Özkök: Kıbrıs'ta beş itirazımız var

Özkök, Yunan basınına ilk demecinde, TSK'nın reformları desteklediğini, AB üyeliği halinde Atina'yla sorunların bir haftada çözüleceğini söyledi

19/10/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, yabancı basına ilk demecini Yunan Elefterotipia gazetesine verdi. Özkök"ün Elefterotipia'nın dış haberler editörü Mihalis Moronis'le mulakatı Kıbrıs Rum gazetesi Politis'te de yayımlandı. Yunan gazetesinin manşetten 'Tüm sorunları bir haftada çözeriz, eğer...' başlığıyla verdiği demeçte, Özkök ABD'nin Irak'taki asıl hedefi hakkında tereddütleri bulunduğunu dile getirirken, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs-AB dörtgenini şöyle değerlendirdi:
"TSK kesinlikle Türkiye'nin AB üyeliğinden yana, Kıbrıs Türkiye'ni
n savunması için hayati önem taşıyor, ama Türk tarafının beş itirazının kabul edilmesi halinde Annan Planı'nı destekleriz, Türkiye'nin AB üyeliğinde ilerleme sağlanırsa Ege anlaşmazlıkları bir hafta içinde çözümlenebilir."
Türkiye ABD'nin bölge politikasın
dan korkuyor mu?
Korku söz konusu değil, ancak ABD'nin Irak planları yalnızca Türk halkı değil, tüm dünya için merak konusu. Çünkü ABD belirli bir hedef dile getirmiş değil. Kitle imha silahlarından, Irak'ın demokratikleşmesinden ve diktatör Saddam'ın devrilmesinden bahsediyorlar, ama Irak'taki operasyonlarını gerekçelendirecek net, tarafsız bir hedefleri yok.
İnsanların söylenenlerin dışında bir hedef olup olmadığını sormaları doğal. Ancak Amerikalı yetkililerin Saddam'ı devirip, bölge halklarının güven
liğini sağlamak ve teröristlerin Irak topraklarını kullanarak Türkiye gibi komşuları tehdit etmelerini engellemek istediğine inanmalıyız.
Irak konusunda ne gibi sorunlar var?
İki büyük sorun bulunuyor. Biri, Türkiye'nin ABD ile halletmek istediği Kuzey Irak'taki PKK terör örgütünün varlığı. Irak'ta istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Uluslararası teröre karşı mücadele ettiğini vurgulayan ABD'nin, kendi terör örgütleri listesindeki bu gruba karşı da mücadele etmesi gerek. İkinci konu ise Ir
ak'ın istikrarıdır ki, bu ülkedeki istikrarsızlık Türkiye'yi de etkiler. Irak'ın istikrara kavuşması için yardımcı olmak niyetindeyiz. Tabii ki müttefiklerimiz ABD ve İngiltere'nin de yardıma gereksinimi var. Türkiye bu ittifakta savunmasını Habur'dan yapsın diye yer almıyor.
TBMM Irak'a asker gönderme kararını Türkiye'yi Bağdat'tan savunmak için mi aldı?
Herkes istediği şeye inanabilir, ama askeri açıdan bu mümkün değil. Politikacılar durumu incelediler ve kararlarını aldılar. Ancak belirsizlikler ve riskler de bulunuyor. Irak'taki istikrarsızlığın Türkiye'ye de etkisi olur. Birçok terörist örgüt var. Hukuk devleti diye bir şey de yok. Irak'ta birbirleriyle çatışması mümkün pek çok millet ve dini gruplar yaşıyor. Bunlardan bazıları da bizim sınırlarımıza
yakın ve kendileriyle tarihi bağlarımız var. Bu gruplardan biri Türkiye'nin yardımını isterse, geçmişteki gibi ret cevabı vermeyeceğiz.
Türk askerlerinin Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde ABD birliklerince tutuklanmasının nasıl bir etkisi oldu?

Süleymaniye'de Türk askerlerine reva gösterilen muamelenin bir daha tekrarlanmaması gerek. Bu olay Türkiye-ABD askeri işbirliğine gölge düşürdü. Açılan yaranın zamanla kapanacağına inanıyorum. Türkiye Irak'a ABD yüzünden gitmiyor, bunun başka nedenleri de var.
Türkiye'nin AB üyesi olması için bir takım önşartlar koşuyor musunuz?
Hayır, özel şartlar koşulması söz konusu değil. TSK, Türkiye'nin AB üyesi olması için Kopenhag Kriterleri doğrultusunda yapılması gereken reformlara tam destek veriyor. Türk ordusu, Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor. Türkiye'nin bu yolda yapacağı tüm reformlar, demokratikleşme, insan hakları, uluslararası hukuk, istikrar ve ekonomik kalkınma çabalarına yardımcı oluyor. Halkın yüzde 70'i AB üyeliğinden yana. Böylesi bir çoğunluğa kimse k
arşı çıkamaz. Tabii her ülkenin şartları farklı. Türkiye'nin bazı bölgelerindeki şartlar AB'den farklı. Ancak, uzlaşmaya ve Avrupa değerlerine uyum için risk üstlenmeye hazırız. Buna rağmen bazı kimselerin aklında Türkiye'nin bütün bunları yerine getirse bile yine de AB'ye kabul edilmeyeceği görüşü bulunuyor.
Ancak Türkiye'de de, AB'ye üye olunmasının ülkenin ulusal egemenliğinden taviz verileceği anlamına geldiği yolunda tartışmalar var...
Bugünkü dünyada her şey değişiyor. Egemenliğin tanımı bile. Avrupa'nın bazı kurumları ülkelerin içişlerine karışıyor. Belki bazı kişiler bunu ulusal egemenlikten ödün vermek sayıyor. Ulusal egemenliğimiz elbette bizim için önemli, ancak bu konu AB üyeliğimizi engeller bir unsur
olarak görülmedi. AB üyeliğine çok yakını
z. Tüm kriterleri yerine getirmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Helsinki kararlarını kabul ediyor musunuz?
Asker olduğumdam detaylara giremem. Politikacılara sorun. Ancak her konuda uzlaşmaya varılabilir. Helsinki kararları bir ulusa verilen ültimatom değildir. Bize yerine getirdiğinizde cevap verin diyerek bazı şartlar sürülmedi. Müzakere edebileceğimiz bir dizi şart söz konusu. Bu da siyasi bir konu.
Türk ordusu neden Kıbrıs'ta Annan Planı'nı reddetti?
Bunu kim söylüyor; medya. Annan Planı Kıbrıs'ta iki tarafı da memnun etmedi ve kabul görmedi. Biz ABD'ye, de AB'ye de plandaki 5 itirazımızı dile getirdik. Kabul edilirlerse, planı destekleriz. Annan Planı'nda Türkiye'nin AB üyleğiyle bağlantılı bazı konular var. Türkiye'nin bunları kabul etmesi kolay
değildir. Çünkü AB Türkiye'nin üyeliğini reddederse, geriye dönüş olamaz. Bu nedenle karşıyız. Türkiye'nin AB üyeliği Kıbrıs sorununun çözümünü fevkalade kolaylaştıracaktır. Kıbrıs, askeri ve stratejik açıdan büyük önem taşıyor. Türkiye'yi savunabileceğimiz bir Kıbrıs istiyoruz. Bu da doğrudan Yunanistan'la ilgili değildir. Yunanistan'ın Türkiye'ye Kıbrıs'tan saldıracağına dair bir görüşümüz yoktur. Kıbrıs, Türkiye'nin güvenliği için hayati önem taşıyor.
Kıbrıs'la Ege'yi nasıl bağlantılandırıyorsunuz?
Kıbrıs sorunu ile Ege anlaşmazlıkları arasında bir bağlantı görmüyorum. Helsinki kararları, Ege anlaşmazlıklarının uluslararası mahkeme aracılığıyla 2004 sonuna kadar halledilmelerini öngörmüyor. AB söz konusu tarihte sadece askıda bulunan meselelerin durumu
nu değerlendirecek. Hiç şüphesiz 2004 sonuna kadar uluslararası mahkemeye başvurmaya mecbur değiliz.
Türk-Yunan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dostluk ilişkilerinin öncelikli duruma gelmesi gerek. İki ülke ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi diye bir şey söz konusu değil. Türkiye'nin AB üyeliğinde ilerleme kaydedilmesi durumunda Ege anlaşmazlıkları bir hafta içinde çözülebilir.


İyi niyet atışması
Genelkurmay Başkanı Özkök, Elefterotipia'ya, Türkiye'nin Yunanistan'a iyi niyetini göstermek için pek çok jest yaptığını anlatıp "Türkiye'nin Aralık 2001'den itibaren askeri uçuşlarla ilgili NATO'ya önceden uçuş planları sunması ve NATO'nun bu bilgileri Yunanistan'a iletmesine rağmen, Türk savaş uçakları uluslararası sular üzerinde uçtuklarında
Yunan tarafınca taciz ediliyor. Yunan savaş uçaklarının uluslararası sularda tatbikat yapmasna ise Türkiye engel çıkarmıyor" diye yakındı.
Gazetenin, Türkiye'nin Yunanistan'ın iyi niyet jestlerine cevap vermediğini
öne sürmesi üzerine, Özkök, "Doğu Ege a
dalarını Lozan Antlaşması'na aykırı şekilde silahlandırıp NATO tatbikat planlarına dahil ederek durumu legalleştirmeye çalışan Yunanistan'ın iyi niyetinden söz edilemez. PKK'nın lideri Kenya'daki Yunan elçiliğinde yakalandığında, Türkiye, Yunanistan'ı teröre yataklık eden ülke ilan edeceği yerde diyalog başlatarak çok önemli bir jestte bulundu. Biz iyi niyetli davranışı cevapsız bırakmıyoruz" dedi

AKP Kıbrıs'ı çözmeye mahkûm

Murat Yetkin

Türkiye, Kıbrıs sorununu çözemezse AB ve iç politikada rüzgârlar tersine eser

19/10/2003 RADIKAL

Kıbrıs konusunda aynı gün gelen iki açıklama, Ankara'nın bir süredir arkasına saklandığı 'Daha aralık seçimlerine çok var' söyleminin ne kadar boş olduğunu ortaya çıkardı.
Türk kamuoyu önce Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 17 Ekim'de İspanya'nın Majorca Adası'nda yapılan FORMANTOR toplantılarındaki sözlerini duydu:
"Kıbrıs'ta çözümden yanayız, Annan Planı'nda karşı çıktığımız yerler var ama reddetmiyoruz. Aralık seçimlerinde yönetim pro
filinin değişimi çözüm getirebilir." İkinci gelişme, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Yunanistan'da yayımlanan Elefterotipia gazetesine yaptığı açıklama oldu.
Erdoğan "Çözüm istiyoruz" derken, Özkök bu çözümü doğrudan Türkiye'nin Avrupa Birliğ
i üyelik sürecine bağlıyordu. Özkök'e göre, 'Türkiye, AB üyeliğine alınsa' Kıbrıs'taki bütün Türk-Yunan sorunları da 'bir hafta içinde' çözülür biterdi.
Genelkurmay'ın, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasını, hatta ne zaman başlayacağının resmen a
çıklanmasını dahi aynı kategoriye dahil ettiği bir süredir biliniyor. Özkök'ün bu sözleri Türk dış politikasının şimdiye dek söyleyegeldiği "Kıbrıs ve AB üyelik sürecinin bir ilişkisi yoktur" sloganının da ne kadar boş olduğunu gösterdi bir yandan.
Ama ay
nı zamanda Türkiye'nin gerçeklerle yüzleşme zamanının geçmekte olduğunu da ilan etti.
Türkiye'nin önündeki en büyük dış politika sorunu Irak değil. Irak güncel bir sorun, Türkiye'nin bölgede daha etkin olup olmamasını ilgilendiren bir sorun. Bu açıdan öne
mli bir sorun. Ama Türkiye'nin gelecekte dünyadaki ülkeler sınıflandırmasında alacağı yeri, halkının refah, özgürlük ve gelişmişlik düzeyi, sonuçta gücü üzerinde belirleyici olmaktan uzak. Türkiye'nin her açıdan gelişmişlik sorunlarına yanıt Kıbrıs'ta çözümde yatıyor.
Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nın 14 Ekim'deki görüşmelerinde Kıbrıs konusunun da ele alındığı düşünülürse, bu açıklamaları Ankara'da bir politika değişikliğinin işareti olarak yorumlamak mümkün.

İç politikada Kıbrıs fırsatçıları
Özkök'ün dediği gibi, AB Türkiye'ye samimiyetini kanıtlasa, Kıbrıs çözülür ama, Kıbrıs çözüm yoluna girmeden AB'nin üyelik kapısını açması da mümkün görünmüyor. Ankara da, Brüksel de şu gerçeği kabul etmeli ki, Kıbrıs ve Türkiye'nin AB üyeliği denklemleri eşzamanlı ve birbirine bağlı (matematik deyimiyle simültane) çözülebilir.
Her iki denklemin çözümü için de iki kritik tarih var. Birincisi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin bütün Kıbrıs'ı temsil iddiasıyla AB üyeliğinin kesinleşeceği 1 Mayıs 2004. İkincisi de, hem 1999
Helsinki, hem de 2002 Kopenhag belgelerinde Türkiye'nin üyelik süreciyle ilişkilendirilen Aralık 2004 AB zirvesi.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 14 Aralık'ta yapılacak seçimlerle mayıs arasında somut adımlar atılabilirse, mayıs-aralık döneminde de atılabili
r.
Bu süreçte Türkiye'de 28 Mart yerel seçimleri yapılacak. Kamuoyu yoklamaları AKP'nin belediye seçimlerinden güçlenerek çıkacağını gösteriyor. Böyle bir gelişme AKP hükümetine özellikle de AB ile görüşmelerde pazarlık gücü verir. Uzmanlar, 2004'ün ilk ü
ç ayında, özellikle şubatta yoğunlaşacak iç borç geri ödemeleri planlandığı gibi giderse, ekonomide de sorun yaşanmayacağı tahmininde bulunuyor.
Bu tablo, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından söz verildiği üzere
'2004'ün reformları uygulama yılı' olm
ası yönündeki hükümet hedefine ulaşmayı da kolaylaştırır.
Kırılma noktası Kıbrıs olacaktır.
Ankara, daha çok da hükümet Kıbrıs konusunda mevcut durumun korunması yönündeki baskılara boyun eğerse, hem AB süreci, hem de iç politikada rüzgârlar hızla tersin
e dönebilir. Bürokrasi içinde, yargı içinde sayıları sevindirici bir şekilde artan reformlara ve uygulanmasına inanmış kesimlerin eli zayıflar. Değişime karşı, izolasyonistler güçlenir, reform süreci de, AB süreci de baltalanır.
Kıbrıs'ta çözümsüzlükte ıs
rar, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuruluşundan bu yana en stratejik hedefi olan Avrupa uygarlığıyla bütünleşme hedefini de belirsiz bir geleceğe erteler, belki de kaybedilmesine yol açar.
Zaten sağdan sola, siyasette ve bürokraside hükümetin başarısızlığını gör
mek için ülkenin kaybetmesine razı olacak kesimler, bütün silahlarını Kıbrıs konusuna saklamaya başladılar bile. Kıbrıs'a çözüm konusunda gösterilecek zafiyet, bu kez ülkeye yalnızca zaman ve enerji kaybına değil, gelecek kaybına da yol açabilir.

TC Başbakanı, Kıbrıs'ta 'çözüm için masaya oturmaktan yanayız' dedi ve Annan planını tümden reddetmediklerini yineledi: Erdoğan: Aralıkta farklı gelişme olabilir

İŞBAŞINA GELECEK YÖNETİM ÖNCÜ OLMALI: Başbakan Erdoğan: Aralık seçimlerinden sonra daha farklı bir bakış gelebilir. Hangi yönetim gelecek, bunu bilemem. Böyle bir derdim ve teşebbüsüm yok. İstediğimiz demokratik bir seçimle işbaşına gelecek yönetimin, KKTC halkı için adımlar atılmasında öncü olmasıdır.ANNAN PLANINI TÜMDEN REDDETMİYORUZ: Başbakan Erdoğan, Annan Planı'nı tümden reddetmediklerini bir kez daha yineleyerek, 'Biz her zaman çözümden, karşılıklı masaya oturmaktan yanayız. Annan Planı'nı da ben şahsen kökünden reddetmiyorum' dedi

KIBRIS 19/10/2003

Türkiye'de iktidarı tek başında elinde bulunduran AK Parti'nin Genel Başkan Yardımcısı Halil Ürün'den, Kıbrıs konusunda önemli açıklama: Çözüm statükoyla olmaz

İŞBAŞINA GELECEK YÖNETİM ÖNCÜ OLMALI: Başbakan Erdoğan: Aralık seçimlerinden sonra daha farklı bir bakış gelebilir. Hangi yönetim gelecek, bunu bilemem. Böyle bir derdim ve teşebbüsüm yok. İstediğimiz demokratik bir seçimle işbaşına gelecek yönetimin, KKTC halkı için adımlar atılmasında öncü olmasıdır.ANNAN PLANINI TÜMDEN REDDETMİYORUZ: Başbakan Erdoğan, Annan Planı'nı tümden reddetmediklerini bir kez daha yineleyerek, 'Biz her zaman çözümden, karşılıklı masaya oturmaktan yanayız. Annan Planı'nı da ben şahsen kökünden reddetmiyorum' dedi

KIBRIS 19/10/2003

BDH Genel Başkanı Akıncı, İspanya'daki konferansta Türkiye Başbakanı Erdoğan'a açık çağrı yaptı: 'İrademize müdahaleyi durdurunuz.!'

Akıncı: Sayın Başbakan, burada uluslararası toplum önünde vatandaşlıkları ve irademize müdahaleyi durdurmanız çağrısında bulunuyorum. Aksi takdirde tehdit altında olan sadece Kıbrıslı Türklerin geleceği olmayacaktır. Türkiye'nin AB'deki geleceği de tehdit altındadır.Akıncı'yı yanıtlayan Erdoğan 'Oraya vatandaş göndermiyoruz. Bu iddia doğru değil ve iddiayı çirkin buluyorum' dedi. Erdoğan, ayrıca 'Annan Planı bütünüyle değerlendirilmelidir. Reddetmek yanlıştır. Taraflar olumlu yaklaşım göstermelidir' şeklinde konuştu. BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio ile görüştü. Akıncı, cuma akşamı da İspanya Başbakanı J. M. Aznar'ın verdiği yemeğe katıldı.İspanya'nın Mayorka adasında 'Akdeniz'de Bölünmeler ve Diyalogla Çözüm Yolları' konulu konferansa katılan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio ile görüştü. Akıncı, cuma akşamı da İspanya Başbakanı J. M. Aznar'ın verdiği yemeğe katıldı.

KIBRIS 19/10/2003

Seçimlerle yeni profil oluşacak

Erdoğan, Kıbrıs konusunda garantör ülke Türkiye’nin çözümsüzlükten değil, çözümden yana olduğunu, çözüm siyaseti izleneceğini ifade etti

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda çözüm siyaseti izleyeceklerini söyledi.

AB zirvesi ve Hükümetlerarası Konferans çerçevesinde Brüksel’de bulunan Erdoğan, düzenlediği basın toplantısında, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen ile yaptığı ikili görüşme hakkında bilgi verdi. Başbakan Erdoğan, Türkiye’de yapılan reformların AB kanadında takdirle karşılandığını, reformların pratik uygulaması üzerinde durulduğunu ve 2004 yılında uygulama alanında daha somut adımlar atılacağını bildirdi.

Kıbrıs konusunda garantör ülke Türkiye’nin çözümsüzlükten değil, çözümden yana olduğunu, “çözüm siyaseti” izleneceğini ifade eden Erdoğan, çözüm arayışlarında başarıya ulaşılması olasılığının yüzde yüz olarak gösterilmesinin yanlış olacağını belirtti.

Erdoğan, Kıbrıs’ta çözümün tek taraftan gelemeyeceğini vurgulayarak, KKTC’de seçimlerden sonra iyi bir değerlendirme yapılması gerekeceğini belirtti ve “Kıbrıs yeni yönetim profiliyle farklılık kazanabilir” dedi.

KKTC’de, 2 Nisan’dan bu yana atılan olumlu adımlara dikkati çeken Erdoğan, Annan planının tartışılması, masaya oturulması gerektiğini, başka türlü çözüme ulaşılayamacağını söyledi ve “Siyaset çözümsüzlüğe çözüm kavuşturma sanatıdır” diye konuştu.

Kopenhag siyasi kriterlerinde Kıbrıs konusunun yer almadığını, Kıbrıs’ta fiili bir durumun söz konusu olduğunu belirten Erdoğan, çözümsüzlük halinde Kıbrıs Rum yönetiminin AB’ye alınmasının sıkıntılı bir durum yaratacağını da sözlerine ekledi.

Başbakan Erdoğan, Irak konusunda da, TBMM’nin karar aldığını ve hükümete yetki verildiğini, Genelkurmay Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’nın irtibat halinde çalışmalarını sürdürdüğünü, ABD ile temaslarının devam ettiğini belirterek, “Türkiye olarak hazır durumdayız” dedi. Erdoğan, karşılıklı mütabakat sağlanması halinde Irak halkının sıkıntılarını gidermek için istikrar gücüne destek verileceğini belirtti.

Recep Tayyip Erdoğan, gazetecilerin bir sorusuna da, “Dini özgürlükler konusunda rahat bir iktidarız. Diğer dinlerden insanlar, inançlarını Türkiye’de özgürce yaşabileceklerdir” yanıtını verdi.

Erdoğan, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen ile yaptığı görüşme sırasında bir soru üzerine, Türkiye’nin garantör ülke olarak Kıbrıs’ta çözümsüzlük üretmek değil, sorunu çözmek arzusunda olduğunu, Annan planının doğruları ve yanlışlarıyla karşılıklı görüşmek suretiyle müzakere edilebilir olduğunu söyledi.

EREL: ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI ÇÖZÜM İSTEYENLERİ SEVİNDİRDİ

Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs konusundaki son açıklamalarının “çözüm isteyenleri sevindirdiğini, çözüm istemeyenleri üzdüğünü” belirtti.

ÇABP Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre Erel, AB zirvesi ve hükümetlerarası konferans için Brüksel’de bulunan Erdoğan’ın açıklamasını değerlendirdi.

Erel, Türkiye’nin Annan Planı’nı reddetmediğini söyleyen Erdoğan’ın Kıbrıs sorununu çözerek 21. yüzyılın en büyük projesi olan AB’ye üyelik projesini gerçekleştirme kararlılığını gösterdiğini ifade etti.

HALKIN SESI 19/10/2003

Yeni yönetimle farklı profil’

"Kıbrıs yeni yönetim profiliyle farklılık kazanabilir"

Brüksel - TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda "çözüm siyaseti" izleyeceklerini söyledi. AB zirvesi ve Hükümetlerarası Konferans çerçevesinde Brüksel'de bulunan Erdoğan, düzenlediği basın toplantısında, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen ile yaptığı ikili görüşme hakkında bilgi verdi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'de yapılan reformların AB kanadında takdirle karşılandığını, reformların pratik uygulaması üzerinde durulduğunu ve 2004 yılında uygulama alanında daha somut adımlar atılacağını bildirdi. Kıbrıs konusunda garantör ülke Türkiye'nin çözümsüzlükten değil, çözümden yana olduğunu, "çözüm siyaseti" izleneceğini ifade eden Erdoğan, çözüm arayışlarında başarıya ulaşılması olasılığının yüzde 100 olarak gösterilmesinin yanlış olacağını belirtti. Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümün tek taraftan gelemeyeceğini vurgulayarak, KKTC'de seçimlerden sonra iyi bir değerlendirme yapılması gerekeceğini söyledi ve "Kıbrıs yeni yönetim profiliyle farklılık kazanabilir" dedi.

KKTC'de, 2 Nisan'dan bu yana atılan olumlu adımlara dikkati çeken Erdoğan, Annan planının tartışılması, masaya oturulması gerektiğini, başka türlü çözüme laşılayamacağını söyledi ve "Siyaset, çözümsüzlüğe çözüm kavuşturma sanatıdır" diye konuştu.

Erdoğan, çözümsüzlük halinde Kıbrıs Rum yönetiminin AB'ye alınmasının sıkıntılı bir durum yaratacağını da sözlerine ekledi.

Başbakan Erdoğan, Irak konusunda da, Genelkurmay Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı'nın irtibat halinde çalışmalarını sürdürdüğünü, ABD ile temaslarının devam ettiğini belirterek, "Türkiye olarak hazır durumdayız" dedi

YENIDUZEN 19/10/2003

 

Denktaş seçim yasaklarını takmıyor!

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş seçim yasaklarını dikkate almıyor. Devletin başı devletin yasalarını çiğniyor. Annan Planı konusunda adeta Türkiye Başbakanı Erdoğan’a meydan okuyor

Seçim yasaklarına rağmen Cumhurbaşkanı Denktaş seçim sürecine müdahale etmeye devam ediyor. Her gittiği etkinlikte seçim politikası yapan Denktaş seçim yasaklarını dahi dikkate almıyor.

Dün düzenlenen Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde 2003 Sonbahar Celbi Birinci Dönem Erleri olarak silah altına alınan acemi erler töreninde de seçim konuşmaları yapan Denktaş “Bazı kesimlerin ‘AB’ye girersek askerlik kalkacak” dediğini söyleyerek “AB’ye Türkiye ile birlikte görelim, devlet ve egemenlik esasında anlaşma olsun o zaman görevler azalır, o zaman başka bir şekil alırız ama o güne kadar askerlik mukaddestir. Asker olmasanız dahi kalk borusu çaldığında yine hudutlara koşacaksınız. Burada size barışı korumak görevi verilmiştir. Barışı korursanız devleti korursunuz, devleti korursanız barışı korumuş olursunuz” dedi.

Denktaş, “Bu devleti Anavatan Türkiye tanımıştır. Bu bizim için sadece bir şeref değil, aynı zamanda vatanı, devleti korumak ve bunu ortadan kaldıracak planlara önem vermemek, bunları bir tarafa itmek Anavatana olan borcumuzdur da. Çünkü bu devlet sadece kendini koryacak bir devlet değil, aynı zamanda Anavatan’ın güvenliği için de gerekli olan bir egemen devlettir. Devleti müdafaa ve korumak milli görevimizdir” dedi.

