1000 yeni vatandaş tartışması

DENKTAŞ'TAN DA 850 KİŞİLİK LİSTE: CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da 850 kişilik ek bir listeyi, seçmen kütüklerine kaydetmek üzere İçişleri, Köyişleri ve İskan Bakanı Mehmet Albayrak'a gönderdiğini söyledi.'GİZLİCE VATANDAŞ YAPIYORLAR': Yaptıkları araştırmalara göre Bakanlar Kurulu'nun temmuz ve ağustos aylarında yaptığı iki toplantıda bin kişinin daha vatandaş yapıldığını vurgulayan Soyer, 2 Temmuz 2003 tarih ve 1322-03 sayılı, ayrıca 27 Ağustos 2003 tarih ve 1848-03 sayılı Bakanlar Kurulu kararlarının açıklanmasını istedi 'SUÇ İŞLİYORLAR': Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu'nun, vatandaşlıklarla ilgili mahkeme kararını hiçe sayıp suç işlediğini belirterek, 'Seçmen sayısı ile oynanıp iradeyi sulandırmaya çalışan bu zihniyet, ömür boyu başı eğik gezecek. Halk da bunun hesabını mutlaka soracak' dedi

KIBRIS 13/09/2003

Hukuki işlemmiş!

Muhaceret Dairesi Müdürü’nün “Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın isteği üzerine yurttaşlık müracaatı aldığına” yönelik resmi belgesini yayınlayan YeniDÜZEN’e GKK’dan haksız ifadelerle yanıt geldi

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın isteği üzerine yapılan yurttaşlık müracaatı kabulünün “hukuki bir işlem” olduğu açıklandı.

GKK Basın Bürosu tarafından dün gazetemize gönderilen ve üzerinde GKK’ya ait bir ibarenin bulunmadığı; isimsiz, imzasız “Basın açıklaması”nda gazetemize yönelik haksız suçlamalar da yer aldı. İmzasız basın açıklamasında gazetemiz “KKTC Devletini yıpratacak, küçük düşürecek tarzda ve belli bir amaç doğrultusunda haber yapmakla” suçlandı.

Askeri makamların kendilerine yönelik eleştrileri “devleti yıpratmak ve belli bir amaç için yayın yapmak” olarak nitelemesi dikkat çekerken konunun “devletin yardım ve desteğine muhtaç” bir ailenin durumuyla ilgili olduğu ifade edildi.

İzmir doğumlu şahsın müracaatının İçişleri Bakanlığın’nda sonuçlanması nedeniyle GKK’nın devreye girdiği belirtilirken, şahsın henüz vatandaş yapılmadığı da hatırlatıldı. Konuya ilişkin İçişleri Bakanlığı ve Muhaceret Dairesi herhangi bir açıklama yapmadı.

GKK’nın imzasız, isimsiz “Basın açıklaması” şöyle:

"12 Eylül 2003 tarihinde YeniDÜZEN gazetesinde “Şok belge” başlığıyla geçerli çalışma izni olmamasına rağmen Güv. K. K’nın talimatı ile Muhaceret Dairesi’nin kabul ettği yurttaşlık başvurusu konulu haber üzerine basın açıklaması yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

25/1993 Sayılı Yurttaşlık Yasasına göre, vatandaşlık işlemlerinden İçişleri, Köyişleri ve İskan Bakanlığı sorumludur. Bakanlık yapılan müracaatları yurttaşlık yasasına istinaden gerekli soruşturmanın yapılması için Güv. K. K’lığına göndermektedir. Güv.K. K’lığınca incelenen listeler, şahıslar hakkındaki bilgileri ihtiva edecek şekilde bakanlığa gönderilmekete ve bakanlık KKTC vatandaşı yapılacak şahısları belirlemektedir.

Sayın Afize Güler Bucurgat eşi ile 1984 yılında KKTC’ne gelmiş ve KKTC’nde 1985 ile 1990 yıllarında biri erkek olmak üzere iki çocuk dünyaya getirmiştir.. Şahıs 1997 yılında eşinden ayrılmıştır.

Söz konusu şahsın İçişleri Bakanlığı’na yapmış olduğu müracaatın sonuçlanması nedeniyle, KKTC’nde askerliğini yapmayan 1985 doğumlu oğluna askerlik konusunda yardımcı olunması yönünde Güv K. Asal Şube MD’lüğüne yaptığı talep üzerine, Asal Şube Müdürlüğünce söz konusu şahsın işlemlerinin tamamlanması ve sonuç hakkında bilgi verilmesi Muhaceret Dairesinden şifahen talep edilmiştir.

Bunun üzerine Muhaceret Dairesi Müdürlüğünce 11 Haziran 2003’te, 5 yıl ikamet etmek suretiyle vatandaş olabilme koşulunu yerine getiren ( 1984-1997 yıllarında geçimi eşi tarafından sağlanmaktaydı) şahıs hakkında gerekli soruşturmanın yapılması GKK’dan talep edilmiştir.Güv.K.K’lığnca yapılan inceleme devam ettiğinden, bu güne kadar şahıs hakkında Muhaceret Dairesine bilgi verilmemiş ve bu nedenle söz konusu şahıs KKTC vatandaşı olmamıştır.

Devletin yardım ve desteğine muhtaç bir ailenin durumu ile ilgili olarak KKTC makamlarınca yasalara uygun olarak yapılan işlemlerin, sadece elde edilen bir belgeye dayanarak, tam olarak incelenmeden, KKTC Devletini yıpratacak, küçük düşürecek tarzda ve belli bir amaç doğrultusunda haber yapılması üzüntü ile izlenmektedir.”

YENIDUZEN 13/09/2003

Sorumlu Denktaş’tır!

GÜKAD CTP’yi ziyaret etti... Ziyaret sırasında konuşan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nda Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun planı hiç müzakere etmeyen Cumhurbaşkanı Denktaş’ın kendisi olduğunu söyledi

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nda Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun planı hiç müzakere etmeyen Cumhurbaşkanı Denktaş’ın kendisi olduğunu savundu.

Talat, seçimler öncesi hükümetin birçok yasadışı iş yaptığını ileri sürerek, “Aralık kapının ardındadır. Yasadışı iş yapanın yanına kalmayacak. 1994’te UBP’ye gösterdiğimiz müsamahayı bu defa göstermeyeceğiz” dedi ve kendilerinden yasa dışı iş yapması istenen kamu görevlilerine bunu yapmamaları çağrısında bulundu.

Güzelyurt Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Hakan Kuntay ve yönetim kurulu üyeleri dün saat 10.00’da, CTP Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Ali Talat’la görüştü.

Görüşmede konuşan Kuntay, Kıbrıslı Türklerin kaderini tayin edecek çok önemli bir seçime girileceğine işaret ederek, dayanışma ve işbirliğiyle düzenlenen mitinglerdeki birlikteliğin halk tarafından seçim dönemi için de beklentiye dönüştüğünü söyledi. Kuntay, tek liste tartışmalarının ardından çözüm ve AB yolunda üç partinin seçime girmesiyle taşların yerine oturduğunu kaydederek, halkın beklentisi olan üç partinin imzaladığı işbirliği protokolüne destek belirtti.

GÜKAD Başkanı Kuntay, Annan Planı temelinde bir anlaşmanın Kıbrıs Türklerine uluslararası bir kimlik kazandırabileceği görüşünü belirterek, plandaki “yer değiştirecek insanlar ve mal-mülk” konularının iki hassas noktayı oluşturduğunu anlattı. Kuntay, çözüm ve AB yolundaki partilerin mal-mülk ve yer değiştirecekler konusunda topluma daha farklı, yeni söylemlerinin ne olacağını öğrenmek üzere ziyaretler yaptıklarını bildirdi. Aralık sonrasında görüşme masasına bu konularda neler götürüleceği konusunda halkın ciddi beklentileri bulunduğunu kaydeden Kuntay, Güzelyurt’un yer değiştirmeden en çok etkilenecek bölge olduğunu vurguladı.

 Talat: “Sorumlu Denktaş”

 CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakere sürecinde her şeyi halktan gizlediğini ve hiç müzakere etmediğini öne sürdü.

Annan Planı’nda Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun Denktaş’ın kendisi olduğunu savunan Talat, “Eğer Denktaş Annan Planı’nı müzakere etseydi, bugün halkımızın önemli kısmını gerçekten rahatsız edecek olan bölümleri değiştirme şansı vardı. Veya en azından yer değiştireceklerin nasıl rehabilite edileceğini hallederdi ama hiçbir şey yapmadı. Sorumlu Denktaş’tır” diye konuştu.

Talat, Denktaş’ın halka hesabını veremeyeceği en büyük kötülüğü yaptığını iddia ederek, yeni hazırlanan alternatif planın da gerçek dışı olduğunu savundu.

Talat, Annan Planı’nın iyileştirilecek yanları bulunduğunu, etkilenecek insanların hiç acı çekmeden, hatta daha iyi koşullarda rehabilite edilmesinin mümkün olduğunu, tüm bunların konuşulacağını kaydetti.

 “Ararık’tan sonra Denktaş yok, halk var”

 “Aralık’tan sonra Denktaş yok, Kıbrıs Türk halkı orada olacak. Aralıkta seçimini yapacak, seçtiği kişiler bu görevi yüklenecek. Ama kesin olan Denktaş artık yok, bu müzakereleri biz yapacağız” diyen Talat, hükümetin “battıkça çırpındığını” ve yasadışı işler yaptığını da savundu.

3 yıldır memurunun maaşını donduran hükümetin yasadışı geçiciler istihdam ettiğini ileri sürerek “Aralık kapının ardındadır. Yasadışı iş yapanın yanına kalmayacak. 1994’te UBP’ye gösterdiğimiz müsamahayı bu defa göstermeyeceğiz. Bu açık ve nettir. Kamu görevlilerine çağrı yapıyorum: Yasadışı iş yapılması istendiği zaman yapmasınlar, güvenceleri biziz” diyen Talat, “Yasadışı işlerin belgelerini toplasınlar ya şimdi ya da seçimden sonra bize iletsinler. Yasadışı iş yapan siyasiler, daire müdürleri, tümü sorumludur. Bunlardan mutlaka halkımız adına hesap sorulacaktır” diye ekledi.

Mehmet Ali Talat, vatandaşlık konusundaki yasadışı uygulamalardan söz ederek, işin bu noktaya varmasıyla ülkede huzur ve dinginliğin hayal olabileceğini söyledi.

Seçimlerin meşruiyetine kimsenin gölge düşürmemesini de isteyen Talat, bu tehlikenin bulunduğunu, seçmen sayısında belli bir oranın üzerinde artış olursa seçimlerin meşruiyetini tartışma konusu yapacaklarını açıkladı.

YENIDUZEN 13/09/2003

Gizli liste!

YeniDÜZEN, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleme iradesine her dönemde ipotek koymaya çalışanları halk önünde deşifre etmeyi sürdürüyor

Usulsüz ve hukuka aykırı olarak "vatandaşlık" dağıtarak Kıbrıs Türkünü ve Türkiye'yi dünyaya rezil etmek isteyenler uslanmak bilmiyor.

YeniDÜZEN bu kez de, Türkiye'de yaşayan, ancak "oy kullanma hakkı" olmayan ve "Aralık" seçimlerinde "oy kullanmak" isteyen 854 kişilik listeyi ele geçirdi.

Çoğu Türkiye Cumhuriyeti, bir bölümü KKTC vatandaşı olan ancak "Seçim ve Halk Oylaması Yasası"na göre yurdumuzda ikamet etmedikleri için "oy kullanma" hakkı bulunmayan 854 kişi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBP'li Başbakan Dr. Derviş Eroğlu aracılığıyla "İçişleri Bakanlığı"na başvurdu, aralık seçimlerinde Türkiye'den adamıza gelerek "oy kullanmak" istediklerini beyan etti.

854 kişilik listedeki isimlerin yanında "annesi vatandaş", "amcası vatandaş", "doğum kağıdı var", "vatandaşlık işlemleri sürüyor" gibi ifadeler dikkat çekti.

Resmi Gazete’de yayımlanmayan (1322-03) ve (1848-03) Sayılı Bakanlar Kurulu kararları hakkında bilgi isteyen Soyer, bu kararlarda bin kişiye vatandaşlık verilmesinin öngörüldüğünü kaydetti

Milletvekili Soyer, bir radyo programında CTP ve BDH’lılar için “zebun” ifadesinin kullanılmasını sert dille eleştirdi. Devletin yayın organlarının bu şekilde kullanılamayacağını vurgulayan Soyer, BRT haberlerinde Başbakan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na “ağırlıklı yer verilmesini” de eleştirdi

Hükümet “yasa dışı” olarak vatandaşlık vermeye devam ediyor. Cumhuriyet Meclisi’nin gündemi dün, halktan gizlenerek ve Resmi Gazete’de yayımlanmadan yapılan “vatandaşlıklar” oldu.

Meclis’in dünkü toplantısında ilk gündem dışı konuşmayı yapan CTP Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, öncelikle Bakanlar Kurulu kararları hakkında milletvekillerine bilgi verilmesini istedi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan (1322-03) ve (1848-03) Sayılı Bakanlar Kurulu kararları hakkında bilgi isteyen Soyer, bu kararlarda bin kişiye vatandaşlık verilmesinin öngörüldüğünü kaydetti. Temmuz ve Ağustos aylarında alınan vatandaşlıkla ilgili kararların mahkeme kararına rağmen resmi gazetede yayımlanmamasının suç olduğunu söyleyen Soyer, hükümetin bu yöntemlerle ayakta kalamayacağı şeklinde görüş ortaya koydu.

Gündem dışı konuşmasının ana konusunu oluşturan BRT konusunda da ağır eleştirilerde bulunan CTP Milletvekili Soyer, bir radyo programında CTP ve BDH’lılar için “zebun” ifadesinin kullanılmasını sert dille eleştirdi. Devletin yayın organlarının bu şekilde kullanılamayacağını vurgulayan Soyer, BRT haberlerinde Başbakan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na “ağırlıklı yer verilmesini” de eleştirdi.

Meclis Genel Kurulu dün saat 11.30’da toplandı. Başkan Vehbi Zeki Serter’in yurt dışında olması nedeniyle Başkan Vekili Ünal Üstel başkanlığında yapılan toplantıda milletvekilleri çeşitli konularda gündem dışı konuşmalar yaptılar.

 DEVLET İHALELERİ VE MÜTEAHHİTLER

CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu da, müteahhitlerin devlet ihaleleriyle ilgili şikayetleri üzerine konuştu.

Özellikle Ercan Devlet Havaalanı ve Atatürk Stadyumu ile ilgili ihaleleri eleştiren Fellahoğlu, “Şeffaf değiller, kararlı değiller ve ilgili birimler yasalara, tüzüklere göre hareket etmiyor” diye konuştu.

Ercan ihalesinde günlük 40 milyarlık gecikme cezasının uygulanıp uygulanmayacağını soran ve devletin bazı müteahhitlere ayrıcalıklı davranmaya hakkı olmadığını söyleyen Fellahoğlu, Atatürk Stadyumu’nun ışıklandırılması projesiyle ilgili olarak da özetle şunları söyledi.

“Son derece doğru bir proje. Ama ihalede sorunlar var. Bazı müteahhitlere teklif verildi, bazılarına verilmedi. Müteahhitler arasında ayrım yapıldı ve sonuçta ihaleden vazgeçildi. Oysa bu yatırımın yapılması gerekirdi. Başlamamasının vebali hükümetin, ilgili birimlerin sorumluluğundadır.”

CTP Milletvekili Fellahoğlu, taksicilerin de mağdur edildiğini savundu.

 PROJE TAMAMLANACAK

Çalışma, Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor Bakanı Ahmet Kaşif ise yanıt konuşmasında, Atatürk Stadyumu’nun ışıklandırılması için 1.5 yıllık uğraş sonunda kaynak bulunduğunu ve ihaleye çıkıldığını anlattı.

İhalenin, itirazlar üzerine yeniden değerlendirildiğini ve gelecek hafta başında yeni bir ihaleye çıkmayı planladıklarını söyleyen Kaşif, “Bu proje mutlaka tamamlanacak” dedi.

