getirmeyenlerin hapsedilmesini istemişti. Kuzeyde geceleme halinde ceza kanununda hapis öngörülmesine ilişkin tasarı nedeniyle geçenlerde parlamento hukuk komiyonuna bilgi veren Merkezi İstihbarat Örgütü'ne (KYP) göre bugüne kadar sadece 200 kişi gece kuzeyde kalmış. Aralarında da ünlü olan kimse yokmuş. Komisyon rahat bir nefes aldı, ancak KYP'in vatandaşları işgal topraklarında bile takip ettiği nedense kimseyi rahatsız etmedi.

Kadın satıcıları şikâyetçi
İşgal topraklarına eğlence amacıyla ziyaretler elbette bazı ekonomik çıkarları üzecektir. Yeni durumdan ilk zarar görenler kabarelerde çalışan kadınlar ve kadın telallarıdır. Çünkü bu işte kuzeydeki fiyatlar güney ile kıyaslanmayacak derecede ucuzdur. Güneydeki hayat kadınlarını ziyaret bedeli, kuzeydekinin üç mislidir.
Vatanperverlikten bahsederek, güneyde
ki kabare ve genelevlerin, kuzeydekilerden tercih edilmesini talep etmek zor tabii. Kadın telalları da bu yüzden daha klasik bir yöntem seçtiler. Müşterinin gözünü korkutma yöntemi. Basına, Kıbrıslı Rum erkeklerine işgal topraklarındaki kadın artistlerle birlikteliklerinden hastalık bulaştığı söylentilerini yaydılar.
Cinsel arzularıyla işgal topraklarından güneye geçen gençlerin sayısı da hayli yüksek. Düzen, AIDS vakalarının çok yüksek olduğu ve ciddi tehlike ile karşı karşıya bulunduğuna ilişin broşürler
yayımlayarak, gençlerin güneyde sevişmelerini önlemeye çalıştı.
Kıbrıs Cumhuriyeti de benzer bir açıklama yaptı. Bu uyarı hayvanlar içindi. Veterinerlik dairesi, bulaşıcı hastalıklar tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle Lefkoşalıların kuzeye geçerken, evcil
hayvanları beraberlerinde götürmemelerini istedi. Bu direktife uymayan kediler ve köpekler döndüklerinde Yeşil Hat'ta öldürülme tehlikesi ile karşı karşıya. Tabii sokak kedileri ve köpekleri bu uygulamanın dışında. Onlar 30 yıldır aynı yolculuğu yapıyor. (Yunan Elefterotipia Gazetesi, 24 Haziran 2003)

RADIKAL 25/06/2003

AVRUPA’DAN ŞOK KARAR

TÜRKİYE'NİN İTİRAZLARI KABUL EDİLMEDİ: Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye'yi ve Kıbrıs Türk tarafını, adanın kuzeyinde yaşayan Rumların ve Maronitlerin temel hakları ve Türkiye'den gelen göçmenler konusunda suçlayan iki raporu, Türkiye'nin itirazlarına rağmen kabul etti...

'GÖÇMENLER KIBRISLI TÜRKLERDEN FAZLA': Finlandiyalı parlamenter Jaakso Laakso tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'den gelen göçmenlerle Kıbrıs'ın kuzeyinin nüfus yapısının önemli ölçüde değiştiği, Kıbrıslı Türklerin de giderek artan oranda adadan ayrıldığı belirtiliyor. Raporda, nüfus hareketliliği yüzünden adada Türkiye'den gelen göçmenlerin sayısının Kıbrıslı Türklerin sayısını aştığı görüşüne de yer veriliyor

GÖÇMENLERİN TÜRKİYE'YE DÖNMESİ İÇİN ÇAĞRI: Kuzey Kıbrıs yönetiminin Türkiye'den gelen göçmenlere kolay bir biçimde vatandaşlık hakkı verdiği bu durumun adadaki Türkler arasında da gerginliğin artmasına yol açtığı görüşü savunulan raporda, ayrıca uluslararası toplumun desteğiyle oluşturulacak bir fonun, Türk göçmenlerin Türkiye'ye dönmelerinde kullanılması çağrısında bulunuluyor

KIBRIS 25/06/2003

AKPA'da Kabul Edilen Rapora göre Türkiye

'Ada’yı sömürge haline getirmeye çalışıyor'

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin dün kabul edilen raporu gündeme bomba gibi düştü. Rapora göre
Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta demografik değişim politikası güderek

'Ada’yı sömürge haline getirmeye çalışıyor'

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu olanlar, uluslararası platformda Türkiye’nin karşısına yeni bir engel daha çıkardılar. Rapor, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi tutanaklarına geçti

Raporda, Kuzey Kıbrıs’a getirilen göçmen sayısının yerli nüfusu aştığı iddia ediliyor ve Ankara ile Kıbrıs Türk yönetiminin demografik değişim politikası güderek Ada’yı sömürge haline ge
tirmeye çalıştığı iddia ediliyor

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, dün Strasbourg’daki Genel Kurul toplantılarında tartışmalı bir Kıbrıs raporunu ele alarak, “oy çokluğu” ile kabul etti. Finlandiyalı parlamenter Jaakko Laakso tarafından kaleme alınan
rapor ve beraberindeki karar taslağında, Kuzey Kıbrıs’a Anadolu’dan giden Türk göçmen sayısının, yerli Kıbrıslı Türklerin sayısını aştığı öne sürüldü. Rapor, Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen onaylandı.
Raporda, Ankara ve Kıbrıs Türk yönetiminin bilinçl
i bir “demografik değişim” politikası güderek, Ada’yı “sömürge” haline getirmeye çalıştığı iddia ediliyor.
Rapor ve kararda ayrıca, Ada’nın Türkçe konuşan nüfusunun uzun vadede kayda değer biçimde artmasının, Türk tarafınca müzakere masasında “daha fazla
politik yönetim ve toprak hakkı” talebinde bulunmak için mazeret olarak kullanılabileceği de
belirtiliyor.
Kıbrıs’la ilgili kabul edilen bir diğer raporda ise Kuzey Kıbrıs’taki Rum ve Maronit azınlıklarının haklarının güvence altına alınması istendi.
Siya
si yaptırımı bulunmayan rapor, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin tutanaklarına geçti ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından referans belge olarak kullanılabilecek.
YENIDUZEN 25/06/2003

Denktaş Holbrooke’u yanıtladı:

79 yaşında ihtiras olmazmış!

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halktan aldığı yetkiyle “önde gittiğini” ve “halk adına konuştuğunu” iddia etti.
Denktaş dün sabah bir kabulü sonrasında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Eski Özel Koordinatörü Richard Holbrooke’un basında yer alan kendisine yönelik sözlerini yanıtladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, “79 yaşındaki bir insanın
şahsi ihtirası olamaz” dedi.

“HALKIN MÜCADELESİNDE NEFERİM”
Holbrooke’un bir beyanatında kendisini “şahsi ihtirasları için uzlaşma istemeyen kişi” olarak tarif ettiğini belirterek buna sert tepki gösteren Denktaş, “Holbrooke’un unuttuğu bir şey var; 79 y
aşındaki bir insanın şahsi ihtirası olamaz” dedi.
Denktaş, kendisinin 50 yıldır halkla birlikte Kıbrıs Yunan olmasın diye, koloni idaresinde yaşamasın diye, Kıbrıs Türkünü hor gören Kıbrıs Rumlarının tahakkümünde ikinci sınıf vatandaş olmasın diye herşeyin
i ortaya koymuş halkın mücadelesinde bir nefer olduğunu vurgulayarak, “Önde gidiyorsam onlardan aldığım yetkiyle önde gidiyor ve onlar adına konuşuyorum” dedi.

ARAFAT BENZETMESİ
Denktaş, Holbrooke’un kendisine “Arafat” benzetmesinde bulunması ve “ABD Baş
kanı George Bush karar vermelidir; Denktaş’ı Arafat mı yapacak” şeklindeki söylemine de tepki göstererek, bunu “Holbrooke’un kendini, devletini, başkanını nasıl gördüğünü gösteren ibret alınacak bir açıklama” olarak değerlendirdi.

“HALKIN SEÇTİĞİ BİR KİŞİ
...”
Holbrooke’un, Kıbrıs Türk halkının yıllardır verdiği hürriyet kavgasını, ikinci sınıf vatandaş olmamak için gösterdiği fedakarlıkları ve çekilen acıları çekmediğini vurgulayan Denktaş, Richard Holbrooke’un Rumlarla ve Yunanlılarla şahsi ekonomik çıkar
ları olduğunun söylenmekte olduğunu da anımsattı. Denktaş, “Var veya yok; bu beni ilgilendirmez. Ama, hak ve hürriyet müdafaasında halkın seçtiği bir kişiye dil uzatılmasını kimse hazmedemez” dedi.

