ANNAN PLANI’NI NİÇİN REDDETTİNİZ?

TC kökenli vatandaşların örgütlü olduğu KKTC Göçmenler Derneği, dün Gazimağusa'daki 2.5 Mil sınır kapısında eylem yaparak, hem KKTC, hem de Rum Yönetimi yetkililerini protesto etti

KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Doç Dr. Nuri Çevikel, Rum-Türk karışık toplumsal düzen öngören Annan Planı'nı, 'Toplumsal çatışmalara neden olur ve yaşayamayız' gerekçesine dayanarak niçin reddettiklerini ve TC kökenli insanları reddetmeye çalıştıklarını sorma hakları olduğunu kaydetti

Çevikel: KKTC hükümetinin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin söz konusu karar ve uygulamaları ile göz göre göre dışlanan, çifte standarda maruz bırakılan, üçüncü sınıf muamelesi gören ve serbest dolaşım hakkından mahrum bırakılan Türkiyeli vatandaşlara, 'Güneye geçip de başınız göğe mi değecek. Gidip gelenlerden öğrenirsiniz' denilmesini kamuoyunun aklına, mantığına, insaf ve vicdanına havale ediyoruz

KKTC Göçmenler Derneği Başkanı Çevikel, muhalefet partilerine ve sivil toplum örgütlerine de seslenerek, 'Gelin adayı barış adası yapalım. Barışı, özgürlüğü, demokrasiyi ve insan haklarını hakim kılalım' dedi

KIBRIS 12/05/2003

MAHKEMELERİMİZ RUMLARA AÇILIYOR.

Denktaş, KKTC'deki muhaliflerin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyaretinin sonuçlarından hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kuzey`de Rumların mal-mülk meseleleriyle ilişkili olarak KKTC mahkemelerinde dava açmalarına olanak sağlayacak yasal düzenleme yapılacağını bildirdi.

Denktaş, Türk Ocağı Antalya Şubesi tarafından düzenlenen ‘Kıbrıs Meselemiz’ konulu konferansa katılmak üzere geldiği Antalya`daki Sabancı Cam Piramit Kongre ve Fuar Merkezi`nde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Denktaş, Rumların eskiden Kuzey`e geçemediklerini, KKTC mahkemelerine müracaat edemediklerini ve bu nedenle KKTC`deki adalet kuruluşlarını atlayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne (AİHM) gidip Türkiye aleyhine dava açtıklarını hatırlattı. Rauf Denktaş, şunları söyledi:

“AİHM de, bunlar Kuzey`e geçemediği için, (Bölgedeki mahkemelerde evvela karar çıkarın, öyle gelin) ilkesini bozmak suretiyle bunları dinliyordu. Şimdi madem ki serbest geçiş var, mahkemelerimize de gelebilirler. Bizde yaşayan Rumlar vardı eskiden. Onlar zaten gidiyorlar. Dolayısıyla bu kolaylığı yapmak lazım. Rumlara kolaylık sağlayarak, eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne gideceklerse gitmelerini sağlamak için girişim yapıyoruz. Yasalarımıza ona göre bir tadilat getireceğiz. Böylelikle işler daha adil olur diye düşünüyoruz.”

DE SOTO`YA “HAKİM” BENZETMESİ

AA’nın haberine göre, Denktaş, bir gazetecinin, “Hangi konularda mahkeme açabilecekler” şeklindeki sorusu üzerine şu yanıtı verdi:

“Daha ziyade mal, mülk meselesinde. Kendi göçmenimize, Güney`den gelen göçmenimize tapu vermişiz. Bizim tapumuz Kuzey`de geçerli, ama Alvaro De Soto, hakimmiş gibi (Rum`un tapusu geçerli, sizinki geçersiz) demek suretiyle adaletsizlik yapmıştır. Biz onu düzeltmeye çalışıyoruz.”

Rauf Denktaş, aynı gazetecinin Rum tarafının KKTC vatandaşlarına böyle bir kolaylık sağlayıp, karşı atağa geçip geçmeyeceğine ilişkin bir sorusu üzerine ise şöyle konuştu:

“Rum tarafına biz gitmiyorduk şimdiye kadar. Kapılar açıldığına göre, bizim de insanlarımızın 1963`ten bu yana Rumlar`dan çok alacağı var. 103 köyü harap etmişlerdir. Birçok memurumuzun maaşını vermemişlerdir. Öldürdükleri, toplu mezarlara gömdükleri insanlarımız vardır. Yıkılan camiler vardır. Çok şey vardır. Onların da tazminatını aramak için bizim de harekete geçmemiz lazımdır.”

BİNLERCE DAVA BEKLENİYOR

Rauf Denktaş ne kadar dava açılacağının tahmin edildiğini sorması üzerine de, “Onu bilemem herhalde binlerce” yanıtını verdi. Denktaş, KKTC`nin bu kararının dünya kamuoyunda nasıl karşılanacağına ilişkin bir soruya da, “Olumlu karşılanması lazım. Çünkü iki tarafı birbirine vurdurtacak, tekrar kavga çıkaracak meseledir mal, mülk meselesi. De Soto`nun ele aldığı şekilde yürütürsek hakikaten kavga çıkar. Onun için kavgasız kanamasız bir şekil istiyoruz” yanıtını verdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, bir başka gazetecinin Rum tarafından Kuzey`e geçişlerle ilgili bir sorun olup olmadığı yönündeki sorusuna ise geçişlerin devam ettiğini, yeni bir kapı açıldığını, bu sayede izdihamın azalacağını söyledi.

“ANNAN PLANI ARTIK GÖRÜŞÜLMEYECEK”

Denktaş, Annan planının artık görüşülemeyeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir çözümün şart olduğunu belirterek, Kıbrıs’ta geçişlerin başlamasıyla ve hükümetin bu konu çerçevesinde aldığı kararlarla yeni bir çözüme ulaşılacağı inancı taşıdığını ifade etti.

Denktaş, Yunanistan’ın Kıbrıs’a tek başına sahip çıkmak istediğini ve bütün siyasetlerini bu yönde yaptığına dikkat çekerek, Rum-Yunan tarafının bu tutumdan vazgeçmeleri gerektiğini kaydetti.

Türkiye’nin üye olmadığı bir yere Rum Yönetimi’nin Kıbrıs adına tek başına kabul edilemeyeceğini de belirten Denktaş, Avrupa Birliği’nin uluslararası anlaşmaları çiğneyerek Rum Yönetimi’ni üye kabul etmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı.

Denktaş, dolaşım serbestliğini her zaman istediklerini, ama bunun mal-mülk edinme, Rumların Kıbrıs Türk halkının arasına gelip yerleşme hakkına sahip olmaları anlamına gelmediğini ifade ederek, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin göç sorunu yaratarak çözüm bulmaya çalıştıklarına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, eski eşit ortağın yeni eşit bir ortaklık kurabilmesi için dünyanın Rumlara “siz tüm Kıbrıs’ın sahibisiniz” demekten vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

HALKIN SESI 12/05/2003

YA ÇÖZÜM YA GİDELİM

Çözüm talebini içeren sloganların atıldığı eylemde üzerinde “Çözümsüzlüğe Hayır, Artık Kandıramazsınız, TC: Ya Sahip Çık Ya Da Götür” yazılı dövizler de dikkat çekti

“Annan Planı'nı, ‘toplumsal çatışmalara neden olur ve yaşayamaz’ gerekçesine dayanarak niçin reddettiklerini ve halkımızı, özellikle de T.C. kökenli insanlarımızı reddettirmeye çalıştıklarını sormak hak
kımızdır”

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
KKTC Göçmenler Derneği, Mağusa’daki 2½ Mil Kontrol Noktasında “Hemen Çözüm” talebiyle dün bir eylem düzenledi. Eylem saat 11:00’de çok kalabalık bir kitlenin katılımıyla gerçekleşti. Çözüm talebini içeren sloganların atıldığı eylemde üzerinde “Çözümsüzlüğe Hayır, Artık Kandıramazsınız, TC: Ya Sahip Çık Ya Da Götür” yazılı dövizler de dikkat çekti.
Eylemde KKTC Göçmenler Derneği Yönetim Kurulu adına bir konuşma yapan Başkan Doçent Dr. Nuri Çevikel, sözlerine Anneler Gün
ü’nü kutlayarak başladıktan sonra 2003 ya da en geç 2004 yılının Kıbrıs’ta barış yılı olması gerektiğini vurguladı. Konuşması sık sık alkış ve sloganlarla kesilen Doç. Dr. Çevikel’in konuşmasının tam metni şöyle:
“Saygıdeğer Göçmen Kardeşlerim,
Öncelikle
hepinize selam ve saygılarımı sunarım.
Hepiniz hoş geldiniz.
Bu tarihi günde içerisinden geçmekte olduğumuz sıkıntılı süreçte maruz kaldığımız insanlık dışı uygulamalardan dolayı hissettiğimiz rahatsızlığı bütün dünyaya ilan etmek ve buna neden olanları
uyarmak için buralara kadar geldiniz. Hepinizi göstermiş olduğunuz duyarlılıktan dolayı tebrik ediyorum.
Kıbrıs Türk toplumunun önemli bir kısmını oluşturmakta olan T .C. kökenli K.K.T.C. vatandaşları olarak Kıbrıs meselesinde, kapıların açılması ile başl
ayan, fakat bizim açımızdan hiç de ümit verici şekilde gelişmeyen süreci değerlendirmeye geçmeden önce bugünün, yanı 11 Mayıs 2003 Pazar gününün 'Anneler Günü' olması hasebiyle bütün burada bizi yalnız bırakmayan veya değişik nedenlerden dolayı aramızda bulunamayan bütün annelerimizin, analarımızın Anneler Günü’nü tebrik ediyor, ellerinden öpüyor ve canınızın parçaları olan evlatlarınızla birlikte daha nice yıllara kavuşmanızı temenni ediyorum.

Derhal çözüm, barış!
Anneler Günü vesilesiyle 2003 yılının veya en geç 2004 yılının çözüm, anlaşma ve barış yılı olmasını diliyorum. Çözüm ve barış en kısa zamanda gerçekleşsin ki, analarımız; ekmeğini, doğdukları, büyüdükleri topraklardan uzaklarda kazanmak için dünyanın dört bir yanına dağılmış olan evlatlarının,
ciğerparelerinin hasretinden, ayrılık acısından ve onlar için göz yaşları dökmekten kurtulsunlar. Artık aileler, yuvalar parçalanmasın, analarımızın yürekleri kan ağlamasın. Ömürlerinin son demlerinde evlat hasretiyle acı çekmesinler. Buradan bütün annelerimize soruyorum; evlatlarınızı, torunlarınızı yanınızda görmek istiyor musunuz?. Öyleyse derhal çözüm isteyelim, barış diyelim.
Muhterem Büyüklerim, Sevgili Kardeşlerim;
Bilindiği gibi K.K.T.C. Bakanlar Kurulu, 22. 4. 2003 tarihli Resmi Gazete'de yayınla
nan bir kararı ile kuzeyden güneye, güneyden de kuzeye geçişleri serbest bırakmıştır. 23 Nisan 2003 tarihi itibarı ile de karşılıklı geçişler başlamıştır. Gün geçtikçe özellikle güneyden kuzeye geçişler artmıştır. Son günlerde K.K. T . C. hükümeti Rumların kuzeye geçişleri, konaklamaları, Rum öğrencilerin kuzeyde eğitim görebilmeleri, kısmen ticaret serbestisi vb. Birçok önemli açılımlar yapmışken, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de 'Kıbrıslı Türkler'in güneyde araçları ile seyahat, ticaret, iş imkanları, pasaport ve kimlik verilerek Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz giriş izni, seçme ve seçilme durumları gibi ciddi konularda 'kolaylaştırıcı' birçok karar üretmiştir. Bu arada 'Kıbrıslı Türkler' ve Rumlar arasında ise, iki taraf yönetimlerinin baskı ve kısıtlamalarına rağmen, sıkı ve şimdilik samımı gözüken bir atmosfer oluşmuştur. Bu olumlu hava birçok gözlemciye göre kalıcı bir çözümün zeminini oluşturmaya yönelik büyük bir katkı sağlamaktadır.
Yarın nasıl gelı1şeceğı belli olmayan, fakat bir çözümün yerini de ke
sinlikle tutamayacak olan bu gelişmeleri ve uygulamaları T .C. kökenli K.K. T .C. vatandaşlarının üye tabanı oluşturduğu K.K.T.C. Göçmenler Derneği yönetimi olarak dikkatle, hassasiyetle ve bir ölçüde de tedirginlikle takip etmekteyiz. Zira, prensipte karşı olmadığımız söz konusu karşılıklı açılımlar, bir çözüm oluşturmamakla birlikte, çözümsüzlüğün devam etmesi durumunda bizim için kabul edilemez ve hazmedilemez sonuçları doğuracak bir sürecin yolunu açacaktır ve bunun işaretlerini maalesef şimdiden görmekteyiz.

Nüfusun yarısıyız
28 yıldır Kuzey Kıbrıs topraklarında yaşamakta olup, bu topraklara kök salmış olan ve bugün bütün K.K.T.C. nüfusunun neredeyse yarısına yakınını oluşturan T.C. kökenli K.K. T .C. vatandaşları olarak; her iki taraftaki yönetimlerin almış olduğu son kararlarda ve uygulamalarla girilen süreçte kesinlikle dışlanmış bulunmaktayız. En temel insan haklarından göz göre göre mahrum bırakılmakta, adeta yok sayılmaktayız. Esas konu budur. Yoksa, sorun, bazılarının iddia ettiği gibi, sadece g
üneye geçip geçememe konusu değildir.
Biz K.K. T .C. Göçmenler Derneği Yönetim Kurulu olarak, geldiğimiz bu noktada insanlarımızdan yoğun tepkiler almaktayız. Beze sıklıkla 'Biz kimiz? Yarınımız ne olacak? Biz ne olacağız?' şeklinde, maruz kaldıkları acı
ve vahim durum karşısında hissettikleri hayal kırıklığı, gelecek endişesi, sahipsizlik, ortada bırakılmışlık ve bir yerde aldatılmışlığın ifadesi olan sorular sorulmaktadır. Dolayısı ile bugün bu etkinliği düzenlemekteki amacımız, bütün ilgili taraflara insanlarımızın tepkilerini, endişelerini, düşüncelerini ve beklentilerini iletmek ve onları uyarmaktır.
Öncelikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin özellikle T .C. kökenli Kıbrıslı Türklere karşı takip etmekte olduğu ırkçı, gayrı insani ve çarpıklıklarla dolu t
utumunu kabul etmiyoruz ve kınıyoruz. Sayın Tasos Papadopulos 16 Nisan 2003 tarihinde Atina'da Kıbrıs Cumhuriyeti adına Avrupa Birliği'ne'giriş için imza atarken 'Atına gibi demokrasinin beşiği olan bir yerde, insan hak ve özgürlüklerini temel alan Avrupa Birliği için imza atmanın kendisi için ne kadar anlamlı ve onurlu olduğundan' dem vurmuştu. -5ımdı kendisine bu sözlerini hatırlatıyor ve tutarlı olmaya davet ediyoruz. T .C. kökenli Kıbrıslı Türklere karşı takip etmekte olduğu ırkçılık politikası tabiri caiz ise deli saçmasına dönmüştür ve hiç bir demokrasi anlayışı ve insan hakları ile bağdaştırılamaz. Yunanistan ve diğer bir çok ülkede doğmuş insanları Kıbrıs vatandaşı kabul edecekler, fakat 30 yıla yakındır adada yaşamakta olan ve adalılık
kimliğine bü
rünen T.C. kökenli insanları, hatta onların Kıbrıs'ta doğan çocuklarını vatandaş kabul etmeyecekler.

Anlaşma masasına oturulsun
Sn. Başkan bir an önce kendi toplumundan da yükselen barış ve çözüm çağrılarına kulak vermeli ve Türk tarafı ile anlaşma masasına oturmalıdır. Statükolarını korumaya yönelik dayatmalarla, birbirini tutmaz uygulama ve anlayışlarla bir yere varılamayacağını anlamalıdır. T.C. kökenli insanların T.C. sürüş ehliyetini kabul edeceksiniz, fakat kendilerini kabul etmeyeceksiniz. Kuzey Kı
brıs üniversitelerini tanımayacaksınız, fakat bu okullardan mezun kişileri üniversite mezunu sayacaksınız. Dolayısı ile, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi çözüm ve barış yönünde esen değişim rüzgarına ve halkına karşı uzun sure duramayacaklarını anlamalıdır.
Biz,
K.K. T .C. hükümetinin 23 Nisan 2003 tarihinde beklenmedik şekilde başlattığı uygulamaya bütünüyle karşı değiliz. Yalnız, hükümetin, altyapısını hazırlamadan ve olası siyasi, ekonomik ve sosyal sıkıntılara karşı tedbirleri almadan kendi toplumunu ikiye bölecek şekilde alelacele böyle bir girişimde bulunmasını doğru bulmuyoruz. Biz T .C. kökenli K..K. TC; vatandaşları olarak, 28 Yıldır, sıklıkla maruz kaldığımız çifte standartlara ilaveten bizi, ikinci, hatta üçüncü sınıf vatandaş durumuna düşüren söz konusu uygulamayı mevcut haliyle reddediyor ve kınıyoruz.
Yetkililerden derhal, söz konusu uygulamada yer alan ve uzun zamandır zaten önemli ölçüde zedelenmiş olan toplumsal bütünlüğümüzü daha da vahim noktalara taşıması muhtemel hususların giderilmesi için ge
rekli önlemleri almalarını istiyoruz. Bir kalıcı çözüm ve dolayısıyla kendi insanlarının esenliği için Rum yetkililerle derhal her platformda görüşme masasına oturmalıdırlar. Bugüne kadar attıkları adımlarla bir yere varamayacaklarını, aksine kendi insanlarının bir kısmını tamamen sistem dışı bırakacaklarını, bir kısmını da 'azınlık haklarına' mahkum edeceklerini anlamalıdırlar. Bir insan iyi bilinmelidir ki; siyasi pozisyonlar ve mevkiler, kendi insanlarına yönelik öylesi bir siyasi ve idari cinayeti irtikap etmeye asla değmez. Böyle bir şeyi tarih affetmez.

Annan Planı neden reddedildi?
Aksi halde kendilerine, düne kadar, belli oranda Rum- Türk karışık toplumsal düzen öngören Annan Planı'nı, 'toplumsal çatışmalara neden olur ve yaşayamaz' gerekçesine dayanarak niçin reddettiklerini ve halkımızı, özellikle de T.C. kökenli insanlarımızı reddettirmeye çalıştıklarını sormak hakkımızdır diye düşünüyoruz. Madem böyle yapacaktınız niçin Planı tabiri caiz ise 'öcü' gibi gösterdiniz? Zira, Plan ile T .C. kökenli
insanlarımızın büyük çoğunluğunun, neredeyse hepsinin vatandaşlık hakları, serbest dolaşım vb. haklarının tanındığı ortadadır. Halbuki, söz konusu uygulama, Türkiyeli insanlarımızı Annan Planı'nın sağladığı statünün de altında bir konuma düşürmektedir.
nden bugüne ne değişmiştir? Düne kadar, belli oranda Rum- Türk karışık toplumsal düzenin mümkün olduğunu savunan siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerini 'Rumculukla ve ihanetle' suçlamış olmanın mantığı neydi? Onlar dün bunu fikren savunuyorlardı. Oysa şimdi, düne kadar söz konusu iddiaya karşı çıkan ve 'Rumculuk' şeklinde değerlendiren hükümet yetkilileri muhalif çevreleri de geride bırakarak, onların düşüncesini fiiliyata dökmüşler, gerçekleştirmişler ve bu konuyu büyük bir heyecanla sahiplenerek kendi aralarında 'sen mi başlattın, ben mi başlattım' yarışına girişmişlerdir. Bu ciddi bir tutarsızlık ve çarpıklıktır.

“Kullanılacak eşya” değiliz
Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet çevreleri T.C. kökenli vatandaşlara, en kritik zamanlarda 'Türkiyeli olmak suç mu?' diyerek sahip çıktığında, devlet ve hükümet yetkilileri onları; 'TC kökenlileri, ya da Türkiyelileri yıl sonundaki seçime yönelik olarak kullanıyorsunuz' şeklinde suçlamışlardır. Öncelikle bu devlet büyüğünden kendi vatandaşlarından bir kısmını 'kullanılacak eşya' gibi görmesini ve onları; doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, haklıyı haksızı, sahtekarı dürüstü birbirinden ayıramayacak durumda olduklarını ve kandırılmaya müsait bir kitle olduklarını ima eden bu açıklamalarını maksadını aşan ifadeler olarak değ
erlendiriyoruz.
Ayrıca, kendilerine, 'Türkiyeli' denen insanların; '28 yıldır oylarımızı alıp, iktidara geldikleri halde, bizleri seçimden seçime hatırlayan ve seçim öncelerinde yoğun olarak bulunduğumuz köy ve mahallelerden bir kaç kişiyi –çoğu zaman geç
ici olarak- işe alıp, geriye kalanlarımızı da 'sen de partimize gelir, sadakat gösterirsen işe alınabilirsin, aksi halde falan yerde çalışan kardeşini veya yakınını düşün.' şeklindeki yalan ve tehditleriyle kandıran, seçimlerden sonra ise, yaptıkları bütün vaatleri unutan kimlerdir?' diye sorma hakkı olduğuna inanıyoruz.
Rum’a karşı sürekli özgürlük ve eşit haklar için mücadele verdiğini öne süren bir devlet büyüğünün, K.K.T.C. hükümetinin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin söz konusu karar ve uygulamaları i
le, göz göre göre dışlanan, çifte standarda maruz bırakılan, üçüncü sınıf insan muamelesi reva görülen ve serbest dolaşım hakkı gibi en temel bir insan hakkından mahrum bırakılan Türkiyeli vatandaşlara; 'Güneye geçip de başınız göğe mi değecek. Gidip gelenlerden öğrenirsiniz' diyebilmesini kamuoyunun aklına, mantığına, insaf ve vicdanına havale ediyoruz.

Kimi temsil ediyorsunuz?
Sonra, yine aynı K.K. T .C. yetkilileri 'temsil' ettikleri vatandaşlarının neredeyse yarısının maruz kaldığı insanlık dışı muamele hakkında; 'Biz karar aldık, gerisi Rum yönetiminin bileceği iştir, onlar bilir' diyebilmişler ve kesinlikle karşı bir tedbiri akıllarına bile getirmemişlerdir. Mesela, 'Biz de Kıbrıs dışında, Yunanistan’da doğmuş olan, fakat Rum kesiminin pasaportunu t
aşıyanlara kuzeye geçiş izni vermiyoruz' gibi. Ama nafle. Adamlar kendi vatandaşlarının hakkını,
hukukunu, kaderini, iradesini Rum tarafının insafına havale edebiliyor.
0 halde, bizim de kendilerine şu soruları sormaya hakkımız vardır ve soruyoruz; sizin
bize karşı fonksiyonunuz, göreviniz nedir? Siz kimi temsil ediyorsunuz? Madem bizim meselelerimizi Rum'a bıraktınız, o halde düşün yakamızdan. Size kendi oylarımızla teslim ettiğimiz ve şu anda işgal etmekte olduğunuz makamlardan inin.. Biz, bizi hakkıyla temsil edecek, ikinci, üçüncü sınıf vatandaş konumuna düşürmeyecek, kendi toplumunu bölmeyecek yöneticilerimizi kendimiz seçeriz.
Biz buradan, bütün K.K. T.C. devlet ve hükümet yetkililerini, en kısa sürede kalıcı bir çözüm için hangi platform gerekiyors
a o platformda Türkiye ile de koordine içerisinde görüşme masasına oturmaya davet ediyoruz.

