Kıbrıs’ta statükodan yana değiliz

Çözümsüzlük çözüm değildir derken, çözüm arama yolunun ‘ver kurtul’ olmadığını daha önce de söyledik, yine söylüyoruz. Hedef adil ve kalıcı çözüm olmalı

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıs’ta statükodan yana değiliz, ‘ver kurtulcu’ da olmadık, AB Kıbrıs Rum yönetimini de ikna etmek durumunda” dedi.

Erdoğan, Brüksel’de basına yaptığı açıklamada, Türkiye’nin AB’ye mesajlarının ne olacağının sorulması üzerine, şu anda Kıbrıs’ın, daha önce de söylediği gibi, özellikle siyasi kriterlerle ilgisi olmadığını hep işlediğini, ancak ortada fiili bir durum bulunduğunu da söylediğini bildirdi.

Başbakan Erdoğan, “Bu ilişkiyi de bir tarafa koymak mümkün değil. Bu ilişkiler içinde Kıbrıs Rum yönetiminin de AB tarafından ikna edilip bu konuya olumlu yaklaşımlarının sağlanması lazım” diye konuştu.

Erdoğan, KKTC’ye seçimler öncesinde bazı baskılar olduğunun söylenmesi üzerine şöyle konuştu:

“Israrlı olacağımız konu, KKTC’ye gösterilen bu baskının Güney Kıbrıs’a da gösterilmesi. Bunu bir baskı olarak ele almak da yanlış.

Arabulucu olacaksak, samimi isek, çözüm arıyorsak şu bilinmelidir:

Burada iki ayrı din, dil ve kesim var. Bu kabul edilmelidir. İki ayrı ilan edilmiş devlet var. Bunların kabul edilmesinin gereğini hep işledik. Bunu bir tarafa koyamazsınız, görmezlikten gelemezsiniz. Olay Annan planının müzakeresi ise bu müzakereden kaçınılmasından yana olmadığımızı da söyledik. Ama olumlu yanlar var, olumsuz yanlar var. Bunların hepsinin değerlendirilmesi lazım. Ondan sonra da taraflar özveriyle yaklaşmalılar. Ortak bir noktada buluşulması suretiyle bir çözüm sağlanabilir.”

Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine de statükoyu hiçbir zaman kabul etmediklerini belirterek, “Kim statükocuysa kendini burada bir değerlendirmeli. Asla ‘ver kurtulcu’ da değiliz. Çözümsüzlük çözüm değildir derken, çözüm arama yolunun ‘ver kurtul’ olmadığını daha önce de söyledik, yine söylüyoruz. Hedef adil ve kalıcı çözüm olmalı” dedi.

HALKIN SESI 13//12/2003

Gözlemcilere davetimiz geçerli

Seçimler demokratik geleneklerimize uygun, adil ve şeffaf. TBMM’den 6 kişilik heyet gelecek


Cumhuriyet Meclisi Başkanı Vehbi Zeki Serter, 14 Aralık seçimleri için uluslararası kuruluşlara yaptıkları gözlemci gönderme davetinin geçerli olduğunu belirterek, seçimlerin 1976’dan beri demokratik geleneklere uygun, adil ve şeffaf yapıldığını vurguladı.

Serter, yazılı açıklamasında, seçimlerle ilgili gerek muhalif gruplar gerek üçüncü çevrelerce yersiz spekülasyonlar yapılarak demokratik süreçle ilgili olumsuz bir hava yaratılmaya çalışıldığını gözlemlediklerini belirtti.

“Ülkemizde 1976 yılından itibaren yapılmakta olan seçimler demokratik geleneklerimize uygun olarak adil ve şeffaf olmuştur” diyen Serter, Avrupa kurum ve kuruluşlarının seçimlere gösterdikleri ilgiyi de dikkate alarak 28 Ekim’de AGİT Parlamenter Asamblesi Başkanı Bruce George ile Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Başkanı Peter Schieder’e birer mektup gönderdiğini ve KKTC’de yapılacak seçimleri izlemek üzere söz konusu kuruluşlardan gözlemci gönderilmesini talep ettiğini hatırlattı.

Serter, davetine 5 Aralık’ta Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Genel Sekreterliği’nden olumsuz yanıt geldiğini, AGİT’ten ise hiçbir cevap alınamadığını belirtti.

Meclis Başkanı Serter, davetleri üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden 6 kişilik bir meclis heyetinin önümüzdeki günlerde KKTC’ye geleceğini ifade ederek 14 Aralık milletvekilliği seçimlerinin ülke ve halk için hayırlı olmasını diledi.

HALKIN SESI 13//12/2003

Rum basınının iddiası

Gazeteler Weston’un, seçimin yapılacağı gün Ankara’da olacağına dikkat çekti ve Türk yetkililerle yapacağı temasların odağında seçim sonuçlarının bulunacağını yazdı

Rum gazeteleri, Amerikalılar’ın, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs 2004’ten önce çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlaması için çaba harcadıklarını ve ana hedefi, Kıbrıs’taki iki tarafı yeniden müzakere masasına oturtmak olan önerilerde bulunacaklarını iddia eden haberler yayımladılar.

Simerini “Weston müzakerelerin süratle yeniden başlaması hedefiyle öneriler getiriyor – Amerikalılar ne isteyecekler, Gül ne iddia ediyor ve Tasos nasıl hareket edecek?” başlıklı haberinde, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marc Grossman’ın dün Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanı Abdulla Gül’le temaslarda bulunacağını, diplomatik bayrağı, önümüzdeki Pazar günü Ankara’da olacak olan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un devralacağını yazdı.

Gazete Weston’un, KKTC’deki milletvekilliği genel seçimlerin yapılacağı gün Ankara’da olacağına dikkat çekti ve Türk yetkililerle yapacağı temasların odağında KKTC’deki seçimlerin sonuçlarının bulunacağını, daha sonra Atina’ya uçacağını ve Çarşamba günü ise Güney Kıbrıs’a giderek Rum lider Tasos Papadopulos’la görüşeceğini kaydetti.

Gazeteye göre diplomatik kaynaklar Weston’un Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir inisiyatif getirmediğini çünkü ABD’nin, halen BM Genel Sekreteri’nin planının mevcut olduğu ve çözüm bulunabilmesi için bu planla devam edilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu söylediler. Aynı kaynaklar Weston’un, müzakerelerin ocak ayı içinde yeniden başlamasına yönelik öneriler getireceğinin altını çizdiler.

Amerikalılar’ın hedefinin, Kıbrıs’taki iki tarafı müzakere masasına yeniden oturtmak olduğunu yazan gazete haberini şöyle sürdürdü:

“Bu bağlamda ABD; 1- taraflardan, Annan planına dair prosedüre devam edecekleri ve müzakerelerin nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak planı nisan ayına kadar referanduma sunacaklarını taahhüt etmelerini isteyecek; 2- Kıbrıs’taki iki tarafın ve Ankara’nın takınacağı tutumuna göre, BM Genel Sekreteri’ni, Kıbrıs sorununa yeniden müdahil olmak için koyduğu ön şartlar konusunda esnek olmaya iknaya çalışacak.

Edindiğimiz bilgilere göre Türk tarafı diyaloğa hazır olduğunu beyan ederken işgal lideri Rauf Denktaş, Annan planını dikkate alan ancak ‘ayrı egemenlikler’, ‘iki halk’ ve ‘iki devlet’ şeklindeki sözde Türk ilkelerini destekleyen Türk çözüm planını müzakere masasına koyma hakkına sahip olması durumunda prosedürün devam edebileceğini savunuyor.

Bu ilkelere, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Kıbrıs Türk muhalefeti de katılıyor. Kıbrıs Türk muhalefeti, Talat’ın açıkladığı üzere, Annan planı aracılığıyla ‘Kıbrıs Türk devletinin’ yasallaştırılmasını talep eden Kıbrıs Türk muhalefeti de katılıyor. Gül Denktaş’tan daha esnek görünüyor ve diplomatik dil kullanarak Annan planını, ’iki devlet’ temelinde bir çözüm hedefiyle müzakere etmeyi destekliyor.

Kıbrıs Rum tarafı, işgal bölgelerindeki ‘seçimlerden’ hemen sonra müzakerelerin yeniden başlamasına hazır olduğunu beyan edecek. Başkan Papadopulos, BM Genel Sekreteri’yle temasa geçecek ve müzakereleri başlatmasını isteyecek. Aynı şeyi, Weston’la görüşmesi sırasında da isteyecek. Tabii ki başkan Papadopulos şu ana kadar takvimler ve müzakere sonuçlarından bağımsız olarak, nisan ayı içinde referandum yapmayı taahhüt etmek niyetinde değildir. Çünkü hedef yaşayabilir, işleyebilir ve AB normlarına uygun bir çözüm bulunmasıdır. Bu konu Papadopulos’un Atina ziyareti sırasında Başbakan Kostas Simitis’le görüşmesinde de ele alındı ve bir görüş birliğine varıldı. Kıbrıs ve Yunanistan, kendilerinden istenmesi halinde bugün bile müzakerelere başlamaya hazırdır çünkü iki ülkenin karma komiteleri Annan planı üzerinde Rum tarafının istediği değişikliklerle ilgili çalışma yaptı. Yine, alternatif senaryolar da var.”

POLİTİS “Türk Annan planının arkasında başka hileler – Amerikalılar ve Lefkoşa bilgi sahibi – Ankara ‘seçimlerden’ sonra ne düzenliyor ve Lefkoşa müzakerelerden neden korkuyor” başlığıyla manşete taşıdığı haberinde, “Ankara’nın Rum tarafını, sonunda eşit sorumluluk yüklenmesini gündeme getirecek bir müzakere prosedürü tuzağına düşürmeyi planladığının göründüğünü” iddia etti.

HALKIN SESI 13//12/2003

MTA: Kıbrıs'ta petrol yok

Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Serdar Denktaş'ın iddiasına karşılık, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki enerji hammaddelerini incelediklerini, ekonomik fayda sağlayacak oluşumlar belirlenemediğini açıkladı

GÜLÇİN ÜSTÜN Ankara

KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın Kıbrıs'ın zengin yer altı kaynakları olduğu, AB'nin petrol ve gaz kaynaklarını kendi kontrolüne almak istediği yönündeki sözleri tartışmaya yol açtı. Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA), KKTC'deki enerji hammaddelerini incelediklerini ancak şu ana kadar ekonomik fayda sağlayacak oluşumlar belirlenemediğini açıkladı.
MTA'dan yapılan açı
klamada, Enerji Hammaddeleri Dairesi Başkanlığı'nın kömür jeotermal enerji ve radyoaktif hammaddelere yönelik çalışmalar yaptığı belirtildi. KKTC'de işletmeye uygun düzeyde enerji hammaddesi bulunmadığını ifade eden MTA, Sismik - 1 adlı gemisini Akdeniz'e göndererek, KKTC ve İskenderun arasındaki bölgede petrol araştırmaları da yaptı.

Tek maden prit
Kuzey Kıbrıs'ta metalik maden olarak bakır, altın ve mangan bulunduğunu belirten enstitü yetkilileri, şunları kaydetti:
"KKTC'de Lefke ve çevresinde üç yerde bakır cevheri görülüyor. Karadağ ve Bağlıköy'de bulunan bakır yatakları 1970'a kadar işletilmiş. Günümüzde her iki yatakta da ekonomik değeri olmayan rezervler kaldı. Bakır yataklarının üstünde bulunan altın ve gümüş de bakırla birlikte daha önce işletilmiş
. KKTC'de dokunulmamış tek metalik maden varlığı, toplam 1 milyon bin 127 ton rezervli bakırlı prit cevheri. Mangan oluşumları ise işletmeye uygun değil."
Endüstriyel hammadde oluşumları açısından bölgede potansiyel tespit edildiğini dile getiren yetkilile
r, bölgede tuğla hammadde yatağı, yapı taşları ve jips yatağı bulunduğunu söyledi. KTTC'nin yer altı suları açısından da zengin olmadığı bildirildi.
MILLIYET 13/12/2003

'Muhalefet Annan planını imzalarsa mahkemeye veririm'

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık seçimlerini muhalefet partilerinin kazanarak iktidara gelmeleri ve Annan Planı'nı imzalamak istemeleri durumunda, cumhurbaşkanı olarak onları mahkemeye verebileceğini söyledi.
Denktaş, dün AA'ya verdiği özel demeçte, muhalefet partilerinin seçim
lerde büyük bir oy alacağını zannetmediğini kaydetti. Denktaş, şöyle konuştu:
"Olmayacağını biliyoruz ama Meclis'te büyük bir çoğunluk kazanırlarsa, görevim çoğunluğa hükümeti kurma görevi vermektir. Bunu aldıktan sonra Annan Planı'nı imzalamaya kalkarlar.
.. Bu plan, Kıbrıs'ın kuruluşunda rol oynayan, 1960 anlaşmalarıyla Türkiye ve bize verilen hakları yok farz etmektedir. Dolayısıyla tahmin ederim hakkım vardır, mahkemeye veririm, imzalayamazsınız."
Denktaş, bu partilerin Annan Planı'nı imzalayarak uluslar
arası anlaşmalarla verilmiş hakları Türkiye'nin rızası olmaksızın kaldıramayacağını söyleyerek, "Kendilerini mahkemeye verme hakkım doğar gibi geliyor bana" diye konuştu.
Denktaş, Annan Planı'nı "deli gömleği"ne benzeterek, bunun çerçevesinden çıkamazsınız
denildiği sürece bu planın görüşülmesinde yarar olmadığını sözlerine ekledi.
MILLIYET 13/12/2003

Kıbrıs nereye?



KKTC seçimlerinin en kötü sonucu ortaya bir "siyasi kriz"in çıkması olur. Maalesef öyle olacak gibi de gözüküyor.
İki bakımdan:
• İrade dağınıklığı: Koalisyon kurmayı zorlaştıracak bir sonucun ortaya çıkması... Kurulacak hükümetle Cumhurbaşkanı'nın çatışması yüzünden müzakerelerde KKTC'yi kimin temsil edeceğinin bir sorun haline gelmesi...
Çok vahim kriz ihtimalleridir bunlar.
• Seçimlerden son
raki politika: Seçimlerden sonra oluşacak KKTC yönetiminin nasıl bir politika izleyeceği de fevkalade önemli. Türkiye'nin ve KKTC'nin pazarlık gücünü zayıflatacak bir politika da, Türkiye'yi uluslararası camiada yalnızlığa sürükleyebilecek bir 'çözümsüzlük' politikası da "kriz"e yol açar.
***
SEÇİMLERİ Denktaş yanlısı UBP ve DP'nin kazanması ihtimali, yıllardır devam eden uzlaşmazlığın sürmesi kaygısı yaratıyor. Öyle bir durum, artık Türkiye'nin de uluslararası camiada büyük sorunlarla karşılaşmasına yol aç
ar.
Ayrıca, bugüne kadar uygulanan iç ve dış politikalar, KKTC halkında ciddi bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Muhalifleri 'hain' diye suçlamak yerine, insanlarda neden bezginlik ve öfkeye yol açtığını, hatta belli kesimlerde neden bir 'yabancılaş
ma' eğilimi yarattığını iyi düşünmek lazım!
Muhalefetin özellikle de CTP'nin kazanması ihtimali ise, pazarlık masasında Türkiye'nin ve KKTC'nin elini zayıflatır mı diye kaygılar var. Haklı kaygılardır bunlar.
Onlar da bu kaygıyı taşıyanlara kızacaklarına,
neden buna sebep olduklarını iyi düşünmelidir.
Başka ihtimaller de mümkün: İktidar ve muhalefetten partilerin koalisyon kurması; iyi ama yürür mü?
Nereden bakılsa, sert bir pazarlık ardından, mayısa kadar bir çözüme ulaşmak gerektiği belli...
***
MUSTAFA K
emal Paşa, daima Musul'un Misak - ı Milli'ye dahil olduğunu, "hiçbir taviz verilmeyeceğini", hatta icabında "harben" alacağımızı defalarca ilan etmiş, ama Lozan'ı "Musul'suz" imzalamıştır!
Sorulduğunda, "Misak-ı Milli bir sınır çizmemiştir" diye cevap verm
iştir.
İzmit milletvekili Sırrı Bey "Misak-ı Milli'yi yazan heyetin içinde ben de vardım" diye buna itiraz edince, Gazi'nin cevabı şu olmuştur:
- Keşke yazmaya idiniz, başımıza çok bela koydunuz...
Realist olan Gazi Paşa idi.
1926'da bugünkü sınırımız çizi
ldiği zaman, Atatürk'ün Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, İngiltere ile dostluğumuzu geliştirmek için Musul'da fedakarlık yaptığımızı söylemiştir.
Atatürk 1926 Kasım'ındaki Meclis açış nutkunda Irak sınırımızın bugünkü haliyle (Musul'suz) çizilmesinin "Fr
ansa ve İngiltere ile münasebetlerimize hüsnü tesir icra edeceğini" belirtmiştir.
Yalnızlıktan sakınma politikasıdır bu... Diplomasi tarihi bunun örnekleriyle doludur; hele de çağımızda!..
Kıbrıs meselesi de bugün Avrupa, Amerika ve bütün uluslararası cami
a ile Türkiye'nin münasebetlerine "hüsnü tesir icra edecek şekilde" çözüme ulaştırılmalıdır. Kaldı ki bu çözüm Musul gibi Kıbrıs'ın da 'elden gitmesi' olmayacak, Türkler önemli hak ve yetkilere sahip olacaktır.
Çözüm en çok Denktaş'ın sorumluluğu ve şerefi
olacaktır.
TAHA AKYOL – MILLIYET 13/12/2003

KKTC seçimleri ve Hubble teleskopu...



Yarın Kuzey Kıbrıs'ta seçimler var; medyada da volkanlaşan bir gürültü bir patırtı...
Kuzey Kıbrıs'ta, bizim Göztepe'nin iki mahallesinde yaşayanlar kadar bir nüfus, Türkiye'nin de kaderini saptayacakmış...
Sorun Türkiye'nin kaderi değil, Kuzey Kıbrıs'la Türkiye'nin tepesine bağdaş kurmuş, Hazine kökenli bir saltanatın kaderi...
***
Kazara Türkiye'nin AB üyeliği için de müzakereler başlarsa; "devlet" etiketi arkasında, 37
0 bin resmi lojman, 150 bin resmi araba ile oligarşik bir saltanat kurmuş olanlara karşı da; Kopenhag kriterlerine uygun olarak "birey"in hakkı ön plana çıkacak...
Vatan, millet, ırkçılık ve hamaset edebiyatıyla; ekonomik gerçekler maskelene maskelene Türk
iye, "yaşam kalitesi" açısından, Yunanistan'ın 70 basamak altına düşmüş; kimin umurunda ki bu?..
Oligarşik saltanat devam etsin de, Türkiye nereye düşerse düşsün...
***
Enseyi karartmayın...
"National Geographic"in son çıkan Türkçe sayısında, Hubble telesk
opunun, iyice güçlendirildikten sonra çektiği, 12 milyar ışık yılı uzaklığındaki Kozmos görüntüleri var...
Işık, saniyede 300 bin km. hızla gittiğine göre; 12 milyar yılda kaç saniye bulunduğunu hesap edip, onu da 300 bin km. ile çarpın...
Ve kainat, yahut
uzay, yahut Kozmos içinde; pire tersi kadar bile bir volümü bulanmayan "Yer" küremiz...
"Yer" küremizde Kıbrıs adası, onun da kuzeyindeki seçimler...
***
Yüz yıl öncesine dönsek... 1903 yılında, padişah II. Abdülhamit, 5 yıl sonra devrileceğini biliyor mu
ydu; ne radyo vardı ortalıkta, ne uçak, ne televizyon, ne cep telefonu...
Yüz yıl sonrasını, yani 2103 yılını öngörebilme olanağımız var mı?
Yok...
Gün bu gün, saat bu saat hesabıyla atılan nutuklar; megalomanyak böbürlenmeler; hava basmalar; sürünmeler, ö
lmeler, öldürmeler...
***
Böyle gelmiş, böyle mi gider, diyorsunuz?
Peki, toplam 200 milyon insanın öldüğü "Dünya savaşları" niye bitti?
Bir daha dünya savaşı çıkar mı?
Çıkmaz...
Neden çıkmaz?
Çünkü savaş çıkarmanın karı bitti.
Sonunda ABD'de başkan olmanı
n da karı bitecektir, Hazine'den geçinmeli oligarşik bir saltanat kurmanın da...
2. Dünya Savaşı ve toplam 200 milyon insanın ölümünden sonra, nasıl "Avrupa vatandaşlığı" başlamışsa; Walesa'nın şimdiden anayasasını hazırlamaya koyulduğu "Dünya vatandaşlığı
" da başlayacak sonunda...
***
Pragmatik bir yaklaşımla, günümüzü gün etmenin yolları, yöntemleri üstünde durma modasına uyduğumuzda...
TV reklamları, araba modellerinden, tatil sitelerine dek; paranın nelere ve nerelerde harcanmasının daha "keyifli" olacağını öneriyor boyuna...
Çağdaş insanların nasıl para kazandıkları üstünde pek durulmuyor.
***
Gazi Yaşargil gibi, beyin cerrahisinde evrensel bir uzman olmak; yahut deniz ticaret hukukunda evrensel bir uzman olmak; yahut rüyaları ekrana yansıtma teknolojis
inde patent sahibi olmak; yahut evrensel bir otelde saygın bir aşçı olmak; yahut eroin tutkunluğunu sıfırlayacak kimyasal bir buluş yapmak; yahut akıl hastalıklarının da viritük olduğunu kanıtlayarak, bu tür hastalıklara karşı bir aşı bulmak...
Sartre:
- E
n büyük tembellik sevdiğin işi yapmaktır, der...
Fellini, en büyük tembellerden biriydi. Hep sevdiği işi yaptı. Yarattığı dünyalardan aldığı zevk, onlardan sağladığı kazançları kullanırken aldığından büyüktü...
***
Kuzey Kıbrıs'taki seçimler, medyada volka
nlaşıyor...
Ve kimse son 30 yılda Türkiye'den oraya kaç milyar dolar gittiğini açıklamıyor. Kimlerin işine yaradı ki o milyarlarca dolar?
Kimlerin çocukları Londra'larda okumakta?
Kimler hastalanınca ABD'ye uçmakta?
Ortada sadece vatan, millet, bayrak, kah
ramanlık nutukları...
***
Enseyi karartmayın... Hubble teleskopunun çektiği görüntüler; o görüntülerle eşdeğerde olan ve ne yazık ki sadece yüzde 15'ini kullanabildiğimiz beynimize de, öpücükler göndermekte...
CETIN ALTAN –MILLIYET 13/12/2003

Denktaş'ın yanıtı...

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'tan Kıbrıs yorumlarıyla ilgili bir mektup aldım. Bugün köşemde aynen yayımlıyorum.
***
Sayın Hasan Cemal,
"Rauf Denktaş" yazınızı okudum. Uzlaşmazlık nedenini hep Türk tarafında ve bende arama yanılgısı içindesiniz. Kıbrıs meselesi bugüne kadar halledilememişse bunun tek nedeni Rum tarafının uzlaşmak için herhangi bir nedenleri olmadığındandır.
Ortaklık cumhuriyetini Enosis için yıktılar ancak hala bu cumhuriyetin unvanını kullanarak Kıbrıs'ın tümüne sahip çıkma eyl
emini pervasızca yürütebiliyorlar. Hala Kıbrıs meselesi 1974'te başlayan istila meselesidir diyebiliyorlar ve Kıbrıs adına yaptıklarını söyledikleri bir müracaatla Kıbrıs'ı AB'ye üye yapma yolunda ilerleyebiliyorlar. Verheugen kendilerine "uzlaşsanız da uzlaşmasanız da AB'ye üye olacaksınız" diyebiliyor! Niye uzlaşsınlar? Bize niye taviz versinler? Bunca yıllık Hasan Cemal'in bu gerçeği görmemesi üzücüdür.
Rum tarafı (Makarios) ortaklık cumhuriyetini Rum cumhuriyetine dönüştürüp, Türk ortağını "korunmaya alınmış azınlık" yapmak ve akabinde "Kıbrıs halkı self - determinasyon hakkını kullanarak Enosis'i ilan etmek" için yıkmıştı. "Tek halk" ve bu tek halkın self - determinasyon hakkı, Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs'a sahip çıkma siyasetlerinin temelini teşkil etmişt
ir. 40 yıl sonra Klerides'le görüşmelerimizde Rum liderliğinin "tek halk" teorisinden, "tek egemenlikten", "tek devletten", "Türkiye'nin garantisinin etkisiz hale getirilmesinden", "1975 nüfus mübadelesi anlaşması ile yer değiştirmiş olan Rumların eski yerlerine dönüp emlaklerine sahip çıkmalarından" vazgeçmediklerini, bunların tümünde ısrarlı olduklarını gördük.
Annan planı bütün bu konularda Rumlara istediklerini vermiş durumdadır. Herhalde bunu da bilmiyorsunuz.
Simitis Annan planının Rumlara 1989'da Rum
Ulusal Konseyi'nde aldıkları kararla istedikleri her şeyi verdiğini açıklamıştır.
1989'da Rum Ulusal Konseyi'nin aldığı karar hala geçerlidir ve Rum liderini bağlayıcıdır. Bu karar şöyledir:
"Rum Ulusal Konseyi kararı:
Çözümün mutlaka içermesi gereken hus
uslar şunlardır:
1. Tek egemenlik.
2. Tek devlet.
3. Tüm Rum göçmenlerinin mallarına geri dönmesi.
4. Tüm Türk askerlerinin geri gönderilmesi.
5. Tüm Türk yerleşiklerin geri gönderilmesi.
6. Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılması."
Klerides Annan planını
n özetini yaptı. "Tük askerinin adadan çekilmesini ve Rum göçmenlerin eski yerlerine dönüş hakkının tanınmasını istiyorduk. Annan planı bize bunları veriyor" dedi.
Vasiliyu "Annan planı bize istediğimiz her şeyi veriyor" diyebildi. Komünist AKEL Partisi Ge
nel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas "biz kapitalist AB'ye ideolojik açıdan karşıyız; fakat milli davamızın selameti için AB'ye girmeyi kabul ettik" diyor.
Bu acı gerçekler geçmişte değil, geçmişi yaratmış olan Rumların geleceği nasıl pl
anladıkları ile ilgilidir. Bunların benim geçmişte yaşadığımla veya geçmişin esiri oluşumla ne ilgisi vardır? Siz, geçmişte başınızdan geçenlerin tekrarını istemiyorsanız, geleceği planlarken geçmişi unutabilir misiniz?
Geçmişten ders alarak geleceğe sahip
çıkmak, geçmişte vermek zorunda bırakıldığınız bir mücadele sonucu elde ettiğiniz kazanımınızı teslim etmeksizin geleceği planlamak ne zaman suç olmuştur? Rum - Yunan ikilisi sahte bir unvan altında Kıbrıs'ı kendilerine bir ada olarak görmektedirler. 1960'ta kurulmuş olan iç ve dış dengeleri yok farz ederek Kıbrıs'ı Rum cumhuriyetine dönüştürdükleri görüşündedirler. Biz bunu kabul etmediğimiz için suçlanıyoruz.
1960 antlaşmaları Kıbrıs'ın Türkiye'siz bir kuruma üye olamayacağına amirdir. Türkiye'nin bu hak
kını çiğneyerek Kıbrıs'a sahip çıkmak için AB üyeliğine tek yanlı ve sahte bir unvan altında yapılmış olan müracaatı Annan planı uygun buluyor diye, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki bu temel hakkını ortadan kaldırmak yetkisini kendimizde bulmuyoruz. Bizden imzamızla Türkiye'nin bu temel hakkını ortadan kaldırmamızı istiyorlar. Bunu reddetmek Türkiye'nin önüne engel koymak mı oluyor?
Kıbrıs'ı Türkiye'nin önüne engel olarak koymak gafletini gösteren AB yetkililerine Türk basınının söyleyeceği bir şey yok mu? Sayın İlter Türkmen de bu konuda pek suskun. Kıbrıs meselesi AB üyeliği yolunda birilerinin önüne engel olarak konacaksa bu, Rum - Yunan ikilisi olmalıdır.
Türk basınında bunu savunan, AB yetkililerine Türk tarafına yapmakta oldukları haksızlığı yeteri kadar
hatırlatan yok. Silah zoru ile Kıbrıs'ı alamayan Rum - Yunan ikilisi, yarattıkları statükoyu tamamlayıp meşrulaştırmak için, 1960 antlaşmalarını çiğneyerek AB'ye müracaat etmişler, biz bu yasa ve ahlak dışı, siyasi önem taşıyan müracaatı imzamızla meşrulaştırmıyoruz diye suçlu bulunuyoruz ve Türkiye'nin önünü tıkamakla suçlanıyoruz.
El insaf!
Saygılarımla.
Rauf R. Denktaş
KKTC Cumhurbaşkanı
Kıbrıs yorumlarının altıncısı yarın...
HASAN CEMAL – MILLIYET 13//12/2003

Seçim için son söz


GÜNLERDİR, haftalardır süren gergin bir seçim kampanyasından sonra Kıbrıslı Türkler yarın, sandık başında kendi kaderlerini ve de Türkiye'nin geleceğini yönlendirecek olan zor tercihlerini yapacaklar.
Seçimleri kim kazanırsa kazansın, pazartesi gününden itibaren Kıbrıs Türk halkı için yeni bir dönem başlayacak.
Bunun her şeyden önce adadaki Türk toplumu içinde bölünmelere ve yeni krizlere yol açmayan, KKTC ile Türkiye arasında sürtüşmeler yaratmayan bir dönem olmasını dilemek lazım.
KKTC tarihinin en sert seçim kampanyasını yaşadı. Gerek muhalefet, gerekse iktidar partilerinin liderleri - ve son olarak tarafsızlığını bozup devreye giren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş - çok hırçın tavırlar sergilediler. Seçim konuşmalarının odaklandığı Annan planı ve AB üyeliği konusundaki tartışmalar,
toplumu ilk kez adeta iki karşıt kampa ayırdı...
***
BU durum artık sandık başında sona ermeli. Seçimin "ertesi gün"ü yeniden karşılıklı anlayışın ve uyumun hakim olacağı yeni bir dönemin başlangıcı olmalı. Bunda başta Denktaş olmak üzere, bütün parti lid
erlerine büyük bir sorumluluk düşüyor...
Seçim sonrası dönemle ilgili şimdiden verilen demeçler, doğrusu uyumlu ve huzurlu bir aşamaya girileceği ve el ele verilerek çözüm arayışına geçileceği umudunu pek vermiyor.
Muhalefet blokunun veya iktidar partileri
nin kazanma olasılığına göre yapılan çeşitli hesaplar "kriz" işaretini veriyor. Velev ki, pazartesiden sonra, seçim kampanyasında söylenenler geride bırakılsın ve uzlaşıcı, yapıcı bir tavır alınsın...
Ama her şeyden önce, bu seçimlerde iki temel koşulun ye
rine getirilmesi gerekiyor: Birincisi, oy kullanma ve oy sayma işlemlerinin tam bir tarafsızlık ve dürüstlük içinde gerçekleşmesi... İkincisi de, sandıktan çıkacak sonucun "halkın iradesi" olarak kabul edilmesi ve bunun doğru okunarak, ona göre yeni hükümetin kurulması ve çözüm yönündeki politikaların oluşturulması...
***
BU seçimler, daha öncekilerin aksine, sonuç üzerinde sağlıklı bir tahminin yapılmasını imkansız kıldığı için, iki şıkkı da dikkate almak gerekiyor.
• İktidar partileri kazanırsa ne olur? İ
lk bakışta "rahat bir geçiş" sağlanabilir. Bu partiler Cumhurbaşkanı Denktaş ile aynı temel görüşleri paylaşıyor. Herhalde böyle bir sonuçtan ziyadesi ile memnun olacak olan Denktaş, bu "halk oylaması"nı kendi politikalarına tam destek olarak değerlendirecek ve yoluna devam etmek isteyecektir.
Ancak bu değerlendirmede oy oranlarını ve muhalefetin gücünü de dikkate almak gerekir. Aksi halde Türk toplumu içindeki kamplaşma yeni sürtüşmelere ve krizlere yol açabilir... Ayrıca böyle bir sonuç çıktığı takdirde,
çözüm arayışları bağlamında, Türkiye'nin çıkarları ve tavrı da hesaba katılmalıdır...
• Muhalefet bloku kazanırsa ne olur? Denktaş "ezici" (yani mutlak) bir çoğunluk olmazsa, hükümet görevini muhalefete vermeyeceğini söylüyor ki, bu demokratik teamüllere d
e aykırıdır. Böyle bir davranış ada halkını gerebilir... Eğer Denktaş görevi verirse, çözüm bağlamında (Annan planı çerçevesinde) ne yapılacağı ve "müzakereci"nin kim olacağı gibi sorunlar ortaya çıkacaktır. Bunda Ankara'nın ağırlığını ortaya koyması ihtiyacı daha da hissedilecektir...
SON SÖZ: Her iki halde de Denktaş başta olmak üzere Kıbrıslı Türk liderlerinden uzlaşıcı, uyumlu ve sağduyulu hareket etmelerini bekliyoruz...
SAMI KOHEN MILLIYET 13//12/2003

KKTC - Gürcistan hattı

41 yaşında. İstanbul Üniversitesinde Estetik ve Sanat Tarihi okumuş. Ressam. Yığınla ödülü var. Ama reklamcı olmuş. Siyasi partilerin kampanyalarını organize etmeyi seviyor. Ortalıkta gözükmekten hiç hoşlanmıyor. Üstelik Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın en yakınındaki isimlerden biri. Arkadaşı.
Arter Reklamcılık'ın sahibi Erol Olçok'tan bahsediyoruz. Şu an KKTC'de Ulusal Birlik Partisi UBP'nin seçim kampanyasını yürütüyor.
Kariyerinde iki ülke çok önemli. Makedonya ve Avusturya. Türk kamuoyu Olçok'u 1999 Seçimlerinde tanıyamadı ama,
DYP'nin 'Cesur Yürekli Türkiye' kampanyasını unutmadı. İşte onun yaratıcısı. Sonrası malum. Yolculukta AK Parti'nin seçim kampanyası yer alıyor. AK Parti'nin seçim kampanyasının ana omurgası ona ait. Şimdi KKTC'de Başbakan Derviş Eroğlu'nun başkanı olduğu UBP'nin seçim kampanyasının mimarı.
Önümüzdeki hafta ise Gürcistan'da olacak. Ana muhalefet partisinin 35 yaşındaki genç lideri ile görüşecek. Şevardnadze'nin karşısına dikilen bu genç lider, seçim kampanyasını Erol Olçok'a teslim etmek istiyor. Haa unutm
adan ekleyelim; Abhazya Cumhuriyeti de Arter Reklamcılık'a müracaat etmiş: "Bizim Kampanyayı siz yürütün" demiş. Enteresan değil mi?
Bu arada KKTC'deki seçim kampanyası yarışı da hızlanıyor. 200 bin nüfuslu adada, 150 bin seçmen oy kullanacak.
Yedi Parti s
eçim kampanyalarını renklendirmek için sanatçı yarışına girmiş durumda. Ancak biz bu tablonun yanı sıra, birbiriyle sıkı yarışta olan iki partiyi incelemek istiyoruz: UBP ve CTP
UBP'nin Genel Başkanı Derviş Eroğlu ramazan bayramında Erol Olçok ile el sıkış
mış. UBP'nin oy oranı yüzde 21'leri gösteriyormuş. CTP'nin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın oyu zirvede imiş. Peki bu süreçte neler olmuş?
Arter Reklamcılık Denge Araştırma ve Gazi Üniversitesi ile çalışmaya başlamış. Beş komuoyu araştırması yapmış. CTP i
se yerel bir şirket olan KADEM ile çalışmaya başlamış. Seçim kampanyalarını yürüten araştırma şirketlerinin son çalışması ise cuma sabaha karşı 02:00'da sonuçlandı. Arter'in elindeki son veriler: UBP yüzde 38.6, CTP yüzde 24.7, Demokrat Parti (Başkanı Serdar Denktaş) yüzde 9.2, BDH (Barış ve Demokrasi Harekatı) yüzde 6.1, Çözüm ve AB Partisi (ÇABP) yüzde 1.6, Milliyetçi Barış Partisi (MBP) yüzde 2.2, Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) yüzde 0.3, Karma yüzde 10.7, Kararsızlar yüzde 5.9, Diğer yüzde 0.6.
MELIHA OKUR
MILLIYET – 13/12/2003

Büyük Koalisyon


Tutun ki, muhalefet partileri kazandı. Mehmet Ali Talat Başbakan oldu. Kıbrıs Rum Kesimi ile Annan planı üzerinden görüşmelerden Denktaş'ı çekip, kendisi bu görevi üstlendi.
Bunu nasıl yapacak?
Lefkoşa'daki seçim bürosunda konuşurken, Talat "Ankara ile çok sıkı bir diyalog kuracağı ve bu görüşmeleri Ankara ile paralel kurarak başlatacağı, yürüteceği, imza aşamasına getireceği" izlenimini vermişti.
Ayrıca... Talat üzerinde iki psikolojik baskı oluşacak. UBP ve diğer -
sağda denebilecek - partiler, her adımında "işte KKTC'yi satıyor" seslerini yankılandırarak iç kamuoyunu kabartabilirler. Ankara'daki "güçlü çevreler" de tam teşekküllü Truva atı gibi gördükleri Talat'a karşı zaten kuşku yüklüler. Ankara zirvelerinden üzerine bir "çığ" kopmaması için Talat için aklın yolu "sanıldığından ve beklenildiğinden çok daha özenli, dikkatli, ihtiyatlı olmaktır."
Buna karşılık, Talat, arkasında bıkkın, bezgin ve hep aynı değişmez yüzlerden ve yolsuzluklardan yorulmuş bir toplum deği
l, bir şeylerin nihayet değişmeye başladığını gören, umut duymaya başlayan, coşkulu bir halk desteğini bulacaktır.

Denktaş sürprizi

Buna karşılık, iktidar partileri seçimi alırlarsa ve Denktaş, görüşmeci olarak kalırsa da artık "çözümsüzlük çözümdür" politikası sürmeyebilir.
Denktaş üzerinde de seçim sonrası çok büyük baskı oluşacaktır.
Toplumda Annan planı ekseninde çözüm için oy vermiş halk yığınlarının... "Denktaş çözümsüzlük demektir" yargıları... AB ve ABD'den sıkı markaj... Son trenin 1 Mayıs 2004'te
kalkacağı ve tüm sorumluluğun kendisine fatura edileceği gerçeği... Ankara'da AKP hükümetinin "ver kurtul değil ama çözümsüzlük çözümdür de değil" tavrı, Denktaş'ı Rum kesimiyle Annan planı zemininde, hem değişiklikler, hem de bir uzlaşmayla sonuç almak üzere masaya itecektir.
Zaten, geçen pazar günü, Lefkoşa'nın öte tarafında görüştüğüm iktidar partisi AKEL'in iki numarası Katsurides "seçimi iktidar partileri de alacak olsalar, ocak ayında, iki taraf arasında Annan planı üzerinden görüşmeleri başlatacakla
rı işaretleri var" demişti.

Karne notları

Görülüyor ki, pazar günü yapılacak seçimler sağduyu ortak paydasından büyük sapmalar oluşturmayacak.
Tabii aklın yolu bu.
Ancak her iki durumun da artı ve eksilerini ortaya koyalım.
Seçimleri muhalefet alır ve Talat görüşmeci olursa, Ankara ile ve özellikle askerle diyaloğu en azından ilk zamanlar çok zor koşullarda olur. Talat'ın Ankara'daki karnesinde "hal ve gidiş notu" yüksek değil.
Ona güven zayıf.
Adımları tereddütlü olabilir.
Bu nedenle, "İşte KKTC'yi satıyo
r. Biz zaten demedik mi" ithamlarının hedefi olmamak sıkıntısını da duyacaktır.
Buna karşılık Denktaş, Ankara'dan, özellikle askerden daha iyi rüzgarlar alabilir. Böyle kompleksler duymaksızın ödünler alıp, ödünler alacak bir sonuca ulaşabilir. 1 Mayıs 200
4'te de AB treninin kaçmaması için toplumun önüne anlaşmayı koymak, bugün görünmekte olduğundan birkaç ay sonra çok daha kaçınılmaz bir büyük zorunluk haline gelecektir.
Bunu yaparken Denktaş "işte KKTC'yi satıyor. - Kıbrıslıların söylemiyle - gavurla işbi
rliği yapıyor" gibi suçlamalarla infaz edilmek psikolojisine girmeyecektir.

Ortadan kırılmamak

Hiçbir parti tek başına iktidar çoğunluğunu alamayacaksa akılcı çözüm "büyük koalisyondur."
En çok oyu alacak UBP ve CTP'nin koalisyonu, Kıbrıs toplumunun neredeyse tamamını temsil eder.
Rum'un da, AB'nin de karşısına çok güçlü oturur.
Türkiye ile ilişkilerinde "tek ses" verir.
Tarihi bir kavşağı Kıbrıs toplumu kendi özgür iradesiyle geçer.
Türkiye'nin, Ankara'nın da tarihi şansı olur.
Avrupa'ya girmeye odaklanan
lar Avrupalı felsefesinin temel taşı olan akılcılık ortak paydasında yer almalılar.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 13/12/2003

AB'den ilk sinyal çıktı

BRÜKSEL

Avrupa Birliği hükümet ve devlet başkanlarının Brüksel doruğu, iki yıldır hazırlığı yapılan Anayasaya son noktayı koymak için toplandı ancak, Türkiye'ye beklenmedik bir sinyal çıktı.
"Katılma müzakerelerinin başlamasına hazırlık olarak gerçekleştirdiği büyük ilerleme" cümlesi ve bildiri taslağındaki yerine dikkat çeken Türk yetkililer "AB komisyonu bu şeki
lde açıkça katılma müzakerelerine hazırlanıldığının sinyalini veriyor" dediler.
Ortak Bildiri, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyum için gösterdiği büyük çabaları açıkça övdüğü gibi, eksiklik olan alanları da şöyle sayıyor:
- Adalet sisteminin reformu ve
bağımsızlığının sağlanması
- Dernek kurma, görüş açıklama ve din özgürlüğündeki son kısıtlamaların kaldırılması
- Asker-Sivil ilişkilerinin AB'deki uygulamaya yakınlaştırılması
- Güneydoğu'daki kültürel hakların geliştirilmesi ve genel ekonomik dengesizliğ
in giderilmesi.

KIBRIS ÖN PLANA GEÇTİ
Birkaç ay öncesine kadar Brüksel'de Türkiye ile ilişkilerden söz edildiği zaman, tartışılan konu "Kopenhag kriterlerine uyum sağlayıp sağlayamayacağı" idi. Bugün artık böyle bir sorun tartışılmıyor. Onun yerini Kıbrıs almış durumda. Bizler istediğimiz kadar "Kıbrıs, Kopenhag kriteri olamaz" diyelim, sahadaki gerçekler bambaşka.
Nitekim bu gerçek ortak bildiriye de yansımış.
Son AB Komisyonu ilerleme raporunda açıkça "Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün, Türkiye'nin AB ilişkilerin
i engelleyeceği" belirtilmişti. Brüksel'de yayınlanan bildiride, aynı konu bu defa tersten okunuyor ve "Kıbrıs'ta çözüm, Türkiye'nin AB'ye katılımını kolaylaştırır" deniyor.
Kıbrıs'ta çözüm bulunamasa dahi, çözüm yakında ciddi adım atan ve masaya oturan bi
r Türkiye, AB'den beklentilerine çok yaklaşmış olacak. Daha doğrusu HAYIR denmesi güçleşecek.
Özetle, rüzgarlar Türkiye'den yana esiyor.

* * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/12/2003

KKTC kaderini oylayacak

Kuzey Kıbrıs'ta 141 bin 471 seçmen yarın 554 sandıkta adanın kaderi için oy kullanacak. Annan Planı temelinde çözüm ve AB üyeliğini savunan muhalefet ile Cumhurbaşkanı Denktaş'ın desteklediği iktidar partileri, 50 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu sağlamak için yarışacak.

KKTC'de, aylardan beri Kıbrıs Türk halkının yanı sıra dünya kamuoyu tarafından da yakından izlenen seçim sürecinin sonuna gelindi. Kıbrıs Türkü, ''kader seçimi'' olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde, 5 yıl süreyle görev yapacak yeni dönem milletvekillerini belirlemek üzere yarın saat 08.00'den itibaren sandık başına gidecek.

Annan planı ve Kıbrıs sorununa endekslenen seçimi, Annan planına olumlu yaklaşan muhalefet partileri, bu planın referandumu sekline dönüştürdü. İktidar ortakları ve sağ muhalefet de, ''devletin ve egemenliğin devam edip etmeyeceğinin seçim sonuçlarıyla ortaya çıkacağını'' belirterek, seçmene sağduyulu davranma çağrısı yaptı.

Türkiye, Kıbrıs Rum kesimi, AB, BM, ABD ve diğer tüm çevrelerce yakından takip edilen seçimin sonucu, Kıbrıs Türkünün, 14 Aralık sonrası geleceğini belirlemesi açısından büyük önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın sözleriyle ''Kıbrıs Türkü yol ayrımında'' ve o ''yolu'' yarın seçecek.

Seçime, iktidar ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP) yanı sıra Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Milliyetçi Barış Partisi (MBP), Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) ile Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) katılıyor. Partilerin meclise girebilmeleri için, yüzde 5 oy barajını aşmaları gerekiyor.

Yoğun ve gergin bir ortamda, ancak demokratik bir şekilde devam eden propaganda dönemi, bugün saat 18.00'de sona erecek ve yasaklar başlayacak. Seçim yasakları, yarın da oy verme süresince geçerli olacak.

Seçim yasakları uyarınca yarın saat 19.00'a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

Yasaklar çerçevesinde yarın ayrıca alkollü içki satılamayacak ve içilemeyecek. Bütün eğlence yerleri oy verme süresince kapalı olacak, lokantalar sadece yemek verebilecek. Emniyet güçleri dışında hiç kimsesilah taşıyamayacak.

OY VERME 08.00'DE BAŞLAYACAK

KKTC genelinde oy verme işlemi yarın saat 08.00'de başlayacak ve 18.00'e kadar devam edecek. Kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelindekurulacak toplam 554 sandıkta yeni milletvekillerini belirlemek için oy kullanacak.

Seçim Yasası uyarınca görme özürlüler, felçliler veya benzeri bedeni sakatlıkları olanlar, kendi istemleri üzerine diledikleri bir seçmenin yardımıyla oylarını kullanabilecek. Ancak, okuma-yazma bilmeyenler sandık başında başka bir seçmenden yardım isteyemeyecek. Bu durumdaki seçmen, talebi halinde sandık başkanının tarifiyle oyunu kullanabilecek.

SANDIK GÖREVLİLERİ 07.00'DE YEMİNLE BAŞLAYACAK

Sandıklarda ve ilçe seçim kurullarında yaklaşık 1850 kişi görev yapacak. Sandık kurulları, saat 07.00'de sandık başında toplanarak önce ant içecekler. Sandık görevlileri, ''hiçbir etki altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirlenmesi için görevimi yasaya göre dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim'' şeklindeki yeminin ardından göreve başlayabilecekler.

Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca, seçmenin sandık başında mühür, mühür+tercih ve karma oy olmak üzere 3 ayrı yöntemle oyunu kullanma olanağı var. Seçmenin sadece mühür kullanması, siyasi partiler açısından daha önemli.

Seçimde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9, Güzelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak.

Seçimle, 7 siyasi parti 350 adayla katılıyor. Seçimlerin 3 de bağımsız adayı var. Bağımsız adaylardan Soner Engin'in pusulada seçimekatılıyor gözükmesine karşın, çekilmesi nedeniyle adaylığı düşmüş durumda.

Parti listelerinde seçime katılan 350 adaydan 7'si, pusulada seçime katılmalarına karşın çeşitli nedenlerle milletvekili seçilemeyecek. Tümü de Kıbrıs Adalet Partisi listesinden olan bu 7 adayın bazıları istifa, Parti Başkanı Oğuz Kalelioğlu dahil bazıları da milletvekilliği şartlarına uymadıkları için pusulada yer almalarına karşın seçilemeyecekler.

Abdüllatif Şener: Seçimden KKTC güçlü olarak çıkacak

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, KKTC'de yarın yapılacak seçimlere ilişkin olarak, ''Kararı verecek olan Kıbrıs Türk halkıdır'' dedi. Şener, seçimlerden KKTC'nin güçlü olarak çıkacağını belirtti.

Şener, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Abant'ta düzenlediği yıllık değerlendirme toplantısında verilen arada gazetecilerin KKTC'deki seçimlere ilişkin sorularını yanıtladı.

Başbakan Yardımcısı Şener, seçimlerden KKTC'nin güçlü olarak çıkacağını, her şeyin şeffaf ve saydam olduğunu, tüm dünyada da bu saydamlığın izlendiğini kaydetti.

Şener, şunları söyledi: ''Kıbrıs'ta bu ilk seçimler değildir. Kıbrıs Türk toplumu da seçim atmosferine yakın bir toplumdur. Daha önceki seçimlere baktığımızda Cumhurbaşkanı seçiminin yoğunluk kazandığını görüyoruz. Parlamento seçimlerine sadece Kıbrıs Türk halkının yoğun ilgisi artmış değil. Aynı zamanda uluslararası ilginin de çok yoğun olduğunu görüyoruz.''

''KKTC KENDİNİ FİİLİ OLARAK KABUL ETTİRMİŞTİR''

Dünyanın değişik ülkelerinde, değişik grupların KKTC'deki seçimi izlediğini anlatan Şener, ''Resmi kimliğe, kişiliğe sahip kişiler yoğun bir şekilde KKTC'deki seçimleri izliyorlar. Orada ne olup bittiğinin sonuçlarını değerlendirmeye çalışıyorlar. Yapılan beyanlarda açıklamalarda bile KKTC'yi tanımayan bazı kimliklerin ve mercilerin seçimlere yönelik beyanlarda bulunduklarını görüyoruz. Bu en azından şunu ortaya atıyor: KKTC fiili olarak kendisini kabullendi
rmiştir'' dedi.

Şener, olaya KKTC açısından baktığını belirterek, KKTC'nin bütün kurumlarıyla var olduğunu ve seçimin KKTC'deki demokrasinin gelişim düzeyini dünyaya göstermek açısından önemli olduğunu söyledi.

Seçimlerde bir takım partiler olduğunu, partilerin yoğun bir seçim kampanyası yürüttüklerini anlatan Şener, ''ama karar verecek olan Kıbrıs Türk halkı olacaktır'' dedi.

''Seçime Annan Planı'nın oylanması açısından bakılabilir mi'' şeklindeki soru üzerine Şener, şunları kaydetti: ''Ben o çerçevede
değerlendirme yapmıyorum. Daha genel bir değerlendirme yapıyorum. Hangi partinin hangi söylemine kimin ne kadaroy verdiği zaten yarın itibariyle ortaya çıkacaktır. Bu değerlendirmeyi yapmak Kıbrıs Türkü'ne aittir.''

Şener, yargı konusundaki tartışmalara
ilişkin bir soru üzerine de yargıyla siyaset arasında bir çatışmanın olamayacağını, kuvvetler ayrılığı bulunduğunu, herkesin görev ve sorumluluklarının Anayasada belirtildiğini ifade etti.

HURRIYET 13/12/2003

Boucher: Kıbrıs'ta çözüm, AB üyeliğine yardım eder

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, ABD'nin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını daima teşvik ettiğini ve Kıbrıs'ta çözümün, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine yardım edeceğini söyledi.

Boucher, düzenlediği basın toplantısında, bir soru üzerine, "ABD, Türkiye'nin AB üyeliğini daima desteklemiştir'' dedi.

ABD'nin, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasını da daima desteklediğini ifade eden Boucher, ''Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesinin, bölgede, Türkiye'nin AB üyeliği de dahil birçok şeye yardım edeceğini söylemek, sanırım objektif bir gözlem olacaktır. Ancak ben, burada Kıbrıs meselesinin önkoşul olduğunu söylemiyorum. Biz, Kıbrıs meselesine çözüm bulunmasının da Türkiye'nin AB üyeliğininde iyi şeyler olduğunu düşünüyoruz ve her ikisinin de gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz'' diye konuştu.

Boucher, ABD'nin, AB üyesi bir ülke olmadığını da hatırlattı. Avrupa'nın yeni savunma mekanizmasıyla ilgili soru üzerine Boucher, Avrupalı müttefiklerinin, bu yeni girişimi, Avrupa'nın güvenliğinden
sorumlu baş organizasyonun NATO olduğu gerçeğini muhafaza ederek, yeni mekanizmayı şeffaf tutarak ve NATO-AB arasında yakın işbirliği sağlayarak geliştirmelerini beklediklerini söyledi.

HURRIYET 13/12/2003

Seçim trafiği en çok Boncuk’u sevindirdi...

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün Salih Kılıç başkanlığındaki Türk-İş heyetini kabuletti. Kılıç, Denktaş'a destek vermek amacıyla ziyareti düzenlediklerini belirtti. Ziyaretten sonra Denktaş, Türk-İş heyetiyle toplu fotoğraf çektirirken, köpeği Boncuk'un, denetlercesine önlerinden ayrılmaması, ortalığı kahkahaya boğdu. Boncuk Denktaş'ın AKP ve CHP heyetini kabulünde de salonun bir köşesinden diğerine neşe içinde koşup, yerlerde yuvarlanmıştı.

HURRIYET 13/12/2003

Annan planı ve AB tüm partilerin sloganlarında

KKTC'de tüm toplumsal sorunları gündemden düşüren 14 Aralık genel seçimlere katılan siyasi partiler arasındaki propaganda yarışı tamamen Annan planı ve AB konuları üzerinden yapılmakta.Geleneksel seçimlerin aksine ülke sorunlarından çok, Kıbrıs sorununa ve Annan planına endeksli seçimler, ülke insanının gündemini,sohbetlrin ana konusunu oluşturuyor. Partiler ve adaylar da çeşitli yollarla kendilerini en iyi şekilde ifade etmeye çalışıyorlar.

Siyasi partiler köy köy, mahalle mahalle gezerek, salon toplantıları yaparak, vatandaşla bire bir ilişkilerle hedeflerini anlatmaya çalışırken, tüm adaylar ve partiler propaganda aracı olarak en çok medyayı tercih ediyor.

Gazetelerde, radyo ve televizyonlarda her gün halka hitap eden liderler ve adaylar, propaganda döneminin son günlerinde büyük kent merkezlerinde mitinglerle de coşkuyu yükseltmeye çalışacaklar.

Annan planı temelinde partiler iki ayrı gruba ayrılarak keskin birgruplaşma oluşturmalarına karşın, propaganda döneminde birkaç küçük olay dışında genelde hoşgörü hakim.

KKTC SEÇİMLERİ İLK KEZ DÜNYANIN GÜNDEMİNDE

Ülkede son bir yılda yoğun şekilde tartışılan Annan planı ve bununla bağlantılı olarak Kıbrıs'ta çözümle ilgili dönüm noktası niteliğine bürünen 14 Aralık seçimleri, Kıbrıs Türkünün ayrı yönetim altındaki yaklaşık 30 yıllık tarihinde ilk kez dünyanın gündemine girdi.

''Kader'' seçimi olarak nitelenen 14 Aralık milletvekilliği seçimleri, bu niteliğiyle tarihte ilk kez Türkiye, BM, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler tarafından da çok yakından takip ediliyor.

Dünya tarafından ''tanınmayan'' statüsüyle bugüne kadar ''sözde'' nitelemesiyle karşılaşan KKTC, böylece bu seçimlerle yasallık statüsünü de fiilen kazanıyor.

KKTC Yüksek Yayın Kurulu'ndan (YYK) sonra Türkiye Radyo TelevizyonÜst Kurulu'nun (RTÜK) tarihinde ilk kez KKTC seçimlerine yönelik Türkiye medyasına uyarı yapma ihtiyacını hissetmesi de seçime ilginin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

ANNAN PLANI SLOGANLARIN TEMEL UNSURU

Partiler ve adayların temel politikalarını simgeleyen sloganlar dasüreci belirleyen Kıbrıs sorununa endeksli.

Annan planı temelinde çözüm ve AB hedefiyle yarışa katılan BDH, CTP-BG ile ÇABP, sloganlarını da bu temel stratejiler üzerine kurarken, plana karşı çıkan partiler karşıtlıklarını sloganlarla simgelediler.

BDH, ''Mevsimi Geldi Artık'' temel sloganı yanında, ''Baharda Avrupa'' sloganını ve Kıbrıslılık bilincini ön plana çıkarmak amacıylada ''Kıbrıslı Türkü'nün Onurlu Sesi'', ''Onurla, Gururla Baharda Avrupa'' gibi söylemleri kullanmayı tercih etti.

''Avrupa Evet'', ''Yeni Bir Kıbrıs İçin CTP-BG'ye Mühür'', ''TalatGörüşmeci'' sloganlarıyla propaganda faaliyetlerini sürdüren CTP-BG de, geleneksel yeşil yanında beyaz rengini de hakim renk olarak kullanarak, bu sloganların altını dolduran söylemler kullanıyor.

''Çözüm ve AB'' sloganını sürekli ön planda tutan, ağırlıkla AB simgesi mavi rengi tercih eden ÇABP'ın ilgi çeken sloganları ise ''Statüko Tumba, Hoşgeldin Avrupa'', ''Baharda 200 Bin Yeni Avrupalı'', ''Yeni Dinamikler, Yeni Vizyon''.

HURRIYET 13/12/2003

7 partili 353 adaylı yarış

Milletvekilliği seçimlerinde 7 siyasi parti yarışıyor. Cumhuriyet Meclisi'ndeki 50 sandalye için 7 partiden aday olan toplam 350 kişiye ek olarak Lefkoşa bölgesinden seçim yarışına 3 de bağımsız aday katıldı.

Seçimin ''tarihi'' niteliğine uygun olarak, siyasi partiler de tarihi oluşumlarla seçime hazırlanıyorlar. Bu süreçle birlikte ''yıllanmış'' partiler yeni ittifaklara veya oluşumlara giderken, yenipartiler de bu tarihi dönemin bir ürünü olarak ülke siyasi tarihine adım attılar.

Seçime katılacak partilerden sadece koalisyon ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP), yapılarında herhangi birdeğişiklik veya açılıma gitmeden seçimlere katılıyor.

Bunlar dışında Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), 30 yıllık tarihinde ilk kez listelerini ''Birleşik Güçler'' adıyla CTP'li olmayanlara da açtı.

Meclis'te 5 sandalyesi bulunan yılların sosyal demokrat partisi Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), iki yeni partiyle, Sosyalist Parti veBirleşik Kıbrıs Partisi ile ittifak kurarak ''Barış ve Demokrasi Hareketi'' (BDH) adı altında seçimlere katılıyor.

Seçimin en genç partisi ise Çözüm ve AB Partisi (ÇABP). Annan planıyla ilgili süreçle birlikte kamuoyunun gündemine giren ÇABP, işadamlarının kurduğu bir siyasi parti olarak Kıbrıs Türk siyasi tarihinde yerini aldı.

Seçim deneyimi bulunan Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ile yeni bir parti olmasına karşın siyasi geçmişi olan milletvekillerinin kurduğu Adalet ve Barış Partisi de seçim listelerinde Milliyetçi BarışPartisi (MBP) adlı ittifakla yer alıyor.

Seçim arifesinde kurulan Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) de bu seçimingenç partilerinden.

FİNANSMAN PROPAGANDALARA YANSIYOR

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) 1.5 trilyon liralık bütçeyle hazırlandığı seçim sürecinde, partiler de kesenin ağzını açmış durumda. Ancak bazı partiler finansman bulmakta güçlük çekerken, paralı ve parasız partiler propaganda çalışmalarındaki farklılıklarla dikkat çekiyor.

Meclis'te grupları bulunan ve devlet bütçesinden milletvekili sayıları oranında katkı alan partiler nispeten daha büyük bütçelerle seçime katılırken, adaylardan bağış veya katkı, piyango gelirleri, etkinlikler, flama ve bayrak satışı, hatta SMS mesajlarıyla katkı da partilerin finansman olarak kullandıkları yöntemler arasında.

