1000 yeni vatandaş tartışması
|
DENKTAŞ'TAN DA 850 KİŞİLİK LİSTE: CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da 850 kişilik ek bir listeyi, seçmen kütüklerine kaydetmek üzere İçişleri, Köyişleri ve İskan Bakanı Mehmet Albayrak'a gönderdiğini söyledi.'GİZLİCE VATANDAŞ YAPIYORLAR': Yaptıkları araştırmalara göre Bakanlar Kurulu'nun temmuz ve ağustos aylarında yaptığı iki toplantıda bin kişinin daha vatandaş yapıldığını vurgulayan Soyer, 2 Temmuz 2003 tarih ve 1322-03 sayılı, ayrıca 27 Ağustos 2003 tarih ve 1848-03 sayılı Bakanlar Kurulu kararlarının açıklanmasını istedi 'SUÇ İŞLİYORLAR': Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu'nun, vatandaşlıklarla ilgili mahkeme kararını hiçe sayıp suç işlediğini belirterek, 'Seçmen sayısı ile oynanıp iradeyi sulandırmaya çalışan bu zihniyet, ömür boyu başı eğik gezecek. Halk da bunun hesabını mutlaka soracak' dedi |
KIBRIS 13/09/2003
Hukuki işlemmiş!
Muhaceret Dairesi Müdürünün Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının isteği üzerine yurttaşlık müracaatı aldığına yönelik resmi belgesini yayınlayan YeniDÜZENe GKKdan haksız ifadelerle yanıt geldi
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının isteği üzerine yapılan yurttaşlık müracaatı kabulünün hukuki bir işlem olduğu açıklandı.
GKK Basın Bürosu tarafından dün gazetemize gönderilen ve üzerinde GKKya ait bir ibarenin bulunmadığı; isimsiz, imzasız Basın açıklamasında gazetemize yönelik haksız suçlamalar da yer aldı. İmzasız basın açıklamasında gazetemiz KKTC Devletini yıpratacak, küçük düşürecek tarzda ve belli bir amaç doğrultusunda haber yapmakla suçlandı.
Askeri makamların kendilerine yönelik eleştrileri devleti yıpratmak ve belli bir amaç için yayın yapmak olarak nitelemesi dikkat çekerken konunun devletin yardım ve desteğine muhtaç bir ailenin durumuyla ilgili olduğu ifade edildi.
İzmir doğumlu şahsın müracaatının İçişleri Bakanlığınnda sonuçlanması nedeniyle GKKnın devreye girdiği belirtilirken, şahsın henüz vatandaş yapılmadığı da hatırlatıldı. Konuya ilişkin İçişleri Bakanlığı ve Muhaceret Dairesi herhangi bir açıklama yapmadı.
GKKnın imzasız, isimsiz Basın açıklaması şöyle:
"12 Eylül 2003 tarihinde YeniDÜZEN gazetesinde Şok belge başlığıyla geçerli çalışma izni olmamasına rağmen Güv. K. Knın talimatı ile Muhaceret Dairesinin kabul ettği yurttaşlık başvurusu konulu haber üzerine basın açıklaması yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
25/1993 Sayılı Yurttaşlık Yasasına göre, vatandaşlık işlemlerinden İçişleri, Köyişleri ve İskan Bakanlığı sorumludur. Bakanlık yapılan müracaatları yurttaşlık yasasına istinaden gerekli soruşturmanın yapılması için Güv. K. Klığına göndermektedir. Güv.K. Klığınca incelenen listeler, şahıslar hakkındaki bilgileri ihtiva edecek şekilde bakanlığa gönderilmekete ve bakanlık KKTC vatandaşı yapılacak şahısları belirlemektedir.
Sayın Afize Güler Bucurgat eşi ile 1984 yılında KKTCne gelmiş ve KKTCnde 1985 ile 1990 yıllarında biri erkek olmak üzere iki çocuk dünyaya getirmiştir.. Şahıs 1997 yılında eşinden ayrılmıştır.
Söz konusu şahsın İçişleri Bakanlığına yapmış olduğu müracaatın sonuçlanması nedeniyle, KKTCnde askerliğini yapmayan 1985 doğumlu oğluna askerlik konusunda yardımcı olunması yönünde Güv K. Asal Şube MDlüğüne yaptığı talep üzerine, Asal Şube Müdürlüğünce söz konusu şahsın işlemlerinin tamamlanması ve sonuç hakkında bilgi verilmesi Muhaceret Dairesinden şifahen talep edilmiştir.
Bunun üzerine Muhaceret Dairesi Müdürlüğünce 11 Haziran 2003te, 5 yıl ikamet etmek suretiyle vatandaş olabilme koşulunu yerine getiren ( 1984-1997 yıllarında geçimi eşi tarafından sağlanmaktaydı) şahıs hakkında gerekli soruşturmanın yapılması GKKdan talep edilmiştir.Güv.K.Klığnca yapılan inceleme devam ettiğinden, bu güne kadar şahıs hakkında Muhaceret Dairesine bilgi verilmemiş ve bu nedenle söz konusu şahıs KKTC vatandaşı olmamıştır.
Devletin yardım ve desteğine muhtaç bir ailenin durumu ile ilgili olarak KKTC makamlarınca yasalara uygun olarak yapılan işlemlerin, sadece elde edilen bir belgeye dayanarak, tam olarak incelenmeden, KKTC Devletini yıpratacak, küçük düşürecek tarzda ve belli bir amaç doğrultusunda haber yapılması üzüntü ile izlenmektedir.
YENIDUZEN 13/09/2003
Sorumlu Denktaştır!
GÜKAD CTPyi ziyaret etti... Ziyaret sırasında konuşan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planında Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun planı hiç müzakere etmeyen Cumhurbaşkanı Denktaşın kendisi olduğunu
söylediCTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planında Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun planı hiç müzakere etmeyen Cumhurbaşkanı Denktaşın kendisi olduğunu savundu.
Talat, seçimler öncesi hükümetin birçok yasadışı iş yaptığını ileri sürerek, Aralık kapının ardındadır. Yasadışı iş yapanın yanına kalmayacak. 1994te UBPye gösterdiğimiz müsamahayı bu defa göstermeyeceğiz dedi ve kendilerinden yasa dışı iş yapması istenen kamu görevlilerine bunu yapmamaları çağrısında bulun
du.Güzelyurt Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Başkanı Hakan Kuntay ve yönetim kurulu üyeleri dün saat 10.00da, CTP Genel Merkezini ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Ali Talatla görüştü.
Görüşmede konuşan Kuntay, Kıbrıslı Türklerin kaderini tayin edecek çok önemli bir seçime girileceğine işaret ederek, dayanışma ve işbirliğiyle düzenlenen mitinglerdeki birlikteliğin halk tarafından seçim dönemi için de beklentiye dönüştüğünü söyledi. Kuntay, tek liste tartışmalarının ardından çözüm ve AB yolunda üç partinin
seçime girmesiyle taşların yerine oturduğunu kaydederek, halkın beklentisi olan üç partinin imzaladığı işbirliği protokolüne destek belirtti.GÜKAD Başkanı Kuntay, Annan Planı temelinde bir anlaşmanın Kıbrıs Türklerine uluslararası bir kimlik kazandırabileceği görüşünü belirterek, plandaki yer değiştirecek insanlar ve mal-mülk konularının iki hassas noktayı oluşturduğunu anlattı. Kuntay, çözüm ve AB yolundaki partilerin mal-mülk ve yer değiştirecekler konusunda topluma daha farklı, yeni söylemlerinin ne
olacağını öğrenmek üzere ziyaretler yaptıklarını bildirdi. Aralık sonrasında görüşme masasına bu konularda neler götürüleceği konusunda halkın ciddi beklentileri bulunduğunu kaydeden Kuntay, Güzelyurtun yer değiştirmeden en çok etkilenecek bölge olduğunu vurguladı.Talat: Sorumlu Denktaş
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Cumhurbaşkanı Denktaşın müzakere sürecinde her şeyi halktan gizlediğini ve hiç müzakere etmediğini öne sürdü.
Annan Planında Kıbrıs Türk toplumunu rahatsız eden unsurların sorumlusunun Denktaşın kendisi olduğunu savunan Talat, Eğer Denktaş Annan Planını müzakere etseydi, bugün halkımızın önemli kısmını gerçekten rahatsız edecek olan bölümleri değiştirme şansı vardı. Veya en azından yer değiştireceklerin nasıl reh
abilite edileceğini hallederdi ama hiçbir şey yapmadı. Sorumlu Denktaştır diye konuştu.Talat, Denktaşın halka hesabını veremeyeceği en büyük kötülüğü yaptığını iddia ederek, yeni hazırlanan alternatif planın da gerçek dışı olduğunu savundu.
Talat, Annan Planının iyileştirilecek yanları bulunduğunu, etkilenecek insanların hiç acı çekmeden, hatta daha iyi koşullarda rehabilite edilmesinin mümkün olduğunu, tüm bunların konuşulacağını kaydetti.
Ararıktan sonra Denktaş yok, halk var
Aralıktan sonra Denktaş yok, Kıbrıs Türk halkı orada olacak. Aralıkta seçimini yapacak, seçtiği kişiler bu görevi yüklenecek. Ama kesin olan Denktaş artık yok, bu müzakereleri biz yapacağız diyen Talat, hükümetin battıkça çırpındığını ve yasadışı işler yaptığını da savundu.
3 yıldır memurunun maaşını donduran hükümetin yasadışı geçiciler istihdam ettiğini ileri sürerek Aralık kapının ardındadır. Yasadışı iş yapanın yanına kalmayacak. 1994te UBPye gösterdiğimiz müsamahayı bu defa göstermeyeceğiz. Bu açık ve nettir. Kamu görevlilerine çağrı yapıyorum: Yasadışı iş yapılması istendiği zaman yapmasınlar, güvenceleri biziz diyen Talat, Yasadışı işlerin belgelerini toplasınlar ya şimdi ya da seçimden sonra bize iletsinler. Yasadışı iş yapan siyasiler, daire müdürleri, tümü
sorumludur. Bunlardan mutlaka halkımız adına hesap sorulacaktır diye ekledi.Mehmet Ali Talat, vatandaşlık konusundaki yasadışı uygulamalardan söz ederek, işin bu noktaya varmasıyla ülkede huzur ve dinginliğin hayal olabileceğini söyledi.
Seçimlerin meşrui
yetine kimsenin gölge düşürmemesini de isteyen Talat, bu tehlikenin bulunduğunu, seçmen sayısında belli bir oranın üzerinde artış olursa seçimlerin meşruiyetini tartışma konusu yapacaklarını açıkladı.YENIDUZEN 13/09/2003
Gizli liste!
YeniDÜZEN, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleme iradesine her dönemde ipotek koymaya çalışanları halk önünde deşifre etmeyi sürdürüyor
Usulsüz ve hukuka aykırı olarak "vatandaşlık" dağıtarak Kıbrıs Türkünü ve Türkiye'yi dünyaya rezil etmek isteyenler uslanmak bilmiyor.
YeniDÜZEN bu kez de, Türkiye'de yaşayan, ancak "oy kullanma hakkı" olmayan ve "Aralık" seçimlerinde "oy kullanmak" isteyen 854 kişilik listeyi ele geçirdi.
Çoğu Türkiye Cumhuriyeti, bir bölümü KKTC vatandaşı olan ancak "Seçim ve Halk Oylaması Yasası"na göre yurdumuzda ikamet etmedikleri için "oy kullanma" hakkı bulunmayan 854 kişi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBP'li Başbakan Dr. Derviş Eroğlu aracılığıyla "İçişleri Bakanlığı"na başvurdu, aralık seçimlerinde Türkiye'den adamıza gelerek "oy kullanmak" ist
ediklerini beyan etti.854 kişilik listedeki isimlerin yanında "annesi vatandaş", "amcası vatandaş", "doğum kağıdı var", "vatandaşlık işlemleri sürüyor" gibi ifadeler dikkat çekti.
Resmi Gazetede yayımlanmayan (1322-03) ve (1848-03) Sayılı Bakanlar Kurulu kararları hakkında bilgi isteyen Soyer, bu kararlarda bin kişiye vatandaşlık verilmesinin öngörüldüğünü kaydetti
Milletvekili Soyer, bir radyo programında CTP ve BDHlılar için zebun ifadesinin kullanılmasını sert dille eleştirdi. Devletin yayın organlarının bu şekilde kullanılamayacağını vurgulayan Soyer, BRT haberlerinde Başbakan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğluna ağırlıklı yer verilmesini de eleştirdi
Hükümet yasa dışı olarak vatandaşlık vermeye devam ediyor. Cumhuriyet Meclisinin gündemi dün, halktan gizlenerek ve Resmi Gazetede yayımlanmadan yapılan vatandaşlıklar oldu.
Meclisin dünkü toplantısında ilk gündem dışı konuşmayı yapan CTP Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, öncelikle Bakanlar Kurulu kararları hakkında milletvekillerine bilgi verilmesini istedi. Resmi Gazetede yayımlanmayan (1322-03) ve (1848-03) Sayılı Bakanlar Kurulu kararları hakkında bilgi isteyen Soyer, bu kararlarda bin kişiye vatandaşlık verilmesinin öngörüldüğünü kaydetti. Temmuz ve Ağustos aylarında alınan vatandaşlıkla ilg
ili kararların mahkeme kararına rağmen resmi gazetede yayımlanmamasının suç olduğunu söyleyen Soyer, hükümetin bu yöntemlerle ayakta kalamayacağı şeklinde görüş ortaya koydu.Gündem dışı konuşmasının ana konusunu oluşturan BRT konusunda da ağır eleştirilerde bulunan CTP Milletvekili Soyer, bir radyo programında CTP ve BDHlılar için zebun ifadesinin kullanılmasını sert dille eleştirdi. Devletin yayın organlarının bu şekilde kullanılamayacağını vurgulayan Soyer, BRT haberlerinde Başbakan, UBP Genel Başka
nı Derviş Eroğluna ağırlıklı yer verilmesini de eleştirdi.Meclis Genel Kurulu dün saat 11.30da toplandı. Başkan Vehbi Zeki Serterin yurt dışında olması nedeniyle Başkan Vekili Ünal Üstel başkanlığında yapılan toplantıda milletvekilleri çeşitli konularda gündem dışı konuşmalar yaptılar.
DEVLET İHALELERİ VE MÜTEAHHİTLER
CTP Milletvekili Kadri Fellahoğlu da, müteahhitlerin devlet ihaleleriyle ilgili şikayetleri üzerine konuştu.
Özellikle Ercan Devlet Havaalanı ve Atatürk Stadyumu ile ilgili ihaleleri eleştiren Fellahoğlu, Şeffaf değiller, kararlı değiller ve ilgili birimler yasalara, tüzüklere göre hareket etmiyor diye konuştu.
Ercan ihalesinde günlük 40 milyarlık gecikme cezasının uygulanıp uygulanmayacağını soran ve devletin bazı müteahhitlere ayrıcalıklı davranmaya hakkı olmadığını söyleyen Fellahoğlu, Atatürk Stadyumunun ışıklandırılması projesiyle ilgili olarak da özetle şunları söyledi.