Samimi olunuz!
Bu arada Kuzey Kıbrıs'taki bir an önce çözüm ve anlaşma yanlısı muhalefet partilerine ve sivil toplum örgütlerine de seslenmek isteriz: Lütfen söylemlerinizde ve eylemlerinizde samimi olduğunuzu, bazıları gibi iki yüzlü olmadığınızı şüpheye mahal kalmayacak şekilde, kısaca farkınızı hissettiriniz. Biliniz ki, bu adada kalıcı bir neticeye varabilmenin önemli bir yolu Kıbrıslı - Türkiyeli bütün vatand
aşlarımızın birlikteliğinden geçer. Dolayısı ile 'mücadele ettik kapılar açıldı ve biz nefes alıyoruz, gerisi ne yarsa yapsın' gibi bir rehavet havasına kapılmak büyük bir yanlış olur. Kendilerine diyoruz ki, gelin bu adayı hep birlikte bir barış adası yapalım. Barışı, özgürlüğü, demokrasiyi ve insan haklarını hakim kılalım. Suni ve gayrı insani ayrımlara son verelim. Bu arada şu önemli noktayı da vurgulamalıyız ki; şahit olduğumuz bazı şahsi ve münferit hatalardan dolayı, bizim her zaman hayat kaynağımız ve dayanağımız alan Türkiye Cumhuriyeti devlet ve hükümeti ve 1960 yılından beridir adada bulunan ve büyük özveri ile güvenliğimizi sağlayan Türk ordusuna karşı cephe almak veya o izlenimi vermek en büyük yanlışlardan birisi olur.

Bizi siz getirdiniz
T.C. kökenli K.K.T.C. vatandaşları olarak Anavatan Türkiye Cumhuriyeti yetkilerine de söyleyecek bazı sözlerimiz vardır: 1975 yılından itibaren bizi buraya siz getirdiniz. 28 yıldır da sizin verdiğiniz kimlik ve pasaportu taşıyoruz. Bugüne kadar iktıdara gelen T.C. hükümetleri adaya getirmiş ve yerleştirmiş olduğu eğitim ve ekonomik düzeyi çok düşük olan kendi insanına sahip çıkmamıştır. Yani devlet ve toplum düzeni içerisinde hak ettikleri statüyü alabilmelerine yardımcı olmamışlardır . Bizim sesimize kulak vermemişler, bize her türlü bedbahtlığın reva görülmesine göz yummuşlardır. Çünkü bizim onlara sevgi ve saygıdan başka verebilecek bir şeyimiz yoktu. Hep Anadolu' dan bize de nefes aldıracak bir rüzgar bekledik. Ama maalesef olmadı. Dolayısı ile, dün K.K.T.C. Meclisi'nde görüşme fırsatı bulduğumuz Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığını yaptığı yeni T.C. hükümetine buradan sesleniyor ve diyoruz ki; siz de, sizden öncekiler gibi yapmayınız. Bize sahip çıkınız...
Geldiğimiz bu noktada sahip çıkmak demek; kesi
nlikle en kısa sürede büzüm hak ve menfaatlerimizin de korunduğu bir çozüm ve anlaşmanın yolunu aşmak demektir. Biz 28 yıldır bizi dışlayan mevcut durumdan ümidimizi kesmiş bulunmaktayız. Bu düzenle bir yere varamayacağımız ortadadır. Bizim anavatan yetkililerimizden beklentimiz özetle iki şeydir; ortası mümkün değildir: Ne olur bizi, ya 28 yıllık birikimlerimizi ve toplumsal statülerimizi tazmin ederek geri götürsünler, ya da bir çözüm ve anlaşma ile birinci sınıf vatandaş durumuna yükseltsinler.
Son sözü
müz kendi insanımıza, sizlere olacaktır: Saygıdeğer göçmen kardeşlerimiz! Aklımızı başımıza alalım. İrademize sahip çıkalım. Sesimizi çıkaralım. Bugün yaptığımız gibi, artık biz de varız diyelim. Onun bunun kendi menfaatini korumak uğruna, fakat bizim güzel duygularımızı istismara yönelik bir biçimde sundukları yalanlara ve nutuklara artık kulak asmayalım. Siz anne-babalarımızın ömrü gitti. Bizlerin gençliği de heba oldu. Şimdi çocuklarımızın geleceği de çözümsüzlük girdabında boğulmak isteniyor. Gelin geleceğimize olsun sahip çıkalım! Artık çocuklarımız, kendı vatanımızda bizim yaşadığımız sıkıntıları, bed muameleleri, aşağılanmayı, endişe verici belirsizlikleri yaşamasınlar. Sen kendi iradene sahip çıkmazsan birileri senin desteğini alır, fakat olmadık şekilde seni ortada bırakır ve şu anki bedbaht halimiz daha da kötüleşerek devam eder.
Burada, ilgili taraflara, yukarıda yaptığımız uyarılar dikkate alınmadığı ve gerekli adımlar bir an önce atılmadığı taktirde, demokratik haklarımızı kullanarak en uygun za
man ve zeminde gerekli her türlü girişimlerde bulunacağımızı ilan ettikten sonra, şu saate kadar bizim güvenliğimizi sağlamak için aramızda bulunan güvenlik görevlilerimize ve de, en kritik bir zamanımızda bizim sesimizi, acılarımızı, endişelerimizi, sitemimizi ve ümitlerimizi anavatana ve dünyaya duyurmakta olan sız bütün medya mensuplarına şükranlarımızı sunarız. Bizim durumumuzu, yani bir realiteyi gün ışığına taşımaktan geri durmayacağınızdan şüphemiz yoktur . Hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.'

YENIDUZEN 12/05/2003

“DİPLOMATİK ATAK”

HARAVGİ, yukarıdaki başlık altındaki manşet haberinde, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs konusunda direkt ve özlü müzakereler için hazır ve bütün uluslararası düzeylerde diplomatik atak başlatmış olduğunu yazdı, şunları ekledi:
“İşgalci rejimin ve Ankara’nın intibalar yaratmaya yönelik hareketleri ve Erdoğan’ın ziyaretinin boşa düşmesi, ayrıca uluslararası camianın çözüm talep etmesinden dolayı bu ataktan alınan ilk sonuçlar cesaret vericidir. Hükümetin esas hedefi, Kıbrıs konusundaki Türk politikasının değişmesi ve Ankara’nın, Kıbrıs sorununa AB muktesebatına saygılı ve uyumlu olacak şekilde, BM kararları çerçevesinde görüşmeler yapılmasına onay vermesidir. Elde ettiğimiz bilgilere göre, BM şimdi konuyu yeniden düşünüyor
ve müzakerelerin yapıldığı Lefkoşa havaalanındaki ofislerini kapatmama eğilimindedir. Ancak şu ana kadar BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin yeniden başlaması konusundaki görüşünde değişiklik olmadı. Çünkü Türk tarafı, çağrısına olumlu sinyal vermiyor.
kümet aynı zamanda, Kıbrıslı Türklerin desteklenmesine yönelik olarak açıkladığı önlemleri uluslararası camiaya izah ediyor. Ayrıca AB’ın, Kıbrıslı Türkler için hazırladığı önlemler konusunda AB ile temastadır.”
Gazete, Rum Yönetimi’nin hedeflerini ileri
götürmek amacıyla Yunan hükümetiyle sürekli temas halinde bulunduğunu, Rum lideri Papadopulos’un 26 Mayıs’ta Atina’ya yapacağı ziyarette durum değerlendirmesi yapacağını yazdı.
HARAVGİ aynı haberinde, Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Vl
adimir Brinkin’in adada olduğunu, yarın Rum lideri Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile ayrı ayrı görüşeceğini bildirdi.
ALİTHİA ise manşet haberinde, Lefkoşa’nın Rum kesimine akredite edilmiş olan yabancı büyükelçilerin Rum tarafının, BM Genel
Serketeri’nin Kıbrıs konusunda yeniden devreye girmesini istemekte kararsız ve siyasi iradeden yoksun bir tutum içinde olduğunu saptadıklarını yazdı.
ALİTHİA bu yabancı diplomatların, Rum Yönetimi’nin De Soto’nun neden adaya gelmesini talep etmediği sorus
una da cevap aramakta olduklarını bildirdi.

YENIDUZEN 12/05/2003

KKTC'den yeni adım

KKTC Cumhurbaşkanı, "Rumların mal ve mülk meseleleri için KKTC mahkemelerine başvurup dava açabilmelerini sağlayacak yasal düzenlemenin yapılacağını" bildirdi

Antalya'da bir konferansa katılan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kuzeyde yaşayan Kıbrıs Rum Kesimi vatandaşlarının eskiden kuzeye geçemediklerini, KKTC mahkemelerine müracaat edemediklerini ve bu nedenle KKTC'deki adalet kuruluşlarını atlayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Türkiye aleyhine dava açtıklarını söyledi. AİHM'nin, kuzeye geçemediği için Rumlar'a hak verdiğini kaydeden Denktaş şöyle konuştu:
"Şimdi madem ki serbest geçiş var, mahkemelerimize de gelebilirler. Bizde yaşayan Rumlar vardı eskiden.
Onlar zaten gidiyorlar. Dolayısıyla bu kolaylığı yapmak lazım. Rumlara kolaylık sağlayarak, eğer AİHM'e gideceklerse, gitmelerini sağlamak için girişim yapıyoruz. Yasalarımıza ona göre bir tadilat getireceğiz. Böylelikle işler daha adil olur diye düşünüyoruz."

KavgasIz Şekİl İstİyoruz
Rumların "mal, mülk meselesinde" dava açabileceklerini kaydeden Denktaş, "Kendi göçmenimize, güneyden gelen göçmenimize tapu vermişiz. Bizim tapumuz kuzeyde geçerli, ama Alvaro De Soto hâkimmiş gibi 'Rum'un tapusu geçerli, sizinki geçersiz' diyerek adaletsizlik yapmıştır. Biz onu düzeltmeye çalışıyoruz" dedi. Rumların kaç dava açacağı sorusuna "herhalde binlerce" yanıtını veren Denktaş, KKTC'nin bu kararının dünya kamuoyunca olumlu karşılanması gerektiğini vurguladı. Denktaş,
"Çünkü iki tarafı birbirine vurdurtacak, tekrar kavga çıkaracak meseledir mal, mülk meselesi. Kavgasız kanamasız bir şekil istiyoruz" dedi. Denktaş, Türkler'in de Rum idaresi aleyhine dava açabileceklerini belirtti.
MILLIYET 12/05/2003

Berlusconi'den Kıbrıs önerisi

İtalya Başbakanı Berlusconi, ülkesinin AB dönem başkanlığı sırasında Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ilerleme kaydetmesi için elinden geleni yapacağını ve Kıbrıs sorununun çözümü için gerekirse Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Simitis'i alıp Ada'ya gidebileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan ve İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından çalışma yemeğinde biraraya geldiler.
Sheraton Oteli'ndeki yemeğin ardından Erdoğan ve Berlusconi ortak basın toplantısı dü
zenlendiler.

Başbakan Erdoğan, ''İtalya Başbakanı değerli dostum Sayın Silvio Berlusconi ve beraberindeki heyet üyelerini ülkemizde ağırlamaktan duyduğumu memnuniyeti ifade ile sözlerime başlıyorum'' dedi.

SEÇİMDEN SONRA TÜRKİYE'Yİ ZİYARET EDEN İLK AB B
AŞBAKANI

3 Kasım seçimlerinden sonra Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeleri ziyarete ilk olarak İtalya'dan başlandığını anımsatan Erdoğan, bu ziyaretin kendisi için hem tanışma toplantısı hem de AB üyeliği sürecini hızlandırmadaki ilk durağın Roma olduğunu söyledi.

Bu ziyaretin kendisi için çok anlamlı olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Bugün de Sayın Berlusconi AB dönem başkanlığına hazırladığı bir dönemde 59. Hükümet olarak Başbakan olduğum bu dönemde beni ilk ziyaret eden AB ülkeleri içerisindeki Başbakan oluyor. Bu bakımdan bu ziyaret çok anlamlı'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"VERİMLİ GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİNDE BULUNDUK"

''Aramızda gerçekleştirdiğimiz başbaşa görüşmede ve çalışma yemeğinde gerçekten son derece verimli görüş alışverişinde bulunduk. Bugün memnuniyet verici bir düzeye ulaşan ilişkilerimizin her alanda daha da geliştirilmesi amacıyla atılması gereken adımları birlikte değerlendirdik.

Şunu içtenlikle ifade etmeliyim ki iki Akdenizli Avrupa ülkesinin başbakanları olarak birçok değerleri paylaştığımız Sayın Başbakan'la gerek ikili ilişkilerimizde gerek ülkelerimizi yakından ilgilendiren uluslararası ve bölgesel konularda görüşlerimizin büyük ölçüde örtüştüğünü gördük.

Avrupa kıtasının ve Akdeniz'in stratejik noktalarında yer alan Tür
kiye ve İtalya arasındaki iyi ilişkiler esasen yüzyıllar öncesine gitmektedir. Son yıllarda ülkelerimiz arasındaki ikili gelişmelerde veikili ilişkilerde çok ciddi adımlar atılmıştır.

EKONOMİK İLİŞKİLER

Erdoğan, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri değinirken şöyle dedi:

Özellikle ekonomik ve ticari ilişkilerimiz yıllar içerisinde adeta stratejik bir işbirliğine dönüşmüştür. Buna birkaç örnek vermek gerekirse, İtalya 2002 yılında toplam 6.3 milyar dolar ticaret hacmi ile bir rekor kırarak Türkiye'nin ikinci büyük ticaret ortağı olmuştur. İtalya 2002 yılında Türkiye ile 242 milyon dolar tutarında doğrudan yatırım yaparak 2001 yılında olduğu gibi tekrar bir numaralı yatırımcı olmuştur.''

Başbakan Erdoğan, Türkiye'deki İtalyan firmalarına bakıldığında 1
988 yılında 17 olan sayının, bugün 238'e ulaştığını bildirdi.

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

Berlusconi ile Türkiye-AB ilişkilerini tekrar ele aldıklarını ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını gösterdiklerini, Berlusconi'nin bu konuda işin başından beri Türkiye'ye verdiği desteğin artarak devam edeceğinden emin olduğunu belirtti.

Erdoğan, Berlusconi'ye Türkiye'nin yaptığı reform çalışmaları hakkında da bilgi verdiğini anlatarak, ''Hepinizin bildiği gibi AB'ye giriş ile alakalı Kopenhag krite
rleri konusunda hükümetimizin kararlı adım atışları nasıl şu ana kadar devam ettiyse bundan sonra da devam edecektir'' dedi.

KIBRIS, IRAK, ORTADOĞU

Gerek Kıbrıs gerekse Irak konusuyla ilgili olarak görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Erdoğan, Ortadoğu'da İsrail Filistin arasındaki sıkıntıların giderilmesi konusunu da görüştüklerini söyledi. Erdoğan şunları kaydetti:

''Bütün görüşmelerimizde görüşlerimizin büyük oranda örtüştüğünü görmenin mutluluğunu yaşadık. Bu süreçle ilgili Türkiye ile İtalya
arasında her an işbirliği yapmaya hazır olduğumuzun, bu işbirliğinin olabileceğini de görmüş bulunuyoruz."

Bu akşam Türk İtalyan İş Konseyi tarafından Sayın Berlusconi onuruna düzenlenen akşam yemeğine katılmak üzere İstanbul'a gideceğiz. Bu vesileyle öze
llikle ekonomik alandaki ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi konusunu bu kez her iki ülkenin özel sektör mensuplarıyla birlikte ele alacağız.''

BERLUSCONI: KIBRIS'A ERDOĞAN VE SİMİTİS İLE GİDEBİLİRİM

İtalya Başbakanı Berlusconi de ülkesinin AB sürecinde Türkiye'ye Avrupa forumlarında büyük destek verdiğini vermeye devam edeceğini vurguladı. "Ne zaman Türkiye'nin AB üyeğinden söz edilse Türkiye'nin yanında saf tuttuk" diyen Berlusconi, Avrupa'nın ABD karşısında bir güç olabilmesi için sadece Türkiye değil, aynı zamanda Beyaz Rusya ve Rusya'nın da AB üyesi olması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs sorununun 2004 yılına kadar çözülmesi istediklerini belirten Berlusconi, bunun için İtalya'nın AB dönem başkanlığı sırasında, gerekirse, Başbakan Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile birlikte Ada'ya gidebileceğini açıkladı.

Berlusconi, Irak'ın yeniden yıpalandırılmasında tek demokrat ve laik Müslüman ülke olan Türkiye'nin deneyimlerinden faydalanılması gerektiğini belirtti. Berlusconi, İsrail-Filistin sorununun çözümünde de bölge ile tarihi bağları olan Türkiye'nin yardımını isteyebileceklerini bildirdi.

ARIA KONUSU

Erdoğan ve Berlusconi, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladılar. Yabancı bir gazetecinin Aria konusunda bir gelişme olup olmadığını sorması üzerine Erdoğan, akşam İstanbul'da yapılacak olan Türk-İstanbul İş Konseyi toplantısına kadar görüşmeleri bitirip açıklamayı yapacaklarını ifade etti. Erdoğan, ''Akşama kadar sabırlı olmanızda fayda var. Akşama işi bitirmeye kararlıyız'' dedi.

İtalyan Başbakan, Cumhurbaşkanı Sezer ve Meclis Başkanı Arınç tarafından da kabul edilecek.

Berlusconi, Ankara’daki temaslarından sonra akşam saatlerinde Erdoğan ile birlikte İstanbul’a geçecek ve DEİK bünyesinde faaliyet gösteren Türk-İtalyan İş Konseyi’nin toplantısına katılacak. Geceyi Çırağan Sarayı’nda geçirecek olan Berlusconi, yarın Türkiye’den ayrılacak.

HURRIYET 12/05/2003

Klerides'ten Erdoğan'a eleştiri

Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ziyaretinde, ''özlü değil de, intibalar yaratmaya yönelik hareketler yapmayı seçtiğinin açık olduğunu'' savundu.

Başbakan Erdoğan'ın KKTC ziyaretini değerlendiren Klerides, ''Erdoğan buradaki ziyareti sırasında, daha önceki hükümetlerin kullandığı ve kendisinin eleştirdiği terminolojiyi kullandı. Dolayısıyla kendisi de yanlış politika yolunda yürüyor'' iddiasında bulundu.

HURRIYET 12/05/2003

Denktaş: Türk-Yunan dengesi bozulmuştur

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin 1960'da jeopolitik açıdan, güvenliği açısından elde etmiş olduğu Türk-Yunan dengesi, rumların AB'ye müracaatları ile ayaklar altına alınmıştır'' dedi.

Bir konferans için dün Antalya'ya gelen Denktaş, bugün Antalya Valisi Alaaddin Yüksel'i ziyaret etti. Antalya'ya ilk kez 1990 yılında bir otel açılışı için geldiğini ifade eden Denktaş, ''daha güzel ve güleryüzlü bir Antalya'' bulduğunu söyledi.

Ziyareti sırasında gazetecilere, Kıbrıs meselesinin bugünkü gazetelerde çok güzel yer aldığını belirten Denktaş, basının önemine değinerek, ''milli davalarda dış dünyanın bu davaya bir milletin nasıl eğildiğini basından öğrendiğini'' kaydetti.

Avrupa Birliği konusunda da görüşlerini açıklayan KKTC Cumhurbaşkanı, ''Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin 1960 yılında jeopolitik açıdan, güvenliği açısından elde ettiği Türk-Yunan dengesi,Rumların Avrupa Birliği'ne müracaatları ile ayaklar altına alınmıştır'' dedi.

Denktaş, sözlerini, ''Bu, 1960 anlaşmalarına aykırıdır. Çünkü Kıbrıs, Türkiye'nin de üye olmadığı bir yere giremez. Bütün maksat, Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye girmek, silahla yapamadıklarını AB yoluyla tamamlamak, dolaylı enosisi yapmaktır'' diye sürdürdü.

1960 anlaşmalarının, enosisi yasaklarken, dolaylı enosisi de yasakladığına dikkati çeken Denktaş, şöyle konuştu:

''Basın ne yapıyor bu konuda... Basın, (Kıbrıs meselesi Türkiye'nin AB'ye girmesine engeldir) diyor. Basın, (Kıbrıs AB'ye giremez, 1960 anlaşmaları vardır, Türkiye'nin bunu engellemek hakkıdır, Türkiye buna asla razı olmayacaktır) diye Türk Hükümeti'ne yardımcı olmamıştır bugüne kadar. Bu, bize büyük üzüntü kaynağı olmaktadır.

Eğer Türkiye bu hakkından vazgeçerse, Kıbrıs'tan da vazgeçmiş sayılacaktır. Bunun altını çizerek söylüyorum. Bu hakkını Türkiye bugüne kadar protestolarıyla, verdiği belgeleriyle korumuştur, korumaya devam etmektedir. En son söylenen de budur. Kıbrıs'ın AB'ye üye olabilmesi için Türkiye'nin de üye olması şarttır.

Dolayısıyla AB Kıbrıs'ın tümünü istiyorsa, KKTC'nin topraklarını AB topraklarına katmak istiyorsa, yapması gereken ilk iş, Türkiye'nin AB'ye giriş programını gözden geçirmek, bunu çabuklaştırmak ve bu arada da bizimle AB'ye girmemizi temin edecek dengeleri, ekonomik ve idari dengeleri kurabilmemiz için bizimle direkt temas etmektir. Böylelikle Türkiye ile birlikte AB'ye KKTC de girer, AB üzerinden Kıbrıs hakikaten birleşmiş olur. Ama kendi haklarımızı koruyarak ve Rumların azınlığı olarak değil.''

TERCÜME HATASI

Bugünkü gazetelerde yer alan ''Türk askerinin garanti anlaşması devam etmek kaydıyla adadan çıkabileceği'' yönündeki açıklamalarının tercüme hatasından kaynaklandığına da dikkati çeken Denktaş, kendisinin böyle birşey söylemediğini bildirdi. Denktaş, elinde verdiği yanıtların İngilizce metninin bulunduğunu, Yunan gaze
telerine de yazılı yanıt verdiğini söyledi.

Bu konuda ''Türkiye'nin garantisi değil, etkin ve fiili garantisi gerektiğini'' vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

'Etkin ve fiili garanti demek, müdahale hakkı ve bunu yapabilmesi için Kıbrıs'ta askeri varlığının devamı demektir. Bu daimi bir ihtiyaçtır. Çünkü biz daimi surette, sayıca çoğunlukta olan Rumun tehdidi altındayız. Türkiye'nin jeopolitik hakları da kalıcı ve daimi haklardır. Değişecek haklar değildir. Bunların korunması için garanti sisteminin etkin, fiili şekilde kalıcı olması lazım.'

PAPADOPULOS'UN SÖZLERİ

Denktaş, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un ''Enosisten vazgeçtiğine dair'' gazetelerde yer alan açıklamalarına da değinerek, şunları kaydetti:

''Papadopulos bunları söylemiş olabilir. Biz, fikrine değil, zikrine bakarız. Enosisten vazgeçmişse o zaman Kıbrıs Türkleri'nin egemenliğini kabul etmemesinde, iki kesimliliği kabul etmemesinde, mal-mülk değişimini global bir şekilde kabul etmemesinde bir neden yoktur. Çünkü bunlara karşı çıkışları, enosisi ileride engellediği içindir, engelleyeceği içindir. Biz 1960 anlaşmalarında bize verilmiş olan hakların 1975'te yaptığımız nüfus mübadelesi, 1977 ve 1979'da yaptığımız iki kesimlilik anlaşması, özgürlüklerin bizim güvenliğimiz için kısıtlanabileceği yönündeki anlaşmaları kuzeydeki kesime, bölgeye, devlete yerleştirmiş bulunuyoruz.

Bu, varolduğu sürece Kıbrıs enosis yapamaz. O halde bunu değiştirmeye kalkmasın, kendi saldırılarının, enosis için yapmış oldukları saldırılarının bir sonucudur bu ayrılık, iki kesimlilik ve bizim egemenlik çağrımız. Eğer hakikaten vazgeçmişlerse, enosisi engellemiş olan bu modeli benimsemesi lazımdır. Bunu (ben vazgeçtim) demekle biz kaldırmayız, değiştirmeyiz. Çünkü daha, Papadopulosların daha yeni gizli örgütlerde olmadığı konusunda kimse bizi tatmin edemez. O kilise aynı kilisedir. Yunanistan aynı Yunanistan'dır. Simitis'in (dolaylı enosisi yaptık) diye övünmesi tesadüf eseri değildir. Simitis'in Papadopulos'a megalo idea'nın haritasını vermesi,gazetelerde çıktı. Altına da çok gülünç birşey yazdılar, Kıbrıs'ın Avrupa'ya yakınlığını göstersin diye vermiş onu, çocuk aldatıyorlar: (Kıbrıs'ın Türkiye'ye yakınlığını göstersin) diye verdim dese anlayacağım. Dolayısıyla bize göre kilise, okul, siyasiler, Yunanistan, eğer hakikaten enosisten vazgeçmişlerse, bugünkü modeli, yani iki kesimli, iki devletli Kıbrıs'ın birleşmesi modelini reddetmemeleri lazım.