YENIDUZEN 25/06/2003

Kıbrıs Sorununda bir iddia

ABD dizginleri ele aldı

ABD’nin Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflerin dizginlerini tamamen eline aldığı ve görüşmelerin sonbahardan önce yeniden başlatılması hedefiyle Türkiye ve Yunanistan’la görüşme yapmaya çalışacağı bildirildi.
FİLELEFTHEROS, “Ankara: Şartlı Görüşmeler – Lefkoşa: Önşartsız – ABD Başrol Oyuncularını Çağırıyor – Prosedürün Teknik Komitelerle
Başlaması Konusunda Perde Gerisi” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in, Avrupa Konseyi Başkanı sıfatıyla, ABD Başkanı Gorge Bush’la görüşmek üzere bugün ABD’ye gideceğini, her iki tarafça (ABD ve Yunanistan) teyit edilen bilgilerin, Bush-Simitis görüşme gündeminde Kıbrıs sorununun da bulunduğu yönünde olduğunu yazdı.
TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de temmuz başlarında Washington’a gideceğini hatırlatan gazete, Gül’ün halihazırda pazar günü Amman’da ABD’li dengi
Colin Pawell ve Yunan dengi Yorgo Papandreu’uyla görüştüğünü hatırlattı. Gazete, Türk tarafının Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlamasına şartlar getirerek ve Annan planında değişiklikler yapılması gerektiğini ortaya koyarak tutumunu netleştirdiğini belirtti.
FİLELEFTHEROS, Rum tarafının, görüşmelerin yeniden başlamasına şart koymadığını ancak Lahey tipi senaryolardan da kaçınılması gerektiğini ve bu nedenle çabaların Mart sonuna kadar tamamlanması önerisinde bulunduğunu kaydetti, şunları yazdı:
“Bu arada
arabulucular, BM tarafından kurulan teknik komitelerin yeniden işletilmesi olasılığını inceliyorlar. Bu konu halihazırda Amerikalılar ile Avrupa Komisyonu arasında görüşüldü. Teknik komitelerin yeniden işletilmesi konusu, Annan planı temelindeki görüşmelerin yeniden başlamasına ilk adım olarak ileri götürülecek. Kıbrıs Rum tarafı uzmanlar düzeyinde gerçekleştirdiği uluslararası sözleşmeler ve mevzuat konulu çalışmasını hemen hemen tamamladı ve bu çalışmasının büyük bir bölümünü, AB normlarına uygun olup olmadığının hukukçular tarafından denetlenmesi amacıyla Avrupa Komisyonu’na iletti.”
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan davet alır almaz, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin müzakerelere katılmaya hazır olduğunu Ru
m Sözcü Kipros Hrisostomidis’in dün bir kez daha açıkladığını bildirdi.
Gazeteye göre Rum Sözcü, Papadopulos’un konuyla ilgili açıklaması sırasında ortaya koyduğu Mart 2004 tarihinin, Rum halkının bilgilendirilmesi ve 1 Mayıs 2004’ten önce referandumun yapılması için yeterli zaman verilmesi mantığı taşıdığı izahında bulundu. Hrisostomidis, görüşmelerin başlaması yönünde herhangi bir bağlantı bulunmadığını, çünkü Türk tarafının tutumunda değişiklik olmadığını söyledi.
POLİTİS, “Amerikalılar: Komiteleri Harek
ete Geçiriniz” başlıklı haberinde, Kıbrıs sorunundaki hareketlerin inisiyatifi elinde bulundurmaya devam eden ABD’nin, Annan planına dair görüşmeler çerçevesinde oluşturulan teknik komitelerin yeniden işletilmesini istediğini bildirdi.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak Amerikalılar’ın her iki tarafa da, bu prosedürün, özlü müzakerelerin başlamasından bağımsız olarak ilerleyebileceğini, çünkü şöyle veya böyle, bulunacak çözümün, komitelerin yetki sahasına giren iki başlık (uluslararası sözleşmeler ve yeni
devlet mevzuatı) temelinde işlemesi gerekeceğine işaret ettiklerini yazdı.
Gazeteye göre AB’ın da benimsediği bu çaba çerçevesinde, genişlemeden sorumlu komiser Günter Verheugen, adayı ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, iki komitenin derhal ve belki e
ylülden de önce yeniden işletilebileceğini söylemişti.
YENIDUZEN 25/06/2003

CTP Genel Başkanı Talat

Denktaş, başına buyruk!
"Bir gün söylediğinin, ertesi gün tam tersini söyleyen, mutlaka yapacağını söylediğini asla yapmayan, asla yapmayacağını söylediğini ise kısa bir süre sonra, zoraki de olsa yapmak zorunda kalan bir liderlik ve yönetim anlayışı, maalesef Kıbrıs Türkünün dünyadaki saygınlığını yitirmesine neden olmaktadır”
“Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş son günlerde yeniden “Türkiye üyeliğe alınmadan Kıbrıs Avrupa Birliğine üye olamaz” demeye başlamıştır. Halbuki Sayın Denktaş 2002 yılı başında başl
ayan yüz yüze görüşme süreci içinde gerek Kıbrıs Türk ve Türkiye kamuoyuna, gerekse BM, AB ve tüm dünya kamuoyuna Kıbrıs Türk tarafının siyaset hattının “çözümle birlikte AB’ye üye olmak” olduğunu açıklamıştı”

“Sayın Denktaş ne dünyayı, ne de Türkiye’yi k
aale almaktadır. Denktaş, kendi halkının çıkarlarını ve isteklerini de dikkate almamaktadır. Bu tavrı ile de dış politikada tökezledikçe ve dünyanın şimşeklerini üzerimize çektikçe, hem kendi halkına, hem de Türkiye’ye zarar vermektedir”

YeniDÜZEN (Haber
Merkezi)

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bir gün söylediğinin ertesi gün tam tersini söyleyen, mutlaka yapacağını söylediğini asla yapmayan, asla yapmayacağını söylediğini ise kısa bir süre sonra, zoraki de olsa yapmak zoru
nda kalan bir liderlik ve yönetim anlayışının Kıbrıs Türkünün dünyadaki saygınlığını yitirmesine neden olduğunu söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk halkının 2004 Mayıs’ına kadar çözümsüzlüğe mahkum edilerek, ondan sonra da Türkiye’nin AB sürecindeki gelişmelerin i
çerisinde bir unsur olarak tutulmak gibi bir amaçla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Kıbrıs’ta çözüm ve AB hedefinin giderek artan oranda toplumsal bir ortak paydaya dönüştüğüne dikkat çeken Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ise ne dünyayı, ne Türkiye’yi n
de kendi halkının çıkarlarını kaale aldığına dikkat çekti.
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs Türk halkı kararlı adımlarla, Kıbrıs’ta eşit ortaklığa dayalı bir çözüm ile çağdaş dünyayla bütünleşmenin önünü açmayı mutlaka başaracaktır” diye görüşle
rini ortaya koydu.
Talat’ın dünkü yazılı açıklaması şöyle:
Dünyada herhalde başka bir örneğini bulmak çok kolay olmasa gerek… Haklı iken, kendi yöneticileri tarafından haksız duruma düşürülen Kıbrıs Türk halkının başına gelenleri bu çerçevede değerlendiriy
oruz… Bunun nedeni, artık herkes tarafından rahatlıkla görülebildiği gibi, dış politikada manevra yapılacak diye ortaya çıkan büyük tutarsızlık, çelişki ve yalpalamaların yarattığı saygınlığın yitirilişidir.
Bir gün söylediğinin, ertesi gün tam tersini söy
leyen, mutlaka yapacağını söylediğini asla yapmayan, asla yapmayacağını söylediğini ise kısa bir süre sonra, zoraki de olsa yapmak zorunda kalan bir liderlik ve yönetim anlayışı, maalesef Kıbrıs Türkünün dünyadaki saygınlığını yitirmesine neden olmaktadır. Haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarının bir bir elinden yitirilmesi işte böyle bir siyaset anlayışının kaçınılmaz sonucudur.
Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş son günlerde yeniden “Türkiye üyeliğe alınmadan Kıbrıs Avrupa Birliğine üye olamaz” demeye baş
lamıştır.
Halbuki Sayın Denktaş 2002 yılı başında başlayan yüz yüze görüşme süreci içinde gerek Kıbrıs Türk ve Türkiye kamuoyuna, gerekse BM, AB ve tüm dünya kamuoyuna Kıbrıs Türk tarafının siyaset hattının “çözümle birlikte AB’ye üye olmak” olduğunu açıkl
amıştı. Bu tüm dünya tarafından bilinmektedir. BM Genel Sekreterinin sunduğu raporunda bu konuda gerek Denktaş’ın gerekse Türkiye’nin tavırlarının bu yönde olduğu da açıkça ilan edilmektedir.
Şimdi hal böyle iken ve Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğunun
da çözümle birlikte AB üyeliğini desteklediği bilindiği halde, Denktaş’ın 2002 yılı başında dünyaya duyurduğu, Kıbrıs Türk tarafının çözümle birlikte AB üyeliği siyasetini bir anda terk etmesi, diplomatik tutarsızlık yanında, Kıbrıs Türk halkının dünyadaki saygınlığına da yeni bir darbe olmuştur.
Üstelik, Kıbrıs’ta çözüm ve AB sürecinin Türkiye’nin AB üyeliği ile ilişkilendirilmesinin; dünya, BM ve AB tarafından şantaj ve tehdit siyaseti olarak algılandığı da açıktır. Öte yandan,