Son derece doğru bir proje. Ama ihalede sorunlar var. Bazı müteahhitlere teklif verildi, bazılarına verilmedi. Müteahhitler arasında ayrım yapıldı ve sonuçta ihaleden vazgeçildi. Oysa bu yatırımın yapılması gerekirdi. Başlamamasının vebali hükümetin, ilgili birimlerin sorumluluğundadır.
CTP Milletvekili Fellahoğlu, taksicilerin de mağdur edildiğini savundu.
PROJE TAMAMLANACAK
Çalışma, Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor Bakanı Ahmet Kaşif ise yanıt konuşmasında, Atatürk Stadyumunun ışıklandırılması için 1.5 yıllık uğraş sonunda kaynak bulunduğunu ve ihaleye çıkıldığını anlattı.
İhalenin, itirazlar üzerine yeniden değerlendirildiğini ve gelecek hafta başında yeni bir ihaleye çıkmayı planladıklarını söyleyen Kaşif, Bu proje mutlaka tamamlanacak dedi.
ANGOLEMLİ
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli de konuşmasında, resmi makamların Annan planına ilişkin söylemlerini
eleştirdi.Cumhurbaşkanı Denktaş ile hükümetin BRT kanalıyla Annan planı hakkında yanıltıcı bilgi verdiklerini savunan Angolemli, özellikle planın uygulanmasıyla maaşlar ödenemeyecek söylemlerini eleştirdi.
Annan planının kabul edilmesi halinde iddiaların aksine yeni iş imkanları ortaya çıkacağını söyleyen Angolemli, bu plan zemininde bir anlaşma imzalanması halinde Kıbrıs Türkünün uluslararası kimliğe kavuşacağını anlattı. İnsanların daha güvenli koşullarda ve refah içinde yaşayacağı görüşünü belirte
n Angolemli, Çözümle birlikte çok daha iyi günlere gideceğiz ve insanlarımız daha güzel günler görecek dedi.Angolemli, Güney Kıbrısa geçişlerde yapılan uygulamaları da eleştirdi ve gümrük uygulamalarında çelişkili kararların halkı kararsızlığa ettiğini anlattı.
HAVA KURUMU YASASI HAFTAYA
Meclis Genel Kurulu dünkü birleşiminde aralarında Hava Kurumu ve Sayıştay değişiklik yasalarının da bulunduğu bazı tasarılara ivedilik kararı da aldı.
İvedilik kararı alınması üzerine söz alan CTP Milletvekili Ferdi S. Soyer, yasa gelmeden ivediliği geldi diyerek Hava Kurumu ile ilgili yasa tasarısına ivedilik kararını eleştirdi.
Bu eleştiri üzerine oturumu yöneten Başkan Vekili Ünal Üstel ivedilik kararını iptal ederek, milletvekillerinin tasarıyla ilgili bilgi edinmesine olanak sağlamak amacıyla oylamayı gelecek birleşime erteledi.
SAYIŞTAYA ELEŞTİRİ
BDH Milletvekili Mehmet Emin Karagil de, Sayıştayla ilgili Anayasa Mahkemesine açılan davanın sonuçlanmadığını belirterek ilgili yasada değişiklik öngören tasarı hazırlanmasını eleştirdi.
Çalışmalarını bu şekilde tamamlayan meclisin gelecek birleşimi Salı günü yapılacak.
İşte gizli liste!
YeniDÜZEN, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleme iradesine her dönemde ipotek koymaya çalışanları halk önünde deşifre etmeyi sü
rdürüyor.Usulsüz ve hukuka aykırı olarak vatandaşlık dağıtarak Kıbrıs Türkünü ve Türkiyeyi dünyaya rezil etmek isteyenler uslanmak bilmiyor.
YeniDÜZEN bu kez de, Türkiyede yaşayan, ancak oy kullanma hakkı olmayan ve Aralık seçimlerinde oy kullanm
ak isteyen 854 kişilik listeyi ele geçirdi.Çoğu Türkiye Cumhuriyeti, bir bölümü KKTC vatandaşı olan ancak Seçim ve Halk Oylaması Yasasına göre yurdumuzda ikamet etmedikleri için oy kullanma hakkı bulunmayan 854 kişi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBPli Başbakan Dr. Derviş Eroğlu aracılığıyla İçişleri Bakanlığına başvurdu, aralık seçimlerinde Türkiyeden adamıza gelerek oy kullanmak istediklerini beyan etti.
854 kişilik listedeki isimlerin yanında annesi vatandaş, amcası vatandaş, doğum kağıdı var, vatandaşlık işlemleri sürüyor gibi ifadeler dikkat çekti.
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi adına İçişleri Bakanlığına yapılan müracaatta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tarafımızdan da etkin savunulması bakımından denilerek, 854 ki
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile UBPli Başbakan Dr. Derviş Eroğlunun, söz konusu listede yer alan 854 kişinin oy kullanması yönünde Yüksek Seçim Kuruluna baskı yaptığı öğrenildi.
Söz konusu 854 kişinin, yurdumuzda ikamet ediyor gibi gösterilmesi için de çalışmalar başlatıldı.
Geleceğimizi Aralıkta oylayacağız
BDH Genel Başkanı Aralık seçimlerinin kimin milletveklili seçileceğinin ötesinde bir olay olduğunu, Kıbrıs Türkünün geleceğinin oylanacağını kaydetti
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, tarihi bir dönem yaşandığını kaydederek, Aralık seçimlerinin kimin milletveklili seçileceğinin ötesinde bir olay olduğunu, Kıbrıs Türkünün geleceğinin oylanacağını söyledi.
Aralık seçimlerinin Kıbrısın geleceği, Türk-Yunan ilişkileri, Türkiyenin AB yolculuğu gibi konuları etkileyecek bir oylama olacağını söyleyen Akıncı, geçmişte vatandaşın verdiği oydan dolayı pişman olmasına ve gelecek seçimde değiştiririz demesine çok şahit olduklarını ama bunun sonucu düzeltilecek bir seçim olmadığını kaydetti.
Türkiye hükümetinin KKTCde iktidara gelecek barışçı bir hükümetle de işbirliği yapacağına inandıklarını söyleyen Akıncı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın Şok Plan hazırlamasının söz konusu olamayacağını, bu safhanın geçtiğini savundu.
Annan Planına da değinen Akıncı, plansa bir taraf için herşeyin mükemmel olamayacağını, bir taraf için herşeyin mükemmel olmasının diğer taraf için felaket anlamına geleceğini söyledi.
Plana göre anayasal hakların Kıbrıslı Türklere iade edileceğini, iki tarafın eşit olacağını, Kıbrıs Türkünün asıl o zaman egemenlik haklarını kullanabileceğini söyledi.
Kıbrıs konusunda bir toprak ayarlaması yapılacağını ifade eden Akıncı, cumhurbaşkanının geçmişte yüzde 29a evet dediğini, Annan Planında toprak oranının ise yüzde 29+ olduğunu söyledi. Bir yer değiştirmenin söz konusu olacağını ancak kimsenin yemek masasından kalkarak evini terketmeyeceğini b
elirten Akıncı, yeni yerleşim yerleri yapılmadan kimsenin yerini terk etmeyeceğini ayrıca Güzelyurt halkının da Annan Planına göre yerleşeceği yerin belli olduğunu kaydetti.BDH olarak Anayasal konular ve mal mülk meseleleriyle ilgili bir düşünce kurulu t
hink-tank oluşturduklarını söyleyen Akıncı, bu konularda halkı bilgilendirdiklerini, dün Değirmenlikte çok yararlı bir toplantı yaptıklarını söyledi.Halkın kafasındaki soruları ve boşlukları giderici cevaplar hazırladıklarını söyleyen Akıncı, bu yolu bir Barış ve Demokrasi Projesi olarak gördüklerini söyledi.
HALKIN SESI 13/09/2003
Mayısta Avrupalı olmayı öneriyoruz
Akıncı, Dedikodulara kulak asmayın: Anlaşma olursa Türkiyeden gelenler gemilere doldurulup gönderileceklermiş.. Yok böyle bir şey.. Kendi rızası olmadan hiç kimse bu memleketten gönderilmeyecek
BDH Başkanı Mustafa Akıncı, Aralık seçimlerinin sadece milletvekili seçimleri olmadığını, halkın kaderinin çizileceği bir referandum olduğunu vurguladı.
Önümüzdeki seçimleri, demokrasi ve barış yanlılarının kazanacağına olan inancını dile getiren Akıncı, Barış ve Demokrasi Hareketinin de içinde bulunduğu, çözüm, barış ve Avrupa Birliği üyeliğini savunan partilerin seçimi kazanmaması durumunda 1 Mayıs 2004 tarihinde Güney Kıbrısın tek başına ve
Kıbrısın yasal sahibi olarak ABye gireceğine dikkat çekti.Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Lefkoşa Örgütünün düzenlediği köy gezileri çerçevesinde Mustafa Akıncı başkanlığındaki BDH heyeti, Değirmenlik köyünü ziyaret etti.
Avrupa Birliği ve Annan Planı ile ilgili soruların cevaplandırıldığı ve Aralık seçimlerinin öneminin vurgulandığı Değirmenlik ziyaretine BDH Başkanı Mustafa Akıncı ile BDH Merkez Yönetim Kurulu, BDH Lefkoşa İlçe Örgüt yöneticileri ve akademisyenler katıldı.
Akıncı konuşmasının ardından, halkın özellikle Annan Planı ve Avrupa Birliği hakkındaki soruları cevaplandı.
HERKES HALKIN KARARINI BEKLİYOR
Akıncı Güney Kıbrıs 1 Mayıs 2004te onayı alıp tüm dünyanın, Avrupanın tanıdığı bir devlet olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla resmen AB üyesi olurken, Kıbrıslı Türkler de Rumların yanında azınlık durumuna düşecek dedi.
Güney Kıbrısın tek başlarına Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında ABye girmesinin Türkiyenin de AB üyeliği hedefinin suya düşmesi anlamına geleceğini vurgulayan BDH Başkanı Akıncı, Böyle bir ihtimal Türk-Yunan ilişkilerinin bozulmasına, enflasyonun tırmanmasına ve Türk ekonomisinin çökmesine neden olacak dedi.
KİMSE SOKAĞA ATILMAYACAK
Ancak, şu dedikodulara kulak asmayın: Anlaşma olursa Türkiyeden gelenler gemilere doldurulup gönderileceklermiş.. Yok böyle bir şey.. Kendi rızası olmadan hiç kimse bu memleketten gönderilmeyecek. Sadece kendisi ben buralarda kalmam diyorsa, aile başına 10 bin euro verilecek ve kendi isteğiyle Anadoluya dönecek. Hiç kimse sokağa atılmayacak, k
endisine kalacak bir yer gösterilmeden evinden çıkarılmayacak.BDH Başkanı Akıncı, Barış ve Demokrasi Hareketi olarak halktan kesinlikle yalanlarla, boş vaadlerle oy istemediklerini ve istemeyeceklerini de vurgulayarak, önümüzdeki seçimlerin kader seçimi ve gerçekte bir referandum olacağını, halkın geleceğine halkın kendisinin karar vereceğini kaydetti.
ANNAN PLANINDA DEVLET DE VAR EGEMENLİK DE VAR
BDH Başkanı Akıncı, gelecek seçimlerin bir kader seçimi olduğunu tekrarlarken, halktan gerçek çıkarları için oy vermesini istedi. Ve Biz size Mayısta Avrupalı olmayı öneriyoruz dedi.
Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncının konuşmasının ardından Değirmenlik köylülerinin Avrupa Birliği ve Annan Planı konularındaki soruları yanıtlandı. Özellikle Annan Planı konusunda gelen sorulara BDH Başkanı Akıncı ve BDH heyetinde bulunan akademisyenler yanıt verdi.
Akıncı, bugün Türkiyenin bile KKTCyi tanıyamadığını bunun örneğinin de futbol takımlarının gelemediğini göstererek, 1995 yılında imzalanan anlaşmayla bunları kabul etti dedi.
BDH Başkanı Mustafa Akıncı, son soruya verdiği cevapta, Annan Planında Kıbrıs Türk Devletinin olduğunu ve kendi kendini yöneteceğini, polisi, askeri, mahkemesi, meclisi olacağını vurguladı.
HALKIN SESI 13/09/2003
Annan pl
anı temelinde görüşmelere hazırızRum Yönetimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos:
"Kuzeydeki seçimlere kadar hareket beklemiyoruz"
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, Rum yönetiminin BM Genel Sekreteri Kofi Annanın sunduğu plan temelinde görüşmelere başlamaya hazır olduğunu söyledi.
Çalışma ziyareti için 16 Eylül Salı günü Atinaya gitmesi beklenen Papadopulos, Atina Haber Ajansına (ANA) verdiği demeçte, Rum tarafının, Annan ne zaman müzakereye çağırırsa olumlu yanıt vereceğini belirti.
Papadopulos, Biz BM Genel Sekreterinin ve görüşme sürecinin itibarının korunmasını istiyoruz dedi.
KKTCde yapılacak seçimlere de değinen Papadopulos, hiçbir uluslararası arabulucunun seçimlerden önce esaslı bir gelişme kaydedilmesi beklentisi içinde olmadığını savundu.
Papadopulos, BM Genel Sekreterinin seçimlerden önce gerçekleşecek herhangi bir girişimi, Denktaş tarafından muhalefet partileri aleyhine kullanılabilir diye konuştu.
Herkesin Kıbrıs konusundaki belirleyici kararları, Türkiyedeki derin devletin, yani askeri-siyasi-diplomatik kurulu düzenin aldığının bilincinde olduğu görüşünü savunan Papadopulos, Sayın Denktaş belki Türkiyenin Kıbrıs politikasını belirleme gücüne sahip olmayabilir ama arzu etmediği kararların uygulanmasını engelleme gücüne sahip olduğu görülüyor. Bu, Türkiye ile sahte devlet arasında geçen ay imzalanan gümrük birliği çerçeve anlaşmasında kanıtlandı dedi.
Türk hükümetinin yumuşak ifadelerine rağmen Cumhurbaşkanı Denktaş ile aynı politikayı izlediğini kaydeden Papadopulos, Bir değişikliğin olabilmesi için Türkiyenin bu politikasını ve Kıbrısı hedef alan yayılmacı planlarından vazgeçerek Avrupalı bir devlet gibi davranması gerektiğini öne sürdü.
Rum kesiminin 1 Mayıs 2004 itibarıyla AB üyesi olacağını ve bu tarihe kadar Kıbrısta çözüm bulunamaması halinde sorumluluğun Türk tarafına ait olacağını savunan Papadopulos, Rum yönetiminin temel stratejik hedefinin birleşik bir Kıbrısın AB üyeliği olduğunu ve bu yoldaki çabalarını sürdüreceğini kaydetti.