Vazgeçmedikleri için bunun üzerine gidiyorlar. Bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti iddiasında bulunduğu sürece sayın Papadopulos, silahlanmaya devam ettiği sürece, Sayın Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs'a gelişini yasadışı bir geliş olarak nitelendirdiği sürece ben enosistenvazgeçtiydim sözünün hiçbir kıymeti yoktur.''

Rauf Denktaş'a, Vali Alaaddin Yüksel'i ziyareti sırasında 4 sağlıkgörevlisinin de eşlik ettiği dikkati çekti.

HURRIYET 12/05/2003

Times: Rumlar bıraktıklarını buluyor

İngiltere'de yayınlanan The Times gazetesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin günlük geçişleri serbest bırakma kararının ardından 29 yıl önce evlerini terk eden pek çok Rumun buralara yeniden dönme imkanı bulduğunu ve dönenlerin de geride bıraktıkları şahsi eşyalarına kavuşabildiklerini duyurdu.

Bu durumun iki toplum arasındaki iyi niyetin gelişmesine önemli katkı sağladığını belirten gazete, Elleda Kiriaku adlı Rum kadının, 29 yıl önce Türk askerlerinin yaşadığı bölgeye geldiklerini duyunca mücevherlerini evinin arka bahçesine gömüp aceleyle kaçtığını hatırlattı.

Kiriaku'nun birkaç gün içinde evine geri dönmeyi umduğunu, ancak bunun mümkün olamadığını da belirten Times, şunları kaydetti:

''Köyüne geçen hafta döndüğünde, pek çoğu evliliğinin anısı olan mücevherlerini bulmaktan çoktan ümidi kesmişti. Ancak onu bir sürpriz bekliyordu.

Şu anda evinde yaşayan Zerrin Doğan'ın kızı 10 yıl önce bahçede oynarken mücevherleri bulmuş ve Doğan aralarında altın haçlar, bilezikler, Makarios kabartmalı altın liraların da bulunduğu bu kıymetli paketi kendisi için güvenlik altına almıştı.''

Doğan'ın bunu, altınların gerçek sahibinin bir gün evine dönme şansını bulabileceği umuduyla yaptığını duyuran gazete, evin yeni sahibi Kıbrıslı Türk kadının, Elleda Kiriaku'nun bir gün aralarında evlilik halkasının da bulunduğu bu manevi değeri yüksek paketi geri almak isteyebileceğini düşündüğünü bildirdi.

Zerrin Doğan'ın, paketi Kiriaku'ya teslim ettikten sonra, ''Bugün sırtımdan büyük bir yük kalktı, şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum'' dediğini belirten gazete, Rumların Türk kesimine geçmeye başlamasından bu yana benzeri iyi niyet görüntülerine sıkça rastlandığını anlattı.

EVLİLİK RESMİ

Yaşlı bir Rum çiftin, günü birliğine geldikleri Türk tarafında, yıllar önce terk ettikleri evlerinin duvarında hala kendilerine ait evlilik resminin asılı olduğunu gördüklerini belirten gazete, 45 yaşlarındaki Rula Savvidu'nun ise kendisinin yetiştirildiği evde yaşayan Türk ailenin mobilyalarını bile değiştirmediğini gördüğünü anlattı.

Aile, Rum kadının babaannesinin yatağını kullanıyor, kitaplıklardaRumca ansiklopediler duruyor ve kendisiyle kız kardeşinin sallandığı salıncak bile varlığını koruyordu.

Savvidu'nun duygularını, ''Evi böyle görünce dizlerimin üzerine çöküp kaldım'' diye anlattığını bildirdi. Savvidu'nun evinde Güney'den kaçıp Kuzey'e gelmek zorunda kalan bir Türk çiftin yaşadığına dikkati çeken gazete, söz konusu ailenin Savvidu'nun anne ve babasının nişan ve düğün fotoğraflarını bile sakladığını anlattı.

Bu arada, bazı Rum ailelerin hayal kırıklığı yaşadığını da bildiren gazete, ''Ama 29 yıl sonra yaşadığı köye dönüp, savaş sırasında yardımlarıyla ailesini ve kendisini kurtaran Türk gence teşekkür etmek isteyen, ancak gencin yakınlarından (siz gittikten üç-dört gün sonra o da öldü) yanıtını alan Rumlar da var. Onlar 20 yılbekleyen teşekkürü etmeyi başaramamanın üzüntüsünü duydular'' diye yazdı.

HURRIYET 12/05/2003

KKTC'de Casinolara giden Rumlara öfke

Rum kesimindeki Yeni Ufuklar Partisi (NEO) milletvekili Hristos Klerides, ''KKTC'deki casino'lara giden Rumların Rum yasaları uyarınca mahkemelere çıkarılıp cezaya çarptırılabileceğini'' söyledi.

Klerides, ''Kıbrıs Rum malı üzerine inşa edilen casino'lar yasadışıdır. Dolayısıyla bu casino'larda oyun oynayanlar suç işlemiş olur'' dedi.

Hristos Klerides, Rum malı üzerinde inşa edilmeyen casino'larda oyun oynayanlar için yasal boşluk bulunduğunu'' söyledi.

HURRIYET 12/05/2003

Kıbrıs'ta iki adım

Nur BATUR / ATİNA

Kıbrıs'taki iki toplumun liderleri, çözüm ve yakınlaşma yolunda yeni adımlar atıyor. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, garantörlük anlaşmasının devam etmesi koşuluyla Kıbrıs'ın askerden arındırılabileceğini ilk kez açıkladı. Rum lider Papadopulos ise ‘‘Enosis için savaştım, ancak değiştim’’ dedi.

Denktaş: Garantörlük sistemi kalırsa askerler gidebilir

Kıbrıs'ı ayıran duvarı yıkan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ikinci büyük adımı attı ve garantörlük anlaşmasının devam etmesi koşuluyla Kıbrıs'ın askerden arındırılabileceğini açıkladı. Eleftorotipia gazetesinin hafta sonu dergisi Epsilon'a geniş bir demeç veren Denktaş yıllardır Rumların yaptığı adanın askerden arındırılması yolundaki önerisini şartlı olarak ilk kez kabul etmiş o
ldu.

Denktaş ‘‘Kıbrıs'ın AB üyeliği Türklerin güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmaz mı?’’ yolundaki soruya şu karşılığı verdi:

‘‘Biz herhangi bir AB ülkesi tarafından tehdit edilmekten korkmuyoruz. Korkumuz 1955-1958 EOKA döneminde olduğu gibi, 1963-197
4'de olduğu gibi yine saldırı ve tehditle karşı karşıya kalabiliriz. Kıbrıs Yunan adası değildir. Kıbrıslı Türklerin de Yunan adasında sorun yarattıkları görüşü hala hem Kilise hem de okullarda işleniyor. 1974'de Kıbrıslı Rumların Enosis hedefini engelleyen 1960 garantörlük anlaşması oldu. Ayrıca 1963-1974 döneminde bizi tam bir felaketten kurtardı. Bu nedenle garantörlük anlaşması kaldırılamaz. Kalıcı olarak garantörlük sistemine ihtiyacımız var. Garantörlüğün devam etmesi koşuluyla Kıbrıs askerden arındırılabilir.’’

Papadopulos: Enosis için savaştım ama, artık değiştim

Hayatını Kıbrıs adasının Yunanistan'la birleşmesine, yanı Enosis idealine adayan Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ilk kez tabuları yıkarak günah çıkardı. Bir zamanlar ‘‘Enosis’’ diye sokaklarda slogan atan, hatta silaha bile sarılan Papadopulos ‘‘Enosis için savaştım ama artık değiştim’’ dedi. Ancak diğer yandan da sade bir vatandaş olarak 100 bin Rumun yaptığı gibi Denktaş'ın yıktığı duvardan pasaportunu göstererek Kuzey'e geçmeyeceği
ni açıkladı. Papadopulos, Yunanistan'da yayınlanan haftalık Vimagazino dergisine şöyle konuştu:

‘‘Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi için mücadele ettim. EOKA içindeydim. Sadece Enosis diyorduk. O zamanlar herşeyi ak ya da kara görüyordum. Artık, siyasi g
erçekleri gören herkes, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesinin gerçek dışı olduğunu biliyor.’’

1950'lerde verilen mücadelenin Kıbrıslı Türklere değil İngilizlere karşı olduğunu da savunan Papadopulos ‘‘Sömürgeciliğe karşı, Rumlar ve Türkler birlikte mücade
le ettik. Kıbrıslı Türk dostlarım vardı, hatta bir Türkle ortak hukuk bürosu kurduk ama, onu 30 yıldır görmüyorum. Yakınlaşma birkaç avukatın Ledra Palas'ta buluşmasıyla olmaz. Örneğin 1 Mayıs'tan itibaren sınır açılıp isteyen istediği yere gidebilseydi bu gerçek bir yakınlaşma olurdu.’’dedi.

HURRIYET 12/05/2003

Denktaş'tan Rumlara davet

Murat Yetkin

12/05/2003 RADIKAL

Denktaş, 23 Nisan'da açıkladığı ve Kıbrıs'taki gerginliği bir anda düşüren kararları neden Annan Planı görüşülürken açıklamadı? Örneğin, neden
12 Aralık 2002 Kopenhag öncesi ya da 10 Mart 2003 Lahey öncesi ya da en son 16 Nisan'da Atina'da Güney Kıbrıs, adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'ne kabul edilmezden önce toplumlararası bu geçirgen
lik sağlanamadı?
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu soruyu sakin sakin şöyle yanıtlıyor:
"O zaman Rumlar görüşmeleri sabote ettiğimizi söylerlerdi. Belki bir tek Rum bile bu tarafa geçmezdi. Zorda kalabilirdik."
Peki o zaman Denktaş bu hamleyi ne zaman
planladı? "Uzun zamandır aklımızdaydı" diyor Denktaş, "uygun zamanı kolluyorduk."
Kurt politkikacının şu sözleri, Ankara ve Lefkoşa'nın 16 Nisan'a dek izlenen 'AB üyeliğine karşı entegrasyon (ya da ilhak)' politikasının iflası ardından, toplumlararası ge
çirgenlik öngören bir hamleyle çıkış arandığı tespitleriyle çakışmıyor görüntüsünde. Ama zaten Denktaş da artık ilhak politikasını pek anmıyor. "Artık öyle demiyoruz, zaten bir kere Ecevit söylemişti onu" diyor.
Buna karşın Denktaş'ın şimdiki hedefi KKTC'
nin varlığının masadan önce uygulamada kabulünü sağlamak.
Sınırları açması, otelleri açması, üniversiteleri açmasının ardından şapkasından çıkardığı yeni tavşan bunun işareti: Denktaş şimdi de KKTC mahkemelerini Rumlara açacağını ilan ediyor. Böylece KKTC
mahkemelerine emlak davası açan Rumların tazminatlarını daha kolay alabileceğini ima ediyor. "Bizim vatandaşlarımız da Rum mahkemelerine başvurabilecek" diye ekliyor, "Vatandaşlarımız evlerini aramaya gittiğinde yerinde tarla buluyor."
KKTC vatandaşlarının güneyde bıraktığı mülk için Rum mahkemelerine başvurması bildik Türk tezlerini şüphesiz değiştirecek.
Ama Rumların KKTC mahkemelerine başvurması Rum tezlerini daha çok değiştirecek.
Rumlar halen kuzeydeki mülklerinin tazminatını Türkiye'den istiyor ve
bunun için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyorlar.
AİHM'nin temel ilkelerinden birisi, önce iç hukuk yollarının tüketilmesi. KKTC'nin iç hukuk yollarını Rumların kullanımına açması önemli. Çünkü bir tek Rum bile dava açsa ve davayı kazanıp tazmi
nat alsa diğerleri için bir örnek oluşturacak. Bu örnek, KKTC'nin siyasi egemenliğini olmasa bile, mahkemelerinin yetkisi tanındığı için, hukuki egemenliğinin kabulü anlamına gelecek.
Denktaş sınırları açınca Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos dah
a
önce reddettiği Annan Planını görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Bakalım mahkemeler açılınca ne diyecek?
Bakalım Denktaş'ın şapkasından daha kaç tavşan çıkacak?

Gül: Sorun çözülürse askerimizi çekeriz

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Rum Kesimi, Türkiye’nin garantörlüğünü tanırsa Türk askeri kademeli olarak Ada’dan çekilsin” önerisine Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den destek geldi.

 

Sofya
AA

   

12 Mayıs— Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm bulunması durumunda Türk askerlerinin çekilmesinin mümkün olduğunu söyledi.

 

Gül, Bulgaristan ziyareti çerçevesinde, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Solomon Passi ile görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesi durumunda, Türk askerlerinin Ada’dan çekilebileceğine” yönelik son önerisine ilişkin görüşünün sorulması üzerine Gül, Türk askerinin Ada’ya gidişinin garantörlük anlaşmaları çerçevesinde olduğunu hatırlattı.
Gül, “Ada’da kalıcı bir çözüm bulununca şüphesiz ki Türk askerlerinin Türkiye’ye çekilmesi mümkündür” diye konuştu
.

ABD DEVREDE

WESTON GELİYOR: Amerika Birleşik Devletleri, Kıbrıs sorununun çözümünde inisiyatif üstlenmek için doğrudan devreye girmeye hazırlanıyor. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston adaya gelecek, bu amaçla Ankara ve Atina'yı ziyaret edecek

BASKI ENDİŞESİ: Cumhurbaşkanı Denktaş Özel Temsilci Weston'un gelişini, 'Umut ederiz baskı yapmaya gelmez' şeklinde değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş'a göre ortada baskı yapacak bir durum yok

ANKARA ÖNEMLİ: Rum basını, İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hannay'ın emekliye ayrılacağını ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun Kıbrıs sorununun yanında başka bir göreve de verileceğini duyurdu. Rum basını ABD'nin Ankara ve Atina üzerinden etkili olmak için devreye gireceğini savundu

KIBRIS 13/05/2003

GÜL: ÇÖZÜM OLURSA TÜRK ASKERİ ÇEKİLİR

Gül, hükümetin, Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanması için gereken reformları bu yıl içinde tamamlamak ve uygulamak kararlılığında olduğunu vurguladı

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm bulunması durumunda Türk askerlerinin çekilmesinin mümkün olduğunu söyledi.

Gül, Bulgaristan ziyareti çerçevesinde, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Solomon Passi ile görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesi durumunda, Türk askerlerinin Ada’dan çekilebileceğine” yönelik son önerisine ilişkin görüşünün sorulması üzerine Gül, Türk askerinin Ada’ya gidişinin garantörlük anlaşmaları çerçevesinde olduğunu hatırlattı.

Gül, “Ada’da kalıcı bir çözüm bulununca şüphesiz ki Türk askerlerinin Türkiye’ye çekilmesi mümkündür” diye konuştu.

GÜL: AB REFORMLARI BU YIL TAMAMLANACAK

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hükümetin, Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanması için gereken reformları bu yıl içinde tamamlamak ve uygulamak kararlılığında olduğunu, AB'nin de buna yardımcı olmasının beklendiğini söyledi.

Burgaz temasları çerçevesinde Burgaz Hür Üniversitesi'ni ziyaret eden Gül, burada cübbe giyerek fahri doktora unvanı aldı.

Gül, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde dinamik bir aşamaya gelindiğini belirterek, 'Önümüzdeki dönemde, çağdışı bazı kültür ve medeniyet tartışmalarının geride bırakılarak, AB ülkelerinin kendi kurum ve kamuoylarını Türkiye'nin üyeliğine hazırlamaları için gerekli adımları atacaklarını umuyoruz' dedi.

Balkanlarla bölgesel işbirliğinin ortak hedef olan Batı ile bütünleşme bağlamında önemine de işaret eden Gül, 'Avrupa'ya mesajımız şudur: Balkanlar, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Avrupa entegrasyonunun dışında tutulmaz. Balkan halklarına mesajımız ise zengin ve çağdaş olmanın yolunun Avrupa'dan geçtiğidir' diye konuştu.

AB'nin ortak dış ve güvenlik politikasının Türkiyesiz gelişebileceğini düşünmenin gerçekçi olmayacağını söyleyen Gül, AB'nin, Türkiye'nin üyeliğiyle daha etkin bir dünya gücü haline dönüşme fırsatını yakalayacağını kaydetti.

HALKIN SESI 13/05/2003

Denktaş: Weston baskı için gelmesin

“Kapıları açarak iki tarafın birbirini görmesini, eşitlik ve egemenliğin kabul edilmesini istedik. Bunlar inşallah sağlıklı bir zemin oluşturulmasına yardımcı olur”

“Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin 1960’da jeopolitik açıdan, güvenliği açısından elde etmiş olduğu Türk-Yunan dengesi, Rumların AB’ye müracaatları ile ayaklar altına alınmıştır”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, mayıs ayı içerisinde Ada’ya yeni bir ziyaret yapması beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile ilgili olarak, “Umut ederiz baskı yapmaya gelmez, çünkü baskı yapacak bir durum yok” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Antalya dönüşünde Geçitkale Havaalanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston’un ay içerisinde Ada’yı ziyaret edeceğine ilişkin haberleri basından izlediğini, bu konuda resmi bilgisi olmadığını söyleyen Denktaş, “Gelecekse gelecek. Kendisine 1.5 yıl zarfında söylediklerimizi ve o da bu sürede söylediklerini tekrarlayacak. Umut ederiz baskı yapmaya gelmez. Çünkü baskı yapılacak bir durum yok” dedi.

Bazı diplomatların, “son girişimlerle ortaya çıkan durumun netleşmesi ve böylelikle yeni bir görüşme zemininin oluşup oluşmadığının tetkik edilmesi gereği üzerinde durduklarını” belirterek, bunun sağlıklı bir yaklaşım olduğunu söyleyen Denktaş, “Biz kapıları açarak iki tarafın birbirini görmesini, eşitlik ve egemenliğin kabul edilmesini, yok olmak üzere olmadığımızı görmelerini istedik. Bunlar inşallah sağlıklı bir zemin oluşturulmasına yardımcı olur” diye konuştu.

DENKTAŞ: DENGELER, RUMLARIN AB’YE MÜRACAATIYLA AYAKLAR ALTINA ALINMIŞTIR

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin 1960’da jeopolitik açıdan, güvenliği açısından elde etmiş olduğu Türk-Yunan dengesi, Rumların AB’ye müracaatları ile ayaklar altına alınmıştır” dedi.

Avrupa Birliği konusunda da görüşlerini açıklayan KKTC Cumhurbaşkanı, “Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin 1960 yılında jeopolitik açıdan, güvenliği açısından elde ettiği Türk-Yunan dengesi, Rumların Avrupa Birliği’ne müracaatları ile ayaklar altına alınmıştır” dedi.

Denktaş, sözlerini, “Bu, 1960 anlaşmalarına aykırıdır. Çünkü Kıbrıs, Türkiye’nin de üye olmadığı bir yere giremez. Bütün maksat, Türkiye’nin üye olmadığı AB’ye girmek, silahla yapamadıklarını AB yoluyla tamamlamak, dolaylı enosisi yapmaktır” diye sürdürdü.

TERCÜME HATASI

Gazetelerde yer alan “Türk askerinin garanti anlaşması devam etmek kaydıyla adadan çıkabileceği” yönündeki açıklamalarının tercüme hatasından kaynaklandığına da dikkati çeken Denktaş, kendisinin böyle birşey söylemediğini bildirdi. Denktaş, elinde verdiği yanıtların İngilizce metninin bulunduğunu, Yunan gazetelerine de yazılı yanıt verdiğini söyledi.

Bu konuda “Türkiye’nin garantisi değil, etkin ve fiili garantisi gerektiğini” vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

“Etkin ve fiili garanti demek, müdahale hakkı ve bunu yapabilmesi için Kıbrıs’ta askeri varlığının devamı demektir. Bu daimi bir ihtiyaçtır. Çünkü biz daimi surette, sayıca çoğunlukta olan Rumun tehdidi altındayız. Türkiye’nin jeopolitik hakları da kalıcı ve daimi haklardır. Değişecek haklar değildir. Bunların korunması için garanti sisteminin etkin, fiili şekilde kalıcı olması lazım.”

PAPADOPULOS’UN SÖZLERİ

Denktaş, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos’un “Enosisten vazgeçtiğine dair” gazetelerde yer alan açıklamalarına da değinerek, şunları kaydetti:

“Papadopulos bunları söylemiş olabilir. Biz, fikrine değil, zikrine bakarız. Enosisten vazgeçmişse o zaman Kıbrıs Türkleri’nin egemenliğini kabul etmemesinde, iki kesimliliği kabul etmemesinde, mal-mülk değişimini global bir şekilde kabul etmemesinde bir neden yoktur. Çünkü bunlara karşı çıkışları, enosisi ileride engellediği içindir, engelleyeceği içindir. Biz 1960 anlaşmalarında bize verilmiş olan hakların 1975’te yaptığımız nüfus mübadelesi, 1977 ve 1979’da yaptığımız iki kesimlilik anlaşması, özgürlüklerin bizim güvenliğimiz için kısıtlanabileceği yönündeki anlaşmaları kuzeydeki kesime, bölgeye, devlete yerleştirmiş bulunuyoruz…Bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti iddiasında bulunduğu sürece sayın Papadopulos, silahlanmaya devam ettiği sürece, Sayın Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’a gelişini yasadışı bir geliş olarak nitelendirdiği sürece ben enosisten vazgeçtiydim sözünün hiçbir kıymeti yoktur.”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Antalya'da bulunduğu süre içinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kumbul’u ziyaret ederek Deniz Otobüsü Projesi konusunda bilgi aldı.

HALKIN SESI 13/05/2003

Mülkiyet hakkı kutsalmış!

1974 öncesinde “Yehova Şahitleri” isimli dini kuruluşun Kıbrıslı Rum şubesine ait olan Kuzey Kıbrıs’taki mal varlığı, önce Türkiye Şubesine devredildi, ardından da “mülkiyet hakkının kutsallığı” çerçevesinde devlet binaları boşaltmak zorunda kaldı

“Mülkiyet hakkının kutsallığını”nın 19 Şubat 2003 t
arihli Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmasının sonucunda, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı yaklaşık 25 yıldır kullandığı binayı boşaltmak zorunda kaldı

Devlet kendi eliyle “Devlet Halk Dansları Topluluğu”nu sokağa attı, Bakanlar Kurulu kararı ile Lefkoş
a’daki “Devlet Halk Dansları Topluluğu” binası ve TKP’nin Mağusa’daki lokali boşaltıldı


Şimdi soruyoruz?

1- Rum “Yehova Şahitleri” mülkiyet hakkını ne zaman ve nasıl Türk “Yehova Şahitleri”ne devretti?

2- Kuzey Kıbrıs’taki diğer Rum malları, Türkiye’de herhangi bir kuruluşa devredilmesi halinde, bu yerler “yeni sahipleri”ne mi verilecek?

3- Bakanlar Kurulu bu kararı Güney’deki mallarını sattığını iddia eden bazı kişileri aklama operasyonu için mi aldı?

4- Bakanlar Kurulu’nun bu operasyonu “sessiz sed
asız” ve 28 Şubat sürecinin yaşandığı Kıbrıs sorununun en civcivli günlerine rast gelmesi sadece bir tesadüf mü?

Kıbrıs sorununda “çözümsüzlüğü” politika haline getirenlerin, “Verdiğimiz tapular geçerlidir” iddiasının doğru olmadığı bizzat Bakanlar Kurulu
’nun aldığı kararla gözler önüne serildi.
UBP-DP Hükümeti biri devlete, diğeri bir siyasi partiye ait iki “Rum malını” hak sahiplerine iade etti. “Mülkiyet hakkını” reddedenler, kendi kendilerini yalanladı.
“Mülkiyet hakkının kutsallığını” 19 Şubat 2003 ta
rihli Bakanlar Kurulu kararı ile onaylayan “çözüm karşıtı” zihniyet, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın yaklaşık 25 yıldır kullandığı binayı boşaltmak zorunda kaldı.
Bakanlar Kurulu’nun bu ilginç devir kararı Kıbrıs sorunu ile bağlantılı yeni soruları gü
ndeme getirdi.

