'Ankara Planı yok, Annan Planı var'

Talat, Ankara'nın sunmaya hazırlandığı plana sınır çizdi: Türkiye, Türkiye'yi ilgilendiren kısımlarla ilgili çalışma yapsın

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC'de 14 Aralık seçimlerinden en büyük parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Milliyet'e verdiği demeçte, "Türkiye'nin çözüm yönündeki çabalarından pek emin olmadığını" söyleyerek, esas görevin kendilerine düştüğünü ifade etti. Rum Kesimi'yle görüşmeleri Denktaş'ın değil hükümetin yürütmesi gerektiğini söyleyen Talat, hükümet kurma görevinin Anayasa gereği sonunda kendilerine verileceğini öne sürdü. Talat'ın Başbakan Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasındaki polemiği de yorumladığı açıklamaları şöyle:
'Erdoğan haklı'
"Başbakan Erdoğan haklıdır. Bu sorunun 40 yıldır çözümsüz devam etmesinin nedeni bir yandan görüşmeleri yürüten sayın Denktaş'sa, diğer yandan yakın çevresidir. Yani Cumhurbaşkanı Denktaş'ın danışmanlarının çözüm vizyonuna sahip olmamasıdır."
'Kararlı değiller'
"Türkiye gördüğüm kadarıyla bir çözümün gerekliliğini kavradı. Bu çok önemli bir şey. Türkiye'nin çabaları yeterli mi o konuda pek emin değilim. Türk hükümetinin değişik kurumlarının değişik davranışları gözlemleniyor. Türkiye'deki muhalefetin de çözüme karşı son derece olumsuz tutumları var. Türk hükümeti bunlardan dolayı çok karar verici, sonuç verici olamıyor. Sonuç alınmasında esas görev bize düşmektedir."
Plan tartışması
"Masada sadece Annan Planı var. Ankara Planı yok. Ankara Planı, Annan Planı'na dayalı takvimle ve bir kısım düzenlemelerle ilgilidir. Türkiye sadece Türkiye'yi ilgilendiren kısımlarla ilgili bir çalışma yapabilir. Ama Kıbrıs Türk halkını ilgilendiren bölümlerinin bizimle birlikte yapılması lazım. Sonuçta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti insanının temsilcisi biziz."
Denktaş'la olmaz
"Bizim iddiamız şudur; görüşmeleri hükümetin yürütmesi gerekir. Meclis birisini görevlendirebilir. Ama her şeyden önemlisi Cumhurbaşkanı'nın görüşmeleri yürütmesi doğru bir yöntem değildir. Çünkü bizim Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı yaptığı işlerden sorumlu değildir, sorumsuzdur. Denktaş Bey'le bu iş olmaz. Sorumsuz biri olduğu için böylesine sorumluluk gerektiren bir anlaşmayı yapması da mümkün değildir."

MILLIYET 21/12/2003

Gül: Kıbrıs'ta milletvekili transferi olmamalı

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki genel seçimler sonunda parlamentoda yaşanan kilitlenmeyi aşmak için siyasi partileri milletvekili transferine yönelmemeleri konusunda uyardı.

Japonya'ya yaptığı bir haftalık resmi ziyareti tamamlayan Gül, saat 21.00'de İstanbul'a geldi. Yurda dönüşünde uçakta Anadolu Ajansı'nın sorularını yanıtlayan Gül, hükümeti kurabilmek için KKTC'deki siyasi partilerin milletvekili transferine kesinlikle başvurmaması gerektiğini söyledi.

Gül, ''Yapılmaması, başvurulmaması gereken tek şey budur. Bu tehlikeli bir iştir. Bunlar Türkiye siyasetinde vaktiyle yapılmıştır ve Türkiye siyasetini kirlettiği gibi ülkeye de maliyeti çok olmuştur.Böyle bir yola başvurmak çok riskli bir iştir. Bunun önünü muhakkak kapatmamız gerekir'' dedi.

Seçimlerden yeni çıkıldığını, seçmenin tercihini ortaya koyarak milletvekillerini seçtiğini kaydeden Gül, ''Medeni insanlar olarak ülkesinin, halkının çıkarı için biraraya gelmek, oturup kendi halkının önünü açmak, kendi halkının hak ve hukukunu korumak için beraber çalışmanın yollarını bulmak gerekir'' diye konuştu.

EN UYGUN SEÇENEK TÜM PARTİLERİN KURACAĞI KOALİSYON

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta seçimlerin ardından hükümetin kurulmasının çok fazla geciktirilmemesi gerektiğini, yeni milletvekillerinin yeminlerini etmelerinin ardından hükümet kurma çalışmalarının başlayacağını söyledi.

Gül, ''En uygun olan şey hiç şüphesiz ki, en geniş tabanlı, böyle bir dönemeçte herkesin, tüm partilerin biraraya gelerek kuracağı bir hükümettir. Hepsi biraraya gelerek kuramıyorlarsa ondan sonra en geniştabanlı olana ulaşmak ve onu mümkün kılmak için uğraşmak gerekir'' dedi.

KKTC'de yeni hükümetin ne kadar sürede kurulabileceğine ilişkin soruya Abdullah Gül, ''Bu işler için makul bir süre vardır. Tabii bunlar aylarca olmaz. Ama birkaç hafta içinde de bu işlerin neticelenmesi lazım'' diye cevap verdi.

Gül, konuyu sadece KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş değil, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve adadaki diğer siyasi liderlerle de müzakere edeceklerini kaydetti.

Seçimlerin üzerinden bir hafta geçtiğini belirten Gül, ''Herkesin sakin bir şekilde düşünme imkanı oldu. Eminim ki halkın verdiği bu karar en iyi şekilde analiz edilmiştir. Biz de bu bir haftalık süre içinde çalıştık. Tüm bu çalışmalar toparlanacak ve buna göre hareket edilecek'' dedi.

KRİTİK DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

''Hepimiz kritik bir dönemeçte olduğumuzun farkına varmamız lazım.Hem Türkiye hem Kıbrıs. Türkiye'de bütün kurumlar, iktidar, muhalefet.Kıbrıs meselesini bu saatten sonra hamasetle, sorumsuzca kesinlikle götürmemek lazım'' diyen Gül, ''Çünkü bunun maliyeti hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye büyük olur'' dedi.

Hem Türkiye'de iktidar ve muhalefetin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde tüm siyasi partiler ve tüm kurumların çok ciddi bir sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi gerektiğini belirten Gül, ''En optimum faydayı sağlayacak şekilde bir yol bulmamız gerekir. Farklı hareket etmenin maliyetini ilerde ödeyebiliriz'' diye konuştu.

HURRIYET 21/12/2003

Geçen hafta bugün Kuzey Kıbrıs'ta

Erdal Güven

21/12/2003 RADIKAL

Hâlâ anlaşılamadı 14 Aralık günü Kuzey Kıbrıs'ta ne olduğu. Ne sayısal olarak ne siyasi olarak.
Sayısaldan siyasala gidelim.
Her ne kadar, milletvekillerini belirlemek amacıyla yapıldıysa da cumhurbaşkanından sokaktaki adama kadar herkesin kabul ettiği üzere 14 Aralık seçimleri çoktan bir referanduma
dönüşmüştü. O gün atılan her oy
'Annan Planı temelinde bir çözüm ve ardından AB üyeliğine evet mi, hayır mı' sorusuna yanıt olarak atıldı.
Hal böyle olunca seçimlerden sonra 'Eğer bu hakikaten bir referandum olsaydı sonuç ne olurdu' tartışması başladı.
Denktaş'ın Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden uzmanlarca yapıldığını söylediği bir çalışma tartışmayı alevlendirdi. Araştırmaya göre referandum yapılmış olsa Denktaş'ın ifadeleriyle "Sağ partiler yüzde 51.2, sol partiler ise yüzde 48.8 oranında oy taplayacaktı. Dolayısıyla bir referandum olsaydı Annan Planı reddedilmiş olacaktı.
Ayrıca o takdirde halk başka açılardan da düşünecekti.
Bu durumda sağ partilerin oyu daha da artardı."
Denktaş böyle deyince gerek KKTC, gerekse Türkiye basınındaki destekçileri,
An
nan Planı'nın reddedildiğini 'ilan etmek'te gecikmedi.
Bir kere Denktaş'ın sözünü ettiği araştırma ne herhangi bir yerde yayımlandı, ne de o günlerde üniversitenin böyle bir çalışmadan haberi vardı. Kim, nasıl yapmıştı kimse bilmiyordu...
Diyelim ki vardı böyle bir çalışma, o zaman da vardığı sonuç yanlıştı... Kuzey Kıbrıslı finans ve işletme uzmanı Azmi Özünlü'nün Yüksek Seçim Kurulu'nun açıkladığı resmi rakamları baz alarak yaptığı araştırmaya göre,
o gün seçim değil de referandum yapılmış olsa 'Evet'
diyenlerin oranı yüzde 50.45, 'Hayır' diyenlerin oranı yüzde yüzde 49.55 çıkacaktı. Oy sayısı itibarıyla 'Evet'çiler 52 bin 66, 'Hayır'cılar 51 bin 128'di (Özünlü'nün bu sonuca nasıl vardığını merak edenler ayrıntıları 17 Aralık 2003 tarihli Kıbrıs gazetesinde bulabilir).
Denktaş'ın 'Referandum olsa sağ partilerin oyu daha artardı' yollu sözlerine gelince... Referandum olması durumunda CTP, BDH ve ÇABP gibi çözüm ve AB yanlısı partilerin seçmenlerinin fire verme ihtimali yok denecek kadar azdı. Çünkü bu pa
rtiler başından beri Annan Planı temelindeki bir çözümün, hatta Annan Planı'nın bu halinin bile statükodan daha iyi olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla o gün sandığa gidip bu üç partiye oy veren insanların referandum yapılsaydı 'Hayır' demiş olmasını düşünmek zor. Ancak özellikle iki sağ parti DP ve MBP, Annan Planı temelinde bir çözümü hiçbir zaman kategorik olarak reddetmediği için bir referandum durumunda bu partilerin seçmenleri arasında 'Evet'çilerin safında yer alacak kişiler pekâlâ çıkabilirdi.
Dolayısıyla Denktaş'ın referandum hesabı yanlış, varsayımı ise en azından aksi varsayıma oranla zayıftır.
Gelelim işin siyasi tarafına. Burada Denktaş'ın hakkını vermek lazım. Seçim sonuçlarına en doğru yorumu da o getirdi, "Halkın yüzde 100'ü uzlaşma ve AB üyel
iğinden yana oy kullandı, ancak yöntemler konusunda ayrılıyorlar" diyerek.
Evet, 14 Aralık günü olan budur. Sağın en güçlü partisi UBP bile her ne kadar statükoyu Annan Planı temelinde bir çözüme tercih ettiğini saklamasa bile seçim kampanyası boyunca ne
çözümsüzlüğü ne de AB karşıtlığını savundu. UBP'nin en fazla öne çıkardığı seçim sloganlarından biri,
'Kaybederek değil kazanarak AB'ydi.
Velhasıl Kuzey Kıbrıslılar 14 Aralık'ta çözümsüzlüğü sandığa gömdü. Çözüm ve AB üyeliğinin sözcülüğünü yapan solun b
üyük partisi CTP'yi birinci yaptı, statükonun partisi UBP'yi ikinciliğe itti. Zaten tüm dünya da seçim sonuçlarını böyle okudu.
Dolayısıyla ister sayısal ister siyasal olarak bakın sonuç ortada: Kuzey Kıbrıslılar 'değişim' istiyor. Bu talebin önünde hiç k
imse duramaz, durmamalı. En başta da Denktaş.

KKTC Kıbrıs'ta mı?

Yorgo Kırbaki

21/12/2003 RADIKAL

"Ben olsam çok önceden muhalefet partilerinin liderleriyle temas yollarını arardım. Bir aracı koyar ve mesela Mehmet Ali Talat'la bir şekilde görüşmeye çalışırdım. Niyetlerini, samimiyet derecesini öğrenirdim. Şimdi artık çok geç."
Bu sözler, Kıbrıs Rum Kesimi'nin giderek 'bir bileni' haline gelen eski
lider Glafkos Klerides'e ait.
Bugünlerde Rum tarafında KKTC seçimleri sonrasında ilgi enflasyonu yaşanıy
or. Politikacılar, medya tüm dikkatlerini kuzeye çevirmiş durumda. Kuzeydeki her gelişme anında ulaşıyor, konuşuluyor güneyde.
Peki ya seçim öncesi?
Rum Kesimi'nde geçen pazar öncesine kadar yaşananlar 'karşı taraf'a nasıl
bakıldığı konusunda karşımıza
düşündürücü bir manzara çıkarıyor.
Seçim öncesi takip ettiğim Rum gazeteleri, televizyonu ve sohbet ettiğim meslektaşlarımdan edindiğim izlenim, ya bu seçimin KKTC'de yapılmadığı ya da KKTC'nin Kıbrıs'ta değil başka bir coğrafyada olduğuydu. Rum tarafı KK
TC'deki seçimi kendi dar penceresinden seyretti.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önce seçim sonucu ne olursa olsun bir şey değişmeyeceğini, çünkü çözüm için anahtarın Ankara'nın elinde bulunduğunu söylüyordu. Sonraları AB ve ABD'den esen rüzgârı gö
rünce
"Denktaş'la çözüm imkânsız, hiç değilse muhalefet kazanırsa deneme umudu var" diyerek, bana sorarsanız gönlü pek razı olmasa da, ağız değiştirdi.
"Denktaş yönetiminin tanındığı izlenimi yaratılmasın" ya da "Kuzeyin içişlerine karışmakla suçlanmak i
stemiyoruz" tarzı görüşler pek inandırıcı gelmedi.
Rum medyası, 'Ankara'dan Denktaş'a destek' ya da 'oylama öncesi sahtekârlıklar, tezgâhlar' başlıklı haberlerle uğraştı. Bu yaklaşım muhalefet partilerine sempati veya dayanışma olarak algılanmamalı. Sanırım o kadar da 'masum' değiller. Seçimlerin Kıbrıslı Türklerin iradesini yansıtmayacağı iddia edilirken, muhalefet partileri düşünülmüyordu. Rum medyası 'sahte devlet' diye tanımladığı KKTC'de demokratik hiçbir işlem yapılamayacağını anlatmak istiyordu. Hat
ta Simerini gazetesi seçim arifesinde 'Ha Denktaş, ha Talat' başlığı bile atmıştı.
Halkın bakış açısına gelince. Meslektaşım Yorgos Kaskanis, Politis gazetesinde, Rumların seçimlere ilgilisizliğinden yakınırken "Sahi Denktaş'ın ayrı bir devlet olduğunu ki
m kabul ediyor? Onun felsefesine karşı çıkan güçlere destek yolları arayan mı? Yoksa koltuğunda oturup 14 Aralık'ta sonuçları bekleyen mi? Bizim için asıl büyük tehlike Denktaş'ı yabancıların değil beyinlerimizin tanımasıdır?" diyordu. Kaskanis, bu ilgisizliği, kuzeyde başka bir ülke olduğunun artık kafalara, vicdanlara yerleştiğine işaret sayıyordu.
İnşallah yanılıyorum, ama seçim öncesinde Rum tarafının tavrı, sanki Türklerle yeniden birlikte yaşamak arzusunu pek de yansıtmıyordu.

Düello!

Erdoğan: Bugüne kadar Annan Planı'nı tamamen reddeden bir düşünceyi savunmadık. Annan Planı'nın 'tartışılır, müzakere edilebilir' olduğunu ve 'bu konuda da taraflar Annan Planı'nı müzakere etmek üzere bir araya gelmelidir' dedik

Denktaş: Kıbrıs meselesi gerçekler üzerine halledilir sözünü gönülden kabul ediyoruz. Ama bunu yapmadan Annan Planı’nı görüşmeye başlamak demek, Kıbrıs meselesini Rumların öngördüğü felsefe çerçevesinde halletmek ve zaman içinde Kıbrıs’ı kaybetmek anlamına gelir. Ben bunu yapamam

Erdoğan: Annan Planı’nda tuzak var ifadesini ben uygun bulmuyorum, doğru da bulmam. Siyasette, siyasetin dili çok önem taşır. Türkiye, BM'nin bir üyesidir. Bir defa biz genel sekreterliğin misyonunu iyi niyetle karşılıyoruz ve iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz

Denktaş: “Cumhurbaşkanı olarak ben görüşmeci tayin hakkına sahibim. Türk hükümetinin beğeneceği bir görüşmeciyi bana söylesinler tayin edeyim. Bakalım bizi nereye kadar götürecek.”

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan neler dedi?


** “Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın üslubu ve danışmanlarından rahatsızım. Denktaş'ın etrafındaki danışmanları değiştirmesi tavsiyesinde bulunuyorum. Etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanları bulunuyor. Yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindi. Bunlar farklı bakış getirmez"

** "Annan Planı ile ilgili düşüncem başından beri belli. Bugüne kadar Annan Planı'nı tamamen reddeden bir düşünceyi savunmadık. Annan Planı'nın 'tartışılır, müzakere edilebilir' olduğunu ve 'bu konuda da taraflar Annan Planı'nı müzakere etmek üzere bir araya gelmelidir' dedik. Bugün de aynı şeyi söyledik.”

** “Kıbrıslı Türklere göre olumlu olan Güney Kıbrıslı Rumlara göre olumsuz olabilir, tam aksi de olabilir. 'Bunları müzakere etmek, tartışmak suretiyle burada mutabık kalınan maddeler ve mutabık kalınmayan nelerse bunlar üzerinde gerekli müzakereler yapıldıktan sonra bir karara varılıp adım atılmalıdır' diye düşünüyorum. Ben bunu Sayın Denktaş'a da söyledim. Başbakana hatta Serdar Denktaş'a da söyledim. Tabii seçim propagandaları döneminde dinlediklerimiz tam tersi istikametindeydi."

** “Seçim çalışmalarında gördüğümüz hava, adeta bu planın sanki bir referandumu havasında veya ona dönüktü. Oraya sokulması bana göre kampanyayı zayıf düşürmüştür. Çünkü Kuzey Kıbrıs'taki kesim bu kadar dar bir çerçeve içine sokulmamalıdır. Çok daha farklı, çok daha ağırlıklı olmalıydı. Çünkü Kıbrıs'ın öncelikli meselelerini hedef alan bir seçim orada olmalıydı.”

** “Annan Planı üzerinde de eleştiriler ve olumlu bakışlar ortaya konmalıydı. Ama 'külliyen bu Kuzey Kıbrıs'a yaramaz' demek bana göre yanlıştır. 'Külliyen bunu kabul ediyorum' demek de bana göre yanlıştır. Bunun her ikisini diyen var mıydı? Her ikisini de diyen oldu. Kuzey Kıbrıslı şu anda gayet güzel bir tercih yaptı, 'ne o, ne o' dedi. Şimdi burada kafa kafaya vereceksiniz bu işi çözeceksiniz. Bu işin içinden çıkacaksınız."

** “KKTC olayına dört başlık altında bakıyoruz. Seçimin olduğu 14 Aralık'a kadar olan dönem, bu tarihten sonraki hükümet kurma süreci, 1 Mayıs'a kadar ki süreç ve 1 Mayıs'tan sonraki dönem.”

** "Japonların bir atasözü var; 'Kapıyı açık bırakın ki bir gün o kapıdan içeri girebilesiniz' veyahut da 'düşmanım dahi olsa ipi hiçbir zaman koparmam, gevşek tutarım ki o bağ kopmamış olsun bir gün bize lazım olur'. Aynı ülkenin insanları olarak bağları koparacak duruma gelmemek lazım. Eninde sonunda orada Sayın Eroğlu'nun da Denktaş'ın da Talat'ın da Akıncı'nın da niyeti Kıbrıs içindir.”

** "Annan Planı, şöyle bakıldığında, aslında optimum bir denge getirmiyor. O dengeyi bir defa bulmamız lazım. Daha önce Annan ile yaptığımız görüşmelerde, 'egemenlik konusunda da mutabıkız' dediler. Kıbrıs'a gidildikten sonra yapılan açıklamalarda olay tam tersi çıktı. Daha sonra bu farklı şekilde açıklandı, 'tercüme hatası' dendi. Şimdi burada en ideal olanı ne? Burada bu işin net olarak mülkiyetin ayrılması konusudur, yani oradan gelip de yine Kuzey Kıbrıs'a yerleşip, veya Kuzey Kıbrıs'takilerin Güney Kıbrıs'a yerleşip, ne olursa olsun şu veya bu şekilde yeniden bazı şeyleri depreştirebilir.”

** “Kıbrıs'ta 60 günlük hükümet kurma sürecinin sonuna yaklaşıldığında çözüme doğru da gidilebilir. Ankara gerekli yardımları yapacaktır. Gerektiğinde çözüm yollarını Ankara bulacaktır.”

** "Son sözü Türkiye söyleyecek, derseniz. O zaman seçimi niye yaptık"

** “Annan Planı’nda tuzak var ifadesi
ni ben uygun bulmuyorum, doğru da bulmam. Siyasette, siyasetin dili çok önem taşır. 'Biz bağları koparamayız' demiştim, Türkiye, BM'nin bir üyesidir ve burada eğer BM'yi, 'sürekli tuzak hazırlayan bir kuruluş' olarak değerlendirirsek o zaman 'niçin orada varsın' diye soru sorarlar. Bir defa biz genel sekreterliğin misyonunu iyi niyetle karşılıyoruz ve iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz. Biz, değerlendirmelerimizi enine boyuna yaparız. 'Şu olursa daha olumlu olur' böyle yaklaşıyoruz. Kalkıp da ona 'tuzak' dersek, 'tezgah' dersek, bu bizim siyaset dilimize uymaz."

** “1 Mayıs'ta yeni bir tarih doğabilir ama arzu edilir ki 1 Mayıs'a kadar bu iş çözümlense, bitse çok önemli bir sorun Türkiye'nin de önünden kalkacak, AB'nin de önünden kalkacak"

** “BM Genel Sekreteri Annan'ın ortaya koyduğu plana Türkiye Cumhuriyeti olarak iyi niyetle yaklaşıyoruz. Müzakere edilmesi gerektiğini sürekli dile getirdik. Plan üzerinde KKTC'de iki farklı görüş yer alıyor. Görüşmeliyiz. Netice alma şansı çıkarsa, KKTC kaçan değil uzlaşma
cı ülke konumuna gelir. Masadan kaçan KKTC olmamalıdır"

** "Nasıl çözeriz? Hep çözümü konuşuyoruz, çözümsüzlüğü değil. Çözüme şartlanıyoruz, bir çözelim... Çözüm olmazsa dünyanın sonu değil"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş neler dedi?

** “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC’de görüşmeciyi ve uzmanları değiştirmek niyetinde olduğunu anladım”

** “Cumhurbaşkanı olarak ben görüşmeci tayin hakkına sahibim. Türk hükümetinin beğeneceği bir görüşmeciyi bana söylesinler tayin edeyim. Bakalım bizi nereye kadar götürecek."

** “Dolaylı görüşmelerle Rumlarla neyi görüşeceğimiz anlaşılsın diyorum. Rum hala bizi azınlık, Türkiye’yi işgalci, kendisini Kıbrıs’ın meşru hükümeti addettiği ve Annan Planı’nın felsefesi de bu olduğu sürece bizi nereye götürecekler”

** “Kıbrıs meselesi gerçekler üzerine halledilir sözünü gönülden kabul ediyoruz. Ama bunu yapmadan Annan Planı’nı görüşmeye başlamak demek, Kıbrıs meselesini Rumların öngördüğü felsefe çerçevesinde halletmek ve zaman içinde Kıbrıs’ı kaybetmek anlamına gelir. Ben bunu yapamam”

** “Bunu benimle konuşmasını tercih ederdim. Başbakanlara basın yoluyla cevap vermek benim adetim değildir. Kendisiyle herhalde görüşme fırsatı bulacağım. Hakikaten, bu gibi konuları aramızda konuşacağımıza basın yoluyla açıklamasını yadır
gadım”

** “Biz Annan Planı’na kötü niyetle yaklaşmadık. Değerlendirmemizde samimiyiz ve Annan Planı’nın görüşme yoluyla istediğimiz şekle dönüştürülebileceğine inanmıyoruz. Sayın Başbakan’ın uzmanları ve Dışişleri Bakanı’yla temas edeceğiz. Ya biz onları ikna edeceğiz, ya onlar bizi ikna edecek. ‘Bizi kurtarabilecek şekilde tadil edilebileceğine inanmıyoruz’ diyorum, çünkü (planın) felsefesi yanlıştır.”

** “Sayın Başbakan’ın görüşmeciyi ve uzmanları değiştirmek niyetinde olduğunu anlıyorum. Biz burada bu konuyu kendi aramızda görüşmekteyiz. Cumhurbaşkanı olarak ben görüşmeci tayin etmek hakkına sahibim. Bu hep böyle gelmiştir. Türk hükümetinin beğeneceği bir görüşmeciyi bana söylesinler tayin edeyim. Bakalım bizi nereye kadar götürecek.”

** “Annan Planı’na dolaylı görüşmeler yoluyla yerleştirebilirlerse o zaman görüşmecinin kim olacağı hiç önemli değildir. Sağlam bir zemine oturmuş oluruz. Ama bunu yapmadan Annan Planı’nı görüşmeye başlamak demek, Kıbrıs meselesini Rumların öngördüğü felsefe çerçevesinde halletmek ve zaman içinde Kıbrıs’ı kaybetmek anlamına gelir. Ben bunu yapamam.”

** “Dolaylı görüşmelerle Rumlarla neyi görüşeceğimiz anlaşılsın diyorum. Rum hala bizi azınlık, Türkiye’yi işgalci, kendisini Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak addettiği ve Annan Planı’nın felsefesi de bu olduğu sürece bizi nereye götürecekler? Bunlar üzerinde konuşmak, görüşmek lazım.”

YENIDUZEN 20/12/2003

Erdoğan’a ‘muhalefet’ tepkisi!..

CHP Grup Başkan vekili Haluk Koç, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a danışmanlarını değiştirmesini öneren TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Önce kendi mutfağına dönüp bakması gerekir” karşılığını verdi. Koç, danışmanlarının Erdoğan’ı “Çelişkili bir siyaset denizi” içine attığını savundu.

CHP Grup Başkan vekili Koç, Parlamento’da düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’ın, “Annan Planı külliyen Kuzey Kıbrıs’a yaramaz demek bana göre yanlıştır. Külliyen bunu kabul ediyorum, demek de bana göre yanlıştır” şeklindeki sözleriyle ilgili olarak, “Kasım 2002’den itibaren ortaya çıkan tablo Sayın Başbakan’ın bu konuda kafasının külliyen karışık olduğu noktasındadır” dedi.

Erdoğan’ın “Brüksel-Belçika modeli ile başlayıp Kıbrıs Rum Yönetimi eski Lideri Glafkos Klerides’e destek veren açıklamalar yaptığını, KKTC’nin kuruluş yıldönümünde ulusal boyutta bir politika dile getirdiğini” kaydeden Koç, “Bu zigzagların, masa başında taviz verilebileceği görüntüsünü ortaya koyduğunu” kaydetti. Koç, “Karşılarında külliyen karışık bir Türkiye bulduklarında, muhataplarımızın taleplerini dile getirme cesaretleri artmaktadır” diye konuştu.

YENIDUZEN 20/12/2003

Danışmanlar kim, kaç adet?

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanlarının sayısını tam olarak bilen yok!.. Anayasadan müziğe, tarihten basına çok sayıda danışmanın görev yaptığı Saray’da dün “Danışmanlar Değişmeli” açıklaması gündemden düşmedi

Cumhurbaşkanlığı’ndaki yorumlar: “Erdoğan aslında Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanlarından çok kendi bildiği yolda gittiğini anlamıştır. Bu nedenle, kızım sana söylerim gelinim sen anla misali, göndermelerini danışmanlar üzerinden yapmıştır."

TC Başbakanı’nın "Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanları bulunuyor” sözleri ile “Mümtaz Soysal’ı işaret ettiği de belirtiliyor. Mümtaz Soysal ise dün Türkiye’den yaptığı açıklamada, “Üzerine alınmadığını ve gönüllü danışmanlığını sürdüreceğini” söyledi.

İŞTE DANIŞMANLAR... Mümtaz Soysal (Anayasa Danışmanı), Hilmi Özen (Sanat Danışmanı), Yılmaz Taner (Müzik Danışmanı), Rüya Taner (Müzik Danışmanı), Ahmet Gazioğlu (Araştırmacı Danışman), Ahmet Teralı, Ahmet Okan (Basın Danışmanı), Rüstem Tatar (Kayıplar Komitesi Danışmanı), Hakkı Müftüzade (Siyasi İşler Danışmanı), Erol Fehim (Bilgisayar Danışmanı), Aydın Akkurt (Araştırma Danışmanı), Sabahhattin İsmail (Belge Danışmanı), Taner Etkin (Fahri Danışman)

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)

“Denktaş'ın etrafındaki danışmanları değiştirmesini tavsiye ederim. Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanları bulunuyor. Yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindi. Bunlar farklı bakış getirmez"

Bu sözler, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Özbekistan’da dile getirildi.

Cumhurbaşkanı Denktaş hemen Erdoğan’ı yanıtladı:

“Şimdiye kadar ben danışmanımdan şikayetçi olmadım. Errdoğan’ın, bu gibi konuları aramızda konuşacağımıza basın yoluyla açıklamasını yadırgadım”

Denktaş, bu sözlerin aslında “kızım sana söylerim, gelinim sen anla” anlamını taşıdığını da iyi biliyordu. “Danışmanlar” diyerek, aslında Cumhurbaşkanı Denktaş’a gönderme yapıldığı konuşulurken, bunu kavrayan Cumhurbaşkanı Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk hükümetinin beğeneceği bir görüşmeciyi bana söylesinler tayin edeyim. Bakalım bizi nereye kadar götürecek”

Kıbrıs’ta dün gündemi TC Başbakanı Erdoğan’ın açıklamaları oluşturdu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda da gündem farklı değildi.

Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan yorumlarda, “Erdoğan aslında Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanlarından çok kendi bildiği yolda gittiğini anlamıştır. Bu nedenle, kızım sana söylerim gelinim sen anla misali, göndermelerini danışmanlar üzerinden yapmıştır” şeklinde konuşmalar dikkat çekti.

TC Başbakanı’nın "Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanları bulunuyor” sözleri ile “Mümtaz Soysal”ı işaret ettiği de belirtiliyor. “Türk danışmanlar” ifadesi ile “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” anlatılmaya çalışıldığı söylense de, kimi danışmanlar da öfkeliydi: “Biz Rum vatandaşı mıyız?”

Mümtaz Soysal ise dün Türkiye’den yaptığı açıklamada, “Üzerine alınmadığını ve gönüllü danışmanlığını sürdüreceğini” söyledi.

“Alınmadım”
Başbakan Erdoğan’ın sözlerini NTV’ye değerlendiren Denktaş’ın danışmanlarından Mümtaz Soysal, Başbakan’ın sözlerini üzerine alınmadığını belirtti. Soysal, “Başbakan, herhalde başka danışmanları kastetmiştir. Karar Denktaş’ındır. Fakat ben gönüllü olarak yaptığım danışmanlığımın sona ermesi için bir sebep görmüyorum” dedi.

Peki, danışmanlar kimler?

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanlarının sayısını tam olarak bilen yok!.. Anayasadan müziğe, tarihten basına çok sayıda danışmanın görev yaptığı Saray’da bizim belirlediğimiz “Danışmanlar Listesi” şöyle:

Mümtaz Soysal (Anayasa Danışmanı), Hilmi Özen (Sanat Danışmanı), Yılmaz Taner (Müzik Danışmanı), Rüya Taner (Müzik Danışmanı), Ahmet Gazioğlu (Araştırmacı Danışman), Ahmet Teralı, Ahmet Okan (Basın Danışmanı), Rüstem Tatar (Kayıplar Komitesi Danışmanı), Hakkı Müftüzade (Siyasi İşler Danışmanı), Erol Fehim (Bilgisayar Danışmanı), Aydın Akkurt (Araştırma Danışmanı), Sabahhattin İsmail (Belge Danışmanı), Taner Etkin (Fahri Danışman)

Ve “Protokol Listesi”ndeki danışmanlar:

Siyasi İşler Özel Danışmanı Necati Münir Ertekün

Eğitim ve Kültür İşleri Özel Danışmanı Hüsnü Feridun

Ekonomik İşler Koordinatöri Özel Danışmanı Ahmet Aker

Halkla İlişkiler ve Sanat Danışmanı Hilmi Özen

Sanat Danışmanı Yılmaz Taner

Sanat Danışmanı Rüya Taner

Siyasi Araştırma ve Tanıtma Özel Danışmanı Ahmet C. Gazioğlu

Yerel İlişkiler ve Halkla İlişkiler Özel Danışmanı Hasan H. Kırgın

Araştırmacı Yazar Özel Danışman Ahmet Okan

Tasarım ve Programlama Özel Uzman Danışmanı Erol A. Fehim

Eğitim, Kültür ve Spor Danışmanı Ahmet Teralı

Siyasi İşler Özel Danışmanı Taner Etkin

(Ne danışmanı olduğu belirtilmedi) Ertan Ersan

Çevre Danışmanı (isim yok)

Araştırmacı Yazar Aydın Akkurt

Bu nasıl “gönüllü danışmanlık!”

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın danışmanı Mümtaz Soysal’ın Girne Dome Otel’de konakladığı ve tüm harcamalarının Cumhurbaşkanlığı Sarayı tarafından karşılandığı öne sürüldü.

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Denktaş’a yönelik olarak; “Danışmanlarını gözden geçirsin” açıklamasından sonra Mümtaz Soysal da bir açıklama yapmış ve “Ben bu görevi gönüllü olarak yapıyorum” demişti.

Gazetemize ulaşan bilgilerde Soysal’ın Kıbrıs’ta kaldığı günlerde tüm harcamalarının Saray tarafından karşılandığı öne sürülüyor. Burada kaldığı günlerde Dome Otel’de konaklayan Soysal’ın geceliği 120-150 milyon TL arası olan otel parasının Cumhurbaşkanlığı Sarayı tarafından karşılandığı söyleniyor. Telefon ücretleri, yemek paraları, uçak biletleri ve en ufak harcamalar dahi Saray tarafından karşılandığı iddia edilen Soysal’ın nasıl bir “gönüllü danışmanlık” yaptığı merak ediliyor.

Erdoğan’ın açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Denktaş; “ben danışmanlarımdan memnunum” açıklamasını yaparken Soysal da; “ben üzerime alınmıyorum, zaten gönüllü olarak bu işi yapıyorum” açıklamasında bulunmuştu.

YENIDUZEN 20/12/2003

Erdoğan: Annan planı ile görüşmeler başlamalı

"BİZİM İSTEDİĞİMİZ DE BU": Başbakan Erdoğan, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov'un onuruna verdiği akşam yemeğinin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Ön plana çıkan konu yine Kıbrıs oldu. Erdoğan'a, BM Güvenlik Konseyi'nin "Annan planı temelinde görüşmelerin başlaması" çağrısı hatırlatıldı. "Doğrusu bizim istediğimiz de bu" diyen Erdoğan, Annan planı temelinde görüşmelerin sürmesi gerektiğini belirtti

ÖNCE SEZER, SONRA DENKTAŞ: Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakanlığı'nda çalışmaların yapıldığını hatırlatan Erdoğan, önümüzdeki hafta önce Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile ondan sonra da KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la değerlendirmeler yapılacağını belirtti. Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Denktaş ile basın aracılığıyla polemiğe girmek istemediğini de kaydetti

"TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ İSTEMİYORLAR": TC Başbakan Vekili Mehmet Ali Şahin de KKTC'de çözüm ve AB üyeliğine direnen çevrelere çok net mesajlar gönderdi. Şahin, Türkiye'nin AB üyesi olmasını istemeyenlerin Kıbrıs'ta etkin pozisyonda olmasının doğru olmadığını söyledi

"ARİF OLAN ANLAR": "KKTC'yi yönetenler, Türkiye'nin bu hedefini zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olmalı" diyen Şahin, bu sözlerle kimi kastettiğinin sorulması üzerine "Arif olan anlar" demekle yetindi. Mehmet Ali Şahin, "Türkiye'nin AB hedefi açıktır. Son AB zirvesinde, Kıbrıs sorununun çözümünün tam ilgisi olmasa da üyeliği kolaylaştıracağı belirtildi" diye konuştu

"ZAMANIMIZ ÇOK AZ": TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Kıbrıs konusunun hassasiyetine dikkat çekti ve zamanın kalmadığını vurguladı. Dülger, şöyle dedi: "Çok dikkat etmemiz lazım. Zamanımız çok az, bir yere varmamız lazım. Varacağımız yer hem Kıbrıs hem Türkiye için iyi olacaktır. Yoksa anlaşmazlık çok kolay, masayı devirir çıkarsınız, marifet o değil oturmak anlaşmak; anlaşmak da o kadar zor değil"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Özbekistan temaslarına Kıbrıs sorunu damgasını vurdu. "Denktaş, danışmanlarını gözden geçirsin" sözleriyle gündeme bomba gibi düşen Recep Tayyip Erdoğan, bu kez de görüşmelerin Annan planı temelinde sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan'a, BM Güvenlik Konseyi'nin "Annan planı temelinde görüşmelerin başlaması" çağrısının hatırlatılması üzerine "Doğrusu bizim istediğimiz de bu" dedi ve Annan planı temelinde görüşmelerin sürmesi gerektiğini belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra dün Başbakan Vekili Mehmet Ali Şahin ile TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'in de önemli açıklamaları vardı.

KKTC'de çözüm ve AB üyeliğine direnen çevrelere çok net mesajlar gönderen Şahin, Türkiye'nin AB üyesi olmasını istemeyenlerin Kıbrıs'ta etkin pozisyonda olmasının doğru olmadığını bildirdi.

"KKTC'yi yönetenler, Türkiye'nin bu hedefini zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olmalı" diyen Şahin, bu sözlerle kimi kastettiğinin sorulması üzerine "Arif olan anlar" demekle yetindi.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger de Kıbrıs konusunun hassasiyetine dikkat çekti ve zamanın kalmadığını vurguladı.

Dülger, şöyle dedi: "Çok dikkat etmemiz lazım. Zamanımız çok az, bir yere varmamız lazım. Varacağımız yer hem Kıbrıs hem Türkiye için iyi olacaktır. Yoksa anlaşmazlık çok kolay, masayı devirir çıkarsınız, marifet o değil oturmak anlaşmak; anlaşmak da o kadar zor değil".

KKTC'de 14 Aralık seçimlerinden sonra Türkiye hükümetinin Cumhurbaşkanı Denktaş ve Kıbrıs sorunuyla ilgili çıkışları dikkat çekiyor.

Başbakan Erdoğan, birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Denktaş'ın üslubu ve danışmanlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, Denktaş'ın danışmanlarını gözden geçirmesini istemişti.

Erdoğan ayrıca, "Annan planında tuzak var" ifadesini de doğru bulmadığını belirterek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın misyonunu iyi niyetle karşıladıklarını belirtmişti.

Ancak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Erdoğan'a anında tepki göstererek "Türk hükümeti, beğeneceği görüşmeciyi söylesin, tayin edeyim" demiş ve "intihar" diye nitelediği Annan planını kötülemeyi sürdürmüştü.

Bu karşılıklı göndermeler, Erdoğan-Denktaş gerginliğini ortaya koyarken, Kıbrıs konusunda iki ülke arasındaki görüş ayrılığını yeniden su yüzüne çıkardı.

Erdoğan Özbekistan'da, aklı Kıbrıs'ta

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın Özbekistan temaslarında Kıbrıs sorunu ön plana çıktı.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan, Kıbrıs'taki gelişmeler ile ilgili Türkiye'ye dönünce önce Cumhurbaşkanı Sezer, sonra da KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşeceğini belirtti.

Erdoğan, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov'un onuruna verdiği akşam yemeğinin ardından gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Ön plana çıkan konu yine Kıbrıs oldu.

Erdoğan'a, BM Güvenlik Konseyi'nin "Annan planı temelinde görüşmelerin başlaması" çağrısı hatırlatıldı.

"Doğrusu bizim istediğimiz de bu" diyen Erdoğan, Annan planı temelinde görüşmelerin sürmesi gerektiğini belirtti.

"Denktaş danışmanlarını gözden geçirmeli" açıklamalarına KKTC Cumhurbaşkanının sitemi de Başbakan'a soruldu.

Denktaş ile basın aracılığıyla polemiğe girmek istemediği mesajını veren Erdoğan, "Bu konuları dönünce kendisiyle görüşeceğim" dedi.

Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakanlığı'nda çalışmaların yapıldığını hatırlatan Erdoğan, önümüzdeki hafta önce Cumhurbaşkanı Sezer ile ondan sonra da KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ile değerlendirmeler yapılacağını bildirdi.

Şahin: Türkiye'nin AB hedefi açıktır

Türkiye Başbakan Vekili Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de, Türkiye'nin AB üyesi olmasını istemeyenlerin Kıbrıs'ta etkin pozisyonda olmasının doğru olmadığını söyledi.

Gazetecilerin bununla kimi kastettiğini sormaları üzerine de Şahin "Arif olan anlar" yanıtını verdi.

Bakan Şahin, İstanbul Olimpiyat Evi'nde düzenlenen basın toplantısı öncesinde Kıbrıs ile ilgili soruları yanıtladı.

Mehmet Ali Şahin, Türkiye'nin hedefinin Avrupa Birliği (AB) üyeliği olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'nin bu hedefine karşı olan kişilerin KKTC'de etkin görevlerde olmaları doğru değil" dedi.

Şahin, yaşanan danışman krizi ile ilgili bir soru üzerine "Türkiye'nin AB hedefi açıktır. Son AB zirvesinde, Kıbrıs sorununun çözümünün, tam ilgisi olmasa da, üyeliği kolaylaştıracağı belirtildi" dedi ve şunları kaydetti:

"Burada sonuç önemlidir. 'Bir araya gelip konuşuruz' dediler. AB tarafından bize 'Kıbrıs sorununun kesin olarak Türkiye'nin AB'ye girişiyle ilgisi olmadığı' belirtiliyor. Ancak 'sorunun çözümünün Türkiye'nin üyeliğini kolaylaştıracağı' şeklinde yorum var. KKTC'li yetkililer de Türkiye'nin bu hedefini zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı tavır içinde olmalılar. Türkiye'nin AB hedefine karşı olan kişilerin KKTC'de etkin görevlerde olmaları doğru değil."

"KKTC'yi yönetenler Türkiye'nin bu hedefini zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olmalı" diyen Şahin Türkiye'nin AB üyesi olmasını istemeyenlerin Kıbrıs'ta etkin konumda olmalarının doğru olmadığını savundu. Gazetecilerin bununla kimi kastettiğini sormaları üzerine de Şahin "Arif olan anlar" yanıtını verdi.

Dülger: Bir yere varmamız lazım

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Kıbrıs'ta çok nazik bir durumun söz konusu olduğunu belirterek, "Dengeyi yeniden bulmak için ne söylenmesi lazım geliyorsa çok dikkatle söylemek lazım" dedi.

Dülger, Dışişleri Komisyonu'nun bazı üyeleriyle birlikte 17-19 Aralık 2003 tarihlerinde Bulgaristan'a yaptıkları resmi geziyle ilgili değerlendirmelerini anlattı.

Bulgaristan'da kendilerine çok itibarlı bir protokol uygulandığını, devletin ve parlamentonun bütün üst düzey yöneticileriyle Hak ve Özgürlükler Hareketi'nin yetkilileriyle görüştüklerini anlatan Dülger, Bulgaristan'la ekonomik ve siyasi ilişkilerin gelişmekte olmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Dülger, Bulgaristan'da 2 bin Türk girişimcinin bulunduğunu, büyük bir ekonomik güç olan bu girişimcilerin önündeki engellerin kaldırılmasının takipçisi olacaklarını bildirirken, geziye katılan komisyon üyeleri de Bulgaristan'ın demokratikleşme yönünde attığı adımlara dikkati çektiler.

Basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Dülger, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın buna karşı beyanlarını nasıl

değerlendirdiğine ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:

"Bunu bana Kıbrıs seçimlerini takip etmek üzere giden komisyonun başında bulunmam hasebiyle soruyorsunuz sanıyorum. Gittiğimiz zaman son denece gergin bir durum vardı, fakat seçim

neticeyi bitirmiştir. Halk sözünü söyledikten sonra söyleyecek hiçbir şey yoktur.

Bence çok nazik bir durum söz konusu. Oralarda dengeyi yeniden bulmak için ne söylenmesi lazım geliyorsa çok dikkatle söylemek lazım, bazı konular henüz daha tam gelişmeden henüz bir çözüm şekli

bulmadan... Henüz çok taze anlaşmazlıklar çünkü. Kıbrıs'taki seçim Annan Planı taraftarlığı ve aleyhtarlığı teması üzerine kondu, fakat bir müddet sonra anlaşıldı ki, ne Annan taraftarları Kıbrıs'ı teslim etmek istiyorlar ne Annan aleyhtarları Kıbrıs'ı bir kavanoza koyup her taraftan tecrit etmek istiyorlar. Bir

orta yola doğru geldi... Halk da bu orta yolu söyledi. Ben buradaki işleri siyah ile beyaz arasında griyi ararken grinin biraz beyazı fazla, biraz siyahı fazla gibi, terazi ibresinin gidip gelmesi gibi

düşünüyorum; denge noktasını bulacaklardır."

Anlaşmak zor değil

Dülger, "Siz de Denktaş'ın danışmanlarını değiştirmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?" sorusunu da şöyle yanıtladı:

"Şu anda benim bu konuda şahsi bir düşünce belirtmem gereksiz olur. Böyle bir konunun daha kapalı bir şekilde söylenmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü çok nazik bir konu; bir de Kıbrıs politikasının

bugün vardığı konu danışmanların mahsuru değil etkisi olmakla birlikte... Bizden evvelki hükümetlerin de aldığı tavırlar var, başarılı taraflar, başarısız taraflar var, başarıyı da başarısızlığı da biz gölgemiz gibi götürüyoruz. Çok dikkat etmemiz lazım. Zamanımız çok az, bir yere varmamız lazım. Varacağımız yer hem Kıbrıs hem Türkiye için iyi olacaktır. Yoksa anlaşmazlık çok kolay, masayı devirir çıkarsınız, marifet o değil oturmak anlaşmak; anlaşmak da o kadar zor değil."

Dülger, varılacak bir mutabakatta tarafların fikrinin tamamı değil bir kısmının olacağına işaret ederek "belki memnun olmayacağımız, ancak sayesinde yaşayacağımız bir mutabakatı arıyoruz, herkes beraber arıyor" dedi.

"Başbakan'ın üslubunu nasıl buluyorsunuz?" sorusuna ise Dülger, "Ona bir şey söyleyemem, çünkü o Özbekistan'daydı biz de Bulgaristan'daydık" diye karşılık verdi.

KIBRIS 21/12/2003

Weston: Annan Planı tek gerçekçi alternatif

BİR BÜTÜN OLARAK": "Annan Planı 1 Mayıs 2004'den önce çözüm için tek gerçekçi alternatif. Eğer bu tarihten önce bir bütün olarak AB'ye girmek isteniyorsa, Annan Planı üzerinde durulmalı. Tabii ki görüşmeler, müzakereler devam eder, taraflar itirazlarını dile getirir ve ardından referanduma gidilir"

"ANNAN PLANIYLA BAŞLANMALI": Weston, sorunun çözümü için hangi adımların atılması gerektiği yönündeki bir soruya, "Annan Planı'yla başlanmalı, her şeyden önce... İki tarafın da bu konuda problemleri var ve bu çok doğal. Sorunun çözümü, müzakerelere başlamak ve gerekli uzlaşma ortamını sağlamaya çalışmak. Sonunda temel sorunların Kıbrıs halkına sorulduğundan emin olunmalı" dedi

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Annan Planı'nın, Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'den önce çözümü çerçevesinde tek gerçekçi alternatif olduğunu savunarak, çözüm için yeterli zaman olduğunu söyledi.

Weston, SKY TÜRK Televizyonu'na yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Annan planının, Kıbrıs sorununun çözümü için gerçekçi tek plan olduğunu düşündüğünü belirten Weston, "Annan planı 1 Mayıs 2004'den önce çözüm için tek gerçekçi alternatif. Eğer bu tarihten önce bir bütün olarak AB'ye girmek isteniyorsa, Annan Planı üzerinde durulmalı. Tabii ki görüşmeler, müzakereler devam eder, taraflar itirazlarını dile getirir ve ardından referanduma gidilir" diye konuştu.

ABD'nin Annan Planı çerçevesinde müzakerelerin başlatılması yönündeki görüşünü tekrarlayan Weston, adadaki tarafların çözüme katkıda bulunmalarının önemine değindi.

Weston, bölge turunun ardından edindiği izlenimler çerçevesinde, "Annan Planı referans alınarak Mayıs 2004'den önce çözüme ulaşılmasının mümkün olduğunu" ifade ederek, bunun için yeterli

zamanın bulunduğunu söyledi.

"Bölge turumu, önümüzdeki dönemde KKTC'de ne olacağına dair kafa karışıklığıyla tamamlıyorum" sözlerinin hatırlatılması üzerine Weston, "KKTC'de seçim sonrasındaki durumu kastetmiştim. Kimse

seçimin eşit sandalye dağılımıyla sonuçlanmasını beklemiyordu. Şu anda çok ortada kalmış bir durum var. Eğer hükümet kurulmazsa yeni seçimlere gidilecek, karışıklıktan kastım buydu" diye konuştu.

Weston, sorunun çözümü için hangi adımların atılması gerektiği yönündeki bir soru üzerine, "Annan planıyla başlanmalı, her şeyden önce... İki tarafın da bu konuda problemleri var ve bu çok doğal.

Sorunun çözümü, müzakerelere başlamak ve gerekli uzlaşma ortamını sağlamaya çalışmak. Sonunda temel sorunların Kıbrıs halkına sorulduğundan emin olunmalı" dedi.

Dışişleri Bakanlığı'ndaki temaslarının verimli geçtiğini söyleyen Weston, Türkiye ile ABD'nin Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesi gerektiği ve bunun yöntemleri konusunda benzer görüşleri olduğunu kaydetti.

Weston, KKTC'de hükümetin kurulmasının ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın müzakereci olarak devam edip etmemesine ilişkin bir soru üzerine, bunun Türk tarafının vermesi gereken bir karar olduğunu vurguladı.

KIBRIS 21/12/2003

Kıbrıslı Türklerin AB seçimlerine katılımı ele alındı

Fileleftheros ve diğer gazeteler, önceki gün Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un başkanlığında, Rum İçişleri Bakanı, Rum Başsavcı, parti liderleri ve temsilcilerinin katıldığı bir toplantının gerçekleştirildiğini ve bu toplantıda Kıbrıslı Türklerin AB Parlamentosu milletvekilliği seçimlerine katılımı konusunun ele alındığını yazdı.

Gazeteler, toplantıda konunun derinlemesine incelenmesine rağmen herhangi bir karar alınmadığı ve kararın Rum Meclisi İçişleri ve AB Konuları komitelerine geri gönderildiğini kaydetti.

Haberde, Rum İçişleri Bakanlığı'nın, ortak seçim listesinin nüfus kayıtlarına göre düzenlenmesini ve seçmen niteliklerine sahip olan Kıbrıslı Rum ve Türklerin, seçimler yapıldığı sırada "Kıbrıs'ta" bulunmaları önkoşuluyla "Kıbrıs" kimlik kartı ya da pasaportu ile oy kullanmalarını önerdiği, ancak bu öneriyle Güney Kıbrıs'ta ikamet etmeyen "100 bin Rum ve 75 bin Türkün" de seçmen olma hakkı kazanacağı belirtilirken, bunu karşıt bir öneride ise seçim listesinin Kıbrıslı Rumlar için daimi olurken Kıbrıslı Türklerin buna kayıt olmaya çağırılmasının öngörüldüğü belirtildi.

Gazete haberinde, toplantıda bütün siyasi güçlerin seçim merkezleri, karma oy ve Güney Kıbrıs'ta altı ay ikamet etme konularında kendi tezlerine bağlı kaldıklarının gözlemlendiğini Rum başsavcının ise partiler tarafından tartışılan konuların birçoğunun eşitlik ilkesinin ihlalini içerdiği şeklinde hukuki görüş belirttiğini yazdı.

KIBRIS 21/12/2003

Weston Rumlara "haksızlık etmiş" !

Alithia, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis'in, "uluslararası unsurun, Kıbrıs sorununda süregelen çıkmazın sorumluluğunu her iki tarafa da yüklemeye başladığını nihayet kabullenerek, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un, Rum tarafının müzakerelerin yeniden başlaması arzusuna hiç değinmeden, bütün tarafları aynı kefeye koymasını haksızlık olarak nitelediğini" bildirdi.

Gazetenin, "Şimdi Denktaş'la Bir Tutulmamızdan Şikayet Ediyoruz" başlıklı haberine göre, Rum tarafının Annan'ın ortaya koyduğu şartlardan birini (referandum tarihinin belirlenmesi), Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ise üçünü değiştirmek istiyor görünmesi nedeniyle, Weston tarafından yapılan haksızlığı neyin oluşturduğu şeklindeki soru üzerine Rum Sözcü; "Bu bile bizim daha iyi taraf olduğumuzu gösterir ve Weston'un bunu teyit etmesi gerekirdi" dedi.

Gazeteye göre Hrisostomidis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papdopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yazdığı mektubu gönderdiğini, mektupta, müzakerelerin yeniden başlaması için Genel Sekreter'in Kıbrıs sorununa yeniden müdahil olmasının istendiğini söyledi ancak gazetecilerin ısrarına rağmen, mektubun içeriğine ilişkin ayrıntı vermekten kaçındı.

Tarafların Annan Planı'nı belirlenmiş tarihte referanduma götürmelerini istediği zamandan şimdiye kadar Genel Sekreter'in tutumunda bir değişiklik olup olmadığı sorusuna muhatap olan Kipros

Hrisostomidis, Annan'ın bu konudaki tavrını değiştirip değiştirmediğini bilmediğini ancak değiştirmemiş göründüğünü söyledi.

Fileleftheros, Rum Yönetimi'nin, Annan Planı'nın ayrı ayrı referanduma sunulması konusunda peşinen tarih belirlenmemesi gerektiği, şu anda çözümün içeriğinin veya nihai çözüm planının net olmadığı, bu nedenle de halka gidilmesine haklı bir gerekçe bulunmadığı görüşünde olduğu bildirildi.

Gazete, "Referandumların Belirlenmesiyle Havucu Atın Önüne Koyuyorlar" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in dünkü açıklamasında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yazdığı mektubun içeriğini açıklamaktan kaçınmış olmasına rağmen söz konusu mektupta referandumlar konusunun gündeme getirildiğinin açık olduğunu yazdı.

Gazete, Papadopulos'un Annan'a mektubunun ana ekseninin, Rum tarafının; 1 Mayıs 2004'ten önce çözüm bulunabilmesi için BM Genel Sekreteri'ni, Annan planı temelinde Kıbrıs sorunundaki inisiyatife yeniden müdahil olması çağrısı olduğunu yazdı.

Gazeteye göre Kipros Hrisostomidis, referandumlara değinirken şunları söyledi: "Ancak, söylemem gerekir ki, şu anda referandum için halkın önüne konulabilecek şekilde çözümün içeriğinin veya nihai çözüm planının var olmaması ışığı altında, referandum tarihinin belirlenmesi talebi şu anda gerçekleştirilemez bir şarttır. Bu, havucu atın önüne koyan bir şarttır ve referandum tarihinin belirlenmesinden önce nasıl ilerleyeceğimizi görmemiz gerektiği bekleniyor" dedi.

Gazete, Rum Yönetimi'nin, Sözcü Hrisostomidis'in ağzıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un iki taraf arasında eşit mesafe politikası izlemesinden duyduğu rahatsızlığı ortaya koyduğunu yazdı ve Rum Sözcü'nün şunları söylediğini kaydetti:

"Nispeten haksız görünen şey, bizim tarafın, müzakerelerin hemen başlamasına yönelik arzusuna işaret edilmeksizin bütün tarafların aynı kefeye konulmasıdır. Uluslararası baskılar tamamen, süregelen yasadışı işgali ve bugüne kadar uzlaşmaz tavır sergilemesinden dolayı, haksız olan tarafa yöneltilmelidir."

Mahi de haberi "Kıbrıs'taki Bütün Tarafları Aynı Kefeye Koyuyor - Thomas Weston Bize Haksızlık Ediyor" başlığıyla verdi.

Politis ise haberini, "Müzakerelere Evet, Referanduma Hayır" ve Haravgi "Başkan Papadopulos Kofi Annan'a Müzakereler İçin Hazır Olduğunu İletti" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 21/12/2003

Denktaş, Annan Planı'nı kabul edecek

"TÜRKİYE'NİN İRADESİ VAR": Bölge turuna çıkan Thomas Weston, Ankara durağında Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik, KKTC'de hükümet kurulmasının ardından yoğun bir müzakere sürecinin başlatılması gerektiğini belirtti. Görüşmelerde Ankara da Weston'a, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ve bu yönde iradesi bulunduğu mesajını verdi

Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre, "KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın eninde sonunda Annan Planı'nı referans olarak kabul edeceği" yönünde görüşler var.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Dışişleri Bakanlığı'ndaki görüşmelerinde Ankara'ya gitmeden önce Atina ve Lefkoşa'da yaptığı temaslara ilişkin bilgi verdi.

Weston, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik, KKTC'de hükümet kurulmasının ardından yoğun bir müzakere sürecinin başlatılması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'e kadar çözümünün kritik önemine işaret eden Weston, bu konuda ABD'nin yardımcı olma isteği ve iradesi bulunduğunu bir kez daha teyit etti.

Weston, çıktığı bölge turu çerçevesinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde yaptığı görüşmelerde de sorunun bir an önce çözülmesinin istendiği yönünde izlenim edindiğini aktardı.

Ankara temaslarında Weston'un, BM Genel Sekreteri'nin, "Tüm tarafların yakın gelecekte Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ye birleşik olarak girmesine imkan verecek taahhütlerde bulunacaklarını

umuyorum" açıklaması çerçevesinde görüş bildirdiği öğrenildi.

Özel Koordinatör Weston, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin Annan planı referans alınarak Ankara'da yürütülen hazırlıklara ilişkin bilgi edinmek isterken, bu bilgilerin kendisine hazırlıklar tamamlandıktan sonra verilebileceği iletildi.

Diplomatik kaynaklar, ABD'nin öncelikle KKTC'deki hükümet kurma sürecinin tamamlanması gerektiğinin bilincinde olduğunu ve hükümet kurulduktan sonra yoğun bir müzakere sürecinin başlamasını istediklerini kaydettiler.

Görüşmelerde Ankara da Weston'a, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ve bu yönde iradesi bulunduğu mesajını verdi.

Bu arada, Ankara'da, "KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da eninde sonunda Annan planını referans olarak kabul edeceği yönünde görüşler bulunduğu" belirtildi.

Ankara memnun değil

AA'nın haberinde, "Ankara'nın BM Güvenlik Konseyi Başkanlığı'nca, KKTC seçim sonuçlarına yönelik yapılan açıklamadan memnun olmadığı ve bu memnuniyetsizliği Weston'a ilettiği" belirtildi.

Metni "gereksiz ve sürece yardımcı olmayan bir açıklama" olarak değerlendiren diplomatik kaynaklar, yazım tarzından BMGK ile BMGK Başkanlığı arasında metne ilişkin tam bir mutabakat olmadığının anlaşıldığını vurguladılar. Kaynaklar, metnin "zayıf olduğunu ve dikkatsiz yazıldığını" ifade ettiler.

Açıklamada, KKTC'de yapılan seçimlerin, Kıbrıs Türk halkının önemli bir kısmının 2004 Mayıs ayında adanın AB'ye birleşik olarak girmesinden yana olduğunu ortaya koyduğu savunulurken, müzakerelere yeniden başlanması çağrısında bulundu.

Dönem Başkanı Bulgar Stefan Tafrov tarafından okunan başkanlık açıklamasında "Kıbrıslı Türkler'in çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve AB'ye katılınmasını arzuladıklarını ifade

etmişlerdir" denildi.

KIBRIS 21/12/2003

TC Cumhurbaşkanlığı'ndaki Kıbrıs zirvesi

Fileleftheros, Türk tarafının Kıbrıs sorununda bundan sonra uygulayacağı taktiğin belirlenmesi amacıyla önümüzdeki günlerde çeşitli yetki merkezlerinin, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında toplanacağı yolundaki haberi, "Ankara'da Cumhurbaşkanı Sezer Başkanlığında Kıbrıs Sorunu Zirvesi - Egemenliğe El Atıyorlar" başlığıyla manşetten okurlarına yansıttı.

Başbakan Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı Özkök ve Dışişleri Bakanı Gül'ün katılacağı toplantıda Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Kıbrıs çözüm planının masaya yatırılacağını da okurlarına bildiren gazete, iyi bilgili kaynaklarına dayanarak, Annan planıyla pek çok benzerliği bulunan bu planın temel ekseninin egemenlik olduğunu kaydetti.

Gazete, bir diplomatik değerlendirmeye göre Türklerin, referandumlar aracılığıyla ayrı varlığın tanınmasını sağlamaya çalıştıklarını yazdı.

Fileleftheros, Kıbrıs Türk basınına dayanarak, son günlerde TC Başbakanı ile KKTC Cumhurbaşkanı arasında çıkan danışman anlaşmazlığını ise, "Erdoğan Denktaş'ın Müzakerecilik Ehliyetinden ve Danışman Seçiminden Şüphe Duyuyor - İşgal Lideri, Başka Birini Göstersinler de Bizi Nasıl Yönlendireceğini Görelim Diyor" başlığıyla verdi.

Alithia manşetten, "Denktaş-Erdoğan Kafa Kafaya Çarpışması - Erdoğan Kıbrıslı Türk Lideri Üslubunu ve Danışmanlarını Değiştirip Müzakere Etmeye Çağırıyor" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 21/12/2003

Annan'dan "kayıplar" konulu mektup

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın birkaç gün önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a Otonom Kayıplar Komitesi'nin araştırma prosedürünün yeniden başlaması ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile zamanın Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides arasında yapılan 31 Temmuz 1997 tarihli anlaşmanın uygulanmasına yönelik bazı önerilerde bulunduğu bir mektup gönderdiği bildirildi.

Haravgi ve diğer gazeteler, Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in önceki günkü açıklamasında Genel Sekreter'in, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a da benzer bir mektup gönderdiğini ve Papadopulos'un Kofi Annan'ın mektubuna olumlu yanıt verdiğini açıkladığını yazdı.

Habere göre Rum Sözcü, Papadopulos'un, Rum "Kayıp Yakınları Komitesi"yle görüşmesi sırasında bu konuyu gündeme getirip komite yetkilileriyle ele aldığını ve birkaç gün önce Annan'a gönderdiği mektupta, Annan'ın "kayıplar" konulu mektubunda sunduğu önerileri kabul ettiğini belirterek, Denktaş'ın da aynı yanıtı vermesi ümidini dile getirdiğini açıkladı.

Genel Sekreter'in Papadopulos'a gönderdiği mektupta Otonom Kayıplar Komitesi'nin yaşatılmasını mı önerdiğinin sorulması üzerine Hrisostomidis, Annan'ın, Otonom Kayıplar Komitesi'nin kayıp akıbetlerini belirleme prosedürünü yeniden başlatmasını önerdiğini belirtti. Hrisostomidis, Otonom Komite'nin 3 üyesinden birinin eksik olduğunun hatırlatılması ve Annan'ın bu boş yerin doldurulmasına yönelik belirli bir isim önerip önermediği sorusuna ise olumsuz yanıt verdi.

Politis de haberi "Genel Sekreter'den Başkan'a ve Denktaş'a Mektuplar - Annan'dan Kayıplar Konusunda Davet - Görüşmelerin Başlamasını Öneriyor ve Durumların İlerlemesi Halinde Otonom Komite'nin Üçüncü Üyesini Atama Niyetini Beyan Ediyor" başlığıyla verdi.

Gazete, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Cumhurbaşkanı Denktaş'a ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a birer mektup göndererek, iki tarafın görüşmesi ve geriye kalan kayıp dosyalarının incelenmesi yöntemi üzerinde anlaşması durumunda Otonom Kayıplar Komitesi'nin üçüncü üyesini atama niyetinde olduğunu bildirdiğini yazdı.

Türk tarafının "kayıplar" konusunda "retçi olduğunu" iddia eden Politis, bu nedenle Rum tarafının, bu konuda olumlu gelişmeler olacağı konusunda temkinli olduğunu ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bu konuda, uzun zaman alacak bir mektup teatisine girebileceği değerlendirmesine sahip olduğunu savundu.

Gazete, Rum "Kayıp Yakınları Komitesi"nin de hemen hemen aynı ruh hali içinde olduğunu, Komite Başkanı Nikos Theodosiu'nun Politis'e yaptığı açıklamada, "Genel Sekreter'in inisiyatifiyle kayıplar konusunun yeniden perde önüne gelmesi bizi memnun ediyor. Bu sefer diğer tarafın, konunun çözümü yönünde iyi niyetle masaya gelmesini umuyoruz" dediğini kaydetti

KIBRIS 21/12/2003

Hristofyas: Aralık 2004 Türkler için dönüm noktası

Fileleftheros ve diğer gazeteler, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hirstofyas'ın "BM Genel Sekreteri Kofi Anan'ın görüşmelerin yeniden başlaması için koymuş olduğu şartlarda kararlı olduğu ve Annan'ın iyi niyet misyonunu yenilemesi için Kıbrıslı Türk ve Türk taraflarından aldığı mesajların ne kadar cesaretlendirici olduğu konusunda kuşku duyduğunu" söylediğini yazdı.

Habere göre Hristofyas, ABD'nin Kıbrıs sorunundaki süreci canlı tutmayı istediğinin açık olduğunu belirterek, "Bana görünen şudur ki; bütün çabalara rağmen, en azından Kıbrıs Türk tarafının çıkmazdan kurtulmaya yöneleceği hususunda hiçbir gerçek kanıtı (Weston) beraberinde götürmüyor.

Kötü haber veren olmak istemem ancak sanıyorum ki Türkiye'nin öze yönelik hareketler yerine izlenim bırakacak hareketlere yöneleceğine dair mesajlar nettir" dedi.

Türkiye'nin Kıbrıs Konusunda tutum değiştirerek çıkmazdan kurtulmak yerine halkla ilişkilere ağırlık vereceğini sandığını belirten Hristofyas, "Görünen odur ki belki de onlar için ilk dönüm noktası Aralık 2004 tarihidir" dedi.

KIBRIS 21/12/2003

Çözümsüzlük durumunda AB'nin yetkisi Yeşilhat'ta bitecek

AB dönem başkanlığını 1 Ocak 2004'ten itibaren üstlenecek olan İrlanda'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi John Swift, Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'ten önce çözümlenmemesinin, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için olduğu kadar Rumlar için de büyük sorunlar yaratacağı, AB'ın sınırlarının Yeşilhat'ta biteceği uyarısında bulundu.

Politis ve diğer gazetelerin haberine göre Swift, ülkesinin dönem başkanlığını üstlenecek olması nedeniyle Rum Haber Ajansı'na (KİPE) yaptığı açıklamada, Dublin'in (İrlanda) 1 Mayıs'tan önce çözüm bulunabilmesi için her çabanın üstlenilmesine; adadaki iki tarafın da gerçek niyetlerini saklamadıkları ve yalnızca müzakere masasına oturmaya değil anlaşmaya da kararlı oldukları konusunda BM Genel Sekreteri'ni ikna etmeleri gerektiğine inandığını açıkladı.

Swift, Türkiye'nin AB tarafından önüne konulan kriterleri yerine getireceği kesin olduğuna göre, AB'ın Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlama tarihini belirlemesi gerektiğini de söyledi.

Cyprus Mail, Swift'in KİPE'ye açıklamasını, "Avrupa Yeşilhat'ta Durur... İrlandalı Diplomat Üyeliğin Tehlikelerini Vurguluyor" başlığıyla manşetten verdi.

Haravgi, Kuzey Kıbrıs'taki milletvekilliği genel seçimlerinde ortaya çıkan meclis aritmetiğinin, zaman sınırı olan bir prosedürün başlamasına yardımcı olmadığını, ancak bölünmüş bir Kıbrıs'ın AB'a girmesi olasılığının bölünmüşlüğü güçlendireceğini söyleyen John Swift'in, böyle bir şeyin de sözde "Kıbrıs hükümetinin" çıkarına olmayacağı uyarısında bulunduğunu yazdı. Gazete Swift'in KİPE'ye söylediklerini şöyle aktardı:

"John Swift, AB'ın Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesi gerektiğini çünkü Ankara'nın, AB tarafından önüne konulan kriterleri yerine getireceğinin kesin olduğunu söyledi. Sahte meclisteki sandalye dağılımının zaman sınırı olan bir prosedürün başlamasına yardımcı olmadığını ancak bölünmüş bir Kıbrıs'ın üye olması ihtimalinin her halükarda adanın bölünmüşlüğünü güçlendireceği, böyle bir şeyin de Kıbrıs hükümetinin çıkarına olamayacağı görüşünü ortaya koydu.

BM'nin, Kıbrıs sorunundaki ana sorumlu örgüt, iki tarafı müzakere masasına çağırıp çağırmama kararını verecek olanın da BM Genel Sekreteri olmaya devam ettiğini kaydeden Swift, iki tarafın Kofi Annan'ı gerçek niyetlerini saklamadıkları ve yalnız müzakere masasına dönmekte değil anlaşmakta da kararlı oldukları konusunda ikna etmeleri gerektiğini söyledi.

İrlanda dönem başkanlığının Türkiye'nin AB adaylığına nasıl baktığı yolundaki soru üzerine John Swift, Türkiye'de de, mayıs ayına kadar Kıbrıs sorununda yapılacak bir hareketin faydasından şüphe duyulan ve ilk önce AB'ın aralık ayında Ankara'ya, üyelik müzakerelerinin başlama tarihi verip vermeyeceğini kararlaştırmasına yönelik siyasi bir tartışma bulunduğunu söyledi. Swift şöyle devam etti:

'Mayıs ve Aralık 2004 arasındaki dönemde Türkiye ve AB için gerçek bir sorun, doldurulması gereken bir boşluk yaratılıyor. Ankara'da, Türkiye'nin AB'a karşı nasıl bir strateji uygulaması gerektiği konusunda büyük bir siyasi tartışma yaşanıyor ve bu bir süre devam edebilir. Türkiye'de, bu ülkenin ana çıkarı olan AB'la müzakere tarihinin belirlenmesi aralık ayında olacağına göre, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda neden Mayıs ayına kadar sıkı çalışması gerektiğini sorgulayan güçler var.

Dublin, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs 2004'ten önce çözüm bulunması için her çabanın üstlenilmesi gerektiğine inanıyor çünkü bu tarihten sonra gerek Türkiye, gerek Kıbrıslı Türkler gerek Kıbrıs hükümeti için sorunlar azalmak yerine çoğalacak. 1 Mayıs'tan önce çözüm ister bulunsun ister bulunmasın, Avrupalı liderlerin ve Avrupa kurumlarının, Türkiye'nin önüne konulan çeşitli kriterleri (Kopenhag kriterleri ve ekonomik kriterler) yerine getirmesi durumunda AB'ın aralık ayında varacağı sonucun olumlu olacağı mesajını Türkiye'ye daha şimdiden vermelerinin çok önemli olduğuna inanıyoruz. Kıbrıs sorununun çözümü, diğer ikisi gibi (Kopenhag kriterleri ve ekonomik kriterler) bir kriter değildir.'

Ancak John Swift, AB'ın, çözüm olmaması halinde,Türkiye'nin üyelik sürecinde daha fazla siyasi sorun olacağı şeklindeki uyarısına işaret etti ve İrlanda Başbakanı'nın Türk muadiliyle yaptığı görüşmelerde çeşitli defalar, Türkiye'nin sorunlarının çözülmesi veya çözüm yoluna girmesi durumunda AB'ın, üyelik müzakerelerinin başlama tarihi konusunda aralık ayında alacağı kararın olumlu olacağı şeklindeki kişisel değerlendirmesini dile getirdiğini söyledi.

Swift, Başkan Tasos Papdopulos'un, kriterleri yerine getirmesi halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasını veto etmeyeceği şeklindeki tutumunu selamladı, 'Başkanın değerlendirmesini paylaşıyor ve bu tür yorumları cesaretlendiriyoruz. Siyasi şartlarda, kriterlerin yerine getirilmesi ve yanıtın hayır olması mümkün değildir' dedi.

Kıbrıs'ın, çözüm olmadan AB'a girmesi halinde Türkiye'nin, Kıbrıslı Türklerin ve cumhurbaşkanının hangi somut sorunlarla karşılaşacakları sorusu üzerine John Swift, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için meydana gelecek sorunların net olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

'Kıbrıs'ın bir bölümü AB'a girer ve diğer bölümü girmezse, Yeşilhat AB'ın bölgedeki yetkilerinin de fakto (fiili) sınırı haline gelecek. Kesin bir hukuk görüşünü benimsersek bu, Avrupa'daki, bir üye ülkeyi istila eden ve zorla tutan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayamayacağını savunan güçleri cesaretlendirecek. Bu kullanılması olası bir argümandır.'

Swift, çözüm olmadan AB'a üye olunması durumunda Başkan Papadopulos'un karşılaşabileceği sorunları anlatırken ise 'AB normlarının kuzey kesimde uygulanmasının ertelenmesi suretiyle Kıbrıs hukuki ve anayasal açıdan bütün olarak AB'a girecek ancak adadaki bölücü hat, AB'ın toprağı ve AB'ın olmayan toprak arasında de fakto bölücü hat haline gelecek. Bu, her halükarda Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü güçlendirir, kuzey ve güney arasında çok daha kalıcı bir bölünmüşlük olarak görülebilecek önemli bir nitelik kazandırır ki bu Kıbrıs hükümetinin çıkarına olamaz.'

1 Mayıs tarihinden sonra çözüm için Başkan Papadopulos'a daha çok baskı uygulanmasını mümkün görüp görmediği sorulan Swift, 'Başkanlığımız herhangi birine baskı uygulamayı alışkanlık haline getirmemiştir. Çözüm bulunmasını arzu ediyoruz ve çözümü, taraflar anlaşarak bulmalıdır. 1 Mayıs herkes için çok önemlidir...'

Türk ve Rum, Kıbrıslıların önemli bölümünün birleşik bir Kıbrıs'ın üyeliğine yönelik iradesine işaret eden John Swift, adanın bölünmesinin bir dereceye kadar düşmanca eylemleri durdurduğu argümanının çok ikna edici olmadığını söyledi. Bu noktada, serbest dolaşımdaki kısıtlamanın kısmen kaldırıldığına değindi ve 'bu gelişmenin en önemli unsuru, olay çıkmamış olmasıdır' dedi.

John Swift, sözde 'milletvekilliği seçimlerinin' sonucunu yorumlamaya davet edildiğinde, çözümü ve üyeliği savunan güçlerin küçük bir farkla dahi olsa kazandığını söyledi. Swift, sandalyelerin 25-25 paylaşılmasının, zaman sınırı olan bir prosedürün başlamasına yardımcı olmadığını, müzakerelerin BM Genel Sekreteri'nin himayesinde olmaya devam ettiğini söyledi ve 'bu bağlamda, BM Genel Sekreteri'nin elindeyiz. Müzakere daveti yapmadan önce tarafların çözüme doğru süratle hareket etmeye iyi niyetleri olup olmadığına o karar verecek. Genel Sekreter'in rolünün çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve bütün tarafları, Kofi Annan'ın kriterlerini yerine getirmeye çalışmaya çağırıyoruz' dedi.

Başkan Papadopulos'un müzakere masasına geri dönmeye hazır olduğunu defalarca dile getirdiği ve Rauf Denktaş'ın zaman zaman müzakerelere atıfta bulunduğu gözleminin hatırlatılması üzerine İrlandalı diplomat, 'Mesele, iki tarafın da gerçek niyetlerini gizlemedikleri ve anlaşmaya varmak için müzakere etmeye kararlı oldukları konusunda Genel Sekreter'i ikna etmeleridir. Genel Sekreter ancak, iki tarafın anlaşmaya varması konusunda ortak isteğin varolduğuna ikna olması durumunda Kıbrıs sorununa yeniden müdahil olacak."

KIBRIS 21/12/2003

Hükümet, Annan Planı’nda ısrarlı

Ankara, Denktaş’ın çıkışlarına rağmen Annan Planı’nı müzakereden başka bir alternatif bulunmadığı görüşünü koruyor.

Ankara
NTV

22 Aralık 2003— Diplomatik kaynaklar, Denktaş’ın eninde sonunda Annan Planı’nı müzakere zemini olarak kabul edeceğini belirtiyorlar.

Bu görüşün ortaya konulması, Ankara’nın ileride Denktaş üzerindeki baskısını artıracağı şeklinde yorumlanıyor. Net

tablonun ortaya çıkması için Çankaya Köşkü’nde yapılması planlanan Kıbrıs Zirvesi’nin beklenmesi gerektiğine de işaret ediliyor.

Denktaş: "Annan Planı görüşmeye açık bir plan değildir"


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Annan planının müzakere edilecek bir yanı olmadığını'' belirterek, Annan planının, Rumların yasadışı Avrupa Birliği müracaatının yasallaştırılmasına ''evet'' denmesi için hazırlandığını, böyle bir oyuna gelmeyeceklerini söyledi.
Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki
Serter'i kabulü sırasında, bir gazetecinin, ''Türkiye Annan planı zemininde görüşmelere devam edilmesi yönünde bir karar alırsa siz masaya oturacak mısınız?'' sorusu üzerine şunları söyledi:
''Annan planı görüşmeye açık bir plan değildir. Görüşülecek bir
yanı, yönü yoktur. Annan planını görüşmek için masaya oturmak demek, bu planı bütün çirkinlikleriyle, yanlışlarıyla, Kıbrıs Türklerine yaptığı haksızlıklarla referanduma sunmaktır. Ve halktan 'evet' cevabı beklemek için tertip edilmiş bir belgedir.'' Annan planı referanduma sunulsa yüzde 70 ''hayır'' oyu çıkacağını belirten Denktaş, Annan planını müzakere şanslarının olmadığını kaydetti. Denktaş, ''Çünkü, 'çerçevenin dışına çıkamazsınız, felsefesine dokunamazsının' denmektedir. Rum da felsefesini beğeniyor ve felsefesine dokunmadan 'bazı tadilat isterim' diyor. İstediği tadilat bizim kabul edemeyeceğimiz tadilattır'' dedi. BM Genel Sekreteri'nin, kendilerini planı müzakere için değil, planı referanduma sunmak için davet ettiğine dikkat çekerek, ''Kendi kendimizi aldatmayalım'' diyen Denktaş, şöyle devam etti:
''Bu planı referanduma sunmak demek haritasını kabul etmek demektir. Bu kadar göçe boyun eğmek demektir, iki kesimliliğin sulandırılmasını, bu kadar Rumun içimize gelip yerleşmesini ve kısa bir süre içer
isinde bunlara seçme seçilme hakkının verilmesini kabul etmek demektir. Türkiye'nin garantisinin sulandırılmasını, adada kalacak olan 6 bin askerin BM'nin kontrolünde eli bağlı askerler olarak kalmasını ve Türkiye AB'ye girdiğinde bunların da adadan çıkmasının öngören bir planı referanduma sunacağız. Halkın 'evet' ya da 'hayır' demesi önemli değil.''

''AHLAKSIZ BASKI''
Denktaş, Rumlar plana ''hayır'' dese de AB'ye gireceğine işaret ederek, Türk tarafının ''evet'' demesinin, Rumların yasadışı müracaatını yasallaştırmak için istendiğini kaydetti. Yasadışı bir olayı yasallaştırmak için bir oyun oynandığını ve kendilerine baskı yapıldığını anlatan Denktaş, plana Türk tarafı ''hayır'' derse ''hem siz, hem Türkiye zararlı çıkar'' diye baskı yapıldığını vurguladı.

Denktaş, böyle tek taraflı bir uygulamanın dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen ''ahlaksızca bir baskı olduğunu'' dile getirdi. Denktaş, barış ve uzlaşmanın, iki tarafa da dengeli muamele ile mümkün olduğunun altını çizdi. Baskılar karşısında halkı uyardıklarını, düşüncelerini Türk yetkililere de yazılı ve sözlü olarak aktardıklarını ifade eden Denktaş, ''Ümit ederiz ki kale alınır'' dedi.
MILLIYET 22/12/2003

Denktaş: Annan Planının görüşülecek yanı yoktur

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nı ahlaksızca bir teklif olarak niteledi ve görüşülecek bir yanı olmadığını söyledi.

ANNAN PLANINI MÜZAKERE ŞANSINIZ YOKTUR

KKTC Cumhurbaşkanı basın mensuplarıyla yaptığı görüşmede Annan Planınına yüklendi ve uygulanabilir olmadığının altını çizdi. Denktaş Plana dair şöyle konuştu:

"Bakın bu planın içindeki hileyi gösteriyim. Annan Planını müzakere etme şansımız yoktur. Felsefesine dokunamazsınız, çercevenin dışına çıkamazsınız. Rumlar da tartışmak istiyor. Ama durumdan memnun. Çünkü nasıl olsa AB'ye üye olacaklar. Genel Sekreter diyor ki anlaşamadığınız noktaları ben doldururum, plandaki boş sayfaları ben doldururum. Sonra referanduma sunarız diyor. Amaç referanduma sunmaktır. Amaç Türkiye'nin garantörlüğünü sulandırmak istiyor."

"RUMLAR HAYIR DERSE DE AB ÜYESİ"

Denktaş, Annan Planı çercevesinde Rumların kayrıldığını vurguladı ve şöyle dedi: "Rumların uluslararası yasalara ters düşen Türkiyenin haklarını ortadan kaldırmak istiyen bir yasayı kabul ettirmek için referanduma gidilsin isteniyor. Peki şunu soruyorum: Rum hayır derse ne olacak? Bizi niye zorluyorsunuz. Yasadışı bir olayı yasallaştırmak için. Peki biz hayır dersek ne olacak: O zaman diyorlarki 'hayır diyemezsiniz'.Hem siz hem Türkiye zararlı çıkacak. Bu plan dikte ettiriliş tarzı ile düpedüz bir baskıdır. Zorlamadır. Ahlaksızca zorlamadır. Rum tarafına KKTC Türklerinin egemeni değilsiniz demek gerekmektedir. Türklerle benzeri bir ortaklık yapmasanız tabiyatıyla Rumlar oynadıkları oyunlara devam edeceklerdir."

SEÇİM SONUÇLARI HÜKÜMETE TEPKİ

KKTC Cumhurbaşkanı batının tavrını da eleştirerek: "İngiliz - ABD ve BM yetkililerinin seçim sonrası beyanatlarına bakıyoruz; Efendim halk seçim sonrasında kararını vermiştir havası var. Bunun aynı zamanda referandum havasına sokulduğu gibi bir hava yaratıldığını unutuyorlar. Halka soruyolar biz referandum değil partimize tepkiden ötürü byle oy kullandık diyorlar. AB için özel parti kurulmuştur. O parti de yüzde 1 veya 2 gibi oy almıştır. İşte KKTC Türk'ünün koşulsuz AB'ye destek oranı budur."

Halkın referanduma gitmesi durumunda hayır çıkarsa ne olacak. Halk zaten plana evet demeyecek. Seçim sonuçları hükümete tepkidir. İç meseledir bunu AB'ye evet gibi görmek istiyorlar ama halkın yüzde 51'i hayır demiştir.

ADADA TÜRK KALSIN İSTEMİYORLAR

Planın kabulu durumunda adada Türk kalmayacağını ifade ederek "Miçotakis'in dediği gibi 10 yıl içinde adada tek Türk kalmayacak. 21 Aralıkları yeniden yaşayacak değiliz. 21 Aralık 1963'ten bugüne kadar neler çektiğimizi biliyoruz. Seçimlere bakarak Anadolu halkı bize gücenmesin. Bu seçimler bir iç hesaplaşmadır." dedi

BEN AB'YE KARŞIYIM DEMEDİM

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hiçbir zaman Avrupa Birliği'ne (AB) karşı olmadıklarını belirterek, AB'ye değil AB'nin yaptığı haksızlıklar karşısında direndiklerini söyledi.

Denktaş, hiçbir zaman AB'ye karşı olduğunu söylemediğini ifade ederek, ''Rumların AB'ye müracaatı siyasi bir müracaattır, kanunsuz bir müracaattır, Kıbrıs üzerinden Türkiye'nin haklarını kaldırıp bizi çıplak bırakmak için yapılan bir müracaattır, bir hiledir, AB buna düşmemelidir, bu oyuna gelmemelidir dedim, bunu söylüyoruz. Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıymışız, ne haddimize düşmüş, niye?'' diye konuştu.

Denktaş, Kıbrıs konusunu Türkiye'nin önüne engel olarak koymanın, kabul edilemez bir haksızlık olduğunu, Türkiye'nin Kıbrıs'ta Enosisi ve soykırımı önlediğini anlatarak, Kıbrıs konusunun, sorunu yaratan Rumların önüne engel olarak konması gerektiğini vurguladı. Kıbrıs'ın dolaylı olarak Yunanistan'a verilmesi oyununun oynandığını ve Annan planının da bunun aracı olduğunu dile getiren Denktaş, ''AB'ye karşı bizim bir şeyimiz yok ama AB'den gelen sesler, bize yapılan haksızca taarruzlar, seçimlere bu kadar karışma, tabiatıyla AB'ye olan güvenimizi sarsmıştır ve sarsmaya devam etmektedir. Bunu da AB'nin kendisi halletmek mecburiyetindedir'' dedi.

ANNAN PLANINI GÖRÜŞMEK KABUL ETMEK DEMEKTİR

Denktaş Annan Planını müzakere etmek için masaya oturmanın aslında dolaylı olarak kabul etmek manasına geldiğini belirterek: "Annan Planı görüşmeye açık plan değildir. Bu planı görüşmek için masaya oturmak demek bu planı kabul etmek, referanduma götürmek ve bu plana evet demektir. Bu planın çercevesi konuşulabilir. Ancak çerceveside yoktur. İki eşit halk arasında görüşülecektir. Bizim eşit muameleye tutulmamız lazım. Ambargoların kalkması için AB'nin Rumlara baskı yapması lazım ki güvenimiz geri gelsin. Referanduma gidersek bu halk Annan planının ne olduğunu anlamıştır. Referandumun ne olduğu ortaya çıkar. Genel Sekreterin iyi niyet görevi yararlıdır ama onun mandası değişmelidir kendisine verilen yektki iki cemaat arasındaki sornunu giderilmelidir. Ancak bu yanlıştır. Bu sadece iyiniyetli bir davranıştır ama suçlu tarafı korumuştur.Anlaştığınız belgeyi referanduma götüreceksiniz derlerse oturur düşünürüz. Yok tartışmayacaksanız bu olmaz. Böyle şeyl olmaz. Dünya'da hiçbir halka yapılmış muamele değildir." dedi.

HURRIYET 22/12/2003

Kaçlı olursa olsun…

Mensur Akgün

KKTC seçimleri sonrasında çıkan tablo arabulucuların bile aklını karıştırdı. Ortada kesin bir iktidar bloğu yok. UBP-DP parlamentoda 25 milletvekili ile temsil edilirken, CTP- BDH da aynı sayıya sahip. Önceden verilmiş sözler, yapılmış vaatler dikkate alındığında Mehmet Ali Talat’ın kilit parti haline gelen Serdar Denktaş’ın DP’si ile ittifaka girmemesi gerekiyor.

Ama daha seçim akşamı hem Serdar Denktaş, hem de Mehmet Ali Talat esneklik göstermeye başladı, her türlü işbirliğine açık oldukları mesajını verdi. Hala daha da vermeye devam ediyor. Dahası DP bazı çekincelerle Annan Planını kabul etmeye yatkın. Yani aralarında temel konularda bir çatışma olma olasılığı düşük.

Serdar Denktaş da zaten oldum olası Mehmet Ali Talat’a kişilik olarak çok yakın. Denktaş, Eroğlu ile olan zoraki birlikteliğinin sonlanmasına herhalde pek üzülmez. Mustafa Akıncı’nın ne düşündüğünün ise Meclisin yeni yapılanması açısından bakıldığında çok da önemi yok.