Kıbrıs Türkü’nün devletinden vazgeçtiği an azınlık durumuna düşeceğini, kağıt üzerinde verilen haklar ne olursa olsun bir gün alınabileceğini vurgulayan Denktaş, “Kağıt üzerinde verilmiş haklarla Türkiye’nin henüz üye olmadığı bir AB’ye sürüklendiğimiz takdirde AB normları, yasaları ve Avrupa mahkemelerinin kararları süze kağıt züerinde verilen hakları sıfırla çarpabilir” diye konuştu.

Erdoğan’ın sözlerini kendine göre anlıyor

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da sıklıkla tekrarladığı gibi Kıbrıs’ta yapılacak bir anlaşmanın gerçeklere dayanması gerektiğinin altını çizen Denktaş, devlet, iki halk, iki demokrasinin varlığı ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devam edeceği esaslar üzerinde bir anlaşmaya varılabileceğini söyledi. Denktaş, “Bunlar, bizim için vazgeçilmez ilkelerdir" dedi.

Rum lideri Papadopulos’un ‘Denktaş’ın sarıldığı ilkeler üzerine bir anlaşma olmaz,dolayısıyla Denktaş’la anlaşma olmaz, Denktaş ortadan Kalksın’ sözlerini hatırlatan Cumhurbaşkanı, “Biliyorum ki sizlerde aynı ilkeleri korumak için yeminli Denktaşlarsınız. Biliyorum ki halkımızın büyük çoğunluğu devletim demektedir, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi demektedir” diye konuştu.

Annan Planı’nın neyi amaçladığını Rum ve Yunan liderlerinin görüşleriyle ortaya koyan Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum tarafının Eski Cumhurbaşkanı Vasiliu’nun ‘Annan Planı bize istediğimiz herşeyi vermiştir’ sözlerine atıfta bulunarak, “ Rumların istediği herşey verilmişse bize ne kalmıştır. Bize ne egemenlik kalmıştır, ne devlet, ne eşitlik ne de bu topraklar kalmıştır” dedi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’in ‘Kıbrıs’ın AB üyeliği helenizm için yeni bir sayfa açılması anlamına geliyor’ sözlerine de değinen Denktaş, “Bizi Türkiyesiz AB’ye taşımak için kurulan tezgahın adı Annan Planıdır Bunu destekleyenlere soruyorum. Acaba AB helenizm için yeni bir sayfa açılması anlamına gelirken, KKTC’yi tanımış olan Türk Ulusu ve Kıbrıs’taki Türkler için yeni bir sayfa açılması mıdır yoksa hak ve hürriyet sayfasının ebediyen kapanması mıdır ? Kıbrıs’ın yeni bir Girit olması için yeni bir sayfa açılıyor Rum ve Yunanlılar için. Bizim için sayfalar kapanıyor; şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak sayafalar.” Dedi.

“Umarsın ya, çok umarsın avucunu yala”

Simitis’in ‘Kıbrıs şimdi AB içinde bizimle beraber. Bunun bugün ve geleceğe önemli etkileri olacak’ sözlerine işaret eden Denktaş, Yunanistan’ın bu sözleri söyleyememesi için 1960 antlaşmalarının yapıldığını, Türkiye de AB’ye girdikten sonra Türkiye ve Yunanistan’ın ‘Kıbrıs bizimle beraber diyebileceğini’ kaydetti. Denktaş, Rum’un AB üyeliğinin dolaylı Enosisi tam Enosise çevirmek için olduğunu belirtti ve Annan Planı’nın da buna zemin hazırladığını vurguladı.

Yunanistan ana muhalefet partisi genel başkanı Karamanlis’in ‘ Kıbrıs’ın AB üyeliği Kıbrıs ve helenizm tarihinde büyük önem taşıyan bir gelişmedir’ sözlerine işaret eden “Bunların bizi götürmek istediği yer mezbahadır. Haklarımızın, hürriyetimizin, devletimizin mezbahasıdır” dedi.

Karamanlis’in ‘Umarın Annan Planı temelinde sorun çözülür’ sözlerine karşılık olarak Denktaş, “Umarsın ya, çok umarsın avucunu yala’ dedi

Karamanlis’in ‘Annan planı temelinde bir çözümle son utanç duvarı da yıkılsın sözlerine sert eleştiriler getiren Denktaş, bu duvarın , toplu mezarlara ‘dur’ diyen bir duvar olduğunu belirterek, duvarın gerçek barışın sağlanmasıyla ortadan kalkacağını, gerçek barışın ise Türk tarafının devletinin, egemenliğinin, eşitliğinin tanınması ve Türkiye’nin garantörlüğünün devam etmesiyle mümkün olabileceğinin altını çizdi.

YENIDUZEN 19/10/2003

Türkiye tarih için Kıbrıs’ı pazarlık yapmasın

Politis, AB’ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen’in, “AB’tan müzakere tarihi almak için Kıbrıs konusunu pazarlık yapmaması için Türkiye’ye açık mesaj gönderdiğini” yazdı.

Habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’la 3 saat süren akşam yemeğinin ardından gazeteye açıklama yapan Verheugen, Güney Kıbrıs’ın geniş Avrupa politikası içerisinde oynadığı role de değindi. Kısa bir süre önce TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamaları yineleyen Verheugen, “Kıbrıs konusunda pazarlık yapılamayacağını, Ankara’nın birçok sorunu bulunduğunu ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının daha iyi olacağını, 1 Mayıs’tan sonra çözüm bulunmasının çok zor olacağını” belirtti.

Verheugen, Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerden önce Ankara’dan Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili çok şey beklemenin mümkün olmadığını söyledi.

Yemekte, Güney Kıbrıs’ın Akdeniz bölgesindeki rolüne değinildiğini de belirten Verheugen, Güney Kıbrıs’ın AB’a, Güney ve Doğu Akdeniz’deki komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirilmesinde katkı sağlayacağını ifade etti. Verheugen bir örnek vererek, Suriye veya Lübnan’a gideceği zaman Güney Kıbrıs’ın tecrübelerinden yararlanmak için bunu önce Güney Kıbrıs’la görüşeceğini belirtti

YENIDUZEN 19/10/2003

Vatandaşlıklar konusunda Akıncı’dan Erdoğan’a çağrı, Erdoğan’dan Akıncı’ya hakaret!..
Akıncı ile Erdoğan İspanya’da KAPIŞTILAR

Mayorka’daki uluslararası konferansta TC Başbakanı Erdoğan’a “İrademize müdahaleyi durdurunuz” çağrısı yapan Mustafa Akıncı’ya Erdoğan hem hakaret etti, hem de uluslararası topluluğun önünde yalan söyledi.

Akıncı’dan Erdoğan’a çağrı: Sayın Başbakan, burada uluslararası toplum önünde vatandaşlıkları ve irademize müdahaleyi durdurmanız çağrısında bulunuyorum. Aksi takdirde tehdit altında olan sadece Kıbrıslıtürklerin geleceği olmayacaktır. Türkiye’nin AB’daki geleceği de tehdit altındadır...

Erdoğan’dan Akıncı’ya hakaret: Oraya vatandaş göndermiyoruz. Bu iddia doğru değil ve iddiayı çirkin buluyorum...

Akıncı, “Akdeniz’de Bölünmeler ve Diyalogla Çözüm Yolları” konulu konferansta Erdoğan’ın Kıbrıs’tan hiç söz etmemesine de tepki gösterdi. Erdoğan’ın konuşmasından sonra söz alan Akıncı “Bir Kıbrıslı Türk olarak bu konferansta ana gündem Akdeniz sorunları iken, Kıbrıs’tan hiç söz edilmemesini onaylamam mümkün değildir” dedi...

AFRIKA 19/10/2003

Kıbrıs'ın çözümünde AB farkı

Gündüz Aktan

20/10/2003 RADIKAL

Deniyor ki "Kıbrıs sorununun çözümü, bize giriş müzakereleri için tarih verilmesini kolaylaştırarak AB üyeliği yolunda ilerlememizi sağlayacak. AB'ye giremezsek bile Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması zaten gerekli.
Bu nedenle bize giriş müzakereleri için takvim verilmese
dahi Annan Planı çerçevesinde çözüm için çalışmalıyız. Kaldı ki Kıbrıs Türkleri de öyle istiy
or. Çözümle birlikte AB'ye girecek Kıbrıs Türkleri refaha kavuşacaklar vb."
İlk bakışta hiç de haksız görünmeyen bu değerlendirmeyi yakından inceleyince bazı ciddi sakıncaları olduğu hemen ortaya çıkıyor. Bu sakıncalar, çelişkili görünmekle birlikte, çözü
mden sonra Kıbrıs'ın AB üyesi olacak olmasından kaynaklanıyor. Yani Kıbrıs, çözümü takiben
AB üyesi olmasaydı, Annan Planı çerçevesinde bir çözüme varılması belki daha kolay olurdu.
Ne demek istediğimi açıklayayım: Kıbrıs devletini kuran 1960 anlaşmalar
sisteminin birkaç ana unsurundan biri de 'Temel Belge'nin değiştirilemez 23. maddesi. Bu maddeye göre Kıbrıs, garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye 'en ziyade müsaadeye mazhar ülke muamelesi yapacaktır.' Bir başka ifadeyle, Kıbrıs üç garantör ülkeye eşit mesafede kalacak, birine tanıdığı hakları diğer ikisine de tanıyacak. Böylece Kıbrıs üzerinde bir garantör ülkenin etki ve nüfuzu diğerlerinden fazla olmayacak.
Kıbrıs, çözümden sonra AB üyesi olmasaydı, Annan Planı'na göre yeniden yapı
landırılacak Kıbrıs'ta İngiltere ve daha da önemlisi Yunanistan, Türkiye'nin üstünde hak ve yetkilere sahip olamayacaktı. Oysa AB'ye giren Kıbrıs'la ilgili olarak Yunanistan ve İngiltere, üyelikten kaynaklanan yoğun ilişkiler ağı çerçevesinde büyük imkânlardan yararlanabilecek. Türkiye ise AB üyesi olmadığı sürece bu imkânlardan yoksun kalacak. Bu durumda iki garantör ülkenin Kıbrıs'a ilişkin hak ve yetkileriyle Türkiye'ninkiler arasında 1960'ta kurulan denge Türkiye aleyhine bozulacak. Bu eşitsizlik kendisini özellikle gayrimenkul alımında gösterecek. Belli bir süre sonra Kuzey Kıbrıs'taki Türk emlakı Yunan sermayesinin de yardımıyla Rumlar tarafından satın alınabilecek.
Şimdi denebilir ki, Annan planı bu nedenle Kıbrıs Türklerini, Kıbrıs Rumları ve Yunani
stan'ın çözümle birlikte artacak nüfuzuna karşı koruyucu bazı özel haklar kabul ediyor. Kıbrıs sorunu Mayıs 2004'ten önce çözümlenir ve çözüm anlaşması Kıbrıs'ın AB Katılım Antlaşması'na eklenirse bu haklar hukuken tescil edilmiş olacak. O tarihten sonra sorun çözümlenirse Kıbrıs Türkleri bu koruyucu özel haklardan da yoksun olarak, muhtemelen azınlık statüsünde AB'ye girebilecek.
Önce Annan Planı'nda Kıbrıs Türkleri lehine getirilen özel hakların moratoryum denen belli süreler sonunda kalkacağını söylemek
gerekir. Özel koruma önlemlerinin geçerli olduğu dönemde Türkiye üye olursa sorun bir dereceye kadar hafiflemiş olacak. Ancak Türkiye'nin AB'ye hiç üye olmaması ihtimali de göz ardı edilemez. Kaldı ki Kıbrıs Rumları ve Yunanlılar, devlet olarak değilse bile, bireysel olarak Lüksemburg Adalet Divanı'na başvurarak, AB mevzuatının kendilerine verdiği hakların, Annan Planı'ndaki özel haklar nedeniyle yok sayılamayacağını ileri sürebilirler. Bu mahkemenin genel eğilimi, ihtilaf halinde AB mevzuatının üstünlüğünü hükme bağlama yönünde. Nihayet Annan Planı'nda Kıbrıs Türkleri lehine tesis edilen koruyucu hükümler, 1960 sisteminde garantör ülkeler arasında kurulmuş olan dengeyi idame ettirmeye yetecek düzeyde değil.
Bu nedenlerle Annan Planı'na göre sorunu çözümle
nmiş Kıbrıs'ın Kıbrıslı Türklerle birlikte AB'ye girmesi, Türkiye'nin 1960 sistemiyle tanınmış hak ve yetkilerini, diğer iki garantör ülke lehine kısıtlayacak. Buna Garanti Antlaşması'nın da anlamını yitirmesi eklenecek. Kısaca Kıbrıs Türkleri, Türkiye tarafından etkin biçimde korunamayacak.
Sorun Annan Planı temelinde çözümlense bile, KKTC'nin Türkiye ile birlikte üye olması önerisinin altında yatan gerekçelerden biri de bu.

Rum komutan: Hedefimiz Girne Kalesi’ne bayrak dikmek

Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Komutanı Korgeneral Atanasios Nikolodimos, orduyu ve siyasi liderliği kastederek, ‘Herkes tarafından yürütülen mücadelenin amacı Girne Kalesi’ne bayrak dikmek.’ dedi.

Mahi gazetesinin haberine göre, Nikolodimos, yeni komandolara yeşil bereleri dağıtılırken yaptığı konuşmada, ‘Herkes tarafından yürütülen mücadelenin Girne Kalesi’ne bayrak dikmek.’ olduğunu, askeri ve siyasi liderliğin amacının bu olduğunu söyledi. Gazeteye konuşan Rum aileler ise Nikolodimos’un sözlerine tepki göstererek, ‘Herkes Türklere taviz verilerek bir çözümden bahsederken, hatta Milli Muhafız Ordusu’nun lağvedileceğinden söz ederken, Milli Muhafız Ordusu Komutanı çocuklarımızla nasıl bu şekilde alay edebilir.’ görüşünü dile getirdi. RMMO’nun birkaç yıl önce yaptığı Nikiforos tatbikatı sırasında ise telsizden askerlere talimat veren bir Rum komutan, ‘Tankların paletlerini Girne sahilinde ıslatacağını, Girne Kalesi’ne Yunan bayrağı dikeceğini ve Türk kanı içeceğini’ söylemişti. Lefkoşa, aa

ZAMAN 20/10/2003

BM bürokrat ve yetkilileri, Annan Planı'nı yeniden mercek altına aldı, tarafların eksik gördüğü noktalar not ediliyor. ABD ise çözüm için ekonomik araştırma yaptırıyor: BM ve ABD'den çözüm girişimleri

ANNAN PLANI İNCELENİYOR_ BM ile ABD, Kıbrıs’ta çözüme katkı yapmak amacıyla girişimlerini hızlandırdı. BM bürokratları ve yetkilileri, KKTC’deki seçimlerden sonra görüşmelerin yeniden başlayabileceğini dikkate alarak, Annan Planı’nı yeniden mercek altına aldı, gözlem yapılıyor ve tarafların eksik gördüğü noktalar not ediliyor.ÇÖZÜM İÇİN EKONOMİK ARAŞTIRMA_ ABD Dışişleri Bakanlığı, KKTC'deki seçimlerden sonra Kıbrıs konusunda muhtemel gelişmeler ışığında, Annan Planı temelinde bir çözümün ekonomik yönlerinin araştırılmasını uzmanlara havale edecek. Konunun, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston'un Perşembe günü bölgeye yapacağı ziyarette ele alınması bekleniyor

KIBRIS 20/10/2003

Erel’den Papadopulos’a açık mektup

Erel mektubunda, Annan’ın taraflara sunduğu çözüm planında açıkca belirtilen ana kriterleri Papadopulos’un kabul edip etmediğini, Kıbrıslı Türklerin bilmek istediğini vurguladı

Çözüm ve AB Partisi Başkanı Ali Erel, dün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’a açık çağrı yaptı.

Erel, bir süre önce Papadopulos’un Kıbrıs Türk muhalefetinin Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümden neler beklediğini duymak istediğini hatırlatarak, ÇABP’nin politikasını açık mektup şeklinde ortaya koydu.

Erel mektubunda Annan’ın taraflara sunduğu çözüm planında açıkca belirtilen ana kriterleri Papadopulos’un kabul edip etmediğini, Kıbrıslı Türklerin bilmek istediğinin altını çizdi.

Ali Erel’in Papadopulos’a yaptığı açık çağrının özet metni aşağıdadır:

“Sayın Papadopulos, Kıbrıs’ın, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak vatanı olduğunu ve 1960 yılında kurulan Cumhuriyet’in ortak oluşturucuları olduklarını, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların kendilerine özgü kimliklerinin ve bütünlüklerinin olduğunu ve aralarında bir çoğunluk ve azınlık ilişkisi değil siyasi eşitliğe dayalı bir ilişki olduğunu, ortaklığımızı bu zeminde yenilemeye karar vererek ve bu yeni iki bölgeli ortaklığın birleşik ve bağımsız bir Kıbrıs’ta dostluk, barış, güvenlik ve refahı güvence altına alacak ortak bir gelecek konusunda kararlılık göstereceğinizi, Doğu Akdeniz’de barışçıl bir ortamda Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağlarını devam ettirmeye ve Yunanistan ve Türkiye arasındaki dengeye saygı göstermeye kararlı olduğunuzu, AB’ye katılmayı arzuladığınızı ve Türkiye’nin de katılacağı güne ümitle baktığınızı, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin, asli oluşturucu yetkilerini kullanarak özgür, demokratik ve ayrı ayrı ifade edilen ortak iradeleri ile Kuruluş Anlaşması’nı imzalamalarını kabul edeceğinizi, oluşturucu devletlerin eşit statüde olacaklarını, federal hükümetin ve oluşturucu devletlerin yasaları arasında herhangi bir hiyerarşinin olmayacağını, özel düzenlemelerle, toprak ayarlamalarına maruz kalacak bölgelerde halen ikamet edenlerin hakları ve çıkarlarınının korunacağını ve bu kişilerin yeniden yerleştirilmeleri için geçimlerini de sağlayabilecekleri koşulların bulunduğu uygun yerlerde yeterli alternatif barınak sağlanacağını, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşen olaylar neticesinde mallarının tasarrufunu kaybeden mal sahiplerinin talepleri, kapsamlı bir biçimde, uluslararası hukuka uygun olarak ve mallarının tasarrufunu kaybeden mal sahipleri ile şimdiki kullanıcıların kişisel haklarına ve iki bölgelilik ilkesine saygı gösterilerek çözümleneceğini, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, tek uluslararası tüzel kişiliğe ve federal hükümete sahip bağımsız ve egemen bir devlet olacağını ve Kıbrıs Rum Devleti ve Kıbrıs Türk Devleti olarak iki oluşturucu devletten oluşacağını, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa’sı uyarınca hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, iki bölgelilik ve oluşturucu devletlerin eşit statüsü temel ilkeleri çerçevesinde yapılandırılacağını, oluşturucu devletlerin eşit statüye sahip oldukları, her oluşturucu devletin, kendi sınırları içerisinde yetkisini icra edeceğini, oluşturucu devletlerin kimliği, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzeninin herkes tarafından korunup ve saygı gösterilir olacağını, oluşturucu devletlerin, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve temsili cumhuriyet hükümeti temel ilkeleri uyarınca kendilerini kendi Anayasaları altında özgürce düzenleyeceğini,

oluşturucu devletlerin, kendi milli marş ve bayraklarına sahip olacağını,

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinin Türkçe ve Rumca olacağını,

Kıbrıs’ın, Yunanistan ve Türkiye ile olan özel dostluk bağlarını sürdüreceği, Garanti Antlaşması ve İttifak Antlaşması ve Kuruluş Anlaşması ile oluşturulan dengeye saygılı olunacağı, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği sürecindeki politikasının şekillendirilmesine, Kıbrıs Rum Devleti ve Kıbrıs Türk Devleti hükümetlerinin de katılacağını, Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs Türk yasalarını Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu hale getirmeye yardımcı olacağını ve Kıbrıs Türk Devleti’ndeki yönetim kapasitesini artırabilmek ve Kıbrıs içindeki ekonomik eşitsizliği daraltmak üzere mali yardım dahil, özel önlemler benimseneceğini,

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımıyla ilgili koşullara ilişkin Antlaşma’nın Kuruluş Anlaşması’nın uygulanmasını engellemeyeceğini, ve bu anlaşmanın şartlarını, Avrupa Birliği’nin üzerinde kurulmuş olduğu ilkelere uygun olarak hazmedeceğini, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğinin, iki oluşturucu devletin eşit statülerinin, ve Kuruluş Anlaşması ile yaratılan durumun tek taraflı olarak değiştirilmesinin yasaklanacağını, Kıbrıs’taki Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki dengenin Kıbrıs’ın iki bölgeli karakterini, ve oluşturucu devletlerin kimliklerini koruma ihtiyacının kabul edildiğini, Avrupa Birliği’ne katılımın hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin yararına olacağını ve iki taraf arasındaki ekonomik dengesizlikleri giderecek gelişmeye yol açacağının kabul edildiğini, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin, Yunanistan ve Türkiye ile olan özel ilişkilerinin hesaba katılacağını, Bir AB üyesi olarak Kıbrıs’ın ABile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşmalarını uygulayacağının bilincinde olunduğunu, AB, Kıbrıs’ı, Yunan ve Türk vatandaşlarının ülkeye giriş ve ikamet haklarıyla ilgili olarak, AB üyesi diğer ülkelerde Türk vatandaşlarına uygulanan giriş ve ikamet düzenlemelerini etkilememek koşuluyla, Yunan ve Türk vatandaşlarına ülkeye giriş ve ikamet konularında eşit davranılacağını, Kıbrıs’ın Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına katılımı, Kuruluş Anlaşması hükümlerine, Garanti ve İttifak Antlaşması hükümlerine ve ek protokollere tam saygı göstereceğini ve hiçbir şekilde bu hükümleri zayıflatmayacağını, Yukarıdaki ana çarçeveyi kabul edip etmediğinizi beyan etmenizi sizden duymak isteriz.”

Saygılarımızla,

Ali Erel

Genel Başkan.

HALKIN SESI 20/10/2003

Rum komutan hayal görüyor

Denktaş’tan Girne’ye bayrak dikmekten söz eden RMMO komutanına tepki: ‘Bu sözleri Rumlara fırsat verenlerin yarattığı bir sonuçtur’

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Girne’ye bayrak dikmekten söz eden RMMO Komutanı’na tepki göstererek, “Bu sözler Rumlara bu kadar fırsat verenlerin yarattığı bir sonuçtur ve meseleyi barış yoluna değil başka yollara götürmektedir” dedi.

Denktaş, Harp Akdemileri Komutanlığı’nda Kıbrıs’taki son durumla ilgili konferans vermek üzere dün akşam İstanbul’a gitti.

Cumhurbaşkanı, Geçitkale’de yaptığı açıklamada, en son haberin RMMO Komutanı’nın beyanatı olduğunu kaydederek, bu doğruysa halkın gözünün bir kez daha açılacağını umduğunu söyledi. Denktaş şöyle dedi:

“Girne Kalesi’ne bayraklarını dikinceye kadar mücadelelelerini sürdüreceklerini söylüyorlar. Herhalde sayın komutan zihnen hasta değildir. Bir komutan olarak söylediklerini ciddiye almaya mecburuz. Zaten Annan Planı’na da baktığınızda kapıyı kendilerine o yönde açan bir plandır. Meşru Kıbrıs hükümeti varmış gibi davranıyorlar ve o esas üzerine meseleyi halletmeye çalışıyorlar.”

Kıbrıs meselesinin hallinin gayet kolay olduğunu ifade ederek, “Eğer bugüne kadar neden halledilmediğini anlarsak ve anlarlarsa” dedi.

Denktaş şöyle devam etti:

“Şimdi sanki bir halk bir demokrasi varmış gibi davranmak suretiyle meseleyi yıllarca yozlaştırdılar, devletsiz olan bir halkın hakkı olan devletini kurmasını da yadırgadılar benimsemediler. Dolayısıyla sanki bir devlet, bir halk bir demokrasi varmış gibi meseleyi halletmeye çalışıyorlar. Bundan da tabiatıyla Kıbrıs ortaklık cumhuriyetini yıkmış olan Kıbrıs Rum tarafı alabildiğine yararlanmaktadır. Bu sözler Rumlara bu kadar fırsat verenlerin yarattığı bir sonuçtur ve meseleyi barış yoluna değil başka yollara götürmektedir.

Onun için bizim hala ümidimiz var. Rumlara hak etmedikleri hükümet ünvanını bahşetmiş olanların son anda olsun özellikle Kıbrıs Türkleri seçimlerde kati iradelerini gösterdikten sonra Rumlara, ‘Kıbrıs’ta bir halk yoktur iki halk vardır, bir demokrasi yoktur iki demokrasi vardır, bir devlet yoktur iki devlet vardır, şimdi birleşme isterseniz geliniz bu gerçekler üzerinde size yardımcı olalım’ diyecekleri ümidini hala yaşatmaktayım. Çünkü hakikaten Kıbrıs’ta barış istiyorlarsa gerçekleri söylemeleri gerekir. Hem de Yunanistan’a ‘Kıbrıs üzerinde senin ne kadar hakkın varsa Türkiye’nin de vardır, sen AB’ye girmek suretiyle Kıbrıs üzerinde uluslararası anlaşmalarla Türkiye ve Yunanistan’a verilmiş hakların üzerinde hak talep edemezsin ve etmemelisin’ derler diye düşünüyorum. Çünkü başka türlü Kıbrıs’ı uzlaşmaya götüremezler."

Dolayısıyla konferansının bu tema üzerinde olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Ümit ederim ki faydalı olacaktır” dedi

HALKIN SESI 20/10/2003

Azınlık olmak istemiyoruz

BDH Başkanı Mustafa Akıncı, İspanya’daki Konferansta vurguladı:

İspanya’nın Mayorka adasında devam eden “Akdeniz’de Bölünmeler ve Diyalogla Çözüm Yolları” konferansında konuşan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı “Üniter bir Rum devletinde azınlık olarak yaşamak istemiyoruz.” dedi.

İspanya’nın Mayorka adasında devam eden “Akdeniz’de Bölünmeler ve Diyalogla Çözüm Yolları” konferansı dün (cumartesi) yapılan “Akdeniz’de sosyal-kültürel farklılıkların aşılması” konulu oturumla sona erdi.

Oturumda söz alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomides’in Kıbrıs’ta yaşananlardan sadece Türkiye’yi sorumlu tuttu.