Rumdan Türk’e devir
Uluslararası dini bir kuruluş olan Yehova Şahitleri’nin “Kıbrıs şubesi”ne ait Kıbrıs’ın genelinde önemli bir mal varlığı olduğu iddia ediliyor. Bu mal varlığının bir bölümü 1974’ten sonra Kuzey’de kaldı.
Lefkoşa’da “Sivil Savunma” binaları da dahil söz konusu bölgede çok sayıda malın “Yehova Şahitleri”ne ait olduğu ön sürülüyor. Bu mal varlığı, 1974 sonrasında kuruluşun Türkiye’deki şubesine devredildi. Türkiye’deki şube, Kıbrıs’taki mal marlığına sahip olmak için yargıya
başvurdu.
Ve sonuçta Bakanlar Kurulu şu kararı almak zorunda kaldı:
Karar Numarası E-338-2003 Yehova Şahitleri’ne ait emlakla ilgili olarak Bakanlar Kurulu’nun kararı:
Bakanlar Kurulu, Yehova Şahitleri isimli dini kuruluşa ait Lefkoşa İbrahim Paşa Mahall
esi Pafta Harita XXI.38.2.III Blok “A” Parsel 746 üzerindeki binanın Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığınca boşaltılmasına ve Gazimağusa’da Pafta Harita XXX III.II.E.II Blok “B” Parsel 874 üzerindeki binanın da Toplumcu Kurtuluş Partisince boşaltılarak adı geçen kuruluşa verilmesine karar verdi.

Akyön: Karar Bakanlar Kurulu’nun
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Rüstem Akyön konu ile ilgili olarak YeniDÜZEN’e yaptığı açıklamada, Yehova Şahitlerine verilen Devlet Halk Dansları Topluluğu binasının boşaltımına başladıklarını söyleyerek, halk danslarının çalışmalarını sürdürmesi için yeni bina arayışı içerisinde olduklarını belirtti.
Akyön, Yehova Şahitleri’nin uluslararası bir dini kuruluş olduğuna işaret ederek, “bu dini bir kuruluş olduğu için bakanlığımızı ilgil
endiren bir konu değil. Konu bakanlar kurulunca ele alındı ve bina Yehova Şahitleri’ne verildi” dedi.
Bu kuruluşun dünyanın birçok yerinde üyeleri olduğunu kaydeden Akyön, binanın Yehova Şahitleri’ne devredilmesi ile ilgili başvurunun Türkiye üzerinden yapılabileceğini belirtti.
Akyön, 1974’ten önce bu binanın bu kuruluşa ait olduğunu ifade ederek, kuruluşun isteği üzerine bakanlar kurulunca binanın Yehova Şahitleri’ne devredildiğini dile getirdi.
Akyön, binayı boşaltmaya başladıklarını belirterek, binanın
yeni sahiplerinden ay sonuna kadar binanın boşaltımı için zaman istediklerini kaydetti.

Yehova Şahitleri kimdir?
Yirmi iki yaşındaki genç bir adam, doğu Pennsylvania'da ciddi bir trafik kazası geçirerek yaralandı. Hızla kan kaybetmesine rağmen, kan almayı reddetti. Bilincini yitirip şoka girdi ve öldü. Bu genç bir Yehova Şahidiydi. Kan almak yerine ölmeyi tercih eden, doğum günlerini ve Doğuş Bayramını kutlamayı reddeden, dünyanın yok oluşu için belli tarihler koyan ve yeryüzünde yeni bir cennetin kurula
cağını vaat eden bir dini anlayış.
Charles Taze Russell tarafından kurulan Yehova Şahitleri hareketi, Mesih'in varoluştan önce Tanrı tarafından yaratılmış bir 'tanrı' olduğu ve Tanrı'nın Mesih aracılığıyla dünyayı yarattığı öğretilir. Yani, İsa'nın beden a
lmış olan günahsız bir ruh (bir 'tanrı') olduğu öğretişi verilir. Yehova Şahitleri'nin, Mesih'in tanrısallığıyla ilgili görüşleri, İznik Konseyinde Mesih'in tanrısallığını reddeden Arius'un görüşlerine yakındır. Kutsal Ruh'un da Tanrı olduğu kabul edilmez. Yehova Şahitleri'ne göre sadece Yehova Tanrı'dır.
Yehova Şahitleri büyük bir aile... öyle ki sayıları şimdi dünyada 6 milyonu aşmış, dünyanın oturulan her yerinde, 235 ülke ve ada da , (Amerika’dan , Somali’ye, İngiltere’den Hindistan’a, Kuzey Kutbu’dan G
üney Kutbu’na) her ırktan, dilden, sıpttan ve kavmdan meydana gelmiş büyük bir aile.

YENIDUZEN 13/05/2003

Denktaş, “Ben böyle söylemedim, tercüme hatası” dedi ama.. TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül kabul etti:

"Sorun çözülürse askerimizi çekeriz"
"Sorun çözülürse askerimizi çekeriz"

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ağzından gazetelere yansıyan “Rum Kesimi, Türkiye’nin garantörlüğünü tanırsa Türk askeri kademeli olarak Ada’dan çekilsin” yönündeki sözleri Denktaş reddetti ama TC Dışişeri Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül onayladı, hatta destek verdi.

Yeni DÜZEN (Haber Merkezi)
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm bulunması durumunda Türk askerlerinin çekilmesinin mümkün olduğunu söyledi
Gül, Bulgaristan ziyareti çerçevesinde, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Solomon Passi ile görüşmelerinin ardından ortak basın topl
antısı düzenledi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesi durumunda, Türk askerlerinin Ada’dan çekilebileceğine” yönelik son önerisine ilişkin görüşünün sorulması üzerine Gül, Türk askerinin Ada’ya gidişinin garantörlük anlaşmal
arı çerçevesinde olduğunu hatırlattı.
Gül, “Ada’da kalıcı bir çözüm bulununca şüphesiz ki Türk askerlerinin Türkiye’ye çekilmesi mümkündür” diye konuştu.

Denktaş: “Ben öyle birşey söylemedim”

Denktaş ise dünkü gazetelerde yer alan ``Türk askerinin garan
ti anlaşması devam etmek kaydıyla adadan çıkabileceği`` yönündeki açıklamalarının tercüme hatasından kaynaklandığı söyledi. Denktaş, kendisinin böyle birşey söylemediğini bildirdi. Denktaş, elinde verdiği yanıtların İngilizce metninin bulunduğunu, Yunan gazetelerine de yazılı yanıt verdiğini söyledi.
Bu konuda ``Türkiye`nin garantisi değil, etkin ve fiili garantisi gerektiğini`` söyleyen Denktaş, şöyle konuştu:
``Etkin ve fiili garanti demek, müdahale hakkı ve bunu yapabilmesi için Kıbrıs`ta askeri varlığının devamı demektir. Bu daimi bir ihtiyaçtır. Çünkü biz daimi surette, sayıca çoğunlukta olan Rumun tehdidi altındayız. Türkiye`nin jeopolitik hakları da kalıcı ve daimi haklardır. Değişecek haklar değildir. Bunların korunması için garanti sisteminin etk
in, fiili şekilde kalıcı olması lazım.``
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün , mayıs ayı içerisinde Ada’ya yeni bir ziyaret yapması beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile ilgili olarak da , “Umut ederiz baskı yapmaya gelmez
, çünkü baskı yapacak bir durum yok” dedi.

YENIDUZEN 13/05/2003

Berlusconi’den Erdoğan’a ilginç öneri:

“Simitis ile üçümüz Kıbrıs’a gidelim!”
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, ülkesinin Türkiye'nin AB üyeliğine her zaman destek verdiğini, İtalya'nın Temmuz’daki AB dönem başkanlığı süresince bu desteğin artarak devam edeceğini söyledi. Kıbrıs’ta çözüm için çaba göstereceklerini kaydeden Berlusconi, Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile Kıbrıs'a gitmeye hazır olduğunu bildirdi. Başbakan Erdoğan ile kendi hayat hikayesinin birçok noktada örtüştüğünü de ifade eden Berlusconi, ''Yemeğin sonuna doğru konuşurken, ikimizin de biraz deli olduğu kanaatine vardık” diye konuştu.
Berlusconi, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Shereton Otelinde düzenledikleri basın toplantısında, Erdoğan'a misafirperverliğinden ötürü teşekkür etti ve iki ülkenin
gerek ikili ilişkilerde gerekse Türkiye-AB ilişkilerinde benzer görüşlere sahip olduğunu belirtti.
''İki ülke arasındaki dostluk yüzyıllara dayanmaktadır, biz bu dostluk çerçevesinde ne zaman Türkiye'nin AB üyeliğinden bahsedilse, hep Türkiye'nin yanında
saf tuttuk'' diyen Berlusconi, önümüzdeki dönemde 6 ay boyunca İtalya'nın AB dönem başkanlığı görevini üstleneceğini hatırlattı ve Türkiye'ye verdikleri desteğin artarak devam edeceğini kaydetti.
Berlusconi, Türkiye'nin AB üyeliği düşüncesinin daha da som
utlaştırılması için elinden geleni yapacağını ifade etti.
Türkiye'nin AB üyeliğini yalnızca duydukları dostluk hissinden dolayı değil, büyük Avrupa rüyasının hayata geçirilmesi için istediklerini söyleyen Berlusconi, ABD'nin astı olarak değil, ABD ile eşi
t düzeyde görüş beyan edebilen büyük Avrupa'nın ancak Türkiye, Belarus ve Rusya Federasyonu'nun üyelikleriyle mümkün olacağını belirtti.
Erdoğan ile kendi hayat hikayesinin birçok noktada örtüştüğünü ifade eden Berlusconi, ''Yemeğin sonuna doğru konuşurke
n, ikimizin de biraz deli olduğu kanaatine vardık, çünkü partileri sıfırdan kurmaya kalkmanız için biraz deli olmanız gerekir'' diye konuştu.
Berlusconi, mevcut düzene meydan okumak ve önemli reform paketlerine imza atmanın ''biraz delilik' gerektirdiğini
belirterek, Erasmus'un ''gerçek bilgelik sağduyulu, mantıklı düşünmek değil, bir çılgının ileriyi berrak şekilde görmesidir'' sözüne atıfta bulunarak, Erdoğan'ın da kendisinin de ''uzaklara bakmayı tercih ettiklerini'' söyledi.

YENIDUZEN 13/05/2003

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat Cumhurbaşkanı’ndan açıklama istedi, Başsavcılığı göreve çağırdı:

"Darbeciler kim?"


“Denktaş –daha önce meşhur casusluk komplosunda olduğu gibi- elinde darbe ile ilgili belgeler olduğundan söz etmektedir. Kendisini bu belgeleri derhal açıklamaya ve hemen halkımızın önünde Kıbrıs sorununu tartışmaya davet ediyorum. Halep orda ise arşın buradadır. Denktaş elindeki belgeleri kamuoyuna açıklamalıdır”

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafını Kıbrıs adına Avrupa Birliği üyesi yapmayı başaran Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yanlış politikalarının ortaya çıkmaya başlaması ile birlikte ne yapacağını şaşırdığını belirtti. Talat, her başarısızlıktan sonra “iç düşmanlar ve aldatılan dünyaya” saldırmayı marifet sayan ve sorumluluğu gerçek dışı söylemlerle kendinden başka h
erkese yükleyen Denktaş’a çağrı yaptı: “Darbe ile ilgili elindeki belgeleri açıkla ve gel halkın önünde Kıbrıs sorununu tartışalım”
Talat’ın açıklaması şöyle:
Cumhurbaşkanı Denktaş izlediği yanlış politikaların sonucunda Rum tarafını tüm Kıbrıs adına AB üy
esi yapmayı “başardı”. Bu “başarısının” iyice açığa çıkması üzerine ise gerek Kıbrıs Türk halkından gerekse Türkiye kamuoyundan yükselen sesler karşısında ne yapacağını şaşırdı.
Yıllardır Denktaş, Kıbrıs sorununda “birlikte değerlendirmek, birlikte karar a
lmak ve birlikte sorumluluk yüklenmek” demokratik ilkesine aykırı olarak tam bir tekelcilik uygulamıştır. Denktaş, “ben değerlendiririm, ben karar alır ve uygularım” ilkesi ile hareket etmiştir.
Ancak siyasetteki bu tekelciliğine karşın iş sorumluluğa geld
iğinde “ben yüklenirim” dememiştir.
Her başarısızlıktan sonra “iç düşmanlar ve aldatılan dünyaya” saldırmayı marifet saymış ve sorumluluğu gerçek dışı söylemlerle kendinden başka herkese yüklemeye çalışmıştır.
Bunun bir örneğini Türkiye Başbakanı Sayın Erd
oğan’a yazdığı mektuptan sonra bir gazetede yayınlanan söyleşisinde de tekrarlamaktadır.
Bu söyleşide Denktaş, Kıbrıs Türk barış güçlerine ağza alınmayacak çamurları attıktan sonra şunları ifade etmektedir: ”Darbeye varacak hazırlık içinde olduklarını belg
elerle biz ispat edecek durumdayız. Ne zaman darbe yapacaklardı. Türk askeri Annan Planı gereği Ada’dan çıktıktan sonra yapacaklardı”.
Olur ama, bir iki cümle içinde bu kadar çarpıtma ve gerçek dışı halisünasyon bu kadar olur! Bir kere Annan Planında Türki
ye’nin garantörlüğünün ve üzerinde uzlaşılacak sayıda Türk askerinin adada kalacağını herkes bilmektedir ve sözü edilen rakam da 6000’dir. Üstelik Annan Planı halkoyuna sunulacak ve bu en demokratik kuralla, yani halk iradesi ile gelecek tayin edilecekti. Bunu darbe diye yorumlamak büyük ayıptır.
Halbuki Denktaş’ın bizzat kendisi, Kıbrıs Türk halkının iradesine saygı duymadan, Meclis ve halk kararı olmadan, referandumu reddederek, asıl darbeyi yapan darbecidir… Tüm dünya tarafından da kendi halkının irades
ini engelleyen kişi olarak algılanan Denktaş, şimdi hayali darbe masalları ile bunu gizleyemez.
Bu arada Denktaş –daha önce meşhur casusluk komplosunda olduğu gibi- elinde darbe ile ilgili belgeler olduğundan söz etmektedir. Kendisini bu belgeleri derhal a
çıklamaya ve hemen halkımızın önünde Kıbrıs sorununu tartışmaya davet ediyorum. Halep orda ise arşın buradadır. Denktaş elindeki belgeleri kamuoyuna açıklamalıdır.
Eğer açıklamazsa o zamanda Başsavcılık devreye girmeli ve Denktaş’ı darbecileri gizlemekle
suçlayıp belgeleri talep etmelidir.
Bu hayali iç düşmanlara karşı savaş tavrı, Denktaş’ın dün UHH’yi kurarken de baş vurduğu yoldu. Şimdi yeni koşullarda ve siyasetinin artık bittiğinin herkes tarafından görüldüğü bir aşamada yeni tuzaklar kurmaya çalıştığını bu “darbe” hikayesi açıkça göstermektedir. Bu vesile ile Kıbrıs Türk barış güçlerini, Türkiye’nin ve Avrupa’nın tüm demokratik güçlerini, Kıbrıs’ın kuzeyine dikkatlerini yoğunlaştırmaları çağrısı yapmak istiyorum.
Tüm demokrasi güçlerini, yeni Denktaş
provokasyonlarına karşı, uyanık olmaya davet ediyorum.

YENIDUZEN 13/05/2003

The Times"

Kıbrıslı Rumların şahsi eşyalarına kavuşabildiklerini yazdı

İngiltere`de yayınlanan The Times gazetesi, Kuzey Kıbrıs’ın günlük geçişleri serbest bırakma kararının ardından 29 yıl önce evlerini terk eden pek çok Rumun buralara yeniden dönme imkanı bulduğunu ve dönenlerin de geride bıraktıkları şahsi eşyalarına kavuşabildiklerini duyurdu.
Bu durumun iki toplum arasındaki iyi niyetin gelişmesine önemli katkı sağladığını belirten gazete, Elleda Kiriaku adlı Rum kadının, 29 yıl önce Türk askerlerinin yaşadığı bölgeye
geldiklerini duyunca mücevherlerini evinin arka bahçesine gömüp aceleyle kaçtığını hatırlattı.
Kiriaku`nun birkaç gün içinde evine geri dönmeyi umduğunu, ancak bunun mümkün olamadığını da belirten Times, şunları kaydetti:
``Köyüne geçen hafta döndüğünde,
pek çoğu evliliğinin anısı olan mücevherlerini bulmaktan çoktan ümidi kesmişti. Ancak onu bir sürpriz bekliyordu.
Şu anda evinde yaşayan Zerrin Doğan`ın kızı 10 yıl önce bahçede oynarken mücevherleri bulmuş ve Doğan aralarında altın haçlar, bilezikler, M
akarios kabartmalı altın liraların da bulunduğu bu kıymetli paketi kendisi için güvenlik altına almıştı.``
Doğan`ın bunu, altınların gerçek sahibinin bir gün evine dönme şansını bulabileceği umuduyla yaptığını duyuran gazete, evin yeni sahibi Kıbrıslı Tür
k kadının, Elleda Kiriaku`nun bir gün aralarında evlilik halkasının da bulunduğu bu manevi değeri yüksek paketi geri almak isteyebileceğini düşündüğünü bildirdi.
Zerrin Doğan`ın, paketi Kiriaku`ya teslim ettikten sonra, ``Bugün sırtımdan büyük bir yük kal
ktı, şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum`` dediğini belirten gazete, Rumların Türk kesimine geçmeye başlamasından bu yana benzeri iyi niyet görüntülerine sıkça rastlandığını anlattı. Yaşlı bir Rum çiftin, günü birliğine geldikleri Türk tarafında, yıllar önce terk ettikleri evlerinin duvarında hala kendilerine ait evlilik resminin asılı olduğunu gördüklerini belirten gazete, 45 yaşlarındaki Rula Savvidu`nun ise kendisinin yetiştirildiği evde yaşayan Türk ailenin mobilyalarını bile değiştirmediğini gördüğünü anlattı.
Aile, Rum kadının babaannesinin yatağını kullanıyor, kitaplıklarda Rumca ansiklopediler duruyor ve kendisiyle kız kardeşinin sallandığı salıncak bile varlığını koruyordu.
Savvidu`nun duygularını, ``Evi böyle görünce dizlerimin üzerine çöküp
kaldım`` diye anlattığını bildirdi.
Savvidu`nun evinde Güney`den kaçıp Kuzey`e gelmek zorunda kalan bir Türk çiftin yaşadığına dikkati çeken gazete, söz konusu ailenin Savvidu`nun anne ve babasının nişan ve düğün fotoğraflarını bile sakladığını anlattı.
Bu arada, bazı Rum ailelerin hayal kırıklığı yaşadığını da bildiren gazete, ``Ama 29 yıl sonra yaşadığı köye dönüp, savaş sırasında yardımlarıyla ailesini ve kendisini kurtaran Türk gence teşekkür etmek isteyen, ancak gencin yakınlarından (siz gittikten üç-dört gün sonra o da öldü) yanıtını alan Rumlar da var. Onlar 20 yıl bekleyen teşekkürü etmeyi başaramamanın üzüntüsünü duydular`` diye yazdı.

YENIDUZEN 13/05/2003

1960 Cumhuriyetini ve Anayasasını Annan planı ile karşılaştırdığımız zaman

Yerelsellik ilkesi ve federal düşünce yapısı


1960 Cumhuriyetini ve Anayasasını Annan planı ile karşılaştırdığımız zaman, Annan Planı ve Anayasasındaki Federal ve Federe Devletlerin her yönü ile 1960 Kıbrıs Anayasasından katbe kat daha üstün olduğunu, daha demokratik gelişlmiş ve çağdaş Federatif Sistemlere uygun olduğunu ayrıca Avrupa Federalizmi diye tanımlanan “
Federatif” sisteme de büyük bir benzerlik gösterdiğini görürüz.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti tek Anayasalı idi. Annan planı ise 3 Anayasalı. Federal Anayasa yanında, Kurucu Türk ve Rum Devletlerinin Anayasaları da olacak. (İsviçre’de olduğu gibi.) Federalizm
değişen koşullarla birlikte zamanla değişmekte yeni görünümler kazanmaktadır. 1848 ve 1874 yıllarında yapılan İsviçre Anayasası günümüze uyarlandı, ve İsviçre en çok örnek gösterilen, en iyi çalışan bir federasyon olarak yaşıyor

1960 Cumhuriyeti ve Anayas
ası ile Kıbrıs’ta kurulan Federal Sistem TOPLULUK esasına dayanan federe birimlerden oluşuyordu. Coğrafi bölge esasına göre kurulmayan bu federe birimler ETNİK açıdan olduğu gibi Dil, Din ve Kültür açısından da farklılaşmalar gösteriyordu.
1960’ta kurulan
Kıbrıs Federal Devletinin Üniter Devlete benzeyen yönleri vardı. Ayrıca Anayasa Federal yaşama ve yürütme organlarının bazı karar ve işlemlerinde toplum yönetimi liderlerine MUTLAK VETO yetkisi tanıdığı için KONFEDERAL özellikleri olan FEDERAL bir anayasaydı.
Anayasa hukuku ölçütlerine baktığımız zaman, “Siyasal İktidarın”, oluşturulan merkezi yöntem ile Türk ve Rum Topluluk Yönetimleri arasında bölündüğü ve hukuki açıdan bir yönetimin diğerine bağımlı olmadığı bir sistem Federal Devletin özelliğidir. Ulusl
ararası hukukun ölçütünü kullandığımızda da devletin tekliği ilkesi korunduğundan Kıbrıs Federal bir devletti.
Dünyadaki tüm Federal Devletlerde, Federe birimler (Federe Devletler, Kantonlar, Vilayetler) COĞRAFİ bölge veya TOPLULUK esasına göre oluşturulur
lar. Bugüne kadar kurulan Federal Devletlerin, iki istisna dışında, tamamı coğrafi bölge esasına dayanan Federe birimlerden oluşmuşlardır. Bu iki istisnanın biri 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti diğeri de 1993’te kurulan Belçika Federasyonudur. Belçika günümüzde topluluk esasına dayanan federe birimlere sahip tek federal devlettir.
Belçika’da Anayasa 1970’ten itibaren 4 kez değiştirilmiş (Bu ülkenin ilk AB üyelerinden biri olduğunu unutmayalım) ve 1993 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ile ünit
er devletten Federal Devlete dönüşürken ülkede 6 federe birim oluşturulmuştur. Bu federe birimlerin üçü “Coğrafi Bölge” diğer üçü dil ve kültür öğeleri bakımından farklılaşan ve kısmen YERELSELLİK özelliği gösteren topluluk esasına göre örgütlenmişlerdir.
YERELSELLİK ilkesi coğrafi Bölge (toprak) esasını ifade eder. Yerelsellik ilkesi federal devletin TEMEL ÖGESİ olarak kabul edilmektedir. Harold Laski yersel olmayan federalizmin mümkün olduğunu savunan ilk ve tek yazardır. Halbuki yerelsellik ilkesini federal devletin temel ögesi olarak kabul eden diğer tüm uzman ve yazarların başında, Federalizmin dünya üzerinde en ünlü uzmanları Prof. Livingston, Duchacek, Friedrich gibi bilimadamları gelmektedir.
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde Rum ve Türk Toplumla
rı tamamen içiçe olduğu için kurulan Federasyon yerelsellik özelliği göstermiyor, Yerelsellik ilkesini tanımıyordu. Türk ve Rum Federe birimleri gelişmiş tam bir Federe Devlet şeklinde örgütlenmemiş yetkileri kısıtlı Topluluk Yönetimleri şeklinde örgütlenmişlerdir.
1960 Cumhuriyetini ve Anayasasını Annan planı ile karşılaştırdığımız zaman, Annan Planı ve Anayasasındaki Federal ve Federe Devletlerin her yönü ile 1960 Kıbrıs Anayasasından katbe kat daha üstün olduğunu, daha demokratik gelişlmiş ve çağdaş Fede
ratif Sistemlere uygun olduğunu ayrıca Avrupa Federalizmi diye tanımlanan “Federatif” sisteme de büyük bir benzerlik gösterdiğini görürüz.
Annan planındaki Federal Anayasa, Kıbrıs’ta kurulacak Federal devletin iç ilişkileri bağlamında İsviçre Kantonal Dev
let modeline, A.B başta olmak üzere dış ilişkileri bağlamında ise Belçika Federasyonu modeline benziyor.
1960 Kıbrıs Anayasası ile kurulan ve 3 yıl yaşayan Kıbrıs Federatif Sistemi ise hiçbir yerelsellik özelliği göstermediği için dünyada eşi görülmeyen bi
r Federasyondu. 1960’tan önce Anayasanın temel esaslarını saptayan anlaşmaya Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri birer taraf olarak değil, adeta birer imzacı olarak katılmışlardı. Hiçbir tartışma yapamadan Anayasayı imzalamışlardı. Bu durum Kıbrıs Türk ve Rum halklarının bağımsızlığına getirilen bir kısıntıdan başka bir şey değildi.
Günümüzde ise iki halkın da bilgi ve tecrübe düzeyi çok yüksek. Eğitim düzeyi 1960’lara göre çok farklı. Demokrasi anlayışı çok değişik. İki toplum da politik toplum durumund
a. Hemen herkes her konuda, her alanda, konuşabiliyor, tartışabiliyor, fikir ve öneri şöyleyebiliyor.
Belçika ve İsviçre’de (ayrıca Annan planı ve Anayasasında) oydaşmacı Federatif Demokrasi var. Fakat A.B.D Federasyonda Başkan, Almanya Avusturya, Kanada
Federasyonlarında Başbakan var. Günümüzde birçok Federasyonda Yürütme organları içinde karar verme gücü bir kişinin elinde toplanmaktadır. 1960 Kıbrıs Federasyonunda 2 kişinin Annan çözüm planı imzalandıktan sonra iki buçuk sene süreyle dönüşümlü başkanlık olacağı için yine 2 kişinin.
Prof. Duchacek’in deyişiyle soru şu: “Tek bir kişinin beyni nasıl Federalleşebilir.” Yürütme organının başında bulunan kişi Federal bir düşünce yapısına, federal bir ruha sahip olmalı. Böyle kişiler normalde hiçbir federe biri
me ayrıcalık tanımamak, hiçbir şekilde fede birimlere karşı adaletsiz ve hoşgörüsüz davranmama erdemini gösterebilmeli. Denktaş ve Papadopulos Federal bir düşüne yapısına ve federal bir ruha sahip miler? Rum yönetiminin en güçlü adamı Hristofiyas aşırı merkeziyetçi yapısı ve partisi ile ayni federal düşünceye ve ruha sahip mi?
Unutmayalım Federal Devlet siyasal iktidarın bölündüğü diğer bazı sistemlerden farklı olarak “MERKEZİYETÇİ OLMAMA” ilkesine dayanır.
Parti yapısının federal sistem açısından özel bir
önemi vardır. Merkeziyetçi olmayan federal siyasal sistemin sürdürülmesi, merkeziyetçi olmayan bir parti sisteminin varlığına bağlıdır. (Truman: Federalizm and The Party System:).