Denktaş zarar veriyor!
T
ürkiye de kendi üyelik sürecinin Kıbrıs sorunu ile ilişkilendirilmesinin yarattığı sıkıntıyı gidermek için büyük bir çaba sarf etmektedir.
Sayın Denktaş ne dünyayı, ne de Türkiye’yi kaale almaktadır. Denktaş, kendi halkının çıkarlarını ve isteklerini de di
kkate almamaktadır. Bu tavrı ile de dış politikada tökezledikçe ve dünyanın şimşeklerini üzerimize çektikçe, hem kendi halkına, hem de Türkiye’ye zarar vermektedir.
Denktaş geçmişte de Kıbrıs’ta çözümle birlikte AB üyeliğine karşı siyaset gütmüş, ancak Tür
kiye’deki hükümet değişikliği ile bunu değiştirmek zorunda kalmıştı. Bugün yeniden bu siyasete dönmesi, Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesini sabote etme amacı taşımaktadır.
Üstelik artık Denktaş’ın tutarsız politikaları yüzünden Rumların tüm Kıbrıs adına AB
’ye üyeliği gerçekleşmiştir. Şimdi AB’nin tavrı açıkça ortadadır. O da, çözüm olmadığı takdirde, tüm Kıbrıs adına güneyin AB üyelik olgusunun kesintisiz devam edeceğidir. Şimdi Denktaş’ın “Türkiye AB’ye üye olmadan üye olmayız” demesinin tek bir sonucu vardır. O da Kıbrıs Türk halkının çözümsüzlük şartlarında tutularak hem Kıbrıs’ın bütünündeki eşitlik ve ortaklık haklarından mahrum edilmesi, hem de AB’ye toplumsal temelde üyelik olgusundan yoksun kılınmasıdır.
Böyle bir görüşü savunmak için resmen Kıbrıs
Türk toplumunun düşmanı olmak gerekmektedir. Yani insanlarımızın serbest geçişlerle de kolaylaşan imkanlarla Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu alarak birey olarak AB yurttaşı olması, ama toplumsal olarak bu süreçte yer almamasını Denktaş bu sakat politikasıyla gerçekleştirmiş olmaktadır. Böylece Kıbrıs Türk halkını 2004 Mayıs’ına kadar çözümsüzlüğe mahkum ederek, ondan sonra da Türkiye’nin AB sürecindeki gelişmelerinin içerisindeki bir unsur olarak tutmak gibi bir amaçla karşı karşıyayız. Hem de bunun Türkiye’nin AB üyelik sürecine bir fayda getirmek yerine aksine böyle bir mantığın, Türkiye’nin AB sürecinde ilerlemesini de engelleyeceği açıkça bilindiği halde…
Ayrıca, 2004 Mayıs’ından sonra artık Annan Planına, yani iki Kurucu Devlete dayalı ortaklık ve siyasi e
şitlik olgusuna geri dönmek çok zor olacak ve Kıbrıs Türk halkı Alman modeli ile bir azınlık durumuna düşecektir.
Ama, Denktaş’ın kırk yıllık “ben” merkezli bencil macerasının artık sonuna gelinmiştir. Kıbrıs Türk halkı bu yöndeki kanaatini yakında iradeye
dönüştürerek tüm bu olumsuzlukları durduracak ve kendine yeni ufuklar açacaktır.
Kıbrıs’ta çözüm ve AB hedefi giderek artan oranda toplumsal bir ortak paydaya dönüşmüştür. Kıbrıs Türk halkı bu hedef doğrultusunda kararlı adımlarla, Kıbrıs’ta eşit ortaklığ
a dayalı bir çözüm ile çağdaş dünyayla bütünleşmenin önünü açmayı mutlaka başaracak ve hem Kıbrıs’ta hem de dünyada hak ettiği yeri alacaktır.
YENIDUZEN 25/06/2003

DENKTAŞ: TEK TARAFLI RAPOR İSTEMİYORUZ!..

Avrupa Kalkınma Bankası’ndan, Türkiyeli göçmenlerin dönüşüne yardımcı olacak projelere katkı istenen raporda, Nüfus Komitesi’nin de, adanın iki tarafında nüfus sayımı yapması talebi dile getirildi

Raporu değerlendiren Denktaş, dıştan, tek yanlı olarak hazırlanan raporların Kıbrıs Türkü’nü yanlış değerlendirerek, yanlış neticelere varılmasına neden olduğunu belirtti

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulunda tartışılarak kabul edilen iki raporda, Türkiye ve KKTC`ye eleştiri yöneltildi.

AKPM, Kıbrıs`taki son gelişmeleri dikkate almadığı gerekçesiyle Türk heyetinin yaptığı itiraza rağmen, İsviçreli parlamenter Dick Marty tarafından hazırlanan ‘Kıbrıs`ın kuzeyinde yaşayan Rumların ve Maronitlerin temel hakları’ başlıklı rapor ve buna ilişkin karar tasarısı ile Finlandiyalı parlamenter Jaakkso Laakso tarafından Bakanlar Komitesi`ne gönderilmek üzere hazırlanan, Türkiye`den KKTC`ye yerleşenlerle ilgili raporu ve buna bağlı tavsiye kararını kabul etti.

Marty tarafından hazırlanan raporda, KKTC`ye ve Türkiye`ye eleştiriler yöneltildi. Raporda, Rum ve Maronit topluluklarına baskı uygulandığı, bunların malına el konulduğu iddia edildi.

Laakso`nun raporunda ise Türkiye`den KKTC`ye giderek yerleşenlerin dönmeleri istendi. Göçmenlerin nüfus yapısında önemli değişikliği yol açtığı öne sürülen raporda, adada Türkiyeli göçmenlerin sayısının Kıbrıslı Türklerin sayısını aştığı iddiasına yer verildi.

KKTC yönetiminin Türkiye`den gelenlere kolayca vatandaşlık hakkı verdiği öne sürülen raporda, uluslararası toplumun desteğiyle oluşturulacak bir fonun Türkiyeli göçmenlerin dönüşünde kullanılması çağrısında bulunuldu. Avrupa Kalkınma Bankası`ndan, Türkiyeli göçmenlerin dönüşüne yardımcı olacak projelere katkıda bulunması istenen raporda, Avrupa Nüfus Komitesi`nin (CAHP) de, adanın iki tarafında nüfus sayımı yapması talebi dile getirildi.

TÜRK PARLAMENTERLERİN ÖNERGELERİ KABUL EDİLMEDİ

Rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısının oylanması sırasında Türk parlamenterler Kıbrıs`taki son gelişmelerden örnekler vererek, raporun Türkiye ve KKTC lehine iyileştirilmesine yönelik 12 değişiklik önergesi sundular, ancak bu önergeler AKPM`de kabul edilmedi.

AKPM, bununla birlikte, Kıbrıs`ta özellikle sınırların açılması ve insanlara hareket özgürlüğü sağlanmasıyla ilgili gelişmelerden memnuniyet duyduğunu ifade eden bir değişiklik önergesini ise kabul etti.

DENKTAŞ: TEK YANLI RAPORLAR KIBRIS MESELESİNİN UZAMASINA NEDEN OLUYOR

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dıştan, tek yanlı olarak hazırlanan raporların Kıbrıs Türkü’nü yanlış değerlendirerek yanlış neticelere varılmasına neden olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Denktaş, “Kıbrıs meselesinin uzamasında bu raporlar etkili oluyor” dedi.

Denktaş, dün Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nı kabulü sırasında bir gazetecinin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurul oturumunda görüşülen Finlandiyalı parlamenter Jaakkso Laakso tarafından hazırlanan ‘Türkiye`den gelen göçmenlerin işgal altındaki toprakları sömürgeleştirmesi’ başlıklı raporlarla ilgili bir sorusu üzerine bu raporları değerlendirdi.

TEK YANLI RAPOR

"Bu rapora biz çok yönlü olarak ağır cevap verdik” diyen Denktaş, raporun Kuzey’e geçip durumu görmeden Rumların şikayeti üzerine hazırlanan bir rapor olduğunu söyledi.

Denktaş Finlandiyalı parlamenterin Kuzey’e geçememe nedenini de şöyle açıkladı:

“Başlangıçta kendisine verilen görev Kuzey’deki demografik bozulmayı, kolonizasyonu-ki bu çok ağır bir kelime- incelemekti. Kendisine, ‘sizin böyle bir başlığı kabul etmeniz için böyle bir şeyin varolduğunu da kabul etmiş olmanız lazım. Böyle bir şey yok. Siz bunu araştırmaya geliyorsunuz. Bu başlığı değiştirip gelin’ dedik. Kendisiyle görüştük ve yazdık ama değiştiremedi ve bunun için de Kuzey’e gelemedi. Rumların verdiği bilgiyi sanki bulguymuş gibi raporuna koydu.”

Bunun eleştirisinin Finlandiyalı parlamenter ve temsil edilen üyelere gönderildiğini de vurgulayan Denktaş, rapor görüşülürken KKTC adına yazılanların da ellerinde olup daha gerçekçi olmalarını beklediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum propagandasının ve KKTC’deki bazı kişilerin yazdığı yazılardan da güç alarak doğru ve gerçekmiş gibi kabul edildiğini söyledi.

YBH TÜRKIYE KÖKENLİLERİN SEÇİME KATILMAMASI İÇİN AVRUPA KONSEYİ’NE BAŞVURDU

Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak KKTC’de yaşadığını savunduğu Türkiye kökenlilerin aralık ayında yapılacak seçimlerde oy kullanmalarını engellemek için Avrupa Konseyi nezdinde kampanya başlattı.

YBH üyesi ve Kıbrıs Türk Haklar ve Özgürlükler Derneği Başkanı Hayati Yaşamsal bu konuda Strasbourg'da temaslarda bulunuyor. www.abhaber.com internet sitesinin haberine göre, Hayati Yaşamsal Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Alvaro Gil Robles ve Muhaceret, Mülteciler ve Demografi Komitesi üyeleriyle görüşerek konuyla ilgili bilgi verecek.

HALKIN SESI 25/06/2003

Ertuğruloğlu: Ortaklık için eşitlikte ısrarlıyız

Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs’ta yeni bir ortaklık söz konusu olacaksa, bunun adadaki iki eşit egemenlik üzerine kurulması gerektiğini vurgulayarak, “Bu konudaki ısrarımızı sürdüreceğiz” dedi.

“İki eşit egemenlik üzerine kurulmamış herhangi bir yapı, adına ne denirse densin, çökmeye mahkumdur, Rum hakimiyeti, egemenliği altına girmeye mahkumdur. Kıbrıs Türkünü Rum’un yanında yamalanmış bir azınlık durumuna sokma neticesine gitmeye mahkumdur” diyen Ertuğruloğlu, “Bu nedenlerledir ki biz olası bir yeni ortaklığın, iki ayrı egemen halkın, varolan ayrı devletlerine dayalı bir yapı olması konusunda ısrarlıyız” şeklinde konuştu.

Rum lider Papadopulos’un “Türkler, matematiksel açıdan azınlıktırlar, ancak siyasi ve ekonomik yararlanma hakları açısından eşit olmalarını istiyoruz” şeklindeki açıklamasına tepki koyan Dışişleri ve Savunma Bakanı Ertuğruloğlu, “Lütfetmiş! Sözünü ettiği çerçeve, 1960 Anlaşmaları’nda sağlanan ve bizlerin uluslararası anlaşmalarla garanti edildiğini zannettiğimiz bir çerçeveydi” dedi.