 ANGOLEMLİ

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de konuşmasında, resmi makamların Annan planına ilişkin söylemlerini eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile hükümetin BRT kanalıyla Annan planı hakkında yanıltıcı bilgi verdiklerini savunan Angolemli, özellikle “planın uygulanmasıyla maaşlar ödenemeyecek” söylemlerini eleştirdi.

Annan planının kabul edilmesi halinde iddiaların aksine yeni iş imkanları ortaya çıkacağını söyleyen Angolemli, bu plan zemininde bir anlaşma imzalanması halinde Kıbrıs Türkünün uluslararası kimliğe kavuşacağını anlattı. İnsanların daha güvenli koşullarda ve refah içinde yaşayacağı görüşünü belirten Angolemli, “Çözümle birlikte çok daha iyi günlere gideceğiz ve insanlarımız daha güzel günler görecek” dedi.

Angolemli, Güney Kıbrıs’a geçişlerde yapılan uygulamaları da eleştirdi ve gümrük uygulamalarında çelişkili kararların halkı kararsızlığa ettiğini anlattı.

 HAVA KURUMU YASASI HAFTAYA

Meclis Genel Kurulu dünkü birleşiminde aralarında Hava Kurumu ve Sayıştay değişiklik yasalarının da bulunduğu bazı tasarılara ivedilik kararı da aldı.

İvedilik kararı alınması üzerine söz alan CTP Milletvekili Ferdi S. Soyer, “yasa gelmeden ivediliği geldi” diyerek Hava Kurumu ile ilgili yasa tasarısına ivedilik kararını eleştirdi.

Bu eleştiri üzerine oturumu yöneten Başkan Vekili Ünal Üstel ivedilik kararını iptal ederek, milletvekillerinin tasarıyla ilgili bilgi edinmesine olanak sağlamak amacıyla oylamayı gelecek birleşime erteledi.

 SAYIŞTAYA ELEŞTİRİ

BDH Milletvekili Mehmet Emin Karagil de, Sayıştay’la ilgili Anayasa Mahkemesi’ne açılan davanın sonuçlanmadığını belirterek ilgili yasada değişiklik öngören tasarı hazırlanmasını eleştirdi.

Çalışmalarını bu şekilde tamamlayan meclisin gelecek birleşimi Salı günü yapılacak.

 İşte gizli liste!

YeniDÜZEN, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleme iradesine her dönemde ipotek koymaya çalışanları halk önünde deşifre etmeyi sürdürüyor.

Usulsüz ve hukuka aykırı olarak “vatandaşlık” dağıtarak Kıbrıs Türkünü ve Türkiye’yi dünyaya rezil etmek isteyenler uslanmak bilmiyor.

YeniDÜZEN bu kez de, Türkiye’de yaşayan, ancak “oy kullanma hakkı” olmayan ve “Aralık” seçimlerinde “oy kullanmak” isteyen 854 kişilik listeyi ele geçirdi.

Çoğu Türkiye Cumhuriyeti, bir bölümü KKTC vatandaşı olan ancak “Seçim ve Halk Oylaması Yasası”na göre yurdumuzda ikamet etmedikleri için “oy kullanma” hakkı bulunmayan 854 kişi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBP’li Başbakan Dr. Derviş Eroğlu aracılığıyla “İçişleri Bakanlığı”na başvurdu, aralık seçimlerinde Türkiye’den adamıza gelerek “oy kullanmak” istediklerini beyan etti.

854 kişilik listedeki isimlerin yanında “annesi vatandaş”, “amcası vatandaş”, “doğum kağıdı var”, “vatandaşlık işlemleri sürüyor” gibi ifadeler dikkat çekti.
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi adına İçişleri Bakanlığı’na yapılan müracaatta, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tarafımızdan da etkin savunulması bakımından” denilerek, 854 ki
şilik listedeki isimlerin “Seçim kütüklerinde yer alması” ve “Oy kullanma hakkının sağlanması” istendi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile UBP’li Başbakan Dr. Derviş Eroğlu’nun, söz konusu listede yer alan 854 kişinin oy kullanması yönünde Yüksek Seçim Kurulu’na baskı yaptığı öğrenildi.

Söz konusu 854 kişinin, yurdumuzda ikamet ediyor gibi gösterilmesi için de çalışmalar başlatıldı.
YENIDUZEN 13/09/2003

Geleceğimizi Aralık’ta oylayacağız

BDH Genel Başkanı Aralık seçimlerinin kimin milletveklili seçileceğinin ötesinde bir olay olduğunu, Kıbrıs Türkü’nün geleceğinin oylanacağını kaydetti

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, tarihi bir dönem yaşandığını kaydederek, Aralık seçimlerinin kimin milletveklili seçileceğinin ötesinde bir olay olduğunu, Kıbrıs Türkü’nün geleceğinin oylanacağını söyledi.

Aralık seçimlerinin Kıbrıs’ın geleceği, Türk-Yunan ilişkileri, Türkiye’nin AB yolculuğu gibi konuları etkileyecek bir oylama olacağını söyleyen Akıncı, geçmişte vatandaşın verdiği oydan dolayı pişman olmasına ve “gelecek seçimde değiştiririz” demesine çok şahit olduklarını ama bunun sonucu düzeltilecek bir seçim olmadığını kaydetti.

Türkiye hükümetinin KKTC’de iktidara gelecek barışçı bir hükümetle de işbirliği yapacağına inandıklarını söyleyen Akıncı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Şok Plan” hazırlamasının söz konusu olamayacağını, bu safhanın geçtiğini savundu.

Annan Planı’na da değinen Akıncı, plansa bir taraf için herşeyin mükemmel olamayacağını, bir taraf için herşeyin mükemmel olmasının diğer taraf için felaket anlamına geleceğini söyledi.

Plana göre anayasal hakların Kıbrıslı Türklere iade edileceğini, iki tarafın eşit olacağını, Kıbrıs Türkü’nün asıl o zaman egemenlik haklarını kullanabileceğini söyledi.

Kıbrıs konusunda bir toprak ayarlaması yapılacağını ifade eden Akıncı, cumhurbaşkanının geçmişte yüzde 29’a evet dediğini, Annan Planı’nda toprak oranının ise yüzde 29+ olduğunu söyledi. Bir yer değiştirmenin söz konusu olacağını ancak kimsenin yemek masasından kalkarak evini terketmeyeceğini belirten Akıncı, yeni yerleşim yerleri yapılmadan kimsenin yerini terk etmeyeceğini ayrıca Güzelyurt halkının da Annan Planı’na göre yerleşeceği yerin belli olduğunu kaydetti.

BDH olarak Anayasal konular ve mal mülk meseleleriyle ilgili bir düşünce kurulu “think-tank” oluşturduklarını söyleyen Akıncı, bu konularda halkı bilgilendirdiklerini, dün Değirmenlik’te çok yararlı bir toplantı yaptıklarını söyledi.

Halkın kafasındaki soruları ve boşlukları giderici cevaplar hazırladıklarını söyleyen Akıncı, bu yolu bir “Barış ve Demokrasi Projesi” olarak gördüklerini söyledi.

 HALKIN SESI 13/09/2003

Mayıs’ta Avrupalı olmayı öneriyoruz

Akıncı, ‘Dedikodulara kulak asmayın: Anlaşma olursa Türkiye’den gelenler gemilere doldurulup gönderileceklermiş.. Yok böyle bir şey.. Kendi rızası olmadan hiç kimse bu memleketten gönderilmeyecek’

BDH Başkanı Mustafa Akıncı, Aralık seçimlerinin sadece milletvekili seçimleri olmadığını, halkın kaderinin çizileceği bir referandum olduğunu vurguladı.

Önümüzdeki seçimleri, demokrasi ve barış yanlılarının kazanacağına olan inancını dile getiren Akıncı, Barış ve Demokrasi Hareketi’nin de içinde bulunduğu, çözüm, barış ve Avrupa Birliği üyeliğini savunan partilerin seçimi kazanmaması durumunda 1 Mayıs 2004 tarihinde Güney Kıbrıs’ın tek başına ve Kıbrıs’ın yasal sahibi olarak AB’ye gireceğine dikkat çekti.

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Lefkoşa Örgütü’nün düzenlediği köy gezileri çerçevesinde Mustafa Akıncı başkanlığındaki BDH heyeti, Değirmenlik köyünü ziyaret etti.

Avrupa Birliği ve Annan Planı ile ilgili soruların cevaplandırıldığı ve Aralık seçimlerinin öneminin vurgulandığı Değirmenlik ziyaretine BDH Başkanı Mustafa Akıncı ile BDH Merkez Yönetim Kurulu, BDH Lefkoşa İlçe Örgüt yöneticileri ve akademisyenler katıldı.

Akıncı konuşmasının ardından, halkın özellikle Annan Planı ve Avrupa Birliği hakkındaki soruları cevaplandı.

“HERKES HALKIN KARARINI BEKLİYOR”

Akıncı “Güney Kıbrıs 1 Mayıs 2004’te onayı alıp tüm dünyanın, Avrupa’nın tanıdığı bir devlet olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla resmen AB üyesi olurken, Kıbrıslı Türkler de Rumların yanında azınlık durumuna düşecek” dedi.

Güney Kıbrıs’ın tek başlarına Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB’ye girmesinin Türkiye’nin de AB üyeliği hedefinin suya düşmesi anlamına geleceğini vurgulayan BDH Başkanı Akıncı, “Böyle bir ihtimal Türk-Yunan ilişkilerinin bozulmasına, enflasyonun tırmanmasına ve Türk ekonomisinin çökmesine neden olacak” dedi.

KİMSE SOKAĞA ATILMAYACAK

Ancak, şu dedikodulara kulak asmayın: Anlaşma olursa Türkiye’den gelenler gemilere doldurulup gönderileceklermiş.. Yok böyle bir şey.. Kendi rızası olmadan hiç kimse bu memleketten gönderilmeyecek. Sadece kendisi ben buralarda kalmam diyorsa, aile başına 10 bin euro verilecek ve kendi isteğiyle Anadolu’ya dönecek. Hiç kimse sokağa atılmayacak, kendisine kalacak bir yer gösterilmeden evinden çıkarılmayacak”.

BDH Başkanı Akıncı, Barış ve Demokrasi Hareketi olarak halktan kesinlikle yalanlarla, boş vaadlerle oy istemediklerini ve istemeyeceklerini de vurgulayarak, önümüzdeki seçimlerin “kader seçimi” ve gerçekte bir referandum olacağını, halkın geleceğine halkın kendisinin karar vereceğini kaydetti.

ANNAN PLANI’NDA DEVLET DE VAR EGEMENLİK DE VAR

BDH Başkanı Akıncı, gelecek seçimlerin bir kader seçimi olduğunu tekrarlarken, halktan gerçek çıkarları için oy vermesini istedi. Ve “Biz size Mayıs’ta Avrupalı olmayı öneriyoruz” dedi.

Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı’nın konuşmasının ardından Değirmenlik köylülerinin Avrupa Birliği ve Annan Planı konularındaki soruları yanıtlandı. Özellikle Annan Planı konusunda gelen sorulara BDH Başkanı Akıncı ve BDH heyetinde bulunan akademisyenler yanıt verdi.

Akıncı, bugün Türkiye’nin bile KKTC’yi tanıyamadığını bunun örneğinin de futbol takımlarının gelemediğini göstererek, “1995 yılında imzalanan anlaşmayla bunları kabul etti” dedi.

BDH Başkanı Mustafa Akıncı, son soruya verdiği cevapta, Annan Planı’nda Kıbrıs Türk Devleti’nin olduğunu ve kendi kendini yöneteceğini, polisi, askeri, mahkemesi, meclisi olacağını vurguladı.

HALKIN SESI 13/09/2003

Annan planı temelinde görüşmelere hazırız 

Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos:

"Kuzey’deki seçimlere kadar hareket beklemiyoruz"

 Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, “Rum yönetiminin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu plan temelinde görüşmelere başlamaya hazır olduğunu” söyledi.

Çalışma ziyareti için 16 Eylül Salı günü Atina’ya gitmesi beklenen Papadopulos, Atina Haber Ajansı’na (ANA) verdiği demeçte, Rum tarafının, Annan ne zaman müzakereye çağırırsa olumlu yanıt vereceğini belirti.

Papadopulos, “Biz BM Genel Sekreteri’nin ve görüşme sürecinin itibarının korunmasını istiyoruz” dedi.

KKTC’de yapılacak seçimlere de değinen Papadopulos, hiçbir uluslararası arabulucunun seçimlerden önce esaslı bir gelişme kaydedilmesi beklentisi içinde olmadığını savundu.

Papadopulos, “BM Genel Sekreteri’nin seçimlerden önce gerçekleşecek herhangi bir girişimi, Denktaş tarafından muhalefet partileri aleyhine kullanılabilir” diye konuştu.

Herkesin Kıbrıs konusundaki belirleyici kararları, “Türkiye’deki derin devletin, yani askeri-siyasi-diplomatik kurulu düzenin” aldığının bilincinde olduğu görüşünü savunan Papadopulos, “Sayın Denktaş belki Türkiye’nin Kıbrıs politikasını belirleme gücüne sahip olmayabilir ama arzu etmediği kararların uygulanmasını engelleme gücüne sahip olduğu görülüyor. Bu, Türkiye ile sahte devlet arasında geçen ay imzalanan gümrük birliği çerçeve anlaşmasında kanıtlandı” dedi.

Türk hükümetinin “yumuşak ifadelerine rağmen” Cumhurbaşkanı Denktaş ile aynı politikayı izlediğini kaydeden Papadopulos, “Bir değişikliğin olabilmesi için Türkiye’nin bu politikasını ve Kıbrıs’ı hedef alan yayılmacı planlarından vazgeçerek Avrupalı bir devlet gibi davranması gerektiğini” öne sürdü.

Rum kesiminin 1 Mayıs 2004 itibarıyla AB üyesi olacağını ve bu tarihe kadar Kıbrıs’ta çözüm bulunamaması halinde sorumluluğun Türk tarafına ait olacağını savunan Papadopulos, Rum yönetiminin temel stratejik hedefinin birleşik bir Kıbrıs’ın AB üyeliği olduğunu ve bu yoldaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti.

Çözüme ulaşılamaması halinde Rum kesiminin tek başına AB üyesi olmasından kaynaklanabilecek sorunların aşılabileceğini de savunan Papadopulos, “Ancak bu taksimi de derinleştirecektir. Bu durumda AB müktesebatının işgal bölgesinde uygulanması erteleneceği için Schengen anlaşması çerçevesinde bazı kısıtlamalara gitmek zorunda da kalacağız. Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın işler ve adil bir çözüm bulunamamasının sorumlularının kimler olduğunu fark etmeleri ve karşı karşıya oldukları ekonomik ve diğer sorunların, Kıbrıs sorunu çözülmeden aşılamayacağını anlamaları gerekiyor” dedi.

YENIDUZEN 14/09/2003

En güzel şok Avrupa Birliği

“Biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz” diyen Ekonomist Ünal Akifler şoku tanımladı:

......bizim bütçe açığı zaafiyetimiz statik düşünsek bile AB’nin bilgisi dahilindedir ve bunun nasıl bir düzene sokulacağı konusunda hesaplamaları şimdiden yapmaktadırlar. Yani bize ne katkı gerekecek? Ta ki ekonomi düzelene kadar, başka alanlara istihdamın kayması, personelin eğitimi ve başka sahalara kayması hepsini düşünüyorlar

Ekonomi Bakanı’na soralım; Bir tek Avrupa ülkesi gösterebilir mi veya yeni girecek olanlardan herhangi biri memurunu ödeyemeyen veya ödemeyen... Yani bu şuna benzer; Meşhur bir markanın birden çok bozuk bir mal çıkarması gibi... Bu bir prestij meselesi... Ben buna cevap vermekten de utanırım, biraz tuhaf gelir bana...