Çözüme ulaşılamaması halinde Rum kesiminin tek başına AB üyesi olmasından kaynaklanabilecek sorunların aşılabileceğini de savunan Papadopulos, Ancak bu taksimi de derinleştirecektir. Bu durumda AB müktesebatının işgal bölgesinde uygulanması erteleneceği için Schengen anlaşması çerçevesinde bazı kısıtlamalara gitmek zorunda da kalacağız. Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın işler ve adil bir çözüm bulunamamasının sorumlularının kimler olduğunu fark etmeleri ve karşı karşıya oldukları ekonomik ve diğer sorunların, Kıbrıs sorunu çözülmeden aşılamayacağını anlamaları gerekiyor dedi.
YENIDUZEN 14/09/2003
En güzel şok Avrupa Birliği
Biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz diyen Ekonomist Ünal Akifler şoku tanımladı:
......bizim bütçe açığı zaafiyetimiz statik düşünsek bile ABnin bilgisi dahilindedir ve bunun nasıl bir düzene sokulacağı konusunda hesaplamaları şimdiden yapmaktadırlar. Yani bize ne katkı gerekecek? Ta ki ekonomi düzelene kadar, başka alanlara istihdamın kayması, personelin eğitimi ve başka sahalara kayma
sı hepsini düşünüyorlarEkonomi Bakanına soralım; Bir tek Avrupa ülkesi gösterebilir mi veya yeni girecek olanlardan herhangi biri memurunu ödeyemeyen veya ödemeyen... Yani bu şuna benzer; Meşhur bir markanın birden çok bozuk bir mal çıkarması gibi...
Bu bir prestij meselesi... Ben buna cevap vermekten de utanırım, biraz tuhaf gelir bana........fizikte de var; iki kabın içindeki suyu birleştir, küçük kitle büyük kitlenin seviyesine gelir
Şimdi bana Avrupa Birliğine girince güçlüler seni yutacak denirse buna gülerim çünkü girmediğinde daha çok yutacak seni... Küreselleşen dünyada bu gerçektir. ABnin çekici gücüne rağmen bizim de Avrupa kriterlerine sarılmamız, onların normlarına, adaletine, hukukun üstünlüğüne, gelir dağılımını düzeltme, verimli yönlend
irme çabalarına bizim de bir çaba göstermemiz lazım.....idare ettiği toplumun gelirini çoğaltmak, gelir dağılımını mümkün oranda düzenli yapması yani kendi bünyesindeki farklılıkları asgariye indirmesi lazım, güvenliğini sağlaması lazım, adaleti kurması lazım. Hem üretmede hem yaşam kalitesinde adalet çok önemlidir çünkü bizde hiç yoktur. Başka, eğitimine, sağlık hizmetlerine, çevresine önem vermesi lazım. Bunları yapan hükümetler hükümettir ve ben şahsen söyleyim; bunları yapan hükümetler için ben ölürüm
.
....idarede eğer benim iki ayrı devletim, toprağım olacaksa, içime gelecek Rum sınırlı ise ve ben Avrupanın insan hakları mahkemesi, onların hukuku, teknik bilgisiyle birleşeceksem bu cazip bir olay değil mi? Peki Annan Planını kabul etmiyorsun, peki kim nasıl yazacak bu Planı ve Rum ile Türk buna istemeden evet diyecek. Farklılıkları asgariye indirmek lazım, işte bu Plan onu yapar. Bu Plan güzel, bunu yaptığı için güzel, gönlümdeki aslanı yaptığı için değil...Rio De Jeneriodaki binaları görsünler ama üç mahalle o tarafa geçince çinkonun altında sokakta yatan çocuklar var. Brezilyada gördüğün evleri ve arabaları dünyanın hiçbir yerinde görmezsin ama dünyanın gelir dağılımı en bozuk, halkına yaşam kalitesi vermeyen bir ülke.......Öyle bana mersedesini
z, eviniz var deyip hikaye okumasınlar çünkü iktisatçıya geçmez bunlar..........gördüm ki, emin oldum ki biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz. En güzel şok Avrupa Birliği, en güzel kulüp Avrupa Birliği... Biz kendimiz bunu yapabileceğimize olan inancım bitti. Parasını 30 yılda stabl yapamayan toplum hiçbir şey yapamaz. ..........bir fırsat geldi. Nedir o? Anlaşma ve Avrupaya girme ve bunları ister istemez eğitilerek, zorlanarak yapmak... Başka şans görmüyorum. Ama bir daha deneyelim diyenle
r olabilir. Tekrar denemek ahmaklıktır.......Ekonomist Ünal Akifler, Ekonomi Bakanı Salih Coşar, Annan Planı, hükümetin uygulamaları, ekonomik ve siyasi çıkış konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Akiflerin ikinci evi diyebileceğimiz Kardeş Ocağında yaptığımız söyleşide kendine özgü üslubuyla çok şeyi çok açık konuştuk. Ünal Akifler, dışardan bir şokla kendimize gelebileceğimizi söylerken bu şokun da Avrupa Birliği olduğunu ifade ediyor. ABnin çağdaş normları içinde Kıbrıs Türkünün yerini alması gerekt
iğinden sözeden Akifler, hükümetlerin yapması gereken şeyleri de sıraladı. Avrupa standartında bir yaşamı özetleyen ve hükümetlerin ne yapması gerektiğini tarif eden Akifler, bunları yapan hükümet için ben ölürüm diyebilecek kadar ciddiyetini de ortaya koydu. Fizikte bir kural olduğunu ve bir kaptaki küçük kütlenin yine kap içindeki büyük kütle seviyesine geldiğini kaydeden Akifler eğer Avrupa Birliğine girersek büyük ekonomiler bizi yutar ifadelerine de güldüğünü açıkladı. Ekonomist Ünal Akiflerle söyleşimiz çok içten, samimi ama ciddi ve kafanızdaki sorulara yanıtlar bulabileceğiniz bir röportaj oldu.Tayfun Çağra
Soru: Ekonomi Bakanı Salih Coşar geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Annan Planı kabul edilseydi emekliler ödenemeyecekti dedi. S
iz bir ekonomist olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?Akifler:
İlk önce sayın Coşarın açıklaması bir varsayıma dayanır. O da biz Avrupa Birliğine girersek Türkiye gücenecek ve bize şimdiye kadar yaptığı maddi katkıyı bir çırpıda kesecek varsayımıdır. Benim bildiğim hükümetler böyle hissi hareket etmez. Diyelim ki anlaşma oldu, ABye girdik ve Türkiye bütçeye koyduğu katkıyı kesti. Size şunu söyleyim; Devlete işleyenimizin nüfusa oranı gayet yüksek, bu bir gerçek. Fakat benim şahsen bildiğim çalışmalar devam etmekte, eğer anlaşma olursa merkezi hükümet adına ve Avrupa Birliği adına (şahsen çalışmaları gördüm ve bazı sorularına açıklık getirdim, katkı koydum) konu şu; Bütçe açıklarını biliyorlar ve merkezi hükümete ne kadar yükümlülük getireceğini ve Avrupadan ne kadar yardım geleceğini planlıyorlar. Yani bizim bütçe açığı zaafiyetimiz statik düşünsek bile ABnin bilgisi dahilindedir ve bunun nasıl bir düzene sokulacağı konusunda hesaplamaları şimdiden yapmaktadırlar. Yani bize ne katkı gerekecek? Ta ki ekonomi düzelene kadar, başka alanlara istihdamın kayması, personelin eğitimi ve başka sahalara kayması hepsini düşünüyorlar. Ben o kanaattayım ki bu Avrupa Birliği için büyük bir problem değildir.Soru: Şu an Türkiyenin verdiği bir para vardır ve bu paranın gelmeyeceği konusunda endişeler var...
Akifler:
Evet, 300-400 milyon dolar diyelim...Soru: Yani Avrupa Birliği bunun bilincindedir ve gereğini yapmak için de plan-proje hazırlıyor diyorsunuz...
Akifler:
Evet, bu ABye büyük bir yük de değil. Türkiyeye olduğundan çok daha az bir yüktür. Tabii bu yardımların devam etmemesi ve sağlıklı bir ekonomiyle bunun giderilmesi de Avrupanın hedefidir. Türkiyenin öyle bir hedefi veya uygulaması da olmadı. Açığınız ne kadardır, bu kadar... Tamam öderiz, etiniz ne budunuz ne! şeklindedir. Halbuki Avrupa Birliği daha sağlıklı daha kontrollü ve ekonomiyi geliştirecek tedbirler konusunda daha yüksek uygulamaları olandır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.Tuhaf açıklama!
Soru: Tamam ama Salih Coşar Ekonomi Bakanı bir insan... Boşuna mı böyle bir açıklama yaptı?
Akifler:
Hep hissi... Yani Türkiyeyi gücendireceğiz, bize yardım etmeyecek ve ne olacak? Ekonomi Bakanına soralım; Bir tek Avrupa ülkesi gösterebilir mi veya yeni girecek olanlardan herhangi biri memurunu ödeyemeyen veya ödemeyen... Yani bu şuna benzer; Meşhur bir markanın birden çok bozuk bir mal çıkarması gibi... Bu bir prestij meselesi... Ben buna cevap vermekten de utanırım, biraz tuhaf gelir bana... İşte Avrupaya gireceğiz ve aç kalacağız...Soru: Belki tuhaf ama sormam gerekiyordu çünkü bunu söyleyen bir Bakan...
Akifler:
Evet sorman gerekiyordu sordun, çok tuhaf bir iddia bu...Soru: Avrupa Birliğine girdikten sonra bizim ekonomimiz çok zayıf, Güneyin güçlü, bizi yutacaklar iddiası da var.
Akifler:
Şimdi bakın... Avrupa Birliği bünyesine girecek büyük ekonomiler, oraya girmeden önce ekonomisini gözden geçirmek için bir süreçten geçirir. Bazı yardımlar yapar, yol gösterir, bazı teknik bilgiler verir ve bazı kriterler koyar. Maastrich kriterleri gibi... borcun milli gelirin %60ı geçmemesi gibi... enflasyon seviyesinin en kötü üç AB ülkesinin averajının üzerinde olmaması gibi... Bütçe açıkları %3ü geçmeyecek gibi kriterler koyar. Bize böyle bir kriter koymadı, bizim şansımız bu... Neden koymadı? Güney bunlara uydu, bütününü alacağı için de bize kriter yok. O kadar küçük bir ekonomimiz var ki bizim bu kriterleri yerine getirmeden girmemizin kendisine hiçbir ağırlık getirmeyeceğini de biliyor. Ben iddia ediyorum ki ABye girersek ekonomimiz korkunç bir süratle ve dünyada bir rekorla ilerleyecek. Neden? Ekonomide bir kural var; büyük kitle küçük kitleyi içerisine çeker diye...Soru: Karşı bir de iddia var; Büyük ekonomi küçük ekonomiyi bitirir diye...
Akifler:
Öyle bir iddia sağlıksızdır, geçersizdir, fizikte de var; iki kabın içindeki suyu birleştir, küçük kitle büyük kitlenin seviyesine gelir. Bu bir, iki; diğer ülkelere bakalım, mesela İrlandaya bakalım; %50si kadardı milli geliri şimdi İngiltereyi geçti, süratle yukarıya çekti. Portekize bakalım, İspanyanın yanındaydı şimdi onu geçti. Yani daima büyük kütle küçük kütleyi yukarı doğru çeker. Ekonomisi büyük olan küçüğü yutar söylemi ABye girseniz de girmeseniz de bir gerçektir. Üretken olmayan, iyi idare kuramayan, verimli olmayan toplumlar daima ekonomik bakımdan ilerlemiş ülkelerin yanında sözü zayıf kalır. Türkiyenin ABD karşısındaki durumu veya fakir ülkenin Nijeryanın dünyadaki sesi... Pek tabii ki bu Avrupa Birliğine girme meselesi değil, ekonomik düzey meselesidir ama iyi bir kulübe girmek hukukun, tekniğin, eğitim düzeyinin yüksek olduğu, devlet ciddiyetinin yüksek olduğu ve o kulübe girenin kontrol edildiği bir yerde kalite yükselir. Şimdi bana Avrupa Birliğine girince güçlüler seni yutacak denirse buna gülerim çünkü girmediğinde daha çok yutacak seni... Küreselleşen dünyada bu gerçektir. ABnin çekici gücüne rağmen bizim de Avrupa kriterlerine sarılmamız, onların normlarına, adaletine, hukukun üstünlüğüne, gelir dağılımını düzeltme, verimli yönlendirme çabalarına bizim de bir çaba göstermemiz lazım. Bunu yapınca çok süratli bir şekilde onların seviyesine yükselmiş oluruz.Egemenlik tartışması
Soru: Devamlı konuşulan birşey var aslında; Genelde Türk toplumu için söylüyorum bunu... Dediğiniz gibi bir kulübe girilirken onun uyulması gereken kuralları var ama Türk toplumu olarak bir kulübe girerken kendi kriterlerini koyarak girme çabası var galiba... Benim kurallarım da bunlar deniyor.
Akifler:
Eğer para birliğine girersen paranı Brüksel idare edecek. Onlar dediğin ne? Sen de o birliğin içine gireceksin. Ufak bir oranda belki ama bugün Almanın parasını ki euro kullanıyor Brüksel idare eder ama onun da sözü var bunda... Bugün mutlak egemenliği olan ülke var mı? Bir kulüpte yok, evlilikte bile yok, fedakarlık etmek zorundasın....Soru: Egemen
lik konusuna girmişken nedir bu egemenlik?Akifler:
Yani hükümdarsın sen, her istediğini yapabilirsin, hürsün...Soru: Yani egemenlikten bu mu anlaşılıyor?
Akifler:
Uluslararası hukukun içinde istediğini yapamazsın, normlarına uymak zorundasın eğer uluslararası hukuka dahil olacak ve saygın bir yer alacaksan... Egemenliğinin bir kısmı orada yoktur, istediğini yapamazsın. Mesela işkence yapamazsın, idam yapamazsın, kokoreç yiyemezsin. Çok arzu ederdik biz da ayrı devlet olalım da ondan sonra birleşelim ama bu bir arzudur, gerçekleşmeyen... Şimdi iki ayrı kurucu devlet olarak giriyoruz ve Rum ne kadar egemen olursa Avrupa Birliği içinde ben de o kadar egemen olacağım. Ha bana gönlünde yatan aslan neyidi? diye sorarsanız çok iyi olurdu, bizi de tanısalardı da öyle birleşseydik derdim ama tanımıyorlar, şimdiye kadar tanımadılar. E ne yapalım yani şimdi? Teraziye koyduk tarttık, Annan Planını aldık, iyilerine fenalarına baktık, bu bir anlaşmadır dedik baktık bundan daha güzel bir Plan mı olur bu toplum için? Avrupaya girsin, iyi bir hükümet olsun, yaşam kalitesi yükselsin. Bir kısım yetkilerini Avrupaya vereceksin, onun kanunlarına, muktesabatına uyacaksın. Bazısı buna egemenlik der bazısı değildir der. Bence bu boşuna tartışma...Adaletli, teferrua
tlı PlanSoru: Annan Planını iki toplum açısından değerlendirirsek nasıl yorumlarsınız, dengeli bir Plan mı?
