'KKTC'de bir devlet olduğunu gösterdik'


Rauf Denktaş, "İki ay içinde bir hükümet çıkarılması gerekiyor. Anayasa'da bir engel olmayabilir ama milletvekili transfer etmek siyasi ve kişisel ahlaka da uygun düşmez" dedi

Seçimlerin sonuçlanmasıyla birlikte gözler KKTC'ye çevrildi. Yorumlar, mülakatlar, ziyaretler, basın toplantıları bütün hızıyla sürüyor.
Bu koşuşturma içinde sessiz sedasız harekete geçen merkez ise Ankara...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün, önemli bir gö
rüşme yaptılar. Seçim tartışmaları sürerken, Denktaş ve Gül, zaman yitirmeden "çözüm" için atacakları adımları konuştular.
Ankara, bir süreden beri yürüttüğü yeni plan çalışmalarını tamamladı. Dışişleri Bakanı Gül, bunu dün Denktaş'a bildirdi. Denktaş da k
endi plan çalışmasını sonuçlandırdı.
Denktaş ile Gül arasında varılan mutabakat gereği önümüzdeki birkaç gün içinde Dışişleri Bakanlığı'ndan bir ekip KKTC'ye giderek, yeni plan hakkında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a brifing verecek. Ankara'nın ve Denktaş'ın
planları arasında uyumlaştırma çalışmaları başlayacak.

Ankara ile ortak plan
Bu temaslar gösteriyor ki, KKTC bir yandan yeni hükümet çalışmalarını yürütürken bir yandan da Ankara ile birlikte ortak bir planı gündeme getirecek...
Denktaş ve Gül'in zaman yitirmeden harekete geçmeleri ve yeni çözüm önerileri geliştirmeleri, KKTC seçimlerinin ortaya koyduğu iradeye de uygun düşüyor.
KKTC'de yeni hükümet kurulması konusuna gelince...
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün yaptığımız görüşmede, Anayasa'nın öngördüğü p
rosedürü uygulayacağını belirterek, şöyle dedi:
"Parlamento tablosu çok kolay değil. Ben Anayasa'yı uygulayacağım. Hükümet kurma görevi vereceğim ve kurulmasını bekleyeceğim. Bunun için belli bir süre var. İki ay. Bu süre içinde bir hükümet çıkarılması ger
ekiyor. Çıkarılmazsa, o zaman yeniden seçime gidilmesi lazım. Anayasa'nın öngördüğü şekilde bu çalışmaları yürüteceğiz."
KKTC Meclisi'nin iktidarın ve muhalefet bloklarının 25 - 25 biçiminde kilitlenmesi nasıl aşılabilir? KKTC'den milletvekili transferiyle
hükümet kuracak sayıya ulaşma çabaları bulunduğuna ilişkin duyumlar geliyor. Cumhurbaşkanı Denktaş'a bu duyumları ve böyle bir durum olursa tavrının ne olacağını sorduk. Yanıtı şu oldu:
"Milletvekili transferi ahlak dışıdır. Bana zaman zaman transfer Anay
asa'ya uygun mudur, diye soruyorlar. Anayasa'da bir engel olmayabilir ama milletvekili transfer etmek ahlaka aykırı bir olaydır. Bunu söylüyorum. Birtakım menfaatler sağlandığı düşüncesine yol açar ki, bu siyasi ahlaka da, kişisel ahlaka da uygun düşmez."
Denktaş düşüncesini aktarırken sözcükleri özenle seçiyor ama böyle bir yöntemin kullanılmasına karşı olduğu, sözlerinin bir uyarı niteliği taşıdığı da anlaşılıyor.

Dünya KKTC'yi izledi
Seçim sonuçları Denktaş için ne anlam ifade ediyor?
Cumhurbaşkanı'nın bu sorumuza yanıtı ise şöyle oldu:
"Seçimler, her şeyden önce, bütün dünyaya KKTC'de bir devlet olduğunu, bu devletin bütün kurum ve kurallarıyla çalıştığını, gelişmiş bir demokrasiyi gösterdi. Bütün dünya 'tanımıyoruz' dediği KKTC'deki seçimleri büyük dik
katle izledi ve takdir etti. Varlığını gördü. Seçimlerin en önemli sonucu budur."
Denktaş, bu tablonun bir anlamının da Kıbrıs Türkünün Annan Planı'nı, gözü kapalı olarak kabul etmeyeceği mesajı olduğunu belirtti ve şu değerlendirmeyi yaptı:
"Seçimleri Ann
an Planı için referandum olarak görenler bu sonuçla, Kıbrıs Türkünün bu planı kabul etmediğini de anlamış olmalılar. Ayrıca, bu seçimlerden sonra Denktaş ortada kalmayacak diye esip üfürenler de gördüler ki, ben buradayım, yerimdeyim, görevimin başındayım. Benim görüşmecilik yetkimin seçimden sonra geri alınacağını söyleyenler de seçim sonuçlarını görünce mahcup olmuşlardır. Hani öyle bir çoğunluk oluşacaktı ki, benim görevimi geri alacaklardı? Kıbrıs Türkü, bunu söyleyenlere, bu propagandayı yapanlara da cevabını vermiştir."

İki egemen devlet, bir çatı
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş rahat ve kendinden emin, hükümet kurulması aşamasından hemen sonra Ankara'yla birlikte çözüm önerilerini masaya sürmeye hazırlanıyor.
Ankara ve Denktaş'ın hazırladığı planların detayları henüz bilinmiyor, ancak, çerçevesi ve dayandıkları ilkeler belli. Denktaş bu ilkelerin değişmez ilkeler olduğunu vurguluyor.
Yeni plan çalışmalarının dayandığı temel ilkeleri şöyle özetlemek mümkün:
"İki kesimli, iki devletli, iki demokrasili, bir k
esimin diğerini egemenliği altına alamayacağı bir temel."
Bu çerçeve içinde Denktaş, iki tarafın birbirine egemenlik kurmaması gerektiğini vurgularken, bunun sadece siyasi açıdan değil, sosyal ve kültürel açıdan da gözetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
"İki eşit egemen devlete dayalı bir ortak çatı devlet" olarak özetlenebilecek çözümün, Ankara ve KKTC açısından vazgeçilmez bir unsuru da Türkiye'nin güvencesi...
MILLIYET 16/12/2003 FIKRET BILA

Ankara sonuçlardan memnun

KKTC seçimlerini Ankara nasıl karşıladı? Ankara'nın politika oluşturmasında hayli etkili bir yetkiliyle konuşuyorum. Net olarak şunu söylüyor?
- Memnunuz! Hatta en iyi sonuç çıktı.
Neden?
- Çünkü sandıktan iktidar büyük başarıyla çıksaydı uzlaşmazlık ve statüko politikası kazanmış gibi görü
lebilirdi. Muhalefet kazansaydı, AB uğruna, sıkı pazarlıklar yapmadan Annan planına hemen evet denilmesi görüşü kazanmış gibi görülebilirdi.
Ankara'ya göre şimdi çıkan sonuç, "Denktaş'a uzlaş diyor, muhalefete aşırı taviz verme, sıkı pazarlık yap diyor."
O
ylar öyle bölündü ki, bir tarafın tek başına karar alması imkansız! Tek başına karar alan taraf, aynı siyasi güce sahip öbür tarafın sert tepkisiyle karşılaşır; KKTC halkında ciddi bir kutuplaşma ve istikrarsızlık ortaya çıkar!
Ankara'da duyduğum şu söz de
çok önemli:
- Elbette Denktaş da bu mesajı almıştır! Zaten son sözü Türkiye söyleyecektir!
Ve taraflardan hiçbiri Türkiye'ye karşı 'inat' edecek durumda değildir artık.
* * *
KIBRIS Türklüğünün simgeleşmiş bir lideri olan Sayın Rauf Danktaş'ın geçmiş cumh
urbaşkanlığı seçimlerde aldığı oyları araştırdım. Mesela 1985 seçimlerinde daha birinci turda yüzde 71 oy almış. Sonraki seçimlerde Derviş Eroğlu ile karşı karşıya geldiği için oylar bölünmüş ama Denktaş ikinci turda yine büyük çoğunlukla kazanmış.
"Muhale
fet" oyları hiç yüzde 30'u aşmamış...
Şimdi düşünelim:
Ne oldu da, son seçimlerde muhalefet yüzde 51 oy aldı, Denktaş'ın bütün gücüyle desteklediği iktidar bloku yüzde 49'da kaldı?
Daha önemli soru şudur:
Denktaş çizgisini yüzde 70'lerden yüzde 49'a düşüre
n süreç devam ederse, ne olacak?!
Belli ki KKTC'de bir "zemin kayması" yaşanıyor. Yüzde 70 desteğe sahipken dünyaya kabul ettiremediğimiz şartlarımızı, "zemin kayarken" mi kabul ettireceğiz?
Bunu hem Denktaş, hem Ankara'da onun çizgisinde olan kurumlar iyi
düşünmeli!
* * *
ANKARA, bir süre sonra Denktaş'a diyecek ki:
- Seçim sonuçları da ortada; daha fazla zemin kaybetmeden Annan planı üzerinde sıkı pazarlıklara başlamak, AB yolunu açmak gerekiyor.
Denktaş şimdiden KKTC partileri arasında uzlaşma sağlamaya
çalışmalı, bunun için de AB yolunu açacağının mesajını vermelidir; hem KKTC halkına, hem Ankara'ya...
Ankara'daki kaynağım, "Loizidu davası sonrasında izlediğimiz diplomasi iyi bir modeldir" diyor:
- İyi niyetimize, çözüm isteğimize herkesi inandırdık, ham
asete kapılmadan, diplomasinin bütün inceliklerini kullandık. Ve oylamada Türkiye 34 oy aldı, Yunan ve Rum kendi iki oyuyla baş başa kaldı.
Şimdi, Annan planı üzerinde sıkı pazarlık yaparak, diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak, çözüm istediğimizi dün
yaya inandırma zamanıdır.
"Milli lider Denktaş" giderek KKTC'de bir 'hizip lideri' durumuna düşmemeli, hem AB yolunun açılması için KKTC'ye hem Türkiye'ye yardımcı olmalıdır. Unutmamalı ki "daha fazla zemin kaybetmek" pazarlık gücümüzü de

kaybettirir ve buna sebep olmak Denktaş'a yakışmaz.
MILLIYET TAHA AKYOL 16/12/2003

Kıbrıs: Top hükümette!


Tarih, 1992'nin Ağustos ayı. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıs müzakerelerinde yine sıkıştığı bir dönemdi. Bir yandan Birleşmiş Milletler ve Amerika, öte yandan Ankara arasında sıkıntılı günler yaşıyordu.
Kendisiyle New York'ta görüşmüş, başlığı "Denktaş: Türkiye'nin kuklası değilim!" olan bir yazı yazmıştım (Sabah, 18.8.1992). İzlenimlerimi de Denktaş'la Kıbrıs'ı bilen bir İngiliz meslektaşıma anlatınca, şu fıkrayı dinlemiştim:
Yahudilerin Mısır'da köle oldukları devir. Firavun, bir Yahudi'yi huzuruna çağırıp der ki:
- Ya sen benim papağanıma bir yıl içinde İbranice öğretirsin, ya da ben senin boynunu vurdururum!
Zavallı Yahudi soluğu hahambaşının yanında alır. Gün
görmüş hahambaşı da kendisini yatıştırır:
- Ne merak ediyorsun canım? Bir yıla kadar ya firavun ölür ya da papağan...
Denktaş'ı dün televizyon ekranlarında seyrederken bu fıkrayı anımsadım.
Keyifsiz değildi.
Yüzüne o hinoğluhin ifade yine gelip oturmuştu. İktidar partilerinin birkaç puan önde çıkması hiç kuşkusuz işine daha çok gelirdi. Ama milletvekillerinin iktidarla muhalefet arasında karnıyarık gibi tam ortadan bölünmesi de manevra alanını genişletmişti.
Zaman kazanmıştı en azından.
1 Mayıs 2004'e kadar
kim öle kim kala diye düşünüyor olabilirdi. Neler görmüş geçirmişti, Özal'lar, Demirel'ler... Kaçın kurasıydı. Kim bilir, Ankara'daki AKP takımı Denktaş'ın gözüne belki de çaylak gibi geliyordu.
Neyse...
Artık top Ankara'da.
Zaten öyleydi.
Şimdi bu gerçek
daha belirgin.
Topa vuracak olan da hükümet.
Peki, nasıl vuracak?
Biliyor mu?..
Soru işaretleri var.
Oysa seçim sonuçları, Erdoğan hükümetinin Kıbrıs'ta topa çözüm yolunda vurması için iyi bir fırsat.
Denktaş bir iki puan önde olsaydı, işi daha zorlaşırdı
. Ama şimdi eğer Kıbrıs'ı 1 Mayıs 2004'e kadar çözme niyeti gerçekten varsa, sorun çözüm rayına oturabilir.
Niye kuşkulu satırlar?
Anlaşılan o ki, Başbakan Erdoğan'ın bazı kaygıları var. Kıbrıs'la ilgili olarak hem kendi tabanından, hem askerden tedirginli
k duyduğu kulislerde kulaklara çarpıyor.
Şöyle bir soru var, Tayyip Erdoğan'ın kafasını burgaç gibi oyan:
"Kıbrıs'ı çözerim, ama yine de AB'den tarih alamazsam?.."
Bu ihtimal az da olsa var. Ama tersinin, Kıbrıs'ta çözümsüzlük politikasının bir faturası ol
mayacak mı?
Avrupa treni bir kez daha kaçarsa, bunun da neye mal olacağını herhalde düşünüyor olmalı Sayın Erdoğan. Yakın tarihi gözünün önüne getirsin. 1970'lerde Demirel'le Ecevit de kaçırmıştı bu treni. Yunanistan'la birlikte eş zamanlı olarak AB'ye gir
ebilirdi Türkiye. Heba edildi, yazık oldu bu fırsata...
Tarihi hata tekrarlanacak mı?..
MILLIYET HASAN CEMAL 16/12/2003

Saddam, Kıbrıs'taki seçimler ve piyasalar

Kıbrıs seçimleri pazar günü tamamlandı. Seçimler iki tema üzerinde odaklanıyordu. Birincisi, AB'ye girmek ya da girmemek. İkincisi de, ada içinde göç etmeye razı olmak, ya da olmamak. Diğer bir deyimle, Annan planını bir çözüm olarak kabul etmek, yani mevcut durumu korumak, ya da aksi.
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesi için Annan planı bir ön şa
rt görünüyor. En azından bu plan çerçevesinde müzakere gerekiyor. Ancak planın yürürlüğe geçebilmesi için adada çok ciddi iç göçler gerekiyor. Bu da Türklerin hoşuna gitmiyor. Özellikle kuzeyde ciddi mülkler edinmiş aileler buna karşı çıkıyor.
Gençler ise
farklı. Onlar AB içinde yer almak istiyor. Böylece yabancı sermaye ülkelerine akacak ve yeni iş sahaları açılacak. Ya da onlar Avrupa'ya iş için akacaklar. Üstelik Türkiye'nin de AB'ye tam üye olması konusunda da önü açılmış olacak.
Seçim sonuçlarında halkın iki görüşünü eşit parçalara ayırması, kimilerini Kıbrıslılar kararsız kaldı yargısına vardırıyor. Malum, çözümden yana olanlar Meclis'te (CTP - BG - BDH) 25 milletvekili sokarken, göçlerden ya da Rum baskısından çekinen kesim de (UBP - DP) 25 milletveki
li çıkarttı. Şimdi, halkın yarısı çözüm isterken, yarısı statükodan yana deniliyor.
Oysa durum tam aksine. Halk artık çözüm istiyor. Ama bunun mutlaka mevcut Annan planında öngörüldüğü gibi olması gerekmiyor. Göçleri bu denli zorunlu hale getirmeyen, bir ç
özüm modelinin müzakere edilmesi isteniyor. Doğru yorum bu.
Buradan Denktaş da dersler çıkarmalı. Tabii CTP lideri Mehmet Ali Talat da. Onun da Denktaş'ın yürüttüğü her türlü müzakereye karşı çıkması yanlış. Artık yeni bir durum var. Ve sonuçlar doğru okun
arak yola devam edilmeli.
Bu sonuçlar kısa vadede, özellikle hükümet kurmada gerginliklere, sıkıntılara yol açabilir. Ancak uzun vadede halk önemli bir işaret vermiştir. Ve bu da son derece sağlıklıdır.
Bunun bize olan ekonomik etkilerine gelince. Kısacası
, kısmetliyiz. Kaldı ki, önceki gün bir de Saddam yakalandı. Bu umarız Irak'ta ve Irak dışında terör hareketlerini durdurur, ya da yavaşlatır. Kıbrıs'ta da makul bir çözüm anlayışı ortaya çıktığına göre, Türkiye'nin önünde hem istikrar, hem de AB ile ilişkiler bakımından daha olumlu bir ufuk görünüyor.
Borsa dün tüm bunları kutluyordu. Bu gelişmenin süreceğini bir süredir yazıyorduk. Amerikan dolarındaki düşüş de şimdilik durdu. Ama şimdilik. Dünyadaki borsalara gelince. Maşallah herkes Saddam'ın yakalanmasını ne kadar istiyormuş. Yükselmeyen yer kalmadı.
Kısacası, bir süre Kıbrıs gerginliği görünse de, Kıbrıs'ta artık yeni bir dönem başlıyor. Çözüm. Ama her ne pahasına olursa olsun değil. Türklerin menfaatine olan bir çözüm. Bu da AB yolunda hem soydaşlarımızın, hem de vatandaşlarımızın geleceğini parlatabilir.
MILLIYET HURSIT GUNES 16/12/2003

Anahtar baba Denktaş, oğul Denktaş ve Ankara'da...



KKTC'de Meclis'e 25 - 25 olarak yansıyan seçim sonucunun kilitlediği siyasetin anahtarı şimdi kimde? Bu kilidi açmak mümkün mü? Nasıl?..
Aslında bir değil, üç anahtar sahibi var: Rauf Denktaş... Serdar Denktaş... Ankara...
Bunlardan her birinin, kolaylıkla bir siyasal krize dönüşebilecek olan seçim sonrası tıkanıklığı giderebilecek belirli gücü ve etkinliği var. Anca
k üçü birlikte hareket edebilirse, gerek yeni bir hükümetin kurulması, gerekse çözüm için yapıcı bir inisiyatifin başlatılması sağlanabilir.
Zor, ama imkansız değil...
* * *
PAZAR günkü seçimlerden kimse bir "zafer" kazanmadı. Mehmet Ali Talat'ın CTP'si, ö
nemli bir oy patlaması ile, birinciliğe yükselen "en başarılı" parti oldu. Güç birliği yaptığı Mustafa Akıncı'nın BDH'si ile birlikte, "Annan planı temelinde çözüm ve AB üyeliği" görüşünü savunan bu blok, oyların yüzde 51'ini kazanarak, önemli bir mesaj verdi. Bu mesaj (az farkla da olsa) çoğunluğun böyle bir çözümden yana olduğudur.
Buna karşılık Derviş Eroğlu'nun UBP'si ve onunla iktidarı paylaşan Serdar Denktaş'ın DP'si, oy kaybına uğradılar. Bunda doğal olarak "iktidar yıpranması"nın payı var; ama özell
ikle UBP'nin çözümle ilgili "statüko"cu tavrı pek çok oyun karşı bloka kaymasına yol açtı.
Sandıktan çıkan sonucu işte bu gerçeklerin ışığında değerlendirmek gerekiyor. Başka türlü algılamalar, bundan sonra izlenecek politikalarda temel hatalar yapılmasına
neden olabilir...
* * *
BU sonucun diğer bir boyutu da, Rauf Denktaş ile ilgili. Aslında Denktaş'ın politikalarını destekleyen partiler kan kaybettiler, ama Denktaş'ın kendisi gene de güçlü çıktı. Eğer muhalefet ezici bir çoğunluk kazansaydı, durum farklı
olurdu; ancak şimdi Meclis'teki hassas durumla, Cumhurbaşkanı'na önemli bir rol düşüyor. Diğer bir deyişle Denktaş uzlaşıcı bir tavır takınırsa, CTP'nin önderliğinde daha geniş tabanlı bir hükümetin kurulmasına önayak olabilir. Gene benzer bir tavırla Ankara ile daha uyumlu biçimde yeni bir çözüm girişimini başlatabilir.
Her ne kadar dünkü basın toplantısında Rauf Denktaş, çözümle ilgili görüşlerini aynı katılık dozajında tuttuğunu göstermişse de, onun daha esnek bir tavır takınması mümkün. Bu da iki faktö
re bağlı: Birincisi hükümetin kurulması konusunda, oğlu Serdar'ın duruşu; ikincisi de, çözüm konusunda, Ankara'nın tutumu...
Serdar Denktaş, Talat'ın başkanlığındaki bir üçlü koalisyona "evet" derse, yeni hükümet Meclis'ten rahatlıkla 32 oy alabilir.
* * *

ANKARA'nın rolüne gelince, eğer AKP hükümeti, çözüm konusunda son zamanlarda çizdiği zikzakları geride bırakıp Kıbrıs politikasını netleştirirse ve Rauf Denktaş ile bir görüş birliği sağlayabilirse, bu yol da açılabilir.
Aslında Rauf Denktaş'ı kendi görüş
lerinin dışındaki bir çizgide "ikna" etmek çok zor. Ama bir başka zorluk da, "Ankara"nın kendi politikasını net biçimde belirlemesidir.
Ne var ki seçim sonucunda Kıbrıs'ta durum kilitlenmiştir. Anahtar "baba" Denktaş'ta, "oğul" Denktaş'ta ve de Ankara'dadı
r. Yolu açmak görevi ve sorumluluğu şimdi onlarda...
MILLIYET SAMI KOHEN 16/12/2003

Kıbrıs'ta asıl Ankara kazandı


Şimdi iş tamamen Ankara'ya kalıyor.
Eskiden de son söz hep Ankara'ya aitti, ancak bu defa durum daha farklı. Bu seçim sonuçları Kıbrıs'ı öylesine kilitledi ki, kimsenin kıpırdayacak hali yok. Ankara ne derse o olacak.
Sandıktan çıkan oyların ne mesaj verdiği konusunda galiba kimsenin kuşkusu yok:
- Rauf Denktaş'ın Annan planına tümüyle karşı çıkan ve çözümsüzlük anlamına çekilen tutumu kaybett
i. Türk toplumu bugünkü durumda kalmak istemediğini, statükoya karşı olduğunu açıkça gösterdi. Muhalefetin oyları 98 seçimine göre bu kadar artar ve iktidarınki azalırsa, başka bir sonuç çıkarılamaz.
- Ancak, muhalefetin tezleri de beklendiği kadar veya ye
terince oy toplayamadı. Demek ki, toplumun diğer yarısı da kuşkulu. Bugüne kadar edindiği mal mülk, statü ve güveni bırakmak istemiyor. Muhalefet partilerinin "Annan planını olduğu gibi hemen imzalayalım" yaklaşımını benimsemiyor.
Durum böylesine eşitlenin
ce, tabii herkesin bakışı Ankara'ya dönecek. Ankara, hem kendi çıkarlarını, hem KKTC'yi, hem de uluslararası gerçekleri dikkate alarak bir çözüm seçecek ve uygulayacak.

SORUN, ANKARA'DA DÜĞÜMLENİYOR...
Kıbrıs sorunu bugüne kadar sürüklendiyse ve büyük fırsatlar kaçırıldıysa, hiçbir zaman Denktaş'ın veya KKTC muhalefetinin tutumundan değil, Ankara'nın kararsızlığından kaynaklanmıştır.
Hükümet bir türlü karar verememiştir.
Cumhurbaşkanı farklı düşünür, Genelkurmay farklı... Dışişleri Bakanlığının bir bölümü
şu yönde, diğer bölümü başka yönde düşünüyor.
Bu kargaşa içinde hakemlik rolü oynaması gereken Başbakan ise, bir türlü ağırlığını ve tercihini ortaya koymadı veya koyamadı.
Eğer şimdi bu belirsizlik giderilir ve Ankara kararını verebelirse, KKTC kurtarılab
ilir. Aksi halde Ada'nın kuzeyini büyük oranda kaybetmeye hazır olmalıyız.

* * *
AB'YE GÖRE KIBRIS ÇÖZÜLMÜŞ DURUMDA (!)

AB Komisyonunda ilginç bir tutum değişikliği var.
Tepedeki yöneticilerle yaptığım konuşmalarda ilk defa farklı bir yaklaşımla karşı karşıya kaldım.
"Bize göre Kıbrıs sorunu çözüldü" diyen üst düzey bir yetkili şöyle bir mantık sürdürdü:
"...Güney Kıbrıs'ın tam üyeliği artık gerçekleşti. Türkiye tutumuyla Güneyin tam üyeliğini durduramadı. Önce Kopenhag'da, ardından da Mart ayında Viyana'd
a adım atmayarak, Rumların tam üyeliğini bloke edemedi. Yani treni kaçırdınız. Şimdi geriye sadece 1 Mayıs 2004'e kadar bir süreciniz kaldı. Bizim aldığımız sinyaller –tabii bir süpriz yapmadığınız taktirde- yine harekete geçmeyeceğiniz yönünde. Durum böyle devam ederse, Kıbrıs kendiliğinden çözülecek. Yani Rumlar (Ada'nın Güneyi) tam üye olacaklar ve KKTC dışarda kalacak. Bizim kalkıp, Türkiye'yi top tüfek kullanıp Ada'dan atmaya hiç niyetimiz yok. Bu durumda kim zarar görecek? En büyük zarara Kuzey Kıbrıs'ta yaşayanlar uğrayacaklar. Zira fakir kalacaklar. Zarara uğrayacak ikinci taraf ise Türkiye olacak. Çünkü faturayı siz ödeyeceksiniz. Bugünkünden daha fazla para harcayacaksınız. Üstelik, sürekli şekilde siyasi baskı altında kalacaksınız. Ayrıca, AB'ye katılma sürecinizin anahtarını Rumların vetosuna teslim edeceksiniz. İşte bu açılardan bakınca, kendi bindiğiniz dalı kesmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı da, Brüksel'deki genel hava Kıbrıs sorununun bir açıdan kendi kendine çözümlendiği şeklinde..."
Doğrusu,
olaya bu açıdan bakmamıştım.
AB Komisyonundaki bu yeni hava beni de şaşırttı.
Bu mantık yapısı, bir açıdan doğru.
Rumları elimizden tamamen kaçırmış olacağız.
Kuzey Kıbrıs bizde kalacak, ancak faturası o kadar büyüyecek ki, sonunda Kıbrıs'ı o sevmediğimiz
Annan planından çok daha ucuza bırakmak zorunda kalacağız. Hele bir de, 1 Mayıs 2004 günü Rumlara hediye edeceğimiz veto hakkını düşünürsek, Kıbrıs ile ilgili politikamızın 70 milyon insanımızı nasıl bir bataklığa götürdüğü daha iyi anlaşılıyor.
Umarım hü
kümet bu gidişi zamanında görür de, tutum değiştirir. Aksi halde büyük kayıplara uğrayacağız.


* * *
MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 16/12/2003

Ankara, Kıbrıs'ta koalisyon istiyor

Türkiye, Kıbrıs'ta yeni bir seçim ve kriz istemiyor. Gül'ün, başta Talat olmak üzere Meclis'e giren diğer parti liderlerini Japonya gezisi dönüşü Ankara'ya davet edeceği belirtildi

Utku Çakırözer

Kuzey Kıbrıs'taki seçim sonuçlarından memnun olan ve KKTC'de siyasi belirsizliği sürdürecek ikinci bir seçime karşı çıkan Ankara, gelecek hafta taraflarla görüşmeler yapacak. Türkiye'ye göre Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş müzakereleri yürütecek, seçimden ilk sırada çıkan CTP lideri Mehmet Ali Talat da ancak Denktaş'a yakın bir partiyle iktidara gelebilecek.
Seçim sonuçlarının Dışişleri Bakanlığı
'ndaki ilk analizinde şu noktalar ön plana çıktı:
Seçimlerin adil ve demokratik olması herkesi memnun etti. Dünyaya karşı iyi bir sınav verildi. 25 - 25'lik denge yüzünden hem ülkenin, hem de Türkiye'nin AB sürecinin belirsizliğe girmesine izin verilmeyece
k. İkinci bir seçime kesinlikle gerek yok. Seçim sonuçları, Annan Planı temel alınarak Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını isteyen partileri ilk kez hükümete sokacak. Denktaş'ın muhalifi CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın yeni hükümetin başbakanı olma ihtimali kuvvetli. Ankara, tarafların koalisyon üzerinde uzlaşması için teşvik edici rol oynayacak. Denktaş'a yakın bir partiyle koalisyon kurduğu takdirde iktidar olabilecek muhalefet, Denktaş'ın uluslararası görüşmelerdeki müzakereci statüsünü değişterecek güce sahip değil. BM denetimindeki görüşmelerde Türk tarafını Denktaş temsil etmeye devam edecek. Yapıcı tavrın sürmesini isteyen hükümet, gelecek hafta tarafları Ankara'ya çağırmayı planlıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, 22 Aralık'ta Japonya'dan döndükten sonra başta Talat ile Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı olmak üzere Meclis'e giren partilerin liderlerini Ankara'ya daveti gündemde.

Bundan sonra ne olacak?

LEFKOŞA Milliyet

KKTC'de seçimlerin ardından anayasal çerçevede atılabilecek adımlar şöyle:
Önce Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görevi kime vereceği beklenecek. Bunda zaman sınırlaması yok. Denktaş hükümeti kurma görevini seçimlerden birinci çıkan partiye verebileceği gibi bir başka partiye de verebilir. Hükümeti kurmakla görevlendirilen par
ti 15 gün içinde hükümeti kurmak zorunda. Görevi alan parti 15 gün içinde hükümeti kuramazsa görev başka bir partiye verilebilir. 15 gün içinde hükümet kurulamazsa, başka alternatif kalmazsa iki ay sonunda erken seçim kararı alınabilir.

Mümtaz Soysal: İnisiyatif Denktaş'ta

Annan Planı'na karşı isimlerin başında gelen eski Dışişleri Bakanı ve Denktaş'ın danışmanı Mümtaz Soysal, seçim sonuçlarının hükümet kurma konusunda inisiyatifi yine Denktaş'a verdiğini savunarak, "Muhalefet ancak Denktaş'a yakın partilerden birini alarak hükümet kurabilir" dedi. Soysal, Denktaş muhaliflerinin Ankara'yı dışlayarak bir yere varamayacağını anladığının altını çizdi ve Türkiye'yle iyi geçinme ihtiyacı duyacaklarını belirtti. Plana sıcak bakan eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen ise "Bu Ankara'nın uzun süredir aradığı fırsat" dedi. Seçimlerle ilgili siyasilerden şu yorumlar geldi:
TBMM Başkanı Bülent Arınç: 50 milletvekilinin yarısı bir blokta, yarısı bir blokta. Kıbrıs halkı 'uzlaşın' diyor.
CHP Grup Başkan Vekili Kemal Anadol
: Seçmen bütün partilerin bir araya gelerek bir politika oluşturmalarını işaret etti.
YTP Genel Başkanı İsmail Cem: Seçmen olduğu yerde durmayı da, maceraya sürüklenmeyi de reddetti.
SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın: Annan Planı'nın görüşülmesi için mesa
jdır. Denktaş görüşmeciliğe devam etmelidir.
MILLIYET 16/12/2003

ABD'nin gözü Ankara'da

Bush yönetimi, KKTC seçimlerinin ardından Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için "Annan Planı temelinde" adım atmasını bekliyor...


YASEMİN ÇONGAR Washington SEMA EMİROĞLU New York

KKTC seçimlerinde, Annan Planı bazında çözüm müzakereleri yapılması ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden yana çıkan muhalefet partilerinin başarılı performans göstermesi, Washington'ı memnun etti. Ancak, KKTC Parlamentosu'ndaki sandalyelerin Annan Planı'na karşı partiler ile bu plana destek verenler arasında eşit bölüşülmüş olması ve hükümetin geleceği konusundaki belirsizlik, Kıbrıs'la doğrudan ilgilenen ABD'li yetkililerin, dikkatlerini her zamankinden daha fazla Ankara'ya çevirmelerine neden oldu.
Bush yönetiminin Ankara'dan beklentisi, "Annan Planı temelinde görüşmelerin yeniden başlaması için devreye girmesi."

'Zaman aleyhinize'
Seçim sonuçlarını değerlendiren ABD'li bir yetkili, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC seçimlerinin ardından Türkiye'nin üzerine düşeni yapacağını söylemişti. Erdoğan, Annan Planı'nın temel alınabileceğini de birçok kez vurguladı. Şimdi bu yönde adım bekliyoruz" dedi. Milliyet'in sorularını yanıtlayan bir başka ABD'li kaynak da, Türk tarafının yeni bir çözüm paketi hazı
rlığı içinde olduğunu hatırlatarak, "Yeni paketler ve alternatif önerilerle zaman yitirmenin anlamı yok. Kimse kimseye 'Annan Planı'nın bütün ayrıntılarını kabul edin' demiyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan da bu konuda anlayışlı. Ancak bu plan temel alınarak hızla müzakere süreci başlamalı. Zaman yitirmek, hem Kıbrıs Türklerinin, hem Türkiye'nin aleyhine olur" diye konuştu.
Bu arada, seçimdeki belirsizlik, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da işini zorlaştırdı. Annan'ın seçimleri yakından takip ettiği, anca
k sonuç netleşmeden ve kesin bir siyasi irade ortaya çıkmadan çözüm için yeniden devreye girmesinin söz konusu olmadığı bildirildi.
Genel Sekreterlik Sözcüsü Fred Eckhard, "Annan, seçimlerle ilgili haberleri gördü. Yeni bir siyasi idarenin kurulmasının bi
raz zaman alacağı anlaşılıyor" şeklinde konuştu.

KKTC basını da seçimde

LEFKOŞA Milliyet

Kuzey Kıbrıs basını, Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler'in (CTP - BG) oylarında patlama yaptığına, iktidar ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP) oy kaybettiğine dikkat çekti. Bazı gazeteler seçimleri şöyle verdi: KIBRIS GAZETESİ: Sandıktan çözüm ve AB çıktı. Meclis kilitlendi, ortaya kaos çıktı. YENİ DÜZEN (CTP organı): Halkımız konuştu: Avrupa'ya evet dedi. BİRLİK GAZETESİ (UBP org
anı): Seçimlere kimlerin müdahale ettiği ortaya çıktı. HALKIN SESİ: Meclis kilitlendi. VOLKAN: Halkımızı yıkmaya güçleri yetmedi, 25'e 25. ORTAM: Kıbrıs Türk halkı statükoyu sandıkta devirdi.
MILLIYET 16/12/2003

Hükümet için dört senaryo


SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC'deki "kader seçimi"nde iktidar ve muhalefet partilerinin meclisteki sandalyeleri 25 - 25 paylaşmasının ardından yeni hükümetin kurulmasına ilişkin çeşitli senaryolar tartışılıyor. Üzerinde en çok durulan dört senaryo şöyle:
BÜYÜK KOALİSYON: En çok oyu alan iki parti, Mehmet Ali Talat'ın Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP BG) ile Başbakan Derviş Eroğlu'nun Ulusal Birlik Partisi (UBP), Türkiye'nin baskılarıyla koalisyon yapabilir.
CTP - DP ORTAKLIĞI: Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
oğlu Serdar Denktaş'ın partisi Demokrat Parti (DP) ile CTP - BG arasında bir ortaklık kurulması söz konusu olabilir.
ÜÇLÜ KOALİSYONLAR: CTP, DP ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) arasında bir koalisyon ihtimali gündeme gelebilir. Ya da UBP, DP ile BDH o
rtaklığa gidebilir.
YENİDEN SEÇİM: CTP ve BDH seçimden önce aralarında imzaladığı protokol gereği sağ partiler (UBP ve DP) ile koalisyon kurmayacağını ilan etmişti. Eğer bu hükümet senaryoları bir sonuç vermezse KKTC üç ay sonra tekrar sandık başına gitme
k zorunda kalacak.
MILLIYET 16/12/2003

AB: Statüko reddedildi

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, KKTC'deki seçimlerden çıkan sonuçtan memnun. Seçimler sonucunda sandalye sayısının eşit olmasını önemsemeyen AB, seçim sonucunu "Kıbrıslı Türklerin statükoya son verme isteği" olarak okudu. Komisyon sözcülerinden Jean Christophe Filori, "KKTC yetkilileri bu sonuçlardan bir ders çıkarmalılar" dedi. AB Komisyonu'nun konuya ilişkin açıklama yapmasının "seçimlerin tanındığı" anlamına gelmediğini ancak ortada siyasi bir gerçek olduğunu belirten Filori, "Koltukların dağılımı eşit olsa da statükonun bitirilmesini isteyen bir çoğunluk var. Bu sonuç görüşmelere dönülmesinin zamanının geldiğini gösteriyor" diye konuştu. Filori, birleşmiş bir Kıbrıs'ın üyeliği için de "1 Mayıs 2004'e kadar hâlâ süre var. Umarım bu fırsatı kullanırlar" şeklinde konuştu.
MILLIYET 16/12/2003


Hedeflerimize ulaşmamız zor

KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler (CTP - BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, seçimlerin tekrarlanmasını riskli olarak gördüğünü söyledi. Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin 1 Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olacağına işaret ederek, AB'ye girmek için zamanın daraldığını ifade etti. Talat, "Biz birinci parti çıktık, mutluyuz. Ama bu eşitlik durumunda hedeflerimize ulaşmamız zor görünüyor" diye konuştu. Talat, Ankara ile temasta bulunmadığını açıkladı. Talat, ayrıca DP ile aritmetik olarak koalisyon yapmasının mümkün olduğunu, ancak buna sıcak bakmadıklarını söyledi.
MILLIYET 16/12/2003

Kıbrıs, AB, çözüm


AB referandumuna dönüşen Kıbrıs'ta seçimler 'derby maçı' gibi berabere sonuçlandı. Dört partinin Meclis'e girebildiği KKTC'de sandalye dağılımı 'tek başına iktidar'a şans tanımadı. İktidar ve muhalefet partileri 25'er üyeye sahipler. Bu tablo 'Denktaşçı' ve 'AB'ci' taraflar arasında 'kilitlenme' anlamına geliyor.
Annan planının en güçlü destekçisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat'ın oyların yüzde 35'ini alarak seçimden önde çıkması AB yanlısı çözüm olasılığını artırıyor. Serdar Denktaş'ı
n partisi DP'nin çıkardığı 7 üyenin katılımı halinde seçimin kilidi 'üçlü koalisyon' ile açılabilir. Hükümet krizi ise yeni bir seçimin habercisi demektir.
2004 Nisan sonuna kadar Kıbrıs'ta çözüm bekleyen Ankara ve Brüksel'in önümüzdeki ayları 'iktidar sor
unu' ile tüketmeleri Türkiye'nin AB gündemini de olumsuz etkileyebilir.
Kıbrıs'taki seçimler ve Saddam'ın yakalanması Brüksel zirvesinin sonuç bildirgesinde yer alan 'Güneydoğu'da durum'la neyin kastedildiği sorusunun yeterince tartışılmasını önledi.
Başba
kan Erdoğan, metne giren Güneydoğu kavramının yanlış anlaşıldığını savunarak şu açıklamayı getirdi:
"Güneydoğu ifadesi ilk defa kullanılmıyor. Bu ifadeler sadece bölgeler arası gelir dağılımı farklılığını gidermeye yöneliktir. Bizim de buna yönelik ciddi a
dımlarımız var. Kültürel haklar da sadece Güneydoğu ile ilgili değildir. Böyle konmak istenmiş ama gösterdiğimiz çabalar sonucunda düzeltilmiştir."
AKP liderinin 'düzeltilmiştir' dediği nokta, 'Güneydoğu'daki durum ve kültürel hakların iyileştirilmesi'ni b
irbirine bağlayan 've' sözcüğüdür. Böylece ileride 'siyasi çözüm' çağrışımı uyandıracak yanlış anlamalar önlenmiş oluyor. Bu cümlenin sonuna konulan 'nokta' ise 'makro ekonomik dengesizlikler ve yapısal eksikliklerin düzeltilmesi' isteğini Kopenhag ölçütleri arasına katmayı son anda engelledi.
Brüksel'de 'takvim savaşımı' veren diplomatlar, işi gücü bıraktılar, 'nokta virgül diplomasisi' ile Türkiye'nin önüne çıkarılan engelleri aşmaya çalışıyorlar.
Ancak Güneydoğu sinyallerinin 'noktalama işaretleri' ile a
şıldığını düşünmek aşırı iyimserlik olmuyor mu?
AB Türkiye Temsilcisi Hansjörg Kretschmer Van'ında bu hafta sonu yapılan toplantıda Güneydoğu Anadolu Bölgesi için ayrı bir strateji düzenlenmesini istemesi rastlantı olmasa gerek.
ALLENDE'Yİ ANARKEN: Irak li
deri Saddam Hüseyin'in Bağdat düşerken ortadan kaybolması ardından 'tek kurşun' atmadan saklandığı yerde ABD askerlerine teslim olması, 1973'te Şili'deki Pinochet darbesi sırasında Başkan Salvador Allende'nin 'onurlu direnişi'ni akla getirdi. Allende, seçimle iktidara gelen ilk sosyalist lider olarak kendisini deviren cuntaya karşı koymuş ve 'ölümü seçmişti.'
DERYA SAZAK MILLIYET 16/12/2003

“Şimdi soğukkanlı düşünmek zamanı”

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC seçimlerinden sonra şimdi artık soğukkanlı düşünmenin zamanı olduğunu belirterek, Kıbrıs’taki tüm taraflar ve Türkiye’nin, Kıbrıs’ın geleceğinin daha parlak olması için el birliğiyle çalışması gerektiğini söyledi.

NTV

15 Aralık 2003— Gül, Japonya’ya hareketinden önce Esenboğa Havaalanı’nda bir soru üzerine, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve meclise giren parti liderleriyle görüştüğünü ve KKTC’nin demokratik yapısının ne kadar sağlam olduğunu gösterdikleri için kendilerini tebrik ettiğini belirtti.

Gül, “Şimdi soğukkanlı biçimde düşünme zamanı. Kıbrıs’ın geleceği, Türkiye ile ilişkileri, AB süreci tüm bunları hep beraber değerlendireceğiz. Tabii ki Denktaş’ın görüşlerine önem vereceğiz ve önümüzdeki yolu çizeceğiz.” dedi.
Gül, telefon görüşmelerinde taraflara herhangi bir telkinin olu
p olmadığı sorusu üzerine, şöyle konuştu: “Bu aşamada hiçbir şey söylemedim. Bu aşamada herkesin soğukkanlı ve sakin biçimde hareket etmesi ve yapıcı olması, halkın verdiği mesajı herkesin en iyi şekilde alması gerektiğini ve el birliği içinde tüm siyasi partilerin Denktaş’ın ve Türkiye’nin Kıbrıs’ın geleceğinin daha parlak olması için hep beraber çalışması gerektiğini söyledim.”
Kıbrıs halkının mesajının ne olduğuna ilişkin bir soru üzerine de Gül, halkın şüphesiz ki çözümü arzu ettiğini, bir taraftan da
Denktaş’ın, Türkiye’nin görüşlerine önem verdiğini, KKTC’nin hak ve hukukun korunmasını istediğini, dolayısıyla mantıklı, rasyonel bir şekilde görüşmelerin başlamasını arzu ettiğini kaydetti. Türkiye’nin de arzusunun bu olduğunu, ancak bunun, KKTC’ye empoze edilen her şeyi kabullenmek anlamına da gelmeyeceğini ifade eden Gül, “Ama (sorunu) çözmek için de bir fırsat var, çözüm için iyi niyetli gayret göstermek gerektiğini Kıbrıs halkı da paylaşmış oldu. Ümit ederiz ki Rum tarafı da aynı davranış içinde olur” diye konuştu.
Gül, Brüksel zirvesinde Kıbrıs sorununun çözümü için, Rum tarafı da dahil olmak üzere tüm taraflara gayret gösterme çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, herkesin bu çağrıya uymasını arzu ettiğini söyledi. Gül, “Şimdi soğukkanlı biçimde dü
şünmek ve daha sonra da hazırlıkları tamamlayıp bu çalışmalara başlamak gerekir” dedi.
Seçimlerden sonra Türkiye’nin yeni girişimlerde bulunmak için hükümetin kurulmasını bekleyip beklemeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Gül, şunları kaydetti: “Tabii ki h
ükümetin de kurulması önemli. Kolay değil, her iki taraf da eşit oy aldılar. Ümit ediyorum ki soğukkanlı ve sorumluluk içerisinde herkes davranacaktır ve bir çözüm bulunacaktır. Bu süre içinde Ankara’da da Kıbrıs’ta da çalışmalar yapılıyor. Makul bir süre geçsin, 1 hafta bir geçsin, ondan sonra daha somut fikirler ortaya çıkacaktır. Bunlar birleştirilecektir, Kıbrıs’ta ve Türkiye’de yapılan çalışmalar. Buna göre yolumuz belli olacak.”

KKTC hükümetini arıyor

KKTC seçimlerin ardından Cumhuriyetçi Türk Parti lideri Mehmet Ali Talat, Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş ve Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı NTV’de canlı yayınlanan Anahtar programına konuk oldular.

NTV-MSNBC

 

15 Aralık 2003— Seçimlerden birinci çıkan CTP’nin Genel Başkanı Talat, Mayıs 2004’e kadar çözüm imkanının kaçırılması riski bulunduğunu belirterek, erken seçimin bir tehlike olduğunu söyledi. BDH lideri Akıncı da, iktidar partileriyle oluşturulacak bir koalisyonun Ankara’nın tepkisine bağlı olduğunu kaydetti ve çözüm için Mayıs 2004’ün hedef alınması gerekliliğini savundu. DP lideri Denktaş ise, Meclis’e giren 4 partinin halkın iradesine uygun bir tavır içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

 

KKTC’li parti liderleri önceki gün yapılan milletvekili seçimlerinden sonra çıkan tabloyu Anahtar programında değerlendirdiler.
CTP lideri Mehmet Ali Talat, “Seçimlerde yüzde 51; barış, çözüm ve AB üyeliği dedi” diye konuştu. Talat, “Mayıs 2004’e kadar çözüm ve AB için nasıl bir hareket tarzı
yürütülmesi gerektiğine karar vermek lazım” dedi. Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın hükümeti kurma görevini de en fazla oyu almaları nedeniyle kendilerine vermesi gerektiğini savundu.

TALAT: ERKEN SEÇİM BİR TEHLİKEDİR
Talat, Mayıs 2004’e kadar çözüm şansını ortadan kaldırdığı gerekçesiyle, erken seçimi tehlikeli bulduğunu söyledi. CTP lideri, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de seçimlerden önce 1 Mayıs hedefini koyduğunu ve Annan planı çerçevesinde görüşmelerin tekrar başlaması için çağrı yaptığını belirtti ve KKTC’nin görüşmeleri Türkiye’yle bütünleşme içinde götüreceğini kaydetti.
Programa telefonla bağlanan Cumhurbaşkanı Denktaş ise, seçimlerde çıkan yüzde 51’in Annan planına destek anlamına gelmediğini, sonucun seçim sisteminden kaynaklandığı
nı ifade etti.

AKINCI: MAYIS 2004 HEDEF ALINMALI
Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı da, Annan planı ve Rum kesiminin AB’ye tam üyeliğinin gerçekleştiği 1 Mayıs 2004 tarihini hedef aldıklarını söyledi. Akıncı, ancak bu hedefler doğrultusunda bir uzlaşma sağlanabileceğinin altını çizdi. Seçimleri referandum olarak da niteleyen Akıncı, söz konusu uzlaşmanın Ankara’dan gelecek desteğe bağlı olduğunu vurguladı.

‘HALKIN İRADESİ ESAS ALINMALI’
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ise, hükümeti oluşturmaya yönelik koalisyon görüşmeleri için beklemek gerektiğini söyledi. Denktaş, hükümeti kurmaya yönelik çalışmalardan önce partilerin seçim psikolojisinden çıkması gerektiğini kaydetti. Annan planının mevcut şekliyle kabul edilemeyeceğini ifade
eden Denktaş, 1 Mayıs’ın da hedef olarak görülmemesi gerektiğine işaret etti.
Denktaş, “Meclise giren 4 parti halkın iradesine uygun bir tavır içinde hareket etmeli” diye konuştu.

Kıbrıs planı haftaya açıklanıyor

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının, adada uzlaşmaya varacak bir hazırlık içinde olduğunu, bu hazırlıkların somut olarak gelecek hafta açıklanacağını söyledi. Gül, hedeflerinin, "1 Mayıs 2004'ten önce çözüm" olduğunu bildirdi.

Japonya'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında Anadolu Ajansı'nın sorularını yanıtlayan Gül, Kıbrıs konusunda ''anahtar kelimenin uzlaşı'' olduğunu, karşılıklı uzlaşma içinde adımlar atılması gerektiğini, sadece Türkiye'nin ve Türk tarafının tek yanlı tavizler vermesinin beklenemeyeceğini kaydetti.

''Hazırlıklar Annan planına alternatif olarak mı yapılıyor, yoksa onun üzerine mi inşa ediliyor'' şeklindeki soruya Dışişleri Bakanı Abdullah Gül şu yanıtı verdi:

''Bu konuda söyleyeceğim tek şey, Ankara'da uzun süredir çalışma yapılıyor. Kıbrıs'ta da
yapılıyor. Bütün bunlar birleştirilecek ve çözüm için Türk tarafının samimi bir gayret ve çaba içine girdiğini göstereceğiz.''

Türkiye'nin Annan planında verilenlerin ötesinde bir şey elde etmeyi umut edip etmediği sorusuna da Gül, ''Somut şeyleri önümüz
deki hafta ortaya çıkartırız. Şu anda uzlaşmaya varacak bir hazırlık içindeyiz. Uzlaşma tek taraflı olmaz. Karşı tarafın da uzlaşıcı bir tavır içinde olmasını bekliyoruz. Ancak o zaman netice alınır. Yoksa sadece tek taraflı tavizler verilmiş olur ki, kimse bunu bekleyemez'' şeklinde karşılık verdi.

"HEDEF, 1 MAYIS'TAN ÖNCE ÇÖZÜM"

Gül, Türkiye'nin hedefinin 1 Mayıs'tan önce çözüme ulaşmak olduğunu belirtti, ancak ''Bu sadece Türkiye'nin ve Türk tarafının elinde olan bir şey değil'' diye ekledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül, ''1 Mayıs'a kadar çözüm olmazsa ne olur'' sorusuna da ''Olmazsa olmaz. Türkiye üzerine düşeni yaptıktan sonra, çözüm olmazsa kimse Türkiye'ye bir şey diyemez'' yanıtını verdi.

1 Mayıs'a dek çözüm olmaması ve Rumların tek yanlı olarak AB'ye girmesi durumunda, Türkiye için koşulların daha da zorlaşıp zorlaşmayacağı sorusunu ise Gül şöyle cevaplandırdı:

''O zaman Türkiye üzerine empoze edilen her şeyi kabul mu edecek? Ver kurtul mu diyecek? Bunu demeyecek hiçbir zaman. B
urada anahtar kelime uzlaşı. Uzlaşı ise iki taraflı olur, problemin taraflarının atacakları adımlarla olur. Biz bu adımları atma niyetindeyiz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Rum tarafı da aynı hazırlıklar içinde olursaümit ederiz ki sorun çözülür.''

Abd
ullah Gül, Yunanistan ile Ege sorunlarının çözümüne ilişkin de görüşmelerin kapalı olarak devam ettiğini, bu konuda da günü gelince açıklama yapılacağını kaydetti.

HURRIYET 16/12/2003

Denktaş: Milli hükümet olsun

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimlerden Kıbrıs Türk halkının güçlü olarak çıktığını, halkın tamamının uzlaşmadan yana olduğunu ve Avrupa Birliği'ne girmek istediğini gösterdiğini söyledi.

KKTC'de seçimde yenişemeyen sağ ve sol blokun 25'er milletvekili çıkarmasıyla meydana gelen 'kilitlenme' nasıl aşılacak? Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, parti liderleriyle görüşmelerinden sonra görevi kime verecek? İki ay içinde hükümet kurulamadığı takdirde erken seçim gündüme geliyor. Ancak 1 Mayıs 2004'e kadar süresi bulunan AB takvimi buna imkan tanır mı?

K
KTC, seçim sonuçlarının şaşkınlığından sıyrılmaya çalışırken, 'Şimdi ne olacak?' sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Sağ ve sol oyların iki eşit bloka bölünmesi, çeşitli senaryoları gündeme getiriyor. Ancak, KKTC'nin önünde bir de Avrupa birliği takvimi var. Rum kesiminin 1 Mayıs 2004'de Avrupa Birliği'ne tam üye kabul edilecek olması, senaryo kurarken göz önünde tutulması gereken bir unsur. Seçim sonuçları kesinleşmedi. Ancak tartışılacak senaryoları şöyle sıralamak mümkün:

Denktaş ne yapacak

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önce tüm parti liderleriyle görüşerek, düşüncelerini öğrenecek. Resmi seçim sonuçları bir hafta içinde açıklanacak. Meclis kurulacak ve yemin edecek. Yasalara göre, Denktaş, yeni başbakanı ancak Meclis'in kurulmasından sonra görevlendirebiliyor. Yani on günden önce yeni başbakanın kesinleşmesi mümkün değil.

Partiler anlaşamazsa

Eğer, partiler hükümeti oluşturma konusunda iki ay içinde anlaşmaya varamamışlarsa Meclis'in yeniden seçime gitmesi gerekiyor. Bu, AB takvimini tamamen dışlayan bir sürecin başlaması demek. KKTC açısından belirsizlik anlamına gelen bu yaklaşım, Türkiye'nin AB ile müzakereleri başlatma hedefi ile de örtüşmediğinden uzak bir olasılık.

Milli Mutabakat

En ideal çözüm, CTP-UBP-DP ve BDH'nin uzlaşmaya vararak, çözüm sürecinde iktidarı paylaşacak bir Milli Mutabakat hükümeti kurmaları. Çünkü, Kıbrıs'ta bir çözüme varılması durumunda zaten hükümet değişecek, seçimler yenilenecek ve referandum yapılacak. Halkın taleplerini en gerçekçi biçimde yansıtabilecek bu geçiş hükümeti en ideal çözüm olabilir. Denktaş da, 'Gönlümde yatan, milli birlik hükümetinin kurulmasıdır' dedi. Ama, DP dışındaki partilerin böyle bir hükümete yanaşmaları pek mümkün görülmüyor.

İki büyük hükümeti olur mu

Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Cumhuriyetçi Toplum Partisi (CTP), çoğunluk hükümeti kurabilirler. Düne kadar kesinlikle ittifak yapmayacaklarını söyleyen iki partinin lideri açısından bu kolay değil. Bir uzlaşma zemini bulunsa bile böyle bir hükümet, 'çözüm' konusunda çok farklı yaklaşım sergileyen iki partinin birleşmesi olacağından 'çözüm' hedefinde birleşmeyecek. 1 Mayıs hedefi olmayan, uzun vadeli bir hükümet olabilir.

Milletvekili transferi olur mu

Şimdilik olası görülmüyor. Çünkü politikacılar, seçim kampanyaları sırasında, kendilerini bağlayıcı vaatler verdiler seçmenlerine.

Parti liderleriyle görüşmelerinin ardından hükümeti kurabilecek birine bu görevi vereceğini söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün düzenlediği basın toplantısında gönlünden geçenleri şöyle özetledi:

‘‘En g
üzeli halkın verdiği mesaj doğrultusunda bir araya gelerek milli davanın gerektirdiklerini tartışıp bir sonuca vararak milli bir hükümet kurmalarıdır. Böylelikle kimse Kıbrıs'ı alıp kaçıyormuş, öteki de (aman ben bırakmam) diye bir kavga içine girmez. Ama, Bunu söylemek kolay, yaptırmak zordur. Çünkü her partinin kendine göre bir görüşü vardır.’’ Denktaş, Türkiye, Yunanistan, Rum kesimi ve KKTC'yi kapsayan dörtlü görüşmelerden yana olduklarını bildirdi.

Esas anahtar Baba Denktaş'ta

Esas olarak anahtar Baba Denktaş'ta. Ama gerçekte de 7 sandalyesiyle Serdar Denktaş'ın Demokrat Partisi kilit parti durumunda. Ulusal Birlik Partisi, sol partilerle hükümet kurmayacağını açıkladı. Başbakan Derviş Eroğlu, muhalefeti tercih edeceği sinyalini verdi. Bu durumda, Serdar Denktaş, CTP ve BDH ile birlikte koalisyon oluşturmayı kabul edebilir ve aralarında farklılıklar bulunsa da 'çözüm' yanlısı üç parti, çözüm sürecinde KKTC'yi yönetecek iktidar gücüne sahip olur. Ama BDH lideri Akıncı'nın böyle bir koalisyona yaklaşıp yaklaşmayacağı kesin değil.

HURRIYET 16/12/2003

Lefkoşa'da bomba patladı

Lefkoşa'da dün gece bir iş yeri önünde patlama meydana geldi. Ölen ya da yaralanmanın olmadığı patlama maddi hasara yol açtı.

Lefkoşa Bedreddin Demirel Caddesi üzerindeki Erdoğan Kanioğulları'na ait giyim eşyası satan işyerinin önünde dün saat 23.45 dolaylarında bomba patladı.

Patlamanın etkisiyle işyerinin camları kırıldı ve işyerinin önünde park halinde bulunan birkaç araç da zarar gördü.

İşyeri sahibi Kaniogulları, gazetecil
ere yaptığı açıklamada, daha önce herhangi bir tehdit almadığını, böyle bir şeyin ilk kez başına geldiğini söyledi.

Polis, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) Genel Müdürlük binasının bulunduğu yere yakın noktada patlayan bombanın kimi hedef aldığını saptama
ya ve bombanın cinsini belirlemeye çalışıyor.

Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. (aa)

HURRIYET 16/12/2003

Çıkış yolu aranıyor

GÖZLER PARTİLERDE... Genel seçimde sandıktan çıkan oylar, Kıbrıslı Türk halkının çoğunluğunun çözüm ve AB istediğini ortaya koydu, ancak, çözüm ve AB yanlısı partiler ile statüko partilerinin eşit sayıda milletvekili çıkarması, "düğümlenmenin" nasıl aşılacağı tartışmalarını gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş ile siyasi parti liderleri konu ile ilgili görüşler ortaya koydu

TALAT: GÖREV BİZE VERİLMELİ... CTP-BG Genel Başkanı Talat: Cumhurbaşkanının, hükümeti kurma görevini en büyük parti olarak bize vermesi gerekiyor. Durumu yetkili kurullarımızda değerlendireceğiz. Büyük ihtimalle parti meclisini de toplayacağız ve ondan sonra "hükümet arayışları" gibi konular gündemimize gelecek

EROĞLU: GEREKEN ADIMLAR ATILACAK... UBP Genel Başkanı, Başbakan Eroğlu: İleriye dönük ne yapabileceğimizi düşüneceğiz ve KKTC devletinin ve halkının refahı için gereken adımlar, UBP tarafından atılacak. Halk muhalefette kal derse muhalefette kalacağız

AKINCI: DESTEĞİMİZ ÇÖZÜM VE AB ADIMLARINA... BDH Genel Başkanı Akıncı: Referandum nitelikli bir seçim geride kaldı. Mayıs ayında meydana gelecek bir çözüm ve Avrupa Birliği hedefiyle yola çıktık, bu yolda atılacak her adımda destek olacağız, onun dışında hiçbir adımın da içinde olmayacağız

SERDAR DENKTAŞ: KOALİSYONA AÇIĞIZ... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş: Her partiyle koalisyona açığız, ancak şartlarımız var. Görüşmeciliğin Cumhurbaşkanı Denktaş'tan alınmasını benimsemiyoruz. 3-4 tane olasılık var, CTP-BDH-DP koalisyonu da olasılıklardan bir tanesi. Önemli olan, kurulacak hükümetle uzlaşı içerisinde ileriye gidebilmektir

Genel seçimde sandıktan çıkan oylar, Kıbrıslı Türk halkının çoğunluğunun çözüm ve AB istediğini ortaya koydu, ancak, çözüm ve AB yanlısı partiler ile statüko partilerinin eşit sayıda milletvekili çıkarması, "düğümlenmenin" nasıl aşılacağı tartışmalarını gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş ile siyasi parti liderleri konu ile ilgili görüşler ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halkın yüzde 100 uzlaşma ve AB istediğini ama yöntemde ayrıldıklar ortaya çıktığını belirterek, seçimin iki büyük partisi olduğunu ve görevi henüz kime vereceğine karar vermediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, öncelikle hükümet ortağı UBP'yle görüşmenin daha doğru olacağını da kaydetti.

Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümeti kurma görevini en büyük parti olarak kendilerine vermesi gerektiğini söyledi. Talat, yetkili kurullarında durumu değerlendireceklerini, büyük ihtimalle parti meclisinin de toplanacağını ifade ederek, ondan sonra hükümet arayışları gibi konuların gündeme geleceğini belirtti.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı, Başbakan Derviş Eroğlu de ileriye dönük ne yapabileceklerini düşüneceklerini ve KKTC devletinin ve halkının refahı için gereken adımların UBP tarafından atılacağını kaydetti. Eroğlu, "Halk muhalefette kal derse muhalefette kalacağız" dedi.

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı "kim milletvekili olacak?" değil, "referandum" nitelikli bir seçimin geride kaldığını belirterek, "mayıs ayında meydana gelecek bir çözüm ve Avrupa Birliği hedefiyle yola çıktık, bu yolda atılacak her adımda destek olacağız, onun dışında hiçbir adımın da içinde olmayacağız" diye konuştu.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, daha önce de söyledikleri gibi her partiyle koalisyona açık olduklarını, ancak koalisyonun şartları bulunduğunu, görüşmeciliğin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan alınmasını benimsemeyeceklerini söyledi.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, bazı kişilerin tekrar 'yeni seçim yapılabilir mi?' sorusunu gündeme getirdiğine işaret ederek, "yeni seçim son derece masraflı bir şey. Meclisin karar vermesi lazım. Bizim bu konuda bir görüşümüz yok. Yani karar verilirse biz onu uygularız. Biz kendi işimizi tam yapmaya çalışırız" diye konuştu.

Denktaş: Halk, yüzde 100 uzlaşmadan ve AB'den yana

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçim sonuçlarının Kıbrıs Türk halkının tamamının uzlaşma ve AB'den yana olduğunu ortaya çıkardığını, ancak Annan Planı temelinde yöntemdeki farklılığın meclis aritmetiğini kilitlediğini söyledi.

Seçimin iki büyük partisi olduğunu söyleyen ve görevi henüz kime vereceğine karar vermediğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, öncelikle hükümet ortağı UBP'yle görüşmenin daha doğru olacağını da kaydetti.

Seçimlerle ilgili ilk değerlendirmesini dün basın toplantısıyla yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmelerin yeniden başlayacağına yönelik mesajlar da verdi ve ABD Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile perşembe günü görüşeceğini açıkladı.

Basına, halka ve partilere teşekkür

Türk, Rum ve yabancı basından büyük ilgi gören basın toplantısında öncelikle "fevkalade çalıştınız" diyerek basına teşekkür eden Cumhurbaşkanı Denktaş, "Dünyanın tanımadığı KKTC'nin varolduğu, Avrupa'da bile yapılamayacak şekilde tarafsız ve şeffaf bir sınav verdiğini gösterdiniz. İyi çalıştınız, tarafsız çalıştınız" dedi.

Halka ve partilere de "kavgasız ve medeni seçim kampanyası" nedeniyle teşekkür eden Cumhurbaşkanı Denktaş, seçim sonuçlarını şu ifadelerle değerlendirdi:

"Halkımız yüzde yüz uzlaşmadan yana olduğunu ve AB'ye girmek istediğini gösterdi. Yarısı 'Annan Planı'yla derhal girelim', diğer yarısı 'girelim ama uluslararası anlaşmaları çiğnemeden' diye mesaj verdi. Yani Türk halkının tümü uzlaşma istiyor ama yöntemde ayrıldılar ve bu da kilitledi..."

Halkın seçimlerden daha güçlü çıktığını ve devletine sahip çıktığını gösterdiğini de söyleyen Denktaş, "Seçimler referandum olarak nitelenmişti. Gerçekten referandum olsaydı nasıl bir sonuç alınırdı" şeklindeki soruya da, "O zaman Annan Planı'nın çirkinlikleri daha derinliğine ortaya çıkacaktı ve olumsuz netice alınacaktı" karşılığını verdi.

Önce UBP ile görüşmek daha doğru

Seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından, tarih ve program vermeden parti liderleriyle ayrı ayrı görüşeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Hükümeti kuracak sayıyı bulup bulamadıklarına bakacağız. Kurabilirim diyenlere bizi de tatmin ederse görevi vereceğiz" dedi.

Sorulara karşılık, hükümeti kurma görevini hangi partiye vereceğine henüz karar vermediğini, ancak anayasa ile yasalar çerçevesinde gereğini yapacağını söyleyen Denktaş, "Önce CTP'yle mi görüşeceksiniz" sorusuna, "Olabilir ama seçimin iki büyük partisi var. Önce hükümette olan partiyle konuşmak daha doğru olur" karşılığını verdi.

Talat da mahzun... söylenenler arkada kaldı

CTP Genel Başkanı Talat'ın, görüşmecilikten alınacağına ilişkin seçimler öncesi yaptığı açıklamaların anımsatılması üzerine de Denktaş, özetle "Sayın Talat da biraz mahzun, o kuvveti bulamadı. Ama bunları konuşmanın manası yok. Söylenenler arkada kaldı" ifadelerini kullandı.

CTP ile DP... transferler

"CTP ile DP arasında koalisyonun mümkün olup olmadığına" ilişkin sorulara karşılık, "Bu soruların muhatabı parti başkanları" diyerek yorum yapmaktan kaçınan Denktaş, partiler arası transferlerle ilgili görüşünün sorulması üzerine de, "Ahlaka aykırı" dedi.

Gönlünden geçen milli hükümet

"Gönlünden geçenin" sorulması üzerine de Cumhurbaşkanı Denktaş özetle, "Benim gönlümden geçen değil, partilerin gönlünden geçen mümkün. Kararı verecek olan partilerdir. En güzeli milli davada bir araya gelmek, kurabilirlerse milli hükümet kurmak. Böylelikle Kıbrıs meselesinin müşterek halli için tek vücut olarak dünya karşısına çıkılır. Fakat söylemesi kolay da uygulaması zor..." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra Türkiye ile temasının olup olmadığı konusundaki soruları ise, "Ankara Aliyev'in ölümüyle meşgul" diye yanıtladı.

Eroğlu: Gereken adımlar atılacak

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı, Başbakan Derviş Eroğlu, seçim sonucunda ortaya çıkan tabloda neler yapılması gerektiğinin herkesçe düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Eroğlu, dün saat 02.00 sıralarında parti merkezinde basına yaptığı açıklamada, seçimin demokrasilerin vazgeçilmez gereği olduğunu belirterek, ileriye dönük ne yapabileceklerini düşüneceklerini ve KKTC devletinin ve halkının refahı için gereken adımların UBP tarafından atılacağını kaydetti.

Partisini "hizmet partisi" diye niteleyen Eroğlu, 34 aylık süre hariç UBP'nin hep hükümette olduğunu hatırlattı. Halkın, seçim sonuçlarını görüp, başını iki eli arasına alarak ne yapılabileceğini düşünmesi gerektiğini ifade eden Eroğlu, dış müdahalelerin de olduğunu, kırgınlıklarla sandığa gidilmesi halinde mührün kayabileceğini söylediklerini belirtti ve "Öfkeyle kalkan zararla oturur. Neticesi ortada" dedi.

Eroğlu, seçim sonucunun "dıştan gelen AB ve ABD müdahalelerine halkın bir kısmının itibar etmesi ve hükümet etmenin sorunlarının birleşmesinden" kaynaklandığını belirterek, devletin temellerinin sağlamlığının, Rumlarla daha sağlam bir anlaşma yapmanın birinci koşulu olduğunu söyledi. Eroğlu, değişik bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu belirterek, insanların bu tabloyu ülke menfaatine iyileştirmesi dileğini ifade etti.

UBP Genel Başkanı Eroğlu, uğraşlarının "Kıbrıs'ta çözüm" diyerek vatandaşın gözünü boyamak değil, güçlü devletin varlığına dayalı bir çözüm olduğunu kaydederek, pazarlık gücü için güçlü bir ekonomi ve ne istediğini bilerek masaya koyup bunları savunmak gerektiğini anlattı.

Eroğlu, gücün birleştirilemediğini kaydederek, "Halkımıza inanıyor, güveniyorum. Güçlü bir KKTC ile arzulanan bir anlaşmaya varılabilir" diye konuştu.

Seçimin bittiğini, şimdi "yarın ne yapacağız" diye düşünme zamanı olduğunu ifade eden Eroğlu, kesin sonuçların açıklanmasının ardından daha geniş değerlendirme yapılabileceğini, bu saatten sonra sonucun değişmesi ihtimali görmediğini söyledi.

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkisinin büyük olduğunu söyledi ve "Biz biraz da dünyayla yarıştık" diye konuştu.

Partisinin aldığı sonucun başarısızlık olarak nitelenemeyeceğini belirten ve "Halk muhalefette kal derse muhalefette kalacağız" diye konuşan Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da seçim sonuçlarından memnun olmadığını söyledi.

UBP'nin büyük oy kaybı olmadı

Eroğlu, basına yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkili olduğunu söyledi ve bu nedenle sonuçların zafer olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydetti.

UBP'nin yüzde 40'tan yüzde 32'ye inmesinin büyük bir oy kaybı olmadığını söyleyen Eroğlu, özellikle Lefkoşa'da oy kaybına uğradıklarını ve bunun beklemedikleri bir tablo ortaya çıkardığını söyledi.

"Bu 5 yıllık icraatımızın etkisinden çok ABD, AB ve diğer büyük dış güçlerin çok etkili müdahalesinin etkisindendir diye düşünüyorum. Biz bu seçimde biraz da dünyayla yarıştık" diyen Eroğlu, "dış güçlerin verdiği açık destek sonunda CTP'nin aldığı sonucun çok büyük bir başarı olmadığını" kaydetti.

Halk muhalefette kal derse kalacağız

Eroğlu, "oyların iki kutup arasında ortadan bölündüğüne ve kilit bir durum ortaya çıkardığına" ilişkin sorulara karşılık da, "Ben sadece kendi adıma konuşabilirim. Bugünkü ortağımız hakkında yorum yapmam mümkün değil. Bizim daha önce ortaya koyduğumuz tavır vardır. Sandıktan çıkan CTP ve BDH imzaladıkları protokole bağlı kalacaklar mı, buna uygun hareket edecekler mi, bunu zaman gösterecek" dedi.

Eroğlu, "Nasıl bir tutum izleyeceksiniz" sorusuna da, "Halk bize 'muhalefette kal' derse muhalefette kalacağız. Biz her zaman halkın iradesine saygı göstereceğimizi söyleyen bir partiyiz" diye yanıt verdi.

Erken seçim olur mu?

"Bu kilitlenme erken seçim yolunu açar mı" sorusuna da Eroğlu, "Erken seçime gitmenin kuralları var. Şu anda meclise giren 4 parti var. Bu 4 parti başkanlarına hükümeti kurma görevi sırayla verilir. Kurulamazsa 3 ay içinde erken seçime gidilir. Buna gerek duyulup duyulmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz" karşılığını verdi.

Eroğlu, partililere seslendi

Eroğlu, bu açıklamanın ardından, saatlerce gergin bir şekilde başa baş sonuçları bekleyen partililere seslendi.

Burada yaptığı konuşmada da özellikle dış müdahale üzerinde duran ve dış dünyanın bazı partilere açık destek verdiğini söyleyen UBP Genel Başkanı Başbakan Eroğlu, "Bu şartlarda UBP'nin aldığı oy oranını yadırgamamak lazım. Ülke genelinde yüzde 32, bazı bölgelerde yüzde 40'ı aşan oy oranına ulaştık" dedi.

"Başarılı olan da yok, başarısız olan da yok" ifadelerini kullanan Eroğlu, seçim sonuçlarının değerlendirilmesinin ardından yetkili organlarda alınacak kararlar doğrultusunda gerekli adımları atacaklarını kaydetti.

UBP Genel Başkanı Eroğlu, taşkınlıklara karşı partililere uyarıda da bulundu.

Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi'yle koalisyon kurmalarının mümkün olmadığını bildirmişti.

Eroğlu, önceki gün CNN Türk televizyonundaki canlı yayında, Mehmet Ali Birand'ın seçim sonuçlarıyla ilgili sorularını yanıtladı. CTP'yle koalisyona gitmeyeceklerini seçimden önce de söylediklerini belirten Eroğlu, partisinin sadece muhalefetle değil, seçime müdahale eden AB ve ABD'yle de yarıştığını ve aldıkları yüzde 32'lik oyun küçümsenemeyeceğini ifade etmişti.