Bunun üzerine söz alan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, madalyonun iki yüzünü görmek ve göstermek gerektiğini işaret ederek, şunları söyledi:

“Barış içinde yaşayabilmek için karşılıklı anlayışa ihtiyacımız vardır. Dün (cuma) Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan, burada sözünü ettiğim bazı gerçeklerden dolayı pek mutlu olmadı. Umarım sizin de tavrınız aynı olmaz. Yanlışları tek taraf işlemedi. Bugün Kıbrıs’ta Türk askeri varsa, 20 Temmuz’da ansızın gelmediler. 15 Temmuz’da Yunan Cuntası’nın darbesini de görmemiz ve bu gerçeği de göstermemiz gerekir. Kıbrıs’ta empati kavramını geliştirmek durumundayız. Ben kendimi, sizin yerinize koyarak 1974’te çok acılar çektiğinizi anlayabiliyorum. Siz de 1960’lı yıllarda Kıbrıslı Türklerin acı çektiklerini anlamalısınız. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye’nin bizi yönetmesini istemiyoruz. Dün, Türkiye Başbakanı’na da söylediğim gibi nüfus yapımızın Türkiye tarafından değiştirilmesini de istemiyoruz. Ama aynı şekilde Rumlar tarafından da yönetilmek istemiyoruz. Üniter bir Rum devletinde azınlık olarak yaşamak istemiyoruz. Biz Annan Planı’nın öngördüğü gibi siyasal eşitler olarak yaşamak istiyoruz. “

Akıncı’nın konuşması üzerine yeniden söz alan Kipros Hrisostomides, her iki anavatanın da hatalı davrandığını, ancak Yunanistan’ın bundan ders alarak kendini yenilediğini, Türkiye’nin henüz bunu yapmadığını belirtti. Kıbrıs’ta bir çözümde iki federe devletin siyasi eşitliğini benimsediklerini de sözlerine ekledi.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı’nın pazartesi akşamı adaya dönmesi bekleniyor

YENIDUZEN 20/10/2003

Kesinlikle birinci partiyiz, hatta tek başına iktidar

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, partisinin seçimlerden birinci parti olarak çıkacağını, hatta tek başına iktidar olabileceğini söyledi

** “Benim kişisel tahminim, CTP’den sonra ikinci sırada UBP veya BDH olur. ÇABP olabilir mi? Çok yeni olduğu için olmayabilir gibi geliyor bana. UBP veya BDH hangisi ikinci olursa diğeri üçüncü ve dördüncü olarak da ÇABP gelir. DP’yi ben çok aşağılarda görüyorum. Baraj sorunu bile olduğu inancındayım”

** “Demokrat Parti’nin baraj sorunu yaşaması UBP’ye yarar. Bunun da olmasını hiç istemem. Ama öyle görünüyor ki, Sayın Eroğlu partisini Denktaş’ın arkasına taktı gidiyor. Oğlundan daha Denktaşçı olduğunu zaten ilan etti. UBP’yi aslında son yılların UBP’si olmaktan çıkarıp, Denktaş’ın destekçisi ve Denktaş’ın güdümünde bir parti haline getirdi. Kendi bileceği iş. Denktaş’ın güdülemesiyle nereye gideceğini herkes biliyor zaten”

** "UBP Denktaş’ın partisi haline geldi, bunu Eroğlu sağladı. Böylece Serdar beyin pabucu dama atıldı. Ama Serdar Bey hala çırpınıyor. Bence durumu çok kötü. Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş, Sayın Serdar Denktaş’a yine acımasız bir oyun oynadı. Öyle görünüyor. Daha güçlü olduğunu düşlündüğü UBP’den yana ağırlık koydu. Serdar Denktaş’ı ve DP’yi, kendi yarattığı partiyi, bir anlamda dışladı, bir kenara itti. Bu da Denktaş’ın kadirbilirliğinin ölçüsü olmalı”

** "CTP’nin büyüyen gücüyle birlikte de bu sürecin en büyük partisi, onu bir kenara bırakın iktidarı tek başına elde edebilecek bir oluşumu elde etme kavgası hedefini önümüze koyuyoruz. Ama bu diğer kardeş partilerle ilişkilerimizin bozulacağı anlamına gelmez, aksine mecliste tek başımıza çoğunluğunu sağlasak bile işbirliğimizin devam edeceğini zaten deklare etmiş bulunuyoruz”

** “Yıllar önce bu topraklara gelmiş, bu toprağa alın terini akıtmış, kendisini Kıbrıslı Türk olarak kabul eden ve geleceğini bu topraklarda gören Türkiye kökenli yurttaşlar da dahil olmak üzere hedef kitlemiz böylesine geniştir. Zaten listelerimiz de bunu gösteriyor. İşadamından, sendikacıya ve Türkiye kökenli yurttaşlara kadar bütün toplum kesimlerini bu çerçevede kucaklıyoruz”

** “İşbirliği yapacağız da her partinin kendi kampanyası var. Yani ‘kampanyaları birleştireceğiz, birlikte seçim kampanyası yapacağız” demedik. Tabii ki sonuçta her partinin diğeriyle bir de rekabeti var. Dolayısıyla işbirliği gerektiren alanlarda işbirliği yapacağız ama örneğin köy gezilerimizi, eylemlerimizi, açık hava toplantılarımızı birlikte yapmamız söz konusu değil. Düşünülen birlikte hareket bu değil”

** “Türkiye ile uygar ilişkiyi biz kurabiliriz. ‘Evet efendim’, ‘başüstüne efendim’ değil, ama bir uygar ilişki. Çünkü burada Kıbrıs Türk halkının da geleceği önemlidir, Türkiye’nin de geleceği önemlidir. Bu uygar ilişkiyi kuracağız ve gidip ‘biz görüşmeye hazırız’ diyeceğiz”

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, partisinin seçimlerden birinci parti olarak çıkacağını, hatta tek başına iktidar olabileceğini söyleyerek, “Benim kişisel tahminim, CTP’den sonra ikinci sırada UBP vey BDH olur. ÇABP olabilir mi? Çok yeni olduğu için olmayabilir gibi geliyor bana. UBP veya BDH hangisi ikinci olursa diğeri üçüncü sırada olur ve dördüncü olarak da ÇABP gelir. DP’yi ben çok aşağılarda görüyorum. Baraj sorunu bile olduğu inancındayım” diye konuştu.

DP’nin durumunun kendisini mutlu etmediğini de kaydeden Talat, şunları söyledi:

“Demokrat Parti’nin baraj sorunu yaşaması UBP’ye yarar. Bunun da olmasını hiç istemem. Ama öyle görünüyor ki, Sayın Eroğlu partisini Denktaş’ın arkasına taktı gidiyor. Oğlundan daha Denktaşçı olduğunu zaten ilan etti. UBP’yi aslında son yılların UBP’si olmaktan çıkarıp, Denktaş’ın destekçisi ve Denktaş’ın güdümünde bir parti haline getirdi. Kendi bileceği iş. Denktaş’ın güdülemesiyle nereye gideceğini herkes biliyor zaten. Dolayısıyla UBP Denktaş’ın partisi haline geldi, bunu Eroğlu sağladı. Böylece Serdar beyin pabucu dama atıldı. Ama Serdar Bey hala çırpınıyor. Bence durumu çok kötü. Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş, Sayın Serdar Denktaş’a yine acımasız bir oyun oynadı. Öyle görünüyor. Daha güçlü olduğunu düşündüğü UBP’den yana ağırlık koydu. Serdar Denktaş’ı ve DP’yi, kendi yarattığı partiyi, bir anlamda dışladı, bir kenara itti. Bu da Denktaş’ın kadirbilirliğinin ölçüsü olmalı, öyle algılanmalı.”

Şu andaki iktidar partilerinin Aralık seçimlerini kazanmasının mümkün olmadığını savunan Talat, “Kıbrıs Türk halkı uyanmıştır, adeta bendini aşmıştır. Bir çığ gibi büyüyen bir hareket içindedir. Statüko zaten ayakta duramayacak şekilde yıkılmıştır. Bu statükonun kalıntılarını temizleyip, yepyeni bir Kıbrıs yaratıp, yeni Kıbrıs’ı Avrupa’ya taşımayı başaracak bir noktaya gelmiştir. O yüzden böyle bir ihtimali ben kesinlikle görmüyorum ve gündemimde de böyle bir ihtimal yoktur. Olamıyacaktır çünkü. Dediğim gibi yeni bir Kıbrıs’ın Avrupa üyeliği tek alternatif gibi görünmektedir. Önümüzdeki günlerde de bunu yaşayacağız” diye konuştu.

CTP- Birleşik güçlerin hedef kitlesini “Yıllar önce bu topraklara gelmiş, bu toprağa alın terini akıtmış, kendisini Kıbrıslı Türk olarak kabul eden ve geleceğini bu topraklarda gören Türkiye kökenli yurttaşlar da dahil olmak üzere hedef kitlemiz böylesine geniştir” kelimeleriyle açıklayan Talat, listelerinin bütün toplum kesimlerini kucakladığını vurguladı.

Talat, CTP’nin büyüyen gücüyle birlikte de bu sürecin en büyük partisi ve hatta iktidarı tek başına elde edebilecek bir oluşum hedeflediklerini söyledi.

Talat, mecliste tek başlarına çoğunluğu sağlasalar bile “kardeş” partilerle işbirliğine devam edeceklerini de yineledi.

BDH ve ÇABP ile imzaladıkları protokole işaret eden ve her partinin kendi seçim kampanyası olduğunun altını çizen Talat, “Kampanyaları birleştireceğiz, birlikte seçim kampanyası yapacağız demedik” dedi.

Talat, “İşbirliği gerektiren alanlarda işbirliği yapacağız ama örneğin köy gezilerimizi, eylemlerimizi, açık hava toplantılarımızı birlikte yapmamız söz konusu değil. Düşünülen birlikte hareket bu değil. Hatta onlar bile, yani bunu savunanlar bile ‘en son bir büyük mitingi birlikte mi organize etsek’ gibi şeyler söylerdiler, ki bunu düşünebiliriz. Ama yani birlikte olmak, sürekli birlikte bu kampanyayı yürütmek gibi bir eğilim içinde değiliz. Çünkü partimizi muhafaza ediyoruz ve tek başına iktidar hedefi de koyuyoruz” diye konuştu.

Talat, söz konusu protokolün esas amacının, birbirlerine saldırmamak, eleştirmemek veya adaplı eleştirmek, seçim sonrası işbirliği yapacaklarını, statükocu partilerle işbirliği yapmayacaklarını duyurmak olduğunu açıkladı.

Partisinin propaganda bütçesinin henüz tam olarak belli olmadığını söyleyen Talat, bu rakamın 200 milyar TL civarında olacağını ifade etti.

Neden ayrılık oldu?

Soru: Çözüm ve AB sürecinde, mitinglerde birkaç parti, ortak vizyon, bu memleket bizim platformu hep bir arada hareket etti. Ancak seçim arifesinde bölünme veya ayrı ayrı ayrı seçime girme kararı alındı. Öncelikle bu ayrılıktan bahseder misiniz? Neden omuz omuza devam edilemedi?

Talat: Buna bölünme demek yanlıştır. Çünkü mücadele zaten ayrı örgütlerin bir araya gelmesi şeklinde devam ediyordu. Seçimlere birlikte girilebilir mi sorusu vardı. Biz açık ve net olarak, iki nedenle bunun çok tehlikeli ve sonuç itibarıyla başarıya ulaşmamızı engelleyici bir yaklaşım olacağını ortaya koyduk. Birinci neden, tamamen insanlara seçenek yaratmakla ilgiliydi. Yani yurttaşlara kendi düşüncesine daha yakın, uygun seçenekler yaratma bakımından tek listenin çok ciddi sakıncası vardı. Değşik dünya görüşlerine, değişik dünya görüşlerine sahip insanları bir liste altında topladığınızda bir kısım insanın, bir kısım insan için itici bir görünüm ortaya çıkabilirdi. Bundan dolayı prensip olarak böyle birşeyin yanlış olacağını ortaya koyduk ve CTP olarak buna ilk günden karşı çıktık. Bunu “aman görüşüyoruz da tam anlaşıyorduk da, falan mızıkçılık yaptı da filan” diye sorumluluğu birilerinin üstüne atarak, tatsızlık yapmak istemedik. Bu işin birinci yanıydı.

İkinci yanı, örgütsel yanıydı. Örgütü sağlam, birarada tutmak, yıllar içinde uyum içinde çalışma alışkanlığı elde etmiş örgüt bireylerini, başka örgütlerle içiçe getirmek suretiyle çok başlılık yaratmanın ve böylece örgütlü mücadeleyi sulandırmanın yanlış olacağını düşündük. Bundan dolayı herkes örgütüne sahip çıkmalı, “bu örgüt zemininde bir çalışmalı yürütmeli” düşüncesinde hareket etti, bu yüzden de CTP’yi genişleterek ama CTP çatısı altında CTP-Birleşik Güçleri oluşturup, ittifakı bir anlamda, CTP bünyesinde kurup bu CTP örgütü ile bu mücadeleyi yürütmeyi daha doğru bulduk. Diğer partilerin de kendi çerçevelerinde bunu yürütmeleri durumunda yararlı olacağını düşündük. Bir tek istisna oldu burada, Ticaret Odası ekibi diye bilinen işadamları ekibinin CTP-Birleşik Güçleri içinde yer almasının daha doğru olacağını düşündük, bunu sağlamak için çalıştık, başaramadık. Nedenlerini tartışmaya gerek yok, dolayısıyla üçüncü alternatif olarak da Çözüm ve AB Partisi kuruldu. Sonuçta her biri birer alternatif olarak çözüm isteyen insanımızın önüne çıkabilecek noktaya geldi.

Burada CTP, bizim partimiz olduğu için büyük önem veriyoruz ve elbette CTP’nin büyüyen gücüyle birlikte de bu sürecin en büyük partisi, onu bir kenara bırakın iktidarı tek başına elde edebilecek bir oluşumu elde etme kavgası hedefini önümüze koyuyoruz. Ama bu diğer kardeş partilerle ilişkilerimizin bozulacağı anlamına gelmez, aksine mecliste tek başımıza çoğunluğunu sağlasak bile işbirliğimizin devam edeceğini zaten deklare etmiş bulunuyoruz.

“Hedef kitlemiz tüm Kıbrıs Türk toplumudur”

Soru: CTP-Birleşik Güçlerin hedef kitlesi nedir?

Talat: Hedef kitlemiz tüm Kıbrıs Türk toplumudur. Yıllar önce bu topraklara gelmiş, bu toprağa alın terini akıtmış, kendisini Kıbrıslı Türk olarak kabul eden ve geleceğini bu topraklarda gören Türkiye kökenli yurttaşlar da dahil olmak üzere hedef kitlemiz böylesine geniştir. Zaten listelerimiz de bunu gösteriyor. İşadamından, sendikacıya ve Türkiye kökenli yurttaşlara kadar bütün toplum kesimlerini bu çerçevede kucaklıyoruz.

Soru: BDH ve ÇABP ile bir protokol imzaladınız. Biz bu röportaj serisine Sayın Erel ile başladık ve daha sonra da Sayın Akıncı ile görüştük. İkisinin de CTP’ye sitemi vardı, “Protokolü imzaladık ama kağıt üzerinde kaldı”, “Sayın Talat bizimle görünmek bile istemiyor. Biz bunu hissediyoruz. Umarız yanlış hissediyoruz” diye biraz sizden şikayeti vardı. CTP’nin diğer çözüm ve AB isteyen partilere karşı böyle bir tutumu var mıdır?

Talat: Öyle birşey olsaydı, zaten protokol imzalama zorunluluğumuz da yoktu. Hatta onu bir tarafa bırakın, tek başına iktidarı elde edecek kadar bir güç kazansak bile bizim bu partilerle işbirliği yapacağımız sözünü vermemizin de bir anlamı yoktu. Dolayısıyla böyle bir yaklaşımımız yoktur.

“İşbirliği birlikte kampanya yürütmek değildir”

Yalnız şu vardır, işbirliği yapacağız da her partinin kendi kampanyası var. Yani “bu kampanyaları birleştireceğiz, birlikte seçim kampanyası yapacağız” demedik. Tabii ki sonuçta her partinin diğeriyle bir de rekabeti var. Dolayısıyla işbirliği gerektiren alanlarda işbirliği yapacağız ama örneğin köy gezilerimizi, eylemlerimizi, açık hava toplantılarımızı birlikte yapmamız söz konusu değil. Düşünülen birlikte hareket bu değil. Hatta onlar bile, yani bunu savunanlar bile “en son bir büyük mitingi birlikte mi organize etsek” gibi şeyler söylerdiler, ki bunu düşünebiliriz. Ama yani birlikte olmak, sürekli birlikte bu kampanyayı yürütmek gibi bir eğilim içinde değiliz. Çünkü partimizi muhafaza ediyoruz ve tek başına iktidar hedefi de koyuyoruz.

Bu protokolün esas amacı, birbirimize saldırmamak, birbirimizi eleştirmemek veya eleştirisek adaplı eleştirmek, seçim sonrası işbirliği yapacağımızı duyurmak, statükocu partilerle işbirliği yapmayacağımızı duyurmak ve mümkün olan alanlarda, örneğin birlikte sandık gözlemcilerimizi belki birlikte eğitmek, bazı bölgelerde yeterli elemanımız yoksa biribirimize takviye ederek bunu yapmak. Sandık görevlilerini eğitmek esasında şarttır. Biz bunun hazırlıklarını da başlatıyoruz, bunu birlikte yapabiliriz. Bu çok önemlidir, bir sandıkta itirazda bulunmazsanız, sonradan o sandıkta birşey olduğunu söyleyerek itiraz etmeniz mümkün değildir. Dolayısıyla bütün bunlara eğiteceğimiz insanlarımızı ve itiraz edilebilecek herhangi birşey varsa, bunun önceden edilmesini sağlayacağız. Geçerli, geçersiz oy, doğru, yanlış davranış, bütün bunları birlikte insanlarımıza aktaracağız. Ayrıca sandık seçmen listelerindeki hataların, yanlışlıkların ve bilinçli uyduruklukların ortaya çıkması için bir alan çalışması yapacağız. Bütün bunlar için birbirimizin gücünü birleştirmek gerekiyor. Bunlar daha ziyade bu alanlarda olmalıdır. Köy gezisini birlikte yapamayız, mümkün değildir. Yani başka bir kitlem, ekibim, örgütüm var, onların başka örgütü var. Dolayısıyla bunu yapmak mümkün değil, yapılabilecek şeyler var ki, bu yapılabilecek şeyleri yapacağız.

Beraber görünmemek, böyle birşey söz konusu değil. Bir tek defa üçlü olarak bir programa davet edildik ve ben katılamadım. Onun nedeni aslında gayet açıktı, tabii ben nedenini anlatmadım. Çok acil ve önemli bir toplantı vardı. Programcıya önceden katılamayacağımı ilettim. Bir tek o program oldu. En başlangıçta da birlikte çıkabildik, uluslararası toplantılar olur veya Ali Erel ile birlikte Oxford’daydık. Şimdi Akıncı İspanya’dadır, yalnızdır, belki Ali Bey de vardır bilemiyorum. Ama sonuç olarak böyle bir kaçınma söz konusu değil, olmaz öyle birşey.

Soru: Her zaman konuşulan birşey vardı, “Annan Planı görüşülür ve bir değişiklik yapılamazsa ne olur?”. Eğer seçimi kazanırsanız ve Annan Planı’nı üzerinde müzakere eder ve hiçbir değişiklik yapamazsanız planı imzalar mısınız?

Talat: Planı imzalama diye birşey yok zaten, bitti artık, o eskidendi.

Soru: Bu plan zemininde bir anlaşma söz konusu.

Talat: Anlaşma doğru da imzalamazsınız. Sadece halk oyuna sunarsınız.

Soru: Halk oyuna sunmak için birinci imza var önce.

Talat: Yani halk oyuna sunacağız imzası. Zaten şunu söyleyeyim, bu görüşmelerin başlayabilmesi için Kofi Annan’ın tarafların, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının, Türkiye ve Yunanistan’la birlikte, anavatanlarıyla birlikte çözüm için görüşmelere başlama istekliliği ortaya koymaları ve önceden bir de referandum tarihi belirleyerek bunu yapmaları koşulu var. Dolayısıyla yapılacak olan şudur, kimse softa şaşırtması yapmasın. Gayet açıktır aslında. Bizim yapacağımız şudur, hükümeti kurduk, en kısa sürede Türkiye ile istişare etmemiz gerekiyor. Niye? Çünkü Kofi Annan Türkiye’nin desteğini istiyor, aksi halde “gelmem” diyor. Türkiye’nin desteğini almak için Türkiye ile istişare edeceğiz, Türkiye ile anlaşacağız, politikaları belirleyeceğiz, hangi noktaya kadar Türkiye “evet” diyebilir, hangi noktaya kadar biz “evet” diyebiliriz.

"Türkiye ile uygar ilişki kurabiliriz”

Türkiye ile uygar ilişkiyi biz kurabiliriz. “Evet efendim”, “başüstüne efendim” değil, ama bir uygar ilişki. Çünkü burada Kıbrıs Türk halkının da geleceği önemlidir, Türkiye’nin de geleceği önemlidir. Bu uygar ilişkiyi kuracağız ve gidip “biz görüşmeye hazırız” diyeceğiz. Görüşmeler başlıyacak, görüşmeler başladıktan sonra değişebilecek, değşitirebilinecek birçok şey olduğuna ben inanıyorum. Bunlar belki öze yönelik değil. Zaten öze yönelik çok fazla değişikliğe de gerek yoktur. Buradaki en ciddi sorun yer değiştirecek insanımızın çekeceği sıkıntı ve bir de mal,mülk düzenlemeleriyle ilgili sıkıntıdır. Anayasal konularda, devletin yapısı konularında vs, bazı düzenlenmesi gereken şeyler var ama çok büyük ve köklü şeyler değil. Dolayısıyla bütün bunları düşündüğümüzde “Annan Planı’nı olduğu gibi imzalar mısınız?” sorusu abesle iştigaldir. Annan Planı görüşülecek, Türkiye de onaylarsa halk oyuna sunulacak ve sonuçta bu anlaşma halk evet derse imzalancak. O bakımdan “imzalar mısınız?” gibi şeyler boş. Tamamen softa şaşırtması.

“Yüksek Seçim Kurulu çok büyük bir hata yaptı”

Soru: Vatandaşlıklar ve istihdamlar son zamanlarda gündemde. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel seçmen sayısının 140 bin olduğunu açıkladı. Bu son açıklanan rakamı son seçimlerdeki seçmen sayısı ile kıyasladığınız zaman bu aradaki fark önümüzdeki seçimlere şaibe düşürür mü?

Talat: Aslında şunu ortaya koymak lazım. Yüksek Seçim Kurulu bence çok büyük bir hata yaptı. 137 bin 500 diye seçmen sayısı açıkladı. Sonra da aynı dönem için 140 bin 800 diye açıkladı. Yani yanlış yaptı, hata yaptı. Hatasını da söylemedi. Gazeteciler de neden diye sormadı. Sorulmayınca da tabii bir müpenlik. Ben tahmini hava durumu yapmak istemiyorum.

Tahmini hava durumunda bulunursam aynen Yüksek Seçim Kurulu’nun yaptığını yapmış olurum ve yanlış yapmış olurum. Henüz inceleme fırsatı bulmadık. İnceleniyor. Yeni eklenenleri aldık ve inceliyoruz. Bunları yerli yerine ulaştırmaya çalışıyoruz. 18 yaşını doldurarak seçmen olanların sayısı 4 bin 67, yeni kayıt 2 bin kusur. Elimizdeki veriler sadece bunlar. Biz bunları aldık, ilçelerimize dağıttık. İncelemelerini istiyoruz. Tabii sandık seçmen listeleri de bu şekilde incelenecek. Ancak o taktirde ben birşey söyleyebilirim.

“Sahtecilik varsa, cezasını 14 Aralık’tan sonra düşüneceğiz”

Soru: Gazetelerde seçim yasakları başlamasına rağmen hala daha vatandaşlıkların verilmeye devam edildiğine dair haberler de var.

Talat: Bu sahteciliğe girer. Geri tarihli vatandaşlık veriyorlarsa sahtekarlık yapıyorlar demektir. Onun cezası neyse onu 14 Aralık’tan sonra düşüneceğiz. Ama ben buna pek ihtimal vermiyorum, çünkü orada çalışan memurlar böyle bir sahteciliğe imza atmazlar. Bu işi de tamamen daire müdürünün veya müsteşarının yapması mümkün değildir. Yani ben buna ihtimal vermiyorum. Belki geleceğe yönelik olarak bazı işlemleri yapıyorlardır, onu bilemiyorum. Ama yapma ihtimalleri yok mu? Var. Bu rakam yüksek gelmedi mi? Bana çok yüksek geldi. Hem 4000 yüksek geldi, benim beklediğim 3000 civarında olabilmesiydi, nasıl 1000 fazla oldu, bilemiyorum. Yeni kayıt 2300, bunları çok büyük bir çoğunluğu yeni vatandaş demektir. Bunun içinde yanlışlıkla geçen seçimlerde olmayan veya gerçekten eski bir vatandaş olup, İngiltere’de Avustralya’da yaşayan ve şimdi kesin dönüş yapan ve kaydedilenler de vardır. Bunların sayısı azdır, esas çoğunluk vatandaşlıklarla ilgili elde edilendir ki 2300 de çok yüksektir. İlk bakışta bu artışın yüksek olduğu görülüyor. Normal olmadığı görülüyor. Ama derinlemesine inceleme ve açıklamayı daha sonra yapmayı tercih ediyorum. Aksi halde Yüksek Seçim Kurulu gibi ben de yanılgıya düşerim ve inandırıcılığım da sarsılır. Onun için şu an için bunu konuşmayı doğru bulmuyorum.

Soru: Partinizin propaganda bütçesi nedir?

Talat: Henüz tam olarak belli değildir. Ancak 200 milyar civarında olduğunu söyleyebilirim.

“İkinci UBP veya BDH”

Soru: Hep tek başına iktidar olmaktan bahsediyorsunuz. Peki seçim sonuçları ile ilgili bir tahmin yapar mısınız, CTP’den sonra diğer partiler nasıl sıralanacak?