Akifler:
Bana otur ve bir Plan yaz ki iki toplum anlaşsın deselerdi iki yönlü bakardım olaya... Bir; gönlümdeki aslan; derdim ki bizi ayrı devlet olarak tanıyın, toprağımız azdır Bafa yakın toprak da verin, Türkiyenin askerini bunun içinde isterim derdim ama bir de iki çatışan menfaati bir araya getirme var. İşin rasyonel tarafına gelelim. Bir bilim adamı olarak baktığımda geçmişe, geleceğe iki tarafın itirazları asgariye insin. Çünkü hiçbir Plan yüzde yüz tatmin etmez. Annan Planı adaletli, teferruatlı bir plan... Benim gördüğüm, okuduğum Plan bu... Başka ne yapabilir?Soru: Siz böyle algılıyorsunuz ama başkaları da Planı Kıbrıs Türkünü yok edecek Plan olarak algılıyor...
Akifler:
Hedef nedir bunu belirlemek lazım, ikincisi rasyonel değerlendirmek lazım. Yani Rumun ve Türkün tarafına bakılır ve itirazları asgariye indirecek bir plan hazırlanır. Benim görüşüme göre hükümetlerin görevi tabalarının (ister müslüman, ister hıristiyan, ister başka) yaşam kalitesini azamiye çıkarmak. Başka da hedefi yok. Bunu açarsak idare ettiği toplumun gelirini çoğaltmak, gelir dağılımını mümkün oranda düzenli yapması yani kendi bünyesindeki farklılıkları asgariye indirmesi lazım, güvenliğini sağlaması lazım, adaleti kurması lazım. Hem üretmede hem yaşam kalitesinde adalet çok önemlidir çünkü bizde hiç yoktur. Başka eğitimine, sağlık hizmetlerine, çevresine önem vermesi lazım. Bunları yapan hükümetler hükümettir ve ben şahsen söyleyim; bunları yapan hükümetler için ben ölürüm.Gönlümdeki aslan
Soru: Şimdi öyle bir hükümet yok mu?
Akifler:
Alalım milli geliri... Hepsini alırsak uzar gider. Milli gelir bizde 4 bin, Rumlarda 16 bin... Bizi dörde katlar. Eşit mi başladık? Biz daha avantajlı başladık 74te... Ne vardı onların, teknik ustalık, beceri vardı, bizde yoktu ama bizde de çok büyük bir Anavatanımız vardı yanımızda ve bize yardım ediyordu. Fert başına en fazla hibe alan toplum biz, Onlar kredi alır, biz hibe alırız. Şimdi durum başarılı mı, iyiye mi gider, hayır. Burada sınıfta kaldık. Gelir dağılımı konusunda zengin daha zengin, fakir daha fakir. İstikrar var mı? En istikrarsız enflasyon bizde... Politik istikrar var mı? Geleceğimizi görüyor muyuz hayır... Eğitime gelelim, her şey yarım yamalak... Herkesi üniversite mezunu yaptık, ülkenin ekonomisine uymayan... Şimdi bu işsizler ordusu ne olacak? Sağlığa gelelim, bizi mecbur ettiler çoğu insan Rum hastanesine gider. Çevreye gelelim, ben Dereboyunda otururdum evimi sattım. Polise gittim gürültü var dedim, evimin altında disko var, uyuyamam dedim, bıraktım dünya kadar para harcadım gittim ovaların içine şimdi de hırsızlardan korkarım. Can güvenliği var mı? Başbakan tvye çıkıp İngilterede de katillik olur der. Böyle laf mı olur? Sen politikalarınla bunu azaltıyor musun, çoğaltıyor musun? Çoğalıyor. Yani bir de gidişat önemli... Adalete gelince tamamen sınıfta kaldık. Terfilerde, tayinlerde adalet var mı? Becerikliliğe göre mi yoksa partizanca mı istihdam ederiz? Mal mülk dağıtımında adalet mi oldu, herkes hakkını mı aldı, Güneyde mal bırakan aldı mı? Şimdi de gidin paranızı alın çıktı. Bir de global değişim söylendi. Adaletsizliğe iki çizgi çektim altına... Arabama biri çarptı, darmadağın etti, mahkemeye verdik, 2.5 senedir paramızı alamadık, sigorta ödemedi. Mahkemelere giderim üzerinden para da veririm, basit gibi görülür ama bunlar adaletsizliğin misalleridir. Ben bunları söylerken halk da bunu okuduğunda başlayacak kendi yaşamından örnek adaletsizlikler üretmeye... Mesela ben 14 yıl müsteşarlık yaptım, 6 ay müsteşarlık yapan benden iki misli maaş alır. Kanun öyleymiş. Ben kanundan değil adaletten bahsediyorum ve hukukun üstünlüğünden... Bir ay müsteşar yaptı hanımını benden iki misli maaş alır. Bunlar adaletli mi? Böyle bir hükümette, idarede eğer benim iki ayrı devletim, toprağım olacaksa, içime gelecek Rum sınırlı ise ve ben Avrupanın insan hakları mahkemesi, onların hukuku, teknik bilgisiyle birleşeceksem bu cazip bir olay değil mi? Peki Annan Planını kabul etmiyorsun, peki kim nasıl yazacak bu Planı ve Rum ile Türk buna istemeden evet diyecek. Farklılıkları asgariye indirmek lazım, işte bu Plan onu yapar. Bu Plan güzel, bunu yaptığı için güzel, gönlümdeki aslanı yaptığı için değil...Soru: Devamlı enflasyondan bahsediyoruz, tabii böyle bir soru da doğru olabilir mi bilemem ama KKTCnin mevcut ekonomik yapısı içinde enflasyonu aşağı çekmek mümkün olur mu?
Akifler:
Bize enflasyon ithaldir, biz buna ara sıra ilave de yaparız. Mesela Türkiyede kamu kuruluşlarının mallarına zam olmazsa biz zam yaparsak iki-üç puan bizim enflasyon daha fazla çıkar veya tam tersi olur, Türkiyede vergiler çoğalır, bizde artmazsa orada enflasyon birkaç puan yüksek çıkar ama üç puanın esamesi mi okunur? Şimdi bizde fonları düşürdüler, iki puan düşecek ama 60ın içinde 2 puan önemli değildir. Almanyada olsa iki puan çok önemlidir. Eğer enflasyon değişkense çok kötüdür. Enflasyon kötüdür ama değişken olması daha da kötüdür. Üretim yapılmaz, ticaret ayarlanamaz, para değer yargısı olmaktan çıkar ve verimsiz sahalara yatırım başlar. Mesela altın alınır, bina yapılır, kaynaklar gider. Gelir dağılımı bozulduğu için lüks tüketim başlar. Yatlar, katlar, mersedes arabalar çıkar. Bilinçli olan enflasyondan rant elde eder.İktisatçıya geçmez bun
larSoru: Bir de bu var tabii... İşte sizde evler var, her evde iki araba var, keyfiniz yerinde, ekonomi demek ki güzel deniyor...
Akifler:
Bunu söyleyenlere gelin sizi Brezilyaya götüreyim derim. Rio De Jeneriodaki binaları görsünler ama üç mahalle o tarafa geçince çinkonun altında sokakta yatan çocuklar var. Brezilyada gördüğün evleri ve arabaları dünyanın hiçbir yerinde görmezsin ama dünyanın gelir dağılımı en bozuk, halkına yaşam kalitesi vermeyen bir ülke... Ekonomistler bunu bilir. İngilterede lüks bina var mı, yoktur. Halkın çoğunluğunun evi aynı seviyede... orta sınıf geniş. Bu nere yarar? Demokrasiyi, adaleti, üretkenliği getirir. Oran olarak baktığınızda İngilizlere acımanız lazım ama her mahallede bir kütüphane var. O kütüphane bizim merkezi kütüphanemizin beş katıdır. En fakir mahalledeki kaldırım, en zengin mahalledeki kaldırım, en fakir mahalledeki park en zengin mahalledeki park gibidir. Dengeleyici bir hükümet vardır. Öyle bana mersedesiniz, eviniz var deyip hikaye okumasınlar çünkü iktisatçıya geçmez bunlar...Soru: Siz iktisatçı Ünal Akifler, ekonomik çıkışı veya kurtuluşu siyasi kurtuluşla mı görüyorsunuz yoksa bunlar ayrı şeyler mi?
Akifler:
İlk zamanlar yani 75-76da görüşüm; teknik bilgimizin gittikçe artacağı ve burasını küçük bir İsviçre yapacağımız şeklindeydi. Halkımız da yazma, toplama-çıkarma bilir hepsi... O zaman beni Avrupa Birliğine aldılar almadılar, istediler istemediler, gailem yoktu, teşekkür ederdim, ben İsviçre yapacağım, ABye girmesem de olur derdim. Böyle bir güvenim vardı. Zamanla gördüm ki biz şark zihniyetliyiz ve bu İsviçreyi yaratamayacağız. Zamanla bu bende perçinleşti, imkanı yok yaratamayacağız dedim. Anavatanımızın etkisine baktım, Onun da burada İsviçreyi yaratacak potansiyeli olmadığını gördüm. Kötü niyetten değil, yaratacak bir gidişat yok ve gördüm ki, emin oldum ki biz artık dıştan bir şokla kendimize gelebiliriz. En güzel şok Avrupa Birliği, en güzel kulüp Avrupa Birliği... Biz kendimiz bunu yapabileceğimize olan inancım bitti. Parasını 30 yılda stabl yapamayan toplum hiçbir şey yapamaz. Gelir dağılımını gittikçe bozan, adaleti uygulamayan ve bunu kemiğine kadar hissetmeyen toplum memleketini İsviçre yapamaz. Böyle bir kanaata geldikten sonra uluslararası hukuka entegre olma, açılma, işimi düzenleme için bir fırsat geldi. Nedir o? Anlaşma ve Avrupaya girme ve bunları ister istemez eğitilerek, zorlanarak yapmak... Başka şans görmüyorum. Ama bir daha deneyelim diyenler olabilir. Tekrar denemek ahmaklıktır, ilk dene, belki bu çimentoyu yıkarım diye kafanı duvara vur ama bir yerde bunun yıkılamayacağını bilmek, şironun lazım olduğunu bilmek gerekir. En iyi fırsat Annan Planı... Ama kötü tarafları yok mu, teraziye koyup tartacağım ama anlaşma olmazsa ne olur onu da göreceğim ben... Ne olacak? Rumun azınlığı olacağız, o zaman 60 anlaşmalarının birkaç bireysel hakkını elde edeceğiz ama ABnin ekonomik, hukuk kaldıracından mahrum olacağız. Mahrum olunca hepimiz Rumların işçisi olacağız. Yaşayacağız ölmeyeceğiz ama azınlık olarak yaşayacağız. Türkiye de ABye girince bütün muktesabatı oraya uyacak, delegasyonlar uygulanmayacak ama şimdi bize delegasyon veriyorlar ve bir emniyet sübabı veriyorlar bize... Ama Rumun içinde eriyeceğiz diyorlar. Biz buz isek eğer zaten dünyada eriyeceğiz demektir.Soru: B
enim soracağım bu kadar, sizin eklemek istediğiniz var mı?Akifler:
Benim gördüğüm şudur; Anlaşma ve ABye itiraz edenlere bakarım ve şunu görürüm: Haksız yere mal alanlar, haksız yere mevki alanlar ve kollananlar ve eğitim seviyesi düşük ve kolay kandırılanlar. Aklı başında insan AB ister, Atatürkün dediği gibi Avrupaya çevirmek gerekir yüzü... Araplara çevirelimmiş yüzümüzü... Bakın ama... Sırası gelince Atatürkçü oluruz, sırası gelince de işte gidelim Türki Cumhuriyetlerle, Ortadoğuyla ortaklık kuralım diyorlar... Bak bak bak bak.... Burada her türlü medeni ve yüksek seviyede bir kulüp duruyorken ve beni kabul etmeye hazırlanırken ben Araplarla işbirliği yapmaya gideceğim ha? Bunda akıl var mı? Bu hukukun üstünlüğünün olmamasını isteyenlerin veya zeka özürlü olanların isteği olabilir.YENIDUZEN 14/09/2003
Yurttaşlık dağıtımı derhal durdurulsun
Talat: CTP-Birleşik Güçler, tüm toplumlu kucaklayarak iktidara yürürken, Kıbrıs Türkünün dünyaya rezil edilmesine de izin vermeyecek, Aralık seçimlerini gayrı meşru kılacak anti-demokratik ve yasadışı uygulamaların peşini bırakmayacaktır.
Yeni bir Kıbrısta halkını seven, şeffaf, demokratik ve yasalara saygılı kadrolar iş başında olacaktır.
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili felaket senaryoları yaparak topluma korku vermeye çalışanlar, bilmelidir ki, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekillenecektir. Yeni bir Kıbrısın şekillenmesi sürecinde, bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması ve bugünkü yaşam şartlarının gerisine düşmemesi, tam aksine çok daha yüksek
bir yaşam standardına kavuşması hedefimizdir, yeminimizdir, halkımıza borcumuzdur.Çözümle ilgili felaket senaryolarını seslendirenler, son sözü Kıbrıs Türk halkının söyleyeceğini gözden kaçırmaya çalışmaktadırlar. Çünkü onlar hiçbir zaman halka güvenmemişlerdir. Çünkü onlar, Kıbrıs Türkünün ve Türkiyenin de imzası olmayan bir anlaşmanın yürürlüğe giremeyeceğini bildikleri halde, yalan söylemektedirler. Çünkü onlar, en az Kıbrıslı Rumlar kadar eşit bir durumda Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerimizi
almamıza karşıdırlarCumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Denktaş-UBP-DP üçlüsünün sorumsuz uygulamaları ile seçimlerin meşruiyetinin tehlikeye girdiğini belirterek, Seçimlerin şeffaf ve demokratik yapılacağının bir göstergesi olarak yurttaşlık verilmesinin durdurulması ve seçim kütüklerinin bir an önce güncelleştirilerek, tüm halkımız tarafından incelenmesine olanak sağlanması gerektiğini vurguladı.
Talatın açıklaması şöyle:
Tüm dünyanın gözlerinin Kıbrısa çevrildiği bir dönemde, Denktaş-UBP-DP üçlüsünün sorumsuz uygulamaları seçimlerin meşruiyetini tehlikeye sokmaktadır. Özellikle vatandaşlıklarla ilgili izlenen ve ısrarla sürdürülen yanlış politika son derece çirkin boyutlara yükselmiş, skandallarla çalkalanmaktadır. Yeryüz
ünde seçmen listelerinin hükümet tarafından istendiği gibi şişirildiği bir başka ülke daha yoktur ve böyle bir uygulama çerçevesinde seçim yapmak meşru değildir.