1998 seçim sonuçlarına göre oy oranlarına yüzde 8'lik düşüş görüldüğünü kaydeden Derviş Eroğlu, bankalar krizi yüzünden ekonomik sorunlu bir hükümet dönemi geçirdiklerini ama dış güçlerin de seçime müdahale ettiğini belirtmişti.

Talat: Statüko yıkılmıştır, halkın

yarısı 40 yıllık statükoya karşıdır

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), önceki günkü genel seçimlerin sonuçlarını değerlendirme üzere Genel Başkan Mehmet Ali Talat başkanlığında toplandı.

Toplantı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, cumhurbaşkanının hükümeti kurma görevini en büyük parti olarak kendilerine vermesi gerektiğini söyledi.

Talat, seçim sonuçlarının partileri açısından önemli bir başarı olduğuna ama çözüm yanlısı ve karşıtı partilerin 25'er milletvekili çıkararak eşit noktaya geldiğine işaret etti. Talat, Kıbrıs Türk halkının çoğunlukla çözümden ve AB'den yana olduğunu açık ve net şekilde ortaya koyduğunu ancak seçim sistemi gereği eşitliğin ortaya çıktığını belirterek, bütün dezenformasyon, kötü propaganda ve yalan yanlış iddialara rağmen bu sonucun alındığını söyledi.

Devletin yayın organlarının özellikle BRTK'nin bu amaçla kullanıldığını, insanların sürekli korkuya dayalı propagandaya maruz kaldığını belirten Talat, buna rağmen çözüm yanlılarının yüzde 51'i bulduğunu, geriye kalanların içinde de çözüm yanlısı ama korkutulmuş birçok insan bulunduğunu kaydetti.

Talat, "Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor. CTP-BG de çözüm misyonuna bağlı bir partidir. Mayıs 2004 hedefimiz vardır. O tarihe kadar çözümü sağlayabilmek için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz, ancak tabi ki yetkili kurullarımızda durumu değerlendireceğiz. Eski protokolümüze bağlıyız, o değerlendirmelerden sonra politikalarımızı belirlemiş olacağız" diye konuştu.

Sonuçların Kıbrıs'ın geleceğini ciddi şekilde etkileyeceğini kaydeden Mehmet Ali Talat, "Çünkü ilk kez Kıbrıs Türkü iradesini açıkça ortaya koymuştur, herkes bunu böyle okumak zorundadır. Sayın Denktaş biraz konudan kaçmaya çalışmış ama o bile itiraf etmiştir. 40 yıllık bir rejim, statüko yıkılmıştır aslında. Halkın yarısından çoğu buna karşıdır. Bunu söylemiştir, kanıtlamıştır. Bence bu çok ciddi bir değişikliktir ve bunun Kıbrıs sorununun geleceği üzerinde ciddi etkileri olacaktır" dedi.

Mehmet Ali Talat, MYK toplantısında durumu değerlendireceklerini, büyük ihtimalle parti meclisinin de toplanacağını ifade ederek, ondan sonra hükümet arayışları gibi konuların gündeme geleceğini söyledi.

Cumhurbaşkanının kendileriyle görüşme talep edip etmediğini soran ve cumhurbaşkanının görüşmelerine önce UBP'yle başlayacağını açıkladığını anımsatan gazeteciyi de yanıtlayan Talat, cumhurbaşkanının açıklamalarını haberlerden öğrendiğini, cumhurbaşkanının karşısında hükümeti kurmaya hazırız diyen meclis çoğunluğunu elinde tutan bir parti veya grup olmadığına göre görevi kendilerine yani en büyük partiye vermesi gerektiğini ifade etti.

Talat, "Büyük partiye vermezse demokrasiyi zedeler, yaralar. Bunu daha önce de denedi. Tekrar denememesini hem rica, hem tavsiye ederim" dedi.

Bu arada CTP-BG'nin dün akşam saat 19.00'da İnönü Meydanı'nda düzenleyeceği açıklanan kutlama şöleni, olumsuz hava koşulları yüzünden ertelendi.

Akıncı: Çözüm ve AB adımlarını destekleriz

BDH Genel Yönetim Kurulu, önceki gün gerçekleştirilen seçimin sonuçlarını değerlendirmek üzere bir toplantı yaptı.

BDH Genel Merkezi'nde yapılan ve 16.30 sularında sona eren toplantıdan sonra bir açıklama yapan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı "kim milletvekili olacak" değil "referandum" nitelikli bir seçimin geride kaldığını belirterek, Kıbrıs Türk halkının yüzde 50'den fazla bir çoğunlukla çözüm ve Avrupa Birliği hedefi isteğini ortaya koyduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde tabloların ortada olduğunu Türkiye'den gelip yerleşen insanların yaşadığı bölgelerde durumun tam tersi olduğunu savunan Akıncı, "Bu insanlarımız belli ki rahat bırakılmadılar, çeşitli çevreler tarafından etkilendiler" dedi.

Seçim sonuçlarının sürpriz olmadığını söyleyen Akıncı, içinde eski parti olmasına rağmen 28 haziranda sivil inisiyatif olup 18 temmuzda partileşen BDH'nın asgari 6 milletvekili hedefine ulaştığını dile getirerek "mayıs ayında meydana gelecek bir çözüm ve Avrupa Birliği hedefiyle yola çıktık, bu yolda atılacak her adımda destek olacağız, onun dışında hiçbir adımın da içinde olmayacağız" şeklinde konuştu.

Serdar Denktaş: Her partiyle

koalisyona açığız. Ama şartlarımız var..."

DP Genel Başkanı, Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, daha önce de söyledikleri gibi her partiyle koalisyona açık olduklarını, ancak koalisyonun şartları bulunduğunu, görüşmeciliğin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan alınmasını benimsemeyeceklerini söyledi.

Serdar Denktaş, BDH ve CTP-Birleşik Güçler'in kendileri ve UBP'yle koalisyona gitmeme yaklaşımlarını sürdürdükleri izlenimine vardığını belirterek, erken seçimin şu anda en güçlü olasılık olduğunu bildirdi.

Serdar Denktaş dün saat 15.45'te DP Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi ve seçim sonuçları hakkında değerlendirmeler yapıp soruları yanıtladı. Serdar Denktaş, basın toplantısında, ilk önce KKTC ve TC medyasına, ardından da güneyden gelen gazetecilere konuştu.

Spekülatif haberlerin çıkartıldığı, partilerin bir birlerine saldırdığı bir kampanyanın olaysız geçtiğini belirten Serdar Denktaş, demokrasi kültürünün gösterildiğini, bunun övünç kaynağı olduğunu söyledi.

Seçim psikozundan çıkılmalı

Serdar Denktaş, artık seçim psikozundan çıkılması ve partilerin son derece ilginç sonucu önce kendi içlerinde değerlendirmesi, sonra da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Türkiye hükümetiyle yapılacak değerlendirmenin ardından yaşanan süreçten nasıl çıkılacağının düşünülmesi gerektiğini kaydetti. Serdar Denktaş, bu nedenle dün söylenen dün bitmiş olması gerektiğini ifade etti ve şöyle dedi:

"Vatandaşın vermiş olduğu mesaj çok net. Başka türlü çarpıtmak, başka türlü okumak mümkün değil. Halkımız çözüm istiyor, AB istiyor. Annan Planı'nı bu şekilde kabul etmiyor, egemenliğine sahip çıkıyor.

Barajı geçen dört partinin ana sloganlarının birleşiminden ortaya bu çıkıyor. Bizi sevindiren taraf, DP olarak yaklaşık bir yıldır bu kalıbı sürdürmekte oluşumuzdur. Aslında öyle görülüyor ki, halk DP'nin düşüncesine oy verdi, ama oylar yanlış adreslere gitti biraz. Bu da işin espri tarafı."

Serdar Denktaş, ortaya çıkan halk iradesine herkesin saygı duyması gerektiğini dile getirdi.

Hükümet bugün devredilecek

Serdar Denktaş, bugün saat 10.00'da, Başbakan Derviş Eroğlu'yla birlikte cumhurbaşkanını ziyaret edip hükümeti devredeceklerini de açıkladı.

Serdar Denktaş görevi devredecek olmalarına rağmen cumhurbaşkanının göreve devam etmelerini isteyeceğini ve yeni hükümet kuruluncaya kadar görevde kalacaklarını da ifade etti.

Kampanya döneminde de, her partiyle koalisyona açık oldukları yönünde tavır sergilediklerini, bu tavırlarında bir değişiklik olmadığını söyleyen Serdar Denktaş, bu akşam Merkez Yönetim Kurulu'nun toplanacağını, cuma gününden önce de Parti Meclisi'nin toplantıya çağrılacağını kaydetti.

"Kilit biraz fazla paslı"

Bir soruya karşılık, dün sabah bir medya programı esnasında BDH ve CTP-Birleşik Güçler genel başkanlarıyla konuşma fırsatı bulduğunu belirten Serdar Denktaş, "Edindiğim izlenim, her iki partinin de seçim öncesinde söylemiş oldukları 'biz DP ve UBP'yle koalisyon kurmayız' yaklaşımlarının halen geçerli olduğu yönünde. Dolayısıyla anahtar parti konumundayız, ama kilit biraz fazla paslı. Açılıp açılamayacağını bilemiyoruz" şeklinde konuştu.

Serdar Denktaş, bir başka soru üzerine, 3-4 tane olasılık bulunduğunu, CTP-BDH-DP koalisyonunun da olasılıklardan bir tanesi olduğunu anlatarak, önemli olanın kurulacak hükümetle uzlaşı içerisinde ileriye gidebilmek olduğunu ifade etti.

"Koalisyonun şartları var"

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın halkın kendisine "görüşmeci" görevi verdiğinden bahsettiğinin belirtilmesi ve böyle bir durumda CTP'yle koalisyon kurup kurmayacaklarının sorulması üzerine Serdar Denktaş, şu yanıtı verdi:

"Sayın Talat o sözleri söylerken herhalde halkın mesajını daha doğru okuyamamıştı. Halk öyle bir yetkiyi kimseye vermiş değil. 50.3 ve 49.7 gibi bir denge var. Dolayısıyla böyle bir yetki almış değil hükümet. Kaldı ki, seçim kampanyası boyunca da söyledik: Biz bütün partilerle koalisyona açığız, tabii ki koalisyonun koşulları ve şartları vardır..."

Serdar Denktaş, görüşmeciliğin CTP'de olması istenmesi halinde ne yapılacağının sorulmasına karşılık "Faraziyedir, daha fazlasına gitmeyin. Ona girmeyeceğimizi biliyorsunuz herhalde" dedi.

"Transfer girişiminde bulunacak değiliz"

DP Genel Başkanı Denktaş, milletvekili transferiyle ilgili görüşünün sorulması üzerine, transfere sıcak bakmadıklarını, bu yönde girişimde bulunmayacaklarını belirtti. Serdar Denktaş, ancak bulunduğu yerde memnun olmayan veya bir nedenle DP'nin politikalarını daha doğru gören birisi varsa ve gelip kendilerine müracaat edilirse, daha önce olduğu gibi böyle bir yaklaşıma hayır demeyeceklerini söyledi.

Erken seçim olasılığının sorulmasına karşılık da Serdar Denktaş, devleti hükümetsiz bırakmanın mümkün olmadığını, 60 günlük sürede hükümet kurulamazsa Cumhurbaşkanı'nın erken seçim çağrısı yapabileceğini anlattı ve "Olasılıklardan biridir ve şu anda en güçlü görünen olasılıktır. Onu da açıkça ifade edeyim" dedi.

YBH: Türkiye derhal görüşmeleri başlatmalı

Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Türkiye'yi Kıbrıs'ta görüşmeleri "derhal" başlatmaya ve Annan Planı çerçevesinde çözümü kabul etmeye çağırdı.

Yurtsever Birlik Hareketi Dış İlişkiler Sekreteri Alpay Durduran yayınladığı bir bildiri ile seçimleri değerlendirerek, Türkiye asker sivil bürokrasisinin ve hükümetinin en uygun sunucu elde etmekte başarılı oldukları vurguladı. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

"Herkesin bildiğini halk bir kere daha gösterdi. Kıbrıs'ta bir antlaşma olması için gereken yapılmalıdır.

Seçim yapıldı dersek, kendi kendimizi avutmaya devam edebiliriz. Halkın, açıkça görüşlerini belirtmesine rağmen, oynamaya uygun yerlerde müdahale ederek, seçimlerde, çözüme karşı olanları tepeleyememesi seçimin oynamaya uygun olduğunu gösterdi.

Türkiye asker sivil bürokrasisinin ve hükümetinin en uygun sunucu elde etmekte başarılı oldukları hemen görülmektedir. Sırada buna uygun olan sorumlu davranışı (!) göstererek CTP'nin üstüne düşeni yapması, barış görüş sağlamak için adımlar atmasıdır. Nitekim, barış görüş ve birlik ve beraberlik nutkunu icra etmiş bulunan başkanları, ne yapacaklarını göstermiştir.

Seçim olmuş bitmişmiş, bundan sonra halkın iradesi belli olduğuna göre olgunlukla kabul gerekirmiş. Ellerimizde bizim adreste ikamet ettiği yazılı seçmenlerle yapıldığını gösteren belgeler ve seçim sonucunu değiştirecek kadar yeni seçmen yazıldığının basında belgelendiği bir seçimin sonrasında, siyaset ahlakı olarak ne varsa çiğneyenler halkın parasıyla rüşvet dağıttılar, halkın parasıyla çalışan BRT'den bize hakaretler yağdırdılar ve cumhurbaşkanı anayasayı da yasaları da çiğnedi ama birlik beraberlikmiş! Her seçimde ayni köteği yiyecekler ve susacaklarsa halkın yanılıp da oy verdikleri sorumlu olacaktır.

Rezaletlerin sorumlularından hesap sorulmayacaksa, seçime şartlarını dayatmadan girmekle suç işleyenler suçlarına devam edeceklerdir.

Türkiye hükümeti artık Sn. Denktaş'ın arkasına saklanmaya kalkmasın. Sn. Denktaş'ın, açık desteklere ve dört partisine rağmen ne kadar oy alabildiği, yabancı oylarının dahi kendisini kurtaramadığı herkesçe görülmüştür. Derhal görüşmeleri başlatmalı ve Annan Planı çerçevesinde çözümü kabul etmelidir."

MHP: Siyasetçiler toplumun iradesi

doğrultusunda bir araya gelmeliler

Türkiye'deki partilerden MHP'nin Başkanlık Divanı'nca yapılan açıklamada, Kıbrıslı siyasetçilerin, toplumun iradesi doğrultusunda bir araya gelmesi gerektiğini belirterek, "Annan Planı dışında, iki toplumlu, iki kesimli eşit iki egemen devlete dayalı yeni bir planı ortaya koymalılar" denildi.

MHP Başkanlık Divanı'ndan, KKTC'de gerçekleştirilen seçimlere ilişkin yapılan yazılı açıklamada, seçim sonuçlarının, Kuzey Kıbrıs Türk toplumunun, yüksek bir demokrasi kültürü ve olgunluğuna sahip olduğunu gösterdiği kaydedildi.

Seçimlerin, birçok ülkede görülmeyen büyük bir olgunluk içinde, güven ve huzur ortamında tamamlandığı, KKTC'de, Türk halkının varlığını, egemenliğini ve devlet olma kabiliyetini tüm dünya devletlerine ifade ettiği vurgulandı.

Seçim sonuçlarının yüksek bir sağduyu ile değerlendirilmesi, Kıbrıslı siyasetçilerin, toplumun iradesi doğrultusunda bir araya gelmesi gerektiği ifade edilerek, şöyle denildi:

"Annan Planı dışında, iki toplumlu, iki kesimli eşit iki egemen devlete dayalı yeni bir planı ortaya koymalılar.

AK Parti iktidarı, Kıbrıs meselesini bir milli dava olarak ele almayan tutarsız, teslimiyetçi ve kimliksiz yaklaşımlarıyla Kıbrıs Türk halkının kafasını karıştırmıştır. Milli davaya önderlik yapamamıştır, süreci iyi yönetememiştir, ABD, AB ve Yunanistan'ın tümüyle karıştığı seçimlerde AK Parti iktidarı Türkiye'nin kararlı tutumunu ve görüşünü ortaya koyamamıştır. AB üyeliği için müzakere tarihi almak umudu peşinde Kıbrıs gibi birçok milli davada AK Parti'nin tavizkar ve teslimiyetçi politikaları artık son bulmalıdır.

Kıbrıs'ta yapılan seçimlerin sonuçlarının bir siyasi kaosa dönüşmesi önlenmelidir."

Görgün'ün seçim değerlendirmesi

Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) Genel Başkanı Alirıza Görgün, Ulusal Birlik Partisi (UBP) veya Demokrat Parti'nin (DP), "yıldızlar ittifakı" olarak nitelendirdiği Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) veya Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ile koalisyon oluşturma yoluna gitmesinin, milli davaya ve halkın istemine ters düşmek anlamına geleceği iddiasında bulundu.

Görgün, "Hükümet kurulmasa dahi halen devletimiz mevcuttur ve bu nedenle kimse bu mazeret arkasına sığınmaya kalkmamalıdır" dedi.

Görgün yazılı bir açıklama yaparak, önceki gün yapılan milletvekilliği seçimlerini değerlendirdi.

Esas olanın devlet olduğunu belirten Görgün, "Bu sebeple biz öncelikle hükümeti değil, bizatihi devletimize sahip çıkma mecburiyetindeyiz. Bunun yolu ise bugünden itibaren tek bir güç ve düşünce halinde hareket etmektir" diye konuştu.

Erginel: Seçimler halkın demokrasi zaferi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, önceki gün yapılan milletvekilliği genel seçiminin, Kıbrıs Türk halkının demokrasi zaferi olduğunu söyledi.

Ciddi, bilinçli ve ağırbaşlı bir seçim gerçekleştirmenin kolay olmadığını kaydeden Erginel, birçok ileri ülkenin bile bunu yapamadığını belirtti. Erginel, seçime katılım oranının da yüzde 86.48 olduğunu açıkladı.

YSK Başkanı Taner Erginel, dün düzenlediği basın toplantısıyla kazanan milletvekillerini açıkladı. Açıklanan isimlerin gayrı resmi sonuçlar olduğunu, itirazların ilçe seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu'nca değerlendirilip karara bağlanmasından sonra kesin sonuçların ortaya çıkacağını hatırlattı.

Çoğu kez uygulamada çok fazla değişiklik olmadığını, bunun da çok fazla itiraz olmamasından kaynaklandığını belirten Taner Erginel, "Çünkü ülkemizde oylar herkesin önünde sayılır, itirazlar anında yapılır, oyların geçerli olup olmadığına parti temsilcileriyle birlikte karar verilir. Bu nedenle, çok fazla bir değişiklik olasılığının olmadığını söyleyebilirim" dedi.

Seçimde kimin kazanacağının YSK'yı hiç ilgilendirmediğini yineleyen Taner Erginel, seçimin kendileri ve halk için zafer olduğunu, çünkü son derece demokratik ve olaysız bir seçim yaşandığını vurguladı. Erginel, seçimi izlemek için gelen İngiliz eski muhafazakar milletvekili Michael Stevens'ın "İngiltere'deki seçimler bu kadar demokratik ve adil olmaz' dediğini, sadece onun değil, Avrupa ülkelerinin temsilcileri aynılarını ima ettiğini anlattı.

"Halkımız için zafer"

Erginel, "Bu halkımız için zaferdir. Bu kadar ciddi bir seçimi, bu kadar büyük olgunluk içinde geçirebilmemiz bence büyük bir şeydir. Seçimin sonuçları ayrı bir şey. Biz onunla hiç ilgilenmiyoruz. Her seçimden sonra memnun olanlar, olmayanlar olur veya değişik durumlar olur. Onları da artık siyasiler düşünüp kararlaştıracak" diye konuştu.

Seçime katılım oranının yüzde 86.48 olduğunu açıklayan Taner Erginel, bunu oldukça yüksek bir katılım diye niteledi.

"Siyasiler düşünsün"

Hükümet kurulması ve güvenoyu alması konusundaki soru üzerine Erginel, herkesin yoğunlaştığı bu konunun tamamen siyasi olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:

"Onu siyasiler düşünüp kararlaştırsın. Bunları ben düşünmek istemiyorum, düşünmeye de başlamadım. Kimin kazanacağını da hiç düşünmedim. Sadece şunu düşündüm: Bütün siyasi partilere acaba eşit mesafede duruyor muyum? Hepsine adil davranıyor muyum? Benim tek ilgilendiğim konu bu. Şimdi öyle anlıyorum ki sonuç biraz beklenmedik bir sonuç oldu ama onu da varsın siyasiler düşünsün. Bazı kişiler tekrar 'yeni seçim yapılabilir mi?' diyor. Yeni seçim son derece masraflı bir şey. Meclisin karar vermesi lazım. Bizim bu konuda bir görüşümüz yok. Yani karar verilirse biz onu uygularız. Biz kendi işimizi tam yapmaya çalışırız."

İtiraz prosedürü

Taner Erginel, seçim sonuçlarına henüz itiraz gelmediğini belirterek, itiraz prosedürü hakkında şu bilgileri verdi:

"Oy vermede o anda itiraz edilmesi lazım. Orada itiraz edildiğinde bir karar veriliyor, o kararın da zapta geçirilmesi lazım. Ertesi gün (yani bugün) saat 17.00'ye kadar ilçe seçim kurullarına itiraz etmek lazım. Bu itirazları ilçe seçim kurulları karara bağlar ve o karardan itibaren üç gün içinde YSK'ya itiraz edilmesi lazım. Yani YSK'ya gelmesi için henüz erken. Öyle bir itiraz olacak mı, olmayacak mı onu bilmiyoruz."

Taner Erginel, seçim için gelen gözlemcilerin izlenimlerinin hep olumlu olduğunu belirterek, başlangıçta ABD, İtalya ve Finlandiya'dan gelenlerin çok şüpheli ve şaibeli seçim olacağını düşündüklerini, bir süre kalıp araştırma yaptıklarını, onlardan kendi ülkeleriyle de kıyaslama yapmalarını istediğini kaydetti.

Erginel, Amerika'dan gelen gözlemcinin "ben ülkemdeki seçimlerin sizinki kadar demokratik olduğuna inanmıyorum" diyerek ayrıldığını, İtalya ve Finlandiya'dan gelenlerin de benzer şeyler söyleyerek ayrıldığını ve gözlem için gelmeye gerek görmediğini anlattı.

"Çünkü son derece tarafsız bir seçim olacağını hazırlıklardan anladı" diyen YSK Başkanı Erginel, tarafsızlıklarının nedenini "seçimi mahkemelerin yapması" olarak açıkladı. Hiçbir hükümetle çok yakın ilişki içinde olmadıklarını, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olduğunu, yargıçların zaten tarafsız olacak şekilde eğitildiğini ifade eden Erginel, seçimle ilgili yasayı da oldukça iyi diye niteledi.

Taner Erginel, seçim sisteminde haksızlık olabilmesi için siyasi partilerin ve vatandaşın son derece pasif ve ilgisiz olması gerektiğini belirterek, "Yoksa herkese itiraz ve gözlemleme hakkı verilmiştir. Bunların yapılmasından sonra hiçbir haksızlığın ve hatanın olmaması lazım" diye konuştu.

Taner Erginel, "Bence Kıbrıs Türk halkının demokrasi zaferidir bu seçimler...Bu kadar ciddi, bilinçli ağırbaşlı seçim gerçekleştirmek kolay değil. En ileri ülkeler bile bunu yapamıyorlar ama biz gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Teknolojik imkanlarımız da son derece gelişmiş. Gelenler büyük bir şaşkınlık içinde izlediler" dedi.

Taner Erginel, basın açıklamasının ardından, seçimi izlemek için KKTC'de bulunan yabancı gözlemcilerden bazılarıyla görüştü.

KIBRIS 16/12/2003

Kim, ne kadar oy aldı?

TÜM ADAYLARIN ALDIĞI OYLAR... 2003 genel seçiminde aday olan tüm milletvekillerinin ne kadar oy ve tercih aldıklarını açıklıyoruz. Kazanan-kazanmayan tüm adayların bölgeler bazında aldığı oylar ve tercihler... Kim kıl payı milletvekilliğini kaçırdı? Kim en çok oyu, kim en çok tercihi aldı? En fazla tercih hangi bölgede kullanıldı?

LEFKOŞA İLÇESİ

Toplam sandık sayısı: 163

Açılan sandık sayısı: 163

Toplam seçmen sayısı: 44197

Oy kullanan seçmen sayısı: 38159

Seçime katılma oranı (%) : 86.34

Geçerli oy pusulası dayısı: 36631

Geçersiz oy pusulası sayısı: 1528

Geçerli oy toplamı: 581652

Partilere göre milletvekilliği dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

CTP Mehmet Ali Talat 13946 8618 22564

CTP Dr. Ahmet Gülle 13835 6816 20651

CTP Kadri Fellahoğlu 13708 6316 20024

CTP Ahmet Barçın 13593 6268 19861

CTP Ali Seylani 13598 5784 19382

CTP Özdil Nami 13643 5704 19347

UBP Tahsin Ertuğruloğlu 10722 5774 16496

UBP Hüseyin Özgürün 10880 5224 16104

UBP İrsen Küçük 10717 5170 15887

UBP Hasan Taçoy 10652 4605 15257

UBP Dt. Şerife Ünverdi 10736 4519 15255

BDH Mustafa Akıncı 6472 3980 10452

BDH İzzet İzcan 5962 3134 9096

DP Dr. Mustafa Şenol Arabacıoğlu 4689 2282 6971

DP Serdar Denktaş 4529 2399 6928

BDH Dr. Mehmet Çakıcı 5948 2779 8727

Parti adı Oy sayısı Yüzdelik (%) Çıkardığı milletvekili sayısı

CTP 216428 37.21 6

UBP 169720 29.18 5

BDH 93501 16.03 3

DP 67501 11.61 2

ÇABP 17453 3.00 0

MBP 13738 2.36 0

KAP 3147 0.54 0

Arif Salih Kırdağ 83 0.01 0

Emine Selçuk 47 0.01 0

Soner Engin 34 0.01 0

Partilerin adaylara göre oy ve tercih dağılımı

UBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Tahsin Ertuğruloğlu 10722 5774 16496

Hüseyin Özgürün 10880 5224 16104

İrsen Küçük 10717 5170 15887

Hasan Taçoy 10652 4605 15257

Dt. Şerife Ünverdi 10736 4519 15255

Savaş Atakan 10666 4311 14977

Hüseyin Gökçekuş 10644 4296 14940

Ersin Tatar 10572 4175 14747

Vehbi Zeki Serter 10693 3787 14480

Zorlu Töre 10547 3876 14423

Enver Öztürk 10491 3929 14420

Derviş Ata Tahiroğlu 10538 3346 13884

Rüstem Akyön 10621 3042 13663

Mustafa Güngüz 14198 2677 13175

Süreyya Gürses 10350 2320 12670

Selim Altıncık 10393 2109 12502

DP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Dr. Mustafa Şenol Arabacıoğlu 4689 2282 6971

Serdar Denktaş 4529 2399 6928

Salih Behçet Coşar 4469 1826 6295

Engin Arı 4288 1642 5930

Ömer Adal 4166 1714 5880

Ahmet Yönlüer 4299 1452 5751

Tokay Kerem 4191 1555 5746

Akın Aktunç 4149 1432 5581

Kemal Havalı 4101 1359 5460

Tözün Tunalı 4166 1200 5366

Makbule Ötüken 4075 1196 5271

Kudret Akay 4088 1152 5240

Mustafa Tunçalp 4137 1100 5237

Dr. Mehmet Tufan 4107 1074 5181

Ziya Emir 4027 949 4976

Tankut Rıfkı 4020 916 4936

MBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Mehmet Akay Küçük 1105 325 1430

Hasan Hasipoğlu 1010 329 1339

Dr. Altan Yavuz 904 303 1207

Aliriza Görgün 921 279 1200

Okan Donangil 912 283 1195

Melek Şule Aker 922 246 1168

Güner Göktuğ 887 248 1135

Kaan Aytaçoğlu 799 289 1088

Turhan Dülgeroğlu 805 220 1085

Ahmet Savaşan 810 274 1084

Ufuk Üçay 771 302 1073

Burhan Yirmibeşoğlu 776 246 1022

Bekir Mertoğlu 774 246 1020

Sümer Şehitoğlu 797 221 1018

İsmail Kemal Altuncuoğlu 772 206 978

Haluk Şevki 773 195 968

BDH

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Mustafa Akıncı 6472 3980 10452

İzzet İzcan 5962 3134 9096

Dr. Mehmet Çakıcı 5948 2779 8727

Dr. Gülsen Bozkurt 6054 2651 8705

Özker Özgür 5952 2724 8676

Süleyman Dolmacı 5824 2442 8266

Emete İmge 5857 2113 7970

Kamil Simavi Aşık 5823 1799 7622

Kani Kanol 5739 1854 7593

Selma Bolayır 5731 1607 7338

Tahir Hoca 5710 1494 7204

Güngör Gürkan 5706 1371 7023

Özal Akdoğu 5651 1364 7015

Zehra Cengiz 5681 1329 7010

Layık Mesutoğlu 5720 1128 6848

Taner Selçuk 5671 1117 6788

CTP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Mehmet Ali Talat 13946 8618 22564

Dr. Ahmet Gülle 13835 6816 20651

Kadri Fellahoğlu 13708 6316 20024

Ahmet Barçın 13593 6268 19861

Ali Seylani 13598 5784 19382

Özdil Nami 13643 5704 19347

Hasan Hastürer 13607 5064 18671

Dr. Eşref Vaiz 13464 4373 17837

Pembe Afşaroğlu 13399 3765 17164

Şenay Ekingen 13400 3507 16907

Erdoğan Sorakın 13352 3417 16769

Şua Saraçoğlu 13494 3032 16526

Ahmet Yalçın Benli 13406 2859 16265

Şevket Abahorlu 13325 2498 15823

Mehmet Ali Güröz 13323 2063 15391

Sümer Erkmen 13335 1887 15222

ÇABP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Ali Erel 1501 649 2150

Mustafa Damdelen 1249 545 1794

Salih Çeliker 1167 466 1633

Ünal Akifler 1130 425 1555

Doğan Harman 1176 378 1554

Dr. Savaş Özyiğit 1136 340 1476

Ahmet Çıraklı 1029 396 1425

Cahit Kaya 1037 309 1346

Levent Dirençay 1034 309 1343

Mustafa Bülent Asena 1035 294 1329

Hasan Hüseyin Kofalı 1016 222 1238

Raif Özdilek Asfaroğlu 1023 213 1236

Refiya Erosal 995 232 1227

Hanife Mine Egemen 968 242 1210

Mehmet Özkan Ereksel 981 202 1183

Güray Altun 976 202 1178

KAP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Bayram Özel 215 70 285

Eşref Düşenkalkar 216 66 282

Dr. Öztekin Öztekiner 216 65 281

Halil İbrahim Şevket 204 59 263

Tayıp Suiçmez 197 62 259

Mehmet Özçetin 193 62 255

Süleyman Selçuk 203 52 255

Ahmet Gülay 197 47 244

Hikmet Arslan 189 55 244

Ali Teksamancı 195 49 244

Kemal Kandaz 187 53 240

Yusuf Say 182 56 238

Refik Sayıner 185 48 233

Nejmi Sıddık 191 39 230

Hösem Dikbaş 185 41 226

Mustafa Baş 192 32 224

Bağımsızlar

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Bağımsız Soner Engin 34 - 34

Bağımsız Arif Salih Kırdağ 83 - 83

Bağımsız Emine Selçuk 47 - 47

GAZİMAĞUSA İLÇESİ

Açılan sandık sayısı: 143

Toplam seçmen sayısı: 37273

Oy kullanan seçmen sayısı: 32256

Seçime katılma oranı (%): 86.54

Geçerli oy pusulası sayısı: 30601

Geçersiz oy pusulası sayısı: 1655 Geçerli oy toplamı: 397004

Partilere göre milletvekili dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

UBP Dr. Derviş Eroğlu 11474 7902 19376

UBP Mehmet Bayram 11476 7089 18556

UBP Erdem Özaşkın 11466 6077 17543

CTP Mustafa Ferdi Soyer 10652 6419 17071

UBP Turgay Avcı 11255 4925 16180

UBP İsmail Arter 11252 4139 15391

CTP Sonay Masaroğulları 10425 4657 15082

CTP Dr. Okan Dağlı 10564 4150 14714

CTP Dr. Arif Albayrak 10559 4060 14619

CTP Nuri Çevikel 10415 3670 14085

DP Dr. Ahmet Kaşif 4525 2097 6622

DP Dr. Hatice Faydalı 4456 1723 6179

BDH Hüseyin Angolemli 2883 1447 4330

Parti adı Oy sayısı Yüzdelik (%) Çıkardığı milletvekili sayısı

UBP 145505 36.65 5

CTP 135.426 34.11 5

DP 54490 13.73 2

BDH 34806 8.77 1

MBP 19628 4.94 0

ÇABP 3843 0.97 0

KAP 3306 0.83 0

Partilerin adaylara göre oy ve tercih dağılımı

UBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Dr. Derviş Eroğlu 11474 7902 19376

2- Mehmet Bayram 11467 7089 18556

3- Erdem Özaşkın 11466 6077 17543

4- Turgay Avcı 11255 4925 16180

5- İsmail Arter 11252 4139 15391

6- Özden Keser 11129 3497 14626

7- Derviş Çobanoğlu 11189 3246 14435

8- Mustafa Hayati Köse 11061 2450 13511

9- Ersoy İnce 11133 4107 15240

10- Dr. Kadri Taşarkan 11044 2205 13249

11- Gürcan Erdoğan 1130 1902 12932

12- Abdullah Aktolgalı 10946 1932 12878

13- Dr. Erbay Kanatlı 11059 2351 13410

DP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Dr. Hatice Faydalı 4456 1723 6179

2- Dr. Ahmet Kaşif 4425 2097 6622

3- Yalçın Vehit 4095 1054 5149

4- Dr. Tansel Doratlı 4444 1564 6008

5- Şadan Türkan 4071 1342 5413

6- Emine Sütcü 4219 1300 5519

7- İbrahim Alçıner 4163 950 5113

8- Sermet Beyazhasan 3996 673 4669

9- Yüksel Özen 4007 823 4830

10- Durali Eral 4158 1401 5559

11- Erhan Arıklı 4110 1513 5623

12- Gönül Uygun 4086 1334 5420

13- Anıl Kaya 4160 1572 5732

MBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Dr. Ertuğrul Hasipoğlu 1958 809 2767

2- Tayfun Turgay 1484 648 2132

3- Dr. İsmail Başarır 1598 459 2057

4- Yasemin Akalın 1470 564 2034

5- İrfan Uluç 1494 475 4969

6- Yılmaz Seçkiner 1503 431 1934

7- Ahmet Doğruöz 1442 471 1913

8- Dt. Vecide Karpaslı 1502 394 1896

9- Mehmet Aktaş 1440 451 1891

10- Aziz Uludağ 1405 395 1800

11- Hilmi Öztemiz 1470 315 1785

12- Zeka Mazhar 1462 622 1784

13- Hüdai Derya Kök 1400 320 1720

BDH

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Hüseyin Angolemli 2883 1447 4330

2- Dr. Türker Ozankaya 2755 1049 3804

3- Ayşen Dağlı 2749 1049 3797

4- Dr. İlkar Erk 2746 836 3182

5- Server Erozan 2662 857 3519

6- Damla Özhan 2619 864 3483

7- Soyer Unku 2640 828 3468

8- Emin Özkalp 2675 780 3455

9- Ali Fegan 2638 655 3293

10-Veli Çufoğlu 2628 3063 3291

11- Özcan Barkut 2611 558 3199

12- Ali Osman Can 2578 532 3110

13- Erol Baki 2623 466 3089

CTP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Mustafa Ferdi Soyer 10652 6419 17071

2- Sonay Masaroğulları 14125 4657 15082

3- Dr. Okan Dağlı 10564 4150 14714

4- Dr. Arif Albayrak 10559 4060 14619

5- Nuri Çevikel 10415 3670 14085

6- Teberrüken Uluçay 10470 3537 10407

7- Ali Gulle 10387 3573 13960

8- Erbil Akbil 10377 2685 13067

9 -Asım Akansoy 10327 2685 13012

10- Hasan Kutlu İnce 10419 2471 12890

11- Rasime Uyguroğlu 10258 2234 12492

12- İsmail Gündost 10348 1589 11937

13- Abdullah Tuver 10225 1692 11917

ÇABP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Mehmet Sükan 351 82 433

2- Mustafa Zort 313 82 395

3- İsmet Üstüner 317 76 393

4- Dr. Kıvanç Buhara 316 75 391

5- Hasip Erel 289 101 390

6- Çetin Mazharoğlu 309 80 389

7- Radar Reşat 296 79 375

8- Hüseyin Adıer 276 61 337

9- Hasan Çıraklı 272 63 335

10- Kenan İnatçı 290 44 334

11- Ali Sanatkar 275 58 333

12- Erdinç Kuralay 275 48 323

13- Alper Safkan 264 39 303

KAP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

1- Mahmut Hayta 225 120 395

2- Oğuz Kalelioğlu 285 102 387

3- Mekmet Çelik 266 120 386

4- Nedim Atayol 269 103 372

5- Hüseyin Özkan Büyükoğlu 263 100 363

6- Mehmet Mahmut Hüyüklü 246 46 322

7- Mahmut Şahin 264 78 342

8- Mustafa Savaşçı 246 39 285

9- Emine Karacak 242 41 283

10- Hüseyin Esentaş 243 39 282

11- Mehmet Yazgan 237 36 273

12- Şükrü Mert 237 23 260

13- Sebati Var 233 17 250

GİRNE İLÇESİ

Toplam sandık sayısı: 109

Açılan sandık sayısı:109

Oy kullanan seçmen sayısı: 22073

Geçerli oy pusula sayısı: 21015

Geçersiz oy pusulası sayısı: 1058

Seçime katılma oranı:(%) 84.42

Geçerli oy toplamı: 186877

Partilere göre milletvekili dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

UBP Dr. Salih Miroğlu 7455 4730 12185

CTP Dr. Salih İzbul 7642 4240 11882

CTP Ömer Soyer Kalyoncu 7345 4173 11608

UBP Dr. Esat Ergün Serdaroğlu 7597 3568 11165

UBP Dr. Hasan Bozer 7519 3430 10949

CTP Dr. Gülboy Beydağlı 7484 2663 10147

CTP Bayram Karaman 7344 2532 9696

DP Dt. Ünal Üstel 2940 1251 4191

BDH Halil Sadrazam 2548 1092 3640

CTP 66148 35.40 4

UBP 65621 35.11 3

BDH 22255 11.91 1

DP 23617 12.64 1

MBP 5549 2.97 0

ÇABP 3081 1.65 0

KAP 606 0.32 0

Partilerin adaylara göre oy ve tercih dağılımı

MBP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Sinan Güneş 630 372 1002

Çetin Atalay 646 303 949

Abuzer Seydi Ekmekçi 591 206 797

Ahmet Yıldırım 636 142 778

Hatice Görgün 594 183 777

Fatma Özlem Erdendoğ 585 182 767

Tahsin Temel 671 91 762

Ahmer Çakır 590 169 759

Ferit Tanoğlu 606 76 682

DP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Dt. Ünal Üstel 2940 1251 4191

Neriman Saygılı 2674 1067 3741

Tuğçe Uz 2673 938 3611

Ergün Vehbi 2627 903 3540

Fuat Zor 2621 749 3370

Niyazi Kılıç 2554 714 3268

Nilüfer Türksoy 2524 658 3182

Emirali Altuner 2508 531 3039

Mehmer Nur Ateş 2496 529 3025

UBP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Dr. Salih Miroğlu 7455 4730 12185

Dr. Esat Ergün Serdaroğlu 7597 3568 11165

Dr. Hasan Bozer 7519 3430 10949

İlkay Kamil 7261 3268 10529

Hüseyin Kayım 7339 2573 9912

Necdet Numan 7192 2169 9361

İlker Nevzat 7232 1902 9134

Baki Topaloğlu 7023 1045 8086

Bülent Kaya 7003 1003 8006

BDH

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Halil Sadrazam 2548 1092 3640

Dr. Alper Baydar 2603 942 3545

Önder Konuloğlu 2519 911 3430

İlkşen Varoğlu 2517 891 3408

Dt. Mustafa Üstay 2484 844 3328

Zehra Şonya 2366 578 2944

Fadıl Çağda 2482 769 3251

Zümrüt Oral 2384 714 3098

Güldane Saatçi 2352 451 2803

CTP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Dr. Salih İzbul 7642 4240 11882

Ömer Soyer Kalyoncu 7435 4173 11608

Dr. Gülboy Beydağlı 7484 2663 11147

Bayram Karaman 7344 2352 9696

Ali Volkan 7271 1930 9201

Ahmet Rifat Müdüroğlu 7267 1749 9016

Safay Hakoğlu 7231 1611 8842

Gürsel Nizam 7263 1540 8803

Hüseyin Aktığ 7211 1106 8817

ÇABP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Turhan Beydağlı 451 91 542

Güngül Kamburoğlu 376 85 461

Alpay Ertaç 347 103 450

Fadıl Özbilenler 354 89 443

Dilek Demirağ 319 102 421

Şule Aksel 318 95 413

İmren Özden 317 95 412

Bülent Tümen 297 80 377

Mehmet Esat Özgüney 302 56 358

KAP

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Ahmet Akça 87 26 113

Tekin Durlanık 65 21 86

Ayşe Şevket 63 21 86

Behçet Birtek 64 20 84

Belka Aykol 64 14 78

Recep Batur 64 13 77

Hasan Hocaoğlu 70 6 76

Tansu Konuralp 67 11 78

Mustafa Güney 62 10 72

GÜZELYURT İLÇESİ

Toplam sandık sayısı: 77

Açılan sandık: 74

Toplam seçmen sayısı: 19381

Oy kullanan seçmen sayısı: 16850

Seçime katılma oranı: yüzde 86.94

Geçerli oy pusulası sayısı: 15922

Geçersiz oy pusulası sayısı: 928

Geçerli oy toplamı: 111489

Partilere göre milletvekilliği dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

CTP Dr. Fatma Ekenoğlu 5722 2955 8677

CTP Mehmet Çağlar 5536 1902 7438

CTP Doğan Şahali 5527 1878 7405

UBP Erdoğan Şanlıdağ 5027 2307 7337

UBP Türkay Tokel 4919 2111 7030

BDH Tahsin Mertekçi 3315 1574 4889

Parti adı Oy sayısı Yüzdelik çıkardığı milletvekili sayısı

CTP 38908 34.90 3

UBP 34310 30.77 2

BDH 21116 18.94 1

DP 13773 12.35 1

ÇABP 1788 1.60 0

MBP 1117 1.00 0

KAP 477 0.43 0

Partilerin adaylara göre oy ve tercih dağılımı

UBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Erdoğan Şanlıdağ 5027 2307 7334

Türkay Tokel 4919 2111 7030

Süha Türköz 4982 1846 6828

Yalçın Cemal 4894 1407 6301

Dr. Raif Cenksoy 4877 1401 6278

Osman Zeki 4861 1284 6145

Gökhan Saraç 4750 1080 5830

DP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Hüseyin Yalçın Öztoprak 2220 1099 3319

Ali Rıza Altay 1966 746 2712

Cemal Zaifoğlu 1692 605 2567

Ömer Zeki Andaç 1924 465 2389

Özel Tahsin 1957 475 2432

Zehra Ecersoy 1887 453 2340

Hasan Refik Yumuk 1857 363 2220

MBP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Cavit Atalar 164 44 208

Mehmet Cevaz 172 40 212

İskender Tunçkol 166 37 203

Ayer Zekai 156 35 191

Aydın Karabetça 146 37 183

Feriha Çürükoğlu 160 22 182

Namık Kemal Bayraktar 153 28 181

MBH

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Tahsin Mertekçi 3315 1574 4889

İbrahim Koreli 3174 1345 4519

Meltem Onurkan 3011 1207 4218

Mehmet Süleymanoğlu 2906 1008 3914

Mustafa Üstün Köroğlu 2970 743 3713

Sami Dayıoğlu 2872 628 3500

Hasan Kasapoğlu 2868 539 3407

CTP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Dr. Fatma Ekenoğlu 5722 2955 8677

Mehmet Çağlar 5536 1902 7438

Doğan Şahali 5527 1878 7405

Dt. Hakan Kuntay 5537 1735 7272

Dr. Nazım Beratlı 5572 1575 7147

Dr. Erkut Öner 5546 1379 6925

Vasfi Candan 5468 1317 6785

ÇABP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Mehmet Bicen 295 91 386

Dt. Tülay Durukan 252 67 319

Hüseyin Buluncak 259 59 318

İlksoy Aslım 258 56 314

Ahmet Egemen Demirağ 247 66 313

Şevki Bingöl 256 40 296

Feyzan Yazgın 221 50 271

KAP

Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

Emin Kalkanlı 95 18 113

Lisani Selçuk 81 18 99

Hasan Sarguner 68 12 80

Murat Keçeli 61 15 76

Zihni Sevil 58 16 74

Adil Akbulut 58 9 67

Mustafa Çetereisi 56 8 64

İSKELE İLÇESİ

Toplam sandık sayısı: 65

Açılan sandık sayısı: 65

Toplam seçmen sayısı: 14.597

Oy kullanan seçmen sayısı: 12.402

Seçilme katılma oranı: (%) 84.96

Geçerli oy pusulası sayısı: 11.654

Geçersiz oy pusulası sayısı: 749

Geçerli oy toplamı: 58. 131

Partilere göre milletvekili dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

UBP Hüseyin Alanlı 4930 3060 7990

UBP Nazım Çavuşoğlu 4875 1539 6414

UBP Kemal Yılmaz 4737 1212 5949

DP Mustafa Gökmen 2687 1305 3992

CTP Mehmet Ceylanlı 2601 1172 3773

Parti adı Oy sayısı Yüzdelik (%) Çıkardığı milletvekili sayısı

UBP 23999 41.28 3

DP 13129 22.59 1

CTP 12681 21.81 1

BDH 4523 7.78 0

MBP 2945 5.07 0

KAP 524 0.90 0

ÇABP 330 0.57 0

Partilerin adaylara göre oy ve tercih dağılımı

Parti adı Aday Oy sayısı Tercih sayısı Toplam

UBP

1- Hüseyin Alanlı 4930 3060 7990

2- Nazım Çavuşoğlu 4875 1539 6414

3- Kemal Yılmaz 4737 1212 5949

4- Nazım İlerici 4734 1023 5757

5- İsa Nurçin 4723 1056 5779

DP

1- Mustafa Gökmen 2687 1305 3992

2- Osman İmre 2616 988 3604

3- Ahmet Hayri Orçan 2661 892 3553

4- Özay Öykün 2613 523 3136

5- Mustafa Erbilen 2552 466 3018

CTP

1- Mehmet Ceylanlı 2601 1172 3773

2- Necat Asilsoy 2567 891 3458

3- Hürrem Tulga 2508 566 3074

4- Abdurrahim Türkmen 2493 559 3052

5- Salim Özbolat 2512 518 3030

MBP

1- Osman Aksoy 612 219 831

2- Sami Yakar 606 170 776

3- Nurettin İskender 616 129 745

4- Hasan Dede Tarhan 570 174 744

5- Yılmaz Çırakoğlu 541 116 657

BDH

1- Dr. Mehmet Emin Karagil 964 501 1465

2- Mustafa Hürbağ 922 244 1166

3- İlknur Işıl Türkmen 887 234 1121

4- Dr. Emir Gül 878 185 1063

5- İsmail Ertem Haşimoğulları 872 168 1040

ÇABP

1- İsmail Sayı 69 29 98

2- Muzaffer Felek 74 14 88

3- Cemal Tarazi 68 13 81

4- Ünsal Özbilenler 62 16 78

5- Nedim Tamel 57 4 61

KAP

1- Kadir Damar 110 44 154

2- Hasan Kozansoy 108 25 133

3- Hasan Yaman Yalıner 109 19 128

4- Rasım Çebi 100 13 113

5- Mehmet Arslan 97 7 104

KIBRIS 16/12/2003

Denktaş: Görüşmeler başlayacak

Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile perşembe günü bir araya geleceğini belirtti ve görüşmelerle ilgili mesaj verdi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün seçim sonuçlarını değerlendirmek için düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs konusunda da mesajlar vererek, görüşmelerin başlayacağını söyledi.

"Anlaşma şimdi, yarın veya olmaz. Ama görüşmeler başlar ve hal çaresi bulunması için hükümetler ve biz uğraşırız. Başarsak da, başarmasak da KKTC varlığını ispat etti" dedi.

İki devletin ortaklığına dayalı konfederal bir sistem öngördüklerini belirten Denktaş, konfederasyonun federasyondan daha başarılı bir sistem olduğunu belirterek, dış dünyaya taraf tutmadan yardımcı olmaları çağrısında bulundu.

Denktaş, Rum yönetimini meşru hükümet olarak kabul eden dünyanın taktik değiştirip yardımcı olması ve taraflara eşit muamele yapıp ambargoların kaldırılması gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir soruya karşılık, yeni bir bölge turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile perşembe günü bir araya geleceğini ekledi.

KIBRIS 16/12/2003

ABD: Kuzey Kıbrıs'ta seçim, umudun korkuya üstün gelmesi an

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'ta önceki yapılan Parlamento seçimlerini, "Umudun korkuya üstün gelmesi" şeklinde değerlendirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında, KKTC seçimlerini yakından izlediklerini belirterek, "Kıbrıslı Türkler, dün (önceki gün) Kıbrıslı Rumlarla birlikte 1 Mayıs'ta AB'ye üye olmalarını sağlayacak kapsamlı bir çözümden yana arzularını dile getirdi. Çözüm yanlısı bir parti en fazla oyu aldı ve toplam oyların yarısından fazlası çözüm yanlısı partilere gitti" dedi.

Boucher, "Özellikle seçim öncesi ortamdaki baskılar göz önüne alınırsa, bu oylama umudun korkuya üstün gelmesi anlamı taşıyor. Bu seçim, Kıbrıs'ta çözüm davasını ilerletecek" diye konuştu.

Sözcü Boucher, seçim sonuçları çerçevesinde "ABD'nin, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunu iradesini yansıtacak yeni bir yönetimin en kısa sürede kurulmasını umduğunu" söyledi.

ABD'nin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planının uygulanması yönündeki çabalarını sürdüreceğini söyleyen Boucher, "Kıbrıslı Türklerin arzusunu yerine getirecek şekilde görüşmelerin kısa sürede yeniden başlamasını umuyoruz" dedi.

Sözcü, Washington'un çabaları çerçevesinde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston'ın dün bölgeye hareket edeceğini kaydetti.

Weston'ın 6 günlük gezisinin Atina-Ankara ve Lefkoşa'yı kapsayacağı belirtildi.

Sözcü Boucher, KKTC'deki seçim sonucunda, meclisteki sandalyelerin seçim öncesindeki iktidar ve muhalefet partileri arasında 25-25 paylaşıldığının hatırlatılarak bunun çözümü zorlaştırıp zorlaştırmayacağı sorusu üzerine "İşlerin nasıl gelişeceğini göreceğiz. Seçim sonucunda ortaya çıkan çoğunluk az fazla bir çoğunluk, ancak bu çoğunluk çözümden yana, artık tarafların ayağa kalkarak BM planı çerçevesinde görüşmesinin zamanını geldiğini düşünüyoruz. Bunun sağlamaya çalışacağız" dedi.

KIBRIS 16/12/2003

Weston, yarın Kıbrıs'a geliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde dün yapılan milletvekilliği seçimlerinin ardından, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin son gelişmeler konusunda KKTC ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak amacıyla yarın adaya geliyor.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Amerikalı diplomat Weston'la perşembe günü görüşecek. Denktaş-Weston görüşmesinin saati daha sonra belirlenecek.

Ankara temaslarına bugün başlayacak ve yarın Atina'da Yunan hükümeti yetkilileriyle görüşecek olan Weston, bu temaslarının ardından yarın çalışma gezisinin üçüncü durağı olan Kıbrıs'a gelecek. Weston'un yarın saat 13.35'te adada olması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la ayrı ayrı görüşmelerde bulunacak olan Weston'un, ziyaret programı henüz netlik kazanmamakla birlikte KKTC ve Rum siyasi parti yetkilileriyle de görüş alışverişinde bulunması bekleniyor.

Weston, temaslarını tamamlamasının ardından 19 Aralık Cuma sabahı saat 10.40'da adadan ayrılacak.

KIBRIS 16/12/2003

KKTC'deki seçim sonuçları dünya kamuoyunun gündeminde

KKTC'deki genel seçim tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Başta Yunanistan, İngiltere, Almanya olmak üzere birçok ülkeden seçimlerle ilgili tepkiler geldi.

İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in, KKTC'de önceki gün yapılan seçimlerin seçmenlerin çoğunluğunun Annan Planı'nın kabulünü istediğini gösterdiğini konusunda hemfikir oldukları belirtildi.

Yunanistan'ın Londra Büyükelçiliği sözcüsü, Blair ve Simitis'in, dün Londra'da yaptıkları görüşmede, KKTC'de önceki gün yapılan seçimlerin de ele alındığını söyledi.

Sözcü, iki başbakanın, seçimlerin, çoğunluğun BM planının kabulünden yana olduğunu gösterdiği konusunda hemfikir olduklarını ileri sürdü.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunun anlaşma ve Avrupa Birliği'ne üyelikten yana oy kullandığını söylemişti.

Blair ve Simitis'in 45 dakika süren görüşmede ayrıca Irak, Orta Doğu barış süreci ve AB'nin Brüksel zirvesini de ele aldıkları belirtildi.

Straw: Halkın çoğunluğu anlaşma ve

AB'ye üyelikten yana oy kullandı

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunun anlaşma ve Avrupa Birliği'ne üyelikten yana oy kullandığını belirtti.

KKTC'de önceki gün yapılan meclis seçimiyle ilgili yazılı açıklama yapan Straw, sonucun küçük bir farkla da olsa, Kıbrıslı Türklerin isteklerini açıkça ortaya koyması anlamına geldiğini savundu.

"Halkın ortaya koyduğu bu isteğe saygı gösterilmesinin önemli olduğunu" kaydeden Straw, yeni hükümetin bir an önce kurulup 1 Mayıs 2004 tarihinden önce çözüm fırsatının yakalanması dileğinde bulundu ve taraflara BM Genel Sekreteri'nin koyduğu kriterler çerçevesinde gecikmeden görüşmelere dönülmesi çağrısında bulundu.

Straw, kapsamlı bir çözümün ve birleşik bir Kıbrıs'ın sadece Kıbrıs halkı için değil, bütün bölge için önem taşıdığını, İngiliz hükümeti olarak çözüme yardımcı olmaya hazır olduklarını belirtti.

Papandreu: Kuzey Kıbrıs seçimi, adanın

BM planında birleşmesi için fırsat...

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, "KKTC'de önceki gün yapılan genel seçimin, adanın BM planına yeniden hayat kazandırılarak bu plan altında birleşmesi için fırsat olduğunu" belirtti.

Papandreu, Rum radyosuna verdiği ve İngiliz Reuters ajansı tarafından aktarılan demecinde, "Oy sonuçlarına bakarsanız (KKTC'de) halkın büyük çoğunluğunun apaçık değişim için, Avrupa (AB) için oy kullandığı görülecektir" dedi.

"Ankara'ya verilen işaret zannediyorum açıktır" diyen Papandreu hakkında Reuters'ın haberinde, Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın, Türk-Yunan ilişkilerinin son yıllarda gelişmesinde önemli işlevi olan bir siyasetçi olduğu hatırlatıldı.

Reuters, Papandreu'nun, Avrupa Birliği adaylığı ve Kıbrıs'ın birleşmesi konusunun Ankara için "bir tehdit değil, bir fırsat olduğunu hatırlattığını" aktardı.

Papandreu, "AB'ye yakınlaşmanın, hem Kıbrıs Türkleri hem Türkiye için güvenlik bakımından en iyi teminat olacağını defalarca söylemiş bulunuyorum" dedi.

Beglitis: Oylama sürecinin sonuçları güçlü bir siyasi mesaj

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Panos Beglitis, önceki gün yapılan seçimlerin sonuçlarının Türkiye, uluslararası toplum, AB ve BM için güçlü bir siyasi mesaj oluşturduğunu söyledi.

Beglitis, yaptığı basın toplantısında, seçimin, Kıbrıs Türklerinin çoğunluğunun Annan Planı temelinde çözüm ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB bünyesi içinde yer alması arzusunu taşıdıklarını gösterdiğini savundu.

KKTC'yi "işgal altındaki topraklar" diye niteleyen Beglitis, "İşgal altındaki topraklarda oylama sürecinin sonuçları yeni bir siyasi gerçeklik yaratmıştır ve bu siyasi dinamik hiç kimse tarafından göz ardı edilemez" dedi.

Atina ile Rum Yönetimi'nin sürekli temas halinde gelişmeleri değerlendirdiklerini de açıklayan Beglitis, Annan Planı temelinde adil ve kalıcı bir çözüm için müzakerelerin en kısa zamanda tekrar başlamasını ümit ettiğini söyledi.

Hükümet sözcüsü: Seçim sonuçları tatmin edici

Yunanistan hükümet sözcüsü Hristos Protopapas da, Atina'nın "işgal topraklarındaki seçim sonuçlarını tatmin edici bulduğunu" söyledi.

Protopapas, yaptığı basın toplantısında, bu sonuçların Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın izlediği politikaya "bir kınama mesajı" niteliğini taşıdığını öne sürdü. Protopapas, "Bu sonuçlar aynı zamanda bir barış, uzlaşma ve Kıbrıs'ın tekrar birleşmesi için çağrı niteliği taşıyor. Türkiye, şimdi BM kararları çerçevesinde ve Annan Planı temelinde bir çözüme yönelik müzakerelerin başlatılmasına yönelik bir politika uygulamak için tüm olanaklara sahiptir" dedi.

Yunan basını: Muhalefet yarım zafer kazandı

Bu arada, Yunan basını, muhalefetin iktidar partilerinden daha fazla oy aldığı seçimin, ancak "yarım zafer" olarak nitelenebileceğini yazdı.

Sonuçların Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a "tokat" niteliği taşıdığını savunan gazeteler, seçim sistemi nedeniyle muhalefetin iktidar partilerinden daha fazla oy almasına rağmen parlamentodaki sandalyelerin yarı yarıya paylaşıldığını kaydettiler.

Kıbrıslı Türklerin açık bir biçimde mevcut durumu kabul etmedikleri mesajını verdiklerini öne süren Yunan basını, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın seçim sonuçlarına rağmen "kurumsal silahları" elinde tuttuğunu ve bundan sonraki gelişmeler için anahtar niteliği taşıdığını da vurguladı.

Gazeteler, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın en çok oyu alan CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat'a hükümeti kurma görevini vermemesi halinde Ankara'nın tavrının ne olacağının bilinmediğini, ancak ortada bir siyasi kriz olasılığı bulunduğunu öne sürdüler.

Alman Parlamentosu, milletvekilleri sonuçlardan memnun

Seçimleri izlemek üzere KKTC'de bulunan Almanya parlamentosu Sosyal Demokrat Parti milletvekilleri, sonuçlarını olumlu bulduklarını belirttikleri seçimlerde bir anlamda Annan Planı'nın referanduma sunulduğunu ve yüzde 51 gibi bir oyla kabul edildiğini söylediler.

Alman parlamentosu Sosyal Demokrat milletvekilleri Lale Akgün ve Elker Ferner, Lefkoşa'da basın merkezinin bulunduğu Saray Otel'de düzenledikleri basın toplantısında seçim sonuçlarını değerlendirdi.

Akgün, bu seçim sonuçlarının kendileri için çok önemli olduğunu ve ilginç bir sonuç ortaya çıktığını ifade ederek, bu sonuçların, Annan Planı referanduma sunulmuş olsaydı yüzde 51 gibi bir çoğunlukla kabul edilmiş olacaktı anlamını taşıdığını kaydetti.

Alman parlamentosu olarak bundan sonraki gelişmeleri de yakından takip edeceklerini söyleyen Akgün, Alman Parlamentosu'nun, Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu belirtti.

Ferner de Kıbrıs sorununun çözümü için çoğunluk bulunduğunun bu seçimlerde görüldüğünü belirterek, bundan sonra önemli olan noktanın Annan Planı çerçevesinde bir çözüm bulunması olduğunu ve adadaki iki tarafın bu seçim sonuçlarını olumlu değerlendirerek, çözüme gitmeleri gerektiğini kaydetti.

"Kıbrıs Türk halkı bu seçimlerle çözüm ve AB istiyoruz dedi" yorumunda bulunan Ferner, eylül ayında görüştükleri Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın KKTC'de muhalefetin yüzde 30'dan fazla şansı olmadığını kendilerine söylediğini hatırlatarak, bundan sonra önemli olanın geçmişi geçmişte bırakıp geleceğe bakmak olduğunu söyledi.

AB'ye 1 Mayıs 2004'te üye olacak Kıbrıs Rum kesiminin Annan Planı'nı kabul edip etmeyeceğinin ve kabul etmesi yönünde kendilerinin Türk tarafına yaptıkları telkinleri Rum tarafına da yapıp yapmayacaklarının sorulması üzerine Ferner, Annan Planı'nın çözüm için bir temel oluşturduğunu, bundan sonra yapılacak görüşmeler çerçevesinde durumun daha net ortaya çıkacağını belirtti.

Ferner, görüşmelerin başlaması durumunda hangi tarafın neyi istediğinin daha iyi ortaya çıkabileceğini kaydederek, Rum tarafının Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olacağı gerçeğinin önüne geçme imkanı bulunmadığını söyledi.

AB'nin, çözüm bulunması durumunda KKTC'ye bulunduğu maddi vaatlere ilişkin soru üzerine de Ferner, "Çözümün satın alındığı izlenimi" yaratılmamasını isteyerek, bu teşviklerin siyasi olarak düşünülmemesi gerektiğini ve sadece geri kalmış bir bölge için kalkındırma amacı taşıdığını bildirdi.

Seçimler İngiliz basınında

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yapılan seçimlerin sonuçları İngiliz basınında geniş yer buldu.

The Independent gazetesinin haberinde, KKTC'de muhalefeti temsil eden partilerin kıl payı öne geçtiklerini, bu sonucun adanın yeniden birleşmesine ilişkin görüşmelerin kaderini etkileyebileceğini yazdı.

Gazete, muhalefet partilerinin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı görüşme masasından uzaklaştırıp, görüşme sürecini yeniden başlatma sözü verdiklerini anımsattı.

The Guardian gazetesi de, Kıbrıslı Türklerin hayati seçimde oyları partiler arasında çok yakın oranlarda paylaştırdıklarını belirtirken, muhalefet partilerinin kıl payı da olsa seçimden galip çıkmalarının adadaki iki tarafın yeniden birleşmesi umudunu güçlendirdiğini savundu. BM Planını destekleyen üç partinin oyların yüzde 51'ini, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı destekleyen iki partinin ise oyların yüzde 45'ini aldıklarını belirten gazete, "Bu sonuç önemli, çünkü onlar Cumhurbaşkanı Denktaş'ı marjinalize etmek ve BM destekli görüşmeleri yeniden başlatmak istiyor" yorumunda bulundu.

Seçimin bir anlamda Denktaş'la ilgili bir referanduma dönüşmüş olduğunu savunan gazete, Denktaş'ın Annan Planı'nı Türkleri adadan silmeye yönelik bir plan olarak gördüğünü kaydetti.

The Guardian gazetesi, Washington, Brüksel ve Londra'daki diplomatların da muhalefetin kazanmasını umarak seçimi yakından izlediklerini belirtti ve "Bu seçim Türkiye'nin kendi AB üyeliği arzuları açısından da son derece önemli, zaten AB liderleri de bunu vurguladılar" ifadelerine yer verdi.

The Daily Telegraph gazetesi, seçimin sonucunu "Kıbrıs'ta AB yanlıları kazandı" diye yorumlarken, bu seçimin kuzeydeki Türklerin güneydeki Rumlarla birlikte AB'ye katılıp katılmayacakları kararında etkili olacağını yazdı. Mehmet Ali Talat'ın partisinin seçimi kazanmasının sadece BM Planı çerçevesinde bir çözümden yana olan Kıbrıs halkı için değil Türkiye için de büyük önem taşıdığını kaydeden gazete, "Adada AB üyeliği zamanına kadar birleşmenin sağlanması Türkiye'nin ilerideki üyelik şansını da artıracak" görüşünü savundu.

KIBRIS 16/12/2003

Hükümeti kurma görevi bize verilmeli

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), dünkü genel seçimlerin sonuçlarını değerlendirme üzere Genel Başkan Mehmet Ali Talat başkanlığında toplandı.

Talat, seçim sonuçlarının partileri açısından önemli bir başarı olduğuna ama çözüm yanlısı ve karşıtı partilerin 25’er milletvekili çıkararak eşit noktaya geldiğine işaret etti. Talat, Kıbrıs Türk halkının çoğunlukla çözümden ve AB’den yana olduğunu açık ve net şekilde ortaya koyduğunu ancak seçim sistemi gereği eşitliğin ortaya çıktığını belirterek, bütün dezenformasyon, kötü propaganda ve yalan yanlış iddailara rağmen bu sonucun alındığını söyledi.

Devletin yayın organlarının özellikle BRTK’nın bu amaçla kullanıldığını, insanların sürekli korkuya dayalı propagandaya maruz kaldığını belirten Talat, buna rağmen çözüm yanlılarının yüzde 51’i bulduğunu, geriye kalanların içinde de çözüm yanlısı ama korkutulmuş birçok insan bulunduğunu kaydetti.

Talat, “Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor. CTP-BG de çözüm misyonuna bağlı bir partidir. Mayıs 2004 hedefimiz vardır. O tarihe kadar çözümü sağlayabilmek için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz, ancak tabi ki yetkili kurullarımızda durumu değerlendireceğiz. Eski protokolümüze bağlıyız, o değerlendirmelerden sonra politikalarımızı belirlemiş olacağız” diye konuştu.

CİDDİ ETKİLEME

Sonuçların Kıbrıs’ın geleceğini ciddi şekilde etkileyeceğini kaydeden Mehmet Ali Talat, “Çünkü ilk kez Kıbrıs Türkü iradesini açıkça ortaya koymuştur, herkes bunu böyle okumak zorundadır. Sayın Denktaş biraz konudan kaçmaya çalışmış ama o bile itiraf etmiştir. 40 yıllık bir rejim, statüko yıkılmıştır aslında. Halkın yarısından çoğu buna karşıdır. Bunu söylemiştir, kanıtlamıştır. Bence bu çok ciddi bir değişikliktir ve bunun Kıbrıs sorununun geleceği üzerinde ciddi etkileri olacaktır” dedi.

“GÖREV BÜYÜK PARTİYE VERİLMELİ”

Cumhurbaşkanının kendileriyle görüşme talep edip etmediğini soran ve cumhurbaşkanının görüşmelerine önce UBP’yle başlayacağını açıkladığını anımsatan gazeteciyi de yanıtlayan Talat, cumhurbaşkanının açıklamalarını haberlerden öğrendiğini, cumhurbaşkanının karşısında hükümeti kurmaya hazırız diyen meclis çoğunluğunu elinde tutan bir parti veya grup olmadığına göre görevi kendilerine yani en büyük partiye vermesi gerektiğini ifade etti.

Talat, "Büyük partiye vermezse demokrasiyi zedeler, yaralar. Bunu daha önce de denedi. Tekrar denememesini hem rica, hem tavsiye ederim" dedi.

HALKIN SESI 16/12/2003

‘Şimdi ne olacak’ senaryoları

Aytuğ TÜRKKAN

Sadece Kıbrıs’ın değil dünyanın merakla beklediği 14 Aralık 2003 Milletvekilliği Genel Seçimleri’nde çözüm, barış ve Avrupa Birliği’ni kendilerine hedef seçen CTP-BG ve BDH’nın parlementoda toplam temsiliyeti 25 milletvekili olarak belirlenirken, Annan planı çerçevbesinde çözümü desteklemeyen ve KKTC’nin yaşatılması şeklinde propaganda yapan UBP ve DP’nin de Meclis’teki temsiliyetinin 25 milletvekili olarak ortaya çıktığı görülüyor. Bu sonuçların ardından ‘Şimdi ne olacak?’ sorusu merakla bir yanıt bekliyor. Siyasi kulisler bir çok senaryonun üzerinde duruyor.

Bunun yanında seçimin ardından Ankara’nın alacağı rolün de önemine işaret ediliyor. Ankara’dan parti liderlerine nasıl talimatlar geleceği, nasıl bir yol izleneceğine ilişkin haberler de merakla bekleniyor...

İşte siyasi kulislerde konuşulan senaryolar:

GERÇEKLEŞMESİ MÜMKÜN GİBİ GÖRÜNEN SENARYOLAR?

1) Milletvekili transferi: UBP ve DP’nin en çok üzerinde durduğu konu milletvekili transferi. Fakat bu konuyu sessiz sürdüren söz konusu partiler özellikle CTP’nin Birleşik Güçler kanadından transfer yapabilirler. Söz konusu partilerin özellikle geçmişte Cumhurbaşkanı Denktaş’a ve ‘sağ’ olarak nitelendirilen partilere yakınlıklarıyla bilinen Özdil Nami ve Nuri Çevikel, daha önce UBP’den milletvekilliği yapan Gülboy Beydağlı üzerinde durdukları öğrenildi. İlk olarak BDH’nın kurucularından olan fakat daha sonra CTP-BG saflarına geçen Mehmet Çağlar’ın da bu süreçte UBP veya DP’ye geçebilme durumu üzerinde de duruluyor. Söz konusu milletvekillerinden herhangi birinin UBP veya DP’ye transfer olması olası bir UBP-DP koalisyonuna yol açabilir.

Aynı şekilde CTP ve BDH’nın da özellikle DP’den milletvekili seçilen Ünal Üstel’le ilgilendiği gelen haberler arasında. Ünal Üstel’in DP içerisinde Salih Coşar kanadına yakın olması ve DP içerisindeki bu ayrımdan dolayı söz konusu partilere transferinin gerçekleşmesi olasılığı bulunuyor.

Herhangi bir kanatta bir milletvekili transferinin yaşanması hükümetin kurulmasına yetiyor. O yüzden gerçekleşmesi en yakın senaryoların başında milletvekilliği transferi bulunuyor.

2) CTP-BG, DP ve BDH koalisyonu: Böylesi ortak bir koalisyon, mecliste de 32 sandalyeyle temsil edilebilir. Bu 32 sandalye her türlü karar alma yetkisine sahip olur. Fakat seçimden önce CTP-BG ve BDH’nın imzaladıkları protokol gereği UBP ve DP’yle koalisyon yapmayacaklarını açıklamışlardı. Fakat söz konusu partilerin liderleri 1 Mayıs 2004 tarhinin yakınlığını göze alarak böylesi bir koalisyona net şekilde ‘hayır’ demedi.

Fakat bu olasılıkla ilgili özellikle CTP-BG ve BDH parti başkanlarının açıklamalarından yola çıkılarak şöyle bir düşünce oluşuyor: Kıbrıs sorunuyla ilgili kritik bir kararda DP’nin UBP ile birlikte hareket ederek kritik bir kararın önünde engel olabileceği endişesi. Partiler her türlü olasılığı değerlendirme aşımasındalar.

GERÇEKLEŞMESİ UZAK İHTİMALLER

1) CTP-BG, UBP koalisyonu: Gerçekleşmesi zor görülen ihtimallerden biri Kıbrıs Türk halkından en fazla oyu alan CTP-BG ile UBP’nin bir koalisyon oluşturması... Fakat seçim sonuçlarının belirginleşmesi sonrasında gerek Mehmet Ali Talat’ın gerekse Derviş Eroğlu’nun yaptığı açıklamalar böyle bir ihtimalin kesinlikle söz konusu olmadığı şeklindeydi. İki lider de birbirleriyle koalisyon yapmayacaklarını açık bir dille ifade ettiler.

2) UBP, DP, BDH koalisyonu: UBP’nin ısrarla CTP-BG ile hükümet kurmayacağının altını çizmesi BDH’ya bir mesaj olarak yorumlanıyor. Yani UBP, DP, BDH üçlü koalisyonu söz konusu. Böylesi bir koalisyon meclisteki sandalye sayısı bakımından 31 sayısına ulaşıyor ki; bu rakamla rahatlıkla hükümet kurulabilir. Fakat bu noktada BDH Başkanı Mustafa Akıncı’nın bu öneriye sıcak bakması ihtimal görünmüyor. Zira bu yöndeki sorulara imzalanan protokole sadık kalacaklarını söyleyerek cevap veriyor.