Ulusal Birlik Partisi 500 milyar liralık bütçeyle seçime en çok kaynak ayıran parti konumunda. Demokrat Parti ve Kıbrıs Adalet Partisi300, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler ve BDH 250'şer milyar liralık bütçelerle seçime katılıyorlar.

Bütçelerinin adaylar, üyeler ve vatandaşların katkılarından oluştuğunu belirten ÇABP ve MBP ise rakam belirtmedi.

SAĞDUYU ÇAĞRISIYLA DEVLET ÖN PLANDA

Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti ise sloganlarını ''KKTC'nin yaşatılması'' üzerine kurdular.

UBP, ''KKTC'yi Güneş Doğdukça Yaşatacağız'' sloganıyla devleti UBP'nin yaşatacağına vurgu yaparken, ''Yeni Bir Gün Doğuyor'' sloganını hem afişlerde, hem bildirgede ön plana çıkardı. UBP, Annan planına karşı duruşunu ise ''Sağduyuya Oy Ver'' sloganıyla özetledi.

Demokrat Parti ise bir yandan toprak ve mülk terimlerini ön plana çıkararak devleti savunurken, diğer yandan Annan planı konusunda ''retçi'' olmadığı vurgusunu yapıyor ve ''Uzlaşma'' sloganını ön planaçıkarıyor. ''Toprak ve Mülk Mühimdir Annan Planı Buna Ne Der?'' gibi soru işaretli pankartlar ve sloganlar da kullanan DP, yeşil rengini tercih eden partilerden.

Kırmızı-beyaz-mavi hakim renklerle ''Çözüm'', ''Değiştir'', ''Sessiz Çoğunluğun Sesi'' sloganlarını kullanan Milliyetçi Barış Partisi (MBP), Annan planına karşı çıkan, bugünkü haliyle kabul edilemeyeceğini, ancak müzakere edilebileceğini dile getiren alt söylemlerle sloganlarını tamamlıyor.

Kırmızı-beyaz hakim renklerle ''Toparlanın Gitmiyoruz'' sloganıylayola çıkan, ancak seçim sürecinde bu sloganı ''Toparlanın Geliyoruz'' diye değiştiren Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) ise ''Ne Soyguncular Ne Annancılar'', ''Anavatan Olmadan Asla'', ''Bir Geminin Tek Kaptanı Olur'' gibi sloganları da ön plana çıkarıyor.

HURRIYET 13/12/2003

KKTC'de herkes galip

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC'de 14 Aralık genel seçimleri öncesinde anket patlaması yaşanıyor. Muhalefet partilerine yakın yayın organlarının anketlerine göre muhalefet, iktidara yakın gazetelerin anketlerine göre ise iktidar partileri büyük bir farkla seçimleri kazanıyor.

KKTC'de seçim yasakları çerçevesinde anket yayın yasağı önceki gün başladı. Yasağın başladığı gün yerel medyanın büyük bir çoğunluğu birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyan anketlere yer verdi. Muhalefet partilerine yakın yayın organlarının anketlerine göre, muhalefet partileri genel seçimlerde yüzde 70'e varan oy oranı ile kesin bir üstünlük sağlıyor. Anketlere göre, Mehmet Ali Talat liderliğindeki Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Mustafa Akıncı liderliğindeki Barış ve Demokrasi Hareketi yüzde 25'er oy oranına ulaşıyor. Ali Erel liderliğindeki Çözüm ve AB Partisi ise, yüzde 20'ye yakın oy alıyor. Böylece 3 muhalefet partisinin oy oranı yüzde 70'e yaklaşıyor.

İKTİDAR CEPHESİ

İktidar partilerine yakın yayın organları ise, tam aksi yönde anketler yayınladı. Bu anketlere göre, Başbakan Derviş Eroğlu liderliğindeki Ulusal Birlik Partisi yüzde 33, Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti yüzde 11 oranında oy alıyor. Cumhuriyetçi Türk Partisi yüzde 17 Barış ve Demokrasi Hareketi ise, yüzde 8.5 oy oranında kalıyor.

KKTC'de yüzde
5 oy barajı bulunuyor. 50 sandalyeli Meclis'in belirleneceği seçimlerde seçmenler milletvekili adaylarını tek tek belirleyerek tercihli oy da kullanabiliyor. Seçmen sayısı ise, 141 bin.

Başarısızlığı Türk tarafına ait gösterdik

Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides, Kıbrıs müzakerelerinde ‘‘hiçbir şeyi kabul etmeyerek, hiçbir taviz vermeden ve başarısızlığı Türk tarafına ait gösterme’’ taktiği uygulayarak ABüyeliği hedefine ulaştıklarını söyledi. Klerides, Mahi gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorunundaki tavırlarının kendilerini AB üyeliğine kadar götürdüğünü belirterek, yabancılara Rum tarafının müzakerelerin başlamasını arzu etmediği mesajının verilmemesi için dikkatli olunması telkininde bulundu.

HURRIYET 13/12/2003

KKTC YSK Başkanı:Her türlü önlemi aldık

KKTC Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, 14 Aralık Pazar günü yapılacak genel seçimlere hangi bir şekilde hile karıştırılmaması için gerekli tüm önlemlerinalınmasına devam edildiğini belirtti ve siyasi partileri, sandık görevlilerinin deneyimli kişilerden oluşması konusunda uyardı.

Erginel, düzenlediği basın toplantısında, önlemler çerçevesinde buseçimlerde cep telefonlarıyla oy verme yerine girilemeyeceğini de vurguladı.

Türkiye dahil çeşitli ülkelerden gözlemcilerin seçimleri izleyeceğini ve 10 ayrı kuruluştan gözlemcilerin KKTC'de bulunduğunu bildiren Erginel, seçim sonuçlarının Yakın Doğu Üniversitesi ile işbirliği halinde kısa sürede açıklanacağını ve mahkeme binasına ilk kez kurulacak dev ekranla kamuoyuna anında duyurulacağını açıkladı.

'TÜM PARTİLERE EŞİT MESAFEDE'

YSK Başkanı Erginel, KKTC'de seçimlerin tarafsız organ mahkemelerin denetim ve kontrolünde yapıldığını, Yüksek Seçim Kurulu'nun tüm partilere eşit mesafede olduğunu belirterek, ''Seçimi kimin kazanacağı bizi hiç ilgilendirmiyor. Hangi parti veya görüş kazanırsa kazansın bizden aynı saygıyı görecektir'' dedi.

Propaganda faaliyetlerinde de tüm partilere eşit olanaklar sağlandığını ve tüm görüşlerin ifade edilmesi için gerekli önlemlerin alındığını anlatan Erginel, genelde partilerin büyük bir olgunluk içerisinde propaganda faaliyetlerini sürdürdüklerini kaydetti.

YENİ VATANDAŞLAR VE SEÇMENLER

Seçimlere gölge düşürülmemesi için gerekli her türlü önlemi aldıklarını ve almaya devam edeceklerini belirten Erginel, ''Seçime gölge düşürme olasılığı bulunan yeni vatandaşlar ve seçmenler konusunda da YSK'nın üzerine düşen görevi yaptığını'' anlattı.

Seçimlerde kimlerin oy verebileceğinin Seçim ve Halkoylaması Yasası ile düzenlendiğini, YSK'nın bu yasayı uyguladığını söyleyen Erginel, yasayı değiştirmeye yönelik tartışmaların muhatabının ise YSKdeğil, meclis olduğunu vurguladı.

YSK Başkanı Erginel, yoğun tartışmalara neden olan yeni vatandaşlıklar konusunda özetle şunları kaydetti:

''Vatandaş yapma olayının doğru mu, yanlış mı; yasal mı değil mi konusu bizi meşgul etmiş değildir. Çünkü bu konuda YSK'nın yetkisi yoktur. Biz doğruluğuna, yanlışlığına bakmadan sadece zamanlama, dış görünüş açısından olayı değerlendirerek seçime gölge düşmemesi için önlem almaya çalıştık. Bunun için seçimleri benzeri görülmemiş bir şeffaflık içinde gerçekleştirmeye karar verdik. Tüm bilgileri siyasi partilere vermenin yanı sıra seçmenin incelemesine açtık. Ayrıca halkımızı da pasif davranmamaya, seçimi denetleme işlevine katılmaya davet ettik.''

Seçimlerde oy verebilmek için vatandaşlık yanında ikametin zorunluolduğunu anımsatan Erginel, seçmen listelerinin askı süresince siyasi partilerle vatandaşların itirazlarda bulunduğunu ve bunların incelenmesi sonucu ikamet etmeyenlerin listelerden çıkartıldıklarını anlattı.

''Bu durumda yeni vatandaşlar nedeniyle seçimlere gölge düşme olasılığının ortadan kalkmış olması gerekir. Buna rağmen eğer hata kalmışsa bunun kusuru sessiz kalıp itiraz etmeyenlerdedir'' diyen Erginel, bu konudaki incelemelerin seçim sonrasında da devam edeceğini kaydetti.

HİLEYE KARŞI PARTİLERE UYARI

Seçim yasasının hile yapılmasını önleyecek düzenlemeler içerdiğini, bunun yanında partilere sandık kurullarında birer temsilcive birer de gözlemci bulundurma olanağı sağlandığını anlatan Erginel, ''Seçimde hile yapılabilmesi için partilerin temsilcileri ile gözlemcilerin büyük bir dikkatsizlik ve ilgisizlik içinde olması gerekir'' diyerek, partileri deneyimli elemanlarını görevlendirmeye çağırdı.

Seçim Yasası'nda 1994 yılında yapılan değişiklikle oy pusulalarının zarf içinde değil, açıkta, (evet mührü-tercihler görülmeyecek şekilde) katlandıktan ve arka kısımdaki YSK mühürleri sandık kuruluna gösterildikten sonra kutuya atılması yönünde değişiklik yapıldığını anlatan Erginel, böylece geçmişte rastlanan ''sandığa boş kağıt atıp oy pusulasını dışarı çıkarma ve seçmenin oyunu satın alma'' gibi olayların önlendiğini kaydetti.

Erginel, bu değişikliğin ardından yapılan 3 ayrı seçimde böyle birhileye rastlanmadığını kaydetti.

ANINDA İTİRAZ

Siyasi parti gözlemcilerinin sandık başında usulsüz gördükleri işlemler için anında itiraz etmeleri, itirazlarının reddi halinde ise ilçe seçim kurullarına başvurmaları gerektiğini ifade eden YSK BaşkanıErginel, acil durum olmaması halinde itirazların kayda geçirtilip dahasonra ilçe seçim kurullarına itirazda bulunulabileceğini de kaydetti.

Erginel, parti temsilcileri ile gözlemcileri, oy sayım ve dökümü sonuçlanıp kayda geçirilinceye kadar sandık alanından ayrılmamaları konusunda da uyardı.

Gelişen teknolojiyle birlikte fotoğraf çekebilen cep telefonları bulunduğuna dikkat çekerek, bu yolla hile yapılmasını önlemek amacıylacep telefonları ve fotoğraf makineleriyle oy verme yerine girmenin yasaklandığını da belirten Erginel, buna benzer hile olasılıklarının gündeme gelmesiyle anında önlem alma yoluna gideceklerini kaydetti.

Seçimlerde hatalı oy kullanılmasını önlemek için gerekli çalışmaları yaptıklarını ve soru-yanıt şeklinde doküman hazırladıklarını belirten Erginel, konuyla ilgili bilgilerin Seçim ve Halkoylaması Yasası ile (www.mahkemeler.net) adlı internet sitesinden de alınabileceğini söyledi. Erginel, partileri de bu konuda seçmeni bilgilendirmeye çağırdı.

ULUSLARARASI GÖZLEMCİLER


Gözlemciler konusundaki görüşlerini de açıklayan YSK Başkanı Taner Erginel, tüm uluslararası gözlemcileri seçimi izlemek için KKTC'ye davet ettiklerini, ancak bazılarının demokratik seçim sistemini incelemelerinin ardından gözleme gereği duymadan KKTC'den ayrıldıklarını belirtti.

KKTC'de şu anda çeşitli ülkelerden 10 ayrı kuruluştan gözlemci bulunduğunu, ayrıca Türkiye dahil bazı ülkelerden gözlemcilerin gelmesinin beklendiğini söyleyen Erginel, gözlemcileri Ocak sonunda yapılacak konuyla ilgili bilimsel konferansa da davet etti.

HURRIYET 13/12/2003

10 soruda seçim

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC'de, Annan planı çerçevesine oturan 14 Aralık seçimleri bir dönüm noktası olarak tarihe geçecek. Rum Kesimi'nin 1 Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olacağı ortamda, KKTC için yol ayrımı olarak değerlendirilen bu seçim, Türkiye'nin AB, Yunanistan ve ABD ilişkilerini de yakından ilgilendiriyor.

Muhalefet partileri, seçimi kazanmaları halinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı planı Rumlarla görüşeceğini ilan ederken, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve iktidar partileri, Annan planının kabul edilemez olduğunu savunuyor. Bu nedenle seçimler, ‘Annan planının referandumu’ olarak algılanıyor.

Kim kimi seçiyor

141 bin 471 seçmen 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi için oy kullanacak. 7 siyasi partiden 350 aday yarışıyor. Lefkoşa bölgesinde 3 bağımsız aday da seçimlere katılıyor. KKTC'de il yok. 5 büyük yerleşim birimi ilçe konumunda ve bu ilçeler çerçevesinde 5 seçim bölgesi var. İlçelerin adlarıyla tanımlanan seçim bölgeleri ve çıkaracağı milletvekili sayıları şöyle: Lefkoşa (16), Magosa (13), Girne (9), Güzelyurt (7) ve İskele (5).

Katılan partiler hangileri?

Partiler ve liderleri şöyle sıralanıyor: Başbakan Derviş Eroğlu - UBP (Ulusal Birlik Partisi), Serdar Denktaş - DP (Demokrat Parti), Mehmet Ali Talat - Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Cumhuriyetçi Türk Partisi, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla CTP - Birleşik Güçler adını aldı. Mustafa Akıncı - BDH (Barış ve Demokrasi Hareketi), Ali Erel - ÇABP (Çözüm ve Avrup
a Birliği Partisi), Oğuz Kalelioğlu - KAP (Kıbrıs Adalet Partisi) ve Ertuğrul Hasipoğlu ile Ali Rıza Görgün eşbaşkanlığındaki MBP (Milliyetçi Barış Partisi).

İktidarda kimler var?

İktidarda Başbakan Derviş Eroğlu liderliğindeki UBP bulunuyor. KKTC'de koalisyon hükümeti işbaşında ve hükümetin küçük ortağı da Turizmden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti.

Mecliste mevcut dağılım nasıl?

50 sandalyenin dağılımı şöyle: UBP: 19, DP: 13, TKP: 5 ve CTP: 7, MBP:2 ve bağımsızlar: 2. (Bir milletvekili vefat etti, bir milletvekili de istifa ederek belediye başkanı oldu)

Annan planı için kim ne diyor?

UBP ve KAP Annan planına tamamen karşı. Sağ blok içinde yer alan DP ve MBP planın değiştirilmesi kaydıyla görüşülebileceğini savunuyor. Muhalefetteki CTP ile BDH, Annan planı çerçevesinde görüşmelere hemen başlanılmasını istiyor. Liberal Demokrat ÇABP da Annan planını savunan cephe içinde yer alıyor. Bu üç parti, bir protokol yaparak seçimlerden sonra koalisyon kuracaklarını ilan
etti.

Seçim- Denktaş ilişkisi nedir?

Seçimlerde parlamento belirlenecek. Seçimlerin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile doğrudan bağlantısı yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2005 yılında yapılacak. Ancak muhalefet partileri iktidara gelmeleri halinde Denktaş'ın görüşmecilik sıfatını elinden alacağını ve Annan planını kendilerinin görüşeceğini ilan ederek tüm eleştirilerini Denktaş'a yöneltti. Denktaş da, iktidar partileri lehinde ve Annan planı aleyhinde propaganda başlattı.
Avrupa Birliği ve ABD ne istiyor?

Avrupa Birliği 1 Mayıs’ta Kıbrıs Rum Kesimi'ni tam üyeliğe alacak. Annan planı çerçevesinde 1 Mayıs'a kadar adada çözümü ve birleşik bir Kıbrıs'ın üye olmasını istiyor. AB, KKTC'yi tanımıyor ve 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunmaz ise ada fiilen ikiye bölünmüş olacak. Bu nedenle Annan planını savunan muhalefete tam destek veriyor. ABD de AB'nin takvimi çerçevesinde adada çözüm istiyor.

Türkiye neden etkilenecek?

Avrupa Birliği, Türkiye ilerleme raporunda tam üyelik görüşmeleri için dolaylı da olsa Kıbrıs şartını öne sürdü. AB, adada çözüm bulunması için Türkiye'ye baskı yapıyor. AB'ye göre, Annan planı çerçevesinde 1 Mayıs'a kadar çözümün yolu, muhalefetin kazanmasından geçiyor.

Seçimlerde yasak var mı?

Seçim yasakları arasında ilginç maddeler var; Türk ve KKTC bayrağı ilanlarda kullanılmayacak, duvarlara Arapça yazı veya slogan yazılmayacak. Yüksek Seçim Kurulu seçimler için 1.5 trilyon liralık bir bütçe hazırladı.

HURRIYET 13/12/2003

Kıbrıs'ın tarihi

HURRIYET 13/12/2003

Seçmene evet - hayır rehberi

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC'deki seçimler öncesinde yaklaşık 141 bin seçmen, Annan planına ‘evetçiler’, ve ‘hayırcılar’ olarak ikiye bölünmüş durumda. Cumhurbaşkanı Denktaş, planı destekleyen muhalefet bloğunu sertçe eleştiriyor. Muhalefet ise Denktaş'ı görüşmecilikten alıp AB üyeliği ve Kıbrıs sorununun çözümünü Annan planı çerçevesinde görüşeceklerini söylüyor.

HAYIRCILAR

Denktaş: Annan planı Enosis'tir

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisini görüşmecilikten alacağı tehdidinde bulunan muhalefet partilerine sert çıkıyor. Annan planının adanın Rumlaşması anlamına geleceğini belirterek, 'Bu plan, dolaylı Enosis'tir. Adadaki Türk varlığının sona ermesi ve ikinci Girit olmasıdır' diyor. Halktan da ‘Annan planına hayır diyen’ partilere o
y vermesini istiyor. Muhalefetin galip çıkması halinde, planın görüşülmemesi için çalışacağını da ilan etti.

Eroğlu: KKTC'yi yaşatacağız

İktidardaki Ulusal Birlik Partisi lideri Başbakan Derviş Eroğlu, Annan planına kesin karşı çıkıyor. Planın KKTC'nin sonu anlamına geldiğini belirterek, 'Biz Avrupa Birliği'ne karşı değiliz, Annan planına karşıyız. Türkiye ile birlikte AB'ye gireriz' diyor. Türkiye'nin garantörlüğü, iki kesimli, iki egemen devlet tabanında bir çözümden yana olduklarını belirten UBP, muhal
efet partilerini ise, Rum yanlısı olmakla suçluyor.

DP Lideri Denktaş: Plan değişmeli

Hükümetin küçük ortağı Demokrat Parti'nin lideri Serdar Denktaş, Annan planında büyük değişiklikler olması halinde görüşülmeye değer olduğunu belirtiyor. Seçimlerden kilit parti olarak çıkacaklarını ileri süren Denktaş, muhalefet ile planı değiştirmek istemeleri ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşmecilikten alınması ısrarından vazgeçmeleri halinde koalisyon yapabileceğini, iktidar partisi UBP ile de Annan planını kesinlik
le görüşmeme çizgisinden dönmesi halinde ortaklık kuracağını söylüyor.

EVETÇİLER


Talat: Görüşmeci olacağım

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler lideri Mehmet Ali Talat, seçimleri kazanacağını ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşmeci yetkisinin alınacağını belirtiyor. Talat, yeni görüşmeci olarak ilk işinin Türkiye ile istişare olduğuna da dikkat çekerek, Denktaş ile iktidar partilerini, KKTC'nin ve Türkiye'nin önünü tıkamakla suçluyor. Talat, Annan planı temelinde Rumlar ile masaya oturacağını ve topr
ak, mülkiyet ve anayasal haklar konularında bazı değişiklikler talep edeceğini de sözlerine ekliyor.

ÇABP: Annan planı tabandır

Yeni kurulan Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'nin lideri Ali Erel, Annan planı çerçevesinde Rumlarla görüşme masasına oturulmasını istiyor. Muhalefetteki, CTP ve BDH ile seçim sonrasında işbirliği yapma konusunda protokol imzalayan Ali Erel, 'Bu partiler sol partidir. Biz ise, liberal demokratız. İşbirliğimiz sadece Annan planı çerçevesinde olacak' diyor.



Akıncı: Daha iyi plan yok

Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı, ortada daha iyi bir plan bulunmadığını ve bu planın mutlaka görüşmelere zemin olması gerektiğini söylüyor. Rum Kesimi'nin tüm Kıbrıs adına AB'ye üye olacağı 1 Mayıs'tan önce Türkiye'nin sorunun çözümü için yardımcı olması gerektiğini de vurgulayan Akıncı, 'Annan planının temel felsefesi değişmez'' diyor. 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunmazsa, Türkiye'ye tam üyelik tarihi de verilmeyeceğini savunuyor.

HURRIYET 13/12/2003

Kıbrıs Türk'ünün 7'inci seçimi

Kıbrıs Türk halkı, 1976'dan beri, milletvekillerini seçmek için, 14 Aralık Pazar günü 7. kez sandık başına gidecek. Kıbrıs Türkü 1976'den bu yana, milletvekili seçimi için 6 kez sandık başına gitti. 1976, 1981, 1985, 1990, 1993 ve 1998'de yapılan seçimlerde, Ulusal Birlik Partisi (UBP) birinci oldu ve UBP, 1993'tekiseçimlerden sonra yaklaşık 2.5 yıllık süre hariç, sürekli hükümette yer aldı.

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) döneminde ilk seçimler 1976 yılında yapıldı. 4 partiyle bağımsız adayların yarıştığı seçimlerde Ulusal Birlik Partisi (UBP) yüzde 53.7 oy oranıyla tek başına iktidar oldu.

Seçimlerde Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) yüzde 20.2, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yüzde 12.9, Halkçı Parti (HP) yüzde 11.7 oranında oy elde etti. Bağımsız adaylar ise oyların yüzde 1.5'inialdı. Seçimin sonucunda UBP 30, TKP 6, HP 2, CTP 2 milletvekilliği kazandı.

1981 SEÇİMİ

1981 seçimleri sonucunda hiçbir parti, tek başına iktidar olmasınayetecek sayıyı yakalayamadı. Seçimlerde UBP yüzde 42.5 oy oranı ile 18 milletvekili çıkarırken,TKP yüzde 28.5 ile 13, CTP yüzde 15.1 ile 6, Demokratik Halk Partisi (DHP) yüzde 8.1 ile 2, Türk Birliği Partisi de (TBP) yüzde 5.5 ile 1 milletvekili çıkardı.

1985 SEÇİMİ

KKTC'nin 15 Kasım 1983'te kuruluşunun ardından ilk genel seçimlerin yapıldığı 1985'te UBP yüzde 36.7'lik oy oranı ile birinci parti oldu, ancak hükümeti tek başına kuracak çoğunluğu elde edemedi.

Bu seçimlerde CTP yüzde 21.4, TKP yüzde 15.8 ve Yeni Doğuş Partisi(YDP) yüzde 8.8 oy aldı. Bu partilerden UBP 24, CTP 12, TKP 10 ve YDP 4 milletvekilliği kazandı.

1990 SEÇİMİ

6 Mayıs 1990'da yapılan KKTC'nin 2. genel seçimine üç parti katıldı. Seçime TKP, CTP ve YDP ''Demokratik Mücadele Partisi'' (DMP) adı altında birleşerek girdi. UBP yüzde 54.7 ile 34 milletvekili çıkartarak, tek başına iktidara geldi.

DMP yüzde 44.5 ile 16 milletvekili çıkartırken, Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) yüzde 0.8 oyla barajın altında kaldı. 30 Haziran 1990'da toplanan Meclis Genel Kurulu, oturumlara katılmayan 12 DMP milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesi yönünde Hukuk ve Sosyal İşler Komitesi'nden gelen raporu 4'e karşı 33 oyla kabul etti. Böylece 50 kişilik Cumhuriyet Meclisi'nde 12 sandalyeboş kaldı. Bunun üzerine 13 Ekim 1991'de ara seçime gidildi. CTP ve TKP ara seçimi de boykot etti. Seçime katılan 6 partiden UBP 11, Hür Demokrat Parti (HDP) ise 1 milletvekili çıkardı.

1993 SEÇİMİ

1993'te erken genel seçimler yapıldı. UBP yüzde 29 oy oranı ile 17, 1992'de UBP'den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti (DP) yüzde 29.2 ile 15, CTP yüzde 24.2 13, TKP yüzde 13.3 ile 5 milletvekilliği kazandı.

DP ile CTP koalisyon hükümeti kurdu. Bu koalisyon hükümeti 3 kez bozulup kuruldu. 1996'da, Derviş Eroğlu'nun başbakanlığında UBP-DP koalisyonu kuruldu.

Partiler arası yapılan transferlerle, 6 Aralık 1998'deki genel seçimlerden önce UBP 17, DP 14, CTP 12, TKP 5 ve Yurtsever Bik Hareketi de (YBH) 1 sandalyeye sahipti. Bir de bağımsız milletvekili bulunuyordu.

1998 SEÇİMİNDE UBP OY PATLAMASI YAPTI

6 Aralık 1998'de yapılan genel seçimde UBP oy patlaması yaparken, DP ve özellikle de CTP'nin oylarında azalma oldu. Seçimde UBP yüzde 40.33 oy oranıyla 24 milletvekili, DP yüzde 22.61'le 13, TKP yüzde 15.36 ile 7 milletvekili, CTP yüzde 13.35 ile 6milletvekili çıkardı.

Seçime giren, Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ile ittifak yapan Ulusal Diriliş Partisi (UDP) ve Bizim Parti (BP) yüzde 5'lik seçim barajının altında kaldı. 1993'te yüzde 92.9 olan seçime katılım oranı 1998'de yüzde 85 dolayına düştü.

HURRIYET 13/12/2003

Teo ile Ebru’ya karşı Yüzbaşı Volkan

Muhalefetteki Çözüm ve AB Partisi yarınki Çözüme Evet Şöleni'nde Teoman ve Ebru Yaşar'ı sahneye çıkarıyor. İktidardaki UBP'nin sanatçı kozu ise O Şimdi Asker filmindeki Yüzbaşı Volkan kimliğiyle Özcan Deniz.

KKTC'de tarihi seçimlere günler kala partiler miting alanlarına Türkiye'nin ünlü sanatçılarını da transfer etmeye başladı. KKTC siyasetinin en yeni isimlerinden Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi, yarınki Lefkoşa mitingine Teoman ve Ebru Yaşar'ı getiriyor. Buna karşılık iktidar partisi UBP de Özcan Deniz'i adaya getirdi. 'Çözüme evet şöleni' adı altındaki mitingde Teoman ve Ebru Yaşar şarkılarıyla partiye destek arayacak. Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi, yerel gazetelere verdiği ilanlar ile mitinglerine katılımın yüksek olmasına çalışıyor. İktidardaki

Ulusal Birlik Partisi de Teoman ve Ebru Yaşar'a karşılık Kıbrıslıları miting meydanına çekmek için Özcan Deniz'i Ada'ya getirdi. UBP miting ilanlarında Özcan Deniz'in ‘O Şimdi Asker’ filminde gösteren ve asker selamı veren fot
oğraflarını kullanıyor.

HALUK LEVENT DE KATILMIŞTI

KKTC'de sanatçıların miting meydanlarında boy göstermesi ilk olarak Haziran ayında görüldü. Muhalefet partileri Lefkoşa'da düzenlediği 'Barışa evet' mitinglerine, gençlerin rağbet ettiği yerel sanatçıları çıkartınca, iktidar partileri de Türkiye'den Haluk Levent'i transfer etmişti. Muhalefet partileri, ‘sol görüşlü’ olduğunu söyleyen Haluk Levent'in milliyetçi sağ partilerin mitinginde yer almasını eleştirmişti.

HURRIYET 13/12/2003

KKTC’de liderler son kozlarını paylaşıyor

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC'de tarihi seçimlere iki gün kala siyasi parti liderleri son kozlarını paylaştı. Seçimlere katılan iktidar ve muhalefet partilerinin 7 lideri başkent Lefkoşa'da bir araya gelerek birbirlerini kıyasıya eleştirdi. Liderler birbiri ardına televizyon programlarına çıkarak halktan partilerine oy istediler.

İktidardaki Ulusal Birlik Partisi Başbakan Dr. Derviş Eroğlu ve Demokrat Parti Lideri Serdar Denktaş muhalefet partilerinin yoğun eleştirilerine maruz kaldılar. Annan Planı ve Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye'nin onayının şart olduğuna dikkat çekerken, muhalefet partileri CTP ve BDH Liderleri Mehmet Ali Talat ile Mustafa Akıncı iktidar partilerini 'yan çizmekle' suçladı. Sağ partilerden Kıbrıs Adalet partisi lideri Oğuz Kalelioğlu Rumlarla her türlü görüşmeye karşı çıkarken, eski Meclis Başkanı ve MBP lideri Dr. Ertuğrul Hasipoğlu görüşmelere Rumlardan tavizler alınması şartıyla başlanabileceğini kaydetti.

Siyasi partiler dün akşam peşpeşe Lefkoşa'da mitingler
düzenledi. Son gövde gösterilerinde siyasi parti liderlerinin en büyük propaganda yöntemi Annan Planı'nı eleştirmek ve desteklemek oldu.

İŞTE SEÇİM YARIŞININ YEDİ LİDERİ


Dün TV'lere çıkarak tartışan KKTC'li liderler soldan sağa; Oğuz Kalelioğlu (KAP), Ali Erel (ÇABP), Serdar Denktaş (DP), Ertuğrul Hasipoğlu (MBP), Mehmet Ali Talat (CTP), Derviş Eroğlu (UBP), Mustafa Akıncı (BDH).

HURRIYET 13/12/2003

Seçimin nabzı miting meydanlarında attı

Seçime bir gün kala muhalefet, miting meydanlarındaki üstünlüğünün keyfini yaşıyor. İktidar, 'Her seçimde mitingler böyle olur, pazar gününü bekleyin' diyor

13/12/2003 RADIKAL

Erdal GÜVEN

Muhalefetin yüzü gülüyor
Yarın sandığa gidecek KKTC halkı son mitinglerde muhalefetin yüzünü güldürdü. İktidardaki UBP'nin mitingi, muhalefetteki CTP'nin gölgesinde kaldı. UBP'liler: Mitingler ölçü alınmamalı.
LEFKOŞA - Eğer çalışmıyor olsaydı önceki akşam Hüseyin de İnönü Meydanı'ndaki CTP mitingine katılacaktı...
Beni taksisiyle Geçitkale Havaalanı'ndan Lefkoşa'daki Saray Hote
l'e götürürken uzun uzun anlattı nedenini. Aslında kendini bildi bileli UBP'ye oy vermişti. Düzeltirler durumu diye beklemişti yıllarca. Ama sonunda anlamıştı ki kendi saltanatlarından başka düşündükleri bir şey yok. O yüzden bu seçimde gözümü kapatıp CTP'ye vereceğini söylüyordu. Gözünü kapatacaktı çünkü ne solcuydu, ne de kesinkes güvenebiliyordu CTP'ye. Ama, "Artık bıçak kemiğe dayanmış"tı. "Denktaş masada durmayarak bize en büyük kötülüğü yaptı. Rumlar AB'ye giriyor. Biz açıkta kalacağız böyle giderse. Yok olup gideceğiz. Şu kapılar açılmasa var ya hani sizin televizyonlarda gösteriyorler bazan, ekmek bulamayan insanları, işte onlara benzeyecektik. Gördük işte Rumları da, kimsenin kimseyi kestiği biçtiği yok...Mehmet Ali (Talat) bey çözüm diyor, barış diyor, AB diyor... Tayyip beyle görüşüyor, konuşuyor...O da aynı şeyleri söylüyor. Bu yüzden CTP'ye oy vereceğim bu sefer."
Hüseyin'lerin oyları...
CTP tarihinde ilk kez birinci parti olarak çıkacaksa yarın yapılacak seçimden Hüseyin gibilerin oyuyla çıkacak. Yani artık statükodan umudunu hepten kesen, Annan Planı'nın ortaya çıkması ve Kıbrıs'ın AB üyeliğinin kapıya kadar gelmesiyle bir çıkış yolu gören, Yeşil Hat'tan geçişlerin başlamasıyla 'Rum korkusu'nu üzerinden atan, Türkiye hükümetinin de çözüm isted
iğini gören ve Talat'ın Erdoğan'la pekâlâ anlaşabileceğini uman insanların oyuyla...
İşte 'kök' CTP'lilerin yanı sıra bu insanlardı önceki akşam İnönü Meydanı'nı dolduranlar. İşçisi, memuru, işadamı, esnafı, serbest çalışanı, Türkiye kökenlisi, Kıbrıs Tür
küyle... CTP CTP olalı böyle coşkulu ve kalabalık bir kitle toplayamamıştı...
Birkaç yüz metre ötede UBP'nin mitingi vardı. UBP de bu seçim döneminin en geniş katılımlı mitingini yapıyordu ama herkes, yerli yabancı gazeteciler, gözlemciler, sokaktaki insa
n ağız birliği yapmışçasına aynı şeyi söylüyordu: "CTP, UBP'yi üçe beşe katladı." CTP'liler bile böylesine yüksek bir katılım beklemediklerini söylüyordu. Reuters'in haberine UBP mitinginden 5 bin, CTP mitinginde ise 20 bine yakın insan vardı.
'Kuşkuları kalmamış'
Miting coşkusu ertesi güne de yansıdı. Muhalefetin, özellikle de CTP'lilerin yüzü gülüyordu. Muhaliflerin, iktidara geleceklerinden; CTP'lilerin de seçimden birinci çıkacaklarından artık kuşkuları kalmamıştı. "Ankara'da, Türkiye'de hâlâ UBP'nin kazanacağını sananlar varsa artık onlar da görsünler gerçeği" diyordu aralarından biri. Bir diğerine göre "Kuzey Kıbrıs'ta statükonun son 48 saati"ydi artık.
CTP genel merkezinde de keyifler yerindeydi. Mitingi nasıl bulduğunu sorduğum Talat, "Seçim sonuç
ları açısından son derece cesaret vericiydi" dedi. Halkın kararını vermiş olduğunu bir kez daha ve net biçimde gösterdiğini belirten Talat, "Beni etkileyen, kalabalıktan ziyade, coşkuydu. İnsanlar içtenlikle ve tüm güçleriyle siyasi mesaj vermek için gelmişti mitinge." Talat şimdi önemli sayılanın, seçmenin yıldırmalardan ve tahriklerden etkilenmeden pazar günü oyunu özgürce kullanması, seçim sonrasında birlik ve beraberlik içinde çözüm ve AB için çalışılması olduğunu vurguladı.
Muhalefet yanlısı gazeteler
de dün manşetlerinden duyurdu mitingi. Kıbrıs gazetesi, 'Görülmemiş seçim mitingi' başlığını atmıştı. CTP'nin yayın organı Yeni Düzen gençlerin çoğunlukta olduğu kalabalığı ve coşkuyu yansıtan bir fotoğraf yayımlayıp 'Ortak görüş meydanda' demişti. Afrika dev puntolarla, 'Rövanş' diye manşet atmış ve şöyle yazmıştı: 'Muhalefet partileri bölündü ama halk büyük mitinglerdeki birlikteliğini korudu. CTP mitinginde İnönü Meydanı bir kez daha taştı...
Erdoğan'ın yankısı..
Brüksel'den gelen bir haber de katkıda bulundu muhalefetin moraline. Erdoğan, iktidar partilerinin 'gömmek' için söz ve eylem birliği yaptığı Annan Planı'nı müzakere etmekten kaçınmayacaklarını belirtmesi, sevinç yarattı. Muhalif basının ikinci manşeti Erdoğan'dı...
UBP kanadında ise aldırmaz
lık havası hâkim. MYK üyesi Serden Hoca, CTP mitingine daha geniş katılımı yadsımıyor ama şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Mitinglere bakıp seçim sonuçlarına dair tahmin yürütmek doğru olmaz. Pazar günü göreceğiz." Hoca CTP'nin sağ tabandan oy alabileceğine d
e ihtimal vermiyor. "Ortada yüzen yüzde 7'lik bir sol oy var. Bunlar bir BDH'yi gider bir CTP'ye. Bunlar bir süre önce BDH'daydı. Şimdi CTP'ye yönelmiş görünüyorlar. Sonuçta biz yine iktidardayız, kimse merak etmesin."
UBP'nin yayın organı Birlik gazetesi
de bu inançla olsa gerek, 'UBP iktidar' diye atmıştı manşetini dün. Hoca'nın dediği gibi, göreceğiz...


KKTC seçiminden notlar...
Dünya Karması KKTC'ye karşı
Bir DP reklamı: Futbol sahası... Bir tarafta kalede Kıbrıs Rum Kesimi, stoper Yunanistan, sol bek Avusturya, sağ bek Danimarka, libero Fransa, orta saha Hollanda, Fransa, İtalya, sol açık Almanya, sağ açık İngiltere, santrafor ABD. Orta hakem Verheugen, yan hakemler Annan ve Weston.
Öbür tarafta büyük harflerle şu ifade: Pazar günü hepimiz sahada
yız...İmza Serdar Denktaş
Eroğlu yanlış anlamış

Bir de CTP reklamı: Eroğlu ve Erdoğan KKTC halkını selamlıyor. Eroğlu'nun konuşma balonu içinde şöyle yazıyor: 'KKTC hükümetinin yanında olduğunuz için size minnettarız sayın Başbakan.' Erdoğan'ın cevabi konuşma balonunda şu ifade var: 'Biz asla statükonun yanında değiliz! Kıbrıs Türk halkının yanındayız Sayın Eroğlu.'
Ve haberler: TMT ruhu
TMT Derneği: KKTC'yi sonsuza kadar yaşatacağız... Kıbrıs Türk Mukavamet Teşkilatı Derneği Başkanı Yılmaz Bora ne pahasına olursa olsun KKTC'yi sonsuza dek yaşatacaklarını söyledi. Bora, kritik bir seçimle karşı karşıya olduklarını söyleyerek, "Bir tarafta gaflet ve delalet içinde olanlar var, diğer tarafta ise dört elle ulusal Kıbrıs davasına sarılanlar" dedi. (Cumhuriye
t gazetesi)
Denktaş için üzgünüz
Bir duvar yazısı: Türkiye'de Denktaş'a destek kampanyası açılmış! Ama seçim Türkiye'de değil, maalesef Kıbrıs'ta!.. (Afrika gazetesi)
Annan sendromu
Annan Planı hayatımıza girdiği günden beri toplumda uyandırılan yüksek beklentiler söz verildiği üzere ve söz verildiği tarihlerde karşılanmadığı takdirde yaşanabilecek olası rahatsızlıkları Kıbrıs Türk Ruh Sağlığı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Çakıcı'yla konuştuk. Çakıcı bir bildiri yayımlayıp toplumu seçim sonrası olası ruh sağlığı sorunlarına karşı uyararak dernekte ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmeti verileceğini açıklamıştı. Çakıcı bu tür vakalarla uzun süredir karşılaştığını ve ona başvuran hastaların televizyonlarda ve radyolarda yapılan tartışmaları izleyememekten, dinl
eyememekten şikâyetçi olduklarını, bunların gerginliğe yol açtığını ve anksiyete bozukluklarının arttığını söyledi.
Çakıcı topluma aşılanan yüksek dozda umutların seçimlerde karşılığını bulamadığı takdirde seçim sonrasında depresyon, aşırı kötümserlik ve
başka herhangi bir duygusal hastalığa dönüşme olasılığına dikkat çekti. (Afrika gazetesi)


Miting maratonu sona erdi
LEFKOŞA - BM Planı'nın referandumu niteliğindeki seçim için yarın sandığa gidecek olan KKTC, propaganda yasağının başlayacağı bu akşama dek miting maratonuna sahne oldu. Kararsız seçmene yönelik büyük rekabete girişen partiler, son mitinglerini dün akşam yaptı.
Lefkoşa'da önceki gece iktidarın büyük ortağı Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) mitingi vardı. UBP lideri ve Başbakan Derviş Eroğlu
, KKTC ve Türk bayraklarıyla geldiği mitingde, "KKTC, yıkılsın diye kurulmadı. Annan Planı'na sahip çıkanlar AB ve ABD'yi memnun etmeye çalışıyor. Plan hayata geçerse, 120 bin Kıbrıs Türkü evlerinin anahtarlarını Rumlara teslim ederek Beşparmak Dağları'nda yaşamak zorunda kalacak" diye konuştu. Havai fişek gösterisi ve hep birlikte 10. Yıl Marşı'nın söylenmesinin ardından, Özcan Deniz bir konser verdi.
Hemen yakındaki İnönü Meydanı ise Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) mitingini ağırladı.
CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat, mitingde, "Yeni Kıbrıs'ı kurmaya birkaç gün kaldı" diyerek, KKTC Cumhurbaşkanı'na "Denktaş bey, seçimi kazansak da görevi bize vermeyecekmiş. Hadi bakalım. Biz yetkiyi Denktaş'tan değil, sizden alıyoruz" diye meydan okudu. Talat, CTP'nin 'Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarını göndereceği söylentilerini, "Hâşâ, CTP kardeşliktir, barıştır" sözleriyle yalanladı.
Dün gece Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın liderliğindeki iktidarın küçük ortağı Demokrat Parti'nin (DP) Atatürk Me
ydanı'ndaki mitingi ve muhalefetin iki numarası Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) İnönü Meydanı'ndaki mitingi vardı. Dün gece ayrıca Çözüm ve AB Partisi, Lefkoşa'da Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda Teoman ve Ebru Yaşar'ın konserleri eşliğinde bir toplantı yaparken, UBP son mitingini Güzelyurt, CTP ise Mağusa'da yaptı.
(aa)

Kıbrıs'ta son gün

İsmet Berkan

13/12/2003 RADIKAL

Evet yarın seçim günü. Hem adanın hem de Türkiye'nin kaderi oylanacak yarın. Seçim, geçen yıl açıklanan Annan Planı için bir nevi halkoylaması niteliğinde. Bir tarafta Annan Planı'nı bir pazarlık zemini olarak görenler var, bir tarafta görmeyenler.
Eğer Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde bir anlaşma zemini bulunabilirse, adanın Türk
tarafı da 1 Mayıs 2004'ten itibaren Avrupa Birliği'ne üye olabilecek. Eğer Annan Planı çerçevesinde bir anlaşma mümkün olmuyorsa
adanın güneyindeki 1960'ta kurulmuş olan ve adı 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olan devlet 1 Mayıs 2004'te bütün adayı temsilen AB üyesi
olacak.
Biliyorsunuz bu 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Türkiye 1974'ten beri tanımıyor. Tanımamakta da haklı, çünkü bu cumhuriyet 1959-60 antlaşmalarıyla, Türkler ve Rumlar tarafından kurulmuş olan ortak cumhuriyet değil artık. 1963'teki tek taraflı anayasa deği
şikliklerinden beri o cumhuriyet aslında sadece Rumların cumhuriyeti.
Her neyse, tarihe ve hukuki detaylara girmeyeceğim; çünkü 1 Mayıs 2004'te bir anda o tarihsel gerçekler ve hukuki haklılıklar anlamsızlaşacak,
'Kıbrıs Cumhuriyeti' AB üyesi olacak. O t
arihten sonra Kıbrıs'ta bir çözüm de, Kuzey Kıbrıs'ın AB'ye katılımı da, ancak ve ancak Türk tarafının dizlerinin üstüne çöküp yalvarmasıyla mümkün olabilecek. Eh, böyle bir şey de olmayacağına göre ortaya çok acayip bir dizi durum çıkacak.
Taa 1963'ten b
eri ama daha çok da 1974'ten beri Türkiye amacının adanın kuzeyini ilhak etmek değil, ada üstünde iki toplumun birlikte ortak bir devlet çatısı altında yaşamasını garanti etmeyi amaçladığını söyledi. Gerek Yunanistan ve gerekse Kıbrıslı Rumlar ise hep Türk tarafını işgalci olmakla suçladılar, çözümü 'Kıbrıs Cumhuriyeti' çatısında aradılar.
Annan Planı, Türkiye'nin görüşünü dikkate alan bir seri çözüm önerisinin sonuncusu. Var olan ve BM tarafından da tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırıyor, yerine
yeni bir çatı devlet kuruyor.
Bu devletin kuruluşuna ve işleyişine dair her şey sonuçta müzakere konusu. Ama müzakere pozisyonunu da bilmek şartıyla; çünkü tango yapmak için iki kişiye ihtiyaç var.
Annan Planı'nın felsefesi, daha doğrusu varlık nedeni R
um tezlerinin kabul görmemesi anlamına geliyor. Bunca yıldır savundukları tezlerini ve en önemlisi kendilerine ait devletlerini kaybedecek olan Rumlar Annan Planı'na baştan sona karşılar.
Ama bunu hiçbir zaman yüksek sesle söylemediler. Buna karşılık, bun
ca yıllık mücadelesini bu fikri bazda kazanan Rauf Denktaş, planın
'felsefesine karşı' olduğunu söylüyor. İnanılır gibi değil.
Annan Planı'na karşı olduğunu her fırsatta, taa Amerika'daki hasta yatağı
dahil olmak üzere her yerden yüksek sesle söyleyen D
enktaş, kendi müzakere pozisyonunu bilerek ve isteyerek zayıflattı.
Şu anda Türk tarafı olabilecek en zayıf müzakere pozisyonunda. Yani Annan Planı'nı ya olduğu gibi kabul edecek ya da dönüp arkasını gidecek, durum neredeyse bu. Bu hale boşuna gelmedik, D
enktaş hepimizi burnundan çekti, bu zayıf pozisyona sürükledi. Şimdi de bize dönüyor, 'Benden teslim olmamı istiyorlar. Olmam. Bunca yıllık mücadeleyi bunun için yapmadım' diyor.
Ankara'da tamamen tecrübesiz AKP hükümeti ile onun geçen yıl yaptığı bazı ha
talar da Denktaş'ın çok hoşuna gitti, sonuçta bugüne geldik.
Şimdi, yarınki seçimin sonucunu bekliyoruz. Oysa beklemeye gerek yok. Seçimi kim kazanırsa kazansın, Türkiye kaybetti bile, Kıbrıs Türkü kaybetti bile. Geçmiş olsun.

Kıbrıs'ta son perde

Gündüz Aktan

13/12/2003 RADIKAL

Diğer demokratik ülkelerde yapılan seçimlerden farklı olarak, 14 Aralık seçimlerinde, KKTC hükümetini oluşturan partilerin ülkeyi ve ekonomiyi iyi idare edip etmedikleri veya yolsuzlukla mücadeledeki başarıları oylanmayacak. Seçimin tek konusu Kıbrıs'ta çözüm.
Hükümet partileri kazanırlarsa Sn. Denktaş'ın bugüne kadar izlediği müzakere yaklaşımı sürecek. Yani çözüm Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile birlikte AB'ye girmesini ya da Türkiye'siz girmemesini amaçlayacak. Mehmet Ali Talat
ve destekçileri kazanırlarsa Annan Planı imzalanacak ve 1 Mayıs 2004'ten önce, yani, Türkiye'ye daha giriş müzakere takvimi dahi verilmeden, Kıbrıs Türkleri Rumlarla birlikte AB'ye girecek.
Bu noktada sorun kimin daha iyi müzakere yapabileceğinde düğümlen
iyor. Talat, Sn. Denktaş'ın müzakere yaklaşımını 'çözüm istememek' olarak nitelediğine ve Annan Planı'nı büyük ölçüde adil ve kalıcı gördüğüne göre, bu plan üzerinde fazla müzakere etme imkânına sahip değil. Rum/Yunan tarafı, AB ve ABD, Talat'ın Annan Planı'nı olduğu gibi kabul etmesini bekliyorlar. Zaten seçimlere bütün güçleriyle müdahalelerde bulunarak, KKTC muhalefetini desteklemelerinin nedeni de bu.
Bu durumda, kazanması halinde Talat'ın veya seçeceği müzakerecinin meşruiyeti daha başından sorgulanac
ak.
Kıbrıs Türklerinin beka mücadelesine ilk günden bu yana katılmış, bugüne kadar da müzakereci olarak haklarını savunmuş olan Sn. Denktaş'ın meşruiyet sicili kusursuz. Ancak böyle bir sicile sahip olan bir müzakerecinin vereceği ödünler, hem Kıbrıs Türk
halkı hem de Türkiye tarafından meşru olarak kabul görebilir.
Çözüm, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye, AB üyesi olmadan Kıbrıs Rumlarıyla birlikte AB'ye girmesi ihtimaliyle, Türkiye ile birlikte AB'ye girmesi ihtimaline göre temelinden farklı olmak zorunda. T
alat'ın öngördüğü gibi 1 Mayıs 2004 öncesinde varılacak bir çözümle, Türkiye'nin AB üyesi olacağı dahi bilinmeden, Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte AB'ye girmesi, sadece halen yürürlükte olan 1960 anlaşmalarının ihlali olmayacak; Türklerin korunması için çok güçlü önlemlerin alınması gerekeceğinden, Annan Planı'nda da çok büyük tadilat gerektirecek.
Buna karşılık Sn. Denktaş'ın öngördüğü gibi, çözüm 1 Mayıs 2004'ten önce gerçekleşse bile, KKTC'nin AB'ye girmesi Türkiye'nin üyeliğine ertelenirse,
Kıbrı
s Türkleri üyelik yetkilerinden yararlanacak Türkiye tarafından korunabileceğinden, Annan Planı'nda yapılması gerekecek tadilat da asgari düzeyde kalacak.
Kıbrıs'ta çözümün 1 Mayıs 2004'te gerçekleştirilip uygulanması halinde, Ege sorunlarında Yunanistan'ın taleplerine direnme imkânını kaybedeceğiz. 2004 Aralık zirvesinde AB'nin Türkiye'ye giriş müzakere tarihi vermemesi ihtimali de sürecek. Bu durumu hiçbir hükümet Türk halkına izah edemez.
AB ve ABD'nin KKTC muhalefetini desteklemek için adeta kendileri
ni paralamalarını bu çerçevede anlamak mümkün. ABD, Türkiye'nin AB üyesi olmasını destekliyor. Ama AB'yi ikna edemeyebileceğini de biliyor. Bu nedenle fırsattan istifade Kıbrıs sorununu çözmek istiyor.
AB ise, 1990 başından bu yana Kıbrıs konusunda izlediği politikanın yanlış olduğunu anladı. Böyle giderse bölünmüş bir Kıbrıs'ı, yaratacağı ciddi sorunlarla birlikte, içine almanın sakıncalarını görüyor. Türkiye'nin üyeliğinin önünü açsa Kıbrıs'ın çok daha kolay çözümleneceğini de biliyor. Ama Kıbrıs sorunun
u çözüp Kıbrıs'ı üye yaptıktan sonra, Türkiye'yi üye yapmamak seçeneğini de açık tutmak istiyor.
Bu durumda hem Talat hem de Türkiye'de onu destekleyenler, Türkiye'nin AB üyesi olmamasını dolaylı yoldan desteklemiş oluyorlar. Gerçek anlamda değil de, kiml
ik travması sonucu liberal olanlar, tüm zihni nirengi noktalarını kaybetmiş olduklarından, istediklerini sandıkları şeyin gerçekleşmesini yine kendileri engelliyorlar. Ondan sonra da nafile
'entelektüel' analizler yapıyorlar.
Türkiye tabii statüko gücü.
Kıbrıs'ta çözüm de büyük ölçüde statüko üzerine kurulacak. Statüko karşıtlığı olan revizyonizm, yeniden kan dökülmesine yol açacak şekilde statüko öncesine dönüş anlamına geliyor. Biline!

Viva Denktaş!

Murat Çelikkan

13/12/2003 RADIKAL

Başrollerini Marlon Brando ve Anthony Queen'in oynadığı 'Viva Zapata', Elia Kazan'ın en iyi filmlerinden biri değil. Ancak iktidar konusunda en çarpıcı filmlerinden biri. Diktatörlükle yönetilen, muhaliflerin birer birer temizlendiği Meksika'da, devrimci Zapata bir isyan hareketi başlatır ve iktidarı köylülerle birlikte ele geçirir. İktidarının belli bir aşamasında Zapata'yı da, elindeki listeden rejim muhaliflerini işaretlerken
görürüz. İktidarın yıpratıcı, yozlaştırıcı gücünü, çok çarpıcı bir biçimde ele alır Kazan. Rau
f Denktaş, bir ulusal kahraman olarak başlayan siyasi yaşantısını bugün KKTC Cumhurbaşkanı olarak sürdürüyor. Yaklaşık 40 yıldır süren iktidarı, bir zamanlar tüm Kıbrıslı Türklerin kahramanı olan Denktaş'ın, bugün Türklerin yarısı tarafından 'saltanat düşkünü',
'yolsuzluk ve çürümenin sorumlusu', 'yakınlarına çıkar sağlama şampiyonu',
'çözümsüzlük politikası ile iktidarını koruyan lider', 'demokrasi düşmanı' gibi nitelemelerle anılmasına yol açıyor. Yarın Kıbrıs'ta yapılacak seçimler öncesinde Türkiye'dek
i hemen her televizyon kanalında boy gösterdi.
Cumhurbaşkanı olarak seçime katılan partiler karşısında tarafsız olmadığını açıklıkla dile getirdi. Şimdi, "En fazla oyu almak yetmez, iktidarı kuracağına ikna olmam lazım, yoksa görevi o partiye vermem," diy
or. Yani anamuhalefet partisi CTP seçimleri birinci sırada bitirse de, iktidarı kurma görevini ona vermeyebilir. Yetmiyor, "Seçim kampanyalarında bana ve Türkiye'ye hakarete varan eleştirler yapan partilere de iktidar kurma görevi vermem," diyor. Türkiye egemenlerini de bir nevi uyarıyor ve yanına almaya çalışıyor. Bir toplumsal liderin bu hale gelmesi, ülkesinde demokrasi isteyen güçlerin karşısında artık sadece bir baraj görevi görmesi hazin. 200 bin nüfuslu Kıbrıs'taki seçim sonuçları ve Denktaş'ın akıbeti, Türkiye'de daha özgür, daha demokratik, katılımcı ve eşitlikçi bir düzen isteyenlerin gelecek umudu taşıyıp taşımayacağını da belirleyecek.

Mektup maratonu
İnsan Hakları Haftası etkinlikleri sürüyor. 14 Aralık Pazar günü İstanbul ve Diyarbakır'da yapılacak bir etkinliğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Uluslararası Af Örgütü, bugün bir mektup yazma maratonu yapacak. ABD'den Kırgızistan'a 24 ülke ile birlikte. UAÖ Türkiye Şubesi'nin imza toplayacağı
mektuplar, İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi Seçmeli Protok
olü'nü, Türk hükümetinin imzalayıp onaylaması talebini içeren ve Başbakanlığa hitaben yazılan; Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'ne Türkiye'nin de TBMM onayı suretiyle taraf olmasını talep eden; Başbakan Ariel Sharon'a hitaben, İsrail'in Batışeria ve Gazze Şeridi'nde sürdürdüğü kapatma ve sokağa çıkma yasağı politikalarına son verilmesini isteyen dilekçelerden oluşuyor. Saat 11-22 arası sürecek etkinlik, İstanbul'da Beyoğlu, Atlas Pasajı S-Cafe önünde, Diyarbakır'da ise Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu Girişi'nde.

Başbakan'a anahtar
AKP Hükümeti, 9 Aralık'ta Kristal-İş Sendikası'nın 5 bin işçiyi kapsayan Şişecam'ın 13 işyerinde uygulanacak grev kararını, 'milli güvenlik' gerekçesiyle 60 gün erteledi. Temmuzdan bu yana süren sendika-işveren müzakereleri Eskişehir Paşabahçe'de işverenin sendikalaşma mücadelesi nedeniyle bu gün sayısı 364'e varan işciyi işten atmasının gölgesi altında yapılıyordu. Eskişehir'de işyeri kapısı önündeki direniş sürüyor, 76. güne ulaştı. Şişecam işyerlerinde müzakerenin uzama
sının nedeni de, işverenin sendikanın yetkisi konusunda mahkemelere başvurmasıydı. Kristal-İş yetkilileri, "Türkiye'nin milli güvenliğinin su bardağı ve pencere camı ile tehlikeye düşeceğini iddia etmek ciddiyetsiz, gülünç. Yürütmeyi durdurma için Danıştay'a başvuruyoruz," açıklamasını yaptı. Bununla yetinmedi, sendika yöneticileri Ankara'ya gidip Başbakan'ı ziyaret ederek grevsiz, sendikasız bir sosyal yaşam istendiği gerekçesiyle sendikanın anahtarını hediye etti.

Ortak görüş meydanda!

İnönü Meydanı, dün akşam en büyük mitingini yaşadı. Onbinler, surların üzerine sığamadı... Girne Kapısı’nı aştı, Saray’a uzandı!.. “Okulları kapattılar, çocukların ağzına düdük verdiler, mitinge yolladılar” diyenler utandı!..

CTP-Birleşik Güçler Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, “Gelin bakalım şimdi mektebe” diyerek “statüko”ya çağırdı. İnönü Meydanı’nda assolist halkıtı... “Ben CTP-Birleşik Güçlerim”- ”Ben Barışım”-”Ben Avrupayım”-”Ben Yeni Kıbrısım” diyen

yurttaşlar da sahneye çıktı, müjdeyi verdi.

CTP-Birleşik Güçler’in Lefkoşa’daki “Büyük Miting”i ortak görüşün meydanda olduğunu, Kıbrıslı Türklerin barışa, Avrupa’ya, demokrasiye, yeni bir Kıbrıs’a mühür vurduğunu gözler önüne serdi. CTP-Birleşik Güçler’in adayları “yeni Kıbrıs’ın yeni

kurucuları” olarak onbinlere tanıtıldı.

CTP-Birleşik Güçler’in Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Yeni Kıbrs’ın yeni lideri” olarak

sahneye çıktı, “Barışız, kardeşliğiz, sevgiyiz, Avrupayız, geliyoruz” diyen Talat, insanlarımıza sürekli “yalan” söylendiğinin altını çizdi. Talat, “Statükoyla değil dostlarımızla

işbirliği yapacağız. Bu nedenle sandıktan çok güçlü çıkmak zorundayız, çıkacağız. Kimseyi göndereceğimiz yok. Tam aksine göç ettirdikleri insanlarımız dönecek. Türkiye ile de istişarek ederek görüşececeğiz, bu adaya barışı getireceğiz ve Kıbrıslı Rumların tek başına Avrupa’ya girmesine izin vermeyeceğiz. Uzatın elinizi Avrupa’ya, barışa, dostluğa ve kardeşliğe uzatın” diye konuştu.

YENIDUZEN 13/12/2003

Statüko yeraltında!

İMZASIZ BİLDİRİLER... Dün öğle saatlerinde özellikle Türkiye’den gelen yurttaşların çoğunlukla ikamet ettiği Başkent Lefkoşa’nın Surlariçi bölgesinde kimliği tesbit edilemeyen kişiler tarafından imzasız bildiriler dağıtıldı.

KAPILARIN ALTINDAN ATILDI... Muhalefeti hedef alan ve Annan Planı’nın imzalanmasıyla Türkiye kökenli vatandaşlarımızın ‘geri gönderileceğine’ ilişkin iddialar içeren bildiriler, vatandaşların evlerinin kapı altlarından atıldı.

YENİDÜZEN TAKİPTE... Lefkoşa’nın Sulariçi bölgesinde dün öğle saatlerinde gerçekleşen olayı yerinde inceleyen YeniDÜZEN muhabiri, imzasız bildirileri dağıtan kişiden bilgi almak istedi, fakat elinde Lefkoşa’nın haritası bulunan kişi muhabirimize “Bunları dağıtmak zorundayım” demekle yetindi.