“1960 anlaşmalarıyla kurulan iki eşit kurucu ortağın ortaklık cumhuriyetinin, Türklere fazla haklar veriyor” gerekçesiyle Rumlar tarafından yıkıldığını ve Aralık 1963’ten beridir bunun sonuçlarının yaşanmakta olduğunu belirten Ertuğruloğlu, Annan Planı’nda var olduğu iddia edilen benzeri eşitliğin, Rum eski Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides tarafından “adaletsizlik” olarak değerlendirildiğine işaret ederek, “Eğer Annan Planı yürürlüğe sokulmuş olsaydı, Rumlara göre sözde adaletsizliği düzeltmek hakkı kendilerinde saklı kalacaktı” diye konuştu.

KIBRIS’TA NASIL BİR YENİ ORTAKLIK…

Rumların adayı Elenleştirme sevdasından ve Kıbrıs Türk halkını “Elen Kıbrıs’ta bir azınlık” olarak görme alışkanlığından, saplantısından kurtulmadığının altını çizen Ertuğruloğlu, “İşte bu nedenledir ki Kıbrıs’ta yeni bir ortaklık söz konusu olacaksa, bunun iki eşit egemenlik üzerine kurulması ısrarımızı sürdürmeye devam ediyoruz” dedi ve şöyle konuştu:

“İki eşit egemenlik üzerine kurulmamış herhangi bir yapı, adına ne denirse densin, çökmeye mahkumdur, Rum hakimiyeti, egemenliği altına girmeye mahkumdur, Kıbrıs Türkünü Rum’un yanında yamalanmış bir azınlık durumuna sokma neticesine gitmeye mahkumdur. Bu nedenledir ki biz olası bir yeni ortaklığın, iki ayrı egemen halkın, var olan ayrı devletlerine dayalı bir yapı olması konusunda ısrarlıyız.”

HASİKOS’UN DEMECİ VE ANNAN PLANI’NIN İÇ YÜZÜ

Bir soru üzerine Rum eski Savunma Bakanı Sokrates Hasikos’un, “Girne’ye dönüş Annan Planı’yla mümkün olabilir” şeklindeki sözlerinin, Annan Planı’nın iç yüzünü ortaya çıkardığına işaret eden Bakan Ertuğruloğlu, “Hasikos’un açıklaması, Annan Planı’nın, ne olduğu ne olmadığı tartışmaları içerisinde Rumlar açısından ne anlama gittiğini gösteriyor" dedi

“İÇTEKİ YIKILMAZ KALEYİ DIŞTAN YIKAMADILAR…”

İçteki yıkılmaz kaleyi dıştan yıkamadılar, içten yıkmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunlardan ders almamız, ibret almamız ve saflarımızı sıklaştırarak, birlik ve beraberliğimizi yıkmak isteyenler karşısında bir bütün olarak haklı, onurlu mücadelemize devam etmemiz gereklidir. Bunu yapma mecburiyetindeyiz. Bu birlikteliği, bu beceriyi gösterebileceğimize ve ülkeyi, kişisel hırsları uğruna üstlendikleri misyon gereği Anavatan’dan uzaklaştırmak ve yabancı ellere çekmek isteyenlere teslim etmeyeceğimizi vurgulamak durumundayım.”

HALKIN SESI 25/06/2003

Denktaş: Halkın mücadelesinde neferim

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halktan aldığı yetkiyle önde gittiğini ve halk adına konuştuğunu vurguladı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Eski Özel Koordinatörü Richard Holbrooke’un basında yer alan kendisine yönelik sözlerini yanıtladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, “79 yaşındaki bir insanın şahsi ihtirası olamaz” dedi.

Holbrooke’un bir beyanatında kendisini “şahsi ihtirasları için uzlaşma istemeyen kişi” olarak tarif ettiğini belirterek buna sert tepki gösteren Denktaş, “Holbrooke’un unuttuğu bir şey var; 79 yaşındaki bir insanın şahsi ihtirası olamaz” dedi.

Denktaş, kendisinin 50 yıldır halkla birlikte Kıbrıs Yunan olmasın diye, koloni idaresinde yaşamasın diye, Kıbrıs Türkünü hor gören Kıbrıs Rumlarının tahakkümünde ikinci sınıf vatandaş olmasın diye herşeyini ortaya koymuş halkın mücadelesinde bir nefer olduğunu vurgulayarak, “Önde gidiyorsam onlardan aldığım yetkiyle önde gidiyor ve onlar adına konuşuyorum” dedi.

ARAFAT BENZETMESİ

Denktaş, Holbrooke’un kendisine “Arafat” benzetmesinde bulunması ve “ABD Başkanı George Bush karar vermelidir; Denktaş’ı Arafat mı yapacak” şeklindeki söylemine de tepki göstererek, bunu “Holbrooke’un kendini, devletini, başkanını nasıl gördüğünü gösteren ibret alınacak bir açıklama” olarak değerlendirdi.

“RUM VE YUNANLILARLA ŞAHSİ ÇIKARLARI…”

Holbrooke’un, Kıbrıs Türk halkının yıllardır verdiği hürriyet kavgasını, ikinci sınıf vatandaş olmamak için gösterdiği fedakarlıkları ve çekilen acıları çekmediğini vurgulayan Denktaş, Richard Holbrooke’un Rumlarla ve Yunanlılarla şahsi ekonomik çıkarları olduğunun söylenmekte olduğunu da anımsattı. Denktaş, “Var veya yok; bu beni ilgilendirmez. Ama, hak ve hürriyet müdafaasında halkın seçtiği bir kişiye dil uzatılmasını kimse hazmedemez” dedi.

HALKIN SESI 25/06/2003

KKTC'den yeni adım

26/06/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC meclisi hukuk ve siyasi işler komitesi Rumların taşınmaz mallarıyla ilgili sorunun takas ve tazminat yoluyla çözümünü içeren yasa tasarısını kabul etti. Buna göre, Rumlar 1974 öncesi kuzeyde bıraktıkları taşınmazlar için 'Taşınmaz Mal ve Saptama, Değerlendirme ve Tazminat Komisyonu'na başvuracak. Hak sahibi kişiye malının 1974 öncesi bedeli ve kullanım kaybından doğan tazminat ödenecek. Karşılığında mülkiyet hakkından vazgeçecek olan bu kişilere Türklerin güneyde bıraktığı taşınmazların tapusu verilecek. Ankara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Rumların davalarını KKTC'ye yönlendirirse, 1998'de benzeri bir davayı kazanan Titiana Loizidu'ya bir kereliğine tazminat ödeyeceğini duyurmuştu.

Kıbrıs'ta kilit AİHM

AİHM, Rum davalarının KKTC'deki özel komisyona devrinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygunluk şartı arayacak

GÜVEN ÖZALP Strasbourg

Türkiye'nin Loizidu kararına ilişkin tazminatı koşulsuz olarak ödemeyi kabul etmesinin ardından Rum Kesimi kökenli benzer davalar için gözler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) çevrildi. Loizidu davasına ilişkin olarak Ankara ile Strasbourg arasında yapılan pazarlıklarda önemli bir rol oynayan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer de, davaların KKTC'de kurulacak bir komisyona transferi konusunda yetkinin AİHM'de olacağını söyledi.
Schwimmer, Türkiye'nin müdahalesi sonrasında Ada'nın güneyine göç eden Rumların Türkiye aleyhine AİHM nezdinde yaptıkları şikâyetler konusunda, KKTC'de kurulmakta olan "özel komisyonun" beklenmesi gerektiğini söyledi. Schw
immer, KKTC'de kurulacak bu komisyonun işleyişi çerçevesinde şu an itibariyle sayıları 2963 olarak belirlenen ve bundan sonra gelebilecek benzer nitelikli başvuruların akıbetine AİHM'nin karar vereceğini belirtti.
KKTC'de kurulacak ve Rumların taşınmazlara
ilişkin şikâyetlerini inceleyecek olan komisyona AİHM'nin dava transferi ise, ancak bu komisyonun yapısının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle uyumlu olması halinde gerçekleşebilecek. Gerek AİHM gerekse Avrupa Konseyi kaynakları bu komisyonun her şeyden önce "bağımsız ve adil" olması gerektiği üzerinde duruyorlar. Bu iki özellik olmazsa olmaz şart olarak görülüyor. Komisyon'un alacağı kararların da, AİHM kararlarıyla paralellik içermesi gerekecek.

Ankara'dan baskı

Loizidu'ya ilişkin sürpriz bir karar alar
ak özellikle Rumları zor durumda bırakan Ankara'nın, KKTC'li yetkililerle teması yoğunlaştırarak komisyonun bir an önce kurulması yönünde telkinde bulunduğu belirtiliyor. Türkiye'nin hedefinin, önümüzdeki birkaç hafta içinde bu komisyonun kurularak faaliyete geçirilmesi olduğu ifade ediliyor.
MILLIYET 26/06/2003

HÜKÜMETTEN TIS YOK

AKPM raporunu dün yine eleştiren Cumhurbaşkanı Denktaş, raportörlerin artık gözlerini açarak gerçekleri görmelerini ve bu şekilde rapor yazmalarını istedi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Türkiye ve KKTC’ye ağır ithamlarda bulunarak onayladığı iki raporla ilgili olarak dün Türkiye’den de tepki gelirken, KKTC hükümetinde tıs çıkmaması dikkat çekti.

Ülkede yaşanan sorunlar karşısında duyarsız olmakla suçlanan ve hep sessiz kalarak olayları geçiştirme politikasını sürdüren hükümetin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin raporu karşısında sessiz kalmasıyla neyi geçiştirmeye çalıştığına ise yanıt bulunamadı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, raporun gerçekleri yansıtmadığını ve tek yanlı olduğunu bildirirken, Bakan Gül de konuya ilişkin açıklamasında, “Türkiye, herhangi bir işgal içerisinde değildir” diye konuştu.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin, Türk milletvekillerinin itirazlarına karşın kabul ettiği Kıbrıs raporunda, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik eleştiriler yer alıyordu.
Parlamenterler Meclisi’nin tavsiye niteliğinde olan ve yaptırımı bulunmayan kararı, Ankara’da rahatsızlık yarattı.

