Komiteler Fiyasko

ÇALIŞMALAR GÖSTERMELİK: 1981-2002 dönemindeki son 21 yılda, mecliste, kamuoyunu çok yakından ilgilendiren esrarengiz olaylarla ilgili tam 80 araştırma komitesi kuruldu. Bunların sadece 17'si sonuçlandı, 27'si reddedildi, 26'sı seçimler nedeniyle kadük (hükümsüz) oldu, 7'si de hâlâ 'çalışıyor'. Ancak Araştırmasını tamamlamayı başaran komitelerden çıkan raporlar da sadece genel kurulda görüşülmekten öteye gitmiyor, mecliste oylanmıyor, sonuçta da herkes bildiği yolda yürümeye devam ediyor

KUTLU ADALI'YI KİM ÖLDÜRDÜ? 6 Temmuz 1996'da Lefkoşa'daki evinin önünde otomatik tüfekle taranarak öldürülen gazeteci-yazar Kutlu Adalı'nın haince katledilmesinin üzerinden 7 yıl geçti. Meclis bu olayları aydınlatmak için iki kez komite kurdu. 1996'da oluşturulan ilk komite, 98 seçimleri nedeniyle hükümsüz sayıldı. 2000'de ikinci komite işbaşına geçti; üç yıldır çalışma yapıyor. Ancak Kutlu Adalı, hâlâ faili meçhul cinayetler arasında...

GÜLSEN İÇÖZ OLAYI UNUTULDU: 10 Mayıs 1992'de KKTC gündemine bomba gibi düşen 7 kiloluk eroin kaçakçılığı olayının kilit ismi Gülsen İçöz'ün polisin göz hapsinde iken sırra kadem basması da meclisimizi harekete geçirmişti. Dönemin UBP Milletvekili Ömer Demir'in de adının karıştığı eroin kaçakçılığıyla ilgili iki kez komite kuruldu. Fakat her iki komite de seçimler nedeniyle hükümsüz sayıldı ve bu olay da unutulup gitti. Mecliste artık bu konuyu araştıran komite de yok, Gülsen İçöz ise Londra'da yaşamını sürdürüyor

BAŞBAKAN EROĞLU'NUN MERCEDES'İ: Başbakan Derviş Eroğlu'nun yıllar önceye dayanan 'Mercedes' merakı, 1988 yılında hakkında meclis araştırma komitesi kurulmasına yol açmıştı. 1988'in mart ayında kurulan meclis araştırma komitesi, Başbakan Eroğlu'nun adına kayıtlı BD 002 plakalı Mercedes 190 marka aracı araştırmakla görevlendirilmişti. Fakat iki yıl gibi uzun bir sürede çalışmalarını tamamlayamayan komite, 6 Mayıs 1990'da yapılan seçimler nedeniyle kadük oldu ve kafalardaki soru işaretleri de tarihe karıştı

KIBRIS 20/09/2003

Kıbrıs’taki toprağın yüzde 45’i Türklerin

Denktaş gençlere de seslendi: Bir devleti koruma görevi omuzlarınıza yüklenmektedir. ‘Korumadan vazgeç, Rum’a yamalan ve Rum’un istediği yere git’ diyenlere kulak vermeyin

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların tarihi süreç içerisinde her zaman Türkleri topraksız bırakmak için uğraştıklarını ve Türk topraklarının çoğunlukta olduğu köylerin baskıyla Türklerden alındığını belirterek, Annan Planı’nın da bu felsefenin ürünü olduğunu kaydetti.

Uzun yıllar Milli Arşiv’in müdürlüğünü yapan Araştırmacı-Yazar Mustafa Haşim Altan da, “Kıbrıs Türk Malları” isimli 4 ciltlik kitabında, Ada’daki Türk hakimiyetini Osmanlı döneminden ele alarak Türklere ait toprakların yüzde 45 civarında olduğunu ifade etti.

Altan, Ahmet Yesevi Kültür Vakfı tarafından finanse edilen kitabının ikinci baskısını dün Cumhrubaşkanı Denktaş’a takdim etti.

İNGİLİZCEYE DE ÇEVRİLECEK

Ahmet Yesevi Kültür Vakfı yetkilileri kabulde, Kıbrıs’taki Türk mallarıyla ilgili kitabın belgelerden oluştuğunu belirttiler ve İngilizce’ye çevirerek başta Avrupa olmak üzere dünyaya da tanıtacaklarını anlattılar.

Maraş ve Larnaka havaalanının bulunduğu toprak parçasıyla ilgili çalışma başlatıldığını da belirten Vakıf yetkilileri, “Kıbrıs’ta Kamulaştırma Hareketleri” isimli ayrı bir kitabın da baskıda olduğunu kaydettiler.

Araştırmacı-Yazar Mustafa Haşim Altan da, Ada’daki Türk topraklarının oranının yüzde 45’e dayandığını belirtti ve kitabında bunları belgeleriyle açıkladığını söyledi. Altan, yetkililerin bu konuda ciddi bir çalışma yapmaları gerektiğini de kaydetti.

"HEDEF TÜRKLERİ TOPRAKSIZ HALE GETİRMEK”

Cumhurbaşkanı Denktaş da, yazara ve finansmanı sağlayan vakfa teşekkür ederek, “Tarih değiştirilemez, gerçekler ortadan kaldırılamaz. Rumların esas siyaseti Türk topraklarını ele geçirmektir” dedi.

Asırlardan beri Rumların Türk topraklarında hakimiyet kurmak için Türk halkına baskı uyguladığını, birçok Türk köyünün bu yolla boşaltıldığını örnekleriyle anlatan Denktaş, Annan planının da Türkleri topraksız bırakma felsefesine dayandığını kaydetti.

60-80 bin Rum’un Kuzey’e geri dönmesine, geri kalanına da dava açma olanağı sağlayan planın Türkleri topraksız hale getireceğini yineleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, bu arada Güney’deki Türk mallarının da yerle bir ediliğini veya kamulaştırıldığını söyledi.

Denktaş, “Türkiye’yi adadan atmayı, bizi yüzde 10 toprağa sıkıştırmayı hedefleyen Annan Planı, tam da Rumların oyununu ifade ediyor. Halkımız bunun karşısına duvar gibi dikilmeli” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, son zamanlarda Kıbrıs’la ilgili kitaplarda artış olmasından büyük memnuniyet duyduğunu da ekledi.

“KAĞIT ÜSTÜNDE BİR ANLAŞMA İSTEMİYORUZ DEVLETE DAYALI BİR ANLAŞMA İSTİYORUZ”

TBK Gaziler Derneği, dün Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ziyaret ederek etti.

Dernek Genel Sekreteri Faruk Bozay, bugünün TBMM tarafından Ulu Önder Atatürk’e 19 Eylül 1921’de “Gazilik ve Mareşallik” ünvanının verilişinin 82’inci yıldönümü olduğunu belirterke, bu yıldan itibaren bugünün “Gaziler Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırdıklarını söyledi.

Denktaş, gençlere de seslenerek, “Bir devleti koruma görevi omuzlarınıza yüklenmektedir. ‘Korumadan vazgeç, Rum’a yamalan ve Rum’un istediği yere git’ diyenlere kulak vermeyin” dedi.

HALKIN SESI 20/09/2003

Kıbrıs Türkü dünyadan soyutlandı

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü’nün, Kıbrıs sorunundan dolayı dünyadan soyutlandığı görüşünü savundu.

Talat, “Müzakere edeceğiz. Hem de samimiyetle ve halkımızın çıkarlarını korumak için müzakere edeceğiz. Saltanatını korumak için masaya göstermelik olarak gidenlere inat müzakere edeceğiz. Unutmayınız ki, halk oyuna sunmadan antlaşma yoktur. Son söz yine halkın olacaktır. Annan Plânı’nda beş tane imza var, Türkiye de imzalayacak, siz de onaylayacaksınız” dedi.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, köy gezileri kapsamında Minareliköy’ü ziyaret etti.

Gençlerin geleceğinin belirsiz olduğunu söyleyen Talat, “Kıbrıs sorunu çözümlenmediği sürece bu böyle devam edecektir. Hem Kıbrıs Türkünün dünyayla kucaklaşması, hem de Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde ilerlemesi için Kıbrıs sorunu çözüme mahkumdur” dedi.

1960 yılı koşulları ile Annan Plânı’nın kıyaslanamaz olduğu görüşünü savunan Talat, “1960 yılında ayrı devletimiz yoktu, cumhurbaşkan muavini ve bazı konularda veto hakkı vardı. Türk toprağı da yoktu. Annan Plânı’nda ayrı Türk devleti var ve yetkilerini egemen olarak kullanır. Garanti Antlaşması 1960 yılında ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü garanti ederken, yeni Kıbrıs’ta hem ‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ hem de kurucu devletlerin toprak bütünlüğü garanti altına alınıyor” şeklinde konuştu.

CTP’den yapılan yazılı açıklamaya göre, çözüm olduğu takdirde Avrupa Birliği’ne de girileceğini belirten Talat, “Kıbrıs Türkü yıllardır kendini Avrupalı olarak görmüştür. Ama statükocular şeytandan korkar gibi AB’den korkuyorlar. Niçin? Çünkü AB’de hukuk var, AB’de kriterler var, denetim mekanizması var” dedi.

HALKIN SESI 20/09/2003

Türkiye'nin kaderi Kıbrıs'ta

Denktaş, Annan Planı temelinde bir çözüme hayır derse Kıbrıslı Türkler tecrit edilmiş ve yoksul kalır, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri reddedilir

20/09/2003 RADIKAL

Henri J. Barkey, Phillip H. Gordon
TBMM'nin geçen ay geniş kapsamlı bir reform paketini kabul etmesi hükümetin AB'ye katılım konusundaki ciddiyetini gösteren yeni bir işaret oldu.
İslami eğilimli AKP, Kasım 2002 seçimlerinden bu yana Türk ordusunun siyasal alandaki rolünü kısıtlayan, ifade özgürlüğünü genişleten, azınlık ve vatandaşlık haklarını geliştiren kanun maddelerini meclisten geçirdi.
Avrupalı liderler, Kürtçe dil eğitimi ya da asker ağırlıklı MGK'nın etkinliğini kısıtlamak gibi, daha bir-iki yıl önce im
kânsız gibi görünen uygulamaları hayata geçirmek konusunda hükümetin sergilediği istekli tavrı takdirle karşılamakta. Verheugen, Türkiye bu yolda devam ettiği takdirde, AB'nin 2004 sonunda toplanacak zirvesinde Ankara ile üyelik müzakerelerine başlama konusunda direnç göstermesinin zorlaşacağını ifade etti.
Türkiye ile görüşmelerin başlatılması, ülkeyi temelli Batı'ya demirleme rüyasını gerçekleştirecek tarihi bir adım olacak. Türkler, müzakereleri başlatıp da bitirmeyen hiçbir ülke olmadığının, bu yönde b
ir kararın nihayet onları emellerine ulaştıracak yolun başlangıcı olacağının bilincinde.
Ufuktaki karabulut Kıbrıs meselesi. Teknik anlamda, adadaki 30 yıllık bölünmenin çözüme ulaştırılması Türkiye'nin AB üyeliği için bir önşart değil. Ancak siyasal olar
ak, anlaşma olmadan AB'nin süreci başlatmaya yanaşması imkânsız gibi görülmekte.
Türkiye'nin üyelik süreci Kıbrıslı Rumlar adına Yunanistan tarafından bloke edilebileceği gibi, halen adadaki Rum hükümeti tarafından temsil edilmekte olan Kıbrıs da Mayıs 20
04'ten itibaren AB üyesi olarak oy ve veto hakkına sahip olacak.
Bu bağlamda, Kıbrıs konusundaki ihtilafın çözülmesi, sayısı 1 milyona yaklaşan ada halkının kaderini belirlemekten çok öte bir önem taşımakta. Çözüm yaklaşık 70 milyon Türk vatandaşının gele
ceğini, Avrupa'nın Müslüman dünyası ile ilişkilerini ve bütünüyle Akdeniz bölgesini ciddi biçimde etkileyecek.
Ancak çözüm için vakit azalıyor. Yeni bir konfederasyon öneren Annan Planı, dönüşümlü başkanlık, temel yasalar üzerinde her iki toplumun anlaşma
ya varma şartı, Türk askeri birliklerinin adadaki varlığını sürdürmesi veTürk kesimindeki evlerine geri dönebilecek Rumların sayısına kısıtlama getirmek gibi, Kıbrıslı Türklerin üzerinde durduğu pek çok konuda Rumlar açısından tavizler içermekteydi. Ancak Denktaş, Ankara'daki muhafazakârların da desteğiyle planı reddetti ve uzlaşma taraftarı yeni Türk hükümeti onu kararından vazgeçiremedi.
Gittikçe artan bir popüler direnç ve aralık ayında yapılacak genel seçim ile yüz yüze olan Denktaş, Annan Planı'nın öl
düğünü söyledi. Rum tarafı hâlâ anlaşmaya istekli olduğunu söylese de, AB sağlama alındığı için artık önemli tavizlerde bulunması beklenmiyor.
Bu arada, Kıbrıslı Türkler sokaklarda Annan Planı'na destek gösterileri düzenliyor ve üyelik kapısı kapanmadan A
B vatandaşlığı elde etmek umuduyla Rum pasaportları alıyor.
Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye'nin AB davasının reddi, milliyetçilerden sert tepki çekebileceği gibi, Türk vatandaşlarına AB'ye katılmanın bedeli olarak sunulan tarihi reform sürecinin de sonunu
getirebilir.

Bush müdahale etmeli
Bu olası felaket karşısında ABD ve AB bu çıkmazdan kurtulmak için son bir girişimde bulunmalı. Bush bu ay BM Genel Kurulu'nda AB liderleriyle birlikte katılacağı toplantı sırasında Türkiye, Yunanistan ve her iki Kıbrıs toplumunu bir araya getiren bir mini zirveye ev sahipliği yapmalı. Verilmesi gereken mesaj şu: Annan Planı üzerinde nihai, yoğun müzakereler derhal başlamalı ve taraflara bir anlaşmaya varmaları için aralık ayına kadar süre tanınmalı. Plan üzerinde şu ana
kadarki çalışmalar ve sığ görüş ayrılıkları göz önüne alınırsa, bu süre fazlasıyla yeterli.
Denktaş ve muhafazakâr destekçileri sonunda evet derse, ABD ve AB, Kuzey Kıbrıs'a önemli ekonomik yardımda bulunacak, önümüzdeki yıl Kıbrıslı Türkler birleşmiş bir
adanın parçası olarak AB'ye katılacak ve Türkiye'nin üyelik ihtimali güçlenecek. Bush, Mayıs 2004'te İstanbul'daki NATO zirvesine gittiğinde, birleşmiş Kıbrıs'ın AB'ye girişini ve Türkiye'nin Batı'ya yakınlaşmasını ön plana çıkaran tarihi bir törene katılabilir. Bu, gerilen ABD-Türkiye ilişkilerine de ilaç gibi gelir.
Ya Denktaş yine hayır derse? Kıbrıslı Türkler tecrit edilmiş ve yoksul kalır, Türkiye' nin AB üyelik müzakereleri reddedilir. Denktaş'a da halkına ve tüm bölgeye böyle bir tarihi fırsatın na
sıl kaçırıldığını izah etmek kalır.
(Bethlehem, Pennsylvania'daki Lehigh Üniversitesi'nde Uluslararası
İlişkiler Profesörü/Brookings Enstitüsü kıdemli araştırmacı, 9 Eylül 2003

HAYAL PEŞİNDE

Denktaş, “uluslararası gözlemcilerin seçimleri izlemesine, devletimiz kabul edilip tanınacaksa, müsaade edilmesinden yanayım” dedi

Cumhurbaşkanı Denktaş, milletvekilliği seçimlerinde aday olmamasına rağmen “seçmenlerin beni destekleyeceklerinden eminim” şeklinde konuştu

Denktaş, halkı tanıdığını ileri sürerek, falcılığa da soyundu ve “Seçimi kimin kazanacağını biliyorum. İnsanları (halkı) tanıyorum” dedi

Parlamentoyu da küçümseyen Denktaş, halkın, “bu seçimlerin yalnızca basit bir parlamento seçimi olmadığını” bildiğini de sözlerine ekledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uluslararası gözlemcilerin, 14 Aralık'ta yapılacak genel seçimleri izlemesine, bunun sonucunda KKTC kabul edilip tanınacaksa, izin verilmesinden yana olduğunu söyledi.

Denktaş, İngiliz haber ajansı Reuters'e verdiği demeçte, seçim ittifakı kuran muhalefetin, “kendisinin seçimlere hile karıştıracağı” yolundaki iddialarının temelden yoksun olduğunun ortaya konulması açısından da uluslararası gözlemcilerin seçimler için KKTC’ye gelmelerinin iyi olacağını sözlerine ekledi.

Denktaş, milletvekilliği genel seçimlerinde kendisi aday olmadığı halde, Reuters’e demecinde, genel seçimlerde, seçmenlerin, kendisinin Annan Planı’nı reddedişini destekleyeceklerinden emin olduğunu da ileri sürdü. Denktaş, halkı tanıdığını ileri sürerek şöyle konuştu:

''Kimin kazanacağını biliyorum. İnsanları (halkı) tanıyorum. Onlar, bu seçimlerin yalnızca basit bir parlamento seçimi olmadığını biliyorlar. Bunlar, Kıbrıs Türkünün ve devletinin kaderini belirleyecek seçimlerdir.''

BM planının, Rumlara çok fazla güç ve toprak garanti ettiğini iddia eden Denktaş, Kıbrıslı Türk muhaliflerinin de, seçimlerden sonra parlamentoda çoğunluğu elde ettikleri taktirde müzakereci olarak kendisine görev vermeyeceklerini belirtti. ''Ben, seçim listesinde bir devlet başkanı ve müzakereci olarak seçildim'' diye konuşan Denktaş, muhalefetin seçimleri kazanması halinde kendisine yerine getiremeyeceği talimatlar verebileceğine de işaret ederek, şöyle dedi:

“Eğer seçimleri bu insanlar (muhalefet) kazanırsa, yapabilecekleri tek şey, bana, müzakereci olarak, yerine getiremeyeceğim talimatlar vermek olacaktır. Bunları ben yerine getiremem, çünkü halkıma eşit egemenlik temelinde bir anlaşma için söz verdim.”

Kıbrıs'ta, iki toplumun eşit egemenliği temelinde ve müzakere edilmiş bir çözüm için kendi planını hazırlamakta olduğunu da bildiren, ancak bu konuda hiçbir ayrıntı vermeyen Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile yüz yüze görüşmeler yapmaya hazır olduğunu söyledi. Denktaş, ''Tartışılacak çok şey var, ancak Papadopulos 'hayır' diyor. Kıbrıs Türklerinin seçimlerini bekleyecek. Tamam, ben de beklerim'' dedi.

YENIDUZEN 21/09/2003

Çözüme destek

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Kıbrıs konusundaki sorunların barış içinde, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, halkların özgür iradesi temelinde kalıcı bir çözüme kavuşturulacağına inandıklarını söyledi

DİSK Genel Başkanı Çelebi: “Sorunların barış içinde, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, çözüme kavuşturulacağına inanıyoruz. Çözüm isteyenleri karalamakla, suçlamakla bir yerlere varacaklarını sananlar, kafalarını kumdan çıkarıp yüzlerini asıl muhataplarına döndürmelidir.”

KESK Genel Başkanı Sami Evren, “Barışı savunmak zorundayız. Ada’ya müdahale etmeyin, ancak Kıbrıs'ta statüko, 2 halkın eşit, kardeşçe yaşamasına direniyor.”

KIB-SEK Genel Sekreteri Seylani: “Kıbrıs Türk halkı, Annan Planı temelinde çözüm istemektedir”

DİSK, KESK ve Kıbrıs Sendikalar Konfederasyonu (KIB-SEK) tarafından, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde, ''Kıbrıs Sorununda Demokratik Çözüm Arayışları'' konulu konferans düzenlendi.