.....fizikte de var; iki kabın içindeki suyu birleştir, küçük kitle büyük kitlenin seviyesine gelir

Şimdi bana “Avrupa Birliği’ne girince güçlüler seni yutacak” denirse buna gülerim çünkü girmediğinde daha çok yutacak seni... Küreselleşen dünyada bu gerçektir. AB’nin çekici gücüne rağmen bizim de Avrupa kriterlerine sarılmamız, onların normlarına, adaletine, hukukun üstünlüğüne, gelir dağılımını düzeltme, verimli yönlendirme çabalarına bizim de bir çaba göstermemiz lazım

.....idare ettiği toplumun gelirini çoğaltmak, gelir dağılımını mümkün oranda düzenli yapması yani kendi bünyesindeki farklılıkları asgariye indirmesi lazım, güvenliğini sağlaması lazım, adaleti kurması lazım. Hem üretmede hem yaşam kalitesinde adalet çok önemlidir çünkü bizde hiç yoktur. Başka, eğitimine, sağlık hizmetlerine, çevresine önem vermesi lazım. Bunları yapan hükümetler hükümettir ve ben şahsen söyleyim; bunları yapan hükümetler için ben ölürüm

.....idarede eğer benim iki ayrı devletim, toprağım olacaksa, içime gelecek Rum sınırlı ise ve ben Avrupa’nın insan hakları mahkemesi, onların hukuku, teknik bilgisiyle birleşeceksem bu cazip bir olay değil mi? Peki Annan Planını kabul etmiyorsun, peki kim nasıl yazacak bu Planı ve Rum ile Türk buna istemeden “evet” diyecek. Farklılıkları asgariye indirmek lazım, işte bu Plan onu yapar. Bu Plan güzel, bunu yaptığı için güzel, gönlümdeki aslanı yaptığı için değil...

Rio De Jenerio’daki binaları görsünler ama üç mahalle o tarafa geçince çinkonun altında sokakta yatan çocuklar var. Brezilya’da gördüğün evleri ve arabaları dünyanın hiçbir yerinde görmezsin ama dünyanın gelir dağılımı en bozuk, halkına yaşam kalitesi vermeyen bir ülke.......Öyle bana “mersedesiniz, eviniz var” deyip hikaye okumasınlar çünkü iktisatçıya geçmez bunlar...

.......gördüm ki, emin oldum ki biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz. En güzel şok Avrupa Birliği, en güzel kulüp Avrupa Birliği... Biz kendimiz bunu yapabileceğimize olan inancım bitti. Parasını 30 yılda stabl yapamayan toplum hiçbir şey yapamaz. ..........bir fırsat geldi. Nedir o? Anlaşma ve Avrupa’ya girme ve bunları ister istemez eğitilerek, zorlanarak yapmak... Başka şans görmüyorum. Ama “bir daha deneyelim” diyenler olabilir. Tekrar denemek ahmaklıktır.......

Ekonomist Ünal Akifler, Ekonomi Bakanı Salih Coşar, Annan Planı, hükümetin uygulamaları, ekonomik ve siyasi çıkış konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Akiflerin ikinci evi diyebileceğimiz “Kardeş Ocağı”nda yaptığımız söyleşide kendine özgü üslubuyla çok şeyi çok açık konuştuk. Ünal Akifler, “dışardan bir şokla kendimize gelebileceğimizi” söylerken bu şokun da Avrupa Birliği olduğunu ifade ediyor. AB’nin çağdaş normları içinde Kıbrıs Türkünün yerini alması gerektiğinden sözeden Akifler, hükümetlerin yapması gereken şeyleri de sıraladı. Avrupa standartında bir yaşamı özetleyen ve hükümetlerin ne yapması gerektiğini tarif eden Akifler, “bunları yapan hükümet için ben ölürüm” diyebilecek kadar ciddiyetini de ortaya koydu. Fizikte bir kural olduğunu ve bir kaptaki küçük kütlenin yine kap içindeki büyük kütle seviyesine geldiğini kaydeden Akifler “eğer Avrupa Birliği’ne girersek büyük ekonomiler bizi yutar” ifadelerine de güldüğünü açıkladı. Ekonomist Ünal Akiflerle söyleşimiz çok içten, samimi ama ciddi ve kafanızdaki sorulara yanıtlar bulabileceğiniz bir röportaj oldu.

Tayfun Çağra

Soru: Ekonomi Bakanı Salih Coşar geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada “Annan Planı kabul edilseydi emekliler ödenemeyecekti” dedi. Siz bir ekonomist olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Akifler: İlk önce sayın Coşar’ın açıklaması bir varsayıma dayanır. O da “biz Avrupa Birliği’ne girersek Türkiye gücenecek ve bize şimdiye kadar yaptığı maddi katkıyı bir çırpıda kesecek” varsayımıdır. Benim bildiğim hükümetler böyle hissi hareket etmez. Diyelim ki anlaşma oldu, AB’ye girdik ve Türkiye bütçeye koyduğu katkıyı kesti. Size şunu söyleyim; Devlete işleyenimizin nüfusa oranı gayet yüksek, bu bir gerçek. Fakat benim şahsen bildiğim çalışmalar devam etmekte, eğer anlaşma olursa merkezi hükümet adına ve Avrupa Birliği adına (şahsen çalışmaları gördüm ve bazı sorularına açıklık getirdim, katkı koydum) konu şu; Bütçe açıklarını biliyorlar ve merkezi hükümete ne kadar yükümlülük getireceğini ve Avrupa’dan ne kadar yardım geleceğini planlıyorlar. Yani bizim bütçe açığı zaafiyetimiz statik düşünsek bile AB’nin bilgisi dahilindedir ve bunun nasıl bir düzene sokulacağı konusunda hesaplamaları şimdiden yapmaktadırlar. Yani bize ne katkı gerekecek? Ta ki ekonomi düzelene kadar, başka alanlara istihdamın kayması, personelin eğitimi ve başka sahalara kayması hepsini düşünüyorlar. Ben o kanaattayım ki bu Avrupa Birliği için büyük bir problem değildir.

Soru: Şu an Türkiye’nin verdiği bir para vardır ve bu paranın gelmeyeceği konusunda endişeler var...

Akifler: Evet, 300-400 milyon dolar diyelim...

Soru: Yani Avrupa Birliği bunun bilincindedir ve gereğini yapmak için de plan-proje hazırlıyor diyorsunuz...

Akifler: Evet, bu AB’ye büyük bir yük de değil. Türkiye’ye olduğundan çok daha az bir yüktür. Tabii bu yardımların devam etmemesi ve sağlıklı bir ekonomiyle bunun giderilmesi de Avrupa’nın hedefidir. Türkiye’nin öyle bir hedefi veya uygulaması da olmadı. “Açığınız ne kadardır, bu kadar... Tamam öderiz, etiniz ne budunuz ne!” şeklindedir. Halbuki Avrupa Birliği daha sağlıklı daha kontrollü ve ekonomiyi geliştirecek tedbirler konusunda daha yüksek uygulamaları olandır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Tuhaf açıklama!

Soru: Tamam ama Salih Coşar Ekonomi Bakanı bir insan... Boşuna mı böyle bir açıklama yaptı?

Akifler: Hep hissi... Yani “Türkiye’yi gücendireceğiz, bize yardım etmeyecek ve ne olacak?” Ekonomi Bakanı’na soralım; Bir tek Avrupa ülkesi gösterebilir mi veya yeni girecek olanlardan herhangi biri memurunu ödeyemeyen veya ödemeyen... Yani bu şuna benzer; Meşhur bir markanın birden çok bozuk bir mal çıkarması gibi... Bu bir prestij meselesi... Ben buna cevap vermekten de utanırım, biraz tuhaf gelir bana... “İşte Avrupa’ya gireceğiz ve aç kalacağız”...

Soru: Belki tuhaf ama sormam gerekiyordu çünkü bunu söyleyen bir Bakan...

Akifler: Evet sorman gerekiyordu sordun, çok tuhaf bir iddia bu...

Soru: “Avrupa Birliği’ne girdikten sonra bizim ekonomimiz çok zayıf, Güney’in güçlü, bizi yutacaklar” iddiası da var.

Akifler: Şimdi bakın... Avrupa Birliği bünyesine girecek büyük ekonomiler, oraya girmeden önce ekonomisini gözden geçirmek için bir süreçten geçirir. Bazı yardımlar yapar, yol gösterir, bazı teknik bilgiler verir ve bazı kriterler koyar. Maastrich kriterleri gibi... borcun milli gelirin %60’ı geçmemesi gibi... enflasyon seviyesinin en kötü üç AB ülkesinin averajının üzerinde olmaması gibi... Bütçe açıkları %3’ü geçmeyecek gibi kriterler koyar. Bize böyle bir kriter koymadı, bizim şansımız bu... Neden koymadı? Güney bunlara uydu, bütününü alacağı için de bize kriter yok. O kadar küçük bir ekonomimiz var ki bizim bu kriterleri yerine getirmeden girmemizin kendisine hiçbir ağırlık getirmeyeceğini de biliyor. Ben iddia ediyorum ki AB’ye girersek ekonomimiz korkunç bir süratle ve dünyada bir rekorla ilerleyecek. Neden? Ekonomide bir kural var; büyük kitle küçük kitleyi içerisine çeker diye...

Soru: Karşı bir de iddia var; “Büyük ekonomi küçük ekonomiyi bitirir” diye...

Akifler: Öyle bir iddia sağlıksızdır, geçersizdir, fizikte de var; iki kabın içindeki suyu birleştir, küçük kitle büyük kitlenin seviyesine gelir. Bu bir, iki; diğer ülkelere bakalım, mesela İrlanda’ya bakalım; %50’si kadardı milli geliri şimdi İngiltere’yi geçti, süratle yukarıya çekti. Portekiz’e bakalım, İspanya’nın yanındaydı şimdi onu geçti. Yani daima büyük kütle küçük kütleyi yukarı doğru çeker. Ekonomisi büyük olan küçüğü yutar söylemi AB’ye girseniz de girmeseniz de bir gerçektir. Üretken olmayan, iyi idare kuramayan, verimli olmayan toplumlar daima ekonomik bakımdan ilerlemiş ülkelerin yanında sözü zayıf kalır. Türkiye’nin ABD karşısındaki durumu veya fakir ülkenin Nijerya’nın dünyadaki sesi... Pek tabii ki bu Avrupa Birliğine girme meselesi değil, ekonomik düzey meselesidir ama iyi bir kulübe girmek hukukun, tekniğin, eğitim düzeyinin yüksek olduğu, devlet ciddiyetinin yüksek olduğu ve o kulübe girenin kontrol edildiği bir yerde kalite yükselir. Şimdi bana “Avrupa Birliği’ne girince güçlüler seni yutacak” denirse buna gülerim çünkü girmediğinde daha çok yutacak seni... Küreselleşen dünyada bu gerçektir. AB’nin çekici gücüne rağmen bizim de Avrupa kriterlerine sarılmamız, onların normlarına, adaletine, hukukun üstünlüğüne, gelir dağılımını düzeltme, verimli yönlendirme çabalarına bizim de bir çaba göstermemiz lazım. Bunu yapınca çok süratli bir şekilde onların seviyesine yükselmiş oluruz.

Egemenlik tartışması

Soru: Devamlı konuşulan birşey var aslında; Genelde Türk toplumu için söylüyorum bunu... Dediğiniz gibi bir kulübe girilirken onun uyulması gereken kuralları var ama Türk toplumu olarak bir kulübe girerken kendi kriterlerini koyarak girme çabası var galiba... “Benim kurallarım da bunlar” deniyor.

Akifler: Eğer para birliğine girersen paranı Brüksel idare edecek. Onlar dediğin ne? Sen de o birliğin içine gireceksin. Ufak bir oranda belki ama bugün Almanın parasını ki euro kullanıyor Brüksel idare eder ama onun da sözü var bunda... Bugün mutlak egemenliği olan ülke var mı? Bir kulüpte yok, evlilikte bile yok, fedakarlık etmek zorundasın....

Soru: Egemenlik konusuna girmişken nedir bu “egemenlik”?

Akifler: Yani hükümdarsın sen, her istediğini yapabilirsin, hürsün...

Soru: Yani egemenlikten bu mu anlaşılıyor?

Akifler: Uluslararası hukukun içinde istediğini yapamazsın, normlarına uymak zorundasın eğer uluslararası hukuka dahil olacak ve saygın bir yer alacaksan... Egemenliğinin bir kısmı orada yoktur, istediğini yapamazsın. Mesela işkence yapamazsın, idam yapamazsın, kokoreç yiyemezsin. Çok arzu ederdik biz da “ayrı devlet olalım da ondan sonra birleşelim” ama bu bir arzudur, gerçekleşmeyen... Şimdi iki ayrı kurucu devlet olarak giriyoruz ve Rum ne kadar egemen olursa Avrupa Birliği içinde ben de o kadar egemen olacağım. Ha bana “gönlünde yatan aslan neyidi?” diye sorarsanız “çok iyi olurdu, bizi de tanısalardı da öyle birleşseydik” derdim ama tanımıyorlar, şimdiye kadar tanımadılar. E ne yapalım yani şimdi? Teraziye koyduk tarttık, Annan Planını aldık, iyilerine fenalarına baktık, “bu bir anlaşmadır” dedik baktık bundan daha güzel bir Plan mı olur bu toplum için? Avrupa’ya girsin, iyi bir hükümet olsun, yaşam kalitesi yükselsin. Bir kısım yetkilerini Avrupa’ya vereceksin, onun kanunlarına, muktesabatına uyacaksın. Bazısı buna “egemenlik” der bazısı “değildir” der. Bence bu boşuna tartışma...

Adaletli, teferruatlı Plan

Soru: Annan Planını iki toplum açısından değerlendirirsek nasıl yorumlarsınız, dengeli bir Plan mı?

Akifler: Bana “otur ve bir Plan yaz ki iki toplum anlaşsın” deselerdi iki yönlü bakardım olaya... Bir; gönlümdeki aslan; derdim ki “bizi ayrı devlet olarak tanıyın, toprağımız azdır Baf’a yakın toprak da verin, Türkiye’nin askerini bunun içinde isterim” derdim ama bir de iki çatışan menfaati bir araya getirme var. İşin rasyonel tarafına gelelim. Bir bilim adamı olarak baktığımda geçmişe, geleceğe iki tarafın itirazları asgariye insin. Çünkü hiçbir Plan yüzde yüz tatmin etmez. Annan Planı adaletli, teferruatlı bir plan... Benim gördüğüm, okuduğum Plan bu... Başka ne yapabilir?

Soru: Siz böyle algılıyorsunuz ama başkaları da Planı “Kıbrıs Türkünü yok edecek Plan” olarak algılıyor...

Akifler: Hedef nedir bunu belirlemek lazım, ikincisi rasyonel değerlendirmek lazım. Yani Rumun ve Türkün tarafına bakılır ve itirazları asgariye indirecek bir plan hazırlanır. Benim görüşüme göre hükümetlerin görevi tabalarının (ister müslüman, ister hıristiyan, ister başka) yaşam kalitesini azamiye çıkarmak. Başka da hedefi yok. Bunu açarsak idare ettiği toplumun gelirini çoğaltmak, gelir dağılımını mümkün oranda düzenli yapması yani kendi bünyesindeki farklılıkları asgariye indirmesi lazım, güvenliğini sağlaması lazım, adaleti kurması lazım. Hem üretmede hem yaşam kalitesinde adalet çok önemlidir çünkü bizde hiç yoktur. Başka eğitimine, sağlık hizmetlerine, çevresine önem vermesi lazım. Bunları yapan hükümetler hükümettir ve ben şahsen söyleyim; bunları yapan hükümetler için ben ölürüm.

Gönlümdeki aslan

Soru: Şimdi öyle bir hükümet yok mu?