3) Ulusal Konsey ihtimali: Seçime katılan 7 partiden barajı geçmeyi başaran ve iki cepheye ayrılmış partilerin tümünün bir araya gelerek Ulusal Konsey şeklinde 4’lü bir koalisyon hükümeti oluşturmaları. Fakat bu ihtimal Serdar Denktaş dışındaki diğer tüm parti başkanlarının sıcak bakmadığı, gerçekleşme ihtimali çok zayıf bir olasılık olarak görülüyor.

ERKEN SEÇİM İHTİMALİ

Bir çok koalisyon ihtimali üzerinde durulurken, herhangi bir koalisyon hükümetinin kurulamaması olasılığına karşılık ihtimaller arasında erken seçim de var. Fakat erken seçime özellikle çözüm, barış ve Avrupa Birliği yolunda ilerleyen parti başkanlarının çok sıcak bakmadıkları görülüyor.

Bunun nedenini 1 Mayıs 2004 tarihinin yakınlığı olarak gösteren CTP-BG ve BDH liderleri, erken seçimin bir anda olmasının mümkün olmayacağını ve erken seçim için harcanacak zamanın bulunmadığı yönünde mesajlar veriyorlar. Bir an önce bir hükümetin kurulması ve 1 Mayıs tarihine kadar Kıbrıs’ın Avrupa Birliği sürecindeki yerini alması gerektiği üzerinde duran liderler, bundan dolayı erken seçim ihtimaline de pek sıcak bakmıyorlar.

Sonuç olarak ortada bir çok ihtimal olmasına karşın partilerin seçim öncesinde imzaladıkları protokoller ve çeşitli söylemlerden dolayı nasıl bir yol izleyecekleri henüz netlik kazanmış değil. Bu noktada Ankara’dan da sinyaller bekleyen partiler, her türlü olasılığı değerlendirmeye devam ediyorlar. Meclisteki eşit sandalye sayısının yeni bir belirsizliğe yol açtığı açıkça gözlemlenirken, ileriki günlerde her türlü tablonun oluşmasına gebe bir süreç yaşanıyor

HALKIN SESI 16/12/2003

İşte vekillerimiz

Lefkoşa

Mehmet Ali Talat (CTP-BG)

Dr. Ahmet Gülle (CTP-BG) Lefkoşa

Kadri Fellaoğlu (CTP-BG) Lefkoşa

Ahmet Barçın (CTP-BG) Lefkoşa

Ali Seylani (CTP-BG) Lefkoşa

Özdil Nami (CTP-BG) Lefkoşa

Tahsin Ertuğruloğlu (UBP) Lefkoşa

Hüseyin Özgürgün (UBP) Lefkoşa

İrsen Küçük (UBP) Lefkoşa

Hasan Taçoy (UBP) Lefkoşa

Dt. Şerife Ünverdi (UBP) Lefkoşa

Mustafa Akıncı (BDH) Lefkoşa

İzzet İzcan (BDH) Lefkoşa

Dr. Mehmet Çakıcı (BDH) Lefkoşa

Dr. Mustafa Şenol Arabacıoğlu (DP) Lefkoşa

Serdar Denktaş (DP) Lefkoşa

Ferdi Sabit Soyer(CTP) Gazimağusa

Sonay Masaroğulları (CTP) Mağusa

Dr. Arif Albayrak (CTP) Gazimağusa

Dr. Okan Dağlı (CTP) Gazimağusa

Nuri Çevikel (CTP) Gaizmağusa

Dr. Derviş Eroğlu (UBP) Gazimağusa

Mehmet Bayram (UBP) Gazimağusa

Turgay Avcı (UBP) Gazimağusa

Erden Özaşkın (UBP) Gazimağusa

İsmail Arter (UBP) Gazimağusa

Hüseyin Angolemli (BDH) Gazimağusa

Dr. Hatice Faydalı (DP) Gazimağusa

Dr. Ahmet Kaşif (DP) Gazimağusa

Dr. Salih İzbul (CTP) Gazimağusa

Ömer Soyer Kalyoncu (CTP) Gazimağusa

Dr. Gülboy Beydağlı (CTP) Girne

Bayram Karaman (CTP) Girne

Dr. Salih Miroğlu (UBP) Girne milletvekili

Dr. Esat Ergün Serdaroğlu (UBP) Girne

Dr. Hasan Bozer (UBP) Girne

Halil Sadrazam (BDH) Girne

Dt. Ünal Üstel (DP) Girne

Dr. Fatma Ekenoğlu (CTP) Güzelyurt

Dr. Mehmet Çağlar (CTP) Güzelyurt

Doğan Şahali (CTP) Güzelyurt

Erdoğan Şanlıdağ (UBP) Güzelyurt

Türkay Tokel (UBP) Güzelyurt

Tahsin Mertekçi (BDH) Güzelyurt

Hüseyin Öztoprak (DP) Güzelyurt

Mehmet Ceylanlı (CTP) İskele

Hüseyin Avkıran Alanlı (UBP) İskele

Nazım Çavuşoğlu (UBP) İskele

Kemal Yılmaz (UBP) İskele

Mustafa Gökmen (DP) İskele

HALKIN SESI 16/12/2003

Denktaş görevi kime verecek?

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçim sonuçlarının Kıbrıs Türk halkının tamamının uzlaşma ve AB’dan yana olduğunu ortaya çıkardığını, ancak Annan planı temelinde yöntemdeki farklılığın Meclis aritmetiğini kilitlediğini söyledi.

Seçimin iki büyük partisi olduğunu söyleyen ve görevi henüz kime vereceğine karar vermediğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, öncelikle hükümet ortağı partiyle (UBP) görüşmenin daha doğru olacağını da ekledi.

BASINA, HALKA VE PARTİLERE TEŞEKKÜR

Türk, Rum ve yabancı basından büyük ilgi gören basın toplantısında öncelikle “fevkalade çalıştınız” diyerek basına teşekkür eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Dünyanın tanımadığı KKTC’nin varolduğu, Avrupa’da bile yapılamayacak şekilde tarafsız ve şeffaf bir sınav verdiğini gösterdiniz. İyi çalıştınız, tarafsız çalıştınız” dedi.

Halka ve partilere de “kavgasız ve medeni seçim kampanyası” nedeniyle teşekkür eden Cıumhurbaşkanı Denktaş, seçim sonuçlarını şu ifadelerle değerlendirdi:

HALK UZLAŞMA VE AB’DAN YANA

“Halkımız yüzde yüz uzlaşmadan yana olduğunu ve AB’a girmek istediğini gösterdi. Yarısı ‘Annan planıyla derhal girelim’, diğer yarısı ‘girelim ama uluslararası anlaşmaları çiğnemeden’ diye mesaj verdi. Yani Türk halkının tümü uzlaşma istiyor ama yöntemde ayrıldılar ve bu da kilitledi...”

Halkın seçimlerden daha güçlü çıktığını ve devletine sahip çıktığını gösterdiğini de söyleyen Denktaş, “Seçimler referandum olarak nitelenmişti. Gerçekten referandum olsaydı nasıl bir sonuç alınırdı” şeklindeki soruya da, “O zaman Annan planının çirkinlikleri daha derinliğine ortaya çıkacaktı ve olumsuz netice alınacaktı” karşılığını verdi.

ÖNCE UBP İLE GÖRÜŞMEK DAHA DOĞRU

Seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından, tarih ve program vermeden parti liderleriyle ayrı ayrı görüşeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Hükümeti kuracak sayıyı bulup bulamadıklarına bakacağız. Kurabilirim diyenlere bizi de tatmin ederse görevi vereceğiz” dedi.

Sorulara karşılık, hükümeti kurma görevini hangi partiye vereceğine henüz karar vermediğini, ancak anayasa ile yasalar çerçevesinde gereğini yapacağını söyleyen Denktaş, “Önce CTP’yle mi görüşeceksiniz” sorusuna, “Olabilir ama seçimin iki büyük partisi var. Önce hükümette olan partiyle konuşmak daha doğru olur” karşılığını verdi.

TALAT DA MAHZUN...SÖYLENENLER ARKADA KALDI

CTP Genel Başkanı Talat’ın, görüşmecilikten alınacağına ilişkin seçimler öncesi yaptığı açıklamaların anımsatılması üzerine de Denktaş, özetle “Sayın Talat da biraz mahzun, o kuvveti bulamadı. Ama bunları konuşmanın manası yok. Söylenenler arkada kaldı” ifadelerini kullandı.

CTP İLE DP...TRANSFERLER

“CTP ile DP arasında koalisyonun mümkün olup olmadığına” ilişkin sorulara karşılık, “Bu soruların muhatabı parti başkanları” diyerek yorum yapmaktan kaçınan Denktaş, partiler arası transferlerle ilgili görüşünüğn sorulması üzerine de, “Ahlaka aykırı” dedi.

GÖNLÜNDEN GEÇEN MİLLİ HÜKÜMET

“Gönlünden geçenin” sorulması üzerine de Cumhurbaşkanı Denktaş özetle, “Benim gönlümden geçen değil, partilerin gönlünden geçen mümkün. Kararı verecek olan partilerdir. En güzeli milli davada biraraya gelmek, kurabilirlerse milli hükümet kurmak. Böylelikle Kıbrıs meselesinin müşterek halli için tek vücut olarak dünya karşısına çıkılır. Fakat söylemesi kolay da uygulaması zor…” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra Türkiye ile temasının olup olmadığı konusundaki soruları ise, “Ankara Aliyev’in ölümüyle meşgul” diye yanıtladı.

GÖRÜŞEMELER BAŞLAR

Basın toplantısında Kıbrıs konusunda da mesajlar veren Cumhurbaşkanı Denktaş, “Anlaşma şimdi, yarın veya olmaz. Ama görüşmeler başlar ve hal çaresi bulunması için hükümetler ve biz uğraşırız. Başarsak da, başarmasak da KKTC varlığını ispat etti” dedi.

İki devletin ortaklığına dayalı konfederal bir sistem öngördüklerini belirten Denktaş, konfederasyonun federasyondan daha başarılı bir sistem olduğunu belirterek, dış dünyaya taraf tutmadan yardımcı olmaları çağrısında bulundu.

Denktaş, Rum yönetimini meşru hükümet olarak kabul eden dünyanın taktik değiştirip yardımcı olması ve taraflara eşit muamele yapıp ambargoların kaldırılması gerektiğini söyledi.

HALKIN SESI 16/12/2003

Meclis yine doktorlara emanet

Cumhuriyet Meclisi’nin dünkü seçimle yenilenen siması, birçok yeni özelliği de beraberinde getirdi. Ancak, seçmenlerin sağ ve sol partiler arasında eşit ortaya çıkan tercihi gibi, milletvekillerinin yarısı da aynı kaldı.

Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı’nı yürüten UBP’li Vehbi Zeki Serter’in, DP’li Ekonomi Bakanı Salih Coşar’ın ve UBP’li Milli Eğitim ve Kültür Bakanı İlkay Kamil’in Meclis dışında kaldığı seçimin sonuçları, kadın adaylar açısından da pek de iç açıcı değil..

Cumhuriyet Meclisi’nde görev yapan 48 milletvekilinin yarısı değişti. 2’si boş bulunan 50 sandalyeli Meclis’te son dönemde görev yapan milletvekillerinin 9 tanesi yeniden aday olmazken veya aday olamazken; 15 tanesi de dün yapılan seçimlerde sandıklardan çıkamadı.

Geçen dönem de görev yapan ve yeniden milletvekili seçilen isimler şöyle:

Derviş Eroğlu, İrsen Küçük, Tahsin Ertuğruloğlu, Hasan Taçoy, Mehmet Bayram, Salih Miroğlu, Türkay Tokel, Hüseyin Avkıran Alanlı, Hüseyin Özgürgün, Serdar Denktaş, Mustafa Arabacıoğlu, Ahmet Kaşif, Hatice Faydalı, Ünal Üstel, Hüseyin Öztoprak, Mustafa Akıncı, Hüseyin Angolemli, Tahsin Mertekçi, Mehmet Ali Talat, Kadri Fellahoğlu, Ferdi Sabit Soyer, Sonay Adem, Fatma Ekenoğlu, Gülboy Beydağlı.”

Son dönemde UBP milletvekili olan 19 kişiden 9’u, DP milletvekili olan 13 kişiden 6’sı, CTP milletvekili olan 5 kişinin tümü, BDH’lı 5 milletvekilinden 3’ü yeniden seçildi.

Seçim yarışına girip de sandıktan çıkamayan isimler ise şunlar:

UBP’den Vehbi Zeki Serter (Meclis Başkanı), İlkay Kamil (Milli Eğitim ve Kültür Bakanı), Savaş Atakan, Derviş Çobanoğlu, Ersoy İnce, İlker Nevzat, Süha Türköz, DP’den Salih Coşar (Ekonomi Bakanı), Tansel Doratlı, Osman İmre, Kemal Havalı, MBP’den Ertuğrul Hasipoğlu ve Hasan Hasipoğlu, BDH’dan Gülsen Bozkurt ve Mehmet Emin Karagil."

EN GENÇ VEKİL YILMAZ, EN YAŞLI EROĞLU

Cumhuriyet Meclisi’nin en genç milletvekili, UBP İskele Milletvekili Kemal Yılmaz oldu. 1972 doğumlu Yılmaz’ı geçen dönemin en genç vekili, aynı parti ve ilçeden 1970 doğumlu Hüseyin Avkıran Alanlı ve CTP-BG Gazimağusa Milletvekili 1969 doğumlu Nuri Çevikel izliyor.

Ancak en genç milletvekilini bulunduran UBP en yaşlı milletvekilinede sahip. UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ise milletvekillerinin en yaşlısı ünvanına sahip oldu. Eroğlu, 1938 doğumlu. Eroğlu’nu yine UBP’li milletvekili İrsen Küçük izliyor. İrsen Küçük 1940 doğumlu. Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler’den Girne milletvekili olarak meclise giren Ömer Kalyoncu ve Demokrat Parti İskele milletvekili Mustafa Gökmen ise bir dönem aradan sonra meclise girmeyi başaran iki milletvekili oldular.

EN GENÇ BAŞKAN SERDAR DENKTAŞ

Mecliste temsil edilmeye hak kazanan 4 partinin başkanları arasında en genci, 44 yaşındaki DP Genel Başkanı Serdar Denktaş. Denktaş’ı, 51 yaşındaki CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat, 56 yaşındaki BDH lideri Mustafa Akıncı ve 65 yaşıyla meclisin de en yaşlı üyesi olan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu izliyor.

50 VEKİLİN 14’Ü DOKTOR, 2’Sİ DİŞ HEKİMİ

Meclis tablosunda, tıp mesleğinden olanlar yine ağırlıklı yer tutuyor. UBP ve DP birer diş hekimi vekile sahip olurken, 14 tıp doktorundan 6’sı CTP-BG, 4’ü UBP , 3’ü DP 3, ve 1’I de BDH saflarında görev yapacak.

Meclise girmeye hak kazanan 50 milletvekilinden 15 milletevekili doktor olurken, 4 milletvekili üniversitelerimizde ve 1 milletvekili ise ilkokulda öğretim görevlisi olarak görev yapmaktaydı. Ayrıca kazanan milletvekili adayları içinde, çeşitli alanlarda mühendisler, kaymakam, banka müdürü, su işleri dairesi müdürü ve emekli albay’da bulunuyor.

KADIN ADAYLAR UMDUĞUNU BULAMADI

Cumhuriyet Meclisi’nin 50 sandalyesine talip olan 7 partinin 350 adayından 50’sini kadınlar oluşturduğu halde, hedefe ulaşan sadece 3 kadın oldu.

UBP Lefkoşa Milletvekili Dt. Şerife Ünverdi, DP Gazimağusa Milletvekili Dr. Hatice Faydalı ve CTP-BG Güzelyurt Milletvekili Dr. Fatma Ekenoğlu ipi göğüslerken, aldığı karar uyarınca tüm ilçelerde birinci sırayı kadın adaylarına veren BDH, hiçbir kadın adayı meclise göndermeyi başaramadı.

Bu dönem meclise girmeyi başaran kadınlardan ikisi yani Dr. Fatma Ekenoğlu ile Dr. Hatice Faydalı, geçen dönem de aynı görevi yapıyordu. Dt. Şerife Ünverdi ise yeni bir sima olarak meclisteki yerini aldı.

MİLLETVEKİLLİĞİNİ KAZANANLAR

Cumhuriyet Meclisi’nde 5 yıl süreyle görev yapmaya hak kazanan milletvekillerinin 5 ilçeye ve aldıkları oylara göre dağılımı şöyle:

LEFKOŞA:

CTP-BG: Mehmet Ali Talat, Dr. Ahmet Gülle, Kadri Fellaoğlu, Ahmet Barçın, Ali Seylani, Özdil Nami.

UBP: Tahsin Ertuğruloğlu, Hüseyin Özgürgün, İrsen Küçük, Hasan Taçoy, Dt. Şerife Ünverdi.

BDH: Mustafa Akıncı, İzzet İzcan, Doç. Dr. Mehmet Çakıcı.

DP: Dr. Mustafa Şenol Arabacıoğlu, Serdar Denktaş,

GAZİMAĞUSA:

CTP-BG: Ferdi Sabit Soyer, Sonay Masaroğulları, Dr. Arif Albayrak, Dr. Okan Dağlı, Nuri Çevikel

UBP: Dr. Derviş Eroğlu, Mehmet Bayram, Turgay Avcı, Erden Özaşkın, İsmail Arter.

BDH: Hüseyin Angolemli.

DP: Dr. Hatice Faydalı, Dr. Ahmet Kaşif.

GİRNE:

CTP-BG: Dr. Salih İzbul, Ömer Soyer Kalyoncu, Dr. Gülboy Beydağlı, Bayram Karaman.

UBP: Dr. Salih Miroğlu, Dr. Esat Ergün Serdaroğlu, Dr. Hasan Bozer,

BDH: Halil Sadrazam.

DP: Dt. Ünal Üstel.

GÜZELYURT

CTP-BG: Dr. Fatma Ekenoğlu, Mehmet Çağlar, Doğan Şahali

UBP: Erdoğan Şanlıdağ, Türkay Tokel

BDH: Tahsin Mertekçi

DP: Hüseyin Öztoprak

İSKELE:

CTP-BG: Mehmet Ceylanlı

UBP: Hüseyin Avkıran Alanlı, Nazım Çavuşoğlu, Kemal Yılmaz.

DP: Mustafa Gökmen.

HALKIN SESI 16/12/2003

Kıbrıs'ta seçimi herkes kazandı!

Başbakan Derviş Eroğlu da, seçimin galibi Mehmet Ali Talat da, Serdar Denktaş da, 'seçmenin mesajı'nı kendi lehine yorumluyor

16/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün yaptığı bir basın toplantısıyla seçim sonuçlarını değerlendirdi. Denktaş, şu mesajları verdi:

'Halk devlete sahip çıktı'
"Seçimle güçlenen halk, devletine sahip çıktığını, demokrasinin varlığını, güzelliğini ve medeniyetini göstermiştir. Onun için seçimlerden evvel yapılan 'Seçimler şaibelidir, binlerce insan getirilmiştir' gibi çirkin iftiraların hep yalan olduğu anlaşılmıştır.

Anlaşmalara saygı
Halkın yarısı Avrupa Birliği'ne (AB) Annan Planı'yla girmek istediğini, diğer yarısı ise uluslarası anlaşmaları çiğneyerek değil, Türkiye'nin haklarını koruyarak ve Rumlarla eşit durumda girmek istediğini ifade etti. Halkın tamamı uzlaşma ve AB'yi istiyor, ancak yöntemde ayrılıyor.

'Öncelik CTP'de olabilir'
Liderlerle ayrı ayrı görüşerek, hükümeti kuracak sayıyı bulup bulmadıklarını soracağım. Bize düşen, 'Hükümeti ben kurabilirim' diyene, bizi tatmin ettiği takdirde görevi vermek. Doğrusu, önce hükümette olan CTP ile konuşmak. Ama o veya bu olabilir. Görüşmelerin sırası önemli değ
il.

'Gönlümden geçen zor'
Şimdi hükümeti kuracak bir durum yaratmak meselesi var. Benim gönlümden geçen değil, önemli olan partilerin gönlünden geçen. Çünkü kararı onlar verecek. Gönlümden geçen, halkın verdiği mesaj doğrultusunda bir araya gelerek milli davanın gerektirdiği problemleri tartışıp, milli bir hükümet kurmaları. Böylelikle kimse Kıbrıs'ı alıp kaçıyormuş, öteki de 'Aman ben bırakmam' diye bir kavgaya girmez. Böylece bir vücut olarak dünyaya çıkarlar. Bunu söylemek kolay, yaptırmak zor. Anayasa
'ya göre partiler arasında transfer olabilir. Bu anayasaya değil, ahlaka karşı."

'Konfederasyon iyi'
Kıbrıs sorununun çözümü için Doğu Akdeniz'de Türk-Yunan dengesi bozulmamalı. Türkiye, Yunanistan, Rum Kesimi ve KKTC'yi kapsayan dörtlü görüşmelerden yanayız. Adadaki iki devlet anlaşarak konfederasyona gitmeli.
Konfederasyon, federasyondan daha iyi. BM ve AB ile İngiltere ve ABD'ye sesleniyorum: Bu taraflar Rum Kesimi'ni tutmamalı, dengeli davranmalı. Rumlar bu avantajlı durumda olduğu sürece taktik poli
tikalarını bırakmayacak.
Ambargolar kalkmalı. Kıbrıs Türk halkı bu ceza için bir suç işlemedi. Görüşmeler bir noktada muhakkak başlayacak. Çare bulmaya uğraşırız."

'İki yıl daha buradayım'
CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın kendisini görüşmecilikten alacağına ilişkin sözleri hatırlatılan Denktaş, "Talat biraz mahzun, o kuvveti bulamadığını biliyor. Rum lideri Tasos Papadopulos 'Denktaş etrafta oldukça çözüm imkânsız' dedi. Ama iki yıl daha etraflarda olacağım" diye konuştu.

'Ankara meşgul'
Sonuçlardan sonra Ankara ile teması olup olmadığı sorusuna Denktaş,
"Ankara Haydar Aliyev'in ölümü ile meşguldür" yanıtını verdi.

Kıbrıs şimdi kördüğüm mü?

İsmet Berkan

16/12/2003 RADIKAL

Her seçimden sonra olduğu gibi Kıbrıs seçiminden sonra da aynı şey oluyor, önüne gelen seçmenin aslında ne mesaj verdiğini kendine göre yorumluyor.
Seçimin sonucunu beğenen var, beğenmeyen var. Galiba bu sefer beğenmeyenler çoğunlukta.
Mesela Rauf Denktaş belli ki seçimin sonucundan
hiç memnun değil. Bir yandan, "Çok dış baskı vardı" diyor, bir yandan "Her kahveye gelen için dışarıdan baskı var, denir mi" diyor, bir yandan Derviş Eroğlu ve partisinin tembelliğinden yakınıyor.
Oysa, o Derviş Eroğlu bir son dakika manevrasıyla 7-8 bin
kişiye vatandaşlık vermeseydi belki bu seçimin mutlak mağlubu olacaktı. 7 bin kişi demek, yüzde 5 oy demek.
Her neyse, bunların hepsi geçmişte kaldı. Kıbrıs'ta iki blok arasında 25-25 bölünmüş dört partili parlamentodan bir hükümet çıkıp çıkmaması onları
n işi.
Açıkçası, bu seçime illa bir 'galip' bulunacaksa, o galip Rauf Denktaş'tan başkası değil. Seçimin yarattığı iktidar boşluğu en çok onun işine gelecek, Türkiye'nin karşısına bir kez daha tek başına çıkabilecek.
Seçimin bir başka galibi de Ankara. G
erçi her şart altında Ankara'nın dediği olur ama sanki bu sonuçla biraz daha rahatladı Ankara'nın eli.
Ben seçimin çözümü ya da çözümsüzlüğü kolaylaştırmadığını düşünüyorum. Yani seçim, çözüm ya da çözümsüzlük ihtimallerinden birini ortadan kaldırmadı. An
kara açısından bu da rahatlatıcı.
Sonuçta zurnanın zırt dediği yer belli: Ankara ne istiyor?
İşte bu noktada seçimin dolaylı olarak mağluplarına geliyoruz. Bence Kıbrıs'taki seçimde en büyük yenilgiyi AKP hükümeti aldı. Çünkü hükümet, ateşteki sıcak kest
aneleri Kıbrıs'ta seçimi kazanacak muhalefet blokuna toplatmayı düşünüyordu, bu düşünce gerçekleşemeyecek. AKP hükümeti Denktaş'la birlikte çalışmaya devam edecek.
Şimdi sıra Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarında. Kıbrıs'ta çözümden kaçmadıklarını her fırsatta
söyleyen Erdoğan bakalım nasıl bir çözüm yöntemi düşünüyor?
Türkiye'nin vakit geçirmeden elindeki kartları masaya sermesinde fayda var. Zaman daralıyor; müzakerelere hâlâ geçilebilmiş değil.
Haftalar önceden ben dahil pek çok kişi aynı şeyi yazdı... Kıb
rıs'ta önemli olan Ankara'nın ne dediği, diye...
Ankara konuşmuyor, bekliyordu. Şimdi konuşma sırası Ankara'da. Bakalım ne diyecek? Ya da diyecek bir şeyi var mı?

KKTC çözüme dünden yakın

Murat Yetkin

Denktaş'ın ve AB'nin analizleri çözüm için umut veriyor. Şimdi sıra Ankara'da

16/12/2003 RADIKAL

Avrupa Birliği ülkelerinin büyükelçilikleri dün sabah saatlerinden beri hummalı bir çalışma içine girdiler. Çalışmanın amacı KKTC'de 14 Aralık'ta yapılan seçimlerin sonucunu analiz etmek ve bu sonucun sorunu nereye götüreceğini anlayabilmekti.
Analiz, aslında önceki geceden bu yana Türkiye'de yapılanlardan farklı değil:
1- KKTC seçimleri adil ve şeffaf yapılmıştır. Sonuçlar, uluslararası medya ve gözlemcilerin önün
de süratle işlenmiş ve açıklanmıştır. (Gürcistan'da seçim sonuçlarının zamanında açıklanmamasının hükümet darbesiyle sonuçlanması üzerinden henüz bir ay geçmedi.) Türkiye'den başka kimsenin resmen tanımadığı KKTC, dünyanın bu sorunlu bölgesinde demokratik seçim örneği oluşturmuştur.
2- Kıbrıs Türk halkı, az farkla da olsa, tercihini Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler zemininde bir çözümden yana koymuştur. İlk kez KKTC'de statüko dışı bir çözümü zorlayan ve siyasi yelpazenin solundaki partiler oy çoğunluğuna sah
ip olmuştur. Annan Planı'nın Türk tarafına daha çok garantiler verilecek şekilde değiştirilerek kabulünü öngören Mehmet Ali Talat'ın CTP'si, yüzde 35.4 oyla, Başbakan Derviş Eroğlu'nun yüzde 32.9 oy alan UBP'sini geride bırakmıştır.
3- Ancak bu oy çoğunluğu, mecliste kilitlenmeyi önleyecek kadar fazla olmamıştır. İktidar bloku (UBP/18+DP/7) ve muhalefet bloku (CTP/19+BDH/6), 50 üyelik Meclis'teki sandalyeleri tam ortadan bölüşmüşlerdir. Bu durumda
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yeni hükümeti kurma görevini
kime vereceği ortada kalmıştır.
4- Bu bir siyasi kilitlenmedir. Ortada iki seçenek vardır: Ya bloklar çözülmeyecek ve üç aya varabilecek anayasal süre içinde KKTC'de yeniden seçim yapılacak, ya da bloklar çözülerek geniş tabanlı bir koalisyon oluşacaktır
. Birinci seçenek zamana karşı yarışta geri bıraktırıcı, ikinci seçenek de zaman kazandırıcı olabilir.
Analiz bu. Analizden çıkan sonuç ise karamsar değil: Bu siyasi zeminde bir siyasi çözüm bulunabilir. Kıbrıs bugün çözüme dünden yakındır.
Geniş tabanlı
koalisyon mu?
Kıbrıs'ta çözümün daha yakın olduğunu dün Denktaş'ın seçim sonuçlarına verdiği tepkiden okumak da mümkün.
Denktaş'ın sonuçlardan ilk çıkarımı, örneğin "Halkımızın yarısı Annan Planı'nı reddetmiştir" olabilirdi. Olmadı.
Bunun yerine Denkta
ş sözlerine Kıbrıs Türk halkının AB üyeliği istediğini gösterdiğini vurgulayarak başladı. Seçim sonuçlarından bunu başka çıkaran olmadı. Bu yorumun altında Denktaş'ın belki de Ankara ile birlikte seçimler ardından izleyeceği yeni çizginin ilanını bulmak mümkün. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün ekim ve kasım aylarında Elefterotipia ve Radikal'e verdiği demeçlerle; Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün son aylarda yaptığı açıklamalarla uyumlu.
Denktaş'ın ikinci çıkarımı, seç
menin Annan Planı'nı isteyenler ve istemeyenler arasında bölünmüş olduğuydu. Aynı zamanda toplum lideri olan bir Cumhurbaşkanı için kabulü ve itirafı zor bir olgu. Denktaş'ı bu kabule seçim sonuçlarından çıkan 'uzlaşın' mesajının zorladığı söylenebilir.
Ü
çüncüsü, Denktaş'ın bariz çoğunluğa sahip olmayana hükümet vermem çizgisinden, 'hükümeti, kurabilecek olana veririm' çizgisine gelmesi. Aynı zamanda 'milli hükümetten' bahsetmesi.
Bu sözlerde içerili olan bir gerçek, bir püf noktası var. Yeni bir seçime g
itmek, belki 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs Rumlarının adayı temsilen AB'ye üyeliği karşısında Denktaş'a zaman kazandırabilir. Öte yandan, pazar günkü seçimlerde Denktaş'ın bir ölçüde zedelenen siyasi gücünü, daha da aşındırabilir. Üstelik, artık psikolojik bariyerin aşılması nedeniyle Eroğlu ve Serdar Denktaş'ın oy kaybı artarak devam edebilir. Bu, Denktaş-Eroğlu cephesince fazla göze alınabilir bir seçenek gibi görünmüyor.
Parçaları birleştirdiğimizde, önümüzde duran ihtimal, iktidar ve muhalefet bloklarının çöz
ülmesidir.
Seçenek sayısı fazla değil. Avrupalı diplomatlarca (en muhtemel olmasa da) en güçlü bulunan seçenek CTP-UBP seçeneği. Bir diğeri, Serdar Denktaş'ın CTP-DBH blokuna katılması.
Ancak kurulacak koalisyonun niteliğinden bağımsız olarak öne çıkan b
ir faktör, diğerlerinden fazla belirleyici olacak gibi görünüyor. O da Ankara'nın ne diyeceği.
Lefkoşa sözünü söyledi. Sıra Ankara'da.

Bu seçimin galibi yok

Erdal Güven

Kıbrıslı seçmen önceki gün sandıkta bir mesaj verdi: Çözüm, barış ve AB üyeliği istiyoruz. Ve bir sonuç: Sağla sol arasındaki geleneksel yüzde 70'e yüzde 30'luk oy dengesi bozuldu

16/12/2003 RADIKAL

LEFKOŞA- KKTC'de önceki gün yapılan seçimden çıkan mesaj şu: Çözüm, barış ve AB üyeliği istiyoruz. Oturup Annan Planı'nı konuşun, tabii Türkiye'yle istişare ederek... Ancak bir anlaşma yaparken kaygılarımızı da dikkate alın.
Bu mesaj hiç kuşku yok ki, partilere olduğu kadar Rauf Denktaş ve Ankara'ya da. Muhalefet oylarının ÇABP'ninkilerle yüzde 51'
i bulması, Kuzey Kıbrıs toplumunun yarıdan fazlasının Denktaş'ın politikasına destek vermediğini ortaya koydu. Ankara'ya da 'Tavrını netleştir, ağırlığını koy' dedi Kuzey Kıbrıs seçmeni.
Elbette bu kadar değil: Seçim sonuçları son dönemde gerek Kıbrıs'taki toplumsal dinamikleri gerekse uluslararası alandaki gelişmeleri en iyi çözümleyen partinin CTP olduğunu ortaya koydu. 2002'de üç büyük belediye başkanlığını kazanan CTP, 1998' deki son milletvekili seçimlerine göre oyunu yaklaşık üç kat artırmakla kalmadı, en çok oy alan ve meclise en fazla milletvekili gönderen parti konumuna da geldi.
CTP'nin başarısının ardında köklü ve sıkı örgüt yapısının yanı sıra başlıca dört etken yatıyor:
1- Halkın, özellikle gençlerin çözüm ve AB üyeliği özlemini görerek bunu
eylemliliğe çevirmesi.
2- Partiyi Birleşik Güçler adıyla başta işadamları olmak üzere farklı kesimlere açarak hem gücünü artırıp hem seçmen tabanını genişletmesi...
3- Türkiyelilerle arasındaki soğukluğu gidermesi...
4- Denktaş'a muhalefeti tırmandırırk
en Ankara'ya yönelik ılımlı bir söylem benimsemesi...
CTP idealizmi, pragmatizm ve realizmle aynı potada eritmeyi başardı, 33 yıllık tarihinde ilk kez seçimden birinci parti çıktı.
CTP'nin bugüne kadarki en yüksek oy oranı 1993'te aldığı yüzde 24.2'ydi.
Bu oran CTP'yi UBP ve DP'nin ardından üçüncü parti yapabilmişti. CTP'nin 1998' deki seçimde aldığı oy oranı ise yüzde 13.4'tü. CTP önceki gün aldığı yüzde 35.1'lik oyla milletvekili sayısını 5'ten 19'a çıkardı.
Ancak CTP'nin parti bazında gösterdiği bu ba
şarılı performans çözüm ve AB cephesini iktidara taşımaya yetmedi. Seçimin ikincisi UBP, sarsılsa da yıkılmadığını ortaya koydu. Partiden kopmalara ve derinleşen ekonomik krize rağmen sağın en güçlü birinci, ülkenin en güçlü ikinci partisi
olarak kalmayı
bildi.
UBP ilk kez bir seçimde birinci sırada olamadı. 1998'deki yüzde 40.4'ten 32.9'a gerileyip yüzde 20 oy kaybetse de mecliste yalnızca iki sandalye yitirip 18'ini korudu. UBP bu 'başarı'sı Annan Planı temelinde bir çözümün getireceklerinden ziyade göt
ürecekleri üzerinde durmasına bağlı. Başta mülkiyet ve yeniden iskân olmak üzere Annan Planı'nın Türk tarafı için öngördüğü ödünler öne çıkarıldı kampanya boyunca. Annan Planı temelinde bir anlaşma durumunda Rumların ekonomik ve siyasi olarak Türkleri 'yok edeceği' iddiasını dilinden düşürmeyen UBP'nin diğer kozu, böyle bir anlaşmanın Türkiye'nin askeri güvencesini ortadan kaldıracağı korkusuydu.

Peki başka neler oldu?
Sağla sol arasındaki geleneksel yüzde 70'e yüzde 30'luk oy dengesi bozuldu ve eşitlik geldi.
Bu seçim değil Annan Planı temelinde çözüm referandumu olsaydı
'Evet'çiler yüzde 51, 'Hayır'cılar yüzde 49 çıkacaktı.
DP'deki oy kaybı sürdü. 1993'teki ilk seçiminde yüzde 29.2 oy alan DP, 1998'de 22.6'ya gerilemişti; bu seçimde yüzde 50'ye yakın
oy kaybına uğrayıp yüzde 12.9'a indi. Meclisteki sandalye sayısı 13'ten 7'ye geriledi.
BDH, omurgasını oluşturan TKP'nin 1998'deki 15.4'lük oy oranının da gerisine düştü. Buna karşılık BDH yüzde 13.1'lik oy oranıyla meclisteki sandalye sayısını 4'ten 6'ya
çıkardı.
En yanlış hesap yapan parti ÇABP idi. UBP ve DP tabanından oy çekmeyi uman parti, baraj altında kalıp hayal kırıklığı yarattı.
En çarpıcı seçim sonucu Güzelyurt'tan geldi. Annan Planı'na göre büyük bölümü Rum kurucu devleti sınırlarında kalacak
Güzelyurt'ta seçmenin yüzde 55'i muhalefet partilerine oy verdi.
Türkiyelilerin yoğun yaşadığı İskele'de UBP ve DP oyların yüzde 64'ünü aldı.

Ankara süreci hızlandıracak

Kıbrıs'ta çözüm için hızlanma kararı alan Ankara'nın hareket planı: KKTC'de demokrasi işler. Denktaş'ın müzakereciliği sürer. ABD'yle birlikte yol alınırken Annan Planı ayıklanır

16/12/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - KKTC seçimlerinden sonra adada çözüme nasıl ulaşılacağına ilişkin alternatifler tartışılırken, Ankara'da oldukça sakin bir hava hâkim... Dışişleri Bakanlığı, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Çözüm için Türkiye ile ortak planımız var" sözüne de açıklık getirmeye başladı.
Diplomatik kaynaklar, "Planın çatısı hazır. Denktaş'ın müzakereciliğinde tarafların ortak hareketi
yle çözüme ilerleyeceğiz ve önümüzdeki bir yıl gerçekten çok kritik" değerlendirmesinde bulundu.
KKTC'deki seçim sonuçlarını, Rum Kesimi'nin 1 Mayıs 2004'te resmen AB adayı olacağı ve Aralık 2004'teki AB zirvesinin Türkiye için 'dönüm noktası' sayılacağı
gerçeklerinden hareketle değerlendiren Ankara, Kıbrıs'ta çözüm için 'çalışmaların hızlandırılması' prensibini benimsedi.
Diplomatik kaynaklar, bu yöndeki çalışmaların nasıl yürütüleceğine ilişkin olarak şu ipuçlarını vermekle yetindiler:

Kadife devrim olmaz
Seçimlere şaibe düşeceği yönündeki endişelerin gereksiz olduğunu dünya gördü. KKTC'de Gürcistan'dakine benzer bir kadife devrim de yaşanmayacağını artık herkes biliyor. Çünkü, KKTC' de işleyen bir demokrasi
var. Bundan sonra da işleyecek. Tarafların ortak çabasını herkes görecek.
Çözüm için ABD ile Türkiye'nin girişimleri birlikte olacak. Ankara'ya gelmesi beklenen ABD Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'la somut çalışmalar konusunda görüş birliği şansı olacak.
KKTC'nin de katılacağı bu çalışmaları
n Annan Planı'ndan bağımsız olacağı düşünülmemelidir. Ortada bir gerçek var ki, Annan Planı ayıklanacak. Belki plana eklemeler yapılacak. Böylelikle ortak bir metine ulaşabiliriz. Bunu ABD de istiyor. Önümüzdeki bir yıl görüşmeler yoğunlaşacak.
Çözüm için
umut bağladığımız bu süreçte de 'müzakereci' yine KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olur. Çünkü bu konuda iyi bir deneyimi var. Ve herkesin görmesi gerekiyor ki, Denktaş da adada çözümden yana. Ankara, bu süreçte Rum tarafından da karşı adım beklemeyi sürdürecek.

Çözüm ortak hedef
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada da Kıbrıs konusunda
'birlik ve dayanışmanın korunması' gereken bir dönemden geçildiği vurgulandı. Seçim sonuçlarının halkın 'hür iradesini' yansıttığı, demokrasinin işlediği dile getirildi. Yazılı açıklamada, "Kıbrıs sorununa çözüm bulunması, Türkiye ve KKTC'nin müşterek arzu ve hedefidir. Bu çerçevede, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet ve siyasi partilerle istişare içinde bulunulması doğaldır" denildi.

Rum-Yunan ikilisi memnun

16/12/2003 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - KKTC'deki seçimlerde ortaya çıkan sonuç Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde memnuniyetle karşılandı. Yunan ve Rum yetkililer sonuçları şöyle değerlendirdi:
Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas: Sonuçlardan memnunuz. Kıbrıslı Türk toplumu elverişsiz şartlara rağmen Ankara ve Denktaş'ın politikalarını kınadı ve çözüm için yeni inisiyatifler üstlenilmesini istedi. Şimdi Ankara, Kıbrıs sorununun Annan Planı temelinde
çözülmesi amacıyla müzakerelerin yeniden başlaması için inisiyatifler üstlenebilir. Ankara artık tüm imkânlara sahip.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis: Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, çözüm ve birleşik Kıbrıs'ın AB üyeliği için güçlü bir mesaj verdi. Müzakerelerin yeniden başlaması için gerekli şartlar oluştu.
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Tasos Yianitsis: Çözümü Ankara belirleyecek. Seçim sonucu bir yandan Denktaş'a oyunlar oynama ve zamanı aşındırma imkânı tanımakta. Diğer yandan Ankara'nın ne yapmak istediği de anlaşılacak. Seçimlerde çok sayıda Türkiye'den gelmiş insanın oy kullandığı da düşünülürse, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu Denktaş'ın politikasını tasvip etmediğini gösterdi.
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos: İşgal sürdüğü için seçim yasadışıdır. Kıbrıs Türklerine mesajımız şudur: İşgal sona ermeli ve Kıbrıs yeniden birleşmeli. O zaman Kıbrıs'ın AB üyeliğinin nimetleri eşit şekilde paylaşılabilir. Tercihimiz muhalefetin kazanmasıydı. Ancak seçim sonuçlarıyla Kıbrıs sorununun çözümü yönün
de umutlar beslememeliyiz.
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis: Seçim sonuçları Ankara'ya engelleri kaldırıp Kıbrıs'ın birleşmesi yolunda çalışması mesajı gönderdi. Yine seçim yapılırsa yine Denktaş ve Ankara'nın politikaları kınanacak. Türkiye'den gelen çok sayıda insan oy kullandığı için gerçek irade sonuçlara yansımadı. Baskıcı ortama rağmen bu sonucu elde eden muhalefete şükranlarımızı iletiyoruz.

AB Komisyonu sonucu sevdi

16/12/2003 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - Genellikle ülkelerdeki s
eçimlere ilişkin olarak herhangi bir yorumda bulunmayan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu bu kuralı KKTC'deki seçimler için bozdu. Yazılı açıklamada seçimlerin Kıbrıslı Türklerin soruna Annan Planı çerçevesinde çözüm bulunmasına ve 1 Mayıs 2004'te adanın AB'ye birleşmiş olarak girmesine yönelik olarak giderek artan isteği ortaya koyduğu ifade edildi. KKTC'yi devlet olarak tanımayan, dolayısıyla seçim sonuçlarını resmen tanımayacağını daha önce belirtmiş olan AB Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'ta 'seçimler' kelimesini 'tırnak içinde' kullandı. Komisyonun yeni yönetimin bir an önce kurulmasını umduğunun belirtildiği açıklamada sürekli 'Annan Planı temelinde çözüm' atıfı yapıldı.

Filori: Ders çıkarılmalı
AB Komisyonu sözcüsü Jean Christophe Filori de "Koltuk dağılımı yüzde 50 yüzde 50 olsa da statükonun bitirilmesini isteyen bir çoğunluk var. Bu sonuç görüşmelere dönülmesinin zamanının geldiğini gösteriyor. KKTC'li yetkililerin halkın isteğini dikkate alması ve sonuçlardan ders çıkarması gerekir. Yapılan manevralara karşın çoğunluk çözümden yana tavır koydu. Annan Planı temelinde bir çözüm için BM'nin çabalarını desteklemek Türkiye'nin de yararına" dedi.

Kıbrıs'a Ankara'dan bakmak

Tarhan Erdem

16/12/2003 RADIKAL

Denktaş'ın, Ankara'yı istediği yöne sürüklemesi 1980'den sonra daha belirginleşti. Önceleri daha ölçülüydü, pek açık davranmazdı, ya da ben öyle sanırdım... Yıllar, on yıllar geçiyor, 'Ne biz bir yere vardık, ne de o' diyemiyorum, vardığı yeri seviyor gibi görünüyor!
Sayın Denktaş dünkü basın toplantısında gü
cünün arttığına inanıyor, rahat görünüyordu; seçmen çoğunluğunun kendisine karşı oy kullandığını hatırlamadı bile, 'Yarısı şöyle, yarısı böyle düşünüyor' dedikten hemen sonra, dünyanın, Kuzey Kıbrıs'ta bir devlet olduğunu görüp anladığını söyledi! Erken seçim kozunu da hatırlatmaktan geri kalmadı.
Denktaş, Ankara'ya yan verdiği gibi, AB'ye de, Rum Yönetimi'ne de, Atina'ya da yeni politikalar tavsiye etti! Diğerlerinin Denktaş'a kulak asmayacakları belli, ama Ankara'nın seçimleri nasıl değerlendireceği, Kıb
rıs'a nasıl baktığı önemli.
Bir habercinin 'Ankara'dan ne haber?' mealindeki sorusunu Denktaş, bağlılık mesajı bekliyormuş gibi, 'Onlar Aliyev'in ölümüyle uğraşıyorlar' diye cevapladı! Ona göre her şey, 'milli dava' çevresinde oluşmalı, yürümeliydi; Ankar
a'yı, bir-iki gün bile Kıbrıs'ın yanında görünmekten alıkoyacak bir konusu olamazdı! Ankara'nın politikaları ve kararları, Kıbrıs'a bağımlı olmalıydı.
Benim hatırladığım 50 yıldır Kıbrıs'a duygu örtüsü altından, halimiz ve dünyadaki değişim sanki umurumuz
da değil! Hep miting havasında konuşuyoruz, sloganlar kararlarımızı etkiledi; ölçü koyamadık, konumuzu doğru boyutlandıramadık.
Kıbrıs sorununu Kıbrıs'ta yaşayanların gözüyle mi, kendi koşullarımız içinde mi görüp değerlendirmeliydik? Denktaş'ın ustalığı
sonucu çoğunlukla, Kıbrıs konularını kendi halkımızı bir tarafa koyup düşündük.
Bu seçimden sonra olsun Kıbrıs'a, Kıbrıs'takilerin, özellikle Denktaş'ın gözüyle bakmasak diyorum. Bu farklı bakış, önce Kıbrıs sorununun tanımında kendini gösterir.
Kıbrıs s
orununu ancak, Kıbrıs'ı Anadolu insanının ihtiyacı ve geleceğiyle birlikte düşünerek doğru tanımlayabiliriz. Sadece Kıbrıs'ın insanlarını, stratejik önemini, ekonomisini ele alarak sorunun ne olduğunu anlayamayız.
Kıbrıs'ın bizim yurdumuzun ve insanımızın
ölçüleri içinde ne ifade ettiğini düşünmeliyiz. Nereden bakıyor, neyi ölçüyoruz? Kıbrıs'ın bize taşıdığı sorunlara, 70 milyon insanın sorunları içinden bakalım!
Böyle bakanlara karşı, Kıbrıs'ın Anadolu için stratejik önemi ileri sürülmektedir. Evet Kıbrı
s'ın stratejik önemini unutmayalım, ama ona bizim stratejilerimizle birlikte bakalım:
Ülkemizin, eğitimin hızla yükselmesi, sürdürülebilir kalkınma, yönetim sistemimizdeki yerelleşme (...) gibi birçok stratejik hedefleri vardır ya da olmalıdır. Benzer hed
efler içinden bakarsak Kıbrıs'ın stratejik önemini doğru değerlendirebiliriz.
Ankara'daki hükümetlerse, Kıbrıs konusunu diğer işlerimizden ayrı tutmuşlardır. AKP hükümeti de farklı anlayışta görünmüyor. Nitekim dün Dışişleri Bakanı Gül, "AB ve diğer ülkel
erle ilişkilerimizi, Denktaş'ın görüşlerini hep birlikte değerlendireceğiz" dedi. 30 yıldır Dışişlerimizi yönetenler gibi Gül de Kıbrıs'a, 'ülkemizin ve halkımızın' içinden bakmadığından, sözlerine de bu unsuru katmamış olmalı...
Oysa 'hükümet' Kıbrıs'ı d
eğil, Türkiye'yi yönetmektedir.

Ankara’nın planı, Kıbrıs’ta çözümü AB üyeliğine endekslemek

Türkiye’nin Kıbrıs’ta uzlaşı için yaptığı hazırlıkların ayrıntıları belli olmaya başladı. Ankara, Kıbrıs’ta çözümü, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine resmen endekslemeyi planlıyor.

Ankara
NTV-MSNBC

16 Aralık 2003— KKTC’de yapılan seçimlerin ardından harekete geçen Dışişleri Bakanlığı, Annan Planı üzerinde yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde, planda kabul edemeyeceği noktaları belirledi. Buna göre Ankara; güvenlik, Türkiye’nin garantörlüğü ve göçmenlerin durumu gibi kritik konularda adım atmadan önce AB’den üyelik müzakerelerine başlama güvencesi isteyecek. Ayrıca Türk askerinin Ada’dan çekilmesi gibi bazı uygulamaların Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başladıktan sonra hayata geçirilmesi şart koşacak.

KKTC’de seçimlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye, Kıbrıs’ta çözüm için harekete geçmeye hazırlanıyor.
Dışişleri Bakanlığı’nda bir süredir Annan Planı üzerinde yapılan çalışmalar sonucu Ankara’nın kabul edemeyeceği noktalar belirlendi.
Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci gözönünde tutularak önemli bir karar da alındı. Türkiye, Kıbrıs’ta çözümü, AB’ye tam üyelik sürecine endekslem
eyi planlıyor.
Ankara, görüşmelerde zemin olabileceğini düşündüğü Annan planında da yeralan bazı hususların hemen hayata geçirilmesine sıcak bakıyor. Ancak güvenlik, Türkiye’nin garantörlüğü ve göçmenlerle ilgili kimi kritik konularda adım atılmadan önce,
Avrupa Birliği’nin müzakere tarihi için güvence vermesini istiyor.

ASKERİN ÇEKİLMESİ DE ŞARTLI
Türkiye, Türk askerinin Ada’dan çekilmesi gibi bazı uygulamaların da üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra hayata geçirilmesini şart koşacak.
Ankara, harekete geçmeden önce KKTC’de yeni hükümetin kurulmasını bekliyor. KKTC hükümeti kurulduktan sonra, Türkiye’nin hazırlıklarıyla Kuzey Kıbrıs’ta yapılan çalışmalar uyumlaştırılacak.
Hükümet kurulana kadar, Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyetin Ada’ya gönderi
lmesinin veya KKTC’deki partilerin genel başkanlarının Ankara’ya davet edilmesinin sözkonusu olmadığı da diplomatik kaynaklarca ifade ediliyor.

GÜL: HEDEF 1 MAYIS
Dışişleri Bakanı Gül ise Japonya’daki temasları sırasında konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’nin hedefinin 1 Mayıs 2004’ten önce çözüme ulaşmak olduğunu söyledi. Somut noktaların önümüzdeki hafta ortaya çıkacağını belirten Gül, şu anda uzlaşmaya varacak bir hazırlık yapıldığını, ancak karşı tarafın da uzlaşmacı bir tavır içinde olması ge
rektiğini dile getirdi.

Denktaş, parti liderleriyle görüşüyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Pazar günü yapılan seçimlerin ardından hükümetin kurulmasına yönelik olarak siyasi parti liderleriyle görüşmelerine başladı.

Lefkoşa
NTV

17 Aralık 2003— Denktaş, yaptığı açıklamada hükümeti kurma görevini verme konusunda bir önyargısı bulunmadığını söyledi. Seçimlerden birinci olarak çıkan CTP lideri Talat da, “Çözüm ve AB vizyonu” çerçevesinde her türlü yaklaşıma sıcak baktıklarını belirtti. Talat, Denktaş’ın müzakerecilikten alınmasına yönelik olarak da yumuşama sinyalleri verdi.

Hükümeti kurma görevini verme konusunda önyargısının olmadığını belirten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclise giren parti liderleriyle görüşmelerine seçimlerden birinci çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat’la başladı. Denktaş’ın Talat’la görüşmesini, birer saat arayla; Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ve Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı ile yapacağı görüşmeler takip edecek.
Denktaş, görüşmelerden önce yaptığı bir açıklamada, hükümeti kurma yetkisini verme konusunda bir önyargısı bulunmadığını belirtti.
CTP lideri Talat ise, NTV’de yayınlanan 24 Saat programında yaptığı açıklama
yla, Denktaş’ın müzakerecilikten alınması konusunda yumuşama sinyalleri verdi. Talat, “Çözüm ve AB vizyonu” çerçevesinde her türlü yaklaşıma sıcak baktıklarını söyledi.

Weston: Seçimlerden çözüm ve AB çıktı

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, seçimlerde, Kıbrıslı Türkler’in “Çözüm ve AB üyeliği lehinde” oy verdiklerini söyledi. NTV

17 Aralık 2003— Atina’da Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu’yla görüşen Weston, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ı telefonla arayarak, uzlaşmak için masaya oturun mesajı verdi.

Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye’yi kapsayan ziyaretine Atina’dan başlayan Weston, akşam saatlerinde Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi. Weston, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, “Mevcut siyasi belirsizliğe rağmen, en kısa zamanda Kıbrıs sorununun çözüleceği umudunu taşıyorum” dedi. Seçimlerin “olumlu ve iyimser bir mesaj” verdiğini belirten Papandreu da, Ada’da çözüm için müzakerelerin bir an önce başlamasını arzu ettiklerini söyledi.
Bu arada, Weston
, Denktaş’la bir telefon görüşmesi yaptı ve “Annan planında ne değiştirmek istiyorsanız belirleyin, ama ondan sonra uzlaşmak için masaya oturun” mesajı verdi. ABD’li diplomat, masada tarafların gerekli gördüğü değişiklikleri yapabileceğini de aktardı. Weston’ın Perşembe günü Cumhurbaşkanı Denktaş’la görüşmesi bekleniyor.

Denktaş'ın üç koşulu

KKTC seçimlerinden sonra iki süreç iç içe yaşanacak. Bir yandan yeni hükümet oluşturma çalışmaları, bir yandan da yeni plan.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün açıklamalarından da anlaşıldı ki, yeni plan Ankara ile KKTC'nin hazırladıkları planların uyumlaştırılmasıyla ortaya çıkacak.
Yeni plan çalışmalarının detaylarından önce bir görüşme zemini oluşması için temel ilkelerde uzlaşma gere
kiyor.
Türk tarafının Annan belgesinden esinlenebilmesi açısından ilkesel yakınlaşma bir önkoşul gibi görünüyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü görüşmemizde, KKTC açısından "olmazsa olmaz" üç koşul açıkladı. Denktaş, bu koşulları Annan belgesini de
değerlendirerek şöyle özetledi:
"1- İki halk: Olmazsa olmaz koşullardan biri Kıbrıs'ta iki halk olduğunu kabul etmektir. 1960'ta teslim ettikleri bu gerçeği şimdi teslim etmiyorlar, kabul etmiyorlar. Kıbrıs'ta iki cemaatten oluşan tek halk vardır, diyorla
r. Annan belgesi de örtülü biçimde bunu söylüyor. Aramıza Rumların yerleşmesini öngördüğü gibi hükümet ve parlamento oluşumunda Türk - Rum ayırımı yapmadan karma temsili öngörüyor ki, bunun anlamı Kıbrıs'ta iki ulus değil bir halk olduğunun kabul edilmesidir. Biz bunu kabul edemeyiz. Kıbrıs'ta Türk ve Rum, iki halk vardır. 1960'ta hükümette 3 Türk, 7 Rum, parlamentoda 15 Türk, 35 Rum diye iki halk kabul edilmişken, Annan belgesi şimdi bunu dahi sağlamıyor. Bunun değişmesi şarttır.
2- İki kesimlilik: Bizim a
çımızdan olmazsa olmaz ikinci koşul iki kesimliliğin kabul edilmesidir. Tarih göstermiştir ki, barış ve huzur için Türk ve Rum iki ayrı kesimde yaşaması gerekiyor. Oysa Annan belgesi, içimize Rumları yerleştirerek fiilen iki kesimliliği de ortadan kaldırıyor. Bir halkın kendi arasında bile toprak için, su için birbirini öldürdüğü bir ortamda, Türk ve Rumu mal - mülk kavgasına yöneltecek ve iki kesimliliği ortadan kaldıracak bir düzenlemeye de evet diyemeyiz. Bunun da mutlaka değiştirilmesi gerekir. Mal - mülk mübadelesinin toplu takasla çözülmesi mümkünken, Rumları 30 yıl önceki yerlerine yerleştirmeye çalışmak kavgaya zemin hazırlamaktır.
3- Garantörlük: Keza garantörlük konusunun da çözüme kavuşturulması şarttır. Henüz bu konuda Türkiye ve Yunanistan anlaş
mış değildir. Türkiye'nin etkin garantisi sağlanmadan da uzlaşma zemini oluşturmak mümkün değildir. Annan belgesi bu konuda da güven vermiyor. Asker sayısını 6 bine indiriyor, bunun da Türkiye, AB'ye girince gideceğini söylüyor. Neye göre 6 bine indiriyor, belli değil. Onların da hareketini bile sınırlıyor. Türk askerinin hareketini BM'nin iznine bağlıyor. Bir takım askerin, bir yerden bir yere gitmesini bile 15 gün önceden alınacak izne bağlıyor. Bu ve benzeri kısıtlamalar söz konusu. Türkiye ve Yunanistan garantörlük konusunda anlaşmadan nasıl bir uzlaşma zemini sağlanabilir ki?
4- Harita: Olmazsa olmaz nitelikteki bu üç koşul konusunda uzlaşma sağlanmadan harita konusunda da bir zemin oluşturulamaz. Ancak bu koşullar sağlandıktan sonra sıra harita konusun
a gelir. Ki bu konuda da Annan belgesinin önerileri değişmek zorundadır. Bizim en verimli topraklarımızı elimizden alıyor. Kaldı ki, bu topraklar Güney'de en verimli toprakları bırakıp gelen Türklere verilmiştir. 1974'ten önce Güney'deki üzüm ve şarap üretiminin üçte biri Türklerin elindeydi. Bu düşünülerek, bu insanlarımıza Kuzey'deki verimli yerler tahsis edilmiştir. Şimdi onların elinden bu topraklar alınmak isteniyor. Mesele topraksa bu başka yerlerden de sağlanabilir. Ama dediğim gibi bunların müzakeresi için önce ilke olarak söylediğim konularda uzlaşma sağlanması gereklidir."
Denktaş, olmazsa olmaz olarak nitelediği bu koşulların Ankara tarafından savunulacağından kuşku duymuyor.
Ankara'nın hazırladığı planla, kendi çalışmalarını uyumlaştırdıktan sonr
a ortaya tek bir belge ve yaklaşım konulacağının altını çiziyor.
FIKRET BILA MILLIYET 17/12/2003

AB'ye inanmayan Kıbrıs'ı çözemez!


Avrupa Birliği'ne inanmayanlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği projesinin önemini umursamayanlar Kıbrıs sorununu çözemezler. Kıbrıs'ı kullanıp Türkiye'nin Avrupa yolunu kesmeye çalışırlar, o kadar.
Önce bunu yazın bir kenara.
Peki, Kıbrıs'ta seçim neydi?
Halk niye sandığa gitti?
Tek yanıtlıdır bu soru da:
Kıbrıs'ta çözüm oylandı.
Annan planı oylandı.
Sonuç ne çıktı?
Yüzde 51 evet,
48 hayır!
Denktaş mı kazandı?
Bir seçim döneminde AB yanlıları oylarını yüzde 20 artırırken, statükocular yüzde 17 geriledi.
Denktaş mı kazandı?
Kıbrıs'ta olsun, Türkiye'de olsun statükocular mı kazandı? Hayır. Düş kırıklığına uğradılar. Oysa tümü sonuçta
n çok emindi. Son dakikaya kadar oy çoğunluğunu çantada keklik sanıyorlardı.
Olmadı.
Ama çabuk toparlandıkları görülüyor. Böyle zamanlarda olduğu gibi derhal kuzu postuna büründüler. Ağızlarından bal damlamaya başladı. Şimdi uzlaşma şarkıları söylüyorlar.
Hiç değişmediler.
Daha düne kadar Annan planı hakkında olumlu laf edenleri 'vatana ihanet'le suçlayan sanki onlar değil. Kıbrıs'ta çözüm açısından bu planın masada olmasını savunanları 'satılmışlık'la damgalayan sanki onlar değil.
Hiç değişmez bu film.
Ada
ptasyon becerileri harikadır.
Fakat, çözümü çözümsüzlükte arayan bu kafayla Kıbrıs sorunu çözülemez. Türkiye'nin Avrupa Birliği yoluna inanmayan bu 'statükocular'la Kıbrıs'ta bir yere gidilemez. Sadece çıkmaza saplanılır.
Örneğin hala Denktaş'la Mümtaz Soy
sal görüşmeci olarak masaya mı oturacaklar? Türkiye'nin AB üyeliğine zerre kadar inanmayan, önemini umursamayan Denktaş Bey'le, ekonomide devletçiliğin Türkiye'de tarihe gömülmesini ve pazar ekonomisine geçilmesini karşı devrim görecek kadar bir başka dünyada yaşayan 'Mümtaz Soysal kafası'na mı teslim edilecek Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 1 Mayıs 2004'e kadarki en kritik dört ayı?
Nedir AB?
Türkiye için ne anlama geliyor? Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarlarından Büyükelçi Özdem Sanberk'in şu satırlarının
altı çizilebilir:
"Türkiye'nin her yıl 700 bin gencine iş bulması gerekiyor. Bu da her yıl yüzde 6 oranında büyüme hızı demek. Bu hızı yakalamanın tek yolu yatırımdan geçmekte. Yani yerli ve yabancı sermaye yatırımları için uygun koşulların sağlanabilmesin
den...
Bu koşulları, bizde sanılanın aksine, ekonomi değil hukuk sağlıyor. Yirmi birinci yüzyıl standartlarında temel haklar, özgürlükler ve hukuk devleti olmadan refaha erişmek mümkün olmuyor. Refaha erişmeden güvenlik de sağlanamıyor. Çünkü sürdürülebili
r güvenlik ancak müreffeh ülkelerde mümkün.
İşleyen bir demokrasi, adil ve süratli yargı, hukuk devleti, mali disiplin, sağlıklı makro ekonomik yönetim... Bunların hepsi AB üyeliğinde ve AB'ye katılma sürecinde var." (Radikal, 10.12.03)
AB'nin önemi burada
yatıyor.
Ancak, aş ve iş sorununa ömür boyu kafası basmamış olanlar, her yıl 700 bin genç insana işyeri açılmasının nasıl gerçekleşeceğine akıl erdiremeyenler, Türkiye'nin AB projesinin önemini elbet anlayamazlar. Anlayamadıkları için de Kıbrıs'ta çözüm o
nlara vız gelir tırıs gider.
Bu nedenle de, Kuzey Kıbrıs'taki gibi 200 bin kişilik nüfusun 70 binini devletten maaşa bağlayan düzene sahip çıkmayı vatan sevgisi sanırlar. Düzen değişikliği isteyenleri de vatan hainliği ile damgalamaya kalkışacak kadar gülü
nç duruma düşerler.
Geçelim.
Kuzu postuna bürünen kurtlarla Kıbrıs sorunu çözülemez, olsa olsa yeni çıkmazlara sürüklenilir.
Tekrarlayalım:
AB'ye inanmayan Kıbrıs'ı çözemez!
HASAN CEMAL MILLIYET 17/12/2003

Annan planını kim hazırladı?


KİMİLERİNE göre "maalesef", kimilerine göre de "çok şükür!" Kıbrıs'ta beklenen olmadı. "Maalesef!" diyenler herhalde seçimden, iki gün önce meydanlara bakıp "Muhalefet bu işi bitirdi!" diye güle oynaya ahkam kesen televizyon yorumcularıyla, köşelerine sığmayıp ekranlara taşan televizyon demirbaşlarıydı.
* * *
ŞİMDİ Kıbrıs'ta çözüm zamanı...
Nasıl bir çözüm?
Ne "Ver de kurtul!" çözümü, ne de "Çözümü konuşmam!" çözümü.
Oturup konuşulacaksa, mutlaka gündeme "Annan planı" gelecek...
* * *
BU planı kimler ve nasıl hazırladı?
Büyük
elçi Bilal N. Şimşir, bu planın, Türk kamuoyu tarafından çok az bilinen bir yönüne dikkati çekiyor.(x)
"Annan planı"nı hazırlayanlardan biri, İngiltere'nin Kıbrıs özel temsilcisi David Hannay'dır.
Bu İngiliz'e, Rum şirketlerinden önemli miktarda hisse sene
di devredildiğini biliyor musunuz?
Peki, hangi Rum şirketinin hisse senetleri bu adamdadır?
Rum yönetiminin Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerini yöneten Yorgo Vasiliu'nun şirketinin hisseleri...
Kıbrıs Rum kesiminde yayın yapan "Radyo Proto"da, bu doğru
lanmış ve Annan planının, Rum başsavcı Markides'in katkılarıyla hazırlandığı açıklanmıştır.
Zaten Vasiliu da, bunu yalanlamamış "Benim şirketlerim halka açıktır; Hannay da benim bilgim olmadan hisse almış olabilir" demiştir.
* * *
BİLAL N. Şimşir "Helenizm
politikasına maddi destek vermek, Helen zenginlerinde köklü bir gelenektir" der, Averoff ile Zaharof örneklerini verir.
Dünyanın sayılı zenginlerinden olan bu iki Rum, Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı'nda Yunanistan'a büyük yardımlar yapmışlardır. Osmanlı
donanmasını Çanakkale'ye hapseden zırhlı için Averoff bir çırpıda 280 bin İngiliz lirası saymış, Zaharof ise Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı'nda Yunanistan'a toplam 3 milyon 750 bin dolar vermiştir.
* * *
HELE, Muğlalı Zaharof!
Fransanın, ünlü Başbakanı
Clemenceau ailesiyle ticari ilişki içindedir. İngiltere Başbakanı, savaş sonrası İzmir'in Yunanistan'a verilmesine razıdır, fakat Fransa Başbakanı Clemenceau buna karşıdır.
Dünyanın o tarihte en büyük silah tüccarı Zaharof, Fransa Başbakanı'nı nasıl razı e
ttiğini, şöyle anlatır:
"Bugün öğle yemeğinde Clemenceau bendeydi. Bütün taleplerimizi desteklemesini, zira bunların haklı talepler olduğunu belirterek, tekrar rica ettim, o da bana vaat etti. Ayrılırken, yazıhanemin kapısında durdurdum ve elini tutarak, İ
zmir'in Yunanistan'a verilmesini yalvararak rica ettim. Clemenceau vatanseverliğimi tebrik için elimi sıktı ve isteğimin gerçekleşmesinden emin olabileceğimi söyledi. Bu sözleri işitince (sevinçten) bayılmış ve bir koltuğa yığılmışım. Ben kendime gelinceye kadar yanımda bekleyen Clemenceau gözlerimi açınca bana, İzmir'in Yunanistan'a verileceğini bir kere daha söyledi."
* * *
ÖNÜMÜZDEKİ günler, çözüm için görüşme günleriyse, masaya tarih bilinciyle oturmamız ve karşımızdakilerin ne cins adamlar olduklarını
bilmemiz gerekir.
———-
(x) AB, AKP ve Kıbrıs / Bilgi Yayınevi
HASAN PULUR MILLIYET 17/12/2003

Çözüm, Serdar'lı bir koalisyondur...


Kıbrıs'taki seçimlerin ardından büyük bir merakla KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın basın toplantısını bekledim. Denktaş'ın gerçekçi bir lider olduğunu bildiğim için, sandıktan gelen mesajı iyi okuyacağını ve tutumunu değiştireceğini sanmıştım.
Yanılmışım.
Rauf Denktaş hiç değişmemiş ve artık değişmeyeceğinden de eminim. Basın toplantısında olsun, çeşitli kanallarda yaptığı a
çıklamalarda olsun, Denktaş'ın tek amacı vardı, o da Kıbrıs'ı çözümsüz bırakmak. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini engelleme pahasına, KKTC'nin bugünkü statüsünü sürdürmekti.
Bu seçimleri, çözüm isteyenler ile istemeyenler arasında referanduma dönüştüren ken
disidir. Sonunda da çözüm isteyen taraf, yüzde 51'e yakın oy alarak referandum gibi geçen seçimi kazanmıştır.
Denktaş ise, "Hayır" diyor. Çözüm istemeyenlerin kazandığını ileri sürüyor. Hükümet krizi yaratıp, üç ay sonra yeni bir seçim düzenlemek, özetle 1
Mayıs 2004'e kadar zaman kazanıp AB'ye katılmaktan kurtulmayı planlıyor.
Artık bu saçmalıklarla zaman harcamamak, Denktaş'ın taktikleriyle boşa vakit geçirmemek ve biran önce bir çizgi çekmek gerekir.
Ankara, artık kararını vermek zorundadır.

YOL HARİTASI ARTIK BELLİ...
1. ANKARA, kendi içindeki görüş ayrılıklarını biran önce gidermeli ve ne yapacağını saptamalı. Başbakan bir lider gibi düşünmeli ve toplumun önüne geçip kararını vermeli. Artık "Cumhurbaşkanı ne der?" veya "Asker kızar mı?" gibi sorularla veya Denktaş'ın keyfini beklemekle kaybedilecek zaman kalmamıştır.
2. İLK İŞ, KKTC'de bir hükümet krizini önlemek ve çalışabilecek bir koalisyonun kurulmasını sağlamak olmalıdır. Bunun da tek formülü vardır. 7 milletvekiline sahip Serdar Denktaş'ın DP'si i
le M.Ali Talat ve Mustafa Akıncı'nın toplam 25 milletvekili ile bir koalisyon kurdurulur ve 50 sandalyeli KKTC meclisinde, 32 milletvekili ile güçlü bir cephe oluşturulur.
Başka hiç bir çözüm yoktur. Bu da ancak, Ankara'nın Serdar Denktaş'ın kulağına fısıl
dayacağı bazı sözlerle gerçekleşebilir. Yoksa bu iş Rauf Denktaş'a bırakılacak ise, unutup gidelim daha iyi...
3. ANCAK, bu koalisyon kurulurken yine Ankara'ya önemli bir rol düşüyor. Çözüm konusunda ne istediğini , KKTC'deki koalisyon ortakları ile öncede
n konuşmalı ve ortak bir görüş etrafında buluşturmalıdır. "Bir araya gelsinler ve çözüm bulsunlar" denecek kadar ne zaman ne de sabır kalmıştır.

DENKTAŞ DEĞİL, ANKARA ÖN PLANA ÇIKMALI
Ankara, Kıbrıs Show'unu artık kendi eline almalı, kimselerin inanmadığı perde arkası veya köşe kapmacaya dönen "ben ne yapayım, karar KKTC halkınındır" Kıbrıs oyununu bırakmalıdır.
KKTC halkı, kafasının karışık olduğunu ancak sonuçta çözüm istediğini ortaya koydu. Ankara'nın artık yol göstermesi gerekiyor.
1 Mayıs'a çok az za
man kaldı.

* * *

"TOPRAK ALININCA BIRAKILMAZ ARKADAŞ!"

Kıbrıs'ta çözüm ve çözümsüzlük tartışmasının temelinde acaba bir toprak fetişizm'i mi yatıyor?
Geçenlerde bir grup dost arasında Kıbrıs'ı konuşuyorduk. Çözümü istemeyenlerin, ileri sürdükleri gerekçeleri büyük bir dikkatle izledim. Bütün iyi niyetimle bir mantık dizisi aradım. Sonunda "çözüme hayır" diyenlerin en önde geleni, elini masaya vurdu:
"Yok böyle şey arkadaş. Biz bu toprakları kan dökerek aldık. Şimdi geri vermeyiz. Onurumuz var. Biz bunu çiğnetmeyiz..." dedi.
Bu mantığın ne kadar yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz.
Nedir bu?
Bunun "toprak aldım mı, geri vermem" demekten hiç farkı yoktur.
Ne Türkiye'nin uzun vadeli çıkarı, ne ülke'nin zenginleşmesi, ne AB trenini kaçırmak... Varsa yoksa, "aldığım yeri geri vermem" mantığı.
2000'li yıllarda biz bu kafayla hiçbir yere gidemeyiz. AKP hükümeti, önümüzdeki kısa süre içinde bu şekilde mi, yoksa farklı mı düşündüğünü ortaya koyacak.
O zaman bizde, geleceğimizin hangi ellerde olduğunu anlayacağız.
MEHM
ET ALI BIRAND MILLIYET 17/12/2003

Denktaş liderlerle görüşüyor

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık genel seçimlerinin sonucuna göre Cumhuriyet Meclis'ne giren 4 siyasi partinin genel başkanlarını yarın ayrı ayrı kabul ederek, partilerin hükümet kurmaya ilişkin görüşlerini almaya başladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, seçimden birinci parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye saat 10.00'da başladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, saat 11.00'de Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, saat 12.00'de Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ve saat 13.00'te Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile görüşecek.

Pazar günü yapılan seçimlerde, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'neCTP 19, UBP 18, DP 7, BDH 6 üye göndermişti.

HURRIYET 17/12/2003

Kıbrıs planı haftaya açıklanacak

Uğur ERGAN / ANKARA

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının, adada uzlaşmaya varacak bir hazırlık içinde olduğunu, bu hazırlıkların somut olarak gelecek hafta açıklanacağını söyledi.