Konferansın açılışında konuşan Çelebi, Ege'nin bir barış denizi, Kıbrıs'ın da barış adası olması gerektiğini belirterek, bu toplantının bir birikimin ürünü olduğunu söyledi.

Çelebi, ''Biz, sorunların barış içinde, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, halkların özgür iradesi temelinde kalıcı bir çözüme kavuşturulacağına inanıyoruz'' diye konuştu.

Savaş ve işgallerin, toplumları birbirine düşman etmekten, yeni savaş, çatışma ve düşmanlıkların tohumlarını ekmekten başka bir işe yaramadığını kaydeden Çelebi, Kıbrıs ve Ege sorununun sadece bir dış politika sorunu olmadığını, iç siyaseti de etkilediğini söyledi. Çelebi, ''Hiç tartışılmıyor ama Kıbrıs'ın, Ege'deki gerginlik politikasının bu ülkeye neye mal olduğunu artık birilerinin hesap etmesi gerektiğini düşünüyoruz'' şeklinde konuştu.

AA’ya göre, sorunların her yönüyle masaya yatırılması gerektiğini ifade eden Çelebi, şöyle devam etti:

''İtiraf etmeliyiz ki, Kıbrıs konusunda yıllardır gözlerimiz kapalı, hamaset üzerinde heyecanlı sloganların tekrarıyla zaman yitirdik. Türkiye bu konuda kararını vermeli, Kıbrıslılar kendi gelecekleri konusunda özgür bırakılmalıdır. Biz çözüm istiyoruz. Çözüm isteyenleri karalamakla, suçlamakla bir yerlere varacaklarını sananlar, kafalarını kumdan çıkarıp yüzlerini asıl muhataplarına döndürmelidir.''

KESK BAŞKANI SEMİ EVREN

KESK Genel Başkanı Sami Evren de, daha önce Yunanistan'da da buna benzer bir konferans düzenlediklerini hatırlatarak, halklar arasında herhangi bir sorun olmadığını tespit ettiklerini söyledi.

''Sorunun başkalarında ve başka yerlerde'' olduğunu savunan Evren, ''Barışı savunmak zorundayız. Ada'ya müdahale etmeyin, ancak Kıbrıs'ta statüko, 2 halkın eşit, kardeşçe yaşamasına direniyor. Çözüm, eşit siyasal haklara sahip 2 toplumlu tek devlet'' dedi.

ALİ SEYLANİ

Kıbrıs Sendikalar Konferasyonu KIB-SEK Genel Sekreteri Ali Seylani de, ''statükocu anlayışın, KKTC'de 29 yıldır her şeyi istismar ve talan ettiğini'' ileri sürerek, bu kesimin ''çözümsüzlük çözümdür'' mantığını devam ettirdiğini söyledi.

Türkiye'nin, AB ya da ABD ile ters düştüğü her süreçte Kıbrıs'ın bir koz olarak kullanıldığını savunan Seylani, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı eleştirdi.

Kasım 2002'de, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeni bir çözüm planı ortaya koyduğunu hatırlatan Seylani, şöyle devam etti:

''Halk, Kıbrıs'ta çözüm, açıklık, şeffaflık istemekte. Kıbrıs Türk halkı Annan Planı temelinde bir çözüm istemektedir. Halkın kararlılığı, hem Kuzey'deki, hem de Güney Kıbrıs'taki statükocuları

ürkütmektedir. Eğer Ege, barış denizi, Kıbrıs da barış adası yapılmak isteniyorsa bu sorunun çözülmesi gerekir.''

SEÇİMLER

Bu yıl sonunda yapılacak seçimlere de değinen Seylani, ''Aralık seçimleri sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu seçimlerde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne büyük görevler düşüyor. Hükümet, seçimlerin gerçekten müdahaleden uzak ve tarafsız olması için net ve açık bir politikayı ortaya koymalı'' diye konuştu.

ONUR ÖYMEN

CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen de, bugüne kadar Kıbrıslı Türkler ile Türk halkının hiç birbirine düşmediğini, böyle bir şeyin her iki tarafa da hiçbir şey kazandırmayacağını söyledi.

Konuyla ilgili 30 yıldır hep baskılara maruz kaldıklarını ve buna hep direndiklerini anlatan Öymen, hiçbir Türk hükümetinin yayılmacılık politikası izlemediğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin, geçmişi unutmamaları ve yabancıların oyunlarına gelmemeleri gerektiğini söyledi.

Bu arada, toplantıda DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliği adına açıklanan ortak bildiride de, Kıbrıs sorununun kısa süre içinde çözüme kavuşturulması istendi.

YENIDUZEN 21/09/2003

Rumlar mayınları tek yanlı olarak temizlemek istiyor

Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, ara bölgenin mayınlardan temizlenmesinin KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın istediği gibi iki tarafın savunma bakanlıklarının işbirliğiyle olamayacağını söyledi.

Rum Yönetimi’nin, BM ile işbirliği halinde ara bölgenin mayınlardan tamamen temizlenmesinden yana olduğunu söyleyen Hrisostomidis, BM’den bir uzman istediklerini, Rum tarafının tek yanlı olarak mayınların temizlenmesi yoluna gideceğini kaydetti. Sözcü Hrisostomidis, BM uzmanının en yakın zamanda adaya geleceğini bildirdi.

Rum Cyprus Mail gazetesine açıklama yapan bir BM sözcüsü de, BM Barış Gücü’nün daveti üzerine mayın tarama uzmanlarının çok yakında adaya geleceğini belirtti. Gazetenin aynı haberinde, 1974’ten sonra Yeşil Hat çevresi ve Rum tarafına yaklaşık olarak 17 bin mayın yerleştirildiği, Türk tarafında ise ne kadar mayın döşendiğinin bilinmediği kaydedildi. Haberde, ara bölgedeki 48 mayın tarlası yanında ara bölgenin 400 metre kadar uzaklığında 70 dolayında mayın tarlası veya şüpheli mayın tarlası bulunduğuna dikkat çekildi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre ise adada 1350 kilometrekarelik bir alanda 132 mayın bölgesi bulunuyor. Denktaş, BM Kıbrıs Özel Temsilci Yardımcısı Zbigniew Wlosewich’e perşembe günü ara bölgedeki mayınların temizlenmesi konusunda görüşme yapmaya hazır olduklarını ve temizleme işlemine Lefkoşa ve civarından başlanmasını istediklerini bildirmişti.

Denktaş’tan seçim için gözlemciye yeşil ışık

Öte yandan Cumhurbaşkanı Denktaş, uluslararası gözlemcilerin 14 Aralık'ta yapılacak genel seçimleri izlemesine, bunun sonucunda KKTC kabul edilip tanınacaksa, izin verilmesinden yana olduğunu açıkladı. Denktaş, TAK ajansına yaptığı açıklamada, seçim ittifakı kuran muhalefetin, “kendisinin seçimlere hile karıştıracağı” yolundaki iddialarının temelden yoksun olduğunun ortaya konulması açısından da uluslararası gözlemcilerin seçimler için KKTC'ye gelmelerinin iyi olacağını belirtti. Dış Haberler Servisi

ZAMAN 21/09/2003

Kıbrıs’ta sınırını yeşil hat olarak belirlememesi için Rum tarafı AB yetkililerini ikna etmeye çalışıyor…
Sınırı çekme

taksim olur

1 Mayıs 2004’e kadar çözüm sağlanamaması durumunda AB’nin Kıbrıs’taki sınırını yeşil hat olarak belirlemeye hazırlanması konusunda şimdiye dek Türk tarafından ses çıkmamasına karşılık, Rum tarafı bu konuda oldukça endişeli… Rumlar AB’yi bundan vezgeçirmek için Avrupa merkezlerinde şimdiden girişimler yapıyorlar, ancak AB’yi ikna edebileceklerine inanmıyorlar…

AB sınırının yeşil hat olarak belirlenmesi durumunda Kıbrıslıtürklerle ilişkilerinin oldukça zayıflayacağını öne süren Rum tarafının asıl endişesi taksim… Bu sınır adadaki taksimin resmileşmesi anlamına gelecek…

Gazetemizin dün manşetten verdiği haber, aynı gün “Hürriyet” gazetesinde İlter Türkmen tarafından da ele alındı ve bu konuda uyarılarda bulunuldu… Türkmen “Kıbrıs’taki yeşil hat artık AB’nin sınırı sayılacak, sınırdan geçişler AB kurallarına tabi olacak” dedi…

Rum yönetimi büyük bir olasılıkla 1 Mayıs 2004’ten sonra Kıbrıslıtürklere pasaport işlemi yapmayacak… Kıbrıslırumların tümü AB vatandaşı sayılırken, Kıbrıslıtürklerden yalnız pasaport alanlar AB vatandaşı sayılacak…

Tüm bu gelişmeler Kıbrıs’ın AB yoluyla taksimi anlamına geliyor… Kıbrıslıtürkler yıllardır gaspedilen siyasi iradelerini geri almak için Türkiye’yi geriletmeyi başaramazlarsa, taksim planının kurbanı olmaktan kurtulamayacaklar…
AFRIKA 21/09/2003

GUNDEM SECIM

İKTİDAR YARIŞINDA SEKİZ PARTİ VAR: 14 Aralık tarihine kilitlenen siyasi partiler, çalışmalarını hızlandırdı. Sağda birleşme olmadığı takdirde seçime sekiz partinin katılması bekleniyor. Seçimlerde Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Adalet ve Barış Partisi (ABP), Çözüm ve AB Partisi (ÇABP), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ve Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) yarışacak

SEÇİM YASAKLARI 14 EKİM'DE BAŞLIYOR: Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca beş yılda bir yapılan genel seçimlerin 14 Aralık'ta yapılacağı Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) kararıyla kararla kesinleşti. Seçim tarihinin belirlenmesiyle yasa uyarınca seçimlerden iki ay önce başlayan seçim yasaklarının 14 Ekim'de yürürlüğe gireceği de belli oldu

ÜÇ PARTİNİN MECLİSTE GRUBU VAR: Aralık 2003 seçimlerine şu anda mecliste grubu bulunan Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin yanı sıra, dört milletvekiliyle temsil edilen Barış ve Demokrasi Hareketi, iki milletvekiliyle temsil edilen Adalet ve Barış Partisi katılacak. Mecliste bulunan ancak tek milletvekiliyle temsil edilen Toplumcu Kurtuluş Partisi de seçimlerde Barış ve Demokrasi hareketi ile birlikte hareket edecek

BAĞIMSIZLARIN TAVRI, BİRİ DIŞINDA HENÜZ NETLEŞMEDİ: Parti değiştirme rekortmeni Mağusa Milletvekili Kenan Akın, Adalet ve Barış Partisi'nden istifa ederek bağımsız kaldığını ve seçime katılmayacağını açıklarken, diğer bağımsız Girne milletvekilleri Gülboy Beydağlı'nın Cumhuriyetçi Türk Partisi listesinden aday çıkması bekleniyor. Bir diğer Bağımsız milletvekili Derviş Akter ise henüz tavrını netleştirmedi (Hüseyin EKMEKÇİ)

KIBRIS 23/09/2003

Denktaş: Milliyetçi partileri destekleyin

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, aralık ayında yapılacak seçimlerin tarihi sınav niteliğinde olduğunu yineledi ve milliyetçi çizgideki partilerin desteklenmesini istedi.

TC kökenli vatandaşlardan oluşan Karpaz bölgesinden yaklaşık 100 kişilik heyete hitap eden Cumhurbaşkanı Denktaş, seçimlerde “Rum’un peşinden sürüklenip devlete karşı çıkanlara” ilgi gösterilmemesi gerektiğini de söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Karpaz bölgesinden değişik yerleşim yerlerinden vatandaşlardan oluşan heyeti, alışılmışın aksine makamında değil Saray Otel’de kabul etti.

“GEREKİRSE CANLI KALKAN OLURUZ"

Toplantıda önce Dipkarpaz Muhtarı Emin Güngör söz aldı ve sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında, “Topraktan ve egemenlikten taviz verilmeden bir anlaşmadan yanayız. Bizi Anavatan’dan koparacak bir anlaşmaya imza atılamaz” diyerek Cumhurbaşkanı Denktaş’a destek belirtti.

Dipkarpaz Muhtarı, devletin ilelebet yaşaması için elden geleni yapacaklarını, gerekmesi halinde canları pahasına “canlı kalkan” olabileceklerini söyledi.

Muhtar, seçimlerle ilgili olarak da, “Cumhurbaşkanı Denktaş’la birlikte çalışamayacak bir organı işbaşına getiremeyiz. Mandacılara derslerini vereceğiz. Yunanistan’dan Güney Kıbrıs’a gelen yetkililerin kapılarında bekleyenlere, onurumuzla oynayanlara devleti temsil etmeyeceğiz” dedi.

“GÖÇMEN DEĞİL VATANDAŞIZ…ÇEVİKEL’E ELEŞTİRİ”

"30 yıl bu ülkede yaşayan TC kökenli KKTC vatandaşlarıyız” diyerek “göçmen” nitelemesini kabul etmediklerini söyleyen Güngör, KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Nuri Çevikel’e de, “Göçmen olmayan yerde göçmenler derneği başkanı olmaz. Kendisine bizi temsiliyet yetkisi vermedik. Tek başına kaldı. Özür dileyerek aramıza dönsün, kendisini affederiz” diye seslendi.

Dipkarpaz Muhtarı, “Bizi Cumhurbaşkanı, hükümet, Barış Kuvvetleri Komutanlığı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve TC Elçiliği temsil eder” ifadelerini de kullandı.

“VATANDAŞSINIZ, BUNU SİZDEN KİMSE ALAMAZ”

Muhtarın konuşmasının ardından söz alan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Size ‘şöyle-böyle’ diyorlar diye üzülmeyin. Vasiliu bir konuşmasında Kıbrıs Türklerinin 400 yıllık misafir olduklarını söylemişti” dedi.

Heyete “Siz vatandaşsınız ve bunu sizden kimse alamaz. Bunun bilincinde olun, rahat olun” diye seslenen Denktaş, Annan planıyla ilgili görüşlerini tekrarladıktan sonra, bu planının kabul edilmesini ve bu çerçevede Avrupa Birliği’ne girilmesini savunanların Rum Yönetimi ile Yunanistan olduğunu anlattı.

TARİH AB’I AFFETMEYECEK

AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Hristofyas’ın, “AB bizim ideolojimize aykırıdır. Ama milli dava için taviz verdik, gireceğiz” şeklindeki sözlerine yeniden atıfta bulunan Denktaş, özetle, “Milli davaları Enosis’tir. Şimdi Enosis kalkmış… Dolaylı Enosis var. Türkiye’nin burada hakları var, iç ve dış dengeler var. Ortaklık cumhuriyeti kurulurken Taksim ve Enosis bu nedenle yasaklandı. Yani Kıbrıs Türkiye’nin üye olmadığı yere giremez” dedi.

Avrupa Birliği’nin Rumların tek yanlı üyelik başvurusunu kabul etmekle uluslararası anlaşmaları, insan haklarını çiğnediğini de söyleyen Denktaş, “Tarih AB’de bu haksızlığı yapanları affetmeyecek” diye konuştu.

TÜRKİYE’YLE BİRLİKTE

Kıbrıs davasının yıllardan beri Türkiye’yle birlikte belirlenen ilkeler çerçevesinde savunduklarını söyleyen Denktaş, Türkiye’nin AB üyeliğine engel oluşturduğuna ilişkin eleştirileri, “Yazarlar yazdı diye görev mi yapmayacağız... Yoksa biz de Türkiye’ye sırt mı çevireceğiz… Bunu yapmayacağız... El ele, gönül gönüle gideceğiz” diyerek yanıtladı.

Aralık ayında yapılacak milletvekilliği seçimlerinin sınav niteliğinde olduğunu da tekrarlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, özetle şunları kaydetti:

“Bu seçimler Avrupa Birliği’ne girmek isteyenler ile istemeyenler arasında veya ‘barış olsun’ diyenlerle ‘olmasın’ diyenler arasında değildir. Çünkü ‘barış olmasın’ diyen yok. Seçimler, ‘Rum benim hükümetim değil, devletim var, azınlık değilim, Türkiyesiz yürümem’ diyenler ile ‘gözümüz kapalı gidelim’ diyenler arasındadır.”

HALKIN SESI 23/09/2003

Yeşil Hat'taki eşekli eylem karakolda bitti

Hüseyin ALKAN / LEFKOŞA

Bir Türk ve iki Rum ‘‘eşeğin pasaportu’’ olduğunu iddia ettikleri bir belgeyi sınırdaki KKTC polisine gösterince, uygunsuz tavır ve harekette bulunmaktan yanlarındaki eşek ile birlikte gözaltına alındı.

Kıbrıs'ı ikiye ayıran Yeşil Hat, dün tarihinin en ilginç eylemlerinden birine sahne oldu. Ada'nın iki tarafına karşılıklı geçişlerde pasaport gösterme zorunluluğunu protesto etmek amacıyla KKTC'ye pasaportla eşek geçirmeye çalışan ikisi Rum biri Türk üç kişi gözaltına alındı.

'Eşekli eylem' Ada'daki aşırı solcu Türk ve Rum grupların birkaç yıldır kutladıkları '30 Eylül Kıbrıs Barış Günü' etkinlikleri çerçevesinde yapıldı. Eyl
emle 'Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Ada'da Türkler ve Rumlar vardır. Sadece eşekler Kıbrıslıdır' diyen Denktaş'a yanıt verilmek istendi.

Rum kesiminden bir eşekle Yeşil Hat'taki Ledra Palas barikatına gelen yaklaşık 30 kişilik grup önce kapıda bildiri
okudu. Bildiride Ada'daki dolaşım özgürlüğüne getirilen tüm kısıtlamaların kaldırılması talep edildi. Denktaş'ın 'Sadece eşekler Kıbrıslıdır' sözlerine atıf yapılan bildiride 'Eşek gerçek Kıbrıslı olduğuna göre Kuzey'e geçişinde bir sorun olmayacak. Ancak biz her olasılığa karşı onun için bir pasaport hazırladık' denildi.

Daha sonra eşeğin 73 yaşındaki sahibi Savvas Hristodulu ve arkadaşı Andis Yeriadis gümrük kapısındaki KKTC polisine giderek hayvanın pasaportla Kuzey'e geçmesinde bir sakınca olup olmadığını sordu. Polis 'pasaportunu' aldığı eşek ve iki Rumun Kuzey'e geçmesine izin verdi. Polis eşeğin Kuzey'e geçişinden hemen sonra iki Rum ve Salih Taşkın Yurdakul adlı Kıbrıslı Türkü gözaltına aldı. Polise karşı 'Uygunsuz tavır ve hareket' suçundan gözaltı
na alınan üç kişi bugün mahkemeye çıkarılacak.

EŞEK DE KARAKOLDA

'Birleşik Federal Eşekler Cumhuriyeti' pasaportuna el konulan ‘‘Kypros (Kıbrıs) Eşekoğlu’’ isimli gebe eşek de eylemcilerle birlikte Lefkoşa Polis Merkezi'ne götürüldü. Polis yetkilileri, binanın dışına bağlanan eşeğe 'emare' olarak el konulduğunu belirterek 'Hayvanın suçu yok' dediler.

Güney Kıbrıs'ta başkanlığını Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides'in kızı Keti'nin kurduğu 'Eşek Dostları Derneği' günler öncesinden eylemde eşek kulla
nılmasına karşı çıkmıştı. Dernekten yapılan açıklamada 'Kıbrıs'ta sorunu insanlar yarattı. İnsanlar çözmelidir. Bu tür yakışıksız eylemlerle hayvanları aşağılamayın' denilmişti.