Akifler: Alalım milli geliri... Hepsini alırsak uzar gider. Milli gelir bizde 4 bin, Rumlarda 16 bin... Bizi dörde katlar. Eşit mi başladık? Biz daha avantajlı başladık 74’te... Ne vardı onların, teknik ustalık, beceri vardı, bizde yoktu ama bizde de çok büyük bir Anavatanımız vardı yanımızda ve bize yardım ediyordu. Fert başına en fazla hibe alan toplum biz, Onlar kredi alır, biz hibe alırız. Şimdi durum başarılı mı, iyiye mi gider, hayır. Burada sınıfta kaldık. Gelir dağılımı konusunda zengin daha zengin, fakir daha fakir. İstikrar var mı? En istikrarsız enflasyon bizde... Politik istikrar var mı? Geleceğimizi görüyor muyuz hayır... Eğitime gelelim, her şey yarım yamalak... Herkesi üniversite mezunu yaptık, ülkenin ekonomisine uymayan... Şimdi bu işsizler ordusu ne olacak? Sağlığa gelelim, bizi mecbur ettiler çoğu insan Rum hastanesine gider. Çevreye gelelim, ben Dereboyu’nda otururdum evimi sattım. Polise gittim gürültü var dedim, evimin altında disko var, uyuyamam dedim, bıraktım dünya kadar para harcadım gittim ovaların içine şimdi de hırsızlardan korkarım. Can güvenliği var mı? Başbakan tv’ye çıkıp “İngiltere’de de katillik olur” der. Böyle laf mı olur? Sen politikalarınla bunu azaltıyor musun, çoğaltıyor musun? Çoğalıyor. Yani bir de gidişat önemli... Adalete gelince tamamen sınıfta kaldık. Terfilerde, tayinlerde adalet var mı? Becerikliliğe göre mi yoksa partizanca mı istihdam ederiz? Mal mülk dağıtımında adalet mi oldu, herkes hakkını mı aldı, Güney’de mal bırakan aldı mı? Şimdi de “gidin paranızı alın” çıktı. Bir de global değişim söylendi. Adaletsizliğe iki çizgi çektim altına... Arabama biri çarptı, darmadağın etti, mahkemeye verdik, 2.5 senedir paramızı alamadık, sigorta ödemedi. Mahkemelere giderim üzerinden para da veririm, basit gibi görülür ama bunlar adaletsizliğin misalleridir. Ben bunları söylerken halk da bunu okuduğunda başlayacak kendi yaşamından örnek adaletsizlikler üretmeye... Mesela ben 14 yıl müsteşarlık yaptım, 6 ay müsteşarlık yapan benden iki misli maaş alır. Kanun öyleymiş. Ben kanundan değil adaletten bahsediyorum ve hukukun üstünlüğünden... Bir ay müsteşar yaptı hanımını benden iki misli maaş alır. Bunlar adaletli mi? Böyle bir hükümette, idarede eğer benim iki ayrı devletim, toprağım olacaksa, içime gelecek Rum sınırlı ise ve ben Avrupa’nın insan hakları mahkemesi, onların hukuku, teknik bilgisiyle birleşeceksem bu cazip bir olay değil mi? Peki Annan Planını kabul etmiyorsun, peki kim nasıl yazacak bu Planı ve Rum ile Türk buna istemeden “evet” diyecek. Farklılıkları asgariye indirmek lazım, işte bu Plan onu yapar. Bu Plan güzel, bunu yaptığı için güzel, gönlümdeki aslanı yaptığı için değil...

Soru: Devamlı enflasyondan bahsediyoruz, tabii böyle bir soru da doğru olabilir mi bilemem ama KKTC’nin mevcut ekonomik yapısı içinde enflasyonu aşağı çekmek mümkün olur mu?

Akifler: Bize enflasyon ithaldir, biz buna ara sıra ilave de yaparız. Mesela Türkiye’de kamu kuruluşlarının mallarına zam olmazsa biz zam yaparsak iki-üç puan bizim enflasyon daha fazla çıkar veya tam tersi olur, Türkiye’de vergiler çoğalır, bizde artmazsa orada enflasyon birkaç puan yüksek çıkar ama üç puanın esamesi mi okunur? Şimdi bizde fonları düşürdüler, iki puan düşecek ama 60’ın içinde 2 puan önemli değildir. Almanya’da olsa iki puan çok önemlidir. Eğer enflasyon değişkense çok kötüdür. Enflasyon kötüdür ama değişken olması daha da kötüdür. Üretim yapılmaz, ticaret ayarlanamaz, para değer yargısı olmaktan çıkar ve verimsiz sahalara yatırım başlar. Mesela altın alınır, bina yapılır, kaynaklar gider. Gelir dağılımı bozulduğu için lüks tüketim başlar. Yatlar, katlar, mersedes arabalar çıkar. Bilinçli olan enflasyondan rant elde eder.

İktisatçıya geçmez bunlar

Soru: Bir de bu var tabii... İşte “sizde evler var, her evde iki araba var, keyfiniz yerinde, ekonomi demek ki güzel” deniyor...

Akifler: Bunu söyleyenlere “gelin sizi Brezilya’ya götüreyim” derim. Rio De Jenerio’daki binaları görsünler ama üç mahalle o tarafa geçince çinkonun altında sokakta yatan çocuklar var. Brezilya’da gördüğün evleri ve arabaları dünyanın hiçbir yerinde görmezsin ama dünyanın gelir dağılımı en bozuk, halkına yaşam kalitesi vermeyen bir ülke... Ekonomistler bunu bilir. İngiltere’de lüks bina var mı, yoktur. Halkın çoğunluğunun evi aynı seviyede... orta sınıf geniş. Bu nere yarar? Demokrasiyi, adaleti, üretkenliği getirir. Oran olarak baktığınızda İngilizlere acımanız lazım ama her mahallede bir kütüphane var. O kütüphane bizim merkezi kütüphanemizin beş katıdır. En fakir mahalledeki kaldırım, en zengin mahalledeki kaldırım, en fakir mahalledeki park en zengin mahalledeki park gibidir. Dengeleyici bir hükümet vardır. Öyle bana “mersedesiniz, eviniz var” deyip hikaye okumasınlar çünkü iktisatçıya geçmez bunlar...

Soru: Siz iktisatçı Ünal Akifler, ekonomik çıkışı veya kurtuluşu siyasi kurtuluşla mı görüyorsunuz yoksa bunlar ayrı şeyler mi?

Akifler: İlk zamanlar yani 75-76’da görüşüm; teknik bilgimizin gittikçe artacağı ve burasını küçük bir İsviçre yapacağımız şeklindeydi. Halkımız da yazma, toplama-çıkarma bilir hepsi... O zaman “beni Avrupa Birliğine aldılar almadılar, istediler istemediler, gailem yoktu,” teşekkür ederdim, “ben İsviçre yapacağım, AB’ye girmesem de olur” derdim. Böyle bir güvenim vardı. Zamanla gördüm ki biz şark zihniyetliyiz ve bu İsviçre’yi yaratamayacağız. Zamanla bu bende perçinleşti, imkanı yok yaratamayacağız dedim. Anavatanımızın etkisine baktım, O’nun da burada İsviçre’yi yaratacak potansiyeli olmadığını gördüm. Kötü niyetten değil, yaratacak bir gidişat yok ve gördüm ki, emin oldum ki biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz. En güzel şok Avrupa Birliği, en güzel kulüp Avrupa Birliği... Biz kendimiz bunu yapabileceğimize olan inancım bitti. Parasını 30 yılda stabl yapamayan toplum hiçbir şey yapamaz. Gelir dağılımını gittikçe bozan, adaleti uygulamayan ve bunu kemiğine kadar hissetmeyen toplum memleketini İsviçre yapamaz. Böyle bir kanaata geldikten sonra uluslararası hukuka entegre olma, açılma, işimi düzenleme için bir fırsat geldi. Nedir o? Anlaşma ve Avrupa’ya girme ve bunları ister istemez eğitilerek, zorlanarak yapmak... Başka şans görmüyorum. Ama “bir daha deneyelim” diyenler olabilir. Tekrar denemek ahmaklıktır, ilk dene, belki bu çimentoyu yıkarım diye kafanı duvara vur ama bir yerde bunun yıkılamayacağını bilmek, şironun lazım olduğunu bilmek gerekir. En iyi fırsat Annan Planı... Ama kötü tarafları yok mu, teraziye koyup tartacağım ama anlaşma olmazsa ne olur onu da göreceğim ben... Ne olacak? Rumun azınlığı olacağız, o zaman 60 anlaşmalarının birkaç bireysel hakkını elde edeceğiz ama AB’nin ekonomik, hukuk kaldıracından mahrum olacağız. Mahrum olunca hepimiz Rumların işçisi olacağız. Yaşayacağız ölmeyeceğiz ama azınlık olarak yaşayacağız. Türkiye de AB’ye girince bütün muktesabatı oraya uyacak, delegasyonlar uygulanmayacak ama şimdi bize delegasyon veriyorlar ve bir emniyet sübabı veriyorlar bize... Ama “Rumun içinde eriyeceğiz” diyorlar. Biz buz isek eğer zaten dünyada eriyeceğiz demektir.

Soru: Benim soracağım bu kadar, sizin eklemek istediğiniz var mı?

Akifler: Benim gördüğüm şudur; Anlaşma ve AB’ye itiraz edenlere bakarım ve şunu görürüm: Haksız yere mal alanlar, haksız yere mevki alanlar ve kollananlar ve eğitim seviyesi düşük ve kolay kandırılanlar. Aklı başında insan AB ister, Atatürk’ün dediği gibi Avrupa’ya çevirmek gerekir yüzü... “Araplara çevirelimmiş yüzümüzü”... Bakın ama... Sırası gelince Atatürkçü oluruz, sırası gelince de “işte gidelim Türki Cumhuriyetlerle, Ortadoğu’yla ortaklık kuralım” diyorlar... Bak bak bak bak.... Burada her türlü medeni ve yüksek seviyede bir kulüp duruyorken ve beni kabul etmeye hazırlanırken ben Araplarla işbirliği yapmaya gideceğim ha? Bunda akıl var mı? Bu hukukun üstünlüğünün olmamasını isteyenlerin veya zeka özürlü olanların isteği olabilir. 

YENIDUZEN 14/09/2003

 Yurttaşlık dağıtımı derhal durdurulsun

Talat: CTP-Birleşik Güçler, tüm toplumlu kucaklayarak iktidara yürürken, Kıbrıs Türkünün dünyaya rezil edilmesine de izin vermeyecek, Aralık seçimlerini gayrı meşru kılacak anti-demokratik ve yasadışı uygulamaların peşini bırakmayacaktır.

Yeni bir Kıbrıs’ta halkını seven, şeffaf, demokratik ve yasalara saygılı kadrolar iş başında olacaktır.

“Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili felaket senaryoları yaparak topluma korku vermeye çalışanlar, bilmelidir ki, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekillenecektir. Yeni bir Kıbrıs’ın şekillenmesi sürecinde, bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması ve bugünkü yaşam şartlarının gerisine düşmemesi, tam aksine çok daha yüksek bir yaşam standardına kavuşması hedefimizdir, yeminimizdir, halkımıza borcumuzdur.”

“Çözümle ilgili felaket senaryolarını seslendirenler, son sözü Kıbrıs Türk halkının söyleyeceğini gözden kaçırmaya çalışmaktadırlar. Çünkü onlar hiçbir zaman halka güvenmemişlerdir. Çünkü onlar, Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin de imzası olmayan bir anlaşmanın yürürlüğe giremeyeceğini bildikleri halde, yalan söylemektedirler. Çünkü onlar, en az Kıbrıslı Rumlar kadar eşit bir durumda Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerimizi almamıza karşıdırlar”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Denktaş-UBP-DP üçlüsünün sorumsuz uygulamaları ile seçimlerin meşruiyetinin tehlikeye girdiğini belirterek, “Seçimlerin şeffaf ve demokratik yapılacağının bir göstergesi olarak yurttaşlık verilmesinin durdurulması ve seçim kütüklerinin bir an önce güncelleştirilerek, tüm halkımız tarafından incelenmesine olanak sağlanması” gerektiğini vurguladı.

Talat’ın açıklaması şöyle:

Tüm dünyanın gözlerinin Kıbrıs’a çevrildiği bir dönemde, Denktaş-UBP-DP üçlüsünün sorumsuz uygulamaları seçimlerin meşruiyetini tehlikeye sokmaktadır. Özellikle vatandaşlıklarla ilgili izlenen ve ısrarla sürdürülen yanlış politika son derece çirkin boyutlara yükselmiş, skandallarla çalkalanmaktadır. Yeryüzünde seçmen listelerinin hükümet tarafından istendiği gibi şişirildiği bir başka ülke daha yoktur ve böyle bir uygulama çerçevesinde seçim yapmak meşru değildir.

 

‘Rezil edecekler’

Denktaş-UBP-DP üçlüsünün yasa tanımaz tavırları, şeffaflıktan uzak anlayışı, yapılan tüm uyarılara rağmen Resmi Gazete’de dahi yayınlamadan ‘hukuk dışı’ bir şekilde dağıttığı vatandaşlıklar, topluma yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür. Kendi koltuklarını ve çıkarlarını kurtarmak uğruna Kıbrıs Türkü ile Türkiye’yi küçük düşürme uğraşı içerisinde olanlar, artık kendi dönemlerinin bittiği gerçeğini hazmetmelidirler. Halkımızı dünyadan izole edilmiş bir yaşama, gençlerimizi işsizliğe ve göçe, Kıbrıs Türkünü Avrupa’nın çağdaş değerlerinin ve yaşam standartlarının çok gerisine düşürenler, giderayak demokrasimizi de yaralamaya devam etmektedirler.

Kıbrıs’ta ‘çözümsüzlüğü çözüm’, Avrupa Birliği’ni de ‘felaket’ olarak gören zihniyet, Türkiye ve uluslararası camianın Aralık seçimlerinin “demokratik ve şeffaf” yapılmasına yönelik telkinlerini öfkeyle karşılarken, suçlarına suç ekmeyi de sürdürmektedir. Öfkelerinin nedeni niyetlerinin ve hukuk dışı uygulamalarının açığa çıkmasıdır.

CTP’nin, Kıbrıs Türk halkına ve bu toprakları vatan gören tüm yurttaşlara saygısının bir göstergesi olarak “yurttaşlık” konusunda verdiği hukuk mücadelesi çok daha geniş boyutlarda ve kararlılıkla devam edecektir.

Hiç kimsenin Kıbrıs Türkünün geleceği ile böylesine sorumsuzca oynamaya hakkı yoktur. Denktaş-UBP-DP üçlüsü Aralık seçimlerinde kendilerini kurtarmak adına Türkiye’nin Avrupa Birliği yürüyüşüne de çelme takmaktadır.

Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili felaket senaryoları yaparak topluma korku vermeye çalışanlar, bilmelidir ki, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekillenecektir. Yeni bir Kıbrıs’ın şekillenmesi sürecinde, bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması ve bugünkü yaşam şartlarının gerisine düşmemesi, tam aksine çok daha yüksek bir yaşam standardına kavuşması hedefimizdir, yeminimizdir, halkımıza borcumuzdur.

 

Son söz halkın

Unutulmamalıdır ki, Aralık sonrasında başlayacak müzakerelerle eşitliğimiz ve güvenliğimizin korunduğu bir çözüme ulaşılacaktır. Bu çözüm Mayıs 2004 öncesinde referandumla Kıbrıs Türkü halkının onayına sunulacaktır. Çözümle ilgili felaket senaryolarını seslendirenler, son sözü Kıbrıs Türk halkının söyleyeceğini gözden kaçırmaya çalışmaktadırlar. Çünkü onlar hiçbir zaman halka güvenmemişlerdir. Çünkü onlar, Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin de imzası olmayan bir anlaşmanın yürürlüğe giremeyeceğini bildikleri halde, yalan söylemektedirler. Çünkü onlar, en az Kıbrıslı Rumlar kadar eşit bir durumda Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerimizi almamıza karşıdırlar. Çünkü onlar için değerli olan sadece kendileri, çıkarları ve koltuklarıdır.

Esas ‘felaket’ Denktaş-UBP-DP üçlüsünün yasa dışı ve sorumsuzca izledikleri politikaların sonucunda yaşanacaktır. Kıbrıs Türkünü, tüm dünya önünde bir kez daha küçük düşürmek istemiyorlarsa, kendilerini ‘yurttaşlık’ dağıtımına derhal son vermeye çağırırız. Aralık seçimlerinin şeffaf ve demokratik yapılacağının bir göstergesi olarak yurttaşlık verilmesinin durdurulması ve seçim kütüklerinin bir an önce güncelleştirilerek, tüm halkımız tarafından incelenmesine olanak sağlanması gerekmektedir.

CTP-Birleşik Güçler, tüm toplumlu kucaklayarak iktidara yürürken, Kıbrıs Türkünün dünyaya rezil edilmesine de izin vermeyecek, Aralık seçimlerini gayrı meşru kılacak anti-demokratik ve yasadışı uygulamaların peşini bırakmayacaktır.

Yeni bir Kıbrıs’ta halkını seven, şeffaf, demokratik ve yasalara saygılı kadrolar iş başında olacaktır.