CEVAP VERMEDEN KAÇTI... Daha sonra muhabirimizin “Bildirileri neden dağıtıyorsun?”, “Bildirileri yazan kimler?”, “İmzasız bildiri dağıtmak yasal mı?”gibi soruları karşısında kaçmaya başladı... Lefkoşa’nın iç sokaklarında takip edilen kişinin kiralık bir arabaya bindiği görüldü. Araba ile de bir süre devam eden takip sonucunda imzasız bildiri dağıtan “esrarengiz adam” kayıplara karıştı....

YeniDÜZEN ( Haber Merkezi)

Dün öğle saatlerinde Lefkoşa’da ilgiç gelişmeler oldu... Genellikle Türkiye’den gelen yurttaşların ikamet ettiği Lefkoşa’nın Surlariçi bölgesinde kimliği belirsiz kişiler tarafından imzasız bildiriler dağıtıldı.

Muhalefeti hedef alan ve Annan Planı’nın imzalanmasıyla Türkiye kökenli vatandaşlarımızın geri gönderileceğine ilişkin iddialar içeren bildiriler, vatandaşların evlerinin kapı altlarından atıldı.

Başlığı “Türkiye’den KKTC’ye çeşitli nedenlerle gelip yerleşen ve buranın vatandaşlığına geçen insanlarımızı bekleyen tehlikeler” olan iki sayfalık bildiride imza bulunmuyor, kimin yazdığı ya da kimlerin hazırlattığı belirtilmiyor. İlginç sloganlar da içeren bildiriler, herhangi bir zarf içine konulmamış olarak dağıtıldı.

Bildiride üç ana başlık yer alıyor. Bildiride Annan Planı’nın imzalanmasıyla Türkiye kökenli yurttaşları bekleyen “birinci tehlikenin” KKTC yurttaşlığını kaybederek Türkiye’ye geri gönderilmek olduğu iddia ediliyor. “Türkiye kökenli yurttaşları bekleyen ikinci tehlikenin” ise KKTC hükümeti tarafından kişilere verilen Rum koçanlı malların geri iade edilmesi, “üçüncü tehlikenin de” satın alınan Rum koçanlı malların geri iadesi olduğu ileri sürülüyor.

İlginç sloganlar

Bazı bölümlerinde muhalefeti de hedef alan bildiride ilginç slogalar da dikkat çekiyor.

“Oy avcılarına kanıp AB vatandaşı olacağım derken KKTC vatandaşlığından, dolayısıyla işinden evinden, emekli maaşından tarlandan,bahçenden olma!...”, “Bu yaştan sonra Türkiye’ye dönüp ne yaparım diye düşün” gibi sloganların da yer aldığı bildirilerde Lefkoşa’nın Yenişehir, Kızılbaş, Küçük Kaymaklı, Ayluka bölgelerinin Rumlara verileceği iddia ediliyor. Bildiride Lefkoşa’nın surlariçinde “EOKA’cı Rumların” hora tepeceği ve Köşklüçiflik ve Kumsal Bölgelerinde güvenlik kalmayacağı gibi ilginç saptamalar da yapılıyor.

Annan Planı’nın imzalanmasıyla yeni banka krizlerinin olacağının dahi iddia edildiği bildirilerde tamemen psikolojik harekat yöntemleri ile seçimlere yönelik korku yayılmaya çalışılıyor.

YENIDUZEN 11/12/2003

Mühürler AVRUPA'YA

CTP-BG Girne mitingi çiseleyen yağmur altında, büyük bir katılımla gerçekleşti

“Hep Birlikte Yeni Kıbrıs’a, Hep Birlikte Avrupa’ya”

** CTP-BG’nin UBP ile koalisyon kuracağı yönünde bilinçli yalan haberler yapıldığına işaret eden Talat, “İktidara tek başına getireceğiniz CTP-BG ancak, yaptığımız protokole uyacak ve Hükümeti çözüm isteyen dost partilerle birlikte kuracaktır”

(AHA) Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçler (CTP-BG)’in Girne mitingi önceki akşam (9 Aralık 2003, Salı) gerçekleşti. Martı Restoran karşısındaki meydanda düzenlenen mitinge, çiseleyen yağmura rağmen binlerce Girneli katıldı.

SOS Müzik Grubu’nun müziği eşliğine gerçekleşen ve sunuculuğunu Salih Usar’ın üstlendiği mitingde, CTP-BG Girne Milletvekili Adayları bir kez daha Girnelilere tanıtıldı.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer’in birer konuşma yaptığı Girne Mitinginde de “Başbakan Talat” sloganı, “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez” sloganından sonra en çok atılan sloganlar arasında yer aldı.

TEK BAŞINA İKTİDAR

Statükonun her türlü yalana başvurduğunu, bu yalanların da statükoyu kurtaramayacağını vurgulayan ve CTP-BG ile UBP’nin koalisyon kuracağı yönünde bilinçli yalan haberler yapıldığına işaret eden CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Sizlerden CTP-BG’yi ezici bir çoğunlukla tek başına iktidara getirmenizi istiyorum. Neden Biliyor musunuz? Çünkü; birileri çıkıp da, Denktaş’n görüşmeci bırakılmasını istemesin. Birileri, hükümet kurma görevini ona mı, buna mı vereyim diyerek bizlere zaman kaybettirmesin. Birileri CTP-BG ile UBP koalisyon kurar mı, kurmaz mı düşünemesin. Bu nedenle geride kalan son 3 gün içinde ayni tempoda çalışmanız, UBP’ye DP’ye oy verebilecek yakınlarınıza son ana kadar gitmenizi, onların yalanlarını, bizlerin doğrularınızı anlatmanızı istiyorum. Ancak, CTP-BG tek başına hükümete gelse bile, yaptığımız protokole saygılıyız ve hükümeti çözüm isteyen dost partilerle birlikte kuracağız. Anlaşmaya giderken üstleneceği ağır sorumluluğu onlarla paylaşacağız” şeklinde konuştu.

Girnelilere seslenen Talat, “Kıbrıslı Türk ve Türkiye’den gelen Türkler olarak bizleri bölmeye çalışanlar da var. Bizler, yeni Kıbrıs’ı hep birlikte kuracak, Avrupa’ya hep birlikte gireceğiz” vurgulamasını yaptı.

OĞLUNU DA HARCADI

Mitingin sonunda söz alan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ise, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın kendi oğlunu harcama pahasına bile sağduğuya yani UBP’ye oy istediğine işaret etti. “daha geçen gün kedi köpektiler, bugün can ciğer oldular. Neden mi, statükoyu koruma pahasına. Çareleri yok, onlar getirdikleri otobüslere binip gidecekler. Getirdikleri TIR ile de eşyalarını götürecekler. Çünkü; 14 Aralık’ta sizler oylarınızla onları süpüreceksiniz” şeklinde konuştu ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birbirleri için söylediklerini ve iddialarını hatırlattı.

Miting, SOS Müzik Grubu’nun şarkıları ile tamamlandı.

YENIDUZEN 11/12/2003

Statüko gidecek

Çözüm ve AB hedefinde mücadele veren barış güçlerinin liderleri KIBRIS'a konuştu:

TALAT: "STATÜKO FELAKETTİR": CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat: "Kıbrıs Türk halkı, çocuğunun geleceği için, ailesinin geleceği için, yakınlarının geleceği için elini vicdanına koyarak, beynini, aklını kullanarak oy vermelidir. Statükonun devamına izin vermemelidir. Çünkü bu statüko felaket demektir. Bu statüko, bir avuç insanı refah içinde yaşatıp geriye kalan insanımızı Güney Kıbrıs'ta kaçak işçi, başka ülkelere göç eden göçmen, eriyen toplum haline getirmektedir. Bundan kurtulmak için mutlaka statükoya karşı çıkılmalı ve en doğru seçenek, CTP-Birleşik Güçler'e mühür vurmaktır"

AKINCI: "STATÜKONUN BAŞARMASI MÜMKÜN DEĞİL": BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, tek rakiplerinin statüko olduğunu ve statükonun artık sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Akıncı, şu noktanın altının çizdi: "Statükocuların bu seçimlerde başarması mümkün değil. Farz edelim ki her türlü müdahale yapıldı, bütün bu yaptıkları müdahaleler sonucunda beklenmedik bir sonuç çıktı ve kazandılar. Ancak kazandıkları gün kaybedecekler"

EREL: "ÇÖZÜM VE AB'NİN ÖNÜNDEKİ ENGEL STATÜKODUR": ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, toplum, çözüm ve AB yolunda ilerlemesinin önündeki en büyük engelin statüko olduğunu belirterek, şöyle dedi: "Değişim tabandan tavana başlamıştır, 2002 yılı başından itibaren ivme kazanmıştır. Tabandan tavana doğru bir hareket vardır. Kıbrıs Türkleri kararını verdi. Statüko çökmüştür. 14 Aralık seçimleri sadece bunun bir tescili olacaktır"

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, sadece bir avuç insanın refah içinde yaşamasını öngören statükoyu "felaket" olarak niteledi ve halkın geleceğini düşünerek oy vermesini istedi. Talat, statükodan kurtulmak için en doğru seçeneğin CTP-Birleşik Güçler'e mühür vurmak olduğunu söyledi

"Statükonun devamına izin vermeyin"

"DEVLETİ YÖNETMEYE GELİYORUZ, YIKMAYA DEĞİL": "Devleti yönetmeye geliyoruz, satmaya değil. Devleti, ceberut devlet yönetiminden kurtarmaya geliyoruz. Özgür, demokratik, ekonomik refahı yükselen bir toplum yaratmaya geliyoruz. Kıbrıs sorununu çözerek, kurucu devletimizi uluslararası toplumun Güvenlik Konseyi'ne onaylatmak için geliyoruz. Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı kurucu devletimizle, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı oluyoruz. Devleti yıkmaya değil, devleti yüceltmeye geliyoruz. Bu nedenle bu iddialar tamamen kendilerini nitelemektedir"

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, devleti satmaya değil, yönetmeye ve yüceltmeye geleceklerine dikkat çekti ve halkın statükonun devamına izin vermemesini istedi.

Talat, sadece bir avuç insanın refah içinde yaşamasını öngören statükoyu "felaket" olarak niteleyerek, statükodan kurtulmak için en doğru seçeneğin CTP-Birleşik Güçler'e mühür vurmak olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türkü'nün, çocuğunun, ailesinin ve yakınlarının geleceği için elini vicdanına koyarak, beynini ve aklını kullanarak oy vermesi gerektiğinin altını çizen Talat, sandıktan yüzde 40 + oy oranıyla, tek başına iktidar olarak çıkmayı hedeflediklerini kaydetti.

Sandıktan tek başlarına iktidar olarak çıkmaları halinde yine de çözüm güçleriyle imzaladıkları protokole sonuna kadar sadık kalacaklarını yineleyen Talat, 15 Aralık sabahının olmayacağını, çünkü 14 Aralık akşamı kimsenin uyumayacağını iki tarihin birbirine bağlanacağını bildirdi.

Mehmet Ali Talat, seçimleri kazanır kazanmaz derhal görüşmeleri başlatarak Kıbrıs sorununu çözüp AB yolunda ilerleyeceklerini ve Kıbrıs Türkü'nü AB üyeliğine taşıyacaklarını vurgulayarak, statükonun yayamaya çalıştığı akıl almaz iddialarla ilgili şöyle konuştu:

"Devleti yönetmeye geliyoruz, satmaya değil. Devleti, ceberut devlet yönetiminden kurtarmaya geliyoruz. Özgür, demokratik, ekonomik refahı yükselen bir toplum yaratmaya geliyoruz. Kıbrıs sorununu çözerek, kurucu devletimizi uluslar arası toplumun Güvenlik Konseyi'ne onaylatmak için geliyoruz. Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı kurucu devletimizle, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı oluyoruz. Devleti yıkmaya değil, devleti yüceltmeye geliyoruz. Bu nedenle bu iddialar tamamen kendilerini nitelemektedir".

CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'la yaklaşık 1 hafta önce yaptığımız röportaj şöyle:

Soru ve yanıtlar

Soru: Seçime sayılı günler kaldı. Partilerin seçim kampanyası yoğun bir şekilde geçiyor. Siz bu seçime nasıl hazırlandınız, bu seçime nasıl giriyorsunuz?

Talat: Seçim hazırlıkları için önce partinin kurultayını toplayarak CTP-Birleşik Güçler'i oluşturma yöntemlerini tespit ederek çalışmalara başladık. Şu kararı vermiştik. Bu seçimler çok farklı bir seçimdir. Bu seçimler bir yandan bir referandum anlamına gelecektir, öte yandan çok daha önemli bir şekilde belki Kıbrıs Türkü'nün hem çözüme kavuşmasını, hem de Avrupa Birliği'ne kavuşmasını öngörecekti. O yüzden çok farklı bir seçimdi.

Bu nedenle CTP olarak bizim tek başımıza, kendi adımıza sadece kendi adımıza seçime katılmamız çok doğru olmayabilirdi. Bu bakımdan toplumun bir temsilini oluşturmak, toplumu temsil eden bir arakesiti oluşturmak, sağ-sol cepheleşmeden uzaklaşıp toplumu bir bütün olarak kucaklamak hedefindeydik.

Dolayısıyla bunu sağlayabilecek önce kendi aramızda diğer örgütlerle tartışarak belirledik ne yapacağımızı. CTP-Birleşik Güçler'de karar kıldık. Onun için parti tüzüğünde değişiklik lazımdı. Bu değişiklik için kurultay topladık. Kurultayda oybirliği ile değişikliklerimizi yaptık ve CTP-Birleşik Güçler'in oluşumuna kapıyı açmış olduk.

Sonra listelerimizi hazırladık. Önce Birleşik Güçler kanadını hazırladık, yüzde 50'sini, yarısını onlardan oluşturduk. Orada da toplumu temsil eden bir yapı oluşturmaya çalıştık. Parti listelerini, partiden gelecekleri, diğer yüzde 50'yi belirlerken yine toplumu temsil etmesine dikkat ettik. Yani örneğin bir yandan parti üyesi iken öte yandan toplumun bir kesimini temsil edenleri de değerlendirerek listelerimizi oluşturduk. Onu tabi parti meclisi yaptı. Ötekini de parti meclisi onayladı Birleşik Güçler listesini. Dolayısıyla böyle bir yapı ortaya çıkardık.

Bu hazırlıklarımız tamamlandıktan sonra ittifaklar meselesi konuşuldu bu arada. Onları tamamladık ve seçim kampanyasını başlattık. Seçim kampanyası içerisinde normal olarak yapılan şeyleri biz de yaptık. Gerek fikirleri oluşturma, seçim bildirgesinin ana hatlarını oluşturma, temel sloganları oluşturma, fotoğraf çekimleri, film çekimleri v.s.

Soru: Yani farklı bir hazırlık yapıldı geçmiş seçimlerden farklı olarak...

Talat: Çok yoğun bir şey oldu. Geçen yerel seçimlere de biz böyle hazırlanmıştık. Geçen yerel seçimlerde de yine filmleri, reklam kampanyası için gereken sloganları v.s aynı yöntemlerle belirlemiştik, profesyonel destek alarak belirlemiştik. Dolayısıyla çok iyi bir hazırlık süreci yaşadık.

Bu dönemin tabi bir farkı oldu. Yerel seçimlerde biliyorsunuz, katılan insan sayısı çoktur ama aday olarak, merkez örgütü genellikle partinin bu seçimlerin içinde aday olarak bulunmaz. Her partide bu böyledir.

Bu seçimlerde merkez örgütünden çok sayıda insan aday olarak bulunduğu için merkezde ciddi olarak sıkıntı yaşadık, boşalma yaşadık, zayıflama yaşadık bu dönem içerisinde. Onu takviye etme durumunda kaldık. O takviyeyi gerçekleştirdik ve kampanyamız iyi gitti. Hedeflerimize büyük ölçüde yaklaştık. İyi bir sonuç aldık diye düşünüyorum kampanyadan. Tabii seçimin sonucunu da göreceğiz, ne kadar etkili olduğunu.

"Devleti biz yöneteceğiz"

Soru: Bir de sürekli olarak statüko partileri olsun, sayın cumhurbaşkanı olsun, bu seçimin "devlete sahip çıkanlarla, anavatanım diyenlerle, devleti satmak isteyenler" arasında geçeceğini söylüyor. Bu yönde psikolojik bir baskı oluşturulmaya çalışılıyor toplumda, bunu böyle algılıyoruz. Gerçekten bu seçim devleti satanlarla, devletine sahip çıkanlar arasında mı geçecek? Gerçekten siz vatan haini misiniz, devleti nasıl satacaksınız?

Talat: Bu son söylediğinizi söyleyecektim ben de. Ama şöyle söyleyecektim. Yani çok yok kısa süre sonra bu devleti yönetecek olan biziz. Ve bizi, bu devleti yönetmeye talip olanları, devleti satmakla suçluyorlar. Bu kadar trajikomik bir iddia olamaz.

"Devleti yüceltmeye geliyoruz"

Soru: Bu devlet kolay satılır mı? Nasıl satılır bu devlet?

Talat: Devleti yönetmeye geliyoruz, satmaya değil. Devleti, ceberut devlet yönetiminden kurtarmaya geliyoruz. Özgür, demokratik, ekonomik refahı yükselen bir toplum yaratmaya geliyoruz.

Kıbrıs sorununu çözerek, kurucu devletimizi uluslar arası toplumun Güvenlik Konseyi'ne onaylatmak için geliyoruz. Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı kurucu devletimizle, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı oluyoruz.

Devleti yıkmaya değil, devleti yüceltmeye geliyoruz. Bu nedenle bu iddialar tamamen kendilerini nitelemektedir. Bu devleti yıkanlar kendileridir. Devleti perişan edenler, uluslar arası hukukun dışında duran bir yapı haline getirenler kendileridir. Biz onu uluslar arası hukuka taşıyoruz. Uluslararası hukuk çerçevesine sokuyoruz. Uluslararası hukuk çerçevesinde dünyaca bilinen, dünyaca tanınan, kabul edilen bir devlet haline getiriyoruz.

Dolayısıyla iddialar tamamen gerçek dışıdır, kendilerine aittir daha doğrusu. Kendileri bir avuç saltanatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Hükümet ortaklarından bir tanesi Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanısın diyebiliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, Ankara'da elçilik açsın diyebiliyor. Hem O'nu, hem bizi tanısın diyebiliyor. Böylece yeter ki saltanat sürsün demeye getiriliyor.

"Tek gaileleri saltanatın sürmesi"

Soru: Yani tek gaileleri bu saltanatın sürmesi mi?

Talat: Tek gaileleri bu saltanatın sürmesi, bu saltanat devam etsin diye her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Ve tabii bu karşı çıkanları da 'aman devlet elden gidiyor' diye yaygarayla bastırmaya çalışıyorlar.

Ben merak ederim iktidar ortakları, bugünkü statükoyu savunanlar, yarına ne vaat ediyorlar. Yarın ne olmasını istiyorlar. Hangi konuda ne yapacaklarını söylüyorlar. Bir tek söyledikleri bir şey var. Devleti, bayrağı, toprağı muhafaza edeceğiz. Başka hiçbir şey söyledikleri yoktur.

Ne refahla ilgili bir şey söyleyebiliyorlar, ne ekonomik gelişmeyle ilgili bir şey söyleyebiliyorlar, ne göçü durdurmakla ilgili bir şey söyleyebiliyorlar.

Soru: Yani gelecekle ilgili bu topluma hiçbir vaatleri yok...

Talat: Gelecekle ilgili hiçbir şey söylemiyorlar. Toplumun bütününün, hiçbir şey yapamadıkları ve hiçbir vaatleri olmadığıyla ilgili beyanları var, toplumun hemen hemen bütününün bu konuda görüş birliği var, konsensusu var.

Bunu her düzeyde, işçisinden işverenine kadar her düzeydeki insanından dinliyoruz. İşte en son sayın Asil Nadir'in konuşmalarından da açıkça ortaya çıkmıştır. Hiçbir şey vaat etmiyorlar, hiçbir şey yapmadılar, hiçbir şey yapma niyetinde değildirler.

Sadece bir avuç elitin, küçük bir azınlığın saltanatını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Buna bu halk izin vermemelidir.

"Kıbrıs sorununu çözüp AB'ye gireceğiz"

Soru: Peki sizler iktidara gelince neler vaat ediyorsunuz bu halka. Kısa ve öz mesajlar şeklinde alabilir miyiz?

Talat: Bir, derhal, en kısa sürede görüşmeleri başlatarak Kıbrıs sorununu çözme. Aynı zamanda Avrupa Birliği yolunda ilerleme ve Kıbrıs Türkünü Avrupa Birliği'ne dahil etme.

Demokratik, hesap verebilir ve şeffaf bir yönetim oluşturma.

Derhal, hükümet kurulur kurulmaz, yatırım ve üretim konusunda alınabilecek tedbirleri alma, ülkede yatırım iklimi yaratma, bunun için uluslar arası yatırımı teşvik etme, davet etme, iç yatırımları teşvik etme ve kaynakları yatırım için kullanmak.

Batırdığımız iş adamlarımızı üretime katkı yapar hale getirme. Bütün bunların olabilmesi için Kıbrıs sorununun çözülerek başta mülkiyet hakları olmak üzere üretimin temeli olan altyapıyı düzenleme.

Soru: Bunun için de 1 Mayıs 2004'ten sonra bir tarih şu an için görünmüyor. Diğer yandan da 1 Mayıs 2004'ten sonra da dünya batmaz gibi söylemler var. Gerçekten 1 Mayıs 2004 atlatılırsa ne olur?

Talat: 1 Mayıs 2004 atlatılırsa kıyamet kopmaz diyenlerin amacı zaten 1 Mayıs 2004'ü atlatmaktır. Niçin atlatmak? Çünkü 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tartışmasız, tüm Kıbrıs adına Rumlar tarafından temsil edilecek şekilde Avrupa Birliği'ne üye olacak.

O nedenle artık Kıbrıs sorununun çözümü, Avrupa Birliği muktesebatının kuzeyde uygulanması haline dönüşecek. Nasıl uygulanacağıyla ilgili hale gelecek Kıbrıs sorunu. Dolayısıyla bu da Türkiye'nin adadaki varlığının sona ermesi demek olacağı için Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine bağlı olarak adım adım geri sayım başlayacak. Ve 74 öncesine dönüş yaşanacak. Ama bugünkü statüyü muhafaza etmek isteyenler, hükümet ortakları ve sayın Denktaş, Mayıs 2004'ü geçirdikten sonra, bu az önce saydığım gelişmeleri hazmedemeyecek olan Türkiye'nin büyük tepki göstererek Avrupa Birliği ile köprüleri atabileceğini düşünüyor.

"Türkiye'nin AB yolunun tıkanmasını istiyorlar"

Soru: Yani Türkiye'nin AB yolunu kapamaya mı çalışıyorlar?

Talat: Evet, Türkiye'nin AB yolunun böylece ortadan kalkmasını istiyor, tıkanmasını istiyor. Bu ihtimalin ortadan kalkmasını istiyor. Bu ihtimal ortadan kalkarsa Kıbrıs sorununun çözümünden de kurtulacaklarını zannediyorlar.

Niyet, bugünkü statükonun devamını sağlamak için öyle bir ortam yaratmak, Türkiye'nin AB ile kavga etmesini sağlamak, böylece çözümsüz kalıp bu sürecin devam etmesini istemek, odur uğraşları. Zaten bu da neye dayalıdır, Türkiye parayı verecek onlar dağıtacak. Türkiye parayı verecek, onlar yandaşlarına, yakınlarına, bildiklerine partizanlık yaparak para dağıtacak.

Dolayısıyla iktidarın ve Denktaş'ın bütün uğraşları budur. Denktaş diyor ki bütçemizin yarısını Türkiye karşılıyor, Avrupa Birliği'ne girince Türkiye karşılamayacağına göre aç kalacağız, insanlar işten atılacak v.s gibi. Yani mantık dışı, akıl dışı iddialar ortaya atıyor.

Sanki din değiştiriyormuşuz gibi, Türkiye ile kavga ediyormuşuz gibi Türkiye ile düşman oluyormuşuz gibi bir hava yaratıyor, çözümle yani.

"Çözüm Türkiye ile beraber olacak"

Halbuki çözüm Türkiye ile beraber olacak, bu da biliniyor. Türkiye ile beraber olacak bir çözüm, bizi Türkiye ile düşman değil, tersine daha da dost edecek, daha da yakınlaştıracak. Dolayısıyla Türkiye'nin artık para vermeyeceği gibi bir iddia akıl dışıdır, mantık dışıdır. Kaldı ki, Kıbrıs sorununun çözümü ve Avrupa Birliği üyeliği ambargo ve her türlü kısıtlamanın ortadan kalkması demek olacağı için artık bütçemizin yarısının Türkiye tarafından karşılanmasına da ihtiyaç kalmayacaktır.

Ama, o iklimde ne Eroğlu, ne Serdar Denktaş ne de baba Denktaş, yaşayamazlar. Çünkü sultanlık yoktur öyle bir rejimde.

O olmadığı için de öyle bir rejimde yaşamayacakları için de statükonun muhafazasını istiyorlar. Yeter ki Türkiye versin, bunlar yesin ve dağıtsın. Hedef budur.

O nedenle bu statükoyu muhafaza etmeye çalışıyorlar.

"Halk destek olursa görüşmeci olacağım"

Soru: Reklam kampanyalarınızda "Talat görüşmeci" diye bir slogan var. Ama Sayın Denktaş da "saçı başı değişmekle kişi görüşmesi olmaz" diye bir değerlendirmede bulundu, size itirazları oldu. Gerçekten siz "görüşmeci" vasıflarını taşıyor musunuz? Bu gücü nereden alacaksınız? Nasıl görüşmeci olacaksınız?

Talat: Ben bu gücü tabii ki halkımdan alacağım. Kıbrıs Türk halkı destek olursa görüşmeci olacağım. Burada söylemek istediğimiz aslında şudur.

Bir kere, bu seçim kampanyası Kıbrıs sorununun ele alınışını da değerlendiren bir kampanyadır. Bizim çözüm vizyonumuz vardır. Annan Planı zemininde görüşmeler sürmelidir ve sonuçlandırılmalıdır demekteyiz.

Bir grup da buna karşı çıkmaktadır. Denktaş ve iktidar partileri buna karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla bu seçim yarışı, bu görüşler arasında cereyan etmektedir.

Eğer seçimi biz kazanırsak çok doğaldır ki bu Kıbrıs konusunda halkın bizim görüşümüzü desteklediği ortaya çıkacaktır. Halkın bu konudaki desteği bizden yana olunca, doğaldır ki Kıbrıs sorununu götürme politikası, bizim politikamız olması gerekir.

Biz kazanıyoruz bu seçimi, biz kazandığımıza göre bu seçimi, bu politikayı, Kıbrıs sorununu bizim kendi politikalarımız çerçevesinde ele alma görevini halk bize vermiş olacaktır.

"Görüşmeci başbakandır"

Soru: Yani bu yetkiyi halk iradesinden almış olacaksınız...

Talat: Tabii. Dolayısıyla halk bu yetkiyi verdiğine göre, bu yetkinin en büyük gücü başbakanlığı omuzlayacağına göre, görüşmeci elbette ki başbakandır.

Soru: Meclis vermiyor mu bu yetkiyi...

Talat: Bakın, ben başka bir şeyden bahsediyorum. Meclisi bir kenara bırakın, şöyle bir şey. Bir kampanya var, bu kampanyanın içinde yürüyorsunuz, mücadele ediyorsunuz, sonuçta kazanıyorsunuz. Büyük bir çoğunlukla kazanıyorsunuz. Diğerlerine göre daha yüksek bir çoğunlukla kazanıyorsunuz.

Yani halk sizi hepsinden fazla destekliyor demektir. Halk sizi hepsinden fazla destekliyorsa, doğaldır ki siz bu sürecin, yani çözüm sürecinin lideri olmak durumundasınız. O nedenle başbakan da o olur.

Bu nedenle biz diyoruz ki, başbakan yürütmeli, görüşmeleri. Ama elbette bir ekip lazımdır, başbakana. Bu ekip de dost partiler, çözüm vizyonu olan güçler arasından uygun elemanlar, teknik elemanlar, hukukçulardan, ekonomistlerden oluşan bir ekip olur.

Ama buna görevi meclis verir doğrudan ve dolaylı olarak. Niçin doğrudan ve dolaylı olarak veya nasıl demek istiyorum.

Hükümet programlarında genelde görüşmecinin kim olduğu belirtilir. Kıbrıs sorununu ele alış şeklinde, mesela bizim DP-CTP hükümeti, daha sonraki hükümet programlarında da öncekilerde de hep öyle yazmaktadır.

Hükümet programları demektedir ki falan çerçevede yürütülür görüşmeler. O da meclisin onayına sunulduğu için ve hükümet güvenoyu aldığı için meclis kararı olmuş olur ve mecliste onaylanmış olur.

Meclis görüşmeciyi seçebilir. Meclisin her şey yetkisindedir. Görevden alma da yetkisindedir, doğrudan doğruya görev verme de yetkisindedir.

Ben size bir şey söyleyeyim, biz aradık mecliste, Cumhurbaşkanı Denktaş'a görüşmecilik görevi veren bir karar bulmadık. Bugüne kadar böyle bir karar yok. Varolduğu söylendi ama biz bulamadık.

Ama hükümet programlarıdır. Hükümet programında yazıyor, görüşmeleri Cumhurbaşkanı Denktaş yürütecek diye yazıyor.

Bizim hükümet programında mesela görüşme heyetinde parti başkanımız da olacak diye yazıyordu. Yani bu hükümetin verdiği yetki çerçevesinde yürütülüyor demektir bu, dolayısıyla biz diyoruz ki bizim hükümetimiz, kendisi yürütecek görüşmeleri.

Ve doğaldır ki bunun da başı başbakan olacak. Nasıl ki herhangi bir kurulun başı en yüksek mevkide olandır, bunun da başbakandır. Sanıyorum bu da doğal bir şeydir. Dolayısıyla partimizin seçim sloganı olan 'Talat görüşmeci', aslında CTP'nin birinci parti olacağı iddiasıdır.

Birinci parti olacak, görüşmeleri yürütecek, başbakan olacak, o yürütecek. Bütün bunları düşündüğünüzde bir şey daha düşünün. Bizim protokolümüzde öngördüğümüz, görüşmeci heyeti seçme vs gibi şeyleri de dışlamaz.

Elbette ki görüşmeci heyeti olacak. Bizim iddiamız ama, Denktaş beyin yerine görüşmeci, başbakan olacak.

Denktaş görüşmecilikten nasıl alınacak?

Soru: Sayın Denktaş görüşmecilikten nasıl alınacak? Meclis kararıyla mı olacak, ki böyle bir karar yok dediniz, o görevden alma süreci nasıl yaşanacak?

Talat: Şimdi hükümet programında herhalde bunu öngöreceğiz. Ama bu arada hukukçularla da konuşacağız. Eğer gerek görürsek meclis kararına da dönüştürebiliriz bunu, ayrı bir meclis kararına. Hatırlarsanız, referandum hakkı mücadelesi sırasında halkımızın biz CTP olarak bir öneri vermiştik meclise ve Denktaş'ın görüşmecilik görevinden alınarak meclisten bir heyetle görüşmelerin yürütülmesini öngörmüştük. Reddedilmişti mecliste bu.

Yani görüşmecilik görevinden Denktaş Beyi alma düşüncesi yeni değil zaten, eskiye dayalıdır ama hukuki olarak bir meclis kararıyla olmalı mı bu yoksa başka bir yöntem mi gereklidir, ona bakacağız. Yaptığımız ilk araştırmada, hükümet bütün yürütme yetkilerine sahip olduğu için bunu hükümet yapabilir, meclis kararına gerek yoktur sonucuna varıyoruz ama gerekirse bunu pekiştirmek için meclis kararı olabilir.

"O bilirse 1-2, biz biliriz 12"

Soru: Bundan önce hükümet olabilmeniz için de seçim sonrası görevi almanız gerekiyor. Kazanmanız halinde sayın cumhurbaşkanı bu görevi size verecek mi? Buna inanıyor musunuz?

Talat: Kime verebilir ki? Şu andaki iktidar partileri hükümeti kurabilecek çoğunlukta olurlarsa zaten bize hükümet kurma görevi verilmez tabii ki. Birinci parti bile olsak verilmez. Ama bunun dışında bir durum, demokratik teamüller gereği öyle olmak zorundadır. Bu görev bize verilmek zorundadır ve sanıyorum ki sayın Denktaş bundan kaçamayacaktır.

Ama oyalama taktiklerine girebilir mi derseniz, girebilir. Birçok defa yapmıştır bunu biliyorsunuz. Ama o oyalama sürelerini de tabii şöyle yapmak durumunda kalacak. Diyelim ki çözüm yanlısı partiler, dedik ki biz kurmaya hazırız, çoğunluğumuz da var. O kalkıp statüko yanlısı partilerden birine görevi verirse komik duruma düşecek. Yapamaz mı yapabilir.

Ya da şöyle yapabilir. Kendi içimizden bir milletvekiline verir. Geçmişte yaptığı gibi. O milletvekili temaslar eder falan, o yolla oyalamaya çalışır ama böyle bir şey yaparsa, bizim milletvekillerimiz, sadece CTP Birleşik Güçleri söylemiyorum, çözüm yanlısı ekibin milletvekillerinin hiçbiri de Denktaş'ın bu oyununa gelmez. Ya o görevi derhal almaz, ya da alır, hemen iade eder ve o oyalama fırsatını da Denktaş'a vermez.

O bilirse 1-2, bizimkiler de bilir 12.

"14 Aralık gecesi kimse uyumaz"

Soru: 15 Aralık sabahı halk nasıl bir dünyaya uyanacak?

Talat: Ben halkın 14 Aralık gecesi uyumayacağını düşünüyorum. Onun için 15 Aralık sabahı olmayacak. 14 Aralık, 15 Aralık birbirine bağlanacak, o gece hiç kimse uyumaz, uyuyamaz zaten. Kıbrıs Türk halkı herhalde kader seçiminin sonucunda dünyaya bir başka bakmakla başlar.

Kıbrıs Türk halkı çok kararlı bir görüntü veriyor şu sıralarda. Bu kararlılığını sanıyorum sürdürecektir. Hatta artmaktadır da kararlılığı. Hani denir ya iniş aşağı yuvarlanmaya başladığınızda, gittikçe zaman geçtiğinde bu yuvarlanış hızınız artar ve duramazsınız, en başta durabilirseniz durursunuz, aşağılara gittikçe artık duramazsınız. Kıbrıs Türk halkı öyle günler yaşıyor.

Yani tepeyi aştı, birçok şeyi yırttı, yani bir çağlayan haline geldi. Bütün veriler, Kıbrıs Türkünün artık bu süreci doğru rayına oturtacağını gösteriyor. Kamuoyu yoklamaları bunu gösteriyor, güvenilir kamuoyu yoklamaları. Çünkü masa başında hazırlanan anketler de var. Bunlar şöyle yapılır, bunlar manipülasyon ustalarıdır. Yani güvenilir bir kamuoyu şirketi eğer bir araştırma yaparsa ve bunu açıklayacağını duyurursa ve hemen ertesi gün karşı bir anket sonucu sunarsa, bunu halk anlar aslında.

Ama ne de olmasa kafa karıştırmaya çalışır, kendi yandaşlarının kafasını karıştırmaya çalışır, yabancıların, Türkiye'nin, Türkiyelilerin kafasını karıştırmaya çalışır vs., amaç budur.

Ciddi kamuoyu yoklamaları bizim çok önde olduğumuzu gösteriyor.

"Hedef yüzde 40 +"

Soru: Sonuçlarla ilgili bir oran vermeniz mümkün mü?

Talat: Biz yüzde 40 +'yı hedefliyoruz. En son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, yüzde 32 görünüyor. Karma oylar, kararsızlar dağıtılmadan. Ama galiba sadece karma oylar dağıtılmadan. Çünkü kararsız kalmadı. Karma oylar dağıtılmadan yüzde 32 görünüyor, bu karma oylar dağıtılınca zaten kendiliğinden yüzde 37-38 demektir. Bu yüzden 40 + gerçekçi bir orandır diye düşünüyorum.

Soru: Yani tek başına iktidar yolu gözüküyor...

Talat: Tek başına iktidara erişme yolu gözüküyor. Ama biz protokole bağlıyız. Tekrar edeyim. Tek başına iktidara gelecek güce ulaşsak dahi, biz dostlarımızla birlikte hareket edeceğiz. Bu kesindir. Bunun dışında bir hareket söz konusu değil.

Bazı basın organlarında zaman zaman benim söylediklerim cımbızla ayıklanarak çıkıyor. Ama onlar gerçek değildir.

"Protokole bağlıyız"

Soru: Yani sonuna kadar bu protokole bağlısınız diyorsunuz...

Talat: Sonuna kadar protokole bağlıyız. Protokolün gereklerini yerine getireceğiz. Zaten bunun dışında hareket etmek akıl işi değil. Çünkü bu protokol gerçekçi bir protokoldür. Hani bir yerde teorik olduğunu söylediğim iddia edildi, böyle bir şey yok. Uydurma. Protokol gerçekçi bir protokoldür. Belki somut yöntemleri ifade etmemiştir ama mantık olarak, kavram olarak doğru bir protokoldür. Çünkü toplum dönüştürme iddiasındayız.

Bir toplumu, yaşamıyla, ekonomisiyle, geleceğiyle, her şeyiyle dönüştürme iddiasındayız. Bu dönüşümü sağlayabilmek tek bir siyasi partinin bu Birleşik Güçler ile birlikte olsa bile gücü de, temsiliyeti de olmamalıdır.

Çok daha geniş bir tabana oturmalıdır. Zaten o yüzdendir ki ben halkımdan çok oy istiyorum. Mümkün olduğu kadar çok oy istiyorum. Niye çok oy. Yani sizin de söylediğiniz gibi Denktaş Bey kime görevi verecekti, ona mı verseydi, buna mı verseydi, ötekine de verebilir miydi olmamalı. Net bir mesaj çıkmalı. Halk şu net mesajı vermeli. Görüşmeleri, Denktaş yürütmemeli. Görüşmeleri, tabi benim tercihim, Talat yürütmeli demesidir. Ama Denktaş yürütmemeli demesi şarttır, böyle bir çoğunluğa mutlaka ulaşılmalıdır.

"Görüşmecilik tartışması yaşanmasın diye mühür vurunuz"

Soru: Bu bağlamda da mühür kavramı ön plana çıkıyor...

Talat: Tabii, bu bağlamda da elbette ki CTP-Birleşik Güçler'e mühür talep ediyoruz. Çünkü mühür, çok oydur. Karma oyları dağıtır ve göreli olarak yani nispi olarak UBP'nin ki en büyük hedef odur, onun birinci parti yapılmasıdır, Denktaş Bey tarafından. Kendi oğlunu bıraktı, UBP'yi birinci parti yapmaya çalışıyor.

UBP'nin oylarını nispi olarak yüksek kılar karma oylar. Bu yüzden karma oya gitmemek, mühür vurmak sanıyorum ki en doğru hareket olur ve halkımdan ben bunu talep ediyorum. CTP-Birleşik Güçler'i birinci parti, tek başına iktidara erişebilecek bir parti haline getirirse, görüşmecilik tartışması hiç olmaz o zaman. Yani hiç kimse başkası görüşmeci olsun diyemez. Dolayısıyla görüşmeciyi de çok rahat bir şekilde seçmiş olur halk.

Soru: Karma oy kavramının getirisi götürüsü pek bilinmiyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz?

Talat: Bizim formülümüz şudur. Bir mühür vurduğunda bir partiye bir vatandaş, kaç tane milletvekili adayı varsa hepsine de birer oy vermiş olur. O parti dolayısıyla o kadar oy almış olur. Yani örneğin Lefkoşa'da bir mühür 16 oy demektir. Girne'de bir mühür 9 oy demektir, Mağusa'da 13 oy demektir, İskele'de 5 oy demektir. Güzelyurt'ta 7 oy demektir.

Karma ise kişilere verilen birer oylar olduğu için her bir partiden kaç kişiye oy verilmişse o kadar. Yani örneğin Lefkoşa'da bir partiden 5 kişiye oy vermişse vatandaş, 5 oy vermiş olur o partiye. Halbuki mühür vuran 16 oy vermiş olur. Bu yüzden oylarını dağıtarak vatandaş o en fazla beğendiği partinin oy oranını düşürmüş olur ve böylece UBP'nin oyları yüksek kalır. Bu tartışma da büyür. Görüşmeci kim olacak, başbakan kim olacak, Denktaş görevi kime verecek vs. gibi lüzumsuz tartışmalar gündeme gelir.

"Statükodan kurtulun"

Soru: Kıbrıs Türk halkına nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?

Talat: Kıbrıs Türk halkı geleceğini düşünmelidir. Onuruyla, kendi efendisi olacağı devletiyle, dünyada Rumlarla eşit, egemenlikte de eşit, bütün diğer yetkilerde de eşit olacağı ortak devletiyle, ortaklık devletiyle, dünyayla bütünleşmelidir.

Çocuğunun geleceği için, ailesinin geleceği için, yakınlarının geleceği için, Kıbrıs Türk halkının geleceği için elini vicdanına koyarak, beynini aklını kullanarak, oy vermelidir. Statükonun devamına izin vermemelidir. Çünkü bu statüko felaket demektir. Bu statüko bir avuç insanı refah içinde yaşatıp, geriye kalan insanımızı Güney Kıbrıs'ta kaçak işçi, başka ülkelere göç eden göçmen, eriyen toplum haline getirmektedir.

Bundan kurtulmak için mutlaka statükoya karşı çıkmalıdır ve en doğru seçenek, CTP Birleşik Güçler'e mühür vurmaktır.

--------------------------------

BDH Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü'nün sandığa giderken kendinden çok çocuklarının geleceğini düşünerek karar vermesini istedi ve halka "geleceğimize sahip çıkalım" çağrısı yaptı

"Tek rakip statüko"

"SORUNLARI GELECEK KUŞAKLARA DEVRETMEYELİM": BDH Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk halkının vereceği kararın yalnız Kıbrıs Türkü'nün değil, Kıbrıs Rumlarının da ortak olarak Kıbrıs'ın, Türk-Yunan ve Türk-AB ilişkilerinin de geleceğini etkileyecek bir karar olduğuna dikkat çekerek, "Kıbrıs Türkü kendini ama kendinden çok çocuklarını düşünerek karar versin. Sorunları gelecek kuşaklara devretmeyelim" dedi

Dilek ÇETEREİSİ

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Başkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü'nden gasp edilen referandum hakkının ele geçirilmesi anlamına gelen 14 Aralık seçimlerinde herkesi "geleceğe sahip çıkmaya" çağırdı.

Akıncı, Kıbrıs Türkü'nün sandığa giderken kendinden çok çocuklarının geleceğini düşünerek karar vermesini isterken, tek rakibin "statüko" olduğunu vurguladı.

Statükonun artık sürdürülebilir olmadığını, statükocuların başarmasının mümkün olmadığını ifade eden Akıncı, "Farz edelim ki her türlü müdahale yapıldı ve beklenmedik bir sonuç çıkarak kazandılar. Ancak kazandıkları gün kaybedecekler" dedi.

Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü'nün barış, çözüm ve Avrupa Birliği (AB) üyeliği istediğini, kendi evinin efendisi olmayı arzuladığını belirterek, "Kıbrıs Türkü, ne Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin azınlığı olmak istiyor, ama ne de Türkiye'nin asker-sivil bürokrasisinin güdümünde yaşamak istiyor. Kıbrıs Türkü sağlıklı ilişkiler içerisinde, eşit statüde bir ortaklıkta Rumlarla adanın egemenliğini paylaşmak istiyor. Kendi yetkilerini egemence kullanarak Avrupa Birliği içinde yerini almak istiyor. Bunun yanında da Türkiye ile çok sağlıklı karşılıklı saygıya ve karşılıklı yarara dayalı ilişkiler istiyor" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türkü'nün nabzının BDH'da attığına ve bir çığ gibi büyüdüğüne işaret eden Akıncı, halktan bu harekete mühür vurmasını istedi; şunları kaydetti:

"Bu büyüme noktası sandıkta nerede durur onu kestirmem kolay değil. Ancak şunu söyleyeceğim. Çözüm yanlıları başarsın, birinci hedef odur. BDH da bu başarının içerisinde önemli, ciddi bir güç elde etsin. Çünkü Kıbrıs Türkü'nün 14 Aralık'tan sonrası da çok çok önemli. Kıbrıs Türkü'nün haklarının sigortasıdır bence BDH. Hem söylem olarak, hem eylem olarak. Bu görevi yerine getirebilmesi için çözüm yanlılarının içinde öncü bir güç olarak yer alması gerekiyor. Bunun için ben halkımıza çeşitli etkilerden arınarak vicdanlarının ve mantıklarının da sesine kulak vererek BDH'ya mühür vurmalarını öneriyorum".

BDH Başkanı Mustafa Akıncı, geçtiğimiz günlerde KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.

"Halkın nabzı BDH'da atıyor"

Soru ve yanıtlar aynen şöyle:

Soru: BDH bu seçimlere nasıl hazırlandı? Mitinglerde halkın bağrından kopan bir ses olarak yola çıktığınızı söylüyorsunuz. Azimli bir şekilde çalıştığınızı görüyoruz. Bu seçimlerden ne bekliyorsunuz?

Akıncı: BDH çığ gibi büyüyor. Gerçekten bunu her gittiğim yerde gözlemliyorum. Halkın bağrından çıkan bir hareket. O İnönü Meydanı'nda halkın arzularının bir sonucu olarak ortaya çıktı bu hareket. Bildiğiniz gibi bünyesinde 3 siyasi parti, sendikalar, çeşitli sivil toplum örgütlerinin liderleri, kendi alanında başarılı olmuş değerli akademisyen, sanatçı ve diğer kesimlerden insanlar, doktorlar, avukatlar var.

Kısacası halk hareketi bu hareket. İnönü Meydanı'nda halkın ortaya koyduğu istencin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Halkın bağrından koptuğu için de halkın desteği ile hakikaten her geçen gün büyüyor. Tabi ki içindeki örgütler, hele Toplumcu Kurtuluş Partisi çok eskiye dayanan bir örgüt ama BDH'nın kuruluşu 28 Haziran bir inisiyatif olarak ortaya çıkış tarihidir bu. 18 Temmuz da partileşme tarihidir. Dolayısıyla o günden bugüne baktığımızda, gerçekten kısa süre içerisinde almış olduğu mesafe, çok büyüktür. Bunda da tabii ki halkın nabzını tutmakta olmasının büyük rolü vardır.

Diyebilirim ki Kıbrıs Türkünün nabzı BDH'da atıyor. Kıbrıs Türkü içinden geçeni, BDH'nın söylemlerinde buluyor.

Kıbrıs Türkü ne istiyor bu ülkede? Barış istiyor, çözüm istiyor, Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyor, insan gibi yaşamak istiyor. Bütün bunların altında yatan neden, Kıbrıs Türkü'nün kendi evinin efendisi olmak arzusudur. Kıbrıs Türkü kendi kendini yönetmek, kendi kendine yeterli olmak istiyor. Kıbrıs Türkü'nün bu talebi, son derece anlaşılır bir taleptir.

Kıbrıs Türkü, ne Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin azınlığı olmak istiyor, ama ne de Türkiye'nin asker-sivil bürokrasisinin güdümünde yaşamak istiyor. Kıbrıs Türkü sağlıklı ilişkiler içerisinde, eşit statüde bir ortaklıkta Rumlarla adanın egemenliğini paylaşmak istiyor. Kendi yetkilerini egemence kullanarak Avrupa Birliği içinde yerini almak istiyor. Bunun yanında da Türkiye ile çok sağlıklı karşılıklı saygıya ve karşılıklı yarara dayalı ilişkiler istiyor.

Bu türden bir yaklaşım herkesin yararına. Kıbrıs Türkü de bunun farkında. Dolayısıyla bu yönde ses verdiği için, bu yönde çaba harcadığı için BDH, halktan her geçen gün artan oranda destek görüyor.

"Binlerce, on binlerce hain var"

Soru: Çok güzel sıraladınız Kıbrıs Türk halkının bu taleplerini. Ancak statüko, bu görüşü savunanlar için 'vatan hainleri devleti satıyor" diye nitelendirmeler yapıyor. Gerçekten siz vatan haini misiniz ve devlet bu kadar kolay satılır mı?

Akıncı: Yani statükonun devam etmesini isteyenler tarafından o kadar çok kullanılıyor ki bu aşağılayıcı unvanlar, aslında onların bu sözlerine bakacak olursak, Kıbrıs Türkü'nün çoğunluğu hain. Binlerce, on binlerce hain var bu memlekette.

Ama gelecekte yaşanacak olanlar değerlendirildiği zaman kimlerin ülkesi için, insanı için ne yaptı, çok daha sağlıklı değerlendirilecek.

Şimdi öyle bir noktaya geldik ki aslında 2 tane ciddi konu var. Statükonun artık sürdürülebilir olmadığını kanıtlayan.

Bunlardan bir tanesi 23 Nisan günü kapıların açılması olayıdır.

İkincisi de Loizidu davasında Türkiye'nin ödeme yapması meselesidir.

23 Nisan'da ansızın kapılar açılmadı. İki önemli nedenle o kapılar açıldı. Tabii ki kimse rüyasında görse, Denktaş'tan böyle bir şey beklemezdi. Zaten kapıları açan Denktaş olmadı. Kapıları açan Kıbrıs Türk halkı ile Loizidu oldu.

Kıbrıs Türk halkı tarihinde görülmemiş büyüklüklerde kalabalıklarla Lefkoşa'nın meydanlarını ve sokaklarını doldurdu. Çok büyük bir basınç oluşturdu. O basıncın biraz gevşetilmesi istendi. Bir nedeni odur. İç faktör bakımından.

Dış faktör bakımından ise Türkiye son derece sıkışmıştı Loizidu konusunda. Çünkü hatırlayacaksınız Loizidu davasında önemli unsurlardan bir tanesi, Rumların mallarını gidip göremeyişleriyle ilgiliydi. Onun için kapılar açıldı ve dendi ki işte isteyen gidip artık görebilir.

Hemen peşinden gelen bir tazminat komisyonu olayı var. İşte buna da başvururlarsa tazminatlarını alabilirler ve dolayısıyla Avrupa Konseyi'nde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde habire dava açmaları gerekmez, şeklinde bir noktaya götürülmek istendi bu konu.

Aslında bu şekilde bir sonuca varılacağını ben o gün de beklemiyordum, bugün de beklemiyorum. Bir tek işe yarayabilir bütün bu gelişmeler. Biraz zaman kazanmak.

Geçtiğimiz gün sonuçlanan Loizidu konusunda da daha doğrusu kısmen sonuçlanan diyelim çünkü 600 bin Kıbrıs Lirası, 1 milyon 120 bin Euro ödedi Türkiye, ama bu kararın bir kısmıyla ilgili. Diğer kısmı duruyor. Diğer kısmı 2005'te ele alınacak. İşte orda da görüyoruz bir zaman kazanma olayı. Niçin zaman kazanılıyor. Kıbrıs sorununun çözülmesi için. Başka bir şey için değil.

"Kazandıkları gün kaybedecekler"

Dolayısıyla ben şunu söylüyorum. Statükocuların bu seçimde başarması mümkün değil. Farz edelim ki her türlü müdahaleler yapıldı, bütün bu yaptıkları müdahaleler sonucunda beklenmedik bir sonuç çıktı ve kazandılar. Kazandıkları gün kaybedecekler.

Çünkü biraz önce anlattığım 2 örnekte verdiğim gibi statükonun artık sürdürülebilir olması mümkün değildir. Ve eskiden olduğu gibi bu kez çok daha fazla bir şekilde tükürüklerini yalamaya başlayacaklar.

Mesela en basitinden şu olacak. Annan Planı öldü, gömüldü, helvası yendi dedikleri Annan Planı dönüp yeniden masaya gelecek.

Şimdi burada işte Kıbrıs Türk halkının oyunu verirken düşünmesi gereken konu şudur. Kıbrıs'ta çözüm kaçınılmazdır. Bu statüko devam edip gidemez. Çünkü eğer bu şekilde olursa ve kazara statükocular iş başına gelirse, yeniden kalırlarsa, büyük manevralarla mayıs ayını bize yitirttirirler ve Kıbrıs Türkü Annan planındaki temel hakları bir daha bulamaz.

Kıbrıs Türkü'nü artık 1960'a dönüş, belki onun da gerisine dönüş kapısı açılır. Mal-mülk meselesinde Annan Planı'nın ortaya koyduğu düzenlemeler geçerliliğini yitirir. Herkes evli evine, yerli yerine meselesi gündeme gelebilir.

Loizidu benzeri bir sürü dava devam eder. Ve bunun da sonucunda iş çığırından çıkar.

Halbuki eğer barış yanlıları başarılı olursa, konjonktüre uygun sonuç budur. Dünyadaki gelişmelere, Avrupa'daki gelişmelere uygun sonuç budur. Türkiye'nin hedeflerine de uygun sonuç budur.

Bugün Türkiye Loizidu'yu ödemekle bize çok net ve açık mesaj veriyor. Diyor ki ey Kıbrıs Türkü, ben Avrupa'dan kopamam. Ben Avrupa yolunda yürüyeceğim. Şimdi Avrupa yolunda yürüyecek olan bir Türkiye ile Kıbrıs'ı ve Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmak isteyen bir KKTC yönetimi, nasıl birlikte yürüyecek.

Biri bir tarafta yürümeye çalışacak, öteki başka tarafa çekecek. Bu mümkün değil. Şimdi Türkiye'de AKP hükümeti zaman zaman zigzaglar çiziyor. Zaman zaman farklı mesajlar veriyor. Ama öyle inanıyorum ki genel doğrultu ortadadır. Türkiye halkının yüzde 76'sı Avrupa Birliği'ni istiyor. Yapılan araştırmalar bunu söylüyor. Hiçbir hükümet, ilanihaye, sonsuza dek halkının taleplerinin dışında hareket edemez.

Dolayısıyla zigzaglar çizilse de Kıbrıs politikasında günün sonunda doğru mecrada yola devam edileceğini ben görüyorum. Çünkü bakınız Ecevit hükümeti döneminde bile birçok anayasal değişiklik yapıldı Avrupa Birliği yolunda. Ve unutulmasın Avrupa Birliği'yle ilgili en kaygılı, en çok rezerv koyan parti olan MHP'nin ortak olduğu bir hükümette bile birçok anayasa maddesi demokratikleştirildi.

Bu yeni hükümet geldi. İşte İslami kökenlidir filan dendi ama o da o genel doğrultudan şaşmadı. 6'ncı, 7'nci uyum paketleriyle o yol yüründü. Ve ardından Loizidu davasında Loizidu'nun parası ödendi.

Şimdi bütün bunları değerlendirdiğimiz zaman bu genel gidişin tersine çevrilebileceğine ben inanmıyorum.

"Barış yanlıları sandıktan çıkacak"

Dolayısıyla bundan dolayıdır ki kazansalar da kaybedecekler diyorum. Ama Kıbrıs Türkü bu iradesini ortaya koyup barış yanlılarını bu sandıktan çıkaracaktır, buna inanıyorum. Ve çok daha hızlı bir şekilde mayısa kadar çözüm imkanları doğacaktır.

Öyle inanıyorum ki gerek Kıbrıs Türkü'ne, gerekse Türk halkına, Türk ulusuna en büyük ihanet, Kıbrıs'ta çözümün önünü tıkamaktan geçiyor.

Çünkü eğer Kıbrıs'ta çözüm tıkanırsa, ne olacağını kısaca özetlemekte yarar görüyorum.

Kıbrıs'ta çözümü tıkamak demek, Türkiye'nin Kıbrıs Türkleri ile yapamadığını Rumlarla yapmasını teşvik etmek demektir. Yani 1 Mayıs 2004 geldiğinde eğer Kıbrıs çözümsüzse, Avrupa Birliği'ne üye olacak olan Tasos Papadopulos yönetimindeki Kıbrıs'tır. Kıbrıs Türkleri'nin ortak olmadığı Kıbrıs'tır.

Türkiye, KKTC ile yapamadığı Gümrük Birliği'ni Rumlarla yapacak. Tasos Papadopulos yönetimi, Ankara'da büyükelçilik açacak.

Ve bir hükümet partisinin reklamlarında görülen meclisimizin üstünde dalgalandırdıkları bayrak, ki yalandır, böyle bir şey olamaz, Annan Planı'nda böyle bir şey söz konusu bile değildir. Ankara'da bu bayrak büyükelçiliğin damında dalgalanacak. Gerçek anlamda Ankara'da dalgalanacak. Ve böylesi bir ortamda KKTC'yi tanıdım deyip de aslında tanımanın gereklerini yerine getiremeyen Türkiye uluslar arası hukuk açısından, Güney Kıbrıs'la resmi ilişkiye girecek. Ve günün sonunda öyle inanıyorum ki KKTC'nin Ankara'daki büyükelçiliği bile geri dönecek, kapatılacak. Çünkü Kıbrıs denince uluslar arası hukuk bağlamında bütün Kıbrıs adası dikkate alınıyor ve bütün Kıbrıs adasının tek yasal hükümeti olarak Tasos Papadopulos kabul görüyor ve öylesi bir hükümetle Türkiye ilişkiye geçecek.

Zaten bakınız Loizidu davasında paranın ödenmesinin bir anlamından bahsettim. İki anlamı daha var. Bir anlamı demiştim ki, Türkiye Avrupa Birliği yolundan dönmeyeceği mesajını vermiştir, Kıbrıs Türkü'ne de bütün dünyaya da. Ama Loizidu'nun parasının ödenmesinin iki anlamı daha var.

Birisi Türkiye kabul etmektedir ki Kuzey Kıbrıs'ta tek yetkili kendisidir. Kuzey Kıbrıs'ta KKTC falan geçerli değil, Türkiye'nin egemenliği söz konusudur.

Ve üçüncüsü de Rumların koçanları geçerlidir, KKTC'nin verdiği koçanlar değil.

Dolayısıyla Rumlarla varılacak bir serbest ticaret ilişkisi ardından bir siyasi tanınmayı da getirecek. Dolayısıyla Türkiye 25 üyeli Avrupa Birliği'nin 24 üyesini tanıyıp da 25'inciyi tanımamazlık edemeyecek.

Şimdi bütün bu gelişmeleri ben anlatıyorum son zamanlarda peş peşe, yeri geldikçe. Ne gibi olumsuzlukların bizi beklediğini söylüyorum.

"Müthiş bir şaşkınlık içerisindedirler"

Soru: Statüko niye bu gerçekler karşısında direniyor ve halkı yanıltıcı açıklamalar yapıyor?

Akıncı: Aslında son zamanlarda büyük bir şaşkınlık içerisindedirler. Mesela Serdar Denktaş Bey, başbakan yardımcısı olarak, öyle bir noktaya geldi ki benim söylediklerimin olacağını kabul ediyor ve son zamanlarda bir söylem geliştirdi, 'aman olsun, bir an evvel olsun' demeye getiriyor.

Sanki bu olduğu zaman iki ayrı devletin olduğu tescil edilecek ve o şekilde devam edip gidecek gibi göz boyamaya çalışıyor, halkı aldatmaya çalışıyor. Halbuki öyle olacak değil.

Yani Rumlarla ilişkiye girdiği anda Türkiye, KKTC'nin varlığı biter. Zaten şu anda dünya tanımıyor, Türkiye de tanımayacak noktaya gelecek. Zaten tanımanın gereklerini yerine getiremedi. Kâğıt üstündeki tanıma da bitecek. Yani Güney Kıbrıs'ı tanırken, KKTC'yi tanır gibi yapma lüksü de kalmayacak Türkiye'nin. O iş de bitecek. Bunu görmezden geliyor ve halkı yanıltmaya çalışıyor ama sayın Denktaş için Denktaşlar için ya da sayın Eroğlu için çıkar düzeninin devamından başka bir gayle, görünen odur ki hep yaptıkları, bütün söyledikleri hep bu amaca yöneliktir. Müthiş bir şaşkınlık içerisindedirler. Statükonun devamından çıkarı olanların, burada ve Ankara'da, desteğiyle ayakta durmaya çalışıyorlar. Korkunç iftiralar atıyorlar.