En önemli fark
Merkeziyetçi olmayan federal siyasal sistem, partilerin yapısını etkilerken, merkeziyetçi olmayan parti yapısı da iktidarın merkezileşmesini engeller.
İşte 1960 Kıbrıs Anayasası ile Annan Anayasası arasındaki en önemli farklılıklardan biri de bu. 1960’ta iki kişi ülkeyi yönetiyordu ve mutlak veto hakkı vardı. (Bu F
ederal değil konfederal bir yetkidir.) Annan Anayasasında ise 6 kişilik Başkanlık Konseyi var. Hükümet görevi de konseyde. DÖNÜŞÜMLÜ başkanlık ve bakanlık yapacaklar. Artık tek kişi, tek ses, tek nefes, tek bilen, tek adam yok. HEYET var. Ayrıca Başkanlık Konseyi Başkanı sembolik yetkili bir başkandır. Primus İnterpares yani eşitler arasında birinci durumdadır. Başkanlık Konseyi içinde diğer üyelerin (Bakanların) kişisel bir politika uygulamaları mümkün değil. Daima HEYET halinde bir faaliyet sözkonusu olacaktır. İşte FEDERATİF OYDAŞMACI DEMOKRASİNİN önemli yönlerinden biri de bu.
Bu durum Başkanlık Konseyi içinde bir kişinin sivrilmesine, ya da lider durumuna yükselmesine imkan vermemektedir. Başkanlık konseyinde görüş ayrılıkları olsa bile, kararlar heyet
halinde verilecektir. Annan planındaki Başkanlık Konseyi güçlüdür fakat üstün değildir. İsviçre’de aynı durum sözkonusudur.
Federal düşünceye ve ruha sahip olmayan bir kişi Başkanlık Konseyine seçilse de ne kadar orada barınabilir veya zararlı olabilir? İş
viçre örneği bunun en güzel kanıtıdır.
1960 Cumhuriyetinde tek meclisli parlamento vardı. Annan planında İsviçre’de olduğu gibi iki meclisli parlamento var. Çok daha demokratik ve deral Sisteme çok daha uygun. Senatoda 24’er Türk veRum Senatör olması toplu
msal siyasi eşitliğin simgesi durumunda.
İsviçre’de 26 Kanton var. Hepsi ayrı ayrı birer devlettir. Bu 26 kantonun 14 tanesinin nüfusu kuzey Kıbrıs’taki nüfustan az. Örneğin Appenzell İnner Rhodes kantonunun nüfusu 13 bin. Obwalden 26 bin, Nidwalden 29 bin
, Uri 34 bin. Bu kantonların hepsi birer devlet ve siyasal eşitliğe sahip .En büyük nüfusu Zürih Kantonu sahip: 1 milyon 123 bin. Bu nüfus farklılıklarına rağmen her kanton, Kantonlar Meclisine ikişer üye gönderebiliyor.
İsviçre’nin toprak bakımından en bü
yük kantonu Granbünden. Ülke topraklarının % 17’sini oluşturur. En küçük kanton olan Zug ülke yüzölçümünün yalnızca % 0.57’si kadardır. Aralardaki bu farklılıklara karşın, bütün kantonlar ikinci mecliste eşit sayıda üye ile temsil edilirler. Tekrar ediyorum hepsi birer tam DEVLETTİR ve EŞİTLİĞE sahiptirler.
Bizde Devletten vazgeçenler veya meylinde olanlar, 1960 Anayasasına tam sarılmak isteyip toplumsal yönetim şekline razı olanlar veya olmak meylinde olanlar yalnız Avrupa Yurttaşlığınan önem verenler, biz
e Azınlık hakları vermek isteyenler veya Azınlık Haklarına razı olanlar, yukarıda irdelemeye çalıştığımız bu küçük bilgileri birkaç kez okumalıdırlar. Annan planını reddedenler de bu planın İsviçre modeli esas alınarak yapıldığını iyi bilmelidirler.
1960 A
nayasasında Federe Birimleri (Toplum Yönetimlerine) verilen yetkiler dışındaki tüm yetkiler Merkezi Federal Yönetim tarafından kullanılırdı. Dünyadaki federasyonların büyük çoğunluğunda durum böyle değildir. Annan Anayasasında da böyle değildir. Kısacası Annan Planında Federal devlete verilen yetkiler dışında kalan tüm yetkiler Türk ve Rum kurucu Devletleri tarafından kullanılacak. Bu yetkiler epeyce geniştir ve ayrıca genişleme özelliğine sahiptir.
İsviçre’de her kantonun kendi Anayasası var. Kendi yasama
organının kabul ettiği kanunları var. Yalnız federal anayasa ve federal kanunlarla çatışmamaları gerekir. (Annan planında da böyledir.)
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti tek Anayasalı idi. Annan planı ise 3 Anayasalı. Federal Anayasa yanında, Kurucu Türk ve Rum Devl
etlerinin Anayasaları da olacak. (İsviçre’de olduğu gibi.)
federalizm değişen koşullarla birlikte zamanla değişmekte yeni görünümler kazanmaktadır. 1848 ve 1874 yıllarında yapılan İsviçre Anayasası günümüze uyarlandı, ve İsviçre en çok örnek gösterilen, en
iyi çalışan bir federasyon olarak yaşıyor. Bir yere kadar her ülkenin, her sorunun, her federasyonun, her toplum hatta her bireyin kendine özgü olabileceği doğrudur. Ama bunların ötesini de görmek gereklidir.
(Yarın: Biz halkız)

YENIDUZEN 13/05/2003

Yunan Başpsikopos: ''Türk kültürü, Avrupa kültürü ile bağdaşmıyor''


Yunanistan Kilisesi Başpiskoposu Hristodulos, ''Türk kültürünün Avrupa kültürü ile bağdaşmadığı için Türkiye'nin AB üyesi olmasına karşı çıktığını'' belirtti.
Atina'da yayımlanan günlük ekonomi gazetesi İmerisia, Başpiskopos Hristodulos'un Kilise radyosunda yaptığı konuşmaya dayandırdığı haberinde, ülkenin en yüksek dini makamının, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a da BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu planı reddettiği için ''teşekkür
borçlu olduklarını'' söylediğini yazdı.
Başpiskoposun, ''Avrupa kültürüne Hıristiyanlığın şekil verdiğini'' belirttiğini kaydeden İmerisia, haberinde, ''Başpiskopos, ayrıca 'Türkleri küçümsemiyoruz, bütün halkları tanıyor ve değer veriyoruz, ancak Türk kül
türü Avrupa kültürü ile bağdaşmıyor' dedi'' ifadesini kullandı.
İmerisia, radyo konuşmasında Annan planına itirazını da dile getiren Başpiskoposun, ''Denktaş bizi kurtardı. Hasmından hiç beklemediğin bir anda yardım gördüğün oldu mu? Kıbrıs Cumhuriyeti, AB
içindeki güçlü konumu sayesinde federasyon yerine tek devletin varolmasını istemektedir'' dediğini de yazdı.
Bu arada, bugün yaptığı basın toplantısında Başpiskoposun açıklamalarını konu alan soruları yanıtlamaktan kaçınan Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hrist
os Protopapas, ''Bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Biz müzakereler yoluyla Annan planı temelinde çözüm istiyoruz'' dedi.
MILLIYET 13/05/2003

Kıbrıs için yatta buluşma formülü


İtalya Başbakanı Berlusconi, Erdoğan’a önerdi: Dönem başkanlığını aldığımda, Simitis ile sizi yatımda buluşturacağım. Kıbrıs’ın etrafında dolaşıp, çözüm konuşacağız


İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Türkiye’ye gelmeden önce kurmaylarını uyardı: Protokol görüşmelerini kısa tutun, ikili görüşmelerime daha fazla zaman ayırmak istiyorum. Böyle de oldu. En azından sonuçları bakımından ikili görüşmelerin çok verimli geçtiğini söylemek mümkün.
Birincisi Aria sorunu çözüldü. Şirket Aycell ile ortak oluyor. Böylece önemli bir sorun ortadan kalkacak. Ancak bu ziyaretin çok daha önemli baş
ka sonuçları da olacak.
Dün akşam Çırağan’da katıldığım yemekte Başbakanlık’a yakın kaynaklardan öğrendiğime göre Berlusconi Kıbrıs sorunu konusunda da Ankara’ya öneri ile geldi. Temmuz ayında Avrupa Birliği dönem başkanlığını da üstleneceği gözönüne alınırsa, Kıbrıs için getirdiği öneri daha da önem kazanıyor. Berlusconi, Başbakan Erdoğan’a Ankara’daki ikili görüşmelerde, "Sizi ve Simitis’i kendi yatımda buluşturacağım. Akdenizde, Ada’nın (Kıbrıs) etrafında gezecek ve sorunu konuşacağız" önerisini getirdi
. Bir nevi ‘kravatsız diplomasi’ yani...
Öneriye Erdoğan da sıcak baktı. Böylece kesin bir tarih belirlenmemekle birlikte, temmuzdan sonra, Kıbrıs konuları, Berlusconi’nin yatına taşınmış olacak. Liderler, denizde Kıbrıs’ta çözüm arayacaklar.
* * * * * * * * * *

SERPIL YILMAZ – MILLIYET 13/05/2003

Rumlar mücevherlerini bile buluyor

The Times gazetesinin haberine göre Elleda Kiriaku adlı Rum kadın, 29 yıl önce terkettiği evindeki mücevherlere kavuştu. KKTC'deki evin şimdiki sahibi Zerrin Doğan, altın bilezik ve liraları Kiriaku'ya teslim etti.

İngiliz The Times gazetesi, KKTC'nin günlük geçişleri serbest bırakma kararının ardından 29 yıl önce evlerini terk eden pek çok Rumun buralara yeniden dönme imkanı bulduğunu ve dönenlerin de geride bıraktıkları şahsi eşyalarına kavuşabildiklerini duyurdu.

Bu durumun iki toplum arasındaki iyi niyetin gelişmesine önemli katkı sağladığını belirten gazete, Elleda Kiriaku adlı Rum kadının, 29 yıl önce Türk askerlerinin yaşadığı bölgeye geldiklerini duyunca mücevherleri
ni evinin arka bahçesine gömüp aceleyle kaçtığını yazdı. Kiriaku'nun birkaç gün içinde evine geri dönmeyi umduğunu, ancak bunun mümkün olamadığını da belirten Times, şunları yazdı:

‘‘Köyüne geçen hafta döndüğünde, pek çoğu evliliğinin anısı olan mücevher
lerini bulmaktan çoktan ümidi kesmişti. Ancak onu bir sürpriz bekliyordu. Şu anda evinde yaşayan Zerrin Doğan'ın kızı 10 yıl önce bahçede oynarken mücevherleri bulmuş ve Doğan aralarında altın haçlar, bilezikler, Makarios kabartmalı altın liraların da bulunduğu bu kıymetli paketi kendisi için güvenlik altına almıştı.’’

Doğan'ın bunu, altınların gerçek sahibinin bir gün evine dönme şansını bulabileceği umuduyla yaptığını duyuran gazete, evin yeni sahibi Kıbrıslı Türk kadının, Elleda Kiriaku'nun bir gün ara
larında evlilik halkasının da bulunduğu bu manevi değeri yüksek paketi geri almak isteyebileceğini düşündüğünü bildirdi.

Zerrin Doğan'ın, ‘‘bugün sırtımdan büyük bir yük kalktı, şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum’’ dediğini belirten gazete, geçişler
in başlamasından bu yana benzeri iyi niyet görüntülerine sıkça rastlandığını anlattı.

HURRIYET 13/05/2003

BÜYÜK ÖFKE

YETERİ KADAR İSTİSMAR EDİLDİK... KKTC Göçmenler Derneği'nin geçtiğimiz hafta sonu 2.5 Mil sınır kapısında yaptığı eyleme statükoyu savunanlardan gelen eleştiriler, dernek yöneticilerinin tepkisine neden oldu. Dernek başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel, suçlamalara sert tepki göstererek, 'Meselemiz güneye geçmek değil. Yeteri kadar istismar edildik, kimse olayı çarpıtmasın' dedi

YALANLARA KARNIMIZ TOK... Doç. Dr. Çevikel: Artık kimsenin toprağa bağlı kölesi ve nasıl düzenlendiği iyi bilinen mitinglerde birilerinin menfaat düzeninin devam için bedava alkışçısı olmak istemiyoruz. Onun bunun yalanına karnımız tok. Bir an önce, adına ne denirse denilsin bir çözüm istiyoruz, çözümsüzlüğün en ağır faturası yine biz Türkiyelilere yıkılıyor

EYLEME ZORLA ADAM TOPLAMADIK... 'Her türlü tehdit ve şantajı kullanarak, hiç kimseyi eylemimize katılmaya zorlamadık. İsteyen gelebilir dedik. Kimseye ne iş, ne aş, ne de başka bir menfaat vaat ettik. Sadece insanlık onurlarını kurtarmaya, köleliğe ve kendi vatanında maruz bırakıldığı çifte standarda hayır demeye çağırdık'

İNSANIMIZI KANDIRMAYA ALIŞTILAR... 'Bazıları, kendilerinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı eğitim ve ekonomik düzeyleri düşük, fakat saflık derecesinde samimi ve dürüst insanlarımızı devamlı kullanmaya ve kandırmaya alıştığı için, TC kökenli KKTC vatandaşlarını 'kandırılmaya müsait, kendi akli melekesine sahip olmayan' bir kitle olarak görmektedirler'

KIBRIS14/05/2003

DENKTAŞ: İYİ BİR PLANLA ANLAŞMA SAĞLANABİLİR

Yunanistan Başbakanı Simitis'in Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a bir harita verdiğini belirten Denktaş, haritanın 'Megali İdea' haritası olduğunu bildirdi

‘Kıbrıs'ın Avrupa'ya yakınlığını gösteren harita’ diye takdim edildiğini belirten Denktaş, bilmeyenlerin bunu kabul ettiğini, ama bilenlerin kabul etmeyip üzüldüğünü söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta bundan sonra Kıbrıs Türkü’nün de inisiyatifiyle, Annan planından daha iyi bir plan çerçevesinde barış, anlaşma ve uzlaşma olabileceğini belirtti.

“Olması için çalışırız. Ama olmazsa da bu dünyanın sonu değil; iki taraf komşu olarak yaşar” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan planının 100 bin Kıbrıs Türkü’nü bir daha ekilmemek üzere yerinden sökmek isteyen, akıllıca bir plan olduğunu, ancak tutmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Düzce Valisi Cengiz Bulut ve Ak Parti Düzce Milletvekili Yaşar Yakış’ın eşlik ettiği Ümit Özmen başkanlığındaki Düzce Ticaret ve Sanayi Odası heyetini kabul etti.

Kıbrıs’ta haklı tarafın Türk tarafı olduğunu kaydeden Denktaş, ?’ta kurulan ortaklık cumhuriyetine karşı iyice planlayarak, gizlice hazırlanarak saldırı emrini veren Rum tarafıdır. Bunların hazırlanmasında ve silahlanmasında yardımcı olan ve bugüne kadar destekleyen de garantör Yunanistan’dır” dedi. Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs’ta kan akıtanın, anayasayı yırtıp atanın, masum insanları toplu mezarlara sokanın, “ben hükümetim” diyerek bütün Kıbrıs’a sahip çıkmak isteyenin Kıbrıs Türkleri olmadığını vurguladı.

KAPILARIN AÇILMASI

Denktaş, kapıların açılmasıyla Rum halkının söylenin aksine Kıbrıs Türkü’nün diz çökmüş, teslim olmaya hazır bir halk olmadığını gördüğünü belirtti. Bu imajın nedeninin Kıbrıs Türkü’nün içinde bulunan “muhalefet” olduğunu söyleyen Denktaş, Rumların şimdi Türklerin ayakta olduğunu, kendilerininkine denk bir devleti bulunduğunu, bıraktıkları yerlerin güzelleştiğini ve Güney’den gelen ve yerleşenlerin tekrar Güney’e dönme niyetinde olmadığını anladığını kaydetti.

Bütün göçmenlerin geri gitmesi ve malını mülkünü alması düşüncesinin “hikayeden ibaret” olduğunu vurgulayan Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün kimsenin malını-mülkünü bırakarak zarar etmesini istemediğini, takas ve tazminatlarla sorunu çözmeyi önerdiğini, ancak bunun reddedildiğini ifade etti.

İÇTEKİ GRUPLAR

Doğru yolda olduklarına inandığını da ifade eden Denktaş, Kıbrıs Türkü içinde bulunan ve halkın çoğunu da kandırmış olan kişilerin ve grupların Türkiye’den gelen, yerleşen ve vatandaş olan insanları tahrik ettiğini vurguladı. “Biz 1571’de gelen Türkler ile 1974’te gelenler arasında fark gözetmiyoruz” diyen Denktaş, Rum tarafının ise ayırdederek, “yerleşikler gidecek” dediğini hatırlattı.

Denktaş, kendisinin Annan Planı’nı imzalamış olması halinde, Rumların “yerleşik” dediği, Kıbrıs Türkü’nün “vatandaş” dediği insanların yarısının gönderilmiş, kalanların da malının mülkünün alınmış olacağını anlattı. Bu insanlara bunların söylenmediğini belirten Denktaş, “Diyorlar ki; ‘Annan Planı’nı Denktaş imzalasaydı -biz Rum tarafına geçiyoruz- sizin de geçme hakkınız olacaktı. İmzalamadı bak ikinci sınıf vatandaş oldunuz’ diyor. Bu konuda gruplar oluşuyor. İnsanları kandırıyorlar” dedi.

HALKIN SESI 14/05/2003

Yunan-Rum uydusu uzaya fırlatıldı

Yunanistan/Kıbrıs Rum Kesimi ortaklığı ilk uydu, ABD'nin Cape Canaveral uzay üssünden fırlatıldı.

Uyduyu taşıyan Atlas-5 roketinin fırlatma işlemi, dün akşam yerel saatle 18:10'da gerçekleştirildi (TSİ Çarşamba 01:10). Yunanistan Ulaştırma ve İletişim Bakan Yardımcısı Manolis Stratakis, fırlatma töreni sırasında yaptığı konuşmada, ''Uzayda uydusu bulunan ülkeler arasına katılmaktan gurur duyuyoruz'' dedi. Stratakis, aynı durumun Kıbrıs Rum tarafı için de geçerli olduğunu belirterek, ''Bu kulüpte varolan 25 ülkeye katıldık'' dedi.

ABD Hava Kuvvetleri'nin desteği ile üretilen, yeni nesil bir roketolan Atlas-5, bir fırlatma işleminde ikinci kez kullanılıyor.

Roket, 3250 kg. ağırlığındaki ''Hellas-Sat'' uydusunu, 35.890 km. yükseklikteki yörüngeye taşıdı. Uydu, 2004 Atina Yaz Olimpiyatları'ndan TV yayınlarına da hizmet edecek. Uydu, internetten,dijital TV yayınlarına kadar çeşitli alanlarda ve Kıbrıs'tan Doğu Avrupa'ya uzanan bölgede kullanılacak. Uydu, iletişim zorluğu çekilen Yunan adaları ile bağlantıyı da rahatlatacak.

Uydunun Pazartesi günü fırlatılması planlanmıştı, ancak bu işlem teknik nedenlerle ertelenmişti.

HURRIYET 14/05/2003

Denktaş'ın AİHM manevrasına tepki

14/05/2003 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA/LEFKOŞA - Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, servet talebi olan Rumların KKTC mahkemelerine başvurması açılımına sert tepki verdi. Yunan hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas, Denktaş için, "İflah olmaz. Kıbrıs'ta çözüme olumlu katkı yapacağına
dair hiç umudumuz kalmadı. Kıbrıs Türk toplumunun değil kendi çı
karlarıyla
ilgileniyor" dedi. Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis de Denktaş'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarından kaçmaya çalıştığını söylerken, "Hiçbir Kıbrıslı Rum'un 'sahte devlet' mahkemesine müracaatı söz konusu olamaz" diye konuş
tu.

Türkiye'nin AB'de yeri yok
Öte yandan Atina Başpiskoposu Hristodulos, Hristiyan AB'de Türkiye'ye yer olmadığını savunurken, bu durumda AB'nin birliğinin yıkılacağını öne sürdü. Kilise radyosuna Kıbrıs'ta çözüm için BM planının başarısızlığından memnuniyetini dile getiren Hristodulos, "Denktaş bizi kurtardı" dedi.