YENIDUZEN 15/09/2003

Talat görüşmeciliğe soyundu

Talat: Seçimlerde başarılı olmaları durumunda görüşmelere başlayabileceğini anlatarak, Annan planında değişiklik yapılmasını müzakere edebileceğini söyledi

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat Fileleftheros, gazetesine yaptığı açıklamada, seçimler sonrasında görüşmeciliğe soynuduğunun mesaflarını verdi.

Gazeteye göre, Talat bu söyleşide, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs İşleri Koordinatörü Thomas Weston’un KKTC’deki muhalefet güçlerine destek niteliğindeki sözlerinin olumsuz etki yaptığını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve destekçilerine bu demeci çözüm isteyen güçlere karşı kullanma fırsatı verdiğini söyledi.

Başka bir soruyu yanıtlayan Talat, seçimde başarılı olmaları durumunda kendisinin başbakan olacağını, böylece halkın oyu ile güçlenerek görüşmelere başlayabileceğini anlatarak, Annan planında değişiklik yapılmasını müzakere edebileceğini söyledi.

“HUKUK DIŞI ŞEKİLDE DAĞITILAN VATANDAŞLIKLAR KÖTÜLÜKLERİN EN BÜYÜĞÜDÜR”

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, yapılan tüm uyarılara rağmen “Resmi Gazete’de dahi yayınlanmadan hukuk dışı şekilde vatandaşlıklar dağıtıldığını” iddia ederek, bunun topluma yapılabilecek kötülüklerin en büyüğü olduğunu kaydetti.

Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, UBP ve DP’ye vatandaşlıklarla ilgili eleştirilerde bulunarak, “yeryüzünde seçmen listelerinin hükümet tarafından istendiği gibi şişirildiği başka bir ülke daha olmadığı” görüşünü öne sürdü.

Kıbrıs’ta “çözümsüzlüğü çözüm”, AB’yi de “felaket” olarak gören zihniyetin, Türkiye ve uluslar arası camianın Aralık seçimlerinin “demokratik ve şeffaf” yapılmasına yönelik telkinlerini öfkeyle karşıladığını ifade eden Talat, CTP’nin, Kıbrıs Türk halkına ve bu toprakları vatan gören tüm yurttaşlara saygısının bir göstergesi olan “yurttaşlık” konusunda verdiği hukuk mücadelesinin çok daha geniş boyutlarda ve kararlılıkla süreceğini belirtti.

Hiç kimsenin Kıbrıs Türkü’nün geleceğiyle oynamaya hakkı bulunmadığını ve bu davranışların “Türkiye’nin AB yürüyüşüne de çelme taktığını” kaydeden Talat, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekilleneceğini belirtti.

Talat yazılı açıklamasında, cumhurbaşkanına, UBP ve DP’ye çağrıda bulunarak, Kıbrıs Türkü’nü, dünya önünde küçük düşürmek istemiyorlarsa “yurttaşlık dağıtımına” derhal son vermelerini istedi. Talat, buna izin verilmeyeceklerini kaydetti.

HALKIN SESI 15/09/2003

Kıbrıs politikamız ne?

İsmet Berkan

15/09/2003 RADIKAL

Bazı sorular vardır, insanı durdurur. Konu her ne kadar çoğu Türk için dünyanın en sıkıcı konularının başında gelen Kıbrıs da olsa, basit bir soru bazen insanı şaşırtabiliyor.
Soru, birkaç hafta önce bir dost meclisinde soruldu. Çok basit bir soruydu aslında: Türkiye'nin Kıbrıs politikası nedir?
Evet, bu kadar basit ve temel bir soru. Aynı sorunun geçen yıl bu vakitler fazla bir anlamı yoktu. Çünkü geçen yıl bu vakitler hükümetimizin Kıbrıs politikasını çok iyi biliyorduk: çözümsüzlük.
Gerçi Kıbrıs'ta bir çözümün gerekliliği epey bir süredir tartışılıyor; TV programlarına fal
an konu oluyor ama özellikle Ecevit hükümetleri çözüm fikrine yakın durmuyor, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı sonuna kadar destekliyorlardı.
Zaten bu tartışmaların başlamış olmasının nedeni de Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefinde ilerliyor olmasıydı. Öy
le bir hedef olmasa ve Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün AB hedefini engelleyeceği düşünülmese muhtemelen hiç tartışma olmazdı Türkiye'de. Kıbrıs'ı çözmek gerektiği kimsenin aklının kenarından bile geçmezdi; geçmiyordu zaten.
Ne zaman ki Kıbrıs AB meselesinin kilid
i haline geldi, o zaman sivil toplum konuyu merak edip incelemeye başladı. Ondan önce, Kıbrıs'ı bilmek, doğadaki herhangi bir madeni altına çevirme bilgisine sahip olduğunu iddia etmek gibi bir şeydi; Kıbrıs'ı bildiğini söyleyene tuhaf gözlerle bakılırdı. Öyle ki, Kıbrıs konusu, bu konuda kariyer yapmış birtakım diplomatlara ve aynen onlar gibi konuşan (ve bazen düşünen) az sayıda gazeteciye kalmış, çok özel bir konuydu.
Ama son birkaç yıldır durum farklı. Artık zaman zaman hayli alevli Kıbrıs tartışmaları
yapıyoruz. Aslında tartışmanın yapılması dışında değişen fazla bir şey yok. Şimdi çözümden yana gibi duranların önemli bir bölümü, bu konuyu AB dolayısıyla öğrenmek zorunda kaldıklarından olsa gerek, Kıbrıs'ta çözüm ile AB arasında bir ilişki kuruyorlar. Yani, Türkiye'nin AB üyeliğinin kilidi olan Kıbrıs'ı bir anahtara çevirmek istiyorlar. Bir nevi simya yani...
Şimdi iktidarda AKP hükümeti var. Bu hükü-met, önceki hiçbir hükümetin olmadığı kadar AB hedefine kilitlenmiş durumda; bu amaçla yasalar çıkarılı
yor, daha önce akla gelse korkulan demokratik reformlar yapılıyor. Üstelik kavgasız gürültüsüz oluyor bu işler.
Ama hedef eğer AB ise o basit soru da soruluyor: Hükümetin (Türkiye'nin) Kıbrıs politikası nedir?
Bu soruyu bana soran kendi cevabını da verdi
: "Yoksa, hükümetimizin politikası, Kıbrıs'ta seçimi muhalefetin kazanmasını beklemek mi?"
Evet, galiba öyle.
Peki ya seçimi muhalefet kazanamazsa?
Böyle bir şey, 'politika' olabilir mi? Şimdi hemen çıkıp, 'Biz Kıbrıs'ta kalıcı ve adil bir çözümü destek
liyoruz' gibi kimsenin zaten hayır demediği şeyleri söylemesinler. Zaman tıkır tıkır işliyor. Önümüzdeki yıl mayıs ayında Kıbrıs resmen AB üyesi olmuş olacak. Oysa KKTC'de seçimler aralık ayında. Yani muhalefet seçimi kazansa ve Rauf Denktaş'ın görüşmecilik sıfatını kaldırsa dahi çok ciddi bir zaman sıkışmasıyla karşı karşıya kalacak; Annan Planı'nı müzakere etmek ve gerekli düzeltmeleri yaptırmak için fırsat kalmayabilecek. Daha doğrusu, Denktaş geçen yıl o fırsatı bile bile heba ettiği için Annan Planı karşımıza, 'Ya kabul et ya vazgeç' şeklinde, mükareye açık olmadan da çıkabilecek.
Bu durumda 'Kıbrıs'ı sattınız' eleştirileri AKP hükümetine yönelecek.
Sahiden hükümetin Kıbrıs politikası var mı? Varsa nedir?
Yoksa.. yok mu?

AKP'ye düşman olsam

Gündüz Aktan

15/09/2003 RADIKAL

AKP'nin kadrolaşmasından, YÖK'ü tasfiye teşebbüsünden, laiklikle bağdaşmayan bazı tutumlarından vb. ben de rahatsızım. İktidara geldiğinde ekonomik istikrar programına ilişkin tutumundan dolayı da rahatsızdım. Ama Sn. Erdoğan'ın memur maaş artışı dolayısıyla benimsediği siyasi söylem kuşkularımı büyük ölçüde giderdi. Aynı şekilde başbakan olmadan önce Kıbrıs konusunda verdiği beyanatları sonradan değiştirmesi ve AB üyelik hedefini muhafaza ederken gerçekçi politikaya dönmesi umutlarımı artırdı. Demek ki konuları yakından bildikçe, muhalefet döneminden kalan görüşlerini terk edebiliyor ya da fazla bilgi sahibi olmadan tavsiyelerde bulunan çevresinin etkisinden kurtulabiliyor.
O zaman şimdi rahatsızlık uyandıran konulardaki tutumunu d
a giderek değiştirmek ve AKP'yi gerçekten bir ortasağ parti haline getirmek şansına sahip olabilir.
Böyle açık kafayla yaklaşmasak da, daha çok laikliğe ilişkin tavırların aslında çok daha derin kökleri olduğuna inansak -ki böyle inananları haklı gösterec
ek işaretler de var- AKP iktidarını yıpratmak, hatta AKP'nin temsil ettiği akımı Türk siyasi hayatından tasfiye etmek için ne yapılabilir diye düşünsek, akla şöyle bir senaryo geliyor.
2004'ün sonuna kadar geçecek süre dış politika açısından Cumhuriyet'in
, belki de 2. Dünya Savaşı hariç, en kritik dönemi olacak. Bu bir yıl içinde Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümlenmesi, Kuzey Irak'ta bilinen gelişmeler vuku bulurken ve KADEK/PKK'nın tasfiyesiyle uğraşılırken, Kopenhag Siyasi Kıstasları çerçevesinde bölünmeyi savunma dahil kültürel hakların 'uygulaması' yapılacak. Bu alanlardaki başarılar sonucu AB bize giriş müzakerelerinin başlaması için tarih verecek. Senaryomu uygulamaya bu olağanüstü önemdeki konuların merkezinde bulunan Kıbrıs'la başlardım. İlk hedefim Kıbrıs Türklerini 50 yıldır savunan Denktaş'ı müzakere dışı bırakmayı ve çok uzun süre muhalefette kalmanın tüm zaaflarını taşıyan partilere Annan Planı'nı imzalatmayı savunmak olurdu. Muhalefet partilerinin seçimi kazanmalarına yardım amacıyla da, seçime salt demokratik açıdan yaklaşır, tarihi önemini gözlerden kaçırırdım. Papandreu'nun (ve belki de AB'nin) bu partilerin seçilmesi için başlattığı yoğun psikolojik harekâta ve KKTC'nin, dolayısıyla Türk tarafının içişlerine kaba müdahalelerine demokrasi adına göz yumulmasını isterdim. Karşı harekâtta bulunulmasını 'halkıma güvensizlik, hatta saldırı' olarak nitelerdim.
Muhalefet seçilip Annan Planı'nı imzaladıktan sonra yine aynı demokratik/pasif tutumla referandumda kabulünü sağlamayı önerir, sonra da 'Mad
em halk iradesi böyle, Türkiye adına Garanti Antlaşması'nı değiştiren protokolü da imzalaman lazım' derdim. Böylece Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki 40 yıllık ahdi hakları sona ererdi.
'AB ya giriş tarihi vermezse' diye içine bir kurt düştüğünü hissedip, 'Hi
ç merak etme! Sen Kıbrıs'ı Mayıs 2004'e kadar çöz. AB müzakereleri başlatmazsa rezil olur' demeyi de ihmal etmezdim. CDU'nun 2004 AP seçimlerini üyeliğimiz aleyhine seçim platformu yapması ve 2006 Alman seçimlerinde de iktidara gelmesinin, bir kez başlamış olan (o da başlamışsa) giriş müzakerelerini etkileyemeyeceğini, bir devlet adamı ciddiyetiyle anlatırdım.
Kıbrıs'ta çözümü engellememesi için de Ege sorununa çözümün 2004 sonuna ertelenmesini telkin ederdim. Kıbrıs'ta Rum/Yunan tezleri böylece kabul edil
dikten sonra, Yunanistan'ın, Lahey'e gidecek Ege sorunlarına (sorununa?) ilişkin tahkimnameye karasuları için 12 mil şartı konulması üzerinde ısrarlı olmasını bu suretle neredeyse garanti ederdim.
Kıbrıs ve Ege'de bu 'statüko dışı', 'değişime uyumlu', 'li
beral' ve 'demokratik' tavır, doğal olarak güneydoğu sorununun çözümünde de olumlu etkisini(?) gösterir ve Kürt etnonasyonalist/teröristleri de yeni hak ve özgürlüklerini kullanmaya yönelirdi. Ben de bunların uygulamasını yakından izler, her ihlalde AB'nin dikkatini çekerdim.
Ondan sonra da AKP'nin bu çok ilmikli tuzağın en azından bir ilmiğine takılmasını beklerdim. Takıldıktan sonra ne mi yapardım?
Böyle giderse benim anlatmama gerek kalmayabilir.

Aralık’tan önce müzakere olmaz

Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında arabuluculuk yapan hiç kimsenin Aralık’ta KKTC’de yapılacak seçimlerden önce özlü gelişmeler beklemediğini de iddia etti

HARAVGİ’ye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Atina Haber Ajansı APE’yle söyleşisinde, Rum Yönetimi’nin Yunan hükümetiyle yakın işbirliğine, Annan planı ve Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB ilkelerinin uygulanmasına, ayrıca AB üyeliğine değindi.

Gazeteye göre, Papadopulos her iki hükümet arasında ilişkilerin, ortak politikanın koordineli ve daha etkin şekilde ileriye götürülmesi için sürekliliği olan ilişkiler olduğunu ve Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun son Kıbrıs ziyaretinin karşılıklı tartışma, bilgilendirme ve koordinasyon çerçevesinde yapıldığını söyledi.

Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın davet ettiği herhangi bir zamanda Annan planı temelinde müzakerelere başlamaya hazır olduklarını da belirtti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ayrıca görüşmeler sürecinin güvenilirliği ve prestijin sarsılmasını isteyecek en son kişi olduğunu da savunan Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında arabuluculuk yapan hiç kimsenin Aralık’ta KKTC’de yapılacak seçimlerden önce özlü gelişmeler beklemediğini de iddia etti.

Papadopulos, seçimler öncesinde görüşmelerin başlatılması için muhtemel yeni çabanın “muhalefet partilerinin aleyhine Denktaş’ın ise lehine” gelişeceği yönünde herkeste bir düşünce hakim olduğunu da savundu.

Kıbrıs konusunda önemli kararların (kendi iddiasıyla) “Türkiye’deki derin devlet” (askeri ve siyasi diplomatik düzen) tarafından alındığını, “Denktaş’ın Kıbrıs konusunda Türkiye’nin politikasını belirleme gücüne sahip olamayacağını, ancak uygun görmeyeceği herhangi Türk politika ve kararını engelleyebilecek güçte olduğunun görüldüğünü” ileri sürdü.

Papadopulos, “herhangi bir değişiklikten söz edilebilmesi için Türkiye’nin politikasını ve Kıbrıs üzerindeki genişleme planlarını terk etmesi ve uluslararası hukuka uygun ve bir Avrupa ülkesi gibi hareket etmesi gerektiği” şeklinde iddiada bulundu.

Papadopulos, “Türk politikasında böyle bir değişiklik olursa –Kıbrıs Türk muhalefetinin ezici zaferine paralel olarak- o zaman Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözümüne ümitle bakabileceklerini” kaydetti.

Papadopulos, Annan planıyla ilgili görüşlerini dile getirirken, Annan planıyla ilgili istedikleri değişiklikleri ve önerilerini BM Genel Sekreteri Annan’a bildirdiklerini hatırlattı, er veya geç başlayacak olan müzakerelerde planda yapmak istedikleri değişiklikleri Kıbrıs Türklerinden hak eksiltilmesini öngörmediğini savundu.

Papadopulos, "Annan planının ölü olduğunu söyleyen ve temel konularını sürekli reddeden Denktaş’a karşın bizim tutumumuz Lahey’de ne ise bugün de odur” diye konuştu. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum AB üyeliğinin sorunlar yaratacağı ve belki de bölünmeyi de derinleştireceğinin farkında olan Papadopulos, şu görüşleri de ileri sürdü:

“AB kararına göre, üyelik öncesinde çözüm olmazsa, AB ilkelerinin işgal altındaki bölgede uygulanması ertelenir. Bu durumda biz, kişiler ve ürün seyahatinde bazı sınırlamalar koymak zorunda kalacağız.