HURRIYET 23/09/2003

Kıbrıs'ta eşekli eylem

23/09/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki Ledra Palace Sınır Kapısı, dün geçişlerin pasaportla yapılmasını protesto eden iki Rum ve bir Türk'ün ilginç eylemine tanık oldu. Rum vatandaşları Savvas Hristodulu ve Andis Cıriyagidis ile KKTC vatandaşı Taşkın Yurdakul Rum tarafından alıp sınır kapısına getirdikleri 'Sheliona' adlı bir eşeğin pasaportu olduğunu iddia ettikleri bir belgeyi Türk tarafındaki sınır görevlilerine sundu. Protesto gösterisine bir hayli şaşıran KKTC polisinin 'eşekli eyleme cevabı ise üç 'kafadar' eylemciyi 'uygunsuz tavır ve harekette' bulunmaktan tutuklamak oldu

Kıbrıs Türkleri çok acı çekti

Kıbrıs Rum İçişleri Bakanı Hristou, SABAH'a "Türkler'e karşı girişilen silahlı saldırılar en büyük hatamız oldu. Birçok insanın aklı başına geldi" dedi

SABAH Dış Haberler olarak başlattığımız "80 Günde Devr-i AB" için Lefkoşa'dayız. Selanik Zirvesi öncesi Atina ve KKTC yönetiminin önemli bakanlarıyla röportajlar yapmıştık. Şimdi söz sırası Kıbrıs Rum Kesimi'nde... İlk konuğumuz, İçişleri Bakanı Andreas Hristou... Rum Komunist Partisi AKEL'in önemli üyelerinden biri. Sabah saat 04.00'da uyanıp, 05.00'da bakanlık odasında iş başı yapan Hristou, SABAH'a çarpıcı açıklamalarda bulundu

HAZIRLIKLAR TAMAM
AB üyeliği hazırlıklarımızı, onayladığım yasalarla tamamladık. Sıra şimdi uyum yasalarını hayata geçirmekte. Tek bir konuda geç kaldık. O da mültecilerin sorunuyla ilgili yasa. Rum tarafında şu anda 2 bin göçmen var.

PROJELER TASARLADIK
Rum ve Türk mühendis odaları ve ticaret odaları arasında yıllardır bir işbirliği var. Türk kesimindeki eskimiş elektrik ağlarındaki arızalar, Rum teknisyenler tarafından onarıldıği için oradaki elektrik ağlarının durumunu biliyoruz. Türk kesimindeki yapılması gereken onarımlar konusunda bir proje hazırladık.

MALİYET YÜKSEK
Böyle bir toplu onarımın maliyeti oldukça fazla. 6-10 milyar Kıbrıs lirası (14-17 milyar euro) arası bir meblağ gerekecek. AB dahil, dış borç almamız şart.

PASAPORT KUYRUKLARI OLDU
Bugüne kadar Rum makamlarına 60 bin Kıbrıs Türkü kimlik, pasaport ve doğum belgesi almak için başvurdu. Kıbrıs Türkleri'nin Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği edinmek istemeleri bence olumlu bir gelişmedir. Çözüm olmasa bile Kıbrıs Türkleri'nin Güney'e gelip yerleşeceklerini sanmıyorum... Bir kere hâlâ sağlanamayan bir güvensizlik duygusu var...

TÜRKÇE TERCİHLİ DERS OLDU
Rum okullarına tercihli olarak Türkçe dersi getiriliyor. Yetişkin Rumlar'ın arasında Türkçe özel ders alanların sayısı da artıyor. Polislerimiz bile dil öğrenmeye başladı.

EVET, TARİHİ HATALAR YAPTIK
1958, 1962-63, 1967 ve 1974 yılları olmak üzere 4 ayrı çatışma dönemi yaşanmıştır toplumlarımızın arasında... Bu dönemler arasında Kıbrıs'ın Yunanistan'ın bir parçası olmasını isteyenler, yanlış hesap yaptı. Rumlar çoğunlukta diye, Kıbrıs Türkleri'ni ciddiye almadılar. 1960 anayasasındaki haklarını çiğnediler. Silahlı eylemler ise en büyük hatamız oldu. Kıbrıs Türkleri en çok 1964-74 yılları arasında ızdırap çekti. Üstüne üstlük ekonomik açıdan da sefil haldelerdi. Her bir dönemden sonra daha da kötüleşen bu ortamdan çok ders çıkardık. Bu kötü deneyimlerden sonra birçok insanın aklı başına geldi. Milliyetçilik taslayanlar, taşkınlık yapanlar bile şimdi bu kendi yaratmış oldukları olayların bizi çok gerilere götürdüğünün bilincine vardı. Toplumlarımız olgunlaştı.

TÜRKLER'E MESAJIM VAR
Ben son fırsatlara inanmıyorum. Son fırsatlar ecelden bir dakika önce yaşanır. Çözüm şekli ne olursa olsun, toplumlardan hiçbiri yollara dökülüp sevinç naraları atmayacaktır. Bunun bilincine varmamız şarttır. Çözüm için, bu dönemi son değil de iyi bir fırsat olarak adlandırıyorum. Bu sene olmasa bile 2-3 sene içinde çözüm bulmalıyız. Yine çözemezsek o zaman şartlar daha kötüleşecek ve Türkiye dahil kimseye çıkar sağlamayacak.
SABAH 23/09/2003


Eşek eyleminde dört tutuklama
Bir eşek üç Kıbrıslı

Dün Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs’a “pasaport ibraz ederek” geçmek isteyen eşek, Ledra kapısında Türk polisi tarafından tutuklandı... “Gerçek Kıbrıslı” olarak anılan eşekle birlikte iki Rum ve bir de Türk gözaltına alındı...

Eşeğin pasaportu “Birleşik Federal Eşekler Cumhuriyeti” tarafından verilmiş! İsim yerinde “Bay Kıbrıs- Mr. Kypros”, meslek bölümünde ise “işçi” yazmakta... Mühür yerinde ise kocaman bir nal var!

Tutuklu Kıbrıslıtürk Salih Taşkın’ın “Bu adamlarla birlikte olmak suçundan” dolayı tutuklandığını açıklayan polis, Rumların da “uygunsuz tavır ve hareketlerinden ötürü” gözaltına alındığını belirtti.

Tutuklanırken polis tarafından hırpalandığı gözlemlenen 73 yaşındaki Savvas Hristodulu polislere Karpaz’a gitmek istediğini söyledi.. Bilindiği gibi Kıbrıs’ın özgür eşekleri Karpaz bölgesinde yaşıyor...

Tutuklular bugün mahkemeye çıkarılacak... Dünyanın ünlü ajansları dünyaya geçtikleri haberlerde, Rauf Denktaş’ın Kıbrıs eşeğinin “tek Kıbrıslı” olduğu yönündeki iddialarını da hatırlattı...

Faize Özdemirciler sordu, Özker Özgür yanıtladı

"Seçimlerde askerin gölgesi var"

Özgür: Şu anda Türkiye’de hükümette olan partinin konumu Kıbrıs’ta bir çözüme kapalı görünmüyor. Asker karşısında yeterince cesaretli değillerse de, çözüme karşı olmadıkları izlenimini veriyorlar...

KKTC’nin ilanını Denktaş’ın baskı ve partiyi kapatma tehdidi ile kabul etmek zorunda bırakıldıklarını söyleyen Özgür “Bugünkü aklım olsaydı, partiyi kapatırsan kapat derdim" dedi.

AFRIKA 23/09/2003


KKTC seçimleri ve çıkış yolu

Gündüz Aktan

24/09/2003 RADIKAL

KKTC seçimlerinde muhalif partilerin kazanması ve Sn. Denktaş'ın müzakerelerden çekilmesi, Yunan/Rum tarafının ve AB'nin çözüme ilişkin umudu haline geldi. AKP içinde bu 'politika'yı destekleyenlerin varlığı da biliniyor.
Anayasa'ya bakılırsa KKTC sanki bir yarı başkanlık rejimine sahip. Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçiliyor. Böyle bir rejimde, örneğin Fransa'da, yürütme yetkilerinin tümü cumhurbaşkanında olur. Yani parlamento cumhurbaşkanına müzakerecilik görev
ve yetkisini veremez. Oysa KKTC'de bu yetki parlamentoda.
Sn. Denktaş'ı destekleyen partiler parlamentoda çoğunluğu oluşturdukları sürece bu konuda bir sorun çıkmadı. Bu seçimlerde de aynı partilerin biraz oy kaybıyla yine çoğunluğu kazanacaklarına inanılıyor. Ancak özellikle UBP'nin uzun iktidar dönemi sonucu yıpranması ve halkta yaygın yolsuzluk söylentileri dolayısıyla, önümüzdeki seçimlerde diğer koalisyon ortaklarıyla birlikte çoğunluğu alamaması ihtimali yok sayılamaz. Böyle durumlarda parti içinde d
eğişiklik olması, özellikle de parti başkanının yerini başka birisine bırakması bir çözüm olabilir. Ancak KKTC politikacıları da Türk. Aynen bizim bir önceki hükümetimizi oluşturan partiler gibi, onlar da partileri siyasi mevta olmadan başkanlığı bırakamıyorlar.
O zaman muhalefet partilerinin aldıkları oyların ne kadarının yolsuzluk kaygılarından, ne kadarının müzakerelerden kaynaklandığı bilinmeden, Sn. Denktaş'ı müzakerelerden çekebilecek bir çoğunluğa sahip olabilirler. Böylece halk tarafından seçildiği
için yarı başkanlık sistemine dayalı normal her anayasada cumhurbaşkanına ait olan bir yetki, Sn. Denktaş'tan alınmış olacak. Hem de ne zaman? Tam Kıbrıs sorunu çözüm sürecinin en kritik aşamasına girmişken; arkasında Yunanistan'ın ve belki de AB'nin bulunduğu bir psikolojik harekât bu amaçla sürdürülürken; bir de fazladan karşı harekâtta bulunacak organın yetkileri demokrasi adına tırpanlanmışken.
Bu durumun doğuracağı sonuçlardan hükümetin sıyrılmasına imkân yok. Yani 'Demokrasinin gerekleri yapıldı ve
halk iradesi tecelli etti' savıyla, Kıbrıs sorunu Annan paketine göre çözümlenir, Türkiye'nin anlaşmalardan kaynaklanan hakları kaybedilir ve galip ihtimal, Türkiye AB'den giriş müzakereleri için takvim alamazsa, bu durumu halka anlatmanın imkânı olmaz. Bu politik başarısızlığın, 'Savaş alanında kazanıp müzakere masasında kaybetmek' şeklinde tezahür eden geçmiş eziklikleri harekete geçirip toplumda yaratacağı moral çöküntü, değil bir partiyi, bir siyasi akımı bile yok etmeye yeterli olabilir.
Peki ne yapalım? Gerçi seçimlere çok kısa bir süre kaldı. Ama sorun o kadar hayati öneme sahip ki zaman unsuru göz ardı edilebilir. Akla bir anayasa değişikliği yapılarak, müzakere yetkisinin cumhurbaşkanına ait olduğunun hükme bağlanması geliyor. Bu olmazsa seçimlere
paralel bir referandum düzenlenmesi ve halka müzakerelere Sn. Denktaş'ın devam etmesini isteyip istemediğinin sorulması da mümkün. Her iki yöntem de demokratik.
Irak'a asker gönderme olayında da olduğu gibi, bu hükümetin karar alma kabiliyetine sahip olma
ması en büyük zaafıymış gibi görünüyor. Basına yansıyanlar doğruysa KKTC ile gümrük birliği kurulması amacıyla aldığı kararı da güçlü biçimde savunamıyor. AB yetkilileri bu durumu anlamış olmalılar ki hemen itiraz ediyorlar ve hükümet geri adım atıyor.
Sn
. Denktaş'ın da, kendisini savunan partilerin seçimine yardımcı olması gerekiyor. Hastalık dönüşü Türk televizyonlarına açıkladığı gibi, Annan paketini son bir kez daha müzakere ettikten sonra, Türkiye ile birlikte imzalaması ve uygulamanın Türkiye'nin üyeliğine kadar ertelenmesi görüşüne dönmesi yararlı olabilir.
Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin garantisini koruyan bir çözümü savunan Denktaş'ın göstereceği her partiye oy verir. Aksi ise riskine değmeyecek bir macera olur.

KKTC ile gümrük birliği geri çekildi tatbikatların iptali de gündemde

Avrupa Birliği’nin de eleştirilerine sebep olan Türkiye–KKTC Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması geri çekilirken, ABD’nin de adada icra edilen tatbikatların iptali için girişimde bulunduğu iddia edildi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi, Türkiye ile imzalanan Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması Yasa Tasarısı'nı “yeniden görüşülmek üzere” oy birliğiyle Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’ne geri gönderdi. Dışişleri Bakanı Gül’ün Ankara’da AB büyükelçileri ile görüşmesinde “anlaşmanın içinin boş olduğunu” söylediği ve anlaşmanın meclise getirilmeyeceği konusunda taahhüt verdiği yolunda haberler sızmıştı.

Amerikan yönetiminin ise Kıbrıs’ta icra edilen Toros ve Toksotis tatbikatlarının iptal edilmesini istediği, bu konuda Ankara ve Atina nezdinde girişimde bulunduğu öne sürüldü. Rum Fileleftheros gazetesi, ABD’nin, iki taraf arasındaki havanın düzelmesini gerekçe göstererek, iki tatbikatın iptal edilmesini istediğini yazdı. Gazete, bunun Rum ordusunun Toksotis tatbikatıyla birlikte düzenlenen Nikiforos tatbikatını da kendiliğinden iptal edeceğini kaydetti.

Bu arada KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, AB de dahil seçimleri denetlemek isteyenlerin resmen kendilerine bunu bildirmesi gerektiğini söyledi. KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ise AB’nin muhalefete para yardımı yaptığıhnı, BM’nin de bu iş için kullanıldığını söyledi. Dış Haberler Servisi

ZAMAN 24/09/2003

KKTC, Maraş’ı açma hazırlığında

KKTC, Aralık’taki genel seçimlerden önce kapalı bölge Maraş’ın bir bölümünü yeniden iskana açmaya hazırlanıyor.

New York
AA

24 Eylül 2003— KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Maraş’ın yeniden iskana açılması için çalışmaların sürdüğünü, kapalı bölgenin seçimlerden önce BM’yle işbirliği yaparak ya da tek taraflı açılmasının öngörüldüğünü söyledi. Öte yandan KKTC Cumhuriyet Meclisi Türkiye’yle imzalanan Gümrük Birliği Çerçeve anlaşmasını yeniden değerlendirilmek üzere geri çekti.

New York’ta bulunan KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu gazetecilere yaptığı açıklamada, 1974’ten beri iskana kapalı bulunan Maraş’ın canlandırılması amacıyla bir bölümünün yeniden iskan ve onarıma açılmasının planladığını belirterek, bununla ilgili çalışmaların sürdüğünü ve kapalı bölgenin Aralık seçimlerinden önce açılmasının öngörüldüğünü kaydetti.

‘BM’YLE YA DA TEK TARAFLI AÇACAĞIZ’
Ertuğruloğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın daha önce yaptığı, Maraş’ı eski Rum sakinlerine açma teklifinin Rum Yönetimi tarafından reddedilmesinin ardından, bölgenin BM ile işbirliği yapılarak ya da tek taraflı olarak iskana açılmasının planlandığını anlattı.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, 29 yıldır kullanılmayan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın iki topluma da hizmet verecek şekilde faaliyete geçirilmesini,
karşılığında Maraş’ın Rumlara verilmesini önermiş, Rum tarafı bunu reddetmişti.
Maraş’ın yeniden iskana açılması planlamasının Vakıflar İdaresi’nin buradaki hakları korunacak şekilde yapıldığı belirtiliyor.

KKTC ÇERÇEVE ANLAŞMASINI GERİ ÇEKTİ

Öte yandan KKTC Cumhuriyet Meclisi, Türkiye ile KKTC arasında imzalanan Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması’nı, komitede yeniden değerlendirilmek üzere geri çekti. Tasarının, Türk ve KKTC heyetlerinin, anlaşmayla ilgili Lefkoşa’da yapacağı çalışma nedeniyle komiteye gönderildiği kaydedildi. KKTC Cumhuriyet Meclisi, Türkiye ile imzalanan Gümrük Birliği Çerçeve yasa tasarısını geçen hafta görüşmeye başlamıştı.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül: Annan Planı kabul edilebilir bir plan haline getirilmelidir

PLANA ŞARTLI EVET... BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'ta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 'Kıbrıs'ta BM tarafından çözüm planı olarak sunulan Annan Planı, kabul edilebilir bir plan haline getirilmelidir' dedi.REFORMLAR TÜRK HALKI İÇİN... Gül, AB ile tam üyelik görüşmelerine 2004 sonunda başlamak istediklerini belirterek, 'Siyasi alanda yapılan reformlar AB istediği için değil, Türk halkının yararına olduğu içindir' dedi

KIBRIS 24/09/2003

SAYISTAYDA NELER OLUYOR

JET HIZIYLA: Sayıştay (Değişiklik) Yasa Tasarısı, önceki gün jet hızıyla meclis komitesinden geçirildi. Meclis personeli, gece yarılarına kadar çalıştırılıp, tasarı dünkü meclis gündemine yetiştirildi. Hükümet dün tasarıyı ivedilikle meclis gündemine aldı. Sayıştay Başkanı Soner Vehbi, mesaisini dün meclis kulisinde geçirdi ancak her ne olduysa tasarı önümüzdeki haftaya kaldı

SAYIŞTAYIN 'BAĞIMSIZLIĞI': Yasa değişikliğindeki en büyük tartışma, sayıştay üyelerinin atanma yönteminden kaynaklanıyor. Tasarı, sayıştay üyelerinin, başbakanın, sayıştay başkanı ile istişare ederek önereceği her kadro için en az iki aday arasından cumhurbaşkanı tarafından atanmasını öngörüyor. Bu değişiklikle, bağımsız sayıştay organının, hükümetin denetimi altına gireceğinden endişe ediliyor

YOLSUZLUKLAR AKLANACAK MI?: Yasa tasarısı mevcut haliyle yasalaşırsa, devleti sayıştay denetimine açık tüm kurum ve kuruluşlarının 31 Aralık 2000 tarihine kadar denetlenmemiş tüm kayıt ve işlemlerinin mali denetimi yapılmış sayılacak. Buna itiraz eden mali çevrelerin iddiasına göre, milat olarak ilan edilen 31 Aralık 2000'den önceki devlet kurum ve kuruluşlarındaki olası yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimaller aklanmış sayılacak

MİLLETVEKİLİ MAAŞINI GEÇECEKLER: Sayıştay başkanı ve sayıları 2'den 5'e çıkarılan sayıştay üyelerinin maaşı, milletvekili maaşının üzerine çıkarılıyor. Sayıştay başkanı, barem 19'un tavanından maaş çekecek, buna ilave olarak vergiden muaf yüzde 12 oranında temsil ödeneği alacak. Barem 19'un başlangıç kademesinden maaş çekecek olan sayıştay üyelerine de yüzde 6'lık makam ödeneği var. Baş denetçi ve baş denetçi yardımcıları ise barem 18A ve 18B kıstaslarından ödenecek ayrıca yüzde 3'lük ek ödenek almaya hak sahibi olacak (Dilek ÇETEREİSİ)

KIBRIS 24/09/2003

''Avrupa Birliği düşmanlarına geçit yok''

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs Türkünün Avrupa Birliği’ndeki yerini mutlaka alacağını” söyledi ve vurguladı:

· Talat, Rum yönetimini tüm Kıbrıs adına tek başına Avrupa Birliği’ne sokarak, Kıbrıs Türkünü bunun dışında bırakma hayalleri kuranların amacına ulaşamayacağını vurgulayarak, “Avrupa Birliği sınırının Ledra Palace barikatında bitmesine izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

· Kıbrıs Türk halkını Avrupa Birliği’nden soğutmak ve uzaklaştırmak için yıllardır planlı şekilde çalışanların, seçim döneminde “Avrupa aşığı” olarak ortaya çıkmaya hazırlandığını belirten CTP Genel Başkanı Talat, “Kıbrıs Türk halkı Avrupa Birliği düşmanlarına geçit vermeyecektir” dedi.