‘GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ RAPOR’

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Diriöz, “Bu rapor, gerçekleri yansıtmayan, tek yanlı ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ışığında güncelliğini tamamen yitirmiş bir rapordur” dedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Kıbrıs’ta dövüş, kavga ve katliamların 1960’lı yıllarda başladığını söyleyerek, Ada’da Birleşmiş Milletler nezaretinde açılan toplu mezarların bulunduğunu hatırlattı.

‘ÇATIŞMALARLA BİR YERE VARILMAZ’

Gül, “Türkiye herhangi bir işgal içerisinde değildir veya orada böyle bir gayret içinde de değildir” diye konuştu.
Türkiye’nin, tatmin edici bir barışın bulunması için büyük gayret içinde olduğunu kaydeden Gül, herkesin enerjisini pozitif yönde koyması gerektiğini, çatışmalarla bir yere varılamayacağını belirtti.

DENKTAŞ: BU RAPORLAR MAKSADA HİZMET ETMİYOR

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulunda kabul edilenen raporları eleştirerek, raportörlerin artık gözlerini açarak gerçekleri görmelerini ve bu şekilde rapor yazmalarını istedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bu raporların maksadı Kıbrıs’a barış ve uzlaşma getirmek ise bu maksada hizmet etmiyorlar” dedi.

Denktaş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ve benzeri kuruluşların sadece Rumları dinleyerek, bu tür kararlar çıkardıkları sürece maksada hizmet edemediklerini söyledi.

"Eğer maksatları Kıbrıs’a barış getirmek ve uzlaşmayı temin etmek ise bunu yapamıyorlar” diyen Denktaş, bu tek yanlı kararların sadece bir tarafa güç verip diğer tarafı gücendirerek, daha sıkı bir şekilde haklarını savunmak zorunda bıraktığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş şöyle devam etti:

“Ümit ederim şimdi Rum tarafı bile KKTC’yi gördükten sonra, ‘Bu insanların herşeyi var. Bunlarda bizim kadar devlet ve hükümettirler. Zannettiğimiz gibi Kıbrıs’ın düşmanı değiller. İstila altında yaşamıyorlar’ diyebildiklerine göre bu raportörler de artık gözlerini açsınlar da gerçekleri görerek rapor yazsınlar diyoruz..”

YAPTIRIM GÜC܅

Denktaş, başka bir soru üzerine raporların yaptırım gücü olmadığını ancak bir tarafın eline, yalan dünyasını biraz daha yaşatmak için bir silah daha verdiğini söyledi.

Yalan dünyasının içinde 40 yıldır yaşayan Rumların dünyayı da yalana alıştırdığını vurgulayan Denktaş, yalan üzerine yalan ve yalan üzerine raporlar ile yılların geçmekte olduğunu belirtti.

Denktaş, bu nedenle Kıbrıs Rumu’nun meseleyi yeni iki devlete dayalı bir ortaklık üzerinde halletmekten kaçındığını, yalan raporlarla bir yere varacağını sandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Akılları olsa belki de odalar dolduran bu yalan yanlış raporların Kıbrıs’ı hiçbir yere götürmediğini görürler ve bizi de dinlerler” dedi.

SERTER: AKPM KIBRIS RAPORLARI GERÇEĞİ YANSITMIYOR

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, “AKPM Genel Kurulu’nda Kıbrıs ile ilgili kabul edilen iki kararın gerçekleri yansıtmadığını” söyledi.

Serter, Kıbrıs sorununun eski ve girift bir sorun olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

'Bu denli karmaşık bir sorunla ilgili rapor hazırlanırken hem dünden bugüne gelişmeler, hem de içinde bulunulan son aşama mutlaka dikkate alınmalıdır. 23 Nisan 2003 tarihinde KKTC’nin ortaya koyduğu inisiyatifle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasında geçişler serbest bırakılmıştır. Ortaya çıkan bu durumdan sonra, bu gelişmeleri yok sayan bir yaklaşımı doğal karşılamamız mümkün değildir.”

YAP: TEK YANLI RAPORU KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

YAP Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu, AKPA’da kabul edilen rapora tepki gösterdi ve tek yanlı bu raporun kabulünün mümkün olmadığını belirtti.

Hasipoğlu, yazılı açıklamasında, raporda sadece Türk tarafındaki nüfus artışının araştırılmasının ne kadar yanlı olduğunu gösterdiğini ifade eden Ertuğrul Hasipoğlu, KKTC’de yerleşik Rum ve Maronitlere hiç bir kötü muamele yapılmadığını, aksi olsa yaygaracı Rumların bütün dünyayı ayağa kaldıracaklarını belirtti.

HALKIN SESI 26/06/2003

HANİ ASKERLİK BİR AYA İNECEKTİ?

Başbakan Eroğlu, 1 Eylül`den itibaren, 24 ay olan erlerin askerlik süresinin 18 aya, yedek subayların da 22 aylık askerlik süresinin 18 aya ineceğini açıkladı

Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC`de askerlik süresinin kısaltılması yönünde çalışma yaptıklarını belirterek, askerliğinin 1 Eylül`den itibaren kısalacağını bildirdi.

Bu konudaki çalışmaların devam ettiğini ifade eden Başbakan Eroğlu, 1 Eylül`den itibaren, 24 ay olan erlerin askerlik süresinin 18 aya, yedek subayların da 22 aylık askerlik süresinin 18 aya ineceğini açıkladı. Eroğlu, indirimden, halen askerlik hizmetini yapanların da yararlanacaklarını belirtti. Başbakan açıklaması sırasında çavuşların askerlik sürelerinin kısatılmasıyle ilgili birşey söylemedi.

Başbakan Derviş Eroğlu, son günlerde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş`ın “Arafatlaştırılmasının” gündeme getirilmeye çalışıldığını ifade ederek, “Böyle bir şey mümkün değildir” dedi.

Başbakan Eroğlu, BRT’de yayımlanan AKİS programında yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Denktaş`ın “yanlızlığa itilmesini” amaçlayan “Arafatlaştırılması” isteminin, ABD Başkanı`nın eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke tarafından dile getirildiğine işaret ederek, “Türk hükümeti ve Genelkurmay`ın böyle bir politika izleme düşüncesinde olmadığını" söyledi.

Başbakan Eroğlu, Annan planının sunulmasının ardından, mecliste temsil edilen partilerle Başbakanlık`ta yaptıkları toplantıda “Meclis Konseyi” kurma kararı aldıklarını, ertesi gün meclise gittiklerinde muhalefetin “Cumhurbaşkanı görevden alalım” önerisinde bulunduğunu ve bunu reddettiklerini anımsatarak, Cumhurbaşkanı Denktaş`ın etkisiz hale getirilmesi yönündeki açıklamaların içişlerine müdahale olduğunu kaydetti.

Eroğlu, “Hiç kimsenin Cumhurbaşkanı Denktaş`ı konuşmadan men edemeyeceğini ve Cumhurbaşkanı`nı kimsenin susturamayacağını” belirtti. 1985 yılından beri, arada bazı dönemler hariç, başbakan olduğunu ifade eden Eroğlu, 1998`de 5 yıllık süre için hükümete gelirken halka vaadettiklerinin tamamını yerine getiremediklerini, bankalar krizi çıktığını, döviz krizinin yaşandığını ve en sonunda da halkı ikiye bölen Annan planının çıktığını anlattı.

Eroğlu, 1998 yılından beri başbakanlıkta en zor 5 yılını yaşadığını belirtti. Sorunların geçici olduğunu kaydeden Eroğlu, şöyle konuştu:

“Eğer devletin çatısı yıkılırsa işte o zaman açıkta kalırız. KKTC devletine sahip çıkalım. KKTC gerçeğinden hareket edildiği zaman, bu gerçek kabul edildiği zaman bir anlaşmaya varmak çok daha mümkün olacaktır. Devletimize inanalım, sahip çıkalım. Bu devlet gerçeğinden hareket ederek bir anlaşmaya varmanın yollarını arayalım.”

Hedefinin, KKTC`de yaşayabilir kalıcı bir anlaşmayı sağlamak olduğunu vurgulayan Eroğlu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın sunduğu planın, Kıbrıs Türk halkını mutlu sona götürecek bir belge olmadığını, aksine mutsuzluklarla dolu bir belge olduğunu kaydetti.

HALKIN SESI 26/06/2003

Tazmin Yasasına Tepki

EMSAB’dan Tazmin yasa tasarısına tepki!