Talat: Benim kişisel tahminim, CTP’den sonra ikinci sırada UBP vey BDH olur. ÇABP olabilir mi? Çok yeni olduğu için olmayabilir gibi geliyor bana. UBP veya BDH hangisi ikinci olursa diğeri üçüncü ve dördüncü olarak da ÇABP gelir. DP’yi ben çok aşağılarda görüyorum. Baraj sorunu bile olduğu inancındayım. Görüntü öyle. Bundan mutlu muyum derseniz pek mutlu değilim. Çünkü demokrat partinin baraj sorunu yaşaması UBP’ye yarar. Bunun da olmasını hiç istemem.

“UBP Denktaş’ın partisi oldu”

Ama öyle görünüyor ki, Sayın Eroğlu partisini Denktaş’ın arkasına taktı gidiyor. Oğlundan daha Denktaşçı olduğunu zaten ilan etti. UBP’yi aslında son yılların UBP’si olmaktan çıkarıp, Denktaş’ın destekçisi ve Denktaş’ın güdümünde bir parti haline getirdi. Kendi bileceği iş. Denktaş’ın güdülemesiyle nereye gideceğini herkes biliyor zaten. Dolayısıyla UBP Denktaş’ın partisi haline geldi, bunu Eroğlu sağladı. Böylece Serdar beyin pabucu dama atıldı. Ama Serdar Bey hala çırpınıyor. Bence durumu çok kötü.

Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş, Sayın Serdar Denktaş’a yine acımasız bir oyun oynadı. Öyle görünüyor. Daha güçlü olduğunu düşlündüğü UBP’den yana ağırlık koydu. Serdar Denktaş’ı ve DP’yi, kendi yarattığı partiyi, bir anlamda dışladı, bir kenara itti. Bu da Denktaş’ın kadirbilirliğinin ölçüsü olmalı, öyle algılanmalı.

Soru: Şu an iktidarda olan partilerden biri veya ikisi birlikte seçimi kazanırsa, o zaman ne olur?

Talat: Herhalde kötü şeyler olur. En başta Türkiye’nin önü kapanır. Kıbrıs Türkü zaten ıslandığı yağmurdan korkmuyor ama 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşları ve onun soyundan gelenler Avrupalı bireyler olarak Avrupa’ya dağılır, Türkiye’den gelenler sömürgeci muamelesi görür. Türkiye AB sürecinde ilerledikçe Kıbrıs’taki varlığına son verir, çekilir gider. En iyimser tahminle Kıbrıs 1960’a döner. O yüzden çok önemli bir seçim yaşıyoruz ve Kıbrıs Türk halkının böyle bir gelişmeye izin vermeyeceğine inanıyorum.

Ama böyle bir gelişme olması mümkün değildir. Kıbrıs Türk halkı uyanmıştır, adeta bendini aşmıştır. Bir çığ gibi büyüyen bir hareket içindedir. Statüko zaten ayakta duramayacak şekilde yıkılmıştır. Bu statükonun kalıntılarını temizleyip, yepyeni bir Kıbrıs yaratıp, yeni Kıbrıs’ı Avrupa’ya taşımayı başaracak bir noktaya gelmiştir. O yüzden böyle bir ihtimali ben kesinlikle görmüyorum ve gündemimde de böyle bir ihtimal yoktur. Olamıyacaktır çünkü. Dediğim gibi yeni bir Kıbrıs’ın Avrupa üyeliği tek alternatif gibi görünmektedir. Önümüzdeki günlerde de bunu yaşayacağız.

YENIDUZEN 20/10/2003

Erdoğan: Denktaş Annan planını ciddiye almalı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümü için hazırlanan Annan planını sürekli reddetmenin olamayacağını belirterek, “Sayın Denktaş Annan planını ciddiye almalıdır” dedi.

Resmi bir ziyaret için Kırgızistan'a giden Başbakan Erdoğan, uçakta gazetecilerle çeşitli konularda sohbet etti ve soruları yanıtladı.

Kıbrıs sorununa değinen Başbakan Erdoğan, 40 yıldır çözülememeş bir sorunu 11 aylık AKP iktidarının çözmesinin beklenemeyeceğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, "Sürekli Annan planını reddetmekle olmaz. Sayın Denktaş Annan planını ciddiye almalıdır. Türkiye garantör devlet olarak Kıbrıs'ta yapması gerekenleri yapacaktır" ifadesini kullandı.

HURRIYET 21/10/2003

Loizidu toplantısı yarın yapılacak

Avrupa Konseyi'nin büyükelçiler seviyesinde toplanan delegeler komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kıbrıslı Rum kadın Titiana Loizidu konusunda Türkiye aleyhine verdiği tazminat kararını görüşmek üzere yarın toplanacak.

Delegeler komitesinde, 8 Ekim'de yapılan ilk toplantıda sonuç eldeedilememişti. Taraflar arasında uzlaşma ortamı olmaması üzerine, 15 Ekim'de yapılması planlanan toplantı ikinci kez ertelenmişti.

Türkiye, Temmuz ayında yapılan toplantıda, AİHM'nin Loizidu ile ilgili kararının gereğini, Ekim ayında yapılacak ilk delegeler komitesi toplantısına kadar yerine getireceğini açıklamıştı.

Delegeler komitesinin 8 Ekim günü yaptığı toplantıda, AİHM'nin kararı gereği, faizleri de içinde olmak üzere Loizidu'ya yaklaşık 900 bin dolar tazminat ödemeye hazır olduğunu belirten Türkiye, bununla birlikte bu davanın diğer Rumların Türkiye aleyhine yaptığı başvurulariçin emsal teşkil etmemesini istemişti.

Türkiye, bu konudaki tek taraflı yayımlayacağı bildiriye, delegeler komitesi toplantısından çıkacak karar metninde ısrarla atıfta bulunulması talebinde bulunmuştu.

Avrupa Konseyi'nde başta Yunan ve Rum heyetleri olmak üzere AB ülkelerinin de bu konudaki itirazları sonucu bu ilk toplantıda sonuç elde edilememişti.

Türkiye, delegeler komitesi toplantısı sonunda yayımlanacak kararla birlikte, kendi çekincelerini ortaya koyan bir bildiri yayımlamak istiyor.

Bu bildiride, davanın Rumların daha sonraki başvurularına örnek teşkil etmemesini bir kez daha dile getirmek isteyen Türkiye, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin, Rumların adanın kuzeyinde kalan mal ve mülkleri için KKTC'deki mahkemelere başvurmalarına olanak sağlayan yasayı kabul ettiğine dikkat çekerek, Rum başvurularının artık AİHM'dekabul edilmemesini isteyecek.

Türkiye, bu bildiride ayrıca, tazminatı ödeme niyetinin, Rum kesimini tanıdığı anlamına gelmediğini vurgulayacak.

Avrupa Konseyi'nin karar organı bakanlar komitesi, son beş yıl içinde Türkiye'nin AİHM kararını yerine getirmesini talep eden üç kararı kabul etmişti.

Türkiye'nin AİHM'nin Loizidu kararı gereği tazminat ödemeyi reddetmesi, Ankara ile Strasbourg arasında uzun zamandır diplomatik sorun yaratıyordu.

HURRIYET 21/10/2003

ABD'de KKTC'de şüpheli seçmen endişesi

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, KKTC'de Aralık ayında yapılacak seçimde kullanılacak milletvekili seçmen listelerinde düzensizlik olduğu yolundaki haberlerden endişe duyduğu bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de milletvekili seçmen listelerinde sorun yaşandığına ilişkin haberlerle ilgili bir soru üzerine, ''KKTC'de, seçmen yeterliliği şüpheli kişilerin listelere dahil edilmesi gibi, basında seçmen listelerinde yaşanan bazı muhtemel düzensizliklere ilişkin haberler yer alıyor. Bunlar bizi endişelendiriyor'' dedi.

Ereli, KKTC seçimlerinin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını kolaylaştıra
cağını umduklarını belirterek, seçimleri, KKTC halkının, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerdiği çözüm ve AB'ye üyelik konularında görüşlerini açıklayabilmesi açısından ''çok önemli bir fırsat'' olarak değerlendirdiklerini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakan
lığı sözcüsü, bu çerçevede seçimlerin, Annan planına yönelik bir ''referandum'' olacağını belirterek, ''Seçimlerin tamamen özgür ve adil olmasını, Kıbrıs Türk halkının, kendi toplumlarının müzakerecisini seçme arzusunu yansıtmasını umuyoruz'' diye konuştu.

HURRIYET 21/10/2003

ABD Kıbrıs'ı sıkı takipte

Ankara'yı ziyaret eden ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston, Kıbrıs'ta 14 Aralık seçiminin adil ve şeffaf olması uyarısı yaptı. Weston, 'Seçim sonrası Annan Planı'na yoğunlaşın' dedi

21/10/2003 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Rum Yönetimi'nin tek başına AB üyesi olacağı 1 Mayıs 2004 öncesi Kıbrıs'ta çözüm için kilit önem taşıyan 15 Aralık'taki KKTC genel seçimi için geri sayımın başlamasıyla ABD-Kıbrıs-Yunanistan üçgeninde trafik hızlandı. ABD' nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, adaya yapacağı ziyaret öncesi uğradığı Ankara'da, adadaki seçimlerin demokratik ve şeffaf bir ortamda yapılması gerektiğini belirtirken, bu konuda Türkiye'den çabalarını yoğunlaştırmasını istedi.
Kıbrıs sorununun BM Genel Sekreter
i Kofi Annan'ın ortaya koyduğu çözüm planı doğrultusunda çözümlenmesi için bastıran ve bunun için adanın kuzeyinde AB yanlısı muhalefetin iş başına gelmesi gerektiği telkininde bulunan Washington, seçimlere hile karıştırılacağı kaygılarını son dönemde sık sık dile getiriyor.

'Rahatsızız'
Weston, dün Dışişleri Bakanlığı'nda Müsteşar Uğur Ziyal ve Kıbrıs Dairesi Genel Müdürü Ertuğrul Apakan ile görüştü. Diplomatik kaynaklara göre, Weston, Kıbrıs sorununun çözümüne dönük uğraşların KKTC'deki seçimden sonraya yoğunlaşmasını istedi. Weston'ın görüşmelerinde, BM Genel Sekreteri Annan'ın planının ABD için hâlâ referans olma özelliğini koruduğunu ve Türk tarafının da plana katkı yapması gerektiğini belirttiği öğrenildi. Amerikalı yetkilinin, seçimlere yönelik uyarıda bulunmayı da ihmal etmediği ve "KKTC'de seçimlerin daha adil ve hür bir ortamda yapılması için Ankara'dan daha fazla gayret göstermesini istiyoruz" mesajı verdiği kaydedildi.
Dışişleri yetkilileri ise bir kısmına ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelma
n'ın da katıldığı görüşmelerde Rum tarafının KKTC'deki seçimlere ilişkin itirazlarını hatırlatarak, 'Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş seçimlere müdahale ediyor' gibi bir hava yaratılmasından duyulan rahatsızlığı iletti. Dışişleri yetkilileri, KKTC'deki seçimlere uluslararası gözlemcilerin davet edilmesinin iyi niyetin göstergesi olduğunu, Rum tarafının taşıdığı 'KKTC tanınacak' kaygısının yersiz olduğu görüşlerini de aktardı.
Amerikalı yetkili, Ankara'daki temaslarından sonra rotasını önce Yunani
stan'a, ardından da Kıbrıs'a çevirecek. Weston'ın, son dönemde Amerika'nın Sesi radyosu aracılığıyla yaptığı açıklamalarda, KKTC muhalefetinin genel seçimleri kazanması arzusu dile getirilmişti.

Talat: Erdoğan ile çatışma yanlıştır

Talat, Erdoğan ile çatışmanın doğru bir yaklaşım olmadığını savunarak ‘Türk hükümetinin tutumu cesaret vericidir’ dedi

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye hükümetinin Kıbrıs sorunun çözümü konusundaki tutumunun cesaret verici olduğunu, bu tutumu memnunlukla karşılamak yanında bunun sürmesi için uygun ve cesaretlendirici politikalar izlenmesi gerektiğini belirtti. Talat, bu bağlamda Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile çatışmanın doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi.

Güney Kıbrıs’taki Sırbistan Karadağ Büyükelçisi Svetislav Basara CTP’yi ziyaret ederek, Genel Başkan Mehmet Ali Talat’la görüştü.

Basara, kabulde yaptığı konuşmada Kuzey Kıbrıs’ta Aralık seçimlerinin yaklaştığını ifade ederek, seçimlerin sadece adada değil tüm dünyada dikkat çektiğini, “Çünkü bu seçim sonuçlarına göre ya adada kalıcı ve her iki taraf için de tatmin edici bir çözüme ulaşılacağını veya statükonun devam edeceğini” savundu.

Basara, Talat’ın görüşleri hakkında bilgi edinmek istediğini sözlerine ekledi.

Talat ise, hayati bir dönemde bulunulduğunu, seçimlerin sadece Kıbrıslı Türklerin kaderini belirlemeyeceğini, Türkiye’nin de kaderini belirleyeceğini ve AB’nin genişlemesini de güvenceye alacağını ifade etti. Talat, Kıbrıs sorununu çözmeden Kıbrıs’ı bölünmüş haliyle AB’ye kabul etmenin güvenli bir toplulukta güvensiz bir ortam yaratacağını söyledi.

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI

Talat, İspanya’da, geçtiğimiz günlerde, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı arasında geçtiği bildirilen diyalogla ilgili bir soru üzerine, hükümetin vatandaşlıklar konusunda büyük bir suç işlemekte olduğunu, YSK’nın seçmen duyurusunun da bunu açığa çıkardığını iddia ettikten sonra özetle şunları söyledi:

“Bu tartışma hangi çerçevede İspanya’da olmuştur. Ne ölçüde Sn. Erdoğan, Sn. Akıncı tarafından suçlanmıştır bilmiyorum.. Ancak benim açımdan, özellikle Türkiye Başbakanı’nın son zamanlarda Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili söyledikleri son derece önemlidir. ‘Kıbrıs sorunun çözümünün bir zorunluluk olduğunu, Türkiye’nin AB süreci için kaçınılmaz olduğunu ve Annan’ın Planı’nın reddedilmediğini, bu planın görüşülmesi gerektiğini’ ifade eden yaklaşımları bizler açısından umut verici yaklaşımlardır. O yüzden Türkiye hükümetinin Kıbrıs sorunun çözümü konusundaki tutumunu memnunlukla karşılamak yanında, bu tutumun sürmesi için uygun ve cesaretlendirici politikalar izlememiz gerekmektedir. Sn. Erdoğan ile çatışmak doğru bir yaklaşım değildir bu bağlamda. Ama hangi çerçevede gelişti abartı var mı yok mu bilmiyorum.. Ama Türkiye Hükümeti’nin tutumu cesaret vericidir. Çatışmanın doğru bir yaklaşım olduğuna inanmıyorum.”

HALKIN SESI 21/10/2003

Papadopulos: Görüşmelere hazırız

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunun çözümlenmesi için BM görüşmelerine yeniden katılmaya hazır olduklarını söyledi.

Papadopulos, Reuters'e verdiği demeçte, Rum tarafının yalnızca, bir anlaşmanın daha iyi işlemesi ve uygulanabilir olması için bazı noktaların açıklığa kavuşturulmasını istediğini söyledi.

''Birçok çalışma yaptık ve BM Genel Sekreteri bizi çağırdığı her an görüşmeye hazırız'' diyen Papadopulos, ''Türk hükümet yetkililerinin, bir çözüm gereksinimine sahte bir bağlılık içinde gibi göründüklerini ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın düşüncelerini paylaştıklarını'' öne sürdü.

Papadopulos, bu yıl atılım ihtimalinin zayıf olduğunu ileri sürdü.

Türkiye, Kıbrıslı Türklerin bir çözüm bulma isteklerini seçim sonuçlarından anlayıncaya kadar herhangi bir değişiklik olacağına gerçekten inanmadığını belirten Papadopulos, ''Bazı bilgilerin, kayıtlı Kıbrıslı Türk seçmen sayısında bir yıl içinde yüzde 4 oranında artış olduğunu göstermesine'' dikkat çekti.

Papadopulos, ''Türkiye, AB'den tarih almak için Kıbrıs kartını oynayabileceğini düşünüyorsa bunun yanlış bir taktik olduğunu ve AB içinde çalışmayacağını düşünüyorum'' dedi.

Papadopulos, ''Türkiye'nin Kıbrıs konusunda çok az şey sunduğunu'' öne sürdü.

Tartışmanın çekirdek noktasını oluşturan Kıbrıs'da iki ayrı devleti tanıma konusunda, Türk liderlerinin Denktaş'tan farklı düşünmediğini ileri süren Papadopulos, ''Çözüm istediklerini söyleyebilirler ve şu andaki durum bir çözüm değil. Konuşma biçimleri farklı olabilir, ancak açıklamaların çoğu, hiçbir şey ifade etmeyen basit laflar'' dedi.

HALKIN SESI 21/10/2003

Denktaş-Erdoğan çatışması!..

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’ta “çözüm” siyasetinde ısrarlı oldukları yönündeki açıklamaları ve Annan Planı”nın “görüşülmesi” gerektiğini yönünde arka arkaya verdiği demeçler sonrasında Türkiye’ye giden Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir

“çatışma”nın adımlarını attı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, adada “halkı” ile başlattığı “çatışmayı” Türkiye’ye taşıyarak, bu kez Anadolu’da Erdoğan hükümeti aleyhinde kamuoyu yaratmak için kolları sıvadı.

TC Başbakanı’nın Aralık seçimlerini işaret ederek “Kıbrıs’ın yeni yönetim profili ile farklılık kazanabileceği” yönündeki açıklaması Denktaş açısından “bardağı taşıran damla” oldu ve “Harp Akademileri Komutanlığı'nda konferans vermek üzere Türkiye’ye gitti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün de izlediği konferansta “planın kabul edilmesi için baskı yapanlar” olduğunu söyleyen Denktaş, Türkiye Hükümeti’nin “çözüm” politikası ile kendisinin “çözümsüzlük” politikası arasındaki çatışmayı bir kez daha su yüzüne çıkardı.

Erdoğan: “Annan Planı’nı reddetmiyoruz”

Türkiye Başbakanı Erdoğan ise önceki gün İspanya’da yaptığı konuşmada Annan Planı’nın halen masada olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümü için bu planı görüşmeye hazır olduklarını bildirmişti...

Erdoğan geçtiğimiz haftalatda yine Annan Planı hakkında açıklama yaparken şu cümleleri kullanmıştı: “Annan Planı’nı reddimiz söz konusu olmadı. Sayın Denktaş’ın düşünceleri olabilir. Garantör ülke Türkiye olarak Annan Planı’nı tartışılabilir buluyoruz.Müzakere edilebilir ve adımlar atılabilir.”

Yine geçtiğimiz haftalarda Annan planına işaret eden TC Başbakanı Erdoğan “Annan Planı bir çerçeve olarak kabul edilebilir. Biz Annan Planı’nı tamamen reddetmedik. Olumlu yanları var, ve bunları kabul ederiz, olumsuz yanları üzerinde de tarışırız.Türkiye garantör olarak kendi ilgi alanı neyse bu doğrultuda devam eder”

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği’nin merkezi konumundaki Brüksel’de yaptığı temaslarda Kıbrıs konusunda “çözüm siyaseti” izleyeceklerini söylemişti.Erdoğan Kuzey Kıbrıs’ta Aralık ayında yapılacak seçimlere de değindiği açıklamalarında “Kıbrıs yeni yönetim profiliyle farklılık kazanabilir” diye konuşmuştu. Tüm bu açıklamalar Annan Planı’nın en büyük düşmanı Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı harekete geçirdi. Denktaş Erdoğan’ın “çözüm ve Annan Planı” yönündeki olmumlu açıklamalarına Türkiye Harp Akademileri Komutanlığı'nda verdiği konferansla yanıtladı. Denktaş Türkiye askeri yetkililerinin arasında Erdoğan’a adeta diş gösterdi. İşte Denktaş’ın Erdoğan’ı hedef alan açıklamaları:

Denktaş: “Annan Planı Kıbrıs ve Türkleri yok edecek”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın Kıbrıs Türklerini yok edecek, Türkiye'yi Kıbrıs'tan koparacak mahiyette olduğunu belirterek, ''Annan Planı'nın her yönünü,her şeyini yeniden görüşmek gerektiği savunulmalı ve iki halkın iki demokrasinin, iki devletin varlığı esas alınarak konuya eğilinmesinde kararlılıkla ısrar edilmelidir'' dedi.

Denktaş, Türkiye Harp Akademileri Komutanlığı'nda verdiği konferansta, Annan Planı ile bu plana Güney Kıbrıs ile Yunanistan'ın bakışını değerlendirdi.

''Plan Türk tarafının istediklerini veriyor mu?'' diye bakıldığında cevabın olumsuz olduğunu vurgulayan Denktaş, ''Plan Kıbrıs Türklerini yok edecek, Türkiye'yi Kıbrıs'tan koparacak mahiyettedir'' dedi.

Denktaş, planın kabul edilmesi için baskı yapanların Kıbrıs'ta tek halk gördüğünü, Rumlarla birlikte iki halkın varlığını inkar ettiğini ve 1960 anlaşmaları ile altı çizilmiş olan iki ayrı demokrasinin iki ayrı millete dayandığının göz ardı edildiğini söyledi.

Rum karaklarını okuyor

Kimsenin Yunanistan ve AB'ye uyarıda bulunmadığına da işaret eden Denktaş, şöyle dedi:

''Bu nedenle ben sizleri uyarmak için Rum Ulusal Konseyi'nin kararlarını okumak istiyorum. Buna göre çözümün mutlaka içermesi gereken hususlar şunlar: Tek egemenlik, tek devlet, tüm göçmenlerin mallarına geri dönmesi, tüm Türk askerlerinin ve yerleşiklerinin geri gönderilmesi, Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılması...''

Denktaş, bütün bunlara rağmen Annan Planı çerçevesinde görüşmelere devam edilebileceğinin söylendiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

''Görüşmeler yeniden başlayacaksa, Türkiye'nin izahına çalıştığım görüşleri ve değerlendirmeyi Annan Planı'nı savunmakta olanlar nezdinde ele alarak, bu şartlar altında Kıbrıs'taki haklarından vazgeçme niyetinde olmadığını, 1989 Rum Ulusal Konseyi kararının resmen gündemden kaldırılması gerektiğini, şimdiye kadar uzlaşmayı engelleyen başta gelen faktörün bu karardan kaynaklandığını ve Annan Planı'nın ancak bu çerçeve ve felsefesi de değiştirilerek görüşme şartlarının kısıtlanmaması kaydıyla, her yönünü ve her şeyini yeniden görüşmek gerektiği savunulmalı ve iki halkın, iki demokrasinin, iki devletin varlığı esas alınarak konuya eğilinmesinde kararlılıkla ısrar edilmelidir.''

“AB ülkeleri de kandırıldı”

Denktaş, bu konuda AB'nin de yanlış adım attığının bilincinde olduğunu belirterek, ''AB ülkeleri kandırılmışlardır ancak geri dönemiyorlar'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Bizi Rumların siyasi maksatlarla yaptıkları ve hakları olmayan yasadışı müracaatları sonucu oluşturdukları takvimin içine sıkıştırmak için başlattıkları kabul edilemez baskı ve seçimlerimizde akıl almaz gözle görülür maddi ve manevi müdahale bu nedenledir. Türkiye'nin AB üyeliğinde Kıbrıs'ın engel olduğu saptırması da bu nedenlere dayanmaktadır'' dedi.

Bu yasadışı gelişmeyi ancak kendi imzalarıyla yasallaştırabileceklerinin farkında olduklarını ifade eden Denktaş, şöyle devam etti:

''Çare, kararlılığımızı sürdürmektedir. 'Kıbrıs meselesi Türkiye'nin önünde gerçekten bir engel midir?' sorusunun cevabı kuşkusuz engel olmadığıdır. Kıbrıs meselesini başlatan ve devam ettiren taraf Rum-Yunan tarafıdır. Rumların önüne engel olarak konulmayan bu mesele, Türkiye'yi AB'ye almak istemeyenler tarafından maksatlı olarak Türkiye'nin önüne konulmaktadır. Türkiye bu konuda

teslim olsa, aynı taraflar başka engeller bulabileceklerdir. Dolayısıyla 1960 anlaşmaları ile perçinleşen fiili garantörlük hak ve yetkisinden Türkiye'nin vazgeçmesi pahasına elde edilebilecek tek şey, Türkiye'nin 10-15 yıl sonra AB'ye girme ihtimalidir.''

Türk halkına çağrı yaptı

Rauf Denktaş, Yunanistan'ın Kıbrıs'ı AB yolu ile Yunan bayrağına monte edemeyeceğini, Türk halkının uluslararası şantaja ve baskıya boyun eğerek egemenliğinden, devletinden, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmeyeceğini herkesin kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Denktaş, Avrupa'daki hudutların karşılıklı egemenliklerin tanınması suretiyle kalktığını, Kıbrıs'taki hududun da kalıcı, iki halka ve devlete bağlı bir anlaşma yapıldığı gün kalkacağını sözlerine ekledi.

Denktaş'a konuşmasının ardından Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert tarafından plaket verildi.

Denktaş kürsüden indikten sonra da önünde oturan emekli komutanlara, ''Sizi üzdüğüm için özür dilerim'' dedi. Konferansı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de izledi.

YENIDUZEN 21/10/2003

''Annan Planı konuşulabilir''

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger:

Türkiye Hükümeti’nden Annan Planı hakkında olumlu açıklamalar gelmeye devam ediyor.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “iki bölgeli ve Türk varlığının güvenliğinin garantiye alınması” halinde Annan Planı’nın konuşulabileceğini söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 80. yıldönümü nedeniyle Türkiye’ye davet edilen yabancı gazeteciler, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger’i ziyaret etti.

Basına kapalı gerçekleşen görüşmede gazeteciler, Dülger’e, Türkiye’nin Irak’a ne zaman asker göndereceği, Türkiye-AB ilişkileri ile Kıbrıs’ta nasıl bir çözüme gidileceğini sordu.

“Politika bir çareye varma sanatıdır”

Kıbrıs konusuna “optimist bakmamak” için hiçbir neden olmadığını anlatan Dülger, “iki bölgeli ve Türk varlığının güvenliğinin garantiye alınması” halinde Annan Planı’nın konuşulabileceğini söyledi.