Bunu Shengen ve diğer anlaşmalar nedeniyle yapacağız. Bu nedenle Kıbrıs Türk vatandaşlarımız, adil ve çalışabilir bir çözüm bulunmasının gerçek sorumlularının kim olduğunu iyi kavramalıdır. Çözüm olmadan, karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve diğer sorunlarının çözümlenmesi de mümkün değil. Bu nedenle bugünkü kabul edilmez statükonun devrilmesi için bizimle birlikte çaba sarf etmelidirler.”

HALKIN SESI 16/09/2003

Annan planı sinsice hazırlandı

Annan planını sinsice hazırlanmış bir plan diye nitelendiren Denktaş, muhalefeti Rumlara koz vermekle suçladı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı’nın Rum-Yunan emellerine hizmet eden çok sinsice hazırlanmış bir plan olduğunu söyledi.

Türkiye’ye “bizi rehine olarak kullanmaktan vazgeç” diyen ve seçimlere karışacakmış gibi dıştan gözlemci isteyenlerin Rumlara büyük kozlar verdiğini belirten Denktaş, bunun devlete karşı büyük haksızlık ve ayıp olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, adli yılın açılış törenine katılmak üzere KKTC’de bulunan Türkiye Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ile Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ve beraberlerindeki heyeti kabul etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs sorununu özetlediği konuşmasında, Annan Planı’nı sinsice hazırlanmış bir plan diye niteledi ve muhalefetin aralık ayında yapılacak seçimlere yönelik açıklamalarını eleştirdi, muhalefeti Rumlara koz vermekle suçladı.

DENKTAŞ: YARGIMIZLA ÖVÜNÜYORUZ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş “Biz yargımızla övünüyoruz. Tarafsız şekilde, hiçbir etki altında kalmadan kararlarını veriyorlar. Sıkıntıları, eksiklikleri var, onları size söylemişlerdir. Yarın (Adli Yıl açılışında) yüzde yüz, hükümete ve bize hatırlatacaklardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, 1960 anlaşmasının bir ortaklık olduğunu, kendilerinin bunu kabul etmesinin Rumların Enosis’ten yüzde yüz vazgeçmesine bağlı olduğunu anlatarak, 1960 anlaşmasının da bunun teminatı olduğunu, çünkü kendi kendini feshetme yani Enosis’e gitme hakkının (Rumların) elinden alındığını kaydetti. Denktaş, bunu silahla geri almak isteyen Makarios’un hazırlanıp 1963’te Kıbrıslı Türklere saldırdığını ifade ederek, “11 yıl çektiklerimizi bir halkımız bir Allah bilir ama boyun eğmedik. Yani adaletsizliğe, haksızlığa boyun eğmedik” diye konuştu.

Kendilerinin ve Türkiye’nin ortaklığı kurtarmak için uğraştığını ama kurtaramadıklarını çünkü dış dünyanın ortağa “meşru hükümet sensin” dediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, adaletsizliğin o zaman başladığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların son becerilerinin Annan Planı’nın hazırlanması olduğunu belirterek, bu planda en büyük darbeyi halkın yiyeceğini, her iki Kıbrıslı Türkten birinin göçmen olacağını, planda rehabilitasyon diye anlamlı birşey olmadığını, Rum tapuları geçerli sayılırken, KKTC tapularının geçersiz sayıldığını anlattı.

Denktaş, Annan Planı’nın çok sinsice ve güzel hazırlandığını belirterek, şöyle devam etti:

“O kadar güzel hazırlanmış ki bu planı aman kabul edin diye Yunanistan diz çökmüş, bize yalvarıyor. Bizi çok sevdiği için değil herhalde! Rum lideri Papadopulos hem bu planı yerden yere vuruyor hem de ‘Denktaş değiştirmeden kabul ederse ben de kabul ederim’ diyor. Bunun da anlamı büyük. Hristofyas ‘ideolojik açıdan bu plan bize aykırıdır ama milli dava için AB’ye girmemiz lazım’ diyor. Sadece bu söz bizi niçin davet ettiklerini göstermeye kafi."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu davet edilen yola giren muhalefet bulunduğu görüşünü belirterek, belki insafa gelirler diye bunları her gün söylediğini ama biraz daha insafsızlığa doğru gittiklerini kaydetti.

“RUMA MALZEME VERDİLER”

Muhalefetin Türkiye’ye “bizi rehine olarak kullanmaktan vazgeç” diye çağrıda bulunduğunu, sanki Türkiye seçimlere karışacakmış gibi dıştan teftiş heyeti istediklerini belirten Denktaş, “Öyle bir intiba yaratmışlar ki yüzlerce, binlerce Türk kökenli insan Kıbrıs’a gelir ve biz bunlara derhal vatandaşlık hakkı veririz ve bütün bunlar da seçimlere katılacakmış intibaını verdiler bütün dünyaya. Rum bunlardan istifade ediyor. Bunlar Ruma malzemedir” dedi.

Denktaş, Rumun artık muhalefetin kazanacağından ümidi kesmeye ve “seçimlerin sonucunu biz kabul etmeyeceğiz” demeye başladığını belirterek, muhalefet kazanırsa kabul edileceğini ama diğer taraf kazanırsa kabul etmeme zeminini şimdiden hazırlamaya çalıştıklarını kaydetti.

“HALKIN BİLİNCİ YERİNDE, MAYASI TAMAM”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halkın bilincinin yerinde, mayasının tamam olduğunu belirterek, bu bilincin de “Türkiye’siz Kıbrıs Türkü’nün var olamayacağı” olduğunu söyledi.

Denktaş, Kıbrıs Türkü adada hakkını korumaz ve Kıbrıs Rum-Yunan adası olursa, o zaman Türkiye’nin güvenliğinin tehlikeye gireceğine, Kıbrıs’ın Türkiye’nin güney bağrına saplanacak bir hançer haline geleceğine işaret etti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’yla görüşen muhalif liderlerin “barış güvercini” addedilen Papandreu’dan sanki mesele hallolmuş gibi Avrupa Birliği’nde 2 sandalye istediğini belirten Denktaş, Rum liderlerin “Kıbrıs üye oluyor, Türk-Rum ayrımı olmaz. Eğer AKEL’in listesinden aday olursanız, size bir kontenjan ayırabiliriz” diyerek alay ettiği görüşünü belirtti.

“GÖRÜP ÜZÜLECEKSİNİZ…ÜZÜLMEYİN”

Denktaş, işleri bu pazarlığa indirenlerin, Rumdan saygı ve hak tanımasını beklediğini belirterek, “Bu durumlar vardır. Sizlere içinde bulunduğumuz durumun geri hikayesini anlatma ihtiyacı duydum. Çünkü söylemleri, basının neler yazdığını göreceksiniz, üzüleceksiniz; üzülmeyiniz, her mücadelede, özellikle demokrasinin tam yürürlükte olduğu bir yerde herkes aklına geleni söylüyor. Hele hele çıkar pazarı da bol bol meydandaysa, ki meydandadır” diye konuştu.

HALKIN SESI 16/09/2003

Denktaş, 'Uzan'lara mal mı sattı?

Rauf Denktaş'ın, 1995'te Girne'de 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te Uzanlar'ın gizli şirketine 120 milyara sattığı ortaya çıktı

Denktaş-Uzan alışverişi

*** Rauf Denktaş'ın, 1995'te Girne'de 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te Uzanlar'ın gizli şirketine 120 milyara sattığı ortaya çıktı

HÜSEYİN ÖZAY / ANKARA

Uzanlar'ın, KKTC Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile ticari ilişki içinde olduğu anlaşıldı. Denktaş'ın 1995'te 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te 120 milyara Uzanlar'a ait bir inşaat şirketine sattığı ortaya çıktı. Rumelibank, İmarbank Off-Shore, Kıbrıs Telsim Şirketi başta olmak üzere Kıbrıs'ta birçok alanda faaliyet gösteren Uzan Grubu'nun, KKTC Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile de ticari ilişki içinde olduğu tespit edildi.

Yeni Şafak'ın ele geçirdiği belgelere göre, KKTC yönetimi, Kıbrıslı vatandaşların Rum Kesimi'nde bıraktıkları mallar karşılığında, Kıbrıs'ın kuzey kesiminde bedelsiz arsa ve arazi verdi. Denktaş da Rum kesiminde kalan malları karşılığında, Girne Beylerbeyi mevkiinde, yaklaşık 3.5 dönümlük arazi satın aldı. Rauf Denktaş ve Aydın Denktaş adına 7 Şubat 1995'te Kıbrıs Tapu ve Kadastro Dairesi'ne kaydettirildi. Arazinin, tapuya kayıt ettirildiği tarihte tapu kayıtlarındaki bedeli 787 milyon 500 bin liraydı.

Hükümet kıyağı

Ancak Denktaş ailesinin, 3.5 dönümlük arazisinin ortasından bir kamu yolu geçiyordu. Bu yol, Kıbrıs hükümetinin, 13 Mart 2002 tarihli kararı ile iptal edildi. Kıbrıs Bakanlar Kurulu'nun, 13 Mart 2002 tarihli kararında, Denktaşlar'ın arazisinin ortasından geçen kamu yolunun, "çıkmaz yol" şeklinde düzenlenmesi öngörüldü. Böylece, Denktaşlar'ın, bedelsiz olarak aldığı arazi, birleştirilmiş oldu.

Uzanlar'ın şirketine arazi sattı

Rauf Denktaş ve eşi Aydın Denktaş'ın üzerine kayıtlı olan arazi, 2003'teYağız İnşaat'a satıldı. Kayıtlarda,Yağız İnşaat'ın, Denktaşlar'a ait arazi için toplam 120 milyar ödediği belirlendi. Arazi, Yağız İnşaat adına, 24 Nisan 2003'te tapuya kaydoldu. Denktaşlar'a ait araziyi satın alan Yağız İnşaat'ın ise, Uzan Grubu adına işlem yapan Enis Zaimoğlu ve Metin Şadi'nin olduğu anlaşıldı. Zaimoğlu, İmarbank operasyonun ardından, Telsim'in yönetim kurulu başkanlığına getirilmişti. Yağız İnşaat'ın, Uzan Grubu'nun Kıbrıs'ta faaliyet gösteren "gizli şirketi" olduğu belirtildi. Kıbrıs Kabz Memurluğu kayıtlarında, şirketin ortakları olarak görülen, Zaimoğlu ve Şadi'nin Uzan Grubu'na çalışan kişiler olduğu biliniyor. Bu arada arazinin, piyasa değerinin yaklaşık 300 milyar olduğu bildirildi. Oysa, tapuda arazinin Yağız İnşaat'a 120 milyara satıldığı beyan edildi. Bazı kaynaklar, değeri altında satışın olamayacağını belirterek, satış bedelinin daha az vergi ödemek için gizlendiğini, arazinin yaklaşık 400 bin dolara satıldığını iddia ettiler.

YENIDUZEN 16/09/2003

Çevikel'den yine olay açıklamalar

KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel dün yaptığı yazılı açıklamada insanlarımızın duyguları ve sıkıntıları ile uğraşan hükümetin, aslında devleti ya da toplumu değil sadece kendi “saltanatını” düşündüğünü vurguladı.

KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel’den yine çok konuşulacak bir açıklama:


“Ne devlet, ne toplum; asıl olan saltanat”

** “Türkiye Aralık’tan sonra, yaptığı yardımları artırmazsa –ki, artıramaz, imkanı yok, borcu çok- rast gele işe aldıkları insanların maaşını ceplerinden mi ödeyeceklerdir? Nerde o yürek, o anlayış, o fedakarlık! Hayır, geçmişte olduğu gibi, seçim öncesinde alırlar, işleri bittikten sonra da atarlar. Bu durum onların devletçilik ve hükümetçilik anlayışının dayandığı temel felsefedir. Milli dava dediğin böyle olur (!)”

** “Denktaş’ı, T.C. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dediği gibi, ilerleyen yaşına rağmen İstanbul’a, Trabzon’a, Rize’ye, oradan da Artvin’e kadar devletin kesesinden uzun yolculuklar ve nafile turlar atarak taraftar aramak yerine, Mesarya’da, Güzelyurt’ta, Karpaz’ın ücra köşelerinde ve Maraş’ta işsizlikten, yoksulluktan kıvranan Kıbrıs Türk insanı ile yüzleşmeye ve onların sorunlarına çareler aramaya davet ediyoruz"

KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel dün yaptığı yazılı açıklamada insanlarımızın duyguları ve sıkıntıları ile uğraşan hükümetin, aslında devleti ya da toplumu değil sadece kendi “saltanatını” düşündüğünü vurguladı.

Doç. Dr. Nuri Çevikel dünkü açıklamasında yine çok konuşulacak önemli mesajlar verdi. İşte açıklamanın tam metni:

KKTC Göçmenler Derneği olarak son günlerde hükümetin bütün kanun, tüzük ve yönetmelikleri çiğneyerek önüne geleni vatandaş yapmakla, önümüzdeki Aralık seçimlerini şimdiden şaibeli ve gayri hukuki kılacak eylemlerini endişe ve esefle takip etmekteyiz. Bunun yanında, UBP-DP hükümetinin, zaten hukukiliği tartışmalı olan KKTC’yi gerçekten yıkmaya ve çökertmeye yönelik gayri ahlaki ve hukuk dışı şekilde devlet kadrolarına yangından mal kaçırırcasına yaptığı istihdamlardır, Türkiye Hükümeti’ne mevcut devlet çalışanların sayısının normale indirilmesine yönelik verdikleri sözlere ve imzaladıkları protokollere rağmen. Türkiye Aralık’tan sonra, yaptığı yardımları artırmazsa –ki, artıramaz, imkanı yok, borcu çok- rast gele işe aldıkları insanların maaşını ceplerinden mi ödeyeceklerdir? Nerde o yürek, o anlayış, o fedakarlık! Hayır, geçmişte olduğu gibi, seçim öncesinde alırlar, işleri bittikten sonra da atarlar. Bu durum onların devletçilik ve hükümetçilik anlayışının dayandığı temel felsefedir. “Milli dava” dediğin böyle olur. Yaşasın vatan-millet-sakarya!


İnsanımızı kandırmayın!

İhtimalen de olsa mevcut hükümetin seçimi kazanması durumunda bugün işe alınanların maaşlarını Aralığın sonunda ödeyemeyeceği ve çoğunu durduracağı ortadadır. Bunu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın kendisi de sık sık ortaya koymaktadır. Yani insanlarımızın duygularıyla, gelecek endişeleriyle sıkılmadan oynayabilmektedirler. Başka bir becerileri de zaten yoktur. Salih Coşar’ın “çözüm durumunda maaşların” ödenemeyeceği hezeyanı daha başka bir garabet doğrusu.. Adamların kafası, ya ülkenin çözüm ve tanınmışlık durumunda bir yatırım alanına dönüşeceği ve böylece çalışanlarımızın, gençlerimizin, onlara daha iyi imkanlar sağlayacak olan özel sektöre kayacağı ve kendileri gibi fosilleşmiş politikacıların peşlerinde koşmak ve onursuzca yağcılık yapmak zorunda kalmayacaklarını anlayamayacak kadar dumura uğramıştır, ya da bile bile, bu saçmalıklarla halkı ürküterek, korkutarak çözüm ve Avrupa hedefinden şaşırtmaya yönelik yalan propaganda yapmaktadırlar.

Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Kıbrıs’ta insanlarımızın kendi ayağı üzerinde durabileceği, gerçekten üretken pozisyona geçebileceği ve bu şekilde “sizi biz kurtardık ve biz besliyoruz” gibi aşağılayıcı suçlamalardan kurtulacağı bir siyasi ve ekonomik ortam oluşuncaya kadar, geçiş döneminde de Kıbrıs Türküne desteğini sürdürecektir. Şu anda gönderdiği paralarla nasıl hovardalıklar yapıldığını önemli ölçüde gördüğü halde bile yardımlarını esirgemiyor. Çünkü en kısa zamanda bu hazır yeyiciliğe dayanan durumun sona erip, bir çözümün gerçekleşeceğini biliyorlar. Onun için sabrediyorlar. Avrupa Birliği’nin çözüm durumunda sağlayacağı katkıları da unutmamak gerekir.