Bütün propagandaları hep negatif propagandadır. Halkı tehdide, halkı korkutmaya yöneliktir. Bakın izleyiniz reklamlarını. Bizdeki pozitif enerji yoktur onlarda. Bizde geleceğe, bahara ulaşma, daha iyiye, daha güzele yönlenme gibi mesajlar içeren çok reklamlarımız var. Onlarınkine bakıyorsunuz hep ensesine tabanca dayanmış insanlar, işte mezarlıklar, şunlar, bunlar... Yani hiç gerçek hayatla ilgisi olmayan ve geleceğe yönelik proje içermeyen, tamamen korkuya, tehdide dayalı politikalar.

Dünya çok değişti. Avrupa da çok değişti. Kıbrıs Türkü de bir düşünce devrimi geçirdi. Tabi ki bunu engellemek için yaptıklarını çok anlattım bu seçim döneminde. Yani bir günde bin 563 kişiyi vatandaş yapabildi bu insanlar. Bir tek günde. Birkaç hafta içinde bin 500 insanı Türkiye ile imzaladıkları protokollere aykırı olarak geçici işe aldılar. İnsanların duygularını sömürmeye devam ettiler.

İşte BRT'yi, diğer medya kuruluşlarını alabildiğince statükodan yana kullandılar ve insanları yanıltmak için de ellerinden geleni yaptılar.

"Su kaynadı"

Bütün bunlar hep söylüyorum ben, kaynamakta olan bir suya o kaynama noktasını geciktirmek için üstten su boca etmeye, soğuk su eklemeye benzer. İşte buna bir de Türkiye'den bir bakanı getirip temel attırarak da eklediler son hafta. Bu geliş yakışı kalmadı bana göre bunu söylemek durumundayım. Yani eğer müdahale etmek amacıyla, bir mesaj verme amacıyla gelindiyse zamanlama doğrudur.

Ama eğer söylendiği gibi Türk hükümeti, çözüm yanlılarıyla, çözüm karşıtları arasında bir tercih yapmıyorsa, taraflar arasında dengeli bir tutum içerisinde ise o zaman bu zamanlama çok yanlıştır. Geliş tarihi çok yanlıştır.

Ama hiçbir şey tesadüf değildir. Belli ki AKP'nin içinde de farklı fraksiyonlar vardır. Sayın Abdüllatif Şener de statükonun muhafazasından yana olan grubun bir elemanıdır ve o desteğini statükoculara vermek üzere gelmiştir.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, öyle inanıyorum ki ben, son zamanlarda çözüm yanlılarının, özellikle BDH'nın panolarına, bayraklarına saldırılar oluyor, her yerde yapıyorlar bunu, bir yerde değil, geneldir, belli ki organize bir hareket vardır hareketimize karşı. Biliyorsunuz süreç içerisinde 7 arkadaşımızı adaylar da dahil, tutukladılar. Bildiri dağıttılar, suç aleti bildiri, bunlara el koydular. Efendim 5 gazetecimize biliyorsunuz, Süleyman Ergüçlü, Başaran Düzgün, Hasan Hastürer, Hasan Kahvecioğlu, Mehmet Davulcu, tam seçim arifesinde bunlara dava okundu.

Bir gözdağı, bir korkutma, bir yıldırma operasyonu içerisinde, statükoyu muhafaza etmeye çalışıyorlar. Ama unutmasınlar, hep söylerim, ateş aşağıdan gürül gürül yanıyor, o kaynama noktasına ulaştı, Kıbrıs Türkü öyle inanıyorum ki çözümde kararlı, baharda Avrupa'ya ulaşmaya kararlı. Bugün güzel bir gün, sizinle röportajı yaptığımız bahar gibi bir gün ama bu önümüzdeki günler zorlu geçecek. Zorlu bir kış olacak ona inanıyorum ama zorlu kışı Kıbrıs Türk halkı aşacak ve baharda Avrupa'ya ulaşacak. Buna yürekten inanıyorum.

"Denktaş çok iyi 'görüşmemeci'"

Soru: Seçimden ne bekliyorsunuz? Göstergeler çözüm güçlerinin önde gittiğine işaret ediyor. Sizler bu seçim kampanyası döneminde görüşmeciyi değiştireceğinizi de söylüyorsunuz. Seçimi kazanmanız halinde görüşmeci nasıl değişecek?

Akıncı: Biz BDH olarak biraz önce söylediğim gibi İnönü Meydanı'nda doğarken, İnönü Meydanı'nda toplanan on binlerce insanı bütün muhalif güçlerin tek çatı altında buluşması arzusunda olduğunu biliyorsunuz.

Bunun için de çok çaba harcadık, buna çok olumlu yaklaştık. Şu anda yer alan üç grubun tek listede buluşması mümkün olmadı. Hiç olmazsa iki listede olmaları için aslında yine gayret ettik. Yine o konuda özverili davrandık. Bunları söylüyorum çünkü bunlar tarihi gerçeklerdir ve bilinmesinde yarar vardır. Ancak o da olmayınca üç grup halinde bu yarışa çıktık.

Şimdi, siyaset mümkün olanı yapmak sanatıdır. Üç parçalı olsak da bir protokol etrafında buluşmayı başardık. Ve o protokolde bu söylediğinize yanıt vardır. Biz kendimizi BDH olarak o protokole bağlı sayıyoruz ve çözüm yanlıları, barış yanlıları seçimden başarılı çıktığımızda, bir görüşmeci heyeti seçeceğimizi söyledik. Bir araya gelip bunları kararlaştıracağız. Şu anda görüşmecimiz filan kişi olacak diye bir kararımız yoktur. Olmasına da gerek yoktu.

Sayın Denktaş'ın iyi bir görüşmeci olduğu söylenir. Ben Sayın Denktaş'ın çok iyi bir 'görüşmemeci' olduğunu söyleyebilirim. Yıllardır gerçekten görüşme yapmadı, keşke yapsaydı ve keşke Kıbrıs sorununu çözüme götüren kişi olsaydı. Hem de Türkiye'de Ecevit'in, güneyde de Klerides'in olduğu bir dönemde bunu yapsaydı.

Ama bu süreç içerisinde bir kez daha bir tarihsel gerçek ortaya çıktı. O da şudur. Sorunun parçası olanlar, o sorunu çözemiyorlar. Ben çözüm yanlılarını bir başarıya imza atmalarını bekliyorum. Bunun için çalışıyoruz zaten var gücümüzle. Ümidim çözüm yanlıların mecliste başarısı. Birinci hedefim, birinci amacım o. BDH'nın birinci amacı o.

Ben değil biz diyen bir hareketiz biz. Ve bunu gerçekten eylemsel olarak da kanıtladık. Sözde de kanıtlamadık. Listedeki sıranın böyle partilerde yıllarca kavga nedeni olduğunu biliyorsunuz. Burada bu hareketin önderleri, ben dahil hepimiz listelerin sonunda yer aldık. Belki denebilir ki sistem sırayı önemli kılmıyor ama böyle olduğu halde sıra kavgaları çok yaşandı diğer partilerde. Ne mutlu bize ki en çok kadın adayı da biz gösterebildik. O açıdan da Kıbrıs Türk kadınının bunu takdir edeceğini ben düşünüyorum. Aramızda genç arkadaşlarımız var. Değerli isimlerimiz var. Kadın erkek çok değerli bir liste oluşturduk. Birçok arkadaşımız da bu listede yer alamadı. Gerçekten biz iki liste çıkarabilecek bir potansiyelimiz vardı, bunu söylersem abartı sayılmaz. Ancak liste başlarını da hanım arkadaşlarımıza verdik ve bunun bir koltuk yarışı değil, bir bayrak yarışı olduğunun bilinci içerisinde yola koyulduk.

Konuşmamın en başında söyledim, BDH çığ gibi büyüyor dedim, ilk cümlem o oldu. Sonunda da bunları söylemek isterim. Gerçekten öyledir. Her gün her saat BDH'nın mesajları topluma ulaştıkça destek artıyor ve bir çığ gibi büyüyor.

"14 Aralık sonrası çok önemli"

Tabii 14 Aralık'a kadar kısa bir süre kaldı. Bu büyüme noktası sandıkta nerede durur onu kestirmem kolay değil. Ancak şunu söyleyeceğim. Çözüm yanlıları başarsın, birinci hedef odur. BDH da bu başarının içerisinde önemli, ciddi bir güç elde etsin. Çünkü Kıbrıs Türkü'nün 14 Aralık'tan sonrası da çok çok önemli. Kıbrıs Türkü'nün haklarının sigortasıdır bence BDH. Hem söylem olarak, hem eylem olarak. Bu görevi yerine getirebilmesi için çözüm yanlılarının içinde öncü bir güç olarak yer alması gerekiyor. Bunun için ben halkımıza çeşitli etkilerden arınarak vicdanlarının ve mantıklarının da sesine kulak vererek BDH'ya mühür vurmalarını öneriyorum.

BDH'ya bu çerçevede destek olmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü BDH'ya verilecek güç halkın kendi gücünün daha da artması anlamında olacaktır diye düşünüyorum.

Bu kampanya döneminde çeşitli söylemler gelişti. Onlara fazlasıyla girmedim, hemen hemen hiç girmedim. Çeşitli dedikodular, çeşitli yaklaşımlar sergilendi. Ancak ben her zaman barış güçleri arasındaki diyaloğun sağlıklı olmasına özen gösterdim. Çünkü ilk başladığı günden beri kampanyanın tek rakibin statüko olduğunu söyleyerek yola koyuldum ve o şekilde bugünlere geldik.

BDH başarıyla çıkacak ona inanıyorum. Ve Kıbrıs Türkü'nün onurlu sesini yükseltmeye devam edecek.

"Geleceğimize sahip çıkalım"

Soru: Size de aynı soruyu yöneltmek istiyorum. 15 Aralık sabahı nasıl bir sabah olacak ve Kıbrıs Türk halkına nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?

Akıncı: Kıbrıs Türk halkına söyleyeceğim şu. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan 14 Aralık günü sabahtan akşama kadar sandıklardan son sonuçlar alınıncaya kadar geleceğimize sahip çıkalım. Yani bu seçim normal, her 5 senede bir yapılan bir seçim değil, geçen mart ayında elimizden alınan, gasp edilen referandum hakkımızın bir bakımdan yeniden ele geçirilmesi gibi bir şey.

Kıbrıs Türkü tarihinde kendi sayısının çok ötesindeki büyüklükte etki yapacağı bir tarihtir 14 Aralık. Yani öyle bir seçim ki yalnız Kıbrıs Türkü'nün değil, Kıbrıs Rumlarının da ortak olarak Kıbrıs'ın geleceğini, Türk-Yunan ilişkilerinin geleceğini, Türk-Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceğini etkileyecek bir karar olacak Kıbrıs Türkü'nün vereceği karar.

Ben sadece şu cümleyi söyleyerek bitireyim. Kıbrıs Türkü kendini ama kendinden çok çocuklarını düşünerek karar versin. Sorunları, gelecek kuşaklara devretmeyelim diyorum.

--------------------------------

Çözüm ve AB Partisi (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel, Kıbrıs Türkü'nün geleceği için kurulan partilerinin çözüm ve barışın kilit partisi olabilecek güçte olduğunu söyledi

"Sandıktan sürpriz yaparak çıkacağız"

"STATÜKO ÇÖKMÜŞTÜR": "Değişim tabandan başlamıştır, 2002 yılı başından itibaren ivme kazanmıştır. Tabandan tavana doğru bir hareket vardır. Kıbrıslı Türkler kararını verdi. Statüko çökmüştür. 14 Aralık seçimleri sadece bunun bir tescilidir. ÇABP, Avrupa'yı en iyi tanıdığı ve benimsediği için süratle değişimin anahtarı haline gelecektir... Kimse merak etmesin. Halkımız kararını vermiştir. Çözüm ve barış güçlerinin 14 Aralık'tan sonra bir koalisyon oluşturmak için protokolleri de vardır. ÇABP de sandıktan en güçlü çıkacak muhalefet partilerinden birisidir. Çözüm ve barışın da kilit partisi olabilecek güçtedir"

Dilek ÇETEREİSİ

Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) Genel Başkanı Ali Erel, partisinin, çözüm ve barışın kilit partisi olabilecek güçte olduğunu belirterek, sandıktan sürpriz yaparak çıkacaklarını söyledi.

"Biz, kemikleşmiş oy potansiyelimiz olmaması nedeniyle sandıktan çok güçlü bir şekilde sürpriz yaparak çıkacağız. Halkımızdan aldığımız destek de bunu gösteriyor" diyen Ali Erel, "Seçimden sonra başlayacak çözüm ve AB sürecinde partimiz ciddi bir ihtiyaç haline gelecek. Biz gelecek için kurulduk" şeklinde konuştu.

Değişimin tabandan başlayarak ivme kazandığını ifade eden Ali Erel, statükonun çöktüğünü, 14 Aralık seçimlerinin de bunun tescili anlamına geldiğini kaydetti.

Çözüm ve AB Partisi'nin, Avrupa'yı en iyi tanıdığı ve benimsediği için süratle değişimin anahtarı haline geleceğini belirten Ali Erel, bugün yaşanan kısır döngüden kurtulmak için tek yolun çözüm olduğunu vurguladı.

"Ekonomik refaha, daha fazla demokrasiye ancak çözümle kavuşuruz" diyen ÇABP Başkanı Erel, "Biz gelecek için kurulduk" diyerek, şunları kaydetti:

"Bana göre şu anda çözümü ve AB'yi savunan partiler güçlü bir devletin, kendi vatandaşlarına hizmet veren bir devletin oluşması için uğraşan kesimlerdir. Çözümsüzlüğü savunan partiler ise aksine devletin zayıf düşürülmesine, uluslararası çağdaş normlardan faydalanmamasına, daha az özgürlük ve daha az demokrasi için çalışıyorlar".

ÇABP Başkanı Ali Erel, işbaşındaki idarenin yarattığı tabloyla ilgili olarak da şunları söyledi:

"Binlercemizi yıllardır düşman olarak tanıttıkları Rum tarafında çalışmaya mahkum ettiler. Zehirli sebze-meyvelere bizi mahkum ettiler, ilkokul çocuklarımızın başına okullar yıkıldı, sağlık servisini de güneyde kullanan bir toplum yarattılar. Devletimize dokunmayın anlayışı bu ise hatalıdırlar.

Muhalefet ne diyor? Uluslararası tanınmışlığı olan, ayrı parlamentosu, bayrağı marşı olan, vatandaşına sağlık, eğitim ve güvenlik imkanı sağlayan bir devlet istiyoruz. Ama bu hamasi nutuklarla yapılıyor sadece.

Bu suçlamalar sadece Kıbrıs Türk toplumunu hedef almıyor, Türkiye kamuoyunu da hedefleyerek yapıyorlar. Yıllardır Türkiye kamuoyunun karizmatik bir lider olarak tanıdığı Cumhurbaşkanı Denktaş'ın oradaki medyaya yakın olmasından, sürekli ön plana çıkarılmasından dolayı esas hedef Türkiye kamuoyunu muhalefete karşı cephe aldırmaktır, bunda da başarılı oluyorlar.

Biz fırsat bulduğumuzda bunları TC'li gazetecilere anlatıyoruz ve onlar da bunun farkında. Somut olarak da cumhurbaşkanının fersah fersah TC'yi gezmesi de bunun göstergesidir".

ÇABP Başkanı Ali Erel, geçtiğimiz hafta KIBRIS'ın sorularını yanıtladı.

Soru ve yanıtlar

Ali Erel'le yaptığımız röportajın soru ve yanıtları şöyle:

Soru: Nasıl bir misyonla seçime girdiniz, neler bekliyorsunuz?

Ali Erel: Biliyorsunuz ki toplumun tabandan gelen bir değişim arzusu aşağı yukarı iki buçuk yıl önce başladı. Geçen 2002 yılının nisan-mayıs aylarında başlayan bir ortak vizyon çalışmamız oldu. O dönemde biz Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda faal olarak çalışıyorduk ve diğer sivil toplum örgütleri ile yaptığımız temaslarda, toplumun geniş kesimlerini temsil eden diğer sivil toplum örgütlerinin bir araya gelmesi ile 9 Ağustos 2002'de deklarasyonumuz ortaya çıktı. Bu belgede çözümsüzlüğün Kıbrıs Türk toplumuna ciddi zararlar vermeye başladığını, Türkiye'nin önünü tıkadığını, hatta çözümün de çerçevesinin iki ayrı devlete dayalı, iki ayrı parlamentonun varlığı, yan yana gelerek ortak bir devlette buluşması ve AB üyeliğinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiği konusu öne çıktı.

2002 Kopenhag Zirvesi'nde AB'nin Kıbrıs'ın üyeliği konusunda karar vereceğini bildiğimiz için Türk toplumunda böyle bir hareketin uygun zaman olduğu kanaatindeydik. Nasıl ki Annan belgesi diye bildiğimiz belge masaya kondu, zamanlaması Annan belgesinin 12 Aralık'ta Kopenhag'da yapılacak zirve öncesinde bir yıldır devam eden görüşmelerin neticelendirmesi oldu. Bizim ortak vizyon belgemizle de büyük bir oranda bu belge örtüşüyordu.

"Biz çözüm istiyoruz"

İlk kez masaya konan detaylı bir çözüm planı ve AB üyeliği toplumdaki iç dinamikleri bir o kadar da hayata geçirdi. Bildiğimiz kasım, aralık, ocak ve şubat mitingleri arka arkaya geldi. Muazzam kalabalıkların katıldığı mitingler oldu arka arkaya... İlk kez sendikalar, sanayi odası, mimar-mühendis, hemşire tüm kesimler ilk kez meydanlarda buluştu. Dünyaya da net bir mesaj verildi: Biz çözüm istiyoruz, hatlarımız bellidir, mutlaka Kopenhag'dan önce sağlamamız gerek. 16 Nisan'da da Rum kesimi AB'ye giriş senedini tek taraflı imzalayacaktı. Maalesef bu gerçekleşmedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, maalesef Lahey'de son noktayı koydu. Bu süreçte toplum karar vermiş olsa bile, meclis karar vermiş olsa bile imzalamam dedi. Türkiye'ye gitti, bizi şikayet etti, toplumu küçümsedi. Cumhurbaşkanı Denktaş ile onu destekleyen siyasi partiler ile toplumun yolu ayrıldı.

Soru: Yani bu sürece sayın Denktaş ve onu destekleyen toplumun da "statükocu" diye adlandırdığı partiler mi engel oldu?

Ali Erel: Kesinlikle. Meclisteki aritmetik bize referandum hakkımızı vermedi. Vermeyeceği de sabitlenmiş oldu. O andan itibaren yıl sonu yapılacak seçimlere kilitlendik. Toplumun empoze ettirdiği tek liste halinde seçimlere katılmak oldu. Bu bizim kendi politik geçmişimiz olmamasından dolayı biz bu süreçte ayrı bir partileşmeyi düşünmememize rağmen diğer iki muhalefet partisi ve özellikle Cumhuriyetçi Türk Partisi bu süreçte kendi yelkenlerimi nasıl doldururum hesapları yaparak ön plana çıktı ve ben yalnız seçimlere katılacağım dedi. Biz uzun süre CTP ve TKP'yi yan yana getirerek bütün toplumsal güçlerin, sendikaların ve ortak vizyonu imzalayan tüm kesimlerden oluşacak bir liste ile seçimlere girilmesini ve toplumsal sinerjinin mutlaka sandığa yansıyacağını düşündük ama başarılı olamadık.

Bizim, iktidardan kopmuş olan yüzde 30 civarında oy potansiyelinin eskiden beri sol olarak bilinen iki partiye gitmeyeceği noktasından hareketle, bir de siyasi yelpazemizde eksik olan liberal- demokrat bir parti yapısını oluşturduk. Süratle seçim sürecine dahil olduk.

"Sürpriz yapacağız"

Soru: Genç ve yeni bir parti olduğunuzu, enteresan bir parti olduğunuzu söylediniz. Seçime çok kısa bir süre kala oluştunuz ve bu sürece katıldınız. Bu hazırlıklar zor olmadı mı? Nelerle karşılaştınız?

Ali Erel: Çok zor oldu ama biz bunu bir görev, misyon olarak üstlendiğimiz için süratle parti örgütünü tamamladık. Bu arada seçim süreci de başladı. Dediğiniz gibi dışarıdan gelen kişilerin sektörlere girmesi çok zordur ve bu sektörler siyasi sektörler de olabilir, ekonomik sektörler de olabilir, politika da olabilir.

İçerdeki aktörler, sizin girmemeniz için ellerinden geleni yaparlar. Bu hem muhalefet partileri için geçerlidir, hem iktidar partileri için geçerlidir.

Bizim kuruluş amaçlarımızdan birisi de girişimciliğin önünü açmaktır. Bu girişimcilik demektir ve bu girişimcilik farkındaysanız politikada da mümkün değildir, politika da tıkanmıştır. Politikada da tıkanmanın önünü açma iddiasıyla politikaya girdik.

Özellikle kadınlara da bu sektörü kapattılar ve burayı bir ekmek kapısı, bir kariyer olarak kabul ediyorlar. Yıllarca aynı koltuklarda oturma anlayışını sürdürmek istiyorlar. Politikaya girerken bizleri bayağı zorladılar, adaylarımızı zorladılar, çeşitli anketlerle oy oranımızın düşük olduğun yaymaya çalıştılar ama ona rağmen toplumdan gelen taleple ciddi bir yükseliş gösterdik. Biz kemikleşmiş bir oy potansiyelimiz olmaması nedeniyle sandıktan çok güçlü bir şekilde sürpriz yaparak çıkacağız. Halkımızdan aldığımız destek de bunu gösteriyor.

Neler yaptılar, neler

Soru: İktidardaki partiler ve sayın cumhurbaşkanı seçimlerin devlete sahip çıkanlarla devleti satmak isteyenler arasında göstermeye çalışıyor. Bayrak edebiyatı gündemde. "Vatan hainleri- satılmışlar" edebiyatı yapılıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Erel: Bu söylemler esasında eskiye dayanıyor ama az önce de söylediğim gibi eskiden politikaya girenler alışkınlıklarını günümüze taşıyorlar. 20- 30 yıl önce bile aynı edebiyatlar yapılıyordu. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın siyasi literatürümüze soktuğu terimler bunlar. Bana göre şu anda çözümü ve AB'yi savunan partiler güçlü bir devletin, kendi vatandaşlarına hizmet veren bir devletin oluşması için uğraşan kesimlerdir. Çözümsüzlüğü savunan partiler ise aksine devletin zayıf düşürülmesine, uluslararası çağdaş normlardan faydalanmamasına, daha az özgürlük ve daha az demokrasi için çalışıyorlar.

Eğer ki bir tarafın diğer tarafı devlet yıkıcılığı ile suçlaması gerekiyorsa buna hiç gerek yok, herkes kendi görüşlerini savunuyor. 30 yıldır devam eden süreçte devleti bir türlü vatandaşına hizmet eden bir anlayışa taşıyamadılar. Nüfusumuzun yarısını yurt dışına göç ettirdiler. Kıbrıs'ta kalanlar düşük gelir seviyesinde, sağlık ve eğitim hizmetlerinden faydalanamaz, sosyal güvenlik servislerinden faydalanamaz duruma getirdiler.

Binlercemizi de yıllardır düşman olarak tanıttıkları Rum tarafında çalışmaya mahkum ettiler. Zehirli sebze- meyvelere bizi mahkum ettiler, ilkokul çocuklarımızın başına okullar yıkıldı, sağlık servisini de güneyde kullanan bir toplum yarattılar. Devletimize dokunmayın anlayışı bu ise hatalıdırlar.

Muhalefet ne diyor? Uluslararası tanınmışlığı olan, ayrı parlamentosu, bayrağı marşı olan, vatandaşına sağlık, eğitim ve güvenlik imkanı sağlayan bir devlet istiyoruz. Ama bu hamasi nutuklarla yapılıyor sadece.

Bu suçlamalar sadece Kıbrıs Türk toplumunu hedef almıyor, Türkiye kamuoyunu da hedefleyerek yapıyorlar. Yıllardır Türkiye kamuoyunun karizmatik bir lider olarak tanıdığı Cumhurbaşkanı Denktaş'ın oradaki medyaya yakın olmasından, sürekli ön plana çıkarılmasından dolayı esas hedef Türkiye kamuoyunu muhalefete karşı cephe aldırmaktır, bunda da başarılı oluyorlar.

Değişim tabandan başladı

Biz fırsat bulduğumuzda bunları TC'li gazetecilere anlatıyoruz ve onlar da bunun farkında. Somut olarak da Cumhurbaşkanı'nın fersah fersah TC'yi gezmesi de bunun göstergesidir. Değişim tabandan başlamıştır, 2002 yılı başından itibaren ivme kazanmıştır. Tabandan tavana doğru bir hareket vardır.

Kıbrıslı Türkler kararını verdi. Statüko çökmüştür. 14 Aralık seçimleri sadece bunun bir tescilidir. Çözüm ve AB Partisi Avrupa'yı en iyi tanıdığı ve benimsediği için süratle değişimin anahtarı haline gelecektir.

Seçimden sonra başlayacak çözüm ve AB sürecinde partimiz ciddi bir ihtiyaç haline gelecek. Biz gelecek için kurulduk. Rumlara karşı da Kıbrıslı Türklerin haklarının korunması gerektiğini düşünüyoruz ve AB normlarını bilen bizler bunu en iyi yapacak olanız.

"Neler vaat ediyoruz"

Soru: Çözüm ve AB partisi halka ne vaat ediyor?

Ali Erel: Bütün bu saydığımız anomalilerin ortadan kalkacağını, toplumumuzun kendisine iş verildi diye esir edileceği veya çok düşük gelir seviyesine mahkum edildiği, düşman olarak bildiği toplumun hastanelerinde çare arar duruma getirildiği ortamdan kurtarılacağı bir sistem, bir yaşam öneriyoruz. Bizim kendi parlamentomuz olacak ama refahımız şimdiki gibi değil, çok kısa bir sürede beş katı bir seviyeye yükseleceğini vaat ediyoruz. Biz Rumlardan daha tembel ve daha az bilinçli değiliz. Çektiğimiz sıkıntıların da tecrübesiyle daha da başarılı olacağız. Gençlerimizin de artık yurt dışından değil, yurt içinde kendi işlerini kurabileceği bir müessesede özlük hakları ve güvenliğiyle, maaş ve tatiliyle çalışabileceği bir hayat vaat ediyoruz.

"Korku salmaya çalışıyorlar"

Soru: Statüko olarak tabir edilen partiler halka bunun tam tersini söylüyor. Her şeyin AB ile yok olacağını anlatıyor...

Ali Erel: Korku salmaya çalışıyorlar. Bunu biliyoruz. İktidar partileri ve cumhurbaşkanı korku ile toplumu yönlendirmeye çalışıyor. Seçim öncesi ilanlarda da bunları gördük. Silahlar, akvaryumlar hep kork

KIBRIS 13/12/2003

"Siyaset Meydanı"nda fiyasko

Barış ve çözüm yanlısı partilerin liderleri ve yandaşlarınınYDÜ'deki canlı yayın programına katılması engellendi...

Türkiye'de ATV televizyonunda yayınlanan "Siyaset Meydanı" programını hazırlayıp sunan gazeteci Ali Kırca'nın dün akşam Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Yakın Doğu Üniversitesi'nden (YDÜ) yapmayı planladığı seçimlerle ilgili canlı yayın programı fiyaskoyla sonuçlandı.

"Seçimlere katılacak 7 partinin genel başkanlarının son kozlarını paylaşacağı ve partilerin yandaşlarıyla Annan Planı'na karşı çıkan ve plana destek veren Kıbrıslı öğrencilerin de tartışmalara katılacağı" açıklanan program için YDÜ'ye giden Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Çözüm ve Avrupa Birliği (ÇABP) genel başkanları ve parti yandaşları, ülkücülerin protestoları ve engellemeleriyle karşılaşınca üniversitede gergin anlar yaşandı.

KIBRIS muhabirlerinin barış ve çözüm yanlısı partilerin liderlerinden edindiği bilgiye göre, her partiye 100'er kişilik kontenjan ayrılan programa katılmaları ülkücülerin "Ya Allah bismillah", "Allahü ekber", "Kıbrıs Türk'tür Türk kalacaktır" ve "Ülkücü hareket engellenemez" sloganlarıyla engellenen parti yandaşları "salon doldu" gerekçesiyle içeriye alınmazken, parti liderlerine de salona "ayakta

kalmayı kabul etmeleri halinde ancak 30'ar kişilik gruplar halinde girebilecekleri" bildirildi.

Ülkücülerin taşkınlıklarını artırması ve olay yerine polis birliklerinin sevk edilmesi üzerine muhalefet liderleri ve yandaşları YDÜ'den ayrıldı. Bu gelişme üzerine, Ali Kırca, programı salonda temsilcileri bulunan diğer parti liderleriyle sürdürmek istedi, ancak diğer bazı parti liderlerinin de salonu terk etmesiyle bu mümkün olmadı.

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, KIBRIS muhabirine yaptığı açıklamada, salonun programın başlamasından saatlerce önce doldurulduğunu, çözüm ve AB yanlısı partiler dışındaki partilere 150'şer kişilik kontenjan tanınırken kendileri için kısmi katılım öngörüldüğünü; bu şartlar altında programa katılmalarının mümkün olmadığını belirtti.

KIBRIS 13/12/2003

Statüko bitti, hoş gitsin

Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'nin seçime sayılı saatler kala düzenlediği "Çözüme evet" şöleni büyük bir coşkuyla gerçekleşti. Atatürk Kapalı Spor Salonu'nu dolduran ÇABP'liler, "Çözüm ve AB'ye evet" sloganları ile salonu inletti

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel: Çözüm ve AB Partisi, mührünüzü çekinmeden vurabileceğiniz partidir. 40 yıllık saltanata son vereceğiz. Kıbrıs'ta sorunu çözeceğiz. Biz 'yaparız' dedik mi yaparız. Unutmayın, kaderiniz elinizdedir. Statükocular, hoş gelmemişlerdi zaten, şimdi hoş gitsinler, hoş...

Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'nin (ÇABP) seçime sayılı saatler kala düzenlediği "Çözüme evet" şöleni büyük bir coşkuyla gerçekleşti. Atatürk Kapalı Spor Salonu'nu dolduran ÇABP'liler, "Çözüm ve AB'ye evet" sloganları ile salonu inletti.

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, daha fazla eşitlik, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla refah, daha fazla insanlık ve daha fazla adalet için mevcut statükonun tarihe gömüleceğini belirterek, şöyle dedi: "Kıbrıslı Türkler sıkıntı çekiyoruz. Ambargolar altında yaşamak mecburiyetinde bırakıldık. Dünyadan izole edildik. İşsiz kaldık. Üretimden koparıldık. Göç ettirildik. Çocuklarımızdan koparıldık. Analar ağladı ve hala ağlıyor. En önemlisi de kendi geleceğimizde söz sahibi olamadık. Bize bir referandumu çok gördüler.

Artık bu sorun bitsin, çocuklarımız göç etmesin, göç edenlerimiz geri gelsin istiyoruz."

Gecede, sahne alan Türkiye'nin tanınmış ses sanatçıları Ebru Yaşar ile Teoman'ın yanı sıra, Kıbrıslı Türk sanatçı Sadık Zabit de düzene baş kaldıran şarkıları ile kalabalığı coşturdu.

Geceyi sunan ÇABP Lefkoşa milletvekili adayı Doğan Harman, Kıbrıs Türk halkının tarih sahnesine çıktığını, görevini tamamlamadan inmeyeceğini belirterek, "Demokratik halk hareketlerine kadife devrim derler, bizler Kıbrıs'ta yasemin devrimini gerçekleştireceğiz. Pazar günü kaderimiz belirlenecek. Kıbrıs'ta çözüm yolunu tıkamak isteyenler mağlup olacak. Sadece statüko karşıtı partilere oy veriniz, ilk tercihiniz ÇABP olsun" dedi.

Büyük coşku yaşandı

Saat 18.30'dan itibaren Atatürk Spor Salonu'nu dolduran binlerce ÇABP üyesi ve sempatizanı, "Kıbrıs'ta barış engellenemez", "Birlik, mücadele, dayanışma" sloganları ile salonu inletti.

"Baharda 200 bin yeni Avrupalı", "Size hükmetmek değil, hizmet etmek istiyoruz", "Statüko tumba, hoş geldin Avrupa", "Devletimizi, bayrağımızı, marşımızı tanıtmak, yaşatmak için" ve "Sağduyu= Çözüm ve AB" pankartları dikkat çekti.

Mitinge katılan ve son günlerdeki açıklamaları ile dikkat çeken işadamı Ramiz Manyera da şölene torunu ile birlikte katıldı ve büyük ilgi gördü. Manyera'nın Kıbrıs Türk halkının iradesine müdahale etmek maksadıyla adaya gelenlere karşı söylediği, "Hoş git" sözleri de sık sık kürsüde ifade edildi.

Erel: Hoş gitsinler

ÇABP Genel Başkanı Ali Erel, sık sık sloganlarla kesilen konuşmasında, Kıbrıs Türk halkına milliyetçilik dersi vermeye çalışanlar olduğunu belirterek, "Gelsinler onlara bizler milliyetçilik dersi verelim" dedi.

Vatanı satmakla suçlanmalarına da anlam veremediklerini belirten Erel, ÇABP'nin ortaya çıkardığı şok belgelerde vatanı kimlerin sattığının da görüldüğünü söyledi.

Bir diğer suçlamanın da "devletin altını oyuyorlar" sözleri olduğunu dile getiren Erel, "Kendilerini devlet sayıyorlar. Biz onların altını oyuyoruz. Kendilerini devlet sanıyorlar ya! Haksız da değiller. Biz onların altını oyuyoruz, onlar devletin sanıyor!" dedi. Erel'in sözleri ayakta alkışlandı.

Erel şöyle devam etti:

"KKTC'nin kuruluş bildirgesinde aynen şöyle yazar: KKTC, ileride kurulacak bir FEDERASYONA daha iyi bir zemin hazırlamak üzere kurulmuştur. Şimdi bize masal okuyorlar. Adamlar kırk yıldır aynı koltukta oturmaktan böyle bir neticeye varmışlar. Vatandaş olmayı hiç bilmediler ki! Ama bir de bize sorsunlar! Bir de hep bir ağızdan tutturmuşlar, 'Tuğla Fabrikası' diye. Ülkesine yatırım yapanlara karşı duydukları hislerini açığa veriyorlar. Onlar, kendi ayakları üzerinde duran, kendilerine muhtaç olmayan özel sektöre düşmanlıklarını gizleyemiyorlar. Bizim kim olduğumuzu toplumumuz iyi bilir. Kendimizi savunmaya hiç mi hiç ihtiyacımız yok. Zaten sizi deli eden de bu ya. Para yiyorsunuz diyorlar; İlk defa mi delilleri gördüm dediler? Bu işin ucunda mutlaka para olmalı aksi halde onlar kıllarını bile oynatmazlardı.

Bizi satın alacaklarını söyledikleri Kıbrıslı Rumların hastanelerinde, dertlerimize şifa aramaya gönderdiler. Çocuklarımızın eğitiminden bahsetmeseler daha iyi ederler. Ana okul çağındaki çocuklarımızın başına okulların yıkıldığı, okul aile birlikleri olmasa çocuklarımızın kırık camlı odalarda donarak ders yapmaya mahkum edildikleri bir eğitim sistemi ile gurur duyuyorlardır.

Bundan önce yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının aynası imiş. Tanrı bizi korusun. Bir kez daha iktidar yüzü görürlerse ellerinden geleni yaparlar. Biz şimdiden kendilerine..... 'Teşekkür ederiz' diyecektim, ama vazgeçtim. Çok fazla da nezakete gerek yok. Hoş gelmemişlerdi zaten, şimdi HOŞ GİTSİNLER.

'Bizim 1974'te hiçbir şeyimiz yoktu' da demezler mi? İnsanın tepesi atıyor. 180 bin Rum'un bıraktığı evlere 40 bin Kıbrıslı Türkü yerleştiremedikleri gibi, hammadde dolu yüzlerce fabrika ve işyerini de iflas ettirdiler. Eroğlu, Denktaş ve oğul Denktaş üçlüsü, ne hikmetse yaptıklarını erken unutuyorlar da toplumumuzun da erken unuttuğunu sanıyorlar. Aynı kürsüden üçü de nutuk sallarken, karşılarında benim kuklamın önce asılmasını ve sonra da yakılmasını hararetle alkışladıklarını da unutmuş gibi yapıyorlar.

Son marifetleri, günü kurtarmak için, Türkiye ile imzaladıkları göstermelik Gümrük Birliği Çerçeve Antlaşması. Sağ olsunlar, şimdi artık eskiden Türkiye'ye satabildiklerimizi de sayelerinde satamaz durumdayız.

Çözüm ve Avrupa Birliği üyeliği gerçekleşmezse, turistleri nasıl getirecekler bakalım. Herhalde çiftlik haline getirdikleri KTHY ile değildir umarım. Yalnız KTHY değil ki BRTK'ye ne demeli. Artık oturacak koltuk da kalmamış. 1200 kişilik bir kadro. Kolay değil. Ne yaparlarsa yapsınlar, Kıbrıslı Türklerin iradelerini çarpıtamazlar. Bu işin bittiğini, kaybettiklerini kendileri de biliyor.

Biz geliyoruz. Çözüm ve AB geliyor. İnsanımıza değer veren, onun mutluluğunu hedefleyen, Avrupa Birliği normlarını, liberal ekonomiyi bilen Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi geliyor. Seçimden sonra da tek parça halinde, homojen yapısı ile devam edecek olan Çözüm ve AB Partisi geliyor. Geçmiş seçimlerde, Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti'ye oy vermeye alışmış insanımızın tümü artık bizimledir.

Çözüm ve AB Partisi, mührünüzü çekinmeden vurabileceğiniz Partidir. Kırk yıllık saltanata son vereceğiz. Kıbrıs'ta sorunu çözeceğiz. Biz yaparız dedik mi yaparız. Unutmayın, kaderiniz elinizdedir."

KIBRIS 13/12/2003

Bu kadarı da olmaz

Cep telefonlarına AKP'nin ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın adı kullanılarak BDH'nın mitingiyle ilgili gerçek dışı saçma mesajlar gönderildi...

KKTC TELSİM ve KKTC TURKCELL hattını kullanan binlerce vatandaşın cep telefonlarına, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) başkent Lefkoşa'da dün akşam yapılan muhteşem mitingine gölge düşürmek amacıyla saçma mesajlar gönderildi.

BDH'nın saat 19.00'daki mitingi öncesinde, Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın adı kullanılarak gönderilen mesajlarda, "AKP adına BDH'nın yapılan bu akşamki (dün akşamki) mitinge katılma çağrısı tamamen yalandır, sahtekarlıktır. AKP Merkezi bunu teyit etmiştir" denilerek, BDH'nın, mitinge büyük katılım olmasını sağlamak için AKP'nin adını kullandığı gibi tamamen gerçek dışı bir haber yayılmak istendi.

Halbuki, BDH'nın,Türkiye'deki TEKNO PAZARLAMA şirketinden hizmet alarak dün 00.15'ten itibaren 18.00'e kadar 120 bin TELSİM abonesine gönderilen mesajlarda Kıbrıs Türk halkına sadece şöyle bir mesaj gönderildi:

"BDH... Bu akşam (12 Aralık Cuma) Lefkoşa İnönü Meydanı'nda saat 19.00'da büyük mitingde buluşalım. BDH bir mühür daha!. Baharda Avrupa"

Görüldüğü gibi içeriğinde ne Cumhurbaşkanı Denktaş, ne de AKP'den söz edilen bu mesaj, kim oldukları henüz belirlenemeyen kişiler tarafından ters yüz edilerek, AKP'nin adı karıştırıldı ve mesajı Cumhurbaşkanı Denktaş'ın gönderdiği havası yaratıldı.

KKTC TELSİM: Mesaj, Türkiye'den gönderildi

KIBRIS muhabirinin bu konuda görüşüne başvurduğu KKTC TELSİM Müşteri Hizmetleri Nöbetçi Temsilcisi Adnan Örek, mesajların Türkiye'den geldiğinin belirlendiğini ancak internet üzerinden gönderildiği için bunu yapanların tespit edilemediğini söyledi. Örek, bu konuda araştırmalarının sürdürüldüğünü kaydetti.

Altında "Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı" yazılı mesajları alan vatandaşlardan yüzlercesi dün akşam geç saatlere kadar KIBRIS'ı arayarak tepkilerini dile getirirken, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da mitingde yaptığı konuşmada, halkın iradesinin ortaya çıkmasını önlemeye yönelik böylesine çirkin bir yola başvuranları sert bir dille eleştirerek, meydanı hınca hınç dolduran kalabalığa şöyle seslendi:

"Sevgili kardeşlerim... Siz buraya, bu meydanlara bu mesajlarla mı geldiniz, söyleyiniz. Buraya AKP'nin çağrısı üzerine gelen varsa lütfen bu meydanı terk etsin..." Akıncı'nın bu sözleri, halkın hep bir ağızdan "hayır" diye haykırması ve coşkulu sevgi gösterileriyle yanıt buldu.

KIBRIS 13/12/2003

Statüko duvarı yakıldı

Çözüm ve AB Partisi (ÇABP), milletvekili adayları, gençleri ve sempatizanlarından oluşan kalabalık bir grup, dün Gönyeli çemberinde bayraklı, pankartlı eylem gerçekleştirdi.

Yüzlerce ÇABP'linin katıldığı ve "Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganının atıldığı eyleme, Lefkoşalılar büyük ilgi gösterdi.

Gönyeli çemberinde durarak, pankartlı eylem gerçekleştiren ÇABP'lilere, vatandaşlar, korna çalarak ve el sallayarak destek belirtirken, bazı vatandaşlar da zafer işareti yaparak çözüm yolundaki kararlılıklarını ortaya koydular.

Gönyeli çemberinde "Daha fazla adalet", "Statüko tumba, hoş geldin Avrupa", "Ham huma son", "Çözüme evet" , "Baharda 200 bin Yeni Avrupalı", "Anaların gözyaşları dinecek", "Devletimizi, bayrağımızı, marşımızı, tanıtmak, yaşatmak için", "Daha fazla refah", "Kimliğimizle Avrupa" gibi pankartlarla statükoya göndermeler de yapıldı.

ÇABP Gençlik Kolları ise, çember karşısındaki alanda, "Statüko Duvarı" olarak adlandırdıkları sembolik duvarı yakarak, statükonun sona erişini ilan ettiler.

ÇABP Gençlik Kolları Başkanı Gizem Çeliker, eylem sırasında yaptığı kısa açıklamada şöyle dedi:

"Bugün burada bu eylemi gerçekleştirmemizin esas nedeni statükonun gidişini ilan etmek içindir. Bu duvardan yükselen alevler, aslında yıllardır, evlatlarından ayrı yaşamaya mahkum edilen annelerimizin yüreklerindeki yangının simgesidir. Kıbrıs Türk halkının ve en önemlisi gençliğinin önünü tıkamaya çalışan zihniyetlere, çok değil, sadece bir gün sonra hak ettiği cevap verilecektir. Kıbrıslı Türklerin azim ve iradeleri karşısında şaşırıp, paniğe kapılanlar, hazır olsunlar, barış güçleri geliyor, ÇABP geliyor."

KIBRIS 13/12/2003

"Artık yeter!"

Türkiye'de öğrenim gören Kıbrıslı gençler, Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak, adaya kalıcı bir barış getirilmesi için seçimlerde barış güçlerini destekleyeceklerini bildirdi

Anıl IŞIK

Türkiye'de öğrenim gören Kıbrıslı gençler, Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak, adaya kalıcı bir barış getirilmesi için seçimlerde barış güçlerini destekleyeceklerini bildirdi

İstanbul, Ankara, Edirne, Eskişehir ve İzmir'den önceki akşam KKTC'ye gelen öğrenciler, ülkedeki düzeni değiştirmeye geldiklerini, seçimlerde barış güçlerini destekleyeceklerini söyledi.

Mücadelelerinin sadece bu seçimlerle değil, hayatın her alanında ve her zaman süreceğini söyleyen gençler, Cumhurbaşkanı Rauf Denkaş'a seslenerek, "Artık yeter! Söz gençliğin istifa et ve önümüzü aç" çağrısında bulundu.

Lefkoşa'da dün saat 14.00'te Kuğulu Park karşısında toplanan ve "Kıbrıs'ta barış engellenemez", "Vardık, varız, varolacağız", "Gençlik gelecek, gelecek bizimle özgürleşecek," "Denktaş istifa", "Dünya yerinden oynar, Denktaş imzalasa", "Ne istiyoruz? Barış! Ne zaman istiyoruz? Hemen şimdi! Vermeyecekler... Alacağız!" "Derviş oyunu al başına çal!" sloganları atan gençler, "Kıbrıs Gençlik Platformu" ve "Geleceğimizi aydınlatmaya, bu düzeni değiştirmeye geldik" yazılı pankartlar açtı. Gençlere, yoldan geçen vatandaşlar destek verdi.

Kıbrıs Gençlik Platformu adına Aslı Murat tarafından okunan basın bildirisinde şu görüşlere yer verildi:

"Bizler Türkiye'de öğrenim gören Kıbrıslı yükseköğrenim gençliği olarak İstanbul, Ankara, Edirne, Eskişehir, Adana, İzmir'den dün akşam (önceki akşam) bu düzeni değiştirmeye geldik.

Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak bizler adamızda yaşayan bu son seçim sürecine halkın her kesimini temsil eden ve barış isteyen güçleri desteklemeye geldik.

Dört yıl okumak için gittiğimiz Türkiye'de 44 yıl kalmamak için iki halkın kardeşçe ve barış dolu günler içinde yaşayabilmesi ve ülkenin daha güzel günlere gidebilmesi için iktidar partilerini ve onlar gibi düşünen partileri karanlığın çöplüğüne gömmeye kararlıyız.

Bu mücadelemiz sadece bu seçimlerle değil hayatın her alanında ve her zaman süreceğini burada bir kere daha haykırıyoruz.

Bu noktada buradan bizi bugün karanlığa mahkum eden Denktaş'a sesleniyoruz.

Yeter artık!

Meydanlarda 80 bin insan, yurtdışında binlerce insan senin bu halkı temsil etmediğini dile getirdi. Ama Denktaş verdiği yemin doğrultusunda bizi gençlerin geleceğini hiç düşünmeden kör bir noktaya sürükledi.

Artık yeter! Söz gençliğin, istifa et ve önümüzü aç.

Kıbrıslı Gençlik Platformu, Türkiye'de okuyan gençlerin sorunlarını her zaman sahiplenmeye, çözüm önerileri getirmeye ve yurdumuz Kıbrıs'ta gençliğin daha güzel günler yaşaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdürecektir.

Vardık... Varız.... Var olacağız"

KIBRIS 13/12/2003

Hasan Hastürer: Alın yazımızı biz yazalım

Hastürer: Pazar günkü seçimlere sayılı saatler varken CTP- Birleşik Güçler, UBP'nin 10 kat hatta daha fazla kalabalıkla İnönü Meydanı'nı tıka basa doldurabilmişse bunun adı halkın seçimler yapılmadan erken kararını açıklamasıdır

"Alın yazımızı bugüne kadar başkaları yazıp, bunun adına kader demişlerdir. Pazar günü sandıklara atacağımız her oyla kendi alın yazımızı kendimiz yazıp, kötü gidişe son vereceğiz"

CTP-Lefkoşa milletvekili adayı Hasan Hastürer, dün sabah katıldığı televizyon programında Nazmi Pınar'ın sorularını yanıtlayıp, yarınki seçimlerle ilgili son değerlendirmelerini yaptı.

Önceki akşam CTP-Birleşik Güçler ve UBP'nin aynı saatlerde Lefkoşa'da yaptıkları mitingleri değerlendiren Hastürer şöyle konuştu:

"Mitingler halkın iradesini ortaya koyma ortamlarından biridir. Pazar günkü seçimlere sayılı saatler varken CTP- Birleşik Güçler, UBP'nin on kat hatta daha fazla kalabalıkla İnönü Meydanı'nı tıka basa doldurabilmişse bunun adı halkın seçimler yapılmadan erken kararını açıklamasıdır.

Bir yanda Türkiye'den şarkıcı destekli mitinge katılan birkaç bin kişi, öte yanda halkın coşarak kendi istenciyle, kaderine, geleceğine sahip çıkmak için katıldığı CTP-Birleşik Güçler mitingi. 11 Aralık akşamı yapılan mitingden sonra sandıktan statüko yanlısı partilerin çıkmalarının olası olmadığı bir kez daha görülmüştür. Pazar günü Kıbrıs Türk halkının çözüm ve Avrupa istencinin seçim zaferi yaşanacaktır."

Alın yazımızı biz yazalım

Hasan Hastürer, bir soruyu yanıtlarken yıllardır Kıbrıs Türk halkının iradesinin seçimlerle ortaya çıkmasının engellendiğine de işaret edip, "Seçimlerle temsili demokrasi mekanizması çalıştırılır. Yıllardır buna izin verilmedi. Son bir yılda halkın meydanları doldurarak, barış ateşleri yakarak ortaya koyduğu irade, demokrasimizin önündeki engelleri de geriletmiştir. Alın yazımızı bu güne kadar başkaları yazıp, bunun adına kader demişlerdir. Pazar günü sandıklara atacağımız her oyla kendi alın yazımızı kendimiz yazıp, kötü gidişe son vereceğiz" dedi.

KIBRIS 13/12/2003

CTP-BG'den, başkent Lefkoşa'da GÖRÜLMEMİŞ SEÇİM MİTİNGİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler, başkent Lefkoşa'da düzenlediği dev ve görkemli miting ile, "14 Aralık seçimlerinde, çözüm, barış, demokrasi ve AB'ye merhaba, Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Eroğlu ve Serdar Denktaş ile statükoya bye bye" mesajı verdi.

Başkent Lefkoşa'nın tarihi İnönü Meydanı, mahşeri kalabalık nedeniyle Bu Memleket Bizim Platformu tarafından düzenlenen dev meydan mitinglerini bir kez daha yaşadı.

CTP- Birleşik Güçler mitingi, saat 18.00'den itibaren akın akın gelen partilerle dolup taştı. Saat 18.30'dan itibaren UBP konvoyu da, CTP-Birleşik Güçler miting alanından geçti. UBP konvoyunun ağır tahriklerine rağmen polise yardımcı olan CTP- Birleşik Güçler güvenlik sorumluları, herhangi bir provokasyona izin vermedi.

Gecede kalabalığa hitap eden CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, 14 Aralık'tan sonra CTP-Birleşik Güçler iktidarında Kıbrıslı Türklerin yok olacağını, adada ezan seslerinin kaybolacağını, TC kökenli KKTC yurttaşlarının evlerinden, yerlerinden olacağını iddia edenler olduğunu belirterek, "Haşa, CTP-Birleşik Güçler demek barış demek, kardeşlik demek, sevgi-saygı demek. Bu kalabalığı gören düşmanlarımızı korku sararken, dostlarımızı da sevindirdik" ifadesini kullandı.

Sarayönü Meydanı'nda yapılan ve sönük geçen UBP mitingini, "Sarayönü Gazinosu'nda uvertür Özcan Deniz konseri" olarak niteleyen CTP-Birleşik Güçler Mağusa milletvekili adayı Ferdi Sabit Soyer de UBP'nin Türkiye'den getirdiği iki seçim otobüsü ve bir tır ile meydanlara çıktığını hatırlatarak, "14 Aralık'tan sonra otobüslerin birine Denktaş'ı koyacağız, bir otobüse de Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş'ı koyacağız. O tıra da yolsuzlukları ve statükoyu yükleyeceğiz ve hadi hep birlikte söyleyelim, bye bye, bye bye, bye bye..." diyerek meydanı dolduran kalabalıkla birlikte el salladı.

Mahşeri kalabalık daha sonra İnönü Meydanı'nı, "Denktaş gidecek barış gelecek", "Başbakan Talat", "Görüşmeci Talat", "Kıbrıs'ta barış engellenemez", "Vur mührü başağa, al Denktaş'ı aşağa" sloganları ile inledi. İnönü Meydanı'nı dolduran ve Cumhurbaşkanı Sarayı'nın başladığı tarihi surlara kadar taşan kalabalık yeşil, sarı ve kırmızı bayraklarıyla, başlarında zeytin dallarıyla, göğüslerinde feslikanlarla dikkat çekti.

Açış konuşmasını Ahmet Derya yaptı

Gecenin açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen CTP-Birleşik Güçler Lefkoşa İlçe Başkanı Ahmet Derya'nın, "Benim gördüğümü sen de gördün mü İnönü Meydanı... İyi bak İnönü Meydanı, biz seninle çok buluştuk. Bu başka İnönü Meydanı, bu başka..." diyerek başladı.

Derya elinde üniversite diploması, güneyde ırgatlık yapan gençlerin, binlerce genci yurtdışına göç veren anne- babaların, gelecek bekleyen gençlerin meydanı doldurduğunu belirterek şöyle dedi:

"Artık acelemiz var, çünkü randevumuz tarihle... Sandıklara gideceğiz ve CTP-Birleşik Güçler'i tek başına iktidar yapacağız. Sizin gücünüz statükocuları paniğe itiyor.

Bu panikle seçimi kazansak bile hükümeti kurma yetkisini bize vermeyeceğini söyleyen cumhurbaşkanı var. Biz bu gücü cumhurbaşkanından değil, halktan alıyoruz. Halkın karşısında hiçbir güç duramaz. Halk kararını verdi, Avrupa'ya, gidecek, isteyen gelsin, İnönü Meydanı'nı görsün..."

Derya'nın konuşmasının ardından tek tek kürsüye çağrılan 50 CTP-Birleşik Güçler adayı tek tek halkı selamladı.

Talat: Dostlarımız sevinç içinde, düşmanlarımızı korku sardı

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, "Yeni Kıbrıs'ın yeni görüşmecisi" sloganlarıyla kürsüye geldi. Halkı selamlayan Talat, coşkulu kalabalığa hitap ederken, "Toprağa atılmış buğday taneleri yeşeriyor... Yeni Kıbrıs için, barış için, Avrupa için yeşeriyor" sözlerini kullandı.

"Dostlarımız seviniyor, düşmanımız korkuyor" diyen Talat, CTP-Birleşik Güçler'in sevgi, saygı, barış ve kardeşlik olduğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, "Muhalefet kazansa dahi hükümeti kurdurtmam" sözlerine atıfta bulunarak, CTP-Birleşik Güçler'in gücünü halktan aldığını, halka rağmen hiç kimsenin buna cesaret edemeyeceğini vurguladı.

Halkın kararlılığı karşısında ne yapacağını şaşıran statükocuların yalana sarıldığını anlatan Talat, "CTB- Birleşik Güçler iktidarında TC kökenli vatandaşlarımızın gemilere yüklenerek Türkiye'ye gönderileceğini söylüyorlar. Yalan... CTP- Birleşik Güçler kardeşliktir, barıştır... CTP-Birleşik Güçler özgürlüğün sınırsız olduğu iktidar dönemini mutlaka sizlerle birlikte kuracaktır..." dedi.

Saltanatın sona ermesi ile birlikte çok sayıda Kıbrıslı Türk'ün yeniden adaya döneceğini anlatan Talat, "çözümle adada Kıbrıslı Türk kalmayacak" diyenlere çattı.

CTP-Birleşik Güçler'in tek başına iktidar olarak seçimlerden zaferle çıksa dahi, dostları ile birlikte işbirliği içerisinde yeni Kıbrıs'ı kuracaklarını anlattı. Talat sözlerinin sonunda, "Pazar günü hep birlikte CTP-Birleşik Güçler'i sandıktan tek başına iktidar olarak çıkaracağız" ifadesini kullandı.

Soyer: Hade bye bye, bye bye...

Gecenin son konuşmasını yapan CTP-Birleşik Güçler Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, "Meydana baktım, peeeh, dedim, arka tarafa baktım, püüüh dedim... Hani ya da biz miting yapmak için mektepleri kapatmıştık. Gelsinler da görsünler mektebi... Demokrasi mektebini, halk mektebini..." diyerek sözlerine başladı.

"Miting burada var" diyen Soyer, şunları söyledi:

"BRTK Sarayönü'nde Dikilitaş'taki Maksim Gazinosu'nda uvertür Eroğlu ile, halk ise burada, yalnız miting yok, halk yok, Özcan Deniz'siz SOS var, kararlılık var. Halk cevabını verdi, yallah barut, yallah barut...

Buradan Papadopulos, Denktaş, Eroğlu ve Serdar Denktaş'a haykıralım... Kıbrıs'ta barış engellenemez. Ne çok özlemişiz Denktaşsız, Eroğlusuz memleketi, ne çok özlemişiz barışı, kimsenin elini öpmeden yaşamayı... Halk kalktı gidiyor, başladı gelsin Türkiye halkının tarihin çöplüğüne yolladığı Saadet Partililer, Sinan Aygünler, yetmedi bize milliyetçilik dersi vermeye başladılar... Bre siz kimsiniz, siz nesiniz. Bu topraklarda yaşayanlar İngiliz sömürgesine, Rum'un EOKA'sına ve sizlerin zulmüne boyun eğmediler, eğmeyecekler de..."

Daha sonra vatandaşların bayraklarını indirmesini isteyen Soyer, halkın hep birlikte statükoya ve statükoculara "bye bye" demesini istedi. Soyer'in yarattığı coşku ise görülmeye değerdi.

KIBRIS 13/12/2003

Annan Planı temelinde görüşmeler başlasın

ABD yönetimi, KKTC'de pazar günü yapılacak seçimde ne sonuç çıkarsa çıksın, BM planı çerçevesinde adada çözüm görüşmelerine hemen başlanmasını istiyor.

Amerikalı yetkililer, seçim ertesinde Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'den gelebilecek alternatif çözüm önerilerinin diğer taraflarca kabul edilmeyeceği uyarısında bulundular.

KKTC'de pazar günü yapılacak kritik parlamento seçimine ilişkin, ABD yönetimi tutumunu ana hatlarıyla belirledi. Washington'daki genel kanıya göre, seçimde şu andaki iktidar ve muhalefetin alacağı oyların birbirine çok yakın çıkması bekleniyor.

Amerikan yönetimi kaynaklarından aldığımız bilgiye göre de, seçimde ne sonuç alınırsa alınsın, başkan Bush yönetimi, adada çözüm için hemen görüşmelere başlanmasını istiyor.

Washington, bunun için de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planının görüşmelerde temel alınmasında ısrarlı. ABD yönetiminin, Annan Planı'nı desteklediği için seçimde muhalefetin kazanmasını arzu ettiği artık bir sır değil ve eğer muhalefet kazanırsa, Washington doğrudan seçimin galipleriyle temas kurmaya niyetli.

Alternatif öneriler kabul edilmeyecek

Eğer seçimi mevcut iktidar kazanırsa, ABD kendi anlayışına göre oylamanın şaibeli olup olmadığına bakarak tutum belirleyecek. Ancak her durumda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a yakın olan iktidarın kazanması halinde ABD, çözüm yönünde Ankara'yı muhatap alacak ve Denktaş'ın Annan Planı temel alınacak görüşmelere katılmasının sağlanması için Türkiye'ye telkinde bulunulacak.

Washington, seçim sonrasında Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara tarafından sunulabilecek alternatif çözüm planlarının, Rumlar, BM ve AB tarafından kabul edilmeyeceğini savunuyor.

ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Marc Grossman'ın, 1 Mayıs'a kadar Kıbrıs'ta çözüm bulunamazsa, Türkiye'nin AB'ye giriş ihtimalinin çok zayıflayacağı görüşünü son Ankara ziyaretinde dile getirdiği belirtiliyor.

KIBRIS 12/12/2003

Gözlemciler KKTC'de

Kıbrıs Türkü yanında Türkiye ve dünya tarafından da büyük heyecanla beklenen genel seçimlere sayılı günler kala Türkiye dahil çeşitli ülkelerden gözlemciler de KKTC'ye gelmeye devam ediyor.