Kıbrıs Türk Emlak Sahipleri Birliği (EMSAB) Başkanı Baydu Necati Özkan, mecliste bulunan tazmin yasa tasarısının, güneydeki mallarına karşılık aldıkları puanlarla hala mal alamayan KKTC vatandaşları için de düzenleme içermesi gerektiğini belirtti.
Baydu Necati Özkan Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı İlker Nevzat’a verdikleri ve basına da dağıtımını yaptığı yazıda, Dün söz konusu olan bu yasa tasarısı ile Kuzey Kıbrıs’ta emlaki olduğu iddiasında ve
hak talebinde bulunan Kıbrıslı Rumlara, Kıbrıslı Türklerin Güney’de kalan ve İTEM Yasası sonucu KKTC devleti lehine feragat vererek buna karşılık Eşdeğer Puanı alan Kıbrıslı Türklerin Güney’deki emlakinden, kabul ettikleri takdirde Koçan verilerek tazmin edilmeleriyle haklarının teslimi öngörülmektedir” denildi.
Bir çok Kıbrıslı Türk’ün halen daha bu puanlara karşılık alamadığına dikkat çeken Özkan, böyle bir uygulama sonucunda Rumların haklarını almalarından sonra söz konusu Kıbrıslı Türklerin haklarını al
amayarak kendi devletleri tarafından mağdur edilmiş olacaklarını savundu.
Özkan şöyle dedi:
“Bu yasa tasarısı meclis komisyonunda görüşülürken hiç olmazsa söz konusu bu insanların da haklarını alabilmelerinin sağlanması amacıyla düzenleme yapılmalı veya en
azından ellerinde kalan puanlarını isteyenlerin devlete geri vererek güneydeki emlakinin koçanını geri alması sağlanarak bu büyük haksızlığın önüne geçilmesi ve son çare olarak kendi devletini AİHM’e götürmesi gibi utanç verici bir durumdan kurtarılması gerektiğine inanıyoruz.”
YENIDUZEN 26/06/2003

Kıbrıslılar rahat bırakılmalı

Geçmişte her iki toplumdaki aşırı uçlar diğer topluma karşı acımasızca ve ahlaksızca davrandı. Sıra özür dileme ve affetmede

28/06/2003 RADIKAL

ArmaĞan Candan/Theo Georgiou
Çeşit
li siyaset uzmanları ve siyasetçiler, birçok kez, Kıbrıs'taki iki toplumun bir arada yaşayamayacağını dile getirdi. Kıbrıs'ın tarihindeki kara sayfaları öne çıkarırken Türklerle Rumların etinin bir kazanda kaynayamayacağını göstermek için çok çaba sarf ettiler. Birbirine düşman olduğu öne sürülen bu iki toplumun farklılıklarını uzlaştırmayı ve eski düşmanlıklarından kurtulmayı asla başaramayacağını ileri sürdüler.
İşin doğrusu şu ki adadaki insanların büyük bir çoğunluğu psikolojik olarak birbirinden hiçb
ir zaman ayrı düşmedi. Aralarındaki gönül bağını hiç koparmadılar. Fiziksel ayrılık ise uluslararası hesaplar, komşu ülkelerin müdahaleleri ve sayıca az ama yarattıkları etki bakımından güçlü olan aşırı milliyetçilerce Kıbrıslılara zorla dayatıldı. Milliyetçiliklerden biri Enosis'i yani adanın Yunanistan'a bağlanmasını amaç edinirken diğeri Taksim'i ya da bölünmeyi hedefledi. Bütün bunların sonucu da Lefkoşa'yı tam ortasından yaralanmış bir toprak parçası haline getiren Yeşil Hat oldu. Bugün artık yıkılmış olan Berlin Duvarı ya da Belfast'taki çatışmaları önlemek için oluşturulan sözde Barış Hattı'nın Kıbrıs'taki Yeşil Hat'tan daha trajik olduğunu kim iddia edebilir?
Sınır kapılarının kısmen de olsa açılması ve Kıbrıslı Türklerle Rumların tekrardan karışmal
arı, birilerinin bunca zamandır bizi inandırmaya çalıştığı gibi Kıbrıs'ı bir kan gölüne çevirmedi. Tam tersine insanlar ortak tarih ve kültürlerini yeniden keşfetmeye başladı. Bu da en başta duvarın ne için gerekli olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hiç şüp
he yok ki geçmişte her iki toplumdaki aşırı uçlar diğer topluma ait insanlara karşı acımasız ve ahlaksız davranışlarda bulundu. Şimdi ise sıra özür dileme ve affetmede.

Örnek çok
Kıbrıslı bir Türk, bir zamanlar terk etmek zorunda kaldığı ve 1960 sonrasının en korkunç katliamlarından birinin yaşandığı Larnaka kasabası yakınlarındaki Köfünye Köyü'nü ziyaret eder. Bu köy, toplumlararası çatışmalar sırasında, onlarca Kıbrıslı Türk'ün, bir grup silahlı Rum çeteci tarafından 1964 yılında öldürüldüğü köydür. Yıl
lar sonra doğup büyüdüğü evini ziyarete gelen Kıbrıslı Türk'ü kendisi de kuzeyden göçmüş olan Rum kadın karşılar. Rum kadın da savaşta ölen damadını anlatırken gözyaşlarına boğulur. İkisi de söyleyecek fazla söz bulamaz.
Yukarıda anlatılanlara benzeyen yü
zlerce hikâye sıralanabilir. Ancak Kıbrıs'ta öyle dönemler oldu ki birçok insan kendi etnik kökenine ait insanlar tarafından öldürüldü. Hatta 1974 yılına kadar, her iki toplumda da kendi toplumunun içindeki güçler tarafından politik nedenlerle öldürülenlerin sayısı, diğer toplum tarafından öldürülenlerden daha fazlaydı. Örneğin toplumlararası işbirliğini savunan bazı Kıbrıslı Türk sendikacı ve gazetecilerin, adayı bölmeye ve etnik ayrılık yaratmaya kararlı Kıbrıslı Türk yeraltı güçlerince öldürüldüğünü Kıbrıslılar bilir. Bu güçlerin kurbanları arasında 1962 yılında pusuya düşürülerek öldürülen tanınmış gazeteciler Mustafa Hikmet ve Ahmet Gürkan da bulunmaktaydı. Buna benzer olaylar Rumlar arasında da yaşandı.
Daha önce damadı Türkler tarafından öldürülen Kö
fünyeli Rum kadının oğlu da Temmuz 1974'te gerçekleşen Atina destekli darbe sırasında Kıbrıslı Rumlarca öldürülür. Köfünyeli kadın damadını Türklere verirken oğlunu ise Rumlar alır. Köfünyeli kadının durumu Kıbrıslıların trajedisine bir örnek. Ama tek örnek değil.
Kıbrıs'ın sokaklarında dolaşıp Kıbrıslılarla sohbet ederseniz Kıbrıs'taki iki toplumun dayanışmasını anlatan birçok hikâye dinleyebilirsiniz. 1974'teki savaştan önce Girne Kalesi'nin bekçiliğini yapan bir Rum, 'Sınırlar' (BBC Books Lonson, 1990)
isimli kitapta Türkiye'nin müdahalesi sonrasında yaşadığı çileli esirlik dönemini ve daha sonra bir Kıbrıslı Türk yurttaşın yardımıyla nasıl kaçırıldığını anlatır. Aynı şekilde Kıbrıslı bir Türk de bir röportajda doktor babasının Rum Milli Muhafız Ordusu'nun elinde ölüme giderken Rum arkadaşınca nasıl kurtarıldığını anlatır.

Artık olgunlaştılar
Bugüne kadar susmuş ya da susturulmuş olan birçok sıradan Kıbrıslı artık bunlara benzer sayısız hikâyeyi anlatıyor, geleceğe umutla bakıyor ve geçmişte yaşananları geçmişte bırakmaya hazır olduğunu gösteriyor. Kıbrıslı Türk bir politikacının da vurguladığı gibi, Kıbrıslılar artık hayli olgun bir insan topluluğu haline geldi. Sınırların kısmen de olsa açılmasından sonra hiçbir kötü olayın yaşanmaması bunun en açık ka
nıtı. Zaten, Kıbrıs'taki iki toplum yüzyıllar boyunca aralarında hiçbir düşmanlık olmadan yaşamamış mıydı? Bugün birbirlerine saygı ve hoşgörü içinde yaklaşmaları niye şaşırtıcı olsun ki? Yıllar boyu tarlada beraber ter dökmüş, ortak işçi mücadelesi vermiş ve karışık evlilikler yapmış olan Kıbrıslılar aynı yemeği yiyip aynı müziği dinlemez mi?
Bu yılın nisan ayından itibaren birtakım gelişmeler çorap söküğü gibi birbirini takip etmeye başladı. Görüşmelerin çıkmaza girmesine sebep olanların üzerindeki baskı
daha fazla kaldırılamaz boyutlara ulaşmıştı. Özellikle Lefkoşa'nın kuzey tarafında barış ve çözüm için bastıran olağanüstü kalabalıklar birtakım taşların yerinden oynamasında etkili oldu. Ve tavizler arka arkaya gelmeye başladı. Amaç, iki toplumun kaynaşıp barışması değil, iki devletli çözüm politikasını ilerletmekti. Ancak işler istenildiği gibi gitmedi. Bugün Kuzey Kıbrıs'ın ayrı devlet olarak tanınacağına dair bir işaret yok.

Çözüm federasyon
Kıbrıs sorunu ne iki devletli çözümle ne de Enosis'le halledilebilir. Çözüm, iki tarafın da taleplerini belli bir oranda karşılayacak ancak ikisini de tam anlamıyla tatmin etmeyecek bir çeşit federasyon olacak. Annan Planı çerçevesinde ulaşılacak bu çözüm, daha önce gündeme gelmiş olan Gali Fikirler Dizisi ve Pere
z De Cuellar Girişimi'nden de çok değişik olmayacak. Plan tabii ki müzakere edilecek ancak BM Güvenlik Konseyi kararları gözetilerek konmuş parametrelerin dışına çıkılamayacak. Bu parametrelerin dışına çıkmaya çalışmak Annan'ın Güvelik Konseyi'ne sunduğu raporda da belirttiği gibi uluslararası hukukun ihlali anlamını taşır.
Tüm bunların ötesinde birleşik Kıbrıs, Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve uluslararası topluluğun arzu ettiği bir şey. Kıbrıslıların istediği birleşik, bağımsız ve toprak bütünlüğüne saygı gös
terilen bir devle; istemediği ise çıkar ilişkilerine dayanan karmaşık dünya siyasetinde oradan oraya savrulan bir pazarlık unsuru olarak kullanılmak.
(Kıbrıslı araştırmacılar, 27 Haziran 2003)

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ

Denktaş ısrarlı, müzakereden kaçmıyormuş (!)

Cumhurbaşkanı Denktaş bugün kendisi de dahil olmak üzere Kıbrıs Türkü’nün neredeyse tamamının AB’a üye olmak istediğini, ancak Rumlara güvenmeye henüz hazır olmadıklarını söyledi. Denktaş, “Eğer Kıbrıs AB’a birleşik bir ada olarak girecekse, bu birleşme iki topluma da yeterli koruma sağlamak durumundadır” dedi.