AB’ye girme konusunda Kıbrıs’ın olmazsa olmaz şart olarak öne sürülemeyeceğine işaret eden Dülger, bunun AB açısından da çifte standart olacağını belirtti. Dülger, Türkiye’ye “arkanda bölünmüş bir Kıbrıs bırakma” derken aynı şeyin karşı tarafa söylenmediğini ifade ederek, bu yaklaşımı “çifte standart” olarak değerlendirdiklerini vurguladı.

Dülger, KKTC’deki seçimler için Türkiye’nin ne düşündüğünü soran gazeteciye, “Ayrı bir devletin seçimlerine karışmadığımız gibi KKTC’deki seçimlere de karışmıyoruz. KKTC’nin iradesinin tartışmasız olarak tezahürü bizim için önemlidir. Bu irade ne yönde tezahür ederse etsin, politika mutlaka bir çareye varma sanatıdır” dedi.

AB üyeliğinin Hükümet’in önceliklerinin başında geldiğini kaydeden Dülger, “AB hedefine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Uyum paketleriyle Kopenhag kriterleri çerçevesinde eksikleri tamamladık” diye konuştu.

Dülger’i ziyaretinden önce TBMM’yi gezen heyette, aralarında Rusya, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs, Belçika, İsviçre, Avusturya, Almanya , Japonya, İtalya ve Bulgaristan’dan 14 gazeteci yer alıyor.

YENIDUZEN 21/10/2003

‘Kıbrıs turlarını’ sürdürüyor

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, TC Dışişleri Bakanığı’nda temaslarda bulundu. Weston temaslarına Atina ve Kıbrıs ile devam edecek...

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, TC Dışişleri Bakanığı’nda temaslarda bulundu.

Weston, Dışişleri Bakanlığı’nda, Müsteşar Uğur Ziyal ve Kıbrıs Dairesi Genel Müdürü Ertuğrul Apakan ile biraraya geldi.

Görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada Weston, Kıbrıs konusunu ele aldıkları görüşmenin çok açık ve dostça bir ortamda geçtiğini belirtti. Weston, Ankara’daki temaslarının ardından Atina ve Kıbrıs’a da gideceğini bildirdi.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Weston, sorunu çözmeye daha çok KKTC’deki seçimlerden sonra odaklanılması gerektiğini aktardı. Weston’ın görüşmede, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planının ABD için hala referans olma özelliğini koruduğunu ve Türk tarafının da plana katkı yapması gerektiğini belirttiği öğrenildi.

Türk yetkililer: “KKTC tanınacak kaygıları yersiz”

Türk tarafı da görüşmede, Rum tarafının KKTC’deki seçimlere ilişkin itirazlarını hatırlatarak, “Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş seçimlere müdahale ediyor” gibi bir intiba yaratılmasından duyulan rahatsızlığı iletti. Türk yetkililer ayrıca, uluslararası gözlemcilerin davet edilmesinin iyi niyetin bir göstergesi olduğunu söyleyerek, Rum tarafının taşıdığı “KKTC tanınacak” kaygısının yersiz olduğunu Weston’a aktardı.

Görüşmenin bir bölümüne ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman da katıldı.

YENIDUZEN 21/10/2003

Denktaş: Weston ölçüyü iyice kaçırdı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile görüşmeyeceğini belirterek, 'Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte bir yarar yoktur. Zaten SayınWeston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir' dedi.

Denktaş, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nde konferans vermek ve doktora unvanı almak üzere Ankara'ya hareketinden önce Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, ziyaretin Anadolu'nun Kıbrıs'a ilgisini ve heyacanını gösterdiğini ifade ederek, ziyaretlerden güç alarak döndüğünü kaydetti.

Denktaş, bu akşam adaya gelmesi beklenen Weston'un kendisiyle görüşme talebinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, Weston'un görüşme talebinde bulunduğunu ve kendisine adada olmayacağının duyurulduğunu bidirdi.

''Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte bir yarar yoktur''diyen Denktaş, şöyle konuştu:

''Zaten Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir. Engelleyen bizmişiz diye. Halbuki Kıbrıs meselesinin hallini engelleyen 1989'da Rum Ulusal Konseyi'nin almış olduğu karardır. O kararı herkes bir kez daha okusun, Sayın Weston'a da okutsun. Ve 'Rum siyasi liderliği bu karara bağlı iken siz bir uzlaşmayı nasıl bekliyorsunuz?' diye sorsun. İkinci soru; Sayın WestonKıbrıs'ta bir halk mı görüyor, iki halk mı görüyor, bir devlet mi görüyor, iki devlet mi görüyor, bir demokrasi mi görüyor, iki demokrasi mi görüyor? Evvela bunu anlayalım.''

Weston'un, ''tek devlet, tek halk, tek demokrasi'' gördüğünü belirten Denktaş, ''Kıbrıs'te her şeyi tek görenlerin, Kıbrıs meselesinin hallini engellediğini'' söyledi. Denktaş, ''40 yıldır bu mesele halledilmemişse Amerika'nın, İngiltere'nin ve diğerlerinin, elikanlı Makarios'u, Kıbrıs'ın Miloşeviçini meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmelerindendir'' dedi.

Haklarını koruduklarını ve korumaya devam edeceklerini, bu hakların, hürriyet, egemenlik, eşitlik ve devlet olduğunun altını çizen Denktaş, ''Bunları korumak bizim için görevdir. Bunları halkımız koruyor, benimsemiştir, Allah razı olsun. Aynı zamanda Anavatan'ın da Başbakanı (Recep Tayyip Erdoğan), 'Kıbrıs meselesi gerçekler üzerine halledilebilir' diyor. Bu gerçekleri de; 'iki halk var, iki demokrasi var ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi gereklidir' diye sıralıyor'' dedi.

Denktaş, bir soru üzerine, Thomas Weston ile Müsteşarı Ergun Olgun'un görüşeceğini belirterek, ''Dolayısıyla Başkanlığın görüşünü kendisine, yeniden Sayın Olgun duyurmuş olacaktır'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Ankara'dan karayoluyla Zonguldak'a geçecek ve temaslarını tamamlamasının ardından yarın KKTC'ye dönecek.

HURRIYET 22/10/2003

Loizdiu haftaya kaldı

Avrupa Konseyi'nin büyükelçiler seviyesinde toplanan Delegeler Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kıbrıslı Rum kadın Titiana Loizidu konusunda Türkiye aleyhine verdiği tazminat kararını gelecek hafta ele alacak.

Konuyu ele almak üzere bugün yeniden toplanan Komite, taraflar arasında uzlaşma olmadığı gerekçesiyle, konunun gelecek haftaki oturumda ele alınmasını kararlaştırdı.

Delegeler Komitesi'nin 8 Ekim'de yapılan ilk toplantısında sonuç elde edilememişti. Taraflar arasında uzlaşma ortamı olmaması üzerine, 15 Ekim'de yapılması planlanan toplantı ikinci kez ertelenmişti.

Türkiye, Temmuz ayında yapılan toplantıda, AİHM'nin Loizidu ile ilgili kararının gereğini, Ekim ayında yapılacak ilk Delegeler Komitesi toplantısına kadar yerine getireceğini açıklamıştı.

Delegeler Komitesi'nin 8 Ekim günü yaptığı toplantıda, AİHM'nin kararı gereği, faizleri de içinde olmak üzere Loizidu'ya yaklaşık 900 bin dolar tazminat ödemeye hazır olduğunu belirten Türkiye, bununla birlikte bu davanın diğer Rumların Türkiye aleyhine yaptığı başvurulariçin emsal teşkil etmemesini istemişti.

Türkiye, bu konudaki tek taraflı yayımlayacağı bildiriye, DelegelerKomitesi toplantısından çıkacak karar metninde ısrarla atıfta bulunulması talebini dile getirmişti.

Avrupa Konseyi'nde başta Yunan ve Rum heyetleri olmak üzere AB ülkelerinin de bu konudaki itirazları sonucu bu ilk toplantıda sonuç elde edilememişti.

Türkiye, Delegeler Komitesi toplantısı sonunda yayımlanacak kararla birlikte, kendi çekincelerini ortaya koyan bir bildiri yayımlamak istiyor.

Bu bildiride, davanın Rumların daha sonraki başvurularına örnek teşkil etmemesini bir kez daha dile getirmek isteyen Türkiye, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin, Rumların adanın kuzeyinde kalan mal ve mülkleri için KKTC'deki mahkemelere başvurmalarına olanak sağlayan yasayı kabul ettiğine dikkat çekerek, Rum başvurularının artık AİHM'de kabul edilmemesini isteyecek.

Türkiye, bu bildiride ayrıca, tazminatı ödeme niyetinin, Rum kesimini tanıdığı anlamına gelmediğini vurgulayacak.

Avrupa Konseyi'nin karar organı bakanlar komitesi, son beş yıl içinde Türkiye'nin AİHM kararını yerine getirmesini talep eden üç kararı kabul etmişti.

Türkiye'nin AİHM'nin Loizidu kararı gereği tazminat ödemeyi reddetmesi, Ankara ile Strasbourg arasında uzun zamandır diplomatik sorun yaratıyordu.

HURRIYET 22/10/2003

Kıbrıs: 'Statüko'nun son kalesi!



SIENA, TOSCANA
Büyük bir salonda, kocaman oturma düzeninde toplanmış elli küsur kişi. Avrupa Birliği ülkelerinden diplomatlar, akademisyenler, vakıf ve düşünce üretim kuruluşlarının üyeleri ve az sayıda gazeteciyle ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç ve AB Genel Sekreteri Büyükelçi Murat Sungar...
Konu, Türkiye - AB ilişkileri.
İtalyan Aspen Enstitüsü'yle Sabancı Üniversitesi'ndeki İstanbul Policy Centre'ın
ortaklaşa düzenledikleri yıllık AB - Türkiye Konferansı'nın üçüncüsü. Geçen yıl da katılmıştım. Açılış konuşmasını AB'den sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz yapmıştı.
Bir yılda değişen neydi?
Türkiye'ye bakış geçen yıldan bu yıla nasıl değişmişti? K
onferanstan ve kulis sohbetlerinden edindiğim izlenimler genel olarak şöyle özetlenebilir:
(1) Avrupa Birliği ile ilgili olarak Türkiye'ye karşı üslupta, dilde olumlu bir değişim dikkati çekiyor.
(2) Türkiye'nin AB üyeliği konusunda gerekli adımları ciddiy
etle atmaya başladığı ve işi sıkı tuttuğu genel kabul görmüş durumda.
(3) Yine soru soruyorlar, sorguluyorlar. Ama ilginç olan şu: Artık daha çok Türkiye'nin üyeliğini kendi aralarında tartışmaya başlamışlar. Çünkü "Türkiye bu işi yapamaz!" havası, özellik
le AKP hükümetinin atmış olduğu reformcu adımlarla dağılmaya yüz tutmuş.
(4) Türkiye nasıl olsa bu işi kıvıramaz rahatlığı, öyle gözüküyor ki, "Eyvah Türkiye geliyor, şimdi ne yapacağız?" tedirginliğine bırakmış durumda...
(5) 11 Eylül'le Irak Savaşı da Tü
rkiye'ye stratejik bakışta değişikliğe yol açmış. AB'nin Türkiye'yle birlikte Ortadoğu'da daha ağırlık kazanabileceği ya da Amerika'yı dengeleyebileceği görüşünün yaygınlaştığı söylenebilir.
Bir başka deyişle...
Bir zamanlar Türkiye'yle karmakarışık Ortadoğu'ya komşu olmaktan kaygı duyan AB'de bugün tam tersi bir yaklaşım su yüzüne vuruyor.
Bu açıdan, haziran ayında Ölüdeniz'de yapılan Dünya Ekonomik Forumu toplantısında AB'nin dış politikadan sorumlu bir numarası Solona'nın, Alman Dışişleri Bakanı Fischer'
in konuşmalarını anımsıyorum. Türkiye'yle birlikte Ortadoğu'ya komşu geleceklerini, bunun bölgede istikrara katkıda bulunacağını belirtmişlerdi.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Direktörü Verheugen'ın da aynı görüşü içeren konuşmaları oldu son aylarda...
İtalya
Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı G. Magri de konferansın açılışında farklı konuşmadı. "Türkiye Ortadoğu'da çok önemli bir kapıdır" dedi, Türkiye'nin oynayabileceği önemli bölgesel role dikkat çekti ve "Önyargıları aşmalıyız, Türkiye AB'ye üye olmalı" diye konuştu.
Kısaca şu söylenebilir:
AB kendini Türkiye fikrine alıştırmaya başlamış. En azından gelecek yıl sonunda Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten kaçınmasının çok güç olacağının artık farkında...
Peki her şey olup bitti mi?
"Tarih" çantada keklik mi?
Sanmı
yorum.
Konferansın akışında iki nokta apaçık ortaya çıkıyor:
Uygulama ve Kıbrıs...
Birincisinin çok fazla engel oluşturacağına ihtimal vermiyorum. Hükümetin uygulama işini sıkı tuttuğu ve tutacağı konusunda iyimser bir hava var.
Asıl sorun Kıbrıs olabilir.

Statüko Kıbrıs'ta direnecek!
Çünkü Türkiye'de değişime direnenlerin, Avrupa Birliği yoluna taş koymak isteyenlerin son kalesi, hiç kimsenin kuşkusu olmasın, Kıbrıs'tır.
Hükümette Kıbrıs'ı çözme kararlılığı var mı? Hükümetin Kıbrıs'la ilgili bir oyun planı
var mı? Kıbrıs'ta statüko nasıl direnebilir, bu direnç nasıl kırılabilir, bunları ne kadar düşünüyor AKP hükümeti?
Son kaleyi düşürmeye niyetliyse, çok fazla zamanı kalmadı.
HASAN CEMAL – MILLIYET 22/10/2003

Türkiye ve KKTC


Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün tutumlarına bakarsanız, "anavatan - yavru vatan" yaklaşımı, bu hükümet için geçmişte kalmış gibi görülüyor.
Başbakan Erdoğan, son olarak dün Kırgızistan'a uçarken, Denktaş'ın destek çağrısıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, "40 yıldır çözüm
bulamayanların, 11 aylık hükümetten bu sorunu çözmesini beklemesinler" anlamında bir yorum yaptı.
Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri, hükümetin, Denktaş'ı bir 'engel' gibi gördüğünün son kanıtı.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, neye engel görünüyor?
Annan planının
imzalanmasına...
Hükümet, bu planın imzalanmasını istiyor. Çünkü, bu imzanın atılması halinde Avrupa Birliği'nin 2004'te Türkiye'ye müzakere tarihi vereceğini düşünüyor.
Annan planı imzalanırsa, AB'nin Türkiye'ye tarih vermesinin garantisi var mı?
Ortada
bir garanti yok ama Erdoğan hükümeti, bunu en azından denemek istiyor. KKTC engelini ortadan kaldırmak ve tarih almak istiyor.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ı engel görmesi de bu yüzden. Tabii, Denktaş'ı sadece Erdoğan ve hükümeti engel olarak görmüyor. AB, Yunani
stan ve Kıbrıs Rum Yönetimi de engel olarak görüyor. Bu ortak görüşten hareketle de KKTC'de yapılacak seçimleri muhalefetin kazanması için büyük çaba gösteriliyor. AB destekli kampanyalar yürütülüyor. Ankara'da hükümet de, KKTC muhalefetinin desteklenmesinden memnun, seyrediyor. Hükümetin "umudu" da, KKTC seçimlerini muhalefetin kazanması ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşmecilik yetkisinin alınması. Yeni iktidarın belirleyeceği yeni görüşmecinin de Annan planını imzalaması. Bu gerçekleştiğinde de AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermesi.
Kuşku yok ki, hükümetin, ABD'nin, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu beklentisi gerçekleşir ve KKTC başka bir görüşmeci tayin ederse, Cumhurbaşkanı Denktaş, o koltukta oturmayı içine sindiremeyecektir.
KKTC'nin tarihi
tazedir. Kıbrıs Barış Harekatı'nın niye yapıldığı, KKTC'nin nasıl oluştuğu ve nasıl korunduğu henüz belleklerden silinmiş değildir.
Türkiye'nin ve KKTC'nin kaygılarını gidermeden, haklarını teslim etmeden, güvenliğini garanti altına almadan, atılacak bir
imzayla bu davayı sonlamak, hafif sayılacak bir sorumluluk değil. Karşılığında AB'den müzakere tarihi yerine, "nasihat" almak da mümkün. 2004'te, AB, Türkiye'ye, "iyi gidiyorsunuz ha gayret, tarihe sonra bakarız" yanıtı verirse, ne Türkiye'nin sorunu çözülmüş olur, ne de KKTC'nin...

FIKRET BILA – MILLIYET 22/10/2003

Derin devlette görüşler farklı

**************************

Denktaş, AB'ye karşı kendini siper ediyor

AB'ye karşı Kıbrıs'ın ne büyük bir engel olduğunu en iyi bilen kişi Rauf Denktaş'tır. Kıbrıs'ta çözümü engellerse, Türkiye'nin AB dosyasının kapanacağını böylece Kıbrıs konusundaki baskıların da azalacağını hesaplıyor. Bu sayede KKTC'sindeki mutlu hayatını sürdüreceğine inanıyor. Bundan dolayı da kahramanca savaşıyor. Kendini siper ediyor. Seçimleri kendinden yana partilerin kazanması için herşeyi yapıyor. Elindeki son kozları oynuyor.
Çocuklarımızın geleceğine ipotek koyduğunun ya farkında değil veya bilinçli şekilde, 70 milyonun önünü kapatıyor

MEHMET ALI BIRAND 22/10/2003

ABD'nin KKTC endişesi

ABD Dışişleri Bakanlığı, KKTC seçimleriyle ilgili iddialardan endişeli. Dışişleri Sözcüsü: 'Seçimler adil ve özgür olmalı'


ABD Dışişleri Bakanlığı, KKTC'de aralıkta yapılacak seçimde kullanılacak milletvekili seçmen listelerinde düzensizlik olduğu yolundaki haberlerden "endişe duyduğunu" açıkladı,. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, "Seçmen yeterliliği şüpheli kişilerin listelere dahil edilmesi gibi, basında seçmen listelerinde yaşanan bazı muhtemel düzensizliklere ilişkin haberler yer alıyor.
Bunlar bizi endişelendiriyor" dedi. Ereli, KKTC seçimlerinin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını kolaylaştıracağını umduklarını belirterek şunları söyledi: "Seçimleri, KKTC halkının, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerdiği çözüm ve AB'ye üyelik konularında görüşlerini açıklayabilmesi için çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz,. Seçimler Annan planına yönelik referandum olacaktır. Seçimlerin tamamen adil ve özgür, Kıbrıs Türk halkının, kendi toplumlarının müzakerecisini seçme arzusunu yansıtmasını umuyoruz."
ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston da seçimlerde Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesinin ortaya konulması için Avrupalı objektif gözlemciler bulunmasının önemli olduğunu belirterek "Anlaşma sağlandığı takdirde, müzakerelerde Annan Planı'nda her
türlü değişiklik yapılabilir, Mayıs'a kadar sorun çözüme kavuşturulabilir" dedi.

ABD'ye gözlemci izni
KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise, ABD'nin KKTC'deki seçimlere müdahalesini durdurmasını istedi. "Türkiye'nin hiçbir müdahalesi yoktur" diyen Denktaş, ABD'lilerin seçimlere gözlemci gönderebileceklerini belirtti. Denktaş, Annan Planı'nın var olduğu şekliyle müzakere edilmesinin mümkün olmadığını da söyledi.
MILLIYET 22/10/2003

Denktaş Washington'a öfkeli

22/10/2003 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, adaya gelecek olan ABD Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'la görüşmeme kararı aldı. Denktaş, "Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri
dinlemekte bir yarar yoktur. Zaten Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi
hedef olarak halkımıza göstermek
tedir" dedi.
KKTC lideri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la tutuştuğu polemiğin üslubunu ise yumuşattı. Haklarını koruduklarını ve korumaya devam edeceklerini söyleyen Denktaş, "Bu bizim için görevdir. Bunları halkımız koruyor, benimsemiştir, Allah razı ol
sun. Aynı zamanda Anavatan'ın da Başbakanı, 'Kıbrıs meselesi gerçekler üzerine
halledilebilir' diyor. Bu gerçekleri de; 'iki halk var, iki demokrasi var ve
Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi gereklidir' diye sıralıyor" dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı is
e, Kuzey Kıbrıs'ta aralık ayında yapılacak seçimlerinin sonucunu
önceden tahmin etmeye çalışmadıklarını, Weston'ın da böyle bir niyeti
olmadığını söylerken, "Weston, seçimlerin tam demokratik olması umudunu ifade
etti" açıklaması yaptı.


ABD: Hükümet Kıbrıs'ta samimi

Murat Yetkin

Weston: Hükümet çözüme gitmenin yolunun Annan Planı'ndan geçtiğine inanıyor

22/10/2003 RADIKAL

ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, "Annan Planı'nın her yeri değiştirilebilir" diyor. Devam ediyor: "İki tarafın anlaşmasına bağlı olarak her yeri değiştirilebilir. Gerçi iki tarafın görüş ayrılıklarının keskinliği buna ne kadar izin verir bilmiyorum ama, bu mümkün. Yeter ki görüşmeler başlasın."
Ankara'da hükümet yetkilileriy
le yürüttüğü temaslar ardından Radikal Ankara Bürosu'nu ziyaret eden Weston'ın bu sözleri daha iki saat önce konuştuğum üst düzey bir devlet görevlisinin şu sözleriyle örtüşüyor:
"Annan Planı ile başlamak gerekiyor. Annan Planı'yla bir başlayalım, belki G
eorge, belki Ahmet Planı'yla bitiririz". Görevlinin bu sözleri, Kıbrıs konusunda Ankara'nın niyetinden kuşku duyanlarda 'Önce Annan Planı'nı tartışmayız diyorlardı, şimdi de Annan Planı'nda anlaşamadık diye çözümü öldürmek istiyorlar' yorumuna neden oluyor.
Oysa Weston böyle düşünmüyor: "Türk hükümetinin 1 Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs'ta çözüm bulunması isteğinde samimi olduğuna inanıyorum. Hükümetin çözüme gitmenin tek yolunun da Annan Planı'ndan geçtiğini anladığına inanıyorum."
Peki ABD Temsilcisi, Genel
kurmay Başkanı Özkök'ün Yunanistan'daki Eleftrotipia gazetesinde yer alan ve "Annan Planı üzerine beş itirazımızı belirttik" diyen, ancak planı Denktaş kadar kökten reddetmeyen sözleri konusunda ne düşünüyordu?
Weston, "O röportajda" diye söze başlıyor; "
En çok dikkatimizi çeken bölüm, doğrusu Kıbrıs konusunda söylediklerinden çok, Avrupa Birliği konusunda söyledikleri oldu. Türk ordusunun en yetkili ağzından Türkiye'nin AB hedeflerine bağlılığının bu kadar net ifade edilmesini önemsiyoruz."
Çünkü Türkiye
'nin AB üyeliği ile Kıbrıs'ta çözümün birbirinden bağımsız olduğu yolundaki görüşlere karşın, Weston ikisinin doğrudan bağlantılı olduğunu söylüyor: "Kıbrıs'ta çözüm doğrultusunda gelişme olmaksızın Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerinin başlaması zor görünüyor. Tersine, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması, ya da tarih verilmesi de Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırır. Ancak tarih verilmesi için AB mevzuatına göre en yakın takvim 2004 Aralık . Oysa 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs'ın (Rum hükümeti-MY) AB üyeliği kesinleşiyor. Türkiye birdenbire kendisini üye olmak istediği birliğin üyesini tanımayan bir ülke konumunda bulabilir."
Weston'un söylemediği bir konu da öyle bir durumda Türkiye'nin adadaki askerinin bir anda AB toprağında işgalci güç konumuna düşeceği iddi
ası.
Weston, Ankara'nın en büyük korkusunun 'Kıbrıs'ı verirsek, ama AB'ye almazlarsa' olduğunu biliyor. Hatta görüşmelerinden birinde bu korku kendisine aynen bu kelimelerle ifade edilmiş. Amerikalı diplomat, "Ama" diyor, "Türkiye'nin güvenlik endişelerin
e cevap verecek düzenlemeler mevcut halinde de var. Hatta Türkiye'nin AB'ye tam üye oluncaya dek adada asker bulundurması da öngörülüyor."
Başa dönüyoruz: "Planda her şey müzakereye açık. Müzakereciler her konunun değiştirilmesini talep edebilir. Ama ilk
adım BM Genel Sekreteri'ne Kıbrıs'ta çözüm için sunduğu planı görüşmeye hazır olunduğunun resmen söylenmesi. Süreç böyle başlayacak." ABD Kıbrıs Temsilcisi, bu nedenle KKTC'deki seçimlerin bir dönüm noktası olduğu görüşünde. Annan Planı üzerinde hemen görüşmelere başlanmasını ve referanduma gidilmesini savunun üçlü muhalefet bloğunun kazanmasının çözümü kolaylaştıracağını söylüyor. Hatta önümüzdeki günlerde bir düşünce kulübü tarafından Washington'a davet edileceği söylenen CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın talep etmesi halinde ABD Dışişleri yetkilileriyle görüştürülebileceğini söylüyor. "Bunun KKTC seçimlerine dışarıdan müdahale sayılıp sayılmayacağı" sorumuza, "Sayılmaz, çünkü zaten her zaman bütün taraflarla görüşüyoruz" yanıtını veriyor.
Peki ya Türk tarafı görüşmelere hazır olduğunu açıklar da, her halükârda 1 Mayıs'ta AB üyeliğini garantileyen Rumlar bunu reddederse ne olacak?
Bu sorunun ikna edici bir yanıtı yok.

Kıbrıs kavgası kızıştı

Rauf Denktaş: Ankara desteğini net olarak göstermeli.Tayyip Erdoğan: Bu işi 40 yıldır çözemeyenler 11 aylık hükümetten çözüm beklememeli

22/10/2003 RADIKAL

ANKARA/BİŞKEK - Kıbrıs sorununun Rum Yönetimi'nin tek başına AB üyesi olacağı 1 Mayıs 2004 öncesi çözümünde kilit önem taşıyan KKTC genel seçimi için geri sayım başlarken, Ankara-Lefkoşa hattında sular ısınıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, 14 Aralık seçimi sonrası adanın kuzeyinde yeni bir yönetim olursa Kıbrıs konusunun farklılık kazanabileceğini söyleyerek, çözüm ve AB yanlısı muhalefete 'göz kırpması' KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la yeni polemik başlattı.
Denktaş önceki akşam Harp Akademileri Komutanlığı'nda verdiği konferansta,
"Ankara'nın desteğini daha net göstermesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Bu sözlere Erdoğan'dan yanıt gelme
kte gecikmedi: "BM Planı'nı sürekli reddetmek bu işin çözümü değil."