· “İnsanımızın işsizlik sorununu seçimden seçime anımsayanlar, Avrupa Birliği üyeliğini de sırf seçim var diye konuşmaya başladılar… Avrupa Birliği’ne girme isteğini dahi suç sayanlar, yarın AB bayrağını kendi ellerine alırlarsa sakın şaşmayınız.”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkını Avrupa Birliği’nden soğutmak ve uzaklaştırmak için yıllardır planlı şekilde çalışanların, seçim döneminde “Avrupa aşığı” olarak ortaya çıkmaya hazırlandığını belirterek, “Kıbrıs Türk halkı Avrupa Birliği düşmanlarına geçit vermeyecektir” dedi.

Barış ve refah için birlikte çalışmayı amaçlayan yüz milyonlarca insanın buluştuğu Avrupa Birliği’ni Kıbrıslı Türklerin fazlası ile hak ettiğini ve bu birliktelik içerisinde mutlaka yerini alacağını anlatan Talat, “Yeni bir Kıbrıs, Avrupa’ya evet diyen halkımızın çağdaşlık projesidir” şeklinde konuştu. Talat, Rum yönetimini tüm Kıbrıs adına tek başına Avrupa Birliği’ne sokarak, Kıbrıs Türkünü bunun dışında bırakma hayalleri kuranların amacına ulaşamayacağını vurgulayarak, “Avrupa Birliği sınırının Ledra Palace barikatında bitmesine izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Talat, Avrupa Birliği ile yıllarca hiçbir temas yapmayan, bununla da kalmayarak temas kurma yönüne gidenleri de engelleyen Denktaş-UBP-DP üçlüsünün, Avrupa Birliği ile uyum yönünde tek bir adım dahi atmadığını belirtti.

Avrupa Birliği yetkililerinin adanın kuzeyine geçişine izin vermeyecek kadar “AB düşmanlığı” yapanların Kıbrıs Türküne dünyadan izole ve kendi içine kapanmış bir yaşam layık gördüklerini anlatan Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

“Denktaş-UBP-DP üçlüsü Kıbrıs Türk halkını Avrupa Birliği’nden uzak tutmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Avrupa Birliği ile ilişkileri engellediler, ilişki kuranları casus gibi topluma sundular ve bu tutumlarını hala sürdürüyorlar. Avrupa Birliği kaynaklarından yaralanmayı öngörerek Kıbrıs Türk toplumunu bu en önemli çağdaşlık projesine hazırlamak isteyenlere satılmış damgasını vurdular. Üç büyük şehrimizde yaşayan insanların Avrupa standartlarında altyapı olanaklarına kavuşması için CTP’li belediyelerin ortaya koyduğu çaba ve projeler karşılığında elde ettikleri kaynağı dahi hazmedemediler. Kıbrıs Türk halkının da Türkiye’nin de birinci hedefi Avrupa Birliği üyeliğidir. Kıbrıs Türkü için Mayıs 2004’te Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerini alma şansı vardır. Ama Denktaş-UBP-DP üçlüsü, insanımızın Avrupa Birliği’nin sayısız imkanlarından faydalanmasını istememektedir.

Ama şimdilerde düne kadar Avrupa Birliği’ni felaket olarak topluma sunanlar, seçime doğru yol alırken Avrupa aşkından söz etmeye başladılar. İnsanımızın işsizlik sorununu seçimden seçime anımsayanlar, Avrupa Birliği üyeliğini de sırf seçim var diye konuşmaya başladılar… Avrupa Birliği’ne girme isteğini dahi suç sayanlar, yarın AB bayrağını kendi ellerine alırlarsa sakın şaşmayınız.”

Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği karşıtlarına, hatta düşmanlarına karşı uyanık olmasını isteyen CTP Genel Başkanı Talat, “Kıbrıs Türkünün Avrupa Birliği üyeliğini engellemeye çalıştıkları yetmezmiş gibi Türkiye’nin de Avrupa yürüyüşünü sabote etme yönünde hareket eden zihniyet, halkımız tarafından affedilmeyecektir” şeklinde konuştu.

“Avrupa Birliği’nde keyfilik yoktur, anti-demokratik uygulamalara, haksızlıklara, yolsuzluklara ve ayrımcılıklara yer yoktur. Denktaş-UBP-DP, AB’ye bu nedenle karşıdır” diyen Talat, Kıbrıs Türk halkının “Avrupa’ya Evet” diyeceğine dair en küçük bir endişesinin olmadığını da sözlerine ekledi.

YENIDUZEN 24/09/2003

Yeter ama!

YeniDUZEN, UBP-DP Hükümeti’nin “Resmi Gazete”de yayınlamadan, Kıbrıs Türk halkından hatta milletvekillerinden dahi saklayarak hukuk dışı olarak “vatandaş” yaptığı yeni bir listeyi ele geçirdi.

Hem Kıbrıs Türk halkının iradesine ipotek koymayı amaçlayan hem de Türkiye’den gelerek burada yeni bir yaşam kuran, bu topraklara alın terini akıtan, burayı vatan bilen yurttaşlara ‘saygısızlık’ göstergesi olan listede 299 isim var.

Hükümet, Kıbrıs Türkünü ve Türkiye’yi dünyaya rezil etmekte kararlı!

Yeni yurttaşlardan biri de Defne Samyeli!

Türkiye eski güzellerinden ve televizyon kanallarından tanıdığımız, haber spikeri Defne Samyeli de “yeni vatandaşlar” arasında!..

YENIDUZEN 24/09/2003

Avrupa Birliği komplo kurmuş!

“Avrupa Birliği’ne karşı değiliz” diyen UBP’nin bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’ndan ‘bomba gibi’ açıklama:

Tahsin Ertuğruloğlu, New York’ta ilgilenecek başka bir iş bulamayınca ve “seyirci” pozisyonunda kalınca, kendi ülkesinin muhalefetini suçladı, Avrupa Birliği’ne saldırdı... Ertuğruloğlu, New York’ta adeta dünyaya meydan okudu

Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Avrupa Birliği’ni (AB), “KKTC’nin ortadan kaldırılması için sinsi bir komplonun sahibi” olmakla suçladı.

Ertuğruloğlu, BM Genel Kurul çalışmaları dolayısıyla gittiği New York’ta düzenlediği basın toplantısında, AB’nin KKTC’deki muhalefete para yardımında bulunduğunu, kısa adı UNOPS olan BM Proje Ofisi’nin bu iş için kullanıldığını saptadıklarını ifade etti.

“AB’den muhalefete para geldiğini kesin olarak biliyoruz” diyen Ertuğruloğlu, muhalefeti de, “KKTC devletine sahip çıkmaya değil, devleti ortadan kaldırmaya yönelik çaba içinde olmakla” suçladı.

AB’nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs için hazırladığı çözüm planıyla netice alma aşamasına gelindiğine inanarak büyük bir saldırı başlattığını söyleyen Ertuğruloğlu, “KKTC’nin ortadan kaldırılmasını öngören sinsi bir komplo söz konusu. AB bu komplonun sahibidir. KKTC’nin ortadan kaldırılması Annan Planı’yla gerçekleştirilmeye çalışılıyor” diye konuştu.

AB’nin KKTC’deki muhalefet partilerine sadece para yardımında bulunmakla kalmadığını kaydeden Ertuğruloğlu, “Muhalefetin düzenlediği mitinglerde uçurulan balonların bile AB tarafından temin edildiğini” söyledi.

Ertuğruloğlu, “AB, Türkiye’ye ‘Kıbrıs’ı çöz, öyle gel’ derken, aslında ‘Kıbrıs’ı ver, öyle gel’ demek istiyor. Kıbrıs sorunu çözülürse Türkiye yarın AB’ye girecekmiş havası yaratılmak isteniyor. Oysa bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Kıbrıs Türkü, Türkiye’nin üye olmadığı bir AB’ye alınırsa Türkiye bir daha hayat boyu AB’ye giremez.” şeklinde konuştu.

YENIDUZEN 24/09/2003

Gül’den yine ‘Annan Planı!’

BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New York’ta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, “Annan Planı, kabul edilebilir bir plan haline getirilmelidir” dedi.

A.A’nın haberine göre Gül, New York’ta Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu üyesi derneklerin temsilcileriyle bir araya geldi.

Derneklerin temsilcilerine hitaben yaptığı konuşma sırasında Kıbrıs konusuna da değinen Gül, Kıbrıs’ta BM tarafından çözüm planı olarak sunulan Kofi Annan Planı’nın bu haliyle kabulünün mümkün olmadığını vurguladı ve kabul edilebilir bir plan haline getirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Gül başka bir soruya karşılık, AB ile tam üyelik görüşmelerine 2004 sonunda başlamak istediklerini belirterek, “Siyasi alanda yapılan reformlar AB istediği için değil, Türk halkının yararına olduğu içindir” dedi.

Irak konusundaki soruları da yanıtlayan Dışişleri Bakanı Gül, bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne verdiği öneme işaret ederek, istikrarlı bir Irak’ın Türkiye’nin çıkarına olduğunu vurguladı.

YENIDUZEN 24/09/2003

Annan planı elden geçirilmeli

BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New York’ta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ‘Annan Planı, kabul edilebilir bir plan haline getirilmelidir’ dedi.

A.A’nın haberine göre Gül, New York’ta Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu üyesi derneklerin temsilcileriyle bir araya geldi.

Derneklerin temsilcilerine hitaben yaptığı konuşma sırasında Kıbrıs konusuna da değinen Gül, Kıbrıs’ta BM tarafından çözüm planı olarak sunulan Kofi Annan Planı’nın bu haliyle kabulünün mümkün olmadığını vurguladı ve kabul edilebilir bir plan haline getirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

İPEK: ANNAN PLANI TUZAKLARLA DOLU

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Haluk İpek, Annan Planı’nın tuzaklarla dolu olduğunu belirterek, Kıbrıs’ta Girit benzeri bir oyun oynanmaya çalışıldığını söyledi.

İpek, BRT’ye verdiği özel demeçte, planın uzun vadede adadan Türklüğü çıkarmayı hedeflediğini belirterek, buna izin verilmeyeceğini kaydetti.

Haluk İpek, Kıbrıs Türk halkının, toprağına ve milletine çok iyi sahip çıkmasını isteyerek, Türkiye hükümetinin de her zaman olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaya devam edeceğini vurguladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni oluşturan milletvekillerinin Kıbrıs davasında oldukça hassas olduğunu vurgulayan İpek, Kıbrıs Türkü’nün kendi bayrağı altında, geleceğe güvenle bakmasının son derece önemli bir durum olduğunu söyledi.

KKTC’de Aralık ayında yapılacak genel seçimlere de değinen İpek, “Seçimlerin Kıbrıs Türk halkına hayırlı ve uğrulu olmasını temenni ediyoruz. Kıbrıs Türkü kendi demokrasisini, hiçbir baskı altında kalmadan, çok iyi bir şekilde bu güne kadar taşıdı. Bundan sonra da devam edecek” dedi.

İpek, dünyadaki gelişmeler çerçevesinde, Kıbrıs adası ve üzerinde yaşayan insanlarla ilgili çeşitli dönemlerde yapılan hesapların son dönemlerde yoğunlaştığının altını çizdiği açıklamasında, “Türk Milleti hiçbir zaman Girit’i unutmamalı. Girit’i bizim elimizden almak isteyenler hiç pes etmediler. Hiç geri adım atmadılar. Şu anda da hiç pes etmediler ve Kıbrıs’taki Türk varlığını uzun vadede ortadan kaldırabilmek için çalışmalarına ara vermediler” şeklinde konuştu.

Haluk İpek, Annan Planı’nın ayrıntılı şekilde incelenmesi durumunda, adanın güvenliği ile ilgili bölümlerin Rumlara bırakılmak istendiği ve öngörülen haritaların da tuzaklarla dolu olduğunu vurguladı.

“KKTC’nin genç nüfusu hiçbir zaman şunu unutmamalı; şu an kendilerine sunulmak istenen imkanlar, mevcut yaşadıkları toprakları sebebiyledir. Onlar, henüz o topraklar ellerinden gitmediği için ve hiçbir zaman da gitmeyeceği için; bu topraklarda yaşadıkları için kendilerine kıymet veriliyor” diyen İpek, sözkonusu topraklarda egemenliklerinin zayıflaması durumunda gençlerin aynı değeri göremeyeceklerine dikkat çekti.

Dünyanın, Kıbrıs’ta 1974’ten bu yana hiçbir olumsuz olay meydana gelmediğini ve iki halkın yan yana barış içerisinde yaşadığını görmek yerine, Rum senaryolarını işletmeye koyduğuna değinen İpek, “Bunun peşine düşülmüş, ambargo uygulanmış ve insanlarımız kendilerini geliştiremez halde tutulmuştur” dedi.

“Fakat bunların hepsi bugün sıkıntı gibi görünse de, tarihte çok uzun devam etmemiştir. Bunların hepsi gelip geçicidir” şeklinde konuşan İpek, Kıbrıs Türk halkının toprağına ve milletine çok iyi sahip çıkması dileğinde bulunarak, Türkiye’de Kıbrıs Türkü’ne sahip çıkacak bir iktidar ve parti grubu olduğunu vurguladı.

İpek, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’la ilgili demeçleriyle ilgili soru üzerine ise, “Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu konuda çok tutarlı beyanlarda bulunmuştur ve her zaman şunu söylemiştir: orada iki ayrı devlet vardır. Kıbrıs Türkü’nü yok etmeye yönelik bir anlaşmaya Türk tarafı razı olamaz. Kıbrıs Türkü davasında haklıdır. Davasında haklı olan insanlar, hiçbir zaman görüşme masasından çekilmezler. Görüşme masasına otururlar, yanlış olan her şeye yanlış der, haklı davasını da her platformda, her ortamda ve her masada ileri sürebilir” dedi.

HALKIN SESI 24/09/2003

Seçimlerden önce müzakerelerin başlama şansı yok

Papadopulos, ‘Annan’la yapacağı görüşmeden bir şey beklemediğini, ancak Genel Sekreter’le planı üzerinde yapılan her görüşmenin faydalı olduğunu’ belirtti

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs müzakerelerinin, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak milletvekilliği seçimlerinden önce başlaması veya sonuçlanması şansının olmadığını söyledi.

BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New York’a giden Papadopulos, Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklama, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın önerdiği çözüm planı çerçevesinde bir çözüme inanan Türk siyasi partilerin seçimleri kazanmasının adadaki iki toplumun yararına olacağı görüşünü belirtti.

KKTC’de yapılacak genel seçimlerden önce Kıbrıs müzakerelerinin başlaması veya sonuçlanması şansının olmadığını savunan Papadopulos, “Kıbrıs sorunuyla ilgili olanlarla yaptığı görüşme ve temaslardan bu izlenimi edindiğini” kaydetti.

Papadopulos, New York’ta, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, devlet veya hükümet başkanlarıyla bir araya geleceğini söyledi. Papadopulos, “Annan’la yapacağı görüşmeden bir şey beklemediğini, ancak Genel Sekreter’le planı üzerinde yapılan her görüşmenin faydalı olduğunu” belirtti.

PAPADOPULOS “FONKSİYONEL” ÇÖZÜMDE ISRARLI

“Fonksiyonel” çözümde ısrarlı olduğunu yineleyen Papadopulos, “Annan Planı üzerinde yapılmasını istedikleri düzenlemelerde, Türklerin haklarını almayı amaçlamadıklarını, planı daha da işlevsel (fonksiyonel) ve yaşayabilir duruma getirmek istediklerini” iddia etti.

Papadopulos, Annan planı zemininde yapılacak görüşmelere katılmaya hazır oldukları iddiasını da yineledi.

Bu arada Rum gazeteleri, Tasos Papadopulos’un dün New York’a hareketinden önce verdiği demeçte, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün “fonksiyonel” olması gerektiğine ilişkin açıklamasına bugünkü haberlerinde geniş yer verdiler.

Haberini “Fonksiyonel Çözüm” başlığıyla veren Haravgi, Papadopulos’un New York’ta yapacağı temasların, Kıbrıs konusunda bundan sonraki gelişmeler için belirleyici nitelik taşıyacağını kaydetti.

Papadopulos’un, yarın New York’ta BM Genel Sekreteri’yle yapacağı görüşmede, “Annan Planı’yla ilgili görüşlerini ve çözümün fonksiyonel, yaşayabilir ve her iki toplumun da yararına olması için istediği değişikliklerin mantığını açıklayacağını” belirten gazete, Papadopulos’un, aynı gün saat 17.00’de de BM Genel Kurulu’nda konuşacağını ve ardından bir basın toplantısı düzenleyeceğini bildirdi.

Papadopulos’un, Annan’la yarın yapacağı görüşme öncesinde bugün BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs eski Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’la bir araya geleceğini kaydeden Haravgi, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un, New York’tan Cumartesi günü ayrılarak Güney Kıbrıs’a döneceğini bildirdi.

"PAPADOPULOS VE ANNAN PLANIN EKONOMİK YÖNÜNE ODAKLAŞABİLİR”

Öte yandan Politis gazetesi, BM Genel Sekreteri’nin konuyu açması halinde Papadopulos’un Annan Planı’nın ekonomik yönüne odaklanacağını, Annan Planı’ndaki değişikliklerle ilgili kartlarını açmamakta kararlı olduğunu yazdı.

Gazete, Papadopulos’un New York’taki temaslarının odak noktasını, KKTC’deki seçimler ve bu seçimlerin açması muhtemel perspektiflerin oluşturacağının kesin olduğunu da kaydetti.

Gazete haberini, “Papadopulos New York’ta Perşembe Günü Annan’la Görüşecek. Kartlarını ise Açmayacak” başlığıyla yansıttı.

HALKIN SESI 24/09/2003

Denktaş: Türkiye’yi bizden soğutmaya çalışıyorlar

Hür-İş ve İlk-Sen başkanlarını kabul eden Denktaş, ‘Türkiye’yi bizden soğutmayı amaçlayan maksatlı yayınlar yapılıyor’ dedi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vatandaşlıkla ilgili yayınlar yapan bazı çevrelerin Türkiye’yi Kıbrıslı Türkten soğutmak amacıyla maksatlı hareket ettiklerini söyledi.

Denktaş, Güney Kıbrıs’ta çalışmak zorunda kalan Kıbrıslı Türklere güvence istemenin rica değil hak olduğunu da vurguladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Hür-İş Başkanı Özay Andıç ile bu federasyona bağlı İlk-Sen Başkanı Gönül Uygun’u birlikte kabul etti. Kabulde, Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanı Denktaş’a destek ifade eden ve muhalefeti eleştiren sendika başkanları, bazı sendikal sorunları da gündeme getirdi.

DEVLETTEN YANA PARTİLERE DESTEK

Kabulde Hür-İş Başkanı Özay Andıç, seçimlerde devletin yaşatılmasından yana taraf olan partilere destek vereceklerini tekrarladı ve Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bu konudaki çağrılarına destek verdi.

İlk-Sen Başkanı Gönül Uygun ise, “öğretmenin miting alanlarına yansıyan sesinin zayıfladığı, devletine ve cumhurbaşkanına saygı duyduğu” şeklinde görüş ifade etti.

İsim vermeden, kendisinin de katıldığı bir televizyon programında, Türkiye’den gelen vatandaşlara söz hakkı dahi verilmediğini savunan Uygun, “O ekranda yerimiz olmadığını belirten insanların nasıl oy talep ettiklerini ve neyi hedeflediklerini halkımızın iyi sorgulamasını istiyorum” dedi. Gönül Uygun, Yurtsever Birlik Hareketi’nin "Sen de katıl” isimli broşürünü Cumhurbaşkanı Denktaş’a verdi.