Görünürdeki tek sorun Talat’ın seçim taahhüdü olarak ortaya koyduğu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakerecilikten alınacağına ilişkin sözleri. Talat’ın bu konuda da geri adım atması gerekiyor. Oğlu Denktaş’ın baba Denktaş’ın konumunun zayıflatıldığı bir koalisyon içinde yer almasını beklemek gerçekçi olmaz.

Zaten Talat’ın da böyle bir şey yapmaya niyeti hiç olmadı. Niyeti olsaydı CTP planı doğru dürüst analiz edecek bir ekip kurar, Ankara ile işbirliğine giderdi. Denktaş’ın müzakerecilikten alınması fikri sadece 10 Mart sonrasında ortaya çıkan infialden siyasi olarak yararlanma mantığına dayanıyordu.

Önce Denktaş, sonra da Gül tarafından ortaya atılan milli mutabakat hükümeti projesinin pek şansı yok. Evet, böylesi bir hükümetin kurulması müzakere sürecinde Türk tarafının elini son derece rahatlatır. Muhataplar karşılarında yekpare bir blok görür.

Ancak bu kadar kısa bir süre içinde, bu kadar keskin bir dönüşü Eroğlu bile yapamaz. Üç gün öncesine kadar Annan Planının ölüm fermanı olduğunu söyleyen UBP’yi seçmeni hiç affetmez. Üstelik affetse dahi yapılan demokrasi ile bağdaşmaz. Ayrıca UBP ile diğer partiler planın revizyonu ve adı konusunda da anlaşamaz.

Aslında KKTC’de hükümet nasıl kurulursa kurulsun anahtar Ankara’da. Seçimler sadece 1 Mayıs 2004 öncesinde çözüm öngören hükümeti rahatlattı. Çözüm yanlısı iradeyi temsil eden yeni KKTC meclisi ve hükümeti Ankara’daki direnişin kırılmasına, pazarlık süreci sonunda uzlaşmaya varılabilmesine yardımcı olacağa benzer.

Ancak görünen o ki herkes gibi Ankara’nın da kafası karışık ya da her kafadan ayrı ses çıkıyor. Bir yanda uzlaşma çağrısı lafları dolaşırken, diğer yanda Ankara planından söz ediliyor.

Eğer Annan Planının yerine yeni bir plan olarak Ankara planı hedefliyorsa, daha doğrusu Türk tarafının yıllardır kabul ettiremediği taleplerini yeniden gündeme getiriyorsa, seçimlerin hiçbir anlamı kalmaz. Yakalanan ivme de, Türkiye’nin AB üyeliği de heba olup gider...

HURRIYET 22/12/2003

Bazı gazetecilere Rum malı verildi

Denktaş'ın yakını Türkiye'den bazı gazeteci, politikacı, diplomat ve profesörlere de, sırf yönetimi tutuyor diye Rum evlerinin verildiğini duyduk KKTC, Rum gayrimenkulü üzerine kuruldu. Türkiye, Loizidu'yla KKTC devletinin olmadığını kabul etti. Ruma malını iade edince KKTC kalmıyor ki. Üsküdar kaymakamı başbakana uymak zorunda değil mi? Bağımsızlık ilan edebilir mi? İlçenin polisi, askeri var mı? KKTC de Üsküdar ilçesi gibidir.

22/12/2003 RADIKAL

NEŞE DÜZEL

NEDEN? Metin Münir
Kıbrıs seçimlerinde halkın yarısından fazlası, Türkiye'nin politikalarına ve o politikaların adadaki temsilcisi olan Denktaş'a karşı olduğunu ortaya koydu. Ama bu seçim sonuçlarından daha önemli olan, seçimler sırasında adayla ilgili olarak ortaya çıkan gerçeklerdi. KKTC'nin belki de varlık nedeni ve aynı zamanda da en büyük sorunu olan Rum malları konusu, Türkiye'de ilk kez bu seçimle halkın gündemine geldi. Kıbrıs'taki seçimlerin bir diğer çarpıcı yanı da, Annan Planı'na göre Rum tarafına geçecek olan bölgelerin Annan Planı'nı destekleyen muhalefet partilerine oy vermesiydi. Bu sonuç, Kıbrıs gerçeğinin Türkiye'den göründüğünden çok daha farklı olduğunu gösteren bir başka iyi bir örnekti. Kıbrıs'ta elinde silahla bizzat çatışmalara katılmış eski bir mücahit olan gazeteci-yazar Metin Münir ile Kıbrıs'taki mal-mülk sorununu, seçim sonuçlarını, adada ve Türkiye'de olayların nasıl gelişeceğini konuştuk. Kıbrıslı gazeteci olarak adayı yakından izleyen, Metin Münir ilginç açıklamalar yaparken, KKTC'nin Rum malı üzerine kurulu bir devlet olduğunu, Türkiye'nin Loizidu kararıyla KKTC diye bir devletin olmadığını kabul ettiğini söyledi.



Kıbrıs seçimleriniherkes başka türlü yorumluyor.Siz, bu seçimleri nasıl yorumluyorsunuz?
Her şeyden önce, adadak
i siyasi taban değişti. Türklerin Rumlarla beraber yaşayabileceğini iddia edenler, oyların çoğunluğunu kazandı. Kıbrıs sorununa çözüm isteyen muhalefet ilk kez sağcı partileri eledi. Solcu Cumhuriyetçi Türk Partisi 'CTP' oyunu üç misli artırırken, sağcı Ulusal Birlik Partisi 'UBP' yüzde 20'den fazla oy kaybetti. Halbuki Kıbrıslı Türkler hep Türkiye'den en fazla parayı getirebilecek olan sağcı partilere ve Denktaş'a oy veriyordu. Artık Türkiye'den gelen para ikinci plana düştü.
Birinci plana ne çıktı?
Kıbrıslıların, geleceklerini Avrupa Birliği'nde arama eğilimi birinci plana çıktı. Artık insanların bir kısmı hayatını AB'ye bağlamak istiyor. Kıbrıs'ın, Türkiye'siz ve sağ koalisyonsuz yaşayabileceğini düşünüyor. Halbuki eskiden beğense de beğenmese de, ne m
al olduğunu bilse de, Türkiye'den kolay para getirdiği ve Ankara ile ilişkileri iyi götürdüğü için, insanlar oylarını sağ partilere veriyordu. Çünkü diğer partilerin Türkiye ile ilişkileri bozacağını, paranın gelmeyeceğini ve adada sorun çıkacağını biliyorlardı. Ama artık Türkiye'den gelen para eskisi kadar güçlü bir unsur olmaktan çıktı.
Kıbrıs'taki seçimlerin en ilgi çekici yanlarından biri Güzelyurt oldu. Güzelyurt, Annan Planı'na göre Rumlara verilecek. Ama burada Annan Planı'nı destekleyen partilere daha çok oy çıktı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Bu ilginç sonuç sadece Güzelyurt'ta alınmadı. Muhalefetin en çok oy aldığı bölgeler hudutta Rumlara geçecek olan bölgeler oldu. Sebebi de şu. Mesela Güzelyurt bölgesine yerleştirilenler, daha önce adanın güneyinde hayatını üzümcülükten kazanan insanlardı. Bunları aldılar, narenciye bölgesine verdiler. Rumlara eskiden büyük para kazandıran narenciye, Türklerin elinde kuruyan bahçelere ve sefalete dönüştü. Çünkü narenciye ihracatı için organize edilen şirket alat
urka iş yapıp, herkesin parasını cebe attı ve battı. Bahçeler kurudu. Kontrolsüz su kullanımından ötürü toprak da tuzlandı. Bu insanlar, 'Al bu toprağı, beni başka bir yere koy. Bu toprak bir gün Rum'da, bir gün Türk'te kalıyor. Belirsizlik artık bitsin. Ne olacaksa olsun' diyorlar. Zaten Loizidu kararı da bu yerlerin kendisine ait olmadığını gösterdi. Çünkü Türkiye KKTC'nin verdiği tapuların geçersiz olduğunu kabul etti. Çözüm olmazsa Rumlar zaten mallarını geri
alacaklar. Elinde Rum malı olan herkes şimd
i adada diken üstünde oturuyor.
Seçim sonuçları, Denktaş'ın politik geleceğini nasıl etkileyecek?
Denktaş, Kıbrıs'ta bugüne kadar meclisten ve hükümetten aldığı tam desteği kaybetti. Denktaş artık sokağa çıktığında biliyor ki, yolda gördüğü iki adamdan biri kendisini ve temsil ettiği politikaları istemiyor. Ama Denktaş sadece Kıbrıs'taki gücünü yitirmedi., Türk hükümeti nezdindeki gücünü de kaybetti. Denktaş'ın son zamanlarda hırçınlaşmasının sebebi de zaten hem Kıbrıs'taki meclisin, hem de Türkiye'deki s
ivil hükümetin desteğini kaybetmiş olmasıdır. Denktaş eskiden, Türkiye'deki sivil hükümet, ordu, Kıbrıs'taki hükümet ve meclisin tam desteğine sahipti. Bugün ise Türkiye'de muhalefet partisi CHP ve ordu nezdinde destek arıyor. Bir de Anadolu'daki şehirleri dolaşarak milliyetçi halktan destek bulmaya çalışıyor.
Denktaş, Kıbrıs'ta bulamadığı desteği Türkiye'de buluyor mu?
Buluyor. Denktaş Kıbrıs'ta bir üniversitede veya başka bir yerde toplumun önünde yıllardır konuşma yapmadı. Yapamaz. Hem kimse çağırmaz onu, hem de giderse bilir ki yuhalanacak. Ama Türkiye'de büyük saygıyla karşılanıyor, konuşmalar yapıyor. Ayrıca Türkiye, İngiltere, Fransa ya da ABD gibi tek bir iktidarın bulunduğu bir ülke değil ki. Türkiye'de iki tane iktidar var. Biri sivil, diğeri ask
eri iktidar. Bu ikili iktidar yapısı açıkça ortada. Bugüne kadar Kıbrıs'la ilgili işler, sivil ve askeri iktidar arasında bir konsensüsle yürüdü.
Bu konsensüs hâlâ sürüyor mu?
Hayır. Şimdi bu konsensüs bozuldu. Eskiden, 'Ankara'daki hükümet, asker, Denktaş ve Kıbrıs'taki hükümet' dörtlüsü, Kıbrıs konusunda yüzde 100
uyum içindeydi. Bu uyum parçalandı. Kıbrıs'taki oyun, denklem değişti. Şimdi bu yeni oyuna uygun yeni bir denge arayışı var. Şu anda Denktaş desteğini sadece ordudan ve CHP'den alıyor. CHP ta
mamen emrinde. Yeni şartlarda, ordu Denktaş'ı desteklemeye devam edecek mi? Temel soru bu.
Adaya dönersek... Seçimlerden önce Kıbrıs'la ilgili pek dile getirilmeyen hayati bir nokta gündeme geldi. Bazı Kıbrıslı Türklerin el koyduğu Rum malları meselesi. Kıbrıs'ta Rum evlerinin tapusuna sahip ne kadar insan var?
Kıbrıslı Türklerin minimum üçte birine Rum malı verildi. Büyük bir rakam bu. On binlerce tapudan bahsediyoruz. Bunların içinde kümes gibi bir Rum evini alan da var, on binlerce dönüm toprak alan da
var.
Kıbrıs Rum kesimi, kendi bölgesinde kalan Türk evlerinin tapularını bir vakıfta toplamış. Bu evleri Rumlara kiralamış ama tapusunu vermemiş. Türk tarafı ise Rum mallarının tapularını Türkler dağıtmış. Neden bu iki uygulama bu kadar farklı?
Ada ikiye bölündükten sonra kuzeyde Türklere Rum mallarını kullanma hakkı verildi. Güneyde aynı şey yapıldı. Hatta Türk tarafında bu hakka başlangıçta 'tasarruf belgesi' deniyordu. Bana bir ev ve tarla veriliyor, ben bunu kendi malım gibi kullanıyorum ve çocuklarıma kullanma hakkını miras olarak bırakıyorum. Bu, bir mülkiyet hakkı değildi. Ama bizimkiler 1985'te siyasi nedenlerle bu hakkı tapu haline getirip, Türklere Rum mallarını dağıtmaya başladılar. Siyasiler hem bu toprakların tapularını kendi ceplerine atmak istedi, hem de tapu karşılığı oy satın aldı.
Kim bu siyasiler?
Denktaş ve UBP... Rumlar adanın üçte birini kaybetmelerine ve büyük bir göçmen nüfusa sahip olmalarına rağmen, uluslararası hukuk içinde kalmayı becerdi ama biz beceremedik.
Eğer çözüm olursa, yani Annan Planı kabul edilirse, Türklerin el koyduğu Rum malları ne olacak?
Bu konu çok karmaşık. Rum malı tekrar Rum malı olmaya başlayacak ama Rumların hepsi gelip kendi malında oturmayacak. Çünkü Annan Planı toprak meselesini global bir biçimde çözmeyi amaçlıyor.
Seçimlerde, Rum mallarının tapularını almış olanlar nasıl oy kullandı sizce?
Bence bunların büyük çoğunluğu statükodan yana oy kullandı. Ama bazıları da kullanmadı. Çünkü güneyden kuzeye göç edip de Rum malı alanların, bugün bazıları hayatından memnun değil. Çünkü adamın güneyde çok para getiren bir bağı vardı. Onun yerine çok az para getiren ya da hiç getirmeyen bir portakal bahçesi aldı. Güzelyurttakiler bu kategoriye giriyor işte. Ama bir başka grup var ki, kuzeyde çok iyi mallar ve hay
at edindi. Mal dağıtımı adil olmadı ki. Rum malları partizanca dağıtıldı. Torpilli olanlar daha iyi mallar aldı. Yeni kurulan düzende güçlü olanlar en iyi malları kendilerine aldı ve yandaşlarına verdi. Bu, Kıbrıs sorunun çözümünü zorlaştırıyor. Aradan 35 sene geçti, bu mal mülk meselesi bir yara gibi hâlâ kanıyor. 'Bunun güneyde bir çöpü yoktu' diye bazılarının geçmişleri anlatılıyor.
Kıbrıs'ın başbakanı olan Derviş Eroğlu bile bir Rum evinde oturuyor. KKTC'nin yöneticileri arasında Rum mallarına el koymuş
kaç kişi var?
KKTC'nin yönetici kadroları içinde yer alanlar Rum mallarından bol bol almışlardır.
Rauf Denktaş'ın ya da yakınlarının sahip olduğu, tapusunu üstüne geçirdiği Rum malı var mı?
Rauf Denktaş'ın yazlık evi bir Rum malı. Dünürünün binlerce dönüm arazisi olduğu söyleniyor. Kendisi de bunu yalanlamadı.
Türkiye'deki siyasetçiler ve kamuoyunda tanınmış kişiler arasında Kıbrıs'ta Rum malına sahip olan var mı?
Olduğu söyleniyor ama ben isim vermek istemiyorum. Çünkü gazeteci olarak gidip araştırmadım. Ama birtakım isimleri her zaman duyuyoruz.
Kıbrıs sorununda adları geçen insanlar mı bunlar?
Evet. Kıbrıs'taki hükümetin, Türkiye'de kendine yakın olan, sevdiği insanlara, Rum malı ve Rum evi verdiğini biliyoruz.
Denktaş'ın ya da hükümetin Türkiye'deki bazı insanlara Rum malı verdiğini mi söylüyorsunuz?
Evet. Hatta yakını olan bazı gazetecilere, politikacılara, diplomatlara ve profesörlere bile Rum malı verildiğini duyduk. Rum malının yönetim taraftarı olan Türk tabiyetindeki kişilere böyle ulufe, hediye gibi dağıtılması çok çirkin. Çünkü hak sahibi değiller. Sadece benim tarafımı tutuyor, benim lehime yazıyor, bana danışmandır, bilmem nedir diye kalkıp hak sahibi olmayan bir kişiye Rum toprağı vermek eski çağlardaki bir uygulamadır. Paşaya toprak,
mülk vermek gibi bir şeydir. Kıbrıs'ta bunu yaptılar.
KKTC'nin kendi sınırları içinde kalan Rum mallarına el koyması uluslararası hukuka uygun mu?
Hem malları dağıtması, hem de Türkiye'den göçmenleri adaya yerleştirmesi uluslararası hukuka uymuyor.
Loizidu isimli bir Rum hanım, KKTC'nin topraklarında kalan
evine el konulması üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandı. Türkiye bu hanıma 1.1 milyon euro ödedi. Sırada buna benzer binlerce dava var. Loizidu davası, Türkiye'nin diğer d
avaları da kaybedeceğini gösteriyor. Toplam ne kadar para ödemek zorunda kalacağız bütün o davaları kaybedersek?

Euro olarak yüz milyarları bulur bu. Böyle bir çözüm olamaz. Bu parayı ödemeyi düşünemeyiz biz. Loizidu davasının şudur: Türkiye, mahkemeye verildiğinde, 'Muhatabınız ben değilim.
Orada KKTC diye bir devlet var. Muhatabınız KKTC' dedi. Onlar da 'Hayır. Orada senin egemenliğinin devamı var. Mahkemeler ve polis senin adına faaliyet gösteriyor' dediler. Bu argüman üzerine kurulan davayı sonunda Lo
izidu kazandı ve Türkiye tazminatı ödedi. Böylece Türkiye adadaki Rumları zorla mallarından ettiğini, mallarına geri dönmelerini önlediğini, KKTC'nin verdiği tapuların geçersiz olduğunu, dağıtılan malların Rumlara ait olduğunu uluslararası mahkeme önünde kabul etti. KKTC ise Rumlardan alınan gayrimenkul üzerine kurulan bir devlettir. Türkiye Loizudi kararıyla, KKTC diye bir devletin olmadığını kabul etti. Mahkeme Türkiye'ye, 'Malları sahiplerine iade et' diyor. Ama ettiğin zaman KKTC diye bir şey kalmıyor ki...
Annan Planı kabul edilirse, KKTC'deki evleri için dava açan Rumların ve o evlerin durumu ne olacak?
O zaman mülkiyet konusu Annan Planı çerçevesinde ilk ve son defa ele alınıp bitecek. Davalar da düşecek.
KKTC yöneticilerinin bu tapuları dağıtırken bir dah asla çözüm olmayacağını düşündükleri anlaşılıyor. Bunu bu kadar kesin düşünmelerinin nedeni ne?
Sorunun tam üstüne bastınız. Demirel ve Ecevit'in 30 yıldır tezleri 'Kıbrıs sorunu çözülmüştür' oldu.
Ama Rumlar, AB'ye giden yolun hukuk yolu olduğun
u biliyordu.
Mayısta Kıbrıs Rum Kesimi, Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak Avrupa Birliği'ne katılacak? Ondan sonra ne olacak peki?
Mayısı geçirsek bile, eğer Türkiye Kıbrıs'ı çözmekte kararlı olduğunu ve makul öneriler getirdiğini dünyaya gösterirse, Rumlar AB'ye girsin, girmesin, güneye baskı yapıp onlara bu
işi çözdürecekler. Çünkü AB başına bela almak istemiyor. Ayrıca AB bir barış projesidir. Kurulma nedeni, 'Hepimiz bir evde oturalım ve o evde kavga çıkmasın' düşüncesidir. AB, Kıbrıs gibi bir kavgayı
başından atmak için ne mümkünse yapacak. Mayıstan sonra da yapacak. Ayrıca Kıbrıs sorunu çözülmedikçe, Türkiye, AB'yle üyelik müzakeresine başlayamayacak. Kıbrıs sorunun çözümü yüzde 100 Türkiye'ye bağlı. Türkiye ne isterse o olur. Üsküdar ilçesinin kaymakamı başbakan ne derse yapmak zorunda mıdır değil midir? Üsküdar ilçesinin kaymakamı bağımsızlık ilan edebilir mi? Edemez. Üsküdar ilçesinin askeri var mı? Yok. Polisi var mı? Yok. Hiçbir şeydir o. KKTC de Üsküdar ilçesi gibidir.
Kıbrıs, Avrupa'dan çıkmayı ya da milyonlarca hatta milyarlarca dolar tazminat ödemeyi göze almamızı gerektirecek kadar hayati bir önem taşıyor mu gerçekten Türkiye için?
Hayır taşımıyor.
Türkiyenin kendi stratejik çıkarları için Kıbrısı bırakmayacağını söylemesi Kıbrıslı Türkleri nasıl etkiliyor?
Kıbrıslı Türklerin, çözüme gitmeyen bir politikayı suskunlukla karşılayacağını sanmıyorum. Denktaş, Annan Planı'nı müzakere etmeyeceğim derse, meydanlarda çok insan toplanır.
Şu anda çözümdem yana olanlarla çözüme karşı olanlar aynı sayıda milletvekiline sahip. Bu da yeni bir politik karmaşa yaratıyor. Bu karmaşa nasıl çözülecek?
Bütün olay Türkiye'de düğümleniyor. Ankara, askeri ve sivil hükümetle ortak bir plan üzerinde anlaşırsa ve bu plan dünyanın makul diyeceği bir plan olursa Kıbrıslı Türkler imza saatinde hizaya girer. Zaten UBP de 'Biz Türkiye'ye karşı gelmeyiz' diyor. AKP hükümeti Kıbrıs sorunun çözümü konusunda, Denktaş'tan önce, Türkiye'de askeri ikna etmek zorunda.

Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (2)

Gündüz Aktan

22/12/2003 RADIKAL

Geçen yazıda, Annan Planı'nda önerilen devlet yapısının İsviçre modelinden esinlendiğini; 1960 anlaşmalarıyla kurulan ve De Cuellar belgeleri ile Butros Gali 'Fikirler Dizisi'nde de öngörülen, başkanlık sisteminden farklı olduğunu; Türkleri çoğunluğu oluşturan Rumlara karşı koruyamayacağını anlatmıştım. Bu yazıda toprak, mülkiyet ve göçmenler konularına değineceğim.
'Fikirler Dizisi' müzakerelerinde Türk tarafına adanın yüzde 29'unun biraz üstünde bir toprağın bırakılması öngörülüyordu. Annan Planı çe
rçevesinde yüzde 28'den söz ediliyor. Ancak bu rakam tartışmalı. Unutmayalım her yüzde 1'lik değişiklik 92 kilometrekare toprak, yani iki buçuk Bozcaada demek.
Kabaca, Rumlara Türk bölgesinden yüzde 8, 'Yeşil Hat' boyunca yer alan ara bölgenin tümü, yani
yüzde 2.64 ve İngiliz üslerinden yaklaşık yüzde 1 olmak üzere, adanın toplam yüzölçümünün yüzde 11.5'i üzerinde bir toprak verilecek. Bu 1000 kilometrekareden biraz fazla ediyor.
Bu topraklara, Karpaz, Dillirga ve Mesarya'da bulunan toplam 14 köy/kasabayı
ve 60 bin 398 dönüm (ya da 45 kilometrekare) kilise arazisini (505 kilise ve manastır, 447 işyeri) ilave etmek lazım.
GKRY eski cumhurbaşkanı ve AB ile müzakere heyeti başkanı Vasiliu'nun Eylül 2003'te yayımladığı raporda, 1974 Türk müdahalesinden sonra
güneye geçmek zorunda kalan göçmenlerin 96 bini Rum bölgesine verilecek bu topraklara yerleştirilecek.
Vasiliu, çözümü takip eden ikinci yılın sonunda 21 bin Rum'un da Türk bölgesine yerleşeceğini söylüyor. Bunlar 65 yaşını geçmiş Rumlarla onlara refakat
edecek birer kişi ve dört Karpaz köyüne yerleştirileceklerden oluşuyor. Bu rakam, çözümü izleyen altıncı yıldan 15. yıla kadar kuzeye yerleştirilecek olan ve Türk nüfusun yüzde 21'ine ulaşan 42 bin Rum'un içinde sayılıyor. Bir başka deyişle 15. yılın sonunda 21 bin Rum daha Türk bölgesine yerleşmiş olacak. Böylece 160 bin Rum göçmenin 138 bini (96 bin+42 bin) bir şekilde geri dönmüş olacak. Ayrıca Maruniler de kendi köylerine dönecek.
Tazminat ve takas yoluyla tasfiye edilenlerin dışında kalan mülkler, Kıb
rıs'ta çözümden beş yıl sonra Rum göçmenlere iade edilecek. İadeye konu olacak mülklerin alanı, Türk bölgesinin yüzölçümünün ve konut sayısının yüzde 10'unu, belediye ve köylerinse yüzde 20'sini geçmeyecek.
Annan Planı, Rumlara geri verilecek özel mülkler
in alanını, adanın toplam yüzölçümü yerine, toplam özel mülk alanıyla kıyaslasaydı daha doğru olurdu. Kıbrıs'ın yüzölçümünün yüzde 72'si özel mülkiyet altında. Bu durumda Rumlara iade edilecek özel mülkler, Kuzey Kıbrıs'ın toplam özel mülkiyet alanının, kabaca, yüzde 15'ini ve meskûn yerlerin yüzde 30'unu kapsıyor. Bunlar kuşkusuz önemli büyüklükler.
Öte yandan Rumlara iade edilecek bu özel mülklerin alanı Kıbrıs'ın tümünün yüzde 3'ünü geçiyor. Bu rakamı, Kilise arazisi ve 14 köyün alanıyla birlikte yüzde
28'den çıkarırsak, Türk bölgesi fiilen yüzde 24'lerin altına düşüyor.
Rumlara bu oranlarda toprak ve mülk verilmesi için 100 bin civarında Türk'ün finansmanı sağlanmadan yer ve iş değiştirmesi gerekecek.
Annan Planı, Türklere ait olan ve gasp edilen 659
bin 354 dönüm (yaklaşık 500 kilometrekare) vakıf ve sultan malı arazinin Türklere iadesiniyse sağlamıyor.
Annan Planı'nda sözü edilmeyen diğer bir husus da, AB mevzuatına göre, çözümü takiben yatırım amacıyla kuzeye gelmek hakkına sahip Rumların arazi satın almalarında herhangi bir kısıtlama olmadığı. İkinci konut ve tarım arazisi alımlarında AB mevzuatının uygulanıp uygulanmayacağı ise bilinmiyor. Ancak Rumların bu amaçla Lüksemburg Adalet Divanı'na müracaat edip, Annan Planı'nı AB mevzuatı doğrultusunda
değiştirmeleri de mümkün.
Ben Kıbrıs Rumu olsaydım, toplam göçmenlerin hemen hepsinin geriye dönmesine imkân veren; Kıbrıs'ın yüzde 11.5 toprağını, kuzeyin topraklarının yüzde 10'una ve meskûn yerlerin yüzde 20'sine tekabül eden özel mülkünü, 14 köy/kasab
anın tümünü ve 45 kilometrekare kilise arazisini iade eden; buna karşılık Türk vakıf ve sultan arazisini 'uyutan' Annan Planı'nın yarattığı bu fırsatı kaçırır mıydım?

 

Eroğlu ve Talat’tan ılımlı açıklamalar

Sadece Kıbrıs’ın değil dünyanın dört gözle beklediği 14 Aralık seçimlerinin sonuçlarının ardından meclisin milletvekili sayısı bakımından ‘kilit’ hale gelmesinin ardından beş gün geçti. Meclise girmeyi başaran dört parti liderleri VE Cumhurbaşkani Denktaş aralarında görüşmelere devam ediyorlar. Fakat henüz yeni bir hükümetin kurulması konusunda bir anlaşmaya varılmış değil.

İşte bu çerçevede seçimlerden birinci parti konumunda çıkan ve hümümeti kurmayı talep eden CTP-Birleşik Güçler’in Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, hükümet kurma arayışları çerçevesinde UBP, DP ve MBP’yi ziyaret etti.

DP Başkanı Denktaş, meclis dışında kalan ÇABP, MAP ve KAP başkanlarını ziyaret ederek fikir alış verişinde bulundu.

Talat-Eroğlu görüşmesinde iki liderin de her türlü hükümet formülüne açık oldukları mesajı çıkarken, Serdar Denktaş öncelikli tercihlerinin meclisteki 4 partinin katılımıyla geniş tabanlı hükümet olduğunu söyledi. Bu formülün uygulanamaması halinde CTP-BG ile UBP arasında koalisyon kurulabileceğini belirten Denktaş, CTP-BDH-DP formülünün ise son tercihleri olduğunu kaydetti.

Hasipoğlu ise, tüm partilerin birlik ve beraberlik halinde hareket etmesi ve mutlaka erken zamanda hükümet oluşturularak müzakerelerin başlatılması gerektiğini dile getirdi.

Talat, Ankara’nın çözüm yönünde plan hazırlamasıyla ilgili olarak Ankara’yla gayrı resmi temas halinde olduklarını, söz konusu planın mutfağında KKTC hükümetinin de olması gerektiğini Ankara’ya ilettiklerini belirterek, Ankara’nın yaklaşımının olumlu olduğunu, burada hükümet oluşmadan herhangi bir paketin açıklanmayacağını sandığını kaydetti.

TALAT: GÖRÜŞMECİ EKİBİ TÜMDEN DEĞİŞMELİ

Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın “Denktaş’ın danışmanlarını değiştirmesi gerektiği” yönündeki açıklamasını yorumlarken ise Talat, görüşmecinin yalnız danışmanlarının değil, görüşmeci ekibinin tümden değişmesi gerektiğini söyledi. Talat, partisinin görüşmelerin hükümet tarafından yürütülmesi görüşünde olduğunu da vurguladı.

Görüşmecilik konusunu yorumlayan Eroğlu ise, görüşmecilik konusunun tartışılmasının zamansız olduğunu söyledi. Eroğlu, henüz hükümet kurulmadığını göre yeniden kaos yaratacak tartışma ortamı yaratmanın yanlış olacağını belirtti.

TALAT “YENİ ERKEN SEÇİMİ TOPLUM KALDIRMAZ”

Görüşme öncesinde basına konuşan Talat, Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın çözümün gerekli olduğunu söylediklerini anımsatarak, hükümet kurma talebinde olan kendilerinin de 1 Mayıs’a kadar sorunun çözülmesi, en azından Türk tarafından kaynaklanan bir nedenle çözümsüz kalmamasını amaçladıklarını söyledi. Talat, görüşme sürecinin derhal başlatılmasını hedefleyen bir hükümet oluşumundan yana olduklarını vurguladı.

Mehmet Ali Talat, masada Annan Planı’nın bulunduğunu, bu plan zemininde müzakere sürecinin başlatılması gerektiğini ifade ederek, bu çerçevede hükümet için partilerle görüşmeler yaptıklarını kaydetti.

Oluşan meclisten bir hükümet çıkarma durumunda olduklarını, yeni bir erken seçimi toplumun kaldıramayacağını belirten Talat, erken seçimi tamamen ihtimal dışı tutmadığını, ancak 1 Mayıs için zamanın kaybedileceğini dile getirdi.

“HİÇBİRŞEY İHTİMAL DIŞI DEĞİL”

Talat, Eroğlu’yla görüşmelerinin ardından ise, görüşmede hükümet oluşumuyla ilgili olarak hiçbir olasılığı dışlamadıklarını belirttiklerini açıkladı.

“UBP’yle hükümet kurma konusunda anlaşabilecek misiniz?” sorusuna karşılık, “hiçbirşey ihtimal dışı değildir” yanıtını veren Mehmet Ali Talat, Eroğlu’nun da çözümün gerekli olduğunu, Annan Planı’nın masada olduğunu kabul ettiğini savundu ve partilerle diyaloğun henüz başında olduklarını, daha konuların tartışılacağını ifade etti. Talat, hükümeti kurabileceklerine inandıklarını, fakat formülünün nasıl olacağının belli olmadığını söyledi.

Talat başka bir soru üzerine, erken seçim halinde partisinin daha da güçleneceğini, kaçınılmaz hale gelinirse erken seçimden kaçmayacaklarını ifade ederek, ancak şimdi zamanın kaybedilmemesi gerektiğini kaydetti.

EROĞLU “HÜKÜMETİN ÇIKACAĞINA İNANIYORUZ”

Eroğlu, parlamentodan hükümetin çıkacağına ve icraatın başlayacağına inandıklarını dile getirdi.

UBP’nin geçmişte olduğu gibi şimdi de ülkenin hükümetsiz kalmaması için üzerlerine düşen görevleri yetkili organların kararları doğrultusunda yapacaklarını belirten Eroğlu, partisinin yaşayabilir bir anlaşmadan yana, anlaşmanın ardından da AB’ye girilmesi kararlığında olduğunu kaydetti. Eroğlu, ancak Talat’ın seçimler geçmesine rağmen “UBP’nin AB’yi istemediği” yönünde yorumlar yaptığını ifade etti.

“ANNAN PLANI GERİ ÇEKİLMİŞ DEĞİL”

Derviş Eroğlu, “Sayın Talat, Annan Planı’na sıcak baktığınızdan bahsetti. Ne diyeceksiniz?” sorusuna karşılık, Annan Planı’nın geri çekilmiş bir plan olmadığını, kendilerini içeriğinin ilgilendirdiğini kaydetti ve “Annan Planı’nda bizim kabul edemeyeceğimiz maddeler olduğu gibi, tahmin ederim onların da kabul etmek istemediği maddeler var” dedi.

Eroğlu, yaşayabilir anlaşmadan yana olduklarını, bunun için de görüşmeleri başlatmak gerektiğini söyledi.

“Yaşayabilir anlaşma derken neyi kasteddiğinin” sorulması üzerine Eroğlu, Erdoğan’ın söylediği gibi Kıbrıs’ta iki devlet ve iki halkın bulunduğunu anımsattı ve bu gerçekler ışığında ortaya çıkacak sonucun yaşayabilir olacağını kaydetti. Ortaya koyduğu formülü Rumlar’ın kabul edip etmeyeceğinin sorulmasına karşılık da Eroğlu, kendilerini karşı tarafın kabulünün değil, halkın kabulünün bağladığını söyledi.

Eroğlu, başka bir soru üzerine 4 partili koalisyonun da, başka formüllerin de mümkün olduğunu kaydetti.

TALAT, SERDAR DENKTAŞ GÖRÜŞMESİ

KKTC’de pazar günü yapılan seçimlerde 7 milletvekiliyle kilit parti konumuna gelen Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, yeni hükümet oluşumuyla ilgili öncelikli tercihlerinin meclisteki 4 partinin katılımıyla geniş tabanlı hükümet olduğunu söyledi.

Bu formülün uygulanamaması halinde iki büyük parti konumundaki CTP-BG ile UBP arasında koalisyon kurulabileceğini belirten Denktaş, CTP-BDH-DP formülünün ise son tercihleri olduğunu kaydetti.

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ise, mayıs ayına kadar çözüm vizyonuyla her tür oluşuma açık olduklarını tekrarladı.

Denktaş, içinde bulunulan sürecin koalisyon pazarlıklarının yapılacağı bir süreç değil, Kıbrıs Türkü’nün haklarını koruyacak bir çözüm için uğraş verilecek farklı bir dönem olduğunu söyleyen Denktaş, bu süreçte halkın geniş kesimlerinin temsil edileceği bir hükümet modelinin daha yararlı olacağını kaydetti.

DP ziyaretinde konuşan Talat, CTP için yeni kurulacak hükümetin ilkelerinin esas olduğunu söyleyerek, “Bizim hedefimiz Rum tarafını AB’de tek başına bırakmamaktır. Annan planı zemininde görüşmeler yoluyla Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs sorununu çözecek, bize düşen yanıyla çözümü sağlayabilecek bir hükümet formülü. Bizim kararımız budur” dedi.

Bu çerçevede Meclis’te 4 veya 3 partinin yer alacağı geniş tabanlı bir hükümet modeline kapalı olmadıklarını, bu yöndeki önerileri değerlendirmeye hazır olduklarını söyleyen Talat, “Sayın Denktaş’ın ortaya koyduğu formüller olmayacak formüller değil. Bu temaslarımızı sürdüreceğiz. İlkelerimiz çerçevesinde hareket edip edemeyeceğimizi göreceğiz ve sonuca varacağız. Başka çaremiz yok, mutlaka bir çare bulacağız” dedi.

Ancak çözüm hedefi olmadan ve kısa sürede bozulacak böyle bir hükümetin yararı olmayacağını da tekrarlayan Talat, bir soruya karşılık, “UBP ile görüşmemizde fazla derinlemesine gitmedik. Özellikle geniş tabanlı hükümetin nasıl oluşabileceği konusunda egzersiz yaptık. Bizim çözüm vizyonumuzu ortaya koyduk. Sayın Eroğlu da çözüm isteklerini vurguladı” ifadelerini kullandı.

TALAT-HASİPOĞLU GÖRÜŞMESİ

Talat, seçime katılan ve tecrübeli bir politikacı olan Milliyetçi Barış Partisi Eş Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu’nun görüşlerini de almak istediklerini ifade etti.

CTP’yi kutlayıp başarılar dileyerek konuşmasına başlayan Hasipoğlu ise, müzakerelerden kaçmanın doğru olmadığını, ancak Kıbrıs Türkü’nün varlığı, geleceği ve güvenliğinden taviz verilmemesi gerektiğini söyledi.

Kıbrıs’ta iki tarafın da birbirlerinin varlığını kabul etmesinin şart olduğunu kaydeden Hasipoğlu, iki tarafın varlığının karşılıklı olarak kabul edilmemesiyle atılacak adımların tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini, kabulü halinde de sorunun çözülebileceğini dile getirdi.

Hasipoğlu, tüm partilerin birlik ve beraberlik halinde hareket etmesi ve mutlaka erken zamanda hükümet oluşturularak müzakerelerin başlatılması gerektiğini dile getirdi.

Hasipoğlu ise, kendisinin ortaya iki seçenek koyduğunu, birincisinin Annan Planı çerçevesinde pratik çözüm, ikincisinin ise karşı tarafın elinden silahı almak için olduğunu söyledi.

EROĞLU-SERDAR DENKTAŞ GÖRÜŞMESİ

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş dün biraraya geldiler. İki partinin işbirliğine devam kararına ilişkin olarak Eroğlu, “Koalisyon ortağımız DP’yle aynı görüş içindeyiz. Ortaklık anlayışımız sürüyor“ derken, Denktaş ise, “Gönlümüzde yatan, UBP’yle birlikte bir hükümet kurmaktır. Ama sayı yetmiyor. Dörtlü bir uzlaşma hükümeti oluşumuna daha sıcak bakıyoruz“ ifadelerine yer verdi.

Serdar Denktaş’ın açıklamasının ardından söz alan Eroğlu da, DP ile hükümet ortağı olduklarını anımsatarak, “Bundan sonra da aynı anlayış içerinde birbirimize destek olarak, oluşacak hükümet modellerinde yer almayı düşünüyoruz.” dedi.

EROĞLU: HÜKÜMETİ KURMAYA TALİBİZ

UBP olarak hükümeti kurmaya talip olduklarını açıklayan Eroğlu, “Bugün ortağımızla görüştükten sonra hükümet kurma görevine UBP’nin de talip olduğunu büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim” diye konuştu.

KIBRIS KONUSU

Eroğlu konuşmasında, Kıbrıs konusuna da değinerek, Kıbrıs’ta yaşayabilir bir anlaşma istediklerini ve hükümet kurulduktan sonra yapılacak görüşmeler sonrasında olumlu bir sonuçla Kıbrıs’ta yaşayabilir bir anlaşmanın ardından Avrupa Birliği’ne üyeliği desteklediklerini söyledi. Eroğlu, bu olgunun hem UBP hem de DP’nin gündeminde bulunduğunun altını çizerek, bazı çevrelerin, her iki partiyi de bundan farklı düşünce içerisindeymiş gibi göstermeye çalışmalarını eleştirdi.

DP KAP VE ÇABP’Yİ ZİYARET ETTİ

Baraj altında kalan Çözüm ve AB Partisi ile Kıbrıs Adalet Partisi’ni ziyaret eden Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, hükümet modeline ilişkin görüşlerini tekrarladı ve seçimlerin ardından siyasi partiler arasında diyalogun yeniden başlatılmasının önemini vurguladı.

ÇABP Başkanı Ali Erel, “Seçim sonunda ortaya çıkan tablo kilitlenme gibi. Ancak görev bu durumu aşmak. Hedef çözüme endeksli vizyon, Annan planı temelinde müzakere ve referandum olduktan sonra herhangi bir model mümkün. Beklentimiz bu vizyon çerçevesinde uzlaşmaya varılmasıdır” dedi.

KAP Başkanı Oğuz Kalelioğlu da, seçim sonunda ortaya çıkan hassas dengeye dikkat çekti. Muhalefetin tepki oylarıyla oy oranını artırdığını ve yüzde 30’lardan yüzde 50’lere çıktığını söyleyen Kalelioğlu, hassas denge nedeniyle ufukta erken seçim ihtimali olduğunu kaydetti.

SERDAR DENKTAŞ: CUMHURBAŞKANIN GÖRÜŞMECİLİĞİ TARTIŞILMAZ

Milliyetçi Adalet Partisi (MAP)’ı ziyaretinde bir açıklama yapan Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanın görüşmeciliğinin tartışılmaz olduğu kararını halkın seçimlerde verdiğini ifade etti.

Denktaş, Kıbrıs’ta görüşmeciyi değiştirecek bir iradenin ortaya çıkmadığını Türkiye yetkililerinin de anlaması gerektiğinin vurgulayarak, “Görüşmeci Cumhurbaşkanı Denktaş, kendi danışmanlarından memnun mudur değil midir; değişmek ister mi, devam etmek ister mi, bu kendi bileceği iştir ve hükümet kurma çalışmalarının konusu hiç olamaz” diye konuştu.

MAP Genel Başkanı Ali Rıza Görün de partisinin bu görüşe katıldığını bildirdi

HALKIN SESI 22/12/2003

Hedef, 28 Mart’ta referandum

Güneyde yayımlanan yüksek tirajlı gazetelerden POLİTİS, yeni tur müzakerelerin

yakında ilan edileceğini yazdı. Politis'in manşeti: ‘Lahey Tipi' Sahne .

Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler. Hedef, 28 Mart'ta Referandumların Yapılması. Federal Seçimler En Geç 25 Nisan'da...

SİMERİNİ’ye göre ise Erdoğan “Dayton Tipi’ önerdi... 1-Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı bir dörtlü konferans çağrılması, 2-Bu prosedürün Dayton modeline dayandırılması ve müdahil tarafların, sorunun halledilmesine kadar müzakere masasından kalkmamaları, 3- BM'nin, İngiltere'nin ve ABD'nin prosedür dışında tutulması.

“Annan özellikle, 1 Mayıs 2004’ten önce bir takım hareketlilikler olması gerektiğine inanıyor. Yeter ki taraflardan, peşinen (prosedür veya kendisinin?) mahkûm edilmeyeceği yolunda bazı taahhütler verilsin”

Güneyde yayımlanan yüksek tirajlı gazetelerden POLİTİS, yeni tur müzakerelerin yakında ilan edileceğini söyledi. Politis’in manşeti: ‘Lahey Tipi’ Sahne –Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler –Hedef, 28 Mart’ta Referandumların Yapılması –Federal Seçimler En Geç 25 Nisan’da”


Amerikalıların, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için BM tarafından ortaya konulan ön şartların yeniden düzenlenmesi ve bu konuda dogmatik yaklaşımlar ve tanrı buyruğu olmaması gerektiğine inandıkları bildirildi

FİLELEFTHEROS “ABD Annan Şartlarına El Veriyor –Kuzey Bölgelerinde Yeni ‘Seçim’ Olasılığı Herkesi Korkutuyor –Weston Referanduma İşaret Ediyor” başlığıyla yayımladığı haberinde, Amerikalıların, Annan’ın ortaya koyduğu şartlara değişmez ayet gözüyle bakılmaması gerektiği mantıklarının, müzakerelere oturmaya hazır olduğunu ve devamında BM Genel Sekreteri’nin davetine olumlu yanıt vereceğini açıklayabilecek olan Türk tarafının işini kolaylaştırdığını yazdı.

Gazete, Lahey başarısızlığının yaşandığı geçen Mart ayından beri, ortaya koyduğu şartlarında ısrarcı olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kıbrıs sorununa bir şans daha verme olasılığını reddetmiyor göründüğünü yazdı, şöyle devam etti:

“Annan özellikle, 1 Mayıs 2004’ten önce bir takım hareketlilikler olması gerektiğine inanıyor. Yeter ki taraflardan, peşinen (prosedür veya kendisinin?) mahkûm edilmeyeceği yolunda bazı taahhütler verilsin. Geçtiğimiz günlerde Güvenlik Konseyi’nde yaşanan perde gerisinden ortaya çıktığı üzere Amerikalılar, müzakerelerin Ocak ayında yeniden başlaması çabalarının güçlendirilmesinde ısrarlıdırlar. Ancak geçen Pazar günü yapılan seçimlerden çıkan sonuç nedeniyle Kuzey bölgelerinde meydana gelen durum, yeni ‘seçimlere’ gidilmesi olasılığından korkan arabulucuların başını ağrıtıyor. Böyle bir şey sahneyi ve planlarını tamamen alt üst edecek.

Bu arada, Türk Dışişleri Bakanı’yla temaslarda bulunmak üzere cuma gününden beri Ankara’da bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, bir hareket çerçevesi ortaya koydu. Weston; ABD’nin, müzakerelerin en kısa zamanda yeniden başlaması gerektiği şeklindeki arzusunun sürdüğünü belirterek, tarafların, itirazlarını ortaya koyabileceklerine ve referanduma gidebileceklerine işaret etti. Weston, bütün bu adımların her şeyden önce Annan planıyla başlaması gerektiğini söyledi, ancak her iki tarafın da bu konuda sorunları olmasını ‘doğal’ diye niteledi.

Geçen pazar günü yapılan seçimlerden sonra, Kuzey bölgelerinde oluşan durumu da yorumlayan Weston, seçimlerin sandalyelerin eşit paylaşımı sonucunu gündeme getireceğini kimsenin beklemediğini, sahte hükümetin kurulamaması durumunda yeni seçimler yapılması gerekeceğini anlattı.”

28 Mart’ta referandum, 25 Nisan’da seçimler

POLİTİS, “Yeni Tur Müzakereler Yakında İlan Ediliyor –‘Lahey Tipi’ Sahne –Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler –Hedef, 28 Mart’ta Referandumların Yapılması –Federal Seçimler En Geç 25 Nisan’da” başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un BM Genel Sekreteri’ni, Annan planı temelindeki inisiyatifini yeniden üstlenmeye çağırdığını, ancak müzakerelerin sonucunun ne olacağından bağımsız olarak referanduma gitmeyi peşinen kabul etmeye niyetli olmadığını yazdı.

Gazete, beklenmekte olan Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık aşamasına tamamen dahil olan bir diplomatik kaynağın, Genel Sekreter’in Lahey’de şekillenen sahneye dayanan bu şartının, yeni boğucu şartlar içinde ciddi bir engele neden olabileceğini, Rum tarafının korunmak zorunda olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre 1 Mayıs’tan önce çözüm talep edilmesi durumunda, Lahey öncesi döneme benzerliğini koruyan yeni boğucu takvim şunları içeriyor: 1-Ocak ve Şubat aylarında, en kötü ihtimalle iki hafta kadar mart ayına sarkacak özlü müzakereler; 2-Mart ayı başlarından itibaren, 28 Mart Pazar günü yapılacak referandumlar için kampanya başlaması; 3-Geçici organların belirlenmesi amacıyla en geç 25 Nisan’da! federasyon seçimleri...”

POLİTİS başka bir haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, “Türklerin sorumluluğun paylaşılması oyununu oynamalarına izin vermemek ve Türkiye konusunda (Kıbrıs meselesinde bumerang haline gelmemesi için) AB’ta oluşan ortamı doğru hesaplama konusunda pek çok nedeni bulunduğunu” savundu.

Avrupalı kaynakların, Avrupa Anayasası konusunda hükümetler arası toplantıda yaşanan başarısızlıktan sonra Türkiye’yle ilgili olasılığın azaldığını, ancak bunun önümüzdeki aralık ayında Türkiye’yle çatışma arzu edecekleri anlamına gelmediğini söylediklerini yazan gazete, zaman geçtikçe ve hükümetler arası konferansın çıkmazda olmaya devam ettiği sürece bu kompozisyonun, Kıbrıs sorunu için patlayıcı bir harman yarattığını belirtti.

POLİTİS, edinilen bilgilerin ise İrlanda dönem başkanlığının son hükümetler arası toplantıda ortaya çıkan delikleri kapatmasının kolay olmayacağı ve bunun, Avrupa seçimlerinden sonra Hollanda dönem başkanlığına kalacağı yolunda olduğunu, “bu tür kritik denge şartları altında ve Avrupalıların Türkiye’ye verecek şekerleme aradıkları anda Kıbrıs sorununun önemsiz bir konu olarak çirkin şekilde sahne alabileceğini” yazdı.

Simerini’ye göre Erdoğan


‘Dayton tipi’ öneriyor!

Güney’de yayımlanan SİMERİNİ gazetesi, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a, Kıbrıs sorununun çözümü için Dayton tipi bir prosedür önerdiğini “Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın 3 Aralık 2003 tarihli gizli belgesi”ne dayanarak bildirdi.

Gazete, “Erdoğan: Dayton... Sonuna Kadar –Kıbrıs Sorununa İlişkin Tezler İçeren Gizli Belgeyi Açıklıyoruz” başlıklı haberinde söz konusu belgede yer alanlarla ilgili şunları yazdı:

“Bu belgede Türk Başbakanı ile Yunanistan Maliye Bakanı Nikos Hristodulakis’in Ankara’da gerçekleşen konuşması kaydediliyor. Erdoğan şunları öneriyor:

1-Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı bir dörtlü konferans çağrılması,

2-Bu prosedürün Dayton modeline dayandırılması ve müdahil tarafların, sorunun halledilmesine kadar müzakere masasından kalkmamaları,

3- BM’nin, İngiltere’nin ve ABD’nin prosedür dışında tutulması

Başbakan Kostas Simitis’in daha önce ve Maliye Bakanı Hristodulakis’in Erdoğan’la görüşmesi sırasında buna verdikleri yanıt olumsuzdu. Özellikle Yunan Maliye Bakanı Türk muhatabına, Annan planını kastederek çözüme taşıyacak araç bulunduğunu söyledi.

Elen diplomasisi, Türk Başbakanı’nın Kıbrıs sorununa ilişkin söylediklerini yersiz ve çoğu zaman çelişkili buluyor.

Yunan Dışişleri Bakanlığı’na göre bu açıklamaların niteliği, Erdoğan’ın Kıbrıs sorunuyla detaylı şekilde ilgilenmemesi ve bunun ağırlığının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün omuzlarına kalmış olmasından dolayıdır. Bunun ötesinde Erdoğan, önceki gün yaptığı açıklamada, ülkesinin, sahte devletin tanınmasını başarmak hedefiyle Annan planını müzakere edeceği olasılığını açık bıraktı.

Elbette ki, aralarında Denktaş’la anlaşmazlığının da bulunduğu her şey, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan toplantıda görüşülecek.”

YENIDUZEN 22/12/2003

TİTİNA LOİZİDU gündemden düşmüyor!

FİLELEFTHEROS’un POLİTİKİ eki, Rum Yönetimi’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi Nikos Emiliu’nun Titina Loizidu davası konusunda bu gazeteye açıklamalarına yer verdi.

Gazeteye göre tüm perde gerisi olayları ve üçüncü ülkelerin metotlamalarını ve müzakere baskılarını yaşayan Emiliu şu görüşleri savundu:

“Avrupa Konseyi’nin çalışma kurallarının öngördüğü şekilde mülkiyet konusu önümüzdeki aylarda ele alınacak. Loizidu konusu Kıbrıs sorununu da etkiliyor. Tabii 1996’daki mahkeme kararları -ki bu kararlar 4. hükümet başvurusunda da teyit edildi- Kıbrıs sorununun mülkiyet konusunu da hükme bağlamalıdır. Bu karar son zamanlarda Dimalis ve Mihailidi ve Timviu konularında da teyit edildi. Dolayısıyla mülkiyetle ilgili büyük konunun nasıl göğüsleneceği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bellidir. Ne var ki Ankara ve Denktaş’ın görüşleri ise bu görüşten çok uzaktır.”

Emiliu, Loizidu konusunda hiçbir Türk hedefinin başarılmadığını da iddia etti.

Bu arada HARAVGİ Titina Loizidu’yla yapılan bir söyleşiye yer verdi. Loizidu, “Kıbrıs Türk yönetimi altındaki bir Girne’de yaşayabileceğini” söyledi.

Loizidu, “Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk ilişkileri üzerine yatırım yapmak isterim. Kıbrıs’ı yeniden imar edebileceğimize inanıyorum. Yaraların sarılması, birlikte yaşam ve birleşme yönünde katkının olmasını istiyorum” şeklinde de konuştu.

Loizidu, Girne’deki evinin 180 yıldan beri ayakta durduğunu ve AİHM’in tüm kararları yerine getirildikten sonra evine döneceğini de belirtti.

YENIDUZEN 22/12/2003

Erdoğan’dan geri adım yok!

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile ne zaman görüşeceği konusunun TC Dışişleri Bakanlığı’nda ele alınacağını bildirdi.

A.A’nın haberine göre TC Başbakanı Erdoğan, bu açıklamayı Özbekistan dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda yaptı.

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Denktaş ile görüşeceğinizi açıkladınız. Bu görüşmenizde Denktaş'a danışmanlarını değiştirme ve ılımlı politika izlemesi konusunda talebeniz olacak mı?'' sorusuna,

''Özbekistan'ı konuşuyoruz, oradan gerekli mesajları verdim. Görüşmeleri yaptıktan sonra da yine sizlere gerekli mesajları veririm'' yanıtını verdi.

Erdoğan, ''Ben sizlerden şimdi Özbekistan ile ilgili sorularınız varsa bu soruları sormanızı istiyorum. Bunları ben de cevaplarsam vatandaşımız, milletimiz şu anda ne oldu ne bitti bunu bekliyorlar.

Bunlara şöyle bir cevap vermiş oluruz. Gündem farklı yere kaymasın. Yıldızların kaydığı gibi'' dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile ne zaman görüşeceğinin sorulması üzerine ise Erdoğan, ''Az önce cevabını verdim. Şu anda Dışişlerimizle bu konularla ilgili görüşmelerimizi yapalım. Ondan sonra sizleri haberdar ederiz'' diye konuştu.

YENIDUZEN 22/12/2003

Dayton benzeri çözüm önerisi

BOSNA'DA BAŞARILI OLMUŞTU... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan'a, Kıbrıs sorununun çözümü için, Bosna'da barışı sağlayan Dayton Anlaşması benzeri bir prosedür önerdiği iddia edildi

GİZLİ BELGE... Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesi, "Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın 3 Aralık 2003 tarihli gizli belgesi"ne dayanarak verdiği haberde, Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs sorununun çözülmesine ilişkin tezlerini, Yunanistan Maliye Bakanı Nikos Hristodulakis aracılığıyla ilettiğini savundu

l ÖNERİ, ÜÇ MADDEDEN OLUŞUYOR... Başbakan Erdoğan'ın önerisinin üç maddeden oluştuğu bildirildi. Erdoğan öneride, Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye ve Yunanistan ile Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı dörtlü bir konferansın toplanmasını, bu prosedürün Dayton modeline dayandırılmasını ve müdahil tarafların sorun halledilinceye kadar müzakere masasından kalkmamalarını istedi

l BM, İNGİLTERE VE ABD DEVRE DIŞI KALSIN... Başbakan Erdoğan'ın, BM, İngiltere ve ABD'nin bu prosedürün dışında tutulmasını da önerdiği ve Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Maliye Bakanı Hristodulakis'in bu öneriye olumsuz yanıt verdiği iddia edildi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan'a, Kıbrıs sorununun çözümü için, Bosna'da barışı sağlayan Dayton Anlaşması benzeri bir prosedür önerdiği iddia edildi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesi, "Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın 3 Aralık 2003 tarihli gizli belgesi"ne dayanarak verdiği haberde, Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs sorununun çözülmesine ilişkin tezlerini, Yunanistan Maliye Bakanı Nikos Hristodulakis aracılığıyla ilettiğini savundu.

Simerini gazetesine göre, Başbakan Erdoğan, üç maddeden oluşan önerisinde, Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye ve Yunanistan ile Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı dörtlü bir konferansın toplanmasını, bu prosedürün Dayton modeline dayandırılmasını ve müdahil tarafların sorun halledilinceye kadar müzakere masasından kalkmamalarını istedi.

Habere göre, Başbakan Erdoğan, BM, İngiltere ve ABD'nin bu prosedürün dışında tutulmasını da öneriyor.

Gazete, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Maliye Bakanı Hristodulakis'in bu öneriye olumsuz yanıt verdiğini yazdı. Gazete, "Elen diplomasisi, Türk başbakanının Kıbrıs sorununa ilişkin söylediklerini yersiz ve çoğu zaman çelişkili buluyor" yorumunu yaptı.

Gazetenin yazdıkları

Simerini, "Erdoğan: Dayton... Sonuna Kadar -Kıbrıs Sorununa İlişkin Tezler İçeren Gizli Belgeyi Açıklıyoruz" başlıklı haberinde söz konusu belgede yer alanlarla ilgili şunları yazdı:

"Bu belgede Türk başbakanı ile Yunanistan Maliye Bakanı Nikos Hristodulakis'in Ankara'da gerçekleşen konuşması kaydediliyor. Erdoğan şunları öneriyor:

1-Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı bir dörtlü konferans çağrılması,

2-Bu prosedürün Dayton modeline dayandırılması ve müdahil tarafların, sorunun halledilmesine kadar müzakere masasından kalkmamaları,

3- BM'nin, İngiltere'nin ve ABD'nin prosedür dışında tutulması

Başbakan Kostas Simitis'in daha önce ve Maliye Bakanı Hristodulakis'in Erdoğan'la görüşmesi sırasında buna verdikleri yanıt olumsuzdu. Özellikle Yunan maliye bakanı Türk muhatabına, Annan Planı'nı kastederek çözüme taşıyacak araç bulunduğunu söyledi.

Elen diplomasisi, Türk başbakanının Kıbrıs sorununa ilişkin söylediklerini yersiz ve çoğu zaman çelişkili buluyor.

Yunan Dışişleri Bakanlığı'na göre bu açıklamaların niteliği, Erdoğan'ın Kıbrıs sorunuyla detaylı şekilde ilgilenmemesi ve bunun ağırlığının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün omuzlarına kalmış olmasından dolayıdır. Bunun ötesinde Erdoğan, önceki gün yaptığı açıklamada, ülkesinin, sahte devletin tanınmasını başarmak hedefiyle Annan Planı'nı müzakere edeceği olasılığını açık bıraktı.

Elbette ki, aralarında Denktaş'la anlaşmazlığının da bulunduğu her şey, cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan toplantıda görüşülecek."

Amerikalı diplomat Richard Holbrooke'un mimarı olduğu Bosna barış anlaşması, 1996 yılında ABD'nin Dayton kentinde sağlanmıştı.

Rum basınına göre, Türkiye taktik değiştiriyor

Rum basını, Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki taktiğinde; gerek KKTC'nin ve Kıbrıs'ta iki devlet olduğunun tanınmasına, gerek Avrupa isteklerine hizmet edecek şekilde değişikliğe yöneldiği yorumunda bulundu.

Haravgi gazetesi "Ankara Taktik Değiştiriyor - İletişim Karakterli Hareketler Metotluyor ve Büyük Pazarlıkları 2004 Sonuna İtiyor - İki Devlet Hedefine Hizmet Edecek Özlü Değişiklikler Talep Ederek Annan Planı'nı Müzakereye Yöneliyor" başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Ankara'da, Türkiye'nin yukarıda kaydedilen hedefleri çerçevesinde, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin bundan böyle KKTC'yle işbirliği içinde takınacağı tavra ilişkin çalışmaların gelişme halinde bulunduğunu yazdı.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Türk hükümeti saflarında zemin kazanmakta olan görüşün, Kıbrıs sorunundaki Türk planlarının bir yana itilmesi ve temel tezlerinin zaruri değişiklikler olarak, müzakerelere zemin kabul edilebilecek olan Annan Planı'na konulmasının daha iyi olacağı şeklinde olduğunu yazdı.

Gazeteye göre TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamaları diplomatik çevreler tarafından; "Türk tarafının taktiğinde, özde Ankara politikasında değişiklik olmadan, daha çok iletişim karakteri taşıyacak ve muhtemelen, güven yaratıcı önlemler düzeyinde bir takım başka açıklamaların eşlik edeceği bir değişikliğin ilk sinyalleri" olarak yorumlandı. Gazete "bu yaklaşımla, 1 Mayıs 2004 öncesinde çözümü gündeme getirmeyecek Kıbrıs müzakerelerin yeniden başlayacağı ve Ankara'nın, Kıbrıs sorununa çözüm ile 2004 yılı sonundaki Avrupa isteklerini bir birinden ayırmak suretiyle 'oyun' yapacak durumda olacağı değerlendirmesinde bulunulduğunu" yazdı ve şöyle devam etti:

"Bu yaklaşım Amerika'nın da anlayışı çerçevesindedir. Çünkü ABD yetkilileri, başka planlar sunulmasını kesin dille reddederek Ankara'dan, Annan Planı'na dair görüş, tutum ve öneriler istemişti. Ankara'nın ve sahte devletin izleyeceği taktiğin önümüzdeki hafta gerçekleşecek bir dizi toplantıyla büyük ölçüde netleşmesi bekleniyor. Ancak kısmi değişikliklerden ve sözlü zıtlaşmalardan bağımsız olarak bütün göstergeler Türkiye'nin, ana hedefi, yani sahte devletin, Kıbrıs'ta iki devlet varlığının ve gevşek konfederasyonun tanınması hedefi üzerinde ısrar ettiğini belgeliyor.

Şu anda Kıbrıs sorunu, daha çok iç politikayla alakalı olarak Türkiye'yi de bölüyor. Çünkü muhalif partiler, derin devlet ve istila başbakanı Bülent Ecevit Denktaş'a tam destek beyan ediyor ve başbakan Erdoğan'ın demeç ve yaklaşımlarını eleştiriyor. Kıbrıs sorunundaki taktik ve politika, işgal bölgelerindeki sahte hükümetin kurulması -ki halen bütün senaryolar açıktır- çalışmalarıyla da tamamen bağlantılıdır."

KIBRIS 22/12/2003

ABD:Annan şartlarına değişmez ayet gözüyle bakılmasın

Amerikalıların, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için BM tarafından ortaya konulan ön şartların yeniden düzenlenmesi ve bu konuda dogmatik yaklaşımlar ve tanrı buyruğu olmaması gerektiğine inandıkları bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, "ABD Annan Şartlarına El Veriyor -İşgal Bölgelerinde Yeni 'Seçim' Olasılığı Herkesi Korkutuyor -Weston Referanduma İşaret Ediyor" başlığıyla yayımladığı haberinde, Amerikalıların, Annan'ın ortaya koyduğu şartlara değişmez ayet gözüyle bakılmaması gerektiği mantıklarının, müzakerelere oturmaya hazır olduğunu ve devamında BM genel sekreterinin davetine olumlu yanıt vereceğini açıklayabilecek olan Türk tarafının işini kolaylaştırdığını yazdı.

Gazete, Lahey başarısızlığının yaşandığı geçen mart ayından beri, ortaya koyduğu şartlarında ısrarcı olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs sorununa bir şans daha verme olasılığını reddetmiyor göründüğünü yazdı, şöyle devam etti:

"Annan özellikle, 1 Mayıs 2004'ten önce bir takım hareketlilikler olması gerektiğine inanıyor. Yeter ki taraflardan, peşinen (prosedür veya kendisinin?) mahkûm edilmeyeceği yolunda bazı taahhütler verilsin. Geçtiğimiz günlerde Güvenlik Konseyi'nde yaşanan perde gerisinden ortaya çıktığı üzere Amerikalılar, müzakerelerin ocak ayında yeniden başlaması çabalarının güçlendirilmesinde ısrarlıdırlar. Ancak geçen pazar günü yapılan seçimlerden çıkan sonuç nedeniyle işgal bölgelerinde meydana gelen durum, yeni 'seçimlere' gidilmesi olasılığından korkan arabulucuların başını ağrıtıyor. Böyle bir şey sahneyi ve planlarını tamamen alt üst edecek.

Bu arada, Türk dışişleri bakanıyla temaslarda bulunmak üzere cuma gününden beri Ankara'da bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, bir hareket çerçevesi ortaya koydu. Weston; ABD'nin, müzakerelerin en kısa zamanda yeniden başlaması gerektiği şeklindeki arzusunun sürdüğünü belirterek, tarafların, itirazlarını ortaya koyabileceklerine ve referanduma gidebileceklerine işaret etti. Weston, bütün bu adımların her şeyden önce Annan Planı'yla başlaması gerektiğini söyledi, ancak her iki tarafın da bu konuda sorunları olmasını 'doğal' diye niteledi.

Geçen pazar günü yapılan seçimlerden sonra, işgal bölgelerinde oluşan durumu da yorumlayan Weston, seçimlerin sandalyelerin eşit paylaşımı sonucunu gündeme getireceğini kimsenin beklemediğini, sahte hükümetin kurulamaması durumunda yeni seçimler yapılması gerekeceğini anlattı."

Politis gazetesi, "Yeni Tur Müzakereler Yakında İlan Ediliyor -'Lahey Tipi' Sahne -Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler -Hedef, 28 Mart'ta Referandumların Yapılması -Federal Seçimler En Geç 25 Nisan'da" başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM genel sekreterini, Annan Planı temelindeki inisiyatifini yeniden üstlenmeye çağırdığını, ancak müzakerelerin sonucunun ne olacağından bağımsız olarak referanduma gitmeyi peşinen kabul etmeye niyetli olmadığını yazdı.

Gazete, beklenmekte olan Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık aşamasına tamamen dahil olan bir diplomatik kaynağın, Genel sekreterin Lahey'de şekillenen sahneye dayanan bu şartının, yeni boğucu şartlar içinde ciddi bir engele neden olabileceğini, Rum tarafının korunmak zorunda olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre 1 Mayıs'tan önce çözüm talep edilmesi durumunda, Lahey öncesi döneme benzerliğini koruyan yeni boğucu takvim şunları içeriyor: 1-Ocak ve şubat aylarında, en kötü ihtimalle iki hafta kadar mart ayına sarkacak özlü müzakereler; 2-Mart ayı başlarından itibaren, 28 Mart Pazar günü yapılacak referandumlar için kampanya başlaması; 3-Geçici organların belirlenmesi amacıyla en geç 25 Nisan'da federasyon seçimleri..."

Politis gazetesinin başka bir haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, "Türklerin sorumluluğun paylaşılması oyununu oynamalarına izin vermemek ve Türkiye konusunda (Kıbrıs meselesinde bumerang haline gelmemesi için) AB'de oluşan ortamı doğru hesaplama konusunda pek çok nedeni bulunduğunu" savundu.

Avrupalı kaynakların, Avrupa Anayasası konusunda hükümetler arası toplantıda yaşanan başarısızlıktan sonra Türkiye'yle ilgili olasılığın azaldığını, ancak bunun önümüzdeki aralık ayında Türkiye'yle çatışma arzu edecekleri anlamına gelmediğini söylediklerini yazan gazete, zaman geçtikçe ve hükümetler arası konferansın çıkmazda olmaya devam ettiği sürece bu kompozisyonun, Kıbrıs sorunu için patlayıcı bir harman yarattığını belirtti.

Politis gazetesi, edinilen bilgilerin ise İrlanda dönem başkanlığının son hükümetler arası toplantıda ortaya çıkan delikleri kapatmasının kolay olmayacağı ve bunun, Avrupa seçimlerinden sonra Hollanda dönem başkanlığına kalacağı yolunda olduğunu, "bu tür kritik denge şartları altında ve Avrupalıların Türkiye'ye verecek şekerleme aradıkları anda Kıbrıs sorununun önemsiz bir konu olarak çirkin şekilde sahne alabileceğini" yazdı.

Haravgi gazesi haberi "Thomas Weston: Annan Planı Gerçekçi Öneridir -Amerikalı Yetkili Denktaş'ın Müzakerecilik Görevinde Kalıp Kalmayacağının Türk Tarafını İlgilendirdiğini Söylüyor" başlığıyla, Alithia gazetesi ise "Weston Ankara'ya: Planları Değiştirin -Annan Planı Kıbrıs Sorunu İçin Tek Gerçekçi Öneridir" başlığıyla manşetten yansıttı.

KIBRIS 22/12/2003

Hedef "barış hükümeti"

BARIŞA KATKI SAĞLAYACAK HÜKÜMET... CTP-BG'nin seçim kampanyasına katkı koyanlara verdiği kokteylde konuşan CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, partisinin seçimden birinci parti olarak çıktığına işaret ederek, "hükümeti kurmaya talibiz" dedi. Talat, 1 Mayıs 2004'e kadar, Annan Planı temelinde barışın sağlanmasına katkı koyacak bir "Barış Hükümeti" kurmayı hedeflediklerini vurguladı

TEMEL, HEDEF ÇÖZÜM... Talat: Kıbrıs Türk halkı iradesini çözüm ve AB yönünde ortaya koymuştur. Bu bağlamda çözüme ulaşabilmek için Annan Planı zemininde görüşmelere derhal başlanması ve Mayıs 2004'e kadar bir çözüme ulaşılması temel hedefi ile hareket edecek bir hükümet oluşturmak boynumuzun borcudur"

ART NİYETLİ GİRİŞİMLERE GEÇİT YOK... Hükümet senaryoları ile ilgili ortaya atılan gelişigüzel iddialara da cevap veren Talat, "Takvimi belli, ulaşılacak hedefi belli bir süreç bizi beklemektedir. Göz boyama amacıyla değil, doğrudan sonuca ulaşma hedefiyle hareket edecek hükümetimiz herhangi bir şekilde art niyetli ve çözüme geciktirme amaçlı manipülasyonlara geçit vermeyecektir" dedi

YENİ KIBRIS'A ULAŞMAK İÇİN... "Kıbrıs Türk halkının hasret kaldığı dünyayla bütünleşme süreci, bizden kaynaklanmayan nedenlerle çözüme ulaşamasa bile, ilerleme kaydedecek ve Kıbrıs Türkü, izolasyondan kurtulma yolunda ilerleyecektir. Bu da Rum tarafını baskı altına alıp, çözüm konusunda istekliliğini artırma anlamında uluslararası ilgiyi artıracaktır. Sonuç, çözüm ve sadece Rumların değil, Kıbrıslı Türklerin de AB üyesi olacağı yeni Kıbrıs'a ulaşmaktır"

Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, hükümeti kurmaya talip olduklarını ve 1 Mayıs 2004'e kadar, Annan Planı temelinde barışın sağlanmasına katkı koyacak bir "Barış Hükümeti" kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Çözümü geciktirecek art niyetli girişimlere geçit vermeyeceklerini belirten Talat, "göz boyama hükümeti değil, doğrudan çözüm hükümeti" ısrarında olduklarını belirtti.

Halkın çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu söyleyen Talat, Annan Planı temelinde görüşmelere derhal başlanması ve 1 Mayıs 2004'e kadar çözüme ulaşılması hedefini başaracak bir hükümet kurulmasının "CTP- Birleşik Güçler'in boynunun borcu" olduğunu vurguladı.

14 Aralık genel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CTP-BG, önceki akşam verdiği kokteyl ile seçim kampanyasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Lefkoşa Fuar Gazinosu Düğün Salonu'nda yoğun bir katılımla gerçekleşen kokteylde konuşan CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, partisinin seçimden birinci parti olarak çıktığını, hükümeti kurmaya talip olduklarını ve 1 Mayıs 2004'e kadar Annan Planı temelinde bir barışın sağlanmasına katkı koyacak bir "Barış Hükümeti" kurmayı hedeflediklerini belirtti.

Seçimlerin, sanıldığı gibi medya aracılığı ile kazanılmadığına işaret eden Talat, "Partimiz CTP-BG, belki de medyada bazı partilere göre daha az yer almıştır. Buna rağmen partimiz seçimi, gençlerimiz, kadınlarımız, ev ev gezip bildiri dağıtan, inatla pankart açıp, bayrak sallayan sizler sayesinde kazandı" şeklinde konuştu.

Talat, başarının elde edilmesinde katkısı olanlara teşekkür etti. Hükümet senaryoları ile ilgili ortaya atılan gelişigüzel iddialara da cevap veren Talat, "çözüm hedefinde olmayan bir hükümet" içerisinde olmayacaklarını belirterek, izlenecek takvimin belli olduğunu, vatandaşın da bu yönde oy verdiğini söyledi.

Talat şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk halkı iradesini çözüm ve AB yönünde ortaya koymuştur. Bu bağlamda çözüme ulaşabilmek için Annan Planı zemininde görüşmelere derhal başlanması, ve Mayıs 2004'e kadar bir çözüme ulaşılması temel hedefi ile hareket edecek bir hükümet oluşturmak boynumuzun borcudur.

Bu amaçla Türkiye'nin AB sürecini de göz önüne alarak uyumu ve işbirliğini sağlamak başarı şansımızı büyük ölçüde artıracaktır.

Bizden kaynaklanmayan nedenlerle çözüm sürecinde bir aksama oluşursa bunu dengelemek ve olası zararları göğüslemek Kıbrıslı Türklerden çok çözümü engelleyenlere ait olacaktır. Böylece Kıbrıs Türk halkının hasret kaldığı dünyayla bütünleşme süreci bizden kaynaklanmayan nedenlerle çözüme ulaşamasak bile, ilerleme kaydedecek ve Kıbrıs Türkü izolasyondan kurtulma yolunda ilerleyecektir.

Bu da Rum tarafını baskı altına alıp, çözüm konusunda istekliliğini artırma anlamında uluslararası ilgiyi artıracaktır. Sonuç, çözüm ve sadece Rumların değil, Kıbrıslı Türklerin de AB üyesi olacağı yeni Kıbrıs'a ulaşmaktır.

Takvimi belli, ulaşılacak hedefi belli bir süreç bizi beklemektedir. Göz boyama amacıyla değil, doğrudan sonuca ulaşma hedefiyle hareket edecek hükümetimiz herhangi bir şekilde art niyetli ve çözüme geciktirme amaçlı manüpülasyonlara geçit vermeyecektir.

Derya: Birlikte başardık

Kokteyle ev sahipliği yapan CTP-BG Lefkoşa İlçe Başkanı Ahmet Derya ise yaptığı konuşmada, hiç tanımadığı gençler ve kadınların kendisine gelerek görev talep ettiklerini ve üstlendikleri görevleri başarı ile yerine getirdiklerini vurguladı.

Derya şöyle konuştu: "Birlikte başardık... Sabahları birlikte pankart açtık, öğlenleri iş yerlerinde, devlet dairelerinde, akşamları köy kahvehanelerinde halkımızla birlikte olduk. Bazen CTP-BG milletvekili adaylarına fazla yüklendiğimizi de düşündüm. Özellikle gençliğe, kadınlarımıza, genç kızlarımıza, ak saçlılarımıza ve saçsızlarımıza; bildiri dağıtan, pankart tutan ve bayrak sallayanlara teşekkür ederim..."

Derya, ülkemize barışı getirene kadar mücadelenin devam edeceğini de vurguladı.

Kokteylde, CTP-BG Lefkoşa milletvekili adayları da çağrılarak tümüne birer hatıra armağanı verilerek teşekkür edildi.

KIBRIS 22/12/2003

Ankara planda değişiklik istiyor

Türkiye, bir yandan Annan Planı’na yönelik değişiklik önerilerini somutlaştırırken, diğer yandan da müzakere sürecine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

Ankara
NTV-MSNBC

23 Aralık 2003— Türkiye, Kıbrıs görüşmelerini Annan planı zemininde yürütmek kararında. Ancak planda yeni revizyonlar öngörülüyor. Başlıca müzakere konuları; Türkiye’nin garantörlüğü, göçmen geçişlerine sınırlama, iki bölgeliliği güçlendirmesi.

Ankara, Kıbrıs pazarlığında öncelikle Türk ve Rum tarafının görüşme sürecinin nasıl işleyeceğinin belirlenmesini istiyor.
Edinilen bilgilere göre, Türk tarafı ilk aşamada kabul edilen unsurların taraflarca parafe edilmesini, ardından da müzakere edilecek çekinceli unsurların bir liste halinde saptanmasını istiyor.
Ankara, görüşmeler için BM Genel Sekreteri Annan Başkanlığı’nda bir müzakere takvimi oluşturulmasını da öngörüyor. Müzakerelerin hedefi ise 1 Mayıs tarihine kadar en azından çözüm içi
n bir çerçeve anlaşmaya ulaşılması olacak.

ANKARA’NIN PLANA OLAN İTİRAZLARI
Denktaş’ın itirazları da gözönünde bulundurularak Annan Planı temelinde oluşturulan Ankara planı esas itibariyle şu unsurları içeriyor:
*Türkiye’nin garantörlüğü korunuyor
*Türkiye’nin Londra ve Zürih anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük konumu korunuyor
*Göçmenlerin geçişleri sınırlanıyor

GÖÇE SINIRLAMA
Türkiye, iki taraf arasındaki karşılıklı göçün mutlaka sınırlarındırılmasını istiyor. Değişiklik önerisinde, ilk aşamada bir taraftan diğer tarafa geçişte, göçenlerin sayısının, diğer tarafın nüfusunun yüzde 15’ni aşmaması öngörülüyor.

İKİ BÖLGELİLİK KAVRAMI GÜÇLENDİRİLMELİ
Türk tarafı, iki bölgelilik kavramının güçlendirilmesini de istiyor. Bu amacın gerçekleşmesi için göçmen konusundaki görüşlerin hayata geçmesi de büyük önem taşıyor.

“ANNAN PLANI’NDAKİ SINIRLAR REVİZE EDİLMELİ”
Türk tarafı, Annan Planı’ndaki sınırın da revize edilmesini istiyor. Edinilen bilgilere göre, sözkonusu planda sınır bölgesinde bir Türk köyünden diğerine geçiş için zaman zaman Rum topraklarından geçilmesi gerektiğine dikkat çekilerek, “daha düz” bir sınır öngörülüyor.
Türk tarafı, sınır oluşturulurken doğal kaynakların paylaşamında adilane davranılmasını, haksız rekabete yolaçılmamasını istiyor.

Einilen bilgilere göre, Ankara’nın önerileri üzerinde önümüzdeki günlerde yapılacak zirvelerde tam bir mutabakata varılırsa BM Genel Sekreteri’ne Ocak ayı ortasında müzakere çağrısı yapılacak.
NTV’ye bilgi veren kaynaklar Annan’a çağrı yapılabilmesi için KKTC’de hükümet kurulmasının şart olduğuna da dikkat çekiyorlar.

Denktaş mücadeleye Ankara’dan başladı

Bunca yıllık siyasi tecrübesine rağmen Denktaş son dönemde Ankara’yı doğru okuyamıyor. Ankara’nın Annan Planı’nı çoktan müzakere zemini olarak kabul ettiğini, Louzidu Davası’nda verilen büyük taviz bile Denktaş’a anlatmaya yetmedi.

Ankara
NTV-MSNBC

23 Aralık 2003— Denktaş Ankara’daki siyasi dengelere güveniyor, Cumhurbaşkanı ve askerlerin Hükümet üzerinde baskı yapacağını düşünüyor. Hükümet ise Annan Planı bazlı yeni planı, “devlet politikası” haline getirmeye çalışıyor.

Denktaş’la Ankara Hükümeti arasında öteden beri süregelen görüş farklılığı, Kıbrıs seçimleri öncesinde sümenaltı edilmişti. AKP Hükümeti’nin Kıbrıs’taki muhalefet hareketinin gözükaralığından ürkerek iktidara verdiği destek, sanki ‘bu görüş ayrılıkları giderilmiş’ izlenimi doğurmuştu.
Ancak seçimden sonra yaşananlar görüş ayrılıklarının derinleşerek sürdüğünü ortaya koydu. Karşılıklı sert demeçler iplerin kopmaya doğru gittiğini, Denktaş’ın Ankara’yı artık okuyamadığını, şifreleri çözemediğini de meydana çıkardı.
AKP Hükümeti
çok uzun zamandan beri Annan Planı’nın ölmediğini, yeni müzakerelere zemin oluşturabileceğini kabul ediyor ve bunu resmi söylemlerle açıklıyor. Ama Denktaş ne hikmetse bunu bir türlü görmüyor, görse de yok saymayı tercih ediyor.
Oysa Ankara bu konuda çok c
iddi somut adımlar da atıyor. Hükümet, üzerine kalan uzlaşmaz imajından kurtulmak için, en temel tezlerinden birinden vazgeçip Louzidu davasında tazminat bile ödedi.
Ama bu adım bile Denktaş’a Ankara Hükümeti’nin kararlılığını anlatmaya yetmedi.
Hal böyl
eyken Başbakan Erdoğan’ın seçimin hemen akabinde yaptığı Annan Planı üzerinden müzakerelere başlanabileceği açıklamalarının Denktaş üzerinde etkili olması da beklenemezdi.

DENKTAŞ’A GÖRE AKP, ANKARA DEĞİL
Pekii Denktaş’ın bu kadar anlayışsız olması mümkün mü?
Elbette hayır... Denktaş AKP Hükümeti’nin ne istediğini, ne yapmaya çalıştığını tabii ki biliyor. Bilemediği Hükümetin bunu yapma gücü olup olmadığı.
Denktaş, Ankara’daki siyasi dengelerin, denklemlerin kendi lehine çalışacağını düşünüyor. Daha açık
söylemiyle Cumhurbaşkanı ve askerler başta olmak üzere, AKP muhalifi grupların kendisinin görüşleri doğrultusunda ağırlık koyacağını varsayıyor. “Kıbrıs’ı sattırmam” söylemiyle milliyetçi ve muhafazakar kitleleri AKP’ye karşı harekete geçirebileceğini, bunun karşılığında da Hükümet’in klasik direnme politikalarına teslim olacağını hesaplıyor.

HÜKÜMET’İN KARŞI ATAĞI
Aslında bu riskin Hükümet de farkında. AKP Hükümeti’nin herhangi bir planının, “devlet görüşü” haline gelmedikçe çok zorlanacağını biliyor.
İşte bu nedenle Dışişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda hazırlanan, Annan Planı’nın üzerinde temel değişiklikler öngören 100 sayfalık yeni planı Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi görüşü haline getirmeye çalışıyor.
Öncelikle yeni planın hazırlanma sürecinde Genel
kurmay temsilcilerinin de yeraldığı belirtiliyor. Burda amaç askerlerin temel çekinceleri çerçevesinde planın hazırlanması olduğu kadar, sonrasında planı askerlerin de sahiplenmesini sağlamak.
Plan yarın Ankara’ya çağırılan ABD ve AB ülkelerinde görevli b
üyükelçilerimizle gözden geçirilecek. Planın AB ülkeleri nezdindeki kabuledilebilirliği ele alınacak.
Ama en önemli adım Perşembe ya da Cuma günü atılacak. Çankaya Köşkü’nde yapılacak dörtlü zirvede planın devlet onayı almasına çalışılacak. Cumhurbaşkanı,
Genelkurmay Başkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın katılacağı zirvede plan üzerinde son değişiklikler yapılacak.
Daha sonra bu plana Denktaş’ın ve yeni KKTC başbakanının katılacağı ikinci bir zirveyle nihai şekli verilecek. Eğer başarı sağlanırsa plan
Ankara ve Lefkoşa’nın ortak planı haline gelecek.
Burda kritik nokta Perşembe ya da Cuma günü yapılacak zirvede Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın plana “evet” demesi. Dışişleri Bakanı Gül ve kurmayları bu konuda iyimserler.
Yeni planın kolay kabul
görecek, makul bir plan olduğunu savunuyorlar.

TEMEL TEZLER
Yeni plan Annan Planı’nı temel almakla birlikte, kimi hayati değişiklikler öneriyor. Federatif yapıyı kabul eden Annan Planı’nın temel çelişkisi olarak, bu ikili yapıyı ayakta tutacak düzenlemeleri içermediği savunuluyor.
Planda yeralan göç hareketlerinin her iki tarafın da ancak asıl olarak Türk tarafının coğrafi ve demografik bütünlüğünü bozacağı, zayıflatacağı, bu nedenle de federatif yapının korunamayacağı vurgulanıyor.
Önerilen; çözüm pland
a yeralan nüfus hareketlerinin minimize edilmesi... Bugünkü mülkiyet yapısının korunması, buna karşılık zarar edenler varsa tazminat ve mal değiş tokuşuyla sorunun çözülmesi öneriliyor.
Sınır bölgelerinde belli miktarda toprak tavizini kabul eden Ankara y
eni planda Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği gerçekleşene kadar garantörlük haklarının, Ada’da bulundurulan asker sayısı dahil, korunmasını istiyor.
Ana hatlarını verdiğimiz bu yeni plan son şeklini almış değil. Yukarda da bahsettiğim gibi büyükelçilerimizin u
yarıları, Köşk’te yapılacak zirvelerde sağlanacak uzlaşmalarla, değişiklikler yapılabilir. Ancak Gül ve kurmayları bu haliyle bile planın AB ülkelerince “kabul edilebilir” bulunduğu görüşünü savunuyorlar.

DENKTAŞ İKNA OLMAZSA!...

Kritik soru şu; AKP Hüküme
ti yeni plana Köşk zirvesinde onay almasına karşın Denktaş direnirse ne olacak?
Üstelik Denktaş’ın direneceği de anlaşılıyor...
Bu noktada Kıbrıs’ta kurulacak yeni hükümet büyük önem taşıyor. Eğer Ankara’yla anlaşabilecek, örneğin Mehmet Ali Talat’ın baş
bakanlığında bir hükümet kurulursa Denktaş’ın direniş şansı kalmayacak. “Görüşmecilikten çekilirim”, “Cumhurbaşkanlığından çekilirim” gibi tehdit dolu açıklamaları da Ankara’yı etkilemeyecek.
Peki ya Kıbrıs’ta hükümet kurulamazsa ya da Denktaş’ın sözüyle h
areket edecek bir hükümet kurulursa, n’olur?
İşte o zaman Türk-Rum müzakerelerinden önce, hayli sert geçecek Ankara-Lefkoşa mücadeleleri izleriz.
Bu nedenle öncelikle dikkat edilmesi, üzerinde durulması gereken yeni plan değil, Kıbrıs’ta kurulacak yeni hü
kümet...


Ümit SEZGİN / NTV - CNBC-e Ankara Haber Müdürü

Denktaş: Cuma günü karar vereceğim

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümet kurma görevini kime vereceğine, Cuma günkü yemin töreninden sonra karar vereceğini söyledi.

Lefkoşa
NTV-MSNBC

23 Aralık 2003 — “Değişik sesler çıksa da Ankara ile aynı yoldayız diyen Denktaş, milletvekili transferi yapılmaması uyarısında da bulundu

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimde barajı aşan dört partinin liderleriyle yaptığı ikinci tur görüşmelerin ardından, hükümet kurma çalışmalarına dair bilgi verdi. Cuma günkü yemin töreninden sonra liderlerle kısa bir görüşme daha yapacağını kaydeden Denktaş, Cumartesi ya da Pazartesi günü hükümeti kurma görevini vereceğini belirtti.
Partilerin esneklik gösterme
si, durumunda dört partinin işbirliği yapabileceğini, iki büyük parti olan CTP ve UBP’nin de dıştan destek alarak bir hükümet kurabileceğini belirten Denktaş, Ankara’dan henüz davet almadığını da sözlerine ekledi.

Eroğlu: Karşılıklı tavizler verilebilir

Hükümet kurma çalışmalarının sürdüğü KKTC’de ikinci tur görüşmeler sürüyor. CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın ardından Cumhurbaşkanı Denktaş’la görüşen UBP lideri Derviş Eroğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

23 Aralık 2003 — Eroğlu, müzakerelere karşı olmadıklarını belirterek, “Hükümet kurulduktan sonra karşılıklı tavizler verilebilir” dedi

Görüşmede her türlü detayı değerlendirdeklerini belirten Eroğlu, Denktaş’ın Cuma günü yapılacak Meclis toplantısının ardından insiyatifini kullanacağını söyledi.

‘PLAN MÜZAKERE MASASINDA TARTIŞILIR’
Annan planının olduğu gibi kabul edilmesinin Kıbrıs Türk halkının menfaatleriyle örtüşmediğini savunan Eroğlu, müzakere masasında planın görüşülebileceğini söyledi. Kofi Annan’ın, planda tarafların uzlaşamadıkları boşlukları kendi insiyatifiyle doldurma fikrini “dayatma” olarak niteleyen Genel Başkan, bu öneriyi doğru bulmadığını söyledi.
UBP Genel Başkanı, partisinden Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne (CTP) transfer için göz kırpan milletvekili olmadığını da ifade ett
i.