Tokyo'da A.A.'ya verdiği demecinde Türkiye'nin Annan planında verilenlerin ötesinde bir şey elde etmeyi umut edip etmediği sorusuna Gül, ‘‘Somut şeyleri önümüzdeki hafta ortaya çıkartırız. Şu anda uzlaşmaya varacak bir hazırlık içindeyiz. Uzlaşma tek taraflı olmaz. Karşı tarafın da uzlaşıcı bir tavır içinde olmasını bekliyoruz. Ancak o zaman netice alınır. Yoksa sadece tek taraflı tavizler verilmiş olur ki, kimse bunu bekleyemez’’ şeklinde karşılık verdi.

Gül, Türkiye'nin hedefinin 1 Mayıs'tan önce çözüme ulaşmak olduğunu belirtti, ancak ‘‘Bu sadece Türkiye'nin ve Türk tarafının elinde olan bir şey değil’’ diye ekledi. Gül, ‘‘1 Mayıs'a kadar çözüm olmazsa ne olur
’’ sorusuna da ‘‘Olmazsa olmaz. Türkiye üzerine düşeni yaptıktan sonra, çözüm olmazsa kimse Türkiye'ye bir şey diyemez’’ yanıtını verdi.

1 Mayıs'a dek çözüm olmaması ve Rumların tek yanlı olarak AB'ye girmesi durumunda, Türkiye için koşulların daha da zor
laşıp zorlaşmayacağı sorusunu ise Gül şöyle cevaplandırdı:

‘‘O zaman Türkiye üzerine empoze edilen her şeyi kabul mu edecek? Ver kurtul mu diyecek? Bunu demeyecek hiçbir zaman. Burada anahtar kelime uzlaşı. Uzlaşı ise iki taraflı olur, problemin tarafları
nın atacakları adımlarla olur. Biz bu adımları atma niyetindeyiz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Rum tarafı da aynı hazırlıklar içinde olursa ümit ederiz ki sorun çözülür.’’

Planda neler var

Ankara, BM Genel Sekreteri'ne sunulmak üzere hazırlanan yeni planda, Annan planının zemin alınmasından yana. KKTC tarafı ise bu duruma pek sıcak bakmıyor ve planın BM'ye ‘‘Denktaş planı’’ olarak sunulmasının daha doğru bir yöntem olacağını savunuyor. Planda yer alan maddeler şöyle:

Planda KKTC yasalarına uygun olar
ak Rumların Ada'nın kuzeyine yerleşmesine ve mülk sahibi olmalarına olanak tanınıyor. Ancak kuzeye yerleşmesine olanak tanınacak Rumların sayısının, Annan planındaki gibi 60 bin değil, 5 bin civarında olması öngörülüyor.

Plan, adada iki ayrı egemen devlet
i içeriyor.

Türk ve Rum devletleri kendilerini ilgilendiren konularda AB ile ilişkileri yine kendileri düzenleyecek.

Dışarıda ise Kıbrıs, ortaklaşa kurulacak ‘‘Çatı devlet’’le temsil edilecek. Türkiye'nin garantörlüğü de sürecek.

HURRIYET 17/12/2003

Gelecek hafta Kıbrıs için kritik
Anahtar: Uzlaşı
Yeni hükümete hazırlanan KKTC'de barışa yönelik adımlar aksamayacak. Dışişleri Bakanı Gül, "Ankara ve KKTC'deki çalışmalar birleştirilip haftaya somut açıklamalar yapılacak. Anahtar kelime uzlaşı" dedi.
'Seçimler olumlu'
Gül, hazırlığın Annan Planı'yla ilişkisine yönelik sorulara, "Hedef, 1 Mayıs 2004'ten önce çözüm. Bu yalnız Türk tarafının elinde değil" yanıtını verdi. Başbakan Erdoğan ise "Seçimden belirsizlik çıkmadı" dedi.
'Siyaset dirildi'
Erdoğan'ın sözleri şöyle: Bu seçim siyaseti diriltti. Türk halkının varoluş davasıyla AB hedefinin çelişmediğini gösterdi. Halk iradesine kimse sağır kalamaz. Seçmen kırgınlıkları aşıp beyaz sayfa açılmasını istedi.

RADIKAL 17/12/2003

Ankara'da konu Kıbrıs

Murat Yetkin

Verheugen 2004'ü çözüm tarihi olarak kabul etti. Ama 'sıkıcı' bir tekrarda bulundu

17/12/2003 RADIKAL

Dün Ankara'da, Meclis çatısı altında iktidar da, muhalefet de Kıbrıs konuştu. Gerek Başbakan Tayyip Erdoğan'ın AKP grubunda yaptığı konuşmanın, gerekse CHP lideri Deniz Baykal'ın grup konuşmasında öne çıkan unsur Kıbrıs oldu. Ancak Erdoğan ve Baykal 14 Aralık KKTC seçim sonuçlarına farklı yaklaştı. Erdoğan seçim sonuçlarının siyasete manevra alanı sağlayan bir çözüm zemini verdiğini öne sürerken, Baykal bu zeminin çözüm getirmesinin imkânsız olduğunu söylüyordu. Ancak Baykal kendisini bütünüyle bağlamayacak bir açık kapı bırakmayı da ihmal etmiyordu: Annan Planı üzerinde ve 1 Mayıs 2004'e kadar.
1 Mayıs
2004, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin, Adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği üyeliğinin onaylanacağı tarih. "1 Mayıs'a kadar çözüm olmazsa ne olur?" sorusu, dün Tokyo'da bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e de soruldu.
Gül, "Olmazsa, olmaz" diye yanıt ver
di ve ekledi: "Türkiye üzerine düşeni yaptıktan sonra, çözüm olmazsa kimse Türkiye'ye bir şey diyemez".
Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm için "kimsenin bir şey diyemeyeceği şekilde" üzerine düşeni yapması ne demektir? Bunun her şeyden önce anlamı, Türkiye'nin
Annan Planı üzerinde görüşmeleri desteklediğini resmen ilan etmesidir? Acaba Gül, Ankara'nın sır gibi sakladığı hazırlığın, Annan Planı üzerinde görüşmeler başlamasına destek ilanı olduğunu mu ima ediyor? Eğer öyleyse bu ciddi bir adım sayılır. Ancak ne Türkiye, ne Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ne de Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Annan Planı'nı olduğu gibi imza edilmesinden yana. Bu da Ankara'nın, Lefkoşa'nın her iki tarafını da tatmin edecek bir düzeltme önerisiyle çıkış yapmasını gerektirir. Belki de bu yüzden Balgat'taki Dışişleri Bakanlığı'nda diplomatlar gece gündüz, hazırlığın ince ayarlarını yapmaya uğraşıyorlar. Gül, bu hazırlıkların haftaya açıklanacağını söylüyor.
Bütün bu gelişmeler içinde akıl karıştıran iki husus var. Birincisi, hazırlıklar ne olursa olsun
, KKTC'de çözümü kendisine dert edinen bir hükümet idareyi devralmadıkça boşta kalır. Oysa KKTC'deki sağ ve sol parti blokları çözülmedikçe (milletvekili transferi dışında) hükümet kurulması imkânsız görünüyor. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün hükümeti "Türkiye ile uyum içinde çalışacak" oluşuma hükümeti vereceğini söyledi. Ankara kulislerinde dün en çok konuşulan koalisyon modeli, CTP-UBP-DP oldu. BDH lideri Mustafa Akıncı'nın Türkiye ve Denktaş'a kulak vermemeyi öne çıkarması, oysa CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın Türkiye ile birlikte çalışma gerçekçiliğini vurgulaması, önemli unsurlar.
Denktaş bugün dört parti liderleriyle de ayrı ayrı görüşecek. Yarın da, uzun süre randevu vermediği ABD'nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston ile görüşmesi bekleniyor. ABD
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, çözümün Annan Planı üzerinde bulunması zorunluluğu vurgulanıyor.
İkinci akıl karıştıran husus, Ankara'da ve Lefkoşa'nın Türk kesiminde 1 Mayıs tarihini hafife alma, önemsememe eğilimi. Doğrusu, 1 Mayıs ge
çer de çözüm bulunmazsa, bu dünyanın sonu olmayacak. Zaten AB Genişleme Sorumlusu
Günther Verheugen dün yaptığı açıklamada 30 Aralık 2004 tarihini gerçek çözüm tarihi olarak kabul etmiş oldu. Ancak Verheugen, Türkiye açısından can sıkıcı bir tekrarda bulu
ndu:
1 Mayıs'a dek çözüm olmazsa, Türkiye AB toprağında asker bulunduran bir ülke konumuna düşecek. Bu konuma düşünce AB'nin Kıbrıs nedeniyle Türkiye'ye savaş açacağını düşünmek gerçekçi değil. Üye adaylığını geri çevirebilir mi? Hemen değil. Ancak örneği
n, haziran ayındaki ara zirvede "Türkiye adadaki askerlerini çekmediği takdirde aralıkta müzakere tarihi alamayacak" türünden bir zorlamayla karşılaşabilir. Bu durumun da işleri iyice karmaşık hale getireceği kesin.
Dün "Denktaş 1 Mayıs'a kadar zaman çala
cak, sonra da işi zamana yayacak" kehanetinde bulunan Verheugen'in haklı çıkmasında Türkiye'nin de, Kıbrıs Türklerinin de çıkarı yok.
Dolayısıyla, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının bir an önce somut adımlar atarak iyi niyet gösterisinde bulunmasında, h
em Türkiye'nin, hem Kıbrıs Türklerinin geleceği açısından fayda var.
Not: KKTC Ankara Büyükelçiliği dün gönderdiği notta, 14 Aralık seçimlerine katılan 115 bin 50 seçmenin 58 bin 839'unun (yani yüzde 51.14'ünün) sağ partilere, 56 bin 201'inin (yüzde 48.85
) sol partilere oy verdiğini duyurdu. Büyükelçilik bu rakamlara dayanarak 'Kıbrıs Türk halkı, BM zemininde çözümden yana' yorumuna karşı çıkıyor.

Denktaş boş durmuyor

İsmet Berkan

17/12/2003 RADIKAL

Seçimi kazanamayan ama aynı zamanda kaybetmemeyi de başaran Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş seçim sonuçlarını yorumlamaya devam ediyor.
Her biri birer siyasi mizah şaheseri olan bu yorumlardan sonuncusunu aynen aktarıyorum:
"Bu plan
memleketimizi şöyle ikiye böldü: İki kişisiniz ve bilmediğiniz bir yola çıkacaksınız. Biriniz diyor ki, ben daha önce bu yoldan gitmedim, ama eğer bu yoldan gidecek olursak her şey iyi olacak. Diğeri diyor ki, ben bu yolda bazı tehlikeler görüyorum, bekleyelim, bir büyüğümüz var, onunla işbirliği yapalım öyle gidelim. Hangisine kıymet verilmelidir? Tabii ki, ikincisine."
Kuşkusuz, seçmenin yarıdan biraz azının 'Bir büyüğümüze danışalım' derken kastettiği kişi Denktaş'tan başkası değil.
Zaten Denktaş'a gö
re seçimde oyların çoğunu sol partiler de almadı. Elinde 'bilimsel' bir araştırma olduğunu söylüyor Denktaş. Daha iki gün önce yapılan seçimin sonucunu tersine çevirmeyi başaran bu 'bilimsel' araştırmanın altında Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin imzası olduğunu belirtiyor.
Milletvekili dağılımına değil de oy sayılarına baktığınızda geçerli oyların yüzde 50'den fazlası Annan Planı'nı destekleyen (Denktaş'ın söyleyişiyle, 'Bu yola girersek her şey iyi olacak' diyen) siyasi partilere verildi. Ama hayır, Denktaş'ın elindeki 'bilimsel' rapora göre oyların yüzde 52'si Annan Planı'nı reddedenlere verildi.
Daha düne kadar seçimin Annan Planı için bir referandum olduğunu söyleyen Denktaş (ki merak edenler sadece bir hafta önce Denktaş'ın Radikal'e verdiği özel mülakatı okuyabilirler) dünden itibaren 'Seçim bir referandum değildi' demeye başladı. Kaldı ki, Denktaş'a göre seçim referandum olsaydı dahi Annan Planı reddedilecekti. Baksanıza, elinde kapı gibi bilimsel araştırma var! (Aslına bakarsanız üniversite, 'Biz seçim
hakkında herhangi bir araştırma yapmadık' diyor!)
Bu kadarına pes diyor insan. Daha iki gün önce seçim yapılmamış olsa hadi neyse...
Dün de yazdım, seçim sonuçları Denktaş'ın işine geliyor. En azından işini kaybetmedi, yine müzakereci olarak kalmayı baş
ardı. Ama bir farkla: Eskiden Kıbrıs Türk toplumunun ezici bir çoğunluğu vardı arkasında Denktaş'ın. Bugün o çoğunluğu kaybetti. Yani evet Denktaş güçlenerek çıktı seçimden belki ama gücü de bir yere kadar.
Şimdi Denktaş zamana oynayacak, hatta mümkünse s
eçimin tekrarını sağlamaya çalışarak 1 Mayıs 2004'ü atlatmaya çalışacaktır. Çünkü görüldüğü gibi Denktaş boş durmuyor.
Kıbrıs'ta çözümden bu kadar korkan Denktaş'ı bu şartlarda dizginleyebilecek yegâne güç, aynen Denktaş gibi seçimden kazançlı bir pozisyo
nda çıkan Ankara'dır.
Bakalım Ankara haftaya Kıbrıs'la ilgili nasıl bir plan açıklayacak... Bakalım, Ankara Denktaş'ın bileğini nasıl bükecek... Bakalım Denktaş şapkasından ne gibi tavşanlar çıkartacak...

Türk Dışişleri 'palavra'dan dertli

Kıbrıs'a dair üst düzey görüşler: Hükümet yok, herkes çözüm üretiyor. 'Heyet gelecek, gidecek' spekülasyonları palavra

17/12/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - KKTC'deki seçim sonuçlarının 'sağduyu'yla değerlendirilmesinden yana tavır koyan Ankara, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tartışılan seçeneklerden dolayı 'rahatsızlık' yaşıyor. Seçenekler tartışılırken ortaya birçok 'spekülasyon' atıldığından yakınan diplomatik kaynaklar, rahatsızlıklarını "Ankara'nın çözüm haritası ortada. Kıbrıs'tan heyet gelecek, Kıbrıs'a hey
et gidecek türünden spekülasyonlardan bir sonuç çıkmayacağı da ortada. Bu tür spekülasyonlar ne yazık ki palavra" sözleriyle özetledi.
Seçim sonrasında Kıbrıs'ta çözüm arayışlarını hızlandırma kararı alan Dışişleri Bakanlığı, bu hızlandırma sürecinin KKTC
'de yeni bir hükümetin kurulmasının hemen ardından başlayacağına dikkat çekti.
Bakanlık yetkilileri, 'çözüm sürecinde yapılacaklar' üzerine tartışanlara
"Hükümet kurulmadan herkesin kendi kendine çözüm üretmeye çalışması yanlış. Biri çıkıp da bakanlıktan
bir heyetin Denktaş'a gidip de brifing vereceğini söylerse, biz de buna palavra deriz" mesajı veriyor.

Çözüm yolu bu...
Diplomatik kaynaklar, KKTC'de seçim üzerine Ankara'da 'üst düzeyde' yapılan değerlendirmeleri aktarırken 'yanlış' okuyanlara mesajı bir kez daha açıklamakta fayda olduğunu belirtti:
Halk hem çözüm hem Türkiye'nin inisiyatifi dedi ve topu Türkiye'ye attı. Yani, çözümde öncülüğü Türkiye üstlenecek. Tarafların tam mutabakatı var.
Çözüm için süreç hızlanacak ve bunun için KKTC' de hükümet
in kurulmasını herkes bekleyecek. Türkiye, çözüm sürecine başta ABD olmak üzere tüm taraflar müdahale edecektir. Bu süreçte özellikle AB'ye ciddi görevler düşecek. Adada fedakarlık yapan taraf yalnızca KKTC değil, Rum kesimi de olacak.
Tarafların gelecek
bir yılda gerçekleştireceği girişimlerden kamuoyu her safhada haberdar olacak. Uygulamalar ve görüşmeler için öngördüğümüz
'şeffaflık', Ankara'nın 'yapıcı tutumu' bir yılda herkesin takdirini kazanacak. Özellikle bu takdir AB'den gelecek.
Çözüm planına d
air yepyeni, bambaşka bir şey beklemek gerçekten yanlış. Herkes biliyor ki Annan Planı ortada. Ankara, bu planı bütünüyle görmezden gelmeyecek elbette. Ama tabii ki, bu planın revizyona ihtiyacı olduğunu da herkes biliyor.

Buradan nereye?

Gündüz Aktan

17/12/2003 RADIKAL

Kuzey Kıbrıs'taki 14 Aralık seçimleri şunları düşündürüyor: KKTC tanınmamasına rağmen seçimler uluslararası toplum tarafından yoğun biçimde izlendi.
Ülke dışından gelen gözlemci ve basın mensuplarının sayısı, örneğin, Gürcistan seçimlerinden aşağı değildi.
Bilindiği gibi devlet olmak için tanınma şart değil. Seçim öncesinde yapılan özgür siyasi kampanya, yargının gözetiminde kurallara sıkı sıkıya bağlı şeffaf uygulama, itirazların özenle incelenip cevaplanması vb. nedenlerle, seçimleri
n adil, dürüst ve demokratik olduğu en açık biçimde kanıtlandı. Kelime anlamı halkın hâkimiyeti olan demokrasi, tanınmayan KKTC'nin etkin bir devlet olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Muhalefet cephesi hükümet cephesinden yüzde 2 fazla oy aldı. Ancak bu
fark meclisteki sandalye sayısına yansımadı. Annan Planı'na göre hemen çözümü destekleyenler ve karşı çıkanlar olarak alındığında, iki taraf arasındaki
oy farkı yüzde 1 civarında.
1998 seçimlerine göre hükümet partileri yüzde 18 gibi çok ciddi bir oy ka
ybına uğradılar. Seçimler, hükümet icraatının oylamasından çok, Annan Planı üzerinde geçti. Kıbrıs Türk halkı bu konuda az bir farkla muhalefet partilerini destekledi. Ama bu seçimlere Annan Planı'nın referandumu niteliği atfedilemez. Kaldı ki referandum sayılsa bile, sonuç hiçbir tarafın görüşüne güç kazandırmıyor.
Seçimlerin çözüme odaklanması, halkın hükümetin icraatından hiç etkilenmeden oy kullandığını göstermiyor. Türk ekonomisinin 2000 başından itibaren geçirdiği ekonomik kriz, küçük ve bağımlı KKTC
ekonomisini çok daha ağır biçimde yaraladı. Enflasyon, banka iflasları, işsizlik, negatif büyüme gibi olağanüstü koşullar hükümeti yıprattı. Bu seçimler, Türkiye'deki 2002 Kasım seçimleriyle birlikte yapılsaydı, 57. hükümetin partilerinin başına gelenler, UBP ve DP'nin de başına gelecekti. Son bir yıllık olumlu ekonomik gelişmeler hükümet partilerinin kuşkusuz işine yaradı. Ama bu partilerin Annan Planı'na muhalif olmaları, muhtemelen, siyasi hayatta kalmalarını sağlayan başlıca neden oldu.
Halk, hükümet
partilerinin çok uzun süreli iktidar olmanın verdiği siyaset yorgunluğunun yanında, Türkiye'den ithal edilen ekonomik krizden de yıpranmış olması karşısında muhalefete yöneldi. Muhalefet cephesi, bu tepkiyi Annan Planı lehine bir çoğunluğa dönüştürmeye çalıştı. Bu bağlamda AB'nin her türlü destek ve müdahalesinden de yararlandı. Sonuçta beklediği yüzde 60 oy oranının çok altında kaldı.
Bu durumda bir hükümet kurulamaz ve seçimler yenilenirse, çözüm için gerekli çok önemli bir zaman parçası heba edilmiş olm
akla kalmayacak. Düzelmekte olan ekonomi, usandıran hatta kızdırmaya başlayan dış müdahaleler ve Türkiye'nin giderek Sn. Denktaş'ın görüşlerine yaklaşması sonucu, muhalefet partilerinin tekrarlanan seçimlerde hezimete uğraması ihtimali de artacak. O zaman mevcut tablodan bir hükümet çıkarmak gerekiyor. Bunun için seçim sonuçlarını iyi okumak lazım.
Muhalefetin mecliste üçte ikinin çok altında kalması, Sn. Denktaş'ın müzakerecilik görevine devam edeceğini gösteriyor.
Ancak muhalefetin artan oyu, halkın Ann
an Planı temelinde çözüm istediği anlamına geliyor.
Hükümet partilerinin eşite yakın gücüyse, müzakerelerde Annan Planı'nın tadilini gerektiriyor.
Bu çerçevede bir milli koalisyon kurulması imkanı araştırılabilir. Türkiye bu bakımdan Sn. Denktaş'a yardım
cı olabilir.
Bir yandan Türkiye, öte yandan Sn. Denktaş'ın hazırlamakta olduğu çözüm önerileri, böyle bir koalisyon oluşturmak için gerekli mutabakatın zeminini teşkil edebilir.
Türkiye, AB'den giriş müzakere takvimi almadan ve üyeliğini makul biçimde ga
ranti etmeden, Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyemez. İddiaların aksine, seçimlerde statüko ile çözüm arasında bir tercih yapılması söz konusu olmadı. İhtilaf, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin üyeliğinden önce mi, yoksa birlikte mi olacağı noktasında toplandı. Seçim sonucu çıkan tablo, muhalefet cephesi ve Türkiye'deki destekçilerinin, Ankara'nın bu temel pozisyonunu artık itirazsız kabul etmelerini gerektiriyor.

Kıbrıs seçimleri

Murat Çelikkan

17/12/2003 RADIKAL

Aslına bakılırsa çözümden yana olan Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslıların iradesinin bu seçimle ortaya çıktığına inanıyor. Parlamentoda sağ ve sol, statüko ve değişim, Denktaş yanlıları ve karşıtları arasında dağılan 25'er milletvekili yaratan seçim sonuçlarının, statüko lehine Türkiye'den taşınan oylarla olduğunu belirtiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki bu, şimdilik mesele yapılmayacak. Öte yandan 50 milletvekili adayının 25 tanesini toplumun her kesiminden sivil toplum temsilcilerinden oluşturan CTP, etkili bir sonuca imza atmış görünüyor. CTP, 1998'deki son milletvekili seçimlerine göre oyunu yaklaşık üç kat artırmış durumda. Meclise en çok milletvekili sokan ve en büyük oyu alan parti o. Kıbrıs'ta sağ ile sol arasında geleneksel yüzde 70'e yüzde 30'luk oy dengesini de bozmuş durumda. CTP ve BDH seçim öncesinde imzaladıkları protokol uyarınca sağ partilerle iktidara yönelik ittifak yapmayacaklarını duyurdular. UBP de sol ile ittifak yapmayacağını açıkladı. Bu da her iki kesimin milletvekili sayısını 25'te eşitleyen bir durum ortaya çıkartıyor. Serdar Denktaş'ın DP'si ise her kesimle belirli şartlar altında ittifak yapabileceğini açıklamıştı. Bu şartların başında, Rauf Denktaş'ın görüşmeci olarak kalması geliyor. Partilerin daha önceki açıklamalarında diretmeleri ise, iki ay içinde Kıbrıs'ta yeniden seçime gidilmesi demek. Bu sonuç, Kıbrıs'ta değişim yanlılarının gücünü ortaya koydu. Değişimin gerçekleşmesi
ise solun daha fazla milletvekili çıkarması durumunda bile zordu. Annan Planı temelinde çözüm ve vatan hainliği ikileminde bu kadar polarize olmuş
bir to
plumda kısa vadede kalıcı bir çözüm yaratmak kolay değil. Partiler arasında uzlaşma ve uzlaşmazlık Kıbrıs'ta bu keskin kutuplaşmanın istikbalini de belirleyecek.

Kıbrıslıların çıkarması
İsveç Konsolosluğu, Ada'da kalıcı barışa katkıda bulunmak üzere 19 Aralık tarihinde başlayan 'Artists & Artists in İstanbul' adlı bir sanat etkinliğine sponsorluk ediyor. Kıbrıslı Rum ve Türk sanatçıların ortak katılımıyla gerçekleşen bu sanat etkinliğini, Kıbrıs Bilim Sağlık ve Dayanışma Kurumu KIBES örgütlemiş. Bilgi Üni
versitesi'nde gerçekleşecek etkinlikler kapsamında sanatçılar için bir sivil toplum örgütü kurulması tartışmalarından, film gösterimine, müzik ve şiir dinletilerine uzanan bir çeşitlilik var. Derviş Zaim'in Kıbrıs'ı konu alan 'Çamur' adlı filmi ve Panicos Chrisanthou'nun 'Bizim Duvarımız' filmleri de bu etkinlik kapsamında gösterilecek. Kıbrıslı sanatçıların Türkiye çıkarması kabul edilebilecek bu etkinlikler 21 Aralık'a kadar sürecek.

İnsan hakları haftası mı?
Belirli haftaların kutlanması sırasında o konuda faaliyet, tanıtım atağına geçilir, gündem etkilenir ya, Türkiye'de öyle olmuyor. İnsan hakları günü ve haftası mı var, İHD üstündeki baskı artırılıyor. İHD, İnsan Hakları Günü'nde, 'Barış kazanacak, herkes farklı, herkes eşit' sözlerini içeren Türkçe-
Kürtçe afiş bastırdı. Siirt'te üç dilde basın açıklaması yaptı. Mersin'de 11 dilde İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni dağıttı... Van Sulh Ceza Mahkemesi afişlerin toplatılmasına karar verdi. Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesi de. Adıyaman İHD şubesine ellerinde Van Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararıyla gelen polisler, afişlere el koydu. İşlem Mardin'de de tekrarlandı. Bursa'da da. Siirt şubesinde polisler arama yaptı. Ankara'da ise Ankara Emniyet Müdürlüğü, İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül'ün bir ilköğretim okulunda çocuklara insan hakları kavramını anlatacağı konferansı, okul müdürlüğü üzerinde baskı uygulayarak iptal ettirdi. Afişlerin toplatılma kararının, Brüksel'deki AB zirvesine denk gelmesi de tabii ayrı bir güzellik. Bu hem devletin eski reflekslerinin ve alışkanlıklarının hem de Türkiye'de de değişim ve statüko konusunda derinden yürüyen bir mücadelenin sürdüğünün yeni bir göstergesi. Değişimden yana olanların işleri hiçbir yerde kolay değil.

Ruslar Denktaş'tan yanaymış

Hakkı Devrim

17/12/2003 RADIKAL

Haberiniz var mı, Uluslararası Avrasya Hareketi'nin kuruluş konferansı 20 kasım 2003 günü Moskova'da toplanmış? Yüksek Konsey'e seçilen üyeler arasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de varmış. Onun teklifi ve teşvikiyle bir Rus heyeti, Kıbrıs seçimleri öncesi İstanbul'a gelmiş.
«Miş» diyorum, oysa o heyetin de katıldığı bir toplantıyı siz hatırlayacaksınız: «Avrasya Açısından Kıbrıs ve Irak Konferansı». Eski Rus elçisi Aleksandr Çernişev'in de katıldığı topl
antı. Hani onun önünde çömelmiş özel demeç almaya çalışırken «faul» fotoğrafı çekilen muhabir hanım kız hadisesi; tartışması basınımızda hâlâ devam ediyor.
Gazetelerimiz bu ziyareti ve yapılan toplantıları nedense ihmal etti, oysa Aydınlık dergisinin son
sayısı hemen de bu konuya tahsis edilmişti. Rus heyeti başkanı Aleksandr Dugin'in Kıbrıs'taki seçimlerden söz ettiğini (10 aralık) ve «Eğer ABD muhaliflerin yanındaysa, biz de Denktaş'ın yanındayız» dediğini ben bu sayede öğrendim.
İstanbul Üniversitesi'n
deki panelin ev sahibi Rektör Kemal Alemdaroğlu'ymuş. Üniversite bu Rus heyetini, Baltalimanı'ndaki bir yemekte de ağırlamış.
*
Gözden kaçan iki haber daha:
Muhabir Mustafa Kızıl, İÜ'nün tıp fakültelerinde hocalarla ve öğrencilerle mülakatlar yapmak üze
re Rektörlük'ten izin istemiş. Prof. Taylan Akkayan imzalı cevap: «Önce TC Ziraat Bankası Beyazıt Şubesi'ne 10 milyar lira yatırın». Yadırganacak (!) yanı yok, bunu iddialı magazin starları da böyle yapıyor (Sabah, 16 aralık). Kaldı ki ben, bir meslekî toplantı için birkaç saatliğine amfilerden birini rica eden İstanbul Tabip Odası'ndan da böyle yüklüce bir para istendiğini hatırlıyorum.
Gene Mustafa Kızıl'ın bir haberi. İÜ 1953 mezunlarını «şükran plaketi»yle onurlandırmış. Elli yıl öne diploma alan 130 e
ski öğrenciden davete 98'i katılabilmiş. Plaketleri onlara, mezun oldukları fakültelerin bugünkü dekanları vermiş. Katılanları heyecanlandıran bir buluşma olmuş, Rektör Bey'in de şereflendirdiği bir toplantı.
Plaketlerin adını yadırgadım. Niçin şükran pla
keti? Üniversite eski öğrencilerine «Aferin, elli yıldır efendiliğinizi bozmadınız, beni utandırmadınız!» diye mi teşekkür ediyor? Yoksa «Üniversitemizi ne hale getirdiniz?» diye hesap sormadıkları için mi?
(Bendeniz, 1951 mezunları neslindenim.)

KKTC'yi erken seçim paklar

Erken seçime gidilmesinin önünü kesebilecek tek seçenek var: Türkiye'nin de rızası ve desteğiyle 1 Mayıs 2004'e kadar çözüm ve Kıbrıs'ın AB üyeliğini hedefleyen bir CTP-BDH-DP hükümeti kurulması. Bu olmazsa yeni bir seçim gündemde

17/12/2003 RADIKAL

ERDAL GÜVEN
LEFKOŞA - KKTC' deki seçim sonuçlarının yarattığı belirsizlik erken seçim dahil birçok ihtimali gündeme getirdi. Hatta seçim sonuçlarından hiçbir partinin memnun kalmamasına, mevcut tabloda hem kendi arasında hem Denktaş'la uyumlu bir hükümet çıkarmanın zor görünmesine ve dört partinin de gündeminde bulunmasına bakılacak olursa KKTC'yi ancak yeni bir seçim paklar gibi görünüyor. Erken seçime gidilmesinin önünü kesebilecek tek seçenek, Türkiye'nin de rızası ve desteğiyle 1 Mayıs 2004'e kadar çözüm ve Kıbrıs'ın AB üyeliğini hedefleyen bir CTP-BDH-DP hükümeti kurulması.
Kuzey Kıbrıs'ta 'Türk usulü' çıkış yolları da aranmıyor değil. En başta milletvekili transferi var. Daha şimdiden bazı milletvekillerinin adları dolaşmaya başladı b
ile. Ancak seçim öncesinde taraflar öyle kamplaştı ki parti değiştirecek milletvekilinin itibarının sıfırlanması işten değil. Böyle bir gelişim toplumsal huzursuzluğu da kışkırtabilir. Denktaş da transferi ahlaklı bulmuyor.
Konuşulan bir diğer ihtimal mil
li mutabakat hükümeti. Denktaş bu formüle sıcak baktığını gizlemiyor. Ankara da öyle.
Ancak CTP ve BDH ile UBP'nin aynı hükümette yer almaya kesinlikle karşı çıkmış olmaları ve kararlılıklarını koruması bu ihtimali zayıflatıyor. CTP ve BDH ile UBP arasınd
aki Annan Planı temelinde bir çözüm ve 1 Mayıs'tan önce AB üyeliğine derin görüş ayrılıkları da bir başka sorun.
Böyle bir oluşum ancak Ankara'nın yoğun baskısıyla kurulabilir. Ankara UBP ve DP'yi ikna etmekte sorun yaşamaz ama önlerine net bir çözüm ve A
B üyeliği perspektifi koymadan CTP'yi, hele hele BDH'yi böyle bir oluşumda yer almaya getirmek kolay değil. Böyle bir hükümetin KKTC'ye ne kadar istikrar getireceği de şüpheli.
UBP meclis aritmetiği nedeniyle hükümete pek hevesli görünmüyor. Merkez Yöneti
m Kurulu üyesi Serden Hoca'ya göre iki seçenek öne çıkıyor: Bir CTP-DP hükümeti ya da erken seçim. DP'yle hükümet kurabilecek çoğunluğu ele geçiremediklerini belirten Hoca, CTP ya da BDH'yle aynı hükümette yer almayı düşünmediklerini söyledi.
Hoca'ya göre
DP, Denktaş ve Ankara'nın telkinleriyle CTP ile hükümet kurma noktasına gelebilir. Hoca sonuçları, 'halkın Annan Planı'nın değiştirilip düzeltilmesini istemesi' olarak yorumluyor ve olası bir hükümetin de bu hedefle kurulmasını istiyor.
BDH cephesinde önc
elik, hükümetten ziyade çözüm üretmekte. Dün konuştuğum Mustafa Akıncı, 1 Mayıs'a kadar Annan Planı temelinde çözüm ve AB üyeliğini hedefleyen ve inandırıcı bulacakları bir hükümete her katkıyı vermeye hazır olduklarını söyledi. Akıncı'ya göre aksi takdirde en doğru karar, hızla erken seçime gidilmesi.
CTP'yle BDH'nin sayısı, Akıncı'nın kafasındaki hükümeti kurmalarına yetmiyor. UBP'yle zaten söz konusu olamaz. Bu durumda BDH açısından geriye DP'nin çözüm ve AB üyeliği hedefine çekilmesi kalıyor.
Akıncı'y
a göre bu DP'yi aşan bir durum:
"DP'nin izleyeceği yolu Denktaş ve Ankara'nın tavrından soyutlamak imkânsız. Denktaş'ın tavrı belli. Pek mümkün görünmüyor. Ancak, Ankara 1 Mayıs'a kadar çözüm ve AB üyeliğinden yana net bir tavır alırsa DP de aynı hedefe y
önelebilir. Ankara'da da şimdilik bu yönde bir tavır yok."
CTP'nin önceliği de çözüm. Mehmet Ali Talat'a dün gelinen noktayı sorduğumda, "Aramızda konuşuyoruz. Ama Kıbrıs sorununun çözümünü öngörmeyecek bir hükümet bize uzak" dedi. "Halk iradesi çözümden
yana çıktı. Çözüm isteyenlerin oranı aslında yüzde 50'den de fazla" diyen Talat, önümüzdeki günlerde Ankara'nın 'ne deyip ne yapacağı'nın önemine dikkat çekti.
CTP cephesinde de bir CTP-BDH-DP hükümeti akla en yatkın çıkış yolu gibi görünüyor. Halkın ikti
darı, tek başına muhalif partilere vermediği, dolayısıyla DP'yle bir birliktelik aranabileceği konuşuluyor.
Talat'a, "Çözüm konusunda DP ile aranızdaki anlaşmazlıkları giderebilecek misiniz" diye sorduğumda yanıtı şöyle oldu: "Zor. Tabii Türkiye'nin tutum
una bağlı. Türkiye çözümden yana, bize yakın bir tutum alırsa giderebiliriz." Talat da diğer parti liderleri gibi bir erken seçim ihtimalini dışlamıyor. "Üçlü hükümet kurulamazsa erken seçimden başka seçenek kalmaz."
DP seçim öncesi olduğu gibi seçim sonr
asında da CTP ve BDH ile UBP arasındaki konumunu koruyor. UBP ile hükümet kurma şansı görmeyen DP, CTP ve BDH ile koşullu bir hükümete kapıyı açık tutuyor.
DP'nin ağır toplarından Kudret Akay'a göre öncelikle CTP ve BDH seçim öncesinde imzaladıkları proto
kolü bir kenara bırakarak gelip DP'yle konuşmalı. Tabii bunun için CTP'nin BDH'yı ikna etmesi gerekiyor.
Akay'a göre iki parti bu noktaya gelirse DP'yle ortak bir vizyon oluşturabilirler: "Biz Annan Planı'nda özellikle siyasi eşitliğin güçlendirilmesi, mü
lkiyet konusunun düzeltilmesi, halkların egemenliğinin tanınması ve tabii en önemlisi Türkiye'nin de rızası ve desteğinin alınmasıyla 1 Mayıs'tan önce çözüm ve AB üyeliği hedefine varılabileceğini düşünüyoruz."
Anlaşılan o ki KKTC'de nasıl bir hükümet şek
illeneceğini ve Kıbrıs sorununda nasıl bir sürece girileceğini Ankara belirleycek. Değişen pek bir şey yok yani...

'KKTC'de sinerji oluştu'

Erdoğan: KKTC'de seçim sonrası tablo belirsizlik değil. Kıbrıs Türk halkının varoluş davası ile AB hedefi çelişmiyor. Kıbrıs'ta siyaset de siyasetçiler de yenilenme mecburiyetindeler

17/12/2003 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - KKTC seçimlerini değerlendiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sonuçların doğru algılanması gerektiğini belirtti. "Ortaya çıkan tablo belirsizlik değil. Hiçbir meselenin sadece iki şık hesaba katılarak çözümlenemeyeceğini bir kez daha gördük. Sonuçlar, Kıbrıs Türk halkının varoluş davası ile AB hedefinin birbiriyle çelişmediğini göstermiştir, aksine sinerji doğurmuştur" dedi.
Erdoğan, dün partisinin
grup toplantısında KKTC'de yapılan seçimleri ve AB ile ilişkileri değerlendirerek şöyle konuştu:
Olgunluk sergilediler: Kardeş Kıbrıs Türkleri demokratik iradelerini olgunlukla sergileyerek, Kıbrıs Türkünün tarihsel yürüyüşünde yepyeni bir aşamaya geçtiler. Seçimler Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sağlamak isteyen herkese yol gösterici mesajlar vermiştir. Seçimden önceki spekülasyonlar gerçekleşmemiş, demokratik bir seçim olmuştur.
Doğru algılanmalı: Halkın verdiği birlik ve beraberlik mesajının ve ayrıksı demokratik olgunluğun siyasetçiler tarafından da doğru algılanacağına inanıyorum. Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu iradeye kimse sağır kalamaz. Kıbrıs Türkleri hem çözüme kilitlenmiş hem de 'ne pahasına olursa olsun çözüm' dememektedirler.
Kutuplaşma yok: Seçim sonuçları, Kıbrıs Türk halkının varoluş davası ile AB hedefinin birbiriyle çelişmediğini, tam tersine sinerji doğurduğunu göstermiştir. Seçmen iradesi, bazı analistlerin söylediği gibi bölünmemiş ve kutuplaşmamıştır. Tersine seçmen, Kıbrıs Türk halkının varoluş davasının hassasiyetlerinin korunması yoluyla, çözüm konusunda açık ve net bir irade sergilemiştir.
Siyasete oksijen: Kıbrıs Türkü, milli davanın içe kapanma anlamına gelmediğini ve çözüm arayışının milli dava temel alınmadan ilerleyemeyeceğini söylemiştir. Seçmenin vizyonu, siyasetin tıkandığı noktaya müdahale etmiş, oksijeni azalan siyaset kurumuna oksijen vermiştir.
Kazanılmış hakları koruyarak, çözüm ve AB hedefi doğrultusunda ilerlemesi gerektiği, seçmen iradesinin hiçbir spekülas
yona yer vermeyecek mesajıdır. Seçimlerden önce öngördüğüm ve sık sık belirttiğim gibi, Kıbrıs Türkü bu seçimlerle siyaseti diriltmiştir.
Böylece seçmen, milli dava hassasiyetini siyasi söylemde öne çıkaranların statükoculukla suçlanması ile çözüm ve AB d
iyenlerin de gaflet içinde gösterilmesi dönemine artık kilit vurulması gerektiğini ifade etmiştir.
Müzakere devam edecek: Anayasal süreç içinde Kıbrıs'ta yeni bir hükümet kurulacak ve müzakere süreci devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim de Kıbrıs Türklerinin taleplerini seçimin ortaya koyduğu tabloyla birlikte değerlendirmek ve Kıbrıs meselesinin çözümünde anlamlı açılımlara destek olmak noktasındaki tavrımız devam edecektir.
Belirsizlik değil: Bir kere daha belirtiyorum, ortaya çıkan tablo belirsizlik değil, demokrasinin gereğidir. Seçmen iradesi ikiye bölünmemiş ve kutuplaşmamıştır. Tersine, yepyeni bir zeminde ve siyaset talebinde bütünleşmiştir. Toplum, seçimi birbirine yakın bitiren iki partinin görüşlerini birleştiren anlayışın, KKTC'nin
yeni politikası olmasını istemektedir.
Çözüm üretici: Siyah-beyaz yaklaşımların kutuplaştırıcı ve tıkanmış yapılarından uzak, estetik ve çözüm üretici siyaset üslubu bu noktada devreye girmelidir.
İkiden fazla seçenek:
Bu seçimlerle, hiçbir meselenin sadece iki şık, sadece iki ihtimal hesaba katılarak çözümlenemeyeceğini bir kez daha gördük. Çözüm serinkanlı ve gerçekçi olmaktır. Karşılıklı iyi niyetin müzakere sürecinde esas zemin olacağı açıktır.
Duygusallıktan uzak olunmalı: Siyasiler duygusallıktan uzak olmalıdırlar. Çözümserinkanlı ve gerçekçi olmalıdır.
Siyasetçilerin mecburiyeti: Kıbrıs'ta artık siyaset yeni doğumlara, siyasetçiler yeni siyasetçiler çıkarmaya mecbur edilmişlerdir.

Denktaş'ı kastetmedi
Erdoğan, grup toplantısı sonrasa gazetecilerin "Yeni siyasetçiler tanımınızla Denktaş'ı istifaya mı çağırdınız?" sorusuna, "Benim konuşmamdan
böyle bir şey anlaşılmamalı. Böyle bir şey düşünmedim" yanıtı verdi.

Kıbrıs'ın geleceği yeni siyasetçilerde

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki seçim sonuçlarından memnun:

SEÇİM SİYASETİ DİRİLTTİ... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türkü'nün seçimlerle adeta Kıbrıs'ta siyaseti dirilttiğini kaydederek, Kıbrıs'ın geleceğinin yeni siyasetçilerde olduğunu söyledi. Erdoğan, "Kıbrıs'ta artık siyaset yeni doğumlara, siyasetçi, yeni siyasetçileri çıkarmaya mecbur edilmiştir" diye konuşarak, bundan sonra Kıbrıs'ın geleceğinde "bunun" olacağına işaret etti

BÖLÜNME YOK, UZLAŞIN MESAJI VAR... Erdoğan: Seçimler, kazanılmış hakları koruyarak çözüm ve AB hedefi doğrultusunda ilerlenmesi gerektiği ve seçmen iradesinin hiçbir spekülasyona yer vermeyeceğinin açık mesajıdır. KKTC'deki seçim sonuçları bölünme ve kutuplaşma yaratmadı. Seçmen, iktidar ve muhalefeti uzlaştıran yeni bir siyaset önermiştir

HÜKÜMET KURULACAK, MÜZAKERELER SÜRECEK... "Kardeş Kıbrıs Türkleri, demokratik iradelerini büyük bir olgunlukla sergileyerek Kıbrıs Türkü'nün tarihsel yürüyüşünde yepyeni bir aşamaya geldiler. Seçimler, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sağlamak isteyen herkese yol gösterici mesajlar vermiştir. KKTC'de yeni bir hükümet kurulacak ve müzakere süreci devam edecek"

ÇÖZÜM ÇABAMIZ SÜRECEK... "Kıbrıs Türklerinin taleplerini, seçim sonuçlarının ortaya koyduğu tablo ile birlikte değerlendirmek ve Kıbrıs meselesinin çözümünde anlamlı açılımlara destek olmak noktasındaki tavrımız, bugüne kadar nasıl devam ettiyse bundan sonra da devam edecektir. Çözüm, serinkanlı ve gerçekçi olmalıdır. Umuyoruz ki bölgesinde barışın güvencesi olan, demokratik, adil ve kalıcı bir çözümü esas alan Türkiye, bu kritik dönemde Kıbrıs meselesinin çözümünde bütün taraflarca doğru algılanacaktır"

AK Parti Genel Başkanı ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türkü'nün seçimlerle adeta Kıbrıs'ta siyaseti dirilttiğini kaydederek, Kıbrıs'ın geleceğinin yeni siyasetçilerde olduğunu söyledi. Erdoğan, "Kıbrıs'ta artık siyaset yeni doğumlara, siyasetçi, yeni siyasetçileri çıkarmaya mecbur edilmiştir" diye konuşarak, bundan sonra Kıbrıs'ın geleceğinde "bunun" olacağına işaret etti.

Erdoğan, KKTC seçimlerinin, kazanılmış hakları koruyarak çözüm ve AB hedefi doğrultusunda ilerlenmesi gerektiğini ve seçmen iradesinin hiçbir spekülasyona yer vermeyecek açık mesajı olduğunu kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki seçim sonuçlarının bölünme ve kutuplaşma yaratmadığını belirterek, "Seçmen, iktidar ve muhalefeti uzlaştıran yeni bir siyaset önermiştir" dedi.

Tayyip Erdoğan, KKTC'de yeni bir hükümetin kurulacağını ve müzakere sürecinin devam edeceğini de söyledi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türklerinin seçimlerle Kıbrıs meselesinin hangi üslupla çözülmesini istediğini dünyaya gösterdiğini belirtti. Seçim sonuçlarının demokrasiye zarar vereceği yolundaki öngörülerin gerçekleşmediğini kaydeden Erdoğan, KKTC'de demokratik bir seçim yapıldığını vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının "ne pahasına olursa olsun çözüm" demediğini kaydeden Erdoğan, "Ortaya çıkan tablo belirsizlik değil, demokrasinin gereği olan bir neticedir. Seçmen iradesi ikiye bölünmemiştir, kutuplaşmamıştır" dedi.

Erdoğan, KKTC'de yeni bir hükümetin kurulacağını ve müzakere sürecinin devam edeceğini bildirdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC seçimlerinin, kazanılmış hakları koruyarak çözüm ve AB hedefi doğrultusunda ilerlenmesi gerektiğinin, seçmen iradesinin hiçbir spekülasyona yer vermeyecek açık mesajı olduğunu kaydederek, "Kıbrıs'ta artık siyaset yeni doğumlara, siyasetçi, yeni siyasetçileri çıkarmaya mecbur edilmiştir" dedi.

Geçen hafta tüm dünya gündemini meşgul eden konuların başında KKTC seçimlerinin geldiğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:

"Kardeş Kıbrıs Türkleri, demokratik iradelerini büyük bir olgunlukla sergileyerek, Kıbrıs Türkü'nün tarihsel yürüyüşünde yepyeni bir aşamaya geldiler. KKTC seçimleri, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sağlamak isteyen herkese yol gösterici mesajlar vermiştir. Seçimden önceki iddiaların, spekülasyonların aksine Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs meselesinin hangi üslupla çözüleceğini dünyaya göstermiş oldu.

Demokratik haklarını kullanmada Kıbrıs Türklerinin vakar ve olgunluğu bizim için hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Pek çok konuda birbirleriyle ruh bağı olan anavatan ve yavruvatan, seçim süresince sergilenen davranışlarla demokratik olgunluk konusunda da birbirlerine benzediklerini göstermişlerdir. Kıbrıs'taki seçimlerin demokrasiyi zedeleyecek olaylara sahne olacağını öngören analizler gerçekleşmemiş, demokratik bir seçim olmuştur."

Siyasetçilere seslendi...

Halkın verdiği birlik ve beraberlik mesajının ve demokratik olgunluğun siyasetçiler tarafından da doğru algılanacağına inandığını ifade eden Başbakan Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu iradeye kimsenin sağır kalamayacağını vurguladı. Kıbrıs Türklerinin "hem çözüme kilitlendiğini hem de (ne pahasına olursa olsun çözüm) demediğini" kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hangi noktada çözüm, nasıl çözüm... Bunu da açık ve net olarak Kıbrıs Türkü ortaya koymuştur. Seçim sonuçları, Kıbrıs Türk halkının varoluş davası ile AB hedefinin birbirleriyle çelişmediğini, tam tersine sinerji doğurduğunu göstermiştir. Seçmen iradesi bazı analistlerin söylediği gibi bölünmemiş ve kutuplaşmamıştır. Tam tersine seçmen, Kıbrıs Türk halkının varoluş davasının hassasiyetlerinin korunması yoluyla çözüme gidilmesi konusunda açık ve net bir irade sergilemiştir. Bunu görmemek için herhalde kör olmak gerekir.

Kıbrıs Türkü, milli davanın içe kapanma anlamına gelmediğini ve çözüm arayışının milli dava temel alınmadan ilerleyemeyeceğini de bu sonuçla ispatlamıştır. Seçmenin ufuk gösteren vizyonu, siyasetin tıkandığı noktaya işaret etmiş, oksijeni azalan siyaset kurumuna oksijen vermiştir.

Bunun altını çiziyorum; kazanılmış hakları koruyarak, çözüm ve AB hedefi doğrultusunda ilerlenmesi gerektiği, seçmen iradesinin hiçbir spekülasyona yer vermeyecek açık mesajıdır."

Yeni siyasetçilere...

Erdoğan, seçimlerden önce de sık sık belirttiği gibi Kıbrıs Türkü'nün bu seçimlerle adeta Kıbrıs'ta siyaseti dirilttiğini kaydederek, "Kıbrıs'ta artık siyaset yeni doğumlara, siyasetçi, yeni siyasetçileri çıkarmaya mecbur edilmiştir" diye konuştu. Bundan sonra Kıbrıs'ın geleceğinde "bunun" olacağına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Artık sorunlara yaklaşımda siyah ve beyaz dışında seçenekler bulunması gerektiğini de siyasetçilere bu seçim deklare etmiştir. Böylece seçmen, milli dava hassasiyetini siyasi söylemde öne çıkaranların statükoculukla dışlanmasıyla, (çözüm AB) diyenlerin de (gaflet) içinde gösterilmesi dönemine artık kilit vurulması gerektiğini ifade etti.

İnsanların korumak istedikleriyle elde etmek istedikleri arasına perde çeken siyasi yaklaşımları üretmeye kimsenin hakkı yoktur. Maalesef bu seçim öncesinde bu konuda çok çaba sarf edenler oldu. Seçmen, geçmiş tartışmaları ve kavgaları geride bırakarak yepyeni ve beyaz bir sayfa açılması gerektiğini, kendi siyasetçilerinden açıkça talep etmiştir. Bu iradeye hepimiz saygı duyuyoruz. Tüm dünyadan beklenen de özgürce tecelli erden bu iradeyi doğru anlama çabasında olmaktır."

"Müzakereler sürecek"

Erdoğan, anayasal süreç içerisinde Kıbrıs'ta yeni bir hükümet kurulacağını ve müzakere sürecinin devam edeceğini belirterek, Türkiye Cumhuriyeti olarak biz de Kıbrıs Türklerinin taleplerini, seçim sonuçlarının ortaya koyduğu tablo ile birlikte değerlendirmek ve Kıbrıs meselesinin çözümünde anlamlı açılımlara destek olmak noktasındaki tavrımız, bugüne kadar nasıl devam ettiyse bundan sonra da devam edecektir" diye konuştu.

KKTC'de ortaya çıkan tablonun "belirsizlik olmadığını" vurgulayan Başbakan Erdroğan, sonuçları "demokrasinin gereği olan bir netice" olarak değerlendirdi.

Seçmen iradesinin ikiye bölünmediğini, kutuplaşmadığını kaydeden Erdoğan, "Tam tersine yepyeni bir zeminde ve siyaset talebinde bütünleşmiştir" dedi.

Yeni hükümet

Erdoğan, toplumun, seçimi birbirine yakın bitiren iki partinin görüşlerini birleştiren bir anlayışın KKTC'nin yeni hükümet politikası olmasını istediğini belirtti.

Siyah ve beyaz yaklaşımların kutuplaştırıcı ve tıkanmış yapılarından uzak bir çözüm üretici siyaset üslubunun bu noktada devreye girmesini isteyen Erdoğan, "Bütün siyasi taraflar duygusallıktan uzak olmalı ve KKTC'nin menfaatlerini öne çıkarmalı. Bu seçimler, hiçbir meselenin sadece iki ihtimal hesaba katılarak çözümlenmeyeceğini bir kez daha gösterdi" diye konuştu.

Erdoğan seçimlerin, demokrasinin ne kadar içselleştiğini sergilediğini anlatarak, hiçbir olumsuzluk yaşanmadan dünyanın her tarafından gelen gözlemcilerin ve dünya basının gözleri önünde özgürce, demokratik bir seçimin gerçekleştiğini kaydetti.

Uluslararası camianın büyük ilgi gösterdiği KKTC seçimlerinin, AB'de de dikkatle izlendiğini ifade eden Erdoğan, "Çözüm, serinkanlı ve gerçekçi olmalıdır. Umuyoruz ki bölgesinde barışın güvencesi olan, demokratik, adil ve kalıcı bir çözümü esas alan Türkiye, bu kritik dönemde Kıbrıs meselesinin çözümünde bütün taraflarca doğru algılanacaktır. Buna inanıyorum. Böyle olacaktır" diye konuştu.

Kıbrıs Türkü'nün seçimlerde verdiği mesajın da sorunun bütün taraflarınca doğru algılanacağını belirten Erdoğan, bu noktada karşılıklı iyi niyet ve çözüm iradesinin gelecek müzakere sürecinde esas zemin olacağını ifade etti.

KIBRIS 17/12/03

BM Genel Sekreteri Annan: Kıbrıs çözüm planım halen masada

ANNAN'DAN SEÇİM SONRASI İLK MESAJ... Birleşmiş Milletler (BM) Sekreteri Kofi Annan, Kuzey Kıbrıs'ta geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimlerle ilgili ilk tepkisini verdi. Kofi Annan, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm getirecek planının hâlâ masada olduğunu bildirdi

SAĞLAM GEREKÇE GÖRMEK İSTİYOR... Annan, KKTC'de yapılan seçimlerle ilgili ilk açıklamasını, BM sözcüsü Fred Eckhard aracılığıyla yaptı. Annan, adada başarılı bir sonuca ulaşılacağı konusunda siyasi irade bulunduğuna dair sağlam gerekçeler görmeden yeni bir girişimde bulunmama kararlılığını koruduğu mesajını verdi

Birleşmiş Milletler (BM) BM Sekreteri Kofi Annan, Kuzey Kıbrıs'ta geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimlerle ilgili ilk tepkisini verdi.

Kofi Annan, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm getirecek planının hâlâ masada olduğunu bildirdi.

Annan, KKTC'de yapılan seçimlerle ilgili ilk açıklamasını, BM sözcüsü Fred Eckhard aracılığıyla yaptı.

Genel sekreter, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm getirecek planının hâlâ masada olduğunu belirtti. Annan, adada başarılı bir sonuca ulaşılacağı konusunda siyasi irade bulunduğuna dair sağlam gerekçeler görmeden yeni bir girişimde bulunmama kararlılığını koruduğu mesajını verdi.

Sözcü Eckhard, "Genel sekreter, Kıbrıs Türk tarafı dahil tüm tarafların, yakın gelecekte Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne birleşik olarak girmesine imkan verecek taahhütlerde bulunacaklarını ummaktadır" dedi.

KIBRIS 17/12/03

İyimser değilim

İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Lord David Hannay, ufukta çözümün görünüp görünmediğini KIBRIS ve CYPRUS TODAY'e değerlendirdi:

SEÇİM SONUÇLARI, KIBRISLI TÜRKLERİ İLGİLENDİRİR... Lord Hannay, Kıbrıslı Türklerin seçimlerde oylarıyla konuşarak iktidar ile muhalefet partilerine yarı yarıya eşitlik verdiğini ve bu konuda yabancıların görüş bildirmesinin yanlış olduğunu belirtti

MÜZİĞİ DEĞİŞTİRMENİN ANLAMI YOK... Lord Hannay, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın masaya tamamen farklı bir plan koyma hakkı bulunduğunu, ancak böyle bir durumun ilerleme yaratacağı yolunda karamsar olduğunu aktardı

Emine DAVUT YİTMEN (Cyprus Today)

İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Lord David Hannay, Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs'ta çözüme ulaşılacağı konusunda pek de iyimser olmadığını söyledi.

KKTC'deki siyasi partilerin hükümet kurduktan ve programlarını ortaya koyduktan sonra her şeyin daha somut bir şekilde ortaya çıkacağını kaydeden Hannay, Güvenlik Konseyi'nin Annan Planı'nı yegane plan olarak kabul ettiğini hatırlattı.

Lord Hannay, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın konfederal sistem önerisinin geçmiş yıllarda da işlemediğini belirterek, bunun bir anlaşmaya temel oluşturamayacağını vurguladı.

Masaya oturmak için ön şartların kabul edilmediğini yenileyen Lord Hannay, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taahhüt verildikten sonra müzakereleri başlatma kararından vazgeçmediğini ifade etti.

İngiliz hükümetinin Kıbrıs için yeni bir özel temsilci atamasının gündemde olmadığını anlatan Lord Hannay, Alvaro de Soto'nun Kıbrıs'a gelmesi halinde, bunun KKTC'de son olarak ortaya çıkan durumu gözlemlemek için olacağını, başka bir işaret taşımadığını aktardı.

İngiltere'nin Kıbrıs eski özel temsilcisi Lord David Hannay, telefonda KIBRIS ve CYPRUS TODAY'in sorularını yanıtladı:

Soru: Sayın Hannay, KKTC seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sonuçlar Kıbrıs'ta yeni bir dönemin habercisi mi?

Cevap: Ben başka birinin seçimleri hakkında yorum yapmak istemem. Bu, sadece Kıbrıslı Türkleri ilgilendirir. Onlar da seçimlerde konuştular ve sonuçlardan anladığımız kadarıyla muhalefet partileri ile şu an iktidarda olan partiler yarı yarıya oy aldı.

Bu, Kıbrıs'ta yeni bir durum yaratır mı? Tabii ki yaratır; çünkü daha önceden Annan Planı'nı reddeden hükümetteki partiler çoğunluktaydı; ama şu anda çoğunlukta değiller. Açıkça görülmektedir ki, insanların çoğu Annan Planı temelinde müzakereler yönünde oy kullandı.

Peki şimdi sırada ne var? Bu, Kıbrıslı Türklere, prosedüre ve parlamentonuzun uygulamasına bağlı. Görünen o ki, hükümetin rolünü yapabilmesi için bazı fedakarlıklarda bulunulması gerekiyor. Bence bu konuda yabancılar görüşlerini ortaya koymamalı.

Soru: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk tarafının müzakere masasına dönmeye hazır olduğunu, masada hedefler ve ilkeleri tartışabileceğini, ancak Rum tarafının daha önceden taktik icabı masada bulunduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, bu kez Rum tarafının masaya taktik icabı oturmamasını istiyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Sayın Denktaş, her zaman aynı şeyi söylüyor. Bu tarz söylemleri 5, 4 ve 3 yıl önce de yapmıştı. Üzgünüm ki ön şartlar hiçbir şekilde bir işe yaramıyor. Sayın Denktaş, geçmişte çeşitli defalar sunduğu ön şartların kabul edilmesini istedi. Bunlar, müzakereler için bir temel oluşturmuyor. 1999 yılında müzakereler başladığında, Güvenlik Konseyi ön şartların kabul edilmeyeceğini söylemişti. Rum tarafı hakkında söylediklerinde doğru veya yanlış olduğunu bilmiyorum. Sayın Denktaş, her zaman diğer tarafı müzakereleri kötü bir şekilde yürüttüklerini söylüyor. Bence bu düşünce, ilerleme için pek verimli bir yaklaşım değil.

Soru: Cumhurbaşkanı Denktaş, konfederal sistemin federal sistemden daha iyi olduğunu söylüyor ve "konfederal sistemi denendikten sonra karşı tarafla daha yakın bir oluşuma gidilebilir" diyor. Siz bunu nasıl karşılıyorsunuz?

Cevap: Sayın Denktaş, bunu 1998'de de söylemişti. Bu yaklaşım müzakereleri yürütmedi ve bugün de yürütmez. Güvenlik Konseyi raporlarında, federal bir çözümün desteklendiği defalarca belirtilmiştir. Gevşek bir federasyon özelliğini taşıyan Annan Planı'nı destekliyorlar. Sayın Denktaş'ın görüşleri çok iyi biliniyor; ancak bunlar bir anlaşmaya temel oluşturamaz.

Soru: Seçim sonuçlarına baktığımızda, bu bize Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs'ta çözüme ulaşılacağına dair bir mesaj veriyor mu?

Cevap: Açıkçası bilmiyorum. Bu konuda çok iyimser değilim. Bence bekleyip, partilerin nasıl hükümet kuracağını görelim. Müzakereler için ne gibi programlar ortaya koyacaklar? Umarım müzakere masasına gelmek için hazırlanırlar ve Güvenlik Konseyi'nin de her iki tarafa çağrıda bulunduğu gibi Annan Planı temelinde görüşmelere başlanır. Eğer başarılı olunursa, Mayıs 2004'ten önce Kıbrıs sorunu çözülür ve birleşik Kıbrıs AB'ye girer ki, benim görüşüme göre herkes için en iyi olanı bu. Bunun gerçekleşip gerçekleşmemesi yolundaki kararı seçilmiş Kıbrıslı Türk parlamenter alacak.

Soru: Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili bir plan hazırladığı söyleniyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı Denktaş da bir plan üzerinde çalıştığı beyanında bulundu. Böyle bir planı Annan Planı yerine tartışılması ihtimali gündeme gelebilir mi?

Cevap: Müziği değiştirmenin büyük bir yardımı olacağını sanmıyorum. Güvenlik Konseyi, Annan Planı'nın çözüm için yegane temel olduğuna inanıyor. Bu nedenle masaya yeni bir plan getirmekle çözüm yolunda ilerleme sağlanacağını sanmıyorum. Annan Planı, 20 yıllık müzakereler neticesinde ortaya çıktı. Tabii ki, Türkiye ve Sayın Denktaş'ın masaya tamamen farklı bir plan koyma hakkı var. Böyle bir durumun, ilerleme sağlayacağını konusunda oldukça karamsarım.

Soru: Kıbrıs konusunda deneyimli bir diplomatsınız. Sizce Birleşik Krallık'ın şimdi kendisi için ne gibi bir pozisyon belirleyecek? Yakında yeni özel temsilci atama olasılığı doğar mı? Bu kişi yeniden siz olur musunuz?

Cevap: Ben şu anda BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından oluşturulan dünya barış güvenliği, terörizm tehlikesi konularında ona danışmanlık yapan bir panelin üyesiyim. Çok yoğunum. Ancak İngiliz hükümeti adada yeniden özel bir temsilci atanması durumunu meydana getirecek doğru bir zaman oluşmadan yeni bir temsilci atamak birini görevlendirmek istemiyor.

Soru: Şu an yeni temsilcinin atanması için doğru bir zaman mı?

Cevap: Emin değilim. Bu onların kararı benim kararım değil. Şu anda görüşmelerin yeniden başlaması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la herhangi bir taahhüt vermiş değil.

Soru: Alvaro de Soto'nun eski görevine dönme olasılığından söz ediliyor...

Cevap: Alvaro de Soto BM genel sekreteri temsilcisi. Onun geri döneceği yolunda bir şey duymadım ancak genel sekretere görüşmelerin başlaması için gerçekçi bir yaklaşım olup olmadığı konusunda rapor vermek için her iki tarafın görüşlerini almak isteyebilir. Yine de genel sekreterin nisan ayında görüşmelerin başlaması için taahhüt alana kadar başlamayacağı yolundaki düşüncesinden vazgeçtiğini sanmıyorum.

Annan bu plandan başka bir plan arasında seçenek olmadığını net bir şekilde söyledi. Şu anda durumun değiştiğine inanmıyorum. Eğer De Soto adaya dönüyorsa bu, kuzeydeki seçimlerden sonra ortaya çıkan durumu öğrenmek içindir.

KIBRIS 17/12/03

"Seçimlerle ilgili bazı endişelerimiz var"

Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kuzey Kıbrıs'taki Seçimleri İzleme Uzman Grubu, 15 Aralık akşamı BRT'nin gece haberlerinde, kendi görüşleri hakkında yanlış izlenim yaratıldığını bildirdi:

Anıl IŞIK

KKTC'de yapılan 14 Aralık seçimlerini gözlemlemek için Oslo Üniversitesi'nden ülkemize gelen Aanund Hylland, Gunnar M. Karlsen ve Elisabeth Rasmusson , BRT'nin 15 Aralık akşamı yayımlanan gece haberlerinde, kendi görüşleri hakkında yanlış izlenim yaratıldığını bildirdi.

Aanund Hylland, Gunnar M. Karlsen ve Elisabeth Rasmusson , yayımladıkları basın bildirisinde, BRT'nin 15 Aralık akşamı gece haberlerinde, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel'in ofisinde kendilerinin ve diğer bazı yabancıların birlikte bulunduğu görüntülerin ekrana getirildiğini ve bu haberde, hür ve adil bir seçim yapıldığı iddia edilen bir açıklama yapıldığını ve herkesin bu kanıyı onayladığının ima edildiğini ifade etti.

Oslo Grubu, bu açıklamayı yapan kişinin kendi gruplarından biri olmadığının anlaşılmasını istediklerini ifade ederek, bu açıklamayı onaylamadıklarını ve BRT haberlerinde, kendilerinin aynı görüşmede, seçimler hakkında ortaya koydukları hiçbir önemli görüşe değinilmemesinden üzüntü duyduklarını kaydetti.

Rasmusson: Kısa bir sürede inceleme yaparak

seçimlerle ilgili görüş belirtmek doğru değil

Clement Dodds, İngiltere Parlamentosu'nun eski üyesi Avukat Michael Steven ve İngiliz-Helsinki İnsan Hakları Grubu'nun seçimlerle ilgili izlenimlerini aktarırken seçimleri iyi düzenlenmiş olarak nitelendirdiklerinin belirtilmesi üzerine, Elisabeth Rasmusson, seçimleri izlemek için adada bulunan gözlemcilerden olan İngiliz-Helsinki İnsan Hakları Grubu'nun, adada sadece 4 gündür bulunduğunu ve bu süreç içerisinde birtakım incelemelerde bulunduklarını ancak, bu sürenin seçim süreciyle ilgili sağlıklı görüş bildirmeleri için yetersiz olduğunu kaydetti.

Rasmusson, Clement Dodds ve İngiltere Parlamentosu'nun eski üyesi Avukat Michael Steven'ın Kuzey Kıbrıs'ta mülkleri bulunduğunu, Clement Dodds'un Kıbrıs hakkında yazdığını ve bunun kendisine Kuzey Kıbrıs hakkında bilgi verdiğini ancak, Dodds'un seçimleri gözlemlemek konusunda uzman olmadığını ve bu nedenle de seçimleri değerlendirme konusunda otorite olamayacağını söyledi.

Rasmusson , Kıbrıslı Türklerin, Kuzey Kıbrıs'a her gelen ve her konuda açıklama yapan kişilerle, seçimler konusunda uzman olan kişiler arasındaki farkı bildiklerine inandıklarını da ifade etti.

"Tüm seçim süreci incelenmeli"

14 Aralık'ta yapılan seçimler hakkında sağlıklı görüş bildirebilmek için tüm seçim sürecinin incelenmesinin gerektiğine işaret eden Elisabeth Rasmusson, seçim yasaları, seçim sürecinin ve seçim kampanyasının işleyişi, seçim yönetiminin ve en son olarak da seçim gününün -oy kullanma ve sayılma sürecinin- incelenmesin önemli olduğunu belirtti. Seçim gününün, seçim sürecinin sadece küçük bir bölümünü oluşturduğunu ifade eden Rasmusson, seçim gününden birkaç gün önce adaya gelerek seçim süreci hakkında yapılan açıklamanın sağlıklı olmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs'taki seçim süreci hakkında sağlam yargılarda bulunulmasının ancak tüm seçim sürecinin incelenmesiyle mümkün olabileceğine işaret eden Rasmusson, Oslo Grubu Hukuk Fakültesi Seçimleri İnceleme Uzman Grubu olarak uzun bir süreden beri adada seçim süreci hakkında çeşitli araştırmalar yapıklarını söyledi.

Rasmusson , 10 Aralık'tan beri Kuzey Kıbrıs'ta seçim süreciyle ilgili yaptıkları incelemelerin güvenilir belgelere dayandığını ve tüm bu verilerin bir rapor halinde ocak ayında yayınlanacağını ve herkesin bu rapora ulaşabileceğini ifade etti.

Hylland: BM ve OSCE tarafından

kabul edilen standartları uyguladık

Oslo Grubu olarak, seçimleri incelerken, uluslararası kabul edilen metodolojiyi takip ettiklerini vurgulayan Aanund Hylland, BM ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (OSCE) tarafından bağımsız ve adil seçimler için kabul edilen standartları uyguladıklarını kaydetti.

Bu standartların çok sıkı metodolojiye dayandığına işaret eden Hylland, bu standartlara göre, tüm seçim sürecinin üç gözlemci tarafından ve oy kullanma gününün ise daha fazla gözlemciden oluşan 'Kısa Süreli Gözlemci Grubu' tarafından incelendiğini anlattı. Hylland, seçimleri gözlemleyenlerin çok detaylı ve kapsamlı bir şekilde incelemelerde bulunmaları gerektiğini vurguladı.

Hylland, Olso Grubu olarak kendilerini çalışma grubu olarak adlandırdıklarını, ancak kendilerini gözlemci diye nitelendiren diğer gruplardan çok daha uzun bir süre adada incelemelerde bulunduklarını kaydetti.

Basın açıklaması

Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kuzey Kıbrıs'taki Seçimleri İzleme Uzman Grubu'ndan Aanund Hylland, Gunnar M. Karlsen ve Elisabeth Rasmusson tarafından yapılan basın açıklaması aynen şöyle:

"Kuzey Kıbrıs'ta 14 Aralık seçimleriyle ilgili olarak birtakım endişeler var. Bizim en son vardığımız sonuçlar ileride yayımlayacağımız raporda yer alacaktır. Bu basın açıklaması sadece bazı ön hususları içermektedir.

BRT'nin 15 Aralık akşamı haberleri bizim görüşlerimiz hakkında yanlış izlenim yarattı. Aynı gün haberlerde, Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel'in ofisinde bizim ve diğer bazı yabancıların birlikte bulunduğu görüntüler ekranlara getirildi. Hür ve adil bir seçim yapıldığı iddia edilen bir açıklamada bulunuldu ki, orada bulunan herkesin bu kanıyı onayladığı ima edildi.

Biz, bu açıklamayı yapan kişinin bizim grubumuzdan biri olmadığının anlaşılmasını istiyoruz. Biz, bu açıklamayı onaylamıyoruz ve BRT haberlerinde, bizim aynı görüşmede, seçimler hakkında yaptığımız hiçbir önemli hususa değinilmemesinden üzüntü duyuyoruz.

Bizim esas endişelerimiz seçim süreci öncesiyle ilgilidir. BRT, haberleriyle hükümet partilerini destekleyerek önyargılı oldu. Bir devlet kuruluşu olarak BRT'nin, Kuzey Kıbrıs anayasası ve uluslararası prensipler altında, haberleri halkın çıkarlarına hizmet edecek şekilde, önyargısız ve tarafsız bir şekilde sunma sorumluluğu vardır. BRT'nin ana haberleri hakkında yaptığımız denetleme gösteriyor ki bu sorumluluklar çiğnenmiştir.

Önceki seçimlere kıyasla, oy kullanabilen seçmenlerin sayısının artırılması, hükümet partilerine desteği çoğaltmak için "seçmen üretimine gidildiği" kuşkusu yarattı. İtirazlar ve seçim yasları ve İlçe Seçim Kurulu tarafından oluşturulan başvuru prosedürleri, adı listede olup, Kuzey Kıbrıs'ta sürekli ikametgahı bulunmayan kişilere karşı itiraz etme fırsatını yaratmıştır. Ancak, bu prosedürlerin, kurallara uygun seçmen listesinin oluşturulması için yeterli olmadığı hakkında endişeleri korumuştur.

Seçmenler üzerinde, belli siyasi partilerin desteklenmesi yönünde ileri sürülen aşırı baskılar vardı. Bunlar, bağımsız seçimlerle uyuşmayan bir atmosfer yaratmış olabilir.

Biz, seçimleri incelerken, uluslararası kabul edilen metodolojiyi takip ediyoruz ve BM ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (OSCE) tarafından bağımsız ve adil seçimler için kabul edilen standartları uyguluyoruz. Daha detaylı veriler bizim nihai raporumuzda verilecek."

KIBRIS 17/12/03

Eroğlu, hükümetin istifasını Denktaş'a sundu

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, yeni hükümetin kurulmasına olanak sağlamak amacıyla UBP-DP koalisyon hükümetinin istifasını Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sundu. İstifayı kabul eden Denktaş, yeni hükümet kuruluncaya kadar hükümetin görevini sürdürmesini istedi.