“AMAÇ TÜRKİYE’DEN KOPARMAK, SOĞUTMAK”

Broşürü alıp inceleyen Cumhurbaşkanı Denktaş da, özetle şunları söyledi:

“Seçimlerde yüzde bir oy alamayacak insanların dıştan aldıkları direktiflerle yaptıkları girişimler. Maksat Türkiye ile aramızı açmak, kendi yediğinden, içtiğinden kesip bize gönderen Türkiye’yi bizden soğutmak, ‘Bu nankörleri korumak gerekmez’ dedirtmek. ‘Bize Türkiye’den ümit yok, Rum’la daha iyi yaşarız, bu yolla AB’a girersek daha güzel olur’ mesajını vermek. Bunlar maksatlı girişimlerdir.”

Türkiye’den gelen ve 30 yıldan beri bu topraklarda yaşayan, çocuklarını burada doğuran insanlara kimsenin ‘Kıbrıslı değilsin, KKTC vatandaşı değilsin’ demeye hakkı olmadığını vurgulayan Denktaş, “Bunu söylemeye hakları varsa o zaman Vasiliu’nun ‘Kıbrıs’ta Türkler 400 yıllık misafirdir’ sözü de geçerlidir. Böyle safsata olamaz” dedi.

GÜNEYDE ÇALIŞAN TÜRKLER

Hür-İş Başkanı Özay Andıç kabulde ayrıca, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun Güney’de sosyal güvenceden yoksun şartlarda çalıştığına da dikkat çekti ve bu konuda yaptıkları girişimler hakkında bilgi verdi. Bu amaçla bazı girişimlerde bulunduklarını, önümüzdeki günlerde de Rum Çalışma Bakanı ile görüşmelerinin gündemde olduğunu söyleyen Andıç, “21’inci yüzyılda insanlarımızın sosyal güvenceden yoksun şartlarda çalışmaları kabul edilemez” dedi.

Rum tarafında çalışmak zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin insanca çalışmasını istemenin rica değil hak olduğunu söyleyen Cumhrubaşkanı Denktaş da, “İnsan haklarıyla bağlantılı bir hak.. Devamlı surette talep edilirse alınır, almanız lazım. Başka türlü bu iş olmaz” dedi.

"KORKUMUZ YOK"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, aralık ayında yapılacak seçimlere ancak KKTC devletinin rızasıyla gözlemci katılabileceğini ve gözlemcilerin seçim sonucunu değerlendirmesiyle yararlı olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimlere gözlemci katılmasına ilişkin görüşlerini tekrarladı.

Denktaş, bu konuda özetle şunları söyledi:

"Bizim korkumuz yok. Ama gelecek olan devlete gelir, devletin daveti üzerine gelir ve bunun için de temas edilir. Resmi kuruluşlardan, AB’ın hükümet kuruluşlarından ‘gidelim, bakalım bu seçimler doğru mu, eğri mi’ diyecek resmi makam varsa, bize yazsın ve desin ki ‘senin dediğin doğru çıkar, devletim diyenler çoğunlukta ise biz sizin devletinizi tanıyacağız...’ Davet edelim gelsinler. Yoksa gelip teftiş yapacaksınız, gözlemci olacaksınız ama netice ‘devletim, Türkiye’nin garantisi, içime Rum istemem’ diyenlerin kazanmasıyla sonuçlandığında Rumlara dönüp ‘bakın halkın iradesi budur’ demeyecekseniz ne yararı var. Birşey yapılırsa keyif için değil netice için yapılır….”

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu konunun ancak hükümetle temasın ardından bir kararla netleşebileceğini de ekledi.

HALKIN SESI 24/09/2003

Kıbrıs, AB yolunda en büyük engel...

Avrupa başkentlerinde, Türkiye'ye müzakereleri başlatma tarihi verilmesi tartışmaları yavaş yavaş yoğunlaşıyor. İstememelerine rağmen, Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten başka çareleri olmadığı inancı da , aynı şekilde yaygınlaşıyor.
Türkiye'yi bir süre daha bekletmek ve mümkünse tam üyelikten caydırmak isteyen ülkelerin bir ümitleri, uyum yasalarının uygulanmaması (dünkü yazımda anlatmıştım) ise, diğer ümitleri de Kıbrıs'ta çözüm bulunmaması...
Kıbrıs'ta çözüm bulunmadan, 2004
Aralağına kadar gelinir, hele Denktaş bugünkü demeçleri sürdürürse, Türkiye ile müzakereleri başlatma kararını veto edecek ve Türkiye'ye kırmızı kart gösterecek ülkelerin sayısı çok artacak.

KIBRIS'TA ÇÖZÜM KOŞULDUR
Ankara'da son iki gündür toplantı yapan Türk-Yunan forum üyeleri bu konuda çok açık sinyaller verdiler.
Beni en çok şaşırtan bölümü, Avrupa'nın çeşitli ülke ve kurumlarından (özellikle AB komisyonundan) gelen "Kıbrıs'ta çözüm önemli değil. Çözüm olmadan da AB tarih verecek" şeklindeki mesajların büyük bir aldatmaca olduğunun anlatılmasıydı.
"Türkiye kendini tuzağa düşürmek istiyorsa, bu mesajlara inanır. Oysa gerçekler tam tersidir" diyen, AB'nin nabzını iyi tutan yetkililer, "TÜRKİYE'YE HAYIR" diyenlerin hazırlıklarını yoğunlaştırdıklarına dik
kat çekiyorlar.
Anlattıklarında da mantık var. Bana inandırıcı geldi.
Türkiye'nin karşı karşıya geleceği ilk cepheyi, Ankara'yı kırmadan saf dışı bırakmak isteyen AB ülkeleri olşuturuyor.
Bu ülkeler Kıbrıs'ı bir Kopenhag kriteri olmamasına rağmen, Türkiye
'nin katılımını etkileyecek en önemli unsurların başında görüyorlar. Bir üye ülkenin (Kıbrıs) topraklarının yarısını kontrolü altında (onlar işgal diyorlar) tutan bir aday ülke ile (Türkiye) katılma müzakereleri için masaya oturulamayacağını belirtiyorlar. Kıbrıs'ın geçmişi, Rum ve Yunanlıların sorumlulukları kimsenin umurunda değil.
Onlar için de, DÜN DÜNDÜ BUGÜN BUGÜNDÜR...
Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi için şu iki senaryodan birinin gerçekleşmesi gerektiğini belirtiyorlar.
1. Kıbrıs'ta taraflar çö
züm bulurlar.
2. Mayıs 2004'e kadar taraflar, Annan planı çerçevesinde ciddi bir görüşme süreci başlatırlar. Tribünlere oynamadan sürdürülen ve Uluslararası kamuoyunu da inandıran bir süreçten söz ediliyor.
Eğer bu iki seçenek gerçekleşmezse o zaman ne olu
r?

RUMLAR MUTLAKA VETO EDERLER
"Türkiye'nin, resmen tanımadığı bir üye ülke (Kıbrıs) ile görüşme yapması imkansızdır. Hele anlaşma imzalaması daha da imkansızdır" diyen bir kaynak, sorunun öncelikle AB tarafından üstlenileceğini özellikle vurguladı. AB'de çözülmeler olur ve herşeye rağmen bir tarih verilmesi ağırlık kazanırsa, işte o zaman devreye Kıbrıs'lı Rumlar ve Yunanistan girecek.
Kıbrıs adına Rumlar artık son derece güçlü bir konumdalar. 2004 Mayıs'ından itibaren –çözüm olmadığı taktirde- AB'de masa
ya oturacaklar ve Kıbrıs'ı tek başlarına temsil edecekler. Üstelik ellerinde bir de VETO kartı olacak.
Eğer masa etrafında kimse, Türkiye'ye tarih verilmesine karşı çıkmaz veya yeterli sayıda oy toplayamazsa, Kıbrıs Rum temsilcisi elini kaldırıp "Benim top
raklarımı işgal altında tutan veya beni tanımayan bir ülke ile, bu yaklaşımını değiştirmedikçe aynı masaya oturmam. Türkiye ile müzakerelerin açılmasını veto ediyorum zira bu konu bizim için hayati derecede önemlidir" diyecek.
Kimse de sesini çıkaramayacak
.
Büyük olasılıkla birçok ülke Kıbrıs'a hak verecek, hatta onun arkasına saklanıp, Türkiye ile müzakerelerin ertelenmesini memnuniyetle izleyecek.
Tabii bir de Yunanistan unsuru var.
Atina'da hiçbir hükümetin Kıbrıs'ta çözüm olmadan Türkiye'ye yeşil ışık y
akamayacağı biliniyor. Ankara'nın AB'ye katılımı Yunanistanı çok rahatlatacak, askeri harcamalarını daha büyük oranlarda ekonomisine kaydırabilecek ve Ege'de barışı perçinleştirebilecek, ancak tek koşul olarak yine de Kıbrıs ortada duruyor.
Anlayacağınız,
Kıbrıs tekrar ön plana çıkıyor.
Geçen yıl Aralık ayında Kopenhag'da ilk büyük fırsatı kaçırmıştık. Ardından bu yıl Nisan'da kaçırdık. Her ikisinde de Denktaş HAYIR dedi. Her defasında elimiz biraz daha zayıfladı.
Mayıs 2004 randevusuna eksik kartlarla gi
diyoruz. Bunu da kaçırırsak, Kıbrıs'ı tümüyle kaybedeceğiz.
MILLIYET – 25/09/2003 – MEHMET ALI BIRAND


Denktaş ile çözüm imkansız

Güney Kıbrıslı Rum Lider Tasos Papadopulos önceki gün New York'ta basın mensuplarına verdiği demeçte, Rauf Denktaş'ın Kıbrıs Türk Toplum lideri statüsünde olduğu sürece adada bir anlaşmanın mümkün olmadığını söyledi.

Papadopulos başka bir soruya Kıbrıs Rum tarafının 1 Mayıs 2004 tarihine kadar Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varmak için elinden geleni yapacağını ve de Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üye olacağını ifade etti.
Papadopulos , 14 Aralık seçimleri sonrası kimin liderliğe geleceğinin kendisini ilgilendirmediğini, önemli olanın seçilecek olan liderin Kıbrıslı Türklerin iradesini ifade etmesi olduğunu belirtti. Papadopulos ,sonu
çların Ankara'ya da bu yönde bir adım atarak,artık Denktaş'a ihtiyacı olup olmadığını ve Denktaş'ın Kıbrıs Türk Toplumunu temsil etmediğini söyleme fırsatı vermesi gerektiğini kaydetti..
Denktaş'ın Annan Planı'nın "öldüğü" söylemi üzerine yaptığı açıklama
da Papadopulos, diğer siyasi liderlerin ileriye dönük farklı görüşleri olduğunu, bunların da umut verici olduğunu, Denktaş'ın görüşünden farklı olduğunu ifade etti.

YENIDUZEN 25/09/2003

Kıbrıs’ta ilerleme AB için temel kriter

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun, Türkiye’nin Aralık 2004’te AB üyelik görüşmelerinin başlamasına yönelik hazırlığı değerlendirilirken, Kıbrıs’ta çözüm yönünde ilerlemenin temel kriter olacağı mesajını verdiği belirtildi.

Global Eylem için Parlamenterler adlı örgüt tarafından, Yunanistan’ın başarılı AB dönem başkanlığı için ödül verilen Papandreu, bu hafta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice ile de görüştü.

Bu görüşmelere ilişkin bir değerlendirme raporu yayınlayan Washington’daki Western Policy Center adlı düşünce kuruluşu, Papandreu’nun, temaslarında, “Kıbrıs, Yunanistan’ın dış politikasında birinci önceliktir” vurgusu yaptığını ve Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlayıp başlamayacağı değerlendirmesinde, Kıbrıs’ta çözüme yönelik gelişmelerin temel kriter olacağını aktardığını bildirdi.

Düşünce kuruluşu tarafından yayınlanan raporda, Papandreu’nun ayrıca, “ABD’nin, BM Genel Sekreteri’nin planına dayalı BM çabalarına desteğinin önemini vurguladığı” da kaydedildi.

"Yeni bir dinamizm gördüm"

Rapora göre, Papandreu, Lefkoşa’da Kıbrıslı Türk muhalefet partileriyle görüştüğünü ve Kuzey Kıbrıs’ta “yeni bir dinamizm” görüldüğünü de ifade etti ve Kıbrıslı Türklerin, Avrupa ile birleşme isteğini taşıdığını kaydetti.

Yorgo Papandreu, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston ve Senato Dışilişkiler Komitesi üyeleriyle de biraraya geldi.

Papandreu’nun Washington temaslarında Kıbrıs’ın yanı sıra, Balkanlar’daki gelişmeler, Irak, Ortadoğu ve Atina’da yapılacak 2004 olimpiyatları konularını ele aldığı belirtildi.

Birleşmiş Milletler toplantıları için New York’a geçen Papandreu’nun, burada Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile de biraraya gelmesi bekleniyor.

YENIDUZEN 25/09/2003

Expired!

Kullanım süresi dolmuştur!

İngiltere Dışişleri Bakanlığının eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay, "Kıbrıs Türk toplumu içinde bugünkü liderlik, yani Rauf Denktaş görevinde kaldığı sürece Kıbrıs'ta siyasi soruna bir çözüm bulunamaz," dedi.

Kıbrıs'ta Rauf Denktaş'ın çözümsüzlükteki sorumluluğunun şüphe kaldırmayacak biçimde ortada olduğunu belirten Lord Hannay, "Her şeyin son anda AB'nin genişleme takviminin gölgesinde yapılması Denktaş'tan kaynaklanmaktadır," diye konuştu.

İngiltere Dışişleri Bakanlığının eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay "Kıbrıs Türk toplumu içinde bugünkü liderlik, yani Rauf Denktaş görevinde kaldığı sürece Kıbrıs'ta siyasi soruna bir çözüm bulunamaz," dedi. Londra'da "Wyndham Place Charlemagne Trust" adlı kuruluş tarafından düzenlenen bir toplantıda "Kıbrıs: Yitirilen Fırsatlar ve Bundan Sonra İzlenecek Yol" konulu bir konferans veren Lord Hannay, Mayıs 2004'te yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine katılmasının AB'nin çıkarına olduğunu, bununla beraber bunun gerçekleşip gerçekleşmesinin Kıbrıs sorununda sorumluluk taşıyanların tutumuna bağlı olduğunu belirtti.

Kıbrıs'ta Rauf Denktaş'ın çözümsüzlükteki sorumluluğunun şüphe kaldırmayacak biçimde ortada olduğunu belirten Lord Hannay, "her şeyin son anda AB'nin genişleme takviminin gölgesinde yapılması Denktaş'tan kaynaklanmaktadır," dedi.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston da yaptığı açıklamada KKTC'de Aralık ayında yapılacak "seçimlerin" Kıbrıslı Türklerin iradelerini ortaya koymaları için en iyi fırsat olduğunu söyledi.

New York'ta Amerika Kıbrıslılar Federasyonu, Kıbrıs İçin Adalet-Uluslar arası Koordinasyon Komitesi, Kıbrıs-Amerikan Ticaret Odası ve Kongre üyesi Frank Pallone tarafından düzenlenen ve Amerika'da yaşayan Kıbrıslıların katıldığı toplantıda konuşan Thomas Weston, uluslararası topluluğun Kıbrıs sorununun Mayıs 2004'te Kıbrıs'ın AB'ne katılımından önce çözümlenmesi gerektiğine inandığını kaydetti.

Türkiye ve Yunanistan dahil tüm taraflarca gerekli siyasi iradenin gösterilmesi halinde BM Genel Sekreteri'nin yeniden 'iyi niyet' misyonu çerçevesinde girişimlerde bulunmaya söz verdiğini anımsatan Weston, çözüme ulaşılabilmesi için ABD'nin tüm girişim ve çabalarının Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafına odaklanması gerektiğini vurguladı.

YENIDUZEN 25/09/2003

İngiliz Temyiz Mahkemesi’nde tarihi karar:
UHH terör örgütü

İngiliz Temyiz Mahkemesi Kuzey Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın himayesinde faaliyetlerini yürüten Ulusal Halk Hareketi’nin bir terör örgütü olduğuna karar verdi.

Arkadaşımız Suzan Karaman’ın İngiltere’de yaptığı başvuruyu görüşen İngiliz Mahkemesi, UHH’nın aynı zamanda “devlet” destekli olduğuna da işaret etti...

Kendisiyle görüştüğümüz davacı avukatı Vahib and Co. Şirketinden bir yetkili “UHH’nın örgüt olarak, üyelerinin de bireysel olarak uluslararası terör listesine alınması için girişim de başlattık” dedi..

UHH’nın bir terör örgütü olarak mahkeme tarafından tescil edilmesiyle, bu örgütle organik ilişkisi olan, adı bu örgütle geçen herkesin İngiltere’ye, ya da AB ülkelerine gidebilmeleri sakıncalı duruma düştü...

Mahkeme kararı eğer “Uluslararası Terör Örgütleri” listesi tarafından da tescil edilirse, UHH yöneticileri, ya da üyeleri yurtdışına çıkamayacak...

Temyiz Mahkemesi bu kararını on gün önce verdi... Düne kadar karara itiraz etme hakkı olan İngiliz İçişleri Bakanlığı, herhangi bir itirazda bulunmadı...

Eğer UHH “Uluslararası Terör Örgütü” olarak kabul edilirse, bu örgütün İngiltere’de veya başka ülkelerdeki temsilcileri de tutuklanabilecek...

İngiliz Temyiz Mahkemesi kararında ayrıca, Avrupa-Afrika gazetelerinde yazı yazan muhalif gazeteci, yazar veya okuyucu- yazarlarının da yaşamlarının tehlikede olduğunu kabul etti.

AFRIKA 26/09/2003

Papadopulos Weston ile görüştü

Papadopulos’un ABD temasları sürüyor

Güney’deki gazeteler Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un New York’taki temaslarına yer verdiler.

FİLELEFTHEROS’a göre Papadopulos dün ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston’la görüştü. Papadopulos’un kaldığı “Wooldorf Astoria” otelde yer alan ve bir saat süren görüşmeden sonra açıklama yapılmadı. Görüşmeye Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ve Papadopulos’un Diplomatik Daire Müdürü Tasos Conis de katıldı. Görüşmede Weston’a ise ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası Sorumlusu Anna Halms eşlik etti.

Gazete, “diplomatik çevrelerin, Kıbrıs Rum tarafının Weston’un Kıbrıs konusunu ele alma biçiminden memnun olduğunu savunduğunu” da yazdı.

Gazeteye göre Weston-Papadopulos görüşmesinde Weston, 14 Aralık’taki KKTC seçimlerine yabancı gözlemci gönderilmesini desteklerken Papadopulos bilinen tavrını yineledi ve “gözlemci gönderilmesinin bir yararı olmayacağını” savundu.

58. BM Genel Kurulu için ABD’de bulunan Papadopulos dün Malta ve Kuveyt başbakanları, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Cezayir ve Senegal cumhurbaşkanlarıyla da görüştü.

Papadopulos, Başkan Bush’un hükümet veya devlet başkanları onuruna verdiği resepsiyonda Bush’la da kısa bir görüşme yaptı.

Papadopulos daha önce Elen-Ortodoks Kilisesi bürolarını ziyaret etti ve Başpiskopos Dimitrios’la görüştü.

Papadopulos, görüşme sonrasında verdiği demeçte, Dimitrios’la Kıbrıs sorununun mevcut durumunu ve Kıbrıs konusuyla ilgili insancıl konuların ileriye götürülmesini ele aldıklarını söyledi.

Dimitrios, “Papadopulos’la görüşmenin kendisi için bir onur olduğunu” belirtti ve Papadopulos’un “diğer Kıbrıs halkıyla birlikte ve zorluklardan korkmadan, daha iyiyi, daha onurluyu elde etmek için var gücüyle mücadele eden bir kişi olduğunu” iddia etti.

Gazeteye göre Papadopulos dün öğleden sonra (17.00) BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı Daha sonra ise BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüştü.