Bir süreden beri KKTC'de Yüksek Seçim Kurulu'nun davetlisi olarak seçimlere yönelik çalışmalar yapan Oslo ve ODTÜ üniversitelerinden uzmanlar yanında, bu akşam Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden 6 kişilik milletvekili heyeti de gözlemci olarak KKTC'ye gelecek.

Oslo ve ODÜT üniversitelerinden akademisyenler

TAK muhabirinin Yüksek Seçim Kurulu'ndan aldığı bilgiye göre, seçimlere gözlemci olarak katılan Oslo Üniversitesi'nden "Nordem" grubu, Dr. Aanund Hylland, Gunnar Karlsen, Elisabeth Rasmusson ve Gry Kval'dan oluşuyor.

ODTÜ'nün 7 kişilik akademisyen heyeti ise Başak Alpan, Dilaver Açar, Ayşe Ömür Atmaca, Burak Özçetin, Çağrı T. Öztürk, Şadan İnan ve Aydan Bahadır.

Akademisyenler yanında adaya ilgisiyle bilinen Prof. Dr. Clement Dodd da gözlemci olarak KKTC'de bulunuyor.

TBMM heyeti

TAK muhabirinin Cumhuriyet Meclisi'nden aldığı bilgiye göre, seçimleri gözlemci olarak izlemek amacıyla bu akşam adaya gelecek 6 kişilik TBMM heyeti de şu isimlerden oluşuyor:

Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, AK Parti milletvekilleri Mevlüt Çavuşoğlu, Alaaddin Büyükkaaya ve Öner Gülyeşil, CHP milletvekilleri Hasan Fehmi Güneş ile İnal Batu.

Gelmesi beklenenler

İngiliz Helsinki İnsan Hakları Grubu, İngiliz Yazar Michael Stephen ile Alman-Kıbrıs Forumu ve federal Almanya milletvekillerinden bir grubun da gözlemci olarak KKTC'ye gelmesi bekleniyor.

Resmi gözlemciler yanında çok sayıda Türk ve yabancı gazeteci ile Türkiye sivil toplum örgütlerinden temsilciler de KKTC'de bulunuyor.

Basın merkezi hazır

Seçimlere büyük ilgi gösteren Türk, Rum ve yabancı medyaya rahat çalışma olanağı sağlamak amacıyla Saray Otel'de kurulan basın merkezinde de son hazırlıklar yapılıyor.

Seçim geceleri ülkenin nabzının attığı Atatürk Meydanı'ndaki Saray Otel'de kurulan Basın Merkezi, bilgisayar, fax ve 15 telefon hattıyla basına hizmet vermeye hazırlanıyor.

Şu ana kadar sadece Rum tarafından 300 civarında gazetecinin seçimleri izleme talebinde bulunduğu, bunun yanında Almanya, İngiltere, Yunanistan, İran dahil pek çok ülkeden yabancı gazetecinin KKTC'ye geleceği öğrenildi.

Özellikle son haftalarda tamamen KKTC seçimlerine endekslenen Türkiye medyasından birçok gazeteci de adada bulunuyor. Türk televizyon kanallarının birçoğu canlı yayın araçlarıyla KKTC'de seçimin nabzını tutmaya çalışırken, kamuoyu tarafından yakından bilinen birçok ünlü köşe yazarı da adada bulunuyor.

KIBRIS 12/12/2003

KKTC’de son mitingler yapıldı

KKTC’de pazar günü yapılacak milletvekilliği genel seçimlerine bir gün kala, seçime katılan siyasi partiler, son mitinglerini dün akşam yaptı.

 


 

Lefkoşa
AA

13 Aralık 2003— Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti’nin (DP) Lefkoşa’da düzenlediği mitingde kısa bir konuşma yaptı. Aynı saatlerde, Barış ve Demokrasi Hareketi de (BDH) Lefkoşa’da başka bir meydanda miting düzenledi. Ulusal Birlik Partisi (UBP) Başbakan Derviş Eroğlu da, partisinin son mitingini Güzelyurt’ta yaptı.

 

Denktaş” soyadını taşımaktan gurur duyduğunu kaydeden Serdar Denktaş, duygulu ifadelerle Cumhurbaşkanı Denktaş’ı kürsüye davet etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, “Mahsus yapıyorlar, tahrik olasınız, bu güzel seçimlere, bu demokrasiye gölge düşsün diye. Sakın ola kanun dışına çıkmayasınız. Bunu bana söz vermenizi istiyorum, tahrik olmayacaksınız” diye k
onuştu.

R.DENKTAŞ: KAZANMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPACAKLAR
BDH’nın, mitinge davet nedeniyle cep telefonlarına gönderdiği ve bazılarının altında “AKP” ibaresinin yer aldığı mesaj olayına da değinen Denktaş, şöyle devam etti: “Güya bu talimatı AKP vermektedir. AKP merkezine sordum ‘yalandır’ dedi. Böylelikle mecbur oldum, kendi imzamla bu haberin yalan olduğunu duyurdum, herkes kandırılmasın diye.
Seçimlere gölge düşüren, ‘şaibe vardır’ diyen, Türkiye ve devletini ve devlet makamlarını bütün dünyaya rezil eden bu
insanların oynadıkları bu oyunu söylemek istedim. Her şeyi yapacaklardır, gölge düşürsünler diye. Serdar Denktaş da, AB’ye ancak kalıcı bir çözümden sonra girileceğini kaydetti.

EROĞLU: GÜZELYURT’U RUMLARA VERMEYECEĞİZ
UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu da, Güzelyurt mitinginde yaptığı konuşmada, bu yörenin asla Rumlara verilmeyeceğinin altını çizerek, bölgede 28 yıldır toprağıyla uğraşan insanların herhangi bir yere göç etmesinin mağduriyete yol açacağını söyledi. Annan planının eksikliklerini an
latan Eroğlu, planın Kıbrıs Türk halkının istemlerine yanıt vermediğini kaydetti.

TALAT: STATÜKO SON GÜNLERİNİ YAŞIYOR
Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da, Gazimağusa’da düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, “statükonun son günlerini yaşadığını” belirterek, “statükoya son vermeye iki gün kaldı” dedi.
İktidara geldiklerinde tüm halkı kucaklayacaklarını kaydeden Talat, “çözümle birlikte AB’ye gireceklerini, hiç kimseyi ele güne muhtaç etmeyeceklerini” kayde
tti.
Talat, partisinin pazar günü seçimden, tek başına iktidar olarak çıkacağını iddia etti. Talat, “yeni bir Kıbrıs’ı kuracağız. Bu doğrultuda hareket ederken herkesin desteğine ihtiyacımız var. Herkesi kucaklayacağız” dedi.

ABD: Kıbrıs’ta çözüm üyeliği kolaylaştırır

 

ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs konusunun, teknik olarak Türkiye’nin AB üyeliği önünde önkoşul niteliği taşımadığını söyledi. Ancak pratikte, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştıracağını vurguladı.

 

NTV-MSNBC

   

13 Aralık 2003— Boucher, KKTC’de yarın yapılacak seçimlerle ilgili ise yorum yapmadı.

 

KKTC’de yapılacak kritik seçimlere artık saatler kala Kıbrıs meselesi ve Türkiye’nin AB süreci, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın brifinginde de tartışıldı.
ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs konusunun, teknik olarak Türkiye’nin AB üyeliği önünde önkoşul niteliği taşımadığını söyledi. Ancak pratikte, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştıracağını vu
rguladı.
Sözcü Boucher, “Zaten Türkiye’nin AB üyeliği de, Kıbrıs meselesinin çözümü de iyi şeyler. Biz, bu ikisinin de gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. ABD, Türkiye’nin AB üyeliğini daima desteklemiştir” dedi.
Boucher, KKTC’deki parlamento seçimleri k
onusunda ise son dakika yorumu
yapmadı. Ancak ABD’nin, seçimde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs çözüm planını desteklediği gerekçesiyle muhalefetten yana tutum belirlediği biliniyor.

WESTON ANKARA’YA GELİYOR

Washington yönetimi, seçimin sonucu ne olursa olsun Annan planı temel alınarak çözüm görüşmelerinin hemen başlatılmasını istiyor. Bu doğrultuda ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da , önümüzdeki hafta Ankara’ya geliyor. 18 Aralık’ta Ankara’da olması beklenen Weston, Atina ve Kıbrıs’ta da temaslarda bulunacak.
ABD, Türk tarafından gelecek alternatif bir çözüm planının ise, diğer taraflarca kesinlikle kabul edilmeyeceğini belirtiyor.

‘Annan planını imzalarlarsa mahkemeye veririm’

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 14 Aralık seçimlerini muhalefet partilerinin kazanarak iktidara gelmeleri ve Annan planını imzalamak istemeleri durumunda, cumhurbaşkanı olarak onları mahkemeye verebileceğini söyledi.

 

Lefkoşa
AA

   

13 Aralık 2003— Denktaş, yaptığı açıklamada, Annan planını “deli gömleğine” benzetti.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, seçimlerde muhalefetin büyük oy alacağına inanmadığını söyledi. Denktaş, Annan planının 1960 anlaşmalarıyla Türkiye ve KKTC’ye verilen hakları yok farzettiğini kaydetti.
Muhalefetin Annan planını imzalayarak uluslararası anlaşmalarla verilmiş hakları Türkiye’nin rızası olmaksızın kaldıramayacağını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, Annan planının imzalanması halinde mahkemeye verme hakkı olduğunu savundu. Denktaş, “Annan p
lanı deli gömleği gibidir; içinde eliniz kolunuz bağlı” dedi ve planın Rumlarla hazırlandığını söyledi.

‘KKTC seçiminden sonra adımları atacağız’

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan KKTC’de yapılacak seçimin ardından Türkiye’nin üzerine düşen adımları atacağını söyledi.

 

NTV

   

13 Aralık 2003— Erdoğan AB Brüksel Zirvesi’nin, bazı gazetelerde iddia edilenin aksine, Türkiye açısından olumlu geçtiğini söyledi.

 

Erdoğan Brüksel’de yaptığı basın toplantısında Avrupa Liberal Demokratlar Grubu üyeleri, AB Parlamento Başkanı Pat Cox, ABD dönem başkanı İtalya’nın Başbakanı Silvio Berlusconi ve İngiltere Başbakanı Tony Blair gibi isimlerle ikili temaslarda bulunduğunu hatırlatttı. Erdoğan, bu temaslarda Türkiye-AB ilişkilerinin her yönüyle ele alındığını bildirdi.
AB zirvesi sonunda kabul edilen sonuç bildirisine de değinen Erdoğan, “Bu zirve Türkiye’nin üyelik süreci ile ilgili olarak belirleyici değildir. Bununla beraber, Kopenhag Zirvesi’nden sonraki dönemi değerlendirmesi ve önümüzdeki d
öneme ilişkin bazı noktaları ortaya koyması açısından önemlidir. Sonuç bildirisi AB Komisyonu’nun 2003 ilerleme raporunda yapılan teknik değerlendirmeyi siyasi düzeyde teyit etmiştir “ dedi.
KIBRIS
Başbakan Erdoğan, basın toplantısında daha sonra Kıbrıs konusuyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Kıbrıs konusu ile ülkemizin AB hedefleri arasında kurulan bağlantı zirve sonuç bildirisinde farklı bir ifade tarzı ile yer almıştır. AB, Kıbrıs konusunun çözümünün üyelik müzakerelerinin açılması için bir krit
er olmadığını, 1999 Helsinki zirvesinden bu yana tarafımıza ifade etmektedir. Türkiye tam bir açıklık ve kararlılıkla Kıbrıs sorununun çözümü için samimi gayret göstermeye devam edecektir. BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonunu destekliyoruz. Kıbrıs konusunun Türkiye’nin üyeliğinden bağımsız biçimde kendi mecrasında ele alınması, ayrıca çözüm için sadece Türk tarafının değil, Rum tarafının da teşvik edilmesi gereğini bir kez daha vurgulamak isterim” dedi.
Erdoğan KKTC’de yapılacak seçimin ardından Türk
iye’nin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getireceğini ve tüm adımları atacağını söyledi.

KKTC seçime odaklandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kritik seçime saatler kaldı. Oy verme işlemi 08.00’da başlayacak, 18.00’da sona erecek.

NTV

13 Aralık 2003— KKTC’deki milletvekilliği seçiminde toplam 141 bin 471 kayıtlı seçmen sandık başında gidecek.

KKTC seçimleri Lefkoşa, Girne, Magosa, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 merkez ilçede düzenleniyor. Her ilçe, Cumhuriyet Meclisi’nde, nüfusu oranında milletvekili kontenjanına sahip bulunuyor. Başkent Lefkoşa 16, Magosa 13, Girne 9, Güzelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak.
Seçimde, Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve De
mokrasi Hareketi, Milliyetçi Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi ile Kıbrıs Adalet Partisi olmak üzere 7 parti yarışıyor. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, seçim sonuçlarının yarın gece saat 23.00 sıralarında belirleneceğini tahmin ettiklerini söyledi.

KKTC'de kader seçimi

Kıbrıs halkı Annan Planı'nın müzakere edilmesini isteyenlerle karşı çıkanlar arasında bugün tercih yapacak

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs Türkü, "kader seçimi" olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde, yedi partinin 350 adayı ve iki bağımsız aday arasından 5 yıl süreyle görev yapacak 50 milletvekilini belirlemek üzere bu sabah 08.00'den 18.00'e kadar sandık başında olacak.
Türkiye, Kıbrıs Rum kesimi, AB, BM, ABD tarafından da yakından izlenen seçimin sonucu, Kıbrıs Tür
klerinin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Referandum havasında sandığa gidecek olan ada Türkleri, "Annan Planı'nı müzakere edip, AB'ye girelim" diyenlerle "Annan Planı'na hayır" diyenler arasında tercih yapacak. Sonuçların bu gece 23.00 sıralarında netleşeceği tahmin ediliyor.
Seçime, iktidar ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP) yanı sıra, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Milliyetçi Barış Partisi (MBP), Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇAB
P) ile Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) katılıyor. Partilerin meclise girebilmeleri için, yüzde 5 oy barajını aşmaları gerekiyor.
Yaklaşık 500 gazetecinin izlediği seçimlerde, kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelinde kurulacak toplam 554 sandıkta oy kullanaca
k.
200 bin nüfus, 141 bin seçmen
KKTC nüfusu: 200 bin
Kayıtlı seçmen sayısı: 141 bin 832
Toplam sandık sayısı: 554
Seçim görevlisi sayısı: 1850
Cumhuriyet Meclisi'ndeki sandalye sayısı: 50
Bölgelere göre milletvekili sayısı: Lefkoşa (16), Gazimağusa (13),
Girne (9), Güzelyurt (7), İskele: (5) Seçimlere katılan parti sayısı: 7
Aday sayısı: İkisi bağımsız, toplam 352

Liderlerden son sözler

KKTC'de zorlu geçen seçim kampanyasında liderlerin son mesajları şöyle:
• Cumhurbaşkanı Denktaş: "Bugün sizin gününüz. Yarınlarınız da 'Devletim, vatanım, bayrağım, Türkiyem' diyenlerin olsun" dedi.
• DP lideri Serdar Denktaş: "AB'ye ancak kalıcı bir çözümden sonra girilecek."
• UBP lideri Derviş Eroğlu: "Güzelyurt'un Rumlara asla verilmeyecek.".
• CTP - BG lideri M. Ali
Talat: "Statükonun son günlerini yaşıyor. Çözümle birlikte AB'ye gireceğiz."
• BDH lideri Mustafa Akıncı: "Kendi kendimizi yönetmek, evimizin efendisi olmak istiyoruz."

FİFA'ya KKTC golü

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'ne (FIFA) üye olmayan ülkelerin futbol federasyonları, dün Brüksel'de"NFB" adı altında bir birlik oluşturdu. NFB 1. Genel Kurulu Toplantısı'nın Mayıs 2004'te yapılması, o zamana dek üye olacak federasyonların birliğe kabul edilmesi kararlaştırıldı. KKTC, NFB'ye üye olarak tarihinde ilk defa uluslararası bir spor örgütüne girdi. NFB, ilk dostluk maçının KKTC ile Lapland milli takımları arasında yapılmasına karar verdi. Kuzey Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanvekili Olgun Üstün, "Gençlerimizin gözü aydın. Onlar da artık uluslararası alanda futbol oynayabilecek" dedi.
MILLIYET 14/12/2003

AB'YE ENDEKSLİ KIBRIS POLİTİKASI

Esat PALA

Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidar olma gücünü yakaladığında kendisini birçok sorunun beklediğini gayet iyi biliyordu. Bu yüzden başta ekonomi olmak üzere bazı konularda seçim öncesinden hazırlıklıydı da denebilir. Dış politika ise, Erdoğan'ın hükümet olur olmaz hemen karşısına çıkacak ve en çok zorlanacağı alandı. İki önemli sorun kendisini bekliyordu: Irak ve Kıbrıs... Hemen yanı başımızdaki Irak'a ABD'nin gerçekleştirdiği operasyon Türkiye'nin gelecek on yıllarını nasıl etkisi altına aldıysa, Kıbrıs'ta yaşanan ve yaşanacak gelişmeler yine Türkiye'nin geleceğini yakından ilgilendiriyordu.

14 Aralık 2003 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'inde genel seçimler yapılacak. Seçimler, KKTC'nin ve dolayısıyla Türkiye'nin de geleceğini yakından ilgilendiriyor. Neden derseniz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği, AB'nin Türkiye'ye bakış açısı, Kıbrıs Rum Kesimin AB'ye kabulü,
Annan Planı, KKTC'nin durumu ve Türk-Yunan ilişkilerine kadar birçok konu Kıbrıs'ta çözümü bekliyor. Bu nedenle Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinin Kıbrıs politikası da önem taşıyor. Erdoğan'ın seçimlerden önce ne söylediği, seçimlerin ardından nasıl bir Kıbrıs politikasıyla dünyanın karşısına çıktığı ve sonraki aylarda yaşanan gelişmelerle varılan Kıbrıs politikasındaki son noktanın yine iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Şu bir gerçek ki, her ülkenin ve her liderin politikaları da zaman zaman "konjonktüre göre" değişimler gösteriyor. Bu değişimi olumlu ve olumsuz yönde almak mümkün.

Öncelikle Başbakan Erdoğan'ın 3 Kasım 2003 seçimleri ve hemen sonrasında kendisinin ve partisinin Kıbrıs konusunda neler düşündüğünü, nasıl bir politikayı ortaya koyduğuna bakalım.

Erdoğan, seçim öncesindeki açıklama ve değerlendirmelerinde Kıbrıs politikasına çok ayrıntılı bir şekilde girmedi. Kıbrıs'ı daha çok Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği perspektifinde değerlendirdiği zamanlar oldu. Çok somut, çözüm öneri
leri ya da açılımlar getirmedi. Bunun nedeni belki de, AKP'nin seçim öncesi yakaladığı rüzgârın olumsuz yönde etkilenmemesini sağlamaktı. Çünkü, kronikleşen Kıbrıs sorunun çözümünün gerekliliği ne kadar gerçekse, 40 yıldır savunulan Kıbrıs politikasının Türkiye'de çok sayıda destekçisinin bulunduğu da o kadar gerçekti.

Ancak, 3 Kasım seçimlerinin ardından sorunlar "dağ gibi" kapıya dayanmaya başlayınca Erdoğan ve AKP'de savundukları politikaları tek tek ortaya sürmeye başladı. Belki de AKP'nin ve Erdoğan'ın seçimlerden sonra ilk önemli çıkışı Kıbrıs politikası konusunda oldu. Çünkü, Kıbrıs Rum Kesimi'in Avrupa Birliği'ne giriş sürecinin hızlanması Erdoğan ve Türkiye'yi sıkıştırıyordu.

Erdoğan'ın, Kıbrıs'taki bir mitinginden ardından 1 Ocak 2003 günü yaptığı açıklama, büyük yankı uyandırdı. Erdoğan şöyle diyordu...

"Kuzey Kıbrıs'ta 30 bin kişi aynı anda gösteri yapıyorsa, Kuzey Kıbrıs'ta bir şeyler oluyor demektir.Bu sıradan ya da tesadüfi bir olay değildir. Bu konu üzerinde iyi düşünmemiz gerekir. İnsanların düşüncelerini göz ardı edemezsiniz. Kıbrıs'ta 30-40 yıldır sürdürülen politikaları desteklemiyorum... Bu Sayın Denktaş'ın kişisel meselesi değildir. Bu bir ulusun var olma mücadelesidir"

İşte bu sözler, Türkiye'nin yıllardır sürdürdüğü "Kıbrıs politikası"ndaki devlet anlayışını kökten sarsıyordu. Erdoğan'ın açıklamaları Türkiye, Kıbrıs, Yunanistan ve diğer AB ülkelerinde geniş yankı buldu. Özellikle Rumlar Erdoğan'ın bu sözlerini ve gelişmeleri büyük memnuniyetle karşıladılar. Yılardır, KKTC'den, Türkiye'den ve Türk politikacılardan duymayı bekledikleri sözler, gelişmeler bir bir kendini gösteremeye başlamıştı. Ancak, tüm bu gelişmelerden rahatsız iki önemli makam vardı. Birincisi KKTC'ye hayatını adayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ikinci ise Genelkurmay Başkanlığı yani asker.

Erdoğan'ın bu sözlerine kadar Kıbrıs sorununda çözümsüzlük bir çözüm yolu olarak görülüyordu. Her iki tarafta gerçek bir çözüm bulunana kadar "çözümsüzlük içinde yaşamaya" alışmıştı.

KIBRIS'A BELÇİKA MODELİ

Tüm bu tartışmalar arasında AKP'nin öne sürdüğü "Kıbrıs'ta Belçika Modeli" tartışmalara başka bir boyut getiriyordu. Sorunun çözümsüzlükten kurtarılıp özüme kavuşturulmasını isteyen Erdoğan ve AKP çeşitli ülkelerdeki farklı modelleri araştırıyor, Belçika Modeli'ni Kıbrıs'a en uygun bir yönetim şekli olarak görüyordu. Belçika modeli, Kıbrıs için düşünülen mutlak bir çözüm değildi ve özellikle Türk kamuoyunda tartışılması isteniyordu.

BELÇİKA MODELİ NEDİR?

1830 yılında bağımsız devlet olan Belçika Krallığı 1960’tan beri Fransızca konuşan Valonlar ve Flamanca konuşan Flamanlar arasında, din ve kültür farkı olmamasına rağmen, sırf lisan farkı yüzünden bölünmeye başladı ve geçen zaman içerisinde adı konmayan bir konfederasyona dönüştü. Bugünkü Belçika; kuzeyi Flamanca (yaklaşık beş milyon), güneyi Fransızca (yaklaşık üç buçuk milyon), kuzeydoğusu Almanca (elli bin kişi) ve bu üç dilin ortak konuşulduğu başkent Brüksel’den (bir milyon) oluşan bir devlet. Her bölgenin kendi parlamentosu ve bir de ortak milli parlamentoları var. Ancak sistemin inceliği ve akıllılığı bu bölünmenin veya ayrımın irk veya etnik kökene değil “konuşulan dil”e göre olmasıdır. 1960’larda Belçika devleti vatandaşlarından resmen bir ana dil tercihi yapmalarını istedi. Bu ana dillerin konuşulacağı bölgeler yukarıdaki gibi belirlendi. Sonuç olarak bölge içerisindeki resmi ve özel tüm kurum, kuruluş, şirket, belediye vs. her yerde konuşma ve yazışma yalnız o bölgedeki resmi dille yapılır oldu. Örneğin Fransızca konuşulan bir bölgenin Belçika vatandaşı gidip Flamanca konuşulan bölgeye yerleşince, ailesi ve dostlarıyla Fransızca konuşma dışında, bütün “ana dil” haklarını yitiriyor. İşyeri, hatta merkezi hükümetle yazışması dahil her yerde Flamanca konuşmak ve yazmak zorunda. İşte modelin inceliği ve akılcılığı burada. Bir vatandaş “konuştuğu” dili değiştirebilir, ama etnik kökenini değiştiremiyor. Ancak, bu Belçika modeli Türk kamuoyunda bir süre tartışıldı ama fazla bir ilgi uyandırmadı.

AB'NİN TUTUMU

Erdoğan yaptığı açıklamalarla Kıbrıs'ta her iki kesim açısından da eşit hak ve statüye sahip iki ayrı devlet oluşması gerektiğini savunuyordu. Çözüm için çözümsüzlükten bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini sık sık vurguluyordu. Erdoğan Kıbrıs sorunuma çözüm bir açılım yakalamaya çalışırken diğer yandan da Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği için çaba harcıyordu. Erdoğan'ın çözüm arayışlarını gören Yunanistan ve Avrupa Birliği somut adımlar için sıkıştırıyordu. Yavaş yavaş Türkiye'nin önüne "eğer AB'ye girmek istiyorsan, Kıbrıs'ta bizim beklediğimiz çözüme yaklaş" mantığı konuyordu. Bunun anlamı açık açık söylenmese de Kuzey Kıbrıs'ı Rumlara ya da AB'ye teslim etmeye kadar varıyordu. İşte, Avrupa Birliğinin gizliden gizliye yürüttüğü bu lobi başta Erdoğan olmak üzere Kıbrıs'ta çözüm için somut adımlar atılmasını isteyenlerin dikkatinden kaçmadı. Erdoğan'ın ve Türkiye'nin kalıcı çözüm için gösterdiği "samimiyet" bir anlamda "suiistimal" edilmeyle karşı karşıyaydı. Bu tartışmalar sırasında Ak Parti hükümeti ve Denktaş yine de boş durmadı. Çözüm için olumlu adımlar atılmaya devam etti. Yıllar sonra Rumların Türkiye'ye rahatça seyahati sağlandı. Denktaş, KKTC'nin kapılarını Rumlara açtı. Bu girişimler Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin umutları daha da artırdı.

Ancak, bir gerçek vardı ki, o da atılması gereken tüm olumlu adımların hep Türkiye'den beklenmesiydi. Türkiye ve KKTC'nin tüm olumlu adımlarına karşı Rum kesiminden ve Yunanistan'dan doğru düzgün bir bir açılım gelmedi. Çözüme katkı neredeyse yok denecek kadar azdı. "Siz yapın biz görelim" anlayışı hakimdi. Üstüne üstlük Erdoğan'ın ve Ak parti hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin önemli adımlar atmaya kararlı olduğunu gören Yunanlılar, Ege kıta sahanlığı ve benzeri gibi konuları da Türkiye'nin önüne getirmeye, tartışma konusu yapmaya çalıştılar. Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda sıkıntı yaşıyordu. Erdoğan sık sık Kıbrıs sorununun Kopenhag Kriterleri arasında yer almadığına dikkat çekerek Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğiyle ile Kıbrıs'ın ilişkilendirilmesine karşı çıkıyordu.

"VER-KURTUL BİZE YAKIŞMAZ"

AK Parti Kurucular Kurulu toplantısında konuşan Erdoğan'ın gündeminde Kıbrıs ve AB vardı. AB, Kıbrıs ve Irak konusunda AK Parti iktidarının politikalarını 'şuurlu adımlar' olarak nitelendiren Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu alanlarda bizi gölgelemek isteyenler Türkiye'nin çıkarlarını gölgelemiş olurlar. Kıbrıs konusu gündelik polemik malzemesi yapılamayacak kadar hayatidir, millidir. Çözüm için müzakere edilebilir Annan Planı bulunmaktadır. Peki çözüm istemek ver-kurtul demek midir? Kesinlikle değildir. Verip kurtulmanın anlamı teslimiyettir. Teslimiyet ise ne dün ne bugün ne yarın Türkiye'ye yakıştırılamamıştır, dünya durdukça da yakıştırılamaz."
Kıbrıs'taki çözüm önerisini "Ver-kurtul" değil "çöz-yaşat" formülü ile özetleyen
Erdoğan, Ada'daki Türk vatandaşlarının egemenlik haklarından vazgeçmek istemediklerini, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceğini söyledi. Erdoğan, "Kimse duyguları kabartma yarışına girmesin; kimse iç politika meselesi yapmaya çalışmasın. Çözümsüzlük siyasetinden fayda uman çevreler var. Bu vesileyle diplomatik üslubumuz da tartışma malzemesi yapılıyor. Diplomatik dili 'çok şey söyleyip hiçbir şey söylememiş olmak' diye anlayanlar bu konuda bizim açık ve net üslubumuzu yadırgayabilirler. Yıllardır ben de bu belirsiz diplomatik dili yadırgıyorum" dedi.

Erdoğan'ın sözleri şöyle devam ediyordu: "Bu yüzden Irak meselesinde, Kıbrıs meselesinde statükonun dilini kullanmıyoruz ve son ana kadar bütün vurgumuzu barışa yapıyoruz. Bu yüzden ABD'ye, AB'ye, Irak'a,
Kıbrıs müzakerecilerine BM kararlarını, uluslararası hukuk kurallarını döne döne hatırlatıyoruz. Bütün samimiyetini ortaya koyan bir AK Parti iktidarını köşeye sıkıştırmaya hiçbirinizin gücü yetmez. Bizim heyecanımızı paylaşamayanlar, bizim hızımıza ayak uyduramayanlar bizi kendi statik konumlarına çekmeye çalışmasınlar."

SON KIBRIS GEZİSİ...

Erdoğan'ın KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü için Kıbrıs'a yaptığı ziyaret, AKP hükümetinin Kıbrıs politikasında geldiği son noktanın da tam olarak ortaya konmasına fırsat tanıdı. Erdoğan 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra söylediği sözlerden biraz farklı bir yapıda Kıbrıs politikasını yeniden ifade etti. Erdoğan KKTC'de Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi.
''KKTC'nin 20 yıldır di
mdik ayakta durması, bizim için iftar kaynağıdır. Kıbrıs Türk halkı, 15 Kasım'da bağımsızlık mücadelesini taçlandırmıştır. Kıbrıs'ta, 29 yıldan bu yana huzur ve istikrar vardır. Dolayısıyla, önemli olan, adada yeniden olaylara ve gerginliklere yol açmayacak kalıcı bir çözüme varılmasıdır. Her ne pahasına olursa olsun bir çözüme varılması düşünülemez. Kalıcı çözümün unsurları; Kıbrıs Türkleri'nin güvencesi, eşit statü, siyasi eşitliğin korunması, iki kesimliğinin muhafaza edilmesidir. Çözüm, Türk-Yunan dengesini her halükarda dikkate alacak yeni bir ortaklık temelinde olacaktır. Ambargolara, haksız engellemelere maruz bırakılan KKTC'nin bir başka örneği yok. Ambargolara karşıyız ve bunlar kaldırılmalıdır.
Huzur ve güven içinde olunuz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkı, şartlar ne olursa olsun anavatan Türkiye'yi her zaman yanında bulacaktır.''

"TÜRKİYE, HUZURUN TEMİNATI"

Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin Türkiye'nin temel stratejik hedefi olduğunu, amaçlarının halkın yaşam standartlarını yükseltmek ve geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamak olduğunu belirten Erdoğan,
''Kuşkusuz Türkiye'nin bu vizyonuna Kıbrıs Türk halkı ve KKTC de dahildir'' diye konuşuyordu. ''Bölgemizde güvenlik, barış ve istikrarın hayati önem taşıdığına inanıyor ve bu amaçlara hizmet ediyoruz. Bu bağlamda kırılma noktalarının giderilmesi ve Doğu Akdeniz'de bir anlayış ve işbirliği ortamının sağlanması, öncelikli hedefimizdir'' diyen Erdoğan, Kıbrıs Türkleri'nin 40 yıldır, KKTC'nin de 20 yıldır dimdik ayakta durmasının bir iftihar kaynağı olduğunu vur
guluyordu. Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar her türlü sorunu aşmasını bildiğini, kendi kaderini çizme cesaretini göstererek eşitlik temelinde özgür ve onurlu bur hayat yolunu tercih ettiğini anlatan Erdoğan, Kıbrıs politikasını şu sözlerle anlatmayı sürdürdü:

''Kıbrıs Türk halkı, 15 Kasım 1983 günü bağımsızlığını ilan ederek tarihi mücadelesini taçlandırmıştır. O tarihten bu yana KKTC, adada barış ve istikrarın temel bir unsuru olmuştur. Bu gerçeğin kabulü,
adada aynı zamanda kalıcı bir uzlaşının da temelini
oluşturmaktadır. İktidarı ve muhalefeti ile oluşturduğu çoğulcu demokratik yapısı, Kıbrıs Türk halkının en büyük kazanımı ve zenginliğidir. KKTC'de insan haklarına saygılı, çağdaş değerleri titizlikle koruyan barışçı bir siyasi ve hukuki sistem vardır. Kıbrıs Türk demokrasisi, Kıbrıs Türk halkının gurur kaynağıdır.'' Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin KKTC'yi yalnız bırakmayacağını, siyasi ve ekonomik destek sağlayacağını bildirdi.

VE SEÇİMLER...

14 Aralık tarihinde KKTC'de yapılacak seçimler, Kıbrıs Türk'ün geleceği için de yol gösterici olacak. Muhalefetin AB isteği mi yoksa iktidarın "statükoculuğu" mu öne çıkacak işte bu seçimlerden sonra netlik kazanacak. Başbakan Erdoğan'ın KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada 14 Aralık seçimlerine ilişkin de mesajlar vardı.

Kıbrıs Türkü'nün geleceği açısından önemli bir dönemden geçildiğini işaret eden Erdoğan, ''Bu dönem, milli davamız olan Kıbrıs meselemizde birlik ve dayanışmamızı muhafaza ettirmemizi gerektiren kritik bir süreçtir. Yaklaşık yarım asırdır el ele gönül gönüle sürdürdüğümüz varlık ve özgürlük mücadelesinde, bugüne kadar kat edilen mesafenin temelinde, Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının birlik ve bütünlüğünün muhafaza etmekte gösterdiği kararlılık ve başarı yatmaktadır'' diye konuşuyordu. KKTC'de yakında seçimlerin yapılacağını anımsatan Erdoğan, "Seçimlerin şeffaf ve demokratik bir ortamda cereyan edeceğinden ve Kıbrıs Türkü'nün bu seçimlerden demokrasi daha da güçlenerek çıkacağından eminiz'' diyordu.

Toplumların hayatında seçimlerin demokratik bir aşama olduğuna işaret eden Başbakan, bu süreçte seçim mücadelesi yapılmasının tabii olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyordu.

''Kıbrıs Türkü barış istemektedir. Adil ve kalıcı bir çözümü arzu etmektedir. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın son dönemde atmış olduğu adımlar ve yapmış olduğu açılımlar, bu niyetin açık göstergesidir. Açıkça ifade emeliyim ki, Kıbrıs'ta sadece bir tarafın, KKTC'nin atmış olduğu adımlarla çözüm yönünde ilerleme sağlanması mümkün değildir. Biz, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı bu açılımların, çözüm için heba edilmemesi gereken bir imkân ve fırsat olduğunu düşünüyoruz. Böylelikle karşılıklı güvenin yeniden ihdas edilebileceğine, dolayısıyla adil ve kalıcı çözümün de kolaylaşacağına inanıyoruz. Kıbrıs'ta çözümün yolu eşitlikten geçecektir. Herkesin gerçekleri kabulünden geçecektir. Kıbrıs sorununa çözüm bulunması, Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin müşterek arzu ve hedefidir.''

"ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ ÇÖZÜM OLARAK GÖRMÜYORUZ"

''Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü bir çözüm olarak görmüyoruz'' diyen Başbakan Erdoğan, konuşmasında şu görüşlere yer veriyordu.
''Ancak, varılacak çözümün Kıbrıs Türkleri ve Rumları'nın barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri bir ortamı sağlaması gerekir. Bugün Kıbrıs'ta her açıdan eşit, dini ve dil
i ayrı iki halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır. Kıbrıs'ta çözüm çabaları da bu gerçeklere dayanmalıdır. KKTC ve Türkiye, Kıbrıs
adasında adil ve kalıcı bir uzlaşmanın nasıl sağlanabileceği konusunda geçmişin tecrübelerine ve bugünün
gerçeklerine dayalı yapıcı ortak görüşlere ve tutuma sahiptirler. Türk tarafı olarak bugüne kadar Kıbrıs meselesini azim ve inançla belli bir noktaya getirmiş bulunmaktayız. Bugün Kıbrıs Türk halkı, demokratik ve hukuki yapısıyla KKTC'de varılacak kapsamlı bir uzlaşının eşit ortağı konumundadır.''
Adada 29 yıldır huzur ve istikrar bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydediyordu.
''Dolayısıyla, önemli olan, adada yeniden olaylara ve gerginlikle yol açmayacak kalıcı bir çözüme varılmasıdır. Her
ne pahasına olursa olsun bir çözüme varılması düşünülemez. Zira, böyle bir çözümün yaşaması da mümkün değildir. Kalıcı bir çözüm istiyorsak, öncelikle bunun unsurları vardır: Kıbrıs Türkleri'nin güvenliği, eşit statü, siyasi eşitliğin korunması ve iki kesimliliğinin muhafaza edilmesidir. Çözüm, Türk-Yunan dengesini her halükarda dikkate alacak yeni bir ortaklık temelinde olmalıdır.''

Türk tarafının bu görüşten hareketle BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu her zaman desteklediğini ve desteklemeye dev
am edeceğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuşuyordu.

''Kıbrıs Türk halkının beklentileri, nihai çözümü biçimlendirecektir. Ancak, hem garantör devlet hem de anavatan olma vasfıyla, bunun da altını çiziyorum, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'ta ahdi ve
tarihi hakları ve sorumlulukları bulunmaktadır. Buradan uluslararası camiaya sesleniyorum: Biz Doğu Akdeniz'in geleceğini yani müşterek geleceğimizi belirsizliklerden ve potansiyel istikrarsızlıktan kurtarmak istiyoruz. Barış ve istikrardan yanayız, bunun için de üzerimize düşeni her zaman yapmaya hazırız. Kıbrıs Türk halkının da bu görüş ve beklentilerimizi paylaştığını yakinen biliyorum.''

ÇÖZÜMÜN İŞARETİ SEÇİMDE

Sonuç olarak Kıbrıs sorunun çözümünde ve Erdoğan'ın bundan sonraki yaklaşımlarında seçim sonuçlarının büyük önemi var. KKTC'de kimin ne kadar çözümden yana olduğu ya da 40 yıldır süregelen bir Kıbrıs politikasından yana olduğu partilerin aldığı oylarla biraz daha kendini açık bir şekilde ortaya koyacak. Kısacası, 14 Aralık 2003 tarihinde KKTC'de yapılacak seçimler hem Kıbrıs'ın geleceğini hem Erdoğan ve AKP hükümetinin Kıbrıs sorunun çözümü konusunda atacağı adımları hem de Türkiye'nin AB üyeliğini belirleyici olacak.

HURRIYET 11/12/2003

Rum tarafında seçim sonrası senaryolar

KKTC'de 14 Aralık Pazar günü yapılacak Cumhuriyet Meclisi seçimleri, Kıbrıs Rum kesiminde de yakından takip edilerek çeşitli açılardan değerlendiriliyor.

Rum basınında çıkan haberlere göre, Rum kesimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu, KKTC'de yapılacak seçimleri ''çözümden yana olan güçlerin kazanmasını'' diledi.

Fileleftheres gazetesi, ''Seçimler peşinen hileli'' başlığıyla yayımladığı haberde, Hristu'nun, seçimlerin hileli olacağına ilişkin iddialarına yer verdi.

Haravgi gazetesi de Türk ve Kıbrıs Türk basınına dayandırdığı haberlerinde, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın seçimleri kazanmalarıdurumunda muhalefete hükümet kurma yetkisini vermeyeceğini ileri sürdü.

Politis gazetesi ise ''Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına müdahil olanların, Kıbrıslı Türklerin oy kullanmalarını beklerken ateş üzerinde oturduklarını'' yazdı.
Politis, güvenilir yabancı diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, bu kaynakların KKTC seçimlerinin sonucunu şu üç unsurun belirleyeceğini söylediklerini yazdı:

''-Ali Erel'in Çözüm ve AB Partisi'nin (ÇABP) Meclis'e girişi... Bunun için yüzde 5 oranında oy gerekiyor. Böyle bir durumda, ÇABP ile birlikte Mehmet Ali Talat'ın Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Mustafa Akıncı'nın Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) oluşturduğu muhalefet oluşumu, yeni koalisyon hükümetini hemen hemen oluşturabilecek durumda olacak.

-CTP ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) arasında hangi partinin seçimlerden birinci parti olarak çıkacağı konusu...

-Seçimlerde üçüncü çıkacak partinin seçim sonrası ittifaklarda da belirleyici olması bekleniyor. Üçüncü ve dördüncülüğü BDH ve Demokrat Parti'nin (DP) alacağı değerlendirmesinde bulunuluyor. BDH'nin DP'den büyük bir farkla üçüncü parti olarak çıkması halinde muhalefet, hükümet oluşturabilecek.''

Bu arada seçimleri izlemek üzere gerek Rum kesimi, gerekse Yunanistan'dan çok sayıda gazeteci KKTC'ye geldi.

HURRIYET 12/12/2003

Oy verme işlemi başladı

KKTC'de Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerinin belirleneceği milletvekili seçimleri için oy verme işlemi saat 08.00'de başladı. Kıbrıslılar oylarını bugün saat 18.00'e kadar kullanabilecekler.

Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin yanı sıra, Rum kesimi, Yunanistan, AB ve ABD tarafından da dikkatle takip edilen ve pek çok kesim tarafından "kader seçimi" olarak nitelendirilen seçimler için bugün sandıklara gidecek. Oylarını kullanacaklar arasında devletin üst kademesi ile siyasi parti liderleri de bulunuyor. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş oyunu saat 09.30-10.00 arasında Lefkoşa Mahkemeler Binası'nda 122 no'lu sandıkta kullanacak. İktidarın büyük ortağı Ulusal Birlik Partisi (UBP) lideri Başbakan Derviş Eroğlu Gazimagusa, koalisyonun küçük ortağı Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş Lefkoşa, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat da Girne'de oy kullanacaklar.

Seçimlerde toplam 141 bin 832 seçmen oy kullanacak. Seçimlerin ilksonuçlarının bu akşam 23.00 sıralarında belirlenmesi bekleniyor.

HURRIYET 14/12/2003

AB, Kıbrıs ve gerçekler

Murat Yetkin

Kendimize söylediğimiz gerçekleri Avrupalılar söyleyince neden ağırımıza gidiyor?

14/12/2003 RADIKAL

Avrupa Birliği'nin Brüksel zirvesi sonuç bildirgesinde 'Güneydoğu'daki durum' ve 'kültürel haklar' ifadesinin peşi sıra kullanılması iki gündür Türkiye'de büyük tepkilere yol açıyor.
Doğrusu, bu ifadeler, 57'nci Ecevit hükümetince kabul edilen 8 Kasım 2000 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi'nde de yar almış. Üstelik aynı sıralamayla yer almış. Yani bunda yeni bir durum yok. O kadar yok ki, gelişmelere yakın diplomatlara göre Başbakan
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, Brüksel'deki zirveyi izleyen meslektaşlarımıza perde gerisindeki müzakereleri şeffaflaştırmasa, belki de kimse günlerdir ortada olan bu belgeyi yadırgamayacak.
Aslında belge, bu tartışmanın patlamasına dek, AB konularıyla
ilgilenenler tarafından kabul edilebilir bir metin olarak görülüyordu.
Ankara, beklentilerine yüzde yüz olmasa bile ulaşmış görülüyordu. Türkiye'deki reform sürecinin hızlandığı, etkin uygulama yönünde adım atıldığı, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni karşılam
a yolunda önemli ilerleme sağlandığı ve bütün bunların 'Türkiye'yi birliğe yaklaştırdığı' yazılmıştı.
AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen'in "Kıbrıs çözülmezse, üyelik zora girer" şeklindeki olumsuz ifade önerisi, "Kıbrıs çözüme girerse, üyelik kolay
laşır" şekline sokulmuştu.
Yani Türkiye caydırılmıyor, teşvik ediliyordu. Üyelik perspektifi korunuyordu.
Peki Türk kamuoyunda tepkiye yol açacağı, AB üyeliğinden derin kuşkular duyan kesimlerin eline yeni bir silah vereceği belli olduğu halde, bu ifadel
er belgeye konulmasa olmaz mıydı? Olurdu. Biraz daha bastırılsa olabilirdi. AB cephesinde Türkiye'yi istemeyenler Kıbrıs'ta 2004 yılında çözüm ihtimalinden bu kadar endişelenmeseler olabilirdi. Ama madalyonun diğer yüzüne de bakalım.
Güneydoğu'daki durum
çok mu iyi? Erdoğan ve Gül Brüksel'deyken Van'da bir mahkemenin şiddet içermeyen ilan panolarını salt Kürtçe diye kaldırtması uygulamada sorun olduğunu göstermiyor mu? Hükümetin, tamamen kendi elinde olan anadilde yayın yönetmeliğini yürürlüğe koymaması, kültürel hakların uygulanması gereğini göstermiyor mu?
Evet, Civan Haco'nun Suriye'den gelip güneydoğu illerinde Kürtçe konser vermesi, İsveç'te Kürtçe yazan Mehmet Uzun Diyarbakır'da imza günü düzenlemesi, yine Diyarbakır'da Kürtçe uluslararası konferansl
ar düzenlenmesi, kültürel haklar açısından büyük adımlar. Peki Dışişleri Bakanı'nın geçen pazar Kanal 7 televizyonunda Fehmi Koru ve Akif Beki'ye "Siz de yarın başvurup Kürtçe ya da başka dilde yayın yapabilirsiniz" demesinden üç gün sonra, RTÜK Başkanı Fatih Karaca'nın canlı yayında Mehmet Ali Birand ile Ferhat Tunç'un türküsü yüzünden birbirine girmesine ne demeli?
Yine tepkiye yol açan 'makroekonomik dengesizlikler ve yapısal yetersizlikler' ifadesinin neresi yanlış? Bu ifade, üyelik müzakerelerinin baş
laması ardından gündeme gelmesi gereken ekonomik kriterlerin şimdiden gündeme getirilmesi yönünden eleştirilebilir. Ancak hükümetin IMF ile anlaşarak yıllık geliri 1500 doların altındaki illere teşvik vermesi bile çok şey anlatmıyor mu?
Bizim kendimize sö
ylemekten çekinmediğimiz gerçekleri, parçası olmak için 40 yıldır kapısında beklediklerimiz söyleyince mi ağırımıza gidiyor? O zaman, bu felaket koşulları düzeltmek için daha çok çaba harcamak gerek; gerçekleri yadsımak yerine.

Kıbrıs'ta hesaplar değişiyor
Ankara'daki batılı büyükelçilikler, bugün Kuzey Kıbrıs'ta yapılan seçimlerin sonucunu çoktan kabullenmiş görünüyorlar.Bir koalisyon hükümeti kurulacağına ve Denktaş'ın müzakereci olarak görev başında kalacağına inanıyorlar.
Bu nedenle ağırlığı Denktaş'
lı (ve Papadopulos'lu) bir çözüm arayışına yöneltmiş durumdalar.
Türk Dışişleri de KKTC'de yeni kurulacak hükümetle yeni arayışlara girecek gibi görünüyor. Ancak batılı büyükelçiliklerin bir saptaması var. Kıbrıs'ta bir çözüm formülünün, Denktaş tarafında
n kabulü ancak Ankara'daki dört kurumdan tek ses çıktığında mümkün: Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay. Batılılar bu dört kurumun tek sesten çözüm istediği gün, çözümün geleceğine inanıyorlar.

Kıbrıs için akşamı beklerken, azıcık da Popstar lafı edelim mi?

Hakkı Devrim

14/12/2003 RADIKAL

Bugün bir kulağınız Kıbrıs'ta olacak biliyorum. KKTC'de seçimler var.
Daha önceki seçimlerin farkında bile olmazdık, değil mi? Kimin kazanacağı önceden belli olduğuna göre... Bu defa, Kuzey Kıbrıs için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir hadise. Sebep, Türkiye'nin de, KKTC'nin de Avrupa Birliği'nde yer almayı istemesi.
Perşembe öğleden sonra, CNN Türk'te Yavuz Baydar'ın KKTC'de yönettiği So
ru-Cevap programına, Kıbrıslı yedi siyasî partinin yedi başkanı da katıldı. Başbakan Derviş Eroğlu, Rauf Bey'in oğlu Serdar Denktaş, önde gelen muhalif Mehmet Ali Talat... Hepsini saymayayım. Meclisteki 50 sandalye
için mücadele edecek yedi parti. Baydar'ın ustalık ve sükûnetle yönettiği
tartışma dönüp dolaşıp Annan Planı'na dayanıyor.
Bu iki cephe kısaca çözüm taraftarları (muhalefet) ve çözüm aleyhtarları (muvafakat) diye adlandırılıyor.
İktidarın sözcüleri diyebileceğimiz Derviş Eroğlu ile genç Denkt
aş'ın muhalefet temsilcileriyle çok ters düşmeden birlikte çalışabilmelerini temenni ederim.
Baba Denktaş'a da örnek olmaya çalışsınlar.
Demokratik olduğuna inanmadığım bir düzende yapılan seçimlerle, pek de ilgilenemiyorum. Benim için demokrasinin ilk ş
artı, iktidarın belli sürelerde el değiştirmesidir. Biri oraya oturmuş yerinden kalkmıyorsa, ağzıyla kuş tutsa... I-ıh, bana göre değil.
Zihnimde Kıbrıs çekmesi kilitlenmiş gibi bir rahatsızlık. Bugün olmasa da,
önümüzdeki dört ayda ister istemez açılaca
k.
*
Pazarın sohbet konusu Popstar Yarışması olsun mu, diyordum. Bir an duraksadım: çok mu yer verdik biz bu yarışmaya? Yooo! Baktım, o da birkaç yerde (en son Safiye Ayla-Zeki Müren Ses Yarışması vesilesiyle) değinip geçmişiz.
Cuma, cumartesi akşamları
yarışmacıların «halipürmelal»ini seyredeniniz olmuştur. Ben devamlı takipçisiyim bu programın; merakımı gidermekten çok, ibret almak, toplu tercihlerimiz hakkında biraz daha bilgi edinmek için. «Sonunda hangi yarışmacı kazanır?»dan çok başka sualler var zihnimde.
Geçen hafta sonu Timur Selçuk, Popstar'ın jüri üyelerinden «yetenek yöneticisi» (yeni yeni meslekler öğreniyoruz) Ahmet San ve ben, bilhassa buluşup bu konuyu tartıştık.

Popstar kimdir?

Cevabını aradığımız ilk sual buydu. Neler dendi?
«Kendine baktıran kişi».
«Kitleleri peşinden sürükleyen sanatçı».
«Şu üç niteliği bir araya getirebilen şarkıcı: kulak, karizma ve ses».
«Popstar deyince Türkiye'de ilk akla gelenler, Tarkan ve Ajda Pekkan».
«Prof. Ünsal Oskay, yarışma jürisinin anlayışını ş
öyle özetliyor: Jüri «Popstar olmak kolay değil. Bin bir engelle, sizi üzecek olaylarla karşılaşacaksınız. Sabırlıysanız popstar olabilirsiniz. Burada biz sizi biraz üzeceğiz» diyor.
Bence en anlamlı tarifi Timur Selçuk yaptı: «Popstar'da şeytan tüyü
olm
ası lazım». Yani «Herkesçe sevilmesini sağlayan
bir özelliği».

Jüri'nin hali

İki açıdan değerlendirildi:
Bu sınavı veya seçimi yapanlar, kimdi bu dört kişi?
Yarışmacıları hırpalamak isteyişleri, 44 ülkede uygulanmakta
olan aynı formatın gereği miydi?
Yarışmacılar kadar, belki onlardan da çok jüri üzerinde duruldu. Tanınmamış biri vardı aralarında, bana hep rahmetli halamın bir sözünü hatırlattı: «Tenekenin boşu daha çok tangırdar» derdi.
Bu delişmen genç adam yarışmacıları bile geride bıraktı dene
bilir.

Yarışmacılar

İlk seçilenler 4 000 kadarmış. Televizyonda
13 kişiydiler. Bir heves, bir gayret... Katıldıklarına memnun, ama yol boyu perişan oldular. Fizik engelliden cinayet suçlusuna, Türkçe'yi zor söken Rus kızına kadar çeşidi boldu.
Onların halini en iyi Ali Saydam anlattı sanırım: «Bu programın özünde var bir davranış bozukluğu. Coleseum'da kölelerin aslanlara yem edilmesi, arenada zavallı boğaların matadorlar tarafından şişlenmesi gibi... Bunlara duyulan hayranlık. Love to hate («Nefret e
tmeyi sevme») anlayışının bir uygulaması» diyordu.

Aklım ermiyor

Bu kavramları, terimleri bilmediğim için, yarışmayı seyrederken duyduğum huzursuzluğu ben hep, «Bunlar bizim davranışlarımız değil, bizde, hele genç insanlara ve herkesin gözü önünde böyle muamele edilmez» dedim durdum.
Ünsal Oskay, «Aşağılanan küçük insanı gören yüz binlerce küçük insan»ın duyduğu «marazî bir hoşnutluk»tan söz ediyor. Ürpertici değil mi? «Jüri üyeleri böyle davranmazsa, program cazibesini kaybeder».
Ben Dadı dizisi gibi
, BBG'deki tartışmalar gibi, bu Popstar Yarışması ve Ben Evleniyorum macerası gibi programlar, bizim tabiatımıza aykırıdır, düşüncesine takılıp kaldım. Ben ki Yasemin Yalçın'ın İtilmiş ile Kakılmış'ındaki bitmez tükenmez dayak sahnelerinden de bîzar olmuştum.
Ali Saydam da hayretini söylüyor: «Toplumun değerleriyle bağdaşmayan hiçbir iletişim faaliyeti başarıya ulaşmaz sanırdım. Oysa Popstar ve Ben Evleniyorum programları halkın ortak değerlerinin semtine bile uğramadığı halde reyting rekorları kırıyor».
Benim akıl erdirmem şart değil galiba.

Kıbrıs'ta tarihi seçim

Kuzey Kıbrıs halkı, genel seçimler için bugün sandık başına gidiyor. Seçimler, Kıbrıs'taki siyasi soruna Annan Planı çerçevesinde çözüm ve AB üyeliği açısından referandum niteliği taşıyor

14/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs, adanın birleşmiş halde AB üyeliğini öngören Annan Planı'nın taraftarları ile karşıtları arasında amansız bir çekişmeye dönüşen genel seçim için bugün sandık başına gidiyor.
Tüm dünyanın yakından takip ettiği 'kader seçimi'nde, bu sabahtan itibaren 141 bin 471 kayıtlı seçmen için 554 sandık açıldı. Seçimle ilgili haber ve yorum yasağı saat 19.00'da kalkıyor. Yüksek Seçim Kurulu, partilerin oy oranları ve çıkaracakları vekil sayıları dahil sonuçların gece 23.00'te
belirleneceğini, kazananların daha sonra ortaya çıkacağını belirtti.
Seçime, yedi partiden 350 aday ile iki bağımsız aday katılıyor. İktidar ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti'nin (DP) yanı sıra, Milliyetçi Barış Partisi (MBP) ile Kıbrıs Adalet Partisi (KAP), Annan Planı'na karşı. Ana muhalefeteki Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) yanı sıra, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ile işadamlarının kurduğu Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) planı destekliyor. 50 san
dalyeli meclise girebilmek için, yüzde 5 oy barajının aşılması gerekiyor.

Sistem kafa karıştırıcı
Oy atma sistemi biraz kafa karıştırıcı. Seçmen, mühür, mühür+tercih ve karma oy olmak üzere üç ayrı yöntemle oy kullanabiliyor. Sadece mühür vurulması, başka işleme gerek bırakmadığından, partileri en çok memnun eden yol. Mühür+tercih halinde, tercihlerin mühür vurulan partinin listesinden yapılması zorunlu. Karma oyda ise, farklı parti listelerinden ve bağımsız adaylar arasından tercih yapılabiliyor, ancak g
eçerli olması için herhangi bir partiye mühür vurulmaması gerekiyor.
Mühür+tercih yapan seçmen o ilçenin çıkaracağı vekil sayısının yarısı kadar, karma oy kullanan o ilçenin çıkaracağı vekil sayısının en az yarısı kadar tercih yapmak zorunda. Aksi halde o
ylar geçersiz sayılıyor. Lefkoşa 16, Mağusa 13, Girne dokuz, Güzelyurt yedi, İskele beş vekil çıkarıyor. Bir partiye vurulan mühür, o partiye bölge vekili sayısı kadar oy getiriyor. Mühüre ek olarak aynı partiden yapılan tercihler ise sadece parti içi avantaj sağlıyor. Karma oydan bir partiye gelen oy sayısı, adaylara verilen tercih sayısı kadar.

Denktaş: Dava açarım

14/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, genel seçimi ezici çoğunlukla kazanmadıkça çözüm ve AB yanlısı muhalefete hükümeti kurdurtmayacağı tehdidinin ardından şimdi de Anna Planı'nı başarısızlığa uğratacak başka bir kozu gündeme getirdi. Denktaş, muhalefet iktidara gelir de plana imza atarsa dava açacağını söyledi. KKTC lideri "Meclis'te büyük çoğunluk kazanırlarsa, görevim çoğunluğa hükümeti kurma görevi vermektir. Bunu aldıktan sonra Annan Planı'nı imzalamaya kalkarlar. Bu plan, Kıbrıs'ın kuruluşunda rol oynayan, 1960 anlaşmalarıyla Türkiye ve bize verilen hakları yok farz etmektedir. Dolayısıyla tahmin ederim hakkım vardır, mahkemeye veririm, imzalayamazsınız" dedi.

Erdoğan: Kıbrıs'ta çözüm için samimi gayretimiz sürecek

ANNAN'IN İYİ NİYET MİSYONUNA DESTEK... Erdoğan: Türkiye tam bir açıklık ve kararlılıkla Kıbrıs sorununun çözümü için samimi gayret göstermeye devam edecektir. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu destekliyoruz. KKTC'de yapılacak seçimin ardından Türkiye, üzerine düşen adımları atacak

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye tam bir açıklık ve kararlılıkla Kıbrıs sorununun çözümü için samimi gayret göstermeye devam edecektir. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu destekliyoruz" dedi. Erdoğan, KKTC'de yapılacak seçimin ardından Türkiye'nin üzerine düşen adımları atacağını da söyledi.

AB devlet ve hükümet başkanları zirvesi ve Hükümetlerarası Konferans (HAK) toplantılarında Türkiye'yi temsil eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusuna değindi.

Başbakan Erdoğan, basın toplantısında daha sonra Kıbrıs konusuyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, "Kıbrıs konusu ile ülkemizin AB hedefleri arasında kurulan bağlantı zirve sonuç bildirisinde farklı bir ifade tarzı ile yer almıştır. AB, Kıbrıs konusunun çözümünün üyelik müzakerelerinin açılması için bir kriter olmadığını, 1999 Helsinki zirvesinden bu yana tarafımıza ifade etmektedir. Türkiye tam bir açıklık ve kararlılıkla Kıbrıs sorununun çözümü için samimi gayret göstermeye devam edecektir. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu destekliyoruz. Kıbrıs konusunun Türkiye'nin üyeliğinden bağımsız biçimde kendi mecrasında ele alınması, ayrıca çözüm için sadece Türk tarafının değil, Rum tarafının da teşvik edilmesi gereğini bir kez daha vurgulamak isterim" dedi.

AB'nin İstanbul'da meydana gelen terör saldırılarını şiddetle kınaması ve terörizmle mücadele konusunda Türkiye'ye verdiği desteği memnuniyetle karşıladığını ifade eden Erdoğan, "Sınır tanımayan bir bela olan terörizmle mücadelenin ancak uluslararası toplum tarafından birlikte gerçekleştirilebileceği bir kez daha teyit edilmektedir" diye konuştu.

Erdoğan KKTC'de yapılacak seçimin ardından Türkiye'nin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getireceğini ve tüm adımları atacağını söyledi.