Yeni hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde siyasi parti liderleriyle bugün görüşmeye başlayacağını söyleyen, ancak önce hangi parti liderini kabul edeceğini açıklamayan Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC hükümetlerinin Türkiye ile işbirliği halinde çalışması gerektiğini de söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'yla ilgili görüşlerini de tekrarladı.

Serdar Denktaş katılamadı

Hükümetin istifasını sunmak amacıyla saat 10.00'da Cumhurbaşkanlığı'na gelen UBP Genel Başkanı Başbakan Eroğlu ile Cumhurbaşkanı Denktaş, yaklaşık yarım saat baş başa görüştü. Koalisyon ortağı Demokrat Parti Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise rahatsızlığı nedeniyle görüşmeye katılamadı.

Yarım saatlik görüşmenin ardından istifa yazısını basın önünde zarf içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'a sunan Eroğlu, "Seçimlerin sonuçları belirlenmiştir. Yeni bir hükümet oluşumuna fırsat vermek için UBP-DP hükümetinin istifasını sunuyorum" dedi.

Hükümetlerin Türkiye ile uyum içinde olması gerekir

İstifayı teşekkür ederek kabul eden Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir hükümet oluşuncaya kadar hükümetin devam etmesini istedi.

UBP-DP koalisyon hükümetine, görev süresince halka hizmetlerinden ve özellikle Türkiye ile işbirliği içinde çalışmalarından dolayı teşekkür eden Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kıbrıs'ta herhangi bir hükümetin Türkiye ile tam bir uyum içinde çalışması netice verir. Türkiye ile uyum içerisinde olmayan hükümetin halka refah getirmesi mümkün değil" ifadelerini kullandı.

Denktaş, özellikle son 5 yılda Türkiye ile birlikte altyapı alanında önemli adımlar atıldığını, Türkiye ile işbirliği içinde ekonomideki gelişmelerin sürebileceğini kaydetti.

"Parti liderleriyle bugün görüşmeye başlayacağım"

Bir soruya karşılık, hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde siyasi parti liderleriyle bugünden itibaren görüşmeye başlayacağını, ancak önce hangi liderle görüşeceğinin henüz netlik kazanmadığını söyleyen Denktaş, "Hangisine uygunsa onunla görüşeceğiz. Görüşme sırasında bir hikmet yok. Bakalım kim nasıl ne şekilde hükümet kurabilecek" dedi.

"Anan Planı reddedildi"

Seçim sonuçlarına ve Annan Planı'na ilişkin değerlendirmelerini de tekrarlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, "seçim sonuçlarının Annan Planı'nı onayladığına" ilişkin yorumların yanlış olduğunu söyledi.

Denktaş, "Referandumda kişi bir oy kullanır. Seçimlerde bir oy Lefkoşa'da 16, Mağusa'da 13 oy olarak yazılır. Konuyu DAÜ'de incelettirdik. Burada yapılan hesaplamalara göre sağ yüzde 51.2, 3 sol parti 48.8 oy aldı. Yani referandum olsaydı yüzde 51 ile reddedilmiş olacaktı" diye konuştu.

Halk uzlaşma istiyor

Annan Planı'nın ülkeyi ikiye böldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, bu bölünmeyi şu ifadelerle tanımladı:

"Bir yola çıkacak iki kişi var. Biri 'Hiç korkmayın, ben daha önce bu yola gitmedim ama bu yoldan gidersek daha güzel gideceğiz' diğeri daha temkinli ve daha tecrübeli. 'Ben bu yolda şu tehlikeleri, şu yanlışları görüyorum. Bekleyelim, daha büyüğümüz var, onunla da işbirliği halinde gidelim' diyor. Böyle bir durumda hangisine kıymet verilmelidir..."

Seçim sonunda ortaya çıkan tablonun, temkinli davranarak işbirliğini ve inattan kaçınarak birlikte karar vermeyi gerektirdiğini söyleyen Denktaş, "Halk uzlaşma istemektedir" dedi.

Rumlarla uzlaşmaya ihtiyaç yok

Rumların meşru hükümet olmanın ve AB üyeliğini garantiye almanın rahatlığıyla uzlaşmaya ihtiyaç duymadığını da söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün egemenliğini, eşitliğini ve Türkiye'nin garantisini ortadan kaldıracak formüllere karşı çıkmaya devam edeceğini söyledi. Bu nedenle uzlaşmaz unvanını almanın şeref olduğunu kaydeden Denktaş, Annan Planı'yla ilgili şu görüşlerini yineledi:

"Uzlaşma güzeldir, gereklidir. Ama Rum'un istediği uzlaşma değil. Rum'un söylediklerini dinleyerek, Rum'la anlaşarak önümüze plan koyanların uzlaşması değil. Biz eşit şartlarda, iki halktan biri olarak, iki ayrı demokrasiden birinin sahibi ve iki devletten birinin kurucusu olarak bir ortaklığa hazırız. Türkiye'nin garantisine el atılmasını katiyen istemiyoruz. Türkiye ve Yunanistan'ın bize güven vermek için önceden, yapılacak olan anlaşmada Türklerin egemenlik, eşitlik, toprağını fiilen garanti edeceğini, yani Kıbrıs'ta askeri güçlerin kalacağını garanti etmeleri gerekir. Ancak o zaman rahat ve huzur içinde masa başında oturabiliriz."

Denktaş Annan Planı'na değindi

Annan Planı'yla ilgili olarak da Denktaş şunları söyledi:

"İki tarafın da henüz anlaşmadığı, iki tarafın da olmaz dediği, değişmesi gereken çok şey var dediği, ama onun değiştirmek istediğini benim kabul etmediğim, benim değiştirmek istediğimi onun kabul etmeyeceği, felsefesi tamamen Rum felsefesine ait bir anlaşmayı Amerika, AB istiyor diye zorla bize kabul ettirmek ahlaka da, insanlığa da aykırıdır. Kıbrıs'ı yeniden çatışma sathına getirebilir. Mal-mülk konusu global bir şekilde halledilmeli. Başka bir yolu yok. Bireysel haklar olarak halletmeye çalışmak, barış temelini ortadan kaldırmak demektir. Bunlar üzerinde ısrarla durmaya devam edeceğiz."

Türkiye, hazırlıklarını tamamlıyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusundaki yeni süreçle ilgili olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan bir heyetin önümüzdeki günlerde KKTC'ye geleceğine ilişkin haberlerin anımsatılması üzerine de, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile önceki gün telefon görüşmesi yaptığını söyledi ve "Onlar da hazırlıklarını tamamlamak üzere, herhalde yakında bir temas olacak" dedi.

KIBRIS 17/12/03

Denktaş, parti liderleriyle hükümet kurma çalışmalarına bugün basliyor

Seçim sonuçları, Resmi Gazete'de yayımlandı... Cumhuriyet Meclisi, 26 Aralık'ta toplanacak ve milletvekilleri ant içecek.14 Aralık milletvekilliği genel seçimi sonuçları, Resmi Gazete'de dün yayımlandı.

Sonuçların Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla, ilçe seçim kurullarından dün öğleden sonra mazbatalarını alan milletvekilleri, 26 Aralık'ta toplanacak Cumhuriyet Meclisi'nde ant içerek göreve başlayacaklar. Anayasanın 81'inci maddesi Cumhuriyet Meclisi'nin, sonuçların Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonraki 10'uncu gün saat 10:00'da kendiliğinden toplanmasını ve milletvekillerinin ant içmesini öngörüyor.

Bu arada dün Başbakan Derviş Eroğlu'nun istifasını kabul eden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş siyasi parti liderleriyle yeni hükümetin kurulmasına yönelik temaslarına bugün başlayacak.

Denktaş bugün saat 10:00'da CTP-BG Başkanı Mehmet Ali Talat, 11:00'de UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, 12:00'de DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, 13:00'te de BDH Başkanı Mustafa Akıncı ile görüşecek.

Sonuçlar resmileşti

Resmi Gazete'de Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edilmesiyle, 14 Aralık milletvekilliği genel seçimlerinin sonuçları resmileşmiş oldu.

Buna göre, Cumhuriyet Meclisi'nde 5 yıl süreyle görev yapmaya hak kazanan milletvekillerinin 5 ilçeye göre dağılımı şöyle:

LEFKOŞA:

Tahsin Ertuğruloğlu, Hüseyin Özgürgün, İrsen Küçük, Hasan Taçoy, Dt. Şerife Ünverdi (UBP);

Dr. Mustafa Şenol Arabacıoğlu, Serdar Denktaş (DP); Mustafa Akıncı, İzzet İzcan, Dr. Mehmet Çakıcı (BDH); Mehmet Ali Talat, Dr. Ahmet Gülle, Kadri Fellahoğlu, Ahmet Barçın, Ali Seylani, Özdil Nami (CTP).

GAZİMAĞUSA:

Dr. Derviş Eroğlu, Mehmet Bayram, Erden Özaşkın, Turgay Avcı, İsmail Arter (UBP); Dr. Ahmet Kaşif , Dr. Hatice Faydalı (DP); Hüseyin Angolemli (BDH); Mustafa Ferdi Soyer, Sonay Masaroğulları, Dr. Okan Dağlı, Dr. Arif Albayrak, Nuri Çevikel (CTP).

GİRNE:

Dr. Salih Miroğlu, Dr. Esat Ergün Serdaroğlu, Dr. Hasan Bozer (UBP); Dt. Ünal Üstel (DP), Halil Sadrazam (BDH); Dr. Salih İzbul, Ömer Soyer Kalyoncu, Dr. Gülboy Beydağlı, Bayram Karaman (CTP).

GÜZELYURT:

Erdoğan Şanlıdağ, Türkay Tokel (UBP); Hüseyin Yalçın Öztoprak (DP); Tahsin Mertekçi (BDH); Dr. Fatma Ekenoğlu, Mehmet Çağlar, Doğan Şahali (CTP)

İSKELE:

Hüseyin Alanlı, Nazım Çavuşoğlu, Kemal Yılmaz, (UBP), Mustafa Gökmen (DP); Mehmet Ceylanlı (CTP).

Partilerin aldıkları oylar

5 ilçedeki seçim sonuçları da Resmi Gazete'de yayımlandı.

Sonuçlar şöyle:

LEFKOŞA: UBP: 169768, DP: 67641, MBP: 13668, BDH 93281, CTP 216160, ÇABP 17397, KAP 3132, Bağımsız Soner Engin 38, Arif Salih Kırdağ 86, Emine Selçuk 49.

GAZİMAĞUSA: UBP 145505, DP 54490, MBP 19628, BDH 34806, CTP 135426, ÇABP 3843, KAP 3306

GİRNE: UBP 65621, DP23617, MBP 5549, BDH 22255, CTP 66148, ÇABP 3081, KAP606.

GÜZELYURT: UBP 34310, DP 13773, MBP 1117, BDH 21116, CTP 38908, ÇABP1788, KAP 477.

İSKELE: UBP 23999, DP 13129, MBP 2945, BDH 4523, CTP 12681, ÇABP 330, KAP 524.

KIBRIS 17/12/03

‘Hedef 1 Mayıs öncesinde çözüm’

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının, adada uzlaşmaya varacak bir hazırlık içinde olduğunu, bu hazırlıkların somut olarak gelecek hafta açıklanacağını söyledi.
Japonya’ya yaptığı resmi ziyaret sırasında konuşan Gül, Kıbrıs konusunda “anahtar kelimenin uzlaşı” olduğunu, karşılıklı uzlaşma içinde adımlar atılması gerektiğini, sadece Türki
ye’nin ve Türk tarafının tek yanlı tavizler vermesinin beklenemeyeceğini kaydetti.
“Hazırlıklar Annan planına alternatif olarak mı yapılıyor, yoksa onun üzerine mi inşa ediliyor” şeklindeki soruya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül “Bu ko
nuda söyleyeceğim tek şey, Ankara’da uzun süredir çalışma yapılıyor. Kıbrıs’ta da yapılıyor. Bütün bunlar birleştirilecek ve çözüm için Türk tarafının samimi bir gayret ve çaba içine girdiğini göstereceğiz.” yanıtını verdi.

GELECEK HAFTA AÇIKLANACAK
Türk
iye’nin Annan planında verilenlerin ötesinde bir şey elde etmeyi umut edip etmediği sorusuna da Gül, “Somut şeyleri önümüzdeki hafta ortaya çıkartırız. Şu anda uzlaşmaya varacak bir hazırlık içindeyiz. Uzlaşma tek taraflı olmaz. Karşı tarafın da uzlaşıcı bir tavır içinde olmasını bekliyoruz. Ancak o zaman netice alınır. Yoksa sadece tek taraflı tavizler verilmiş olur ki, kimse bunu bekleyemez” şeklinde karşılık verdi.

HEDEF 1 MAYIS’TAN ÖNCE ÇÖZÜM
Gül, Türkiye’nin hedefinin 1 Mayıs’tan önce çözüme ulaşmak
olduğunu belirtti, ancak “Bu sadece Türkiye’nin ve Türk tarafının elinde olan bir şey değil” diye ekledi.
Dışişleri Bakanı Gül, “1 Mayıs’a kadar çözüm olmazsa ne olur” sorusuna da “Olmazsa olmaz. Türkiye üzerine düşeni yaptıktan sonra, çözüm olmazsa kimse
Türkiye’ye bir şey diyemez” yanıtını verdi. 1 Mayıs’a dek çözüm olmaması ve Rumların tek yanlı olarak AB’ye girmesi durumunda, Türkiye için koşulların daha da zorlaşıp zorlaşmayacağı sorusunu ise Gül “O zaman Türkiye üzerine empoze edilen her şeyi kabul mu edecek? Ver kurtul mu diyecek? Bunu demeyecek hiçbir zaman. Burada anahtar kelime uzlaşı. Uzlaşı ise iki taraflı olur, problemin taraflarının atacakları adımlarla olur. Biz bu adımları atma niyetindeyiz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Rum tarafı da aynı hazırlıklar içinde olursa ümit ederiz ki sorun çözülür.” şeklinde cevapladı.
Abdullah Gül, Yunanistan ile Ege sorunlarının çözümüne ilişkin de görüşmelerin kapalı olarak devam ettiğini, bu konuda da günü gelince açıklama yapılacağını kaydetti.

YENIDUZEN 17/12/03

Kıbrıs çözüm planım hala masada’

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm getirecek planının hala masada olduğunu bildirdi.
Annan, seçimlerle ilgili ilk açıklamasını, BM sözcüsü Fred Eckhard aracılığıyla yaptı.
Genel Sekreter, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm getirecek planının hala masada olduğunu belirtti. Annan, Ada’da başarılı bir sonuca ulaşılacağı konusunda siyasi irade bulunduğuna dair sağlam gerekçeler görmeden yeni bir girişimde bulunmama kararlılığını koru
duğu mesajını verdi.
Sözcü Eckhard, “Genel Sekreter, Kıbrıs Türk tarafı dahil tüm tarafların, yakın gelecekte Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne birleşik olarak girmesine imkan verecek taahhütlerde bulunacaklarını ummaktadır” dedi

YENIDUZEN 17/12/03

‘Umudun korkuya zaferi

ABD Dışişleri Bakanlığı,yurdumuzda yapılan Parlamento seçimlerini, “Umudun korkuya üstün gelmesi” şeklinde değerlendirdi.
Sözcü Boucher, seçim sonuçları çerçevesinde “ABD’nin, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunu iradesini yansıtacak yeni bir yönetimin en kısa sürede kurulmasını umduğunu” söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında, KKTC seçimlerini yakından izlediklerini belirterek, “Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlarla birlikte 1 Mayıs’ta A
B’ye üye olmalarını sağlayacak kapsamlı bir çözümden yana arzularını dile getirdi. Çözüm yanlısı bir parti en fazla oyu aldı ve toplam oyların yarısından fazlası çözüm yanlısı partilere gitti” dedi.
Boucher, “Özellikle seçim öncesi ortamdaki baskılar göz ö
nüne alınırsa, bu oylama umudun korkuya üstün gelmesi anlamı taşıyor. Bu seçim, Kıbrıs’ta çözüm davasını ilerletecek” diye konuştu.

WESTON’IN ZİYARETİ
ABD’nin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planının uygulanması yönündeki çabalarını sürdüreceğini söyleyen Boucher, “Kıbrıslı Türklerin arzusunu yerine getirecek şekilde görüşmelerin kısa sürede yeniden başlamasını umuyoruz” dedi.
Sözcü, Washington’un çabaları çerçevesinde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston’ın dün bölgey
e hareket ettiğini kaydetti. Weston’ın 6 günlük gezisinin Atina-Ankara ve Lefkoşa’yı kapsayacağı belirtildi.

YENIDUZEN 17/12/03

Yuh olsun!

UZAN’ların Türkiye’de yayınlanan STAR gazetesi, Kıbrıs Türk halkının iradesini “yavRUM VATAN” manşeti ile okurlarına duyurdu... “YavRUM Vatan” şeklinde manşetini hazırlayan Star’ın Kıbrıs Türk halkına ve onun iradesine “saygısızlığı” bu manşetle de sınırlı kalmadı. Star, iç sayfasında da “seçemiyorRUM” kelime oyununa giderek, Kıbrıs Türk toplumunun yüzyıllardır verdiği mücadeleye adeta hakaret etti.

YeniDÜZEN’in telefonlarından dün STAR’a öfke yağdı. Gazetenin sahiplerinden “Hakan Uzan”ın “1257” seçmen numarası ile “105” numaralı sandıkta “seçmen” kaydı bulunduğunu anımsatan okurlar, “Halkımızın iradesine müdahalede herhalde yeterince başarılı olamadı ki şimdi bizleri Rumculukla suçluyor” dediler.

Gazete, “Meğer yıllardır Yavru Vatan bildiğimiz Kıbrıs’ın yarısı Rum meraklısıymış” gibi ‘pislik’ ifadelerle doldurduğu haberinde, ‘seçimin’ yenilenmesi durumunda da 18 yaşını dolduran “5 bin yeni genç” seçmenin oy kullanacağını belirtti ve bu durumu da “büyük bir tehlike” olarak okurlarına duyurarak, “Bu gençlerin de oyuyla CTP’nin tek başına iktidar” olacağını yazdı.

STAR’a göre Kıbrıslı Türk seçmenin tercihi, “KKTC’nin yarısı Rum yönetimi altında yaşamak istiyor” şeklinde... STAR, özellikle de Güzelyurtlulara kızıyor ve “Ruma verilmek istiyorlar” diyor...

Halkımız, UZAN grubu ve STAR’ın ülkemizdeki destekçilerinin bu değerlendirmelere tepki gösterip göstermeyeceğini merakla bekliyor. “KKTC seçmeni” Hakan Uzan’a bakalım kim yanıt verecek, kim tepki gösterecek, yoksa yine alkışlanacaklar mı?

YENIDUZEN 17/12/03

Kıl payı kaybedenler

14 Aralık milletvekili seçimlerinde yarışan 353 milletvelilli adaylarından ellisi Cumhuriyet Meclisi’ne girmeye hak kazanarak, beş yıl süreyle mecliste görev yapacak. Cumhuriyet Meclisi yeni dönemde 25 yeni vekile kapılarını açarken, bu yarışta kıl payı ile meclise giremeyen adaylar da oldu.

En az oy farkı BDH Lefkoşa adaylarından olan Mehmet Çakıcı ve Gülsen Bozkurt arasında oldu. Gülsen Bozkurt’u 22 oyla geçen Mehmet Çakıcı meclise girerken, Bozkurt meclise giremedi.

CTP-BG Mağusa adaylarının iki güçlü ismi Nuri Çevikel ile Teberrükem Uluçay arasında da çok az bir oy farkı oluştu. Nuri Çevikel, Teberrükem Uluçay’ı 78 oyla geçerken meclise girenler arasında oldu. Nuri Çevikel 14085 oy aldı, Uluçay ise 14007 oy da kaldı.

“Çevikel ile Uluçay arasındaki fark: 78”

Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG) Mağusa adaylarından Nuri Çevikel, Teberrükem Uluçay’ı az bir farkla geçerek meclise girmeyi başardı. Nuri Çevikel 1485 oy alırken, Tebberükem Uluçay 14007 oy aldı. Aralarındaki oy farkı ise yalnızca 78...

CTP-BG Lefkoşa adaylarından Hasan Hastürer de 18671 oy alarak meclise giremedi. Hasan Hastürer’i 676 oyla geçen Özdil Nami yeni dönemde mecliste görev alanlar arasında.

CTP-BG Girne adaylarından Bayram Karaman 495 oyla Ali Volkan’ı geride bıraktı. Bayram Karaman 9696 oy alırken, Ali Volkan 9201 oy aldı.

CTP-BG Güzelyurt adaylarından Doğan Şahali 133 oy farkıyla Dt. Hakan Kuntay’ı geçti. Doğan Şahali 7405 oya sahipken, Hakan Kuntay 7272 oy da kaldı.

CTP- BG İskele adaylarından Necat Asilsoy 315 oy farkı ile yeni dönemde mecliste yer alamayanlar arasında. Mehmet Ceylanlı’nın aldığı 3773 oy karşılığında 3458 oya sahip olan Necat Asilsoy 315 oyla milletvekilliğini kaybetti.

“İlkay Kamil ve Savaş Atakan artık yok”

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa adayları Şerife Ünverdi ile Savaş Atakan arasında da çok az bir fark oldu. Eski milletvekillerinden Savaş Atakan’ı devre dışı bırakan Şerife Ünverdi 278 oyla Savaş Atakan’ın yerini aldı. Şerife Ünverdi 15255 oy alırken, Savaş Atakan 14977 oy da kaldı.

UBP Mağusa adaylarından olan İsmail Arter yeni dönemde meclise girmeye hazırlanırken, Özden Keser’e büyük fark attı. İsmail Arter 15391 oy alırken Özden Keser 14626 oy aldı. Aralarındaki fark ise 765.

Girne adaylarından ve geçen dönemde mecliste olan İlkay Kamil’de 14 Aralık seçimlerinde seçilmeyen adaylar arasında. İlkay Kamil’i 420 oyla geride bırakan isimse Hasan Bozer. Hasan Bozer 10949 oy alırken İlkay Kamil 10529 oyda kalarak meclise giremedi.

İskele UBP adaylarından Nazım İlerici 192 oyla milletvekilliğini kaybetti. Nazım İlerici 5757 oyla Kemal Yılmaz’ın gerisinde kaldı.

UBP Güzelyurt adaylarından Süha Türköz’de meclise giremedi. Süha Türközü 202 oyla geride bırakan isim ise Türkay Tokel’i. Türkay Tokel’i 7030 oy alırken, Süha Türköz 6828 oy aldı.

"Gülsen Bozkurt kıl payı”

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Lefkoşa adaylarından Gülsen Bozkurt sadece 22 oyla milletvekilliğini kaybetti. 22 oyla Gülsen Bozkurt’u geçen Mehmet Çakıcı toplam 8727 oya sahip oldu.

BDH Mağusa adayı olan Hüseyin Angolemli 4330 oyla meclise girerken Türker Ozankaya 526 oy farkı ile meclise giremedi.

BDH Girne adaylarından olan Halil Sadrazam 95 oyla Alper Baydar’ı geçerken, Alper Baydan 3545, Halil Sadramaz da 3640 oy aldı.

Güzelyurt BDH adaylarından İbrahim Koreli 4519, Tahsin Mertekçi de 4889 oy aldı. Tahsin Mertekçi’den 370 oy az alan İbrahim Koreli meclise giremedi.

“Salih Coşar 633 oyla kaybetti"

Demokrat Parti (DP) Lefkoşa adaylarından Serdar Denktaş, Salih Coşar’ı 633 oyla geçti ve meclise girenler arasında yer aldı. Serdar Denktaş 6928 oy alırken Salih Coşar 6295 oyda kaldı.

DP Mağusa adaylarından Hatice Faydalı, Yalçın Vehit’e büyük fark atarak 1027 oyla Yalçın Vehit’i geçti.

Girne DP adayı olan ve meclise girmeye hak kazanan Ünal Üstel, Neriman Saygılı’yı 450 oyla geçti. Ünal Üstel 4191 oy alırken, Neriman Saygılı 3741 oy aldı.

İskele bölgesinde ise DP’den milletvekili çıkan Mustafa Gökmen 3992 oy aldı. Onu hemen takip eden isimse Osman İmre oldu. Osman İmre 388 oy farkı ile meclise giremeyenlerden oldu

YENIDUZEN 17/12/03

Çözüm, AB: %50.45 Statüko: % 49.55

** Ekonomi ve Finans Uzmanı Azmi Özünlü, seçim sonuçlarını YeniDÜZEN’e yorumladı. Her platformda sonuçları yorumlamaya hazır olduğunu söyleyen Azmi Özünlü, “Seçimlerden barış çıktı” dedi.

** “Cumhurbaşkanı Denktaş’ın açıkladığı ve DAܒde yapıldığını söylediği hesaplama; bir istatistiğin ya da ölçümün doğru olması için gerekli 7 kuralın üçünü ihmal ediyor.”

İşte Ekonomi ve Finans Uzmanı Azmi Özünlü’nün YeniDÜZEN için yaptığı çalışma:

Metodoloji / Kullanılan Veriler


YSK’nın resmi rakamları baz alınarak her ilçedeki toplam oy kullanan seçmen sayısı, toplam geçerli oy sayısı ve her partinin ve bağımsız adayın aldığı oy sayısı.

Hesaplama

Her ilçede toplam geçerli oy sayısı, oy kullanan seçmen sayısıyla bölünüp ortalama tercih sayısı bulunmuştur. Bu sayı Lefkoşa’da 15.24; Mağusa’da 12.11; Girne’de 8.44; Güzelyurt’ta 6.52 ve İskele’de 4.71’dir. Bu sayıların ilçelerdeki toplam milletvekili sayısından düşük olmasının sebebi karma oy kullanan seçmenlerin bazılarının o ilçeden çıkacak toplam milletvekili sayısından daha az tercih kullanmasıdır.

İlçeler bazında hesaplanan ortalama tercih sayıları daha sonra o ilçelerdeki her partinin aldığı toplam oy sayısıyla bölünüp her partinin her ilçeden kaç seçmen oyu aldığı hesaplanmıştır. Bu sayıların tam rakam değil kesirli rakam çıkmalarının sebebi yine karma oylardır.
Örneğin, Lefkoşa’da 4 tercih D
P adaylarına, dört tercih UBP’ye ve 8 tercih de CTPBG’ye kullanan bir seçmen, DP’ye 0.25, UBP’ye 0.25, CTPBG’ye de 0.5 seçmen oyu vermiştir.

Statüko taraftarı net seçmen oyları, DP, UBP, KAP ve MBP’nin beş ilçe için hesaplanan toplam seçmen oyları olup 51,128.8’dir. Barış taraftarı seçmen oyları da ayni şekilde CTPBG, BDH ve ÇABP partilerinin beş ilçe için hesaplanan toplam seçmen oylarıdır, ve bu rakam 52,066.4’dür. Buna göre barış ve çözüm taraftarı net seçmen yüzdesi %50.45, karşı tarafın yüzdesi işe %49.55 olarak görünmektedir.

YENIDUZEN 17/12/03

Talat: Hiçbir seçeneği dışlamıyoruz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşen Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat, “Mayıs 2004’e kadar çözüm ve AB üyeliği vizyonu” çerçevesinde, Meclis’teki tüm partilerle koalisyon seçeneklerini değerlendireceklerini söyledi.

Lefkoşa
NTV

 

17 Aralık 2003— Bu çerçevede milli hükümet seçeneğinin de dışlanmadığını belirten Talat, Denktaş’a görüşmeciliği hükümetin yapması gerektiği yönündeki tespitlerini ilettiğini de kaydetti. UBP lideri Eroğlu ise, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasını temel prensip edindiklerini ifade etti ve “Kıbrıs’ta yaşanabilir bir anlaşmadan yanayız” dedi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’la bir araya geldi. Talat, görüşmede hükümeti kurma taleplerini Cumhurbaşkanı’na ilettiğini söyledi. CTP’den başka bir partinin hükümeti kurma olasılığı olmadığını ifade eden Talat, görevin kendilerine verilmesi gerektiğini kaydetti.
CTP lideri, Anayasa’ya göre müzakereleri Hükümet’in yapması gerektiğini ve bu noktayı Denktaş’a ilettiklerini de söyledi. Denktaş’ın konuyla ilgili yasal bir değerlendirme yapacağını belirten Talat, görüşmelerde ise Annan planının masada old
uğunu hatırlattı.
Türkiye’nin Annan planıyla bağlantılı bir proje üzerine çalıştığı duyumlarını aldıklarını da söyleyen Talat, “Belki böylesi bir ortamda bir paralellik yaratılabilir” diye konuştu.

EROĞLU: KIBRIS TÜRKÜNÜN HAKLARI KORUNMALI

Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu ise Denktaş’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Kıbrıs’ta yaşanabilir bir anlaşmadan yanayız” dedi. Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının 1963’ten bu yana kazandığı hakları koruyacak bir anlaşma için gerekli çabanın gösterileceğini söyledi.
Talat’ın görüşmeciliğin Hükümet tarafından yürütülmesi gerektiği açıklamalarına ise, “Anayasa’da böyle bir madde yok” karşılığını verdi. Hükümeti oluşturmaya yönelik olarak partinin yetkili kurullarında değerlendirmenin sürdüğünü kaydeden Er
oğlu, Denktaş’ın tüm liderlerle 2. tur görüşme talep edeceğini sandığını da belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ve Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı ile de görüşecek.

"Müzakerecilikte ısrarlı değilim”

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CTP lideri Mehmet Ali Talat, UBP lideri Derviş Eroğlu, DP lideri Serdar Denktaş ve BDH lideri Mustafa Akıncı’yla ayrı ayrı görüşerek hükümetin oluşturulması yönündeki çalışmaların başlatılmasını istedi.

Lefkoşa
NTV

 

17 Aralık 2003— Geniş tabanlı bir hükümetten yana olduğunu söyleyen Denktaş, müzakerecilikte ısrarlı olmadığı mesajını verdi. CTP lideri Talat da Denktaş’la yaptığı görüşmenin ardından ılımlı mesajlar verdi. Talat, Mayıs 2004’e kadar çözüm ve AB misyonu çerçevesinde Meclis’teki tüm partilerle koalisyon seçeneklerini değerlendireceklerini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Pazar günü yapılan seçimler sonrası Meclis’e girmeye hak kazanan 4 partinin liderlerini ayrı ayrı kabul etti. Denktaş, görüşmelerde siyasi partileri hükümeti kurmaları yönünde teşvik ettiğini söyledi.

‘GENİŞ TABANLI HÜKÜMET TAVSİYE ETTİM’
Geniş tabanlı bir hükümet kurulması konusunda tavsiyelerde bulunduğunu söyleyen Denktaş, “Şimdi, birkaç gün bekleyeceğim. Kendilerinden bir haber bekleyeceğim. Kendi aralarında temaslarını sürdürecekler. Ne biçim bir hükümet kurabileceklerinin kararını verdikten sonra bana gelecekler” diye konuştu. Geniş tabanlı hükümetle ” İki üç oyla yıkılmayacak bir
hükümeti” kastettiğini belirten Denktaş, hükümetin 3 ya da 4 partiden oluşabileceğini ifade etti.

‘UYUM İÇERİSİNDE HALLEDİLİR’
Denktaş, CTP lideri Talat’ın gündeme getirdiği müzakereciliğin hükümet tarafından yürütülmesi konusunda ise yasal değerlendirme yapılacağını söyledi ve müzakerecilikte ısrarlı olmadığı mesajını verdi. KKTC Cumhurbaşkanı şöyle konuştu: “Görüşmecilik hayatımın yıllarını alıp götürmüştür. Dolayısıyla aman ben, tekrar devam edeyim diye bir şeyim yoktur. Bana ihtiyaç varsa devam ederim
. Görüşmeci olmasam dahi, zaten görüşecek olanların ne yaptıklarını devamlı surette kontrol edecek bir durumdayım. Eğrisini doğrusunu halkıma söylerim, gereğini yaparım. Onun için bu hükümeti bozacak veya yıkacak bir mesele değildir. Uyum içerisinde bu da halledilir"

TALAT: HİÇBİR SEÇENEĞİ DIŞLAMIYORUZ
Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat ise, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’la yaptığı görüşmenin ardından ılımlı mesajlar verdi. Talat, “Mayıs 2004’e kadar çözüm ve AB üyeliği vizyonu” çerçevesinde, Meclis’teki tüm partilerle koalisyon seçeneklerini değerlendireceklerini ifade etti. Talat bu çerçevede milli hükümet seçeneğini de dışlamadıklarını vurguladı.
Türkiye’nin Annan planıyla bağlantılı bir proje üzerine çalıştığı duyumlarını aldıklarını da söy
leyen Talat, “Belki böylesi bir ortamda bir paralellik yaratılabilir” diye konuştu.

EROĞLU: HÜKÜMETİ KURMA TALEBİNDE BULUNMADIK
Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu ise, Denktaş’tan hükümeti kurmayı talep etmediklerini söyledi. “Kıbrıs’ta yaşanabilir bir anlaşmadan yanayız” diyen Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının 1963’ten bu yana kazandığı hakları koruyacak bir anlaşma için gerekli çabanın gösterileceğini söyledi.
Talat’ın görüşmeciliğin Hükümet tarafından yürütülmesi gerektiği açıklamalarına ise, “Anaya
sa’da böyle bir madde yok” karşılığını verdi. Hükümeti oluşturmaya yönelik olarak partinin yetkili kurullarında değerlendirmenin sürdüğünü kaydeden Eroğlu, Denktaş’ın tüm liderlerle 2. tur görüşme talep edeceğini sandığını da belirtti.

S.DENKTAŞ: 4 PARTİLİ
YAPIDAN YANAYIM
Partisinin anahtar konumunda olduğunu kabul eden Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş da, seçimlerden”Annan planını kabul et ya da etme” şeklinde bir sonucun çıkmadığını belirterek, 4 partinin bulunduğu bir yapıyı tercih ettiğini söyledi. Serdar Denktaş öğleden sonra ortak bir hareket biçiminin benimsenmesi için UBPlideri Eroğlu’yla bir araya gelecek.

Kıbrıs ve Türkiye


KKTC'DE iktidarı yıpratan faktörler neydi? Yolsuzluk, partizanlığın yarattığı 'oligarşi' görüntüsü, yılların halkta yarattığı bıkkınlık... Denktaş'ın izlediği politikaların yol açtığı 'çözümsüzlük' sorunu...
Böyle bir ortamda muhalefetin daha büyük bir başarı kazanması gerekmez miydi? Avrupa Birliği'nin nimet vaatlerini de buna eklersek, muhalefetin gerçekten "silip süpürm
esi" beklenirdi. AB de bunu bekliyordu zaten.
Ama olmadı, çünkü özellikle CTP lideri Mehmet Ali Talat, milli duyguları rencide eden sözleriyle 'itici' bir figür oluşturdu. İşte bazı sözleri:
"Türkiye benim anavatanım değil, ata vatanımdır. Bazı gericilerin
olabilir, ama benim anavatanım değil..." (Kıbrıs gazetesi, 19 Aralık 1997)
"Türkiye'nin bizi kurtardığını söyleyebilirsiniz ama burada yeterinden fazla kalmıştır..." (The Guardian, 21 Eylül 2002)
"Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığı uluslararası hukuka aykırı
dır." (Kıbrıs, Vatan, 19 Eylül 2003)
***
KKTC'DE yayımlanan iktidar yanlısı Halkın Sesi gazetesinin dünkü sayısında yazar İsmet Koçak, muhalefeti eleştirirken, "Türkiye, ne paranı, ne memurlarını istemiyoruz!" diye eskiden yapılmış konuşmaların artık bırakılmasını ve milli birlik halinde hareket edilmesini tavsiye ediyordu.
Doğrudur...
Birlikte hareketin önemini kavramak için önce herkes seçim sonuçlarından ders almalı...
Sayın Denktaş ve UBP ders almalıdır: Bugüne kadar izledikleri iç politikanın "oligarşi
k" görüntüsü, dış politikanın ise "çözümsüzlük"le özdeşleşmesi, KKTC halkının önemli bir bölümünde ağır bir tepki, hatta KKTC 'devlet'ine yabancılaşma yaratmıştır! 'Hain' diye suçlamak bölünmeyi daha da sertleştirmekten başka bir şeye yaramaz.
Sayın Talat
ve CTP ders almalıdır: İzledikleri politika birçok KKTC vatandaşında "ucuza satılmak" kaygısı yaratmıştır haklı olarak. Halbuki Annan planı üzerine çetin pazarlıklar yapmak ve bunda Türkiye'nin aktif desteğine sahip olmak, Türkiye ile birlikte "çözüm"e ulaşmak lazımdır.
***
KKTC'DE seçim sonuçlarının "yeni yaklaşımlar" gerektirdiği kesindir.
Denktaş daha toparlayıcı olmalı, 'milli lider' olduğunu KKTC halkının çok büyük kesimlerini toparlayarak göstermelidir. Bunun da yolu yeni hükümeti kurdururken ayırımcı
lık yapmaması, "çözüm" konusunda Ankara hükümeti ile uyumlu hareket edeceğinin mesajını vermesidir.
Denktaş'ın, Türkiye'nin iç politika dengelerini ve kurumsal duyarlıklarını 'kullanmaya' kalkması, Türkiye'nin içinde sıkıntılar yaratır, pazarlık sürecinde
hepimizi zaafa uğratır.
Talat, yanlış politika izlediğini görmelidir. Türkiye'den, Türklükten ayrı bir KKTC düşünmek büyük zaaf getirir. Türkiye'nin desteğine sahip olmayan bir KKTC liderliği, pazarlık sürecinde güçlü olamaz. Egemenlik, göçmen ve mülkiyet
gibi, KKTC vatandaşının günlük menfaatini etkileyecek sorunlarda gelişme sağlamak mümkün olmaz.
İşte bu sebeplerle Denktaş artık Ankara ile uyumlu olarak "çözüm"e açılmalı, Talat da müzakereci olarak masaya oturacak kişinin Denktaş olmasını kabul etmelidir
.
TAHA AKYOL MILLIYET 18/12/2003

Denktaş Ankara farkı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara'nın hazırladığı planı bekliyor. Ancak plandan önce Ankara'nın "Denktaş'a bakış"ı geldi.
Açıkça söylemek gerekir ki, Ankara, Denktaş'ın arkasında gözükmüyor. Başbakan Erdoğan'ın, KKTC seçimlerinden sonra yaptığı yorum, "siyasetçiler değişmeli" biçiminde oldu. Bu mesaj kuşku yok ki, Cumhurbaşkanı Denktaş'a...
Belli ki, seçim sonuçlarının muhalefete, Denktaş'ın çekilmesini veya devrilmesini sağlayacak bir güç vermemi
ş olmasından Başbakan Erdoğan pek memnun değil. Hala Denktaş'ı hırpalamaya dönük yorumlar yapmasından bu anlaşılıyor.
Oysa, seçim geride kaldığına ve parlamento tablosu belli olduğuna göre, ulusal nitelikli Kıbrıs sorununda, Ankara, artık, Cumhurbaşkanı De
nktaş'ı zayıflatma girişimlerini bırakmalıydı. Denktaş masaya oturmaya hazırlanırken, arkasında Ankara'nın gücü bulunduğunu hissettirmeliydi. Öyle olmadı. Rum kesiminin, Denktaş'ı ve KKTC'yi zayıf düşürmek için fazla uğraşmasına gerek yok, bunu Ankara ve KKTC muhalefeti daha etkili biçimde yapıyor.
Ancak gerçek şu ki, seçim sonuçları Cumhurbaşkanı Denktaş'ın işlevini ve konumunu güçlendirmiş durumda. Parlamentonun 25 - 25 olarak ikiye bölünmüş olması, Denktaş'ın önemini artırıyor. Cumhurbaşkanı'nın bu tablo
dan üçlü veya dörtlü bir geniş tabanlı hükümet çıkarması ve bu hükümetle güçlü biçimde masaya oturması için Ankara'nın desteğini alması gerekli. Ama bu desteğin verileceğine dönük bir işaret yok. Aksine bir hava seziliyor.
Bu gerçeği ifade ettikten sonra,
Ankara ile Denktaş arasındaki yaklaşım farkına değinmek gerekiyor. Fark, Annan planından kaynaklanıyor. Ankara'da Dışişleri, Annan planını esas alarak çalıştı. Oysa Denktaş başından beri Annan planının felsefesinin hatalı olduğunu savunuyor. Belli konularda bu plandan esinlenilse bile esas alınmasının yanlış olacağını vurguluyor.
KKTC'deki seçim sistemi her oyu seçim bölgesinin milletvekili sayısı ile çarpıyor. Bu da ağırlıkları etkiliyor. Oysa her seçmenin oyu bir oy sayıldığında Annan planına karşı blokun
oyu yüzde 51'i buluyor. Bu durumda sonuçların Kıbrıs Türkü'nün Annan planını onayladığı biçiminde değerlendirilemeyeceği, aksine planın esas alınmasına karşı çıkıldığı şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Felsefedeki yanlışlık nedir?
Denktaş,
seçimlerden sonra da söylediği gibi konfederal bir çözüm istiyor. Oysa Annan planı federal bir sistem öneriyor. En önemli fark burada. Ankara da Annan planını esas alarak federal sistemi benimsemiş görünüyor. Konfederal sistem önerisinde bulunmuyor.
Konfe
deral çözümle, federal çözüm arasındaki farka gelince... Denktaş, kurucu devletlerin egemenliklerini korudukları, sadece dış politika, savunma gibi birkaç alanda çatı devlete yetki verildiği konfederal sistemin, iki halka, iki devlete, iki kesime, iki demokrasiye dayalı Türk tezine daha uygun olduğunu düşünüyor. Bu sistemle Kıbrıs Türkü'nün egemenliğinin daha iyi korunacağını savunuyor.
Federal sistemde ise kurucu devletlerin egemenliklerini birçok alanda kaybettiklerini, çatı devletin güçlü, kurucu devletl
erin zayıf olduğu bir yapı oluşacağını, bunun da başta egemenlik olmak üzere, Türk tarafının kazanılmış birçok hakkının kaybolacağı endişesini taşıyor. Bu endişelerle de Denktaş, Annan belgesinin esas alınmasının yanlış olacağını savlıyor. Felsefeye itiraz bu düşüncelerinden kaynaklanıyor.
Ankara ise Annan belgesini esas alarak, Denktaş'ın konfederal çözüm önerisini baştan tıkamış oluyor. Esasa ilişkin önemli fark bu...Ankara ile KKTC arasında esasta bir uzlaşma sağlanmadan masaya oturulması ve başarılı bir
müzakere yürütülmesi de elbette zor.
FIKRET BILA MILLIYET 18/12/2003

Fiyasko ve çıkış yolu!

Güney Kıbrıs'ta kişi başına milli gelir 16 bin dolar. Kuzey'de ancak 3 bin dolar.Güney'e her yıl 2.5 milyon turist geliyor. Kuzey'e 85 bin. 'Kumar turistleri'ni eklerseniz, bu rakam 400 bini aşıyor.
Kuzey'de nüfus 200 bin. Bunun içindeki yetişkin nüfus ne kadar bilmiyorum. Ancak 200 binin 50 bini memur, maaşa bağlanmış, devletten geçinmek zorunda...
Daha kapılar açılmadan önce günlük olarak Kuzey'den Güney'e gidere
k çalışan Türklerin sayısı 3 bin civarındaydı. Şimdi bu sayının 7 - 8 bini bulduğu hesaplanıyor.
Bir acı gerçek daha:
Daha şimdiden 100 bin 73 Kıbrıslı Türk, Güney Kıbrıs'a başvurmuş durumda. Rum Pasaport Dairesi'nden geçen ay sonu yapılan açıklamaya göre
8 bin 253 Türk pasaport için, 23 bin 500'ü kimlik için, 68 bin 594'ü doğum belgesi için istekte bulunmuş... (28 Kasım 03 tarihli Milliyet'ten)
Bu ne demek?
1 Mayıs 2004'e kadar çözüm olmaz, Güney'in Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyeliği resmiyet kazanır ve
Kuzey dışarıda kalırsa, Rum pasaportu alacak Kıbrıslı Türklerin sayısı - şimdiden 100 bin başvuru yapıldığına göre - kolayca tahmin edilebilir.
Bu bir başarı öyküsü mü? Hayır.
Bir fiyaskodur.
Bu muhteşem başarısızlığın altında Denktaş'la Ankara'nın, yani
Türk siyasetiyle diplomasisinin ortak imzaları vardır. Otuz yılda gelinen bu noktayı KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a sorduğunuz vakit hep aynı yanıtı alırsınız:
"Ambargo!"
Elbette payı var.
Ama her şeyi ambargoya indirgemek, sorumluluktan kaçmak, fiyaskonun g
erçek nedenlerini perdelemektir.
Bugün yalnız Kuzey Kıbrıs'ta değil, Türkiye'de de kişi başına milli gelir ancak 3 bin dolar. Niçin öyle? Çünkü Güney Kıbrıs'la Yunanistan'ın arkasından bize nal toplatan, 'anavatan'la 'yavru vatan'da yoksulluğu eşitleyen ay
nı kafadır. Yıllar yılı ekonomiyi, hukuku boşlayan devletçi zihniyettir. Siyasal iktidarların ekonomide devletçiliğe saplanması ve demokratik hukuk devletinin eksiklerini görmezlikten gelmesidir bu kafanın içi...
1960'ları düşünün.
Yunanistan, İspanya ve P
ortekiz'le aynı hizada yarışa başladık. 27 Mayıs sonrasında biz hala devletçilik yolunda yürüyorduk. Nasıl döviz kazanırız diye değil, nasıl döviz tasarruf ederiz sorusuna göre ekonomik model yaptık. Gümrük duvarlarının gerisine çekildik. İhracata, döviz kazanmaya yönelik değil, tam tersi stratejiler, ithal ikameci politikalar izledik.
KİT canavarları böyle sahne aldı.
Çünkü ekonomiyi rekabete açmak yerine, ekonominin en büyük kamburu olarak enflasyon körükleyici KİT'leri kurduk.
1970'lerde tarihi bir hata
daha yaptık.
Ekonomide devletçilik devam ederken, Yunanistan'la birlikte Avrupa Birliği'ne üyelik fırsatını maalesef heba etti siyasal iktidarlar.
Birinci Avrupa treni kaçırıldı!
1960'lar ve 1970'lerin büyük hataları bizi 3 bin dolara mahkum ederken, AB rü
zgarını arkasına alan Yunanistan, İspanya kişi başına 15 bin, 20 bin dolarları yakaladı. Türkiye ise 'stratejik değeri çok yüksek' olduğundan dem vurulan Kuzey Kıbrıs'la birlikte hala 3 bin dolarda emekliyor.
Ne yazık!
Peki, ara açılacak, uçurum derinleşec
ek mi?
Yoksa uçurumu kapatacak raya oturacak mı Türkiye?.. Bu ray, Avrupa Birliği rayıdır. Onun için dünkü yazımda da altını çizdiğim gibi:
Avrupa Birliği'ne inanmayan, Türkiye'nin AB projesinin önemini umursamayan, Kıbrıs sorununu çözemez.
Çünkü Kuzey Kıb
rıs'la Türkiye'yi 3 bin dolarda eşitleyen, insani gelişmişlik sıralamasında nal toplatan kafa aynı kafadır.
Çözüm değil, sorun biriktiren kafadır. Pozitif değil, sürekli negatif düşünen kafadır. Denklemleri bir türlü tersine çeviremeyen ezberci kafalardır.
Elinde çekiç olduğu için her şeyi çivi gibi gören demode zihniyettir.
Kıbrıs Türklüğüyle Türkiye'nin iç içe olan kaderlerini değiştirmek ve ikisinin de önünü açmak istiyorsak, o eski, miadını doldurmuş, demode zihniyete, 'o kafa'ya artık prim verilemez, i
nisiyatif tanınamaz.
Tarihi bir kavşaktayız!
Dileriz, Başbakan Erdoğan'la Dışişleri Bakanı Gül bu gerçeğin farkındadırlar. Yoksa Türkiye'ye de, onlara da yazık olabilir

HASAN CEMAL 18/12/2003

Kıbrıs'ta 40 yıl sonra yeşeren umut


KARGAŞA, çatışma çıkmadı. Sandık hileleri olmadı.
Batı'nın, özellikle de Verheugen'in taraflı demeçlerine rağmen Kıbrıs'ta her açıdan örnek bir seçim yapıldı.
Kıbrıs Türklerini kutlarım.
***
BU seçimin sonucunda Denktaş güçlendi.
Ankara rahatladı.
Muhalefet açık farkla kazansaydı,
Mehmet Ali Talat hırçınlaşır, adada dönülemez bir yola girilebilir, bu anavatanı da olumsuz etkilerdi. Bunlar olmadı ve Ankara stresten kurtuldu.
AB'nin de sonuçtan memnun olması gerekir. Çünkü AB muhalifleri de kazanamadı.
Bu durumda Annan planı artık ele
alınabilir.
Annan planı temelinde, ama bazı değişiklikler de önerilerek, 2004 Mayıs'ına da az bir süre kaldığı unutulmadan müzakereler gündeme gelebilir.
***
OLMAZ gibi görünen işbirliği durumları Türkiye'de oldu. Zıtların koalisyonu kuruldu ve yaşadı.
Be
nzer çözüm KKTC'de neden gerçekleşmesin? Üstelik bu hükümetin öncelikli tek konusu var: AB.
Kıbrıs Türk'ü tarihi bir dönemeçte. AB üyesi olma yolunda. Bu durum konsensüs gerektiriyor. Bu yolda en elverişli hükümetin "milli birlik" hükümeti olduğu anlaşılıy
or.
Kıbrıslı liderler, partiler, uzlaşmaya adeta mecburlar.
Uzlaşmanın aksi adada kargaşa ve kaos demekse, AB üyeliğini unutmak demekse, bunun tarihi sorumluluğu uzlaşmaya yanaşmayan liderlerde olacaktır.
***
KKTC seçimlerinin sonuçları her ortamda farklı
yorumlandı. Çeşitli şekillerde anlaşıldı, anlatıldı. Güney Kıbrıs'ta da, Atina'da da, Avrupa'da da böyle oldu.
Gazetelerimiz de sonuçları şöyle verdi:
Seçim Kıbrıs'ı kilitledi - Ankara çözecek - Sandıktan belirsizlik çıktı - Kıbrıs'ta sıkıntılı durum - San
dıktan AB çıktı - KKTC kördüğüm - Birlikte çöz mesajı - Şifre gibi mesaj.
Gerçekten de seçimin mesajı şifre gibi oldu.
Ne yazık ki bu şifrenin anahtarı da ortada yok.
Anahtarı Ankara'nın ve KKTC'deki parti liderlerinin ortak aklı yaratacak.
Sonuç; hem Kuze
y Kıbrıs halkının birliği hem de "Avrupa Birliği" olmalı.
DOGAN HEPER MILLIYET 18/12/2003

Ankara ağırlığını koyacağa benziyor

Doğrusunu söyleyeyim, bugün yazmak istediğim yazı "Kıbrıs komedisinden bıktım" başlığını taşıyacaktı.
Gerçekten de bıkmıştım.
Sanki bütün kararlarda KKTC vatandaşlarını dinlermişiz, sanki atılacak adımlarda KKTC'de oluşan iradeyi dikkate alırmışız ve sanki hep Denktaş'ı ikna etmek istermişiz de, bu defa da aynı beklentilerin gerçekleşmesine çalışıyormuşuz gibi bir oyun oynanıyordu.
Al gülüm-ver gülüm...
30 yıldır sadece Ankara'da alınan kararlar uygulandı. KKTC'nin tüm parası bizim cebimizden verildi. Bunlara karşılık Denktaş, Allah şahittir, Ankara ne dediyse onu yaptı.
Şimdi en önemli, en hayati aşamaya girdik ve son 1 yıldır yeni
bir moda çıktı: Efendim, Sayın Denktaş ile görüşelim... Kardeşim, Denktaş'ı ikna edelim... Bu ülkede demokrasi var, seçimlerin sonucunu bekleyelim..."
Komik oluyoruz, komik.
Bunu kimselere –özellikle kendimize- yutturamayız.
Bu yaklaşımın temel nedeni, AKP
hükümetinin şimdiye kadar Kıbrıs konusunda bir politika oluşturamamasıdır. Kıbrıs politikası bulunmamasıdır. Bütün bunlar, sırf zaman kazanmak için yapılan manevralardır.
İşte Denktaş, görüşlerini en ince ayrıntısına kadar açıkladı. Bu koşullarda çözüm is
temediğini gösterdi.
Seçimler yapıldı ve çözüm isteyenler, az bir farkla dahi olsa kazandılar.
Öte yandan da, zaman giderek kısalıyor. 1 Mayıs 2004'e, sadece 4,5 ay kaldı.
Hala "Demokrasinin kuralları" ile mi uğraşacağız? Hükümet kuruluşunu geciktirecek m
anevralar mı seyredeceğiz?
Bırakalım artık bu komiklikleri.
Gerçekleri olduğu gibi görün.
Kıbrıs'ı göz göre göre, bu defa tümüyle kaybedebileceğimizi kabul edin. Vatan Millet Sakarya edebiyatı ile hiçbir yere varamayacağımızı anlayın.

* * *

ANKARA NİHAYET "KARARI BEN VERİRİM" DEDİ

Dışişleri Bakanı Gül'ün basına söyledikleri ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Salı günkü grup toplantısında yaptığı konuşma, Ankara'nın artık hareketlenmek ve Kıbrıs komedyasına bir son vermek istediğini ortaya koydu.
Tabii, yoğurdu üfleyerek yemek gerekiyor. Zira Başbakan bundan önce de esip kavurmuş, sonra birden bire tutum değiştirdiği izlenimi vermişti.
Umarız, aynı filmi bir defa daha görmeyiz.
Gelelim, Başbakanın getirdiği son politikalara.
1. KKTC'de bir hükümet krizi olmamalı
ve en kısa sürede koalisyon kurulmalıdır.
Oysa Denktaş'ın son konuşmaları, bir hükümet kuruluşunu uzatmak, hatta yeni bir seçime gidilebileceği sinyalleri taşıyordu.
2. Türk tarafı, Annan planını temel alarak yeni bir yaklaşım hazırlamıştır. Bunun ayrıntı
ları önümüzdeki hafta açıklanacaktır.
Oysa Denktaş, Annan planının öldüğünü ve kendilerinin ayrı bir plan üzerinde çalıştıklarını ısrarla söylüyordu.
3. Müzakere masasına dönülmelidir.
Oysa Denktaş, 1 Mayıs 2004 tarihine kadar ne yapıp edip müzakere masası
na oturmak istemiyordu.
4. KKTC seçimleri, topulmun çözümünden yana olduğunu göstermiştir. Türk toplumu, kazanımlarını koruyarak çözümü arzulamaktadır. Statüko değişmelidir.
Oysa Denktaş seçimlerin Annan planına karşı olanlar tarafından kazanıldığını açıkl
adı ve statükonun devamını desteklediğini belirtti.
5. Seçimler Kıbrıs'ta yeni politika ve yeni politikacılar gerektiğini ortaya koymuştur.
Oysa Denktaş yeniliğe kesinlikle karşı. Herhalde Erdoğan'ın bu sözlerinden rahatsız olmuştur.
Şimdi yapılması gereke
n, bu politikaların harfiyyen uygulanmasıdır.
Zaman geçirmeden Serdar- Talat- Akıncı koalisyonu kurulmalı... Ankara'nın çözüm planı koalisyon ortakları tarafından kabul edilmeli ve müzakere masasına oturulmalı.
Bunun başka çıkışı yoktur.
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 18/12/2003

Denktaş: Çekilebilirim

Ömer BİLGE - Ardıç AYTALAR / LEFKOŞA/Sefa ÖZKAYA

CTP lideri Talat, Denktaş'a "Görüşmecilik görevini hükümete devredin" dedi. Denktaş, "Görüşmecilikte ısrarlı değilim, hukukçulara danışacağım" yanıtını verdi.

KKTC'de hükümet kurma çalışmaları dün başladı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclise giren dört partinin liderleriyle görüştü. Seçimin birincisi CTP'nin lideri M.Ali Talat, Denktaş'a ‘‘Görüşmecilik görevini hükümete devredin’’ dedi. Denktaş, ‘‘Görüşmecilikte ısrarlı değilim, hukukçulara danışacağım’’ yanıtını verdi.

KKTC'de iktidar ve muhalefetin berabere tamamladığı 14 Aralık seçimlerinin ardından hükümet pazarlıkları dün resmen başladı. Seçimlerden birinci parti çıkan muhalefetteki Cumhuriyetçi Tür
k Partisi'nin (CTP) lideri Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan hükümeti kurma görevini ve bugüne kadar sürdürdüğü toplumlararası görüşmecilik yetkisini hükümete devretmesini istedi. Denktaş ise, görüşmecilikte ısrarlı olmadığı ve konuyu hukukçulara danışacağı cevabını verdi.

Denktaş dün parlamentoda temsil edilme hakkı kazanan partilerin liderlerini ayrı ayrı kabul etti. CTP Lideri Talat, Denktaş ile görüşmesinde, toplumlararası görüşmecilik yetkisinin hükümete ait olduğunu belirterek, görüşm
ecilikten çekilmesini istedi. Denktaş ise konunun anayasal bir sorun olduğunu belirtti.

Denktaş, 'Yıllarca görüşmecilik yaptım. Bu konuda illa ben olacağım diye bir ısrarım yok. Yüksek Mahkeme Başkanı'na danışacağım. Görüşmecilikten çekilim. Sonuçta cumh
urbaşkanı olarak herşeyin yine de takipçisiyiz. Bu mesele hükümetin kurulması ya da yıkılmasına neden olacak bir konu değil' dedi.

MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ

Cumhurbaşkanı Denktaş ayrıca Mehmet Ali Talat'a bir iki oyla devrilecek bir hükümet istemediğini güçlü ve geniş tabanlı mümkünse tüm partilerin katıldığı milli mutabakat hükümeti kurulmasını istediğini belirtti. Talat ise, Rum Kesimi'nin AB'ye tam üye olacağı 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs sorununa çözüm vizyonuyla milli mutabakat hükümetine sıcak baktıkl
arını ve Denktaş'ın istediği gibi tüm partilerin katılacağı bir hükümetin mümkün olduğunu söyledi.

CTP lideri, 'Bizim dışımızda şu anda hükümet kurma ihtimali olan başka bir parti yok. Bizim hükümeti kuracağımız da belki yüzde yüz kesin değil ama en yüks
ek ihtimal bizim kurmamızdır' dedi. Talat, partilerle resmi görüşmelere henüz başlamadıklarını da kaydetti.

Annan planı, baban planı mı?

Kıbrıs sorununun çözümü için ayak sürümediklerini söyleyen Denktaş, ‘‘Masaya oturulacak. Annan planı, baban planı mı göreceğiz’’ dedi. Denktaş ve Talat gazetecilere poz verirken Denktaş'ın açıklama yapmak istemesi üzerine görevliler, sadece foto muhabirlerinin içeriye alındığını, açıklamanın sonra yapılacağını söylediler. Bunun üzerine Talat, ‘‘Boşuna konuştun sayın Cum
hurbaşkanım’’dedi.

Liderler ne diyor

CTP Lideri M.Ali Talat:

Görevin bize verilmesi dışında bir seçenek yoktur. Bütün partilerin bir araya geleceği olasılığı dışlamıyoruz. Mayıs 2004'e kadar, çözüme ulaştıracak her türlü hükümeti oluşturmak mümkündür.


DP Lideri Serdar Denktaş:

Halkımızın iradesi çok net olarak partiler arası konsensusu işaret ediyor. Gönül arzu eder ki, çok geniş tabanlı bütün partilerin içinde olduğu mutabakat hükümeti kurulsun.

BDH Lideri Mustafa Akıncı:

Mayıs'ta Birleşik Kıbrıs'la AB'ye girmek ve Aralık'ta da Türkiye'nin AB'den tarih almasını sağlamak bizim için esastır. Milli hükümet olur, güçlü hükümet olur. Şekil değil, amaç önemli.

UBP Lideri Derviş Eroğlu:

Milli hükümet olasılığı da bir alternatif. Kıbrıs Türkünün kazandığı hakları koruyarak bir anlaşmaya varmak ana prensibimiz. Anayasada, görüşmeciliği başbakan yürütür diye bir yetki yok.

HURRIYET 18/12/2003

Ankara: Annan Planı referans

Ankara, düğmeye basmak için hükümetin kurulmasını bekliyor. Dışişleri yetkilileri, 'Annan Planı dışında referansımız yok' dedi

18/12/2003 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Türkiye'nin KKTC seçimlerinden çıkardığı 'ortak mesaj' ve bu mesaja göre atılacak adımlar netleşmeye başladı. Yeni bir seçimin zaman kaybı olacağını belirten Dışişleri Bakanlığı kaynakları, parlamentoya giren partiler ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan beklenenin, bir an önce uzlaşma sağlanarak hükümet kurulması olduğunu söyledi.
Hükümet kurulur kurulmaz da Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin adımların atılması bekleniy
or. Dışişleri yetkilileri, verilen mesajlar ve izlenecek yol için şunları sıraladı:

'1 Mayıs 2004'e kilitlenmedik'
KKTC'de hükümet kurulmadan varsayımlarda bulunmamız, olası hükümet modellerine göre kart açmamız mümkün değil. KKTC'de demokratik süreç işliyor. Kıbrıs'ta çözüme ilişkin henüz ham olarak niteleyeceğimiz plan üzerindeki çalışmalar sürüyor.
Ama bu çalışmaların gelişmesi KKTC'de hükümet kurulduktan sonra söz konusu olacak.
Kıbrıs'taki çözüme ilişkin Annan Planı'ndan başka hiçbir referansımız y
ok. Hiç kimse, Rum Kesimi'nin Avrupa Birliği üyesi olacağı 1 Mayıs 2004'e kilitlendiğimizi, bu yüzden de çok acele ettiğimizi düşünmesin.
Annan Planı zemininde tarafların uzlaşmasından yanayız. Bu planda tüm tarafları rahatsız eden konular olduğu ortada.
Bize düşen bu plan üzerinde tarafların rahatsızlığını gidermeye çalışmak. İhtilaf noktaları 'egemenlik,
toprak dağılımı, garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde yönetimin oluşturulması ve göçler, adadaki Türk askeri varlığının sona erdirilmesi' konula
rında yoğunlaşmıştı. Demek oluyor ki, biz de teknik çalışmalarımızı bu konular üzerinde yoğunlaştıracağız.

Her şey Aralık 2004 için

Plan üzerinde Dışişleri'nde süren teknik çalışmalar Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Özbekistan dönüşüne yetiştirilmeye çalışılacak. Erdoğan 20 Aralık'ta Ankara'ya döndükten sonra üst düzeyde sürdürülecek istişarelere, KKTC Cumhurbaşkanı ve olası hükümetin başbakanının da katılımı sağlanacak.
Kıbrıs'ta çözüm sürecinde bizim için en önemli tarih, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine b
aşlaması için tarih alıp almayacağının netleşeceği Aralık 2004'tür. Bu tarih, bizim için olduğu kadar AB için de hayati önemde.
KKTC'de hükümet kurma çalışmalarını yürütenlerle, bunlara müdahil olan hiç kimseye telkinde bulunmamız söz konusu değil. Ama Tü
rkiye, KKTC'deki partilerden 'Biz bir aradayız' görüntüsü değil, doğru dürüst bir birliktelik istiyor. Seçimin yenilenmesi doğru olmaz. Bu çerçevede koalisyon da olur, milli birlik hükümeti de olur. Orası onlara kalmış.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin
Diriöz, KKTC ile Ankara arasında istişarelerin yeni hükümet kurulduktan sonra başlayacağını açıkladı.
Diriöz, "Heyet gidiş-gelişi yok" dedi.

Denktaş, Weston'u kabul etti

18/12/2003 RADIKAL

KKTC Cumnurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'u kabul etti. Cumurbaşkanlığı'ndaki görüşme öncesinde taraflar bir açıklama yapmadı, sadece gazetecilerin görüntü almasına izin verildi. Denktaş, son iki Kıbrıs ziyaretinde Weston ile görüşmemişti. Weston, bugün KKTC'de bazı siyasi parti yetkilileriyle de görüşecek, daha sonra Ledra Palas'taki J.W. Fulbright Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenleyecek.

Annan Planı iyi tartışılmalı

İsmet Berkan

18/12/2003 RADIKAL

Geçen yılın sonbaharında ortaya çıktığı ilk günlerde bence Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın adıyla anılan Kıbrıs planına en iyi yorumu o zamanlar Sabah gazetesinde yazan Metin Münir yapmıştı.
Eski bir mücahit olan Kıbrıslı Metin Münir, Annan Pl
anı için "Nüfusun dörtte birini oluşturan Türklere bu planla, toprakların üçte birine yakını ve devletin de yarısı veriliyor" demişti. Münir'e göre Annan Planı 'bu şartlarda olabilecek en iyi plan'dı.
Ben Kıbrıs uzmanı sayılmam. Özellikle Ada'nın 1974 son
rası iyice karmaşıklaşan diplomatik tarihini bütün girdisi-çıktısıyla bildiğimi iddia edemem ama Annan Planı bana göre de, özellikle egemenlik konusunda Türk tarafının beklentilerini karşılayan iyi bir plan.
Bence Annan Planı Türkiye kamuoyunda yeterince
tartışılmadı. Mesele bir laf kalabalığına ve sisli bir milliyetçiliğin arkasına girdi, bir daha da çıkamadı. Bu tartışmanın yapılmasını sağlayamamak Kıbrıs'ta çözümü isteyen
çevrelerin başarısızlığı oldu bana göre. Annan Planı'nın neden iyi olduğunu ve ne
relerinin müzakereye muhtaç olduğunu daha iyi anlatabilmeliydi çözüm cephesi.
Planı kabaca üç parçaya ayırmak mümkün. Bu parçalardan birincisi, egemenlikle ilgili bölüm. Burada tam bir eşitlik öngörülmüş gibi gözüküyor. Riskli bazı noktalarda Türk tarafının itirazları oldu, onlar da büyük ölçüde kabul gördü.
Planın ikinci parçası toprak paylaşımıyla ilgili. Burada Ada haritası yeniden çiziliyor. Bu haritaya ilişkin tartışmalarda derin ayrılıklar söz konusu. Ancak toprak tavizi eninde sonunda verilmek duru
munda. Mesele harita üzerinde ne kadar iyi pazarlık yapıldığı meselesi.
Planın üçüncü ve en sorunlu parçası mülkiyet ve göçmenlerle ilgili. Göçmen sorununun bir bölümü egemenlik meselesinde Türk görüşleri doğrultusunda revize edildi; yani Türk tarafına ge
çecek göçmenlerin oylarını Rum tarafında kullanması fikri kabul gördü. Göçmen sorununun öteki bölümü Kuzeydeki Türkiyeli göçmenlerle ilgili. Plan bu konuda çok insafsız ve Denktaş da seçimdeki bu kozu kullanabilmek için bu konuyu bugüne kadar müzakere etmedi. Ayrıca Annan Planı mülkiyet sorunlarını oldukça karmaşık bir biçimde çözmeye çalışıyor. Bugün Annan Planı'nın Kuzey Kıbrıs'ta bu denli tedirginlik yaratmasının temelinde de bu yatıyor.
Keşke fırsat olsa da bundan sonra meselenin özünü, yani Annan Planı'nı daha ayrıntılı biçimde tartışabilsek.
Çünkü aslında biz ne diyor olursak olalım, sonunda Kıbrıs meselesi bugün Annan Planı üstünde düğümleniyor.

Aksın sular yukarı yukarı

Perihan Mağden

18/12/2003 RADIKAL

Bakın Bilimsel Denktaş, seçimi sağcı partilerin kazandığı neticesini (sözüm ona Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne) çıkarttırdı bile.
Denktaş'ın pehlivanlık stili, öz atasözlerimize dayanıyor: Ne kadar yenilirse minderde, o denli güreşe doymuyor. Acıkarak, kalkıyor.
Bir nevi Hacıyatmaz, Sn. Denktaş.
Ümit ettiğimden de olumlu bir netice çıkartmış oldu seçimlerden: Kıbrıslılar, Müzakereci Dede'lerinden vazgeçmediler, aksine 'Büyüğümüz'le GİDELİM' dediler ona kalırsa.
Da, NEREYE?
Bugüne dek şuracıktan şuracığa kıpırdamamış bulunan Bahçesindeki Güllerin
Meftunu Çörek Dede, şimdi bir yerlere gidecek mi ki peki?
'Denktaş 1 Mayıs'a kadar zaman ÇALACAK' öngörüsüne bakın hele, zaman zaman kızmalara doyamadığımız Verheugen'ın.
Ben toptan Kıbrıs 'meselesinden' umudumu kestim. Denktaş hakikaten kazandı yani: Kıbıs sonsuza dek bir 'mesele' olarak kalmayı garantiledi.
Onun için özellikle Kıbrıslı gençlerin Türkiye nefretini, hiç de empatiyle karşılayamıyorum.
Evet: Türkiye Cumhuriyeti, Askeriyesi ile olsun, Dışişleri'yle olsun daima Denktaş'ın yanındaki yerini
aldı. Akın akın Anadoluluyu Kıbrıs'a postalayarak, adanın kimyasını bozdu.
Ama Denktaş adlı Siyaset Canavarı'nı da laboratuvarda üretmedi ya Türkiye Cumhuriyeti. Böylesi bir 'yaratık' adanın bizatihi bağrından çıkmadır; Kıbrıs üretim patentini taşımaktadı
r.
Onun için, insanın anasını babasını suçlaması bir yere kadar. İnsan 30'una kadar 'Anam yüzünden, babam yüzünden' diye diye dolanabilir ortalıkta. Freudiyen gönüldaşlar olarak anlayışla kabul ederiz böyle bir mazeretlendirme/gerekçelendirmeyi.
Ama sen
40'ına basmış da, hâlâ, babam yüzünden, TC yüzünden diye diye dolaşıyorsan ortalıkta. Açık söylüyorum:
Bu oylar Kıbrıs'ın yüzkarasıdır!
Hakiki bir Zaman Kleptomanyağı olan dünya üstünde vakit çalma becerisi,
kimselerle kıyaslanamayacak kadar -40 yılın p
ratiğiyle- gelişmiş bulunan Rauf Denktaş'ı, pek tabii ki olanca demagogluğuyla kendine yontacağı seçim sonuçlarıyla baş başa bırakmak, Kıbrıs Halkı'nın başarısızlığından başka bir şey değildir.
Çalma hastalığının pençelerindeki bir zengin, nasıl girdiği l
üks mağazadan bir çakmak, bir atkı, olmadı bir palto araklamadan ayrılamıyorsa, Zaman Kleptomanı Denktaş da, 1 Mayıs 2004'e kadar olan zamanı, şimdiye dek yaptığı üzre, gün be gün tırtıklayacak, araklayacak, yiyip bitirecektir.
Kıbrıs vesilesiyle Avrupa B
irliği hayallerimizin üstüne bir bardak soğuk su içelim en iyisi.
Ne demek diyelim: 'Loizidu davası örnek teşkil etmeyecek'- Bal gibi edecek.
Avrupa Birliği'ne bilmem kaç bin askerini adada tutarken, hiçbir barışçıl öneriye 'sıcak' bakmazken, seni neden
alsınlar, nasıl alsınlar?
Avrupa Birliği'ne üyelikle Kıbrıs Meselesi'nin çözümünün başat konumunu,
eski Dışişleri Bakanımız Yaşar Yakış dışında kimse ortaya koymadı bugüne dek.
Neden?
'Yanlış Etiketleme Sanayii A.Ş.' gibi çalışıyor olmamızdan.
Hiçbir
sorunun gerçek adını koymaya hiçbir zaman cesaret edemememiz yüzünden.
Hep yanlış etiketlemeler ('sözde' zırvalıklarından, 'bölücü' nanelerine dek) ve gerçeklikten kopuk tendon bağlarımızla, yarışa çıkmaktaki inat ve ısrarlarımız yüzünden.
'Kardeşim sen
kopuk tendon bağlarınla hakikatler maratonunda nasıl koşmayı, üstelik ipi göğüslemeyi düşleyebiliyorsun ki?' demezler mi peki adama?
Artık geveleme/eveleme/yanlış etiketleme ve kıt kafacıklarımızla zamanı donumuzda sallamaca oyunlarından -TOPTAN- vazgeçme
mizin, vakti zamanıdır.
'Zamanı' mıdır? Neyin zamanıdır? Nasıl zamanıdır? Dün dündür. Bugün bugündür. Dün nasıl dün, bugün bugünse, yarın da yarın olacaktır. Aynı suda 2 kez yıkanmaz. Büyüklerimize güvenimiz, küçüklerimize sevgimiz tamdır. Zaman bu; geçer
. Vakitler; harcanır. Maksat moraller bozulmasın. Hakikatlerin soğuk elleri, sıcak tenimizde dolaşmasın.
A! bir de bakmışız; mayıs geçmiş, haziran, temmuz -Aralık 2004 olmuş. Biz hâlâ havanda su dövüyoruz.
Türk Dışişleri'nde bu zaman oyunlarını fevkalade
başarı ile gerçekleştirecek kadrolara DA güvenimiz tamdır!