ALİTHİA ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Sorumlusu Mark Grossman’ın yarın New York’a giderek Papadopulos’la görüşeceğini yazdı, Grossman’ın da devreye girmesiyle Amerikan faktörünün Kıbrıs konusundaki hareketliliğinin artmakta olduğuna dikkat çekti

Gazeteye göre Grossman bu hafta içinde veya en geç gelecek hafta başında BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la da görüşecek. Gazete Amerikan kaynaklarından edindiği bilgilere dayanarak Grossman’ın, Kıbrıs konusundaki görüşmelerin Ocak 2004’ten itibaren başlaması için BM Genel Sekreteri’nin öne sürdüğü koşullarda daha esnek olması yönündeki Amerikan Hükümeti’nin isteğini bildireceğini de yazdı.

Gazeteye göre Papadopulos’un Weston’la dünkü görüşmesinde, KKTC’deki seçimlerden sonra görüşmelerin nasıl başlatılabileceği konusu tartışılan başlıca konuydu.

Gazeteye göre Papadopulos, bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la yapacağı görüşme konusunda şunları söyledi:

“Annan’a bilinen tutumumuzu, yani bizi ne zaman davet ederse Kıbrıs konusunda koşulsuz müzakerelere başlamaya hazır olduğumuzu tekrarlayacağız. Annan planı konusunda değişiklik istediğimiz bazı konular var, bunları ise Kıbrıs’a geldiğinde kendisine yazılı olarak bildirdik. Bunları Lahey’de de tekrarladım ve hiçbir zaman masadan geri çekilmedi. Değiştirmek istediğimiz konuların Annan planı parametreleri dahilinde olduğuna ve planın daha işlevsel ve daha yaşayabilir olmasını öngördüğüne inanıyoruz. AB’ın muhtelif organlarına daha etkili ve daha düzgün şekilde katılmamızı sağlayacak değişiklikler, Kıbrıs Türklerinin de yararınadır. Çünkü AB’a etkin şekilde katılmamız her iki toplumun veya halkın ezici çoğunluğunun da ortak arzusudur."

POLİTİS, “Görüşmeler ‘Seçimlerden’ Hemen Sonra… Tasos-Weston Süreç Konusunda Anlaştılar” başlığıyla verdiği haberinde, Tasos Papadopulos ve Thomas Weston’un dünkü görüşmede, görüşmelerin KKTC’deki seçimlerden hemen sonra başlatılması olanağını ele aldıklarını ve edindiği bilgilere dayanarak Amerikan tarafının görüşmelerin başlatılması için zemin hazırlığı yaptığını yazdı.

HARAVGİ, Papadopulos’un bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la yapacağı görüşmede, Annan planında yapmak istediği değişikliklerin “mantığını” kendisine izah edeceğini, ayrıca ne zaman ve nerede olursa olsun davet etmesi halinde görüşmelere koşulsuz olarak oturmaya hazır olduğunu bildireceğini yazdı.

SİMERİNİ ise, “Kofi Annan Yumuşatılıyor… Grossman Eylem Üstleniyor” başlığıyla verdiği haberinde, Amerikalıların, görüşmelerin başlatılması için zemin hazırlığı yapmakta olduğunu, ABD’de yoğun temasların başladığını ve Papadopulos’un dün Weston’la görüştüğünü, bugün ise BM Genel Sekreteri’yle görüşeceğini yazdı.

YENIDUZEN 26/09/2003

AB’den iki uzman Ada’ya geliyor

FİLELEFTHEROS, Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi amacıyla AB’ın uygulayacağı tedbirler çerçevesinde KKTC’deki tarımsal ürünlerin sağlık denetimlerini yapmak üzere iki AB uzmanının pazartesi günü adaya geleceğini bildirdi

Habere göre Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru’yla dün yaptığı görüşmenin ardından bir açıklama yapan AB’ın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, iki hafta adada kalacak olan uzmanların Rum Yönetimi’yle temaslarda bulunacağını söyledi.

Tedbirler paketinin ekonomik boyutuna da değinen Meer, çevre ve kültürel mirasla ilgili Lefkoşa, Girne ve Mağusa’daki programlar için 12 milyon Euro ayrıldığını hatırlattı.

Gazete, Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru’nun AB Büyükelçisine, Kıbrıslı Türklere yönelik tedbirlerin uygulanmasıyla ilgili aylık rapor sunduğunu bildirdi. Theodoru yaptığı açıklamada, Meer’e, Rum Yönetimi’nin tedbirlerin ileriye götürülmesi için mümkün olan her şeyi yapma isteğini ilettiğini söyledi.

Öte yandan POLİTİS, iki AB uzmanının, Rum Yönetimi’nin narenciye ihracatıyla ilgili kararının uygulanması çabası çerçevesinde KKTC’de incelemelerde bulunmak amacıyla adaya geleceklerini bildirdi.

YENIDUZEN 26/09/2003

Muhalefete ve Türkiye basınına saldırdı

“AB MUHALİFLERE PARA VERİYOR”...“AB bizim muhaliflerimize göz göre para yardımı yapmaktadır, desteklemektedir, seçimlerde kazansınlar diye..”

TÜRKİYE BASININA ÇATTI... “Maalesef Türk basınında bu haksızlığı haykıran yazılar görmüyoruz, aksine ‘ver kurtul’ şeklinde yazılar görüyoruz. Bir kısmı ama büyük gazetelerin yazarları maalesef bunu yaymaktadır ve burada da bizi içten vurmak isteyenler, Avrupa parasıyla hareket edenler o yazıları alıp ‘ bak Türkiye’ye zarar veriyormuşuz, onun için bir an evvel Türkiye’siz girelim’ diye halkımızı kandırmaktadır”

“AB’YE GÜVENMİYORUZ”... “AB’ye güvenmiyoruz. Ne diyoruz? Kıbrıs meselesinde lütfen teşhis koyunuz. Nedir Kıbrıs meselesi? Reçeteyi yazmadan evvel, hastalık nedir bunu bulun. Neden bunu istiyoruz ve ısrar ediyoruz? Çünkü taraflardan biri Rum tarafı der ki ‘Kıbrıs meselesi 1974’te başlamış istila meselesidir, istila neticesinde göçmen meselesidir”

“BM PİKNİK Mİ YAPIYORDU?”...“Peki Kıbrıs meselesi 1974’te mi başladı? 1974’te başladıysa 1964’ten bu yana BM askerleri burada ne yapıyordu? Piknik yapmaya mı gelmişlerdi? Demek ki bir mesele vardı 1963’ten itibaren. O mesele neydi? Ortaklık cumhuriyetinin büyük ortak tarafından yıkılması, Türklerin haklarının gaspı ve Kıbrıs’ı Yunan’a bağlamak siyaseti.”

“SİYASİ AÇIDAN GİTMEYİZ...”“11 yıl Türkiye gelinceye kadar bizi adanın yüzde 3’üne hapsettiler. Bugün gidip köylerimizi görmek isteyen insanlar taş taş üstünde bulmadı. Topraklarımızın çoğu istimlak edildi. Gidecek yerimiz yok, bırakmadılar, zaten siyasi açıdan gidecek değiliz ama kendileri bu taraftaki mallarına dönmek istiyorlar. Yani sökecekler, topraksız bırakacaklar, atacaklar.”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta uzlaşma için gerçeklerin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, bu gerçeklerin de “iki halkın, iki demokrasinin, iki devletin varlığı ve Türkiye’nin etkin garantisinin devamı” olduğunu söyledi. Denktaş, Annan Planı’nın bu gerçekleri yok farzettiğini, planı okudukça ürperdiğini ifade etti.

Aralık ayındaki seçimlerin kader imtihanı olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş halkın çoğunluğunun gerçeği bilerek oy kullanacağına inandığını, ümit ettiğini, beklediğini çünkü yanlış yaparlarsa, normal bir seçimmiş gibi davranırlarsa, bir daha kurtarılmalarının mümkün olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB üyeliği önüne koymanın en büyük haksızlık olduğunu ifade ederek, “Maalesef Türk basınında bu haksızlığı haykıran yazılar görmüyoruz, aksine ‘ver kurtul’ şeklinde yazılar görüyoruz. Bir kısmı ama büyük gazetelerin yazarları maalesef bunu yaymaktadır ve burada da bizi içten vurmak isteyenler, Avrupa parasıyla hareket edenler o yazıları alıp ‘ bak Türkiye’ye zarar veriyormuşuz, onun için bir an evvel Türkiye’siz girelim’ diye halkımızı kandırmaktadır” diye konuştu.

Denktaş, dün öğleden sonra GAܒde başlan “21. Yüzyılda Kadın” konulu panel için KKTC’ye gelen Türkiye Kadınlar Birliği ve Dayanışma Derneği heyetini kabul etti.

Kadınlara övgü dolu cümleler söyleyerek alkış alan Cumhurbaşkanı Denktaş, daha sonra Kıbrıs sorununu ve bugünkü durumu geniş şekilde anlattı. Annan Planı’nı neden kabul etmediğini ifade eden Denktaş, aralık ayındaki seçimlere yönelik halka yine mesaj verdi ve “Seçimlerde yanlış yaparsanız, bir daha kurtarılmamız mümkün değil” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye’nin AB’ye girmesinin bir hak meselesi olduğunu kaydederek, Türkiye’nin askeri gücüne ihtiyaç duyulduğunu ama üyelik konusunda ayak sürtüldüğünü belirtti. Bunları olgunlukla karşılayan Türkiye’nin önüne Kıbrıs şartı konulduğunda şok geçirdiğini ve “niye” sorusunu sorduğunu belirterek, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin değil, 1963’te Rumların Yunanistan’la birlikte başlattığına işaret etti.

Miloseviç’in halkına yaptıklarını, Makarios ve ondan sonra gelenlerin Kıbrıslı Türklere yaptığını belirten Denktaş, Milosviç mahkemeye verilirken, Makarios ve ondan sonra gelenlerden hala hesap sorulmadığını vurguladı.

Denktaş, Rumların terörle ve cinayetlerle elde ettikleri ünvan arkasına saklanarak meşru Kıbrıs hükümeti olarak AB’ye alındıklarını belirterek, Türkiye’ye önşart koşulurken Rumlara kimsenin önşart koşmamasını eleştirdi.

“Meseleyi ihdas etmemiş taraf, nasıl halledecek?” diye soran Denktaş, bütün Kıbrıs’a sahip çıkan karşı tarafın Türkiye’yi işgalle suçladığına buna rağmen işgal var diyen tarafın Akdeniz’in en zengin ülkesi olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye gelmeseydi bütün Kıbrıslı Türklerin toplu mezarlarda olacağını kaydederek, karşı tarafta serbest dolaşan insanlar varken AB’nin “bunlar siyasi ve ekonomik açıdan en uygun namzettir” diyebilmesini eleştirdi.

"AB’yi biz de istiyoruz ama…"

Denktaş, AB’ye girmeyi kendilerinin de istediğine işaret ederek şartlarını şöyle sıraladı:

“Ama bize haksızlık yapan, hukukun üstünlüğünü ayaklar altında çiğneyen, uluslararası anlaşmaları yok farzeden, böylelikle hem bizim, hem Türkiye’nin temel haklarını inkar eden bir AB’ye güvenmiyoruz. Ne diyoruz? Kıbrıs meselesinde lütfen teşhis koyunuz. Nedir Kıbrıs meselesi? Reçeteyi yazmadan evvel, hastalık nedir bunu bulun. Neden bunu istiyoruz ve ısrar ediyoruz? Çünkü taraflardan biri Rum tarafı der ki ‘Kıbrıs meselesi 1974’te başlamış istila meselesidir, istila neticesinde göçmen meselesidir, Türkiye’yi çıkartın adadan, göçmenler de yerlerine gitsin, Kıbrıs meselesi halledilir’ diyor. Ve Annan Planı bu meseleyi halletmiştir. Türk askerini adadan çıkartıyor, 1960 anlaşmalarında Türkiye’ye verilen hakları yok farzediyor ve Rum göçmenlere geri dönme hakkı tanıyor, yarı halkımız göçmen olduğu halde.. Onları bir kez daha göçmen edecek..

Peki Kıbrıs meselesi 1974’te mi başladı? 1974’te başladıysa 1964’ten bu yana BM askerleri burada ne yapıyordu? Piknik yapmaya mı gelmişlerdi? Demek ki bir mesele vardı 1963’ten itibaren. O mesele neydi? Ortaklık cumhuriyetinin büyük ortak tarafından yıkılması, Türklerin haklarının gaspı ve Kıbrıs’ı Yunan’a bağlamak siyaseti. 11 yıl Türkiye gelinceye kadar bizi adanın yüzde 3’üne hapsettiler. Bugün gidip köylerimizi görmek isteyen insanlar taş taş üstünde bulmadı. Topraklarımızın çoğu istimlak edildi. Gidecek yerimiz yok, bırakmadılar, zaten siyasi açıdan gidecek değiliz ama kendileri bu taraftaki mallarına dönmek istiyorlar. Yani sökecekler, topraksız bırakacaklar, atacaklar.”

“Göz göre göre para yardımı”

Cumhurbaşkanı Denktaş, direnişlerinin uzlaşmazlık görüldüğünü belirterek, “AB bizim muhaliflerimize göz göre para yardımı yapmaktadır, desteklemektedir, seçimlerde kazansınlar diye..” dedi.

Halka “Bu seçimler kader imtihanı olacaktır. Kaderinizi tayin edeceksiniz. Devletiniz var mı yok mu? Kıbrıs’ta azınlık mısınız, eşit ortak mısınız, Türkiye’den kopacak mısınız, yoksa Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını can pahasına koruduğunuz gibi korumaya ve Türkiye’yle birlikte yürümeye devam edecek misiniz? Bunlar arasında bir seçim olacaktır” dediğini kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

“Ve halkımızın çoğunluğunun gerçeği bilerek oy kullanacağına inanıyoruz, ümit ediyoruz, bekliyoruz. Çünkü yanlış yaparlarsa, normal bir seçimmiş gibi davranırlarsa, bir daha kurtarılmamız mümkün değildir.”

Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki kapıların, gerçekler görülsün diye açıldığını belirterek, yalan propagandayla yılların çalındığını, kapılar açıldıktan sonra sınıf arkadaşlarının geldiğini ve KKTC’deki gelişmeleri görerek kendisini kutladığını, “Makarios’un sunduğu azınlık haklarını ve Annan Planı’nı neden kabul etmediğinizi şimdi anlıyoruz” dediğini anlattı.

“Türk basını ‘ver kurtul’ diyor”

Denktaş, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin önüne koymanın en büyük haksızlık olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi:

“Maalesef Türk basınında bu haksızlığı haykıran yazılar görmüyoruz, aksine ‘ver kurtul’ şeklinde yazılar görüyoruz. Bir kısmı ama büyük gazetelerin yazarları maalesef bunu yaymaktadır ve burada da bizi içten vurmak isteyenler, Avrupa parasıyla hareket edenler o yazıları alıp ‘ bak Türkiye’ye zarar veriyormuşuz, onun için bir an evvel Türkiye’siz girelim’ diye halkımızı kandırmaktadır.”

Anadolu’ya, üniversitelere gittiğinde mücadele yıllarının başındaki heyecanı gördüğünü, zaten bu olmasa çoktan silinip süpürülmüş olacaklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, herkesin Girit örneğini hatırlayarak kendisine “Masada verecek misin? Bir baskı mı var masada?” diye sorduğunu anlattı.

Denktaş, masada baskı olmadığını, Türk hükümetiyle birlikte hareket ettiklerini ifade ederek, “Biz burada bir hürriyet mücadelesi verdik, Türkiye sayesinde kurtulduk, bunu tabiatıyla sıfırla çarpmak isteyen planlara teveccüh edemeyiz” ifadelerini kullandı.

YENIDUZEN 26/09/2003

Cinayet günü Çatlı Kıbrıs’taydı...

AKTÜEL dergisi “faili belli” siyasi bir cinayete kurban edilen gazetemiz yazarlarından Kutlu Adalı cinayetini yeniden gündeme getirdi: “Kıbrıs’taki Susurluk!...”

Türkiye’nin önde gelen haftalık haber dergilerinden AKTÜEL, bu haftaki sayısında Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’yla yaptığı geniş bir röportaja beş sayfa ayırdı... AKTÜEL, “6 Temmuz 1996’da öldürülen Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı, cinayetle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Emniyet soruşturması halen süren olay üzerine yedi yıldır belge ve bilgi toplayan Adalı’nın ulaştığı ipuçlarında Abdullah çatlı ve Yeşil’den Rauf Denktaş’a, dönemin Sivil Savunma Teşkilat Başkanı’ndan Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’na kadar birçok kişinin adı yer alıyor” diye yazdı

Türkiye’nin önde gelen haftalık haber dergilerinden AKTÜEL, bu haftaki sayısında Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’yla yaptığı geniş bir röportaja beş sayfa ayırdı. 24-30 Eylül 2003 tarihli bu haftaki AKTÜEL dergisinde konu kapakta da “Kıbrıs’taki Susurluk” başlığıyla işlendi. Ferruh Yazıcı imzasıyla yayımlanan geniş röportajın başlığı, “Cinayet günü Çatlı Kıbrıs’taydı..."

Aktüel’de yayımlanan Ferruh Yazıcı’nın röportajı şöyle:

“Bir ay önce Aktüel'de Bülent Orakoğlu ile bir röportaj yayınlandı. Bunun üzerine bir cinayete kurban giden gazeteci Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı arayıp, Orakoğlu ile görüşmek istediğini belirtti. Nedeni, MİT'in bu cinayetle bağlantısı olup olmadığını öğrenmek istemesiydi. Adalı ile Kıbrıs'ta görüşmeye gittik.

SORU: Cinayetle ilgili yeni deliller olduğunu söylüyorsunuz... Nedir bunlar?

İLKAY ADALI: Güvenlik Kuvvetleri Komutanı'nın çok yakınında olan bir müdür ve Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı'nın çok yakınındaki Özel Kalem Müdürü hakkında tetikçi ihbarı gelmişti bize. Bunlar, Albay Orhan ve Hüseyin Demirci. Cumhuriyet Gazetesi'nde Mustafa Ekmekçi yazdığı zaman dava açtılar. O zaman Albay'ın Orhan Ceylan olduğu ve adresleri meydana çıktı. Israrım üzerine 2002 yılında Ceylan'ın poliste ifadesi alındı ve Güvenlik Kuvvetleri'nde komutan olduğu meydana çıktı. Kendisi emekli oldu ve halen Kıbrıs'ta. İfadesi alındıktan sonra hiçbir şey olmadı.

SORU: Hüseyin Demirci kim?

İLKAY ADALI: Demircilik mesleğiyle uğraşan ancak mesleğini yapmayan, askeri üniformayla gezen, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı'yla çok sıkı münasebeti olan bir şahıstı 1996'da. İhbar üzerine aradık, ama telefonunu bulamadık. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Özdamar, Adli Şube Müdürü'ydü o zaman ve Demirci'yi aradı.

SORU: Hangi tarihte?

İLKAY ADALI: 21 Ocak 1997! Emniyete gittik, Demirci aradı. Kızımla telefonda kendisini sorguladık. Dedi ki, "Daha önce işlenen cinayetlerde adım geçti. Ama sicilim temizdir. Kutlu Adalı'yı ben öldürmedim. Üniforma giyerim çünkü avcılar da giyer..." Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Galip Mendi'yle iyi arkadaş olduğunu, ondan bilgi alabilmemiz için randevu isteyebileceğini söyledi. Evine de davet etti ama gitmedik. 1997 şubatında otomobil kazası geçirdi ve hastaneye götürüldü. Orada "Kutlu Adalı'yı öldürdüm, beni de öldürecekler" diye feryat etmiş. Güvenlik Kuvvetleri Arasta eşrafını çağırarak bu olayı unutmalarını istemiş. Demirci, Orhan Ceylan ile arkadaş olduğunu da belirtmiş. Ceylan da ifadesinde Demirci'nin arkadaşı ve komutanı olduğunu belirtiyor.