Rezil edecekler
Denktaş-UBP-DP üçlüsünün yasa tanımaz tavırları, şeffaflıktan uzak anlayışı, yapılan tüm uyarılara rağmen Resmi Gazetede dahi yayınlamadan hukuk dışı bir şekilde dağıttığı vatandaşlıklar, topluma yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür. Kendi koltuklarını ve çıkarlarını kurtarmak uğruna Kıbrıs Türkü ile Türkiyeyi küçük düşür
me uğraşı içerisinde olanlar, artık kendi dönemlerinin bittiği gerçeğini hazmetmelidirler. Halkımızı dünyadan izole edilmiş bir yaşama, gençlerimizi işsizliğe ve göçe, Kıbrıs Türkünü Avrupanın çağdaş değerlerinin ve yaşam standartlarının çok gerisine düşürenler, giderayak demokrasimizi de yaralamaya devam etmektedirler.Kıbrısta çözümsüzlüğü çözüm, Avrupa Birliğini de felaket olarak gören zihniyet, Türkiye ve uluslararası camianın Aralık seçimlerinin demokratik ve şeffaf yapılmasına yönelik telkinlerini öfkeyle karşılarken, suçlarına suç ekmeyi de sürdürmektedir. Öfkelerinin nedeni niyetlerinin ve hukuk dışı uygulamalarının açığa çıkmasıdır.
CTPnin, Kıbrıs Türk halkına ve bu toprakları vatan gören tüm yurttaşlara saygısının bir göstergesi olarak yurttaşlık konusunda verdiği hukuk mücadelesi çok daha geniş boyutlarda ve kararlılıkla devam edecektir.
Hiç kimsenin Kıbrıs Türkünün geleceği ile böylesine sorumsuzca oynamaya hakkı yoktur. Denktaş-UBP-DP üçlüsü Aralık seçimlerinde kendilerini kurtarmak adına Türkiyenin Avrupa Birliği yürüyüşüne de çelme takmaktadır.
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili felaket senaryoları yaparak topluma korku vermeye çalışanlar, bilmelidir ki, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekillenecektir. Yeni bir Kıbrısın şekillenmesi sürecinde, bir tek yurttaşımızın mağdur olmaması ve bugünkü yaşam şartlarının gerisine düşmemesi, tam aksine çok daha yüksek bir yaşam standardına kavuşması hedefimizdir, yeminimizdir, halkımıza borcumuzdur.
Son söz halkın
Unutulmamalıdır ki, Aralık sonrasında başlayacak müzakerelerle eşitliğimiz ve güvenliğimizin korunduğu bir çözüme ulaşılacaktır. Bu çözüm Mayıs 2004 öncesinde referandumla Kıbrıs Türkü halkının onayına sunulacaktır. Çözümle ilgili felaket senaryolarını seslendirenler, son sözü Kıbrıs Türk halkının söyleyeceğini gözden kaçırmaya çalışmaktadırlar. Çünkü onlar hiçbir zaman halka güvenmemişlerdir. Çünkü onlar, Kıbrıs Türkünün ve Türkiyenin de imzası olmayan bir anlaşmanın yürürlüğe giremeyeceğini bildikleri halde, yalan söylemektedirle
r. Çünkü onlar, en az Kıbrıslı Rumlar kadar eşit bir durumda Avrupa Birliği içerisindeki onurlu yerimizi almamıza karşıdırlar. Çünkü onlar için değerli olan sadece kendileri, çıkarları ve koltuklarıdır.Esas felaket Denktaş-UBP-DP üçlüsünün yasa dışı ve sorumsuzca izledikleri politikaların sonucunda yaşanacaktır. Kıbrıs Türkünü, tüm dünya önünde bir kez daha küçük düşürmek istemiyorlarsa, kendilerini yurttaşlık dağıtımına derhal son vermeye çağırırız. Aralık seçimlerinin şeffaf ve demokratik yapılacağının bir göstergesi olarak yurttaşlık verilmesinin durdurulması ve seçim kütüklerinin bir an önce güncelleştirilerek, tüm halkımız tarafından incelenmesine olanak sağlanması gerekmektedir.
CTP-Birleşik Güçler, tüm toplumlu kucaklayarak iktidara yürürken, Kıbrıs Türkünün dünyaya rezil edilmesine de izin vermeyecek, Aralık seçimlerini gayrı meşru kılacak anti-demokratik ve yasadışı uygulamaların peşini bırakmayacaktır.
Yeni bir Kıbrısta halkını seven, şeffaf, demokratik ve yasalara saygılı kadrolar iş başında olacaktır.
YENIDUZEN 15/09/2003
Talat görüşmeciliğe soyundu
Talat: Seçimlerde başarılı olmaları durumunda görüşmelere başlayabileceğini anlatarak, Annan planında değişiklik yapılmasını müzakere edebileceğini söyledi
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat Fileleftheros, gazetesine yaptığı açıklamada, seçimler sonrasında görüşmeciliğe soynuduğunun mesaflarını verdi.
Gazeteye göre, Talat bu söyleşide, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs İşleri Koordinatörü Thomas Westonun KKTCdeki muhalefet güçlerine destek niteliğindeki sözlerinin olumsuz etki yaptığını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve destekçilerine bu demeci çözüm isteyen güçlere karşı kullanma fırsatı verdiğini söyledi.
Başka bir soruyu yanıtlayan Talat, seçimde başarılı olmaları durumunda kendisinin başbakan olacağını, böylece halkın oyu ile güçlenerek görüşmelere başlayabileceğini anlatarak, Annan planında değişiklik yapılmasını müzakere edebileceğini söyledi.
HUKUK DIŞI ŞEKİLDE DAĞITILAN VATANDAŞLIKLAR KÖTÜLÜKLERİN EN BÜYÜĞÜDÜR
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, yapılan tüm uyarılara rağmen Resmi Gazetede dahi yayınlanmadan hukuk dışı şekilde vatandaşlıklar dağıtıldığını iddia ederek, bunun topluma yapılabilecek kötülüklerin en büyüğü olduğunu kaydetti.
Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, UBP ve DPye vatandaşlıklarla ilgili eleştirilerde bulunarak, yeryüzünde seçmen listelerinin hükümet tarafından istendiği gibi şişirildiği başka bir ülke daha olmadığı görüşünü öne sürdü.
Kıbrısta çözümsüzlüğü çözüm, AByi de felaket olarak gören zihniyetin, Türkiye ve uluslar arası camianın Aralık seçimlerinin demokratik ve şeffaf yapılmasına yönelik telkinlerini öfkeyle karşıladığını ifade eden Talat, CTPnin, Kıbrıs Türk halkına ve bu toprakları vatan gören tüm yurttaşlara saygısının bir göstergesi olan yur
ttaşlık konusunda verdiği hukuk mücadelesinin çok daha geniş boyutlarda ve kararlılıkla süreceğini belirtti.Hiç kimsenin Kıbrıs Türkünün geleceğiyle oynamaya hakkı bulunmadığını ve bu davranışların Türkiyenin AB yürüyüşüne de çelme taktığını kaydeden Talat, Aralık sonrasında yeni bir Kıbrıs şekilleneceğini belirtti.
Talat yazılı açıklamasında, cumhurbaşkanına, UBP ve DPye çağrıda bulunarak, Kıbrıs Türkünü, dünya önünde küçük düşürmek istemiyorlarsa yurttaşlık dağıtımına derhal son vermelerini iste
di. Talat, buna izin verilmeyeceklerini kaydetti.HALKIN SESI 15/09/2003
Kıbrıs politikamız ne?
15/09/2003 RADIKAL
Bazı sorular vardır, insanı durdurur. Konu her ne kadar çoğu Türk için dünyanın en sıkıcı konularının başında gelen Kıbrıs da olsa, basit bir soru bazen insanı şaşırtabiliyor.
Soru, birkaç hafta önce bir dost meclisinde soruldu. Çok basit bir soruydu aslında: Türkiye'nin Kıbrıs politikası nedir?
AKP'ye düşman olsam
Gündüz Aktan
15/09/2003 RADIKAL
AKP'nin kadrolaşmasından, YÖK'ü tasfiye teşebbüsünden, laiklikle bağdaşmayan bazı tutumlarından vb. ben de rahatsızım. İktidara geldiğinde ekonomik istikrar programına ilişkin tutumundan dolayı da rahatsızdım. Ama Sn. Erdoğan'ın memur maaş artışı dolayısıyla benimsediği siyasi söylem kuşkularımı büyük ölçüde giderdi. Aynı şekilde başbakan olmadan önce Kıbrıs konusunda verdiği beyanatları sonradan değiştirmesi ve AB üyelik hedefini muhafaza ederken gerçekçi politikaya dönmesi umutlarımı artırdı. Demek ki konuları yakından bildikçe, muhalefet döneminden kalan görüşlerini terk edebiliyor ya da fazla bilgi sahibi olmadan tavsiyelerde bulunan çevresinin etkisinden kurtulabiliyor.
O zaman şimdi rahatsızlık uyandıran konulardaki tutumunu d
Aralıktan önce müzakere olmaz
Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında arabuluculuk yapan hiç kimsenin Aralıkta KKTCde yapılacak seçimlerden önce özlü gelişmeler beklemediğini de iddia etti
HARAVGİye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Atina Haber Ajansı APEyle söyleşisinde, Rum Yönetiminin Yunan hükümetiyle yakın işbirliğine, Annan planı ve Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB ilkelerinin uygulanmasına, ayrıca AB üyeliğine değindi.
Gazeteye göre, Papadopulos her iki hükümet arasında ilişkilerin, ortak politikanın koordineli ve daha etkin şekilde ileriye götürülmesi için sürekliliği olan ilişkiler olduğunu ve Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreunun son Kıbrıs ziyaretinin karşılıklı tartışma, bilgilendirme ve koordinasyon çerçevesinde yapıldığını söyledi.
Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın davet ettiği herhangi bir zamanda Annan planı temelinde müzakerelere başlamaya hazır olduklarını da belirtti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın ayrıca görüşmeler sürecinin güvenilirliği ve prestijin sarsılmasını isteyecek en son kişi olduğunu da savunan Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında arabuluculuk yapan hiç kimsenin Aralıkta KKTCde yapılacak seçimlerden önce özlü gelişmeler beklemediğini de iddia etti.
Papadopulos, seçimler öncesinde görüşmelerin başlatılması için muhtemel yeni çabanın muhalefet partilerinin aleyhine Denktaşın ise lehine gelişeceği yönünde herkeste bir düşünce hakim olduğunu da savundu.
Kıbrıs konusunda önemli kararların (kendi iddiasıyla) Türkiyedeki derin devlet (askeri ve siyasi diplomatik düzen) tarafından alındığını, Denktaşın Kıbrıs konusunda Türkiyenin politikasını belirleme gücüne sahip olamayacağını, ancak uygun görmeyeceği herhangi Türk politika ve kararını engelleyebilecek güçte olduğunun görüldüğünü ileri sürdü.
Papadopulos, herhangi bir değişiklikten söz edilebilmesi için Türkiyenin politikasını ve Kıbrıs üzerindeki genişleme planlarını terk etmesi ve uluslararası hukuka uygun ve bir Avrupa ülkesi gibi hareket etmesi gerektiği şeklinde iddiada bulundu.
Papadopulos, Türk politikasında böyle bir değişiklik olursa Kıbrıs Türk muhalefetinin ezici zaferine paralel olarak- o zaman Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözümüne ümitle bakabileceklerini kaydetti.
Papadopulos, Annan planıyla ilgili görüşlerini dile getirirken, Annan planıyla ilgili istedikleri değişiklikleri ve önerilerini BM Genel Sekreteri Annana bildirdiklerini hatırlattı, er veya geç başlayacak olan müzakerelerde planda yapmak istedikleri değişiklikleri Kıbrıs Türklerinden hak eksiltilmesini öngörmediğini savundu.
Papadopulos, "Annan planının ölü olduğunu söyleyen ve temel konularını sürekli reddeden Denktaşa karşın bizim tutumumuz Laheyde ne ise bugün de odur diye konuştu. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum AB üyeliğinin sorunlar yaratacağı ve belki de bölünmeyi de derinleştireceğinin farkında olan Papadopulos, şu görüşleri de ileri sürdü:
AB kararına göre, üyelik öncesinde çözüm olmazsa, AB ilkelerinin işgal altındaki bölgede uygulanması ertelenir. Bu durumda biz, kişiler ve ürün seyahatinde bazı sınırlamalar koymak zorunda kalacağız.
Bunu Shengen ve diğer anlaşmalar nedeniyle yapacağız. Bu nedenle Kıbrıs Türk vatandaşlarımız, adil ve çalışabilir bir çözüm bulunmasının gerçek sorumlularının kim olduğunu iyi kavramalıdır. Çözüm olmadan, karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve diğer sorunlarının çözümlenmesi de mümkün değil. Bu nedenle bugünkü kabul edilmez statükonun devrilmesi için bizimle birlikte çaba sarf etmelidirler.
HALKIN SESI 16/09/2003
Annan planı sinsice hazırlandı
Annan planını sinsice hazırlanmış bir plan diye nitelendiren Denktaş, muhalefeti Rumlara koz vermekle suçladı
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planının Rum-Yunan emellerine hizmet eden çok sinsice hazırlanmış bir plan olduğunu söyledi.
Türkiyeye bizi rehine olarak kullanmaktan vazgeç diyen ve seçimlere karışacakmış gibi dıştan gözlemci isteyenlerin Rumlara büyük kozlar verdiğini belirten Denktaş, bunun devlete karşı büyük haksızlık ve ayıp olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, adli yılın açılış törenine katılmak üzere KKTCde bulunan Türkiye Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ile Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ve beraberlerindeki heyeti kabul etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs sorununu özetlediği konuşmasında, Annan Planını sinsice hazırlanmış bir plan diye niteledi ve muhalefetin aralık ayında yapılacak seçimlere yönelik açıklamalarını eleştirdi, muhalefeti Rumlara koz vermekle suçladı.
DENKTAŞ: YARGIMIZLA ÖVÜNÜYORUZ
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Biz yargımızla övünüyoruz. Tarafsız şekilde, hiçbir etki altında kalmadan kararlarını veriyorlar. Sıkıntıları, eksiklikleri var, onları size söylemişlerdir. Yarın (Adli Yıl açılışında) yüzde yüz, hükümete ve bize hatırlatacaklardır dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 1960 anlaşmasının bir ortaklık olduğunu, kendilerinin bunu kabul etmesinin Rumların Enosisten yüzde yüz vazgeçmesine bağlı olduğunu anlatarak, 1960 anlaşmasının da bunun teminatı olduğunu, çünkü kendi kendini feshetme yani Enosise gitme hakkının (Rumların) elinden alındığını kaydetti. Denktaş, bunu silahla geri almak isteyen Makariosun hazırlanıp
1963te Kıbrıslı Türklere saldırdığını ifade ederek, 11 yıl çektiklerimizi bir halkımız bir Allah bilir ama boyun eğmedik. Yani adaletsizliğe, haksızlığa boyun eğmedik diye konuştu.Kendilerinin ve Türkiyenin ortaklığı kurtarmak için uğraştığını ama kurtaramadıklarını çünkü dış dünyanın ortağa meşru hükümet sensin dediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, adaletsizliğin o zaman başladığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların son becerilerinin Annan Planının hazırlanması olduğunu belirterek, bu planda en büyük darbeyi halkın yiyeceğini, her iki Kıbrıslı Türkten birinin göçmen olacağını, planda rehabilitasyon diye anlamlı birşey olmadığını, Rum tapuları geçerli sayılırken, KKTC tapularının geçersiz sayıldığını anlattı.