 

'Eski Talat daha iyiydi'

Denktaş: CTP lideri Talat, seçimlerden önce görünüşünü değiştirdi. Yeni imajı, yeni makyajı ona yakışmadı. Bambaşka bir şey oldu. Eski Talat'ı daha çok beğeniyorum

18/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Yeni Talat'ı beğenmedim. Ben eski Talat'ı daha çok beğeniyorum" diyerek Mehmet Ali Talat'ı hükümeti kurmakla görevlendirmeyeceğinin sinyalini verdi. Denktaş, önceki akşam Bayrak Televizyonu'nda katıldığı bir programda şunları söyledi:
"Kendilerine şunları soracağım: Devlete inanıyor musunuz, koruyacak mısınız? Devleti koruyan bir yaklaşım içinde olacak mısınız? Bunu bana garanti etmezlerse bu memlekette idareye nasıl talip olurlar? Talat seçi
mlerden önce görünüşünü değiştirdi. Yeni Talat'ı beğenmedim. Ben eski Talat'ı daha çok beğeniyorum. Talat'la yapacağım görüşmede konuyu gündeme getireceğim.
Bu makyaj sana hiç yakışmadı diyeceğim. Değiştir, eski kılığına gel ki seni tanıyalım diyeceğim. Y
eni imaj hiç yakışmadı ona. Bambaşka bir şey oldu. Beğenmedim doğrusu. Gözüm eski Talat'a alıştığı için bu yeni Talat'ı beğenmedim. Onun için bunu söyleyeceğim, şimdiden haberi olsun da cevabını hazırlasın."

Ayrı ayrı görüştü
Denktaş dün ise meclise giren
dört partinin liderleriyle görüştü. Denktaş sırasıyla CTP lideri Mehmet Ali Talat, UBP lideri Derviş Eroğlu, DP lideri Serdar Denktaş ve BDH lideri Mustafa Akıncı'yı kabul etti. Denktaş, Talat'la görüşmeden önce yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Bana göre halk, milli bir hükümet istemekte. Gazete haberlerine göre Talat'ın buna göz kırptığını, bunu düşünebileceğini gördüm. Memnum oldum. Yapacakları temasları bu yönde yürütürlerse, zannedersem halk da memnun olur. Her parti liderine de bunu söyleyeceğim. Kendi bildikleri iştir. Bu konuda benim fazla bir yetkim yok."

'Liderler değişmeli'
Denktaş, liderlerle görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada ise, partilere, ulusal hükümet kurulması yönündeki isteğini aktardığını, bu yönde çalışmalarını istediğini belirtti. Denktaş, bir gazetecinin, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın önceki gün bir konuşmada, KKTC seçim sonuçlarıyla ilgili olarak 'Yeni siyasetçilerin ortaya çıkması gerektiği' yönündeki sözlerini anımsatarak, görüşlerini sorması üzerine, şöyle dedi:
"Çok doğru
söyledi. Biz de bunu düşünüyoruz. Zannedersem yarı yarıya değişmiş bir meclis var. Dikkat ederseniz 'Siyasetçiler değişmeli' dedi,
'Liderler değişmeli' demedi. Ama bana göre artık liderler de değişmeli. Artık onların da zamanı gelmiştir."

AB-AKP ve Kıbrıs

M.Ali Kışlalı

18/12/2003 RADIKAL

Anlaşılan görünür bir gelecekte Kıbrıs gündemden kaybolmayacak.
KKTC'de geçen pazar yapılan seçimlerde kimilerinin umutlarını olmasa bile hesaplarını yok edecek neticeler alındı.
Ne pahasına olursa olsun Annan Planı'nın kabul edilmesi yanlısı, Denktaş'a muhalefet cephesi arzuladığını bulamadı.
Kıbrıs ile ilgili güncel gelişmeleri iyi izlemek ve fikir sahibi olabilmek için öğrenmek ve bilgi sahibi olarak tartışmalara katılmak için geç değil.
Bu konuda hiçbir şey bil
meyenlerin dahi kendilerini eğitmek için başvuracakları, kolay okunabilecek bir kitap yayımlandı.
'AB, AKP ve Kıbrıs'.
Mülkiye'den sınıf arkadaşım, değerli tarihçi bilim adamı, diplomat, Büyükelçi Bilal Şimşir şimdiye kadar yazdığı 66 cilt kitap ve 190 k
adar bilimsel makaleye şimdi, tam zamanında, 590 sayfalık bir kitap ekledi. Kocaman kitap içinde Kıbrıs'ın tarihi özetleniyor. Ama yakın geçmiş içinde Kıbrıs konusunda oynanan oyunlar ve oyunların kahramanlarına çok büyük yer veriliyor.
'Araştırma' olarak
vasıflandırdığı kitapta, Bilal bilinen sağlam arşivciliğinden yararlanmış.
60 sayfalık 'Açıklamalı Kıbrıs Kronolojisi' bölümü; 1 Ağustos 1571'de adanın Osmanlılar tarafından fethiyle başlıyor. 14 Aralık'ta KKTC'de milletvekili seçimleri yapılıyor diye ta
mamlanıyor.
Arada konuyla ilgili tüm önemli olaylar var. Örneğin Başbakan Erdoğan'ın 9 Mayıs 2003'te, başbakan olduktan sonra ilk defa KKTC'ye günübirlik ziyaretinde Denktaş'a, 'Adada iki devletli çözüm' mesajının verilişi ve diğer çözüm önerileri kaydedi
liyor.
Atatürk konusunda Türkiye'nin en fazla eser veren tarihçilerinden biri olan Şimşir, bir deneyimli diplomat olarak Kıbrıs üzerinde devletlerin ve yabancı çevrelerin oynamak istedikleri oyunları kolayca saptamış.
Türkiye'nin karşılaştığı Avrupa Birl
iği içinde yoğunlaşan çabaların 12 Aralık 2002 Kopenhag toplantısına doğru ne hal aldığı 60 sayfalık bölümde önemli ayrıntılarıyla yer alıyor.
Mahut Annan Planı ile ilgili baskılar, Denktaş'a karşı uygulanmak istenen 'bezdirme politikası' ve mitingler. Açılan psikolojik savaş karşısında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök başta kimi şahsiyetin yaklaşımları.
AKP'nin 3 Kasım'da iktidara gelişinden sonraki dönemde Kıbrıs ile ilgili nasıl dalgalanan bir politika ürettiğini tüm önemli ayrıntılarıyla bu k
itapta kolayca izleyebiliyorsunuz.
Önce AB yanlısı iç çevrelerin etkisinde kalarak adımlar atan, AKP daha sonra, gereken bilgileri aldıkça, Kıbrıs'ın Türkiye için önemini ve hukuk temelindeki haklılığını kavramakla kalmıyor, Kıbrıs'tan vazgeçecek bir siya
si partinin asla yaşayamayacağını, kendi tabanından gelen önemli tepkilerle anlıyor.
AKP iktidarının bu konuda attığı tüm yanlış adımları ve bunların sonra nasıl düzeltilmesine çalışıldığı konularında da hafıza tazeleniyor.
Bilal Şimşir, SBF'de bir süre,
siyasi tarih konusunda otorite sayılan Kıbrıslı değerli Prof. Ahmet Şükrü Esmer'in asistanlığını da yaptığından konuya o zamanlarda nasıl sahip çıkıldığını 21 sayfalık 'Önsöz ve Giriş' yazısında, Kıbrıs ile ilgili tarihi de özetleyerek anlatıyor.
Dışişle
ri Bakanlığı'nın konuya verdiği önemi ve bakanlık yıllarından emekliliğine kadar verilen mücadeleleri izleyişini kaydediyor.
Şimdiki durumu değerlendirirken basının yaklaşımını da eleştiriyor.
"İçimizde gerçekten Yunanistan ile işbirliği yapanlar, Yunan
emellerini destekleyenler var. 'Kıbrıs'ı ver de kurtul' diyen çarpık bir Türk basını yaratılmış ve beslenmiş, adına 'Mütareke basını' diyorlar."
Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı sırasındaki ihanetleri dolayısıyla yurtdışına sürülmüş 150'likler arasında 13 gazet
eci olduğunu hatırlatıyor.
'Bugün listeye girecek kim bilir kaç 150'lik gazeteci çıkar?'
Medyada son yıllarda Kıbrıs konusunda objektif veriler yerine, yoğun propaganda yöntemleri kullananlar ön planda oldu. Bu kitap doğru bilgi edinmek isteyen okurlara ışık tutuyor.

Gelecek senaryoları...

Yiğit Bulut

18/12/2003 (814 defa okundu)

Son günlerin moda manşeti: 'Kıbrıs'ta kazanan yok'...
Peki kaybeden var mı?
Yapılan yorumlara ve değişen bakış açılarına göre kaybeden çok... Kimilerine göre Denktaş kaybetti, kimilerine göre muhalefet aradığını bulamadı...
Sevgili dostlar, bildiğiniz gibi 'Kıbrıs-AB üyelik süreci piyasa dinamikleri' gibi konular son dönemde çok fazla iç içe geçti ve orta ile uzun vadeli senaryola
r bu dinamikten yansıyan denklemin muhtelif sonuçlarına göre sorgulandı. Oluşan kurgular, tahminlere ve varsayımlara dayanırken gelişen son tablo ile ortaya şöyle bir soru çıktı: 'İki taraf açısından da beklenmeyen seçim sonuçları ve Saddam'ın yakalanması' geleceğe dair senaryoları nasıl değiştirecek? Bu sorunun cevabını ararken birçok alt dinamiği soru-cevap yöntemiyle sorgulamakta yarar var...
- Seçimden kim galip çıktı? Bana göre 'Seçimin galibi yok' söylemi çok gerçekçi değil. Bu gibi durumlarda, konu
olan hangi ülkede olursa olsun, seçimden güçlenerek çıkan kurum cumhurbaşkanlığıdır. Olaya bu açıdan bakınca; bugüne kadar elinde tuttuğu topu şimdi cebine koyan kişinin Denktaş olduğunu söylemek çok zor değil...
- Bu sonuç Annan Planı'nı nasıl etkiler? B
öyle bir tabloda hükümet kurulacağı garanti olmamakla birlikte, yasal sürenin iki ay olması ve sonunda hükümetsiz kalınması yeni bir seçimi gündeme getirir. Yeni seçim olursa; sonrası yasal süre ile birlikte, müzakerelerin değil sonuçlarının başlaması bile Mayıs 2004 tarihine yetişmez. Seçim harici senaryolara gelince... Zıt görüşlerin hâkim olduğu partilerden kurulacak bir koalisyon Annan Planı'nı olduğu gibi kabul edemez. Bu noktada şunu sorabilirsiniz:
'Türkiye baskı yapamaz mı?' Cevabı planın detayları
ndan vermekte yarar var. Plana göre, "KKTC sınırları içindeki toprakların yüzde 21'i, ekilebilir alanın yüzde 65'i kaybedilecek, 1000'den fazla işyeri kapatılacak, GSMH'de yüzde 22 düşüş olacak, çalışan nüfusun yüzde 15-20'lik bölümü işsiz kalacak... 'Böyle bir tabloyu doğurabilecek bir planın kabul edilmesi yolunda Türkiye tarafından baskı yapılması için' 2004 yılında müzakere tarihi verilmesinin, hatta üyeliğin garanti olması gerekir." Bu olmadığı takdirde bu tavizi veren siyasi otorite, oluşacak baskıyı kaldıramaz ve sonuçta her türlü bunalım doğabilir...
- Peki ne olabilir? İki ihtimal var: a) AB'nin de makul bir noktaya gelmesiyle, Türkiye'nin üyeliği ile ilişkilendirilen yeni bir plan ortaya atılacak ve müzakere edilecek... b) AB, Annan Planı üzerinde
diretecek ve 'Türkiye'nin güneydoğusu' gibi söylemlerini iyice ortaya dökerken, iş kopacak...
Bu noktada 'Türkiye-AB-Kıbrıs' ile ilgili sorgulamaları bırakalım ve 'ABD-AB'nin varlığı' denklemine dönelim...
- Saddam'ın yakalanması, bu gelişim içinde nası
l değerlendirilebilir? Konu hakkında birçok komplo teorisi olsa da, Bush'un temsil ettiği 'asker-sanayi-petrol' lobisinin kısa vadede güçlendiği, çıkan en net sonuç. Bu noktada bizi ilgilendiren soru; 'Bush'un kazanması durumunda AB'nin, kurulmak istenen yeni dünya düzeninden nasıl etkileneceği?' Euro-dolar paritesinin 'Saddam'a rağmen devam eden hareketine' ve 'AB'nin güçlenen euro ile düştüğü zor duruma' bakarsak, trendi zorlayan spekülatif odakların arkasındaki güçlerin AB ile ilgili olumlu düşünmedikleri kesin. Bu bağlamda 'ABD-AB-Türkiye' denkleminde geleceğe hâkim olacak senaryonun nasıl oluşacağını da sorgulamakta yarar var...
Sonuç: Piyasaları içinde taşıyan senaryoların 'var olan halini' değil, bir sonraki adımda 'hangi hale döneceğini', 'algılayab
ilenler ve algılayamayanlar' bu dönemden olduklarından çok farklı çıkacaklar...

Ulusal hükümet arayışı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, geniş tabanlı bir hükümet kurulması için tüm parti liderlerini teşvik ettiğini, eğer halkın mesajını almışlarsa, partilerin anlaşabilmesi gerektiğini söyledi. Denktaş, parti liderlerinin kendi aralarında görüşmelerinden sonra onlardan haber bekleyeceğini açıkladı.

14 Aralık seçimleri sonrasında Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilmeye hak kazanan dört partinin lideriyle görüşmesini tamamladıktan sonra Cumhurbaşkanlığı’nda basın mensuplarına açıklama yapan ve soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Ulusal hükümetle bir oyla, iki oyla devrilmeyecek, geniş tabanlı bir hükümet demek istiyorum. Üç partili de olur, dört partili de olabilir. Bu benim işim değildir ama güçlü bir hükümet olsun ki karşılaşacağımız mücadelede sağlam bir zemine dayanmış olalım” dedi.

Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yeni siyasetçiler ortaya çıkmalı” yönündeki sözlerini değerlendirirken, “Çok güzel.. Çok doğru söyledi. Biz de bunu düşünüyoruz. Zannedersem yarı yarıya değişmiş bir meclis vardır. Dikkat ederseniz ‘siyasetçiler değişmeli’ dedi, ‘liderler değişmeli’ demedi. Ama bana sorarsanız liderler de değişmelidir artık, onun da zamanı geldi. Yeter ki omuzladıkları sorumluluğu, selametle başkasına devredilebilecekleri bir durum hasıl olsun. O zaman şanla, şerefle herkes çekilir ve görev devam eder….” diye konuştu.

Denktaş, liderleri dinlediğini, ulusal bir hükümet kurmaları için teşvik ettiğini, geniş tabanlı bir hükümetin en doğrusu ve en yararlısı olacağını söylediğini bildirdi. “Şimdi birkaç gün bekleyeceğini, liderlerden haber bekleyeceğini, kendi aralarında temaslarını sürdüreceklerini ve ne biçim bir hükümet kurabileceklerinin kararını verdikten sonra kendisine geleceklerini” anlatan Denktaş, “Kuramayacaklarsa yine gelip ‘biz kuramıyoruz’ diyecekler herhalde. Ona göre bir karar vereceğiz” diye konuştu.

“ÜÇ DE OLUR, DÖRT DE.. GÜÇLÜ OLSUN Kİ…”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ulusal hükümette dörtlü mü, ikili mi koalisyon öngördüğünü soran gazeteciye, “Ulusal hükümetle ‘bir oyla, iki oyla devrilmeyecek, geniş tabanlı bir hükümet’ demek istiyorum. Üç partili de olur, dört partili de olabilir. Bu benim işim değildir. Ama güçlü bir hükümet olsun ki karşılaşacağımız mücadelede sağlam bir zemine dayanmış olalım” dedi.

Görüşmecilik konusundaki tartışmalarla ilgili soruya karşılık Denktaş, şunları söyledi:

“Sayın Talat, ısrar ediyor ki icra kuvvetindedir, görüşmecilik de, meclistedir vs. diye.. Bunu kendisiyle münakaşa etmektense, ‘yasal durum nedir onu ben sorarım’ dedim. Yasal durumu incelerken Başsavcı, görüşmecilik görevinin halk tarafından seçimlerde verildiğini de kaale alarak, bize bir cevap verecektir.”

“ERDOĞAN ÇOK DOĞRU SÖYLEDİ”

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yeni siyasetçiler ortaya çıkmalı” yönündeki sözlerini değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Çok güzel.. Çok doğru söyledi. Biz de bunu düşünüyoruz. Zannedersem yarı yarıya değişmiş bir meclis vardır. Dikkat ederseniz ‘siyasetçiler değişmeli’ dedi, ‘liderler değişmeli’ demedi. Ama bana sorarsanız liderler de değişmelidir artık, onun da zamanı geldi. Yeter ki omuzladıkları sorumluluğu, selametle başkasına devredilebilecekleri bir durum hasıl olsun. O zaman şanla, şerefle herkes çekilir ve görev devam eder….” diye konuştu.

“AY SONUNDA ANKARA’YA GİDERİZ YA DA ANKARA BİZE GELİR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Ankara müzakere masasına oturmak için aceleci görünüyor. Gelecek hafta açıklanacak yeni bir çalışma hazırladı. Siz bu kadar aceleci misiniz?” sorusuna da “Bizim de ayak sürüdüğümüz yok. Masaya oturabilecek durum hasıl olursa masaya oturulur. Türkiye’yle biz temas halindeyiz. Ay sonuna ümit ederim ki ya biz Ankara’ya gideriz ya da Ankara bize gelir” yanıtını verdi.

TALAT: HÜKÜMETİ KURMAYA TALİP OLDUK

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’a hükümeti kurma talebini iletti ve “Mayıs 2004’e kadar çözüm vizyonuyla” tüm partilerin katılacağı milli hükümet modeline sıcak baktıklarını bildirdi.

Seçimlerin ardından yeni hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Denktaş’la yaklaşık bir saatlik bir görüşme yapan CTP Genel Başkanı Talat, Anayasa uyarınca Kıbrıs’la ilgili müzakerelerin hükümet tarafından yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşünü de dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş’la görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, bugünkü görüşmede hükümeti kurma taleplerini ilettiklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini söyledi.

Görevlendirmenin Meclis çalışmalarının başlamasıyla birlikte gelecek hafta yapılabileceğini söyleyen Talat, görevin hükümeti kurabilecek bir lidere verilmesi gerektiğini söyledi.

ÇÖZÜM HEDEFİYLE MİLLİ HÜKÜMET OLABİLİR

Talat, CTP Parti Meclisi’nin yaptığı toplantıda, 1 Mayıs’a kadar çözüme ulaşılması hedefiyle Annan planı zemininde görüşmelerin başlatılması temelinde bir hükümetin kurulması için yetkilendirildiğini söyledi.

Sorulara karşılık, tüm partilerin bir araya geleceği bir “milli hükümet” modelini dışlamadıklarını, ancak bu hükümetin Kıbrıs sorununun Mayıs ayına kadar çözümü temelinde kurulabileceğini söyleyen Talat, “Bu temelde her türlü hükümet oluşumu mümkündür. Görev bize verildiği takdirde, hatta verilmeden bu konudaki çalışmalarımızı başlatacağız" dedi.

EROĞLU: HÜKÜMET OLUŞUMU KONUSUNDA NET BİR DURUM YOK

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, hükümet oluşumu konusunda ortada net bir durumun olmadığını söyledi ve “Hükümet oluşumuyla birlikte yaşayabilir ve hakları geriye götüremeyecek bir anlaşma için üzerimize düşen görevleri en iyi ve en samimi şekilde yerine getirmeye çalışacağız” dedi. Eroğlu, bütün partilerin ortaya koyduğu gibi hedefin AB üyeliği olduğunu da belirtti.

Derviş Eroğlu, partisinin halkın iradesine saygı gösteren bir parti olduğunu, halkın da iradesini demokratik olarak gösterdiğini ifade ederek, UBP’nin ortaya çıkan tablo ışığında hükümet kurulması için konuyu yetkili organlarında değerlendirmekte olduğunu söyledi.

CTP’YLE KOALİSYON-MİLLİ HÜKÜMET

Derviş Eroğlu, CTP’yle koalisyona gitmelerinin mümkün olup olmadığının sorulmasına karşılık, “hükümet oluşumuyla ilgili her konuyu partinin yetkili organlarında değerlendiriyoruz” yanıtını verdi.

Talat’ın milli hükümet kurulmasına “olabilir” dediğinin belirtilmesi ve kendilerinin bu konudaki düşüncelerinin ne olduğunun sorulması üzerine Eroğlu, alternatiflerin birinin de milli hükümet olduğunu, fakat Talat’ın aklındakinin veya diğer partilerin düşüncelerinin ne olduğunu bilmediklerini kaydetti.

SERDAR DENKTAŞ

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, seçim sonuçlarından itibaren hiç kimsenin “Ben gidip Annan Planı’nı imzalıyorum” diyemeyeceğini, hiç kimsenin de “reddediyorum, görüşmüyorum” diyecek durumda bulunmadığını söyledi.

Denktaş, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, MYK’da yaptıkları değerlendirmeyi Cumhurbaşkanı’na da aktardıklarını belirterek, halkın iradesinin çok net olarak partiler arası konsensusun oluşmasını işaret ettiğini, hiç kimsenin bu sonuçtan itibaren ben gidip Annan Planı’nı imzalarım diyemeyeceğini, hiç kimsenin reddediyorum görüşmüyorum da diyecek durumda bulunmadığını söyledi.

Denktaş, şöyle devam etti:

“Gönül arzu eder ki çok geniş tabanlı hatta bütün partilerin de içinde yer aldığı bir mutabakat hükümeti oluşsun, Kıbrıs Türkü’nün haklarını koruyan bir çözüm için uğraş versin. Biz bu anlamda kendi üzerimize düşeni yapacağız.”

AKINCI: BİÇİM DEĞİL HEDEF ÖNEMLİ

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, partisinin, kurulacak hükümetin biçiminden çok hedefinin ne olacağına önem verdiğini söyledi.

Akıncı, “Bizim için önemli olan hükümetin biçimi, hükümete katılacak partilerin sayısı gibi unsurlardan önce, herhangi bir hükümetin hangi hedef doğrultusunda kurulacağıdır” dedi.

Akıncı, yitirilmemesi gereken önemli hedefin, Kıbrıs’ta Mayıs’a kadar Annan Planı zemininde müzakerelerle bir çözüme ulaşılması ve birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğinin sağlanması olduğunu vurguladı. Aralık 2004’te de Türkiye’nin uzun zamandır beklediği müzakere tarihini alabilmesinin ve tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir ortamın yaratılmasının da hedefleri olduğunu kaydeden Akıncı, şöyle devam etti:

“Siyasetin amacı çözüm üretmek ve geleceği şekillendirmektir. Biz Kıbrıs’ın geleceğinin gerçekçi çerçevede şekillenebilmesi ve Kıbrıs Türk halkının da arzu ettiği AB içinde yerini alabilmesi için bu günlerin son derece önemli olduğunun bilincindeyiz. Önümüzdeki 100-120 günlük sürenin, gerek Kıbrıs’ın geleceği, gerek Türkiye’nin AB hedefi açısından son derece hayati bir zaman dilimi olduğunun bilincindeyiz. O nedenle davranışlarımızı ona göre planlamaktayız. Bundan dolayıdır ki herhangi bir hükümet modelinde yer alıp almamayı değerlendirmezden önce, herhangi bir hükümetin hangi hedef doğrultusunda oluşturulacağı bizim için çok önemli.”

Akıncı, “BDH’nın daha etkin olabilmesi için hükümetin içinde yer alması gerekmez mi?” diye soran gazeteciyi yanıtlarken şöyle konuştu:

“…CTP ve ÇABP ile bir protokol imzalarken, bu partilerin Annan Planı zemininde bir çözümü mayısa kadar sağlayıp AB üyeliği hedefinde olmadıklarını bildiğimiz için onları ‘statükodan yana partiler’ olarak nitelendirdik. Ve kendileriyle herhangi bir koalisyonda yer almayacağımızı duyurduk. Şimdi statükocu tavırdan, yani bu kurulu düzenin aynen devam etmesi fikrinden vazgeçip, bizlerle birlikte bir çözüm ve AB üyeliği doğrultusunda çalışacaklar mı? Bu, öyle anlaşılıyor ki büyük oranda Ankara’nın tavrına bağlı olacak. O nedenle herhalde Ankara’nın tavrının netleşmesi gerekecek.”

HALKIN SESI 18/12/2003

Weston: Çözüm yolu tektir

Weston, geçen Pazar günü KKTC’de yapılan milletvekili seçimlerinin hemen sonrasına denk gelen ziyaretinde, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin son gelişmeler konusunda KKTC ve Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunuyor.

Thomas Weston Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, bölgeyi ziyaret amacının, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın görüşmelerin yeniden başlaması için belirlediği kriterlerin tamamlanmasının gerekliliğini vurgulamak olduğunu söyledi.

KKTC’deki seçimlerin sonuçlarını “belirsiz” olarak nitelendiren Weston, “seçim sonuçlarına değil ancak uzun zamandır başarmaya çalıştığımız şeye, yani Kıbrıs sorununun çözümünün sağlanması için durumun nasıl ilerleyeceğine” odaklanacağını söyledi.

Weston, ABD’nin “çözüm şeklinin bir tek olduğuna ve bunun da BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu yoluyla” olacağına inandığını söyleyerek; “Kofi Annan Kuzey’deki seçimlerin sonucu hakkında konuştu ve iyi niyet girişimine yeniden başlamak için gerekli olan siyasi isteğin gösterilmesini bekliyor” dedi.

WESTON’UN TEMASLARI

Weston, temasları çerçevesinde dün sırasıyla Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı görüştü.

Thomas Weston, Papadopulos ile görüşmesinin ardından, akşam saatlerinde KKTC’ye geçerek, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’la ABD Büyükelçiliği’nin KKTC’deki ofisinde bir araya geldi.

DENKTAŞ-WESTON GÖRÜŞMESİ BUGÜN

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise Weston ile bugün saat 10.00’da görüşecek. Weston, bu görüşmenin ardından sırasıyla Ulusal Birlik Partisi (UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Demokrat Parti (DP) yetkilileriyle bir araya gelecek.

Weston’un, öğleden sonra basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor. Weston, temaslarını tamamlamasının ardından yarın adadan ayrılacak.

WESTON: KIBRISLI TÜRKLER, ÇÖZÜM VE AB ÜYELİĞİ LEHİNDE OY VERDİ

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, KKTC’de yapılan seçimlerde, “Kıbrıslı Türkler’in çözüm ve AB üyeliği lehinde oy verdiklerini” söyledi.

Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye’yi kapsayan ziyaretine Atina’dan başlayan Weston, dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile biraraya geldi.

Weston, görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “bu aşamadan sonra önemli olanın Kıbrıslı Türk liderlerin, seçim sonucuyla verilmiş olan mesajı almaları olduğunu" belirtti.

Amerikalı diplomat, “Şu an mevcut siyasi belirsizliğe rağmen en kısa zamanda Kıbrıs sorununun çözüleceği umudunu taşıyorum. Tüm liderlere de çözüm için siyasi arzu göstermeleri çağrısında bulunuyorum” dedi.

PAPANDREU’NUN AÇIKLAMASI

Papandreu ise KKTC’de yapılan seçimlerin “Olumlu ve iyimser bir mesaj” verdiğini söyledi.

“Oylama sürecinin, çoğunluğun çözüm ve AB lehinde tavır koymasıyla sonuçlandığını” belirten Papandreu, “Önemli olan bu sonucun önümüzdeki döneme nasıl yansıyacağıdır. Kıbrıs’ta çözüm için müzakerelerin bir an önce tekrar başlamasını arzu ediyoruz” diye konuştu.

HALKIN SESI 18/12/2003

Eroğlu ve S. Denktaş’tan işbirliği...

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ‘ortaklık’ çerçevesinde durum değerlendirmesi yaptılar. İki liderin yaklaşık 45 dakika süren baş başa görüşmesinden, işbirliğinin devam edeceği mesajı çıktı.

Yaklaşık 2 yıl devam eden UBP-DP koalisyon hükümeti döneminde sıkıntılara rağmen ülkeye önemli hizmetler verildiğini belirten Eroğlu, bu sürecin ülkeyi demokratik bir seçime taşıdığını anlattı.

KAZANILMIŞ HAKLARI KAYBETMEDEN ANLAŞMA

Bugünkü görüşmede iki parti arasındaki işbirliği ve diyalogun devamı yönünde görüş alış verişinde bulunduklarını söyleyen Eroğlu, “Seçim sonuçları ortada. Her halükarda ülkeyi hükümetsiz bırakmamak düşüncesiyle, başlaması muhtemel görüşmelerde de kazanılmış hakları kaybetmeden bir anlaşmaya varılması yönünde görüş birliği içinde olduğumuzu ortaya koyduk” diye konuştu.

Kıbrıs’ta yaşayabilir ve kalıcı bir anlaşmadan ve bu çerçevede görüşmelerin başlamasından yana olduklarını söyleyen Eroğlu, eşitlik ve egemenlik temelinde bir anlaşmaya varılmasının ve bu çerçevede Türkiye’yle işbirliğinin önemini vurguladı.

ALTERNATİFLER DEĞERLENDİRİLDİ

Seçim sonucunda ortaya çıkan Meclis aritmetiği çerçevesinde muhtemel alternatifleri de değerlendirdiklerini söyleyen Eroğlu, “Ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için yapılması gerekenlerin yapılması yönünde uğraş vereceğiz” dedi.

KOORDİNASYON SÜRECEK

Denktaş da, iki yıllık ortaklık hükümeti döneminde “bazen tartışmalı, bazen muhabbetli” bir süreç yaşadıklarını ve bu süreçte bir çok sorunun üstesinden geldiklerini belirtti.

Seçim döneminde iki ortağın seviyeli bir propaganda dönemi yaşadığını DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da tekrarladı ve yeni süreçte bu birlikteliği sürdürme hedefinde olduklarını kaydetti.

Denktaş, şunları söyledi:

“Medya tarafından ‘ulusal blok’ olarak adlandırılan iki partinin başkanları olarak bu yeni süreçte de koordinasyon içerisinde hareket etmemiz gerektiğini hissediyoruz. Millet hükümetsiz kalmayacaktır. Bir şekilde vatandaşın bize emrettiği uzlaşıyı sağlamak durumundayız. Bu ne illa ki bizim söylediklerimizin olması, ne de CTP-BG veya BDH’nın söylediklerinin olmasıyla değil, tüm tarafların asgari müştereklerde bir araya gelmesiyle mümkün olacaktır. Bu mümkün olmayacaksa erken seçim en güçlü olasılık olarak önümüzde durmaktadır....”

Partiler arasında görüşmelerin önümüzdeki günlerde devam edeceğini belirten Serdar Denktaş, “Annan planını olduğu şekliyle kabul etmeyen tarafın iki köklü partisi olarak, Kıbrıs sorununun çözümünde hassas olan kesimin hassasiyetini de dikkate alarak koordinasyonu, yakın teması devam ettireceğiz” dedi.

Denktaş, ortaklar yanında, CTP ve BDH ile de muhtemel alternatifler çerçevesinde temas kuracaklarını ekledi.

HALKIN SESI 18/12/2003

Halk ne istiyor?

CTP-BG, BDH ve DP’nin hükümette olmasını isteyen vatandaşlar, bu hükümetin geçici bir hükümet olduğuna da işaret ederek, önemli olanın 2004 Mayıs ayına kadar Kıbrıs sorunun çözüme kavuşturulup, Avrupa Birliği’ne bir bütün olarak katılmamızın önemli olduğunu ifade ettiler.

Fayka ARSEVEN

14 Aralık genel seçimlerinden sonra hangi partilerin hükümet kuracağı merak konusu olurken, halk üçlü koalisyonu istiyor. Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Demokrat Parti’nin hükümette olmasını isteyen vatandaşlar bu hükümetin geçici bir hükümet olduğunu da dile getirerek, önemli olanın 2004 Mayısı’na kadar Kıbrıs sorunun çözüme kavuşturulup, Avrupa Birliği’ne bir bütün olarak katılmamızın önemli olduğunu ifade ettiler.

Kıbrıs konusundaki görüşmelerde mutlaka bir konseyin olmasının şart olduğunu belirten vatandaşlar, “konseyin alacağı kararlar görüşmeci tarafından gerekli mercilerde dile getirilmelidir” dedi

UBP ve CTP-BG’nin bir koalisyon kurmasını istemeyen vatandaşlar, “iki partinin görüşleri uyuşmuyor. Bu yüzden de hükümette olmaları imkansızdır. 2004 Mayısı’a kadar da bir uzlaşma sağlayamayacaklarına göre bu koalisyon hükümeti verimli olamaz” diye belirtildi.

İşte vatandaşın hükümette görmek istedikleri partiler ve seçim sonrası düşünceleri:

Taşer Orho: (18) Öğrenci

“Üç partinin mutlaka hükümeti kurmasını istiyorum. Bir koalisyon hükümeti olacak ve bu koalisyon hükümetinde CTP-BG, BDH ve DP yer alacak 2004 Mayısı’nı geçirmemek için partiler özverili olup Kıbrıs’ı AB’ye taşımalıdır. CTP-BG ile UBP’nin ise bir hükümet kurması mümkün değildir. Çünkü CTP’de UBP’de bir hükümette buluşmak istemiyor. Düşünceleri çok farklı biri Annan Planı’nı görüşmek istiyor diğeri ise bunu müzakere etmek bile istemiyor. Eğer bir hükümet kurulamazsa bence erken seçime gidilmemelidir. Partiler bazı konularda taviz verip, ortak noktada buluşmalıdırlar.”

Metin Kebir: (30) Kuyumcu

“Seçimler demokratik bir yapıyı sergiledi. Bence UBP ve CTP bir koalisyon hükümeti kurmalıdır. Ancak her iki tarafta bu koalisyonu istemiyor. Bu yüzden ikinci bir tercih olarak CTP-BDH ve DP hükümetine sıcak bakıyorum. AB’ye girmek için Mayıs 2004’ü geçirmemek gerekiyor. Koalisyonu kuracak olan partiler AB’ye girmek için bir uzlaşma sağlamalıdırlar. Ve Mayıs’a kadar Kıbrıs bir bütün içinde AB’ye girmelidir. Ayrıca bir konsey oluşturulup bu konseyin kararları Denktaş tarafından görüşmeler sırasında dile getirilmelidir.”

Ahmet Şanlıtürk: (18) Kuyumcu

"Hükümetin kurulabiliceğine inanmıyorum. Bu yüzden de biran önce erken seçime gidilmelidir. Ya da üçlü koalisyon oluşmalıdır. Ama bu koalisyonun içinde UBP olmamalıdır. Hükümette CTP veya BDH olursa 2004 Mayısı’na kadar bir çözüm gerçekleştirilecektir. Görüşmeci olarak da Denktaş’ın yerine Mehmet Ali Talat olmalıdır. Çünkü yıllardır statükonun ve Denktaş’ın değişmeyen fikirleri yüzünden bu memleket hiçbir konuda gelişemedi. Bir konsey oluşturulmalıdır ve bu konseyin aldığı kararlar doğrultusunda Kıbrıs AB’ye girmelidir."

Salih Özdenya: (52) Tatlıcı

“Kurulacak olan hükümetin milli birlik hükümeti olmasını istiyorum. Çünkü Kıbrıs sorunu herkesin sorunudur. Dolayısıyla seçimlerde gelinen aşama bizi buna zorluyor. Herkes hükümette olacak bu hükümet geçici olacağı için tek amaçları Kıbrıs Türk halkını da AB’ye katmaktır. Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra da bu hükümet bozulacaktır. Ömürsüz bir hükümettir. Ta ki Kıbrıs sorunu halledilsin ve Mayıs 2004’te Kıbrıs AB’ye girsin bu hükümet özveri içinde çalışmalıdır. Ortak kararlar üretip bunları uygulamalıdırlar. Erken seçim ise zaman kaybından başka bir işe yaramayacaktır.”

Biray Bıçakcıoğlu: (59) Ticaret

“Benim tek istediğim ve beklediğim UBP’siz bir hükümetin görev yapmasıdır. Bu hükümet sağlam bir hükümet olması içinde CTP-BDH ve DP’nin yer alacağı bir hükümet olmalıdır. UBP hükümette olmayacağı için de DP daha uyumlu olacaktır. CTP ve BDH’nın görüşlerini zaman içinde benimsemeye başlayacaktır. Mayıs’a kadar Kıbrıs konusunda bir uzlaşmaya varmalıdırlar. Bu üç parti başkanı bir konsey oluşturmalı, politikalarını belirlemeli ve mayıs 2004 tarihini geçirmemelidirler. Görüşmeci olarak Denktaş kalabilir ancak konseyin alacağı kararlar doğrultusunda hareket ederse...”

Mehmet Söğüt: (62) Serbest

“ Barıştan, çözümden ve uzlaşmadan yana olan partilerin hükümette olmasını istiyorum. UBP-CTP-BDH ve DP’nin koalisyonu hiçbir zaman söz konusu olamaz. Denktaş’ın istediği milli hükümet modeli de söz konusu değildir. En güzel hükümet CTP- BDH ve DP’nin kuracağı koalisyon hükümetidir. UBP ile CTP çok uç noktadadırlar ve çok kısa zanmanda aynı görüşleri savunmaları mümkün değildir. Erken seçimde olamayacağı için en güzeli üçlü koalisyon hükümetini oluşturup konseyi belirlemektir. Bu konseyin alacağı kararlar neticesşinde Kıbrıs Türk’ü de AB’ye girmelidir."

Eren Rifat Ertanın: (55) Sanayici

“Annan Planı ve Avrupa Birliği Kıbrıs Türk halkına ne getirecek ne götürecek ilk önce bunlar bir sonuca vardırılmalıdır kurulacak hükümet tarafından. Dört parti Mayıs 2004’e kadar ciddi bir koalisyon kurmalıdır. Hem UBP hem de CTP birçok farklılıklarını bir kenara bırakmalıdır.Çünkü kısır döngü bize hiçbir yarar sağlayamaz. Annan Planı ciddi bir şekilde dört parti ve Denktaş tarafından beraber müzakere etmelidir. Duygusalığı bir kenara bırakıp, doğruyu bulmaya çalışmalıyız. Çünkü önümüzde beş ay kaldı. Bu beş ay içerisinde eğitim, sağlık, tarım sorunlarını tartışmayı bir kenara bırakıp bu partiler Mayıs 2004’ü tartışmalıdırlar.”

Nesrin Şanlıtürk: (38) Kuyumcu

"Seçimlerin sonucu çok ilginç oldu. Bu seçimler sonucunda gündeme gelen erken seçim söylentileri ile halk acaba erken seçim olacak mı sorusunu sormaya başladı. Ancak bu ülke insanına bir daha seçim külfetini yaşatmak haksızlık olur. UBP ve CTP bir koalisyon kurabilir. Çözüm ve Annan Planı çerçevesinde türk halkının hak ve hukukunu koruyarak bir anlaşma yoluna gidilmeli ve 2004 Mayısı’nda Kıbrıs AB’ye girmelidir. Görüşmelerde Denktaş olmalıdır. Ancak konsey de oluşturulmalıdır. Annan Planı hemen müzakere edilip Mayıs 2004 kaçırılmamalıdır.”

YENIDUZEN 18//12/2003

Annan temkinli

BBC

Flori: "Avrupa Komisyonu, adada taraflararası bir anlaşmayı kabul etmeye ve uluslararası bir bağış konferansı düzenlemeye hazır. Üyelik müzakereleri sonucunda şayet bir anlaşmaya varılırsa diye, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik kalkınması için 206 milyon euro para ayırdık."

Sema EMİROĞLU-New York

Kıbrıs Türk tarafındaki seçimlere yönelik uluslararası tepkiler, seçim sonuçlarının kesinleşmesini takiben netleşmeye başladı. Kendi adıyla anılan barış planının mimarı BM Genel Sekreteri Annan'ın verdiği ilk tepki temkinli oldu. Annan'ın bir sözcüsü dün, planın hala masada olduğunu söylemekle birlikte, muhalefetin kazanımlarına ilişkin somut bir yorumda bulunmadı.
Kuzey Kıbrıs'taki Parlamento seçimlerinde iktidar ve muhalefetin eşit sayıda milletvekili kaz
anmasıyla ortaya çıkan belirsizlik, kendi adıyla anılan çözüm planı üzerindeki müzakerelerin bir an önce başlamasını isteyen BM Genel Sekreteri Annan'ın da işini zorlaştırdı. Annan'ın, seçimleri yakından takip ettiği, ancak sonuç netleşmeden ve kesin bir siyasi irade ortaya çıkmadan çözüm için yeniden devreye girmesinin söz konusu olmadığı bildirildi.

Olağan basın açıklamasında, Kuzey Kıbrıs seçimleri konusunda oldukça temkinli bir açıklama yapan BM Genel Sekreterlik Sözcüsü, Annan'ın, seçimlerle ilgili haberleri takip ettiğini ve yeni bir siyasi idarenin kurulmasının biraz zaman alacağını belirterek şöyle devam etti:

"Genel Sekreter bu vesileyle mevcut tutumunu yeniden dile getirmek istiyor. Bu tutum, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla sunduğu planın hala masada olduğu, ama başarılı bir sonucun alınması için gerekli siyasi irade bulunduğuna ilişkin sağlam bir neden olmadıkça yeni bir girişimde bulunmayı önermediğidir."

Sözcü, Annan'ın, Kıbrıs Türk tarafının da içinde bulunduğu birleşik bir Kıbrıs'ın kısa süre içinde, 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne katılmasını sağlamak için gerekli taahhüdü verme durumuna gelmelerini ümit ettiğini kaydetti.

Bir gazetecinin, seçimlerde muhalefetin güçlendiğini belirtmesi üzerine Sözcü, "sonuçlar birbirine çok yakın, ama açıklamaya ekleyeceğim başka birşey yok" yanıtını verdi.

Annan planına destek veren ABD ise, Kıbrıs Türk tarafındaki seçimleri çözüme yönelik bir adım olarak değerlendirdi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Kıbrıs'lı Türkler 1 Mayıs'ta Kıbrıslı Rumlarla birlikte Avrupa Birliği'ne katılabilmek için kapsamlı bir çözüm istediklerini gösterdiler" dedi.

ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'un da bu yönde çaba harcamak için bölgeye gittiğini söyleyen Sözcü'nün açıklamasına göre Weston, Atina, Lefkoşa ve Ankara'da temaslarda bulunacak.

Avrupa Birliği de, birleşik bir Kıbrıs'ın adanın Türk ve Rum kesimleriyle birlikte 1 Mayıs tarihinde Avrupa Birliği'ne girebilmesi için hala vakit olduğunu söylüyor.

Avrupa Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a daha önce vadettiği yardım paketini derhal devreye sokma istekliliğini bir kez daha dile getirdi.


“Mesaj açık ve net!”
Avrupa Birliği ülkeleri geçen haftasonu Brüksel'de, birleşik bir Kıbrıs'ı aralarına almayı tercih ettiklerini ifade etmişlerdi. Avrupa Komisyonu Sözcüsü Jean-Christophe Flori dün, Meclis'in iktidar ve muhalefet partileri arasında tam ortadan ikiye bölünmüş olmasına karşın Kuzey Kıbrıs seçimlerinden gayet açık ve net bir mesaj alındığını belirtti ve şunları söyledi:

"Meclis'te sandalye sayısı yarı yarıya bölünmüş olsa bile, Kuzey Kıbrıs vatandaşlarının çoğunluğunun, adadaki statükoya son noktayı koymaya niyetlerini açıkca gösterdikleri anlaşılıyor. Bu da gösteriyor ki, Kıbrıs'ta görüşme masasına geri dönme vakti gelmiştir. Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Verheugen adına şunu net bir şekilde dile getirmek isterim ki, Kuzey Kıbrıslı yetkililerin, bu seçim sonuçlarını iyi değerlendirmelerini ve en kısa sürede BM barış planı çerçevesinde görüşme masasına geri dönmelerini istiyoruz.

Kuzey Kıbrıs halkının çoğunluğu bu isteği sandıkta ifade etti. 1 Mayıs'tan önce çözüm için halen vaktimiz var. Umarız, Kıbrıslı Türk yetkililer bu fırsatı kaçırmaz."

Flori, Avrupa Birliği'nin Kuzey Kıbrıs için bir mali yardım paketi ayırmış olduğunu hatırlattı. Adanın birleşmesi ve Kıbrıslıların yeniden yerleşmesi sürecini kolaylaştırmak için, gerekirse uluslararası bir bağış konferansı düzenleyebileceklerini belirtti. Flori şöyle devam etti:

"Avrupa Komisyonu, adada taraflararası bir anlaşmayı kabul etmeye ve uluslararası bir bağış konferansı düzenlemeye hazır. Üyelik müzakereleri sonucunda şayet bir anlaşmaya varılırsa diye, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik kalkınması için 206 milyon euro para ayırdık."

YENIDUZEN 18//12/2003

Kıbrıs için yeni plan

YeniŞAFAK

TÜRKİYE ve KKTC'nin hazırladığı yeni Kıbrıs planı, Annan Planı'nı reddetmeden, garantörlük hakkı çerçevesinde Türk askerine yer veriyor; toplu nüfus değişimini ve dörtlü görüşmelerin başlamasını öngörüyor.

KKTC'de yeni hükümetin kurulması beklenecek ve plan, Başbakan Erdoğan ile KKTC'nin yeni başbakanı tarafından birlikte açıklanacak. Ardından da Rum kesimine "önşartsız" görüşme önerilecek.

Kıbrıs konusunda mart ayında Lahey'de yapılan görüşmelerden bu yana ara verilen müzakereleri yeniden başlatmak için sürdürülen çalışmalar tamamlandı. Yeni bir müzakere zemini oluşturmayı hedefleyen, KKTC ve Türkiye'nin yaptığı çalışmaların, adada hükümet kurulduktan sonra açıklanacağı belirtildi.

Türkiye ve KKTC'nin sürdürdüğü "çalışmaların", Annan Planı'na karşı bir alternatif plan olmadığı, planda yapılması istenen değişiklikleri kapsadığı belirtildi. Ankara'nın hazırladığı "çalışma", Başbakan Erdoğan'ın milletvekili seçilmeden önce yaptığı AB turu sırasında gündeme getirdiği 4'lü görüşme önerisini de kapsıyor.

Türkiye'nin taslağı

Ankara'daki çalışmada şu başlıklar öne çıkıyor:

Kişisel geri dönüşü öngören Annan Planı'nın aksine, geri dönenlerin toplu olarak hesaplanması.

Türkiye'nin garantörlük haklarının korunması ve bu çerçevede adadaki Türk askerine hareket özgürlüğünün sağlanması.

Kurulacak çatı devlette cumhurbaşkanı yardımcısı sıfatını taşayacak olan Türk tarafı temsilcisinin veto hakkının korunması, sulandırılmaması.

KKTC'nin taslağı

KKTC'deki çalışmada şu başlıklar öne çıkıyor:

- Kurulacak devlette iki tarafın siyasi eşitliği.

- Toprak ayrımının net olarak sağlanması.

- Rum kesimini ve KKTC'yi temsil edecek yeni bir ortaklık devletinin kurulması.

- Garanti Anlaşması'nın sürdürülmesi.

Dörtlü görüşme önerisi


Erdoğan'ın, milletvekili seçilmeden önce AB turu sırasında ilk olarak Atina'da gündeme getirdiği Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi'ni kapsayan 4'lü görüşme önerisi de Türkiye ve KKTC'de hazırlanan çalışmalara temel oluşturdu. Öneriye Rum tarafı olumlu cevap vermemişti. Adadaki seçimlerden çıka
n mesajı, "Sorunu Türkiye çözsün, biz AB'yi de istiyoruz" diye okuyan Dışişleri Bakanlığı'nda en çok istenen hükümet modeli ise CTP-UBP koalisyon hükümeti. YENIDUZEN 18//12/2003

Halk Çözüm ve AB’ye onay verdi"

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), halkın 14 Aralık seçimlerinde çözüm ve AB üyeliğine ve statükonun değişmesine onay verdiğini belirtti.

KTOEÖS Genel Başkanı Adnan Eraslan, 14 Aralık seçimlerinde Kıbrıs Türk halkının, dünyaya ve siyasilere Annan Planı temelinde çözüm, barış ve AB üyeliği için güçlü bir mesaj verdiğini belirterek, “Halkımızın çözüm ve AB üyeliği projesine verdiği destek bizi mutlu etmiştir. Toplumun, statükonun değişimi yönünde verdiği mesajı her kesim çok iyi algılamalı ve bu konuda gerekli özveriyi göstermelidir” dedi.

Herkesin kişisel kapris, aşırı hırs ve ihtirasın yaratacağı siyasal körlükten kaçınmasını isteyen Eraslan, değişen dünyanın iyi algılanmasının ve Kıbrıs Türk halkının yeni dünyadaki yerini almasının mutlaka sağlanması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı, siyasi partiler ve yeni seçilen milletvekillerinin bu sorumluluktan kaçmamasını isteyen Eraslan, halkın seçimlerde verdiği mesajı ve yeni oluşumu değerlendiren KTOEÖS’ün “Annan Planı çerçevesinde bir çözüm ve AB üyeliği sağlanmalıdır. Bu çözüm halkımızın istencine de kulak verilerek mutlaka 1 Mayıs 2004’ten önce olmalıdır. Bizler Birleşik Kıbrıs Devletinin ortağı ve sahibi olarak AB içindeki yerimizi almalıyız” tespitini yaptığını bildirdi. Eraslan, daha çok iş, daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok egemenlik, daha iyi yaşam, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir sağlık ve barış içerisinde yaşayan dünya vatandaşları olmayı hak ettiklerini belirtti.

İşte açıklamanın tam metni:

“Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) olarak toplum sorunlarının çözülmesi için hertürlü katkıyı koymaya çalıştık ve çalışmaya devam edeceğiz. Sokaklarda, Medyada ve Her Platforumda Kıbrıs Türk Halkı yararına gördüğümüz her politikayı sonuna kadar destekledik, zararına olana ise şiddetle karşı çıktık. Bundan sonraki tavrımızda aynı olacaktır.

Daha önce her vesile ile halkımıza duyurduğumuz gibi 14 Aralık seçimlerini Çözüme, Barışa, ve AB’ye ulaşmamızda bir araç olarak gördük. Kıbrıs Türk halkının istencinin de aynı olduğunu biliyorduk. 14 Aralık seçimlerinde Kıbrıs Türk Halkı, Dünyaya ve Siyasilerimize ANNAN PLAN TEMELİNDE çözüm, Barış ve AB üyeliği için güçlü bir mesaj vermiştir.

Halkımızın çözüm ve AB üyeliği projesine verdiği destek bizi mutlu etmiştir. Toplumun, STATÜKONUN DEĞİŞİMİ yönünde verdiği mesajı her kesim çok iyi algılamalı ve bu konuda gerekli özveriyi göstermelidir. Kişisel kapris, aşırı hırs ve ihtirasın yaratacağı siyasal körlükten herkes kaçınmalıdır. Değişen dünya iyi algılanmalı ve Kıbrıs Türk halkının Yeni Dünyadaki yerini alması mutlaka sağlanmalıdır. Başta Sayın Denktaş, siyasi partiler, yeni seçilen milletvekilleri, bu sorumluluktan kaçmamalıdır. Zamana oynayarak Kıbrıs Türk halkının geleceğini heba etmemelidir.

Halkın seçimlerde verdiği mesajı ve yeni oluşumu değerlendiren KTOEÖS şu tespiti yapmıştır: “Annan Planı çerçevesinde bir Çözüm ve AB üyeliği sağlanmalıdır. Bu çözüm halkımızın istencine de kulak verilerek mutlaka 1 Mayıs 2004’ten önce olmalıdır. Bizler Birleşik Kıbrıs Devletinin ortağı ve sahibi olarak AB içindeki yerimizi almalıyız”.

Daha çok iş, daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok egemenlik, daha iyi yaşam, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir sağlık ve Barış içerisinde yaşayan bir DÜNYA VATANDAŞI olmayı hak ettiğimize inanıyoruz. Kıbrıs Türk halkının rüştünü ispat ettiğini biliyoruz. Hertürlü aşağılama ve karalamayı yapanların kendi yalanları içerisinde boğulacağını düşünüyoruz. Değişen dünyada mutlaka yerimizi alacağımıza yürekten inanıyoruz.

Bu konuda herkesi, üzerine düşen görevi yapmaya çağırıyoruz. KTOEÖ Sendikası olarak bizler de gereken her türlü katkı ve mücadeleyi bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yapmaya hazırız. Tüm kamuoyuna duyururuz”

YENIDUZEN 18//12/2003

CTP-DP-BDH mı, “milli hükümet” mi?

Tayfun Çağra

Seçimlerde meclise girmeye hak kazanmış partilerin yetkilileri hükümet kurma çalışmaları ile ilgili YeniDÜZEN’e görüşlerini aktardılar. Dört parti de yetkili organlarında çeşitli değerlendirmeler yapıyorlar. 14 Aralık seçimlerinde ortaya çıkan meclis aritmetiğinin nasıl aşılacağı konusunda yaptıkları çalışmalar ve hükümet modelleri ile görüşmecilik konusunda neler düşündüklerini gazetemize açıkladılar. Bu konuda görüştüğümüz CTP-BG Örgüt Sekreteri Eşref Vaiz, “önceliklerinin Talat başkanlığındaki CTP-DP-BDH modeli olduğunu” söylerken, UBP Genel Sekreteri Süha Türköz “milli hükümetin bütün partilerin görüşlerini yansıtmak konusunda daha yararlı olacağı” görüşünü ortaya koydu. DP Genel Sekreteri Kemal Havalı, “mutlaka gerekli olan hükümetin kurulması gerektiğini” söylerken “Mayıs 2004’e kadar KKTC’nin kabul edebileceği bir noktaya gelmenin en büyük hedefleri olduğunu” belirtti. BDH Genel Koordinatörü İzzet İzcan ise “Mayıs’ta çözüm hedefi olmayan bir hükümette görev almayız” değerlendirmesinde bulundu.

Eşref Vaiz (CTP-BG Örgüt Sekreteri)

MYK ve PM’de toplantılar yaptık. Önceki akşam Parti Meclisi’nde alınan karar uyarınca ülkenin içinde bulunduğu durum ve mecliste ortaya çıkan kilitlenmeyi de dikkate alarak sivil toplum kesimleri ve siyasi partilerle görüşerek çözüm ve AB’yi zorlamak konusunda konsensüse varılmıştır. Buna en yakın olan BDH, ÇABP ve diğer sivil toplum örgütleriyle yapılacak temaslar sonucunda Ankara hükümet partisi AKP’yle de görüşme yapma sonuçları elde edilmiştir. Yine PM’de aldığımız karar uyarınca bu görüşmeler ışığında hükümet kurmaya talip olduğumuzu ortaya koyduk ve buna bağlı olarak demokrasiye, hak ve adalete, çözüm ve AB’ye bağlı bir perspektif içinde çalışmaya karar verdik.

Görüşmecilik konusunda Anayasa’ya bağlı olarak hükümetin atayacağı görüşmecinin bu süreci götürmesi en doğrusudur. Bu konu Cumhurbaşkanı Denktaş ile Genel Başkanımız Talat’ın dünkü görüşmeleri sırasında da dile getirilmiştir.

Hükümet konusundaki önceliğimiz Talat Başbakanlığındaki CTP-DP-BDH’dan oluşacak bir hükümet modelidir. Diğer toplumsal mutabakat modeli konusunda Genel Başkanımız Mehmet Ali Talat’ın bir soru üzerine verdiği yanıtta olduğu gibi önceliğimiz bu model değil. Ancak gelişmeler karşısında yeniden değerlendirmeler yapılabilir.

Kemal Havalı (DP Genel Sekreteri)

Ülkemizde mutlaka hükümet kurulmalı. Vatandaş bu görevi iki partiye verdi. Yani CTP-BG ve UBP’ye hükümet kurma görevi verdi. Tabii öncelikle de bu görev CTP-BG’ye düşer. Biz DP olarak olası bir hükümette görev almaya hazırız.

Bir hükümette görev alırken koşullarımız olası bir anlaşmada iki bölgelilik, eki gemenlik, Türkiye’nin etkin garantisi ve mal-mülk konusunda düzenlemelerin yapılmasını isteyeceğiz. Annan Planı müzakere edilmeli ve kabul edilebilir bir noktaya gelmeli. Mayıs 2004’e kadar KKTC’nin kabul edebileceği bir noktaya gelmesi en büyük hedefimizdir. Uzlaşı sağlamak için Rum tarafının da bu konuda adım atması gerekir.

Seçim öncesi gündemde olan “görüşmeci” konusu gündemden kalkmıştır. Ancak bundan sonra kurulacak bir görüşmeci heyetle bu görüşmelerin sürdürülmesi en doğru olur. Ben bir adım daha ileri giderek Cumhurbaşkanı’yla istişare edilmesi halinde O’nun dışında başka bir heyetin görüşmeleri sürdürmesi mümkün diye düşünüyorum.

Süha Türköz (UBP Genel Sekreteri)

Bu süreçte UBP olumlu katkı koymaya hazırdır. Bunu bir sorumluluk olarak görüyoruz. Parti olarak bu konunun dışında durulmaması gerekir. Ülkenin gereksinimi olan bir hükümet kurulmalı. Bu hükümet milli bir hükümet olabilir.

Bizim dışımızda diğer üç partinin hükümet kurması durumunda muhalefette yerimizi alırız. Ancak hükümette iki sağ partinin de olması ve görüşlerin dengeli bir şekilde hükümette yer alması daha doğru olur. Benim kişisel görüşüm milli hükümetin daha yararlı olacağı doğrultusunda. Seçmenin mesajı da iki sağ partinin hükümette yer alması yönündedir.

Görüşmeciliği bundan sonra tek başına Cumhurbaşkanına bırakmamak gerekir. Zaten daha önce de mecliste bu konuda görüşlerimiz vardı. Daha geniş tabanlı bir görüşmeci heyetin bu görevi sürdürmesi daha yararlı olur. Özellikle Kıbrıs konusunda görüşlerimizin mutlak olmasa bile hükümet protokolünde yer alması gerekir. Başlangıçta düşüncemiz bu iken bu süreç yaşanacaksa görüşlerde asgariye inilebilir.

İzzet İzcan (BDH Genel Koordinatörü)

Hükümet kurma yönünde ortada yeterli veri yoktur. Annan Planı ne olacak, Görüşmeci konusu ne olacak, hedefler ne olacak gibi konuları değerlendirmeden bir karar vermek mümkün değil. Yapılacak temaslarda bu ortaya çıkacak. CTP’yle bir temas yapıldı, muhtemelen Ankara’yla da olacak. Mayıs hedefine ulaşma hedefi varsa bu sürece yardımcı olacağız. Mayıs’ta çözüm hedefi olmayan, ortada Annan Planı olmayan bir birliktelikte yokuz. Ankara’yla ciddi görüşmeler yapılması gerekir.

Görüşmecilik konusunda Denktaş’ı görevden alamayacağımızın mesajını halk verdi. Yine tek başına mı götürecek, yanında birileri mi gidecek bunları görüşmek lazım. Hükümet konusunda erken karar vermek istemiyoruz. Temaslardan sonra hükümette yer alır mıyız almaz mıyız karar vereceğiz.

YENIDUZEN 18//12/2003

Start verildi

Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde, meclise giren parti liderleriyle görüştü... Görüşmede "Milli hükümet" modeli gündeme getirildi...

DENKTAŞ: GÖRÜŞMECİLİKTE ISRARLI DEĞİLİM... Cumhurbaşkanı Denktaş, parti liderleriyle görüşmesinde onları, geniş tabanlı milli hükümet kurulması için teşvik ettiğini; dört partinin kendi aralarında temas etmesinin ardından kendisine yanıt vermelerini bekleyeceğini söyledi. Denktaş, görüşmecilik konusunda ise, bu göreve devam etmekte ısrarlı olmadığını, bulunduğu konumun görüşmecileri denetleyecek bir yer olduğunu ifade etti

TALAT, MİLLİ HÜKÜMET MODELİNE ILIMLI... CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'a hükümeti kurma talebini iletti ve "Mayıs 2004'e kadar çözüm vizyonuyla" tüm partilerin katılacağı milli hükümet modeline sıcak baktıklarını bildirdi

EROĞLU: HÜKÜMET OLUŞUMUNDA NET TAVIR YOK... UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, hükümet oluşumu konusunda ortada net bir durumun olmadığını söyledi ve "Hükümet oluşumuyla birlikte yaşayabilir ve hakları geriye götüremeyecek bir anlaşma için üzerimize düşen görevleri en iyi ve en samimi şekilde yerine getirmeye çalışacağız" dedi

S. DENKTAŞ: KİMSE 'ANNAN PLANI'NI İMZALARIM' DİYEMEZ... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, seçim sonuçlarından itibaren hiç kimsenin "Ben gidip Annan Planı'nı imzalıyorum" diyemeyeceğini, hiç kimsenin de "reddediyorum, görüşmüyorum" diyecek durumda bulunmadığını söyledi

AKINCI: MODEL DEĞİL, HEDEF ÖNEMLİ... BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, partisinin, kurulacak hükümetin biçiminden çok hedefinin ne olacağına önem verdiğini belirtti ve önemli hedefin, Kıbrıs'ta mayısa kadar Annan Planı zemininde müzakerelerle bir çözüme ulaşılması ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinin sağlanması olduğunu vurguladı

KKTC'de pazar gün yapılan seçimlerin ardından hükümeti kurma çalışmaları başladı. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Denktaş, meclise giren parti liderleriyle ilk görüşmesini dün yaptı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, ilk görüşmesini 19 milletvekiliyle meclisin birinci partisi konumundaki Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'la yaptı. Denktaş, Talat'la yaklaşık bir saat görüştü.

Cumhurbaşkanı Denktaş, CTP Genel Başkanı Talat'ın ardından sırasıyla UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, DP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'yla görüştü.

CTP-BG Genel Başkanı Talat'ı CTP Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Uzun'la birlikte saat 10.00'da kabul eden Cumhurbaşkanı Denktaş, basına kısa bir açıklamada bulundu.

Denktaş, "Talat, da milli hükümete göz kırptı"

Parti liderleri ile yapacağı görüşmede, düşüncelerini öğreneceğini söyleyen Denktaş, şu ifadeleri kullandı:

"Benim halkın iradesini okuduğum şekil, kendini idare edenler arasında uyum istediğidir. Halk iki görüş arasında uyum istemektedir. Milli bir hükümeti tercih etmektedir. Sayın Talat'ın da buna göz kırptığını, yani bunu düşünebileceğini gazete haberlerinde okudum. Memnun oldum. Yapacakları temasları bu yönde yürütürlerse zannedersem halk da memnun olur. Her parti liderine bunu söyleyeceğim. Kendi bilecekleri iştir. Benim bu konuda fazla bir yetkim yoktur. Hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim. Partilerin sorumluluklarını taşıyacaklarından eminim."

Cumhurbaşkanı Denktaş, basına da yorucu, tarafsız ve güzel çalıştığından dolayı teşekkür etmeyi ihmal etmedi.

Görüşmeyi Rum, Türk ve dünya basınından bir basın ordusu izledi. Görüşmeyi izlerken basın kendi arasında büyük izdiham yaşadı. Başta Türkiye TV kanalları olmak üzere birçok televizyon da görüşmeyle ilgili canlı yayın yapıldı.

Talat, Çözüm hedefiyle milli hükümet olabilir

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'a hükümeti kurma talebini iletti ve "Mayıs 2004'e kadar çözüm vizyonuyla" tüm partilerin katılacağı milli hükümet modeline sıcak baktıklarını bildirdi.

Seçimlerin ardından yeni hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Denktaş'la yaklaşık bir saatlik bir görüşme yapan CTP Genel Başkanı Talat, anayasa uyarınca Kıbrıs'la ilgili müzakerelerin hükümet tarafından yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşünü de dile getirdi.

"Görev bize verilmeli..."

Cumhurbaşkanı Denktaş'la görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dünkü görüşmede hükümeti kurma taleplerini ilettiklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini söyledi.

Görevlendirmenin meclis çalışmalarının başlamasıyla birlikte gelecek hafta yapılabileceğini söyleyen Talat, görevin hükümeti kurabilecek bir lidere verilmesi gerektiğini söyledi.

Talat, şunları kaydetti:

"Bizim dışımızda şu anda hükümet kurma ihtimali olan başka bir parti yok. Bizim hükümeti kuracağımız da belki yüzde yüz kesin değil ama en yüksek ihtimal bizim kurmamızdır. Bu nedenle görevin bize verilmesi gerekir. Toplumsal birliğe ihtiyaç olan bir zamanda halkı bir çözüme, kritik dönemde dünyayla bütünleşmeye götürecek bir hükümeti kurmak için sorumluluğu üstlenmeye hazırız."

Talat, CTP Parti Meclisi'nin dün akşam yaptığı toplantıda, 1 Mayıs'a kadar çözüme ulaşılması hedefiyle Annan Planı zemininde görüşmelerin başlatılması temelinde bir hükümetin kurulması için yetkilendirildiğini söyledi.

Sorulara karşılık, tüm partilerin bir araya geleceği bir "milli hükümet" modelini dışlamadıklarını, ancak bu hükümetin Kıbrıs sorununun mayıs ayına kadar çözümü temelinde kurulabileceğini söyleyen Talat, "Bu temelde her türlü hükümet oluşumu mümkündür. Görev bize verildiği takdirde, hatta verilmeden bu konudaki çalışmalarımızı başlatacağız" dedi.

Talat, "milli hükümet" konusundaki görüşlerini detaylandırırken de şunları söyledi:

"En geniş tabana sahip hükümet... Tüm partiler de olabilir. Çünkü Türkiye Kıbrıs konusunda kendisine bir hedef tanımladı, Mayıs 2004'e kadar çözüm hedefi koydu. Bu hedefin tek başına ulaşılabilecek bir hedef olmadığını biliyoruz ama bizim de hedefimiz bu olmalı. Bu hedefte hareket edeceksek ve partiler arasında mutabakat sağlayabilirsek böyle bir oluşum bizim için değerlendirilebilir bir olaydır. Tüm partiler bu yaklaşım içinde olursa biz bundan kaçmayacağız."

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın seçim sonuçlarını değerlendirirken, "Kıbrıs Türk halkının yüzde yüzü uzlaşma ve AB dedi" şeklinde ifadeler kullandığını anımsatan Talat, "Samimiyetle buna inanıyorsa, bu gerçekten öyleyse, böyle bir hükümeti kurmak mümkün" dedi.

Geçici veya sürekli bir hükümet

Bu tür bir oluşumun geçici veya sürekli olabileceğini söyleyen Talat, partilerle ve Türkiye'yle hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde herhangi resmi bir temasları olmadığını kaydetti.

Talat, "Cumhurbaşkanı 2004 Mayısı'na kadar çözüm hedeflediğine ilişkin bir mesaj verdi mi" sorusuna ise, "Birçok konu konuştuk ama o kısmı lütfen bize bırakın" ifadesini kullandı.

Müttefiklerle işbirliği sürecek

CTP Genel Başkanı Talat, başka bir soruya karşılık, seçim sürecinde çözüm ve AB'yi savunan partilerle imzaladıkları protokolün kendilerini bağladığını da tekrarladı ve "Müttefiklerimizle işbirliği yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Görüşmeleri hükümet yapmalı

CTP Genel Başkanı, "Görüşmeciyi değiştirecek misiniz, yoksa birlikte mi çalışacaksınız" sorusuna ise şu karşılığı verdi:

"Bu bir anayasal konu haline geldi. Bizim seçim kampanyası boyunca başbakanın görüşmeci olması gerektiğini söyledik. Anayasaya göre görüşmeleri yürütme yetkisinin hükümette olduğu görüşümüzü cumhurbaşkanına da aktardım. Sayın cumhurbaşkanı bu konuda yasal değerlendirme yapacağını, görüş alacağını ifade etti..."

Talat, "Hükümetin anayasal yetkilerini başkalarına devretme niyetimiz yok" ifadesini de kullandı.

Türkiye tarafından yapılan çalışma

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile seçimlerin hemen ardından yaptığı kutlama amaçlı telefon görüşmesi dışında Türkiye'yle resmi bir teması olmadığını söyleyen Talat, Türkiye'nin hazırladığı yeni planla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine de, "Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs konusunun çözümü arasında paralellik yaratmaya çalıştığına ilişkin basın haberleri dışında bir bilgim yok" dedi.

Eroğlu, Hükümet oluşumuyla birlikte yaşayabilir

bir anlaşma için üzerimize düşeni yapacağız

Cumhurbaşkanlığında saat 11.00'de yer alan görüşmeye UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile birlikte UBP Genel Sekreteri Süha Türköz de katıldı.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, hükümet oluşumu konusunda ortada net bir durumun olmadığını söyledi ve "Hükümet oluşumuyla birlikte yaşayabilir ve hakları geriye götüremeyecek bir anlaşma için üzerimize düşen görevleri en iyi ve en samimi şekilde yerine getirmeye çalışacağız" dedi. Eroğlu, bütün partilerin ortaya koyduğu gibi hedefin AB üyeliği olduğunu da belirtti.

Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'la gerçekleştirdiği yaklaşık yarım saatlik görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, partisinin halkın iradesine saygı gösteren bir parti olduğunu, halkın da iradesini demokratik olarak gösterdiğini ifade ederek, UBP'nin ortaya çıkan tablo ışığında hükümet kurulması için konuyu yetkili organlarında değerlendirmekte olduğunu söyledi.

KKTC halkının kazandığı haklar korunarak bir anlaşmaya varmanın partisinin ana prensiplerinden biri olduğunu belirten Eroğlu, muhalefetin "UBP çözüm istemiyor" diyerek zihinleri bulandırmaya çalıştığını, fakat UBP'nin her zaman yaşayabilir bir anlaşma için görüşmelere olanak sağladığını kaydetti.

Hükümet oluşumuyla ilgili olarak ortada net bir durumun bulunmadığını söyleyen UBP Genel Başkanı Eroğlu, siyasi partilerin aralarında yapacakları görüşmelerle durumun netleşeceğini kaydetti.

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın "1 Mayıs 2004'e kadar anlaşmaya varılması konusunda görüş birliği sağlanması halinde UBP'yle koalisyon kurabileceklerinden" bahsettiğinin hatırlatılması ve UBP'nin buna sıcak bakıp bakmadığının sorulması üzerine Eroğlu, Kıbrıs'ta bir anlaşmayı herkesin istediğini, ama anlaşmaya tek taraflı istekle varılamayacağını, Rum tarafının da aynı anlayışta olması ve aynı yaklaşım içerisinde olması gerektiğini söyledi.

CTP'yle koalisyon-milli hükümet

Derviş Eroğlu, CTP'yle koalisyona gitmelerinin mümkün olup olmadığının sorulmasına karşılık, "hükümet oluşumuyla ilgili her konuyu partinin yetkili organlarında değerlendiriyoruz" yanıtını verdi.

Talat'ın milli hükümet kurulmasına "olabilir" dediğinin belirtilmesi ve kendilerinin bu konudaki düşüncelerinin ne olduğunun sorulması üzerine Eroğlu, alternatiflerin birinin de milli hükümet olduğunu, fakat Talat'ın aklındakinin veya diğer partilerin düşüncelerinin ne olduğunu bilmediklerini kaydetti.

Eroğlu, cumhurbaşkanıyla görüşmelerin ardından siyasi partilerin genel başkanlarının kendi aralarında görüşeceklerine inandığını belirtti.

Görüşmecilik

UBP Genel Başkanı Eroğlu, Talat'ın "görüşmecilik görevinin anayasaya göre başbakanda olması gerektiğini" söylediğine işaret edilmesi üzerine de, anayasada öyle bir madde bulunmadığını, bugüne kadar da bu konunun gündeme hiç gelmediğini ifade ederek, parlamentonun ve iktidara gelecek partilerin oturup müşterek karar vermesi gerektiğini belirtti.

Serdar Denktaş: Hiç kimse 'ben

Annan Planı'nı imzalarım' diyemez

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, seçim sonuçlarından itibaren hiç kimsenin "Ben gidip Annan Planı'nı imzalıyorum" diyemeyeceğini, hiç kimsenin de "reddediyorum, görüşmüyorum" diyecek durumda bulunmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclise giren siyasi partilerin genel başkanlarıyla görüşmeleri çerçevesinde DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ı kabul etti.