SERDAR DENKTAŞ: GÖREVİMİZ UZLAŞTIRMAK
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la görüşen Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ise, dört partili uzlaşma hükümetine onay vereceklerini, ikinci bir seçeneğin de UBP-CTP koalisyonundan geniş tabanlı bir hükümet formülü olabileceğini söyledi.
Başbakanlık konusunda ise Derviş Eroğlu’na koşulsuz destek vereceklerini, Talat’ın başbakanlığı durumunda ise muhalefet olarak görev yapacaklarını belirten Serdar Denktaş, DP içinde çatlak olmadığını da sözlerine ekledi.

Talat’tan transfere açık kapı

14 Aralık’taki seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmalarının sürdüğü KKTC’de, ikinci tur görüşmeler Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın biraraya gelmesiyle başladı. Lefkoşa
NTV

23 Aralık 2003 — Kıbrıs’ta hükümeti kurma görevi bekleyen CTP lideri Talat, gazetecilerin milletvekili transferi konusundaki sorularına, “UBP ve DP’de 1 Mayıs’a kadar çözümden yana milletvekilleri var. Denktaş’ın Türkiye’yle çelişen tavrı bu milletvekillerini etkileyebilir" diye cevap verdi.

Denktaş’ın geniş tabanlı ulusal bir hükümet kurulması arzusunda olduğunu yinelediğini belirten Talat, “Görevin bize verilmesini bir kez daha talep ettik. Ancak formulasyon net olarak ortaya çıkmış değil” dedi. Talat, görevin kendisine verilmesi durumunda, 3-4 gün içinde hükümeti kuracağını belirtti.

‘BAŞKA PLAN YOK’
Hedeflerinin, Annan planı temelinde müzakerelerin tekrar başlaması ve 1 Mayıs 2004’e kadar Ada’da çözüm sağlanması olduğunu söyleyen Mehmet Ali Talat, Denktaş’la bir orta yol bulunup bulunmadığı sorusu üzerine de, “Orta yol yok. Çünkü Annan planından başka plan yok. Olsa tartışalım” yanıtını verdi.
Türkiye’ye gitme talebi olduğunu ve Ankara’dan yanıt beklediğini de sözlerine ekleyen CTP Genel Başkanı, görüşmecilik konusun
a da değindi ve “Anayasal olarak görüşmecilik görevi hükümetindir. Cumhurbaşkanının tarafsız bir gözlemci olması gerekir, ki değildir” dedi.

MECLİS 26 ARALIK’TA TOPLANACAK
Denktaş ayrıca, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ve Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile görüştü.
Cumhuriyet Meclisi 26 Aralık’ta toplanacak ve yeni milletvekilleri yemin edecek. Denktaş’ın, yeminden sonra, hükümeti kuracağına inandığı bir lidere görev
vermesi bekleniyor.

AKINCI: POZİSYONUMUZDA DEĞİŞİKLİK YOK
KKTC’de Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, hükümet kurma konusunda bir netlik olmadığını belirterek, parti olarak pozisyonlarında bir değişiklik olmadığını söyledi. Akıncı, Denktaş ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, kurulacak hükümet modelinden önce, hükümetin hedefinin önemli olduğunu yineleyerek, hedefin 1 Mayıs 2004’e kadar çözüm ve Avrupa Birliği olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Annan planını
“ölü” olarak nitelediğini, Türkiye’nin de “planın masada olduğunu” söylediğini belirten Akıncı, hükümet arayışlarının sonuçsuz kalarak bir erken seçime gidilmesi halinde, genel seçimle birlikte cumhurbaşkanlığı seçiminin de yapılması gerektiğini savundu.

Denktaş'la yüz yüze görüşeceğiz


ABDULLAH KARAKUŞ Ankara


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Danışmanlarını değiştir" diye basın aracılığıyla mesaj gönderdiği ve yine aynı yolla yanıt aldığı KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la "yüz yüze" görüşeceklerini söyledi.
Bakanlar Kurulu'nun dünkü toplantısında Kıbrıs sorunu tartışıldı. Bakanlara gelişmeleri anlatan Erdoğan, Denktaş'la yaşadıkları sorunu önümüzdeki günlerde çözmeye çalışacaklarını belirterek, "Biz çözümden yanayız. Onun dışında tartışmalara girmenin ge
reği yok. Çözümsüzlüğü çözüm görmüyoruz. Oturup sorunu yüzyüze görüşeceğiz. Kendisine gerekli mesajları vereceğiz " diye konuştu.
MILLIYET 23/12/2003

Denktaş yanlış yapıyor


RAUF Denktaş'ın şu anda birinci görevi nedir? KKTC partileri arasında bir ortak zemin oluşturarak hükümet kurulmasını sağlamak... Aynı zamanda Ankara ile uyumlu bir politika geliştirmek...
Sayın Denktaş ne yapıyor?
Gazeteciler soruyor: Türkiye Annan planı zemininde görüşmelere devam edilmesi için karar alırsa, siz masaya oturur musunu
z?
Denktaş peşinen Ankara'ya meydan okuyor:
- Annan planı görüşmeye açık plan değildir. Annan planını görüşmek için masaya oturmak demek, bu planı bütün çirkinlikleriyle, yanlışlarıyla, Kıbrıs Türklerine yaptığı haksızlıklarla referanduma sunmak demektir..
.
Denktaş'ın bu sözleri KKTC'de hükümet kurulmasını zorlaştıracağı gibi, Ankara ile çatışmak 'dava'ya da fayda getirmez!
***
DİPLOMASİ, asırların tecrübesiyle oluşmuş özel bir dil gerektirir. Çeşitli ihtimaller gözetilir, pazarlık marjını açık tutar, esnek
tir. Denktaş ise bütün kapıları kapatıyor, böylece hem Türkiye'nin hem KKTC'nin pazarlık gücünü zaafa uğratıyor.
Annan planının hazırlık aşamasında Kofi Annan, mesela toprak konusunda tarafların görüşünü sorduğunda Klerides görüş bildirmiş, ama Denktaş "öt
eki hususlar belli olmadan toprak konusunda görüş bildirmem" demişti.
Ve Annan ekibi, toprak konusunda Rum tezlerini 'öğrenmiş' olarak plan hazırladı.
"Kestirip atma" tavrı hele de çağımızda olumlu etki yaratmıyor, bunu en iyi Denktaş'ın görmüş olması lazı
m. Gelinen nokta ortada!
Aynı üslup KKTC partileri arasında bir "ortak zemin" yaratmaya, hükümet kurmaya, Ankara ile ortak politika oluşturmaya da müsait değil.
Neye yarıyor o zaman bu üslup?
Rum yönetiminin de reddedeceği bir planı KKTC'nin reddettiği, ku
surun KKTC'de olduğu görüntüsünü yaratıyor ve bu görüntü KKTC'nin ve Türkiye'nin aleyhine oluyor!
***
ANKARA bu hafta içinde Kıbrıs konusunda bir karar verecek. Dışişleri'nin hazırladığı "müzakere planı" tamamlandı. Bu plan "ayrı bir plan" değil, Annan pla
nında yapılması gerekli değişikliklere ilişkin bir müzakere planı...
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı toplanacak, Dışişleri'nin tamamladığı hazırlığı görüşecek...
Denktaş Kıbrıs meselesini düşünürken sadece Kıbrıs ve kendi m
azisindeki mücadele açısından bakıyor. Halbuki Ankara Kıbrıs'a bakarken pek çok hayati faktörü dikkate almak zorunda...
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sorumlusu olarak görülecek bir politikanın Türkiye'ye neler kaybettireceğini Denktaş, Ankara kadar göremez, hiss
edemez! Artan nüfusumuza iş sağlayacak yabancı sermayenin gelmemesi halinde etnik ve sosyal sorunların başımıza ne belalar getireceğini, Ankara, Denktaş'tan iyi hisseder, bu sorunlarda eli taşın altında olan Denktaş değil Ankara'dır!
Denktaş daha "diplomat
ça" ve "Türkiye ile uyumlu" hareket etmelidir. Hiç olmazsa Türkiye'nin kararını beklemesi, gelip Ankara'ya danışması gerekmiyor mu; böyle kestirip atmadan önce!
Denktaş, şununla bununla çatıştığı gibi Türkiye ile de çatışabileceğini düşünmemelidir...
TAHA
AKYOL MILLIYET 23/12/2003

Denktaş: Çekilirim


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planı konusunda Ankara ile uyumlu bir politika oluşturulmasını bekliyor ama Başbakan Erdoğan'ın verdiği sinyaller, görüş ayrılığının sürdüğünü gösteriyor.
Denktaş, Annan belgesini, felsefesi, çerçevesi değiştirilmeden görüşmeyeceğini dün bir kez daha açıkladı. Oysa, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere Ankara, bu belgenin zemin kabul edilmesinde ısrarlı.
Bu durumda Cumhurbaşkanı Denktaş'ın tavrı ne olur?
KKTC Cumhurbaşkanı,
Ankara bu yaklaşımını sürdürürse, görüşmecilikten çekilmeye ve yeni bir görüşmeci atamaya yatkın görünüyor. Eğer, Erdoğan hükümeti, Annan planını görüşme kararı alırsa, Denktaş, yeni bir görüşmeci önermelerini isteyecek ve önerilen kişiyi görüşmeci olarak atayacak.
Bu süreçte, KKTC ve Türkiye açısından doğabilecek olumsuz sonuçlara dikkat çekmeye, görüşmeciyi ve heyetini uyarmaya devam edecek. Beklentisi, Ankara'nın yapılacak zirveler sonrasında, Denktaş'ın uyarılarını dikkate alması ve Annan planı dışında
bir yeni plan ve yaklaşımla masaya oturulması.
Aksi takdirde yeni görüşmeciyle gelinecek nokta Annan planının esasını kabul eden bir aşama olursa o zaman, böyle bir anlaşmayı onaylamaktansa Cumhurbaşkanlığı'ndan da çekilecek. Denktaş'ın çevresine verdiği
izlenim bu...
40 yıllık mücadele sonrasında Annan planını kabul eden bir anlaşmaya imza koymaktansa, Cumhurbaşkanlığı'nı da bırakmayı yeğleyecek. Denktaş'ın bu kararlılığının nedenlerine gelince...
KKTC Cumhurbaşkanı, Annan planının, görüşmeye davetiye çı
karmadığını, yapılacak ufak tefek değişiklikler varsa, onların Rumlarla yapılmasını, ancak, planının esasına dokunulmadan referanduma gidilmesini öngördüğüne dikkat çekiyor.
Annan planının görüşme zemini kabul edilmesi halinde Türk tarafının esaslı değişik
lik önermesine bile olanak tanınmadığını, esasa ilişkin olmayan düzenlemeler yapılmasına izin verildiğini anımsatıyor. Bu halde de sonucun Annan planının imzalanması olacağını, bunu da kabul etmesinin mümkün olmadığını vurguluyor.
ABD ve AB'nin, "Rumlar im
zalamazsa ne olur?" sorusuna, "Bir şey değişmez" yanıtını verdiklerini, buna karşın "Türk imzalamazsa hem KKTC hem de Türkiye'nin sıkıntıları artar" denilerek, tehdit ve şantaj yöntemi kullanılması da Denktaş'ı üzüyor. ABD ve AB'nin çifte standart kullandığına işaret ediyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın umudu, Cumhurbaşkanı Sezer başkanlığında yapılacak Kıbrıs zirvesinde, uyarılarının dikkate alınması...
Denktaş özellikle, Türkiye girmeden Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye alınmasının 1960 andlaşmalarına ay
kırılık oluşturacağına dikkat çekiyor. KKTC ile Türkiye'nin bağının koparılması halinde, yapacak bir şey kalmayacağı konusunda da Ankara'yı uyarıyor.
Her şeye rağmen Erdoğan hükümeti, Annan plan çerçevesinde imza atılması kararı verir ve bunu sağlamak için
ağırlık koyarsa, yakın çevresine "Türkiye'ye savaş açacak halimiz yok" diyen Denktaş'ın, aradan çekilmeye kararlı olduğu belirtiliyor.
Bu durumda, Erdoğan hükümetinin tavrı değişmezse, Denktaş'ın iki aşamalı bir tutum izleyeceği anlaşılıyor. Önce görüşmec
ilikten, onay aşamasında da Cumhurbaşkanlığı'ndan çekilmek...
FIKRET BILA MILLIYET 23/12/2003

Erdoğan'la püf noktası...


Evet, Denktaş bayrağı açtı. Kıbrıs konusunda Ankara'ya, Erdoğan - Gül ikilisine açıkça meydan okuyor. Dün sabah televizyonda yaptığı açıklamalar başka türlü yorumlanamaz.
Erdoğan ne diyor?
Annan planının masada olduğunu söylüyor. Kıbrıs'ta çözüm için bu planın baz olacağı kanısında.
Gül ne diyor?
Kıbrıs'ta çözüm için Annan planının çerçeve olarak kabul edilebileceğine işaret ediyor.
Biri
Başbakan.
Biri, Dışişleri Bakanı.
Ama Denktaş onlar gibi düşünmüyor. Annan planını her seferinde çukura sokup çıkartıyor, yerin dibine batırıyor. Dünkü açıklamaları da öyleydi Denktaş'ın.
Plan ahlaksızca bir baskıydı.
Görüşülecek bir yanı yoktu.
Çerçeve de
olamazdı.
Adayı Yunan'a verme oyunuydu.
Şantaja boyun eğmeyecekti.
Annan planı çirkindi.
Kıbrıs Türküne haksızlıktı.
Yanlıştı.
O yüzden, bütün bunları kabul etmek için de bu planla masaya oturulamazdı. Denktaş'ın dün öğle vakti televizyonda söylediklerini
n özeti böyleydi.
Şimdi ne olacak?
Yine belirtmek istiyorum:
(1) Denktaş AB'yi umursamıyor; Kıbrıs'ta çözümden yana değil.
(2) Annan planına bu kadar karşı olan bir insan, elinde bu planla artık masaya oturamaz. Çünkü o masada ne dese inandırıcı olamaz, ci
ddiye alınamaz. Ayrıca Denktaş'ın kendisi açısından etik bir davranış da olmaz böylesi...
(3) Sorun, Denktaş'ın danışmanları değildir. Sorun, Denktaş'ın danışmanlarının değiştirilmesi değil, Lefkoşa ve Ankara'daki "Denktaşçı zihniyet"in değişmesidir.
Hükü
met bunu yapabilecek mi?
Bu saatten sonra konu budur.
(4) Bu saatten sonra bir soru daha var. Bu soruyu yanıtlayacak olan da Erdoğan - Gül ikilisidir.
Ne mi bu soru? Hükümetin iktidar olmaya niyeti var mı, yok mu? Bu bakımdan, Avrupa Birliği'ne uyum yasala
rı sırasında Erdoğan hükümeti ciddi bir sınavdan geçmişti. Milli Güvenlik Kurulu, MGK Genel Sekreterliği, Terörle Mücadele Yasası ve Kürtçe konularında kararlılığını göstererek demokrasiye yakışan reformcu adımlar atmıştı.
Şimdi sıra Kıbrıs'ta!
Kıbrıs stat
ükonun son kalesi çünkü... Kıbrıs'ta Türkiye'yi tökezletmek istiyorlar. Çünkü niyetleri, Türkiye'ye Avrupa yolunu kapatmaktır.
Tuzak budur.
Bu tuzak, eğer içine düşülürse, Türkiye'yi ekonomiden siyasete birçok olumsuzluğun içine çekecektir.
1970'lerde 'Avr
upa treni'ni iki kez kaçıran Türkiye bunun bedelini ağır ödedi. Yunanistan, İspanya, Portekiz Kopenhag kriterleri ile kalkınma yolunda alıp başlarını giderken, biz Ankara kriterleri ile nal topladık. Onlar kişi başına milli gelirlerini 15 - 20 bin dolar arasına oturturken, yaşam kalitesi merdivenlerini üçer beşer tırmanırken, biz hala 3 bin dolarda emekliyor, merdivenlerde tökezleyip duruyoruz.
Yazık değil mi?..
Başbakan Erdoğan eğer gerçekten Kıbrıs'ta çözüm istiyorsa, tıpkı AB'ye Yedinci Uyum Paketi'nde y
aptığı gibi Ankara'da ayağını yere basabilmelidir. "Ben hükümetim; Kıbrıs'ta Annan planıyla masaya oturulması gerektiğini düşünüyorum; AB projesi Türkiye'nin geleceğidir; ben hükümet olarak böyle düşünüyorum" diyebilecek mi Milli Güvenlik Kurulu'nda?..
Yap
abilecek mi hükümet bunu?
(5) İşin püf noktası, sanıyorum burası Sayın Erdoğan...
Deniz bitiyor!
HASAN CEMAL MILLIYET 23/12/2003

Kafalar nasıl karışmaz?

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan ile KKTC Başkanı Rauf Denktaş arasında son günlerde medya yolu ile kızışan söz düellosu, iki liderin Kıbrıs meselesinin çözümü üzerinde çok ciddi görüş ayrılığı içinde olduğunu ortaya koyuyor.
İki "lider" diyoruz. Ankara ile Lefkoşa veya Türkiye ile KKTC demememizin nedeni, her iki yönden şimdilik tek bir sesin gelmemesidir.
Lefkoşa
'da, muhalefetin bir hayli güçlenmesi ile sonuçlanan son seçimlerden sonra henüz yeni hükümet kurulmadı. Dolayısı ile KKTC'nin çözüm ile ilgili yeni pozisyonunun ne olacağı belli değil. Kaldı ki bu arada Denktaş inisiyatifi kapıp - büyük olasılıkla hükümeti kuracak olan muhalefetin görüşlerine ters düşen - bir politikanın bayraktarlığını yapıyor.
Ankara'da ise, ana çizgileri belli olsa da (ki bu da, Annan planının müzakere zemini olarak alınmasıdır), hükümetin alacağı pozisyon ve bunu ne ölçüde sürdüreceği
bilinmiyor. Başbakan Erdoğan'ın son çıkışlarında ortaya koyduğu tavrın (Ankara'daki siyasal - askeri - bürokratik çevrelerin tereddütleri veya itirazları dikkate alınırsa), "resmi politika"ya dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belli değil.
ABD'nin Kıbrıs temsilci
si Thomas Weston'un kafasının karıştığını söylemesini yadırgamamak lazım. Doğrusu Türkiye'de de, KKTC'de de, dış ülkelerde de herkesin kafası karışık!..
***
BU hafta Çankaya'da yapılacağı bildirilen toplantının bu karışıklığa son vermesi beklenir.
Ama bu n
asıl olacak? Bir orta çizgide mutabık kalmakla... Bu da bir "uzlaşma dizisi"ni gerekli kılıyor.
KKTC'deki hükümetten başlayalım. Bir "milli mutabakat hükümeti"nden söz ediliyor. Tabii ki ideal olan şey, şu kritik dönemde, dört partinin de yönetimde yer alm
asıdır. Ama temel politikalar üzerinde görüş ayrılığı devam ederse bu nasıl sağlanır?
Her şey, Annan planı üzerinde alınacak tavra bağlı. Eğer Derviş Eroğlu'nun UBP'si ve/veya Serdar Denktaş'ın DP'si bu planı müzakere zemini olarak kabul etmezse ve Rauf De
nktaş'ın katı tavrını benimserse, dörtlü/veya üçlü bir koalisyon kurulamaz.
Ankara'da da, eğer Başbakan Erdoğan, Annan planı ve KKTC'de "yeni politikalar ve yeni siyasetçiler" ile ilgili görüşlerinin arkasında durmazsa, Lefkoşa'da kurulacak yeni hükümetle
uyumlu diplomatik atılımlar yapması mümkün olmaz...
***
TABİİ bu konuda Rauf Denktaş'ın alacağı tavır çok önemli. İdeal olan, Denktaş'ın bütün yetenek ve deneyimi ile, müzakereci olarak görevine devam etmesidir. Ama bunun için yeni gerçeklerle ve de Türk h
ükümeti ile uzlaşması gerek.
Ne var ki, dünkü demeci dahil son beyanları, Denktaş'ın tavrını hiçbir şekilde yumuşatmaya niyetli olmadığını gösteriyor. Denktaş bu inadını sürdürürse, hükümetin ya (onu harcama pahasına) sonuna kadar dayatması, veya (AB, ABD,
BM ile bozuşma pahasına) geri adım atması gerekecek.
Kuşkusuz bir üçüncü ihtimal var; o da uzlaşıp bir orta yol bulmak, yani pratikte Annan planını reddetmeden masaya oturup karşı tarafla da uzlaşma sağlayabilecek görüş ve öneriler getirmek... Bakalım Erd
oğan hükümetinin gücü ve etkinliği buna yetecek mi?

SAMI KOHEN MILLIYET 23/12/2003

Akıncı veya Serdar görüşmeci olabilirler



Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı arasındaki son tartışma artık Denktaş'ın görüşmecilik görevini sürdürmesini imkansızlaştırmıştır. Erdoğan, Denktaş ve danışmanlarının değişmesi gerektiğini açıkça gösterdikten sonra, Türk tarafı artık aynı isimlerle müzakere masasına dönemez.
Dönülse dahi inandırıcı olunamaz.
Artık önemli bir eşik geçilmiştir.
Değişiklik
kaçınılmazlaşmıştır.
Daha önce de yazmıştım, tekrar edeyim:
Seçimler öncesine kadar, Rauf Denktaş'ın değişen koşullara kolaylıkla uyum göstereceğini ve seçim sonrasındaki duruma göre, yeni bir yaklaşım benimseyeceğini sanmıştım.
Rauf Denktaş, benim gibi d
üşünen çok kişiyi hayal kırıklığına uğrattı. Seçim öncesi kampanyasında öylesine sert bir tutum aldı, Annan planının ve bu planı destekleyenleri öylesine yerden yere vurdu, AB ve ABD'yi öylesine eleştirdi ki kendini sıkı sıkıya bağladı. Seçim sonrasında da eski tutumunu aynen sürdürdü. Değişmeyeceğini açıkça gösterdi.
Ankara ise, seçim sonrasında tutum değiştirdi.
Tayyip Erdoğan masaya öylesine bir öneri paketiyle oturmak istiyor ki, Uluslararası kamuoyu (ABD ve Avrupa Birliği) Ankara'nın Annan planını teme
l aldığına ve ciddi şekilde çözüm aradığına inansın. Ankara inandırıcı olmak istiyor.
AB ve ABD, Ankara'nın samimiyetine inandıkları taktirde, 1 Mayıs 2004 tarihi büyük olasılıkla daha ileriye dahi çekilebilecek. Bundan dolayı Türkiye, Rauf Denktaş'ın müz
akereciliğinin inandırıcı olmayacağı görüşünde.
Doğrudur.
Annan planını yerden yere vurmuş bir Denktaş şimdi çıkıp, Annan planını temel alan yeni bir projeyi savunsa dahi kimse inanmaz. Zaten bizim bildiğimiz Denktaş'ta bunu yapmaz.

YENİ SORUMLULAR GÖREVİ
DEVRALMALI...
Denktaş geçmişte hepimizin hayranlık duyduğu, saygıyla ellerimizin üstünde taşıdığımız bir insandı.
Ancak bugün koşullar tümüyle değişmiştir ve bu görevi artık yeni sorumlulara bırakmalıdır. Yeni sorumlular da, KKTC meclisinde çoğunluk (yani hükümet) oluşturanlardır. Herhalde Meclis'ten daha üstün bir organ düşünülemez. Sayın Denktaş'a görüşmecilik görevini Meclis vermiştir. Şimdi oluşacak Meclis çoğunluğu isterse, yeni bir görüşmeci atayabilir.
Böyle bir nöbet değişimi Rauf Denktaş'ın tarihi
kişiliğini yıpratmaz. Cumhurbaşkanı olarak gelişmeleri yakından izleme, denetleme ve görüşlerini açıklama imkanını elinden almaz.
Unutmamamız gereken bir başka nokta daha var. Kıbrıs sorunu, 70 milyonluk Türkiye'nin geleceğini çok yakından etkileyecek bir
noktaya gelmiştir. Böyle bir aşamada bu sorun, Kıbrıs'ın kısır ve küçük iç politika çekişmelerine bırakılamaz.

GÖRÜŞMECİ DEĞİŞİKLİĞİNİ GÖZÜMÜZDE BÜYÜTMEYELİM
Son 50 yılda Türk tarafının politikası statükoyu sürdürmek, çözüm girişimlerinden mümkün olduğu kadar kaçmak ve çıtayı her defasında yükseltmektir. Bu yaklaşım da Denktaş tarafından büyük bir başarıyla yerine getirildi. Ancak artık bu dönem bitti.
Bundan sonra çözüm gerekiyor.
Çözümün parametreleri de Ankara tarafından saptanıyor. Ankara'daki uzmanla
r, nelerin gerçekleştirilmesi konusunda yeterince donanıma sahipler. Artık heyetin başındaki kişi o kadar da önemli değil. Annan planında gerçekleştirilmek istenen değişiklikler biliniyor. Pazarlık da Kıbrıs'ın iki lideri arasında değil, Uluslararası ilişkiler çerçevesinde, daha açıkçası Ankara-Atina- Brüksel-Washington dörtgeninde yapılacak. Yani olay, Kıbrıs'ı çoktan aşmış durumda...

SERDAR DENKTAŞ VEYA MUSTAFA AKINCI DA OLABİLİR
Rauf Denktaş'ın yerine kimlerin görüşmecilik görevine atanabileceği, bir yerde bu görevin gerektirdiği donanımdan çok, yeni kurulacak hükümetteki dengelere bağlı olacaktır.
Eğer Talat-Akıncı-Denktaş üçlüsü koalisyon oluşturma konusunda anlaşmaya varabilirlerse, akla en yakın aday olarak Mustafa Akıncı veya Serdar Denktaş gelmekte
dir.
M.Ali Talat'ın seçim öncesindeki açıklamalarının bazı kesimleri, özellikle de Ankara'yı rahatsız ettiğini biliyoruz. Özellikle Serdar Denktaş, bu açıdan en kabul edilebilir isim olarak ön plana çıkıyor.
Serdar Denktaş'ın sınırların açılması ile ilgil
i anahtar rol oynaması ve Annan planı konusunda bazı çekinceleri olmasına rağmen, babası gibi katı tutum almaması ve çözüme inanması da lehine puanlardır.
Mustafa Akıncı da deneyimi ve genelde sağduyulu, uzlaşıcı yaklaşımıyla görüşmeci adayı olmaya değer b
ir isimdir.

YENİ YAKLAYIM VE İSİM TÜRKİYE İÇİN AVANTAJDIR
Kıbrıs sorununun çözümü için önümüzde sadece dört ay kaldı. Uzun ve ayrıntılı mükazere olanağı yok gibi. Eğer Türk tarafı ciddi bir tutumla ortaya çıkabilir ve inandırıcı bir yaklaşım sergilerse, 1 Mayıs'ta ilke anlaşması yapılır ve nihai anlaşma 2004 sonuna kadar sarkıtılabilir. Aksi halde tren kaçar.
Uluslararası kamuoyunda Rauf Denktaş öylesine bir "çözümsüzlüğün simgesi" durumuna girmiştir ki, Türk tarafının görüşmecisini değiştirmesi dahi, kend
i başına "yeni bir tutum" olarak nitelenecektir.
Böyle bir açılım, Türk tarafının inandırıcılığını arttıracak ve isteklerini tatmin edebilme yönünde, Rumlara baskıyı arttıracaktır.
Yakın tarihimizin en kritik aylarına giriyoruz. Avrupa Birliğine gitmenin g
erektirdiği değişime karşı çıkanlar Kıbrıs konusunda büyük bir direnişe başlayacaklardır. Önemli olan, Başbakanın ne istediğini iyi bilmesi, tutumunda değişiklik yapmamasıdır

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 23/12/2003

Eroğlu: Annan Planını tartışabiliriz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma çabaları kapsamında ikinci tur görüşmelere başladı. CTP lideri Talat, Annan Planı temelinde her türlü formüle açık olduklarını söylerken, UBP lideri Eroğlu da Annan Planı'nı müzekere edebileceklerini açıkladı. Denktaş ise dün Annan Planı'nın 'kabul edilemez, ahlaksız bir teklif' olduğunu söylemişti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet oluşumuna yönelik siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmeler çerçevesinde Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu'nu kabul etti. Görüşme sonrasında açıklama yapan Eroğlu Annan Planı'nı görüşebileceklerini açıkladı.

Eroğlu şunları söyledi:
Annan Planı masada olan tek plan. Bunu konuşmak lazım. Bu konuda çok çekincelerimiz var. Plan masada ancak kabul edeceğiz diye bir şey yok. Yarın CTP'yi ziyaret edeceğiz. Bu konuyu da detaylı konuşacağız. Ancak müzakerelerin başlayabilmesi için her iki taraftan da sinyal beklenmektedir. Genel Sekreter'in "tarafların anlaşamadığı durumda boş kalan yerleri ben doldura
cağım" demesi doğru değil, bu anlayış bana göre dayatma olur diye konuştu.

TALAT: HÜKÜMETİ KURMA GÖREVİ BİZE VERİLMELİ

KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, hükümeti kurma olasılığı en yüksek partinin CTP olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümet kurma görevini kendisine vermesi gerektiğini söyledi.

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, ''hükümeti kurma kapasitesi en yüksek parti olarak, görevin kendilerine verilmesi gerektiği'' yönündeki taleplerini Cumhurbaşkanı'na yeniden ilettiklerini kaydetti. Annan planı temelinde müzakerelere oturarak, 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve Güney Kıbrıs'la Avrupa Birliği'ne girilmesi hedefiyle hükümet kurmak istediklerini yineleyen Talat, bu hedefe uygun her türlü hükümet olasılığını değerlendirdiklerini ifade etti.

'HEDEF GÖRÜŞMELERE BAŞLAMAK'

1 Mayıs 2004'e kadar Annan planı temelinde bir çözüm bulunmaması halinde, o tarihten sonra Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmanın dahazor olacağı görüşünü savunan Talat, 1 Mayıs'ın Türkiye açısından da önemli bir tarih olduğunu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının Türkiye'nin AB sürecini kolaylaştıracağını söyledi.

Bu görüşlerini Cumhurbaşkanı Denktaş'a aktardıklarını ifade eden Talat, ''Hükümeti kurma görevi bizimdir. Hükümeti kurma ihtimali en yüksek parti biziz. En azından denenmeli'' diye konuştu.

'NET BİR FORMÜL YOK'

Talat, 'nasıl bir hükümet modeli düşündüğüne' ilişkin soruya karşılık, 'CTP ile hükümet kurmayacağız' diyen UBP'nin görüşlerinde değişiklik olduğunu belirterek, ortada net bir hükümet formülü olmadığını, formülün ortaya çıkması için, partilerin Annan planı temelinde çözüm vizyonunda anlaşması gerektiğini kaydetti. Talat, Annan planının 'tek yol' olduğunu, başka çözüm planı olmadığını dile getirdi. 'UBP'nin ille de hükümetteyer almasının gerekmediğini' ifade eden Talat, mecliste diğer alternatifler olduğunu belirtti.

Talat, bir soru üzerine, Türkiye'den görüşme talebinde bulunduğunu, bu talebinin değerlendirildiğini, yanıt gelince görüşme için Ankara'ya gideceğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, 'Annan planı referanduma sunulsa yüzde 70 'hayır' oyu alır' sözlerinin anımsatılması üzerine Talat, Cumhurbaşkanı'nın nasıl bir hesap yaptığını anlamadığını belirterek, Annan planını destekleyen partilerin seçimde yüzde 50'den fazla oy aldığını kaydetti.

Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcı Abdullah Gül'ün, ''siyasi partilerin milletvekili transferi yapmamaları gerektiği'' yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine de Gül'ün bu açıklamayı durup dururken yapmadığını, gazetecilerin soruları üzerine yaptığını düşündüğünü belirtti. Talat, milletvekili transferine sıcak bakmadıklarını, ancak Ankara ile Cumhurbaşkanı Denktaş arasında görüş ayrılıklarının artması halinde, UBP ve Demokrat Parti'de çözüm isteyen milletvekillerinin partilerinden ayrılabileceğini öne sürdü.

Görüşmecilikte ısrarlı olduklarını yineleyen Talat, görüşmeciliğin anayasal bir konu olduğunu, anayasal olarak tüm yetkilerin hükümette olduğunu, görüşmeleri hükümetin yürütmesi gerektiğini, Cumhurbaşkanı'nın da gözlemci olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ''geniş tabanlı hükümet kurulmasının yararlı olacağı'' yönündeki göerini yinelediğini kaydeden Talat, görevin CTP dışında bir partiye verilmesi halinde hükümetin kurulamayacağını savundu.

SERDAR DENKTAŞ: 4 PARTİLİ HÜMÜKETE ONAY VERECEĞİZ

DP lideri Serdar Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada UBP-DP koalisyonuna destek vereceklerini Başbakanlığın UBP lideri Eroğlu'na verilmesi halinde koşulsuz destek vereceklerini ancak CTP lideri Talat'a verilmesi durumunda ise muhalefette kalacaklarını söyledi.

ARALIK MAYIS SÜRECİNİN BERHAVA EDİLMESİNE KARŞIYIZ

Serdar Denktaş şöyle devam etti: Dört partininde bulunacağı bir ulaşma hükümeti kurulması halinde buna onay vereceğimizi söyledik. Bu başaralamadığı taktirde UBP - DP geniştabanlı bir hükümete yayılması gerektiğini yineledik. bunun dışında dış Politika çercevesinde gelişti. Bizim durumumuz ortadadır. Geniş tabanlı yanlısıyız. Açıkcası Sayın Eroğlu'nun başkanlığında UBP -DP koalisyonuna destek verilecektir. Talat'ın başkanlığında muhalefet olarak görev yapacağız. Talat görevimizi tarafları uzlaştırmak olarak algıladık. Aralık - Mayıs sürecinin berhava edilmesine izin vermeyeceğiz. Eroğlu'na koşulsuz destek veriyoruz. DP'nin ismi sürekli kullanılıyor. Geniş tabanlı hükümet UDP-DP hükümeti yanlısıyız.

DENKTAŞ: ÇATLAKLIK YOK

Denktaş ayrıca :"Talat böylesi bir çekişmenin varlığını ortaya koyuyor. Çatlaklık var değildir. İki taraf bir araya geldiklerinde aynı noktaya geldiklerinde görecektir. Talat çatlaklık olduğunu görüyorsa hayal görüyor. Kendisi CTP ve Birleşik güclere baksın. Orada teslimiyetçi olmayan milletvekilleri var." diye konuştu.

HURRIYET 23/12/2003

Demirel: Ankara ile Lefkoşa arasında çatlak var

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kıbrıs'ta bugüne kadar çözüm bulunmayışının nedeninin Türkiye olmadığını söyledi. Demirel, çözüm konusunda, Ankara ile Lefkoşa arasında bir çatlak gördüğünü belirtti.

Demirel, ''Türkiye'nin milli menfaatlerini korumayan çözüm yaşamaz veya Türkiye ile Yunanistan'ı karşı karşıya bırakır'' dedi.

Balıkesir Sanayi Odası'nın (BSO) başarılı üyelerini ödüllendirmek için düzenlediği törene katılmak üzere kente gelen Demirel, Vali Atıl Üzelgün'ü makamında ziyaret etti.

Demirel, gazetecilerin Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin görüşünü sormaları üzerine, Kıbrıs'ın milli bir mesele olduğunu, ancak bugünün meselesi olmadığını vurgulayarak, Türkiye'nin milli menfaatlerini koruyacak bir çözümün bulunması gerektiğini bildirdi.

"NEDENİ TÜRKİYE DEĞİL"

''Kıbrıs'ta bugüne kadar çözüm bulunmayışının nedeni Türkiye değildir'' diyen Demirel, şöyle konuştu:

''Helenizm, yani Yunan yayılmacılığı ve Helenlerin bütün Akdeniz'deki adalara sahip çıkması gibi bir sorunla karşı karşıya olmuşuzdur. Umuyorum ki bütün bu karşılıklı tartışmalardan sonra Türkiye'nin milli menfaatlerini koruyacak bir çözüm bulunacaktır. Türkiye'nin milli menfaatlerini korumayan çözüm, yaşamaz veya Türkiye ile Yunanistan'ı karşı karşıya bırakır. Çok dikkat etmek lazımdır. Türkiye'nin yönetiminde bulunanlar buna gayet tabii ki önem vereceklerdir.''
Demirel, Kıbrıs'ın, Avrupa ve ABD'nin meselesi olmadığına dikkati çekerek, Kıbrıs'ın Kıbrıs'ta yaşayan insanların, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın meselesi olduğunu dile getirdi.

Bir gazetecinin, ''Ankara ile Lefkoşa arasında bir çatlak görüyor musunuz'' şeklindeki sorusuna Demirel, ''Görüyorum'' karşılığını verdi.

''KÜRT DEVLETİ OLMAYACAKTIR''

Demirel, ''Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasına nasıl bakıyorsunuz'' şeklindeki bir soruya da ''Öyle bir şey olmayacaktır'' yanıtını verdi.

Demirel, kapatılan Refah Partisi'nin genel başkanı Necmettin Erbakan hakkında, ''Kayıp trilyon'' davasıyla ilgili olarak gıyabi tutuklama kararı çıkarılmasının hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

ERBAKAN

''Erbakan kaçmıyor ki. Erbakan'ı bulmak gayet kolay. Hergün televizyonlarda görülüyor. Erbakan, uzunca süre Türk siyasetinde etkisi olan bir zattır. Benim okul arkadaşımdır. Beraber hükümet kurduğumuz yıllar olmuştur. Tabii mahkemenin kararına bir diyeceğimiz yoktur.

Yalnız, o yaşta bir insanın hapse götürülmesi kimsenin içine sinmez. Hangi sebeple olursa olsun, Türk halkının da içine sinmez. Yani, bir tarafta yargı kararlarının icra edilmesi gerçeği var. Diğer tarafta da bu kararların icra ettiğinizde kamuoyunun içine sinmemesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Umarım çözüm bulunur.''

HURRIYET 23/12/2003

Büyükelçiler Kıbrıs için toplanıyor

KEMAL YURTERİ /CNN TÜRK

Türkiye, Kıbrıs sorununu değerlendirmek üzere bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki büyükelçilerinin yanı sıra Washington ve Lefkoşa Büyükelçileri'ni Ankara'ya çağırdı.

Yarın başlayacak değerlendirme toplantılarının iki gün sürmesi planlanıyor. Türkiye, kıbrıs sorununa çözüm arayışlarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanlığı, adada yapılan seçimlerin ardından bir süredir üzerinde çalıştığı plana son noktayı koymaya çalışıyor.

Sorunun çözümü konusunda net bir değerlendirme yapmak üzere, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İrlanda, Hollanda, Washington, Lefkoşa büyükelçileri ile Türkiye'nin birleşmiş milletler daimi temsilcisi Ankara'ya çağrıldı.

Toplantının gündemini, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Kıbrıs sorununa bakışı, sorunun çözümü konusunda atılması gereken adımlar ve Türkiye'nin üyelik çalışmaları oluşturuyor. 24 Aralık'ta başlayacak değerlendirme toplantıları 25 Aralık'ta sona erecek.

HURRIYET 23/12/2003

Son milli sır

Ertuğrul Özkök

HEPİMİZİN bildiği, hepimizin zaman zaman konuştuğu ama resmi olarak hiç bir zaman telaffuz edilmeyen bir ‘‘milli sırrımız’’ var.

Gelin artık bu sırrı aleni hale getirelim.

Adını koyalım ve üzerinde çok ciddi biçimde düşünelim.

Hepimiz biliyoruz ki, ülkemizde birtakım çevreler şu hesabı yapıyor:

‘‘Gelecek yıl sonunda Avrupa Birliği bize tarih vermezse bu defter bir daha açılmamak üzere kapanır. O zaman içeride birbirimizle baş başa kalırız. İnsan hakları vs. gibi konular rafa kaldırılır ve nihai bir hesaplaşma odur.’’

Evet, istenildiği kadar inkár edilsin, resmi ağızlar istenildiği kadar kilitlensin, hepimiz şunu çok iyi biliyoruz:

Bugün Türkiye'de bazı çevreler, hesaplarını ‘‘2004 sonrasında böyle bir hesaplaşma’’ üzerine yapmaktadır.

SESSİZ ÇIĞLIK GİBİ

‘‘Şu Avrupa defteri bir kapansın, biz size gösteririz’’
sloganı, sessiz bir çığlık gibi kulaklarımızı tırmalar hale geldi.

Adı konmayan, telaffuz edilmeyen bu stratejinin savaş alanı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir.

Ve bu strateji etrafında dünyanın en tuhaf ittifakı kurulmuş durumdadır.

Bu ittifak bugünlerde KKTC'de çözümü
engellemek için büyük bir mücadele veriyor.

İttifakın iki ayağından biri Ankara'da, öteki ise Brüksel'de.

İttifakın ortak amacı ise Türkiye'nin AB'ye girmesini engellemektir.

Bu gizli ortaklar için Türkiye'nin AB'ye girmesini engellemenin artık tek yo
lu kalmıştır.

TEK SORUN KIBRIS

Kıbrıs'ta çözümü engellemek.

Çünkü Türkiye, ev ödevinin imkánsız gibi görünen bütün maddelerini tek tek yerine getirmiştir.

Geriye kala kala Kıbrıs sorunu kalmıştır.

Başbakan Tayyip Erdoğan,
önceki hafta Brüksel'de bir açıklama yaptı.

Avrupa Birliği'nin gelecek yıl sonunda bize tarih vermemesi durumunda Türkiye'nin demokratikleşme planından vazgeçmeyeceğini söyledi.

Başbakan durup dururken neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duydu?

Türkiye üzerine düşen bütün refor
mları adım adım gerçekleştirirken, 2004 Aralık ayı için ‘‘Yoksa olmayacak mı’’ sorusuna yol açan bu açıklamanın ‘‘şuur altı’’ acaba böyle bir ihtimale mi dayanıyordu?

Yani tuhaf ittifakın başarılı olması ve AB üyeliğinin engellenmesi ihtimaline karşı şimdi
den ‘‘çıkış stratejisi’’ oluşturmaya yönelik bir cümle miydi?

Ben o ihtimali şu an için düşünmek istemiyorum.

O nedenle, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini gerçekten isteyen insanların da artık bu tuhaf ittifakın karşısına çıkması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü onların bir nihai hesabı varsa, bizim de bir nihai hesabımızın olması gerekir.

Bu ülkenin ‘‘muasır medeniyetler’’ seviyesine çıkmasını isteyen herkesin bugünlerde şu hesabı yapması gerekir.

Biz ülkemizin, çocuklarımızın, torunlarımızın medeni bir coğrafyada yaşamasını gerçekten istiyor muyuz, istemiyor muyuz?

ONLAR YAPIYOR

Türkiye'nin geleceğini değil de, kendi statükosunu düşünen insanların oluşturduğu tuhaf ittifak, AB üyeliğini engellemek için elinden geleni yapıyor.

İnanılmaz bir demagoji, akla hayale sığmaz bir iftira ve hakaret kampanyası sürüp gidiyor.

Çözüm arayan insanları
‘‘ver kurtulcu’’ olarak karalayıp, en küçük uzlaşma girişimini bile ‘‘taviz vermek’’ olarak niteleyip yerin dibine batıran zihniyet dimdik ayakta.

Ama çocuklarını, torunlarını düşünenler?

Onların artık tarihi bir manifestoya imza atma zamanları geldi.

Avrupa Birliği artık menzilimize girmiş durumda.

Elimizle uzansak tutabileceğimiz bir mesafede.

Bizi Ortadoğu'nun hepimizi bitap düşüren istikrarsız, kavgacı ik
liminden kurtaracak yepyeni bir coğrafya ve ufuklar bekliyor.

Sadece bizi değil, KKTC halkını da bekliyor.

NİHAİ HESAPLAŞMA MI

Hayat kalitemizi, toplumsal standartlarımızı, şehir ölçülerimizi, yaşam tarzlarımızı özlediğimiz hizaya getirecek yolun sonundayız.

Kapı, önümüzde aralık duruyor, itip gireceğiz.

Bunu başarmak için ihtiyacımız olan tek şey, tuhaf ittifakın ortakları kadar azimli, arzulu ve motive olmak.

Nihai hesaplaşma mı?

Haydi öyleyse bu hesaplaşmayı şimdi yapalım...

HURRIYET 23/12/2003

Kaçlı olursa olsun…

Mensur Akgün

KKTC seçimleri sonrasında çıkan tablo arabulucuların bile aklını karıştırdı. Ortada kesin bir iktidar bloğu yok. UBP-DP parlamentoda 25 milletvekili ile temsil edilirken, CTP- BDH da aynı sayıya sahip. Önceden verilmiş sözler, yapılmış vaatler dikkate alındığında Mehmet Ali Talat’ın kilit parti haline gelen Serdar Denktaş’ın DP’si ile ittifaka girmemesi gerekiyor.

Ama daha seçim akşamı hem Serdar Denktaş, hem de Mehmet Ali Talat esneklik göstermeye başladı, her türlü işbirliğine açık oldukları mesajını verdi. Hala daha da vermeye devam ediyor. Dahası DP bazı çekincelerle Annan Planını kabul etmeye yatkın. Yani aralarında temel konularda bir çatışma olma olasılığı düşük.

Serdar Denktaş da zaten oldum olası Mehmet Ali Talat’a kişilik olarak çok yakın. Denktaş, Eroğlu ile olan zoraki birlikteliğinin sonlanmasına herhalde pek üzülmez. Mustafa Akıncı’nın ne düşündüğünün ise Meclisin yeni yapılanması açısından bakıldığında çok da önemi yok.

Görünürdeki tek sorun Talat’ın seçim taahhüdü olarak ortaya koyduğu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakerecilikten alınacağına ilişkin sözleri. Talat’ın bu konuda da geri adım atması gerekiyor. Oğlu Denktaş’ın baba Denktaş’ın konumunun zayıflatıldığı bir koalisyon içinde yer almasını beklemek gerçekçi olmaz.

Zaten Talat’ın da böyle bir şey yapmaya niyeti hiç olmadı. Niyeti olsaydı CTP planı doğru dürüst analiz edecek bir ekip kurar, Ankara ile işbirliğine giderdi. Denktaş’ın müzakerecilikten alınması fikri sadece 10 Mart sonrasında ortaya çıkan infialden siyasi olarak yararlanma mantığına dayanıyordu.

Önce Denktaş, sonra da Gül tarafından ortaya atılan milli mutabakat hükümeti projesinin pek şansı yok. Evet, böylesi bir hükümetin kurulması müzakere sürecinde Türk tarafının elini son derece rahatlatır. Muhataplar karşılarında yekpare bir blok görür.

Ancak bu kadar kısa bir süre içinde, bu kadar keskin bir dönüşü Eroğlu bile yapamaz. Üç gün öncesine kadar Annan Planının ölüm fermanı olduğunu söyleyen UBP’yi seçmeni hiç affetmez. Üstelik affetse dahi yapılan demokrasi ile bağdaşmaz. Ayrıca UBP ile diğer partiler planın revizyonu ve adı konusunda da anlaşamaz.

Aslında KKTC’de hükümet nasıl kurulursa kurulsun anahtar Ankara’da. Seçimler sadece 1 Mayıs 2004 öncesinde çözüm öngören hükümeti rahatlattı. Çözüm yanlısı iradeyi temsil eden yeni KKTC meclisi ve hükümeti Ankara’daki direnişin kırılmasına, pazarlık süreci sonunda uzlaşmaya varılabilmesine yardımcı olacağa benzer.

Ancak görünen o ki herkes gibi Ankara’nın da kafası karışık ya da her kafadan ayrı ses çıkıyor. Bir yanda uzlaşma çağrısı lafları dolaşırken, diğer yanda Ankara planından söz ediliyor.

Eğer Annan Planının yerine yeni bir plan olarak Ankara planı hedefliyorsa, daha doğrusu Türk tarafının yıllardır kabul ettiremediği taleplerini yeniden gündeme getiriyorsa, seçimlerin hiçbir anlamı kalmaz. Yakalanan ivme de, Türkiye’nin AB üyeliği de heba olup gider...

HURRIYET 23/12/2003

'Annan Planı ahlaksız baskı'

KKTC lideri, Erdoğan'ın 'Kıbrıs müzakereleri Annan Planı'nın temelinde yürümeli' sözlerine, 'Bu planın müzakere edecek yanı yok' yanıtını verdi

23/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Kıbrıs'ta müzakerelerin Annan Planı temelinde yürütülmesi gerekir" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'a karşı tavrını sertleştiriyor. Erdoğan, Özbekistan ziyaretinde verdiği mesajın ardından bu hafta Denktaş'la görüşmeye hazırlanırken, KKTC liderinden sert bir çıkış geldi. Denktaş, "Annan Planı'nın müzakere edilecek yanı yoktur" dedi.
Denktaş, dün bir kabul sırasında, bir gazetecinin, 'Türki
ye, Annan Planı zemininde görüşmelere devam yönünde karar alırsa masaya oturacak mısınız?' sorusu üzerine şunları söyledi: "Annan Planı görüşmeye açık bir plan değildir. Görüşülecek bir yanı, yönü yoktur. Annan Planı için masaya oturmak demek, planı tüm çirkinlikleriyle, yanlışlarıyla, Kıbrıs Türklerine yaptığı haksızlıklarla referanduma sunmaktır"

'Halkın dediği önemsiz'
Denktaş, Annan Planı'nı müzakere şansları olmadığı savını, "Çünkü,
'çerçevenin dışına çıkamazsınız, felsefesine dokunamazsının' denmektedir. Rum da felsefesini beğeniyor ve istediği tadilat bizim kabul edemeyeceğimiz
tadilattır" diye gerekçelendirdi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerini planı müzakere değil, referanduma sunmak için davet ettiğini hatırlatan Denktaş, şöyle dedi:

"Kendimizi aldatmayalım. Planı referanduma sunmak demek haritasını kabul etmek demektir. Bu kadar göçe boyun eğmek demektir, iki kesimliliğin sulandırılmasını ve kısa sürede bunlara seçme-seçilme hakkı verilmesini kabul etmek demektir. Türkiye'nin garant
isinin sulandırılmasını, adada kalacak 6 bin askerin BM kontrolünde eli bağlı kalmasını ve Türkiye AB'ye girdiğinde adadan çıkmasını öngören bir planı referanduma sunacağız. Halkın 'evet' ya da 'hayır' demesi önemli değil."

'Ahlaksız baskı'
KıbrıslıTürklereRumların AB'ye 'yasadışı' müracaatını yasallaştırmak için oyun oynandığını ve baskı yapıldığını savunan KKTC lideri, "Böyle tek taraflı bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen 'ahlaksızca bir baskı demektir. Baskılar karşısında halkı uyardık, dü
şüncelerimizi Türk yetkililere yazılı ve sözlü aktardık. Ümit ederiz ki kaale alınır."
AB'ye karşı olmadıklarını, ancak Rumların birliğe müracaatının hileli olduğunu söyleyen Denktaş, "AB bu oyuna gelmemeli dedim. Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıymışız,
ne haddimize düşmüş" dedi. Seçim sonucunda halkın yüzde 51'den fazlasının Annan Planı'nı reddettiğinin ortaya çıktığını kaydeden Denktaş, "Referandum kabul edeceklerse, yüzde 51 'hayır' demiştir,
tepki oyları dahil bu yüzde 70'lere çıkar" diye konuştu. De
nktaş, "Seçim sonucuna bakıp Anadolu halkı bize gücenmesin. Bu seçimler sadece iç hesaplaşmadır" ifadelerini kullandı.

'Görüşme takvimi yok'
KKTC lideri, Erdoğan'la görüşmesi için henüz takvim belirlenmediğini, 1-2 hafta içinde bir toplantı yapılacağını d
a söyledi.

Kıbrıs ve Avrasya

M.Ali Kışlalı

23/12/2003 RADIKAL

Genç meslektaşlarım 1963- 1974 yılları Kıbrısı'nda yaşananları hatırlamazlar. 1963'te Makarios yönetimindeki Kıbrıs Rumları o zaman mevcut statüyü bozup Türklere karşı saldırıya geçmişlerdi.
1974'e kadar iki defa; 1964 ve 1967'de Rum tutumu adeta bir soykırım havasına girince, bunu durdurmak için, Türkiye iki defa hava kuvvetlerini kullandı ve adaya çıkma hazırlığı yaptı. Ama ikisinde de ABD önledi.
Türkiye'yi tehdit eden Johnson mektubu d
a o zaman geldi.
ABD bize 'Sakın adaya müdahale etmeyin. Sovyetler Birliği karışırsa yanınızda yer almayız' diyordu.
Bu gerçeği, rahmetli, Milliyet Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi ile ziyaret ettiğimizde zamanın Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin bize n
akletmişti. Başbakan İnönü de kendisine Time dergisi adına 'Müttefikler yardımınıza gelmezlerse ne yapacaksınız?' diye sorduğumuzda, 'Böyle bir şey olursa (mevcut) dünya yıkılır, bir yenisi kurulur ve Türkiye o dünyada yerini bulur' diyecek, fakat, TBMM'de hemen iktidardan düşürülecekti.
Kıbrıs'ta, Rum egemenliğinin ve baskısının sürdüğü statü 1974'te Nikos Samson isimli EOKA terör örgütü liderinin darbe yapmasıyla değişti.
O gün zamanın Başbakanı Ecevit ile Afyon'a, Nihat Erim başbakanlığında yasaklanan
afyon ekimini belli kurallara bağlı olarak yeniden başlatmak üzere gidiyorduk. Ecevit töreni kısa kesip Ankara'ya dönmüş, Türkiye'nin Kıbrıs statüsünün garantörü olarak müdahale süreci başlamıştı.
Dış politikayı yakından izleyen Ecevit, Kıbrıs'taki yeni d
urumun Sovyetler Birliği tarafından da olumlu karşılanmayacağından haberdardı.
Türkiye askeri bakımdan adaya çıkarma için hazırdı. Diplomatik bakımdan da artık Sovyetler Birliği'nin bir karşı müdahalesine maruz kalmayacağını biliyordu.
Moskova, Kıbrıs'ın
bağımsız kalması yanlısı idi.
Türk-Sovyetler Birliği ilişkilerine olumlu katkılarda bulunmuş olan, zamanın Sovyetler Birliği Büyükelçisi Vasili Grubyakof, bana hükümetinin yaklaşımını, Yankı dergisinde yayımlanmak üzere şöyle ifade edecekti:
"Kıbrıs'tak
i son gelişmelere bağlı olarak Türk ve Sovyet hükümetleri arasında yakın temaslar yapıldı. Görüşlerin samimi teatisi, karşılıklı pozisyonların daha iyi anlaşılmasını sağladı. Bu temaslar ülkelerimiz arasında pek çok alanda devam eden müspet gelişme ve ilişkilerin tabii sonucudur. Biz, dünyadaki uluslararası durumun yumuşamaya doğru gitmesi ve karşılıklı güvenin kuvvetlenmesinin, Türk-Sovyet politik, ticari, ekonomik ve kültür ilişkilerinde yeni gelişmeler için çok uygun bir ortam yaratacağına eminiz."
Şimd
i, aradan neredeyse 30 yıl geçtikten sonra, Sovyetler kadar güçlü olmasa da, bir bölge gücü olan Rusya konuyla gene yakından ilgili.
Bölge ülkelerinin de katılımıyla, ilk toplantısı geçenlerde İstanbul'da yapılan bir 'Avrasya Hareketi' başlatılmasında rol
oynuyor.
Sovyetler Birliği dağıldığında, Türk cumhuriyetleri kurulduğunda, Türkiye Avrasya'ya, ABD'nin de özendirmesiyle, büyük ilgi göstermiş ama maddi olanaksızlık ve gerçekçi olmayan politikalar başarıya engel olmuştu.
Batı'nın yaklaşımlarımıza karşı
takındığı olumsuz tavırlar ise, son yıllarda 'Neden Rusya ve İran ile temas etmiyoruz?' şeklindeki, çok yönlü dış politika arama girişimlerini engelledi.
Bu konulardaki bir-iki gerçekçi yaklaşım bağnaz tepkiler karşısında kaldı.
Türkiye'nin güvenliğinde
n sorumlu kurumlar içerisinde, sözünü ettiğimiz bağnaz tepkilerden dolayı, konunun irdelenmesinden tamamıyla vazgeçmemiş kesimlerin bulunduğunu ve bu tutumlarını yeri geldiğinde gündeme yerleştirdiklerinin işaretleri yok değil.
Şimdi KKTC ile ilgili, Türk
iye'deki siyasi iktidarın tutumunda var olduğu öne sürülen, değişik politika dikkatlerin göreceli olarak başka yönlere
çevrilmesini gündeme getirebiliyor.
AB, ABD ve AKP kaynaklı baskılara KKTC'nin ne kadar ve nasıl dayanacağını göreceğiz.
Öncelikle CHP
'nin siyasi muhalefetinin, kamuoyunca geniş onay verilecek şekilde, ortaya çıkmasının ülkedeki siyasi gündemin birinci maddesine yerleşmesine sebep olacağını sanıyorum.
Örnekleri yakın tarihte saklı olan sorun kolay çözümlenemeyecek.

Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (3)

Gündüz Aktan

23/12/2003 RADIKAL

Annan Planı çerçevesinde bir çözümle birlikte 'egemen eşitlik' ve 'eşit statü' ilkelerini bertaraf eden ve Türkleri siyaseten bölen bir devlet yapısına kavuşan; Türklere fiilen adanın yüzde 24'ünün altında bir toprak bırakan; tüm göçmenleri alacakları topraklara ve Türk bölgesine yerleştiren; böylece iki bölgeliliği de bozan; kaybettikleri özel mülklerin tazminat ve takasla tasfiye edilmeyen bölümünü geriye alan Rumlar, garanti açısından da amaçlarına ulaşıyorlar.
Türkiye, bugüne kadar, kendisinin üye olmadığı AB'ye Kıbrıs'ın üye olmasını hukuk ihlali sayıyordu. Garanti konusundaki 'Protokol' taslağına göre Kıbrıs'ın AB üyeliğini garanti etmek gibi absürd bir duruma düşüyor. AB üyesi bir Kıbrıs'ta Rumların 1963-74
arasındaki gibi Türklere mezalim yapması zor.
Ama AB müktesebatından yararlanacak Rumların kuzeye sınırsız yerleşmesi, orada oy hakkı kazanması ve sınırsız mülk alma imkânına kavuşması mümkün. Yeni haliyle Türk garantisi, Rumların bu girişimlerine karşı
Annan Planı'nın kuracağı statükoyu korumakta etkisiz kalacak.
Kıbrıs'ın Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye girmesi sadece anlaşmalara aykırı değil, aynı zamanda Türk-Yunan dengesini de bozucu nitelikte. 'Temel Belge'nin (1960) değiştirilemez 23. maddesine gör
e Kıbrıs'ın, garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye eşit mesafede olması; birine tanıdığı hak ve çıkarları diğerlerine de tanıması gerekiyor. Oysa AB içinde bir Kıbrıs kaçınılmaz olarak Yunanistan'a Türkiye'den çok daha yakın olacak. Zaten bu nedenle Simitis 'enosis'in gerçekleştiğini söylüyor.
Bu nokta, Annan Planı temelinde imzalanıp referandumla yürürlüğe girecek 'Kurucu Anlaşma' ve eklerinin uygulanması açısından da önemli. Zira uygulama zamana yayılıyor. Birçok muğlak hükmün açıklığ
a kavuşturulması ve uygulanması, çözümden sonra da, sürekli müzakere gerektiriyor. Kaldı ki Annan Planı'nda, çözümden sonra müzakere edilmek üzere çok sayıda yasa, yönetmelik ve anlaşma yapılması öngörülüyor. Bu durumda Türkiye olmadan AB'ye girecek Kıbrıs Türklerinin, Yunanistan'ın desteğine sahip Rumlarla başa çıkması mümkün olamayacak.
Fakat Annan Planı'yla Kıbrıs Türklerine sağlanan, sayıca ve etkinlikçe sınırlı koruma önlemlerinin üyelikle birlikte, AB müktesebatı tarafından aşındırılması, asıl tehlik
eyi oluşturuyor. Prof. P. Pernthaler, AB müktesebatının ülkelerin iç federal yapılarına 'kör' olduğunu; 'özel' (koruyucu) hükümleri asgari ölçüde kabul ettiğini; çözüm anlaşmalarında Türk tarafının yabancı (Rum) nüfuz ve müdahalesini (foreignization) önlemeyi amaçlayan 'özel kurallar'ın, üyelikten sonra, Lüksemburg Avrupa Adalet Divanı (ABAD) içtihatları ve AB müktesebatı tarafından giderek kenara itilmesi riski bulunduğunu vurguluyor.
Nitekim bunu bizden çok daha iyi bilen Rum/Yunan tarafı, 'Kıbrıs, AB üy
esi olduktan sonra, çözümün uygulanmasına paralel olarak, Annan Planı'nın birçok hükmünü müktesebat istikametinde değiştirmeyi amaçlıyor' (Pacis, sayı 13, Haziran 2003, s. 62-64).
Bunu önlemek için Pernthaler, Türklerin lehine anayasal hükümlerin Kıbrıs'ı
n giriş anlaşmasının ekine 'bağlayıcı' biçimde konulmasını öneriyor. Oysa Annan Planı'nda AB ile imzalanması öngörülen 'Protokol' taslağında bulunan, çözüm anlaşmalarının uygulanabilmesi için 'AB'nin üzerine inşa edildiği ilkelere' uygun olması gerektiği yolundaki hüküm, böyle bir bağlayıcılığa imkân vermiyor. Bu nedenle Annan Planı'na göre imzalanan anlaşmaları Kıbrıs'ın giriş anlaşmasına eklemenin yararı yok.
Bu bağlamda, kuzeyde ikamet ve mülk edinme haklarının önündeki kısıtlamaların kaldırılması, kuze
ye yerleşecek Rumlara önce Türk devleti, sonra da merkezi yönetim parlamento seçimleri için oy ve seçilme hakkı verilmesi amacıyla, çözümden sonra Rumların ABAD'da açacakları davaları kısa zamanda kazanmaları mümkün.
Ben Kıbrıs Rumu olsam, benim lehime bu
kadar unsur içeren, AB üyesi olduktan sonra da, AB müktesebatının yardımıyla Türklerin lehine tüm istisnai önlemleri ortadan kaldırarak, tarihi amaçlarıma ulaşmamı sağlayacak Annan Planı'nı neden imzalamayayım?

Denktaş: Plan görüşülemez

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temel felsefesi değişmeden Annan Planı’nın müzakere edilemeyeceğini belirterek, planla ilgili görüşlerini Türkiye’ye ilettiğini söyledi. “Umarız kaale alınır” diyen Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile önümüzdeki haftalarda biraraya gelebileceklerini kaydetti.

Denktaş, planla ilgili referandum baskısının Rum Yönetimi’nin tek yanlı AB müracaatını meşrulaştırmaya yönelik olduğunu da söyledi ve Rum halkının planla ilgili tutumunun AB sürecinde herhangi bir değişikliğe yol açmayacağını belirterek, Türk tarafına bu yönde baskı yapılmasını “ahlaksızca baskı” olarak niteledi.

PLANDAKİ HİLE...MÜZAKERE ŞANSI YOK

“Fırsat bulmuşken bir kez daha Annan planının içindeki hileyi göstereyim” diyerek planı müzakere şansları olmadığını söyleyen Denktaş, bunun nedenlerini şöyle özetledi:

“Çünkü ‘çerçevenin dışına çıkamazsınız, felsefesine dokunamazsınız’ denmektedir. Rum da felesefesini beğeniyor ve felsefesine dokunmadan ‘bazı tadilatlar isterim’ diyor. İstediği tadilat bizim kabul edemeyeceğimiz tadilatlardır. Bizim aleyhimize olan ne varsa onların genişlemesini istiyorlar. Genel Sekreter de ‘tadilat konusunda anlaşamazsanız ihtilaf konularını ben ele alır, istediğim şekilde doldururum’ diyor....”

MÜZAKERE DEĞİL REFERANDUM DAVETİ

Kendilerine yapılan davetin müzakere için değil referandum için olduğunu söyleyen Denktaş, “Bu planı referandema sunmak demek, haritasını kabul etmek, bu kadar göçe boyun eğmek, iki kesimliliğin sulandırılmasını, bu kadar Rum’un içimize gelip yerleşmesini, Türkiye’nin garantisinin sulandırılmasını ve Türkiye AB’a girdiğinde bunların da adadan çıkmasını kabul etmek demektir” ifadelerini kullandı.

Referanduma yönelik Türk tarafına baskı yapıldığını, buna karşın Rumlar üzerinde herhangi bir baskı olmadığını kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

“Rum hayır derse ne olacak...Hayır dese de Kıbrıs AB’a girmiş olacak. Ama biz hayır diyemeyiz, bu duurmda hem biz hem Türkiye bundan zararlı çıkar. Yani bizim evet dememiz Rumlar’ın AB’a yapmış oldukları yasa dışı bir müracaatı yasallaştırmak için isteniyor. Bize muhtaçtırlar. Bu yasa dışı müracaatı bizim yasallaştırmamız için referandumdan evet istiyorlar. Oynanan oyun budur. Bu düpedüz ahlaksızca baskıdır. Bu baskıya Kıbrıs Türkü boyun eğmek niyetinde değil...”

FELFEFESİ DEĞİŞECEKSE MÜZAKERE OLUR

Cumhurbaşkanı Denktaş, “felsefesi ve çerçevesi dahil herşeyin müzakereye açık olması durumunda müzakereye evet der misiniz” sorusuna da, “Size ‘gel de müzakere et, bu kadar günde muhakkak referanduma götür tehdidi olmadan ‘anlaştığınız belgeyi referanduma götüreceksiniz’ derlerse, insan oturur müzakere eder tabi...Ama fesefe, çerçeve değişmeyecek ve kesinlikle referanduma gidilecekse buna hayır” karşılığını verdi.

AB’A KARŞI DEĞİLİM...

Bir soruya karşılık, Avrupa Birliği’ne karşı olmadığını da söyleyen Denktaş, “Rumlar’ın AB’a müracaatı siyasi ve kanunsuzdur. Kıbrıs üzerinden Türkiye’nin haklarını kaldırıp bizi çıplak bırakmak için yapılmış bir müracattır. Bir hiledir. AB bu oyuna gelmemelidir” dedi.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğuna ilişkin söylemlerin anımsatılması üzerine ise, “Niye, ne haddimize” diyen Denktaş, “Türkiye’nin yolunu kestiğimizi, Rum’un yasadışı müracaatını kabul edenler ve Türk medyası söylüyor. Kıbrıs’ı Türkiye’nin önüne engel koymak büyük haksızlıktır” diye konuştu.

DÖRTLÜ ZİRVE...MANDA DEĞİŞMELİ

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soruya karşılık, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’taki liderler arasında dörtlü zirveyi alternatif yöntem olarak düşünmediklerini de söyledi ve şunları kaydetti:

“Genel Sekreter’in iyiniyet görevi faydalıdır ama Genel Sekreter’in mandası değişmelidir. Çünkü kendine verilen yetki, mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti içinde iki cemaatın kavgasını halletmektir ki bu yetki yanlış bir yetkidir. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti dedikleri 1960 cumhuriyeti 1963’den itibaren ortadan kalkmıştır. Hala o yanlış yetki belgesiyle Genel Sekreter’den daha olumlu bir netice almasını beklemek hayaldir. Mandasına rağmen Genel Sekreter’in yapmaya çalıştığını da iyiniyetle yapılmış bir çaba olarak değerlendiriyoruz ama yanlış manda nedeniyle istemlerini yapamadı, suçlu tarafı korumuştur, suçsuz tarafı da mahkum etmektedir....”

AB’I AÇIKÇA SAVUNANLAR YÜZDE 1-2 OY ALDI

Seçimlerin ardından özellikle yabancı ülke temşilcilerin “halk AB yolunda kararını verdi” şeklinde yorumlar yapmalarını da eleştiren Denktaş, “Seçimlerin referandum değil genel seçim olduğunu” tekrarladı.

Denktaş, “Halk bugün bu oyların tepki oyları olduğunu, referandum olarak düşünmediğini söylüyor. Seçimler eğer referandum ise, yüzde 51 hayır’dır-ki tepki oylarıyla yüzde 70’lere çıkar- ya da doğruda seçim sonucu olarak kabul edecekler. İkisini karmakarış edip Annan planını kabul edenler diye bir netice çıkarılamaz. Referanduma gidersek yüzde 70’in üzerinde hayır çıkar” dedi.

HALKIN SESI 23/12/2003

Hükümet, Annan plânında ısrarlı

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta uzlaşının başta Rum tarafı olmak üzere tarafların karşılıklı taviz vermesi ile sağlanabileceğini bildirerek, ''Çözümün Türk tarafının tek taraflı teslimiyeti ile sağlanmasını bekleyenler vahim bir yanılgı içindedirler'' dedi.

Gül, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen bakanlığının 2004 yılı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirirken, bu konuda bu yıl önemli adımlar atıldığını ifade etti.

Bugün karşı karşıya olunan noktanın çok ciddi olduğunu belirten Gül, şunları söyledi:

''Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması Türkiye'nin ve KKTC'nin ortak arzusu ve hedefidir. Türkiye olarak biz 1 Mayıs 2004'e kadar böyle bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak için gerekli siyasi iradeye sahibiz. BM Genel Sekreteri'nin iyiniyet misyonuna olan desteğimizi de sürdürmekteyiz. Ancak başta Kıbrıs Rum tarafı olmak üzere uzlaşının ancak bütün tarafların karşılıklı taviz vermesi ile sağlanabileceğini anlaması gerekmektedir.''

"HAMASET VE PROPAGANDA...''

Kıbrıs Türk halkının her zamankinden daha soğukkanlı ve akılcı, ortak bir tutum izlemesi gerektiğini kaydeden Gül, ''Bu dönemde hamaset ve propaganda bir tarafa bırakılmalıdır. Bu uzun vadede hepimize pahalıya mal olabilir'' dedi. Gül, adil ve kalıcı çözüm için belirlenen parametreler çerçevesinde çağdaş diplomasinin tüm yöntem ve olanakları kullanılarak, herkesçe kabul edilebilir bir çözüm için samimi gayret göstermek gerektiğini ifade etti.

AK Parti Düzce Milletvekili Yaşar Yakış ise yaptığı konuşmada, KKTC'de ''Geniş tabanlı ve güçlü'' bir hükümet kurulmasına yardımcı olunması gerektiğini bildirdi.

Yakış, 2004 yılının Türkiye için çok önemli olacağını belirterek, ''Uzun vadeyi ipotek altına alabilecek gelişmelerin ortaya çıkacağı bir yıl olacaktır'' diye konuştu.

Hükümet, Annan plânında ısrarlı

 

Ankara, Denktaş’ın çıkışlarına rağmen Annan Planı’nı müzakereden başka bir alternatif bulunmadığı görüşünü koruyor

NTV’nin haberine göre, diplomatik kaynaklar, Denktaş’ın eninde sonunda Annan Planı’nı müzakere zemini olarak kabul edeceğini belirtiyorlar. Bu görüşün ortaya konulması, Ankara’nın ileride Denktaş üzerindeki baskısını artıracağı şeklinde yorumlanıyor. Net tablonun ortaya çıkması için Çankaya Köşkü’nde yapılması planlanan Kıbrıs Zirvesi’nin beklenmesi gerektiğine de işaret ediliyor.

BATU: ABD VE AB’NİN KKTC SEÇİMLERİNE FÜTURSUZCA MÜDAHALE ETMESİ SKANDALDIR

Türkiye’de ana muhalefette bulunan CHP’nin Hatay Milletvekili İnal Batu, ABD ve AB’nin KKTC seçimlerine fütursuzca müdahale ettiğini belirterek, bunun bir skandal olduğunu söyledi.

A.A’nın haberine göre, TBMM Genel Kurulu’nda Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşlerini açıklayan Batu, konuşmasında Kıbrıs sorununa yer verdi.

Batu, Annan Planı’nın hazırlama aşamasında Kıbrıs Rum Kesimi ile müzakere edildiğinin ve onların istemi doğrultusunda değiştirildiğinin ortaya çıktığını ancak Hükümet’in bu duruma tepki gösterdiğini söyledi.

ÇİÇEK: BEKLENTİMİZ HÜKÜMETİN KURULMASI

Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 14 Aralık'ta KKTC'de, demokratik ve başarılı bir seçim yapıldığını, neticeden bu anlamda memnun olduklarını ifade etti. KKTC'nin demokratik anlamda kurumsallaşmış bir yapıya kavuştuğunu belirten Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu seçimler herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. Şimdi hükümet olarak biçim beklentimiz bir an evvel orada bir hükümetin kurulması ve hemen çalışmalarına derhal bu anlamda başlamasıdır. Çünkü önümüzde bazı süreçler, sıkıntılar, zorluklar, engeller var. Bunların elbirliğiyle aşılabilmesi için zamanın çok iyi kullanılması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili bir değerlendirme yaptık. Dışişleri Bakanlığımız kapsamlı bir çalışma yapıyor. Bu çalışma muhtemelen bu hafta bitmiş olursa o da Bakanlar Kurulu'na gelmiş olacak. O çerçevede bir değerlendirme yapacağız.”

HALKIN SESI 23/12/2003

Talat: Top Ankara’da

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, genel seçimlerde halkın çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu belirtti ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bunu gözardı etmesi halinde “başka demokratik yöntemler” kullanacaklarını söyledi.

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Talat, yeni hükümet oluşumuna ilişkin henüz ellerinde somut bir formül olmadığını da belirtti ve Cumhurbaşkanı Denktaş’la bugün yapacakları görüşmede görevlendirme beklemediğini kaydetti.

“Çözüm vizyonuyla CTP-BDH-DP formülü olabilir” diyen Talat, UBP ile koalisyonu ise dışlamamasına karşın zayıf ihtimal olarak niteledi.

Talat, “Top Ankara’da” diye konuştu.

DENKTAŞ LİDERLERLE İKİNCİ TUR GÖRÜŞMELERİ BUGÜN YAPACAK

Seçimlerin ardından oluşan ilginç tabloyu aşarak koalisyon hükümeti kurmaya yönelik çalışmalar devam ederken, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş siyasi liderlerle ikinci tur görüşmelerini bugün yapacak.

Seçimlerin hemen ardından parti liderlerini çarşamba günü ayrı ayrı kabul eden Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün de saat 09.30’dan itibaren liderlerle ikinci tur görüşmesini yapacak. İlk görüşmesini CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’la yapacak olan Denktaş, birer saat arayla sırasıyla UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı ile görüşecek.

UBP-BDH GÖRÜŞMESİ

UBP, 14 Aralık genel seçimlerinden sonra başlayan hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde, BDH’yı ziyaret etti.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, seçimlerin bittiğine, meydanlarda söylenenlerin meydanlarda kaldığına işaret ederek, artık uzlaşma arayışı içine girme zamanı olduğunu söyledi.

Eroğlu, UBP’nin her zaman uzlaşmadan yana, uzlaşmayla Kıbrıs’ta kalıcı bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğu düşüncesi içinde olduğuna işaret ederek, Türkiye ile işbirliği içerisinden olacak bir mutabakat hükümeti veya geniş tabanlı bir hükümet kurmaya talip olduklarını, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı’ya aktardıklarını belirtti

Her partinin kendisine ait görüşleri olduğuna dikkat çeken Eroğlu, bu görüşler doğrultusunda hareket ederken asgari müştereklerde buluşulup buluşulamayacağının arayışı içinde olduklarını söyledi. Eroğlu, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıcı ile geçmişte de bir ortaklıkları olduğunu anlatarak, o ortaklıkta iki partinin birbirlerine destek olarak iki buçuk yıl kadar müşterek hükümet ettiklerini anımsattı.

Başbakan Derviş Eroğlu, UBP’nin Kıbrıs’ta -kendilerinin olmazsa olmazları dikkate alınarak- mutlaka bir anlaşmanın gerçekleşmesi ve bu gerçekleştikten sonra AB’ye girilmesi yönünde kararlılığı olduğunu söyledi.

Eroğlu, önümüzdeki günlerde hükümetin kuruluşu ve hükümet kuruluşunu müteakip, başlaması muhtemel görüşmelere de destek vereceklerini ifade ederek, “Kıbrıs Türk halkının kazanımlarını göz ardı etmeden varılacak bir anlaşmaya da destek olacağız. Böyle bir anlaşmanın da arayışı içinde olacağız” dedi.

AKINCI

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, BDH’nın bütün seçim kampanyası boyuncu 14 Aralık’ın bir de 15 Aralık’ı olduğu bilinci içerisinde hareket ettiğini, seçimlerde sonucu ne olursa olsun bu ülkenin insanları olarak herkesin birbirlerinin yüzüne bakacağının, ellerini sıkacağının bilinci içinde olduklarını söyledi.

Akıncı, BDH’nın meydanlarda ne söylüyorsa, o söylenenlerin ardında durmaya devam ettiğini belirtti. Akıncı, BDH’nın meydanlarda “Kıbrıs’ta çözüm; Mayıs hedefi; Annan Planı temelinde bir çözüm; birleşik bir Kıbrıs’ın AB üyeliği ve Aralık 2004’te Türkiye’nin bir tarih almasının son derece önemli olduğunu söylediğini” hatırlatarak, tüm bunların önemini koruduğunu söyledi.

“Hep altını çizerek vurguladık. Tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir formül üretmektir asıl olan. Hedef üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil” diyen konuşan Mustafa Akıncı 1 Mayıs 2004 tarihinin çözümsüz geçirilmesi halinde, kısa vadede Kıbrıs Türklerinin bundan ciddi kayba uğrayacağını; kısa bir dönem sonra Türkiye’nin ciddi bir kayba uğrayacağını; Aralık 2004’de beklediği tarihi alamayacağını; ancak uzun vadede Kıbrıs Rumlarının da bundan kaybedeceğini vurguladı.

Annan Planı’nın zemin olarak kabul edilmesi gereği üzerinde duran Akıncı, ortada başka bir plan, başka bir mucize yaratacak bir durum olmadığını kaydetti.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, bunun “teslim olacağız, her şeyimizi feda edeceğiz” anlamına gelmediğini ifade ederek, “Otururuz, tartışırız. Bunu tarafların karşılıklı kabul edebileceği bir noktaya getiririz. Bunun yanında da Türkiye Kopenhag kriterlerini yaşama geçirir ve Aralık 2004 geldiği zaman da Türkiye de o beklediği tarihi alır. Dolayısıyla da tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir formül bulunabilir” dedi.

HALKIN SESI 23/12/2003

Annan Planının görüşülecek yanı yoktur”

** Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temel felsefesi değişmeden Annan Planı’nın müzakere edilemeyeceğini belirterek, planla ilgili görüşlerini Türkiye’ye ilettiğini söyledi. “Umarız kaale alınır” diyen Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile önümüzdeki haftalarda bir araya gelebileceklerini kaydetti

Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nı ahlaksızca bir teklif olarak niteledi ve görüşülecek bir yanı olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı basın mensuplarıyla yaptığı görüşmede Annan Planınına yüklendi ve uygulanabilir olmadığının altını çizdi. Denktaş Plana dair şöyle konuştu:
"Bakın bu planın içindeki hileyi gösteriyim. Annan Planını müzakere etme şansımız yoktur. Felsefesine dokunamazsınız, çercevenin dışına çıkamazsınız. Rumlar da tartışmak istiyor. Ama durumdan memnun. Çünkü nasıl olsa AB'ye üye olacaklar. Genel Sekreter di
yor ki anlaşamadığınız noktaları ben doldururum, plandaki boş sayfaları ben doldururum. Sonra referanduma sunarız diyor. Amaç referanduma sunmaktır. Amaç Türkiye'nin garantörlüğünü sulandırmak istiyor."

"RUMLAR HAYIR DERSE DE AB ÜYESİ"

Denktaş, Annan Planı çercevesinde Rumların kayrıldığını vurguladı ve şöyle dedi: "Rumların uluslararası yasalara ters düşen Türkiyenin haklarını ortadan kaldırmak istiyen bir yasayı kabul ettirmek için referanduma gidilsin isteniyor. Peki şunu soruyorum: Rum hayır derse ne olacak? Bizi niye zorluyorsunuz. Yasadışı bir olayı yasallaştırmak için. Peki biz hayır dersek ne olacak: O zaman diyorlarki 'hayır diyemezsiniz'.Hem siz hem Türkiye zararlı çıkacak. Bu plan dikte ettiriliş tarzı ile düpedüz bir baskıdır. Zorlamadır. Ahlaksızca zorlamadır. Rum tarafına KKTC Türklerinin egemeni değilsiniz demek gerekmektedir. Türklerle benzeri bir ortaklık yapmasanız tabiyatıyla Rumlar oynadıkları oyunlara devam edeceklerdir."

SEÇİM SONUÇLARI HÜKÜMETE TEPKİ

KKTC Cumhurbaşkanı batının tavrını da eleştirerek: "İngiliz - ABD ve BM yetkililerinin seçim sonrası beyanatlarına bakıyoruz; Efendim halk seçim sonrasında kararını vermiştir havası var. Bunun aynı zamanda referandum havasına sokulduğu gibi bir hava yaratıldığını unutuyorlar. Halka soruyolar biz referandum değil partimize tepkiden ötürü böyle oy kullandık diyorlar. AB için özel parti kurulmuştur. O parti de yüzde 1 veya 2 gibi oy almıştır. İşte KKTC Türk'ünün koşulsuz AB'ye destek oranı budur. Halkın referanduma gitmesi durumunda hayır çıkarsa ne olacak. Halk zaten plana evet demeyecek. Seçim sonuçları hükümete tepkidir. İç meseledir bunu AB'ye evet gibi görmek istiyorlar ama halkın yüzde 51'i hayır demiştir.

ADADA TÜRK KALSIN İSTEMİYORLAR

Planın kabulu durumunda adada Türk kalmayacağını ifade ederek "Miçotakis'in dediği gibi 10 yıl içinde adada tek Türk kalmayacak. 21 Aralıkları yeniden yaşayacak değiliz. 21 Aralık 1963'ten bugüne kadar neler çektiğimizi biliyoruz. Seçimlere bakarak Anadolu halkı bizegücenmesin. Bu seçimler bir iç hesaplaşmadır." dedi

BEN AB'YE KARŞIYIM DEMEDİM

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hiçbir zaman Avrupa Birliği'ne (AB) karşı olmadıklarını belirterek, AB'ye değil AB'nin yaptığı haksızlıklar karşısında direndiklerini söyledi.
Denktaş, hiçbir zaman AB'ye karşı olduğunu söylemediğini ifade ederek, ''Rumların AB'ye müracaatı siyasi bir müracaattır, kanunsuz bir müracaattır, Kıbrıs üzerinden Türkiye'nin haklarını kaldırıp bizi çıplak bırakmak için yapılan bir müracaattır, bir hiledir, AB buna düşmemelidir, bu oyuna gelmemel
idir dedim, bunu söylüyoruz. Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıymışız, ne haddimize düşmüş, niye?'' diye konuştu.
Denktaş, Kıbrıs konusunu Türkiye'nin önüne engel olarak koymanın, kabul edilemez bir haksızlık olduğunu, Türkiye'nin Kıbrıs'ta Enosisi ve soykırımı önlediğini anlatarak, Kıbrıs konusunun, sorunu yaratan Rumların önüne engel olarak konması gerektiğini vurguladı. Kıbrıs'ın dolaylı olarak Yunanistan'a verilmesi oyununun oynandığını ve Annan planının da bunun aracı olduğunu dile getiren Denktaş, ''A
B'ye karşı bizim bir şeyimiz yok ama AB'den gelen sesler, bize yapılan haksızca taarruzlar, seçimlere bu kadar karışma, tabiatıyla AB'ye olan güvenimizi sarsmıştır ve sarsmaya devam etmektedir. Bunu da AB'nin kendisi halletmek mecburiyetindedir'' dedi.

ANNAN PLANINI GÖRÜŞMEK KABUL ETMEK DEMEKTİR

Denktaş Annan Planını müzakere etmek için masaya oturmanın aslında dolaylı olarak kabul etmek manasına geldiğini belirterek: "Annan Planı görüşmeye açık plan değildir. Bu planı görüşmek için masaya oturmak demek bu planı kabul etmek, referanduma götürmek ve bu plana evet demektir. Bu planın çercevesi konuşulabilir. Ancak çercevesi de yoktur. İki eşit halk arasında görüşülecektir. Bizim eşit muameleye tutulmamız lazım. Ambargoların kalkması için AB'nin Rumlara baskı yapması lazım ki güvenimiz geri gelsin. Referanduma gidersek bu halk Annan planının ne olduğunu anlamıştır. Referandumun ne olduğu ortaya çıkar. Genel Sekreterin iyi niyet görevi yararlıdır ama onun mandası değişmelidir kendisine verilen yektki iki cemaat arasındaki sornunu giderilmelidir. Ancak bu yanlıştır. Bu sadece iyiniyetli bir davranıştır ama suçlu tarafı korumuştur.Anlaştığınız belgeyi referanduma götüreceksiniz derlerse oturur düşünürüz. Yok tartışmayacaksanız bu olmaz. Böyle şeyl olmaz. Dünya'da hiçbir halka yapılmış muamele değildir." dedi.

YENIDUZEN 23/12/2003

Talat: “UBP’yle koalisyon uzak olasılık”

Kuzey ve Güney Kıbrıs’taki bazı siyasi partilerin başkan ve yetkilileri, Slovak Büyükelçiliği tarafından rutin olarak gerçekleştirilen toplantılar çerçevesinde dün BM Barış Gücü kontrolündeki Ledra Palace Otel’de biraraya geldi.

Ev sahipliğini Rum siyasi partilerinden ADİK’in üstlendiği toplantıya, Kuzey’den CTP-BG Genel Başkan Mehmet Ali Talat ve Asım Akansoy, Demokrat Parti yetkilileri Atay Ahmet Raşid ile Ata Atun, BDH’den Genel Başkan Mustafa Akıncı ile Özker Özgür, ÇABP’den Genel Başkan Ali Erel ve Mustafa Damdelen, YBH’dan da Alpay Durduran ile Rasıh Keskiner katılırken; Güney Kıbrıs’tan DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades ile Kety Klerides, DİKO’dan Nikos Kleanthus ve Rogiros Kirris, AKEL’den Dimitris Hristofyas ile Eleni Mavru, Kıbrıs Yeşiller Partisi’nden Kiriyakos Tsimillis ve Yannos Yannu, Avrupa Demokratik Reformlar Partisi’nden Antonis Pasharides ile Markos Taşist, Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK’ten Genel BaşkanYannakis Omiru ve Marios Karaksias, Birleşik Demokratlar’dan Genel Başkan Yorgo Vasiliu ile Andreas Ladas, ADİK’ten Dinos Mihailides ile Edvin İosifides hazır bulundu.

Bu arada, toplantı öncesinde konuşma yapan Slovak Büyükelçisi Jan Varso, Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi Ali Erel ile Başkan Yardımcısı Mustafa Damdelen’in toplantıya ilk kez katıldığına işaret ederek, Erel ile Damdelen’i de aralarında görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Güney Kıbrıs’ın Slovak Büyükelçisi Jan Varso toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, bundan sonraki toplantının 28 Ocak Çarşamba günü yapılacağını ve saat 10:00’da başlayacağını açıkladı.

Katılımcıların Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili fikir alış verişinde bulunduklarını kaydeden Slovak Büyükelçisi, bu bağlamda 1 Mayıs’a kadar olan sürecin, Avrupa Birliği’ne birleşik bir Kıbrıs’ın katılması açısından önemli olduğunun toplantıda katılımcılar tarafından vurgulandığını söyledi.

Hristofyas: “Ortak hedef müzakerelere başlamak”

Toplantı devam ederken, dışarıya çıkarak basına açıklamalarda bulunan AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, toplantının çok sıcak bir atmosfer içerisinde devam ettiğini ve tüm katılımcıların hedefinin, 1 Mayıs’tan önce Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakerelere bir an önce başlamak olduğu görüşünü dile getirdi.

Talat: “Çoğunluk çözümden yana”

Ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de gerçekleşen ve yaklaşık iki saat süren toplantı sonrasında Türk ve Rum gazetecilere ortak bir açıklama yapan CTP Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun çözümden yana olduğunu söyledi. Talat, Annan Planı’nın müzakere edilerek, bu temelde varılacak bir anlaşma sonrasında Avrupa Birliği’ne birleşik Kıbrıs olarak girmekten yana olduklarını belirtti.