'Yapılması gerekenleri yaptık'
Başbakan, dün Kırgızistan yolunda uçakta yaptığı açıklamada, KKTC liderinin sözleri hatırlatılınca şöyle konuştu: "Türkiye olarak gelmiş geçmiş yönetimlerden farklı olarak yapılması gereken her şeyi yaptık. Ne derece kararlı bir tutum içinde olduğumuzu, bütün AB ve Kıbrıs ile ilgili ülkeler çok iyi biliyor. Ve bizden gerekli her türlü cevabı alıyorlar. Bu işi 40 yıldır çözememiş olanlar var. 11 aylık hüküme
tten 'Bu işi çözsünler' gibi bir şeyin içine girerlerse, insaflı olmaz. Bu hükümet, garantör bir ülke olarak yapması gerekeni yapacaktır. KKTC yönetimi de üzerine düşeni yapacaktır."
Erdoğan, çözüm iddiasından vazgeçip vazgeçmediği sorusunu yanıtlarken de
, Denktaş'ın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planına kesinkes karşı çıkmamasına tavır aldı: "Hayır, biz aynı noktadayız. Biz hep çözümden yanayız. Ve Annan Planı'nı sürekli olarak reddetmek bu işin çözümü değildir." Başbakan, geçen haftaki Brüksel ziyareti sonrası Türkiye'nin olmazsa olmaz amacının çözümsüzlüğü ortadan kaldırmak olduğunu belirterek,
"Aralık sonrası ortaya çıkacak Kıbrıs'taki yeni yönetim profiliyle neler yapılabileceği konusu farklılık kazanabilir" demişti.
KKTC lideri ise askerler
e verdiği konferansta, Annan Planı'nın Kıbrıs Türklerini yok edeceğini ve Türkiye'yi Kıbrıs'tan koparacağını iddia ederek, "Annan Planı'nın her yönünü, her şeyini yeniden görüşmek gerektiği savunulmalı. Bu hususta hiçbir taviz verilmeyeceği kararlılığı gösterilmeli" dedi. Rum Ulusal Konseyi'nin kararlarında 'tek egemenlik, tek devlet, tüm göçmenlerin mallarına dönmesi, tüm Türk askerlerinin gönderilmesi, Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılması' bulunduğunu anlatan KKTC lideri "Tüm bunlara rağmen Annan Planı çerçevesinde görüşmelere devam edilebileceği söyleniyor" diyerek sitem etti.
Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyeliğine engel olduğu tezini sürekli ortaya koyanlara Ankara'nın teslim olmaması gerektiğini de söyleyen Denktaş,
"Türkiye teslim olsa, aynı taraflar
başka engeller bulur" ifadelerini kullandı. Denktaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök dahil emekli komutanlarla görüştükten sonra Ankara'ya geçti. (Radikal, aa)

ANNAN PLANINI CIDDIYA AL!!

Erdoğan'dan Denktaş'a mesaj: DENKTAŞ'A SERT MESAJ:Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Annan Planı konusunda Cumhurbaşkanı Denktaş ile farklı görüşte olduğunu bir kez daha vurguladı. Sürekli olarak Annan Planı'nı reddetmenin doğru bir tavır olmadığını kaydeden Erdoğan, 'Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nı ciddiye almalıdır' dedi

GEREKEN YERLER KARARLILIĞIMIZI BİLİYOR:Erdoğan: Türkiye, garantör devlet olarak Kıbrıs'ta yapması gerekenleri yapacak. Kıbrıs sorununda çözümden yanayız ve Annan Planı'nı sürekli reddetmek çözüm değildir. Kıbrıs sorununu çözme konusunda ne derece kararlı bir tutum içinde olduğumuzu, bütün AB ve Kıbrıs ile ilgili ülkeler çok iyi biliyor. Ve bizden bu konuda gerekli her türlü cevabı alıyorlar

40 YILDIR ÇÖZEMEDİLER:'Kıbrıs sorununu 40 yıldır çözememiş olanlar var. 11 aylık hükümetten 'bu işi çözsünler' gibi bir şeyin içine girerlerse, bu pek insaflı yaklaşım olmaz. Bu hükümet, şu anda garantör bir ülke olarak yapması gerekeni yapacaktır. Kuzey Kıbrıs yönetimi de üzerine düşeni yapacaktır'

YAPILMASI GEREKENİ YAPIYORUZ:Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, 'Ankara'nın desteğini daha net göstermesi gerekiyor' şeklindeki açıklamasının anımsatılması üzerine Erdoğan, bu konuda Türkiye olarak gelmiş geçmiş yönetimlerden farklı olarak yapılması gereken her şeyi yaptıklarını söyledi. Erdoğan, Kıbrıs konusunda en ideal olanı bugüne kadar yaptıklarını ve gerçekleştirdiklerini bildirdi

KIBRIS 22/10/2003

İngiltere'nin Avrupa Bakanı Denis MacShane, parlamentoda bir soruya verdiği yazılı yanıtta, Kıbrıs'la ilgili yoğun temaslarda bulunduklarını belirtti: İngiltere, Annan Planı temelinde çözüm için çalışıyor

İngiltere'nin Avrupa Bakanı Denis MacShane, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Annan Planı temelinde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için Türk, Yunan, Kıbrıs ve ABD hükümetleriyle temaslar yaptıklarını belirtti.İngiltere'nin Avrupa Bakanı Denis MacShane, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Annan Planı temelinde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için Türk, Yunan, Kıbrıs ve ABD hükümetleriyle temaslar yaptıklarını belirtti.Bakan MacSahne, milletvekili Angus Robertson tarafından parlamentoda Dışişleri Bakanı Jack Straw ve bakanlık yetkililerine yöneltilen sorulara yazılı yanıt verdi.MacShane, adadaki gelişmelerin, Avrupa Komisyonu ve AB ortaklarıyla aylık Güney Doğu Avrupa Çalışma Grubu toplantılarında konuşulduğunu aktardı. (Emine DAVUT YİTMEN -LONDRA)

KIBRIS 22/10/2003

14 Aralık'ta yapılacak parlamento seçimine büyük ilgi gösteren ABD yönetimi, Cumhurbaşkanı Denktaş'a karşı tutumunu sertleştiriyor: ABD: Kıbrıs'ta seçimler, çözüm ve AB için referandum niteliği taşıyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ülkemizde 14 Aralık'ta yapılacak parlamento seçiminin, Kıbrıs'ta çözüm ve Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği (AB) üyeliği konularında referandum niteliği taşıyacağını belirtti.'Seçim sonuçları Kıbrıs Türk tarafının görüşmecisinin belirlenmesine yansımalı' diyen ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, seçmen listelerinde yolsuzluk haberlerinden de kaygı duyduklarını söyledi. KKTC'de 14 Aralık'ta yapılacak parlamento seçimine büyük ilgi gösteren ABD yönetimi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a karşı tutumunu da sertleştiriyor.ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli'nin son Kıbrıs açıklaması, içinde bir defa bile Denktaş sözü geçmemesine karşın, Denktaş'ı hedef alıyordu

KIBRIS 22/10/2003

Plan mevcut haliyle müzakere edilemez

Serdar Denktaş, ABD’nin KKTC’deki seçimlere sürdürdüğü müdahaleyi durdurması gerektiğini ifade etti

DP Genel Başkanı Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, ABD’nin KKTC’deki seçimlere sürdürdüğü müdahaleyi durdurması gerektiğini belirtti.

Serdar Denktaş, yaptığı yazılı açıklamada, ABD’nin KKTC’deki seçimlere sürdürdüğü müdahaleyi durdurması gerektiğine işaret ederek şunları söyledi:

“Bu dış müdahaleleri örtbas edebilmek için maalesef ‘Türkiye müdahale ediyor’ diye sürekli propaganda yapılıyor. Türkiye buradaki seçimlerin adil, şeffaf ve demokratik bir ortamda gerçekleşmesi için uğraş vermektedir. Bunun dışında da hiçbir müdahalesi yoktur.”

Amerikan yetkililerinin seçimlere gözlemci gönderme istemesi konusuna da değinen Denktaş, “Söyledikleri gibi eğer gözlemci göndermek istiyorlarsa buyursunlar, hiçbir çekincemiz ve sakınca yoktur" dedi.

ABD yetkililerinin seçim listelerinden ötürü endişe duydukları yönündeki açıklamalara da değinen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, son 6 ayda onaylanan vatandaşlık sayısının 2 bin 500, fiilen uygulamaya geçenlerin sayısının ise bin civarında olduğunu belirtti.

Serdar Denktaş, Annan Planı’nın görüşülüp görüşülmemesi noktasında olmadıklarını da kaydederek, “Herhangi bir çözümün 3 ana noktayı içermesini istiyoruz. Biri Kıbrıs Türk halkının egemenliği, ikincisi iki kesimlilik, üçüncüsü de Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamıdır” dedi.

Annan Planı’nın varolduğu şekliyle müzakere edilmesinin mümkün olmadığını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planla ilgili koyduğu kısıtlamaları kaldırması halinde planın müzakere edilebileceğini ifade eden Serdar Denktaş, planın adının değil içeriğinin önemli olduğunu söyledi.

HALKIN SESI 22/10/2003

Baykal: Annan planı Türkiye için tuzak

‘Kıbrıs’ta barış şu anda var olan fiili durumun üzerine inşa edilsin..’

Türkiye’deki ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Deniz Baykal, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından ortaya konulan Kıbrıs Planı’nı “Türkiye için bir tuzak olarak” niteledi.

Deniz Baykal, Yunanistan eski başbakanlarından Konstantin Mitsodakis’in Annan Planı’nı değerlendirirken “10 yıl sonra Kıbrıs Rum adası olur” dediğine dikkati çekti ve “Ben de aynı görüşteyim” diye konuştu.

Deniz Baykal bir soru üzerine Kıbrıs konusundaki gelişmelere değindi ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak Annan Planı’na itirazları bulunduğunu anımsatarak, “Kıbrıs’ta barış istiyoruz ama biz diyoruz ki barış şu anda var olan fiili durumun üzerine inşa edilsin. Bugünkü durumu değiştirmeyi, bozmayı, çarpıtmayı amaçlayan modeller ortaya atılmasın” dedi.

Kıbrıs’ta var olan durumu anlatırken “iki bölgeliliğe, iki halklılığa” işaret eden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzey’de ve Güney’de kalan mallar konusu tazminatlarla halledilebilir. Bu ayrı bir iş. Ama Annan Planı 60 bin Rum’un Kuzey Kıbrıs’a yerleşmesini öngörüyor. Yani Kuzey’deki toplum homojen bir toplum olmaktan çıkacak ve Türk-Yunan toplumu haline dönüşecek. Güney’de ise Rumlar homojen olarak yaşamaya devam edecek. Bunun üzerine bir siyasi yapılanma tasavvur ediliyor. Oysa böylesi bir durumda siyasi eşitlik Kuzey’de Rum olacağı için göstermelik olur.”

Deniz Baykal, Yunanistan eski başbakanlarından Konstantin Mitsodakis’in Annan Planı’nı değerlendirirken “10 yıl sonra Kıbrıs Rum adası olur” dediğine dikkat çekti ve “Ben de aynı görüşteyim. Konuştuğum yabancı uzmanlardan, elçilerden hiç birisi bana ‘hayır bu doğru değil’ diyemedi” diye konuştu.

Herkesin Türkiye’ye Kıbrıs’ı çözerek Avrupa Birliği’ne yönelmesini söylediğine de işaret eden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Baykal, Helsinki kriterleri arasında Kıbrıs’ın olmadığını, Türkiye’ye karşı bir havuç-sopa politikası uygulanmasını asla kabullenemeyeceklerini söyledi.

Baykal, birinci Annan Planı’ndan sonra yapılan tüm değişikliklerin aslında “birer makyaj” olduğunu da vurguladı ve “Özde bir değişiklik yok. Annan Planı Türkiye için bir tuzak” dedi.

Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides’in planı hazırlanmadan gördüklerini ve Rum tarafı lehine değiştirdiklerini söylediğini anımsatan Baykal, bu nedenle planı “Annan-Klerides planı” olarak nitelediğini belirtti.

HALKIN SESI 22/10/2003

Barışçıl yollarla çözüm arıyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Atina’yı ziyaret etti...

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün Doğu Akdeniz’de yeni bir süreci başlatacağını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül Atina’da yaptığı açıklamada , her iki ülkede arzu ve istek olduktan sonra ilişkilerde yapılamayacak hiçbir şey olmadığını söyledi.

Gül, Atina’da, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile düzenlediği basın toplantısında, “Ege’nin her iki yakasındaki ülkeler şunun bilinci içindedir ki, barışçıl yollarla sorunlarını çözeceklerdir. Arzu ve istek olduktan sonra yapılamayacak hiçbir şey yoktur” dedi.

Her iki ülkenin de kararlılığının açık ve ortada olduğunu belirten Gül, halkların, Ege’nin barış denizi haline getirilmesi, karşılıklı ilişkilerin geliştirmesi ve iki ülke insanlarına menfaatler getirmek yönündeki arzularının hükümetleri de cesaretlendirdiğini ifade etti.

Gül, 2000’den bu yana iki ülke ilişkilerinde epey mesafe alındığını, temasların arttığını belirterek, bunları aynı şekilde sürdürmeye davam edeceklerini söyledi. Gül, Yunanistan’daki temaslarında bu ilişkilerin bir değerlendirmesini yapacaklarını kaydetti.

İki ülke arasında kısa sürede 20’ye yakın anlaşma imzalandığını ve büyük çoğunluğunun da şu anda uygulandığına dikkati çeken Gül, iki ülke arasında ekonomi ve turizm alanında da büyük atılımlar yapıldığını kaydetti.

Papandreu: "Yeni bir sayfa açtık”

Papandreu da yaptığı açıklamada, Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir sayfa açtıklarını belirterek, bu ziyaretin Gül’ün Dışişleri Bakanı olarak ilk resmi ziyareti olduğuna işaret etti.

İki ülke arasında son yıllarda artan temasların, kararlılık politikalarının bir sonucu olduğunu belirten Papandreu, iki ülkenin son 40 yıla göre çok büyük adımlar attığını kaydetti.

Papandreu, “Adım adım aramızdaki güveni artırdık ve birçok anlaşma imzaladık. İki ülke halklarının karşılıklı barış ve refah içinde yaşamalarının temellerini atmak zorundayız. İkili ilişkilerimiz, adım adım bazı sorunları aşmayı ve iki ülke arasında daha büyük sorunlar olmasını engellemeyi sağlıyor” diye konuştu.

Papandreu, bugün Gül ile yapacakları görüşmelerde Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin AB üyelik süreci ve Türk-Yunan ilişkileri konularını ele alma fırsatı bulacaklarını kaydetti.

Papandreu, ikili ve bölgesel işbirliği ile Irak sorununu da konuşacaklarını belirterek, 2004 Atina Olimpiyatları öncesinde yapılabilecek işbirliğini de değerlendireceklerini kaydetti.

Gül: “Kıbrıs’ta bir çözüm yeni bir süreç başlatacak”

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün Doğu Akdeniz’de yeni bir süreci başlatacağını söyledi.

Gül’ün Atina’da yayımlanan To Vima gazetesinde “Türkiye ile Yunanistan neler başardı?” başlıklı yazısında, Kıbrıs konusuna da değinerek, “Kıbrıs konusunda her iki tarafın da kabul edeceği adil ve kalıcı bir çözümün, doğu Akdeniz bölgesindeki işbirliğini yeni bir sürece sokabileceğini” belirterek, “Böylece Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs bütünleşmiş bir Avrupa içinde işbirliği havzası oluşturacaktır. Böyle bir işbirliği Avrupa’da istikrar yaratacak ve Doğu Akdeniz’de güvenlik ve refahın temelleri atacaktır” dedi.

Gül, yazısında “Türkiye’nin, Yunanistan’la ikili ilişkilerin yeni bir döneme girmesi için gerekli siyasi iradeye sahip olduğunu” bildirdi.

Gül, dün başlayan Atina ziyaretinin, “iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde yeni bir adım oluşturduğunu” belirtti.

YENIDUZEN 22/10/2003

Sert tartışma!

Erdoğan ile Denktaş arasında

Cuhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki Annan planı tartışması devam ediyor. Gün geçtikçe gerginleşen açıklamalar dün de sürdü TC Başbaka Erdoğan Kıbrıs sorununun çözümü için hazırlanan Annan planını sürekli reddetmenin olamayacağını belirterek, “Sayın Denktaş Annan planını ciddiye almalıdır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise dün , Geçitkale Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, “Açıkçası Annan Planı’nda dolaylı Enosis anlamına gelmektedir” diyerk Erdoğan’a cevap verdi.

Erdoğan: Denktaş Annan planını ciddiye almalı

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümü için hazırlanan Annan planını sürekli reddetmenin olamayacağını belirterek, “Sayın Denktaş Annan planını ciddiye almalıdır” dedi.

Resmi bir ziyaret için Kırgızistan'a giden Başbakan Erdoğan, uçakta gazetecilerle çeşitli konularda sohbet etti ve soruları yanıtladı.

Kıbrıs sorununa değinen Başbakan Erdoğan, 40 yıldır çözülememiş bir sorunu 11 aylık AKP iktidarının çözmesinin beklenemeyeceğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, "Sürekli Annan planını reddetmekle olmaz. Sayın Denktaş Annan planını ciddiye almalıdır. Türkiye garantör devlet olarak Kıbrıs'ta yapması gerekenleri yapacaktır" ifadesini kullandı.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Harp Akdemileri Komutanlığı’nın davetlisi olarak gittiği İstanbul’da verdiği konferansın ardından önceki akşam saat 11.00’de Kuzey Kıbrıs’a döndü.

Denktaş: “Annan Planı’nda dolaylı Enosis anlamına gelir"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Geçitkale Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, Harp Akademileri’nde “Anan Planı Rum ve Yunan İkilisi Açısından Ne Anlama Gelmektedir” konulu bir konferans verdiğini söyledi.

“Açıkçası Annan Planı’nda dolaylı Enosis anlamına gelmektedir. Türk halkının adadan tamamen sökülmesi yeniden ekilememesi, ekildiği takdirde yeniden kök salamaması anlamına gelmektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’tan elini ayağını çekmesi anlamına gelmektedir. Bir müşterek Anayasa altında Rum hegomanyasına boyun eğmemiz anlamına gelmektedir” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş konferansında bunları izah ettiğini ve büyük bir dikkatle dinlendiğini vurguladı.

Genç subayların büyük bir heyecanla Kıbrıs meselesine eğildiklerini, Akademide Kıbrıs meselesini enine boyuna tartışmakta olduklarını gördüğüne de işaret eden Denktaş, “Hakikaten görmüş olduğum hava çok canlı, çok ilgili bir havaydı. Çok memnun olarak adaya dönüyorum” dedi.

Türkiye Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’le yarım saat kadar başbaşa görüşme imkanı bulduğunu, bunun yanında emekli genel kurmay başkanları ve Kıbrıs’ta görev yapmış komutanların da orada bulunduğuna işaret eden Denktaş, hepsinden Kıbrıs’a selamlar getirdiğini belirtti.

Kıbrıs’ta görev yapmış konutanların endişesi bulunmadığını hepsinin de “Biz Kıbrıs Türklerini biliyoruz onlar yanlış yapmaz” dediklerine dikkati çeken Denktaş kendisinin de, yanlış yapmayacaklarına dair onlara söz verdiğini vurguladı.

YENIDUZEN 22/10/2003

Denktaş: "Weston ölçüyü iyice kaçırdı"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile görüşmeyeceğini belirterek, ''Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte bir yarar yoktur. Zaten Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir'' dedi.

Denktaş, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nde konferans vermek ve doktora unvanı almak üzere Ankara'ya hareketinden önce Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, ziyaretin Anadolu'nun Kıbrıs'a ilgisini ve heyacanını gösterdiğini ifade ederek, ziyaretlerden güç alarak döndüğünü kaydetti.

Denktaş, bu akşam adaya gelmesi beklenen Weston'un kendisiyle görüşme talebinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, Weston'un görüşme talebinde bulunduğunu ve kendisine adada olmayacağının duyurulduğunu bidirdi.

''Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte bir yarar yoktur'' diyen Denktaş, şöyle konuştu:

''Zaten Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir. Engelleyen bizmişiz diye. Halbuki Kıbrıs meselesinin hallini engelleyen 1989'da Rum Ulusal Konseyi'nin almış olduğu karardır. O kararı herkes bir kez daha okusun, Sayın Weston'a da okutsun. Ve 'Rum siyasi liderliği bu karara bağlı iken siz bir uzlaşmayı nasıl bekliyorsunuz?' diye sorsun. İkinci soru; Sayın Weston Kıbrıs'ta bir halk mı görüyor, iki halk mı görüyor, bir devlet mi görüyor, iki devlet mi görüyor, bir demokrasi mi görüyor, iki demokrasi mi görüyor? Evvela bunu anlayalım.''

13:30

Milliyet satış görüşmesi iddiasını yalanladı

Milliyet Gazetecilik A.Ş., şirket hisselerinin el değiştirmesi hakkında görüşmeler yapıldığına ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

ZAMAN 22/10/2003

ABD: KKTC seçimi referandum gibi

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimde kullanılacak milletvekili seçmen listelerinde düzensizlik olduğu yolundaki haberlerden endişe duyduğu bildirildi.

Seçimlerin, Annan Planı’na yönelik bir ‘referandum’ olacağını savunan Dışişleri sözcülerinden Adam Ereli, “Seçimlerin tamamen özgür ve adil olmasını, Kıbrıs Türk halkının, kendi toplumlarının müzakerecisini seçme arzusunu yansıtmasını umuyoruz.” dedi. Seçimlerin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını kolaylaştıracağını umduklarını belirten Ereli, seçimleri, KKTC halkının, Annan Planı ve AB’ye üyelik konularında görüşlerini açıklayabilmesi açısından ‘çok önemli fırsat’ olarak değerlendirdi.

Ankara’da temaslarda bulunan ABD’nin Kıbrıs Temsilcisi Thomas Weston’a ise “Çözüm bulunmazsa, ABD ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz çıkarları zedelenebilir.” mesajı verildi. Weston ise "serbest ve adil seçim" için gözlemci istediklerini belirtti. Washington, Ankara; aa, Zaman

22.10.2003

Rum itirafı: Kara para aklama cenneti olduk

AB üyeliğine Mayıs 2004’te resmen kabul edilecek Kıbrıs Rum Kesimi’nde uyuşturucu, kumar ve diğer yasadışı işlerin ekonomide meydana getirdiği para kaybının ve kara para miktarının 500 milyon Kıbrıs Lirası (KL) (yaklaşık 1 milyar dolar) olduğu belirtildi. Politis gazetesinin haberine göre, söz konusu rakam, komünist parti AKEL’in Ekonomik Araştırmalar Bürosu’nun yaptığı bir çalışmada ortaya çıktı.

Araştırma sonuçlarına göre, kaçak ekonominin yüzde 50’sini uyuşturucu, fuhuş, kumar, sigara kaçakçılığı ve yasadışı dersaneler oluşturuyor. Araştırmada kaçak ekonomi, “Gayri resmi ekonomi (138,4 milyon KL)”, “Kayıt dışı ekonomi (126 milyon KL)” ve “Yasadışı ekonomi (221,6 milyon KL)” ana başlıkları altında toplandı. Yasadışı ekonomi olarak adlandırılan grupta 136 milyon KL ile uyuşturucu ticareti başı çekerken, daha sonraki sıraları 40 milyon KL ile fuhuş, 20 milyon KL ile yasadışı dersaneler, 18 milyon KL ile kumar ve 9,2 milyon KL ile sigara kaçakçılığı aldı. Lefkoşa, aa

ZAMAN 22/10/2003

 

Denktaş: Weston ölçüyü kaçırdı KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’ı Ankara temaslarında yaptığı değerlendirmeler nedeniyle eleştirdi.

22 Ekim 2003— NTV-Denktaş, “Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir” dedi.

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston’un Ankara temasları sırasında, KKTC’de yapılacak seçimin Kıbrıs Türk halkının siyasi isteklerini ortaya koyması açısından çok önemli olduğu ve seçimlerde baskı yapılmasından endişe ettiği açıklamaları KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın eleştirilerine hedef oldu.


Denktaş, “Zaten Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi hedef olarak halkımıza göstermektedir. Engelleyen bizmişiz diye. Halbuki Kıbrıs meselesinin hallini engelleyen 1989’da Rum Ulusal Konseyi’nin almış olduğu karardır. O kararı herkes bir kez daha okusun, Sayın Weston’a da okutsun” açıklamasını yaptı.
KKTC Cumhurbaşkanı eleştirilerini “40 yıldır bu mesele halledilmemişse ABD’nin, İngiltere’nin ve diğerlerinin, eli kanlı Makarios’u, Kıbrıs’ın Miloşeviçini meşru
Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmelerindendir” sözleriyle sürdürdü.
Denktaş, bu akşam Lefkoşa’ya gidecek ABD özel temsilcisiyle kendisinin görüşmeyeceğini, KKTC’nin görüşlerini müsteşarı Ergun Olgun’un aktaracağını söyledi.

Weston: Seçimler Kıbrıs’ın geleceğini belirleyecek

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, KKTC’de yapılacak seçimin Kıbrıs Türk halkının siyasi isteklerini ortaya koyması açısından çok önemli olduğunu söyledi.

Ankara
NTV

21 Ekim 2003— NTV-Weston, “Karşılıklı anlaşma sağlandığı takdirde, müzakerelerde Annan Planı’nda her türlü değişiklik yapılabilir” dedi

ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), Aralık ayında yapılacak seçimlerin, Kıbrıs Türklerinin gelecekleriyle ilgili iradelerini göstermeleri için bir fırsat olacağını söyledi.
NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Weston, seçimlerin ardından, Annan Planı temelinde müzakere masasına dönülmesinin daha kolay olabileceğini belirterek şöyle konuştu:
“Birçok Kıbrıslı Türk siyasi lider, Avrupa Birliği’ne girişe, Annan Planı temelinde müzakerelere ve referanduma verdikleri güçlü desteği ifade ettiler. Ortaya konulan bu görüş, şimdiye kadar, çok sayıda Kıbrıs Türkü tarafında
n da paylaşıldı. Kimse, seçimlerden çıkacak sonucu önceden tahmin edemez. Fakat, liderliği üstlenecek olan, Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu görüşleri hesaba katmalı. Bu da, olsa olsa müzakerelere dönülmesini kolaylaştıracaktır. Seçimlerden sonra, gerekli iradeyi ortaya koymak daha kolay olabilir."