Erdoğan konuşmasını, "AB'ye katılmamız, hükümetimizin temel siyasi ve stratejik hedefi olmaya devam edecektir. Kopenhag siyasi kriterlerini her anlamda yerine getirmek için çalışmalarımızı aralıksız biçimde ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri haline getirmeye kararlıyız. Esasen zirve bildirisinde de Türkiye'ye bu mesaj verilmiş ve müzakerelere hazırlık çalışmalarını daha ileri götürülmesi istenmiştir. Çabalarımızın AB tarafından da layıkıyla değerlendirileceğine inanıyorum. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik perspektifi Türkiye için bir medeniyet projesi olduğu gibi AB için de stratejik bir zenginliktir" diyerek bitirdi.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in KKTC'deki seçimlere hile karıştığını söylediğini hatırlatan bir gazeteciye yanıt veren Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de, "Seçimlerin düzgün yapılacağını o da biliyor. Seçimlerden sonra çözüme yönelik gayretlerin yapılmasını herkes bekliyor. Kim kazanırsa kazansın, seçimlerden sonra çözüme yönelik bir gayretin başlamasını beklediğini ifade etti. Bunun ötesinde bana seçimlere gölge düşürecek herhangi bir şey söylemedi, muhalefet, iktidar ayırımı yapmadı" dedi.

KIBRIS 14/12/2003

Kaderiniz elinizde

BUGÜN SEÇMEN KONUŞACAK... Aylardan beri Kıbrıs Türk halkı yanında dünya tarafından da yakından izlenen, ülkedeki tüm sorunları gündemden düşüren, Kıbrıs sorununa endeksli niteliği nedeniyle tüm kesimler tarafından "kader seçimi" olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde sona gelindi. Artık herkes susacak ve bugün seçmen konuşacak

SAAT 19.00'A KADAR YASAKLAR VAR... Yoğun ve gergin bir ortamda ancak demokratik bir şekilde devam eden propaganda dönemi dün saat 18.00'de sona erdi ve yasaklar başladı. Seçim yasakları bugün de oy verme süresince geçerli olacak. Seçim yasakları uyarınca bugün saat 19.00'a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

OY VERME SAAT 08.00'DE BAŞLIYOR... KKTC genelinde oy verme işlemi bu sabah 08.00'de başlıyor ve 18.00'e kadar devam ediyor. Kayıtlı 141 bin 832 seçmen ülke genelinde kurulacak toplam 554 sandıkta yeni milletvekillerini belirlemek için oy kullanacak. Oy kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı bilmek yeterli. Kayıtlı seçmen kimliğini ispatlayıcı bir belge ile oy kullanabilecek. Bu belge de kimlik kartı, polis kimlik kartı, pasaport veya sürüş ehliyeti

ÖZEL DURMU OLANLAR NE YAPACAK?... Seçim Yasası uyarınca görme özürlüler, felçliler veya benzeri bedeni sakatlıkları olanlar, kendi istemleri üzerine diledikleri bir seçmenin yardımıyla oylarını kullanabilecekler. Ancak okuma-yazma bilmeyenler sandık başında başka bir seçmenden yardım isteyemeyecekler. Bu durumdaki seçmen talebi halinde sandık başkanının tarifiyle oyunu kullanabilecek.

BİN 850 KİŞİ GÖREV YAPACAK... Sandıklarda ve ilçe seçim kurullarında yaklaşık 1850 kişi görev yapacak. Sandık kurulları saat 07.00'de sandık başında toplanarak önce ant içecekler. Sandık görevlileri, "Hiçbir etki altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirlenmesi için görevimi yasaya göre dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim" şeklindeki yeminin ardından göreve başlayabilecekler

Aylardan beri Kıbrıs Türk halkı yanında dünya tarafından da yakından izlenen, ülkedeki tüm sorunları gündemden düşüren, Kıbrıs sorununa endeksli niteliği nedeniyle tüm kesimler tarafından "kader seçimi" olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde sona gelindi. Artık herkes susacak ve bugün seçmen konuşacak.

Yoğun ve gergin bir ortamda ancak demokratik bir şekilde devam eden propaganda dönemi dün saat 18.00'de sona erdi ve yasaklar başladı. Seçim yasakları bugün de oy verme süresince geçerli olacak.

Seçim yasakları uyarınca bugün saat 19.00'a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

Yasaklar çerçevesinde bugün ayrıca alkollü içki satılamayacak ve içilemeyecek. Bütün eğlence yerleri oy verme süresince kapalı olacak, lokantalar sadece yemek verebilecek. Emniyet güçleri dışında hiç kimse silah taşıyamayacak.

Oy verme 08.00'de başlıyor

KKTC genelinde oy verme işlemi bu sabah 08.00'de başlıyor ve 18.00'e kadar devam ediyor.

Kayıtlı 141 bin 832 seçmen ülke genelinde kurulacak toplam 554 sandıkta yeni milletvekillerini belirlemek için oy kullanacak.

Oy kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı bilmek yeterli. Kayıtlı seçmen kimliğini ispatlayıcı bir belge ile oy kullanabilecek. Bu belge de kimlik kartı, polis kimlik kartı, pasaport veya sürüş ehliyeti.

Resmi belgelerine herhangi bir nedenle polis tarafından el konulan seçmenler, polis müdürlüklerinden alınacak bu belgelerden birinin onaylanmış fotokopisiyle oylarını kullanabilecekler.

Yaşlılar ve okuma-yazma bilmeyenler

Seçim Yasası uyarınca görme özürlüler, felçliler veya benzeri bedeni sakatlıkları olanlar, kendi istemleri üzerine diledikleri bir seçmenin yardımıyla oylarını kullanabilecekler.

Ancak okuma-yazma bilmeyenler sandık başında başka bir seçmenden yardım isteyemeyecekler. Bu durumdaki seçmen talebi halinde sandık başkanının tarifiyle oyunu kullanabilecek.

Sandık görevlileri saat 07.00'de yeminle başlıyor

Sandıklarda ve ilçe seçim kurullarında yaklaşık 1850 kişi görev yapacak. Sandık kurulları saat 07.00'de sandık başında toplanarak önce ant içecekler. Sandık görevlileri, "Hiçbir etki altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirlenmesi için görevimi yasaya göre dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim" şeklindeki yeminin ardından göreve başlayabilecekler.

Başvurulabilecek telefonlar

Vatandaşlar, herhangi bir bilgi talebi veya sandık numarasını öğrenmek için ilçe seçim kurullarına telefonla başvurabilecekler.

Lefkoşa İlçe Seçim Kurulu (2273047-2274155-2275086), Mağusa ve İskele (3662332-3664068), Girne (8157246-8159095) ve Güzelyurt İlçe Seçim Kurulu da (7146231-7146318-7142155) numaralı telefonlardan aranabilecek.

Oyumuzu nasıl kullanacağız

Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca, seçmenin sandık başında mühür, mühür+tercih ve karma oy olmak üzere 3 ayrı yöntemle oyunu kullanma olanağı var.

Sadece mühür vurulması durumunda başka herhangi bir işleme gerek yok.

Hem mühür, hem tercih halinde ise, tercihlerin mühür vurulan partinin listesinden yapılması zorunlu. Tercihler de o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının yarısı kadar olmak zorunda. Mühür vurulup tercihler başka partinin listesinden yapılması durumunda, tercihler geçersiz sayılır.

Hangi ilçede kaç tercih

Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca seçmen, o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının yarısı kadar tercih yapabiliyor. Milletvekili sayısının yarısı belirlenirken de kesirler dikkate alınmıyor.

İlçelerin çıkaracağı milletvekili sayısı ile buna bağlı olarak yapılabilecek tercih sayısı şöyle:

16 milletvekili çıkaracak olan Lefkoşa'da tercih sayısı 8.

13 milletvekili çıkaracak Mağusa'da seçmen 6 tercih yapabilecek.

9 milletvekili çıkaracak Girne'de tercih sayısı 4.

7 milletvekili çıkaracak Güzelyurt'ta seçmen 3 tercih yapabilecek.

5 milletvekili çıkaracak İskele'de ise tercih sayısı 2.

Karma oy

Sandık başındaki seçmen için üçüncü yöntem ise karma oy.

KKTC seçim sistemi uyarınca seçmen, farklı parti listelerinden ve bağımsız adaylar arasından tercih yaparak karma oy da kullanabiliyor. Ancak karma oyun geçerli olması için herhangi bir partiye mühür vurulmaması gerekir.

Karma oy kullanan seçmen, o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının en az yarısı kadar adaya tercih yapmak zorunda. Bu rakamın altında kalan oylar geçersiz sayılıyor.

Bu durumda karma oy kullanan seçmen Lefkoşa'da en az 8, en fazla 16; Mağusa'da en az 6, en fazla 13; Girne'de en az 4, en fazla 9; Güzelyurt'ta en az 3, en fazla 7 ve İskele'de de en az 2, en fazla 5 tercih yapmak zorunda.

Oylar ne zaman geçersiz sayılır

Birden fazla partiye mühür vurulması, aynı dörtgene birden fazla mühür basılması, mührün dörtgen dışına basılması hallerinde, ayrıca karma oy kullanırken tercih sayısında kurallara uyulmaması halinde o oy geçersiz sayılır.

Bir partiye mühür vurulmasının ardından tercihlerde hata yapılması halinde ise, sadece tercihler geçersiz olur, mühür kabul edilir.

Partilerin alacakları oylar nasıl hesaplanıyor

Bir partiye vurulan mühür, o partiye bölge milletvekili sayısı kadar oy getiriyor. Mühre ek olarak aynı partiden yapılan tercihler ise, sadece parti içi avantaj sağlıyor, ilgili partiye diğer partilere göre ek veya daha az avantaj sağlamıyor.

Karma oydan bir partiye gelen oy sayısı ise, adaylara verilen tercih sayısı kadar.

Örneğin, 16 milletvekili çıkaracak Lefkoşa'da (X) partiye vurulan mühür, o partinin hanesine (16) oy olarak yazılır. Aynı partiye karma oydan gelen 3 tercih de (3) oy olarak kaydedilir.

Yüzde 5 baraj bulunan KKTC'de, partilerin aldıkları oy sayısı bu yöntemle belirlendikten sonra, aldıkları oy oranına göre çıkaracakları milletvekili sayısı belirlenir.

Cumhuriyet Meclisi'ndeki 50 sandalyenin yeni sahipleri ile yeni hükümeti belirleyecek 14 Aralık milletvekilliği seçimlerine, 7 siyasi parti 350 adayla katılıyor. Seçimlerin 3 de bağımsız adayı var.

Pusulalardaki 8 aday seçilemeyecek

Parti listelerinde seçime katılan 350 adaydan 7'si, pusulada seçime katılmalarına karşın çeşitli nedenlerle milletvekili seçilemeyecekler. Tümü de Kıbrıs Adalet Partisi listesinden olan bu 7 adayın bazıları istifa, Parti Başkanı Oğuz Kalelioğlu dahil bazıları da milletvekilliği şartlarına uymadıkları için pusulada yer almalarına karşın seçilemeyecekler.

3 bağımsız adaydan Soner Engin de pusulada seçime katılmasına karşın, geçtiğimiz gün adaylıktan çekilmesi nedeniyle adaylığı düşmüş durumda.

KIBRIS 14/12/2003

ABD: Kıbrıs'ta çözüm, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini kolaylaştıracağını vurguladı


PRATİKTE KOLAYLAŞTIRICI_ ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs konusunun, teknik olarak Türkiye'nin AB üyeliği önünde önkoşul niteliği taşımadığını söyledi. Ancak pratikte, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin AB üyeliğini kolaylaştıracağını vurguladı

AB ÜYELİĞİ DE İYİ ÇÖZÜM DE_ Boucher: Türkiye'nin AB üyeliği de Kıbrıs meselesinin çözümü de iyi şeyler. Biz, bu ikisinin de gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. ABD, Türkiye'nin AB üyeliğini daima desteklemiştir

ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs konusunun, teknik olarak Türkiye'nin AB üyeliği önünde önkoşul niteliği taşımadığını söyledi. Ancak pratikte, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin AB üyeliğini kolaylaştıracağını vurguladı.

Boucher, KKTC'de bugün yapılacak seçimlerle ilgili ise yorum yapmadı.

KKTC'de yapılacak kritik seçimlere artık saatler kala Kıbrıs meselesi ve Türkiye'nin AB süreci, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın brifinginde de tartışıldı.

ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs konusunun, teknik olarak Türkiye'nin AB üyeliği önünde önkoşul niteliği taşımadığını söyledi. Ancak pratikte, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin AB üyeliğini kolaylaştıracağını vurguladı.

Sözcü Boucher, "Zaten Türkiye'nin AB üyeliği de, Kıbrıs meselesinin çözümü de iyi şeyler. Biz, bu ikisinin de gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. ABD, Türkiye'nin AB üyeliğini daima desteklemiştir" dedi.

Boucher, KKTC'deki parlamento seçimleri konusunda ise son dakika yorumu, yapmadı. Ancak ABD'nin, seçimde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs çözüm planını desteklediği gerekçesiyle muhalefetten yana tutum belirlediği biliniyor.

Weston, Ankara'ya gidiyor

Washington yönetimi, seçimin sonucu ne olursa olsun Annan Planı temel alınarak çözüm görüşmelerinin hemen başlatılmasını istiyor.

Bu doğrultuda ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da önümüzdeki hafta Ankara'ya gidiyor.

18 Aralık'ta Ankara'da olması beklenen Weston, Atina ve Kıbrıs'ta da temaslarda bulunacak.

ABD, Türk tarafından gelecek alternatif bir çözüm planının ise, diğer taraflarca kesinlikle kabul edilmeyeceğini belirtiyor.

KIBRIS 14/12/2003

KKTC seçime odaklandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kritik seçime saatler kaldı. Oy verme işlemi 08.00’da başlayacak, 18.00’da sona erecek.

NTV

13 Aralık 2003— KKTC’deki milletvekilliği seçiminde toplam 141 bin 471 kayıtlı seçmen sandık başında gidecek

KKTC seçimleri Lefkoşa, Girne, Magosa, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 merkez ilçede düzenleniyor. Her ilçe, Cumhuriyet Meclisi’nde, nüfusu oranında milletvekili kontenjanına sahip bulunuyor. Başkent Lefkoşa 16, Magosa 13, Girne 9, Güzelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak.
Seçimde, Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve
Demokrasi Hareketi, Milliyetçi Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi ile Kıbrıs Adalet Partisi olmak üzere 7 parti yarışıyor.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, seçim sonuçlarının bu gece saat 23.00 sıralarında belirleneceğini tahmin ettiklerini söyl
edi.

Reddetsem de görüşebilirim
Kıbrıs Türkü, "kader seçimi'' olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde, 5 yıl süreyle görev yapacak yeni dönem milletvekillerini belirlemek üzere bugün saat 08.00'den itibaren sandık başına gidecek.

Annan planı ve Kıbrıs sorununa endekslenen seçimi, muhalefet partileri "AB için referandum" şeklinde sunarken, iktidar ortakları ve sağ muhalefet, "Rum'a teslim olmak" şeklinde ortaya koydu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bugün yapılacak seçim öncesinde son mesajlarını, Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti genel merkezlerini ziyareti sırasında verdi. UBP ve DP genel merkezlerini ziyaret ederek desteğini belirten Denktaş, yaptığı konuşmada, kamuoyu yoklamalarının, seçimi, devletten yana tavır koyanların kazanacağını gösterdiğini belirterek, "hayırlı uğurlu olsun demek için geldiğini'' kaydetti. Uzun süre idarede kalmanın getirdiği bazı şikayetlerin olabileceğini belirten Denktaş, "Ama bunları, birlikte, seçimden sonra el ele verip halledeceğiz. Bugünkü hesap bu hesap değildir'' dedi. Annan planına karşı çıkmanın, "hiç görüşmeyeceğiz'' demek olmadığının altını çizen Denktaş, Annan planının, BM Genel Sekreteri'nin sunduğu dördüncü plan olduğunu, bu planlardan üçünü Rumların reddettiğini ve hiç kimsenin bugün Türk tarafına yapılan baskıyı Rumlara yapmadığını anlattı.

"BİZİ BIRAKMADILAR"
Denktaş, şöyle konuştu; "Avrupa'nın ve Amerikalıların büyük bir pişkinlikle ağırlıklarını muhalefetten yana koymaları, halkımızın çok iyi düşünmesini gerektiren bir durum yaratmıştır. Bunlar bizi çok sevdiklerinden mi, bütün ağırlıklarını o tarafa koydular? Halkımızı yalnız bırakmadılar, rahat etsin, rahatlıkla seçim yapsın. Ve meseleyi, Türkiye'den Kıbrıs'ı ayırmak, AB yoluyla dolaylı Enosis yapmak meselesi haline getirdiler. Rumlar ne diye bütün ağırlıklarını diğer taraftan (muhalefetten) yana koymuşlardır, bizi sevdiklerinden mi? Yoksa Simitis'in, Hristofyas'ın söylediği gibi milli davaları için mi? Halkımız ve gençlik bunları çok iyi düşünsün. AB'ye başımız dik girme var. O da statümüzün belirlenmesinden sonra olur. Statümüzü bugün kabul etmeyenler, yarın AB içinde bizi toz ederler toz! Kimliksiz, kişiliksiz, egemenliği olmayan bir halk, bir Rum cumhuriyetinde azınlıktan başka bir şey değildir.''

"NE REFERANDUMU?"
Muhalefetin seçimleri referandum haline getirdiğini de kaydeden Denktaş, "Neyin referandumu; Annan planıyla AB'ye girme referandumu'' dedi. Denktaş, muhalefetin "gel'' dediği yola Rum ve Yunan liderlerin davet ettiğini belirtti.

SABAH 14/12/2003

KKTC'de oy verme işlemi başladı

KKTC'de Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerinin belirleneceği milletvekili seçimleri için oy verme işlemi saat 08.00'de başladı.

Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin yanı sıra, Rum kesimi, Yunanistan, AB ve ABD tarafından da dikkatle takip edilen ve pek çok kesim tarafından ''kader seçimi'' olarak nitelendirilen seçimler için bugün sandıklara gidecek. Kıbrıslılar oylarını bugün saat 18.00'e kadar kullanabilecekler.

ZAMAN 14/12/2003

KKTC halkı geleceğini oyluyor

KKTC halkı bugün geleceğini oylamak üzere sandık başına gidiyor. Seçimlerin, Annan Planı için bir referandum niteliğinde olduğu yorumu yapılıyor

KKTC'de, aylardan beri Kıbrıs Türk halkının yanı sıra dünya kamuoyu tarafından da yakından izlenen seçim sürecinin sonuna gelindi. Kıbrıs Tü
rkü, ''kader seçimi'' olarak nitelenen milletvekilliği genel seçimlerinde, 5 yıl süreyle görev yapacak yeni dönem milletvekillerini belirlemek üzere bugün saat 08.00'den itibaren sandık başına gidecek. Nüfusa kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelinde kurulacak toplam 554 sandıktan oy kullanacak. Dün akşam üzeri saat 18.00'de başlayan propaganda yasağı bugün oy verme süresinin sonuna kadar uygulanacak. Seçim yasakları uyarınca saat 19.00'a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak. Ayrıca yine yasaklar çerçevesinde alkollü içki satılamayacak ve içilemeyecek.

Sandık kurulları saat 07.00'de sandık başında toplanarak görevlerine ant içerek başlayacaklar. Seçimde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9, Gü
zelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak. Seçime, 7 siyasi parti 350 adayla katılıyor. Seçimlerin 3 de bağımsız adayı var. Parti listelerinde seçime katılan 350 adaydan 7'si, pusulada seçime katılmalarına karşın çeşitli nedenlerle milletvekili seçilemeyecek.

Hangi partiler katılıyor?

Partiler ve liderleri şöyle sıralanıyor: Başbakan Derviş Eroğlu - UBP (Ulusal Birlik Partisi), Serdar Denktaş - DP (Demokrat Parti), Mehmet Ali Talat - Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Cumhuriyetçi Türk Partisi, sendikalar
ve sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla CTP-Birleşik Güçler adını aldı. Mustafa Akıncı - BDH (Barış ve Demokrasi Hareketi), Ali Erel-ÇABP (Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi), Oğuz Kalelioğlu - KAP (Kıbrıs Adalet Partisi) ve Ertuğrul Hasipoğlu ile Ali Rıza Görgün eşbaşkanlığındaki MBP (Milliyetçi Barış Partisi).

AKSAM 14/12/2003

KKTC'liler Sandık Başında

141 bin 832 seçmen oyunu kullanıyor, oy verme işlemi 18.00'de bitecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halk Cumhuriyet Meclisi'nin yeni milletvekillerini seçmek üzere bugün (14.12.2003) sandık başına gidiyor.

Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak milletvekili seçiminde, 141 bin 832 seçmen toplam 554 sandıkta Cumhuriyet Meclisi'nin yeni sandalye dağılımını belirleyecek.

Saat 08.00'de başlayan oy verme işlemi,18.00'e kadar devam edecek.

Cumhuriyet Meclisi'ndeki 50 sandalyenin yeni sahipleri ile yeni hükümeti tayin edecek seçimlere 7 siyasi parti 350 adayla katılıyor. Seçimlere 2 aday da bağımsız olarak iştirak ediyor.

Türkiye ve dünya kamuoyunda ilgi ve merakla beklenen seçim sonuçlarının bugün gece geç saatlerde netleşeceği tahmin ediliyor.

1976 yılından bu yana 6. kez sandık başına gidecek olan Kuzey Kıbrıs Türk halkı için seçimler, bir anlamda Kıbrıs'ın geleceğine ve Annan planına ilişkin referandum niteliği taşıyor.

Serdar Denktaş:"Dış Mihrakların Beklentilerini Boşa Çıkarmalı"
KKTC'de Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, milletvekili seçimlerinde oyunu ailesiyle birlikte kullandı.

Eşi Müge Denktaş, oğlu Rauf Denktaş, kızı Güler Denktaş ile birlikte oy kullanan Serdar Denktaş, kızının ilk kez oy kullandığını belirterek, "İlk oyunu doğru yere kullanıyor" diye konuştu.

Serdar Denktaş, oyunu sandığa atarken, "Devlete ve millete hayırlı olsun. Bugünkü siyas
i iradenin herkes tarafından kabul edilmesi dileğiyle" dedi.

Seçim sonuçlarının akşam saatlerinde alınmaya başlayacağını kaydeden Denktaş, "Ne olursa olsun halktan beklentimiz, provokasyon girişimlerini soğukkanlılıkla karşılamaları. Dış mihrakların bekl
ediği gibi, seçimlerden sonra sorunların başlayacağını boşa çıkarmak gerekir" dedi.

Serdar Denktaş, diğer adaylara da ülke yönetimine cesurca aday oldukları için teşekkür ederek, halkın iradesini hep birlikte kabul edip, bu iradenin etrafından bütünleşme
leri gerektiğini kaydetti.

Denktaş, 2 gün önce yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, DP'nin kilit parti konumunda olduğunu da söyleyerek, seçim sonucunda bir koalisyon çıkmasını beklediğini kaydetti.

Rauf Denktaş:"Demokrasi ve Barışın Kazanacağını Umuyo
rum"
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC milletvekili seçimi için oyunu kullanarak, seçimler sonucu demokrasi ve barışın kazanmasını umduğunu bildirdi.

Denktaş, Lefkoşa Mahkemeler Binası'nda kurulan 122 no'lu sandıkta saat 10.45 dolaylarında eşi Aydın Denktaş ile birlikte oyunu kullandı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, oyunu kullanmasının ardından yaptığı açıklamada, vatandaşlık hakkını kullanarak ve görevini yerine getirerek oyunu kullandığını belirtti. Denktaş, "Umarız demokrasi ve barış kazanacak" diye kon
uştu.

Seçimleri muhalif partilerin kazanması durumunda hükümeti kurma yetkisini bu partilere vermeyeceğine yönelik haberlerin hatırlatılması üzerine Denktaş, kendisinin böyle bir şey söylemediğini, hükümeti kurmaya kimi ehil ya da uygun görürse görevi de
ona vereceğini kaydetti.

Seçim sonucunda muhalefet partilerinin iktidara gelmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı görevinin etkilenip etkilenmeyeceğinin sorulması üzerine de Denktaş, görevinin daha 2 yıl süreceğini ve görevde olduğunu söyledi.

Bu arada, Denk
taş'ın oy kullanması sırasında basın mensuplarının yoğun ilgisi nedeniyle izdiham yaşandı. Türk ve yabancı medyanın yanı sıra Yunanistan ve Rum kesiminden çok sayıda gazeteci Denktaş'ın oy kullanmasını görüntüledi.

Denktaş, basın mensuplarının bu yoğun i
lgisi karşısında "Ne var ki? İki ayağı bir başı olan bir adam oy kullanıyor" diyerek, espri yaptı.

Öte yandan, Denktaş'ın oy kullanmasından önce, gözlemci sıfatıyla Türkiye'den gelen CHP milletvekilleri İnal Batu ve Hasan Fehmi Güneş, Denktaş'ın oyunu kullanacağı odaya gelerek seçim düzenini kontrol ettiler.

İnal Batu, oyların kullanılmasına başlandığı saat 08.00'den itibaren tüm sandıkları dolaştıklarını belirterek, her şeyin usulüne uygun ve normal olduğunu kaydetti.

Batu, başka ülkelerden de gözle
mci olup olmadığının sorulması üzerine, sadece sivil toplum kuruluşlarına bağlı gözlemcilerin olduğunu belirtti.

KKTC seçimlerini izlemek üzere Türkiye'den 4'ü AK Partili, 2'si CHP'li toplam 6 milletvekili sandıkları dolaşarak, seçimleri takip ediyor.

Başbakan Eroğlu:"Müdahale Edenlere Halk Cevap Verecek"
KKTC'de Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, halkın bugün yansıtacağı iradeyle dış dünyaya ve seçimlere müdahale eden ülkelere gerekli cevabı vereceğini söyledi.

Eroğlu, oyunu, Gazimağusa'da Polatpaşa İlkokulu'nda 55 numaralı sandıkta kullandı. Eroğlu, oyunu kullanmaya eşi Meral Eroğlu ve kızları Haslet, Aslı ve Gencay ile birlikte geldi.

KKTC Başbakanı Eroğlu, oyunu kullandıktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, bir
vatandaş olarak oyunu kullandığını ifade ederek, "Ülkemize hayırlı uğurlu olsun. Bugün, halkımızın konuşacağı, iradesini sandığa yansıtacağı gün" dedi. Sandıktan çıkacak sonuca herkes gibi kendilerinin de saygılı olacağını kaydeden Eroğlu, "Sandıktan çıkacak olanların ülke yönetiminde görev alacağını ve bunu en iyi şekilde yapmaya çalışacaklarını" söyledi. Seçimlere 1976 yılından beri katıldığını, seçimlerin sonuçlarına her zaman saygılı olduğunu belirten Eroğlu, "Herkesin halkın iradesine gerekli saygıyı göstermesi gerekir" diye konuştu. Heyecanlı bir seçim kampanyası geçirildiğini ve halkın kampanya boyunca büyük bir olgunluk gösterdiğini ifade eden Eroğlu, sandıklar açıldıktan sonra da başta siyasi partiler olmak üzere herkesin soğukkanlılıkla sonuçları kabullenmesi gerektiğini belirtti. Derviş Eroğlu, "Kabul edemeyeceğimiz ve ülkemiz demokrasisine gölge düşürecek olayların olmamasını herkesten rica ediyorum" dedi. -"HALK İRADESİNE SAYGISIZLIK..."- 'Dış müdahalelere rağmen dünyaya demokrasi dersi verdiğinize inanıyor musunuz?" sorusu üzerine Eroğlu, şunları söyledi: "Elbette. Aslında demokrasiden bahseden ülkeler dıştan yaptıkları müdahalelerle halkımızın iradesine saygısızlık etmişlerdir. Çünkü KKTC halkı kendi parlamentosuna göndereceği milletvekillerini seçiyor. Tabii ki parlamentodan hükümetler de çıkacaktır. Ama dış dünyada özellikle Avrupa Birliği'nden ve ABD'den yapılan sözlü müdahaleler, inşallah sözlü kalmıştır, tabii ki halkımızın iradesine saygısızlık örneğidir. Ama halkımız sandığa yansıtacağı iradesiyle dış dünyaya ve müdahale eden ülkelere gerekli cevabı vermiş olacaktır." Başbakan Eroğlu, başka bir soru üzerine, "KKTC seçimlerine Avrupa Parlamentosu Başkanı, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi ve ABD'nin Rum kesimi büyükelçisi ve İngiliz üsleri komutanının müdahalelerde bulunduğunu" ifade etti.

TRT 14/12/2003

KKTC'de Seçim Sakin Geçiyor, Katılım Yüksek

KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, milletvekili seçiminin şu ana kadar sakin geçtiğini belirterek, bu seçimin sonuçları ne olursa olsun KKTC demokrasisi için büyük bir zafer olacağını söyledi.

Erginel, sabah 08.00'de başlayan oy verme işlemi sürdüğü sırada düzenlediği basın toplantısında, şu ana kadar son derece sakin ve demokratik bir ortamda oy verildiğini bildirerek, Kıbrıs Türk halkının büyük bir soğukkanlılık ve anlaşıyla oylarını kullandığını kaydetti.

Şimdiye kadar hiçbir polisiye olay olmadığını da söyleyen Erginel, seçimlere şu ana kadarki katılımın yüzde 60-65 oranında bulunduğunu ve katılımın yüksek olduğuna dikkat çekti.

Erginel, ''Hangi parti kazanırsa kazansın sonuçlar değişmeyecek. KKTC demokrasisi için büyük bir zafer olacak'' diye konuştu.

Oy verme işleminin saat 18.00'de biteceğini ve sandıkların açılmaya başlanacağını hatırlatan Erginel, küçük sandıklardaki oy sayma işleminin 1 saat içinde bitmesini beklediklerini kaydetti.

Erginel, bu çerçevede 1-2 saat içinde ilk gayri resmi sonuçların ortaya çıkabileceğini ifade ederek, bu ilk sonuçların siyasi partilerin aldıkları oy oranı ve çıkartacakları milletvekili sayısını göstereceğini vurguladı.

Taner Erginel, hangi adayların milletvekili seçildiklerinin ise ancak sabah saatlerinde öğrenilebileceğini bildirdi.

Erginel, televizyon kanallarına da bir uyarı yaparak, kendilerinin seçim sonuçlarına ilişkin saat 19.00'da bilgi vermeye başlayacaklarını ve kanalların saat 21.00'e kadar kendilerinden bilgi alması gerektiğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın seçim yasakları sırasında yaptığı açıklamaları nasıl değerlendirdiklerinin sorulması üzerine de Erginel, YSK'nın ancak kendisine gelen şikayetleri ele alabildiğini belirterek, bu konuda şimdiye kadar kendilerine yapılmış bir şikayet olmadığını kaydetti.

Kaynak: Anadolu Ajansı
14.12.2003 16:05:14

TV8 14/12/2003

141 bin seçmen sandık başında...

Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi’nin yeni üyelerini belirlemek amacıyla bugün sandık başında.

KKTC genelinde oy verme işlemi saat 08.00´de başladı. Kayıtlı 141 bin 471 seçmen ülke genelinde kurulacak toplam 554 sandıkta oy kullanacak.

Oy kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı bilmek yeterli. Kayıtlı seçmen kimliğini ispatlayıcı bir belge ile oy kullanabiliyor. Bu belge de kimlik kartı, polis kimlik kartı, pasaport veya sürüş ehliyeti.

Resmi belgelerine herhangi bir nedenle polis tarafından el konulan seçmenler, polis müdürlüklerinden aldıkları bu belgelerden birinin onaylanmış fotokopisiyle oylarını kullanabiliyorlar.

YAŞLILAR VE OKUMA-YAZMA BİLMEYENLER

Seçim Yasası uyarınca görme özürlüler, felçliler veya benzeri bedeni sakatlıkları olanlar, kendi istemleri üzerine diledikleri bir seçmenin yardımıyla oylarını kullanabiliyorlar.

Ancak okuma-yazma bilmeyenler sandık başında başka bir seçmenden yardım isteyemeyecekler. Bu durumdaki seçmen talebi halinde sandık başkanının tarifiyle oyunu kullanabiliyor.

1850 RESMİ GÖREVLİ

Sandıklarda ve ilçe seçim kurullarında yaklaşık 1850 kişi görev yapıyor.

Sandık kurulları oy verme işlemi başlamadan saat 07.00´de sandık başında toplanarak and içtikten sonra göreve başladılar. Sandık görevlileri Seçim Yasası uyarınca, "hiçbir etki altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirlenmesi için görevimi yasaya göre dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim" şeklinde and içtiler.

BUGÜN YASAKLAR VAR

Oy verme işlemi saat 18.00´e kadar devam edecek. Bu sürede dün akşam başlayan seçim yasakları geçerli olacak. Seçim yasakları uyarınca saat 19.00´a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

Yasaklar çerçevesinde bugün ayrıca alkollü içki satılamayacak ve içilemeyecek. Bütün eğlence yerleri oy verme süresince kapalı olacak, lokantalar sadece yemek verebilecek. Emniyet güçleri dışında hiç kimse silah taşıyamayacak.

BAŞVURULABİLECEK TELEFONLAR

Vatandaşlar, herhangi bir bilgi talebi veya sandık numarasını öğrenmek için ilçe seçim kurullarına telefonla başvurabiliyorlar.

Lefkoşa İlçe Seçim Kurulu (2273047-2274155-2275086), Mağusa ve İskele (3662332-3664068), Girne (8157246-8159095) ve Güzelyurt İlçe Seçim Kurulu da (7146231-7146318-7142155) numaralı telefonlardan aranabilecek.

OYUMUZU NASIL KULLANACAĞIZ

Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca, seçmenin sandık başında mühür, mühür+tercih ve karma oy olmak üzere 3 ayrı yöntemle oyunu kullanma olanağı var.

Sadece mühür vurulması durumunda başka herhangi bir işleme gerek yok.

Hem mühür, hem tercih halinde ise, tercihlerin mühür vurulan partinin listesinden yapılması zorunlu. Tercihler de o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının yarısı kadar olmak zorunda. Mühür vurulup tercihler başka partinin listesinden yapılması durumunda, tercihler geçersiz sayılır.

HANGİ İLÇEDE KAÇ TERCİH

Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca seçmen, o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının yarısı kadar tercih yapabiliyor. Milletvekili sayısının yarısı belirlenirken de kesirler dikkate alınmıyor.

İlçelerin çıkaracağı milletvekili sayısı ile buna bağlı olarak yapılabilecek tercih sayısı şöyle:

16 milletvekili çıkaracak olan Lefkoşa´da tercih sayısı 8.

13 milletvekili çıkaracak Mağusa´da seçmen 6 tercih yapabilecek.

9 milletvekili çıkaracak Girne´de tercih sayısı 4.

7 milletvekili çıkaracak Güzelyurt´ta seçmen 3 tercih yapabilecek.

5 milletvekili çıkaracak İskele´de ise tercih sayısı 2.

KARMA OY

Sandık başındaki seçmen için üçüncü yöntem ise karma oy.

KKTC seçim sistemi uyarınca seçmen, farklı parti listelerinden ve bağımsız adaylar arasından tercih yaparak karma oy da kullanabiliyor. Ancak karma oyun geçerli olması için herhangi bir partiye mühür vurulmaması gerekir.

Karma oy kullanan seçmen, o ilçenin çıkaracağı milletvekili sayısının en az yarısı kadar adaya tercih yapmak zorunda. Bu rakamın altında kalan oylar geçersiz sayılıyor.

Bu durumda karma oy kullanan seçmen Lefkoşa´da en az 8, en fazla 16; Mağusa´da en az 6, en fazla 13; Girne´de en az 4, en fazla 9; Güzelyurt´ta en az 3, en fazla 7 ve İskele´de de en az 2, en fazla 5 tercih yapmak zorunda.

OYLAR NE ZAMAN GEÇERSİZ SAYILIR

Birden fazla partiye mühür vurulması, aynı dörtgene birden fazla mühür basılması, mühürün dörtgen dışına basılması hallerinde, ayrıca karma oy kullanırken tercih sayısında kurallara uyulmaması halinde o oy geçersiz sayılır.

Bir partiye mühür vurulmasının ardından tercihlerde hata yapılması halinde ise, sadece tercihler geçersiz olur, mühür kabul edilir.

PARTİLERİN ALACAKLARI OYLAR NASIL HESAPLANIYOR

Bir partiye vurulan mühür, o partiye bölge milletvekili sayısı kadar oy getiriyor. Mühüre ek olarak aynı partiden yapılan tercihler ise, sadece parti içi avantaj sağlıyor, ilgili partiye diğer partilere göre ek veya daha az avantaj sağlamıyor.

Karma oydan bir partiye gelen oy sayısı ise, adaylara verilen tercih sayısı kadar.

Örneğin, 16 milletvekili çıkaracak Lefkoşa´da (X) partiye vurulan mühür, o partinin hanesine (16) oy olarak yazılır. Aynı partiye karma oydan gelen 3 tercih de (3) oy olarak kaydedilir.

Yüzde 5 baraj bulunan KKTC´de, partilerin aldıkları oy sayısı bu yöntemle belirlendikten sonra, aldıkları oy oranına göre çıkaracakları milletvekili sayısı belirlenir.

Cumhuriyet Meclisi´ndeki 50 sandalyenin yeni sahipleri ile yeni hükümeti belirleyecek seçimlerine, 7 siyasi parti 350 adayla katılıyor. Seçimlerin 3 de bağımsız adayı var.

PUSULALARDAKİ 8 ADAY SEÇİLEMEYECEK

Parti listelerinde seçime katılan 350 adaydan 7´si, pusulada seçime katılmalarına karşın çeşitli nedenlerle milletvekili seçilemeyecekler. Tümü de Kıbrıs Adalet Partisi listesinden olan bu 7 adayın bazıları istifa, Parti Başkanı Oğuz Kalelioğlu dahil bazıları da milletvekilliği şartlarına uymadıkları için pusulada yer almalarına karşın seçilemeyeckler.

3 bağımsız adaydan Soner Engin de pusulada seçime katılmasına karşın, geçtiğimiz günlerde istifa nedeniyle adaylığı düşmüş durumda.

VATAN 4.12.2003 14:49:00

Rumlar Niye Denktaş‘ı İstiyor?
Türkiye‘de yayınlanan Milliyet Gazetesi‘nin Köşe Yazarı Hasan Cemal‘ın "Kıbrıs yorumları" başlığı ile 12 Aralık 2003 tarihinde yayınladığı 4'üncü köşe yazası aynen şöyle:

Annan planından yalnız Denktaş mı nefret ediyor? Hayır. Belki en az onun kadar Rumlar da
nefret ediyor. Güney Kıbrıs'taki kamuoyu yoklamalarında Annan planına hayır yüzde 50'nin altına hiç düşmüyor, evet diyenler de yüzde 20'yi bulmuyor.

Şu sözler Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Papadopulos'un:

"Annan planının kabulü, Türk istila ve işgalinin
sonuçlarını kabul etmektir."

Rumların bakışı böyle.

Peki ama neden?

Çünkü Kıbrıs'ı Türklerle paylaşmak istemiyorlar. Türklerle eşit ortaklık işlerine gelmiyor. Kıbrıs Türklüğünü ancak azınlık olarak kabulleniyorlar. Bu nedenle de Annan planına karşı
çıkıyorlar.

Ama buna rağmen yine de arka planda kalmayı başarıyor Rum yönetimi. Çünkü Denktaş bugüne kadar Annan planını öylesine şeytanlaştırdı ki, Rumların olumsuz tutumu gölgelendi.

Denktaş ise bu istemezükçü tavrıyla Rum liderliğinin umudu haline g
elmiş durumda. O kadar ki, eski Rum yönetimi lideri Klerides geçen eylül ayında Rum Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte şöyle diyebildi:

"Aralıkta Türk tarafında yapılacak seçimler önemli. Seçimi muhalefet kazanırsa aralık ayı dönüm noktası olacak.
Çünkü muhalefet çözüm için masaya oturacak. Rumların görüşmelere içtenlikle yanaşmaması durumunda, Rum tarafı da Türk tarafı gibi uzlaşmazlıkla suçlanabilecek.

Buna dikkat etmek gerekir.

Papadopulos'a görevi devrederken, onu Türk tarafıyla ne konuşup n
e konuşmayacağı konusunda uyardım. Papadopulos'a, 'Annan Planı'nın kabulü, istila ve işgalin sonuçlarını kabul etmektir' gibi sözler söylememesini belirttim. 'Buna inansan bile söylememelisin' dedim.

Söylediğim şudur:

Türkler bizden bir adım önde olmam
alı ve girişim onların eline geçmemeli. Türk muhalefeti kazanırsa, böyle bir tehlike görüyorum."

(Sabah, 29 Eylül 03, s. 24)

Rum lider böyle diyor.

Niye Denktaş kazansın istiyor?

Çünkü Türk tarafı, "Ben Annan planına varım" dediği anda, Rum tarafının etekleri tutuşacak. Masadan kaçamayacak. Oturup müzakere etmek zorunda kalacak. Bu Türk tarafı için de iyi değil mi?

Ama Türk tarafı olarak "Ben yokum bu işte!" dersen ne mi olacak?
1) Rumlar etekleri zil çala çala 1 Mayıs 2004'te AB'ye kapağı atacak
lar. Yani Yunanistan'dan sonra elinde veto hakkıyla ikinci Elen devleti de AB üyesi olacak.
(2) Rumların "Türk işgal ve istilasının sonuçlarını kabul etmektir" diye niteledikleri Annan planı tarihin arşivine gönderilecek.
(3) Rumlar bundan sonra Türklere
azınlık hakları tanıyan bir çizginin ötesine geçmeyecekler.

Durum böyle.
Annan planı, Rumların kabusu!
Güvenceleri ise Denktaş...
Seçimi Denktaş alsın istiyorlar.
Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Ankara'nın kaygıları da AB'den tarih konusunda düğümleniyor.

Şöyle özetlenebilir:

"Türkiye olarak Annan planına evet dedim. Ama 2004 yılı sonunda da AB bana müzakere tarihi vermedi, ne olacak?"

Bu ihtimal var tabii.
Ama ağır basmıyor.
Türkiye olarak Kopenhag kriterleri açısından olmadık gelişmele
re yol açmazsan, bu ihtimal çok sınırlı...

Ayrıca şunu göz önünde tut:
11 Eylül dünyası ve Irak Savaşı koşullarında Almanya ve Fransa da Türkiye'ye tarih ve üyelik konusunda çok daha olumlu yaklaşıyorlar.

Yine de vermezse?..
O zaman sen de - yaratıcı
diplomatik formüllerle - Kıbrıs'ta fren yaparsın! Bu da mümkün. Ayrıca, tarihi görmeden Kıbrıs'ta çözüme yanaşmayanların, iyi niyetle sonuna kadar al - ver kavgasına devam edebileceklerini sananların bir noktayı akılda tutmaları gerekiyor:

AB'den tarih
alamayan Türkiye'de ne gibi felaket senaryoları yaşanabileceği, ülkenin ne gibi tuzaklara çekilebileceği... Bu konuda da kafa yorulması yurtseverlik gereğidir.

Kimileri de diyor ki:
"AB, Türkiye'ye tarih verse de içeri almaz; çıkmaz ayın son çarşambasın
a kadar bekler; bunun için biz de Kıbrıs'ta o zamana dek çözüme hayır diyelim."

Bu kafada olanlara söylenecek fazla bir sözümüz yok. Çünkü onların zaten Avrupa diye bir dertleri yok.

ARCA AJANS 13/12/2003

KKTC’de halk sandık başında

KKTC’de Cumhuriyet Meclisi’nin yeni üyelerinin belirleneceği milletvekili seçimleri için oy verme işlemi sürüyor.

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

14 Aralık 2003 — KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, milletvekili seçiminin şu ana kadar sakin geçtiğini belirterek, bu seçimin sonuçları ne olursa olsun KKTC demokrasisi için büyük bir zafer olacağını söyledi.

Şimdiye kadar hiçbir polisiye olay olmadığını da söyleyen Erginel, seçimlere şu ana kadarki katılımın yüzde 60-65 oranında bulunduğunu ve katılımın yüksek olduğuna dikkat çekti.
Yaklaşık 141 bin seçmenin kalıtlı olduğu seçime sabah saatlerinde ilgi büyüktü. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve muhallefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi Gen
el Başkanı Mehmet Ali Talat da oy kullandı.

DENKTAŞ: 2 YIL DAHA GÖREVDEYİM
Cumhurbaşkanı Denktaş, oy verdikten sonra yaptığı açıklamada, “Vatandaşlık görevimizi yaptık, oyumuzu kullandık. Demokrasi ve barış kazansın” dedi. Seçim sonucunda muhalefet partilerinin iktidara gelmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı görevinin etkilenip etkilenmeyeceğinin sorulması üzerine de Denktaş, görevinin daha 2 yıl süreceğini ve görevde olduğunu söyledi.
Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu da, oy kullanırken yaptığı açıklamada, “İngilizlerin, ABD’lilerin ve Verheugen’in müdahalesine rağmen seçimler sakin bir ortamda geçiyor, halkın kararına saygılıyız” dedi.

SEÇİM YASAKLARI SÜRÜYOR
KKTC seçimleri Lefkoşa, Girne, Magosa, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 merkez ilçede düzenleniyor. Her ilçe, Cumhuriyet Meclisi’nde, nüfusu oranında milletvekili kontenjanına sahip bulunuyor. Başkent Lefkoşa 16, Magosa 13, Girne 9, Güzelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak.
Kıbrıslılar oylarını bugün saat 18.00’e kadar ku
llanabilecekler. Seçim yasakları ise, oy verme süresince geçerli olacak. Seçim yasakları uyarınca, saat 19:00’a kadar radyo, televizyon ve her türlü yayın organı seçimlerle ilgili haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

İLK SONUÇLAR GECE YARISINDAN ÖNCE

Seçimde, Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Milliyetçi Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi ile Kıbrıs Adalet Partisi olmak üzere 7 parti yarışıyor.
Seçimlerin ilk sonuçlarının bu akşam 23.00 sıralarında
belirlenmesi bekleniyor.

KKTC’de sandıklar kapandı

KKTC’de Cumhuriyet Meclisi’nin yeni üyelerinin belirleneceği milletvekili seçimleri için oy verme işlemi sona erdi. Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

14 Aralık 2003 — Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, seçime katılımın, yüzde 80 civarında olduğunu bildirdi ve seçimin olaysız sona erdiğini kaydetti

Erginel, “Fevkalade ciddi, fevkalade demokratik, fevkalade bilinçli bir seçim geçirdik. Hangi parti kazanırsa kazansın önemli değil. Önemli olan, Kıbrıs Türk demokrasisi bir zafer kazanmıştır” dedi.
Kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelinde kurulan toplam 554 sandıkta oy kullandı. Seçimde 1850 kişi görev yaptı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar D
enktaş ve muhallefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat da oy kullandı.

DENKTAŞ: 2 YIL DAHA GÖREVDEYİM
Cumhurbaşkanı Denktaş, oy verdikten sonra yaptığı açıklamada, “Vatandaşlık görevimizi yaptık, oyumuzu kullandık. Demokrasi ve barış kazansın” dedi. Seçim sonucunda muhalefet partilerinin iktidara gelmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı görevinin etkilenip etkilenmeyeceğinin sorulması üzerine de Denktaş, görevinin daha 2 yıl süreceğini ve görevde olduğunu söyledi.
Başbakan ve Ulusal Bi
rlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu da, oy kullanırken yaptığı açıklamada, “İngilizlerin, ABD’lilerin ve Verheugen’in müdahalesine rağmen seçimler sakin bir ortamda geçiyor, halkın kararına saygılıyız” dedi.
KKTC seçimleri Lefkoşa, Girne, Magosa, Güze
lyurt ve İskele olmak üzere 5 merkez ilçede düzenlendi. Her ilçe, Cumhuriyet Meclisi’nde, nüfusu oranında milletvekili kontenjanına sahip bulunuyor. Başkent Lefkoşa 16, Magosa 13, Girne 9, Güzelyurt 7, İskele 5 milletvekili çıkaracak.

İLK SONUÇLAR GECE YAR
ISINDAN ÖNCE
Seçimde, Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Milliyetçi Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi ile Kıbrıs Adalet Partisi olmak üzere 7 parti yarışıyor.
Seçimlerin ilk sonuçlarının bu akşam 23.00 sıralarında belirlenmesi bekleniyor.

Denktaş: Yeni çözüm planını hazırlıyoruz

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Kıbrıs konusunun çözümü için yeni bir plan üzerinde çalıştıklarını” belirtti.

Atina
AA

14 Aralık 2003 — Cumhurbaşkanı Denktaş, Atina’da yayınlanan To Vima gazetesine verdiği demeçte, bu konuda Türk Dışişleri Bakanlığı ile ortak çalışmaların sürdüğünü belirterek, “Kıbrıs konusunun çözümü için hazırladığımız yeni planı seçimlerden sonra kısa bir süre içerisinde sunacağız” dedi.

 


Annan planının Rum tarafının beklentilerine yanıt veren ve Kıbrıs sorununa adil çözüm getirmeyen bir plan olduğunu kaydeden Denktaş, böyle bir planı Türk tarafının kabul etmesinin mümkün olamayacağını belirtti.
Denktaş, “Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortak kurucusu ve adada eşit egemen unsurdur. Ancak Annan planı bize ait olanları bize vermiyor. Bu bir çeşit Enosis sayılır. Kıbrıs’ta doğru teşhis olmazsa çözüm de olmaz. AB, Kıbrıs’ı gerçekten bütün olarak görmek istiyorsa
bizimle görüşmeli. AB, stratejik açıdan Türkiye’ye ihtiyacı varsa 1 Mayıs’tan sonra bizi ayrı bir oluşum olarak destekleyecektir” dedi.
AB’nin, Annan planını Türk tarafına kabul ettirmek için KKTC’de muhalefet partileriyle işbirliği yaptığını ileri süren
Denktaş, “Benden kurtularak halkımıza bu planı kabul ettirmek için planları var. AB, bu amaçla Kıbrıs’ta büyük paralar harcıyor. Muhalefeti de bu amaçla hazırladılar” diye konuştu.

KKTC'de Oy Verme İşlemi Bitti

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC), Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesini belirlemek amacıyla sabah saat 08.00'de başlayan oy verme işlemi, saat 18.00'de sona erdi.

Kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelinde kurulan toplam 554 sandıkta oy kullandı. Seçimde 1850 kişi görev yaptı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''Demokrasimiz zafer kazandı'' dedi.

Seçime katılımın, saat 17.30 ittibariyle yüzde 80 civarında olduğunu bildiren Erginel, seçimin olaysız sona erdiğini kaydetti.

Erginel, ''Fevkalade ciddi, fevkalade demokratik, fevkalade bilinçli bir seçim geçirdik. Hangi parti kazanırsa kazansın önemli değil. Önemli olan, Kıbrıs Türk demokrasisi bir zafer kazanmıştır'' dedi.

-UBP, 1976'DAN BERİ YAPILAN 6 SEÇİMDE DE BİRİNCİ OLDU

Kıbrıs Türk halkı, 1976'dan beri, milletvekillerini seçmek için, 14 Aralık Pazar günü 7. kez sandık başına gidecek.

Kıbrıs Türkü 1976'den bu yana, milletvekili seçimi için 6 kez sandık başına gitti. 1976, 1981, 1985, 1990, 1993 ve 1998'de yapılan seçimlerde, Ulusal Birlik Partisi (UBP) birinci oldu ve UBP, 1993'teki seçimlerden sonra yaklaşık 2.5 yıllık süre hariç, sürekli hükümette yer aldı.

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) döneminde ilk seçimler 1976 yılında yapıldı. 4 partiyle bağımsız adayların yarıştığı seçimlerde Ulusal Birlik Partisi (UBP) yüzde 53.7 oy oranıyla tek başına iktidar oldu.

Seçimlerde Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) yüzde 20.2, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yüzde 12.9, Halkçı Parti (HP) yüzde 11.7 oranında oy elde etti. Bağımsız adaylar ise oyların yüzde 1.5'ini aldı. Seçimin sonucunda UBP 30, TKP 6, HP 2, CTP 2 milletvekilliği kazandı.

-1981 SEÇİMİ-

1981 seçimleri sonucunda hiçbir parti, tek başına iktidar olmasına yetecek sayıyı yakalayamadı.

Seçimlerde UBP yüzde 42.5 oy oranı ile 18 milletvekili çıkarırken, TKP yüzde 28.5 ile 13, CTP yüzde 15.1 ile 6, Demokratik Halk Partisi (DHP) yüzde 8.1 ile 2, Türk Birliği Partisi de (TBP) yüzde 5.5 ile 1 milletvekili çıkardı.

-1985 SEÇİMİ-

KKTC'nin 15 Kasım 1983'te kuruluşunun ardından ilk genel seçimlerin yapıldığı 1985'te UBP yüzde 36.7'lik oy oranı ile birinci parti oldu, ancak hükümeti tek başına kuracak çoğunluğu elde edemedi.

Bu seçimlerde CTP yüzde 21.4, TKP yüzde 15.8 ve Yeni Doğuş Partisi (YDP) yüzde 8.8 oy aldı. Bu partilerden UBP 24, CTP 12, TKP 10 ve YDP 4 milletvekilliği kazandı.

-1990 SEÇİMİ-

6 Mayıs 1990'da yapılan KKTC'nin 2. genel seçimine üç parti katıldı.

Seçime TKP, CTP ve YDP ''Demokratik Mücadele Partisi'' (DMP) adı altında birleşerek girdi. UBP yüzde 54.7 ile 34 milletvekili çıkartarak, tek başına iktidara geldi.

DMP yüzde 44.5 ile 16 milletvekili çıkartırken, Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) yüzde 0.8 oyla barajın altında kaldı.

30 Haziran 1990'da toplanan Meclis Genel Kurulu, oturumlara katılmayan 12 DMP milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesi yönünde Hukuk ve Sosyal İşler Komitesi'nden gelen raporu 4'e karşı 33 oyla kabul etti. Böylece 50 kişilik Cumhuriyet Meclisi'nde 12 sandalye boş kaldı. Bunun üzerine 13 Ekim 1991'de ara seçime gidildi. CTP ve TKP ara seçimi de boykot etti. Seçime katılan 6 partiden UBP 11, Hür Demokrat Parti (HDP) ise 1 milletvekili çıkardı.

-1993 SEÇİMİ-

1993'te erken genel seçimler yapıldı. UBP yüzde 29 oy oranı ile 17, 1992'de UBP'den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti (DP) yüzde 29.2 ile 15, CTP yüzde 24.2 ile 13, TKP yüzde 13.3 ile 5 milletvekilliği kazandı.

DP ile CTP koalisyon hükümeti kurdu. Bu koalisyon hükümeti 3 kez bozulup kuruldu. 1996'da, Derviş Eroğlu'nun başbakanlığında UBP-DP koalisyonu kuruldu.

Partiler arası yapılan transferlerle, 6 Aralık 1998'deki genel seçimlerden önce UBP 17, DP 14, CTP 12, TKP 5 ve Yurtsever Birlik Hareketi de (YBH) 1 sandalyeye sahipti. Bir de bağımsız milletvekili bulunuyordu.

-1998 SEÇİMİNDE UBP OY PATLAMASI YAPTI-

6 Aralık 1998'de yapılan genel seçimde UBP oy patlaması yaparken, DP ve özellikle de CTP'nin oylarında azalma oldu.

Seçimde UBP yüzde 40.33 oy oranıyla 24 milletvekili, DP yüzde 22.61'le 13, TKP yüzde 15.36 ile 7 milletvekili, CTP yüzde 13.35 ile 6 milletvekili çıkardı.

Seçime giren, Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ile ittifak yapan Ulusal Diriliş Partisi (UDP) ve Bizim Parti (BP) yüzde 5'lik seçim barajının altında kaldı. 1993'te yüzde 92.9 olan seçime katılım oranı 1998'de yüzde 85 dolayına düştü.

TV8 14/12/03

KKTC'de açılan ilk sandıklar

KKTC Yüksek Seçim Kurulu'nun açıklamasına göre, ilk 7 sandıktan çıkan kesin olmayan sonuçlar yüzde olarak şöyle: Ulusal Birlik Partisi: 39.32.... Cumhuriyetçi Türk Partisi: 32.43.... Barış ve Demokrasi Hareketi: 13.16.... Demokrat Parti: 11.13.... Milliyetçi Barış Partisi: 2.01.... Çözüm ve AB Partisi: 1.39.... Gazimağusa, İskele ve Girne ilçelerinde UBP büyük bir farkla önde giderken, başkent Lefkoşa ve Güzelyurt'ta CTP önde bulunuyor.

NTV 14/12/2003

KKTC seçiminden eşitlik çıktı

KKTC seçimlerinde 4 parti meclise girdi. İktidarı oluşturan UBP-DP ile muhalefetteki CTP-BDH, 50 milletvekilini eşit paylaştı.

KKTC’de Cumhuriyet Meclisi’nin 50 üyesini belirlemek için yapılan seçimlerde kayıtlı 141 bin 832 seçmen, ülke genelinde kurulan toplam 554 sandıkta oy kullandı. Seçime katılma oranı yüzde 85 oldu.

KKTC Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı kesin olmayan sonuçlara göre, seçimden muhalefetteki Mehmet Ali Talat’ın genel başkanlığını yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) birinci çıktı. 19 milletvekili çıkaran CTP’yi 18 milletvekiliyle Başbakan Derviş Eroğlu’nun liderliğini yaptığı Ulusal Birlik Partisi (UBP) izledi. İktidarın küçük ortağı Serdar Denktaş’ın Demokrat Partisi (DP) 7, Mustafa Akıncı’nın muhalefetteki Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de 6 milletvekili ile meclise girmeyi başardı.

Seçimlere katılan diğer partiler, Çözüm ve Avrupa Birliği, Milliyetçi Barış Partisi ve Kıbrıs Adalet Partisi ise yüzde 5 barajına takılarak meclis dışında kaldı.

KKTC genelindeki 554 sandığın tamamında oy sayım işlemi tamamlandı. Oy oranları ve partilerin çıkardıkları milletvekilleri şöyle:

KKTC GENELİ

*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 35.18 (19 milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 32.93 (18 milletvekili)
*Demokrat Parti: 12.93 (7 milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 13.14 (6 milletvekili)
*Milliyetçi Barış Partisi: 3.23
*
Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi: 1.97
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.60

BÖLGELERE GÖRE OY DAĞILIMI ŞÖYLE


Lefkoşa

*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 37.20 (6 Milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 29.21 (5 Milletvekili)
*Demokrat Parti: 11.64 (2 Milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 16.05 (3 Milletvekili)
*Milliyetçi Barış Partisi: 2.33
*
Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi: 2.99
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.54

Magosa

*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 34.20 (5 Milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 36.61 (5 Milletvekili)
*Demokrat Parti: 13.74 (2 Milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 8.66 (1 Milletvekili)
*Milliyetçi Barış Partisi: 5.01
*
Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi: 0.95
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.83

Girne
*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 35.42 (4 Milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 35.15 (3 Milletvekili)
*Demokrat Parti: 12.66 (1 Milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 11.83 (1 Milletvekili)
*Milliyetçi Barış Partisi: 2.98
*
Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi: 1.65
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.32

Güzelyurt
*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 34.76 (3 Milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 30.72 (2 Milletvekili)
*Demokrat Parti: 12.48 (1 Milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 19.01 (1 Milletvekili)
*Milliyetçi Barış Partisi: 1.01
*
Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi: 1.61
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.41

İskele

*Cumhuriyetçi Türk Partisi: 21.80 (1 Milletvekili)
*Ulusal Birlik Partisi: 41.89 (3 Milletvekili)
*Demokrat Parti: 21.99 (1 Milletvekili)
*Barış ve Demokrasi Hareketi: 7.84
*Milliyetçi Barış Partisi: 5.02
*Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi:
0.56
*Kıbrıs Adalet Partisi: 0.90

PAZARLIK ANNAN PLANI ÜZERİNE
Bu durumda, iktidardaki UBP-DP ile muhalefetteki CTP-BDH’nin sandalye sayıları birbirine eşitlendi. İktidar ya da muhalefetin yanına bir partiyi daha çekerek üçlü bir koalisyon oluşturması gerekiyor. Ancak iktidar ve muhalefet arasında Annan planı konusunda bir uzlaşma sağlanması zor görünüyor.
Muhalefetteki partiler Annan planına destek veriyor ve Kıbrıs’ta çözüme y
önelik müzakerelerde Annan planının temel alınması istiyor. İktidar partileri ise, Kıbrıs Türkünün özgürlüğünü yok ettiği ve Ada’da Türkleri azınlık durumuna düşürdüğü gerekçesiyle Annan planına karşı çıkıyor.
Bir diğer bir sorun ise, Cumhurbaşkanı Denktaş
’ın hükümet kurma yetkisini kime vereceği konusunda düğümleniyor. Annan planına şiddetle karşı çıkan Denktaş, yetkiyi muhalefete vermek istemiyor. Muhalefet ise, KKTC Cumhurbaşkanı’nın bu konuda Anayasa’ya uygun hareket etmek zorunda olduğunu belirtiyor.