Seçimlerde varılan çıkmazın nasıl çözüleceği sorusuna, hükümeti büyük olasılıkla CTP’nin kuracağını söyleyen Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın görevi kendisine vereceğini tahmin ettiğini belirtti.

“UBP’yle koalisyon uzak olasılık”

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile bir koalisyon kurma olasılığının ne olduğuna ilişkin soruya karşılık Talat, bunun çok uzak bir olasılık olduğunu, Eroğlu’nun “çözümsüzlük çözümdür” mentalitesiyle kendisini çözümden soyutladığını söyledi.

Aynı açıklamaların DP Genel Başkanı ve Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş için de geçerli olduğunu söyleyen Talat, ancak Serdar Denktaş’ın her zaman için Annan Planı’nın müzakere edilmesine olumlu baktığını ifade etti. .

Türkiye’nin Annan Planı karşıtı olmadığını da vurgulayan Talat, Ankara’nın birçok kez, planın görüşülebileceğini ve üzerinde değişiklik yapılabileceğini belirttiğini ifade etti.

Türkiye’nin yaptığı çalışmaların tamamen yeni bir plan üzerinde olmadığını ifade eden Talat, Türkiye’nin Annan Planı’na dayalı öneriler hazırladığını belirtti..

Talat, görüş ayrılığı yaratan diğer bir noktanın ise, görüşmecilik yetkisiyle ilgili olduğunu ifade etti.

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, seçimlerde halkın çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu ve yeni hükümetin de ancak bu vizyonla kurulabileceğini belirterek, “Annan planına karşı çıkmayan DP’nin de yer alacağı 3’lü koalisyon olabilir. UBP ile de bu vizyonla bir koalisyonu dışlamıyoruz ama bu ihtimal zayıf” dedi.

Çözüm vizyonuyla hükümet oluşumu için Türkiye’nin net tavrının önemli olduğunu belirterek “Top Ankara’da” ifadesini kullanan Talat, “Olmayacaksa biz oynamak istemiyoruz. Biz Don Kişot’luk yapamayız. Eğer Türkiye çözüm konusunda kararlı değilse, bir hükümet kurup Denktaş’la oynayamayız veya Denktaş’ın bizimle oynamasına izin veremeyiz. Eğer olmazsa başka demokratik yöntemler deneyeceğiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “Türkiye ile çatışmasının daha da büyüyeceği” şeklinde görüş belirten Talat, “Denktaş’ın galip çıkma ihtimali yoktur. Umarım ki Kıbrıs Türk halkı herhangi bir zarar görmeden bu çatışmanın sonu gelir” diye konuştu.

Muhtemel formül BDH ve DP ile

Milletvekili genel seçimlerinden 19 milletvekili ile birinci parti olarak çıkan ve hükümeti kurmaya talip olan Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın liderlerle yarın yapacağı ikinci tur görüşme öncesinde TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş’la yarın yapacakları görüşmede resmi görevlendirme beklemediklerini, görevlendirmenin ancak meclis oluşumundan sonra yapılabileceğini söyleyen Talat, yarınki görüşmede hükümeti kurma görevine talip olduklarını yineleyeceklerini kaydetti.

“Cumhurbaşkanına yarın nasıl bir formül götüreceksiniz” sorusuna Talat, “Yarın formül götürmeyeceğiz. Ama bizim için esas olan kurulacak yeni hükümetin mutlaka Annan planı zemininde görüşmeler yapıp bunu sonuca götürmesidir. Bunun için en muhtemel formül CTP-BDH ve bu ilkelere uygun politikayı benimserse DP” karşılığını verdi.

Bu formülün hayata geçebilmesi için DP’den bir işaret almadıklarını, görevlendirme yapılmadan da bir işaret almayı beklemediklerini söyleyen Talat, böyle bir formülün sağlam bir protokol ile hayata geçebileceğini kaydetti.

CTP Genel Başkanı Talat, DP ile koalisyonu “Cumhurbaşkanı Denktaş’la koalisyon” olarak niteleyen görüşlerle ilgili olarak da, “Öyle gibi görünüyor ve bu nedenle zor gibi görünüyor. Yürümesi çok zor. O nedenle peşinen anlaşarak hükümete girmek gerekir. Görüşmeci konusu da bu protokolde bağlanacak. Kağıt üzerinde DP ile anlaşacağız ama bu cumhurbaşkanının onayına gidince nasıl davranacağını bilemiyorum” dedi.

“UBP ile mümkün görünmüyor, ama dışlamıyoruz”

CTP Genel Başkanı Talat, UBP ile CTP’nin birlikte yer alacakları 2’li veya 4’lü bir hükümet modeli konusunda ise özetle şunları söyledi:

“Seçim kampanyası boyunca ve ondan önce söyledikleriyle olaya bakacak olursak, UBP ve CTP’nin birlikte hükümette bulunması mümkün görünmüyor. Ancak çözüm perspektifiyle samimi ve ciddi olarak, takvime bağlı olarak bir hükümetin kimle kurulacağına ben değil ilgili partiler karar verecek. CTP için önemli olan hükümetin kimlerden oluşacağı değil, programıdır. O yüzden herhangi bir koalisyonu dışlamam mümkün değil ama ihtimal çok zayıf. DP ile bile zayıf ama zorlayacağız...”

“Eroğlu kuramaz...”

Tıkanma olması halinde erken seçim dahil başka demokratik yöntemler olduğunu söyleyen Talat, hükümeti kurma görevinin UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na verilmesine ise kesinlikle karşı çıkacaklarını kaydetti.

Talat, “Eroğlu’nun hükümet kurma şansı yok. Sayın cumhurbaşkanı öyle birşey yaparsa ayıp eder ve büyük tepki gösteririz. Onun hükümet kurma şansı hiç yok, bizim var. Çünkü DP ‘Annan planını görüşeceğiz’ diyor. Dolayısıyla güçlü ihtimal olmasa da ihtimal var. Üstelik biz birinci partiyiz” diye konuştu.

Talat, 4’lü hükümet formülünü de geçici bir hükümet olarak dışlamadıklarını söyledi ve “Denktaş’ın uzlaşmazlığını kıracak bir yöntem yaratırsa zayıf bir ihtimal olmasına karşın onu da değerlendirebiliriz” dedi.

“Transfer girişimi yok”

Transfer konusundaki soruları da yanıtlayan Talat, “CTP’nin böyle bir girişimi kesinlikle yoktur, bize verilen böyle bir intiba da yoktur” dedi.

Ancak süreç sonunda Meclis aritmetiğinin değişebileceğini söyleyen Talat, şu ifadeleri kullandı:

“Sonuçta bu kavga bu meclis yapısını değiştirecek. Türkiye ile pençe penç kavga edeceksiniz, kendi halkınızı hiç düşünmeyeceksiniz. Bu kavganın sonunda UBP ve DP sağlam kalamaz, darmadağın olur. UBP ve DP içinde ülkesini, halkını, Türkiye’yi seven kaç tane milletvekili var. UBP ve DP bu kavga devam ederse çatlayacak. Denktaş-Türkiye kavgası devam edecek ve bu iki parti sağlam kalacak; imkan ve ihtimal yok. Çünkü yurtsever, halkını seven, Türkiye’yi seven milletvekilleri ne kadar dayanabilecek böyle bir tutuma bilemiyorum..."

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “Annan planının müzakere edilemeyeceğine” ilişkin son açıklamalarının, çözüm vizyonuyla yeni hükümet oluşumunu daha da zora soktuğunu da söyleyen Talat, “İlk yaptığı açıklamalarda halkın çoğunluğunun çözüm istediğini kendisi ifade etmişti. Ancak bir bakıyoruz ‘benden sonrası tufan’ mantığıyla yine eski pozisyonuna geri döndü” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “Türkiye ile kavgaya girdiğini”, bunun da “kendinden başka kimseyi düşünmediğinin” göstergesi olduğu görüşünü kaydeden Talat, “Buna karşı nasıl bir hükümet formülü yaratabileceğimizi doğrusu ben de kararlaştırabilmiş değilim” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Türkiye Bakanlar Kurulu’nun hükümet politikasını belirlemek amacıyla bugün yapacağı toplantıyla aynı saatlerde bu açıklamayı yapmasının dikkat çekici olduğunu söyleyen Talat, “Ne Türkiye’nin, ne Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını düşünmediği için olası çözüm yanlısı bir politikanın

belirlenmesinin önüne geçmek için önleyici atak olarak bu açıklamayı yaptı. Benzeri bir atağı Lahey zirvesinden hemen sonra da başlatmış ve Annan Planı’nı şeytanlaştırmıştı” ifadelerini kullandı.

Son günlerde peş peşe gelen açıklamaların Türkiye hükümeti ile Cumhurbaşkanı Denktaş arasındaki çatışmayı açık bir şekilde ortaya koyduğunu söyleyen Talat, şunları kaydetti:

“Türkiye hem ABD, hem AB’a Türkiye’nin AB perspektifi için seçimlerden hemen sonra görüşmelerin başlayacağı sözü verdi. Bunu da açıkladılar. Görüşmelerin başlayabilmesi için de ortada tek bir plan var, o da Annan planıdır. Bu planın görüşülebilmesi için de Genel Sekreter, anlaşmaya varma hedefiyle çalışacaklarını yeterli şekilde ifade etmelerini ve görüşmelerin sonucunu referanduma koymayı taahhüt etmelerini, bunun için de anavatanların destek olacaklarını ifade etmelerini şart koşmuştur. Bu koşullar yerine gelmeden ‘ben görüşmek istiyorum’ demekle görüşmeler başlayamayacak.”

Türkiye’nin son günlerde verdiği taahhütler doğrultusunda politika belirlemeye çalıştığını ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bundan rahatsız olduğunu savunan Talat, özetle şöyle devam etti:

“Ortada kesin bir ters düşme var. Denktaş’ın politikası ile Türkiye’nin AB üyeliğinde ilerlemesi sözkonusu değil. Kendi halkı tarafından desteklenmeyen, halkının çoğunluğu tarafından mahkum edilen bir cumhurbaşkanının bu türden hareketler içerisine girmesi ne yasaldır, ne meşrudur. Ve bu çatışma büyüyecek. Denktaş’la Türkiye arasında ve halkla Denktaş arasındaki çatışma büyüyecek, Denktaş politikaları mahkum olacak. Denktaş’ın galip çıkma ihtimali yoktur. Umarım ki Kıbrıs Türk halkı herhangi bir zarar görmeden bu çatışmanın sonu gelir. Çünkü Mayıs 2004 erişilmesi gereken gerçek bir tarihtir ve bu tarihin ertelenmesi sözkonusu değil. Böylesi bir çatışmayla bu tarihin kaçırılması hem Kıbrıs Türkü, hem Türkiye için telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açar.”

Türkiye hükümet yetkililerinin son yaptıkları açıklamaların bazı çevreler tarafından “KKTC’ye müdahale” olarak nitelendiğinin anımsatılması üzerine de Talat, “Bugüne kadar Türkiye’nin karışmacılığında alışılmış üslubun dışına çıkıldı. Bugüne kadar hep UBP ve Denktaş lehine karışılırdı. İlk kez bunun dışına çıkıldı. Denktaş’ın lehine olmayan açıklamalar yapıldı” ifadelerini kullandı.

Ancak seçim döneminde aynı çevrelerin UBP lehine müdahaleler yaptığını da kaydeden Talat, “Son günlerde yapılan açıklamalar herhangi bir taraf lehine veya herhangi bir tarafı destekleyici açıklamalar değil. Türkiye’nin çıkarlarını ifade eden açıklamalardır. Bu bakımdan bu tür açıklamaları herhangi bir devletin yapması doğaldır” dedi.

Görüşmecilikte ısrar

Görüşmecilik konusundaki tutumlarında ısrarlı olduklarını da söyleyen Talat, “Benim iddiam görüşmeci ben olacağım, hükümet olacak” dedi.

“Birlikte yürütülemez mi” sorusuna, “Herhalde hükümet ortağımız sadece bizim yürütmemizi kabul etmeyecek ama ben Denktaş Bey’in görüşme yapabileceğine ve çözüme ulaşabileceğine inanmıyorum” karşılığını veren Talat, “Rum tarafı sizin görüşmeci olmanızı kabul ederek mi” sorusuna karşılık da, “Halk burada bir seçim yaptı ve kararını verdi. Rum tarafı tabii kabul edecek. Biz halkın iradesinin temsilcisiyiz” diye konuştu.

“Top Ankara’da...Don Kişot değiliz”

Türkiye ile gayrı resmi temaslarda bulunduklarını, ancak talep etmelerine karşın henüz resmi bir temas yapamadıklarını da söyleyen CTP Genel Başkanı Talat, “Türkiye belki Denktaş’ın şerrinden çekinerek hükümet kurmadan resmi temas yapmaktan çekiniyor” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Japonya dönüşü görüşebileceklerini bildirdiğini, ancak henüz resmi bir davet gelmediğini söyleyen Talat, özetle şunları söyledi:

“Dünyaya meydan okurken şimdi Türkiye’ye ve kendi halkına da meydan okuyan Denktaş’la bu görüşme sürecini götürmemiz mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye’nin somut tavrını bekliyoruz. Türkiye’nin bu konudaki tavrı açık ve net olmalı ki bu tıkanıklık içinde ne yapacağımıza karar verelim. Top Ankara’da...”

Kıbrıs Türkü’nün seçimlerde çözümden yana tavır koyduğunu, kimsenin bu süreci geri çeviremeyeceğini söyleyen Talat, “Bu olmayacaksa biz oynamak istemiyoruz. Biz Don Kişot’luk yapamayız. Eğer Türkiye çözüm konusunda kararlı değilse bir hükümet kurup Denktaş’la oynayamayız veya Denktaş’ın bizimle oynamasına izin veremeyiz. Eğer olmazsa başka demokratik yöntemler deneyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Başka yöntemlere” açıklık getirilmesi istenen Talat, “Bir sürü yöntem var, tartışmadığımız için söyleyemem” dedi. Talat, erken seçim, cumhurbaşkanlığı seçiminin erkene alınması, “bütün dünyanın yeniden dikkatini çekecek hareketler” dahil birçok yöntem bulunabileceğini de ekledi.

Akıncı: “ 1 Mayıs’a kadar süre önemli”

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da toplantıdan sonra basına yaptığı açıklamada, 1 Mayıs 2004’e kadar olan sürenin, AB’ye birleşik bir Kıbrıs’ın katılımı açısından önemli olduğunu ifade ederek, “Tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir yol hala daha mevcuttur. Bunu yitirmemek durumundayız” dedi.

Akıncı, Annan Planı temelinde hem Türk hem de Rum tarafının kazançlı çıkacağı bir anlaşmayla Mayıs’a kadar Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulabileceğini kaydetti. “Bu sonuca varılması halinde zamanı geldiğinde, Aralık 2004’te Türkiye’nin de üyelik müzakerelerine başlama tarihi alabileceğinin” belirten Akıncı, “Ben, bunun her iki taraf için de kazançlı bir durum olduğuna inanıyorum. 1 Mayıs’a kadar bir çözüme varılamazsa, bu, kısa dönemde hem Kıbrıs Türk tarafı için, hem de üyelik müzakerelerine başlama tarihi alamayacağı için Türkiye açısından bir kayıp olacaktır. Böylelikle sadece Rum tarafı AB’ye üye olabilecektir” diye konuştu.

1 Mayıs’a kadar bir çözüme varılmamasının uzun dönemde Kıbrıs Rum tarafı için de bir kayıp olacağını vurgulayan Akıncı, çözümsüz bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesinin uzun vadede Rumların zararına olacağını ifade etti ve bu nedenle tüm siyasi partilerin bu kayıpların farkına varıp 1 Mayıs’a kadar çözüm yolu bulması gerektiğini söyledi.

Partisinin 1 Mayıs’a kadar çözüm bulunması yönünde çalışmalar yürüteceğini de belirten Akıncı, bunun tarihi bir görev olduğunu kaydetti. Akıncı, “Kıbrıs Türklerini Aralık 2004’e kadar rehin tutacak veya pazarlık konusu yapacak bir oyunun parçası olmak istemiyoruz” şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk halkının Ankara’dan açık ve net bir mesaj beklediğini de söyleyen Mustafa Akıncı, “Kıbrıs sorununu Annan Planı zemininde çözmek durumunda olduklarından dolayı Tasos Papadopulos hükümetinden de ciddi katkılar beklediklerini” belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının “nasıl olsa biz AB’ye girdik” rahatlığına girmemeleri gerektiğine de değinen Akıncı, bu noktada AB, Türkiye’ye Aralık 2004 tarihi geldiğinde beklediği müzakere tarihini alabileceği mesajı verirse, bunun Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacağını ifade etti.

Erel: “Seçim sonuçlarını değerlendirdik”

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel de yaptığı değerlendirmede, toplantıda Kıbrıs sorununun hangi aşamada bulunduğunu ve KKTC’deki seçim sonuçlarını değerlendirdiklerini belirterek, ortak noktanın 1 Mayıs 2004’e kadar çözüm bulunması yönünde çaba harcanması olduğunu kaydetti.

Erel, toplantıya katılan DP temsilcilerinin de 1 Mayıs 2004 öncesinde bir çözüme ulaşılması yönünde tavır sergilemesinin önemine de işaret etti.

Ali Erel, müzakerelere başlamak için Türk tarafınca Kofi Annan’a yapılacak olan çağrı içerisinde müzakerelere başlama ve bitiş tarihi ile planın referandum tarihinin belirtilmesi gerektiğini söyleyerek, böyle bir çağrının, kurulması muhtemel hükümet tarafından yapılmasının ne kadar kolay olacağının bilinmediğine işaret etti

Erel, Türkiye’nin bu süreçte AB’den bir sinyal beklediğini de gündeme getirdiklerini açıkladı.

Raşid: “Seçim sonuçları irdelendi”

Toplantıya DP’yi temsilen katılan Atay Ahmet Raşid de yaptığı açıklamada, toplantıda esas olarak KKTC’deki seçimlerin sonuçlarının irdelendiğini açıkladı.

Raşid, Kıbrıs Türk tarafının verdiği mesajın, geçmişten ders alarak ileriye dönük bir çözüm beklentisi olduğuna işaret etti ve “Bazılarına göre tıkanma gibi görülen bu durum, Kıbrıs Türk siyasi partileri için bu krizi olumlu bir sonuca dönüştürme yolunda önemli bir test olacaktır” dedi.

DP’nin düşüncesinin, seçimlerden önde çıkan iki parti olan CTP ve UBP’nin geniş tabanlı bir platform oluşturması olduğunu dile getiren Raşid, DP’nin bu doğrultuda kendisine düşen her katkıyı yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

Mayıs 2004’e kadar çözüme ulaşılması için görüşmelere devam edilmesini istediklerini de belirten Raşid, Kıbrıs Türk halkının beklentileri doğrultusunda sağlam temellere dayalı bir anlaşma ile Kıbrıs Türk halkını AB’ye taşımak için ellerinden gelen katkıyı sağlayacaklarını bildirdi.

YENIDUZEN 23/12/2003

Hedef, 28 Mart’ta referandum

Güneyde yayımlanan yüksek tirajlı gazetelerden POLİTİS, yeni tur müzakerelerin

yakında ilan edileceğini yazdı. Politis'in manşeti: ‘Lahey Tipi' Sahne .

Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler. Hedef, 28 Mart'ta Referandumların Yapılması. Federal Seçimler En Geç 25 Nisan'da...

SİMERİNİ’ye göre ise Erdoğan “Dayton Tipi’ önerdi... 1-Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı bir dörtlü konferans çağrılması, 2-Bu prosedürün Dayton modeline dayandırılması ve müdahil tarafların, sorunun halledilmesine kadar müzakere masasından kalkmamaları, 3- BM'nin, İngiltere'nin ve ABD'nin prosedür dışında tutulması.

“Annan özellikle, 1 Mayıs 2004’ten önce bir takım hareketlilikler olması gerektiğine inanıyor. Yeter ki taraflardan, peşinen (prosedür veya kendisinin?) mahkûm edilmeyeceği yolunda bazı taahhütler verilsin”

Güneyde yayımlanan yüksek tirajlı gazetelerden POLİTİS, yeni tur müzakerelerin yakında ilan edileceğini söyledi. Politis’in manşeti: ‘Lahey Tipi’ Sahne –Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler –Hedef, 28 Mart’ta Referandumların Yapılması –Federal Seçimler En Geç 25 Nisan’da”


Amerikalıların, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için BM tarafından ortaya konulan ön şartların yeniden düzenlenmesi ve bu konuda dogmatik yaklaşımlar ve tanrı buyruğu olmaması gerektiğine inandıkları bildirildi

FİLELEFTHEROS “ABD Annan Şartlarına El Veriyor –Kuzey Bölgelerinde Yeni ‘Seçim’ Olasılığı Herkesi Korkutuyor –Weston Referanduma İşaret Ediyor” başlığıyla yayımladığı haberinde, Amerikalıların, Annan’ın ortaya koyduğu şartlara değişmez ayet gözüyle bakılmaması gerektiği mantıklarının, müzakerelere oturmaya hazır olduğunu ve devamında BM Genel Sekreteri’nin davetine olumlu yanıt vereceğini açıklayabilecek olan Türk tarafının işini kolaylaştırdığını yazdı.

Gazete, Lahey başarısızlığının yaşandığı geçen Mart ayından beri, ortaya koyduğu şartlarında ısrarcı olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kıbrıs sorununa bir şans daha verme olasılığını reddetmiyor göründüğünü yazdı, şöyle devam etti:

“Annan özellikle, 1 Mayıs 2004’ten önce bir takım hareketlilikler olması gerektiğine inanıyor. Yeter ki taraflardan, peşinen (prosedür veya kendisinin?) mahkûm edilmeyeceği yolunda bazı taahhütler verilsin. Geçtiğimiz günlerde Güvenlik Konseyi’nde yaşanan perde gerisinden ortaya çıktığı üzere Amerikalılar, müzakerelerin Ocak ayında yeniden başlaması çabalarının güçlendirilmesinde ısrarlıdırlar. Ancak geçen Pazar günü yapılan seçimlerden çıkan sonuç nedeniyle Kuzey bölgelerinde meydana gelen durum, yeni ‘seçimlere’ gidilmesi olasılığından korkan arabulucuların başını ağrıtıyor. Böyle bir şey sahneyi ve planlarını tamamen alt üst edecek.

Bu arada, Türk Dışişleri Bakanı’yla temaslarda bulunmak üzere cuma gününden beri Ankara’da bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, bir hareket çerçevesi ortaya koydu. Weston; ABD’nin, müzakerelerin en kısa zamanda yeniden başlaması gerektiği şeklindeki arzusunun sürdüğünü belirterek, tarafların, itirazlarını ortaya koyabileceklerine ve referanduma gidebileceklerine işaret etti. Weston, bütün bu adımların her şeyden önce Annan planıyla başlaması gerektiğini söyledi, ancak her iki tarafın da bu konuda sorunları olmasını ‘doğal’ diye niteledi.

Geçen pazar günü yapılan seçimlerden sonra, Kuzey bölgelerinde oluşan durumu da yorumlayan Weston, seçimlerin sandalyelerin eşit paylaşımı sonucunu gündeme getireceğini kimsenin beklemediğini, sahte hükümetin kurulamaması durumunda yeni seçimler yapılması gerekeceğini anlattı.”

28 Mart’ta referandum, 25 Nisan’da seçimler

POLİTİS, “Yeni Tur Müzakereler Yakında İlan Ediliyor –‘Lahey Tipi’ Sahne –Ocak ve Şubatta Özlü Müzakereler –Hedef, 28 Mart’ta Referandumların Yapılması –Federal Seçimler En Geç 25 Nisan’da” başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un BM Genel Sekreteri’ni, Annan planı temelindeki inisiyatifini yeniden üstlenmeye çağırdığını, ancak müzakerelerin sonucunun ne olacağından bağımsız olarak referanduma gitmeyi peşinen kabul etmeye niyetli olmadığını yazdı.

Gazete, beklenmekte olan Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık aşamasına tamamen dahil olan bir diplomatik kaynağın, Genel Sekreter’in Lahey’de şekillenen sahneye dayanan bu şartının, yeni boğucu şartlar içinde ciddi bir engele neden olabileceğini, Rum tarafının korunmak zorunda olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre 1 Mayıs’tan önce çözüm talep edilmesi durumunda, Lahey öncesi döneme benzerliğini koruyan yeni boğucu takvim şunları içeriyor: 1-Ocak ve Şubat aylarında, en kötü ihtimalle iki hafta kadar mart ayına sarkacak özlü müzakereler; 2-Mart ayı başlarından itibaren, 28 Mart Pazar günü yapılacak referandumlar için kampanya başlaması; 3-Geçici organların belirlenmesi amacıyla en geç 25 Nisan’da! federasyon seçimleri...”

POLİTİS başka bir haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un, “Türklerin sorumluluğun paylaşılması oyununu oynamalarına izin vermemek ve Türkiye konusunda (Kıbrıs meselesinde bumerang haline gelmemesi için) AB’ta oluşan ortamı doğru hesaplama konusunda pek çok nedeni bulunduğunu” savundu.

Avrupalı kaynakların, Avrupa Anayasası konusunda hükümetler arası toplantıda yaşanan başarısızlıktan sonra Türkiye’yle ilgili olasılığın azaldığını, ancak bunun önümüzdeki aralık ayında Türkiye’yle çatışma arzu edecekleri anlamına gelmediğini söylediklerini yazan gazete, zaman geçtikçe ve hükümetler arası konferansın çıkmazda olmaya devam ettiği sürece bu kompozisyonun, Kıbrıs sorunu için patlayıcı bir harman yarattığını belirtti.

POLİTİS, edinilen bilgilerin ise İrlanda dönem başkanlığının son hükümetler arası toplantıda ortaya çıkan delikleri kapatmasının kolay olmayacağı ve bunun, Avrupa seçimlerinden sonra Hollanda dönem başkanlığına kalacağı yolunda olduğunu, “bu tür kritik denge şartları altında ve Avrupalıların Türkiye’ye verecek şekerleme aradıkları anda Kıbrıs sorununun önemsiz bir konu olarak çirkin şekilde sahne alabileceğini” yazdı.

Simerini’ye göre Erdoğan


‘Dayton tipi’ öneriyor!

Güney’de yayımlanan SİMERİNİ gazetesi, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a, Kıbrıs sorununun çözümü için Dayton tipi bir prosedür önerdiğini “Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın 3 Aralık 2003 tarihli gizli belgesi”ne dayanarak bildirdi.

Gazete, “Erdoğan: Dayton... Sonuna Kadar –Kıbrıs Sorununa İlişkin Tezler İçeren Gizli Belgeyi Açıklıyoruz” başlıklı haberinde söz konusu belgede yer alanlarla ilgili şunları yazdı:

“Bu belgede Türk Başbakanı ile Yunanistan Maliye Bakanı Nikos Hristodulakis’in Ankara’da gerçekleşen konuşması kaydediliyor. Erdoğan şunları öneriyor:

1-Kıbrıs sorununun çözümü hedefiyle Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların temsilcilerinin katılacağı bir dörtlü konferans çağrılması,

2-Bu prosedürün Dayton modeline dayandırılması ve müdahil tarafların, sorunun halledilmesine kadar müzakere masasından kalkmamaları,

3- BM’nin, İngiltere’nin ve ABD’nin prosedür dışında tutulması

Başbakan Kostas Simitis’in daha önce ve Maliye Bakanı Hristodulakis’in Erdoğan’la görüşmesi sırasında buna verdikleri yanıt olumsuzdu. Özellikle Yunan Maliye Bakanı Türk muhatabına, Annan planını kastederek çözüme taşıyacak araç bulunduğunu söyledi.

Elen diplomasisi, Türk Başbakanı’nın Kıbrıs sorununa ilişkin söylediklerini yersiz ve çoğu zaman çelişkili buluyor.

Yunan Dışişleri Bakanlığı’na göre bu açıklamaların niteliği, Erdoğan’ın Kıbrıs sorunuyla detaylı şekilde ilgilenmemesi ve bunun ağırlığının Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün omuzlarına kalmış olmasından dolayıdır. Bunun ötesinde Erdoğan, önceki gün yaptığı açıklamada, ülkesinin, sahte devletin tanınmasını başarmak hedefiyle Annan planını müzakere edeceği olasılığını açık bıraktı.

Elbette ki, aralarında Denktaş’la anlaşmazlığının da bulunduğu her şey, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan toplantıda görüşülecek.”

YENIDUZEN 23/12/2003

Denktaş'tan Ankara'ya rest

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın, Annan Planı'nın müzakere edilmesi yönünde ortaya koyduğu, iradeye rağmen, Cumhurbaşkanı Denktaş "görüşülecek yanı yok" diye diretmeye devam ediyor

RETÇİ TUTUMUNU SÜRDÜRÜYOR... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara'nın çözüm ve Annan Planı'nın müzakere edilmesi yönünde ortaya koyduğu iradeye rağmen retçi tutumunu sürdürmeye devam ediyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın "müzakere" ısrarına karşılık, Denktaş, "Bu planın görüşülecek yanı yok" diyerek Ankara hükümeti ile farklı yolda olduklarını gösterdi

DENKTAŞ: PLANIN GÖRÜŞÜLECEK YANI YOK... "Annan Planı görüşmeye açık bir plan değil. Görüşülecek bir yanı yoktur. Annan Planı'nı görüşmek için masaya oturmak demek, bu planı bütün çirkinlikleri, yanlışlarıyla, haksızlıklarıyla referanduma sunmak demektir. Hayır deseniz de kıymeti yok, bildiklerini yapacaklar. Evet derseniz de yasadışı bir muameleyi yasallaştırmış olacaksınız. Böyle bir oyuna gelmemiz mümkün değil"

PLANA EVET DEMEK, TÜRKİYE'NİN ADADAN ÇIKMASI DEMEKTİR... "Bu planı referanduma sunmak demek, haritasını kabul etmek, bu kadar göçe boyun eğmek, iki kesimliliğin sulandırılmasını, bu kadar Rum'un içimize gelip yerleşmesini, Türkiye'nin garantisinin sulandırılmasını ve Türkiye AB'ye girdiğinde bunların da adadan çıkmasını kabul etmek demektir"

"BİZE MUHTAÇTIRLAR"... "Bizim evet dememiz Rumların AB'ye yapmış oldukları yasadışı bir müracaatı yasallaştırmak için isteniyor. Bize muhtaçtırlar. Bu yasadışı müracaatı bizim yasallaştırmamız için referandumdan evet istiyorlar. Oynanan oyun budur. Bu düpedüz ahlaksızca baskıdır. Bu baskıya Kıbrıs Türkü boyun eğmek niyetinde değil..."

AB'YE YÜZDE 2 OY... "Seçimler eğer referandum ise, yüzde 51 hayırdır- ki tepki oylarıyla yüzde 70'lere çıkar- ya da doğrudan seçim sonucu olarak kabul edecekler. Referanduma gidersek yüzde 70'in üzerinde hayır çıkar. AB için özel AB parasıyla kurulan parti yüzde 1-2 oy aldı. İşte Kıbrıs Türkü'nün koşulsuz AB'ye, koşulsuz Rum'la birleşmeye verdiği oy bu kadar"

Türkiye hükümetinin Annan Planı'nı müzakere zemini olarak kabul edilmesi yönünde ortaya koyduğu iradeye rağmen, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olumsuz tavrını sürdürmeye devam ediyor. Aylardır aynı tutumunu sürdüren Cumhurbaşkanı Denktaş, dün de basın aracılığı ile planı görüşmeyeceğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temel felsefesi değişmeden Annan Planı'nın müzakere edilemeyeceğini belirterek, planla ilgili görüşlerini Türkiye'ye ilettiğini söyledi.

Türkiye hükümetinin "görüşme" iradesini de göz önünde bulunduran cumhurbaşkanı, "Umarız kaale alınır" dedi. Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile önümüzdeki haftalarda bir araya gelebileceklerini kaydetti. Denktaş, planla ilgili referandum baskısının Rum Yönetimi'nin tek yanlı AB müracaatını meşrulaştırmaya yönelik olduğunu da söyledi ve Rum halkının planla ilgili tutumunun AB sürecinde herhangi bir değişikliğe yol açmayacağını belirterek, Türk tarafına bu yönde baskı yapılmasını "ahlaksızca baskı" olarak niteledi.

Planda müzakere şansı yok

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter'i kabulünde Annan Planı ile ilgili yeni açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Denktaş'ın birçok TV kanalından canlı olarak yayınlanan açıklamasını bir basın ordusu izledi.

"Fırsat bulmuşken bir kez daha Annan Planı'nın içindeki hileyi göstereyim" diyerek planı müzakere şansları olmadığını söyleyen Denktaş, bunun nedenlerini şöyle özetledi:

"Çünkü 'çerçevenin dışına çıkamazsınız, felsefesine dokunamazsınız' denmektedir. Rum da felsefesini beğeniyor ve felsefesine dokunmadan 'bazı tadilatlar isterim' diyor. İstediği tadilat bizim kabul edemeyeceğimiz tadilatlardır. Bizim aleyhimize olan ne varsa onların genişlemesini istiyorlar. Genel sekreter de 'tadilat konusunda anlaşamazsanız ihtilaf konularını ben ele alır, istediğim şekilde doldururum' diyor...."

Türkiye otur derse...

Denktaş, "Türkiye Annan Planı temelinde görüşmelere devam yönünde karar alırsa masaya oturacak mısınız" sorusuna da, "Annan Planı görüşmeye açık bir plan değil. Görüşülecek bir yanı yoktur. Annan Planı'nı görüşmek için masaya oturmak demek, bu planı bütün çirkinlikleri, yanlışlarıyla, haksızlıklarıyla referanduma sunmak demektir. Hayır deseniz de kıymeti yok, bildiklerini yapacaklar. Evet derseniz de yasadışı bir muameleyi yasallaştırmış olacaksınız. Böyle bir oyuna gelmemiz mümkün değil" karşılığını verdi.

Müzakere değil referandum daveti

Kendilerine yapılan davetin müzakere için değil referandum için olduğunu söyleyen Denktaş, "Bu planı referanduma sunmak demek, haritasını kabul etmek, bu kadar göçe boyun eğmek, iki kesimliliğin sulandırılmasını, bu kadar Rum'un içimize gelip yerleşmesini, Türkiye'nin garantisinin sulandırılmasını ve Türkiye AB'ye girdiğinde bunların da adadan çıkmasını kabul etmek demektir" ifadelerini kullandı.

Rum hayır dese de...

Referanduma yönelik Türk tarafına baskı yapıldığını, buna karşın Rumlar üzerinde herhangi bir baskı olmadığını kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

"Rum hayır derse ne olacak... Hayır dese de Kıbrıs AB'ye girmiş olacak. Ama biz hayır diyemeyiz, bu durumda hem biz hem Türkiye bundan zararlı çıkar. Yani bizim evet dememiz Rumların AB'ye yapmış oldukları yasadışı bir müracaatı yasallaştırmak için isteniyor. Bize muhtaçtırlar. Bu yasadışı müracaatı bizim yasallaştırmamız için referandumdan evet istiyorlar. Oynanan oyun budur. Bu düpedüz ahlaksızca baskıdır. Bu baskıya Kıbrıs Türkü boyun eğmek niyetinde değil..."

Kıbrıs'ta uzlaşma önündeki en büyük engelin Rum tarafının tek yanlı AB üyeliği olduğunu tekrarlayan ve bu durumun Rumların uzlaşmaya yanaşmamasına neden olduğunu tekrarlayan Denktaş, "Barış ve uzlaşma dengeli muameleyle mümkündür" dedi.

Felsefesi değişecekse müzakere olur

Cumhurbaşkanı Denktaş, "felsefesi ve çerçevesi dahil her şeyin müzakereye açık olması durumunda müzakereye evet der misiniz" sorusuna da, "Size 'gel de müzakere et, bu kadar günde muhakkak referanduma götür tehdidi olmadan 'anlaştığınız belgeyi referanduma götüreceksiniz' derlerse, insan oturur müzakere eder tabi...Ama felsefe, çerçeve değişmeyecek ve kesinlikle referanduma gidilecekse buna hayır" karşılığını verdi.

Denktaş, "Annan Planı'nı hazırlayanlar, önce felsefesinin de konuşulabileceğini, çerçevesinin olmadığını, her şeyin görüşülebileceğini ve iki eşit halk arasında görüşüleceğini söylemelidirler" diye ekledi.

AB'ye karşı değilim...

Bir soruya karşılık, Avrupa Birliği'ne karşı olmadığını da söyleyen Denktaş, "Rumların AB'ye müracaatı siyasi ve kanunsuzdur. Kıbrıs üzerinden Türkiye'nin haklarını kaldırıp bizi çıplak bırakmak için yapılmış bir müracaattır. Bir hiledir. AB bu oyuna gelmemelidir" dedi.

Kıbrıs'ta yaptığı haksız uygulamaların ve seçimlere müdahalesinin AB'ye güvenlerini sarstığını da söyleyen Denktaş, "Kıbrıs'taki iki halktan birini diğerinin efendisi yapamaz, iki demokrasiden birine göz kapayamaz, iki devletten birini görmezlikten gelemezler" diye konuştu.

Ne haddimize ve niye...

Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğuna ilişkin söylemlerin anımsatılması üzerine ise, "Niye, ne haddimize" diyen Denktaş, "Türkiye'nin yolunu kestiğimizi, Rum'un yasadışı müracaatını kabul edenler ve Türk medyası söylüyor. Kıbrıs'ı Türkiye'nin önüne engel koymak büyük haksızlıktır" diye konuştu.

Türkiye, ümit ederiz kaale alır

Baskılara karşı halkı sürekli uyardıklarını, Türkiye'deki yetkililere de yazılı ve sözlü olarak düşüncelerini ilettiklerini söyleyen Denktaş, "Ümit ederiz ki kaale alınır" ifadesini kullandı.

Türkiye Başbakanı Erdoğan'la görüşmeleri konusunda belirlenmiş bir tarih olmadığını, bir iki hafta içinde toplantı yapılabileceğini söyleyen Denktaş, "planla ilgili çekincelerde mutabakat var mı" sorusuna, "Yakında oturup onlar görüşecek, ondan sonra bizimle görüşecekler ve o zaman anlayacağız" karşılığını verdi.

Dörtlü zirve... Manda değişmeli

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soruya karşılık, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'taki liderler arasında dörtlü zirveyi alternatif yöntem olarak düşünmediklerini de söyledi ve şunları kaydetti:

"Genel sekreterin iyi niyet görevi faydalıdır ama genel sekreterin mandası değişmelidir. Çünkü kendine verilen yetki, mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti içinde iki cemaatın kavgasını halletmektir ki bu yetki yanlış bir yetkidir. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti dedikleri 1960 Cumhuriyeti 1963'ten itibaren ortadan kalkmıştır. Hâlâ o yanlış yetki belgesiyle genel sekreterden daha olumlu bir netice almasını beklemek hayaldir. Mandasına rağmen genel sekreterin yapmaya çalıştığını da iyi niyetle yapılmış bir çaba olarak değerlendiriyoruz ama yanlış manda nedeniyle istemlerini yapamadı, suçlu tarafı korumuştur, suçsuz tarafı da mahkum etmektedir..."

AB'yi açıkça savunanlar yüzde 1-2 oy aldı

Seçimlerin ardından özellikle yabancı ülke temsilcilerin "Halk, AB yolunda kararını verdi" şeklinde yorumlar yapmalarını da eleştiren Denktaş, "Seçimlerin referandum değil genel seçim olduğunu" tekrarladı.

Denktaş, "Halk bugün bu oyların tepki oyları olduğunu, referandum olarak düşünmediğini söylüyor. Seçimler eğer referandum ise, yüzde 51 hayırdır -ki tepki oylarıyla yüzde 70'lere çıkar- ya da doğrudan seçim sonucu olarak kabul edecekler. İkisini karmakarışık edip Annan Planı'nı kabul edenler diye bir netice çıkarılamaz. Referanduma gidersek yüzde 70'in üzerinde hayır çıkar" dedi. Denktaş, "AB için özel AB parasıyla kurulan parti yüzde 1-2 oy aldı. İşte Kıbrıs Türkü'nün koşulsuz AB'ye, koşulsuz Rum'la birleşmeye verdiği oy bu kadar" diyerek, isim vermeden Çözüm ve AB Partisi (ÇABP)'ne de atıfta bulundu.

Denktaş, seçimlerin iç hesaplaşma olduğunu belirterek, "Seçim sonuçlarına bakarak Anadolu halkı bize gücenmesin" ifadesini de kullandı.

Seçimler eğer referandum ise, yüzde 51 hayırdır-ki tepki oylarıyla yüzde 70'lere çıkar- ya da doğruda seçim sonucu olarak kabul edecekler. İkisini karma karış edip Annan Planı'nı kabul edenler diye bir netice çıkarılamaz. Referanduma gidersek yüzde 70'in üzerinde hayır çıkar" dedi. Denktaş, "AB için özel AB parasıyla kurulan parti yüzde 1-2 oy aldı. İşte Kıbrıs Türkü'nün koşulsuz AB'ye, koşulsuz Rum'la birleşmeye verdiği oy bu kadar"

KIBRIS 23/12/2003

Koalisyon modeli tartışılıyor

CTP- Birleşik Güçler ve BDH, "çözüm ve AB hedefinde bir hükümet" modelini tartışırken, UBP ve DP'de farklı hükümet modelleri gündeme geliyor

Siyasi partiler yeni hükümet modeline endekslendi. Kulislerde birden çok hükümet modeli konuşuluyor. UBP kendisinin de içinde olacağı bir koalisyonda ısrarcı. CTP-Birleşik Güçler ve Barış ve Demokrasi Hareketi, "1 Mayıs 2004'e kadar çözüm ve AB için hükümet" görüşünde. Demokrat Parti'nin önceliği ise dörtlü koalisyon

Hüseyin EKMEKÇİ

14 Aralık genel seçimlerinin ardından herkes yeni hükümetin nasıl şekilleneceğini merakla bekliyor. Siyasi kulislerde birden çok hükümet modeli konuşulurken, siyasi partilerin tavırları da yavaş yavaş şekillenmeye başladı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler, Genel Başkan Mehmet Ali Talat başbakanlığında, 1 Mayıs 2004'e kadar çözümü hedefleyen bir hükümet kurulmasında ısrarlı. "Nasıl olursa olsun bir hükümet" modelini tartışmayan CTP- Birleşik Güçler bunun yerine "yeniden meydanlara dönmeyi" de olasılıklar arasında tutuyor.

Barış ve Demokrasi Hareketi'nin tavrı da benzer yönde. İmzalanan ortak protokole sadık olduklarını ifade eden BDH yetkilileri, çözüm ve barış yönünde kurulacak bir hükümette görev almaya hazır, aksi ise tartışma konusu dahi yapılmıyor.

Ulusal Birlik Partisi ise yeni koalisyonda bulunmakta kararlı. Halkın geniş tabanlı bir hükümet istediğini savunan UBP'de CTP- Birleşik Güçler- UBP ve DP üçlü koalisyonu tartışılıyor.

Demokrat Parti ise üç ihtimalli bir formül geliştirdi. Dört partinin koalisyonda yer almasını isteyen DP yönetimi, bunun gerçekleşmemesi halinde ise CTP-Birleşik Güçler- UBP hükümetine sıcak bakıyor.

Genel sekreterler, süreci değerlendirdi

Çözüm ve AB'yi ruhen dahi hedeflemeyecek bir hükümet modeli içerisinde yer almalarının mümkün olmayacağını ifade eden CTP-Birleşik Güçler Genel Sekreteri Ferdi S. Soyer, "Mayıs 2004 sürecini bize kaybettirmek isteyen bütün gelişmelere karşı bizim hareket noktamız vardır. Bu hareket noktası da açıktır. Halkın gönlü ve meydanlar. Elden gelen bütün demokratik çabayı göstereceğiz" dedi. Soyer, çözümü ve AB'yi hedefleyen, Rum tarafının tüm Kıbrıs adına AB'ye girmesini engelleyecek bir sürecin yaşanması gerektiğini belirtti.

Hükümetin bir önce kurulması ve anlaşma sürecinin başlamasından yana olduklarını belirten UBP Genel Sekreteri Süha Türköz, "Yeterli zaman mevcut. Bu dönem içinde ortaya uzlaşacağımız bir belge çıkar mı çıkmaz mı bilemem ama biz bu kararlılığı göstereceğiz" dedi. Türköz UBP'nin de içinde olacağı bir koalisyon kurulmasını istediklerini belirtti.

BDH Koordinatörü İzzet İzcan, Annan Planı temelinde görüşmelerin başlamasına ve referandum tarihinin de saptanmasına uygun bir hükümet modeli içerisinde yer alabileceklerini belirterek, "Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşmecilik tekelinin de ortadan kalkması lazım. Ancak böyle bir sonuca ulaşabiliriz. Barış hedefi olmayan, imkansızı talep eden bir hükümet içerisinde BDH olmayacaktır. Sırf hükümet kurmak için bir hükümet içinde mümkün değil biz olmayacağız" dedi.

Demokrat Parti Genel Sekreteri Kemal Havalı, iyi niyetle müzakere masasına oturmak gerektiğini belirterek, olası bir çözümsüzlük halinde dahi suçlanan tarafın Türk tarafı olmaması gerektiğinin altını çizdi. Bu nedenle süratle hükümetin kurulması gerekliliğinin altını çizen Havalı, dört partili koalisyon ya da CTP-UBP hükümeti önerdi. Havalı, iki alternatifin gerçekleşmemesi halinde de üçlü ya da ikili koalisyona da hazır olduklarını belirtti.

Soyer: Temel hedef, çözüm ve AB

Tüm toplumun en büyük beklentisinin Mayıs 2004'e çözüme ve AB'ye ulaşacak bir hükümetin kurulması noktasında olduğunu belirten Soyer, "Kurulacak hükümetin barış, çözüm ve AB hedefinin olması gerekir" dedi.

Kurulacak hükümetin ana hedefinin "içten ve samimi bir şekilde çözüm ve AB" olması gerektiğini ifade eden Soyer, "Hükümetin şeklinden ziyade hedefi ve ilkeleri söz konusudur. Bu ilkeler de öyle sureten ele alınacak ilkeler değildir" diye konuştu.

Soyer şöyle devam etti:

"Görüşmeci, görüşmeci heyeti, ağırlığı ve çözüm- AB noktasındaki pozisyonu, Annan Planı'nın özlü bir şekilde ele alınıp tartışılması ve bu yapıda hangi noktaların ileri götürülmesi gerektiğini öngören bir model...

Bu modele bağlı olarak içte yıllar boyu süren haksızlıklara, adaletsizliklere karşı da toplumun ihtiyaç duyduğu demokratik düzeni getirecek bir dinamizm. Kurulacak olan hükümetin ruhunda bu olmalıdır. Bu ruh çerçevesinde ağırlığımızı sürdürüyoruz. Burada tartışmasız bir şekilde gündeme gelmesi gereken Sayın Talat'ın başbakanlığında bir hükümettir."

Süha Türköz: Koalisyonda UBP de yer almalı

Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri Süha Türköz, kurulacak bir koalisyonda UBP'nin de yer alması yönünde karar aldıklarını belirterek, ülkenin süratle kaos ortamından çıkması gerektiğini belirtti.

UBP'nin mutlaka hükümette yer alması gerektiği görüşünün parti içerisinde kabul gördüğünü anlatan Türköz, bu çerçevede temaslarını sürdürdüklerini belirtti. Halkın 14 Aralık seçimlerinde verdiği mesajın doğru değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Türköz, "Bizim çözemediğimiz ve halk iradesine başvurduğumuz bu halkımız, 'Kararımı verdim, bu doğrultuda hareket edin' demiştir. Tek başımıza hükümet kurma durumumuz yok. Ama UBP hükümette yer alma kararlılığında" diye konuştu.

Seçimlerden sonra parlamentoda temsil edilen parti merkezlerini ziyaret ederek yetkilileriyle görüştüklerini belirtti. UBP'nin ikinci büyük parti olması nedeniyle, "hükümet kurma" ziyaretleri yaptıklarını ifade eden Türköz, "Umarım sonuçta olumlu bir neticeye varmış oluruz" dedi.

Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurma görevini UBP'ye vermesini istediklerini anlatan Türköz, "Yıllardan bu yana süren bir sorumluluğumuz söz konusu. Bu göreve talibiz. Seçim sonuçlarını istediğimiz şekilde yorumlama lüksümüz yoktur. Doğru yorum yapmamız gerek. Bu güne kadar her konuda beraber hareket etmeye alışmış Kıbrıs Türk halkı, bundan sonraki dönemde de aynı birlikteliği sürdüreceği mesajını verdi" ifadesini kullandı.

Türköz şöyle devam etti:

"Seçim sonuçlarının verdiği mesaj var. Kıbrıs'ta bir anlaşma yapılması ve AB'ye giriş mesajı vermiştir. Buna karşın, kazanılan haklardan vazgeçmeyeceğini ve geçmişte yaşadığı olumsuzlukları yaşamak istemediğini ortaya koymuştur.

Biz UBP olarak tüm bu düşünceleri kapsamlı bir şekilde değerlendiriyoruz. Siyasal partilerle görüşüyoruz. Bize göre büyük bir sorumluluk ve anlayış gerektiren bir dönemdeyiz. Geçmişte olduğu gibi, aynı şekilde bu sorumluluk anlayışımızı ve kararlılığımızı en azından bir hükümet kurulması konusundaki isteğimizi açık bir şekilde ortaya koymaya devam edeceğiz. Yeni yılda halkımıza vereceğimiz en güzel müjde, anlayışlarına cevap verecek geniş tabanlı bir hükümet kurmaktır."

İzcan: Çözüm için hükümet

Hükümet kurma çalışmaları hakkında gelinen aşamayı değerlendiren BDH Koordinatörü İzzet İzcan, Ankara'nın tavrının önemli olduğunu söyledi.

BDH'nın hükümetin içinde olabilmesi için bir takım değerlendirmeleri bulunduğunu ifade eden İzcan şöyle devam etti:

"Örneğin BDH'nın içinde olacağı bir hükümetin Annan Planı temelinde çözümü benimsemesi, Kıbrıs Türkü'nün referandum hakkının tarihi ile kamuoyuna duyurulması lazım, Türkiye'nin hazırladığı palanın BDH tarafından görülmesi ve Erdoğan -Gül ile görüşmemiz gereklidir.

Yani, mayıs ayı hedefleniyor mu, hedeflenmiyor mu? Ciddi bir takvim ortaya çıktı mı? Bizim bu güne kadar halka verdiğimiz taahhütleri yerine getirmemize olanak veriyor mu? Bütün bu verilerin ortaya çıkması lazım. Yoksa, UBP halen kampanya zamanındaki yerinde duruyorsa, yani Annan Planı temelindeki çözümün meclis üzerinde dalgalanan Yunan bayrağına eş olacağını düşünüyorsa, Kıbrıs Türkü halen daha kavanozdaysa ve çözüm mezbaha ise bizim onlarla ortak bir hükümette bulunmamız söz konusu olamaz.

Üç siyasi parti protokol imzalamıştır ve bu protokole bağlıyız. Bu protokole uygun hareket etmek isteriz. Seçim sonuçları bazı maddelerin hayata geçmesini engelledi. Yeni süreçte yeni verilerin net olarak ortaya çıkması lazım. Hedef birliğinin olup olmadığı henüz belli değil. Bu aşamada UBP'nin de içinde olacağı geniş tabanlı bir hükümetten bahsetmek mümkün değildir. Yetkili kurullarımız ortak veriler ortaya çıktığı zaman bir değerlendirme yapacak. Biz aldığımız oyların bilincindeyiz. Eğer üzerimize düşecek sorumluluk varsa da bu taşın altına elimizi koymaya hazırız. Yeter ki doğru bir hedefe yönelelim.

Kemal Havalı: Geniş tabanlı koalisyon...

Demokrat Parti Genel Sekreteri Kemal Havalı, koalisyon hükümetinde yer almazdan önce dörtlü bir koalisyon ya da CTP-Birleşik Güçler-UBP koalisyonuna sıcak baktıklarını belirtti.

İki alternatif modelin tüm uğraşlara rağmen kabul görmediği bir noktaya ulaşıldığı anda, üçlü ya da hükümet modellerinin DP içerisinde değerlendirileceğini söyleyen Havalı, "Önceliğimiz yeni kaosun yaratılmayacağı ilk iki alternatiftir" dedi.

1 Mayıs 2004 tarihinin önemini iyi bildiklerini belirten Kemal Havalı konuyla ilgili şunları söyledi:

"DP, Mayıs 2004'te komşumuz Rum devleti ile birlikte çözüme ve AB'ye ulaşmayı doğru bir hedef olarak görmektedir. Dolayısı ile bir an önce görüşmelerin başlaması, itirazların ortaya konması ve uzlaşılması halinde Mayıs 2004'te müştereken AB hedefini masada göstermeliyiz.

Görüşmeler tıkansa dahi çözümü reddeden taraf Kıbrıs Türk tarafı olmamalıdır. Biz iyi niyetimizle masada olursak ve çözüm için çaba harcarsak, dünya nezdinde suç bizde değil güneyde olur..."

KIBRIS 23/12/2003

Türkiye Bakanlar Kurulu, Kıbrıs'ı da görüştü: Hükümet bir an

ZAMAN İYİ KULLANILMALI... Kıbrıs konusunu da gündemine alan Türkiye Bakanlar Kurulu, KKTC'de bir an evvel bir hükümetin kurulması ve sürecin en iyi şekilde değerlendirilmesi beklentisinde olduğunu açıkladı. Açıklamada; "Önümüzde bazı süreçler, sıkıntılar, zorluklar, engeller var. Bunların el birliğiyle aşılabilmesi için zamanın çok iyi kullanılması gerekmektedir" denildi

Türkiye Bakanlar Kurulu, KKTC'de bir an evvel bir hükümetin kurulması ve sürecin en iyi şekilde değerlendirilmesi beklentisinde olduğunu açıkladı. Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında Kıbrıs konusunu da görüştü.

Toplantıdan sonra Kurul Sözcüsü, Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından yapılan açıklamada, 14 Aralık'ta KKTC'de, demokratik ve başarılı bir seçim yapıldığı, neticeden bu anlamda memnun olunduğu ifade edildi.

Cemil Çiçek, KKTC'nin demokratik anlamda kurumsallaşmış bir yapıya kavuştuğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu seçimler herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. Şimdi hükümet olarak biçim beklentimiz bir an evvel orada bir hükümetin kurulması ve hemen çalışmalarına derhal bu anlamda başlamasıdır. Çünkü önümüzde bazı süreçler, sıkıntılar, zorluklar, engeller var. Bunların elbirliğiyle aşılabilmesi için zamanın çok iyi kullanılması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili bir değerlendirme yaptık. Dışişleri Bakanlığımız kapsamlı bir çalışma yapıyor. Bu çalışma muhtemelen bu hafta bitmiş olursa o da Bakanlar Kurulu'na gelmiş olacak. O çerçevede bir değerlendirme yapacağız.

Bizim beklentimiz Türk hükümeti olarak KKTC'de bir an evvel bir hükümetin kurulması ve önümüzdeki sürecin en iyi şekilde değerlendirilmesidir."

"KKTC'de hükümet nasıl kurulacaksa kendileri karar verirler"

Türkiye Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın gündemine ilişkin yaptığı açıklamaların ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Çiçek, Kıbrıs'taki gelişmelerin sadece adadaki soydaşları değil, Türkiye'yi de yakından ilgilendirdiğini söyledi.

Türkiye'nin beklentisinin bir an evvel KKTC'de bir hükümetin kurulması olduğunu kaydeden Çiçek, "Nasıl kurulacaksa kendileri karar verirler. Bizim, bu noktada tavsiyelerimiz, temennilerimiz olabilir ama bu kararı verecek olan kendileridir" dedi.

Cemil Çiçek, KKTC'de hükümet kurma çalışmalarında bir sıkıntı olması halinde Ankara'nın bir telkinde bulunup bulunmayacağı ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan Planı'na ilişkin bugünkü açıklamalarının sorulması üzerine, şöyle konuştu:

"Biz, (KKTC'de nasıl bir hükümet kurulursa, iyi olur) bunu konuşmadık. Şüphesiz, ona, şu an seçilmiş olan KKTC parlamentosu karar verecektir. Bizim, beklentimiz bir an evvel hükümetin kurulmasıdır. Nasıl kurulacaksa kendileri karar verirler. Bizim, bu noktada tavsiyelerimiz, temennilerimiz olabilir ama bu kararı verecek olan kendileridir. Kıbrıs'taki gelişmeler yalnız oradaki soydaşlarımızı ilgilendirmiyor, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Önümüzde de özellikle 1 Mayıs 2004 tarihi açısından sıkışık bir süre var. Bu sürenin iyi kullanılması gerekmektedir. Bu sürenin en iyi şekilde, nasıl kullanılacağıyla ilgili olarak, oturup çok etraflı bir çalışmayı yapmamız gerekiyor. Neyi, ne zaman, nasıl müzakere edeceğiz, birlikte neler yapılabilir? Bunlar önümüzdeki günler içerisinde ortaya çıkacak hususlardır. Biz Kıbrıs'taki gelişmeleri yakından takip ediyoruz."

KIBRIS 23/12/2003

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Mayıs 2004'e kadar Kıb

HAMASET VE PROPAGANDA BİTMELİ... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta 1 Mayıs 2004'e kadar adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak için gerekli siyasi iradeye sahip olduğunu vurguladı. Gül, "Bu dönemde hamaset ve propaganda bir tarafa bırakılmalıdır. Bu uzun vadede hepimize pahalıya mal olabilir" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs'ta 1 Mayıs 2004'e kadar adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak için gerekli siyasi iradeye sahip olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının her zamankinden daha soğukkanlı ve akılcı bir tutum izlemesi gerektiğini kaydeden Gül, "Bu dönemde hamaset ve propaganda bir tarafa bırakılmalıdır. Bu uzun vadede hepimize pahalıya mal olabilir" dedi.

Abdullah Gül, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen bakanlığının 2004 yılı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirirken, bu konuda bu yıl önemli adımlar atıldığını ifade etti.

Bugün karşı karşıya olunan noktanın çok ciddi olduğunu belirten Gül, şunları söyledi:

"Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması Türkiye'nin ve KKTC'nin ortak arzusu ve hedefidir. Türkiye olarak biz 1 Mayıs 2004'e kadar böyle bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak için gerekli siyasi iradeye sahibiz. BM genel sekreterinin iyi niyet misyonuna olan desteğimizi de sürdürmekteyiz. Ancak başta Kıbrıs Rum tarafı olmak üzere uzlaşının ancak bütün tarafların karşılıklı taviz vermesi ile sağlanabileceğini anlaması gerekmektedir. Çözümün, Türk tarafının tek taraflı teslimiyeti ile sağlanmasını bekleyenler vahim bir yanılgı içindedirler. Çözüme katkıda bulunmak isteyen üçüncü tarafları da bu gerçekten hareket etmeleri konusunda uyarmaktayız. Bugüne kadar olduğu gibi tek taraf üzerinde yapılan baskıların olumlu sonuç vermeyeceği iyice anlaşılmalıdır. Türkiye, Kıbrıs Türk halkının haklarını korumayı taahhüt etmiştir. Bu taahhüdün sadece hukuki ve siyasi değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki değeri de bulunmaktadır."

Kıbrıs Türk halkının her zamankinden daha soğukkanlı ve akılcı, ortak bir tutum izlemesi gerektiğini kaydeden Gül, "Bu dönemde hamaset ve propaganda bir tarafa bırakılmalıdır. Bu uzun vadede

hepimize pahalıya mal olabilir" dedi.

Gül, adil ve kalıcı çözüm için belirlenen parametreler çerçevesinde çağdaş diplomasinin tüm yöntem ve olanakları kullanılarak, herkesçe kabul edilebilir bir çözüm için samimi gayret göstermek gerektiğini ifade etti. Diplomasi tarihinde büyük ihtilafların cesaret ve yaratıcılık sayesinde barış ve işbirliğine dönüştüğünün örneklerinin çok olduğuna işaret eden Gül, "Bunun için sadece Türk tarafı değil, Rum tarafının da uzlaşıcı tavırlar göstermesi gerekmektedir. Ümit ediyorum önümüzdeki dönemde bunlar gerçekleşir" diye konuştu.

Bakan Gül, AB ile yarım asırlık ilişkinin sonuna gelindiğini, en kritik döneme girildiğini belirtti. Türkiye ile ilişkilerin vakit geçirilmeden başlanması kararı alınmasının Kopenhag siyasi kriterlerinin aday ülkelerde geçerli olması anlamına geldiğine dikkati çeken Gül, bütün toplumun buna konsantre olduğunu söyledi. "Türk halkı da hakkettiği" için AB kriterlerini yakalamak amacıyla yoğun bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Gül, bunların olumlu sonuçlarının alınmaya başlandığını kaydetti.

Gül, 2004 yılı sonlarında müzakerelere başlanacağını umduğunu bildirdi.

Irak'ta dengeli politika

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Irak konusundaki görüşlerini açıklarken de Türkiye'nin bu dönemde dengeli bir politika güttüğünü ifade etti. Yürütülen diplomasi sonunda ABD, AB, İslam Dünyası ve Ortadoğu kulvarındaki dış politika önceliklerini optimum bir noktada buluşturmayı başardıklarını kaydeden Gül, uluslararası kamuoyunun ciddi biçimde parçalandığı Irak konusunda Türkiye'nin bütün taraflarla ilişkileri sürdüren yegane ülke olduğuna işaret etti.

"Önemli sorunların buluştuğu bir yıl"

Abdullah Gül, 2003'ün dış politika açısından önemli sorunlarla karşı karşıya kalınan bir yıl olduğunu kaydederek, "Göreve gelir gelmez masamızın üstünde önemli sorunlar bulduk. Önemli bütün sorunlar

buluşmuş gibi oldu" dedi. Gül, Irak, Kıbrıs, AB ve uluslararası terörizmin dış politikayı olduğu gibi iç politikayı da yakından ilgilendirdiğini ve gündeme oturduğunu ifade etti. Bu konuların hepsini şeffaf ve demokratik bir yaklaşım içinde ele aldıklarını kaydeden Gül, bu dönemde TBMM'nin de çok etkin kılındığını bildirdi.

Türkiye'nin "Doğuda batılı, batıda doğulu gibi görünme açmazından" kurtulması gerektiğini belirten Gül, bunun için bulundukları yere uygun mesajlar verdiklerini söyledi. Gül, bu dönemde Türkiye'nin dışarıda büyük itibar kazandığını ifade etti.

Gül, Türkiye'nin dış politika gündemi ve sorumluluk alanı açısından herhangi bir devlet olmadığını, tarihi sorumlulukları, stratejik konumu ile bütüncül bir dış politika izlemesini gerektiğini kaydetti. Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinin sağlıklı bir düzeye geldiğini bildiren Gül, ekonomik, askeri, siyasi ilişkilerin karşılıklı saygı çerçevesinde geliştiğini anlattı. Bakan Gül, İslam Konferansı Örgütü'ne üye ülkelerle, BM ile ilişkilerin iyi bir durumda olduğunu da bildirdi.

Türkiye'nin tarihinde görülmemiş bir biçimde dış temaslar gerçekleştirdiğini kaydeden Gül, ikili ilişkiler çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 ülkeyi, kendisinin de 13 ülkeyi ziyaret

ettiğini ifade etti. Gül, Türkiye'ye de 14 başbakan, 25 dışişleri bakanı ve 9 cumhurbaşkanının geldiğini söyledi.

"Güvenli bölge..."

Dışişleri Bakanı Gül, dünyanın birçok ülkesinde 11 Eylül'ün bahane edilerek özgürlükler kısıtlanırken, Türkiye'nin tam tersine özgürlükleri genişlettiğini anlattı. Komşu ülkelerle "Sıfır problemli bir dönem" hedefi çerçevesinde ilişkilerin geliştirildiğini bildiren Gül, "Türkiye, bölgeyi güvenli bir bölge yapma yolunda önemli adımlar atmıştır. (Çevremiz düşmanlarla çevrili) varsayımına dayalı çatışma psikolojisinden çıkmak zorundayız. Büyük ülke iddiası ancak böyle bir özgüvenle gerçekleştirilebilir" diye konuştu.

Halklarla ilişkiler düzeyinde de olumlu gelişmeler kaydedildiğini belirten Gül, yapılan anketlerde Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki olumlu yanıtların yüzde 10'lardan yüzde 40'lara çıktığını söyledi.

Gül, aynı sempatinin İslam ülkelerinde de görüldüğünü ifade etti.

KIBRIS 23/12/2003

Denktaş: Hükümet için gayret gösterin

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CTP lideri Talat ile UBP lideri Eroğlu’nun görüşmesinin ardından erken seçim tartışmalarının ağırlık kazanması üzerine yazılı bir açıklama yaparak hükümetin oluşturulması yönünde gayret gösterilmesini istedi. Lefkoşa
AA

24 Aralık 2003— KKTC Cumhurbaşkanı açıklamasında, Talat’ın kendisiyle ilgili sözlerine de yanıt verdi ve tüm partilere eşit mesafede olduğunu söyledi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş yazılı açıklamada, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın, bugün, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada kendisini de hedef aldığını ifade ederek, “Açıklamalar sırasında beni hedef alan sözleri kendisinin hala daha seçim atmosferinden çıkmadığını göstermektedir” dedi.


Talat’ın kendisini, “Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti’ye birlikte hareket etmeleri yönünde telkinde bulunmakla itham ettiğini” kaydeden Denktaş, tüm partilere eşit mesafede olduğunu söyledi. Denktaş, “Siyasi partiler diledikleri gibi ittifak yapabilir, seçimlerde halkın verdiği mesaj doğrultusunda ülkeyi hükümetsiz
bırakmama yönünde girişimde bulunabilirler” diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı, “Partilere düşen önemli görev ve sorumluluk, bir an önce seçim atmosferinden kendilerini kurtararak, daha gerçekçi yaklaşımlar sergilemek suretiyle halkımızın verdiği mesaj doğr
ultusunda süratle bir hükümet oluşturma yönünde gayret sarf etmeleridir. Bu aşamada hükümet kurma çalışmaları içinde kimse beni taraf yapmaya çalışmasın” ifadelerini kullandı.

Talat-Eroğlu görüşmesi sonuçsuz

Hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat’la Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu ikinci kez bir araya geldiler.

NTV-MSNBC

24 Aralık 2003— UBP Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmeden de bir sonuç çıkmadı. “Talat’ın da görüşleri var, UBP olarak bizim de görüşlerimiz var” diyen Eroğlu, “Bu görüşler uzlaşma noktasında değil” diye konuştu. CTP lideri Talat da, hükümetin kurulması yönündeki çalışmalar sonuç vermediği takdirde zaman kaybedilmeden hemen seçime gidilmesi gerektiğini vurguladı.


KKTC’de hükümeti kurma yönündeki görüşmeler sürüyor. UBP lideri Derviş Eroğlu ve CTP lideri Mehmet Ali Talat bu çerçevede ikinci kez bir araya geldiler. Görüşmenin ardından açıklama yapan liderler görüşmeden uzlaşma çıkmadığını belirttiler.

EROĞLU: UZLAŞMA NOKTASINDA DEĞİLİZ
UBP lideri Eroğlu, “Henüz iki partinin de hükümet kurma noktasında olmadığı görünüyor” dedi ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın yarın yemin töreninden sonra hükümeti kurmakla bir partiyi görevlendirmesinden sonra görüşmelerin tekrar başlayacağını kaydetti.
Eroğlu, CTP’nin UBP ile bir koalisyona sıcak bakmadığını da söyledi. Hükümet kurulamadığı takdirde seçimlere hazır olduklarını da belirten UBP lideri, Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş’la da hükümetin
kurulması yönündeki çalışmalarla ilgili birlikte hareket ettiklerini bildirdi.

Eroğlu, Annan planı masada şeklinde dün yaptığı açıklamasının hatırlatılması üzerine, seçimlerden önceki tavırlarında bir değişiklik olmadığını savundu. Derviş Eroğlu, planın içeriğinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguladı.
Eroğlu, Ankara’nın hazırladığı alternatif planla ilgili olarak, Türkiye’den bir çağrı almadıklarını gelişmeleri gazetelerden takip ettiklerini söyledi
.

TALAT: SEÇİMLER HEMEN YAPILMALI
CTP lider Mehmet Ali Talat da, Mayıs 2004 hedefi doğrultusunda hükümetin kurulması yönündeki çabalarının sürdüğünü kaydetti. Hükümet kurma görevinin kendilerine verilmesi gerektiğini savunan Talat, hükümet kurulamadığı takdirde 60 Talat, Eroğlu’nu Annan planı konusunda tavır değişikliği yapmakla da suçladı. Ancak Eroğlu’nun “Annan planı masadadır” şeklindeki açıklamasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Eroğlu’nun, DP’yle birlikte hareket ediyoruz yaklaşımıyla konuştuğ
unu belirten Talat, “Bize 25’iz diyor. Birleşsinler öyle gelsinler” yorumunu yaptı. Talat, UBP-DP ittifakının da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oyunu olduğunu ileri sürdü.
CTP lideri ayrıca, Ankara planının hazırlık safhasında Kıbrıs Türkü’nün de bulunması
gerektiğini söyledi. Planın görüşülmesi için Ankara’dan davet beklediklerini belirtti.

Denktaş'a niye mi inanmıyorum?

Yakın siyasal tarihimizin altüst oluş yıllarıydı 1970'ler. Şiddet ve terörün acımasız sarmalında sürükleniyorduk.
Siyaset acizdi.
Çaresizdi.
Sağla sol uzlaşamıyor, çözüm üretemiyordu. Türkiye göstere göstere 12 Eylül askeri yönetimine doğru yol alırken, AP ve CHP liderleri Demirel'le Ecevit'e bazen çağrılar yapılırdı:
Büyük koalisyon kurun!
Çözüm bu olabilirdi.
Ama Demirel ve Ecevit koalis
yon istemiyorlardı. Bununla birlikte kamuoyu baskısı nedeniyle zaman zaman dostlar alışverişte görsün buluşması yaparlardı. Hiç olmazsa bir diyalog kapısı açılıyormuş havası basarlardı.
Ama değişen bir şey olmazdı.
Daha aradan yirmi dört saat bile geçmeden
basının karşısına çıkar, birbirlerine demediklerini bırakmazlardı. Komünistlik, faşistlik suçlamalarıyla birbirlerinin yüzüne baktırmayacak ağır laflar kaplardı ortalığı. Birbirlerine düşman muamelesi yaparlardı.
Böylece sağla sol arasında uzlaşmaydı, büy
ük koalisyondu, demokrasi için işbirliğiydi vesaire bütün bunlar kağıt üstünde kalır, bu açılardan Demirel'le Ecevit'in inandırıcılığı sıfırlanırdı.
Türk siyasetini yakın geçmişte sık sık çıkmaza sokan bir tarzdı bu. Ya da soğuk savaş yıllarına ait siyaset
üslubuydu. Uzlaşma kültüründen yoksun kötü bir alışkanlıktı. Her şeyi siyah beyaz gören, dost düşman diye ayıran siyaset yapma biçimi Türk demokrasisini geliştirmedi, birçok kez askeri darbelerle duvara toslattı.
Niye mi yazıyorum bunları?
Rauf Denktaş yü
zünden...
KKTC Cumhurbaşkanı dünyaya hala bu soğuk savaş gözlükleri ile bakıyor çünkü. Geçen gün televizyondaki açıklamalarını dinlerken bir kez daha içim daraldı.
Tarihin bu kadar esiri olmuş, tarihten sadece husumet, düşmanlık çıkaran bir lider, nasıl ol
ur da barış yapabilir diye bir defa daha düşündüm.
Yapamaz.
Yarın bir devlet çatısı altında yaşayacağı Rumları bu kadar şeytanlaştıran, kamuoyu önünde bu kadar yerin dibine batıran bir liderle çözümün de, barışın da yolu açılamaz.
Türkiye bu üsluptan çok ç
ekti.
Kıbrıs Türklüğüyle birlikte şimdi Türkiye yine bir kez daha mı çekecek?
Buna isyan ediyorum.
Kıbrıs Türkünün geçmişte hiç kuşkusuz yaşamış olduğu büyük acılar var. Zulüm ve baskı gördü. İkinci sınıflığa, azınlığa mahkum edilmek istendi. Bunları yapan
lar da Rumlardı, Rum yönetimleriydi. Kıbrıs tarihinin bu kepaze sayfalarını bilmeyen yok.
Ama sadece tarihin bu sayfalarında zıplarsanız, tarihe kardeşliğin değil düşmanlığın, uzlaşmanın değil kavganın diliyle yaklaşırsanız, inandırıcılığınızı kaybedersini
z. Kimse sizin çözüm istediğinize, barış istediğinize inanmaz.
Yarın aynı masaya oturup yüz yüze görüşeceğiniz insanları bugün yerin dibine batırırsanız, onlara her türlü hakareti yaparsanız, kimseyi çözüm yanlısı olduğunuza inandıramazsınız.
Artık ben de
inanmıyorum.
Geçmişinize saygım var.
Ama Sayın Denktaş siz geçmişte kaldınız. Geçmişin esiri oldunuz. Geçmişten elbette ders çıkartılır. Ama bu dersler sadece düşmanlık ve husumet olamaz.
Siz yalnızca bunu yapıyorsunuz.
Bu nedenle de ben sizin barış yapabi
leceğinize artık inanmıyorum.
HASAN CEMAL MILLIYET 24/12/2003

Rum malının üzerine kim oturmuş?

HAYIR, bu, "söylenmişse söylenmiş, yazılmışsa yazılmış, okunmuşsa okunmuş, duyulmuşsa duyulmuş!" diye geçiştirilecek; "Boş ver gitsin!" denilip kulakaltı yapılacak bir laf değildir.
Gazeteci Metin Münir, Neşe Düzel'le yaptığı söyleşide, Denktaş'ın, ya da hükümetlerinin, kendilerine yakın olan gazetecilere Rum malı verdiklerini "duyduğunu" söylüyor, kim oldukları sorulunca da "Ben isim vermek istemiyorum, çünkü g
azeteci olarak gidip araştırmadım, ama birtakım isimleri her zaman duyuyoruz" diyor. (Radikal 22/12/2003)
* * *
METİN Münir'in kulaktan dolma bu vahim "duyum"u soruşturulmalıdır, gerçek ortaya çıkarılmalıdır, kimmiş, kimlermiş bunlar bilinmelidir?
Üstelik
Metin Münir, bunları kıvrak, oynak, bir üslupla da değil, köşeli bir üslupla açıklıyor "Denktaş'ın ya da hükümetlerinin Türkiye'deki bazı insanlara Rum malı verdiğini mi söylüyorsunuz?" sorusunu "Evet!" diye cevaplıyor:
"Hatta yakını olan bazı gazetecilere
, politikacılara, diplomatlara ve profesörlere bile Rum malı verildiğini duyduk. Rum malının yönetim taraftarı olan Türk tabiyetindeki kişilere böyle ulufe, hediye gibi dağıtılması çok çirkin. Çünkü hak sahibi değiller. Sadece benim tarafımı tutuyor, benim lehime yazıyor, bana danışmandır, bilmem nedir diye kalkıp hak sahibi olmayan bir kişiye Rum toprağı vermek eski çağlardaki bir uygulamadır. Paşaya toprak, mülk vermek gibi bir şeydir. Kıbrıs'ta bunu yaptılar."
* * *
BUNDAN böyle, kim Denktaş'ın görüşleri
ne, siyasetine sahip çıkarsa, desteklerse töhmet altındadır, şaibelidir, gazetecisinden politikacısına, diplomatından profesörüne kadar...
Bundan böyle, Annan planına kim karşı çıkarsa, şaibelidir, töhmet altındadır, dağıtılan ulufeden payını almış, Rum ma
lının üzerine oturmuştur.
* * *
METİN Münir, her ne kadar "duydum" dese de, bu iddia öyle "yazarsa yazsın, söylerse söylesin" cinsinden bir laf değildir.
Profesörler, politikacılar, diplomatlar, ne yaparlar bilemeyiz ama, biz üyesi olduğumuz basın kuruluşl
arını göreve çağırıyoruz, Gazeteciler Cemiyeti'nden Basın Konseyi'ne kadar...
Kim ne almış, kim ne yazmışsa, kim ne yapmışsa açıklanmalı, hesap vermelidir.
Önce kendimizden başlayalım:
"Bizim Kıbrıs'ta bir topluiğnemiz bile yoktur!"
* * *
BU böyle biline,
ama biz Türkiye'nin güvenliği ve çıkarları için, Denktaş'ın izlediği politikayı zaman zaman destekledik, lakin yolsuzlukları değil!
* * *
METİN Münir'in bu "duyumları" acilen ve önemli kaydıyla soruşturulmalıdır.
Bu da Karen Fogg dosyasına benzetilmemeli,
ya da - eğer kurulursa - soruşturma komisyonuna Metin Münir de alınmalıdır, zira Metin Münir Kıbrıslıdır. Kıbrıslıyı herhalde en iyi Kıbrıslılar bilir.
MILLIYET 24/12/2003

Denktaş'tan 'Hükümeti kurun' uyarısı

Hükümet kurma konusunda anlaşamayarak, erken seçimi gündeme getiren KKTC'de parti liderlerine Cumhurbaşkanı Denktaş'tan tepki geldi. Denktaş, partilerin seçim atmosferinden çıkarak, hükümeti kurmaları gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, yaptığı yazılı açıklamada, hükümet kurma çalışmaları içerisinde kimsenin kendisini taraf yapmaya çalışmamasını isteyerek, şunları kaydetti:

''Seçim sonrasında ortaya çıkan tablo, siyasi partilerin esneklik göstererek uzlaşmalarını ve halkımızın hassasiyet gösterdiği konuları da dikkate alarak, Türkiye ile işbirliği içinde hızlı bir şekilde Kıbrıs konusunda çözüm arayışları içerisine de girebilecek bir hükümet modeli ortaya çıkarmalarını öngörmektedir.

Cumhurbaşkanı olarak ben, bu çerçevede siyasi partilerin bir arayagelerek geniş tabanlı bir hükümet modeli oluşturmaları yönünde kendilerine telkinde bulundum. Halkımızın da, benim de beklentim uzlaşmaları ve ülkeyi hükümetsiz bırakmamaları.''

TALAT'A YANIT

Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın, bugün, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada kendisini de hedef aldığını ifade ederek, ''Açıklamalar sırasında beni hedef alan sözleri kendisinin hala daha seçim atmosferinden çıkmadığını gösterm
ektedir'' dedi.

Talat'ın kendisini, ''Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti'ye birlikte hareket etmeleri yönünde telkinde bulunmakla itham ettiğini''kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

''Seçimler geride kalmıştır. Siyasi partiler diledikleri gibi ittifak yapabilir, seçimlerde halkın verdiği mesaj doğrultusunda ülkeyi hükümetsiz bırakmama yönünde girişimde bulunabilirler.

Ben cumhurbaşkanı olarak, sadece yeni bir hükümet kurulması konusunda taraflara gerekmesi halinde yardımcı olurum ve halkımızın verdiği mesaj doğrultusunda görüştüğüm tüm partilere söylediğim ve halka da deklare ettiğim gibi esnek olmaları ve uzlaşmaları tavsiyesinde bulunurum. Konuya bakışım ve yaklaşımım böyle olmuştur veolmaya devam edecektir.''

Gelinen önemli aşamada, tüm partilere eşit mesafede olduğunu vurgulayan Denktaş, ''Partilere düşen önemli görev ve sorumluluk, bir an önce seçim atmosferinden kendilerini kurtararak, daha gerçekçi yaklaşımlar sergilemek suretiyle halkımızın verdiği mesaj doğrultusunda süratle bir hükümet oluşturma yönünde gayret sarf etmeleridir. Bu aşamada hükümet kurma çalışmaları içinde kimse beni taraf yapmaya çalışmasın'' ifadesini kullandı.

HURRIYET 24/12/2003

Papadopulos: Neyi oylayacağımızı bilmeden referandum olmaz

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan planında ''neyi oylayacaklarını bilmeden referanduma gitmeyeceklerini'' söyledi.

Rum basınına göre Papadopulos, Noel nedeniyle Yeşilhat'taki Rum Milli Muhafız Ordusu mevzilerini ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektuba hala yanıt almadığını belirtti ve Annan'ın yanıtını ''doğru olduğuna inandığı zaman'' göndereceğini kaydetti.

Papadopulos, gazetecilerin soruları üzerine, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile yaptığı görüşmede, Genel Sekreter'in iki şartına ilişkin Rum tutumunu ortaya koyduğunu anlattı. Papadopulos, ''Haklıyız ve argümanlarımız dayanaklıdır. Weston'un Annan'a bu argümanları iletip iletmeyeceğini bilmiyorum'' dedi.

Rum lider, başka bir soruyu yanıtlarken, ''neyi oylayacaklarını bilmeden referanduma gitmelerinin mümkün olmadığını'' söyledi.

Bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan'ın kayıplar konusundaki mektubuna yanıt verip vermediğini bilmediğini ifade eden Papadopulos, ''BM Genel Sekreteri'nin her ikimize de gönderdiği mektubuna biz olumlu yanıt verdik, ancak Denktaş'tan hiçbiryanıt gelmedi'' dedi. Papadopulos, KKTC'deki hükümet kurma çalışmaları hakkında ise bir bilgisinin olmadığının belirtti.

HURRIYET 24/12/2003

KKTC'de milletvekilleri Cuma günü and içecek

KKTC'de 14 Aralık'ta yapılan seçimi kazanarak Cumhuriyet Meclisi'ne girmeye hak kazanan milletvekilleri 26 Aralık Cuma günü yemin edecek.

KKTC Anayasası uyarınca, seçim sonuçlarının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonraki 10. güne denk gelen 26 Aralık Cuma günü saat 10:00'da kendiliğinden toplanacak Cumhuriyet Meclisi'ne, ''en yaşlı üye'' sıfatıyla Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu başkanlık edecek.

'En genç iki milletvekili' sıfatıyla UBP İskele Milletvekilleri Kemal Yılmaz ile Hüseyin Avkıran Alanlı da katip olarak görev yapacak.

MİLLETVEKİLLİĞİ ANDI

Cumhuriyet Meclisi'nin 50 üyesi şu andı içecek:

''Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.''

Meclis İçtüzüğü uyarınca önce Meclis Geçici Başkanı başkanlık kürsüsünden, sonra Geçici Katipler, ardından da seçim bölgeleri ve alfabetik sıraya göre milletvekilleri ant içecek. Geçici Başkan ant içerken milletvekilleri ayakta dinleyecek.

BAŞKANLIK DİVANI SEÇİMLERİ

Anayasa uyarınca, 5. Dönem 1. Yasama Yılı'nın ilk toplantısında, Meclis Başkanı, Meclis Başkan Yardımcısı ve ''yeterli sayıda'' Katip ve İdare Amiri'nden oluşan ve 3 yıl görev yapacak Başkanlık Divanı seçimlerine de geçilecek.

Başkanlık Divanı seçimlerinin 26 Aralık'tan itibaren 10 gün içindetamamlanması gerekiyor. Meclis Başkanı ve Başkan Yardımcısı seçimleri gizli oyla yapılacak ve ilk dört oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu (26 oy) aranacak. Dördüncü oylamada da salt çoğunluk sağlanamaması halinde bu oylamada en çok oyu alan iki aday için oylamayapılacak ve en fazla oyu alan aday seçilmiş olacak.

Anayasa'nın 83. maddesi, Başkanlık Divanı'nın meclisteki gruplarınsayılarıyla orantılı oluşturulmasını öngörüyor.

HURRIYET 24/12/2003

Yine anlaşamadılar

KKTC'de en çok oyu alan iki parti lideri CTP Genel Merkezinde biraraya geldi. UBP lideri Eroğlu'nun ziyaretinde taraflar hükümet kurma konusunda yine anlaşamadı. Liderler ilk kez 'erken seçim'i telaffuz etti. CTP Lideri Talat zamanın daraldığına işaret etti ve Denktaş'ı herkesi oyalamak ile suçladı.

EROĞLU: TALATLA UZLAŞMIŞ DEĞİLİZ

UBP lideri Eroğlu görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, hükümeti kurmaya talip olduklarını belirttiklerini söyleyerek şöyle devam etti: “Yanlız şu anda henüz hükümeti kurma noktasında olmadığımız görülüyor. Cuma günü KKTC Cumhurbaşkanı’nın bir milletvekilini görevlendirdikten sonra netleşecektir. Talat'ın ve bizim görüşlerimiz bir uzlaşma noktasında değildir. Kendisi ortak koalisyon formulüne sıcak bakmıyor. Sayın Talatla koalisyon için bir alternatiftir ancak zayıftır. Bugünkü görüşmede biz parti olarak düşüncelerimizi ortaya koyduk. Seçimlerin yeniden gündeme gelmesini görüştük. Zaten Anayasa 60 gün hükümet kurulmazsa erken seçimi öngörüyor. Biz UBP olarak erken seçime hazırız. Biz bu çabalar sonucunda bir hükümet kuramazsak seçime gireceğiz. Dolayısıyla KKTC hükümeti olarak işbirliği içerisinde olduğumuzu beirtmek isterim. Serdar Denktaş ile biraraya geliyoruz erken seçim alternatifini değerlendiriyoruz. Alternatif çıkmazsa erken seçim gündeme kaçınılmaz olarak gelecektir.” dedi.

“ANNAN PLANINI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEDİK”

Eroğlu ayrıca: “Annan belgesi masadadır. Ancak görüşmek demek biz içeriğini olduğu gibi kabul ettik demek değildir. Bizim bu belgede kabul edemeyeceğimiz içerikte olan şartlar var. Toprak, egemenlik Türkiye’nin garantörlüğü... gibi biz bu belgenin 18 kasım 2002’de yapmış olduğumuz açıklamada sulandırılmış ifadeler bulundurmasını vurguladık. Biz bu belgenin her zaman görüşülmesini savunduk. Ancak zorla bu görüşmeleri benimsettirmeye çalışmak iyi niyetli bir tutum değildir. Karşı tarafında istekli olması lazım. Görüşmeler olmazsa karşı tarafın niyetini bilmek lazım. Ancak onlar görüşmeye yanaşan taraf olmadılar. KKTC'nin ve Türkiye'nin izlediği iki devlet gerçeği vardır. Bu gerçekliğin yadsınmadan altının çizilmesi gerekli.” Dedi.

EROĞLU: TÜRKİYE’DEN ÇAĞRI ALMADIK

Eroğlu Ankara’da hazırlandığı söylenen plan ile ilgili olarak: “Türkiye'den bir çağrı almış değiliz. Sadece gazetede çıkan haberlerden değil Türkiye'den gelen haberlerle yola çıkmak mümkün olacak. Bize onun sonucunda bir yorum yapmak düşer.

“ERKEN SEÇİM BİR TERCİH”

Eroğlu hükümet kurma çalışmalarıyla ilgili olarak: “Hükümet için prosodür vardır. Bir milletvekiline veya parti genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Ancak bazı partiler hükümeti kurma iddiasını ortaya koymuştur. Bunlar denenmeden erken seçime gitmek doğru olmaz. Biz şu an mecliste olan partilerle görüştük.” dedi.

TALAT: ERKEN SEÇİME DE VARIZ AMA ZAMAN KAYBEDİLMESİN

CTP lideri Talat, UBP lideri Eroğlu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada: “UBP partisinin yaptığımız ziyarete iadeyi ziyareti ve yeni bir adımı gerçekleştirmiş olduk. Elbette seçim sonucu bize bunları hızla değerlendirmemiz gerekliliğini ortaya koydu.

Talat şöyle konuştu: “Mayıs 2004 tarihine doğru zaman hızla akıyor. Bu zamanı KKTC halkının önünü acacak şekilde değerlendirmemiz lazım. Eroğlu ile görüşme yaptık. Bizim talebimiz açıktır. Ne için görüşme yaptık? Amacımız ne? UBP ile Annan Planı için her zaman uygulanamaz olduğunu söyledi. Ancak dün hepimiz gördü UBP liderinin Eroğlu, Annan Planı masadadır dedi.”