Denktaş, adada sahibi Kıbrıs Türk halkı olan, her şeyiyle varolan bir devlet ve çalışan demokratik bir sistem olduğunu, ancak bu durumun göz ardı edilerek insan haklarına aykırı, insanlık dışı ambargolar uygulandığını söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs k
onusunda çok önemli bir sınavdan geçtiğini söyledi. Denktaş “Ya yarım Rum Kıbrıs’ı içlerine alacaklar ve insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve adalet ilkelerini ayaklar altına alacaklar, ya da Kıbrıs’taki gerçekleri görerek iki tarafa da eşit yaklaşacaklar” dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre’nin Crans Montana kentinde gerçekleşen Crans Montana Formu’nun “AB Genişleme Süreci”yle ilgili açılış panelinde ve “AB Genişleme Süreci ve Kıbrıs” konulu oturumda birer konuşma yaptı.
Konuşmalarında Kı
brıs Türkü’nün maruz kaldığı saldırılar ve vermiş olduğu varoluş mücadelesini ayrıntılarıyla anlatan Denktaş, adayı Yunanistan’a bağlamak isteyen Rumların saldırıların 1930’lu yıllarda başladığını kaydetti.
Kıbrıs Türkü’nün 40 yıldır adanın Yunanistan’a bağlanmasını engellemek için mücadele verdiğine işaret eden Denktaş, sorunun Kıbrıs Türkü’nün Yunanistan tarafından sömürülmeyi ve Rumların egemenliği altına girmek istememesi temeline dayandığını söyledi. Denktaş, adada bugün ortak dini, kültürü ve dili olm
ayan iki ulusal toplum bulunduğuna işaret etti.

“DEMOKRATİK BİR SİSTEM VAR”
Denktaş, adada sahibi Kıbrıs Türk halkı olan, her şeyiyle varolan bir devlet ve çalışan demokratik bir sistem olduğunu, ancak bu durumun göz ardı edilerek insan haklarına aykırı, insanlık dışı ambargolar uygulandığını söyledi. KKTC’de 5 partinin katılımıyla bir meclisi, 40’a yakın ülkeden öğrenci kabul eden 5 üniversitesi ve 1960 uluslararası anlaşmasıyla elinden alınmaya çalışılan eşitlik ve özgürlük hakları bulunduğunu vurgulaya
n Denktaş, şöyle devam etti:
“Bir ülkeye 40 yıl ambargo uygulanması ve tüm haklarını ortadan kaldırmaya yönelik yapay anlaşmaların empoze edilmeye yönelik baskıların devamı nerede görülmüştür! Kıbrıs Türklerini devletlerini reddederek, yok farz ederek Rum
çoğunluğuna tabii bir anayasa altında AB’ye sürüklemek istemek kimin hakkıdır..! 1960 anlaşmalarıyla Türkiye’ye verilmiş olan temel bir hakkı, yani ‘Enosisle dolaylı Enosisi’ önlemek ve Kıbrıs Türklerini hak ve hürriyetlerini koruma hakkını yok farz ederek Türkiye AB’ye girmeden Kıbrıs’ı üye yapmak hangi kurala, insanlığa ve insafa uymaktadır..!”

"MÜZAKEREDEN KAÇMIYORUZ"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk tarafının müzakerelerden hiçbir zaman kaçmadığını, ancak “eşit şartlarda müzakere” denilmesine rağmen “Kıbrıs Hükümeti” addedilen ve “azınlık” muamelesi yapılan Kıbrıs Türkü’nün tepesine oturtulan Rumlarla müzakere eder duruma düşürüldüğünü söyledi. Rumlara “uzlaşsanız da uzlaşmasanız da AB’ye üyesiniz” demek suretiyle uzlaşı kapılarının kapatıldığını kayde
den Denktaş, Türk tarafının kapıları açarak iyi niyetini gösterdiğini, ancak Rumlardan benzeri iyi niyetli bir yaklaşım görmediklerini belirtti.
Denktaş, “Biz, devletimizin varlığını, eşitliğimizi, dost olabileceğimizi, iyi komşuluğa hazır olduğumuzu, yeni
bir ortaklıkta var olduğumuzu ispat etmiş olduk. Şimdi yeniden müzakereye oturmak için belirli temel ilkelerde tarafların anlaşması gerekmektedir” dedi.

TEMEL İLKELER
Denktaş, müzakere için, eşit egemenlik, sulandırılmamış iki kesimlilik, mal-mülk meselesinin süratle halli, garanti sisteminin devamı ve kurulacak yeni bir ortaklıkta Kıbrıs Türklerine etkin katılım hakları verilmesi gibi temel ilkelerin mevcudiyetinin şart olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:
“Rum tarafı bizim iki hal
ktan biri olduğumuzu reddederken ‘yeni ortaklık’ deyimini yasaklamışken, Türk garantisini sıfırlayıcı formüller peşinde koşarken, iki kesimliliği ‘mülke dönüş haktır’ diyerek yok ederken, toprak konusunda bizi mahkum eden haritaları bile beğenmeyip daha fazlasını isterken, aynı çerçevede masaya oturmanın bir anlamı yoktur...”

“HAK VE ADALET BEKLİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Denktaş, haksızlığa uğrayan Kıbrıs Türkü’nün 40 yıldır hak ve adalet beklediğini belirtti. Bunun artık kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, özellikle basının Kıbrıs Türkü’ne karşı daha adil ve gerçekçi olmasını istedi. Denktaş, “Tanınmak haktır ve hakkımızdır. Bu hakkımızı takip etmeye devam etmek de hakkımızdır. Var olan bir devleti tanımamak insan haklarını inkardır ve haksızlığın e
n büyüğüdür” dedi.
Denktaş, KKTC’ye uygulanan ambargolardan dolayı Güney Kıbrıs ekonomisinin bugün çok daha güçlü olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“40 yıldır ambargolar altında yaşamaktayız. Saddam rejimine rağmen Irak halkına uygulanan ambargoları
n kaldırılması için uğraşan uygar devletler, gayrı meşru bir Rum idaresini tanımadığı için 40 yıldır ambargolar altında yaşatılan Kıbrıs Türklerinin yanında yer almayacak mı? Artık bunun zamanı gelmedi mi? ‘Kıbrıs’ta gerçekler nedir’ diye sorarak 40 yıllık bir haksızlık ve yanlışlıktan dönme zamanı şimdidir..”

"ANNAN PLANI ÖLDÜ"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara sunduğu planın da arzulanan güvenliği sağlamadığına işaret eden Denktaş, söz konusu planın kabul edilmesi durumunda Kıbrıs Türkü’nün en az yarısının göç etme durumunda kalacağını ve Türk ordusunun sağlamış olduğu güvenliğin de yitirileceğini belirtti.
Denktaş, BM Genel Sekreteri Annan’ın da deklare ettiği gibi son BM planının öldüğüne işaret ederek, bugün komşusuyla iyi bir ilişki kurmak i
steyen Kıbrıs Türkü’nün, Rumların, ekonomik gücünü ve kalabalık nüfusunu kullanarak kendisine hükmetmesine imkan tanıyacak bir planı kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi.

“HEPİMİZ AB ÜYELİĞİNİ İSTİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Denktaş bugün kendisi de dahil olmak üzere Kıbrıs Türkü’nün neredeyse tamamının AB’a üye olmak istediğini, ancak Rumlara güvenmeye henüz hazır olmadıklarını söyledi. Denktaş, “Eğer Kıbrıs AB’a birleşik bir ada olarak girecekse, bu birleşme iki topluma da yeterli koruma sağlamak durumund
adır” dedi.
Güney Kıbrıs’ın AB üyelik müzakerelerinde Rumlardan Anayasa’yı değiştirmelerinin istendiğine dikkat çeken Denktaş, “Bunun olabilmesi için 1960 Anayasası’na göre Kıbrıs Türkü’nün 2/3’ünün evet demesi gerekir. Bu şartlarda bu mümkün değil” dedi.

YENIDUZEN 28/08/2003

Güney’de

Kıbrıslı Türklere yönelik önlemler

Kuzey’den Güney Kıbrıs’a kamyonların geçişi ve Güney Kıbrıs’ta çalışan Kıbrıslı Türklerin hergün araçlarıyla Güney Kıbrıs’a geçişini kolaylaştırmayı öngören ve Rum bakanlar kurulunca onaylanan kararlar bir hafta sonra uygulamaya konacak

Güney Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi Filel
eftheros, Kuzey’den Güney Kıbrıs’a kamyonların geçişi ve Güney Kıbrıs’ta çalışan Kıbrıslı Türklerin hergün araçlarıyla Güney Kıbrıs’a geçişini kolaylaştırmayı öngören ve Rum bakanlar kurulunca onaylanan kararların bir hafta sonra uygulamaya konulacağını yazdı.
Gazete, sözkonusu kuralların “çok ivedi” istemiyle Rum Ulaştırma Bakanı Kikis Kazamios tarafından meclise sunulduğunu, ancak DİSİ’nin bunları incelemek için bir hafta süre istemesi sonucu bunların onaylanmasının mümkün olmadığını yazdı.
“Ertelemeden
kaçınma olanağı bulma” çabası içinde hareket eden Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, bu önlemlerin Rum Ulusal Konseyi’nde görüşüldüğünü ve partilerin oybirliğiyle görüş verdiğini hatırlattı. Hristofyas, önlemlerin uygulanmasının gecikmesinin, Rum tarafının görüntüsü konusunda bazı sorunlar yaratabileceğini söyledi.
SİMERİNİ ise, Rum meclisinin dünkü toplantısında, doğan bir çocuğun doğumlar siciline kaydedilmemesi durumunda harç (ceza) ödenmesini öngören ilgili yasa kurallarının 31 Aralık 2003 kadar ertel
enmesini öngören yasa değişikliğini kabul ettiğini yazdı.