Denktaş, Annan Planının çok sinsice ve güzel hazırlandığını belirterek, şöyle devam etti:
O kadar güzel hazırlanmış ki bu planı aman kabul edin diye Yunanistan diz çökmüş, bize yalvarıyor. Bizi çok sevdiği için değil herhalde! Rum lideri Papadopulos hem bu planı yerden yere vuruyor hem de Denktaş değiştirmeden kabul ederse ben de kabul ederim diyor. Bunun da anlamı büyük. Hristofyas ideolojik açıdan bu plan bize aykırıdır ama milli dava için ABye girmemiz lazım diyor. Sadece bu söz bizi niçin davet ettiklerini göstermeye
kafi."Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu davet edilen yola giren muhalefet bulunduğu görüşünü belirterek, belki insafa gelirler diye bunları her gün söylediğini ama biraz daha insafsızlığa doğru gittiklerini kaydetti.
RUMA MALZEME VERDİLER
Muhalefetin Türkiyeye bizi rehine olarak kullanmaktan vazgeç diye çağrıda bulunduğunu, sanki Türkiye seçimlere karışacakmış gibi dıştan teftiş heyeti istediklerini belirten Denktaş, Öyle bir intiba yaratmışlar ki yüzlerce, binlerce Türk kökenli insan Kıbrısa gelir ve biz bunlara derhal vatandaşlık hakkı veririz ve bütün bunlar da seçimlere katılacakmış intibaını verdiler bütün dünyaya. Rum bunlardan istifade ediyor. Bunlar Ruma malzemedir dedi.
Denktaş, Rumun artık muhalefetin kazanacağından ümidi kesmeye ve seçimlerin sonucunu biz kabul etmeyeceğiz demeye başladığını belirterek, muhalefet kazanırsa kabul edileceğini ama diğer taraf kazanırsa kabul etmeme zeminini şimdiden hazırlamaya çalıştıklarını kaydetti.
HALKIN BİLİNCİ YERİNDE, MAYASI TAMAM
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, halkın bilincinin yerinde, mayasının tamam olduğunu belirterek, bu bilincin de Türkiyesiz Kıbrıs Türkünün var olamayacağı olduğunu söyledi.
Denktaş, Kıbrıs Türkü adada hakkını korumaz ve Kıbrıs Rum-Yunan adası olursa, o zaman Türkiyenin güvenliğinin tehlikeye gireceğine, Kıbrısın Türkiyenin güney bağrına saplanacak bir hançer haline geleceğine işaret etti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreuyla görüşen muhalif liderlerin barış güvercini addedilen Papandreudan sanki mesele hallolmuş gibi Avrupa Birliğinde 2 sandalye istediğini belirten Denktaş, Rum liderlerin Kıbrıs üye oluyor, Türk-Rum ayrımı olmaz. Eğer AKELin listesinden aday olursanız, size bir kontenjan ayırabiliriz diyerek alay ettiği görüşünü belirtti.
GÖRÜP ÜZÜLECEKSİNİZ ÜZÜLMEYİN
Denktaş, işleri bu pazarlığa indirenlerin, Rumdan saygı ve hak tanımasını beklediğini belirterek, Bu durumlar vardır. Sizlere içinde bulunduğumuz durumun geri hikayesini anlatma ihtiyacı duydum. Çünkü söylemleri, basının neler yazdığını göreceksiniz, üzüleceksiniz; üzülmeyiniz, her mücadelede, özellikle demokrasinin tam yürürlükte olduğu bir yerde herkes aklına geleni söylüyor. Hele hele çıkar pazarı da bol bol meydandaysa, ki meydandadır diye konuştu.
HALKIN SESI 16/09/2003
Denktaş, 'Uzan'
lara mal mı sattı?Rauf Denktaş'ın, 1995'te Girne'de 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te Uzanlar'ın gizli şirketine 120 milyara sattığı ortaya çıktı
Denktaş-Uzan alışverişi
*** Rauf Denktaş'ın, 1995'te Girne'de 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te Uzanlar'ın gizli şirketine 120 milyara sattığı ortaya çıktı
HÜSEYİN ÖZAY / ANKARA
Uzanlar'ın, KKTC Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile ticari ilişki içinde olduğu anlaşıldı. Denktaş'ın 1995'te 787 milyona aldığı 3.5 dönümlük araziyi Nisan 2003'te 120 milyara Uzanlar'a ait bir inşaat şirketine sattığı ortaya çıktı. Rumelibank, İmarbank Off-Shore, Kıbrıs Telsim Şirketi başta olmak üzere Kıbrıs'ta birçok alanda faaliyet gösteren Uzan Grubu'nun, KKTC Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile de
ticari ilişki içinde olduğu tespit edildi.Yeni Şafak'ın ele geçirdiği belgelere göre, KKTC yönetimi, Kıbrıslı vatandaşların Rum Kesimi'nde bıraktıkları mallar karşılığında, Kıbrıs'ın kuzey kesiminde bedelsiz arsa ve arazi verdi. Denktaş da Rum kesiminde kalan malları karşılığında, Girne Beylerbeyi mevkiinde, yaklaşık 3.5 dönümlük arazi satın aldı. Rauf Denktaş ve Aydın Denktaş adına 7 Şubat 1995'te Kıbrıs Tapu ve Kadastro Dairesi'ne kaydettirildi. Arazinin, tapuya kayıt ettirildiği tarihte tapu kayıtları
ndaki bedeli 787 milyon 500 bin liraydı.Hükümet kıyağı
Ancak Denktaş ailesinin, 3.5 dönümlük arazisinin ortasından bir kamu yolu geçiyordu. Bu yol, Kıbrıs hükümetinin, 13 Mart 2002 tarihli kararı ile iptal edildi. Kıbrıs Bakanlar Kurulu'nun, 13 Mart 2002 tarihli kararında, Denktaşlar'ın arazisinin ortasından geçen kamu yolunun, "çıkmaz yol" şeklinde düzenlenmesi öngörüldü. Böylece, Denktaşlar'ın, bedelsiz olarak aldığı arazi, birleştirilmiş oldu.
Uzanlar'ın şirketine arazi sattı
Rauf Denktaş ve eşi Aydın Denktaş'ın üzerine kayıtlı olan arazi, 2003'teYağız İnşaat'a satıldı. Kayıtlarda,Yağız İnşaat'ın, Denktaşlar'a ait arazi için toplam 120 milyar ödediği belirlendi. Arazi, Yağız İnşaat adına, 24 Nisan 2003'te tapuya kaydoldu. Denktaşlar'a ait araziyi satı
n alan Yağız İnşaat'ın ise, Uzan Grubu adına işlem yapan Enis Zaimoğlu ve Metin Şadi'nin olduğu anlaşıldı. Zaimoğlu, İmarbank operasyonun ardından, Telsim'in yönetim kurulu başkanlığına getirilmişti. Yağız İnşaat'ın, Uzan Grubu'nun Kıbrıs'ta faaliyet gösteren "gizli şirketi" olduğu belirtildi. Kıbrıs Kabz Memurluğu kayıtlarında, şirketin ortakları olarak görülen, Zaimoğlu ve Şadi'nin Uzan Grubu'na çalışan kişiler olduğu biliniyor. Bu arada arazinin, piyasa değerinin yaklaşık 300 milyar olduğu bildirildi. Oysa, tapuda arazinin Yağız İnşaat'a 120 milyara satıldığı beyan edildi. Bazı kaynaklar, değeri altında satışın olamayacağını belirterek, satış bedelinin daha az vergi ödemek için gizlendiğini, arazinin yaklaşık 400 bin dolara satıldığını iddia ettiler.YENIDUZEN 16/09/2003
Çevikel'den yine olay açıklamalar
KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel dün yaptığı yazılı açıklamada insanlarımızın duyguları ve sıkıntıları ile uğraşan hükümetin, aslında devleti ya da toplumu değil sadece kendi saltanatını düşündüğünü vurguladı.
KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikelden yine çok konuşulacak bir açıklama:
Ne devlet, ne toplum; asıl olan saltanat
** Türkiye Aralıktan sonra, yaptığı yardımları artırmazsa ki, artıramaz, imkanı yok, borcu çok- rast gele işe aldıkları insanların maaşını ceplerinden mi ödeyeceklerdir? Nerde o yürek, o anlayış, o fedakarlık! Hayır, geçmişte olduğu gibi, seçim öncesinde alırlar, işleri bittikten sonra da atarlar. Bu durum onların devletçilik ve hükümetçilik anlayışının dayandığı temel felsefedir. Milli dava dediğin böyle olur (!)
** Denktaşı, T.C. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün dediği gibi, ilerleyen yaşına rağmen İstanbula, Trabzona, Rizeye, oradan da Artvine kadar devletin kesesinden uzun yolculuklar ve nafile turlar atarak taraftar aramak yerine, Mesaryada, Güzelyurtta, Karpazın ücra köşelerinde ve Maraşta işsizlikten, yoksulluktan kıvranan Kıbrıs Türk insanı ile yüzleşmeye ve onların sorunlarına çareler aramaya davet ediyoruz"
KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel dün yaptığı yazılı açıklamada insanlarımızın duyguları ve sıkıntıları ile uğraşan hükümetin, aslında devleti ya da toplumu değil sadece kendi saltanatını düşündüğünü vurguladı.
Doç. Dr. Nuri Çevikel dünkü açıklamasında yine çok konuşulacak önemli mesajlar verdi. İşte açıklamanın tam metni:
KKTC Göçmenler Derneği olarak son günlerde hükümetin bütün kanun, tüzük ve yönetmelikleri çiğneyerek önüne geleni vatandaş yapmakla, önümüzdeki Aralık seçimlerini şimdiden şaibeli ve gayri hukuki kılacak eylemlerini endişe ve esefle takip etmekteyiz. Bunun yanında, UBP-DP hükümetinin, zaten hukukiliği tartışmalı olan KKTCyi gerçekten yıkmaya ve çökertmeye yönelik gayri ahlaki ve hukuk dışı şekilde devlet kadrolarına yangından mal kaçırırcasına yaptığı istihdamlardır, Türkiye Hükümetine mevcut devlet çalışanların sayısının normale indirilmesine yönelik verdikleri sözlere ve imzaladıkları protokollere rağmen. Türkiye Aralıktan sonra, yaptığı yardımları artırmazsa ki, artıramaz, imkanı yok, borcu çok- rast gele işe aldıkları insanların maaşını ceplerinden mi ödeyeceklerdir? Nerde o yürek, o anlayış, o fedakarlık! Hayır, geçmişte olduğu gibi, seçim öncesinde alırlar, işleri bittikten sonra da atarlar. Bu durum onların devletçilik ve hükümetçilik anlayışının dayandığı temel felsefedir. Milli dava dediğin böyle olur. Yaşasın vatan-millet-sakarya!
İnsanımızı kandırmayın!
İhtimalen de olsa mevcut hükümetin seçimi kazanması durumunda bugün işe alınanların maaşlarını Aralığın sonunda ödeyemeyeceği ve çoğunu durduracağı ortadadır. Bunu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaşın kendisi de sık sık ortaya koymaktadır. Yani insanlarımızın duygularıyla, gelecek endişeleriyle sıkılmadan oynayabilmektedirler. Başka bir becerileri de zaten yoktur. Salih Coşarın çözüm durumunda maaşların ödenemeyeceği hezeyanı daha başka bir garabet doğrusu.. Adamların kafası, ya ülkenin çözüm ve tanınmışlık durumunda bir yatırım alanına dönüşeceği ve böylece çalışanlarımızın, gençlerimizin, onlara daha iyi imkanlar sağlayacak olan özel sektöre kayacağı ve kendileri gibi fosilleşmiş politikacıların peşlerinde koşmak ve onursuzca yağcılık yapmak zorunda kalmayacaklarını anlayamayacak kadar dumura uğramıştır, ya da bile bile, bu saçmalıklarla halkı ürküterek, korkutarak çözüm ve Avrupa hedefinden şaşırtmaya yönelik yalan propaganda yapmaktadırlar.
Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Kıbrısta insanlarımızın kendi ayağı üzerinde durabileceği, gerçekten üretken pozisyona geçebileceği ve bu şekilde sizi biz kurtardık ve biz besliyoruz gibi aşağılayıcı suçlamalardan kurtulacağı bir siyasi ve ekonomik ortam oluşuncaya kadar, geçiş döneminde de Kıbrıs Türküne desteğini sürdürecektir. Şu anda gönderdiği paralarla nasıl hovardalıklar yapıldığını önemli ölçüde gördüğü halde bile yardımlarını esirgemiyor. Çünkü en kısa zamanda bu hazır yeyiciliğe dayanan durumun sona erip, bir çözümün gerçekleşeceğini biliyorlar. Onun için sabrediyorlar. Avrupa Birliğinin çözüm durumunda sağlayacağı katkıları da unutmamak gerekir.
Toplumu kaybettiniz, ne yapsanız nafile!
Bu arada, Denktaşın, Avrupa ülkelerine ve BM mensubu hatırı sayılır ülkelere giderek onların nezdinde Ruma karşı Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini savunmak yerine, Artvine kadar Fizan da olabilir- gidip oralarda saltanatının devamı için destek araması, bir şekilde kendisini desteklemeyen, yanlış yolda olduğunu düşünen ve bu düşüncesini sık sık kamuoyu ile paylaşan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile, kendisinin ne olduğunu daha henüz öğrenememiş olan Anadolunun ücra köşelerindeki safdil Türk insanının arasını açmaya çalışmak gibi vahim neticeler doğuracak girişimlerine şahitlik etmekteyiz.
Kıbrıs Türkünü de unutmayın
Denktaşı, T.C. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün dediği gibi, ilerleyen yaşına rağmen İstanbula, Trabzona, Rizeye, oradan da Artvine kadar devletin kesesinden uzun yolculuklar ve nafile turlar atarak taraftar aramak yerine, Mesaryada, Güzelyurtta, Karpazın ücra köşelerinde ve Maraşta işsizlikten, yoksulluktan kıvranan Kıbrıs Türk insanı ile yüzleşmeye ve onların sorunlarına çareler aramaya davet ediyoruz. Bu iş Artvine gitmekten daha mı zordur? Siz insanınıza sırt dönerek, onların acısını görmezlikten gelerek, onların yerine yeni, kullanılmamış ve henüz çömez vatandaşlar üreterek bir yere varamazsınız. Varacağınız yer Aralıktan sonra bellidir.
İnandırıcılığınız yok!