SADECE KAĞIT ÜZERİNDE OLANLARI UYGULAMAK YETMEZ

Talat ayrıca: “Annan planı neler içeriyor. Önceden bir referandum tarihini yerine getirecek diyor. Ancak bunu yerine getirebilecekmiyiz. Hükümet öyle olmalı ki yazılanları ve ötesini uygulayabilmeli. Sadece kağıt üzerine yazılanları uygulayanlarla yetmez. Hükümeti kurma görevini istiyorlar. Anacak seçimlerden en yüksek oyu alarak ortaya çıkan parti biziz. CTP kendisine UBP - DP birleşsin öyle karşımıza çıksın. O zaman olur. Dolayısıyla biz birinci partiyiz. Görev bize verilmelidir verildiktern sonra biz bu hükümeti kurabilme kapasitisindeyiz. Biz görevi aldıktan sonra biz dün ne söylesek uygulayacağız. Ancak biz dün biz ak dediğimize bugün kara diyemeyiz. Eğer bu gerçekleşmesse ne olur. Pilav'dan dönenin kaşığı kırılsın. Biz erken seçimede varız. Biz 2004 Mayısından önce çözüm bulunmalı bunlar KKTC halkının zamanını yiyenler sokaklara çıkamaz. “ dedi

DENKTAŞ’IN OYUNU

En kısa zamanda erken seçime gidelim. Beklemyelim. Nisan ortasına kadar. Mayıs 2004'ten sonra bir modele gitmeyelim. Bu bizim modelimiz bunu heba etmeyelim. Bunlar halk içine çıkamayacaklar gerek Denktaş gerek kimse. Bunu açık ve net söylüyorum. Belki Sayın Denktaş'ın telkinleriyle bu noktaya gelmiştir. Denktaş'ın oyunudur. Belki bu Denktaş'ın Türkiye'ye de bir oyunudur.

“DENKTAŞ’I İSTEMİYORUZ”

CTP Lideri Talat bir basın mensubunun Ankara ile arada bir sorun olduğunu düşünüyor musunuz? Ve dün yaptığınız açıklamalardan UBP’de çatlaklar olabilir mi veya transferler gündeme gelebilir mi diye düşünebilirmiyiz yolundaki sorusunu şöyle cevapladı:

“Ben bir çatlakla hükümet kurulmasını kastetmedim. Türkiye'nin tutumu nettir. Ankara'da bir plan hazırlandığı söylenmektedir. Annan planı ile ilgili olarak. Söylenmektedir diyorum ancak mutfağında KKTC insanlarıda bulunmalı diye düşünüyorum. Bu çalışmaların sonucu da bunları etkileyecektir. Hükümet görevi şu an birisine verilmiş değil. UBP’ye siz sayın Denktaş'a karşı aday olmuş birisiniz. Sayın Denktaş artık görüşmeci olmasın. Bakın bizde Denktaş'ın gitmesini istiyoruz diyoruz. İnancım o ki Denktaş Ankara’yı da oyalamaktadır.”

ANKARA PLANI’NIN MUTFAĞINDA OLMAMIZ LAZIM

Ankara’da hazırlanmakta olan plan ile ilgili olarak fikri sorulan Talat: “Plan hakkında henüz bir davet almadık, üstelik böyle bir davetin olması gerektiğini de söyledik. Benim tahminim bizim de görüşümüzün alınması yönünde. Türkiye'nin böyle çalışma yapmasını yadırgamıyorum geç bile kalınmıştır. Ancak Denktaş'ın uzlaşmazlığı Ankara'yı da engelledi. Benim tercihim bu mutfakta Kıbrıslıların yer alması gerekliliğidir. Bizim de şimdiden bulunmamızın yararı olduğuna inanıyorum. O başka çercevede zamanını da düşünülmüştü.” diye görüş belirtti.

ERKEN SEÇİM Mİ? PİLAV’DAN DÖNENİN KAŞIĞI KIRILSIN


CTP Liderinin erken seçime de varım ifadesini kullanması nedeniyle bu konudaki görüşleride soruldu. Talat: “Yasal prosedürleri beklerseniz 60 gün beklemiş olursunuz. Yazık değil mi? Bu kadar zaman kaybetmeyelim diyorum. Hazır bayraklar kapının arkasındayken ütülenip tekrar çıkarılabilir. Zaman oyalamak isteyenler var. Kıbrıs Türk'ünün zamanını çalıp oyala
yanlar 2004 Mayısından sonra bu sokaklarda nasıl dolanacaklar.” dedi.

(Hürriyetim) HURRIYET 24/12/2003

Gül: KKTC'de erken seçim düşünülmemeli

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'de erken seçim düşünülmemesi gerektiğini belirterek, bir an önce geniş tabanlı bir hükümet kuralmasını istediklerini söyledi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı'ndan ayırılışı sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye ile Yunanisan arasında mevcut sorunların çözülmesi için görüşmelerin sürdüğünü bildirdi.

Gül, şu anda Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleştirilen görüşmeler hakkında bir açıklama yapacak durumda olmadıklarını kaydetti.

Bakan Gül, Kıbrıs'ta çözüm için hazırlanan Annan Planı konusunda da çılaşmaların sürdüğünü bildirdi. Bu konuda kendi içlerinde, sonra da KKTC'li yetkililerle ortak bir kanaata varacaklarını bildirdi.

Annan Planı'nın hala masada olup olmadığına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Gül, planın referans olarak alınabileceğini belirterek, önemli olanın planın kabul edilebilecek bir duruma getirilmesi olduğunu kaydetti.

l, 1 Mayıs 2004 tarihinden önce Kıbrıs soruna çözüm gayreti içinde olacaklarının ifade etti.

"HAMASETTEN VE SLOGANLARDAN UZAK DURULMALI"

KKTC'den Türkiye'ye yakında ziyaretler olup olmayacağının sorulması üzerine Gül, ilk olarak KKTC'den Türkiye'ye ziyaretler olacağını, böyle bir ziyaretin gelecek hafta içinde yapılabileceğini ifade ederken, bu konuda henüz kesin bir şey olmadığını söyledi.

Gül, yakın bir zamanda Kıbrıs'a gidip gitmeyeceğinin sorulması üzerine de ''Tahmin ediyorum, herhalde önce onlar buraya gelir'' yanıtını verdi.

Siyasi parti liderlerini henüz davet etmediklerini, ancak görüşeceklerini söyleyen Gül, bu davetin KKTC hükümetinin kurulmasından sonra mı olacağının sorulması üzerine, ''Ümit ederiz ki hükümet kurulur bu süre içinde. Tahmin e
diyorum önümüzdeki hafta olabilir, ama şu anda kesin bir şey söylemiyorum'' dedi.

Gül, "Şu anda hepimizin sloganlardan, hamasetten uzak ve soğukkanlılıkla analizler yapıp doğru yolu bulmamız gerekir. Kıbrıs davası milli bir dava. Hepimizin davasıdır" dedi.

"KKTC'DE ERKEN SEÇİM DÜŞÜNÜLMEMELİ"

Bakan Gül, KKTC'de CTP lideri Derviş Eroğlu ile CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın bugün yaptıkları görüşmeden sonra erken seçimi teleffuz ettiklerini hatırlatan bir gazeteciinin sorusu üzerine, erken seçim düşünülmemesi gerektiğini belirterek, bir an önce geniş tabanlı bir hükümet kuralmasını istediklerini vurguladı.

"HÜKÜMET KURULMASINI TEŞVİK EDİYORUZ"

Erken seçimi düşenmemeleri ve bir hükümet kurmaları yönünde KKTC'deki siyasileri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin teşvik ettiğini bildiren Bakan Gül, gelecek hafta içinde KKTC'de yeni bir hükümet görmek istediklerini dile getirdi.

Gül, geniş tabanlı bir koalisyonu gerçekçi bulup bulmadığının sorulması üzerine, şunları kaydetti:

"BAŞKA TOPLUMUN İNSANLARI DEĞİLLER Kİ"

''Gerçekçi buluyorum tabii ki. Neticede oturacak uzlaşacaklar. Uzlaşamayan, konuşamayan aynı vatanın sahipleri, insanlarını mutlu etmek için uğraşan aynı amaca sahip insanlar, neticede muhakkak ki biraraya gelip uzlaşacaklardır. Bunlar başka toplumun insanları değil ki.''

Bakan Abdullah Gül, Çankaya Köşkü'nde yapılacak Kıbrıs zirvesi hakkındaki bir soru üzerine, bunun zamanını Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in belirleyebileceğini söyledi.

"CHP, BİLE BİLE BANA ÇAMUR ATMAYA DEVAM ETMEKTEDİR"

Kayıp trilyon davası hakkında ''bir sürü yalan yanlış, çamur atma kampanyasının'' devam ettiğini savunan Gül, bu konuyla ilgili biri ceza, biri de hukuk olmak üzere 2 dava bulunduğunu hatırlattı.

Hukuk davasında dokunulmazlıkla ilgili bir şeyin sözkonusu olm
adığını kaydeden Gül, ceza davasının ise sonuçlanarak Yargıtay'ca onandığını anımsattı.

Dokunulmazlığı olduğu için ceza davasında yargılanmadığını belirten Gül, ama bu davada Refah Partisi'nin o dönemdeki muhasibi ve genel başkan yardımcılarının beraat e
ttiğine dikkati çekti. Gül, bu nedenle milletvekili olmasa bile bu davadan beraat etmesinin kesin olduğunu söyledi.

''Bunu bile bile çamur atmaya devam etmektedir CHP'liler'' diyen Gül, kendisine ilişkin ihtiyati tedbir kararının da yeni olmadığını, 1999
yılında alındığını belirtti. Gül, ''Her şey ortadadır, milletin önündedir. Ama bununla yol almaya çalışmaktadırlar. Bununla yol alamayacakları gayet açık ortadadır'' diye konuştu.

Gül, basının da aynı yanılgı içinde olduğunu belirterek, ''Çamur atılmıştır, ama izi kalmayacaktır'' ifadesini kullandı.

Bakan Gül, hükümetin dokunulmazlıklarla ilgili olarak da gelecek günlerde atacağı adımın görüleceğini söyledi.

HURRIYET 24/12/2003

Transfer tartışması

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC'de hükümet kurma çalışmalarının ikinci turu da neticesiz kalırken ‘‘milletvekili transferi’’ tartışması başladı.

CTP lideri Talat: ‘‘Sağ partilerde bizimle aynı görüşte insanlar olacağına inanıyorum.’’

DP lideri Denktaş: ‘‘Kendi partisine baksın, esas bize yakın olanlar CTP içinde.
’’


KKTC'de dün hükümet kurma çalışmalarının ikinci turu yapılırken, ortalık ‘‘milletvekili transferi’’ tartışmalarıyla çalkalanıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ‘transfer yapmayın’ uyarısının ardından seçimlerden eşit milletvekili çıkartan sağ ve sol blok arasında tansiyon yükseldi. CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın, 'Sağ partiler arasında bizimle aynı görüşte insanlar olacağına inanıyorum' sözlerine DP lideri Serdar Denktaş, 'Kendi partisine baksın, esas bize yakın olanlar CTP içinde' karşılığını verdi
.

Transfer tartışması Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın siyasi parti liderlerini hükümet kurma konusundaki görüşlerini almak üzere davet etmesinin ardından patlak verdi. Denktaş ile ilk görüşmeyi yapan CTP lideri Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş ile Tü
rkiye arasındaki çatışmanın tırmanması halinde sağ partiler UBP ve DP içinde çatlaklar olmasını beklediğini söyledi.

Talat, 'Milletvekili transferini istemek, arzulamak söz konusu değil. Ama UBP ve DP'ye çözüm isteyerek oy veren insanlar olduğu gibi, bu i
ki partiden çözüm isteyen milletvekilleri de olacaktır. Cumhurbaşkanı Denktaş ile Türkiye arasındaki çelişkiler devam ettiği sürece bu iki partide çatlama kaçınılmazdır. Çözüm isteyen milletvekilleri bu konuda tavır takınabilirler' dedi.

Cumhuriyetçi Türk
Partisi liderinin bu sözlerine Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş sert cevap verdi. Serdar Denktaş, 'Milletvekili transferi düşünmek bu aşamada uzlaşma sürecine sabotajdır. Esas sayın Talat kendi partisi ile ortaklık yapacağını ilan ettiği Barış ve Demokrasi Hareketi'ne baksın. CTP'ye oy veren insanlar arasında çok sayıda bize yakın insan var' karşılığını verdi.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu da, 'UBP'de herhangi bir çatlak yoktur, milletvekilleri arasında bir başka partiye göz kırpan yoktur, olması da
düşünülemez zaten' diye konuştu.

DENKTAŞ: AYIPTIR

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da milletvekili transferlerinin geçmişte yaşandığına dikkat çekerek, 'Adama bakanlık teklif ediyorlar. Vaatlerde bulunuyorlar. O da partisini değiştiriyor. Şu anda böyle bir durumda bir transfer olması beklenemez. Ayıptır ahlaka sığmaz. Düşünmesi bile abestir' dedi. Rauf Denktaş, hükümet kurma görevini Cuma günü parlamentonun açılmasının ardından yapacağını da açıkladı.

Denktaş şöyle konuştu: 'Partiler tutumlarını yumuşa
tıp uzlaşmalı. En büyük partiler CTP ile UBP bir koalisyon kurabilir. Benim tercihim bir milli birlik hükümetidir. Ama ılımlı davranarak uzlaşabilirler. Her lider ile bir kez daha görüşüp hükümet kurma görevini vereceğim.' Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Seçim pazarlığında kim ne diyor

Derviş Eroğlu (UBP):
Biz ‘yoktur’ desek de Annan planı masadadır. Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin menfaatlerini koruyacak bir hükümet arayışındayız.

Mustafa Akıncı (BDH): Hükümet kurulamaması ve bir erken seçime gidilmesi halinde, genel seçimle birlikte cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılmalı.

Serdar Denktaş (DP): 4 Partinin kuracağı geniş tabanlı bir koalisyona destekleriz. Derviş Eroğlu başkanlığındaki UBP-CTP hükümetine koşulsuz destek vereceğiz.

Parti değiştirmek Yasaya uygun


KKTC'deki tarihi seçimlerde sağ blok ile sol blok 50 sandalyeli mecliste 25'er milletvekili çıkartarak kilitlendi. Bir milletvekilinin taraf değiştirmesi halinde bloklardan biri parlamentoda çoğunluğu elde ederek hükümet kurabiliyor. KKTC anayasasına göre milletvekillerinin parti değiştirme hakkı bulunuyor.

Rumlar'ın tamamı kuzeye dönemez

ANNAN Planı'nı müzakere zemini olarak kabul ettiği için hem ABD hem de Avrupa Birliği tarafından desteklenen CTP Lideri Mehmet Ali Talat, Yunanlıları ve Rumları hayal kırıklığına uğratan açıklamalar yaptı. Yunan Avgi Gazetesi'ne konuşan Talat, Annan Planı'nı zemin olarak kabul etmesinin bütün Rumların Kuzey'e yerleşmesini kabul edeceği anlamına gelmediğini söyledi. Kıbrıslı Rumlara ‘‘1974 öncesine dönmeyi hayal etmeyin’’ diye
seslenen Talat, Kıbrıslı Türklerin yüzde 70'inin Rumların kuzeye gelmesinden korktuğunu ve bunu dikkate almak zorunda olduklarını söyledi.

Eğer hükümet kurabilirse, Kıbrıslı Rumların Kuzey'e dönüşünün ancak Annan Planı çerçevesinde olacağını bildiren Tala
t, ‘‘Kıbrıslı Rumların tümü dönemez. Dönerlerse yine çoğunluk olacaklar ve yine aynı sorunlar yaşanacak. Şunu anlamanız gerekir ki, 1974 öncesine dönmek mümkün değildir’’ diye konuştu.

Ankara planda değişiklik istiyor

Kıbrıs görüşmelerini Annan Planı zemininde yürütmek isteyen Ankara, plana yönelik değişiklik önerilerini somutlaştırdı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da itirazları gözönünde bulundurularak hazırlanan yeni plan, öncelikle iki bölgelilik kavramının güçlendirilmesini öngörüyor. Plan ayrıca, iki taraf arasındaki göçün sınırlandırılması ve bir taraftan diğer tarafa göçenlerin sayısının, diğer tarafın yüzde 15'ini aşmamasını öngörüyor.

DENKTAŞ: REST ÇEKMİYORUM

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, son günlerde AKP hükümeti ile diyaloğunun ‘Denktaş rest çekti’ şeklinde anlaşılmaması gerektiğini belirterek, ‘Rest çekmiyorum sadece Annan Planı ile ilgili görüşlerimi belirtiyorum’ dedi. Denktaş, Ankara'da hükümet ile yüz yüze görüşmeler yapmayı da beklediğini kaydederek, ‘Ankara ile aynı noktadayız’ diye konuştu.

HURRIYET 24/12/2003

Denktaş'ın resti

Hadi Uluengin

MALUM, Denktaş Ankara'daki ‘‘sivil hükümet’’e bir defa daha rest çekti.

Pazartesi sabahı, içeriğini göz göre göre tahrif ettiği ‘‘Annan Planı’’nı resmen reddederek bunun asla müzakere zemini olamayacağını buyurdu.

Hemen parantez açayım ve ilk satırda
‘‘sivil hükümet’’ dediğimi vurgulayayım. Biraz feraset ve anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!

* * *

HER neyse, Kıbrıslı ‘‘Mister Hayır’’ın önceki gün ‘‘resmileştirdiği’’ bu bilmem kaçıncı ‘‘niet’’i dünkü ‘‘Milliyet’’te yorumlayan Hasan Cemal de özetle şöyle diyordu: ‘‘Çözüm ve AB zaten Rauf Denktaş'ın zerre kadar umurunda değil. Artık Annan Planı'nı reddettiğini açıkça belirttiğine göre, kendisi müzakereciliği de bırakmalıdır. Aksi takdirde ciddiye alınmaz ve de üstelik ‘etik'le uzlaşmaz’’.

Noktayı ise, tıpkı ‘‘uyum yasaları’’nda olduğu gibi, sivil AKP hükümetinin Ada konusunda da
‘‘hükümran’’ davranması gerektiği saptamasıyla koyuyordu. Doğrusu ben kendi hesabıma ‘‘etik’’ ve ‘‘Denktaş’’ gibi birbirlerine yüz seksen derece zıt iki kelimenin mucizevi biçimde yanyana gelebileceğine pek inanamıyorum.

Fakat hiç şüphesiz,
Cemal’in sonuç sentezi ‘‘çözüm için tek çözüm’’dür. Başka bir deyişle, Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti Rauf Denktaş'ın beş benzemez kartla çektiği blöf resti görmelidir.

Asla çekinmeden ve gerçek bir
‘‘rest’’le kendi elindeki ‘‘floş ruvayal’’ kartları çuha örtülü masanın üzerine açmalıdır ki, ‘‘çözüm için çözüm’’ hayata geçebilsin.

Ve, şantaja, tehdide, demagojiye, madrabazlığa pabuç bırakmayarak uzlaşma sağlayacak böylesine bir
‘‘hükümran’’ hükümet için de nesnel şartlar mevcuttur!

* * *

EVET evet, bu şartlar içeride ve dışarıda; dahiliyede ve hariciyede vardır! İçeride vardır, zira Denktaş ve arkasındaki ‘‘malum güçler’’in şamatacılığına rağmen bunlar ne Türkiye'de, ne de Kıbrıs'ta ‘‘esas dinamikler’’i temsil etmektedir. Nicelik olarak da temsil etmemektedir, nitelik olarak da temsil etmemektedir. Onlar, dünya ve ülke gidişatına paralel olarak hanidir marjinalliğe düşmüştür. Üstelik de, yukarıdaki marjinalleşme süreci giderek daha çok hız kazanacaktır.

Zaten, şamatanın
‘‘rest’’i de aşıp aba altından sopa gösteren tehdide varması, söz konusu güçlerin durumu görerek paniğe kapılmasından kaynaklanmaktadır.

Başka bir deyişle, onların ‘‘milli dava Kıbrıs’’ gıdıklamasıyla çözüm yandaşlarına karşı intikamcı ve iftiracı kampanya yürütmesi, ‘‘bunu da ıskaladık mı bizim ayrıcalıklar gitti gider, dahi gider’’
refleksinde hayat bulmaktadır.

* * *

KAMPANYA tutmaz. Tutmayacaktır. Bunu da göreceğiz ve yaşayacağız. Zira, ülkemiz halkı özgürlük, demokrasi ve refah coğrafyasıyla bütünleşmeyi toplumsal ütopyaya dönüştürdüğü için, Denktaş ve sırtını dayadığı güçlerin Türkiye'yi nereye götürmek, daha doğrusu nerede durdurmak istediğini gayet iyi görmektedir.

Ama AKP hükümeti henüz
‘‘hükümran’’ olmaya cesaret edemediği için, kendi avantajına olan bu çoğunluk kamuoyunu pekiştirmeye dahi cesaret edememektedir. Oysa aynı hükümet bilmelidir ki, yukarıdaki ‘‘sıradan’’ çoğunluğun ötesinde, iktisadi ve fikri ‘‘elitler’’ de Kıbrıs konusunda arkasındadır. Cidden arkasındadır.

Her halükarda,
Denktaş'a biçilmiş misyonu hala göremeyen bir bölüm ‘‘İslami-muhafazakar intelligentsia’’dan çok daha sağlam ve tutarlı biçimde arkasındadır. Yeter ki AKP iktidarı ‘‘hükümran’’ olmaya karar versin ve gereğini yapsın. Böyle bir ‘‘hükümranlık’’ için mevcut dış şartları ise yarın inceleyeceğim.

HURRIYET 24/12/2003

Denktaş planı

Cüneyt Ülsever

HEP söyleniyordu. Annan Planı dışında bir de Denktaş Planı var ve 14 Aralık seçimleri sonrası açıklanacak. Nihayet plan çıktı ortaya.

Denktaş Planı'nın mantığı şöyle çalışıyor:

1)
KKTC, statükonun son kalesi olarak; gerektiğinde her türlü aklın, izanın, hukukun dışına çıkılarak savunulmak zorundadır.

2) Rauf Denktaş, Türkiye'deki statükonun yetiştirdiği en nadide eserlerden olarak her şeyini borçlu olduğu statükoyu korumak uğruna gücünün son damlasına dek
‘‘çözümsüzlük çözümdür’’ ilkesini savunmak zorundadır.

3) 14 Aralık seçimlerinden çıkan netice, statükonun
meclis içinde korunmasını hemen hemen imkánsız kılmıştır.

UBP+DP artık kendi aralarında hükümet kuramıyor.

Kaldı ki, seçimlerden
CTP birinci parti çıktığına göre, hükümeti Mehmet Ali Talat'ın kurması, daha doğrusu görevin önce ona verilmesi eşyanın tabiatına uygun.

* * *

Bu mantığa göre Denktaş Planı
diyor ki:

Hükümet anayasanın tanıdığı 2 aylık sürede kurulmamalıdır.

İki aylık eşik, hükümet kurulamadan atlatılırsa, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Rauf Denktaş seçimleri yenileyebilir.

İki aylık süre; takvimleri 15 Şubat 2004'e taşır, 45 gün de yenilenecek seçimler için ek süre olarak ayrılırsa seçim tarihi 1 Nisan'a sarkar.

1 Nisan'a varıldığında zaten Kıbrıs Cumhuriyeti'
nin Rum Kesimi olarak AB'ye gireceği 1 Mayıs 2004'e ulaşılmış olur, Annan Planı çöpe atılır, Kıbrıs çözümsüz kalır, Türkiye AB'ye veda eder.

Rauf Denktaş görevini tamamlar, statüko Türkiye'yi
içine kapama hedefine ulaşır, sıra AKP'nin üç parçaya bölünerek düşürülmesine gelir.

Ocak 2005'te ‘‘milli hükümet’’ hayata geçirilir.

* * *

Hükümet kurdurmama programı nasıl uygulanacak?

a) Dikkatler hükümetin kuruluşu dışında başka konulara çekilecek: Örneğin: Müzakerecinin statüsü ve kimliği.

b) Hükümetin kuruluşu ile ilgili olarak ‘‘imkánsız formüller’’
ortaya atılacak.

* * *

a) Rauf Denktaş'ın müzakereci sıfatı eski hükümetin istifası ile düştüğü ve anayasa gereği yeni müzakereci(ler)in yeni hükümet tarafından atanacağı açık olmasına rağmen Rauf Denktaş ‘‘müzakereci kim olcak?’’ sorusunu öne çekiyor, bu konu çerçevesinde ateşli polemikler yaratıyor ve hem AKP hükümetinin, hem de kamunun dikkatlerini esas soru olan ‘‘hükümet nasıl kurulacak?’’ sorusunun dışına taşıyor.

b) Çözümsüzlükten yana olan Derviş Eroğlu (UBP) ve Serdar Denktaş (DP) bir yandan yeni hükümetin kurulmasını istermiş gibi yaparken, diğer yandan
milli hükümet (CTP+UBP+BDH+DP), diğer yandan CTP+UBP koalisyonları önerileri ile ‘‘olmazı isteyerek’’ çözümden yana olan Mehmet Ali Talat (CTP) ve Mustafa Akıncı'yı (BDH) köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar.

‘‘Çözümsüzlük çözümdür’’ şiarının son formülü KKTC'de hükümetin kurulmasına 2 ay engel olmaktır.

Bakalım TC Hükümeti bu oyunu yutacak mı?

HURRIYET 24/12/2003

Trajik bir kahraman

İsmet Berkan

24/12/2003 RADIKAL

Rauf Denktaş, Kıbrıs davasının sembol ismi. 40'lı yılların sonlarından beri bu davanın içinde... Defalarca ölümle burun buruna geldi, yeraltına indi, yer üstünde uluslararası konferanslarda Kıbrıs Türkünü temsil etti. 40 yıldır Kıbrıs Türk toplumunun lideri...
Bugün aynı Denktaş, kendi vatanında, kendisi gibi doğma büyüme Kıbrıslı olanlar arasında desteğini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Kendi ülkesinde, 'toplum liderliği' vasfı büyük ölçüde tartışılıyor artık Denktaş'ın.
O da bu tar
tışmalara cevap olarak, "O zaman çekilirim" diye tehdit savuruyor. Mesela dünkü Milliyet'te Fikret Bila'dan öğreniyoruz ki, Denktaş önce Kıbrıs müzakereciliği görevinden çekilecekmiş, ardından belki cumhurbaşkanlığından bile çekilebilirmiş.
Denktaş'ın öyk
üsü giderek trajik bir öyküye dönüşüyor. Oysa böyle olmak zorunda değildi. Talihsiz tesadüfler, kişisel inatlaşmalar, basit yanlış anlamalardan kaynaklanan hatalar tarihi kişilikleri bile yanlış çizgiye sürükleyebiliyor demek.
Önceki yıl Birleşmiş Milletl
er Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bir barış planı üzerinde çalıştığı biliniyordu. Denktaş bu amaçla New York'a gitti, hem Klerides'le hem de Annan ile görüştü.
Ardından New York'ta yaşayan Türk doktor Mehmet Öz'e muayene oldu. Doktor Öz, Denktaş'ın hemen a
meliyat olmasını istedi ve ameliyat yapıldı. Ameliyatı izleyen nekahat dönemi maalesef çok uzun sürdü Denktaş'ın. Pek çok komplikasyon çıktı, Denktaş duygusallaştı.
Oysa aynı dönemde Annan Planı neredeyse hazırdı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri pla
na son halini vermezden önce Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarıyla olduğu kadar Türkiye ve Yunanistan'la da gayriresmi temaslarda bulundu.
Bu temaslarda Kıbrıs Türk tarafında muhatap yoktu, Denktaş hastaydı. Türkiye ise (O sırada Dışişleri Bakanı Kıbrıs şahi
ni olarak bilinen Şükrü Sina Gürel'di) Annan'ın temsilcisine "Bu bizim işimiz değil, KKTC ile görüşün" dedi. Oysa aynı saatlerde hem Atina'da hem de Kıbrıs Rum kesiminde planla ilgili müzakereler yapılıyordu. Yani onlar Türk tarafı gibi teklife hayır dememişler, kendi lehlerinde bazı değişiklikleri yaptırtmayı başarmışlardı.
Bu bilindiği için Annan Planı açıklanır açıklanmaz New York'ta Denktaş, Ankara'da Gürel, "Bizden önce bu plan Rumlarla müzakere edildi" diye yaygara çıkarttı ama BM Genel Sekreteri onl
arı susturdu. Denktaş, hastalığından mı, kendisini izleyen ikinci bir müzakereci bulunmamasından mı yoksa başka nedenlerle mi bilinmez o andan itibaren Annan Planı'nı öldürmek için çalışmaya başladı.
İşte bir trajik karakter böyle oluşuyor. Bilerek ya da
bilmeyerek bir hata yapıyorsunuz ve ardından o hatanın esiri oluyorsunuz.
Kıbrıs'ı ve müzakereleri yakından izleyenler biliyor, gerek Denktaş ve gerekse danışmanları ilk günler Annan Planı'na bugün olduğu kadar sertçe karşı çıkmıyorlardı. Karşı çıkma dozu
nun giderek artmasının ve son olarak, "O zaman ben yokum, gidiyorum" raddesine varmasının sebepleri siyasi olmaktan çok psikolojik.
Elbette ararsanız her barış planında binlerce eksik bulursunuz. Annan Planı'nın Kıbrıs Türkü için olabilecek en mükemmel pl
an olduğunu kimse iddia etmiyor. Ama müzakere masasına hiç oturmamak, oturduğunda esasa ilişkin hiçbir şey söylemeyip yan konularla vakit geçirmek ne denli doğru acaba?
Konuya Denktaş'ın yaklaştığı gibi yaklaşsaydı Atatürk ve İsmet Paşa Lozan'ı imzalayabi
lir miydi? Kıbrıs ne ki, Atatürk'ün doğup büyüdüğü şehirler coğrafyalar kaybedilmişti.

Baykal: Ankara fikir oluşturmalı

Murat Yetkin

CHP lideri, Annan Planı'nın bir dayatma olmadığının açıklığa kavuşmasını istiyor

24/12/2003 RADIKAL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'taki kilitlenme konusunda
"Çözümsüzlükten çözüm çıkabilir" diyor.
CHP lideri Deniz Baykal ise çözümün aslında çok zor olmadığı, ancak önce bazı konulara açıklık getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Baykal'ın açıklık getirilmesini istediği konuların başında, Annan Planı'nın ne kadar müzakere edilebilir olduğu geliyor.
Baykal şunları söylüyor: "herkes Annan Planı üzerinde müzakere edilsin mi, edilmesin mi diye tartışıyor. Oysa müzakere talep ede
nler, müzakerelerden köklü değişiklik beklenmemesi gerektiğini söylüyor. Sanki ortada bize çözüm dayatmış olmamak adına, nezaketen yapılan bir teklif var. Durum buysa, bu bir müzakere formatı değil. Bunun açıklığa kavuşturulması lazım. BM yetkililerinin, ya da plana sahip çıkan AB, ya da ABD'nin Annan Planı'nın gerçekten müzakere şansı olup olmadığı konusunda Türkiye'ye, Türk tarafında garantiler vermesi lazım. Müzakere şansı varsa, bu şansı kullanmak gerekir. Ancak yoksa, hükümetin çıkıp bunu dünyaya en iyi şekilde anlatmalı."
CHP lideri, Annan Planı'nın müzakereye açılması halinde Türk tarafının sağlaması gereken en büyük düzeltmenin ise, adadaki iki bölgelilik gerçeğinin bozulmaması olduğunu söylüyor. Baykal şöyle devam ediyor:
"Ortada bir iyi niyet sor
unu var. Her şey Kuzey'in dokusunu bozmaya yönelik. Oysa sınır düzgün bir şekilde yeniden çizilip, kuzeyinde Türklerin yaşaması yeni çözümde de mümkün. Çözüm, var olan barışın, var olan durumun üzerine inşa edilmeli, onu bozarak değil."
Ancak Baykal bütün
bunlardan önce, ilk sırada hükümetin, sonra da devletin Kıbrıs konusundaki görüşünün belli olması gerektiğini söylüyor.

Lefkoşa'nın gözü Ankara'da
Denktaş, dün 14 Aralık seçimlerinde sandıktan çıkan ve Meclis'te 25-25 kilitlenmeye yol açan dört partinin başkanlarıyla ikinci tur görüşmesi ardından, hükümeti kurma görevini pazartesiye dek verebileceğini açıkladı. Oysa hükümeti kurma görevinin kime verileceği belli değil. Seçimde daha çok oy ve milletvekili alan parti Mehmet Ali Talat'ın CTP'si. Öte yandan,
UBP'nin milletvekili transfer ederek Denktaş'tan görevi alacağı söylentileri, artık Dışişleri Bakanı Gül'ün uyarıda bulunmasına gerek bırakacak düzeye geldi. Denktaş'ın ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın tercih ettikleri formül, bu dört partinin koalisyonu. Oysa DP lideri Serdar Denktaş dışında bu formüle yakın duran yok.
Aslında Denktaş'ın da partilerin de gözettiği bir ölçü var. O da Ankara'nın ne diyeceği.
Ankara denildiğinde artık dört kafadan tek ses çıkmasının beklendiği biliniyor. Yani Denktaş'ın, herh
angi bir tutumu, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı'ndan birlikte duymadıkça dikkate almayacağı biliniyor. Baykal'ın dikkat çekmek istediği husus da bu. Mevcut koşullarda Denktaş'ın kulak vereceği makamın ise askerler, bu dörtlü toplam içinde, askerlerin sözü olacağı da anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in danışmanı ve sözcüsü Sermet Atacanlı, Sezer'in KKTC hükümetinin kurulmasına önem verdiğini ve daha sonra bir devlet zirvesi toplayabileceğini duyurdu. Başbakan E
rdoğan da bu konuyu Cumhurbaşkanı ile görüşmek istediğini açıkladı.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın olağan görüşme günü yarın; 25 Aralık perşembe.
Cumhurbaşkanı aynı gün Genelkurmay Başkanı ile de olağan görüşmelerini yapıyor. Cumhurbaşkanlarının, perşembe
günlerini Dışişleri Bakanını da davet ederek, kendiliğinden bir zirveye dönüştürdüğü ve önemli kararlar aldığına geçmişte rastlandı.
Bu perşembe de aynı şey olabilirdi. Ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök dün üç günlük temaslar için Cezayir'e
gitti, Cuma günü Ankara'da olacak. Özkök, Cumhurbaşkanı'ndan bir toplantı sinyali alsaydı, gitmeyebilirdi diye düşünülebilir.
Ancak Özkök gidişi öncesinde, pazartesi sabahı Genelkurmay karargâhında kuvvet komutanlarının da katıldığı bir toplantı yaptı ve
Genelkurmay Başkanı vekili olarak yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ı tayin etti. Kuzey Irak gibi, Kuzey Kıbrıs konusuna da hâkim bir asker olan orgeneral Yalman, Cumhurbaşkanı'nın bir toplantıya gerek duyması halinde, vekâleten Çankaya'ya çıkabilir.
Yani Ankara'nın bir an önce kendi içinde ortak tutum belirleyerek duyurması ve Kıbrıs'taki sürecin önünü açması önünde bir engel görünmüyor.

Eroğlu: Plan masada

Eroğlu artık Denktaş'la zıt görüşte: Biz yok desek de Annan Planı masadadır

24/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 14 Aralık genel seçimi sonrası hükümet kurulması için ikinci tur görüşmelere dün başlandı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclise girebilen dört partiden ilkin birinci çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat'ı ağırlarken, ardından görüştüğü Ulusal Birlik Partisi (UBP) lideri ve Başbakan Derviş Eroğlu geçmiştekinden farklı konuştu. Seçim kampanyası boyunca Annan Planı'nı topyekûn reddederek Kıbrıslı Türklerin yıkımı anlamına geldiğini savunan Eroğlu, bu kez "Biz 'yoktur' desek de Annan Planı masadadır. Masada her konuyu görüşmek lazım" ifadelerini kullandı.
Basın toplantısında hiçbir zaman görüşmelerin karşısında olmadıklarını söyleyen Eroğlu, görüşmeler başlarsa Annan Planı'nın da görüşüleceğini
, planda Türk tarafı için olumsuz unsurlar bulunduğunu, olduğu gibi kabul etmenin menfaate olmadığını kaydetti. Görüşmelerin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çizdiği çerçeveyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının menfaatine olan her şeyi görüşme isteğini vurguladı.
UBP lideri, Türklerle Rumların anlaşamadığı maddelere Annan'ın görüşlerinin konulmasının yanlış olduğunu dile getirdi. Plan konusunda diğer partilerle görüş ayrılığının halledilebileceğini söyleyen Eroğlu, meclis
aritmetiğinin '25-25' olduğunu hatırlatıp "26'yı bul hükümeti kur tabiri vardır" dedi. Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş da, CTP ve çözüm yanlısı Barış ve Demokrasi Hareketi'yle (BDH) dörtlü geniş tabanlı hükümet ya da Eroğlu'nun başbakanlığında CTP-UBP hükümetine sıcak bakıyor.

Talat: UBP fikir değiştirdi
Vekil tranferine kapı açan Talat, "UBP ve DP'de 1 Mayıs'a dek çözümden yana vekiller var. Denktaş'ın Türkiye'yle çelişen tavrı, vekilleri etkileyebilir" dedi. Talat, Serdar Denktaş'ın Annan Planı'nın müzakersine hep olumlu baktığını hatırlatıp, UBP'nin görüşünde değişiklik olduğunu, ortada net hükümet formülü bulunmadığını, önce partilerin Annan Planı temelinde çözüm vizyonunda anlaşması gerektiğini aktardı. UBP ile DP ise, partilerinde çatlak ol
madığı yanıtını verdi.

Hükümet hafta sonuna
KKTC lideri Denktaş da, meclisin cuma günkü yemin töreninden sonra cumartesi ya da pazartesi görevi vereceğini belirtti. Dört partili ya da dıştan destekli CTP-UBP hükümeti formüllerini dile getiren Denktaş, Ankara'dan henüz davet almadığını kaydetti. Denktaş, "Ankara'yla farklı seslerle konuşsak da aynı noktadayız" dedi.
Denktaş, ayrıca Rumlarla barış için müzakerelere oturmadan önce öngörüşmelerin yapılması gerektiğini söyledi. Denktaş bu yapılmadığı takdirde
müzakerelerin daha önce olduğu gibi tıkanacağı uyarısında bulundu.

Yanlışlar serisi

Türkiye'nin tüm yardım ve kredilerine rağmen KKTC ekonomisi 30 yıldır bir türlü ıslah edilemiyor. Bugün gelinen noktada, dış kaynaklı etkenler kadar uygulanan ekonomi politikalarının da payı var

24/12/2003 RADIKAL

Prof. Dr.Canan BALKIR

BAŞLARKEN

Sicilya ve Sardunya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adası ve tarih boyunca birçok egemenlik mücadelesinin sahnesi Kıbrıs bugün de uluslararası gündemin ilk sıralarında

Adada 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası anlaşmalar gereği Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının ortak bir devletiydi. Rum tarafının 1963'te adadaki Türk-Rum dengesini değiştirmeye yönelik 13 maddelik anayasa değişikliğiyle başlayan olaylar zinciri Kıbrıs Türklerinin
can ve mal güvenliğinin ortadan kalkmasına varınca, Türkiye'nin adada barışı ve düzeni yeniden tesis etmek üzere 1974 yılında gerçekleştirdiği barış harekâtından bugüne 30 yıla yakın bir süre geçti. Adanın toplam alanının yüzde 36'sını oluşturan kuzey kısmında 1976'da Kıbrıs Türk Federe Devleti; 1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. KKTC'nin kurulmasıyla Kıbrıs Türkü için sorunlar bitmedi, bu sefer de devlet olarak tanınmamanın getirdiği politik ve ekonomik sor
unlarla uğraşmak zorunda kalındı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise uluslararası
arenada tanınmanın getirdiği avantaj ve önemli miktardaki dış yardımların da etkisiyle bugün kişi başına 15 bin 10 euro satın alma gücü ile AB-15 ülkelerinin bazılarından
bile daha fazla refaha sahip. KKTC için bu rakam 4 bin 400 euro.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Hep söylenir: 1974'ten sonra ekonomik olarak Kıbrıs'ın güneyi alıp başını yürürken, kuzeyi yerinde saydı, hatta geriledi. Şu an Rumlar işleyen bir ekonomiye v
e birçok AB ülkesini bile geride bırakan bir gelir düzeyine sahipken Türkler tıkanmış bir ekonomi içinde ve Rumlarınkinin üçte birine denk gelen bir gelirle yaşamak durumunda. Peki bu noktaya nasıl gelindi? KKTC ekonomisi neden iflah olmuyor? Çıkış yolu var mı? Bu yazı dizisinde, Prof. Dr. Canan Balkır'ın kaleminden söz konusu sorulara yanıt aranıyor. İktisatçı Balkır son iki yılını Kıbrıs'ta öğretim üyeliği yaparak geçirdi. Balkır'ın 'Annan Planı'nın Ekonomik Boyutu' adlı çalışması da TOBB tarafından yayımlandı.

'Yavruvatan'dan bu kadar
KKTC ekonomisi uzunca bir süredir ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya. 3 bin 355kilometrekare alana sahip KKTC, BM'nin tanımına göre mini ülke konumunda. Bu durum ekonomik yaşamın sınırlarını da belirliyor ve ekonominin, iç pazarın küçüklüğünün ölçek ekonomilerine müsaade etmemesi ve doğal kaynakların azlığından ötürü hammadde ve aramal açısından ithalata bağımlı kalması gibi dış etkenlere karşı aşırı hassaslaşmasına yol açıyor.
Ekonomideki diğer bir olumsuz etken, iç
pazarın küçüklüğüne rağmen, ambargolar nedeniyle ihracata dayalı bir sanayi temeli oluşturulamaması. 1974 yılından beri uygulanmakta olan ekonomik ambargo ve 1994 yılında AB Adalet Divanı (ABAD) kararları sonucu AB'ye yönelik ihracatının sınırlandırılması (tarım ürünlerinin Güney'den sağlık sertifikası alması zorunluluğu ve sanayi ürünleri ithalatına vergi koyulması) ülkeyi en önemli ticari ortağı Avrupa ile dış ticaretinde sınırladı. Bu da dış ticaretin Türkiye'ye yönelmesine yol açtı.
Mecburen Türkiye
Türkiye ile dış ticaretin TL cinsinden gerçekleştirilmesi ise ülkeyi bir taraftan döviz gereksinimini karşılamak için olabildiği ölçüde ihracatını üçüncü ülkelere yönlendirmeye, diğer taraftan da döviz çıkışını asgari ölçüde tutmak için de ithalatını Türkiye'den yapmaya itti.
1977 yılında 24.9 milyon dolar tutarında olan ihracat 2001 yılında 34.6 milyon dolarken, aynı dönemde ithalat 82 milyon dolardan 272 milyon dolara çıktı. İhracatın GSMH içindeki payı yüzde 4 dolayında, ithalatın ise yüzde 30 dolayında
. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 12.7 (2001) gibi son derece düşük bir oran. 1970 ve 1980'lerde Avrupa ülkelerine yapılan narenciye, patates ve konfeksiyon ihracatı giderek yok denecek noktaya geldi.


Türkiye'nin dışında tanınmamış olması KKTC'ye yabancı yatırımların gelmesini de engelledi. Tanınmamışlığın neden olduğu ek yatırım riskleri, gelen yatırımcıların da yüksek riske paralel yüksek kâr marjlarıyla hareket etmesine yol açtı. Bu da üretimin uluslararası pazarlarda rekabet gücünü düşürdü. Politik ve ekonomik güvencenin olmaması yurtdışına kısa vadeli sermaye çıkışına da neden oluyor.
Bu noktaya kadar saydığımız sorunlar tanınmamışlığın neden olduğu dışsal etkenlere
bağlı olup, çözümü de gene bu etkenlere, özellikle AB'nin tutumunu değiştirmesine bağlı. Ancak AB'nin tutumunu Kıbrıs'ta kabul edeceği bir çözümden önce düzeltmeğe yanaşmayacağı açık.


Dışsal etkenlerin yanı sıra uygulanan ekonomi politikasından kaynaklanan önemli sorunlar da var. Bu sorunlar ekonominin bir an önce yeniden yapılandırılması gereğine işaret ediyor.
KKTC kuruluşundan itibaren Türkiye ile yoğun ekonomik ilişki içinde oldu. Yurtiçi gelirleri bütçe harcamalarını karşılamada yetersiz kalan KKTC'ye mali destek Türkiye'den sağlanıyor. Türkiye'den transferlerin büyük kısmı maaş ödemelerini ve bütçe açıklarını karşılamada kullanılıyor.
Türkiye'nin yardımları toplam dış yar
dım ve borçlanmaların yarısından fazlasını oluşturuyor. İhracatın ortalama yüzde 50-53'ünün Türkiye'ye yönelmesi, ithalatın yüzde 60-62'sinin Türkiye'den yapılıyor olması, KKTC
ekonomisinin Türkiye'ye bağımlılığının göstergeleri. Bu durum aynı zamanda KKT
C ekonomisinin Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalardan çok fazla etkilenmesi sonucunu da getirmekte.
Türkiye'den yapılan ithalat 1977 yılında 30.9 milyon dolarken, bu rakam 2000 yılında 275 milyon dolara çıktı, ihracat ise 1977 yılında 6.6 milyon dolardan
2000'de ancak 18.7 milyon dolara ulaşabildi. Diğer bir deyişle, ithalat yedi kat artarken, ihracat üç kat artabildi. KKTC Türkiye ile ticaretinde sürekli açık verdi ve bu açık giderek arttı. Ambargo uygulayan AB ülkelerine ihracat ise süreç içinde azalmasına rağmen 2000'de 20.3 milyon dolar olup Türkiye'ye yapılandan fazlaydı.
Sürekli açık
Peki bir yandan Türkiye'den kredi alarak bütçe açıklarını kapatan KKTC diğer yandan Türkiye ile dış ticaretinde neden sürekli önemli bir açık veriyor?
Türkiye ile kıyı ticareti anlaşması 1995 sonrası ticaret hacmini bir miktar artırdıysa da, bu olanaktan, kaliteli ve rekabet edebilecek fiyatta mal üretilememesi nedeniyle çok az ürün yararlandı. İhracatta önemli ulaşım konusunda ise, KKTC uçaklarının üçüncü ülkelerden y
aptıkları seferlerde önce Türkiye'ye inmek zorunda olması ek masraflara yol açıyor.
1994 yılındaki ABAD kararının ekonomi ve ihracat üzerindeki olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesine yönelik ortak çaba gösterilmesi ve ortaya çıkacak mali yükün Türkiye
tarafından giderilmesi kararlaştırılınca,
Türkiye ile KKTC arasında çok sayıda protokol ve ekonomik anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar ekonomik işbirliği, devlet yardımları, mali işbirliği ve kredi anlaşmaları şeklinde. Türkiye, KKTC'de ekonomik istikrarın
sağlanması ve yapısal reformların gerçekleştirilmesi için sürekli katkı sağladı.
Hibe yetmeyince
Ayrıca, yatırımları teşvik amacıyla KKTC'de yapılacak yatırımların da Türkiye'deki kalkınmada öncelikli yörelere uygulanan devlet yardımlarından ve desteklerinden yararlandırılması ve düşük faizli krediyle desteklenmesi öngörülerek bunlara bağlı bir teşvik sistemi geliştirildi.
KKTC'nin Türkiye'den sağladığı finansman yıllar içerisinde arttı ve başlangıçta hibe olarak sağlanan finansman 1990 sonrası iki ülke
arasında imzalanan kredi anlaşmaları çerçevesinde hibenin yanı sıra kredi finansmanı da içerdi. Merkez Bankası'ndan kullanılan kısa vadeli avanslar da bütçe ödeneğinin yarısını aştı.
6 Ağustos 1997 tarihli anlaşma uyarınca tesis edilen Ortaklık Konseyi'n
de,
KKTC ekonomisinin gelişmekte olan sektörlerinin kademeli olarak korunmasını
da göz önünde tutarak, gümrüklerin uyumlulaştırılması ve serbest ticaret koşulları çerçevesinde mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını, teknoloji transferini ve yatırım
ların akışını temel alan ortak ekonomik alan tesis edilmesi kararlaştırıldı. Ancak protokollerin Türkiye'deki mevzuatlarla uyumlaştırılmasındaki sıkıntı ve gecikmeler nedeniyle, istenen düzeyde uygulama yapılamadı.
Kredilerin kullanımına bakıldığındaiseya
pısalreformları gerçekleştirmek yerine emeklilik ödemelerine gittikleri görülüyor. 2000'de bu oran yüzde 36'ydı.


Ekonomik yapı bağımlı ve kırılgan
Ekonominin temel özellikleri:
1- Küçük bir ada ekonomisi oluşu nedeniyle yüksek ithalat bağımlılığı,
2- Tanınmamışlığın getirdiği ekonomik sorunlar ve ambargolar nedeniyle ihracat yetersizliği,
3 - Kamu kesiminin ekonomideki ağırlığı, yüksek kamu finansman gereği nedeniyle dış finansman bağımlılığı,
4 - Yetersiz yatırımlar,
5 - Ekonomi politikalarının et
kin bir şekilde uygulanmasına olanak sağlayacak yasal ve kurumsal altyapının istenen düzeyde gerçekleşmemesi sonucu korumacılık ve eksik rekabet koşullarında sürdürülen serbest piyasa ekonomisi,
6 - Dış etkenlere son derece açık, kırılgan bir yapı,
7 - E
lektrik, su ve ulaşım gibi temel altyapı sorunlarının tam anlamıyla çözülememiş olmasının sınai yapının gelişmesi üzerindeki olumsuz etkisi.


Paralar yurtdışına
KKTC'nin Türkiye ekonomisine bağımlı yapısının en önemli göstergesi para birimi olarak Türk Lirası'nın kullanılması. Bu durum KKTC'nin bağımsız para politikası izlemesini olanaksızlaştırdığı gibi Türkiye'deki enflasyonun ithal edilmesine yol açtı. Hatta 1994 gibi kriz yıllarında KKTC enflasyonu Türkiye enflasyon oranını aştı. Diğer bir deyişle, T
ürkiye ekonomisi nezle olsa, KKTC ekonomisi zatürree olmakta.
Yüksek enflasyon ve yüksek reel faiz oranları, tasarrufların üretken yatırımlar yerine doğrudan veya KKTC'deki bankalar vasıtasıyla Türkiye'deki para piyasalarına yönlenmesine yol açtı. Ekonomi
de istikrarın olmaması ve yarın ne olacağının belirsizliği özel tasarrufların önemli bir kısmının da yabancı bankalarda birikmesine neden oldu. Bugün KKTC'de varlıklı kişilerin çoğunun yurtdışında hesabı var.


Ne sanayi verimli ne de tarım
KKTC'de sanayi sektörünün durumunu tanımlamak için Devlet Planlama Teşkilatı'nın 2002 geçiş yılı programında yaptığı saptamalara
bakabiliriz. "Sektörün baş sorunu finansman. İşletmeler kredi bulamamakta, yüksek enflasyon, girdi fiyatlarının yükselmesine, öz sermayeler
inin de erimesine yol açmakta. Gerek ithal yolu ile gerekse yurtiçinde sık sık değişen hammadde fiyatları nedeniyle maliyetler ve fiyatlar yükselmekte rekabet gücü azalmaktadır..."
Tarım sektörü konusunda DPT'ye kulak verirsek, "Tarım sektöründe verimliliğin geliştirilmesi temel ilke. Bu amaçla Tarım Master Planı çalışmaları sonuçlandırılacak... Tarımsal üretimde kimyasal ilaç kullanımındaki denetim etkinleştirilecek ve üreticilerin bilinçlendirilmesi sağlanacak."
Tarımda hormon ve tarımsal ilaç yüklü seb
ze ve meyveler birçok kişinin hastalanmasına neden olmakta.

Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (4)

Gündüz Aktan

24/12/2003 RADIKAL

Geçen yazılarda Annan Planı'nın Rumlar lehine olduğunu anlattım. Sorunu bu plana göre çözüp Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye üye olan bir Kıbrıs'ta, çözüm anlaşmalarının uygulanması sürecinde yalnız kalacak Kıbrıs Türklerinin haklarını koruma şansı yok gibi. Annan Planı'nın çözümden sonra müzakere edilmesini öngördüğü birçok anlaşma, yasa ve yönetmeliği de Türkiye'nin desteği olmadan müzakere etmek zorundalar. Çözüm anlaşmalarındaki Türkler lehine özel hükümlerin AB müktesebatı çerçevesinde eritilmesi de mümkün. Rum/Yunan tarafı bu yola gideceğini açıkça söylüyor. Bunun sonucunda kuzeye yerleşecek 40 bin Rum, Türk bölgesinden seçimlere katılma hakkı kazanabilecek, ikamet ve mülk edinme önündeki kısıtlamaları da kaldırabilecek. Böylece iki kesimlilik ve iki toplumluluk sona erecek. Garanti sistemiyse bunu önleyemeyecek.
Klerides ve Papadopulos'un söylediklerini bu çerçevede irdeleyelim. K
lerides kendilerinin hiçbir ödün vermediklerini ama Sn. Denktaş'ı uzlaşmaz göstermeyi başardıklarını söylüyor. Bu beyanı Klerides'in bir önceki beyanının ışığında okumak lazım. Klerides, Annan Planı'nın metninin önceden kendilerine gösterildiğini ve gerekli değişiklikleri yapmalarının sağlandığını ifade etmişti. Bu doğruysa, Annan Planı'nı BM, AB ve ABD'nin yardımıyla kendi lehlerine oluşturduktan sonra, Sn. Denktaş'ın planda istediği değişiklikleri, hep birlikte, uzlaşmazlık olarak göstermelerini anlamak kolaylaşıyor.
Annan Planı'nı değiştirmeye çalışan Sn. Denktaş'ın bir kazanımı, Rumlara verilen karşı ödünle hemen dengeleniyor. Bu nedenle Sn. Denktaş, Annan Planı'nın müzakerelerle değiştirilemez olduğu sonucuna varıyor.
Tüm bu gelişmeler de Rumların Ann
an Planı'nı olduğu gibi korumayı amaçladığını gösteriyor.
Papadopulos ise, 'Sn. Denktaş planı Lahey'de imzalasaydı kendisinin imzalamayacağını' söyledi. Bu sözleri Sn. Denktaş'ın KKTC'deki seçimlerden önce Annan Planı'nda köklü değişiklik gerektiği yolund
aki beyanlarına karşı sarf etti. Amacı, Annan Planı temelinden müzakere edilecekse, Sn. Denktaş gibi geriden müzakereye başlamak, Annan Planı'nı reddetmek değil.
Annan Planı'nın Türk tarafı açısından dengeli ve adil olduğu ne kadar yanlışsa, 1 Mayıs 2004
tarihini geçirdiğimiz takdirde Rum/Yunan tarafının artık bu planla ilgilenmeyeceği ve bizden daha da ağır taleplerde bulunacağı o kadar yanlış. Zira onlar bu plandan memnunlar. 1 Mayıs'tan önce de, sonra da imzalayabilirler.
1 Mayıs'tan sonra AB üyesi ola
cak Kıbrıs Rumlarının bizim üyeliğimize karşı veto hakkına sahip olmalarının da bir önemi yok. Yunan vetosu üyeliğimizi engellemek için yeterli. Kıbrıs Rumları 1999 Helsinki zirve başkanlık bildirisiyle, uzlaşmaz da olsalar, üye olmayı garantilediler. Önümüzdeki birkaç ay içinde Sn. Denktaş'ın haklı isteklerini karşılamayarak, Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB'ye girmek imkânına zaten sahipler.
Sorunu Annan Planı'na göre çözüp Kıbrıs Türkleriyle birlikte AB'ye girmek Rumların çıkarına. Ama çözümün lehlerine uyg
ulanması, Annan Planı'nda yapılması gerekli yasa, yönetmelik ve diğer anlaşmaların Kıbrıs Türklerine kolayca dayatılması ve çözüm anlaşmalarında Türkler lehine bulunan koruyucu önlemlerin AB müktesebatı aracılığıyla ortadan kaldırılması için, Türkiye'nin AB üyesi olmamasında da çıkarları var.
Yunanistan da 2004 sonuna kadar Ege'de kıta sahanlığı sorununu Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na götürebilirse, Türkiye'nin üyeliğini desteklemek için hiçbir nedeni kalmayacak. 2004 Aralık zirvesinde Türkiye'nin üye
liği başkaları tarafından reddedilirse, bu, Yunanistan'ın işini daha da kolaylaştıracak. AB'deki hava da bu.
Ben Kıbrıs Rumu olsaydım, bazı Türklerin sorunun Annan Planı çerçevesinde illa 1 Mayıs 2004 öncesinde çözümlenmesini, giriş müzakere tarihini ise
2004 Aralık zirvesine bırakmayı savunmasını anlayamazdım. Ama anlamak için fazla gayret de sarf etmezdim. Annan Planı'nı lütfen kabul edebileceğim izlenimi verirdim. KKTC'deki muhalifleri destekler, 1 Mayıs'ı kaçırırlarsa Türk tarafının tarihi fırsatı kaçırmış olacağını söylerdim. Sonra da bu dünyada Kıbrıs Rumu olmanın dayanılmaz keyfini çıkarırdım.

Eroğlu: Annan planı masada

14 Aralık seçimlerinde sağ ve sol cephenin 25’er milletvekili çıkarmasıyla hükümet formülü konusunda yaşanan sıkıntıyı aşmaya yönelik görüşmelerinin ikinci turunu yapan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu’yla da görüştü.

55 dakika süren görüşmenin ardından UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Annan Planı’nın masada olduğunu ve görüşmeler başlarsa bu planın da görüşülebileceğini söyledi.

Eroğlu, kendileri masada yok deseler de Annan Planı’nın masada olduğunu belirterek, planın görüşülmesinin tüm maddeleriyle kabul edilecek manası çıkarılmaması gerektiğini, Kıbrıs Tük halkının menfaatine aykırı maddeler bulunduğunu kaydetti.

Meclis aritmetiğini dikkate alarak bir uzlaşı hükümeti kurulup kurulamayacağı arayışı içinde olduklarını açıklayan Derviş Eroğlu, “Uzlaşı hükümetlerinde taraflar elbette bir noktada, asgari müştereklerde buluşabilmek için kendi düşüncelerinde karşılıklı olarak bazı tavizler verebilir. Mühim olan yaşayabilir, uzlaşıyla kurulacak bir hükümet. Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini ve Türkiye’nin anlaşmalardan doğan hakkını gözardı etmeyecek bir hükümet için gayretlerimize devam edeceğiz” dedi.

Eroğlu, cuma günü Cumhuriyet Meclisi’nde milletvekillerinin yemin etmesinden sonra Cumhurbaşkanı’nın tavrını belirleyeceğini ve meclisten bir kişiye hükümeti kurma görevi vereceğini hatırlattı.

Eroğlu, bir soru üzerine hükümeti kurma görevine talep olduklarını kamuoyunun bilgisine getirdiklerini, Cumhurbaşkanı’nın da bunu bildiğini kaydetti.

“FARK GÖRÜŞMELERLE AŞILACAK”

Annan Planı konusunda UBP’nin görüşleriyle soldaki iki parti arasındaki ciddi görüş ayrılıklarının nasıl aşılacağını soran bir gazeteciyi yanıtlayan Eroğlu, şöyle konuştu:

“Bunlar görüşmelerle aşılacak. Çünkü neticede Annan belgesi içinde UBP’nin mahsurlu gördüğü hususlar vardır. Bunu çeşitli vesilelerle aktardık. Müzakerelerle bunlar düzeltilebilir mi, düzeltilemez mi? Neticede karşı tarafın da kendine has olmazsa olmazları vardır. Bunlar ancak müzakere masasında değerlendirilebilecek ve sonuçları alınabilecek konulardır. Mühim olan müzakerelerdir. Biz görüşmelerin karşısında olmadığımızı zaten söylüyoruz ve her zaman söylediğimiz gibi bugüne kadar yapılan bütün görüşmeler de UBP hükümetleri döneminde olmuştur. Dolayısıyla görüşmelerin karşısında değiliz ama bu belgenin olduğu gibi kabulü, Kıbrıs Türk halkının menfaatine değildir. Biz dünün hükümeti olarak kendi halkımızın ve Anavatan Türkiye’nin menfaatlerini önplanda tuttuk, bu geçekler ışığında hareket ettik.

“BİZ YOKTUR DESEK DE MASADA…”

Derviş Eroğlu, “Bu sözlerinizden Annan Planı’nı görüşmelere temel olarak alabileceğiniz anlamı çıkarabilir miyiz?” diye soran gazeteciye şu karşılığı verdi:

“Sayın Genel Sekreter Annan Planı’nın masada olduğunu söylemiştir. Yani şu anda masada Annan Planı vardır. Biz yoktur desek de masada olduğu bir gerçek. Görüşmeler başlarsa elbette Annan Planı da görüşülecektir. Ama Annan Planı görüşülecek demekten, tüm maddeleriyle kabul edilecek manası çıkarılmaması lazımdır çünkü genelinde Kıbrıs Türk halkının ve KKTC’nin menfaatine olmayan maddeler bulunmaktadır. Bunları da görüşme masasında değerlendireceğiz. Hatta kurulacak hükümet de bunları belki de kuruluş aşamasında oturup değerlendirmesi ve ona göre hareket tarzı izlemesi gerekecektir.”

“MASADA HER KONUYU GÖRÜŞMEK LAZIM”

Derviş Eroğlu, “Annan Planı masada, görüşmeler başlarsa görüşülebilir dediniz. Mevcut şekliyle Genel Sekreter’ın çizdiği çerçeve içinde mi demek istiyorsunuz yoksa başka bir mesaj mı var?” sorusuna karşılık, “Masada her konuyu görüşmek lazım. Biz sadece o çerçeve değil, elbette KKTC halkı menfaatine olan konuları da masaya taşımak ve tartıştırmak gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Eroğlu, Annan Planı’nın masadan kalkmadığına ve Genel Sekreter’in de Annan Planı’na bağlı müzakerelerin başlayabilmesi için her iki taraftan “Annan belgesinin kabul edilebilir ve kamuoyunun referandumuna sunulabilir” diye bir mesaj beklediğine göre, kurulacak hükümetin bunları enine boyuna tartışması gerektiğini söyledi.

"UBP’DE ÇATLAK YOK"

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın “Türkiye-Denktaş arasındaki ilişkiler böyle devam ederse UBP’de çatlaklar kaçınılmaz olur” demesini yorumlamasını isteyen gazeteciyi yanıtlarken, “UBP’de herhangi bir çatlaklık yoktur, milletvekilleri arasında bir başka partiye göz kırpan yoktur, olması da düşünülemez zaten” dedi.

Bir soru üzerine Talat’ın hükümeti 3-5 gün içinde kurabileceklerini söylerken kendisinin ‘görüşmelerle olabilir’ demesini değerlendiren Eroğlu, şu anda mecliste 25-25’lik tablo ortaya çıktığını, güvenoylaması gerektiğini, anayasadaki amir hükümde “26’yı bul düşür anlayışı değil, 26’yı bul hükümeti kur anlayışı” olduğunu belirtti.

HALKIN SESI 24/12/2003

Akıncı: Kilit Ankara’da

Milletvekilliği genel seçimlerinde 6 milletvekili çıkararak koalisyon oluşumlarında kilit pozisyonunda bulunan Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı, “Model değil amaç önemli, amaç net olmadan hiçbir hükümet sağlıklı kurulamaz” diyerek ancak çözüm vizyonu olan bir hükümette yer alabileceklerini söyledi. Bu konuda Türkiye’nin tavrının netleşmesi gerektiğini söyleyen Talat, “Kilit Ankara. Türkiye’nin tavrı Cumhurbaşkanı Denktaş’ı, UBP’yi, DP’yi etkiler. Bu nedenle Türkiye’nin çözüm kararlılığını görmemizde büyük yarar var” ifadesini kullandı.

En güçlü formül olarak telaffuz edilen CTP-BDH-DP koalisyonuyla ilgili olarak, “DP ile koalisyon Cumhurbaşkanı Denktaş’la koalisyon demek. Bunun için de Cumhurbaşkanı’nın değişmesi veya çekilmesi gerekir” diyen Akıncı, UBP ve DP ile birlikte bir koalisyonun ise mümkün olmadığını açıkladı.

MODEL DEĞİL AMAÇ ÖNEMLİ

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, “Kıbrıs Türk halkı çözüm ve AB istiyor. Sandıklardan çıkan irade de bu yönde. Bu net ve kesin. Çözüm de ancak Annan planı zemininde olabilir ve mayıs gibi yakın bir hedef var. Önemli olan bu. Yani hükümet modeli değil, amaç önemli” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Annan planıyla ilgili görüşlerini sürdürdüğünü, Türkiye’nin ise Mayıs 2004’e kadar çözüm isteğine ilişkin tavrını netleştirmediğini ifade eden Akıncı, özetle şunları kaydetti:

“Türkiye’nin tutumuna ilişkin ayrıntıları bilmek durumundayız. Annan planı dışında uluslararası alanda destek bulmayacak öneriler söz konusu olursa bunun hiçbir yere hizmet etmeyeceği ortada. Bu nedenle Türk hükümetinin mayıs ayına kadar çözüm iradesi olup olmadığını görmek istiyoruz, Ankara’nın tavrı önemli. Çünkü BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin yeniden başlaması için tavrı gayet net ve açık.

Sadece Kıbrıs’taki taraflardan değil, anavatanlardan da net tavır istiyor. Bu noktada Türkiye’nin tavrı net değil. Cumhurbaşkanı Denktaş, Sayın Eroğlu ve Sayın Serdar Denktaş’ın da bunu kabul ettiklerini görmedim. Umarım tutumları değişir...”

Kıbrıs Türkü’nü “rehin tutma” siyasetine alet olmayacaklarını da ifade eden Akıncı, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin AB üyeliğine endekslenerek ertelenmesinin veya anlaşmanın imzalanarak uygulamanın ertelenmesine ilişkin yaklaşımlara karşı çıktı.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın, partisini ziyaretinde birlikte hareket etme istemini dile getirdiğini söyleyen Akıncı, “Biz de çözüm perspektifi konusunda netlik varsa bu tarihsel görevden uzak kalamayacağımızı ifade ettik” dedi.

Akıncı, özetle şunları söyledi:

“CTP ile sayımız yetse sorun yok, ama bu iki partiye eklenecek partinin de aynı çözüm vizyonunu paylaşması gerekecek. CTP-BDH-DP demek, Cumhurbaşkanı Denktaş’la koalisyon demektir. DP’yi Cumhurbaşkanı Denktaş’tan soyutlayamam. DP’nin kendine özgü farklı siyasal kimliği olsa değerlendirebiliriz. Ama DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, çözüm ve AB yönünde kimlik sergilemedi. Bu durumda ‘CTP-BDH-Cumhurbaşkanı Denktaş koalisyonu’ olacak. Bu olabilir mi..! Bunun olması için ya Cumhurbaşkanı Denktaş kendini yenileyecek, ya da CTP ve BDH kendini eskiye döndürecek. İkisi de mümkün değil...”

UBP VE DP İLE MÜMKÜN DEĞİL

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, başka bir soruya karşılık, UBP ve DP ile birlikte bir koalisyona gitmelerinin ise mümkün olmadığını söyledi.

“Hiçbir parti hiçbir formülü dışlamıyor ama biz UBP-DP-BDH formülünü kesin dışlıyoruz. Böyle bir koalisyon kesinlikle mümkün değil. Statükocu partilerin birlikte yer alacakları hükümetle çözüm perspektifi olmaz” diyen Akıncı, UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu’nun “Annan planı masada” şeklinde bugün yaptığı açıklamaları inandırıcı bulmadığını da söyledi.

UBP GÖRÜŞME OLSUN AMA ANLAŞMA OLMASIN YAKLAŞIMINDA

Akıncı, “Sayın Eroğlu ‘Annan planı masada’ dedi ama görüşme zemini olarak kabul etmiyor. Görüşme zemini olarak kabul ettiğini söylemedi. Üslup değişikliği yaptı ama seçim sürecinde planda beğendiği hiçbir şey olmadığını söyledi. Görüşmelere hiçbir zaman karşı çıkmadı ama ‘görüşme olsun da anlaşma olmasın’ yaklaşımında...” diye konuştu.

AZINLIK HÜKÜMETİ VE TRANSFERLER

Azınlık hükümeti konusunun partiler arası temaslarda hiç konuşulmadığını da söyleyen ve “Zorunlu olursa kısa vadeli çıkış olabilir” diyen Akıncı, “Sorunlarımız hükümet modelleri değil. Azınlık hükümeti, milli hükümet, 3’lü hükümet... Amaçlar netleşmeden hiçbir hükümet sağlıklı olmayacak” görüşünü tekrarladı.

Akıncı, milletvekili transferiyle ilgili görüşünü ise sorular üzerine, “Fikirsel ayrılıklara dayanmayan, bireysel çıkarlara dayalı parti değişiklikleri her zaman rahatsızlık yarattı. Sağlıklı bir durum değil” şeklinde açıkladı.

HALKIN SESI 24/12/2003

Bizden başkası hükümet kuramaz

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la bugün yaptığı görüşmede hükümeti kurma talebini yineledi ve "Görevin kesin olarak bize verilmesi gerekir" dedi.

Yeni hükümetin ancak çözüm vizyonuyla kurulabileceğini belirten, ancak hükümet formülüne ilişkin net bilgi vermeyen Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “geniş tabanlı hükümet” önerisinde bulunduğunu bildirdi.

Talat, hükümet oluşumunun ardından görüşmecilik görevini hükümetin sürdürmesi konusundaki görüşünü de tekrarladı.

Seçimlerin ardından oluşan ilginç Meclis aritmetiği çerçevesinde yeni hükümeti kurma çalışmaları sürüyor. Partiler arası resmi ve gayri resmi yoğun temaslar devam ederken, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün liderlerle ikinci tur görüşme yaptı.

“BİZDEN BAŞKA İHTİMAL YOK”

Genel Sekreter Ferdi Sabit Soyer ve Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Uzun’un da katıldığı yaklaşık 45 dakikalık görüşmenin ardından basının karşısına çıkan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, görüşmede hükümeti kurma görevine talip olduklarını Cumhurbaşkanı Denktaş’a tekrarladıklarını söyledi.

Talat, "Hükümeti kurma ihtimali en yüksek parti olarak görevin bize verilmesini tekrar talep ettik. Demokratik teamüller gereği bu böyle. Bunun öncelikle denenmesi gerekir. Hükümeti kurabileceğimize inanıyoruz. Bizden başka kurma ihtimali olan yok. Kimse 26’yı bulamaz, halbuki biz bulabiliriz, üstelik birinci partiyiz de. Sayın Cumhurbaşkanı herhalde değerlendirmesini yapacak” dedi.

BÜTÜN OLASILIKLAR VAR...İÇERİKTE ANLAŞMAMIZ LAZIM

CTP Genel Başkanı Talat, “nasıl bir hükümet modeli düşünüyorsunuz” şeklindeki sorulara karşılık da, “UBP bizimle hükümet kurmayacağını açıklamıştı, sonra o politikasını değiştirdi. Demek ki bütün olasılıklar var” diyerek net bir formül dile getirmedi.

Partilerle resmi ve gayri resmi temaslarının devam ettiğini, UBP ile yarın görüşeceklerini söyleyen Talat, “Net formülasyon ortaya çıkmış değil. Formülasyonun netleşmesi için içerikte anlaşmamız lazım” dedi.

UBP İLE OLUR MU?

“UBP ile nasıl bir orta yol bulabilirsiniz” sorusuna ise Talat, “Bu işin orta yolu yok, çünkü Annan planından başka plan yok” karşılığını verdi.

UBP ile uzlaşma olmaması halinde birçok alternatif olduğunu söyleyen ve “UBP’nin ille de hükümette yer alması gerekir diye bir kural yok” ifadesini kullanan Talat, geri kalan çoğunlukla hükümet kurulabileceğini ve hiçbir formülün dışlanamayacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı’nın görevlendirmeyi yapmasının hemen ardından kısa sürede hükümeti kurabileceğine inandığını söyleyen Talat, Cuımhurbaşkanı Denktaş’ın yeni hükümet oluşumuyla ilgili önerisinin sorulması üzerine de “Geniş tabanlı hükümet olursa iyi olur görüşünü tekrarladı” dedi.

TRANSFER OLUR MU...

CTP Genel Başkanı Talat, milletvekili transferiyle ilgili sorulara karşılık da, “Milletvekili transferini istemek, arzulamak sözkonusu değil. Ama UBP ve DP’ye çözüm isteyerek oy veren insanlar olduğu gibi, bu iki partiden çözüm isteyen milletvekilleri de var. Cumhurbaşkanı Denktaş ile Türkiye arasındaki çelişkiler devam eettiği sürece bu iki partide çatlama kaçınılmazdır. Çözüm isteyen milletvekilleri bu konuda tavır takınabilirler” şeklindeki görüşünü tekrarladı.

ANNAN PLANI TEMELİNDE VE ÇÖZÜM VİZYONUYLA

Yeni hükümetin ancak Annan planı temelinde görüşmelerin başlaması ve Mayıs 2004’e kadar çözüm vizyonuyla kurulabileceğini söyleyen Talat, bu sürecin gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Türkiye’nin AB süreci bakımından büyük önem taşıdığını anlattı. BM Genel Sekreteri’nin “anavatanların desteği ve çözüme kesin kararlılık ortaya konması, buna ek olarak referandumun kabul edilmesi” şartıyla görüşmelerin başlayabileceğine ilişkin talebini anımsatan Talat, “Bütün bunları sağlayacak bir hükümet kurmak zorundayız” dedi.

GÖRÜŞMECİLİK YENİ HÜKÜMETLE

Bir soruya karşılık, Türkiye hükümetinden görüşme talebinde bulunduklarını ve Ankara’daki değerlendirmelerin ardından bu ziyaretin gerçekleşebileceğini söyleyen Talat, görüşmecilik görevini yeni hükümetin yürütmesi konusundaki tutumunda ısrarlı olduğunu da kaydetti.

CTP Genel Başkanı Talat, “Anayasal olarak bütün yetkiler hükümetindir. Görüşmeleri hükümet yürütmek durumundadır. Cumhurbaşkanı gözlemci olabilir, anayasal görevi odur. Anayasa uyarınca attığı adımlardan, attığı imzalardan ve yaptığı icraatlardan sorumlu değil ama hükümet sorumludur. Bu işleri mantıken ve anayasal olarak hükümetin yürütmesi gerekir. Ama bu hükümet oluşumu sırasında saptanacak ve herhalde uyum sağlayacağımız bir model bulacağız” diye konuştu.

HALKIN SESI 24/12/2003

Hükümet çıkmazı

Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde siyasi parti liderleriyle ikinci kez görüştü

ESNEK DAVRANILMALI... Cumhurbaşkanı Denktaş, siyasi partilerin esnek davranması halinde hükümet kurma konusunda ortak bir yol bulabileceklerine inandığını söyledi ve "Biraz esneklik gösterirlerse mümkün olabilir. Çünkü her tarafın istediği uzlaşmadır ve AB'nin yollarını açmaktır" dedi

TALAT: ÇATLAMALAR KAÇINILMAZ... CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, "Milletvekili transferini istemek, arzulamak söz konusu değil. Ama UBP ve DP'de çözüm isteyen milletvekilleri var. Cumhurbaşkanı Denktaş ile Türkiye arasındaki çelişkiler devam ettiği sürece bu iki partide çatlama kaçınılmazdır. Çözüm isteyen milletvekilleri bu konuda tavır takınabilirler" dedi

EROĞLU: ANNAN PLANI MASADA... UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Annan Planı'nın masada olduğunu ve görüşmeler başladığı takdirde bu planın görüşülebileceğini, ancak planın görüşülmesinin tüm maddeleriyle kabul edilecek manası çıkarılmaması gerektiğini, Kıbrıs Türk halkının menfaatine aykırı maddeler bulunduğunu belirtti

SERDAR DENKTAŞ: UBP-CTP-BG HÜKÜMETİNDEN YANAYIZ... Demokrat Parti Genel Başkanı Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Derviş Eroğlu başkanlığında kurulacak Ulusal Birlik Partisi-Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler koalisyon hükümetinden yana olduklarını söyledi

AKINCI: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ YAPILMALI... BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, ülkede bir erken seçim yapılacaksa bunun cumhurbaşkanlığı seçimi olması gerektiğini söyledi ve hükümetin kurulması konusunun henüz netlik kazanmadığını belirtti

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde dün siyasi parti liderleriyle ikinci tur görüşmelerini yaptı.

Parti liderleriyle ilk görüşmesini geçtiğimiz çarşamba günü yapan Denktaş, liderlerle ikinci tur görüşmesine dün saat 09.30'da Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ı kabul ederek başladı.

rüşmeye, Talat'la birlikte CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ve Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Uzun da katıldı.

Görüşmenin başında herhangi bir açıklama yapılmadı, basının görüntü almasına da izin verilmedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CTP-BG Genel Başkanı Talat'ın ardından bir saat arayla ve sırasıyla Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı ile görüştü.

Talat: Çözüm vizyonuyla hükümeti kısa sürede kurabiliriz

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık 45 dakika süren görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, görüşmede hükümeti kurma görevine talip olduklarını Cumhurbaşkanı Dnktaş'a yinelediklerini söyledi.

Yeni hükümetin ancak çözüm vizyonuyla kurulabileceğini belirten, ancak hükümet formülüne ilişkin net bilgi vermeyen Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "geniş tabanlı hükümet" önerisinde bulunduğunu bildirdi.

Talat, hükümet oluşumunun ardından görüşmecilik görevini hükümetin sürdürmesi konusundaki görüşünü de tekrarladı.

Talat, "Hükümeti kurma ihtimali en yüksek parti olarak görevin bize verilmesini tekrar talep ettik. Demokratik teamüller gereği bu böyle. Bunun öncelikle denenmesi gerekir. Hükümeti kurabileceğimize inanıyoruz. Bizden başka kurma ihtimali olan yok. Kimse 26'yı bulamaz, halbuki biz bulabiliriz, üstelik birinci partiyiz de. Sayın cumhurbaşkanı herhalde değerlendirmesini yapacak" dedi.

"İçerikte anlaşmamız lazım"

CTP-BG Genel Başkanı Talat, "nasıl bir hükümet modeli düşünüyorsunuz" şeklindeki sorulara karşılık da, "UBP bizimle hükümet kurmayacağını açıklamıştı, sonra o politikasını değiştirdi. Demek ki bütün olasılıklar var" diyerek net bir formül dile getirmedi.

Partilerle resmi ve gayri resmi temaslarının devam ettiğini, UBP ile bugün görüşeceklerini söyleyen Talat, "Net formülasyon ortaya çıkmış değil. Formülasyonun netleşmesi için içerikte anlaşmamız lazım" dedi.

UBP ile olur mu?

"UBP ile nasıl bir orta yol bulabilirsiniz" sorusuna ise Talat, "Bu işin orta yolu yok, çünkü Annan Planından başka plan yok" karşılığını verdi.

UBP ile uzlaşma olmaması halinde birçok alternatif olduğunu söyleyen ve "UBP'nin ille de hükümette yer alması gerekir diye bir kural yok" ifadesini kullanan Talat, geri kalan çoğunlukla hükümet kurulabileceğini ve hiçbir formülün dışlanamayacağını kaydetti.

Denktaş, geniş tabanlı hükümet istedi

Cumhurbaşkanının görevlendirmeyi yapmasının hemen ardından kısa sürede hükümeti kurabileceğine inandığını söyleyen Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yeni hükümet oluşumuyla ilgili önerisinin sorulması üzerine de "Geniş tabanlı hükümet olursa iyi olur görüşünü tekrarladı" dedi.

Transfer olur mu?

CTP-BG Genel Başkanı Talat, milletvekili transferiyle ilgili sorulara karşılık da, "Milletvekili transferini istemek, arzulamak söz konusu değil. Ama UBP ve DP'ye çözüm isteyerek oy veren insanlar olduğu gibi, bu iki partiden çözüm isteyen milletvekilleri de var. Cumhurbaşkanı Denktaş ile Türkiye arasındaki çelişkiler devam ettiği sürece bu iki partide çatlama kaçınılmazdır. Çözüm isteyen milletvekilleri bu konuda tavır takınabilirler" şeklindeki görüşünü tekrarladı.

Annan Planı temelinde ve çözüm vizyonuyla...

Yeni hükümetin ancak Annan Planı temelinde görüşmelerin başlaması ve Mayıs 2004'e kadar çözüm vizyonuyla kurulabileceğini söyleyen Talat, bu sürecin gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Türkiye'nin AB süreci bakımından büyük önem taşıdığını anlattı. BM genel sekreterinin "anavatanların desteği ve çözüme kesin kararlılık ortaya konması, buna ek olarak referandumun kabul edilmesi" şartıyla görüşmelerin başlayabileceğine ilişkin talebini anımsatan Talat, "Bütün bunları sağlayacak bir hükümet kurmak zorundayız" dedi.

Halkın seçimlerde çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu, Türkiye'nin de çözüm isteğini dile getirdiğini söyleyen Talat, Annan Planı temelinde çözüm sloganıyla seçime katılan 3 partinin oyların yüzde 50'sinden fazlasını aldığını, buna ek olarak UBP ve DP'ye oy veren birçok insanın da çözüm istediğini anlattı.

Görüşmecilik yeni hükümetle

Bir soruya karşılık, Türkiye hükümetinden görüşme talebinde bulunduklarını ve Ankara'daki değerlendirmelerin ardından bu ziyaretin gerçekleşebileceğini söyleyen Talat, görüşmecilik görevini yeni hükümetin yürütmesi konusundaki tutumunda ısrarlı olduğunu da kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı Talat, "Anayasal olarak bütün yetkiler hükümetindir. Görüşmeleri hükümet yürütmek durumundadır. Cumhurbaşkanı gözlemci olabilir, anayasal görevi odur. Anayasa uyarınca attığı adımlardan, attığı imzalardan ve yaptığı icraatlardan sorumlu değil ama hükümet sorumludur. Bu işleri mantıken ve anayasal olarak hükümetin yürütmesi gerekir. Ama bu hükümet oluşumu sırasında saptanacak ve herhalde uyum sağlayacağımız bir model bulacağız" diye konuştu.

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bir önceki buluşmalarında bu yönde hukuki görüş alacağına ilişkin açıklamaların anımsatılması üzerine de, "Herhalde hukuki mütalaa benim söylediğim yöndedir ki, sayın cumhurbaşkanı bahsetmedi ve ben de sormadım" ifadesini kullandı.

Eroğlu: "Annan Planı masada"

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Annan Planı'nın masada olduğunu ve görüşmeler başladığı takdirde bu planın da görüşülebileceğini söyledi.

Eroğlu, kendileri masada yok deseler de Annan Planı'nın masada olduğunu belirterek, planın görüşülmesinin tüm maddeleriyle kabul edilecek manası çıkarılmaması gerektiğini, Kıbrıs Türk halkının menfaatine aykırı maddeler bulunduğunu kaydetti.

Meclis aritmetiğini dikkate alarak bir uzlaşı hükümeti kurulup kurulamayacağı arayışı içinde olduklarını açıklayan Derviş Eroğlu, "Uzlaşı hükümetlerinde taraflar elbette bir noktada, asgari müştereklerde buluşabilmek için kendi düşüncelerinde karşılıklı olarak bazı tavizler verebilir. Mühim olan yaşayabilir, uzlaşıyla kurulacak bir hükümet. Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini ve Türkiye'nin anlaşmalardan doğan hakkını göz ardı etmeyecek bir hükümet için gayretlerimize devam edeceğiz" dedi.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, cumhurbaşkanıyla görüşmesinde UBP'nin görüş ve düşüncelerini, hükümet kurma yönündeki tavırlarını anlatma fırsatı bulduklarını, bir saate yakın görüşmede her türlü konuyu detaylı şekilde değerlendirdiklerini kaydetti. Türkiye'yle işbirliği içinde, kalıcı bir çözüm arayışı içinde olacak bir hükümet kurma düşüncesinde olduklarını cumhurbaşkanına da aktardıklarını bildiren Derviş Eroğlu, cuma günü Cumhuriyet Meclisi'nde milletvekillerinin yemin etmesinden sonra cumhurbaşkanının tavrını belirleyeceğini ve meclisten bir kişiye hükümeti kurma görevi vereceğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanının bu görevi kime vereceğini bilemediklerini, kendi inisiyatifinde bir konu olduğunu ifade eden Eroğlu, "Biz UBP olarak çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Bugün yeni seçilen arkadaşlarımızla bir değerlendirme daha yapacağız. Cumadan sonra tekrar cumhurbaşkanıyla görüşme fırsatını arayacağız" dedi.

Eroğlu, bir soru üzerine hükümeti kurma görevine talep olduklarını dün kamuoyunun bilgisine getirdiklerini, cumhurbaşkanının da bunu bildiğini kaydetti.

"Fark görüşmelerle aşılacak"

Annan Planı konusunda UBP'nin görüşleriyle soldaki iki parti arasındaki ciddi görüş ayrılıklarının nasıl aşılacağını soran bir gazeteciyi yanıtlayan Eroğlu, şöyle konuştu:

"Bunlar görüşmelerle aşılacak. Çünkü neticede Annan belgesi içinde UBP'nin mahsurlu gördüğü hususlar vardır. Bunu çeşitli vesilelerle aktardık. Müzakerelerle bunlar düzeltilebilir mi, düzeltilemez mi? Neticede karşı tarafın da kendine has olmazsa olmazları vardır. Bunlar ancak müzakere masasında değerlendirilebilecek ve sonuçları alınabilecek konulardır. Mühim olan müzakerelerdir. Biz görüşmelerin karşısında olmadığımızı zaten söylüyoruz ve her zaman söylediğimiz gibi bugüne kadar yapılan bütün görüşmeler de UBP hükümetleri döneminde olmuştur. Dolayısıyla görüşmelerin karşısında değiliz ama bu belgenin olduğu gibi kabulü, Kıbrıs Türk halkının menfaatine değildir. Biz dünün hükümeti olarak kendi halkımızın ve anavatan Türkiye'nin menfaatlerini ön planda tuttuk, bu geçekler ışığında hareket ettik.

"Uzlaşı hükümeti tavizlerle kurulur"

Şimdi yeni bir seçim olmuştur, sonuçları da ortadadır. Bu yeni dönemde -meclis aritmetiği de ortada- bir uzlaşı hükümeti kurulabilir mi, kurulamaz mı onun arayışı içindeyiz. Uzlaşı hükümetlerinde taraflar elbette bir noktada, asgari müştereklerde buluşabilmek için kendi düşüncelerinde karşılıklı olarak bazı tavizler verebilir. Mühim olan yaşayabilir, uzlaşıyla kurulacak bir hükümet. Ama Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini ve Türkiye'nin anlaşmalardan doğan hakkını göz ardı etmeyecek bir hükümet için gayretlerimize devam edeceğiz."

"Biz yoktur desek de masada..."

Derviş Eroğlu, "Bu sözlerinizden Annan Planı'nı görüşmelere temel olarak alabileceğiniz anlamı çıkarabilir miyiz?" diye soran gazeteciye şu karşılığı verdi:

"Sayın genel sekreter Annan Planı'nın masada olduğunu söylemiştir. Yani şu anda masada Annan Planı vardır. Biz yoktur desek de masada olduğu bir gerçek. Görüşmeler başlarsa elbette Annan Planı da görüşülecektir. Ama Annan Planı görüşülecek demekten, tüm maddeleriyle kabul edilecek manası çıkarılmaması lazımdır çünkü genelinde Kıbrıs Türk halkının ve KKTC'nin menfaatine olmayan maddeler bulunmaktadır. Bunları da görüşme masasında değerlendireceğiz. Hatta kurulacak hükümet de bunları belki de kuruluş aşamasında oturup değerlendirmesi ve ona göre hareket tarzı izlemesi gerekecektir."

"Masada her konuyu görüşmek lazım"

Derviş Eroğlu, "Annan Planı masada, görüşmeler başlarsa görüşülebilir dediniz. Mevcut şekliyle genel sekreterin çizdiği çerçeve içinde mi demek istiyorsunuz yoksa başka bir mesaj mı var?" sorusuna karşılık, "Masada her konuyu görüşmek lazım. Biz sadece o çerçeve değil, elbette KKTC halkı menfaatine olan konuları da masaya taşımak ve tartıştırmak gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Eroğlu, Annan Planı'nın masadan kalkmadığına ve genel sekreterin de Annan Planı'na bağlı müzakerelerin başlayabilmesi için her iki taraftan "Annan belgesinin kabul edilebilir ve kamuoyunun referandumuna sunulabilir" diye bir mesaj beklediğine göre, kurulacak hükümetin bunları enine boyuna tartışması gerektiğini söyledi.