Kıbrıs'ta oyun değişti

Haluk Şahin

14/05/2003 RADIKAL

GİRNE - Son ziyaretten bu yana birkaç ay geçtikten sonra değişmiş bir Kıbrıs'tayım. Ama değişen ne? Rum Kesimi'nden gelen otomobillerin vızır vızır dolaştığı Girne Limanı'nda gezerken bu soruya yanıt arıyorum.
Ve sonunda buluyorum: Değişen, oyunun kuralları değil, ta kendisi. Evet evet, Kıbrıs'ta oyun değişmiş! Şöyle diyebiliriz: Denktaş'ın kararıyla Güney ile Kuzey arasındaki sınırlar açılıncaya kadar Kıbrıs'ta bir futbol maçı oynanıyordu. Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesiyle o maç Kuzey'in yenilgisiyle sona erdi.
Sanıldı ki, tek olasılık o maçın tekrarıdır.
Ancak, hiç beklenmedik bir ş
ey oldu. Sınırlar açıldı ve yeni bir oyun başladı. Futbol olmayan bir oyun. Diyelim, tenis. Ve bu oyunda ilk seti Denktaş'ın Kuzey'i kazandı, şimdi Güney'in servis atması bekleniyor...
Teniste önde olmak, futbol maçının skorunda nasıl bir değişikliğe yol
açacak? Bunu henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz, adadaki havanın değişmiş olması. Ona hiç şüphe yok.
Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan görüşmeler boyunca hemen sürekli savunmada kalan Denktaş yönetimi 23 Nisan'da sınırları açarak ilk kez hücuma geçti.
ylece, son yıllarda yaşanan hayal kırıklıkları sonucu Kuzey'de birikmiş olan gazı aldı, tansiyonu düşürdü. Oysa, Güney'de yapılan hesaplarda bu gazın patlama ile sonuçlanması ve önemli siyasal sonuçlar doğurması bekleniyordu.
Güney'deki yönetim, Kuzey'den
böyle bir hamleyi hiç beklemediği için uzunca süren bir şaşkınlık dönemi yaşadı. Bu şaşkınlık hâlâ geçmiş değil. Papadopulos yönetimi Denktaş'ın art arda yaptığı açılımlara nasıl yanıt vereceğine bir türlü karar veremiyor. Giriş-çıkışları yasaklasa bir türlü, yasaklamasa bir türlü...
Avrupa ve Amerika'nın Kuzey'in açılımlarına sempatiyle bakması, bu rüzgârları hep arkadan almaya alışmış olan Güney Kıbrıs'ın gösterebileceği tepkileri sınırlıyor.
Üstelik yeni oyunda, diyelim teniste, servis sırasının kendi
lerinde olduğunu bilmek sıkıntılarını artırıyor. Karşı tarafa top atmak (bir) oyunun yeniden başladığını kabul etmek anlamına gelmeyecek mi?
Birkaç gün önce Kıbrıs'a gelen ve Denktaş'la arasındaki buzları erittiği anlaşılan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan da aynı şeyi söyledi:
"Bir şeyler yapma sırası Güney'de. Top onlarda."
Deniyor ki, böyle karşılıklı jestlerle tansiyon iyice düşürülsün, iki toplum arasında bir güven havası oluşsun, evhamlar dağılsın, gerçekler çıplak gözlerle görülsün... Ne yapılacaksa, ondan sonra yapılsın...
Türk tarafının Annan Planı'nın toptancı yaklaşımını reddederek, perakendeci bir çözüm yaklaşımını benimsediğini söyleyebiliriz. Denktaş'ın perakende alışveriş listesi hayli uzun, ama önce karşı tarafın da bir şeyler yapma
sı isteniyor.
Öncelikle istenen, Kuzey ekonomisini yıllardır felç etmiş olan ambargoların
adım adım kaldırılması... Türkiye de Kıbrıs Rumlarına uygulanan ambargoları aynı şekilde kaldıracağını vaat ediyor.
Bakalım neler olacak.
Olmuş olana gelince... G
üney'den Rumların gelmesiyle Girne Limanı'ndaki barlarda bira fiyatları iki katına çıkmış. Ama ne gam: Bu fiyata bile Güney'dekinden ucuzmuş. Şimdilik alan memnun, satan memnun yani!

Denktaş: Çözüm için çok iyimserim

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, NTV’ye yaptığı açıklamada, Ada’nın iki tarafı arasında geçişlerin serbest bırakılmasıyla başlayan süreci değerlendirdi.

Girne
NTV-MSNBC

14 Mayıs 2003— NTV’de yayınlanan Anahtar programında Mithat Bereket’in sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, serbest geçişle başlayan süreci ‘Türk tarafının yıllarca hayal ettiği bir sonucun ilk adımları’ olarak nitelendirdi. Çözüm konusunda çok iyimser olduğunun altını çizen Denktaş, başlayan sürecin geri çevrilmesinin bundan sonra çok zor olacağını vurguladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Ada’nın iki tarafına geçişi serbest bırakma kararı alarak, olası bir anlaşmanın zeminini hazırlamayı, taraflar arasında güven getirmeyi amaçladıklarını söyledi. Denktaş, “Rumlar bizi işgal altında, ezik, gecekondularda yaşayan insanlar olarak görüyorlardı. Ama gerçeği görünce hayret içinde kaldılar” dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı, KKTC’nin varolduğunu ve barışçı olduğunu tüm dünyaya göstermek amacıyla kapıları açtıklarını belirtti ve “Gerçekler çerçevesinde anlaşma istiyo
ruz. Gerçekleri de, kapıları açtık ki, görsünler” diye konuştu.

‘BU KADAR ÇOK RUM BEKLEMİYORDUK’
“Atılan adımlarla ilgili uluslararası toplumdan olumlu tepkiler aldıklarını” söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı “Bu kadar çok Rum’un Türk tarafına geçmesini beklemediklerini” kaydetti. Serbest geçişlerle birlikte ‘iki toplum birarada yaşayamaz’ tezinin çürüdüğü yönündeki görüşlere karşı Denktaş, “Birarada yaşamak başka, gelip ziyaret etmek başkadır” dedi.

‘HAYAL ETTİĞİMİZ SONUCUN İLK ADIMI’
“Yıllarca hayal ettiğimiz bir sonucun ilk adımlarını yaşıyoruz” diyen Denktaş, bundan sonra süreci geri çevirecek tarafın, barış istemeyen taraf olacağını belirtti.
Amaçlarının iki devletin de tanınarak aralarında bir ortaklık kurulması olduğunu belirten Denktaş, Avrupa Birliği ül
kelerini, Rum Kesimi’ne ‘Siz tek meşru hükümetsiniz” diyerek anlaşmama yönünde cesaretlendirmekle suçladı.

ESNAF KARARLI

'BAKANLAR KURULU HEMEN KARAR ALMALI'...Bakanlar Kurulu'nun sınırlarda geçişleri serbest bırakmasıyla alışverişte görülen canlılıktan pay almak isteyen Arasta esnafı, yetkilileri, Lokmacı Barikatı'nı bir an önce açmaya çağırdı. Yıllardır yaşadıkları ekonomik sıkıntılar nedeniyle devlete olan yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandıklarını belirten esnaf, Bakanlar Kurulu'nun daha fazla zaman kaybetmeden Lokmacı Barikatı'nın açılması yönünde karar almasını istiyor.

'AYAKTA KALMAKTA ZORLANIYORUZ'... KIBRIS'a konuşan arasta esnafı, çarşıya canlılık gelmesi ve surlar içinde durgun olan alışverişin hareketlenmesi için Lokmacı Barikatı'nın en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti. Esnaf, 'Bu kadar yıldır tüm ekonomik sıkıntılara göğüs gererek, birikimlerimizi işyerimizi kapatmamak uğruna tükettik. Artık Arasta'ya da canlılık gelmesi için bir şeyler yapılmalı. 30 yıldır bu çarşı ekonomik yönden ayakta durma mücadelesi veriyor' diye görüş belirtti.

KIBRIS GAZETESI 15/05/2003

RUMLARIN MALLARI TAZMİN EDİLECEK

Rumların tüm adaya sahip çıkma amacıyla silahla yapamadığını AB kanalıyla yapmaktan vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, barış için zemini hazırlamaya devam edeceklerini kaydetti

Denktaş, serbest dolaşım nedeniyle olası tehlikelere karşı güvenlik güçlerinin hazır olduğunu, ancak herkesin oluşan olumlu durumu koruması gerektiğini de ifade etti

Cumhurbaşkanı Denktaş, anlaşma halinde Kıbrıs’ta ortaya çıkacak resimin, geçişlerin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan bugünkü durum olduğunu söyledi. Denktaş, “Hal çaresinin zemini bugünkü durumdur” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, NTV’ye yaptığı açıklamada, adada iki ayrı yönetim, gidiş-gelişler, alışverişler ve iyi ilişkilerin yaşandığı bir resimin sözkonusu olduğunu belirtti.

Denktaş, bugünkü durumun yıllarca hayal ettiği bir sonucun ilk adımları olduğunu ifade ederek, barışsever ama haklarına sahip çıkan bir toplumun varmak istediği hedefin sözkonusu olduğunu belirtti. Denktaş, “Gelişmeler hakkında çok iyimser ve rahatım. Bunu geri çeviren insan, Kıbrıs’ta barış ve biraraya gelmek istemediğini dünyaya kanıtlayacaktır” şeklinde konuştu.

Geçişlerin bir anlaşmaya zemin yaratmak amacıyla serbest bırakıldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “İki devlet arasında bir anlaşma, bir ortaklık istiyoruz. Kuzeyde ayrı bir devletin var olduğunu, bundan vazgeçilmeceğini, mal-mülk değişimi yapılması gerektiğini ve iyi niyetli olduğumuzu anlamalarını istiyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs sorununa dıştan müdahale edenlerin Rumlardan yana ağırlık koyduklarını ve anlaşmanın bu yüzden sağlanamadığını vurguladı. Denktaş, iki tarafa eşit muamele yapılması halinde Rumların eşit şartlarda görüşme ihtiyacını duyacaklarını kaydetti.

Denktaş, “Kapıları açtık, ortaya çıkan durum geleceğin modelidir. Sınır ayarlaması ve mal-mülk değişimi yapılacak ve müşterek bir şapka kurularak mesele halledilecektir” dedi. Denktaş, Rum tarafının eski uzlaşmaz iddialarıyla çözümün mümkün olmadığını belirtti.

Avrupa Birliği’nin KKTC’yi adam yerine koyarak iki tarafa eşit davranması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “AB bu işin esprisini anladı. Bizi adam yerine koyarak iki tarafa eşit davranırlarsa tabiatıyla yollar açılacak” şeklinde konuştu.

Rumların tüm adaya sahip çıkma amacıyla silahla yapamadığını AB kanalıyla yapmaktan vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, barış için zemini hazırlamaya devam edeceklerini kaydetti ve özetle şunları söyledi:

"Egemenlikten, Anavatan Türkiye’nin garantisinden, eşitlikten vazgeçmeyiz. Bugün yaşananlar birarada yaşama değil, birarada olmadır. Rumların Kuzey’de yerleşimi ve mal-mülk edinmesi KKTC yasalarına göre düzenlenecektir. Rumların mallarından vazgeçmelerini istemiyoruz. Rumlar mallarına karşılık tazmin edileceklerdir.”

Cumhurbaşkanı Denktaş, geçişlerin serbest bırakılmasının düşünülerek atılmış bir adım olduğunu, KKTC’ye bu kadar çok Rumun gelmesini beklemediklerini ifade ederek, “Rum Yönetimi ve kilisenin telkinlerine rağmen gelmeleri büyük bir olaydır” dedi.

Denktaş, 1960’da kurulan ortaklık cumhuriyetinin Rumlar tarafından Enosis amacıyla yıkıldığını belirterek, 謅 Aralık 1963’e kadar birarada yaşıyorduk. Enosis kafasında olmasalardı iki halk 1960 anlaşması içinde yaşayabilirdi” şeklinde konuştu.

Denktaş, serbest dolaşım nedeniyle olası tehlikelere karşı KKTC güvenlik güçlerinin hazır olduğunu, ancak herkesin oluşan olumlu durumu koruması gerektiğini ifade etti, olumsuzlukların yaşanması ve gerekmesi halinde kapıların kapatılacağını ve eski duruma gelineceğini kaydetti. Denktaş, Akdeniz köyünde yaşanan olayı örnek göstererek KKTC’ye geçişlerine izin verilmeyecek Rumlar için kara liste çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Denktaş, geçişlerle ortaya çıkan durumun birarada yaşama olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek “Birarada yaşamak başkadır. Gelip-gitme, yiyip-içme, birarada eğlenme başkadır” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Aralık ayında yapılacak genel seçimlerle ilgili soruya karşılık, “Halkın sağduyusuna güveniyoruz, inanıyoruz” dedi.

DENKTAŞ, ‘BABİL BAHÇELERİ’Nİ AÇTI

Girne’ye bağlı Lapta’da kurulan “Babil Bahçeleri” adlı fidanlık ve çiçek bahçesi dün Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından hizmete açıldı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş açılışta yaptığı kısa konuşmada, KKTC’ye ancak yatırım yapılarak sahip çıkılabileceğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, bazı kesimlerin devlet tarafından verilen tapuların geçersiz olduğunu söylemek suretiyle ülkeye yatırım yapılmasını önlemeye çalışıldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş şunları kaydetti:

“Bizim istediğimiz yatırımdır. Herşeye rağmen yatırım gelsin. Memlekete dört elle yapışılsın. Korkacak hiçbirşey yok. Bazıları bizim içimizde kendi devletimizin tapusunu ‘geçersiz tapu’ gibi ilan etmeye başladı. Halbuki insanların tapu, devlet ve vatanına dört elle sarılması lazımdır.”

HALKIN SESI 15/05/2003

Partizanlık, adam kayırma, eşe dosta kredi zihniyeti hâlâ yürürlükte...

Özel Haber

Hükümetin 2 ay önce sözde vatandaşı esenlendirmek için açıkladığı 'cazip
krediler'in foyası da ortaya çıktı. Krediler için ayrılan 'kaynak' daha adaya
gelmeden 'eşe dosta' bölüştürüldü. Kredi için bankalara giden küçük esnaf ve gençlere verilen yanıt ise 'Henüz uygulama başlamadı. Kısmet!' şeklinde...

UBP-DP Hükümeti'nin Kıbrıs sorununun çözümündeki olumsuz tutumu ile büyüyen öfkeyi dindirmek için açıkladığı kredilerden henüz haber yok!.. 'Düşü
k Faizli ve Uzun Ödeme Vadeli' olarak açıklanan kredilerin 'ilk dilimi'nin 'seçim yatırımı' olarak kimlere verileceğinin belirlendiği öğrenildi. Krediye ihtiyaç duyan 'Bunlar bizden değil' sınıfındakiler ise 'ikinci' hatta 'üçüncü' dilimi bekleyecek

21 Ma
rt 2003'te açıklanan, 16 Nisan 2003'te Bakanlar Kurulu'ndan geçen ve 'işte
memleketin kurtuluşu' diye kamuoyuna reklamı yapılan 'Faiz Farkı Fonu Uygulanmasına İlişkin Faiz Oranları ve Uygulama Şekilleri' bir türlü yaşama geçemiyor. İlk kez Merkez Bankası
dışında Akdeniz Garanti, Vakıflar ve Kooperatif Merkez Bankası tarafından verileceği duyurulan kredilerden 'ses seda' çıkmamasının 'partizan hesaplardan' kaynaklandığı anlaşıldı

10 yıla kadar ödeme vadesi, % 24'e kadar yıllık faiz öngörülen kredilerin Küç
ük esnaf ve zanatkarlara, yeni işyeri açacak yüksek okul mezunlarına, küçük imalatçılara, yeni evlilere, balıkçılık, arıcılık, tavukçuluk gibi küçük tarımsal projelerle uğralanlara, özellik taşıyan (folklorik, el işi vs.) konularda çalışanlara verileceği duyurulmuştu. Ayrıca 'tarım' ve 'hayvancılık' kredileri de ön görülmüştü

Kredilerle ilgili kaynak henüz adaya ulaşmadı!. Kredi başvurusu için bankalara koşan yurttaşlar geri çevriliyor. Bakanlık ile bankalar arasındaki koordinenin de sağlanmadığı öğrenildi
. Bu arada bankaların hükümete güvenmediği de ortaya çıktı.

Bankalar, verilecek krediyi iki yıl içinde vatandaştan geri alıp kendilerini 'garanti'ye almak istiyor. Hükümetin cazip gibi yurttaşa sunduğu krediler 'ekonomik kriz içerisindeki' vatandaş için i
şkenceye dönüşecek. Kredilerin iki yıl içerisinde ödenmesi ağır mükellefiyetleri de beraberinde getiriyor. Vatandaş ayrıca yüksek ipotek altında ezilecek.

20 milyarlık kredi için başvuran bir gence verilecek krediden önce 1 milyar masraf kesilecek. Daha s
onra 650 milyondan başlayan taksitlerle 2 yıl içinde azalan bakiye bağlamında verilen kredi tümüyle geri alınacak Geriye kalan 8 yılda ise kredinin faizleri bankaya ödenecek...

YENIDUZEN 15/05/2003

TALAT:

“Geçişler olumlu ama çözümün yerini tutamaz!”

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, İtalyan Büyükelçi Gernardo La Francesco ile dün biraraya geldi.
Büyükelçiyle görüşmesi öncesinde basına açıklamada bulunan Talat, Kuzey ve Güney arasında kapıların açılması ve geçişlerin başlamasıyla
yeni bir döneme girildiğini, bunun yapıcı ve olumlu bir gelişme olduğunu ancak çözümün yerini tutamayacağını söyledi.
“Bizim aradığımız çözümdür” diyen Talat, Kıbrıslı Türkler için çözümün amacının, siyasi eşitliğini; tarihten gelen haklarını elde etmek,
dünyadan izole olarak yaşamaktan kurtulmak ve Avrupa Birliği’yle bütünleşmek olduğunu ifade etti. Talat, geçişlerin Kıbrıs Türkü açısından tatmin edici olmadığını kaydetti.
Talat, AB ve diğer uluslararası organizasyonların Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
büyük rol üstlenmekte olduğunu, İtalya’nın da AB içinde önemli bir güç olduğunu ve gelecek dönem başkanlık sırasının İtalya’da bulunmasının da bu açıdan önemli olduğunu ifade etti.
Annan Planı’nın uzun bir çalışma sonucu hazırlanan ve her iki topluma hak
lar veren adil bir plan olduğu yönündeki görüşünü yineleyen Talat, “Bizim hedefimiz, Kıbrıs sorununu Annan Planı çerçevesinde çözmek olmalıdır. Bizim parti görüşümüz budur” dedi.

Francesco: “Talat ile görüş alış-verişinde bulunuyoruz”

İtalyan Büyükelçisi Gernardo la Francesco da kısa açıklamasında, İtalya’nın “bölgedeki tüm aktörlerle” iyi ilişkiler içinde olduğunu ve Kıbrıs sorunununa çözüm bulunmasını istediğini ifade ederek, Talat’la görüş alışverişinde bulunacaklarını kaydetti.

YENIDUZEN 15/05/2003

Annan Planı’nın reddedilmesi ile dünyada bir kimlik sahibi olamayan Kıbrıslı Türklerin acı veren görüntüsü

Kimlik ve Pasaport için
İZDİHAM YARATTIK!

Kandil Gecesi nedeniyle tatil olan dün Kıbrıslı Türkler güneye akın edince, Kermiya Kapısı’nda uzun araç kuyrukları oluştu

Araçları ile güneye geçmek isteyen binlerce Kıbrıslı Türk, Kermiya Kapısı’nda meydana gelen izdiham nedeniyle saatlerce arabalarının içerisinde beklemek durumunda kaldı.
Kandil Gecesi tatilini değerlendirmek isteyen Kıbrıslı Türkler dün güneye akın etti. Güneye arabalarıyla geçmek isteyen Kıbrıslı Türklerin sabahın erken saatlerin
de Kermiya Kapısı’na gitmeleri nedeniyle izdiham yaşandı.
Saatlerce beklenmeden sonra güneye giden birçok vatandaş bu kez de doğum kağıdı, kimlik veya pasaport çıkarma uğraşı içerisine girdi.
Ledra Palas’tan yayan geçen vatandaşın da eklenmesiyle, yemin et
mek için gidilen mahkemelerde ve doğum kağıdı çıkarma yerinde, uzun kuyruklar oluştu. Araba kuyruğundaki vatandaşın zaman zaman birbirlerine dalaştığı da oldu.
Araba kuyruğuna giren birçok Lefke ve Güzelyurtlu isyan ederken, Yeşilırmak veya Bostancı’dan da
araba geçişlerine olanak sağlanacak yeni kapıların açılması talebinde bulunacaklarını, gerekirse bu yönde eylem dahi yapabileceklerini belirttiler.

BİLGİLENDİRME YOK

Güney yönetiminin, Kıbrıslı Türklere “vatandaşlık için kolaylık” sağlanması yönünde karar olmasına rağmen, resmi dairelerde yeterince bilgilendirme olmamasından doğan tıkanıklık, birçok vatandaşın işini yapamadan gününü harcamasına neden oldu.
Türkçe basılan belgelerin içeride tutulması ve Kıbrıslı Türklerin bunu bilmemesi; birçok Kıbrıslı T
ürk’ün 1 Kıbrıs Lirası karşılığı, dışarıda bekleyen bir bayana Rumca belge doldurtmasını sağladı.
Kapıdaki görevli ve polisin işlem yaptırmak için bekleyen vatandaşa bağırarak, kapının önünün açılmasını istemesi de, vatandaşın canını sıkmaya yetti.
Yine ge
reken belgelerin neler olduğunu bilmeyen birçok vatandaş, girdikleri kuyruktan hem kendileri elleri boş çıktı, devlet memurlarının vaktini çaldı, hem de işleri olacakları engelledi.
Örneğin, Cengiz Topel (Pendayia) Hastanesi’nde doğanların, Lefkoşa’da 1962
-67 arası doğanların kayıtlarının kayıp olduğunun önceden belirtilmemesi, hergün yüzlerce Kıbrıslı Türk’ün gününü boşa harcaması ve boş yere izdihama neden olmasını sağlıyor.

PÜF NOKTASI

Doğum kağıdı, kimlik kartı veya pasaport çıkarırken, soyadı yerine babasının ismini kullanan vatandaş, işlemleri ikinci kez yapmaya koyuluyor.
Halbuki, elde edilecek Türkçe belgelerle, tüm işlemleri ailecek (Ailenin adına en büyük aile ferdi) yemin etmeden başlayarak yürütecek olursa; hem tüm işlemler ailece, hem de şimd
iki soyadınızla olabiliyor.

YENIDUZEN 15/05/2003

AB:

Kıbrıs için devrede!

“AB’ın devreye girişi BM’nin yerini almış sayılmayacak. Yine de iyi haber alan kaynaklara göre Avrupa Komisyonu tarafından ortaya konulan çaba, daha ziyade Kıbrıs’ın tam olarak AB’a gireceği 1 Mayıs 2004’ten önce bir anlaşma bulunması gerektiğiyle ilgili...”

FİLELEFTHEROS, “Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin AB Doğrudan Devrede… Kıbrıs Sorunu Artık Brüksel’in Önceliklerinde… Şu Anda Kararlı Girişimler Üstleniyor... Birçok Düzeyde Yoğun
Perde Gerisi Faaliyetler” başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Rum-AB üyelik sözleşmesinin 16 Nisan’da imzalanmasından sonra AB’ın Kıbrıs konusunda hem daha etkin rolü hem de daha fazla söz hakkı olduğunu savundu, şunları yazdı:
“AB’ın devreye girişi BM
’nin yerini almış sayılmayacak. Yine de iyi haber alan kaynaklara göre Avrupa Komisyonu tarafından ortaya konulan çaba, daha ziyade Kıbrıs’ın tam olarak AB’a gireceği 1 Mayıs 2004’ten önce bir anlaşma bulunması gerektiğiyle ilgilidir. Buna paralel olarak, Lefkoşa’ya ulaştırılan habere göre, bu çaba çözümün içeriğiyle, özellikle Kıbrıs’ın AB organlarına etkin katılımını etkilemesi muhtemel olan çalışabilirlik konusuyla da ilgilidir.
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu gelecek Pazartesi Brüksel’de, Genişlemeden So
rumlu AB Komiseri Günter Verheugen’le görüşecek. Görüşme Genel Konular Konseyi toplantısı çerçevesinde olacak. Kıbrıs, diğer yeni üyelerle ilk kez bu toplantıya katılacak. Verheugen, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos’un Avrupa Konseyi Başkanı Yunan Başbakanı Kostas Simitis’le 26 Mayıs’ta Atina’da yapacağı görüşmede de hazır bulunacak. Papadopulos’un 30 Mayıs’ta Rusya’da 25’ler toplantısında AB üyesi ülke devlet başkanlarıyla ikili temaslar yapması da bekleniyor. Tüm bu temaslar ve daha alt düzeyde gerçekleştirilecek temaslar, AB’ın Kıbrıs konusunda daha etkin şekilde devreye girişini, ayrıca Brüksel’in yerine getirmeyi arzuladığı yeni rolünü teyit ediyor.
İyi haber alan diplomatik kaynaklara göre esas soru, Avrupalıların Annan Planı’nda değişiklik yapmak istey
en Lefkoşa’nın görüşünü benimseyip benimsemediğidir. AB Annan Planı’nın hala masada olduğu görüşündedir ve üzerinde değişiklik yapılması gerektiği değerlendirmesi içerisindedir. Yine de bir dizi değişikliğe sıcak bakıp bakmadığı ise bilinmiyor.
Lefkoşa ve
Atina bu konuyu iki hükümet heyetlerinin geçen hafta sonu Kıbrıs’ta yaptığı görüşmede ele aldı. Toplantıda taktik konular görüşüldü. Siyasi kararlar ise Simitis ile Papadopulos’un 26 Mayıs’ta yapacağı görüşmede alınacak. Lefkoşa değişiklikler konusunda Cumhurbaşkanı Papadopulos’un 28 Şubat’ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a gönderdiği mektubunda ortaya koyduğu listeye ve daha az oranda Lahey görüşmelerinde (10 Mart) sunduğu değişikliğe dayanıyor.”