Türkiyeye şu bahsi geçen yaptığınız seyahat için yapılan masrafla bile şu anda devletten küçük bir destek, bir kredi imkanı bekleyen, fakat sıkıntısı görmezlikten gelinen birkaç esnafımıza nefes aldırabilirdiniz şayet gerçekten halkının, milletinin derdiyle dertmend, acısını paylaşan, halkım acı ve sıkıntı içerisinde kıvranırken ben, ailem, oğlum, ortağım Eroğlu ve onun hanedanı, saltanat içerisinde yaşayamam, yaşayamayız diyebilecek erdemde ve duyarlılıkta bir gerçek lider olsaydınız. Lafla değil, uygulamayla, şahsi hayatınızla, sadeliğinizle, fedakarlığınızla, tevazunuzla milli dava lideri ve halkın hükümeti olduğunuzu ispat etmeliydiniz. Onun için insanımız size inanmıyor, güvenmiyor, laflarınızın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Hayatınız ve uygulamalarınız ortada, her gün basında. Şahide gerek yok. Çıkıp da belgeli olarak en ufak bir yalanlamanız bile yok. Bardağınız kirlidir. Bu bardaktan ne sunulursa sunulsun insanlarımıza her gün biraz daha mide rahatsızlığı vermektedir.
Bizimle ilginiz yok!
Her toplumun değişik dönemlerde çok yönlü sıkıntıları olabilir. İnsanımız bunu biliyor. İnsanlarımızın iyi bildiği bir şey de; sizin Sn. Denktaş, Sn. Oğul Denktaş ve Sn. Eroğlu, sizin ve hanedanlarınızın halkımızın gerçek sorunlarıyla ilginizin olmamasıdır. İlginiz olmadığı gibi onların acılarıyla alay da etmenizdir. Aynı 1789 Fransız İnkılâbı arefesinde Paris sokaklarında ve sarayın etrafında Fransız hal
kı Ekmek! Ekmek ! diye acı acı feryad ederken, Kral XVI. Louisnin hanımı Kraliçenin dillere destan ekmek bulamazlarsa pasta yesinler şeklinde duyarlılığını göstermesi gibi. Kadın, ekmeğin de, pastanın da ana maddesinin buğday olduğunu, ülkenin kuraklık ve kıtlıktan dolayı buğday sıkıntısı içerisinde kıvrandığını bile bilmiyor, farkında değil. Ama farkında olduğu zaman iş işten geçmiş, halk ayaklanmış ve kocasıyla birlikte meydanda halkın huzurunda katledilmişlerdi. Bu dramatik örnekten, halkın beklentilerine ve sıkıntılarına karşı duyarsızlığın, vurdum duymazlığın, sadece saltanatı ve hanedanın menfaatlerini koruma anlayışlarının ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair tarihin insanlara sağladığı karakteristik bir dersi çıkarmak mümkündür. Fransız halkı bu hadiseyle birlikte demokrasiye geçme sürecine girmişti, çünkü demokrasiye inanıyorlardı. Tıpkı bizim gibi. Onun için biz de sessiz devrimimizi Aralık 2003te gerçekleştireceğiz.YENIDUZEN 16/09/2003
Hem çözüme hem de ABye
TALAT, PARKERLE GÖRÜŞTÜ
Hem çözüme hem de ABye hazırlanıyoruz
** Parker: Seçimleri çok yakından izleyeceğiz. Ümit ederiz, Kıbrıs Türklerinin iradesi seçimlerde özgür ve adil biçimde tecelli eder
** Seçimlerden sonra başa gelecek olan yeni hükümetin iki ana görevi bunlar olacak
tır. Birincisi, Kıbrıs sorununu çözerek, Mayıs 2004te Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Avrupa Birliğine girmek, ikincisi de Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliğine uyumunu sağlamak, Kıbrıs Türk Devletinin yasalarını ABa uyumlaştırmak olacaktırCumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ülkemizde herkesin Aralıkta yapılacak seçimlere endekslendiğini söyleyerek, Seçimler sonrasında Annan Planı temelinde bir çözüm bulunmalıdır. Kıbrıs sorununun çözümü artık kaçınılmazdır. Bu kesindir, mutlaktırdedi.
CTP Genel Başkanı Talat, dün İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parkerle görüştü. Komiserliğin Kıbrıs Türk İşleri Sorumlusu Jill Morrisin de hazır bulunduğu görüşmede ilk sözü alan Talat, Kıbrısta tarihi günlerin kavşağında bulunulduğunu ve Kıbrıslı Türklerin Aralık seçimlerinde siyasi iklimi değiştirerek, Kıbrıs sorununu çözme hedefine kavuşacağını belirtti.
Kıbrısta Annan Planı temelinde Kıbrıslı Türklerin haklarını garanti altına alan bir anlaşmanın kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Talat, Annan Planı dengeli bir plandır. Ancak son aylarda meydana gelen gelişmeler ışığında planda bazı değişikliklere gidilmesi gerekecektir. Bu, plana daha da bir işlerlik kazandıracaktır dedi.
CTP olarak çalışmalarına iki yönde ağırlık verdiklerini kaydeden Talat, bir taraftan seçimlere hazırlandıklarını diğer taraftan da halkın Avrupa Birliği üyeliğini algılaması ve birliğin çalışma şartlarına uyum sağlaması için gerekli ortamı yaratmaya çalıştıklarını söyledi. Talat, Seçimlerden
sonra başa gelecek olan yeni hükümetin iki ana görevi bunlar olacaktır. Birincisi, Kıbrıs sorununu çözerek, Mayıs 2004te Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Avrupa Birliğine girmek, ikincisi de Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliğine uyumunu sağlamak, Kıbrıs Türk Devletinin yasalarını ABa uyumlaştırmak olacaktır şeklinde konuştu.Parker: Seçim Kıbrıslılar için önemli
Başta basına herhangi bir açıklama yapmayacağını söyleyen, ancak Talatın açıklamalarının ardından bu fikrinden vazgeçerek konuş
an Yüksek Komiser Lyn Parker, Üç nokta üzerinde durmak istiyorum diyerek, şöyle konuştu:Bunlardan birincisi, bu yılın başlarında yaşanan hayal kırıklıkları sonrasında gelecek Mayıstan önce Kıbrıs sorununun çözümü için gerçek bir fırsat bulunduğuna kuvvetli bir biçimde inanıyoruz. Böylece Adadaki iki taraf da birlikte Avrupa Birliğine girebilir. Bunun kaçırılmaması gereken hayati öneme haiz bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.
İkinci nokta; Aralıkta Kuzeyde yer alacak seçimler, açıkçası gelecek açısından bütün Kıbrıslılar için çok önemli bir faktördür. Kıbrıslı Türklerin iradelerini seçimlerde özgür ve adil biçimde ortaya koyma fırsatı bulacaklarını ümit ediyoruz.
Ve üçüncü olarak; bu seçimlerde Avrupalılardan, medyadan büyük bir ilgi olacaktır. Sanırım hepimiz de, bu önümüzdeki birkaç ay (seçim) sürecini çok yakından izleyeceğiz. Çünkü hepimiz de, seçimin gelecek Mayısta Avrupa Birliğine üye birleşik bir Kıbrısı öngörecek bir çözüme katkı yapacağını kuvvetle ümit ediyoruz..
Lyn Parker, açıklamasını takiben kendisine yöneltilen İngiltere Hükümeti, seçimlere nasıl bir ilgi gösterecek? şeklindeki soruya, Buradaki gelişmeleri çok yakından izleyeceğiz. Seçimler, her zaman oy veren insanlar için önemli olmuştur. Fakat bu özel bir durum ve Adanın kuzeyi
nde ne olacağı konusunda Avrupada çok güçlü bir ilgi olacaktır. Dolayısıyla biz de burada ne olup bittiğini çok yakından izliyor, gözlüyoruz yanıtını verdi.Parkerin bu soruyu yanıtlamasının ardından aynı soruya atıfta bulunan Talat ise, (Seçimler) özgür ve adil olmalı. İşte gözlemin nedeni de bu olacak, müdahale değil dedi.
YENIDUZEN 17/09/2003
BM çerçevesi ve AB müktesebatı
Simitis Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz bakıyoruz diye konuştu
Simitis Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz bakıyoruz diye konuştu
BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışına çıkmayız
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Atina ve Rum yönetiminin, ''Kıbrıs sorununun BM çerçevesi ve AB müktesebatı dışında çözülmesi çabalarına olumsuz baktığını'' söyledi.
Simitis, çalışma ziyareti için Atina'ya giden Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştükten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Rum tarafının, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu plan temelinde müzakerelere hazır olduğunu belirtti.
Simitis, ''Biz Annan planını temel alan müzakerelere hazırız, ama Sayın Denktaş uzlaşmazlığını, Ankara da ona desteğini sürdürüyor. İşgal topraklarında 10 Aralık'ta yapılacak seçimlerin sonuçları, önümüzdeki dönemde meydana gelecek gelişmeler için tayin edici nitelikte olacaktır. Seçimler, daha net bir tablo ortaya çıkaracak'' dedi.
Atina ve Rum kesiminin, KKTC'deki seçimlerin sonucuna ilişkin büyük beklenti içine girip girmedi
ğine ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Simitis, ''Anayasal açıdan yasadışı olan bu seçimlerleilgili büyük beklentiler içinde değiliz. Ancak bu seçimin sonuçları, daha önce söylediğim gibi daha net bir tablo ortaya koyacaktır. Biz şu an Türk tarafının uzlaşmaz tutumunu değiştirmesi için çaba harcıyoruz'' diye konuştu.
Papadopulos'un New York'taki BM toplantısı sırasında Annan ile bir araya gelerek tezlerini aktaracağını da açıklayan Simitis, Rum Kesimi'nin eksiksiz bir biçimde AB müktesebatına uyduğunu ve Mayıs 2004 itibarıyla sorunsuz bir biçimde AB üyesi olacağını vurguladı.
Simitis, Kıbrıs'ta çözümün 2004 yılı sonuna kalması olasılığına ilişkin sorulara ise ''Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerine başlamak için büyük çaba harcayacağının göz önünde tutulması gerekiyor. Biz, Türkiye'nin son an çözüme gitmek dahil, her türlü yaklaşımı için hazırlıklıyız'' yanıtını verdi.
Simitis ile yaptığı görüşme öncesi Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ve Parlamento Başkanı Apostolos Kaklamanis ile bir araya gelen Papadopulos ise yaptığı açıklamada, ''Atina'daki temaslarının tatmin edici olduğunu'' söyledi.
KKTC'deki seçimlere uluslararası gözlemcilerin gönderilmesi olasılığını konu alan soruları yanıtlayan Papadopulos, uluslararası gözlemcilerin gönderilmesine ''yasadışı bir yönetimin seçilmesine görünüşte bile olsa yasallık kazandıracağı için'' karşı olduğunu vurguladı.
Papadopulos, ''Seçim listeleri, işgal topraklarında seçimlerden 35 gün önce yayımlanıyor ve herhangi bir itiraz için yalnızca 4 gün süre tanınıyor. Gözlemciler seçim sürecini mi izleyecek, yoksa seçimlerden birkaç gün önce mi kuzeye gidecekler? Seçim listelerini ve o listelerde kimlerin kayıtlı olduğunu kontrol edebilecekler mi? Önemli olan, gözlemcilerin ora
daki varlığının görünüşte bile olsa seçim sonuçlarına yasallık kazandırmasıdır ki, biz buna kesinlikle karşıyız'' ifadesini kullandı.Rum lider, anamuhalefet Yeni Demokrasi Partisi Genel Başkanı Kostas Karamanlis ile yapacağı görüşmenin ardından Atina'dan ayrılacak.
YENIDUZEN 17/09/2003
Denktaş: Kader anını yaşıyoruz
Denktaş: Kıbrıs Türkü kaderini seçimlerde özgür iradesiyle belirleyecek. Barış ve AB bayrağını açanlar seçmenlerle ilgili iddialarla seçimlere gölge düşürdüler
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkünün kader anlarını yaşadığını belirtti ve Kıbrıs Türkü kaderini seçimlerde özgür iradesiyle belirleyecek dedi.
Adli Yılın başlaması dolayısıyla düzenlenen törendeki konuşmasında, Barış ve AB bayrağını açan partilerin binlerce vatandaşlık verildiğine ilişkin iddialarla seçimlere gölge düşürdüklerini ve Ruma malzeme verdiklerini de söyleyen Denktaş, törende Barış ve AB diyen Baro Konseyine de Bu siyasi bir slogan. Adalete, devlete dayalı barış diyerek yol göstermenizi dilerdim diye sesl
endi.ŞANSLI HUKUKÇULAR, DEVLETİNİZ VAR
Yakın Doğu Üniversitesinde düzenlenen törende yargının temsilcilerinin ardından son konuşmacı olarak kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Denktaş, önce esprili bir uslupla salonu dolduran meslektaşlarına kendi dönemlerinden örnekler verdi ve genç hukukçulara şanslısınız, devletiniz var diye seslendi.
BAŞBAKAN GEREĞİNİ YAPSIN
Daha sonra yasamaya eleştiriler dolu konuşmalardan alıntılar yaparak töreni izleyen Başbakan Derviş Eroğluna seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, devleti ve asayişi koruyucu yasaların bir an evvel çıkarılmasını istedi. Yıllardan beri gündeme getirilmesine rağmen yasal düzenlemelerin hala beklemede olduğunu söyleyen Denktaş, Lütfen gereğini yapın diyerek Başbakandan ricada bulundu.
Her yıl adli yıl açılış törenlerinde gündeme gelen gençler için ıslahevi kurulması konusuna da değinen Cumhurbaşkanı, Tek bir kişi olsa dahi gençleri, çocukları kaşarlanmış suçlular arasında tutmak ıslah değil, onları diplomalı suçlu haline getirmek olur dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, daha insaflı olmaları için hakimlerle ilgili komisyon üyelerini cezaevini belirli aralıklarla ziyaret etmeye de çağırdı.
DEVLETE, ADALETE DAYALI BARIŞ
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gündemle ilgili bu kısa konuşmasının ardından burada politika konuşulmaz deniyor ama hayatımız, geleceğimiz sözkonusu diyerek Kıbrıs sorununa girdi ve Baro Konseyi Başkanı Süleyman Dolmacının konuşmasından başlayarak muhalefete sert eleştirilerde bulundu.
Baro Konseyi Başkanı Dolmacının Barış ve AB yönünde karar aldık sözlerini siyasi bir slogan olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Hangi barışı istediğimizi söylüyor muyuz? Adalet devletin temelidir. İstediğimiz barışta da adalet ve devletimiz esas olacaktır. Hiç olmazsa baronun barış ve Avrupa Birliği derken adal
ete, devlete dayalı barış diyerek halkımıza yol göstermesini dilerdik. Herhalde daha gösterirler.Denktaş, özetle şunları söyledi: Devletini kurmuş insanlar, self determinasyon hakkı olan insanlar olarak, hükümetinizim diyerek bizi azınlık olarak dünyaya takdim eden bu insanların peşinde barış ve AB diyerek koşmak bizi nereye götürür . Bizi Simitisin davet ettiği yere götürür... Aman gelin, çok güzel olacak diyor... Papandreunun geçen gün bizi davet ettiği yere götürür. Yunanistanın var olduğu, Türki
yenin var olmadığı Avrupa Birliğine . Nedir bu acele? Çünkü yetişip Kıbrısı alırlarsa ondan sonra pazarlıkları bambaşka olacak.KIBRIS CUMHURİYETİNİ OLUŞTURAN HUKUKA SAHİP ÇIKALIM
Kıbrıs Cumhuriyetini oluşturan hukuka sahip çıkmak gerektiğini, Kıbrıs Türkünün burada hakkı olduğunu da söyleyen Denktaş, O hakkı elimizden almak istediler vermedik, devletsiz bıraktılar devlet kurduk, bütün hakları devletimize simgeledik dedi.