"Anlaşılamayan konuları genel sekreterin doldurması dayatma olur"

Annan Planı'na göre tarafların anlaşamayacağı konulardaki maddelerin genel sekreter tarafından doldurulacak olmasını nasıl karşıladığı sorulan UBP Genel Başkanı Eroğlu, şu açıklamayı yaptı:

"Bence o sakıncalıdır. Neticede taraflar müzakere edecekse, anlaşılmayan maddeleri genel sekreterin inisiyatifine bırakmak ne derece doğru? Bence doğru değil. Mademki müzakere yapılıyor, tarafların asgari müştereklerde buluşması beklenmesi gerekir. Yani oturun üç beş gün görüşün anlaşmadığınız maddeleri de ben halledeceğim şeklindeki bir anlayış da bana göre bir dayatma olur ki görüşmelerde bunun olmaması lazım. İki tarafın inisiyatifiyle ortaya çıkacak son şeklin kamuoyunun bilgisine getirilmesi gerekir diye düşünüyorum."

"UBP'de çatlak yok"

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın "Türkiye-Denktaş arasındaki ilişkiler böyle devam ederse UBP'de çatlaklar kaçınılmaz olur" demesini yorumlamasını isteyen gazeteciyi yanıtlarken, "UBP'de herhangi bir çatlaklık yoktur, milletvekilleri arasında bir başka partiye göz kırpan yoktur, olması da düşünülemez zaten" dedi.

Bir soru üzerine Talat'ın hükümeti 3-5 gün içinde kurabileceklerini söylerken kendisinin 'görüşmelerle olabilir' demesini değerlendiren Eroğlu, şu anda mecliste 25-25'lik tablo ortaya çıktığını, güven oylaması gerektiğini, anayasadaki amir hükümde "26'yı bul düşür anlayışı değil, 26'yı bul hükümeti kur anlayışı" olduğunu belirtti.

Meclisteki çoğunluğu sağlayamayan bir partinin güvenoyu almasının mümkün olmadığını belirten Eroğlu, Talat'ın bunu niçin söylediğini bilemediğini ama bugün saat 10.00'da CTP-BG'yi ziyaret edeceklerini hatırlattı.

Serdar Denktaş, UBP-CTP-BG hükümetinden yanayız

Demokrat Parti Genel Başkanı Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Derviş Eroğlu başkanlığında kurulacak Ulusal Birlik Partisi-Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler koalisyon hükümetinden yana olduklarını söyledi.

Serdar Denktaş, böyle bir hükümetin UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu başkanlığında değil de, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulması halinde, buna dıştan destek vermeyeceklerini ve ana muhalefet rolü oynayacaklarını açıkladı. Denktaş, "UBP-CTP-BG koalisyonu eğer Sayın Eroğlu'nun başkanlığında kurulabilecekse, buna dıştan koşulsuz destek veririz. Eğer Sayın Talat başkanlığında kuruluyorsa muhalefet olarak görevimizi yapacağız" dedi.

CTP-BG-DP-BDH üçlü koalisyon olasılığının ise partilerinin gündeminde şu an için bulunmadığının altını çizen Denktaş, "Şu anda böyle bir alternatifin açık olduğunu dahi söylemiyorum ve o kapıyı şimdilik kapalı tutuyorum... Ümit ederim Sayın Talat da bu formülü şimdilik aklından çıkarır ve UBP-CTP-BG kurulabilir mi onun üzerinde çalışır" dedi.

DP Genel Başkanı Denktaş, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Denktaş-Türkiye kavgası sürerse UBP ve DP'nin çatlayacağı" şeklindeki açıklamasına da tepki koyarak, böyle bir olasılığın söz konusu olmadığını söyledi. Serdar Denktaş, "UBP adına konuşamam ama, DP milletvekilleri içerisinde bir çatlaklık bekliyorsa Sayın Talat'ın hayal gücü çok yüksek" dedi.

Serdar Denktaş, "partisinin CTP-BG, UBP, DP ve BDH'nin yer alacağı genel uzlaşma hükümetine sıcak baktığını, ancak bunun başarılamaması halinde UBP ile CTP-BG'nin birlikte kuracağı geniş tabanlı koalisyonun hayata geçirilmesinden yana olduklarını" söyledi. Serdar Denktaş, "Böyle geniş tabanlı bir UBP-DP koalisyonun, halkın genel düşüncesini ortak bir noktada buluşturacak bir hükümet formülünün birincil olarak denenmesi gerekir" diye konuştu. Denktaş, şöyle devam etti:

"Halkımızın, iki büyük partiyi (UBP ile CTP-BG) bu anlamda sorumlu kıldığını düşünmekteyiz. Eğer hükümeti kurmayı başarabilirlerse bunu tercih ediyoruz.

Çok açıkçası UBP-CTP-BG koalisyonu eğer Sayın Eroğlu'nun başkanlığında kurulabilecekse, buna dıştan koşulsuz destek verme konumumuzu cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede ortaya koyduk. Eğer Sayın Talat başkanlığında kuruluyorsa muhalefet olarak görevimizi yapacağız. İkisinin arasındaki fark; Eroğlu başkanlığındaki bir hükümete bu anlamda koşulsuz destek vereceğimizdir, tercih ettiğimizdir. Ancak Sayın Talat başkanlığındaki bir hükümet formülü de bizim için UBP ile olduğu takdirde geçerlidir. Böyle bir hükümetin kurulması doğrudur düşüncesindeyiz. Görevimizi biz, tarafları uzlaştırma görevi olarak algıladık ve o niyetle hareket etmekteyiz.

Aralık-mayıs sürecini berhava edecek pozisyonda olmayız

Ülkenin bu süreçte hükümetsiz kalması ve aralık-mayıs sürecinin bir yerde berhava edilmesine neden olacak formüllere hiçbir şekilde onay vermeyeceğiz, buna sıcak bakmayacağız. Bu sürecin doğru kullanılmasını sağlamaya çalışacağız. Bunu da açıkça belirttik. Duruşumuz bu..."

Talat'a bu konuda çağrı yapan Serdar Denktaş, "Öncelikli olarak bu ülkede denenmesi gereken geniş tabanlı hükümet, UBP-CTP-BG hükümetidir. Bunun üzerinde konsantre olsunlar, bunu başarmaya çalışsınlar" dedi.

DP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Denktaş, partisinin üzerinde durduğu hükümet formülleri hakkında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ne düşündüğünün sorulması üzerine, "Onu, sayın cumhurbaşkanına soracaksınız. Ben, sayın cumhurbaşkanı adına cevap veremem" dedi.

Talat'a eleştiri

Denktaş, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Denktaş-Türkiye kavgası sürerse UBP ve DP'nin çatlayacağı" yönündeki açıklamasına da tepki koyarak, böyle bir olasılığın söz konusu olmadığını söyledi ve bu konuda şöyle konuştu:

"UBP adına konuşamam ama, Sayın Talat, DP milletvekilleri içerisinde bir çatlaklık olmasını bekliyorsa hayal gücü çok yüksek. DP milletvekilleri, elbette parti kararına uyacak disiplini olan milletvekilleridir. Talat, Birleşik Güçler'e dönsün de bir baksın. Birleşik Güçler içinde teslimiyeti kabul etmeyen kişilerin olduğunu biz de biliyoruz Onun için işi lütfen bu noktaya getirmesin. Biz uzlaşma için uğraşan bir partiyiz. Böylesi ithamlarla bizim milletvekillerimizi zan altında bırakacak söylemlerden hemen vazgeçsin ve bir kere daha bunu söylemesin, çünkü DP içinde böyle bir şey olacak değil."

"Dış politika ve plan"

Cumhurbaşkanı Denktaş'la hükümet kurma çalışmalarının yanı sıra, "dış politika ve planla ilgili süreci" de ele aldıklarını söyleyen Serdar Denktaş, ancak bu konuda ayrıntı vermek istemedi.

Akıncı: Erken seçim yapılacaksa bu,

cumhurbaşkanlığı seçimi olmalı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, ülkede bir erken seçim yapılacaksa bunun cumhurbaşkanlığı seçimi olması gerektiğini söyledi.

Akıncı, hükümetin kurulması konusunun henüz netlik kazanmadığını belirterek, kendi konumlarının aynı olduğunu, hükümet modelinin ne olacağı konusundan önce kurulacak hükümetin Kıbrıs konusunda ne yapacağının önem taşıdığını kaydetti.

Türkiye'deki gelişmelerin de çok önemli olduğunu belirten Akıncı, orada bazı hazırlıkların sürdüğünü ancak bunların ne olduğunu bilmediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Annan Planı'nın ölmüş ve gömülmüş olduğunu söylediğini ancak Türkiye'nin bu konuda cumhurbaşkanının tersini söylediğini kaydeden Akıncı, erken seçim yapılacaksa bu seçimin cumhurbaşkanlığı seçimi olması gerektiğini, bunu Denktaş'a da söylediğini, süratle bir seçime gitmenin çok yararlı olacağını ifade etti.

Böyle bir durumda Avrupa ve barışı isteyenlerin kendi adaylarını çıkaracağını, halkın Denktaş'ın ardından giderek cumhurbaşkanının seçimi yeniden kazanması durumunda bunun Annan Planı'nın ölümü anlamına geleceğini belirten Akıncı, veya halkın Avrupa ile barışı seçerek diğer adayı destekleyeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı istifa ettikten 45 gün sonra seçim yapılabileceğini, hatta meclisin seçimi daha da erkene alabileceğini belirten Akıncı, bunun hiç değerlendirilmemiş bir alternatif olduğunu ve değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Akıncı, Başbakan Eroğlu'nun Annan Planı ile ilgili son açıklamaları konusundaki bir soru üzerine, "seçim kampanyası sırasında bunu teslimiyet ve ölüm belgesi olarak değerlendiren ve planın kabulü halinde meclisin üstüne Yunan bayrağı çekileceğini belirten Eroğlu'nun şimdi tersi açıklamalar yaparak çelişkiye düştüğü" görüşünü öne sürdü. Akıncı, "Dünden bugüne ne değişti? Bu tür açıklamalar güven vermiyor" dedi. Akıncı, Rum basın mensuplarının sorularını da İngilizce olarak yanıtladı.

Akıncı, Serdar Denktaş'ın açıklamalarıyla ilgili soruya karşılık, "Ortak bir amaç için koalisyon kurarsınız. Ortak amaç yoksa ne için koalisyon kurulsun" dedi.

Akıncı, diğer bir soru üzerine ise, Ankara'ya davet edilirse gideceğini kaydederek, bir çözüm için Türkiye'nin yardımına ihtiyaç bulunduğunu, ortada çok kısıtlı bir sürenin olduğunu, iki ülke hükümetleri arasındaki işbirliğinin büyük önem taşıdığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş: Esnek davranırlarsa bir yol bulunabilir

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, siyasi partilerin esnek davranması halinde hükümet kurma konusunda ortak bir yol bulabileceklerine inandığını söyledi.

Denktaş, parti liderleriyle ikinci turu yaptıklarını, liderlere yine geniş tabanlı bir hükümet kurulması telkininde bulunduğunu, mümkünse dört partinin de katılımıyla kurulacak bir hükümetin içinde bulunulan bu kritik ve nazik durumda halk için en iyisi olacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı, liderlerin kendi aralarındaki temaslarını sürdüreceklerini, esas konunun Kıbrıs meselesinde ortak bir görüşe vararak hükümet kurmak istemeleri olduğunu kaydetti.

Denktaş şöyle konuştu:

"Haklıdırlar. Bu da zannedersem biraz esneklik gösterirlerse mümkün olabilir. Çünkü her tarafın istediği uzlaşmadır ve AB'nin yollarını açmaktır. Taraflar arasındaki fark, bunu yaparken Türkiye'nin 1960 anlaşmalarıyla elde ettiği hakları ortadan kaldırmamaktır. Rumların AB'ye müracaat nedenleri bunu ortadan kaldırmak içindir. Siyasi bir nedendir. Dolayısıyla esnek davranırlarsa bir yol bulabileceklerine inanıyorum. Cuma günü yemin vardır. Yeminden sonra ertesi gün veya pazartesi görevi herhalde birilerine vermem gerekecektir. Yeminden sonra da kendileriyle kısa bir görüşme yapacağım ve kararı vermiş olacağım.

Benim Annan Planı hakkında söylediklerimi 'Türkiye'ye rest çekti' diye yorumlayan basın vardır. Maksatlı bir şekilde bunu söylüyorlar. Benim görevim Annan Planı'nı nasıl değerlendirdiğimi devamlı surette gündemde tutmaktır. Bu 'Denktaş'a baskı yap ve meseleyi derhal hallet' baskısı altında olabilecek makamlara bir nevi neler konusunda pazarlık yapılabileceğini, hangi pazarlığın yapılmasını istediğimizi göstermeye çalışıyoruz. Annan Planı'nın, anlaşsak da anlaşmasak da, Rumlarla mutabık kalsak da kalmasak da, halkın referandumuna sunulması dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir olaydır. Bunlar üzerinde durulması gerekir. Yani ön pazarlık lazımdır. Bu ön pazarlığı ümit ediyoruz Türkiye BM makamlarıyla ve diğer dostlarıyla yapmaktadır. Bunların bilinmesinde yarar olduğu için bunları gündemde tutmaya çalışıyoruz."

Denktaş, bir soru üzerine, Türkiye'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Kıbrıs konusunda bir zirve toplayacağını ve bunu bugünlerde kendi aralarında yapacaklarını bildiklerini, herhalde bundan sonra kendileriyle de temas edileceğini söyledi.

Serdar Denktaş'ın, kendisinin Türkiye ile aynı noktada olduğunu ve bir araya gelseler bunun görüleceği yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Denktaş, kendisinin de aynı görüşte olduğunu hatta bir araya gelmeden de değişik sesler çıksa dahi Türkiye ile aynı noktada bulunduklarını kaydetti.

Denktaş, Akıncı'nın erken cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki açıklaması üzerine ise şunları kaydetti:

"Bana da söyledi bunu. Şaka ettiğini zannetmiyorum. 'Eğer Annan Planı hakkındaki görüşün buysa o zaman halkın önüne çık. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yapalım, halk sana oy verirse o zaman Annan Planı ortadan kalkar, halk da başına geleni çeker' dedi şakamsı... Ben de dedim ki; 'Yani şimdi sizin dediğiniz olursa çekeceği gibi...' Böylelikle şakayı karşılıklı dengeledik. Ben hala inanıyorum ki partiler esneklik gösterirlerse bir milli veyahut dörtlü hükümet kurabilirler. Bu olmazsa iki büyük parti dıştan da destek alarak bir uyum hükümeti kurarlarsa çok iyi olur. Rahatlıkla ve halkın gösterdiği yoldan çıkmış oluruz. Ondan sonra gerisi hükümetin ve bizim Türkiye ile yapacağımız temaslarla çizeceğimiz bir yol tayin etmeye kalır."

Denktaş, bir soru üzerine Ankara'ya davet edildiği zaman gideceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı başka bir soruya karşılık, görüşmeden yana oldukları için bunca zaman müzakerelerde dirsek çürüttüklerini ve müzakerelere oturmadan önce ön müzakereler yapılması gereği üzerinde durduğunu belirterek, çünkü müzakerelerin tıkandığı noktanın bilindiğini, bunları açmak için insanların masaya oturup yine tıkanıklığa gitmeyeceğini, bu tıkanık noktaları ön görüşmelerle, dolaylı görüşmelerle açmak için, tarafları bir noktaya getirmek için bu usulün kullanıldığını, bunun yapılması istediklerini ifade etti.

Denktaş, kaç zamandır bunu yapmak istediklerini ama uzun zamandır üzerlerine gelindiğini, ille planın referanduma sunulmasının istenildiğini ancak dünyada böyle usul bulunmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı müzakerelerden kaçanın kendileri olmadığını, müzakerelere ihtiyacı olmayan tarafın Rumlar olduğunu çünkü kendilerine "meşru hükümetsiniz" denildiğini ve bir de AB üyesi yapıldıklarını söyledi.

Yabancıların bunu anlamaya ve kendilerini takdir etmeye başladığını söyleyen Denktaş, "Ama inşallah çok geç kalmadı" dedi.

Denktaş, "Sizce milletvekili transferi olabilir mi" şeklindeki bir soru üzerine, ahlaka uymayan bir olay olduğunu ve bir nevi satın alınma meydana geldiğini, şimdiye kadar birkaç kez olduğunu ancak herkesin satılan ve alınan milletvekillerinden soğuduğunu, bunlara bir kez daha yüz vermediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, anayasal ve yasal bir engel bulunmadığını ancak bunu tasvip etmediğini vurguladı.

Denktaş, bunun demokrasiye de yakışmayacağını kaydetti.

KIBRIS 24/12/2003

Ankara Planı belli oluyor

REVİZE EDİLMİŞ ANNAN PLANI'NA EVET... Kıbrıs'taki görüşmeleri Annan Planı zemininde yürütme kararlılığında olan Türkiye, planda yeni revizyonlar istiyor. Türkiye, bir yandan Annan Planı'na yönelik değişiklik önerilerini somutlaştırırken, diğer yandan da müzakere sürecine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor. Başlıca müzakere konuları; "Türkiye'nin garantörlüğü", "göçmen geçişlerine sınırlama" ve "iki bölgeliliğin güçlendirilmesi" olarak belirlendi

ÇEKİNCELİ UNSURLAR LİSTE EDİLECEK... Ankara, Kıbrıs pazarlığında öncelikle Türk ve Rum tarafının görüşme sürecinin nasıl işleyeceğinin belirlenmesini istiyor. Edinilen bilgilere göre, Türk tarafı ilk aşamada kabul edilen unsurların taraflarca parafe edilmesini, ardından da müzakere edilecek çekinceli unsurların bir liste halinde saptanmasını istiyor. Ankara, görüşmeler için Kofi Annan başkanlığında bir müzakere takvimi oluşturulmasını da öngörüyor. Müzakerelerin hedefi ise 1 Mayıs tarihine kadar en azından çözüm için bir çerçeve anlaşmaya ulaşılması olacak

Türkiye, bir yandan Annan Planı'na yönelik değişiklik önerilerini somutlaştırırken, diğer yandan da müzakere sürecine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

NTV muhabiri Muart Akgün'ün haberine göre, Türkiye, Kıbrıs görüşmelerini Annan Planı zemininde yürütmek kararlılığında, ancak, planda yeni revizyonlar öngörülüyor. Başlıca müzakere konuları; "Türkiye'nin garantörlüğü", "göçmen geçişlerine sınırlama" ve "iki bölgeliliği güçlendirmesi" olarak belirlendi.

Ankara, Kıbrıs pazarlığında öncelikle Türk ve Rum tarafının görüşme sürecinin nasıl işleyeceğinin belirlenmesini istiyor.

Edinilen bilgilere göre, Türk tarafı ilk aşamada kabul edilen unsurların taraflarca parafe edilmesini, ardından da müzakere edilecek çekinceli unsurların bir liste halinde saptanmasını istiyor.

Ankara, görüşmeler için BM Genel Sekreteri Annan Başkanlığı'nda bir müzakere takvimi oluşturulmasını da öngörüyor. Müzakerelerin hedefi ise 1 Mayıs tarihine kadar en azından çözüm için bir çerçeve anlaşmaya ulaşılması olacak.

Ankara'nın plana olan itirazları

Denktaş'ın itirazları da göz önünde bulundurularak Annan Planı temelinde oluşturulan Ankara planı esas itibarıyla şu unsurları içeriyor:

- Türkiye'nin garantörlüğü korunuyor...

- Türkiye'nin Londra ve Zürih anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük konumu korunuyor...

- Göçmenlerin geçişleri sınırlanıyor...

Göçe sınırlama

Türkiye, iki taraf arasındaki karşılıklı göçün mutlaka sınırlandırılmasını istiyor. Değişiklik önerisinde, ilk aşamada bir taraftan diğer tarafa geçişte, göçenlerin sayısının, diğer tarafın nüfusunun yüzde 15'ni aşmaması öngörülüyor.

İki bölgelilik kavramı güçlendirilmeli

Türk tarafı, iki bölgelilik kavramının güçlendirilmesini de istiyor. Bu amacın gerçekleşmesi için göçmen konusundaki görüşlerin hayata geçmesi de büyük önem taşıyor.

"Annan Planı'ndaki sınırlar revize edilmeli"

Türk tarafı, Annan Planı'ndaki sınırın da revize edilmesini istiyor. Edinilen bilgilere göre, söz konusu planda sınır bölgesinde bir Türk köyünden diğerine geçiş için zaman zaman Rum topraklarından geçilmesi gerektiğine dikkat çekilerek, "daha düz" bir sınır öngörülüyor.

Türk tarafı, sınır oluşturulurken doğal kaynakların paylaşımında adilane davranılmasını, haksız rekabete yol açılmamasını istiyor.

Ümit Sezgin yazdı: Denktaş'ın mücadelesi

Edinilen bilgilere göre, Ankara'nın önerileri üzerinde önümüzdeki günlerde yapılacak zirvelerde tam bir mutabakata varılırsa BM genel sekreterine ocak ayı ortasında müzakere çağrısı yapılacak.

NTV'ye bilgi veren kaynaklar Annan'a çağrı yapılabilmesi için KKTC'de hükümet kurulmasının şart olduğuna da dikkat çekiyorlar.

KIBRIS 24/12/2003

Türkiye'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den iddia:

Türkiye Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ankara ile Lefkoşa arasında çatlak olduğunu söyledi. Kıbrıs'ta bugüne kadar çözüm bulunmayışının nedeninin Türkiye olmadığını belirten Demirel, "Türkiye'nin milli menfaatlerini korumayan çözüm yaşamaz veya Türkiye ile Yunanistan'ı karşı karşıya bırakır" dedi.

Demirel, gazetecilerin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin görüşünü sormaları üzerine, Kıbrıs'ın milli bir mesele olduğunu, ancak bugünün meselesi olmadığını vurgulayarak, Türkiye'nin milli menfaatlerini koruyacak bir çözümün bulunması gerektiğini bildirdi.

"Kıbrıs'ta bugüne kadar çözüm bulunmayışının nedeni Türkiye değildir" diyen Demirel, şöyle konuştu:

"Helenizm, yani Yunan yayılmacılığı ve Helenlerin bütün Akdeniz'deki adalara sahip çıkması gibi bir sorunla karşı karşıya olmuşuzdur. Umuyorum ki bütün bu karşılıklı tartışmalardan sonra Türkiye'nin milli menfaatlerini koruyacak bir çözüm bulunacaktır. Türkiye'nin milli menfaatlerini korumayan çözüm, yaşamaz veya Türkiye ile Yunanistan'ı karşı karşıya bırakır. Çok dikkat etmek lazımdır. Türkiye'nin yönetiminde bulunanlar buna gayet tabii ki önem vereceklerdir."

Demirel, Kıbrıs'ın, Avrupa ve ABD'nin meselesi olmadığına dikkati çekerek, Kıbrıs'ın Kıbrıs'ta yaşayan insanların, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın meselesi olduğunu dile getirdi.

Bir gazetecinin, "Ankara ile Lefkoşa arasında bir çatlak görüyor musunuz" şeklindeki sorusuna Demirel, "Görüyorum" karşılığını verdi.

"Kürt devleti olmayacaktır"

Demirel, "Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasına nasıl bakıyorsunuz" şeklindeki bir soruya da "Öyle bir şey olmayacaktır" yanıtını verdi.

Demirel, kapatılan Refah Partisi'nin genel başkanı Necmettin Erbakan hakkında, "Kayıp trilyon" davasıyla ilgili olarak gıyabi tutuklama kararı çıkarılmasının hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

"Erbakan kaçmıyor ki. Erbakan'ı bulmak gayet kolay. Her gün televizyonlarda görülüyor. Erbakan, uzunca süre Türk siyasetinde etkisi olan bir zattır. Benim okul arkadaşımdır. Beraber hükümet kurduğumuz yıllar olmuştur. Tabii mahkemenin kararına bir diyeceğimiz yoktur. Yalnız, o yaşta bir insanın hapse götürülmesi kimsenin içine sinmez. Hangi sebeple olursa olsun, Türk halkının da içine sinmez.

Yani, bir tarafta yargı kararlarının icra edilmesi gerçeği var. Diğer tarafta da bu kararların icra ettiğinizde kamuoyunun içine sinmemesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Umarım çözüm bulunur."

KIBRIS 24/12/2003

Denktaş: Transfer duyumu aldık

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yarınki yemin töreninin ardından bazı milletvekillerinin partilerinden istifa edecekleri yönünde duyumlar aldıklarını söyledi. Lefkoşa
NTV

25 Aralık 2003 — Denktaş, “İstifa edecek bazı milletvekilleri önce bağımsız kalacaklar, sonra da parayı en fazla veren partiye geçecekler şeklinde duyumlar aldık, inşallah doğru değildir” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu aşamada saf değiştirecek milletvekillerinin halkın yüzüne bakamayacağını savundu.

‘ERKEN SEÇİM ZAMAN KAYBI’
Erken seçimin zaman kaybı olduğunu, Türkiye’nin de kendisinin de bundan yana olmadığını kaydeden Denktaş, halkın sandıkta uzlaşma mesajı verdiğini hatırlattı. Hükümet kurmak konusunda görüşmelerin sürdüğünü hatırlatan Denktaş, hükümet kurmayla ilgili görevlendirmenin yarın yapılabileceği gibi, önümüzdeki haftaya
kalabileceğini de söyledi.

‘Annan planı ne referanduma ne imzaya hazır’

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan planında birçok konunun netleşmediğini belirterek, planın imzaya da referanduma da hazır olmadığını söyledi.

Lefkoşa
AA

25 Aralık 2003— Papadopulos, Annan planında netleştirilmesi gereken konuların başında Türk askerinin Ada’dan çekilmesi ve güvenlik sorununun geldiğini belirtti.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği özel demeçte, “Diğer boşluklarının da ötesinde, güvenlik ve Türk askerinin çekilmesi konusunu netleştirmediği için Annan planı ne imzalanmak ne de referanduma sunulmak için hazır” dedi.
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a gönderdiği
mektuba yanıt almadığını ifade eden Papadopulos, Annan planında iki oluşturucu devletin anayasaları başta olmak üzere, çeşitli mevzuatlarla doldurulması gereken boşluklar bulunduğunu söyledi.

‘ÇÖZÜMÜN ANAHTARI TÜRKİYE’DE’

Tasos Papadopulos, Denktaş’la bi
rlikte Annan planı temelinde çözüme veya müzakerelerin başlamasına hiçbir olanak olmadığını kaydetti. Kıbrıs sorununun çözümünde anahtarın Türkiye’de olduğunu iddia eden Papadopulos, Kıbrıs Türk tarafı ile müzakerelerde, Cumhurbaşkanı Denktaş yerine muhalefet partilerini tercih edeceklerini kaydetti.

‘ANNAN PLANI TÜRKİYE’NİN GARANTİLERİNİ GÜÇLENDİRİYOR’
Papadopulos, Ankara’nın planıyla ilgili olarak da, “Planının devletin yapısı, ayrı egemenliğin elde edilmesi, iki ayrı devletin tam bağımsızlığı, ortak devletin sadece AB ile ilgili konularda sınırlı yetkilere sahip olması, mülkler konusu ve Türkiye’nin garantileri konularıyla ilgili gözlemler üzerinde birleştiği” bilgisini edindiklerini söyledi.
“Türkiye’nin garantileri konusunu neden gündeme getirdiğin
i anlamanın güç olduğunu” ifade eden Rum lider, “Çünkü Annan planındaki öngörülerle Türkiye’nin garantilerinin korunmakla kalmadığını, aksine güçlendirilip geliştirildiği izlenimine sahibim” dedi.

KKTC'de erken seçim sesleri

Talat ve Eroğlu arasındaki ikinci görüşmeden de hükümet umudu çıkmayınca, iki lider de "Erken seçime hazırız" dedi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC'de, 14 Aralık seçiminin ardından başlayan hükümet kurma temaslarında dün gündeme erken seçim seçeneği oturdu. Seçimden birinci parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) lideri Mehmet Ali Talat ile ikinci sırayı alan Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) lideri ve Başbakan Derviş Eroğlu, dün yaptıkları görüşmenin ardından, hükümet kurma konusunda anlaşamadıklarını açıkladılar ve "erken seçime hazır oldukları" mesajını verdiler.
Seçimin ardından Talat'la ikinci kez görüşen Derviş Eroğlu, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, CTP'nin, UBP - CTP hükümetine olumlu bakmadığı izlenimini edindiğini söyledi, hükümet kurulamazsa erken seçimin kaçınılmaz olduğunu ve UBP olarak, bu duruma hazır olduklarını belirtti.

Olacaksa ocakta olsun
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ise, "Hükümet kurma çabaları sonuç vermezse, zaman kaybetmemek için erken seçime varız. Seçim olacaksa ocakta yapalım, kimse 1 Mayıs 2004'e kadar oyalama taktiği uygulamasın" dedi. "Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs Türk halkının zamanını tüketenler, gerek Denktaş, gerek başkaları insan içine çıkamayacaklar" diye konuşan Talat, gelecek günlerde Demokrat Parti'nin (DP) UBP'ye katılabileceğini
, bunun "Cumhurbaşkanı'nın oyunu" olduğunu savundu. Seçimin tekrarlanması durumunda sandıktan daha da güçlü çıkacaklarını söyleyen Talat, Ankara'da hazırlanan çözüm planın da Kıbrıs Türkü'nün bulunması gerektiğini belirtti, "Ankara'dan davet bekliyorum" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, dün yaptığı yazılı açıklamada, partilerin bir an önce seçim atmosferinden çıkmalarını, liderlerin uzlaşarak ülkeyi hükümetsiz bırakmamalarını istedi.

Abdullah Gül: Erken seçim istemiyoruz

ANKARA Milliyet

KKTC'de hükümet kurma çalışmalarının tıkanması üzerine Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıslı parti liderlerine "mümkün olan en geniş tabanlı hükümeti" kurmaları çağrısında bulundu. "Kıbrıs'ta şu anda erken seçimin düşünülmemesi gerekir" diyen Gül, Ankara'nın erken seçim istemediğini vurguladı. Gül, KKTC'deki parti liderlerinin gelecek hafta Ankara'ya çağrılabileceğini de açıkladı

MILLIYET 25/12/2003


Üç bomba: Kıbrıs, AB ve Kerkük


TÜRKİYE'NİN önünde üç saatli bomba var: Bunlardan Kıbrıs ve Avrupa Birliği, 2004 yılı sonunda netleşmiş olacak: Ya patlayacak, ya çözüm yoluna girecek...
Her iki ihtimalin de Türkiye üzerindeki etkileri çok büyük olacak. Kıbrıs meselesi akılcı ve adil bir şekilde çözülür ve Avrupa ile de üyelik müzakereleri başlarsa, Türkiye müthiş bir
dinamizm kazanır; hem ekonomide, hem dış politika ve güvenlik alanlarında. Bu bizi Irak meselesinde de güçlendirir.
Üçüncü bomba Kerkük'tür. 2004 çok kritik. Kerkük meselesi, sadece Türkiye için değil bütün bölge için bombaların en büyüğüdür diyebiliriz.
Petrol serveti, siyasi prestij ve strateji bakımından Kerkük Araplar, Kürtler ve Türkmenler için adeta bir 'Kızıl Elma' haline gelmiştir. Bu bomba eğer patlarsa Irak'taki bir etnik iç savaş, Türkiye'yi de akıl almaz zorluklarla karşı karşıya bırakır.
***
İ
SMET Paşa Lozan'da, Kerkük sancağını da içine alan Musul vilayetinin Türkiye'ye ait olduğunu savunurken, Arapları hariç sayan bir 'Müslümanlık' tezine dayanır ve nüfusa ilişkin rakamlar verir:
Kerkük sancağı: Kürt 97 bin, Türkmen 79 bin, Arap 8 bin; toplam
184 bin.
Musul vilayeti: Kürt 264 bin, Türkmen 147 bin, Arap 43 bin, Yezidi 18 bin, Hıristiyan 13 bin: toplam 503 bin...
Lord Curzon ise, Türklerin Musul'u alarak "güneyde yaşayan Türkmenlerle birleşip Bağdat'ı ele geçirebileceğini", İngiltere'nin buna as
la izin vermeyeceğini söyler.
Türkiye'nin hiç böyle bir hevesi yoktu ama Curzon'un "güneyde yaşayan Türkmenler" deyimi doğruydu. Musul'un güneyindeki Kerkük'te Türkmenler çoğunluktaydı. Rakamların farklı olması, sancak sınırlarının Kürt yörelerini de içerm
esinden ileri geliyordu.
Kürt sempatizanı David McDowal da Kerkük şehrinin "orijinal olarak baskın çoğunlukla Türkmen" olduğunu belirtir. (The Kurds, 305)
Bugün nüfus Musul vilayetinde 3 milyona, Kerkük vilayetinde 1.5 milyona dayanmıştır! Göç hareketleriy
le nüfus kompozisyonu daha da karmaşıklaşmıştır.
***
KERKÜK, hem etnik kompozisyonunun karmaşıklığıyla, hem müthiş cazibesiyle öyle bir hale gelmiştir ki, onu bir etnik gruba bağlamak, diğer etnik grupları fevkalade tahrik edecektir.
Kürtler 1991 baba Bush
'un çağrısıyla ayaklandıklarında Kerkük'ü işgal ederek etnik yapının belgeleri olan nüfus ve tapu dairelerine saldırmışlardı. Irak etnik bir iç savaşa sürüklenebilirdi. Bağdat'ın ülkedeki kontrolü kaybetmesinin doğuracağı sonuçlardan tedirgin olan baba Bush, Kürtleri desteksiz bıraktı. (David McDowal, The Kurds, sf. 372)
Ve Saddam saldırdı, feci göç ve sığınma olayları yaşandı.
Bugün Kerkük'teki 'etnik temizlik' girişimleri Türkmenleri ve Arapları birlikte tedirgin ediyor.
Dün Irak'ın parçalanmasını göze al
amayarak Kürtleri yalnız bırakan Amerika, bugün Irak'ın parçalanmasını, bütün çevre ülkeleri içine çekebilecek bir etnik iç savaş çıkmasını göze alabilir mi?!
Türkiye için en önemli mesele!
AB ile üyelik müzakerelerini başlatmak, ABD ile 'stratejik' ilişki
lerimizi geliştirmek bu konuda elimizi güçlendirir.
TAHA AKYOL 25/12/2003 MILLIYET

KKTC'de hükümet


KKTC'de yeni hükümet kurulması sorunu sürüyor. Henüz uygulanabilir bir formül ortaya çıkmadı.
CTP lideri Mehmet Ali Talat, hükümeti kurma görevinin kendisine verilmesinde ısrarlı. Aksi halde, Cumhurbaşkanı Denktaş'a yönelik olarak, "sokağa çıkamazsınız" mesajı gönderiyor. Bu mesaja talebi sokağa taşıma anlamı da yüklü herhalde...
Ancak, Talat, hükümeti nasıl kuracağına ilişkin bir model önermiş değil. Parlam
entonun 25 - 25 dağılmış olması bunu engelliyor. Transfer söylentilerini değerlendirirken bu yöntemi tasvip etmediklerini, buna karşın Denktaş ile Türkiye arasında çekişme - çatışma sürerse, UBP ve DP'den bazı kopmalar olabileceğini söylüyor. Kopma söylentilerini ise UBP lideri Derviş Eroğlu ve DP lideri Serdar Denktaş yalanlıyorlar. Tabii, kopma ile transfer arasında önemli bir fark olduğu da unutulmamalı...
Bu tablo içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın kafasında nasıl bir hükümet formülü var?
Denktaş, iki büyü
k parti olarak UBP - CTP'ye dayalı geniş tabanlı bir hükümetten yana. Dört partinin katılımıyla ulusal bir koalisyon kurulmasını tercih edeceğini, bu sağlanamazsa, o zaman UBP ile CTP'nin bir araya gelerek büyük koalisyona yönelmeleri gerektiğini savunuyor.
Anahtar konumundaki DP lideri Serdar Denktaş ise UBP'yi kayıtsız şartsız destekleyeceğini açıkladı. Eroğlu'nun başbakanlığında UBP - CTP koalisyonuna katılabilecekleri gibi dışarıdan destek verebileceklerini de ifade etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın güçlü
bir hükümet hedefiyle bu formülden yana olduğu söylenebilir.
CTP lideri Mehmet Ali Talat, bu formüle karşı, "DP, UBP'ye katılsın, karşımıza tek parti olarak 25 milletvekiliyle çıksınlar, o zaman en büyük parti olarak başbakanlık görevi de Eroğlu'na verileb
ilir" diyor.
DP, UBP'ye katılır mı?
Bu aşamada zor görünse de, başka bir çıkış bulunamazsa, bu yöntem de gündeme gelebilir.
Kuşku yok ki, KKTC'deki gelişmeleri, Çankaya'da yapılacak Kıbrıs zirvesi de etkileyecektir. Zirveden çıkacak karar veya eğilim, KKTC
'de hükümet kurulması çalışmalarını hızlandırabilir. Hükümetin oluşum şekli, BM ve Rum yönetimiyle görüşmeleri sürdürecek kişi veya kişilerin belirlenmesinde de etken olacaktır.
Ankara'dan çıkacak karar, görüşmecinin saptanmasını da etkileyecektir.
UBP - C
TP eksenli bir büyük koalisyon KKTC'yi de, Ankara'yı da rahatlatacaktır.
FIKRET BILA MILLIYET 25/12/2003

SON MİLLİ SIR...

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün Salı günkü yazısını gördünüz mü? Özkök son derece önemli bir tespit yapıyor ve önümüzdeki dönemlerde nelerle karşı karşıya kalabileceğimizi, özetle şöyle yansıtıyordu:
"...Ülkemizde birtakım çevreler şu hesabı yapıyor: Gelecek yıl sonunda Avrupa Birliği bize tarih vermezse, bu defter bir daha açılmamak üzere kapanır. O zaman içer
ide birbirimizle baş başa kalırız. İnsan Hakları vs gibi konular rafa kaldırılır ve nihai bir hesaplaşma olur... (Yani) şu Avrupa defteri bir kapansın biz size gösteririz, sloganı sessiz bir çığlık gibi kulaklarımızı tırmalar hale geldi. Adı konmayan, telaffuz edilmeyen bu stratejinin savaş alanı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir...Bu strateji etrafında dünyanın en tuhaf ittifakı kurulmuş durumdadır. Bu ittifak bugünlerde KKTC'de çözümü engellemek için büyük bir mücadele veriyor. İttifakın ortak amacı ise, Türkiye'nin AB'ye girmesini engellemektir..."
Özkök cesaretle ortaya çıkıyor ve kimselerin parmak basmadığı bir konuda herkesi uyarıyor: "...Kapı (AB) önümüzde aralık duruyor, itip gireceğiz. Bunu başarmak için ihtiyacımız olan tek şey, tuhaf ittifakın
ortakları kadar azimli, arzulu ve motive olmak. Nihai hesaplaşma mı ? Hadi öyleyse bu hesaplaşmayı şimdi yapalım."
Özkök'ün, önümüzdeki manzarayı çok net şekilde anlattığı makalesi, şu anda yaşanan büyük mücadelenin iç yüzünü ortaya koyuyor.
Aynı gün Milli
yet'te Hasan Cemal de, bu ittifakın oyununu bozmanın tamamen Başbakan Tayyip Erdoğan'ın takınacağı tavıra bağlı olduğuna dikkat çekiyor. "Kararınızı verir, bu iş böyle olacak dersiniz" diye ortaya çıkması gerektiğini belirtiyor.
Gerçekten de farklı dünyala
r arasında bir savaş yaşıyoruz.
Türkiye'yi uçurmak ve yepyeni bir dünyaya taşımak isteyenlerin seçtikleri yol ile, Türkiye'yi eskiden olduğu gibi içine dönük ve kavruk şekilde tutmak isteyenlerin seçtikleri yol çatışıyor. Farklı iki görüş, Kıbrıs konusunda
son muharebeyi veriyorlar.

DENKTAŞ, BAŞ AKTÖR ROLÜNDE...
KKTC Cumhurbaşkanı bu mücadelede baş aktör rolünü aldı ve hırsla asılıyor. Yapılan tartışmalar artık Annan planının yararları ve zararları ile ilgili değil. Onun çok ötesine geçti. Eski düzen ile yeni bir düzen arayışının kavgasına dönüştü.
Denktaş, son derece etkili biçimde, hükümete karşı bayrak açmış durumda. Yapmak istediği de artık açık. Amacı, Türkiye'de Kıbrıs'taki statükonun değişmemesini, ülkenin AB'ye gidişini engellemek isteyenleri hüküme
te karşı kışkırtmak. Onların eline sürekli yeni gerekçeler vermek. Dikkat edecek olursanız, hergün TV'lere çıkıp yeni komplo teorileri üretiyor. Ertesi gün de, bilinen çevreler bu teorileri işliyorlar.
Denktaş bununla da kalmıyor, Genelkurmay ve Cumhurbaşk
anlığındaki kuşkuları da körüklüyor. KKTC'de hükümet kurulmasını zorlaştırmak için de elinden geleni yapıyor. Mümkün olduğu kadar zaman kazanmaya çalışıyor.
AKP hükümeti açıkça söyleyemese dahi, Denktaş ile ipleri artık koparmış durumda. Ancak şu ana kadar
, kendi politikasını tam anlamıyla saptayamadığından dolayı olacak, henüz sesini çıkartmıyor. Adeta Denktaş'ın nereye kadar gitmek istediğini görmeyi arzuluyor.
Kıbrıs sorunu artık bir uzlaşma, tüm ilgili tarafların bir araya gelip oluşturacakları bir poli
tika ile çözümlenemeyecek noktadadır. Bundan sonra hükümet, siyasi sorumluluğu yüklenip ortaya çıkmak ve "işi biz böyle çözmek istiyoruz" demek zorundadır. Denktaş ile masaya oturmanın da imkanı kalmamıştır.

DENKTAŞ ÇEKİLME TEHDİDİNİ YİNELİYOR
Salı Günkü Milliyet'te Fikret Bila'nın, Denktaş ile konuştuktan sonra yansıttı hava, KKTC Cumhurbaşkanının "Türk hükümeti Annan planı çerçevesinde masaya oturduğu taktirde, görüşmecilikten çekilmek ve ilerde böyle bir çözüm gerçekleştiği taktirde de Cumhurbaşkanlığın
dan da istifayı düşündüğü" şeklinde.
Denktaş bu ülkeyi ve Kıbrıs Türklerini rahatlatmak, önlerini açmak istiyorsa fazla beklememeli. Hemen istifa etmeli. Zira bu düğüm başka türlü çözülmez. Aksine çok daha büyük kargaşalara yol açabilir. Eskiden Denktaşın
istifa tehditleri belki önemsenirdi, ancak artık o da önemini kaybetti. Türk tarafı nasıl Kopenhag'da büyük bir fırsatı kaçırıp elindeki kartların değerini yitirdiyse, Denktaşın elindeki kartlar da giderek eriyor.

MEHMET ALI BIRAND 25/12/2003

Denktaş'tan transfer uyarısı

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bazı milletvekilleri fazla para veren tarafa geçecekmiş" diye duyumlar alındığını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, temelde devlet varsa, kolaylıkla geniş tabanlı hükümet kurulabileceğini vurguladı. Milletvekili transferi konusundaki tartışmalara da değinen Denktaş, ''Bazı milletvekilleri fazla para veren tarafa geçecekmiş'' diye duyumlar alındığını ifade ederek, milletvekillerini uyardı ve ''Böyle yapanlar halkın gözünde değerini kaybeder, halkın yüzüne bakamaz'' dedi.

Seçimlerde halkın, haklarının korunarak uzlaşma istediği, devletinden, anavatanın güvenliğinden vazgeçmediği mesajını verdiğini söyleyen Denktaş, ''erken seçimin gereksiz ve büyük sıkıntı olduğunu'' vurguladı.

Denktaş, Türkiye'de Kıbrıs konusunda toplantılar yapıldığını belirterek, toplantının sonuçlarının değerlendirileceğini kaydetti.

Denktaş, meclisin yemin etmesinin ardından, siyasi parti liderlerinin kendi aralarındaki temaslarını tamamlamasından sonra görevlendirme yapacağını söyledi.

"YENİ SEÇİME GİTMEK AKIL HARCI DEĞİL"

Denktaş, hükümet arayışında olan siyasi partilerin, geniş tabanlı bir hükümet formülünde anlaşmalarından yana olduğunu ifade ederek, ''Yeni seçime gitmek akıl harcı değil'' dedi.

Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında yaptığı açıklamada, seçimde hükümete tepki olarak muhalefete oy verenlerin pişmanlık duymaya başladığını ifade ederek, Türkiye ile birlikte geniş tabanlı bir hükümet istediklerini kaydetti.

Seçim atmosferinden bir an önce çıkılması gerektiğini ifade eden Denktaş, ''Yeni seçime gitmek akıl harcı değildir. Seçim, halk arasında oldukça gerginlik yaratır. Devlet işleri yavaşlar, inşallah gerekli olmaz'' dedi. Devleti ortadan kaldırmak için yıllardır çeşitliformüller sunulduğunu anlatan Denktaş, ''Ben baskı altındayım diye üzülmeyin. Baskı altında olan halktır'' ifadesini kullandı.

HURRIYET 25/12/2003

KKTC'de erken seçime doğru

KKTC'de Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın dün yaptığı görüşmeden, ağırlıklı olarak erken seçim formülü çıktı.

Hükümet kurulamazsa erken seçimin kaçınılmaz olduğunu dile getiren liderler, partilerinin erken seçime hazır olduğunu belirtti. UBP Genel Başkanı Eroğlu erken seçim için tarih vermezken, CTP Genel Başkanı Talat, erken seçimin ocak ayı ortalarında yapılması gerektiğini söyledi.

UBP ile CTP'nin farklı görüşleri arasında uzlaşıya varılamadığını ifade eden Eroğlu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, herhangi birine hükümeti ku
rma görevini vermesinin ardından, iki partinin yeniden bir değerlendirme yapacağını kaydetti

HURRIYET 25/12/2003

Eroğlu: Hükümet kurulmazsa erken seçim kaçınılmaz

KKTC'deki Ulusal Birlik Partisi (UBP)Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, hükümet kurulma çalışmalarından sonuç alınamazsa, erken seçimin kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Eroğlu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da bir bölümüne başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, yılın son toplantısını yaptıklarını ve mevcut önergeleri ele aldıklarını belirtti.

Başbakan Eroğlu, bu arada, Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Caner Sarphan'ın ani ölümü nedeniyle üzüntülü olduklarını kaydetti.

Hükümet kurma arayışında olduklarını ifade ederek, hükümet kurulamazsa, erken seçim takviminin işlemeye başlayacağını dile getiren Eroğlu, meclisin yarınki yemin töreninin ardından, Cumhubaşkanı Denktaş'ın bir görevlendirme yapacağını belirtti.

Ankara'da Kıbrıs konusunda çalışmalar yapıldığını anlatan Eroğlu, ''Onların sonuçlarını henüz biz
de görmüş değiliz. Onlar da elbette değerlendirecek. Hükümet oluşumu gerçekleşirse hükümet görevine devam eder, gerçekleştirilemezse o zaman erken seçim. Yine ülke kendini bir seçim ortamında bulur'' dedi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ''erken seçimin düşünülmemesi, geniş tabanlı bir hükümetin kurulmasının tercihleri olduğunu'' söylediğinin anımsatılmsı üzerine Eroğlu, ''Bizler de Kıbrıs'ta bir hükümet arayışı içerisindeyiz. Ama bu hükümet kurulamazsa alternatiflerden bir tanesi de erken seçimdir. Seçime başvurma mecburiyetinde kalırsak elbette erken seçimden kaçınılmaz'' diye konuştu.

Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın, ''Erken seçim olursa normal prosüdürü beklemeyelim, süreyi kısaltalım. Ocak ortasında seçim olsun'' sözlerine katılıp katılmadığının sorulması üzerine, şunları söyledi:

''O, onun görüşü. Demek istiyor ki; sadece hükümeti kurma çalışmasını başlatmak üzere kendilerine bu görev verilsin, hükümeti kuramazsa erken seçime derhal gidilsin. Halbuki anayasaya diğer parti temsilcilerine de hükümeti kurma çalışmaları için görev verilmesini emrediyor. Dolayısıyla, o konu, o noktaya gelirsek değerlendirilecektir.''

''Erken seçime kesin gözüyle bakılabilinir mi?'' sorusuna karşılıkEroğlu, hükümet kurma konusunda bir görevlendirmenin yapılmadığını ve şimdiye kadar partiler arasında yapılan temasların ön temas niteliğinde olduğunu belirterek, hükümeti kurma görevi bir kişiye verildikten sonra daha detaylı görüşme gerektiğini ve bir mutabakata varılıp varılamayacağının ortaya çıkacağını söyledi.

Bu arada, bu sabah ölen Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Caner Sarphan için Başbakanlık önünde cenaze töreni düzenlendi.

HURRIYET 25/12/2003

Ufukta erken seçim mi var

14 Aralık Pazar günü yapılan milletvekilliği seçiminin ardından geçen onuncu günde de hükümet arayışları devam ediyor. Seçimde çıkardıkları milletvekili sayısıyla ilk iki sırayı paylaşan CTP-BG ve UBP’nin görüşmesinden iki partinin katılımıyla bir hükümet kurulabileceğine yönelik bir uzlaşmanın sinyalleri çıkmadı ve erken seçim daha çok telaffuz edildi.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, bu sabah CTP-BG Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Ali Talat ve öteki yetkililerle görüştü. Eroğlu’na Genel Sekreter Süha Türköz ile Milletvekili, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Miroğlu eşlik etti. İki lider, CTP binasının zemin katında basına el sıkışarak poz verdikten sonra üst katta Talat’ın makam odasında görüşmeye geçti.

“UZLAŞI HÜKÜMETİ GAYRETİNDEYİZ ANCAK…”

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG Genel Merkezi’ndeki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ülkede hükümet kurma arayışlarına işaret ederek, UBP’nin uzlaşı hükümeti kurma konusunda üzerine düşen görevleri yerine getirme gayretinde olduğunu söyledi. Hükümeti kurmaya talip olduklarını yineleyen Eroğlu, CTP-BG Genel Başkanı Talat’la bir araya geldiklerini, ancak henüz şu anda iki partinin de hükümet kurma noktasında olmadığının görüldüğünü belirtti.

Cumhurbaşkanı’nın milletvekillerinin yarınki yemininden sonra görevlendirme yapmasının ardından hükümet kurma çalışmalarının başlayacağını kaydeden Eroğlu, iki partinin görüşlerinin henüz uzlaşma noktasında olduğunu söyleyemeyeceğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde yeniden bir araya gelme yönünde mutabakatları olduğunu ifade eden Eroğlu, bir soru üzerine Talat’ın UBP-CTP formülüne pek sıcak baktığını söyleyemeyeceğini kaydederek, görev verildikten sonra tarafların görüşmesinin süreceğini belirtti.

“ERKEN SEÇİME HAZIRIZ”

Eroğlu, 60 gün içinde hükümet kurulamazsa anayasa gereği erken seçime gidileceğine işaret ederek, şöyle dedi:

“UBP olarak biz erken seçime hazır vaziyetteyiz. Ama şu anda hükümeti kurma çalışmaları devam edecek, bu çabalar sonucu kurulamazsa erken seçimden başka alternatif kalmayacak demektir. Bizim bu konuda çalışmalarımız var. Bugün Ankara’da da bazı çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Dolayısıyla KKTC hükümeti olarak, şu anda hükümetteki iki ortağın, UBP ve DP’nin ortaklığının devam ettiğini, hükümet kurma konusunda da işbirliği içinde olduğumuzu Sayın Serdar Denktaş’ın ağzından da işitmiştiniz. Evet, biz Sayın Serdar Denktaş’la bir araya geliyoruz, görüşüyoruz ve birlikte hareket etme kararlılığımızı da devam ettiriyoruz. Onun için önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak alternatiflerden birini de değerlendirirken bu alternatiflerden birinin de erken seçim olduğunu bugünkü ortağımızla değerlendirmiş bulunuyoruz.

Bu erken seçim ülkeye ne getirir, ne götürür tartışması yapılabilir, ama eğer hükümet kurulamayacaksa tek çıkış yolunun da erken seçim olduğunu herkes kabul etmek durumundadır.”

“TAVIR DEĞİŞİKLİĞİ YOK”

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, “Annan Planı’nın masada olduğu ve görüşülebileceği” yönündeki açıklamalarının gazetelerde eleştirildiğini hatırlatan bir gazetecinin “Seçimlerden sonraki bu tavır değişikliğinizin nedenini öğrenebilir miyiz?” sorusuna karşılık, tavır değişiklikleri olmadığını, UBP’nin her türlü konuyu görüşmeye açık olduğunu her zaman söylediğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın belgesini masadan çekmediğine göre belgenin masada olduğunu ifade eden Eroğlu, görüşmenin Annan belgesinin içeriğini olduğu gibi kabul edecekleri anlamına gelmediğini, partisinin ilk günden itibaren Annan Planı’ndaki harita, egemenlik, iki halklılık, iki bölgelilik ve Türkiye’nin garantisi gibi konulardaki düzenlemeleri kabul edemeyeceklerini söylediğini anlattı.

“1 MAYIS DÜNYANIN SONU DEĞİL”

Eroğlu, 1 Mayıs’ın önlerinde bir tarih olarak durduğunu ama dünyanın da sonu olmadığını, bu tarihe kadar bir barışa varılmasının sadece kendilerine bağlı olmadığını, karşı tarafın aynı anlayış ve arzu içinde olması gerektiğini kaydederek, "Bugün için karşı taraftan iyi sinyaller alındığı söylenemez. Bu ancak müzakereler başlarsa görüşme masasında herhalde gerçekleşebilir veya anlaşılabilir. O bakımdan müzakereden kaçan taraf değil, ama önümüze konan her belgeyi kabul etme mecburiyetinde olmayan taraf olduğumuzu açık ve net şekilde ortaya koyduk” diye konuştu.

ANKARA’YA DAVET HENÜZ YOK

Derviş Eroğlu, Ankara’da hazırlanan plan konusundaki düşüncesini ve Ankara’ya davet alıp almadığını soran gazeteciyi yanıtlarken, “Şu anda Türkiye’den herhangi bir çağrı almış değiliz. Sadece gazetelerde çıkan haberlerle değil resmi olarak Türkiye’den çalışmalarla ilgili hususlar bize geldikten sonra yorum yapmak mümkündür” karşılığını verdi. Bugünlerde Çankaya’da yapılacak zirvede de Dışişleri Bakanlığı’nın çalışmalarının değerlendirileceğini belirten Eroğlu, bunun sonucunda gelecek bilgilerle yorum yapabileceğini söyledi.

HALKIN SESI 25/12/2003

Çözüm için al-ver kaçınılmazdır

BDH’dan yapılan açıklamaya göre İzcan, cumhurbaşkanının sandıktan çıkan sonuca saygı göstererek çözüme dönük oluşumların önünü açması gerektiğini kaydetti.

İzcan, “Çözüm için ‘al-ver’ kaçınılmazdır, önemli olan ise ‘al-ver’in karşılıklı olmasıdır. Biz toprak tavizi vereceğiz, karşılığında da Kıbrıs’ın eşit ortağı olarak Avrupa Birliği üyesi olacağız” ifadelerini kullandı.

İzcan, Kıbrıs Türkü’nün, Annan Planı temelinde bir çözümle azınlık olmayacağını, 1974 öncesine kesinlikle dönmeyeceğini ve kendi polisini, içişlerini, ekonomisini yöneten bugünkünden çok daha egemen bir devlete kavuşacağını söyledi.

İzcan, Annan Planı’nı Papadopulos yönetiminin de olduğu gibi kabul etmediğini belirterek, BM Genel Sekreteri’nin “Temel parametreleri kabul edip görüşün, gerekli düzenlemeler müzakerelerle yapılabilir” dediğine dikkat çekti.

İzcan, çözüm, barış, demokrasi ve AB üyeliği yönündeki oluşumlar dışında herhangi bir hükümette yer almayacaklarını da kaydetti.

Kıbrıs Türkü ile Türkiye’nin geleceğinin Avrupa Birliği’nde ve çözümde olduğunu kaydeden İzzet İzcan, Mayıs ayına kadar çözüme ulaşılması için ilgili tüm kesimlerin çaba harcaması gerektiğini belirtt

HALKIN SESI 25/12/2003

Annan planı referans alınabilir

Gül, KKTC’de mevcut şartlarda en geniş tabanlı koalisyon hükümeti kurulması için tarafları teşvik ettiklerini ve şu anda erken bir seçimin düşünülmemesi gerektiğini söyledi

“Bu konuyla ilgili de henüz bir şey söyleme durumunda değilim. Biz şu anda çalışmalarımızı henüz bitirmiş değiliz. Daha sonra kendi içimizde bir mutabakata varacağız. Daha sonra siyasi partiler, sayın Cumhurbaşkanı, bir ortak kanaate varıp 1 Mayıs’tan önce Kıbrıs’ta çözüm için en samimi gayretleri sarf edeceğiz.”

Kıbrıs davasının milli bir dava olduğunu belirten Gül, bu nedenle “herkesin hamasetten, sloganlardan uzak, soğukkanlı ve kararlı bir şekilde ciddi analizler yapması gerektiğini ve bunun dışında karışıklıklara, gerginliklere, lüzumsuz karşılıklı söylemlere gerek olmadığını” ifade etti.

Annan planının “referans alınabilir” olduğunu belirten Dışişleri Bakanı Gül, “önemli olanın kabul edilebilir duruma gelmesi olduğunu” kaydetti.

TÜRK-YUNAN GÖRÜŞMELERİ

TC Dışişleri Bakanı Gül açıklamasında, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege sorunlarının ele alındığı istikşafi görüşmelere de değinerek, bu hususta şu anda açıklanacak konu bulunmadığını söyledi.

Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerde ilerleme sağlandığına yönelik haberlerin hatırlatılması üzerine, bu görüşmelerin kapalı yapıldığına işaret ederek, “Herhangi bir taahhüde girilmeden iyi niyetli olarak çözüme yönelik yapılan görüşmeler bunlar” diye konuştu.

“KIBRIS KONUSUNDAKİ ÇALIŞMAYI PAZARTESİ GÜNÜNE KADAR BAKANLAR KURULU’NA YETİŞTİRMEYİ UMUYORUZ“

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,

Kıbrıs konusunda yapılan çalışmayı bitirmeye çalıştıklarını, bunu Pazartesi gününe kadar Bakanlar Kurulu’na yetiştirmeyi umduklarını belirtti.

A.A’nın haberine göre Gül, bu açıklamayı bugün gazetecilerin sorularını yanıtlarken yaptı.

“KKTC’DE ŞU ANDA ERKEN SEÇİM DÜŞÜNÜLMEMELİ”

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC’de mevcut şartlarda en geniş tabanlı koalisyon hükümeti kurulması için tarafları teşvik ettiklerini ve şu anda erken bir seçimin düşünülmemesi gerektiğini söyledi.

TC Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılışı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, KKTC’de şu anda erken seçimin düşünülmemesi gerektiğini, yapılması gereken şeyin mevcut partilerin mümkün olan en geniş taban içerisinde bir koalisyon hükümeti kurmaları olduğunu ve bunu teşvik ettiklerini belirttti.

Gül, geniş tabanlı bir koalisyonu gerçekçi bulup bulmadığının sorulması üzerine, şunları kaydetti:

“Gerçekçi buluyorum tabii ki. Neticede oturacak uzlaşacaklar. Uzlaşamayan, konuşamayan aynı vatanın sahipleri, insanlarını mutlu etmek için uğraşan aynı amaca sahip insanlar, neticede muhakkak ki biraraya gelip uzlaşacaklardır. Bunlar başka toplumun insanları değil ki.”

Gül, yakın bir zamanda Kıbrıs’a gidip gitmeyeceğinin sorulması üzerine de “Tahmin ediyorum herhalde önce onlar buraya gelir” yanıtını verdi.

Siyasi parti liderlerini henüz davet etmediklerini, ancak görüşeceklerini söyleyen Gül, bu davetin KKTC hükümetinin kurulmasından sonra mı olacağının sorulması üzerine, “Ümit ederiz ki hükümet kurulur bu süre içinde. Tahmin ediyorum önümüzdeki hafta olabilir ama şu anda kesin bir şey söylemiyorum” dedi.

2004’DE İZLENECEK “AB VE KIBRIS” POLİTİKALARI MASAYA YATIRILACAK

Türkiye’nin AB üyesi ülkeler ve diğer ilgili merkezlerdeki büyükelçilerinin katılımıyla TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün başkanlığında bugün yapılacak değerlendirme toplantısında, 2004 yılında Kıbrıs ve AB konularında izlenecek politikalar masaya yatırılacak.

AB ile ilişkiler ve Kıbrıs konuları açısından kritik bir yıl olarak değerlendirilen 2004’ün başlamasına az bir süre kala, AB ülkeleri ile ABD, KKTC ve BM nezdindeki büyükelçiler bugün bir araya gelerek, bu kritik yılı değerlendirecek.

Aralık 2004’te yapılacak AB zirvesinde Türkiye için mümkün olan en erken tarihte müzakerelere başlanması kararının alınmasını hedefleyen Dışişleri Bakanlığı, bu nedenle gelişmeler ışığında düzenlediği büyükelçiler toplantısını bu kez AB ve Kıbrıs için yapacak.

2 gün sürecek toplantılara, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün başkanlık etmesi bekleniyor. Büyükelçilerin, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da kabul edilmesi öngörülüyor.

HALKIN SESI 25/12/2003

UBP-CTP arasında uzlaşma yok!

TALAT: “ERKEN SEÇİM, AMA DERHAL...”

“Hedefimiz açıktır, nettir. Bu hedefi 1 Mayıs’a kadar çözüm olarak koyduk. ‘Eğer bu gerçekleşmeyecekse, ne olur’ diye soracaksanız; pilavdan dönenin kaşığı kırılsın... Biz bir erken seçime de varız. Erken seçim ama derhal olmalı… Mayıs 2004’e kadarki zamanı Kıbrıs Türk halkına kaybettirmek kimsenin hakkı değildir. Mayıs 2004’e kadar zamanı kaybettirip, Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne düşürenler, bu sokaklarda yürüyemezler 1 Mayıs’tan sonra...”

EROĞLU: ERKEN SEÇİME HAZIRIZ...”

“UBP olarak biz erken seçime hazır vaziyetteyiz. Ama şu anda hükümeti kurma çalışmaları devam edecek, bu çabalar sonucu kurulamazsa erken seçimden başka alternatif kalmayacak demektir. Bizim bu konuda çalışmalarımız var. Bugün Ankara’da da bazı çalışmaların yapıldığını biliyoruz”

14 Aralık Pazar günü yapılan milletvekilliği seçiminin ardından geçen onuncu günde de hükümet arayışları devam ediyor. Seçimde çıkardıkları milletvekili sayısıyla ilk iki sırayı paylaşan CTP-BG ve UBP’nin görüşmesinden iki partinin katılımıyla bir hükümet kurulabileceğine yönelik bir uzlaşmanın sinyalleri çıkmadı ve erken seçim daha çok telaffuz edildi.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, dün sabah CTP-BG Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Ali Talat ve öteki yetkililerle görüştü. Eroğlu’na Genel Sekreter Süha Türköz ile Milletvekili, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Miroğlu eşlik etti. İki lider, CTP binasının zemin katında basına el sıkışarak poz verdikten sonra üst katta Talat’ın makam odasında görüşmeye geçti.

55 dakika süren görüşmenin ardından önce UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, ardından da CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat basına açıklama yaptı ve soruları yanıtladı. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmenin ardından yapılan açıklamalar bazı televizyon ve radyo kanallarından canlı yayımlandı.

Talat: “Eroğlu 25 milletvekilini temsil eder gibi geldi”

14 Aralık seçimlerinden 19 milletvekiliyle birinci parti çıkan CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, mayıs ayına kadar Kıbrıs’ta çözümü sağlamak amacıyla bir hükümette yer alabileceklerini yineleyerek, hükümet programına yazılacak her şeyin hayata geçmesinde ısrarlı olduklarını vurguladı.

UBP Genel Başkanı Eroğlu’nun görüşmeye “25 milletvekilini temsil eder gibi” geldiğini, DP UBP’ye katılmış gibi tutum sergilediğini ifade eden Talat, “Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP’ye katılsın, -ayıp değildir- ve karşımıza 25 olarak çıksın” dedi. Talat, “Mayıs 2004’e kadar zaman kaybettirip Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne düşürenlerin sokaklarada yürüyemeyeceğini, insan içine çıkamayacağını” söyledi.

Talat, hükümet kurulamaması halinde erken seçime hazır olduklarını belirterek, “bayrakların kapının arkasında olduğunu”, ama zaman kaybının önlenmesi için 2 aylık yasal prosedür beklenmeden ocak ayı ortalarında erken seçime gidilmesi gerektiğini ifade etti. Talat, olası bir erken seçimde halkın tavrını daha açık ortaya koyacağından emin olduğunu kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı Talat, Annan Planı konusunda Ankara’da yapılan çalışmaların mutfağında Kıbrıslı Türklerin de yer alması gerektiğini belirtti.

Mehmet Ali Talat, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun partisini ziyaretinde 55 dakika süren görüşmelerinin ardından Eroğlu’nu uğurladıktan sonra basına açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

“Zaman hızla akıyor”

UBP’nin iade-i ziyaretiyle, hükümet kurma çalışmalarındaki yeni bir adımı attıklarını belirten Talat, seçim sonucunun, durumu ciddi değerlendirip, büyük hızla akan zamanı lehte kullanma zorunluluğunu ortaya çıkardığına işaret etti. “Zaman hızla akıyor, Mayıs 2004 için geriye sayım sürüyor. Bu gerçek, doğru; Kıbrıs Türkü için hayati derecede önemli tarih yaklaşıyor” diyen Talat, sürecin, çözüm ve Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını koruyacak, Türkiye’nin AB sürecinin önünü açacak şekilde çok iyi değerlendirilmesinin önemini vurguladı.

Talat, UBP’yle görüşmelerinde olası hükümet oluşumları üzerinde durdukların belirterek, kendilerinin “ne için, ne amaçla bir hükümet” üzerinde durduğunu, UBP’nin seçim kampanyası boyunca “Annan Planı Kıbrıslı Türkleri adadan çıkarma planıdır, imha planıdır, görüşülemez, felakettir” sloganlarıyla hareket ettiğini, ancak bunun dünkü açıklamalarla “Annan belgesi masadadır, görüşülmelidir” şekline dönüştüğüne işaret etti.

“İyi gelişme”

UBP’nin, Annan Planı’nın masada olduğunu şimdi görmeye başladığını “bunun iyi bir gelişme olduğunu” söyleyen Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu:

“Ama bu yetmiyor. Annan Planı bütünlüklü bir anlaşma öngörüyor ve bunun görüşmelere zemin kabul edilerek görüşülmesi ve bir çözüme ulaşılması gerekiyor. BM Genel Sekreteri gayet açık olarak ortaya koydu ve dedi ki; ‘Anavatanların da desteğiyle taraflar görüşmeye ve görüşmeleri sonuçlandırmaya hazır olduklarını ifade edecekler, vurgulayacaklar ve önceden bir referandum tarihi belirlemek de dahil olmak üzere yükümlülük altına girecekler, o zaman ben yardıma hazırım’ dedi.

Bunu yerine getiecek miyiz? Biz böyle bir hükümet istiyoruz. Bu hükümet öyle bir hükümet olmalı ki sadece kağıt üzerine yazılanlarla da yetinmemeli. Yani geçmişte başımıza geldi, Sayın Serdar Denktaş ifade etmişti: ‘CTP çok istedi (hükümet programına) yazık ama n’apalım uygulamadık’ dedi. Böyle bir hükümette CTP’nin mümkün değil yeri olamaz. CTP, doğrudan doğruya bilfiil yazılanları uygulayacak bir hükümet modeli istemektedir. Yani sadece kağıt üzerine yazılanlarla yetinecek bir hükümet, CTP açısından kabul edilemez.”

"Belki DP, UBP’ye intikal eder"

CTP Genel Başkanı Talat, partisinin hükümeti kurmaya en yakın aday, en büyük ve hükümeti kurma kapasitesi olan tek parti olduğunu belirterek, UBP Genel Başkanı Eroğlu’nun, DP’nin kendisine açık çek verdiğini, açıkça destek olduğunu söyleyerek “Biz aslında 25’iz” dediğini açıkladı. Talat, şöyle devam etti:

"Belki DP, UBP’ye intikal eder, onu bilmiyorum. Ama benim beklentim bunun gerçekleşmesidir. Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP’ye katılsın, -ayıp değildir- ve karşımıza 25 olarak çıksın. O zaman en büyük parti UBP olur. Belki böyle bir çalışma içindedirler; çünkü dün Sayın Serdar Denktaş’ın açıklaması da bunu içeriyordu. Ama bunun fiilen gerçekleşmesi gerekiyor. Bunu sadece ifade etmekle yetinmeleri doğru değil.”

Talat, görevin kendilerine verilmesi taleplerini tekrarlayarak, görevi aldıktan sonra yapacakları temaslarla hükümeti kurabileceklerine inandığını söyledi.

Talat, politikanın “dün dündür, bugün bugündür” anlayışından uzak olması gerektiğini kaydetti.

"Erken seçim, ama derhal"

CTP’nin söylediklerinin değişmesi için koşulların değişmesi gerektiğini ifade eden Talat, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Elbette ki her siyasi parti şartlara uyum göstermek zorundadır ama dün kara dediğine bugün ak diyecek bir politikanın sahibi olamayız. Hedefimiz açıktır, nettir. Bu hedefi 1 Mayıs’a kadar çözüm olarak koyduk. ‘Eğer bu gerçekleşmeyecekse, ne olur’ diye soracaksanız; pilavdan dönenin kaşığı kırılsın... Biz bir erken seçime de varız. Erken seçim ama derhal olmalı… Mayıs 2004’e kadarki zamanı Kıbrıs Türk halkına kaybettirmek kimsenin hakkı değildir. Mayıs 2004’e kadar zamanı kaybettirip, Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne düşürenler, bu sokaklarda yürüyemezler 1 Mayıs’tan sonra... Biz onların içinde olmayacağız. Biz alnımız açık, ne pahasına olursa olsun, yıllardır bu topraklarda tutunma mücadelesi veren halkımızla beraber olacağız.

"Yolda yürüyemeyecekler"

Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs Türk halkının zamanını yiyenler, tüketenler sonuçta insan içine çıkamayacaklar, yolda yürüyemeyecekler, biz onlardan olmayacağız. Bu konuda hakikaten bir tıkanıklık ortaya çıkmışsa, eğer DP UBP’ye intikal ederek bir blok oluşturacaksa, buyursun oluştursun, ortaya çıksın ve en kısa zamanda ocak ortasında derhal erken seçime gidelim. Beklemeyelim nisan ortalarına kadar normal prosedürler devam etsin ve zaman tüketilmiş olsun…”

“Kıbrıs Türkü’nün modeli…"

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “sokaklarda yürüyemezler” söyleminden halkın büyük tepki göstereceği yorumu mu çıktığını ve nasıl bir tepki olacağını soran gazeteciye, “Elbette” karşılığını verirken; “Gürcistan modeli mi” diye soran gazeteciye de, “Hemen bir modele gitmeyin, bu bizim modelimiz, bu Kıbrıs Türkü’nün modeli. Kıbrıs Türkü 1963 değil, ondan çok önceden beri bu topraklarda varoluş mücadelesi veriyor. Bu varoluş mücadelesini bozuk para zannedenler ve bunu, çözümü mayısa kadar sürüncemede bırakarak harcayacağını zannedenler, gerek Sayın Denktaş, gerek başkaları, halk içine çıkamayacaklar 1 Mayıs’tan sonra.. Herhangi bir model kastetmiyorum. Çünkü onlar bu halk tarafından kendilerine bu kötülüğü yapan kişiler olarak algılanacaklar; gayet açık ve net söylüyorum” diye yanıtladı.

Talat, belki cumhurbaşkanının telkinleriyle UBP’nin ve DP’nin bu noktaya geldiğini, “UBP’nin 25 milletvekilini temsil eder gibi kendileriyle konuşmaya kalkıştığını” belirterek, bunun Denktaş’ın yeni bir oyunu olduğunu, Türkiye’ye karşı da bir oyun olduğunu ama sonuçta Kıbrıs Türk halkının bundan zarar göreceğini, bedelinin de siyasi olarak halka ödeneceğini ifade etti.

“Hala hükümeti kurabileceğiniz ümidini taşıyorsunuz. Bu nasıl olacak? UBP ya da DP’deki bir çatlakla mı olacak” sorusuna karşılık Talat, dünkü açıklamasında UBP ve DP’de bir çatlakla hükümet kurulmasından bahsetmediğini, başka bir olguyu anlatırken ona değindiğini belirterek, Türkiye’nin bu konudaki tutum ve kararlılığının son derece önemli olduğuna işaret etti.

Talat, Ankara’da Annan Planı’na değişiklikler öngörüldüğünün söylendiğini, bu hazırlıkların mutfağında en fazla Kıbrıs Türklerinin bulunma hakkı olduğunu söyledi.

Talat, bu çalışmaların sonucunun da hükümet arayışlarını etkileyeceğini belirterek, “Hükümet kurma görevi bize verilirse hem UBP’yle hem de DP’yle bu konuları gayet açık ve net görüşeceğiz. Şu anda görev birine verilmiş değil. Verilmediği için de ayrıntıya giremiyoruz. Nasıl bir hükümet, nasıl bir program, nasıl bir hedef ve nasıl bir oluşum? Sadece program yetmez, bunu gerçekleştirecek bir model de şarttır” dedi.

UBP yetkilileriyle görüşmelerinde görüşmecilik konusunun nasıl olmasını istediklerini anlattıklarını kaydeden Talat, iki partinin ortaklık kurması halinde Denktaş’ın artık görüşmeci olmamasını, iki partinin yetkililerinin görüşmeci olmasını önerdiklerini bildirdi. Bunların somut konuşulabilmesi için demokratik teamüller gereği görevin kendilerine verilmesi gerektiğini ifade eden Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, Ankara’da hazırlanan planın basına yansıyan kısmının doğruluğundan emin olmadığını kaydetti.

“Mutfakta Kıbrıslı Türkler de yer almalı”

Mehmet Ali Talat, planın hazırlanış safhasında Kıbrıs Türkü’nün olması gerektiğini yineleyerek, henüz Ankara’ya bir davet almadıklarını açıkladı. Böyle bir davetin olması gerektiğini ve beklediklerini belirten Talat, planın son halini almadan önce kendileriyle de görüşüleceğinden kuşku duymadığını söyledi.

Ankara’daki çalışmaların Cumhurbaşkanı ve UBP’nin tutumları yüzünden geç bile kaldığını kaydeden Talat, “Geç bile kalınmıştır, yapılmalıdır, doğrudur ama mutfakta Kıbrıslı Türklerin de yer almasının büyük yararı vardır” diye konuştu.

Talat, ocak ortalarında erken seçimin nasıl olabileceği konusundaki soruyu yanıtlarken, “Yasal prosedürleri beklerseniz 60 gün içinde hükümet kurulamazsa tekrar seçim yapılır. 2 aylık zamanı harcamaya günah değil mi? Kampanya da soğumadan, zaten bayraklar dürüldü kapıların arkasındadır, hemen ütülenir bu akşam, yarından itibaren kampanya yeniden başlar” ifadelerini kullandı.

Seçim tekrarlanırsa nasıl bir sonuç beklediklerini soran gazeteciye de Talat, şu yanıtı verdi:

“Sanıyorum ki halkımız bugünkü takdirini bu kez daha güçlü şekilde ortaya koyup, statükonun bütün kalıntılarıyla ortadan kalkması yönünde tavır koyacaktır. Benim beklentim değil, emin olduğum şey budur. Çünkü Kıbrıs Türk Halkı kendi iradesiyle dalga geçildiğini görmektedir. CTP-BG’yi birinci parti yaptı. ‘Başbakanlık Eroğlu’na verilirse her hükümeti desteklerim’ diyebiliyor bir parti başkanı, halkla alay edercesine, dalga geçercesine... Halkımız bunları görmekte ve takdir etmektedir. Dolayısıyla UBP ve DP çok büyük zarar görür, onun için zaten buna gelmiyorlar, onun için bir de zamanı tüketerek Kıbrıs Türk halkına yapabilecekleri son kötülükleri de yapmanın hazırlığı içindedirler.”

Eroğlu: “Uzlaşı hükümeti gayretindeyiz”

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG Genel Merkezi’ndeki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ülkede hükümet kurma arayışlarına işaret ederek, UBP’nin uzlaşı hükümeti kurma konusunda üzerine düşen görevleri yerine getirme gayretinde olduğunu söyledi. Hükümeti kurmaya talip olduklarını yineleyen Eroğlu, bugün CTP-BG Genel Başkanı Talat’la bir araya geldiklerini, ancak henüz şu anda iki partinin de hükümet kurma noktasında olmadığının görüldüğünü belirtti.

Cumhurbaşkanı’nın milletvekillerinin cuma günkü yemininden sonra görevlendirme yapmasının ardından hükümet kurma çalışmalarının başlayacağını kaydeden Eroğlu, iki partinin görüşlerinin henüz uzlaşma noktasında olduğunu söyleyemeyeceğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde yeniden bir araya gelme yönünde mutabakatları olduğunu ifade eden Eroğlu, bir soru üzerine Talat’ın UBP-CTP formülüne pek sıcak baktığını söyleyemeyeceğini kaydederek, görev verildikten sonra tarafların görüşmesinin süreceğini belirtti.

“Erken seçime hazırız”

Eroğlu, 60 gün içinde hükümet kurulamazsa anayasa gereği erken seçime gidileceğine işaret ederek, şöyle dedi:

“UBP olarak biz erken seçime hazır vaziyetteyiz. Ama şu anda hükümeti kurma çalışmaları devam edecek, bu çabalar sonucu kurulamazsa erken seçimden başka alternatif kalmayacak demektir. Bizim bu konuda çalışmalarımız var. Bugün Ankara’da da bazı çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Dolayısıyla KKTC hükümeti olarak, şu anda hükümetteki iki ortağın, UBP ve DP’nin ortaklığının devam ettiğini, hükümet kurma konusunda da işbirliği içinde olduğumuzu Sayın Serdar Denktaş’ın ağzından dün işitmiştiniz. Evet biz Sayın Serdar Denktaş’la bir araya geliyoruz, görüşüyoruz ve birlikte hareket etme kararlılığımızı da devam ettiriyoruz. Onun için önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak alternatiflerden birini de değerlendirirken bu alternatiflerden birinin de erken seçim olduğunu bugünkü ortağımızla değerlendirmiş bulunuyoruz.

Bu erken seçim ülkeye ne getirir, ne götürür tartışması yapılabilir, ama eğer hükümet kurulamayacaksa tek çıkış yolunun da erken seçim olduğunu herkes kabul etmek durumundadır.”

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, “Annan Planı’nın masada olduğu ve görüşülebileceği” yönündeki dünkü açıklamalarının bugünkü gazetelerde eleştirildiğini hatırlatan bir gazetecinin “Seçimlerden sonraki bu tavır değişikliğinizin nedenini öğrenebilir miyiz?” sorusuna karşılık, tavır değişiklikleri olmadığını, UBP’nin her türlü konuyu görüşmeye açık olduğunu her zaman söylediğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın belgesini masadan çekmediğine göre belgenin masada olduğunu ifade eden Eroğlu, görüşmenin Annan belgesinin içeriğini olduğu gibi kabul edecekleri anlamına gelmediğini, partisinin ilk günden itibaren Annan Planı’ndaki harita, egemenlik, iki halklılık, iki bölgelilik ve Türkiye’nin garantisi gibi konulardaki düzenlemeleri kabul edemeyeceklerini söylediğini anlattı.

Derviş Eroğlu, bir belgenin masaya konurken “kabul edin veya reddedin” denmesiyle “müzakere edin” denmesinin farklı olduğuna işaret ederek, müzakere edilerek belgenin iyileştirilme yollarının aranacağını, bu olmazsa kabul edilemeyeceğini kaydetti.

1 Mayıs dünyanın sonu değilmiş

Eroğlu, 1 Mayıs’ın önlerinde bir tarih olarak durduğunu ama dünyanın da sonu olmadığını, bu tarihe kadar bir barışa varılmasının sadece kendilerine bağlı olmadığını, karşı tarafın aynı anlayış ve arzu içinde olması gerektiğini kaydederek, "Bugün için karşı taraftan iyi sinyaller alındığı söylenemez. Bu ancak müzakereler başlarsa görüşme masasında herhalde gerçekleşebilir veya anlaşılabilir. O bakımdan müzakereden kaçan taraf değil, ama önümüze konan her belgeyi kabul etme mecburiyetinde olmayan taraf olduğumuzu açık ve net şekilde ortaya koyduk” diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının kazanılmış haklarının korunması, Türkiye’nin izlediği politika gereği iki devlet ve halk gerçeği göz ardı edilmeden müzakerelerin sürdürülmesi ve bir anlaşmaya varılması konusunu her zaman ifade ettiklerini kaydeden Eroğlu, “Gerçekleri ters yüz ederek bir yere varmak mümkün değil. Bu gerçekler ışığında yapılacak müzakerelerle ancak bir sonuç, yaşayabilir, Kıbrıs Türk halkını mağdur etmeyecek bir anlaşmaya varılabilir diye düşünüyoruz” dedi.

"Ankara’ya davet henüz yok"

Derviş Eroğlu, Ankara’da hazırlanan plan konusundaki düşüncesini ve Ankara’ya davet alıp almadığını soran gazeteciyi yanıtlarken, “Şu anda Türkiye’den herhangi bir çağrı almış değiliz. Sadece gazetelerde çıkan haberlerle değil resmi olarak Türkiye’den çalışmalarla ilgili hususlar bize geldikten sonra yorum yapmak mümkündür” karşılığını verdi. Bugünlerde Çankaya’da yapılacak zirvede de Dışişleri Bakanlığı’nın çalışmalarının değerlendirileceğini belirten Eroğlu, bunun sonucunda gelecek bilgilerle yorum yapabileceğini söyledi.

Erken seçim için illa ki 60 günün geçirilmesi mi gerektiğini soran gazeteciye Eroğlu, “Bir prosedür vardır, mecliste şu anda dört parti var, bir parti başkanı veya milletvekiline hükümeti kurma görevi verilir, 15 gün içinde kuramazsa ikinci partiye verilir, üçüncü, dördüncü, eğer hükümet kurulmazsa Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir şeklinde anayasamızın amir hükmü vardır. Dolayısıyla şu anda tarih vermek mümkün değil, çünkü bazı partiler hükümet kurabilecekleri iddiasını ortaya koymuştur. Bu denenmeden ‘filan tarihte seçime gidiyoruz’ demek herhalde yanlış olur” karşılığını verdi.

Derviş Eroğlu, bir başka soru üzerine de kendisinin veya Mehmet Ali Talat’ın başbakan olmayacağı bir CTP-UBP hükümet formülünün görüşülmediğini, tartışılmadığını bildirdi

YENIDUZEN 25/12/2003

Erdoğan Kıbrıs inzivasında

Dört günlük programını boşaltıp Kıbrıs çalışmaları için inzivaya çekilen Erdoğan, Denktaş'la yüz yüze görüşeceğini belirtti. Dışişleri'nin Kıbrıs planı, Çankaya'daki zirvede son halini alacak

ERGUN AKSOY, FATMA SİBEL YÜKSEK (Ankara)

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Annan Planı temelinde Mayıs 2004'e dek çözüm için masaya oturulması konusunda anlaşmazlık içinde olduğu KKTC lideri Rauf Denktaş'la görüşmesi öncesi inzivaya çekildi. Erdoğan, dört günlük programını boşaltarak, Kıbrıs ve bütçe konuları üzerinde çalışmaya başladı. Erdoğan'a, Kıbrıs konusunda Dışişleri, bütçe konuşması için de ekonomi ve maliye bürokratları eşlik edecek. Çalışmanın Dışişleri'nin açıklayacağı Kıbrıs planı öncesine denk gelmesi dikkat çekerken, Erdoğan'ın Bakanlar Kurulu'nda Denkaş'la yüzyüze görüşeceğini söylediği öğrenildi.

Zirve tarihi belirsiz

Başbakan Erdoğan, gündemdeki öncelikli konular üzerindeki çalışmalarını öğleye kadar Keçiören'deki evinde, öğleden sonra Başbakanlık Konutu'nda yürütüyor. Denktaş'ın Annan Planı'nın müzakere edilemeyeceği ve Türk tarafına 'ahlaksız' baskı yapıldığını açıklamasıyla alevlenen tartışmalar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlık edeceği Kıbrıs zirvesinde değerlendirilecek. Erdoğan'ın hazırlıklarının bir bölümü de, Ankara'nın resmi Kıbrıs yaklaşımını ortaya çıkaracak zirveye yönelik. Tarihi henüz belirlenmeyen zirvenin, Türkiye'nin AB ülkelerindeki büyükelçileri ile Kıbrıs'la ilgili büyükelçilerin Ankara'da yapacağı toplantılardan sonra gerçekleşmesi bekleniyor. Dışişleri'nin Kıbrıs planı da zirvenin ardından son şeklini alacak.

Başbakan'ın, önceki günkü BakanlarKurulutoplantısında, Denktaş'la ilişkilerini gündeme getirerek, "Ben Özbekistan'da danışmanlarını değiştirmesini söyledim, kendisi de karşılık verdi. Bu konuları Denktaş'la yüz yüze görüşeceğiz" dediği öğrenildi.

Erdoğan'ın üzerinde çalıştığı konulardan biri de, Kuzey Irak'taki Kürtlerin Geçici Hükümet Konseyi'ne yaptığı 'Irak federasyonu

içinde Kerkük'ü de kapsayan bir Kürt federasyonu başvurusu.'

BM'ye Kıbrıs tepkisi

Bu arada Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Bulgar Stefan Tafrov'un KKTC seçimleriyle ilgili 'yanlı ve yanlış' beyanda bulunarak, soruna çözüm bulma çabalarına zarar verdiğini kaydetti. Bakanlığın açıklamasında, seçimlerin özgür ve şeffaf bir ortamda geçtiği belirtilerek, "İki tarafın eşitliği prensibini göz ardı eden bu beyan, Kıbrıs Rum tarafını kollamaya çalışan yersiz bir müdahale niteliği taşımaktadır" denildi. Tafrof, 18 Aralık'taki açıklamasında, KKTC halkının birleşik bir Kıbrıs ideali ile AB'ye girmek istediğini öne sürmüştü.

YENIDUZEN 25/12/2003

UBP-CTP-BG anlaşamadı

14 Aralık milletvekilliği seçimlerinin ardından hükümet kurma çalışmalarının onuncu gününde CTP-BG ile UBP, dün sabah ikinci kez bir araya geldi

EROĞLU: "SERDAR DENKTAŞ'LA İŞBİRLİĞİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ..." UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG ile UBP'nin hükümet kurma noktasında olmadığını, UBP ve DP'nin ortaklığı ve birlikte hareket etme kararlılığının devam ettiğini belirtti. "1 Mayıs dünyanın sonu değil" diyen Eroğlu, 60 günlük süre içerisinde hükümetin kurulamaması halinde erken seçimden söz etti

TALAT: "PİLAVDAN DÖNENİN KAŞIĞI KIRILSIN..." Eroğlu'nun görüşmeye "25 milletvekilini temsil eder gibi" geldiğini, DP'nin, UBP'ye katılmış gibi tutum sergilediğini ifade eden Talat, "Birleşsinler öyle gelsinler, karşımıza 25 olarak çıksın" dedi. Talat, "Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın... Biz bir erken seçime de varız. Erken seçim ama derhal olmalı..." dedi

KKTC'de 14 Aralık'ta yapılan seçimlerde çözüm güçleri ile statüko yanlılarının 25'er milletvekili çıkarmasıyla yaşanan kilitlenmenin aşılması yönünde yapılan çalışmalardan sonuç alınamıyor.

Seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları dün onuncu gününü tamamladı ancak ortaya olası bir koalisyon formülü çıkmadı.