Toplumu kaybettiniz, ne yapsanız nafile!

Bu arada, Denktaş’ın, Avrupa ülkelerine ve BM mensubu hatırı sayılır ülkelere giderek onların nezdinde Ruma karşı Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini savunmak yerine, Artvin’e kadar –Fizan da olabilir- gidip oralarda saltanatının devamı için destek araması, bir şekilde kendisini desteklemeyen, yanlış yolda olduğunu düşünen ve bu düşüncesini sık sık kamuoyu ile paylaşan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile, kendisinin ne olduğunu daha henüz öğrenememiş olan Anadolu’nun ücra köşelerindeki safdil Türk insanının arasını açmaya çalışmak gibi vahim neticeler doğuracak girişimlerine şahitlik etmekteyiz.

Kıbrıs Türkünü de unutmayın

Denktaş’ı, T.C. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dediği gibi, ilerleyen yaşına rağmen İstanbul’a, Trabzon’a, Rize’ye, oradan da Artvin’e kadar devletin kesesinden uzun yolculuklar ve nafile turlar atarak taraftar aramak yerine, Mesarya’da, Güzelyurt’ta, Karpaz’ın ücra köşelerinde ve Maraş’ta işsizlikten, yoksulluktan kıvranan Kıbrıs Türk insanı ile yüzleşmeye ve onların sorunlarına çareler aramaya davet ediyoruz. Bu iş Artvin’e gitmekten daha mı zordur? Siz insanınıza sırt dönerek, onların acısını görmezlikten gelerek, onların yerine yeni, kullanılmamış ve henüz çömez vatandaşlar üreterek bir yere varamazsınız. Varacağınız yer Aralık’tan sonra bellidir.

İnandırıcılığınız yok!

Türkiye’ye şu bahsi geçen yaptığınız seyahat için yapılan masrafla bile şu anda devletten küçük bir destek, bir kredi imkanı bekleyen, fakat sıkıntısı görmezlikten gelinen birkaç esnafımıza nefes aldırabilirdiniz şayet gerçekten halkının, milletinin derdiyle dertmend, acısını paylaşan, “halkım acı ve sıkıntı içerisinde kıvranırken ben, ailem, oğlum, ortağım Eroğlu ve onun hanedanı, saltanat içerisinde yaşayamam, yaşayamayız” diyebilecek erdemde ve duyarlılıkta bir gerçek lider olsaydınız. Lafla değil, uygulamayla, şahsi hayatınızla, sadeliğinizle, fedakarlığınızla, tevazunuzla “milli dava” lideri ve halkın hükümeti olduğunuzu ispat etmeliydiniz. Onun için insanımız size inanmıyor, güvenmiyor, laflarınızın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Hayatınız ve uygulamalarınız ortada, her gün basında. Şahide gerek yok. Çıkıp da belgeli olarak en ufak bir yalanlamanız bile yok. Bardağınız kirlidir. Bu bardaktan ne sunulursa sunulsun insanlarımıza her gün biraz daha mide rahatsızlığı vermektedir.

Bizimle ilginiz yok!

Her toplumun değişik dönemlerde çok yönlü sıkıntıları olabilir. İnsanımız bunu biliyor. İnsanlarımızın iyi bildiği bir şey de; sizin Sn. Denktaş, Sn. Oğul Denktaş ve Sn. Eroğlu, sizin ve hanedanlarınızın halkımızın gerçek sorunlarıyla ilginizin olmamasıdır. İlginiz olmadığı gibi onların acılarıyla alay da etmenizdir. Aynı 1789 Fransız İnkılâbı arefesinde Paris sokaklarında ve sarayın etrafında Fransız halkı “Ekmek! Ekmek !” diye acı acı feryad ederken, Kral XVI. Louis’nin hanımı Kraliçe’nin dillere destan “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” şeklinde duyarlılığını göstermesi gibi. Kadın, ekmeğin de, pastanın da ana maddesinin buğday olduğunu, ülkenin kuraklık ve kıtlıktan dolayı buğday sıkıntısı içerisinde kıvrandığını bile bilmiyor, farkında değil. Ama farkında olduğu zaman iş işten geçmiş, halk ayaklanmış ve kocasıyla birlikte meydanda halkın huzurunda katledilmişlerdi. Bu dramatik örnekten, halkın beklentilerine ve sıkıntılarına karşı duyarsızlığın, vurdum duymazlığın, sadece saltanatı ve hanedanın menfaatlerini koruma anlayışlarının ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair tarihin insanlara sağladığı karakteristik bir dersi çıkarmak mümkündür. Fransız halkı bu hadiseyle birlikte demokrasiye geçme sürecine girmişti, çünkü demokrasiye inanıyorlardı. Tıpkı bizim gibi. Onun için biz de “sessiz devrim”imizi Aralık 2003’te gerçekleştireceğiz.

YENIDUZEN 16/09/2003

Hem çözüme hem de AB’ye

TALAT, PARKER’LE GÖRÜŞTÜ

Hem çözüme hem de AB’ye hazırlanıyoruz

** Parker: “Seçimleri çok yakından izleyeceğiz. Ümit ederiz, Kıbrıs Türklerinin iradesi seçimlerde özgür ve adil biçimde tecelli eder”

** “Seçimlerden sonra başa gelecek olan yeni hükümetin iki ana görevi bunlar olacaktır. Birincisi, Kıbrıs sorununu çözerek, Mayıs 2004’te Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Avrupa Birliği’ne girmek, ikincisi de Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği’ne uyumunu sağlamak, Kıbrıs Türk Devleti’nin yasalarını AB’a uyumlaştırmak olacaktır”

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ülkemizde herkesin Aralık’ta yapılacak seçimlere endekslendiğini söyleyerek, “Seçimler sonrasında Annan Planı temelinde bir çözüm bulunmalıdır. Kıbrıs sorununun çözümü artık kaçınılmazdır. Bu kesindir, mutlaktır“dedi.

CTP Genel Başkanı Talat, dün İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker’le görüştü. Komiserliğin Kıbrıs Türk İşleri Sorumlusu Jill Morris’in de hazır bulunduğu görüşmede ilk sözü alan Talat, Kıbrıs’ta tarihi günlerin kavşağında bulunulduğunu ve Kıbrıslı Türklerin Aralık seçimlerinde siyasi iklimi değiştirerek, Kıbrıs sorununu çözme hedefine kavuşacağını belirtti.

Kıbrıs’ta Annan Planı temelinde Kıbrıslı Türklerin haklarını garanti altına alan bir anlaşmanın kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Talat, “Annan Planı dengeli bir plandır. Ancak son aylarda meydana gelen gelişmeler ışığında planda bazı değişikliklere gidilmesi gerekecektir. Bu, plana daha da bir işlerlik kazandıracaktır” dedi.

CTP olarak çalışmalarına iki yönde ağırlık verdiklerini kaydeden Talat, bir taraftan seçimlere hazırlandıklarını diğer taraftan da halkın Avrupa Birliği üyeliğini algılaması ve birliğin çalışma şartlarına uyum sağlaması için gerekli ortamı yaratmaya çalıştıklarını söyledi. Talat, “Seçimlerden sonra başa gelecek olan yeni hükümetin iki ana görevi bunlar olacaktır. Birincisi, Kıbrıs sorununu çözerek, Mayıs 2004’te Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Avrupa Birliği’ne girmek, ikincisi de Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği’ne uyumunu sağlamak, Kıbrıs Türk Devleti’nin yasalarını AB’a uyumlaştırmak olacaktır“ şeklinde konuştu.

Parker: Seçim Kıbrıslılar için önemli

Başta basına herhangi bir açıklama yapmayacağını söyleyen, ancak Talat’ın açıklamalarının ardından bu fikrinden vazgeçerek konuşan Yüksek Komiser Lyn Parker, “Üç nokta üzerinde durmak istiyorum” diyerek, şöyle konuştu:

“Bunlardan birincisi, bu yılın başlarında yaşanan hayal kırıklıkları sonrasında gelecek Mayıs’tan önce Kıbrıs sorununun çözümü için gerçek bir fırsat bulunduğuna kuvvetli bir biçimde inanıyoruz. Böylece Ada’daki iki taraf da birlikte Avrupa Birliği’ne girebilir. Bunun kaçırılmaması gereken hayati öneme haiz bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

İkinci nokta; Aralık’ta Kuzey’de yer alacak seçimler, açıkçası gelecek açısından bütün Kıbrıslılar için çok önemli bir faktördür. Kıbrıslı Türklerin iradelerini seçimlerde özgür ve adil biçimde ortaya koyma fırsatı bulacaklarını ümit ediyoruz.

Ve üçüncü olarak; bu seçimlerde Avrupalılardan, medyadan büyük bir ilgi olacaktır. Sanırım hepimiz de, bu önümüzdeki birkaç ay (seçim) sürecini çok yakından izleyeceğiz. Çünkü hepimiz de, seçimin gelecek Mayıs’ta Avrupa Birliği’ne üye birleşik bir Kıbrıs’ı öngörecek bir çözüme katkı yapacağını kuvvetle ümit ediyoruz.”.

Lyn Parker, açıklamasını takiben kendisine yöneltilen “İngiltere Hükümeti, seçimlere nasıl bir ilgi gösterecek?“ şeklindeki soruya, “Buradaki gelişmeleri çok yakından izleyeceğiz. Seçimler, her zaman oy veren insanlar için önemli olmuştur. Fakat bu özel bir durum ve Ada’nın kuzeyinde ne olacağı konusunda Avrupa’da çok güçlü bir ilgi olacaktır. Dolayısıyla biz de burada ne olup bittiğini çok yakından izliyor, gözlüyoruz” yanıtını verdi.

Parker’in bu soruyu yanıtlamasının ardından aynı soruya atıfta bulunan Talat ise, “(Seçimler) özgür ve adil olmalı. İşte gözlemin nedeni de bu olacak, müdahale değil” dedi.

YENIDUZEN 17/09/2003

BM çerçevesi ve AB müktesebatı

Simitis “Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz bakıyoruz” diye konuştu

Simitis “Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz bakıyoruz” diye konuştu

BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışına çıkmayız

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Atina ve Rum yönetiminin, ''Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz baktığını'' söyledi.

Simitis, çalışma ziyareti için Atina'ya giden Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştükten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Rum tarafının, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu plan temelinde müzakerelere hazır olduğunu belirtti.

Simitis, ''Biz Annan planını temel alan müzakerelere hazırız, ama Sayın Denktaş uzlaşmazlığını, Ankara da ona desteğini sürdürüyor. İşgal topraklarında 10 Aralık'ta yapılacak seçimlerin sonuçları, önümüzdeki dönemde meydana gelecek gelişmeler için tayin edici nitelikte olacaktır. Seçimler, daha net bir tablo ortaya çıkaracak'' dedi.

Atina ve Rum kesiminin, KKTC'deki seçimlerin sonucuna ilişkin büyük beklenti içine girip girmediğine ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Simitis, ''Anayasal açıdan yasadışı olan bu seçimlerle

ilgili büyük beklentiler içinde değiliz. Ancak bu seçimin sonuçları, daha önce söylediğim gibi daha net bir tablo ortaya koyacaktır. Biz şu an Türk tarafının uzlaşmaz tutumunu değiştirmesi için çaba harcıyoruz'' diye konuştu.

Papadopulos'un New York'taki BM toplantısı sırasında Annan ile bir araya gelerek tezlerini aktaracağını da açıklayan Simitis, Rum Kesimi'nin eksiksiz bir biçimde AB müktesebatına uyduğunu ve Mayıs 2004 itibarıyla sorunsuz bir biçimde AB üyesi olacağını vurguladı.

Simitis, Kıbrıs'ta çözümün 2004 yılı sonuna kalması olasılığına ilişkin sorulara ise ''Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerine başlamak için büyük çaba harcayacağının göz önünde tutulması gerekiyor. Biz, Türkiye'nin son an çözüme gitmek dahil, her türlü yaklaşımı için hazırlıklıyız'' yanıtını verdi.

Papadopulos seçimden endişeli

Simitis ile yaptığı görüşme öncesi Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ve Parlamento Başkanı Apostolos Kaklamanis ile bir araya gelen Papadopulos ise yaptığı açıklamada, ''Atina'daki temaslarının tatmin edici olduğunu'' söyledi.

KKTC'deki seçimlere uluslararası gözlemcilerin gönderilmesi olasılığını konu alan soruları yanıtlayan Papadopulos, uluslararası gözlemcilerin gönderilmesine ''yasadışı bir yönetimin seçilmesine görünüşte bile olsa yasallık kazandıracağı için'' karşı olduğunu vurguladı.

Papadopulos, ''Seçim listeleri, işgal topraklarında seçimlerden 35 gün önce yayımlanıyor ve herhangi bir itiraz için yalnızca 4 gün süre tanınıyor. Gözlemciler seçim sürecini mi izleyecek, yoksa seçimlerden birkaç gün önce mi kuzeye gidecekler? Seçim listelerini ve o listelerde kimlerin kayıtlı olduğunu kontrol edebilecekler mi? Önemli olan, gözlemcilerin oradaki varlığının görünüşte bile olsa seçim sonuçlarına yasallık kazandırmasıdır ki, biz buna kesinlikle karşıyız'' ifadesini kullandı.

Rum lider, anamuhalefet Yeni Demokrasi Partisi Genel Başkanı Kostas Karamanlis ile yapacağı görüşmenin ardından Atina'dan ayrılacak.

YENIDUZEN 17/09/2003

Denktaş: Kader anını yaşıyoruz

Denktaş: Kıbrıs Türkü kaderini seçimlerde özgür iradesiyle belirleyecek. Barış ve AB bayrağını açanlar seçmenlerle ilgili iddialarla seçimlere gölge düşürdüler

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün kader anlarını yaşadığını belirtti ve “Kıbrıs Türkü kaderini seçimlerde özgür iradesiyle belirleyecek” dedi.

Adli Yıl’ın başlaması dolayısıyla düzenlenen törendeki konuşmasında, “Barış ve AB bayrağını açan” partilerin binlerce vatandaşlık verildiğine ilişkin iddialarla seçimlere gölge düşürdüklerini ve Rum’a malzeme verdiklerini de söyleyen Denktaş, törende “Barış ve AB” diyen Baro Konseyi’ne de “Bu siyasi bir slogan. ‘Adalete, devlete dayalı barış’ diyerek yol göstermenizi dilerdim” diye seslendi.

ŞANSLI HUKUKÇULAR, DEVLETİNİZ VAR

Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen törende yargının temsilcilerinin ardından son konuşmacı olarak kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Denktaş, önce esprili bir uslupla salonu dolduran meslektaşlarına kendi dönemlerinden örnekler verdi ve genç hukukçulara “şanslısınız, devletiniz var” diye seslendi.

BAŞBAKAN GEREĞİNİ YAPSIN

Daha sonra yasamaya eleştiriler dolu konuşmalardan alıntılar yaparak töreni izleyen Başbakan Derviş Eroğlu’na seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, devleti ve asayişi koruyucu yasaların bir an evvel çıkarılmasını istedi. Yıllardan beri gündeme getirilmesine rağmen yasal düzenlemelerin hala beklemede olduğunu söyleyen Denktaş, “Lütfen gereğini yapın” diyerek Başbakan’dan ricada bulundu.

Her yıl adli yıl açılış törenlerinde gündeme gelen gençler için ıslahevi kurulması konusuna da değinen Cumhurbaşkanı, “Tek bir kişi olsa dahi gençleri, çocukları kaşarlanmış suçlular arasında tutmak ıslah değil, onları diplomalı suçlu haline getirmek olur” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “daha insaflı olmaları için” hakimlerle ilgili komisyon üyelerini cezaevini belirli aralıklarla ziyaret etmeye de çağırdı.

DEVLETE, ADALETE DAYALI BARIŞ

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gündemle ilgili bu kısa konuşmasının ardından “burada politika konuşulmaz deniyor ama hayatımız, geleceğimiz sözkonusu” diyerek Kıbrıs sorununa girdi ve Baro Konseyi Başkanı Süleyman Dolmacı’nın konuşmasından başlayarak muhalefete sert eleştirilerde bulundu.