Talat: Seçimin tekrarı risk olur

 

KKTC seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin lideri Mehmet Ali Talat, seçimlerin tekrarlanmasını riskli olarak gördüğünü söyledi.

 

NTV-MSNBC

   

15 Aralık 2003— Talat, hükümet kurma yetkisinin meclis aritmetiğine göre kendilerine verilmesi gerektiğini belirterek, hükümet olmaları halinde ise Cumhurbaşkanı Denktaş’ı görüşmecilikten alacaklarını da kaydetti.

 

Talat, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk halkının, çözümden, barıştan ve aynı zamanda AB’ye üyelikten yana olduğunu, bu seçim sonuçlarıyla gösterdiğini savundu.
Talat, Türkiye’nin AB’ye girmesi için Kıbrıs’ı çözmesi gerektiğini de savundu. CTP lideri, Türkiye Kıbrıs’ı çözmeden
AB üyelik müzakereleri için tarih alsa bile ilerleme katedemeyeceğini söyledi.
Talat, Rum kesimine de çözümden yana oldukları mesajını gönderdi.

’DP İLE KOALİSYONA UZAĞIZ’
Talat, yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum kesiminin 1 Mayıs 2004’te resmen AB üyesi olacağına işaret ederek, “AB’ye girmek için zamanın dar olduğunu, bu dar zamanda sonucu belirsiz bir seçime girmenin yanlış olacağını” kaydetti.
Talat, “Biz birinci parti çıktık, mutluyuz. Ama bu eşitlik durumunda hedeflerimize ulaşmamız zor görünüyor” dedi
. Talat, bir soru üzerine, Demokrat Parti (DP) ile aritmetik olarak koalisyon yapmasının mümkün olduğunu, ama parti olarak buna sıcak bakmadıklarını söyledi.
CTP lideri, oluşan meclis aritmetiğine göre Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın hükümeti kurma yetkisini
kendilerine vermesi gerektiğini de belirtti. Mehmet Ali Talat, hükümet olmaları halinde ise Kıbrıs müzakerelerini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yerine hükümetin yürütmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söyledi. Talat “Anayasa’ya göre yürütme hükümete aittir. Görüşmeciliği hükümet yönetmelidir. Biz de hükümete gelmemiz halinde Cumhurbaşkanı’nı görüşmecilikten alırız” diye konuştu.

‘Seçimlere dışardan müdahale edildi’

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, partisinin seçimlerde aldığı sonucu, “ABD ve AB’nin müdahaleleri nedeniyle başarısızlık olarak değerlendirmediğini” söyledi. Eroğlu, “Bu seçimlerde, başarılı olan da yok, başarısız olan da” diye konuştu.

15 Aralık 2003— NTV-Eroğlu, muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk partisi ile Barış ve Demokrasi Hareketi arasında bulunan iktidardaki partilerle koalisyon yapmamaya yönelik protokole de dikkat çekerek, hükümet kurulamaması halinde 3 ay içinde yeniden seçimlerini yapılabileceğini belirtti.

KKTC Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Eroğlu, seçim sonuçlarının kesinleşmesine yakın parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, AB ve ABD’nin gerçekleri saptırarak seçimlere müdahale ettiğini söyledi. Bu şartlar altında UBP’nin oy oranının yadırganmaması gerektiğini belirten Eroğlu, bu koşullar altında aldıkları sonucu başarısızlık olarak değerlendirmediklerini kaydetti.
KKTC Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da seçim sonuçlarından memnun olmadığını, hükümeti kurma yet
kisini kime vereceğinin önemli olduğunu ve bu çerçevede siyasi partiler arasında istişare yapılması gerektiğini söyledi.

‘YENİDEN SEÇİM YAPILABİLİR’
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) arasında iktidardaki partilerle koalisyon yapmamaya yönelik bir protokol bulunduğunu hatırlatan Eroğlu, bununla birlikte seçim yoğunluğunun bitmesinden sonra “bir şeyler olabilir” dedi.
Eroğlu, KKTC Anayasası’nda görev verilen partilerden hiçbirinin hükümeti 3 ay içinde kuramaması durumun
da, yeniden seçime gidilebileceğine dair hüküm bulunduğuna dikkat çekerek, bu nedenle 3 ay içinde yeniden seçim yapılabileceğini belirtti.
Eroğlu, “Nasıl bir tutum izleyeceksiniz” sorusuna, “Halk bize muhalefette kal derse, muhalefette kalacağız. Biz her
zaman halkın iradesine saygı göstereceğimizi söyleyen bir partiyiz” dedi.

‘En büyük olasılık erken seçim’

KKTC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, halkın seçim sonuçlarıyla, meclise girmeyi başaran partilere, “Bir araya gelin, kafa kafaya verin” dediğini belirtti.

15 Aralık 2003— Serdar Denktaş, yaptığı açıklamada, seçim sürecinde, halkın ortaya koyacağı irade doğrultusunda meclise girecek partilerin asgari müştereklerde birleşmesi gerektiğini söylediklerini anımsatarak, seçmenin bu mesajı verdiğini kaydetti.

Serdar Denktaş, “Kafa kafaya verip bu halkın haklarını koruyan bir gelecek çıkartabilirsek ne ala. Olmazsa, yine karar halkındır. Halka gideceğiz” dedi. Serdar Denktaş, propaganda süresince “Hiçbir partiyle koalisyon kurmayız” demediklerine işaret etti ve parti meclisinin seçim sonuçlarını değerlendirerek, hükümet olasılıklarını inceleyeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la henüz görüşmediğini ifade eden Serdar Denktaş, bugünkü tabloyla, erken se
çimin en büyük olasılık olduğunu belirtti. Karma oylarla, Ulusal Birlik Partisi ve DP’nin milletvekili sayısını birer sayı artırmasının beklendiğini kaydeden Serdar Denktaş, halkın serinkanlı olmasını istedi.
Serdar Denktaş, partisinin aldığı oy oranının,
"DP battı bitti, barajı geçemez” diyenlere yanıt olduğunu söyledi. Bu arada Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret etmek amacıyla CTP Genel Merkezi’ne gitti, ancak burada olmaması nedeniyle, kimseyle görüşemeden genel merkezden ayrıldı.

Kıbrıs'ta durum karmakarışık

Ada'da 50 kişilik parlamento için yapılan, tarihin en önemli seçiminde Annan Planı'nı destekleyen partilerle, iktidar partileri 25'er milletvekili kazandı...

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC, yüzde 85 gibi yüksek bir katılım sağlandığı seçimde ikiye bölündü. Annan Planı yandaşlarıyla karşıtları arasında bir yarış haline gelen parlamento seçimlerinde taraflardan hiçbiri lehinde sonuç çıkmadı. Bu durum Kıbrıs Türk siyasetini daha önce görülmemiş biçimde ikiye böldü.
Dün akşam TSİ 03. 00 sıralarında oy oranlarının 50 kişilik parlamentoya yansıması, iki blok arasında 25 sandalyelik bir bölünmenin olduğunu ortaya koydu. 141 bin 471 kayıtlı seçmenin KKTC genelinde oy kullandığı 554 sandıktan sayımı sonuçla
nan 534'ünün sonuçlarına göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler (CTP - BG) yüzde 35.37 ile en fazla oyu alarak 19 milletvekili çıkardı. Bu partiyle birlikte Annan Planı'nı destekleyen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de yüzde 13.28 oyla 6 milletvekilliğinin sahibi oldu.
Annan Planı'na karşıt blokta yer alan Ulusal Birlik Partisi yüzde 32.83 oyla mecliste 18 sandalye kazanırken, aynı çizgideki Demokrat Parti oyların yüzde 12.79'uyla yedi milletvekilliği elde etti.
Genel oy sayımı sonunda, Annan
Planı'na karşı çıkan iktidarın büyük partisi UBP'nin oyları gerilerken, koalisyonun ortağı Serdar Denktaş'ın DP'si de büyük oy kaybına uğradı. Dünkü seçimlerde yüzde 5'lik oy barajını geçemeyen ÇABP, MBP ve KAP da parlamentoya giremedi.

350 aday yarıştı

Seçimlerde UBP, CTP - BG, DP, Barış ve Demokrasi Haraketi (BDH), Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP), Milliyetçi Barış Partisi (MBP) ve Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) olmak üzere yedi parti 350 adayla yarıştı.
Seçimlere Türkiye'den gözlemci sıfatıyla katıla
n CHP milletvekilleri İnal Batu ve Hasan Fehmi Güneş, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş oy kullanmadan odayı kontrol etti. Batu, başka ülkelerden sadece sivil toplum kuruluşlarına bağlı gözlemciler olduğunu, seçimlerin çok demokratik bir ortamda geçtiğini söyledi.
Eşi Aydın Denktaş'la 122 numaralı sandıkta oy kullanan Rauf Denktaş da, oyunu kullandıktan sonra "Demokrasi kazansın, barış kazansın" dedi. Oyunu Girne'de kullanan Talat da, "Bugüne kadar biz konuştuk, düşüncelerimizi ortaya koyduk, anlattık. Bugün
halkımız konuşuyor. Halk ne derse o olur" diye konuştu.
Oyunu Lefkoşa'da atan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı "statükonun her halükarda değişeceğini, çözüm yanlılarının kazanması halinde tüm tarafların kazançlı çıkacağı bir değişim yaşanacağını, aksi hald
e çok ağır bedeller ödenebileceğini" iddia etti.

534'ü açıldı
Gazetemizin baskıya verildiği 03.00'te 554 sandıktan 534'ü açılmış durumdaydı. Kesin olmayan sonuçlara göre, CTP yüzde 35.37 ile ilk sırada çıktı.

'Plan hazırlıyoruz'

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Kıbrıs konusunun çözümü için yeni bir plan üzerinde çalıştıklarını" belirtti. Denktaş, Atina'da yayınlanan To Vima gazetesine verdiği demeçte, bu konuda Türk Dışişleri ile ortak çalışmaların sürdüğünü belirterek, "Kıbrıs konusunun çözümü için hazırladığımız yeni planı seçimlerden sonra sunacağız" dedi. Annan Planı'nın Rumların beklentilerine yanıt veren ve Kıbrıs sorununa adil çözüm getirmeyen bir plan olduğunu kaydeden Denktaş, bunun kabul edilmesinin mümkün olamayacağını belirtti.

CTP birinci

Parti:

Yüzde

Vekil

CTP-BG

35.37

19

UBP

32.83

18

DP

12.79

7

BDH

13.28

6

     


İllere göre dağılım...

Parti

Lefkoşa

G.Mağusa

Girne

G.Yurt

İskele

CTP-BG

% 37.20

% 34.33

%35.42

%34.76

%21.80

UBP

%29.21

%36.80

%35.15

%30.72

%41.89

DP

%11.64

%13.71

%12.66

%12.48

%21.99

BDH

%16.05

%8.46

%11.83

%19.01

%7.84

           


UBP'lilerde CTP şoku

Ulusal Birlik Partisi'nin, sandıklar açıldıktan sonra birinci sırada gitmesini fırsat bilen partililer, UBP Genel Merkezi'nin önünde toplanarak sevinç gösterilerinde bulundu. "Hainler Güney'e" diye slogan atan UBP'liler, CTP'nin öne geçmesiyle slogan atmayı keserek sessizliğe büründü.

AB, geleneğini KKTC için bozdu

Genellikle ülkelerdeki seçimlere ilişkin herhangi bir yorumda bulunmayı reddeden ve bunu gelenek haline getiren AB Komisyonu bu kuralı KKTC'deki seçimler için bozdu. AB Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, KKTC seçimlerinin Kıbrıslı Türkler'in soruna Annan Planı çerçevesinde çözüm bulunmasını ve 1 Mayıs 2004'te Ada'nın AB'ye birleşmiş olarak girmeyi istediğini ortaya koyduğu ifade edildi. Çözüm için destek vermeye hazır olduklarını kaydedilen komisyon açıklamasında, AB'nin çözüm çerçevesinde kaynak aktarımı sağlamak amacıyla uluslararası yardım konferansı düzenlemek için hazır olduğu da vurgulanırken, çözüm halinde adanın kuzeyine ek kaynak aktarılacağı ifade edildi.

Serdar Denktaş'tan koalisyon sinyali

KKTC Başbakan Yardımcısı ve DP lideri Serdar Denktaş, halkın seçim sonuçlarıyla, Meclis'e girmeyi başaran partilere, "Bir araya gelin, kafa kafaya verin" dediğini söyledi. "Kafa kafaya verip bu halkın haklarını koruyan bir gelecek çıkartabilirsek ne ala. Olmazsa, yine karar halkındır. Halka gideceğiz" diye konuşan Denktaş, propaganda süresince, "Hiçbir partiyle koalisyon kurmayız" demediklerini ve seçim sonuçlarını değerlendirerek hükümet olasılıklarını inceleyeceklerini ifade etti.

İşte tartışılan Annan Planı

BM Genel Sekreteri Annan'ın geçen yıl Kıbrıs'ta taraflara belgeden bazı maddeler şöyle:
Kıbrıs Türk Yönetimi'ndeki bölgelere dönecek Rumlar'ın toplam Türk nüfusa oranı % 28 olacak. Rumlar'ın dönüş süresi 15 yıl olacak. Türk tarafına dönecek Rumlar, burada ilk dört yıl üç geceden fazla kalamayacak. Eşbaşkanlık süresi 2.5 yıl olacak. Mayıs 2003'te parça devletler istedikleri tak
dirde başkanlarını değiştirebilecek. Kıbrıs'ta kalacak Türk ve Yunan askerlerinin sayısı her bir taraf için 2500 - 7500 olacak. Türkiye'den Kıbrıs'a göç eden Türkler, 18 yaşını tamamlamış olmaları ve Kıbrıslı Türk'le evli olmaları halinde Ada'da kalabilecek.

Seçim Saddam'ın gölgesinde kaldı

Saddam'ın yakalanması, Lefkoşa'daki gazetecileri televizyon ekranlarına kilitledi. "Bizim haber birinci sıradan düştü" şeklinde yakınan gazetecilerin keyfi kaçtı. Denktaş oy kullanırken, karşısında gördüğü basın ordusuna "Ne oldu? İki bacağı, bir başı olan adam oy kullanıyor" diye espri yaptı. Muhalefet, seçim sonrası üslubunu yumuşattı. TBMM adına KKTC'de bulunan CHP'liler İnal Batu ve Hasan Fehmi Güneş, seçim noktalarını gezerek gözlemde bulundu. Rum gazeteciler, verilen KKTC bayraklı basın kartlarını yakalarına takmayarak ellerinde taşıdı. Seçim yasaklarına uymadığı gerekçesiyle Kıbrıs Akdeniz TV'nin yayını 12.00'ye kadar durduruldu. BRT'ye de uyarı yapıldı.

Kıbrıs Türkü 8. kez oy verdi

Kıbrıs Türk toplumu, 27 yılda, biri ara seçim olmak üzere sekizinci kez sandığa gitti. Kıbrıs Türk Federe Devleti'nde ilk kez 1976'da oy kullanıldı. UBP yüzde 53.7, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) 20.2, CTP 12.9, Halkçı Parti (HP) de 11.7 oy aldı. 1981'deki 2. seçime de yedi parti katıldı. Bu seçimde UBP'ye yüzde 42.5, TKP yüzde 28.5, CTP ise 15.1 oy çıktı. KKTC'nin ilan edildiği 1983'ten sonraki seçim sonuçları şöyle:
1985: UBP 36.7, CTP 21.4, TKP 15.8, Yeni Doğuş Partisi (YDP) yüzde 8.8 1990: UBP 54.7; CTP, TKP ve YDP'nin oluşturduğu
Demokratik Mücadele Partisi yüzde 44.5. 1993: UBP 29.8, DP 29.2, CTP 24.2, TKP 13.3. 1998: UBP 40.4, DP 22.6, TKP 15.4, CTP 13.
UBP'nin yüzde 67 oy aldığı 1991'deki ara seçimlerde diğer oyları ise, SDP, MAP, BEP ve YDP aldı.

Bıçaklı kavga

Sakin geçen seçim ortamı, sonuçların açıklanmasıyla gerildi. Lefkoşa Atatürk Meydanı'nda toplanan UBP'lilerin arasına giren bir grup CTP'linin parti bayrağı açması üzerine arbede yaşandı. Bir CTP'linin bıçakladığı UBP'li Okan Töre bacağından hafif yaralandı.
MILLIYET 15/
/14/2003

CTP: Denktaş'ı azlederiz

CTP lideri Talat, "İktidara gelirsek, Cumhurbaşkanı'nı müzakereci görevinden azledip görüşmeleri hükümetin yürütmesini sağlarız" dedi


CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, kesin seçim sonuçları açıklanmadan önce parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümünden, barıştan ve aynı zamanda AB'ye üyelikten yana olduğunun, bu seçim sonuçlarıyla ortaya çıktığını savundu.
İktidara gelmeleri durumunda KKTC halkının bu isteği d
oğrultusunda bir değerlendirme yapacaklarını ve bu amaçlara ulaşmaya çalışacaklarını söyleyen Talat, NTV'ye yaptığı açıklamada şöyle konuştu:
"Biz daha önce 'görüşmeleri hükümet yürütmeli' diye bir tasarı getirmiştik. Çünkü yürütme erki hükümete aittir. Se
çimler de bunun için fırsattır. Böylece hem Cumhurbaşkanı'nı müzakereci görevinden azletmiş oluruz, hem de müzakereler için bir heyet atayarak görüşmeleri hükümetin yürütmesini sağlarız."

Reuters: Zafer Talat'ın
Mevcut düzenin değiştirilmesi için mücadele edeceklerini de dile getiren Talat, "Mutlaka statükoyu barış, çözüm ve AB yönünde değiştireceğiz" dedi. İktidara gelmeleri durumunda Türkiye'den de destek bekleyeceklerini ifade eden Talat, "Çünkü Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye'nin AB üyeliğinin ayrılmaz
bir parçasıdır" ifadesini kullandı. İngiliz Reuters da, Talat'ın sözlerini, "Talat zaferini ilan etti" şeklinde duyurdu.

Erdoğan: Sürpriz yok

İSTANBUL Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC seçimlerinde iktidar ve muhalefetin başa baş oy almasının sürpriz olmadığını belirterek, "Bu kamuoyu araştırmalarında da gözüküyordu. Bir sürpriz söz konusu değil" dedi.

KKTC sorusu
Erdoğan dün akşam saatlerinde gazetecilere açıklamalarda bulunurken, KKTC'deki seçimle ilgili bir soru üzerine "Kesin sonuçlar belli olmadan yorum yapmak doğru olmaz" yanıtını verdi. Erdoğan "Fakat önce de söylediğimiz gibi, çıkacak netice bizim için saygındır. Ancak hangi taraftan gelirse gelsin, çirkin hadiselerin olması demokrasiyle bağdaşmaz. Bunu kabullenmek mümkün değil" diye k
onuştu.

Gül'den Talat'a uyarı

ANKARA Milliyet

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'deki seçimde en yüksek oyu alan CTP lideri M. Ali Talat'ı, Türkiye'den bağımsız hareket etmemesi konusunda uyararak "Kıbrıs konusunda son karar Türkiye'nin" dedi.

Son söz TBMM'nin
Kanal D'de Teke Tek programına katılan Gül, "Muhalefet kazanırsa Türkiye - KKTC ilişkileri yara alır mı? Talat tek başına karar veremeyecek mi?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Türkiye'yi yok farzetmeleri bizi rahatsız eder. Türkiye garantör ülkedir. KKTC tek başına karar vermeyecek. Son söz TBMM'nin. Talat, KKTC adına başmüzakereci olsa bile kesinlikle tek başına karar veremeyecek ve Türkiye de dahil olacak."
MILLIYET 15/12/2003

Eroğlu: Hiçbir parti hükümet kuramazsa yeni seçim yapılabilir


KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, hiçbir partinin hükümeti kuramaması durumunda 3 ay içinde yeniden seçimlerin yapılabileceğini söyledi.
Eroğlu, seçim sonuçları açıklandığı sırada partisinin genel merkezinde bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, seçimlerde gelinen bu
noktada, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümeti kurma yetkisini kime vereceğinin önemli olduğunu ve bu çerçevede siyasi partiler arasında istişare yapılması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) arasında iktidardaki partilerle koalisyon yapmamaya yönelik bir protokol bulunduğunu hatırlatan Eroğlu, bununla birlikte seçim yoğunluğunun bitmesinden sonra ''bir şeyler olabileceğini'' belirtti.
Eroğlu, KKTC Anayasası'nda görev verilen partilerden hiçbirin
in hükümeti 3 ay içinde kuramaması durumunda, yeniden seçime gidilebileceğine dair hüküm bulunduğuna dikkat çekerek, bu nedenle 3 ay içinde yeniden seçim yapılabileceğini belirtti.

ABD ve AB'ye tepki

Eroğlu, partisinin seçimlerde aldığı sonucu, dış dünyanın müdahale ettiği şartlarda başarısızlık olarak değerlendirmediğini söyleyerek, ''Bu seçimlerde, başarılı olan da yok, başarısız olan da'' diye konuştu.
Eroğlu, seçim sonuçlarının kesinleşmesine yakın parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısınd
a, AB ve ABD'nin gerçekleri saptırarak seçimlere müdahale ettiğini söyledi. Bu şartlar altında UBP'nin oy oranının yadırganmaması gerektiğini belirten Eroğlu, bu koşullar altında aldıkları sonucu başarısızlık olarak değerlendirmediklerini kaydetti.
Eroğlu,
gelecek günlerde bu sonuçları en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacaklarını ifade ederek, atılması gereken adımları atacaklarını bildirdi.
Seçim sonuçlarının hükümeti kurma çalışmalarına etkisi ve erken seçime gidilip gidilmeyeceğinin sorulması üzerine E
roğlu, erken seçimin KKTC Anayasası'na göre kuralları bulunduğunu hatırlattı.
Şu anki seçim sonuçlarına göre, 4 partinin Cumhuriyet Meclisi'ne girmeye hak kazandığına işaret eden Eroğlu, bu partilere sırayla hükümeti kurma görevinin verileceğini, ancak bu
partilerden hiçbirinin hükümeti kuramaması durumunda 3 ay içinde erken seçimin gündeme gelebileceğini kaydetti. Eroğlu, ''Buna gerek olacak mı, olmayacak mı, hep birlikte göreceğiz'' diye konuştu.
Derviş Eroğlu, KKTC vatandaşlarını da uyararak, ''seçimleri kazandıklarını zannedenlerin taşkınlık yapabileceğini'' söyledi ve halkın bu kişilere itibar etmemesini istedi.

SERDAR DENKTAŞ: BİR ARAYA GELELİM

KKTC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, halkın seçim sonuçlarıyla, meclise girmeyi başaran partilere, ''Bir araya gelin, kafa kafaya verin'' dediğini belirtti.
Serdar Denktaş, yaptığı açıklamada, seçim sürecinde, halkın ortaya koyacağı irade doğrultusunda meclise girecek partilerin asgari müştereklerde birleşmesi ge
rektiğini söylediklerini anımsatarak, seçmenin bu mesajı verdiğini kaydetti. Serdar Denktaş, ''Kafa kafaya verip bu halkın haklarını koruyan bir gelecek çıkartabilirsek ne ala. Olmazsa, yine karar halkındır. Halka gideceğiz'' dedi.
Serdar Denktaş, propagan
da süresince ''Hiçbir partiyle koalisyon kurmayız'' demediklerine işaret etti ve parti meclisinin seçim sonuçlarını değerlendirerek hükümet olasılıklarını inceleyeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la henüz görüşmediğini ifade eden Serdar Denktaş,
bugünkü tabloyla, erken seçimin en büyük olasılık olduğunu belirtti.
Karma oylarla, Ulusal Birlik Partisi ve DP'nin milletvekili sayısını birer sayı artırmasının beklendiğini kaydeden Serdar Denktaş, halkın serinkanlı olmasını istedi.
Serdar Denktaş, part
isinin aldığı oy oranının, ''DP battı bitti, barajı geçemez'' diyenlere yanıt olduğunu söyledi.
Bu arada Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etmek amacıyla CTP Genel Merkezi'ne gitti, ancak burada olmama
sı nedeniyle, kimseyle görüşemeden genel merkezden ayrıldı.
MILLIYET 15/12/2003

Rauf Denktaş basın toplantısı düzenleyecek


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, saat 11.30'da bir basın toplantısı düzenleyerek, dün yapılan seçim sonuçlarını değerlendirecek.
Seçim sonuçlarını, dün gece konutundan izleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, basın mensuplarının ısrarlı girişimlerine rağmen hiçbir basın kuruluşuna açıklama yapmadı.
MILLIYET 15/12/2003

"Cumhurbaşkanı Denktaş sonuçlardan memnun değil"


KKTC Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkisinin büyük olduğunu belirterek, ''Biz biraz da dünyayla yarıştık'' diye konuştu.
Eroğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, partisinin aldığı sonucun başarısızlık olarak n
itelenemeyeceğini belirterek, ''Halk muhalefette kal derse muhalefette kalacağız'' dedi. Eroğlu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da seçim sonuçlarından memnun olmadığını da bildirdi.
Eroğlu, sonuçların açıklanmasından sonra Denktaş'la herhangi bir temasının
olup olmadığına ilişkin soruya karşılık, ''Telefon görüşmemiz oldu. Seçim sonuçlarını kısaca değerlendirdik. Memnun olduğunu söyleyemem'' dedi.
Seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkili olduğunu ifade ederek, bu nedenle sonuçların zafer olarak değerlendiri
lmemesi gerektiğini kaydeden Eroğlu, UBP'nin yüzde 40'tan yüzde 32'ye inmesinin büyük bir oy kaybı olmadığını söyledi.
Eroğlu, ''Nasıl bir tutum izleyeceksiniz'' sorusuna, ''Halk bize muhalefette kal derse, muhalefette kalacağız. Biz her zaman halkın irade
sine saygı göstereceğimizi söyleyen bir partiyiz'' dedi.
''Bu kilitlenme erken seçim yolunu açar mı'' sorusuna da Eroğlu, ''Erken seçime gitmenin kuralları var. Şu anda Meclis'e giren 4 parti var. Bu 4 parti başkanlarına hükümeti kurma görevi sırayla veril
ir. Kurulamazsa, 3 ay içinde erken seçime gidilir. Buna gerek duyulup duyulmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz'' karşılığını verdi.
MILLIYET 15/12/2003

Sandıkların tamamı açıldı... CTP 19 milletvekiliyle birinci...


KKTC'de yapılan genel seçimlerde oy kullanılan 554 sandığın tamamı açıldı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) seçimin galibi oldu.
Yüksek Seçim Kurulu'nun açıkladığı resmi olmayan kesin sonuçlara göre, CTP yüzde 35,18 oy oranıyla seçimi birinci tamamladı.
Resmi olmayan sonuçlara göre, part
ilerin aldığı oy oranları ve çıkardığı milletvekili sayıları şöyle:
CTP yüzde 35,18 (19 milletvekili), Ulusal Birlik Partisi (UBP) yüzde 32,93 (18 milletvekili), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yüzde 13,14 (6 milletvekili), Demokrat Parti (DP) yüzde 12,9
3 (7 milletvekili).
Barajı aşamayan Milliyetçi Barış Partisi (MBP) yüzde 3,23, Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) yüzde 1,97, Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) yüzde 0,60 oranında oy aldı.
Bu sonuçlarla CTP, 1998 seçimlerine göre oylarını büyük oranda artırdı. KKTC'de 1998'de yapılan genel seçimlerde UBP oyların yüzde 40,4'ünü alırken, DP yüzde 22,6, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) yüzde 15,4, CTP yüzde 13,4 oranında oy almıştı. 1998 seçimlerinde UBP 24, DP 13, TKP 7, CTP 6 milletvekili çıkarmıştı

MILLIYET 15/12/2003

CTP Başkanı Talat: Seçimlerin tekrarı riskli olur


KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, seçimlerin tekrarlanmasını riskli olarak gördüğünü söyledi.
Talat, yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum kesiminin 1 Mayıs 2004'te resmen AB üyesi olacağına işaret ederek, ''AB'ye girmek için zamanın dar olduğunu, bu dar zamanda sonucu belirsiz bir seçime girmenin yanlış olacağını'' kaydetti.
Talat, bir soru üzerine, seçim sonuçlarıyla ilgili olarak Ankara'dan herhan
gi bir yetkiliyle temasta bulunmadığını belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la da görüşmesi olmadığını açıkladı.
Talat, ''Biz birinci parti çıktık, mutluyuz. Ama bu eşitlik durumunda hedeflerimize ulaşmamız zor görünüyor'' dedi.
Talat, bir soru üzeri
ne, Demokrat Parti (DP) ile aritmetik olarak koalisyon yapmasının mümkün olduğunu, ama parti olarak buna sıcak bakmadıklarını söyledi.
MILLIYET 15/12/2003

AB Komisyonu: Kıbrıslı Türkler Annan Planı çözümü istiyor


AB Komisyonu, KKTC'deki seçimlerin ardından yaptığı yazılı açıklamada, seçim sonuçlarının Kıbrıslı Türklerin artan bir şekilde ve Annan planı temelinde çözüm istediklerini gösterdiğini belirtti.
KKTC'yi devlet olarak tanımayan ve dolayısıyla seçim sonuçlarını resmen tanımayacağını daha önce beli
rtmiş olan AB Komisyonu, açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ta ''seçimler'' kelimesini ''tırnak içinde'' kullandı.
Açıklamada, sonuçların, Kıbrıslı Türklerin 1 Mayıs 2004'te birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinden ve bu amaçla, Annan planının temel alınacağı bi
r çözümden yana istekli olduklarını yansıttığı ifade edildi.
Komisyon, açıklamasında, Kıbrıslı Türklerin Annan planı temelinde bir uzlaşma fırsatını yakalayabilmeleri için, mümkün olan en kısa zamanda yeni bir yönetim oluşturulması umudunu dile getirdi ve
tüm tarafları, gecikmeden BM çerçevesinde müzakerelere tekrar başlamaya çağırdı.
Açıklamada, AB Komisyonu'nun, Annan planı çerçevesinde 1 Mayıs 2004 tarihine kadar tam bir çözüm bulunmasının, tüm Kıbrıslıların ve bölgenin menfaati gereği olacağına inancı v
urgulandı.
Çözüme desteğe ve AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması için gerekli adımları düzenlemeye hazır olduğunu ifade eden AB Komisyonu, çözümün gerektireceği fonları sağlamak amacıyla uluslararası bağış konferansı düzenlemeye de hazır olduğ
unu belirtti ve çözüm halinde Kuzey Kıbrıs'a yardım için ek bütçe ayırdığını hatırlattı.
MILLIYET 15/12/2003

Denktaş'ı alırız

Seçimden yüzde 35.63 oy oranı ve 19 milletvekili ile birinci parti olarak çıkan CTP'nin Lideri Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı görüşmecilik görevinden alabileceklerini söyledi.

KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, seçimlerden önce söyledikleri gibi bundan sonra Kıbrıs müzakerelerini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yerine hükümetin yürütmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söyledi.

KKTC seçimlerinin şu anki sonuçlarının Kıbrıs Türk halkının adada barış ve Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduğunu gösterdiğini belirten Talat seçim sonuçları açıklandığı sırada parti genel merkezinde dü
zenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümünden, barıştan ve aynı zamanda AB'ye üyelikten yana olduğunu bu seçim sonuçlarıyla gösterdiğini savundu.

DESTEK İSTEDİ

İktidara gelmeleri durumunda KKTC halkının bu isteği doğrultusunda bir değerlendirme yapacaklarını ve bu amaçlara ulaşmaya çalışacaklarını söyleyen Talat, şimdiye kadarki düzenin değiştirilmesiiçin mücadele edeceklerini kaydetti.

CTP Genel Başkanı, Türkiye ile işbirliğine ilişkin bir soru üzerine, iktidara gelmeleri durumunda Türkiye'den de destek bekleyeceklerini, çünkü Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürdü.

HURRIYET 15/12/2003

İngiliz gözlemci: Bizden daha güvenilir

KKTC'deki tarihi seçimleri izlemek üzere Lefkoşa'ya gelen İngiliz Muhafazakar Parti milletvekili Michael Stephen, seçimlerin çok demokratik ve adil geçtiğini belirterek, 'Böylesine adil bir sistem İngiltere'de bile yok. Rumlar ben buraya gelirken, seçimlerde sahtecilik yapılacağını söylemişti ama hiçbiri doğru değil' dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oy kullandığı Lefkoşa'daki Mahkeme binasında sayım işlemlerini takip eden İngiliz milletvekili, 'Ben 10 farklı parlamento seçimlerini takip ettim. Bu seçimler çok güzel organize edilmişti ve çok başarılı bir şekilde gerçekleşti. 3 değişik oylama sistemi olmasına rağmen, hiçbir karmaşa yaşanmadı' diye konuştu. Rumların KKTC seçimlerinde yolsuzluk yapılacağını söylediğini ifade eden İngiliz parlamenter, ‘Gerçekler Rumların tekelinde olmamalı. Seçimlerin yüzde yüz demokratik ve adildi’ dedi.

TBMM gözlemcileri: Seçim düzgün geçti

KKTC seçimlerini Türkiye ve Avrupa ülkelerinden gelen 10'a yakın sivil toplum örgütünün yanısıra TBMM gözlemci heyeti de yakından takip etti. TBMM'nin 4 AKP'li ve 2 CHP'li milletvekilinden oluşan seçimleri gözleme heyeti 3 ekip halinde bölgelerde oy verme işlemlerini takip etti. TBMM gözlemci heyetinden İnal Batu ve Hasan Fehmi Güneş, seçimlerin kurallarına uygun ve düzgün geçtiğini herhangi bir usulsüzlüğe rastlamadı
klarını söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oy kullandığı Lefkoşa'daki mahkemeler binasına gelen ve denetim yapan İnal Batu ile CHP milletvekili Hasan Fehmi Güneş, birçok sandığa giderek oy verme işlemini yakından takip ettiklerini ve bir usulsüzlüğe rastlamadıklarını belirtti.

TBMM heyeti sandıkların kapandığı saat 18.00'e bölgelerini dolaştı ayrıca sayım işlemlerini de yakından takip etti.

HURRIYET 15/12/2003

Oyunun rengini söylemedi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimde kime oy verdiğini söylemedi.

Hürriyet'in iktidarın büyük ortağı Ulusal Birlik Partisi'ne mi, yoksa oğlu Serdar Denktaş liderliğindeki küçük ortak Demokrat Parti'ye mi oy verdiği sorusu üzerine Denktaş, ‘‘Seçim yasakları var, söylemem doğru olmaz’’ dedi.

SANDIĞINDAN İKTİDAR
ÇIKTI

Denktaş'ın oy kullandığı 122 nolu sandıktan sağ blok partileri UBP ve DP çıktı. Bir yan odadaki diğer sandıktan ise muhalefet partileri daha fazla oy aldı. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın oy kullandığı Lefkoşa Yüksek Mahkeme binasındaki 122 nolu sandıktan çıkan oyların dağılımı şöyle:

UBP: 38, DP: 27, CTP: 26, BDH: 7, KAP: 2

ÇABP: 1, MBP: 7

HURRIYET 15/12/2003

KKTC'de katılım % 85

KKTC'de bugün yapılan milletvekili seçimleri ülke genelinde sakin geçerken, seçimlere katılım yüzde 85 dolaylarında tespit edildi.

KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, oy verme işlemininsona ermesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, seçimlere katılımın saat 17.45 itibarıyla yüzde 85 dolaylarında olduğunu ve gün boyunca hiçbir ciddi polisiye olayın meydana gelmediğini kaydetti.

Erginel, seçim sonuçlarını Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte kurulan bilgi işlem merkezi kanalıyla modern bir şekilde ileteceklerini söyleyerek, en geç saat 23.00'te gayri resmi sonuçlarınbelirlenmiş olacağını bildirdi.

Gözlemci sıfatıyla KKTC'ye gelen sivil toplum örgütü temsilcileri ve çeşitli üniversitelerin öğretim görevlilerinin tüm seçimi ''şaşkınlıkla'' izlediklerini söyleyen Erginel, bu gözlemcilerin KKTC seçimlerinin kendi ülkelerindekinden bile daha demokratik olduğunu itiraf etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Erginel, bu gözlemciler içinde en ciddi çalışmayı Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlilerinin yaptığını belirterek, bu akademisyenlerin yaklaşık 1 aydır KKTC'de olduğunu ve istedikleri her türlü kolaylığı kendilerine sağladıklarını kaydetti.

Bu gözlemcilerin istedikleri tüm belgeleri incelediklerini de söyleyen Erginel, bunun yanı sıra ABD, İtalya ve Finlandiya'dan gözlemcilerin de KKTC'ye geldiğini kaydetti.

Erginel, dünyanın hiçbir yerinde yargıçların doğrudan seçimleri denetleyemediğine dikkati çekerek, KKTC'de adalet bakanlığı bulunmadığını, bu nedenle yargının icradan tamamen bağımsız olduğunu bildirdi.

HURRIYET 15/12/2003

Türkiye seçimi naklen izledi

KKTC'de dün yapılan seçimler Türkiye'den günboyu ve gece televizyonlardan naklen izlendi. Gündüz saatlerinde muhabirleriyle canlı bağlantılar kuran televizyonlar izleyicilerine gelişmeleri dakika dakika duyurdu. Sandıkların açılmasından sonra da bu kez sonuçlar, Türkiye seçimleri gibi uzman yorumları ile ekrana gelmeye başladı. Bu ilgiye neden olarak, Kıbrıs sorunun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliğine direkt ilgisi gösterildi.

Cep mesajı Akıncı’yı kızdırdı

KKTC'de ortalığı karıştıran AKP imzalı cep telefonu mesajı muhalefeti kızdırdı. Muhalefetin önde gelen isimlerinden Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı mesaja sert tepki göstererek, 'Bu mesajın bizimle ne ilgisi var. Mesaj üzerine gelen olduysa hemen bizi terk etsin' dedi.

Türkler kaçacakmış

RUM medyası, muhalefetin yenilgi ile çıkması halinde muhalefet taraftarlarının KKTC topraklarını tekrederek Rum Kesimi'ne yürüyüşe geçeceği haberlerini ortaya attı. Fileleftheros Gazetesi'nin haberini doğrulatmaya uğraşan Rum gazeteciler, bu yönde bir bilgiye ulaşamamanın hayal kırıklığını
yaşadılar.

HURRIYET 15/12/2003

Saddam yakalandı KKTC seçimi gölgede kaldı

 

Türkiye ve KKTC'nin Avrupa yolundaki geleceğini çok yakından ilgilendirdiği için tüm AB ve ABD'nin çok yakından izlediği KKTC seçimleri dün Saddam'ın yakalanmasıyla birlikte dünyanın ilgi odağından çıkıverdi. Saddam Hüseyin'in yakalandığı haberi üzerine uluslararası medya ‘‘Saddam seçimlere dış müdahalede bulundu’’ esprisini yaptı.

Gerginlikten uzak

Seçimler çok sakin bir havada geçti. Mitinglerle bayram havasına dönen Girne, Magosa ve Lefkoşa'nın hakimi seçim günü boş sokaklar oldu. Saat 08.00'de başlayan 7 siyasi partiden 350 adayın KKTC meclisindeki 50 sandalyeyi paylaşmak için yarıştığı 5'inci genel seçimlerde halkın büyük bölümü öğleden sonra oy kullanmaya gitti. 141 bin 471 seçmen 554 sandıkta 1850 sandık görelisinin denetiminde saat 18.00'e kadar oy kullandı.

Medya kalabalığı

KKTC'nin geleceğini belirleyecek tarihi seçimleri dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce basın mensubu ve canlı yayın aracı yakından takip etti. Lefkoşa meydanında Kıbrıslı Türk'ten daha fazla basın mensubu yer aldı. Gazeteciler her gördükleri Türk'ten görüş almaya çalıştı.

HURRIYET 15/12/2003

Erdoğan: Sürpriz değil

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, KKTC'den gelen ilk seçim sonuçlarının ardından yaptığı açıklamada, sonuçların sürpriz olmadığını söyledi. Son kamuoyu yoklamalarının da iktidar ve muhalefetin birbirlerine yakın oylar alacağını gösterdiğini ifade eden Erdoğan, ‘‘Çıkacak neticeyi kabullenmek tarafların demokrasiye olan saygınlığının bir ifadesidir’’ dedi.

Gül: Demokrasi düzgün

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, bu seçimle, KKTC'nin tüm dünyaya demokratik yapısının düzgün olduğunu ispatladığını söyledi. Abdullah Gül, ‘‘KKTC tüm dünyaya şunu ispatladı ki, buranın demokratik yapısı d
üzgündür.’’ diye konuştu.

HURRIYET 15/12/2003


Kim ne kazandı ne kaybetti

Türkiye kazandı

KKTC'deki demokratik seçim süreci ‘‘Türkiye mutlaka müdahale eder, sonuçları etkiler’’ diyenleri utandırdı.

AKP iktidarı kazandı

Muhalefet partilerinin kıl payı da olsa önde gitmeleri, AB'den müzakere tarihi almak için Kıbrıs'ta esnek pazarlık ve manevra arayan AKP iktidarını fazla rahatsız etmedi.

Aslında Denktaş da kazandı

Zaten ‘‘Toplum Lideri’’ sıfatıyla Denktaş'ın Kıbrıs görüşmelerinde müzakereci konumu garantiydi. Ama seçmenin yeni Meclis'e verdiği ‘‘Kıbrıs sorununu iktidarıyla-muhalefetiyle birlikte çözün’’ mesajı Denktaş'ın ağırlığını artırdı.

Güzelyurt sürprizi şaşırttı

Annan Planı'na göre Güzelyurt Rumlara bırakılacak. Yerlerinden edilecek Güzelyurtlu seçmenlerin UBP kadar CTP'ye de oy atmaları şaşırttı.

CTP seçimi Lefkoşa'da kazandı

141 bin seçmenin oy kullandığı KKTC'de muhalefetteki CTP en büyük başarıyı Lefkoşa'da sağladı. Eski Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Talat'ın partisi genellikle genç seçmenin bulunduğu başkentte rakibi UBP'ye 20 binden fazla fark attı.

HURRIYET 15/12/2003

Kıbrıslı, muhalefete ilk defa şans tanıdı

KKTC'deki seçimin ilk sonuçlarına göre CTP birinci parti. Ancak hiçbir parti tam olarak hedefine ulaşamadı

15/12/2003 RADIKAL

Erdal GÜVEN
LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs'taki milletvekili seçimleri nefes nefese geçti. Saat 23.00'ü gösterdiğinde ülke genelinde toplam 554 sandıktan 356'sı açılmıştı ve oy dağılımı şöyleydi: CTP yüzde 35.4, UBP yüzde 32.8, BDH yüzde 13.6, DP yüzde 12.4. Diğer üç parti MBP, ÇABP ve KAP ise yüzde 5'lik barajin altında kaldı.
Bu sonuçlara göre CTP yüzde 13.4 oranında oy aldığı 1998 milletvekili seçimlerine göre oy oranını üçe katlayıp tarihinde ilk kez bir seçimden birinci çıktı. UBP ise yüzde 40.4
oranında oy aldığı aynı seçime göre yaklaşık yüzde 20 oy kaybına uğradı. BDH yüzde 2 oranında oy kaybettti. DP yaklaşık yüzde 50 oranında geriledi. Tahminler ise iki blokun da 25'er milletvekili çıkaracağı yönündeydi.

CTP'de buruk sevinç
İlk sonuçlar CTP dışında hiçbir partiyi memnun etmedi. Tek başına hükümeti ya da BDH'yla yüzde 55-60'a ulaşmayı başaramaması da CTP'nin sevincini gölgeledi. UBP ilk kez ikinciliğe düşerken BDH ve DP bekleğini bulamadı.
İlk sonuçlar siyasi belirsizliği de gündeme getirdi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş muhalefet bloku ezici bir çoğunluk sağlamazsa kendilerine hükümet kurma görevi vermeyebileceğini söylemişti.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, sandıkların kapanmasının ardından, ''Fevkalade ciddi, demokratik ve bilinçl
i bir seçim geçirdik. Hangi parti kazanırsa kazansın önemli değil. Önemli olan, Kıbrıs Türk demokrasisi bir zafer kazanmıştır" diye konuştu.
Hiç kuşku yok ki oy kullanım süreci açısından Erginel haklı. Gün boyu seçim merkezlerinden tek bir vaka haberi bil
e gelmedi.
Ancak muhalefetin dile getirdiği vatandaşlık, istihdam ve devlet kaynaklarının iktidar partileri lehine taraflı kullanımı gibi şikâyetler göz önünde bulundurulduğunda seçim öncesi sürece ilişkin aynı saptamada bulunmak için henüz erken. Bunun i
çin uluslararası gözlemcilerin raporlarının açıklanmasını beklemek gerekecek.
Erginel seçime katılım oranını da yüzde 85 olarak açıkladı. Oy kullanmaya gitmeyen yüzde 15'lik kesimin daha ziyade sağ seçmen olması kuvvetle muhtemel. Sol seçmenin seçim önces
i motivasyonu anımsanırsa muhalefet partisi yanlılarının sandığa gitmemesini tahayyül etmek zor. Bu durumda Yüzde 15'lik kesimin iktidar partilerinden yabancılaşmış, ancak muhalefete oy vermeyi de içine sindirememiş seçmenden oluştuğunu söylemek mümkün.
S
eçimlerden sonra gözler hükümet kurma sürecindeki rolü nedeniyle Cumhurbaşkanı Denktaş'a çevrildi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, cuma günü Internatioanl Herald Tribune gazetesinde yayımlanan yazısında şöyle diyordu:
"Hükümetim, KKTC'de yapılacak milletve
kili seçimlerinin ardından Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasını güçlü biçimde desteklemektedir. Kıbrıs sorununa, Kıbrıs Türk halkının hakları ve güvenliğini güvenceye alan ve bu toplumun geçmişte yaşadığı trajedilerin yinelenmesini önleyecek adil ve kalıcı bir çözüm sağlanmasına katkıda bulunmaları için bütün ilgili diğer taraflara da çağrıda bulunuyorum.
Geleceğe yönelik vizyonumuz, böyle bir çözümü takiben, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adasının, bölgede AB'nin sağlam
bir direğini teşkil etmesinin yanı sıra Doğu Akdeniz'de istikrar ve refah bakımından bir sacayağı oluşturmaları perspektifini içermekte. Seçimlerin ardından Türkiye üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirecek ve tüm adımları atacaktır.''
ABD Dışişleri
Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'ın dün Güney Kıbrıs'taki Politis gazetesinde çıkan demeci de farklı değildi: "1 Mayıs 2004 tarihine kadar, çözüm ve referandum için yeterli zaman var. Kıbrıs görüşmeleri hemen başlamalı. İlgili dört tarafın da bu yönde siyasi irade göstermesi lazım."
Kolay gelsin...

Denktaş: Yeni bir plan üzerinde çalışıyoruz

KKTC Cumhurbaşkanı, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile üzerinde çalıştıkları yeni bir çözüm planını seçimden kısa süre sonra açıklayacaklarını söyledi

15/12/2003 RADIKAL

LEFKOŞA/ATİNA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimlerden ne sonuç çıkarsa çıksın iki yıl daha görevinin başında olduğunu vurgularken, 'Türk Dışişleri Bakanlığı'yla Kıbrıs konusunun çözümü için yeni bir plan üzerinde çalıştıklarını' açıkladı.
Oyunu, Lefkoşa Mahkemeler Binası'nda kurulan 122 No'lu sandıkta eşi Aydın Denktaş'la birlikte kullanan Denktaş, "Umarız demokrasi ve barış kazanacak" dedi.
Seçimleri muhalif partilerin kazanması durumunda hükümeti kurma yetkisini bu partilere v
ermeyeceğine yönelik haberin anımsatılması üzerine Denktaş, "Ben böyle bir şey söylemedim. Hükümeti kurmaya kimi ehil ya da uygun görürsem görevi ona vereceğim" diye konuştu. Denktaş, "Seçim sonucunda muhalefet partileri iktidara gelirse Cumhurbaşkanlığı göreviniz etkilenir mi" sorusunu ise "Görev süremin dolmasına iki yıl daha var. Görevimin başındayım" diye yanıtladı.
Yunanistan ve Rum kesiminden çok sayıda gazetecinin izlediği Denktaş, ilgi karşısında "Ne var ki? İki ayağı bir başı olan adam oy kullanıy
or" esprisini yaptı.

Çözüm için doğru teşhis
Denktaş, Yunanistan'ın To Vima gazetesine verdiği ve dün yayımlanan demeçte, Türk Dışişleri Bakanlığı'yla ortak çalışmaların sürdüğünü belirterek, "Kıbrıs konusunun çözümü için hazırladığımız yeni planı seçimlerden sonra kısa bir süre içerisinde sunacağız" dedi. Annan Planı'na yönelik eleştirilerini yineleyen Denktaş, şunları kaydetti: "Kıbrıs'ta doğru teşhis olmazsa çözüm de olmaz. AB, Kıbrıs'ı gerçekten bütün olarak görmek istiyorsa bizimle görüşmeli. AB, eğe
r stratejik açıdan Türkiye'ye ihtiyacı varsa 1 Mayıs'tan sonra bizi ayrı bir oluşum olarak destekleyecektir."
AB'nin, Annan Planı'nı Türk tarafına kabul ettirmek için KKTC'de muhalefet partileriyle işbirliği yaptığını öne süren Denktaş, ''Benden kurtulara
k halkımıza bu planı kabul ettirme planları var" dedi.
(Radikal, aa)

Erdoğan: Sonuç kabul edilmeli

Seçimde en yüksek oy oranına ulaşan CTP'nin lideri Mehmet Ali Talat 'Hükümet kurma görevi bize verilmeli. Kıbrıs Türkü çözüm için tavır koydu' dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan seçimden çıkacak sonucu her iki tarafın da kabul etmesini istedi

15/12/2003 RADIKAL

RADİKAL - İSTANBUL - Seçimde en yüksek oy oranına ulaşan CTP'nin Genel Başkanı Mehmet Ali Talat sonuçlar kesinleşmeden yaptığı açıklamada hükümet kurma görevinin kendilerine verilmesi gerektiğini söyledi. CTP lideri Talat şu mesajı verdi: "Kıbrıs Türkü çözüm yönünde eğilimini ortaya koymuştur. Türkiye hükümeti ile birlikte Kıbrıs sorununu değerlendirip, görüşmeleri hemen başlatıp, sonuç alma yönünde adım atmak eğilimindeyiz."
CTP lideri Talat, iktidar partilerinin 25 ile muhalefet partilerinin 25 milletvekili çıkardığını gösterdiği kesin olmayan sonuçların geldiği sırada yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"CTP birinci partidir. Bu kesin. Patapat bir so
nuç çıkarsa, bir çuval pirinci yere döküp taşını açıklamak gerekecek. Böylesi bir durumda partimizin yetkili kurulları bir araya gelip değerlendirme yapacak. Yaptığımız bir protokol var. Dost partilerle buna uygun bir çalışma yapılır. Ama karma oylar geldiği zaman çözüm yanlısı partilere yönelik bir ağırlık ortaya çıkacak. Bunu hep birlikte göreceğiz. Milletvekilleri sayısı eşit olsa da, çözüm ve AB yanlısı bir eğilim ortaya çıktığı görülecektir. Benim gözlemim, Kıbrıs Türk halkının çözümden yana bir tavır belirlediğidir. Bunu olumlu yönde kullanmamız gerekecektir. Türkiye'nin de çıkarı çözümden yanadır. Türkiye AB'den tarih bile alsa, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden ileri bir adım atamaz. Bu da Türkiye'nin lehine olmaz, yüz kızartıcı bir durum olur. Uzun süreçte açık bir mesaj vermişti. Müdahaleler oldu, para, iş dağıttılar. Ama az bir farkla çözüm yönünde bir eğilim belirdi. Türkiye hükümeti ile birlikte Kıbrıs sorununu değerlendirip, görüşmeleri hemen başlatıp sonuç alma yönünde adım atmak eğilimindeyiz. Biz Kıbrıs Türkü olarak bu isteğimizi gösterdik."

'Düzeni değiştireceğiz'
İktidara gelmeleri durumunda KKTC halkının bu isteği doğrultusunda bir değerlendirme yapacaklarını ve bu amaçlara ulaşmaya çalışacaklarını söyleyen Talat, şimdiye kadarki düzenin değiştirilmesi için mücadele edeceklerini kaydetti. Talat, seçimlerden önce söyledikleri gibi bundan sonra Kıbrıs müzakerelerini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yerine hükümetin yürütmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söyledi.
CTP Genel Başkanı, T
ürkiye ile işbirliğine ilişkin bir soru üzerine, iktidara gelmeleri durumunda Türkiye'den de destek bekleyeceklerini, çünkü Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürdü.

Erdoğan: Sürpriz değil
Başbakan Rec
ep Tayyip Erdoğan, Ankara'ya gitmek üzere geldiği Atatürk Havalimanı'nda basın mensuplarının Kıbrıs'a ilişkin sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan, seçim sonuçları tam olarak kesinleşmediği için yorum yapmanın doğru olmayacağının belirtti, "Ama çıkan sonucu her iki tarafın kabul etmesi gerekir" dedi. Erdoğan, "Muhalefet önde gidiyor. Seçimden çıkan sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine de, "Bu, kamuoyu yoklamalarında belliydi. Süpriz olmadı" dedi.

Weston: Çözüme daha zaman var

ABD'nin Kıbrıs koordinatörü Weston, 'Rumların AB'ye üye olacağı 1 Mayıs 2004'e kadar referandum ve çözüm için yeterli zaman var' dedi

15/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, 1 Mayıs 2004'e kadar, çözüm ve referandum için yeterli zaman olduğunu savunarak, Kıbrıs görüşmelerinin hemen başlamasını istedi.
Weston, Kıbrıs Rum Kesimi'nde yayımlanan Politis gazetesine verdiği demeçte, önümüzdeki hafta bölgeye yapacağı ziyaretle ilgili olarak şunları söyledi:
"1 Mayıs
2004 öncesinde bir çözüme ulaşmak hedefiyle görüşmelerin yeniden başlaması için gücümün elverdiği şekilde zemin hazırlığında bulunacağım. Geriye bakarak ve 1 Mayıs 2004'e kadar ne kadar iş kaldığını bilerek, görüşmelerin mümkün olduğunca erken, hatta hemen başlaması gerektiğine inanıyorum. Aynı anda görüşmelerin başlayabilmesi için dört ilgili tarafın da siyasi irade göstermesi gerektiğini biliyorum.
Dolayısıyla talep ettiğimiz, dört tarafın da BM Genel Sekreteri'nin koşullarını kabul ettikleri yönündeki
iradelerinin teyidi ve derhal görüşmelere dönülmesidir."
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın değerlendirmelerine atıfta bulunan Weston, 1 Mayıs'a kadar hem müzakereler, hem de referandumlar için yeterli zaman olduğunu yineledi. Weston, şöyle devam etti:
"Çö
zümün şekli yönünde farklı fikirlere sahip olmalarına rağmen gerek Papadopulos, gerek Denktaş sorunun çözümü yönünde ilgi göstermeye devam ediyor. Bunun anahtarı müzakerelere geri dönmektir.
Bu müzakerelerde tarafların Annan Planı'nda istediği değişiklikl
er yapıldıktan sonra ise aynı anda yapılacak referandumlarla Kıbrıs halkı kararını verecektir. Sorunun çözümü için tek yolun bu olduğuna inanıyorum.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan da tek yolun bu olduğuna açıklık getirdi ve biz de bu görüşteyiz. Bu nedenle
görüşmelerin yeniden başlayacağına inanıyoruz. Bizler de ciddi şekilde müzakere yapmaları konusunda onları teşvik ederek, olası endişelerini yatıştırmaya ve anlaştıkları bir referanduma götürmeye çalışacağız."

'Konferansa birçok ülke katılır'
Weston, Ann
an Planı'na dayalı çözümün bedeli konusundaki bir soruya karşılık da şunları söyledi.
"ABD, Annan Planı'nın hayata geçirilmesi için gerekli kaynakların bulunmasını, AB'nin başkanlık edeceği Bağışçılar Konferansı'nın müzakerelerin başlamasından sonra yapı
lmasını bekliyor. ABD yanında Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çıkarı olan birçok ülke de bu konferansa katılacak. Bu ülkelere ilişkin liste uzundur."
Weston, KKTC'deki seçimlerle ilgili olarak, "Gürcistan benzeri bir olayın yaşanıp yaşanmayacağı" konusund
aki bir soruya karşılık da bu tür haberlerin spekülasyon olduğunu ifade ederek, "Kuzey'de ihtilal beklediklerinden söz ederken neyi kastettiklerini bilemem. Adanın Kuzey kısmındaki durum Gürcistan'daki ile aynı değildir. Bunu söyleyenler sadece spekülasyon yapıyor. Hiçbir yorum yapmak istemiyorum" dedi.

Akdeniz TV'nin yayını durduruldu

15/12/2003 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçim yasaklarına uymadıkları gerekçesiyle Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'na (BRTK) uyarı yaparken, Akdeniz TV'nin yayınlarını da dün öğleye kadar durdurdu. YSK Başkanı Taner Erginel, 18.00'de başlayan seçim yasaklarına aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle BRTK'ya
uyarı verildiğini, BRTK'nın da bu uyarıyı dikkate alarak, seçime yönelik yayınlarını durdurduğunu
belirtti. Erginel, seçim yasaklarına uymadığı gerekçesiyle Akdeniz TV'nin yayınlarının ise dün saat 12.00'ye kadar durdurulduğunu söyledi. Akdeniz TV, saat 12.00'ye kadar yayın yapamadı. YSK Başkanı Erginel, seçimlerin büyük bir olgunluk ve demokrasi anlayışı içinde yapılmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Sandıktan "çözüm ve AB" çıktı: Meclis kilitlendi

25'TE KALDILAR: KKTC'de dün yapılan kader seçimlerinde sandıktan çözüm ve AB çıktı ancak meclis de kilitlendi. Çözüm ve AB'yi savunan barış güçleri ile statüko partileri eşit sayıda milletvekili çıkardı. Her iki cephenin 25'er milletvekili çıkarması üzerine, ne çözüm güçleri, ne de statüko yanlıları, hükümeti kurmak için yeterli milletvekili sayısına ulaşabildi. KKTC seçim tarihinde ilk kez böylesi bir kaos ortaya çıktı

HALK "ÇÖZÜM VE AB" DEDİ: 1 yılı aşkın bir süredir çözüm ve AB yolunda kararlılığını ortaya koyan Kıbrıs Türk halkı, bu iradesini dün sandığa da yansıttı. Seçmenin yüzde 51'i çözüm ve AB doğrultusunda oy kullanırken, buna karşı statüko yanlılarını destekleyenlerin oranı yüzde 49'da kaldı. CTP-BG, BDH ve ÇABP'ye giden oyların oranı yüzde 51olurken, UBP, DP, MBP ve KAP'a giden oylar da yüzde 49'da kaldı

OYLAR NASIL DAĞILDI-KOLTUKLAR NASIL PAYLAŞILDI?: Saat 03.00 itibarıyla kesin olmayan sonuçlara göre oyların partilere göre dağılımı şöyle: CTP-BG: Yüzde 35.18 (19 milletvekili), UBP: Yüzde 32.93 (18 milletvekili), BDH: Yüzde 13.14 (6 milletvekili), DP: Yüzde 12.93 (7 milletvekili)

CTP-BG PATLAMA YAPTI: 7 partinin yarıştığı seçimde en büyük patlamayı CTP-BG yaptı. Oy oranını yüzde 163 oranında artıran CTP-BG, "yenilmez" denilen UBP'yi geride bırakarak birinci parti oldu. CTP, 1998 seçimlerinde yüzde 13.4 oranında oy almıştı. Yüzde 32.93 oy oranıyla UBP ikinci, yüzde 13.14 oy oranıyla BDH üçüncü ve yüzde 12.93 oy oranıyla da DP dördüncü parti oldu. ÇABP yüzde 1.97, MBP yüzde 3.23 ve KAP da 0.60 oy oranıyla barajı geçemeyerek meclise giremedi

UBP VE DP, KAN KAYBETTİ: Partilerin aldığı oyları 1998 seçim sonuçlarıyla kıyasladığımız zaman, CTP'nin büyük çıkışına karşın UBP ve DP'nin ciddi oranda kan kaybettiği görülüyor. 1998'te yüzde 40.4 oy oranıyla sandıktan birinci parti olarak çıkan UBP yüzde 32.93'e gerilerken, DP de oy oranını yüzde 22.6'dan yüzde 12.93'e düşürdü. 1998'de yüzde 15.4 oy alan TKP de, BDH bünyesinde katıldığı bu seçimde yüzde 13.14 oranında oy aldı

DENGELER ALT-ÜST OLDU: Ülkemizde oyların geleneksel dağılımı da alt-üst oldu. Ortalama yüzde 65 oranında sağ, yüzde 35 oranında sol oyların hakim olduğu ülkemizde bu denge de dünkü seçimle değişmiş oldu. Şimdi bu dengeler yüzde 51 ve yüzde 49 olarak karşımıza çıkıyor. Kaderini oylayan Kıbrıs Türk halkının yarısından fazlası çözüm ve AB yolunda irade belirtti ve sağ oylarda büyük oranda azalma oldu

Kıbrıs Türk halkının yanı sıra dünyanın nefesini tutarak soluk soluğa izlediği seçimlerde, sandıktan çözüm ve AB çıkmasına rağmen meclis kilitlendi.