SORU: Daha sonra ne oldu?

İLKAY ADALI: Bu bilgiyi getiren şahıs, Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) giderek Demirci'nin söylediklerini anlattı. Barış Derneği Başkanı'ndan işittim bu olayı. Demirci, Gülhane Hastanesi'nde tedaviye gönderildi ve masrafları karşılandı. Dönünce de danışman yaptılar Güvenlik Kuvvetleri'ne. CTP milletvekili Sonay Adem meclise, Kutlu Adalı'nın katilinin böyle bir göreve atanmasının ve elini kolunu sallayarak gezmesinin nedenini sordu. Mustafa Asilkan adlı Emniyet Müdür Muavini de, Kutlu'nun öldüğü gece Hüseyin Demirci'yle cinayetten kısa süre önce yemek yemiş. Yemekten sonra Lefkoşa'ya gelmişler. Asilkan da Güvenlik Kuvvetleri'nde danışman yapıldı emekli olduktan sonra, Demirci'yle aynı tarihte. Belgesi var.

SORU: Hangi tarihte?

İLKAY ADALI: 1997, ekim veya kasım. Ayrıca Yavuz Alat isminde bir gazeteci beni görmek istedi. Yüzünü hatırladığımı bir yerlerden... Ve Yeşil olduğunu anladım! Gazeteci kimliğini sordum. Nüfus cüzdanında avukat yazıyordu. Para vereceğini ve Türkiye aleyhine propaganda yapmamı istediğini, araba alacağını, zamanım yoksa bankada çalışan kızım Kut'un ya da oğlum Er Adalı'nın bunu yapabileceğini söyledi. Oğlum ve kızım İl Adalı'nın İstanbul'daki adreslerini biliyordu. Nüfus cüzdanındaki detayları aldım, İstanbul'a gittim. Yavuz Alat'a ait, barolarda bir kayıt yoktu. Fakat adres Bahçelievler'deydi, Yeşil'in adresine uyuyordu. Ardından Fikri Sağlar Susurluk Komisyonu'ndan geldi ve görüştük. Konuyu Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Hasan Peker'e de götürdüm. Bu isimle Kıbrıs'a giriş yaptığı anlaşıldı, sahte isimle. Fikri Sağlar'la iki gün görüştük, Susurluk ve diğer konularla ilgili. Sağlar gittikten sonra hükümet düştü ve konu kapandı. Bir daha gündeme gelmedi.

"Çatlı Kıbrıs'taydı"

SORU: Başka ipuçları var mı?

İLKAY ADALI: Abdullah Çatlı, Kıbrıs'a gelmiş ve Jasmine Court Hotel'de kalmış. Dört takma isim kullanmış... Bunlar araştırılmadı. Meclis'te komisyona çağırdılar. İki defa ifade verdim, bütün bildiklerimi söyledim. Bir sonuç çıkmadı. Kutlu, Saint Barnabas Kilisesi Baskını'yla ilgili bir yazı yazmıştı. O yazıdan sonra tehditler gelmeye başladı. Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı, Yeni Düzen Gazetesi'ni arayarak tehdit etti. Sivil Savunma'nın aracı kullanılmıştı baskında. Kutlu bunu ve "Sivil Savunma'nın görevi ne" diye bir yazı daha yazmıştı. Üç ay sonra vuruldu. Katillerin bulunmasını istiyorum bir an önce. Kutlu Adalı'nın vücudundan çıkan iki kurşun tetkik için Türkiye'de. O iki kurşunun tetkik edilip netice alınmasını istiyorum. Yedi yıldır yapılmadı bu!

SORU: Abdullah Çatlı'nın, Ömer Lütfi Topal'la Kıbrıs'a gelmesinden sonra Jasmine Court Oteli'nin yetkilileri, Çatlı'nın geldiğini doğruluyor. Çatlı'nın 26 Nisan - 1 Mayıs arasında Mehmet Özbay kimliğiyle otelde kaldığı öne sürülüyor. Çatlı'nın Kıbrıs'ta kaldığı döneme ilişkin yeni bir şey öğrendiniz mi?

İLKAY ADALI: Çatlı dört ayrı pasaport, dört isim kullandı polisin açıkladığına göre. Bu isimlerle de kalmış olabilir. Taksicim, Kutlu Adalı'nın vurulduğu günün sabahı Çatlı'nın Ankara Taksi ile havaalanına gittiğini söyledi. Yani Kutlu 6 Temmuz'da vurulduğunda Kıbrıs'taydı... 7 Temmuz'da havaalanındaki kayıtlardan bellidir. Taksicim, Çatlı'yı daha sonra yayımlanan fotoğraflardan tanımış. Avukatımız 7 Temmuz günü uçak yolcularına ilişkin listeyi istedi ama vermediler. Sadece Mehmet Özbay kimliğiyle yapılan giriş çıkışları verdiler. Öbür isimlerle ilgili kayıtlar daha yeni getirildi mahkemeye. Bize verecekler galiba isimleri.

SORU: Peki mermilerle ilgili herhangi bir rapor yer alınmadı mı?

İLKAY ADALI: Evet ama silahın türü belirtilmiyor! En önemlisi Kutlu Adalı'nın resimlerini elde ettik, vurulmuş resimlerini 30 santimetreden vurulduğunu söylüyorlar. Şakağında ve omzunda iki delik var. Uzi ile vurulsaydı, böyle bir şey olur muydu? Topal, Uzi'yle vurulduğu zaman yüzü dağılmıştı. Yoksa Adalı Cinayeti'nde iki silah mı kullanıldı? Zaten iki saat yerde kaldı, askeri bir araçla götürüldü, ambulansla değil. Sonra eve girildi ve ev darmadağın edildi. Resimler var. Eşimin bütün çalışmalarını dağıtmışlar. Ne aradıkları bilinmiyor. Bir resim bırakıldı eve. Albümden bir resmi alıp, 1963 yılında aynı şekilde öldürülen avukatların resmiyle beraber kullandılar ve "Türkler tarafından öldürülen gazeteciler" diye bir fotokopi bıraktılar yazıhanesinin üzerine.

SORU: En son ne zaman tehdit edildiniz?

İLKAY ADALI: Kutlu'nun 20 eseri basıldı. Çeşitli tehditler geldi bize. Geçen sene Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceğim zaman köpeğimizi işkenceyle öldürüp kapıya attılar. En son telefonla tehdit ettiler, polis bulamadı kim olduğunu, numara belli olduğu halde! Lefke'de bir restoranın numarasıydı. Kutlu Adalı'nın öldürüldüğü gece, Hüseyin Demirci'yle Asilkan'ın yemek yediği restoranın numarasıyla aynı. Telefon numarası 727 78 06. 14 Eylül 2002 gecesi saat 10.51'de aradılar ve tehdit ettiler. Kaderinizi çizmek için geliyoruz, dediler. Diyarbakır'dan mektup postaladılar; kanı bozuklar, siz Türk değilsiniz, gidin Rumlarla yaşayın, filan. Olaydan bir yıl sonra bankada çalışan kızımı gerekçe göstermeden işinden attılar. Bankanın müdürü Ulusal Birlik Partisi kurucusuydu. Kut ise Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden adaydı seçimlerde. Denktaş Bey, cep telefonumdan arayıp Kut Adalı'yı istedi. "Sen biliyor muydun AİHM'de dava açıldığını?" dedi. O da "Evet, annemle beraber karar aldık" dedi. Denktaş "Öyleyse ömür boyu işsiz kalacaksın" dedi. Oysa Kutlu Adalı, Denktaş Bey'in özel kalem müdürüydü. Nüfus Dairesi Müdürü. Daha pek çok mevkide çalışmıştı.

SORU: Denktaş kızınızı ne zaman tehdit etti?

İLKAY ADALI: 1997'de, dava açıldığında. AİHM'deki davanın ilkini kazandık. İkinci dava da sonuçlanacak yakında. Ölüsünü göstermediler, otopsi raporunu vermediler. Raporu ancak 2002'de mahkeme vasıtasıyla elde edebildik.

"Çatlı Denktaş'a şiir yazdı"

SORU: Hüseyin Demirci ve Orhan Ceylan'dan neden şüpheleniyorsunuz?

İLKAY ADALI: Üçüncü gün bize ihbar geldi. Bir kadın aradı, adını vermedi. Polise de gitti. Ama polis tutanak tutmadı. Er Adalı da ihbar geldiğine dair polise ifade verdi, ifadesini yok ettiler. Başka bir ifade koydular. O ifade başka bir polise mi aitti? İhbar, Yusuf Özkum'a gelmiş. O zaman polismiş, şu anda Demokrat Parti'nin milletvekili. 2002'de bizim ısrarımızla tuttular bu tutanağı. Neden 2002 yılına kadar ifade alınmadı tanıklardan? Yusuf Özkum'dan "Bu ihbar bana yapılmıştır," diye 2002'de ifade alındı.

SORU: Cinayette 13 kurşun atılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

İLKAY ADALI: Erhan Arıklı Ulusal Birlik Partisi'nin gazetesinde şöyle yazdı: Bu düşüncede olanlar sokakta belediye itlaf ekiplerince öldürülmeli. Adalı da sokakta öldürüldü. İki kurşun isabet etti... Sonradan ortaya çıkan resimdeki gibi yüzünü darmadağın etmedi. Bu kurşunların başka silahtan çıktığına inanıyorum. Diğer silahla da tarandı, korkutmak için halkı.

SORU: "Rauf Denktaş, olaydan sonra başsağlığı mesajı gönderdi. Çocuklarım ilgi göstermesi için ziyarete gitti. Öldürülmesi çok zamansız oldu, gibi garip bir laf etmiş" demiştiniz. Neden bu sözün garip olduğunu düşünüyorsunuz?

İLKAY ADALI: Denktaş Bey'in ilk lafı, "Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan gibi bu cinayetin şeyi de üstüme kalacak" olmuş. İlk demecinde Türkiye'den gelenlerin bu cinayeti işlemesi üzerinde duruyor. Ağustos 1996'da Show TV'deki demecindeyse "Kutlu Adalı'yı Rumların Uzi silahla öldürdüğünü söylüyor. Nasıl biliyor Uzi olduğunu 1996'nın ağustos ayında! Halbuki Emniyet Genel Müdürü ve diğerleri silahın türü hakkında bilinmiyor diye şehadet verdi. Daha sonra çeşitli gazete yazılarında Enis Berberoğlu ve Fikri Sağlar açıkladı Uzi olduğunu. Ve Çatlı'yla bağlantısı olduğu, aynı silah türü olduğu söylendi.

SORU: Denktaş nereden biliyordu?

İLKAY ADALI: Çünkü Çatlı'yla Denktaş çok iyi arkadaştı. Çatlı kendisine şiir yazdı onu öven. Bu şiir yayımlanmadı ama ben duydum... Ayrıca Çatlı'nın cinayet günü Kıbrıs'ta olduğu, bir kadını Emniyet'te sorguladığı, Kıbrıs Güreş Federasyonu Başkanı Eyüp Zafer Gökbilen'le ilişkisi olduğu söylendi.

SORU: 1996'da "Olayı Hüseyin Demirci ve Orhan Albay adlı bir askerin yaptığını iddia eden bir kadın aradı. Bunların tetikçi olduğunu söyledi. Polise ihbarı yapmış. Ben buna inanmıyorum" demiştiniz. Bugün düşünceniz neden değişti?

İLKAY ADALI: Çünkü çok delil geldi elime yedi yılda. Örneğin bir taksi şoförü bana Hüseyin Demirci'nin Gülhane'de tedavi gördüğünü, "Bir işin varsa güvenlik kuvvetlerinde sana yardım ederim" filan dediğini söyledi. İnönü Köyü'nden biri de Hüseyin Demirci'nin kızkardeşine gidip o geceyi sorduğunu ve o gece Demirci'nin kanlı elbiseleri ve silahı kızkardeşinde saklamak istediğini bu nedenle kızkardeşiyle küs olduğunu söyledi. Sivil Savunma Teşkilatı'nın santralinde çalışan bir arkadaş da "O gece Hüseyin Demirci'ye telefon edilip silah ve elbiseyi yok et diye talimat verildi" dedi.

"Hürriyet'ten gelen kasette bilgiler silindi"

SORU: Hâlâ izlendiğinizi düşünüyor musunuz?

İLKAY ADALI: Evet, her hareketimiz. Çünkü kızkardeşim sayın cumhurbaşkanına kitabını götürdüğü zaman ona dedi ki, "Bu oyun kağıtlarını annene ve ablana ver. Onların oynadığı kağıtlar çok eskidi. O kağıtlarla tatil köyünde ve annenin bahçesinde oynuyorlar..." Halen izlendiğimizin bir kanıtı bu!

SORU: Denktaş'ın gönderdiği oyun kağıtlarıyla oynuyor musunuz?

İLKAY ADALI: Eskilerle oynuyorum. Onlar mahkemeye gitti!.

SORU: Bunun dışında izlendiğinize dair belirtiler var mı?

İLKAY ADALI: Mesela Strasbourg'a gittiğimiz zaman mahkemede fotoğraflarımız çekildi. Arabaya binerken başka biri arabaya binişimizi çekti. Dördüncü gün avukatlar gitti, yalnız kaldım otelde. Odama girdiğimde dehşete kapıldım: Kart bendeydi ama ışıklar yanıyordu. Bütün evraklar darmadağınıktı. Saat dörtte uçağım kalkacaktı, polise bildirmedim. Otel idaresine bildirdim. Geçen yıl İstanbul'da TÜYAP Kitap Fuarı'na gittim. "Aklın Silahı Barıştır" diye bir kitabımı imzalıyordum. Adamın biri gelip münakaşa etti. 4 Ocak'ta Uğur Mumcu'nu anma törenlerinde aynı adamı gördüm, resmimi çekti. Hangi ajanstan geldiniz, dedim. Cevap yok...

SORU: Adalı, Kıbrıs'ın gizli örgütler, karapara ve uyuşturucu tacirlerinin yol geçen hanı olduğunu yazmıştı. Susurluk kazası oluncaya kadar yazdığı konularla ilgili kendisinden bilgi istendi mi?

İLKAY ADALI: İstendi. Gazeteci Çetin Yetkin geldi. Saray Otel'de buluştular, Kutlu'dan bilgi aldı. Kasete aldı sesini. Kutlu öldükten birkaç gün sonra Hürriyet Gazetesi'nde bir kısmını yayımladı. Kaseti göndermesini istedik. Hemen gönderiyorum, dedi. Kaset boş geldi! Kutlu biraz konuşuyor, arkası bomboş! Kendisine telefon açtık. Silindi dedi. Halbuki yalan.

SORU: Yanlışlıkla silmiş olamaz mı?

İLKAY ADALI: Kasetten almadıysa Hürriyet'teki bilgileri nasıl yazdı? Ama Kutlu Adalı bütün konuşmayı el yazısına döktü ve kopyası var.

SORU: Tehditler yüzünden çocuklarınızı Kıbrıs dışında bir yaşam kurmaya ikna etmiş. Öldürülme ihtimalinden hiç söz etmiş miydi?

İLKAY ADALI: Aklının ucundan bile geçmezdi. Geçtiyse de, söylemedi. Yalnız bir arkadaşına demiş ki, "Acaba eşim ve çocuklarımı da öldürürler mi?"

İLKAY ADALI ANLATIYOR

Adalı ve St. Barnabas olayı

“Kutlu Adalı 23 Mart 1996'daki yazısında, 1974'teki Kıbrıs Barış Harekatı'nda bir binbaşının Rumların ev, kilise, banka ve kuyumcularından ganimet olarak toplanan altın, elmas, pırlanta gibi mücevherleri St. Barnabas Manastırı'na yapılan baskında kazılan yere gömdürdüğünü yazmış ve "Savaş bitince gelip almayı amaçlamış. Generalliğe yükselip emekli olmuş. Aradan 21 yıl geçtikten sonra Kıbrıs'taki güvendiği kişilere durumu anlatmış ve bu silahlı baskın operasyonu gerçekleşmiş" demişti.

İlkay Adalı, Aktüel'e 1996'da verdiği röportajda eşinin St. Barnabas Baskını'yla ilgili bildiği ve fakat henüz yazmadığı bilgiler yüzünden öldürüldüğünü iddia ediyordu. Aşağıda İlkay Adalı'nın bu süre zarfında ulaşabildiği bilgileri ve soru işaretlerini okuyacaksınız.

* St. Barnabas Olayı'yla ilgili olarak o gece oraya giden arabaların plakalarını, marka ve renklerini öğrendik. Kutlu sadece marka ve renklerini yazmıştı. Cinayetten sonra bu arabaların Sivil Savunma Teşkilatı'na ait olduğu ortaya çıktı. Ama soruşturma yapılmadı.

* St. Barnabas Baskını'na katılanlardan birinin Türkiye'den gelen, 1974 Harekatı sırasında gömdüğü bazı değerli eşyaları almaya çalışan bir albay olduğunu biliyordum. İsmini sonra öğrendim: Albay Koparır. St. Barnabas Olayı'ndan sonra hükümet, baskının askeri operasyon olduğuna ilişkin açıklama yaptı. Yani üstlendi. Halbuki eğitim bakanının bende raporu var. Orada Albay Koparır'dan bahseder, silahtan bahsetmezler. Bu olayla ilgili bir kısım üst rütbeli subay tutuklandı fakat ceza alan olmadı.

* 1996'da dönemin güvenlik kuvvetleri komutanı Yaşar Spor, komutanlık merkezinde eşime "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi aleyhine yazılar yazmamasını" tavsiye etti. "Burayı beğenmezseniz siz de gidin. Kaçın bu memleketten" dedi. "200 kişiyi zengin etmek için mi yaptınız bu harekatı?" dedim, o da "Beğenmezseniz gidin" dedi.”

ADALI CİNAYETİNDE CEVAP BEKLEYEN SORU ÇOK

Kanıtlar ve tanıklar nasıl "uçtu"

Kutlu Adalı cinayeti soruşturması henüz sonuçlanmadı. 1998'de yapılan adli tahkikata Adalı ailesi çağrılmadı ve 60 küsur şahitten sadece beşi dinlendi. İlkay Adalı'ya göre yurtdışına kaçırılan en az 10 kişi var...

* Tanıklardan General Kemal Coşkun çok önemli. Çünkü evinin yanında oldu olay. Generali adli tahkikata dahi çağırmadılar. Olay sırasında evdeydi oysa. Çocuklarıma da Kutlu'yu tanımadığını söyledi. Halbuki Yedili Komite'de beraber çalıştılar. Bu komite, devleti idare eden yedi kişiydi 1963'lerde. Kutlu Adalı, Komite'nin sekreteriydi. Üç anahtarı vardı hazinenin. Biri benim beyde, biri Kemal Coşkun'da, biri Şemsi Kazım'da. Üç anahtar birleştiğinde açılırdı hazinenin kasası! Coşkun, polisteki ifadesinde silah sesi duyduğunu ama çıkıp bakmadığını, ertesi gün tanımadığı bir gazeteci olan Kutlu Adalı'nın öldüğünü duyduğunu söyledi. Haziran ayında, mahkemeden iki gün önce kaçtı yurtdışına.

* Cinayet gecesi yan binada yaşayan iki Türk öğrenci iki gün sonra evi boşaltıp Türkiye'ye döndü. "Yanına gittiğimizde öldüydü," dediler. Nabzına bakmamışlar. Adli tahkikatta öğrencilerin ifadeleri alınmadı. Dosyada var isimleri.