Özellikle Kıbrıs sorunu ve Avrupa Birliği (AB) konularında taban tabana zıt görüşler taşıyan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)- Birleşik Güçler (BG) ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) yetkilileri dün ikinci kez bir araya gelerek olası hükümet arayışlarını sürdürdü.

Fakat bu toplantıda hükümeti kurmakla ilgili uzlaşma sinyalleri yerine iki parti arasındaki farklılıklar belirgin bir şekilde su yüzüne çıktı. Zaten kamuoyunda da özellikle çözüm yanlıları, olası bir CTP-BG-UBP koalisyonuna şiddetle karşı çıkıyor.

Seçimlerde CTP-BG 19, UBP ise 18 milletvekili çıkarmıştı.

Dün yapılan görüşme sonrası iki siyasi partinin liderleri, CTP-BG ve UBP arasındaki görüş farklılıklarının devam ettiğini ve ortak bir hükümet kurabilme noktasında olmadıklarını ifade etti.

Liderler, hükümet kurma çalışmalarının sonuç vermemesi durumunda erken seçime gidilmesini gerektiğini söyledi.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, hükümeti kurmaya talip olduklarını yinelerken, bu konuda DP ile işbirliği içinde olduklarını söyledi. Eroğlu, hükümeti kurma çalışmaları sonuç vermezse erken seçimden başka alternatif kalmayacağını bildirdi. Eroğlu, CTP-BG ile hükümet konusunu görüşürken DP'yle işbirliğinden söz etmesi dikkat çekti.

CTP-BG Başkanı Mehmet Ali Talat da, partisinin hükümeti kurmaya en yakın, en büyük parti olduğunu vurgulayarak, Eroğlu'na eleştiriler yağdırdı.

Talat, Eroğlu'nun görüşmeye "25 milletvekilini temsil eder" gibi geldiğine, DP'nin UBP'ye katılmış gibi bir tutum sergilediğine dikkat çekerek, "Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP'ye katılsın, ayıp değildir, karşımıza 25 olarak çıksın" dedi.

Mehmet Ali Talat, hükümetin kurulamaması halinde 60 günlük süre beklenmeden ocak ayı ortalarında erken seçime gidilmesinin de altını çizdi.

Ne dediler?

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, dün sabah, CTP-BG Genel Merkezi'ni ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Ali Talat ve öteki yetkililerle görüştü. Eroğlu'na genel sekreter Süha Türköz ile milletvekili, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Miroğlu eşlik etti.

CTP-BG binasının zemin katında basına el sıkışarak poz verdikten sonra üst katta Talat'ın makam odasında görüşmeye geçen iki siyasi parti lideri, 55 dakika süren görüşmenin ardından basına ayrı ayrı açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ve CTP-BG Genel Başkan Mehmet Ali Talat, basına yaptıkları açıklamalarında birbirlerine yanıt verircesine tavır sergilediler.

İlk açıklamayı yapan Eroğlu, hükümeti kurmaya talip olduklarını yineleyerek, şu anda iki partinin de hükümet kurma noktasında olmadığını söyledi.

Eroğlu, hükümeti kurma çalışmalarının devam edeceğini, bu çabaların sonuç vermemesi durumunda, erken seçimden başka alternatif kalmayacağını belirtti.

Hükümetteki iki ortağın, UBP ve DP'nin ortaklığının devam ettiğini, hükümet kurma konusunda da işbirliği içinde olduklarını ifade eden Eroğlu, Serdar Denktaş'la bir araya gelerek görüştüklerini ve birlikte hareket etme kararlılıklarının da devam ettiğini söyledi.

Eroğlu'nu uğurladıktan sonra basına açıklama yapan Mehmet Ali Talat, partisinin hükümeti kurmaya en yakın aday, en büyük ve hükümet kurma kapasitesi olan tek parti olduğunu yineledi.

UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun görüşmeye "25 milletvekilini temsil eder gibi" geldiğini, DP'nin, UBP'ye katılmış gibi tutum sergilediğini ifade eden Talat, "Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP'ye katılsın, -ayıp değildir- ve karşımıza 25 olarak çıksın" dedi.

Talat, cumhurbaşkanının telkinleriyle UBP'nin ve DP'nin bu noktaya geldiğini, "UBP'nin 25 milletvekilini temsil eder gibi kendileriyle konuşmaya kalkıştığını" belirterek, bunun Denktaş'ın yeni bir oyunu olduğunu, Türkiye'ye karşı da bir oyun olduğunu ama sonuçta Kıbrıs Türk halkının bundan zarar göreceğini, bedelinin de siyasi olarak halka ödettirileceğini ifade etti.

UBP'nin seçim kampanyası boyunca "Annan Planı görüşülemez, felakettir" sloganlarıyla hareket ettiğini ancak bunun önceki günkü açıklamalarla "Annan belgesi masadadır, görüşülmelidir" şekline dönüştüğüne işaret eden Talat, UBP'nin, Annan Planı'nın masada olduğunu şimdi görmeye başladığını "bunun iyi bir gelişme olduğunu, ancak bunun yeterli olmadığını" söyledi.

Hükümet kurulamaması halinde erken seçime hazır olduklarını belirten Talat, zaman kaybının önlenmesi için 2 aylık yasal prosedür beklenmeden ocak ayı ortalarında erken seçime gidilmesi gerektiğini ifade etti.

Eroğlu: İki parti de hükümet kurma noktasında değil

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP-BG Genel Merkezi'ndeki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ülkede hükümet kurma arayışlarına işaret ederek, UBP'nin uzlaşı hükümeti kurma konusunda üzerine düşen görevleri yerine getirme gayretinde olduğunu söyledi. Hükümeti kurmaya talip olduklarını yineleyen Eroğlu, CTP-BG Genel Başkanı Talat'la bir araya geldiklerini, ancak henüz şu anda iki partinin de hükümet kurma noktasında olmadığının görüldüğünü belirtti.

Cumhurbaşkanının milletvekillerinin cuma günkü yemininden sonra görevlendirme yapmasının ardından hükümet kurma çalışmalarının başlayacağını kaydeden Eroğlu, iki partinin görüşlerinin henüz uzlaşma noktasında olduğunu söyleyemeyeceğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde yeniden bir araya gelme yönünde mutabakatları olduğunu ifade eden Eroğlu, bir soru üzerine Talat'ın UBP-CTP-BG formülüne pek sıcak baktığını söyleyemeyeceğini kaydederek, görev verildikten sonra tarafların görüşmesinin süreceğini belirtti.

"Erken seçime hazırız"

Eroğlu, 60 gün içinde hükümet kurulamazsa anayasa gereği erken seçime gidileceğine işaret ederek, şöyle dedi:

"UBP olarak biz erken seçime hazır vaziyetteyiz. Ama şu anda hükümeti kurma çalışmaları devam edecek, bu çabalar sonucu kurulamazsa erken seçimden başka alternatif kalmayacak demektir. Bizim bu konuda çalışmalarımız var. Bugün Ankara'da da bazı çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Dolayısıyla KKTC hükümeti olarak, şu anda hükümetteki iki ortağın, UBP ve DP'nin ortaklığının devam ettiğini, hükümet kurma konusunda da işbirliği içinde olduğumuzu Sayın Serdar Denktaş'ın ağzından dün işitmiştiniz. Evet biz Sayın Serdar Denktaş'la bir araya geliyoruz, görüşüyoruz ve birlikte hareket etme kararlılığımızı da devam ettiriyoruz. Onun için önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak alternatiflerden birini de değerlendirirken bu alternatiflerden birinin de erken seçim olduğunu bugünkü ortağımızla değerlendirmiş bulunuyoruz.

Bu erken seçim ülkeye ne getirir, ne götürür tartışması yapılabilir, ama eğer hükümet kurulamayacaksa tek çıkış yolunun da erken seçim olduğunu herkes kabul etmek durumundadır."

"Tavır değişikliği yok"

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, "Annan Planı'nın masada olduğu ve görüşülebileceği" yönündeki önceki günkü açıklamalarının dünkü gazetelerde eleştirildiğini hatırlatan bir gazetecinin "Seçimlerden sonraki bu tavır değişikliğinizin nedenini öğrenebilir miyiz?" sorusuna karşılık, tavır değişiklikleri olmadığını, UBP'nin her türlü konuyu görüşmeye açık olduğunu her zaman söylediğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın belgesini masadan çekmediğine göre belgenin masada olduğunu ifade eden Eroğlu, görüşmenin Annan belgesinin içeriğini olduğu gibi kabul edecekleri anlamına gelmediğini, partisinin ilk günden itibaren Annan Planı'ndaki harita, egemenlik, iki halklılık, iki bölgelilik ve Türkiye'nin garantisi gibi konulardaki düzenlemeleri kabul edemeyeceklerini söylediğini anlattı.

Derviş Eroğlu, bir belgenin masaya konurken "kabul edin veya reddedin" denmesiyle "müzakere edin" denmesinin farklı olduğuna işaret ederek, müzakere edilerek belgenin iyileştirilme yollarının aranacağını, bu olmazsa kabul edilemeyeceğini kaydetti.

"1 Mayıs dünyanın sonu değil"

Eroğlu, 1 Mayıs'ın önlerinde bir tarih olarak durduğunu ama dünyanın da sonu olmadığını, bu tarihe kadar bir barışa varılmasının sadece kendilerine bağlı olmadığını, karşı tarafın aynı anlayış ve arzu içinde olması gerektiğini kaydederek, "Bugün için karşı taraftan iyi sinyaller alındığı söylenemez. Bu ancak müzakereler başlarsa görüşme masasında herhalde gerçekleşebilir veya anlaşılabilir. O bakımdan müzakereden kaçan taraf değil, ama önümüze konan her belgeyi kabul etme mecburiyetinde olmayan taraf olduğumuzu açık ve net şekilde ortaya koyduk" diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının kazanılmış haklarının korunması, Türkiye'nin izlediği politika gereği iki devlet ve halk gerçeği göz ardı edilmeden müzakerelerin sürdürülmesi ve bir anlaşmaya varılması konusunu her zaman ifade ettiklerini kaydeden Eroğlu, "Gerçekleri ters yüz ederek bir yere varmak mümkün değil. Bu gerçekler ışığında yapılacak müzakerelerle ancak bir sonuç yaşayabilir, Kıbrıs Türk halkını mağdur etmeyecek bir anlaşmaya varılabilir diye düşünüyoruz" dedi.

Ankara'ya davet henüz yok

Derviş Eroğlu, Ankara'da hazırlanan plan konusundaki düşüncesini ve Ankara'ya davet alıp almadığını soran gazeteciyi yanıtlarken, "Şu anda Türkiye'den herhangi bir çağrı almış değiliz. Sadece gazetelerde çıkan haberlerle değil resmi olarak Türkiye'den çalışmalarla ilgili hususlar bize geldikten sonra yorum yapmak mümkündür" karşılığını verdi. Bugünlerde Çankaya'da yapılacak zirvede de Dışişleri Bakanlığı'nın çalışmalarının değerlendirileceğini belirten Eroğlu, bunun sonucunda gelecek bilgilerle yorum yapabileceğini söyledi.

Erken seçim için illa ki 60 günün geçirilmesi mi gerektiğini soran gazeteciye Eroğlu, "Bir prosedür vardır, mecliste şu anda dört parti var, bir parti başkanı veya milletvekiline hükümeti kurma görevi verilir, 15 gün içinde kuramazsa ikinci partiye verilir, üçüncü, dördüncü, eğer hükümet kurulmazsa cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir şeklinde anayasamızın amir hükmü vardır. Dolayısıyla şu anda tarih vermek mümkün değil, çünkü bazı partiler hükümet kurabilecekleri iddiasını ortaya koymuştur. Bu denenmeden 'filan tarihte seçime gidiyoruz' demek herhalde yanlış olur" karşılığını verdi.

Derviş Eroğlu, bir başka soru üzerine de kendisinin veya Mehmet Ali Talat'ın başbakan olmayacağı bir CTP-BG-UBP hükümet formülünün görüşülmediğini, tartışılmadığını bildirdi.

Talat: Mayısa kadar çözüm amaçlı

bir hükümette yer alabiliriz

14 Aralık seçimlerinden 19 milletvekiliyle birinci parti çıkan CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, mayıs ayına kadar Kıbrıs'ta çözümü sağlamak amacıyla bir hükümette yer alabileceklerini yineleyerek, hükümet programına yazılacak her şeyin hayata geçmesinde ısrarlı olduklarını vurguladı.

UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun görüşmeye "25 milletvekilini temsil eder gibi" geldiğini, DP'nin UBP'ye katılmış gibi tutum sergilediğini ifade eden Talat, "Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP'ye katılsın, -ayıp değildir- ve karşımıza 25 olarak çıksın" dedi. Talat, "Mayıs 2004'e kadar zaman kaybettirip Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne düşürenlerin sokaklarda yürüyemeyeceğini, insan içine çıkamayacağını" söyledi.

Talat, hükümetin kurulamaması halinde erken seçime hazır olduklarını belirterek, "bayrakların kapının arkasında olduğunu", ama zaman kaybının önlenmesi için 2 aylık yasal prosedür beklenmeden ocak ayı ortalarında erken seçime gidilmesi gerektiğini ifade etti. Talat, olası bir erken seçimde halkın tavrını daha açık ortaya koyacağından emin olduğunu kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı Talat, Annan Planı konusunda Ankara'da yapılan çalışmaların mutfağında Kıbrıslı Türklerin de yer alması gerektiğini belirtti.

"Zaman hızla akıyor"

UBP'nin iade-i ziyaretiyle, hükümet kurma çalışmalarındaki yeni bir adımı attıklarını belirten Talat, seçim sonucunun, durumu ciddi değerlendirip, büyük hızla akan zamanı lehte kullanma zorunluluğunu ortaya çıkardığına işaret etti. "Zaman hızla akıyor, Mayıs 2004 için geriye sayım sürüyor. Bu gerçek, doğru; Kıbrıs Türkü için hayati derecede önemli tarih yaklaşıyor" diyen Talat, sürecin, çözüm ve Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını koruyacak, Türkiye'nin AB sürecinin önünü açacak şekilde çok iyi değerlendirilmesinin önemini vurguladı.

Talat, UBP'yle görüşmelerinde olası hükümet oluşumları üzerinde durdukların belirterek, kendilerinin "ne için, ne amaçla bir hükümet" üzerinde durduğunu, UBP'nin seçim kampanyası boyunca "Annan Planı Kıbrıslı Türkleri adadan çıkarma planıdır, imha planıdır, görüşülemez, felakettir" sloganlarıyla hareket ettiğini, ancak bunun önceki günkü açıklamalarla "Annan belgesi masadadır, görüşülmelidir" şekline dönüştüğüne işaret etti.

"İyi gelişme"

UBP'nin, Annan Planı'nın masada olduğunu şimdi görmeye başladığını "bunun iyi bir gelişme olduğunu" söyleyen Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu:

"Ama bu yetmiyor. Annan Planı bütünlüklü bir anlaşma öngörüyor ve bunun görüşmelere zemin kabul edilerek görüşülmesi ve bir çözüme ulaşılması gerekiyor. BM genel sekreteri gayet açık olarak ortaya koydu ve dedi ki; 'Anavatanların da desteğiyle taraflar görüşmeye ve görüşmeleri sonuçlandırmaya hazır olduklarını ifade edecekler, vurgulayacaklar ve önceden bir referandum tarihi belirlemek de dahil olmak üzere yükümlülük altına girecekler, o zaman ben yardıma hazırım' dedi.

Bunu yerine getirecek miyiz? Biz böyle bir hükümet istiyoruz. Bu hükümet öyle bir hükümet olmalı ki sadece kağıt üzerine yazılanlarla da yetinmemeli. Yani geçmişte başımıza geldi, Sayın Serdar Denktaş ifade etmişti: 'CTP-BG çok istedi (hükümet programına) yazık ama n'apalım uygulamadık' dedi. Böyle bir hükümette CTP-BG'nin mümkün değil yeri olamaz. CTP-BG, doğrudan doğruya bilfiil yazılanları uygulayacak bir hükümet modeli istemektedir. Yani sadece kağıt üzerine yazılanlarla yetinecek bir hükümet, CTP-BG açısından kabul edilemez."

"Belki DP, UBP'ye intikal eder"

CTP-BG Genel Başkanı Talat, partisinin hükümeti kurmaya en yakın aday, en büyük ve hükümeti kurma kapasitesi olan tek parti olduğunu belirterek, UBP Genel Başkanı Eroğlu'nun, DP'nin kendisine açık çek verdiğini, açıkça destek olduğunu söyleyerek "Biz aslında 25'iz" dediğini açıkladı. Talat, şöyle devam etti:

"Belki DP, UBP'ye intikal eder, onu bilmiyorum. Ama benim beklentim bunun gerçekleşmesidir. Birleşsinler öyle gelsinler. Birleşmeden, bize birleşir gibi yapmaları mümkün değil. DP açıkça UBP'ye katılsın, -ayıp değildir- ve karşımıza 25 olarak çıksın. O zaman en büyük parti UBP olur. Belki böyle bir çalışma içindedirler; çünkü dün (önceki gün) Sayın Serdar Denktaş'ın açıklaması da bunu içeriyordu. Ama bunun fiilen gerçekleşmesi gerekiyor. Bunu sadece ifade etmekle yetinmeleri doğru değil."

Talat, görevin kendilerine verilmesi taleplerini tekrarlayarak, görevi aldıktan sonra yapacakları temaslarla hükümeti kurabileceklerine inandığını söyledi.

Talat, politikanın "dün dündür, bugün bugündür" anlayışından uzak olması gerektiğini kaydetti.

"Erken seçim, ama derhal"

CTP-BG'nin söylediklerinin değişmesi için koşulların değişmesi gerektiğini ifade eden Talat, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Elbette ki her siyasi parti şartlara uyum göstermek zorundadır ama dün kara dediğine bugün ak diyecek bir politikanın sahibi olamayız. Hedefimiz açıktır, nettir. Bu hedefi 1 Mayıs'a kadar çözüm olarak koyduk. 'Eğer bu gerçekleşmeyecekse, ne olur' diye soracaksanız; pilavdan dönenin kaşığı kırılsın... Biz bir erken seçime de varız. Erken seçim ama derhal olmalı... Mayıs 2004'e kadar ki zamanı Kıbrıs Türk halkına kaybettirmek kimsenin hakkı değildir. Mayıs 2004'e kadar zamanı kaybettirip, Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne düşürenler, bu sokaklarda yürüyemezler 1 Mayıs'tan sonra... Biz onların içinde olmayacağız. Biz alnımız açık, ne pahasına olursa olsun, yıllardır bu topraklarda tutunma mücadelesi veren halkımızla beraber olacağız.

"Yolda yürüyemeyecekler"

Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs Türk halkının zamanını yiyenler, tüketenler sonuçta insan içine çıkamayacaklar, yolda yürüyemeyecekler, biz onlardan olmayacağız. Bu konuda hakikaten bir tıkanıklık ortaya çıkmışsa, eğer DP UBP'ye intikal ederek bir blok oluşturacaksa, buyursun oluştursun, ortaya çıksın ve en kısa zamanda ocak ortasında derhal erken seçime gidelim. Beklemeyelim nisan ortalarına kadar normal prosedürler devam etsin ve zaman tüketilmiş olsun... "

"Kıbrıs Türkü'nün modeli... "

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, "sokaklarda yürüyemezler" söyleminden halkın büyük tepki göstereceği yorumu mu çıktığını ve nasıl bir tepki olacağını soran gazeteciye, "Elbette" karşılığını verirken; "Gürcistan modeli mi" diye soran gazeteciye de, "Hemen bir modele gitmeyin, bu bizim modelimiz, bu Kıbrıs Türkü'nün modeli. Kıbrıs Türkü 1963 değil, ondan çok önceden beri bu topraklarda varoluş mücadelesi veriyor. Bu varoluş mücadelesini bozuk para zannedenler ve bunu, çözümü mayısa kadar sürüncemede bırakarak harcayacağını zannedenler, gerek Sayın Denktaş, gerek başkaları, halk içine çıkamayacaklar 1 Mayıs'tan sonra. Herhangi bir model kastetmiyorum. Çünkü onlar bu halk tarafından kendilerine bu kötülüğü yapan kişiler olarak algılanacaklar; gayet açık ve net söylüyorum" diye yanıtladı.

Talat, belki cumhurbaşkanının telkinleriyle UBP'nin ve DP'nin bu noktaya geldiğini, "UBP'nin 25 milletvekilini temsil eder gibi kendileriyle konuşmaya kalkıştığını" belirterek, bunun Denktaş'ın yeni bir oyunu olduğunu, Türkiye'ye karşı da bir oyun olduğunu ama sonuçta Kıbrıs Türk halkının bundan zarar göreceğini, bedelinin de siyasi olarak halka ödeneceğini ifade etti.

"Hala hükümeti kurabileceğiniz ümidini taşıyorsunuz. Bu nasıl olacak? UBP ya da DP'deki bir çatlakla mı olacak" sorusuna karşılık Talat, önceki günkü açıklamasında UBP ve DP'de bir çatlakla hükümet kurulmasından bahsetmediğini, başka bir olguyu anlatırken ona değindiğini belirterek, Türkiye'nin bu konudaki tutum ve kararlılığının son derece önemli olduğuna işaret etti.

Talat, Ankara'da Annan Planı'na değişiklikler öngörüldüğünün söylendiğini, bu hazırlıkların mutfağında en fazla Kıbrıs Türklerinin bulunma hakkı olduğunu söyledi.

Talat, bu çalışmaların sonucunun da hükümet arayışlarını etkileyeceğini belirterek, "Hükümet kurma görevi bize verilirse hem UBP'yle hem de DP'yle bu konuları gayet açık ve net görüşeceğiz. Şu anda görev birine verilmiş değil. Verilmediği için de ayrıntıya giremiyoruz. Nasıl bir hükümet, nasıl bir program, nasıl bir hedef ve nasıl bir oluşum? Sadece program yetmez, bunu gerçekleştirecek bir model de şarttır" dedi.

UBP yetkilileriyle görüşmelerinde görüşmecilik konusunun nasıl olmasını istediklerini anlattıklarını kaydeden Talat, iki partinin ortaklık kurması halinde Denktaş'ın artık görüşmeci olmamasını, iki partinin yetkililerinin görüşmeci olmasını önerdiklerini bildirdi. Bunların somut konuşulabilmesi için demokratik teamüller gereği görevin kendilerine verilmesi gerektiğini ifade eden Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, Ankara'da hazırlanan planın basına yansıyan kısmının doğruluğundan emin olmadığını kaydetti.

"Mutfakta Kıbrıslı Türkler de yer almalı"

Mehmet Ali Talat, planın hazırlanış safhasında Kıbrıs Türkünün olması gerektiğini yineleyerek, henüz Ankara'ya bir davet almadıklarını açıkladı. Böyle bir davetin olması gerektiğini ve beklediklerini belirten Talat, planın son halini almadan önce kendileriyle de görüşüleceğinden kuşku duymadığını söyledi.

Ankara'daki çalışmaların Cumhurbaşkanı ve UBP'nin tutumları yüzünden geç bile kaldığını kaydeden Talat, "Geç bile kalınmıştır, yapılmalıdır, doğrudur ama mutfakta Kıbrıslı Türklerin de yer almasının büyük yararı vardır" diye konuştu.

"Bayraklar kapının arkasında"

Talat, ocak ortalarında erken seçimin nasıl olabileceği konusundaki soruyu yanıtlarken, "Yasal prosedürleri beklerseniz 60 gün içinde hükümet kurulamazsa tekrar seçim yapılır. 2 aylık zamanı harcamaya günah değil mi? Kampanya da soğumadan, zaten bayraklar dürüldü kapıların arkasındadır, hemen ütülenir bu akşam, yarından itibaren kampanya yeniden başlar" ifadelerini kullandı.

Seçim tekrarlanırsa nasıl bir sonuç beklediklerini soran gazeteciye de Talat, şu yanıtı verdi:

"Sanıyorum ki halkımız bugünkü takdirini bu kez daha güçlü şekilde ortaya koyup, statükonun bütün kalıntılarıyla ortadan kalkması yönünde tavır koyacaktır. Benim beklentim değil, emin olduğum şey budur. Çünkü Kıbrıs Türk Halkı kendi iradesiyle dalga geçildiğini görmektedir. CTP-BG'yi birinci parti yaptı. 'Başbakanlık Eroğlu'na verilirse her hükümeti desteklerim' diyebiliyor bir parti başkanı, halkla alay edercesine, dalga geçercesine... Halkımız bunları görmekte ve takdir etmektedir. Dolayısıyla UBP ve DP çok büyük zarar görür, onun için zaten buna gelmiyorlar, onun için bir de zamanı tüketerek Kıbrıs Türk halkına yapabilecekleri son kötülükleri de yapmanın hazırlığı içindedirler."

KIBRIS 25/12/2003

Türkiye, Annan Planı'nda ısrarlı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Annan Planı'nın masada olduğunu ve görüşmelerin bu plan zemininde yürütülmesinde kararlı olduklarını yineledi

PLANA EVET AMA DÜZELTİLMELİ... Türkiye hükümeti, Kıbrıs görüşmelerinin Annan Planı zemininde yürütülmesinde ısrarlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Annan Planı'nın masada olduğunu belirten Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Annan Planı, referans alınabilirdir. Önemli olanın kabul edilebilir duruma gelmesidir" dedi

MAYISA KADAR SAMİMİ GAYRETİMİZ SÜRECEK... Abdullah Gül: Annan Planı'yla ilgili çalışmalarımız henüz bitmiş değil. Daha sonra kendi içimizde bir mutabakata varacağız ve sonrasında siyasi partiler, sayın cumhurbaşkanı, bir ortak kanaate varıp 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs'ta çözüm için en samimi gayretleri sarf edeceğiz. Kıbrıs konusunda yapılan çalışmayı pazartesi gününe kadar Bakanlar Kurulu'na yetiştirmeyi umuyoruz

KKTC'DE PARTİLER UZLAŞACAKTIR... "KKTC'de mevcut şartlarda en geniş tabanlı koalisyon hükümeti kurulması için tarafları teşvik ediyoruz. Şu anda erken bir seçimin düşünülmemesi gerekir. Yapılması gereken şey, mevcut partilerin mümkün olan en geniş taban içerisinde bir koalisyon hükümeti kurmalarıdır. Geniş tabanlı bir koalisyonu gerçekçi buluyorum. Neticede oturacak uzlaşacaklar. Uzlaşamayan, konuşamayan aynı vatanın sahipleri, insanlarını mutlu etmek için uğraşan aynı amaca sahip insanlar, neticede muhakkak ki bir araya gelip uzlaşacaklardır. Bunlar başka toplumun insanları değil ki"

KKTC'DE GERGİNLİĞE GEREK YOK... "Kıbrıs davası, milli bir davadır. Bu nedenle, herkesin hamasetten, sloganlardan uzak, soğukkanlı ve kararlı bir şekilde ciddi analizler yapması gerekir. Bunun dışında karışıklıklara, gerginliklere, lüzumsuz karşılıklı söylemlere gerek yoktur"

ÖNCE KKTC'DEN ANKARA'YA ZİYARET... Gül, yakın bir zamanda Kıbrıs'a gidip gitmeyeceği yönündeki soruya; "Tahmin ediyorum herhalde önce onlar buraya gelir" yanıtını verdi. Siyasi parti liderlerini henüz davet etmediklerini, ancak görüşeceklerini söyleyen Gül, bu davetin KKTC hükümetinin kurulmasından sonra mı olacağının sorulması üzerine, "Ümit ederiz ki hükümet kurulur bu süre içinde. Tahmin ediyorum önümüzdeki hafta olabilir ama şu anda kesin bir şey söylemiyorum" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Annan Planı'nın masada olduğunu ve görüşmelerin bu plan zemininde yürütülmesinde kararlı olduklarını yineledi.

Annan Planı'nın "referans alınabilir" olduğunu belirten Abdullah Gül, "önemli olanın kabul edilebilir duruma gelmesi olduğunu" kaydetti.

Türkiye'nin Annan Planı'yla ilgili çalışmalarını henüz bitirmediğini ve daha sonra kendi içlerinde bir mutabakata varacaklarını belirten Abdullah Gül, "Daha sonra siyasi partiler, sayın cumhurbaşkanı, bir ortak kanaate varıp 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs'ta çözüm için en samimi gayretleri sarf edeceğiz" dedi.

Gül, KKTC'de mevcut şartlarda en geniş tabanlı koalisyon hükümeti kurulması için tarafları teşvik ettiklerini ve şu anda erken bir seçimin düşünülmemesi gerektiğini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrılışı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, KKTC'de şu anda erken seçimin düşünülmemesi gerektiğini, yapılması gereken şeyin mevcut partilerin mümkün olan en geniş taban içerisinde bir koalisyon hükümeti kurmaları olduğunu ve bunu teşvik ettiklerini belirtti.

Gül, geniş tabanlı bir koalisyonu gerçekçi bulup bulmadığının sorulması üzerine, şunları kaydetti:

"Gerçekçi buluyorum tabii ki. Neticede oturacak uzlaşacaklar. Uzlaşamayan, konuşamayan aynı vatanın sahipleri, insanlarını mutlu etmek için uğraşan aynı amaca sahip insanlar, neticede muhakkak ki bir araya gelip uzlaşacaklardır. Bunlar başka toplumun insanları değil

ki."

Gül, yakın bir zamanda Kıbrıs'a gidip gitmeyeceğinin sorulması üzerine de "Tahmin ediyorum herhalde önce onlar buraya gelir" yanıtını verdi.

Siyasi parti liderlerini henüz davet etmediklerini, ancak görüşeceklerini söyleyen Gül, bu davetin KKTC hükümetinin kurulmasından sonra mı olacağının sorulması üzerine, "Ümit ederiz ki hükümet kurulur bu süre içinde. Tahmin ediyorum önümüzdeki hafta olabilir ama şu anda kesin bir şey söylemiyorum" dedi.

Abdullah Gül, Türkiye'nin Annan Planı'yla ilgili çalışmaları hakkında bir soru üzerine ise şunları söyledi:

"Bu konuyla ilgili de henüz bir şey söyleme durumunda değilim. Biz şu anda çalışmalarımızı henüz bitirmiş değiliz. Daha sonra kendi içimizde bir mutabakata varacağız. Daha sonra siyasi partiler, sayın cumhurbaşkanı, bir ortak kanaate varıp 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs'ta çözüm için en samimi gayretleri sarf edeceğiz."

Kıbrıs davasının milli bir dava olduğunu belirten Gül, bu nedenle "herkesin hamasetten, sloganlardan uzak, soğukkanlı ve kararlı bir şekilde ciddi analizler yapması gerektiğini ve bunun dışında karışıklıklara, gerginliklere, lüzumsuz karşılıklı söylemlere gerek olmadığını" ifade etti.

Annan Planı'nın "referans alınabilir" olduğunu belirten Dışişleri Bakanı Gül, "önemli olanın kabul edilebilir duruma gelmesi olduğunu" kaydetti.

Gül, başka bir soru üzerine, Kıbrıs konusunda yapılan çalışmayı bitirmeye çalıştıklarını, bunu pazartesi gününe kadar Bakanlar Kurulu'na yetiştirmeyi umduklarını belirtti.

KIBRIS 25/12/2003

Rum Yönetimi lideri Papadopulos:Neyi oylayacağımızı bilmeden

ANNAN'DAN YANIT GELMEDİ... Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı'nda "neyi oylayacaklarını bilmeden referanduma gitmeyeceklerini" söyledi. Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektuba hâlâ yanıt almadığını, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da Annan'ın kayıplar konusundaki mektubuna yanıt verip vermediğini bilmediğini ifade etti

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı'nda "neyi oylayacaklarını bilmeden referanduma gitmeyeceklerini" söyledi.

Rum basınına göre Papadopulos, Noel nedeniyle Yeşil Hat'taki Rum Milli Muhafız Ordusu mevzilerini ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektuba hala yanıt almadığını, Annan'ın yanıtını "doğru olduğuna inandığı zaman" göndereceğini söyledi.

Papadopulos, gazetecilerin soruları üzerine, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile yaptığı görüşmede, genel sekreterin iki şartına ilişkin Rum tutumunu ortaya koyduğunu anlattı. Papadopulos, "Haklıyız ve argümanlarımız dayanaklıdır. Weston'un Annan'a bu argümanları iletip iletmeyeceğini bilmiyorum" dedi.

Rum lider, başka bir soruyu yanıtlarken, "neyi oylayacaklarını bilmeden referanduma gitmelerinin mümkün olmadığını" söyledi.

Bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan'ın kayıplar konusundaki mektubuna yanıt verip vermediğini bilmediğini ifade eden Papadopulos, "BM genel sekreterinin her ikimize de gönderdiği mektubuna biz olumlu yanıt verdik, ancak Denktaş'tan hiçbir yanıt gelmedi" dedi.

Papadopulos, KKTC'deki hükümet kurma çalışmaları hakkında ise bir bilgisinin olmadığının belirtti.

Papadopulos, Klosson'la görüştü

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, dün ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Klosson'la görüştü.

Haberi veren Rum radyosu, Papadopulos-Klosson görüşmesinde bugün Ankara'da Kıbrıs konusunda yapılacak toplantının ele alındığını belirtti. Radyoya göre Klosson, Papadopulos'a Ankara'daki toplantının içeriğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Görüşme sonrasında bir açıklama yapan Papadopulos, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafının müzakerelerin Annan Planı zemininde yeniden başlaması gerektiğini anlaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Klosson ise, Papadopulos'a ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un KKTC ve Ankara temasları hakkında bilgi verdi.

Rum radyosuna göre Klosson, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın 28 Ocak'ta Washington'a yapacağı ziyaretin Kıbrıs sorunuyla ilgili olmadığı yönünde Papadopulos'a bilgi de verdi.

KIBRIS 25/12/2003

Erdoğan: Kıbrıs'ta seçimler çözüm için yol gösterici oldu

SEÇİM SONUCUNA GÖRE POLİTİKA İZLENMELİ... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki seçimlerin çözüm için yol gösterici olduğunu ve seçimler sonucunda ortaya çıkan iradeyi hesaba katmadan bir politika izlemenin imkanının kalmadığını vurguladı. Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümden yana olduklarını ve bu yolda samimi çaba sarf ettiklerini söyledi

YANLIŞ YAPAN ALTINDA KALIR... Erdoğan: Kıbrıs'ı kimse siyaset meselesi, hamaset konusu yapamaz. Her kim bu yanlışı yaparsa altında kalır ve tarihe karşı mahcup olur. Biz Kıbrıs meselesinin samimiyetle çözümünden yana olduk. Bir yıllık hükümetliğimiz sürecinde en çok ifade ettiğimiz kavram çözüm olmuştur. Çözüme katkı verecek tüm taraflar Kıbrıs hassasiyetimizi doğru yorumlamak zorundadır

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki seçimlerin çözüm için yol gösterici olduğunu ve seçimler sonucunda ortaya çıkan iradeyi hesaba katmadan bir politika izlemenin imkanının kalmadığını vurguladı.

Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümden yana olduklarını ve bu yolda samimi çaba sarf ettiklerini söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye tam üyeliğin stratejik hedef olduğunu, ancak Aralık 2004'ün dünyanın sonu olmadığını da ifade etti.

Türkiye Başbakanı Erdoğan, TBMM'deki bütçe görüşmeleri sırasında Kıbrıs, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve diğer dış konulara da değindi.

AK Parti iktidarı olarak bir yandan AB hedefine koşarken, diğer yandan da Irak ve Kıbrıs gibi bölgesel meseleleri aşabilmek için yoğun çaba harcadıklarını ifade eden Erdoğan, tüm dünyanın Türkiye'nin bu çabalarını takdirle karşıladığını belirtti. Yanı başında yaşanan krizinin büyüklüğü dikkate alınırsa Türkiye'nin dış politika konusunda tarihi bir başarı gösterdiğinin ortaya çıkacağını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devlet ve toplum olarak üzerinde mutabakata vardığımız AB hedefine yönelik olarak iş başına gelir gelmez yoğun bir gayretin içine girdik. Kararlı bir diplomasi faaliyetinin yanında iç hukukumuzun AB normlarına uyumunu sağlayacak adımları muhalefetin de takdirle andığımız katkısıyla hızla aldık. Bu katkılarından dolayı muhalefet partisi ve milletvekillerine bir kez daha teşekkür ediyorum."

AB hedefine yönelik adımların heba olmayacağını samimiyetle ümit ettiğini ifade eden Erdoğan, "Bu konuda Avrupalı dostlarımızdan da aynı samimiyeti bekliyoruz. Türkiye'yi içine almaktan tereddüt eden bir AB kendi zemini, kendi ilkelerini inkar etmiş olur. AB siyasi ve stratejik bir misyona sahip olmak istiyorsa Türkiye'den vazgeçemez, vazgeçmemelidir" dedi.

AB'ye tam üyeliğin Türkiye'nin stratejik hedefi olduğunu anımsatan Erdoğan, Aralık 2004'ün dünyanın sonu olmadığını da ifade etti.

Başbakan Erdoğan, çoğu zaman iç politik kaygılarla kendisi politika üretemeyenlerin milli meseleler üzerinden seçmene selam politikaları yürütüldüğünü belirtirken, şimdi de böyle olayların zaman zaman yaşandığını söyledi.

Kıbrıs meselesinin milli bir mesele olduğunu kaydeden Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs'ı kimse siyaset meselesi, hamaset konusu yapamaz. Her kim bu yanlışı yaparsa altında kalır ve tarihe karşı mahcup olur. Biz Kıbrıs meselesinin samimiyetle çözümünden yana olduk. Bizim iktidarımız bir yıllık hükümettir. Bu sürede en çok ifade ettiğimiz kavram çözüm olmuştur. Çözüme katkı verecek tüm taraflar Kıbrıs hassasiyetimizi doğru yorumlamak zorundadır.

Seçimlerde ortaya çıkan irade

KKTC seçimleri de çözüm yolunda yol gösterici olmuştur. Dünyada birçok devletin seçimleri kimseyi ilgilendirmezken KKTC'deki seçimlerle bu devleti tanımayan herkes ilgilenme ihtiyacı duymuştur. Ne garip değil mi? Şimdi önümüzde kritik bir müzakere süreci vardır. Bu sürecin uzlaşı temelinde değerlendirilmesi gerekir. Tek taraflı iyi niyet, tek taraflı özveri beklenirse çözümden uzaklaşırsınız. Adil ve kalıcı bir çözüm için Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC ortak bir irade beyan etmiştir. Sadece irade beyan etmekle kalmamış, gerekli siyasi iradeyi de ortaya koymuştur.

BM genel sekreterinin iyi niyetli tutumuna desteğimizi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Çözüme katkıda bulunmak isteyen taraflar Kıbrıs'ın gerçeklerini hesaba katacaklar. Uzlaşı isteyen herkes bu sürecin iki tarafın rızası ile sonuçlanmasına katkı sağlayacaklardır."

Kıbrıs'ta seçimler sonucunda ortaya çıkan iradeyi hesaba katmadan bir politika izlemenin imkanının artık kalmadığını kaydeden Erdoğan, "Hükümeti oluşturma sürecinin bir an evvel tamamlanmasını ve Kıbrıs Türklerinin temel haklarını ve kazanımlarını koruyacak müzakerenin başlamasını bekliyoruz" dedi.

KIBRIS 25/12/2003

Emekli Büyükelçi İlter Türkmen: "Kıbrıs sorunu çözümlenmezse

Emekli büyükelçi ve eski dışişleri bakanı İlter Türkmen, "AB üyeliği konusunda Kıbrıs sorununu çözmeden ya da Türk tarafının sorumlu olmadığını anlatmadan müzakere tarihi alamayız" dedi.

Emekli büyükelçi ve eski dışişleri bakanı İlter Türkmen, "AB üyeliği konusunda Kıbrıs sorununu çözmeden ya da Türk tarafının sorumlu olmadığını anlatmadan müzakere tarihi alamayız" dedi.

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ANSİAD) toplantısına katılan Türkmen, "Seçimden Sonra Kıbrıs'ın Değerlendirilmesi" konusunda görüşlerini açıkladı.

Türkiye'nin dış politikası konusunda 2004 yılının çok önemli olduğunu vurgulayan Türkmen, Irak, Ortadoğu, Kafkasya ve Ermenistan sorunları ile Türkiye-ABD ilişkileri konusunda kısa bir değerlendirme yaptı.

Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması için Kıbrıs sorununu çözmesi gerektiğini anlatan Türkmen, AB'nin son raporunda çözümsüzlüğün Türk tarafından kaynaklandığı görüşünün olduğunu kaydetti.

Türkmen, şöyle devam etti:

"Artık, Kıbrıs'ta imaj değiştirmek gerekiyor. Denktaş ise imajı değiştirmemek için çalışıyor. Annan Planı'nı müzakere etmek gerekir. Bu plan yepyeni bir devlet kuruyor. 6 bin kanun oluşturuluyor. Bu 6 bin kanun üzerinde mutabakata varmak lazım. 1 Mayıs 2004'e kadar çözüm olsun. Çünkü sonrası zor. Bu tarihten sonra Rum kesimi bütün birimleriyle AB'de yerini alacak. Bu 'Ver-Kurtul' meselesi değil. Türkiye, AB'ye üye olmasa bile ortaklık anlaşması devam edecek. Annan Planı'na çeşitli bakış açıları var. Buna makul açıdan bakmalıyız. Annan Planı, Türkiye ile AB ilişkilerinde de bir bağ kuruyor. AB ile müzakere tarihini almak yüzde 90 bizim elimizdedir. Kıbrıs sorununu çözmeden ya da çözümsüzlükte Türk tarafının sorumlu olmadığını anlatmadan müzakere tarihi alamayız."

Türkiye'nin Ortadoğu politikasının çok parlak olmadığını sandığını belirten ve örnekler veren Türkmen 2004 yılı sonunun Türkiye için çok önemli olduğunu vurguladı. İlter Türkmen, AB'ye girebilmek için müzakerelerin çok başarılı geçmesi gerektiğini, çünkü Türkiye'nin üyeliğini 27 ülkenin parlamentosunun onaylayacağını belirtti.

Türkmen, "Bu kolay değil ama imkansız da değil. Müzakere tarihini elde edelim. TBMM çok iyi çalıştı. Yasaların uygulanmasında bazı sıkıntılar var. Türkiye'de yargı ve bürokrasi sorunu var. CHP ile AK Parti arasında dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda bir anlaşmazlık var. Artık kaza çıkmaması lazım" dedi.

KIBRIS 25/12/2003

Sabancı: Kıbrıs sorunu, 2004 yılında muhakkak çözülmeli

Sakıp Sabancı: Kıbrıs durdukça, Avrupa Birliği'nin yolu açılmaz... Bunun anlamı fukaralığa devamdırSabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, 2004 yılında muhakkak Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini söyledi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Sabancı, hükümetin performansının iyi olmaması halinde söylenen işlerin hiçbirinin başarılamayacağını belirterek, şöyle dedi:

"Bu hızla 2004'e girmeliyiz. 2004'e girdiğimiz zaman da söylediğimiz meselelerin daha da iyileştirilmesi için koşacağız ama bir şey unutmayacağız; Kıbrıs... Kıbrıs orada durdukça, yıllar böyle eski kafaya göre devam ettikçe, Avrupa Birliği'nin yolu açılmaz. Bunun anlamı fukaralığa devam... Elin oğlu milli gelirleri tırmandıracak, bizimki olduğu yerde duracak. Bu milletin hakkı yenir. Her şey önemlidir. Her işte çok çalışacağız. Fakat bütün ilgililere diyorum ki, 2004 yılında muhakkak Kıbrıs sorununun çözümü olması gerekir. Türkiye'nin menfaatlerini elbette unutmayacağız."

Sakıp Sabancı, 2004 yılının Türk insanına mutluluk getirmesini dileyerek, "Daha zengin, daha mutlu, daha iyi koşullarda yaşayan Türkler görmek istiyorum. Bunun yolu açıktır, bellidir" dedi.

KIBRIS 25/12/2003

Denktaş Ankara’yı bekliyor

KKTC’de 14 Aralık’ta yapılan seçimleri kazanan 50 milletvekilinin bugün yemin ederek göreve başlamalarının ardından, hükümeti kurma görevinin de Pazartesi günü verilmesi bekleniyor.

Lefkoşa
NTV

26 Aralık 2003— UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Türkiye’deki gelişmeler nedeniyle görevlendirme için Pazartesi gününe kadar beklenmeyi önerdiğini, bunun kendisi ve CTP Genel Başkanı Talat tarafından da uygun bulunduğunu açıkladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yemin töreni için geldiği mecliste, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile yaklaşık 20 dakika görüşmüş ve bu görüşmeye, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Başkanı Mustafa Akıncı da kısa bir süre katılmıştı.

‘TÜRKİYE’Yİ BEKLİYOR’
UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın görüşmede, “Ankara’da yeni bir stratejiyle ilgili çalışmalar sürüyor. Bu toplantıların sonucu Pazartesi ortaya çıkabilir. Türkiye’nin Kıbrıs politikasında değişiklik olup olmadığını gördükten sonra hükümeti kurma görevini vermeyi düşünüyorum” dediğini belirterek, “Biz ve Sayın Talat bunun uygun olacağını söyledik” ifadesini kullandı.

TALAT BAŞKANLIĞINDA HÜKÜMETE ‘HAYIR’
Eroğlu, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulacak bir hükümette yer almalarının söz konusu olmadığını açıklayarak, “Ya bizim başkanlığımızda kurulacak hükümette yer alırız ya da muhalefette kalırız” dedi.
Derviş Eroğlu, Türk Ajansı-Kıbrıs’a yaptığı açıklamada, “Şu anda her iki partinin de tabanının UBP-CTP veya CTP-UBP koalisyonuna sıcak baktığını söyleyemem. UBP’nin olmazsa olmazlardan bir tanesi UBP başkanlığında bir hükümetin kurulması, ikincisi de Annan bel
gesi” diye konuştu.

‘RESMİ BİLGİMİZ YOK’
Eroğlu, “Sayın Talat transferlerden bahseder olmuştur. Transfer olur mu, olmaz mı. Bana göre transfer olmaz, olamaz.B bu beklenti boşa çıkacak bir beklentidir” diye konuştu.
Annan planıyla ilgili Ankara’da yapılan hazırlık çalışmalarının anımsatılması üzerine ise Eroğlu, bu çalışmaların içeriği hakkında resmi bilgileri olmadığını söyledi. Eroğlu, “Resmi düzeyde benim bilgim yoktur. Bildiğim kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bilgisi yoktur” dedi.

‘SÜRECİ BAŞLATMA
K MÜMKÜNDܒ
Talat ise “Anlaşılan Türkiye’deki değerlendirmeleri bekliyor” diye konuştu. Hükümeti kurma görevini vermeyi Türkiye’nin kararına bağlamanın gerekli olmadığını ifade eden Talat, “Sonuçta her durumda uyum şart olduğuna göre görevlendirmeden sonra da Türkiye ile temaslar devam edecek” dedi.
Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı ise görevlendirmenin gecikmeden yapılması gerektiğini söyledi. Akıncı, “Türkiye’deki gelişmeler önemli, ama buradaki süreci de başlatmak mümkündü. Dolayı
sıyla benim böyle bir kararda yerim yok” dedi.

“Kıbrıs AB’ye mazeret olmamalı’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci ve Kıbrıs konularında ilgili başkentlerdeki Türk büyükelçileriyle bir toplantı yaptı.

Ankara
NTV

26 Aralık 2003— Toplantıda Kıbrıs sorununun çözüm yoluna girmesi için Türkiye’nin çaba göstermesi kararı alındı. Toplantıda “Kıbrıs’ın mazeret olarak karşımıza çıkartılmasına fırsat vermeyelim”görüşü ifade edildi.

Türkiye’nin AB ülkeleri, ABD ve KKTC’deki büyükelçileriyle BM nezdindeki daimi temsilcisi, danışmalar için çağırıldıkları Ankara’da dün önce kendi aralarında bir toplantı yapmış ardından Cumhurbaşkanı Sezer tarafından kabul edilmişlerdi.
Bugünkü toplantıda, 2004 yılının kritik önem taşıdığı konusunda görüş birliğine varıldı. Haziran 2004’e kadar Türkiye’nin siyasi kriterleri karşılaması gerektiğinin altı çizildi. Öncelik verilmesi gereken konular asker-sivil ilişkisi, yargının bağımsızlığı, Güneydoğu’d
aki durum, ifade özgürlüğü ve kültürel haklar olarak sıralandı.
Büyükelçiler Kıbrıs sorunu çözülmedi diye AB’nin Türkiye ile müzakereleri başlatmama hakkı olmadığını söylediler. Bununla birlikte sorunun çözüm yoluna girmesinin müzakere sürecinin başlaması
na olumlu katkıda bulunacağı dile getirildi.
Toplantıda “Kıbrıs’ın mazeret olarak karşımıza çıkartılmasına fırsat vermeyelim”görüşü ifade edildi. Türkiye’nin görüşlerinin avrupa kamuoylarına doğru bir şekilde anlatılması için gayret sarfedilmesi de kararl
aştırıldı. Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne üye olacak 8 ülkede görevli Türk büyükelçileri de önümüzdeki günlerde benzer danışmalar için Ankara’ya çağırılacaklar.

Papadopulos: Annan Planı'nı imzalamam

YORGO KIRBAKİ Atina

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı'nın Türk askerlerinin Ada'dan çekilmesi konusunda açık olmadığını, bu nedenle de planın mevcut şekliyle ne imzalanabileceğini ne de referanduma götürülebileceğini söyledi.
Papadopulos, Rum Kesimi'nde yayımlanan Haravgi gazetesindek
i demecinde, "Annan Planı'nda ne güvenlik ne de Türk askerlerinin Ada'dan uzaklaşması konuları açık. Ayrıca önemli boşlukları da var. Bu nedenle imzalanmaya ve referanduma götürülmeye hazır değildir" dedi.
Rum lider, "Eğer Kıbrıs Türk tarafında yapıcı bir
müzakereci bulunursa, Annan Planı'nda yapılacak değişikliklerin Kıbrıslı Türklerin aleyhine olmadığı ve iki toplumun çıkarına olduğu anlaşılacaktır" ded

MILLIYET 26/12/2003

Serdar Denktaş'ın önerisi


KKTC seçimleri sonrasında anahtar parti konumuna gelen DP'nin Genel Başkanı Serdar Denktaş, yeni hükümetin kurulması ve müzakere sürecine ilişkin olarak çıkış yolu bulmanın mümkün olduğu görüşünde. Serdar Denktaş, dün sorularımızı yanıtlarken, öncelikle hükümet kuruluşuyla ilgili tercih ve önerilerini şöyle sıraladı:
1- Hükümeti kurma görevi önce CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilmelidir. Seçimden birinci çıkan parti odur.
2- Bizim ilk tercihimiz bir UBP - CTP koalisyonudur. Bu koalisyon 37 sandalyeye sahiptir. Bizim bu koalisyona girmek gibi bir şartı
mız da olmadan, dışarıdan desteğimiz de söz konusu olur.
3- UBP - CTP koalisyonu, Derviş Eroğlu'nun başbakanlığında olursa, bu modelde biz kayıtsız şartsız destek veririz. Bunun nedeni, Eroğlu başbakan olursa, DP olarak bizim de duyarlılıklarımızı hükümet
programına, protokolüne koyacağına olan güvenimizdir.
4- UBP - CTP koalisyonu olmazsa, biz, dışarıdan destekli CTP - DP koalisyonuna da gireriz. CTP - DP koalisyonu olursa, bunun şartı bizim açımızdan, duyarlı olduğumuz ulusal konulardaki tavrımızın hüküme
t protokolüne yazılması olur.
5- Biz DP olarak bu tablodan hükümet çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ara sürecin zaman kaybına yol açmadan geçirilmesine inanıyoruz. Her lider hükümet kurmak için 15 gün süreyi sonuna kadar kullanmamalıdır. Kuramayacağı belliyse süreyi tamamlamadan görevi geri vermelidir ki yeni bir girişim yapılabilsin. Bundaki amacımız Aralık 2003 - Mayıs 2004 sürecinin boşa harcanmamasıdır.

Birleşme olmaz

DP lideri Serdar Denktaş, partisinin UBP ile birleşmesine dönük öneri ve tartışmalarla ilgili sorumuzu ise şöyle yanıtladı:
"Bu kesinlikle söz konusu değildir. Sayın Talat böyle bir yorum getirdi ama bizim böyle bir düşüncemiz yok. Hükümet kurulması için önerilerimizi ortaya koyuyoruz ve yapıcı bir tutum izliyoruz. Kaldı ki biz hükü
meti kurma görevinin önce Sayın Talat'a verilmesi gerektiğini de söylüyoruz."

Madde madde görüşme

Serdar Denktaş'ın Annan planının görüşülmesiyle ilgili değerlendirmesi ise şöyle: "Annan planının madde madde görüşülmesi kabul edilirse buna varız. Ama çerçevesi üzerinden görüşülmesi halinde, o zaman felsefesi, çerçevesi kabul edilmiş olur ki madde madde görüşülemez. Bu fark önemlidir. Sayın Cumhurbaşkanı (Rauf Denktaş) planın felsefesi sakat derken haklıdır. Geneli üzerinde egemenlik var mı, yok mu diye tartışmak yerine madde madde ele alınıp görüşülmesi daha somut ve faydalı olur."
Serdar Denktaş hem hükümetin kurulması, hem de Annan planının görüşülmesiyle ilgili somut önerilerde bulunuyor. Serdar Denktaş'ın bu yaklaşımı Ankara'nın işini de kolaylaştırabil
ir.
FIKRET BILA 26/12/2003 MILLIYET

ÖNÜMÜZDEKİ 12 AYIN ÇİZELGESİ...

Önümüzdeki dönem, Türkiye'nin randevuları sadece Avrupa Birliği ve Kıbrıs konularıyla dolu geçecek. Meraklılarına bir liste hazırladım:
28 OCAK : Tayyip Erdoğan, Başkan Bush ile Beyaz Saray'da görüşecek
KONU : Irak-Kıbrıs ve AB
1 ŞUBAT : (Tahminen) Kıbrıs'ta görüşmelerin başlaması
KONU : Uluslararası kamuoyunun ikna edilip edilemeyeceği anlaşılacak
04 MART : Yunanistan'da genel seçimler
KONU : Simitis'in kaybedip, kazanması Kıbrıs ve Ege
görüşmelerini etkileyecek
1 MAYIS : Çözüm bulunamadığı taktirde, Kıbrıs'ın tümü adına Rumlar AB'ye tam üye olacak ve veto hakkı elde edecekler.
KONU : Hem çözüm, hem de AB ile ilişkiler etkilenecek
04 HAZİRAN : İstanbul'da NATO doruk toplantısı
KONU : Kıbrıs ve Ege gündemin bir parçası olacak
04 TEMMUZ : Brüksel'de AB doruğu
KONU : Türkiye
04 EKİM : AB Komisyonu, Türkiye konusunda son raporunu yayınlayacak
04 ARALIK : AB doruğu, Türkiye'ye müzakere tarihi verilip verilmemesi hakkındaki kararını verecek.
MEH
MET ALI BIRAND MILLIYET 26/12/2003

Denktaş: Görevlendirme en erken pazartesi

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümeti kurma görevini, Pazartesi'nden önce vermesinin mümkün görünmediğini bildirdi. Meclisteki yemin töreninden önce parti liderleriyle 20 dakika kadar görüştüğünü ifade eden Denktaş, "Temaslar devam ediyor. Bugün ayrı bir görüşme olmayacak. Hazır olduklarında bana gelecekler" dedi.

KKTC'de 14 Aralık'ta yapılan genel seçimlerde seçilen Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesi, düzenlenen törenle yemin etti. ''En yaşlı üye'' sıfatıyla Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu'nun başkanlığında yapılan ilk toplantıya, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel ve Başsavcı Akın Sait de katıldı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, gazetecilerin sorusu üzerine, hükümeti kurma görevini, Pazartesi'nden önce vermesinin mümkün görünmediğini bildirdi.

Meclisteki yemin töreninden önce parti liderleriyle 20 dakika kadar görüştüğünü ifade eden Denktaş, ''Temaslar devam ediyor. Bugün ayrı bir görüşme olmayacak. Hazır olduklarında bana gelecekler'' dedi.

''50 tane gayet güçlü insanının devletin bağımsızlığını koruyacağına dair yemin ettiğini'' kaydeden Denktaş, ''İnşallah devletimiz ilelebet yaşayacaktır ve barışın temelini teşkil edecektir.Onun için de uğraşılacaktır'' diye konuştu.

Meclis'te katiplik görevini, ''en genç iki milletvekili'' sıfatıyla UBP İskele milletvekilleri Kemal Yılmaz ve Hüseyin Avkıran Alanlı yaptı.

İlk yemini ''geçici başkan'' sıfatıyla Derviş Eroğlu yaptı, Eroğlu yemin ederken, üyeler ayakta dinledi. Geçici katiplerin yemininden sonra, ilçelere ve alfabetik sıraya göre milletvekilleri ant içti.

Meclis ''geçici başkanı'', Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Lefkoşa milletvekili İzzet İzcan, Demokrat Parti (DP) Girne milletvekili Ünal Üstel ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Gazimağusa milletvekili Turgay Avcı'ya yemini tekrarlattı.

MİLLETVEKİLLİĞİ ANDI

Cumhuriyet Meclisi'nin 50 üyesi şu şekilde yemin etti:

''Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim.''

HURRIYET 26/12/2003

Denktaş: Ağzına sağlık Baykal

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ‘‘Annan Planı müzakere edilebilir’’ diyen CHP Lideri Baykal ile aynı görüşleri savunduklarını, kendisinin de ‘‘Planı görüşmem’’ demediğini belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CHP lideri Deniz Baykal ile aynı görüşleri savunduğunu belirterek, ‘‘Kendisiyle telefonda görüştüm. Çok güzel bir açıklama yaptıklarını söyledim. Aynı fikirleri savunduğumuz ve bunu dile getirdiği için teşekkür ettim' dedi. Denktaş, ‘Sayın Baykal da bana tam desteklerini bildirerek temas içinde olacaklarını söyledi’ diye konuştu.

Denktaş planı g
örüşmem demediğini vurgulayarak, şöyle devam etti: ‘‘Planın hazırlayıcıları önce felsefesinin konuşulabileceğini, müzakereye açık olduğunu söyler ve iki eşit halk arasında görüşüleceğini vurgularsa o zaman müzakere edersiniz. Ancak referandum tehdidi altında felsefesi kesinlikle müzakere edilemez yaklaşımı ile baskı yapılırsa müzakere olanağı kalmaz. Baykal'ın sözleri de böyle.’’

HURRIYET 26/12/2003

Annan Planı imza için hazır değil

Rum Lideri Papadopulos, ‘‘Türk askerinin Ada'dan gidişi’’ konusunda netlik taşımadığı gerekçesiyle Annan Planı'nın imzaya ve referanduma hazır olmadığını söyledi.

ABD ve Avrupa Birliği Annan Planı'nı kabul etmesi için KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş üzerinde yoğun baskı uygularken, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan planında birçok konunun netleşmediğini belirterek, planın imzaya ve referanduma hazır olmadığını söyledi. Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği özel demeçte ‘‘Halk referanduma katılmaya çağrıldığında ortaya atılacak ilk soru güvenlik ve Türk askerinin gitmesi konusunda ne olacağıdır. Halkın bu sorusuna cevap veremem. Annan planı ne imzalamaya ne de referanduma sunulmaya hazır derken bunu kastediyorum’’ dedi.

Papadopulos, ‘‘İki oluşturucu devletin anayasaları başta olmak üzere, çeşitli mevzuatlarla doldur
ulması gereken boşlukları var.’ dedi.

HURRIYET 26/12/2003

KKTC'de konut sağlanan gazeteciye inceleme

Basın Konseyi, ''Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) bazı gazetecilere konut sağlandığı'' iddialarını incelemeye aldı.

Konsey'den yapılan yazılı açıklamada, Basın Konseyi'nin, gazeteci Metin Münir'in ortaya attığı iddialar üzerine Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde inceleme başlattığı belirtilerek, şöyle denildi:

''Metin Münir, 22 Aralık 2003 tarihli Radikal Gazetesi'nde, Neşe Düzel'le yaptığı söy
leşide, 'Kıbrıs'ta bazı gazetecilere Rum malı verildiğini duyduk. Ama isim vermek istemiyorum' demiştir.

Çok sayıda meslektaşımızı şaibe altında bırakacak bu iddiayla ilgili değerlendirme yapıp gerçeğe ulaşabilmemiz amacıyla, bize yardımcı olması için Mü
nir'e ve KKTC'de ilgili mercilere başvurmuş bulunuyoruz.''

HURRIYET 26/12/2003

Eroğlu: Talat hükümetini kabul etmeyiz

26/12/2003 RADIKAL

KKTC'deki Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulacak bir hükümette yer almalarının söz konusu olmadığını açıklayarak, "Ya bizim başkanlığımızda kurulacak hükümette yer alırız ya da muhalefette kalırız" dedi.
Eroğlu, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açık
lamada, şunları kaydetti:
"Şu anda her iki partinin de tabanının UBP-CTP veya CTP-UBP koalisyonuna sıcak baktığını söyleyemem... Tabii ki biz her şeyden önce ülkenin menfaatleri doğrultusunda bugüne kadar hareket eden bir parti pozisyonundayız. Dolayısıyl
a UBP'nin elbette olmazsa olmazları vardır. Olmazsa olmazlardan bir tanesi UBP başkanlığında bir hükümetin kurulması, ikincisi de Annan belgesi."
UBP yetkili organlarında alınan karar uyarınca, ancak kendi başkanlığında kurulacak bir hükümette yer alabile
ceklerini belirten Eroğlu, "Partimizin kararı ya bizim başkanlığımızda kurulacak bir hükümette yer almak ya da muhalefette kalmak. Ülke menfaatleri gerektirdiği takdirde bizim başkanlığımızda kurulacak bir hükümete girmek. Yani alternatiflerden bir tanesi muhalefette kalmaktır" diye konuştu.

Denktaş'ın görüşmeciliği

Erdal Güven

26/12/2003 RADIKAL

Denktaş'ın görüşmeciliği yine tartışma konusu. Denktaş'la olur mu, olmaz mı sorusu yeniden gündemde.
Bundan sonrası bilinmez ama tam da bulunduğumuz noktada Annan'ın, Denktaş'ın son üç yıllık dönemde sergilediği görüşmeciliği çarpıcı örneklerle anlattığı 1 Nisan 2003 tarihli raporunu anımsamakta yarar var. İşte bazı alıntılar:
'12 Temmuz 2000'de özel danışmanım (De
Soto) liderlere üzerinde düşünmeleri için temel konulara ilişkin bazı ham fikirler sundu. Klerides varsayımsal bir tartışmaya girmek istemese de başlangıç pozisyonundan ayrılma yönünde bir rıza gösterdi. Ancak Denktaş zeminin anlamlı görüşmeler için hazır olmadığı görüşündeydi.
8 Kasım 2000'de süreç ve öze ilişkin yaptığım öneri olmayan sözlü açıklamanın ardından Denktaş dolaylı görüşmelerin miadını doldurduğunu ilan etti ve Ocak 2001 için yaptığım görüşmeleri sürdürme davetimi geri çevirdi. Denktaş bu tut
umunu kamuoyu önünde söz konusu açıklamamı ciddi ölçüde çarpık yorumlayarak sürdürdü. Denktaş özel danışmanımın tüm çabalarına karşı bu çarpıtmalardan vazgeçmedi.
Denktaş BM'nin kapsamlı bir rol oynamasına karşıydı. Denktaş'ın bu tutumu Ankara'dan tam des
tek görüyordu. Doğrudan görüşmeler sürecinde amaç, anlaşmayı Kıbrıs'ın AB'ye katılımı öncesinde bitirmek, böylece AB'ye yeniden birleşmiş Kıbrıs'ın girmesini sağlamaktı. Ancak Denktaş'ın bu konudaki tutumu tutarlı değildi, 4 Aralık 2001 tarihli açıklamasıyla (AB üyeliğine ilişkin olumlu sözler) sık sık ters düşüyordu.
Haziran 2002'ye uzanan süreçte yurttaşlık konusunda önemli bir tartışmaya girilmişti. Denktaş tartışmayı yarıda kesti.
Denktaş'ın geciken yanıtı (Annan Planı için) Kopenhag zirvesi öncesinde
görüşme yapılabilmesi için pek zaman bırakmadı.
Kopenhag zirvesi öncesinde Türk tarafından gelen öneriler (Annan Planı'na ilişkin) ne yazık ki uç derecede genel ve daha ziyade kavramsaldı.
Anlaşmada kullanılacak terminoloji konusunda Denktaş bir öneride
bulundu. Klerides öneriyi kabul etti. Bunun üzerine Denktaş öneriyi geri çekti.
Denktaş 4 Ekim 2002'de varılan görüş birliğine karşın teknik komitelere yapacağı atamaları üç ay geciktirdi. Denktaş'ın geciktirmesi nedeniyle teknik komiteler işe üç ay sonr
a başlayabildi. Var olan zamanın yüzde 60'ı gitmişti. Türk tarafını temsil eden komite üyeleri gönülsüzce ve rezervli hareket ediyordu. Muhtemelen kısıtlayıcı talimatlar alıyorlardı. Zaten Denktaş benim şubat sonundaki Kıbrıs ziyaretimin ardından komitelerin çalışmasını durdurdu.
Türk tarafı Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengenin korunmasına büyük önem veriyordu. Ancak defalarca rica edilmesine karşın bunun nasıl mümkün olabileceğine ilişkin ayrıntıya girmediler.
Denktaş Mayıs 2002'de kendisine sunduğ
um mektubun lafzını ve ruhunu kamuoyuna gerçeğinden hayli farklı yansıttı.
Özel bir görüşmede Denktaş Klerides'e yurttaşlık verilen Türkiyelilerin sayısının 'topu topu 30-35 bin' olduğunu söyledi. Bunun üzerine Klerides
eğer bu rakam doğruysa ve kendisin
e bir liste verilirse tüm bu kişilerin Kıbrıs yurttaşı olabileceğini ve başlangıç pozisyonunda (adaya 1974'ten sonra gelen tüm Türkiyelilerin geri gönderilmesi) ısrar etmeyeceğini belirtti. Denktaş özel danışmanıma bir liste sunmayı kabul etti, ancak bu listeyi hiçbir zaman sunmadı. Dahası, sayıya ilişkin tahminini ufak ufak artırdı ve 60 bine kadar çıkardı.
Ne yazık ki Türk tarafıyla toprak konusunu somut biçimde konuşmak hiçbir zaman mümkün olamadı.
Denktaş Ocak ve Şubat 2003'te planı referanduma sunup
evet sonucu çıkarsa istifa etmekten bahsetti. Ancak 10 Mart'ta Lahey'de referandumu reddetti.'
İşte böyle... Ve Annan toparlıyor:
'Denktaş öze ilişkin konulara girdiğinde hep genel kavramsal noktalara ve Kıbrıs sorununun geçmişine ve bugünkü durumuna ili
şkin kendi hukuki yorumlarına ağırlık verdi. Oysa anlaşma bu hususları geride bırakıp pratik biçimde gelecek için çözümler üretmeyi gerektiriyordu. Bir iki istisnai durum dışında Denktaş al-ver temelinde görüşme yapmaya yanaşmadı.
Denktaş Kıbrıs'ın AB üye
liğini bir fırsat olarak değil, bir tuzak ve bir tehdit olarak görüyordu.
Denktaş 1960'ların çatışmacı ortamından Kıbrıs'ın AB üyeliğinin eşiğinde durduğu bir Avrupa'ya gelindiğini, dünyanın değiştiğini kabul etmiyor.
Çabalarım sırasında Yunanistan'ın gü
çlü desteğini arkamda görmekten memnuniyet duydum. 3 Kasım 2002'de iktidardan düşen Türk hükümeti ise Denktaş'a koşulsuz destek verdi...'
Evet Annan'ın tespitleri böyle... Bugün gelinen noktada Denktaş'ın Annan Planı'na bakışının, dolayısıyla da ortaya ko
yacağı görüşmeciliğin değişeceğine ilişkin hiçbir işaret yok.
Ancak değişen iki nokta var: Türkiye'de Kıbrıs sorununa çözüm isteyen bir hükümetin işbaşına gelmesi ve Kıbrıslı Türklerin çözüm ve AB üyeliği iradesinin meclise taşınması... Bu durumda Denktaş
ya değişecek ya gidecek.

'Referanduma hemen sunmam'

26/12/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı'nı şimdiki haliyle referanduma ve imzaya götüremeyeceğini söyledi. Rum Haravgi gazetesine konuşan Papadopulos, "Annan Planı'nda ne güvenlik ne de Türk askerlerinin adadan çekilmesi konuları sarih. Ayrıca önemli boşlukları da var. Bu nedenle imzalanmaya ve referanduma götürülmeye hazır değildir" dedi.
Ankara'nın Kıbrıs planının yeni olmayacağı ve Annan P
lanı üzerinde Türkiye'nin görüşlerini içereceğini belirten Papadopulos, "Kıbrıs Türk tarafında yapıcı bir müzakereci bulunursa, planda yapılacak değişikliklerin Kıbrıslı Türklerin aleyhine olmadığı ve iki toplumun çıkarına olduğu anlaşılacaktır" diye konuştu. Rum lider, Ankara'daki Kıbrıs zirvesi için de "Türkiye tavrını net ortaya koymalı. Çözümün aranacağı tek adres Annan Planı'dır" dedi. Papadopulos, ABD Büyükelçisi Michael Closson'la görüşmesinde ise, ABD yönetiminin Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ocak sonundaki Washington ziyaretinden önce Ankara'dan müzakerelere başlanmasının isteneceği iddialarını sordu. ABD büyükelçisi bu olayı yalanladı.

Elçilerle AB ve Kıbrıs zirvesi

26/12/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Kıbrıs'ta çözüm için Annan Planı temelinde çözüm arayan Türkiye, çalışmalarına hız verdi. Dışişleri Bakanlığı'nın davetiyle Ankara'ya gelen 15 Türk büyükelçisi, Washington ve Lefkoşa büyükelçileri ile BM Daimi Temsilcisi, çalışmaları 'sürekli ve etkin' biçimde Avrupa kamuoyuna yansıtmakla görevlen
dirildi. Türkiye'nin AB üyeliği yolunda 'kritik bir sürece' girdiğine dikkat çeken diplomatik kaynaklar, "Kıbrıs'taki çözüm bu süreçte kilometre taşı niteliğinde. Ankara'nın çözüm planı işlemeye başladı bile" değerlendirmesini yaptı.

Tüm yollar AB'ye
Hükü
met, Kıbrıs'ta çözüm arayışını gelecek hafta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki zirveyle netleştirmeyi planlarken, büyükelçiler Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal başkanlığında AB Genel Sekreterliği'nde toplandı. Ankara'nın yeni Kıbrıs planına dair büyükelçilere özel ipuçları sunulan toplantıda, izlenecek yol şu mesajlarla aktarıldı:
AB ülkelerinin bekledikleri hızlı bir şekilde Türkiye'ye iletilmeli.
Müzakerelerde görüşmecinin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olması görüşünden vazgeçilmemesi.
Türkiye-AB-Kıbrıs üçgeninde hızlanacak diplomasi trafiği, Ankara'nın çözüm planının temel parçası. Dolayısıyla sürekli toplantılar yapılacak.
Avrupa'daki tanıtım faaliyetleri zenginleştirilecek.
Büyükelçiler daha sonra Sezer ile Çankaya Köşkü'nde görüşüp
AB ülkelerindeki izlenimlerini aktardı. Büyükelçiler, bugün de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek.

Gözler Ankara’da

Denktaş: Görevi vermeden önce tıkanıklığın giderilip giderilmediğini göreceğiz… Türkiye’nin tavrını bekleyeceğiz

Ulusal Birlik Partisi (UBP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümeti, yılın son toplantısını Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da katılımıyla yaptı.

Saat 09.30’da başlayan toplantıda 40 dakika kalan Cumhurbaşkanı Denktaş, bakanlara veda için geldiğini belirterek, geniş tabanlı bir hükümet kurulabilmesi için gereken esnekliğin gösterilmesi isteğini de tekrarladığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümeti kurma görevi vermeden önce tıkanıklığın giderilip giderilmeyeceğini göreceğini, Türkiye’nin tavrının da beklendiğini söyledi.

Denktaş, “Hükümetin kurulması için Türkiye’ye gitmenin gereği yok ama hükümet kurulmadı diye Türkiye’yle istişareden vazgeçilmez, gidilir. Onun için Türkiye’den gelecek haberleri bekleyeceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, toplantıdan çıkarken gazetecilere yaptığı açıklamada, üzüntülü bir günde Bakanlar Kurulu’na geldiğine işaret ederek, ani bir krizle hayatını kaybeden Bakanlar Kurlu Genel Sekreteri Caner Sarphan’ı rahmetle andı, yakınlarına sabır diledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, yılın son toplantısı olduğu için toplantıya katıldığını kaydederek, şöyle konuştu:

“Bazıları seçimi kazanamadığı için büsbütün ayrılacak. Arkadaşlara veda için geldim. Bir yılın çalışmaları esnasında karşılaştıkları zorlukları ve devlete yaptıkları hizmetleri kısaca gözden geçirdik. Kendilerine teşekkür ettim, gelecek dönemde başarılı olmalarını diledim ve bir kez daha daima söylediğim gibi geniş tabanlı bir oluşuma gidilmesi için gereken esnekliği göstermelerini tekrar rica ettim. Maksat bugün yeni yıla girerken Bakanlar Kurulu’na veda etmek için geldim. Ama acı bir günde geldik.”

“TÜRKİYE’DEN GELECEK HAVAYI BEKLEYECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümeti kurma konusunda yapacağı görevlendirmeyle ilgili soruyu yanıtlarken, önce hükümet kurulup kurulamayacağını, tıkanıklığın giderilip giderilemeyeceğini göreceğini, tabiatıyla herkesin Türkiye’den ne hava geleceğini de beklediğini, bugün burada da aynı durumla karşılaştığını açıkladı.

Denktaş, “Türkiye ne diyor? Ne yapacak? Onu herkes bekliyor” diye konuştu. Bir başka soru üzerine kendisine henüz Türkiye’den bilgi gelmediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Herhalde bugün yarın onu da öğrenmiş olacağız” dedi.

EROĞLU: DURUM DEĞERLENDİRMESİ, GEÇMİŞTEN GELEN ÖNERGELER

Başbakan Derviş Eroğlu da toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulu’nun 2003’ün son toplantısını yaptığını belirerek, kurul üyeleriyle durum değerlendirmesi yaptıklarını, geçmişten kalan mevcut önergeleri görüşüp onayladıklarını açıkladı.

Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Caner Sarphan’ın zamansız ölümünden dolayı buruk bir toplantı yaptıklarını belirten Eroğlu, bakanların bir kısmının seçime girmemesi, bir kısmının da seçimi kazanmaması nedeniyle bugün için bir veda toplantısı da olduğunu anlattı.

Başbakan Eroğlu, “Ama neticede ülkedeyiz, KKTC’deyiz, yine arkadaşlarla işbirliği içinde olacağız. İnsan hayatı, partilerin hayatı devam ediyor. Seçimler de demokrasinin gereği olarak yapılıyor. Bir de hükümet kurma arayışı vardır. Kurulur mu kurulmaz mı onun çalışmaları devam edecek. Kurulursa, kurulan hükümet görevi devralıp devam edecek, kurulamazsa erken seçim takvimi başlayacak” dedi.

“KURULAMAZSA ALTERNATİF ERKEN SEÇİM”

Derviş Eroğlu, bir gazetecinin sorusu üzerine, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün erken seçimin düşünülmemesini ve geniş tabanlı mutabakat hükümeti kurulması tercih ettiklerini söylemesini değerlendirirken şöyle konuştu:

“Bizler de Kıbrıs’ta bir hükümet arayışı içindeyiz ama bu hükümet kurulamazsa alternatiflerden biri de erken seçimdir. Seçime başvurma mecburiyetinde kalırsak elbette erken seçimden kaçınılamaz.”

Eroğlu, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın erken seçim için normal prosedürü beklemeden süreyi kısaltma teklifiyle ilgili görüşünü soran gazeteciyi yanıtlarken de “O onun görüşü. Demek istiyor ki sadece hükümeti kurma çalışmasını başlatmak üzere kendilerine görev verilsin, hükümeti kurmazsa erken seçime gidilsin. Halbuki anayasa, diğer parti temsilcilerine de hükümeti kurma görevi verilmesini emrediyor. Dolayısıyla o konu herhalde o noktaya gelirsek değerlendirilecektir” diye konuştu.

“GÖREV VERİLİNCE DETAYLI GÖRÜŞÜLECEK”

Hükümet kurma arayışları çerçevesinde siyasi partilerin temaslarından bugüne dek bir sonuç alınamadığını hatırlatan bir gazetecinin “Erken seçime kesin gözüyle bakılabilir mi?” şeklindeki sorusuna da Eroğlu, “Henüz herhangi bir arkadaş Cumhurbaşkanımız tarafından görevlendirilmemiştir. Bu temasların daha ziyade ön temaslar şeklinde değerlendirilmesi gerekir. Hükümeti kurma görevi bir arkadaşımıza verildikten sonra o zaman herhalde daha detaylı görüşmek, konuşmak ve mutabakata varılabilir mi, varılamaz mı, bunların arayışı içine girmek gerekecek” karşılığını verdi.

HALKIN SESI 26/12/2003

Serdar Denktaş: Tıkaç olmayacağız

Serdar Denktaş: UBP’ye desteğimiz yanlış anlaşıldı… Birleşme diye birşey yok

Akıncı: Hükümeti kurma görevinin birinci partiye verilmesi konusunda 3 parti mutabık

Hükümet arayışları çerçevesinde dün Demokrat Parti (DP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yetkilileri bir araya geldi. BDH Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmeye DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Kudret Akay ve Engin Arı’yla birlikte katılırken, BDH kanadından da genel başkan Mustafa Akıncı ile Özker Özgür hazır bulundu.

Parti başkanları, bir saat süren görüşme sonrası basına açıklamalarda bulundu.

Serdar Denktaş, seçim sonuçlarının DP’ye hem “anahtar” hem de “tıkaç” görevi verdiğini belirterek, “Tıkaç görevi” yapmayacağız derken, Mustafa Akıncı, hükümeti kurma görevinin birinci partiye verilmesi konusunda 3 partinin mutabık kaldığını, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun hükümet kurma talebini daha fazla ileri götürmemesi gerektiğini söyledi.

SERDAR DENKTAŞ

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, seçim sonuçlarıyla ilgili “hayırlı olsun” demek üzere gerçekleştirdiklerini belirttiği ziyarette içinde bulunulan süreci de değerlendirdiklerini ve son derece yapıcı, saygıya dayalı bir görüşme olduğunu kaydetti.

Hükümet kurma yaklaşımlarının gelecek hafta içerisinde daha bir hareketleneceğini söyleyen Denktaş, DP olarak hükümet kurma görevinin öncelikle seçimden birinci parti konumunda çıkan CTP’ye verilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını; dört partili bir koalisyon hükümetine çok sıcak baktıklarını; başarılamaması halinde ise oluşması gerekli hükümetin, geniş tabanlı olması açısından CTP-UBP hükümeti olması gerektiğini kaydetti.

“DP İLE UBP BİRLEŞECEK DİYE BİRŞEY YOK”

UBP’ye desteklerinin yanlış anlaşıldığını da belirten Denktaş, “DP’yle UBP birleşecek” diye bir şey olmadığını vurguladı. Serdar şunları kaydetti:

“UBP böyle bir hükümeti kurma görevi alması halinde UBP’ye, bizim hassasiyetlerimizi de koruyacağına inandığımız için koşulsuz Eroğlu başkanlığında kurulacak bir UBP-CTP hükümetine destek vereceğimizi söylemiştik, dışarıda kalsak da. Bu konudaki yaklaşımımız devam ediyor. Bu öyle bir algılandı ki son iki günden beridir ‘DP ile UBP birleşiyor mu?’ diye sorular gelmektedir. Böyle bir şey yok. DP kendi tabanı, kendi güçlü yapısıyla bir parti olarak devam edecektir.”

Serdar Denktaş, 3’lü bir koalisyona taraf olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık, bu konudaki görüşünü gerek CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat’a, gerek Akıncı’ya bildirdiğini ve daha fazla yorumunu yapmak istemediğini belirtirken, bugün için denenmesi gereken iki öncelikli seçenek bulunduğunu; bunların mutlaka görüşülmesi ve sonuna kadar zorlanması gerektiğini söyledi. “Şu anda o kapı kapalıdır bizim için” diyen Denktaş, “erken seçim mi daha açık bir kapı sizin için” şeklindeki soru üzerine ise, erken seçimin de şu an için gündemde olmadığını, ancak gündeme getirilmek isteyenler olması ve başka hiçbir seçenek kalmaması halinde o seçeneğin de hayata geçebileceğini kaydetti. Denktaş, bunun en büyük olasılık gibi görünmesine rağmen şu an için seçenekleri arasında olmadığını da ekledi.

“PARTİDEN İSTİFA SİYASİ HATA..”

“Yemin törenin ardından DP’den bir milletvekilinin istifa ederek bağımsız olacağı” konusundaki iddiaları da bir başka soru üzerine yanıtlayan Serdar Denktaş, bu konularda epeyi spekülasyonlar bulunduğunu belirtti ve “Tekrar tekrar ve altını çizerek söyleyeyim, böyle bir beklenti içerisinde değiliz ve böyle bir şey olmayacağını da kesin olarak ortaya koyuyoruz. Böylesi bir önemli dönemde herhangi bir partiden herhangi bir milletvekilinin böyle bir harekete kalkışması her şeyden önce büyük bir siyasi hatadır. O nedenle hiçbir partiden böyle bir hareket gerçekleşeceğine inanmıyorum.”

AKINCI: GÖREV BİRİNCİ PARTİYE VERİLMELİ

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ise, modelden çok hedefle ilgili olduklarını; hedefin de mayısa kadar Annan Planı zemininde bir çözüm ve birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesinin temini olduğunu yineleyerek böylelikle Türkiye’nin de 2004 Aralık ayında beklediği tarihi almasının sağlanacağı ve tüm tarafların kazançlı çıkacağı bir yolun izlenebileceğini kaydetti.

Modelle ilgili tartışmaya girmeyeceğini belirterek kendisine o konuda soru sorulmasını istemeyen Akıncı, hedefle ilgili olarak Türkiye’nin bu konudaki net tavrının da anlaşılmasını arzu ettiğini belirterek, önümüzdeki hafta daha net bir resim görünebileceği ve seçeneklerin de daha belirgin hale gelebileceği düşüncesini dile getirdi.

Akıncı, hükümeti kurma görevinin birinci gelen partiye verilmesi konusunda 3 partinin mutabık olduğunun anlaşılmakta olduğunu belirterek şöyle dedi: “Dolayısıyla Sayın Eroğlu’nun da herhalde bu talebini daha fazla ileri götürmemesi gerekecek. Yani ‘işte benim 25’im var onun için bu görevi ben almalıyım’ yaklaşımından da vazgeçecek, Sayın Serdar Denktaş’ın bir kere daha yaptığı bu açıklamadan sonra.”

HALKIN SESI 26/12/2003

‘Parayı veren vekili alır’

Daha önce “satılık gazeteciler” olduğu yönünde duyumlar alan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu kez de “satılık milletvekilleri” olduğunu işitti!.. Cumhurbaşkanı Denktaş’a göre kimi milletvekilleri, kim fazla para verirse o partiye geçmeye hazırlanıyor...

“İstifa edecek bazı milletvekilleri önce bağımsız kalacaklar, sonra da parayı en fazla veren partiye geçecekler şeklinde duyumlar aldık, inşallah doğru değildir”

Denktaş’ın “Tüm partilere eşit mesafedeyim” sözü de 24 saat “geçerli” oldu. Denktaş, bir heyeti kabulü sırasında dün yaptığı açıklamada, seçimde hükümete tepki olarak muhalefete oy

verenlerin pişmanlık duymaya başladığını iddia etti...

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün yine tarihi açıklamalar yaptı. Denktaş seçimlerde milletvekilliğini kazanan bazı kişilerin mensubu oldukları partiden ayrılarak, başka partilere gideceği konusunda bazı duyumlar aldığını söyleyerek, “İstifa edecek bazı milletvekilleri önce bağımsız kalacaklar, sonra da parayı en fazla veren partiye geçecekler şeklinde duyumlar aldık, inşallah doğru değildir.Bu safhada saf değiştirmek halkın beklediği ve istediği bir şey değildir ve saf değiştirenler de halkın indinde puan kaybeder ve bir daha da yüzüne bakamaz. Hele hele kendini seçmiş olanların yüzüne bakamaz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini hangi gün vereceğine ilişkin olarak da siyasi partiler arasında bu konudaki temasların devam ettiğine dikkati çekerek, “Aldığım hava bu olmuştur. Dolayısıyla onlar bana, ‘temaslar artık sona ermiştir. Biz hazırız. Yahut falan hazırdır’ diye ne gün gelirlerse o gün ben de kararımı vereceğim” dedi.

Denktaş, “Hükümetin kurulması için Türkiye’ye gitmenin gereği yok ama hükümet kurulmadı diye Türkiye’yle istişareden vazgeçilmez, gidilir. Onun için Türkiye’den gelecek haberleri bekleyeceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümeti kurma konusunda yapacağı görevlendirmeyle ilgili soruyu yanıtlarken, önce hükümet kurulup kurulamayacağını, tıkanıklığın giderilip giderilemeyeceğini göreceğini, tabiatıyla herkesin Türkiye’den ne hava geleceğini de beklediğini, bugün burada da aynı durumla karşılaştığını açıkladı.

Denktaş, “Türkiye ne diyor? Ne yapacak? Onu herkes bekliyor” diye konuştu. Bir başka soru üzerine kendisine henüz Türkiye’den bilgi gelmediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Herhalde bugün yarın onu da öğrenmiş olacağız" dedi.

“Türkiye yetkilileri biz gitmeden onlar gelsin diyor. Hükümet kurulmadan önce Ankara ziyareti söz konusu mu?” diye soran gazeteciyi yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Türkiye’ye hükümet kurulmadan önce de gidilir, kurulduktan sonra da gidilir, Türkiye’ye daima gidilir. Türkiye bizim Anavatanımız” karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Yani hükümetin kurulması için…” diye sorusunu yineleyen gazeteciyi “Hayır hükümetin kurulması için Türkiye’ye gitmenin gereği yok ama hükümet kurulmadı diye Türkiye’yle istişareden vazgeçilmez, gidilir. Onun için Türkiye’den gelecek haberleri bekleyeceğiz” diyerek yanıtladı.

Geniş tabanlı hükümet ısrarı

Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde geniş tabanlı bir hükümet kurulması gerektiğini, Anavatan Türkiye’nin de kendisinin de dileğinin bu olduğunu söyledi.

“Seçimler arkada kalmıştır, şimdi hükümet kurma safhasındayız” diyen Cumhurbaşkanı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının verdiği mücadele sonrasında kurduğu devletinin varlığının devamının önemli olduğunu vurgulayarak, hükümeti kuracak olan siyasi partilerin bu konuda mutabık kalmalarının gerekliliğine dikkati çekti.

Denktaş, “Taraflardan biri ‘Canım devlet önemli değil, egemenlik önemli değil. Bakalım biz ne çıkarırsak kardır’ diyerek konuya yaklaşırsa ve diğeri de ‘Hayır, devletimizin varolması şartıyla ben varım’ derse o zaman işimiz zor” şeklinde konuştu. Denktaş, bu konuda şunları söyledi:

“Bu kadar yıl devletimizi, bayrağımızı altımızdan almamaları için mücadele verdik. Ancak şimdi yine bizden istenen, devletten vazgeçmemizdir. Seçimler bunun cevabını verdi. Halk uzlaşma istiyor, ‘ama kazanımlarımızı, yani devletimizi koruyarak’ diyor. Verilen mesaj bu kadar basittir. Onun için seçilmiş olan partiler, bu mesajı iyi hazmetsinler, seçim atmosferini arkada bıraksınlar, bundan sonra halka nasıl hizmet edeceğiz ve Rumlara külahı nasıl kaptırmayacağız konusunda birleşsinler, güzel bir yola girsinler. Bizim temennimiz budur.”