Mayısta Kıbrısın değil Rumların ABye gireceğini ve Kıbrıs Türkünden buna onay vermesinin istendiğini söyleyen Denktaş, Kıbrıs Türkünün ancak devletiyle ve Türkiye ile birlikte ABye gidebileceğini anlattı.
BOĞAZIMIZI SIKAN MI VAR?
Devletimize, hukuksal haklarımıza dört elle sarılarak dünyaya bunlar benim hakkımdır, bunlardan vazgeçmiyorum. Kıbrısın bütününü almak istiyorsan alamazsın çünkü benim hakkımdır, ben olmadan Kıbrıs giremez diyemez miyiz? Boğazımızı sıkan mı var? Rum tarafını aldın, haksızlık yaptın, haksızlığa boyun eğmiyoruz demek bize düşer. 1963-64leri yaşa
mış olan bu halk devletine sahip çıkamaz mı? Devletinin temelinde Anavatanı ile birlikte bütün dünyaya, uluslararası barolar vasıtasıyla başlamak suretiyle Kıbrısa 40 yıldır yapılan haksızlığı, hukuk dışı davranışları, resimlerle belgelerle göstermek şevkini omuzlayamaz mı? Böyle hissetmezsek, herkesin önünde el pençe divan Siz haklısınız, büyük adamsınız, maşallah, aman bizi de kurtarın diye yalvarmaya dönersek tabiatıyla bizi kolumuzdan tutunca istedikleri yere götürürler .KADER ANI SEÇİMLERDE KARAR VERİLECEK
Kıbrıs Türkünün kader anını yaşadığını ve Kıbrıs Türkünün özgür kararı ile seçimlerde kararını vereceğini söyleyen Denktaş, seçimlere yönelik eleştirileri yanıtlarken de özetle şunları kaydetti:
Baş hakim ve başsavcı seçimlerin hangi şartlar altında ne denli yargının kontrolünde, kimsenin müdahalesi olmaksızın yapıldığını gurur duyarak anlattılar, gurur duyarak dinledik. Ama seçimlere gölge şimdiden düşürüldü. Kimin tarafından, barış ve AB bayrağını açmış olanlar tarafından. Niçin?.. Kendiler
i bilir. Türkiyeden onbinlerce insan gelecek, yüz binlerce insana hükümet vatandaşlık verdi ve bu nedenle seçimlere dıştan müfettişler gelmeli kontrol etmeli dediler. Ve Rumun istediğini verdiler. Rum bunu kaptı ve seçimlerin neticesini kabul etmiyeceğim diyor... A Yorgo, a Andrea . Senden seçimlerin neticesini kabul et diye yalvaran mı var? İster et, ister etme. KKTC özgür seçimlerini yapacak, onun neticesinde ortaya çıkacak olan kuruluşu devlet hükümeti olarak tanıyacak ve tanıtacak. Türkiye ile birlikte yoluna devam edecek. O yol barış yolu ama devlete dayalı barış yolu. Türk halkının eşitliğine, egemenliğine dayalı barış yolu. Türkiyenin etkin ve fiili garantisini içeren barış Bu mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz ve başaracağız. Türkiyenin ABye girmesine de yardımcı olacağız.BAŞSAVCI SAİT: SEÇİMLER YARGI ORGANININ DENETİMİNDE YAPILACAK
Aralıktaki seçimlerin her zaman olduğu gibi yargı organının denetiminde yapılacağını ifade etti. Sait, bu dönemde seçim kurulları, hukuk dairesi ve polis örgütünü çok önemli görevlerin beklediğini ifade etti. Sait, seçimlere gölge düşürülmemesi için her türlü tedbirlerin ilgili kurul ve kuruluşlar tarafından alınacağını belirtti.
Sait, geçen adli yıl içerisinde gerçekleşen miting ve gösterilerde üzücü olayların yaşanmamasının, KKTC halkının çok seslilik ve hoşgörü kültürünü özümsediğini gösterdiğini, bunun da devletin demokratik yapısının sağlam temeller üzerinde olduğunu göstergesi olduğunu belirtti.
Başsavcı Akın Sait, anayasa kurallarıyla güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yerini bulan temel hak ve özgürlükler ile sosyal ve ekonomik hakların nasıl ve ne şekilde kullanılacağına dair yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etti.
Sait, İngiliz sömürge döneminden kalma yasalarla, Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi veya Federe Devlet döneminde kabul edilen yasalarla mevcut sorunların aşılmasının mümkün olmadığı gibi doğacak olan sorunların da çözümlenmesi olanağı bulunmadığını söyledi.
Geçen adli yılda, Kıbrıs konusundaki gelişmelerle toplumun ikiye bölündüğünü ifade eden Sait, yapılan bir çok eylem ve davranışın İngiliz sömürge döneminden kalma yasa kurallarının geçersizliği, 1985 Anayasasında yapılması öngörülen temel hak ve özgürlüklerle ilgili ve sosyal içerikli yasaların yapılmama
sının uygulamadan sorumlu makamları güç durumda bıraktığını söyledi.Polis tarafından soruşturması tamamlanan dosyaların gerekli işlemler için Hukuk Dairesine gönderildiğini ancak dairenin yoğun iş hacmi ve bina yetersizliğine bağlı personel eksikliği nedeniyle dosyaların süratle yargıya intikal ettirilemediğini belirten Sait, Yargıya intikal ettirilen gerek hukuk gerek ceza davalarında ise üzülerek belirtmek isterim ki erken netice alma olanağı kalmamıştır. Bu sorun yüzünden mahkemelerimizde yığılmalar o
lmakta, yeterli sayıda yargıç ve personel bulunmaması nedeniyle davalar geç sonuçlanmaktadır dedi.Sait, davaların geç sonuçlanmasının yargıya olan güveni azalttığını çoğu zaman adaletsizlik yarattığını kaydetti.
SAİT, SEÇİMLERDEN SONRA MECLİSE ÇOK İŞ DÜŞ
ECEK"Sait, milletvekilliği seçiminden sonra oluşacak olan Cumhuriyet Meclisinde görev alacak siyasi partilere ve hükümete büyük görevler düşeceğini vurgulayarak, anayasada öngörülen yasaların yapılmasının süratle ele alınması ve günümüz dünyasıyla uyumlu demokratik hukuk devletinde uygulanan kıstaslar göz önüne alınarak gerekli yasaların çıkarılması ve mevcut yasaların günün koşullarına uyumlu hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
ERGİNEL, YASALAR HATALARLA DOLU
Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, KKTC yargısının dünyanın en bağımsız yargı organları arasında olduğunu belirtti ancak, yasaların hatalarla ve eksikliklerle dolu olduğunu söyledi. Bu konuda yasama organını göreve çağıran Erginel, Kaliteli hukuk için ilk koşul iyi yasadır dedi.
Erginel, , yargının denetiminde yapılacak aralık seçimlerinin son derece tarafsız, dürüst ve adil olacağı konusunda da teminat verdi.
Erginel, Avrupa Birliğini Kıbrıs konusunda yanılgı içinde. Kıbrıs Türküne çifte standart ve diskriminasyon uyguluyor sözleriyle eleştirdi.
DÜNYANIN EN BAĞIMSIZ YARGISI AMA YASALAR KÖTÜ
Yargıçları atayan Yüksek Adliye Kurulunun çoğunluğunun yargıçlardan oluştuğuna dikkat çekerek, KKTC yargısının dünyanın en bağımsız yargı organları arasında bulunduğunu söyleyen Erginel, ancak yasaların son derece karmaşık ve yoruma açık ifadeler içerdiğini vurguladı.
Kaliteli hukuk için ilk koşulun iyi yasa olduğunu vurgulayan Erginel, günümüz koşullarına uyarlanmamış veya karmaşık, yoruma açık yasaların yargıyı zor durumlarda bıraktığını anlattı.
SEÇİMLER ADİL VE TARAFSIZ OLACAK
Seçim yasası uyarınca seçimlerin yargının kontrol ve denetiminde yapıldığını belirterek, aralık seçimlerinin de tarafsız ve adil olacağı konusunda teminat veren Yüksek Mahkeme Başkanı Erginel, Güney Kıbrıs ve AB ülkeleri dahil bu konuda tüm ülkelerle kıyas yapılabileceğini söyledi.
ANAYASA ÇOK KATI
KKTC anayasasının çok katı olduğunu ve en küçük değişikliğe dahi olanak vermediğini de söyleyen Yüksek Mahkeme Başkanı, tek maddelik bir değişiklik için dahi Meclisin üçte iki çoğunluğunun ardından halkoyu öngörülmesinin imkansızı istemek olduğunu vurguladı. Erginel, Anayasanın değişiklikle ilgili maddesinin düzenlenmesi konusunda da yasama organını göreve davet etti.
İÇTE TARAF DEĞİLİZ AMA DIŞTA
Taraf tutan yargı organlarının adil olamayacağını belirterek, son bir yılda ülkede yaşanan siyasi tartışmalardan uzak kalmaya çalıştıklarını söyleyen Erginel, tüm siyasi gruplara eşit mesafede durduklarını kaydetti.
Ancak dış konularda görüş beyan edebileceklerini söyleyerek Avrupa Birliğine eleştirilerde bulunan Erginel, Yasaları AB ile uyumlu hale getirmek istiyoruz. Üyelik aşamasındaki ülkelerle yıllar süren müzakereler sonucu bu uyumlaştırma yapılıyor. Ancak AB bizimle böyle bir çalışmayı kabul etmiyor dedi.
YİM TEK DERECELİ OLMAM
ALIYüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Danıştay görevi yapan Yüksek İdare Mahkemesinin tek dereceli olmasının ve burada verilen kararlar için temyiz olanağı olmamasının da yanlış olduğunu söyledi.
Erginel, İyi bir yargı organı en az iki dereceli olmalı. İki dereceli yapı oto kontrolü sağlar. YİMin bu yapısı değişmeli diye konuştu.
180 BİN TL CEZA
Para cezalarının komik kaldığını anlatırken de, İngiliz döneminden kalan yasalarda bazı suçların karşılığının 5 Kıbrıs Lirası olarak öngörüldüğünü örnek olarak gösteren Erginel, 5 Kıbrıs Lirası yasalarımıza göre 36 ile çarpıldığında 180 bin TL eder. Bu cezayı vereceğime hiç vermeyim daha iyi. Veya alternatif hapis cezasıdır. Hiç ceza vermemekle gereğinden daha ağır ceza vermek durumuyla karşı karşıya kalan
hakim ne yapacak diye konuştu.Yüksek Mahkeme Başkanı, para cezaları günün koşullarına göre düzenlenirken, karmaşıklığın önlenmesi için tümünün tek yasada toplanmasının yararlı olacağını da kaydetti.
YARGIÇ EKSİKLİĞİ GİDERİLMELİ YASALAR SİTEDE
Erginel, mahkemelerdeki yargıç eksikliğinin giderilmesini de istedi. Geciken adalet adalet değildir. Ama bu sözler yıldırım hızıyla karar verilmeli anlamına gelmez" diyen Erginel, yargının çalışmalarını aynı titizlikle ancak daha hızlı sürdürebilmesi için kadro sorununun çözümlenmesi gereğini vurguladı.
DOLMACI, YARGIDA REFORM ŞART
Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, mahkemelerde bekleyen dava sayılarından örnekler vererek, bekleyen dava sayısında her yıl yüzde 15 artış oluyor dedi.
Yargıda reformun şart olduğunu belirten Dolmacı, yargılama sürecinin gereksiz işlerden arındırılması, duruşmaların ard arda yapılması ve ihtisas mahkemeleri kurulması gerektiğini söyledi.
Dolmacı, elektronik alt yapı sisteminin kurulmasının ve anayasanın ivedilikle değiştirilmesinin şart olduğunu da kaydetti.
KKTC ÜNIVERSİTELERİNDE HUKUK FAKÜLTELERİ DENETLENMİYOR
KKTC üniversitelerindeki hukuk fakültelerinin denetlenmediğini, ilkesizlik ve politikasızlık nedeniyle ticari kaygıların ön plana çıktığını anlatan Dolmacı, Bu fakültelerin yeterli öğretim üyeleri olup olmadığı, ders saatleri, çağdaş hukuk eğitimi verilip verilmediği sorgulanmalı dedi.
Hukukçuların iyi yetişmesinin, bilgili olmasının adaletin sağlanmasında temel unsur olduğunu vurgulayan Dolmacı, Adaletçi sağlanmadan adaleti sağlayamazsınız diye konuştu.
TASDİK MEMURU NOTERLİK YAPAMAZ
Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, tasdik memurlarına yönelik eleştirilerini de tekrarladı.
Her yıl aynı eleştirileri yapmalarına karşın bu konuda hiçbir önlem alınmadığını söyleyen Dolmacı, Bizde noterlik yok. Tasdik memurları noterlik yapamaz. Ama kimse umursamıyor dedi.
HEDEF ÇÖZÜM VE AB
Baro Konseyi Başkanı Dolmacı, her yıl aynı sorunları dile getirmekten ve çözüm beklemekten umutlarını yitirdiklerini de belirterek, Çözüm, sistemi, düzeni düzeltm
ektir" dedi.Ülkenin son bir yıl içinde önemli gelişmelere tanıklık ettiğini ve halkın büyük mitingler düzenlediğini anımsatan Dolmacı, Baro Konseyinin de oyçokluğuyla çözüm ve AB yönünde karar aldığını anlattı.
Dolmacı, Kıbrıs Türkünün kimliğini sürdürmesinin, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün ancak çözümle mümkün olduğunu vurguladı.
HALKIN SESI 17/09/03
Annan plânında değişiklik şart
Talat: KKTCde hemen hemen herşey seçimlere endekslendi. Çözüm artık kaçınılmazdır
Parker: Seçimleri çok yakından izleyeceğiz. Ümit ederiz, Kıbrıs Türklerinin iradesi seçimlerde özgür ve adil biçimde tecelli eder
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde hemen hemen her şeyin Aralıkta yapılacak seçimlere endekslendiğini söyleyerek, Seçimler sonrasında Annan Plânı temelinde bir çözüm bulunmalıdır. Kıbrıs sorununun çözümü artık kaçınılmazdır. Bu kesindir, mutlaktırdedi.
CTP Genel Başkanı Talat, dün İngilterenin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parkerle görüştü. Komiserliğin Kıbrıs Türk İşleri Sorumlusu Jill Morrisin de hazır bulunduğu görüşmede ilk sözü alan Talat, Kıbrısta tarihi günlerin kavşağında bulunulduğunu ve Kıbrıslı Türklerin Aralık seçimlerinde KKTCdeki siyasi iklimi değiştirerek, Kıbrıs so