Denktaş, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, önceki gün MYK'da yaptıkları değerlendirmeyi cumhurbaşkanına da aktardıklarını belirterek, halkın iradesinin çok net olarak partiler arası konsensusun oluşmasını işaret ettiğini, hiç kimsenin bu sonuçtan itibaren ben gidip Annan Planı'nı imzalarım diyemeyeceğini, hiç kimsenin reddediyorum görüşmüyorum da diyecek durumda bulunmadığını söyledi.

Oranların ne olduğu tartışması yapma imkanının pek olmadığını, DP olarak hükümeti kurma gücünü ellerinde bulundurmadıklarını ancak önlerine konulacak formülleri, koşulları değerlendirmek durumunda olduklarını, koşullarıyla birlikte her türlü formüle açık olduklarını cumhurbaşkanına ilettiklerini söyledi.

Denktaş, şöyle devam etti:

"Gönül arzu eder ki çok geniş tabanlı hatta bütün partilerin de içinde yer aldığı bir mutabakat hükümeti oluşsun, Kıbrıs Türkü'nün haklarını koruyan bir çözüm için uğraş versin. Biz bu anlamda kendi üzerimize düşeni yapacağız. Bugün (dün) saat 14.30'da Sn. Derviş Eroğlu'nu ziyaret edeceğiz. Aynı bloğun iki partisi olarak gösterilmekteyiz, önümüzdeki günler ve gelecekte de CTP-BDH arasında yürümekte olan işbirliği yönünden bir işbirliği, yakın temas oluşabilirse oluşur UBP ile de. Her halükarda bir seçim dönemi geçirdik. Bu seçim döneminde başbakan ve yardımcısı olarak seçimlere katıldık."

Eroğlu ile hem seçimleri hem de önlerine çıkan süreci birlikte değerlendireceklerini belirten Denktaş, BDH ve CTP'ye daha önce bir kutlama ziyareti yaptıklarını, diğer iki partiye bir ziyaret yapmayacağını ancak bunun yanlış anlaşılmaması gerektiğini, artık beklentilerinin bu partilerin kendilerini ziyaret etmesi olduğunu söyledi.

"Artık onlar dolaşıp bizlere bir şeyler getirecek" diyen Denktaş, UBP ile görüşmesini aynı blokta yer alan bir parti olarak yapacaklarını söyledi.

Denktaş, bir soru üzerine, şimdiden koşulları ortaya koymak istemediğini belirtti.

Rum basın mensuplarının isteği üzerine aynı açıklamayı bir de İngilizce olarak yapan Denktaş, her türlü formüle açık olduklarını ve içinde bulunulan durumu kilitlemek istemediklerini söyledi.

Denktaş, Rum basın mensuplarının bir sorusu üzerine, görüşmecinin cumhurbaşkanı olduğunu ve halkın onun görevine devam edeceğine karar verdiğini, bu konuda kimsenin yapacak bir şeyi olmadığını

ancak sorunun, nasıl devam edileceği, ne zaman devam edileceği ve yol haritasının ne olacağı olduğunu kaydetti.

Akıncı, "Hükümetin modeli değil, hedefi önemli"

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, partisinin, kurulacak hükümetin biçiminden çok hedefinin ne olacağına önem verdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma arayışları çerçevesinde parti liderleriyle yaptığı görüşmelerde son olarak saat 13.00'te BDH lideri Akıncı'yla bir araya geldi. Yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra çok sayıdaki KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs medya mensubuna açıklama yapan ve soruları yanıtlayan Akıncı, "Bizim için önemli olan hükümetin biçimi, hükümete katılacak partilerin sayısı gibi unsurlardan önce, herhangi bir hükümetin hangi hedef doğrultusunda kurulacağıdır" dedi.

Akıncı, yitirilmemesi gereken önemli hedefin, Kıbrıs'ta mayısa kadar Annan Planı zemininde müzakerelerle bir çözüme ulaşılması ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinin sağlanması olduğunu vurguladı. Aralık 2004'te de Türkiye'nin uzun zamandır beklediği müzakere tarihini alabilmesinin ve tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir ortamın yaratılmasının da hedefleri olduğunu kaydeden Akıncı, şöyle devam etti:

"Siyasetin amacı çözüm üretmek ve geleceği şekillendirmektir. Biz Kıbrıs'ın geleceğinin gerçekçi çerçevede şekillenebilmesi ve Kıbrıs Türk halkının da arzu ettiği AB içinde yerini alabilmesi için bu günlerin son derece önemli olduğunun bilincindeyiz. Önümüzdeki 100-120 günlük sürenin, gerek Kıbrıs'ın geleceği, gerek Türkiye'nin AB hedefi açısından son derece hayati bir zaman dilimi olduğunun bilincindeyiz. O nedenle davranışlarımızı ona göre planlamaktayız. Bundan dolayıdır ki herhangi bir hükümet modelinde yer alıp almamayı değerlendirmezden önce, herhangi bir hükümetin hangi hedef doğrultusunda oluşturulacağı bizim için çok önemli."

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, milli hükümet konusundaki görüşünü soran gazeteciye, milli, üçlü veya ikili hükümet gibi konuların, daha sonra değerlendirebilecekleri şeyler olduğunu söyledi. Akıncı, hükümetin şeklinden önce, herhangi bir hükümetin hangi amaç ve hedef doğrultusunda oluşturulabileceğine önem verdiklerini vurguladı.

"Ankara'nın tavrı önemli"

Akıncı, "BDH'nın daha etkin olabilmesi için hükümetin içinde yer alması gerekmez mi?" diye soran gazeteciyi yanıtlarken şöyle konuştu:

"Önce 'içinde yer alınabilecek bir hükümet var mı' sorusunu sorup cevabını bulmak gerekir. Az önce altını çizdiğim hedef doğrultusunda bir hükümet kurulabiliyor mu? Yani mayısa kadar Annan Planı zemininde müzakerelerle çözüme ulaşma ve AB'ye girme hedefinde uzlaşabilen bir hükümet modeli var mı? Şu anda onun arayışı sürmek durumunda. Ve tabi ki bu konuda Ankara'nın tavrı son derece önemli. Türkiye bu konuda ne der? Çünkü burada Sayın Denktaş'ın düşüncelerini biliyoruz. Sayın Denktaş, 24 saatte değişecek değildir. UBP ile DP'nin düşüncelerini de biliyoruz. Zaten biz CTP ve ÇABP ile bir protokol imzalarken, bu partilerin Annan Planı zemininde bir çözümü mayısa kadar sağlayıp AB üyeliği hedefinde olmadıklarını bildiğimiz için onları 'statükodan yana partiler' olarak nitelendirdik. Ve kendileriyle herhangi bir koalisyonda yer almayacağımızı duyurduk. Şimdi statükocu tavırdan, yani bu kurulu düzenin aynen devam etmesi fikrinden vazgeçip, bizlerle birlikte bir çözüm ve AB üyeliği doğrultusunda çalışacaklar mı? Bu, öyle anlaşılıyor ki büyük oranda Ankara'nın tavrına bağlı olacak. O nedenle herhalde Ankara'nın tavrının netleşmesi gerekecek."

"Çözüm ve AB hedefi varsa destekleriz"

Akıncı, CTP-DP ve BDH hükümetine nasıl baktıkları sorusuna "Az önce söylediklerimin tekrarından başka bir şey söyleyemem. Herhangi bir hükümet modelinden önce bizim o hükümetin ne yapacağını bilmemiz lazım. Biz herhangi bir hükümetin mayısa kadar çözüm hedefiyle ilgili olmasını istiyoruz. Herhangi bir hükümet modeli-biz içinde yer alalım veya almayalım-mayısa kadar çözüm ve AB hedefiyle yola çıkarsa onun yanında olacağız, içinde olalım veya olmayalım, destekleyeceğiz. Ama böyle bir ilgisi yoksa yanında olmayacağız" karşılığını verdi.

"Neden mayıs?"

Mayıs üzerinde neden önemle durduğunu da açıklayan Akıncı, bu tarihe kadar çözüm olmadığı taktirde Güney Kıbrıs'ın tüm Kıbrıs adına AB üyesi olacağını, 2004'ten itibaren Türkiye'nin 15 üyeli AB'yle yaptığı gümrük birliği anlaşması uyarınca yeni bir anlaşmaya gerek duyulmadan Kıbrıs'la (Güney Kıbrıs'la) gümrük birliği ilişkisine başlayacağını, bunun da Güney Kıbrıs limanlarından gemilerin Mersin limanına sıfır gümrükle mallarını ihraç etmeye başlayacağı anlamına geleceğini anlattı.

"Papadopulos, kırmızı kartla bekleyecek"

Akıncı, 1 Mayıs'tan sonra Loizidu benzeri davalar yüzünden Türkiye'nin boğazının daha çok sıkılacağını kaydederek, Aralık 2004'te Kıbrıs'ı temsilen Tasos Papadopulos'un elinde kırmızı kartıyla Türkiye'yi bekleyeceğini ifade etti ve "Bütün bu olumsuzlukları yaşamak istemiyoruz. Türkiye'nin de yaşamasını istemiyoruz. Bunun için de mayısta bir çözüm için kararlı şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğuna inanıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, milli hükümetten umutlu

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık seçimleri sonrasında Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilmeye hak kazanan dört partinin lideriyle görüşmesini tamamladıktan sonra geniş tabanlı, milli hükümet kurulması için onları teşvik ettiğini açıkladı.

Denktaş, dört partinin, halkın mesajını almışlarsa anlaşabilmeleri gerektiğini söyledi. Partilerin kendi aralarında temas etmesinin ardından kendisine yanıt vermesini bekleyeceğini bildiren Denktaş, geniş tabanlı, güçlü bir hükümet öngördüğünü söyledi.

Hayatını görüşmecilikle geçirdiğini ama devam etmekte ısrarlı olmadığını kaydeden Denktaş, bulunduğu konumun (Cumhurbaşkanlığının) görüşmecileri denetleyecek bir yer olduğunu ifade etti.

Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "yeni siyasetçiler lazım" söylemini "Çok doğru söyledi" diye yorumladı ancak Erdoğan'ın "yeni liderler lazım" demediğine işaret etti. Denktaş, liderlerin de değişebileceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara'yla temas içinde olduklarını bildirerek, ay sonunda Türkiye ziyaretinin veya Türkiye yetkililerinin Kıbrıs ziyaretinin söz konusu olabileceğini açıkladı.

"Hükümeti kuramazlarsa

ona göre bir karar vereceğiz"

Denktaş, liderleri dinlediğini, ulusal bir hükümet kurmaları için teşvik ettiğini, geniş tabanlı bir hükümetin en doğrusu ve en yararlısı olacağını söylediğini bildirdi. "Şimdi birkaç gün bekleyeceğini, liderlerden haber bekleyeceğini, kendi aralarında temaslarını sürdüreceklerini ve ne biçim bir hükümet kurabileceklerinin kararını verdikten sonra kendisine geleceklerini" anlatan Denktaş, "Kuramayacaklarsa yine gelip 'biz kuramıyoruz' diyecekler herhalde. Ona göre bir karar vereceğiz" diye konuştu.

Seçimlerin demokratik, şeffaf olmasının ve başarıyla sonuçlanmasının, halkın olgunluğunu, devletin varlığını ve gücünü gösterdiğini kaydeden Denktaş, en güzel neticenin bu olduğunu vurguladı.

"Hükümet üçlü de olur, dörtlü de"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ulusal hükümette dörtlü mü, ikili mi koalisyon öngördüğünü soran gazeteciye, "Ulusal hükümetle 'bir oyla, iki oyla devrilmeyecek, geniş tabanlı bir hükümet' demek

istiyorum. Üç partili de olur, dört partili de olabilir. Bu benim işim değildir. Ama güçlü bir hükümet olsun ki karşılaşacağımız mücadelede sağlam bir zemine dayanmış olalım" dedi.

Görüşmecilik konusundaki tartışmalarla ilgili soruya karşılık Denktaş, şunları söyledi:

"Sayın Talat, ısrar ediyor ki icra kuvvetindedir, görüşmecilik de, meclistedir vs. diye.. Bunu kendisiyle münakaşa etmektense, 'yasal durum nedir onu ben sorarım' dedim. Yasal durumu incelerken Başsavcı, görüşmecilik görevinin halk tarafından seçimlerde verildiğini de kaale alarak, bize bir cevap verecektir. Görüşmecilik benim hayatımın yıllarını alıp götürmüştür. Dolayısıyla 'aman ben tekrar devam edeyim' diye bir şeyim yoktur. İhtiyaç varsa bana devam ederim. Görüşmeci olmasam dahi zaten görüşecek olanların ne yaptıklarını devamlı surette kontrol edecek durumdayım. Eğrisini, doğrusunu, halkıma söylerim, gereğini yaparım. Onun için bu hükümeti bozacak, yıkacak bir mesele değildir. Uyum içinde bu da halledilir. Bizim istediğimiz, kazanımlarımızı, haklarımızı, egemenliğimizi, devletimizi Türkiye'nin garantörlüğünü feda etmeksizin, bunlardan taviz vermeksizin Rumlarla bir ortaklık kurmak ve AB'nin yolunu açmaktır. AB'nin yollarını açabilmek için de Türkiye'nin 1960'tan kaynaklanan hakları vardır, bunları da kaale almak gerekir."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "iki partinin Annan Planı'nın mayıstan önce kabul edilmesi konusundaki ısrarı"yla ilgili yorumunu soran gazeteciye "Hepsini göreceğiz. Planda istenen değişikliklere bakmak lazımdır. 'Annan Planı' mı yoksa 'baban planı' mı onu o zaman görürsünüz" dedi.

Kimden haber bekleyecek?

Denktaş, " 'Birkaç gün haber bekleyeceğim' dediniz, kimseye görev vermediğinize göre kimden haber bekleyeceksiniz?" diye soran gazeteciyi "Hepsinden haber bekleyeceğim. Temas edecekler ve bir tanesi, güçlülerden bir tanesi gelip 'ben bunu yapabilirim' diyecek" sözleriyle yanıtladı.

"Anlaşmaları lazım"

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Anlaşabilecekler mi?" sorusuna ise "Anlaşmaları lazım. Eğer halkın mesajını almışlarsa anlaşmaları lazım" dedi.

"Erdoğan çok doğru söyledi"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "yeni siyasetçiler ortaya çıkmalı" yönündeki sözlerini değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Çok güzel. Çok doğru söyledi. Biz de bunu düşünüyoruz. Zannedersem yarı yarıya değişmiş bir meclis vardır. Dikkat ederseniz 'siyasetçiler değişmeli' dedi, 'liderler değişmeli' demedi. Ama bana sorarsanız liderler de değişmelidir artık, onun da zamanı geldi. Yeter ki omuzladıkları sorumluluğu, selametle başkasına devredilebilecekleri bir durum hasıl olsun. O zaman şanla, şerefle herkes çekilir ve görev devam eder...." diye konuştu.

"Ay sonunda Ankara'ya gideriz ya da Ankara bize gelir"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Ankara müzakere masasına oturmak için aceleci görünüyor. Gelecek hafta açıklanacak yeni bir çalışma hazırladı. Siz bu kadar aceleci misiniz?" sorusuna da "Bizim de ayak sürüdüğümüz yok. Masaya oturabilecek durum hasıl olursa masaya oturulur. Türkiye'yle biz temas halindeyiz. Ay sonuna ümit ederim ki ya biz Ankara'ya gideriz ya da Ankara bize gelir" yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir Rum gazetecinin sorusu üzerine, seçimlerin Annan Planı'nın referandumu olarak nitelendiğini ancak eğer gerçek referandumu olsaydı seçmenlerin yüzde 51.2'sinin bu planı reddetmiş olacağını söyledi.

Denktaş, bunun içinde partisine ve hükümete kızgın olup diğer tarafa oy verenler de bulunduğunu kaydederek, "Annan Planı'nın bu şekliyle bir referanduma gidilse, sizin (Rum kesiminin) kabul etmeyeceğiniz gibi biz de kabul etmeyeceğiz" diye konuştu.

KIBRIS 18/12/2003

Kıbrıs'ta ilerleme olursa ABD, Türkiye'ye serbest ticaret an

ABD'DEN SERBEST TİCARET ÖNERİSİ... ABD'de iktidardaki Cumhuriyetçi Parti'nin kongredeki önde gelen milletvekillerinden Mark Kirk, KKTC'de seçim sonuçları doğrultusunda hükümetin değişmesi ve çözüm yönünde ilerleme sağlanması durumunda, Washington'ın, Türkiye'ye destek için serbest ticaret anlaşması imzalanmasını önerebileceğini söyledi

ABD'de iktidardaki Cumhuriyetçi Parti'nin kongredeki önde gelen milletvekillerinden Mark Kirk, KKTC'de seçim sonuçları doğrultusunda hükümetin değişmesi ve çözüm yönünde ilerleme sağlanması durumunda, Washington'ın, Türkiye'ye destek için serbest ticaret anlaşması imzalanmasını önerebileceğini söyledi.

Başkan George Bush, yönetimine ve özellikle Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'e yakınlığıyla tanınan Kirk, A.A muhabirine açıklamasında, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye iyi davranmadığını ifade ederek, ABD'nin Türkiye'ye serbest ticaret anlaşması önermesi durumunda bunun, Ankara'nın AB ile ilişkilerinde elini kuvvetlendireceğini belirtti.

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi üyesi Kirk, ancak ABD'nin Türkiye ile ekonomik ittifak için harekete geçmesi için seçim sonuçları doğrultusunda hükümetin değişmesi ve yeni liderlerin işbaşına gelmesi gerektiğini savunarak, seçimde birinci çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin lideri Mehmet Ali Talat'ın yeni hükümeti kurmasını önerdi.

Illinois eyaleti milletvekili Kirk, şunları söyledi:

"Kıbrıs'ta çözüm için hala fırsat var ve bu, Türk-Amerikan ilişkilerine çok büyük yarar sağlar.

Türkiye'nin AB'de pek iyi muamele görmediği izlenimini taşıyoruz. Son AB zirvesi bildirgesinde yer alan sürpriz Güneydoğu ifadesi, bunun kanıtı. Tabii ki Türkiye'nin AB'ye girmesi gayet iyi olur. Yine de konuşulan senaryolardan biri, ABD'nin, Türkiye'ye serbest ticaret anlaşması imzalanmasını önermesi. İsrail ile yapıldığı gibi. Bu, AB'de kıskançlık yaratır ve ABD ile AB arasında Türkiye'ye daha yakın olma konusunda rekabet sağlar. Bu durum da Türkiye'yi AB ile ilişkilerindeki sıkıntılı durumdan çıkarır.

Türkiye, 300 milyon nüfuslu AB'ye alınmazsa alternatif olarak 300 milyon nüfuslu Kuzey Amerika pazarına gireceğini bilir."

Askerlik görevinin önemli kısmını İncirlik'te yapan ve Türkiye'yi yakından tanıyan Mark Kirk, ABD'nin Türkiye lehine bu yönde devreye girmesinde Kıbrıs'ta ilerleme ve yönetim değişikliğinin büyük yarar sağlayacağını söyledi. Kirk, şöyle devam etti:

"Kuzey Kıbrıs'ta seçimden sonra iyimser olmak için neden var. Sonuçlar birbirine çok yakın olsa da Mehmet Ali Talat'ın partisi en çok oyu aldı. Talat'ın, çözüm arayan bir hükümetin başına geçmesi yararlı olur. Kuzey Kıbrıs'ta eski partiler, eski yollar devam ederse bu, ABD Kongresi'nde ilgi uyandırmaz, yeni bir liderin gelmesi ise kongrede durumu olumlu yönde değiştirir.

Gerçek şu; şu anda Washington için Irak, Çin, Kuzey Kore gibi meseleler ön planda. Ancak Kuzey Kıbrıs'ta hükümette değişiklik olursa bu ABD'de heyecan yaratır ve en üst düzey Amerikan yetkilileri, Türkiye ile güçlü bir ittifak kurarak, Kıbrıs sorununun çözümü üzerinde yoğunlaşır.

Kıbrıs sorunu ortadan kalkarsa Türkiye ile ABD arasındaki dostça ilişkiler ekonomik bir ittifaka çevrilebilir, bu da iyi olur."

KIBRIS 18/12/2003

Talat: Çözüm konusunda ABD'nin katkısını isteyeceğiz

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, dün akşam Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi.

Talat, ABD Büyükelçiliği'nin KKTC'deki temsilcilik binasında yapılan görüşmeye, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, partisinin yeni milletvekilleri Özdil Nami ve Ahmet Gulle ile birlikte katıldı. Görüşmede, Weston'a, ABD'nin Lefkoşa'nın Rum kesimi Büyükelçisi Michael Klasson ve diğer elçilik yetkilileri eşlik etti.

Talat, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Weston'un Kıbrıs'tan Ankara'ya gideceğine işaret ederek, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda ABD'nin katkısını isteyeceklerini söyledi.

Talat, "Artık öyle bir noktaya geldik ki, Mayıs 2004 hedefi gayet gerçekçi bir hedef olarak ortaya konuyor. Türkiye tarafından da ortaya konuyor. Dolayısıyla Mayıs 2004'e kadar çözüm, o amaçlı bir hükümet oluşumu bizde, ve buna destek elbette ki ABD'den, AB'den olmalı ki bu sorunu hep beraber çözelim" diye konuştu.

Görüşmecilik konusu

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "görüşmecilikte ısrarlı olmadığı" yönündeki sözlerinin anımsatılması üzerine, "Anayasal durumun, görüşmeleri hükümetin yürütmesiyle ilgili olduğunu ve bu konudaki görüşlerini cumhurbaşkanına da aktardığını" belirterek, "bu konuda ısrarlı olduğunu" söyledi.

Hükümeti kurabilecek olan tek partinin CTP olduğunu ifade eden Talat, bir soru üzerine, Başsavcılığın görüşmecilikle ilgili sözlerinin önemli olmadığını, yasal durumun önemli olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanının yaptığı icraattan sorumlu olmadığını kaydeden Talat, "Yaptığı icraattan sorumlu olmayan bir makam görüşmeci olabilir mi? Olamaz" diye konuştu.

Weston, Talat ve beraberindekiler, daha sonra görüşmeye yemekte devam ettiler.

KIBRIS 18/12/2003

Weston: Kıbrıslı Türkler, çözüm ve AB üyeliği lehinde oy verdi

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, önceki gün, KKTC'de yapılan seçimlerde, "Kıbrıslı Türklerin çözüm ve AB üyeliği lehinde oy verdiklerini" söyledi.

Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye'yi kapsayan ziyaretine Atina'dan başlayan Weston, önceki gün Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi.

Weston, görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "bu aşamadan sonra önemli olanın Kıbrıslı Türk liderlerin, seçim sonucuyla verilmiş olan mesajı almaları olduğunu" belirtti.

Amerikalı diplomat, "Şu an mevcut siyasi belirsizliğe rağmen en kısa zamanda Kıbrıs sorununun çözüleceği umudunu taşıyorum. Tüm liderlere de çözüm için siyasi arzu göstermeleri çağrısında bulunuyorum" dedi.

Papandreu ise KKTC'de yapılan seçimlerin "Olumlu ve iyimser bir mesaj" verdiğini söyledi.

"Oylama sürecinin, çoğunluğun çözüm ve AB lehinde tavır koymasıyla sonuçlandığını" belirten Papandreu, "Önemli olan bu sonucun önümüzdeki döneme nasıl yansıyacağıdır. Kıbrıs'ta çözüm için müzakerelerin bir an önce tekrar başlamasını arzu ediyoruz" diye konuştu.

"Çözüm yolu tektir: Genel sekreterin iyi niyet misyonu"

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Atina temaslarının ardından Kıbrıs'a geldi.

Weston, geçen pazar günü KKTC'de yapılan milletvekili seçimlerinin hemen sonrasına denk gelen ziyaretinde, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin son gelişmeler konusunda KKTC ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunuyor.

Thomas Weston, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, bölgeyi ziyaret amacının, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmelerin yeniden başlaması için belirlediği kriterlerin tamamlanmasının gerekliliğini vurgulamak olduğunu söyledi.

KKTC'deki seçimlerin sonuçlarını "belirsiz" olarak nitelendiren Weston, "seçim sonuçlarına değil ancak uzun zamandır başarmaya çalıştığımız şeye, yani Kıbrıs sorununun çözümünün sağlanması için durumun nasıl ilerleyeceğine" odaklanacağını söyledi.

Weston, ABD'nin "çözüm şeklinin bir tek olduğuna ve bunun da BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu yoluyla" olacağına inandığını söyleyerek; "Kofi Annan kuzeydeki seçimlerin sonucu hakkında konuştu ve iyi niyet girişimine yeniden başlamak için gerekli olan siyasi isteğin gösterilmesini bekliyor" dedi.

Weston'un temasları

Weston, temasları çerçevesinde dün sırasıyla Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı görüştü.

Thomas Weston, Papadopulos ile görüşmesinin ardından, akşam saatlerinde KKTC'ye geçerek, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'la ABD Büyükelçiliği'nin KKTC'deki ofisinde bir araya geldi.

Denktaş-Weston görüşmesi bugün

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise Weston ile bugün saat 10.00'da görüşecek. Weston, bu görüşmenin ardından sırasıyla Ulusal Birlik Partisi (UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Demokrat Parti (DP) yetkilileriyle bir araya gelecek.

Weston'un, bugün öğleden sonra basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Weston, temaslarını tamamlamasının ardından yarın saat 10.40'da adadan ayrılacak.

KIBRIS 18/12/2003

İngiliz The Guardian Gazetesi: Seçimler, Denktaş'a 'nefes al

İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, KKTC'de yapılan seçimlerin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a bir "nefes alma süresi" kazandırdığını, "ancak bu sürenin çok da uzun olmayacağını" savundu.

Gazetede yer alan "Kıbrıs'ı Birleştirmek" başlıklı makalede, Denktaş'ın geçen hafta sonunda yapılan seçimlerden sonra rahatlamış olabileceği belirtildi. Makalede, "Denktaş da, sonuçları, 'halkın adanın birleşmesi ve AB'ye üye olmasına destek verdiği, ancak bunun ne pahasına olursa olsun yapılmasını istemediği' şeklinde yorumluyor" ifadelerine yer verildi.

KKTC'de bu yıl boyunca yapılan gösterilerde halkın adanın birleşmesi ve AB'ye girilmesine destek verdiği kaydedilen makalede, "bunun da, Denktaş'ın gücünün azaldığı şeklinde yorumlandığı" görüşü savunuldu.

Seçimlerden alınan sonuçların Denktaş'a bir "nefes alma süresi" kazandırdığı, "ancak bu sürenin çok da uzun olmayacağı" savunulan makalede, "hala görüşme masasındaki yerini koruyan" Denktaş'ın tavrının "Türkiye'de hükümette de sabırsızlık yarattığı" öne sürüldü.

KIBRIS 18/12/2003

Verheugen: Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu AB'den yana

KKTC'de pazar günü yapılan seçimleri değerlendiren AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelikten yana olduğunu söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Verheugen, "Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu BM planı temelinde birleşmiş bir adanın AB'ye üyeliğinden yana. Gerçek Kıbrıslı Türklerin, yani gerçek ana vatanı adanın kuzeyi olanların isteği, pazar günkü seçimlerde ifade edilmiştir. Onlar, adadaki anlaşmazlığın BM planı temelinde çözülmesini ve AB'ye üye olmayı istiyorlar. Durum böyleyken, adanın kuzeyindeki halkın çoğunluğunun bu görüşüne saygı duyulması uygun ve akla yatkın olur" diye konuştu.

Yunanlı milletvekili Mirsini Zorba'nın sorularına yanıt veren Günter Verheugen, "Oy kullanma hakkı bulunanların sayısının yapay şekilde artış gösterdiğine kuşku yoktur. Hala açık olan pencereyi kullanması, işlerin yürümesi bakımından Türk hükümetinin çıkarınadır" dedi.

KIBRIS 18/12/2003

‘Birbirimizi ikna edemedik’

KKTC’deki seçimlerin hemen ardından, Ada’da çözüm sürecini hızlandırmak üzere devreye giren ABD’nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la biraraya geldi.

Lefkoşa
NTV

 

18 Aralık 2003 — Görüşmenin yapıcı geçtiğini belirten ikili, bazı konularda birbirlerini ikna edemediklerini açıkladılar.

 

Weston ile Denktaş, bir saatten fazla süren görüşmenin ardından kısa bir açıklama yaptı. Denktaş, Weston’la samimi ve yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ancak bazı konularda birbirlerini ikna edemediklerini söyledi. Denktaş, seçimlerin ardından geniş tabanlı ulusal bir hükümet kurulmasının çözüm sürecine olumlu yansıyacağını kaydetti.

’ORTAK GÖRÜŞ, KIBRIS’TA ÇÖZÜM’
Weston da Denktaş’la yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti. Birbirlerini fazla ikna edemediklerini de kaydeden Weston, “Ama görüşmelerden sonra ortak bir görüş çıktı ortaya, o da artık Kıbrıs’ta çözüm olması gerektiği” dedi.
Denktaş, muhalefete destek vermesi nedeniyle seçimlerden önceki ik
i ziyaretinde weston’la görüşmeyi kabul etmemişti. Önceki gün Rum liderlerle görüşen Weston, bugünkü temaslarının sonunda bir basın toplantısı düzenleyecek.

‘Masadan kaçan KKTC olmamalı’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Annan Planı külliyen Kuzey Kıbrıs’a yaramaz demek bana göre yanlıştır, Külliyen bunu kabul ediyorum demek de bana göre yanlıştır” dedi.

Taşkent
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

18 Aralık 2003— Başbakan Erdoğan, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin sohbet toplantısı düzenledi

Erdoğan, bir soruyu yanıtlarken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın etrafındaki danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini ifade ederek, Denktaş’ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanlarının bulunduğunu dile getirdi. Tayyip Erdoğan, yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindiğini belirterek, “Bunlar farklı bakış getirmez” dedi.
Bu safhadan sonra 10 düşünüp bir konuşulursa konunun daha iyi müzakere edilebileceğini ve sonuca ulaşılabileceğini kayd
eden Erdoğan, “netice alma şansı çıkarsa, KKTC kaçan değil uzlaşmacı ülke konumuna gelir. Masadan kaçan KKTC olmamalıdır” dedi.

‘ANNAN PLANI MÜZAKERE EDİLEBİLİR’
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusu bağlamında Annan Planı’na ilişkin düşüncelerini ifade ederken, şöyle konuştu: “Annan Planı ile ilgili düşüncem başından beri belli. Bugüne kadar Annan Planı’nı tamamen reddeden bir düşünceyi savunmadık. Annan Planı’nın ‘tartışılır, müzakere edilebilir’ olduğunu ve ‘bu konuda da taraflar Annan Planı’nı müzakere etmek
üzere bir araya gelmelidir’ dedik.
‘Bunları müzakere etmek, tartışmak suretiyle burada mutabık kalınan maddeler ve mutabık kalınmayan nelerse bunlar üzerinde gerekli müzakereler yapıldıktan sonra bir karara varılıp adım atılmalıdır’ diye düşünüyorum. Ben
bunu Sayın Denktaş’a da söyledim.
Seçim döneminde Annan Planı üzerine eleştiriler ve olumlu bakışlar ortaya konmalıydı. Ama ‘Külliyen bu Kuzey Kıbrıs’a yaramaz’ demek bana göre yanlıştır. ‘Külliyen bunu kabul ediyorum’ demek de bana göre yanlıştır. Şimdi b
urada kafa kafaya vereceksiniz bu işi çözeceksiniz. Bu işin içinden çıkacaksınız.”

‘HÜKÜMET KONUSUNDA YARDIMCI OLURUZ’
Erdoğan, KKTC’de hükümet kurmada bir formül üzerinde uzlaşılmazsa bir telkinde bulunup bulunmayacağı sorusuna, “Tabii kendilerine bu konuda yardımcı olmaya çalışırız ama onların demokratik haklarını, yetkilerini bizim belirleme yetkimiz yok. Sadece yardımcı oluruz, alternatifler sunabiliriz” diye karşılık verdi.

MÜLKİYET KONUSU
Annan Planı’ndaki hassas konulardan birinin de mülkiyet olduğunun ifade edilmesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti: “Annan Planı, şöyle bakıldığında, aslında optimum bir denge getirmiyor. Daha önce Annan ile yaptığımız görüşmelerde, ‘egemenlik konusunda da mutabıkız’ dediler.
Şimdi burada en ideal olanı ne? Burada b
u işin net olarak mülkiyetin ayrılması konusudur, yani oradan gelip de yine Kuzey Kıbrıs’a yerleşip, veya Kuzey Kıbrıs’takilerin Güney Kıbrıs’a yerleşip, ne olursa olsun şu veya bu şekilde yeniden bazı şeyleri depreştirebilir.

‘KIBRIS ÖNÜMÜZE KONMAMALI’
Müzakere tarihi alındıktan sonra da uygulamanın bitirileceğini kaydeden Başbakan Erdoğan, “Tam üyelik süreci içinde de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ama Kıbrıs’ı gelip de fiili bir durum yaratarak önümüze koyarsanız bu çirkin bir yaklaşım olur” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, yıllar geçmesine rağmen KKTC’ye yapılan “Zulmün” bitmediğini belirterek, bu zulmün yıllardır süren ambargolardan kaynaklandığını ve bu muamelenin dünyada başka bir ülkeye uygulanmadığını kaydetti.


Annan: KKTC seçimleri tekrarlanır

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan Kıbrıs seçimlerinin 3 ay sonra tekrarlanacağını sandığını belirtti.

NTV

19 Aralık 2003 — Birleşmiş Milletler genel merkezinde 2003 yılını değerlendiren bir basın toplantısı düzenleyen Annan, Irak Geçici Yönetim Konseyi ve koalisyon yetkililerini, BM’nin Irak’ta oynayacağı rolü görüşmek üzere 15 Ocak’ta davet ettiğini söyledi.

2003 yılı boyunca; politikacılar, diplomatlar ve gazetecilerin, Irak konusuyla ilgilendiğini belirten Annan, “Dünyanın yoksulluk, açlık, ve hastalıklar gibi, her gün milyarlarca insanı etkileyen sorunları da var” dedi.
Basın toplantısının çıkışında, Annan, KKTC’deki seçimlerle ilgili sorular üzerine, “Kıbrıs’ta seçim sonuçları eşit çıktı. Hükümet kurul
amayacak gibi bir hava var. Kıbrıs’ta, üç ay sonra bir kez daha seçim yapılacağını sanıyorum” dedi.

Erdoğan: Denktaş, danışmanlarını değiştirmelidir


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın etrafındaki danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini belirtti.
Başbakan Erdoğan, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin düzenlediği sohbet toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, bir soruyu yanıtlarken, KKTC Cumhur
başkanı Rauf Denktaş'ın etrafındaki danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini ifade ederek, Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanlarının bulunduğunu dile getirdi. Tayyip Erdoğan, yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindiğini belirterek, ''Bunlar farklı bakış getirmez'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti olarak değerlendirmelerin yapılacağını ifade ederek, KKTC Cumhurbaşkanı'na ve siyasi parti liderlerine düşüncelerin anlatılacağını ve hangi formüller olabileceğini dile geti
receklerini söyledi.
Erdoğan, bir başka soruyu yanıtlarken, Türkiye'nin AB'ye girişini salt olarak belirleyecek olanın Annan Planı olmadığını kaydederek, Kıbrıs'ta hükümet kurma sürecini görmek gerektiğini kaydetti.
Güney ile Kuzey arasında mutabakat sağla
nmazsa zaten Güney'in Kıbrıs adı altında AB'ye giremeyeceğini, Kuzey'in varlığını koruyacağını anlatan Başbakan Erdoğan, ''Onlar Kıbrıs olarak almak istiyorlar, bunu Kuzey Kıbrıs kabul etmediği zaman nasıl Kıbrıs olarak alacak, orada bir Kuzey Kıbrıs var. Kaldı ki AB'nin kendi koyduğu şartlarla çatışan bir durum söz konusu. Kaldı ki Güney Kıbrıs bu sorunları halletmemiş bir ülke olarak oraya girer'' diye konuştu.

''TÜRKİYE, PLANA İYİ NİYETLE YAKLAŞIYOR''

''1 Mayıs'ı denizin bittiği yer olarak görüyor musunuz?'' sorusuna Erdoğan, ''Hayır'' karşılığını verirken, 1 Mayıs'ı erteleme olasılığı olup olmadığı sorusuna da, ''Ertelenme değil de 1 Mayıs'ta yeni bir tarih doğabilir ama arzu edilir ki 1 Mayıs'a kadar bu iş çözümlense, bitse çok önemli bir sorun Türkiy
e'nin de önünden kalkacak, AB'nin de önünden kalkacak'' dedi.
Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan'ın ortaya koyduğu plana Türkiye Cumhuriyeti olarak iyi niyetle yaklaştıklarını, müzakere edilmesi gerektiğini sürekli dile getirdiklerini ifade ederek,
KKTC'de iki farklı görüşün, plan üzerinde var olduğunu kaydetti.
Ortaya konan görüşler üzerinde bir düşünce birliğine varılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''Var olmazsa sıkıntı var...'' diye konuştu.
Bu safhadan sonra 10 düşünüp bir konuşulursa konun
un daha iyi müzakere edilebileceğini ve sonuca ulaşılabileceğini kaydeden Erdoğan, ''netice alma şansı çıkarsa, KKTC kaçan değil uzlaşmacı ülke konumuna gelir. Masadan kaçan KKTC olmamalıdır'' dedi.
Denktaş'ın, Annan Planı'nın reddedilmesi konusunda ısrar
etmesi durumunda arabuluculuktan uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması ihtimalinin sorulması üzerine, Erdoğan, ''Bu ifade hoş değil, şık değil'' dedi.
Erdoğan, bir başka soru üzerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin konunun çözümü konusunda hep ileri adımlar attığını
ve netice de aldığını kaydederek, Yunanistan ile son dönemdeki yakınlaşmayı anlattı.

''ÇÖZÜME ŞARTLANIYORUZ''

Soruna iyi niyetle yaklaşarak hep çözümü konuştuklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Nasıl çözeriz? Hep çözümü konuşuyoruz, çözümsüzlüğü değil. Çözüme şartlanıyoruz, bir çözelim... çözüm olmazsa dünyanın sonu değil'' dedi.
Erdoğan, bir başka soruyu cevaplandırırken Afganistan'a yeniden Türk askeri gönderilmesi konusunda herhangi bir talebin bulunmadığını dile getirerek, sadece lojistik amaçla
kullanılması için bölgeye Türkiye'nin 3 helikopter göndereceğini belirtti. Tayyip Erdoğan, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ile yarın yapacağı görüşmede, Özbek pilotların F-16 konusunda eğitimlerinin söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine de kendi ajandasında bu konunun yer almadığını, görüşmede herşeyin netleşeceğini söyledi.
Irak devrik lideri Saddam Hüseyin'in savaş suçlusu olarak yargılanacağına ilişkin bir soruyu yanıtlarken de Erdoğan, bir siyasi olarak yargılamanın açık yapılması gerektiğini düşündüğünü belirtti.
Erdoğan, Fransa'da türbanın dini simge olarak kabul edilmesine yönelik tartışmaların hatırlatılması üzerine de, gazetecilere ''Varın siz bunu gündeme getirmeyin'' dedi.

İMAR BANKASI OLAYI

Başbakan Erdoğan, İmar Bankası mudileri ile ilgili bir soruya karşılık İmar Bankası'nın bono satmaya yetkisi bulunmadığı için bonozedelerin yasadan yararlanamayacaklarını ifade etti.
Son Grup toplantısında bazı milletvekillerinin ''Haklı olarak'' bonozedelere ödeme yapılmaması görüşünü savunduk
larını dile getiren Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili yasamanın ve yürütmenin görevini yaptığını, sıranın yargıya geldiğini kaydetti.
Mudilere ödeme yapılması konusunun BDDK'ya ne kadar mudi bulunduğunu sorduklarını ve yaklaşık 380 bin yanıtını aldıklarını
anlatan Erdoğan, aslında bu paranın BDDK tarafından ödenmesi gerektiğini, söz konusu kurumun bunu şu aşamada ödeme gücünün bulunmadığını bildirdi.
Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine ise ABD'ye Ocak ayında yapması planlanan gezinin detaylarının netleştiğini
ve 28 Ocak bu ülkeye gideceğini söyledi.

ASGARİ ÜCRET

Erdoğan, asgari ücret ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de, şu ana kadar 'şu miktar olacak' diye bir rakam telaffuz etmediklerini dile getirerek, şöyle konuştu:
''Bizim söylediğimiz şu; bir işçinin işverene maliyeti 427 milyon, enflasyon oranı da yüzde 20. Brüte yüzde 20 ilave yapalım biz 'ödenmesi gereken net parayı Hükümet olarak bize bırakın' dedik işverene. Vergide ve SSK primlerinde fedakarlık yapacağız, istiyoruz ki işçimizin eline daha uygun bi
r rakam geçmiş olsun. İşverenler ile yaptığımız toplantıda 'bunu böyle algılamadık' dediler. 'Kayıt dışı artmaz mı' dediler. Yani bu bir etik meselesi.''
MILLIYET 19/12/2003

BM: "Kıbrıs'ta yeniden müzakerelere başlansın"


BM Güvenlik Konseyi, KKTC'de yapılan seçimlerin, Kıbrıs Türk halkının önemli bir kısmının 2004 Mayıs ayında adanın AB'ye birleşik olarak girmesinden yana olduğunu ortaya koyduğunu bildirdi ve müzakerelere yeniden başlanması çağrısında bulundu.
Konsey toplantısı sonunda dönem başkanı Bul
gar Stefan Tafrov tarafından okunan başkanlık açıklamasında ''Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve AB'ye katılınmasını arzuladıklarını ifade etmişlerdir'' denildi.
BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, KKTC ve tüm ilgili tarafları BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabalarını desteklemeye çağırdıkları kaydedilen açıklamada, Annan önerileri çerçevesinde müzakerelere derhal başlanması istendi.
Annan planının, Kıbrıs müzakerelerine esas teşkil edip etmeyeceği konusunda taraflar arasında sür
dürülen pazarlıklar geçen Mart ayında başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
AB ve ABD, geçen Pazar günü KKTC'de yapılan seçimlerin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş üzerinde müzakere masasına dönmesi için baskı oluşturacağı kanısını taşıyor.
Annan'ın sözcüsü, Genel Sekr
eter'in, Kıbrıs'ın Mayıs ayından önce birleştirilmesi için hala zaman bulunduğu görüşünde olduğunu söylemişti.
Sözcü, Annan planı masada olduğu halde Genel Sekreter'in, başarılı bir sonuca ulaşılması konusunda taraflarda siyasi irade bulunduğuna inanmadığı
sürece yeni bir girişim başlatmayacağını da sözlerine eklemişti.
MILLIYET 19/12/2003

Denktaş'ın kararı

KKTC seçimlerinden sonra gündemin ilk sırasında yeni hükümetin oluşturulması var. Önce bu sürecin sonuçlanması gerekiyor.
Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'nın Annan planını esas alarak hazırladığı yeni planla, Denktaş'ın hazırlıklarının uyumlaştırılması çalışmaları başlayacak. Ancak, bu sürecin önümüzdeki haftadan önce başlaması mümkün değil.
Başbakan Erdoğan, Özbekistan'a giderken, Ankara'nın planının haft
aya açıklanacağını belirtti.
Bu arada KKTC'de CTP lideri Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüşmeciliği bırakması konusundaki ısrarını sürdürüyor. Talat'ın tezi, görüşmeciliği siyasi sorumluluğu bulunan hükümetin, dolayısıyla başbakanın yürü
tmesi biçiminde.
Cumhurbaşkanı Denktaş ise görüşmecilik konusunda ısrarcı olmadığını söyledi. Başsavcının durumu inceleyeceğini ifade etti.
Denktaş'ın verdiği izlenim, görüşmeciliği bırakabileceği yönünde...
Denktaş'a bu görevi veren KKTC Meclis'i...
Ayrıc
a Annan planında da, daha önceki belgelerde de "toplum lideri" tanımı kullanılıyor. Cumhurbaşkanı'nı da doğrudan halk seçiyor. Bu koşullar bir arada değerlendirildiğinde, Denktaş kendiliğinden çekilmezse, ancak KKTC Meclisi görüşmecilik görevini başkasına verebilir ki, bu dahi, toplum lideri olarak doğrudan seçilmiş Cumhurbaşkanı açısından tartışılabilir.
Durum böyle olduğu halde KKTKC Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmecilik görevinden ayrılabilir ve bu görevi yeni hükümetin ve Meclis'in tercihine bırakabilir.
Denktaş, böyle bir karar alırsa sürpriz sayılmamalıdır.
Görüşmeciliği bırakması ise sonuca etkili işlev görmeyeceği anlamına da gelmez. Cumhurbaşkanı olarak nihai onay mercii olduğu gibi görüşme sürecinde de etkili olabilecek bir konumdadır. Eğer ortaya KK
TC açısından kabul edilmeyecek bir durum veya belge ortaya çıkarsa, bunu onaylamama, nihai imzayı atmama yetkisi yine vardır.
Önümüzdeki süreçte, Denktaş, önerildiği gibi yeni görevi yeni görüşmeci veya görüşmecilere bırakarak, sadece denetim görevine çeki
lebilir.
Böylece, AB, Rum kesimi, KKTC muhalefeti ve hatta Ankara'da hükümeti açısından da bir "gerekçe"yi ellerinden alabilir.
FIKRET BILA MILLIYET 19/12/2003

Callaghan 74'te doğru mu söylemiş?

Sizinle bir anımı paylaşmak istiyorum.
1974 yılında Türkiye, Kıbrıs'a askeri müdahelede bulunmuş ve Ağustos ayında Cenevre'de 2 inci Kıbrıs Konferansı toplanmıştı. Tarih 14 Ağustos 1974 idi.
Kıbrıs'ın Türk lideri Denktaş, Rum lideri Klerides, Türk Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Rum Dışşileri Bakanı Mavros ve İngilte
re Dışişleri bakanı Callaghan, çözüm bulmaya çalışıyorlardı.
Türkiye, 5 kantonlu bir çözüm önerisinde bulunmuş, Rumlar ve Yunanlılar "Bize 36 saat verin, gidip başkentlerimize danışıp geri dönemil. Hemen imza etmemizi istemeyin" diyorlar, Türk tarafı ise h
emen "evet veya hayır" yanıtı verilmesini istiyordu.
Ankara'nın bu kadar ısrar etmesinin nedeni 1 inci harekatın başarısız olması ve 2 inci harekata başlamaktaki sabırsızlığı idi. İlk harekatta eldeki askeri olanaklar, gereken takviyenin zamanında gerçekle
şmesini önlemiş ve istenen hedeflere varılamamıştı. Türk ordusu adeta küçücük bir cebin içine sıkışmıştı. Mutlaka 2 inci bir harekat yapılmalı ve Türk kontrolündeki bölge genişletilmeliydi. Türkiye sıkışmıştı. Öte yandan Yunanistan'ın Türkiye'yi durduracak hava gücünün bulunmadığı da artık anlaşılmıştı.
Herkes Türk tarafının gerçekleştirdiği 1 inci askeri harekatını haklı görmüş, uluslararası kamuoyu Yunan cuntasının Kıbrıs'ta Makarios'a karşı bir darbe düzenlemesini sert biçimde eleştirmişti. Ancak şimdi h
ava tersine dönmüştü. Bu defa, Türkiye'yi alkışlayan dünya, 2 inci bir askeri harekat işaretleri yoğunlaştıkça oklarını Ankara'ya yönlendirmişti.
Cenevre'deki konferans salonuna Başbakan Ecevit'ten bir mesaj gelmişti: Ayşe tatile çıkıyor
Ayşe, Turan Güneş'
in kızıydı. Mesajın anlamı da "konferansı biran önce bitirin, TSK 2 inci harekatı başlatıyor" idi.
İngiliz dışişleri bakanı Callaghan ise, bunu engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin büyük kayıplara uğrayacağını söylüyor ve "Bırakın, Rumlara 24 saat verin" diy
ordu.
Gece 02:00 civarında Türk heyeti konferans salonunu terkederken, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs'ta ikinci harekatını başlatıyordu. Aynı saatlerde İngiliz Dışişleri Bakanı basın toplantısı düzenliyor ve "Türkiye büyük hata etti. 24 saat bekleyip Rumla
rın yanıtını alabilirdi. Kendini bataklığa soktu" mesajını verdi. Ardından da, yıllar boyunca tekrarlanacak bir cümleyle toplantıyı bitirdi:
"... Bugün Kıbrıs Türkiye'nin esiri durumundadır, yarın Türkiye Kıbrıs'ın esiri olacaktır..."
Geçen 30 sene içinde
bir çözüm bulmayan, askeri harekatı bir barış antlaşmasına dönüştürmek için fazla çaba harcamayan Türkiye, acaba gerçekten Kıbrıs'ın esiri mi oldu?
Acaba Callaghan doğru mu söyledi?
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 19/12/2003

Erdoğan'dan Denktaş'a: Danışmanını değiştir

Başbakan Erdoğan, 'Yıllar yılı aynı danışman ekibiyle gelmiş, bu noktada farklı bakış getirilemez' diyerek, Denktaş'a danışmanı 'Prof. Soysal'ı değiştir' mesajı yolladı

ABDULLAH KARAKUŞ Taşkent


Özbekistan'ın başkenti Taşkent'e dün giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, burada gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, isim vermeden Prof. Mümtaz Soysal'ı kastederek, "Danışmanlarını gözden geçir ve değiştir" uyarısında bulundu. Erdoğan şöyle konuştu: "Türk ya da yabancı, niye yıllar yılı aynı danışman ekibiyle gelmiş? Bu noktada farklı bir bakış getirilemez. Biz de zaman zaman Türkiye olarak değerlendirmeyi yapıp KKTC'ye düşüncelerimizi anlatacağız."
Erdoğan, Denktaş'ın müzakerecilikten çekilip çekilmemesi konusunda Anka
ra'nın irade sahibi olduğunu vurgulayarak, "Yapacağımız görüşmelerde belli olur" dedi.
Bu süreçte Annan Planı'nı tamamen reddeden yaklaşımın yanlış olacağını vurgulayan Erdoğan, KKTC'deki partilerin kafa kafaya verip birliktelik sergilemesi gerektiğini söy
ledi.

Mülkiyet sorunu
Kıbrıs'ta mülkiyet sorununu da,"En ideali mülkiyetin ayrılması. Kuzeyliler kuzeyde, güneyliler güneyde kalmalıdır. Eğer bu olmazsa sorunlar depreşebilir. Olayları tahrik etmenin anlamı yok" diye değerlendiren Erdoğan, askerlerin Kıbrıs'ı terkinin de konuşulması gerektiğini söyledi.

Rumları tanımayız
Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olacağı 1 Mayıs 2004'ün dünyanın sonu olmadığını ve yeni bir tarihin doğabileceğini söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs'taki iki devleti tanımaya hazır olduğunu, ancak KKTC'nin tanınmaması halinde Türkiye'nin de Rumlara aynı karşılığı vereceğini belirtti.

Weston: Tek yol Annan Planı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC'deki temasları çerçevesinde dün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşen ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Kıbrıs sorununun çözümü için tek yolun Annan Planı olduğunu savundu. Kabul sonunda Denktaş, "Çok iyi bir görüşme oldu, ama bazı konularda birbirimizi ikna edemedik" dedi.
Weston, ara bölgede düzenlediği basın toplantı
sında, müzakerelere, Annan Planı temelinde bir an önce dönülmesi gerektiğini savunurken, belirlenen tarihe kadar bir anlaşma yapılması ve iki tarafta da referanduma sunulması gerektiğini kaydetti. Weston, Ankara'nın hazırladığı yeni planla ilgili olarak da, Annan Planı dışında herhangi bir planın söz konusu olmadığını belirtti.

MILLIYET 19/12/2003

Masada kazanıp kumarda kaybediyorlar

KKTC kumarhanelerinde birkaç günde 1.5 milyon euro kaybeden Rumlar, borçlarını ödeyebilmek için Türk tefecilere borçlanıyor, evlerini ipotek ettiriyor

Yorgo Kırbaki
Kıbrıs'ta KKTC ile Rum Kesimi'ni birbirinden ayıran "Yeşil Hat"ta son zamanlarda sabaha karşı yaşanan "tuhaf" hareketlilik, Rum güvenlik makamlarının dikkatini çekti. "Yeşil Hat"ta görevli Rum askerleri, "Sabaha karşı bir sürü lüks otomobil kuzeyden güneye geçiş yapıyor" diye ihbarda bulununca, Rum polisi ve basını "Kuzeye gidenler sabahın 5'ine kadar ne yapıyorlar?" sorusuna cevap aramaya başladı. Kısa süren bir araştırmadan sonra bu soruya yanıt bulundu. Kıbrıslı Rumların KKTC'deki kumarhanelerde şanslarını denemek için her akşam kuzeye geçip sabaha karşı evlerine döndükleri ortaya çıktı.
Rum polisinin verdiği bilgilere göre, sadece son birkaç gün içinde kuzeye geçip kumar oynayan Rumların kaybettiği paranın miktarı 1.5 milyon euro'yu geçti. Kaybeden Rumlardan bazılarının Rumlardan ve Türklerden oluşan "tefeci şebekelerine" borçlandıkları da ortaya çıktı. Rumlar, güneye döndüklerinde borçlarını ödemek için evlerini veya dükkânlarını ipotek ettirip kredi alıyorlar.

'Caydıramıyoruz!'
Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Hristala Dimitriu, "Vatandaşlarımızı bu kötü alışkanlıktan caydırmanın yolunu bilemiyoruz. Kuzeye geçen vatandaşlarımızdan, eğer kumarhaneye gitmeyi düşünen Rumlarla karşılaşırlarsa, onları caydırmaya çalışmalarını rica ediyoruz" dedi. Rum Kesimi'nde kumarhane işletmek yasak. Kıbrıs'ın güneyinde de kumarhane açılması konusunda Rum Parlamentosu'nda yoğun tartışmalar yapılıyor. Gazeteler ise Rumların kumar sevgisi için KKTC'ye gitmelerini önleme çabasında. Simerini,
"Rumlar büyük paralar kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda sahte devletin ekonomisine taze kan pompalıyor" diye yazdı.
Geçen 23 Nisan'da KKTC yönetiminin geçişleri serbest bırakmasıyla kuzeye geçen Rumların sayısı yüz binleri buluyor

MILLIYET 19/12/2003

BM: KKTC halkı çözüm ve AB'yi istiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, KKTC'de yapılan seçimlerin, Kıbrıs Türk halkının önemli bir kısmının 2004 Mayıs ayında adanın AB'ye birleşik olarak girmesinden yana olduğunu ortaya koyduğunu bildirdi ve müzakerelere yeniden başlanması çağrısında bulundu.

Konsey toplantısı sonunda dönem başkanı Bulgar Stefan Tafrov tarafından okunan başkanlık açıklamasında, ''Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve AB'ye katılınmasını arzuladıklarını ifade etmişlerdir'' denildi.

BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, KKTC ve tüm ilgili tarafları BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabalarını desteklemeye çağırdıkları kaydedilen açıklamada, Annan önerileri çerçevesinde müzakerelere derhal başlanması istendi.

Annan planının, Kıbrıs müzakerelerine esas teşkil edip etmeyeceği konusunda taraflar arasında sürdürülen pazarlıklar geçen Mart ayında başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

"HALA ZAMAN VAR"

AB ve ABD, geçen Pazar günü KKTC'de yapılan seçimlerin, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş üzerinde müzakere masasına dönmesi için baskı oluşturacağı kanısını taşıyor.

Annan'ın sözcüsü, Genel Sekreter'in, Kıbrıs'ın Mayıs ayından önce birleştirilmesi için hala zaman bulunduğu görüşünde olduğunu söylemişti.

Sözcü, Annan planı masada
olduğu halde Genel Sekreter'in, başarılı bir sonuca ulaşılması konusunda taraflarda siyasi irade bulunduğuna inanmadığı sürece yeni bir girişim başlatmayacağını da sözlerine eklemişti.
BM: KKTC, müzakerelere yeniden başlamalı

HURRIYET 19/12/2003

Annan Planı tamamen yanlış, tamamen doğru değil'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Annan Planı'nın tamamen yanlış, ama tamamen de kabul edilebilir olmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin sohbet toplantısı yaptı.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusu bağlamında Annan Planı'na ilişkin düşüncelerini ifade ederken, şöyle konuştu:

"Annan Planı ile ilgili düşüncem başından beri belli. Bugüne kadar Annan Planı'nı tamamen reddeden bir düşünceyi savunmadık. Annan Planı'nın 'tartışılır, müzakere edilebilir' olduğunu ve 'bu konuda da taraflar Annan Planı'nı müzakere etmek üzere bir araya gelmelidir' dedik. Bugün de aynı şeyi söyledik.

"MÜZAKERELERDEN SONRA ADIM ATILMALI"

Kıbrıslı Türklere göre olumlu olan Güney Kıbrıslı Rumlara göre olumsuz olabilir, tam aksi de olabilir. 'Bunları müzakere etmek, tartışmak suretiyle burada mutabık kalınan maddeler ve mutabık kalınmayan nelerse bunlar üzerinde gerekli müzakereler yapıldıktan sonra bir karara varılıp adım atılmalıdır' diye düşünüyorum.

Ben bunu Sayın Denktaş'a da söyledim. Başbakan'a hatta Serdar Denktaş'a da söyledim. Tabii seçim propagandaları döneminde dinlediklerimiz tam tersi istikametindeydi. Çünkü seçim çalışmalarında gördüğümüz hava, adeta bu planın sanki bir referandumu havasında veya ona dönüktü. Oraya sokulması bana göre kampanyayı zayıf düşürmüştür. Çünkü Kuzey Kıbrıs'taki kesim bu kadar dar bir çerçeve içine sokulmamalıdır. Çok daha farklı, çok daha ağırlıklı olmalıydı. Çünkü Kıbrıs'ın öncelikli meselelerini hedef alan bir seçim orada olmalıydı.

Annan Planı üzerinde de eleştiriler ve olumlu bakışlar ortaya konmalıydı. Ama 'külliyen bu Kuzey Kıbrıs'a yaramaz' demek bana göre yanlıştır. 'Külliyen bunu kabul ediyorum' demek de bana göre yanlıştır. Bunun her ikisini diyen var mıydı? Her ikisini de diyen oldu. Kuzey Kıbrıslı şu anda gayet güzel bir tercih yaptı, (ne o, ne o) dedi. Şimdi burada kafa kafaya vereceksiniz, bu işi çözeceksiniz. Bu işin içinden çıkacaksınız."

"DENKTAŞ DANIŞMANLARINI DEĞİŞTİRMELİ"

Erdoğan, bir soruyu yanıtlarken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini söyledi. Denktaş’ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanlarının bulunduğunu, yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindiğini belirten Başbakan, "Bunlar farklı bakış getirmez" dedi.

"KKTC MASADAN KAÇMAMALI"

Bu safhadan sonra 10 düşünüp bir konuşulursa konunun daha iyi müzakere edilebileceğini ve sonuca ulaşılabileceğini anlatan Erdoğan, “netice alma şansı çıkarsa, KKTC kaçan değil uzlaşmacı ülke konumuna gelir. Masadan kaçan KKTC olmamalıdır” diye konuştu.

HURRIYET 19/12/2003

Kıbrıs'ta çözüm için Türk tarafına baskı

Verheugen, 'Açık pencereyi kullanmak Türkiye'nin çıkarına' dedi. Rum liderse Annan'a mektup yazıyor

19/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - ABD'nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, KKTC seçiminin ardından taraflara mümkün olan en kısa sürede görüşmelere dönme çağrısı yaptı. Weston dün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la 1 saat 15 dakika görüştü. Denktaş, ortak basın toplantısında, görüşmenin 'yapıcı ve yararlı' olduğunu söylese de "Ama bazı konularda birbirimizi ikna edemedik" dedi. Weston da "Bazı zamanlarda oldukça hareketli, renkli geçen bir görüşme oldu" diyekonuştu.
Weston, siyasi parti liderleri
yle temaslarının ardından ara bölgede düzenlediği basın toplantısında, "Şu anda en önemlisi Annan Planı temelinde derhal müzakerelere dönülmesi, belirlenen tarihe dek anlaşma yapılması ve iki tarafta da referanduma sunulması" dedi. KKTC'deki seçim sonucuna göre hükümet kurmada belirsizlik bulunduğunu belirten ABD'li yetkili, sorunun en kısa sürede çözümü için her yardıma hazır olduklarını aktardığını kaydetti. Weston, 'Ankara'nın Kıbrıs için yeni plan hazırlamasıyla 'ilgili, "Bilgim yok. Ortada tek plan var. O da en gerçekçi ve verimlisi olan Annan Planı'dır" diye konuştu.
'Benim için intihar'
Denktaş ise, Weston'un bir Rum gazetecinin sorusu üzerine, Annan Planı referandum aşamasına geldiğinde, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının ayıklanması yanıtına tepki gösterdi. Muhalefetin bu konuda şikâyetinin olmadığı-nı anlatan Denktaş, "Seçmen listemiz tamamdır. Kimsenin KKTC devletine, seçmen listesine kimi koyacak, koymayacak direktifi vermesini kabul etmiyoruz" diye çıkıştı. KKTC lideri, Annan Planı için Westo
n'un 'Çok iyi plan', kendisinin ise 'Benim için intihar' dediğini aktardı.


Rum liderden mektup var
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin yeniden başlatılması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a mektup gönderiyor. Rum haber ajansına göre Papadopulos, hazırladığı mektupta, Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ortaya koydu ve Annan Planı temelinde görüşmelere katılma isteğini belirtti. Papadopulos'un Annan'dan, uygun gördüğü zaman görüşmeleri başlatma
sını istediği vurgulandı.
BM Genel Sekreteri, KKTC genel seçimleri sonrası ilk açıklamasında sunduğu barış planının zaten 'görüşme masasında' olduğunu belirterek, taraflardan çözüm yolunda bir irade görmemesi halinde yeniden bir girişimde bulunmayacağını
duyurmuştu.

Adada çözüm iradesi var mı?

İsmet Berkan

19/12/2003 RADIKAL

Kabul etmek gerekir ki, dünyanın hiçbir ülkesinde bir 'milli' konunun
diplomatik müzakerelerine başlanmak üzereyken Türkiye'deki gibi müzakerecilerin elini zayıflatan tartışmalar olmaz. Evet, özgür basına rağmen olmaz!
Ama yine kabul etmek gerekir ki dünyanın başka hiçbir yerinde bir 'milli' davanın savunulmasında bu denli çok sayıda hata üst üste yapılıp, bu denli çelişkili pozisy
onlara sürekli girilip o davanın kendisinin tartışma konusu olmasına da izin verilmez.
Açın bakın 80'li yıllara... Türkiye'de bir Kıbrıs tartışması bulamayacaksınız, herkesin üç aşağı beş yukarı aynı düşünüp yazdığını göreceksiniz.
Açın bakın gazeteleri,
1992-93 yıllarında Kıbrıs için Galli Planı tartışılırken Kıbrıs'taki çözüm konusunda Türkiye bu denli ikiye bölünmüş müydü? Hayır bölünmemişti,
'milli dava' o zamanlar 'milli' olmaya devam ediyordu.
Ama bugün durum farklı.
İki sebeple farklı.
Birincis
i, Kıbrıs'taki ve Ankara'daki Kıbrıs görüşmecilerinin Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarını gerçekten temsil edip etmediklerine ilişkin doğan yaygın kuşku.
Bu kuşkunun nedeni, artık herkesin Annan Planı'nın Kıbrıs'ı, Türk toplumunun çıkarlarını da koruyan bi
r biçimde birleştirmek için son fırsat olduğunu görmesinden kaynaklanıyor.
Evet, Annan Planı, beğenelim beğenmeyelim Kıbrıs Türk toplumu için, adayı birleştirmek ve 74 öncesine geri dönmemek için son şans. Bu şans kaçırılırsa, Türklerin Rum tarafıyla bir
araya gelme şansları kalmayacak, çünkü bunun bedeli çok ağır olacak.
Yani, gerek Ankara'daki ve gerek Kıbrıs'taki müzakerecilerin bir şeye karar vermesi gerek:
Biz birleşik bir Kıbrıs'tan mı yanayız, yoksa adanın kuzeyini Türkiye'ye ilhak etmekten mi?
'
Milli' davanın artık tartışılır olmasının ikinci sebebi ise Kıbrıs
Adası'nda izlenmek istenen ilhak politikalarının Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini engellediğinin artık açıkça ortaya çıkması. Oysa Türkiye'de halkın ezici çoğunluğu AB'ye girmek istiyo
r.
* * *
Evet, maalesef müzakerecilerimizin elini zayıflatıyoruz bu tartışmalarla. Bunu istemeye istemeye yapıyoruz aslında. Çünkü müzakerecinin sahiden bizden aldığı yetkiyle ve bizim çıkarlarımızı düşünerek müzakere yapıp yapmayacağını bilmiyoruz. İsti
yoruz ki müzakereci masaya oturduğunda bizim için en iyiyi elde etmeye uğraşsın ve bu 'en iyi'yi de biz ona söyleyelim, o kendi kendine bizim için en iyinin ne olduğuna karar vermesin.
Sonuç olarak, müzakerecimizde çözüm iradesini görmek istiyoruz. Çetin
bir pazarlığın ardından bu işi çözmesini istiyoruz.
İşi de kolay değil. Çünkü, iç kamuoyundaki tartışmalara rağmen aslında müzakerecinin müzakere pozisyonunu esas zayıflatan şey, geçen yıl
yaptığı hata idi. Eğer geçen yıldan beri müzakere masasında oturu
yor olsaydı ve iyi niyetle müzakere yapıyor olsaydı şimdiki gibi zaman sıkışmasına uğramayacak, karşı tarafın elini bu denli güçlendirmeyecek, hatta belki onu sıkıştırıp zayıflatacaktı.

Ankara 'Annan Planı' diyebilir

Murat Yetkin

Ankara Kıbrıs konusunda 'çözüm karşıtı' olarak tanımlanmak istemiyor

19/12/2003 RADIKAL

Ankara'nın çabası belli. Bir yandan BM Genel Sekreteri Annan Planı'nı reddederek Kıbrıs'ta çözüm karşıtı olarak damgalanmamanın imkânsızlığını biliyor. Diğer yandan, Kıbrıs'ta 1960 anlaşmalarından doğan hukuki zemini kaybetmek istemiyor. Çünkü bu zemin, Kıbrıs sorunuyla Avrupa Birliği'nin ilişkisini kuran güçlü bir köprü. Türkiye, kendisini "Kıbrıs'ı alır, bizi dışarıda bırakırlarsa" kâbusundan uyandıracak formül olarak 1960 anlaşmalarında, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı uluslararası kuruluşlara Kıbrıs'ın da üye olamayacağı ifadesini görüyor.
Dolayısıyla çabanın amacı, Annan Planı'nda, 1960 hukukunu garantiye alacak değişiklikler yapmak. Dış
işleri ve Genelkurmay'ın üzerinde aylardır, neredeyse geçen bahar aylarından bu yana çalıştığı yeni plan bu çerçeveye oturuyor. Burada kritik bir sorun var. Plan, 'Türk planı' olarak sunulduğu anda, Türkiye'nin BM planını reddetmesi anlamına gelecek. Oysa Ankara'nın şu sıralar hiç istemediği şey, uzlaşmaz damgası yemek. O nedenle Ankara'nın bulacağı en muhtemel çözüm, bu planı 'Türk planı' adıyla ilan etmek değil.
Bunun yerine Annan Planı zemininde görüşmelerin başlamasını desteklediğini açıklamak. Planı d
a 'Annan Planı'nda düzeltilmesi gereken unsurlar listesi' olarak sunmak. Tabii Kıbrıs'taki görüşmelerin resmi muhatabı Türkiye değil. Kıbrıs Türklerinin resmi müzakerecisi olarak Cumhurbaşkanı Denktaş.
Oysa Denktaş, Annan Planı'nın felsefesine ve ruhuna k
arşı olduğunu söylüyor ve o nedenle Annan Planı'nı görüşmek istemediğini her fırsatta tekrarlıyor. Gerçi danışmanı Prof. Mümtaz Soysal, son günlerde sıkça 'Annan Planı'nın tamamını reddedemeyiz, içinde yararlanacağımız bölümler var' demeye başladı. Ama Denktaş'ın verdiği izlenim, içinde istediği bütün unsurlar, eksiksiz olsa bile, adı 'Annan Planı' olan bir metni kabul etmeyeceği.
Dün ABD Kıbrıs Temsilcisi Thomas Weston ile görüşmesi ardından yapılan açıklamalar bu izlenimi doğruluyor. Denktaş'ın Kıbrıs Tü
rk halkının kimliğinin yok sayılmasına gösterdiği tepki haklı. Öte yandan sonunda ulaşılacak pazarlık maddesini önkoşul olarak öne çıkarmanın sonuç vermediği de ortada.
O halde sorun, Ankara'nın çabası ile, KKTC'de, özellikle de 14 Aralık seçimi ardından
ortaya çıkan siyasi durumu uyumlu hale getirmek.
Bu nasıl yapılacak?
Önce KKTC'de yeni hükümetin kurulması gerekiyor. Bunun için fazla beklenmeyecek. Denktaş'ın dayanağı sağcı partilerin yeni bir seçimi göze almaları kolay görülmüyor. Öte yandan CTP lide
ri Mehmet Ali Talat'ın da rüzgâr hazır yelkenindeyken yeniden tekneyi limana çekmeye yanaşması düşük ihtimal. Talat gibi, DP lideri Serdar Denktaş da uzlaşmaya açık duruyor. Demek ki bir uzlaşma zemini var.
Bir hafta içinde Denktaş'ın hükümeti kurma görev
ini liderlerden birine vermesi en muhtemel gelişme. Takvim, Başbakan Erdoğan'ın dün çıktığı Özbekistan gezisinden döndükten sonra Kıbrıs konusunda siyasi karar için toplanacakları açıklamasına uygun.
Ankara'nın KKTC hükümetinin ilanı ardından konuşması ve
Annan Planı zemininde görüşmelere destek açıklayarak düzeltme listesi önermesi en muhtemel senaryo.
Peki, kim bu Ankara?
Kıbrıs sorununda 'Ankara' derken soyut bir kavramdan mı, bir terimsel kolaylıktan mı söz ediyoruz? Yoksa Ankara içi doldurulabilir b
ir kavram mı? Ankara'daki Batılı büyükelçilikler yapılan açıklamalar arasında epey bocaladıktan sonra, Kıbrıs konusunda bir Ankara tanımı bulmuşlar ve doğru.
Ankara ne tek başına Başbakan, ne tek başına Cumhurbaşkanı, ne tek başına Dışişleri, ne de tek ba
şına Genelkurmay. Bu dört kurum (ve kişi) Kıbrıs konusunda aynı sözleri söylemedikçe, Denktaş'ın bunu dikkate almayacağı inancı hâkim. Yani Kıbrıs konusunda Ankara'nın sesi, bu dört kurum ve kişinin ortak sesi kabul edilecek.
İster istemez akıllara Cumhur
başkanı Ahmet Necdet Sezer'in Kıbrıs konusunda toplayacağı bir devlet zirvesi, ya da Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında yapılacak bir açıklama geliyor; ya da böyle bir toplantı sonrasında alınacak bir Meclis kararı.
NOT: Dün, 'Nereden çıktı şimdi
Kürtçe afiş krizi' başlıklı yazımda, Van mahkemesinin kararı ardından Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, illere yazı yazarak önlem almasını istediğini aktarmıştım. Emniyet dün arayarak, merkezden giden böyle bir yazının olmadığını, ancak Van emniyetinin mahkeme kararına dayanarak illere yazı yazdığını bildirdi.