‘SEÇİMLERİ GÖZLEMCİ İZLESİN’
ABD’nin özel Kıbrıs koordinatörü Thomas Weston, verdiği demeçte, KKTC seçimlerinin “serbest ve adil” yapıldığından emin olmak için gözlemci istediklerini belirtti.
“Objektif gözlemciler, sadece seçim gününü değil, bütün seçim sürecini izleyebilmeli” diyen Weston, KKTC’nin sadece Türkiye tarafından tanındığına işaret ederek, gözlemcilerin, hükümetler değil, sivil toplum örgütleri tarafından gönderilebileceğini söyledi.

BASKI ENDİŞESİ
Seçimin KKTC’nin geleceği açısından önem taşıdığını dile getiren Weston, herkesin baskılardan endişe ettiğini bu sebeple, seçimlerde objektif gözlemcilerin yer alması gerektiğini belirtti. Weston, “Objektif gözlemcilerin bulunması düşüncesini çok destekliyoruz. Kıbrıs hükümetiyle de, bu konuda anlaşmazlık olmayacağını düşünüyorum. Seçimlerle ilgilenen, seçimleri incelemek isteyen resmi olmayan Avrupa kuruluşlarından gözlemciler olabilir. Seçimler sırasında, seçimlerin özgür ve adil olmasını güvence altına alacak, yeteri kadar objektif Avrupalı’nın hazır bulunacağına eminim” dedi.

ANNAN PLANI’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILABİLİR
ABD’li yetkili, gerekli siyasi irade ortaya konulursa, Kıbrıs sornunun 1 Mayıs’a kadar çözülebileceğine inandığını kaydetti. Weston, karşılıklı uzlaşıyla, Annan Planı’nda değişiklikler yapılabileceğine de dikkat çekti.

KKTC seçimini gözlemciler izlemeli


DIŞ HABERLER SERVİSİ


ABD'nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, AFP'ye verdiği demeçte KKTC'deki 14 Aralık seçimlerini gözlemcilerin, yalnızca seçim gününde değil, bütün seçim sürecinde izlemesi gerektiğini söyledi. KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanındığına da işaret eden Weston, hükümetler yerine sivil toplum örgütlerinin gözlemci gönderebileceğini belirtti. Reuters haber ajansına da konuşan Weston, Denktaş'ın karşı çıkmasına rağmen, Türkiye'nin, görüşmelerin yeniden başlamasına destek vereceğine inandığını, "Türk hükümetinin çözüm istediğine güvendiğini" belirtti. Weston, görüşmelerin, aralık seçimlerinden önce olmayabileceğini ancak Kıbrıs Rum Yönetimi'nin mayısta AB'ye katılmasından önce bir anlaşmaya ulaşılabileceğini ifade etti. Weston, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çözüme karşı olduğuna inanmadığını vurguladı.
MILLIYET 23/10/2003

Denktaş: ABD gölge düşürüyor


ANKARA Milliyet


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın dolaylı Enosis'i ve Türk halkının adadan sökülmesini hedeflediğini belirterek, ABD'nin seçimlere gölge düşürdüğünü vurguladı. Denktaş, dün Ankara'ya hareketinden önce havaalanında yaptığı açıklamada, ABD Kıbrıs Koordinatörü Weston'ın "ölçüyü iyice kaçırdığını söyleyerek, "Bizi halkımıza hedef olarak göstermektedir" dedi. Türkiye'yi, Kıbrıs seçimlerine müdahale etmemesi için uyaran ABD'nin, seçimlere müdahale etmeye başladığını söyleyen Denktaş, "Halkımızın reaksiyonu da o nispette artmaktadır" diye konuştu. Denktaş, kendisinden görüşme talep eden Weston'la görüşmeyeceğini, Müsteşarı Ergun Olgun'un görüşmeye gideceğini belirtti

MILLIYET 23/10/2003

Rumlar, KKTC'den geçen yabancıları tutukluyor

Rumlar, KKTC'den kendi taraflarına geçen İranlı 2 öğrenci ile Pakistanlı bir çift ve çocuklarını tutukladı. Gazimağusa'daki Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) öğrencisi 17 ve 18yaşlarındaki İranlılar, günübirlik gezi için Rum tarafına geçmek üzereLedra Palace Rum barikatına gidince, tutuklandı.

Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) yetkililerinin telkinleri doğrultusunda, Rum polisinden, Güney Kıbrıs'a geçme prosedürünün ne olduğuna ilişkin bilgi almak isteyen öğrencilerin sorgusuz sualsiz tutuklandıkları belirtildi.

Rum kesiminde yayımlanan Cyprus Mail gazetesi, geçen Cuma günü Rum polisi tarafından gözaltına alınan İranlıların tutuklanarak 27 Ekim Pazartesi gününe kadar cezaevinde tutulmalarına karar verildiğini duyurdu.

KKTC'den giden İranlı gençlerin, ara bölgedeki BM yetkililerinden bir günlük gezi için güneye geçmek amacıyla izin istediklerini belirten gazete, BM'nin de onlara, izlemeleri gereken yolla ilgili bilgi edinmek üzere Rum polisine başvurmalarını tavsiye ettiğini yazdı. Gazete, İranlı gençlerin, kontrol noktasına geldikleri anda, ülkeye ''yasadışı'' bir limandan girdikleri iddiasıyla hemen tutuklandığını kaydetti.

Eski Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Alekos Şiambos, Cyprus Mail gazetesine verdiği demeçte, iki İranlı öğrencinin ülkeye ''yasadışı'' bir limandan giriş yaptıklarını iddia ederek, polisin onları tutuklamaktan başka çaresi olmadığını ileri sürdü. Şiambos, ''Yasalar gayet net, ülkeye 'yasadışı' yollardan giriş yaptılar ve üstelik burada 'yasadışı' bir üniversitede de eğitim görüyorlar'' diye konuştu.

PAKİSTANLI AİLE DE TUTUKLANDI

Yine Ledra Palace Rum polis barikatına geçen Pazar günü giderek Güney'de gezmek istediğini söyleyen Pakistanlı bir çift ve ikiçocuğu da tutuklanarak hapse atıldı.

Pasaportlarında 10 Kasım 2000'de hava yoluyla KKTC'ye giriş mührü bulunan Pakistanlılar, geceyi tutuklu olarak geçirdi ve ertesi gün mahkemeye çıkarıldı. Üç yıldır KKTC'de çalışan Pakistanlı çift, ülkeye''yasadışı limandan giriş yapmak'' ile suçlandı.

Pakistanlıları yargılayan Tefkros İkonomu isimli kıdemli Rum yargıç, bu çiftin üç yıldan beri KKTC'de ikamet edip çalıştığını ve iki küçük çocuklarının kendileriyle birlikte olmasını dikkate aldığını belirtti. Rum yargıç, ''(Kıbrıs)ın bütünlüğünün güvence altına alınması yasası sert bir şekilde uygulanıyor'' dedi. Pakistanlıların, şahsi kefalet imzalandıktan sonra KKTC'ye dönmelerine izin verildi.

Bilindiği üzere Rum polisi şimdiye kadar pasaportunda KKTC'ye giriş mührü bulunan kişilere giriş izni vermeyip KKTC'ye geri gönderiyordu. Bu uygulama, Rum yönetiminin bu konuda taktik değişikliğine gittiğini gösteriyor. HURRIYET 23/10/2003

Denktaş'ın beklenen atağı

İsmet Berkan

23/10/2003 RADIKAL

Kıbrıs'tan sıkıldığınızı biliyorum ama ne yapalım, Mayıs 2004'e kadar idare edeceksiniz; ondan sonra Kıbrıs yazmak pek de anlamlı olmayacak nasıl olsa...
Biliyorsunuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
bir süreden beri Annan Planı'nın artık masada olmadığını söylüyor ve Güney Kıbrıs'la herhangi bir görüş
me girişiminde bulunmuyor.
Buna karşılık Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet partilerinin aralıkta yapılacak seçimle ilgili temel vaadi hemen Annan Planı çerçevesinde Güney'le müzakerelere başlamak ve bir an önce bir anlaşmayı bulmak.
Ayrıca son günlerde Denktaş
üzerinde belirgin bir baskı var. Başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, sık sık Annan Planı çerçevesinde bir çözüm aramak gereğinden söz ediyorlar.
Son olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de, Yunan basınına ver
diği demeçte Annan Planı'nı dışlamayan açıklamalar yaptı.
Şimdi bu aşamada Rauf Denktaş'ın ani bir hamle ve manevrayla Rum meslektaşı Papadopulos'a bir çağrı yapması ve Annan Planı'nı müzakere için onu masaya davet etmesi benim için hiç de sürpriz olmaz.

Denktaş'ın bu hamlesi, onu Kıbrıs seçimlerinde ve seçim sonrası gelişmelerde kurtaracak bir hamle olacaktır. Tanıdığımız kadarıyla Denktaş görüşmelerde anlaşmayı aramak yerine vakit kazanmaya çalışacaktır. Zaten Rum tarafının amacı da Mayıs 2004'e kadar zaman kazanmak olduğuna göre bence görüşmeler kardeş kardeş yapılacak ama hiçbir sonuç da elde edilmeyecektir.
Denktaş'ı Kıbrıs müzakerecisi olarak tutan parlamento çoğunluğu aralık ortasındaki seçimle değişse bile, görüşme masasında oturan bir Denktaş'ın
oradan kaldırılıp yerine bir başka ismin getirilmesi kolay olmayacaktır. Yok Denktaş hâlâ müzakere masasında değilse, o zaman parlamentoda muhalefetin çoğunluğu elde etmesi halinde onu değiştirmek kolay olacaktır.
İşte bu yüzden Denktaş'ın seçimden makul
bir süre önce Rum tarafına 'Hadi masaya gelin konuşalım' diye haber göndermesi şaşırtıcı olmaz.
Bana soracak olursanız Rum tarafının tercih ettiği müzakereci de Denktaş'tır, Mehmet Ali Talat ya da Mustafa Akıncı değil. Son verdiğim iki isim çözümü arayacağı ve çözüm için makul önerileri masaya getireceğinden Rum tarafı sıkışabilir. Oysa Denktaş nasıl olsa masada mümkün olmayanı isteyerek görüşmelerin tıkanmasını sağlayacak. O zaman Rumlar elbette karşılarında Denktaş'ı görmek isterler.
Çünkü Kıbrıs'ın çöz
ülmemesi aslında sadece Rumların işine yarayan bir durum. Böylece Türkiye'yi ve Türk tarafını sonsuza kadar sıkıştırmak için ellerine bir fırsat geçirmiş olacaklar. Rumların nihai amacı adanın kuzeyini zahmetsizce ele geçirmek olduğuna göre, Mayıs 2004'ten sonra Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olma isteği, onların Kıbrıs'ta maksimum kazanç elde etmesini sağlayabilir. Ya da Türkiye AB dışında kalır, Kuzey Kıbrıs da bugünkü gibi devam eder; bu durumun da Rum tarafını çok rahatsız edeceğini sanmıyorum.
Şimdi merakla bekliyorum, bakalım Denktaş şapkasındaki bu tavşanı ne zaman ortaya çıkaracak, ne zaman düne kadar reddettiği Annan Planı'nı Rumlarla görüşmeye hazır olduğunu söyleyecek.
Belki yarın, belki yarından da yakın...

Simitis: Son anı beklemeyelim

Yunan Başbakanı, Gül'e Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünü AB takviminin son tarihine bırakmayın' dedi

23/10/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunan Başbakanı Kostas Simitis, Atina'da görüştüğü Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, 2004'ün Türkiye-AB ilişkileri için çok kritik olduğunu belirterek, "Kıbrıs sorunu ve Ege anlaşmazlıkların çözümü için son anı beklememeliyiz" dedi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile Yunan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun da katıldığı görüşmede, Simitis Atina'nın sık sık ihlal iddialarında bulunduğu Ege'deki askeri uçuşları, Türk-Yunan anlaşmazlıkları, Kıbrıs ve AB konusunu gündeme getirdi. Gül, tarafların hem meseleler üzerinde görüşlerini, hem de çözüm arzusunu dile getirdiğini söyledi. Yunan kaynaklar, Gül'ün Simitis'in sorunların 2004 sonundan önce çözülmesi görüşünü anlayışla karşıladığını ve AB'nin de yardımı gerektiğini belirttiğini aktardı. Batı Trakya Türk azınlığının seçilmiş müftüleri Mehmet Emin Aga ve İbrahim Şerif ile milletvekilleri Galip Gali ve Ehmet Mehmet'le de görüşen Gül, Yunanistan'da son dönemde Türk azınlığa yönelik olumlu adımlardan memnun olduklarını belirtti. Hükümet yanlısı Ta Nea gazetesi ise, dışişleri heyetleri arasındaki istikşafi müzakerelerde Ege'de askeri uçuşlar üzerinde tarafların anlaşmaya çok yakın olduğunu yazdı.

'İt dalaşına karşı anlaşma'
Ege'de Yunan ihlal iddiaları ve it dalaşlarına son verecek anlaşmanın iki ay içinde sağlanabileceğini kaydeden haberde, Yunan Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları ile Türk Dışişleri ve Genelkurmayı arasındaki 'işbirliği dozajının' önemli rol oynacağı belirtildi.
Muhalefet yanlısı Eleftros Tipos ise, Ankara'nın 'Karasularınız ve hava sahanızın genişliğini 8 mil yapın' önerisi getirdiğini, Atina'nın ise buna yanıt vermediğini öne sürdü. Atina, hava sahasının
10, karasularının da 6 mil olduğunu, ancak karasularının genişliğini 12 mile çıkarma hakkının bulunduğunu savunuyor.

1.5 AYDA 574 VATANDAS

74'TEN GÜNÜMÜZE 54 BİN VATANDAŞ: Hükümetin seçime çeyrek kala başlattığı vatandaşlık furyasıyla ilgili tartışmalar hararetli bir şekilde sürerken, İçişleri, Köyişleri ve İskan Bakanı Mehmet Albayrak, ilk kez KIBRIS'a konuştu. Yurttaşlık konusunda suskunluğunu bozan bakana göre, 1974'ten günümüze kadar 53 bin 904 kişi vatandaş yapıldı

14 GÜNDE 295 YURTTAŞ: Albayrak'a göre, seçim yasaklarına kadar vatandaşlık işlemleri sürdü. Eylül-14 Ekim 2003 tarihleri arasındaki son 1.5 ayda toplam 574 kişi vatandaş yapıldı. Bunların 231'ini, Bakanlar Kurulu tarafından yurttaş yapılanlar oluşturuyor. Sadece Ekim ayında ise 295 kişiye vatandaşlık verildi. Bunların 132'si, Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaş oldu. Bu durumda 'çiçeği burnunda' 295 yeni vatandaşın da sandık seçmen listelerine müracaat etmesi halinde oy kullanma hakları bulunuyor

BAKANLAR KURULU 40 BİN YURTTAŞ YAPTI: 1974-1993 dönemini kapsayan son 20 yılda 36 bin 611 kişinin vatandaş yapıldığını ifade eden Albayrak, bu yurttaşlıkların tümünün de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Albayrak, 1994'ten 14 Ekim 2003'e kadar olan dönemde de 3 bin 675'i Bakanlar Kurulu kararıyla olmak üzere toplam 17 bin 293 kişinin yurttaş yapıldığını kaydetti. Bu durumda son 29 yıl 9 ay 14 günde yurttaş olan 53 bin 904 kişiden 40 bin 286'sını Bakanlar Kurulu vatandaş yaptı. Sonuçta vatandaşlıkların yüzde 75'inin Bakanlar Kurulu kararıyla yapıldığı anlaşılıyor

2003'ÜN VATANDAŞLARI: Bakan Albayrak'a göre, Ocak'tan 14 Ekim 2003'e kadar geçen 9 ay 14 günlük sürede toplam bin 904 kişi vatandaş oldu. Bunların 603'ü Bakanlar Kurulu (B.K) kararıyla vatandaşlığa geçirildi. İşte ay ay vatandaşlıklar: 'Ocak: 155 (45 B.K), şubat: 117 (34 B.K), mart: 173 (59 B.K), nisan: 134 (41 B.K), mayıs: 152 (39 B.K), haziran: 186 (56 B.K), temmuz: 216 (54 B.K), ağustos: 157 (44 B.K), eylül: 319 (99 B.K), 14 Ekim: 295 (132 B.K)' (Dilek ÇETEREİSİ)

KIBRIS 23/10/2003

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, uzun süredir devam eden Kıbrıs sorununun artık çözülmesi gerektiğini, sorunun sonsuza kadar öylece kalamayacağını vurguladı: Gül: Çözüm şart

KIBRIS SONSUZA KADAR ÇÖZÜMSÜZ KALAMAZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun sonsuza kadar çözülmeden kalamayacağını vurgulayarak, Kıbrıs'ta gerçeklerin göz önüne alınmaması durumunda, kalıcı çözüme ulaşılamayacağını söyledi. ANNAN PLANI REFERANS... Gül: Kıbrıs sorunu uzun zamandır mevcudiyetini koruyan bir sorundur. Bu sorunu artık çözmemiz gerek. Çözümün, iki tarafı da tatmin etmesi gerekir. Annan Planı, bu çerçevede referans noktası olarak alınabilir ama üzerinde bazı değişiklikler yapılması şarttır. Hem AB hem de Kıbrıs konusunda çözüm istiyoruz

KIBRIS 23/10/2003

Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi Loizidu kararını gelecek hafta ele alacak

Avrupa Konseyi'nin büyükelçiler seviyesinde toplanan Delegeler Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kıbrıslı Rum kadın Titiana Loizidu konusunda Türkiye aleyhine verdiği tazminat kararını gelecek hafta ele alacak.Konuyu ele almak üzere dün yeniden toplanan Komite, taraflar arasında uzlaşma olmadığı gerekçesiyle, konunun gelecek haftaki oturumda ele alınmasını kararlaştırdı. Delegeler Komitesi'nin 8 Ekim'de yapılan ilk toplantısında sonuç elde edilememişti. Taraflar arasında uzlaşma ortamı olmaması üzerine, 15 Ekim'de yapılması planlanan toplantı ikinci kez ertelenmişti.

KIBRIS 23/10/2003

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'a gelen Amerikalı koordinatör Weston'la neden görüşmeyeceğini açıkladı: Weston, ölçüyü kaçırdı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'un talebine rağmen görüşmeyeceğini açıkladı ve 'Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte yarar yok. Zaten Sayın Weston iyice ölçüyü kaçırdı' dedi.Denktaş, dün akşam Ada'ya gelen Weston'un Müsteşarı Ergün Olgun'la görüşeceğini de bildirdi.Zonguldak ziyareti için Ada'dan ayrılmadan önce Geçitkale Havaalanı'nda Weston'un randevu talebinde bulunup bulunmadığına ilişkin soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, 'Görüşme talebinde bulundu, burada olmayacağımı duyurdum. Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte yarar yok. Zaten Sayın Weston iyice ölçüyü kaçırdı. Engelleyen biziz diye bizi halkımıza hedef olarak göstermektedir' ifadelerini kullandı

KIBRIS 23/10/2003

Denktaş, Weston ile görüşmeyecek

Weston ile kendisi yerine müsteşarı Olgun’un görüşeceğini kaydeden Denktaş, ‘Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte yarar yok…ölçüyü kaçırdı’ dedi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un talebine rağmen görüşmeyeceğini açıkladı ve “Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte yarar yok. Zaten Sayın Weston iyice ölçüyü kaçırdı” dedi.

Zonguldak ziyareti için Ada’dan ayrılmadan önce Geçitkale Havaalanı’nda Weston’un randevu talebinde bulunup bulunmadığına ilişkin soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Görüşme talebinde bulundu, burada olmayacağımı duyurdum. Aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri dinlemekte yarar yok. Zaten Sayın Weston iyice ölçüyü kaçırdı. Engelleyen biziz diye bizi halkımıza hedef olarak göstermektedir” ifadelerini kullandı.

Çözümün önündeki engelin Türk tarafı değil, 1989’da Rum Ulusal Konseyi’nin aldığı karar olduğunu yineleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “O kararı herkes bir kez daha okusun ve Sayın Weston’a da okutsun. Ve ‘Rum siyasi liderliği bu karara bağlıyken siz bir uzlaşmayı nasıl bekliyorsunuz’ diye sorsun” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston’un “Kıbrıs’ta bir halk mı, iki halk mı; bir devlet mi iki devlet mi gördüğünü” açıklığa kavuşturması gerektiğini de söyleyen Denktaş, “Hep tek devlet, tek halk, tek demokrasi görerek Kıbrıs meselesinin hallini engelleyen kendileridir. Bizim kendilerinden 40 yıl alacağımız var. 40 yıldır bu mesele halledilmemişse Amerika’nın, İngiltere’nin ve diğerlerinin eli kanlı Makarios’u meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmelerindendir” diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının egemenlik, eşitlik, hürriyet, devlet temeline dayanan haklarını korumanın görev olduğunu tekrarlayan Cumhrubaşkanı Denktaş, Türkiye Başbakanı’nın Kıbrıs meselesinin gerçekler üzreinde halledilebileceğini vurguladığını kaydetti. Denktaş, Türkiye ile yapılan anlaşmaların ve TBMM’nin aldığı kararların da bu gerçekleri teyit ettiğini ekledi.

WESTON VE OLGUN GÖRÜŞMESİ YARIN

Cumhurbaşkanı Denktaş, başka bir soru üzerine de, “Başkanlığın görüşünü Sayın Weston’a Ergün Olgun duyuracak” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston’un Cumhurbaşkanlığı Müsteşaru Ergün Olgun ile yarın öğle yemeğinde biraraya geleceği öğrenildi.

ABD DIŞİŞLERİ

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, Kuzey Kıbrıs’ta Aralık ayında yapılacak milletvekili seçimlerinin sonucunu önceden tahmin etmeye çalışmadıklarını söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Ereli, bir soru üzerine, “Kuzey Kıbrıs seçimlerini önceden yargılamayalım ve sonucunu tahmin etmeye çalışmayalım. Biz bunu yapıyoruz” dedi.

Ereli, şu sırada bölgeyi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston’ın da, KKTC seçimlerinin sonucunu tahmin etmeye çalıştığını belirterek, “Weston, seçimlerin tam demokratik olması umudunu ifade etti” diye konuştu.

Adam Ereli, "Weston, pek çok Kıbrıslı Türk siyasi lider arasında, (BM Genel Sekreteri Kofi) Annan planına dayalı müzakerelerin bir an önce sonuçlandırılması ve birleşik Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne girebilmesi için zamanında referandum yapılabilmesine yönelik açık destek olduğunu not etti” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu arasında Atina’daki görüşmelere ilişkin yorumu sorulan Ereli, bu konuda bir değerlendirmesi olmadığını bildirdi.

Ereli, Yunanlı gazetecilerin, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, daha önceden Atina’yı ziyaret etmesinin “hem Atina hem de Washington tarafından onaylanmış olmasına rağmen” neden gerçekleşmediğini sorması üzerine, “her iki taraftan, böyle bir ziyaretin gerçekleşeceğine dair bir onay yoktu” yanıtını verdi. Powell, ABD Başkanı George W. Bush’un Güneydoğu Asya ziyaretlerine eşlik ediyor.

HALKIN SESI 23/10/2003

Denktaş: ABD Kıbrıs'ı Yunan adası yapmak istiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum idaresini ''meşru Kıbrıs hükümeti'' olarak tanıyan ABD'nin, Kıbrıs'ı bir Yunan adası yapma yönünde ısrarlı olduğunun görüldüğünü söyledi.


ABD'nin ne yapmak itediğini açıkca söylemesi gerektiğini ifade eden Denktaş, ''Biz kendilerinden; büyük bir devlet, lider bir devlet,hak istiyoruz, adalet ilkelerine riayet istiyoruz, taraf tutmamalarını istiyoruz, ağırlıklarını ortaya çekmelerini, Rum'dan yana koymamalarını istiyoruz'' dedi.

Soruları yanıtlayan Denktaş, KKTC'de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'a mesajını Müsteşarı Ergun Olgun'un ileteceğini belirterek, şunları söyledi:

'Mesajımız gayet basittir. 40 yıldır yasal şekilde meşru Kıbrıs hükümeti olmayan bir Rum idaresini, meşru Kıbrıs hükümeti olarak besleyenler Kıbrıs meselesinin hallini engellemişlerdir, önlemişlerdir. Bir meselenin halli için taraflara eşit muamele lazım. Hele hele 1960 anlaşmasında iki eşit tarafın oluşturduğu bir ortaklık cumhuriyeti bahis konusudur. Bunu yıkan, toplu mezarlara bizi gömerek Kıbrıs'a sahip çıkmak isteyen tarafı bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak tanımak en büyük haksızlık, en büyük hataydı.''

''Bu haksızlık ve hata üzerine, bu kanunsuzluk üzerine 40 yıldır bizi monte etmeye çalışıyorlar. Kıbrıs meselesi yabancıların montajı ile halledilecek bir mesele değildir'' diyen Denktaş, Kıbrıs sorunununçözümünün, iki eşit tarafın gerçeklerini dikkate alarak sorunu çözme yoluna girilmesi ve buna ihtiyaç duyulmasıyla olacağını vurguladı.