Baro Konseyi Başkanı Dolmacı’nın “Barış ve AB yönünde karar aldık” sözlerini “siyasi bir slogan” olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Hangi barışı istediğimizi söylüyor muyuz? Adalet devletin temelidir. İstediğimiz barışta da adalet ve devletimiz esas olacaktır. Hiç olmazsa baronun barış ve Avrupa Birliği derken adalete, devlete dayalı barış diyerek halkımıza yol göstermesini dilerdik. Herhalde daha gösterirler.”

Denktaş, özetle şunları söyledi: “Devletini kurmuş insanlar, self determinasyon hakkı olan insanlar olarak, hükümetinizim diyerek bizi azınlık olarak dünyaya takdim eden bu insanların peşinde barış ve AB diyerek koşmak bizi nereye götürür…. Bizi Simitis’in davet ettiği yere götürür... ‘Aman gelin, çok güzel olacak’ diyor... Papandreu’nun geçen gün bizi davet ettiği yere götürür. Yunanistan’ın var olduğu, Türkiye’nin var olmadığı Avrupa Birliği’ne…. Nedir bu acele? Çünkü yetişip Kıbrıs’ı alırlarsa ondan sonra pazarlıkları bambaşka olacak.”

KIBRIS CUMHURİYETİ’Nİ OLUŞTURAN HUKUKA SAHİP ÇIKALIM

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni oluşturan hukuka sahip çıkmak gerektiğini, Kıbrıs Türkü’nün burada hakkı olduğunu da söyleyen Denktaş, “O hakkı elimizden almak istediler vermedik, devletsiz bıraktılar devlet kurduk, bütün hakları devletimize simgeledik” dedi.

Mayıs’ta Kıbrıs’ın değil Rumlar’ın AB’ye gireceğini ve Kıbrıs Türkü’nden buna onay vermesinin istendiğini söyleyen Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün ancak devletiyle ve Türkiye ile birlikte AB’ye gidebileceğini anlattı.

BOĞAZIMIZI SIKAN MI VAR?

Devletimize, hukuksal haklarımıza dört elle sarılarak dünyaya ‘bunlar benim hakkımdır, bunlardan vazgeçmiyorum. Kıbrıs’ın bütününü almak istiyorsan alamazsın çünkü benim hakkımdır, ben olmadan Kıbrıs giremez’ diyemez miyiz? Boğazımızı sıkan mı var?’ Rum tarafını aldın, haksızlık yaptın, haksızlığa boyun eğmiyoruz’ demek bize düşer. 1963-64’leri yaşamış olan bu halk devletine sahip çıkamaz mı? Devletinin temelinde Anavatanı ile birlikte bütün dünyaya, uluslararası barolar vasıtasıyla başlamak suretiyle Kıbrıs’a 40 yıldır yapılan haksızlığı, hukuk dışı davranışları, resimlerle belgelerle göstermek şevkini omuzlayamaz mı? Böyle hissetmezsek, herkesin önünde el pençe divan… Siz haklısınız, büyük adamsınız, maşallah, aman bizi de kurtarın’ diye yalvarmaya dönersek tabiatıyla bizi kolumuzdan tutunca istedikleri yere götürürler….”

KADER ANI…SEÇİMLERDE KARAR VERİLECEK

Kıbrıs Türkü’nün kader anını yaşadığını ve Kıbrıs Türkü’nün özgür kararı ile seçimlerde kararını vereceğini söyleyen Denktaş, seçimlere yönelik eleştirileri yanıtlarken de özetle şunları kaydetti:

“Baş hakim ve başsavcı seçimlerin hangi şartlar altında ne denli yargının kontrolünde, kimsenin müdahalesi olmaksızın yapıldığını gurur duyarak anlattılar, gurur duyarak dinledik. Ama seçimlere gölge şimdiden düşürüldü. Kimin tarafından, barış ve AB bayrağını açmış olanlar tarafından. Niçin?.. Kendileri bilir. ‘Türkiye’den onbinlerce insan gelecek, yüz binlerce insana hükümet vatandaşlık verdi ve bu nedenle seçimlere dıştan müfettişler gelmeli kontrol etmeli’ dediler. Ve Rum’un istediğini verdiler. Rum bunu kaptı ve ‘seçimlerin neticesini kabul etmiyeceğim’ diyor... A Yorgo, a Andrea…. Senden seçimlerin neticesini kabul et diye yalvaran mı var? İster et, ister etme. KKTC özgür seçimlerini yapacak, onun neticesinde ortaya çıkacak olan kuruluşu devlet hükümeti olarak tanıyacak ve tanıtacak. Türkiye ile birlikte yoluna devam edecek. O yol barış yolu ama devlete dayalı barış yolu. Türk halkının eşitliğine, egemenliğine dayalı barış yolu. Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren barış…Bu mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz ve başaracağız. Türkiye’nin AB’ye girmesine de yardımcı olacağız.”

BAŞSAVCI SAİT: SEÇİMLER YARGI ORGANININ DENETİMİNDE YAPILACAK

Aralıktaki seçimlerin her zaman olduğu gibi yargı organının denetiminde yapılacağını ifade etti. Sait, bu dönemde seçim kurulları, hukuk dairesi ve polis örgütünü çok önemli görevlerin beklediğini ifade etti. Sait, seçimlere gölge düşürülmemesi için her türlü tedbirlerin ilgili kurul ve kuruluşlar tarafından alınacağını belirtti.

Sait, geçen adli yıl içerisinde gerçekleşen miting ve gösterilerde üzücü olayların yaşanmamasının, KKTC halkının çok seslilik ve hoşgörü kültürünü özümsediğini gösterdiğini, bunun da devletin demokratik yapısının sağlam temeller üzerinde olduğunu göstergesi olduğunu belirtti.

Başsavcı Akın Sait, anayasa kurallarıyla güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yerini bulan temel hak ve özgürlükler ile sosyal ve ekonomik hakların nasıl ve ne şekilde kullanılacağına dair yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etti.

Sait, İngiliz sömürge döneminden kalma yasalarla, Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi veya Federe Devlet döneminde kabul edilen yasalarla mevcut sorunların aşılmasının mümkün olmadığı gibi doğacak olan sorunların da çözümlenmesi olanağı bulunmadığını söyledi.

Geçen adli yılda, Kıbrıs konusundaki gelişmelerle toplumun ikiye bölündüğünü ifade eden Sait, yapılan bir çok eylem ve davranışın İngiliz sömürge döneminden kalma yasa kurallarının geçersizliği, 1985 Anayasası’nda yapılması öngörülen temel hak ve özgürlüklerle ilgili ve sosyal içerikli yasaların yapılmamasının uygulamadan sorumlu makamları güç durumda bıraktığını söyledi.

Polis tarafından soruşturması tamamlanan dosyaların gerekli işlemler için Hukuk Dairesi’ne gönderildiğini ancak dairenin yoğun iş hacmi ve bina yetersizliğine bağlı personel eksikliği nedeniyle dosyaların süratle yargıya intikal ettirilemediğini belirten Sait, “Yargıya intikal ettirilen gerek hukuk gerek ceza davalarında ise üzülerek belirtmek isterim ki erken netice alma olanağı kalmamıştır. Bu sorun yüzünden mahkemelerimizde yığılmalar olmakta, yeterli sayıda yargıç ve personel bulunmaması nedeniyle davalar geç sonuçlanmaktadır” dedi.

Sait, davaların geç sonuçlanmasının yargıya olan güveni azalttığını çoğu zaman adaletsizlik yarattığını kaydetti.

SAİT, “SEÇİMLERDEN SONRA MECLİSE ÇOK İŞ DÜŞECEK"

Sait, milletvekilliği seçiminden sonra oluşacak olan Cumhuriyet Meclisi’nde görev alacak siyasi partilere ve hükümete büyük görevler düşeceğini vurgulayarak, anayasada öngörülen yasaların yapılmasının süratle ele alınması ve günümüz dünyasıyla uyumlu demokratik hukuk devletinde uygulanan kıstaslar göz önüne alınarak gerekli yasaların çıkarılması ve mevcut yasaların günün koşullarına uyumlu hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.

ERGİNEL, “YASALAR HATALARLA DOLU”

Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, KKTC yargısının dünyanın en bağımsız yargı organları arasında olduğunu belirtti ancak, yasaların hatalarla ve eksikliklerle dolu olduğunu söyledi. Bu konuda yasama organını göreve çağıran Erginel, “Kaliteli hukuk için ilk koşul iyi yasadır” dedi.

Erginel, , yargının denetiminde yapılacak aralık seçimlerinin son derece tarafsız, dürüst ve adil olacağı konusunda da teminat verdi.

Erginel, Avrupa Birliği’ni “Kıbrıs konusunda yanılgı içinde. Kıbrıs Türkü’ne çifte standart ve diskriminasyon uyguluyor” sözleriyle eleştirdi.

DÜNYANIN EN BAĞIMSIZ YARGISI AMA YASALAR KÖTÜ

Yargıçları atayan Yüksek Adliye Kurulu’nun çoğunluğunun yargıçlardan oluştuğuna dikkat çekerek, KKTC yargısının dünyanın en bağımsız yargı organları arasında bulunduğunu söyleyen Erginel, ancak yasaların son derece karmaşık ve yoruma açık ifadeler içerdiğini vurguladı.

Kaliteli hukuk için ilk koşulun iyi yasa olduğunu vurgulayan Erginel, günümüz koşullarına uyarlanmamış veya karmaşık, yoruma açık yasaların yargıyı zor durumlarda bıraktığını anlattı.

SEÇİMLER ADİL VE TARAFSIZ OLACAK

Seçim yasası uyarınca seçimlerin yargının kontrol ve denetiminde yapıldığını belirterek, aralık seçimlerinin de tarafsız ve adil olacağı konusunda teminat veren Yüksek Mahkeme Başkanı Erginel, Güney Kıbrıs ve AB ülkeleri dahil bu konuda tüm ülkelerle kıyas yapılabileceğini söyledi.

ANAYASA ÇOK KATI

KKTC anayasasının çok katı olduğunu ve en küçük değişikliğe dahi olanak vermediğini de söyleyen Yüksek Mahkeme Başkanı, tek maddelik bir değişiklik için dahi Meclis’in üçte iki çoğunluğunun ardından halkoyu öngörülmesinin imkansızı istemek olduğunu vurguladı. Erginel, Anayasanın değişiklikle ilgili maddesinin düzenlenmesi konusunda da yasama organını göreve davet etti.

İÇTE TARAF DEĞİLİZ AMA DIŞTA…

Taraf tutan yargı organlarının adil olamayacağını belirterek, son bir yılda ülkede yaşanan siyasi tartışmalardan uzak kalmaya çalıştıklarını söyleyen Erginel, tüm siyasi gruplara eşit mesafede durduklarını kaydetti.

Ancak dış konularda görüş beyan edebileceklerini söyleyerek Avrupa Birliği’ne eleştirilerde bulunan Erginel, “Yasaları AB ile uyumlu hale getirmek istiyoruz. Üyelik aşamasındaki ülkelerle yıllar süren müzakereler sonucu bu uyumlaştırma yapılıyor. Ancak AB bizimle böyle bir çalışmayı kabul etmiyor” dedi.

YİM TEK DERECELİ OLMAMALI

Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Danıştay görevi yapan Yüksek İdare Mahkemesi’nin tek dereceli olmasının ve burada verilen kararlar için temyiz olanağı olmamasının da yanlış olduğunu söyledi.

Erginel, “İyi bir yargı organı en az iki dereceli olmalı. İki dereceli yapı oto kontrolü sağlar. YİM’in bu yapısı değişmeli” diye konuştu.

180 BİN TL CEZA

Para cezalarının komik kaldığını anlatırken de, İngiliz döneminden kalan yasalarda bazı suçların karşılığının 5 Kıbrıs Lirası olarak öngörüldüğünü örnek olarak gösteren Erginel, “5 Kıbrıs Lirası yasalarımıza göre 36 ile çarpıldığında 180 bin TL eder. Bu cezayı vereceğime hiç vermeyim daha iyi. Veya alternatif hapis cezasıdır. Hiç ceza vermemekle gereğinden daha ağır ceza vermek durumuyla karşı karşıya kalan hakim ne yapacak” diye konuştu.

Yüksek Mahkeme Başkanı, para cezaları günün koşullarına göre düzenlenirken, karmaşıklığın önlenmesi için tümünün tek yasada toplanmasının yararlı olacağını da kaydetti.

YARGIÇ EKSİKLİĞİ GİDERİLMELİ…YASALAR SİTEDE

Erginel, mahkemelerdeki yargıç eksikliğinin giderilmesini de istedi. “Geciken adalet adalet değildir. Ama bu sözler yıldırım hızıyla karar verilmeli anlamına gelmez" diyen Erginel, yargının çalışmalarını aynı titizlikle ancak daha hızlı sürdürebilmesi için kadro sorununun çözümlenmesi gereğini vurguladı.

DOLMACI, “YARGIDA REFORM ŞART”

Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, mahkemelerde bekleyen dava sayılarından örnekler vererek, “bekleyen dava sayısında her yıl yüzde 15 artış oluyor” dedi.

Yargıda reformun şart olduğunu belirten Dolmacı, yargılama sürecinin gereksiz işlerden arındırılması, duruşmaların ard arda yapılması ve ihtisas mahkemeleri kurulması gerektiğini söyledi.

Dolmacı, elektronik alt yapı sisteminin kurulmasının ve anayasanın ivedilikle değiştirilmesinin şart olduğunu da kaydetti.

“KKTC ÜNIVERSİTELERİNDE HUKUK FAKÜLTELERİ DENETLENMİYOR”

KKTC üniversitelerindeki hukuk fakültelerinin denetlenmediğini, ilkesizlik ve politikasızlık nedeniyle ticari kaygıların ön plana çıktığını anlatan Dolmacı, “Bu fakültelerin yeterli öğretim üyeleri olup olmadığı, ders saatleri, çağdaş hukuk eğitimi verilip verilmediği sorgulanmalı” dedi.

Hukukçuların iyi yetişmesinin, bilgili olmasının adaletin sağlanmasında temel unsur olduğunu vurgulayan Dolmacı, “Adaletçi sağlanmadan adaleti sağlayamazsınız” diye konuştu.

TASDİK MEMURU NOTERLİK YAPAMAZ

Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, tasdik memurlarına yönelik eleştirilerini de tekrarladı.

Her yıl aynı eleştirileri yapmalarına karşın bu konuda hiçbir önlem alınmadığını söyleyen Dolmacı, “Bizde noterlik yok. Tasdik memurları noterlik yapamaz. Ama kimse umursamıyor” dedi.

HEDEF ÇÖZÜM VE AB

Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, her yıl aynı sorunları dile getirmekten ve çözüm beklemekten umutlarını yitirdiklerini de belirterek, “Çözüm, sistemi, düzeni düzeltmektir" dedi.

Ülkenin son bir yıl içinde önemli gelişmelere tanıklık ettiğini ve halkın büyük mitingler düzenlediğini anımsatan Dolmacı, Baro Konseyi’nin de oyçokluğuyla “çözüm ve AB” yönünde karar aldığını anlattı.

Dolmacı, Kıbrıs Türkü’nün kimliğini sürdürmesinin, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün ancak çözümle mümkün olduğunu vurguladı.

HALKIN SESI 17/09/03

Annan plânında değişiklik şart

Talat: KKTC’de hemen hemen herşey seçimlere endekslendi. Çözüm artık kaçınılmazdır

Parker: Seçimleri çok yakından izleyeceğiz. Ümit ederiz, Kıbrıs Türklerinin iradesi seçimlerde özgür ve adil biçimde tecelli eder

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hemen hemen her şeyin Aralık’ta yapılacak seçimlere endekslendiğini söyleyerek, “Seçimler sonrasında Annan Plânı temelinde bir çözüm bulunmalıdır. Kıbrıs sorununun çözümü artık kaçınılmazdır. Bu kesindir, mutlaktır“dedi.

CTP Genel Başkanı Talat, dün İngiltere’nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker’le görüştü. Komiserliğin Kıbrıs Türk İşleri Sorumlusu Jill Morris’in de hazır bulunduğu görüşmede ilk sözü alan Talat, Kıbrıs’ta tarihi günlerin kavşağında bulunulduğunu ve Kıbrıslı Türklerin Aralık seçimlerinde “KKTC’deki siyasi iklimi değiştirerek, Kıbrıs so