Papadopulos: "Plan müzakere temeli"
Gazete iç sayfalarında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Annan Planı’yla ilgili olarak dün yaptığı açıklamaya da yer verdi. Gazeteye göre Papadopulos şu görüşleri belirtti:
“Bizim görüşümüz defalarca BM Genel Sekreteri’ne iletildi. Gerekli sondajlar yapıldı. Doğru çizg
i ve süreci izlediğimize inanıyorum. Bizim için Annan Planı müzakere temelidir. Bu Ulusal Konsey’in kararıdır ve defalarca tekrarlandı. Lahey’de de ortaya konuldu. Rum tarafının talep ettiği değişiklikler genel sekretere ilettiğim ve yazılı muhtıramda ortaya koyduğum değişikliklerdir. Tutumumuzda değişiklik yoktur. BM Genel Sekreteri görüşlerimizi biliyor. Planın daha çalışır ve yaşayabilir hale sokulması için bizim istediğimiz değişikliklere kendisinin de hak verdiğine inanıyorum. Bu değişiklikler Annan Planı parametreleri dahilindedir.”
Papadopulos TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunu da yorumladı ve “Benim görüşlerime göre –ki bunu çok kez tekrarladım- Erdoğan’ın görüşü ister askeri ister diplomatik Türk askeri kurulu düzeninden farklı değildir.
Başından beri bu düşünceyi taşıyordum. Zaman zaman verdiği demeçlerin bazılarından farklı yorumlar çıkıyordu. Ancak özünde söyledikleri farklı şeyler değildir.”
Öte yandan ALİTHİA, “Kıbrıs Sorunu Buzluğa Giriyor” başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununun er vey
a geç buzdolabına girme yolunda olduğunu, çünkü doğrudan ilişkili olan üç tarafın görüşmelerin başlaması için ortak noktada buluşamadığını yazdı. Gazete, BM’nin, tarafların Annan Planı’nı kabul etmeleri ve referandum tarihinde anlaşmaları halinde görüşmelere geri döneceğini bildirdiğine, Kıbrıs Rum tarafının, gerek Başkan Papadopulos gerek Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun söylemleriyle, şimdilik Annan Planı’nın sadece olumsuz noktalarını tartışmaya hazır olduğuna, Kıbrıs Türk tarafının ise (Denktaş’ın açıklamalarıyla) Annan Planı’yla ilgili herhangi bir şeyi tartışmak istemediğini, çünkü onu ölü addettiğini belirtti.
Haberde, şu anda aktif olan tek arabulucunun ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston olduğu ve önümüzdeki haftalarda adaya
geleceği kaydedildi.
Gazete’ye göre özünde Kıbrıs konusunda hiçbir hareketlilik yoktur. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, “hiçbir şeyin değişmediği ve her an görüşmelerin başlayabileceği” görüntüsünü vermeye çalışıyor.

YENIDUZEN 15/05/2003

AB:

Kıbrıs’ta şiddet olaylarının yaşanmamasından memnun

ABD, Kıbrıs`ta karşılıklı insani geçişlerin başlamasının ardından hiçbir şiddet olayının yaşanmamasının memnuniyetle karşılandığını bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Reeker, Yunanlı bir gazetecinin, ``son günlerde 300 bin Güney Kıbrıslı ve Kuzey Kıbrıslı, son 30 yıldır ilk defa yeşil hatta karşılıklı, olaysız geçiş yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?`` sorusuna, ``Bu bizim de gözlemlediğimiz birşey`` yanıtını verdi.
Reeker, ``bunlar Kıb
rıs halkının karar vermesi gereken şeyler.
Hiçbir şiddet olayının yaşanmamasının iyi birşey olduğunu düşünüyorum. Çok iyi birşey. Biz uzun zamandır her iki tarafı da çözüm bulmaya yönelik BM çabaları çerçevesinde çalışmaya davet ediyoruz`` dedi.
Son döne
mde ABD`nin, iki taraf arasında yeniden müzakereleri başlatma çabası içinde olduğu yönündeki bir soru üzerine de Reeker, ``Bu bir BM süreci. Biz de BM sürecini destekliyoruz`` yanıtını verdi.

Yunan-Kıbrıs uydusu fırlatıldı

Yunanistan/Kıbrıs ortaklığı ilk uydu, ABD`nin Cape Canaveral uzay üssünden fırlatıldı.
Uyduyu taşıyan Atlas-5 roketinin fırlatma işlemi, önceki akşam yerel saatle 18:10`da (Çarşamba 01:10) gerçekleştirildi.
Yunanistan Ulaştırma ve İletişim Bakan Yardımcısı Manolis Stratakis, fırlatma t
öreni sırasında yaptığı konuşmada, ``Uzayda uydusu bulunan ülkeler arasına katılmaktan gurur duyuyoruz`` dedi. Stratakis, aynı durumun Kıbrıs Rum tarafı için de geçerli olduğunu belirterek, ``Bu kulüpte varolan 25 ülkeye katıldık`` dedi.
ABD Hava Kuvvetle
ri`nin desteği ile üretilen, yeni nesil bir roket olan Atlas-5, bir fırlatma işleminde ikinci kez kullanılıyor.
Roket, 3250 kg. ağırlığındaki ``Hellas-Sat`` uydusunu, 35.890 km. yükseklikteki yörüngeye taşıdı. Uydu, 2004 Atina Yaz Olimpiyatları`ndan TV ya
yınlarına da hizmet edecek. Uydu, internetten, dijital TV yayınlarına kadar çeşitli alanlarda ve Kıbrıs`tan Doğu Avrupa`ya uzanan bölgede kullanılacak. Uydu, iletişim zorluğu çekilen Yunan adaları ile bağlantıyı da rahatlatacak.
Uydunun Pazartesi günü fırl
atılması planlanmıştı, ancak bu işlem teknik nedenlerle ertelenmişti.

TBMM Heyeti Kuzey Kıbrıs’tan ayrıldı

Resmi temaslarda bulunmak üzere Kuzey Kıbrıs’a gelen TC Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Prof. Aydın Dumanoğlu başkanlığındaki TBMM - Avrupa Parlamentosu Karma Komisyonu heyeti KTHY’nin tarifeli uçağıyla saat dün 12.00’de adadan ayrıldı.
Unakıtan ve TBMM heyetini Geçitkale Havalanı’nda TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Maliye Bakanı Mehmet Bayram ve Cumhuriyet Meclisi Hukuk ve Siyasi İşler Komites
i Başkanı İlker Nevzat uğurladı.
Basına açıklama yapılmadı.

YENIDUZEN 15/05/2003

AB’den Kıbrıs’la ilgili adım atması bekniyor

Avrupa Konvansiyonu toplantısına katılan TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs konusunda AB’nin önümüzdeki günlerde önemli adımlar atmasının beklendiğini bildirdi

Gül, KKTC’ye yönelik ambargonun kaldırılmasını istediklerini belirtti ve bu konuyu AB temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde sürekli gündeme getirdiğini söyledi

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği dönem başkanı Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile Brüksel’de biraraya geldi.

Görüşmede, iki ülkenin Ortadoğu’da yapacağı işbirliği olanaklarının araştırılması konusunda görüş birliğine varıldı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Diriöz’ün açıklamasına göre, görüşmede öncelikle Ortadoğu, Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkileri ve ikili konular gündeme geldi.

Avrupa Konvansiyonu toplantısına katılmadan önce gazetecilerin sorularını kısaca yanıtlayan Gül, Kıbrıs konusunda AB’nin önümüzdeki günlerde önemli adımlar atmasının beklendiğini bildirdi.

Gül, 'Önümüzdeki günlerde Kıbrıs konusunda önemli gelişmeler olacağını tahmin ediyoruz' diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Gül, KKTC’ye yönelik ambargonun kaldırılmasını istediklerini belirtti ve bu konuyu AB temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde sürekli gündeme getirdiğini söyledi.

GÜL, VERHEUGEN İLE GÖRÜŞTÜ

Avrupa Konvansiyonu toplantıları için Brüksel’de bulunan Gül, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Günter Verheugen ile görüştü.

Görüşmeden sonra basına açıklama yapan Gül, 'Hükümetin Kopenhag kriterlerinin gerçekleştirilmesi konusunda kararlı olduğunu' bildirdi. Gül, yeni hazırlanan demokratikleşme paketinin TBMM’de yaz tatilinden önce geçmesi için çalışacaklarını belirtti ve hükümetin en kısa zamanda tam üyelik müzakerelerinin başlaması için gereken çabayı sürdüreceğini ifade etti.

Verheugen de Türkiye’de sürdürülen reform çalışmalarını memnuniyetle izlediklerini belirterek, “Hükümetin demokratikleşme konusunda cesaret verici adımlar attığını ve reformları gerçekleştirmek için güçlü bir iradeye sahip olduğunu” söyledi.

Verheugen, Kıbrıs’ta önemli gelişmelere tanık olduklarını belirtti ve olumlu gelişmelerin devamını beklediklerini söyledi.

Dışişleri Bakanı Gül de KKTC’nin sorunun çözümü konusunda önemli ve cesaret verici adımlar attığına işaret ederek, Türkiye’nin bu adımlara destek verdiğini kaydetti.

HALKIN SESI 16/05/2003

Bush, Erdoğan ile telefonda görüştü

Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, ABD Başkanı George W. Bush’un, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaptığını açıkladı.

“Her iki liderde, son haftalarda Kıbrıs’ta Türk ve Yunan tarafları arasında gerçekleşen karşılıklı geçişleri memnuniyetle karşıladılar ve Kıbrıs’ta kalıcı çözüm umudunu not ettiler.

Başkan Bush, ABD’nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adil ve dengeli planı temelinde Kıbrıs’ta bir çözüme yönelik Amerikan desteğini tekrarladı” dedi.

HALKIN SESI 16/05/2003

PAPADOPULOS’A İYİ NİYET ÇAĞRISI

Rum Yönetimi’nin Annan planına karşı olmasına rağmen kapıların açılmasıyla birlikte bu planı yeniden masaya getirme girişiminde bulunduğuna dikkat çeken Denktaş, bunu bir ‘taktik’ olarak niteledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “üç özgürlük” olarak adlandırılan dolaşım, yerleşim ve mülk edinme özgürlüğünün Kıbrıs’ta uygulanması halinde bunun 1974 öncesine dönüşü getireceğini belirterek, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’u iyiniyetle gerçekçi yaklaşımlar getirmeye çağırdı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir kabulünde gazetecilerin soruları üzerine, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un üç özgürlük ve Annan Planı’na ilişkin açıklamalarını yanıtladı.

KAPILARI AÇINCA PLAN GEÇERLİ OLDU

Rum Yönetimi’nin Annan planına karşı olmasına rağmen kapıların açılmasıyla birlikte bu planı yeniden masaya getirme girişiminde bulunduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu bir “taktik” olarak niteledi.

“Taktikle iş yürümez. Biz samimiyet istiyoruz, ama samimiyette maalesef biraz eksiklik görüyoruz” diyen Denktaş, Rum Yönetimi’nin 3 özgürlük konusundaki söylemlerine de şu yanıtı verdi:

KARA LİSTE VERMEDİLER AMA…

“Bu konunun nasıl tanzim edileceği 1977’den beri gündemdedir ve bilinmektedir. Ulaşım özgürlüğü karşılıklı bir karar vermek suretiyle uygulanabilir. Biz şimdi bunu uygulamaktayız. Kendileri bize kara liste vermedi ama bizim listemiz var, içimize geldikten sonra yasalarımıza aykırı hareket edenler de kara listeye alınmaktadır.”

Denktaş, dün Girne’de sahte dolar ve sterlin veren Rumlar olduğunun tespit edildiğini belirterek, vatandaşları bu gibi durumlarda polise başvurmaya da çağırdı.

ÜÇ ÖZGÜRLÜK 74 ÖNCESİNE DÖNÜŞ

Kıbrıs’ta üç özgürlüğün sınırsız uygulanmasının, 1974 öncesine dönüş anlamına geldiğini söyleyen Denktaş, özetle şunları kaydetti:

“Görüşmeler bunun için yapılmadı. Görüşmeler iki kesimli sağlam, kalıcı, yeniden insanların birbirine girmeyeceği, sürtüşmenin olmayacağı bir anlaşma için yapılmıştır. Ama Rumlar devamlı olarak bundan kaçınmıştır, ümitleri hep başkalarının yardımı ile 1974 öncesine dönüşebilecek formüller ortaya çıkartmak olmuştur. Annan formülü de bunlardan bir tanesiydi.”

İYİNİYETLE OLUR

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’u gerçekçi olmaya çağıran Denktaş, “Görülmüştür ki iki halk yan yana kendi idaresinde yaşayabilir, ama iç içe yerleşerek değil. Mal-mülk konuları da insaflı bir şekilde ve gerçekçilik içerisinde halledilmelidir. Bunun yolu da bilinmektedir. Daha da kolaylaştıracak tedbirler alınabilir, yeter ki niyet olsun.

Kıbrıs’ta gerçekçi bir yaklaşım içerisinde bir anlaşmaya varılabilir, biz bunun zeminini hazırladık, ispat ettik. Artık daha fazla başkalarına dayanarak, başka formüller ortaya koymanın manası yoktur” diye konuştu.

HALKIN SESI 16/05/2003

GERİ VERMEYİZ

Cumhurbaşkanı Denktaş, YeniDÜZEN'in 'Mülkiyet hakkı kutsalmış' başlığıyla manşetten verdiği haber üzerine 'politika' yaptı, Bakanlar Kurulu'nun mahkeme kararı ile sahibine iade ettiği mal varlığının 'yabancı bir örgütün' olduğunu söyledi

Denktaş Bey ‘Bu vatan bizlerindir’ denmesine de kızdı!..

“KKTC'nin vermiş olduğu tapularla emlakine sakip olduğunun rahatlığı içerisinde olan halkımıza bugün bazı merciler 'işte gördünüz, tapular değersiz ve geçersiz' diye bir haber yaymıştır. Bu beni çok üzdü. Eğer biz kendi tapumuza sahip
çıkmazsak kim çıkacak..! Bunları elimizden almak için uğraşanlar var. 'Vermiyoruz. Devletimin tapusudur. Bunun karşılığını ben verdim' diyen halkımıza 'bu ta
puların hiç kıymeti yoktur' dersi verilir ve telkini
yapılırsa, 'bu vatan benimdir' diyen insanlara 'hade canım sende bu vatan
bizlerindir' diyerek başka mesajlar verilirse, tabiatıyla işimiz zorlaşır”

YENIDUZEN 16/05/2003

Yabancı kuruluş kim

Denktaş Bey?

Denktaş Bey?

Cumhurbaşkanı Denktaş, YeniDÜZEN’in “Mülkiyet hakkı kutsalmış” başlığıyla manşetten verdiği haber üzerine “politika” yaptı, Bakanlar Kurulu’nun mahkeme kararı ile sahibine iade ettiği mal varlığının “yabancı bir örgütün” olduğunu söyledi... Mülkiyet hakkı mal varlığının “Rum”a veya “yabancıya” ait olması ile değişiyor mu?

Denkt
aş: “Yabancı bir dini örgüt, zamanında burada bir bina sahibiydi. Yıllar geçtikten sonra müracaat ettiler, dediler ki ‘bizim emlakimizi de Rum emlaki, yabancı emlaki addederek yasanızla almış oldunuz. Mümkünse bunun iadesini isteriz’.. Bu düşünüldü. Hükümet kararını verdi. Hakikaten bu Rum emlaki değildi. Dolayısıyla boşaltıldı ve sahiplerine iade edildi”

Şimdi soruyoruz, bu emlak kimindi!.. “Yehova Şahitleri”ne ait emlakın 1974 öncesinde sahibi kimdi, soruyor ve yanıt bekliyoruz... Yehova Şahitleri’nin Kı
brıslı Rum şubesi mi? Yoksa bir başka yabancı mı? Lütfen daha açık konuşur musunuz Sn. Denktaş!.. Hazır, “mahkemelerimizi açtık, Kıbrıslı Rumlar gelsin dava açsın” demişken, daha açık olmamız gerekmez mi?
Ayrıca, Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararların avuk
atlığını Cumhurbaşkanı mı yapıyor!.. Bakanlar Kurulu’nun ‘konuşma’ ilgili bakanlığın açıklama yapma yetkisi Cumhurbaşkanlığı’na mı devredildi?

“Gelsinler, mahkemelerimize davalarınız açsınlar” diyorsunuz ama... Peki, Güney’de mal bırakmadan ev sahibi ola
nlar ne olacak? Türkiye’den gelerek Rum mallarına oturanlar ne olacak? Yüce yargı, bu durumda Kıbrıslı Rum mal sahiplerini haklı bulursa ne olacak?

YeniDÜZEN neler yazmıştı:
1974 öncesinde “Yehova Şahitleri” isimli dini kuruluşun Kıbrıs Rum şubesine ait olan Kuzey Kıbrıs’taki mal varlığı, önce Türkiye şubesine devredildi, arından da “mülkiyet hakkının kutsallığı” çerçevesinde, devlet, binaları boşaltmak zorunda kaldı.
“Mülkiyet hakkının kutsallığı”nın 19 Şubat 2003 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile onay
lanmasının sonucunda, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı yaklaşık 25 yıldır kullandığı “Devlet Halk Dansları” binasını boşaltmak zorunda kaldı.
Devlet kendi eliyle “Devlet Halk Dansları Topluluğu”nu sokağa attı, Bakanlar Kurulu kararı ile Lefkoşa’daki “Devle
t Halk Dansları” binası ve Mağusa’daki TKP Lokali gerçek sahiplerine devredildi.

Denktaş Neler Söyledi:
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün Sivil Savunma’nın ödül töreninde konuyla ilgili şunları
“Ben bugün biraz acı konuşuyorsam sebebi var. Yabancı bir dini örgüt, zamanında burada bir bina sahibiydi. Yıllar geçtikten sonra müracaat ettiler, dediler ki ‘bizim emlakimizi de Rum emlaki, yabancı emlaki addederek yasanızla almış oldunuz. Mümkünse bunun iadesini isteriz’.. Bu düşünüldü. Hükümet kararını verdi. Hak
ikaten bu Rum emlaki değildi. Dolayısıyla boşaltıldı ve sahiplerine iade edildi. Bu alkışlanacağına, KKTC’nin vermiş olduğu tapularla emlakine sakip olduğunun rahatlığı içerisinde olan halkımıza bugün bazı merciler ‘işte gördünüz, tapular değersiz ve geçersiz’ diye bir haber yaymıştır. Bu beni çok üzdü. Eğer biz kendi tapumuza sahip çıkmazsak kim çıkacak..! Bunları elimizden almak için uğraşanlar var. ‘Vermiyoruz. Devletimin tapusudur. Bunun karşılığını ben verdim’ diyen halkımıza ‘bu tapuların hiç kıymeti yoktur’ dersi verilir ve telkini yapılırsa, ‘bu vatan benimdir’ diyen insanlara ‘hade canım sen de..bu vatan bizlerindir’ diyerek başka mesajlar verilirse, tabiatıyla işimiz zorlaşır. Öğretmenlerin işi daha da zorlaşır. İngiliz Koloni İdaresi’nde ‘bu topraklar Türkün toprağıdır’ diyen öğretmenleri rahmetle anıyoruz. Atatürk’ü bize sevdiren, O’nun ilkelerine sahip çıkmamız için herşeyi yapan öğretmenlerimizi de rahmetle anıyoruz.

YENIDUZEN 16/05/2003

Papadopulos:

“Annan Planı yeni ortama göre değiştirilmeli”

“Annan Planı yeni ortama göre değiştirilmeli”

FİLELEFTHEROS’a göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum İşveren ve Sanayiciler Odası Federasyonu’nun (OEV) dünkü genel kuruluna gönderdiği mesajda, Annan Planı’nın yeni ortama göre değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Papadopulos, bu yapıldıktan sonra, Kıbrıs Rum tarafının bu plan temelinde
ve her zaman, BM himayesinde özlü görüşmelere başlamaya hazır olduğunu kaydetti.
Gazeteye göre, Papadopulos’un mesajını okuyan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kikis Kazamias, “Bu görüş Ulusal Konsey’de yer alanların çoğunluğunun da görüşünü temsil ediyor
ve şu anda BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a iletilmiş durumdadır” dedi.
Papadopulos mesajında, Kuzey’in “seyahat özgürlüğündeki kısıtlamaları kısmen kaldırılmasının” arkasındaki siyasi amaçları Rum Yönetimi’nin, BM’nin ve AB’ın iyi bildiğini; ancak üç temel
özgürlüğün uygulanmasını yıllardır talep eden Rum tarafının buna yasak getirmesinin büyük ve affedilmez hata teşkil edeceğini belirtti. KKTC makamlarının Rumlardan geçişlerde pasaport ibraz etmelerini istemesini eleştiren Papadopulos, mesajında şunları savundu:
“Hükümet, zamanında ve tarafsız şekilde tüm olguları değerlendirdikten sonra Kıbrıslı Rumlarla Türklerin birarada yaşayamayacağı yönünde Denktaş’ın yıllardır öne sürdüğü masalın fiilen çökmesi avantajının, Denktaş’ın pasaport ibraz edilmesi yönündek
i yasa dışı talebinden kat kat üstün olduğu sonucuna vardı.
Hükümet, Denktaş’ın bu yasa dışı hareketinin (pasaport ibrazı) iptalini talep etmeyi sürdürüyor ve her yöne doğru girişimler devam edecektir. Ancak geçişlere resmi yasaklama veya sınırlama, bizim
Kıbrıs politikamıza -ki bu üç özgürlüğün koşulsuz uygulanmasıdır- tamiri mümkün olmayacak zararlar verebilir.
Bu tedbirler ve Denktaş’ın diğer ‘iyi komşuluk’ tedbirlerinin, Kıbrıs sorununun çözümünü teşkil etmediğini bir kez daha her yöne doğru vurgulamak
isteriz. Bunlar bir çözüme doğru adım bile teşkil etmez ve bu görüş gerek Kıbrıs’ta, gerek uluslararası faktör tarafından geniş kabul görüyor.”
HARAVGİ haberi, “Tasos Papadopulos: Rum Tarafı Özlü Görüşmelere Hazırdır.. ‘İyi Komşuluk Önlemleri’ Çözüm Teşkil
Etmez” başlığıyla yansıttı. Gazete, Papadopulos’un Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kikis Kazamias tarafından okunan mesajına yer verdi.