* Kutlu öldürüldüğü gece, emekli polis Altay Sayıl onu ziyarete gelmişti. Sürekli Kutlu'ya belge getirirdi polisle ilgili. O da yazardı bu olayları. Çok samimiydiler. Her zaman, Adalı'nın vurulduğu yere koyardı arabasını, bize geldiği belli olmasın diye. Kutlu oraya kadar yürüdü, pusu kurdular. Boğuşma olduğunu şahitler söylüyor. Kutlu "Yapmayın" demiş. Onlar da demiş ki, "Hak ettin bunu!" O gece Sayıl'ın getirdiği bir resmi bulduk ve resmi sakladık. Daha sonra Altay Sayıl o resmi istedi, vermedik. Emekli bir polisin resmiydi ve Kutlu'ya hakkında yazı yazsın, diye getirmişti. Biz o resmi mahkemeye götürdük. Her gün evime gelen Altay Sayıl gelmez artık, Kutlu öldükten sonra. Bizi gördüğü zaman orayı terkeder. Neden?

* Cinayet sonrasında evde, kül tablasındaki izmaritler ve çekirdekler tablada bulundu. Eşim sigara içmez, çekirdek asla yemez. Yani evde başka biri vardı. Polis, cinayet dışarıda olduğu için evde parmak izi almadığını söyledi. Onun için hiçbir şey bulamadılar. Adli Şube Müdürü Mehmet Özdamar, "Plastik masa ve sandalyede parmak izi kalmaz" diye yalan söyledi.

* Eşim öldürülmeden önce "yazacağım çok şey var," demişti. Bunlar Türk Mukavemet Teşkilatı'yla ilgiliydi. Cinayetten bir gün sonra gazetelere telefon eden bir şahıs olayı 12 Eylül öncesinde ve sonrasında birçok faili meçhul cinayeti de üstlenen Türk İntikam Tugayı adına üstlenmişti. Polis bu ihbarın üzerine gitmedi.

* Cinayetten sonra olay yerine gelen polis çevre yolları keserek katillerin kaçmasını engellemek yerine saatlerce bekledi! Polise göre, ilk çevik kuvvet gelmiş. Bir silah sesi duymuşlar ve yolları kesmek yerine girip evi aramış 20 polis, muhtarı da alarak. Kilitli kasaları açtılar, Kutlu'nun üzerinden anahtarı alıp. Geldiğimde en az 200 kişi evimdeydi. Polis eve kimseyi sokmadığını bildirmişti ama öyle değil.

SİYAH BEYAZ BİR RESİM

İlkay Adalı, elindeki eşinin siyah beyaz fotoğrafın negatifi hakkında şu bilgiyi veriyor:

"Olaydan hemen sonra yazıhanesinin üstünde bir broşür bırakılmıştı görelim diye. Bu broşürde daha önce öldürülen Ahmet Gürkan, Ayhan Hikmet ve derviş Kavazoğlu'yla birlikte eşimin de fotoğrafı vardı. İki ay sonra bu fotoğrafta kullanılan negatifi bulduk kitapların arasında. Negatif sadece Altay Sayıl'ın fotoğrafçısı Foto Şık'ta çoğaltılmış olabilir. Çünkü o tarihte Kıbrıs'ta siyah beyaz resim yapan başka kimse yoktu. Broşür de Altay Sayıl'ın kardeşinin çalıştığı fotokopicide çoğaltılmış, araştırdık makineye uyuyordu

YENIDUZEN 26/09/2003

Soysal: Kıbrıs’ın içi çürüdü

Kıbrıs'ın içi, Türkiye'den de bazı yanlışlıklar eklenerek çürüdü’

Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) Genel Başkanı Mümtaz Soysal, ''Kıbrıs'ın içi, Türkiye'den de bazı yanlışlıklar eklenerek çürüdü'' dedi.

Soysal, gazetecilerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili soruları üzerine yaptığı açıklamada, Kıbrıs'taki bir toplum kesiminin, AB'ye giren Rumların eteğinden tutunarak birliğe girme mücadelesi verdiğini savundu.

Rum kesimi ve Yunanistan'ın hedefinin AB içinde Türk toplumunu eritmek, Kıbrıs'ın kuzeyini de Türk toplumunun elinden kapıp ''Bu iş bitmiştir'' demenin hesaplarını yaptıklarını anlatan Soysal, şöyle konuştu:

''Bir toplumun içi çürümüşse, o toplumun dışa dönük mukavemet gücü azalır ve başka çözümler aranır. Kıbrıs'ın içi, Türkiye'den de bazı yanlışlıklar eklenerek çürüdü. Bu çürümenin durdurulması gerekir.

AB'ye girmek isteyenler her şeyin düzeleceğini iddia ediyorlar. Bir kere bu yanlış. Kıbrıs bizim elimizde AB ile müzakere edebilmek için çok önemli bir karttır. Kıbrıs gitti mi, Türkiye'nin AB hayali biter. Hesapları olanlar, bu hesaplarını yeniden gözden geçirmelidir. Kuzey ile Güney'in birleşmesi, ancak Türkiye AB'ye girdiği anda olur. Şimdiki iktidarın AB'ye girmek istediğine, AB'nin de Türkiye'yi içine almak istediğine inanmıyorum.''

HALKIN SESI 26/09/2003

Papadopulos BM’de şov yaptı

BM Genel Kurulu’nda konuşan Rum Yönetimi lideri Papadopulos, Annan plânının başarısızlığa uğramasından Türk tarafını sorumlu tuttu

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi

Annan'ın sunduğu Kıbrıs barış plânının Türk tarafının ''uyuşmaz tutumu'' yüzünden başarısızlığa uğradığını öne sürdü.

BM'nin 58. Genel Kurul toplântısında konuşan Papadopulos, Annan Plânı'nın başarısız olmasından BM Genel Sekreteri Kofi Annan kadar

kendilerinin de hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi, bununla

birlikte bu yöndeki çabalardan vazgeçilmemesini istedi.

BM Genel Sekreteri'ni barış görüşmelerine başkanlık etmesi için her zaman Kıbrıs'a davete hazır olduklarını söyleyen Papadopulos, BM'nin yeni girişimlerini desteklediklerini kaydetti.

Papadopulos, ''Türk tarafının Annan Plânı'nın yarattığı fırsatın farkına varması ve görüşme masasına dönmesini'' umduğunu söylerken, Türkiye ile siyasi işbirliğinin de şart olduğunu belirtti.

Adadaki Türklerin çoğunun AB'ye girmek istediğini savunan Tasos Papadopulos, ''birleşik bir Kıbrıs'ın birleşik bir Avrupa'da insanlık değerleri açısından önemli olduğunu'' söyledi.

''İşgalci güç'' olarak nitelediği Türkiye'nin 1974'deki müdahalesinden beri adanın insan hakları ihlallerine tanık olduğunu iddia eden Papadopulos, sınırdaki mayınları temizleme işinin de yakında tamamlanacağını söyledi.

Papadopulos, tüm silahsızlanma anlaşmalarına da sıkı sıkıya

uyduklarını öne sürdü.

PAPADOPOULOS'UN KONUŞMASININ TAM METNİ
”Kıbrıs Hükümeti (Rum Yönetimi), kara mayınlarının temizlenmesi için verilen uluslararası çabalara büyük önem veriyor. Bu nedenle, Kıbrıs'ın Türk istilasından (20 Temmuz Barış Harekataı’ndan) sonra, Milli Muhafız (Rum) Ordusu tarafından tampon bölge boyunca döşenen mayınların tamamen temizlenmesi için ilk girişimi başlattı.
Bu konuda, hükümetimin aldığı kararı ve kesin taahhüdünü burada açıklamak isterim: BM ile iş birliği içinde ve AB'nin finansa
l desteğiyle tampon bölgeyi mayınlardan temizleme işlemine iki ay içinde tek taraflı olarak başlamak; İki: Kasım ayı içinde, depolanan anti-personel mayınların kayda değer bir bölümünü tek taraflı olarak imha etmek. Bu daha bir ilktir, ancak, Ottava Konvansiyonu gereği taahhüt ettiğimizi uygulama yolunda önemli bir adımdır sanıyorum.
… Toprakları üzerinde yabancı askeri güçlerin, İnsan Hakları ihlallerine hala tanık olan Kıbrıs Rum Yönetimi için, İnsan Hakları, gündeminin ilk sırasını alıyor.
Toprağının ö
nemli bir bölümünün istila! ve işgal! ile empoze edilen çetin koşullara rağmen, tüm yurttaşları insan haklarını koruyup ilerletmek için yoğun çaba harcayan Kıbrıs Rum Yönetimi, İnsan haklarının uluslararası boyutunu hiçbir zaman gözden kaybetmedi, unutmadı, İnsan haklarının tüm dünyada korunmasını faal ve kararlı bir şekilde izlemektedir, Kıbrıs Rum Yönetimi BM Genel Sekreteri’nin, İnsan haklarının BM’in tüm faaliyetlerin entegre etme çabalarını tümüyle desteklediğini bir kez daha teyit eder ve İnsan haklarının evrensel olarak uygulanmasını sağlamak amacıyla BM ile yakın işbirliği yapmayı taahhüt eder.
1974 Türk istilası (1974 Barış Harekatı) sırasında kaybolan Kıbrıslı Rum ve Türk kayıplarının akıbetini belirlemek için hala çabalıyoruz. Bu, tamamen insancı
l niteliği olan fevkalade önemli bir konudur ve biz birçok ailenin çekmekte olduğu ıstıraba bir son vermek amacıyla bu konuda uluslararası toplumun yardımını istiyoruz. Bunun gerçekleşmesi için de, Türkiye Cumhuriyetinin işbirliği ve siyasi iradesine mutlak ihtiyaç var.
Ayrıca, Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgesinde (KKTC)’de kalan az sayıda enklavların haklarının ihlali hala devam ediyor. Göçmenlerin hakları da çiğnenmeye devam ederken, halkımız Türk ordusunun, Strovilya yöresindeki ilerleyişi gibi, yeni ol
dubittilerine şahit oluyor. Buna rağmen, uluslararası toplumun da yardımıyla tüm Kıbrıslılar için uluslararası anlaşmaların uygulanmasını ve İnsan haklarının yeniden tesis edilmesini sağlamak amacıyla azim ve kararlıkla çabalarımızı sürdüreceğiz.
… Kıbrıs
Rum Yönetimi, güçlü bir şekilde bu ilkelere bağlı olduğunu taahhüt eder.
AB'nin yeni bir üyesi ve bağışta bulunan bir ülke olarak, Kıbrıs Rum Yönetimi, yardıma muhtaç ülkelere, az da olsa, taahhütlerini yerine getirmek için her türlü çabayı harcamakta ka
rarlıdır.
BM'in karşılamak zorunda olduğu yeni gelişmeler için, BM Genel Sekreter’in teşkilatın iç yapısı ve kültürünü yeni beklentilere adapte etmek amacıyla koyduğu reform hedeflerini Kıbrıs Rum Yönetimi güçlü bir şekilde destekler. Kıbrıs daha güçlü bi
r BM Milenyum Bildirisi’nde yer alan önceliklerin gerçekleşmesini etkili bir biçimde izlemek amacıyla, idare ve yönetimi güçlendirme çalışmalarını ve BM'in bütçesini elverişli duruma getirme uğraşlarını memnunlukla karşılıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi, hükümetler arası yapının iyileştirilmesine, BM sürecinin ve Genel Kurul’un yeniden canlandırılmasına büyük önem veriyor ve bunların reform sürecinin önemli unsurları olduğuna inanıyor.
Kesinlikle etkiye ihtiyacımız var, ancak bunu meşruiyetten ayıramayız. Kıbrıs'
ta deneyimlerimiz sonucu, hem meşruiyetin hem de etkili olmanın önemini biliyoruz. Saldırganlığın yıkıcı sonuçlarıyla yüzü yüzeyiz. Ve Türkiye tarafından ülkemizin kuzeyinin istila ve işgaliyle yaratılan sorunu çözmek için 29 yıldan fazla uğraş veriyoruz. Tüm çabalara rağmen, Türk tarafının uzlaşmaz tutumu dizginlenemedi. Türk tarafının sayısız BM Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi kararlarına karşı koyma girişimleri devam ediyor. Bu tür bir yaklaşım, uluslararası ilişkilerde kabul edilemez tavır olmakla kalmayıp, aynı zamanda tamamen zamanı geçmiş ve mantıki düşünceye aykırı bir tutumdur. Artı, ısrarla çözüm ve Kıbrıs'ın AB'ye katılmasında yer almak isteyen Kıbrıslı Türklerin ezici çoğunluğunun irade ve isteğiyle de ters düşmektedir. Elimizden geldiği kadar, Kıbrıslı Türkleri de yanımıza almaya çalışıyoruz. Onların yaşam koşullarını iyileştirmek, Kıbrıslılar olarak tüm hak ve menfaatlerden yaralanmaları için çok iddialı bir politikayı uygulamaya koyduk.
… Bildiğiniz gibi, uzun zamandır var olan ve devam eden T
ürk tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle, BM'in Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının belki de en güçlüsü olan girişimi, birkaç ay önce başarısızlığa mahkum oldu.
Başarısızlıktan dolayı, acı ve hayal kırıklığına uğrayanların bu duygularını anlıyor ve pay
laşıyoruz. Ancak, daha öncede belirttiğim gibi, teslim olmamalıyız. Her zaman BM'in desteğine ve girişimlerine güvendik ve güvenmeye de devam ediyoruz. İlgili BM kararları doğrultusunda en kısa zamanda bir çözüme ulaşmak amacıyla, BM Genel Sekreteri ne zaman davet ederse, plân temelinde ciddi müzakerelere hazırız. Yakında karşı tarafın müzakere masasına dönmesi, BM Genel Sekreteriyle yapıcı bir işbirliğine girmesi ve çözüm üretmek için gerekli siyasi iradeyi ortaya koyması gerektiğini idrak edeceğini umut ediyoruz.
Kıbrıs'ta ivedilikle bir çözüme ihtiyaç var. Tüm Kıbrıslıları kucaklayacak işlevsel ve yaşayabilir bir çözüm; ülkemize temposunu alıp uzun adımlarla ilerlemesini, Avrupa ailesi içinde yerini ve rolünü almasını sağlayacak, birleşik bir Avrupa için
de birleşik bir Kıbrıs, uluslararası toplumun tüm diğer üyeleriyle el ele, evrensel değerlerin ilerletilmesi, güven ve refah dolu yarınlara Avrupalı ortaklarıyla gelişerek yol alacak.”

HALKIN SESI 26/09/2003

Mevsimi geldi artık; baharda Avrupa

BDH Başkanı Mustafa Akıncı Aralık seçimlerinde Kıbrıslı Türklerin “Kilit rol” oynayacağını ve Türkiye’nin AB yolunu da açacağını söyledi...

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Başkanı Mustafa Akıncı; “Değişim süreci sancısız olmaz. Siyasal dinozorlar elbette direneceklerdir. Ancak, Kıbrıs sorunu artık kıvamına gelmiştir. İnönü Meydanı’nda doğan BDH’nın seçim kampanyasında kullandığı şarkıda söylediği gibi, Kıbrıs Türk halkı “Mevsimi geldi artık, baharda Avrupa” diyecek ve Aralık’ta hem kendi kaderini değiştirecek, hem de Türkiye’nin AB yolunu açacaktır” şeklinde konuştu.

Kıbrıs TV’de, Hüseyin Ekmekçi’nin hazırlayıp sunduğu “haberNET” programına konuk olan BDH Başkanı Akıncı, Aralık seçimlerinin sonucu olarak “koalisyon” beklediğini ve çözüm yanlılarının Meclis’te çoğunluğu elde edeceğini ve BDH’nın da çok iyi bir sonuç elde ederek yeni hükümeti kuracaklarına inandığını belirtti.

PAPADOPULOS SADAKAT GÖSTERMELİ

Akıncı; Papadopulos’un, Annan Planı’nın temel parametrelerine sadakat göstermesinin ve Yunanistan’ın da bugüne kadarki tutumunun arkasında durmaya devam etmesinin önemine dikkat çekerek şöyle dedi:

“Türkiye, kendi iç düzenlemelerini AB’nin kriterlerine uydurması yanında, Kıbrıs’ta da bir çözüme ciddi katkı koymalıdır. Bu durumda AB de Türkiye’ye net bir mesaj vermelidir. Böyle bir tutumun, Kıbrıs sorununun çözümüne ciddi katkısı olacaktır.”

Gazeteci Hasan Karaokçu ve Emin Akkor’un programdaki sorularını da yanıtlayan Akıncı, iktidardakilerin saldırgan tutumlarını yorumlarken şöyle konuştu:

“Değişim süreci sancısız olmaz. Radikal değişiklikler söz konusu olduğunda statükocular güçlerini kaybetmemek için direnirler. Ancak artık soğuk savaş döneminde yaşamıyoruz. Siyasal dinozorlar yok olacaklardır.”

ÇÖZÜMSÜZLÜK HERKESİN ZARARINA

Kıbrıs sorunu çözülmezse, kısa vadede Kıbrıslı Türklerin zararlı çıkacağını vurgulayan Akıncı; çözümsüzlükten Türkiye’nin de zarar göreceğini anlattı ve “Türk Yunan ilişkileri de gerginleşecektir. Türkiye ile yeniden çatışma ortamına girmek Yunanistan’ın işine gelmez. Bu nedenle Yunanistan da zararlı çıkacaktır. AB’nin de Türk-Yunan ilişkilerinin gerginleşmesinden ve Kıbrıs’ta tansiyonun yükselmesinden huzuru kaçacaktır. Böyle bir çıban başı AB’nin işine gelmeyecektir.” dedi.

Kıbrıs TV’deki “HaberNET” programındaki açıklamalarında BDH’nın Türkiye’ye ilişkin yaklaşımlarını da etraflıca açıklayan Akıncı, bu konuda şunları söyledi:

“AKP Hükümetini Kıbrıs konusunda geçmiş hükümetlerden farklı buluyoruz. Sayın Erdoğan ile Gül’ün açıklamaları Denktaş’la aynı noktada olmadıklarını gösteriyor. Türkiye halkı %70’in üzerinde AB üyeliği istediğine göre bizler onların gerçek dostlarıyız. Aralık seçimlerinde oynayacağımız kilit rol ile Türkiye’nin de AB yolunu açacağız.”

GERÇEK BİR DEVLETİMİZ OLACAK

BDH’nın özellikle AB ve Annan Planı konusunda, halkı biliçlendirmek amacı ile bilim adamlarından oluşan çalışma grupları oluşturduğunu ve eğitimlerin devam ettiğini söyleyen Akıncı, Annan Planı konusunda Denktaş’ın ve yandaşlarının büyük bir yalan kampanyası yürüttüklerine dikkat çekti. Akıncı “Karşı tarafta bir acizlik, bir zavallılık görüyorum. Düşünceleri alt edemedikleri için sürekli çamur atıyorlar.” şeklinde konuştu.

SEÇİMLERİN ÖNEMİ

Kıbrıslı Türklerin, Aralık seçimlerinde yalnızca kendi kaderlerini değil, Türkiye’nin, bölgenin, AB’nin politikalarını etkileyecek “kilit rol” oynayacağını, büyük bir tarihi bir sorumluluk içinde bulunduğumuzu belirtti ve konuşmasını şöyle tamamladı:

“Kıbrıslı Türkler; verecekleri kararla bütün dünyaya şapka çıkarttıracakları, bütün tarafların kazançlı çıkacakları bir sürece katkı koyacaklardır. Bu yüzden hepimizi tarihi bir görev bekliyor. Mevsimi geldi artık. Baharda Avrupa”...

HALKIN SESI 26/09/2003

Çözüm ve AB'yi gerçekleştireceğiz

Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'nin (ÇAP) genel merkez dün akşam Lefkoşa'da törenle açıldı.Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk, İspanya, Almanya ve Polonya büyükelçileri, sendika üyeleri, davetliler ve vatandaşların katıldığı açılışta bir konuşma yapan Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi Başkanı Ali Erel, 21 Ağustos 2003 tarihinde kurulan genç bir parti olduklarını belirterek, 'Ne yaptığını bilen, birikimli, kararlı ve özverili kurucuların cesaretli adımları sonucu oluşan bir partiyiz' dedi.

KIBRIS 26/09/2003