“Erken seçim akıl harcı değildir”

Erken seçime gitmenin akıl işi olmadığını iddia eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Yeni bir seçime gitmek akıl harcı değildir. İnşallah bu düğümü çözerler ve yeni seçime gitmek gereği kalmaz” dedi. Denktaş, şunları söyledi:

“Yeni bir seçim, hem halk arasında gerginlik yaratır hem de normal devlet idaresini aksatır, durdurur, herkes seçime dönük yaşam sürdürmeye başlar. Tekrar bunu yaşamak akıl harcı değildir. İnşallah bu gerekli olmaz...”

YENIDUZEN 26/12/2003

Meclis’te ilk buluşma!..

14 Aralık’ta yapılan milletvekilliği genel seçimini kazanarak Cumhuriyet Meclisi’ne girmeye hak kazanan 50 milletvekili bugün ant içerek resmen göreve başlayacak.

Anayasa uyarınca seçim sonuçlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonraki 10’uncu güne denk gelen yarın saat 10:00’da kendiliğinden toplanacak olan Cumhuriyet Meclisi’ne “en yaşlı üye” sıfatıyla UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu başkanlık edecek.

“En genç iki milletvekili” sıfatıyla UBP İskele Milletvekili Kemal Yılmaz ile yine UBP İskele Milletvekili Hüseyin Avkıran Alanlı da katip olarak görev yapacaklar.

14 Aralık Pazar günü yapılan milletvekilliği genel seçiminde yarışan 7 siyasi partiden 4’ü mecliste temsiliyet hakkı elde etti. Mecliste CTP-BG’nin 19, UBP’nin 18, DP’nin 7 ve BDH’nın da 6 sandalyesi oldu. 50 milletvekili 5 yıl süreyle göreve yapmak üzere seçildi.

Cumhuriyet Meclisi’ndeki ant içme töreninin ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın hükümeti kurma görevini mecliste temsil edilen partilerden birinin başkanına veya bir milletvekiline vermesi gerekiyor.

YENIDUZEN 26/12/2003

''Plan bu haliyle imzalanabilir''

8 Ocak–28 Şubat 2003 tarihleri arasında, Annan Planı’nın müzakerelerine KKTC adına görüşmelere katılan Prof. Ergeç, ZAMAN gazetesinde konuştu:

Annan Planı’nın müzakere edilip edilemeyeceği yönünde Ankara–Lefkoşa hattında yoğun bir mesaj trafiği yaşanırken Prof. Dr. Ergeç, Zaman'a planla ilgili önemli açıklamalar yaptı

“Plan bu haliyle imzalanabilir. Ama bazı konuların netleştirilmesinde fayda var. Hükümetin Annan Planı’nı temel kabul edip, müzakere niyetinde olması bu yüzden çok önemli. Mesela, anlaşmanın imzalanmasından sonraki ilk 6 yıl göç yok”

8 Ocak–28 Şubat 2003 tarihleri arasında, Annan Planı’nın müzakerelerine Kuzey Kıbrıs heyeti adına katılan Ord. Profesör Ruşen Ergeç, çözüm paketinin uzlaşılamaz olduğu görüşüne katılmıyor. Zaman’a konuşan Ergeç, 3 kez değiştirilen pla-nın Türk tarafı lehine tavizler içerdiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı Kıbrıs planı, müzakere masası dışındaki güncelliğini koruyor. Görüşmelerde yer alan Ord. Prof. Dr. Ruşen Ergeç, Annan Planı’nın ideal olmasa da en elverişli çözümü sunduğunu söyledi. Ergeç, Kuzey Kıbrıs yönetiminin ortaya koyduğu tezlerin aksine Annan Planı’nın Türk tarafının lehine tavizler içerdiğini belirterek, “Uygun bir görüşme zemini oluşturan plan abartıldığı kadar kötü değil.” dedi. Brüksel’deki ULB Üniversitesi’nde anayasa hukuku profesörü olan Ergeç, 8 Ocak–28 Şubat 2003 tarihleri arasında planı müzakere eden komitelerde bulunmuştu.

Annan Planı’nın müzakere edilip edilemeyeceği yönünde Ankara–Lefkoşa hattında yoğun bir mesaj trafiği yaşanırken Prof. Dr. Ergeç, Zaman'a planla ilgili önemli açıklamalar yaptı. Konuya ilişkin pek çok kişinin görüş beyan ederek halkın kafasını karıştırdığına işaret eden Ergeç, meseleye vakıf biri olarak plan için, “Kesinlikle müzakere edilebilecek bir belge." nitelendirmesinde bulundu.

“İskambil şatosu çökebilir”

Hükümetin Annan Planı’nı esas kabul ederek yeni teklifler getirmesini de, “Olumlu bir adım.” diye yorumlayan Ergeç, teklif paketini, karşılıklı uzlaşmalarla ortaya çıkan iskambil şatosuna benzetiyor. Planın 3 defa görüşülerek Türk tarafı lehine değiştirildiğine işaret eden Ergeç, “Ancak tavizin bir sınırı var. Plan çok hassas dengeler ortaya çıkardı. Kartın birini çekerseniz iskambil şatosu çökebilir.” dedi.

Avrupa Birliği’nin kelime oyunlarını bir tarafa bırakıp Kıbrıs’ı bir şart olarak Türkiye’nin önüne getirdiğini belirten Ergeç, sorunun çözülmemesi durumunda Brüksel’in Ankara ile müzakerelere başlamayacağını söyledi. Bir an önce Annan Planı çerçevesinde görüşmelere başlanılmasını tavsiye eden Ergeç, “Türkiye, Kıbrıs sorununu AB’den müzakere tarihi almak için değil, çözmek zorunda olduğu için çözmeli.” şeklinde konuştu.

Ergeç, planın Türk tarafı tarafından kabul, Rumlar tarafından reddedilmesinin KKTC’nin tanınmasına yol açacağına inanıyor. Ord. Prof. Dr. Ruşen Ergeç, Annan Planı hakkında en çok tartışılan konularla ilgili görüşlerini açıkladı:

Nüfus

Anlaşma’nın imzalanmasından sonra ilk 6 yıl Güney’den kimse Kuzeye gelemeyecek. 6 yıl sonra başlayacak göç, toplam Türk nüfusunun yüzde 7’sini geçemeyecek. Bu rakam 7. senede yüzde 10; 11 ve 15 yıllar arasında da yüzde 14’e kadar çıkabilecek. Ancak 15. yılın sonunda yüzde 21’i geçemeyecek. Eğer 15 yıl sonra hakikaten sorunlar devam ederse, o zaman zaten mesele biter. Ama 15 yıl içinde iki toplumun birbirine daha da yakınlaşacağını düşünmek ve 15 yıl içinde Türkiye’nin AB sürecinin nereye varacağını da hesaplamak lazım. Ayrıca, AB bu planı desteklemekle 4 temel prensibinden biri olan serbest dolaşımdan da taviz veriyor.

Siyasi yapı

Federal ve mahalli olmak üzere iki seviyeden oluşuyor. Federal seviyede Senato’da 24’er Türk ve Rum var. Federal seviyedeki Temsilciler Meclisi ise nüfus oranına göre şekillenecek. Kuzey’in de Güney’in de kendi anayasası ve kendi meclisi olacak. Türk tarafında yüzde 21’e kadar ulaşabilecek olan Rum nüfus Türk parça devleti seçimlerinde bir etki oluşturabilir; ancak federal seçimlerde sadece Rum tarafındaki partilere oy verebilirler. Dolayısıyla federal seviyede Türk tarafını etkileme güçleri yok. Bu mesele revize edilen Annan Planı’nda düzeltildi. Bizim için en tehlikeli kısım buydu. Eski şekliyle ben de planın imzalanmasına karşıydım. Ama düzeltildi. Bütün kanunları hem Meclis’in hem de Senato’nun onaylaması gerekiyor. Plan, Türklere bütün Kıbrıs nüfusunun yüzde 20’sini oluşturmasına rağmen veto hakkı veriyor. Ayrıca polis, istihbarat, vatandaşlık, ikamet, oy gibi bütün önemli kanunlarda her iki parça devlet meclisinin onayları gerekiyor.

Yeni devlet

Belgede birçok yerde Annan Planı ile yeni bir devletin kurulduğu, “new state of affairs” ifadesi ile vurgulanıyor. Planı iyi okursanız aslında dolaylı olarak KKTC’yi de tanıyor. Plan hem KKTC’nin hem de Rumlar tarafından temsil edilen ve dünyada tanınan Kıbrıs devletinin sonunu getiriyor ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adında yeni bayrağı olan yeni bir devlet ihdas ediyor. Bu yeni devletin Türkiye’nin müstakbel AB üyeliğini veto edemeyeceği kayda geçiriliyor.

Mülk

Plan mümkün olduğu kadar tazminat formülünü teşvik ediyor. 2 Türk, 2 Rum ve 3 de yabancı olmak üzere 7 kişiden oluşacak bir Mülk Kurulu’nu öngörüyor ve mülkiyetle ilgili başvuruların buraya yapılmasını zorunlu kılıyor. Rumların Kuzey’de kalmış mallarını uzun süreli kiraya vermeleri için teşvikler var. Sonuçta Rumların hepsi gelip mülklerine sahip çıkmak isterlerse Türk devletinin topraklarının yüzde 21’ini aşmama sınırı var. Rum nüfusu, Türk kesiminde yüzde 21’i geçtiği an göç durdurulur.

Vatandaşlık

Planda 2 vatandaşlık var. Federal ve parça devlet seviyesinde. 1963 yılında vatandaş olanlar ve çocukları yeni cumhuriyetin vatandaşı olarak kalacaklar. Bunun haricinde Plan Rumların büyük itirazına rağmen 45 bin kişiye kadar sonradan adaya yerleşenlere de vatandaşlık verecek. Rumlar, Türkiye’den gelenlerin hepsinin dönmelerini istiyordu, Annan yarısının kalmasını karşı tarafa kabul ettirdi. Rumların tezi uluslararası hukuk açısından hepsinin dönmesi gerektiği ve uluslararası hukukta da önemli dayanakları var.

Asker

Her iki taraf da adadaki asker sayısını 6 binle sınırlandıracak. Bu askerler garnizondan çıkarken izin alacak. Bu sınırlama Rum tarafı için de geçerli olacak. Ada silahsızlandırılacak. Türkiye AB üyesi olduğunda bütün askerler adadan çekilecek. Yani Türkiye AB’ye üye olmadıkça 6 bin Türk askeri adada kalacak. Planda Türkiye’nin garantörlük haklarını koruyan yeteri kadar atıf var.

Egemenlik

Tam egemenlik meselesi dünyada tartışmalı. Kıbrıs’ta tam egemen kalayım demek “evleneyim; ama bekar kalayım, evlenelim ama ayrı evlerde oturalım, birbirimizin evine gidip gelmeyelim” demek gibi bir şey.

Ord. Prof. Dr. Ruşen Ergeç, Kıbrıs’ta gelinen son durum ve muhtemel kritik gelişmelerle ilgili sorularımıza şu cevapları verdi:

Türk tarafı imzalar, Rumlar imzalamazsa ne olur?

Rumlar tamamen suçlu duruma düşerler. BM ve AB Ankara’ya baskı yapamaz. Ankara, dünya kamuoyuna dönüp, “Ben elimden geleni yaptım; ama Rumlar kabul etmiyor. Artık KKTC’yi tanıyın” der. Eminim o zaman KKTC’yi tanıyan ülkeler olacaktır. Bu durumda AB iki bağımsız Kıbrıs devletini üye yapmaya doğru gidebilir.

Plan bu haliyle imzalanır mı?

İmzalanabilir. Ama bazı konuların netleştirilmesinde fayda var. Hükümetin Annan Planı’nı temel kabul edip, müzakere niyetinde olması bu yüzden çok önemli. Mesela, anlaşmanın imzalanmasından sonraki ilk 6 yıl göç yok. 15 yıl sonra da Kuzey’deki Rum oranı yüzde 21’e kadar çıkabilecek. Ancak bu yüzde 21 hangi nüfusa göre tespit edilecek? O yüzden plana “anlaşmanın yürürlüğe girdiği günkü nüfus esas alınır” gibi bir netlik kazandırılabilir. Aksi takdirde Rumlar nüfusu şişirebilirler.

Göç sınırlandırılabilir mi?

İlk Annan Planı’nda Kuzey’e gelecek nüfus yüzde 35’ti. Sonra bu rakam yüzde 21’e kadar çekildi. Bu teklif edilebilir; ancak kendi içinde rizikolar içeriyor. O zaman da Rumlar başka taleplerle gelirler. Zaten Klerides’e ‘göç sınırlansın’ teklifi götürüldüğünde “O zaman siz de biraz daha toprak verin” dedi.

Rumlar çözümden sonra mülkiyet, serbest dolaşım gibi konuları AB Adalet Divanı ile AİHM’ye götürüp, imtiyazlar elde edebilirler mi?

Müzakerelerde bu konuya özellikle dikkat çektim. Burada iki meseleye dikkat çekmek lazım. Birincisi, Lüksemburg’daki AB Adalet Divanı... AB Adalet Divanı, anayasa seviyesinde bir anlaşmaya itiraz edemez. Annan Planı kabul edildiği takdirde temel anlaşma seviyesine ulaşır ve AB Adalet Divanı’nda dava açılamaz. İkincisi ise AİHM. Burada Rum vatandaşları serbest dolaşım ve mülk konusunda dava açabilirler. Mülk konusunda bir şey çıkaramazlar; ama serbest dolaşım konusunda AB mevzuatında “AB vatandaşı istediği yerde ikamet eder” ilkesi var. Buradan dava açabilirler. Ancak bu durumda da Türk tarafı ‘kamu düzenini korumak amacıyla serbest dolaşıma kısıtlamalar getirdik’ şeklinde bir savunma yapabilir ve sanıyorum bu savunma da kabul görür.

Eşzamanlı çözüm mümkün mü?

Ben konfederasyon planları hazırlarken bu teklifi gündeme getirdik. Yani Türk tarafına müzakere tarihi verilsin ve mesele çözülsün. Annan’a da bu söylendi. Annan bunu planına koymadı. Bu teklif yapılabilir; ama AB’nin kabul etmesi zor görünüyor.

Kuzey’e göç eden Rumların oy hakkı sınırlanabilir mi?

Bu zaten yapıldı. Federal seçimlerde Kuzey’deki Rumlar sadece Güney’deki partilere oy verebilecekler. Bunun ötesinde bir sınırlama girişimi AİHM’den döner.

YENIDUZEN 26/12/2003

''Görev CTP’ye verilmeli''

DP genel Sekreteri Havalı:

"Görev CTP’ye verilmeli"

Demokrat Parti Genel Sekreteri Kemal Havalı, seçimlerden birinci parti olarak çıkması nedeniyle hükümeti kurma görevinin CTP-Birleşik Güçler’e verilmesi gerektiğini söyledi.

Havalı, bu açıklamayı dün akşam Kıbrıs FM’de katıldığı Aysu Basri’nin programında yaptı.

DP-BDH heyetlerinin görüşmesi sürerken radyo programına katılarak soruları yanıtlayan Kemal Havalı, “Cumhurbaşkanı Denktaş hükümeti kurma görevini öncelikle CTP’ye vermelidir. Eğer CTP hükümeti kuramazsa ve görevi Eroğlu alır, o zaman Eroğlu’nun başkanlığında bir UBP-CTP hükümetine destek veririz. Hiç kimse kimseye koşulsuz destek vermez. UBP’ye bazı koşullarımızı protekolde yer vereceğine inandığımız için böyle bir destek veriyoruz” şeklinde konuştu.

YENIDUZEN 26/12/2003

Vekiller bugün yemin ediyor

GÖREVE BAŞLIYORLAR... 14 Aralık'ta yapılan genel seçimi kazanarak Cumhuriyet Meclisi'ne girmeye hak kazanan 50 milletvekili bugün ant içerek resmen göreve başlıyor

EROĞLU, BAŞKANLIK EDECEK... Anayasa uyarınca seçim sonuçlarının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonraki 10'uncu güne denk gelen bugün saat 10.00'da kendiliğinden toplanacak Cumhuriyet Meclisi'ne "en yaşlı üye" sıfatıyla UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu başkanlık edecek

14 Aralık'ta yapılan genel seçimi kazanarak Cumhuriyet Meclisi'ne girmeye hak kazanan 50 milletvekili bugün ant içerek resmen göreve başlıyor.

Anayasa uyarınca seçim sonuçlarının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonraki 10'uncu güne denk gelen bugün saat 10:00'da kendiliğinden toplanacak Cumhuriyet Meclisi'ne "en yaşlı üye" sıfatıyla UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu başkanlık edecek.

"En genç iki milletvekili" sıfatıyla UBP İskele Milletvekili Kemal Yılmaz ile yine UBP İskele Milletvekili Hüseyin Avkıran Alanlı da katip olarak görev yapacak.

Genel seçimde yarışan 7 siyasi partiden 4'ü mecliste temsiliyet hakkı elde etti. Mecliste CTP-BG'nin 19, UBP'nin 18, DP'nin 7 ve BDH'nın da 6 sandalyesi oldu. 50 milletvekili 5 yıl süreyle göreve yapmak üzere seçildi.

Cumhuriyet Meclisi'ndeki ant içme töreninin ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümeti kurma görevini mecliste temsil edilen partilerden birinin başkanına veya bir milletvekiline vermesi gerekiyor.

Milletvekilliği andı

Cumhuriyet Meclisi'nin 50 üyesi şu şekilde ant içecekler:

"Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim."

Meclis İçtüzüğü uyarınca önce meclis geçici başkanı başkanlık kürsüsünden, sonra geçici katipler, ardından da seçim bölgeleri ve alfabetik sıraya göre milletvekilleri ant içecekler. Geçici başkan ant içerken milletvekilleri ayakta dinleyecek.

Başkanlık divanı seçimleri

Anayasa uyarınca 5'inci Dönem 1'inci Yasama Yılı'nın ilk toplantısında, meclis bakanı, meclis başkan yardımcısı ve "yeterli sayıda" katip ve idare amirinden oluşan ve 3 yıl görev yapacak olan Başkanlık Divanı seçimlerine de geçilecek. Başkanlık Divanı seçimlerinin 26 Aralık'tan itibaren 10 gün içinde tamamlanması gerekiyor. Meclis başkanı ve başkan yardımcısı seçimleri gizli oyla yapılacak ve ilk dört oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu (26 oy) aranacak. Dördüncü oylamada da salt çoğunluk sağlanamaması halinde bu oylamada en çok oyu alan iki aday için oylama yapılacak ve en fazla oyu alan aday seçilmiş olacak.

Anayasanın 83'üncü maddesi Başkanlık Divanı'nın meclisteki grupların sayılarıyla orantılı olarak oluşturulmasını öngörüyor.

Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı tarafından yapılan çağrıda, halk ve eski parlamenterler, ant içme töreninin yapılacağı 5'inci Dönem 1'inci Yasama Yılı'nın ilk toplantısını izlemeye davet edildi.

KIBRIS 26/12/2003

DP: Görev Talat'a verilmeli

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve parti genel sekreteri Kemal Havalı'dan, hükümet kurma görevinin CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilmesi gerektiği yönünde mesajlar geldi

UBP'YE DESTEĞİMİZ YANLIŞ ANLAŞILDI"... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, parti olarak hükümet kurma görevinin öncelikle seçimden birinci parti konumunda çıkan CTP'ye verilmesi kanaatinde olduklarını söyledi. Serdar Denktaş, UBP'ye desteklerinin yanlış anlaşıldığına işaret ederek, "DP'yle UBP birleşecek" diye bir şey olmadığını vurguladı

"CTP-BG'DE POLİTİKAYI İYİ BİLEN İNSANLAR VAR"... DP Genel Sekreteri Kemal Havalı da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümeti kurma görevinin öncelikle CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilmesi gerektiğini söyledi. CTP-BG'nin, 14 Aralık seçimlerinde en fazla milletvekili çıkartan parti olduğunu vurgulayan Havalı, bu partide görev yapan kişilerin politikayı iyi bilen insanlar olduğuna işaret etti

"ÖNCE TALAT, OLMAZSA EROĞLU"... Kemal Havalı, Talat'ın hükümeti kurma yönünde bir adım atmaması halinde bu görevin, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na verilmesi gerektiğini belirtti. Havalı, "DP olarak, Eroğlu'nun önceki çalışmalarını takip etmiştik ve UBP'nin kuracağı bir hükümete destek vereceğimizi beyan etmiştik. Ancak, hiçbir şahıs, hiçbir örgüt, hiçbir siyasal parti, hatta insanın anne ve babası dahi koşulsuz olarak birini desteklemeye devam edemez" dedi

"UBP, TALEBİNİ DAHA FAZLA İLERİ GÖTÜRMEMELİ"... DP yetkilileriyle dün bir araya gelen BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, hükümeti kurma görevinin birinci partiye verilmesi konusunda üç partinin mutabık kaldığını, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümet kurma talebini daha fazla ileri götürmemesi gerektiğini söyledi

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, parti olarak hükümet kurma görevinin öncelikle seçimden birinci parti konumunda çıkan CTP'ye verilmesi kanaatinde olduklarını söyledi. Serdar Denktaş, Ulusal Birlik Partisi'ne (UBP) desteklerinin yanlış anlaşıldığına işaret ederek, "DP'yle UBP birleşecek" diye bir şey olmadığını vurguladı.

DP Genel Sekreteri Kemal Havalı da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümeti kurma görevinin öncelikle CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS FM'de dün yayınlanan "Günün getirdikleri" programında Aysu Basri Aker'in konuğu olan Kemal Havalı, CTP-BG'nin, 14 Aralık seçimlerinde en fazla milletvekili çıkartan parti olduğunu vurguladı.

CTP-BG'in çok köklü bir parti olduğunu söyleyen Havalı, CTP-BG partisinde görev yapan kişilerin politikayı iyi bilen insanlar olduğunu ve 14 Aralık'ta sandıktan çıkan tablonun ülkedeki görüşmeci tartışmasını ortadan kaldırdığını belirtti.

Kemal Havalı, Talat'ın hükümeti kurma yönünde bir adım atmaması halinde bu görevin, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na verilmesi gerektiğini belirtti.

Havalı, "DP olarak, Eroğlu'nun önceki çalışmalarını takip etmiştik ve UBP'nin kuracağı bir hükümete destek vereceğimizi beyan etmiştik. Ancak, hiçbir şahıs, hiçbir örgüt, hiçbir siyasal parti hatta insanın anne ve babası dahi koşulsuz olarak birini desteklemeye devam edemez" dedi.

Havalı şunları söyledi:

"Koşulsuzdan murat edilen, UBP'nin, bazı endişelerimizi giderici önlemleri hükümet protokolünün içerisine koyabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, UBP'ye destek vereceğiz anlamında açıklama yapmıştır. Yoksa hiçbir kişi, hiçbir örgüt, özel veya tüzel kurum, kuruluş koşulsuz olarak hiçbir şeyi desteklemez. Kendine ve düşüncelerine uygun tavır içerisinde olduğu sürece destekler.

İnanıyoruz ki, bugüne kadar cumhurbaşkanının görüşmeciliğinin dışında bir görüşmeciliği en azından UBP'nin düşünmediğini biliyoruz. UBP ile bizim siyasi anlamda bir güç birliğinde olduğumuz anlamında değil ama bugüne kadar yapılan uygulamalarda, parlamento içerisinde dile getirdikleri söylemlerde görüşmeci olarak cumhurbaşkanının devam etmesi gerektiğini söylüyorlardı. Eğer bugün, bundan vazgeçerlerse bilemem.

Talat, ise iktidara gelirse ve cumhurbaşkanını görüşmecilikten alacağız diye yola çıktı. Derviş Eroğlu'nun başkanlığında kurulacak bir hükümette sanıyoruz ki protokolde böyle bir madde yer almaz diye düşünüyoruz. Bunun yanında Türkiye ile olan ilişkilerde de inanıyorum ki Eroğlu, bugüne kadar devam eden ilişkilerin bundan sonra da devam etmesi yönünde protokole belli maddeleri koyacaktır diye düşünüyoruz. Yoksa ana hatları ile siyasi açıdan UBP ile bir bütünselliğimiz söz konusu değildir.

Açık ve net söylüyorum, DP olarak görüşümüzün Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hükümeti kurma görevini öncelikle CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilmesi gerektiği inancındayız. Parti meclisi ile yaptığımız değerlendirmede de aynı görüş ortaya çıkmaktadır. Doğru tavır, görevin Talat'a verilmesidir."

DP-BDH yetkilileri bir araya geldi

Hükümet arayışları çerçevesinde dün Demokrat Parti (DP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yetkilileri bir araya geldi.

BDH Genel Merkezi'nde gerçekleşen görüşmeye DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Kudret Akay ve Engin Arı'yla birlikte katılırken, BDH kanadından da genel başkan Mustafa Akıncı ile Özker Özgür hazır bulundu.

Parti başkanları, bir saat süren görüşme sonrası basına açıklamalarda bulundu.

Serdar Denktaş, seçim sonuçlarının DP'ye hem "anahtar" hem de "tıkaç" görevi verdiğini belirterek, "Tıkaç görevi" yapmayacağız derken, Mustafa Akıncı, hükümeti kurma görevinin birinci partiye verilmesi konusunda 3 partinin mutabık kaldığını, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun hükümet kurma talebini daha fazla ileri götürmemesi gerektiğini söyledi.

Serdar Denktaş: Hükümeti kurma

görevi öncelikle CTP-BG'ye verilmeli

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, seçim sonuçlarıyla ilgili "hayırlı olsun" demek üzere gerçekleştirdiklerini belirttiği ziyarette içinde bulunulan süreci de değerlendirdiklerini ve son derece yapıcı, saygıya dayalı bir görüşme olduğunu kaydetti.

Hükümet kurma yaklaşımlarının gelecek hafta içerisinde daha bir hareketleneceğini söyleyen Denktaş, DP olarak hükümet kurma görevinin öncelikle seçimden birinci parti konumunda çıkan CTP'ye verilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını; dört partili bir koalisyon hükümetine çok sıcak baktıklarını; başarılamaması halinde ise oluşması gerekli hükümetin, geniş tabanlı olması açısından CTP-UBP hükümeti olması gerektiğini kaydetti.

"DP ile UBP birleşecek diye bir şey yok"

UBP'ye desteklerinin yanlış anlaşıldığını da belirten Denktaş, "DP'yle UBP birleşecek" diye bir şey olmadığını vurguladı. Serdar şunları kaydetti:

"UBP böyle bir hükümeti kurma görevi alması halinde UBP'ye, bizim hassasiyetlerimizi de koruyacağına inandığımız için koşulsuz Eroğlu başkanlığında kurulacak bir UBP-CTP hükümetine destek vereceğimizi söylemiştik, dışarıda kalsak da. Bu konudaki yaklaşımımız devam ediyor. Bu öyle bir algılandı ki son iki günden beridir 'DP ile UBP birleşiyor mu?' diye sorular gelmektedir. Böyle bir şey yok. DP kendi tabanı, kendi güçlü yapısıyla bir parti olarak devam edecektir."

"Tıkaç olmayacağız"

Serdar Denktaş, içinde bulunulan bu sürecin partisel, kişisel kısır çekişmelerin gündeme getirileceği bir dönem olmadığını; bu anlamda böyle bir desteği ortaya koyduklarını ifade ederek "Böyle bir koalisyonu cesaretlendirmek için her halükarda DP olarak biz aralık-mayıs sürecini berhava edici herhangi bir yaklaşıma onay vermeyeceğimizi tekrarlıyorum. Mutlaka bu süreç değerlendirilmelidir. Sonucun nereye varacağını da tabi ki koşul olarak ortaya koymamız gerekir. Ama seçimlerden anahtar yapısında çıktık. İlk gün de söyledim: Hem anahtar hem tıkaç konumundayız. Tıkaç görevi yapmayacağımızı; böyle bir yaklaşımımız olmayacağını tekrar etmek istiyorum" şeklinde konuştu.

Serdar Denktaş, 3'lü bir koalisyona taraf olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık, bu konudaki görüşünü gerek CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat'a, gerek Akıncı'ya bildirdiğini ve daha fazla yorumunu yapmak istemediğini belirtirken, bugün için denenmesi gereken iki öncelikli seçenek bulunduğunu; bunların mutlaka görüşülmesi ve sonuna kadar zorlanması gerektiğini söyledi. "Şu anda o kapı kapalıdır bizim için" diyen Denktaş, "erken seçim mi daha açık bir kapı sizin için" şeklindeki soru üzerine ise, erken seçimin de şu an için gündemde olmadığını, ancak gündeme getirilmek isteyenler olması ve başka hiçbir seçenek kalmaması halinde o seçeneğin de hayata geçebileceğini kaydetti. Denktaş, bunun en büyük olasılık gibi görünmesine rağmen şu an için seçenekleri arasında olmadığını da ekledi.

"Partiden istifa siyasi hata..."

"Yemin törenin ardından DP'den bir milletvekilinin istifa ederek bağımsız olacağı" konusundaki iddiaları da bir başka soru üzerine yanıtlayan Serdar Denktaş, bu konularda epeyi spekülasyonlar bulunduğunu belirtti ve "Tekrar tekrar ve altını çizerek söyleyeyim, böyle bir beklenti içerisinde değiliz ve böyle bir şey olmayacağını da kesin olarak ortaya koyuyoruz. Böylesi bir önemli dönemde herhangi bir partiden herhangi bir milletvekilinin böyle bir harekete kalkışması her şeyden önce büyük bir siyasi hatadır. O nedenle hiçbir partiden böyle bir hareket gerçekleşeceğine inanmıyorum."

Akıncı: "Görev birinci partiye verilmeli"

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ise, modelden çok hedefle ilgili olduklarını; hedefin de mayısa kadar Annan Planı zemininde bir çözüm ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinin temini olduğunu yineleyerek böylelikle Türkiye'nin de 2004 Aralık ayında beklediği tarihi almasının sağlanacağı ve tüm tarafların kazançlı çıkacağı bir yolun izlenebileceğini kaydetti.

Modelle ilgili tartışmaya girmeyeceğini belirterek kendisine o konuda soru sorulmasını istemeyen Akıncı, hedefle ilgili olarak Türkiye'nin bu konudaki net tavrının da anlaşılmasını arzu ettiğini belirterek, önümüzdeki hafta daha net bir resim görünebileceği ve seçeneklerin de daha belirgin hale gelebileceği düşüncesini dile getirdi.

Akıncı, hükümeti kurma görevinin birinci gelen partiye verilmesi konusunda 3 partinin mutabık olduğunun anlaşılmakta olduğunu belirterek şöyle dedi: "Dolayısıyla Sayın Eroğlu'nun da herhalde bu talebini daha fazla ileri götürmemesi gerekecek. Yani 'işte benim 25'im var onun için bu görevi ben almalıyım' yaklaşımından da vazgeçecek, Sayın Serdar Denktaş'ın bir kere daha yaptığı bu açıklamadan sonra."

Akıncı bir soru üzerine, hedefe hizmet edecek herhangi bir modelin kendileri açısından tarihi bir ödev olduğunu belirterek bunun dışında kalmayacaklarını yineledi.

KIBRIS 26/12/2003

Baykal: Denktaş'ın tutumu doğru değil

BAYKAL DA DENKTAŞ'LA YOLUNU AYIRDI: Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la yolunu ayırdı. CHP lideri, bugüne kadar aynı tezleri savunduğu Denktaş'ın Annan Planı konusundaki tutumunu onaylamadığını söyledi

ANNAN PLANI MÜZAKERE EDİLEBİLİR... Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre Baykal, önceki gün toplanan CHP Merkez Yönetim Kurulu'nda, "Annan Planı müzakere edilebilir" dedi. Böylece Baykal, Denktaş'ı onaylamadığını ifade ederken, AKP hükümetinin planın müzakere edilebilir olduğu yönündeki görüşüne de destek verdi

DAYATMA KABUL EDİLEMEZ... Annan Planı konusundaki katı tutumunu değiştiren ancak temkinli davranan Baykal, "Müzakere denilerek Annan Planı'nın dayatılması kabul edilemez. Özellikle sınır ve Rumların Türk tarafına göç etmesi konularında çok ciddi müzakere yapılmalı" diye konuştu

Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la yolunu ayırdı.

CHP lideri, bugüne kadar aynı tezleri savunduğu Denktaş'ın Annan Planı konusundaki tutumunu onaylamadığını söyledi.

Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre Baykal, önceki gün toplanan CHP Merkez Yönetim Kurulu'nda, "Annan Planı müzakere edilebilir" dedi.

Böylece Baykal, Denktaş'ı onaylamadığını ifade ederken, AKP hükümetinin planın müzakere edilebilir olduğu yönündeki görüşüne de destek verdi.

Baykal, "Ancak müzakere denilerek planın dayatılması kabul edilemez. Özellikle sınır ve Rumların Türk tarafına göç etmesi konularında çok ciddi müzakere yapılmalı" diye konuştu.

Erdoğan ile Baykal arasında dokunulmazlık tartışması

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili yaklaşımını inandırıcı bulmadığını belirterek, "Dokunulmazlıkları kaldırmak istiyorlarsa 3 değil 176 üye verelim" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili yaklaşımını inandırıcı bulmadığını belirterek, "Dokunulmazlıkları kaldırmak istiyorlarsa 3 değil 176 üye verelim" dedi.

TBMM Uyum Komisyonu'nu dokunulmazlık konusunu görüşmek üzere toplamak için CHP'den 3 üye istediklerini açıklayan Başbakan Erdoğan'a CHP lideri Baykal'ın cevabı gecikmedi. Baykal, Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin 40. yıl kutlamalarından ayrılışı sırasında basın mensuplarının Erdoğan'ın açıklamalarını hatırlatması üzerine, bu açıklamaların hiçbir inandırıcı tarafı olmadığını söyledi. CHP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve hakkında dosya bulunan milletvekillerinin yargıya gönderilmesini isteyen Baykal, "Bizi yargıya gönderemiyorlar çünkü kendileri yargıya gitmek istemiyorlar" diye konuştu. Anayasadan dokunulmazlık maddesini kaldırmak istediklerinde AK Parti'nin buna da izin vermediğini belirten Baykal, AK Parti iktidarını "Bin dereden su getiriyorlar. Bunların hiçbir inandırıcı tarafı yoktur" sözleriyle eleştirdi.

Baykal şunları söyledi:

"Onlar istiyorlar ki dokunulmazlığı bırak, başka maddeleri konuşalım. Onun için anayasayı değiştirmek üzere bir komisyon kuralım, orada çalışalım. Dokunulmazlığı kaldırmak istiyorlarsa 3 değil 176 üye hazırdır. Hemen 176 üye ile işbirliğine hazırız. Ama bunu istemiyorlar. Bu, ipe un serme yaklaşımıdır."

KIBRIS 26/12/2003

Yer değiştirecek Kıbrıslı Türkler için 2 milyar 55 milyon dolar

Akademisyenler tarafından hazırlanan, "Annan Planı Temelinde Çözümün Kıbrıs Türklerine Maliyeti" konulu proje, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a sunuldu...

Anıl IŞIK

Annan Planı'nın ekonomik boyutunu ele alıp inceleyen ve planın imzalanması halinde Kıbrıslı Türklere maliyetinin ne olacağını öngören "Annan Planı Temelinde Çözümün Kıbrıs Türklerine Maliyeti" konulu proje, dün sabah, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (TP-BG)Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a sunuldu.

"Annan Planı Temelinde Çözümün Kıbrıs Türklerine Maliyeti" konulu proje, Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Tahir Çelik, DAÜ Çevre İşleri ve İnşaat Mühendisliği Müdürü Ramadan Görgü, Tarım Yüksek Mühendisi Ahmet Fikretler ve YDÜ Eğitim Görevlisi Yrd. Doç Mehmet Garip tarafından hazırlandı.

YDÜ Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Tahir Çerlik, projede, planın imzalanmasının Kıbrıslı Türkler açısından mali portresinin çıkarılmasının hedef alındığını belirtti. Çelik, planda öngörüldüğü gibi yer düzenlemelerinin yapılmasıyla yer değiştirecek olan 68 bin 164 kişinin rehabilitasyon edilmesi için toplam 2 milyar 55 milyon dolar civarında bir maliyetin söz konusu olacağını belirtti.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bu çalışmanın gerçekten ciddi bir şekilde ve büyük emek sarf edilerek yapıldığını ifade ederek, böyle çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu ve daha fazla akademisyenin böyle çalışmalar yapmasını ümit ettiklerini söyledi.

Talat, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, "mevcut partilerin mümkün olan en geniş taban içerisinde bir koalisyon hükümeti kurmaları" yönündeki açıklamasıyla ilgili bir soruya yanıtında, geniş tabanlı bir hükümeti dışlamadıklarını söyledi.

Türkiye hükümetinin, geniş tabanlı bir hükümet kurulması istencinin doğal olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, bir görüşme sürecine, bir barış sürecine girileceğini ve herkesin barışa katkı yapmasının istenmesinin doğal olduğunu ancak, elde edilecek "en geniş tabanın, Kıbrıs'ın gerçeklerini belirleyeceğini" söyledi.

Dört partinin bir araya gelerek, bir hükümet kurma durumunda olup olmadığını şu an itibarıyla bilemediğini ifade eden Talat, cumhurbaşkanının kendi partisine görev vermesi halinde görüşmelere başlayacaklarını ve böyle bir ihtimalin olup olmadığını göreceklerini ifade etti.

Talat, geniş tabanlı olan, ancak çözüm vizyonu olmayan bir hükümetin, hiç bir işe yaramayacağını da kaydetti.

Çelik: Tamamen verilere

dayanan, objektif bir çalışma

Projeyi CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a sunmadan önce kısa bir konuşma yapan Prof. Dr. Tahir Çelik, Annan Planı yayımlandığından itibaren çok değişik yorumlar yapıldığını, planın ya hep iyi tarafının, ya da hep kötü tarafının tartışıldığını belirtti.

Bir akademisyen olarak, Annan Planı'nın bazı eksiklikleri olduğunu ifade eden Çelik, planın ekonomik boyutunun yeterince açık olmadığını belirterek, bu hususunun proje kapsamında incelendiğini kaydetti.

Tahir, projede planının imzalanmasının, Kıbrıslı Türkler açısından mali portresinin ne olacağı sorusunun temel alınarak ele alındığını; projenin tamamlanmasında, Mehmet Ali Talat'ın motivasyon ve desteğinin bulunduğunu söyledi.

Çelik, proje çerçevesinde, anlaşmanın imzalanması halinde sınır düzenlemelerinin nasıl yapılacağı, Karpaz'daki ya da 65 yaş üzeri Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Türk topraklarına gelmeleri halinde kaç Kıbrıslı Türk'ün yerinden edileceği, nasıl bir yerleşme düzeni olacağı, meslek gruplarının ne olacağı, yol, su, elektrik gibi altyapı çalışmalarında nelerin yapılması gerekeceği gibi, tüm bu konularda araştırma yapıldığını ifade etti.

Karpaz köylerindekilerin yer değiştirmesi ve kuzeye gelmeleri neticesinde toplam 68 bin 164 kişinin yer değiştireceğini ve bu kişilerin rehabilitasyonu için toplam 2 milyar 55 milyon dolar civarında bir maliyetinin söz konusu olduğunu belirtti.

Yapılan hesaplamaların, KKTC'de geçerli olan fiyatların ikiyle çarpılmasıyla elde edildiğini belirten Çelik, AB'ye girilmesiyle fiyatların ve işçiliğin artabileceği göz önüne alındığını da kaydetti. Çelik, bu çalışmanın tamamen verilere dayandığını ve rakamların objektif olduğunu belirtti.

1996 KKTC nüfus sayımlarının esas alındığını ve ülkedeki nüfus artışlarının ortalama alınarak, bugüne uyarlandığını belirten Çelik, bu çerçevede yer değiştirecek olan nüfus sayısı bulunduğunu söyledi.

Talat: Herkes böyle çalışmalar yapmalı

Tahir Çelik, Ramadan Görgü, Ahmet Fikretler ve Mehmet Garip'e çalışmalarından dolayı teşekkür eden CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bu çalışmanın gerçekten ciddi bir şekilde ve büyük emek sarf edilerek yapıldığını ifade etti.

Bu çalışmanın çeşitli safhalarında bilgisi olduğunu ifade eden Talat, bu tür çalışmalara oldukça ihtiyaç duyulduğunu ve bundan dolayı da bu tür çalışmalara karşı ilgisinin ve heyecanının da arttığını söyledi.

Bir yandan Annan Planı'nın şeytanlaştırılırken, diğer yandan da bu planın görüşülebilir bir plan olduğunu savunanların, bu planın eksikliklerini tartışma fırsatı bulamadığını ifade eden Talat, planı, Kıbrıs Türk halkı açısından en az zararla, daha doğrusu en fazla karla tamamlanabilmesi için değerlendirme yapma fırsatı bulamadıklarını söyledi.

Plan hakkında doğru bilgiler içermeyen kitaplar yazıldığını ve planın, abartılarla korkunçlaştırılan bir plan haline getirildiğini ifade eden Talat, bu çalışmalar içinde bilimsel ve tarafsız çalışmaların çok az olduğunu kaydetti.

Ekonomi ve finans konularında uzman olan bir yabancı, bir de Kıbrıslı Türk ile görüşmelerde bulunduğunu söyleyen Talat, bu uzmanların, Annan Planı'nın vergi konusunda öngördükleri hakkında bir çalışma yapma düşüncesi içinde olduklarını söylediklerini ifade etti. Talat, bu uzmanların, yönetimde bulunanların Annan Planı'nı görüşmemelerinden acı acı yakındıklarını da ifade etti.

"Görüşmeler, sağırlar diyarı haline getirildi"

Annan Planı'nın görüşülmeye başlanmasından önce Güney Kıbrıs'ta bilinen bir akademisyenin kendisine, görüşme ekiplerinde hukukçu, siyasetçinin bulunduğunu, ama ekonomist bulunmadığını söylediğini ifade eden Talat, "Hem Klerides, hem de Denktaş'ın yanında ekonomist yok. Gerçekten görüşmeleri adeta bir sağırlar diyarı haline getiren ekipler, sonuçta ekonomistlere de başvurarak gerçek durumu yerli yerine oturtma yaklaşımı içinde olmadılar. Örneğin sizin gibi, yer değiştirecek olan insanların rehabilitasyon konularını değerlendirmediler. Hiç bir mali portre ellerinde olmadan adeta sağırlar diyarı oyunu yürüttüler" diye konuştu.

Tahir Çelik tarafından kendisine sunulan çalışmanın güncel veriler içerdiğini ve bunun son derece önemli olduğunu ifade eden Talat, bu çalışmadan yararlanacaklarını belirtti. Hükümetin kısa sürede kurulmasını ümit ettiklerini belirten Talat, ileride bu çalışmaları birlikte yürütmeyi istediklerini de kaydetti.

Mayıs 2004'ün kaçırılmaması gereken bir tarih olduğunu yineleyen Talat, bu tarihin gerçek bir tarih olduğunu, bu tarihe giderken Kıbrıs Türk halkı olarak birlikte hareket etmek zorunda bulunduklarını belirterek, "Eteğinde taşı olan, beyninde fikri olan herkesten yararlanmak zorundayız" dedi.

"DAÜ, dezenformasyon aracı olarak kullanıldı"

Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ) iktidar çevreleri ve Denktaş tarafından dezenformasyon aracı olarak kullanıldığını ifade eden Talat, DAÜ'de bu tür çalışmalar yapılmasına izin verilmediğini söyledi.

Bir çok öğretim elemanını ve diplomatı getirip, Annan Planı'nı şeytanlaştırma projesinde yer alan yönetimin, DAÜ yönetimiyle işbirliği içinde olduğunu kaydeden Talat, DAÜ'nün gerçek işlevi olan bu tür çalışmaları yapamadığını ve sonuç olarak da çok değerli bir hazinenin böyle bir çalışmadan uzak kaldığını söyledi. Talat, DAÜ'nün, manipülasyon yapılması, sadece yalan bilgilerin toplumda yayılması için ve akademik fonksiyonlarla hiç bir şekilde bağdaşmayan amaçlarla kullanıldığını, bunun son derece üzücü olduğunu kaydetti.

DAÜ yönetiminin, özerkliğinin, hatta bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunun yaşanan bu son süreçle bir kez daha ortaya çıktığına işaret eden Mehmet Ali Talat, "Bir yandan malum devlet medyası, diğer yandan da tarafsız olması gereken üniversite, uydurma bir takım şekillere büründürülerek halka takdim edildi. Ama arada böyle parlayan ışıklar ve akademik çalışmalar bizim için umut vericidir. Demek ki bu kurumlarımızı hala kaybetmedik. Siyasi iktidarların katkısı, teşviki ve tahrikiyle, yöneticiler her ne kadar buna yol açtılarsa, kurumlar halen yerindedir. Onların da bu süreçte gerçek akademik işlevlerine dönüşlerini yaratmak ve yaşatmak zorundayız."

"Geniş tabanlı bir hükümet olmalı ama..."

Talat, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, "mevcut partilerin mümkün olan en geniş taban içerisinde bir koalisyon hükümeti kurmaları" yönündeki açıklamasıyla ilgili bir soruya yanıtında, "geniş tabanlı bir hükümeti dışlamadıklarını" söyledi.

"Geniş tabandan ne kastedildiği, ne anlaşıldığı önemlidir" diyen Mehmet Ali Talat, kendisinin ilk etapta, Türkiye hükümetinin tüm partilerin katılacağı bir koalisyonu tercih ettiğini anladığını ve bunun da çok doğal bir istek olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ın gerçekleri en

geniş tabanı belirleyecek"

"Bir görüşme sürecine, bir barış sürecine girilecek ve herkesin barışa katkı yapmasının istenmesi doğaldır. Ancak, elde edilecek en geniş taban buranın gerçekleri ile belirlenir. Yani Kıbrıs'ın gerçekleri en geniş tabanı nasıl belirleyecektir, bunu hep beraber göreceğiz. Dört partinin bir araya gelerek, bir hükümet kurma durumunda olup olmadığını şu an bilemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı görevi yarın (bugün) bize verirse bu görüşmeleri başlatacağız tabii ki ve göreceğiz bunun imkanı olup olmadığını. Çünkü takdir edersiniz ki, dün planı 'ölümdür', 'felakettir', 'görüşülemez', 'Kıbrıs Türk halkının yok oluşudur', 'Türkiye'nin adadan çıkarılışıdır' diye niteleyen UBP'nin birden bire politika değiştirerek, 'Annan planı da görüşülebilir' demeye başlaması bir ilerlemedir, ama mesele Annan Planı'nın da görüşülebileceği değildir. Mesele Annan Planı zemininde görüşmelerin başlamasıdır. 'Annan planı da' dediğinizde sanki başka bir sürü plan var da Annan Planı'nı da görüşeceksiniz. Bu gerçekçi bir yaklaşım değildir."

"Çözüm vizyonu olmayan bir

hükümet hiç bir işe yaramaz"

Doğru olanın Mayıs 2004 çözüm hedefinde Kofi Annan'ın çağrısına uygun olarak Annan Planı zemininde görüşmelerin başlaması olduğunu ifade eden Talat, "Bu vizyonla olaya yaklaşacak bir hükümeti kurmak zorundayız" dedi.

"Geniş tabandan öte, en temel şey, hedefi bu olan hükümettir. Eğer geniş tabanlı olur ve çözüm vizyonu olmazsa bir hükümet hiçbir işe yaramaz. Çok dar olması da, dar bir tabana hitap etmesi de, doğaldır ki, çözüm sürecinde mümkün olan sorunları beraberinde getirebilir. Geniş tabanı yakalamak doğru bir yaklaşımdır. Sayın Gül'ün söyledikleri normaldir, doğaldır. Bu konuda elimizden geleni yapmaktayız. Umarım ki başarırız."

KIBRIS 26/12/2003

AB de Kıbrıs sorununda inisiyatif üstleniyor

Avrupa Birliği'nin (AB), Kıbrıs sorununda 1 Mayıs 2004'ten önce bir anlaşmaya varılması hedefinin ileri götürülmesini amaçlayan inisiyatifler üstlenmekte olduğu bildirildi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile genişlemeden sorumlu komiser Günter Verheugen'in 15-16 Ocak'ta Ankara'ya yapacakları ziyaretin ana gündem konusunu Kıbrıs sorununun oluşturacağı kaydedildi.

Rum Filelftheros gazetesi, "Prodi ve Verheugen Türkiye'ye, Javier Solana'ya Özel Rol Veriliyor - Çözümde AB'ye Başrol-Ankara'da Kararlara İlişkin Yoğun Kulisler" başlığıyla manşete taşıdığı haberinde, Prodi ile Verheugen'in Ankara ziyaretinin programlanmış olmasına rağmen Brüksel'in Türk siyasi liderliğine, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini etkileyecek bir konu olan Kıbrıs sorununun birinci sırada olacağını ilettiğini yazdı.

Gazete, Brüksel'in ayrıca, Kıbrıs sorununda ve özellikle müzakerelerin Annan Planı temelinde yeniden başlaması konusunda Ankara'nın harekete geçtiğini duymak istediğini de Türk siyasi liderliğine ilettiğini kaydetti.

Gazeteye göre diplomatik kaynaklar Fileleftheros'a; AB'nin Ortak Dış Siyaset ve Savunma Politikası Yüksek Komiseri Javier Solana'nın kısa süre önce New York'ta gerçekleştirdiği temaslarının, Solana'nın Kıbrıs sorununda ve Türk-AB ilişkilerinde oynayacağı özel bir rolün kendisine verilmesini teşkil ettiğini söyledi. Aynı kaynaklar, Avrupa Komisyonu'nun bu hareketliliğinin, AB'nin Kıbrıs sorununa müdahil olmasına ilişkin Selanik Zirvesi kararlarından kaynaklandığını hatırlattı.

Fileleftheros, aynı zamanda Türkiye'de, Türk dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanan çözüm planının netleştirilmesi ve izlenecek olan taktiğin şekillendirilmesine yönelik kulislerin ileri aşamada bulunduğunu, dün ve bugün Ankara'da, AB'ye üye ülkelerdeki Türk büyükelçilerin katılımıyla Kıbrıs sorunu ve sorunun AB tarafından göğüslenmesi konularının ele alındığı toplantılar gerçekleştirilmekte olduğunu okurlarına iletti.

Gazeteye göre bu arada Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos dün ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Michael Klosson'la görüştü. Papadopulos görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un, Türk hükümetinin üst düzey yetkililerinin bugün gerçekleştirecekleri toplantının içeriğinin ve toplantıya Ankara kurulu düzeninden kimlerin katılacağının açıklığa kavuşturulmamış olduğunu ilettiğini söyledi.

Politis, "Tasos: 'Durumlar Belirsiz'" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Türkiye'yi, Kıbrıslı Türkleri Annan Planı temelinde müzakere masasına oturmaya yöneltmek amacıyla Kıbrıs sorunundaki tutumunu belirlemeye çağırdığını bildirdi.

Gazete, gazetecilerin sorularına muhatap olan Papadopulos'un, ABD'nin Güney Kıbrıs'taki büyükelçisi Michael Klosson'la görüşerek Klosson'dan, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un Ankara temasları hakkında bilgi aldığını söylediğini yazdı.

Gazeteye göre gelişmelerden ve özellikle, Annan Planı'na ilişkin Türk çalışmalarının ele alınacağı Ankara toplantısından kaygı duyup duymadığı sorulan Papadopulos şunları söyledi:

"Bizi neden kaygılandırsın ki... Her şeyden önce, politika belirlenip belirlenmeyeceğini bilmiyorum. Bugün Birleşik Devletler büyükelçisiyle görüştüm ve bana Thomas Weston'un Türkiye temaslarına ilişkin bilgi verdi. Durumlar halen belirsizdir. Ne toplantıya katılacak olanlar biliniyor ne de toplantının konusu. Biz, Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki tavrını belirlemesini istiyoruz ve bu belirlemenin Denktaş'ı veya görüşmeci olacak her kimse, Annan Planı temelinde müzakere etmek için müzakere masasına geri döndürmesini umuyoruz."

Gazete, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Ocak'taki ABD ziyareti öncesinde Türkiye'nin Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasını kabul etmesi olasılığıyla ilgili olarak ise Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, (Klosson'a) bu soruyu da sorduğunu ve Erdoğan'ın ziyaretinin Kıbrıs sorunuyla hiçbir alakası olmadığını söylediğini yazdı.

Politis, "Klosson Politis'e: Diyaloğun Ön Şartları Nettir" başlıklı haberinde ise, Amerikalıların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması için ortaya koyduğu ve tarafların Annan Planı'nı ayrı ayrı referanduma sunmalarının da dahil olduğu ön şartlarının açık ve tartışılmaz olduğunu söyleyerek, bütün istikametlere net mesajlar verdiklerini yazdı.

Gazete, Politis'in, ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Michael Klosson'un, Annan'ın geçen nisan ayında sunduğu ve oybirliğiyle benimsenen BM Güvenlik Konseyi'ne yönelik raporuna ilişkin sorusunu yanıtlarken, ABD Dışişileri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Weston'un kısa süre önce adaya gerçekleştirdiği ziyareti sırasında yaptığı ve Annan'ın ortaya koyduğu ön şartların masada bulunduğu ve açık olduğu şeklindeki açıklamasına atıfta bulunduğunu yazdı

KIBRIS 26/12/2003

Cumhurbaşkanı Denktaş: Türkiye de biz de geniş tabanlı bir . . .

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geniş tabanlı bir hükümet kurulması gerektiğini, Anavatan Türkiye'nin de kendisinin de dileğinin bu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, ancak geniş tabanlı bir hükümetin kurulabilmesi için de, seçimi kazanmış olan partilerin Kıbrıs konusunda ne yapacakları hususunda bazı müştereklerde buluşmaları gerektiğini belirtti. Bu müştereklerden en önemlisini, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'nin varlığının devamı" şeklinde açıklayan Denktaş, "Bu müştereklerin temelinde devletimizin varlığı, devletimizin var olacağı varsa kolaylıkla geniş tabanlı bir hükümet kurulabilir" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini hangi gün vereceğine ilişkin olarak da siyasi partiler arasında bu konudaki temasların devam ettiğine dikkati çekerek, "Aldığım hava bu olmuştur. Dolayısıyla onlar bana, 'temaslar artık sona ermiştir. Biz hazırız. Yahut falan hazırdır' diye ne gün gelirlerse o gün ben de kararımı vereceğim" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün Bekir Volkan başkanlığındaki KKTC'yi Tanıtma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu üyelerini kabulü sırasında, 14 Aralık'ta yapılan milletvekilliği genel seçimleri sonrasında ortaya çıkan neticeye ve devam eden hükümet çalışmalarına değindi.

"Seçimler arkada kalmıştır, şimdi hükümet kurma safhasındayız" diyen cumhurbaşkanı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının verdiği mücadele sonrasında kurduğu devletinin varlığının devamının önemli olduğunu vurgulayarak, hükümeti kuracak olan siyasi partilerin bu konuda mutabık kalmalarının gerekliliğine dikkati çekti.

Denktaş, "Taraflardan biri 'Canım devlet önemli değil, egemenlik önemli değil. Bakalım biz ne çıkarırsak kârdır' diyerek konuya yaklaşırsa ve diğeri de 'Hayır, devletimizin varolması şartıyla ben varım' derse o zaman işimiz zor" şeklinde konuştu. Denktaş, bu konuda şunları söyledi:

"Bu kadar yıl devletimizi, bayrağımızı altımızdan almamaları için mücadele verdik. Ancak şimdi yine bizden istenen, devletten vazgeçmemizdir. Seçimler bunun cevabını verdi. Halk uzlaşma istiyor, 'ama kazanımlarımızı, yani devletimizi koruyarak' diyor. Verilen mesaj bu kadar basittir. Onun için seçilmiş olan partiler, bu mesajı iyi hazmetsinler, seçim atmosferini arkada bıraksınlar, bundan sonra halka nasıl hizmet edeceğiz ve Rumlara külahı nasıl kaptırmayacağız konusunda birleşsinler, güzel bir yola girsinler. Bizim temennimiz budur."

Erken seçime gitmenin akıl işi olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, "Yeni bir seçime gitmek akıl harcı değildir. İnşallah bu düğümü çözerler ve yeni seçime gitmek gereği kalmaz" dedi. Denktaş, şunları söyledi:

"Yeni bir seçim, hem halk arasında gerginlik yaratır hem de normal devlet idaresini aksatır, durdurur, herkes seçime dönük yaşam sürdürmeye başlar. Tekrar bunu yaşamak akıl harcı değildir. İnşallah bu gerekli olmaz..."

Cumhurbaşkanı, seçimlerde milletvekilliğini kazanan bazı kişilerin mensubu oldukları partiden ayrılarak, başka partilere gideceği konusunda bazı haberler bulunduğuna da işaret ederek, bunların doğru olmadığını ümit ettiğini kaydetti. Denktaş, "Bu safhada saf değiştirmek halkın beklediği ve istediği bir şey değildir ve saf değiştirenler de halkın indinde puan kaybeder ve bir daha da yüzüne bakamaz. Hele hele kendini seçmiş olanların yüzüne bakamaz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Eğer erken seçim kaçınılmaz olursa, şu andaki tablonun değişeceğini düşünüyor musunuz?" şeklindeki soruya karşılık, erken seçimin büyük bir sıkıntı ve zaman kaybı olacağını düşündüğünü kaydederek, "Seçim gereksizdir bu safhada" dedi. Denktaş, şöyle devam etti:

"Halkın mesajı gayet temizdir. 'Uzlaşma istiyoruz, ama devletimizden ve Türkiye'nin garantörlüğünden vazgeçmeksizin.'

Tabii 'uzlaşma istiyoruz' demekle bu iş bitmez. Rum tarafının da uzlaşma istemesi lazımdır. Bizim şikayetimiz, dünyanın Rumlara yapmış olduğu muamele, onlara vermiş olduğu statü nedeniyle Rumların uzlaşmaya ihtiyacı kalmadığıdır. Uzlaşsa da uzlaşmasa da 'ben artık aldım başımı gidiyorum' diyecek duruma getirilmiştir. Bizim görevimiz, uzlaşma teşebbüslerine devam ederken, devletten vazgeçmeyeceğimizi bütün dünyaya oybirliğiyle, elbirliğiyle duyurmaktır. Çünkü Rumları destekleyenler öyle zannediyorlar ki Kıbrıs Türkleri için egemenlik önemli değildir, devletin varlığı önemli değildir, dolayısıyla gözümüz kapalı gideceğiz istedikleri yola. Bunun yanlış olduğunu gösterdi seçimler. Bunun yanlış olduğunu göstermeye devam etmemiz lazım."

Türkiye'de Kıbrıs konusunda toplantılar yapılmakta olduğunun anımsatılarak, bunları nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine cumhurbaşkanı, bu toplantılar sonrasında ortaya çıkacak neticeye göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de gerekenin yapılacağını bildirdi.

Denktaş, "Hükümeti kurma görevini ne gün vereceğiniz kesinleşti mi?" şeklindeki soruya karşılık da, siyasi partiler arasında hükümet kurmaya ilişkin temasların devam ettiğine dikkati çekerek, "Aldığım hava bu olmuştur. Dolayısıyla onlar bana, 'temaslar artık sona ermiştir. Biz hazırız. Yahut falan hazırdır' diye ne gün gelirlerse, o gün ben de kararımı vereceğim" dedi.

Cumhuriyet Meclisi'nde milletvekilliği yemin töreninin yarın gerçekleşeceğine işaret ederek, bu nedenle görevlendirmeyi en erken yarın yapabileceğini belirten cumhurbaşkanı, "Bu yarın olabilir, cumartesi, pazar, pazartesi, hafta içi ne zaman hazırsalar. Yeni hükümet oluşuncaya kadar şimdiki hükümet de devam edecektir, biliyorsunuz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 26/12/2003

AB için Kıbrıs şart

AB başkentlerindeki büyükelçilerimiz: Kıbrıs'ta çözüm Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinde belirleyici olur

Utku Çakırözer
Türkiye'nin Kıbrıs planının ele alınacağı Çankaya Zirvesi öncesi Türkiye'ye çağrılan AB başkentlerindeki Türk büyükelçileri, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "AB reformlardan memnun. Ama kilit Kıbrıs. Kıbrıs'ta çözüm yolunu açacak adımlar Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinde belirleyici olur" mesajı verdi.
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs sorununun çözümü için hazırladığı yeni planını Çankaya Köşkü'nde yapılacak zirveye sunmadan önce AB başkentlerin
deki Türk büyükelçilerini Ankara'ya çağırdı. Büyükelçiler, Annan Planı'na karşı çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a Ankara'da en fazla destek veren isimler arasında yer alan Sezer'in yanı sıra Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile de bir araya geldi. Büyükelçiler, görev yaptıkları başkentlerin nabzını şöyle özetledi:
• Tüm Avrupa ülkeleri, AB siyasi kriterlerinin karşılanması, yerine getirilmesi için Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformlardan memnun.
• Uygulamada atılacak adımlarla siyasi kriterle
r açısından çok büyük sorun yaşanmayacak.
• Aralık 2004 zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinde Kıbrıs belirleyici olacak.
• Kıbrıs sorununun çözüm yoluna girmesi AB'nin Türkiye'yle müzakerelere başlama kararına olumlu katkı sağlayacak.

Büyükelçilerden markaj
Büyükelçilere, AB'nin Türkiye'yle ilgili kararında belirleyici olacak 2004 İlerleme Raporu'nun olumlu çıkması için hazirana kadar diplomatik temas ve tanıtım atağında olmaları talimatı verildi. Hükümetin ve büyükelçilerin 2004 taktiği şu olacak:
• Kıbrıs konusundaki plan KKTC ile uzlaşma sağlanarak taraflara sunulacak.
• Reformların uygulamasına ilişkin somut adımlar en geç Haziran 2004'e kadar atılacak.
• Büyükelçiler bulundukları ülke yönetimine ve basınına, Türkiye'nin siyasi kriterleri y
erine getirdiğini anlatacak.
• Türkiye'nin Kıbrıs açılımı detaylarıyla anlatılacak ve o ülkenin Rumlar üzerinde de baskı kurması için çaba harcanacak

MILLIYET 27/12/2003

Yeni vekiller yemin etti


KKTC'de 14 Aralık'taki seçimi kazanan Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesi, dün düzenlenen törenle yemin etti.
"En yaşlı üye" sıfatıyla Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu'nun başkanlığında yapılan ilk toplantıya, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da katıldı.
Denktaş, hükümeti kurma görevi
ni, önümüzdeki pazartesiden önce vermesinin mümkün görünmediğini bildirdi. Meclis'teki yemin töreninden önce parti liderleriyle 20 dakika görüştüğünü ifade eden Denktaş, "Temaslar devam ediyor. Hazır olduklarında bana gelecekler" dedi. 50 sandalyeli KKTC Meclisi'nde Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) 19, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) 18, Demokrat Parti'nin (DP) 7, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) 6 üyeliği bulunuyor.
MILLIYET 27/12/2003

Denktaş bizi oyalama

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC'de Meclis'in yemin töreni ile göreve başlamasının ardından dikkatler Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümet kurma görevini kime ve ne zaman vereceği konusuna odaklandı.

KKTC'de yeni meclis, dün yemin ederek göreve başlarken, Cumhurbaşkanı Denktaş hükümeti kurma görevini hala vermedi.

Denktaş: Hükümet formülü getirene yetki veririm

Talat: Görevlendirme yap ki formül oluşturalım

Seçimlerden birinci parti çıkan CTP'nin lideri Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı'nın oyalama taktiği güttüğünü belirterek, 'Denktaş, ‘koalisyon formülünü oluşturun gelin’ diyor ama görevlendirme yapmaz ise, nasıl hükümet kurma görüşmesi yapacağız ki' dedi.

Meclis'in dünkü açılışına katılan ve parti liderleriyle görüşen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma görevini başka bir güne bıraktı. Ra
uf Denktaş, 'Liderler temaslara devam ediyorlar, çalışıyorlar. Duruma göre yine görüşeceğiz. Hazır olduklarında bana gelecekler. Pazartesinden önce bir görevlendirme yapacağımı sanmıyorum' dedi.

KURAMAZSAM HEMEN GÖREVİ İADE EDERİM

50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde 19 milletvekili ile birinci parti konumundaki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin lideri Mehmet Ali Talat ise, vakit kaybedildiğini ve Cumhurbaşkanı'nın hemen hükümeti kurma görevini kendisine vermesi gerektiğini söyledi.

Talat, Cumhurbaşkanı'nın,
‘Hükümeti kurabilecek formülü hazırladım’ diyen lidere hükümet kurma görevi vereceğini ilan ettiğine dikkat çekerek, 'Hükümet kurma yetkisini bize vermez ise, nasıl bir formül oluşturma görüşmeleri yapabiliriz ki. Hemen görevi bize versin ki, hükümeti kurma çalışmalarına başlayalım. Denktaş böyle davranmaya devam ederse, Mayıs'a kadar hükümet kuramayız' diye konuştu.

CTP lideri, görevi alması halinde derhal hükümet kurma çalışmalarına başlayacağını ve kuramayacağını anladığı anda 15 günlük süreyi sonuna k
adar kullanmadan hemen görevi iade edeceğini de sözlerine ekledi. Bu arada, KKTC Cumhuriyet Meclisi'ndeki yemin etme törenini Rum medyası da yakından takip etti. Ancak Rum gazeteleri, Noel tatili nedeniyle yayınlanmıyor.

HURRIYET 27/12/2003

Kıbrıs haftaya kaldı

Murat Yetkin

Çankaya'da yapılacak Kıbrıs zirvesine Dektaş da katılacak

27/12/2003 RADIKAL

Türkiye'nin Avrupa başkentleri, ABD ve BM'deki büyükelçileriyle Ankara'da iki gündür yapılan durum değerlendirmesi ardından bazı saptamalar yapmak mümkün.
Saptamalara geçmeden önce, büyükelçilerin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ile birlikte Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'e verdikleri bazı bilgileri aktarmakta yarar var.
Ö
ncelikle, büyükelçiler şu anda Avrupa'da Türkiye ile ilgili birinci gündem maddesinin Kıbrıs olduğunu aktarıyorlar. Bunun nedeni 1 Mayıs 2004 tarihinde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'ne üye kabul edilmesi planı. AB bu planı uygulamaya kararlı. Ancak modern çağların en başarılı barış ve kalkınma projesi olan AB, böylelikle bünyesine ciddi bir sınır anlaşmazlığını ithal etmiş olacak.
Üye adayı kabul ettiği Türkiye'nin adadaki askeri varlığını işgalci güç ilan etmeye dek va
rabilecek gerilimler, yalnızca Türkiye'yi değil, diğer
AB başkentlerini de rahatsız edecek. Hollanda'nın (daha önce Ankara büyükelçiliği yapmış olan) yeni Başbakanı Ben Bot'un Türkiye'ye 2004 sonuna dek müzakere tarihi verilmeyebileceği yolundaki açıklama
sı, Kıbrıs sorununda çözüm beklenmediği şeklinde de yorumlanıyor. Dolayısıyla büyükelçilerin tavsiyesi, 1 Mayıs 2004'e dek çözüm bulmak mümkün olmasa bile, Türkiye ve Türk tarafının uzlaşmaz olmadığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyacak bir hamlenin gerektiği yönünde.
İkinci olarak, Türkiye'ye 2004 sonuna dek müzakere tarihi verilmesi önünde Kıbrıs'a bağlı olmayan engeller geliyor. Büyükelçilerin görüşü, burada belirleyici olanın ilk planda Almanya ve Fransa, ikinci planda da
İngiltere, İtaly
a, İspanya gibi ülkelerin takınacağı tavır. Son zamanlarda Avrupa'da tanık olunan din merkezli tartışma, Vatikan'ın Avrupa'daki Katolik seçmeni etkilemeye yönelik kuşkuculuğu, tarih verilmesi önündeki engelleri artırıyor. İki günlük toplantılarda ortaya çıkan kötü sürprizlerden birisi de, daha önce Türkiye'ye ilişkin nispeten olumlu tutum içindeki Danimarka'nın yön değiştirmesi. Danimarkalı politikacılar arasında "Türkiye'nin AB'ye uyum sağlayamayacağı" yönünde görüşün güçlendiği bildiriliyor.

Hükümet zirveyi bekliyor
Üçüncüsü, ABD'nin alacağı tavır. Başbakan Erdoğan 8-9 Ocak'taki Almanya ziyaretinde Schröder ile yapacağı görüşmeye Avrupa ile ilişkiler ve Kıbrıs açısından ne kadar önem veriyorsa, 28 Ocak'ta ABD başkentinde Bush ile yapacağı görüşmeye de o kadar önem veriyor. Bu görüşmelerde Kıbrıs konusunu açan tarafın Türkiye olup olmayacağı, Dışişleri'nde hâlâ tartışma konusu. Ankara'da bu yüzden hükümetin Kıbrıs konusundaki son kararını Erdoğan, Bush'la görüşmeden önce açıklamayabileceği konuşuluyor.
Oy
sa dün KKTC meclisindeki yemin törenine katılan Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusunda karar için Ankara'nın ne diyeceğini beklediklerini söylüyor.
Ankara'nın ne diyeceği, ne yapacağı, yalnızca Denktaş'ın değil, Avrupa başkentleri ve ABD'nin de merak kon
usu.
Düne kadar, önce hükümetin bir görüş bildirmesi, sonra da Çankaya'da bir devlet zirvesi yapılması yönünde bir beklenti vardı. Dün bu hava değişti. Hükümetin Çankaya zirvesinden önce herhangi bir görüş açıklamaması yolunda eğilim güçlendi. Bunun neden
i, hükümet tarafından zirve öncesinde açıklanacak bir görüşün Çankaya toplantısında değişmesi halinde bundan yalnızca hükümetin değil, Türkiye'deki bütün karar mekanizmalarının zarar göreceği.
Toplantı ardından Denktaş'ın da Ankara'ya davet edilerek bir t
oplantı daha yapılması planlanıyor. Zirvenin aynı gün, aynı katılımcılarla, önce Denktaş'sız, sonra Denktaş'la toplanması da söz konusu.
Böyle bir zirvenin en azından haftaya, muhtemelen yılbaşı sonrasına kalacağı anlaşılıyor.
Ankara'nın yılın son günler
inde ve yeni yılın ilk günlerindeki uğraşının Kıbrıs ve AB olması, 2004 gündemini de belirliyor aslında.

Denktaş görevi pazartesi verecek

27/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de yeni meclisin 50 üyesi dün bir törenle yemin ederken, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hükümeti kurma görevini vermeyi pazartesiye bıraktı. Tören sonrası seçimden birinci çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve ikinci konumdaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) liderleri Mehmet Ali Talat ve Derviş Eroğlu'yla görüşen Denktaş, hükümeti kurma görevini pazartesiden önce vermesinin mümkün olmadığını söyledi. Denktaş, "Siyasi parti liderlerinin temasları sürüyor. Hazır olduklarında bana gelecekler" dedi.
Eroğlu, Denktaş'ın Türkiye'deki gelişmeler nedeniyle görevlendirmeyi ertelemeyi önerdiğini,
bunu uygun bulduklarını açıkladı. UBP lideri Denktaş'ın, "Ankara'da yeni stratejiyle ilgili çalışmalar var. Toplantıların sonucu pazartesi ortaya çıkabilir. Türkiye'nin politikasında değişiklik olup olmadığını gördükten sonra görevini vereceğim" dediğini aktardı.

Eroğlu: CTP'yle hükümet kurmayız
Eroğlu daha sonra yaptığı açıklamada, Talat başkanlığında bir hükümette yer almayacaklarını açıklayarak, "Ya bizim başkanlığımızda kurulacak hükümette yer alırız, ya da muhalefette kalırız" dedi. Bu şartlarda Talat'ın güvenoyu alamayacağını söyleyen Eroğlu, "UBP'nin olmazsa olmazları var. Bunlardan biri UBP başkanlığında bir hükümet, ikincisi Annan Planı. Bu planın iyileştirilmesi esastır. Ben hiçbir zaman 'Annan Planı öldü' demedim" diye konuştu. Eroğlu, hükümet k
urulamazsa erken seçimin kaçınılmaz olacağını da söyledi.

'Çözüm kartı' açılıyor

Türkiye'nin AB ülkelerindeki elçileriyle 2004 stratejisi belirlendi: Kıbrıs'ta çözüm, AB için vize. Haziran 2004'e dek siyasi kriterler tamamlanacak

27/12/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Türkiye'nin AB ülkelerindeki 15 büyükelçisi, KKTC ve ABD'deki büyükelçiler ile BM'deki Daimi Temsilci'nin Ankara'daki temaslarında birliğe üyelik sürecinde 2004 stratejisi belirlendi. Görev yaptıkları ülkelerdeki izlenimlerini aktaran büyükelçilerle Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye tam üye olacağı Mayıs 2004 öncesi çözüm çalışmalarının hızlandırılması kararlaştırıldı. Ankara, AB'nin, Türkiye için tam üyelik müzakerelerini başlatma kararına engel olabilecek 'boş veya gri alan' bırakma hedefinde.
18 büyükelçi 2004'te izlenecek AB ve Kıbrıs politikaları konusunda Dışişleri'nde teknik değerlendirmelerden sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.

Annan Planı temel
Sezer'in önceki akşam kabul ettiği büyükelçiler 'Kıbrıs'ta çözüm Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi için kriter değil ama Türkiye'nin üyeliğini kolaylaştıracaktır' görüşünü dile getirdi. Bu görüşü Sezer'in de paylaştığı ve Annan Planı'nın zemin olarak görülmesine karşı çıkmadığı öğrenildi.
Büyükelçiler "Çalışmaların Annan Planı çerçevesinde tamamlanmasına dair görüş birliğini aktarırken, Kıbrıs nedeniyle AB'nin Türkiye'yle üyelik müzakerelerini başlatmama hakkı olmadığına dikkat çektik Ama, çözümün AB için viz
e olacağı biliniyor" dediler.
Büyükelçilerin, Gül ile yaptıkları toplantıda AB ile ilişkilerin siyasi ve ekonomik boyutları ele alındı. Buna göre Ankara, 2004 İlerleme Raporu'nun Ekim 2004'te yayımlanacağını dikkate alarak, raporun şekilleneceği Haziran 2
004'e dek AB'nin öncelikli olarak sunduğu siyasi kriterleri tamamlamayı hedefliyor. Diplomatik kaynaklar, Haziran 2004'ten sonra atılacak adımların İlerleme Raporu'nu etkilemeyeceğini belirterek, 'Ekim 2004'ten önce Avrupa Komisyonu'nu, Türkiye'nin siyasi kriterleri yerine getirdiğine ikna etmek zorundayız' dedi.
Toplantıda, Türkiye'nin AB öncelikleri son Brüksel zirvesi sonuçları dikkate alınarak 'Yargı bağımsızlığı, dernek kurma, ifade ve din özgürlükleri, asker-sivil ilişkisi, Güneydoğu ile diğer bölgel
er arasındaki
ekonomik ve sosyal dengesizliklerin ortadan kaldırılması, kültürel haklar' olarak sıralandı.
Türkiye, 2004'teki adımları ise yeni oluşturduğu İletişim Stratejisi çerçevesinde tanıtım yoluyla duyuracak. Parlamentolar ve sivil toplum örgütler
iyle ilişkilere önem veren Ankara, AB ülkelerine, Türkiye'nin coğrafi büyüklüğünün birlik ekonomisine katkılarını anlatacak. AB büyükelçileriyle değerlendirme sonuçları, üyelikleri mayısta kesinleşecek ülkelerde görevli elçilere de aktarılacak.

Türkiye’den ‘çözüm için çaba’

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Artık maraton bitti. Son yüz metredeyiz, depara kalkmalıyız’ dedi

Erdoğan, Türkiye'nin AB üyesi 15 ülke ile ABD ve KKTC'de görev yapan büyükelçilerini kabul etti.

Toplantıda, AB sürecinde kritik öneme sahip 2004 yılı içinde, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlanması yönünde tarih alma hedefine ilişkin neler yapılması gerektiği değerlendirildi.

Erdoğan, bu 1 yıllık sürenin kısa ancak önemli olduğuna işaret ederek, büyükelçilere, "Artık maraton bitti, son 100 metredeyiz. Bundan sonra maraton koşucusu gibi değil, 100 metre koşucusu gibi koşmalıyız, depara kalkmalıyız" mesajını iletti.

AB sürecinde yapılan reformların uygulanması konusunda elden gelenin yapılacağını, eksikliklerin hızla tamamlanacağını ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin AB sürecinde attığı ve atacağı adımların büyükelçilerin görev yaptıkları ülkelerde tanıtılması ve kamuoyunun bilgilendirilmesinin önemine işaret etti.

Erdoğan, bu çerçevede, büyükelçilerin görev yaptıkları ülkelerin hükümetleri, sivil toplum kuruluşları ve kamuoyuyla sıkı diyalog içinde bulunması gerektiğini belirtti.

Bu arada, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak Ankara'nın yürüttüğü hazırlıklara ilişkin Dışişleri Bakanlığı bürokratları tarafından Başbakan Erdoğan'a 30 Aralık'ta bir brifing verileceği öğrenildi.

HALKIN SESI 27/12/2003

Sınıfta kaldılar

KIBRIS Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı, işadamı Asil Nadir, ülkeyi yönetenlerin sınıfta kaldığını söyledi. Asil Nadir, dün Lefkoşa'daki KIBRIS tesislerinde düzenlenen yeni yıl kokteylinde yaptığı konuşmada, medya grubu çalışanlarının azmi ve gayretlerini hayranlıkla izlediğini belirterek, "Ülkeyi yönetenlere karşı gösterdiğiniz mücadele takdire değer" dedi.

Asil Nadir, Kıbrıslı Türklerin, KKTC'yi vatan edinmiş herkesin güneşi gördüğünü ve o güneşe varacağından emin olduğunu belirtti, ancak bu güneşin bir partilerin ambleminde kullandığı güneş olmadığını söyledi.

KIBRIS Medya Grubu çalışanları, yeni yıl kokteyli dolayısıyla dün bir araya geldi. Lefkoşa'daki medya grubu tesislerinde gerçekleşen kokteyl, oldukça samimi bir atmosferde geçti.

Kokteyle katılan KIBRIS Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı, işadamı Asil Nadir, yine önemli açıklamalarda bulundu ve ülkeyi yönetenlere eleştiriler yöneltti.

Asil Nadir, kokteylde şöyle konuştu:

"Siz KIBRIS Medya çalışanları, Kıbrıs Türkü için bu kadar hayati ve ehemmiyeti olan bir dönemde, ülkeyi yönetenlere karşı gösterdiğiniz mücadele, verdiğiniz gayret, gösterdiğiniz incelik, takdire değerdir. Bu mücadele sizleri daha da yüceltmiştir.

Biliyorum 'müdahalelerden' bahsederken muayyen dostlarımız rahatsız oluyor ama seçim dönemindeki mücadele sırasında kabul edilmez müdahaleleri, bu müdahalelerin ne olduğunu Kıbrıs Türkü çok iyi biliyor.

Kıbrıslı Türkler ile burada doğan veya 'ben Kıbrıs Türküyüm' diye buralara yerleşen kardeşlerimiz, kaynaşmış, birlik ve beraberlik içerisindedir. Bu, uzun yıllar içerisinde kazanılmıştır.

Ülkedeki birlik ve beraberliğimizi bozmaya teşebbüs eden muayyen mercilere fırsat vermeyin. Çünkü onlar maalesef, onlardan beklediğimiz olgunluğu, ileri görüşlülüğü sergileyemedi.

Kısaca söylemek gerekirse 'sınıfta kaldılar'... Biz, o birlik beraberliği sağlamak için gereken her türlü hassasiyeti, sevecenliği, kucaklamayı yapmaya devam edeceğiz. Çünkü Kuzey Kıbrıs'ın ihtiyacı olduğu konum budur.

Siz çalışanlarımız, şimdi sizleri uzun uzun şımartabilirim, çünkü hepinize inanılmaz bir hayranlığım var. Bu kadar saçma bir ortamda, bu kadar beceri... Bunu sizler sergilediniz... Ama buna iki kademeli bir olay gibi bakın. Karşınızda Kıbrıs Türkü'nü sizler kadar, Kıbrıs Türk halkı kadar düşünmeyenlerin sadece kalıntıları var.

Şimdi aynı azim, aynı kararlılık ve aynı sevecenlikle bu kalıntıları temizlemek için halkla beraber, üstünüze düşen her şeyi yapmaktan sakınmayın, hep söylerim, kimseden korkunuz olmasın.

Kendi vicdanınızı, ideallerinizi, ailenizi, çocuklarınızı düşünün ve bu ideale, çözüme, inanılmaz bir gayretle devam edin. Ben bunu başaracağınızdan eminim...

Daha önce müdahalelerden bahsetmiştim, bir daha tekrarlamama gerek yok, merak etmeyin... Eminim benim kadar, Kıbrıslı Türkler kadar, 'burayı vatan edinmiş herkese bahsediyorum; hepimiz güneşe varacağız. Bir partilerin ambleminde kullandığı güneşten bahsetmiyorum, hakiki güneşten bahsediyorum, güneşi hepimiz görüyoruz ve o güneşe varacağız.

Ailenize, çocuklarınıza ve sizlere sevgi ve saygılarımı sunarım. Hepinizi gözlerinizden öperim."

KIBRIS 27/12/2003

AKPM, Türkiye'den memnun

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından hazırlanan bir raporda, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda Türkiye'deki hükümetin "açık görüşlü ve pragmatik" olmasından memnuniyet duyulduğu ifade ediliyor.

AKPM Siyasi İşler Komitesi üyesi Macar parlamenter Matyas Eörsi tarafından hazırlanan ve Ocak ayı sonunda yapılacak genel kurul toplantılarında oylanacak raporda, Kıbrıs Rum yönetiminden, AB üyesi olduktan sonra Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmaması isteniyor.

Diplomatik kaynaklar tarafından "dengeli" olarak değerlendirilen rapor ve buna bağlı tavsiye niteliğindeki karar tasarında, Kıbrıs'ta zaman kaybedilmeden BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu plan temelinde görüşmelerin başlaması çağrısında bulunuluyor.

İki toplumun liderlerinden güven artırıcı önlemleri geliştirmeleri istenen tasarıda, liderlere, bu yönde olumlu adımlar atmaları çağrısı yapılıyor.

Rumlara uyarılar

Raporda, Kıbrıslı Rum yöneticilere yönelik uyarılarda, "Kıbrıs'ta hakim konumda ve Kıbrıslı Türkler için tehdit oluşturdukları yolunda algılanabilecek açıklama ve davranışlardan kaçınmaları" isteniyor.

Kıbrıs Rum yönetiminden, KKTC'nin diğer ülkelerle ticari ilişkilerine kolaylık göstermesi istenirken, "iki toplum arasındaki temaslar konusunda ortaya çıkan sorunların aşılmasında da Rum yönetiminin ortadaki zorlukları çözmesi gerektiği" vurgulanıyor.

Raporun KKTC'ye yönelik tavsiye kısmında ise zaman kaybedilmeden Annan Planı temelinde görüşme masasına dönülmesi isteniyor ve güvensizlik ortamının aşılması için geçmişteki korkuların yeniden gündeme getirilmekten kaçınılması çağrısında bulunuluyor.

KKTC'nin AB'ye karşı daha olumlu bir yaklaşım göstermesi istenirken, KKTC yönetiminin medyanın ifade özgürlüğünü güvence altına alması gerektiği görüşü savunuluyor.

AKPM, Türkiye'den de görüşmelerin başlaması için ağırlığını koymasını isterken, Ankara'nın Rum kesimi ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini savunuyor.

Yunanistan'dan da görüşmelerin tekrar başlamasına katkıda bulunmasını isteyen AKPM, Atina'dan Rum yönetimini Annan Planı çerçevesindeki çözüm için cesaretlendirmesini istiyor.

AKPM, AB'nin Türkiye'ye tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda açık bir mesaj vererek, Kıbrıs sorununun çözümü için Ankara'yı cesaretlendirmesi gerektiğini savunuyor.

Rapor ve tavsiye karar tasarısında, AB'den, KKTC'deki mal ve ürünlerin AB pazarlarına girişi önündeki engellerin azaltılması da isteniyor.

KIBRIS 27/12/2003

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Pepe: "Denktaş'a endeksli poli…..

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, "Kıbrıs'ta 30 yıldır devam eden çözümsüzlük, karşılıklı çıkarlar iyi ele alınıp çözülmesi gerekir" dedi.

Pepe, Kocaeli Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (KOSİAD) "Kocaeli'nin Temel Sorunları" konulu toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusuna da değinerek, şöyle dedi:

"Kıbrıs'ta 30 yıldır devam eden çözümsüzlük, karşılıklı çıkarlar iyi ele alınıp çözülmesi gerekir. Çözümsüzlük politikasıyla nereye kadar varacaksınız. Kıbrıs'ta, Denktaş'a endeksli politikanın duvara toslayacağını görmüyor musunuz?"

KIBRIS 27/12/2003

Ticaret Odası'ndan Erdoğan'a 40 bin adet "çözüm ve AB üyeliği”

Kıbrıs'ta Çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği yolunda büyük bir misyon üstlenen Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere 40 bin adet "çözüm ve AB üyeliği" dileğini içeren kart bastı.

Ön yüzünde çözüm ve AB üyeliği amacıyla İnönü Meydanı'nda çeşitli tarihlerde düzenlenen mitingleri görüntüleyen karma resim, arka yüzünde, "Dileğim, Kıbrıs'ta çözüm ve AB üyeliğinin Mayıs 2004'e kadar gerçekleşmesi ve Türkiye'nin AB sürecinin önünün açılmasıdır. Yeni yılınız kutlu olsun" mesajını içeren kartlar, gazeteler vasıtası ile 28 Aralık Pazar günü halkın imzasına açılıyor.

"Çözüm ve AB üyeliği dileği" kartları imzalandıktan sonra topluca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a iletilecek.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a iletilecek "çözüm ve AB üyeliği" kartlarıyla ilgili olarak verdiği demeçte şunları söyledi:

"Meydanları dolduran halkımız, 1 Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs'ta çözüm ve AB üyeliği yanında Türkiye'nin de AB yolunda önünü açacaktır. Bu düşünce 14 Aralık'ta yapılan seçim sonuçlarına da kısmen yansıyabilmiştir. Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak amacımız, çözüm ve AB üyeliği konusunda halkın düşüncelerine tercüman olmaktır.

Türkiye'de çağdaş kesim de Kıbrıs'ta çözüm ve AB üyeliğini desteklemekte ve bu yolda adımlar atmaktadır. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan'a gönderilecek her kartın, bu adımların daha da sıklaşmasına ve çabuklaşmasına neden olacağına inanmaktayız. Bu nedenle 'Kıbrıs'ta çözüm ve AB üyeliğinin Mayıs 2004'e kadar gerçekleşmesi ve Türkiye'nin AB sürecinin önünün açılması' dileğiyle düzenlediğimiz Yeni yıl kartlarını halkımızın imzasına açmış bulunuyoruz.

Kartlara atılacak her imza, Kıbrıs'ta çözüm ve AB üyeliği konusunda Türkiye'yi daha da cesaretlendirmiş olacaktır. 'çözüm ve AB üyeliği' ile ilgili kartlarımız gazeteler vasıtasıyla 28 Aralık Pazar günü imzalamaları için halkımıza dağıtılıyor.

Kartlar, odamız yanında, sivil toplum örgütleri, kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla da saygıdeğer halkımıza iletilecektir. Değerli halkımızdan isteğimiz, imzaladıkları kartları en kısa sürede odamıza iletmeleridir.

'Çözüm ve AB üyeliği dileği' kartları ayrıca Lefkoşa oda yönetim kurulu ve meclis üyelerimizden Sayın Mustafa Damdelen 2272050; Ali Erdal Osmanlar 2256555; Şua Saraçoğlu 2253442; Ünsal Özbilenler 2234212; Hasip Erel 2235950; Cahit Kaya 2283119; İsmail Sayı 2274343, Mağusa Oda Başkan yardımcısı Hasan İnce 3663520 Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Noyan 3651580; Girne Oda Başkan yardımcısı Salih Coşar 0542 8539833; Yönetim Kurulu üyesi Kamil Çağra 8151066 ve Güzelyurt'tan Hasan Başoğlu 7146257'den arayıp, imzalı kartları onlara teslim edebilirler."

Oda Başkanı Ali Erel, Ticaret Odası'nda toplanacak imzalı kartların, bir heyetle birlikte Ankara'ya götürülüp topluca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a takdim edileceğini söyledi.

KIBRIS 27/12/2003