YENIDUZEN 16/05/2003

Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice:

“Türkiye Kıbrıs için ağırlık koysun”

“Türkiye Kıbrıs için ağırlık koysun”

ABD Başkanı George W. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Türkiye ile ABD arasında “zor bir dönemden” geçilmesine karşılık bunların geride kaldığını ve “ortak stratejik çıkarları” bulunan Türkiye ile ABD’nin, birlikte çalışmaya devam edeceğini söyledi.
Rice, ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı, Washington
’daki yabancı basın merkezinde, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin daha iyiye gidebilmesi için Türkiye’ye ne tür tavsiyelerde bulunacağını sorması üzerine Rice, “Türk hükümetine tavsiyede bulunmak benim işim değil” dedi.
Rice, “Türkiye ile ortak stratejik çıkarlarımızın kesinlikle farkındayız. Türkiye, uzun dönemdir bizim müttefikimiz. Bu ittifak, dostluk ve ortak menfaatlere dayanıyor. Bunun gelecekte de öyle olacağını umuyorum” diye konuştu.
Condo
leezza Rice, “Yapacak çok işimiz var. Türkiye’nin, birleşik, istikrarlı bir Irak’ın kurulmasından çok güçlü çıkarı var. ABD’nin de, birleşik, istikrarlı bir Irak’ın kurulmasından çok güçlü çıkarı var. Bu, birlikte çalışabileceğimiz bir alan. Zaten Irak’ta çatışmanın sona ermesinin ardından, birlikte çalıştık. Türkiye’nin, Irak’ın yeniden inşası çabalarında da yer almasını umuyoruz. İstikrarlı bir Irak, Türkiye için de iyi bir komşu olacak” dedi.
Rice, Türkiye ile ABD’nin NATO müttefiki olduğunu da hatırlat
tı ve NATO kendini 21. yüzyılın tehditlerine hazırlayıp, kitle imha silahları ve terörizme karşı evrim geçirirken, Türkiye’nin, önemli bir NATO müttefiki olmayı sürdürdüğünü söyledi.
Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice, Türkiye ile ABD’nin, Kıbrıs sorununa çöz
üm bulunması çabalarıyla da ilgilendiğini hatırlatarak, “Kıbrıs konusunda bazı ilerlemeler sağlandı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, bu yönde kahramanca çaba gösterdi. Türkiye’nin, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasında ağırlığını koyacağını umuyoruz" dedi.

“BİRLİK DEVAM EDECEK”
Rice, Türkiye ile ABD’nin pek çok ortak hedefi olduğunu belirterek, “Türkiye, demokrasi ve İslam’ın birarada olabileceğine dair, bütün dünyaya bir mesaj olarak önemli. Türkiye ile birlikte çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Condoleezza Rice, “Evet, zor bir dönemden geçildi. Ancak ilişkilerimiz güçlü kalmaya devam edecek” dedi. ABD Başkanı Bush’un, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i deprem dolayısıyla telefonla aradığını belirten Rice, bugün Bush ile Başbakan Recep Tayy
ip Erdoğan’ın bir telefon görüşmesi yaptığını ve Erdoğan’ın, Riyad’daki bombalı saldırı dolayısıyla taziyelerini ilettiğini de söyledi. Rice, “Türkiye ile temaslar devam edecek” dedi.

BUSH-ERDOĞAN KIBRIS’I DA KONUŞTU


Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, AB
D Başkanı George W. Bush’un, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaptığını ve Erdoğan’ın, Riyad’da meydana gelen bombalı saldırıyla ilgili taziyelerini ilettiğini bildirdi.
Fleischer, Başkan Bush’un da, Türkiye’nin terörizmle mücadele
de ve özellikle Afganistan’da gösterdiği güçlü işbirliğinden dolayı, Erdoğan’a teşekkür ettiğini kaydetti.
Fleischer, “her iki liderde, son haftalarda Kıbrıs’ta Türk ve Yunan tarafları arasında gerçekleşen karşılıklı geçişleri memnuniyetle karşıladılar ve
Kıbrıs’ta kalıcı çözüm umudunu not ettiler. Başkan Bush, ABD’nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adil ve dengeli planı temelinde Kıbrıs’ta bir çözüme yönelik Amerikan desteğini tekrarladı” dedi.
Ari Fleischer, “Bush ve Erdoğan, birleşik ve refah içinde
bir Irak’ın, hukuk kurallarına bağlı ve bütün doğal kaynaklarının, Irak’ın bütün halkına ait olduğu bir ülke olarak inşa edilmesine yönelik sözlerini ifade ettiler” dedi.
Fleischer, Bush ve Erdoğan’ın görüşmelerinde, Ortadoğu barış sürecini ilerletmenin
önemine de işaret ettiklerini kaydetti.
ABD Başkanı George W. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice da, Washington’daki yabancı basının sorularını yanıtladığı toplantıda, iki lider arasındaki telefon konuşmasına işaret ederek, “Türkiye ile AB
D birlikte çalışmaya devam edecek” dedi.

YENIDUZEN 16/05/2003

Güney Kıbrıs’ta gündemi tutan haberler.....

Mülkler konusunda perde gerisi faaliyetler

Mülkler konusunda perde gerisi faaliyetler

Rum gazeteleri, Türk tarafının mülkler konusundaki hedeflerini ileri götürebilmesi için gereken şartları yaratmak amacıyla Strazburg’ta, yoğun ve çeşitli düzeylerde perde gerisi faaliyetlerde bulunmakta olduğu yolunda haberler yayımladılar.
Haberi “Avrupa Mahkemesi’nin Hukuki Önlemlerinden Kaçınmak Hedefiyle, Denktaş’ın Mülkler Konusundaki Oyunları –Titina Loizidu Emsali Onları Yakıyor” başlığıyla manşetten ver
en FİLELEFTHEROS, Türkiye ve KKTC’nin son zamanlarda dikkatlerini Avrupa Mahkemesi’ne yoğunlaştırdıklarını ve Rumlar’ın mülkler konusunda, kendileri aleyhine toplu başvuruda bulunmalarını caydırmak istediklerini yazdı.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun
dünkü beyanında, Türkiye’den kalabalık bir uzmanlar grubunun Strazburg’ta faaliyet halinde bulunduğunu açıkladığına işaret eden gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Ankara’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Titina Loizidu davasına ilişkin kararı konusunda kendi formüllerini hayata geçirmeye çalıştığını belirtti, özetle şunları yazdı:
“Edindiğimiz bilgilere göre ileri götürülmekte olan senaryolardan biri, Loizidu davasında belirlenen tazminatın Türkiye yerine sahte devlet tarafından ödenmesidir
. Türkiye öncelikli olarak, mahkeme kararının yerine getirilmesinin emsal teşkil etmemesini garanti altına almaya çalışıyor.
İkinci senaryo, güya mülkler konusunda, önce iç yargı imkanlarının tüketilmesi için, Rumlar’a mülkler konusunda dava açabilme olan
ağı sağlamak amacıyla işgal bölgelerinde özel bir mahkeme kurulması konusunda AİHM yönünde (nabız) yoklanmasıdır.
Üçüncü olarak ise bu metotlamalar aracılığıyla, Rum tarafını toplu mülk değişimine zorlamak temel sonucuna varmayı hedefliyorlar.
Dün Strazbur
g’a giden Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AİHM’in mülkler konusunda verdiği kararlardan kaçınmaya yönelik Türk metotlamalarını etkisiz hale getirmek amacıyla çaba harcayacağını söyledi. Yakovu’ya göre Türkler, gerek Avrupa Konseyi Sekreteryası, gerek AİHM’le sürekli temas halinde
bulunuyorlar. Lefkoşa, bütün Avrupa ülkelerinin, insan haklarının korunmasına yönelik sözleşmenin uygulanmasını önemli buldukları argümanını savunuyor.”
Gazeteye göre Rum Yönetimi, Sözcüsü Kipros Hrisostomidis aracılığıyla, Kıbrıslı Türkler’in Rum tarafına gidip de mallarının iadesini talep etmeleri yönünde vakalar bulunmadığını, Rum Yönetimi’nin bu konudaki politikasının, bir Kıbrıslı Türk’ün, daimi olarak Rum tarafına yerleşmesi halinde mallarının Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birim
i’nden kendisine iadesini isteme hakkına kavuşabileceği şeklinde olduğunu açıkladı. Rum Yönetimi’nin, Rum tarafına yerleşen Kıbrıslı Türkler’in, mallarının iadesi istemiyle dava açabilmeleri için geçmesi gereken süreyi belirlemediğine de işaret eden gazete, KKTC hükümetinin Kıbrıslı Türkler’i, mallarını talep etmeleri ve Rum Yönetimi’nin bunu reddetmesi halinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmaları için maksatlı olarak Rum tarafına göndermesi olasılığını ciddi şekilde incelemekte olduğunu da haberine ekledi.
POLİTİS “Türkiye’nin Loizidu Konusunda Çetin Pazarlığı –‘Mahkemelere’ Buyurun” başlığıyla yansıttığı haberinde Türkiye’nin, toplu mülk değişimini başarmak hedefiyle, KKTC’de yerel mahkemeler kurulması konusunda Strazburg’taki Avrupa Konseyi’nde
çetin bir savaş vermekte olduğunu yazdı.
Gazeteye göre Strazburg’da çalışma yapan Türk uzmanlar, temasları sırasında, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki geçişlerin kolaylaştırılmasına atıfta bulunarak, bunun, Rum Yönetimi’nin, Rumlar’ın Kuzey’e ulaşamadıkla
rı tezine son verdiğini dile getirdiler ve mallarının kendilerine geri verilmesini talep eden Rumlar’a, KKTC’ye giderek yerel mahkemelere başvurmaları yolunu gösterdiler.
Titina Loizidu’nun avukatı Ahillias Dimitriadis, Türkiye’nin etki yaratma çabası için
de olması halinde, bunu, Dışişleri Komitesi toplantısında ve üye ülkelerin dışişleri bakanlarının toplantıda bulunduğu sırada yapabileceğini söyleyerek tehlike çanlarını çaldı.
Gazete Türkiye ve KKTC hükümetlerinin izlediği politikayı bilebilecek durumdaki
bir kaynağın POLİTİS’e yaptığı açıklamada “Kıbrıslı Türkler’in kitlesel göçlerinin ve Rum mahkemelerine başvuruda bulunmalarının mümkün olduğuna inandığını, böyle bir hareketin, kendiliğinden, tam mülk değişimi anlamına geleceğini; Rum tarafının Kıbrıs sorununa çözüm istemesi halinde, nüfus mübadelesinde izlediği politikayı mülkler konusunda da izlemesi gerektiğini” söylediğini yazdı.
ALİTHİA “AİHM’de Mülkler Konusunda Yoğun Türk Faaliyeti – Yakovu Türk Metotlamalarını Etkisiz Hale Getirmeye Çalışacak” baş
lığıyla verdiği haberinde, Rum Yönetimi’nin, KKTC hükümetinin
mallarının iade edilmesi maksadıyla Kıbrıslı Türkler’i Rum tarafına gönderip göndermeyeceği konusunda bilgisi bulunmadığını, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis’in dünkü açıklamasında “Bugüne kadar
bu tür bir fenomen görülmedi” dediğini bildirdi.
Gazeteye göre Hrisostomidis, Rum Yönetimi’nin, daimi olarak Rum tarafında yaşamak hedefiyle Güney’e giden Kıbrıslı Türkler’e, -Rum tarafında yerleşmiş 2 bin kişiye sağladığı gibi(!)- konut sağlamakta olduğun
u, bu önlemin, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında gidip-gelmek niyetinde olan Kıbrıslı Türkler için geçerli olmadığını söyledi.
Hrisostomidis, KKTC hükümetinin mülkler konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden kaçınma çabalarının etkisiz hale getirilmesi g
irişimlerine de değindiği açıklamasında, AİHM’in bu tür çözümleri kabul etmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı görüşünü ortaya koydu.
Mülkler konusunda Rum Başsavcı Alekos Markidis’in, Kıbrıs Türk mallarının istimlaki metodunun uygulanması gerektiği yol
undaki açıklamasını da yorumlayan Rum Sözcü, bazı durumda kamu yararı için bu metodun uygulanabileceğini belirtti.
MAHİ “Dışişleri Bakanı Yineliyor: Kıbrıs Türk Malları Vasilik Altındadır” başlığıyla verdiği haberinde Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun,
Dışişleri Bakanları Komitesi Bahar dönemi toplantısına katılmak üzere dün sabah Strazburg’a hareketinden önce Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Komisyonu Başkanı ve diğer yetkililerle bir araya gelerek, Titina Loizidu konusunda temaslarda bulunacağını söylediğini yazdı.
Gazeteye göre kalabalık bir Türk uzmanlar grubunun Strazburg’ta Loizidu davası konusunda Avrupa Konseyi Sekreteryası ve AİHM’de temaslarda bulunarak, bazı “sözde konsensüs önerileri” de sundukl
arını söyleyen Yakovu, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Kıbrıslı Rumlar’ın mülkler konusunda başvurabilecekleri özel bir mahkeme kurma yönündeki açıklamasının da bu çabayla alakalı olduğunu, bu nedenle Strazburg’ta zamanının çoğunu, şekillenen durumun ne aşamada bulunduğunu saptamak için harcayacağını söyledi.
“İlk aşaması Haziran sonuna kadar tamamlanacak olan bir temaslar programı planladıklarını, bu temaslar aracılığıyla büyük ölçüde ilgi gösteren ülkelerin ve BM Genel Sekreteri’nin niyetlerinin ne olduğunun b
elirlenmeye çalışılacağını” anlatan Yakovu, “Kıbrıslı Türkler’in Güney’deki mallarının idaresinin Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi’nde bulunduğu ve Kıbrıslı Türkler’in mallarının iadesini talep edebilmek için daimi olarak Rum tarafında yaşadıklarını ispat etmeleri gerektiği” şeklindeki Rum politikasını yineledi.
Rum Dışişleri eski Bakanı Yannakis Kasulidis’in “Rum Yönetimi’nin Annan planında değişiklik yapılmasını istemesi halinde sahnenin Rumlar aleyhine değişeceği” şeklindeki açıklamasını yorumlaması is
tendiğinde de Kasulidis’in, ortaya attığı görüşün gerekçelerini ortaya koymayı ihmal ettiğini ifade eden Yakovu, birkaç hafta önce, AB’a üyeliğin Annan planını etkileyeceğini söyleyen kişinin Thomas Weston olduğunu, planda değişiklik yapılamayacağı ve yapılması halinde de bunun Rum tarafının aleyhine olacağı görüşünün delillendirilemeyeceğini söyledi.

Simitis: “Kıbrıs sorunu, umarız Mayıs 2004’e kadar çözümlenir”

Güney’de yayınlanan HARAVGİ’ye göre Yunan Başbakanı Kostas Simitis, Rum İşverenler ve Sayaniciler Federasyonu’nun (OEV) yıllık Genel Kurulu’na gönderdiği mesajda, “Kıbrıs Türk liderliğinin uzlaşmazlığı ve Ankara’nın tereddütlü yaklaşımı” nedeniyle çözümlenemeyen Kıbrıs sorunu için üzüntüsünü belirtti, yine de Mayıs 2004’e kadar Annan planı temel
inde çözümlenmesi umudunu dile getirdi.
Gazeteye göre Simitis AB’a katılım anlaşmalarının imzalanmasına da değindi ve bunu imzalayan 10 ülke arasında “Kıbrıs”ın da bulunmasından duyduğu sevinci belirtti, şu görüşü savundu:
“Kıbrıs Türk liderliğinin uzlaşma
zlığı ve Türkiye’nin tereddütlü yaklaşımı nedeniyle Kıbrıs sorununun çözümlenmemesinden üzüntü duyuyoruz. Umarız Kıbrıs sorunu Mayıs 2004’e kadar Annan planı temelinde ve kesin şekilde çözümlenir ve Kıbrıs Türkleri de Kıbrıs’ın AB üyeliğinden elde edilecek yararlardan istifade eder."

ABD’den BM çabasına destek!

MAHİ ve diğer gazeteler, ABD’nin Kıbrıs sorununa BM süreci içerisinde çözüm bulunmasını desteklediğini ve karşılıklı geçişlerde şiddet olmamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini yazdı.
MAHİ’ye göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Ricker şu görüşleri dile getirdi:
“Üç haftadan beridir Kıbrıs’ta devam eden karşılıklı geçişlerde şiddet olmaması iyi bir şeydir. Çok iyi bir şeydir. Bildiğiniz gibi ABD yıllardır BM’nin iyiniyet misyonu çer
çevesindeki çabaları altında gayret göstermeleri için her iki toplumu cesaretlendirmektedir.”
Ricker ilgili bir soruyu yanıtlarken, BM sürecinin kendilerinin de desteklediği bir süreç olduğunu söyledi.
Bu arada POLİTİS, ABD’nin Annan Planı’nın kabulü için
baskı yaptığını ve planın referanduma sunulmasından yana olduğunu yazdı.
Gazete, Washington muhabirine dayanarak şunları da yazdı:
“Kıbrıs konusundaki uluslararası arabulucular Annan Planı temelinde yeniden faaliyete geçecekler. Bu arabulucular Annan Planı
’nın masada olduğunu ve her iki tarafın kabul etmesi durumunda değişiklik yapılabileceğini vurguluyorlar.
Washington ve BM’deki yüksek yetkililere göre dolaşımdaki yasakların kısmen kaldırılması ve Atilla hattında bazı noktaların açılması, Kıbrıs halkının
çözüm arzuladığının ve bir çözümü şimdi istediğinin kanıtıdır.
Bu yetkililer, referandumların işgal bölgeleri ve özgür bölgelerde yapılmasının şimdi her zamankinden daha gerekli olduğunu da bildirdiler. Yetkililer, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin Ann
an Planı ve çözüm lehinde toplu halde oy kullanacağına inanıyorlar. Bu nedenle referandumlar konusunu tekrar gündeme getirmeleri ve kabulü yönünde baskı yapmaları beklenmektedir.
Annan Planı’yla ilgili sadece netleştirilme ve boşlukların doldurulmasının ka
ldığı, bunun ise saatler içerisinde olabileceği vurgulandı.
Bu yetkililere göre Annan Planı’nda başrolü oynayan De Soto ve mesai arkadaşları, Kıbrıs konusunda çalışmayı sürdürüyor ve BM Genel Sekreteri onları değiştirme niyetinde değildir.”

Omiru: “AB, Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olsun”

HARAVGİ’ye göre, KİSOS Başkanı Yannakis Omiru partisinin bir toplantısında yaptığı konuşmada, AB’ın Kıbrıs sorununun çözümüne katkı yapmasını istedi. Gazeteye göre Omiru şöyle konuştu:
“AB’ın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarında daha aktif rol üstlenmesi zamanı geldi. Ortak Savunma ve Dış Politika çerçevesinde AB, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını destekleme ve izleme sorumluluğunu üstlenecek dünyaca tanınmış bir şahsiyeti atama konusunda teşvik edilmelidir.
AB’ın Kıbrıs sorununun çözümü çabalarına karışmasının, BM’nin çözümle ilgili temel sorumluluğunun yerini almayacağı da kesinleştirilmelidir. AB’ın görevi çabalara yardımcı olma, BM çabalarını destekleme ve kolaylık sağlama hedefini taşımalıdır.”

YENIDUZEN 16/05/2003

KKTC’ye AB ambargosu kalkıyor

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

Avrupa Birliği'nin yürütme organı Komisyon, Kuzey Kıbrıs'a yönelik ticari ambargonun kaldırılması yönünde adım atacak.

Komisyon, 27 Mayıs'da yayınlanması beklenen Kuzey ‘‘Kıbrıs'a Yardım Planı’’ içerisinde, ticari ambargonun büyük ölçüde kaldırılması ve AB ülkelerinin bu bölgeye yatırım yapmalarının önünü açacak bir formül sunacak. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün dün Brüksel temasları sırasında da bu konu görüşüldü. Gül'ün gerek AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Günter Verheugen, gerekse Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile yaptığı ikili temaslarda, ambargonun önünü açacak formüller üzerinde duruldu. Gül ve Papandreu, her iki ülkenin bu konuda mutabakat içinde olduğu görüşünü dile getirdiler ve edinilen bilgilere göre, bir formül üzerinde de anlaştılar. AB menşeli ticari gemilerin Kuzey Kıbrıs'a mal taşıması ve ticari mühür konusunda görüş alış verişinde bulundular.

Görüşmelerde Kuzey'e yönelik AB mali yardımları da ele alındı ve en kısa sürede 15 milyon Euro'nun BM kanalıyla KKTC'ye ulaştırılması konusunda uzlaşmaya varıldı.

HURRIYET 16/05/2003

KKTC’ye ambargonun kaldırılması gündemde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül, AB’nin KKTC’ye yönelik ekonomik ambargoyu kaldırması konusunda olumlu gelişmelerin olduğunu söyledi. Brüksel
NTV

16 Mayıs 2003— Avrupa Konvansiyonu toplantısı için Brüksel’de bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda bugüne kadar görülmemiş bir olumlu havanın yakalandığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği’nden de Türkiye’ye destek geldiğini söyledi. Kıbrıs’a ilişkin soruları da yanıtlayan Gül, Kıbrıs’ta önemli adımların devam etmesi gerektiğini vurguladı. Gül, “Yıllardır konuşularak ulaşılamayan mesafelere, sahada atılan adımlarla ulaşılmaya başladı” dedi.

‘AMBARGO KARŞILIKLI KALKMALI’
KKTC’ye uygulanan ekonomik ambargonun kaldırılması gerektiğini belirten Gül, aynı şekilde Türkiye’nin Rum Kesimi’ne uyguladığı ambargonun da kaldırılması gerektiğini söyledi. Dışişleri Bakanı Gül, artık adada bir güven ortamının yakalandığını, 250 bin Rumun Kuzeye, 80 bin Türkün ise Güneye geçerek, adada yeni bir güven ortamının oluşmasının sağlandığını kaydetti ve şunları söyledi:
“Sadece gidiş, gelişler değil, iki tarafta da kalışlar başladı. Adada artık daha umutlu olmamız için sebep var. AB, Türk tarafına yönelik ambargoyu kaldırmalı. Biz de, Rum kesimine ambargoyu kaldırmalıyız.” Gül, şimdilik Türk tarafına yönelik ekonomik ambargonun kaldırılması konusunda önemli adımların atılmak üzere olduğunu açıkladı. Gül, “Uygulamanın kapsamını ve nasıl olacağını önümüzdeki günlerde öğreneceksiniz” dedi.

AB’nin gündemi ambargo

AB Komisyonu Sözcüsü Jean-Christophe Filori, Komisyon’un, Kıbrıs’ta ambargonun karşılıklı kaldırılması yönündeki önerileri 4 Haziran’da sunacağını açıkladı.

Brüksel
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

16 Mayıs 2003— Filori, sunulacak önerilerle, KKTC’den AB üyesi ülkelere ihracatın kolaylaştırılmasının ve Kıbrıs’ta ambargonun karşılıklı olarak kaldırılmasının hedefleneceğini bildirdi. Avrupa Konvansiyonu toplantısı için Brüksel’de bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, KKTC’ye uygulanan ekonomik ambargonun ve Türkiye’nin Rum Kesimi’ne uyguladığı ambargonun kaldırılması gerektiğini belirtti.

Konuyla ilgili açıklamasında ambargo terimine karşı çıkan AB Komisyonu Sözcüsü Filori, Adalet Divanı’nın KKTC’den gelen ürünlere ilişkin menşe sertifikasına izin vermediğini savundu.

GÜL: OLUMLU GELİŞMELER VAR
Öte yandan Brüksel’de bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Avrupa Birliği’nin KKTC’ye yönelik ekonomik ambargoyu kaldırması konusunda olumlu gelişmeler olduğunu söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda bugüne kadar görülmemiş bir olumlu havanın yakalandığını belirtti. Gül, Kıbrıs’ta önemli adımların devam etmesi gerektiğini vurguladı ve “Yıllardır konuşularak ulaşılamayan mesafelere, sahada atılan adımlarla ulaşılmaya başladı” dedi.

‘AMBARGO KARŞILIKLI KALKMALI’
KKTC’ye uygulanan ekonomik ambargonun kaldırılması gerektiğini belirten Gül, aynı şekilde Türkiye’nin Rum Kesimi’ne uyguladığı ambargonun da kaldırılması gerektiğini söyledi. Dışişleri Bakanı Gül, artık adada bir güven ortamının yakalandığını, 250 bin Rumun Kuzeye, 80 bin Türk’ün ise Güneye geçerek, adada yeni bir güven ortamının oluşmasının sağlandığını kaydetti.