'ABD NE YAPMAK İSTİYOR AÇIKCA SÖYLESİN'

Rum tarafına meşru Kıbrıs hükümeti muamelesi yapıldıktan sonra, 20yıl devletsiz bırakılan Kıbrıs Türklerinin kendi devletini kurduğunu ve 'sizin devletiniz yasadışıdır' denildiğini, bunun hangi yasaya dayanarak söylendiğinin bilinmemediğini ifade de
n Denktaş, şöyle devametti:

''Dolayısıyla burada, Rum idaresini başlangıçtan meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanımayı hedef edinmiş, siyaset bilmiş olan ABD'nin Kıbrıs'ı bir Yunan adası yapmak yönünde ısrarlı olduğu görülmektedir ve bizi buna mecbur edecek baskılar yapmaktadır. Biz buna karşı tepki gösteriyoruz. 'Bunu yapamazsın' diyoruz. Yasal duruma lütfen bakınız diyoruz. Gerçeklere bakınız diyoruz. Gerçeklere bakınız dediğimizde 'geçmişte yaşamayınız' diyorlar. Yasal duruma bakınız dediğimizde, 'Kıbrıs meselesi hukuki mesele değildir' diyor Sayın Weston. Geçmiş dikkate alınmayacaksa, hukuk dikkate alınmayacaksa ve taraflardan birini hukuk dışı bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti addetmek yalanı karşında ne yapmak istiyorlar? Kendileri artık bunu açıkca söylemelidirler. Biz kendilerinden; büyük bir devlet, lider bir devlet, hak istiyoruz, adalet ilkelerine riayet istiyoruz, taraf tutmamalarını istiyoruz, ağırlıklarını ortaya çekmelerini, Rum'dan yana koymamalarını istiyoruz.''

Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klosson'un, Annan planıyla ilgili olarak KKTC'nin değişik yerlerinde yaptığı toplantıların hatırlatılması üzerine, bunun, ABD'nin siyasetinin bir gereği olduğunu, bir büyükelçinin merkezden talimat almadan bu faaliyetleri yapmayacağını kaydetti.

Bu talimatın yanlış ve haksızlık olduğunun altını çizen Denktaş, ''Bu talimat Kıbrıs'ta insan haklarını yıllarca ayaklar altında çiğnemiş olan, toplu mezarlardan sorumlu Rum tarafına ABD gibi büyük bir devletin ağırlığını koyması anlamına gelmektedir. Haksızlığa devamedileceğini göstermektedir. Kıbrıs Türkleri haksızlık karşısında yıllarca direnmiş bir halktır. Hala direnişini sürdürmek zorunda bırakılıyor'' dedi.

HURRIYET 24/10/2003

AB'nin bölgesel politikasından sorumlu komiseri Michel Barnier, Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye girmesinin adaya refah, zenginlik ve istikrar getireceğini vurguladı: Kıbrıs'ın geleceği AB'dedir

Avrupa Birliği'nin (AB) bölgesel politikasından sorumlu komiseri Michel Barnier, Kıbrıs'ın geleceğinin AB içinde olduğunu, adaya refah, zenginlik ve istikrar getirmek amacıyla birlikte çalışacaklarını vurguladı. KIBRIS'a açıklamada bulunan Michel Barnier, Kıbrıs'ın çok yakın bir gelecekte Avrupa Birliği'ne üye olacağına işaret ederek, birliğe tüm Kıbrıs'ın gireceği umudunu yineledi.Barnier, Kıbrıs'taki Türklere mesajında, AB'nin politikasının öncelikli olarak dayanışmayı hedef aldığını, bu dayanışmanın adanın sadece bir tarafı için değil, adanın tümü için söz konusu olduğunu vurguladı. AB'nin Kıbrıs'taki insanların refah düzeylerinin daha iyi olabilmesi için çok fazla miktarda yardım yaptığına işaret eden Barnier, dün Güney Lefkoşa'da açılışını yaptığı Ömerye Camii'nin restore edilmesinin bunun çok güzel bir örneği olduğunu ifade etti(Anıl IŞIK )

KIBRIS 24/10/2003

Weston, bugün KKTC‘de temaslarda bulunacak

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Ankara ve Atina’daki temaslarını tamamlayarak, Kıbrıs’a geldi.

Dün Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Weston bugün KKTC’ye geçerek temaslarda bulunacak.

bu sabahın erken saatlerinde Kıbrıs’a geldi.

Temaslarına Güney Kıbrıs’ta dün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’la kahvaltılı görüşmede biraraya gelerek başlayan Weston, bu görüşmenin ardından Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile de biraraya geldi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki temaslarına bu sabah başlayacak olan ABD’li diplomat Weston, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı temsilen Müsteşarı Ergün Olgun ile biraraya gelecek, siyasi parti başkan ve yetkilileriyle görüşmelerde bulunacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yaptığı açıklamada, Weston’un talebine rağmen görüşmeyeceğini belirterek, “Aynı şeyleri söyleyip, aynı şeyleri dinlemekte yarar yok. Zaten Sayın Weston iyice ölçüyü kaçırdı” demişti.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ile bugün saat 13.00’de öğle yemeğinde biraraya gelecek olan Weston, öte yandan siyasi parti başkan veya yetkilileriyle ABD Büyükelçiliği’nin KKTC binasında görüşecek. Olgun-Weston görüşmesi, adı açıklanmayan bir lokantada gerçekleşecek ve basına kapalı olacak.

Siyasi parti başkan veya temsilcileriyle yapacağı görüşmelere saat 09.00’da UBP yetkilileriyle görüşerek başlayacak olan Weston, saat 10.00’da CTP, 11.00’de BDH, 12.00’de ÇABP ve 15.30’da da DP yetkilileriyle görüşecek.

BASIN TOPLANTISI ÖĞLEDEN SONRA

Temaslarının sonunda öğleden sonra saat 17.00’de ara bölgedeki Fulbright binasında bir basın toplantısı düzenleyecek olan Weston, yarın sabahın erken saatlerinde Kıbrıs’tan ayrılarak, Washington’a dönecek.

ABD Büyükelçiliği yetkililerinin verdiği bilgiye göre, basın toplantısına katılacak medya mensuplarının en geç saat 16.45’de Fulbright binasında hazır olmaları gerekiyor.

WESTON; PAPADOPULOS, HRİSTOFYAS VE YAKOVU’YLA GÖRÜŞTÜ

Rum radyosunun haberine göre Weston, Güney Kıbrıs’ta yaptığı görüşmelere ilişkin hiçbir açıklama yapmadı.

Papadopulos’la gerçekleştirdiği görüşme sonrasında gazetecilere, “görüşmenin çok iyi geçtiğini” söylemekle yetinen ABD’li diplomat Weston, ısrarlı sorular üzerine, herhangi bir açıklama yapmayacağını, yarın düzenleyeceği basın toplantısında temaslarını değerlendireceğini kaydetti.

Weston’la görüşmesinden sonra gazetecilere açıklama yapan Yakovu, ABD’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 14 Aralık’ta yapılacak olan milletvekilliği genel seçimlerine şu ana kadar hiçbir gözlemci göndermediği izlenimini edindiğini söyledi.

HALKIN SESI 24/10/03

Sultanlık yok halkla kucaklaşmak var

Cumhuriyetçi Türk Partisi– Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, yeni Kıbrıs’ta ‘sultanlık’ değil ‘halkla kucaklaşmanın’ ön planda olacağını söyledi. Talat, bizi seven sevmeyen herkesle kucaklaşma var.

Bu topraklarda yaşamakta kararlı olan herkes, kim isterse olsun, bize oy vermese de biz tümünü kucaklayacağız çünkü Avrupa Birliği’ne birlikte gireceğiz, yeni Kıbrıs’ı birlikte kuracağız” şeklinde konuştu.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü ve insanımızı Avrupalı değerlere taşıyan hiçbir siyasi partiyle uğraşmalarının da söz konusu olmadığını vurgulayarak, dost partilerle imzaladıkları protokole de en temel unsur olarak “saldırmazlığı” koyduklarını anımsattı.

Talat, "Bizim kavgamız statükoyladır. Sağ-sol cepheleşmeden yana değiliz. Hedefimiz tek başımıza iktidar olmaktır ama dostlarımızla işbirliğini sürdüreceğiz. Yeni Kıbrıs’ı kurmak kolay değildir, bunun için işbirliğimiz devam edecektir” şeklinde düşüncelerini açıkladı.

Talat bu açıklamaları katıldığı bir radyo programında yaptı.

“Bu dönemde Erdoğan’la çatışmak doğru değildir” sözlerine de açıklık getiren Talat, bu sözlerle herhangi birisini eleştirmek niyetinde olmadığını ifade etti. Talat, 3 partinin ortak eylem yapabilmesi için önce “saldırmazlığın” gerçekleştirilmesi gerektiğine de dikkat çekti.

Kendilerinin statükocu partilerle seçimler sonrası koalisyon kuracağını düşünenleri de eleştiren Talat, bu düşüncenin mantıksız olduğunu anlattı. Talat, “Gayet açık ve nettir, biz statükoyu değiştireceğiz, yıkacağız, ortadan kaldıracağız. Statükoyu yıkarken statükocu partilerle hükümet kurulmaz” dedi.

“SUÇ İŞLEYENLER CEZASINI ÇEKECEK”

Talat, “yasaları çiğneyen kimse bunun cezasını mutlaka çekecektir” dedi. Türkiye doğumlu insanları Baf doğumlu olarak gösterip kimlik kartı verildiğine işaret eden Talat, “bu suç değil midir, sahte evrak düzenlemek değil midir?” diye sordu. Talat bu gibi olayların sorumlularının cezalandırılması için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı. Hükümetin resmi gazeteleri “eski tarihlerle” yayımlayarak vatandaşların görüş belirtme hakkını gasp ettiğini de belirten Talat “bunların hesabı sorulacak” dedi.

HALKIN SESI 24/10/03

Kıbrıs’ta Rumların da hareketlenmesi gerekiyor

Abdullah Gül, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlere değinirken de, ‘KKTC’deki seçimler adil biçimde yapılacaktır’ dedi

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözülmesi için Türkiye’nin AB üyesi olmasının şart olmadığını söyledi.

Kıbrıs’ta, sorunun çözümü yönünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açılımlar yaparken, aynı olumlu tavrın Rum tarafından gelmediğine işaret eden Gül, Rum tarafının da hareketlenmesi gerektiğini bildirdi.

Abdullah Gül, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlere değinirken de, “KKTC’deki seçimler adil biçimde yapılacaktır” dedi.

A.A’nın haberine göre, Yunan devlet televizyonu NET’te banttan yayınlanan “Haberlerin Ardından” adlı haber programa konuk olan Gül, Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileri konularına değindi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile aralarında güven ilişkisi bulunduğunu vurgulayan Gül, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için yoğun biçimde çaba harcadıklarını belirtti.

Bu aşamada samimiyetle çalışıldığını, ancak taraflar karar alana kadar kamuoyuna açıklama yapılmayacağını söyleyen Gül, “Şu an herhangi bir açıklama için doğru zaman değil. İlerleme hızlı değil ama kaydediliyor. Bir uzlaşmaya varacağımızdan ve iki tarafı da tatmin edecek çözümler bulacağımızdan eminim. Başka seçenek yok” dedi.

Programın sunucusu Pavlos Cimas’ın Türk-Yunan sorunlarının Türkiye AB’ye üye olana kadar askıda kalacağı yolunda bir kanı olduğuna ilişkin sorusunu da yanıtlayan Gül, bu biçimde düşünmenin bu alandaki çabalara yardımcı olmadığının altını çizdi.

Bu arada KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlerden sonra tarafların çözüme odaklanmaları için yeterli zamanları bulunduğunu kaydeden Gül, bunun seçimlere kadar beklenmesi gerektiği anlamına gelmediğini de vurguladı.

KKTC’nin 25 yıl aradan sonra kapılarını açtığını ve hiçbir olay çıkmadan binlerce kişinin karşılıklı geçişinin sağlandığını belirten Gül, “Bu özlü bir güven arttırıcı önlemdir. Kalıcı bir çözüm arayışında gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu yaptığımız takdirde bir daha sorunlarla karşılaşmayız” diye konuştu.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye üye olacağı Mayıs 2004 tarihinin çok önemli olduğunu da kaydeden Gül, bu tarihten önce çözüme ulaşılacağını umduğunu, ancak bunun gerçekleşebilmesi için Rum tarafının da hareketlenmesi gerektiğini söyledi.

Gül, “Rum tarafının da birşeyler yapması gerekiyor. AB’ye dahil oldukları için rahatlamayı düşünmemeleri ve yaklaşma girişimlerinde bulunmaları lazım. Bu çerçevede Türk tarafının da bir şeyler yapması halinde uzlaşma sağlanacaktır” dedi.

SEÇİMLER ADİL OLACAK

Sunucunun, aralarında ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un da bulunduğu bir çok kişinin KKTC’de yapılacak seçimlerin adil bir olmayacağı kuşkusunu dile getirdiğine ilişkin sorusuna Gül, Türkiye’nin seçimlere karışmasının söz konusu olmadığı, ancak KKTC’de şeffaf bir demokratik yapı olduğu ve bu çerçevede seçimlerin adil bir biçimde yapılacağı yanıtını verdi.

Cimas’ın sorusu üzerine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Atina’da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte, Türk askerinin Kıbrıs’ta kalması yönünde tercih belirtmesi konusuna değinen Gül, şunları söyledi:

“Kıbrıs Türkiye’nin çok yakınında bulunuyor. Bu konuyu konuştuğumuz zaman haritaya da bakmak gerek. Bu çerçevede teknisyenlerin endişe etmeleri doğaldır. Kuşkusuz bu ortada düşmanca hisler bulunduğu anlamına gelmez.”

Öte yandan Türkiye ile Yunanistan’ın pek çok ortak noktası olan komşu ülkeler olduğunu kaydeden Gül, iki ülkenin işbirliğine yönelmesi gerektiğini ve bunun için ortada pek çok olanak bulunduğundan emin olduğunu vurguladı.

PAPANDREU: KIBRIS’TA HEDEF MÜZAKERELERE BAŞLAMAK

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, KKTC’deki seçimlere ilişkin tahminde bulunmayacağını belirterek, “Bu seçimler uluslararası toplum tarafından tanınmıyor, ancak Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için önem taşıyor” dedi.

A.A’nın haberine göre NATO Genel Sekreteri George Robertson, Atina’da Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu ile ikili bir görüşme yaptı.

Papandreu, görüşmeden sonra gazetecilerin soruları üzerine, Robertson’dan önce biraraya geldiği ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile yaptığı görüşmeye değindi.

Kıbrıs’ta hedefin taraflar arasında BM çerçevesinde ve Annan planı temelinde müzakerelere başlanması olduğunu söyleyen Papandreu, KKTC’deki seçimlere ilişkin tahminde bulunmayacağını belirterek, “Bu seçimler uluslararası toplum tarafından tanınmıyor, ancak Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için önem taşıyor” dedi.

HALKIN SESI 24/10/03

Kuzey Kıbrıs’taki seçimler adil biçimde yapılacak

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözülmesi için Türkiye’nin AB üyesi olmasının şart olmadığını söyledi.

Kıbrıs’ta, sorunun çözümü yönünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açılımlar yaparken, aynı olumlu tavrın Rum tarafından gelmediğine işaret eden Gül, Rum tarafının da hareketlenmesi gerektiğini bildirdi.

Abdullah Gül, KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlere değinirken de, “KKTC’deki seçimler adil biçimde yapılacaktır” dedi.

Yunan devlet televizyonu NET’te banttan yayınlanan “Haberlerin Ardından” adlı haber programa konuk olan Gül, Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileri konularına değindi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile aralarında güven ilişkisi bulunduğunu vurgulayan Gül, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için yoğun biçimde çaba harcadıklarını belirtti.

Bu aşamada samimiyetle çalışıldığını, ancak taraflar karar alana kadar kamuoyuna açıklama yapılmayacağını söyleyen Gül, “Şu an herhangi bir açıklama için doğru zaman değil. İlerleme hızlı değil ama kaydediliyor. Bir uzlaşmaya varacağımızdan ve iki tarafı da tatmin edecek çözümler bulacağımızdan eminim. Başka seçenek yok” dedi.

Programın sunucusu Pavlos Cimas’ın Türk-Yunan sorunlarının Türkiye AB’ye üye olana kadar askıda kalacağı yolunda bir kanı olduğuna ilişkin sorusunu da yanıtlayan Gül, bu biçimde düşünmenin bu alandaki çabalara yardımcı olmadığının altını çizdi.

Gül, “Sorunlarımızı çözmek için yoğun biçimde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kuşkusuz aynı çatı altında olduğumuz zaman aramızdaki atmosfer de değişik olacaktır. Ancak üyelik, sorunlarınn çözülmesi için şart değil. Böyle görmüyoruz. Yoğun bir biçimde çalışarak, ilerleme kaydedeceğiz. Bir an önce herşeyi tamamlamak daha iyi olacaktır. Ancak gerçekten aynı çatı altında olduğumuz zaman herşey farklı olacaktır” diye konuştu.

Cimas’ın Ege’deki ihlal iddialarıyla ilgili sorusuna da Gül, ortada art niyetli bir yaklaşım bulunmadığı yanıtını verdi.

Gül, "Bu konuda her iki taraf da kendi tezlerini savunuyor. Bunun için oturup konuşma kararı aldık. Askerlerin de katıldığı komite toplantılarıyla konuyu ele alıyoruz. Bu bir ilerlemedir ve sorunları çözeceğiz” dedi.

"Seçimlerden sonra çözüm için zaman var"

Bu arada KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlerden sonra tarafların çözüme odaklanmaları için yeterli zamanları bulunduğunu kaydeden Gül, bunun seçimlere kadar beklenmesi gerektiği anlamına gelmediğini de vurguladı.

KKTC’nin 25 yıl aradan sonra kapılarını açtığını ve hiçbir olay çıkmadan binlerce kişinin karşılıklı geçişinin sağlandığını belirten Gül, “Bu özlü bir güven arttırıcı önlemdir. Kalıcı bir çözüm arayışında gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu yaptığımız takdirde bir daha sorunlarla karşılaşmayız” diye konuştu.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye üye olacağı Mayıs 2004 tarihinin çok önemli olduğunu da kaydeden Gül, bu tarihten önce çözüme ulaşılacağını umduğunu, ancak bunun gerçekleşebilmesi için Rum tarafının da hareketlenmesi gerektiğini söyledi.

Gül, “Rum tarafının da birşeyler yapması gerekiyor. AB’ye dahil oldukları için rahatlamayı düşünmemeleri ve yaklaşma girişimlerinde bulunmaları lazım. Bu çerçevede Türk tarafının da bir şeyler yapması halinde uzlaşma sağlanacaktır” dedi.

"Seçimler adil olacak"

Sunucunun, aralarında ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un da bulunduğu bir çok kişinin KKTC’de yapılacak seçimlerin adil bir olmayacağı kuşkusunu dile getirdiğine ilişkin sorusuna Gül, Türkiye’nin seçimlere karışmasının söz konusu olmadığı, ancak KKTC’de şeffaf bir demokratik yapı olduğu ve bu çerçevede seçimlerin adil bir biçimde yapılacağı yanıtını verdi.

Cimas’ın sorusu üzerine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Atina’da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine verdiği demeçte, Türk askerinin Kıbrıs’ta kalması yönünde tercih belirtmesi konusuna değinen Gül, şunları söyledi:

“Kıbrıs Türkiye’nin çok yakınında bulunuyor. Bu konuyu konuştuğumuz zaman haritaya da bakmak gerek. Bu çerçevede teknisyenlerin endişe etmeleri doğaldır. Kuşkusuz bu ortada düşmanca hisler bulunduğu anlamına gelmez.”

Öte yandan Türkiye ile Yunanistan’ın pek çok ortak noktası olan komşu ülkeler olduğunu kaydeden Gül, iki ülkenin işbirliğine yönelmesi gerektiğini ve bunun için ortada pek çok olanak bulunduğundan emin olduğunu vurguladı.

YENIDUZEN 24/10/2003

Giderayak Kapışma

Seçim öncesinde gerçekleştirilen istihdam çalışmalarını seçim yatırımı olarak değerlendiren Serdar Denktaş, “Bütün bu istihdam çalışmaları seçim öncesinde yapılan birer ‘oy’ yatırımıdır.

Serdar Dentkaş:

İstihdamlar seçim yatırımı


Seçim öncesinde gerçekleştirilen istihdam çalışmalarını seçim yatırımı olarak değerlendiren Serdar Denktaş, “Bütün bu istihdam çalışmaları seçim öncesinde yapılan birer ‘oy’ yatırımıdır. Devletteki yanlış yapılanma KKTC’deki özel sektörün önünü kapatan en büyük etken oldu. Biz, iktidarımız zamanındaki yaptığımız hatalarımızı gördük, kendimizi eleştirerek bu çarpık yapılanmadan kurtulmak istiyoruz.” dedi.

Devletin işleyişindeki bozuk sistemi, halkın da kabullendiğini söyleyen Denktaş, Devlet’in halk açısından en güvenilir ekmek kapısı olarak görüldüğünü, bu yaklaşımla da KKTC’de özel sektörün çok büyük zararlar yaşadığına dikkat çekti. BRT’de yaşanan istihdama yönelik gelişmeleri de değerlendiren Serdar Denktaş, KKTC’de yaşanan seçimlerde, 1976’dan beri her seçim sürecinde kişisel menfaatlerin yaşandığı seçimler haline geldiğini belirtti. BRT’nin daha önce yaptığı çalışmalarla, özel televizyonlarının destekçisi olduğunun altını çizen Denktaş, “Bugün BRT’nin bu yapısı bozuldu. Çok seslilik yerini tek sesliliğe bıraktı. Devlet Televizyonu olarak tabii ki en büyük görev devleti korumak olmalıdır. Fakat bu çalışmalarda aşırıya kaçılmamalı. 1976’yılından itibaren yaşanan bu süreçte siyasetçi mi hatalı, yoksa halk mı demenin bir anlamı yok. Bu yumurta-tavuk ilişkisi gibidir. Seçim zamanında geçici menfaatler elde edebilmek için iki tarafta da bu hatalar yaşanmıştır. Ortağımızın yapmış olduğu istihdamlar nedeniyle tabanımızdan bize de istihdam yapmamıza yönelik müthiş bir baskı geldi ve biz de bir an için istihdam yapmaya karar verdik. Bu alanda yetkili olan Sayın Başbakan ve Maliye Bakanı’yla görüşerek gerekli yetkileri aldık. Fakat arkadaşlarımız bu yapılan çalışmaların yanlış olduğunu söyleyerek “Yanlışa yanlışla karşılık vermeyelim. Çarpık yapıda bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, önümüzdeki süreçte köklü bir değişiklik yapmak istiyorsak farklı davranmaya mecburuz. Alacağımız bütün baskılara rağmen istihdamın şimdi olmamasını sağlayalım. Seçim sonrasında yeni hükümetinde oluşmasıyla birlikte nerelerde istihdama gerek varsa iş tanımlarını yapalım ve gereken istihdamı o zaman yapalım düşünce yapısı içersine girdik” diye konuştu.

Ülkemizde krizin 1998 yılından beri varolduğunu belirten serdar Denktaş, “Bugün 2003 senesi sonundayız. Neden o zamanlar istihdam yapılmadı. Sayın Başbakan krizi bahane ederek bu istihdamı yaptı ama bunlar mantıklı açıklamalar değil. 31 Aralık tarihinde bu işe alınan kimselerin işlerine son verilince bu insanlar kime küsecekler? Burada hatalı olan devletin sistemidir. Bu sorunu çözerken özel sektörü de düşünmek zorundasınız” diye ifade etti.


“Özel sektöre göndereceğiz.”

Yapacakları çalışmalarla özel sektörü de canlandırmayı amaçladıklarını söyleyen Serdar Denktaş, “Bu konu hakkında çalışmalarımız devam ediyor. Yapacağımız yeni bir çalışmayla bu insanları özel sektöre yönlendirmeye çalışacağız. Devlet olarak gerekli iş tanımlarını yaparak, özel sektöre ihtiyaç duyulan alanlarda, devletteki fazla istihdamda yer alan işçilerden göndereceğiz. Bu insanlar özel sektörde çalışmalarına rağmen onların bir senelik maaş ödemelerini de biz yapacağız” diye konuştu.

“Şov yapmak istesek hükümeti bozardık”

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, seçim öncesinde Demokrat Parti’nin şov yapmak istemediği için hükümeti bozmadığını, fakat 15 Aralık sabahında, KKTC’nin yeni Başbakanı olarak göreve başlamaya hazır olduğunu açıkladı.

Demokrat Parti ve Ulusal Birlik Partisi’nin hiçbir şekilde baraj sıkıntısı yaşamayacağını kaydeden Denktaş, seçim sonrasında devlette işleyen sisteme yönelik ciddi bir revizyona gideceklerine dikkati çekti.

Serdar Denktaş, Annan Planı’nın müzakere edilebilir hale getirilebileceğine yönelik çok büyük bir inancının olduğunu söyledi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı’nın yaptıkları açıklamanın ülkemizde farklı siyasi partiler tarafından taraflı olarak çarpıtıldığının altını çizdi.

Eroğlu:

“DP ile istihdam için anlaşmıştık”

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, kimsenin ekmek parasıyla oynama düşüncesinde olmadıklarını söyleyerek, istihdam edilenlerin 31 Aralık’ta durdurulamayacaklarını vurguladı.

Hükümetin istihdam yapma kararını UBP kanadının uyguladığını, DP kanadının ise bu kararı uygulamaktan son anda vazgeçtiğini anlatan Eroğlu, “müşterek alınmış bir kararı, vatandaşlarda menfi tesir yaratacak bir şekilde yok saymak bence yanlıştır. Çalışma hayatına başlayan arkadaşlar çalışmalarını devam ettireceklerdir” dedi.

Başbakan Derviş Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde bir gazetecinin Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın dün akşam bir tv programında “31 Aralık’ta geçicilerin durdurulacağını” söylediğini hatırlatması üzerine yaptığı açıklamada, “durdurulmayacaklarını kendisi de bilir” şeklinde konuştu.

Hükümetin koalisyon hükümeti olduğuna, istihdam kararının birlikte alındığına işaret eden Eroğlu, “Onlara da bakanlıklarında olan kadroların yetkisini verdik. Ama onlar son anda -belki kendi aralarında anlaşamadılar bilemiyorum- kullanmaktan vazgeçtiler" dedi.

Başbakan Eroğlu, 5 yıldır sadece eğitim ve sağlıkta istihdam yaptıklarını, diğer alanlarda pek istihdam yapamadıklarını kaydederek, krizlere karşı aldıkları tedbirlerle imkan doğduğunu, bu nedenle hükümetin istihdam kararı aldığını ifade etti.
“Kimsenin yüreğine korku salmasınlar” diye konuşan Eroğlu, yıllarca iş için bekleyenlere bir fırsat çıktığını, bu fırsatın hükümet tarafından verildiğini söyledi ve “dolayısıyla güle güle, sağlıkla çalışsınlar, hiçbir endişeye de kapılmasınl
ar” ifadelerini kullandı.

YENIDUZEN 24/10/2003