YENIDUZEN 28/08/2003

‘Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin AB üyeliği önünde engel olmayacak’

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Delegasyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Murat Mercan, Kıbrıs konusunun Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği önünde problem olmayacak noktaya geleceğini söyledi.

AKPM Genel Kurulu’nda kabul edilen Kıbrıs raporlarına ilişkin ZAMAN’ın sorularını cevaplandıran Mercan, Ankara’nın Kıbrıs sorununun AB üyeliği önünde problem olmaktan çıkarılması için değişen formüller üzerinde çalıştığını söyledi. AKPM’de kabul edilen ‘Kıbrıs’ın işgal edilmiş kısmının Türk yerleşimciler tarafından kolonileştirilmesi’ isimli raporu ‘tamamen reddettikleri’ için tartışmaya açmadıklarını ifade eden Mercan, raporun taraflı ve sübjektif bir şekilde yazıldığını, raporu tartışmaya açmanın kapalı olarak kabul etmek anlamına geleceğini söyledi. AKPM’de Türkiye karşıtı bir hava olmadığını da belirten Mercan bazı siyasi grupların raporların geçmesi için çok sıkı bir çalışma yürüttüklerini söyledi.

AKPM ile iyi niyet mutabakatı var

Mercan, AKPM’nin Türkiye üzerine hazırlamakta olduğu ve bu yıl eylül ayında gündeme gelerek oylanması öngörülen AKPM Denetim Raporu’nun 2004’ün Nisan ayına ertelenmesinin AKPM ve Türkiye arasında bir iyi niyet mutabakatı olduğunu söyledi. Amaçlarının Türkiye’nin AK’nin denetim mekanizmasından çıkarılması olduğunu belirten Mercan, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmek için çıkardığı yasaların pratik anlamda da uygulandığının görülebilmesi için raporun ertelendiğini kaydetti. Eylül ayında olumsuz bir raporun çıkması durumunda denetim sürecinin iki yıl daha uzatılarak 2005 yılına ertelenmesi söz konusuydu. Mercan, AK Denetim Komisyonu’nun ekim ayında İstanbul’da, Siyasi Komisyon ve Göç Komisyonu’nun da yine Türkiye’de toplanacağını söyledi.

ZAMAN 28/06/2003

Denktaş: Rumlara güvenmeye hazır değiliz

Denktaş, ABD Başkanı Bush’un, 1955’ten beri Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için uğraşan ülkenin Başbakanı Kostas Simitis’le görüş birliğine varmasının üzücü olduğunu vurguladı

"Yeniden müzakerelere oturmak için, belirli temel ilkelerde tarafların anlaşması gerekiyor. Biz müzakerelerden kaçmıyoruz. Hak ve adalet bekliyoruz”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği`nin Kıbrıs konusunda çok önemli bir sınavdan geçtiğini belirterek, “Ya yarım Rum Kıbrıs`ı içlerine alacaklar ve insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve adalet ilkelerini ayaklar altına alacaklar ya da Kıbrıs`taki gerçekleri görerek iki tarafa da eşit yaklaşacaklar” dedi.

Denktaş, KKTC ile Rum kesimi arasındaki geçişleri serbest bırakarak, iyi komşuluğa ve yeni bir ortaklığa hazır olduklarını ispat ettiklerini ifade ederek, “Şimdi yeniden müzakereye oturmak için belirli temel ilkelerde tarafların anlaşması gerekmektedir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre`nin Crans Montana kentinde düzenlenen Crans Montana Formu`nda “AB Genişleme Süreci”yle ilgili açılış panelinde ve “AB Genişleme Süreci ve Kıbrıs” konulu oturumda birer konuşma yaptı.

Konuşmalarında, Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı saldırılar ve vermiş olduğu varoluş mücadelesini ayrıntılarıyla anlatan Denktaş, adayı Yunanistan`a bağlamak isteyen Rumların saldırıların 1930`lu yıllarda başladığını kaydetti.

“DEMOKRATİK BİR SİSTEM VAR”

Denktaş, adada sahibi Kıbrıs Türk halkı olan her şeyiyle varolan bir devlet ve çalışan demokratik bir sistem olduğunu, ancak bu durumun göz ardı edilerek insan haklarına aykırı, insanlık dışı ambargolar uygulandığını anlattı. KKTC`de 5 partinin katılımıyla bir meclis, 40`a yakın ülkeden öğrenci kabul eden 5 üniversite ve 1960 uluslararası anlaşmasıyla elinden alınmaya çalışılan eşitlik ve özgürlük hakları bulunduğunu vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

“Bir ülkeye 40 yıl ambargo uygulanması ve tüm haklarını ortadan kaldırmaya yönelik yapay anlaşmaların empoze edilmeye yönelik baskıların devamı nerede görülmüştür! Kıbrıs Türklerini devletlerini reddederek, yok farz ederek Rum çoğunluğuna tabii bir anayasa altında

"MÜZAKEREDEN KAÇMIYORUZ"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk tarafının müzakerelerden hiçbir zaman kaçmadığını, ancak “eşit şartlarda müzakere” denilmesine rağmen, “Kıbrıs hükümeti” addedilen ve “azınlık” muamelesi yapılan Kıbrıs Türkünün, “tepesine oturtulan Rumlarla müzakere eder duruma düşürüldüğünü” söyledi.

MÜZAKERE İÇİN TEMEL İLKELER

Denktaş, müzakere için, eşit egemenlik, sulandırılmamış iki kesimlilik, mal-mülk meselesinin süratle halli, garanti sisteminin devamı ve kurulacak yeni bir ortaklıkta Kıbrıs Türklerine etkin katılım hakları verilmesi gibi temel ilkelerin mevcudiyetinin şart olduğunu vurguladı ve şunları söyledi:

“Rum tarafı, bizim iki halktan biri olduğumuzu reddederken `yeni ortaklık` deyimini yasaklamışken, Türk garantisini sıfırlayıcı formüller peşinde koşarken, iki kesimliliği `mülke dönüş haktır` diyerek yok ederken, toprak konusunda bizi mahkum eden haritaları bile beğenmeyip daha fazlasını isterken, aynı çerçevede masaya oturmanın bir anlamı yoktur.”

“TANINMAK HAKKIMIZDIR... YANLIŞLIKTAN DÖNME ZAMANIDIR”

Haksızlığa uğrayan Kıbrıs Türkünün 40 yıldır hak ve adalet beklediğini belirterek, bunun artık kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, özellikle basının Kıbrıs Türküne karşı daha adil ve gerçekçi olmasını istedi. Denktaş, “Tanınmak haktır ve hakkımızdır. Bu hakkımızı takip etmeye devam etmek de hakkımızdır. Var olan bir devleti tanımamak insan haklarını inkardır ve haksızlığın en büyüğüdür” dedi.

"ANNAN PLANI ÖLDÜ"

BM Genel Sekreteri Kofi Annan`ın taraflara sunduğu planın da arzulanan güvenliği sağlamadığına işaret eden Denktaş, söz konusu planın kabul edilmesi durumunda Kıbrıs Türkünün en az yarısının göç etme durumunda kalacağını ve Türk ordusunun sağlamış olduğu güvenliğin de yitirileceğini anlattı.

Denktaş, “BM Genel Sekreteri Annan`ın da deklare ettiği gibi son BM planının öldüğüne” işaret ederek, “bugün komşusuyla iyi bir ilişki kurmak isteyen Kıbrıs Türkünün, Rumların, ekonomik gücünü ve kalabalık nüfusunu kullanarak kendisine hükmetmesine imkan tanıyacak bir planı kabul etmesinin mümkün olmadığını” söyledi.

“ABD’NİN SİMİTİS’LE GÖRÜŞBİRLİĞİNE VARMASI BİZİ ÜZMEKTEDİR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Başkanı Bush’un, 1955’ten beri Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için uğraşan ülkenin Başbakanı Kostas Simitis’le görüş birliğine varmasının üzücü olduğunu vurguladı.

Denktaş, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Kıbrıs’la ilgili son raporunu da değerlendirdi ve raporların, Güney Kıbrıs’a gidip Kuzey’e hiç geçmeyen kişilerce, Rumlardan alınan yalan yanlış bilgilerle hazırlandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında yapılan zirvede Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in Kıbrıs konusunu gündeme getirdiği, ABD Başkanı George Bush’un da zirvede Kıbrıs sorunun Annan Planı çerçevesinde çözülmesi gerektiğini söylediği” şeklinde Rum basınında bazı haberler yazıldığının kendisine iletilmesi üzerine, “Simitis, 1955 den bu yana Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için uğraşan bir ülkenin başbakanıdır. ABD’nin Simitis’le işbirliği yaparak görüş birliğine varması, bizi hakikaten üzmektedir” dedi.

HALKIN SESI 28/06/2003

‘BARIŞ VE DEMOKRASİ HAREKETİ’

3 PARTİ DESTEK VERİYOR: Mustafa Akıncı başkanlığındaki partiler üstü oluşumda TKP, BKP ve KSP, sendika ve örgüt temsilcileri, işadamları, akademisyen ve sanatçılar yer alıyor. Barış ve Demokrasi Hareketi'nde yer alan 67 kişilik bir liste açıklandı

SOLUN DEĞİL, HALKIN BİRLİĞİ: Çözüm ve AB yanlılarının birlikte hareketini amaçlayan Barış ve Demokrasi Hareketi'nin 'solun değil, meydanları dolduran, çözüm ve AB ortak paydasında buluşabilen halkın birliği' olduğu belirtildi

SEÇİM DEĞİL REFERANDUM: Akıncı aralık seçimlerini, basit, olağan, normal demokratik şartlar altında ifa edilecek bir seçim olarak algılamadıklarını, halkın elinden alınan referandum hakkının geri alınması' olarak algıladıklarını söyledi ve 'Bu seçim değil, referandumdur' dedi

KIBRIS 29/06/2003