Aylardan beri Kıbrıs Türkü'nün yanı sıra dünyanın da yakından izlediği kader seçimlerinde çözüm ve Avrupa Birliği'ni savunan barış güçleri yüzde 51, statüko yanlısı partiler de yüzde 49 oranında oy aldı.

Kıbrıs sorununa endeksli niteliğiyle tüm kesimler tarafından kader seçimi olarak nitelenen milletvekilliği seçimlerinde halk çözümden yana irade koymasına rağmen, ortaya çıkan tablo henüz belirsiz.

Seçimde, hem çözüm, hem de statüko güçleri eşit sayıda, 25'er milletvekili çıkardı. Bu tablo ise ne çözüm güçlerinin, ne de statüko yanlılarının hükümeti kurmak için yeterli sayıya ulaşmadığını gösteriyor. Hükümeti kurabilmek için ya çözüm, ya da statüko cephesinin en az 26 milletvekili çıkarması gerekiyordu.

KKTC seçim tarihinde ilk kez böylesi bir kaos yaşanıyor. Seçim sonuçları sürprizden öte şok bir durum yansıtıyor.

Aslında ortaya çıkan bu tabloda 3'lü koalisyon alternatifleri görülse de çözüm güçleri, aralarında imzaladıkları protokol gereği statüko yanlısı partilerle hükümet kurma kapısını kapamışlardı. UBP de çözüm güçleri ile koalisyona gitmeyeceğini açıklamış, ancak DP bu konuda yorum yapmamıştı.

Meclisi kilitleyen bu sürpriz gelişmenin nasıl aşılacağı henüz kestirilemiyor. Bu aşamada üçlü koalisyon senaryolarının mı yoksa bir erken seçimin mi gündeme geleceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacak. Kısacası bu krizin nasıl aşılacağı şimdilik meçhul.

Meclisin kilitlenmesiyle sonuçlanan seçimde oldukça ilginç ve sürpriz başka sonuçlar da dikkat çekti.

Ülkemizdeki oyların geleneksel dağılımı alt-üst olurken, oylarında patlama yaşanan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Birleşik Güçler(BG) birinci parti oldu.

Ortalama yüzde 65 oranında sağ, yüzde 35 oranında sol oyların hakim olduğu ülkemizde bu denge de dünkü seçimle değişmiş oldu. Şimdi bu dengeler yüzde 51 ve yüzde 49 olarak karşımıza çıkıyor. Kaderini oylayan Kıbrıs Türk halkının yarısından fazlası çözüm ve AB yolunda irade belirtti ve sağ oylarda büyük oranda azalma oldu.

Oy oranını yüzde 163 oranında artıran CTP-BG, "yenilmez" denilen UBP'yi geride bıraktı. CTP, 1998 seçimlerinde yüzde 13.4 oranında oy almıştı.

Yüzde 32.93 oy oranıyla UBP ikinci, yüzde 13.14 oy oranıyla BDH üçüncü ve yüzde 12.93 oy oranıyla da DP dördüncü parti oldu.

ÇABP yüzde 1.97, MBP yüzde 3.23 ve KAP da 0.60 oy oranıyla yüzde 5'lik ülke barajını geçemeyerek meclise giremedi.

Güzelyurt'tan beklenen sonuç çıktı

Annan Planı'na göre verilecek yerler arasında olan Güzelyurt'tan beklenen sonuç çıktı; çözüm ve AB yanlısı partiler statükoya fark attı.

Yapılan anketlerde Annan Planı'na en büyük destek yine Güzelyurt'tan çıkmıştı.

Seçim sonucuna göre Güzelyurt'ta CTP-BG yüzde 34.77 oy alarak 3 milletvekili çıkarırken, BDH da yüzde 19 oyla 1 milletvekilliğinin sahibi oldu.

UBP ise yüzde 30.74'lük oy oranında kalarak 2 milletvekili ile yetindi. DP ise yüzde 12 oyla 1 milletvekili çıkarabildi.

Genel sonuçlar

Ülkemizde kayıtlı 141 bin 496 seçmen, kaderini belirlemek için dün sandık başına gitti.

Cumhuriyet Meclisi'nde 5 yıllık süre için görev yapacak 50 milletvekilini belirlemek için toplam 554 sandıkta oy kullanıldı ve seçime katılma oranı yüzde 86.48 oldu. 1998 seçimlerinde de seçime katılma oranı yüzde 86.6 olmuştu.

Ülke genelinde kayıtlı seçmen sayısı 141 bin 496 iken, oy kullanan seçmen sayısı 122 bin 368 olarak gerçekleşti.

Geçerli oyların toplamı 1,333,904 oldu.

Buna göre, ülke genelinde oyların partilere göre dağılımı ve çıkarılan milletvekili sayısı şöyle:

"UBP: 439,249, %32.93, 18 milletvekili

DP: 172,473, % 12.93 , 7 milletvekili

MBP: 43,122, % 3.23, (barajı geçemedi, milletvekili çıkaramadı)

BDH: 175,282, %13.14 6 milletvekili

CTP-BG: 469,279, %35.18, 19 milletvekili

ÇABP: 26,342, %1.97, (barajı geçemedi, milletvekili çıkaramadı)

KAP: 7,984, %60, (barajı geçemedi, milletvekili çıkaramadı)

Soner Engin: 38

Arif Salih Kırdağ: 86

Emine Selçuk:49"

Lefkoşa

Lefkoşa ilçesindeki 16 milletvekilliğinin 6'sını CTP, 5'ini UBP, 3'ünü BDH, 2'sini de DP çıkardı.

YSK'nın Lefkoşa ilçesi için açıkladığı sonuçlar şöyle:

Toplam Sandık Sayısı 163

Açılan Sandık Sayısı 163

Kayıtlı Seçmen Sayısı 44197

Oy Kullanan Seçmen Sayısı 38143

Geçerli Oy Toplamı 581120

Seçime Katılma Oranı (%) 86.30

UBP 169768 29.21 5

DP 67641 11.64 2

MBP 13568 2.33 0

BDH 93281 16.05 3

CTP 216160 37.20 6

ÇABP 17397 2.99 0

KAP 3132 0.54 0

Mağusa

Açıklanan sonuçlara göre Gazimağusa'dan CTP ve UBP 5'er, DP 2, BDH 1 milletvekili çıkardı.

Gazimağusa İlçesi'ndeki 143 sandığın sonuçları şöyle

Toplam Sandık Sayısı 143

Açılan Sandık Sayısı 143

Kayıtlı Seçmen Sayısı 37246

Oy Kullanan Seçmen Sayısı 32865

Geçerli Oy Toplamı 397871

Seçime Katılma Oranı (%) 88.24

UBP 145659 36.61 5

DP 54659 13.74 2

MBP 19953 5.01 0

BDH 34458 8.66 1

CTP 136088 34.20 5

ÇABP 3771 0.95 0

KAP 3283 0.83 0

Girne

Yüksek Seçim Kurulu Girne ilçesinin resmi olmayan seçim sonuçlarını açıkladı.

109 sandıktan çıkan sonuçlara göre 9 milletvekilliğinin 4'ünü CTP, 3'ünü UBP aldı. BDH ile DP de birer milletvekilliği kazandı.

Sonuçlar şöyle:

Toplam Sandık Sayısı 109

Açılan Sandık Sayısı 109

Kayıtlı Seçmen Sayısı 26083

Oy Kullanan Seçmen Sayısı 22112

Geçerli Oy Toplamı 186707

Seçime Katılma Oranı (%) 84.78

UBP 65624 35.15 3

DP 23628 12.66 1

MBP 5558 2.98 0

BDH 22096 11.83 1

CTP 66131 35.42 4

ÇABP 3081 1.65 0

KAP 589 0.32 0

Güzelyurt

Güzelyurt ilçesinde 7 milletvekilinin 3'ünü CTP-BG, 2'sini UBP, 1'ini DP ve 1'ini de BDH kazandı.

Güzelyurt sonuçları şöyle:

Toplam Sandık Sayısı: 74

Açılan Sandık Sayısı: 74

Kayıtlı Seçmen Sayısı: 19381

Oy Kullanan Seçmen Sayısı: 16845

Geçerli Oy Toplamı: 109864

Seçime Katılma Oranı (%) 86.92

UBP 33767 30.74 2

DP 13702 12.47 1

MBP 1110 1.01 0

BDH 20869 19.00 1

CTP 38197 34.77 3

ÇABP 1767 1.61 0

KAP 452 0.41 0

İskele

YSK'ya göre İskele ilçesinde UBP 3, DP ve CTP de birer milletvekilliği kazandı.

YSK'nın açıkladığı sonuçlar şöyle:

Toplam Sandık Sayısı 65

Açılan Sandık Sayısı 65

Kayıtlı Seçmen Sayısı 14589

Oy Kullanan Seçmen Sayısı 12403

Geçerli Oy Toplamı 58423

Seçime Katılma Oranı (%) 85.02

UBP 24473 41.89 3

DP 12846 21.99 1

MBP 2933 5.02 0

BDH 4578 7.84 0

CTP 12739 21.80 1

ÇABP 326 0.56 0

KAP 528 0.90 0

KIBRIS 15/12/2003

AB Komisyonu: Kıbrıslı Türkler, Annan Planı temelinde çözüm

AB Komisyonu, KKTC'deki seçimlerin ardından yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarının Kıbrıslı Türklerin artan bir şekilde ve Annan Planı temelinde çözüm istediklerini gösterdiğini belirtti. Açıklamada, AB Komisyonu'nun, Annan Planı çerçevesinde 1 Mayıs 2004 tarihine kadar tam bir çözüm bulunmasının, tüm Kıbrıslıların ve bölgenin menfaati gereği olacağına inancı vurgulandı

AB Komisyonu, KKTC'deki seçimlerin ardından yaptığı yazılı açıklamada, seçim sonuçlarının Kıbrıslı Türklerin artan bir şekilde ve Annan Planı temelinde çözüm istediklerini gösterdiğini belirtti.

KKTC'yi devlet olarak tanımayan ve dolayısıyla seçim sonuçlarını resmen tanımayacağını daha önce belirtmiş olan AB Komisyonu, açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ta "seçimler" kelimesini "tırnak içinde" kullandı.

Açıklamada, sonuçların, Kıbrıslı Türklerin 1 Mayıs 2004'te birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinden ve bu amaçla, Annan Planı'nın temel alınacağı bir çözümden yana istekli olduklarını yansıttığı ifade edildi.

Komisyon, açıklamasında, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı temelinde bir uzlaşma fırsatını yakalayabilmeleri için, mümkün olan en kısa zamanda yeni bir yönetim oluşturulması umudunu dile getirdi ve tüm tarafları, gecikmeden BM çerçevesinde müzakerelere tekrar başlamaya çağırdı.

Açıklamada, AB Komisyonu'nun, Annan Planı çerçevesinde 1 Mayıs 2004 tarihine kadar tam bir çözüm bulunmasının, tüm Kıbrıslıların ve bölgenin menfaati gereği olacağına inancı vurgulandı.

Çözüme desteğe ve AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanması için gerekli adımları düzenlemeye hazır olduğunu ifade eden AB Komisyonu, çözümün gerektireceği fonları sağlamak amacıyla uluslararası bağış konferansı düzenlemeye de hazır olduğunu belirtti ve çözüm halinde Kuzey Kıbrıs'a yardım için ek bütçe ayırdığını hatırlattı.

KIBRIS 15/12/2003

Ne olacak şimdi?

KKTC genel seçimleri dün yapıldı ancak sandıktan çıkan sonuç, ne statükoyu ne de çözüm yanlısı partileri sevindirdi. Tarafların eşit sayıda milletvekili çıkarması, beraberinde önemli bir sorunu da gündeme getirdi; ne olacak şimdi?

Aylardır, Kıbrıs Türk halkının olduğu kadar tüm dünyanın da büyük bir heyecanla beklediği genel seçimler nihayet dün tamamlandı ancak bu kez de hem Kıbrıslı Türkleri hem de Kıbrıs'ta varılacak bir çözümü dört gözle bekleyen diğer ülkeleri başka bir merak sardı.

Milletvekilliği dağılımının 25-25 olması ve kimsenin tek başına hükümeti kurmak için yeterli milletvekili sayısına ulaşamaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın hükümeti kurma görevini kime vereceği ve eğer hükümeti kurma görevi Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'a verilirse, Talat'ın hükümeti kiminle kuracağı büyük bir merak konusu oldu.

KKTC Anayasası'nın 'Cumhuriyet Meclisi Toplantıları ve Çalışma Düzeni' başlığı altındaki maddesinin 2. fıkrasına göre, Cumhuriyet Meclisi, Milletvekili genel seçimi sonuçlarının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonraki onuncu gün, saat 10.00'da kendiliğinden toplanması gerekiyor. Yasa, toplantıda hazır bulunan en yaşlı milletvekilinin meclise başkanlık etmesini ve iki genç milletvekilinin de katiplik yapmasını öngörüyor. Seçildikten sonra yapılan bu ilk toplantıda, milletvekillerinin ant içmesi ve Başkanlık Divanı seçimlerini yapması da aynı yasanın aynı fıkrası altında toplanıyor. Divan seçimlerinin ilk toplantının ardından ilk on gün içinde tamamlanması gerekiyor.

KIBRIS 15/12/2003

BDH Genel Başkanı Akıncı, seçim sonuçlarını değerlendirdi:

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, sayım devam ederken yaptığı açıklamada, CTP-BG ile yaptıkları protokole sadık kalacaklarını söyledi.

Akıncı, ortada net bir tablo bulunmadığını; BDH'nın 3. sırada göründüğünü ancak durumu karma oyların netleştireceğini söyledi.

BDH Genel Merkezi'ne saat 22.00 sıralarında gelen Akıncı, partililer tarafından alkışlarla karşılanırken seçim sonuçlarına ilişkin açıklama bekleyen basın mensuplarına "gelişmeleri izleyelim. Değerlendirme için biraz daha bekleyelim" diyerek parti yetkilileriyle toplantıya girdi. Akıncı, yaklaşık bir saat süren toplantı sonrasında basına açıklamada bulunarak gelinen aşamada seçim sonuçlarını değerlendirdi.

Öteden beri bu seçimlerin, çözüm ve barış yanlıları ile "Annan Planı ölümdür; istemeyiz" diyenler arasında bir yarış gibi değerlendirildiği; seçimden öte bir anlamı olduğunun ifade edildiğini anımsatan Akıncı, gelinen noktada ortaya henüz net bir tablo çıkmadığını; en son bilgilerin, sandalye sayılarının 25-25 şeklinde bölünmüş göründüğünü; BDH'nın da oyları itibarıyla 3. sırada göründüğünü ancak bunun sandalye sayısına nasıl yansıyacağının karma oylar da değerlendirmeye girdikten sonra netleşeceğini kaydetti.

Sayısal dağılım ve onun imlikasyonları bakımından şu anda durumun fazla bir şey söylemeye müsait olmadığını ifade eden Akıncı, "ama şu kadarını söyleyebilirim: Eğer bu akşamın sabahında çözüm ve barış yanlısı, Annan Planı zemininde müzakerelerle Kıbrıs'ta çözümü ve mayısa kadar AB hedefini savunan CTP ve BDH'nın sandalye sayısı mecliste bir hükümet kurmaya yetecek sayıya-yani 26 ve ötesine-ulaşırsa, biz bunun öncesinde imzaladığımız protokole sadık kalarak bu ortaklık hükümetini kesinlikle oluşturacağız. Bunda BDH açısından bir sorun söz konusu olmayacaktır. Çünkü hedefimiz bellidir ve bu ortak hedefe doğru gereken kararlılığı göstereceğiz. Ancak şu an itibarıyla durumun netleşmesini bekleyeceğiz" şeklinde konuştu.

Gençlere sükunet çağrısı

Akıncı, sonuçların bu kadar birbirine yakın çıkmasının doğal olarak birtakım gerginlikler de yaratabileceğini; her seçimde gerginlikler yaşandığını ancak bu kez durumun çok daha farklı olduğunu, dolayısıyla bu gerginliklerin herhangi bir sorun getirmemesini sağlamak gerektiğini söyledi. Başta BDH mensupları ile özellikle gençlere sakin ve sükunet içinde olmaları ve sonuçları beklemeleri yönünde çağrı yapan Akıncı, şöyle dedi:

"Hiçbir şekilde unutulmasın ki, yarın sabah biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Ve bu ülkede hangi partiye mensup olursa olsun tüm gençler bizim gençlerimizdir. Tüm çabamız geleceğe hep geleceğe yönelik; tüm gençler içindir. Aynı duyguları ben eminim tüm parti başkanları paylaşmaktadırlar. O nedenle ben tüm Kıbrıs Türk halkına sevgi ve saygılarımı iletirken sükunet içinde bu sonuçları beklemeyi tavsiye ediyorum." KIBRIS 15/12/03

CTP Genel Başkanı Talat: Kıbrıs Türk halkı çözümden ve barış

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, KKTC seçimlerinin şu anki sonuçlarının Kıbrıs Türk halkının adada barış ve Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduğunu gösterdiğini belirtti.

Talat, seçim sonuçlarının açıklandığı sırada parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümünden, barıştan ve aynı zamanda AB'ye üyelikten yana olduğunu bu seçim sonuçlarıyla gösterdiğini savundu.

İktidara gelmeleri durumunda KKTC halkının bu isteği doğrultusunda bir değerlendirme yapacaklarını ve bu amaçlara ulaşmaya çalışacaklarını söyleyen Talat, şimdiye kadarki düzenin değiştirilmesi için mücadele edeceklerini kaydetti.

Talat, seçimlerden önce söyledikleri gibi bundan sonra Kıbrıs müzakerelerini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yerine hükümetin yürütmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söyledi.

CTP Genel Başkanı, Türkiye ile işbirliğine ilişkin bir soru üzerine, iktidara gelmeleri durumunda Türkiye'den de destek bekleyeceklerini, çünkü Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürdü.

"Birinci parti çıktık mutluyuz

ama hedeflerimize ulaşmamız zor"

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, parti binasında yaptığı açıklamada "Biz birinci parti çıktık mutluyuz, ama bu eşitlik durumunda hedeflerimize ulaşmamız zor görünüyor" dedi.

Talat, sürekli değişen bir meclis aritmetiğiyle karşı karşıya kaldıklarını, eşitliğin söz konusu olduğu bir durumda kesin bir sonuç ilan etmenim mümkün olamayacağını söyledi.

CTP-BG'nin birinci parti olarak çıktığını ama olası bir hükümet oluşumunda ciddi zorluklar yaşanacağının bilincinde olduklarını belirten Talat, "güven oyu alabilecek bir hükümet oluşumu görünmemektedir. Ne yapacağız bu soruya verecek bir cevabım henüz yoktur. Yetkili kurumlarımızla değerlendireceğiz, protokol yaptık, yaptığımız protokole bağlı olduğumuzu da dikkate alınacak olursa dostlarımızla da konuşmamız gerekecek. Tabi henüz karma oylar hesaba katılmamıştır. Bir değişiklik olur mu olmaz mı onu göreceğiz bu değişiklik olması durumunda biz yada karşı taraf gereğini gerçekleştirecektir. CTP-BG olarak birinci parti olarak çıkmaktan mutluyuz halkımıza tüm zorluklara rağmen bizi birinci parti olarak seçtikleri için teşekkür ederiz" diye konuştu.

"DP ile koalisyona sıcak bakmıyoruz"

Aritmetik olarak DP ile koalisyon yapmasının mümkün göründüğünü ve bu konudaki düşüncelerini soran bir basın mensubuna Talat, bunun aritmetik olarak mümkün olduğunu ama parti olarak buna sıcak bakmadıklarını ve imzaladıkları protokolün statükoyu değiştirmek ve çözüm yanlısı bir hükümet kurma konusunda onları bağladığını kaydetti.

Talat, eşitlik sonucu ortaya çıkan bu kilitlenmeyi nasıl aşabileceklerini durum biraz netleştikten sonra yetkili kurumlarıyla değerlendirerek, ne yapacaklarına karar vereceklerini ifade etti.

"Seçimlerin tekrarlanması mümkün...."

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hükümet kurma yetkisini kendisine vermeyeceğini söylemesini nasıl karşıladığının sorulması üzerine Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın böyle bir sonuç çıkmasa da hükümet konusunda çözüm yanlılarına olumlu yaklaşmadığını ve Denktaş'tan başka şekilde davranmasını da beklemediğin ve eşitlik durumunun Denktaş'ın elini daha da güçlendirdiğini vurguladı

Talat, bu yeni koşular sonucunda Denktaş'ın nasıl bir tavır sergileyeceğini Kıbrıs Türk halkı ile birlikte göreceğini söyledi.

"Seçimlerin tekrarlanmasının söz konusu olup olmayacağı yönündeki bir soruya karşılık Talat, "Evet bu da bir olasılık ama sonuç değişir mi bu nasıl olur bilemiyorum" diye yanıtladı.

"Görüşmeciliği üstleneceğiz"

Öte yandan NTV'ye konuşan CTP lideri Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde görüşmeciliği üstleneceklerini söyledi.

NTV canlı yayınında Mithat Bereket'in sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs Türk halkının iradesini çözümden yana koyduğunu, hükümeti kurmaları halinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ı görüşmecilikten alacaklarını kaydetti.

Talat, sonuçların Kıbrıs Türk halkının iradesini çözümden ve AB'ye üyelikten yana ortaya koyduğunu söyledi. Talat, Türkiye'nin AB'ye girmesi için Kıbrıs'ı çözmesi gerektiğini de savundu. CTP lideri, Türkiye Kıbrıs'ı çözmeden AB üyelik müzakereleri için tarih alsa bile ilerleme kat edemeyeceğini söyledi.

'Denktaş yetki vermeye mecbur'

Talat, hükümet kurma konusundaki yetkinin Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından kendilerine verilip verilmeyeceği yönündeki bir soruyu ise, "Cumhurbaşkanı keyfi davranamaz. En fazla oy alan partiye vermek zorunda değil eğer başka bir oluşum varsa. Ama şu andaki meclis aritmetiğinde buna mecburdur. Cumhurbaşkanı şimdilik ayak sürüyor, ama görevi bize verecektir" yanıtını verdi.

Talat, Rum kesimine de çözümden yana oldukları mesajını gönderdi. Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının oylarıyla görüşmeci olarak kendilerini seçtiğini kaydetti. Talat, Kıbrıs müzakerelerini KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yerine hükümetin yürütmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söyledi.

Talat "Anayasaya göre yürütme hükümete aittir. Görüşmeciliği hükümet yönetmelidir. Biz de hükümete gelmemiz halinde cumhurbaşkanını görüşmecilikten alırız" diye konuştu.

KIBRIS 15/12/03

UBP Genel Başkanı, Başbakan Eroğlu: CTP'yle koalisyon mümkün

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi'yle koalisyon kurmalarının mümkün olmadığını söyledi.

Eroğlu, CNN Türk televizyonundaki canlı yayında, Mehmet Ali Birand'ın seçim sonuçlarıyla ilgili sorularını yanıtladı. CTP'yle koalisyona gitmeyeceklerini seçimden önce de söylediklerini belirten Eroğlu, partisinin sadece muhalefetle değil, seçime müdahale eden AB ve ABD'yle de yarıştığını ve aldıkları yüzde 32'lik oyun küçümsenemeyeceğini ifade etti.

1998 seçim sonuçlarına göre oy oranlarına yüzde 8'lik düşüş görüldüğünü kaydeden Derviş Eroğlu, bankalar krizi yüzünden ekonomik sorunlu bir hükümet dönemi geçirdiklerini ama dış güçlerin de seçime müdahale ettiğini belirtti.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Eroğlu, AB'nin insanlara altın kasede sunulduğunu, maaşlarından memnun olmayan çalışanların da AB'ye girince daha çok kazanacaklarını zannettiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı'nın hükümeti kurma görevini birine vereceğini, hükümetin güvenoyu alamaması halinde 3 ay içinde erken seçime gidileceğini belirten Eroğlu, bir soru üzerine daha sonuçların netleşmediğini ama CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ı tebrik edeceğini, bundan doğal birşey olamayacağını söyledi.

CTP-BG ve BDH'nın milletvekili sayısının 26'ya ulaşması halinde hükümeti kurabileceklerini, bu partilerin vatandaşa "baharda Avrupa" vaat ettiğini ama bunu başarıp başaramayacaklarını, vatandaşların onları ayakta tutup tutmayacağını zamanın göstereceğini kaydeden Eroğlu, seçim sonuçlarının toplumda bir çatışmaya yol açacağını zannetmediğini ifade etti.

Eroğlu, CTP'nin görüşmeciyi değiştirebileceğini zannetmediğini de belirterek, Kıbrıs'ta yaşayabilir bir anlaşmayı savunduklarını ve Annan Planı'nın müzakere zemini olabileceğini sanmadığını söyledi. "Bu belgeyle her şeyimizi kaybediyor, sadece AB'ye giriş vizesi alıyoruz" diyen Eroğlu, Annan Planı'yla ilgili kaygılarını vatandaşa tam anlatamadıklarını belirtti.

"KKTC, tarihinin en zor seçimini geçirdi"

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC tarihinin en zor seçimini geçirdiğini söyledi.

Seçimlere ilk kez dış dünyanın müdahalesine şahit olduklarını bildiren Başbakan, "Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere, dış dünya seçimlerimize müdahale etmiştir. Bu şartlarda Ulusal Birlik Partisi'nin aldığı oy oranını yadırgamamak gerekir. Bütün bu koşullara rağmen almış olduğumuz sonucun başarısızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz" dedi.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Eroğlu, UBP Genel Merkezi'nde bir basın toplantısı düzenleyerek, bugün gerçekleştirilen milletvekilliği seçim sonuçlarını değerlendirdi.

KKTC'ye demokrasiyi getiren partinin UBP olduğunu söyleyen Eroğlu, "Bu seçimde de demokrasimiz kazanmıştır, devletimiz kazanmıştır. Çünkü, dış müdahalelere rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı bir kez daha tescil edilerek, tüm dünyaya gösterilmiştir" diye konuştu.

Seçim sonucunu ileriki günlerde yetkili kurullarında en iyi şekilde değerlendireceklerini belirten UBP Genel Başkanı ve Başbakan Eroğlu, bunun sonucunda atılması gereken adımları atacaklarını ifade etti.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Eroğlu, erken seçim olasılığıyla ilgili bir soruya karşılık, bunun kuralları bulunduğunu belirterek, hükümetin kurulamaması halinde üç ay içinde erken seçime gidilebileceğini kaydetti. Eroğlu, "Buna gerek duyulup duyulmayacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz" dedi.

"Aldığımız sonuç başarısızlık değil"

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkisinin büyük olduğunu söyledi ve "Biz biraz da dünyayla yarıştık" diye konuştu.

Partisinin aldığı sonucun başarısızlık olarak nitelenemeyeceğini belirten ve "Halk muhalefette kal derse muhalefette kalacağız" diye konuşan Eroğlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da seçim sonuçlarından memnun olmadığını söyledi.

"UBP'nin büyük oy kaybı olmadı"

İlk saatlerden CTP ile UBP'nin başa baş gittiği seçim sonuçlarını parti genel merkezinden izleyen Eroğlu, saat 23.30 sıralarında basına yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarında dış müdahalenin etkili olduğunu söyledi ve bu nedenle sonuçların zafer olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydetti.

UBP'nin yüzde 40'tan yüzde 32'ye inmesinin büyük bir oy kaybı olmadığını söyleyen Eroğlu, özellikle Lefkoşa'da oy kaybına uğradıklarını ve bunun beklemedikleri bir tablo ortaya çıkardığını söyledi.

"Bu 5 yıllık icraatımızın etkisinden çok ABD, AB ve diğer büyük dış güçlerin çok etkili müdahalesinin etkisindendir diye düşünüyorum. Biz bu seçimde biraz da dünyayla yarıştık" diyen Eroğlu, "dış güçlerin verdiği açık destek sonunda CTP'nin aldığı sonucun çok büyük bir başarı olmadığını" kaydetti.

"Halk muhalefette kal derse kalacağız"

UBP Genel Başkanı Başbakan Eroğlu, "oyların iki kutup arasında ortadan bölündüğüne ve kilit bir durum ortaya çıkardığına" ilişkin sorulara karşılık da, "Ben sadece kendi adıma konuşabilirim. Bugünkü ortağımız hakkında yorum yapmam mümkün değil. Bizim daha önce ortaya koyduğumuz tavır vardır. Sandıktan çıkan CTP ve BDH imzaladıkları protokole bağlı kalacaklar mı, buna uygun hareket edecekler mi, bunu zaman gösterecek" dedi.

Eroğlu "nasıl bir tutum izleyeceksiniz" sorusuna da, "Halk bize 'muhalefette kal' derse muhalefette kalacağız. Biz her zaman halkın iradesine saygı göstereceğimizi söyleyen bir partiyiz" diye yanıt verdi.

"Erken seçim olur mu?"

"Bu kilitlenme erken seçim yolunu açar mı" sorusuna da Eroğlu, "Erken seçime gitmenin kuralları var. Şu anda meclise giren 4 parti var. Bu 4 parti başkanlarına hükümeti kurma görevi sırayla verilir.

Kurulamazsa 3 ay içinde erken seçime gidilir. Buna gerek duyulup duyulmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz" karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş da memnun değil

Eroğlu, sonuçların açıklanmasından sonra Cumhurbaşkanı Denktaş'la herhangi bir temasının olup olmadığına ilişkin soruya karşılık ise, "Telefon görüşmemiz oldu. Seçim sonuçlarını kısaca değerlendirdik. Memnun olduğunu söyleyemem" dedi.

Eroğlu, partililere seslendi

Eroğlu, bu açıklamanın ardından, saatlerce gergin bir şekilde başa baş sonuçları bekleyen partililere seslendi.

Burada yaptığı konuşmada da özellikle dış müdahale üzerinde duran ve dış dünyanın bazı partilere açık destek verdiğini söyleyen UBP Genel Başkanı Başbakan Eroğlu, "Bu şartlarda UBP'nin aldığı oy oranını yadırgamamak lazım. Ülke genelinde yüzde 32, bazı bölgelerde yüzde 40'ı aşan oy oranına ulaştık" dedi.

"Başarılı olan da yok, başarısız olan da yok" ifadelerini kullanan Eroğlu, seçim sonuçlarının değerlendirilmesinin ardından yetkili organlarda alınacak kararlar doğrultusunda gerekli adımları atacaklarını kaydetti.

UBP Genel Başkanı Eroğlu, taşkınlıklara karşı partililere uyarıda da bulundu

KIBRIS 15/12/03

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş: Halkımız ilginç bir irade o

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, halkın son derece ilginç bir irade ortaya koyduğunu bildirdi.Denktaş, seçim sonuçlarını değerlendirirken, halkın bir yandan çözüm istencini ortaya koyarken, öte yandan Annan Planı'na konan tepkinin ortada olduğunu belirterek, "Haklarımızı koruma açısından, egemenliğimize sahip çıkma açısından talep ortadadır" dedi.

Denktaş, çıkan sonuçla halkın, bir yandan Annan Planı'na karşı tepki diğer yandan da egemenliğe sahip çıkma iradesini ortaya koyduğunu anlatarak, böylece hiç kimsenin kazamadığı, hiç kimsenin çılgınca kutlama yapamayacağı, en a azından barajı aşan 4 partinin çok büyük üzüntü ve moral bozukluğu içine giremeyeceği bir sonuç çıktığını kaydetti.

Serdar Denktaş, seçim sonuçlarının meclis aritmetiği açısından bakıldığında durumun kilitlendiğini ifade ederek, "Ne 25-25, ne 26-24, ne 27-23 esasen hiçbir şekilde bizi bir hükümet yapacak ortama götürmüyor" dedi.

Matematiksel olasılığın 4 tane sonuç çıkarılmasına neden olduğunu anlatan Denktaş, bunlardan bir tanesinin erken seçim olduğunu söyledi.

Serdar Denktaş, hiçbir parti başkanının şu anda bir şey diyebilecek durumda olmadığını belirterek parti yetkili organlarında değerlendirmeler yapacaklarını ifade etti.

Denktaş, seçimin kesin sonuçları belirlendikten sonra bütün partilerin en yetkili organları olan parti meclislerini toplayarak gerekli kararları üreteceklerini kaydederek, "Dolayısıyla şu anda şunu yaparız ya da bunu yaparız diyecek durumda değiliz" diye konuştu.

Serdar Denktaş, DP olarak bütün seçim boyunca, seçim öncesi ve şimdi de asla şunu yapmayız, asla şu partiyle hükümet kurmayız, asla şu partiyle bir araya gelmeyiz veya illa ki bu partiyle bir araya geleceğiz diye kendi kendilerini kilitleme içerisine girmediklerinin anlatarak, bu anlamda seçime giren 7 parti içinde en rahat partinin DP olduğunu söyledi.

Denktaş, yine de son kararın parti meclislerinde olduğunu vurgulayarak koalisyon olasılıkları ve partilerin daha önce yaptıkları açıklamalar üzerinde durdu ve koalisyon oluşturmanın zorluklarına dikkat çekti.

Seçim sonuçlarına bu perspektiften bakıldığı zaman, çok kısa bir süre içinde yeniden bir erken seçimin ufukta göründüğünü ifade eden Denktaş, "Tabi ki politika bu, dün imzalanan protokoller bir anda berhava olabilir. Dün vatandaşa verdikleri sözü bir anda çevirebilirler. Göreceğiz. Bunu önümüzdeki günlerde değerlendireceğiz" dedi.

Serdar Denktaş, vatandaşın seçimlerde verdiği mesajın önemli olduğunu ısrarla yineleyerek, DP olarak bu mesajı çok iyi algılamaya çalışacaklarını, parti olarak bunu çok iyi değerlendirme yönünde hareket edeceklerini söyledi.

Denktaş, olgun bir seçim kampanyası dönemi geçirildiğini anlatarak, bu nedenle halkı kutlamak istediğini belirtti.

Seçim günü olan dünün çok iyi geçtiğini dikkat çeken Denktaş, "Şu anda meclise giren hiçbir partinin kutlama yapma şansı yok, halkımız hiçbirimize böyle bir imkan tanımadı. Ama 4 partiye oturum ağlama mesajı da vermedi" dedi.

Serdar Denktaş, 4 partinin önümüzdeki günlerde bir araya gelerek taraftarlarını mümkün olduğunca teskin ederek, bir sorunun, bir tatsızlığın çıkmaması için gerekeni yapmaları gerektiğini söyledi.

Denktaş, bir araya gelerek halkın ortaya koyduğu iradeyi değerlendirmek gerektiğini vurgulayarak, aynı şekilde bu durumu TC hükümeti ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de değerlendirmek gerektiğini belirtti.

Serdar Denktaş, "Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini kime verecek" sorusuna karşılık, en zor durumda olanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olduğunu belirterek, UBP ve CTP'nin milletvekilliği ağırlığı açısından eşit durumda olduğunu söyledi.

Denktaş, cumhurbaşkanının anayasal yetkisinin hükümeti kurabilecek birine görev vermesi olduğunu anlatarak, bu kararın da, ancak meclise giren 4 partinin başkanlarıyla görüştükten sonra verilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Denktaş, cumhurbaşkanının bu nedenle partilerin gerekli değerlendirmeleri yapabilmesi için 2-3 gün beklemesi gerekebileceğini anlatarak, kararını ondan sonra vermesinin en doğru yaklaşım olacağını düşündüğünü söyledi.

Halkın ilginç iradesine kendisinin partisi adına saygı duyduğunu ifade eden Serdar Denktaş, DP'nin geçmiş seçimlere karşın oy kaybetmesinin olağan bir durum olduğunu, bunun çeşitli nedenleri bulunduğunu, bütün partilerin DP'nin üzerine oynadığı bir seçim yaşadıklarını belirtti.

Serdar Denktaş, çıkan sonuçtan sadece siyasi partilerin değil halkın da bir sonuç çıkarmak durumunda olduğunu ifade ederek, "Önümüzdeki günler ilginç günler olacak. Bu hafta hep beraber bunu oturup değerlendireceğiz" dedi.

Denktaş, seçime yüksek katılım nedeniyle halka teşekkür ederek, bunun memlekete bağlılığın, ülkeye sahip çıkmanın, bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Sonucun, herkese hayırlı uğurlu olması dileğinde bulunan Serdar Denktaş, olaysız tamamlanan bir seçimi herkesin sahiplenmesi, kutlaması ve iradeye saygı göstermesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 15/12/03

Weston: Çözüm kaynaklarını bulacağız

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıs konusunda çözüm kaynaklarını bulacaklarını açıkladı.

Politis gazetesine bir demeç veren Weston, Annan Planı'yla ilgili çözüm bedeli konusundaki soruya karşılık, şunları söyledi.

"ABD, Annan Planı'nın hayata geçirilmesi için gerekli kaynakların bulunmasında AB'nin başkanlık edeceği Bağışçılar Konferansı'nın, müzakerelerin başlamasından sonra yapılmasını bekliyor. ABD yanında Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çıkarı olan birçok ülke de bu konferansa katılacak. Bu ülkelere ilişkin liste uzundur."

"Bazıları bugünkü (dünkü) oylamadan sonra, son zamanlarda Gürcistan'da olduğu gibi, işgal bölgelerinde 'ihtilal' olacağından söz ediyor. Sizin düşünceniz ne" sorusuna Weston şu yanıtı verdi.

"Kuzeyde ihtilal beklediklerine söz ederken neyi kastettiklerini bilemem. Adanın kuzey kısmındaki durum, Gürcistan'dakiyle aynı değildir. Bunu söyleyenler sadece spekülasyon yapıyor. Hiçbir yorum yapmak istemiyorum."

Weston, bölgeye geliş amacıyla ilgili olarak ise, şunları söyledi:

Hedef: 1 Mayıs

"1 Mayıs 2004 öncesinde bir çözüme ulaşmak hedefiyle, görüşmelerin yeniden başlaması için gücümün elverdiği şekilde zemin hazırlığında bulunacağım.

Geriye bakarak ve 1 Mayıs 2004'e kadar ne kadar iş kaldığını bilerek, görüşmelerin mümkün olduğunca erken -hatta hemen- başlaması gerektiğine inanıyorum.

Aynı anda görüşmelerin başlayabilmesi için dört ilgili tarafın da siyasi irade göstermesi gerektiğini biliyorum. Dolayısıyla, talep ettiğimiz 4 tarafın da, BM genel sekreterinin koşullarını kabul ettikleri yönündeki iradelerinin teyidi ve derhal görüşmelere geri dönülmesidir.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın değerlendirmesine göre, 1 Mayıs'a kadar hem müzakereler, hem de referandumlar için yeterli zaman vardır.

Çözümün şekli

Çözümün şekli yönünde farklı fikirlere sahip olmalarına rağmen gerek Papadopulos gerek Denktaş sorunun çözümü yönünde ilgi göstermeye devam ediyor. Bunun anahtarı müzakerelere geri dönmektir. Bu müzakerelerde tarafların Annan Planı'nda istediği değişiklikler yapıldıktan sonra ise aynı anda yapılacak referandumlarla Kıbrıs halkı kararını verecektir. Sorunun çözümü için tek yolun bu olduğuna inanıyorum.

BM genel sekreteri de tek yolun bu olduğuna açıklık getirdi ve biz de bu görüşteyiz. Bu nedenle görüşmelerin yeniden başlayacağına inanıyoruz. Bizler de ciddi şekilde müzakere yapmaları konusunda onları teşvik ederek, endişelerini yatıştırmaya ve anlaştıklarını bir referanduma götürmeye çalışacağız."

KIBRIS 15/12/03

KKTC basını: Meclis kilitlendi

KKTC basını, dün yapılan genel seçimlerin sonuçlarını, iktidar ve muhalefetin eşit oranda milletvekili çıkarması nedeniyle meclisin kilitlendiği yorumlarıyla verdi.

Lefkoşa
AA

15 Aralık 2003— Gazetelerde, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler’in oylarında patlama yaptığına, Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti’nin ise oy kaybettiğine dikkat çekildi. Bazı gazetelerde, seçimlere yönelik dış müdahaleler bulunduğu da belirtildi.

KKTC’nin en çok satan Kıbrıs gazetesi, seçim sonuçlarını, “Sandıktan ‘çözüm ve AB’ çıktı” üstbaşlığının altında “Meclis kilitlendi” ana başlığıyla okuyucularına duyurdu. Gazete, “Çözüm ve AB’yi savunan barış güçleri ile statüko partileri eşit sayıda milletvekili çıkardı. Her iki cephenin 25’er milletvekili çıkarması üzerine, ne çözüm güçleri, ne de statüko yanlıları hükümeti kurmak için yeterli sayıya ulaşabildi. KKTC seçim tarihinde ilk kez böylesi bir kaos ortaya çıktı” diye yazdı.
CTP’nin yayın organı Yeni Düzen Gazetesi, “Halkımız konuştu: Avrupa evet” başlığıyla verdiği haberde, “Çözüm ve AB üyeliği hedefiyle seçime giren CTP-BG, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Çözüm
ve Avrupa Birliği Partisi’ne (ÇABP) halkımız yüzde 51.08 oranında destek verdi. Statükodan yana partiler yüzde 48.90’da kaldı” ifadesini kullandı.
UBP’nin yayın organı Birlik gazetesi, “seçimlere kimlerin müdahale ettiği ortaya çıktı” üst başlığının altın
da, “UBP-Dış güçlere rağmen yüzde 32.87” başlığını kullandı. Gazete, “Dış müdahalelerin doruğa ulaştığı bir seçim olmasına rağmen sağduyu dimdik ayakta” yorumunu yaptı.
Diğer gazeteler, seçim sonuçlarını okuyucularını şu başlıklarla duyurdu: Halkın Sesi Gazetesi: “Meclis kilitlendi”, Cumhuriyet: “4 parti mecliste”, Volkan, “Halkımızı yıkmaya güçleri yetmedi, 25’e 25”, Ortam, “Kıbrıs Türk halkı her türlü müdahale ve baskıya rağmen statükoyu sandıkta devirdi” üst başlığında “Yasemin devrimi”, Afrika Gazetesi
, “CTP kazandı toplum kaybetti”.

‘CTP MUHALEFETİ BÖLDܒ
Afrika Gazetesi, haberiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Statüko yıkılmadı, Denktaş görüşmecilikten alınamıyor, muhalefetin ülke genelinde toplam oyu yüzde 50’yi aşıyor, ancak mecliste çoğunluk sağlamaya yetmiyor. Eğer muhalefet CTP tarafından parçalanmamış olsaydı, Kuzey Kıbrıs’taki yönetim şimdi muhalefetin eline geçmiş olacaktı.”

Denktaş: Görev hükümeti kurabilecek olana

KKTC seçimlerinin ardından basın toplantısı düzenleyen Rauf Denktaş, başbakanlık görevini hükümeti kurabilecek olan parti liderine vereceğini söyledi. Lefkoşa
NTV-MSNBC

15 Aralık 2003— Denktaş, seçim sonuçlarının Kıbrıs Türkünün yüzde yüz çözümden ve AB’ye üyelikten yana olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs halkının AB’den yana tercih yaparken, halkın yarısının 1960 yasalarını gözardı ederek Annan planı ile derhal girelim dediğini, kalan yarısının ise bu plana karşı çıktığını söyledi. Annan planına karşı çıkanların, uluslararası anlaşmalara bağlı kalmak istediğini belirten Denktaş, AB’nin Kuzey’in ekonomisinin düzeltilmesine katkı vermesini ve ambargoların kaldırılmasını istediğini söyledi.

Seçim sonuçlarıyla “meclisin kilitlendiğini” ifade eden Denktaş, siyasi parti liderleriyle ayrı ayrı görüşeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, doğru olanın öncelikle iktidar partisi ile görüşmesi olduğunu ancak bu konuda henüz bir karar vermediğini sözlerine ekledi.

Hükümetin kurulamaması halinde, Anayasa gereği iki ay içinde yeniden seçime gidileceğini belirten Rauf Denktaş, “İdeal olan partilerin milli bir hükümet kurmasıdır” dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türkününün çözümden yana olduğunu yineleyerek Rum kesimine müzakerelerin başlaması çağrısında da bulundu. Geçmişteki görüşmelerin Rum tarafınca taktik açıda
n yapıldığına ve bu nedenle başarısız olduğuna dikkat çeken Denktaş, “Türkiye, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs ve Rum kesiminden oluşan 4 taraflı görüşmelerin yapılmasını istiyoruz” dedi. Konfederal bir yapı kurulmasını istediklerini de kaydeden KKTC Cumhurbaşkanı, “Kıbrıs’ta kurulacak konfederal bir sistemin federal sistemden daha başarılı olacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

Denktaş röportajının tam metni

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, NTV canlı yayınında Mithat Bereket’in sorularını yanıtladı.

NTV

15 Aralık 2003— Rauf Denktaş, seçimlerden Kıbrıs Türk halkının çözümlerden ve AB’den yana olduğu sonucunun çıktığını belirtti. Denktaş, “halkının çözüm isterken haklarını heba etmeye niyeti olmadığını” kaydetti.

Mithat Bereket: Sayın Denktaş, herşeyden önce bu sonuçları nasıl okumak lazım? Sizce burada Kıbrıs Türk halkının, siyasi parti liderlerine verdiği mesaj nedir?

Rauf Denktaş: Kıbrıs Türkleri olarak biz, uzlaşmadan yanayız. Avrupa Birliği’ne girmekten de yanayız. Ama haklarımızı koruyarak... Sürüklenerek değil. Benim aldığım mesaj bu. Meclis’te yüzde 50’yi temsil edecek olan partilerin temsil ettiği insanlar arasında dahi Annan planı referanduma götürülseydi, hayır diyecek insanlar çoktur. Ama verilen mesajı iyi okumak lazımdır. Uzlaşmadan, Avrupa Birliği’nden yanayız, haklarımız korunarak. Yani, halk, meclise ve hükümete, oturun ve konuşun, diyor.

Mithat Bereket: Bunu herhangi bir taraf için, iktidar partisi için bir yenilgi veya muhalefet için bir kazanç olarak yorumluyor musunuz?

Rauf Denktaş: Kendileri de bir yenilgi olarak yorumlamıyor. Ama dediğim gibi, çok faktörler rol oynamıştır, seçimlerde. Aman Türkiye, müdahale etmesin diyenler, üç kişi Türkiye’den gelmişse, bir kahveye gitmişse, Türkiye müdahale ediyor diye bağıranlar, bir şeyi unutuyorlar. Dış müdahale, muazzam olmuştur. Yani, bu seçim, dünyaya karşı bir seçim olmuştur. Neyi ispat için? Var mıyız, yok muyuz? Demokrasimiz var mı yok mu? Hükümetimiz, devletimiz var mı yok mu? Asayiş temin ediliyor mu, edilmiyor mu? Ne biçim yerdir bu KKTC? Her devlet nasılsa, ne kadar güzelse, ne kadar hukukun üstünlüğe riayet ediyorsa, KKTC’nde bu görülmüştür. Ve yabancı gözlemciler, bizi tebrik ederek ayrılmışlardır.

Mithat Bereket:
Seçim sonuçlarını aldığınızda şaşırdınız mı?

Rauf Denktaş:
Devamlı kamu yoklamaları yapıldı. Bugün ortaya çıkan resmin biraz değişiği veriliyordu bize. Yani, yüzde 35, yüzde 38, UBP... Yüzde 32, yüzde 30’larda CTP var. DP de tam yine diğer partiyle tam ters orantıda çıkıyordu. Yani, değişiklik çok az olmuştur. Kamu yoklamaları demek ki iyi bir seçim çekebilmiştir. Ama son gece olan müthiş faaliyetler var, parasal açıdan, her açıdan... Para dağıtırken, adamlar yakalanmıştır mesela, bazı yerlerde... Fakir insanlara karşı... Ama şunu teslim etmek lazımdır ki, muhalefet çok iyi çalışmıştır. İki yıldır bugüne hazırlanıyorlar. İktidardakiler ise bir rehavet içerisinde. Son iki ayda yola çıkmışlardır. Onun için vaziyet çıkmıştır ortaya...

Mithat Bereket: Herkesin merak ettiği konu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bundan sonra ne yapacak? Görevi kime verecek? Nasıl bir süreç işleyecek, nasıl bir yöntem izleyecek?

Rauf Denktaş: Görevi kime vereceğimi kararlaştırmak için, önce bütün meclise giren partilerle ayrı ayrı konuşmam lazım. Güçleri nedir? Ne yapabilecekler? Bana hükümeti kurabileceklerine dair ne teminat veriyorlar: Kurma teşebbüsünde bulunacaklar mı, bulunmak istiyorlar mı? Ona göre ben, karar vereceğim. Şimdi Anayasamıza göre eğer bu kilitlenme devam ederse, hükümet kurulamaz.

Mithat Bereket: Ne kadar zaman var?

Rauf Denktaş: 2 ay.. 60 gün zarfında kuramazlarsa, seçime gitmeleri lazım.

Mithat Bereket: Bu zaman zarfında siz özendirici olacak mısınız? Çünkü seçimlerden önce, seçim kampanyalarında ‘ben de tarafım, çünkü tarafsız kalamam’ dediniz.

Rauf Denktaş: Hayır, bir taraf yaptılar, onun için. Ben müdafamı yaptım. Bana atılan çamurlar, suçlamalar vardı. Yapmasaydılar, çok daha iyi ederlerdir. Kendileri de daha rahat olurdu, ben de rahat olurdum. Yapılmıştır, cevabımızı vermişizdir. O sayfa kapanmıştır. Şimdi benim görevi tam bir tarafsızlık içerisinde hareket etmek. Yardımımı isterlerse yardımcı olmaktır. Bakalım göreceğiz.

Mithat Bereket:. Sizin gönlünüzde ne var? Ne çıkmasını istiyorsunuz?

Rauf Denktaş: Benim gönlümde ne olup ne olmadığı kimseyi ilgilendirmez. Çünkü partilerin gönlünde ne var? Partiler ne kadar fedakarlık yapacaklardır? Esas olan odur. Onun için benim görevim yardımcı olmak. Yasal bir çerçeve içerisinde gereğini yapmaktır.

Mithat Bereket: Burada ne tür kıstaslara bakacaksınız. Yani, hükümeti ben, kurabilirim diyene görevi verecek misiniz? Neleri dikkate alacaksınız?

Rauf Denktaş: Tabiatıyla kurabiliyorsanız, nasıl kuruyorsunuz? Bir şey söylemeleri lazım. Herhalde kendi aralarında temaslar olacaktır. Kendi kuvvetlerini bileceklerdir. Ona göre tabiatıyla bize bir şey söyleyecek. Diğer yöntem, eğer 50-50’de kalmışsak, birine verip, buyur bakalım, kur.. gelir iki hafta sonra, kuramadım, der. Ötekine verirsin, iki hafta sonra gelir, kuramadım... Teşekkür ederim. İki ay sonra seçime gidersiniz. Kendilerine hazırlanın, dersiniz. Olur biter.

Mithat Bereket: Bütün bunlar Avrupa Birliği ile ilişkiler ve Türkiye’nin... o üçgene bakarsanız bu süreç nasıl etkiler?

Rauf Denktaş: 1 Mayıs’ta Kıbrıs gidiyor ama biz de 1 Mayıs’a kadar bitirelim heyecanı içerisinde olanlar açısından bu zaman kaybıdır ve lüzumsuzdur. Buna tahammül yoktur. Ama ben diyorum ki, Kıbrıs’ın girmesi, Türkiye’nin girmesine bağlı bir şeydir. Dolayısıyla Türkiye’ye 1 Aralık’a kadar tarih verecekler veya vermeyecekler. Aralık’a kadar da vaktimiz vardır. Tarih verdikleri takdirde, Türkiye görüşürken, bizim de görüşmemiz için hazırlık yapmamız için vakit vardır. Yani, şeker suya düşmüş değildir. Halkı kandırmayalım. 1 Mayıs’ta ya bu olur, ya felaket.
Değil be kardeşim! Yok
böyle şey! Onun için kendimizden, haklarımızdan emin olarak anavatan istişare içerisinde bu işi bugüne kadar getirdik. Bundan sonra daha güzelini götüreceğiz. Niye? Çünkü dünya, şimdi KKTC’nin varlığını görmüştür. Ne kadar gözlerini kapatsa, artık bu varlık ortadadır, canlıdır. Yaşayan bir devlet olduğu, demokratik bir devlet olduğu... Hukukun üstünlüğüne riayet eden bir devlet olduğu görülmüştür. Ne kadar gözlerini kapasa beyinlerinin içinde varlığımızı göreceklerdir artık. Kimse bizi bir kenara itemez. Varız... Haklarımıza sahibiz. Hukukun üstünlüğüne riayet ediyoruz. Demokrasimiz vardır, yaşıyor. Dediğim gibi Avrupa’da herhangi bir ülkede yapılmış olan herhangi bir seçimde ne kadar şeffaf, ne kadar hukuka uymuşlarsa, benim devletim de uymuştur. Bunu kimse yadsıyamaz.



Mithat Bereket: Burada ilginç bir nokta çıktı. Muhalefet, sizi devre dışı bırakmaya çalışıyordu. Hatta müzakereciliğinizi alırız, diyorlardı. Fakat şimdi sanki merkezde siz varsınız. Herkes siz ne yapacaksınız diye çok merak ediyor. Neler hissediyorsunuz bu konuda?

Rauf Denktaş: Bir şey hissetmek gerekmez. Bu demokratik süreçte bunlar olur. O niyetle girdiler, başaramadılar. O kadar kuvvet bulamadılar. Herhalde onlar da işin farkındadır ki, dün söylenenler, bugün icra edilemeyecek bir durumdadır. Onun için gerçeklere göre hareket etmemiz lazım. Demokrasimizi zedelemeden hareket etmemiz lazım.



Mithat Bereket: Bundan sonrası için görüşmeler konusunda kendinizi daha güçlü hissedecek misiniz?

Rauf Denktaş:
Daha güçlü hissedeceğim. Çünkü, devletin varlığı, işlerliği, demokrasisi, yasal konumu, asayişi, herşeyiyle medeni bir ülke karşılarında. Hepsi geldi gördü. Rum, niçin resmi gözlemciler gelmesin diye dünyaya ayağa kaldırdı ve maalesef onlar da gelmedi. Gelselerdi, onlar da göreceklerdi ve tanınacaktık diye korktular. Bu gelen, bizi gören bu kadar insan, gittikleri yerde rapor vermeyecekler mi? Mükemmel bir seçim oldu diye... Ve bütün o yalan propagandalar, çok yazık oldu, bu insanlara, hakaret etmiş olduk. Denktaş’a hakaret etmiş olduk demeyecekler mi? Derler veya demezler ama biz, pırıl pırıl bir devlet olarak ortadayız.

Mithat Bereket: Bu yeni noktada Türkiye’nin konumu ne kadar önemli hale geliyor? Ankara’ya, Türk hükümetine, bu sonuçları cebinize koyduğunuzda mesajınız ne olur?

Rauf Denktaş:
Zannediyorsam Ankara’da, benim cebime koyduğum dediğiniz güzelliği Ankara da dış dünyaya karşı kullanacaktır. Ve Ankara, biliyoruz ki, seçimlerden sonra bir hazırlık içerisindeydi. Biz de bir hazırlık içerisindeyiz. Bir araya gelip, bunları konuşacağız. Dünyaya karşı bir şeyle çıkacağız.

Mithat Bereket: Yeni açılımla ilgili biraz ipucu verebilir misiniz?

Rauf Denktaş: İki kesimlilik, sulandırılamaz. Bir tarafın diğer tarafa hükmedemeyeceği... Kültürel açıdan, siyasi açıdan, sosyal açıdan hükmedemeyeceği... Ambargoların muhakkak kalkması gerektiği. Bütün bunlar, herhangi bir öneride temellerdir. Temel harçlardır. Bunları kimse yerinden kımıldatamaz. Türkiye’nin garantisinin devam edeceği, o garantinin ne anlama geldiği... Onun için ben diyorum ki, biraz önce basına yaptığım konuşmada... Artık Türkiye de Yunanistan da bir araya gelip, garantiler nedir diye bu insanlara söyleyelim, ki güvenleri gelsin. Güven içinde olsunlar. Güven içinde olan insanlar daha rahat konuşur. Güvensizlik içindeysem, ne olacağını bilmezsem, altımdan devletimin egemenliğinin alınacağı kuşkusu içindeysem, tabiatıyla daha kapalı olursun. Onun için bu güvenler verilmelidir. Yani, Yunanistan şunu anlamalıdır. İşte bu devlet, herşeyiyle varlığını, demokrasisini, herşeyini ispat etmiş. Şimdi bu varolacak. Sen de varolacak. Bunları biz, yeniden ortak yapacağız. Ama bunları ortak yapabilmemiz için her ikisine de güvence vermemiz lazım. Tamamen güven vermemiz lazım, diyerek bize bunu vermelidirler.

Mithat Bereket: ABD’nin Kıbrıs özel temsilcisi, Thomas Weston’a randevu vermemiştiniz. Seçimlerin bu sonucundan sonra verecek misiniz?

Rauf Denktaş: Hayır... Ben, Weston’a iki defa, seçimlerden önce benden randevu istedi. Efendim, karşı tarafın kazanacağı inancı içerisinde hareket ediyordu. Benim engel olduğumu söylüyordu. Bir diplomatın söylememesi gereken şeyler söylüyordu. Onun için seçimlerden önce, madem ki sen bu akıldasın, bu fikirdesin, seçimleri bekliyorsun. Benimle uzlaşma olmaz, diyorsun. Seçimlerden sonra konuşalım. O zaman ben var mıyım, yok muyum? Halk neyi istedi? Bunları görerek konuşalım. Seçimden sonra seni görürüm diye bir not yazmıştım. Randevu istedi ve 18’inde kendisini göreceğim.

Mithat Bereket: Kısaca ortaya ne çıktı sizce? Şu anda neredeyiz?

Rauf Denktaş: Devletin varlığı çıktı. Halkın, barıştan, uzlaşmadan yana olduğu, Avrupa Birliği’nden yana olduğu ama gözü kapalı, Anavatan’ın da haklarını heba ederek, Avrupa Birliği’ne girmek niyetinde olmadığı, Türkiye’nin garantisinden asla vazgeçmeyeceği çıktı, zannedersem.