O kadar da acele etmeyin

Erdal Güven

19/12/2003 RADIKAL

KKTC seçimlerine iki gün kalmış. Lefkoşa'nın dış mahallelerindeki salaş bir lokantada beş altı kişi oturuyoruz. Bir saat kadar sonra BDH'nın mitingi başlayacak. Birden masadaki KKTC Telsim abonelerinin telefonlarına bir mesaj düşüyor. Mesaj şöyle:
'BDH'nın bu akşam saat 19.00'da Lefkoşa'da yapılacak büyük mitinginde buluşalım. BDH, bir mühür daha.
Bahar
a Avrupa.'
Mesajda bir anormallik yok. Anormallik imzada. Çünkü imza yerinde 'AKP' yazıyor...
Yarım saat kadar sonra aynı telefonlara bir mesaj daha düşüyor. O da şöyle: 'AKP adına yapılan BDH'nın bu akşamki mitingine katılma çağrısı tamamen yalandır, sa
htekârlıktır. AKP merkezi bunu teyit etmiştir.'
Bu seferki imza ilkindekinden de ilginç: 'Rauf Raif Denktaş, Cumhurbaşkanı.'
Hiç kuşku yok ki 'birileri' can havliyle işbaşında. Ve o birileri bir taşla iki kuş hesabıyla hem AKP'yi hem BDH'yı zorda bırakma
ya çalışıyor. Denktaş da katkısını esirgemiyor.
Bu tek vaka çok şey anlatıyor aslında ve anlayan anlıyor...
KKTC'de seçimler sonrasında ne olacağını, ne olması gerektiğini konuşmadan önce seçimler öncesinde ne olduğunu yerli yerine oturtmak lazım. Türkiy
e ve iktidar yanlısı KKTC basınında, "Seçimlerle tüm dünyaya demokrasi dersi verdik" diye böbürlenenleri okudukça, "Acaba ben başka bir seçim mi izledim" demekten kendini alıkoyamıyorum.
Her seçim bir süreçtir, öncesiyle, oy kullanma günüyle ve sonrasıyla
... Seçim öncesi dönem itibarıyla 14 Aralık seçimlerine 'özgür ve adil' demek hiç kolay değil. Seçim öncesi dağıtılan vatandaşlıklar, işe almalar, Cumhurbaşkanı'nın seçim yasağını ihlal etme pahasına son dakikaya kadar tarafgirliği, devlet televizyonu BRT'nin yanlı yayınları, Türkiye'nin Denktaşçı sivil ve asker kadrolarınca yapılan ziyaretler, açıklamalar, AKP dahil lojistik ve siyasi yardımlar, üç günlük turlarla KKTC'ye gelip oyunu kullandıktan sonra dönen insanlar... (Tabii bir de gayriresmi müdahaleler var: Sivil toplum kisvesi altında iktidar partileri lehine yürütülen kampanyalar, emekli komutanların ziyaretleri, bizdeki bazı 'medya büyükleri'nin de katıldığı muhalefet liderlerini karalama programları ve daha neler neler...)
Öyle ki iktidar partileri
tarafından Verheugen'in ya da Weston'ın muhalefet lehine 'müdahale' olarak yorumlanan sözleri bile muhalefetin aleyhine kullanıldı. İktidarın seçim kampanyasına malzeme yapıldı. Muhalefetin, 'dış güçler'in aleti olduğu imajı parlatıldı.
Muhalefet blokunu
n, özellikle de CTP'nin 14 Aralık'ta aldığı sonuç tüm bunlara rağmen alındı... Bunu bir kenara not etmekte yarar var. O yüzden, seçim öncesinde ne olduğunu netleştirmeden seçimde ne olduğunu ve seçim sonrasında ne olması gerektiğini anlamak mümkün değil.
Bunlar benim gözlemlerim, kesin yargıya varmak için KKTC seçimlerine ilişkin olarak tek ciddi gözlemci çalışmasını yapmış Oslo Hukuk Fakültesi Grubu'nun raporunun açıklanmasını beklemekte yarar var. Bu alanda dünyanın en saygın kurumları arasında yer alan grup, üç kişilik ekibi ve yerel yardımcılarıyla birlikte 10 Kasım'da KKTC'ye konuşlandı. BM ve AGİT'in yöntemleriyle her gün saha çalışması yaptılar. Belgeleri inceleyip olup bitenleri gözlediler. Ve muhtemelen ocak ayında da bir rapor yayımlayacaklar. Bekleyip görelim...
KKTC'de oy kullanma günü tek bir olumsuz vaka bile elbette yaşanmamıştır. Ancak bunun nedeni, iktidarın demokrasi sevdası falan değil, uluslararası medyanın yoğun ilgisi ve daha da önemlisi muhalefetin siyasi iradesine sahip çıkmasıdır. M
uhalefet partilerinin temsilcileri 14 Aralık günü tüm seçim merkezlerinde nöbetteydi. Tüm sandıklar kapanana ve oylar sayılana kadar. Uluslararası medya da çıkabilecek bir vakaya karşı tetikteydi.
Dolayısıyla KKTC seçimlerinde oy kullanma ve oy sayımı sür
ecinde bir olumsuzluk yaşanmaması son derece normal. Ama 'demokrasinin zaferi'ni ilan etmek için henüz erken.

 

KKTC ve 'tek yol'culuk

Murat Belge

19/12/2003 RADIKAL

Birçok seçimden sonra olur, Kıbrıs'taki seçimden sonra 'Halkın bize verdiği mesaj' üstüne bir edebiyat başladı. Sağ ve sol cephelerdeki oy oranlarına ve sandalye sayılarına baktığımızda tam bir kilitlenme gördüğümüze göre, bu kilitlenmenin altından bir 'hikmet' bulmak gerekiyor.
'Şifre uzmanı' kişiler vardır, hani şifreli mesajı ellerindeki
anahtara göre 'deşifre' ederler. Şimdi başta hükümet, bütün ilgililer, Kıbrıs seçimlerinden gelen bu 'şifreli mesaj'ı deşifre etme çabasında.
Deşifre ettiğinizi iddia ediyorsanız, bunu 'iddialı' bir dille ortaya koyacaksınız ki, ikna edici olabilesiniz.
'Gördüğünüz gibi, her şey çok açık' diye başlayacaksınız, 'halkımız demek istiyor ki...'
Oysa bütün bu konuşmaların nedeni, halkın demek istediğinin açık olmaması, olamaması.
Aslında hükümet 'halkın verdiği şifreli mesaj'ı, bu türlü çözerken, kendisi iki
yöne iki 'şifreli mesaj' vermiş oluyor.
Bunların birincisi Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki Denktaş cephesine diyor ki hükümet: "Bakın, oy oranınız nerelere indi. İnadınızda devam ederseniz daha da inecek; 'trend' besbelli. İnsanlar AB yolunu açan bir çözüm b
ekliyor. Bunu engelledikçe daha da utandırıcı durumlarda bulabilirsiniz kendinizi. Onun için inadı bırakın, şu işi hep birlikte efendi efendi çözelim."
Mesajı böyle deşifre etmenin ikinci şifreli mesajı da Avrupa Birliği'ne "Bakın, görüyorsunuz, muhalefet
umulan oyu toplayamadı. Umulduğu kadar kitlesel bir destek sağlayamadı. Türkiye bu çözümün ne kadar muhataralı olduğunu biliyorsunuz. Ortada beklenen kitle desteği olmadan bunu yapmaya kalkışmamız bizim için çok gözü kara bir girişim olabilir. Bizden bunu talep etmeyin, biraz zaman tanıyın."
Söz konusu taraflar da zaten hükümet mesajlarını vermeden önce durumu görmüş ve bu şifrelerin anahtarlarını hazırlamışlardır.
'Halkın ne dediği çok açık' diye konuşanlar, yani en başta hükümet, bu açıklığı nasıl açık
lıyor?
Halk öncelikle 'Çözüm isteriz' demiş. Bu, solun aldığı oylarda 'gizli' mesaj; ama, aynı zamanda, 'Uyduruk şeyler değil, çözüm gibi çözüm isteriz' demiş. Bu da, sağın aldığı oyların 'deşifre edilmiş' hali.
Sonuçta, Kıbrıs'ta halk, 'Hem o/hem o' dem
iş. Bu mesaj çözümü bize bunu söylüyor.
Oysa, Kıbrıs'ta veya Türkiye'de 'Türk siyasi kültürü' içinde hareket etmeye alışmış insanlar, 'Hem o/hem o' demezler. O kültürün dokusunda böyle bir düşünce tarzı yoktur. O kültürde, 'Ya o/ya o' deme geleneği kurulm
uştur. Bu zaten birinciyi, yani 'Hem o/hem o'yu mantıken dışlar.
Denktaş cephesi, yıllardan beri, Kıbrıs'ta ve Türkiye'de, 'Çözüm diyen haindir' diyor ve başka bir şey demiyor. Bu cephe, yalnız Kıbrıs değil, mümkün olan her konuda bu tavrı alır ve 'Ya o/y
a o' siyasi kültürünün yaratıcısı olur. Bunu söyleyen ('Benim gibi düşünmeyen haindir' diyen) kişi, 'Hem o/hem o' diyebilir mi?
Bu cepheye oy vermiş olanlar, ucunda AB görünen bir 'çözüm'ün kendileri için iyi sonuç vermeyeceğine inanmış durumdalar. Zaman
geçtikçe birçokları tavrını yumuşatabilir, düşüncesini değiştirebilir. 'Zaman' geçince bunlar olabilir, ama şu anda bu insanlar düşünmüş taşınmış ve 'Avrupa'nın canı cehenneme' demişler.
Öbür türlü oy verenler de bu konuda 'Hem o/hem o' demiyorlar. Onlar
Denktaş'ın ve orada bulunan Türk askeri birliğinin kendilerine sağlayacağı 'güven'i zaten aramıyorlar; hatta belki artık bu 'güven'den kurtulmak istiyorlar. Avrupa Birliği içinde olmak, onların aradığı türden güveni vermeye yeterli.
Yani sonuçta 'ak' diye
nler var, 'kara' diyenler var. Buna bakıp "Halkımız 'gri' dedi" diyorsak, durumu betimlemiyor, yorum yapıyoruz.
Buna çok da itirazım yok. Yorum her zaman yapılabilir, yapılmalı da. Hele yorumu gerilimi azaltmaya yardımcı olabilecekse sahiden, hiç itirazım
yok.
Ama o yorumun yanı sıra bilelim ki, biz bugüne kadar 'Hem o/hem o' mantığına açık bir siyasi kültür ve böyle yetişmiş bir toplum yaratmadık. Bundan sonra yaşanacak her sorunu da, 'Ya o/ya o' kültürünü sindirmiş bir toplum olarak yaşamaya mahkûm olduğumuzu unutmayalım.

Kıbrıs'taki Türkler

M.Ali Kışlalı

19/12/2003 RADIKAL

Doğrusu; KKTC'yi oluşturan bölgede 1974 müdahalesinden sonra bir araya
gelmiş Türk asıllı topluma, daha sonra Türkiye'den katılmış Türklerin durumları hakkında fazla bir şey bilmiyorum.
KKTC ile yakından ilgili kimi görevliler ve ilgililerle 'Neden KKTC ekonomik ve sosyal bakımdan böyle kaldı? Neden orada milli çıkarları gözetenler değil de Karen Fogg gibi bilinen politikayı uygulamak isteyenler göreceli de olsa egemen oldu?' soru
ları çerçevesinde görüşürken, bilgiler edindim.
Şimdi, mümkün olduğunca objektif verilere bağlı kalarak, KKTC'de yapılan hataların muhasebesini yapmak gerekiyor.
Orada bu kadar yıldır iktidarda kalan siyasetçilerin başarısız oldukları noktalar saptanmalı
. Nedenler araştırılmalı. Gelecek için plan yapılmalı.
Anlamakta güçlük çektiğim hususların başında, oraya 1974 sonrasında Türkiye'den giden, sayıları 60-70 bin olduğu sanılan, Türklerin neden örgütlenememiş olmaları geliyor.
Bugüne kadar bu belli temell
ere dayandıkları, Türklük değerlerini paylaştıkları farz edilen kesim ile ilgili bir çalışma yapıldığını da sanmam.
Acaba bunlar milli görüşler etrafında toparlanamazlar mıydı?
Bu, şimdiden sonra da olsa, gerçekleştirilemeyecek bir düş müdür?
Türkiye'de
n KKTC'ye gidenlerin, orada maddi olanaklardan yoksun olarak yeni bir yaşama başladıklarını düşünüyorum. Acaba hiç olmazsa yeni dönemde, onlara göreceli, maddi destekler sağlanarak toplanmalarına böylece güvenilecek bir çekirdek oluşturmalarına yardım edilemez mi?
Bu topluluk, doğma büyüme Kıbrıs Türklerinin, temiz ve hatasız bir siyasi geçmişi yanlarına alarak birleşebilecekleri ve yeni bir siyasi ağırlık oluşturacakları, Kıbrıs gücü haline gelemez mi?
Şimdiye kadar orada iktidarı paylaşan siyasetçilerin
, Denktaş'ın kişiliğine değin, son seçimde yüzde 18 oy kaybetmelerinin anlamı nedir?
Bu siyasetçiler acaba şimdiden sonra orada etkinliklerini muhafaza edebilecekler mi? Geçmiş iktidarlarının hesabını verebilecekler mi?
Türkiye'nin 30 yıldır sürdürdüğü m
addi ve moral kaynakları nasıl kullandıklarını, Karen Fogg çocukları karşısında neden bu kadar gerilediklerini anlatabilecekler mi?
Birkaç yıl içinde, Avrupa Birliği ve iç destekle Karen Fogg'un örgütlediği
gruplar karşısına, şimdiden sonra da olsa, ilgi
li Türk kurumlarının da
eliyle denge sağlayacak sivil toplum örgütleri oluşturulamaz mı?
Pazar günü yapılan seçimlerde büyük çoğunluk elde edeceklerini sanan ve tamamen AB planlarına uygun hareket eden çok yönlü cephe, şimdi düş kırıklığı içinde, yeni AB
baskılarını harekete geçirmeye çalışıyor.
AKP iktidarı da tabanına kabul ettirebileceği, aynı zamanda AB'nin de hoşuna gidebilecek formüller peşinde görülüyor.
Bu genel duruma bakıldığında ister istemez, daralmış görünen dış politika manevra alanına, de
ngenin sağlanmasına yardım edecek, yeni unsurlar aramak gerekmez mi, diye düşünüyorum.
Bu noktada Kıbrıs tamamen AB vasıtasıyla, Batı kontrolüne kayarken, Rusya'nın son günlerdeki kimi tavrı dikkat çekiyor.
1974'te Kıbrıs'a askeri müdahalemiz sırasındaki
Sovyetler Birliği'nin
takındığı tavır hatırıma geliyor.
1963-74 arasında Rum egemenliği altındaki tüm Kıbrıs'ta Türkler baskı ve eziyet altındayken, Türkiye müdahalesi söz konusu olduğunda, zamanın başbakanı İnönü'nün eli, ABD Dışişleri Bakanı'nın "Kıbrıs'a müdahale etmeyin. Sovyetler Birliği karşınıza çıkarsa yanınızda yer almayacağımızı bilin" uyarısıyla tutulmuştu.
Ama Sovyetler Birliği, Kıbrıs'ta bir darbe ile enosisin gerçekleştirilmekte
olduğunu görünce, haklı ve uluslararası antlaşmalardan kayna
klanan Türk tepkisine yeşil ışık yakmıştı.
Askeri müdahalemiz sırasında, zamanın Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçisi olan Vasili Grubyakov ile yaptığım konuşmaları ve bu Türkiye'yi çok iyi tanıyan Sovyet diplomatının değerlendirmelerini hatırlıyorum.
brıs konusunda Türkiye'ye karşı birleşmiş görünen, ABD'nin de dahil olduğu Batı cephesi karşısına, hiç olmazsa Rusya desteği sağlamanın durumumuza güç katacağı bugünlerde düşünülebiliyor.

Annan Planı’ REFERANS

RADİKAL’in haberine göre Ankara, düğmeye basmak için hükümetin kurulmasını bekliyor. Dışişleri yetkilileri, 'Annan Planı dışında referansımız yok' dedi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin yeniden başlatılması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a mektup gönderecek.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'taki sorunun çözümüne yönelik plan üzerindeki çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, dün düzenlediği basın toplantısında “Kıbrıs sorunu 1 Mayıs’a kadar çözümlenecek mi?” sorusuna tek kelimeyle “yes” yanıtını verdi. Weston, çözüme ilişkin tek gerçekçi planın “Annan Planı” olduğunu da anımsattı.

YENIDUZEN 19/12/2003

Kıbrıs planı için değerlendirme...

Kıbrıs planı için değerlendirme sürüyorErdoğan, Özbekistan dönüşünde çalışmaları gözden geçireceklerini ve bir açıklama yapacaklarını söyledi.
Beraberinde kalabalık bir bakan, milletvekili ve işadamı heyetiyle Özbekistan giden Başbakan Erdoğan hareketinden önce Esenboğa Havaalanı’nda açıklamalarda bulundu. Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili çalışmaların devam ettiğini kaydeden Erdoğan, Özbekistan’dan dönüşünde çalışmaların gözden geçirilerek bir açıklama yapacaklarını kaydetti.
“Kıbrıs’taki İngiliz üslerine ilişkin bir rahatsızlık var mı
?” sorularına karşılık Erdoğan “Bana göre o, bugünün problemi değil, bugünkü gündemde olan bir konu da değil”dedi.
Başbakan, KKTC’nin tanınması durumunda Rum Yönetimi’ni tanıyabilecekleri mesajını da verdi:
“Türkiye’nin şu anda gündeminde olan sadece KKT
C’nin oradaki varlığıdır ve her 2 devletin varlığının kabulüdür. Bir diğeri de Güney Kıbrıs’tır. Biz her ikisini şu anda eğer devlet olarak kabul edilecekse kabul ediyoruz. Ama kabul edilmiyorsa o zaman onların yaklaşımı ne ise biz de ayrı şekilde buna bakıyoruz."

YENIDUZEN 19/12/2003

Papadopulos’tan Annan'a mektup

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin yeniden başlatılması için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a mektup gönderecek. 
Papadopulos, hazırladığı mektupta, Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ortaya koydu ve Annan Planı temelinde görüşmelere katılma isteğini belirtti. Papadopulos'un Annan'dan, uygun gördüğü zaman görüşmeleri başlatmasını istediği kaydedildi. 

Öte yandan, Rum yönetiminin BM'deki daimi temsilcisi Andreas Mavroyannis'in, Annan'a gönderdiği mektupta, geçen Ekim ve Kasım aylarında Türk savaş uçaklarının "Kıbrıs hava sahasını" ihlal ettiği şikayetinde bulunduğu bildirildi.

YENIDUZEN 19/12/2003

‘Mayıs’a kadar çözüm mümkün!

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, 1 Mayıs 2004’e kadar bir çözüm olasılığı gördüğünü belirtti.

Weston, Rum basın mensuplarının Türk tarafının görüşmecisiyle ilgili bir sorusu üzerine ise, “Önemli olan BM Genel Sekreteri’nin kimi görüşmeci olarak gördüğü… Şu anda da bu Denktaş’tır” dedi.

Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerin hemen ardından temaslarda bulunmak üzere Kıbrıs’a gelen Weston, temaslarını tamamlamasının ardından Lefkoşa’da ara bölgede bulunan J. W. Fulbright Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Weston, basın toplantısında, Kıbrıs’ın ikinci evi haline geldiğini kaydederek, bölgeye yaptığı “üç duraklı” yolculuğun ortasında bulunduğunu, ilk ziyaretini Atina’ya gerçekleştirdiğini, Lefkoşa’daki temaslarının ardından bu gece, Ankara’ya gitmek üzere Ada’dan hareket edeceğini belirtti.

Temaslarında ABD’nin sorunun çözülmesinde kısa bir sürede ileriye nasıl gidilebileceğiyle ilgili görüşlerini aktardığını kaydeden Weston, kuzeydeki seçimlerin ardından meydana gelen gelişmelerle ilgili de görüşmelerde bulunduğunu ifade etti. Weston, durumun halen belirsiz olduğunu ve ne olabileceği konusunda bir öngörüde bulunmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Weston, basın toplantısının sonraki bölümüne soru-yanıt şeklinde devam edeceğini belirtti.

Weston, “Kıbrıs sorunun çözümlenmesi halinde ABD’nin Türkiye’ye ticari ilişkilerde kolaylaştırmalarda bulunacağı” yönündeki haberlerin anımsatılarak, Ankara’ya “böyle bir öneri götürüp götürmediği” yönünde bir soru üzerine, böyle bir şeyden haberi bulunmadığını, Ankara temaslarında ele alacağı tek planın, bir anlaşmaya ulaşmak için tek gerçekçi araç olduğuna inandıkları Annan Planı olduğunu kaydetti.

Weston, başka bir soru üzerine dün sabah Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile uzun bir görüşme yaptıklarını ve birçok konuyu ele aldıklarını ifade ederek, görüşmenin ürün verici olmasını dilediğini belirtti.

Weston, Denktaş’ın “Annan Planı ölüdür” şeklindeki açıklamaları bulunduğu belirtilerek, görüşmenin ayrıntılarının sorulması üzerine, Denktaş ile ele aldığı her konuda anlaştığını söyleyemeyeceğini belirtti. Weston, Denktaş’ın Annan Planı konusunda ne düşündüğü yönündeki izleniminin ısrarla sorulması üzerine “Anlaşamadığımız konulardan birini az önce söylediniz işte” dedi.

Weston, “Eğer temel bir konuda anlaşamadıysanız herhangi bir konuda nasıl ileriye gideceksiniz” sorusuna ise, yapmaya çalıştıklarının da temel konular üzerinde bir uzlaşma aramak olduğunun kaydetti.

Amerikalı Diplomat, Annan Planı’na göre Rum göçmenlerin kuzeye döneceklerinin belirtildiğini ancak Rum evlerinde oturan Türklerin Güney’de dönmeleri için evlerinin kalmadığının, hepsinin yıkıldığının belirtilmesi üzerine, Annan Planı’nın mülk ile ilgili bölümünde yer alan çok özelleştirilmiş bir soru olduğunu kaydederek, bu konuların ayrı ayrı incelenmesi ve bireysel olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

“Görüşmeci şu an Denktaş’tır”

Weston, “Görüşmeci olarak kimi gördüğü” şeklindeki bir soru üzerine ise, “burada önemli olanın BM Genel Sekreteri’nin kimi görüşmeci olarak gördüğü olduğunu ifade ederek, bunun da şu anki lider yani Denktaş olduğunu ancak ileride ne olabileceği konusunda bir yanıt veremeyeceğini” kaydetti.

Weston, siyasi parti liderleriyle görüşmelerinden Annan Planı’na bakışlarıyla ilgili ne izlenim edindiğinin sorulması üzerine, bunun hangi siyasi liderle görüştüğüne bağlı bulunduğunu, liderlerin farklı davranışlar gösterdiğini kaydetti.

Weston, Annan Planı’nın değiştirilmesine yardım edip etmeyeceği yönündeki bir soru üzerine, şimdi konunun Annan Planı’nı değiştirmek değil, görüşmelere nasıl geri dönüleceğini ele almak olduğunu söyledi.

Üzerinde çalışılabilecek planın Annan Planı olduğunu kaydeden Weston, Annan Planı’nda değişiklikler olabileceğini ancak bunun görüşmeler yoluyla uzlaşarak olabileceğini, şu anda anahtar noktanın görüşmelere nasıl geri dönüleceğinin yolunu bulmak olduğunu kaydetti.

Weston, bunu başarmanın yolunun da BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet görevine geri dönmek için ortaya koyduğu gerekleri yerine getirmekten geçtiğini kaydetti.

Weston, görüşmelere dönülmesi halinde “iki tarafa da eşit baskı uygulayıp uygulamayacakları” yönündeki soru üzerine kimseye baskı yapmadıklarını belirterek, eğer bir anlaşmaya varılması yönünde destek vermelerinden bahsediliyorsa bunu yapmaya devam edeceklerini belirtti.

Amerikalı diplomat Kuzey Kıbrıs seçimleriyle ilgili başka bir soru üzerine, seçimlerden çıkan sonuçların tüm liderleri adada bir anlaşmaya varılması yönünde cesaretlendirici olduğunu kaydetti.

Weston, Rum gazetecilerden birinin “Eğer kuzeyde Annan Planı için bir referandum olursa kim oy kullanacak, sadece Kıbrıslı Türkler mi yoksa adaya Türkiye’den gelip yerleşenler mi” şeklindeki sorusu üzerine, seçimlerde yaşananlarla ilgili özellikle seçim kampanyası döneminde çeşitli iddialar bulunduğunu, ancak bunun araştırılması ve referandum konusunda da buna göre karar verilmesi gerektiğini kaydetti.

Weston, 1 Mayıs 2004’e kadar bir çözüm olasılığı görüp görmediğiyle ilgili bir soruya, “Evet” yanıtını verdi.

Weston, bunu açması istenince de, eğer taraflarda siyasi istek varsa çalışmaları Mayıs’a kadar tamamlayarak bir anlaşmanın hazırlanması ve referanduma götürülmesinin mümkün olacağını kaydetti.

Weston, konuyla ilgili başka bir soru üzerine ise görüşmelerin kısa zamanda başlamasının önemine işaret ederek, olası bir anlaşmanın teknik yönüyle ilgili yapılması gerekenler olduğunu kaydetti.

Weston, Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin yeniden başlaması için ortaya koyduğu gerekleri karşılamaya hazır olup olmadığı yönündeki izleniminin sorulması üzerine, diplomatik bir görüşmeden sonra izlenimleriyle ilgili basına açıklama yapmasının doğru olmadığını kaydetti.

YENIDUZEN 19/12/2003

Erdoğan: Üslubunu ve danışmanlarını değiştir

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın üslubu ve danışmanlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Denktaş'ın etrafındaki danışmanları değiştirmesi tavsiyesinde bulunan Erdoğan, "Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanları bulunuyor. Yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindi. Bunlar farklı bakış getirmez" dedi.

Erdoğan, "Annan Planı'nda tuzak var" ifadesini doğru bulmadığını da belirterek, Türkiye'nin BM'nin üyesi olduğunu ve BM'yi, "sürekli tuzak hazırlayan bir kuruluş" olarak değerlendirmenin yanlış olduğunu vurguladı.

Kıbrıs konusunda müzakere edildikten sonra bir karara varılabileceğini Cumhurbaşkanı Denktaş'a, Başbakan Eroğlu'na ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a söylediğini kaydeden Erdoğan, "Seçim propagandaları döneminde dinlediklerimiz tam tersi istikametindeydi" dedi.

On düşünüp bir konuşulursa Kıbrıs sorununun daha iyi müzakere edilebileceğini ve sonuca ulaşılabileceğini belirten Erdoğan, masadan kaçan tarafın KKTC olmaması gerektiğini de söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, " 'Annan Planı külliyen Kuzey Kıbrıs'a yaramaz' demek bana göre yanlıştır, 'Külliyen bunu kabul ediyorum' demek de bana göre yanlıştır" dedi.

Sohbet toplantısı

Başbakan Erdoğan, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin sohbet toplantısı düzenledi.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusu bağlamında Annan Planı'na ilişkin düşüncelerini ifade ederken, şöyle konuştu:

"Annan Planı ile ilgili düşüncem başından beri belli. Bugüne kadar Annan Planı'nı tamamen reddeden bir düşünceyi savunmadık. Annan Planı'nın 'tartışılır, müzakere edilebilir' olduğunu ve 'bu konuda da taraflar Annan Planı'nı müzakere etmek üzere bir araya gelmelidir' dedik. Bugün de aynı şeyi söyledik. Kıbrıslı Türklere göre olumlu olan Güney Kıbrıslı Rumlara göre olumsuz olabilir, tam aksi de olabilir. 'Bunları müzakere etmek, tartışmak suretiyle burada mutabık kalınan maddeler ve mutabık kalınmayan nelerse bunlar üzerinde gerekli müzakereler yapıldıktan sonra bir karara varılıp adım atılmalıdır' diye düşünüyorum. Ben bunu Sayın Denktaş'a da söyledim. Başbakana hatta Serdar Denktaş'a da söyledim. Tabii seçim propagandaları döneminde dinlediklerimiz tam tersi istikametindeydi. Çünkü seçim çalışmalarında gördüğümüz hava, adeta bu planın sanki bir referandumu havasında veya ona dönüktü. Oraya sokulması bana göre kampanyayı zayıf düşürmüştür. Çünkü Kuzey Kıbrıs'taki kesim bu kadar dar bir çerçeve içine sokulmamalıdır. Çok daha farklı, çok daha ağırlıklı olmalıydı. Çünkü Kıbrıs'ın öncelikli meselelerini hedef alan bir seçim orada olmalıydı. Annan Planı üzerinde de eleştiriler ve olumlu bakışlar ortaya konmalıydı. Ama 'külliyen bu Kuzey Kıbrıs'a yaramaz' demek bana göre yanlıştır. 'Külliyen bunu kabul ediyorum' demek de bana göre yanlıştır. Bunun her ikisini diyen var mıydı? Her ikisini de diyen oldu. Kuzey Kıbrıslı şu anda gayet güzel bir tercih yaptı, 'ne o, ne o' dedi. Şimdi burada kafa kafaya vereceksiniz bu işi çözeceksiniz. Bu işin içinden çıkacaksınız."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı açıklamaları takip ettiğini dile getiren Erdoğan, Denktaş'ın siyasi parti liderleri ile yaptığı hükümet kurma arayışlarından ne çıkacağını şu an için bilmediğini belirtti.

Türk Dışişleri Bakanlığı'nın konunun çözümüne yönelik çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, KKTC'ye ne şekilde yardımcı olabileceklerini, yapılacak değerlendirmelerden sonra göreceklerini söyledi.

Kıbrıs önümüze konulmamalı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik süreci içinde de çalışmaların sürdürüleceğini belirterek, "Kıbrıs'ı gelip de fiili bir durum yaratarak önümüze koyarsanız bu çirkin bir yaklaşım olur" dedi.

Başbakan Erdoğan, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin düzenlediği sohbet toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, KKTC'de hükümet kurmada bir formül üzerinde uzlaşılmazsa bir telkinde bulunup bulunmayacağı sorusuna, "Tabii kendilerine bu konuda yardımcı olmaya çalışırız ama onların demokratik haklarını, yetkilerini bizim belirleme yetkimiz yok. Sadece yardımcı oluruz, alternatifler sunabiliriz" diye karşılık verdi.

Orada siyasi partilerin de mutlaka bir çıkış arayacaklarını kaydeden Erdoğan, çünkü çıkış aranmazsa zararı siyasi parti olarak hem kendilerinin çekeceğini hem de Kıbrıs'ın zarar görebileceğini dile getirdi.

KKTC olayına dört başlık altında baktığını belirten Başbakan Erdoğan, bunu seçimin olduğu 14 Aralık'a kadar olan dönem, bu tarihten sonraki hükümet kurma süreci, 1 Mayıs'a kadar ki süreç ve 1 Mayıs'tan sonraki dönem olarak sıraladı.

14 Aralık'a kadar olan süreci gördüğünü, bundan sonra siyasi partilerin bu tarihten sonra seçim öncesinde söylediklerini nasıl değerlendireceklerini göreceklerini anlatan Erdoğan, "Siyasetin maalesef bu yanı çok acı. Onun için de siyasette çok köşeli olmak bana göre çok yanlış. O zaman geleceğe yönelik olarak kendinizi tamamıyla kilitlersiniz" dedi.

"Bağları koparacak duruma gelmemek"

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Japonların bir atasözü var; 'Kapıyı açık bırakın ki bir gün o kapıdan içeri girebilesiniz' veyahut da 'düşmanım dahi olsa ipi hiçbir zaman koparmam, gevşek tutarım ki o bağ kopmamış olsun bir gün bize lazım olur'. Aynı ülkenin insanları olarak bağları koparacak duruma gelmemek lazım. Eninde sonunda orada Sayın Eroğlu'nun da Denktaş'ın da Talat'ın da Akıncı'nın da niyeti Kıbrıs içindir. Bu partiler ortaya çıkarken, 'Ben bu işi daha iyi başarırım' dediler. Bu bir ortak payda olduğuna göre, o zaman gelin bu ortak paydadan hareketle nasıl bir araya gelebiliriz ona göre de böyle bir uzlaşma yoluna gidin. Zaten bu çalışmalarda matematik olarak üç aşağı beş yukarı bellidir."

"29 yıl sonra orayı tahrik etmek"

Annan Planı'ndaki hassas konulardan birinin de mülkiyet olduğunun ifade edilmesi üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Annan Planı, şöyle bakıldığında, aslında optimum bir denge getirmiyor. O dengeyi bir defa bulmamız lazım. Daha önce Annan ile yaptığımız görüşmelerde, 'egemenlik konusunda da mutabıkız' dediler. Kıbrıs'a gidildikten sonra yapılan açıklamalarda olay tam tersi çıktı. Daha sonra bu farklı şekilde açıklandı, 'tercüme hatası' dendi. Şimdi burada en ideal olanı ne? Burada bu işin net olarak mülkiyetin ayrılması konusudur, yani oradan gelip de yine Kuzey Kıbrıs'a yerleşip, veya Kuzey Kıbrıs'takilerin Güney Kıbrıs'a yerleşip, ne olursa olsun şu veya bu şekilde yeniden bazı şeyleri depreştirebilir.

Yani tekrar o insanların orada eski şeylerle depresyona girmesinin anlamı yok. Uzun bir süre geçmiş zaten aradan 1974'ten bu yana 29 yıl geçmiş. 29 yıldan sonra orayı tahrik etmenin anlamı yok. Ben de şahsen orada bu kanaati paylaşıyorum, bir daha bunu tahrik etmenin anlamı yok."

"Kıbrıs ayrı, siyasi kriterler ayrı konu"

Başbakan Erdoğan, bir başka soru üzerine askerlerin adayı terk etmesi konusunun da müzakere edilecekler arasında olduğunu dile getirdi.

Erdoğan, buradaki en önemli meselelerden birisinin de Kıbrıs ile Türkiye'nin AB'ye girişinin aynı kategoriye sokulması olduğunu söyledi.

Kıbrıs olayı hallolursa Türkiye'nin AB'ye giriş meselesinin hallolacağı şeklinde yaklaşımından Brüksel'de yapılan son zirvede uzaklaşıldığını ve olumlu ifadelerin zirveden çıktığını kaydeden Başbakan Erdoğan, Kopenhag kriterlerinin esas alınması gerektiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, "Bir defa eğer, Kopenhag siyasi kriterlerini istiyorsan biz bunu sana vereceğiz. Kıbrıs konusu ayrı bir konu, siyasi kriterler ayrı bir konu" dedi.

Erdoğan, uyum paketlerinin çıkarıldığını, bunların kısmen uygulanmaya da başlandığını anlatarak, 2004 yılı içinde de uygulamanın bitirileceğini ifade etti.

"Kıbrıs'ta fiili durum yaratmak"

Müzakere tarihi alındıktan sonra da uygulamanın bitirileceğini kaydeden Başbakan Erdoğan, "Tam üyelik süreci içinde de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. AB'ye de 'bizi şu kadar zaman içinde tam üyeliğe kabul edin' demiyoruz. Bitirdiğimiz zaman kabul edin, zaten bitirmeden bizi kabul etmeyeceksiniz ama Kıbrıs'ı gelip de fiili bir durum yaratarak önümüze koyarsanız bu çirkin bir yaklaşım olur. Yani Kıbrıs'ı ayrı değerlendirmek, mütalaa etmek ve ona göre de ayrı değinilmesi gereken yeri Kuzey Kıbrıs'a vermek lazım" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, yıllar geçmesine rağmen KKTC'ye yapılan "Zulmün" bitmediğini belirterek, bu zulmün yıllardır süren ambargolardan kaynaklandığını ve bu muamelenin dünyada başka bir ülkeye uygulanmadığını kaydetti.

Erdoğan, Kıbrıs'ta bir hükümet krizi beklentisinin olup olmadığı şeklindeki soruyu yanıtlarken de şu anda tarafların söylediklerinin net olmadığını ifade etti.

"Kıbrıs'ta hükümet kurma ve Ankara"

Kıbrıs'ta 60 günlük hükümet kurma sürecinin sonuna yaklaşıldığında çözüme doğru da gidilebileceğini ifade eden Erdoğan, Ankara'nın gerekli yardımları yapacağını kaydetti. Gerektiğinde çözüm yollarını Ankara'nın bulacağını belirten Erdoğan, mutlaka bir karara varılacağını söyledi.

Bir gazetecinin, "Son sözü Türkiye'nin söyleyeceği ifade ediliyor" sözleri üzerine de Başbakan Erdoğan, "O zaman seçimi niye yaptık" dedi.

Erdoğan, Annan Planı'nda "bazı tuzakların" bulunduğu şeklindeki yaklaşımları nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de şöyle konuştu:

"Tuzak ifadesini ben uygun bulmuyorum, doğru da bulmam. Siyasette, siyasetin dili çok önem taşır. 'Biz bağları koparamayız' demiştim, Türkiye, BM'nin bir üyesidir ve burada eğer BM'yi, 'sürekli tuzak hazırlayan bir kuruluş' olarak değerlendirirsek o zaman 'niçin orada varsın' diye soru sorarlar. Bir defa biz genel sekreterliğin misyonunu iyi niyetle karşılıyoruz ve iyi niyetli olduğunu düşünüyoruz. Biz, değerlendirmelerimizi enine boyuna yaparız. 'Şu olursa daha olumlu olur' böyle yaklaşıyoruz. Kalkıp da ona 'tuzak' dersek, 'tezgah' dersek, bu bizim siyaset dilimize uymaz."

"Bu danışmanlarla olmaz"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın etrafındaki danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'teki temasları öncesinde gazetecilerle güncel meselelere ilişkin düzenlediği sohbet toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, bir soruyu yanıtlarken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın etrafındaki danışmanlarını gözden geçirmesi gerektiğini ifade ederek, Denktaş'ın etrafında ağırlıklı olarak Türk danışmanlarının bulunduğunu dile getirdi. Tayyip Erdoğan, yıllardır aynı danışman ekibiyle bugünlere gelindiğini belirterek, "Bunlar farklı bakış getirmez" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti olarak değerlendirmelerin yapılacağını ifade ederek, KKTC Cumhurbaşkanı'na ve siyasi parti liderlerine düşüncelerin anlatılacağını ve hangi formüller

olabileceğini dile getireceklerini söyledi.

Erdoğan, bir başka soruyu yanıtlarken, Türkiye'nin AB'ye girişini salt olarak belirleyecek olanın Annan Planı olmadığını kaydederek, Kıbrıs'ta hükümet kurma sürecini görmek gerektiğini kaydetti.

Güney ile kuzey arasında mutabakat sağlanmazsa zaten güneyin Kıbrıs adı altında AB'ye giremeyeceğini, kuzeyin varlığını koruyacağını anlatan Başbakan Erdoğan, "Onlar Kıbrıs olarak almak istiyorlar, bunu Kuzey Kıbrıs kabul etmediği zaman nasıl Kıbrıs olarak alacak, orada bir Kuzey Kıbrıs var. Kaldı ki AB'nin kendi koyduğu şartlarla çatışan bir durum söz konusu. Kaldı ki Güney Kıbrıs bu sorunları halletmemiş bir ülke olarak oraya girer" diye konuştu.

"Türkiye, plana iyi niyetle yaklaşıyor"

"1 Mayıs'ı denizin bittiği yer olarak görüyor musunuz?" sorusuna Erdoğan, "Hayır" karşılığını verirken, 1 Mayıs'ı erteleme olasılığı olup olmadığı sorusuna da, "Ertelenme değil de 1 Mayıs'ta yeni bir tarih doğabilir ama arzu edilir ki 1 Mayıs'a kadar bu iş çözümlense, bitse çok önemli bir sorun Türkiye'nin de önünden kalkacak, AB'nin de önünden kalkacak" dedi.

Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan'ın ortaya koyduğu plana Türkiye Cumhuriyeti olarak iyi niyetle yaklaştıklarını, müzakere edilmesi gerektiğini sürekli dile getirdiklerini ifade ederek, KKTC'de iki farklı görüşün, plan üzerinde var olduğunu kaydetti.

Ortaya konan görüşler üzerinde bir düşünce birliğine varılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Var olmazsa sıkıntı var..." diye konuştu.

Bu safhadan sonra on düşünüp bir konuşulursa konunun daha iyi müzakere edilebileceğini ve sonuca ulaşılabileceğini kaydeden Erdoğan, "netice alma şansı çıkarsa, KKTC kaçan değil uzlaşmacı ülke konumuna gelir. Masadan kaçan KKTC olmamalıdır" dedi.

Denktaş'ın, Annan Planı'nın reddedilmesi konusunda ısrar etmesi durumunda arabuluculuktan uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması ihtimalinin sorulması üzerine, Erdoğan, "Bu ifade hoş değil, şık değil" dedi.

Erdoğan, bir başka soru üzerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin konunun çözümü konusunda hep ileri adımlar attığını ve netice de aldığını, soruna iyi niyetle yaklaşarak hep çözümü konuştuklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, "Nasıl çözeriz? Hep çözümü konuşuyoruz, çözümsüzlüğü değil. Çözüme şartlanıyoruz, bir çözelim... Çözüm olmazsa dünyanın sonu değil" dedi.

KIBRIS 19/12/2003

CTP-BG lideri Talat, BDH ve DP ile üçlü koalisyona sıcak bak

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Demokrat Parti (DP)'nin "Annan Planı'nı görüşmeyi reddetmediği" için CTP-BG, BDH, DP koalisyonuna sıcak bakıyor.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde siyasi parti yetkilileriyle temaslarını sürdürüyor.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile parti genel sekreteri Ferdi Sabit Soyer, dün Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve parti koordinatörü İzzet İzcan'la bir araya geldi. Talat ile Soyer, daha sonra Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel'le

görüştü.

"DP'yle koalisyon

olasılığı daha yüksek"

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, DP'nin, "Annan Planı'nı görüşmeyi reddetmediği"ni dikkate alarak CTP-BG, BDH, DP koalisyonuna sıcak bakıyor.

Talat, "UBP'nin, Kıbrıs sorununun çözümü için Annan Planı'na çok soğuk baktığına ve tüm seçim kampanyaları süresince bunu dile getirdiğine" işaret ederek, bu politikasını kolayca değiştirebileceğini tahmin etmediğini belirtti. Talat, "Bundan dolayı UBP ile koalisyon zayıf bir ihtimaldir. CTP-BG, BDH, DP koalisyonu düşünülecek olursa DP statükoyu muhafaza eden bir partidir ama UBP'ye göre DP ile koalisyon daha yüksek bir olasılıktır" dedi.

Hükümet çalışmaları konusunda derinlemesine bilgi alış verişinde bulunulması gerektiğini

belirten Talat, milli hükümet konusunda ise, milli demenin geniş tabanlı anlamına geldiğini söyledi. Talat, böyle bir hükümet modelinin, Mayıs 2004'e kadar çözümü, Kıbrıs'ın bütün olarak AB'ye girmesini ve görüşmelerin Annan Planı zemininde yürütülmesi halinde değerlendirilebileceğini söyledi.

Talat, "böyle bir yaklaşım da çok zayıftır. Kaç tane Mayıs 2004'ler var diyen anlayışlar, bu noktaya gelirse bu bir devrim olur" diye konuştu.

Talat, önceki gün cumhurbaşkanıyla görüşmelerinde bazı ilkeleri ortaya koyduklarını ve hükümeti kurmaya talip olduklarını belirtti.

Seçim öncesinden işbirliği içerisinde bulunduğu BDH'yla dostça görüşmek istediğini ve bu değerlendirmeyi birlikte yapmaları gerektiğini söyleyen Talat, "Herhangi bir pazarlıktan ziyade bir görüş alışverişi politika uyumlaştırması ve geleceği birlikte planlama çalışması amacıyla burada bulunuyoruz" dedi.

Akıncı: 1 Mayıs tarihi son derece önemli

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, referandum niteliği taşıyan bu seçimden birinci parti olarak çıkan CTP-BG'yi kutladı.

Geleceğin planlamasının çok önemli olduğuna ve yakın geleceğin planlanmasının daha önemli olduğuna dikkat çeken Akıncı, 1 Mayıs tarihinin son derece önemli bir dönemece işaret ettiğini kaydetti.

Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılması gerektiğini belirten Akıncı, Birleşik Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliğinin sağlanmasının acil ve ivedi tarihsel bir görev olduğunu açıkladı. Akıncı, şöyle konuştu:

"Mutlaka barış yanlıları birlikte hareket edecektir. Güneydeki yönetimin de Ankara'daki yönetimin de buna katılması gerekmektedir. Bütün bunlar için çalışma yapmak lazım. Bütün bu tarafların 1 Mayıs öneminde mutabık kalmaları lazım. Bütün ilgili taraflar, CTP-BG ve BDH gibi o tarihin ne kadar anlam yüklü olduğunu anlıyorsa mesele kolaylaşacaktır. Eğer mayıs önemli değil varsın geçsin, o da sıradan bir gündür denirse o zaman gerçekten durum zorlaşacaktır. 1 Mayıs'ın önemini tüm ilgili taraflara anlatarak Kıbrıs'ta tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir ortamın yaratılabileceği düşüncesindeyiz. Kıbrıs Annan Planı temelinde bir çözüme kavuşturulursa Birleşik Kıbrıs olarak AB'ye gireceğiz. Türkiye de Aralık 2004 geldiği zaman çok istediği tarihi alır. Türkiye de Avrupa Birliği yolunda ilerleyişini sürdürür. Kıbrıs'ta bölünmüş bir ada olarak Avrupa'ya girmekten kurtulur, bu bağlamda Rum tarafı da kazançlı çıkar. Bugün bölünmüş bir adanın Avrupa Birliği'ne girmiş olması 1 Mayıs'tan sonra böyle bir durum ortaya çıkarsa bundan kısa vadede Kıbrıs Türkleri büyük zarara uğrayacak. Belki Türkiye istediği tarihi alamayacak ve zarara uğrayacak. Daha uzun vadede Güney Kıbrıs da mutluluk duymayacaktır. Kısa ya da uzun vadede tüm taraflar zararlı çıkacağı bir ortam yaratmak yerine tüm tarafların kazançlı çıkacağı ortam yaratmak son derece önemlidir. Bu perspektif içerisinde hükümet sorununa bakmamız gerekiyor."

Talat: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti

Mayıs 2004'ten önce oluşturulmalı

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, seçim sonucu meclis dışında kalan ÇABP'yi de ziyaret etti.

Her iki partinin bazı yetkililerinin de katılımıyla 50 dakika süren görüşmeden sonra konuşan Talat, seçimden önce birliktelikleri olan bir partiyle bir araya geldiklerini ve seçim sürecini kısaca değerlendirerek ne yapacaklarını ele aldıklarını söyledi.

Talat, çözüm için, Rum tarafının tek başına AB'ye girmesinin önüne geçmek, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Mayıs 2004'ten önce oluşturulması ve AB'ye girişin öyle sağlanması konusunda bir hükümet kurulabileceği konusunu görüştüklerini kaydetti.

Erel: Kriterler önemli

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, CTP-BG, BDH ve ÇABP arasında imzalanan protokolü hatırlatarak, şu anda farklı bir durumla karşı karşıya olunduğunu, 25'e 25 kilitlenme yaşandığını ama önceden koydukları bazı kriterler de bulunduğunu ifade etti. Erel, bunun 1 Mayıs 2004'e kadar çözümün yakalanması için süratle müzakerelerin başlatılması yönünde olduğunu ve halkın bu çerçevede oy kullandığını belirterek, Talat'la bu çerçevede ve müzakerelerden ne çıkarsa çıksın Annan Planı'nın referanduma sunulması konularını görüştüklerini söyledi.

Görüş farklılıkları olmadığını bildiren Erel, hükümet kurma çalışmaları içinde olan CTP-BG'nin bu kriterleri ön planda tuttuğunu duymaktan mutlu olduklarını ifade etti. Erel, parlamento dışında kalan bir parti olarak vizyonun sahipliğini ve korumasını üstleneceklerini belirterek, eğer ulusal bir hükümet kurulacaksa muhalefet görevini de kendilerinin yapacağını kaydetti.

Erel, 1 Mayıs'ın yakalanması ve Annan Planı temelinde görüşmelerin başlatılması konusunu ısrarla toplumun gündeminde tutacaklarını açıklayarak, "Görüşmelerimizin arkası gelecek, işbirliğimiz, güç birliğimiz de devam edecek" dedi.

"Formül değil kriterler"

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, partisinin tercih ettiği hükümet formülünün ne olduğunu soran bir gazeteciye şu yanıtı verdi:

"Biz herhangi bir hükümet formülü üzerinde durmaktansa, kriterler üzerinde durmayı tercih ettik, öyle de devam edeceğiz. Bizim için kriterler ve 1 Mayıs'ın yakalanması, Annan Planı temelinde müzakerelerin başlatılması çok önemli ve ön plandadır. Dolayısıyla herhangi bir hükümet şeklinden rahatsızlık duymayız ancak kriterler konusunun takipçisi olacağız."

KIBRIS 19/12/2003

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas West

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Cumhurbaşkanı Denktaş'la Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının gerekli olduğu konusunda ortak görüşe sahip olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Thomas Weston'la yaptığı görüşmede, birbirlerini, Kıbrıs konusundaki düşüncelerini değiştirme konusunda ikna edebildiklerini sanmadığını söyledi.

Kıbrıs konusunda gelinen aşamaya ilişkin temaslarda bulunmak ve taraflarla görüş alışverişinde bulunmak amacıyla önceki gün adaya gelen ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, dün ilk olarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve ardından da siyasi parti başkan ve yetilileriyle bir araya geldi.

Amerikalı diplomat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüşmesinin ardından, ABD Büyükelçiliği'nin KKTC'deki ofisinde, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri Süha Türköz ve İlker Nevzat ile bir araya geldi. Thomas Weston daha sonra Çözüm ve Avrupa Birliği (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel ve Genel Sekreteri Mustafa Damdelen ile öğle yemeğinde görüştü.

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve BDH Dışilişkiler Sorumlusu Özker Özgür ile görüşmesinin ardından Weston, son olarak da Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'la görüştü ve KKTC'deki temaslarını tamamladı.

Denktaş-Weston görüşmesi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'u

Cumhurbaşkanlığı'nda saat 10.00'da kabul etti.

Görüşmeye, KKTC tarafından Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ile Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade katılırken, Weston'a ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Masası Şefi Ann Hall, ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klosson ve büyükelçiliğin Türk işlerinden sorumlu siyasi danışmanı Helen Lovejoy eşlik etti.

Denktaş: Birbirimizi ikna

ettiğimizi sanmıyorum

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'la yaptığı görüşmede, birbirlerini, Kıbrıs konusundaki düşüncelerini değiştirme konusunda ikna edebildiklerini sanmadığını bildirdi.

Denktaş, Kuzey Kıbrıs'ta geçen pazar günü yapılan milletvekilliği genel seçimleri sonrasında ortaya çıkan pozisyonu da görüşmede Weston'un dikkatine getirdiğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı'nda gerçekleşen ve bir saatten fazla süren görüşmenin ardından Denktaş ile Weston basının önüne çıkarak açıklamalarda bulundular, ancak soruları yanıtsız bıraktılar.

Weston'la yaptığı görüşmeyi oldukça samimi ve yararlı bulduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Sanırım Sayın Weston, seçimlerden sonra ortaya çıkan pozisyonu artık biliyor. Yaptığımız görüşmede kendisine bu konuda kısa bilgi verdim ve bu durumun nasıl gelişebileceğini anlattım" dedi.

Görüşmede hükümet kurma çalışmalarından da bahsettiğini ve siyasi partilerin milli hükümet kurmaları halinde Kıbrıs konusunda daha kolay ilerlenebileceğini Weston'un dikkatine getirdiğini ifade eden cumhurbaşkanı, "Partiler bu konuda çalışmalarını sürdürüyor ve bana bir kaç gün içinde bu konuda bilgi verecek duruma gelecekler" diye konuştu. Milletvekillerinin 26 Aralık'ta Cumhuriyet Meclisi'nde yemin edeceklerine de işaret eden cumhurbaşkanı, şöyle konuştu:

"O güne kadar bir koalisyon hükümeti kurup kuramayacağımızı göreceğiz. Eğer kuramazsak önümüzde iki aylık bir süreç olacak, eğer o zaman da bir hükümet oluşturulamazsa, erken seçim kararı alma durumunda olacağız. Bütün bu zaman sürecini kaybetmeyeceğimizi ümit ederim.

Sayın Weston'la, her zaman olduğu gibi çok iyi ve çok yararlı bir görüşme yaptık. Ancak, birbirimizi görüşlerimiz konusunda ikna ettiğimizi sanmıyorum."

Weston: Çözüm bulunmasının gerekli

olduğu konusunda ortak görüşteyiz

Cumhurbaşkanının ardından söz alan Weston da, oldukça yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Uzun zamandır bir araya gelmediği Cumhurbaşkanı Denktaş'la görüşmekten her zaman büyük keyif aldığını söyleyen ve Denktaş'a kendisini yeniden kabul ettiği için teşekkür eden Weston, "Sanırım Sayın Denktaş'la yaptığımız görüşmeden, her ikimizin de Kıbrıs konusuna çözüm bulunmasının gerekli olduğuna inandığı ortak görüşüyle çıktık" dedi.

Türköz: Seçim sonuçlarını ve anlaşmaya varılması

için yapılan çalışmaları değerlendirdik

UBP Genel Sekreteri Süha Türköz, görüşmenin ardından KKTC, Güney Kıbrıs ve Türkiye'den gazetecilere yaptığı açıklamada, görüşmede hem seçimlerden sonraki durumu, hem de Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılması için yaptıkları çalışmaları değerlendirdiklerini söyledi.

KKTC parlamentosu için 14 Aralık'ta yapılan seçimlerde, sağduyu sahibi Kıbrıs Türk halkının geçmişte olduğu gibi bundan böyle de beraber hareket etme arzusunda olduğunu gösterdiğini ifade eden Süha Türköz, "Bize de düşen bu seçim neticelerini değerlendirip halkımızın beraber hareket etme özlemi doğrultusunda arayışlar içine girmemiz ve hükümet kurma çalışmalarında halktan gelen tepkiyi doğru değerlendirmemizdir" diye konuştu.

Süha Türköz, anlaşmaya gidilmesi konusunda UBP'nin geçmişten beri kararlı ve iyi niyetli olduğunu ifade ederek, bugüne kadar kazanılmış hakların kaybedilmemesi ve geçmişte yaşananların tekrarlanmamasındaki titizliklerini sürdürdüklerini anlattı.

Türköz, Weston'la görüşmelerinde anlaşmaya varılması ve hükümet kurma çalışmaları konusundaki görüşlerini aktardıklarını bildirdi.

İlker Nevzat ise Weston'ın BM genel sekreterinin önerilerini kabul ettiğini söylemesi için herkesi beklediğini belirttiğini ve çözümün ancak genel sekreter vasıtasıyla bulunabileceğini ifade ettiğini söyledi.

Nevzat, "Ben de kendisine 1959-60'larda bunun böyle olmadığını, bundan önceki genel sekreterlerin de birçok öneriler sunduklarını ama 1959-60'larda da çözümün esas taraflar tarafından bulunduğunu, bir demircinin örsünde dövüp bulduğu gibi bir çözümü bulmak gerektiğini vurguladım" dedi.

Erel: Referandum tarihinin

belirlenmesi gerekiyor

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Thomas Weston'la hem seçim sonuçlarını, hem de seçimden sonraki süreci ele aldıklarını söyledi.

Herkes gibi beklentilerinin, müdahalelerin olmaması halinde çok daha yüksek bir oranda barış güçlerinin meclise girmesi olduğunu belirten Ali Erel, "Şu anda bir kilitlenme var gibi gözüküyor, ancak mutlaka bir çözüm bulunacaktır" dedi.

Önemli olanın 1 Mayıs tarihinin kaçırılmaması olduğuna işaret eden Ali Erel, Weston'un üzerinde durduğu hususun da bu olduğunu kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın tekrar müzakerelere başlamak üzere davet edilmesinin gerekli olduğuna işaret eden Erel, "Ama biliyoruz bu davetin içerisinde görüşmelerin bitirileceği tarihin de, ama daha da önemlisi referandum tarihinin de olması gerekir" diye konuştu.

Thomas Weston'un, Atina'daki temaslarında, görüşmelerin başlamasıyla ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı izlenimini kendisine aktardığını ifade eden Ali Erel, Weston'un Ankara'ya gideceğini ve orada da müzakerelerin başlaması için olumlu bir hava olmasını ümit ettiğini söylediğini belirtti.

"Referandum tarihi, yeni parlamentodan geçmeli"

"Yeni kurulacak veya kurulabilirse yeni hükümetin mutlaka parlamentodan süratle referandum tarihini geçirmesi halinde, BM Genel Sekreteri'nin sürecin bir parçası olarak müzakereleri tamamlamasıyla, referanduma gidebileceğiz" diyen Erel, referandum tarihi belli olmadan müzakerelere başlanmasının mümkün olmadığını ifade ederek, "Referandum tarihi belli olmadan da bir hükümetin koalisyon hükümetinin oluşması da geçerli ve yeterli olmaz" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklerin, koalisyon hükümetinin kurulması yönünde değil, mutlaka 1 Mayıs'tan önce çözüm olması yönünde bir mesaj verdiğini vurgulayan Erel, bunun bir gereği olarak da, referandum tarihinin mutlaka yeni parlamentodan hükümetin kurulması ile geçmesi olduğunu vurguladı.

"Partisel temelde değil, sürece ve vizyona

destek veren propaganda yürüttük"

Çözüm ve AB Partisi'nin seçimlerde beklenen başarıyı alamaması sorusu üzerine Ali Erel, seçim propagandası döneminde kemikleşmiş bir oy potansiyeline sahip olmadıklarını, sürece katkı koymak için kurulmuş bir parti olduklarını ifade etti.

Toplumum içerisinde liberal demokrat partiye ve toplumun Avrupa sürecine uyumunu sağlama ve taşıma sürecinde böyle bir partiye ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Erel, seçim sürecinde partisel temelde değil, sürece ve vizyona destek veren bir propaganda yürüttüklerini belirtti.

Çözüm ve AB vizyonunu savunmaya devam edeceklerini ifade eden Ali Erel, koalisyon aritmetiği dışında kaldıklarını ancak, bir çözüme ulaşılana kadar, sürece katkı koymaya devam edeceklerini ve çözüm sonrası sürece de faydalarının olacağını kaydetti.

Akıncı: Kilit adam Ankara'dadır

BDH Genel Başkanı Akıncı, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, temaslarını sürdüren Weston'un Kıbrıs'ta çözümü arzuladığını, çözümün Annan Planı temelinde 1 Mayıs 2004 öncesinde gerçekleşmesine destek verdiğini belirtti. Akıncı, Weston'un seçim öncesi ve sonrası Kıbrıs'ta temaslar yapmasının Kıbrıs'a ilgisini göstermekte olduğunu kaydetti.

BDH'nın tutumunun belli olduğunu, bu çerçevede Weston'la görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Akıncı, çözüm bulunması yönünde ne gibi gelişmeler olabileceğini değerlendirdiklerini ifade etti. Partisinin hükümetin şeklinden öte, kurulacak hükümetin Kıbrıs sorununun çözümü için ne yapabileceğine ağırlık verdiğini yineleyen Mustafa Akıncı, Türkiye'nin mayıs öncesi bir çözüm konusundaki tavrının netlik kazanmasının çözüm açısından yararlı olacağına inandıklarını, bunun hükümet oluşumlarına da büyük katkı yapacağını söyledi.

"Siyasi irade bulunduğuna inanıyorum"

Akıncı, Rum gazetecilere yönelik İngilizce açıklamasında ise, Amerika'nın 1 Mayıs'tan önce adada Annan Planı'na dayalı bir barış anlaşması istediğini anımsatarak, "Bu hepimizin paylaştığı bir görüştür, biz de böyle istiyoruz" dedi.

Oluşacak yeni hükümetin 1 Mayıs'a kadar Annan Planı bazında bir çözüm isteyip istemeyeceğinin önemli olduğunu kaydeden Akıncı, "Ben Mayıs 2004'ten önce bir anlaşma olabilmesi için iki tarafta da yeterli siyasi irade bulunduğuna inanıyorum. Bundan sonraki 4 ay bunun için yeterlidir" diye konuştu.

Akıncı, bir Rum gazetecinin "Denktaş'ın çözüm için zamana ihtiyaç olduğundan" bahsettiğini söylemesi üzerine ise, "Eğer siyasi iradeniz yoksa 40 yıl da yetmez. Bu bir irade ve istek meselesidir. Bunca yıl bu yoktu, bu yüzden bir çözüm elde edemedik" yanıtını verdi.

"Cumhurbaşkanı da, Serdar Denktaş da 24 saatte değişmez"

Akıncı "Serdar Denktaş, sizin isteklerinize karşılık bir karar vererek bir hükümet kurulmasına olanak tanır mı?" sorusuna karşılık da şu yanıtı verdi:

"Kilit adam Serdar Denktaş değildir, kilit adam Ankara'dadır. Ben her zaman açık oldum. Şimdi de açık olacağım. Biz barış yanlısı partilerle bir protokol yaptık, 'Biz sadece kendi aramızda bir hükümet kurarız' diye. Ali Erel bunu başaramadı ve 25 sandalyede kaldık. Hükümeti kurmak için sonuçta bir partiye daha ihtiyacımız var. Bu da tabii ki bir statükocu parti olacak. Biz cumhurbaşkanının 24 saat içerisinde fikir değiştirmeyeceğini biliyoruz. Serdar'ın da değişmeyeceğini biliyoruz. Ama Ankara'nın mesajı nedir? Ankara bazı hazırlıklar içindedir, bunu biliyoruz. Herkes anlamalıdır ki, eğer bir anlaşmaya varılmak isteniyorsa bu Annan Planı çerçevesinde olur, çerçeveden sapmalar olursa olmaz. Bu Papadopulos için de geçerli. Kıbrıs sorununu çözeceksek, sadece Türkiye'nin değil Tasos Papadopulos'un da işbirliğine ihtiyacımız var. Onun da Annan Planı ana maddelerine bağlı olması gerekir."

Weston önemli biridir fakat...

"Weston hükümet kurulmasa da görüşmelerin devam etmesi konusunda bir yaklaşımda bulundu mu?" sorusu üzerine ise Akıncı, "Weston önemli biridir, fakat görüşmeleri tekrar başlatacak kadar değil" dedi.

Serdar Denktaş: Rum tarafı da

baskı altına alınmalıdır

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Kıbrıs'ta sadece Türk tarafı üzerinde olan baskıyla bir yere varılamayacağına işaret ederek, Rum tarafının da aynı baskı altına alınması gerektiğini vurguladı.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, yaklaşık bir saat süren görüşme sonrasında Türk ve Rum gazetecilere yaptığı açıklamada, Weston'la seçimlerden çıkan sonucu değerlendirdiklerini ifade etti. Denktaş, "Weston'a seçim sonuçlarının mesajı hakkındaki düşüncelerimizi aktardık" dedi.

KKTC'de hükümet kurulması çalışmalarına işaret eden Denktaş, hükümetin kurulması halinde başlayacak olan müzakerelerde Rum tarafının da baskı altında olması gereğini ABD'li diplomatın dikkatine getirdiklerini belirtti. KKTC'de şu anda öncelikli konunun hükümet kurulması çalışmaları olduğuna işaret eden Serdar Denktaş, bu konuda şöyle konuştu:

"Erken seçim, en yüksek

olasılık olarak duruyor"

"Hükümet kurulması ihtimalinden sonra, eğer kurulabilirse, çünkü hâlâ daha erken seçim en yüksek olasılık olarak orada duruyor, eğer bu başarılırsa, sadece Türk tarafı üzerinde olan baskı ile bir yere varmanın mümkün olmadığını, Rum tarafının da aynı baskı altında olması gereğini Weston'a aktardık.

Bu görüşmeler sadece fikir alışverişinin ötesinde bir yere varmıyor. Esas mesele, şimdi kurulacak, eğer kurulabilirse, hükümetin bu doğrultuda atacağı adımlardır. Bekleyip görelim."

"Ümitsiz misiniz?"

Serdar Denktaş, yeni hükümet kurulması konusunda ümitli olup olmadığına ilişkin bir soruya karşılık, şu ana kadar bu konuda herhangi bir açılım göremediğini kaydederek, "Gerçekten de sıkıntılı nokta devam ediyor. Kilidin pasları çözülmüş değil. Bu nedenle çok fazla ümidim yok. Tabii iyi niyetle elimizden geleni yapacağız" diye konuştu.

"Erken seçim ne getirir?"

Denktaş, "Erken seçim ne getirir" şeklindeki soru üzerine de, "Belki taraflardan biri, bir veya

iki milletvekili daha kazanabilir, ama genel denge bozulmaz" diyerek şunları söyledi:

"Herkesin düşünmesi gereken, yeni bir erken seçimle birlikte büyük zaman kaybedileceğidir. Mayıs öncesi bir şey yapmak isteyenler de bu zamanı iyice düşünmek durumundadır.

Dolayısıyla taraflar mevcut pozisyonlarından hareket edip, eğer birbirlerine yaklaşmanın yollarını bulmazlarsa bu çok kolay çözülebilecek bir sorun haline gelmeyecek.

Biz, Demokrat Parti olarak, bunun önündeki engelleri kaldırmak için elimizden geleni yapacağız, sorumluluk bizde öyledir diye görüyoruz. Bu sorumluluğa da, 'ille ki aman hükümette yer alalım' diye bakmıyoruz. Tıkanıklıkları aşabilmenin yollarını aramaktayız. Ama bu, sadece bizim sorumlu davranışımızla olabilecek bir şey de değil. Esas olarak iki büyük partiye büyük görev düşüyor bu noktada..."

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu ile önceki gün bir görüşme yaptığını ve iki partinin şimdiki süreçte koordinasyon içinde hareket etme yönünde fikir birliğine vardığını anımsatan Serdar Denktaş, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve Barış ve BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı'dan da bugün görüşme talebinde bulunacağını bildirdi.

Serdar Denktaş sözlerini, "Biz, Demokrat Parti olarak, bu süreçte Ulusal Birlik Partisi ile tam anlamıyla bir koordinasyon içerisinde adımlar atmaya veya attırmaya çalışacağız. Bu tavrımız kesindir. Pazartesi akşamı parti meclisimizi toplayarak, bu yöndeki tavrımızı, tutumumuzu daha gelişmiş, daha pişmiş hale getireceğiz" şeklinde tamamladı.

KIBRIS 19/12/2003

Annan: KKTC seçimleri tekrarlanır

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan Kıbrıs seçimlerinin 3 ay sonra tekrarlanacağını sandığını belirtti

19 Aralık 2003 —NTV- Öte yandan, BM Güvenlik Konseyi, Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimlerin, KKTC halkının önemli bir kısmının Adanın AB’ye birleşik olarak girmesinden yana olduğunu ortaya koyduğunu bildirdi. Konsey müzakerelere yeniden başlanması çağrısında da bulundu.

Birleşmiş Milletler genel merkezinde 2003 yılını değerlendiren bir basın toplantısı düzenleyen Annan, Irak Geçici Yönetim Konseyi ve koalisyon yetkililerini, BM’nin Irak’ta oynayacağı rolü görüşmek üzere 15 Ocak’ta davet ettiğini söyledi. 2003 yılı boyunca; politikacılar, diplomatlar ve gazetecilerin, Irak konusuyla ilgilendiğini belirten Annan, “Dünyanın yoksulluk, açlık, ve hastalıklar gibi, her gün milyarlarca insanı etkileyen sorunları da var” dedi.
Basın toplantısının çıkışında, Annan, KKTC’deki seçimlerle ilgili sorular üzerine, “Kıbrıs’ta seçim sonuçları eşit çıktı. Hükümet kurulamayacak gibi bir hava var. Kıbrıs’ta, üç ay sonra bir kez daha seç
im yapılacağını sanıyorum” dedi.

‘MÜZAKERELER BAŞLASIN’
Öte yandan BM Güvenlik Konseyi toplantısı sonunda Dönem Başkanı Bulgar Stefan Tafrov tarafından okunan başkanlık açıklamasında “Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve Avrupa Birliği’ne katılmayı arzuladıklarını ifade etmişlerdir” dendi.
Güvenlik Konseyi üyelerinin, tüm ilgili tarafları Genel Sekreter Kofi Annan’ın çabalarını desteklemeye çağırdıkları kaydedilen açıklamada, Annan önerileri çerçevesinde müzakerelere derhal ba
şlanması istendi.

‘AFGANİSTAN’I KAYBEDEBİLİRİZ’
Annan ayrıca, BM üyelerini Afganistan’da istikrarın sağlanması için daha çok çaba sarf etmeye çağırdı. Alman Der Spiegel dergisinin haberine göre Annan, “Afganistan’ı kaybedebiliriz” diyerek, BM üyelerine ülkeye askeri birlik gönderme çağrısında bulundu.
Askeri birliklerin gönderilmesiyle Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’nün Kabil dışında da konuşlandırılabileceğini belirten Annan, “Güvenlik olmadan yeniden inşa olmaz” dedi. Annan, insanların güvenlik olmad
an seçimler için kayıt yaptıramayacağını ve adayların seçim çalışmaları yürütemeyeceğini kaydetti.

Talat görüşme turlarında

KKTC’de hükümet kurma girişimleri hız kazandı. Seçimlerden birinci parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu ve Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş’la bir araya geldi.

NTV-MSNBC

19 Aralık 2003— Talat ve Eroğlu görüşmenin ardından yaptıkları açıklamalarda, konunun daha detaylı tartışılması gerektiğini vurguladılar. Bu doğrultuda gelecek hafta Çarşamba günü Talat ve Eroğlu ikinci kez bir araya gelecekler. DP lideri Serdar Denktaş ise, geniş tabanlı hükümetten yana olduklarını belirtti ve “Hükümetin CTP ve UBP’den oluşmasını istiyoruz” diye konuştu.

Görüşmenin ardından açıklama yapan CTP lideri Talat, Kıbrıs sorunun çözümü ve Mayıs 2004 hedefiyle Annan planı çerçevesinde görüşmeler yapacak bir hükümetin kurulması yönündeki görüşlerini UBP lideri Eroğlu’na illettiğini söyledi.
Eroğlu’na “Hiçbir seçeneğin dışlanmadığını söyledim” diyen Talat, UBP liderinin de Kıbrıs’ta çözümden yana olduğunu ve masadaki tek planın Annan planı olduğunu kabul ettiğini dile getirdi. Talat, “Belki biraz daha egzersiz yapmamız lazım, tartışmamız g
erekiyor” diye konuştu.

‘ANKARA, KKTC’YLE BİRLİKTE ÇALIŞMALI’
Talat, Ada’da çözümün Mayıs 2004’e kadar gerçekleştirilmesini istediklerini bu nedenle de yeniden seçim yapılmasına sıcak bakmadıklarını da söyledi. Talat, Ankara’nın hazırladığı alternatif planla ilgili olarak ise, masadaki tek planın Annan planı olduğunu ancak Ankara’nın bu konuda KKTC hükümetiyle birlikte çalışması gerektiğini vurguladı.

‘TALAT KENDİ BAŞKANLIĞINDA HÜKÜMET İSTİYOR’
UBP lideri Derviş Eroğlu da, CTP lideri Talat’ın kendi başkanlığında bir hükümet kurulması doğrultusundaki talebini kendilerine ilettiğini kaydetti. Konunun partilerin yetkilili kurullarında görüşüleceğini belirten Eroğlu, CTP’yle görüşmelerin süreceğini söyledi. Eroğlu, gelecek Çarşamba günü ikinci bir görüşmenin
gerçekleştirileceğini kaydetti.
Annan planında kabul edilemeyecek maddeler olduğunu ifade eden Eroğlu, Kıbrıs’ta çözüm ve AB’ye girme hedeflerini kendilerinin de taşıdığının altını çizdi.

S.DENKTAŞ: GENİŞ TABANLI HÜKÜMET İSTİYORUZ
Mehmet Ali Talat Eroğlu’nun ardından Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş’la da bir görüşme yaptı. Serdar Denktaş görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, halkın geniş kesimlerinin, farklı düşüncelerin temsil edildiği bir hükümet kurulmasından yana olduklarını belirtti. Denktaş, b
u görevi CTP ve UBP’nin üstlenmesi istediklerini söyledi. KKTC’de normal koalisyon pazarlıklarının yapıldığı bir süreç yaşanmadığını kaydeden Denktaş, “DP hem anahtar hem tıkaç konumundadır. Niyetimiz tıkaç konumunda olmak değil ülkenin önünü açmaktır” dedi.
Talat, dün de “Barış ve Demokrasi Hareketi” lideri Mustafa Akıncı ile görüşmüştü.
Partiler arası yapılacak görüşmelerin ardından, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın önümüzdeki hafta parti liderleriyle ikinci bir görüşme yapması bekleniyor. KKTC’de Pazar günü yapılan seçimlerde, iktidar ve muhalefet bloku 25’er milletvekili kazanmıştı.

Denktaş Erdoğan’a sitem etti

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Danışmanlarını gözden geçirsin” açıklamasına yanıt verdi.

Lefkoşa
NTV

18 Aralık 2003 — Denktaş, “Türk hükümetinin beğeneceği bir görüşmeciyi bana söylesinler tayin edeyim. Bakalım bizi nereye kadar götürecek” dedi.

Başbakanlara basın yoluyla cevap vermesinin adeti olmadığını belirten Rauf Denktaş, “Şimdiye kadar ben danışmanımdan şikayetçi olmadım. Errdoğan’ın, bu gibi konuları aramızda konuşacağımıza basın yoluyla açıklamasını yadırgadım” dedi.

SOYSAL: ÜZERİME ALINMADIM
Başbakan Erdoğan’ın sözlerini NTV’ye değerlendiren Denktaş’ın danışmanlarından Mümtaz Soysal, Başbakan’ın sözlerini üzerine alınmadığını belirtti. Soysal, “Başbakan, herhalde başka danışmanları kastetmiştir. Karar Denktaş’ındır. Fakat ben gönüllü olarak yaptığım danışmanlığımın sona erme
si için bir sebep görmüyorum" dedi.